DÖNEM: 24                          CİLT: 18                        YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

88’inci Birleşim

2 Nisan 2012 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

I.  - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III.  - YOKLAMA

IV.   - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Karahan Uslu’nun, 4 Nisan Birleşmiş Milletler Uluslararası Mayın Bilinci Geliştirme Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün, elektrik ve doğal gaza yapılan zamlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Türk dünyasının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, doğal afetlerin ve depremlerle ilgili yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/221)

2.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve 21 milletvekilinin, ülkemizdeki engellilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/222)

3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevinde vuku bulduğu belirtilen işkence, kötü muamele ve insanlık dışı uygulamaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/223)

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, doğal gaz ve elektriğe yapılan son zamlara ilişkin açıklaması

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, doğal gaz ve elektriğe yapılan son zamlara ilişkin açıklaması

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, doğal gaz ve elektriğe yapılan son zamlara ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, doğal gaz ve elektriğe yapılan son zamlara ilişkin açıklaması

5.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, kara mayınlarının temizlenmesine ilişkin açıklaması

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ilinin Ardanuç ilçesindeki elektrik kesintilerine ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Çankırı ilindeki bazı yolların durumuna ilişkin açıklaması

8.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Millî Eğitim Bakanlığının LYS’den önce öğrencilere verilen ek izin uygulamasını kaldırmasına ilişkin açıklaması

9.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in 2002 yılı İçişleri Bakanlığı bütçesinin görüşmeleri sırasında yaptığı değerlendirmelere ilişkin açıklaması

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

3.- Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/556) (S. Sayısı 200)

4.- Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/563, 2/71, 2/211, 2/417) (S. Sayısı 198)

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bankalara olan borçların yapılandırılmasına ilişkin Maliye Bakanından sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/4391)

2.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, 2011 yılı dış ticaret açığına ve cari açığın önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/4495)

3.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, yabancı bankalar tarafından verilen zirai kredilere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/4497)

4.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, bazı müzisyenlere ait plak ve bant kayıtlarının TRT arşivlerine alınmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/4501)

5.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Köylere Hizmet Götürme Birliklerinde çalışan geçici işçi statüsündeki personelin özlük haklarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/4557)

6.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Balıkesir’in Büyükşehir Belediyesi olup olmayacağına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/4559)

7.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Ordu-Aybastı’daki bazı yer adlarının değiştirilmesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/4560)

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bazı illerde KÖYDES kapsamında yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/4565)

9.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Hakkâri merkez içme suyu ve kanalizasyon ihalelerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/4568)

10.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, şehit ve gazi yakınlarının istihdamına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/4569)

11.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Kahramanmaraş merkez ve ilçelerindeki yol açma çalışmalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/4570)

12.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, kamu ve özel bankalardan kullanılan krediler ve geri ödemelere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/4677)

13.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron firma çalışanlarının sorunlarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4786)

14.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’nın ihracat verilerinin son on yılda genel olarak gerilediği iddialarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4864)

15.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlığa bağlı, ilgili veya ilişkili kurum ve kuruluşlarda koruma güvenlik görevlisi olarak çalışan personele ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4865)

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, bağlı kurumların eğitim ve dinlenme tesislerine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/5037)

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Merkez ve taşra teşkilatlarında şehit ve malul yakınlarının istihdamına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/5038)

18.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Merve Kavakçı’nın özlük haklarının iadesine ve bir kanunun yürürlükten kaldırılmasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/5127)

 

 

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.03’te açılarak dört oturum yaptı.

Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 21 milletvekilinin, Manisa-Turgutlu Çaldağı bölgesindeki nikel madeni çıkarılması ve işlenmesi faaliyetlerinin çevre ve insan sağlığına etkilerinin (10/218),

Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 20 milletvekilinin, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin nedenlerinin ve çözüm yollarının (10/219),

Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve 26 milletvekilinin, beyaz et sektörünün sorunlarının ve sektörün gelişimine yol açacak ekonomik politikaların (10/220),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 29/3/2012 tarihli 85’inci Birleşimde okunan BDP Grubunun (11/10) esas numaralı Gensoru Önergesi’ni geri çektiklerine ilişkin önergesi okundu; gensoru önergesinin geri verildiği ve gündemden çıkarıldığı bildirildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır başkanlığındaki bir heyetin, 16-18 Nisan 2012 tarihlerinde Kahire’de düzenlenecek olan Türk-Arap Parlamenter Diyalogu Dördüncü Tur Görüşmelerine katılmasına,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Macaristan Ulusal Meclisi Başkanı Dr. Laszlo Köver’in vaki davetine icabet etmek üzere Macaristan’a resmî bir ziyarette bulunmasına,

İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkereleri kabul edildi.

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır,

Tokat Milletvekili Reşat Doğru,

Üniversite sınavına girecek öğrencilere başarı dileğinde bulunduklarına ve 31 Mart Azerbaycan Türklerinin Soykırım Günü’ne;

Yalova Milletvekili Muharrem İnce,

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan,

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal,

Üniversite sınavına girecek öğrencilere başarı dileğinde bulunduklarına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Ankara Milletvekili Levent Gök ve 22 milletvekilinin, siyasi nüfuzunu kullanarak rant elde ettiği, çıkar ilişkisi kurduğu kamu görevlilerini himaye ettiği ve böylece görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç hakkında (11/8),

Konya Milletvekili Atilla Kart ve 32 milletvekilinin, Deniz Feneri Derneğiyle ilgili soruşturma sürecine müdahil olarak görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında (11/9),

Gensoru açılmasına ilişkin önergelerinin gündeme alınması, yapılan ön görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın şahsına,

Konya Milletvekili Atilla Kart, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına,

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın şahsına,

Konya Milletvekili Atilla Kart, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in şahsına,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın Cumhuriyet Halk Partisine,

Konya Milletvekili Atilla Kart, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın şahsına,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın Cumhuriyet Halk Partisine,

Tokat Milletvekili Zeyid Aslan, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin şahsına,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, tekraren, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın Cumhuriyet Halk Partisine,

Konya Milletvekili Atilla Kart, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın şahsına,

Manisa Milletvekili Hasan Ören, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın şahsına,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin Adalet ve Kalkınma Partisine,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin Cumhuriyet Halk Partisine,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Genel Kurulun 1/4/2012 Pazar günü toplanmamasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun (1/569) (S. Sayısı: 180),

4’üncü sırasında yer alan, Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının (1/556) (S. Sayısı 200),

5’inci sırasında yer alan, Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporlarının (1/563, 2/71, 2/211, 2/417) (S. Sayısı 198),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Kars Milletvekili Ahmet Arslan ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 7 Milletvekilinin; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/387) (S. Sayısı: 194) görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi.

Alınan karar gereğince, 2 Nisan 2012 günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 21.14’te son verildi.

 

                                                           Sadık YAKUT

                                                           Başkan Vekili

 

     Bayram ÖZÇELİK                                                                 Muhammet Rıza YALÇINKAYA

              Burdur                                                                                               Bartın

            Kâtip Üye                                                                                         Kâtip Üye

II. - GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                                No: 119

2 Nisan 2012 Pazartesi

Tezkereler

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/805) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

2.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/806) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

3.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/807) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

4.- Siirt Milletvekili Gültan Kışanak ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/808) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

5.- Hakkari Milletvekili Adil Kurt’un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/809) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

6.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/810) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

7.- Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/811) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

8.- Hakkari Milletvekili Adil Kurt’un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/812) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

9.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/813) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

10.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/814) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

11.- Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/815) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

12.- Hakkari Milletvekili Esat Canan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/816) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

13.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/817) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

14.- Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/818) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

15.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/819) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

16.- Hakkari Milletvekili Adil Kurt’un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/820) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

17.- Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/821) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

18.- Şırnak Milletvekili Selma Irmak’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/822) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

19.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/823) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

20.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/824) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

21.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/825) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

22.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/826) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

23.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/827) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

24.- Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/828) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

25.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/829) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

26.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/830) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

27.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/831) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

28.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/832) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

29.- Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/833) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

30.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna ve Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/834) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

31.- Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/835) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2012)

Rapor

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/348) (S. Sayısı: 212) (Dağıtma tarihi: 02/04/2012)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, depremin Van kedileri üzerindeki etkisine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1429) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, okulların spor malzemesi ihtiyacına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından sözlü soru önergesi (6/1430) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hava kirliliğinin nedenlerine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1431) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlık İl Müdürlüğündeki personel eksikliğine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1432) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

5.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Şırnak ve Hakkâri’nin itfaiye aracı ihtiyacına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1433) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

6.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Şırnak ve Hakkâri’de yapılması planlanan kentsel dönüşüm alanlarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1434) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

7.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’taki hava kirliliğinin nedenlerine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1435) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki hava kirliliğinin nedenlerine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1436) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

9.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da sağlık hizmetlerindeki sorunlara ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1437) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

10.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ankara’da özel sektöre yaptırılacak hastane komplekslerine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1438) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

11.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’taki tıbbi personel sayısının eksikliğine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1439) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Şırnak ve Hakkâri’deki fiziksel engellilerin sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1440) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

13.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Şırnak ve Hakkâri’deki eğitim kurumlarının eksikliklerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1441) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

14.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars Milli Eğitim İl Müdürlüğünün personel eksikliğine ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1442) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

15.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen kurban kesimlerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) sözlü soru önergesi (6/1443) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

16.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşların çıkardıkları dergilere ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından sözlü soru önergesi (6/1444) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

17.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ve ilçelerindeki serbest bölgelerdeki yatırımlara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından sözlü soru önergesi (6/1445) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

18.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ve ilçelerindeki gıda ve temel ihtiyaç alanındaki distribütörlük uygulamasına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından sözlü soru önergesi (6/1446) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

19.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, 2/B kapsamındaki arazilerden ecrimisil vergisi talebine ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1447) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

20.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, döviz kredisi kullanımına ve geri ödemelerine ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1448) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

21.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, TÜİK’te çalışan 4-C’li personele ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1449) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

22.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, kamuda çalışan 4-C’li personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1450) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

23.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Bakanlık ve bağlı kuruluşlarınca çıkarılan dergilere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1451) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

24.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, 2011 yılında ülkemize giren bir miktar paranın kaynağına ilişkin Başbakan Yardımcılığından (Ali Babacan) sözlü soru önergesi (6/1452) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

25.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, eski bir belediye bürokratı hakkındaki iddialara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1453) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

26.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, geçmişte özelleştirilen bazı limanların işletilmesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/1454) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

27.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’daki cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlü sayısına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/1455) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

28.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’daki adliye binasının yeterliliğine ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/1456) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

29.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, buğday ve ekmek fiyatlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1457) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

30.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’daki Devlet hastanelerinde uzman doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1458) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

31.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’daki sağlık ocaklarında personel ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1459) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

32.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kamu kurum ve kuruluşlarında emekli edilen ve edilecek personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1460) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

33.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 12 yıllık kademeli zorunlu eğitim sistemine ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1461) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

34.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Pozantı M Tipi Çocuk Cezaevinde yaşanan taciz olayı ile ilgili iddialara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1462) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

35.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, şehitlik maaşlarının yükseltilmesi ile şehit ailelerinden alınan elektrik ve doğal gaz faturalarında indirim yapılması talebine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1463) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

36.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın’ın, eczanelerde satılan ilaçların dozajlarının değiştirildiği ya da etkili maddeleri ile oynandığı iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1464) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

37.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Türk Lirası ile ilgili düzenlemelere ve emisyon hacmindeki artışa ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) sözlü soru önergesi (6/1465) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

38.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının ülkemizle ilgili değerlendirmelerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) sözlü soru önergesi (6/1466) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

39.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, engellilere yönelik spor hizmetlerinin geliştirilmesine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından sözlü soru önergesi (6/1467) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, mesai saatlerinin enerji tasarrufu amacıyla yeniden düzenleneceği iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5466) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

2.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Afganistan’da bulunan Türk askerlerine ve Kabil’de düşen Türk helikopterine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5467) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

3.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, bir bakan hakkındaki iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5468) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

4.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5469) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

5.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Esenyurt’taki bir inşaat şantiyesinde meydana gelen iş kazasına ve iş kazalarına karşı alınması gereken önlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5470) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

6.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, kamu kurum ve kuruluşlarına ait internet sitelerinden Atatürk’ün resimlerinin ve bazı sözlerinin kaldırıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5471) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

7.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Afganistan’da düşen Türk helikopterine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5472) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa-Bozova’daki bazı köylerin ulaşım sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5473) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

9.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Suriyeli mülteciler için kurulan kamplara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5474) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

10.- İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiray’ın, Sivas Davasının zamanaşımına uğramasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5475) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

11.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, bir holding ile ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5476) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

12.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Hatay’da meydana gelen heyelana ve Hatay esnafının sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5477) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

13.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Milli Eğitim Bakanlığının uygulamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5478) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

14.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Suriye sınırında bir tampon bölge oluşturulacağı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5479) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

15.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, CIA Başkanının ülkemizi ziyareti ve ardından yaşanan gelişmelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5480) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

16.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Uludere köylülerinin bir klip çalışmasında yer almamaları için baskı yapıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5481) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

17.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Türkiye-Suriye ilişkilerine ve Suriyeli sığınmacılara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5482) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

18.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Amerika’da yapıldığı iddia edilen bir görüşmeye ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/5483) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

19.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Esnaf ve Sanatkârlar Kredi Kooperatifleri aracılığı ile kredi kullanımında yüksek faiz oranı, komisyon ve teminat istenmesinden kaynaklanan mağduriyete ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/5484) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

20.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2002-2012 yılları arasında Türkiye’nin iç ve dış borç stoklarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/5485) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

21.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, MİT heyeti ile PKK yöneticileri arasında yapıldığı iddia edilen gizli görüşmelere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/5486) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

22.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, tutuklu gazetecilerin sayısına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5487) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

23.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, bir gazetecinin tutuklanma gerekçesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5488) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

24.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Ankara-Yenişehir telefon santralini kullanan abonelerin dinlendiği iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5489) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

25.- Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, Gaziantep’teki çocuk mahkemelerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5490) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

26.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, ceza infaz koruma memurlarının servis ücretinin kesilmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5491) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

27.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Pozantı Çocuk Cezaevinde tutuklu bulunan çocuklara yapılan kötü muameleye ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5492) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

28.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Mardin’de iptal edilen kadınların istihdama katılımı konulu panele ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5493) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

29.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, çadırlarda yaşayan Roman vatandaşlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5494) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

30.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, sosyal yardımlarda yaşanan sıkıntılara ve Adana’da yaşanan bir olaya ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5495) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

31.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Karaman’da kurulacak olan çimento fabrikası ve klinker tesisine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/5496) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

32.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, Teknoloji Geliştirme Bölgelerine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/5497) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

33.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Turgutlu OSB’de bir firmaya tahsis edilen parsel ile ilgili iddialara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/5498) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

34.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Turgutlu OSB’de bir parselin tahsisiyle ilgili iddialara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/5499) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

35.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Turgutlu OSB’de bir parselin tahsisiyle ilgili iddialara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/5500) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

36.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Turgutlu OSB’de bir firmaya tahsis edilen parsel ile ilgili iddialara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/5501) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

37.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, sağlık hizmet sunucularına yapılan usulsüz ödeme iddialarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5502) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

38.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, iş kazalarına karşı alınması gereken önlemlere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5503) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

39.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, inşaat sahalarında çalışan işçilerin iş güvenliğine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5504) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

40.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, engelli istihdamına ve engellilerin sorunlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5505) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

41.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, yatılı ve burslu öğrencilerin sağlık ve tedavi hizmetlerinin SGK’ya devri sonucu yaşanan sorunlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5506) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

42.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis’in işsizlik sorununa ve kalıcı istihdam amacıyla yapılan çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5507) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

43.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da olası bir depreme karşı alınan tedbirlere ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5508) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

44.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, fiziksel çevre koşullarının engelliler lehine iyileştirilmesine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5509) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

45.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, mesai saatlerinin enerji tasarrufu amacıyla yeniden düzenleneceği iddialarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5510) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

46.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Yusufeli ilçesindeki bir köyde yaşanan elektrik kesintilerine ve alınan önlemlere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5511) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

47.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa-Bozova’daki bazı köylerde elektrik kesintilerine ve su kuyularının kapatılacağı iddialarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5512) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

48.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, bor madenlerini işletme hakkının özel sektöre devredileceği iddialarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5513) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

49.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, kaçak elektrik kullanımına ve kayıp-kaçak bedeline ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5514) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

50.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, EÜAŞ’ta koruma güvenlik görevlisi olarak çalışan personelin memur kadrolarına atanmalarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5515) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

51.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, elektrik enerjisinde maliyet bazlı fiyatlandırma mekanizmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5516) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

52.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kayıp-kaçak elektrik oranlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5517) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

53.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, EPDK tarafından yapılan elektrik ve doğal gaz dağıtım şirketlerinin denetimlerinin yetersiz kaldığı iddialarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5518) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

54.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kaçak elektrik kullanımına ve elektrik faturalarındaki kayıp-kaçak bedeline ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5519) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

55.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Eskişehir’e yapılan ve yapılacak yatırımlara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5520) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

56.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, köylerin bazı sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5521) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

57.- Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın, çiftçilere yapılan destekleme ödemelerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5522) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

58.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, 2011 yılı büyükbaş hayvan desteklemelerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5523) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

59.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, sözleşme fazlası tütünlerin satış şartlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5524) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

60.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, toprak reformu ve tarla içi geliştirme hizmetlerine yönelik çalışmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5525) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

61.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bazı bölgelerde tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin gerilediği iddialarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5526) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

62.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, tarımsal yatırım ve desteklemelerde iller arasında ayrımcılık yapıldığı iddialarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5527) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

63.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, bal üretimi, ithalatı ve arı ölümlerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5528) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

64.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Osmaniye Ticaret ve Sanayi Odasıyla ilgili iddialara ve yapılan idari işlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5529) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

65.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Gediz’deki Yunuslar Belediyesinde bir araç satışında usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5530) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

66.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, 2011 yazından bu yana ele geçirilen kaçak içki miktarına ve bu konuda alınan önlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5531) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

67.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, terör örgütü tarafından kaçırılan bir polis memurunun maaşının kesildiği iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5532) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

68.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, PKK terör örgütü tarafından kaçırılan vatandaşlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5533) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

69.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Sivas’ta yaşanan olaylarla ilgili davanın zamanaşımına uğramasını protesto edenlere müdahale edilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5534) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

70.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Nevruz kutlamalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5535) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

71.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, bir kişinin gözaltında şiddete maruz kaldığı iddialarına ve 2002-2012 yılları arasında karakollarda meydana gelen şiddet olaylarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5536) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

72.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 2002-2012 yılları arasında kullanılan ve stokta bulunan gaz bombası ve biber gazlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5537) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

73.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Gaziantep’teki bazı evlerin işaretlendiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5538) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

74.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, KÜMAŞ Manyezit Ticari ve İktisadi Bütünlüğü İhalesinin muhammen bedelin altında bir fiyata satılmasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5539) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

75.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık bünyesinde özürlü kadrosunda çalışan fakülte ve yüksekokul mezunu personele ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5540) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

76.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, akaryakıt üzerinden alınan KDV ve ÖTV miktarlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5541) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

77.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, araç satışlarında alınan KDV ve ÖTV miktarlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5542) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

78.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, yüksek vergi oranlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5543) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

79.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depreminde görev yapan ve deprem bölgesinde çalışan kamu görevlilerinin mağduriyetine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5544) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

80.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depreminden etkilenen vatandaşların vergi ve prim borçlarının ertelenmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5545) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

81.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, sağlık meslek liselerinde görevli öğretmenlerin ilave eğitim öğretim tazminatı almasına yönelik çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5546) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

82.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, ders kitaplarının yazımındaki usulsüzlük iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5547) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

83.- Aydın Milletvekili Metin Lütfü Baydar’ın, Kırklareli’nde bir ilköğretim okulunda yaşandığı iddia edilen cezalandırmaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5548) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

84.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, 2002-2012 yılları arasında okullarda meydana gelen taciz olaylarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5549) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

85.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da deprem sonrasında öğrencilerin yaşadığı mağduriyete ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5550) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

86.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde öğrenciler arasında yaşanan bazı olaylara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5551) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

87.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’daki bir lisenin pansiyon ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5552) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

88.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Konya’da meydana gelen uçak kazalarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5553) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/03/2012)

89.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, bir askerin ölümüne ve 1990-2012 yılları arasında Bitlis’te meydana gelen intihar vakalarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5554) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

90.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, bir askerin ölümüne ve son 20 yıl içinde TSK’da meydana gelen intihar vakalarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5555) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

91.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, çam ağaçlarına zarar veren beyaz kese böceğiyle mücadeleye ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5556) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

92.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa-Bozova’daki bazı köylerin su sorununa ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5557) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

93.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Yeniçağa’daki uzman doktor ihtiyacına ve yapılması planlanan yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5558) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

94.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Gerede’deki uzman doktor ihtiyacına ve yapılması planlanan yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5559) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

95.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Kıbrıscık’taki uzman doktor ihtiyacına ve yapılması planlanan yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5560) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

96.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Mengen’deki uzman doktor ihtiyacına ve yapılması planlanan yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5561) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

97.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Seben’deki uzman doktor ihtiyacına ve yapılması planlanan yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5562) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

98.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Göynük’teki uzman doktor ihtiyacına ve yapılması planlanan yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5563) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

99.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu Merkezdeki uzman doktor ihtiyacına ve yapılması planlanan yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5564) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

100.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Mudurnu’daki uzman doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5565) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

101.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Dörtdivan’daki uzman doktor ihtiyacına ve sağlık hizmeti verilen binanın eksikliklerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5566) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

102.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Adıyaman’da görev yapan doktor sayısına ve sağlık personeli atamalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5567) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

103.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Besni’de şiddetli rüzgar nedeniyle zarar gören Devlet Hastanesine ve hastaların mağduriyetine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5568) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

104.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bazı ilaçların yan etkileri ve bunların piyasadan toplatılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5569) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

105.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, Özel İşlem Vergisinin kaldırılacağı yönündeki açıklamasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5570) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

106.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, K1 yetki belgesi ücretlerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5571) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

107.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, K1 yetki belgesi alma şartlarının değiştirilmesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5572) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

108.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, K1 yetki belgesinin iptalinin yol açtığı sorunların giderilmesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5573) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

109.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, PTT Genel Müdürlüğü tarafından alınan araçların il ve ilçelere dağılımına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5574) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

110.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, duble yolların yapımına ve bu yollardaki bozulmalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5575) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

111.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis Havaalanının yapımına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5576) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

112.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Göksu Köprüsünün yeniden yapılması ya da güçlendirilmesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5577) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

113.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Devrek-Yeniçağa arasındaki duble yolda yaşanan sorunlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5578) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

114.- İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiray’ın, Bakanlığa bağlı bazı işletmelerin VIP salonlarında bulundurulan gazetelere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5579) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

115.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, kamyoncu esnafının ekonomik zorluklar nedeniyle yaşadığı mağduriyete ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5580) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2012)

116.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Bakanlığın eşya ve yük taşımacılığında çıkardığı mesleki yeterlilik belgelerinin kullanımına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5581) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

117.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, tarihi Bitlis Evine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5582) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2012)

118.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Suriye sınırında bir tampon bölge oluşturulacağı iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5583) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

119.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, bazı illerde düzenlenmesi planlanan alışveriş festivallerine ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/5584) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

120.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, bazı illerde düzenlenmesi planlanan alışveriş festivallerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5585) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/03/2012)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel ve 21 Milletvekilinin, doğal afet yönetim politikasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/221) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2011)

2.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve 21 Milletvekilinin, engellilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/222) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2011)

3.- BDP Grubu adına Grup Başkanvekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi yönetimine yönelik iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/223) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2011)

2 Nisan 2012 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir, Hükûmetin cevap verme süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, 4 Nisan Birleşmiş Milletler Uluslararası Mayın Bilinci Geliştirme Günü münasebetiyle söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Sayın Zeynep Karahan Uslu’ya aittir.

Buyurun Sayın Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Karahan Uslu’nun, 4 Nisan Birleşmiş Milletler Uluslararası Mayın Bilinci Geliştirme Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

ZEYNEP KARAHAN USLU (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası Mayın Bilincini Geliştirme Günü münasebetiyle söz almış bulunuyorum.

Kara mayınları dünya genelinde ayrım yapmaksızın kadın, çocuk, yaşlı, herkesi hedef alıyor ve her gün, bu gezegende 12 kişi mayınlar nedeniyle ölüyor ya da kolu, bacağı koparak sakat kalıyor. Bu noktada, Türkiye de, mayın döşemesi anlamında ağır kayıpların yaşandığı 26 mayın mağduru ülke arasında yer almamakla birlikte, 2010 sonu itibarıyla topraklarında 977.407 mayın bulunan bir ülke olarak konunun doğrudan muhatapları arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, uluslararası yükümlülükleri düzenleyen ve Ottawa Sözleşmesi olarak bilinen Antipersonel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhasıyla İlgili Sözleşme 1997 yılından itibaren ülkelerin imzasına açılmış ancak Türkiye AK PARTİ Hükûmetinin işbaşına gelmesiyle, 2003 yılı itibarıyla bu sözleşmeye imza atmıştır. Bu, elbette ülkemizin mayından arındırılması adına önemli bir gelişmedir.

Diğer taraftan, 156 ülke tarafından imzalanmış olan bu sözleşme, hâlen imza atmayan İsrail, Amerika, Çin, Özbekistan, Ermenistan ve Suriye gibi 40 ülke tarafından imzalanmamıştır ve bu ülkelerin çoğunlukla kendi vatandaşları olan ve hiç suçu olmayan kişilerin yaralanmaları ve ölümlerinden sorumlu olmak yerine, ülkelerine, toplumlarına ve en geniş ölçüde insanlığa karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri üzerine buradan da bir çağrı yapılması yerinde olacaktır.

Bu bağlamda, ülkemizde de 2003 sonrasında kara mayınlarının mücadelesinde önemli mesafeler katedilmiştir. Ottawa Sözleşmesi’ne atılan imzayı müteakiben, stoklarımızdaki antipersonel kara mayınlarının tamamı 2011 itibarıyla temizlenmiştir ve aynı sözleşmede yer alan mayınların temizlenmesi yükümlülüğümüzün arazi anlamında yerine getirilmesinde de önemli bir mesafe alınmıştır.

2009 yılında yürürlüğe giren Türkiye ve Suriye Arap Cumhuriyeti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyeti Hakkında Kanun çerçevesinde ihale süreci şu anda son aşamadadır. Suriye sınırındaki mayınlar 613.766 adet olup ülkemizdeki toplam mayınların üçte 2’sini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Suriye ile en geniş sınıra sahip olan Şanlıurfa ilinin milletvekillerinden biri olarak altını çizerek belirtmeliyim ki Ekim 2016’da tamamlanması öngörülen bu çalışma ile başta Urfa’mız olmak üzere ülkemizde sorunun ortadan kaldırılması anlamında büyük bir mesafe alınacak ve verimli tarım arazilerimizin kullanılması adına da altı çizilmeye değer bir gelişmeye imza atılacaktır.

Diğer taraftan, doğu sınırlarımızın mayından arındırılması konusunda ise maliyetinin yaklaşık üçte 2’sinin Avrupa Birliği fonlarından karşılandığı katılım öncesi AB mali yardımları çerçevesinde 52,4 milyon euroluk bir proje mevcut olup 2013’ün ilk çeyreğinde de projenin başlaması öngörülmektedir.

Millî Savunma Bakanlığımız, mayın temizliğiyle ilgili tüm hususlarda koordinasyonu sağlayacak yapıları yani millî mayın faaliyeti otoritesi ile mayın faaliyet merkezinin teşkiline yönelik çalışmaları tamamlamış olup bunlar son aşamadadır ve bu ay içerisinde Başbakanlığa sunulması planlanmaktadır.

Bu bağlamda, Hükûmetimizin konuya yönelik etkin çalışmalarına katkı sağlayan, şahsen de katkı verdiğim, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Mayın Yasaklama Kampanyası’nca oluşturulan “Mayınsız Bir Türkiye Girişimi” aracılığıyla yürütülen “Bacağını Ödünç Ver” Kampanyası aracılığıyla konuya yönelik sivil hassasiyetlerin aktive edilmesinin de öneminin altını çizmek isterim ve kampanya aracılığıyla da ifade edildiği gibi, hiçbir felsefi görüş ve devrim, hiçbir siyaset, hiçbir savaş ve hiçbir barış arayışı, hiçbiri ve hiçbir şey, sadece geçen yıl kaydı tutulan 5 bin insanın kara mayınları nedeniyle hayatını kaybetmesini ya da yaralanmasını meşrulaştıramaz diyor, Ottawa Sözleşmesi’ni imzalamayan tüm ülkelere ve kara mayınlarını kullanan tüm örgütlere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - …bunun korkunç ve korkakça olduğunu yineliyor, Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uslu.

Gündem dışı ikinci söz, elektrik ve doğal gaza yapılan zamlar hakkında söz isteyen Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’e aittir.

Buyurun Sayın Akgöl. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün, elektrik ve doğal gaza yapılan zamlara ilişkin gündem dışı konuşması

HASAN AKGÖL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hafta sonu insaf ölçülerini zorlayan elektrik ve doğal gaz zamları yapıldı. Bu konudaki görüşlerimi ifade etmek üzere gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hafta sonu yapılan yüksek oranlı elektrik ve doğal gaz zammı açık bir şekilde yanlış enerji politikalarının ve kötü yönetimin sonucudur. Hükûmetlerin gerçekleştirdiği alım garantili doğal gaz anlaşmalarının faturasını halkımız ödemektedir. Halkımızın ödediği nice faturaların üstüne bu da katmerlisi.

Son yıllarda ülkemiz elektrik ihtiyacının büyük bir bölümünü doğal gaz çevrim santralleri vasıtasıyla karşılamaktadır. Bu, doğal gazda Rus ve İran gazına ipotekli Hükûmetin alternatif politikalar geliştirememesinden kaynaklanmaktadır. Aktif durumdaki hidroelektrik santralleri alım garantili doğal gaz anlaşmalarından ötürü tam kapasiteyle çalıştırılamamaktadır. Yapılan bu uçuk zamla sadece evine ekmek götürmeye çalışan geniş halk kesimleri değil, ülkemizdeki üretim gücü olan çiftçi, esnaf, sanayici yani bütün özel sektör bu zamlardan olumsuz etkilenmektedir. Günaşırı yapılan akaryakıt zamlarının üstüne hafta sonu yapılan elektrik ve doğal gaz zammıyla AKP Hükûmeti bu ülkede nefes alan bütün canlıların soluğunu kesmiştir.

Cumhuriyet tarihinde belki de ilk kez bir Hükûmet, memuruna maaş zammı yapmamışken, elektriğe, doğal gaza, akaryakıta peş peşe zam yapmaktan geri durmuyor, âdeta 1 Nisan şakası yapmaktadır. Bu insanların böyle 1 Nisan şakalarını kaldıracak gücü bulunmamaktadır.

Yapılan bu zamlar, önümüzdeki günlerde iğneden ipliğe tüm mal ve hizmetlerde yeni zamlar olarak milletin karşısına çıkacaktır. Bu zamlar çıkmaya çıkacaktır da halkı inim inim inleten Hükûmet halkın karşısına hangi yüzle çıkacaktır, bunu zaman gösterecek.

Elektriğe yüzde 15, diğerlerinin kullandığı kaçak oranını yüklemekle yapılan yüzde 9, yüzde 10’a yakın zamla, tüketim mallarına yansıyacak olan bu zammın getirisiyle üst üste üç zam. Soruyorum size: Bu vatandaş bu zammı nasıl kaldıracaktır? Biz elektrikte indirim beklerken, KDV’nin kaldırılmasını beklerken üst üste üçüncü zam. Bölgemizde, Türkiye’de sulama arazilerinde kullanılan, sulamada kullanılan elektrikte indirim beklerken, KDV’nin kaldırılmasını beklerken üstüne bu zam. Zaten çiftçi 2011 yılını mağdur kapattı, zaten zararla kapattı. Peki, bu çiftçinin durumu ne olacak? Ben bunu sormak istiyorum.

Vatandaş peş peşe gelen bu zamlarla cinnet geçirmekte. Bakın arkadaşlar, bu zamlardan önce vatandaş cinnet geçirmekteydi. Bu zamların üstüne, üst üste gelen bu zamlar üstüne vatandaşın hâli ne olacak? Ben bu soruyu soruyorum.

Şimdi, değerli milletvekili arkadaşlarım, bizler buraya ortalama 100 bin kişinin oyunu alarak geldik. Bu oyunu aldığımız vatandaşın hakkını korumak bizlerin görevi değil midir? İktidar muhalefet, herkese soruyorum ben: Peki, bu vatandaşın mağduriyetini nasıl gidereceğiz? Bu vatandaşın oyunu alarak geldik, bu vebalin, günahın altından nasıl kalkacağız? Allahuteala diyor ki: “Karşıma kul hakkıyla gelmeyin.” Peki, siz, yaptığınız yanlış anlaşmalar sonucu doğacak, şirketlere peşkeş çekilen yüzde 10’luk kaçakların sonucu elde edilen haksız kazançtan dolayı kul hakkı yemiyor musunuz?

Arkadaşlar, Allahuteala diyor ki: “Karşıma kul hakkıyla gelmeyin.” Biz tüm milletvekilleri olarak aldığımız oyların hakkını vermek durumundayız. Halkın vebalinin altında kalamayız arkadaşlar. Dolayısıyla, ben tüm milletvekili arkadaşlarıma şunu söylüyorum: Lütfen bu zamların geri çekilmesi oranında iktidar muhalefet ayrımı yapmadan, aldığımız oyların hakkını vererek bu zamların geri çekilmesi için elimizden geleni yapmalıyız diyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akgöl.

Gündem dışı üçüncü söz, Türk dünyasının sorunları hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Reşat Doğru’ya aittir.

Buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Türk dünyasının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk dünyasındaki ilişkilerimizin sorunları ve çözüm önerileriyle ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında ben de elektrik ve doğal gaza yapılan zamları şiddetle protesto ediyorum. Şu anda ülke insanlarımızın sosyal katmanlarının hepsi bu yönde isyan içerisindedir, herkes büyük bir beklenti içerisindedir, bu zamlar mutlaka geri alınmalı ve o fakir fukaranın hakkı korunmalıdır diyorum.

Sayın milletvekilleri, son yıllarda Avrupa Birliği, ABD ve Afrika ile ilişkilerin geliştirilmeye çalışıldığı ortamdayız. Milletimizin geleceğini esas şekilde ilgilendirmesi gereken Türk dünyası maalesef göz ardı ediliyor. Türk dünyası sadece Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar değil, dünyanın her tarafında yaşayan Türkleri ilgilendirmektedir. Büyük devlet olmak dünyanın her tarafındaki, hem vatandaşlarına hem de soyundaki insanlarına sahip çıkmakla olur. Ancak son on yıldan beri AKP iktidarında Türk dünyası hep ikinci plana itilmiş, göz ardı edilmiştir. İktidarca bazı kurumlar kurulmaya çalışılmış ancak Türk dünyasıyla ilgili ilişkilerin geliştirilmesi için kurulan Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı’nın adı da değiştirilip başka yöne yönlendirilmiştir. Halbuki TİKA dediğimiz bu kuruluşun amacı Türk dünyasıyla ilgilidir. Bu durum İktidarın Türk dünyasına bakış açısının ne olduğunun en bariz göstergelerinden bir tanesidir. Bundan dolayı da Türk dünyasıyla ilişkiler her geçen gün gerilemekte, zafiyetler yaşanmakta, ilişkiler neredeyse kopartılmaya doğru gitmektedir. Milletimiz için Orta Asya Türk devletleriyle ilişkilerimizin çok iyi seviyede olması gerekir, ancak bakınız ki Azerbaycan’la, Türkmenistan’la, Kırgızistan’la, Kazakistan’la sorunlar çözülmemekte, her geçen gün de kötüye doğru gitmektedir.

Azerbaycan topraklarının büyük bir kısmı Ermenistan tarafından işgal altındadır, buralara bizim büyük devlet olarak sahip çıkmamız gerekir. Öz topraklarından zorla atılan, soykırıma uğrayan Azerbaycan Türkleri bizim kardeşlerimizdir.

Özbekistan’la bozulan ilişkiler düzeltilmemiş, hatta düzelmesi için de hiçbir çaba gösterilmemektedir.

Ayrıca, Irak Türkmenleri çok zor şartlar altında yaşamaktadırlar, Irak işgalinde binlerce Türkmen öldürülmüştür. ABD destekli koalisyon güçleri sözde Irak’tan çekildiler, ancak çekilme yapılmadığı gibi Türklere baskı da gittikçe artmaktadır. Kerkük, Musul, Tuzhurmatu başta olmak üzere bütün bölgelerde katliamlar yaşanmakta, zorla göç uygulanmaktadır.

Ahıska Türklerinin Ahılkelek bölgesinde yerleşmeleri, geriye dönüşleriyle ilgili sözler maalesef tutulmamıştır, Hükûmet de bu duruma sahip çıkmamıştır. Ahıska Türkleri ne zaman vatanımıza döneceğiz diye heyecanla, maalesef, beklemektedirler.

Çin sınırları içinde yaşayan Doğu Türkistan Türklerine uygulanan şiddet ve baskı her geçen gün artmaktadır. Türkler zulüm altındadır, nükleer denemeler Türklerin bölgelerinde yapılmakta, soyları tehdit altında bulunmaktadır.

Kıbrıs Türklerinin kazanılmış hakları masada kaybedilmeye doğru gidilmektedir. Şehit kanlarıyla kurulmuş olan Kıbrıs Türk Devleti’nin yaşamasını ve bekasını hiçbir güç engelleyememelidir. Kıbrıs davası Türk milletinin geleceği ve umududur.

Sayın milletvekilleri, Almanya başta olmak üzere Avrupa’daki Türklere sahip çıkılmalıdır. Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı daha aktif hâle getirilmeli ve desteklenmelidir. Dış Türklere yönelik yeni yeni projeler ortaya konmalı, gençlerimize sahip çıkılmalıdır. Millî ve manevi değerlerine sahip, başta uyuşturucu madde kullanımı olmak üzere, her türlü yıkımlara karşı Avrupa Türklüğü ve özellikle gençlerimize sahip çıkılmalı, gençler korunmalıdır.

Sayın milletvekilleri, bunların yanında Türk dünyasıyla ilgili genel olarak düşüncelerimiz ve tavsiyelerimiz de şunlardır:

Türk dünyası ile her türlü ilişkilerimizi düzenleyecek Türk dünyası bakanlığı mutlaka ama mutlaka kurulmalıdır.

Latin esaslı ortak Türk alfabesi kararının Türk dili ve Türk dünyasının geleceği için hayati önem taşıması dikkate alınarak bu yoldaki çalışma ve uygulamalar tamamlanmalı ve sonuca da mutlaka bağlanmalıdır.

Türk cumhuriyetlerinin eğitim kurumlarında ortak Türk edebiyatı ve tarih okutulmalı ve bunun için de ortak müfredatlar hazırlanmalıdır.

Her düzeyde sözlükler ve gramer kurallarını, lehçeler arasındaki benzerlik ve farklılıkları gösteren kılavuz kitaplar mutlaka hazırlanmalıdır. Böylece Türk lehçelerinin birer dil değil, fonetik farklılıkları olan lehçeler ve şiveler olduğu anlaşılacaktır.

Dünya Türklerinin birbirine bağlanacağı ortak bir dilin geliştirilmesi konusunda çalışmalara zaman kaybedilmeden devam edilmelidir.

Türk devlet ve topluluklarında yayınlanan edebiyat ve fikir eserlerinin bütün Türk lehçeleri arasında birbirine uyarlanması yapılmalıdır.

Ortak şiir ve sanat günleri düzenlenerek yazar ve şairlerin birbirlerini tanımaları, birbirlerinin eserlerinden faydalanmaları sağlanmalıdır diyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, doğal afetlerin ve depremlerle ilgili yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/221)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Doğal afetlerin ve depremlerle ilgili yaşanan sorunların araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98’inci, İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

Gerekçe:

23 Ekim 2011 tarihinde Van ilinde meydana gelen depremde yüzlerce kişi hayatını kaybetmiştir ve hâlen deprem sonrası yaralar sarılmaya devam etmektedir. Meydana gelen son depremle birlikte 17 Ağustos 1999 Marmara Bölgesi’nde büyük acılara neden olan bu doğal afetin devlet ve kurumlarınca yeterince dikkate alınmadığı, bilimsel önlemlerin yerine getirilmediği, hem deprem öncesi yatırım ve iyileştirmelerde hem de deprem sonrası müdahalelerde yetersiz kaldığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Diğer yandan jeolojik bir olay olarak görünen depremin, aynı zamanda bir sosyolojik boyutu olduğu, ölen, sonrasında evsiz hatta uzun süre çadırsız kalan yoksul kesimler olmaktadır. Depremin bu açıdan da ele alınarak incelenmesi gereklidir.

Türkiye % 92’sinin deprem bölgesi ve nüfusunun % 95’inin deprem tehlikesi altında yaşadığı bir ülkedir. Depremle ilgili raporlar göstermektedir ki bu konuda ciddi bir kamusal hazırlık ve yatırım bulunmamaktadır. 4 Şubat 2010 yılında TBMM’de kurulan deprem komisyonunun raporunda, deprem öncesinde binaların iyileştirilmesi ve depreme dayanıklı olmayan binaların yıkılarak yeniden inşası, deprem sonrası hasar tespitlerinin yapılmasında Türkiye’nin eksik kaldığı belirtilmektedir. Diğer yandan raporda Kızılay’ın 99 Marmara Depremindeki Kızılay olmadığı, artık daha yeterli olduğu belirtilirken son Van depreminde böyle bir iyileşmenin olmadığı görülmüştür. Kurulan komisyonun çalışmalarının yetersiz ve aslında bu alanda gerçek uzman ve odalar, sivil toplum örgütleriyle hatta deprem riskini yaşayan vatandaşlarla temas etmeden çalıştığı görülmüştür. Bu nedenle daha etkin bir komisyonun kurularak diğer ihtisas komisyonları gibi geçici değil, Meclis’in sürekli bir komisyonu yapılması gereklidir.

Afet tehlike ve riskleri ile sık sık karşılaşılan Türkiye’de 7269 sayılı “Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun”u geçen zaman içinde, bilimsel ve toplumsal gelişme ve ihtiyaçların göz ardı edilmesi, siyasi öngörüsüzlük, afet hizmetleri üzerindeki siyasi baskılar ve benzeri etkiler sonucu, işlevlerini sadece “yara sarmaya” odaklayabilmiştir.

Mevcut sistemin işleyişine göz attığımızda, afet hizmetlerinin önemli oranda afet sonrası yara sarmaya odaklanması ve uygulamada tek politika hâline dönüşmesi, sistemin afet sonrasına ağırlık vermesi nedeniyle zarar azaltma araçlarının geliştirilememesi, başta İmar Yasası olmak üzere ilgili yasalardan kopuk olması, kurumsallaşma sürecinde çok başlılığın hâkim olması gibi olumsuzluklara sahip olduğu bilinmektedir.

Gelinen noktada en vahim ve en can alıcı sorun ise, toplum yaşamını bu kadar yakından ilgilendiren deprem konusunda, devletin 1999 sonrası yapılan çalışmalar, olası depremlere karşı alınan tedbirler ve depremlerle ilgili daha pek çok konuda toplumla, meslek odalarıyla ve kamuoyuyla nerdeyse hiçbir bilgi ve iletişim ağı kurmamış olmasıdır.

Tüm bu bilgiler ışığında, afet yönetimi ve politikası ile ilgili gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasıyla birlikte etkin bir afet politikasının oluşturulması, yapı denetiminin yerel yönetimin meslek odaları ve uzman kişilerle bir araya gelinerek oluşturulması için ve fiili olarak önlemlerin araştırılması için bir meclis araştırma komisyonu kurulmasını önermekteyiz.

1) Sebahat Tuncel                       (İstanbul)

2) Pervin Buldan                         (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                          (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                              (Muş)

5) Murat Bozlak                          (Adana)

6) Halil Aksoy                            (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                        (Batman)

8) İdris Baluken                          (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu        (Bitlis)

10) Emine Ayna                          (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                   (Diyarbakır)

12) Altan Tan                              (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                              (Hakkâri)

14) Esat Canan                            (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder             (İstanbul)

16) Erol Dora                              (Mardin)

17) Mülkiye Birtane                    (Kars)

18) Ertuğrul Kürkcü                   (Mersin)

19) Demir Çelik                          (Muş)

20) İbrahim Binici                       (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                            (Van)

22) Özdal Üçer                           (Van)

2.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve 21 milletvekilinin, ülkemizdeki engellilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/222)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde sayıları yaklaşık on milyonu bulan engelli vatandaşların sorunlarının tespit edilerek alınması gereken tedbir ve önlemlerin belirlenmesi, engelli vatandaşlar için daha sağlıklı politikaların üretilmesi ve uygulanması için Anayasanın 98. ve İç Tüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

Ülkemizde engellilerin sayısı ile ilgili tam istatistikler bulunmamakla birlikte toplam nüfusun %12 sini engellilerin oluşturduğu ifade edilmektedir. Bu da yaklaşık olarak on milyon engelli anlamına gelmektedir.

Engelli bireylerin içlerinde bulundukları toplumsal yapı bu vatandaşların toplumla işlevsel bir bütünlük içinde barışık yaşamalarını güçleştirmektedir. Kendi engelleri dışında bir çok sorunla da mücadele etmek zorunda kalan engelliler, düşük yaşam kalitesi ile yaşamak zorunda, temel bir insan hakkı olan bireyin kendisini gerçekleştirme hakkından mahrum kalmaktadırlar.

Engellilerin topluma katılmalarının önündeki en büyük engellerin ulaşım, fiziksel çevre ve konut sorunları olduğu söylenebilir. Fiziksel çevre inşa edilirken içinde yaşayan herkes düşünülerek inşa edilmek zorundadır. Yaşanılan konuttan tüm kamusal yaşam alanlarına ve ulaşım araçlarına kadar tüm çevresel unsurların engellilerin özellikleri ve gereksinimleri dikkate alınarak tasarlanmadığı bir gerçektir.

Engellilerin rehabilitasyon gereksiniminin yeterince karşılanamaması engellilerin toplumla bütünleştirilmesine önündeki en büyük engellerden bir diğeridir. Bugün ülkemizde ne yazık ki engelliler için, yeterli eğitim ve rehabilitasyon (mesleki eğitim ve rehabilitasyon dâhil) merkezi bulunmamaktadır.

Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki en önemli engel ise istihdam sorunudur. Ülkemizde, henüz engellileri de gözeten sistemli bir iş analizi ve meslek tanımlaması çalışması yapılmamıştır. Engelliler çok sayıda işte, kendi kendilerine yaptıkları girişimlerle çalışma deneyimleri yaratmaktadırlar. Oysa gelişmiş ülkelerde iş analizleri, meslek tanımları son derece önemlidir. Bir başka güçlük de engelli istihdamını kolaylaştırmada kullanılan araçların yeterince geliştirilmemiş olması ve uygulanmamasıdır. Dünyanın her yerinde engellilerin, istihdamı ile ilgili bazı kolaylaştırıcı yollar aranmakta ve uygulanmaktadır. Engellilerin çalışacağı ortamların onların gereksinimlerini karşılayacak şekilde tasarlanıp yapılması, engellilerin istihdamını kolaylaştıracak teknolojik gelişmenin desteklenmesi, istihdama uygun eğitim verilmesi Standart Kurallarda altı çizilen diğer konular arasındadır. Bugün ülkemizde engelli iş gücü arasında işsizlik oranının tam olarak ne olduğu bilinmemektedir. Buna karşın bu oranın %99’lar dolayında olduğu ifade edilmektedir. Bu oran gerçeği yaklaşık ifade ediyor bile olsa, sorunun boyutlarını sergilemeye yeterli görünmektedir. Bu nedenle, kendine özgü yanlarıyla engelli sorunlarının en önemli boyutlarından birini oluşturan engellilerin istihdamı sorunu, sosyal politikanın odağında yer alarak en kısa sürede çözüme kavuşturulmayı beklemektedir.

Engellilerin çalışması ve işsizlikten korunması konusu bir yandan uluslararası belgelere uygun hukuksal düzenleme gereksinimini karşılayacak yeni çalışmalar yapılmalıdır. Engellilerin yaşamlarını kolaylaştıran yasal birçok düzenleme bulunmasına rağmen bu düzenlemelerin gereksinimleri karşılamaktan çok uzak oldukları ve pratikte ise farklı uygulamalar, bürokratik engeller sayesinde var olan haklardan bile yararlanamadıkları görülmektedir.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiği ve yoksulluk içinde yaşadıkları ifade edilmektedir. Engelli ailelerinin maddi sıkıntılarından dolayı engelli çocuklarını okula gönderemedikleri belirtilmektedir.

Ülkemizdeki engellilerin sorunlarının neler olduğunun araştırılıp bir an önce düşük yaşam kalitelerinin yükseltilmesi, üretime katılabilmelerinin sağlanması ve kendilerini gerçekleştiren bireyler olarak yaşayabilmelerinin koşullarının sağlanması amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmalıdır.

1) Sırrı Süreyya Önder              (İstanbul)

2) Pervin Buldan                       (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                        (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                             (Muş)

5) Murat Bozlak                        (Adana)

6) Halil Aksoy                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                       (Batman)

8) İdris Baluken                        (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu       (Bitlis)

10) Emine Ayna                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                 (Diyarbakır)

12) Altan Tan                            (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                            (Hakkâri)

14) Esat Canan                          (Hakkâri)

15) Sebahat Tuncel                    (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                  (Kars)

17) Erol Dora                            (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                  (Mersin)

19) Demir Çelik                        (Muş)

20) İbrahim Binici                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                          (Van)

22) Özdal Üçer                          (Van)

3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevinde vuku bulduğu belirtilen işkence, kötü muamele ve insanlık dışı uygulamaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/223)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Kamuoyunda adı sık sık hak ihlalleri ile gündeme gelen, Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi’nde vuku bulduğu belirtilen; işkence, kötü muamele ve insanlık dışı uygulamaların araştırılması ve bu uygulamalarda sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin olaylardaki sorumluluklarının tespit edilmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca “Meclis Araştırması” açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

                                                                                                                           Pervin Buldan

                                                                                                                      Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi hak ihlalleri nedeni ile sürekli gündeme gelmektedir. Bu cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlüler, tutuklu ve hükümlü yakınları ve avukatları tarafından çok sayıda şikâyet dile getirilmektedir. Bu uygulamaların; Kürtçe konuşanlara ceza verilmesi, Kürtçe yayınların cezaevine sokulmaması, mevcut kitapların tamamına yakınının cezaevi yönetimi tarafından toplatılması, kütüphanenin kapatılması, yemeklerin kötü olması, spor alanlarının olmaması, keyfî olarak verilen disiplin cezaları, işkence ve kötü muamele şeklinde olduğu belirtilmektedir. Tutukluların ifadelerine göre, cezaevi yönetimi tarafından infaz koruma memurlarından altışar kişilik gruplar oluşturulmuştur. Bu gruplar tutuklulara kaba dayak atmakta, kötü muamelede bulunmakta ve Metris Cezaevi’nden geldiklerini belirterek tutukluları tehdit etmektedirler. Hasta tutuklu ve hükümlülerin tedavilerinin yapılmadığı, doktorların sık sık değişmesi nedeni ile yapılan tedavilerin de aksadığı tutuklu ve hükümlülerin en çok şikâyetçi oldukları konular arasında yer almaktadır. Diyetin kendileri için hayati önem arz ettiği hasta tutuklulara diyetli yemekler verilmemektedir. Hasta tutukluların diyetin uygulanabileceği cezaevlerine sevk istemleri ise yapılan bütün başvurulara rağmen tamamen sonuçsuz kalmaktadır. Tutuklu ve hükümlüler, Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan 45/1 numaralı genelgenin ya hiç uygulanmadığını ya da 1 saat gibi kısa bir süre ile sınırlandırıldığını belirtmektedirler. Koridorlardan geçerken tutuklu ve hükümlülerin birbirleri ile selamlaşmalarının dahi engellendiği belirtilmektedir. Yılın 8 ayının kış şartları ile geçtiği Erzurum “H” Tipi Cezaevi’nde, tutuklu ve hükümlüler için kapalı spor salonu bulunmamaktadır. Bu nedenle tutuklu ve hükümlüler, hapis ortamında spor yapmak hayati önem taşımasına rağmen, yılda sadece 4 ay, haftada bir buçuk saatlik süreyle spor yapabilmektedir. Tutuklu ve hükümlüler cezaevinin fiziksel koşullarının da tüzük ve genelgelerde tarif edilen standartlara sahip olmadığını belirtmektedirler. Eski tip cezaevi olan ve sonradan mimari yapısı değiştirilerek “H” tipi yüksek güvenlikli cezaevine dönüştürülen Erzurum H Tipi Cezaevi’nde, hücrelerin havalandırması bulunmamaktadır. Pencereler ise olması gereken standartların dörtte biri küçüklüğündedir. Tutuklu ve hükümlülere verilen sıcak su ise çok sınırlı miktarda olduğundan sadece duş alımında kullanılmaktadır. Bu nedenle çamaşırların yıkanması ve diğer temizlik ihtiyaçları için sıcak su tedariki yapılmamaktadır. Cezaevinde saç kesim yerinin bulunmaması nedeni ile tutuklu ve hükümlülerin saçları koridorlarda kesilmektedir. Erzurum “H” Tipi Cezaevi’nde bulunan tutuklu ve hükümlülerin büyük çoğunluğu Kürt kökenlidir. Ancak bu tutuklu ve hükümlülerin ana dillerinde iletişim kurmaları engellenmekte, Kürtçe konuşanlara çeşitli cezalar verilmektedir. Bunun yanı sıra Kürtçe yayınların cezaevinde bulundurulması kesin bir şekilde yasaklanmıştır. Hapishanedeki kitap ve yayınların tamamına yakınının hapishane yönetimi tarafından toplatıldığı belirtilmektedir. Tutuklu ve hükümlülerin Erzurum “H” Tipi Cezaevi’nde uğradıkları bütün bu haksız uygulamalar karşısında Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve İnfaz Hakimliği’ne yaptıkları bütün başvuruların sonuçsuz kaldığı tarafımıza iletilmiştir. Türkiye’de bulunan bir cezaevinde, bunca hukuksuz ve insanlık dışı muamelenin uygulanmakta olması bir hukuk devleti açısından kabul edilemez bir durumdur. Bu nedenle, Erzurum “H” Tipi Kapalı Cezaevi’nin fiziksel koşullarının yerinde görülmesi, sürekli gündeme gelen işkence ve kötü muamele uygulamalarının araştırılması ve bu uygulamalarda sorumluluğu bulunanların tespit edilmesi fayda sağlayacaktır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, araştırma önergeleri bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Üç arkadaşımız sisteme girmiş, kendilerine bulundukları yerlerden sırasıyla birer dakika söz vereceğim.

Sayın Fırat, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, doğal gaz ve elektriğe yapılan son zamlara ilişkin açıklaması

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hükûmet, gerçek yönünü nihayet gösterdi, yıllarca fakir fukara edebiyatı yaparak oy aldı ama ancak gördük ki cumartesi günü yandaşından KDV almama yasasını çıkardı, 1 Nisanda da vatandaşımızın sırtına zam yükledi. Böylece Hükûmeti bu hareketinden dolayı kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yeniçeri…

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, doğal gaz ve elektriğe yapılan son zamlara ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Başbakan Tahran’dayken Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone, Türkiye’nin yaptırım kararları bağlamında İran’dan petrol alımının azaltılmasını beklediklerini söyledi; Bakan Yıldız İran’dan alınan petrolün bir kısmının Libya’dan alınacağını duyurdu; TÜPRAŞ da İran’dan alınan alımların yüzde 20 azaltılacağını açıkladı. Bakan Yıldız bir yandan İran’dan petrol alımının azaltılacağını söylerken, diğer yandan petrol, elektrik ve doğal gaza yüzde 19’a kadar varan zam yapılmıştır. Bakan Yıldız, zamların nedeni olarak bölgede meydana gelen siyasi kargaşayı yani Arap Baharı’nı göstermiştir. Sayın Bakan bu siyasi kargaşaya iktidarlarının da katkıda bulunduğunu unutmuştur. Suriye’ye müdahale için hırs duyanlar bu zamların hangi aşamaya geleceğini o müdahaleden sonra göreceklerdir. Bu zamlar, yoksulun, fukaranın, dar ve sabit gelir sahibi kitlelerin belini bükmüştür. İktidarın memura yüzde 3’lük, 2’lik zam yaparken, ulaşıma bir kalemde yüzde 20, petrole, doğal gaza yüzde 20 civarında zam yapmasının insaf ve sosyal sorumlulukla bağdaşır bir yanı yoktur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

Sayın Halaman…

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, doğal gaz ve elektriğe yapılan son zamlara ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Şimdi, son yapılan zamların dış ilişkilerden, komşularımızdan kaynaklandığını söylemek bu kadar yüksek zammı izah etmeye yeter mi? Doğal gaz, mazot, elektrik, tüp; hangi gelirimiz arttı da bu kadar çok zam oluyor? Bunun izahını yetkili bakanlarımız yaparsa memnun olurum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tanal ve Günal girmişler.

Sayın Tanal, buyurun.

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, doğal gaz ve elektriğe yapılan son zamlara ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Geçen hafta, özel hastanelerin yatırımıyla ilgili KDV’den muafiyet yasası burada yasalaştı. Citibank’ın geçmişte borçları silindi, borsada vergi alınmamakta, yabancılar Türkiye’de dava açtığı zaman harçlardan muaf. Bunların hepsi alınmış olsa, vatandaşa, elektriğe, suya, gaza bu kadar zam gelmemesi lazımdı. Sayın iktidara önerim, lütfen, yabancılara tanıdığınız bu imtiyazı vatandaşa da tanımanızı istirham ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Günal…

5.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, kara mayınlarının temizlenmesine ilişkin açıklaması

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Az önce gündem dışı söz alan Sayın Uslu, mayınlarla ilgili kısa bir açıklamada bulundu. Bir ek bilgi için söz aldım. Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, 2014’te, Ottawa Sözleşmesi gereği bütün kara mayınlarının temizlenmesi gerekiyordu. Maalesef, biz, hâlen daha o Anlaşma’nın gereğini yerine getiremedik. Sanki her şey böyle bitmiş gibi arkadaşımız bir açıklama yaptı ama ihale süreci hâlâ devam ediyor. Burada, sizin de hatırlayacağınız gibi, bir aya yakın bir görüşme yapmıştık ve Anayasa Mahkemesi o mayın temizleme karşılığı yabancı firmalara o toprakların verilmesi maddesini iptal etti. Dolayısıyla, şu anda normal süreçte normal bir mayın temizleme ihalesi hâlâ sonuçlanmadı. O bittikten sonra da 2014’e kadar tamamının temizlenmesi lazım. Ayrıca, bu kanun sadece Suriye sınırlarını kapsıyor; onun dışındaki kısımlardaki mayınlarla ilgili henüz bir çalışma, ayrı bir ihale süreci veya ayrı bir kanun teklifi, tasarısı gelmiş değil. Bilgilerinize sunmak istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Sayın Bayraktutan…

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ilinin Ardanuç ilçesindeki elektrik kesintilerine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben geçenki oturumda da gündeme getirmiştim. Artvin ilimizin Ardanuç ilçesinde sürekli olarak elektrik kesintileri meydana gelmektedir. Bu konuda Sayın Bakana yazılı soru önergesi de verdim ama bu soruyu sorduğum andan itibaren de ve geçenki Meclis konuşmamdan itibaren de bu elektrik sıkıntıları sıklıkla yaşanmaktadır. Vatandaşlar ağır bir mağduriyet durumu içerisindedirler, elektronik ev eşyaları, elektrikli eşyaları derin bir tahribat içerisine girmiştir.

Bu nedenle, bir ilçe halkının mağduriyetinin Meclis gündemine taşınması açısından bu konuyu gündeme taşımayı yararlı buldum.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Bayraktutan.

Sayın Öğüt…

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Çankırı ilindeki bazı yolların durumuna ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çankırı ilinde bazı yolların durumunu sormak istiyorum Hükûmetimize: Korgun-Kurşunlu arası, Sülüklü-Kızılırmak arası, Çankırı-Yapraklı arası, Çerkeş-Ilgaz-Çankırı arası, Çankırı-Ankara arası yollar son derece bakımsız ve standart dışıdır. Bu yolların bakımı ne zaman yapılacaktır?

Kış şartlarında bozulan yollar için ödeneği biten Çankırı’ya yeni ödenek yollamak düşünülüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Korkmaz…

8.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Millî Eğitim Bakanlığının LYS’den önce öğrencilere verilen ek izin uygulamasını kaldırmasına ilişkin açıklaması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, Millî Eğitim Bakanımız bir açıklama yaptı ve üniversite seçme sınavından, LYS’den önce geçen yıllarda verilen o yirmi beş günlük iznin kaldırıldığını açıkladı eğitim sezonunun tam ortasında. Hâlbuki hem öğrenci velileri hem öğrenciler hatta okullar bile planlarını, çalışma programlarını buna göre yapıyorlardı. Gerçekten çok ciddi bir boşluk oluştu.

Dolayısıyla, ben, bütün öğrenci velileri ve öğrenciler adına, Millî Eğitim Bakanının almış olduğu bu kararı yeniden gözden geçirmesini ve bu kararının 2012-2013 sezonunda uygulamaya konulmasını hassaten rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

3.- Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/556) (S. Sayısı 200) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 200 sıra sayıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir.

Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen; gruplar adına, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili.

Sayın Önder, buyurun.

                                  

(x) 200 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 4688 sayılı kamu emekçilerine ait sendika yasasında yapılacak değişiklikten söz ediyoruz. Mevcut yasa 2001 yılında muhataplarının onayı olmadan Meclisten geçmişti. Emekçiler o zaman bunu “sahte sendika yasası” olarak nitelendirmişlerdi. Bu yasada toplu sözleşme ve grev hakkı bulunmuyordu. Yeni yasa tasarısı da tarafların fikri, talepleri ve önerileri alınarak hazırlanmamıştır. Bu yasada özgür toplu pazarlık ve grev hakkı bulunmuyor. Uluslararası Çalışma Örgütünün ilkeleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi açısından da son derece geri bir yasadır.

Hafızalarımızı şöyle bir tazelemekte fayda var. “Devlet memurları” diye anılan kamu emekçileri 1990’lı yıllara kadar yalnızca dernek kurma hakkına sahipti, devletin gözünde memur yani görevli olan, kendisine itaat etmesi gereken kullardan sayılıyordu. “Memur” ya da “kamu görevlisi” diye çağrılsalar da 24 Ocak 1980 neoliberal sistemin bu kararlarla yarattığı yıkım ve tahribat onları birer emekçi hâline getirmişti. Onlar da dernek düzenini reddettiler, sendika kurdular, başlarına gelmeyen kalmadı; sürgünler, cezalar, hapisler, memuriyetten menedilmeler peş peşe geldi. Sendika önderlerine baskılar arttı. Kurdukları sendikalar valiliklerce mühürlendi. Kızılay Meydanı, Ankara caddeleri yüz binlerle tanıştı. Mitinglerin ardı arkası kesilmedi. Defalarca iş bırakıldı.

2001 yılına gelindiğinde kamu emekçilerinin özgür mücadele ve eylemlerini durdurmak üzere 4688 sayılı Yasa yapıldı. Sendikalar statükoya, düzene uydurulmak istendi. Bir deli gömleği gibi emekçinin sırtına giydirilen 4688 sayılı Yasa özgür sendikalaşma ve mücadele haklarını sınırlarken, önce devlet güdümlü sendikalar kuruldu, sonra da iktidarların kol kanat gerdiği sendikalar ortaya çıktılar.

Nitekim, 2002 yılında sadece 40 bin üyesi olan Memur-Sen’in AK PARTİ Hükûmeti döneminde üye sayısının 550 bine yaklaşmasını hiçbir hak mücadelesiyle açıklayamıyoruz. Mücadelenin esas neferleri, dün olduğu gibi, bugün de emek ve demokrasi mücadelesi veriyorlar ve bugün de valilik kararıyla yine Ankara’ya, Kızılay’a girmeleri engelleniyor.

Gelelim bugüne. 12 Eylül 2010 referandumunda “evet” oylarını artırmak isteyen Hükûmet oylanacak maddelerin arasına kamu emekçilerine toplu sözleşme hakkı verdiği rivayet edilen bir madde ekledi. Rivayet edilen diyorum çünkü günümüze kadar bu madde için bütün çalışanların oy vermesini istedi, referandumdan “evet” çıktı, aradan on sekiz ay geçti, daha bu yasa yeni Meclisin gündemine geliyor. Acele ve öncelikler konusunun bir örneğine dün tanık olduk, yap-işlet-devretçilerle ilgili hemen apar topar gelen yasa. Söz konusu olan emekçiler olunca, mülksüzler olunca, baldırı çıplaklar olunca nedense Hükûmet çok ağırkanlı davranıyor. Şimdi, var olan Sendika Yasası’nı değiştireceğiz.

Bu tasarıda sendika ve toplu sözleşme şöyle bir geçiyor, grev konusu ise hiç yok. Gecelik faiz hesabı yapan, borsada saatlik hesaplara kafa yoran maliye, aylardır ücret artışı yapmadan emekçileri çalıştırıyor ve işçinin alın terinin kurumadan ödenmesi meselesini en çok sarf edenler, işçinin alın teri neredeyse artık bir katman oluşturacak kadar defalarca kurumasına rağmen, hiçbir çabanın, samimi çabanın içerisinde değiller.

Sevgili arkadaşlar, dünyada iki yüz yıldır, Türkiye’de de yaklaşık altmış yıldır sendikalar var. Var da anlamına uygun bir sendika yasası yok. Sendika, tanımı gereği toplu sözleşme ve grevi içerir. Toplu sözleşme ve grev yoksa arkadaşlar sendika da yoktur. Tabelasında “sendika” yazması bir şeyi değiştirmiyor. Sendika, emeğiyle geçinenlerin örgütüdür, onların hak ve menfaatlerini korumak üzere kurulmuştur, biri eksik olursa orada sendikadan söz edilemez. 21’inci yüzyılda grev hakkı olmayan bir yasa değişikliğine bu Meclisin onay vermemesini istiyoruz. Ne yapılmak isteniyor burada? Adı sendika olan, özünde sendika olmayan bir dernek statüsündeki düzenlemeyi bizim sendika olarak onaylamamız isteniyor. Onlara haklarını tanımıyor, hatta onlara baskı uygulamasını destekliyor. Hak aradıkları için, sizin koyduğunuz sınırları tanımadıklarından, ekmek, özgürlük ve barış taleplerini bir arada ifade ettikleri için KESK üyelerinin yüzlercesi hâlen zindanda. “Hapishanelerde avukat var, gazeteci var, yazar var, sendikacı da olmuş çok mu?” yaklaşımı içinde Hükûmet. Sizler, imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir toplum olduğumuz yalanını vazetmeye devam edebilirsiniz. Böyle düşününce “işçi”, “emekçi” denmesi her vesileyle sevimsiz sayılıyor.

Grevin, bırakın uygulanmasından, adından bile tırsıyorsunuz. “Grev” demek, “bölücü”, “terörist”, “anarşist” gibi, ağzınızdan düşürmediğiniz zehirli çağrışımlarla bir arada anılıyor. KESK’liler, zamanında iş yerlerine geldiğinde iş yeri sahipleri telefona sarılıp polise ihbar ederlerdi. Yine bu nedenle nerede bir grev, bir hak arayışı, bir sendikalılaşma olsa başına jandarmayı ve polisi dikiyorsunuz. Peki, siz hiç bugüne kadar gördünüz mü, bir patron işçi çıkarttığı için gözaltına alınsın? Ya da sigorta primlerini ödemediği için, yıllık izinleri kullandırmadığı için, maaşları geç ödediği için kapısına jandarma gönderdiğiniz bir tane işveren var mı? Ama ne zaman emekçiler hakları için bir araya gelseler nasiplerine cop, bomba, gaz ve polisin zulmü dikiliyor. Aslında bu korkunun nedenlerini bizler çok iyi biliyoruz, siz de biliyorsunuz: Alın teri hırsızlığının yarattığı bir korkudur bu.

Gelelim tasarının kendisine. Bu tasarının adı ne? Kamu görevlileri sendikaları ve toplu sözleşme kanunu. Kamu görevlisi kim? Belediyede, vergi dairesinde, adliyede, okulda, hastanede emek gücünü satıp karşılığında ücret alanlar, sözleşmeli çalıştırılanlar, taşeron şirketlerde on-on iki saat çalışanlar yani yaşamak için çalışmak zorunda olanlar. Kamunun neden görevlisi oluyor bunlar, hangi mantıkla? Hiçbir kamu güvencesine sahip kılmayacaksınız, kamunun hiçbir güvencesinden faydalanmayacaklar ama adları “kamu görevlisi” olacak! AK PARTİ istiyor ki emekçiler onların görevlileri olsun, her dediğini yapsın, onun görüşünü benimsesin, onun sendikasına da üye olsun.

Diğer yandan, kamu görevlisi olmak için ortada kamuya ait işletmeler yani okullar, yani hastaneler, üniversiteler olması gerekli; aksine, sağlık ve eğitim başta olmak üzere her yerde kamuyu tasfiye ediyorsunuz. Özelleştirmeler yoluyla kamuda neredeyse işçi kalmadı. Devlet memuru kapsamında olanların da dörtte 1’i -yani yaklaşık 500 bini- taşeron işçi olmuş durumda. İşçi-memur ayrımı ortadan kalkıp işçileşme artarken kamu görevlisi icat etmenin sadece bir tek nedeni var; emekçileri “işçi-memur” diye bölmek ve onların haklarını eksiltmek için iki ayrı yasa çıkarmak. Ortada “kamu görevlisi” denilecek asker, polis, hâkim, savcı, vali, kaymakam vardır, onlara da sendika hakkı vermiyorsunuz. Bizce her isteyen özgürce sendika kurabilmeli, sendikalara da üye olabilmelidir, savcı da, polis de buna dâhildir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Milletvekili…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ama ortada kamu görevlisi bırakmamışsınız ve adına “kamu görevlileri yasası” diyorsunuz.

Tasarıda neler yok? Tasarıda grev yok. İçinde grev hakkı olmayan bir sendika yasası, tanımı gereği sendika yasası sayılamaz. Yasada grev hakkı olmaması neyi değiştiriyor peki? Greve ilişkin yasak ve sınırlama hukuksuzdur, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi çerçevesinde grev ve toplu eylem yolu açıktır. Bunu yasaya koymamak, üstelik arkasından dolanıp engellemek bu Meclisin alnından silinmeyecek bir lekeye tekabül etmektedir.

Aynı şekilde, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’ndan da “grev yasağı” tanımları kaldırılmalıdır, 27’nci maddesinden. Yetmez, kamu emekçilerine siyaset yapma ve siyasi partilere üye olma hakkı tanınmalıdır. Özgür bir toplu sözleşme süreci yok, milyonlarca emekçinin kaderini getirip bir ağustos ayının içine sıkıştırıyorsunuz.

Toplu sözleşmeyle aylık ücretler ve diğer mali ve sosyal haklara ilişkin sistemde değişiklik öngören talepler kapsam dışı sayılmaktadır niyeyse. Dolayısıyla “Yapılacak toplu sözleşme ücret ve aylık sistemini bozacak nitelikte olamaz.” diyorsunuz. Öyleyse neden toplu sözleşme var? Kimi kandırıyorsunuz? Meclisin zekâsını ya da emekçilerin zekâsını niye bu kadar aşağılıyorsunuz?

Toplu sözleşme görüşmelerinde temsil yetkisi çalışanların özgür iradesiyle belirlenmiyor bu yokların arasında. Üye sayılarını esas alan bir yetki belirlemesi demokratik değildir arkadaşlar. Üstelik en çok üyeye sahip sendikanın sözleşme imzalama yetkisinin de verilmiş olması ve buna itiraz hakkının olmaması diğer sendikaları dışarıda bırakmak demektir, bu da ILO normlarına aykırıdır.

Toplu sözleşme süreci peki nasıl hazırlanmış? Memur-Sen düşünülerek hazırlanmış, KESK ve Kamu-Sen devre dışı bırakılmıştır. Sözleşmelerde uyuşmazlık hâlinde grev hakkı verilmediği için Hakem Kuruluna gidilecek. Kurul 11 kişi, bunların sadece 4’ü sendikalardan. Bunda da Memur-Sen’in dışında kalan sendikaların oransal temsiliyle Memur-Sen’in temsili arasında vahim bir adaletsizlik vardır.

Bir de öğretim üyesi önerme hakları var ki bu, hâkim sendikayı düşündüğünüzde direkt hükûmetin kontenjanı olarak mütalaa edilebilir. Diğer üyeler siyasetin, hükûmetin doğrudan seçeceği kişilerden oluşuyor. Üstelik Kurul kararı kesin ve toplu sözleşme hükmünde sayılıyor yani Bakanlar Kurulu kararı gibi sayılıyor, itiraz yok. Böyle bir kuruldan çalışanlar için iyi, hayırlı bir karar çıkması Azrail’den can dağıtmasını beklemek gibi bir şey olur.

Yasada sendika üyeliği konusunda özgürlük yok, 35’inci maddedeki sınırlamalar aynen devam ediyor. Asker ve polisler dışındaki tüm kısıtlamalar uluslararası hukuka aykırıdır arkadaşlar.

Özetlersek;

1) Yasada grev yok. Burada Hükûmet temsilcisi bu sorulara cevap versin lütfen.

2) Sözleşme yetkisinin temsilinde adalet yok.

3) Sendikaların bu ağustos ayına sıkıştırılmasından dolayı toplu sözleşmeleri üyeleriyle değerlendirmelerine zaman yok.

4) Var olan sistem dışında ücret ve aylık talep etme yetkisi yok. Şimdiden 3+3 olarak kayıtlara geçsin, 3+3 olarak Hükûmet belirlemiş, toplu sözleşme, dost pazarda görsün! Göreceğiz, eğer bu 3+3’ün dışında işçilerin lehine bir gelişme olursa aha burada hepinizin huzurunda özür dileyeceğim.

5) Çoğunluk yetkisi olan sendikanın sözleşme imzalamasına diğer sendikaların itiraz hakkı yok.

6) Uyuşmazlık hâlinde demokratik bir Hakem Kurulunun oluşması yok.

7) Antidemokratik bu Hakem Kurulunun kararına da itiraz yok.

Ne var? On sekiz ay bekledikten sonra toplu sözleşme hakkını bile sınırlayan bir yasa var. Oysa, bu, sizin halka yalan söylediğinizin tescilidir. Oysa, davul zurna çaldırıyordunuz artık Memurlar da toplu sözleşme yapacak diye ama bunun olmazsa olmazı grev olmayınca ne idüğü belirsiz bir şey var. Mevcut yasa taslağı statükonun sadece devamını güvence altına alıyor. AKP de Meclis çoğunluğuna dayanarak yasa çıkarıyor. Sendika Kanunu’na, ILO normlarına uymayan bir sendika yasası var. Yandaş sendikaları kollayan, sayısal çoğunluğa dayanan, itiraz hakkı bulunmayan bir toplu sözleşme düzeni var. Hakem Kurulunun güvenilirliği yok. Bu nedenle bu yasa tasarısı beklentileri karşılamaktan uzak ve antidemokratiktir.

Sonuç olarak, Meclis gündemine getirilen yasa emekçilerin büyük bir çoğunluğu için yani sizin o Memur-Sen ve onun dışında kalan sendikaların temsiliyet oranı olarak baktığınızda da büyük bir çoğunluğu için yok hükmünde bir yasadır.

Bir önemli mesele var, buna ayrı bir başlık açmayı tercih ettim.

Sevgili arkadaşlar, özellikle sosyal demokrat belediyeler, BDP’li belediyeler, MHP’li belediyeler -bu dediğimi iyi dinleyin- tasarı Meclise gelmeden önce sendikaların bakanlıkla yaptığı toplantıda toplu sözleşmenin düzeyi hususunda önemli bir mutabakat sağlanmıştı, buna göre hizmet kollarıyla ayrı toplu sözleşme kararı alınmıştı. Meclise getirilende bu yok, hepinizin dikkatine arz ediyorum. Meclise gönderilen tasarı ile Bakanlık sendikalara âdeta bir son dakika golü atmış ve hizmet kolları ve yerel yönetimlerle ayrı sözleşme yapılması hususunu dikkate almayan, yok sayan bir tutum sergilemiştir. Buna göre bütün kamu görevlilerini bağlayan bu toplu sözleşmelerin sadece sendika konfederasyonları ile yapılması düzenlenmiş ve iş kollarıyla, yerel yönetimlerle ayrı sözleşmeler yapılmasının önüne geçilmiştir. Üstelik yerel hizmet iş kollarında uzun süredir toplu sözleşmeler yapılmakta ve bu sözleşmeler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla da tescil edilmiş bulunmakta.

Bilindiği gibi, Türkiye’de kamu emekçilerinin toplu sözleşme hakkının hukuksal mecrada tartışılması, KESK’e bağlı Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Emekçileri Sendikasının yani Tüm Bel-Sen’in Gaziantep Belediyesiyle yaptığı toplu sözleşmeye karşı açılan davayı AİHM’e götürmesi ve kazanması sonucunda olmuştur. Tüm Bel-Sen şu anda 406 belediye ve 18 bin kamu emekçisini bağlayan toplu sözleşmeler imzalamıştır ancak taslak bu şekilde yasalaşırsa hukuksal zeminde var olan kazanım gasbedilmiş olacaktır. Tasarının 22’nci maddesi “Mahallî idarelerde sözleşme imzalanması” başlığıyla mahallî idareler olan belediye ve il özel idarelerinde sözleşmelerin içeriğini düzenlemektedir. Ancak bugüne kadar AİHM kararıyla garanti altına alınan yerel hizmet iş kolundaki bütün toplu sözleşmeler yok sayılmaktadır, burası çok önemli. Ayrıca bu maddenin devamında mahallî idarelerde sözleşme yapılmasının önüne çok daha fazla engel konulmuş ve Türkiye’de neredeyse borçlu olmayan belediye yokken ilgili mahallî idarenin vadesi geçmiş vergi, sosyal güvenlik primiyle Hazine Müsteşarlığına olan borç toplamının gerçekleşen en son yıl bütçe gelirlerinin yüzde 10’unu aşması, ödeme süresi geçtiği hâlde ödenmemiş aylık personel ve ücret borcu bulunması veya gerçekleşen en son yıla ilişkin toplam personel giderinin gerçekleşen son yıl bütçe gelirlerinin belediyelerde yüzde 30’unu, il özel idaresinde yüzde 15’ini aşması hâllerinde bu madde kapsamında sözleşme yapılamaz. Bırakın muhalif belediyeleri, İktidarın kendi belediyelerinde bile bu saydığı standartları tutturan bir tane belediye bulamazsınız. Peki, niye koyuyorlar bunu? Sendikayı yerel bazda sözleşme yapmaktan, yerel iş kolunda sözleşme yapmaktan alıkoymak için. Bu durum, AKP’nin hemen her yasasında göze çarpan, istemediği ancak talep edileni demokrat görünmek adına yasaya koyması ancak uygulanabilirliğini mümkün kılmaması alışkanlığının bir tezahürüdür; “Benimsemediğim hükümlerin uygulanamazlığı” ilkesi gibi yeni bir içtihat icat etmiştir. AK PARTİ’nin artık klasikleşen “mış gibi görünme” taktiklerinden biri olan bu düzenlemeler emekçiyi kandırma çabalarından başka bir şey değildir.

Öte yandan, inanılmaz ve onulmaz zamlarla pervasızca, üstelik yalan söyleyerek, açıkça söylüyorum, bakın diyorlar ki “20 dolardı petrolün varili, bugün şu kadar oldu.” Peki, bir de o günkü doğal gaz fiyatlarıyla bugünkü arasında yüzde ne kadar artış olmuş, aynı sayın bakan aynı gevreklikle bir de burada söylesin, biz de rahat edelim.

Sözümü şu çağrıyı yaparak bitiriyorum: Dünyanın bütün mülksüzleri, bütün emekçileri, proleterleri, işsizlikle tehdit edilen işçileri, bütün baldırı çıplakları, bütün ayak takımları birleşin; kredi kartlarınızdan başka kaybedecek hiçbir şeyiniz yok. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tasarının tümü üzerinde MHP Grubu adına söz aldım.

Öncelikle, dün 1 Nisandı ama şaka gibi zamlarla başladık. Bugün gündeme bunlar oturmuş durumda. Elektrikte yüzde 9, doğal gazda yüzde 19’a varan zamlarla karşılaştık. Ben de bekledim, Hükûmet “Bu, 1 Nisan şakasıydı.” falan der diye ama -genelde böyle şeyler oluyor, haberlerde de izledik- şaka gibi. Sağınıza, solunuza bakın, ben, Bakanlar Kurulu sırasına bakıyorum, bu tarafta Kalkınma Bakanımız var, burada Maliye Bakanımız var, zamla ilgili ekonomi bakanları var, Çalışma Bakanımız burada yok. Yani asıl 1 Nisan şakası galiba bu. Hakikaten, heyhat, boşa beklemişiz. Biz, hani “Böyle bir şey olur, bir hafifletme olur.” diye bakarken, biraz da espri katarak “Vatandaşın en azından az hissetmesi de sağlanır.” derken Enerji Bakanımız çıktı “Efendim, bunun bizimle alakası yok, yapmak zorunda kaldık. Bizim dışımızdaki gelişmeler.” dedi. Ben de şaşırdım, baktım gündeme. Dün, Sayın Başbakan, Dışişleri Bakanı, hepsi, Suriye’nin Dostları Toplantısı yapıyor, İstanbul’da, Sanki başka bir ülkedeyiz zannettim. Açıkçası, hem bizim dışımızda hem Arap Baharı’nın göbeğindeyiz hem bütün uzlaşmazlıkların çözücüsü gibi gidip geziyoruz nafile turlarla. Libya’ya gidiyoruz, önce “olmaz” diyoruz, sonra gidip ertesi gün, NATO kuvvetlerinden önce biz gidiyoruz, Mısır’da aynısı, sonra da diyoruz ki: “Vallahi, bizim dışımızda.” Bir taraftan diyoruz: “Biz, BOP Eş Başkanıyız.” Bütün Orta Doğu’daki karışıklıkların göbeğindeyiz ama benzin zammı, mazot zammı, doğal gaz zammı bizimle ilgili değil! Bunu anlayamadım, öncelikle bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Hemen anında da zaten, Kore’den Sayın Başbakan İran’a gelmeden Sayın Enerji Bakanımız “Efendim, İran’dan alımları yüzde 20 oranında azaltıyoruz.” anında daha. Peki, bizimle alakası var mı? Tabii ki var. O politikaları siz uygularsanız, böyle gerilim olursa o da artar.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – “27 sent artı maliyet.” deniliyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Şimdi, zamlar birden geldi, yani bekleniyordu ama öteliyorduk popülist bir şekilde ama memurların, şu anda beklediğimiz, bugün tartışacağımız kanun çıkmadığı için, maaşları hâlâ zamsız. Bunu, arkadaşlarımız dikkatle bekliyorlar. Öncelikle şunu açıklıkla belirtelim: Bazı yandaş medya kuruluşlarında ve hatta bazı AKP yetkililerinin beyanlarında da sanki böyle, muhalefet bunu geciktirmiş gibi bazı yanlış anlamalara yol açacak beyanlar bulundu. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, geldiği andan itibaren, ivedilikle çıkması için çaba gösterdik, Komisyondaki arkadaşlarımız burada, Sayın Bakan kendisi yok ama Sayın Elvan Sayın Bakana aktarabilir. O arada birtakım şeylerden dolayı alt komisyon bir aydan fazla toplanamadı, hızlıca çıkaralım diye de kendilerine taahhütte bulunduk. Tabii ki burada tasarının tamamıyla bir an önce çıkmasını istiyoruz ancak içerisinde, konfederasyonların uzlaşıp da -üç konfederasyonun hatta uzlaşıp- burada yer almayan veya bir iki konfederasyonun belirttiği ancak tasarıya eklenemeyen bazı hayati konular mevcuttur. Esas itibarıyla bir an önce yasalaşmasını istiyoruz ama bu çerçevede eksik gördüğümüz hususları ve yanlışları düzeltmek adına bazı maddelerde değişiklik önergelerimizi sizlere vereceğiz.

Değerli arkadaşlarım, ben kendim bizatihi bu kamu sendikacılığının başından beri içerisindeydim ve siyasete atılıncaya kadar da sendikalardan bir tanesinin, Türk Banka-Sen’in Genel Başkan Yardımcılığını yaptım. Yani bu sendikal hareketin nereden nereye geldiğini, iş yerinden üye olmak için izin dahi alınamadığını, Danıştayda, idare mahkemesinde, birçok mahkemelerin görüldüğünü bilen ve bizatihi yakından yaşayan bir arkadaşınızım. Sonrasında akademik görevim var ama öncelikle o süreçte, bürokrasideyken bu çalışmaları çok yakından hem yaptım hem izledim. Dolayısıyla, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı Türk Banka-Sen’de o faaliyetleri gösterirken bizim bir ilkemiz vardı, dedik ki “Türkiye sevdamız, ekmek için kavgamız.” Bizim ilkemiz önce ülkemiz yani sorumlu bir sendikacılık, hem hükûmetin, devletin, bütün milletin çıkarlarını, o andaki çalışmalara yönelik olarak bir sendikacılık hareketi yapalım diye çıkan bir şeyde bugün geldiğimiz noktayı önemli buluyoruz ama dünyadaki gelişmelere paralel olarak maalesef yetersiz görüyoruz gelen tasarıdaki hükümleri, maalesef yetersiz görüyoruz ve çok gecikmiş buluyoruz. Sizler, anayasa değişikliği olurken, referandum sürecinde tartışılırken, sanki ertesi gün bunlar olacakmış gibi, meydanlarda söz verdiniz. Ancak, bu değişikliğin üzerinden bir buçuk yıl geçti ve hâlâ bu tasarıyı da üç aydır maalesef kanunlaştıramadık. Burada, tabii ki, onun için baştan belirttim ki bu gecikmenin nedeni muhalefet partileri değil, gerekçesini bilmiyoruz, birtakım konfederasyonlarla veya Hükûmetin gündemi… Bakanlar Kurulunda diğer kanunlar var, çok böyle acele olan, geçen hafta görüştüğümüz FATİH Projesi’ni de içeren 4+4+4 var. Eğitim zamanı değil, öğretim yılı değil, herhangi bir şey yok ama maalesef bu önemli kanunlar bekledi.

Değerli arkadaşlar, maalesef Adalet ve Kalkınma Partisinin bu noktalardaki tutumunda çok siyasi davrandığını sizlerle paylaşmak zorundayım. Bizim komisyondaki tartışmalarımız sırasında da sanki bir yandaş sendikayı koruyan, kollayan bir yaklaşım içerisinde olunduğunu müşahede ediyoruz. Müşahede etmenin de ötesinde bu tartışmalarla ilgili olarak Sayın Bülent Arınç’ın burada yapmış olduğu bir konuşmayı sizlerin dikkatlerine sunmak istiyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinin sendikal harekete bakış açısı açısından birkaç örneği sizlerle paylaşacağım.

Sayın Arınç Memur-Sen Bursa temsilciliğinin açılışında vahim bir konuşma yapmış, sonra da bir düzeltme yapar falan diye… Zaman zaman yapıyor biliyorsunuz, maksadını aştığı zaman kendisi çıkıp açıklama yapıp “Ben hata yaptım.” diyebiliyor, o erdeme sahip. Ben İnternette yaptığım taramada onun üzerine başka bir düzeltme açıklaması maalesef göremedim. Aynen şöyle diyor Sayın Arınç: ‘’Şimdi bütün hazırlıklarımız tamamdır. Yasada değişiklik yapılacak ve Memur-Sen’in görüşleri, mücadelesi doğrultusunda yasa değişikliği yapılıp toplu sözleşme imzalanacak.” Bakın “sendikaların” demiyor, “Memur-Sen’in doğrultusunda” diyor. “Bundan kimsenin endişesi olmasın. Ama ‘hayır, hayır’ diye yırtınanların şimdi ‘Nerede toplu sözleşme?’ deyip ortalıkta dolaştığını görünce ‘Kardeşim sen şurada bir otur bakalım, senin bunları konuşmaya hakkın yok, milletin kafasını da bulandırma. Memur-Sen ne yapacağını bilir, Hükûmetle bu konuyu müzakere etti, yasal değişiklik yapılacak, toplu sözleşme imzalanacak’. ‘Gecikiyor...’ Bu haklarda gecikme olmaz.” diyor.

Şimdi, bunun üzerine, ne bu toplu sözleşmenin ne yapılacak kanun tasarısının ne de bizim yaptığımız tartışmaların fazla bir anlamı kalmıyor Sayın Bakanım. İnşallah, Sayın Çelik yurt dışında falan değildir, intikal eder, böyle bir şeyde kendisine de bunları iletme şansımız olur. İsterdik ki burada, bu kadar süredir bekleyen ve milyonlarca insanı ilgilendiren bu kanun tasarısında kendisi de bu notları almış olsun. Yani bu çok vahim bir şey. Biz, kendi sendikamızda buna dikkat ederiz.

Biz defalarca dile getirdik, burada bir sendika kayrılıyor diye. Sizlere, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerde, değişik kanunlarla ilgili burada yaptığımız konuşmalarda, geçtiğimiz dönemde, 23’üncü Dönem’de de dile getirmiştik.

Şimdi, bakın, onların hiçbirisinin üzerinden… Ben soru da sordum, tutanaklara da geçti, birkaç tanesini elimde getirdim, bir klasör dolusu, tam bir klasör dolusu, Sayın Bakanım, yapılan kayırmalar, kadrolaşmalar ve buna ilişkin yapılan tespitler var. Gerçekten böyle bir şey var. Bunu sonra size de veririm, bu eski resim ama üzerinden bana hiçbir şey dönmedi. Resmen bir kamu kurumumuzun resmî aracıyla, arkadaşlarımız üşenmeyip fotoğraflamışlar, içerisinde yapılan sendika çalışması, yardımlar, dağıtımlar, hepsi tarih tarih verilmiş. Ben, onu geçmiş zamanda verdim ilgili bakanımıza.

Bakıyorum şimdi, “Efendim, böyle bir şey yok.” Bütün bunların üzerine Sayın Arınç’ın söylediklerini size soruyorum ve bu süreçte ne kadar Memur-Sen’in, ilgili konfederasyonun, ilgili federasyonlarında, sendikalarında neler yaşandığını sizlerin dikkatine sunmak istiyorum. Bu, gerçekten vahim bir şey. Demokrasi diyoruz, sivil toplum kuruluşları önemlidir diyoruz... Vaktinizi almamak için girmiyorum ama burada sadece birkaç numune, bir klasör dolusu bende örnekleri ve delilleri var. Arkadaşlarımız da bizlere ilettiler. Aynı şekilde, yine, KESK’ten de benzer raporlar, görüşler geliyor. Dolayısıyla, burada kendi kendimizi kandırmamıza gerek yok. Zaten Sayın Arınç’ın itirafları, bize, çok net bir şekilde, Memur-Sen’le bu işlerin pazarlığının yapıldığını ve bu çerçevede yapılacağını gösteriyor.

Ben, bizatihi, eğer, hani bunlar sendikadan gelmiş derseniz, ben kendi yaşadığımı sizlerle paylaşayım. Antalya’da bir sendikamıza üye olmuş, beni de tanıdığını refere ettiği için de sendika başkanımız dedi ki: “Hocam, bir baskı var, arkadaşımızı Memur-Sen Konfederasyonuna bağlı Sağlık Sendikasına geçirmeye çalışıyorlar. Böyle bir şey oldu.” Ben de açtım, normalde de hukukum olduğu için yani “Ne oldu, ne gibi bir gelişme var, kanaatini değiştiren nedir?” deyince, eşi dedi ki: “Hocam, benim yapacağım bir şey yok. Benim bebeğim daha birkaç aylık, Allah muhafaza ‘Oradan sürgüne göndeririz! diyorlar. Gittiği zaman benim çocuğa da, şeye de bakacak hâlim yok.” Ben kendim bizatihi yaşadığımı söylüyorum, bu bir duyum değil. O zaman, burada, biz demokratik sendikacılık yapılması için kanun çıkarıyoruz dememizin bir anlamı kalmıyor. Yani bugünün konjonktürüne göre bu kanunu çıkarmayalım diyorum arkadaşlarıma. Bugün falanca sendika yetki almış olabilir, yarın konjonktür değiştiği zaman başka sendika yetki alır. Buradaki en önemli konu, değerli arkadaşlar, bu kanunun belli bir sendikaya göre dizayn edilmiş olması. Biraz sonra içeriğinden, bazı maddelerinden size bahsedeceğim, orada daha net bir şekilde göreceğiz.

Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde maalesef çalışma hayatı anlamında çok bir mesafe katedilemedi, sosyal barışın sağlanmasına ilişkin çalışmalar gerçekleştirilemedi. Ne gerçekleşti? Taşeronlaşma, sendikasızlaşma gerçekleşti. Bunları dışarıya servis alarak, artık kamu çalışanlarını azaltarak, dolaylı olarak da yapamadığımız -yetersizlikten dolayı- atamaları bu sözleşme yaptığımız şirketlere geçici işçi, geçici çalışan atayarak kontrol etme yöntemine gidildi. Bu çok hoş bir şey değil yani bu taşeronlaşma kamu hizmetlerinin aksamasına neden oluyor. Burada bir bakışı ifade ediyorum, çok örnek verebilirim. Ama şimdi siz ne yaptınız? Arkadaşlarımızın bir çoğu oradaydı. Getirdik, bir kanun tasarısının içerisinde -torbalar, çorbalar, biliyorsunuz günlerce bir sürü ilave yaptık, yama yaptık, bohça yaptık- hiçbir kamu görevi olmasa dahi özel sektörde bir yerde çalışmış veya kendi dükkânında durmuş birisinin müsteşar, genel müdür, genel müdür yardımcısı olabilmesine ilişkin düzenleme yaptık. E, bu şartlarda nasıl yapacağız? Yani bunu gerçekleştirmek mümkün mü? Etkin bir kamu yönetimi hizmetini vermek, kamu hizmetini vermek bu şartlarda mümkün müdür? Değildir.

Şimdi ne yapıyoruz? Kanuna bakıyoruz, değerli arkadaşlar, burada baktığımız zaman, aynen söylediğim anlamda, kamu görevlileri sendikalarına ilişkin birkaç ana konu var.

Bir kere, kapsamla ilgili sorun var, bütün çalışanları kapsamıyor.

İkincisi, temsil heyetinin oluşumunda, az önce söylediğimiz yandaş sendika kayırması aleni olarak belli oluyor ve kanun maddesine işlenmiş. O şartlarda temsil yaptığınız zaman doğrudan hükûmetin ve yandaş sendikanın kontrolünde. Yani Sayın Arınç’ın dediği gibi “Biz zaten yaptık, usulen bunları hızlıca yapıp geçip gideceğiz.” sonucu çıkıyor.

Üçüncüsü, burada hakem kuruluyla ilgili tartışmalar var.

Dördüncüsü, itiraz haklarıyla ilgili esastan önemli hususlar var ve yetki imzalamayla ilgili de bazı tartışmalar var. Tabii, onun dışında, diğer maddelerde de bazı hükümler var ama baktığımız zaman, maalesef, bunların hiç dikkate alınmadığını ve bu çerçevede de fazla bir kaygı duyulmadığını, “Zaten biz işi bitirdik, siz de muhalefet olarak görüntüyü tamamlayın.” anlayışı içerisinde olduklarını görüyoruz.

Şimdi, bunun içerisinde, sendikaların üyeleri adına, konfederasyonların ise kamu çalışanlarının tamamını ilgilendiren genel düzenleyici işlemlerde yargı yoluna başvurma hakkı yok. Böyle bir şey olabilir mi? Yani hem temsil ediyorsunuz ama sizin bu hakkınız yok.

Başka?.. Toplu sözleşme görüşmeleriyle ilgili imza yetkisinden bahsettik. Sayın Bakan burada diyor ki: “Kardeşim, biz Memur-Sen’le otururuz, sözleşmeyi imzalarız.” iyi… Diyor ki diğer iki konfederasyon da: “Bu sözleşmeyi uygun bulursak biz de imza atalım.” Hayır, zinhar olmaz. Neden? O zaman Memur-Sen “Ben Hükûmetle sözleşme imzaladım.” diye taraftarlarına hava atamayacak diye düşünüyorlar. Şimdi, şundan daha doğal bir şey var mı! Bir sözleşme varsa, siz de onu kabul ediyorsanız, öyle veya böyle, zımnen pazarlığı ettiniz. “Bakın, o yapılan pazarlığa biz de ‘Evet.’ diyoruz.” diyorlar ama diyor ki: “Yok kardeşim, siz imza atamazsınız.” Sizce bunda bir sakınca var mı? Birinizin kabul ettiği önergeye diğeriniz “Evet” dediğiniz zaman bir sorun oluyor mu? Yani, onun için bu çok önemli bir husus temsil yetkisi açısından.

Sayılara bakıyoruz, şimdi “Sendika temsilcilerinin salt çoğunluğuyla geçerlilik kazanır.” diyor. Yani, kısmen hizmet kolunda, hizmet kolu anlamında bir iyileştirme yapıldı Komisyondaki tartışmalarımız sırasında ama orada da yine nihai olarak yapılacak sözleşme, genel sözleşmeye bağlı yerde ilgili konfederasyonların imza yetkisi maalesef yok.

Öbür taraftan bakıyoruz, kamu görevlileri hakem kurulu var. Burada da başka bir tartışma yaşanıyor değerli arkadaşlar. Normal şartlarda işçi sendikalarında bakıyoruz, Yargıtay 9. Daire Başkanı, iş hukukuna ilişkin olan daire başkanı doğrudan görevli, bu konuda tecrübesi de var. Şimdi diyoruz ki Sayın Bakana: “Efendim, bu ilgili kimse…” Orada, çok geniş bir seçenek var, o maddede “Danıştaydan, Sayıştaydan, Anayasa Mahkemesinde, Yargıtaydan birini bulup seçelim, yetkiyi bize verin.” diyorlar. Şimdi, bu kadar bir geniş yetkiyle bir hakem kurulu başkanı belirlenir mi değerli arkadaşlar? O zaman, yine, konjonktüre göre birisi işimize gelmediği zaman diğerini atayalım olur. Biz de demiyoruz ki: “İllaki bu olsun.” Yani, önergede, şu anda o konularda uzmanlaştığı için, daha önce de uzlaşmazlık çözümlerinde katkıda bulunduğu için ilgili daire başkanı, o olmuyorsa Danıştayın ilgili daire başkanı var. Öbür türlü ne oluyor biliyor musunuz? 100’e yakın insan arasından herhangi birisini seçelim. Yani, bunun kanunda net bir şekilde belirlenmesi gerekiyor.

Diğer taraftan itiraz hakkı var değerli arkadaşlar. Şimdi şöyle bir öneri getiriyor konfederasyonlar, diyorlar ki: “Eğer bir sendika, A sendikası imzalarsa konfederasyon olarak, diğer iki sendikanın buna itiraz hakkı olsun. Birlikte olsun, tek başına değil, yani uzlaşılan, tepki konulacak bir şey varsa birlikte itiraz edebilelim.” “Zinhar olmaz.” Niye? “Biz zaten anlaşmayı imzaladık -Sayın Arınç’ın dediği gibi- sizin hiçbir yerine karışmanıza gerek yok.”

Peki, şimdi geldi A sendikası yüzde 35’le temsil yetkisi aldı, geriye kalan yüzde 65; yüzde 32, yüzde 33’le iki sendika var. Şimdi, yüzde 65’in söylediği itirazı kabul etmeyeceksiniz, yüzde 35’le sözleşme imzalayacaksınız. Peki, zaten itiraz edildiği zaman nereye gidiyor ki, niye itiraz ediyorsunuz? “Efendim, gecikme olur.” diyorlar. Tamamı beş gün içerisinde, değerli arkadaşlar, neticelendirileceğine dair hüküm var, topu topu beş günlük bir gecikme. Zaten şu anda biz sadece alt komisyon için bir buçuk ay toplanamadık, bunları hiç saymıyoruz.

Dolayısıyla, buralarda Hükûmetin samimi olmadığının ipuçlarını ve örneklerini görüyoruz. Aksi takdirde, ne olacak? Yani demin söylediğim gibi o sendikanın yetkilileri de imza atsa ne olur? Tam tersine Hükûmetin eli güçlenir, sosyal taban kendilerinin verdiği zammı desteklemiş olur, siyaseten aslında Hükûmetin lehine olur eğer buna böyle bakarsa. Ama öbür taraftan, “Yandaş sendikayı koruyalım, bizim tabana selam versin, onun dışında da herhangi bir katkıda bulunan olmasın.” dersek işte, o zaman yandaşları korumuş ama maalesef vatandaşları, kamu çalışanlarını bir yandaşlık baskısı altında ezmiş oluyoruz.

Gelin, bunları, hazır bu işin geneli konuşulurken burada not edelim, Sayın Bakana da geldiği zaman iletelim, sizler aracı olun, -zaten önergelerimiz olacak- Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu olarak da grup başkan vekilleri de bu çalışmalara katkıda bulunsun ve kamu çalışanlarının haklarını verecek, ILO sözleşmelerinde, Anayasa’da belirtilmiş olan haklarını verecek çalışmalar yapalım.

Değerli arkadaşlar, bir taraftan hak veriyoruz, öbür taraftan Anayasa’nın ilgili maddesine aykırı şekilde “Mali ve sosyal haklar kanunla düzenlenir.” hükmünü getiriyoruz. Maalesef “kısıtlanamaz” denilen şeyi alt maddede kısıtlama yapıyoruz. Peki, toplu sözleşmede mali ve sosyal hakları görüşmeyip de neyi görüşecek memurlar? Neyi görüşecek? Anayasa tam tersine “Bunu kısıtlayamazsın.” diyor, biz kanunla Anayasa’nın koyduğu hükme kısıtlama getiriyoruz. Maalesef, aceleyle olduğu için veya birtakım arkadaşlarımızın zorlamasıyla geldiği için bu konular görmezden geliniyor ve yandaş bir sendikacılık anlayışı içerisinde de bu kalıcı sorunların hazır bu fırsat gelmişken çözümüne imkân tanınmıyor.

Değerli arkadaşlar, biz -bir defa daha tekrar ediyorum- Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kanunun tamamına ilişkin bir an önce çıkması konusunda hem fikiriz ama içinde bu söylediğim temsil yetkisi, itiraz hakkı ve içerideki üyelerle ilgili dava açma hakkına benzer temel haklardan da faydalanmaları gerektiğini düşünüyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunun çözümünün kamu personel rejimini toptan reforma tabi tutmak, kamu çalışanlarını liyakate, ehliyete göre sınıflandırmak ve 666 sayılı KHK ve benzeri KHK’lardan kurtararak adil bir çalışma hayatını tesis etmektir diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bu duygularla hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Musa Çam.

Buyurun Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum ve iyi bir hafta diliyorum.

Geçtiğimiz haftalar Parlamentoda yapmış olduğumuz 4+4+4 çalışmaları nedeniyle çok sıkıntılı ve çok sorunlu ve Parlamentoya yakışmayacak tutum ve davranışlarla karşı karşıya kaldık. Bu nedenle, bu haftanın başarılı geçmesini ve sakin geçmesini talep ediyorum ve diliyorum.

Geçtiğimiz hafta yapılan 4+4+4 çalışması sonucunda Sayın Başbakanın AKP milletvekillerine vermiş olduğu yemekte, dün gazetelerde okuduğumuz kadarıyla diyor ki: “Gururluyuz ama kibirli değiliz, onurluyuz ama hiçbir zaman şımarmıyoruz ve şımarmayacağız.” Fakat gerek komisyon konuşmalarında gerekse burada mikrofonda konuşan arkadaşlarımızın her defasında “Biz yüzde 49 küsur oy aldık, sizler kayıtsız ve şartsız olarak bizim söylediğimiz her şeye ‘evet’ demek zorundasınız.” tutum ve anlayışının, bir kibirliliğin ve bir şımarıklığın sonucu olduğunu da söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, yüzde 49 oy aldınız ama yüzde 51 de sizin karşınızda, dolayısıyla yüzde 51’i de dikkate almanız gerekiyor ve onları yok saymamak gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; şu anda yaklaşık olarak 7 Temmuz 2011 tarihli Resmî Gazete’ye göre, 1 milyon 874 bin 545 kamu çalışanının ve 3 konfederasyonun 1 milyon 142 bin üyesi, diğer konfederasyonlara üye 53 bin ve hiçbir konfederasyona üye olmayan 700 bin kamu emekçisinin geleceğini ilgilendiren ve yaklaşık olarak da 2,5 milyon kamu emeklisi memurlarımızın geleceğini ilgilendiren bir kanunun üzerinde görüşüyoruz.

1990’lı yıllarda sokaklarda, meydanlarda grevli ve toplu sözleşmeli Sendika Yasası için sokaklara çıkılan ve bunun mücadelesi sonucunda da 2001 yılında “Toplu Görüşme Yasası” adı altında gerçekleştirilen Toplu Görüşme Yasası’nın üzerinden tam on bir yıl geçti. On bir yıl sonra, bugün, burada grevli ve toplu sözleşmeli bir kamu çalışanları sendika yasası beklerken yine birçok eksik ve hatalarla dolu olan bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız.

Yaklaşık olarak üç ay Bakanlar Kurulunda bekletildikten sonra, 23 Ocak 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilen, komisyonlarda da bir buçuk aydır bekletilen 4688 sayılı Yasa’da değişiklik yapılmasını öngören yasa tasarısının başta kamu emekçileri ve emekliler olmak üzere tüm toplumda derin bir hayal kırıklığı yarattığını ifade etmek istiyorum.

Bu yasa teklifi neden büyük hayal kırıklığı yaratıyor arkadaşlar? Hepimizin bildiği gibi, 12 Eylül Referandumunda, Hükûmet -her fırsatta yüzde 58 “Evet” oyu almakla övündüğü referandumda- toplumun pek çok kesimine olduğu gibi kamu emekçilerine de çeşitli vaatlerde bulundu, bunu hatırlatmak isterim. 12 Eylül Referandumu öncesinde kamu emekçilerine ne denildi? “Artık sizler de toplu sözleşme yapacaksınız. On yıldır sürdürülen toplu görüşme tarihe karışacak, toplu sözleşmeyle sizler de haklarınızı koruyacaksınız.” denildi. Toplu sözleşmenin tarafları, kapsamı, şekli, usulü, yürürlüğü, taraflar arasında uyuşmazlık hâlinde devreye girecek olan Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun oluşumu, yetkileri konularında hiçbir netlik olmamasına rağmen, özellikle yandaş medyanın o alışıldık “Memura müjde” manşetleri eşliğinde, kamu emekçilerinden, emeklilerinden “Evet” oyu istenmişti. Hatta Hükûmete yakınlığıyla bilinen bir konfederasyon referandumda “Evet” oyu için seferber olmuş, gazete ilanları vermiş, il il gezip Hükûmete desteğini göstererek evet oyu istemişti. On yıllık iktidarında, AKP iktidarında, gerçekleri çarpıtma konusunda çıraklıktan ustalığa geçtiğimiz ve tanık olduğumuz AKP iktidarı bu vaatlerin karşılığını referandumda fazlasıyla aldı. Ancak şimdi geldiğimiz noktada kamu emekçilerine müjde falan verilmediği, referandumda yandaş medyanın nefesi ve desteğiyle şişirilen balonun büyük bir gürültüyle patladığını görüyoruz.

Anayasa’da değişikliğin gereğini yerine getirmemek için âdeta ayak direyen Hükûmet, tam on bir ay kılını bile kıpırdatmadı. Aslına bakarsanız, konfederasyonların baskısı olmasa, Hükûmetin planı, bu seneyi de Anayasa’ya uygun yasa tasarısı hazırlığı tamamlanmadı gerekçesine sığınarak, on yıldır sürdürülen toplu görüşme sistemini devam ettirmekti. Ancak Kamu Emekçileri Konfederasyonunun ısrarı sonucunda, referandumdan on bir ay sonra, 4 Ağustos 2011 tarihinde gerçekleştirilen toplantıda Anayasa’ya uyum için yeni bir yasa yapmak yerine, 4688 sayılı Yasa’da tadilat yapılacağı açıklandı. Yani 2002 tarihinden beri yürürlükte olan ve yürürlüğe konulduğu tarihten bugüne kamu emekçilerinin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak, 12 Eylül Anayasası’nda olduğu gibi, özüne ve ruhuna yasak ve sınırlamaların hâkim olduğu Kanun’da sadece tadilat öngörülmüştür.

Şimdi, diyeceksiniz ki: “Ne güzel işte; konfederasyonları çağırdılar, toplantılar yaptılar ve üçlü danışma kurulları toplandı ve burada müzakereler yapıldı.” Değil arkadaşlar. Birbirimizi kandırmayalım. AKP’nin katılımcı, demokratik yöntem ve temayüllere uyduğu nerede görüldü? İç Tüzük değişiklikleriyle milletin Meclisinde milletvekillerinin sesini kısmaya kalkanlar, kamu emekçilerinin konfederasyonunu hiç dinler mi? Her zaman yaptıkları gibi, dinlermiş gibi yaptılar, sonuçta da kendi bildiklerini okuyup ve kendi bildiklerini yazıp Bakanlar Kuruluna gönderdiler.

Değerli arkadaşlar, AKP Hükûmetinin, bu yasa hazırlığı sürecinde, tüm konfederasyonların taleplerini dikkate almamakla itham etmek de doğru değildir. Bu konuda haksızlık yapmak istemem ama elbette dinledikleri, taleplerini dikkate almak bir yana neredeyse harfiyen yerine getirdikleri konfederasyon da olmuştur. Bu konfederasyonun hangi konfederasyon olduğunu, şube açılışlarında âdeta AKP seçim bürosu, il örgütü binası açar gibi boy gösteren Değerli Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç çok daha iyi bilmektedir. Sayın Arınç, bu Konfederasyona bağlı bir sendikanın Bursa temsilciliğinin açılışında neler söylüyor kulak verelim kendisine de demokrasi kültürümüz artsın arkadaşlar. Sayın Başbakan Yardımcısı diyor ki, toplu sözleşmenin yanına grevi koymak suretiyle talepte bulunduklarını hatırlatarak: “O ‘toplu sözleşme olsun’ diye bağıran sendikalardan biri MHP doğrultusunda ‘hayır’ demek için çalıştı, çabaladı. Öbürü de sol ve başka bir fraksiyonların temsilcisi olarak onlar da ‘hayır’ oyu verilmesi konusunda çabaladı.” diyor Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Bursa’da. “Buna sadece Memur-Sen’in hakkı var. Dürüst, samimi, yurtsever olarak ‘Ben evet demiştim, şimdi evetin karşılığını görmek istiyorum.’ demeye sadece Memur-Sen’in hakkı var.” diyor. “Yasada değişiklik yapılacak ve Memur-Sen’in görüşleri, mücadelesi doğrultusunda yasa değişikliği yapılıp toplu sözleşme imzalanacak. Bundan kimsenin endişesi olmasın. Ama ‘hayır, hayır’ diye yırtınanların şimdi ‘Nerede toplu sözleşme?’ deyip ortalıkta dolaştığını görünce ‘Kardeşim, sen şurada bir otur bakalım, senin bunları konuşmaya hakkın yok. Milletin kafasını da bulandırma. Memur-Sen ne yapacağını bilir, Hükûmetle bu konuyu müzakere etti. Yasal değişiklik yapılacak, toplu sözleşme imzalanacak. Olacak bu iş. AK PARTİ demişse bu iş olacak. Kim yol gösterdi bize? Memur-Sen gösterdi.” diyor. Sayın Arınç şöyle devam ediyor: “İşte bu kadar basit, hem referandumda bana ‘evet’ oyu toplamak için il il dolaşmayacaksın hem de toplu sözleşmeyi, üstelik grevli toplu sözleşmeyi isteyeceksin. Olacak şey mi? Ey ideolojikler, bizim ileri demokrasimize, bizim politikalarımıza sonuna kadar destek olmayanlara yer olmadığını daha öğrenemediniz mi?” diye Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Bursa’daki konuşmasını böyle tamamlıyor.

Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı mevcut yasayla sendika üyesi olması yasaklanan on binlerce kamu emekçisinin yasağını kaldırarak örgütlenmenin önünü açıyor mu? Tabii ki açmıyor. Nerede? Tasarının daha ilk maddesinde sendikalara üye olacaklar kamu kurum ve kuruluşlarında kadro ve pozisyonlarda çalışanlarla, yani kadrolu 4/A’lı ve sözleşmeli 4/B’li olarak çalışanlarla sınırlandırılmış. İşçi statüsü dışında geçici ücretli veya başka biçimde çalışanlar; onların üyeliği bir başka bahara. Oysa 4/C’li çalışanların sendikalara üye olabileceklerine ilişkin yüzlerce yargı kararı var. Varsın olsun. Yargı kararından kime ne? Bildiğiniz gibi, mevcut Yasa’nın 15’inci maddesinde, sendikaya üye olması yasaklanan kamu emekçileri sıralanıyor. Daha birkaç hafta önce Yargıtay, bu maddeye dayanarak savcıların ve hâkimlerin kurduğu Yargı-Sen’in kapatılmasını onayladı. Dünyada ilk defa yargı organı kendi meslektaşlarının kurduğu sendikayı kapattı arkadaşlar. Ama bu karar tasarıyı düzenleyenlerin hoşuna gitmiş olmalı ki tasarı bu karara uygun. Artık hangi yargı işimize gelirse!

15’inci madde sadece hâkimlerin ve savcıların sendika üyesi olmasını yasaklamıyor. Bu maddeye göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı idari teşkilatı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde çalışan kamu görevlilerinin, yüksek yargı organlarının başkan ve üyelerinin, rektörlerin, dekanların, enstitü ve yüksek okulların müdürleri ile bunların yardımcılarının, Millî Savunma Bakanlığında, Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında çalışan sivil memurlar ve kamu görevlilerinin, merkez denetim elemanlarının, MİT mensuplarının, emniyet hizmetleri sınıfı ve emniyet teşkilatında çalışan diğer hizmet sınıflarına dâhil personelin, ceza infaz kurumlarında çalışan kamu görevlilerinin sendika üyesi olması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde stenograf, danışman ve sekreterlerden diğer çalışanlara varıncaya kadar hepsinin sendika üyesi olması yasaklanmış durumda.

Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısıyla, toplu sözleşme masasında kamu emekçilerinin ekonomik, sosyal, özlük, demokratik çalışma yaşamından kaynaklı tüm sorunları ele alınabiliyor mu? Tabii ki değil.

Tasarı, toplu sözleşmenin konusunu sadece mali ve sosyal haklarla sınırlandırıyor, hatta Anayasa’ya aykırı olarak mali haklara da sınırlama getirmektedir.

Tasarının ilk hâlinde hizmet kolu sözleşmesine yer vermediği için sendikalar otomatikman devre dışı bırakılmış durumdaydı. Sadece en çok üyeye sahip olan üç konfederasyonla yapılacak olan tek düzey toplu sözleşmede de hükûmetin belirlediği sınırların dışına çıkılmaması için de her türlü önlem alınmış. Toplu sözleşmede kamu emekçilerini temsil edecek olan Kamu Görevlileri Sendikaları heyetinin oluşumuna baktığımızda da bu önlemlerin nereye vardığını daha iyi anlıyoruz.

Heyet 7 üyeden oluşacak. Tasarıya göre en çok üyesi olan konfederasyona heyette 3 temsilcilik, üye sayısında ikinci durumda olan konfederasyona 2 temsilcilik, üçüncü konfederasyona da 1 üyelik verilmişti, etti mi 6. Bu heyetin başkanlığı için de ayrıca, en çok üyesi olan konfederasyona bir temsilcilik daha veriliyor.

Alt komisyonda bu konuda bazı değişiklikler yapıldı ama nasıl? Yine yandaş konfederasyonun isteği doğrultusunda. Komisyon raporları açık, merak eden açıp okuyabilir. Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri ile muhalefet milletvekillerinin ve iki konfederasyonun, temsilde adaletin sağlanması ve hizmet kolu toplu sözleşmesi yapılması önerileri reddedildi. Tasarı, yandaş konfederasyonun önerisi doğrultusunda ve pozisyonunu koruyacak biçimde değiştirildi.

Değerli arkadaşlar, toplu sözleşmeden istifade edecek toplam kamu emekçisi sayısını demin söyledim. Şimdi, kamu emekçisinin tek sözcüsü Memur-Sen kabul ediliyor. İsterseniz daha açık olarak ifade edelim. AKP diyor ki: “Ben 500 bin üyesi olan yandaş konfederasyonuma, bu heyette, başkanlık dâhil 9 temsilcilik veriyorum. 394 bin üyesi olan Türkiye Kamu-Sen’e 4 temsilci, 232 bin üyesi olan KESK’e de 2 temsilcilik yeter.”

Böyle bir hesap olabilir mi arkadaşlar? Bölün 515 bini 9’a -sonuç ne- ben, 57 bin küsur buldum; bölün 394 bini 4’e, ben -yanlış bulmadıysam- 98 bin küsur buldum; 232 bini 2’ye, 116 bin.

KESK ve Türkiye Kamu-Sen’in toplam üye sayısı 626 bin ama heyette toplam 6 temsilcileri var. 515 bin üyesi olan Memur-Sen’in ise başkan dâhil 9 temsilcisi heyette yer alıyor.

Tabloya bakar mısınız: 2002 yılında 41 bin üyesi varken on yıllık AKP iktidarının da desteği ile üye sayısını 13 kat artıran, iktidarla olan bu yakın münasebeti uluslararası sendika ve konfederasyonların dikkatinden kaçmadığı için buralara yaptığı üyelik başvurusu reddedilen Memur-Sen Konfederasyonunun her 57 bin küsur üyesine 1 temsilci düşmektedir.

Diğer taraftan, Türkiye Kamu-Sen Konfederasyonunun her 98 bin üyesine 1 temsilcilik; yönetici ve üyelerinin siyasi görüşleri gerekçe gösterilerek son dönemlerde attığı her adımı soruşturmaya konu edilen, tamamen sendikal faaliyetler kapsamında gerçekleştirdiği etkinlikleri gerekçe gösterilerek bugün toplam 40 yöneticisi ve üyesi demir parmaklıklar ardına hapsedilen KESK’in 116 bin üyesine 1 temsilcilik düşmektedir.

Değerli arkadaşlar, taraflar arasında hakemlik yapacak olan bu kurul, dikkat buyurun lütfen, “Bu kurul hakemlik görevi yapacak.” diyorum. Bir spor müsabakası düşünün, bu müsabakada siz ve rakibiniz aynı zamanda hakemlik yapıyor. Böyle hakemlik olur mu? Bu hakemin adil olduğuna ya da adil olacağına kim inanabilir?

Tasarı üzerinde öylesine ince düşünülmüş, öylesine derin çalışılmış ki üyelerin hak ve çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi görev bilen sendikalara, konfederasyonlara açık hiçbir kapı bırakılmamış. Varsayalım, siz, Hükûmete yakınlığıyla bilinen konfederasyonların dışında kalan konfederasyonlardan birisini temsil ediyorsunuz, bu Hakem Kuruluna katılmadınız. Çok da önemli değil, kurulun karar alması için zaten 11 üyenin 8’inin toplantıya katılması yeterli. Kurulun karar alabilmesi için toplantıya katılanların, salt, -konfederasyonun- bu kurul konfederasyonunda bulunması yeterli olacak.

Değerli arkadaşlar, hazırlanan bu tasarının kamuoyu emekçilerinin, sendikalarının taleplerini ve isteklerini karşılaması mümkün değil. Burada, uluslararası sözleşmelere, Avrupa insan hakları mahkemelerine, uluslararası sözleşmelerin 87 ve 98’inci Sözleşmelerine, 151’inci Sözleşmesi’ne, Avrupa Sosyal Şartı’na aykırı bir düzenlemeyle karşı karşıya bırakılmaktayız.

Bakınız, 2001 yılında Toplu Görüşme Yasası Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür iken Fazilet Partisi adına söz alan Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler şunları söylüyor: “Bu yasa tasarısıyla getirilmek istenen düzenleme bir aldatmacadır. Bu tasarıyla, memurlarımızın, çalışanlarımızın herhangi bir kazanımları yoktur. Tersine, sarı sendikacılığı özendirecek, memura pazarlık imkânı vermeyen, toplusözleşme ve grev hakkı tanımayan bu tasarı, tamamen bir kandırmacadır.” Bu sözleri söyleyen 2001 yılında, Fazilet Partisi Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler.

Mahfuz Güler devam ediyor: “Bu tasarıyla, Türkiye’deki memur sendikacılığı, eli kolu bağlı bir dernek düzeyine indirilmiştir. Tasarı, ILO sözleşmelerine aykırıdır; çünkü ILO, kamu çalışanlarına 87 sayılı Sözleşmeyle ve 98 sayılı Sözleşmeyle de, toplusözleşme hakkı tanımıştır. Ülkemiz de bu sözleşmeleri onaylamış bulunmaktadır; ancak tasarı içerisinde toplusözleşme, grev hakkı yer almamaktadır.”

Bu hazırlanan yasa tasarısının içerisinde toplu sözleşme ve grev hakkı bulunmamaktadır arkadaşlar. Bu yasal düzenlemeler uluslararası ILO sözleşmelerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ve uluslararası ILO sözleşmelerinin 87, 98 ve 151 sayılı Sözleşmelerine aykırıdır.

Şimdi, burada bir kez daha Hükûmeti uyarıyorum. Hükûmeti temsilen Sayın Bakan teşrif ettiler. Geldiler ama biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak burada yine önergelerimizde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun; ILO’nun 87, 98 ve 151 sözleşmelerine uygun; grevli, toplu sözleşmeli bir sendika yasasının burada çıkması için elimizden gelen bütün çabayı ve gayreti göstereceğiz. Ama yine burada uygulanacak olan uygulama: Yine Sayın Başkan Vekili soracak: “Önergeye katılıyor musun?” diyecek, komisyona soracak. Komisyon diyecek ki: “Hayır önergeye katılmıyoruz.” “Hükûmet önergeye katılıyor musunuz?” diye soracak. Hükûmet de diyecek ki: “Önergeye katılmıyoruz.” Buradaki ana muhalefet partisi milletvekillerinin önergeleri yine daha baştan reddedilmiş olacak.

Bunun adına “demokrasi” demek söz konusu değildir. Demokrasi sadece çoğunluk rejiminin adı da değildir. Veyahut da “Biz yüzde 49 oy aldık. Burada bizim istediğimiz kanunlar geçer, istemediğimiz kanunlar ve maddeler burada reddedilir.” demek demokrasiyle bağdaşır bir nokta değildir. Ve bir kez daha burada, geçtiğimiz hafta Mecliste yapmış olduğunuz bu baskı ve şiddet uygulamalarını protesto ediyor, hiç olmazsa yaklaşık 2,5 milyon kamu emekçisini ilgilendiren, bu kamu emekçilerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendika hakkının burada açık ve net bir şekilde tartışılmasını ve 1 Ocaktan beri ücretlerine zam bekleyen emeklilerimizin ücretlerinin bir an önce burada zamlanarak çıkması için muhalefet partilerinin, bizlerin getirmiş olduğu önergelerin burada tartışılarak ve Hükûmetin de destek vererek burada yasalaşmasını sağlamamız gerektiğini düşünüyor ve hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

Gruplar adına dördüncü konuşmacı Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Cengiz Yavilioğlu, Erzurum Milletvekili.

Buyurun Sayın Yavilioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün memurlarımız ve diğer kamu görevlilerimiz başta olmak üzere, sivil toplum kuruluşlarımızın da yıllardır beklediği bir tasarıyı görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz.

Demokratik toplum ve devlet yapımızı hukuksal, toplumsal ve kurumsal açıdan bir üst seviyeye taşıyacağına inandığımız sendikalarımıza toplu görüşme yerine toplu sözleşme hakkı getiren 200 sıra sayılı Kanun Tasarısı nedeniyle huzurlarınızdayız. Bu vesileyle, grubum adına yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, benden önce muhalefet milletvekillerimiz bardağın boş tarafını dikkate alarak konuşmalarını yaptılar. Hiç şüphesiz, demokratik gelişim, sendikal hakların oluşturulması, kazanılması bir süreç işidir. Birden elde edilen haklar kazanımlar değildir. Batı’daki demokratikleşme sürecine, Batı’daki sendikalaşma sürecine bakıldığında böyle bir sürecin yaşandığını açıklığıyla görmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, demokratik toplumlar çoğulcu ve örgütlü toplumlardır. Sendikaların örgütlenmesini kolaylaştırmak ve farklı talepleri kurumsallaştıran sendikaları sistem içerisinde güçlendirmek demokratik sistemi güçlendirmek demektir. Hiç kuşkusuz, demokrasinin ve yönetim anlayışlarının katettiği gelişim sürecinde sendikal hareketlerin katkısı önemlidir, büyüktür. Günümüzde sendikal hareketler ve oluşumlar çoğulcu demokrasilerin vazgeçilmek aktörleridir. Zira, demokrasilerde çoğulculuk demek, sadece siyasal partilerin varlığı demek değildir. Çoğulculuk, başta işçi ve memur sendikaları olmak üzere, sivil toplum örgütlerinin tamamının varlığı demektir.

Değerli arkadaşlar, demokrasi genellikle “halkın yönetimi” olarak tanımlanır. Hâlbuki, gerçekte demokrasi özgür halkın yönetimidir. Özgürlük temel değerdir. Bu yüzden, halkın özgürce örgütlenip özgürce taleplerini dile getirmesi esastır. Sendikalar tam da bu demokratik iklimin hem varlık şartı hem de ürünüdür. Hemen şunu ifade edeyim ki, demokrasi, sonuç değil, süreçtir. Demokratik toplum ve devlet oluşturmanın süreçleri ona değer katan kurumların tarihiyle de yakından ilintilidir. Bu anlamda, ülkemizin demokratik toplum ve devlet olma sürecini kısmen sendikaların tarihsel gelişim çizgilerinde görmek mümkündür. Bilindiği gibi ülkemizde işçi ve memurların sendikalaşmasına çeşitli gerekçelerle uzun süre sıcak bakılmamıştır. Memurların sendikal haklara kavuşmalarının yasal temeli ancak 1961 Anayasası’yla atılmıştır. 61 Anayasası’nın ilk hâlinde “çalışanlar” ifadesi kullanılarak sadece işçilere değil, kamu görevlilerine de sendika kurma hakkı tanınmıştır. Çalışanlar kavramı bir çatı kavram olarak hem işçileri hem de memurları kapsamıştır. Anayasa’nın ilgili hükmüne dayanılarak da 1965 yılında 624 sayılı Devlet Personeli Sendikaları Kanunu çıkarılarak uygulama imkânına kavuşulmuştur. Ancak bu Yasa’nın ömrü çok uzun olmamış, ülkede yaşanan olaylar nedeniyle 1971 muhtırası vuku bulmuş, Anayasa’da yapılan değişiklikle “çalışanlar” ibaresi daha da daraltılarak “işçiler” olarak sınırlandırılmış ve aynı zamanda 624 sayılı Yasa da yürürlükten kaldırılmıştır.

1982 Anayasası’na gelindiğinde ise, Anayasa’nın 51’inci maddesi sendika hakkını yalnızca işçilere ve işverenlere tanımış, memurlar ve diğer kamu çalışılanlarına bu hak tanınmamıştır.

Kamu görevlilerinin sendikalaşması konusu, yasal zemin bakımından 1992 yılında ILO’nun 151 sayılı Sözleşmesi’nin onaylanmasıyla önemli bir ivme kazanmıştır. Bu gelişmeyi müteakip 1995 yılında Anayasa’nın ilgili maddesi değiştirilmiş, böylece kamu görevlilerine sendika kurma hakkı ve idareyle üyeleri adına toplu sözleşme yapma imkânı tanınmıştır.

Elbette bu değişiklik tarihsel süreç içinde olumlu bir adımdır fakat sendikalar ile yürütmenin temsilcileri arasında yapılan görüşmeler sonucunda mutabakata varılması hâlinde bile nihai kararın hükûmete bırakılması, aslında demokratik sistem ve sosyal haklar bakımından süreçte önemli eksiklikler olduğunu göstermektedir.

Değerli arkadaşlar, 1995 yılında sağlanan ve bahsettiğim anayasal sendika hakkı, DYP-SHP-CHP koalisyonu döneminde gerçekleştirilmiştir. Bu hakkın kullanımı ise 2001 yılında DSP-MHP-ANAP koalisyonu tarafından hâlen yürürlükte olan 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu ile sağlanabilmiştir.

Bu düzenlemeler çağdaş demokratik sistem ve anlayışlar bakımından hiç kuşkusuz yetersizdir fakat sendikalaşma süreci açısından birer kilometre taşlarıdır. Emeği geçen sivil toplum örgütlerine ve tüm partilere teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekillerim, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun yürürlüğe konulması, yönetsel anlayışımızın değişmesi ve personel sistemimiz açısından da son yıllarda gerçekleştirilen önemli adımlardan biridir. Kanunun uygulanması sırasında 8’i AK PARTİ hükûmetleri döneminde olmak üzere yapılan toplam 9 görüşmede elde edilen kazanımların ve bu kazanımlar sonucunda yapılan düzenlemelerin hiç de küçümsenemeyecek düzeyde ve içerikte olduğunu söylemem gerekir.

Değerli arkadaşlar, yapılan bu düzenlemeler, kamu personel sistemimize yön verici nitelikte olmuştur. Mesela, Tasarrufu Teşvik Fonu’nda biriken paranın nemalarıyla birlikte hak sahiplerine ödenmesi, Konut Edindirme Yardımı hesaplarında biriken paranın yine hak sahiplerine ödenmesi, 1991 yılından sonra göreve başlayan devlet memurlarına ilave bir derece verilmesi, disiplin cezalarının affedilmesi, aile ve çocuk yardımı ödemelerinin artırılması, sendikalı kamu çalışanlarına toplu sözleşme primi ödenmesi, özelleştirme işlemleri sonrası iş akdi feshedilen işçilere kamuda 4/C statüsünde geçici personel olarak çalışma hakkının verilmesi, kamu görevlilerinin izin sürelerinin artırılması, kamuda görev yapan 216 bin işçinin kadroya geçirilmesi, 4/B statüsünde çalışanlarla 4924 sayılı Kanun’a tabi olarak çalışmakta olan yaklaşık 200 bin sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesi, özürlü personel alım sınavlarının merkezî olarak yapılması bunlardan sadece birkaçıdır. Toplu görüşmelerle kazanılan yukarıdaki hakların yanında, yine bu görüşmelerin yapıldığı dönemlerde hükûmetlerimiz memur aylıkları hususunda da avantajlar sağlamışlardır. Bu anlamda Aralık 2002’de 392 lira olan en düşük devlet memuru aylığı Ocak 2012’de 1.663 liraya, aynı dönemde 578 lira olan ortalama memur maaşı 1.894 liraya yükseltilmiştir. Bu süre zarfında kamu çalışanlarımızın aylıklarına yapılan artış hep pozitif yönde gelişme göstermiş, memurlarımız da emeklilerimiz ve diğer çalışanlarımız gibi enflasyona ezdirilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, siyasal ve anayasal tarihimizin en önemli kilometre taşlarından birisi de 12 Eylül 2010 referandumudur. Sendikal hakları güçlendirerek demokratik toplumun oluşumunu daha da modernize eden 12 Eylül 2010 tarihli Anayasa değişikliği gerçekten tarihîdir, önemlidir. Yapılan bu değişiklikle, cumhuriyet tarihinde ilk kez kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınmıştır. Elbette ilerleyen dönemde memurların toplu sözleşme hakkının başka sendikal haklarla daha da güçlendirilmesi gündeme gelecektir. Bunu muhalefet partilerimiz izah ettiler ama şunu açıkça ifade etmek gerekir ki: Toplu sözleşme hakkının tanınması ve bağımsız kurulların sisteme dâhil edilmesi, geçmişte hiç bir dönem ve sistemle kıyaslanamayacak derecede ileri ve demokratik bir adım olarak nitelendirilecektir.

Elbette ki bu adımları, bu yenilikleri yeterli görmeyenler de olacaktır. Bu düşünceleri saygıyla karşılıyorum ancak bu hükümler geçmişle kıyaslandığında, demokrasinin gelişimi ve sendikal haklar adına son derece ileri adımlar olduğu her hâlde inkâr edilmeyecektir. Geçmişte, sendika kurma hakları ellerinden alınan kamu görevlilerinin bugün toplu sözleşme hakkını konuşuyorsak, yasal düzenlemeyi tartışıyorsak, bu durum, demokrasi süreci adına son derece değerlidir.

Değerli arkadaşlar, anılan Anayasa değişikliğiyle, toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer konuların kanunla düzenleneceği hususu hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda söz konusu hususların bir kanun çerçevesinde düzenlenmesi ihtiyacı hâsıl olmuştur. İşte bugün bu Anayasa değişikliğini hayata geçirecek olan kanun tasarısı Genel Kurulda değerlendirilecek ve inşallah en kısa sürede yasalaşacaktır. Böylece toplu sözleşme sistemi de uygulanma imkânı bulacaktır.

Tasarının getirdiklerine geçmeden önce şunu ifade edeyim ki: Bu tasarı kapalı kapılar ardında, “Biz yaptık oldu.” anlayışıyla kesinlikle hazırlanmadı; tüm sendikalarımızla ve ilgili kuruluşlarla görüşüldü ve önerileri alındı. Çünkü biz biliyoruz ki demokrasilerde yasa yapılırken, mutlaka göz önüne alınması gereken ilkelerden birisi, alınan kararları, o kararlardan etkilenenlere sorma ilkesidir. Bu anlamda, bizzat Sayın Bakanın başkanlık ettiği ve saatler süren beş büyük toplantı gerçekleştirildi. Tasarının her aşamasında şeffaf olundu. Bütün görüşmelerde temel hedef azami mutabakatı sağlamak oldu, bunun da önemli oranda başarıldığına inanıyorum. İşte bu kadar hassas davranıldığı, herkesin görüşünün önemsendiği ve ortak akıl arandığı için bu tasarı, referandumdan yaklaşık bir buçuk yıl sonra Meclise gelebildi. Aynı diyalog süreci Mecliste de devam ettirilmiş, komisyon toplantılarında sendikalarımızın görüşleri alınmış ve taleplerinden önemli bir kısmı karşılanmıştır. Mesela: Toplu sözleşmelerin genel ve hizmet kolları itibarıyla görüşülmesi, sosyal denge tazminatının yasal temelinin oluşturulması, sendikaların il ve ilçe temsilcilerine haftalık izin verilmesi, iş yeri sendika temsilcilerine verilen iznin arttırılması, Kamu Görevlileri Sendikaları Heyetinin yapısının yeniden gözden geçirilmesi, en fazla üyeye sahip hizmet kolları sendikalarının da heyete alınması, sendikaların üyeleri için davalarda taraf olunması veya dava açılması. Bu gibi görüşleri toplantılarda dikkate alınmış ve maddelere geçildiğinde göreceksiniz ki uygun görülen değişiklikler de yapılmıştır.

Bu tasarının oluşturulması sürecinde, başta sendikalarımız olmak üzere, tüm partilerden arkadaşlara ve katkı sunan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de Genel Kurulumuza görüşeceğimiz kanun tasarısının ana başlıklar hâlinde neler getirdiği hususunda bilgi vermek istiyorum.

Öncelikle, tasarıyla, Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun adı toplu pazarlık sistemine uygun olarak “Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu” olarak değiştirilmiştir.

Tasarıda örgütlenme hakkının kapsamı genişletilmiştir. Bu anlamda, sendika üyesi olabilmek için adaylık ve deneme süresini tamamlama şartı ile sendika kurucusu olabilmek için öngörülen iki yıllık hizmet şartı kaldırılmıştır. 100 ve daha fazla kamu görevlisinin çalıştığı iş yerlerinin amir ve yardımcıları ile özel güvenlik personelinin sendika üyesi olabilmesi öngörülmüştür. Sendikaların kuruluş ve işleyiş prosedürleri kolaylaştırılmıştır. Bu yönüyle de sendika ve konfederasyonlardan kuruluş sırasında istenen belgeler azaltılmıştır.

Yürürlükteki kanuna göre, üye sayısı 500’ü aşan şube genel kurulları delegelerle yapılırken, artık bütün şube genel kurulları delegelerle yapılabilecektir.

İlgili makamlarca düzeltilmesi istenilen zorunlu tüzük değişiklikleri genel kurul toplanmaksızın da gerçekleştirilebilecektir.

Sendika ve konfederasyonlar bünyesinde zorunlu organlar dışında da organlar oluşturulabilecektir.

Genel kurul toplantılarının yapılabilmesi için öngörülen azami üç yıllık süre dört yıla çıkarılmıştır.

Sendika ve konfederasyonlar uluslararası kuruluş kurabilecektir. Şube kurulamayan il ve ilçelerde fiilen var olan il ve ilçe temsilcilikleri kanunda düzenlenmiştir. 100 üye sayısını aşan il, 50 üye sayısını aşan ilçe temsilcilerine haftada dört saat izin verilecektir.

Katılımcı yönetim anlayışına uygun düzenlemeler yapılmıştır. Bu kapsamda da, Yüksek İdari Kurul kaldırılmış, bir yönetime katılma uygulaması olarak, kamu personelini ilgilendiren genel nitelikli konularda istişareye imkân veren Kamu Personeli Danışma Kurulu oluşturulmuştur. En çok üyeye sahip üç konfederasyon ile özellikle her hizmet kolunda yetkili sendikalar bu Kurulda temsil edileceklerdir.

İş yeri sendika temsilciliği ve sendikaların iş yeri temsilciliği sistemi yeniden düzenlenmiş, temsilci sayısı azaltılarak temsil güçlendirilmiştir.

Toplu sözleşmenin kapsamı ve düzeyiyle ilgili olarak da değerli arkadaşlar, toplu sözleşmenin kapsamı, kamu görevlilerine uygulanacak kat sayı ve göstergeler, aylık ve ücretler, her türlü zam ve tazminatlar, ek ödeme, toplu sözleşme ikramiyesi, fazla çalışma ücreti, harcırah, ikramiye, doğum, ölüm ve aile yardımı ödenekleri, cenaze giderleri, yiyecek ve giyecek yardımları ve diğer mali ve sosyal haklar olarak belirlenmiştir.

Toplu sözleşme görüşmelerinde hem kamu görevlilerinin geneline yönelik mali ve sosyal haklar hem de hizmet kollarına özgü mali ve sosyal haklar görüşülebilecektir.

Hem genel düzeyde hem de hizmet kolu düzeyinde birbirinden bağımsız olarak geçerli toplu sözleşme imzalanabilecek, uyuşmazlık hâlinde de Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurulabilecektir.

Toplu sözleşmeden kimler faydalanacaktır? Toplu sözleşme hükümlerinden sendika üyesi olsun ya da olmasın bütün kamu görevlileri faydalanabilecektir. Sadece toplu sözleşme ikramiyesinden sendika üyesi kamu görevlileri yararlanabilecektir.

Toplu sözleşme görüşmelerinde sendika heyetinin oluşması ise geçmişe göre daha da demokratiktir. Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti, en çok üyeye sahip konfederasyonun “Heyet Başkanı” olarak belirleyeceği 1, en çok üyeye sahip üç konfederasyondan 1’er, her hizmet kolunda en çok üyeye sahip sendikadan 1’er olmak üzere toplam 15 üyeden oluşacaktır. Böylece hem genel düzeyde hem de hizmet kolu düzeyinde yüksek oranlı bir temsil öngörülmüştür.

Değerli arkadaşlar, tasarı ile yapılan önemli yeniliklerden birisi de sosyal denge hususu olmuştur. Toplu sözleşmelerde belirlenen tavanı aşmamak kaydıyla mahallî idarelerde en çok üye kaydetmiş sendika ile mahallî idare çalışanlarına ödenecek sosyal denge tazminatını belirlemek üzere ihtiyari nitelik taşıyan sözleşme yapılabilecektir. Bu da, il özel idareleri de dâhil olmak üzere, mahallî idarelerde kurumsal düzeyde sözleşme imzalanabilmesi anlamına gelmektedir.

Toplu sözleşme sisteminden emeklilerimiz de faydalanacak, kamu görevlilerinin aylık ve ücretlerine aylık ve taban aylık kat sayılarıyla yapılan artışlar kamu görevlilerinin emeklilerine de yansıtılacaktır.

Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun yapısı da yine hem Kamu İşveren Heyetinin hem Kamu Görevlileri Sendikaları Heyetinin öğretim üyelerinden belirleyeceği 1 üye olmak üzere daha demokratik bir şekilde 11 üyeden teşkil edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, anlatmış olduğum hususlar bardağın dolu tarafını içeren hususlardır. Hiç şüphesiz daha ileri düzeyde, daha fazla demokrasi ve çalışma standartlarını artıracak düzenlemeler ileride yapılabilir. Bu mümkün müdür? Evet, mümkündür. Arkadaşlarımızın eleştirilerinden, yapılacak işlerin, yapılan işlerin azımsanmaması gerektiğini de çıkarmak lazım. Bizim yapmış olduğumuz tasarı, yapmış olduğumuz görüşmeler geçmişle mukayese edildiğinde, var olan durumu daha da demokratik, insani çalışma şartlarının oluşturulması açısından daha da ileri boyuta taşımaktadır.

Özetle, bu tasarının kanunlaşması hâlinde toplu sözleşme genel ve hizmet kolları itibarıyla yapılacak, sözleşmeyi imzalama yetkisi geneline yönelik bölümü için Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti Başkanına, hizmet kollarına yönelik bölümleri için ise ilgili sendika temsilcilerine verilecektir.

Sözleşmenin ilgili bölümlerini imzalamaya yetkili olanların, imzalamaya yetkili oldukları bölümler için Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurmaları mümkün olabilecektir.

Demokratik toplum yapımızı, sendikalaşma ve çalışma şartlarını iyeleştirmeye imkân tanıyan bu tasarının hayırlı, uğurlu olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yavilioğlu.

Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Sayın Lütfi Elvan, Karaman Milletvekilimiz.

Buyurun Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aşağı yukarı üç, dört aydan beri çok yoğun olarak hem alt komisyonumuzda hem Plan ve Bütçe Komisyonumuzda tartışmalar yaşandı. Buna ilave olarak konfederasyon temsilcileri, hizmet kolu temsilcileri görüşlerini, düşüncelerini hem alt komisyondaki üyelerimize hem Komisyondaki üyelerimize hem de bizlere kapsamlı olarak, detaylı olarak aktardılar. Ben, bu süreçte emeği geçen başta Sayın Bakanımız olmak üzere Alt Komisyon Başkanımız ve tüm üyelerine, yine Plan ve Bütçe Komisyonunun tüm üyelerine çok teşekkür etmek istiyorum.

Tartışmaların odağına baktığımızda, genellikle işçi sendikaları referans alınarak mevcut yasanın kıyaslandığını açıkçası gördüm bu son birkaç aylık süreçte. Ancak şunu özellikle ifade etmem gerekiyor: Uluslararası Çalışma Örgütünün 87, 98 ve 151 sayılı sözleşmelerine baktığımızda 87 ve 98 sayılı sözleşmeler, evet, örgütlenme ve toplu pazarlığa yönelik hususları dile getiriyor. Ancak 98 sayılı Sözleşme’ye baktığımızda 98 sayılı Sözleşme’nin 6’ncı maddesinde şöyle bir ifade yer alıyor: “Bu sözleşme, devlet memurlarının durumları ile alakalı değildir ve hiçbir surette onların haklarına veya statülerine halel getirmez.” Böyle bir ifade var. Yani buradan şunu görüyoruz: Ağırlıklı olarak 87 ve 98 sayılı ILO sözleşmelerinin işçilere yönelik yapıldığını görüyoruz.

Burada tabii bazı tereddütlerin ortaya çıkması nedeniyle 151 sayılı ILO Sözleşmesi yürürlüğe giriyor. 151 sayılı Sözleşme’ye baktığımızda ise tamamıyla devlet memurlarına yönelik bir düzenleme olduğunu görüyoruz çünkü 151 sayılı Sözleşme’de şöyle bir ifade yer alıyor: “Sözleşme hükümleri ilke olarak tüm kamu çalışanlarına uygulanacaktır.” şeklinde bir ifade var. Burada, 151 sayılı Sözleşme’de ayrıca şöyle bir husus dikkatimizi çekiyor: Eğer siz kamu gücünü, kamu otoritesini kullanıyorsanız, kamu adına karar veriyorsanız veya kamuda üst düzey bir yönetici iseniz o zaman 151 sayılı Sözleşme’nin dikkate alınması gerekiyor. Peki, 151 sayılı Sözleşme ne diyor? 151 sayılı Sözleşme şunu ifade ediyor: Her ülkede bu kapsama giren -biraz önce ifade ettiğim- kamu gücünü kullanan, kamu adına, kamu otoritesi adına karar veren ve üst düzey yöneticileri kapsayan kesimin ulusal düzeyde yapılacak bir düzenleme ile yürütülebileceği ifade ediliyor. ILO sözleşmelerindeki yani 87 ve 98 sayılı sözleşmelerde ifade edilen hususların geçerliliğinin bir anlamda tam olarak dikkate alınamayacağı şeklinde de yorumlanabilir. Tabii ki bu bir yorum tartışması, değişik düşünceleri olan arkadaşlarımız olabilir ama işin özüne baktığımızda devlet memurları için, kamu görevlileri için ayrı bir düzenleme var. Eğer siz kamu otoritesini, kamu gücünü kullanıyorsanız, o zaman ulusal düzeyde bir düzenleme yapma hakkına sahip oluyorsunuz.

Yine, tartışılan ikinci temel husus şu değerli arkadaşlar: Dünyada kamu görevlilerine baktığımızda, iki tür çalışan kesimin söz konusu olduğunu görüyoruz. Birincisi, statü hukukuna tabi olan kamu çalışanları. İkincisi ise akitle yani sözleşmeyle çalışan kamu görevlileri. Peki, statü hukukundan neyi kastediyoruz? Statü hukuku dediğimiz şey değerli arkadaşlar, bir yasa ile orada çalışan, o ülkede çalışan devlet memurlarının haklarını, görevlerini, yükümlülüklerini ortaya koyan bir yapı demektir. Yani herhangi bir personel, herhangi bir vatandaşımız kamu görevlisi olmadan önce, daha doğrusu devlet memuru olmadan önce veya eğer devlet memurluğuna hemen başlayacak ise kendisinin hangi aşamalardan geçeceğini, ne tür terfiler aldığında ücret oranının, maaşının ne kadar artacağını, hangi haklara sahip olduğunu kapsamlı olarak bilen bir kişi demektir ama akit yoluyla çalışan veyahut işçi statüsünde çalışan kesime baktığımızda -işçilere bakalım- yarın toplu sözleşme imzalamadığı takdirde maaş artışı alamayacaktır, geleceğe yönelik bir garantisi, iş garantisi söz konusu değildir ama özellikle bizim devlet memurluğu yapımıza baktığımızda, hemen hemen dünyada hiç bulunmayan, ender, sadece birkaç ülkede bulunan çok katı bir devlet memurluğu yapısına sahibiz şu anki bizim yasal düzenlemelerimize baktığımızda. Yani devlet memurlarımız çok ciddi bir şekilde, şu anda kanunlarımızla, Anayasa’mızla korunmuş durumda.

Ülke örneklerine bakacak olursak değerli arkadaşlar: Bugün, Avrupa’da aşağı yukarı 12, 13 ülkede toplu sözleşme hakkı yoktur, devlet memurlarına toplu sözleşme hakkı yoktur. Örneğin, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Almanya, Estonya, Macaristan, Litvanya, Lüksemburg, Letonya, Polonya, Portekiz ve Romanya gibi ülkelerde devlet memurlarının toplu sözleşme hakkı yoktur. Amerika Birleşik Devletleri’nde federal düzeyde hiçbir devlet memurunun toplu sözleşme hakkı yoktur. Koşullu olarak toplu sözleşme hakkı verilen ülkeler var.

Özelikle, konfederasyon yetkililerimiz ve hizmet kolu temsilcilerimiz tarafından sık sık Kuzey Avrupa ülkeleri gündeme getiriliyor ve bu ülkelerdeki gerçekten sendikalaşma düzeyinin yüksek olduğu ifade ediliyor. Evet, gerçekten bu ülkelerde sendikalaşma düzeyi oldukça yüksek, toplu sözleşmede verilen haklar yüksek ama bir ayrıntı var, o ayrıntıyı da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Birkaç ülkeyi örnek olarak vermek istiyorum: Finlandiya. Finlandiya’da, evet, devlet memurunun toplu sözleşme hakkı var ama Parlamento onaylamak zorunda. Eğer, Parlamento şunu ifade ederse: “Hükûmet, bütçede bu toplu sözleşmede öngörmüş olduğunuz artışı bütçesine koymamıştır. Dolayısıyla, bu toplu sözleşme geçerli değildir.” diyebiliyor. Norveç, keza, aynı şekilde. Norveç’te de evet, toplu sözleşme geçerliliği var, devlet memuru toplu sözleşme hakkına sahip olabiliyor ama orada da Parlamento onayı var. Eğer, bütçenizde ödenek var ise ancak o zaman onaylayabiliyor.

Yine koşullu olarak toplu sözleşme hakkına sahip olan ülkeler var, bunlara da değinmek istiyorum. Örneğin Fransa, yine çok konuşulan ülkelerden bir tanesi. Burada tek bir toplu sözleşme yapılıyor aynen bizim burada şu anda kanun tasarısında öngörmüş olduğumuz çerçevede bir toplu sözleşme yapısı var ancak yürürlüğe girmesi hâlinde Maliye Bakanının onayına tabi. İtiraz hakkı: Sendikaların ve konfederasyonların iki koşulda ancak itiraz hakları var. Bunlardan bir tanesi şu: Bir önceki sözleşmeden daha dezavantajlı bir konuma eğer memurlar düşüyorsa, böyle bir durumda, konfederasyonların ve hizmet kollarının itiraz etme hakkı var veya ikinci koşulda, yasada verilmiş olan haklar sözleşme ile daraltılıyorsa, yine, konfederasyon veya hizmet kollarının itiraz hakkı söz konusu. Ya yasada öngörülenleri daraltacaksınız ya da sözleşmede mevcut vermiş olduğunuz hakları kısıtlayıcı bir ifade yer bulması hâlinde sadece itiraz hakları olabiliyor.

Yine, Fransa’da bir başka detay, bir başka ayrıntı, sadece ücret konusunda pazarlık yapabiliyorsunuz. Ücret dışında hiçbir konuyu gündeme getiremiyorsunuz. Uzlaşma mekanizması yok. Eğer uzlaşılamazsa hükûmet tek taraflı olarak kararını verebiliyor.

İtalya’ya baktığımızda -yine büyük ülkelerimizden bir tanesi- çalışma şartları ile yasal düzenleme belirlenmişse toplu sözleşme kuralları uygulanmıyor. Sözleşmenin geçerliliği, ancak Sayıştayın onayıyla mümkün. Sayıştay, sözleşme maliyetinin bütçede olup olmadığına bakıyor, eğer bütçede yeterli ödenek konmuş ise Sayıştay bu onayı veriyor ancak bütçede bu ödenek konmamışsa bu onayı vermiyor. Maliye Bakanlığı ve Başbakanlık, yine İtalya’da, yapılacak toplu sözleşmede bütçe yönünden hem Başbakanlık hem de Maliye Bakanlığı sınırlama koyabiliyor.

Yunanistan’a baktığımızda -bir başka örnek ülke- Yunanistan’da da evet, toplu sözleşme hakkı var ancak toplu sözleşmeyi sadece üç alanda yapabiliyorsunuz, tartışabiliyorsunuz:

1) Eğitimle ilgili hususlarda,

2) İş sağlığı,

3) Sosyal güvenlik.

Bunun dışındaki konularda bir pazarlık yapılması söz konusu değil. Ücret ile ilgili hususlar ise tamamıyla yasayla düzenleniyor.

Şimdi bu örnekleri verdikten sonra geneline yönelik bir değerlendirme yapmak istiyorum değerli arkadaşlar:

Dünyanın hangi gelişmiş ülkesine giderseniz gidin bizdeki devlet memuru kapsamı kadar geniş bir kapsamı bulmanız mümkün değil. Bize en yakın ülke Fransa -Fransa’yla önemli benzerliklerimiz var- ama bizdeki kadar gerçekten kapsamı geniş tutan bir devlet memurluğu yapısı söz konusu değil.

Bakın, Türkiye’de hizmetlisinden büro görevlisine kadar hangi kapsamda olursa olsun bunların tamamının devlet memuru kapsamında olduğunu düşünüyoruz. Siz, Avrupa’da herhangi bir ülkeye gitseniz -Kuzey Avrupa ülkeleri dâhil- bir hizmetlinin devlet memuru olduğunu söyleseniz inanmazlar ama Türkiye’de hizmetli de devlet memurluğu kapsamında. Ben bunu eleştiriyor muyum? Hayır, eleştirmiyorum ama yapıyı tanımanız, bilmeniz açısından bunu ifade etmek zorundayım.

Değerli arkadaşlar, bir başka husus, yine yoğun olarak Komisyonumuzda tartışılan ve burada da gündeme getirilen bir başka husus da şu: “Mali ve sosyal haklar açısından mevcut mevzuat hükümleri dikkate alınır.” şeklinde -zannedersem 28’inci maddeydi- bir ifade var tasarımızda.

Burada şu düşünülüyor: “Bu ifade devlet memurlarımızın, kamu görevlilerimizin pazarlık alanını önemli ölçüde daraltıyor.” şeklinde bir yorum var. Bu tartışılabilir ama özündeki husus şu değerli arkadaşlar: Burada hem hesaplama yönteminin hem kesinti yönteminin hem de vergiye matuf hususların aslında bu çerçevede değiştirilemeyeceği ama bunun dışında her türlü mali ve sosyal hakların artırımına gidilebilir. Örneğin, öğretmen ek ders ücretleri. Bu pekâlâ tartışılabilir, bu konuda bir artış sağlanabilir. Bunun önünde hiçbir engel yok veyahut yeni bir ödeme unsuru da gündeme getirilebilir ama bu yeni getirilecek olan ödeme unsuru yine mevcut Maliye Bakanlığının hesaplama yöntemi çerçevesinde yapılması gerekiyor. Burada işin özü şu: Hesaplama yöntemine yönelik olarak, hatta ve hatta şunu bile söyleyebilirim, diyelim ki 3600 ek göstergesi olan bir daire başkanının işte 6400 ek göstergeye çıkarılması bile müzakere masasında konu edilebilir. Dolayısıyla bu anlamda bir daraltılma söz konusu olduğunu şahsen ben düşünmüyorum.

Son olarak yerel yönetimlere yönelik birkaç şey söyleyip konuşmamı tamamlayacağım. Yerel yönetimler, bildiğiniz gibi hem belediyelerimiz hem il özel idarelerimiz bugüne kadar, yasal altyapısı olmamasına rağmen “sosyal denge sözleşmesi” adı altında ödemeler gerçekleştiriyorlardı. Ben açıkçası bunu merak ettim, ilgili kurumumuzdan ne tür ödemeler yapılıyor, “sosyal denge sözleşmesi” adı altında ne tür ödemeler yapılıyor diye baktığımızda, inanın dört yüz kaleme yakın farklı ödeme şekillerinin olduğunu gördük. Şu bile var: “Emekli olana emekli olduğu zaman 25 bin lira emekli ikramiyesi vereceğim.” diyen var, işte bayramlarda ek bir ödeme yapan belediyelerimiz, il özel idarelerimiz var, ne bileyim, işte yılda iki kez, üç kez ek maaş ödemesi, ücret ödemesi yapan belediyelerimiz var. Dolayısıyla ciddi bir çarpıklık ve dağınıklık söz konusu burada.

Tabii, ben, komisyondaki arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Özellikle alt komisyondaki arkadaşlarımızın bunu bir düzene sokma girişimleri oldu ki son derece anlamlı bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum açıkçası ben de. “Sosyal denge tazminatı” adı altında tek bir kalemde birleşilen bir tazminat kondu ve bu tazminat miktarı da, daha doğrusu tazminatın tavanı da müzakere masasında belirlenecek ancak şöyle bir ifade yapıldı Sayın Önder tarafından, orada bir düzeltme yapmak istiyorum -Sayın Önder de burada değil ama- belediyelerin ve il özel idarelerinin yani yerel yönetimlerin mevcut sözleşmelerinin tamamıyla ortadan kalktığına dair bir ifadesi oldu. Burada 2015 yılının sonuna kadar istedikleri takdirde mevcut sözleşmelerin devam edeceğine dair tasarıda bir ifade söz konusu. Dolayısıyla bu düzenin, daha doğrusu bu düzenlemenin rayına oturması bir anlamda belki 2015 sonundan itibaren söz konusu olabilecek.

Grev hakkı konuşuldu, ben bu konulara çok fazla girmek istemiyorum ama Türkiye’de şuna inanıyorum ben, samimiyetimle bu kanaatimi sizlerle paylaşmak istiyorum: Türkiye’deki devlet memurluğu sisteminin yapısının mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ödemelere baktığınızda çok sayıda ödeme şekillerinin olduğunu, çok sayıda farklı statüye sahip arkadaşlarımızın olduğunu, bunları görüyorum. Bu konuların tabii -Sayın Bakanımız da burada- tümüyle gözden geçirilmesinin son derece yararlı olacağını düşünüyorum ama şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim: Eğer sözleşmeli çalışıyorsa, bir akit üzerine çalışıyorsa yani bizim bildiğimiz devlet memuru, tam manasıyla devlet memuru yani statü hukukuna tabi olmadan çalışan kesimlere grev hakkı dâhil birçok hakkın verilmesi, bunların tartışılmasının da son derece anlamlı ve doğru olduğunu da düşünüyorum. Bunu da ifade etmeden geçemeyeceğim ama özünde söylemem gereken şey şu: Evet önemli haklar getiriyoruz toplu sözleşme imkânı vererek devlet memurlarına ve bana göre şu anki verilen haklar birçok Avrupa ülkesinden, gelişmiş ülkesinden çok daha ileri düzeydeki haklar. Elbette yine değişik partiden arkadaşlarımızın görüşleri, düşünceleri olacak, ben hepsine saygı duyuyorum. Hepsinin neticede özünde isteği, hepimizin isteği bu ülkenin daha demokratik, daha ileri düzeye ulaşması, daha gelişmiş bir ülke konumuna gelmesi. Bundan sonraki süreçte de hep birlikte, hep beraber bu ülkeyi daha ileri noktalara getirme doğrultusunda çalışacağımıza inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim, sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, şahısları adına, Menderes Mehmet Tevfik Türel, Antalya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Türel, buyurun.

MENDERES TÜREL (Antalya) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; 200 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında görüşlerimi iletmek için söz almış bulunuyorum.

Bugün yine burada son derece önemli bir kanunu hep birlikte müzakere etmekteyiz. Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu Tasarısı ile kamu görevlilerimizin çalışma şartlarını iyileştirmek, haklarının daha iyi korunmasını sağlamak yönünde önemli bir adım daha atılmış olmaktadır.

Şüphesiz ki hiçbir kanun, ideal veya en iyi kanun değildir ama unutmamak gerekir ki en iyi, iyinin baş düşmanıdır. O yüzden, bugün, burada, mükemmel olmasa bile gerçekten iyi bir kanun çıkarttığımızı ifade ediyor ve çok önemli bir ilerlemeyi sağlayacağımızın altını çiziyorum.

Kanunun hazırlanmasında, başta Sayın Bakanımız olmak üzere herkes katılımcı bir şekilde davranmıştır. Komisyon ve alt komisyonlar olarak yoğun bir emekle, sendikalarımızın görüşleri de dikkate alınarak Türkiye şartlarında olabilecek en iyi değişikliklerin getirilmesine gayret edilmiştir.

Bakanlar Kurulu taslağında, alt komisyonda, aşağı yukarı on beş civarında değişiklik yapıldıktan sonra, komisyonumuzda da tekrar, hatta daha fazla da değişiklik yapılmak suretiyle, mümkün olduğunca muhalefetten ve sendikalarımızdan, partilerimizden gelen teklifler dikkate alınmaya çalışılmıştır.

Beni şahsen en mutlu eden nokta, özellikle belediye emekçilerimizin sosyal denge tazminatı konusunda mağduriyetlerinin önlenmiş olmasıdır.

Bunun yanında, bir bütün olarak bu kanun ile kamuda sendikal hareketin kolaylaşacağı, kamu sendikalarının güçleneceği, toplu sözleşme kültürünün de gelişeceği açıktır.

Bütün bu gayrete rağmen üzerinde ısrar edilen konuların başında grev hakkı, toplu sözleşme kapsamı, sendika temsili, yüksek bürokrasi ve güvenlik görevlilerinin sendika kurması, hakem kurulu oluşumu gibi tartışmalı ve tali konularda yoğunlaşmalar olmuştur. Oysa, 657 sayılı Kanun ortada iken, kamu görevlilerinin hayat boyu istihdam garantisi, kadro derecesi garantisi gibi uygulamalar devam ederken, performans sistemi kurulmamışken grev gibi bir hakkın ne kadar adaletli ve verimli olacağı da ciddi bir tartışma konusudur. Dolayısıyla, kamu görevlilerinin şartlarının iyileşmesi 657 gibi diğer kanunlarla beraber ele alınması gereken bir konudur ve sendikal hakların güçlendirilmesi bu konuda ilerlemeye katkı sağlayacaktır. Zannediyorum, bununla da ilgili Bakanlığımızın çalışmaları mevcuttur.

Şurası açıktır ki bir ülkede sendikaların kuvvetli olması sosyal barışı destekler, çalışanların refahı ile beraber verimini de artırır ve kalkınmayı da hızlandırır. Ancak, ülkemizde sendikaların daha profesyonel, bağımsız ve demokratik bir çalışma yapısına sahip olma yönünde ilerleme kaydetmeleri hususu da samimi bir şekilde ele alınmalıdır. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da eylem yapan sendikanın neye karşı çıktığını ben şahsen anlamakta güçlük çektim. Birkaç gün önce gazetelerde Sayın Ali Nesin’in açıklamaları “Bu konuda bu kadar peşin hükümlü olmaya acaba gerek var mıydı?” diye aklımızda sorular oluşturulmasına vesile oldu. Dolayısıyla, biz elbette ülkemizin demokrasi yönünde hızlı adımlarla ilerlemesini ve bunun her alanda görülmesini arzu ediyoruz, fakat katı ideolojik tavırlar yüzünden zaman kaybediyoruz, daha hızlı ilerlemeyi de maalesef gerçekleştiremiyoruz. Zaten bu tür konularda birdenbire bütün meselelerin çözülmesini, bir gecede, bir kanunla her şeyin değişmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım da değildir; önemli olan, adım adım da olsa doğru yönde ilerleme olmasıdır.

Çok kıymetli milletvekillerimiz, bir husus iyi anlaşılmalıdır: AK PARTİ hükûmetleri Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal devlet özelliğini sürekli güçlendirmişlerdir. Bütçede personel giderleri artışına bakıldığında enflasyondan her zaman yüksek olduğu görülmektedir. Özellikle alt derecedeki kamu görevlisi maaşları, enflasyonun çok üzerinde arttırılmıştır. Hatta kamuoyunda sıkça tartışılan milletvekili maaşlarında dahi yüzde 100 artış yapılıyorken en düşük memur maaşı yüzde 300 arttırılmıştır. Dahasını söyleyeyim: Türkiye’de bütçede personel giderlerinin payı yüzde 23’tür. Bu oran birçok gelişmiş ülkeyle ya aynıdır ya da daha da yüksektir. Örneğin personel giderleri Japonya’da yüzde 15, Almanya’da ise yüzde 16’dır ama az önce de ifade ettiğim üzere Türkiye’de bu rakam yüzde 23’tür.

Diğer taraftan, önceki hükûmetler tarafından, örneğin Konut Edindirme Yardımı gibi ödemelerin, unutturulan ödemelerin yapılmış olması, banka promosyonlarının çalışanlara verilmesinin sağlanmış olması Hükûmetimizin personele göstermiş olduğu önemin çok önemli bir göstergesidir. Dolayısıyla AK PARTİ gerçek bir emekçi dostu, çalışan dostu, kimsesiz ve ezilen dostu bir partidir. Şimdi, bu kanunu takiben inşallah kamu görevlileri 2012 maaş zamlarını da daha fazla gecikmeden alabileceklerdir. Komisyonumuzun hızlı ve verimli çalışmasının bu boyutu da önemlidir.

Değerli milletvekilleri, tabii ki, özellikle Komisyon çalışmalarımız esnasında “sosyal denge tazminatı” dediğimiz, belediyelerin uygulamakta olduğu, bazılarının ise yasal boşluktan dolayı uygulamaya çekindiği kanunun yeni yasal düzenlemeyle artık her belediyede uygulanabilmesi imkânı doğmuştur. Bu şu açıdan önemlidir: Artık bazı belediyelerde emekçilerimiz bundan sonra bu haktan mahrum olmayacak, bu şansa kavuşmuş olacaklardır.

Tabii ki o arada Komisyonda bunun belediye bütçesinin yüzde 30’unu aşmamak kaydıyla sınırlandırılmış olması bazı tartışmalara yol açtı, ancak bildiğiniz gibi 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49’uncu maddesinde, zaten çok daha öncesinden belediye personel giderlerinin yüzde 30’la sınırlandırılmış olduğu açıktır. O yüzden, zaten burada bu rakamın daha yüksek olması, bu kanun maddesi nedeniyle, Belediye Kanunu nedeniyle, bu yüzde 30’un üzerindeki sınırlamayla ilgili bir paralellik ilkesinden hareketle bu yasaya da dercedilmiş ve açıkçası zaten daha fazlasının, yani bu maddenin konmaması o Belediye Kanunu’muz mevcut olduğu sürece de uygulanabilir değildir.

O yüzden, ben sosyal denge tazminatlarının da yüzde 30’la sınırlandırılması hususunu Belediye Kanunu’nun 49’uncu maddesine de paralellik itibarıyla önemsiyorum ve böyle olması gerektiğini de şahsen düşünüyorum.

Ben başta bu konuyla ilgili oldukça yoğun çaba gösteren Sayın Bakanımız olmak üzere Bakanlık yetkililerine ve kanun taslağında emeği geçen herkese, sendikalarımıza, muhalefetten katkı koyan bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türel.

Şimdi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız, Şanlıurfa Milletvekilimiz Sayın Faruk Çelik.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, bugün, 2 milyon 600 bin kamu çalışanımızın ve yaklaşık 1 milyon 900 bin emeklimizin merakla beklediği önemli bir yasayı görüşmeye başlamıştır.

12 Eylül 2010 referandumunun en önemli ana başlıklarından birisi, hepinizin bildiği gibi, kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkını tanımasıydı. Anayasa’ya uyum çerçevesinde düzenlenen bu tasarının kısa süre içerisinde, desteklerinizle yasalaşacağı inancı içerisindeyim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geriye dönüp baktığımızda, pek çok alanda olduğu gibi kamu personel yönetimi alanında geçmişin el sürülmemiş, kangren hâlini almış birçok sorununa Hükûmetimiz döneminde el atıldığını, sorunların birer birer çözüldüğünü görmekteyiz. Bunlardan, Tasarrufu Teşvik Fonu Hükûmetimiz döneminde tasfiye edilmiş, bu Fon’da biriken paralar nemalarıyla birlikte hak sahiplerine ödenmiştir. Aynı şekilde, konut edindirme hesaplarında biriken paralar da hak sahiplerine ödenmiştir. Özelleştirme uygulamaları sonrası iş akdi feshedilen personel kamu kurumlarımızda geçici personel olarak istihdam edilmiştir. Geçici işçiler ve sözleşmeli personel, süreç içerisinde kadroya geçirilmiştir. Yıllardır kanayan bir yara hâlini alan kurumlar arası ücret dengesizliği giderilmiş, aynı unvanda çalışmakta olan kamu görevlilerinin kariyer meslek personelinin ve yönetici konumundaki personelin ücretlerinde eşitlik sağlanmıştır. Kamu personelinin özlük haklarını düzenleyen birçok mevzuatta kamu çalışanlarımızın beklentilerine uygun düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.

Bu düzenlemeler yürürlüğe konulurken sosyal diyalog kanallarının her zaman açık tutulduğunu bir kez daha burada belirtmek istiyorum ve tüm bu çalışmaların, toplu görüşmeden toplu sözleşmeye geçiş süreçlerinin ve az önce ifade ettiğim bazı kazanımların aslında kamu görevlileri sendikacılığımızın da bir kazanımı olduğunu belirtmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz on yıllık dönemde kamu personelinin enflasyona ezdirilmediğini arkadaşlarımız burada ifade ettiler. Rakamlarla ifade edecek olursak, 2002 yılında aile yardımı hariç en düşük devlet memuru aylığı 366 TL iken, 2012 yılı Ocak ayı itibarıyla aile yardımı hariç en düşük devlet memuru aylığı 1.409 TL’ye çıkarılmıştır. 2002 yılında aile yardımı hariç ortalama devlet memuru aylığı 568 TL iken 2012 yılı Ocak ayı itibarıyla aile yardımı hariç ortalama devlet memuru aylığı 1.804 TL’ye çıkmıştır.

Hükûmetimiz döneminde devlet memurlarının maaşlarına yapılan artış oranına baktığımızda tablo net olarak görülmektedir. Aile yardımı dâhil en düşük devlet memuru aylığında, enflasyondan arındırılmış bir şekilde tabloya bakacak olursak, 2003 yılında yüzde 5,4; 2005 yılında yüzde 5,4 -ama bütün rakamları saymak zaman açısından uygun olmadığı için- 2011 yılında da yüzde 7,1 düzeyinde reel artış sağlandığı görülecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu dönem aynı zamanda düşük aylık alan devlet memurları ile yüksek aylık alan devlet memurları arasındaki makasın da daraldığı bir dönemdir. En yüksek devlet memuru aylığı ile en düşük devlet memuru aylığı arasında 7 kat fark var iken bugün bunun 3,9 düzeyine indiğini belirtirsem konunun önemi ortaya çıkmış olur. Bu da göstermektedir ki bu dönemde düşük aylık almakta olan kamu çalışanlarına yüksek aylık almakta olan kamu çalışanlarına göre daha yüksek oranda artışlar yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de Genel Kurul gündemine gelen kanun tasarısı hazırlık çalışmaları ve getirdiği düzenleme hakkında ana başlıklar hâlinde bilgi sunmak istiyorum.

Öncelikle belirtmek istediğim husus, kanun tasarısı hazırlık çalışmalarının tam anlamıyla sosyal tarafların katılımıyla yürütüldüğüdür. Hazırlık çalışmalarının bütün aşamalarına en çok üyeye sahip üç konfederasyonumuzdan temsilciler iştirak etmişlerdir. Bu konuda arkadaşlarımızın serzenişleri oldu. Şunu ifade edeyim: Gerek Bakanlık düzeyinde yaptığımız çalışmalarda gerek Başbakanlık düzeyindeki görüşmelerde, Bakanlar Kurulundaki görüşmelerde gerekse alt komisyonda, ana komisyonda yapılan görüşmelerde yasaya çok ciddi katkılar sağlanmıştır. Yani “Ben bildim.” anlayışıyla bir düzenlemenin yapılmadığını özellikle değerli arkadaşlarımla paylaşmak istiyorum. Yasa Bakanlıkta hazırlanınca o düzenlemenin Bakanlar Kurulunda nasıl bir değişikliğe uğradığını, Bakanlar Kurulundan gelen düzenlemenin alt komisyonda nasıl bir şekil aldığını tasarılara bakıldığı zaman net bir şekilde görmek mümkündür. Burada ne baskıcı ne yönlendirmeci ne tek tipçi bir yaklaşım kesinlikle olmadığını özellikle vurgulamak istiyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, tasarı çalışmaları sırasında yabancı ülkelerde örgütlenme ve toplu pazarlık hakkının nasıl kullanıldığına ilişkin mevzuatlar da incelenmiş ve görülmüştür ki toplu sözleşme, örgütlenme, uyuşmazlık hâli ve benzeri konularda tek bir yöntemden bahsetmek dünyada da mümkün değildir.

Genel Kurul gündemine gelen düzenlemenin neler getirdiğiyle ilgili burada arkadaşlarımız değerlendirme yaptılar ama ana başlıklarıyla ben de ifade etmek istiyorum. Öncelikle, Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun adı toplu pazarlık sistemine uygun olarak Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu olarak değiştirildi. İkinci olarak tasarıda örgütlenme hakkının kapsamı genişletildi. Sendikaların kuruluş, işleyiş prosedürleri kolaylaştırıldı. Bunun yanında, katılımcı yönetim anlayışına uygun düzenlemeler gerçekleştirildi. Toplu sözleşmenin kapsamı ve düzeyi yeniden belirlendi ve toplu sözleşmeden kimler yararlanacak konusunda düzenlemeler yapıldı. Toplu sözleşmenin yapılma zamanı ve geçerliliği, toplu sözleşme görüşmelerinde taraflarla ilgili yeni düzenlemeler getirildi.

Ayrıca, mahallî idarelerde, belediye ve özel idarelerde ihtiyari sözleşme düzenlemesi getirilmektedir.

Toplu sözleşme sisteminde emekliler de bu sözleşmenin neticesinde tabii ki yararlanmaya devam edeceklerdir.

Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun yapısı düzenlenmektedir.

Birçok düzenlemeyi içeren, madde madde görüştüğümüzde hepimizin katkılarının yeniden Genel Kurulda da alınacağı bir önemli düzenlemeyi huzurlarınıza getirmiş bulunuyoruz.

Burada değerlendirme yapan arkadaşlarımız, grev hakkıyla ilgili bazı değerlendirmelerde bulundular; kendilerine teşekkür ediyorum, saygıdeğer bir görüştür. Bu konuda, bildiğiniz gibi, bütün partilerin katılımıyla yeni Anayasa çalışmalarımız devam etmektedir. Özellikle “çalışanlar” kavramı çerçevesinde bu konunun Anayasa’da derli toplu bir şekilde düzenlenmesinin yararlı olacağını, Çalışma Bakanlığı olarak bunun yanında olduğumuzu bu vesileyle ifade ediyorum.

Diğer bir konu: Burada üç büyük konfederasyonla birlikte çalıştığımızı ve aralarında en ufak bir ayrım hissini uyandıracak bir çalışma içerisinde olmadığımızı net bir şekilde ifade ediyorum. Buna konfederasyon başkanları da şahittirler, konfederasyon yöneticileri de şahittirler. Her alanda talep ve ihtiyaçları konusunda Çalışma Bakanlığının kendilerinin Bakanlığı olduğunu, onların Bakanlığın ortakları olduğunu ve birlikte çalışacağımızı ifade etmişizdir. Ama burada uygulamaya geçtiğiniz zaman, mutlaka üç konfederasyonu da memnun edebileceğiniz bir atmosferi oluşturma şansınız yoktur. Yani ne kadar gayret ederseniz edin, bu konuda yüzde yüz bir mutabakatı sağlamak mümkün değil.

O hâlde amacımız neydi? Azami bir mutabakatı sağlama çabası içerisinde olduk. En çok da ihtilaf konusu olan toplu sözleşmenin bağıtlanması, nasıl bağıtlanacak? Yani siz, bunu, şöyle bir görüş ortaya… “Üç konfederasyon da imza atsın.” Yani bu görüşe hiç kimsenin karşı çıkacağı inancında değilim ama bu şu demektir: Toplu sözleşme yapılmasın. demektir. Yani nasıl üç konfederasyonun oturup da imza atmasını gerçekleştireceksiniz? Birinin (a) dediğine, diğeri (b) diyecek. Yani bu yaşanan bir gerçek.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “İsterse” dedik, zorla değil.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) -Dolayısıyla burada mutlaka, işçi konfederasyonlarında da olduğu gibi, toplu sözleşmeyi yapıyoruz. Kiminle yapıyoruz? En çok üyeye sahip olan konfederasyonla yapıyoruz. Aynı şekilde burada da memurlarla bu bağıtlamayı yaparken nihayetinde en çok üyeye sahip konfederasyonla yapmak durumuyla karşı karşıyayız.

Şimdi, bu şu demek değil: Dün başka bir konfederasyon en çok üyeye sahip idi, bugün başka bir konfederasyon en çok üyeye sahip; yarın ne olacağını, kimse bunu kestiremez. Dolayısıyla yasal düzenlemeleri burada şahıslara endeksli, sendikalara endeksli, konfederasyonlara endeksli şekilde yapma şansınız yok. Yasa milletimizin yasasıdır, yasa çalışanların yasasıdır, dolayısıyla bu objektivite içerisinde bu düzenlemeyi yapmanız gerekiyor ki biz de buna hassasiyet gösterdiğimiz inancı içerisindeyiz.

Komisyonda çok bekletildiği ifade edildi. Biz Bakanlık olarak, evet, belki dört ayı aşkın, beş aylık bir süredir -Bakanlık olarak- gönderdik ama şunu kabul edelim değerli arkadaşlar: Kamu görevlileri sendikalarıyla ilgili toplu sözleşme hakkının verilmesi ve Anayasa’ya uyum çerçevesinde yapılan bu düzenleme Kabinenin neredeyse bütününü ilgilendiriyor yani bütçenin yüzde 28’ine tekabül eden bir rakamdan bahsediyoruz, bir düzenlemeden bahsediyoruz. İster istemez farklı görüşler var, farklı yaklaşımlar var, bu yönüyle bir zaman dilimine ihtiyaç var idi. Ayrıca, tabii ki milletin iradesine, Parlamentoya gelince, burada alt komisyona sevkini komisyon uygun buldu. Orada da milletvekili arkadaşlarımız, muhalefetiyle iktidarıyla, uzunca bir süre bu konu üzerinde çalışıldı, değerlendirildi ve sonucunda gelinen nokta, Komisyonda görüşülerek Genel Kurula sevk edilmiş oldu ki alt komisyonda çok ciddi değişikliklerin gerçekleştirildiğini de burada belirtmek istiyorum.

Yine, burada Sayın Başbakan Yardımcımızın ifadelerine yer verildi. Ben şunu ifade edeyim: Sayın Başbakan Yardımcımızın hangi ortamda bu ifadeleri kullandığını ben doğrusu bilemiyorum ama burada -sorumlu olarak- sorumlu Bakan biziz. Burada, kesinlikle konfederasyonlar arasında bir ayrımın, kayırımın olmadığını da belirtmek istiyorum. Yani bir yerdeki bir siyasi konuşmanın bu kadar önemli bir düzenlemeye paralel hâle getirilmesi, iç içe hâle getirilmesi ve çalışmanın içerisinde olan bir Bakan olarak, hiç, Sayın Başbakan Yardımcımızın bana bu konuyla ilgili en ufak bir telkini, en ufak bir tavsiyesi, en ufak bir ifadesi olmaz iken, bir siyasi konuşmanın da yasanın bütününü kapsıyor, yasanın bir bölümünü kapsıyormuş gibi, yasaya müdahilmiş gibi değerlendirilmesi doğru değildir diye düşünüyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ama düzeltmesi olmadı Sayın Bakanım. Kamuoyunda yer aldı, düzeltme yapmadı.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Ben ana hatlarıyla özetlemeye çalıştığım yasa tasarısının ülkemize, milletimize, tüm kamu çalışanlarımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum. Katkılarınızdan dolayı hepinize teşekkür ediyor, yüce heyeti saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerinde şahısları adına Sayın Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili.

Sayın Erdoğan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 200 sıra sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarı demokratik sendikacılıktan hiçbir iz taşımamaktadır. Her şey, iktidarınız döneminde oluşturduğunuz sarı sendikaya göre dizayn edilmiştir. Sarı sendikanın nasıl oluşturulduğunu cümle âlem bilmektedir ama tekrar etmek gerekirse: Yandaş olmayan sendikalara üye olan hiçbir kamu görevlisinin hiçbir talebi iktidarınız tarafından yerine getirilmemektedir. En küçük bir talepte bulunan kamu görevlisine dahi önce hangi sendikaya üye olduğu sorulmakta, eğer yandaş sendikaya üye değilse yandaş sendikaya üye olunmadan talebinin yerine getirilemeyeceği kibarca söylenmektedir. Bu da AKP’nin ileri demokrasi uygulamalarından birisi olsa gerektir.

12 Eylül 2010 tarihindeki Anayasa değişikliğine bağlanan bugün görüşmekte olduğumuz tasarı bir buçuk yıldır Meclis gündemine getirilmemiştir. Bunun sonucu olarak, yıllardır ilk defa, kamu görevlileri ve emeklileri yılın birinci yarısında almaları gereken maaş zammını alamamışlardır. Memur maaşlarında yapılacak cüzi artışlar belki sizin için bir şey ifade etmeyebilir, size göre bunlar küçük paralar olabilir ama bütün kamu görevlileri için, o sizin küçük gördüğünüz paralar büyük önem taşımaktadır; kıt kanaat geçinen dar gelirli insanların bu küçük paralara ihtiyacı vardır.

İyi, hoş; kamu görevlileri maaş zamlarını alamasalar da sizin güzel hediyelerinizi yılbaşından bu yana almaya devam ediyorlar. Yılbaşından bu yana kaç defa olduğunu unuttuğumuz akaryakıt zamları, ikinci hediyeniz olarak elektrik zamları, eksik kalmasın diye ilave ettiğiniz yüzde 18’den fazla olan doğal gaz zammıyla, zaten alacaklarından çok fazlasını peşinen ödemiş oldular.

Şimdi Hükûmet, bu kanun çıktıktan sonra Memur-Sen’i çağıracak, diyecek ki: “Gelin arkadaşlar, size öngördüğümüz enflasyona göre 3-5 kuruş verelim.”

Buradan Hükûmete sormak istiyorum: Köylünün üretim maliyetlerinin içerisinde, sanayicinin üretim maliyetlerinin içerisinde enerjinin payı nedir? Memurun tüketim kalıbı içerisinde enerjinin payı nedir? Bunlar enflasyonu hiç mi etkilemeyecektir?

Bütün bu enerji zamlarından sonra dış politikada “sıfır sorun”dan “sırf sorun”a gelen, eğitimde evlere şenlik bir konuma gelen iktidarın hiçbir öngörüsü tutmamışken enflasyondaki öngörüsü nasıl tutacaktır?

Değerli milletvekilleri, eskiden Türk siyasetinin en önemli tartışma konusu “Orta direk ne olacak?” meselesiydi. Sayenizde yandaş paylaşımına katılan zenginler ve bu paylaşıma katılmayan diğer garip gureba kaldı. Eskiden memurlar orta direğin en önemli unsuruydu; artık “orta direk” diye bir şey kalmadı, memurlar da garip gurebanın ta kendisi oldu. Şimdi bu garip gurebaların yaşama şartları asgari ihtiyaçlarını bile karşılamaktan uzak hâle gelmiştir. Oluşturduğunuz ileri demokrasi ortamında da maalesef haklarını arayabilme imkânı kalmamaktadır.

Tasarıya tümüyle göz attığımızda, Hükûmetle sarı sendika görüşecek, diğer sendikalar bu görüşmeye figüran olarak katılabilecekler. Sözleşme imzalama noktasında ise, yine sözleşme Hükûmet ile yandaş sendika arasında imzalanacak ama diğer sendikaların herhangi bir itiraz hakkı bulunmayacaktır. Bu tasarıda demokratik birtakım unsurlara da hiç olmazsa yer verilmesi önem arz etmektedir.

Bakın, burada sizin çoğunluğunuzla çıkartılan kanunlar ile ilgili olarak ana muhalefet partisinin Anayasa Mahkemesine gitme hakkı bulunmaktadır. Ama görüşmekte olduğumuz tasarıda hiç olmazsa ikinci ve üçüncü sendikaya Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna itiraz etme hakkı bari verilmelidir. Tabii, bir başka garabet de Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun oluşturulma biçimidir. Böyle bir taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa bile.

Velhasıl, neresinden bakarsak bakalım, bu tasarı, kamu görevlilerinin mali ve sosyal haklarını çözecek ve gözetecek bir tasarı değildir. Zaten kamu görevlilerinin tek sıkıntısı da mali ve sosyal haklar değildir. Bir defa, bu iktidar döneminde ortaya çıkartılan 4/C’liler ve taşeron şirketler üzerinden çalıştırılmakta olan çağdaş köleler hakkında hiçbir çalışma ve çözüm üretme iradesi Hükûmetin gündeminde dahi yoktur. İktidar taşeron üzerinden eleman çalıştırmakta, bu suretle hem gençlerimizin memuriyet güvencesinden yararlanmasını engellemekte hem de taşeronluk yapan yandaşlarına kaynak aktarılmasını sağlamaktadır.

Değerli milletvekilleri, taşeron sistemiyle kamu hizmetlerinin karşılanması, bir defa, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na aykırıdır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre, devletin işleri memurlar eliyle gördürülür. İkincisi, taşeron sistemiyle kamu hizmetlerinin karşılanması uygulaması kamu personeli seçme sisteminin dışındadır. Bu şekilde istihdam edilen vatandaşlarımızın iş güvencesi yoktur, sendika hakkı yoktur.

Özetlersek, ücretlendirme sistemiyle, atama biçimiyle, işine son verme yöntemiyle, bu çağdaş bir kölelik sistemidir. Bu vesileyle şunu da açık yüreklilikle ifade etmek isterim ki Milliyetçi Hareket Partisi her türlü köleliğe karşıdır. Bu sebeple, iktidar ortağı olduğu dönemde adaletli bir yöntem olması sebebiyle bütün kamu personelinin merkezi sınav sistemiyle atanması yönteminin dikkatle uygulayıcısı olmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi iktidar olduğunda ilk uygulayacağı şey de AKP icadı çağdaş kölelik sistemine son vermek olacaktır.

Çağdaş köleliğin kamudaki bir başka uzantısı da 4/C’li personellerdir. 4/C’lilerin dramına da derhâl çözüm getirilmelidir. Kamu görevlilerinin yapması gereken hizmetleri layıkıyla yerine getiren bu vatandaşlarımız, aynı işi yapmalarına, aynı mesaiyi harcamalarına rağmen aynı özlük haklarına sahip değillerdir. Bu iş gücü adaletsizliği 4/C’li vatandaşlarımızın ekonomik adaletsizliğe de maruz kalmasına sebep olmaktadır. Sendikalı insanların hakkını dahi vermekten kaçınan iktidarın, maalesef çağdaş kölelik sisteminin bir parçası olarak nitelendirdiğimiz bu vatandaşlarımızın hak, hukuk ve sorunlarına seyirci kalması bizim için yadırganacak bir durum da değildir esas itibarıyla.

Buradan iktidara tavsiyemiz, bu memleketin en önemli kaynağı olan insan kaynağını doğru kullanmasıdır. Kendisi memur güvencesinden faydalanamayan, düşük gelirlerle çalıştırılan, sonuç itibarıyla kendi mutlu olmayan bu çağdaş kölelerin hizmete ihtiyacı olan vatandaşlarımıza sağlıklı bir hizmet vermeleri de mümkün değildir.

Saygıdeğer milletvekilleri, yine gençlerimizi ilgilendiren en önemli sorunlardan bir tanesi de kamu personel alımı sınavlarının şeffaflaştırılmasıdır. Kamu personel alımı sınavlarında yapılan yolsuzluklar, haksızlıklar ve şaibeler gençlerimizin devlete olan güvenini sarsmaktadır. Bunun en son örneklerinden bir tanesi de İçişleri Bakanlığınca yapılan kaymakam adaylığı mülakat sınavı sonuçlarının sınavdan yirmi gün sonra ilan edilmesidir. Yani bir mülakat sınavının sonucunun yirmi gün niye bekletildiği bu sınava giren hiç kimse tarafından anlaşılamamıştır, bizim tarafımızdan da anlaşılamamıştır.

Değerli arkadaşlar, sözlerime son verirken Hazreti Ömer’in bir sözünü Hükûmete ve iktidar milletvekillerine hatırlatmak istiyorum. Hazreti Ömer diyor ki: “Çalışanın hakkını alnının teri kurumadan veriniz.” Siz de lütfen, kul hakkına da taalluk eden memurların emeklerinin karşılığını verin. Memurların ve kamu çalışanlarının haklarını gasbederek bir yere varamazsınız.

Bu kanunun bütün kamu görevlilerine hayırlı, uğurlu olması dileğiyle hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Sayın milletvekilleri, şimdi İç Tüzük 81 ve 91’inci madde hükümlerine göre yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Sırasıyla sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza söz vereceğim.

Birinci sırada Sayın Işık, Kütahya Milletvekilimiz.

Buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hâlen ülkemizdeki devlet memurlarının ne kadarı, hangi sendikalara üye durumdadırlar?

Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, daha bu kanun tasarısı Meclis gündemine gelmeden anlaşma yapılacak sendikayı kamuoyuna ilan etmiş olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bakanlar Kurulunun bir üyesi olarak bu görüşe karşı çıktınız mı?

İki: Dünyada başka bir ülkede böyle bir kanun örneği var mı? Varsa hangi ülke veya ülkelerde bu tür bir kanun vardır? Açıklarsanız sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, yaşa takılanlar -haykırıyorum size- bu insanlar aç, iş bulamıyor. Allah yazgısı değil, üç senelik geçici bir süre için ya bir avans verin ya asgari ücretten bir maaş bağlayın, ileride mahsup edin. Bu insanlar aç ama siz hep duyarsız kalıyorsunuz. Bu insanlar iş bulamıyor, aş bulamıyor, çocuklarını okula gönderemiyorlar ama siz çok duyarsızsınız, Sosyal Güvenlik Kurumu çok duyarsız. Çaresiz insanlara çözüm bulmak gibi hakikaten bir fikriniz yok. Biz bunu defalarca söylüyoruz, hep duyarsız kalıyorsunuz.

İki: Şeker fabrikalarında çalışan, üç ay çalışan insanlar acaba yüz yaşında mı emekli olacak? Bunlara bir çözüm düşünüyor musunuz?

Üç: 4/C’liler yılda bir defa işsiz kalıyor. Bunlar aynı işi yapıyorlar. Bunlara bir çözüm bulacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, İstanbul Milletvekili…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Daha önceki yasada sendika üyeliği ödeneği konulmuştu. Bu, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Bu sefer, Anayasa’yı şaşırmak için mi sendika ödeneği yerine toplu sözleşme ikramiyesi konulmuş durumda? Bu, Anayasa’yı arkadan dolanarak hileli bir davranış değil mi?

Sayın Lütfi Bey Fransa’dan, bazı ülkelerden örnek verdi, dedi ki: “Buralarda sendika yok. Bakın bize, sendika kuruyoruz.” Doğru. Sendika ne için kuruluyor? Yani sendikaya zorlayan, çalışanı zorlayan sebepler nedir? Sefaletin altında bir ücretle Türkiye’de insanlar çalıştırıldığı için sendikaya ihtiyaç duyulmuştur. Buyurun, Fransa’daki çalışanlarla ilgili yasayı getirin, burada toplu olarak “Evet.” diyelim; Almanya’daki yasayı getirin, toplu olarak “Evet.” diyelim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öğüt, İstanbul Milletvekilimiz…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben, Maliye Bakanım buradayken bir şey sormak istiyorum: Adalar ilçesi, Büyükada Maden Mahallesi’nde bulunan 32 pafta 59 adada 3.400 metrekare arazi maliye arazisidir, şu anda metruk hâldedir. Bunca talebe rağmen, Millî Emlak, halkın kullanımına açık tesis yapılması için araziyi devretmemektedir. Aynı Millî Emlak, Ataşehir’de Manolya Eğitim Kurumlarına binlerce metrekare araziyi hemen devretmiştir. Adalar halkının talebi, bir an önce arazinin halkın kullanımına ve spora açılması, ayrıca adı Ada’yla ve futbolla özdeşleşmiş, Türk futboluna büyük hizmetleri olan Lefter Küçükandonyadis’in adının tesise verilmesidir. Yaşarken değerini bilemediklerimizin öldükten sonra bari değerini bilelim, anılarına saygı gösterelim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Antalya Milletvekilimiz Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, az önce Sayın Aslanoğlu söyledi, bizim bu yaştan dolayı emekli olamayanlarla ilgili kanun teklifimiz var, buna destek olmayı düşünür müsünüz?

İkincisi: Sayın Bülent Arınç’ın sözünü siyasi bir konuşma olarak nitelediniz, biraz hafiflettiniz; sanki bunun arkasında duruyorsunuz gibi bir sonuç çıktı. Kendisi henüz bize bir yalanlama… Bu konuda beyan bulamadığımı ben söylemiştim. Bu masum bir şey değil, bence onu kendisinin hafifletmesi lazım. “Sizin bunu hafife almanız sendikalardan sorumlu bir Bakan olarak, doğru mudur? Savunuyor musunuz?” diye soruyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Sayın Özel, Manisa Milletvekili…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, çalışma yaşamını doğrudan ilgilendiren böylesi bir kanun metninin Meclis Başkanımız tarafından Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderilmesi, dolayısıyla da meselenin esas uzmanlarının yer aldığı Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna gönderilmemiş, orada tali komisyon olarak ele alınmış olmasının ve bizim Komisyonumuzda da maddeleri üzerinde görüşülmemesinin iktidar partisinin oylarıyla sağlanmış olmasının sağlıklı bir durum olduğunu düşünüyor musunuz? Komisyon Başkanı da, sizler de, Komisyonda “Bu Komisyonun ana komisyon olması gerekirdi.” ifadenizi Genel Kurulda da tekrarlayacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –Teşekkürler.

Sayın Erdoğan, Muğla Milletvekili…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, beş ay yirmi dokuz gün çalışan, her türlü sosyal ve sendikal haktan yoksun bulunan mevsimlik işçilerle ilgili bir çözüm üretmeyi düşünüyor musunuz? 4/C’lilerle ilgili bir çözüm üretmeyi düşünüyor musunuz? Yine, görüşmekte olduğumuz tasarıda oluşturulan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu, tamamen Hükûmetin güdümünde bir kurul durumunda gözükmektedir tasarıda. Bu kurulun kamu görevlilerinin sorunlarını çözebileceğine samimi olarak inanıyor musunuz? Bunu merakla bekliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Adıyaman Milletvekili Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, tabii, grevsiz toplu sözleşme, aslında, bir bakıma, hem halkı hem de bizi kandırmaktır; grevsiz toplu sözleşme olmaz. Kaldı ki şu an kamuda çalışanların çoğu taşeron işçisi oldu. Kamuda ne kadar taşeron işçisi çalışıyor? Zaten bunların sendika hakkı yoktur. Yakın bir gelecekte kamuda çalışan memurların çoğu da taşeronlaşacaktır. Örneğin, Sağlık Bakanlığına bağlı çalışanların çoğu bu kamu hastaneler birliği yasası geçtiğinde, yürürlüğe girdiğinde sözleşmeli olacaktır, dolayısıyla sendikal haklarını da kaybedeceklerdir. Yani burada artık vatandaşı kandırmaktan vazgeçin. Sizin bu dönemin sonunda muhtemelen grevli, daha doğrusu sendika hakkı elde edecek olan kamu çalışanı kalmayacaktır.

Yine, bölgeniz olan Siverek’te, biliyorsunuz, nevruzda yaşları yetmiş olan insanların çoğu tutuklandı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Fırat.

Sayın Atıcı, Mersin…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, biz burada kamu çalışanlarının haklarını konuşuyoruz. Diğer yandan, Osmaniye’de insan hakkı ihlalleri devam ediyor. İnsanlar orada açlık grevindeler ve her gün ölüme yaklaşıyorlar. Dört gündür Adalet Bakanına ulaşamıyorum, telefonlarıma çıkmıyor. İnsan hayatından daha önemli hiçbir şey olamaz. Belki vicdan sahibi birisi benim sesimi duyar diye söz aldım.

Konumuza gelince: Sayın Bakan, halkımız yüzde 49 oyla size yürütme görevi verdi, yetmedi yasamayı ele geçirdiniz. Kendi milletvekillerinizin bile özgür iradeleriyle davranmalarını engellediniz, ipotek koydunuz. Sizin tabirinizle tam bir vesayetçi oldunuz. Yürütme ve yasama da yetmedi, Ak yargı oluşturdunuz, Ak basın oluşturdunuz, Ak sendika oluşturdunuz. Tam bir Makyavelist yaklaşımla, hedefe ulaşmak için her şeyi feda etmekten çekinmiyorsunuz. Allah aşkına, nereye gidiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Kaplan… Yok.

Sayın Bayraktutan, Artvin Milletvekili…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Anayasa’nın 53’üncü maddesinde yapılan değişiklik uyarınca “Toplu sözleşme hükümleri emeklilere de yansıyacak.” diye bir hüküm var. Ancak, tasarıda emeklilerin sendika kurabilmeleri, sendikalara üye olabilmeleri veya toplu sözleşme görüşmelerine katılabilmeleri yönünde herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Ekşi, İstanbul Milletvekili…

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi’nin basın üzerindeki baskıları aktif şekilde protesto etmesine kızan Sayın Başbakanın bu duygularını açıklamasının ardından, Anadolu Ajansındaki TGS (Türkiye Gazeteciler Sendikası) üyelerinin istifaya zorlandığı ve bir sarı sendika kurdurulmak istendiği bilinmektedir.

Bu gerçek ışığında Sayın Bakana sormak istiyorum: Son iki ayda Anadolu Ajansındaki Türkiye Gazeteciler Sendikası üyelerinden kaçı istifa ettirilmiştir?

İkinci soru: Aktif gazetecilerin iktidarınız döneminde kaldırılan yıpranma payını iade etmeyi artık düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ekşi.

Tokat Milletvekili Sayın Düzgün… Yok.

Elâzığ Milletvekili Sayın Erdem…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Elâzığ Belediyesinde yaklaşık 1.150 pür emanet işçi çalışmaktadır. Bu işçilerden bir kısmı üç aydır, bir kısmı dört aydır, bir kısmı daha fazla süredir maaşlarını alamamaktadır. Bu sorunlarını basın yoluyla gündeme getiren bu işçilerin işlerine son verilme noktasında birtakım girişimler olduğunu duymuş bulunuyorum. Bu konuda gereğini yapmanızı arz ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Bakan…

SIRRI SAKIK (Muş) – Bize sıra gelmedi mi?

BAŞKAN – Hayır, daha size sıra çok.

Buyurun Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Soru soran değerli milletvekili arkadaşlarımıza da teşekkür ediyorum.

Öncelikle mevcut konfederasyonların rakamsal olarak verilmesi istendi. Konfederasyonların toplam üye sayıları; Memur-Sen 505.378, Türkiye Kamu-Sen 394.497, KESK 232.083, Birleşik Kamu-İş 26.422, DESK 4.146, BASK 3.627, Hak-Sen 3.499 şeklinde.

Şimdi, burada yine Sayın Başbakan Yardımcımızla ilgili bir iki soru var.

Değerli arkadaşlar, ben şunu ifade ettim: Bu yasadan sorumlu bakanlık Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. Birçok milletvekili arkadaşımızca, bakan arkadaşımızca bu ve benzer birçok konuyla ilgili değerlendirmeler yapılıyor ama bu değerlendirmelerin hangi ortamda, hangi amaçla yapıldığını doğrusu ben bilemiyorum, bunu söylüyorum ben. Ama bizim uygulamalarımızda bir yanlışın, bir kayırmanın, bir farklı bakışın, birini öne, birini arkaya itecek bir düzenlemenin -bir çalışma ortamında- yaşanmadığının konfederasyonlar en canlı şahitleridir, en iyi onlar bilmektedirler. Dolayısıyla, Sayın Başbakan Yardımcımız kendileri bir açıklama yaparlar ama bize dönük, bu yasanın bugüne, bu noktaya gelişine kadar en ufak bir tavsiye dahi yapmadığını açıkça ifade ediyorum, böyle bir şey söz konusu değil.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Görüşlerine katılıyor musunuz Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Diğer konu, bu sendika üyeliği primi toplu sözleşme ikramiyesi olarak şu anda yer almakta. Buradaki amacımız gayet açık, açıkça ifade ediyoruz, sendikacılığı, örgütlenmeyi teşvik etmek istiyoruz. Yani konuşurken örgütlenmenin teşvik edilmesi ifade ediliyor. Örgütlenmenin teşvik edilmesiyle ilgili olarak kamuda, bu düzenleme, “Toplu sözleşme ikramiyesi” şeklinde yer almaktadır.

Diğer bir konu, yaştan dolayı emekli olamayanların durumu. Mevlüt Bey bunu sık sık soruyor, Milliyetçi Hareket Partisi de böyle bir kanun teklifi verdiğini söylüyor.

Değerli arkadaşlar, ben bir kez daha ifade ediyorum: Tabii ki bu, önemli bir yaklaşımdır. Siz eğer “Prim gününü doldurup yaşını doldurmayanları emekli edelim, borçlanma sağlayalım, emekli olsunlar.” gibi bir…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Çare, çare Sayın Bakan, bir çare?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Müsaade eder misiniz…

Türkiye sosyal güvenlikte çaresizliğe sevk edildiği için reformunu yaptı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bir geçiş süreci…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Reformun da ana kriteri yaştır. Siz, eğer…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Hangi reform?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Rahmetli Bülent Ecevit Bey’in yaptığı altmış yaş ve bizim hep birlikte yaptığımız, sizin de Anayasa Mahkemesine itiraz etmediğiniz altmış beş yaş. Doğru bulduğunuz, akılcı bulduğunuz düzenlemeler.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sistemi zedelemeyin Sayın Bakan, sistemi zedelemeyin ama aç insanlara bir çözüm bulun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Şimdi, bakınız, emeklilik prim gün sayısını doldurup siz insanların gerekli yaşa gelmedikten sonra emekliliğini istiyorsanız sistemi bozuyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, bozmayın efendim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ben şimdi size onu soracaktım. Böyle güzel bir teklifiniz varsa sistemin ana kriterlerini bozmayacak bunu sizlerle konuşmaya hazırız, çözümden de yanayız ama sistemi bozacaksınız millete gidip siz de dert anlatınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama siz çözüm bulma yerine hep reddediyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Biz hazırız, sizin görüşlerinizi almaya hazırız. Teklifinizi getirin, alalım efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Peki.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Bakan, bu bir sorundur, sorunu çözme noktasında olan sizsiniz; biz fikirlerimizi söylüyoruz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – İşte biz -müsaade eder misiniz- sorunu çözmüşüz, açık söylüyorum ve bütün vatandaşlarımızı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sağlık hizmeti alamıyorlar Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - …75 milyonu genel sağlık sigortası kapsamına almışız. Bu kadar net söylüyorum.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sağlık hizmeti alamıyor, primini ödemiş.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani bu bahsettiğiniz vatandaşlar bugün prim ödemiyorlarsa bir şekilde sosyal güvenlik sistemine dâhildirler. Ya cüzi bir prim ödeyerek ya prim ödemeyerek bir şekilde sosyal güvence altındadırlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Türkiye’deki muhtarların hiçbirisi sağlık yardımı alamıyor.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bakın, sistemi iyi incelemenizi istiyorum. Mutlak surette diyorum, sistem öyle kurgulanmış ki 35 TL prim ödeyerek de sağlıktan yararlanabilirsiniz, hiç prim ödemeden de yararlanabilirsiniz; 76 TL ödeyerek de yararlanabilirsiniz, 211 TL ödeyerek de yararlanabilirsiniz. Sistemi bir bütün olarak ele aldığınız zaman bir sıkıntının olmadığını göreceksiniz.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sıkıntıyı çekenler biliyor.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, bu yasanın Komisyon olarak Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna gelmesi gerektiği şeklinde Komisyonda çokça tartıştığımız bir soru var. Yani bizim Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu direkt çalıştığımız komisyon. Bizimle ilgili yasalar geldiği zaman tabii ki öncelikli olarak, asıl komisyon olarak, ana komisyon olarak orada görüşülmesini doğru buluruz fakat burada -az önce kürsüden de söyledim- bütçenin yüzde 28’iyle ilgili karar ve mali konulardan dolayı Meclis Başkanlığımız böyle takdir etmiş. Yani Çalışma Bakanlığının veya bizlerin özel bir gayreti neticesinde bu sevkin Plan ve Bütçe Komisyonuna yapılmış olmadığını belirtmek istiyorum. Şimdi, bugüne kadar da bu yasayla ilgili, yani 4688’le ilgili gelen düzenlemelerin çoğu 5 kez gelmiş; 5’incisi bu, 4’ü Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmüş.

Bu mevsimlik tarım işçileriyle ilgili METHİP Projesi var biliyorsunuz. Bunların çalışma koşullarını iyileştirmeye dönük projemiz şu anda uygulamada ve bununla ilgili kaynak tahsisleri valiliklerimize yapılmış durumda. Valiliklerimiz gerek konaklama gerekse bütün sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenleme imkânlarına sahipler. Bir yerde sorun yaşanıyor ise milletin vekilinin görevi o yaşanan sorun alanlarını tabii ki idareye bildirmektir, yönetime bildirmektir. Biz de bu bildiriminiz çerçevesinde aksaklıkların giderilmesi konusunda her zaman hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum.

4/C’lilerle ilgili bazı değerlendirmeler yapıldı. Onunla ilgili, bildiğiniz gibi, geçtiğimiz dönem içerisinde bazı iyileştirmeler yaptık. O iyileştirmeleri ilgili arkadaşlarımıza yazılı olarak takdim edeceğimi belirtiyorum.

Bir diğer konu, grevsiz toplu sözleşme olur mu? Olur. Anayasa’nız böyleyse, böyle olur. Mevzuatınız da bu Anayasa çerçevesinde düzenleniyor. Çok güzel bir çalışma yapıyor arkadaşlarımız. Dün de Bursa’da yine Anayasa Platformu çerçevesinde çalıştılar. Artık, inanıyorum ki kısa süre içerisinde masa başına dönerler; hızlı bir şekilde, yeni anayasa ele alınırken tüm bu çalışma hayatıyla ilgili sorunları da içeren bir düzenleme gerçekleştirilir.

Taşeron işçilerle, alt işverenin yanında çalışan işçilerle ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bir kere, bu konuda emeğin sömürüsüne hep beraber karşı olduğumuzu belirtmek istiyorum. Burada emek sömürüsünü engellemeye dönük, alın terinin hakkını vermek adına, İş Kanunu’nun 2’nci maddesi başta olmak üzere, taşeron işçi dernekleriyle yaptığımız görüşmeye sadık kalarak bir düzenlemeyi huzurlarınıza getireceğimizi belirtmek istiyorum.

Osmaniye’de bir açlık grevinden bahsetti arkadaşlarımız. Daha ayrıntılı şekilde iletilirse ilgileneceğimizi ve konunun ne olduğunu bilmediğimiz için şu anda bu cümleyle…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, raporum Adalet Bakanlığındadır şu anda.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim “Ülkenin şurasını ele geçirdiniz, şurasını ele geçirdiniz.” şeklinde bir yaklaşım… Bilemiyorum, yani buraya gelen milletvekillerinin milletin oylarıyla geldiğini bilmiyor muyuz? Milletin oylarıyla gelmişiz. Onun için “Ne olacak yani bunun sonu?” diye soruluyor. Belki de “‘Ak Türkiye’ olacak” desek daha doğru olur diye ben ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu, bu soru çerçevesinde cevaplamak zorunda kaldım çünkü çok ağır ithamlar kanımca, hak etmediğimiz ithamlar diye düşünüyorum.

Emeklilere sendika hakkının yine bir anayasal sorun olduğunu belirtmek istiyorum.

Türkiye Gazeteciler Sendikasıyla ilgili bir dosya gazeteci arkadaşlar tarafından bana iletildi. Kaç istifa var şu anda bilgim yok ama bilgiyi alıp Çalışma Bakanlığından yazılı olarak sizlere ileteceğim.

Yıpranma payı Bakanlığın bir tasarrufu, Bakanın bir tasarrufu, Hükûmetin bir tasarrufu değil. Bu düzenleme yapılırken Bilim Kurulunun, Üniversitenin bize iş kollarındaki veya çalışma hayatındaki riskli işlerle ilgili ve o alanlarda çalışanlarla ilgili yapmış olduğu bilimsel bir değerlendirmenin neticesinde milletvekillerinin de yıpranma payı ve gazetecilerin de yıpranma payı kaldırılmış idi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bu konuda yine gazeteci arkadaşlarımız bir dosyayı Sayın Başbakanımıza iletmişler. Sayın Başbakanımız bana bu dosyayı ilettiler, üzerinde şu anda yine Bilim Kuruluna çalışma yaptırıyoruz. Eğer risk söz konusu ise bu konuda gerekli düzenlemeyi yapabileceğimizi ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, Sayın Bakan soruları geçiştirmekle meşgul.

Sayın Bakanım, Osmaniye’yle ilgili hem Büyük Millet Meclisine hem Adalet Bakanlığına çok detaylı bir rapor sunduk bundan bir hafta önce. Bakın, orada insanlar ölürse bunun sorumluluğu artık Hükûmettedir, bunu da kayda geçirmek istiyorum.

İki: “Genel sağlık sigortası herkesi kapsıyor.” dediniz. Bugün, bir soru önergesi verdim, lütfeder incelerseniz, Bursa’nın Çekirge Devlet Hastanesi Aciline başvuran ve ölen bir Mersinli yurttaşımızın evine takip gönderilmiştir. “Eğer borcunu ödemezse icra takibi başlatılacaktır.” diye yazıyor bir başhekim imzasıyla. Konuyu biz yeterince inceliyoruz, lütfen, siz detaylı inceleyin Sayın Bakan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama…

Tasarının tümü üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Oylamadan önce bir yoklama talebi vardır, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Çam, Sayın Ediboğlu, Sayın Kuşoğlu, Sayın Öğüt, Sayın Kurt, Sayın Özel, Sayın Tanal, Sayın Atıcı, Sayın Çıray, Sayın Erdemir, Sayın Toprak, Sayın Akgöl, Sayın Toptaş, Sayın Ekşi, Sayın Bayraktutan, Sayın Yalçınkaya, Sayın Demiröz, Sayın Çetin.

Sayın milletvekilleri, yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/556) (S. Sayısı 200) (Devam)

BAŞKAN – Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Şimdi, on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 17.19

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

200 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, milletvekillerimizin sorduğu bir soruya Sayın Bakan -”Ne olacak yani bunun sonu?” diye soruluyor- “belki de Ak Türkiye olacak.” demek suretiyle Türkiye Cumhuriyeti devletini bir parti sıfatıyla tanımıştır. Öncelikle bunu kınıyorum. Kendisi Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanıdır. Dolayısıyla, eğer böyle bir niyetiniz varsa, Türkiye Cumhuriyeti devletini bir parti devletine dönüştürme gibi bir niyetiniz varsa çıkın bunu açıklayın ama bu devletin adı Türkiye’dir, hiç kimse değiştiremeyecektir. Bunu da siz de biliniz böyle. O bakımdan, bunun tutanaktan çıkartılmasını, eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanıysanız bu ifadenizin buradan çıkartılmasını talep ediniz ve Türkiye’ye yaptığınız bu haksızlıktan dolayı milletimizden de özür dileyiniz.

BAŞKAN – Teşekkürler.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, ben de aynı konuda bir beyanatta bulunmak istiyorum.

Sayın Bakan “Ak sendika, Ak yargı, Ak basın” tabirine “Evet, bunların nedeni Ak Türkiye’dir.” diyerek aslında kendi yaratmış oldukları “Ak basın, Ak sendika, Ak yargı”yı kabullenmiş bulunuyor, bunu ifade etmiş bulunuyor. Tutanaklara bu şekilde geçmesini diliyorum.

Teşekkür ederim.

Ayrıca bunu da kınıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Buyurun Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, Sayın Bakan bu konuda bir mecaz ifade kullanarak “Türkiye’nin yüzünü ak edeceğiz.” anlamında bir ifade kullanmıştır. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Tevil götürmez bu, Mahir Bey yahu.

BAŞKAN – Bir dakika efendim… Bir dakika lütfen… Bir dakika…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Dolayısıyla, buradan bir parti devleti çıkarmak ancak zorlamayla olur efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Sayın Ünal, bırakın Sayın Bakan cevap versin.

BAŞKAN – Teşekkürler.

OKTAY VURAL (İzmir) - Zorlayan da Sayın Bakanın kendisi. Yakışmıyor Sayın Bakan. Siz Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanısınız, Ak Türkiye’nin değil.

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir şey söylemek ister misiniz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, tutanakları ben rica ediyorum. Tutanakları alıp üzerinde konuşmayı daha doğru buluyorum çünkü hepimizin sorumluluğu var. Ağzımızdan çıkanın sahibiyiz. Sizin ifade ettiğiniz gibi bir anlam, bizim, bırakınız düşünmemizi, ifade etmemizi, hayalimizden bile geçmez ama burada dedim ki özellikle: Öyle bir haksızlık yapılıyor ki yani burada bütün kurum ve kuruluşlarımıza bir sıfat takılıyor. Yani bu arkadaşlarımız işte, “Ak yargı” derken, “Ak basın” derken, ak bilmem bir sürü şey sayarken doğru mu dedi? “Ak Türkiye mi yapıyorsunuz?” dedim yani.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Olacak desek daha doğru olur.” diyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani, müsaade eder misiniz… Bu tutanağa, alıyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizden önce Türkiye yok muydu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani, bunları, bu soruya katılmadığımı…

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye “Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir Bakanıyım. Türkiye’de yaşamaktan ve Türkiye’nin bir bakanı olmaktan gurur duyuyorum.” demiyorsunuz, “Ben herkesin Bakanıyım.” diye demiyorsunuz da burada tevil yapmaya çalışıyorsunuz Sayın Bakan? Sizden bunu bekliyorum.

BAŞKAN – Sayın Vural…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bu, tevil filan değil; bu, insanların geçmişiyle izah edilecek olan bir şeydir. Bir cümleyle bir kişinin bu şekilde kendisini tavsif etmesini ben hiç yeterli bulmuyorum. Bizim ömrümüz “Türkiye, Türkiye” diye, “Türkiye Cumhuriyeti” diye diye gelmiştir. Siyasi hayatımız, geçmişimiz de böyledir yani. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ak Türkiye’yi kara Türkiye’ye çevirdiniz. Siz ancak kara Türkiye yapabilirsiniz, siz ancak kara Türkiye’yi oluşturuyorsunuz, karartıyorsunuz herkesi.

BAŞKAN – Şimdi birinci bölümün görüşmelerine geçiyoruz.

Birinci bölüm 1 ile 18’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde gruplar adına birinci konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erkan Akçay, Manisa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 200 sıra sayılı Tasarı’nın birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül anayasa değişikliğiyle getirilen ve kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkını düzenleyen bu kanun tasarısı, on sekiz aylık bir ayak sürümeden sonra nihayet Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmeye başlandı ve 23 Ocaktan bu yana da yaklaşık yetmiş gün geçti ve Hükûmet görüşmeleri yavaşlattı.

Referandum öncesi ve sonrası AKP İktidarı ve yandaşları parlak laflarla öyle bir tablo çizdi ki anayasa değişikliğiyle birlikte her şey güzel olacaktı, ileri demokrasi gelecekti, ekonomik, sosyal sorunlar çözülecekti, Türkiye’nin önü açılacaktı, sendikal haklar geliştirilecekti, kamu çalışanlarına toplu görüşme yerine toplu sözleşme hakkı verilecekti ve bu haklar uluslararası standartlara yükseltilecekti; hatta yürütülen kampanya sırasında bir sendika başkanı “Kendi nikâhımda bile böylesine rahat ‘evet’ diyememiştim.” diyerek yandaşlığı zirveye çıkarmıştı ve bazı kamu çalışanı temsilcileri de ve bir kısım odaklar “Yetmez ama evet”çi kervanına katılmıştı.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu parlak vaatlere karşın bu yüce Mecliste millete ne demiştik? AKP’nin bu anayasa değişikliğiyle ilgili doğru söylemediğini, asıl amacının yandaş yargı oluşturmak olduğunu, amacının demokrasiyi ileriye götürmek olmadığını, halk oylamasında evet sonucunu almak için acı hapın üstüne böyle tatlandırıcı ve cilalı bir kaplama yaptığını ve halkı kandırdığını ifade etmiştik. Kim haklı çıktı? Biz haklı çıktık, Milliyetçi Hareket Partisi haklı çıkmıştır. Kamu çalışanlarına verilen sözlere ne oldu? Verilen sözler unutuldu. Kamu çalışanları bu parlak vaatlerin üzerine artık bir bardak su içecek. Kamu çalışanlarına yine hüsran düştü, bir kısım “Yetmez ama evet”çilerin payına da gaz düştü, daha da yetmez ise cop düştü.

Değerli milletvekilleri, şimdi görüştüğümüz bu kanun tasarısını Hükûmetin nasıl ele aldığını, konuya bakış açısını, gerçek niyetini ve zihniyetini gösteren açıklamayı benden önceki konuşmacı arkadaşlarım, Bülent Arınç’ın, Hükûmet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ın Bursa’da 4 Aralık tarihinde yaptığı konuşmadan alıntılar yaparak verdiler. Ben bu konuşmaları tekrar etmek istemiyorum, farklı bir yönüne getireceğim. Ve bugüne kadar görüşmenin seyri de şunu göstermiştir ki Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı maalesef bu görüşleri teyit eder bir tutum izlemeye başlamıştır. Özellikle biraz önceki “Ak Türkiye” lafı dahi bu anlayışı, zihniyeti teyit eder mahiyettedir.

Sayın Bülent Arınç, “Memur-Sen’in görüşleri doğrultusunda bu yasa değişikliği yapılacak.” diye bu konuşmasında birkaç defa tekrarlıyor ve Anayasa oylamasında Memur-Sen’in “evet” yönünde gönülden katkıda bulunduğunu söylüyor ve diğerlerinin “hayır” demek için çalıştığından bahsederek “Bunların, ‘hayır’, ‘hayır’ diye yırtınanların şimdi de ‘Nerede toplu sözleşme?’ deyip ortalıkta dolaştığını görünce, kardeşim, sen şurada bir otur bakalım, senin bunları konuşmaya hakkın yok. Memur-Sen ne yapacağını bilir, Hükûmetle bu konuyu müzakere etti. Kim yol gösterdi bize? Memur-Sen gösterdi.” diyor. Bu sözler hiçbir yoruma ve tevile ihtiyaç göstermeyen, siyasi ve diplomatik bir üsluba da ihtiyaç görmeyen son derece açık, net ifadelerdir değerli arkadaşlar.

Ve, yine, memur ve emekli maaşlarını ödeyen bir Hükûmet olduğunu ifade ederek… Yani zaman zaman Hükûmet üyeleri bunu tekrarlıyorlar, “Memur maaşlarını ödeyen bir Hükûmet var.” diyorlar, sanki kendilerinden önceki Hükûmette maaşlar ödenmemiş veya gecikme olmuş gibi. Komisyonda da veya değişik ortamlarda da sordum. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinden önce Türkiye Cumhuriyeti hangi dönem, hangi tarihte memuruna, personeline maaş ödeyememiş? Bu izaha ve açıklamaya muhtaç bir durumdur. Yine, Sayın Arınç devam etmiş, “Yunanistan oradaysa Türkiye burada, Yunanistan memur maaşlarını dondurdu, işçiler eksi 20’ye imza atıyor, İspanya, Portekiz, İtalya, İrlanda, İzlanda böyle, çok şükür biz veriyoruz.” diyor. Yani lütfediyor Hükûmet “Gününden önce veriyoruz.” diyor. Yani gününden önce Hükûmet ne vermiş, ne zaman vermiş, doğrusu onu da merak ediyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İthal angus almak için bayram öncesi vermişti!

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Daha dün bazı emeklilerimiz Manisa’da emekli aylıklarını gününde alamadı arkadaşlar. Bir kısmı, hepsi değil. Bir kısmı bir gün gecikmeyle aldılar, bunu da, Sayın Bakana gerekli bilgiyi de verebilirim.

Ve Sayın Çelik’in açıklamaları da maalesef benzer yöndedir. Yani “Biz işte şu çalışmaları yaptık.” diyerek, geçmişteki, yine bir AKP’li Tarım Bakanının çiftçilerimize “Gözünüzü toprak doyursun.” misali…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – …Hükûmet de bu defa kamu çalışanlarına “Gözünüzü Allah doyursun.” veya “Toprak doyursun.” demek istiyor âdeta bu ifadelerle.

Değerli arkadaşlar, bu sözler kabul edilebilir sözler değildir ve getirilen bu kanun tasarısıyla da toplu sözleşme görüşmeleri bir sohbet toplantısı olmaktan başka bir anlam taşımayacaktır, bu toplu görüşme sisteminden bir adım dahi ileri bir düzenleme yoktur.

Toplu sözleşme görüşmelerini, hatta bir tiyatro dekoru hâlinde şu şekilde mizansen de edebiliriz, yani müsaadenizle, doğacak manzara şudur:

Üç sendika Hükûmetle bir araya gelir. Üç sendika der ki Hükûmete: “Selamünaleyküm.” Hükûmet de “Ve aleykümselam.” Sendikalar “Sözleşme yapmaya geldik.” der. Hükûmet “Hoş geldiniz. Buyurun birer çay için. Nasılsınız?” Sendikalar “İyi değiliz, haklarımızı almaya geldik, hâlimiz perişan.” Hükûmet “İyisiniz, iyisiniz.” der ve anlatır: “Vallahi, böyleyken böyle, para yok, olsa dükkân sizin.” Kamu-Sen ve KESK “Biz bu şartları kabul etmiyoruz.”, Memur-Sen “Vallahi, ben sözleşmeyi imzalarım.” der, Hükûmet Memur-Sen’le sözleşmeleri imzalar, diğer sendikalara da “Güle güle, anca gidersiniz.” der ve perde kapanır. Baş başa kalan Çalışma Bakanı Sayın Çelik, Hükûmet Sözcüsü Sayın Arınç ve Memur-Sen Başkanı birlikte böyle “çak” yaparlar, sözleşmeyi de kutlarlar. Neticede, çıkacak olan tablo da budur.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı tek taraflı olarak hazırlanmıştır. Görüşmelerde Hükûmetle mutabık kalınan sendikaların üyeleri adına konfederasyonların kamu çalışanlarının tamamını ilgilendiren genel düzenleyici işlemlere karşı yargı yoluna başvurulması hususu tasarıya dâhil edilmemiştir. Toplu sözleşme görüşmelerinde en çok üyeye sahip üç konfederasyonun imza yetkisinin bulunması, toplu sözleşme metninin sendika temsilcilerinin salt çoğunluğunun onayıyla geçerlilik kazanması, hizmet kollarına ait sendikaların da toplu sözleşme yapabilmesi, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu Başkanının tespit edilmesi gibi hayati birçok husus da maalesef Hükûmet ile sendikalar arasındaki görüşmeler safhasında mutabakata varılmasına rağmen tasarıya dâhil edilmemiştir.

Yine Sayın Bakan kamu çalışanları temsilcileriyle görüşmeler yaptı, tartışmalar yaptı. İfade ettiğimiz gibi mutabakata varılan maddelerde hiçbir değişiklik yapılmadı. O zaman, bu görüşmeleri neden yaptınız? Göstermelik olarak, yapmış olmuş görünmek için yapıldı. Bu mutabakata varılan konulardan en önemlilerinden birisi de Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun teşkili ve genel toplu sözleşme yanında, hizmet kolu toplu sözleşmesinin yapılmasıydı. Ancak, bu tasarıda hizmet kolu toplu sözleşmesinin olmadığını, sadece o hizmet kolunda yetkili olan sendika temsilcisinin dinlenmesinden ibaret bir usul geliştirildiğini görüyoruz. Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun Başkanlığını, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay başkan ve başkan vekili veya daire başkanları tarafından Bakanlar Kurulu tarafından seçilecek bir üyenin yapması öngörülüyor. Hâlbuki sendikaların teklifi, Yargıtay 9. Dairesi Başkanının bu görevi yapmasıydı. Ancak, Hükûmet, kendisinin talimatıyla hareket edecek bir başkan olması için bir özel gayret sergilemektedir. Hükûmet, yaklaşık 70-80 kişinin arasından kendine en uygun gördüğü kişiyi Kurul Başkanı olarak seçecek. Kurul Başkanı da fevkalade önemlidir ve Kurul Başkanı da Hükûmetin talimatıyla hareket edecek bir kişi olur ise, bu toplu sözleşmeden sadece Hükûmetin isteği dışında bir şey çıkmasının imkân ve ihtimali yoktur değerli arkadaşlar.

Sadece Kamu Görevlileri Hakem Kurulu Başkanı, Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti Başkanı yani Memur-Sen’in Başkanı ve Kamu İşveren Heyeti adına da Sayın Bakanın toplu sözleşmeyi imzalamaya yetkili olması diğer sendikaların varlığını neredeyse anlamsız bir hâle getirmiştir.

Bir sendika açıkça kamu çalışanlarını yarı yolda bırakırsa, diğer sendikaların hukuken bir itiraz hakkı yok ve bu pazarlığı seyretmek durumunda kalırsa, bunu nasıl bir toplu sözleşme hatta nasıl bir toplu görüşme sayacağız?

Memur-Sen Başkanı imzaladığı an toplu sözleşmeye diğer federasyonların itiraz hakkı olmayacak. Çok açık bir şekilde görülmektedir ki Memur-Sen Konfederasyonu Hükûmet tarafından açıkça desteklenmekte, aynı zamanda, toplu sözleşme masasında Hükûmetin dediğim dedik anlayışını devam ettirdiğini görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, tam anlamıyla, Hükûmet bakımından sözünde durmamak, memurları kandırmak, kamu çalışanlarının emeğine saygı göstermemek durumu söz konusudur. O nedenle, bu kanun teklifine hayır oyu vereceğimizi ifade ediyor, muhterem heyetinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Birinci bölüm üzerinde ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın İzzet Çetin, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4688 sayılı Yasa’da değişiklik yapan tasarı üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, biraz evvel Sayın Bakan çok açık bir şekilde “Böyle Anayasa’ya böyle yasa.” diyerek yasanın içeriğini, kalitesini çok güzel özetledi. Aslında Parlamentoda bu yasanın görüşülmesi sırasında iktidar partisi milletvekillerinin ve tüm Parlamentonun da bu hâli çalışanlara, emeğe, emekçiye bakış açımızı ülke olarak, iktidarlar olarak, partiler olarak ortaya koyuyor.

Tabii, tasarının iki bölüm hâlinde görüşülüyor olması yangından mal kaçırmaya benziyor. Yani 2 milyon 600 bin memur ve o kadar memur emeklisini ilgilendiren bir yasanın maddelerinin görüşülmesinden kaçılması ve sadece değişiklik önergeleri üzerinde maddelere üçer, beşer dakika söz hakkı verilmesi yasanın kalitesi açısından, Bakanlığın çalışanlara bakışı açısından ibret verici bir durum.

Öbür taraftan, yine biraz evvel, Bütçe Plan Komisyonundaki Komisyon Başkanı Arkadaşımız görüşmelerini anlatırken yasadaki mahcubiyeti değişik ülkelerden örnekler vererek anlatmaya çalıştı. Hani bir söz vardır, hepimiz çok iyi biliriz: “Suimisal emsal olmaz.” “Şu ülkede yok, bu ülkede yok, şu ülke böyle, bu ülke böyle.” diyerek yasa yapılmaz. Yasa eğer toplumsal bir ihtiyaç varsa o ihtiyacı gidermek için düzenlenir, yapılır ve özellikle de mutabakat aranır. Ben bu yasanın görüşmeleri sırasında alt komisyonda, komisyonda, hatta Bütçe Plan Komisyonundan sonra zoraki de olsa Çalışma Komisyonuna gönderilmesi sırasında görüşmelere katıldım Komisyon üyesi olmamama rağmen. Nedeni ilgi duymam değil; gerçekten emekçilerin, ister memur ister işçi olsun, artık bu ülkenin asli unsurları olarak algılanmasının zamanı geldi de geçti. “Emeğin hakkı alın teri kurumadan verilecektir.” diye iktidar olacaksınız, iktidara geldiğinizde dünyadaki kötü örnekleri önümüze örnek diye getireceksiniz. Bütçe Plan Komisyonu Başkanı arkadaşıma bir tek konuda yüzde yüz katılıyorum, o da memur tanımının hiçbir ülkede bu kadar geniş tutulmadığı konusu. Hizmetlinin, boyacının, kapıcının, vesairenin memur sayıldığı bir başka ülke elbette yok. Onun için, Sayın Başbakanın da 24 Ağustos 2010’da söylediği bir söz var, sendikalara, memur sendikalarına bir çağrı yaptı: “Geliniz, işçi-memur ayrımını kaldıralım, ‘çalışan’da buluşalım.” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, “çalışan”da buluşmaya varız, çalışanların haklarını demokratik ülkelerdeki seviyesine çıkarmakta varız ve toplumsal gelişmemize uygun olarak kendi öz varlıklarımızla, kendi yasamızı kendimiz yapmaya varız değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, tabii, tasarının on sekiz maddesini bir kısım, bir bölüm olarak sizlere anlatacak değilim çünkü on sekiz maddenin ismini söylesem bir dakikam gidecek yine. Ama şunun altını çizerek söyleyeyim: Sendikal hakların bölünmezliği ve bütünselliği ilkesini dikkate almayan bir tasarıyla karşı karşıyayız. Bu ilke, ILO’nun da kabul ettiği bir ilke. Bu ilkeye göre örgütlenme özgürlüğü, yani sendikal haklar toplu sözleşme hakkıyla, grev hakkıyla bir bütündür. Bu ayaklardan birisi yoksa eksik kalır, noksan kalır. Onun için, tasarı pek çok memura örgütlenme hakkını yasaklarken memurların tamamına da grev hakkını yasaklayarak daha baştan sakat doğuyor.

İkinci bir sakatlık -gerçekten bizden başka hiçbir ülkede yok- “Yandaş sendika yaratacağım, yandaş konfederasyon yaratacağım.” diye konfederasyonları öne çıkarıcı, sendikaları dışlayıcı, öteleyici, hizmet kollarını görmezden gelici bir yasa ancak bizim ülkemizde AKP İktidarı döneminde yapılabilir. Bu yasa tasarısı Anayasa değişikliğindeki toplu görüşme hakkından daha geri hükümler içeriyor.

Değerli arkadaşlarım, bunu kabul etmeyeceksiniz belki ama size izah edeyim. Eğer toplu görüşmede taraflar bir anlaşmaya varamamış ise Bakanlar Kurulu karar veriyor, hiç olmazsa memur yargıya gidebiliyor idi, şimdi getirilen düzenlemeyle Kamu Görevlileri Hakem Kurulu oluşturuldu, eğer anlaşma sağlanamazsa Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun verdiği söz nihai söz, yargı yolu yok, kesin. Yani toplu sözleşmenin tarafı olan sendika ya da konfederasyonun ya da karşısında Kamu Hakem Heyetinin toplu sözleşmeyi anlaşmazlıkla sonuçlandırmaması ya da gönüllü olarak bir yere getirememesi durumunda ne olacak? Bir kurul toplu sözleşme adına kesin kararı verecek, adına da “toplu sözleşme” deyip memuru da aldatacağız, kendimizi de aldatacağız. Bu bir yanılsama değerli arkadaşlar. Yani bu toplu sözleşme düzeni her ne kadar 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğinden sonra memurlara bir hak olarak getirilmişse de grev hakkı içermediği gibi, toplu sözleşme hakkı içermediği gibi, “özgür toplu sözleşme ve gönüllü imzalama” ilkesini de ortadan kaldıran bir durum içeriyor.

Diğer taraftan, değerli arkadaşlar, yine bu toplu iş sözleşmesinde kamu çalışanlarının sendikalaşma hakkına ilişkin pek çok kısıt var.

Bakınız, ben -burada yine okuyacak değilim- bu kanunun kısa bir serüveninden size söz edecek olursam, 4688 sayılı Yasa, 24/6/1999’da Başbakanlıktan bu Meclise geldi, 1999’da Mecliste görüşüldü, 18 Nisan 2000 tarihinde komisyonlar çalışmalarını tamamladı ve esas komisyon yani Çalışma Komisyonu bir yıl sonra 21/5/2001’de görüşmelerine başladı. Bu tasarı üç birleşimde görüşüldü, 114’üncü, 123’üncü ve 124’üncü Birleşimde yani 2001 yılında ve yasalaştı.

Şimdi, orada Mahfuz Güler, o zamanki sizin, Fazilet Partinizin, devamı olduğunuz Fazilet Partisinin sözcüsü Mahfuz Güler arkadaşımızın -gerçekten katılmamak mümkün değil- muhalefette olduğunuz için çok güzel bir konuşması var, tavsiye ederim AKP’deki arkadaşlarıma.

Yine, aynı şekilde, Başbakan Yardımcınızın bir önergesi var, neyle ilgili önerge? Bu sendikalaşmayla ilgili yani “Kimler sendikalara üye olabilecek, kimler sendikalara üye olabilmeli?” diye. O önergede de kimlerin imzası var size kısaca söyleyeyim, hepiniz belki bakmayabilirsiniz: Fethullah Erbaş, Mahfuz Güler, Lütfi Yalman, Bülent Arınç, Maliki Ejder Arvas, Musa Demirci ve Latif Öztek.

Şimdi, ben, Sayın Başbakan Yardımcımızın bundan on bir on iki yıl evvel verdiği, 15’inci maddeye ilişkin değişiklik önergesini aynen Cumhuriyet Halk Partisi önergesi olarak vereceğim arkadaşlar, göreceğiz yani Bülent Arınç’ın on bir yıl evvel söylediğiyle bugün söylediği bir mi? Fazilet Partisi ile AKP’nin memurlara bakış açısı bir mi? Yoksa, Sayın Bakan, o gün mensubu olduğu -kendisinin de görüşleri var- o görüşlere sahip çıkıyor mu çıkmıyor mu?

Bazı kanunlarda Sayın Bakanın zorda bırakıldığını biliyorum. Bu kanunda zorda bırakılmış bir durumu da yoktu. Yani çıkıp da burada “Konut Edindirme Fonu’nu tasfiye ettik, şunu yaptık, bunu yaptık.” diyerek faaliyetin içinden on yılı anlatacağınıza ya engel olanları anlatın ya da gerçekten, on yıl evvel söylediğiniz sözcüklere sahip çıkmanızı öneririm Sayın Bakan.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı konfederasyonları öne çıkarıyor, “Bazı hakları genişlettik, kapsamı genişlettik sendikalaşmaya ilişkin.” diyor. Neyi genişletti kapsamda? Sadece aday memur ve deneme süresi içerisinde çalışan memurlar bundan önceki yasada sendikaya üye olamıyor idi, sadece onlar üye olabiliyorlar şimdi, ne askerî iş yerlerinde çalışanlar ne emniyette çalışan sivil memurlar ne adalet hizmetlerinde çalışanlar. Ya, “Yargı-Sen” diye yargıda çalışanların kurduğu sendikaya bile tahammül edemeyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Yani hiç kimse “Memura ileri haklar getirdik, demokratik haklar getirdik.” diye bu yasayı övmeye kalkmasın, bu yasanın övülecek hiçbir şeyi yok. Övecek olan, sadece ve sadece Memur-Sen ve AKP’dir, onun dışında hiç kimsenin bu tasarıyı sahiplenmesine olanak yoktur çünkü komisyonlarda konuşmalar yaptık, öneriler yaptık, muhalefetten gelen hiçbir öneri kabul edilmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ÇETİN (Devamla) - Şimdi de burada usulen konuşuyoruz. Bunun memura da ülkeye de bir hayrı yok.

BAŞKAN – Sayın Çetin, teşekkür ediyorum efendim.

İZZET ÇETİN (Devamla) – Türkiye bu yasayla da eleştirilerini alacaktır aplikasyon komitelerinde.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Üçüncü konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

Sayın Baluken, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

200 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın birinci bölümü hakkında söz almış bulunmaktayım. Grubum adına heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii bu yasa tasarısı, kamu emekçilerinin sendikal hak aramasıyla ilgili birtakım düzenlemeleri içermesi gereken bir tasarı ancak içeriğine baktığımız zaman, kamu emekçileriyle ilgili nasıl bir zihniyetin devrede olduğunu çok net bir şekilde görebiliyoruz. Bu zihniyetin geçen hafta Başkent’in orta yerinde hak arama mücadelesi için gelen kamu emekçilerine gazla, tazyikli suyla, polis zoruyla müdahale eden bir zihniyet olduğunun burada ben altını çizmek istiyorum. Bu konuşmama geçmeden önce, özellikle kamu emekçilerinin hak arama yöntemlerine karşı bu şekilde kullanılan zor ve zorbalık yöntemlerini tekrar kınadığımı buradan belirtmek istiyorum.

Tabii, bu 4688 sayılı kamu görevlileri sendikalarıyla ilgili yasa tasarısında sosyal tarafların, sendikaların çok ciddi bir beklentisi vardı. Hükûmetle bir araya geldikleri zaman birtakım talepler iletmişlerdi ve bu taleplerin bir şekilde bu tasarı içerisinde yer alması, kamu emekçilerinin gerek sosyal hakları gerek özlük hakları gerek siyasal haklar anlamında dile getirdikleri taleplerinin bir şekilde ortaklaşması için belli bir süre de bu Hükûmetle olan diyaloğu devam ettirdiler.

Biliyorsunuz bu yasa tasarısı Meclise gelmeden önce tam on sekiz ay bekletildi. Ortak beklenti şu oldu: Yani bu kadar uzun bir süre eğer Hükûmet bu tasarıyı değerlendiriyorsa mutlaka sosyal tarafların ve sendikaların beklentisini karşılayacak bir yasa tasarısıyla buraya gelecek. Ancak önümüze gelen 4688 sayılı Yasa’da görüyoruz ki evrensel sendikal hak arama yöntemlerine veya evrensel insan hakları bildirgelerine tamamen aykırı olan birtakım düzenlemeler söz konusu.

Burada örgütlenme özgürlüğüyle ilgili, grev hakkıyla ilgili ve toplu sözleşmeyle ilgili genel beklentileri gerçekten karşılayamayan bir düzenleme söz konusu ve bu uluslararası sözleşmelere aykırı hükümler içerdiği için de aslında Anayasa’ya da aykırı olan bir kanun tasarısından söz ediyoruz. Çünkü Anayasa’da, eğer altına imza atılan uluslararası sözleşmeler varsa, kanun ve uluslararası sözleşmenin çeliştiği yerde uluslararası sözleşmenin esas alındığını belirten çok net hükümler var.

Değerli milletvekilleri, bakınız, burada toplu sözleşmelerle ilgili grev hakkının olmadığı bir süreci görüyoruz. Yani grevsiz bir toplu sözleşmeye zaten evrensel literatürde, sendikal hak mücadele literatüründe “toplu sözleşme” denmiyor. Bu olsa olsa toplu görüşmelerin bir şekilde AKP tarafından tekrar revize edilerek kamu emekçilerinin ve çalışanlarının önüne getirilmesidir. Burada temel amaç şudur: Toplu sözleşme masasında Hükûmeti hoşnut edecek, Hükûmeti rahatsız etmeyecek bir muhatap yaratma arayışıdır. Bunu nereden söylüyoruz: Bakın, burada toplu sözleşmedeki yetkinin konfederasyonlara verilmesiyle ilgili birtakım rakamlar vereceğim: Biliyorsunuz şu anda üç büyük konfederasyon var. Burada en büyük konfederasyonlardan biri olan KESK’in 232.083 üyesi var, Türkiye Kamu-Sen’in 394.497 üyesi var, toplamda 626.580 üye var ve bu toplam konfederasyonlara üye sayısının yüzde 57’sini oluşturuyor. Bir üçüncü konfederasyon olan Memur-Sen’in ise toplam üye sayısı 510.378 yani yüzde 43’lük bir üyeyi temsil ediyor. Fakat burada toplu sözleşmedeki genel verilen yetkiye baktığımızda, toplamda Memur-Sen’den daha fazla üyesi olan bu iki sendikaya toplu sözleşme görüşmelerinde 3 üye ile temsiliyet hakkı veriliyor, Memur-Sen’e ise üye sayısı daha az olmasına rağmen 4 üyeyle temsiliyet veriliyor. Burada bütün imza yetkisinin ve karar alma süreçlerindeki bütün yetkinin de yine Hükûmeti rahatsız etmeyecek bir şekilde Hükûmetin dümen suyunda sendikacılık yapan bir anlayışın inisiyatifine verildiğini görüyoruz.

Bakın, burada konfederasyon Memur-Sen, sadece KESK ve Türkiye Kamu-Sen adına da yetkiyi almıyor, aynı zamanda konfederasyona üye olmayan sendikalar adına da veya herhangi bir sendikaya üye olmayan çalışanlar adına da bütün yetkinin bir şekilde Memur-Sen’e verildiğini görüyoruz.

Yine, Kamu Görevlileri Sendikaları Heyetinde Memur-Sen’e 9 kişilik bir temsiliyet, Kamu-Sen’e 4 kişi, KESK’e de 2 kişi şeklinde bir temsiliyetin verildiğini görüyoruz. Burada tamamen antidemokratik ve temsiliyet boyutuyla çalışanları tamamen orada ifade edebilecek bir yapılanmanın olmadığını tekrar buradan belirtmek istiyorum.

Tabii, bu toplu sözleşme sürecinde hizmet koluyla ilgili sendikaların da tamamen dışlandığını ve bertaraf edildiğini bu yasa tasarısında söyleyebiliriz.

Toplu sözleşmenin aynı zamanda kapsamında da çok ciddi sıkıntılar var. Özellikle toplu sözleşmede tanımlama, kadro ve pozisyon üzerinden 4/A ve 4/B’li çalışanları kapsayacak şekilde düzenlenmiş. Burada, çok büyük bir kamu çalışanının, kamu emekçisini bir şekilde yansıtan 4/C’lilerin veya taşeron olarak çalışanların veya geçici ücretli olarak çalışanların, hizmet sektöründe çalışanların hiçbir şekilde bu toplu sözleşme kapsamında yer almadığını görüyoruz. Kapsama baktığımız zaman, sözleşmede daha çok mali ve sosyal hakların ön planda olduğunu, demokratik, siyasal, mesleki veya özlük haklarıyla ilgili genel taleplerin de tamamen sözleşme dışında tutulduğunu yine burada görmekteyiz.

En önemli düzenlemelerden biri de yerelleşme süreçleriyle ilgili yaratmış olduğu tahribat. Şimdi, biz, ısrarla, demokrasinin, yerelleşme süreçlerinin önünü açmasından geçtiğini belirtiyoruz, merkezî devlet yapısının demokrasiyi giderek zayıflattığını belirtiyoruz ancak sizin buraya getirdiğiniz her kanun tasarısında bir şekilde bu yerelleşmeyi sekteye uğratan birtakım düzenlemeler var. Bakın, burada baktığımız zaman, yerel yönetimler ve yerel yönetimlerle masaya oturan yerel hizmet kolu sendikaları arasındaki toplu görüşmelerin tamamen devre dışı bırakıldığını görüyoruz. Tabii bununla ilgili daha önce aslında Tüm Bel-Sen’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurusu vardı ve bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Tüm Bel-Sen’in başvurusunu sendika aleyhine sonuçlandırmıştı. Dolayısıyla, burada, gerek ILO sözleşmeleri açısından gerekse Avrupa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi açısından veya gözden geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı açısından evrensel normlara uymayan bir düzenlemenin olduğunu belirtmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, özellikle bu yerel yönetimlerin yapmış olduğu, sendikalarla yapmış olduğu görüşmelerde ise tamamen yerel yönetimlerin sendika üzerinde baskı kurmasını sağlayan bir de tuhaf, farklı bir düzenleme var. Eğer görüşmelerde bir şekilde sendikayla ilgili bir uzlaşmazlık durumu çıkarsa yerel yönetimlere bir başka sendikayla bahsetmiş olduğumuz birtakım konularda masaya oturma yetkisi geliyor. Bütün bunların bahsettiğimiz noktada hem ILO sözleşmelerine hem de Avrupa Sosyal Şartı’na uyumsuzluğunu tekrar buradan belirtmek istiyoruz.

Burada, özellikle şunu tekrar belirtmek istiyorum: Bir tarafında, masaya oturanlarda Hükûmeti memnun edecek bir düzenleme yapılırken, aynı zamanda olası bir uzlaşmazlık durumunda da oluşturulacak Kamu Hakem Kuruluyla da tekrar Hükûmeti üzmeyecek ve Hükûmetin bir şekilde kendi önüne koyduğu şartları kabul edeceği bir düzenleme getirildiğini görüyoruz. Özellikle, Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun yapısına baktığımız zaman 4 üyenin konfederasyonlar tarafından belirlendiğini, 1 akademisyenin konfederasyonların göstereceği bir akademisyen olduğunu ancak geri kalan akademisyen belirlenmesinde ise tamamen Bakanlar Kurulunun ve bir şekilde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının yetkili olduğunu görüyoruz. Burada, tamamen çalışanların beklentisini öteleyen ve bir şekilde de kamu emekçilerinin hak arama mücadelesinin önüne set koyan bir anlayışın olduğunu tekrar belirtmek istiyorum.

Özellikle 12 Eylül referandumunda halkın tamamı Kürt sorununun çözümü ve çalışma hayatında kamu emekçilerinin hak ve özgürlük taleplerine bir arayış açısından AKP’ye destek vermişlerdi. Ancak bu beklentilerin tamamen boşa çıktığını üzülerek söylüyorum. Meclise düşen, bu yasa tasarısını geri çekip sosyal taraflarla ve sendikalarla bir uzlaşma ve bir ortaklaşma zemini bulup ona göre tekrar Genel Kurula getirmesidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Gruplar adına son konuşmacı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mahmut Kaçar.

Buyurun Sayın Kaçar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT KAÇAR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; kamu görevlileri sendikaları ve toplu sözleşme kanununun birinci bölümüyle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Memur sendikacılığının başladığı ilk günden şube başkanlığından genel başkanlığa kadar bütün kademelerde görev alan bir arkadaşınız olarak bizden önceki konuşmacıları büyük bir şaşkınlıkla izlediğimi ve dinlediğimi ifade etmek istiyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ne oldu, niye şaşırdın?

MAHMUT KAÇAR (Devamla) - Bu yasa, 2,5 milyon kamu çalışanını, 1 milyon 850 bin emeklisini, aileleriyle birlikte yaklaşık 20 milyon insanımızı ilgilendiren önemli bir yasa. Bugün kamu çalışanları adına tarihî bir gün yaşıyoruz. Yıllardan beri toplu sözleşme taleplerinin hükûmetler tarafından bir yandan iş güvencesi bir yandan “Toplu sözleşme talep edilemez.” diye reddedildiği bir ortamdan, bugün, kamu çalışanlarına toplu sözleşme hakkını ve bu toplu sözleşmenin de genel toplu sözleşme, hizmet kolu toplu sözleşmesi ve yerel hizmetlerdeki sosyal denge sözleşmelerinin de yer aldığı bir toplu sözleşme yasasını görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlar, Hükûmete geldiğimiz günden itibaren çalışma hayatının demokratikleşmesi adına çok önemli adımlar atıldı ama gerek milletimizin geleceği noktasında ve gerekse de çalışma hayatının demokratikleşmesi adına şüphesiz ki en önemli adım 12 Eylül referandumu oldu. Referandumdan sonra gerek darbe ürünü olan 2821 ve 2822 sayılı yasalardaki değişiklik çalışmaları ve gerekse de memurlara toplu sözleşme hakkını içeren yasal düzenlemelerde bugün nihai noktaya gelmiş olmamız bu anlamda aldığımız mesafe açısından son derece önemli.

Türkiye’nin 2011 yılı Avrupa İlerleme Raporu’na bakıldığı zaman -bir önceki Avrupa İlerleme Raporu’ndaki çalışma hayatının bölümleriyle 2011 yılı arasındaki ilerlemelere bakıldığında- bu anlamda aldığımız mesafeleri net olarak görme imkânına sahibiz.

Değerli arkadaşlar, memur sendikacılığının geçmişine baktığımız zaman, 1961 yılı Anayasa’sıyla birlikte kamu çalışanlarına sendika kurma ve örgütlenme hakkının verildiğini, ancak 1965 yılında çıkan yasayla -624 sayılı Yasa’yla da- birçok yasakların yer aldığını görme imkânına sahibiz. Daha sonra 1971 muhtırasıyla 1961 darbesinde verilen kırıntıların da tekrardan geri alındığını görüyoruz. 1992 yılında Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmeler, ardından 1995 yılında Anayasa’da yapılan değişiklikle Türkiye’de memur sendikacılığı alanında yeni bir dönem başlamıştır. Ancak, 1995 yılında Anayasa’da değişiklik yapılmış olmasına rağmen, ikincil mevzuatın 2001 yılında yapıldığını yani yaklaşık altı yıl geçtikten sonra yapıldığını da özellikle hatırlatmak istiyorum.

Bu yasanın gecikmesiyle ilgili yapılan eleştirilerde… Daha önceki dönemlerde Anayasa değişikliğiyle ikincil mevzuat değişikliği arasındaki süreye bakıldığı zaman bir gecikmenin söz konusu olmadığını, 12 Eylül referandumundan sonra Türkiye’nin bir genel seçim süreci geçirdiğini, daha sonraki süreçte de, altı ayı aşkın, sosyal taraflarla bir diyalog mekanizmasının işletildiğini de buradan özellikle vurgulamakta fayda görüyorum.

Şu andaki yasal düzenlemeden dolayı çalışanlarımızın veya emeklilerimizin hiçbir surette mağdur olmayacağının da altını özellikle kalın çizgilerle belirtmekte fayda var. Şu andaki yasal düzenlemelerden sonra yapılacak olan ilk toplu sözleşmede elde edilen bütün kazanımların 1 Ocaktan itibaren, geriye dönük olarak işleyeceğini ve hiçbir çalışanımızın mağdur edilmeyeceğini de özellikle ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, toplu görüşme yasasının çalışanlara neler getirdiğini ve nasıl bir düzenek olduğunu bu süreçte bulunan bir arkadaşınız olarak bir iki örnekle paylaşmak istiyorum.

Hükûmetle yapmış olduğunuz toplu görüşmelerde mutabakata varmanız hâlinde mutabakatın bir geçerliliğinin olmadığı, mutabakata varmamanız hâlinde sendikalar olarak Uzlaştırma Kuruluna gitme yetkinizin olduğu, ancak Uzlaştırma Kurulunun aldığı kararların da bağlayıcı olmadığı bir düzenek toplu görüşme düzeneği. Ancak, şu andaki toplu sözleşme düzeneğinde, genel konularla ilgili en fazla üyeye sahip konfederasyonun taraf olduğu, on bir hizmet kolunun on birinde hizmet kolu toplu sözleşmesinin getirildiği, buna ek olarak da -az önceki hatip arkadaşımız yerel yönetimlerdeki toplu sözleşmenin devre dışı bırakıldığını ve Tüm Bel-Sen’in açmış olduğu davanın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının dikkate alınmadığını ifade etti- yerel yönetimlerle ilgili yerel toplu sözleşme hakkı tanıyan bir yasal düzenlemeden bahsediyoruz ve Tüm Bel-Sen’in açmış olduğu davada, hepimiz çok iyi biliyoruz ki o davada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerelde yapılacak olan sözleşmenin geçerli olduğuyla ve memurların toplu sözleşme yapabilecekleriyle ilgili verilen bir karar… Yani şu anda bizim “sosyal denge sözleşmesi” olarak yasal zemine kavuşturduğumuz konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine uygun bir karar ve ben gerçekten hatip arkadaşımızdan bunun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının, Türkiye’nin imzalamış olduğu 87, 98 ve 151 no.lu sözleşmelerin gereği yapıldığından dolayı bir teşekkür beklerdim.

Değerli arkadaşlar, burada Hakem Kurulunun yapısıyla ilgili bir iki cümle kuruldu. Hakem Kurulunun yapısında 4’ü sendikalardan, 4’ü hükûmetten, 1’i sendikaların belirlemiş olduğu doçent veya profesör unvanlı bir öğretim üyesi, 1’i hükûmetin belirlemiş olduğu bir öğretim üyesi yani eşit şartlarda bir Hakem Kurulu, Hakem Kurulunun Başkanlığına da bir yargı mensubu…

Şimdi, Avrupa Birliği uygulamalarına bakıldığı zaman, bunu bir örnek olsun diye söylemiyorum, Avrupa’nın şu anda çalışma hayatıyla ilgili belirlemiş olduğu kuralların ve ILO’nun da sözleşmelerinin çok daha ilerisini gören bir ufka sahip bir vizyonla hazırlanıyor bu yasa tasarıları. Bugün Avrupa Birliği ülkelerinin çoğunda uzlaştırma kurulu kararı bağlayıcı değil.

Bakın, bütün görüşmelerde İsveç modeli sürekli ifade edildi, Komisyon toplantılarından arkadaşlar hatırlarlar. İsveç modeline bir baktım, İsveç’teki toplu sözleşmelerde en son yapılan mutabakatın geçerli olabilmesi için Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunun onayına ihtiyaç var ama burada çalışanların iradesiyle ortaya konulan toplu sözleşmede bağıtlandığı zaman bunun direkt olarak bağlayıcılığı söz konusu; genel kurullarla ilgili, en fazla üyeye sahip konfederasyonun yetkisi söz konusu, hizmet kollarının tümünde en fazla üyeye sahip olan hizmet kolu sendikasının yetkili olması söz konusu.

Biz yasayla herhangi bir konfederasyonu tarif etmiyoruz, herhangi bir sendikayı da tarif etmiyoruz ama kimse kusura bakmasın kimse, çalışanların vermediği bir yetkiyi de, biz, buradan Meclis iradesiyle verme yetkisine sahip değiliz. Burada, hizmet kolunda en fazla üyeye sahip olan sendika gelir ve toplu sözleşmesini yapar, Hakem Kuruluna müracaat eder, Hakem Kurulunun kararları da bağlayıcı olur ve buna göre de çalışanların hakları düzenlenir. Tabii ki…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Etmezse, o bir kişi etmezse!

MAHMUT KAÇAR (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bir toplu sözleşmede, siz, imza yetkisini verdiğiniz bir mekanizmaya aynı zamanda Hakem Kuruluna müracaat yetkisini vermek durumundasınız. Dünyanın hiçbir yerinde üç, dört, beş, tarafın olduğu, herkesin de kendi kafasına göre Hakem Kuruluna müracaat ederek toplu sözleşmeyi bağıtlayamadığı bir dünya düzeni yok, önce onu ifade edeyim.

Değerli arkadaşlar, tabii, bu yasada sendika temsilcilerine getirilen yeni güvenceler var. Özellikle aday memurların, 100 ve 100’den fazla çalışanın olduğu yerdeki amir ve yardımcılarına üye olmasını sağlayan, yaklaşık 100 binin üzerinde yeni çalışanın sendikalı olmasını sağlayan düzenlemeler var.

Sendika iş yeri sendika temsilcilerine haftalık dört saat izin veren düzenlemeler var.

Ben inanıyorum ki gerek toplu sözleşme yasası gerek 2821 ve 2822 önümüzdeki günlerde Meclise gelecek gerekse diğer, çalışma hayatıyla ilgili, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili yapılan yasal düzenlemelerle birlikte çalışma hayatında gerçekten çok daha önemli bir noktaya varacağımızı düşünüyorum.

Tekrar ediyorum: Bu yasa son derece önemli bir yasa, tarihî bir yasa, çalışanların yıllardan beri beklediği ve beklentilerine cevap veren bir yasa.

Ben, bu yasada emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bu yasanın özelde kamu çalışanlarına genelde de milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaçar.

Şimdi, şahısları adına Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önemli olan ya da önemli olması gereken bir yasa tasarısını tartışıyoruz bugün de. Kamu görevlileri sendikalarının ve toplu sözleşme düzeninin iki sonucu olabilir, böyle bir yasanın iki sonucu olabilir. Birincisi: Kamu görevlilerinin sorumluluklarının gelişmesi ve özlük haklarının toplu sözleşme ve pazarlık yoluyla ayarlanması. Bir, böyle bir amacı olabilir. İkincisi de demokrasinin gelişmesine ve sürdürülmesine katkı sağlaması. Bu yasanın böyle iki tane önemli sonucu vardır.

Ben bunlardan daha çok, demokrasinin gelişmesi ve sürdürülmesine olan katkısını çok daha fazla önemsiyorum çünkü demokrasi basit bir rejim değil sizlerin de çok iyi bildiği gibi; demokrasi çok karmaşık bir rejim, uygulanması zor bir rejim ama toplumların ve bireylerin özgürleşmesinin tek yolu da demokrasinin gelişmesidir. Bir şekilde bunu aşmak zorundayız. Demokrasinin sağlam temellere oturtulabilmesi için birey ve topluma, dolayısıyla sivil topluma sorumluluk ve yetki verilmesi lazım, hak verilmesi lazım sivil toplum kuruluşlarına demokrasinin gelişebilmesi için. “Toplu sözleşme” kavramını da bu doğrultuda ele almamız lazım, bu doğrultuda incelememiz lazım, bu kanunu da bu doğrultuda irdelememiz lazım diye düşünüyorum.

Demokrasi yalnızca milletvekillerinin ve belediye başkanlarının seçildiği rejimin adı değil, sandıktan milletvekili ve belediye başkanlarının çıkması demokrasi değil yalnızca; demokraside daha çok önemli olan, herkesin, her organın, sivil toplum kuruluşunun, bireyin, her ünitenin, her meslek kuruluşunun mümkün olduğunca kararlara katılması, yetki alması, sorumluluk alması ve bunun bilincinde olmasıdır. Bunu sağlayabilmek lazım. İşte bunu nasıl sağlarız? Bunu, bu tür kurumları Toplu Sözleşme Yasası’nda olduğu gibi, devlet memurlarının, kamu görevlilerinin bu tür haklarını düzenleyen yasalarda olduğu gibi, mümkün olduğunca onlara hak ve sorumluluk veren, yetki ve sorumluluk veren düzenlemeler yaparak sağlayabiliriz. Kamu görevlileri ve toplu sözleşme yasasının bunun bir örneği olması gerekir, benim düşüncem bu. Şahsi düşüncem, bunun demokrasi için çok büyük bir fayda sağlayabilmesi ve bu yönde, sivil toplumun demokrasiye katılımının yönünde çok önemli bir örnek oluşturması gerekir. Kimse “Bu kanunun amacı devlet memurlarının, çalışanların ücret almasıdır.” demesin, böyle bir şey söz konusu değil. Kamu çalışanları, devlet memurları bundan önce de ücret alıyorlardı, devlet her zaman için onlara ücret veriyor, her yıl ya da altı ayda bir enflasyona göre ücretlerini ayarlıyordu. Toplu sözleşme düzeni var diye, sendika var diye böyle bir şey ilave olarak gelmeyecek. Tabii ki amaçlardan bir tanesi budur, bunun sağlanması lazım ama bunu sağlayabilmek için de öncelikle grev hakkının olması gerekirdi. Grev hakkı söz konusu değil bildiğiniz gibi. Dolayısıyla ön plana çıkması gereken, demokrasinin oluşması, gelişmesi, sürdürülmesi. Kanun metnini bu anlamda inceliyor, bu anlamda irdelemeye çalışıyorum. Bu anlamda da maalesef çok şey göremiyorum. Neden çok şey göremiyorum? Şimdi, bakın, bazı hükümler, mesela tasarının 18’inci maddesi “Toplu sözleşme; kamu görevlilerinin mali ve sosyal haklarını düzenleyen mevcut mevzuat hükümleri dikkate alınarak…” Bakın, buna lütfen dikkat edin sayın milletvekilleri. “Mevcut mevzuat hükümleri dikkate alınarak kamu görevlilerine uygulanacak olan esaslar bunların dışında olamaz.” diyor, “Toplu sözleşme görüşmeleri mevcut mevzuat hükümlerinin dışında olamaz.” diyor, bir. İki, kamu görevlisi, devlet memuru olmasına rağmen, çok fazla kişiyi devre dışı bırakıyor. Dolayısıyla hiçbir alternatif tanımıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) - Hiçbir şekilde, devletin öngördüğünün dışına çıkmak mümkün değil. Dolayısıyla da bu kanunu desteklemek, “uygundur” demek çok zordur.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Şahısları adına ikinci konuşmacı İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 200 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulunuzu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz tasarı esas olarak iki tane yasa üzerine bina edilmeye çalışılmıştır. Bunlardan bir tanesi, 25 Haziran 2001 tarihli 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’dur. Bu yasayı biz çıkardık 2001 yılında 57’nci Hükûmette. Yine 3 Ekim 2001 tarihli 4709 sayılı bazı Anayasa maddelerinde değişikliği öngören ve düzenleyen Yasa’yla da kamu görevlilerine sendika kurma hakkı getirildi. Gene bunu 57’nci Hükûmet döneminde bizler çıkardık ve son olarak da 7 Mayıs 2010 tarihli 5982 sayılı referandum sonrasında yapılan Anayasa değişikliğini düzenleyen Yasa’dan da bazı madde değişikliklerinin getirdiği zorunlu hâl nedeniyle bu tasarı karşımıza getirilmiş bulunuyor.

Değerli milletvekilleri, burada önemli olan, 12 Eylül 2010 tarihindeki referandumla beraber oldukça hamasi vaatlerin büyük çoğunluğunun yerine getirilememesi durumuyla karşı karşıyayız. Bu tasarıda da yine bu vaatlerin yerine getirilemediğini görüyoruz. Aslında, o referandumda bizler için çok önemli olan ve toplumun en önemli kanayan yaralarından biri olan şehit ve gazilerimiz için de bir düzenleme getirilmedi. Yapılan bu referandumda, kamu çalışanlarına uluslararası normlarda toplu iş sözleşmesi vadedildi ancak aradan geçen on altı aylık süreden sonra, oradaki söylemlerin gerçekleştirilemediği bir tasarı karşımıza geldi. O dönemde memur kesimimizde gerçekten bir umut yaratılmıştı, bir beklenti oluşturulmuştu ancak geçen süre içerisinde önümüzdeki tasarı tam bir hayal kırıklığı.

Öte yandan, bu tasarıda, konfederasyonlarla varılan mutabakatı da göremiyoruz değerli milletvekilleri. Bu mutabakattan, ilk hâlinden oldukça da uzaklaşılmış. Sadece tek bir kamu sendikasına ağırlık verilmiş. Aslında burada da mevcut AKP Hükûmetinin bir kendi görüş ve uygulamasını da görme fırsatı buluyoruz. O da nedir? Kendilerinin önemsediği ve sadece bir sendika üzerinden yapılan bir uygulama. Dolayısıyla, bu önemli bir gösterge, tarafsızlık anlamında tabii ki önemli bir gösterge. Bu tasarının adında “kamu görevlisi” de geçiyor ancak içeriğine baktığımız zaman, kamu görevlisi tanımında dahi bir uzlaşma olmadığını, tam olarak ve net bir şekilde kamu görevlisi tanımının da yapılamadığını görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, işin bir de uluslararası boyutu var. Bakın, Avrupa Sosyal Şartı’nı, Hükûmet, 9 Nisan 2007’de, bazı çekinceler koyarak kabul etti ancak bütün uluslararası anlaşmalarda ve bu şartı imzalayan bütün ülkelerde grevli bir toplu sözleşme getirilmesine rağmen, maalesef, bu çekincelerin içerisinde AKP İktidarı, grev de dâhil olmak üzere bütün toplu eylem kararlarını da düzenleyen 6’ncı maddeye çekince koydu.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, yaklaşık 5 milyon kamu görevlisini, emeklisini, yakınlarını ilgilendiren bu tasarıda bir temsil imkânı yok. Bu tasarıda, onlara uluslararası normlarda ve ILO sözleşmelerine uygun birtakım hükümler getirilmediğini de görmek mümkün.

Ayrıca, yapılan zamlar, ekonomik şartların ezici baskısı altında kendilerini gerçekten mağdur durumda bulan kamu görevlilerine gerekli düzenlemenin de getirilmediğini görüyoruz. Dolayısıyla bu tasarıyı, bütün bu şartları da göz önüne alırsak tasvip etmemiz, onamamız mümkün değil.

Bizler şunu düşünüyoruz: Çalışanların önemsendiği, çalışma hayatıyla barışık ve taraf olunan bütün uluslararası sözleşmeleri de kapsayacak bir tasarı bir an önce bu Genel Kurula gelsin diye temenni ediyoruz ve hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Birinci sırada, Bursa Milletvekili Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Avrupa Komisyonu 2011 İlerleme Raporu’nda, sendikal hakların AB standartları ve ILO sözleşmelerini karşılamadığı eleştirisi yer almaktadır.

Yine, Uluslararası Çalışma Örgütünün 100’üncü çalışma konferansında, Türkiye Cumhuriyeti, ILO sözleşmelerine uymama, işten atma ve sendikacılara yönelik baskılar konusunda Svaziland, Zimbabve ve Burma gibi ülkelerle birlikte kara listeye alınmıştır. Suçluluk duygusundan olsa gerek, bu kanun tasarısını, Mecliste AB Uyum Komisyonuna sevk etmeden, Avrupa Sosyal Şartı’na, ILO sözleşmelerine ve AB müktesebatına uyumlu hâle getirmeden Genel Kurula getirdiniz, kaçırdınız. Nasıl siyasetiniz için “ak” dediniz kara çıktıysa, sendikacınız için de “ak” dediniz sarı çıktı.

Sarı sendika yasalarınızın, Türkiye Cumhuriyeti’nin gerek AB üyelik sürecine ilişkin gerekse uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini karşıladığını düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, Mersin Milletvekili…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, grev hakkı olmayan toplu sözleşme âdeta iktidarsız hükûmete benziyor; hükûmet var ama iktidarı yok; emekçi var, emekten gelen hakkını kullanamıyor. On yıldır tek başına iktidarsınız.

Şimdi size soruyorum Sayın Bakan: Neden korkuyorsunuz Allah aşkına? Hani güçlüydünüz, hani Başbakan dünya lideriydi? Kendi memurunuzdan mı korkuyorsunuz da grev hakkını vermiyorsunuz? “Mükemmel iyinin düşmanıdır.” diyerek hiç kimseyi kandıramazsınız. Biz, size, mükemmeli değil, hiç olmazsa iyinin biraz daha iyisini yapın diye yol gösteriyoruz. Siz de her zaman bizim fikrimize ihtiyaç duyuyordunuz.

Gelelim GSS’ye. Genel sağlık sigortasında zaten vergisini ödeyen vatandaşa bir de GSS yükü eklediniz. Sonra diyorsunuz ki: “Herkesi GSS şemsiyesi altına aldık.” Ek GSS primini ödeyemeyen vatandaşlarımız sağlık hizmeti alamıyor Sayın Bakan, gerçekten alamıyor, rehin kalmıyorlar ama hepsinin evine haciz geliyor.

Örnekleriyle Meclise sundum, takdirlerinize de sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Kütahya Milletvekilimiz Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce de sordum, cevabını alamadım. Başka hangi dünya ülkelerinde böyle bir tasarı vardır? Bu düzenlemeye benzer düzenlemelerin olduğu dünya ülkelerinden birkaç örnek verebilir misiniz?

İki: Bu tasarı kanunlaştığında kamu görevlilerine şimdiye kadar oluşan gecikmelerden dolayı ne kadar ve ne zaman bir ödeme yapılacaktır? Söz konusu ödemenin hazineye getireceği ek yük ne kadardır ve bu hazineye gelen yük hangi kaynaktan karşılanacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Manisa Milletvekili Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakanım, Bakanlığınıza yöneltmiş olduğum bir soru önergesine, bugün elimize ulaşan cevaba göre, Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhinde bedeli karşılanmayan ilaçlar, bedeli karşılanmayan tedavi ücretleriyle ilgili açılan davaların tamamına yakınının kurum aleyhine sonuçlandığını ve vatandaşlarımız tarafından başvurulan mahkemelerde kurumun genel tutumunun özellikle de daraltılan geri ödeme listesinin uygun bulunmadığı görülmektedir. Önümüzdeki günlerde, geçtiğimiz bir yıl içinde daraltılan bu listelerin eski hâline getirilmesi ve hasta hakları açısından konunun yeniden ele alınması düşünülmekte midir?

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, on yıllık sizinle olan bir tartışmamız, muhtarlar. Grup başkan vekiliyken -tutanakları getireyim- “Geldi, geliyor, gelecek, en kısa sürede…” Köy Kanunu ne zaman geliyor? Muhtarların özlük hakları ne zaman çözülecek? Artık ben on yıldır bu rüyayı çok görüyorum, acaba yeni bir rüya görecek miyim?

İki: Emniyet hizmetleri sınıfına alınan -Devlet Personel Daire Başkanım burada- mahalle bekçilerinin hiçbir özlük hakkı verilmedi. Eski sınıfıyla yeni sınıfı arasındaki emniyet hizmetleri sınıfına alınmasıyla hiçbir hakka kavuşamadılar. Bir kez daha dikkatinizi çekiyorum.

Üç: Köy korucularının ne kadar maaş aldığını, köy korucu emeklilerinin ne kadar emekli maaşı aldıklarını acaba Bakanlığınız biliyor mu? Bu konuda ne düşüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öğüt, İstanbul Milletvekili.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok efendim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, Malatya Milletvekili…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, bugün Sabahattin Ali’nin katledilişinin altmış dördüncü yılı. Altmış dört yıldır faili meçhul bir cinayet. Millî duygular örgütüne havale edilmiş bu cinayet artık aydınlatılmalıdır. MİT’in arşivi açılmalı, bütün belgeler toplanmalı ve failler kamuoyuna duyurulmalıdır. Sabahattin Ali’nin ailesinden devlet adına özür dilenmelidir. Bakın, Sabahattin Ali bir şiirinde ne diyor:

“Dertlerin kalkınca şaha

Bir sitem yolla Allah’a

Görecek günler var daha

Aldırma gönül aldırma.”

Sabahattin Ali dertleriyle, sitemleriyle ve görecek günleriyle katledildi. Kendisi bunlara aldırmadı ama bizler aldırmak zorundayız. Sabahattin Ali’nin ailesinden, bu Mecliste, Başbakan devlet adına özür dileyerek altmış dört yıllık acıyı hiç olmazsa biraz hafifletmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Halaman, Adana Milletvekili…

ALİ HALAMAN (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben Sayın Bakanıma, ilgili bakanlar da burada olduğu için soruyorum. Sorduğum için de kusura bakmasınlar tekrar anlamını taşıyor.

Bundan dört ay önce, basında genelde “Uludere olayı” olarak geçen 33 vatandaşımızın ölümü üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyon gönderdi, siyasiler gitti, taziyede bulundular. Fert başına da, işte, 123 bin lira para verdiler.

İstanbul’da çadır kent yandı, Sayın Bakanım orayı ziyaret etti, taziyede bulundu.

Bundan üç ay önce, Adana’nın Kozan ilçesinde Gökdere Barajı patladı. 12 insanımız Hakk’ın rahmetine kavuştu, 6’sının ölüsü bulunmadı. Bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Uludere’ye gönderdikleri gibi, bir komisyon kurup göndermediler, bakanlar gitmedi, siyasiler gitmedi. Uludere’yle bura emsal teşkil etmez mi? Bunların hakkı yok mu?

BAŞKAN – Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanımıza da sormak istiyorum: Memur ve ücretlilerin kredi kartı borçları çok yükselmiştir, icra dairelerine çok sayıda dosya intikal etmektedir. Kredi kartı borçları ve bireysel kredilerle ilgili olarak bir ödeme kolaylığı veyahut de faiz silinmesiyle ilgili bir çalışma Hükûmet tarafından yapılacak mıdır? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Öncelikle, bu tasarının AB Uyum Komisyonuna sevk edilmemesiyle ilgili bizim özel bir gayretimiz yok. Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı AB Komisyonuna sevk edildi.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Bu niye gelmedi acaba?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bu, bizim irademiz, bizim elimizde olan bir hadise değil. Meclisin çalışma sistemi var, o çerçevede bu konuları değerlendirmeniz yerinde olur diye düşünüyorum.

AB ve ILO normları çerçevesinde bir yasal düzenleme gerçekleştiriyoruz. Bildiğiniz gibi, örgütlenme ve toplu pazarlık çerçevesini ILO ve AB normları belirlemiş bulunuyor ama her ülkenin de kendi koşulları var. O koşullar konusunda da bir alanımız var, bir hareket alanımızın olduğunu ifade etmek istiyorum.

Diğer sorulara gelince, yargı mensuplarının sendikasının kapatılmasının Hükûmet tasarrufu olmadığını… Kanuna göre, meslek esasına göre sendika kurulamamaktadır. Yargıç mensuplarından oluşan sendika da mahkeme kararıyla kapatılmıştır.

İlave zam en kısa zamanda… İşte, bu yasayı bir an önce çıkarır isek ilave zamları toplu sözleşme masasında belirleyeceğiz. “Bunun maliyeti ne olur?” diye soruyor arkadaşlarımız. Toplu sözleşmede çıkacak olan maliyet…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Gecikmenin maliyeti…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - …ne ise o olacak ve geriye doğru, tabii ki dört aylık veya beş aylık süreyi de içine alacak olan düzenlemelerdir.

Ayrıca, grev hakkıyla ilgili değerlendirmemi yaptım. Anayasa ortada, anayasa değişikliğini inşallah bütün partiler birlikte gerçekleştiririz ve Cumhuriyet Halk Partisinin bu görüşüne de -Az önce ifade ettikleri- Sayın Başkanımızın görüşüne atfen söyledikleri “çalışanlar anlayışı” çerçevesinde yeni bir anayasa düzenlemesini yapmaktan yana olduğumuzu belirtiyorum.

Sayın Aslanoğlu Grup Başkan Vekilliği dönemime gittiler. O dönemde muhtarlara yüzde 100, Bakanlar Kurulu kararıyla bir zam yapılmış idi, yine siz de çok ısrarcı olmuştunuz, bizler de gereğini yapmış idik sizlerin de desteği ile. Ama bugün, Köy Kanunu çalışması devam ediyor. Bu sorunun muhatabı, takdir edersiniz, İçişleri Bakanımız ve ne zaman çıkar bu yasa, ne şekilde bir takvim öngörüyorlar; umarım İçişleri Bakanımız en sağlıklı bir şekilde bilgiyi verirler.

Bunun dışında, 4/C’lilerin sendika üyesi olamadığı görüşünün doğru olmadığını belirtiyorum.

Ayrıca, diğer ülkelerde bir yasa söyleyin ki, böyle bir yasa var mı şeklinde… Mesela, Fransa’da Maliye Bakanının onayı olmadan böyle bir toplu sözleşme hükmü yürürlüğe giremez. Yani “Çok iyi.” diyorsanız, getirip koyabiliriz. İşte, gelişmiş bir Avrupa ülkesinde… Herhâlde hiçbiriniz bunu tasvip etmeyeceksiniz. Onun için, daha ileri bir düzenlemedir anlamında bunu ifade ediyorum.

Ayrıca, tabii söylenecek diğer cevaplar da var arkadaşlar. Şunu, köy korucularıyla ilgili… Geçtiğimiz hafta içerisinde Parlamentoda sizler gibi bizi de ziyaret ettiler, onlarla görüşmemizi yaptık. Ne kadar maaş alıyorlar, ayrıntılı bir şekilde sizlere yazılı olarak takdim ederiz.

Şunu ifade edeyim: Az önce, Sayın Grup Başkan Vekilimiz bizim bir konuşmamız üzerinde bir değerlendirme yaptı. O çerçevede “Tutanaklar gelsin, ona göre bir cevap verelim.” dedik. Tutanaklar geldi arkadaşlar. Şunu ifade etmiş bir Değerli Milletvekili Arkadaşımız, Aytuğ Atıcı Bey şunu söylemiş: “Yetmedi, yasamayı ele geçirdiniz -diye devam ediyor- yürütme ve yasama da yetmedi, Ak yargıyı oluşturdunuz, Ak basını oluşturdunuz, Ak sendikayı kurdunuz.” Şunları yaptınız, yaptınız arkasına diyor ki: “Allah aşkına, nereye gidiyorsunuz?” diye soru soruyor, sorulan bu.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Güzel soru.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ben de şu cevabı vermişim, demişim ki: “Efendim, ülkenin şurasını şöyle ele geçirdiniz, şurasını ele geçirdiniz şeklinde bir yaklaşım... Bilemiyorum, yani buraya gelen milletvekillinin milletin oylarıyla geldiğini bilmiyor musunuz? Milletin oylarıyla gelmişsiniz. Onun için ‘Ne olacak yani bunun sonu?’ diye soruyorlar. Belki de Ak Türkiye olacak desek daha doğru olur diye ben ifade ediyorum.” diyorum. Çünkü bu kadar ak, ak, ak sayıyorsunuz, sizin bu ifadenizle…

OKTAY VURAL (İzmir) – O ayrı. Başka Türkiye yok, akı pakı yok.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Müsaade edin efendim. Sayın Başkanım, müsaade edin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başka Türkiye yok, önce Türkiye.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bakınız, yani bu kadar şeyi söyledikten sonra “Ne olacak?” diye soruyorsunuz. Ben de diyorum ki: “O zaman da Ak Türkiye olur diye ben ifade ediyorum.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani parti devleti olacağını itiraf ediyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sonra da diyorum ki: “Bunu, bu soruyu çerçevesinde cevaplamak zorunda kaldım çünkü çok ağır ithamlar kanımca, hak etmediğimiz ithamlar diye düşünüyorum.” Yani sorulan sorudaki tüm ifadeleri de verilen cevabı da açıkça burada ortaya koyuyorum. Onun için…

OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye’yi bölmeyin Sayın Bakan, Türkiye’yi bölmeyin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, şunu ifade edeyim: Ben, bakınız…

OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye’yi ak pak diye bölmeyin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bu koltuklarda oturan insanlar milletvekillerine, Parlamentoya, millete saygılı olmak durumundadırlar. Olabilir, olabilir mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Saygılı, iradeye saygılı.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Özellikle bunu istedim ki yanlış bir şey var mı diye ama… Eğer olsaydı, bunu istememin sebebi sizlerden özür dilemek, milleten özür dilemek idi ama gördüğünüz gibi bir yanlış sorunun, yanlış yere götürülen, kurumları karalamaya dönük bir sorunun içinde olamayacağımı ifade eden bir düzenlemedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – O bir partiyle ilgili… Cevabınız da yanlış Sayın Bakan. O bir kadrolaşmayla ilgili…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ya, neyse, soru sordunuz cevabı verdik.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Cevabın da yanlış olduğunu kabul edin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başka Türkiye yok. Bu Türkiye bölünmez, ötekiler, şunlar, bunlar diye Türkiye olmaz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Türkiye hiçbir zaman bölünmeyecek. Nereden diyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne yapacaksınız yani, hapse mi atacaksınız muhalifleri, öldürecek misiniz, tecrit kampına mı göndereceksiniz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Evet, temsilcilerin belirlenmesinde konfederasyonların toplam üye sayısı önemli değildir. Hizmet kolunda yetkili sendika olmak temsilî sayılarını belirlemektedir. Örneğin gerek Memur-Sen’den, Kamu-Sen’den, KESK’ten de örnekler verilebilir. Hangi hizmet kolunda eğer en çok üyeye sahip iseler, o hizmet kolunda temsil yetkisini de almaktadırlar.

Evet, Sayın Başkanım, kısaca vereceğim cevaplar bundan ibaret.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Daha biraz da zamanımız var, izniniz olursa Sayın Bakana bir iki şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Bulunduğunuz yerden lütfen, bir dakika yok, 45 saniye var.

Ayrıca, bir saniyenizi alayım, listede Sayın Cihaner var, eğer kendileri müsaade ediyorsa siz konuşabilirsiniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, sataşmadan söz istiyor, sataşmadan!

BAŞKAN – Sataşmadan demedi efendim.

Müsaade buyurun.

Sayın Cihaner.

İLHAN CİHANER (Denizli) – Hâkim ve savcıların Türkiye’de kurmuş oldukları ilk sendika Yargı-Sen Ankara Valiliğinin açmış olduğu dava sonrasında kapatıldı, Yargıtay da bu kararı onayladı, gerekçe olarak da meslek esasında sendika yasağı gösterildi. Oysa biliyoruz ki meslek esasında sendika yasağı 12 Mart döneminde getirilmiş bir yasak. Dünyada hâkim ve savcıların sendika kurmasının yasak olduğu ikinci bir ülke var mıdır? Birincisi bu.

İkincisi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının kamu görevlilerinin hangi sendikaya üye olacağına dair yönetmeliğinde, yargı çalışanlarının büro çalışanlarının kurduğu sendikaya üye olabileceği belirtilmiştir. Hâkim ve savcılar sizin gözünüzde büro memuru mudur?

Bir diğeri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Cihaner.

Buyurun Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkanım, birazcık psikoloji, birazcık psikiyatri bilgisi olan insanlar Sayın Bakanın düştüğü durumu değerlendirirler. Birazcık doğruları söyleyince bir feveran hâlinde bunları inkâr etme yoluna gitti, inkâr ederken de kabul ettiğini gösterdi aslında. Ben bunun bir inkâr değil bir kabul olarak algılandığını tutanaklara geçirmiştim zaten.

Teşekkür ederim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hekim olarak mı? Hekim olarak!

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun efendim. Tutanaklara geçti.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 1’inci madde…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, çok kısa bir arzım var. İç Tüzük’ün 60’ncı maddesine göre çok kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, oturduğunuz yerden, bir dakika.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in 2002 yılı İçişleri Bakanlığı bütçesinin görüşmeleri sırasında yaptığı değerlendirmelere ilişkin açıklaması

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Başkanım.

Başkanım, Sayın Çelik’in 2002 yılı bütçe kanunu üzerinde, İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken söylediği, yaptığı bir değerlendirme var, aynen okuyorum: “Güç demek otorite demektir. Otorite iki tarafı keskin kılıç gibidir. Keskinlik hassasiyet gerektirir. Devlet yönetiminde hassasiyet insan haklarına saygı, dolayısıyla insanımızın inanç, örf, adet, düşünce ve düşüncesini ifade etmesine saygı demektir. Yönetimde haksızlık ve adaletsizlik söz konusu ise haksızlıklara karşı direnme hakkına saygı duymaktır.”

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sene kaç?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - 2002.

Bu görüşünü Sayın Bakan hâlâ muhafaza ediyor mu? Muhafaza ediyorsa demokratik haklarını kullanmak üzere Ankara’ya gelen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, soru-cevap bitti efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Süreniz tamam. Çok teşekkür ederim efendim.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/556) (S. Sayısı 200) (Devam)

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

200 Sıra Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci Maddesinde geçen “Toplu Sözleşme” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Grev” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Pervin Buldan                     Sırrı Süreyya Önder                        Adil Kurt

                    Iğdır                                      İstanbul                                   Hakkâri

                Erol Dora                                Sırrı Sakık                          Ertuğrul Kürkcü

                  Mardin                                      Muş                                       Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 200 sıra sayılı ‘Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 02.04.2012

            Mehmet Şeker                        Namık Havutca                           Musa Çam

                Gaziantep                                 Balıkesir                                     İzmir

                                      Kazım Kurt                       Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                        Eskişehir                                     İstanbul

Madde 1- 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun adı “Kamu Görevlileri Sendikaları, Toplu Sözleşme ve Grev Kanunu” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Söz isteyen talepler üzerinde?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Erol Dora…

BAŞKAN – Mardin Milletvekili Sayın Dora.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

EROL DORA (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 200 sıra sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde tarafımızdan verilen değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, kamu görevlilerine toplu sözleşmenin yolunu açan yasa tasarısında, her şeyden önce geç kalınmıştır. Gecikmiş bir yasanın emekçileri memnun etmesi gerekirken, uluslararası sözleşmelerin vurgu yaptığı “örgütlenme özgürlüğü”, “grev hakkı” ve “toplu eylem biçimleri” bu değişiklik kapsamına alınmamıştır.

Tasarı, genel anlamda kamu görevlilerinin haklarının minimize edildiği, toplu sözleşmenin kapsamının daraltıldığı, sadece Hükûmetin isteği dâhilinde imzalanmasının mümkün kılındığı, en önemlisi de itiraz hakkının olmadığı bir içeriğe sahiptir.

Toplu eylem biçimleri ve grev hakkı, demokrasilerin olmazsa olmazı niteliğindedir. Bu nitelik, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve birçok uluslararası sözleşme ile teminat altına alınmıştır ve diğer uluslararası anlaşmalarda olduğu gibi sözleşmelere taraf olan ülkeler açısından bağlayıcı bir niteliğe sahiptir.

Anayasa’nın 90’ıncı maddesi “Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir.

Buna göre, milletlerarası anlaşmaların garanti altına aldığı ve sosyal hukuk devletinin gereği olan grev hakkı, yapılan Anayasa değişikliği ve sonrasında önümüze getirdiği bu yasa tasarısı ile yasal güvence altına alınmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının en önemli eksiklerinden biri, yerel hizmet iş kollarında uzun süredir toplu sözleşme yapılmış ve bu sözleşmeler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla tescil edilmesine rağmen yerel hizmet iş kolları ve yerel yönetimlerle ayrı şekilde toplu sözleşme yapılmasını öngörmemesidir.

Tasarının 22’nci maddesi “Mahalli idarelerde sözleşme imzalanması” başlığıyla mahalli idareler olan belediye ve il özel idarelerinde sözleşmelerin içeriğini düzenlemekte, ancak bugüne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla garanti altına alınan yerel hizmet iş kolundaki bütün toplu sözleşmeleri yok saymaktadır. 22’nci madde, mahalli idarelerde yapılacak sözleşmelerin toplu sözleşme sayılmayacağını ve bu kapsamda Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurulamayacağını belirtmektedir. Sözleşmelerin süresini mahalli idareler genel seçimleri süresince uygulanacağını hükme bağlayan yasa tasarısı, bu sözleşmeye dayanılarak yapılan ödemelerin kazanılmış hak sayılmayacağını söylemektedir. Bu bağlamda, yerel yönetimlerde kazanılmış olan ekonomik ve sosyal haklar yok sayılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının sorunlu olan bir diğer yanı da toplu sözleşmelerdeki temsiliyet meselesidir. Toplu sözleşmeleri yürütecek ve imzalayacak Kamu Görevlileri Sendikaları Heyetinde ciddi bir temsiliyet sorunu vardır ve birçok sendika bundan rahatsız olmaktadır. Tasarının 19’uncu maddesinde düzenlenen hükümlere göre en fazla üyesi olan üç konfederasyon toplu sözleşmeye katılabilmekte, sadece bünyesinde en fazla üye bulunduran konfederasyon bu sözleşmeyi imzalama yetkisine haiz olmaktadır.

Bunun yanı sıra, toplu sözleşmenin kapsamı oldukça sınırlı tutulmuş, hukuki açıdan kapsamın sınırlı olması bağlamında mali ve sosyal haklar tanımlaması yapılmış ve kamu görevlilerinin mesleki ve özlük lakları, demokratik ve siyasi taleplerine karşılık verecek bir düzenlemeden özenle kaçınılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuda çalışan pek çok kamu emekçisine sendika kurma ve mevcut sendikalara üye olma hakkını engelleyen yasa tasarısının ülkemizin temel üreticisi olan emekçilerin lehinde yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtiyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Aynı mahiyetteki ikinci önergeyle ilgili Eskişehir Milletvekili Sayın Kurt…

Buyurun Sayın Kurt. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; 200 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz değişiklik önergesinin özü, grev.

Elbette, uluslararası sözleşmeleri Anayasa’nın üstünde bir norm olarak kabul eden bir hukuk devletinde kamu görevlileri sendikalarının toplu sözleşmesi olunca grevinin olmaması mümkün değildir. Bunun eksikliği Sendikalar Yasası’nın da toplu sözleşmenin de aslında gerçek anlamıyla uygulanmayacağı anlamına gelir. Eğer demokrasi olacaksa tüm kurum ve kurallarıyla birlikte olmalıdır. “Benim istediğim kadar demokrasi olur, siz ancak bunu kullanabilirsiniz.” demek doğru bir mantık değildir, ancak bu ileri demokrasilerde görülen coplu ve biberli demokrasilerde uygulanan bir uygulama olsa gerek.

Şimdi, getirilmiş olan önergeyle eğer grev hakkını yasaya koymaz ve sendikalarımıza vermez isek bu, AİHM’in kabul etmiş olduğu pek çok kararda işlendiği üzere, eksiklik olarak kabul edilecektir. Zaten Anayasa’nın 90’ıncı maddesiyle uluslararası sözleşmeleri iç hukukta üst norm olarak kabul etmiş olduğumuza göre, buradaki eksikliği mahkeme kararlarıyla gidermek her zaman mümkündür ve sendikalarımız direnirse, sendikalarımız mücadelesini yaparsa bu toplu iş sözleşmesi de uygulanır ve onun sonucunda grev de yasal bir grev olarak gerçekleşir. Burada o zaman ön almak gerekir. Doğru bir yasayı, doğru bir yasamayı gerçekleştirmek istiyor isek toplu sözleşmenin kapsamı içerisinde mutlaka grev yer almalıdır. Çünkü AKP’nin bu konuda samimi olup olmadığı ortaya çıkacaktır.

Şimdiye kadar bu yasa beklendiği için kamu çalışanlarına yılbaşında yapılması gereken zam yapılmamıştır. Ama bu yasa neden şimdiye kadar Meclise getirilmemiştir, komisyonlarda hızlandırılmamıştır? Zamanında ya da ihtiyaç duyulduğunda iki günde yasayı çıkaran Meclis ve AKP, bu konuda ne yazık ki çalışanlara bir adım yaklaşmamak adına bu işi savsamış, oyalamış ve komisyonlarda da doğru ve düzgün bir çalışma gerçekleştirilememiştir. Çünkü Ocak ayının 20’sinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan taslak, 23’ünde Komisyona havale edilmiş, ilk toplantı 26’sında gerçekleşmiş olmasına rağmen ancak Martta alt komisyon toplantısı yapılabilmiştir, dolayısıyla burada bir oyalama, burada bir öteleme söz konusudur.

Şimdi, memurlarımıza bu zammı yapmaktan kaçındığımız ölçüde keşke elektriğe, doğal gaza ve akaryakıta yapma konusunda da aynı duyarlılığı göstermiş olsaydık ama maalesef daha dün elektriğe yüzde 9, doğal gaza yüzde 19 ve üç gün önce de akaryakıta ciddi anlamda zamları çok rahat bir biçimde gerçekleştiren Hükûmet, kamu çalışanlarının Kızılay’da coplanmasına ve biber gazıyla tahrik edilmesine seyirci kalmıştır. Burada doğru ve uygun uluslararası standartlarda bir yasa gerçekleştirecek isek önergemizi lütfen kabul ediniz ve bu yasada, yasanın başlığında, adında “grev” olsun ve arkasından gelecek diğer önergelerle kamu çalışanlarının mutlaka toplu sözleşmesinin grev hakkını da kapsayacak bir nitelikte gerçekleştirilmesini sağlayayım ve bu sağlama sonucunda da Avrupa standartlarıyla yarışır, ILO sözleşmelerine uygun bir sendika yasası gerçekleştirmiş olalım diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki iki önergeyi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – …oylayacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

1’inci madde üzerindeki aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Efendim, kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var. Sisteme girmek suretiyle yapacağız.

Şimdi, iki dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önergeler reddedilmiştir.

Şimdi, 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri ayrı ayrı okutup işlem yapacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

200 Sıra Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 inci Maddesinde geçen “Toplu Sözleşme” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Grev” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Pervin Buldan                     Sırrı Süreyya Önder                        Adil Kurt

                    Iğdır                                      İstanbul                                   Hakkâri

                Erol Dora                                Sırrı Sakık                          Ertuğrul Kürkcü

                  Mardin                                      Muş                                       Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 200 sıra sayılı kanun tasarısının 2. maddesindeki “toplu sözleşme yapılmasına” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve grev hakkına” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Mehmet Günal                          Oktay Vural                           Oktay Öztürk

                  Antalya                                      İzmir                                     Erzurum

                                          Alim Işık                             Erkan Akçay

                                           Kütahya                                  Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 200 sıra sayılı ‘Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 02.04.2012

            Mehmet Şeker                        Namık Havutça                           Musa Çam

                Gaziantep                                 Balıkesir                                     İzmir

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Kazım Kurt                          Bülent Kuşoğlu

                 İstanbul                                  Eskişehir                                   Ankara

Madde 2 - 4688 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “her hizmet kolunda yetkili kamu görevlileri sendikaları ve bunların bağlı bulundukları konfederasyonlar ile Kamu İşveren Kurulu arasında yürütülecek toplu görüşmelere ilişkin esasları düzenlemektir” ibaresi “her hizmet kolunda yetkili kamu görevlileri sendikaları ve yetkili konfederasyonlar ile Kamu İşveren Heyeti arasında yürütülecek toplu sözleşme görüşmeleri ve uyuşmazlık durumunda greve başvurulmasına ilişkin esasları düzenlemektir.” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Son önergeye katılıyor musunuz Sayın Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, Cumhuriyet Halk Partisi önergesi üzerinde kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Bülent Kuşoğlu.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 200 sıra sayılı Tasarı’nın 2’nci maddesi ile ilgili önerge üzerinde söz aldım. 2’nci madde amaçla ilgili madde, bunu özellikle dikkatinize sunmak istiyorum. Şöyle: “4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu” şu anda yürürlükte olan kanunun adı bu. Şimdi, bu kanunun mevcut 1’inci maddesi şu şekilde, bu maddeyle ilgili bir değişiklik öngörüyor, diyor ki: “Bu Kanunun amacı, kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için oluşturdukları sendika ve konfederasyonların kuruluşu, organları, yetkileri ve faaliyetleri ile sendika ve konfederasyonlarda görev alacak kamu görevlilerinin hak ve sorumluluklarını belirlemek ve her hizmet kolunda yetkili kamu görevlileri sendikaları ve bunların bağlı bulundukları konfederasyonlar ile Kamu İşveren Kurulu arasında yürütülecek toplu sözleşmelere ilişkin esasları düzenlemektir.” Kanun değişiyor, Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu “Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu” oluyor ama madde yine aynı kalıyor, kanunun amacı yine aynı kalıyor. Buna özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Sadece görüşmelerle ilgili ibareler sözleşmeye çevriliyor. Şimdi, toplu görüşme ile toplu sözleşme arasında bir farklılık olacaksa, bir farklılık varsa, kanunun amaç maddesinde de çok önemli bir değişikliğin olması lazım, bu yönde bir değişikliğin olması lazım.

Bakın, iki önemli değişiklik oluyor. Anayasa’yla bunu getiriyoruz. Çok şeyin değiştiğini ifade ediyoruz ama hiçbir şey amaç maddesinde değişmemiş oluyor. Tabii, bunun sonucu nedir? Bunun sonucu toplu görüşme ile toplu sözleşme arasında bir fark yok, sadece laf olsun diye getirilmiş bir düzenleme.

Deminki konuşmam sırasında da belirttim. Kamu görevlileri, devlet memurları toplu sözleşmeyle ilgili bu madde geldi diye ücret almayacaklar ya da zam almayacaklar, zaten alıyorlardı. Bununla demokratik bir hak kazanacaklar çünkü grev hakkı zaten verilmiyor Anayasa’yla. Kamu görevlilerinin daha fazla katılımcı, daha fazla sorumluluk sahibi olabilmelerini sağlamak lazım. Bunu da vermiyoruz. Daha fazla sorumluluk sahibi yapacak onları, daha fazla inisiyatif sahibi yapacak hiçbir düzenlemeye izin vermiyoruz. Diyoruz ki: “Toplu sözleşme görüşmelerinde bile bizim çizdiğimiz sınırların dışına çıkamayacaksın, mevcut mevzuatın dışında hiçbir şeyi teklif edemeyeceksin.”

Onun haricinde -şu anda 700 bin kamu görevlisi bildiğim kadarıyla üye değil sendikalara- en az 600 bin kamu görevlisini de kapsama almıyoruz. Millî Savunma Bakanlığında çalışan sivil memurlar, infaz memurları, emniyet hizmetlerinde çalışanlar, o kadar çok ki. 600 bin kamu çalışanını da işin içine sokmuyoruz, kanun kapsamına almıyoruz. “Yetkili konfederasyon toplu sözleşmeyi imzalamazsa ikincisi imzalar.” diyoruz. Yani kamu görevlilerine tek bir alternatif sunuyoruz, “Bu yoldan yürüyeceksin, bunun dışına çıkman mümkün değildir.” diyoruz. Alternatif sunmuyorsanız, inisiyatif vermiyorsanız, “Daha fazla zam talep etmesin, daha fazla sorumluluk almasın.” diyorsanız, bunu getirmemizin bir anlamı yok. Sadece uluslararası kuruluşlarda ya da uluslararası bazı metinlerde “Türkiye’de toplu sözleşme var mıdır? Vardır, toplu sözleşmeyle ilgili bir kurum vardır.” demek için bunu getirmiş oluyoruz. Onun için, bununla ilgili düzenlemeyi biz komisyonda da özellikle belirttik. Eğer yapıyorsak çok daha güzel bir şekilde yapmamız lazım, anlamlı bir şekilde yapmamız lazım, anlamlı hâle getirmemiz lazım.

Burada çok önemli bir yanlışlık var, eksiklik var. Burada devlet memurlarına, kamu görevlilerine inisiyatif tanıyacak, sorumluluk verecek, onların sorumluluklarını geliştirecek, dolayısıyla da demokrasiye katkıda bulunacak bir hâle bu işi sokmak lazım. Bu mevcut şekliyle, biraz önce amaç maddesinde de okuduğum gibi, hiçbir farklılık olmamasıyla maalesef hiçbir şey getirmeyecek bu düzenleme. Tatsız, tuzsuz bir kanun olacak. Zaten gecikti ilk defa, devlet memurları zamlarını zamanında alamamışlar. Bunu hiç olmazsa anlamlı bir hâle getirelim diye düşünüyoruz.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Cumhuriyet Halk Partisinin önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 200 sıra sayılı kanun tasarısının 2. maddesindeki “toplu sözleşme yapılmasına” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve grev hakkına” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                      Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Vural, kim konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

“Grev hakkının kamu çalışanlarına tanınması ve buna ilişkin esasların düzenlenmesi amaçlanmaktadır.”

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisinin önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

200 Sıra Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 inci Maddesinde geçen “Toplu Sözleşme” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Grev” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz efendim.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, Mersin Milletvekili, buyurun efendim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sevgili arkadaşlar, Sayın Başkan; ben anlamıyorum Komisyon ve Hükûmet niye bu önergeye katılmıyor.

Sendikaların haklarının ve imkânlarının genişletilmesi için bir yasa yapıyorsunuz fakat bu yasada kamu çalışanlarına, kamu görevlilerine grev yapma hakkı tanımıyorsunuz. O zaman niçin böyle bir değişiklik yapıyorsunuz? Bu değişikliğin çalışanlar açısından ne gibi yararı olabilir? Çünkü grev dediğimiz şey, her şeyden önce emekçinin, çalışanın, kendisini çalıştıranla arasındaki temel sözleşmeleri, çalıştıranın, iş sahibinin, patronun, burjuvazinin, devletin gözden geçirmesi, değerlendirmesi ve ücreti piyasa koşullarına uydurması için elindeki biricik yasal silah. Kamu çalışanlarının, kamu görevlilerinin diğer işçilerden herhangi bir farkı yok. Fabrikada çalışan işçiyle bir öğretmen veya bir hastanede çalışan teknisyenle bir hekim veya bir yargıç ile o mahkemede çalışan bir müstahdem arasında, yaptıkları, ettikleri, ürettikleri artık değer, toplumsal çalışma hayatına kattıkları bakımından herhangi bir fark olmadığı hâlde, onları kendi ücretlerini, kendi sosyal haklarını, kendi geçim koşullarını yeniden üretmek, bunları tartışmak, bu konuda yeni haklar elde etmek hakkından mahrum bırakmak, onları bir şekilde devletin kulu, onun kölesi, onun iki dudağı arasından çıkan sözler ile kendi geçim koşullarını tayin eden bir sınırlı hak sahibi yurttaş hâline getirmek, yurttaşlar arasında, emekçiler arasında, hakları bakımından böyle bir sınırlama ortaya koymak; bütün bunların anlaşılabilir bir gerekçesi yoktur. Bu, aslında, 12 Eylül rejiminin bize dayatmış olduğu anayasal ve yasal düzenlemelerin son kalıntılarından bir tanesidir. Ama ne kadar enteresandır, devlet ve sermaye, başka pek çok şeyin gerçekleşmesini, değişmesini istedikleri hâlde, kamu çalışanlarının grev haklarının gerçekleşmesini istememektedirler çünkü hepimiz biliyoruz ki Türkiye’de, emek gücünün değerinin tanzimi bakımından kamu sözleşmeleri daima düzenleyici bir rol oynuyor. O nedenle, eğer kamu görevlileri grev hakkına sahip olur, ücretlerini ve haklarını bir derece yukarıya çıkartırlarsa bu, otomatik olarak, kaçınılmaz bir biçimde bütün emekçilerin hak ve imkânlarına, ücretlerine yansıyacaktır. O nedenle, Türkiye’de, neredeyse 2 milyona yakın kamu görevlisine ücret ödeyen devlet, bu ücretlerin tanzimi bakımından, işçilerin, çalışanların, doğrudan emekçilerin, hizmetlerin doğrudan üreticilerinin ortaya çıkarak kendi haklarını elde etmelerini bir bütün olarak sermaye sahiplerinin çıkarları bakımından geride tutmak istemektedir. Bunun başkaca bir açıklaması yoktur. Bir bütün olarak tabloya baktığımızda, karşımızdaki gerçek budur.

Türkiye, kamu görevlilerine grev hakkı tanımayan tek OECD ülkesidir. Türkiye, kamu görevlilerine grev hakkı tanımayan tek Avrupa Birliği aday üye ülkesidir. Türkiye, aslında, bu koşullar bakımından, modern dünyanın bir parçası değildir, bu koşullar bakımından bir Orta Çağ ülkesidir. Ancak şunu hepimiz biliyoruz: Hiçbir zaman ve hiçbir koşul altında, çalışanlar, emekçiler, sonsuza kadar köle konumunda tutulamazlar, hele, Türkiye’deki emek gücünün hemen hemen en çok eğitilmiş, en iyi eğitilmiş, dünya koşullarını ve Türkiye’nin koşullarını yorumlamaya diğer emekçi kesimlerden daha da açık olan kamu görevlilerinin çok daha uzun bir süre grev hakkından mahrum bırakılmaları söz konusu olmayacaktır.

Bence kestirme yol bizim önerimizi benimsemektir. Bu kararı değişen maddeye ekleyerek grev tanımını bu yasanın içerisine eklersiniz veya öğretmenler, doktorlar, hekimler, yargıçlar, kamu görevlileri bu hakkı eninde sonunda söke söke alırlar. Siz bunu istiyorsunuz, onlar da size bunu yapacaklar. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Sayın Kürkcü ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi, kabul edilmeyen önergelerden sonra mevcut maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3. maddesinin a fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mehmet Şandır                       Mustafa Kalaycı                       Mehmet Günal

                  Mersin                                     Konya                                     Antalya

                                    Erkan Akçay                                Sümer Oral

                                         Manisa                                       Manisa

a) “Kamu Görevlisi bu kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşlarda işçi statüsü dışında kalan bütün çalışanları”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 200 sıra sayılı ‘Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                               02.04.2012

            Mehmet Şeker                        Namık Havutça                           Musa Çam

                Gaziantep                                 Balıkesir                                     İzmir

                                      Kazım Kurt                      Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                        Eskişehir                                    İstanbul

Madde 3- 4688 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (h), (ı), (j) ve (k) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (l) bendi eklenmiştir.

“a) Kamu görevlisi: Bu kanun kapsamında yer alan kurum ve kuruluşlarda istihdam edilen bütün çalışanları,

h) Genel toplu sözleşme: Bu Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal, demokratik, siyasi, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarını belirlemek üzere yürütülen toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda mutabık kalınması durumunda Kamu İşveren Heyeti ile konfederasyonların katılımı ile oluşturulan Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti arasında imzalanan sözleşmeyi,

ı) Hizmet Kolu toplu sözleşmesi: Bu Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde bir hizmet kolu kapsamına giren genel bütçeli kurum ve kuruluşlarda çalışan kamu görevlilerinin hizmet koluna özgü ortak ekonomik, sosyal, demokratik, siyasi, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarını belirlemek üzere yürütülen toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda mutabık kalınması durumunda Kamu İşveren Heyeti ile sendikaların katılımı ile oluşturulan Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti arasında imzalanan sözleşmeyi,

j) Kurumsal toplu sözleşme: Bu Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde, kurum düzeyinde ortak ekonomik, sosyal, demokratik, siyasi, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarını belirlemek üzere yürütülen toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda mutabık kalınması durumunda Kamu İşveren Heyeti ile Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti arasında imzalanan sözleşmeyi,

k) Toplantı tutanağı: Toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda toplu sözleşme imzalanamaması halinde, tarafların uzlaştığı ve uzlaşamadığı konuların yer aldığı tutanağı,

l) Sendika temsilcisi: Sendikaların tüzükleri uyarınca işyerinde seçilen sendika temsilcisini,”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

200 Sıra Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 3- 4688 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (h), (ı), (j) ve (k) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“a) Kamu görevlisi: Bu kanun kapsamında yer alan kurum ve kuruluşlarda istihdam edilen bütün çalışanları,

h) Genel toplu sözleşme: Bu Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal, demokratik, siyasi, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarını belirlemek üzere yürütülen toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda mutabık kalınması durumunda Kamu İşveren Heyeti ile konfederasyonların katılımı ile oluşturulan Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti arasında imzalanan sözleşmeyi,

ı) Kurumsal toplu sözleşme: Bu Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde, kurum düzeyinde ortak ekonomik, sosyal, demokratik, siyasi, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarını belirlemek üzere yürütülen toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda mutabık kalınması durumunda Kamu İşveren Heyeti ile Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti arasında imzalanan sözleşmeyi,

j) Toplantı tutanağı: Toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda toplu sözleşme imzalanamaması halinde, tarafların uzlaştığı ve uzlaşamadığı konuların yer aldığı tutanağı,

k) Sendika temsilcisi: Sendikaların tüzükleri uyarınca işyerinde seçilen sendika temsilcisini, “

l) Grev: Kamu emekçilerinin, mali ve sosyal hakları ile çalışma koşullarının iyileştirilmesi amacıyla kendi aralarında aldıkları bir kararla veya sendikanın çağrısıyla işyerinde, işkolunda ve ülke genelinde hizmeti durdurmasıdır.

            Pervin Buldan                     Sırrı Süreyya Önder                        Adil Kurt

                    Iğdır                                      İstanbul                                   Hakkâri

                                      Erol Dora                                 Ertuğrul Kürkcü

                                        Mardin                                          Mersin

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye -Pervin Buldan ve arkadaşlarının- katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili.

Buyurun efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sinema emekçisi.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sinema emekçisiyim, onu bir sonraki şeyde konuşacağız çünkü sinema emekçileri “Diğer” başlığı altında yer alan maddeye dolduruluyorlar.

Fakat burada Sayın AK PARTİ’lilere birkaç durumu hatırlatmak istiyorum: Bizim verdiğimiz bu değişiklik önergesi iş yerlerinde emekçi konumunda olan herkesin toplu sözleşme yapabilmesi… Birçoğunuz bu laf kalabalığında ve bu teknik dille ilgilenmiyorsunuz. Mealen şöyle bir şey: Bu 4/C’lilere dünyada ölüm hariç her şeyi yasak ediyorsunuz ya, hiçbir şeyden yararlanamıyorlar ya, her şeyden mahrumlar ya, bari hiç olmazsa öbürlerinin yararlandığı kadar toplu sözleşme hakkından yararlanmalarını temin etmeniz için verilmiş bir değişiklik önergesi. Çalışanın hakkı, hukuku, en az bir diğeri kadar. Hiç bıyık bükmeyin, hiç gözünüzü çatmayın, sizin ne hakkınız varsa –gökten şeriatla inmediniz- öbürünün de o kadar hakkı var.

Ben size söyleyeyim, bu Meclisten başlayalım. Kendi kulisinizde kahve söylemeyin, getirirken 4/C’li işçi içine tükürebilir, o kadar öfkeliler size. Gelin, muhalefet kulisinde için.

Allah sizi esirgesin, siz hastalanmayın, sizi götüren ambulansın şoförü var ya, 4/C’li. Bak, hastalanmayın, hastalanırsanız eşiniz dostunuz ya da bir AK PARTİ’li, yani 4/C’lilere her şeyi haram eden bir AK PARTİ’li bulun, sizi o götürsün. Sorumluluğu da yok. Bak, para vermiyorsunuz, emeklilikten faydalanamıyor, kendi emeğinin pazarlığını bir başkası yapıyor -aynı işi görüyorlar- kendi yapamıyor. Ben şoför olsam sizi salim olarak götürmek sorumluluğunu hissetmem.

Laboranta kan aldırmayın. Bak, orada esas hizmetlerde taşeron çalıştırılamıyor ya, bu işi “servis” diye başlattılar, “güvenlik” diye, “temizlik” diye başlattılar, esas şeyler de şu an taşeronlaştırılmış durumda. İğneyi, Allah esirgesin “zort” diye biraz fazla kaçırabilir. Tamam mı? Kendinize dikkat edin. Hayatın her alanında -500 bine çıkardınız- bu 4/C’lilerle muhatap olacaksınız.

4/C’li yapacaksanız bir tek polisleri yapın, belki insafa gelirler, belki emekçilere, mazlumlara, Kürtlere bu kadar pervasız davranmazlar. Yapacaksanız onları yapın.

Daha ileri gidelim. Bakın, adliyede, efendime söyleyeyim, hastanede, birçok kamu kurum ve kuruluşunda esas işleri görenlerin hepsi taşeron ve bunların hulusu kalp ile kamunun hizmetini göreceklerini beklemek ancak safdillik olur.

Onun için, bu verdiğimiz değişiklik önergesi şu arkadaşlar, mealen: “4/C’li” dediğiniz o da Allah’ın bir kulu olan, diğeriyle aynı işi yapan, hatta daha fazla çalışan, hiçbir güvencesi de olmayan insanı diğeriyle aynı duruma getirmek. Buna hangi vicdanla yok diyebilirsiniz ki? Biriniz de çıkın Allah aşkına… İşte ismen sataşıyorum burada, sayın grup başkan vekilleri gelsin, desinler ki ya da Bakanlık temsilcisi, kendisi de burada yok- gelsin, desin ki: “Arkadaş, bizim şuna hak gördüğümüzü 4/C’liye hak görmememizin sebebi bu.” Ben de geleyim elini öpeyim “Aferin ya” diyeyim. Yok ki böyle bir gerekçe. Zalimlikten başka… Bu kadar “IMF’ye posta koyuyoruz” diyorsunuz, bak IMF’nin, vaktinde bu ülkenin başına bela ettiği işler, bu 4/C’yi onlar tebelleş ettiler, siz de iman bellemişsiniz! El insaf vel hayâ vel iman. Biriniz gelin, şu Genel Kurula deyin ki: “4/C’li şu yüzden genel grev yapamaz arkadaş.” Hepinizden hassaten rica ediyorum, biriniz gelin, Allah için deyin ki: “Gerekçesi budur, sebebi budur, olmazı budur.” Buna ne mâni? Hiçbir şey! Bu neoliberal vahşi kapitalizme iman etmekten başka bunun bir gerekçesi yok. Varsa bir babayiğit gelsin, desin ki burada: “Bak kardeşim bunun gerekçesi budur.” Biz de bütün emekçilerle beraber özür dileyelim.

Bu sefer, buna oy verecek olanlara saygılarımı sunmuyorum, geri kalanlarına saygılar. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Önder.

Sırrı Süreyya Önder ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Vallahi bravo! Vallahi bravo! Allah sizden razı olsun! Geri kalanın oylamasına katılmasak da olur. Bu ne ya? Bu nedir ya? Böyle bir şey olur mu? Ne farkı var? Ne farkı var onun diğerinden? Bu sağcılık değil, solculuk değil, hiçbir şey değil, insanlık bahsi, insanlık, vallahi insanlık bahsi!

BAŞKAN – Sayın Önder, lütfen…

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 200 sıra sayılı ‘Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                        02.04.2012

                                                                                  Mehmet Şeker (Gaziantep) ve arkadaşları

Madde 3- 4688 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (h), (ı), (j) ve (k) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (l) bendi eklenmiştir.

“a) Kamu görevlisi: Bu kanun kapsamında yer alan kurum ve kuruluşlarda istihdam edilen bütün çalışanları,

h) Genel toplu sözleşme: Bu Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal, demokratik, siyasi, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarını belirlemek üzere yürütülen toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda mutabık kalınması durumunda Kamu İşveren Heyeti ile konfederasyonların katılımı ile oluşturulan Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti arasında imzalanan sözleşmeyi,

ı) Hizmet kolu toplu sözleşmesi: Bu Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde bir hizmet kolu kapsamına giren genel bütçeli kurum ve kuruluşlarda çalışan kamu görevlilerinin hizmet koluna özgü ortak ekonomik, sosyal, demokratik, siyasi, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarını belirlemek üzere yürütülen toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda mutabık kalınması durumunda Kamu İşveren Heyeti ile sendikaların katılımı ile oluşturulan Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti arasında imzalanan sözleşmeyi,

j) Kurumsal toplu sözleşme: Bu Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde, kurum düzeyinde ortak ekonomik, sosyal, demokratik, siyasi, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarını belirlemek üzere yürütülen toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda mutabık kalınması durumunda Kamu İşveren Heyeti ile Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti arasında imzalanan sözleşmeyi,

k) Toplantı tutanağı: Toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda toplu sözleşme imzalanamaması halinde, tarafların uzlaştığı ve uzlaşamadığı konuların yer aldığı tutanağı,

l) Sendika temsilcisi: Sendikaların tüzükleri uyarınca işyerinde seçilen sendika temsilcisini,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; size satır başlarıyla birkaç konuyu vereceğim, takdirlerinize sunacağım.

Memurlara grevli ve toplu sözleşmeli sendika hakkı verileceği, referandum öncesi “herkese “müjde” denildi. Doğru mu arkadaşlar? Ve referandum sırasında tüm billboardlarda “Memurlara toplu sözleşme hakkı” denildi. Biz istiyoruz, derhâl ama adam gibi bir yasa yapalım, dört dörtlük bir yasa yapalım. Getirin, en önce biz imzalayalım. Bir kere, bu yasada çok geç kaldınız. Bunun kabahati sizindir. Bunun kabahati hepinizindir. Bu, aralık ayında bütçe bitiminden sonra hemen sevk edilseydi bugüne kadar çoktan çıkmıştı. Burada hatta bazen “Vallahi muhalefet engelliyor.” diye laf etmişler. Şunu söylüyorum: Muhalefet -hiçbir parti- sadece Cumhuriyet Halk Partisi değil, bu yasanın yarın sabah çıkması için elinden gelen her şeyi yaptı gerek çalışma komisyonunda gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda. Gecikmesinin sebebi: Her ne hikmetse alt komisyondan geçti, bir buçuk ay sonra komisyona geldi; bir.

ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Anayasa değişikliği…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Dur, konuşma, bir dakika. Konuşma orada, biliyorsan gelir konuşursun, tamam mı? Biliyorsan gelir konuşursun.

İki: Şimdi, bu bir hükümranlık yasası. Bir kişiye bağlı. Demin Sayın Bakan açıkladı, üç konfederasyonun üye sayılarını açıkladı: 505 bin, 394 bin, 232 bin, 26 bin ve 4 bin. 505 bin kişiyi temsil eden konfederasyonun başkanı imza atarsa her şey tamam, 1 kişi! O konfederasyonu temsilen giden 9 kişiden 8 kişi “hayır” bile dese sadece o konfederasyonun başkanı imzaladığı zaman her şey geçerli! Bunun adı “demokrasi.” Batsın böyle demokrasi arkadaşlar! Nasıl bir demokrasi?

Benim hakkım ve hukukumu korumayan bir kişi -ben tenzih ediyorum bugünkü o konfederasyonun başındaki arkadaşımın bu karakterde olmadığını- ama bir kişi imzaladığı zaman her şey tamam, geri kalan hepsi teferruat, hiçbir hükmü yok. “Efendim, üç konfederasyondan bilmem ne, bilmem ne üye sayıları…” Hiçbir hükmü yok! Sadece bir kişi imzaladığı zaman bunun adı “demokrasi” oluyor. Böyle bir demokrasiyi takdirlerinize sunuyoruz.

Şimdi, şu anda yaklaşık 1 milyon 200 bin kişi var. 505 bin üyesi olan konfederasyondan bir kişi imzaladığı zaman -başkanı- her şey çok güzel, dört dörtlük oluyor. Bu nasıl demokrasi, takdirlerinize sunuyorum.

NEBİ BOZKURT (Mersin) – Başkan seçimle geliyor, seçimle…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – O seçimle gelen başkanın 8 kişi de -seçimle gelen- temsilcileri geliyor. Onlar imzalamadığı zaman, başkan… Böyle demokrasi olmaz! Seçimle gelebilir, onlar da seçimle geliyor.

Tabii yine bir başka konu: 1 milyon 200 bin kişi sendikalı. Demokrasi böyle işliyor, acaba ILO’da böyle mi? 1 milyon 200 bin kişi, bir tek sendika, öbürlerinin hak ve hiçbir yetkisi yoktur. Yetkisiz demokrasi olmaz arkadaşlar. O zaman o insanları niye oraya çağırıyorsunuz? O insanlara niye orada oynuyorsunuz? O insanların onuruyla niye oynuyorsunuz? Oraya çağırdınız insanların hiçbir hakkı, hukuku, söz hakkı yoksa, yarın üyelerine nasıl hesap verecek o insanlar? KESK’in ve diğer sendikanın, Kamu-Sen’in başkanları üyelerine nasıl hesap verecekler? İnsanlara rol yaptırmayın, oraya çağırıyorsanız dinleyin, oraya çağırıyorsanız görüş ve düşüncelerini alın ama hiçbir yetkisi olmayan insanları da oraya çağırmayın. Bir kişi çağırın o zaman bunun adı demokrasiyse, en fazla üyesi olan sendikanın başkanını çağırın, bu kadar teferruata gerek yok, bir kişi oturur, hesabını onlar verir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

Sayın Aslanoğlu ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3. maddesinin a fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                     Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

a) “Kamu Görevlisi bu kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşlarda işçi statüsü dışında kalan bütün çalışanları”

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Günal, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu maddede kapsama ilişkin önergemiz var. Az önce de diğer partilerden arkadaşlarımızın önergeleri tartışıldı. Bizim önergemizde de bütün çalışanları, bu işçi statüsü dışında kalanları kapsıyor.

Bu genel bir hak değerli arkadaşlar. Son yıllarda insan hakları alanında da önemli gelişmeler kaydedildi, bizler de ülke olarak bazı uluslararası sözleşmelere imza attık, ulusal hukukun üzerinde hüküm ifade eden anlaşmalar var. Burada, çalışanlar arasında ayrım gözetmememiz gerekiyor, bu kapsamda baktığımız zaman İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde de, 23’üncü maddesinde, “Herkesin, çıkarlarını savunmak için başkalarıyla sendika kurma veya sendikalara üye olma hakkı vardır.” deniliyor. Bu durumda, 87 sayılı ILO Sözleşmesi’nde de yine benzer şekilde “Hiçbir ayrım gözetilmeksizin tüm çalışanlara ve herkes” tabiri kullanılıyor. Onun için, buradaki önergemizin amacı bütün çalışanları kapsamasıdır çünkü bununla ilgili başka hüküm 30’uncu maddede de var, Türk Silahlı Kuvvetlerinde ve emniyette çalışan sivil memurlar ve bazı ara kademe yöneticileri ilgilendiriyor.

Burada “bütün” kavramını koyduğumuz zaman kapsamını, bir insan hakkı olarak uluslararası sözleşmelerde yer alan hâliyle kabul etmiş oluyoruz. Eğer bunu yapmazsak bu 87 sayılı Sözleşme’yi ve tamamlayıcı nitelikteki 98 sayılı ILO Sözleşmesi’ni ihlal etmiş oluyoruz. Dolayısıyla amacımız budur. Kapsamı geniş olan, grevli, toplu sözleşmeli bir sendika kanunu çıkaralım, eksiklikler varsa tamamlayalım diye düşünüyoruz. Bu çerçevede önergemizi verdik.

Öbür taraftan, az önce Sayın Bakana sorduk ama şu anda Sayın Cevdet Yılmaz var, Sayın Şimşek de buradaymış, Sayın Çelik yine yok! Yani hakikaten başlarken sormuştum, genelini konuşurken, sonra geldi, bir şeyler söyledi ya sinirlenip gitti… Tam da cevap alamadım ben, sayın bakanlar belki vekâleten verir mi bilmiyorum.

Yani Sayın Arınç’ın konuşmasını burada arkadaşlarımız tekrarladılar, bir daha tekrarlamıyorum. Yani “Ben bu işi yapacağım, sözleşmeyi imzalayacağım. Size ne kardeşim?” demiş. Ben çok net bir şekilde sordum. Sayın Bakan: “Bu bir siyasi konuşmadır, uzatmamak lazım.” dedi. Şimdi, dedim ki: “Savunuyor musunuz?” Biz “Onu savunuyor musunuz?” derken Sayın Bakan arkasından “Ne olacak, ‘AK Türkiye’ desek ne olur?” gibi bir söyleme girdi.

Ben şimdi size soruyorum gerçekten. “Efendim, o, bana talimat vermedi:” dedi. Sayın Bakanın cevap niyetine bana söylediği söz bu kadar. Diyor ki: “Sayın Arınç, bize bu konularda ‘şu işi yapın, şununla sözleşme yapın’ diye bir talimat vermedi.” Şimdi, böyle bir talimat vermesi mi gerekiyor? Hükûmetin bir bakanı çıkıp diyorsa ki “Kardeşim, size ne? Siz nereden çıktınız? Ben sizi tanımıyorum. Benim konfederasyonum da belli, ben o sözleşmeyi de imzalayacağım, siz de orada görüntü yapacaksınız.” Buna en azından “Maksadını aşan bir şey olmuş yani biz buna katılmıyoruz.” deseniz ne olur? Onun üzerine maksadını aşan bir şeyle daha cevaplıyorsunuz, “Ak Türkiye olsa ne olur?”

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Katılıyor, katılıyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ya “Ne olur?” diye bir şey olur mu? Ya, “O anda bir tepki duydum, maksadım o değildi, şuydu, bunlar haksız suçlamalardır.” diyecek yerde, o zaman, burada kızıyorsunuz. TRT’yi konuştuk, “AK RT oldu” dedik. Her şeyi “ak, ak” yaparsanız nasıl olacak o zaman? Türkiye’nin bir tek rengi vardır, o da bayrak rengi, al-beyaz, kırmızı-beyaz bayrak rengidir; başka bir renk hiçbir zaman, hiçbir kurumda, hiçbir sendikada olmaz. Bir de ona olsa olsa “ak sendika” değil, “sarı sendika” deniyor literatürde, yandaş sendika olduğu zaman bunlara “sarı sendika” deniyor.

Gerçekten, ben bunu yadırgadım. Belki de Sayın Bakan yorgun galiba, onun için arada gidiyor, belki sinirleri de yıpranmış olabilir, uzlaşma sağlamak için.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, lütfen… Burada olmayan bir bakan hakkında böyle konuşmak, bu şekilde konuşmak hoş değil.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Burada mı?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bakan çalışıyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Nasıl çalışıyor? Bakanın çalışacağı yer burada. Aynı şey…

Değerli arkadaşlar, Hükûmet diye oraya oturan bir arkadaşımız var. Siz de söz alırsınız… Hükûmet diye oraya oturduğuna göre, bu kanunla ilgili sorulara cevap vermek üzere oraya oturduğuna göre, ben de istiyorum ki kendisi olsun, ama ben genelini konuşurken sordum, yoktu, soruyu sordum, cevap vermedi, şimdi tekrar soruyorum, ikinci bölümde de cevap verebilir, arkadaşlarımız notunu alıyor, müsteşarı var, bürokratları var. Ha, sizin içinizde cevap verebilecek varsa, buyurun siz de cevap verebilirsiniz, bir sonraki önergede söz alın, hepinizin konuşma hakkı var.

Dolayısıyla, ben şunu söylüyorum: Maksadını aşan bir konuşma olabilir, ona itirazım yok, o zaman bunu hafife alarak, sanki meşruymuş gibi göstermek yerine, aleni olarak söylenmese de en azından “Bunu kastetmedim.” denilir, olay kapanır.

Ben hâlâ soruyorum, içinizde Sayın Arınç’ın yaptığı Bursa’daki açılış konuşmasına katılan varsa, ben onun üzerine başka söz alıp başka şeyler söyleyeceğim. Burada çıksın desin ki “Ben katılıyorum.” desin o zaman. Okuyun, ben size vereyim fotokopisini, eğer buna bir milletvekili olarak katılıyorsanız o zaman başka şeyler söylemek lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.46

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

200 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Dördüncü sırada yer alan, Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları’nın görüşmelerine başlayacağız.

4.- Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/563, 2/71, 2/211, 2/417) (S. Sayısı 198)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların olmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere, 3 Nisan 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere Birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 19.54