DÖNEM: 24                              CİLT: 18                      YASAMA YILI: 2

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

 

87’nci Birleşim

31 Mart 2012 Cumartesi

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 21 milletvekilinin, Manisa-Turgutlu Çaldağı bölgesindeki nikel madeni çıkarılması ve işlenmesi faaliyetlerinin çevre ve insan sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/218)

2.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 20 milletvekilinin, Gediz Nehri'ndeki kirliliğin nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/219)

3.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve 26 milletvekilinin, beyaz et sektörünün sorunlarının ve sektörün gelişimine yol açacak ekonomik politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/220)

B) Önergeler

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 29/3/2012 tarihli 85’inci Birleşimde okunan BDP Grubunun (11/10) esas numaralı Gensoru Önergesi’ni geri çektiklerine ilişkin önergesi (4/38)

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır başkanlığındaki bir heyetin, 16-18 Nisan 2012 tarihlerinde Kahire'de düzenlenecek olan Türk-Arap Parlamenter Diyalogu Dördüncü Tur Görüşmelerine katılmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/836)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Macaristan Ulusal Meclisi Başkanı Dr. Laszlo Köver'in vaki davetine icabet etmek üzere Macaristan'a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/837)

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, üniversite sınavına girecek öğrencilere başarı dileğinde bulunduğuna ve 31 Mart Azerbaycan Türklerinin Soykırım Günü’ne ilişkin açıklaması

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, üniversite sınavına girecek öğrencilere başarı dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, üniversite sınavına girecek öğrencilere başarı dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, üniversite sınavına girecek öğrencilere başarı dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

5.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, üniversite sınavına girecek öğrencilere başarı dileğinde bulunduğuna ve 31 Mart Azerbaycan Türklerinin Soykırım Günü’ne ilişkin açıklaması

6.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın konuşmasına ilişkin açıklaması

 

V.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 22 milletvekilinin, siyasi nüfuzunu kullanarak rant elde ettiği, çıkar ilişkisi kurduğu kamu görevlilerini himaye ettiği ve böylece görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/8)

2.- Konya Milletvekili Atilla Kart ve 32 milletvekilinin, Deniz Feneri Derneğiyle ilgili soruşturma sürecine müdahil olarak görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/9)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın gensoru önergesini hazırlayanlara yönelik ifadeleri nedeniyle konuşması

7.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Genel Kurulun 1/4/2012 Pazar günü toplanmamasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

3.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 7 Milletvekilinin; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/387) (S. Sayısı: 194)

4.- Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/556) (S. Sayısı 200)

5.- Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/563, 2/71, 2/211, 2/417) (S. Sayısı 198)

 

IX.- OYLAMALAR

1.- Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması


 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak iki oturum yaptı.

Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci, 30 Mart Filistin Toprak Günü’ne,

Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak, spordaki gelişmelere,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, İstanbul’un Sultanbeyli ilçesinin sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 24 milletvekilinin, Hrant Dink cinayetinin aydınlatılması amacıyla TİB’in görev, yetki ve sorumluluklarının (10/215),

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 milletvekilinin, terör saldırılarından önce ve saldırı esnasında MİT, askerî ve emniyet istihbarat birimlerinin görev, yetki ve sorumluluklarını yerine getirip getirmediği konusunun (10/216),

Niğde Milletvekili Doğan Şafak ve 24 milletvekilinin, Akkaya Baraj Gölü'ndeki su kirliliğinin insan sağlığına, ekolojik dengeye ve çevreye yarattığı sorunların (10/217),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

CHP Grubunun, 10/12/2011 tarihinde, Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve arkadaşlarının Suriye ile ilişkilerimizin yeniden canlandırılması için izlenecek politikaların belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu (161 sıra no.lu) Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 30/3/2012 Cuma günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci,

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba,

29/3/2012 tarihli 85’inci Birleşim tutanağında yer alan bazı ifadelerini düzeltmek amacıyla birer konuşma yaptılar.

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, 29 Mart 2012 tarihli Birleşimde Genel Kuruldaki bazı ifadelerine,

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, 29 Mart 2012 tarihli Birleşimde Genel Kurulda yaşanan olaylardan üzüntü duyduğuna ve kürsüye saldıran Milletvekilini kınadığına,

Adana Milletvekili Ali Halaman, Adana’da özel idare bünyesinde çalışan geçici işçilerin durumuna,

Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut, Hatay’ın Yayladağ ilçesinin Apaydın köyünde Suriye’den gelen muhalifler için kurulan bir kampa,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun (1/569) (S. Sayısı: 180),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Kars Milletvekili Ahmet Arslan ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 7 Milletvekilinin; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/387) (S. Sayısı: 194),

5’inci sırasında yer alan, Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının (1/556) (S. Sayısı 200),

6’ncı sırasında yer alan, Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporlarının (1/563, 2/71, 2/211, 2/417) (S. Sayısı 198),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun (2/358, 2/305, 2/306, 2/307, 2/312, 2/384, 2/385) (S. Sayısı:199) görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi.

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin BDP Grubuna,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin MHP Grubuna,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun Adalet ve Kalkınma Partisine,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Başbakanın Bill Gates’le yaptığı görüşmede FATİH Projesi’nin konuşulduğu iddiasının doğru olmadığına,

Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Başbakanın Bill Gates’le yaptığı görüşmede FATİH Projesi’nin konuşulduğu konusunda kesin bir ithamda bulunmadığına,

İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin ifadelerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin ifadelerine ilişkin tekraren bir açıklamada bulundu.

Alınan karar gereğince, 31 Mart 2012 Cumartesi günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 17.41’de son verildi.

 

                                                                Sadık YAKUT

                                                               Başkan Vekili

 

Muhammet Rıza YALÇINKAYA                                                      Bayram ÖZÇELİK

                   Bartın                                                                                     Burdur          

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

 


 

II.- GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                          No: 118

31 Mart 2012 Cumartesi

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Lübnan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Alanında İşbirliği Programının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/362) (S. Sayısı: 213) (Dağıtma tarihi: 31/03/2012) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Tunus Cumhuriyeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/573) (S. Sayısı: 214) (Dağıtma tarihi: 31/03/2012) (GÜNDEME)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat ve 15 Milletvekilinin; Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Adalet Komisyonu Başkanlığı Tezkereleri (2/447) (S. Sayısı: 215) (Dağıtma tarihi: 31/03/2012) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 21 Milletvekilinin, Manisa-Turgutlu Çaldağı bölgesindeki madencilik faaliyetlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/218) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2011)

2.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 20 Milletvekilinin, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/219) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2011)

3.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve 26 Milletvekilinin, beyaz et sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/220) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2011)

 

31 Mart 2012 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

III.-  BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 21 milletvekilinin, Manisa-Turgutlu Çaldağı bölgesindeki nikel madeni çıkarılması ve işlenmesi faaliyetlerinin çevre ve insan sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/218)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Manisa ili Turgutlu ilçesinin 15 km kuzeyindeki ormanlık Çal Dağı bölgesinde nikel madeni çıkarılmasına başlanmıştır. Çal Dağı bölgesinde 12.5 milyon m2 alanda sülfürik asit kullanılarak açık liç usulü ile nikel madeni çıkarma, ayrıştırma ve zenginleştirme yapılmaktadır. Günümüzde dünyanın hiçbir yerinde açık liç usulü ile nikel madeni çıkarılmamaktadır.

Bölgede deneme üretimi için yapılan çalışmalarda toplam arazinin sadece 1/200'ü kullanılmış ve bu nedenle birçok ağaç kesilerek ormanlık alanın zarar görmesine neden olmuşlardır. İşletme süresince 200 binin üzerinde ağacın kesileceği tahmin edilmektedir. Bu durum bölgedeki ormanlık alanın tamamen yok olması demektir. Bölgedeki ağaçların kesilmesi ve dere yataklarının bozulması nedeniyle erozyon artmış, daha önce hiç görülmemesine rağmen bazı köyler sel felaketine maruz kalmıştır. Ayrıca nikel madeninin çıkarılmasında kullanılan sülfürik asidin neden olduğu olumsuzluklarla ilgili şikâyetler de gelmeye başlamıştır.

Çal Dağı'nın güneyinde dünyanın ve Türkiye'nin en önemli tarım alanlarından birisi olan Gediz Nehri ve Havzası bulunmaktadır. Gediz Nehri Türkiye'nin de taraf olduğu Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşmenin (RAMSAR) eklerinde sayılarak uluslararası koruma altına alınmıştır. Buna rağmen sülfürik asit kullanılarak açık liç usulü ile nikel madeni çıkarılmasına devam edilmektedir.

Bölgenin en önemli su havzası olan Gediz Nehri Çal Dağı’nın ve maden sahasının çok yakınından geçmektedir. Bu nedenle yer altı ve yer üstü su kaynakları ile doğal kaynaklar bundan olumsuz etkilenecektir. Projesinde işletme ömrü 10 yıl olarak belirlenen maden tükendiğinde bölgede orman ve tarım alanları ile birlikte nüfusu yüz bini aşan Turgutlu ilçe merkezimiz bu çevre kirliliğinden önemli ölçüde zarar görecektir. Turgutlu Çaldağ bölgesinde, Musulcalı, Akköy, Çampınar, İzzettin, Yakuplar, Temrek ve Sarıbey köyleri bulunmakta, bölge halkı geçimini tarım ve ormancılıktan sağlamaktadır. Bölge halkı, geleceklerini karartmamak adına konuya duyarlılık göstermekte ve Çaldağ ormanlık alanlarına tarım arazilerine ve köylerine sahip çıkmak için nikel madeni çıkarılmasına karşı olup, ülkenin en büyük çevre felaketini önlemek adına, işletmeye izin verilmemesini istemektedirler.

Turgutlu Çal Dağı bölgesinde nikel madeni çıkarılması ve işlenmesi amacıyla kurulacak işletmenin; fayda-maliyet analizinin tespiti, ormanlar ve tarım arazileri üzerine etkilerinin, nikel madeninin ayrıştırılmasında kullanılacak olan sülfürik asidin, yer altı ve yerüstü su kaynakları, tarım arazileri ve çevre üzerindeki kirletici etkilerinin ve çevre köylerde yaşayan bölge halkının yaşam standartlarının ve sağlıklarının korunması, tedbirlerinin araştırılması, işletme kapandığında ortaya çıkacak sorunların tespiti ve çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 nci maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Hasan Ören                                (Manisa)

2) İzzet Çetin                                  (Ankara)

3) Mehmet S. Kesimoğlu               (Kırklareli)

4) Birgül Ayman Güler                  (İzmir)

5) Hülya Güven                              (İzmir)

6) Rahmi Aşkın Türeli                    (İzmir)

7) Erdal Aksünger                          (İzmir)

8) Mustafa Moroğlu                       (İzmir)

9) Rıza Türmen                               (İzmir)

10) Oğuz Oyan                               (İzmir)

11) Aytun Çıray                             (İzmir)

12) Alaattin Yüksel                        (İzmir)

13) Özgür Özel                               (Manisa)

14) Atilla Kart                                (Konya)

15) Mehmet Hilal Kaplan               (Kocaeli)

16) Emre Köprülü                          (Tekirdağ)

17) Hüseyin Aygün                        (Tunceli)

18) Sakine Öz                                 (Manisa)

19) Şükran Güldal Mumcu             (İzmir)

20) İlhan Cihaner                            (Denizli)

21) Bedii Süheyl Batum                 (Eskişehir)

22) Dilek Akagün Yılmaz              (Uşak)

2.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 20 milletvekilinin, Gediz Nehri'ndeki kirliliğin nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/219)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gediz Nehri, ülkemizin büyük ve en önemli nehirlerinden biridir. Gediz ilçesinin güneydoğusundan başlayan ve İzmir Körfezi’ne dökülen Gediz Nehri geçtiği bölgelerin tarımsal üretimine, ekonomisine ve gelişmişlik düzeyine önemli katkı sağlamaktadır.

Bölge açısından hayati değer taşıyan Gediz Nehri 1980’li yıllardaki düzensiz endüstriyel ve kentsel gelişimle birlikte aşırı derecede kirlenmiştir. Ülkemiz açısından bu kadar önemli olan Gediz Nehri, Türkiye'nin de taraf olduğu Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşmenin (RAMSAR) eklerinde sayılarak uluslararası koruma altına alınmıştır.

Uşak, Manisa, İzmir illeri sınırları içine giren Gediz Havzası içinde önemli yerleşim merkezleri bulunmaktadır. Manisa Turgutlu, Salihli, Ahmetli, Alaşehir, Demirci, Gediz, Kemalpaşa, Foça ve Menemen yerleşim yerlerinden bazılarıdır. Nüfusu yüz binin üzerinde olan ilçelerde hâlâ arıtma tesisi bulunmamakta ya da kapasiteleri yetersiz kalmaktadır. Kirliliğe rağmen belediyeler arıtma tesisi için kaynak ayırmamaktadırlar. Hükümetin de bu konuda bir yaptırımı yoktur.

Gediz Havzası’nda bulunan yerleşim yerleri ve sanayi kuruluşları Gediz Nehri’nin önemli kirlilik nedenidir. Endüstriyel ve evsel atıkların arıtılmadan atılması nedeniyle nehirdeki kirlilik sağlığı tehdit edici boyutlara gelmiştir.

Gediz Nehri’nin kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak, çözüm yollarının araştırılması için ulusal ve yöresel düzeyde koordinasyonun sağlanması Gediz'in zararlı ve tehlikeli atıklardan arındırılması ve kirlenmede sorumluluğu olanların belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 nci maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Hasan Ören                                (Manisa)

2) Alaattin Yüksel                          (İzmir)

3) Atilla Kart                                  (Konya)

4) İzzet Çetin                                  (Ankara)

5) Mehmet S. Kesimoğlu               (Kırklareli)

6) Birgül Ayman Güler                  (İzmir)

7) Hülya Güven                              (İzmir)

8) Rahmi Aşkın Türeli                    (İzmir)

9) Erdal Aksünger                          (İzmir)

10) Mustafa Moroğlu                     (İzmir)

11) Rıza Türmen                             (İzmir)

12) Oğuz Oyan                               (İzmir)

13) Özgür Özel                               (Manisa)

14) Mehmet Hilal Kaplan               (Kocaeli)

15) Emre Köprülü                          (Tekirdağ)

16) Hüseyin Aygün                        (Tunceli)

17) Sakine Öz                                 (Manisa)

18) Şükran Güldal Mumcu             (İzmir)

19) İlhan Cihaner                            (Denizli)

20) Bedii Süheyl Batum                 (Eskişehir)

21) Dilek Akagün Yılmaz              (Uşak)

3.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve 26 milletvekilinin, beyaz et sektörünün sorunlarının ve sektörün gelişimine yol açacak ekonomik politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/220)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye 1970'li yıllardan itibaren, beyaz et sektöründe çok önemli atılımlar yaparak dünya ülkeleri sıralamasında üst sıralara yerleşmiştir. 1970'li yıllarda sektörde egemen olan aile işletmeciliği, sınırlı kapasite, pahalı üretim 1980'li yıllardaki yapısal değişimle yerini modern, entegre tesislere ve sözleşmeli üretim modeline bırakmış, 1990'lı yıllarda dünya standartları yakalanmış ve 2000'li yıllara gelindiğinde üretim sürekli artarak devam etmiştir.

Son yıllarda artan kırmızı et fiyatları, ekonomik krizler nedeniyle halkın alım gücünün azalması gibi faktörler genel olarak beyaz et, özelinde tavuk üretimini ve tüketimini ön plana çıkartmıştır.

Beyaz et üretimi, halkın hayvansal protein ihtiyacının karşılanmasında son yıllarda çok önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Önümüzdeki yıllarda bu rolün artması beklenmektedir. Beyaz et sektörü içerisinde tavukçuluğun, Türkiye için stratejik bir ürün olma özelliği kazanması sektördeki beklentileri oldukça olumlu yönde etkilemektedir. Ülkemizde bugün, tavuk yumurtası üretimi 1,07 milyar adet, kesilen tavuk sayısı 84 milyon adet, tavuk eti üretimi 135 bin 953 tona ulaşmıştır.

Üretilen beyaz etin yaklaşık % 85'i son derece modern tesislerde gerçekleştirilmekte olup, tesislerin çoğu gelişmiş ülkelerdeki benzerlerine oranla çok daha modern bir yapıdadır.

Yıllık cirosunun 3 milyar ABD Doları civarına ulaştığı, üretici çiftçi, yem, ilaç, yan sanayi, satıcı esnaf, nakliye, pazarlama elemanıyla geçimini sağlayan insan sayısının iki buçuk milyona yaklaşan sektör birçok sorunla karşı karşıyadır.

Beyaz et sektöründe en önemli sorunlardan biri dışa bağımlılıktır. Hayvan materyali, yem, aşı ve birçok konuda sektör dışa bağımlıdır. Damızlık civcivler yurtdışından gelmektedir. Bu denli dışa bağımlı olarak çalışan bir sektörün yem maddeleri ve damızlık ihtiyacını kendi kaynaklarından sağlayan ABD ve AB ülkeleri ile rekabet gücü zayıftır.

Yaşanan ekonomik krizler, üretim fazlalıkları, kur dalgalanmaları nedeniyle artan hammadde fiyatları sonucunda oluşan dalgalanmalar da diğer bir sorundur.

Sektörün diğer çok önemli bir sorunu da ruhsatsız kümeslerdir. Ülkemizde kümeslerin yaklaşık yüzde 85'i yüksek kalite ile hizmet vermesine rağmen ruhsatsızdır. Yapı ruhsatı olmadığı için birçok kümes kapatılma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Ülke çapındaki üretimin 3'de 1'ini karşılayan Bolu ilinde yapı ruhsatı olmayan kümes sayısı tespit edilen 3209 adet olup, tespit edilemeyenlerle bu rakamın 6500-7000 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Sektörün içinde bulunduğu ruhsat sorunu yıllarca çözümsüz kalmış ve günümüze kadar gelmiştir. Bu sektör sadece Bolu ilinde doğrudan 10 bin kişiye iş imkânı sağlamaktadır. Nüfusunun % 35'inin kırsal kesimde yaşadığı ve kırsal kesimde yaşayanların büyük çoğunluğunun işsiz veya gizli işsiz olduğu ülkemizde tavukçuluk istihdam yaratmak açısından önemli bir faaliyettir.

Bütün bu konular içerisinde, sektörün sorunlarının iyi bilinmesi ve bu sorunların çözümüne yönelik politikaların geliştirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla;

Genelinde beyaz et sektörünün ve özelinde tavukçuluğun sorunlarının ortaya konulması, yaşanan sıkıntılara son vermek için hangi önlemlerin alınabileceği ve sektörün gelişimine yol açacak ekonomik politikaların oluşturulabilmesi için, Anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Tanju Özcan                               (Bolu)

2) İzzet Çetin                                  (Ankara)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu          (İstanbul)

4) Aykut Erdoğdu                          (İstanbul)

5) Aykan Erdemir                           (Bursa)

6) Mehmet S. Kesimoğlu               (Kırklareli)

7) Mustafa Serdar Soydan              (Çanakkale)

8) Tufan Köse                                (Çorum)

9) İhsan Özkes                               (İstanbul)

10) İdris Yıldız                               (Ordu)

11) İlhan Demiröz                          (Bursa)

12) Melda Onur                              (İstanbul)

13) Orhan Düzgün                         (Tokat)

14) Osman Faruk Loğoğlu             (Adana)

15) Ali Demirçalı                            (Adana)

16) Ahmet Toptaş                           (Afyonkarahisar)

17) Kazım Kurt                              (Eskişehir)

18) Engin Özkoç                            (Sakarya)

19) Mehmet Ali Ediboğlu               (Hatay)

20) Ramis Topal                             (Amasya)

21) Haluk Eyidoğan                       (İstanbul)

22) Sakine Öz                                 (Manisa)

23) Sedef Küçük                            (İstanbul)

24) Musa Çam                                (İzmir)

25) Uğur Bayraktutan                     (Artvin)

26) Ayşe Gülsün Bilgehan             (Ankara)

27) Dilek Akagün Yılmaz              (Uşak)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bir gensoru önergesinin geri alınmasına dair önerge vardır, okutuyorum:

B) Önergeler

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 29/3/2012 tarihli 85’inci Birleşimde okunan BDP Grubunun (11/10) esas numaralı Gensoru Önergesi’ni geri çektiklerine ilişkin önergesi (4/38)

                                                                                                               30.03.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

TBMM Genel Kurulunun 29.03.2012 tarihli ve 85. Birleşim’inde okunan, İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin hakkındaki (11/10) esas numaralı Gensoru Önergesini geri çekiyoruz.

Bilgilerinize arz ederiz.

                                                                                                             Hasip Kaplan

                                                                                                                   Şırnak

                                                                                                   BDP Grup Başkan Vekili

BAŞKAN – Gensoru önergesi geri verilmiş ve gündemden çıkarılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır başkanlığındaki bir heyetin, 16-18 Nisan 2012 tarihlerinde Kahire'de düzenlenecek olan Türk-Arap Parlamenter Diyalogu Dördüncü Tur Görüşmelerine katılmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/836)

                                                                                                             30 Mart 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır başkanlığındaki heyetin, 16-18 Nisan 2012 tarihlerinde Kahire'de düzenlenecek olan Türk-Arap Parlamenter Diyalogu Dördüncü Tur Görüşmeleri'ne katılması öngörülmektedir.

Söz konusu toplantıya katılım sağlanması, 28/3/1990 tarihli ve 3620 Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                              Cemil Çiçek

                                                                                                 Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Macaristan Ulusal Meclisi Başkanı Dr. Laszlo Köver'in vaki davetine icabet etmek üzere Macaristan'a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/837)

                                                                                                             30 Mart 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetin; Macaristan Ulusal Meclisi Başkanı Sayın Dr. Laszlo Köver'in vaki davetlerine icabet etmek üzere, Macaristan'a resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6. maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                              Cemil Çiçek

                                                                                                 Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Şandır, söz talebiniz var.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, üniversite sınavına girecek öğrencilere başarı dileğinde bulunduğuna ve 31 Mart Azerbaycan Türklerinin Soykırım Günü’ne ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, yarın üniversite sınavına girecek tüm çocuklarımıza başarılar diliyorum, Allah’tan zihin açıklığı diliyorum, velilerine de sabır diliyorum. İnşallah herkes mutlu olur bu sınav sonuçlarından.

Ayrıca, yine bugün 31 Mart Dünya Azerbaycan Türklerine Yapılan Soykırım Günü. Tüm dünyada Türklere yapılan soykırımı da şiddetle ve nefretle kınıyorum ve bu soykırımda hayatını kaybeden  tüm soydaşlarımıza, kardeşlerimize Yüce Allah’tan rahmet diliyorum.

Sizlere de çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

Sayın İnce, buyurun.

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, üniversite sınavına girecek öğrencilere başarı dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak üniversite sınavına girecek olan gençlerimize başarılar diliyoruz. Yarın onlar için önemli bir gün, aileleri için önemli bir gün, kader günü ama her şey demek değil, gençlerimizin bu şekilde düşünmesini istiyorum. On altı yıl gençleri üniversite sınavına hazırlamış birisi olarak ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili olarak hepsine başarılar diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Sayın Kaplan, buyurun.

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, üniversite sınavına girecek öğrencilere başarı dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Yarın 1 milyon 900 bin civarında gencimiz üniversite sınavlarına katılacaklar, hepsine başarılar diliyoruz. Diliyoruz, umuyoruz ki bu sınav yarışı olayından da bir gün kurtulurlar çünkü hâlâ milyonların sınav yarışında olduğu bir Türkiye yaşıyoruz. Hepsine başarılar diliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ünal, buyurun.

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, üniversite sınavına girecek öğrencilere başarı dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın çocuklarımız üniversite sınavına girecekler. Biz de AK PARTİ Grubu olarak gençlerimize zihin açıklığı diliyoruz, başarılar diliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru, söz talebiniz bu konuyla ilgili mi?

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

5.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, üniversite sınavına girecek öğrencilere başarı dileğinde bulunduğuna ve 31 Mart Azerbaycan Türklerinin Soykırım Günü’ne ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben de yarın sınava girecek öğrencilerimizin hepsine ve ailelerine başarılar diliyorum, sabır diliyorum. İnşallah, herkes istediği şekilde imtihanları kazanır ve okullarına girmiş olur.

Tabii, burada da şunu söylemek isterim ki sınavsız üniversitenin herhâlde zamanı gelmiştir. İnşallah, önümüzdeki dönem içerisinde de sınavsız üniversiteye girilmiş olur.

Ayrıca, bugün 31 Mart Azerbaycan Soykırım Günü. Azerbaycan Türklerinin haklı mücadelesini her zaman dile getirmek mecburiyetindeyiz. Şu anda Azerbaycan topraklarının büyük bir kısmı Ermenistan tarafından işgal altındadır. İnşallah, işgallerin bittiği, katliamların bitmiş olduğu, Azerbaycan Türklerinin de kendi öz topraklarına geriye dönmüş olduğu günleri hep beraber görürüz diyorum.

Söz vermiş olmanızdan dolayı teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 1’inci sırasında yer alan, Ankara Milletvekili Levent Gök ve 22 milletvekilinin, siyasi nüfuzunu kullanarak rant elde ettiği, çıkar ilişkisi kurduğu kamu görevlilerini himaye ettiği ve böylece görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/8) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

V.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 22 milletvekilinin, siyasi nüfuzunu kullanarak rant elde ettiği, çıkar ilişkisi kurduğu kamu görevlilerini himaye ettiği ve böylece görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/8)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 27/3/2012 tarihli 83’üncü Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Hasan Ören, Manisa Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Levent Gök, Ankara Milletvekili; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

İlk söz önerge sahibi Hasan Ören’e aittir.

Buyurun Sayın Ören. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Spor Bakanı hakkındaki gensoruyla ilgili önergem adına on dakikalık konuşmam var.

Şimdi, bununla ilgili, bir bakanı itham etmek, bir bakana suç yöneltmek gerçekten zor bir iştir eğer bunun tabanı yok ise, belgeleri yok ise; dinimizde de siyasette de yalan söylemenin müthiş bir ezikliğinin olması lazım insanların içerisinde. Ama ben biliyorum ki Sayın Bakanımızın çıraklık döneminde, Turgutlu Belediyesiyle olan ilişkileri içerisinde o günün arkadaşlık bağlarıyla ilgili yaptıklarını biraz sonra söyleyeceğim. Kalfalık dönemindekini ise başka arkadaşım anlatacak. Çıraklık dönemi, kalfalık dönemi, ustalık dönemi; ustalık dönemi de herhâlde üç-beş ay sonra ortaya çıkar.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanımızın cümle kurar iken bir kelimeyi üç, dört pozisyonda söyleyip güzel konuşmaları olur ve etik değerlerden de çok fazlasıyla bahseder. 2004 yılında gerçekleşen olay şudur… İki sorum olacak Bakana. Tabii ki bu iki soruya vereceği cevaplar ile sayın bakanlarımızı ve sizleri ve bizleri ikna eder ise veya bu iki sorunun karşılığında yapmadığını söyler ise bu suçu isnat eden Hasan Ören olarak benim de bir ceza görmek gerekli. Nasıl ki Sayın Bakanın gensoruyla düşürülmesini talep ediyor isek yanlış bilgi de verdiğimizde karşılığında bizim de bir cezai müeyyideye uğramamız gerekli. Ben de diyorum ki dönem sonuna kadar bu kürsüye bir daha hiç çıkmayacağım, dönem sonunda da milletvekilliğimi bırakacağım, siyasetle de asla ilgilenmeyeceğim. Ama siz, Genel Kuruldaki Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri eğer kabul eder iseniz istifamı da vermeye hazırım.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanımızın çıraklık döneminde, divan kâtipliği yaptığı dönemde -burada kayıtları var, hemen okumaya başlayayım- eski plakası 06 AK 755 olan Volkswagen Transporter TDI kısa şasi bir araç almıştır, sıfır kilometre. Bu aracı Şaşmaz’a götürmüştür, “…” şu esnafın atölyesinde de içerisine istediği şekilde bir şeyleri yaptırmıştır ve bu aracı 2004 yerel seçimlerinde Samsun’da kullanmıştır. Araç yerel seçimler sonrası Turgutlu Belediyesine satılmıştır. Turgutlu’yla ilgili o kadar çok şey var ki, ona daha sonraları geleceğim bu kürsüden.

Turgutlu ile İzmir arası 50 kilometredir, 40 kilometredir. İzmir Büyükşehir Belediyesinde 50 müfettiş vardır ama Turgutlu Belediyesine 2 tanesi gelip de ne olduğunu görmek istemezler. Turgutlu Belediyesine gelseler -bu kürsüden anlatacağım sonra- elleri, ayakları kirlilikle çıkarlar, ayrı bir şey ama Sayın Bakanımız kendi belediye başkanının olduğu bir belediyeye aracını satmıştır, özel aracını satmıştır. Belediye başkanına satabilir, belediye başkanı alır ama bütün halkın parasının emanet edildiği bir belediye ve belediye başkanı milletvekilinden, divan kâtipliği yapan bir milletvekilinden araba alması etik değildir. Birinci sorun bu. Siz, Turgutlu Belediyesine vasıflarını saydığım arabayı sattınız mı? Etik değil.

İkincisi: Olabilir, satabilir ama satar iken de belirli bir şekilde, 40 bin liralık, 45 bin liralık bir arabayı, yardım olsun diye, 30 bin liraya verir, 20 bin liraya verir, 15 bin liraya verir, bu da olabilir ama Sayın Bakanımız böyle bir şeyi tercih etmemiş. Bütün hepsi buradadır, bilgileri kendisine de ulaştırabilirim. O gün, 2004’te sıfır kilometre arabanın fiyatı 37 bin lira ile 40 bin lira arasıdır. Bunun içerisinde “milletvekili indirimi” diye bize jest yaparlar ya, 1 milyar düşüş filan olur, 39 bin liraya bu arabanın aynısı bana teklif edilmiştir Ankara’daki Volkswagen bayiliğinden. Sayın Bakanımızın yaptırdığı aynı yere gidip “Bu arabayı Sayın Bakanımıza yaptığınız gibi…” diyerek… Yani o gün “bakan” kelimesi yok, sadece ve sadece “Sayın Samsun Milletvekilimiz Suat Kılıç’ın arabasının içine yaptığınız gibi ben bu arabanın içini istiyorum.” diyerek aldığım teklif 5 bin lira, 7 bin liraya yapıldığı da söyleniyor. Yani 39 bin liralık araç üzerine 5 bin lira daha koyduğunuzda 44 bin lira yapar. Ama ben biliyorum -onlarca araba elimden geçti- 44 bin liraya mal ettiğiniz sıfır kilometre bir araba kullanılmış ise, kullanılan araba daha ertesi gün satışa çıkmış olursa bilin ki en az yüzde 10’la yüzde 20 fiyatı düşer. Doğru mudur arkadaşlar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yanlış, yüzde 20 düşmez.

HASAN ÖREN (Devamla) – Yanlış… Şimdi Grup Başkan Vekilimiz buradan “Yanlış.” diyor. Herhâlde onun da bir belediyeye sattığı bir araba var galiba! (CHP sıralarından alkışlar) Onu bilmiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şimdiden başladın iftiraya.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen, söz atmayalım, Hatibi dinleyelim.

HASAN ÖREN (Devamla) – Ama nerede olursa olsun sıfır bir arabayı alıp üzerinize çıkardığınızda, üzerinize aldığınızda bir gün dahi kullanmış olsanız o arabayı ertesi gün satsanız aldığınız fiyata satamazsınız. Aşağı satarsınız, yukarı satamazsınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Seni kazıklıyorlar o zaman.

HASAN ÖREN (Devamla) – Şimdi ne olmuş? 44 bin liraya mal olan araba, 45 bin liraya mal olan araba Turgutlu Belediyesine ahbap çavuş ilişkisiyle 49 bin liraya satılmış. Hangi bankadan ödeme yapıldığı da var.

Değerli arkadaşlarım, eğer bu bilgilerim yanlış ise, bu bilgilerle ilgili bir sorun var ise, ben kendi cezamı kendim kesmeye hazırım. Sizler de yardımcı olursunuz, dönemin sonunu bitirmeden burada imzayı atarız, bitiririz.

Ben otuz yıldır Sayın Bakanımla Manisa’da siyaset yapıyorum, iki dönemdir de milletvekilliği yapıyorum. Geçmiş dönemde Bakanımız burada Meclis Başkanıydı. Çok konular geçti. Pamuklu Mensucatı geçti, Et Balık Kurumu geçti, yolsuzlukları geçti ama kendisiyle ilgili ağzımdan, yolsuzlukla veya kendi boğazından bir lira geçmesiyle ilgili hiçbir şey söylemedim. Siyasette söylediğiniz lafın nereye gittiğini bileceksiniz. Ama gençliğinden midir veya bu ilişkilerin acaba siyasette etikle ilgili bir değerinin olmadığını düşündüğünden midir, onu bilemem. Fakat bugün Bakanımızın yaptığı doğru değildir, Belediye Başkanının yaptığı doğru değildir. Eğer siz…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaça satmış belediyeye, onu anlamadım.

HASAN ÖREN (Devamla) – 49 bin liraya satmış arkadaşlar. 45 bin liraya, 44 bin liraya mal ettiği, seçimle ilgili çalışmayı Samsun’da yapan bu araba ve Bakanımız, Turgutlu Belediye Başkanının, yüzde 99’u, yüzde 100’ü Turgutlu Belediyesine ait olan TURKAP şirketine 49 bin liraya aracı satmıştır.

Şimdi, burada konuşulacak bir şey var mıdır? Noter satışı ortada, çekle yapılan, hangi bankadan alınan para ortada, bir milletvekilinin kendi belediyesine sattığı araba ortada. Eğer buna da söyleyecek bir şeyiniz var ise ben sizin önünüzde saygıyla falan eğilmem arkadaşlar. Bu kadar açık olan bir şeyde bir ceza kesilecek ise bu cezayı ya bana kesin ya Bakana kesin.

AHMET YENİ (Samsun) – Kasko değeri var mı?

HASAN ÖREN (Devamla) – Noter satışı ortada. Biraz sonra gelecek bununla ilgili size Sayın Bakan bilgi verecek. Sayın Bakan, ben bu işi yapmadım, Turgutlu Belediyesine bu aracı satmadım, 49 bin lira parayı da almadım dediğinde Hasan Ören bir daha bu kürsüye gelmeyecek, siyasi yaşamı bittiğinde de kenara çekilecek. Arzu ederseniz imzamı şimdi atacağım, sizin oylarınızla bugün milletvekilliğim bitsin. Bu iddia işidir arkadaşlar.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Arabayı satanın adı var mı?

HASAN ÖREN (Devamla) – Bu böyle laf atmayla olacak iş değil, lafla yapılacak iş değil.

AHMET YENİ (Samsun) – Kasko değerini söyle.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen…

HASAN ÖREN (Devamla) – Siz, İzmir Belediyesinde 52 tane müfettiş tutacaksınız, soğuk sandviç dağıtıldığından dolayı insanları içeriye alacaksınız, Turgutlu Belediyesine 2 tane müfettiş göndermeyeceksiniz. Bakanın bu ilişkilerinden dolayı da Bakanı korur vaziyette bana laf atmaya çalışacaksınız.

AHMET YENİ (Samsun) – Hayır, kasko değerini söylemedin.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen…

HASAN ÖREN (Devamla) – Laf atmayın. Laf atmayın. Sayın Bakan buraya geldiğinde kendisini dinleyin. Arabayı Turgutlu Belediyesine satmış mı?

AHMET YENİ (Samsun) – Satmış, tamam.

HASAN ÖREN (Devamla) – Sattığı bu arabayla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖREN (Devamla) - …yenisinden fazla para almış mı? (CHP sıralarından alkışlar)

Eğer bunun dışında bir şey söylüyorsa Sayın Bakan…

BAŞKAN – Sayın Ören, teşekkür ediyorum. Lütfen Sayın Ören…

HASAN ÖREN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, yanlış yapmayın. Bu kim olursa olsun, bu kimin yanında olursa olsun, buradan da çıksa bu işe el koyun.

BAŞKAN – Sayın Ören, lütfen… Teşekkür ediyorum.

HASAN ÖREN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Levent Gök, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz gensoru açılmasına ilişkin önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Bu gensoru görüşmelerinin televizyon yayını olmayan bir günde yapılması ve gerçeklerin halkımız tarafından öğrenilmesinin engellenmesini kınadığımı ifade etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu gensoru yolsuzluklarla mücadelede partilerin iddialarına, söylemlerine ve bunu hayata geçiriş biçimlerine yönelik olarak değerlendirme yapılması olanağı sağlayacak ve partilerin bu şekilde, yolsuzluklar karşısındaki samimiyetleri test edilmiş olacaktır. Bu gensoruda ifade edilen her iddianın belgesi bulunduğu gibi, şimdiye kadar yalanlanmış tek cümlesi dahi yoktur. Yapılan kimi açıklamalar ile konu, organize bir suç örgütünü ortaya koymaktadır. Siyaset kurumunun hafife alamayacağı, dikkatle irdelenmesi gereken bir konuyu tartışıyoruz değerli arkadaşlarım bugün.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurttaş Suat Kılıç’ın herkes gibi elbette mülk edinme hakkı vardır. Bu gensoruda sorgulanan bunlar değildir. Bu gensoruda tartışılan, yurttaş Suat Kılıç değil, siyasetçi Suat Kılıç’ın mülk edinirken siyasetçi kimliğine uygun davranıp davranmadığıdır.

İktidar partisinin bir milletvekili ve partisinin Genel Merkez Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcılığı görevini sürdürürken siyasetçi Suat Kılıç’ın, danışıklı yollara başvurarak kendi partisinden bir belediyenin imar çalışması yaptığı yerden, belediye bürokratları aracılığıyla, değeri kat kat artacağı bilinen bir gayrimenkulü yok pahasına edinmesi, bu değer artışının hâlen Bakanlığı sırasında da devam etmesi, Bakanlığı dönemindeki kişileri himaye etmesi siyasi ahlaka ne denli uygundur? İşte bu gensoruda tartışılan bunlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Altındağ Belediyesi, Hamamönü mevkisinde, bir proje kapsamında, üç dört yıldan beri bir restorasyon çalışması yürütmektedir. Eski ve tarihî evlerle dolu olan bölgede, son yıllarda, sistemli bir şekilde tapu devirleri artmış, Altındağ Belediyesi, yurttaşları, evlerini yıkacağı ve istimlak edeceği tehdidiyle evlerinden çıkarmaya ve evlerini satmaya zorlamıştır. Yok pahasına satılan evlerin, proje ilerledikçe değerleri kat kat artmış, gayrimenkullerini satanlar açısından ciddi mağduriyetler oluşmuş, alanlar açısından ise önemli kazançlar ortaya çıkmıştır.

Suat Kılıç’ın da anılan bölgede taşınmaz edindiği bilgisi tarafımıza ulaştığında, konu yazılı bir önergeyle Başbakana sorulmuş, ancak bugüne değin hiçbir cevap alınamamıştır, Suat Kılıç da bu önergemiz basında yer almasına rağmen hiçbir açıklama yapmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuçta, Suat Kılıç’ın Hamamönü’nde satın aldığı iki adet taşınmaza ait belgeye, tapularına ulaşılmış ve bu bilgiler kamuoyuyla paylaşılmıştır.

Suat Kılıç’ın Hamamönü’nde aldığı taşınmaz kaydı incelendiğinde, taşınmazları 29 Nisan 2009 tarihinde aldığı, birinci taşınmazın ahşap ev olduğu ve tamamını; ikinci taşınmazın ise arsa ve üç ahşap evden oluştuğu, bu taşınmazdan da hisse satın aldığı anlaşılmıştır. Her iki taşınmaz da yan yana olup, birinci taşınmazdan 16 metrekare arsa -dikkatle dinleyin değerli arkadaşlarım- ikinci taşınmaza şüyulandırılmış, bu şekilde Suat Kılıç üzerinde üç ahşap ev bulunan taşınmaza birinci evi almak suretiyle hissedar olmuştur. Suat Kılıç bu taşınmazlara 25.500 TL bedel ödemiştir ve buna göre tapu harçları yatırmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu satışın birinci aktörü taşınmazları satan kişidir. Suat Kılıç taşınmazları Erbil Yiğitbaş isimli bir şahıstan almıştır. Bu şahsı biraz yakından tanımaya ihtiyacımız var. Kimdir bu Erbil Yiğitbaş?

Erbil Yiğitbaş taşınmazların devir tarihinde yani 2009 yılında yirmi sekiz yaşında genç bir arkadaşımızdır. Kırıkkale Üniversitesinden mezun olmuştur. 2005 yılında orada araştırma görevlisi olarak işe başlamış ve kamu yönetiminde yüksek lisans yapmıştır. Bu arkadaşımızın seçim sistemlerine ilişkin yaptığı 2009 tarihli yüksek lisans tezinde şu görüşler paylaşılmıştır değerli arkadaşlarım; aynen şunu yazıyor Erbil Yiğitbaş… Kim bu Erbil Yiğitbaş? Suat Kılıç’ın evi aldığı kişi. Diyor ki Erbil Yiğitbaş: “Siyasi partilerin kamuoyu nezdinde güven ve itibarları her gün azalmaktadır. Özellikle son yıllarda kimi siyasal yolsuzluklara karşı bazı siyasi partilerin ve yetkili kişilerin adının karışması milletvekillerine ve siyasi partilere olan güveni iyice sarsmıştır.”

Değerli arkadaşlar, bu görüşü bilimsel tezinde ifade eden Erbil Yiğitbaş herhâlde zorlanarak dâhil olduğu bu kirli ilişkinin günahını çıkartmak istemiştir.

Erbil Yiğitbaş, yani tapuyu devreden kişi Suat Kılıç ve ailesinin en çok güvendiği bir kişidir. Suat Kılıç, Erbil Yiğitbaş’tan danışman olarak yararlandığı gibi, kendisini geçtiğimiz yıl kurulan Türkiye Dijital Oyunları Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliğine getirmiştir. Diğer üyeleri yazılım kuruluşlarından seçilen Federasyonda dışarıdan tek üye Erbil Yiğitbaş’tır, o da Suat Kılıç’ın muvafakatiyle oraya gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Erbil Yiğitbaş 4 Eylül 2011 tarihinde evlenmiştir. Ordu’da yapılan düğün ve nikâh töreninde Suat Kılıç da hazır bulunmuş ve nikâh şahidi olmuştur.

Erbil Yiğitbaş’ın Suat Kılıç ve ailesiyle olan yakın ilişkisi bir başka açıdan da şu şekilde ortaya çıkmıştır: Suat Kılıç’ın sayın eşinin Ankara Üniversitesinde yaptığı kadına yönelik şiddetle ilgili 2009 tarihli yüksek lisans tezinin ön sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum, o tez de yanımda. 2009 tarihinde yani satışın olduğu tarihte Suat Kılıç’ın değerli eşi tezinin ön sözünde aynen şunları yazmıştır: “Çalışmalarımın düzenlenmesinde ve yazılmasında bana yardımcı olan ve emeğini esirgemeyen Erbil Yiğitbaş’a çok teşekkür ederim.” Bu şekilde, değerli arkadaşlarım, Suat Kılıç ile Erbil Yiğitbaş arasındaki ilişki her zaman ve her yerde çok net olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç olarak, değerli arkadaşlarım, Erbil Yiğitbaş, Suat Kılıç’ın mutemet adamıdır, Suat Kılıç işte bu şahıstan tapuları devralmıştır. Erbil Yiğitbaş daha sonra, konu ortaya çıkınca, basın mensuplarına “Satışa çıkartmıştım, kimse almadı, öyle bir talep geldi, biz de sattık.” demiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işin içine yalan ve dolan girince bakın nereye varıyor işler: Tapu kayıtlarını incelediğimizde Suat Kılıç’a taşınmazları devreden Erbil Yiğitbaş’ın söz konusu taşınmazları Suat Kılıç’a devrettiği tarih olan 29 Nisan 2009’dan tam iki ay yirmi yedi gün önce üzerine aldığı anlaşılmıştır. İlk satış budur, tam iki ay yirmi yedi gün önce. Bu niçin böyle olmuştur? Aslında Suat Kılıç bu evle ilgilendiğinde yaptığının yanlış olduğunun farkındadır. Evin esas sahiplerinden direkt olarak bu taşınmazları aldığında bu alım satımın duyulması endişesini taşımıştır. Bu nedenle taşınmazlar önce mutemet kişi Erbil Yiğitbaş adına alınmış, iki ay sonra devir işi yapılmıştır. Tam anlamıyla danışıklı, gizlenerek yapılmış bir satış var karşımızda. Suat Bey, gerçekten işinizi biliyorsunuz, sizi kutlamak gerekiyor bu konuda.

Gelelim satışımızın ikinci aktörüne: Suat Kılıç 29 Nisan 2009 tarihinde taşınmazları devralmak için tapuya kendisi gitmemiştir. Bunun için bir kişiye vekâletname vermiştir, Alparslan Ekinci isimli bir şahsa. Erbil Yiğitbaş ile Alparslan Ekinci tapuya birlikte gitmişler ve Alparslan Ekinci Suat Kılıç’tan aldığı vekâlet ile taşınmazları Suat Kılıç adına tapuda üzerine geçirmiştir. Kimdir bu Alparslan Ekinci değerli arkadaşlarım? Sıkı durun, Suat Kılıç’ın mutemet adamı Erbil Yiğitbaş’tan taşınmazların Suat Kılıç’a devri için tapuda vekâletname ile işlemleri yapan kişi yani Alparslan Ekinci Altındağ Belediyesinin Tarihî Alanları Koruma Şube Şefi’dir. Tekrarlıyorum: Tarihî Alanları Koruma Şube Şefi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yuh artık, bu kadar da olmaz ya!

LEVENT GÖK (Devamla) – Belediyenin Tarihî Alanları Koruma Şube Şefi ne iş yapar değerli arkadaşlarım? Tarihî alanların korunması, restore edilmesi, restore edilecek evlerin belirlenmesi, hangi sokağın ve hangi evin restore edileceğine karar verilmesi. İşte Suat Kılıç, görevi bu olan Tarihî Alanları Koruma Şube Şefi’ne, bir belediye bürokratına vekâletname vermiştir “Taşınmazları üzerime geçir.” diye.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Rezalet!

LEVENT GÖK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, var mı böyle bir şey? Olabilir mi böyle bir şey? Dünyanın neresinde görülmüştür? AKP’li bir belediyenin bürokratları, üstelik imar çalışmasından sorumlu olan bir bürokrat ne zamandan beri tapu müdürlüklerinde emlakçılık yapıyor, yapabiliyor değerli arkadaşlarım? Kim izin veriyor bunlara, nasıl oluyor böyle işler?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yazıklar olsun!

LEVENT GÖK (Devamla) – İktidar partisinin milletvekili olan Suat Kılıç vekâletnameyi rahatlıkla vermekte bir beis görmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, Tarihî Alanları Koruma Şefi sadece evin alınmasına yardımcı olmuyor, daha sonra aldığı vekâletnameyle evin restore edilmesi için, belediyeden olan gerekli izinlerin alınması için de Suat Kılıç’a yardımcı olan kişidir. Beyefendi Tarihî Alanları Koruma Şefi değil, sanki tarihî alanları alım satım şefi. Bunu gerçekten izah etmek güçtür. Bu ilişkiler kabul edilebilir ilişkiler değildir. Siyasi nüfuz, kamu erki, kamu bilgisi, her şey bu alım satımın içine girmiştir. Dünyanın hiçbir ülkesinde böylesine yozlaşmış ilişkileri hiçbir siyasetçi ve siyaset kurumu taşıyamaz değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu konuda Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki’nin açıklamaları da olaya başka bir boyut getirmiştir. Altındağ Belediye Başkanı, konu basına yansıyınca şu açıklamayı yapmıştır: “Alparslan Ekinci -yani Suat Kılıç’ın vekâletnamesini alan kişi- belediyenin imar bölümünde çalışan bir arkadaş. Suat Kılıç’ın vekâletiyle satışı takip ettiğini yeminle bilmiyordum. Samimiyetime inanın, benim hiç haberim yoktur.” demiş ve hemen arkasından eklemiştir: “Basında şu kadar fiyata aldığı yazıyor, aslında taşınmazları 76 bine aldı.”

İşler karıştı mı değerli arkadaşlarım? Belediye Başkanı Suat Kılıç’ın basına yansıyan evinin fiyatlarını başka bir fiyat olarak veriyor.

Şimdi, Altındağ Belediye Başkanı yeminle olaydan haberdar olmadığını söylüyor ama her konuşmasının her satırında her ayrıntı gizli ve devam ediyor, diyor ki: “Suat Kılıç’ın yeri hatırlıyorsam 170 metrekare. Bunların mirasçılarını bir araya getirmek zor. Muhtemelen satış, şahısların mirasçılarından takip etsin diye vekâletname alındı ve gayet insani bir iş. Buradan Suat Kılıç üç dört sene sonra rant yaratır.” Açıklamalar aynen böyle değerli arkadaşlarım. Hiçbir şeyi açıklamaya, hiçbir şeyi izah etmeye gerek olmayan bir gensoruyu tartışıyoruz bugün.

Burada karşımıza şu çarpıcı tablolar çıkıyor:

Birincisi: Suat Kılıç, Belediye Başkanının söylediği gibi taşınmazlara 25.500 değil de 76 bin TL ödediyse tapuda harç yönünden, ödenen, bir kaçak vardır. Siz iktidar olarak milleti inim inim inletir, vergi toplamayı kaçırırken bakanlarınızdan bir arkadaşınızın yaptığı işe bakın değerli arkadaşlarım.

İkincisi: Alparslan Ekinci’nin -kamu görevine rağmen- evin ilk sahiplerince taşınmazların Erbil Yiğitbaş’a ilk satıldığı zaman da devrede olduğu ortaya çıkmıştır. Bu şekilde, Altındağ Belediyesinin Tarihî Alanları Koruma Şefi, birinci satışta, Erbil Yiğitbaş’ın aldığı satışta alıcılar yönünde; ikinci satışta, Suat Kılıç’ın aldığı taşınmaz satışında ise alıcı yönünde davranarak hem satışın içinde yer almıştır hem de alışın içinde yer almıştır. Yuh olsun sizlere Sayın Bakan! Bu işlere nasıl tenezzül ettiniz böyle? (CHP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlarım, eğer belediyelerde bu işler böyle görülüyorsa bu işler çığırından çıkmış demektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yolsuzluklar ekonomiyi ve demokrasiyi tahrip ediyor. Ulusal Şeffaflık Örgütü 2011 Dünya Yolsuzluk Raporu’na göre, Türkiye, yolsuzluk ve rüşvette dünyada 183 ülke arasında 61’inci sırada yer alıyor; Namibya ve Ruanda’dan sonra geliyor.

Değerli arkadaşlarım, hatırlarsınız, Adana Belediye Başkanı Aytaç Durak, eşinin sahip olduğu arsanın değerini kat kat artıran imar değişikliği yaptı diye görevinden alınmıştır ve hâlen de yargılanmaktadır. Mesut Yılmaz, Türkbank ihalesinde ihaleyle ilgili bir iş adamıyla görüştü diye Yüce Divanda hesap vermiştir ve “görevi kötüye kullanma” diye suçu tarif edilmiştir. Yine Almanya Cumhurbaşkanı Wulff, geçtiğimiz günlerde -hatırlarsınız- bir iş adamı arkadaşından düşük faizle para aldı ve bunu herkesten gizledi diye hakkında soruşturma açılmış ve istifa etmiştir. Üstelik bu işi Cumhurbaşkanlığı görevinden önce Aşağı Saksonya Eyaleti Başbakanı olduğu dönemde yaptığı zaman, bu dahi istifa etmesine engel olamamıştır. Dünyada örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Nereye baksak karşımıza Suat Kılıç çıkıyor. Az önce arkadaşımız anlattı Turgutlu Belediyesindeki işi. Bir başka belgeyi size göstereceğim. Bakınız, geçtiğimiz günlerde Metro Holdingin merkezinde kara para baskını yapıldı. Metro Holdingin sahipleri şu anda cezaevinde. Bu konu Almanya’da soruşturuluyor. “Galip Öztürk” denen kişi, Metro Holdingin sahibi “Uyuşturucu kaçakçılarıyla ilişkisi bulundu.” diye sorgulanıyor.

Bakın, elimde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi var. 18/10/2007 tarihli bu gazetede Çarşamba Enerji Elektrik Üretim Anonim Şirketi ortakları yer alıyor. Kimler vardır dersiniz değerli arkadaşlarım? Şu anda kara paradan tutuklu Galip Öztürk, Çarşamba Belediye Başkanı Hüseyin Dündar ve tabii ki, yine karşımıza çıkıyor, Suat Kılıç, değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar) Bu şirket, hidroelektrik santrali kurarak enerji işiyle uğraşmayı hedeflemiştir. Bildiğiniz gibi, bu tip santraller için izni ve imtiyazı Hükûmet vermektedir.

Milletvekilliği işi, bakanlık işi, grup başkan vekilliği işi bu işlerle karıştırılır mı değerli arkadaşlarım? Ben de avukattım, 20 Haziranda mazbatamı aldım, 21 Haziranda gittim, vergi dairesinden tüm ilişiğimi kestim ama Sayın Bakan, milletvekili olduktan sonra bu tip işlerin içerisinde yer almaya devam ediyor.

Sayın Suat Kılıç, ne işiniz var sizin bu ilişkilerde? Partiniz sizi genç yaşınızda yıllarca mücadele etmiş partililere karşı tercih etti, elinizden tuttu, aklınıza bile gelmeyecek makamları size bahşetti, milletvekili oldunuz, partide her şey oldunuz, bakan olduğunuz. Nedir bu hırs? Gelin de bunu anlatın bize bir şekilde.

Değerli arkadaşlarım, Gençlik ve Spor Bakanlığı yapıyor Suat Kılıç. Gençler size emanet, bu gençler sizi nasıl örnek alacak Sayın Suat Kılıç? Açıkla bu ilişkileri? Hamamönü’ndeki evi sana kim tavsiye etti? Erbil Yiğitbaş’la olan ilişkilerini açıkla, Alparslan Ekinci’yle olan ilişkilerini açıkla, tapuda gerçekten kaça aldın bunu açıkla, tapuda ne kadar harç yatırdın bunu açıkla, her şeyi gel, açıkla? Birazdan; kürsü açık, ben de karşında oturacağım, cevap ver bakalım bunlara.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; konu hassastır, konu çok da siyaset kurumunu ilgilendiren bir konudur. Şimdi, konu özellikle AKP’li milletvekili arkadaşlarımızın ellerinde ve vicdanlarında. Birazdan gensoru önergesinin öne alınması, önergenin işleme alınması oylanacak ve muhtemelen de el kaldırarak bu önergenin reddedilmesini sağlayacaksınız. Benim sizlere tavsiyem, elinizi bir yandan moral değerlerinize koyun, bir yandan ahlaki değerlerinize koyun, bir yandan insani değerlerinize koyun ve siyasetin dayattığı bu ikilem karşısında vicdanınızı tercih edin çünkü değerli arkadaşlarım, ben sizlerin moral kaynaklarınızın nasıl geliştiğini ve ne zengin olduğunu biliyorum. Hazreti Muhammed’in bir hadisini benden çok iyi bildiğinizi biliyorum. Ne diyor Hazreti Muhammed hadisinde: “Mal hırsının ve makam hırsının dine verdiği zararı, koyun sürüsüne saldıran aç kurtlar veremez.” diyor. Bu davranışı bekliyoruz sizlerden. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Suat Kılıç, Gençlik ve Spor Bakanı. Nasıl emanet edeceğiz Gençlik ve Spor Bakanına gençlerimizi? Başbakan diyor ki: “Dindar gençlik yetiştirelim.” ama hadislere uymayan, âdetlere uymayan, siyasetin hiçbir etik kuralına uymayan bir Bakan arkadaşımız var karşımızda. Bu arkadaşımızı bu koltukta tutmak, siyaset kurumunun her gün erimesine yol açacaktır. Lütfen bunu onaylamayınız. Bu hesabı bugün burada görün. Suat Kılıç, Hamamönü’ne girdi, orada kaldı. Şimdi hamama girme sırası sizde, hamama giren terler değerli arkadaşlarım, hamama girin ve arınarak çıkın bu hamamdan. Lütfen bu gensorunun işleme konulması yönünde oylarınızla katkı da sağlayın. Kendi partiniz açısından değil, Türkiye’deki siyaset açısından, Türkiye’deki ahlak açısından, lütfen sizler de katkı sağlayın.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Suat Kılıç, geçenlerde, bir gazeteye demeç vermiş ve orada diyor ki: “Bana, Müsteşarım, valilerim, il müdürlerim ‘Bakan’ diyebilirler ama benim hitap ettiğim gençler, öğrenciler; lütfen, değerli öğrenciler bana ‘ağabey’ desinler, ben onların Suat Ağabeysiyim.”

Sayın Suat Kılıç, hiç merak etmeyin, gençler size hitap edecekler ve size aynen şöyle söyleyecekler: “Sen neymişsin be ağabey!”

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına konuşmacı Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Suat Kılıç hakkında verilen gensoru nedeniyle Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu bu tür konularda çok hassas bir yaklaşım içinde olmayı… Sistemi, felsefeyi, yapıyı, hepsini birlikte değerlendirip, Türkiye’de Parlamentomuzda çok eksik olan bir noktaya dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Siyasi etik konusuna dikkat çekeceğim özellikle ve bu konularda bir iki örnekle başlamak istiyorum.

70’li yıllarda, biliyorsunuz, Amerika Birleşik Devletleri’nde Watergate skandalı patlak verdi. O dönemi hatırlarsınız, 1974’te Richard Nixon’un istifasıyla sonuçlandı. Sonra Amerikan Kongresi bundan ders çıkardı ve siyasi etik yasasını da çıkardı. Daha sonra kongre, milletvekillerinin, senatörlerin kendi geçimleri, ücretleri, gelir kaynaklarıyla ilgili bir değerlendirmeyi aldı.

Çok uzağa gitmeyeceğiz çünkü yakın zamanda yaşadığımız bir olayı hemen görmek istiyorum. Almanya’da Cumhurbaşkanının yakın tarihteki istifasını biliyorsunuz. Neden etti? Bu konuda Christian Wulff’un istifa nedeni, iş adamının eşinden düşük faizli kredi almakla suçlanmasıydı. Yani, Cumhurbaşkanı bir skandal patlamak üzereyken istifa etti, geçtiğimiz haftalarda da Almanya yeni Cumhurbaşkanını seçti.

Yakın tarihimize baktığımız zaman yakın tarihimizin  sicilinin çok parlak olduğunu görmüyoruz. Yani Kasırga, Balina, Matador, Bufalo, Paraşüt, Kartal, Serhat, Hayal, Beyaz Enerji, Mercümek, Deniz Feneri ve epey olay daha sayabiliriz yani son yirmi yıl, yakın bir sürece, banka hortumlamalar ve iktidar devirmeler… Bunlara dikkat çekmek istiyorum.

Şimdi, şöyle bir ayeti kerime vardır, der ki: “Allah size emanetleri, millet işlerini, ehil yani iktidarlı ve emniyetli olanlara vermenizi emreder.” Hatta -biraz daha- bir hadisi şerifte de mesuliyet konusuna dikkat çekerken “Sizden herhangi bir kimse memur tayin edildiğinde o bizden bir iğneyi veya iğneden daha değersiz bir şeyi gizleyecek olursa, bu bir hıyanettir. Kıyamet gününde onunla gelir.” der.

Şimdi, dinî açıdan böyle, ahlaki açıdan böyle, siyasi açıdan ciddi değerlendirme konusu olan bir konuda konuşuyoruz ve şu sorun karşımıza çıkıyor: Şeffaflık, dürüstlük, Parlamentonun işlevinde yolsuzluk, rant ilişkileri ve bunun alışkanlık düzeyine gelmesi ve bunun sonucu bir yaygın hastalık olarak bütün ülkeye yayılmasıyla karşı karşıyayız.

Ortada Da Vinci’nin şifresini çözmek gibi çok karmaşık bir durum yok arkadaşlar. Bu bir sistem sorunu, bir felsefe sorunu çünkü siz bunu çözmek isterseniz çözersiniz. Bunun da yöntemi basittir. Örneğin 2008’de Avrupa Parlamentosunda Türkiye’yle ilgili bir soru önergesinde Türkiye’deki yolsuzluklarla ilgili Avrupa Birliği ülkelerinin herhangi bir önlem alıp almadığı sorulmuştu. Dikkatinizi çekiyorum, OECD Rüşvetle Mücadele Grubu, sözleşmenin uygulanmasındaki ciddi sıkıntıları dile getirmişti.

Şimdi, KOM, bu, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadelenin 2007 raporu. Bunlar kalfalık dönemine denk geliyor. Bir yıl içinde yüz elli altı tane operasyon yapılıyor; kaçakçılık, çeteler, mali suçlar, göçmen kaçakçılığı, banka dolandırıcılığı, bilişim suçları vesaire. Aslında şunu çok net görüyoruz: İktidarın ustalık döneminde yumuşak karnı iki nokta; Biri özgürlükler, birisi de çok açık söyleyeyim yolsuzluklar; önümüzdeki dönem çok sık da gündeme gelecek.

Sayın Bakanla ilgili gündeme gelen denizde bir damla dahi olsa -yani ebadı, boyutu, orantısı vesairesiyle- yanıt almamız gereken sorular var Parlamento olarak ve şunun yanıtını sizlerden istiyorum arkadaşlar: Siyasi etik yasası on yıllık iktidarınız döneminde niye çıkarılmadı? Bunun yanıtını istiyoruz, bekliyoruz Barış ve Demokrasi Partisi olarak. Bu konuda 23’üncü Dönem’de verilen teklifler var, 24’üncü Dönem’de verilen teklifler var ve siyasi etik kanunu çıkarılmadı.

Yine siyasi etik komisyonu kurulması yönünde de çabalar var. Hatta İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı 2010’da, 2009’da bunu dile getirmişti. Temiz topluma, temiz siyasete ihtiyacı olan bir ülkede yaşıyoruz çünkü sorunların temel kaynağında ekonomide dönen çarkın son derece siyasi etik alanını etkilediğinin inancındayız. Siyasi etik sadece akçeli işlerle değil an geliyor kişinin özel hayatına giriyor, seçim dönemlerinde kasetlerden başlıyor, farklı konulara, yargıya geliyor, muhalefetini, kendine muhalif olanları özel mahkemelerle, özel yargılamalarla, özel tutuklamalarla susturma gibi bir yöntem devreye giriyor. Yani siyasi etik erozyonu her alanda maalesef var. Siyasi partilerin  mevcut durumu. Hatırlayın milletvekili transferlerini, hülle partilerini hatırlayın. Yani siyasi etik kapsamına girdiğimiz zaman, yakın zamana gelin, partilere Hazine yardımına gelelim. İşte Barış ve Demokrasi Partisi burada. Hazine yardımından mahrum bırakılmasına rağmen… Grubu olmasına rağmen bu para verilmedi hazineden, seçmenimizin verdiği paralar verilmedi. Kenan Evren’in darbe anayasasında bile gruplara hazine yardımı kesilirken çıraklık zamanında iktidarın çıkardığı bir yasayla yüzde 7 barajı getirildi, gruplara da hazine yardımı kaldırıldı. Bu da ahlaki bir olay değil arkadaşlar. Yüzde 10 seçim barajı da ahlaki değil özgür iradenin önünde ve biz yüzde 10 barajını bağımsız olarak seçimlere girerek, aşarak geldik 36 milletvekiliyle. Şimdi şöyle bir gerçeğe dikkatinizi çekmek istiyorum: Geçmişte hülle partileri vardı. Büyük partilerin içinde barajı aşamayacak olan partiler milletvekili gösterirdi, sonra seçilirdi, sonra ayrılırdı, kendi partisine geçerdi. Bu, yakın zamana kadar da böyle devam ediyor. Siyaseten etik davranmamız gereken konulardır bunlar.

1789 Fransız Devrimi’nde Rousseau’nun “Toplum Sözleşmesi” nde şöyle bir hüküm vardır: “Emredici vekâlet anlayışında seçmenler temsilciyi istedikleri zaman görevden azledebilmeliler.” diyor. Bu sistem, bu yaptırım, maalesef 12 Eylül Anayasası’nda, darbe anayasasında, 80’inci maddede değiştirilmiş ve seçilen milletvekili sadece kendini seçen seçmenin değil, bütün milletin temsilcisi olduğu için ve sınırlar da Türkiye olduğu için bunun sorumluluk düzeyi yine seçimden seçime sandığa kalmaktadır.

Siyasi etik protokolü imzalayan partiler var. Biz seçime girerken, taahhüt ettiğimiz, seçmene söz verdiğimiz bir protokol imzaladık. Bu protokolümüzün içinde karanlıklarla, yolsuzluklarla, özellikle rantla, halka zarar veren her şeyle mücadele edeceğimize dair halkımıza verdiğimiz bir söz var. Bu sözümüzün arkasındayız ve bu sözümüzün de gereğini yerine getireceğimizden hiç kimsenin tereddüdü olmasın.

Siyasi etiğe aykırı olarak, iki dönem, 2007-2012 seçimlerinde barajları yıka yıka gelmiş bir partinin, mücadeleden gelmiş bir partinin mensupları olarak bazı hatırlatmaları yapmakta yarar görüyoruz.

Siyasi tartışma olayımızın yakın tarihinde gerdanlıklar vardır, rüşvetler vardır, ihaleler vardır, ortak şirketler vardır, ihale komisyonları vardır ve yıl 2005, Sayın Başbakanın imzasıyla bir genelge yayımlanmıştı. Kamu görevlilerinin uyması gereken etik davranış kuralları, hediye alma yasağı -bir nevi rüşvet alma, zaten yasada suç- ile ilgili bir genelge. Şimdi, bunun içinde Başbakan ve bakanlar yok yani o genelge yürütmeyi kapsamıyor.

Şimdi yine buradan şunu ifade etmek istiyorum -ilginçtir, bir araştırma yaptım- Sayın Mehmet Sağlam, bizim Meclis Başkan Vekilimiz de o dönemde sanıyorum Kamu Etik Kurulunun Başkanlığını bir dönem yaptı. Sonra bir Moskova ziyareti oldu, kamuoyunda çok tartışıldı. Sonra Kissinger’ın aldığı bir kolye maddeten biraz kıymetli olduğu için hazineye iade etmek zorunda kaldı. Hatta Moskova’da alınan gerdanlık da aynı bir serüvenle yine hazineye bırakılmak zorunda kaldı.

Ben bir şeyi hatırlatacağım, kızmayın bana ama. Bakın, bugün çok sakin konuşuyorum, biraz da paylaşmak istiyorum bu konuları. Osmanlı geleneğinde padişahların gittiği yerlerde paha biçilmez hediyeler sunulur, gelen elçiler de ülkelerinden pahalı hediyelerle gelirlerdi. Yani, bu damar ne Osmanlıcılık anlayışında, 21’inci yüzyılda, çağımızın artık bir değeri olamaz.

Siyasetçilerin buna demokrasilerde son derece dikkat etmeleri gerekiyor çünkü padişahlar, imparatorluklar işte verdikleri bilmem hasılalar, vergiler karşılığında saltanatlarını sürdürüyorlardı ama şimdi bir parlamento, bir demokrasi anlayışı içindeyiz ve bu demokrasi anlayışı içinde Berlusconi’nin nasıl bir savcı ifadesini alabiliyorsa yolsuzluk söz konusu olduğunda veya İspanya’da Başbakanın kapısını çalabiliyorsa, yani temiz toplum konusunda dokunulmazlıkların ardına saklanmadan… Bakın, dikkat edin, bu Mecliste, sadece, dokunulmazlığı kaldırılan olay 94’te DEP milletvekilleri Sayın Ahmet Türk’ün, Leyla Zana’nın siyasi düşünceleri nedeniyle kaldırılmıştır. Yolsuzluktan, ranttan ve akçeli işlerden dokunulmazlığın kaldırıldığını göremezseniz. Şu an fezlekelerin içine bakın, kimlerin rant, yolsuzluk, ihale vesaireden fezlekeleri duruyor tozlu raflarda? Sonra, bizim altı yüz küsur fezlekemize bakın. Bu kürsüde söylediğimiz düşüncelerimizden dolayı her gün savcılar yakamıza yapışıyor, her gün arkadaşımıza… Dün, daha bir hafta içinde eski Tunceli Milletvekilimiz Şerafettin Halis’e tam on beş sene altı ay hapis cezası verildi Tunceli’de, şurada burada yaptığı konuşmalardan yani bu kürsüde yaptığı konuşmalardan. Burada da adaletin kantarı, topuzu biraz şaşmış durumda yani düşünceleri nedeniyle insanlar yıllarca hapis alıyor ama katliam yapanların davaları zaman aşımına uğruyor.

Bunun da ötesi, beni ürküten bir durumu söylemek istiyorum, açıkça da söyleyeceğim ben çekinmeden. Yani dört grubumuzun tarihî sorumluluğuyla karşı karşıyayız şu an. Şu an bir bakan istifa etse ne olur, bir bakan hakkında dokunulmazlık kaldırılsa ne olur? Eğer siz sistemin kökünü temelinden düzeltmezseniz, bu Meclis siyasi etik kanununu çıkarmazsa, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir siyasi etik kanunu olmazsa, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir siyasi etik komisyonu olmazsa her gün bu tür gensorularla, tartışmalarla karşı karşıya geleceğiz. O zaman, dört parti grubunu davet ediyoruz Barış ve Demokrasi Partisi adına, adalet adına, hak adına, millet adına, bütün seçmenler adına. Buyurun, siyasi etik kanununu bu hafta çıkaralım; buyurun, siyasi etik komisyonunu bu hafta kuralım; kimse gocunmasın, korkmasın, kaçınmasın bundan. Kim ki bundan kaçınırsa bizde soru işareti yaratır, demek ki kaçmasını gerektirecek bir durum var. Buraya çıkan her konuşmacının da bu konudaki açıklamasını yapması lazım. Niye Mecliste siyasi etik kanunu çıkmıyor? Niye hep tartışılıyor, tartışılıyor, öteleniyor, dosyalanıyor, raflara bırakılıyor? Niye çıkmıyor siyasi etik kanunu? Niye siyasi etik komisyonu kurulmuyor?

Şimdi, yani rant siyasetinin özelleştirme boyutuna girmeyeceğim. TÜPRAŞ’ta neler oldu, Galataport’ta neler oldu, şeker fabrikalarında neler dönüyor? Sadece bu hafta üç, dört tane temel yasa görüştük arkadaşlar. İhalesiz kamu-özel ortaklığını 2023 yılına kadar biz vergiden muaf tutuyoruz, ihaleleri öyle tek başımıza yapıyoruz. Afet Yasası’yla ilgili kentsel dönüşümde İstanbul’dan Marmara’ya, Marmara’dan Van’a kadar deprem riski var diye bütün binaları yıkacağız, ondan sonra kim yapacak? TOKİ yapacak. TOKİ kime bağlı? Başbakana bağlı. Nasıl yapacak? İhalesiz yapacak. Yerel yönetimlere sormayacaksınız, sivil topluma sormayacaksınız, hiçbirinin iradesini almayacaksınız, yargı yolunu kapatacaksınız.

Tam 1 trilyon dolar. Bakın, pasta 1 trilyon dolar arkadaşlar. 1 trilyon dolar, bu ay yapılan Meclis görüşmelerinin kapsamında çıkan yasalarda, 1 trilyon dolar, bu ülkenin hazinesinden çıkacak olan para nedeniyle… Bizim bunu sadece Hükûmetin, Başbakanın ve partisinin çerçevesindeki yandaşlarının rantına bırakma gibi bir lüksümüz olabilir mi veya denetimsiz bırakma şansımız olabilir mi? Hani şeffaflık vardı? O zaman Meclis olarak biz ne iş yapıyoruz? Hani Meclisin denetim görevi vardı? Hani bir Sayıştay vardı adımıza görev yapan? Kentlerin projelerini, imarlarını altüst edecek, TOKİ istediği yere istediği binayı yapacak, ne kent güzelliği ne kent sağlığı ne kent garantisi ne imar proje düzgünlüğü, istediğini yapacak, istediği müteahhide verecek, istediği akçeyi alacak. Vallahi, bunu düşününce, Ankara Hamamönü’ndekinin bir de bu kıyaslamasını yapınca ürküyorum, korkuyorum arkadaşlar. Biz, bu Mecliste buna asla ve asla zemin bırakmayacağız, izin vermeyeceğiz, şüphe de varsa, karine de varsa karşısında duracağız. Biz grubumuz olarak bu konuda netiz, sizleri de şeffaflığa davet ediyoruz.

Meclisi davet ediyorum grubum adına, siyasi etik kanununa davet ediyorum, sizi grubumuz adına siyasi etik komisyonu kurmaya davet ediyorum, bu Mecliste yapacağımız en hayırlı işlerden biri de budur.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi mensubu milletvekilleri tarafından Anayasa’mızın 98’inci, 99’uncu maddeleri ile İç Tüzük’ün 106’ncı maddesi çerçevesinde, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç hakkında siyasi konumunu kullanarak rant elde ettiği ve bu işte aracı olarak kullandığı kamu görevlilerini Bakanlık görevi sırasında himaye ettiği, önemli görevlere taşıdığı, böylece görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle gensoru açılması talebine ilişkin olarak Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – İftira! Hepsi tesadüf!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) - Yazılı ve görsel basında da yer alan bu hususun Sayın Bakan tarafından 2009 yılı Nisan ayında Altındağ Belediyesinin uzun zamandır ve başarılı bir şekilde restorasyon çalışması yaptığı Hamamönü bölgesinde restorasyon çalışmasının yapılacağı ve değer kazanacağı önceden bilinen iki taşınmazın ucuz bir fiyata satın alındığı, restorasyon sonrası ise taşınmazın değerinin çok yüksek rakamlara ulaştığı şeklinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu alım için de Altındağ Belediyesinin mensuplarının bizzat aracılık ve vekâlet etmeleri, sonrasında da Sayın Bakan tarafından himaye ve terfi ettirilmeleri iddiaları çok vahim ve önemlidir.

Aslında bu konu, AKP hükûmetleri döneminde on yıldır yapılan yolsuzlukların en masumudur. AKP iktidara geldiği günden bu yana kamuoyunda birçok yolsuzluk iddiasına muhatap olmuştur.

Henüz İstanbul Büyükşehir Belediyesindeyken birçok yolsuzlukla adı anılan Sayın Başbakan ve ekibi Hükûmeti kurduklarında da doğal olarak benzer söylentilerin muhatabı olmuşlardır. En çarpıcıları şunlardır: Hatay ilindeki Ali Dibo olayı, İzmir Devlet Demiryolları liman taşıma ihalesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi araç sigortalama ihalesi, Devlet Demiryolları istasyon yenileme ihalesi, TMSF otel ihaleleri, Derince arazi satımı, Balıkesir SEKA, Halk Bankası Net Holding alacağı, Mavi Akım formül yenileme işi, SSK’da Roche yolsuzluğu, Aycell-Aria birleşmesi, Aycell-Siemens anlaşması, Bingöl deprem konutları, Millî Eğitim Bakanlığı 62 ilköğretim okulu ihalesi, TÜPRAŞ’ın yüzde 14,76’lık hissesinin Yahudi iş adamına peşkeş çekilmiş olması, Beyaz Enerji, Isparta, Çorum, İstanbul, Kayseri, Nevşehir, Amasya, Samsun belediyeleri, Sabah-ATV Grubu satışı ve kredisi, Telekom’un özelleştirilmesi, Bolu tünelleri, Karadeniz otoyolu fiyat farkı ödemeleri; say say bitmiyor.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Devam et ya!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Devamını siz yaparsınız.

Dünya Bankası tanımına göre, kamu yetkisinin özel çıkarlar için kötüye kullanılması diye tanımlanan yolsuzluk, hem ekonomik hem de moral hasarlara sebep olduğu için ölçülmesi güç bir olgudur. Ancak genel kabul gören anlayışa göre yolsuzluk, yoksulluğun ana sebebi, kalkınmanın önündeki en büyük engeldir.

Yolsuzluğun iki önemli kaynağı, kötü kanun ve art niyetli insandır. Kötü idari, hukuki, siyasi düzenlemeler insanları yolsuzluğa teşvik etmektedir ve düzeltilmelidir. Art niyetli insana ilişkin ise söylenecek çok söz vardır.

Sorumluluktan ve hesap vermekten kaçınmanın yolu, vatandaşların olan bitenden haberdar olmasının engellenmesi yani medya karartması yapıldığı bir gerçek olarak karşımızdadır; bu gensoru görüşmelerinin halk tarafından izlenmesine imkân verilmediği gibi.

Yolsuzluğun sistematik bir hâl alması, kamu harcamalarını yönetme hedefiyle başlar. Siyasetçi, mümkün olduğu kadar kaynağı güç sahibi olduğu bölgelere çeker. Bu hususlar sizlerin de aklına afet riskiyle ilgili tasarıyı, 2/B’yi, yap-işlet-devret modeli tasarısını, eğitim yasasını ve FATİH Projesi’ni, Kamu İhale Kanunu ve birçok benzer düzenlemeyi çağrıştırmaktadır eminim.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Ustalık dönemi eserleri olacak!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Yolsuzluğun en çok kullanılan ve basit tanımı, Dünya Bankası tarafından yapılan ve biraz evvel zikrettiğim, kamu yetkisinin özel çıkarlar için kötüye kullanılmasıdır. Her yolsuzluğun bir tarafında mutlaka ya kamu gücü kullanan siyasi otorite ya da bu siyasi otorite tarafından atanmış bürokrasi bulunmaktadır.

Yolsuzluk, bugün ortaya çıkmış bir sorun değildir ancak yolsuzluğun siyasi otorite tarafının ağırlık kazanması, mübahlaşması, kronikleşmesi, sıradanlaşması ve hatta kutsal gayeler gerekçe gösterilerek meşrulaştırılması, on yıllık AKP döneminin getirdiği bir sonuçtur. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Yolsuzluk tarihimiz, son on yıla kadar, çoğunlukla kamu görevlisi ve yüksek bürokratların bulaştığı yolsuzluk olaylarını kaydetmiştir ancak son on yılda, yolsuzluk konusunda bürokratların nal toplamaya başladığı, artık bu imtiyaz ve tekelin AKP’li bir kısım siyasetçilere geçtiğini görmekteyiz. AKP’li bakan, milletvekili ve belediye başkanlarının son on yıllık iktidarında şahit olduğumuz yolsuzluk olayları, AKP’nin yolsuzluklar konusunda ustalaştığını ve markalaştığını göstermektedir. Bu durum bizzat Sayın Başbakan tarafından da itiraf edilmiştir. Seçimlerde aday yapılmayan bakan ve milletvekilleri hakkında yolsuzluk iddialarının ayyuka çıkması gerekçe gösterilmiştir fakat bu açıklamalar Başbakanın çekirdek kadrosunun yolsuzluk konusunda hızını kesmeye yetmemiştir. Bir dönem Kabine, yolsuzluk konusunda âdeta mahkûm kadrosundan atanmış bir heyet görünümü vermekteydi.

Balık baştan kokar misali, iktidarın başının daha belediye başkanı iken elde ettiği serveti oğlunun sünnetinde gelen altınlarla aklamaya çalıştığı bir ortamda iktidarın bir bakanının 25’e alıp 300’e, 500’e satması ve bunu meşru bir ticari faaliyet olarak görmesi kadar normal bir durum var mıdır! (MHP sıralarından alkışlar) Yoldaş iş adamı bursuyla okuyan çocuklar, çocukların sahip olduğu gemicikler, damatların çalıştığı holdinglere verilen usulsüz krediler, hanımefendilerin aldıkları hediyecikler, hemşehri köylülerin milyon dolarlık villalarında ikamet etmeler, Oferler, Ogerler, likit yumurtacılar, sahte faturacı siyasetçiler, enerji ihaleleri, “özelleştirme” adı altında çekilen peşkeşler, Suudi Kralının beyan edilmeyen çok değerli hediyeleri hep AKP’nin devri iktidarında tanık olduğumuz olaylardır.

“Yolsuzlukla mücadele” sloganıyla 2002’de iktidara gelen AKP, daha iktidara geldiği ilk günden itibaren yolsuzlukları önleme yerine yolsuzlukları teşvik edici politikalar izlemeye başlamıştır. İlk icraatı, yolsuzlukla mücadele için çıkarılmış olan Kamu İhale Kanunu’nu değiştirmek olmuştur. Kamu gücünü kullanmak suretiyle çıkar sağlama eylemlerinin önemli bir kısmı suç olmaktan çıkarılmış, bu faaliyetler âdeta normalleştirilmiştir. AKP’nin on yıldır ülkemizde uyguladığı ekonomik politikalardaki yanlışlık ve başarısızlık yoksulluğun hızla artmasına yol açmış, bununla birlikte siyasi ve ahlaki yozlaşma yaygınlaşarak toplumsal bir kangren hâline gelmiştir. Toplumun refahına harcanması gereken kamu kaynakları siyasal iktidarı elinde bulunduranlarca yağmalanmış, fakir fukaranın, garip gurebanın hakkı gasbedilmiş, sofralardaki ekmek utanmazca çalınmıştır.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet size inanmıyor, inanmıyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biraz doğru şeyler söylesen ya.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet inanmıyor size.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gözler, kulaklar şahadet edecek size. Kaçamazsınız.

AHMET YENİ (Samsun) – Konuştukça batıyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) - Gözler ve kulaklar yazıyor, Cenabıhak bunları yazıyor.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen…

Lütfen, sayın milletvekilleri…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – AKP İktidarının beslediği yolsuzluk düzeni toplumda ahlaki bir çöküntüye sebep olurken ülkemizin de ekonomisini, toplumsal dokusunu, demokrasisini ve hukuk…

AHMET YENİ (Samsun) - İftira attıkça batıyorsunuz aşağı doğru.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sataşma memuruna bir söyleyin, şu sataşma memuruna…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletin vekili değil, sataşma memuru.

BAŞKAN – Sayın Yeni…

Sayın Vural, milletvekiliniz konuşuyor.

AHMET YENİ (Samsun) – İftiracıya söyleyin, iftiracıya.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kalk sen oradan!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sataşma memuru! O gözler ve kulakların hesabını vereceksiniz.

BAŞKAN – Sayın Vural, milletvekiliniz konuşuyor lütfen ama…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen nasıl gideceksin bölgene?

AHMET YENİ (Samsun) – Oraya söyle.

BAŞKAN - Sayın Yeni, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Parmaklar sizi aklamaz, aklamaz. Allah indinde yine vereceksiniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Hırsız” diyecekler sana da.

BAŞKAN - Sayın Türkoğlu, siz Genel Kurula hitap edin.

Buyurun.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

AKP İktidarının beslediği yolsuzluk düzeni toplumda ahlaki bir çöküntüye sebep olurken ülkemizin de ekonomisini, toplumsal dokusunu, demokrasisini ve hukuk sistemine olan güveni ciddi bir biçimde zedelemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen ne dersen de, istersen gözlerini, kulaklarını şahadetten çıkart, kayıt dışına sok.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Demokrasiye ve siyasete olan güven sarsılmış, hukuk devleti ve adalete olan güven azalmış…

AHMET YENİ (Samsun) – Konuştukça batıyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gözlerin görmüyor senin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Beraber ortak mıydın Suat Kılıç’la sen? Beraber mi aldınız? Canın yanmış bakıyorum!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – … idari sistem yozlaşmış, suçlular cesaretlendirilmiş, yağma ve rant düzeninin kurumsallaşmasına sebep olunmuş, kamu hizmetlerinde adaletsizliğe ve verimsizliğe yol açılmış…

OKTAY VURAL (İzmir) – Rahatsız olacaksınız, rahatsız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hırsızlık yapıyorsunuz. Hırsızlığı savunan hırsızdır.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – … gelir dağılımı dürüst ve namuslu vatandaşlar aleyhine bozulmuş, toplumsal ahlak, manevi değerler bozularak ahlaki bir çöküntü doğmuştur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Beytülmale el uzatanın elinin ne olacağını bütün herkes görecek. Seni gidi, seni gidi!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Yolsuzluklar sonucunda devlette, ekonomide, siyasal yapıda ya da toplumsal yapıda meydana gelen bozulmalar zamanla tüm sisteme yayılmış ve toplumsal bir kanser gibi on yıllık AKP İktidarında siyasal, sosyal ve ekonomik yapıya hâkim olmuştur.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Beraber indirdiniz herhâlde paraları.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce haysiyetlerini…”

LÜFTÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen İhlas Holdingden yediğin paraları anlat önce

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen; sizin hatibiniz konuşuyor.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – “…sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybederler.” diyerek…

LÜFTÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Millet bak dışarıda ağlıyor, perişan oldu, senin yüzünden!

BAŞKAN – Sayın Türkkan…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – …yıllar öncesinden gelecekte milletimizi bekleyen en büyük tehlikenin bugün yaşamakta olduğumuz üretmeden, çalışmadan, nasıl olursa olsun, haram-helal demeden köşeyi dönme mantığına kapılmış olan toplum olduğuna dikkatleri çekmiştir. İşte sizin yarattığınız ileri, demokrat ve sözde dindar toplum düzeni budur. Bugün, artık devri iktidarınızda 1 kişiye 9 pul, 9 kişiye 1 pul düşmektedir. Fakire fukaraya biraz kömür, bir torba kuru fasulye ve makarna, Hükûmetin bakanlarına ise trilyonluk pastalar düşmektedir. Üstat “Kurt yapmaz bu taksimi kuzulara şah olsa” diyor ama onun takipçisi olduğunu iddia eden sizler, üstadın da kemiklerini sızlatır hâle geldiniz.

İktidarın sistematik hâle getirdiği yolsuzluk faaliyetleri bir taraftan milletimizin devletimize olan güvenini, demokrasi, hukuk, adalet ve eşitlik ilkelerini temelden sarsarken, diğer yandan ekonomik rekabeti olumsuz yönde etkilemekte ve verimsiz, amaçsız, hayalî dev proje ve yatırımları da teşvik etmektedir. AKP’den önceki dönemlerde önce yatırıma karar verilip daha sonra bunun rantının kimlere dağıtılacağı belirlenirken AKP döneminde süreç tersine dönmüş, önce kimin zengin edileceğine karar verilip ona göre yatırım planlaması yapılır hâle gelmiştir. İşi yapacak adamı aramak yerine, yandaşınıza rant sağlayacak yatırımlar araştırılıp planlanmaktadır. Meselenin boyutları o kadar korkunç hâle gelmiştir ki “Ay’da rant var.” denilse AKP’li müteahhitler hızla merdiven aramaya başlayacaklardır. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

AKP’nin icat ettiği siyaset anlayışı, siyasetin bir istismar, rant ve para kazanma aracı olarak görülmeye başlanmasına neden olmuştur. AKP’li bir siyasetçi için sıradanlaşan kamu gücünü paraya tahvil etme faaliyeti, toplumda yolsuzluğun meşrulaşmasına, hatta yolsuzluk yapan siyasetçinin takdir edilir hâle gelmesine neden olmuştur. AKP’nin yarattığı suni siyasi çatışma ve gerilimler, peydahladığı sanal krizler, hayalî darbe soruşturmaları ve dinî değerler üzerinden siyaset yapma yöntemi iktidarın yaptığı yolsuzlukları gündemden kaçırmakta ve seçmenin oy verme iradesine ipotek koymaktadır. Ortaya çıkarılan yolsuzluk olaylarında failler, sahip oldukları inançları mazeret göstererek, Allah için yaptıklarını ima yoluyla söyleyerek hırsızlıklarına dahi dinî bir anlam yüklemekte, vatandaşlar ise “Çalıyor ama iş de yapıyor.” açmazına sürüklenmektedirler.

Milletin zekât ve fitreleri, kurban paraları bile yolsuzluk faaliyetlerinin konusu hâline gelebilmektedir. Vatan hasretiyle gurbet ellerde ömrünü heba edenlerin emekleri Deniz Fenerlerine hediye edilebilmektedir. Hâlbuki yolsuzluk ve rüşvet, başta dinimiz, mübarek İslam inancı olmak üzere, hemen hemen bütün dinlerde, ahlak sistemlerinde “kötü”, “haram” ve “çirkin” olarak tanımlanmış ve bu gibi davranışlarda bulunanlara Allah’ın lanet edeceği bildirilmiştir.

Hiçbir kitap, yolsuzluğu, devlet gücünü kişisel çıkara dönüştürmeyi meşru bir eylem olarak kabul etmez. Yüce Peygamber’imiz zekât için beytülmale verilen mallar ile kendisine verilen hediyeyi “Şu beytülmalin, bu benim.” diye ayıran zekât âmiline, zekât toplayan görevli memura “Sen babanın evinde otursaydın sana bu hediyeler verilir miydi?” diye soruyorsa, bizim de onun ümmetini idare edenler olarak Sayın Bakana “Sen, AKP’nin Grup Başkan Vekili veya Bakanı olmasaydın; sen, elindeki kamu gücü, mevki ve makamın sebebiyle bu evin değer kazanacağı bilgisine önceden ulaşıp, 25 bin liraya alıp sonra 300-500 bin liralık bir değere sahip olabilir miydin?” diye sormamız gerekmez mi?

Sayın Bakan, bırakın bu millete ve Meclise vereceğiniz hesabı, bunun Allah’a karşı hesabını verebilecek misiniz? Maalesef sizin yolsuzluğunuzu örtmeye buradaki çoğunluğunuz bugün yetebilir ama hesap gününde Allah’ın huzurunda bu günahı hangi çoğunluğunuzla örtebileceksiniz? O gün orada ne AKP ne de Tayyip Erdoğan’ın iktidarı olacaktır, orada sadece Yüce Allah’ın iktidarı ve onun adaleti olacaktır ve sadece onun şaşmaz ve kudretli hesabıyla yüzleşeceksiniz, orada dokunulmazlık zırhlarınız da olmayacaktır.

Sayın milletvekilleri, inanın, yolsuzluklar karşısında bu övündüğünüz çoğunluk sizi Allah’ın bu dünyadaki gazabından, ahiretteki azabından koruyamayacaktır. Sayın Bakanı, şeyhülislamın damadı olması dâhi kurtaramayacaktır. 

Yetim hakkıma el uzatanları siz mi koruyacaksınız? Elbette, inanan insanlar olarak korumayacaksınız, koruyamayacaksınız. Bu nedenle, gelin, hep birlikte gensoru lehinde oy kullanarak hem kendimize hem de Sayın Bakana bir iyilik yapalım, Sayın Bakanın henüz yol yakınken nedamet getirmesine fırsat verelim. Sayın Bakan bu işten elde ettiği rantı bir hayır kurumu vasıtasıyla millete iade etsin. Tövbe istiğfar getirip Bakanlık görevinden istifa etsin ki umarım Cenabıallah onu affetsin.

Hükûmetin başı ve üyelerine her vesileyle kul hakkından, helalden, haramdan bahsettik, “Ahir zamanda ümmetimin gözünü mal ve para hırsı bürüyecek.” hadisinden bahsettik, anlatamadık. Mademki İngiliz, İspanyol, Amerikan, İtalyan, Alman dost ve arkadaşlarınız var, o zaman size Büyük İskender’in vasiyetinden bahsederek anlatmaya çalışalım. Büyük İskender vasiyetinde diyor ki: “Benim tabutumu hekimler taşısın, taşısın ki ölüm karşısında hekimler de âciz olduklarını anlasınlar. Servetimi yerlere saçın, bu dünyada kaldığını herkes fark etsin ve elim tabutun dışına çıkarılsın ki bomboş gittiğini herkes görsün, bilsin.” (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

AKP’nin saygıdeğer milletvekilleri, Cenabı Allah’a şükürler olsun ki bizlere yüce Türk milletine vekil olmayı nasip etti. Zaman zaman, bu vazifeyi yerine getirirken, sizlerin içinize sinmeyen yönde oy kullandığınızı düşünüyorum. Bazen emir yüksek yerden geliyor ve sadece içe sinmek değil, Anayasa'yı, İç Tüzük’ü, kanunları ve teamülleri de çiğnemek zorunda kalıyorsunuz.

Bu hususa atfen, sizlere bir kıssa anlatmak istiyorum: IV. Murad zamanında bir Allah dostu hamama gitmek ister ama hamamcı, padişahın vezirlerinin içeride eğlendiğini, giremeyeceğini söyler. Allah dostu rica eder, temizlenip ibadet edeceğini söyler. Hamamcıyı, bir köşede görünmeden sessizce yıkanacağına ikna eder. Allah dostu, vezirlerin eğlence sesleri arasında yıkanmaya başlarken…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Nerede? Hamamönü’nde mi?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Efendim, tabii, Hamamönü… Yani alakası var diye anlatıyorum.

…Allah dostu, vezirlerin eğlence sesleri arasında yıkanmaya başlarken tebdili kıyafet ile IV. Murad, vezirlerini izlemek gayesiyle hamama gelir. O da hamamcıyı ikna eder ve hamamcı onu da Allah dostunun olduğu bölüme, tembihleyerek, sessiz olmasını isteyerek alır. Cümbüş seslerini duyarak yıkanmaya başlayan Padişaha, Allah dostu, samimi bir sesle, “Evlat, istersen sırtını keseleyeyim.” der. Padişah, ilk defa kendisinin kim olduğunu bilmeden yapılan bu iyilik teklifinden hoşlanır, etkilenir, kabul eder ve “Tabii.” der, sırtını keseletir. Ama Padişah da insandır ve altta kalmamak için karşılık verir: “Ben de senin sırtını keseleyeyim babalık.” der. Olumlu cevap alınca da ihtiyarı keselemeye başlar. Allah dostuna da, muhabbet olsun diye, bir zarf atar, der ki: “Sultana vezir olmak varmış babalık. Bak, ne güzel eğleniyorlar.” Allah dostu da Padişah olduğunu bilmediği bu gence, elinden keseyi düşürten cevabı verir: “Sultana vezir olmayı boş ver de sultanların sultanına vezir olmaya bak. Öyle olursan sultana sırtını keseletirsin.”

Sultanların sultanına vezir olma niyet ve gayreti içindeki Türk milletinin saygıdeğer milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu.

Şimdi söz sırası, AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Bakanımız Sayın Suat Kılıç hakkında verilen gensoru önergesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Gensoru, Anayasa’mızda ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nde öngörülen önemli bir denetim yoludur. Türk anayasa hukukunda, Bakanlar Kurulunun ve bakanların Türkiye Büyük Millet Meclisi karşısında siyasal sorumluluklarının nihai müeyyidesi gensorudur. Diğer bir ifadeyle gensoru, Bakanlar Kurulunun veya bir bakanın siyasal sorumluluğunu doğuran bir denetleme yoludur. Gensoru, diğer denetleme araçları arasında en etkili olanıdır.

Anayasa’mızda Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yolları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu denetleme yetkisinin Anayasa’nın 98’inci maddesinde soru önergesi, Meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması yoluyla kullanılabileceği belirtilmiş, 99 ve 100’üncü maddelerde de gensoru ve Meclis soruşturmasının önemine binaen her biri ayrı ayrı maddelerde daha ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

Gensoru, diğer denetim yollarından farklı olarak Bakanlar Kurulunun ya da bakanın güvensizlik oyuyla düşürülmesi sonucunu doğuracak çok ciddi bir müessesedir. Bakanlar Kurulunun genel politikası ya da bir bakanın kendi bakanlığında izlediği politikalar ve uygulamalar hakkında Meclisçe yapılan bu denetim yoluyla, geçmişte bu Mecliste hükûmetler, bakanlar düşürülmüştür. O nedenle, gensorunun konusu ve gerekçesi sağlam olmalıdır, gensoru delillere dayanmalıdır. Aksi takdirde gensoru olmaz, gensoru amacından sapar, soru önergesi özelliğine döner ki bu da parlamenter demokrasi açısından olumsuz bir tablonun ortaya çıkmasına, gensoru müessesesinin zayıflamasına, etkisini yitirmesine ve denetim yolu olmaktan çıkmasına neden olur, gensorunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarının aksatılmasına yönelik her gün verilen grup önerilerinden, yazılı ve sözlü soru önergelerinden bir farkı kalmaz.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sen bizi dinlemeden yazmışsın bunları, anlaşıldı.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Anayasa’mızın 99’uncu maddesinde gensorunun Meclis çalışmalarının dengeli olarak yürütülmesi amacına uygun olarak kullanılması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Öner, dinleyelim hatibi lütfen.

HASAN ÖREN (Manisa) – Belediyeye arabayı satmış mı, satmamış mı?

BAŞKAN - Tüm hatipleri dinlemek durumundayız.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Ancak muhalefet partilerimiz, bugüne kadar Anayasa’mızın bu hükmünü ihlal ederek Meclis çalışmalarının dengeli yürütülmesi bir tarafa, Meclis çalışmalarının dengeli olarak yürütülmemesi için bu yolu kullanmayı tercih etmişlerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Bakanımız Sayın Suat Kılıç hakkında Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerince verilen gensoru önergesinin konu ve gerekçesine baktığımızda, Sayın Bakanın bakanlık göreviyle uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını görüyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Nasıl yok ya, nasıl yok? Ayıp ya! Nasıl söylüyorsun sen bunları?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bakanlığında izlediği politikalar ve uygulamalarla ilgili olmadığını görüyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben mi atadım Federasyona o kişiyi? Ben mi atadım? Daha üç ay önce alındı, üç ay önce atamış.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – Daha üç ay önce alınan bir kişiyi atadın.

BAŞKAN - Genel Kurul sizi dinledi, lütfen Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Üç ay önce atamış, üç ay önce. Ayıptır!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Gensorunun Anayasa’mızda ve İç Tüzük’ümüzde belirtilen şartları taşımadığını, hiçbir ciddi temelinin bulunmadığını, hiçbir delile dayanmadığını ilk bakışta görmekteyiz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sana bir klasör belge var, bir klasör. Yazıklar olsun sana!

BAŞKAN – Sayın Gök…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - CHP sözcülerinin, hemen her gün basın toplantılarıyla gündeme getirdikleri…

LEVENT GÖK (Ankara) – Üç ay önce atamış, üç ay önce.

BAŞKAN – Sayın Gök, bu tarz doğru değil.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) -…karalamaya dönük ifadelerden öte geçmeyen bir metin var önümüzde.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yalan söylüyorsun, yalan! Yalan söylüyor.

BAŞKAN – Sayın Gök, siz iddialarda bulunurken kimse böyle bir tavır almadı. Lütfen Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Yalan söylüyorsun, yalan! Yalan söylüyor.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Otur, dinle!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu metnin içinin boş olduğunu CHP sözcüleri de anlamış olacaklar ki…

LEVENT GÖK (Ankara) – Yolsuzluklara karşı yalan söylüyorsun!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - …gensoru önergesinde yer almayan başka iddialarla gensoruyu desteklemeye çalışmaktadırlar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yalan söylüyorsun yalan! Her söylediğin yalan senin!

BAŞKAN – Sayın Gök… Sayın Gök…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Suçlamalar ağır… Sayın milletvekilleri, bir dinleyin… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın İnce… Sayın İnce…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Suçlamalar ağır ancak hiçbir delil ve gerekçe yok. Ortada olan tek bir şey var...

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben sana bir klasör belge veriyorum. Bir klasör belge var.

BAŞKAN – Sayın Gök, iddialarınızı ifade ettiniz. Lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) -  Senin bakanın  yalanlayamadı bunu.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – İspat et!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …o da Cumhuriyet Halk Partisinin klasik muhalefet tarzı. “Çamur at, izi kalsın.” mantığıyla hazırlanmış bir metin. Seçim öncesi sallanan o boş dosyalardan bir tanesi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hangisi boş? Sana bunları gösteriyorum, bu mu?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Milletimiz artık sizin niyetinizi çok iyi biliyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yazıklar olsun!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Eğer salladığınız dosyaların içinde bir şey olsa, bir dakika bile durmaz, savcılığa koşardınız. Niye koşamıyorsunuz?

LEVENT GÖK (Ankara) – Sen de bu işe ortaksın, sen de bu işe.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Buyurun yargı makamlarına, cumhuriyet savcılarına, sizi tutan mı var? Tabii, bu işinize gelmiyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yolsuzluğu savunuyorsunuz!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - “Çamur at, izi kalsın.” mantığıyla hareket ettiğiniz müddetçe bu çamurlar hiçbir zaman AK PARTİ’ye ulaşmayacak; kendi ellerinizde kalacak, elinize, yüzünüze bulaşmaya devam edecek. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Değerli milletvekilleri, CHP milletvekillerinin imzasıyla sunulan gensoru önergesi baştan sona hukuk ve mantık hatalarıyla doludur. Gazete haberlerine dayandığı, çalakalem hazırlandığı, özensiz davranıldığı apaçık ortadadır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Daha çıkacak, kimler çıkacak?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) -  Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Gensoru önergesine kaynak teşkil eden haberleri yapan gazetenin bir başka haberinde gensorunun neden verildiği aslında açıklanmaktadır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sığınma ona, sığınma! Niye sığınıyorsun?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bu gazete, yoğun bir şekilde gensoruya konu haberleri yapmış…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, yirmi dakika sesimizi  çıkarmadan dinledik.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen, yirmi dakika süreyle iddialarınızı gündeme getirdiniz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - …ve daha sonra, gensoru önergesi verildikten sonra bir haber daha yapmıştır. O haberin başlığı da şudur: “CHP’nin 4+4+4 yasa tasarısını engellemek için taktiksel olarak verilen gensoru önergeleri bu hafta görüşülecek.” Buradan da anlaşılmaktadır ki…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben bunu iki ay önce söylemişim, iki ay önce… Ne var 4+4’te?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Buradan da anlaşılmaktadır ki, bugün görüşmelerini yaptığımız iki adet gensoru önergesinin ikisi de zamana oynamak üzere, taktik amaçlarla verilmiş olan gensoru önergeleridir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Palavra! Palavra!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Niyet, gensoruyla bakan düşürmek değil, milletimizin bizlerden beklediği yasaların çıkmasını engellemektir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Boş konuşuyorsun, boş.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoru önergesindeki suçlama şudur: Eski evinin restorasyon projesi kapsamında olduğunu bilmeyen bir vatandaştan Sayın Bakanın ev satın aldığı ve daha sonradan bu bölgenin restorasyon projesi kapsamına alındığı iddiasıdır. Bu iddiayı çürüten delil hangisidir diye sorduğunuzda, bunun cevabı, işte bu gensorunun gerekçesidir değerli milletvekilleri. Gensorunun gerekçesinde bu iddia kendiliğinden yalanlanmaktadır.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Allah, Allah!

OKTAY SARAL (İstanbul) – “Allah, Allah” dedirttik size de.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Gensorunun gerekçesini bir okuyun. Bahsedilen bölgede restorasyon çalışmalarının 2000 yılında başladığı yazılıdır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne 2000’i ya?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - 2007 yılında başladığı yazılıdır. Gerekçeye bakın, 2007’de restorasyon çalışmalarının başladığı yazılıdır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sadece bir sokak değil, kaç tane sokak var.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Yine, gensorunun gerekçesinde Sayın Suat Kılıç’ın tapu tescil tarihinin 2009 yılı olduğu yazılıdır.

Şimdi soruyorum size: 2007’de mahallede restorasyon çalışmaları başlıyor. Vatandaşlar restorasyon çalışmalarının başladığını bilmiyor. Böyle bir mantık olabilir mi? Eğer Sayın Suat Kılıç’ın gayrimenkulü edindiği tarih 2007 olsaydı, restorasyon da 2009’da başlasaydı gerekçeniz doğru olurdu; o zaman haklı olurdunuz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Orada onlarca sokak var. Savunma boşuna, savunma…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Tıpkı kurtla kuzu misali. Kuzuyu yemeye karar veren kurdun “Sen bana geçen yıl kötü söz söylemiştin. Nasıl unuturum ben onu?” dediğinde, kuzunun “Hayır efendim, ben geçen yıl yoktum, daha bu yıl doğdum.” diye cevap vermesine rağmen “O zaman kardeşin söylemiştir.” diyerek kuzuyu yemekte kararlı davranması gibi bir olay var ortada.

Evet, gensoruda, eski eserlerle dolu olan bölgede restorasyon kapsamına gireceğini bilmeden evlerini satan birçok yurttaşın varlığından söz ediyorsunuz. Bununla birlikte, aynı gensoruda bir önceki paragrafa bakın, Talatpaşa Bulvarı, Karacabey Hamamı ve yakın çevresinde restorasyon ve sokak sağlıklaştırma çalışmalarının 2000 yılında başladığını belirtiyorsunuz.

LEVENT GÖK (Ankara) – 2000 değil ya, yanlış söylüyorsun. 2000’de değil ya.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Gensoruda bunların hepsi var. Bir okuyun, tekrar bir okuyun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Nerede var?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Anılan bölgede restorasyon çalışmalarının 2007 yılında yoğunlaştığı doğrudur. Yanlış olan ise restorasyon yapılacağı vatandaşlar tarafından bilinmiyorken Sayın Kılıç’ın bölgede gayrimenkul edindiği iddiasıdır. Bölgede restorasyon çalışmalarının tarihi çok daha gerilere gitmekle birlikte çalışmaların yoğunlaştığı yıl 2007 yılıdır. Sayın Kılıç’ın, Hamamönü mevkisindeki gayrimenkulün adına tescili yılı 2009’dur. Dolayısıyla, gensoruda seslendirilen en önemli iddia ve gensorunun özünü, gerekçesini oluşturan iddia, daha 1’inci paragrafta gensoruyu verenler tarafından yalanlanmakta ve ortadan kaldırılmaktadır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bravo Yılmaz Tunç, bravo!

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Söylediğine kendin inanıyor musun?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Gensorudaki diğer bir iddia da işlemlerdeki muvazaa iddiasıdır. Vekâlet yoluyla yapılan işlemin, sanki muvazaalı bir işlem yapılıyor izlenimi vererek muvazaanın gerekçesi olarak ifade edilmiş olması da tamamen hukuk dışı bir çarpıtmadan ibarettir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kime vermiş vekâletnameyi, okuyun. Kime vermiş?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Mülk edinmenin vekâlet yoluyla yapılması hukukun genel kurallarınca korunan bir müessesedir. Gensoru önergesinde imzası bulunan sayın milletvekillerinden gayrimenkul edinen hiç yok mudur?

LEVENT GÖK (Ankara) – Kime vermiş vekâletnameyi Yılmaz Tunç, kime vermiş?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu gayrimenkulleri edinirken vekâlet vermemişler midir?

LEVENT GÖK (Ankara) – Kime vermiş, kime vermiş? Projeyi yürüten kişiye vekâletname verilir mi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Vekil aracılığıyla mülk edinmek, vekâlet yoluyla işlem yapmak, taraflar arasındaki güven ilişkisinin neticesidir ve sadece ilgililerinin karar altına alacağı bir meseledir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hangi taraf? İmarın başındaki taraf…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Vekâlet yoluyla satın alma ve tapu tescil işlemini bir hukuka aykırılık olarak sunma çabası başlı başına hukuksuzluktur.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sizde belediyelerde böyle yürüyor demek ki işler.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Hukuk, bu hukuksuzluğu himaye etmeyecektir diye düşünüyorum. Eğer bir muvazaa veya gizlilik kaydıyla işlem durumu söz konusu olmuş olsaydı Sayın Kılıç’ın bu gayrimenkulü üzerine alması değil, almaması gerekirdi.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Evet, doğru.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Gizlilikten ve muvazaalı işlemlerden söz ediyorsunuz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet, aynen öyle.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu tapu tescil işleminin hangi aşamasında gizlilik var?

LEVENT GÖK (Ankara) – Her aşamasında muvazaa vardır, her aşamasında.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Tapuda yapılan işlemlerin ne kadar ortada olduğu, vekâlet bilgilerinin bile elinizde olmasından belli değil midir?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Neyi saklayacaksınız?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Neresi gizli bu işlemin?

LEVENT GÖK (Ankara) – Neresi açık?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Vekâleti kime vermiş?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Neresi hukuka aykırı?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kamu görevlisi o. Kamu görevlisinin vekâlet almasının neresi doğrudur?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Neresi teamüllere aykırı? Burada bir siyasi etik tartışması yapılacaksa değerli arkadaşlar, asıl etik sorun, iftiraya varan iddialarla bir siyasetçinin hedef alınmasıdır. (CHP sıralarından gürültüler)

Tekrar ifade edelim: Gensoru ciddi bir müessesedir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yılmaz Tunç, yanlışlar yapıyorsun. Bak, orada belediye bürokratına vekâlet verilmiş, belediye bürokratına; var mı böyle bir şey? Emlakçı mı belediye bürokratları?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Gensoru her isteyenin her istediğinde başvurabileceği bir yol, bir yöntem değildir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne olacak? Sığınacağınız bunlar olacak.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Demokrasi kültürümüze asıl zarar veren, demokratik denetim mekanizmalarının yerinde olmayan kullanımlarla yozlaştırılmasıdır.

Değerli milletvekilleri, gazete haberlerine dayanan, araştırılmadan hazırlanan, kulaktan dolma bilgilerle kaleme alınan gensorunun 7’nci paragrafındaki iddia apaçık bir iftiradır, sistemli yalan haber furyasının geldiği son noktanın da ispatıdır.

Bu paragraftaki şu ibareyi dikkatlerinize sunarım: “Evlerin satın alınması ve hemen arkasından belediyece restore edilerek muazzam bir bedel artışının sağlanması.”

LEVENT GÖK (Ankara) – Artmadı mı?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 7’nci paragrafta bu ifade ediliyor. Bu çok ağır bir iddiadır değerli milletvekilleri, iddiadan önce iftiradır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Artmadı mı?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Hukukta ispat mükellefiyeti iddia sahibine aittir. Bu iddianın sahibi de iddiasını ispatla mükelleftir. Belediyenin bir özel mülkiyet üzerinde belediye imkânlarıyla restorasyon yapması söz konusu olabilir mi? Aksini iddia edenin iddiasının ispatını da yapması kaçınılmazdır.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Belediye Başkanı söylüyor, Belediye Başkanı Veysel Tiryaki diyor.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu iddianın iddia sahibince ispatlanması hukukun emridir, siyasi ahlakın gereğidir, iftirayı atıp da kenardan, tartışmanın seyrine koyulamazsınız. Aksi hâlde akıl da mantık da etik de hukuk da peşinizi bırakmaz, bırakmayacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben hesaplaşmaya hazırım.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – İnanıyorum ki bu iftira Sayın Kılıç tarafından da ayrıca bir dava konusu yapılabilecektir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şüphesiz! Merakla bekliyorum.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Tehdit etme!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Gensoruya konu olan iddialar asılsız ve zorlama iddialardır. Satın alma ve devir işlemlerinde hiçbir siyasi nüfuz kullanımı mevzubahis bile değildir. Aynı tarihlerde, aynı bölgede, birbirine yakın rakamlarla çok farklı toplumsal konumlarda bulunan özel veya tüzel kişilerce çok sayıda gayrimenkul alım satımı yapılmıştır.

Gensoruya konu olan alım satım işleminde bir özel durum yoktur, “Nüfuz kullanımı” olarak adlandırılabilecek bir inisiyatif yoktur. Siyasi etik tartışmasına dayanak oluşturulacak bir etik sorun yoktur. Herkesin tabi olduğu kurallar çerçevesinde, herkesin yaptığı türden işlemler hukuka uygunluk çerçevesinde yapılmıştır.

Gensoru önergesine yazacak dişe dokunur bir iddia bulmayınca, Sayın Kılıç’ın doğrudan açıklama yapmak yerine avukatı aracılığıyla açıklama yapması bile eleştiri konusu olarak değerlendirilmiştir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne dedi açıklamasında avukatı, söyle bakayım, “Her şey doğrudur.” dedi.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – İddia konusu olan  tapu tescil işlemi, Sayın Kılıç’ın Bakanlığıyla ilgili değildir, Bakan olmasından sonra yapılmış bir işlem de değildir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Evin değer artışı devam ediyor…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bakanlık görevine atanmasından yaklaşık iki buçuk yıl önce yapılan bir tapu tescil işlemidir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Tapuyu aldığı kişiyi Bakanlık sırasında aldı, üç ay önce Federasyona getirdi; bunları niye anlatmıyorsun?  

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Böylesi bir durum karşısında, Sayın Kılıç’ın  avukatı aracılığıyla açıklama yapmasından daha doğal ne olabilir?

LEVENT GÖK (Ankara) – Açıklamada zaten “Her şey doğru” diyor.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Avukatın ilgili kişi adına açıklama yapmasında ayıp olan nedir?

LEVENT GÖK (Ankara) – Sen açıklamayı biliyor musun?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yasak olan nedir, etik dışı olan nedir?

LEVENT GÖK (Ankara) – Açıklamayı biliyor musun?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Avukatlık mesleği ayıplı, yasaklı, sakıncalı bir meslek midir? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sen açıklamada ne yaptığını biliyor musun?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, burada meslektaşlarımız var.

LEVENT GÖK (Ankara) – Açıklamada “Her şey doğru.” diyor.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu çatının üçte 1’e yakını avukatlık mesleğinden gelmektedir. Bu cümleleri anlamak mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoru önergesinde demokrasiden, siyasetin itibarından ve buna benzer yaklaşımlardan söz edilmektedir. Demokrasinin gücü için, siyasetin itibarı için, her şeyden ve herkesten evvel siyasetçilerin asılsız iddiaların arkasında durmamaları gerekir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hepsi belgeli, hepsi belgeli, hepsi…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Meclisin denetim yollarını istismar etmemeleri gerekir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hiç şüphem yok, hiç şüphem yok Yılmaz Tunç.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Biliyoruz, biliyoruz, bütün milletimiz de bunu görüyor. Bir konuda siz, gerçekten, çok haklısınız. Evet, bu ülkede çok zor olan bir şey var sizler için, o da AK PARTİ’ye karşı muhalefet yapmak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben yolsuzluklardan bahsediyorum, yolsuzluklardan, sen ne anlatıyorsun?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Dokuz yıldan bu yana, kendisine güvenen aziz milletimiz için, gecesini gündüzüne katan bu kadroların karşısında muhalefet çok zor. Ülkemizin her noktasını, her alanda, hayal dahi edilemeyen icraatlarla donatan bir iktidar karşısında muhalefet etmek elbette ki kolay değil. 2023 hedefinin projelerini tek tek hayata geçiren ve Türkiye’yi dünyanın 10’uncu büyük ekonomisi yapmak için çırpınan kadrolara karşı muhalefet, evet, bu çok zor.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sen Hamamönü’nü anlat, Hamamönünü; boş ver onları.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Durmak yok, soymaya devam!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Ülkemizin gelişmesinde, hukukun üstünlüğünün tesisinde, demokrasimizin güçlenmesinde çok büyük atılımlar gerçekleştiren bir iktidar karşısında muhalefet yaparken elbette ki bocalıyorsunuz. Bu da sizin proje siyasetinden uzaklaşmanıza, karalama ve gerginlik siyaseti yapmanıza yol açıyor. Ama biz muhalefetin de artık bu kısırdöngüden kurtulmasını istiyoruz; hizmette, projede, çağdaş uygarlık hedefinde yarışmak istiyoruz. İnanınız, bu hem ülkemiz için hayırlı olacak hem de sizler için.

Dün, bu yüce çatı altında, ülkemiz ve milletimiz için çok önemli yasa tasarılarından birini, eğitim yasasını tüm engellemelere rağmen yüce Meclisimizin onayından geçirdik. Sırada 2/B yasası var, afet riskiyle ilgili, modern kentlerin inşasıyla ilgili yasalar var, memur maaş zamlarını ilgilendiren yasalar var, yargı hizmetlerini hızlandıracak tasarılar var. Gelin, bu ülkenin hayrına, milletimizin yararına tüm bunları birlikte hayata geçirelim, birlikte milletimizin gönlüne girelim. Bu daha güzel olmaz mı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Gensorularla, her gün verilen ve Meclisin gündemine geçebilmek için saatlerce burada vakit harcadığımız grup önerileriyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını engellemenin ne size ne de ülkemize bir faydası olur. Görüşmekte olduğumuz gensoru da bunlardan biridir. Gensoru önergesinde iddia edilen olaylar hiçbir sağlam delile dayanmamaktadır.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Yiyenlere haram olsun, yedirenlere haram olsun!

HASAN ÖREN (Manisa) – Senin bildiğin birşey yok. Bakana soracağım, belgeyi de ona vereceğim.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Sayın Bakanımız hakkında gensoru açılmasını gerektirecek bir durum kesinlikle yoktur. İddiaların hepsi gensorunun gerekçesinde zaten kendi kendini yalanlamaktadır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bir de madalya verelim, olsun bitsin!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Sayın Bakanın, Bakanlık görevi ve uygulamalarıyla da ilgisi bulunmayan gensorunun gündeme alınmaması gerekir.

Bu duygu ve düşüncelerle, gensoru önergesinin aleyhinde oy kullanacağımızı belirtiyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.

LEVENT GÖK (Ankara) – Alkışlayanların göreceğim hepsini. 

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Yiyenlere, yedirenlere, yemesine müsaade edenlere haram olsun!

LEVENT GÖK (Ankara) – Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – “Temiz siyaset” diyenlerin göreceğiz hepsini.

BAŞKAN – Şimdi söz sırası Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ta.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Alkışlayın, alkışlayın, her alkışlayanın bir şeyi çıkacak burada, her alkışlayanın… 

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Helal olsun! İyi alkışlayın, iyi alkışlayın, yağcılık, yağdanlık yapın.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bakalım nasıl hesabını vereceksiniz?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok yoğun bir on beş günlük mesainin ardından böylesi bir konu…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sadede gelin Bakan, sadede gelin.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – …sizlerin gündemini meşgul ettiği için, dolaylı da olsa, böyle bir meşgaleye vesile olduğum için hepinizden affımı rica ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Gereğini yap, gereğini.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Uzunca bir süredir milletvekillerini dinledik. Umarım aynı saygılılık, saygınlık ve aynı hoşgörü, anlayış içerisinde aynı dinleme nezaketini ve kültürünü kendileri de ortaya koyacaklardır. Önerge sahipleri adına bir sayın milletvekilimizi on dakika süreyle dinledik; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bir sayın milletvekilimizi yirmi dakika dinledik, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına bir sayın milletvekilimizi yirmi dakika süreyle dinledik ve BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilini yirmi dakika süreyle dinledik. En sonunda da AK PARTİ Grubu adına Sayın Yılmaz Tunç Milletvekilimizi, yine aynı anlayış ve nezaket içerisinde dinledik. Söylenecek her şey söylendi, şimdi iddia sahibinin iddialarıyla ilgili yanıtlarını dinlemesi lazım.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Son söz sanığındır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben karşında oturuyorum Suat Kılıç, dinliyorum seni.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, eğer ki bir gayrimenkul edinmek kabahat ise bunun izahlarıyla, gerekçeleriyle ortaya konulması lazım. Gayrimenkulü Hamamönü Mahallesi’nde edinmek kabahat ise bu kabahatin de gerekçeleriyle, delilleriyle, hukuki kanıtlarıyla, belgeleriyle ortaya konulması lazım. Gayrimenkul edinilen bölgenin aynı zamanda restorasyon alanı ilan edilmiş bir bölge olması, o bölgede gayrimenkul edinimini bir kabahat, bir suç, bir etik sorun hâline getiriyorsa bu da neticeleri, belgeleri, hukuki dokümanlarıyla birlikte ortaya konulmalıdır diye düşünüyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Konuldu zaten.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Gensoru önergesiyle alakalı, Sayın Tunç, çok önemli noktalara dikkat çekti. Burada, Hamamönü bölgesinde, vatandaşın restorasyon, yenileme çalışmalarından, gerek belediye gerekse şahıslar tarafından yürütülen yenileme çalışmalarından haberi olmadığı iddiası var. Vatandaş yenileme çalışmalarından haberdar olmadığı için de bir hak kaybının mevzubahis olduğu yönünde iddialar var. Bu iddialar, bu yönüyle bakıldığında ağır iddialar ama diğer yönüyle bakıldığı zaman… Gensoru önergesinin gerekçesinin birinci cümlesini okuyorum: “Altındağ Belediyesi, Eski Ankara olarak anılan Hamamönü mevkiinde Talatpaşa Bulvarı Karacabey Hamamı ve Yakın Çevresi Sağlıklaştırma Çalışması Projesi kapsamında 2007 yılından itibaren bir çalışmayı yürütmektedir.”

Altındağ Belediyesinin sistemli, bilinçli, imar planlarına dayalı, ilan edilmiş, geniş kapsamlı bir restorasyon çalışmasını 2007 yılından itibaren yürütmekte olduğu doğru bir bilgidir. Bu bilgi…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sağlıklaştırma ve restorasyon farklıdır.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Restorasyon da içinde, restorasyon da içinde.

2007 yılından itibaren çalışmalar sistemli bir şekilde sürdürülüyor ama restorasyon ve sağlıklaştırma çalışmalarının başladığı ilk tarih 2007 yılı da değil, daha eskiye dayanıyor. Sadece Altındağ Hamamönü yöresi, Talatpaşa Bulvarı civarı da değil, Hacıbayram Camisi çevresinden bu yenileme çalışmalarının başladığı her hâlinden anlaşılıyor. Geriye doğru bakıldığı zaman da bölgede Ankara Kalesi’ni de içine alır vaziyette uzun vadeli, geçmiş yıllara dayanan, hatta kısmi olarak Sayın Karayalçın’ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemine kadar uzanan bir yenileme çabasının başlangıcının var olduğu görülüyor. Dolayısıyla burada, ömrünü bu bölgede geçirmiş insanların ve mülklerin sahibi olan insanların bunlardan bihaber oldukları iddiası tamamen asılsız bir iddiadır.

Yanlış bilgi olabilir ama yanlış bilgi üzerine bir gensoru inşa etme ihtiyacı hissediliyorsa, bu yanlış bilginin adresinden teyit edilmesinde fayda vardır. Hepimiz bu çatı altındayız. Hepimiz her şeyden evvel milletvekiliyiz. Bir bilgi intikal edebilir, bu bilginin doğrusu araştırılabilir, teyit etme cihetine gidilebilir, ne olduğunun önü arkasına bakılabilir. Bu özen gösterilmemiştir.

Tapunun adıma tescil edildiği tarih 2009 yılıdır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ne kadar paraya?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) - İddialardan bir tanesi bu konuda, bunu da hemen ifade ediyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – Arabanın yarı fiyatına ev almışsın. Bir arabanın yarı fiyatına, sattığın arabanın yarı fiyatına almışsın.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – 30/04/2009 tarihinde, 30 Nisan 2009 tarihinde tapu adıma tescil edilmiş durumdadır.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Hamamönü’nde… 2009; 25 bin liraya almışsın.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Burada iddialardan bir tanesi de şu: Vekâletle tapu devir tescilinin yapılmış olması meselesi.

Değerli milletvekilleri, Sayın Tunç burada detaylarıyla izah etti. Dinleyenler açısından tekrara girmiş olacağım ama teyit edilmesinde fayda gördüğümden dolayı söylenmesine de gerek olduğu kanaatindeyim. Vekâlet, hukukun düzenlemiş olduğu bir müessesedir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Onu biliyoruz Suat Bey.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Vekâletle iş görmenin, vekâletle iş yapmanın, vekâletle devir yapmak veya vekâletle devir almanın herhangi bir hukuki sakıncasının varlığını iddia edenin ispat etmesi gerekir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yenileme çalışması yapılan yerden almak siyasi etik adına doğru değildir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kime veriyorsun, kime?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Vekâletle iş görmenin hukuki sakıncası nedir? Bunu anlamak lazım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Suat Bey, imardaki adama veriyorsun, adama; proje müdürüne veriyorsun.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) - Vekâletle iş görmenin hukuki sakıncası nedir? Evet, şu olabilir…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siyasi etik…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunun siyasi ahlakı yoktur, ahlaki değeri yoktur.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, sözlerimin en başında şunu ifade ettim: Yenilir yutulur şeyler söylemediniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet, hepsi belgeli çünkü.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) - Yenilir yutulur şeyler söylemediğiniz hâlde gerek AK PARTİ Grubu gerekse şahsım…

LEVENT GÖK (Ankara) – Az önce söyledikleriniz de yanlış.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) - …sizi sabır ve sükûnet içerisinde dinledik.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama doğru söylemiyorsunuz.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Söyledikleriniz doğru olduğu için değil…

LEVENT GÖK (Ankara) – Hepsi doğru, hepsi doğru.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen… Sabredin lütfen…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) - …sizi sadece İç Tüzük’ten kaynaklanan bir hakkınızı kullanma çabasının içerisinde olduğunuz için sükûnetle dinledik…

LEVENT GÖK (Ankara) – Yanlış bilgi veriyorsun. Benimki zimmetli tapu belgeleri.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – …ve haftalardır zaten yoğun çalışan Mecliste yeni bir gerilime neden olmamak üzere sükûnetle, suhuletle, bu çatı altında olması gereken nezaketle sizi dinledik.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yanlış bilgi verme, yanlış bilgi verme, yanlış bilgi verme Suat Kılıç. Yanlış bilgi veriyorsun.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu nezaketin gereği, şimdi aynı şekilde dinlemesini bilebilmektir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Senin belediye başkanının “2008’de restorasyon başladı.” diyor. Açıklayacağım bunları.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Bakınız, dinlemesini bilmeyene laf anlatılmaz.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Dinlemesini bilmeyene laf anlatılmaz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yanlış bilgi veriyor, yanlış bilgi.

BAŞKAN – İddialarınızı gündeme getirdiniz. Sabredin lütfen.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Eğer söylediklerinizin haklı olduğuna inanıyorsanız dinlemeyi de bileceksiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Herkese vekâletname verilmez öyle.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) - Bir gensoru önergesi var, bu gensoru önergesinin ne için verildiği herkesin malumu; gündemden zaman kazanmak.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yolsuzluğu açığa çıkarmak.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Hayır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne varmış gündemde, ne varmış? Ben onu bir ay önce hazırlamıştım, bir ay önce.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) - Haberleri yapan gazete, haberleri başlatan gazete aynı zamanda şu cümleyi kullanıyor…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ha, sığınacağın yegâne gerekçe bu, değil mi?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – …“Ana muhalefet partisi, görüşmeleri engelleme taktikleri doğrultusunda Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bravo!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – …ardından Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında gensoru önergesi verdi.”

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunun arkasına sığınıyorsun, bravo!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Bunu doldurmak için, bunun arkasını doldurmak için hukuki anlamda ve etik yönden herhangi bir kabahat, herhangi bir itham mevzusu…

LEVENT GÖK (Ankara) – Her aşaması suç, her aşaması suç.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – …içermeyen konuları bu şekilde doldurup doldurup buraya getirmenin, değerli milletvekilleri, kabul edilebilir bir yönü, bir boyutu söz konusu değildir.

Belediyedeki bir memura tapu kabulü için vekâlet vermiş olmamın…

LEVENT GÖK (Ankara) – O kişi, projeyi yürüten kişi Suat Kılıç, projeyi yürütüyor, projeyi.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – …hukuki açıdan engel bir tarafı, etik açıdan da aynı şekilde engel bir tarafı bulunmamaktadır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Projeyi yürütüyor, veremezsin.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Projeyi yürüten kişi değildir, ilgili şubede bir tane memur, bir tane memur.

LEVENT GÖK (Ankara) – Veremezsiniz.

BAŞKAN – Sayın Gök, bunları ifade ettiniz zaten siz konuşmanızda, lütfen…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Adıma gayrimenkul alımı yapmıyor, adıma sadece tapu kabulü yapıyor. Bunda suç olan, bunda memur açısından suç olan veya bunda siyasetçi açısından etik sorun olan ne olabilir?

LEVENT GÖK (Ankara) – Suç olan şu: O kişi nerenin restore edileceğini biliyor, imar çalışmasını yürütüyor.

BAŞKAN – Sayın Gök…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – İzahatı mümkün olmayan konuları buraya taşıdınız…

LEVENT GÖK (Ankara) – Suçüstü yakalandın suçüstü.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – …ve ayrıca, düzenlemiş olduğunuz basın toplantısıyla öyle şeyler ifade ettiniz ki, sonrasında biz, konu Bakanlıkla, Bakanlık görevimizle, Bakanlık dönemimizle alakalı olmadığından dolayı açıklamamızı avukatımız aracılığıyla yaptık.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Memurlar görevleriyle ilgili iş takibi yapamaz, suçtur.

LEVENT GÖK (Ankara) – Erbil Yiğitbaş’ı ne zaman Federasyona üye yaptın onu söyle bakalım?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Açıklamamızı avukatımız aracılığıyla yaptık.

LEVENT GÖK (Ankara) – Daha üç ay önce yaptın, üç ay önce.

BAŞKAN – Sayın Gök, Sayın Gök…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – O konunun bu mesele ile ne alakası var?

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir saniye…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – O konunun bu mesele ile ne alakası var?

BAŞKAN – Sayın Bakan…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Bakınız, buradan size kahramanlık çıkmaz, buradan size kahramanlık çıkmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Tapuyu kimden aldın?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Avukatım aracılığıyla basın açıklaması yapıyorum. İddialar iftiradır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sen, Federasyonda değişiklik yaptın mı, yapmadın mı üç ay önce; onu anlat.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – İddialarda kişilik haklarıma yönelik saldırı vardır, iddialarda özel mülkiyet hakkına yönelik saldırı vardır, iddialar gerçek dışıdır, gerçeklerin çarpıtılmasından ibarettir. Avukatım aracılığıyla açıklama yapıyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Avukatınız zaten “doğru” diyor, “aldık” diyor.

BAŞKAN – Sayın Gök…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu açıklama, basın toplantısını yapan milletvekili tarafından da dikkate alınmıyor; bu açıklama, basın toplantısını düzenleyen milletvekilinin açıklamalarını haber yapan medya kuruluşları tarafından da dikkate alınmıyor ve nihayetinde, önümüze gelen gensoru önergesinde şöyle bir ibare var: “Kendisi bizzat açıklama yapmak yerine açıklamayı avukatı aracılığıyla yapmıştır.”

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet, ne var? Yanlış değil.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Avukatı aracılığıyla açıklama yapmanın ayıp olan, yanlış olan, etik dışı olan, suç olan, hukuka müdahale olan hangi boyutu var Allah aşkına?

LEVENT GÖK (Ankara) – Orada bir şey yok.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – İşin doğrusu zaten açıklamanın avukat aracılığıyla yapılması değil midir? Bu Meclisteki milletvekillerinin yaklaşık dörtte 1’i avukat.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sorun o değil.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu Meclisteki milletvekillerinin dörtte 1’i avukat.

LEVENT GÖK (Ankara) – Suat Kılıç, bunların konuyla ilgisi yok.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Herkesin vekil-müvekkil ilişkisi var. Diğer iddia konusu…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunların konuyla ilgisi yok.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Konuyla nasıl ilgisi yok? Gensorudaki cümlelerden bahsediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – İlgisi yok, ilgisi.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – İddia konusu işlerden bir tanesi şu: Bahsedilen gayrimenkulü ben satın aldıktan sonra restorasyonunun belediye tarafından, Altındağ Belediyesi tarafından yaptırıldığı iddiası.

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, burada açık ve net olarak söylüyorum: Şahsıma ait gayrimenkulün üzerindeki restorasyon çalışmasında Altındağ Belediyesinin bir tek paslı çivisi veyahut bir tek kırık tuğlası varsa bu iddiayı ispat edene tapusunu devretmeye hazırım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben sana Belediye Başkanı’nın demecini okuyayım o zaman, demecini okuyayım.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sana verelim de oku demeci.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Sen konuşma hakkını kullandın.

LEVENT GÖK (Ankara) – Okuyayım da dinle.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Sen konuşma hakkını kullandın.

Kişilik onurunu zedelemek bu kadar kolay olmamalı. İnsanlara saldırmak bu kadar kolay olmamalı. Hakaret bu kadar kolay olmamalı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bak Belediye Başkanın ne diyor Suat Kılıç?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – İftira bu kadar kolay olmamalı.

LEVENT GÖK (Ankara) – “Her şeyi biz yaptık.” diyor.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – İftira bu kadar kolay olmamalı. Bu yollar bu kadar rahat kullanılmamalı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü, değerli milletvekilleri, elimizin altında. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde, yürütme organına yönelik denetim mekanizmalarının ne olduğu tek tek sayılmış, tek tek belirlenmiş ve bu yolların hangi hâllerde, hangi koşullar içerisinde, kaç milletvekili imzasıyla kullanılacağı belirlenmiş.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Sen hesabını ver, bırak bunları.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Gensoru bunlardan bir tanesi ve gensoru, en önemli denetim mekanizmalarının belki de ilki. Bir gensoru önergesi hazırlanırken bunun içeriğinin ya ne olduğu bilinerek hazırlanması ya da iddiaların vesikalarıyla birlikte ortaya konulması lazım.

LEVENT GÖK (Ankara) – İstifa da edeceksin zaten.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir iddia olabilir mi?

LEVENT GÖK (Ankara) – Söylediklerinin hiçbiri doğru değil.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Hepsi doğru, hepsi doğru.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hiçbiri doğru değil.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Hepsi doğru, hepsi doğru.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bende Belediye Başkanı’nın açıklamaları var. Açıklamaları şimdi okuyacağım sana.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Hepsi doğru.

Bir diğer konuyu daha ifade edeceğim…

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Çok genç yaşta yalan söylemeye alışmışsın.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Sizin basın toplantınızdan hareketle…

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Çok genç yaşta başlamışsın haram yemeye.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – …bir medya kuruluşunda, benim Anakent Belediyesiyle, ayrıca 4-5 özel şahısla bir gayrimenkule ortak olduğum iddiası gündeme getirildi değerli milletvekilleri, iki parça ayrıca gayrimenkul satın aldığım…

Benim satın aldığım ev bir tane, fakat önceki yıllarda yapılan imar uygulamaları nedeniyle bu gayrimenkulün ekinde yer alan 8,6 metrekarelik bir hisse, çoğunluk mülkiyeti başkalarında bulunan bir başka arsaya şüyulandırılıyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – 16 metrekare.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – 8,6 metrekare şahsıma düşen.

Hemen ifade ediyorum; bahsi geçen gayrimenkul üzerindeki hissedarlar hepsi, hepsi değerli milletvekilleri hepsi…

Bakın bu bilgilerin tamamı size verilmediğinden dolayı yanlış hareket etmiş de olabilirsiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bende var, bende var, o bilgiler bende var, hepsi var.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Hepsi size verilmemiş de olabilir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hepsi bende var.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Verildiyse elinizdeki belgelerden takip edin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bende var, bende var.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Mülkiyet bilgileri, 1513/5 parsel, Ankara Belediyesi…

HASAN ÖREN (Manisa) – Turgutlu Belediyesi mi, Ankara Belediyesi mi?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – …11.840 hissede 2.304, tescil tarihi 15 Şubat 1951 tarihli imar uygulaması.

Bakizar Keskin, 11.840’ta 160, Sadık Yılmaz 35.520’de 9.600, Doğan Gür 11.840’ta 3.008, Nilgün Dinçarslan 370 payda 83, Suat Kılıç 185 payda 8. Neden dolayı? Aldığım kâgir Ankara evinin eski imar uygulamaları nedeniyle ilk sahibine terettüp eden şüyulandırma nedeniyle satın alma sırasında ekiyle birlikte mecburen satın aldığımız 8,6 metrekarelik gayrimenkulden dolayı.

Buradaki mülkiyet hakkı ve bunun üzerindeki evin kime ait olduğu konusu. Hemen onun da yine taşınmaz bilgileri: Ankara Altındağ, Altındağ TSM –Tapu Sicil Memurluğu olmalı- mahalle, köy adı; İnönü Mahallesi 1.513/5…

LEVENT GÖK (Ankara) – Suat Bey, bunların alakası yok. Suat Bey, zamanını dolduruyorsun bak.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Hayır, hayır, hayır, hayır; söylediğiniz şeylerle ilgili iddialara cevap veriyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Bakan, dört dakika kaldı, benim soruma cevap yok mu?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Beyan, malik lehtar; bu parsel üzerindeki üç ahşap evden biri Mustafa, biri Fethiye, Fikriye, Fevziye’ye ve diğer ev Hıdır Özcan’a aittir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bende de var.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) –  Vesika burada. Belge, belge burada.

HASAN ÖREN (Manisa) – Arabaya gel, arabaya, arabaya.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben o bilgileri biliyorum.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) –   Belge burada.

BAŞKAN –  Sayın  Bakan, lütfen Genel Kurula hitap edin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Neyi anlatmaya çalışıyorsunuz? Ben o bilgileri biliyorum.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) –  Diğer bir şey… Diğer bir şey…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şu Turgutlu Belediyesine arabanı sıfırdan daha pahalıya satmışsın.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) –  Restore edilmiş vaziyette bir Ankara evi aldığım iddiası… Aldığımdaki vaziyet bu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Turgutlu Belediyesine de gelir misin.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) –  Aldığımdaki vaziyet  bu.

LEVENT GÖK (Ankara) – “Restore edileceği bilinen” dedik Suat Kılıç.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) –  Sonrasında da Altındağ Belediyesi tarafından restore edildiği  iddianız var.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bak şimdi, Belediye Başkanı bu konuda ne demiş onu da söyleyeceğim.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) –  Gensoru önergesinin kaçıncı paragrafı? Hemen söyleyeyim: Yedinci paragrafında Altındağ Belediyesi tarafından restorasyonunun yapıldığı iddiası var.

Değerli milletvekilleri, “bühtan” diye hem hukukta hem lügatte bir kavram vardır, bu kavramı lütfen sizlerin ıttılasına, ferasetine  terk ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Turgutlu Belediyesine gelir misiniz?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) – Geliyorum Turgutlu meselesine…

LEVENT GÖK (Ankara) – Suat Kılıç, bunlarla ilgili hiçbir şey söylemedin, hiçbir şey söylemedin.

BAŞKAN –  Sayın Gök, lütfen…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) –  Değerli milletvekilleri, gensorunun özüyle, özetiyle, içeriğiyle vesairesiyle alakası olmadığı hâlde…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bu restorasyonun parasını siz mi ödediniz Sayın Bakan?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) –  …Sayın Hasan Ören Manisa Milletvekili olarak İç Tüzük’ten kaynaklanan imza sahipleri adına konuşma hakkını kullandı ve nihayetinde 2004 yılına dair bir konuyu gündeme getirdi.

Bahse konu 06 plakalı Volkswagen marka ticari aracın tarafımdan satıldığı doğrudur, doğrudur.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Belediyeye satıldığı doğru mu?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) – Doğrudur.

Orada hemen işte değerli arkadaşlar, zorlamanız o noktadan itibaren başlıyor.

HASAN ÖREN (Manisa) – Yoo…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Niye?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) – Zorlama o noktadan itibaren başlıyor. Aracı sattığımız yer TURKAP adında bir şirket, TURKAP adında bir şirket

HASAN ÖREN (Manisa) – Yüzde 100’ü belediyenin, yüzde 100 hissesi belediyenin.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yüzde 100’ü belediyenin.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) – Araç, benzer araçları satan yerler üzerinden rayiç değeri konulmak suretiyle satışa sunuluyor…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Peki, değerinden pahalıya sattınız mı?

HASAN ÖREN (Manisa) – Yüzde 100’ü belediyenin bir şirket.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) – …ve nihayetinde TURKAP adındaki bir şirket bu aracı satın alıyor, TURKAP adındaki bir şirket.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Belediyenin şirketlerinin ortakları kim Sayın Bakan?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Devamla) – Değerli milletvekilleri, özel hukuka tabi bir şirketin belediye teşekkülü olup olmadığını, o şirketin künyesinde benim görebilmem mümkün değil. Satış sırasında bunu anlayabilmem, bunu fark edebilmem mümkün değil, mümkün değil. [CHP, MHP ve BDP sıralarından “Bravo(!)” sesleri, alkışlar (!)]

Diğer bir konu, Sayın Hasan Ören, konuşan milletvekili bu konuyu… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu konu Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine ilk defa geliyor değil. Bu konu Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine dördüncü defadır geliyor. İlk gelişi…

HASAN ÖREN (Manisa) – Hiç gelmedi daha, hiç gelmedi.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Aç tutanakları oku…

HASAN ÖREN (Manisa) - Grup Başkan Vekili Kemal Anadol otururken sana sadece bir mesaj gönderdi.

BAŞKAN – Sayın Ören, iddialarınızı söylediniz siz burada.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – 2010 yılı Anayasa değişikliği görüşmeleri yani 26 maddelik Anayasa değişikliği paketinin, referanduma götürdüğümüz halk oyunda kabul edilen 26 maddelik…

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Bakan, kaça sattın, kaç paraya sattın?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – …Anayasa değişikliği paketinin görüşmeleri sırasında Cumhuriyet Halk Partisinin o dönemki Grup Başkan Vekili Sayın Kemal Anadol tarafından bu konu gündeme getirildi.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Kaça sattın, kaça?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) –  Bu konu ayrıca geçmişte, 2005 yılında Sayın Hasan Ören tarafından da…

HASAN ÖREN (Manisa) – Kaça sattın?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) –  …Manisa’da belki yerel siyasetin bir gereği olarak kamuoyuna, medyaya intikal ettirildi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bu Çarşamba’daki ortaklığı anlat.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Gazete kupürleri hâlâ mevcut.

Diğer bir konu, aynı konu…

HASAN ÖREN (Manisa) – Kaça sattınız Sayın Bakan?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Hemen söylüyorum. Hemen söylüyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Çarşamba Elektriği anlat. Kimdir o Galip Öztürk?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Sayın Ören, iddianızda araç alım satım işlemlerini çok iyi bildiğinizi, hangi aracın kaç para edeceğinden de çok iyi malumat sahibi olduğunuzu ifade ettiniz.

HASAN ÖREN (Manisa) – Aldığınız çek doğrultusunda… Noter satışını bırak…

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Kamuya araç satmaya utanmıyor musunuz?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Hangi aracın kaç para edeceğini bu konuyla ilgili iddialarınızı gündeme getirirken beyan ettiniz…

HASAN ÖREN (Manisa) – Hepsi burada, şimdi göstereceğim sana da.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) –  …ve benim aracımla ilgili de 37 bin TL vurgusu yaptınız.

HASAN ÖREN (Manisa) – Efendim?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Benim aracı satın alma bedelim olarak “37 bin lira” dediniz.

HASAN ÖREN (Manisa) – 37 bin ile 40 bin lira arası araç; doluluk ve boşuna göre söyledim.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – O zaman düzeltelim, dolusu 42 bin liraya kadar.

HASAN ÖREN (Manisa) – Tamam.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Dolusu 42 bin liraya kadar.

HASAN ÖREN (Manisa) – Doğrudur söylediğiniz.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – 7 bin liraya da içini yaptırdınız.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Noterden aracın satış belgesi burada, noterden aracın TURKAP’a satış evrakı burada.

HASAN ÖREN (Manisa) – Bende de aldığınız çekin belgesi, burada.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – TURKAP’a satış belgesi burada. Satış bedeli, kasko değeri, önce kasko değeri 41.920 lira…

HASAN ÖREN (Manisa) - Güzel!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Kasko değeri 41.920 lira.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Bakan olarak kamuya araç satmaya utanmadınız mı?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Yani demek ki sizin iddia ettiğiniz gibi 37 bin lira değil, 41.920 lira aracın ikinci el satış sırasındaki kasko değeri var.

HASAN ÖREN (Manisa) - Kaça sattınız? Siz kaç para aldınız bankadan?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) - Onu da buradan okuyorum, onu da belgeden okuyorum, evraktan okuyorum: Aracın satış bedeli 49 bin lira.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) - Ben de arabamı pahalıya satmak istiyorum, bana da öğret,

HASAN ÖREN (Manisa)  – Hah!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) - Tamam. Sizin de konuşmanızda ifade ettiğiniz gibi bu konuları biliyorsanız şayet -ki bildiğiniz anlaşılıyor- bu tür araçlar binek araca dönüştürülürken içinde yapılan tadilatlar var.

HASAN ÖREN (Manisa) – Şaşmaz’da 20 liraya yapılıyor.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) - Ben nerede yapıldığını hatırlamıyorum, belki siz benden iyi hatırlıyorsunuz, bilmiyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) - Ben nereye yaptırdığınızı biliyorum.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) - İçinde yapılan tadilatlarla birlikte aracın toplam değeri aracın çıplak satın alma değerinin elbette ki üzerinde ve satılırken piyasa koşullarında bu aracın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan teşekkür ederim.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Teşekkür edeceğim.

BAŞKAN – Yok, hayır, vermiyoruz süre Sayın Bakan; vermiyorum süre teşekkür etmek için de.

[AK PARTİ sıralarından gürültüler, alkışlar(!)]

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakana süre verin efendim.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Bakan devam etsin, birkaç dakika daha verin.

OKTAY SARAL (İstanbul) - Çankaya Belediyesindeki yamyamlarınızdan haber verin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir cümleyle söz istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Buradan mı? Kürsüden…

BAŞKAN – Hayır, yerinizden. Sayın Gök, konuşacaklarınız yirmi dakika süreyle burada iddialarınızı söylediniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Peki, peki.

BAŞKAN - Buyurun yerinizden bir dakika vereceğim.

Sisteme girin efendim.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın konuşmasına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gerçekten önemli bir konuyu görüşüyoruz. Ben yirmi yedi yıllık siyasetçiyim. Siyaset hayatım boyunca bir bakanın bu kadar aciz durumlara geldiğini görmemiştim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Bakan, hiçbir iddiamıza cevap vermemiştir, her türlü belgesini ortaya koyduğumuz iddialarımıza cevap vermemiştir.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Senin anlama idrakin yok, anlayamazsın.

LEVENT GÖK (Ankara) - Diyor ki: “Ben kendi imkânlarımla yaptım.” Ben şimdi size Altındağ Belediye Başkanının açıklamasını söylüyorum arkadaşlar. Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki diyor ki bu projeyle ilgili: “Bütün hemen hemen tamamını belediye imkânlarıyla karşıladık.” Alın da utanın, utanın, utanın! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Yalan! Yalan! Yalan!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – O koltuklara yakışmıyorsun!

LEVENT GÖK (Ankara) – Delikanlılık yap, istifa et.

Al, sana al! Bütün belgeleri Grup Başkan vekillerinize vereceğim, onlar da incelesinler.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ören.

V.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 22 milletvekilinin, siyasi nüfuzunu kullanarak rant elde ettiği, çıkar ilişkisi kurduğu kamu görevlilerini himaye ettiği ve böylece görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/8) (Devam)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Bakan, bu aracınızı, noter satışıyla elinize aldığınız parayla arasında bir fark var mı? Kaça noter satışını yaptınız, kaç para aldınız? Yani 49 bin lira aldığınızı söylüyorsunuz. Bu aracın size maliyeti nedir? 45 bin liradır, 46 bin liradır, 47 bin liradır. Bunu lütfen not alın, söyleyin. 46 bin liraya mal ettiğiniz bir aracı, kendi belediyenize 49 bin liraya sattığınızda -yani sıfırdan daha fazla sattığınızı kabul ediyorsunuz- doğru mudur? Yani siz arabayı 51 milyara mı mal ettiniz, 55’e mi mal ettiniz, 60’a mı mal ettiniz; kaça mal ettiniz, kaça sattınız?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Şimdi yapılan imalat var.

HASAN ÖREN (Manisa) - Lütfen bu kürsüye çıkıp, Sayın Başkanım, izin verin, cevaplasın.

BAŞKAN – Siz sorunuzu sordunuz, ben izin vereceğim, siz müsaade ederseniz vereceğim.

HASAN ÖREN (Manisa) – Kaç paraya mal ettiniz, kaç paraya sattınız Turgutlu Belediyesine?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ören.

Sayın Bakan, buyurun.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, öncelikle bir karartma yapılmak…

Turgutlu Belediyesine satıldığı iddia edilerek… Az evvel kürsüde de söyledim, araç “TURKAP” adında bir şirkete satılmıştır. (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Yüzde 100’ü belediyenin…

BAŞKAN – Soru sordunuz, cevabını dinleyin lütfen sayın milletvekilleri.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Bu şirketin Turgutlu Belediyesinin şirketi olup olmadığını benim bilmeme imkân yoktur. (CHP sıralarından gürültüler) Bu konuyla ilgili gereken izahatı, gereken açıklamayı ben yaptım. Özel hukuka tabi bir şirketin ortakları arasında kimlerin bulunduğunu bilmek gibi bir imkânım da yok, böyle bir araştırma yapma yetkim de yok. (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Nasıl yok! Bakın, arabanızı sattığınız kimdi, bilmiyor musunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru bir cevap olmadı efendim.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Diğer bir konu, Turgutlu Belediyesinde hiçbir denetim yapılmadığı iddiası. Turgutlu Belediyesinde 2006 yılında da, 2007 yılında da, 2009 yılında da denetim yapıldığı bilgisi tarafımıza intikal etmiş bulunmaktadır gerek İçişleri Bakanlığı gerek Sayıştay denetçileri tarafından.

LEVENT GÖK (Ankara) – Delikanlı ol, istifa et, haydi!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Dolayısıyla, bu çerçevede bakıldığında benim söyleyeceklerim bundan ibarettir, ilave bir şey söyleme gereği duymuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, tamam da…

BAŞKAN – Lütfen ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Zabıtlara girmesi açısından bir dakika…

BAŞKAN – Sayın Vural, hayır, başladım konuşmaya…

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Bakan, İzmir Belediyesinin şirketlerini gidip basıyorsunuz, o şirketleri İzmir Belediye Başkanına mal ediyorsunuz. Turgutlu Belediyesine ait, yüzde 100’ü ait olan bir yere araba sattınız.

BAŞKAN – Sayın Ören, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben bu konuda…

BAŞKAN – Sisteme girin lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, sisteme girmeme gerek yok.

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan dedi ki: “Belediye olmadı.” Dolayısıyla, bu restorasyonu kim yaptı, bu konunun ifade edilmesinde fayda var.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – İnsaf ya! İspat edin o zaman!

BAŞKAN – Sayın Vural, herkes muhakemesini yapacaktır tabii. Soru soruldu, Sayın Bakan da cevabını verdi, ikinci defa konuştu. Herkes de muhakemesini yapacak.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Bakan hepsini söyledi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çarşamba Elektrik ne oldu? Çarşamba Elektrikle ilgili cevap vermedi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım: Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmemiştir. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından alkışlar (!)]

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Helal olsun, bravo (!)

LEVENT GÖK (Ankara) – Suat Kılıç, aklandığını zannetme, sen aklanmadın.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.17


 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının görüşmelerine devam ediyoruz.

Bu kısmın 2’nci sırasında yer alan Konya Milletvekili Atilla Kart ve 32 Milletvekilinin; Deniz Feneri Derneğiyle ilgili soruşturma sürecine müdahil olarak görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/9) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

2.- Konya Milletvekili Atilla Kart ve 32 milletvekilinin, Deniz Feneri Derneğiyle ilgili soruşturma sürecine müdahil olarak görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/9)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Beşir Bey gelecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle mi? Hayır, sizin hakkınızda değil yani gensoru önergesi. O zaman Adalet Bakanı otursaydı bari…

BAŞKAN – Sayın Atalay gelecek efendim, geliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Oluyor değil mi efendim? Yani Hükûmetin mi oturması gerekir, ilgili bakanın mı?

BAŞKAN – Hükûmetin oturması gerekiyor doğrusu efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani usulen…

BAŞKAN – Evet, yok, aramıyorum.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldı ve Genel Kurulun 27/3/2012 tarihli 83’üncü Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Sayın milletvekilleri, sizleri bekletmemek için ben başlattım, yoksa Sayın Atalay burada, gelecek, isterseniz ara veririm bekletirim yani.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ara verin efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ara verin, Sayın Bakan dinlesin çünkü kendisi hakkındaki iddialar olduğu için.

BAŞKAN – Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bize sordunuz Sayın Başkan, “Ara verelim.” dedik.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, Sayın Bakan gelsin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlıyorum, gelmesini bekliyorsunuz ama bence beş dakika ara verirsek…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.36
 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının görüşmelerine devam ediyoruz.

Şimdi söz isteyenleri okuyorum:

Önerge sahibi, Özgür Özel, Manisa Milletvekili.

Gruplar adına: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Atilla Kart, Konya Milletvekili; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sadir Durmaz, Yozgat Milletvekili.

Hükûmet adına: Beşir Atalay, Başbakan Yardımcısı.

Şimdi ilk söz, önerge sahibi olarak Özgür Özel, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada bir gensoru görüşmesi yapıyoruz. Siyasi etik, siyasi ahlakla ilgili çok önemli iki konuda üst üste iki gensoru var ama bir miktar geriye gidip hafızaları tazelemekte fayda var. Geçtiğimiz günlerde Almanya’da Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Onun sorunu, bundan önceki görevinde, Aşağı Saksonya Eyaleti Başbakanı iken bir arkadaşından piyasa oranlarının altında faizle bir kredi kullanmış olmasıydı ve devamında kendisini istifaya götüren sürecin bir parçası da, Bild gazetesini arayıp “Sizinle olan ilişkilerimi zedeler bu. Bu olayın çok üstüne gitmeyin.” demiş olmasıydı. Oysa Türkiye’de yaşadığımız süreçte, biraz önce Sayın Bakanın sadece kendi ifadelerini dinleseniz siyasi etik açısından misliyle aşılmış olan bir sıkıntı söz konusu. Bunun devamında, burada tabii, gensoru görüşmelerine geçilmesini bile iktidar partisinin oylarıyla reddettik.

Şöyle bakalım: Geçen gün burada cumhuriyet tarihinin ve demokrasimizin belki de en ayıplı işi oldu. Bir milletvekilimize ön sıralarda oturan bir iktidar partisi milletvekili, sadece görüşlerini söylerken kürsüde hücum etti ve kendisine saldırdı. Meclis Başkan Vekili İç Tüzük’e göre inceledi, partinizden seçilmiş bir Meclis Başkan Vekili ve dedi ki: “Bunun kınama cezası alması gerekir ama bir milletvekiline bu cezayı ancak yüce Meclis verir.” Oylarınıza sunuldu ve çekimser kalmaya bile cesaret etmeyip, o nezaketi bile göstermeyip, bu kınama cezasının verilmesine engel oldunuz.

Deniz Feneri ile ilgili şimdi konuşacağımız konuda savcılar birazcık konuyu ciddi şekilde ele almaya kalktıklarında haklarında soruşturma açıldı. Şimdi de haklarında ceza istemiyle davalar yürütülmektedir.

Açık söylemek lazım: Şimdi, bugün burada Sayın Beşir Atalay hakkında konuşacağımız her şey, aslında AKP’nin iktidar anlayışını ve Hükûmetin tamamının yolsuzluklara ve yoksulluğa bakış açısını gösteren ve açıkçası Deniz Feneri Derneği konusundaki, Türkiye’deki iktidar partisinin temel yaklaşımını göstermektedir.

Deniz Feneri meselesi nedir? Deniz Feneri meselesi, Deniz Feneri davası, cumhuriyet tarihimizin en büyük yolsuzluk davasıdır. Deniz Feneri davası, en büyük vicdan sömürüsüdür. Cumhuriyet tarihimizin en ciddi din sömürüsüdür Deniz Feneri davası. Cumhuriyet tarihinde yargıya en açık müdahalenin ispatıdır Deniz Feneri davası. En büyük adam kayırmacılıktır. Kamu gücünü kullanarak suçu ve suçluyu örtme konusunda yapılmış en büyük demokrasi ayıbıdır. Deniz Feneri davası, bir bakan için yapılabilecek en büyük iddia, en büyük ithamın yani yürütülmekte olan bir yargı dosyası üzerinde kendisine yakın isimlere bilgi sızdırmanın, köstebeklik iddiasının suçüstü yapıldığı, apaçık ortaya çıktığı bir demokrasi ayıbıdır, bir kamu yönetimi ayıbıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Deniz Feneri davası, iktidar partisinin turnusol kâğıdıdır çünkü yoksulluk üzerinden ve yolsuzluk üzerinden mesafe alan bir partinin, 2002 yılında, “Yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele edeceğim.” diye gelip daha sonra yolsuzluğu, yoksulluğu ortadan kaldırmak yerine yoksulluğu yönetmek ve patentleri kendilerine ait olan “sürdürülebilir yoksulluk yönetimi”yle iktidarlarını yeniden ve daha güçlü şekilde tahkim etmekle ilgili bulmuş oldukları bir yöntemin kurumsallaştırılmasıdır. Deniz Feneri davası, elli yıl önce geçim derdiyle ve belki Anadolu’da bıraktıkları bir fakir anne-babaya, hatta onlara bıraktıkları kundakta bir bebeğe aş ve iaşe temin edebilmek için gurbet ellere gitmiş, orada alın teriyle kazanmış, çok ağır şartlarda çalışmış, kendilerine burada “Almancılar, gurbetçiler” denen, orada ikinci sınıf vatandaş durumuna düşmüş kişilerin alın teriyle kazandıklarını, bir vefa duygusuyla ülkelerindeki yoksullara zekât olsun diye, fitre olsun diye toplayanlara güvenip verdiklerini daha sonra bu kişilerin bunu zimmetine geçirdikleri ve Türkiye’ye aktardıkları; amacı dışında, belli siyasi amaçlarla bir mücadele veren kişilerin kullandığı ve bu durumun, Almanya’daki adalet sistemi tarafından yapanların tespit edildiği, yakalandığı, yargılandığı ve ceza verildiği, Türkiye uzantılarının tespit edildiği, Türkiye’ye bildirildiği ama Türkiye’ye o dosyanın yüz altmış gün sonra tercüme edilerek gelebildiği ve bu konuda Sayın Bakanın kusuru olarak ifade ettiğimiz mesele. Yani koruma müdürü, bir gün sonra yapılacak olan bir aramayı Bakanlığa tahsisli bir telefondan arayıp haber veriyor. Sayın Bakan bu meseleyi gizlemiyor, “normal” olarak gösteriyor, “Yapabilir böyle bir telefon görüşmesi.” diyor. Sayın Bakan bunu yapıyor ya, bu çok ayıp bir şey, derhâl Bakanlığı bırakması lazım. Gensoru, Avrupa parlamentolarında olsa bakan direkt düşer ama inanın ki bu Sayın Bakanın kusuru, toplam kusurları içinde buz dağının görülebilen kısmıdır çünkü Sayın Bakan, Hükûmet ve Sayın Başbakan bütün benliğiyle, bütün varlığıyla Deniz Feneri davasının tam içinde öznesidir, göbeğindedir ve Türkiye’deki hamisidir. (CHP sıralarından alkışlar)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Çok bağırdın ama alkış düşük kaldı.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Türkiye’de, Güney Deniz Saha Komutanlığı, tam da Kıbrıs Rum kesimi Kıbrıs açıklarında petrol aramaya başlayacağı dakikalarda Güney Deniz Saha Komutanı gibi kritik bir görevli, bir kararla tutuklanıp cezaevine konabilmekte, Hükûmet buna karşı herhangi bir tasarrufta bulunmayı gerekli görmemektedir, bunu hukukun gereği olarak görmektedir ama Deniz Feneri davasıyla ilgili tam da Türkiye çalkalanacakken, normalde medya görünürlüğü açısından bu mesele tam da 1’inci sırada ve aylarca kalacak, o 4’üncü kuvvet medyanın denetim gücüyle belki de meseleler açığa çıkacakken Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın gözyaşları ve vicdan sesleri arasında, kendisine bağlı olan RTÜK kurumunun başında davanın Türkiye’deki 1’inci dereceden sorumlusu Zahit Akman kalmış ve Demokles’in kılıcı gibi, Türk medyasının etrafında bu kılıç, başının üzerinde sallanmış ve Deniz Feneri konusunda herhangi bir medya görünürlüğü olduğunda o kurumlara en ağır cezalar, en ağır müeyyideler sudan sebeplerle verilir olmuştur.

Öyle bir noktadayız ki Adalet ve Kalkınma Partisi yoksullukla mücadele etmede bazen sözde “Biz bir sosyal devletiz.” ifadesini kullanıyor, devleti bu alandan çekmiş, Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfının objektif kriterleri ortadan kaldırılmış, fiilen ve açıkça iktidar partisinin mahalle temsilcileri, köy temsilcileri, teşkilat yöneticilerinin verdikleri raporlar doğrultusunda sosyal yardımlar yapılır olmuş; bunun yanında yoksullukla mücadele etmek için sözde sivil, tarafsız kuruluşların önü açılmıştır. Bunların görünen en bariz örneği Deniz Feneridir bu yaşadıklarımızda ama iktidar bu gidişten rahatsız değildir ve açıkça bu konuyu artık kanunlaştırmış, Meclisten kaçırarak çıkardığı bir kanun hükmünde kararnameyle -Sayın Sağlık Bakanımız da tesadüfen çok uygun bir yerde oturuyorlar şu anda- “hastane fenerleri”nin önünü açmıştır. 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname der ki: “Sağlık hizmeti sunmaya yetkili gerçek ve tüzel kişilerin bulunduğu yerlerde sosyal dayanışma ve yardımlaşma amacıyla gönüllü ve ücretsiz olarak sağlık hizmeti sunulabilir. Bununla ilgili yetki belgeleri düzenlenir. Bu kişiler doğrudan sağlık hizmeti olmayan hasta karşılama, bilgilendirme, refakat, kişisel bakım ve daha sonra evde ziyaretler gibi durumlarda hizmet verebilirler.” Bakın, devlet, sağlık alanında dahi bu tip hizmetleri verebilecek ve tamamen bağımsız, bu hizmeti bedelsiz olarak verebileceğini söyleyen sosyal dayanışma ve yardımlaşma amaçlı bu tip derneklerin önünü açmaktadır. Bu, daha önceleri belli yurtlara gidecek olan çocukları otobüs terminallerinde belli vakıfların, belli cemaatlerin temsilcilerinin karşıladığı durumu tam da hastanelerin girişlerinde yasal, kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmiş ve yetkilendirilerek “Sen burada ne arıyorsun arkadaş?” denilemeyecek bir duruma getirmiştir. Oysa Anayasa’mız çok açıktır ve bu verilen bir kamu hizmetidir. Kamu hizmetinin kamu görevlileri tarafından, kamu görevlileri eliyle sağlanması gerekmektedir. Çok yakında “hastane fenerleri” ile “sağlık fenerleri” ile “sosyal güvenlik fenerleri” ile karşı karşıya olacağız ve devlet eliyle yapılması gereken bu hizmetlerin bundan sonra bu şeklide yapıldığına şahit olacağız.

Bizlerin vicdanlarında Sayın Bakan suçludur, etik dışı davranmıştır, hukuk dışı davranmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) –Biz bu yüzden, bugünkü gensoruyla yaptığı faaliyetleri tartışmaya açıyoruz ve kendisine güvensizlik oyu vereceğimizi ifade ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Atilla Kart, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kart. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu gensoru üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Şahsım ve grubum adına, Cumhuriyet Halk Partisi adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye 2008 yılından bu yana Deniz Feneri olayını tartışıyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Deniz Feneri soruşturmasına neden bu kadar önem veriyoruz? Neden bu soruşturmanın üzerinde ısrarla ve önemle duruyoruz? Hükûmet, soruşturma sürecine neden müdahale ediyor, delilleri neden karartıyor? Bakanlar soruşturma sürecinde neden yalan beyanda bulunmak pahasına müdahalede bulunuyorlar? Bakanlar, kendi sorumlulukları altında görev yapan birimlerin hazırladığı raporların -yasal raporların, resmî raporların- gereklerini neden yapmıyorlar; bu raporların varlığını neden inkâr ediyorlar? Deniz Feneri soruşturmasının kritik aşamalarında Türkiye gündemi neden merkezî olarak saptırılıyor? İşte bu soruların cevaplarını ya da sorgulamasını yapmaya hazır mısınız değerli arkadaşlarım? Deniz Feneri gerçeğiyle yüzleşmeye hazır mıyız?

Bakın, değerli milletvekilleri, gelin bir yolculuğa çıkalım: 14 Mayıs 1997, Dortmund Westfalen Stadyumu’nda yapılan bir toplantı, 30 bin kişinin katıldığı bir toplantı, bir gösteriyle başlayan bir yolculuk. Bu yolculukta, bu toplantıda kimler vardı? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Melih Gökçek, YİMPAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Dursun Uyar ve bu ilişkileri tamamlayan bir başka tablo: Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın Zahit Akman, Zekeriya Karaman, Dursun Uyar ile birlikte ortağı olduğu Nehir Medya’nın bir başka ortağı olan Veli Korkmaz da o toplantıda var. Kim Veli Korkmaz? Günümüzün Kırıkkale Belediye Başkanı. Veli Kormaz’ın, YİMPAŞ’la olan ilişkilerinden dolayı, nitelikli dolandırıcılıktan dolayı, hakkında onlarca dosyadan dava açıldığını ve 1999 affıyla bu davaların düşürüldüğünü, yeri gelmişken ifade ediyorum.

Peki, değerli arkadaşlarım, 14 Mayıs 1997 tarihindeki bu toplantıyı tertipleyen kimdi? Bu toplantıyı organize eden kimdi? Değerli milletvekilleri, toplantıyı tertipleyen, Diyanet bünyesinde görev yaptığı bilinen ve hâlen Başbakanlık bünyesinde görev yapan ve camiada “Şeyhülislam” olarak tanınan bir kişi. “Şeyhülislam”ın Hükûmet bağlantılarını, Bakanlar Kurulu bağlantılarını daha da somutlaştırmak istemiyorum, eminim ki bunları sizler çok iyi biliyorsunuz. Bu olayı kişiselleştirmek de istemiyoruz.

Bakın, değerli milletvekilleri, bu hareketi hemen mahkûm etmek ya da yargısız infaz arayışı içinde değiliz, böyle bir ön kabulün içinde değiliz. Kronolojiyi ve aktörleri tespit ederek olayı size anlatmaya çalışıyoruz. Bu hareket hangi amaca yönelikti? Kendi ilkeleri doğrultusunda, vurgulayarak ifade ediyorum, kendi ilkeleri doğrultusunda iddia ettikleri, vadettikleri başlangıçtaki ideolojisini ve idealizmini koruyabildi mi? Halka verdiği sözlerin arkasında durdu mu? Buna bakıyoruz, bunu sorguluyoruz, bunun hesabını soruyoruz.

Refleks göstermeden ve defans duygusu içine girmeden, gelin, Deniz Feneri gerçeğiyle yüzleşelim, milletin vekili olarak bu cesareti ve öz güveni gösterelim. Bu, aynı zamanda, milletvekili olmamızın da, sorumluluğumuzun da bir gereğidir.

Bakın, değerli milletvekilleri, yoksullara, ihtiyaç sahiplerine yardım amacıyla kurulan Deniz Feneri Derneği, ağırlıklı olarak Almanya’da ve Türkiye'de faaliyette bulunmaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisinin 2002 yılında iktidara gelmesiyle birlikte, Deniz Feneri çalışmalarının siyasi iktidar tarafından özel olarak himaye edildiğini, Derneğe kendi alanında imtiyaz yaratıldığını, uluslararası alanda meşruiyet yaratıldığını, Deniz Fenerinin Hükûmet eliyle markalaştırılmak istenildiğini görüyoruz.

Başbakanlık, 29 Ocak 2003 günlü ve ilk icraatlarından birisi sayılabilecek ilk işlemiyle Deniz Feneri hakkında “kamu yararı” statüsü yönünde işlem tesis ediyor. Danıştay 1. Dairesi “Kamu yararı yok, Türkiye çapında örgütlenmemişsin.” diyor, bu işlemi reddediyor, iptal ediyor ama Başbakanlık kararlı, mart ayında bir kez daha işlem tesis ediyor, Danıştay bir kez daha reddediyor. Hükûmet yılmıyor, kararlı bir şekilde yoluna devam ediyor, 2004 yılı sonunda bu kez yasal değişiklik yapıyor, kanun çıkarıyor, Dernekler Yasası’nda düzenleme yapıyor, Deniz Feneri Derneği “kamu yararına çalışan dernek” statüsü alıyor ve Yardım Toplam Yasası’na göre izin almadan yardım toplamaya başlıyor, Derneğin topladığı yardımlar bir anda katlanmaya başlıyor. Bir taraftan da devlet bütün imkânlarıyla, bütün organlarıyla Derneği himayesine alıyor, uluslararası alanda meşruiyet kazandırmaya başlıyor.

Meclis tarafından 2007 yılında, Sayın Arınç’ın Başkan olduğu dönemde, tüm işlemlerin kayıt altında olduğu, son derece sosyal yardımlar yapıldığı gerekçesiyle, sosyal sorumlulukta lider olduğu gerekçesiyle “Türkiye Büyük Millet Meclisi Üstün Hizmet Ödülü” veriliyor. Yetmiyor, Meclisin eskiyen eşyaları da Derneğe bağışlanıyor.

Sayın Arınç daha sonra, gerçekler ortaya çıktıktan sonra “Allah belalarını versin.” diyerek kendince tepkisini ortaya koyuyor ama bu tepki, bu hamaset Sayın Arınç’ı yasal ve vicdani sorumluluktan hiçbir zaman kurtaramamıştır, kurtarmayacaktır.

Deniz Fenerinin kilit isimlerinden Zekeriya Karaman’ın ilişkileri öylesine güçlüdür ki 28 Temmuz 2008 tarihinde, Çukurambar’da gece yarısı Başbakan ve Cumhurbaşkanının yaptığı toplantıya katılacak kadar güçlü ilişkileri vardır Zekeriya Karaman’ın.

1 Şubat 2008 tarihinde Uluslararası Yoksulluk Sempozyumu -orada da mutlaka Hükûmet temsil edilecektir- Sayın Hayati Yazıcı’nın katıldığı bir temsil ile... O da yetmiyor, kim katılıyor? İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Profesör Ekmeleddin İhsanoğlu da o toplantıya katılıyor. Böylece Deniz Fenerine uluslararası alanda da meşruiyet kazandırma yönünde gerekli katkı, gerekli hizmet veriliyor.

Hüseyin Çelik 6 Kasım 2007 tarihinde diyor ki: “Her okulumuz aynı zamanda bir Deniz Feneridir.” “Bir Deniz Feneri olarak algılanmalıdır.“ diyerek aslında, Deniz Fenerlerini millî eğitim için örnek olarak gösteriyor ve o da üstüne düşen görevi yapıyor.

Bitlis Tekel depolarının kiralanması olayında da bakıyorsunuz, yine iktidarın etkili bir milletvekili var, devletin valisi var. O Tekel deposu o derneğe kiralanıyor. Valinin ve milletvekillinin huzurunda o kiralama işlemi yapılıyor. Kiralamanın usulsüz olduğunu tespit eden başmüfettiş hakkında tenzilirütbe uygulanıyor. O kişi görevden ayrılmak zorunda kalıyor.

Sermaye Piyasası Denetleme Kurulu 1 Mart 2007 tarihli raporu hazırlıyor, diyor ki: “Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik hakkında usulsüz işlemlerinden dolayı bir ila üç yıl arasında hapis cezasıyla tecziyeleri gerekir.” Ama ondan sonra üstün güçler devreye giriyor, o rapor ters yüz ediliyor ve o rapor hakkında işlem yapılmıyor.

Devam ediyoruz: Adalet Bakanı -dönemin Adalet Bakanı- Mehmet Ali Şahin’in de Alman Elçiliğinde bir Alman vatandaşının adi suçuyla ilgili olarak yaptığı görüşme esnasında yine Deniz Fenerinin Almanya’daki soruşturmasıyla ilgili olarak Alman Elçiliğinden, içeriden bilgi almak suretiyle, yine bir anlamda bu konuyu takip ettiğini görüyoruz.

Bunları niye anlatıyoruz değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri? Bu süreç karşısında esas itibarıyla sorumluluğun Hükûmet ve başta adalet bakanlarına ait olduğu açıktır.

Bu çerçevede, Hükûmete ve adalet bakanlarına yönelik olarak da yasama denetimi mekanizmasının işletilmesi gerektiğini yeri gelmişken ifade ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda da elbette görevimizi yapacağız. Ama geldiğimiz noktada Sayın Beşir Atalay’ın birtakım çalışmaları, bütün bakanlık dönemlerindeki çalışmaları süreklilik kazandığı içindir ki bu konuyu bugün itibarıyla gündeme getirmek gereğini duyduk.

Deniz Feneri çalışmaları Türkiye’de bu şekilde tam hız devam ederken bakıyorsunuz, Almanya’da, 25 Nisan 2007’de Alman polisinin Kanal 7’nin Almanya’daki binasına ve birçok eve baskın yapmasıyla bir anda Pandora’nın kutusu açılıyor. Aralarında Mehmet Gürhan’ın bulunduğu kişilerin gözaltına alınmasıyla olay Türkiye gündemine oturuyor. Mehmet Gürhan’ı tanımadığını beyan eden Sayın Başbakanın Mehmet Gürhan ile Frankfurt’taki Deniz Feneri ve Kanal 7 binasında bir saat kadar görüştüğü kamera görüntüleriyle ortaya çıkıyor. Somut olaylardan söz ediyorum; belgelerden, bulgulardan söz ediyorum. On beş ay, on altı ay içinde hazırlık soruşturmasını tamamlayan Alman savcı Eylül 2008’de iddianameyi hazırlıyor. Deliller o kadar sağlamdır ki, o kadar dayanaklıdır ki, tüm deliller usule uygun toplandığı için mahkeme yargılamayı bir ay içinde bitiriyor ve hükmünü kuruyor. Yargılama sonucunda mahkeme şunları tespit ediyor: Bağış makbuzlarının Kanal 7’nin naklen yayın aracıyla Almanya’ya getirildiğini, Kosova’da yapılmış görünen yardımların hayalî olduğunu, Mehmet Gürhan ile Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı birlikte gösteren görüntülerin Kanal 7’nin Avrupa stüdyolarında çekildiğini, bulgulara göre tüm organizasyonun Zekeriya Karaman’ın yönetiminde olduğunu. Daha da önemlisi, hükmün tefhimi esnasında mahkeme başkanı da şu tespiti yapıyor: “Almanya’nın en büyük bağış yolsuzluğuyla karşı karşıyayız ancak asıl suçlular Türkiye’de.” diyerek, İsmail Karahan, Zekeriya Karaman ve Zahid Akman’ı isimlendiriyor değerli milletvekilleri. Mahkeme, Deniz Feneri Derneğinin, şirketlere yasa dışı yollarla para aktarılması için kullanılan bir araç olduğunu, paravan bir şirket olduğunu, dernek olduğunu hüküm altına alıyor. Bundan sonra Türkiye’de, aralarında Genel Başkanımızın da bulunduğu kişi ve kuruluşlar suç duyuruları yapmaya başlıyorlar. Hükûmet harekete geçmek zorunda kalıyor. Başbakan, her nedense, son derece rahatsız oluyor ve yayın yapan medya kuruluşlarını doğrudan hedef alarak birtakım açıklamalar yapıyor.

Soruşturmayı sürdürmekle görevlendirilen savcılar, Silivri’de öne çıkan bazı savcılara ders verircesine, böylesine kritik bir dosyada gizliliği ihlal etmeden, bir yerlere bilgi sızdırmadan, şüphelilerin yargısız infazına yol açmadan, ciddiyet içinde, sorumluluk içinde, özen içinde görevlerini yapıyorlar. Delillerden hareket ederek şüphelilere ulaşıyorlar. Cumhuriyetin ve cumhurun savcısı olduklarını hiçbir zaman unutmuyorlar.

Soruşturma derinleştikçe işin boyutları ve kirli ilişkiler ağı ortaya çıkmaya başlıyor. İşte bundan sonra, doğrudan siyasi iktidar odaklı ve kurumsal bir şekilde bilgi kirliliğinin yaratıldığı, yalan beyanda bulunulduğu bir dönemin başladığını görüyoruz.

Birkaç somut örnek vereyim: Dernekler Dairesi Başkanlığı, Sayın Beşir Atalay’ın sorumluluğunda olduğu dönemde, 25 Mart tarihli, 34 sayfalık rapor hazırlıyor, “Deniz Feneri Derneğinin belgelerinde sahtecilik unsurları vardır.” diyor. “Yardım Toplama Yasası’na aykırı hareket edilmektedir.” diyor. “Kamu yararı statüsünü kaybetmiştir.” diyor. Açık bir şekilde ortaya koyuyor 34 sayfalık rapor. Böyle bir raporun varlığı sabit ve tartışmasız olmasına rağmen, İçişleri Bakanlığı, Cumhuriyet gazetesine 21/12/2009 tarihli verdiği cevabında diyor ki: “Kamu yararına çalışan dernek statüsünden çıkarılmasına ilişkin bir rapor yoktur.” Bunu ifade etmek suretiyle açık bir şekilde yalan beyanda bulunuyor.

(7/10045) sayılı önergemize Sadullah Ergin imzasıyla verilen 1/6/2010 tarihli cevapta, Maliye Bakanlığının 29/12/2009 tarihli yazısına atfen, Dernekle ilgili bilgi, belge ve rapor bulunmadığından söz ediliyor. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin hem Adalet Bakanı hem Maliye Bakanı yalan beyanda bulunuyor.

Dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın yine önergemize vermiş olduğu cevap 26/2/2010 tarihli. “Deniz Feneriyle ilgili olarak 2007 ve 2009 yıllarında düzenlenmiş olan raporlarda kamu yararına çalışan dernek statüsünün verilmesinde aranan şartların varlığını koruduğu” ifade edilmek suretiyle bir kez daha yalan beyanda bulunuluyor.

Nihayet, telefon kayıtları ve görüşmeleri. Bakın değerli milletvekilleri, 16 Ekim -aramaların yapılmasından bir gün kadar önce- saat 22.19’da, Bakanın özel koruma müdürü, İçişleri Bakanlığının telefonundan kimi arıyor? Kırıkkale Belediye Başkanının kullanımında olan telefonu arıyor, 134 saniye görüşüyor. Karabağ’ın savunması, özel koruma müdürünün savunması: “Efendim, Bakan Kırıkkale’ye gideceği zaman genellikle arar, haber verirdik.” Ertesi gün Bakan nerede biliyor musunuz? Ertesi gün Bakan Irak’ta, Başbakanla birlikte Irak’ta değerli arkadaşlarım. Bu görüşmeden 48 saniye sonra Belediye Başkanı Veli Korkmaz, Hayat Görsel Yayıncılık Anonim Şirketine ait telefonu arıyor, Mustafa Çelik ile 44 saniye süren görüşme yapıyor, bu görüşmede Mustafa Çelik’in ev telefonunu öğreniyor. Kendisi, 0318… Kırıkkale Belediye Başkanlığına ait sabit telefondan Mustafa Çelik’i, 0216… sabit telefondan arıyor, 113 saniye görüşüyor. Korkmaz’ın savunması: “Efendim, eşlerimiz de tanıştıkları için cep telefonuyla görüşmek istemedik, sabit telefonla görüşmek istedik.” Gece yarısı 23.00’te eşler de Kırıkkale Belediye Başkanlığı makamından böylece görüşmüş oluyorlar.

Anlatımı yapılan bu ilişkilerin, değerli arkadaşlarım, tesadüf kavramı ya da hayatın olağan akışı gibi kavramlarla izah edilmesinin mümkün olamayacağı açıktır. Bütün bu hususlar, ayrıca Kanal 7 Yönetim Kurulu üyesi İsmail Karahan’ın savcılık itiraflarıyla ve diğer belgelerle de doğrulanıyor.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, anlatımını yaptığımız bu sürecin bütün safhalarında vardır değerli arkadaşlarım. Gelin, Beşir Atalay’ın… Bakın, burada elbette biz bir infaz yapmak durumunda değiliz ama size ciddi ve somut bulgulardan söz ediyorum. Takdir edersiniz ki değerli arkadaşlarım, şu bulgulara, şu oluş şekline “Bunlar kayda değer değil.” diyemezsiniz. Biraz insaf sahibi olan, biraz vicdan sahibi olan, biraz sorumluluk sahibi olan, her hâlde bunu diyemez. Gelin, Beşir Atalay’ın hukukunu korumak adına, onun şaibelerden kurtulması adına bir değerlendirme yapın değerli milletvekilleri.

Bakın, aslında, köstebeklik yapan Sayın Beşir Atalay değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurumları siyasi iktidar ile bağlantılı olan kritik konu ve soruşturmalarda -maalesef- bu tarz hareket eder hâle gelmişlerdir. Bakın, Deniz Feneri sürecinde aynı tablo devam ediyor. Görevden alınan savcılarla ilgili olarak soruşturma yapan Adalet Bakanlığı müfettişleri ne yapıyor biliyor musunuz? Aynı işi yapmaya devam ediyorlar. 18 Ağustos tarihli tutanakta, teknik takip yapılan şüphelileri belirtmek suretiyle soruşturmanın gizliliğini ihlal ederek, daha da ötesi, şüphelilere “Gerekli tedbirleri alın.” diyerek aslında delilleri karartmaya zemin hazırlıyorlar değerli milletvekilleri. Bunları görmezden mi geleceksiniz? Bunları sorgulamayacak mısınız? Bunlar kayda değer değil mi? Bakın, Deniz Feneri sürecindeki ilişkiler ağının örtülmesi ve delillerin karartılması Hükûmet için böylesine etkili, böylesine önemli.

Ortaya bir şüpheli çıkıyor, diyor ki bir şüpheli… İsmini vermiyorum, can güvenliği için ismini vermiyorum. Diyor ki o şüpheli: “Biz, Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik ve İsmail Karahan ile Türkiye'de ve Almanya’da birkaç kez görüştük. İsmini vermek istemediğim bir kişi geldi, bize talimatlar verdi.” Kim bu kişi? Bu kilit kişi kim? Bu kişi, öyle anlaşılıyor ki Zekeriya Karamanların da üstünde. Bu kişiyi merak etmiyor musunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ediyoruz.

ATİLLA KART (Devamla) – Bu kişiyi merak etmiyor musunuz? Bu kişiyle Beşir Atalay’ın ilişkileri nedir? Bu kişiyle Hükûmetin ilişkileri nedir? Bu kişiyle Başbakanın ilişkileri nedir? Bunları merak etmiyor musunuz? Bunlarla yüzleşmeye hazır mısınız? O cesaretiniz var mı? Bakın, bu ilişkiler, ne oluyor biliyor musunuz? Türkiye ve Almanya ilişkilerini bloke ediyor değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Devamla) – Türkiye ve Almanya ilişkilerini bloke ediyor. Bunları değerlendirmeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Kart, teşekkür ediyorum.

ATİLLA KART (Devamla) – Bir dakika Sayın Başkanım, bir dakika, izninizle…

BAŞKAN – Biliyorsunuz Sayın Kart. Lütfen, lütfen…

ATİLLA KART (Devamla) – Bir cümle, izninizle ifade edeyim.

Değerli arkadaşlarım, vicdanlarınıza, sorumluluk duygunuza sesleniyorum: Ortaya çıkan bu tablo elim bir tablo değil midir? Böyle bir tablo karşısında çocuklarımızın, yakınlarımızın, halkımızın gözlerinin içine bakarak ve kamuoyunun vicdanına seslenerek “Yaşasın adalet” diyebilecek miyiz? 

BAŞKAN – Sayın Kart, lütfen…

ATİLLA KART (Devamla) – Yoksa, “Adaletten bana ne? Ben muktedirim, fırsatını yakalamışken ben işime bakarım.” mı diyeceksiniz?

BAŞKAN – Sayın Kart…

ATİLLA KART (Devamla) – Takdir sizlerin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

Sayın Arınç, Sayın Kart’ın isminizi zikrederek “Deniz Feneri konusunda yanlış bilgi verdi…” İç Tüzük 69’a göre kısa bir  açıklama yapmak istediğinizi belirtiyorsunuz. Ne söyledi de yanlış bilgi verdi? Sormak durumundayım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkanım, bu konu eskiden beri konuşulur. Hüküm ifade edilen cümlelerle, Deniz Feneri konusunda benim tavrımdan bahsetti ve bunu, Hükûmet aleyhine yorumlanabilecek bir şekilde söyledi.

BAŞKAN – Buyurun kürsüye, iki dakika süre veriyorum Sayın Arınç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, hasis davranmasanız çok daha iyi olur. Belki, Sayın Kart’a bir dakika daha, bana da üç dakika vermeniz çok iyi olurdu.

BAŞKAN – Yo, herkese aynı süreyi veriyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Çünkü tartışılan bir konuda belki iki dakikada tamamlayamam.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – “Hasis” dedi Sayın Başkan, sataşma var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Öncelikle Özgür Özel, Atilla Kart arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Sayın Atilla Kart, her zaman olduğu gibi, hüküm ifade eden cümlelerle ama çoğu zaman yanlış değerlendirmelerde bulundu. Benim, Deniz Feneri olayıyla ilgili toplam dört konuda konuşmam vardır.

Bir tanesi; Başbakan Yardımcısı olarak RTÜK’ten sorumlu olduğum zaman ismi geçen Zahid Akman bu kurumun başkanıydı, Üst Kurulun başkanıydı. Kendisiyle ilk görüşmemde “Bu dava üzerinde isminizden çok bahsediliyor, siz de kurumda yıpranıyorsunuz. Dolayısıyla kurumun başından ayrılmanızı istiyorum; dedim. Bunun üzerine tartışmalı günler oldu, ancak süresi doldu, kurumun başkanlığından ayrıldı.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Gücünüz yetmedi ama!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – İkincisi: Deniz Fenerinin ben Türkiye’deki teşkilatını bilirim, Almanya’yı bilmem, bunu da çok açık o tarihlerde ifade ettim. Türkiye’deki çalışmalarına da bilfiil katıldım, kendim maddi destek sağladım, eşim de top kumaşları aldı, arkadaşlarıyla, küçük çocuklar için elbiseler dikti, kapı kapı bunları dağıttı. Hâlen de bu Derneğe yardım ederim, hâlen de bu Derneğin sağlam, namuslu, hamiyetli olduğuna inanırım ama Almanya’yı bilmem. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Meclis Başkanıyken bunlara malzeme verdiğim doğrudur, ben bunları o zaman da açıkladım soru önergeleriyle. Ama unutmayın, Meclis Başkanlığım beş yıl sürdü. Lojmanlardan çıkılmıştı, bu kurumun bütün malzemelerini de yeniledim. Ortaya çıkan malzemelerden özellikle kamu yararı bulunan dernek ve vakıflara malzeme yardımı yaptım. Bunların içerisinde Deniz Feneri de var. Verdiğim tabaktır, çataldır, kaşıktır. Hatta, söylemek ayıp olmasın, o tarihlerde, 2002’de milletvekili olanlar bilirler -tarafsız davrandığımı söylemek için ifade ediyorum, Sayın Baykal çok daha iyi bilecektir- Ali Rıza Gülçiçek isminde bir milletvekilimiz vardı, İstanbul Milletvekiliydi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – İşte, süre bitti!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arınç.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Söyleyin, söyleyin de öğrenelim..

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Söyleyin, söyleyin.

BAŞKAN – Sayın Arınç, yapabileceğim bir şey yok. Gruplar itiraz ediyor, benim yapabileceğim bir şey yok. Uygulama, genel uygulama…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, itiraz etmiyoruz efendim, olur mu böyle bir şey? İtiraz etmiyoruz, verin süre. Bu kadar katı olamazsınız yani, bize de olamazsınız, Sayın Arınç’a da olamazsınız.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, hasis olma!

BAŞKAN – İtiraz etmiyorsanız Sayın İnce, veririm ben, ama siz itiraz ediyorsunuz. Yani siz derken şahsınızı kastetmiyorum, gruplar itiraz ediyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, bir şey söyleyebilir miyim. Bu kadar katı olma hakkınız yok; bize de olamazsınız, Sayın Arınç’a da olamazsınız.

BAŞKAN – Hayır, ne deme hakkım yok canım? İç Tüzük’ü uyguluyorum, buradaki teamülü uyguluyorum ben.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Verin süre, itiraz etmiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Arınç o zaman.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Böyle bir mantık yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan genel bir kuralı uyguluyor!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Önemli bir şey görüşülürken süre verilir yani.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Başkan, işinizin ne kadar zor olduğunu biliyorum ve kurallara uymamız gerekir.

BAŞKAN – Daha sonra da her grup kendi konuşması için aynı şeyi isteyecek.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Ama iki dakika da bir şey anlatılmıyor, yani arkadaşlarımıza da, ne bileyim, bir dakika, iki dakika versek herhâlde iyi olacak.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Hayır efendim, İç Tüzük değişikliği de böyle Sayın Bakanım, kısmaya çalışıyorsunuz; takdir edersiniz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Arınç, dinliyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Ben Sayın Başkanımın görevini yaparken gösterdiği ihtimamı saygıyla karşılıyorum ama şu cümlemi bitireyim lütfederseniz…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ama “hasis” dediniz Sayın Arınç.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Almanya ayağını da açıklar mısınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Açıklayacağım tabii.

Değerli arkadaşlarım, bu malzemeleri dağıttım. Ali Rıza Gülçiçek arkadaşımı çağırdım, “Alevi derneklerinden, cemevlerinden -siz biliyorsunuz İstanbul’da, ben bilmiyorum- ihtiyacı olanlar varsa lütfen bana isimlerini verin, onlara da malzeme göndereyim.” dedim. Gönderdim, tam altmış beş tane dernek ve vakfa malzemelerden verdim, helalühoş olsun. Bunların içinde yatak var, yorgan var, mutfak malzemesi var, var. Bunların listesi de elimizde.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Başka derneklere de verdiniz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine vermediniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, kamu yararı var, hâlen bu Dernek Türkiye’de faal ve Almanya ile olan bağlantısı sadece, İçişleri Bakanlığının kayıtlarına göre -ki İçişleri Bakanlığının verdiği cevapta da yasalara uygun faaliyet gösterdiği söyleniyor- bir 13,5 milyondu zannediyorum, bu paranın geldiği…

ATİLLA KART (Konya) – Bakanlığın raporu var Sayın Arınç.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – …Türkiye’deki Derneğin hesabına girdiği ve buradan harcandığı da çok açık, sabit.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sanki hepsini Alevi derneklerine vermiş gibi konuşuyorsunuz.

ATİLLA KART (Konya) – Bakanlığın raporuna ne diyorsunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Atilla Bey, sizin saplantınızdan kurtulmak mümkün değil. Ben size, lütfen, söylüyorum: Bakın, Türkiye’dekini biliyorum. Almanya ile ilgili bağlantı çıktığı zaman yine bir şey söyledim, “Mademki Almanya’daki sanıklar bu davayı kabul etmişler cezadan kurtulmak için, şu veya bu sebeple, o zaman bu karar kesinleştiğine göre, bunun Türkiye’de bağlantısı olduğu da iddia ediliyor, bu bağlantı soruşturulmalı, yargıya gitmeli…

ATİLLA KART (Konya) – Ama işte soruşturulamıyor Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – …ve ismi geçen kişiler de yargıda hesap vermelidir.” dedim. Hâlen de aynı kanaatteyim, bu kanaatimi ifade ediyorum.

ATİLLA KART (Konya) – Soruşturulamıyor Sayın Bakan, sorun o.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Görevden bile alamadınız Sayın Arınç.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir başka cümlem de şu oldu: Bununla ilgili olarak 3 kişi tutuklandı, sanıyorum üç ay sonra da tahliye edildi.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Kim koruyordu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Tahliye edildikleri gün “Asıl olan tahliyedir, umarım ki bu tahliye kararı uzun tutukluluk içerisinde mağdur olanlar için de bir emsal teşkil eder.” dedim. Daha ne diyeyim arkadaşlar?

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Hâlâ emsal olamadı ama.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Hani, bekliyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bütün bunları şahsım adına söyledim. Şu anda yalnız…

ATİLLA KART (Konya) – Bakanlığın raporuna ne diyorsunuz Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – …bu dava soruşturma safhasındadır. Henüz iddianame yazılmamış olsa bile, soruşturma safhası yargı yetkisinin kullanıldığını gösterir. Anayasa’nın 138’inci maddesine göre, sizin böyle bir gensoru vermeniz de Anayasa’ya aykırıdır. (CHP sıralarından gürültüler)

ATİLLA KART (Konya) – Yani kutlarım sizi, bravo(!) Adalet anlayışınız bu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Son cümlem şu: Bu olayla ilgili olarak Hükûmetimizin kesinlikle bir ilişkisi yoktur.

ATİLLA KART (Konya) –  Tabii, adalet anlayışınız bu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bir son cümle: Beşir Atalay’ı hukuk fakültesindeki talebe arkadaşlığımdan tanırım, kırk yıldan beri namuslu olduğuna, sorumluluk bilinci içinde hareket ettiğine…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, gensoruyla ne alakası var ya?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – …ve hiçbir kusuru olmadığına da şahidim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arınç.

OKTAY VURAL (İzmir) – Avukatlık mı yapıyor? Avukatlık mı yapıyor?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Avukatım zaten, mesleğim avukatlık.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, yürütme dilek, temenni makamı değildir, yürütme icra makamıdır; dolayısıyla, yürütme icra makamıysa, dilek, temennilerle halk kandırılmamalıdır, tavrını doğru koymalıdır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunırmak.

Şimdi söz sırası…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - …Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Altan Tan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Madem yargı istiyorsunuz, açalım…

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Sayın Tan, oturur musunuz lütfen.

Buyurun Sayın Kart.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, 69’uncu madde kapsamında değerlendirilecek, söz almamı gerektirecek açıklamalar yaptı. Ayrıca, şahsımı da hedef alarak hoş olmayan ifadeler kullandı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart, yeni bir sataşmaya mahal vermeden.

ATİLLA KART (Konya) – Peki.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ona da beş dakika.

BAŞKAN – Sayın Arınç beş dakika kullandı, size de beş dakika veriyorum. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – O zaman, tamam, notlarımı alıp öyle geleyim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok adaletlisiniz vallahi!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, size “hasis” dediler, size de sataşma var.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart.

2.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Tabii, Sayın Arınç, Sayın Bakan her zamanki, bir taraftan nezaketiyle, bir taraftan da aslında bu kadroyu korumaya yönelik yaklaşımıyla her zamanki üstüne düşen görevi yine maalesef yapıyor.

Sayın Arınç’a şunları hatırlatmak isterim: Bakın, Dernekler Dairesinin otuz dört sayfalık raporundan söz ediyorum Sayın Bakan, otuz dört sayfalık rapordan söz ediyorum. Bu raporu görmezden mi geleceksiniz? “Yok” mu diyeceksiniz? Bu rapora rağmen bunları ifade eden birisine nasıl “saplantılı” diyebilirsiniz? O zaman, demek ki siz mutlaka birilerini korumak içgüdüsüyle hareket ediyorsunuz. Bunun anlamı budur. Başka açıklaması var mı?

Bu raporun aksi çürütülebilmiş mi? Bakanlık kayıtlarında o rapor varlığını koruyor. Üstelik, o raporun varlığı ortaya çıkıyor, bu konuda yazışmalar yapılıyor, Bakan çıkıyor, Bakan adına birileri çıkıyor, yalan beyanda bulunuyor. Sadece Bakan yalan beyanda bulunmuyor; Adalet Bakanı da yalan beyanda bulunuyor, Maliye Bakanı da yalan beyanda bulunuyor. Bunlara cevap versenize. Eğer “adalet” kavramını hakikaten kimilerinin ifade ettiği gibi.. Kimilerinin size yüklemeye çalıştığı o misyonun gereği olarak bunun o zaman doğrusunu yapın, bunun açıklamasını yapın. Şimdi, bu noktada maalesef tutarlı değilsiniz ve artık, inandırıcı da değilsiniz Sayın Bakan, bunu daha fazla tevil edemezsiniz.

Bakın, telefon kayıtlarından söz ediyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – İçerik?

ATİLLA KART (Devamla) – İçeriği de göstereyim size. Buyurun, içeriği dinlemeye cesaretiniz varsa onu da okuyayım Sayın Bakan. Bakın, bakın…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sizin okumanız lazım, iddia eden sizsiniz.

ATİLLA KART (Devamla) –  Şunu siz gayet iyi bilirsiniz: Biz burada yargı mercisi değiliz, biz burada yargılama yapmıyoruz; biz burada somut delilleri, inandırıcı delilleri, kuvvetli delilleri ortaya koyuyoruz. Bırakalım, yargılama mercisi bunu değerlendirsin. Burada siz de hüküm kuramazsınız, ben de hüküm kuramam.

İçerik de işte, buyurun. Hangi ifade? O biraz evvel sözünü ettiğim, koruma altına alınması gereken şüphelinin ifadesi. İsmini vermiyorum. Niye vermiyorum ismini? Çünkü gerçekten can güvenliği noktasında yurttaş olarak endişe ediyorum. Bu noktada Hükûmeti bir kez daha göreve davet ediyorum. Bu kişiye yönelik olarak vuku bulacak, can güvenliğine yönelik olarak vuku bulacak muhtemel saldırıların sorumlusu siz olacaksınız. Onu buradan kayda geçiriyoruz. O ifadelerde ve kamuoyuna yansıyan şüpheli…

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Bir şey mi yapacaksınız? Ne yapacaksınız?

ATİLLA KART (Devamla) - …Mustafa Çelik’in ifadelerine göre. Bundan daha somut nasıl anlatayım? Ben yargılama mercisi değilim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Telefon dinlemelerinin içeriğini okuyun.

BAŞKAN – Sayın Kart, Genel Kurula hitap edin lütfen.

ATİLLA KART (Devamla) – Bakın, telefon kayıtları. Şunu Sayın Başkan müsaade ederse okuyayım…

BAŞKAN – Hayır, o kadar süre veremeyiz Sayın Kart. Bir buçuk dakika süreniz var.

ATİLLA KART (Devamla) – Burada, enteresandır, şunu gerçekten kamuoyu değerlendirsin: Sayın Arınç’a birileri bir misyon yüklüyor. Ben de o misyonu gerçekten yüklemek istiyorum, o duygumu hâlen muhafaza etmek istiyorum. O noktada hâlen bir ihtiyat payı bıraktığımı huzurunuzda ifade ediyorum. Umarım, o ihtiyat payını hakkıyla kullanırsınız, onu bihakkın kullanırsınız.

Bakın, sınıf arkadaşlarınıza hep kefil olduğunuzu biliyoruz, Yargıtaya kefil olduğunuzu biliyoruz, Danıştaya kefil olduğunuzu biliyoruz ama enteresandır, Sayın Bakana yönelik olarak el kaldırırken…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Kayseri Belediye Başkanına da kefil ol.

ATİLLA KART (Devamla) - …çok çok mahcup el kaldırdınız, yani böyle, kaldırıp kaldırmamakta tereddüt ettiniz.

AHMET YENİ (Samsun) – Niyet okumaya devam et.

ATİLLA KART (Devamla) – Bunları, inanıyorum ki… Grup bünyesinde de pek çok arkadaşımın el kaldırmadığını görüyorum. Ben bu vicdanınıza gerçekten, grubun bu vicdanına hâlen güveniyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hocam, siz beden dili uzmanı mısınız? Elini nasıl kaldırdığının ne anlama geldiğini nereden biliyorsunuz?

AHMET YENİ (Samsun) – Niyet okuyor, niyet.

ATİLLA KART (Devamla) - Adalet ve Kalkınma Partisinin o vicdani duygusunu, o sorumluluk duygusunu hâlen kaybetmediğine inanmak istiyorum.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – “Okuyacağım” dediniz, okumadınız. Nasıl oldu ya?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Dinlemelerin içeriğini okuyun.

ATİLLA KART (Devamla) - İnanıyorum ki gelişen süreç içinde arkadaşlarımız bu değerlendirmeleri yapacaklardır, vicdanlarının sesini dinleyeceklerdir diyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

Sayın Ergin, Sayın Kart “Adalet Bakanı yalan söylüyor, Maliye Bakanı yalan söylüyor.” şeklinde iki defa beyanda bulunduğu için sataşmadan dolayı söz istiyor.

Buyurun.

Üç dakika söz veriyorum.

3.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Kart’ın bu kürsüden ifade ettiği husus, milletvekillerinin sormuş olduğu sorulara ilişkin, bakanlıklar cevaplamak üzere koordinatör bakanlık olarak tayin edilirler. Bu konuya ilişkin, muhalefet partilerinden gelen soru önergelerinin birçoğu Adalet Bakanlığı üzerinden cevaplanmak üzere Bakanlığımıza gelir. Bakanlığımızda bulunan bilgiler kendi kayıtlarımızdan, olmayanlar ilgili bakanlıklardan toplanarak ilgili milletvekiline cevap olarak gönderilir.

Sayın Kart “Adalet Bakanı yalan söylüyor.” derken kendi kayıtlarımıza dayalı belgelere ilişkin mi bunu söylüyor yoksa bizim Bakanlığımızda olmayan bilgilerin İçişleri, Maliye bakanlıklarından istenerek ilgili bakanın imzasıyla, üst yazıya bizim imzamızla giden belgelere dayalı mı bunu söylüyor? Bunu açıklaması gerekiyor; bir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Fark etmez.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – İkincisi: “Müfettişler, bu soruşturmanın gizliliğini ihlal etmiştir.” diyor Sayın Kart. Sayın Kart, CHP grup toplantı salonunda kırmızı klasörleri sallayarak, konuşma tape’lerinin içeriklerini okuyarak, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Atilla Kart, soruşturmanın neyini ihlal ediyor acaba? Siz ihlal etmiyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bizzat kendiniz, şu ana kadar henüz dava ikame edilmiş değil, şu ana kadar soruşturma devam ediyor, burada “telefon tape’si” diye söylediğiniz her söz, soruşturmanın gizliliğini ihlaldir. Bunu bilmeyecek durumda değilsiniz ama bunu yaparken başkasını suçlamayın lütfen.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dalga mı geçiyorsun, ne soruşturması? Bu memlekette soruşturma mı kaldı, bitti sayenizde!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – İkinci konu: Bu gensoru önergesini verirken…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dalga mı geçiyorsun? Ayıp ya, ayıp!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – …“Sayın Beşir Atalay’la beraber Adalet Bakanı da bu soruşturmanın…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ne soruşturması, ne gizliliği ya!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – …ilerlemesini önlemek için müdahale etmiştir, gayret sarf etmiştir.” gibi ithamlar var.

Değerli milletvekilleri, uluslararası ceza işlerinde adli yardım sözleşmesine göre bu tür istinabelerde, Adalet Bakanlığının, iki ülke adli makamları arasındaki adli yardım taleplerinin ilgili mercilere ulaştırılmasına aracılık etmek dışında en ufak bir görevi ve sorumluluğu yoktur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının Almanya’ya göndermek için tarafımıza gönderdiği belgeler, aynı gün veya ertesi gün, Alman makamlarına gönderilmiştir, Alman makamlarından gelen cevaplar da aynı gün veya ertesi gün, Ankara Başsavcılığına gönderilmiştir. (CHP sıralarından gürültüler)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Nerede o savcılar?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Yazışmalar geciktiği takdirde, Adalet Bakanlığı, üzerine vazife olmamasına rağmen…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Nerede o savcılar?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – …Alman makamlarına tekit yazmıştır 3 defa.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onları niye görevden aldınız?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Dolayısıyla, Sayın Kart’ın, her zaman olduğu gibi, bu kürsüden, hüküm cümleleriyle muhatabını mahkûm etmeye dönük beyanlarını üzüntüyle karşıladığımı ifade ediyor, Genel Kurula saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan çok açık bir şekilde açıklama yapmam gereğini ifade etti, kendisine karalamada bulunduğumu ifade etti. İzninizle, açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart, sataşma nedeniyle üç dakika.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, yeni bir teamül oluşturuyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, soruşturmanın gizliliği sadece Deniz Fenerinde mi aklına geliyor, başka yerlerde niye gelmiyor aklına?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Savcıları niye görevden aldın Sayın Bakan?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Niye görevden alıyorsun savcıları?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Niye aldın savcıları görevden? (CHP sıralarından “Haberi yok” sesleri)

Haberi yok değil mi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yandaş basına veriyorsun her şeyi de…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – HSYK aldı değil mi?

4.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ATİLLA KART (Konya) – Değerli arkadaşlarım, Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade edeyim: Deniz Feneri Derneği soruşturmasında, konuşmamda da ifade ettim, Sayın Genel Başkanımızla birlikte bizzat suç duyurusunu yapan milletvekillerinden birisiyim. Dolayısıyla, o soruşturma dosyasını bu sebeple de ayrıca takip ettiğimi ifade etmek istiyorum. Bu çerçevede…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Kart…

ATİLLA KART (Devamla) – Sayın Bakan, ifade edeyim.

Şimdi bakın, o çerçevede Oda TV davası, Telekom soruşturması, kömür yolsuzluğu davası… Hani dün burada İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu arkadaşımızın dile getirdiği 1 milyar dolarlık kömür üzerinden yapılan yolsuzluğa ilişkin dosya iki yıldır Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında kayıp. Bu dosyaları takip ediyoruz, gidiyoruz takip ediyoruz. Ordu Aybastı dosyasını, kamera eşliğinde verilen rüşveti, bunları takip ediyoruz, bunları açıklayın Sayın Arınç. Vicdanınıza sesleniyorum: Neden bir yıldır hâlen görevde tutuyorsunuz?

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Hangi vicdan?

ATİLLA KART (Devamla) – Rüşvet, kamera, suçüstü, hâlen görevde. Neyi takip ediyoruz? Kayserileri takip ediyoruz, Deniz Fenerlerini takip ediyoruz. Orada elbette gidiyoruz haftada bir, on günde bir, on beş günde bir, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığındaki ilgili savcıları takip ediyoruz, “Görevinizi yapın” diyoruz “Cumhuriyetin ve cumhurun savcısı olduğunuzu unutmayın” diyoruz. Onların yapması gereken görevi biz yapıyoruz. Türkiye bu hâle gelmiş durumda. Bunların açıklamasını yapın siz. Kömür yardımı yolsuzluğu dosyası iki yıldır neden sümen altı ediliyor, neden dava açılmıyor? Bunun açıklamasını yapın Sayın Bakan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Deniz Feneri savcıları niçin görevden alınıyor?

ATİLLA KART (Devamla) - Orada Deniz Feneriyle ilgili bilgiler, orada soruşturmanın gizliliğini ihlal eden bir durum varsa, siz devletsiniz, buyurun gereğini yapın, buyurun gereğini yapın, devlet olarak gereğini yapın. Ama burada bunları yapmıyorsunuz.

Bakın, burada size Adalet Bakanlığına yönelik olarak hiçbir karalama yapmadım. Önerge ismi veriyorum, tarih veriyorum. Siz hem kendi adınıza cevap veriyorsunuz ayrıca da Maliye Bakanlığının 29/12/2009 tarihli yazısına ayrıca atıfta bulunarak yazışma yapıyorsunuz, yazışma yapmışsınız, orada sorumluluk üstleniyorsunuz, “Dernekle ilgili bilgi, belge ve rapor yoktur.” diyorsunuz. Ne zaman diyorsunuz bunu? Bunu, Haziran 2010’da diyorsunuz. Oysa 2009 Martında otuz dört sayfalık rapor var. Bu, yalan beyanda bulunmak değil de nedir değerli arkadaşlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Devamla) – Sayın Arınç, yalan beyanda bulunmak değil de nedir bu?  (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yalan değil, belki şakadır!

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Gerçekler karşısında ancak bu kadar pişkin olunur ya.

BAŞKAN –  Sayın Kart, teşekkür ediyorum.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Arınç, pet şişeli suikast ne oldu? Yüreğimiz ağzımıza gelmişti, onu da merak ediyoruz.

V.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

2.- Konya Milletvekili Atilla Kart ve 32 milletvekilinin, Deniz Feneri Derneğiyle ilgili soruşturma sürecine müdahil olarak görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/9) (Devam)

BAŞKAN –  Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Tan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben konuşmama sizlere bir hikâye anlatarak başlamak istiyorum. Meşhur bir hikâyedir, hepinizin bildiği bir hikâye ama  yeri geldi -et tekraru ahsen velev kane yüz seksen- bir sefer daha anlatayım: Memleketin birinde ağanın birisi, fazla böyle işle güçle de uğraşmayı sevmeyen bir ağa. Zaten ağaların büyük bir kısmı işle güçle çok fazla uğraşmaz. 100 tane koyununu, keçisini, çağırmış bir çobana vermiş. Fakat çoban da memleketin en bitirim, en uyanık -fazla da tasvir etmeyeyim belki üzerinize alınırsınız- tiplerinden biri. Bir sene geçmiş, iki sene geçmiş haber yok. Ağa demiş ki: “Hele bu çobanı bir çağırın bakalım, ne oldu, ne bitti, ne yaptı? Ne kadar yağ, ne kadar yapağı, ne kadar yün, ne kadar yoğurt, peynir alındı satıldı, kuzu yavruladı?” Neyse bulmuşlar, buluşturmuşlar. Tabii, bu arada da bir sürü kötü kokular geliyor kulağına ağanın. Diyorlar ki: “Bu, böyle bildiğin gibi değil.” Geliyor, ağa da bir ağacın dibine uzanmış böyle gölgelikte, uzaktan yavaş yavaş bir bakıyor ki işte çoban gözüktü, biraz daha yaklaşıyor, bakıyor yanında bir topal keçi, elinde de bir kâse. Tabii, kâsenin içinde ne olduğunu da göremiyor ama sonradan anlaşılıyor ki o da bir kâse yoğurt. Öfkelenmeye başlıyor, anormal bir durum var. Soruyor: “Ne oldu, ne yaptın, ne ettin bu bir iki senidir?” “Ağam, ne sen sor ne ben söyleyeyim. Bu bana verdiğin 100 tane koyunun, keçinin 20’sini kurt kaptı, 7’si birbirine boynuz attı, 12’si şaşırıp kaçtı, 60’ı kendini bayırdan, uçurumdan aşağı attı, aha işte bu gördüğün topal keçi kaldı. Sabahleyin de bunun sütünü sağdım, akşama kadar zayi olmasın diye bir kâse yoğurt yaptım, aha işte bu yoğurdu da sana getirdim.” diyor. Çıldırıyor, tuttuğu gibi yoğurdu vuruyor çobanın suratına. Çoban da şöyle bir yüzünü temizliyor, diyor ki: “Allah’a çok şükür, bu hesaptan da yüzümün akıyla çıktım.” (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Aynen öyle!

ALTAN TAN (Devamla) - Şimdi, sevgili arkadaşlar, ben uzun uzadıya şeyi anlatmayacağım, Deniz Fenerinde ne oldu, burada ne oldu, dosyada ne var, mahkeme ne dedi, hâkimleri kim aldı, niye aldı, nasıl oldu, nereye gitti; bunların hepsi konuşuldu. Eğer bu konuşulanlar vicdanlarda bir sızı meydana getirmiyorsa, bir muhasebe doğurmuyorsa bunları konuşmanın bir faydası yok.

Şimdi, işte yarım saat, bir saat sonra tekrar “Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.” deyip çekip gideceğiz. Ben, o mevzuların hiçbirisine girmiyorum yani bu teferruat kısmı diye adlandırdığım adli kısmına, olayın kendisine kızmıyorum.

Yine bir hikâye daha anlatayım. Bir şeye üzülüyorum, sıradan bir yolsuzluk olsaydı söz de almayacaktım çünkü bu işler bu memlekette yeni değil yani neredeyse bu memleket var olalı beri var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Antep’te baklava çalan on yıl cezaevinde…

ALTAN TAN (Devamla) – Efendim, İSKİ döneminde de var, daha başka zamanlarda da var yani bunlara alışkınız şimdi. Hani diyor ya “Tencere dibin kara, benimki senden kara.” böyle. Fakat…

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Ne oldu?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – İSKİ’nin hesabı verildi, verildi.

ALTAN TAN (Devamla) – Arkadaşlar, vicdanlarınıza sesleniyorum, olan vicdanlara: Tekrar ediyorum, sıradan bir yolsuzluk olsaydı, sıradan bir dolandırıcılık olsaydı söz almayacaktım çünkü tekrar ediyorum, bu memleket böyle davaları çok gördü. Ziya Paşa yüz otuz sene evvel yazdı, dedi ki:  “Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efraz/Birkaç kuruşu mürtekibin cây-ı kürektir.” Bu memlekette büyük yolsuzluk sahipleri her zaman itibar görür yani yeni bir olay değil bu, padişahlar zamanından beri böyle. Peki, niye üzüldüm bu kadar, onu söyleyeyim.  Yine bir hikâye anlatayım bununla alakalı.

Arabistan çölünde en meşhur Arap aşiret reislerinden birisi o bölgenin en muhteşem atının üzerinde, çölde tek başına aslan avına çıkmış; işte, eski kahramanlardan birisi, en büyük meziyetlerinden birisi. Bir bakıyor ki böyle çölün ortasında bir yerde birisi can çekişmekte; iniyor, bir damla su yok. Hemen matarasını çıkarıyor, ağzına birkaç damla su damlatıp kendine getirmeye falan çalışırken, o an adam canlanıyor, ayaklanıyor bu büyük aşiret reisinin en meşhur atına biniyor ve dörtnala sürüp kaçıyor. Feryat figan, bağırıyor, çağırıyor, feryat ediyor, oturuyor hüngür hüngür ağlıyor. Arkadan aşiretin öbür fertleri geliyor, diyorlar ki: “Niye bu kadar ağlıyorsun yani sen bu kadar şan şöhret sahibi bir adamsın. Bir atın gitti, ne olacak yani bir attan? Yani neticede ne kadar meşhur olursa olsun bir at, sende de bundan onlarca var.” Diyor ki: “Bu dolandırıcılık eğer şüyu bulursa, yayılırsa Allah’a yemin ederim ki kıyamete kadar insanlar çölde susuzluktan ölse kimse bir damla su vermez artık.”

Sevgili arkadaşlar, Deniz Feneri böyle bir dava. Bu millet en samimi, hasbi, kalbî iyi niyetiyle elinden geldiği kadar… İşte, biraz evvel Sayın Arınç dedi ki: “Benim eşim kumaşları dikti, arkadaşlarıyla dağıttı.” Bu bir hasbiyetin ifadesidir, sembolik de olsa ve milyon dolarlar, milyon marklar, milyon eurolar, avrolar toplandı. Şimdi, eğer burada bir koku geliyorsa “Ben demedim, o demedi, o yoktu, filan evrak sahteydi, feşmekân bilmem neydi.” Ayıptır. Hiçbir şey yoksa, bunu temizlemek için madem bu kadar eminseniz, buyurun, bu Meclis bir komisyon kursun, bir araştırma yapsın, doğru düzgün insanların da, toplumun da içi rahat etsin. Eğer bu insanların gerçekten suçu yoksa onlar da aklansın. Ama bundan sonra, sevgili arkadaşlar, bakın, dikkat edin, bu yardım yapan kuruluşların yardım alma oranları neredeyse 5 misli, 6 misli düştü, yani insanlarda, tıpkı o çöldeki Arap aşiret reisi gibi güven sarsılması oldu. Bunu tamir edemezsiniz yani en büyük günah bu. Yoksa ne kadar vardır, ne vardır, ben de şu an bütün dosyaları bilmiyorum -bir sürü rakam, bir sürü evrak, bir sürü iddia, bir sürü belge- ancak bildiğim birkaç şey var, şimdi de onları anlatmak istiyorum size.

Ben kırk bir yıldır, şu anda da dâhil, Türkiye’de bütün İslami grup ve cemaatlerin bir şekilde içindeyim. Sevgili arkadaşlar, hayatı boyunca bir kuruş ticaret yapmayan Sayın Erbakan, servetiyle ilgili ağzımızı açtığımızda -ki buradaki arkadaşların büyük bir kısmı yıllarca beraber politika yaptılar- kıyametler kopuyordu, “Fitne yapıyorsunuz, fesat çıkarıyorsunuz, camiayı bölüyorsunuz.” Bakın, ne oldu -bugünkü gazetelerde okudunuz- ne hâle geldi camia.

İhlas Finans olayını yaşadık, YİPMAŞ olayını yaşadık. Yani Anavatan döneminden itibaren, Refah döneminde de, şu an Mecliste görev yapan arkadaşlar da dâhil, onlarcası, bakanlık yapanların da bir kısmı dâhil, bu firmaların açılışlarına katıldılar, kamuoyunda destek verdiler, yanlarında durdular. O adamlar o gün de yanlış yapıyorlardı. Benim, şahsen, bütün bu saydığım şahısların servetleri ve davranışlarıyla ilgili yazılarım var, hepsi o tarihte, en güçlü oldukları zamanlarda. Ama düştükten sonra dediler ki… İsmini vermeyeceğim “Ağabeyinize dua edin.” diye toplantılar düzenleyen bir zat, bilmem hangi artiste -onların adını vermeyeyim, kayda da geçmesin, yazık yani Meclise ayıp- yok, işte helikopterle baklava götürdü ona, yok öbürüne cip aldı, bilmem ne aldı. Bu dinî, bu samimi, bu halis fikirlerle ve duygularla toplanılan paraların başına neler geldi? Konya’da yine bu konuyla ilgili faaliyet gösteren firmalar neler yaşadı.

Şimdi buradan nereye varmak istiyorum: İskenderpaşa tarikatının varisi bütün malı mülkü o da oğlunun üzerine yaptı, vefat etti gitti, o da kavga gürültüyle devam ediyor.

Şimdi, Hazreti Peygamber’in meşhur bir hadisi var: “Hırsızlık yapan Kızım Fatıma da olsa haddi uygularım ona.” diyor. Biz camilerde senelerce şunu anlattık: “İşte, çıktı dedi ki Hazreti Ömer’e bir sahabe: ‘Üzerindeki gömleği nereden aldın?” Ben bunu kendi hayatımda ağabeylerimden en az elli sefer, yüz sefer dinledim, camilerde ne kadar dinledim bilmiyorum.

Peki, bugün bir şeyi sorma hakkımız yok mu? Yani bırakın kanunu, evrakı, bilmem neyi, hepsini bırakın, hele inanan insanlar için söylüyorum, yani bizim bunları sorma, araştırma hakkımız yok mu, bunlar fitne mi, bunlar şeytanlık mı, bunlar desise mi? Yani Halife’nin gömleğini soran bir inançtan gelen insanlar, bugün eğer liderine, liderlerine, öne çıkanlarına “Ya, biz seninle beraber öğrenciyken İstanbul’da Sultanahmet Köftecisinin önünden geçmeye korkuyorduk. Kasımpaşa’daki işkembeci dükkânında beraber işkembe içiyorduk daha ucuzdur diye, paramız yetmez diye. Bugün bu servet, bu mal, bu mülk nereden geldi?” diye sormak günah mı?

Sevgili arkadaşlar, belki burada aklanabiliriz hepimiz, hiçbirimiz de belki sütten çıkmış ak kaşık değiliz, ben de dâhil; yanlışlıklarımız, eksikliklerimiz, haramlarımız olabilir ama bütün bir camiayı bağlayacak, bağlayan ve ilzam eden, ilzam edecek hadiseler karşısında biraz vicdanlı davranmak zorundayız, bu arkadaşlarımızı ikaz etmek zorundayız. İslam tarihi bunun örnekleriyle dolu. Hazreti İsa’nın geliş sebebini hepiniz biliyorsunuz: Yahudi şeriatını düzeltmek. Hahamla havralarda faizcilik yapıyorlardı, bankerlik yapıyorlardı; fakirlere cezayı, haddi, hukuku uyguluyorlardı, zenginlere uygulamıyorlardı.

Şimdi, hukuk da böyle bozulur, din de böyle bozulur, toplum da böyle bozulur. Hele toplumda inanç kırılırsa, konuşmamın başında da belirttiğim gibi, o güven duygusu zedelenirse artık o toplumda kimse kimseye bir bardak su da vermez, veremez, imtina eder bundan; güvenmez, herkese dolandırıcı muamelesi yapılır, yani samimi niyetle de, hasbi olarak da bir iş yapmak isteyen çıktığı vakit ortaya, insanlar baştan mahkûm ederler onu.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, camiamızdaki yani İslami kesimdeki, toplumun diğer kesimlerindeki bu niyetleri istismarları da arttırmak mümkün. Ben uzun uzadıya başınızı ağrıtmak niyetinde de değilim. Sadece eğer bir iki kelime hissiyatlara hitap edebiliyorsam o benim için kâfi. Bir polemik de yapmak istemiyorum. Yani senin hırsızın kötü, benim hırsızım iyi; senin dolandırıcın, efendim, kötü, benim dolandırıcım iyi.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Hepsi kötü, hepsi.

ALTAN TAN (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, ben bu kürsüden bir sefer daha söyledim. Babam otuz iki sene evvel Çamlıca’da arsa aldı, gitti belediyeye baktı, Çamlıca tepesinde, dediler ki: “İmar yok.” Geri verdi sahibine. Bugün, bütün İstanbul bir imar talanı içerisinde. Efendim, gerekli miydi, gereksiz miydi; bu ayrı bir konu. Başka bir şey soruyorum: Bu gayrimenkuller imara açılmadan evvel kimin mülkiyetinde, kaça alınmış, imara açıldıktan sonra kimin mülkiyetinde, ne olmuş? Otuz bir yıllık inşaat mühendisiyim. Rant, para, TAKS, KAKS, emsal nedir ezbere biliyorum. Şimdi, bunların üzerini örttüğünüz vakit, örttüğümüz vakit vallahi vicdanınız rahatsa yani bu dünyada kimsenin gücü yetmezse öbür dünyada Cenabı Rabbülâlemin hesaba çeker.

Milyar dolarlar dönüyor ortada. İşte, biraz evvel bir arkadaşımız, yeni düzenlemelerle 1 trilyon dolarlık bir ranttan bahsetti, belki az söyledi. Yani hesaba kitaba otursak belki de az söyledi. Bu mevzuyu burada noktalamak istiyorum. Hani çok meşhur bir laf var, diyor ki: “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”

Bir başka mevzu hakkında da birkaç kelime daha söyleyeceğim, oraya geçmeden evvel, Bakanlar Kurulunun bu Deniz Fenerine tanıdığı ayrıcalık hâlen devam ediyor ama Sarmaşık Derneğinin Van depreminde yardımları engelleniyor. Yani bunlar da işin teferruat kısmı size göre veya bazılarına göre, bunlara da dikkatlerinizi çekiyorum ve ondan sonra Diyarbakır Valiliğinin 26 Mart 2012 tarihli bir yazısını sizlere göstermek istiyorum. Diyarbakır Barış ve Demokrasi Partisi il teşkilatı, yeni anayasada 4 konudaki talebini maddeleştirerek “Ben bunları istiyorum.” diye imza stantları açtı arkadaşlar. Bakın, bunun haricinde bir faaliyet varsa -yine sayın bakanlar burada- mutlaka Diyarbakır Valisi de bir şekilde haberdar olur, cevap verir, yazı da kendi yazıları. Bu imza stantlarının, bankolarının, yerlerinin tamamını Valilik emriyle kapattı. Niye kapattı biliyor musunuz? Bakın okuyorum -hepsini de değil, çok az bir kısmını- bu üç-dört tane madde şu: Kürtçe ana dilde eğitim, Kürtçenin kamusal alanda kullanılması, bölgesel yönetim talebi, vatandaşlık tanımı, vesaire; dört maddede özetlenmiş bunlar, dört madde, o maddeleri sayıyor.

Diyor ki: “Yeni anayasada yer almasını içeren imza toplama kampanyasını stant ve gezici ekipler oluşturulmak suretiyle başlatacağınız bildirilmiştir.” Üstünü okumadım. Devam ediyor: “Kürt sorununun çözümü için yeni anayasa yapım süreci tarihî bir fırsat sunmaktadır. ‘Biz Kürtler olarak eşit, özgür, adil ve onurlu bir yaşam için aşağıdaki maddelerin yeni anayasada yer almasını talep ediyoruz’ ibareli bir metin de bulunmaktadır bu imza kâğıdının içinde...”

Peki, ne olmuş? Şimdi cevap veriyor: “Yeni anayasanın hazırlanmasına yönelik taleplerin dile getirildiği iddia edilen imza kampanyasında konu edilen dört maddenin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Siyasi Partiler Kanunu’nun ilgili maddelerine aykırı olduğu, üniter devlet yapısına muhalif ve bölünmüş bir yapının temellerinin atılması konusunda faaliyet içerisinde olduğu… Bunlardan dolayı yasaklanmıştır.” diyor.

Bakın, sevgili arkadaşlar, hatırlarsanız geçen ay Türkiye'de basında bir kıyamet koptu. Denildi ki: “Anayasa Uzlaşma Komisyonuna gelen ve görüşlerini bildiren kurum ve kuruluşların görüşlerini Anayasa Uzlaşma Komisyonu yayınlamıyor, bunlar gizli işler yapıyorlar.” Nasıl yayınlayacak peki, bu durumda? Şimdi, geldi biri, dedi ki:  “Ben Anayasa’nın  değiştirilemez maddesi olmasını istemiyorum.” görüşü böyle. Bir başkası geldi, dedi ki: “Ben cemevlerinin açılmasını istiyorum.” Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını teklif etmek şu anki Anayasa’ya göre bir partinin kapatılma sebebi, dedi ki: “Diyanet özerk olsun.” veya “Kaldırılsın.” Bunların hepsini de söylediler bizim Komisyonda. Yüzlerce kurum, kuruluş, parti, dernek, vakıf, baro geldi, geliyor, pazartesi yine var. Bizim vali diyor ki: “Bunları söyleyemezsin.” Peki, bunları söyleyemezsem nasıl anayasa yapacağım? Biz, bunu Sayın Cemil Çiçek’e defalarca Komisyonda anlattık, dedik ki: “Bakın, insanlar gelip kendilerini ifade bile edemezlerse, ağızlarından çıkan bir şeyden dolayı kapıdan, buradan, Komisyondan çıktıktan sonra yargılanırlarsa, buradan ne demokrasi çıkar ne de yeni bir anayasa çıkar. Gelin, önce bunların nasıl konuşulabileceğini, konuşulmasının serbest olduğunu, her türlü görüşün serdedilebileceğini ilan edelim, açıklayalım, kanun, yönetmelik, neyse yani bunun için ne gerekiyorsa bunu çıkaralım.” “Gerek yok.” dediler.

Sevgili arkadaşlar, defalarca söylememize rağmen, durum bu. Bu durumda, Diyarbakır’daki vatandaş görüşlerini bir beyaz kâğıdın altına imza koyarak vermek isterse bundan daha masum ne olabilir? Ondan sonra, vatandaş tepkisini ortaya koyduğu zaman, bu sefer de en ufak bir tepki terör eylemi olarak lanse ediliyor.

Ben, burada sesleniyorum Diyarbakır Valisine de, Diyarbakır Valisinin amiri durumunda olan İçişleri Bakanına da, Sayın Başbakana da: Bu gidilen yol yol değil yani vatandaşın kendini ifade etmesini ve bir imza kampanyasını bile engelleyecekseniz o zaman bu Anayasa’yı kiminle yapacaksınız?

İşte, biz bu akşam Bursa’ya gidiyoruz, yarın Bursa’da Anayasa bölge toplantısı var. Biz orada insanlara 52-53 soru soruyoruz yani Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve 20’ye yakın büyük sendika ve kuruluşun birlikte yaptığı bu soruların tamamını soruyorlar vatandaşlara, tamamını. Bugüne kadar Ankara’da iki toplantı yaptık. Edirne’de, İzmir’de, Antalya’da, Konya’da, Diyarbakır’da toplantılar yaptık ve vatandaşa bunların tamamını sorduk, sordular arkadaşlar. Bunların tamamı istatistikler olarak raporlandı, önümüze geldi.

Sevgili arkadaşlar, eğer bu iklim devam ederse, özellikle bölgedeki bu -tırnak içinde söylüyorum- devlet terörü devam ederse, vatandaşın kendini ifade etmesinin bütün yolları kapatılırsa, atılan her adım yasaklanırsa bundan hayırlı bir şey çıkmaz.

Bakın, en ortaya kelimeyi kullandım, “hayırlı” bir şey çıkmaz. Çünkü ikinci bir kelimeyi kullansanız diyor ki: “Bizi tehdit mi ediyorsun?” Ya sen vatandaşı tehdit ediyorsun, sen. Vali Bey, kendine gel! Bak, bir hafta evvel kıyamet koptu. Yüz binlerce Diyarbakırlı seni dinlemedi, sokaklara çıktı her sokağa bir panzer koymana rağmen. Şu an birer beyaz kâğıdı imzalamasını da eğer engelleyeceksen nasıl yöneteceksin bilmiyorum.

Ben konuşmamın ilk bölümündeki hissiyatımı da, bu konudaki görüşlerimi de mümkün olduğunca en sakin şekilde sizlere arz ettim.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Altan, isterseniz üç dakika uzatabilirim diğer konuşmacılara yaptığım gibi.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim efendim, kendimi ifade ettim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Sadir Durmaz, Yozgat Milletvekili.

Buyurun Sayın Durmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Deniz Feneri Derneği ile ilgili soruşturma sürecine müdahil olarak görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay hakkında verilen gensoruyla ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, gensorunun görüşmelerine başladığımız dakikalarda Sayın Bakanın burada olmaması sebebiyle ara vermek durumunda kaldığınız malum; bu da Sayın Bakanın konuya verdiği ehemmiyeti de göstermesi bakımından manidardır. Bu tutumunu kınıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Sayın Arınç’ın kefaletine ilişkin de çok kısa bir değerlendirme yapmak isterim. Sayın Arınç, kefaletinizi takdirle karşılıyorum, uzun yıllara dayanan bir arkadaşlık, doğaldır ki arkadaşınıza kefalet edebilirsiniz ancak bunun bir hüküm ifade edebilmesi için, Sayın Zahid Akman’ı görevden niçin almak istediğinizi, niçin alamadığınızı, kimin koruduğunu da ifade etmiş olsaydınız burada, eminim ki bir kanaatin oluşması bakımından çok daha anlamlı olacaktı.

Değerli milletvekilleri, Deniz Feneri davası, sadece birkaç soyguncunun bir araya gelerek gerçekleştirdikleri bir hırsızlık olayı değildir. Deniz Feneri olayında, yolsuzlukla kazanılan paraların farklı kişiler ve farklı ilişkiler aracılığıyla harcandığı dikkate alındığında, bu davanın yüzyılın dolandırıcılık davası olduğu iddiası haklı ve yerinde bir iddia olarak değerlendirilmelidir. Almanya’daki soydaşlarımızın yardımlaşma ve dayanışma duygularını dolandırıcılığa alet eden Deniz Feneri Derneği davasında Alman mahkemesi kararını vermiş ve sanıkları mahkûm etmiştir. Almanya’daki dava sürecinde, bu organize dolandırıcılığın ve merhamet sömürüsünün Başbakan Erdoğan’a kadar uzanan ve Başbakan Erdoğan’ı ve AKP’yi şaibe ve töhmet altında bırakan çok ciddi iddia ve ithamlarda bulunulmuştur. Bu ibret verici yolsuzluğun çok önemli sosyal, insani, ahlaki, hukuki ve siyasi boyutları bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Allah’tan korkan ve kuldan utanan bir iktidar vadederek  “temiz ve namuslu yönetim” sözü veren AKP, vaatlerinin aksine, bugün, yolsuzlukların odağı hâline gelmiştir. Yaşanan gelişmeler, yıllardır süregelen adam kayırma, rant sağlama, devlet imkânlarını peşkeş çekme, yandaşları himaye olarak görülen ahlaki yozlaşmanın bütün boyutlarını gözler önüne sermektedir. Almanya’daki soydaşlarımızın temiz vicdanlarını istismar ederek gerçekleştirilen zekât ve sadaka soygunculuğunun Alman mahkemelerince hukuken belgelenmesi vatandaşlarımızı vaatlerle aldatarak, inançlarını basamak yaparak kendilerine çıkar sağlayan ve kul hakkı yemekten asla utanmayan şahıs ve çetelerin varlığını bütün gerçeğiyle ortaya çıkarmıştır. Dava konusu olan şahısların bir kısmının ideolojik anlamda ortak bir siyasi amaç için birlikte mücadele ettikleri, bir kısmının iktidar partisinin desteğiyle kamu kurumlarında kadro buldukları ve hatta bazılarının ticari ortaklıklar tesis etmiş oldukları görülmektedir. Türk milletinin yardımlaşma geleneğini ve temiz din duygularını hırsızlık aracı hâline getiren Deniz Feneri soygunculuğu karşısında Başbakan Erdoğan’ın, temiz bir arkadaş olduğunu söyleyerek kefil olduğu eski RTÜK Başkanını korumak için çırpınması ise son derece dikkat çekicidir.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Yol arkadaşı, yol.

SADİR DURMAZ (Devamla) – Bu süreçte ortaya çıkan gerçek şudur: AKP’nin sahte ampulüyle Deniz Fenerinin sararmış ışığı aynı kirli yolu aydınlatmaktadır.

Değerli milletvekilleri, dünün mağdurları devletin imkânlarını kullanarak bugünün zenginleri olmuş, çalışmadan sırf yakın ve yandaş olmaktan kaynaklanan ilişkilerle servetlerine servet katmışlardır. AKP’nin tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını gasbedenleri koruma misyonunu üstlendiği anlaşılmaktadır. Hakkaniyeti, adaleti ve helal kazancı bayrak yapan ve milletimizin aklını çelerek on yıldır saltanat sürenlerin hâli bunlardan ibarettir.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin bu yolsuzluğun üstünü özellikle örtmeye çalıştığı tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir. Artık, herkes bilmektedir ki yargılanan ve iddianamede ismi geçen birçok isim Başbakana ve AKP kurmaylarına yakın isimlerdir. Sayın Beşir Atalay’ın da İçişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak Deniz Feneri davasında görevini kötüye kullandığı çok güçlü bir iddia olarak ortadır. Davada isimleri geçen Zahid Akman, Zekeriya Karaman ve Veli Korkmaz ile Sayın Beşir Atalay arasındaki ilişkinin aydınlığa kavuşturulması mutlak bir gerekliliktir. Sayın Beşir Atalay’ın korumasının Kırıkkale Belediye Başkanı Veli Korkmaz ile önce inkâr edilen, telefon konuşma kayıtları ortaya çıkınca da mazeret uydurulan konuşmasından da Sayın Atalay’ın davada ismi geçenlerle endişe verici ilişkileri olduğu anlaşılmaktadır.

Burada davada adı geçenlerin isimleriyle sizleri meşgul etmeyeceğim ancak kayıtlara geçmesi açısından Almanya’daki davanın iddianamesinden bir cümle nakletmek isterim, aynen aktarıyorum: “Soruşturma davası sürecince soruşturmalara defalarca siyasi etki yapılmaya, bilhassa Türk Hükûmeti tarafından, devam etmekte olan tutukluluğa mâni olunmaya çalışılmıştır.” Sizce bu sayısal çoğunlukla görmezden gelinecek kadar basit bir iddia mıdır yoksa AKP Almanya’da da yandaş bir yargının olduğunu mu düşünmüştür? Yine iddianamenin başka bir bölümünde, resmî ve gayriresmî kayıt arasındaki açıklanmayan miktar farkının 11 milyon 737 bin 994 euro olduğu; toplanan paraların yüzde 60’ının bazı şahıslar tarafından elden Türkiye’ye getirilerek, Zekeriya Karaman başta olmak üzere, bazı şahıslara teslim edildiği; anılan milyonlarca euronun bu şahıslarca tekrar Almanya’da kurulan şirketlere aktarıldığı, bu şirketlerin adlarının ise Atlas Medya, Euro 7, Yeni Şafak ve European olduğu yer almaktadır. Hükûmetin, bu şirketlerle ilişkili olan mensuplarının ya da yakınlarının durumunu açıklığa kavuşturması tarihî bir vebaldir. İddianameyi okuyan hiç kimsenin vicdanı Türkiye’de Deniz Feneri davasının geldiği duruma hoşgörüyle bakmaya elvermez.

Yeni Dünya İletişim Anonim Şirketinde birlikte iş yapan Zekeriya Karaman ve Zahid Akman, İstanbul Ticaret Odası kayıtlarına göre Nehir Medya Yayıncılık Anonim Şirketinde de yönetim kurulu üyeleri olarak yer almışlar. Karaman ve Akman ile birlikte aynı şirkette yöneticilik yapan bir başka isim ise Sayın Bakan Beşir Atalay’dır. Dosyadaki en önemli isimlerden Zahid Akman, AKP döneminde RTÜK Başkanlığı yapmış bir isim. Bu isim, bu iktidar döneminde Hükûmetin himayesi ve koruması altında olmuştur.

Değerli milletvekilleri, sanıkları tutuklamaya sevk eden savcılar hakkında sadece savcıların gözünü korkutmak ya da soruşturma açılması hâlinde HSYK’yı Demokles’in kılıcı gibi görmeleri açısından şüpheliler HSYK’ya suç duyurusunda bulunmuş, diğer davalarda sanıkların makul şikâyetlerini ciddiye almayan HSYK, ne hikmetse aceleyle bu şikâyeti dikkate alarak savcılar hakkında soruşturma açmış ve açılan soruşturma devam ederken Ankara Başsavcılığı önce soruşturmadan sorumlu Başsavcı Vekilini bu görevden alarak HSYK yedek üyesini Başsavcı Vekili olarak görevlendirmiş, ardından da Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcılar soruşturmadaki görevlerinden alınmışlardır.

Değerli milletvekilleri, Almanya’ya kadar gidip yetkililerle görüşen ve olayların ana damarına ulaşan savcıların başına başka şeylerin gelmemesi kendileri adına büyük bir şans olmuştur. Milletvekili seçilenler delil karartma ve kaçma sebebiyle cezaevinde tutuluyor, yüzyılın en büyük soygunu olan Deniz Feneri yolsuzluğunda adı geçenlerin bazıları ise üç yıl sonra ancak gözaltına alınıyor, birkaç ay cezaevinde kaldıktan sonra da salıveriliyorlar. Savcılar görevden alınıyor, haklarında görevi kötüye kullanmaktan dava açılıyor. Şimdi, sizce ortada bir delil kalmış mıdır? Gerçek adalet, yerini AKP’nin zihnindeki kayırmacı adalete bırakmıştır. Türkiye’de artık “AKP ve diğerleri” şeklinde bir ayrım söz konusudur. Yargı düzeni her manada AKP’yi kollayan, koruyan ve önünü açan bir konumdadır. Bu dosya nereye fırlatılırsa fırlatılsın bumerang gibi gelip dokunacağı yer AKP İktidarıdır. Deniz Feneri Almanya’da bütün yönleriyle aydınlatılırken Türkiye’de AKP’nin bilinçli müdahaleleriyle karartılmıştır.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde biraz önce izaha çalıştığım ve Sayın Beşir Atalay’ın aile fotoğrafında yer alan bazı isimler marifetiyle gerçekleştirilen inanç hortumculuğunun meydana getirdiği tahribatın çok daha beterine yol açacak, bin yıllık kardeşlik hukukunun bağrına bir hançer gibi saplanan ve Sayın Bakanın başaktörü olduğu, adına “açılım” denilen AKP’nin yıkım projesinden bahsetmek istiyorum.

Burada da yine Sayın Bakanın aile fotoğrafında yer alan ve “Bürokrasiye ben kazandırdım.” diyerek övgüyle bahsettiği MİT Müsteşarı ve bazı bakanlık yetkililerinin varlığını dikkate aldığımızda, Sayın Atalay’ın bu konularda özel bir misyon üstlendiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bugün, Türkiye'de, millî değerlerimizle, cumhuriyetin kuruluş ilkeleri ve devletin temelleriyle sorunlu ve kavgalı bir siyasi fesat ortaklığının önemli aktörlerinden birisidir Sayın Atalay.

AKP hükûmetleri eliyle, maalesef, Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel değerlerini ve kurumlarını hedef alan büyük bir yıpratma ve tahrip kampanyası yürütülmektedir. AKP, Türk milletinin millî kimliğini tartışmaya açarak millî bilincini zayıflatmaya çalışmaktadır, Türkiye'de etnik köken farklılıklarına dayalı bir ayrışma ve bölünme sürecini başlatmayı amaçlayan bölücü hainlere cesaret vermektedir.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak millî beka, millî kimlik, millî varlık ve kardeşlik için duymuş olduğumuz ve kamuoyuyla sürekli paylaştığımız kaygı verici gelişmelerin tamamının, maalesef, yavaş yavaş gerçekleşme yolunda olduğunu görüyoruz. AKP’nin “açılım”, “yol haritası” adını verdiği ve Sayın Atalay’ın yol çavuşluğunu yaptığı yıkım süreci, alkışlarla Habur Sınır Kapısı’nda başlamıştır. Bu başlangıç ile AKP ve PKK iş birliği, Başbakan ve İmralı dayanışması bütün yönleriyle gün ışığına çıkmıştır.

Başbakanın özel temsilcisi sıfatıyla Oslo’da görüşmeler yapan zamanın Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, teröristbaşı İmralı canisi için “önderlik” sıfatını kullanarak “Önderlikle liderliğin görüşleri yüzde 95 örtüşmektedir.” demek suretiyle, bu dayanışmanın boyutunu gözler önüne sermiştir.

Bu olaylar karşısında, artık, saklanacak ve örtülecek hiçbir şey kalmamıştır. Her şey ortada ve milletimizin gözü önündedir. AKP, PKK’nın yıllardır yapamadığını yapmayı başarmış ve bir yanda teröristlerin ardından gözyaşı dökerken, öte yanda şehadeti ve gaziliği incitmiş, derinden yaralamış ve kamu vicdanını kanatmıştır.

Türk milletinin AKP’yle PKK’nın kurduğu tuzağa düşmeyeceğine, birliğini ve beraberliğini asla bozmayacağına inancımız tamdır.

Değerli milletvekilleri, millî devlet ve üniter yapının tasfiyesi, milletimizin kimliksizleştirilmesi, yapay azınlıklar oluşturulması ve bin yıllık kardeşliğin tahribine yönelen süreç, beraberinde beka düzeyinde tehlikeleri de barındırmaktadır. Türkiye, yaygınlaşan terör eylemleri, azan bölücülük ve tırmanan etnik tahrikler karşısında yakın tarihinin en ağır güvenlik tehditleriyle karşı karşıyadır. Hükûmetin “açılım” adını verdiği yıkım projesi, PKK terör örgütüne hayallerinin bile ötesinde zemin ve imkân kazandırmıştır. Devletin, Adalet ve İçişleri bakanlıkları müsteşarları teröristlerin ayağına gitmekle kalmamış, yanlarında cumhuriyet savcılarını, emniyet müdürlerini götürerek siyasi tarihimize bir utanç abidesi olarak geçecek “Beşir Bey çadırları”nı kurdurmuşlardır. Bölünme dinamitleri, terör örgütleri refakatinde harekete geçmiş, AKP, PKK, müdahil olarak rol ve sorumluluk paylaşmışlardır.

Yıllardır süren bölücü terörün etkisiz tedbirlerle bir türlü bitirilemeyişi, etnik ayrımcılığın doğrudan Hükûmet tarafından dillendirilmesi toplumda, terörün bitirilemeyeceğine dair güvensizlik ve umutsuzluk uyandırmaktadır. Özellikle Habur Sınır Kapısı’ndan giriş yapan PKK’lar için yapılan Hükûmet teşrifatı, milletimizin gerçekleri daha iyi görmesini sağlamıştır.

Yıkım projesinin baş mimarı olan Sayın Beşir Atalay, Deniz Feneri yolsuzluğundaki rolü ile de milletimizin millî ve dinî duygularını rencide etmiş ve hayırsever vicdanları derinden yaralamıştır.

Buradan ifade etmek isterim ki Sayın Atalay ve suç ortakları er ya da geç bu yıkım projesinin ve inanç hortumculuğunun hesabını vereceklerdir ve bu hesap, Sayın Atalay’ın kurdurduğu çadır mahkemelerinde değil adaletin tecelli ettiği gerçek Türk mahkemelerinde olacaktır. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, son yıllarda, AKP eliyle içi boşaltılan, istismar edilerek toplumun büyük bir kesimini endişeye sevk eden en önemli değerimiz, maalesef, adalet olmuştur. Milletleri ayakta tutan en önemli etken güçlü bir adalet duygusudur. İnsanların adalete olan inancını zaafa uğratmak zulme davetiye çıkarmaktır. Milletler ekonomik sıkıntılarla yıkılamaz ama adaletsizliğin ve zulmün hüküm sürdüğü bir düzeni korumak asla mümkün olamaz. Geçmişte yaşanan uç örneklerle kamuoyu oluşturarak, “Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğünü tesis edeceğiz.” diyerek kendi yargısını oluşturan AKP’nin, hukuku katlettiğinin en somut örneği Deniz Feneri davasıdır. Habur’da başka, Silivri’de başka; Deniz Fenerinde başka, MİT davasında başka; kendi belediyelerinizde başka, muhalefet belediyelerinde başka hukuk uygulamaları hukuka olan güveni bütünüyle ortadan kaldırmıştır. Çok önceleri, yargıdaki haksızlıkları ifade etmek için kullanılan “Avukat tutma hâkim tut.” sözü yandaşlarınızı korumak ve kollamak maksadıyla gerçekleştirdiğiniz, hakka, hukuka sığmayan müdahalelerinizle “Avukat tutma AKP’li tut.” şekline dönüşmüştür.

Muhterem milletvekilleri, Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay, İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemde gerçekleştirdiği yalnız iki icraatıyla tarihe geçecektir: Birincisi, BOP politikası olan açılım projesi; diğeri ise Deniz Feneri davasıdır. Bugünkü siyasi konumunu da bu iki konudaki gayretlerine borçludur. Sayın Atalay’ın İçişleri Bakanlığında başkaca bir iş yaptığını, herhangi bir ciddi hizmette bulunduğunu hiç kimse söyleyemez. Sayın Atalay bölücülük ve yolsuzlukla mücadele makamında iken, bu kürsüden bir bakana atfedemeyeceğim ancak bu iki kelimenin tersi diyebileceğim bir kamu kanaati oluşturmuştur. Kendilerinin hakkında gensoru açılması ve hatta, mümkünse, bu aşamada siyasetten ayrılması, gerek terörle mücadele gerek millî birlik ve beraberlik ve gerekse millî ahlak ve evrensel doğrular açısından çok daha hayırlı olacaktır. Sayın Atalay’ın en azından açılım ve parayla ilişkili işlerden sorumlu olmaması, kendisinin günahını ve vicdan azabını da azaltacaktır.

Değerli milletvekilleri, Cenabı Allah Nisa Suresi’nin 135’inci ayetinde “Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınız aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.” buyurmaktadır.

Her birinizin bu ilahî ikazı dikkate alarak Deniz Feneri davasını vicdan terazinizde tartmanızı istiyor ve geçtiğimiz gün Kur’an-ı Kerim’in ders olarak okutulması için kalkan parmaklarınızı, Kur’an-ı Kerim’in bu açık hükmüne karşı gelenlerin hesap vermeleri için de kaldırmanızı bekliyor, bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Durmaz, isterseniz sürenizi uzatabilirim.

SADİR DURMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Zeyid Aslan, Tokat Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEYİD ASLAN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay hakkında Cumhuriyet Halk Partili bir grup milletvekili tarafından verilen gensoru üzerinde AK PARTİ Grubu adına düşüncelerimizi ve görüşlerimizi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece yasama faaliyeti ifa eden bir Meclis değildir, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevleri arasında denetim yapmak da vardır. Her bir Türkiye Büyük Millet Meclisi mensubu olan milletvekili sözlü soru önergesi vererek, yazılı soru önergesi vererek, araştırma önergesi vererek hatta gensoru önergeleri vererek Meclisteki denetim görevini ifa eder.

Gensoru, denetim mekanizmaları içerisinde en ciddiyet arz eden, en fazla üzerinde hassasiyetle durulması gereken denetim mekanizmalarından bir tanesidir. Bu nedenle, gensoru önergesi verilirken gensorunun içeriğinin mutlaka öncelikle Anayasa’ya uygun olması gerekir, mutlaka bakanlık görevi içerisinde olması gerekir, aynı zamanda da hiç kimsenin kafasında zerre kadar şüphe bırakmayacak delillerle desteklenmesi gerekir.

Bu noktada, bugün burada görüştüğümüz gensoru önergesine baktığımız zaman öncelikle bu gensoru önergesinin Anayasa’nın 138’inci maddesinin üçüncü fıkrasına açıkça aykırılık teşkil ettiğini görüyoruz. Aslında Sayın Meclis Başkanı, Anayasa 138’e açıkça aykırılık teşkil eden bu gensoruyu Meclise göndermemeliydi, atlamış olabilir.

Ayrıca, gensorunun içeriğine de baktığımız zaman gensorunun içeriğinde şu anda devam eden bir gizli soruşturmayla ilgili birtakım bilgilerin olduğunu görüyoruz ama göremediğimiz bir şey var ki gerçekten burada Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerinin ifade ettiği o bilgiler ne kadar doğru çünkü biz onlar kadar dosyanın içini görebilmiş, gözlerimiz keskin insanlar değiliz. Bizim gizli olarak yürütülen bu soruşturmadan bilgimiz yok, haberimiz yok; oradaki ifadeler neyi kapsıyor, soruşturmanın içeriğinde kim ne dedi, ne demedi, bizim bunlarla ilgili bir bilgimiz yok, bilgi sahibi değiliz.

Bu nedenle, gensorunun içeriğinde geçen bu davaya ilişkin bir nevi savunma denilecek hususlara değinmek istemiyorum. Mutlaka Sayın Bakanımız kendisiyle ilgili ifade edilen şeyleri burada cevaplayacaktır ama şunu söylemek istiyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yani bu Hükûmetin bilgisi olmadığını mı söylüyorsun? Doğruyu söylüyor musun? İnanıyor musun bunlara? Ayıp, ayıp!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Sadece şunu söylemek istiyorum. Gensoruya baktığımızda, o onu aramış, o oradan onu aramış, şu kadar saniye onunla görüşmüş, bu kadar saniye bununla görüşmüş, on beş yıl önce bunlar bir yerde, bir noktada, bir küçük hissedarlıkta birleşmişler.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bunlar Atilla Kart’ın elinde var da Hükûmetin elinde yok mu? Bakan bilmiyor mu bunu?

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen…

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Yani mişler, mişler, mişler, mişler.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Bunlarla içeride insan tutuyorsunuz işte siz.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Öyle bir bağlantı kurulmaya çalışılıyor ki daha o telefon görüşmelerinde insanların ne görüştüğünü dahi bilmeden bunlarla bir bağlantı kurup bunu gensoruya dönüştürüyoruz.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sen söyle, ne konuşmuşlar?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Şimdi, gensoru mekanizmasını böylesine ucuzca harcarsak, inanın, Meclisin itibarını zedelemiş oluruz.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Zaten itibar mı bıraktınız Mecliste?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Özellikle -ben on yıldır bu Meclisteyim- Cumhuriyet Halk Partisinin iki ayı geçmez, mutlaka bir gensoruyu Meclise getirdiğini, her bir gensoruda o gensorunun içeriğini delillendiremediğini çok açık ve net gördüm. Bu, bana, bizim ilkokul çağlarında, yalanın ne kadar kötü olduğunu anlatan bir hikâyeyi hatırlatıyor. Hani hepimiz biliriz, yalanın kötü olduğunu ifade etmek için ilkokul çağında bize bir yalancı çoban hikâyesi anlatılırdı. Özellikle sürüsüne kurt saldırdı diye her defasında köylüye seslenen ama üçüncü seslenişinde gerçekten kurt saldırınca insanları, köylüleri inandıramayan yalancı çoban hikâyesi. Yani bu gensoru mekanizmasını o derece ucuzlattınız ki, o derece itibarını ve ciddiyetini yitirttiniz ki eğer bir gün Cumhuriyet Halk Partisi, gerçekten buraya içeriği var olan bir gensoru getirse de ne milleti ne de bu Millet Meclisini inandıramayacaksınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O yüzden, bu noktada, gensoru hazırlarken, buraya gensoru önergesi verirken daha ciddiyetle hazırlanılması gerektiğini düşünüyorum.

Yine bu gensorunun içeriğine şöyle baktığınızda, biraz önce de ifade ettiğim gibi, on beş yıl önce, efendim, şu anda Kırıkkale Belediye Başkanı olan zatla, yok YİMPAŞ’ın Yönetim Kurulu Başkanıyla, yok Deniz Feneri davasında ismi geçen birtakım şahıslar bilmem ne medya yayıncılık diye bir yerde bir hissedarlık kurmuşlar. Aradan on beş yıl geçmiş. Sayın Bakan onu, buradaki hissesini de 2000 yılında devretmiş, oradan ayrılmış zaten. Sonra, Bakanlığı döneminde bu soruşturma yürürken, neymiş efendim, koruması Kırıkkale Belediye Başkanını aramış, o da biraz sonra o Nehir Medyada ortaklık yaptığı bir adamı aramış; öyleyse Sayın Bakan burada köstebeklik yapmış, bilgi sızdırmış.

Bu neye benziyor biliyor musunuz? Hani bir ördek hikâyesi var. Adam diyor ki: “Yağmur yağıyor.” Arkadaşı diyor ki: “Sen bana ‘ördek’ diyorsun.” “Ya, ben sana ‘ördek’ demedim.” “Olur mu? Yağmur yağınca su birikir, göl olur, o gölde ördekler yüzer; öyleyse sen bana ‘ördek’ dedin.” diyor.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Ördeği bırakın da makul bir cevap verin.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Yani bu gensorunun içeriği ördek zihniyetiyle hazırlanmış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu noktada, gensoruların daha ciddiyetle hazırlanması gerektiğini burada ifade etmek istiyorum.

Bu gensorunun içeriğinde Deniz Fenerinden bahsediliyor. Almanya’da bir yargılama yapılmış, Almanya mahkemeleri bu yargılama sonunda bir karar vermiş, bunun uzantısı Türkiye'de varmış, öyleyse Türkiye de soruşturmalı. Soruşturuyor zaten yani bu konuda yetkili olan yargı mercileri gerekli soruşturmalarını yürütüyorlar. Nihayetinde yargı mercileri bu noktada eğer bir suç unsuru bulacaklarsa mutlaka gereğini yapacaktır. Bu konuda kimsenin endişesi olmasın.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Gereği yapılıyor, hepsi görevden alınıyor savcıların!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – “Efendim, soruşturmada ciddi bulgular bulundu da hemen savcılar değiştirildi. Yargılama yönlendiriliyor.” Allah aşkına yapmayın, Allah aşkına yapmayın.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Savcıları niye görevden alıyorsunuz?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Bu ülkede insanların, adaleti kendilerine teslim ettikleri savcılar, hâkimler dosyalar üzerinde tahrifat yapma hakkını kendine elde ediyorsa orada bir adalet sorunu var.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Siz kendinizi kandırın…

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Eğer buna ilgili kurumlar müsaade ediyorsa ya da müdahale etmiyorsa -HSYK gibi- asıl sorunu, asıl problemi orada aramak lazım. Yani şöyle bir anlayış bekliyorsak yanılıyoruz: Türkiye’de, bir dönem, militer demokrasiyle, militan yargıyla, yaptığınız her dilekçeyi noter onayı gibi onaylayan militan hâkimler, savcılar arıyorsanız, maalesef, bunu bulma şansınız bu dönemde artık yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, Deniz Feneriyle ilgili ben konuşmayacağım, onu, mutlaka, bu davada sanık olarak, şu anda, şüpheli olarak haklarında soruşturma yürütülen kişiler, ilgili mercilerde, savcılıkta, mahkemede -eğer dava açılırsa- bu konuyla ilgili gerekli savunmalarını yapacaklardır. Ben, sadece şunu biliyorum, biraz önce Sayın Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç’ın ifade ettiği gibi: On yılı aşkın bir zamandan beridir Türkiye'nin her köşesinde, dünyanın her köşesinde bu iyilik hareketi eliyle yoksul, garip gurebanın karnının doyduğunu, üstünün giydirildiğini biliyorum.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Bravo (!)

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Benim gördüğüm ve bildiğim bunlar. Eminim ve inanıyorum ki, milyonları aşkın bu garip gurebanın duaları onların savunması için sanırım yeterli olacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Fakat, burada bir şeyi de ifade etmek istiyorum: Sayın Kılıçdaroğlu, biliyorsunuz, geçtiğimiz yıl, yüzyılın en fazla açlık ve kuraklığıyla karşılaşmış Somali’ye gitti. Aslında Somali diye Kenya’ya gitti, hani bazen oluyor ya yanlışlık. Somali’nin, Kenya’nın…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya, saçmalama! Kamp Kenya sınırında, bunu da sen biliyorsun.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Ben de onu söyleyeceğim Muharrem Bey şu anda.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kamp oradaydı, Kenya sınırındaydı, sen de bal gibi biliyorsun.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Kenya’nın Somali sınırındaki, Somalililerin kaldığı Dadap Kampı’na gitti. Kendi eliyle de oradaki insanlara yardım dağıttı; gerçekten, bundan, bir milletvekili olarak, bir Türkiye vatandaşı olarak büyük mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum. Ama gizli soruşturmayla yürütülen dosyaların içerisindeki belgeleri ve bilgileri görebilen göze sahip olan Sayın Kılıçdaroğlu, acaba, o Dadap Kampı’nı gezerken, daha girişte, Deniz Feneri logosonu görebildi mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ya da orada açlık ve kuraklıkla yokluğa mahkûm olmuş o insanlara sağlık yardımı ulaştıran Deniz Feneri Hastanesini ziyaret etti mi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Devlet yok mu? Devlet varken derneğin ne işi var? Devletin yapması gereken işi dernek niye yapıyor? Devleti derneğe mahkûm ettiniz.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Ya da Sayın Kılıçdaroğlu, bu iyilik hareketinin, Deniz Fenerinin tişörtünü giyerek oradaki insanlara sıcak elini uzatan iyilik gönüllülerinin elini sıkabildi mi?

Ben isterdim ki biraz önceki duyduğum gururu… Oraya gittiğinde, gözünden kaçırmadan o hastaneyi ziyaret edebilseydi, o iyilik gönüllülerinin elini sıkabileydi, oradaki Deniz Feneri logosuyla “Evet, benim milletimin insanları da, sivil toplum örgütleri de buraya gelmiş, yüzyılın en büyük açlığı ve yoksulluğuyla karşı karşıya kalan bu insanlara şefkat elini uzatmış.” diye keşke gururlanabilseydi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Çalıyorlar ama iş de yapıyorlar.” demek istiyor. Çalıyorlar ama iş de yapıyorlar, mantık o mantık!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, aslında bu gensorudaki ya da biraz önce oyladığımız gensorudaki ya da bundan önce zaman zaman Meclise gelen gensoru önergelerindeki amaç, gerçekten hakkında gensoru verilen ilgili bakanların hukuka aykırı bir iş ya da işlem yaptıkları, bu nedenle gensoruya muhatap kalmaları değil. Burada yapılmaya çalışılan şey şu: Türk siyasi hareketinde dürüstlükle, çalışkanlıkla, güvenilirlikle bir mesafe katetmiş olan AK PARTİ’yle yolsuzluğu aynı kare içerisinde sürekli anmaya çalışmak. Biz iktidar olduğumuzda bu zihniyet AK PARTİ’nin niyetini okumaya çalıştı, niyet okuyuculuğu yaptı ama sonuç alamadı. Sonra, ikinci dönem, 2007’de tekrar AK PARTİ’yi bu millet tek başına iktidara getirdi, bu defa dudak okumaya çalıştı ve dudak okurken de nihayetinde yine bir sonuç alamadı.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Gensoruya gel, gensoruya!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Şimdi taktik değiştirdi. “Biz niyet okumaya çalıştık, sonuç alamadık; dudak okumaya çalıştık, sonuç alamadık, öyleyse AK PARTİ’nin millet nezdindeki en büyük karizması olan dürüstlüğünü çizecek bir şeyler yapalım…”

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Hadi canım sen de!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – “…Ne yapalım? Bunlar sürekli yolsuzluk yapıyor görüntüsü içerisinde milletin zihnini bulandıralım.”

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Yani millet bilmiyor sanki.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Her ihale için bir istisna kanun çıkartın, ondan sonra da…

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, hiç boşa çaba sarf etmeyin, hiç boşa nefes tüketmeyin, AK PARTİ bu milletin bağrından çıktı…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sen nereden çıktın?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – …AK PARTİ bu ülkede kenara itilmişlerin, bu ülkede ezilmişlerin, bu ülkede…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Muhalefet nereden çıktı?

ZEYİD ASLAN (Devamla) - …asırlık unutulmuşluk yaşayanların gerçek iktidarı olarak ortaya çıktı yani AK PARTİ bu milletin kendisi olarak, bu milletin gerçek iktidarı olarak ortaya çıktı. Bu toplumda, bu millette ne varsa AK PARTİ’de o var.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Bir de Obama’ya sorun, Obama’ya!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Eğer AK PARTİ’yi yolsuzlukla anmaya çalışıyorsanız asıl yolsuzluğu iddia etmeye çalıştığınız bu milletin kendisi olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Lütfen, bu noktada bir şey söylerken mutlaka ama mutlaka delilleri koyalım. Bir yerde para var, mutlaka yolsuzluk var; bir yerde hizmet üretilmiş, “Ya, burada mutlaka yolsuzluk var.” yani kendi iç dünyanızda, kendiniz aynaya baktığınızda düşündüklerinizi lütfen AK PARTİ için düşünmeyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Emredersin, emredersin!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Servetlerinizin kaynağını kamuoyuna açıklayın.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – “AK PARTİ yolsuzluk yapıyor…” Peki, Allah aşkına, yolsuzluk yapan bir Hükûmet varsa bu yollar nasıl yapıldı, bu barajlar nasıl yapıldı, bu köprüler nasıl yapıldı, bu havaalanları nasıl yapıldı, bu okullar nasıl yapıldı, bu hastaneler nasıl yapıldı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Eğer bu ülkede bu Hükûmet eliyle yolsuzluk varsa seksen yılda bu ülkenin oluşturduğu millî gelir on yılda 3 katına nasıl çıktı? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir gecede çıktı, bir gecede!

ATİLLA KART (Konya) – Borcu da söyler misiniz?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Eğer bu ülkede ve bu Hükûmette yolsuzluk varsa birilerinin yaptığı 23,5 milyarlık IMF borcu 1,5 milyara nasıl düştü?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ya, söylediğin yalanın bir endazesi olur be!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kuralları değiştirdiniz, bir gecede zenginleştik!

ATİLLA KART (Konya) – Borcu da söyler misiniz Sayın Aslan?

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Borçtan bahsedin, borçtan.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, AK PARTİ’yle yolsuzluğu aynı kefeye koyan herkes on yılda milletten nasıl tokat yemişse tokat yemeye devam edecek. Bunun altını özellikle çizerek ifade etmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biz bu ülkede temelimizi millete dayamışız, merkezimize insanı almışız. Biz “İnsanlara en hayırlı olan insanlara hizmet edendir.” anlayışını benimsemişiz. Onun için bizim siyasetimizin temelinde ideolojik kaygılar yok, bizim siyasetimizin temeli hizmet esası üzerine dayanır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü biliyoruz ki biz, her hizmet götürdüğümüz insanın duasıyla yarın Allah’ın huzuruna alnımız açık çıkacağız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mecliste bekleyen ihale yolsuzluğu dosyaları kimin, hangi milletvekillerinin?

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Akbil dosyaları hangi milletvekilinin?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Seni muhatap almayacağım yani ben bugün sizin söyleyeceğiniz her şeye karşı sağırım, duymuyorum sizi, ben sizi duymayacağım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu gensoru önergesini veren CHP’yi şöyle biraz irdelemek lazım: Tabii, ben bu kürsüye sekiz ayda ilk defa fırsat buldum, çıkıyorum. Her gün ama her gün bu kürsüden şu taraftaki insanların manevi şahsiyetine hakaret edildiğini işitiyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hem de ne kadar!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Bırakın bunu, bunların temsil ettiği 21 milyon insanın manevi şahsiyetine hakaret ediliyor, bu ülkenin Başbakanına hakaret ediliyor.

ATİLLA KART (Konya) – Öyle bir şey söz konusu olamaz.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Ben asla hiçbir siyasi partinin genel başkanına…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Siz ülkenin tarihine hakaret ediyorsunuz be!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – …bir ülkenin başbakanına bu kadar basitçe hakaret eden, küfreden cümleleri bu döneme kadar bu kürsüde görmedim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Atatürk’e, İnönü’ye yaptıklarınız nedir?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Ama bu dönem Cumhuriyet Halk Partisi öyle bir siyaset tarzı belirledi ki… Bu da, 12 Haziran seçimlerine giderken iktidar umudu vardı, değişim yapmıştı, milletin huzuruna çıkmıştı ve iktidarı bekliyordu ama o tanımadıkları millet altmış yıldan beridir iktidarsızlığa mahkûm ettiği CHP’yi bir kere daha iktidarsızlığa mahkûm etti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tabii ki bu hayal kırıklığı yarattı. Önce “Meclise de gelmeyiz, yemin de etmeyiz.” diye başladık.

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sen kendi işine bak, kendi işine.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya sen Deniz Fenerindeki parayı anlatır mısın, parayı. Parayı anlat, parayı. Masalı bırak da parayı anlat.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Sen şu Deniz Feneri’ni bir anlatsana.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – O gün anladık ki Cumhuriyet Halk Partisi bu dönem Meclise çalışmak için değil Meclisi çalıştırmamak için gelmiş. Ama elbette ki 21 milyon insandan yetki alan bizler de milletimizin bize verdiği bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek için bu Meclisi çalıştırmakla yükümlüyüz…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Millet size ihalelere katılma yetkisi vermedi.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – …ve hep beraber, birlikte ve beraber bunu çalıştıracağız.

Şimdi, CHP şuna alışmış: O tek parti döneminde baskı ve zulümlerle milleti sindirdikleri ve istediklerini yaptırdıkları o anlayışa ve o zihniyete alışmış.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Hâlâ orada mısın sen ya!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Zannediyor ki hâlâ baskı ve zulüm karşısında içine sindirecek bir millet var. Hayır, millet değişti. Artık, kendine inanan, kendine güvenen ve gücünün farkında olan bir millet var; artık, yeni bir Türkiye var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani yıllarca süngüyle ayakta kalmaya çalışan, yıllarca postalla yürümeye çalışan, yıllarca düşmeye yüz tuttuğu anda, üniversiteydi, militan yargı gibi koltuk değnekleriyle yürümeye çalışan o CHP artık yok. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Onun için size diyorum ki lütfen milleti anlayın, milleti kucaklayın; artık, güç sadece millette.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Üç dakika…

BAŞKAN – Sayın Aslan, süre tamamlandı.

Diğer gruplara teklif ettim üç dakikayı, istiyorsanız süre veriyorum.

 Buyurun.

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Millete dayanırsanız, millete kucağınızı açarsanız bu iktidarsızlık illetinden inşallah kurtulursunuz.

Bugün burada hikâye ve fıkralar anlatıldı, bir tane de ben anlatayım, sözlerimi öyle bitireyim: Amerika’da bir vatandaş, bir adam yolda yürüyor, birden bir köpek sokağa çıkıyor, küçük bir kız çocuğuna saldırıyor. Adam hemen müdahale ediyor, köpekle canhıraş bir mücadeleden sonra, kan revan içerisinde köpeği öldürüyor ve çocuğu kurtarıyor. Vatandaşlar koşuyor, polisler geliyor, herkes o vatandaşı tebrik ediyor, diyor ki: “Sen bir kahramansın. Yarın Amerikan gazetelerinin manşetinde senin kahramanlığın anlatılacak. Sen New York’lu musun?” diyor, “Hayır.”, “Amerikalı mısın?”, “Hayır.”, “Peki, nerelisin sen?”, “Iraklıyım.” Herkeste bir suskunluk ve ertesi gün Amerikan gazetelerinde “Katil Iraklı masum Amerikan köpeğini öldürdü.” diye bir manşet. Yani, Allah aşkına, bu ülkede yapılan güzelliklerin altında AK PARTİ’nin imzasını görünce manşetleri değiştirmeyin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) -  Partimize ağır hakaretlerde bulundu. Cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

Üç dakika süre veriyorum.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) - Rahmetli dedem bana şöyle tanımlardı, derdi ki: “Oğlum, bak, şu ailenin çocuklarına dikkat et. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.” (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, korkum şu: Siz kendinizi “dindar” olarak tanımlıyorsunuz, aynı zamanda da yolsuzluk üzerinize yapışıyor. “Çocuklar, gençler, Müslümanlıktan soğuyacak, Müslümanlıkla yolsuzluğu birleştirecekler.” diye üzülüyorum, korkum budur.

Şimdi, diyor ki: “Sayın Kılıçdaroğlu Kenya’ya gittiğinde Deniz Feneri logosunu görmedi mi?” Doğru, “Yardım etmedi mi Deniz Feneri?” Etmiştir, hepsini çalacak hâli yok ya, bir miktarıyla yardım etmişlerdir! (CHP sıralarından alkışlar)

Bakınız, “Kilise karanlık, papaz sağır, hava kurşun gibi ağır.” Bağır bağır bağırıyorum, sizi vicdanlı olmaya çağırıyorum. Bir kere vicdanlı olun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen bu papazlardan ne istiyorsun? Papazlarla sorunun nedir?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Evrakları ortaya koydular, belgeleri ortaya koydular, hâlâ bunlarda gözleriniz kapalı, gönülleriniz nasıl mühürlü oluyor anlayabilmiş değilim. Yani şu sözü söylerken insan utanır biraz: Sayın Kılıçdaroğlu bu ülkenin koskoca Başbakanına laf söylüyormuş! Be kardeşim…

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Ya söylemiyor, hakaret ediyor.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın milletvekilleri… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri… Geç Başbakanı sen. Sen, İnönü Savaşları’nın kahramanı, Garp Cephesi Kumandanı’na, ölmüş gitmiş, kırk sene önce ölmüş, bu ülkenin kurucusuna, bu ülkenin Cumhurbaşkanına, ölmüş insana “Hitler” dedin “Faşist” dedin, her şeyi söyledin. Bunları nasıl söyleyebiliyorsunuz ya! (CHP sıralarından alkışlar)

Biz hiç bizim partimizle bağlarını koparmış Fevzi Çakmak’a, Kazım Karabekir’e tek kelime ettik mi? Bizim devlet terbiyemiz budur. Rahmetli Erbakan’ın mallarıyla ilgili Türkiye karıştı, tek kelime etmedik “Ölmüş gitmiştir.” dedik. Çocukları birbirine düştü. Yetim paraları, fitre paraları, zekât paraları, Bosna paraları, yendi mi yenmedi mi kardeşim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Söylemiyorsun sen!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Utanmıyor musunuz siz bunları konuşmaya? Utanmıyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sen söylememiş mi oluyorsun?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bakın, Erbakan’ın çocuklarının üzerinde kavga başladı mı başlamadı mı? Bunlar ne parası? Bizim terbiyemiz gereği, bunları konuşmuyoruz biz. Biz bunları söylememeye çalışıyoruz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Doğru, doğru!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sizin dediğiniz şey şudur, açık seçik söyleyeyim size, bakın, sizin felsefenizin özetini yapayım, özeti şu: “Çalıyor ama çalışıyor!” Özetiniz bu. Yolsuzluğu üzerinize yakıştırmayın. İçinizde bu konularda çok duyarlı arkadaşlarım olduğunu biliyorum. Bırakın bir dahaki dönem liste telaşını, bırakın bir daha milletvekili olmayı, zaten yüzde 65’iniz değişecek…

İHSAN ŞENER (Ordu) – O sizde olur!

MUHARREM İNCE (Devamla) - …zaten bir daha listeye koymayacaklar. Gelin, dik durun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – …vicdanlı olun, dürüst olun, gelin, yargılayın diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, AKP sözcüsü, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna yönelik sataşmanın dışında, bizim ileri sürdüğümüz delillere yönelik olarak da “Yalancı çoban, ördek zihniyeti.” gibi değerlendirmeler yaparak sataşmada bulundu. O konuda açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekiliniz cevap verdi Sayın Kart.

ATİLLA KART (Konya) – Hayır, o, Cumhuriyet Halk Partisine yönelik, tüzel kişiliğe yönelik konularda cevap verdi…

BAŞKAN – Şahsınızla ilgili ne söyledi?

ATİLLA KART (Konya) – …ama bizim önergemize yönelik olarak 69’uncu madde anlamında sataşmada bulundu. O konuda açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kart, sizin önergenizle ilgili hiçbir şey söylemeyecek mi yani?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önergeyi verenlere söyledi.

BAŞKAN – Hayır, sataşma varsa, neresindeyse söyleyin.

ATİLLA KART (Konya) – Bakın, önergeyi verenlere, önergeyi hazırlayanlara, sözcülere yönelik olarak aynen ifadeler şu...

BAŞKAN – Ne dedi?

ATİLLA KART (Konya) – “Yalancı çoban, ördek zihniyeti…” Bunun daha ötesi var mı?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart. (CHP sıralarından alkışlar)

6.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın gensoru önergesini hazırlayanlara yönelik ifadeleri nedeniyle konuşması

ATİLLA KART (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Kibrinizi, egonuzu bir tarafa bırakın. Türkiye’ye hizmet etmek istiyorsanız, ülkemize hizmet etmek istiyorsanız, kibrinizi, egonuzu ve kifayetsiz ve muhteris anlayışınızı bir tarafa bırakın, kendinizi bir öz eleştiri süzgeci içinde bir değerlendirmeye tabi tutun.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sizde o, sizde!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Hatip, sözlerine dikkat et!

ATİLLA KART (Devamla) - Bir diğer husus daha, bir diğer tavsiyem daha: Bakın iktidarsınız, nefret söylemini bırakın artık. Nefret söylemi üzerine, ayrışma söylemi üzerine siyaset yapmayı bırakın. Ülkeye gerçekten yazık ediyorsunuz. Bu noktada kendinizi bir kez daha değerlendirin.

Bu ifadelerden sonra şunları ifade edeceğim: Bakın değerli milletvekilleri, hamaset ve demagoji yapmadan, bu tuzağa düşmeden, sorularımı, delillerimi, belgelerimi bir kez daha ifade edeceğim. Bakın, ne diyor sayın sözcü? Efendim işte “Yalancı çoban” nitelemesi gibi son derece ucuz, son derece düzeysiz değerlendirmeler yapıyor. Sayın sözcüye şunu soruyoruz, diyoruz ki… Bakın, Dernekler Dairesinin, tarih veriyoruz, sayı veriyoruz, otuz dört sayfalık raporu. Sayın Bakanın sorumluluğunda görev yapan Dernekler Dairesinden söz ediyoruz. Ne demiş o daire? Demiş ki: “Bu derneğin faaliyetlerinde sahte belge üretildiğine dair belgeler var çünkü gelir gider kayıtları birbirini tutmuyor, serbest rekabet kuralları ihlal edilmiş.” deniyor. Burada “Kamu yararı şartlarını artık taşımamaktadır.” deniyor. Buna cevap verir misiniz bir zahmet?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Kendisi cevap verdi.

ATİLLA KART (Devamla) – Buna bir açıklama verir misiniz? Bakın, ne diyor? Orada belgelerde ne diyor? O belgelerde ne diyor? Belgelerde Sermaye Piyasası Kurulu 3 tane sanıktan söz ederek diyor ki: “Bunlar suç işlemiştir.” O raporlar, neden ters yüz edilerek o kişiler himaye ediliyor? Bunları soruyoruz. Bunların cevaplarını neden vermiyorsunuz?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Adalet verecek, soruşturma devam ediyor.

ATİLLA KART (Devamla) – Bundan daha somut bir belge olabilir mi? Daha somut bir delil olabilir mi?

Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Maliye Bakanı önerge cevaplarında, neden o otuz  dört sayfalık rapor ortadayken “Rapor yoktur.” diye cevap veriyor? Bu, Türkiye Cumhuriyeti bakanlarına yakışır mı diyoruz?

Değerli arkadaşlarım, yanlış bir şey mi söylüyoruz? “Türkiye Cumhuriyeti bakanları yalan söylemez, yalan söylememelidir.” diyoruz.      

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yanlış anlamışsın. 

ATİLLA KART (Devamla) – Bunun neresi yanlış? Bunun cevaplanması gerekmez mi? Bunun açıklanması gerekmez mi? (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

CAHİT BAĞCI (Çorum) – Açıklayacak biraz sonra.

V.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

2.- Konya Milletvekili Atilla Kart ve 32 milletvekilinin, Deniz Feneri Derneğiyle ilgili soruşturma sürecine müdahil olarak görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/9) (Devam)

BAŞKAN –  Şimdi, Hükûmet adına Beşir Atalay, Başbakan Yardımcısı.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY  (Kırıkkale) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, konuşulan konuyla ilgili… Bu yeni bir konu değil arkadaşlar, onu önce ifade ederek başlamak istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı değişik platformlarda bunu zaten daha önce gündeme getirmişti, aynı hususlar bu defa Meclise gelmiş oldu. Şöyle, o ne zaman meydana gelmiş, söylenmiş ve ne cevap verdik, onları da kısaca aktarmak istiyorum.

Önce, tabii, partimle ve şahsımla ilgili yakışıksız sözlerle ve iftiralarla, bir bayram günü, geçen yaz Eylülün 2’sinde, Ramazan Bayramı’nda, biraz önce sözü edilen Kenya mı, Somali mi, nereye gitti, oradan dönerken gazetecilere böyle bir bilgi veriyor ve gazetelerde yer alıyor. Aynı gün şu açıklamayı yaptık yani aynı konu olduğu için ben daha fazla burada açıklama yapmamak için bunu okuyorum:

“Bugün çeşitli yayın organlarında İçişleri Bakanlığı dönemimi ilzam eden bazı haberler yer almakta, devam eden bir yargılama sürecine müdahale edildiğine dair bazı iddialar gündeme getirilmektedir.

İçişleri Bakanlığım döneminde, öncesinde veya sonrasında devam eden hiçbir davayla ilgili herhangi bir yönlendirmem kesinlikle söz konusu olmamıştır. Şahsıma atfen dile getirilen bu iddialar tamamen gerçek dışıdır, asılsızdır ve külliyen yalandır. Bahse konu olan davayla ne bir ilgimiz söz konusudur ne de davanın gidişatını etkilemeye yönelik bir müdahalemiz vuku bulmuştur. Bu iddialar, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı tarafından şahsımı, İçişleri Bakanlığını ve AK PARTİ Hükûmetini suçlayacak şekilde gündeme getirilerek, siyasi iftira ve karalama kampanyasına dönüştürülmüştür.

CHP Genel Başkanı’nın devam eden davanın savcısı gibi kendisini konumlandırarak, davayla şahsımı ve AK PARTİ’ yi ilişkilendirmeye çalışması büyük bir sorumsuzluk örneğidir, çirkin ve yakışıksız bir siyaset tarzıdır. Sayın Kılıçdaroğlu'nun süren davayla ilgili yorum ve değerlendirmede bulunması suç olduğu gibi, masum insanları suçlu ilan ederek isimlerini karalamaya çalışması da ahlak ve insaf ölçülerini aşan bir sorumsuzluk örneğidir.''

Bunu o gün yazılı olarak açıkladık ve aynen bugünkü şeyler söyleniyordu ve ertesi gün bütün basında yer aldı. Fakat bunun üzerinden bir süre geçti ve bir Cumhuriyet Halk Partisi grup toplantısında biraz önce sözü edilen, ellerinde -sanki bunlar savcı ve iddianame hazırlamış gibi- kırmızı bir dosyayı sallayarak yine aynı konuları dile getirdiler. Yine bir iftira dosyası bu. O zaman da açıklama yaptık, o zaman da bu başta söylediklerimi söyledikten sonra “Cumhuriyet Halk Partisinin yalan ve iftiradan medet uman bir yaklaşım içine girerek şahsıma ve AK PARTİ Hükûmetine karşı bu derece sakil bir karalama kampanyasına başvurması  Türk siyaseti açısından büyük bir talihsizliktir. Halkımızı ilgilendiren ülke meseleleriyle ilgili ciddi bir söylem geliştiremeyen CHP Genel Başkanının parti içi rahatsızlıkları geri plana düşürmek için sarıldığı bu yöntem siyasetimiz açısından ciddi bir seviye kaybıdır. CHP Genel Başkanının kendisini hafiye gibi konumlandırmasının ucuz ve düşük düzeyli bir durum olması CHP yönetiminin takdirinde olan bir konudur…” Bu o zaman yaptığım yazılı açıklama, yeni değil yani onun için tekrar okuyorum. “Ancak Sayın Kılıçdaroğlu’nun söyleminin hukuk devleti anlayışı açısından doğurduğu sakıncalar ve tehlikeler tüm kamuoyu açısından göz ardı edilemeyecek bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Öncelikle şu hususları vurgulamak durumundayım: Devam etmekte olan bir soruşturmayla ilgili yorum ve değerlendirmede bulunmak suçtur. Masum insanları suçlu ilan etmek, onur ve haysiyetleriyle oynamak hem suçtur hem ahlak yoksunluğudur. Kendi onuruna düşkün olmayanlar başkalarının onuruyla da kolay oynarlar.” Aynı şeyi yine söylüyorum. “Gizli olan soruşturma dosyasından bilgiler aktarmak, sızdırılan dosya bilgilerini henüz doğruluğu bilinmeden ve avukatları dahi olmadan kamuoyuyla paylaşmak hukuk ihlalidir. Bu hassasiyetleri gözetmek hukuka saygısı olan ve vicdan taşıyan herkesin görevidir.” Bundan sonra da Sayın Kılıçdaroğlu’yla ilgili dava açtım ve o davam sürüyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi benim aslında burada söylenen hususlarla ilgili yine söyleyeceğim bunlar. Yani ben o ayrıntılara hiç girmiyorum, sağ olsun, Zeyid Kardeşim zaten bazılarını ifade etti. Ama ben şunu diyorum: Yine aynı şeyler, bir tane artı yok, orada söylenenler bu defa gensoru olarak Meclise getiriliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, konuşulanları dinlediniz. Son olarak, bizim terbiyemize sığmıyor diye, burada işte söylenen o kelimeleri ben ağzıma almak istemiyorum ama burası ciddi konuların, düşünce, fikir ve bilgi ortamında değerlendirilmesi gereken bir yer. Kimse kimsenin onuruyla, haysiyetiyle burada savcı gibi, hâkim gibi oynayamaz. Mecliste hiçbir oturum, hiçbir gensoru görüşmesi, insanların, burada olan veya olmayan insanların böyle ucuz şekilde onurlarıyla oynama yeri değildir. Bu dosya dava dosyasıdır ve bu yargıdadır ve bize bir tezkere falan da gelmiş değildir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, on binlerce gurbetçiye, yazık değil mi bu insanlara, bunlar ne şartlarda paralarını kazanıyorlar!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Onun yanında, tabii, gensorunun usulüyle ilgili arkadaşlarım söylediler. Ben, bunu, buna muhatap olan kişi olarak söylemeden geçemem yani şunu hepimiz biliyoruz: Doğrudur, gensoru bu Parlamentonun en etkili enstrümanıdır denetleme olarak, yürütmeyi denetleme olarak, buna hepimiz katılırız ama burada bir somut belge olacak. Gensoru çok önemlidir, gensoru bir yazılı soru önergesi değildir arkadaşlar. Gensoru çok ciddi zamanlarda ele alınabilecek bir konudur ve böyle, hiçbirinin somutluğu olmayan, tamamen iftira… Bakın, burada söylüyorum, kelimeyi bilerek konuşuyorum: Tamamı yalan ve iftira olan buradaki iddialarla gensoru olamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, onun için somutuna girmiyorum, vay bilmem on beş yıl önce falancayla falanca şirket kurmuş, bilmem ne… Ayıp bir şey, ayıp bu Parlamentoda!

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Yalan mı, yalan mı?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, burada, bu önergeyle, buna benzer önergelerle haksızlık yapıyorsunuz. Bu haksızlıktır, ben bunu söylüyorum ve diğer taraftan…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, iddialarla ilgili ne söyleyeceksiniz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Diğer taraftan, bakın, arkadaşlarım söyledi, bu da Anayasa, bu Anayasa’da Parlamentoyla ilgili tahsis edilmiş bir madde vardır, biraz önce Zeyid söyledi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O Anayasa’da savcılarla ilgili madde de var, niye görevden aldınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – 138’inci maddenin üçüncü paragrafı, okuyorum: “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” Bu, Anayasa’nın 138’in üçüdür.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “Savcılar da görevden alınamaz.” diyor, niye aldınız?

BAŞKAN – Şimdi, değerli arkadaşlar, bu gensoru…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O Anayasa ne diyor? “Savcılar da görevden alınamaz.” diyor, niye aldınız?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Dinle kardeşim!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bilmiyorsun Sağlık Bakanı, o Anayasa diyor, “Savcılar da görevden alınamaz.” diyor.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen ama…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Dinlemeyi öğren!

MAHMUT TANAL (İstanbul) –  Bilmiyorsun Sağlık Bakanı, bilmiyorsun işte...

BAŞKAN – Sayın Tanal…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – CHP tarafından bu gensorunun verilmemesi gerekiyor, Meclis Başkanlığının da bu gensoruyu kabul etmemesi gerekiyor. Ben bunu burada ifade ediyorum. Yani, bunun gündeme alınması Anayasa’ya aykırıdır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O Anayasa’yı da oku, o Anayasa’ya göre savcıyı da görevden alamazsın, niye aldınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Yoksa, eğer iddianız varsa yürüyen bir dava vardır, savcılığa verirsiniz. O kırmızı dosyanızı savcılığa gönderdiniz, savcılık zaten onun gereğini yapacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, tabii, burada, konuşmacılar Sayın Başbakanımızın, AK PARTİ’nin ismini anıyorlar, işte, bunların yolsuzluk olaylarıyla ilgisine falan değiniyorlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gelin, şu anda Mecliste herkesin servet kaynağını açıklayalım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Şimdi, vicdanı olan herkes şunu görür…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu Mecliste herkesin servet kaynağını açıklayalım.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen ama…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, şeffaf bir devlette herkesin servet kaynağı açık olur.

BAŞKAN – Sözcüleriniz konuştular yani bu Mecliste ne yapalım, konuşturmayalım mı? Hem iddialarda bulundunuz, konuşturmayalım mı Sayın Bakanı? Lütfen ama…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, şeffaf bir ülkede herkesin servetinin kaynağı şeffaf olmalı.

BAŞKAN – Bir usulü var, bir adabı var Meclisin de yani, lütfen…

Buyurun Sayın Bakan. 

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, biz, AK PARTİ’liler olarak vatandaşımıza hizmet verirken vatandaşımıza ve Allah’a hesap vereceğimizin bilincindeyiz; biz, o hesabı vereceğimizi her gün hesap ederiz, bundan herkes emin olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Belki işlerimizde çok iyi yapamadığımız olur ama bize, Allah’ın izniyle, 1 kuruşun hesabını kimse soramaz ve bizim hayatlarımız çok açıktır, hayatlarımız çok şeffaftır, berraktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, bunun adı dini siyasete alet etmektir, bu kavramı yolsuzlukla kullanmayın lütfen.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) –Öyle, AK PARTİ’nin ismini yolsuzlukla vesaire bir araya getirmeyi başaramayacaksınız, Allah’ın izniyle kimse bunu başaramayacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten siz yapıyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – AK PARTİ bir hizmet partisidir, ülkesi için dertli insanların partisidir.

ATİLLA KART (Konya) – İddialara cevap vermiyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben o iddialarla ilgili baştaki, daha önce grup konuşmanızda ne cevabı verdiysem burada da onu veriyorum, o kadar, ondan sonrasını vermiyorum.

ATİLLA KART (Konya) – Ama başka iddialar ileri sürüyoruz, belgeler ileri sürüyoruz, onlara cevap vermek zorundasınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Evet, şimdi, tabii, bütün mesele…

ATİLLA KART (Konya) – Arkadaşlarınız “Sayın Bakan cevap verecek.” dedi, sözcüleriniz “Bakan cevap verecek.” dedi.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Mahmut Tanal’a laf söyleyeceğinize eşkıyaya laf söyleyin siz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sana yakışıyor mu?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …tabii, bütün mesele…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sana yakışıyor mu eşkıyaya laf söylememek?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, dün burada söz verdiniz, lütfen… Dün kürsüde söz verdiniz, lütfen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …vizyonsuz bir ana muhalefet partisi var, bütün mesele bu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vicdansız olacağıma vizyonsuz olayım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Düşünce teklif edecek perspektifi olmayan bir ana muhalefet partisi. Umudunu negatif siyasete bağlamış bir ana muhalefet partisi. Oysa negatif siyasetle iktidar olan dünyada bir tane bile parti yoktur.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, iddiaları yanıtlayın, iddiaları.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Her gün olup biten her şeyi eleştiren, hiçbir vizyon ortaya koymayan, hiçbir teklif ortaya koymayan, böyle ucuz hafiyelik dosyaları, altı boş dosyalar… Sayın Genel Başkanın bugüne kadar ortaya çıkardığı dosyaların hepsinin altı boş çıkmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dengir Mir Fırat nerede? Dengir Mir Fırat nerede?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bunlarla iktidar olunmuyor arkadaşlar. Vatandaş gelecek için vizyon istiyor, vatandaş gelecek için umut istiyor, politika istiyor, strateji istiyor, onlarla iktidar olunuyor.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakan, siz iddiaları yanıtlayın, iddialara cevap verin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Yani öyle negatif, onun bunun eksiğini arayarak, umudunu iktidarın, bakanların eksiğini bulayım da onlarla her gün vakit geçireyim diyerek iktidar olunmuyor. Bir şey üreteceksin, bir şey; umut vereceksin vatandaşa, umut.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – İddialara cevap ver.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dürüst olacaksın, dürüst. Dürüstlük önemli değil mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) –Dürüstlüğün ölçüsü, vatandaş…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hah, aklına yeni geldi, aklına yeni geldi.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …onu vicdanıyla, bilgisiyle, sezgisiyle çok iyi ölçer.

Bakın, size bir örnek vereyim. Şu günlerde kamuoyu yoklamaları var.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakan, iddialara cevap verin. İddialara yanıtınızı dinlemeye geldik.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bizim yaptırdığımız veya başka kuruluşların yaptığı beş tane araştırma var, beş tane.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İktidara gelmeniz için herkesi kumpasa getirdiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Araştırma şirketlerinin sahibi sensin!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Hepsinde de CHP’nin oyu düşüyor, hepsinde AK PARTİ’nin oyu yükseliyor. Niye acaba?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bu reklamlara giriyor, Sayın Başkan, reklamlara giriyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ana muhalefet olup da, bakın…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendi araştırma şirketinin reklamını yapıyor yahu!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …muhalefette olup da oyunu düşürmek sadece Türkiye’ye mahsustur, sadece… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ticari reklam yeri değil burası.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) -  Dünyanın hiçbir yerinde yoktur bu.

OKTAY VURAL (İzmir) - Burası ticari reklam yeri değil.

BAŞKAN – İsim vermedi, isim vermedi. Biliyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, reklamlara giriyor bu. Şirket reklamı yapıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O şirketlerin gizli ortağı olabilir misiniz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) –Böyle iftira dosyalarıyla falan, ucuz hafiyelikle falan iktidar olunmuyor, vatandaş da oy vermiyor.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Ayıp! Ayıp! Hiç yakışıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Ama bizim tesellimiz şu: Milletimiz bunun hepsini iyi biliyor, kimin dürüst olduğunu, kimin olmadığını, kimin neyi istismar ettiğini, kimin hizmet ettiğini, kimin etmediğini, kimin laf ürettiğini milletimiz biliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakan, lütfen iddialara cevap verin. Bu kadar kişi bunu bekliyor, hepimiz bunu bekliyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, tabii, şunu da burada ifade etmek istiyorum…

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Er geç cevap vereceksiniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Hamdolsun…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan, bu işin bir de sorgu meleklerinin sorduğu kısmı var. Bence, siz orayı düşünün bir de.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Hamdolsun, AK PARTİ olarak, AK PARTİ kimliği altında olmaktan büyük bir gurur ve onur duyuyorum, Allah’ın bize verdiği en büyük nimetlerden birisi olarak görüyorum ve burada olmayı bir ayrıcalık olarak görüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – İddialara cevap verin. Bakın, herkes bekliyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Bu, kutlu bir harekettir ve Türkiye’yi değiştiren bir harekettir. Türkiye’yi değiştiriyoruz biz.

Bugün… Onlar, muhalefet bilmiyor mu Türkiye'nin değiştiğini? O yollardan onlar gitmiyorlar mı? O imkânları onlar görmüyorlar mı? Türkiye'nin ne kadar geliştiğini bilmiyorlar mı? Ama her gün buraya böyle iftiralarla, yalanlarla geliyorlar.

Değerli arkadaşlar, önemli olan milletin bilmesi. Bizim alnımız ak, başımız dik, gizleyecek hiçbir şeyimiz yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Milleti kandırıyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Hepinizi saygılarla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna hakaret etti Sayın Bakan “Vizyonsuz CHP.” dedi “Ahlak yoksunu.” dedi, buna benzer pek çok söz söyledi.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

Üç dakika süre veriyorum. (CHP sıralarında alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Önce, siyasetçinin şöyle bir hakkı yok: “Biz hesabı Allah’a veririz.” Yok böyle bir şey. Allah’a herkes hesap verecek.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Millete, millete!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Herkes Allah’a hesap verecek. Siyasetçi, mahkemeye de hesap verecek, Parlamentoya da hesap verecek. Gelecek burada masal anlatmayacak Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sizin anlattığınızın hepsi masal.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Sen geldin buraya yirmi dakika masal anlattın. Hiçbir iddiaya yanıt vermedin.

Şimdi bakın, size şunu söyleyeyim: Deniz Feneri’nin Almanya ayağı ne oldu? Türkiye ayağı ne oldu? Benim bazı arkadaşlarımın dediği gibi, ben Sayın Arınç’a kefil olamayacağım, kimse kusura bakmasın. Çalmamak marifettir de çaldırmamak da marifettir. (CHP sıralarından alkışlar) Çalmama kısmını bilmem ama çaldırmama kısmında eksik olduğunu biliyorum.

Şimdi bakın, Sayın Zeyid Aslan, Amerikan basının bir masum Iraklıyı katil gibi gösterdiğini söylediniz.

SIRRI SAKIK (Muş) – O Iraklı da Kürt’tü biliyor musunuz?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın milletvekilleri, 1,5 milyon Iraklı öldürüldü, kadınlara tecavüz edildi Irak’ta camiler bombalandı. Siz bunları duydunuz mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yoo, kulaklar duymaz!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Peki, siz bunları duymadınız mı?

Peki, sizin Genel Başkanınız Sayın Recep Tayyip Erdoğan…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Milletin Başbakanı, bilmiyor musunuz Muharrem Bey?

MUHARREM İNCE (Devamla) -  “Amerikan askerleri için dua ediyorum.” dedi mi? (CHP sıralarından “Dedi” sesleri) Dedi. Türk askerinin başına çuval geçireni Ankara’da karşıladı, ağırladı, sohbet etti mi? (CHP sıralarından “Etti” sesleri) Etti. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Geç onları, geç onları!

Şimdi, bak, bir şey söyleyeceğim: Türkiye’deki pazarlık, Amerika ile yaptığınız pazarlık şudur…

AHMET YENİ (Samsun) – Gensoru tutmayınca…

MUHARREM İNCE (Devamla) - Size dediler ki: “Bir: Libya’yı yok edeceğiz. Irak’ı yok edeceğiz. İran’ı yok edeceğiz. Suriye’yi yok edeceğiz. Türkiye olarak, AKP olarak sen de bize yardımcı olacaksın.” “Başüstüne” dediniz, başüstüne.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Oralarda demokrasi yeşerdi, demokrasi. Diktatörler çöktü orada. Rahatsız mı oldunuz?

MUHARREM İNCE (Devamla) -  “Peki” dediniz, “Karşılığında ne alacağız? Karşılığında ne alacağız?”

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Rahatsız mı oldunuz diktatörlerin çökmesinden?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Amerika da size dedi ki: “Siz de bunun karşılığında cumhuriyeti yıkacaksınız. Türk ordusunu yıkacaksınız, üniversiteyi yıkacaksınız, laikliği yıkacaksınız.” (CHP sıralarından alkışlar. AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yaptığınız pazarlık budur.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ne alakası var?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu pazarlığı yaptınız siz. Bu pazarlığı yaptınız.

Buraya gelip, zekât parasının, fitre parasının, yetimin parasının, fakirin fukaranın parasının nasıl çalındığının peşindeyiz biz. Biz bunun derdindeyiz. Kimseye iftira atmıyoruz biz, her şey belgeli. Hasan Ören’in belgeleri, Sayın Ören’in belgeleri, Sayın Gök’ün belgeleri belge değil mi? Var mı içinizde hukuk kökenli bir babayiğit, bir babayiğit, bir moderatörün karşısında, Levent Gök’le ve Hasan Ören’le bir televizyon programında bunları tartışabilecek bir babayiğit var mı?

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Nerede o yürek!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ama Zeyid Aslan’a da şaşırmadım, Sivas davasının da avukatıymış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) -  …Deniz Fenerinin de geldi, avukatlığını yaptı, şaşırmadım doğrusu.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Herkes karşıdakini kendisi gibi görür.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hanımefendilere cevap vermiyorum.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan…

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – İsterseniz, sayın milletvekilleri, herkesi ön tarafa alalım. Lütfen bir oturun…

Sayın Vural’ın söz talebi var, bir dinleyelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, ben sonra… Bu sataşmalarla ilgili süreci bitirin, sadece, oylamadan önce bir arzım var.

BAŞKAN – Sayın Aslan, buyurun.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Efendim sataşma…

BAŞKAN - Ne dedi de sataştı? (Gürültüler)

Bir saniye sayın milletvekilleri... Sayın Aslan’dan sormam lazım. Ne dedi?

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Benim sözlerimin üzerinden yorum yaptı, İsmimi verdi, ayrıca Sivas ve Deniz Feneriyle ilgili avukatlık yaptığımı söyledi.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

8.- Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi, tekrar, saygıyla selamlıyorum.

Ben aslında sözlerimin bu kadar dokunacağını tahmin etmemiştim ama bayağı dokunmuş anladığım kadarıyla. Sözlere cevap vermeyeceğim. Evet, Sivas davasının avukatlığını yaptım, Deniz Fenerinin kuruluş tüzüğünü ben hazırladım. [CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!)] Yani bu konuda, merak ediyorsanız, zaten kayıtlarda var.

 Ama ben, demin süre yetmediği için söyleyemediğim bir cümleyi söyleyeceğim, bir fıkra daha anlatacağım daha doğrusu: Şimdi, geçtiğimiz dönemlerde burada milletvekilliği yapan arkadaşlarımız hatırlarlar. Sayın Genel Başkanımız, buradaki bir konuşmasında, o dönem Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanına hitaben “Sayın Genel Başkan, kılavuzunuzu değiştirin. Sizin kılavuzlarınız sizi yanlış yönlendiriyor.” demişti. Şimdi, bir hikâye var, Bekri Mustafa, birçoğunuz bilirsiniz…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Zaten hep hikâye anlatıyorsunuz.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Öyle zaten, öyle.

Adamın biri ölmüş, öbür dünyaya gitmiş. Tabii, oradakiler meraklı, öbür dünyada ne var. Demişler: “Dünyada ne var, ne yok?”

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – İşte, “AKP iktidara geldi” diyecek değil mi?

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Demiş ki: “Vallahi, Bekri Mustafa bizim mahalleye imam oldu, gerisini sen düşün.” Yahu, o dönemde Sayın Genel Başkanımızın “kılavuz” dediği, “Kılavuzunuzu değiştir.” dediği Kılıçdaroğlu CHP’ye Genel Başkan olmuş, ben daha ne söyleyeyim ya?

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yani bir şey açıklamama gerek yok.

BAŞKAN – Sormadım zaten Sayın İnce, “Buyurun.” dedim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bence sormayın yani son cümleden sonra.

BAŞKAN – E, “Buyurun.” dedim, ben de sormadım.

Sayın İnce, lütfen… Hikâye anlatmayacaksınız değil mi?

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Bravo Başkan, tebrik ediyorum. Hikâye olduğunu siz de tespit ettiniz.

BAŞKAN - Buyurun.

9.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Evet, bakın, ben hep eleştiri sınırları içinde kalmak isterim, belgeyle konuşmak isterim, bilgiyle konuşmak isterim. Yani “Kılıçdaroğlu CHP’ye Genel Başkan olmuş, daha ne diyeyim?” gibi böyle aşağılayıcı cümlelerle siyaset yapılmaz ama o tarzdan istiyorsanız âlâsını yapmasını bilirim, elimden de gelir.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bu gidişle sen de olacaksın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yani kusara bakmayın, kusura bakmayın şimdi. Tayyip Erdoğan’dan dünya lideri olmuş da yani… Ne dünya lideri ama bak, ne dünya lideri! İran’a gitti… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, anlatayım, anlatayım.

İran’a gitti, İran’da Ahmedinejad iki gün bekletti. (AK PARTİ sıralarından “Yalan, yalan.” sesleri) Türkmenistan heyetiyle görüştü, Tayyip Erdoğan’la görüşmedi.

AHMET YENİ (Samsun) – Kıskanmayın!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dünya lideri mi? Lideri. Şimdi, bakın, en samimi arkadaşı Berlusconi’ydi, evden dışarı çıkamıyor Berlusconi, yakında bizim dünya lideri de çıkamayacak. Yani bir insan çıkacak…

Bakın, genel başkanlara böyle konuşmak istemem ama Zeyid Bey konuştuğu için böyle konuşuyorum. O zaman size şunu söyleyeyim, röportajdan okuyorum, Sayın Başbakan açıklıyor, diyor ki: “Ben kitap okumam, kitap özeti okurum.” Kitap okumayan birinden Türkiye’ye Başbakan oluyor da, bunu eleştirmiyorsun da bizim Genel Başkanımıza mı laf söylüyorsun? (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, ben size şunu söyleyeyim, bu kürsüden bunu ikinciye söylüyorum, bunu ikinciye söylüyorum: O zaman yüreğiniz varsa… Bakın, önceden şöyle diyordunuz, dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda şöyle diyordunuz: “Yargı taraflı, yargı bize karşı kinli, hırslı; onun için dokunulmazlıkları kaldırmıyoruz.” Şimdi, bakın, sayın grup başkan vekilleri, ben Sayın Kılıçdaroğlu’nun vekiliyim, siz de Sayın Erdoğan’ın vekilisiniz. Ben Sayın Kılıçdaroğlu adına size söz veriyorum, getirin imzalayayım. Yarın Sayın Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlık dosyasını getirin, el birliğiyle kaldıralım. Peki, ama bunun karşılığında siz de Sayın Başbakanın dokunulmazlık dosyasını getirin, hep beraber ikisinin dokunulmazlığını yarın kaldıralım. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Var mı böyle yüreğiniz? Bakın, yargıyı arka bahçeniz yapmanıza rağmen, yine de bu ülkede namuslu, vicdanlı yargıçlar vardır diye, haydi gelin sadece iki kişinin dokunulmazlığını kaldıralım, gitsinler yargının önüne hesap versinler.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Millet kaldırıyor, millet!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Atmaya geldi mi mangalda kül bırakmıyorsunuz, icraata geldi mi hiçbir şey yapmıyorsunuz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan konuşmasında…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart, sormuyorum.

ATİLLA KART (Konya) – Peki, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Yalnız, hikâye anlatmamak şartıyla, buyurun.

10.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ATİLLA KART (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, tabii, gerçekten duygusal ve heyecan dolu bir konuşma yaptı, son derece hamaset dolu açıklamalar yaptı, soyut açıklamalar yaptı. İktidar grubuna mensup olmaktan dolayı memnuniyetini ve gururunu ifade etti. Bunlara bir diyeceğimiz yok. Mensubiyetini, hangi partiye mensup olduğunu, bunları tartışmıyoruz, konumuz bu değil Sayın Bakan. “Muhalefet sözcüleri yalan ve iftirada bulundular.” dediniz. Biz de yine demagoji ve hamaset tuzağına düşmeden, biraz evvel dile getirdiğimiz delilleri bir kez daha dile getiriyoruz. Diyoruz ki: “Sayın Bakan, sizin sorumluluğunuzda, İçişleri Bakanı olduğunuz dönemde, Dernekler Dairesi Başkanlığının hazırlamış olduğu 25/3/2009 tarihli otuz dört sayfalık raporun gereğini neden yapmadınız?” Bundan daha açık bir soru  olur mu? Bu sorunun cevabını neden vermiyorsunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Gereğini yaptık.

ATİLLA KART (Devamla) – Yapmadınız, yapmadınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Hepsini yaptık.

ATİLLA KART (Devamla) – Yapmadığınız gibi, ne yapıyorsunuz? Böyle bir raporun olmadığına dair Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilciliğine 21/12/2009 tarihli cevabınızda “Böyle bir rapor yoktur.” diyorsunuz. Bu, yalan beyanda bulunmak değil midir? “Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanına yalan beyanda bulunmak yakışır mı?” diyoruz. Sorumuz bu kadar açık. Bunun bir cevabının olması gerekmez mi değerli arkadaşlarım. Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı neden yalan söylemek ihtiyacını duyar; hem de bir kez değil, birkaç kez neden yalan söylemek ihtiyacını duyar?

Ne yapıyorsunuz? Önergemize verdiğiniz 26/2/2010 tarihli cevapta diyorsunuz ki: “Deniz Feneriyle ilgili olarak 2007 ve 2009 yıllarında düzenlenmiş olan raporlarda kamu yararına çalışan dernek statüsünün verilmesinde aranan şartların kaybolduğuna dair bir belge yoktur.”

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Doğru, doğru.

ATİLLA KART (Devamla) - Hayır, otuz dört sayfalık rapor dönüp dönüp bunu vurguluyor. Gene yalan beyanda bulunuyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sizin söylediğiniz yalan.

ATİLLA KART (Devamla) - Yetmiyor, Sermaye Piyasası Kurulunun düzenlediği 1 Mart tarihli rapor var, o raporun da gereğini yapmıyorsunuz. O raporda da Zekeriya Karamanların, Zahid Akmanların yine suçlandırıldıklarını görüyoruz, bir ila üç yıl arasında cezalandırılmalarına dair rapor var, o raporun da gereğini yapmıyorsunuz. Bunlar somut delil değil de nedir Sayın Bakan? Bunun yalanla, iftirayla ne ilgisi var? Siz bu cevapları vermediğiniz takdirde yine bu suçlamaların, bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Devamla) …iddiaların ağırlığı altında kalmaya mahkûmsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ören.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Bakanım, “Getirdiğiniz iddiaların tümü yalan ve yanlıştır.” dedi. Ben de iddia getiren bir milletvekiliyim. Bana, Sayın Bakan, yalan iddia getirdiğimi söylüyor. Lütfen, söz istiyorum, iki dakika.

BAŞKAN – Peki, Sayın Ören, şimdi Sayın Kart’ın kaç defa bu kelimeyi kullandığını biliyor muyuz?

HASAN ÖREN (Manisa) – Ben kendimden sorumluyum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Biliyorum da…

HASAN ÖREN (Manisa) – Bana söylenen…

BAŞKAN – Artık, yalan veya buna benzer kelimelerin burada sataşma konusu olduğunu zannetmiyorum çünkü çok sıradanlaştı ve olağanlaştı.

HASAN ÖREN (Manisa) – Ben kendimden sorumluyum. Lütfen…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ören, buyurun. Buyurun efendim, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

11.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülkede pankart açtığından dolayı on sekiz ay içeride yatan öğrenciler oldu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu ülkede baklava çaldıklarından dolayı onlarca yıl ceza yiyen çocuklar oldu.

Şimdi, benim iddiamı söylüyorum. Sayın Bakanım, Spor Bakanı diyor ki: “Evet, ben, Turgutlu Belediyesine arabayı sattım, etik davranmadım.”

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – “Sattım.” demedi.

HASAN ÖREN (Devamla) – Spor Bakanı diyor ki: “42  bin liralık arabayı 49 bin liraya sattım.” E peki, nasıl bir delil istiyorsunuz siz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Öyle bir beyanı olmadı Sayın Ören, öyle bir beyanı olmadı.

HASAN ÖREN (Devamla) – Size nasıl bir delil sunalım biz?

MEHMET ALTAY (Uşak) – Tutanaktan oku.

HASAN ÖREN (Devamla) – Buyurun, burada arkadaşlar, tutanaklar burada.

Sayın Bakan bir daha çıksın.

MEHMET ALTAY (Uşak) – Hangi belediye?

HASAN ÖREN (Devamla) – Turgutlu Belediyesine…

BAŞKAN – Sayın Ören, Sayın Bakanın konusu kapandı.

HASAN ÖREN (Devamla) – Arkadaşlar, söylediği kurumun yüzde 100’ü belediyeye ait.

BAŞKAN – Sayın Ören, lütfen… Sayın Atalay’la ilgili konuşur musunuz lütfen.

HASAN ÖREN (Devamla) – Söylediği kurumun yüzde 100’ü belediyeye ait olan bir yerden bahsediyoruz. Kendinizi mi kandırıyorsunuz? TURKAP denilen şirket, Turgutlu Belediyesinin yüzde 100 hissesi olan bir yan kuruluşudur, tıpkı İzmir’deki İZULAŞ gibi, tıpkı İzmir’deki ESHOT gibi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Götürün savcılığa verin.

HASAN ÖREN (Devamla) – Orada müfettişleriniz gidip karargâh kuruyorlar da Sayın Bakanın alışveriş ettiği belediyeye 2 müfettiş gönderemiyor musunuz?

Sayın Bakan, burada -49 bin liraya- bu ikinci el arabayı, 40 bin liralık arabayı 49’a sattığını söylemedi mi? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Ören, bunları söylediniz zaten, lütfen ama…

HASAN ÖREN (Devamla) – Daha nasıl delili olacak Sayın Bakanım?

BAŞKAN – E bunları söylediniz Sayın Ören.

HASAN ÖREN (Devamla) – Nasıl bir delil istiyorsunuz? Bir dahaki sefere öyle gelelim. Yani nasıl bir delil istediğini Sayın Bakan bize yazılı bildirsin, biz ona göre davranalım.

Çekin fotokopisi burada, noter burada. Satışta zaten Sayın Bakanımızın da bir itirazı yok. Doğru mudur Bakanım? Siz, Turgutlu… Ha, derseniz ki bu olaylar çok küçük olaylar, bunlar…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Çarpıtıyorsun!

HASAN ÖREN (Devamla) – Çarpıtmıyorum.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Milletin gözünün içine baka baka çarpıtıyorsun.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Çarpıtıyorsun!

HASAN ÖREN (Devamla) – Buyurun, gelin buraya.

BAŞKAN – Sayın Ören, bu konu tartışıldı. Lütfen…

HASAN ÖREN (Devamla) – Eğer siz, Turgutlu Belediyesine yani TURKAP’a yani yüzde 100 Turgutlu Belediyesine ait olan yan kuruluşa arabanızı sattınız mı? Sattınız. 49 bin lirayı da aldınız mı? Aldınız.

BAŞKAN – E, Sayın Ören, yeniden mi tartışacağız bu konuyu?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Belediye mi?

HASAN ÖREN (Devamla) – Belediye…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Belediye mi?

HASAN ÖREN (Devamla) – Belediye. Eğer belediye olmadığını ispat edersen senden özür dileyeceğim. Siz ne yapacaksınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Nasıl başka bir delil olacak, nasıl bir belge istiyorsunuz Başkanım?

Sayın Bakan, bize nasıl bir belge istediğinizi anlatın, biz size öyle bir belge getirelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Canikli, buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, biraz önce Sayın İnce yaptığı konuşmada, bizim cumhuriyeti yıkacağımız gibi…

BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

12.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, ben burada AK PARTİ Sayın Genel Başkanıyla Sayın Kılıçdaroğlu’nu karşılaştırmayacağım çünkü böyle bir karşılaştırma Sayın Başbakanımıza hakaret olur, böyle bir karşılaştırma yapmayacağım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yapmayın! Biz de çıkar aynı şeyi söylersek…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani karşılaştırmaya teşebbüs bile etmeyeceğim değerli arkadaşlar çünkü bu teşebbüs de Sayın Başbakanımıza hakaret olur.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Size yakışmıyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Başbakanımızın dünya lideri olup olmadığına elbette Cumhuriyet Halk Partisi karar vermeyecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah, Allah!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Liderleri karıştırmayın bu işe.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Başbakanımızın dünya lideri olup olmadığını görmek istiyorsanız bunu Libya’nın halkına soracaksınız, bunu Bosna Hersek’in halkına soracaksınız, Makedonya’nın halkına soracaksınız… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin Başbakan insan değil mi, eleştirilemez mi?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …bütün Arap dünyasının halkına soracaksınız, bütün mazlum milletlerin halkına soracaksınız. Sayın Başbakanımızın dünya lideri olup olmadığını bu halklara soracaksınız, bu insanlara soracaksınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O zaman Irak halkına, o zaman Suriye halkına, o zaman İran halkına sorun.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Evet, Suriye halkına da soracaksınız, Suriye halkına da…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – İsrail halkı mazlum değildir.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Başbakanımızın dünya lideri olup olmadığını Suriye halkına soracaksınız. Bizim dostumuz Suriye halkı ama sizin dostunuz Esed olabilir. Siz de gidin Esed’e sorun, Hafız Esed’e sorun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Sizin dostunuz da o, ona gidiyorsunuz zaten. Onunla tanışıyorsunuz, onunla istişare ediyorsunuz.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Bir devlet başkanıyla Bodrum’da kim tatil yaptı ya?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yaklaşık bir yıl önce, Sayın Başbakanımızın Tunus, Libya ve Mısır gezisine ben de katılmıştım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah günahlarınızı affetsin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Libya’da Sayın Başbakanımızın ziyaretini duyan herkes, bütün Libyalılar, çoluk çocuk, kadın, genç, ihtiyar, yaşlı, herkes, on binlercesi sokağa döküldü. (CHP sıralarından gürültüler) Bakın, bir ilde, Bingazi’de aynı anda üç yerde, üç meydanda Sayın Başbakanımızı karşılamak için miting alanları organize edildi. Kim etti bunları biliyor musunuz? Libya halkı etti.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Amerika orada insanları öldürüyor, buna destek vermeyin. Amerika’ya, İsrail’e destek vermeyin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ama Sayın Başbakanımızın sadece bir alana katılma imkânı vardı. Biz Libya’dan ayrılana kadar diğer iki meydanda bekleyen insanlar sonuna kadar bekledi, gece saat 03.00’e kadar beklediler değerli arkadaşlar. Bir de Sayın Kılıçdaroğlu gitsin bakalım. Bir de Sayın Kılıçdaroğlu gitsin oralara.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ayıp ya!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, yeter.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Nitekim gitti… Sarkozy’le, Cameron gitti. On beş kişi bulamadılar hitap edecek de parayla toplamaya çalıştılar.

SIRRI SAKIK (Muş) – Hakkâri’ye gitti Kılıçdaroğlu.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Onun için diyorum ki, konuşmamın başında söylediğimi tekrar ediyorum: Sayın Başbakanımızı Sayın Kılıçdaroğlu’yla karşılaştırmak en azından, en hafif…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Kılıçdaroğlu’nun adını ağzına alma!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kılıçdaroğlu asla Iraklıları katletmez, Suriyelileri katletmez.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnce, son talepler. Buyurun siz ve sonra Sayın Vural’a söz verip kapatıyorum.

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Canikli…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Buyurun.” dedi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Buyurun.” dediniz mi? Açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Sormuyorum artık Sayın İnce.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, lütfen bu konuyu bitirin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Önergelerimizi geri çekiyoruz konuşmayalım diye…

BAŞKAN - Buyurun.

13.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Canikli, söyleyecek sözünüz olmadığı zaman “İkisini kıyaslamak ayıp olur.” falan… Bütün fâniler birbiriyle kıyaslanır. Genel başkanlar genel başkanlarla, grup başkan vekilleri grup başkan vekilleriyle, milletvekilleri milletvekilleriyle karşılaştırılır. Bunda yanlış, ayıp bir şey yok.

Şimdi, bakın, bir şey söyleyeceğim. Diyorsunuz ki: “Libya halkına git, sor Tayyip Erdoğan’ı.” Ben size şunu söyleyeceğim. Sayın Erdoğan, Sayın Başbakan Kaddafi’nin elinden ödül aldı mı? (CHP sıralarından “Aldı.” sesleri) Bakın, 3 tane ödül sayayım şimdi: Bir, İnsan Hakları Ödülü aldı Kaddafi’den. Peki, Yahudi Cesaret Ödülü aldı mı? (CHP sıralarından “Aldı.” sesleri) Peki, Suudi Arabistan’dan İslam’a Hizmet Ödülü aldı mı? (CHP sıralarından “Aldı.” sesleri) Arabistan’dan İslam’a Hizmet, İsrail’den Yahudi Cesaret…

AHMET YENİ (Samsun) – İsrail’den değil, Yahudi’den…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yahudi’den… Güzel! Güzel! (Gülüşmeler)

Peki, Kaddafi’den? Kaddafi’den İnsan Hakları Ödülü aldı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Dünya lideri…

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bak, şimdi. Sonra, gün geldi, Kaddafi’yi sattı bizim dünya lideri, sattı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Kaddafi halkını öldürdü.

MUHARREM İNCE (Devamla) - İlk açıklaması şöyle oldu, dedi ki: “Ne işi var? Ne işi var NATO’nun Libya’da?” dedi. Bunu dedi mi? Dedi. (CHP sıralarından “Dedi.” sesleri) Aradan birkaç gün geçtikten sonra bizim askerlerimiz, bizim uçaklarımız, gemilerimiz Libya’yı bombaladı mı? (CHP sıralarından “Bombaladı.” sesleri) Libya’da Müslümanlar öldü mü? (CHP sıralarından “Öldü.” sesleri) Türk askerlerini oraya gönderdiniz mi siz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gönderdiler…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bir çanta da para götürdü.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Başbakan olarak NATO’ya asker gönderdiniz mi?

Bak, şimdi… Şimdi, bir başkası. Siz, bugün, hani geçmişte Esad’dı da bugün “Esed” oldu ya, bir zamanlar Esad’dı… Ya, bu kadar, bu kadar olur. Esad’ı bile TRT artık “Esed” diye anlatıyor. Şöyle diyorlar: “Yahu, bir zamanlar Başbakan Esad’a ‘kardeşim, dostum’ diyordu, ortak Bakanlar Kurulu yapıyorlardı. ‘Şengen’ değil, ‘Şamgen’ diyorlardı, ticaret gelişiyordu, şirketler kuruluyordu.”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - O zaman halk temsilcisi oydu.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Şimdi, ise Suriye’yi bombalamaya yardımcı oluyor musunuz? Amerika’nın kuklalığını yapıyor musunuz? Yapıyorsunuz.