TÜRKÝYE BÜYÜK MÝLLET MECLÝSÝ

 

YASAMA DÖNEMİ                 CİLT                YASAMA YILI

              24                                17                            2

 

 

TUTANAK DERGİSİ

84’üncü BİRLEŞİM

 

28 Mart 2012 Çarşamba

 

DÖNEM: 24                          CİLT: 17                        YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

84’üncü Birleşim

28 Mart 2012 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

 III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Yozgat Milletvekili Ertuğrul Soysal’ın, 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Adıyaman’ın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

3.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, sulama birliklerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, patates üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların; çifçilerin üretim sıkıntılarının giderilmesine, üretilen ürünlerin değerlendirilmesi ve pazarlanmasına yönelik çözümlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 21 milletvekilinin, Boğaziçi'ndeki kaçak ve çarpık yapılaşmanın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, gıda güvenliğinin sağlanması açısından tarım arazilerinin durumunun, ne kadarının yabancılara satıldığı veya uzun süreli kullanımlara tahsis edildiğinin ve bunlara ilişkin yapılacak düzenlemelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/211)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

 

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşlarının çocuk cezaevlerinde çocukların karşı karşıya kaldığı sistematik şiddet, kötü muamele ve cinsel istismar sorunlarının araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- Özel güvenlik görevlilerinin özlük hakları, sağlık problemleri ve diğer sorunlarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve arkadaşlarının Mersin Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer güç santralinin bölgeye ve insan sağlığına zararlarının araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Siirt Milletvekili Afif Demirkıran’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Pozantı ilçesinin Pozantı Cezaevinde yaşanan olaylarla anılmasının doğru olmadığına ilişkin açıklaması

2.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, özel güvenlik şirketlerinin yabancı şirketler tarafından satın alınmasının ülke güvenliği açısından sorun teşkil edebileceğine ilişkin açıklaması

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, Sandıklı kaplıcalarından sıcak su sirkülasyonunu sağlayan elektriğin kesik olmasından dolayı halkın mağdur olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana Kozan’da baraj kapağı patlaması olayında kaybolanlara ilişkin açıklaması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin ifadelerine ilişkin açıklaması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

3.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 7 Milletvekilinin; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/387) (S. Sayısı: 194)

4.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/358, 2/305, 2/306, 2/307, 2/312, 2/384, 2/385) (S. Sayısı: 199)

 

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen maddeler üzerinde siyasi parti grupları dışında milletvekillerinin de önerge verip veremeyeceğine ilişkin Başkanın tutumu hakkında

2.- Yeni madde ihdasına ilişkin önergelerle ilgili Başkanın tutumu hakkında

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Bakanlığa yöneltilen yazılı ve sözlü soru önergelerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/4017)

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşların çıkardıkları dergilere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/4020)

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Futbolda Şike Soruşturması ile ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/4471)

4.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, TOKİ’nin Üç Kuyular Projesinde yaşanan sorunlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/4484)

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, kamuda 4/C uygulamasının kaldırılmasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/4523)

6.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, bir milletvekilinin televizyondaki bir spor programında yorumcu olarak çalışmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/4609)

7.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, kamuda engelli istihdamına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/4705)

8.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Ankara-İstanbul arasındaki otoban kenarında bulunan akaryakıt istasyonlarındaki işletmelerin piyasa fiyatlarının üstünde satış yapmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/4745)

9.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Türkiye İş Kurumu İl Müdürlerinin atamasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/4851)

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, bağlı kurumların eğitim ve dinlenme tesislerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/5069)
ı.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak yedi oturum yaptı.

Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının 3’üncü yıl dönümüne,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Türk polis teşkilatının sorunlarına,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Türk Ocaklarının kuruluşunun 100’üncü yıl dönümüne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, kimyasal gübre fiyatlarındaki aşırı artışların ve çiftçilerin üretim sıkıntılarının giderilmesine yönelik çözümlerin (10/206),

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, engellilerin ve engelli yakınlarının içinde bulundukları sosyal ve psikolojik sorunların (10/207),

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, öğretmen atamalarında ortaya çıkan haksızlık ve usulsüzlüklerin (10/208),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

İzmir Milletvekili Oktay Vural,

Iğdır Milletvekili Pervin Buldan,

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’a geçmiş olsun temennilerine;

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümüne,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümüne ve Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’a geçmiş olsun temennisine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Yalova Milletvekili Muharrem İnce,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, (11/8) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına geliş tarihinin sehven yanlış yazıldığını bildirmesine ilişkin birer açıklamada bulundular.

Ankara Milletvekili Levent Gök ve 22 milletvekilinin, Altındağ Belediyesinin uygulamalarında siyasi konumunu kullanarak rant elde ederken aracı olarak kullandığı kamu görevlilerini Bakanlık görevi sırasında da himaye ettiği ve önemli görevlere taşıdığı, böylece görevini kötüye kullandığı iddiasıyla, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç hakkında (11/8),

Konya Milletvekili Atilla Kart ve 32 milletvekilinin, Deniz Feneri Derneği soruşturması sürecinde, doğrudan müdahil olduğu, çıkar yapılanmasını himaye ettiği, soruşturmaya ve delillere müdahale ettiği, sorumluluğu altında görev yapan Dernekler Dairesi raporlarını sümen altı ettiği, arama kararlarını şüphelilere sızdırdığı, hazırlanan raporların idari ve adli gereğini yapmadığı, görevini kötüye kullandığı iddiasıyla, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında (11/9),

Gensoru açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme gününün, AK PARTİ grup önerisi uyarınca Genel Kurulun onayına sunulacağı açıklandı.

BDP Grubunun, 23/3/2012 tarihinde, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşlarının 2012 nevruzunda güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanmasının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu (778 sıra no.lu),

MHP Grubunun, 20/10/2011 tarih ve 450 sayı ile şehit yakınları ve gazilerin sorunları ve çözüm yollarını tespit etmek amacıyla ve 27/10/2011 tarih ve 619 sayı ile şehit aileleri ve gaziler ile harp ve vazife malullerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu,

CHP Grubunun, 8/2/2012 tarihinde, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve arkadaşlarının soruşturma güvenliğinin ne durumda olduğunun araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu (240 sıra no.lu),

Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 27/3/2012 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

AK PARTİ grup önerisinin işleme alınıp alınamayacağına,

Yapılan usul görüşmelerinden sonra Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un yaptığı açıklamalara,

İlişkin birer usul görüşmesi açıldı; yapılan görüşmelerden sonra, Başkanlığın tutumunun İç Tüzük’e uygun olduğu açıklandı.

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 27 Mart ve 3 Nisan 2012 Salı günkü birleşimlerde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 23/3/2012 tarihinde dağıtılan (11/8) ve (11/9) esas numaralı gensoru önergelerinin Genel Kurulun 31/3/2012 Cumartesi günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınmasına, Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü birleşiminde yapılmasına; 199, 200, 198 ve 197 sıra sayılı kanun teklif ve tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal’ın BDP Grup Başkanına,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın CHP Grubuna,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin AK PARTİ Grubuna,

Sataşması nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, (2/26) esas numaralı Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Mali Sektöre Olan Borçlarının Yeniden Yapılandırılması Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun (1/569) (S. Sayısı: 180),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Kars Milletvekili Ahmet Arslan ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 7 Milletvekilinin; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/387) (S. Sayısı: 194),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasına alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun (2/358, 2/305, 2/306, 2/307, 2/312, 2/384, 2/385) (S. Sayısı:199) tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlandı, birinci bölüm üzerinde görüşmelere başlandı.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Komisyon raporunda kendi kanun tekliflerine yer verilmediğine ve Komisyon raporunun tekemmül etmediğine,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, kanun tekliflerinin birleştirilmesiyle ortaya çıkan teklifin yeni bir teklif olduğuna ve yapılan işlemin İç Tüzük’e ve usule uygun olduğuna,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Komisyon raporunun tamamlanmamış olduğuna ve bu kanun teklifinin Genel Kurulda görüşülmesinin mümkün olmadığına,

Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Nabi Avcı, aynı konudaki kanun tekliflerinin birleştirilerek esas alınan teklif üzerinden görüşmelerin yürütüldüğüne,

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Komisyon raporunun eksikleri olduğuna ve tamamlanması gerektiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Komisyon raporuyla ilgili açıklamasına ilişkin usul tartışması açıldı; yapılan görüşmelerden sonra, Başkanlığın tutumunun İç Tüzük’e uygun olduğu açıklandı.

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, hangi ortamda, kime karşı olursa olsun hiçbir hakareti doğru bulmadıklarına ilişkin bir açıklamada bulundu.

Alınan karar gereğince, 28 Mart 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 01.18’de son verildi.

 

                                                             Sadık YAKUT

                                                             Başkan Vekili

 

            Bayram ÖZÇELİK                                                                     Özlem YEMİŞÇİ

                      Burdur                                                                                     Tekirdağ    

                   Kâtip Üye                                                                                 Kâtip Üye

 

  Muhammet Rıza YALÇINKAYA                                                            Tanju ÖZCAN

                       Bartın                                                                                         Bolu

                   Kâtip Üye                                                                                 Kâtip Üye

 


II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                         No: 115

28 Mart 2012 Çarşamba

Teklif

1.- Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü ve Uşak Milletvekili Mehmet Altay ile 3 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/452) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor; Anayasa ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/03/2012)

Raporlar

1.- Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Anayasa Komisyonu Raporları (1/564) (S. Sayısı: 201) (Dağıtma tarihi: 28/03/2012) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Moğolistan Hükümeti Arasında Planlama ve Kalkınma Alanlarında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/533) (S. Sayısı: 203) (Dağıtma tarihi: 28/03/2012) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Lübnan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Değiştirilmiş Şekliyle 1978 Tarihli Gemi Adamlarının Eğitim, Belgelendirilme ve Vardiya Standartları Uluslararası Sözleşmesi Kural 1/10 Uyarınca Belgelerin Karşılıklı Tanınması Hakkında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/545) (S. Sayısı: 204) (Dağıtma tarihi: 28/03/2012) (GÜNDEME)

4.- Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/588) (S. Sayısı: 207) (Dağıtma tarihi: 28/03/2012) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 Milletvekilinin, patates üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/10/2011)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 21 Milletvekilinin, Boğaziçi’ndeki kaçak ve çarpık yapılaşmanın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/10/2011)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 Milletvekilinin, gıda güvenliğinin sağlanması açısından tarım politikalarının ve tarım arazilerinin durumunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/211) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/10/2011)


28 Mart 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü münasebetiyle söz isteyen Yozgat Milletvekili Ertuğrul Soysal’a aittir.

Buyurun Sayın Soysal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Yozgat Milletvekili Ertuğrul Soysal’ın, 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Mart Tüberküloz Günü münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Tüberküloz hastalığı, mycobacterium tuberculosis basili tarafından oluşturulan ve solunum yoluyla bulaşan bir hastalıktır. Dünyada ve Türkiye’de verem hastalığı insanlık tarihi kadar eski bir hastalık olmasına rağmen hâlâ tüm dünyada bir halk sağlığı sorunu olarak önemini korumaktadır. Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık üçte 1’i tüberküloz mikrobu ile enfektedir. Bu insanların yüzde 10'unun yaşamlarının bir döneminde vereme yakalanma ihtimali bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından her yıl dünyada yaklaşık 9 milyon kişinin verem hastalığına yakalandığı ve 2010 yılında 1,5 milyon insanın bu hastalıktan öldüğü belirtilmiştir. Dünya genelinde tüberküloz insidans, prevalans ve mortalitesinin en yüksek olduğu bölgeler Afrika ve Güney Doğu Asya bölgeleridir. Verem, dünyada bir tek etkene bağlı olup tedavisi olmasına rağmen en çok ölüme sebep olan bir hastalıktır.

Türkiye'nin 2009 yılı yeni yayma pozitif olgularda tedavi başarısı yüzde 91'dir. Yeni yayma olgularda tedavi başarısı konusunda Türkiye Dünya Sağlık Örgütü Avrupa bölgesinde yer alan 53 ülke arasında başarı sıralamasında 3’üncü sırada yer almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde verem savaşı Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisi ve Stop Tüberküloz Stratejisi çerçevesinde yürütülmektedir. Stop Tüberküloz Stratejisi hedeflerine ulaşabilmek için Bakanlığımızca verem savaş hizmetlerine ilişkin yeni faaliyetler gerçekleştirilmiştir. Verem Savaşı Dairesi Başkanlığı tarafından verem savaşı dispanseri hekimlerine 2009 yılında mesleki gelişim eğitimleri verilmeye başlanmış, 2009 yılında 43, 2010 yılında ise 198 hekim eğitilmiş, 2011 yılı içerisinde bu eğitimler sertifikalı eğitim programı kapsamında uygulanmaya başlanmış ve 181 hekime sertifikalı eğitim verilmiştir. Ulusal tüberküloz kontrolü için gerekli altyapı, insan kaynakları, bütçe ve program Bakanlığımız tarafından yürütülmektedir.

Ülkemizde başarıyla uyguladığımız Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında, Bakanlığımız, ulusal ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği içerisinde tüberküloz kontrol hizmetlerini sürdürmektedir. Tüberkülozsuz bir dünya oluşturmak amacıyla kurulan Tüberkülozu Durdurma Ortaklığına Verem Savaş Dairesi Başkanlığımız 10 Haziran 2010’da üye olmuştur.

Tüberküloza yönelik uygulamalarda kamunun yanında özel sektör ve gönüllü kuruluşlarla birlikte çalışmayı Bakanlığımız çok önemsemektedir. 2010 yılında Daire Başkanlığımız ve ilgili kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile Türkiye’de Veremle Mücadelede Ortak Hareket Çalıştayı gerçekleştirilmiştir. Bu çalıştay ile Dünya Sağlık Örgütünün önerileri doğrultusunda, Bakanlığımız, ilgili kamu kurumları ve sivil toplum örgütlerinin verem hastalığına karşı mücadelede güçlerini birleştirmeleri amaçlanmaktadır.

Ülkemiz genelinde tüberküloz tanı ve tedavisinde gerekli standartları yakalamak amacıyla Tüberküloz Tanı ve Tedavi Rehberi hazırlanmıştır. Tüberküloz hastalarının eğitimi ve bilgilendirmesi çalışmaları kapsamında Verem Hastaları ve Hasta Yakınları Bilgilendirme Rehberi ve Veremli Hastaların Hak ve Sorumlulukları kitapçığı hazırlanmıştır. Veri kalitesi ve tamlığını artırmak, programın izleme ve değerlendirmesinin anlık olmasını sağlamak ve bu sayede Ulusal Tüberküloz Kontrol Programı’nı güçlendirmek amacıyla, Başkanlığımızca, Elektronik Tüberküloz Yönetim Sistemi kurulması çalışmaları tamamlanmak üzere olup, 2012 yılında pilot uygulamaya geçilmesi planlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı, bugün itibarıyla 196 verem savaş dispanseri, 22 bölge tüberküloz laboratuvarı, 4’ü eğitim ve araştırma hastanesi olmak üzere 16 göğüs hastalıkları hastanesi ve diğer tüm birinci, ikinci, üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşları ile verem savaş hizmetlerini sürdürmektedir.

Sağlıkta Dönüşüm Programı ile ülkemizde sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesi artırılmış, hasta memnuniyeti yükseltilmiş, sağlık hizmetlerinin verimliliği ve etkinliği yüksek seviyelere ulaştırılmıştır. “Herkese sağlık” anlayışıyla yürüttüğümüz faaliyetlerin sonucunda yeşil kartlı, SSK’lı, BAĞ-KUR’lu, emekli ve devlet memuru ayrımı olmaksızın tüm tüberküloz hastalarımızın sağlık hizmetlerine kolayca erişimi sağlanmıştır. Ülkemizde verem hastalığının teşhis ve tedavisi ücretsiz olarak sağlanmaktadır. Tedavide kullanılan birinci ve ikinci seçenek tüberküloz ilaçları verem savaşı dispanserlerinden ücretsiz olarak verilmektedir.

Bu vesileyle ben yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Soysal.

Sayın milletvekilleri, Sayın Türk’e yapılan saldırıyı dün kınamıştım, kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Gündem dışı ikinci söz, Adıyaman’ın sorunları hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’a aittir.

Buyurun Sayın Fırat. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Adıyaman’ın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adıyaman ilimizin sorunları hakkında şahsım adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Adıyaman, 1954 yılında Malatya ilinden ayrılarak il olmuştur ancak geçen süreç içinde Adıyaman çevre iller arasına sıkışmış, güdük kalmış, çıkmaz sokak olan bir il hâline gelmiştir. Bildiğiniz gibi, Atatürk Barajı yapıldıktan sonra Adıyaman’ın doğuyla olan irtibatı kesilmiş, yıllardır “Adıyaman’da Nissibi Köprüsü yapılacak.” diye vaatlerde bulunuluyor ancak hâlâ Adıyaman doğu ve güneydoğuyla olan irtibatını sağlayamıyor.

Yine, Adıyaman ilimizin yüzde 60’ı çiftçilikle, tarımla uğraşmaktadır. Sulanabilir arazilerin ancak yüzde 16’sı sulanabilmektedir. Adıyaman ilimizin en büyük geçim kaynağı, bu tarımla uğraşırken tütün ekmekti. Bilindiği gibi tütün 2000 yılından beri yasaklandı, ekilmiyor ancak sulu tarıma da geçilmediği için yurttaşlarımız, Adıyaman vatandaşları Türkiye'nin her tarafına ırgat ihraç eden kent hâline getirildi. Türkiye'nin ilk mevsimlik işçiler derneği, Türkiye'nin ilk işsizler derneği Adıyaman’da kurulmuştur.

Adıyaman Türkiye'nin her tarafına, Karadeniz’e fındığa, İç Anadolu’ya patatese, Çukurova’ya pamuğa, yine, GAP’tan sonra Şanlıurfa’ya pamuğa işçi gönderir hâle gelmiştir.

Adıyaman’da tütün ekimi yasaklandıktan sonra henüz alternatif bir ürün ekimi geliştirilmediğinden Adıyaman’da işsiz nüfus Türkiye ortalamasının 3 katıdır, yaklaşık yüzde 30 oranında işsizlik oranı vardır; yine bundan dolayı Adıyaman yoksullaşmıştır. Adıyaman’da yeşil kartlı oranı yüzde 52’dir yani nüfusunun yüzde 52’si yoksulluk, açlık sınırının altında geçinmektedir.

Yine Adıyaman’da, biliyorsunuz, Türkiye ham petrolünün yüzde 30’u çıkarılmaktadır. Külfetini Adıyaman çekmekte ancak Adıyaman’da bir rafineri yapılmadığı için yine işsizlik oranı devam etmektedir.

Adıyaman’da aslında çok iyi turizm alanları vardır: Nemrut, Perre mağaraları, Turuş mağaraları, Gümüşkaya mağaraları, Sofraz anıtları. Ancak tanıtım yapılmadığı için turizmde de geri kalmıştır.

Elimizde kala kala bir Nemrut kalmıştır, onu da son zamanlarda Malatya ilimize vermek üzere çalışmalar devam etmektedir. Yani Adıyaman’ın bütün mal varlığına, bütün hazinelerine, her şeyine komşu iller göz koymuş, talan etmektedir; bunun da önüne geçilmemektedir.

HÜSEYİN CEMAL AKIN (Malatya) – Almıyoruz, almıyoruz.

SALİH FIRAT (Devamla) – Teşekkür ederim. Almıyorsanız sağ olun.

Adıyaman son zamanlarda tekstil merkezi oldu ancak bu teşvikte Adıyaman’ın yeri yeniden değiştirildiği için yatırımcı Adıyaman’a yatırım yapmamaktadır. Tekstille uğraşan sanayicilerimizin çoğu yatırımlarını başka illere kaydırmaktadır; bu da büyük bir sıkıntı yaratmaktadır. Buna rağmen, tekstilde veya diğer işlerde çalışan işçilerimizin çoğu asgari ücret altında bir payla çalışmaktadırlar; bu da büyük bir sıkıntıdır yani asgari ücretle bile insanlarımız iş bulamamaktadır, asgari ücretin yüzde 50’si, yüzde 30’u oranında işlerde çalışmaktadırlar.

Evet, AKP İktidarı, biliyorsunuz, son on yıldır Türkiye’de en çok oyu Adıyaman’da almaktadır yani Adıyaman genellikle ilk üç il içinde olmaktadır ama buna rağmen, yatırımda olsun, duble yolda olsun, diğer şeylerde olsun Adıyaman’a hiçbir şey yapılmamaktadır.

Bakın, duble yol olayında Adıyaman-Kahta arası, Adıyaman-Gölbaşı arası toplam 92 kilometre yoldur; on yılda henüz bitirilmemiştir ama civar illerimizin, Gaziantep, Malatya, Kahramanmaraş, Şanlıurfa’nın sınırlarımıza kadar olan yollarının çoğunun, yüzde 90’ının duble yolunu tamamlamışlardır ama AKP İktidarı hâlâ Adıyaman’a bir şey vermemektedir.

Adıyaman halkının gündeminde yoksulluk vardır, işsizlik vardır, açlık vardır, sefalet vardır.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – El insaf!

SALİH FIRAT (Devamla) - Adıyaman halkının gündeminde 4+4+4 yoktur, halkımızın gündeminde böyle garabet yasalar yoktur. Halkımız aş istiyor, iş istiyor.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fırat.

Gündem dışı konuşmaya Hükûmet adına Sayın Orman ve Su İşleri Bakanı cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Sayın CHP Milletvekili Salih Fırat’ın gündem dışı konuşmasına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim.

Evvela şunu ifade edeyim: Adıyaman gerçekten çok sevdiğimiz bir il. Ayrıca, ben de oranın fahri hemşehrisi olmaktan dolayı, ta eski Genel Müdürlük döneminden olmaktan dolayı büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum.

Esasen, Sayın Vekilim “Adıyaman’a yatırım yapılmadı.” diyor. Ben az önce, Adıyaman’a yapılan yatırımları bütün kurumlardan aldım. Yaklaşık olarak 2011 yılı sonuna kadar -bu yılı alamadım- tam 1,5 milyar TL yani 1,5 katrilyon merkezî Hükûmetin -mahallî idarenin değil- yatırımı var.

Bakın, sadece bizim Bakanlığımız, Çevre ve Orman Bakanlığımız döneminde -bu seneki yatırımları ilave etmiyorum- 276 milyon 500 bin TL yani yaklaşık 300 trilyon civarında yatırım yapılmış.

Bakın neler yaptık? Şimdi diyor ki: “Tarımda bir şey yapılmadı.” Efendim, orada pamuk ekiliyor şu anda, gerçekten büyük bir üretim var. Hatta, ben bir tarihte Çamgazi Sulaması’na gitmiştim; yani vatandaşlar pamuk üretiminden fevkalade memnundu. Şimdi biz Samsat’ta pompaj sulamasını yaptık, 28.060 dekar araziyi sulamaya açtık. Ayrıca Çamgazi Sulaması ve derivasyon tesisleriyle tam 80 bin dekar araziyi suladık.

Bunun dışında, Adıyaman’da içme suyu problemi vardı, siz de biliyorsunuz Sayın Vekilim yıllardan beri. Hakikaten zor bir projeydi ama bütün zorluklara rağmen, bakın, 33.771 metre uzaklıktan, yaklaşık 34 kilometre uzaklıktan biz içme suyunu Adıyaman’a getirdik. Orada 15 bin metreküplük depo ve de bununla ilgili bütün tesisleri, ana isale dağıtım hatlarını yaparak 11/11/2011 tarihinde belediyemize teslim ettik. Yani bu yıllardan beri hasretle beklenen bir husustu. Yani şu anda Adıyaman’ın tam 2050 yılına kadar içme suyu problemini planladık, çözdük. Ki keza Adıyaman’a bu su gelince ayrıca Adıyaman Belediyesi dedi ki: “Bir de iki depo arası bağlantı isale hattını da yapın.” Onu da yaptık. O bizim görevimiz olmamasına rağmen 3.155 metre uzunluğunda ve çok sayıda sanat yapıları, tahliye odaları olan tesisi de tamamladık.

Bunun dışında Gerger Gölyurt köyü arazilerinin pompaj sulamasını, Gölbaşı’nda Yarbaşı köyü arazisi Gölbaşı Gölü pompaj sulamasını…

Adıyaman’da taşkın koruma problemi vardı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Malatya’da da var Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bakın, 19 adet derenin ıslahını gerçekleştirdik, 19 adet. Bakın, sayayım ben: Besni Üçgöz kasabası Kurudere, gene Besni ilçe merkezi Gümüş (Pınarbaşı) Deresi, Gerger’de Gölyurt köyü ve arazilerinin taşkın koruma tesisi, Kahta ilçe merkezinin Kahta Deresi ve Ganigenik dereleri, Çelikhan ilçe merkezi dereleri, ayrıca Çelikhan’da ilçe merkezi arazisinin taşkından korunmasıyla ilgili ikmal inşaatı, Gölbaşı’nda Belören kasabası, gene Gölbaşı’nda Hürriyet Mahallesi Kuru Dere, Samsat’ta Uzuntepe köyü Kölik Deresi dere ıslahı, merkez Kuyulu yani Turuş köyü ve arazilerinin Şengil Deresi’nin taşkınlardan korunması, Gölbaşı ilçesi Çataltepe Kartalkaya terfi hattı ve terfi merkeziyle taşkını önledik, Tut ilçe merkezi Kurudere ve Akdut dereleri taşkın ve rüsubat kontrol ıslahı ve dere ıslahı, Gölbaşı Yemişen ve Kırkbayır dereleri, Gölbaşı’nda gene Yemişen ve Kırkbayır derelerinin II. kısmı talep edildi, onu da tamamladık.

Çelikhan ilçesi arazileri Aren Deresi’nin ıslahı, Çelikhan’da Mutlu köy arazileri, Karaçay ve Baran dereleri taşkın rüsubat kontrolü, dere ıslahı inşaatını tamamladık. Ayrıca, Çelikhan’da Aren Deresi’nde II. kısımda ikmal inşaatını gerçekleştirdik. Gölbaşı’nda Yemişen ve Kırkbayır dereleri III. kısım taşkın ve rüsubat kontrolü, dere ıslahı tamamlandı. Pınarbaşı kasabasında Çopur Deresi taşkın rüsubat kontrolü, dere ıslahları tamamlandı.

Bakın, bitmedi daha. Şu anda “Çetintepe Projesi” adıyla muazzam bir proje... Bununla ilgili projeler bitti. İnşallah bu sene yatırım programına koyuyoruz ve bu Çetintepe sadece Adıyaman’a değil, Kahramanmaraş’a ve Gaziantep’e de hayat verecek muhteşem bir baraj. Bunun da çalışmalarının tamamlanmasını müteakip barajın inşaatı yapım ihalesine geçeceğiz.

Ayrıca, Kâhta-Samsat pompaj sulaması II. kısım inşaatı ile 83.370 dekar araziyi sulayacağız. Bu da hızlı bir şekilde yapılıyor inşallah.

8 tane dere ıslahı yapıyoruz şu anda. Yer üstü suyu sulama projeleri var. Adıyaman Gerger ilçesi Gölyurt köyü arazilerinin pompaj sulaması ikmalini gerçekleştireceğiz. Menzil Göleti’ni bu sene tamamlıyoruz. Hasancık Göleti’ni tamamlayacağız.

Ayrıca, buradan Sayın Vekilim, bir müjde vermek istiyorum: Yıllardan beri, tam altmış yıldır beklenen 2 tane baraj var. Bunlardan birisi Koçali Barajı ve ikincisi de Gömükan Barajı. Şimdi, efendim, bunlarla ilgili kısa bir bilgi vereyim:

Aslında, Koçali Barajı’yla ilgili 2011 yılında -Sayın Başbakanımızın talimatıyla- bunun bir an önce yapılması talimatı verildi. Ama 3 defa biz bunun proje ve planlama yapımı için ihaleye çıktık. Maalesef, ihaleye -o kadar çok firmaların elinde iş var ki- hiç kimse katılmadı. Ama biz hiç yapmadığımız bir şey yaptık, dedik ki: “Bunu tamamen ben de yardım edeceğim, DSİ Genel Müdürlüğü kendi imkânlarıyla yapsın.” Neticede planlama raporu tamamlandı Allah’a şükür. Şimdi de, 14/12/2011 tarihinde de proje ihalesini yaptık. İnşallah proje bittiği anda -bunun parası hazır- Koçali Barajı’nı yapmanın mutluluğunu yaşayacağız.

Keza, Gömükan. Gömükan da çok önemli bir baraj. 74.210 dekar arazinin sulanmasını hedefledik. Bilhassa bir de Çamgazi Barajı takviye edilecek. Planlama raporu da bunun hazırlandı, tamamlandı. İnşallah projesini yaptırıp onu da devreye alacağız.

Keza, Büyükçay, Çelikhan sulaması revizyonu. Ayrıca Çelikhan’da içme suyu isale hattı proje yapımı, Atatürk Baraj Gölü’nden pompaj sulamasıyla ilgili çalışmalar devam ediyor.

Bunun dışında biz şu anda Adıyaman’da 6 adet gölet ve sulamasını programa aldık. Bunların toplam sulama alanı 17.110 dekar. Bakın, bunların da müjdesini veriyorum ilk defa burada.

Gölbaşı Balkar Göleti ve sulaması, Gölbaşı’nda Çelik Göleti ve sulaması, Merkez Akçalı I Göleti ve sulaması, Merkez Akçalı II Göleti ve sulaması, Besni’de Akpınar Göleti ve sulaması, Sincik’te Arıkonak Göleti ve sulaması… Bunlar da yapılacak, bunlar da programa alındı.

Sadece su işleri değil, Orman Genel Müdürlüğümüz orada, bakın, 2011 yılı sonuna kadar tam 564.700 dekar arazide ağaçlandırma çalışması yaptı ve 34 milyon adet fidanı Adıyaman ilimizde toprakla buluşturdu.

ORKÖY çalışmaları devam ediyor. Geçen yıl sonuna kadar 2.808 aileye yaklaşık olarak 6 milyon TL’lik bir destek verdik. Bu sene destekleri daha da artırıyoruz.

1 tane kent ormanı kurduk Adıyaman’da. 3 tane orman içi dinlenme yeri, 1 adet de orada -ekonominin gelişmesi için- bal ormanı kurduk ilk defa. Bunlar gerçekten çok önemli.

Bunun dışında Atatürk Barajı’yla ilgili birtakım erozyon ve ağaçlandırma çalışmaları hızla devam ediyor. 4 tanesini tamamladık. Şu anda devam ediyor çalışmalar.

Şimdi, Nemrut Dağı Millî Parkı, onu başka bir yere götürmemiz mümkün değil yani. Bir kısmı Malatya’da ama büyük bir kısmı Adıyaman’da. Onu biliyoruz. Dolayısıyla bu konuda ne gerekiyorsa yapmaya hazırız.

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Malatya’dan yol açılacak mı, açılmayacak mı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sizlerin de teklifi varsa bu konuda sizlerin de teklifini dikkate alacağız. Birlikte ne gerekiyorsa yapalım, merak etmeyin.

Bunun dışında, Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz, bakın, 4 tane, daha önce olmayan otomatik meteoroloji ölçüm istasyonunu kurdu. Adıyaman, Gölbaşı, Kahta ve Nissibi Köprüsü’nün Kahta tarafında olmak üzere 4 tane otomatik meteoroloji ölçüm istasyonu kurduk. Şimdi de 3 tane daha talep edildi. 2012 yılında üç yere de otomatik meteoroloji ölçüm istasyonunu kurma talimatını verdim. Bunlar Çelikhan, Besni ve Gerger olmak üzere.

Bunun dışında, ben Çevre ve Orman Bakanı iken Adıyaman’da gerek atık su arıtma gerekse katı atık bertaraf tesisleri için belediyelere tam 3 milyon TL’lik, yani 3 trilyonluk bir maddi destek vermişim tamamı hibe olarak.

Tabii Sağlık Bakanlığı da orada çalışma yapıyor. Bakın, Sağlık Bakanlığı geçen yıl sonuna kadar 145.234 TL’lik bir yatırım yapmış, 18 sağlık ocağı, 1 devlet hastanesini Adıyaman’da hizmete sunmuş.

Millî Eğitim Bakanlığı ise… Biliyorsunuz, 2006 yılında Adıyaman Üniversitesi bünyesinde fakülte, enstitü, konservatuvar ve meslek yüksekokulu olmak üzere 15 adet yeni birim açıldı. Ayrıca 1.453 adet dersliğin yapımı tamamlandı. Adıyaman iline de diğer illerde olduğu gibi kitaplar ücretsiz gidiyor. Ben merak ettim geçen yıl sonuna kadar ne kadar kitap gönderdiniz diye. Rakamı aynen okuyorum: 11 milyon 667 bin 166 adet ücretsiz ders kitabı Adıyaman’a gönderilmiş. Daha önce millet bunları parayla alıyordu.

Ulaştırma Bakanlığından bahsettiniz. Efendim, Ulaştırma Bakanlığı şu anda bizimle yarışıyor hakikaten Adıyaman’da. Bakın, 2011 yılı sonuna kadar 223 milyon TL (223 trilyonluk) yatırım yapmış. Peki, ne yaptı? 97 kilometre bölünmüş yol inşa ederek Adıyaman’a sundu. Tabii yapılacak şey var. Bunu inşallah beraber takip edeceğiz siz ve diğer milletvekillerimizle beraber. Eksik kalanların, köprü ve diğer yolların da bir an önce tamamlanması konusunda ben de sizle beraber her türlü gayreti göstereceğim.

TOKİ… 17 adet proje kapsamında 3.108 adet konut inşa ediliyor. Daha önce TOKİ var mıydı orada? Yoktu. Bunların yüzde 90’ı tamamlandı.

Tarım Bakanlığımız Adıyaman’a en büyük desteği veriyor. Bakın, 2003 yılından 2011 yılı sonuna kadar tarımsal destek olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız -lütfen dikkat edin rakama- tam 497 milyon 300 bin TL yani yaklaşık 500 trilyon tarımsal destek vermiş, bu gerçekten önemli.

Keza, Köylere Hizmet Götürme Birliği, KÖYDES ve BELDES kapsamında da Adıyaman’a Başbakanımız en az 100 milyon TL kadar yani 100 trilyon kadar, köylere içme suyu, yol ve kanalizasyon için destek verdi.

Tabii, Adıyaman’da yapılacak çok şey var, biliyorum ama Adıyaman’ın ben eski hâlini de biliyorum, şu andaki hâlini de biliyorum. Adıyaman gerçekten Avrupai bir şehir oldu, çok muhteşem bir şehir, Adıyaman’la gurur duyuyoruz ama yapılacak şeyler, eksikler var tabii. Onu da yapmak bizim boynumuzun borcudur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Gündem dışı üçüncü söz, sulama birliklerinin sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Muharrem Varlı’ya aittir.

Buyurun Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, sulama birliklerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sulama birliklerinin problemleri hakkında gündem dışı söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sulama birlikleri epey yıldan beri özerk bir şekilde hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlardı, kendi imkânlarıyla, çiftçilerden topladıkları paralarla yapmaları gereken işleri mümkün mertebe yerine getirmeye çalışıyorlardı. Ancak geçen yıl Hükûmetinizin çıkarmış olduğu 5620 sayılı Kanun’la bir kısım maddeler değiştirilerek sulama birliklerinin problemleri âdeta çığ gibi büyümeye başladı.

Bunlardan bir tanesi, mevsimlik işçilerin kadroya geçirilmesi. Elbette ki mevsimlik işçilerin kadroya geçmesi işçiler açısından önemli bir şey, bunu yadırgamıyoruz, işçilerimizin kadrolu olması önemli ama sulama birlikleri bu manada finansal sıkıntıya girdiler. Bu finansal sıkıntıyı da eğer sulama birliklerinin sırtına yıkarsanız, onlar da çiftçinin sırtına yıkarlarsa yine bu işin altında en çok çiftçi ezilmiş olacak, sulama birlikleri ezilmiş olacak. Burada Hükûmetin sulama birliklerine bu manada finansal destek sağlaması lazım.

Yine, birliklerin başkanlarının veya birliklerin başarısının tespitini DSİ yönetimine verdiniz. DSİ yönetimi hangi kriterlere göre birliklerin başarılı veya başarısız olduğunu ortaya koyacak? Eğer birlik başkanları başarısızsa, birlikler başarısız görülmüşse birlik başkanlarını görevden alma yetkisi de verdiniz ve birliklerin finansmanını DSİ’nin onaylama yetkisini verdiniz. Dolayısıyla DSİ birlikler üzerinde bir tahakküm oluşturmaya başladı ve burada da bir siyasallaşma ne yazık ki gündeme geldi. Yani her yerde olduğu gibi, ne yazık ki sulama birliklerinde de özerkliği ortadan kaldırmak, sulama birliklerinin yönetimini kendinize bağlamak adına bir tahakküm kurdunuz ve siyasallaşmaya neden oldunuz. Çünkü, sulama birliği başkanlarının, kendilerinin başarısız görüleceklerini düşünerek her türlü DSİ bürokratlarına bu manada boyunları eğik kalmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, yine, başkanların iki yıl süresi olmasına rağmen yeniden seçilme şartı getirdiniz. Yani Eylül 2012’ye kadar sulama birlikleri başkanları yeniden seçim yapmak zorundalar. Hâlbuki iki yıl daha süreleri var. Aynı şey, Cumhurbaşkanlığı süreciyle alakalı kanun değişikliği yaptınız “Cumhurbaşkanlığı yedi yıl.” dediniz ama sulama birliği başkanları da seçilmiş olmasına rağmen, bu kanunu çıkardığınızda onlar seçilmiş olmasına rağmen “Yeniden seçim yapın.” diyorsunuz. Bu da çifte standarttır, bu da sulama birliklerinin önemli problemlerinden bir tanesidir.

Yine, birliklerin çiftçilerden dönüm başına belirledikleri sulama ücretlerini birliklerin meclisleri belirliyordu; o yörenin seçilen insanları, o yöreyi bilen insanlar belirliyorlardı; şimdi bu yetkiyi de aldınız, DSİ bürokratlarına verdiniz. DSİ bürokratlarının Hükûmete sunacağı rapor doğrultusunda, vereceği fiyat doğrultusunda fiyat belirlenecek. Bu da o bölgeyi tanımayan, bilmeyen insanların oluşturacağı bir rapor ve fiyat olacağı için çiftçilerimizin mağduriyetine sebep olacak. Şu anda 13 milyon lirayı, 17 milyon lirayı ödemekte zorlanan, zaten mazot girdisi, gübre girdisiyle hayli yıpranan çiftçilerimiz bir de bu sulama ücretlerinin artışıyla yeniden bir külfet altına girmiş olacaklar. Bunu da değiştirmek lazım, bu manada da düzenlemeler yapmak lazım.

Yine çiftçilerden bahsetmişken -Sayın Bakan da burada, birazdan cevap verecek herhâlde konuşmama- şu anda, işte “Ziraat Bankası faizsiz kredi veriyor.” veya “Faiz oranlarını çok düşürdük.” diyorsunuz. Ya, Ziraat Bankası kredi veremiyor şu anda, kredi veremiyor, arkadaşlar, çiftçi Ziraat Bankasından kredi alamıyor. Oranları o kadar düşürdünüz ki çiftçi kendi ektiğinin, diktiğinin karşılığında kredi alamaz duruma geldi. Lütfen, bu konuda Hükûmet yetkililerini uyarıyorum, bir an önce bir çözüm bulsunlar, çiftçinin mağduriyetini ortadan kaldırsınlar.

Bir de şunu belirtmek istiyorum: Sayın Bakan Adıyaman’da pamuk ekildiğini söyledi. Doğru, Çukurova’da da hayli pamuk ekiliyor ama pamuğu satamıyoruz ki. Şu anda DAP gübresinin yani 1846 gübrenin fiyatı pamuğun fiyatından fazla, 3 kilo buğday satıp 1 kilo gübre alamıyor çiftçimiz. Yani, hep diyorsunuz ya “Nereden nereye?” diye, doğru, ülkeyi nereden nereye getirdiğiniz belli.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Varlı.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Sayın Toptaş, Sayın Yılmaz, Sayın Metiner, Sayın Halaman, Sayın Oğan, Sayın Fırat ve Sayın Çelik, sisteme girdiniz ama maalesef söz veremiyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Bakan cevap vermeyecek mi?

BAŞKAN – Sayın Bakana sordum ben, cevap vermeyecek.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, patates üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların; çifçilerin üretim sıkıntılarının giderilmesine, üretilen ürünlerin değerlendirilmesi ve pazarlanmasına yönelik çözümlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerekçesini ekte sunduğumuz, ülkemizdeki patates üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların araştırılarak, çiftçimizin üretim sıkıntılarının giderilmesine, üretilen ürünlerin değerlendirilmesi ve pazarlanmasına yönelik çözümlerin araştırılıp alınması gereken tedbirlerin tespit edilmesi ve bunlara ilişkin yapılacak düzenlemelerin ele alınabilmesi için Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük‘ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

Ülkemizin başlıca patates üretim bölgeleri, Orta Anadolu, Karadeniz, Ege ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgeleridir. İller itibarıyla baktığımızda, yoğun olarak üretimin yapıldığı iller, sırasıyla, Niğde, Nevşehir, İzmir, Afyon ve Bolu'dur.

Ucuzluğu, birim alandan fazla verim sağlanması, besin değerinin yüksek oluşu, sindirim kolaylığı, çeşitli şekillerde kullanılması ve her çeşit iklimde yetişmesine rağmen, son yıllarda ülkemizde patates ekim alanları ve patates üretimi sürekli azalmaktadır.

Patates verimini etkileyen en önemli faktörlerden birisi ıslah edilmiş tohum kullanımıdır. Maalesef bu konuda devlet ve özel sektör tarafından gerekli yatırım ve çalışmalar yapılmadığından, kendisi de patates olan bu tohum, başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinden çok yüksek fiyatlara ithal edilmektedir, bu da üretici için önemli bir maliyet unsurudur.

Üretilen patateslerin depolanabileceği standartlara uygun büyük depoların az sayıda olması ve depolamayı üreticinin kendi imkânlarıyla gerçekleştirmesi ürünün depolama süresinin kısa ve ürünün de yaklaşık yüzde 10'unun zayi olmasına neden olmaktadır.

Patates tüketimi her geçen gün artmasına rağmen üretici son 5 yıldır ürettiği malı hemen hemen aynı fiyata satmaktadır. 2002 yılında üretici, patatesin kilosunu ortalama 30 kuruşa satarken bugün ortalama olarak 35 kuruşa satmakta zorlanmaktadır. Oysa bu dönemde, patates üretiminde en önemli girdi maliyetini oluşturan gübre ve mazot fiyatlarındaki artış ise 3 kata yakın artmıştır. Tarımsal sulamada kullanılan elektrik enerjisi ve tohum maliyetleri de bu dönemde önemli oranda artmıştır.

Patates üreticileri, girdi maliyetlerinin çok yükselmesi ve üretilen ürünün uygun fiyata satılamaması sonucu borçlarını zamanında ödeyememiş, bu borçlara, bankalar ve TEDAŞ tarafından enflasyon oranlarına göre çok yüksek uygulanan gecikme faizi sebebiyle bu borçlar içinden çıkılamaz bir hâl almıştır. Özellikle yerelde, Niğde ve Nevşehir'de binlerce patates üreticisi TEDAŞ'a olan borçları dolayısıyla icraya verilmiş, ürününü satamayan üretici icralardan kurtulmak için ekip biçtiği tarlası da dâhil olmak üzere elinde neyi varsa satılığa çıkararak çok zor duruma düşmüştür.

Yukarıda açıklanan sorunların çözümü için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılması gerekmektedir.

1) Mehmet Şandır                            (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                            (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan                         (Muğla)

4) Enver Erdem                               (Elâzığ)

5) Alim Işık                                     (Kütahya)

6) Ali Öz                                         (Mersin)

7) Seyfettin Yılmaz                          (Adana)

8) Yusuf Halaçoğlu                         (Kayseri)

9) Mehmet Günal                            (Antalya)

10) Mustafa Kalaycı                        (Konya)

11) Kemalettin Yılmaz                     (Afyonkarahisar)

12) D. Ali Torlak                             (İstanbul)

13) Oktay Öztürk                            (Erzurum)

14) Emin Çınar                                (Kastamonu)

15) Mesut Dedeoğlu                        (Kahramanmaraş)

16) Celal Adan                                (İstanbul)

17) Erkan Akçay                             (Manisa)

18) Atila Kaya                                 (İstanbul)

19) Süleyman Nevzat Korkmaz       (Isparta)

20) Emin Haluk Ayhan                   (Denizli)

21) Ali Halaman                              (Adana)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 21 milletvekilinin, Boğaziçi'ndeki kaçak ve çarpık yapılaşmanın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Boğaziçi'ndeki kaçak ve çarpık yapılaşmanın araştırılarak, alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98 ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

İstanbul Boğazı, stratejik konumu, doğal güzellikleri ve tarihî değerleri ile dünya ölçeğinde öneme sahiptir. İstanbul şehri, Boğazı sayesinde tüm çağlarda dünyanın en güzel ve büyük şehirlerinden birisi olmuştur.

İstanbul'a güzelliğini veren Boğaziçi bölgesini korumak için 1983 yılında Boğaziçi İmar Kanunu çıkarılmış ve bu kanuna dayanılarak 1984 yılında Boğaziçi İmar Müdürlüğü kurulmuştur. Sit alanı olarak belirlenen Boğaziçi toplam 11 bin 500 hektar alanı kapsamaktadır. Boğaziçi İmar Müdürlüğü, Boğaziçi Öngörünüm Alanı olarak belirlenen, Sarıyer, Beşiktaş. Beykoz ve Üsküdar ilçeleri sınırları içinde toplam 4 bin 635 hektar alanda yetkilidir. Boğaziçi alanı sınırları, Avrupa yakasında Ortaköy Camii'nden başlayıp Rumeli Feneri'ne, Anadolu yakasında Üsküdar Vapur İskelesi'nden başlayıp Anadolu Feneri'ne kadar uzanmaktadır. Boğaziçi siluetini etkileyen geri görünüm ve etkilenme bölgeleri ise ilçe belediyelerinin yetkisi alanındadır.

Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün yetki alanında yaklaşık 29 bin bina bulunmaktadır. Bu binalardan 3 bininin kaçak olduğu ve yıkılması gerektiği tespit edilmiş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Encümeni tarafından 2007 yılında yıkım kararı alınmıştır. Ancak bugüne kadar yıkım gerçekleştirilememiştir. Boğaziçi'nde ayrıca 6.600 civarında gecekondu bulunmaktadır

Boğaziçi'nde, kamu kurum ve kuruluşlarından spor kulüplerine, lüks villalardan hazine arazilerine hatta başka şahıslara ait arazilere yapılmış gecekondulara kadar mevzuata aykırı yapılar mevcuttur.

Boğaziçi'ndeki mevzuata aykırı yapılaşmanın engellenememesinin değişik sebepleri vardır. Bu sebepler arasında, İmar Planı ve Boğaziçi İmar Kanunu’ndaki boşluklar, yerel seçimler öncesi siyasetçilerin kaçak yapılaşmaya göz yumması, rüşvet ve hatırlı kişi ilişkileri ile yeni yapılar yapılması ya da yıkımların engellenmesi sayılabilir.

Önceki yıllarda, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından Boğaziçi'nde yaşanan kaçak ve çarpık yapılaşmayı önlemek için yeni bir imar planı ve yeni bir kanun çalışması yapıldığı medya organlarına yansımış, ancak herhangi bir ilerleme sağlanamamıştır.

Dünyanın incisi Boğaziçi'nin, çirkin ve kaçak yapılaşmadan kurtarılması ve alınması gereken hukuki ve idari tedbirlerin belirlenmesi için Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mehmet Şandır                 (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                  (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan              (Muğla)

4) Enver Erdem                     (Elazığ)

5) Alim Işık                           (Kütahya)

6) Ali Öz                               (Mersin)

7) Seyfettin Yılmaz               (Adana)

8) Yusuf Halaçoğlu               (Kayseri)

9) Zühal Topcu                      (Ankara)

10) Mehmet Günal                (Antalya)

11) Mustafa Kalaycı              (Konya)

12) Kemalettin Yılmaz          (Afyonkarahisar)

13) Oktay Öztürk                  (Erzurum)

14) Atila Kaya                       (İstanbul)

15) D. Ali Torlak                  (İstanbul)

16) Celal Adan                      (İstanbul)

17) Mesut Dedeoğlu             (Kahramanmaraş)

18) Erkan Akçay                   (Manisa)

19) Emin Haluk Ayhan         (Denizli)

20) Emin Çınar                      (Kastamonu)

21) S. Nevzat Korkmaz         (Isparta)

22) Ali Halaman                    (Adana)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, gıda güvenliğinin sağlanması açısından tarım arazilerinin durumunun, ne kadarının yabancılara satıldığı veya uzun süreli kullanımlara tahsis edildiğinin ve bunlara ilişkin yapılacak düzenlemelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/211)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki genç nüfusun yoğunluğu ve nüfus artış hızımız dikkate alındığında, vatandaşlarımızın gıda güvenliğinin sağlanması ve gelecek nesillere yaşanabilir bir ülke bırakabilmemiz için, tarım arazilerimizin bugünkü durumu, uluslararası işbirliği anlaşmaları çerçevesinde veya gerçek ve tüzel kişiler aracılığıyla ne kadarının yabancı ülke, kişi ve kurumlarına satıldığının veya uzun süreli kullanımlarına tahsis edildiğinin araştırılıp tespit edilmesi, alınması gereken tedbirlerin ve bunlara ilişkin yapılacak düzenlemelerin ele alınabilmesi için Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

Bir cm toprağın oluşabilmesi için 400 seneye ihtiyaç olduğu, tarım yapılabilmesi için ise, en az 60 cm toprak kalınlığı gerektiği yani tarım arazisinin 20-25 bin senede oluştuğu konunun uzmanları tarafından ifade edilmektedir.

Dünyada, son yıllarda gıda fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar neticesinde, finansal olarak güçlü olan, ancak yeterli tarım arazisi olmadığından dolayı, tarımsal üretimde yetersiz kalan birçok ülkenin, nüfusunu doyurmak için dünyanın dört bir yanından tarım arazisi satın alma ya da kiralama yoluna başvurduğu bilinmektedir. Son zamanlarda, iç ve dış basında çıkan bazı haberlere göre, ülkemizin tarım arazilerinin de bu ülkelerin hedef alanları içerisinde olduğu anlaşılmaktadır.

Nüfusumuzun üçte birini barındıran bu alanda, son yıllarda uygulanan ekonomik politikalar sonucu, tarım âdeta sömürüye açılmış, iç ve dış ticaret hareketleri tarımın aleyhine işleyecek şekilde kurgulanarak, tarım sektöründen diğer sektörlere sermaye aktarımı devlet eliyle gerçekleştirilmiştir. Üretici yüksek faiz ve girdi maliyetine karşılık düşük fiyat kıskacıyla üretim yapamaz hâle getirilip sektörü terk etmeye zorlanmıştır.

Ülkemiz için yaşamsal bir öneme sahip olmasına rağmen, geçmiş yıllarda tarıma kazandırılan kurumsal kimlikler ve koruma tedbirleri özelleştirme ve aşırı liberal uygulamalar yoluyla kaldırılarak, iç ve dış piyasalara karşı kendi ekonomik örgütlenmesini  tamamlayamayan Türk çiftçisi, dünya piyasalarında AB'nin, ABD'nin ve hatta Uzak Doğu’nun örgütlenmiş ve bazı tarım mallarında aşırı üretime ulaşmış üreticileriyle rekabete itilerek borç batağına sürüklenmiştir. Bu politikalar sonucu maalesef ülkemiz tarımsal üretimde kendine yetebilen ülkeler arasından tarım ürünleri ithal eden ülkeler kategorisine gerilemiştir.

Yeterli miktarda gıdanın üretilmesi, bu yeterli miktardaki gıdanın istikrarlı bir şekilde dağıtılması ve ihtiyaç duyanların bu gıdalara hem ekonomik hem fiziksel olarak güvenli şekilde erişiminin güvence altına alınması, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından tanımlanan "gıda güvenliği" kavramının en önemli şartları arasında sayılmaktadır.

Yapılan araştırmalara göre ülkemizdeki tarım arazisi potansiyelinin 28 milyon hektar olduğu, bunun yaklaşık 18 milyon hektarının tarımsal amaçla kullanıldığı ancak kalan miktarın hızla sanayi ve konut alanı olarak yapılaşmaya açıldığı ve ne kadarının yabancı ülke kurum ve kuruluşlarının kullanımında olduğunun net olarak bilinmediği ifade edilmektedir.

Bu sebeple Ülkemiz genelinde tarım arazilerinin envanterinin çıkarılmasına, ne kadarının kamunun ne kadarının üreticilerin tasarrufunda bulunduğu, uluslararası işbirliği anlaşmaları çerçevesinde veya gerçek ve tüzel kişiler aracılığıyla ne kadarının yabancı ülke, kişi ve kurumlarına satıldığının veya 10 yıldan uzun süreli kullanımlarına tahsis edildiğinin net bir şekilde ortaya çıkarılarak, Ülkemizin gıda güvenliği açısından, uygulanan tarım politikalarının gözden geçirilip, yeni tarım politikalarının geliştirilmesine ihtiyaç vardır.

Yukarıda açıklanan sorunların çözümü için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılması gerekmektedir.

1) Mehmet Şandır                    (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                     (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan                 (Muğla)

4) Enver Erdem                        (Elazığ)

5) Mehmet Günal                     (Antalya)

6) Alim Işık                              (Kütahya)

7) Ali Öz                                  (Mersin)

8) Seyfettin Yılmaz                  (Adana)

9) Kemalettin Yılmaz               (Afyonkarahisar)

10) Mustafa Kalaycı                 (Konya)

11) Oktay Öztürk                     (Erzurum)

12) D. Ali Torlak                     (İstanbul)

13) Mesut Dedeoğlu                (Kahramanmaraş)

14) Celal Adan                         (İstanbul)

15) Erkan Akçay                      (Manisa)

16) Atila Kaya                          (İstanbul)

17) Emin Haluk Ayhan            (Denizli)

18) Emin Çınar                         (Kastamonu)

19) S. Nevzat Korkmaz            (Isparta)

20) Ali Halaman                       (Adana)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşlarının çocuk cezaevlerinde çocukların karşı karşıya kaldığı sistematik şiddet, kötü muamele ve cinsel istismar sorunlarının araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

                                                                                                               28.03.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 28.03.2012 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Hasip Kaplan

                                                                                                                   Şırnak

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

2 Mart 2012 tarihinde, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından verilen (673 sıra no.lu), "Çocuk cezaevlerinde çocukların karşı karşıya kaldığı sistematik şiddet, kötü muamele ve cinsel istismar" sorunlarının araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 28.03.2012 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sevgili arkadaşlar, Sayın Başkan; daha önce aynı mahiyette birkaç öneri daha yaptık ve bunları reddettiniz, biliyorsunuz. Ama bütün bu retlere karşın iki tane somut gösterge elimizde. Bütün bunlar, niçin bir kere daha böyle bir komisyon kurmamız gerektiğini size düşündürmeli.

Kerim Yıldız, Ahmet Salih Dal, Abdurrahim Akdağ, Murat Yıldırım arkadaşlarımızla birlikte Osmaniye Cezaevinde yaptığımız inceleme Cezaevleri İnceleme Komisyonu üyeleri olarak, AKP Grubundan arkadaşlarımız, onların daha önce reddettikleri araştırma önergelerinin aslında neden gerekli olduğunu kendilerine yeterince gösterdi, bir şey eklemeye gerek görmüyorum.

Bir başka şey, Pozantı Çocuk Ceza ve İnfaz Kurumunda gerçekleşen rezaletti. Adalet Bakanlığımız bu cezaevini kapattı, böylece düşünüldü ki bu rezaletin ardından, Türkiye’de genel olarak cezaevlerinde bir sorun yoktur, Pozantı Cezaevinde bir sorun vardır, bu da nakil yoluyla hallolmuştur. Ancak, bu konunun hallolmadığı, hatta derinleşerek sürüp gitmekte olduğu, Pozantı Cezaevinde tecavüze uğradığını açıklayan ve böylelikle bu soruşturmanın başlatılmasını sağlayanlardan biri olan F.G.’nin şimdi Kürkçüler Cezaevinde aynı muamelelerle yüz yüze kalması, bunun için intihara yönelmesi ve hastaneye kaldırılması, hastaneye kaldırıldıktan sonra, görevli askerin “Bu PKK’li, ne yaparsanız yapın.” demesi üzerine diğer hastaların saldırısına uğraması ve kendisini ziyarete gelen babasına “Baba, beni kurtar.” diye yalvarmasıyla anlaşılıyor. Bunlar, hepsi basında yer aldı.

Sevgili arkadaşlar, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün Ekim 2011 tarihli istatistiğine göre, şu an 12-17 yaş arası Türkiye cezaevlerinde toplam 2.021 çocuk tutuklu, hükümlü ve hükmen tutuklu olarak kalıyor; bunların 1.623’ü tutuklu, 191’i hükmen tutuklu, 207’si de hükümlüler. Yani, yaklaşık yüzde 80’i tutuklulardan oluşan bir çocuk cezaevi nüfusu var ve bu çocuk cezaevi nüfusunun cezaevlerinde son zamanlarda giderek artan sayılarda bulunmalarının en önemli nedenlerinden birisi Türkiye’de sürüp giden Kürt halkının haklarının inkârından kaynaklanan gerilim ve çatışma.

Ben kendi payıma, Pozantı Cezaevindeki incelemelerimden ve bu cezaevine giden çocukların arka planını okumamdan çıkarttığım kimi sonuçları sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü karşı karşıya kaldığımız sorun sadece cezaevinde karşılaşılan bir etnik ayrımcılık sorunu değil, karşı karşıya kaldığımız sorun bir süreç olarak, bir zincirin halkaları olarak, birbirlerine eklenen sonsuz sayıda ihlaller zincirinin bir sonucu olarak bu çocukların cezaevlerine girmekte olduklarıdır.

Cezaevlerinde şüphesiz sadece TMY’den hükümlü ya da tutuklu çocuklar kalmamaktadırlar, önemli sayıda yoksul, yoksullukları nedeniyle hayatlarını ya da ailelerinin hayatını idame ettirmek için kanunla ihtilafa düşmüş, girdikleri bu süreç içerisinde pek çok kez kanunla ihtilaf hâline gelmiş başka çocuklar da var. Ama hepsinin arka planına baktığımızda gördüğümüz şey, Türkiye'nin temel sorunlarının bu çocuklara çarparak bize yansımasıdır; yoksulluk, antidemokratik devlet pratikleri ve çözülmemiş Kürt sorunu.

Mersin’deki tutuklu çocukların aileleriyle, onların yakınlarıyla, onlarla ilgili araştırmalar yapan insan hakları kuruluşlarıyla görüştüm. Gördüğüm şey şudur: Bu çocuklar cezaevine gidene kadar o kadar çok ihlalle karşı karşıya kalmışlardır ki cezaevinde karşı karşıya kaldıkları tecavüz vakaları bu sürecin en son parçasıdır ve ondan önceki sebepler tarafından beslenmiştir. Mersin’den Pozantı Cezaevine ve şimdi, Sincan Cezaevine nakledilen çocuklar bu cezaevinden diğerine nakledilmekle herhangi bir şey hayatlarında, şimdilik tecavüze uğramamak bakımından, değişmediğini söylemektirler. Barış ve Demokrasi Partisinin Merkezî Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, Sincan M Tipi Çocuk Cezaevinde yaptığı görüşmelerin sonuçlarını bir raporla ortaya koymuştur.

Bu raporda gördüğümüz şey, Pozantı Cezaevinde karşı karşıya kaldıkları baskı, tahakküm, dışlama, tehdit, zorla muamelenin Sincan’da da devam etmekte olduğudur.

Bütün bunları göz önünde tutarak, şimdi Adalet Bakanlığının en çok beğendiği çocuk ceza ve infaz kurumundaki durum bu ise, Türkiye'de şimdi neyle karşı karşıya olduklarını öğrenmemiz gereken 2.021 çocuk vardır.

Bu çocuklar bu toplumun eşitsiz, ayrıcalıklı, sömürücü, baskıcı karakteri dolayısıyla kanunla ihtilafa düşmüşlerdir ve bu ihtilafa düşmüşlükleri onların cezalandırılmalarını değil, onların rehabilite edilmelerini gerektirdiği hâlde, Türkiye'de yürürlükte olan ceza infaz sistemi böyle bir işleve sahip değildir.

Bütün göstergeler, Türkiye'deki cezaevi sisteminin en altında çocukların ve kadınların yer aldığını bize göstermektedir, çünkü onlar kendilerini başkalarına göre daha az ve daha zor korumaktadırlar. İkincisi, çocuklar özellikle ergin değillerdir, o nedenle karşı karşıya kaldıkları şiddet, baskı, dışlama, suçlama, bütün bunlarla başa çıkmak bakımından herkesten daha az donanımlıdırlar. Ancak şunu hepimizin teslim etmesi gerekir ki bugün Türkiye'de çocuk cezaevlerinde muazzam bir insani sorunla karşı karşıya olduğumuzu öğrenmemiz de gene bu çocukların cesareti sayesindedir. Büyüklerin sahip olmadıkları, büyüklerin onları baskı altına alıp örtbas ettikleri bütün süreçleri aydınlatmaya ve anlamaya bu çocuklar yardımcı olmuşlardır.

Karşı karşıya kaldığımız bu sorunu küçümsemeyelim. Çocuklar küçük olabilirler ama karşı karşıya kaldıkları suç, tarihin, toplumun, kültürün en büyük suç olarak bize tanıttığı suçtur. Onlar suçlu değillerdir ama onlara karşı sistematik olarak suç işlenmektedir. Cezaevi sisteminin kendi işleyişi bu çocuklara, bu ergin olmayan yurttaşlarımıza karşı ağır bir suç içermektedir.

Ben, Meclisimizin bu meseleyi herkesin çocuğu olduğunu varsayarak ya da bazı çocukların yakını olduklarını varsayarak ve herhangi bir gün bu çocuklardan bir tanesinin bu sistemin çarkları arasına girebileceğini de düşünerek göz önüne almasını istiyorum.

Karşı karşıya kaldığımız mesele vahimdir, geçiştirilemez ve bir kere daha tekrar ediyorum, Türkiye’de sürüp giden temel sorunların bir yansısı olarak çocuklara çarpıp bize dönmektedir.

Yoksulluk, aşırı yoksulluk, antidemokratik devlet egemenliği, bu devlet egemenliğinin sürdürülüşünde rol alan bütün bireyler, polislerden yargıçlara, jandarmalardan gardiyanlara ve cezaevi yöneticilerine kadar herkes bu çocuklar üzerinde suç işlemektedir ve nihayet, bazı çocukların, özellikle TMY’den tutuklu ve hükümlü olarak cezaevine girmelerine yol açan Kürt sorununun çözümsüzlüğünden doğan gerilim ve çözümsüzlüktür.

O yüzden sevgili arkadaşlar, bu meseleye, bu 2021 çocuğun hayatından hareketle, kendi çocuklarınıza bakarak bir çözüm bulmanızı diliyorum.

Burası bu çözümün bulunacağı son yerdir ve şu an cezaevlerinde hâlâ çocuklar hayatlarının kurtarılmasını beklemektedirler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - “İmdat” demektedirler, kendi babaları bunları kurtaramamaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi babalarının yapamadığını yapacak güçtedir.

Öneriyi desteklemenizi istiyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kürkcü.

Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hilmi Bilgin, Sivas Milletvekili.

Buyurun Sayın Bilgin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Meclis Grubunca çocuk cezaevlerinde çocukların karşı karşıya kaldığı şiddet, kötü muamele, cinsel istismar sorunlarının araştırılması, incelemeler yapılarak sorunların tespit edilmesi, yeni bir kanun tasarısı hazırlamak için zemin oluşturulması amacıyla, İç Tüzük’ün 104, 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması yönündeki taleplerinin gündeme alınması için vermiş oldukları grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, ölümünün üçüncü yılında rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nu rahmetle, saygıyla anıyor, ölümüne neden olan olayın bir an önce açıklığa kavuşturulmasını, şüphelerin ortadan kaldırılmasını temenni ediyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Temenni etme! Sen iktidarsın çözün, çöz.

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, siyasi yaşamı boyunca hep milletinin yanında olmuş, milletin değer yargılarına, beklentilerine uygun bir siyaset izlemiştir. Tüm tehdit ve baskılara rağmen hep özgürlükleri, demokrasiyi, barışı ve kardeşliği ön plana tutmuştur. Bu vesileyle kendisini tekrar şahsım ve tüm Sivas halkı olarak rahmetle yâd ediyoruz.

Değerli Başkan, öncelikle şu hususu belirtmekte fayda görüyorum: Her milletvekili eksik gördüğü veya değiştirilmesini istediği bir konuda kanun teklifi verebilir. Belli bir konuda teklif vermek her milletvekilinin doğal hakkıdır. Bir milletvekilinin belli bir konuda kanun teklifi verebilmesi için Meclis araştırma komisyonu kurulmasını istemesi veya bir Meclis araştırma komisyonunun sırf kanun teklifine gerekçe oluşturmak için kurulmasının talep edilmesinin doğru olmadığını düşünüyorum.

Çağımızda bir ülkenin uygarlık düzeyi, insan haklarına ve özellikle de çocuk haklarına gösterdiği saygıyla değerlendirilmektedir. Bu nedenle gelişmişliğin önemli göstergelerinden biri, hiç kuşkusuz çocuklar için ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden sağlıklı bir ortam yaratılıp yaratılmadığıdır.

Ulusal ve uluslararası mevzuat gereğince çocukların yetişkinlerden ayrı tutulması hükme bağlanmıştır. Yasal düzenlemelerle, tutuklu çocuklar kendilerine ait kapalı ceza infaz kurumlarında, çocuk sayısının az olduğu ve çocuk kapalı ceza infaz kurumunun olmadığı illerde ise yetişkin ceza infaz kurumlarının çocuklar için ayrılmış bölümlerinde tutulmaktadır. Çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında tutuklu kız çocukları için ayrı bir kısım yoksa bunlar kadın kapalı ceza infaz kurumlarının kendilerine ayrılan bölümlerinde kalmaktadır. Hükümlü çocuklar ise çocuk eğitim evlerinde tutulmaktadır.

31/02/2012 tarihi itibarıyla kurumlarında toplam 2.309 çocuk bulunmaktadır. Bu çocukların 1.903’ü kadarı tutuklu, 197’si hükmen tutuklu, 209 tanesi hükümlüdür. Ülkemizde tutuklu ve hükümlü yönetim politikası yalnızca tutuklu ve hükümlülerin ceza sürelerini tamamlamalarından oluşmamakta, aynı zamanda, tutuklu hükümlülerimizin iyileştirilmeleri, toplumla yeniden bütünleşmeleri için ihtiyaç duydukları hizmetlerin sunulması da öncelikleri, hedefleri arasında yer almaktadır. Bu amaçla tutuklu ve hükümlü çocuklarımızın eğitimlerine devam etmeleri, kişiliklerini geliştirmelerine olanak sağlayacak hobiler edinmeleri ve sosyal, kültürel faaliyetlere katılmaları, ihtiyaç duydukları psikososyal müdahale programları almaları sağlanmaktadır. Tüm bu hizmetlerle, hiç kuşkusuz, çocuklarımızın yeniden suç döngüsüne girmelerinin önüne geçilmesine, geleceklerinden umutlu, eğitimli ve bir meslek sahibi gençler olmalarına çalışılmaktadır. Bu kapsamda, ceza infaz kurumlarında bulunan çocuklara yönelik olarak da kurum içi eğitim ve iyileştirme faaliyetleriyle salıverilme öncesi hazırlık ve sonrasında da koruma yardımı çalışmaları yürütülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; malumunuz olduğu üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde İnsan Hakları İnceleme Komisyonu vardır. Bu Komisyon bünyesinde, cezaevleri ve tutukevlerinde yaşanan sorunları araştırmak üzere alt komisyon kurulmuş ve çalışmalarına devam etmektedir. Bu alt komisyonda, grubu bulunan tüm siyasi partilerimizin temsilcileri mevcuttur. Alt komisyon, bu dönemde, birçok cezaevinde incelemeler yapmıştır. Sincan Cezaevi, Konya Cezaevi, Gaziantep Cezaevleri bunlardan sadece birkaç tanesine örnektir. Alt komisyon, yerinde yapmış olduğu incelemeler neticesindeki tespitlerini ilgili kurumlara rapor hâlinde sunmakta ve bu raporlar doğrultusunda, varsa eksiklik ve sorun, ilgili kurumlarca giderilmektedir. Bugüne kadar İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde oluşturulan alt komisyonun çalışmaları neticesinde cezaevlerinde uygulanan tek tip elbise uygulamasının kaldırılması sağlanmış, yine, ayrıca, cezaevlerinde ana dilde görüşme imkânı sağlanmıştır. Bu çalışmalara katkı sağlayan herkese teşekkür ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis araştırma komisyonlarının çalışma süresi üç ay olup bu komisyonlar geçici komisyonlardır. Oysa biraz önce bahsetmiş olduğum çalışmaları yapan İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan alt komisyon devamlı açık olan bir komisyondur. Eğer amaç gerçekten çalışmak, varsa birtakım sorunları, sıkıntıları ortaya koymak ve çözüm yolları aramaksa Meclis bünyesinde tüm siyasi partilerin temsil edildiği, BDP’den de Sayın Ertuğrul Kürkcü Bey’in bulunduğu alt komisyon hâlihazırda çalışmalarına devam etmektedir. Bu Komisyon bünyesinde zaten tüm iddialar araştırılmaktadır. Bu Komisyona katkı sağlamak bizce sorunun çözümü için daha doğru bir yol olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisimizin belirlenmiş bir gündemi vardır. Biz AK PARTİ Grubu olarak gündeme alınan kanun teklif ve tasarılarının bir an önce yasalaşması için belirlenen gündemle çalışmanın daha doğru olacağı inancındayız. Aziz milletimiz bizlere sorunları çözmek üzere yetki vermiştir. Gündemde bulunan konular toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren konulardır.

Bu nedenlerle, BDP grup önerisinin İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesinde oluşturulan alt komisyon tarafından incelenebilecek hususlar olduğundan dolayı grup önerisini desteklemiyor, bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Manisa Milletvekili Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi üzerinde yani çocuk cezaevlerinde yaşanan sorunlar, bunların tespit edilmesi, araştırılmasıyla ilgili bir Meclis araştırma komisyonu kurulması konusundaki önerilerinin lehinde söz almış bulunuyorum.

Öyle bir Türkiye’de, öyle bir ülkede yaşamaya başladık ki iktidar partisi dışındaki her partiden 1 veya 1’den çok milletvekilinin tutuklu olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Tutuklu gazetecilerin sayısında Çin’le yarışıyoruz. O kadar çok sayıda öğrenci tutuklu ki artık öğrencilerin gözaltına alınması, tutuklanması ve içeride unutulup yıllar sonra serbest kalmaları olağan bir duruma geldi. Sadece poşu taktığı için yirmi beş ay boyunca tutuklu kalan öğrenciyi “Pardon.” deyip dışarıya salıyoruz. Bir tane yumurta bulundurmanın kırk dört ay hapis cezasına denk geldiği bir ülkede yaşıyoruz. Öğrenciler, şemsiye bulunduruyorlar, konser bileti satıyorlar diye terörist muamelesi görüyorlar. Milletvekillerinin Mecliste konuşmaları, komisyonlarda konuşmaları engelleniyor; “Yeterince konuştunuz.” diyerek daha sonraki maddelerde söz alma taleplerine rağmen, “Söz almak isteyen yok. Oylamaya geçiyoruz.” diyebiliyorlar. Buna karşı çıkan milletvekillerine tekme, tokat, yumrukla engel olunmaya çalışılıyor. Bundan cesaret alan polis, milletvekilini dışarıda da gördüğünde “Buna bu türlü muamele meşrudur.” diyerek bir milletvekilinin gözüne yumruk atabiliyor.

Kuvvetler ayrılığı tamamen ayaklar altında. Artık yargının istenmeyen kararları olduğunda, HSYK eliyle Hükûmetin buna müdahale ettiği konusunda herkes mutabık. Ayrıca, ondan daha ileride, yürütme sadece yargıya talimat vermeyi, yargıya müdahale etmeyi bıraktı; yürütme aynı zamanda yasama organına talimat veriyor. “Pazar gününe kadar bu işi bitirecek arkadaşlar. Çin’deyken sizden iyi haberler bekliyorum, bu işi geciktirmeyin arkadaşlar.” diyecek kadar yürütmenin başı yasamaya talimat verir duruma gelmiş.

Ve en nihayetinde, dün akşam, insanların seyahat özgürlükleri darbe dönemlerini aratır şekilde engellenmiş durumda. KESK bileşenleri, Eğitim-Sen’e bağlı eğitimciler hem de kendileriyle ilgili bir konuda, sorumlu oldukları eğitimle ilgili bir konuda görüşlerini söylemek, demokratik haklarını kullanmak için yola çıkmaya kalktıklarında, kimin yolladığı belli olmayan ama İçişleri Bakanlığının bir derin devlet eliyle sanki, tüm valilere “Bunları buradan dışarıya çıkarmayın, çünkü Ankara Valiliği bu gösteriye izin vermeyecek.” diyor ve Türkiye'nin seksen bir ilinde, panzerler, öğretmenlerin otobüslerinin önüne geçiyorlar. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Daha sonra ne olabilir? Çok kendinizi zorlamaya gerek yok, artık 12 Eylül dönemine benzer sokağa çıkma yasakları yakındır arkadaşlar. Bundan endişe ediyoruz. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Olağanüstü hâl var.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Olağanüstü hâl var ve olağanüstü hâli, darbe dönemlerini, 12 Eylülü aratan müdahaleler var. Darbe dönemleri ile bugün arasındaki tek fark, o zaman da işkence vardı, kötü muamele vardı, şimdi de var ama şimdi bunlar karakollarda değil, bir kapı ileriye alındı, artık cezaevlerinde, tutukevlerinde yapılır duruma geldi. Pozantı’ya gittik Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Niye gittik? Çünkü 26 Şubat 2012 Pazar günü bomba gibi bir haber düştü gündeme; Pozantı Çocukevinde kötü muamele, cinsel istismar ve tecavüz vardı. Pazartesi Grubumuzdan izin aldık, parti yönetimimizden izin aldık, salı sabahı oradaydık. Oraya vardığımızda karşılaştığımız tablo şudur: 12 Temmuz günü bu konudaki rapor ilgili insan hakları dernekleri ve vakıfları tarafından Adalet Bakanlığına, Adana Valiliğine ve cumhuriyet savcılığına yollandığı hâlde o günden bugüne kimse parmağını kıpırdatmamıştı olumlu yönde, aksine ödüllendirmeler vardı.

Gittiğimiz yerde şunu gördük: Dokuz aydır bildikleri, ellerinde olan dosyalara hiçbir muamele yapmamışlardı. Bir müfettişle karşılaştık orada, bizden daha önce ifade almak yarışı içindeydi çünkü o gün varmıştı Pozantı’ya. Dokuz aydır bunu bile bile kılını bile kıpırdatmayan Adalet Bakanı, Cumhuriyet Halk Partisi heyetinin yola çıktığını veya çıkacağını televizyondan öğrenir öğrenmez apar topar bir görevlendirmeyle Pozantı ayıbını ortadan kaldırmaya, gözden ırak hâle getirmeye çalışmaktaydı. Yoldayken grubumuza karşı, heyetimize karşı dört bir yandan telefonlarla şu rica iletildi: “Lütfen bu meseleyi üç gün erteleyin, üç gün gitmeyin.” “Niye gitmeyelim?” diye sorduk, “İşte, gitmeyin…” Resmen bir derin devlet dayanışması teklif ediyordu AKP’nin görevlendirdiği bürokratlar ve “Üç gün sonra her şey düzelecek orada.” diyorlardı. Dinlemedik, gittik; gördüklerimizi anlatacağım ama üç gün sonra şu oldu: Dokuz aydır gitmeyen müfettişler, oraya gitmiş, artık Pozantı’yı görünür olmaktan çıkarmak, o ayıbın üstünü kumla örtmek, o meseleyi ortadan kaldırmak için dokuz aydır görmediklerini üç günde görmüş, Pozantı’yı ortadan kaldırmışlardı ve o ayıbı incelemek yerine, o ayıbın bir daha yaşanmaması yerine o ayıbı Sincan’a taşımışlardı.

Şunu gördük biz Pozantı’da: Koğuş mümessilliği sistemi getirilmişti ve koğuş mümessillerine çocuklar “Abisi, bu iyi çocuktur. Başgardiyanın selamı var.” diye teslim ediliyor ve geceleri o çocukların çığlıkları duyuluyordu ve “O gürültüden dolayı uyuyamadık.” diyordu diğer çocuklar ama biz sorduk orada cumhuriyet savcısına, sorduk oradaki müdüre, ikinci müdürlere “Ne yaptınız siz dokuz aydır?” 14 çocuğun şikâyeti vardı ama -tabii, sıkıysa içeride şikâyet et- tahliyeden sonra bu şikâyette bulunmuşlardı; henüz 11’ine erişebildik, 3’ünü arıyoruz.

E, 218 çocuk var, 14 tanesi şikâyetçi, 3 tanesi de haklarında iddiada bulunulan çocuklar. 200 tane şahit var orada, “Seslerden uyuyamıyorduk.” diyorlar. Orada büyük bir ayıp var; ne yaptınız? “Henüz iddiaları alamadığımız için, dokuz aydır, suçlananlarla ve şahitlerle görüşmedik.” diyorlardı. Böyle bir ayıba, böyle bir insanlık ayıbına şahitlik ettik.

Ve bir de ne öğrendik biliyor musunuz? Orada en çok dayak atan dönemin ikinci müdürü ve kendi döneminde orada bunlar olan birinci müdür terfian tayin ettirilmişti iktidar tarafından, Adalet Bakanı tarafından ekim ayında; bir tanesi Van Erciş’e, bir tanesi de Ankara’ya. İkinci müdür birinci müdür olarak terfian gitmişti ve çok mutluydu; arkadaşları “İyi bir tayin gördü.” diyorlardı.

Böylesi ayıplarla karşılaştık ama şunu biliyoruz ki biz, bu işlerde -yatılı okul da olsa orası, bir hapishane de olsa, koğuş da olsa- güneş çarığı sıkar, çarık ayağı sıkar. Eğer oranın koğuş ağası, gardiyanı kötü davranıyorsa, bilin ki bu iş müdürden başlar. Müdür eğer sertse, bilin ki o iş Adalet Bakanına dayanır. Adalet Bakanı neden bu kadar serttir? Çünkü o iş yürütmenin başına dayanır. Güneş çarığı sıkmaktadır, çarık ayağı sıkmaktadır. Bu ayıp, yürütmeye, Sayın Başbakana ve Sayın Adalet Bakanına aittir. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

Ve Sincan’a götürülen çocuklar şu an rahat değiller. Sincan’da tehdit var, Sincan’daki çocuklara “Sizi Pozantı’dan beter ederiz.” diyorlar. Biz bu çocuklarla görüşmedik, İstanbul Protokolü vardı. Biz, sadece iddiaları araştırdık, oradaki görevlilerle görüştük ve işin ortaya çıkmasını sağladık ama tekrar bu eski günleri yaşamasınlar diye hatırlatmadık, uygun uzmanlar eşliğinde ve görüşmeye hazırlanmadılar diye. Oysa, Sincan’ın kapısında “Hoş geldiniz bakalım iyi çocuklar, burası Pozantı’yı aratır size.” diyorlar.

Ve şimdi, oraya gidenlerin yanına aileleri gidemiyor, aileleri uzak. Ve tahliye edilen çocuklar, kendi istekleri dışı oraya gittikleri hâlde beş parasız olarak Sincan sokaklarına bırakılıyorlar ve dışarıdaki ilk gecelerini Sincan sokaklarında, beş parasız, parklarda yatarak yaşıyorlar. Ve telekonferans altında -yani bir kamera var- kamera karşısında bu iddialar veya diğer suçlamalar görülüyor Sincan’dan ve kameranın arkasında kim görüyor, o çocuğu neyle tehdit ediyor, birbirleriyle çelişkili ifade vermek için nasıl yönlendiriliyor, bunların hiçbirisini bilmiyoruz.

Ve Osmaniye… Sadece burada değil, biz bir gittik Pozantı’ya, -ben Osmaniye fahri milletvekiliyim- “Pozantı da neymiş, gelin de Osmaniye’yi görün.” dediler. Mersin Milletvekilimize çocukların babaları, aileleri başvurdu; koşa koşa gittik. Gördüğümüz iş, hakikaten de içler acısı bir durum. Orada, Hitler döneminin hapishanelerine yakışacak bir tane müdür var müstehzi gülüşleriyle, alaycı ifadeleriyle ve ne diyor biliyor musunuz? “‘A takımı’ diye bir şey yok itiraz edenleri döven, biz onlara ‘robocop’ diyoruz.” diyor. Eğitilmiş çocuklar. “Kim eğitiyor?” “Ben eğitiyorum.” diyor ve öyle şeyler yapıyor ki: “İki günlük sakal yasak.” diyor mevzuata dayandırarak. “Niye?” diyoruz. Mevzuat diyormuş ki: “Alışılmış dışında sakal yasaktır.” Sakalı iki günden çok uzatırsa -Enerji Bakanımızın sakalı ya da Komisyon üyemizin sakalı ona göre olağan dışı sakal- o zaman doktora gitmek yasak, aile görüşmesi yasak, avukat görüşmesi yasak.

Ve akıl almaz şeyler yapıyorlar orada. Yasak yayın listesi var mesela oranın, dışarıdan bağımsız olarak ve bir milletvekilimiz Sayın Demir Çelik’in yazdığı kitap bile müdürün yasak listesinde.

Şimdi, biz bunların hepsini birden araştıralım diyoruz ve AKP Grubuna, özellikle Ahmet Aydın’a…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …sesleniyorum: “Bir şey varsa hep beraber üstlerine gidelim.” derken samimiyse hodri meydan, işte önerge, destekleyin de görelim. Desteklemezseniz eğer, orada yapılan her türlü ayıbın ortağı olursunuz diyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

Öneri aleyhinde söz isteyen Ali Ercoşkun, Bolu Milletvekili.

Buyurun Sayın Ercoşkun. (AKP sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, çocuk cezaevlerinde yaşanan şiddet, kötü muamele ve cinsel istismar gibi sorunların araştırılması, sebeplerinin ve çözüm önerilerinin ortaya konulmasını önemsiyoruz bizler de. Bu konuda duyarsız kalmanın hiçbir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına ve hiçbir milletvekiline yakışmayacağını biliyoruz. Geçtiğimiz süreçte özellikle Pozantı Cezaevinde kalan çocuklar ile ilgili olaylar sonrasında yaşanan gelişmeler böylesine önemli bir konuyu gündeme getirdi. Akabinde gerek Adalet Bakanlığı gerekse Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlıkları bazı çalışmalar gerçekleştirdiler. Pozantı Cezaevindeki çocuklar Sincan Cezaevine nakledildi. Olayla ilgili idari soruşturmalar açıldı, bazı idari tedbirler de hayata geçirildi.

Aynı zamanda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde oluşturulan bilim kurulu ile suç faili ve suç mağduru çocukların bundan sonraki süreçlerde ihtiyaçları olan her türlü uygulama değerlendirildi ve Adalet Bakanlığı ile oluşturulan koordinasyon sayesinde bir dizi çalışma da gerçekleştirildi ve hâlâ da gerçekleştiriliyor. Rehabilitasyon, psikolojik destek, sosyal çalışmalar, yaşa ve suça göre kalacakları yerlerin belirlenmesi, koğuş sisteminden kampüs sistemine geçilmesi gibi çalışmalar bu konuda somut olarak örnek verebileceğimiz çalışmalar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye olarak oldukça önemli bir süreci hep birlikte yaşıyoruz. Gündemimiz oldukça yoğun, bir o kadar da acil. 4+4+4 olarak bilinen ilköğretim ve eğitim kanunu görüşmelerine dün başladık, bir an önce bu kanunu yasalaştırmamız gerekiyor. Ondan hemen sonra Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu gündeme gelecek. Bildiğiniz gibi bu tasarı ile memurlara grevsiz toplu sözleşme hakkı tanındı. Tasarı yasalaşmadığı içinse yıl başından bu yana memurlar maaş zamlarını alamıyorlar. Bundan hemen sonra kamuoyunda “2/B” olarak bilinen Orman Vasfını Yitirmiş Arazilerin Satışını Öngören Kanun Tasarısı geliyor. Kamuoyunda özelikle orman köylülerinin, ormana sınırı olan köylerin ciddi manada beklediği, Türkiye’nin hemen her bölgesinde Bolu gibi illerin de ciddi manada beklediği bu yasa tasarısı gerçekten önemli ve acil.

Biraz önce CHP adına söz alan milletvekilimiz bu konuda yapılan çalışmaları yetersiz buldu. Aslında, yapılan çalışmaların devam ettiğini ve ifade ettiği şeylerin doğru olmadığını da söyleyebiliriz.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Ne demek şimdi?

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) - Çünkü “Terfi ettirildi.” denilen memurlar, idareciler bu olayların vuku bulmasından önce yerleri değiştirildi, terfi de sayılmaz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yanlış olan ne?

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) - Kaldı ki idari tedbirler neticesinde bu kişilerle alakalı da işlem gerçekleştirildi. Dolayısıyla hiçbir önlem alınmadığını, hiçbir işlem yapılmadığını ifade etmek, gerçek ifadeler olarak söz konusu olamaz. Bizler de sizler gibi bu konunun önemini biliyoruz, bu konuyla ilgili çalışmalar yapılması gerektiğini de düşünüyoruz. Yapılan çalışmaları izledikten sonra önümüzdeki bu önemli gündemin gerçekleşmesiyle beraber inşallah bu konu üzerinde de Türkiye Büyük Millet Meclisi gerekli çalışmaları yapacaktır diyorum.

Ben bu vesileyle önergenin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ercoşkun.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, biraz önce konuşan Sayın Hatip, hem sözlerimi çarpıtmış hem de gerçek dışı beyanlarda bulunduğumu iddia etmiştir. Konuya açıklık getirmek için sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Vekilim, ne söyledi de çarpıttı sözlerinizi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şahsımı açıkça kastederek “Yalan söylüyor, doğruları söylemiyor.” şeklinde ithamda bulunmuştur.

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Yalan söylüyor.” demedi.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Gerçekleri söylemiyor.” diye ithamda bulunmuştur. Konuya açıklık getirmek istiyorum sataşmadan dolayı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Milletvekili. İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. Yalnız yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz önce zamanın yetmemesinden dolayı konuyu tam açıklığa kavuşturamadım herhâlde. O konuda bir fırsat vermek istedi Sayın Milletvekili, teşekkür ediyorum.

Bu Osmaniye’de gördüğümüz yapı şöyle bir yapı: Her şeyi mevzuata uygun yapıyor. “Bunu neye göre yaptınız, nerede görülmüş ‘robocop’ diye bir şey?” diyoruz. Biz A takımını inkâr eder sandık, o diyor ki: “Robocop’u ben işte ani durumlara müdahale mangası olarak yetiştirdim.” “Nasıl eğittiniz bunu?”, “Ben eğittim.” “Nasıl eğitim verdiniz?”, “Çok sinirlenmesinler diye öfke kontrolü eğitimi verdim.” İki günden uzun sakal bence olağan dışıdır diye hepsi kesecek yoksa doktora da gidemez, diğer haklardan da yararlanamaz.

Ve yasak yayın listesinden bahsetmiştim. Mevzuat ona yasaklama yetkisi veriyor. Aslında şu: Dışarıdaki serbest kitap içeride de serbest ama kitaplar bir komisyon tarafından bakılacak, örneğin 90’ıncı sayfayı çıkarıp yerine orada bir firar talimatı konmasın diye. Ama o, bu kısıtlı yetkiyi sanki kendisine yeni yasaklı kitaplar… Kocaman bir liste almış. Liste elimizde. Dışarıda serbest kitaplar orada yasak.

Ve bütün ziyaretçileri, cam arkasından telefonla bile görüşülecek olsa, baştan aşağıya soyarak taciz boyutunda bir şey yapıyorlar ki bir daha ziyarete gelmesinler.

Duvar dibinden kendi parmak uçlarına bakarak iki el yanda birleştirilmiş olarak yürüme zorunluluğu var örneğin cezaevinde ve bu durumu protesto etmek için açlık grevine gitmiş çok sayıda hükümlü var orada, tutuklu var. Ve açlık grevi şudur: İdarenin verdiği yemeği reddeder ama kendisine tanınan iaşe bedeli kadar ona şeker, bunun yanında meyve suyu, bu tip hayatını sürdürecek gıdalar vermek zorunda. Ama onlar bunu ölüm orucuna yorup sadece limon ve şeker veriyorlar. Tutuklular şunu söylüyorlar: “Günde on-on iki kilo limon veriyorlar, oturacak, yatacak yer kalmadı limondan.” Sadece oradaki açlık grevini zorunlu ölüm orucuna dönüştürmek için ve bu konuda gerçekten çok ciddi sıkıntılar var. Bütün milletvekillerinin duyarlılığını bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Bir saniye…

Bir sayın milletvekilinin söz talebi var.

Buyurun Sayın Yılmaz.

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Pozantı ilçesinin Pozantı Cezaevinde yaşanan olaylarla anılmasının doğru olmadığına ilişkin açıklaması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu Pozantı Cezaeviyle ilgili yapılan görüşmelerde Torosların eteğinde, Anadolu’nun ortasında yiğit, şerefli, haysiyetli ve mert insanların yaşadığı Pozantı ilçemizin cezaevi olaylarından ayrı tutulmasını özellikle istirham ediyorum.

Aldığım telefonlarda Pozantı’dan birçok yerde, Pozantı halkının bundan son derece rahatsız olduğunu ifade ediyorlar. Pozantı halkı son derece konuksever, misafirperver vatandaşlarımızın yaşadığı bir ilçemizdir. Bunun kayıtlara geçmesini ve bu konuşmaları yaparken özellikle Pozantı ilçemizin bu şekilde anılmasının doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz.

Zaten Pozantı ilçesiyle de birleştirilmedi.

Öneriyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, onu yerine getireceğim öncelikle.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, Sayın Tezcan, Sayın Özel, Sayın Tanal, Sayın Çam, Sayın Kuşoğlu, Sayın Öner, Sayın Ören, Sayın Özgündüz, Sayın Toprak, Sayın Ekinci, Sayın Toptaş, Sayın Yüksel, Sayın Işık, Sayın Özgümüş, Sayın Kesimoğlu, Sayın Genç, Sayın Akar, Sayın Eyidoğan, Sayın Tayan.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşlarının çocuk cezaevlerinde çocukların karşı karşıya kaldığı sistematik şiddet, kötü muamele ve cinsel istismar sorunlarının araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2.- Özel güvenlik görevlilerinin özlük hakları, sağlık problemleri ve diğer sorunlarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

                                                                                                               28.03.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 28.03.2012 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                              Oktay Vural

                                                                                                                    İzmir

                                                                                                   MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

23 Mart 2012 tarihinde 3951 sayı ile TBMM Başkanlığına verdiğimiz, "Özel Güvenlik Görevlilerinin Özlük Hakları, Sağlık Problemleri ve Diğer Sorunları”nın araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla" verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 28.03.2012 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde yapılmasını arz ederim.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Korkmaz.  (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Son elli yıldır kamu yönetimi anlayışında birtakım gelişmeler yaşanıyor; hantal yapılardan vazgeçiliyor, bazı kamu hizmetleri özelleştiriliyor, kamu sektörü oransal olarak küçülürken, asli vazifelerini süratli, etkin ve kaliteli yapabilmesinin yolları aranıyor. Ülkemizde de 1980’den sonra atılan adımlar, bu anlayışın ülkemize yansıması şeklinde değerlendirilebilir. Buraya kadar son derece normal ve olağan. Ancak, tüm dünyada kamu ve özel sektör arasında bu el değiştirmeler yaşanırken, devletler denetleyici kimliğinden, sosyal devlet anlayışından vazgeçmiyor, “hizmet üreteceğim” derken insani, çağdaş ve evrensel kazanımlarından taviz vermiyor, kuralları koyuyor, denetliyor, cezalandırıyor ve gerekirse tasfiye ediyor. Yani “Ben hizmeti özelleştirdim, artık sorumluluk bende değil.” demiyor. “Saldım çayıra Mevlâ’m kayıra.” hiç demiyor. İşte özelleştirme uygulamalarında bizi çağdaş dünyadan ayıran en önemli eksikliklerden birisi bu, hizmeti özelleştiriyoruz, hem bu hizmeti gören çalışanları hem de hizmetten istifade edenleri özel sektörün insafına terk ediyor, sahipsiz bırakıyoruz.

Bunun en bariz örneği özel güvenlik görevlileri. Özel güvenlik mensupları bir süredir sorunlarını anlatmak üzere muhatap arıyorlar. Maalesef, devleti yönetme sorumluluğunu taşıyan AKP’de bu sorunların çözümüne ilişkin bir irade göremedikleri için muhalefete geliyorlar ve sorunlarını bizlere iletiyorlar. Sayıları 170 bin civarında. Aileleriyle birlikte yaklaşık 1 milyon kişiyi ilgilendiren sorunları, vakit geçirmeksizin, Türkiye Büyük Millet Meclisi, gündemine almalıdır.

Özel güvenlik eğitimi veren kuruluşların eksikliklerinden tutun mensuplarının özlük haklarının tanzimine kadar ilgili mevzuatın yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç var. Devletin kolluk gücü olan polisin, jandarmanın üzerindeki yükleri bir nebze olsun almak ve onların asli vazifelerine daha çok zaman ayırmasını temin etmek üzere oluşturulan ve bina, tesis gibi belirli mekânların korunmasıyla sınırlandırılan bu teşkilatın mensupları, terör sorunu yaşayan ülkemizde yavaş yavaş hedef hâline gelmeye, şehit vermeye başlamışlardır. Ancak firmaların kıyasıya rekabet etmesinin sonucu, maliyetlerin asgariye indirilmesinin faturası bunlara çıkarılmakta, hem olumsuz şartlarda çalışma hem de asgari ücret ile hayatlarını idame ettirme gibi bir zorunlulukla karşı karşıya bırakılmakta, vahşi rekabet anlayışı ile dönen çarklar arasında ülkemizin gencecik evlatları ezilmektedir. Âdeta karın tokluğuna çalıştırılan çağdaş köleler misali bir muameleye maruz kalmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, şu önemli bilgileri de sizlerle paylaşmak ve sektörün içinde bulunduğu şartları ve geleceğini heyetinize açıklamak istiyorum: Özel güvenlik alanında 1.400 civarında kayıtlı firma olduğunu öğrendik, ancak bunlardan yaklaşık 300 tanesi aktif durumda. Sektörün, dikkatinizi çekiyorum, yüzde 60’ı yabancı sermayenin elinde, en büyük dört firma da yabancı sermayeli. Aldığımız bilgilere göre, bu sermaye içindeki en büyük pay da Yahudi sermayesinin.

Avrupa Özel Güvenlik Şirketleri Birliği bir rapor hazırlamış. Bu rapora göre, Avrupa’nın en büyük özel güvenlik sistemine sahip ülkesi Türkiye. Polisimizin sayısı 232 bin civarında. 170 bin civarında olan özel güvenlik mensubuyla dünyanın pek çok ordusundan daha büyük bir sektör. Mavi Marmara, Gazze, İsrail-Filistin sorunu gibi bir kısım sorunların istismarını günlük meşgale hâline getirmiş ve bunlardan sebeplenen Hükûmet, sizlere sesleniyorum: Elleriniz dert görmesin, 170 bin kişilik bir silahlı güç yabancı sermayenin, Yahudi sermayesinin kontrolü altında. Elbette Yahudi düşmanlığı yapmıyoruz ancak Yahudi aleyhtarlığı üzerine istismar politikaları üreten AKP’nin ikiyüzlülüğüne dikkat çekmek için bu bilgilerin de kamuoyunca bilinmesi gerekiyor. Ne diyelim, sevsinler sizin dinî hassasiyetlerinizi, Gazze ve Filistin sevginizi, siz mi yetiştireceksiniz dindar nesli?

Sayın milletvekilleri, özel güvenlik mensuplarının birçok önemli sorunu var. Bunlardan bir kısmı yasadan kaynaklanıyor, 5188 sayılı Yasa’dan. Nedir bu sorunlar?

1) Bir tesisi, binayı “koru” diye teslim ettiğiniz ve görevlerini, 30 bine yakını, silah taşıyarak ifa eden özel güvenlik görevlileri bu sorumluluklarını sade vatandaşlara tanınan silah kullanma yetkisi ile yerine getirmeye çalışıyor. Bu bakımdan, silah kullanma yetkisinin bu mensuplar için yeniden tanımlanması gerekiyor.

2) “Özel güvenlik şirket yöneticisi” ile “eğitim kurumu yöneticisi” ayrı ayrı tanımlanmalıdır. Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun kapsamındaki projelerde korunan yerin önemi gözetilerek yönetici atama mecburiyeti, il özel güvenlik komisyonuna verilmeli, böylece TCK 24’ten kaynaklanan yetki boşluğu özel güvenlik görevlilerini emir ve komuta edecek düzeyde kişilerin sisteme alınmasıyla doldurulmalıdır.    

3) Sektördeki KDV oranı yüzde 8’e indirilmelidir. Bu ne sağlayacaktır? Hem eğitim ücreti ucuzlayacak hem kaçak-kayıp önlenecek hem de bu eğitim kurumları KDV’nin düşmesinden elde ettikleri miktarı eğitimin kalitesinin artırılması için kullanacaklardır.

4) Özel güvenlik hizmeti sunumunda, diğer ülkelerde olduğu gibi, köpek ve atların kullanılabilmesinin de önü açılmalıdır. 

5) Tazminat hususunda eşitlik sağlanmalıdır. Görevlerini yerine getirirken yaralanan, sakatlanan özel güvenlik görevlilerine veya ölen özel güvenlik görevlisinin kanuni mirasçılarına iş sözleşmesinde veya toplu iş sözleşmesinde belirlenen miktar ve esaslar çerçevesinde, bağlı olduğu sosyal güvenlik kuruluşlarınca tazminat ödeneceğine hükmedilmiştir. Eğer çalışan mensup 657’ye tabi ise 2330 sayılı Kanun hükümlerinde belirtilen tazminat miktarlarından istifade edebilmektedir; yok, SSK’ya tabi ise İş Kanunu’na dair düzenlemeler gündeme gelmektedir. Bu durum da takdir edeceğiniz üzere Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır.

6) Kıyafet ve logoları tek tip, standart hâle getirilmelidir. Bu düzenleme, görevlilerin mesleklerine aidiyet duygusunu, birbirleri arasındaki yardımlaşma ve dayanışma duygusunu geliştirecek ve mesleğin kurumsallaşmasına da vesile olacaktır.

7) Kıdem tazminatı sorunu çözülmelidir. Özel güvenlik görevlilerinin kıdem tazminatı hakkı görmezden gelinmekte, sorun sektör işverenlerine yüklenmektedir. Hâlbuki sorumluluk işverenlerle birlikte müşterektir. Hizmet satın alan kamu kurumlarının İş Kanunu hükümlerini görmezden gelmeye ısrarla devam etmeleri iyi niyetli bir yaklaşım değildir. İşveren ile görev yapan kurumlar arasında pinpon topuna döndürülen özel güvenlik görevlileri bundan kurtarılmalı ve net düzenlemeler getirilmelidir.

8) Özel güvenlik görevlilerinin yıllık ücretli izin hakkı sorunu çözülmelidir. Çalışana yasa ile tanınmış bu hak ne yazık ki hem özel de hem de kamu kurumlarında göz ardı edilmekte ve yıllık dinlenme ve aileleriyle birlikte olma hakkı zaman zaman gasbedilmektedir.

9) 2005’te yayımlanan “Özel Güvenlik Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları” yeniden düzenlenmeli, sigortanın kapsamı genişletilerek özel güvenlik personelinin de yararlanmasına imkân tanınmalıdır. Mensupların kasti olmayan şahsi zararından dolayı bu tazminat sistemi devreye girmelidir. Aksi takdirde, kamu görevlisi mensuplar ile İş Yasası’na tabi mensuplar arasındaki sigorta sisteminden kaynaklanan farklılık izah edilemeyecektir.

10) Ayrıca, mevzuatta yer alan “Teminat Dışında Kalan Hâl” kapsamı daraltılmalı ve özellikle “eksik ve yetersiz hizmet” gibi tespiti tartışma yaratacak muğlak ifadelere açıklık getirilmelidir. Çalışanların bireysel tazminat sorumluluğu yeniden tanzim edilmelidir.

11) Sektörde uzmanlaşmanın önü açılmalıdır, spor güvenliği, banka güvenliği gibi… Bu, hem hizmetin kalitesini artıracaktır hem de çalışanların standart uygulamalara ulaşmasına vesile olacaktır.

12) Özel güvenlik elemanlarına sendika üyeliği hakkı tanınmalıdır.

13) Hepsinden önemlisi, hayatlarını ortaya koyarak kendilerinin ve ailelerinin hayatını kazanmaya çalışan bu fedakâr insanlarımızın insan onuruna yakışır, yeterli bir ücret seviyesine kavuşturulması için yasada gerekli düzenlemeler yapılmalı, firmaların insafına terk edilmekten meslek mensupları kurtarılmalıdır.

Bu sorunları önce araştırıp bir rapora bağlamak, sonra da çözmek hususunda Milliyetçi Hareket Partisi olarak üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.

Öneri aleyhinde söz isteyen Alpaslan Kavaklıoğlu, Niğde Milletvekili.

Buyurun Sayın Kavaklıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Yüce Meclisin değerli üyeleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun, özel güvenlik görevlilerinin özlük hakları, sağlık problemleri ve diğer sorunlarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılması önergesi üzerine şahsım adına aleyhte söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz çok hızlı ve istikrarlı bir şekilde gelişmektedir, bu gelişmeler verilen kamu hizmetlerinin çeşitlenmesini ve özelleştirilmesini de beraberinde getirmektedir. Kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesini temin etmek üzere 2004 yılında 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun çıkarılmıştır. 5188 sayılı Kanun’un ciddi manada istihdama, suçun önlenmesine, genel güvenliğin sağlanmasına, özel güvenlik görevlilerinin eğitim seviyesinin artmasına ve bütçe gelirlerine olumlu katkıları olmuş, özel teşebbüs ve sektör gelişmiştir.

Sayın milletvekilleri, özel güvenlik hizmetlerinde yer alan hususlar sürekli olarak devletimizin gözetimi ve denetimi altındadır. İstihdam edilen özel güvenlik görevlilerinin ücreti işveren tarafından karşılanmaktadır. Hizmetin ne şekilde yerine getirileceği ve özlük haklarıyla ilgili diğer hususlar işverenle yapılan sözleşmeyle belirlenmektedir. Yüz yirmi saatlik eğitimini tamamlamış ve temel eğitim sınavında başarılı olmuş kişiler, aldıkları güvenlik sertifikasıyla çalışan olarak sektöre girebilmektedirler. Bugün itibarıyla, valiliklerimizden verilen özel güvenlik izinlerinin sayısı yaklaşık 64 bindir. Çalışan özel güvenlik görevlisi sayısı ise yaklaşık 240 bin kişi kadardır. Özel güvenlik, ülkemizde çok sayıda kişiye istihdam sağlamakta olan bir sektördür. Özel güvenlik sektörü sürekli büyümektedir ve çeşitlenmektedir. Ayrıca, kullanılan araç-gereçler de teknolojik olarak gelişmekte ve değişmektedir. Hükûmet olarak ülkemizin tüm sorunlarına olduğu gibi özel güvenlik sektörünün de, özel güvenlikçilerimizin sorunlarına da çok duyarlıyız. Özel güvenlik görevlisi arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin bazı sıkıntılarının farkındayız. Özlük hakları, sağlık problemleri, çalışma şartları ve diğer sorunlarını elbette çok önemsiyoruz.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz gündeminde çok önemli yer teşkil eden İlköğretim ve Eğitim Kanunu Teklifi, 2/B olarak bilinen Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı, memurlarımıza zam yapılmasını öngören Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı, Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Meclisimizin gündeminde olup çok acil olarak neticelendirilmeleri gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, araştırma önergesinde sayılan ve sayılmayan özel güvenlikçilerimizin tüm sorunlarının Hükûmetimizce, İçişleri Bakanlığımızca değerlendirilerek çözüme kavuşturulacağına inancım tamdır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun, özel güvenlik görevlilerinin özlük hakları, sağlık problemleri ve diğer sorunlarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasa’mızın 98’inci,  Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması önergesine katılmıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kavaklıoğlu.

Öneri lehinde söz isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bazı hizmetler var, sosyal devletin kendisi yapmazsa bile sosyal devlet mantığıyla kontrol edecek ve o hizmetlerin devamlılığı için eli sürekli üstünde olacak.

Şimdi, öyle bir sistem ki bu sistem ne İsa’ya ne Musa’ya yarayan bir sistem. Devlet, sosyal devletliğini yapmıyor, “Ben bir kanun çıkardım.” diyor. Kanunda üç tane madde var. Hiçbir zaman ne özel güvenlik şirketlerinin ne çalışanların hiçbir sorununa, derdine çözüm bulmayan bir yasa. “Çıkardım” diyor ve sanki Türkiye’de özel güvenlik hizmetleri belli bir kanuna göre yapılıyor!

Arkadaşlar, bu yasa, 2004 yılında -ben de buradaydım- “Hemen bu yasayı çıkarıyoruz, hazırlayıp getireceğiz, önümüzdeki süreçte özel güvenlikle ilgili çok iyi, tam teferruatlı bir yasa gelecek.” diye…

Değerli milletvekilleri, benim artık bunlara karnım tok. Ben 2002’de buraya geldim. 2002’den beri -yok burada o günkü grup başkan vekilleri, bazıları bakan oldu- size Meclis zabıtlarını getiririm.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hükûmet de yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Örneğin, köy muhtarlarıyla ilgili yasayı, 2002’den beri “Bugün geldik, yarın getiriyoruz.” Şimdi bir Köy Kanunu sazı çalıyoruz, inşallah, bu saz 2015’i geçmez, 2002 diyorum. Köy ve mahalle muhtarlarıyla ilgili bir yasa çıkardık, Emniyet Genel Müdürlüğü uygulamıyor. Köy korucularıyla ilgili -ben, insanı insan görürüm, bu ülkede kim bu ülkenin birer bireyiyse kim olursa olsun insandır- hiçbir gelişme yok.

Özel Güvenlik Yasası bir kölelik yasasıdır arkadaşlar. Size, biraz sonra vaktim kalırsa okuyacağım onların sitelerinden aldıklarımı ve tam bir kölelik yasası. Bu insanların çalışma saati belli değil, bu insanların çalışma koşulları belli değil.

Arkadaşlar, sosyal devlet bir hizmet verirse o hizmetin… Şimdi, eğitimde özel güvenlik alıyoruz, sağlıkta özel güvenlik alıyoruz, sporda özel güvenlik alıyoruz, şirketleri korumak için özel güvenlik alıyoruz. O kadar geniş bir yelpaze ki birbiriyle ilintisi, alakası olmayan hizmetler ama biz hepsini tek tip yetiştiriyoruz, yüz yirmi saat eğitim!

Arkadaşlar, sporda şiddeti önlemeye kalkan bir özel güvenlik yetkilisiyle bir ilköğretim okulunda çalışan bir özel güvenlik yetkilisinin aynı mantıkta, aynı eğitimde, aynı sevgide, aynı saygıda olmasını bekler misiniz? Farklı konular, o konuda özel eğitim alması lazım. Bir eğitim kurumunda görevlendirilecek bir özel güvenlik yetkilisinin o pedagojik eğitimi alması lazım veya bir hastanede görev yapacak bir özel güvenlik yetkilisinin o psikolojik eğitimi alması lazım. Siz, bir maçta görev yapan, bir şiddete karşı olan bir güvenlikçinin, eğitim, sağlık, diğer konularda aynı hizmeti, aynı duyarlılığı göstermesini bekleyebilir misiniz? Bir kere, birinci şart burada, birinci sorun burada, bu çocuklara biz yasak savmacı bir eğitim veriyoruz maalesef.

Sayın Korkmaz belirtti; eğitim veren de aynı şirket, “Sana iş bulacağım” diyen de aynı şirket. Allah kimseyi aç bırakmasın. Bu çocukların bazıları “Çaresizlikten ben bu işi yaparım” diyor. Ümit veriyorlar, belli bir eğitim ücreti alıyorlar, “Gel ben sana iş bulacağım” diyor, ama maalesef bazıları dolandırılıyor. İş bulmuyor, iş bulunmuyor ve beş yılda bir bu insanlar verilen sertifikaları yenilemek zorunda. Her beş yılda bir de bin lira paraları alınıyor.

Arkadaşlar, eğer bir sosyal devletin beklediği insana hizmetse, ama taşeronlaştıramazsın, elin üstünde olur. Sosyal devletin görevi, o hizmeti veren kurumları kontrol etmektir. Ben diyorum ki, Türkiye’de özel güvenlik şirketlerini kontrol eden tek kurum var mı? Türkiye’de polisimizin sayısı 200 bin, özel güvenlik servisi veren arkadaşlarımızın da sayısı bu rakamı geçti arkadaşlar. Orta yerde bir boşluk var. Burada çalışanlar taşeronlaştırılıyor, maaşlarını alamıyorlar, kıdem tazminatlarını alamıyorlar, hiçbir şekilde hiçbir sosyal haklarını alamıyorlar. Demin iktidar partisi grubu adına konuşan arkadaşlarım, “Özlük hakları ve çalışma koşullarını çok iyi belirliyoruz” dediler. Ben diyorum ki; Türkiye’de hangi kurumun, bir tane özel güvenlik şirketinin, bir tane özel güvenlik çalışanının özlük, çalışma koşulları, diğer hak ve hukuku konusunda bilgisi varsa hakikaten özür dileyeceğim. Ne ilgisi var, ne alakası var, kimse kontrol etmiyor. Bu insanlar, sırf ekmek parası için asgari ücretin altında çalıştırılıyor. Her ne kadar asgari ücretten aşağı olamaz deniliyorsa da, bir ihaleyle çıkıyorlar. İhaleyle çıkılan bir olayda verilen ücretlerle çalışanlara asgari ücretin altında para veriliyor. Size soruyorum: Bir kolluk kuvveti vatandaşın hak ve hukukunu korumak için kurulur, amacı bu ama bir futbol takımı o statta kendi güvenlik görevlisini kendi kiralıyorsa, o kiralayan şirketler mecbursa o futbol kulübüne, o futbol kulübünün kiraladığı güvenlik şirketi deplasmana gelen seyircinin hak ve hukukunu korur mu? Hayır, çünkü parayı veren takımın, kendisini kiralayan takımın hak ve hukukunu koruyacağım diye deplasmana gelen takımların seyircilerinin hak ve hukukunu korumaz.

Değerli arkadaşlar, bazı hizmetler satılamaz, bazı hizmetler sosyal devletin görevidir. Eğer Türkiye’de kolluk kuvvetinin dışında bir emniyet gücüyle insanların geleceği, insanların mal ve can güvenliği korunacaksa sosyal devlet aynı… Bir futbol takımı örneği verdim, o işi Futbol Federasyonu yapar, her takıma eşit davranacak. Amaç seyirciyi koruyacak, amaç şiddete zemin hazırlamayacak bir yapıyı oluşturmaktır. Ama maalesef biz özel güvenlik işlerini sadece birilerine atalım, birileri kendi kendini korusun diyor ama karşıdaki insanın mal ve can güvenliğini düşünmüyoruz.

Bu nedenle, bu yasa bir an önce gelmelidir, 2004 yılından beri gelecek… Ve özellikle, çalışanlar taşeronlaşmıştır. 220 bin, 240 bin arkadaşımızın hiçbir özlük hakkı yoktur, hiçbir şekilde bunların çalışma koşulları… Bazıları on saat çalışıyor, bazıları on iki saat çalışıyor, bazıları haftanın her günü çalışıyor çünkü bir kuralı, kaidesi yok. Bir kapıcının dahi kural ve kaidesi var, bir apartman kanunu var ama maalesef Özel Güvenlik Yasası’nın hiçbir yerinde kural, kaide, çalışanların hak ve hukukunu belirten hiçbir şey olmadığı için, tamamen birilerine “sen bir şirket kur ne yaparsan yap...”

Arkadaşlar, sosyal devletin görevi bu değildir. Sosyal devletin görevi, vatandaşların can ve mal güvenliğini temin etmektir. Burada, çalışanları köleleştiren ama diğer insanların da hak ve hukukunu hiç korumayan bir sistem gidiyor. Bu sistem yanlıştır. Devletin, sosyal devlet anlayışıyla, elleri bu kurumların üstünde olmalıdır. Belli kaide ve kuralı olmalıdır. Belli kaide ve kuralı yoksa sistem yanlıştır, çalışanlar köleleşmiştir.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Öneri aleyhinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhine söz almış bulunmaktayım ancak konuşmamı önerinin lehine yapacağım. Bunu belirtmek istiyorum.

Konuşmama geçmeden önce, 24 Mart’ın Dünya Tüberküloz Günü olması vesilesiyle birkaç hususu belirtmek istiyorum. Özellikle şu anda dünyada önlenebilir ve tedavi edilebilir hastalıklar sıralamasında tüberküloz 1’inci sırada yer almaktadır. Ülkemiz için de çok ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak da maalesef tüberküloz eradikasyonu hâlen başarılamamıştır ve tüberküloz “multidrug resistance” dediğimiz çok ilaca dirençli tüberküloz formlarıyla bir şekilde halk sağlığını tehdit edecek şekilde devam etmektedir.

Hükûmet tarafından, sağlık sektöründe uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Projesi kapsamında özellikle son yıllarda göğüs hastanelerinin kapatılması, verem savaş dispanserleriyle ilgili bir kapatılma sürecinin sürekli gündemde tutulması tüberkülozla mücadelede çok ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Biz biliyoruz ki Dünya Sağlık Örgütünün tüberkülozla mücadelesinde izlemiş olduğu stratejinin doğrudan gözetimli tedavi stratejisinin en önemli ayağı Hükûmet kararlılığıdır ve tüberkülozla mücadelede Hükûmetin tüberkülozun eradikasyonuna yönelik bu mevcut uygulamaları gözden geçirmesi, göğüs hastalıklarının modern, teknik cihazlarla, tıbbi donanımlarla tekrar bir şekilde hayata geçirilmesine ve tüberküloz hastalarını yatıracak mühendislik ve izolasyon tedbirlerinin alınmasına yönelik birtakım tedbirleri alması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Aynı zamanda verem savaş dispanserinde çalışan tüm sağlık çalışanlarının, sağlık emekçilerinin ve yine bu konuyla direkt olarak muhatap olan göğüs hastalıkları uzmanlarının da mesleki risk altında bulunan personel olarak değerlendirilmesinin moral ve motivasyon açısından tüberkülozla savaşta önemli bir zemin hazırlayacağını ve önemli bir başarıyı yakalayacağını buradan belirtmek istiyorum. Bu  konuyla ilgili gerek sivil toplum örgütleri gerekse Toraks Derneği, Solunum Araştırmaları Derneği gibi mesleki örgütlerle yakın iş birliğinin çok önemli olduğu hususunu belirtmek istiyorum.

Şimdi öneri hakkında: Tabii burada hatip arkadaşlarımız değindiler. Şunları belirtmek istiyoruz: Bugün gelinen aşamada 200 binin üzerinde bir rakamdan bahsediliyor. Özel güvenlik şirketlerinde çalışanların rakamı 134 ülkenin ordu mensuplarını aşacak bir rakama ulaşmış durumda. Böylesi önemli bir rakama ulaşan bir çalışan sektörüyle ilgili hâlen bir düzenlemenin olmaması, hâlen çalışma koşullarıyla ilgili, özlük haklarıyla ilgili bir çerçevenin oluşturulamamış olması gerçekten çok önemli mağduriyetleri bu çalışan kesimin önüne getirmektedir. Bildiğimiz gibi AKP’nin sürdürmüş olduğu neoliberal ekonomik politikalar genel olarak sermaye-emek ilişkisinde sermayeden yana ve emek sömürüsünü önceleyen birtakım uygulamaları getiriyor. Özellikle taşeronlaştırma, güvencesiz çalıştırma, esnek çalışma ve sendikasızlaştırmaya yönelik uygulamaların bu özel güvenlik sektörüyle ilgili de aynı şekilde sürdürüldüğünü buradan rahatlıkla belirtebiliriz.

Şimdi, bu özel güvenlik şirketlerinde çalışan güvenlik elemanlarının çalışma koşullarına baktığımız zaman, hiçbir yasal çerçevenin, hiçbir hukuki prosedürün olmadığını, tamamen taşeron firmanın kâr üzerine kurulu inisiyatifine bırakıldığını görüyoruz. Çoğu şirkette, 10 kişinin yapacağı işi 5 işçi üzerinden yaptırarak, bir şekilde çalışanların 2 kat daha fazla çalışmasını esas alan birtakım uygulamalar var. Çoğu özel güvenlik görevlisi, günde on üç-on dört saat şeklinde çalışarak, asgari ücretle hayatını idame ettirmeye çalışmakta.

Şimdi, aslında, bu özel güvenlik görevlileriyle ilgili yapılan bir yasa var, 5188 sayılı Yasa. Ancak bu Yasa’da gerek çalışma süreleri gerek çalışma ücretleri gerek özlük hakları ve gerekse sağlıkla ilgili haklar açısından önemli hiçbir düzenlemenin olmadığını görüyoruz. Bu güvenlik görevlisi arkadaşlarımızın çoğunun, yaşamış olduğu problemlerden dolayı özellikle çok ciddi psikososyal rahatsızlıklarla karşı karşıya olduğunu, kronik yorgunluk sendromu gibi rahatsızlıklarla sıkça karşılaştıklarını, çalışma koşullarından ve kullanmış oldukları teknik cihazlardan kaynaklı sürekli radyasyona maruz kalma ve açık havadaki elverişsiz koşullara da maruz kalmanın getirdiği organik birtakım hastalıklarla sürekli maruziyet içerisinde bulunmanın söz konusu olduğunu buradan belirtebiliriz.

Bu arkadaşlarımızın bize özellikle söylemiş olduğu hususları, dört beş yıldır sürekli olarak gündemleştirmek istedikleri, bu çalışma koşullarının düzeltilmesi, asgari ücretin en az 2 katı şeklinde bir düzenlemenin yapılması, sağlık hakkıyla ilgili diğer güvenlik güçlerine tanınan hakların bir şekilde bu arkadaşlara, bu çalışan emekçilere tanınması yönündeki taleplerini buradan Genel Kurulla ben paylaşmak istiyorum.

Çoğu yerde, sertifikası olmayan, kimliği olmayan personelin, bir kıyafet giydirilerek özel güvenlik elemanı şeklinde çalıştırıldığını da biliyoruz. Aslında belirttiğimiz husus son derece önemli bir husus. Toplumun ve halkın güvenliğiyle ilgili bir hususta eğitim veren kurumların, genellikle emekli asker ve polisler üzerinden, tekçi bir yaklaşımla, halkı bir şekilde tek bir bakış açısıyla gören bir yaklaşımla, bugüne kadar kendi meslek hayatını icra etmiş birtakım merkezlere devredilmesini doğru bulmuyoruz. Bu eğitim merkezleriyle ilgili psikolojik, sosyolojik birtakım rehabilitasyon programlarının olması ve özel güvenlik elemanlarının toplum içerisine girerken mutlaka bu bahsetmiş olduğumuz eğitim programlarıyla ilgili önemli bir müfredatı almaları gerektiğinin önemini buradan belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün bu sektörde çalışan arkadaşlarımızın, emekçilerin çoğu, aslında, yeri geldiğinde, görevli olan, 657’ye tabi olan polis ve askerlerden bile daha fazla mesai harcıyorlar. Ancak, özlük haklarına geldiğimiz zaman, işten çıkarılma, iş güvencesiyle ilgili düzenlemelerden tutalım da olası bir zarar karşısında, olası bir darp karşısında veya hayatı tehdit edecek bir müdahale karşısında tazminat hakkının yokluğuna kadar çok geniş yelpazede özetleyebileceğimiz bir mağduriyet silsilesiyle karşı karşıyalar. Bu nedenle, özellikle bu sektörde çalışan emekçilerin gerek çalışma süreleriyle ilgili gerek çalışma ücretleriyle ilgili gerek mesleki maruziyet sırasında ortaya çıkabilecek birtakım hasarların tazminatlarıyla ilgili birtakım düzenlemelerin yapılması artık bir zorunluluk hâline gelmiştir.

Yine, örgütlenme özgürlüğü anlamında bu çalışanların, bu emekçilerin sendikal örgütlenme hakkının mutlaka tanınması gerekiyor. Bütün sistemin taşeron firmaların, ihaleyi alan firmaların kâr sistemi üzerinden gitmesinin bir şekilde artık düzenlenmesi zorunlu bir ihtiyaç olarak önümüzde durmaktadır. Burada, özel güvenlikçilerin kıyafet teminiyle ilgili uygulamalarından tutalım da hayatın pek çok alanında yaşamış oldukları ciddi rahatsızlıkların psikososyal boyutuyla topluma yansıdığı, halka yansıdığı pek çok tabloyla sürekli karşı karşıya kalıyoruz. Bu nedenle, özellikle insan onuruna yaraşır bir ücret, çalışma saatlerinin sekiz saati geçmeyecek şekilde düzenlenmesi, vardiya sisteminin uygulamalarının taşeron firmanın insafına bırakılmaması ve eğitim süreçleriyle ilgili genel, toplumun sosyolojik dokusuna hâkim olan rehabilitasyon programlarını içerecek şekilde bir müfredatla desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu konudaki mağduriyetin, özellikle ailelerle birlikte düşündüğümüzde, milyonlarca insanı ilgilendirdiğini buradan belirtmek istiyorum. Bu nedenle bu araştırma önergesinin dikkate alınmasını ve bu mağduriyetlerin düzeltilmesine yönelik Meclisin ve milletvekili arkadaşlarımızın duyarlılık göstermesini temenni ediyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Toptaş, buyurun.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

İki gündür Sandıklı kaplıcalarının…

(Mikrofon Başkan tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Toptaş, lütfen, konuyla ilgili söyleyeceksiniz.

Teşekkür ediyorum.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, çok önemli bu.

BAŞKAN – Lütfen…

Sayın Bulut…

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, özel güvenlik şirketlerinin yabancı şirketler tarafından satın alınmasının ülke güvenliği açısından sorun teşkil edebileceğine ilişkin açıklaması

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkanım, özel güvenlik şirketlerinin, Türkiye’de olan şirketlerin Avrupa’dan daha çok olduğu ifade edildi. Evet, doğru, Türklerin kurmuş olduğu bu şirketleri yabancı şirketler para vererek satın aldılar. Ankara Ticaret Odası, İstanbul Ticaret Odası, TOBB, hatta AKP Genel Merkezi dahi DAK Güvenlik Şirketi tarafından korunurken daha sonra Securitas isimli yabancı şirkete satıldı. Bu şirketlere, gümrükler, limanlar gibi hudutlarımızı bir noktada bunlara bırakmış durumdayız. Ülkenin güvenliği açısından buna mutlaka dikkat edilmesi gerekmektedir. 17 milyon liraya kurulan şirketi 170, 180, 200 milyon dolar vererek satın alan bu şirketler niçin buraları satın almaktadırlar? Bizim hafızamıza, gizli kaynaklarımıza, bilgi kaynaklarımıza erişmek için girdikleri gerçeğine herkesin dikkatini çekmek istiyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Toptaş.

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, Sandıklı kaplıcalarından sıcak su sirkülasyonunu sağlayan elektriğin kesik olmasından dolayı halkın mağdur olduğuna ilişkin açıklaması

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, iki gündür Sandıklı kaplıcalarından sıcak su sirkülasyonunu sağlayan elektrik kesilmiştir. 10 bin konut, hastane dâhil, şu anda ısınamamaktadır. Sandıklı Belediyesi MHP’ye ait bir belediye olduğu için özel olarak bu işlemin yapıldığını düşünüyoruz. Eksi 31 derece soğuk varken de gene aynı işlem uygulandı ve halk perişan edildi. Hiçbir kapıyı açamadık, hiçbir yere ulaşamadık. Dolayısıyla, şu anda Sandıklı halkı perişan durumdadır. İlgilileri göreve çağırıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Toptaş.

Evet, öneriyi oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, onu yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Çıray, Sayın Çam, Sayın Özkan, Sayın Atıcı, Sayın Ören, Sayın Genç, Sayın Toptaş, Sayın Kuşoğlu, Sayın Ekinci, Sayın Kurt, Sayın Dibek, Sayın Acar, Sayın Köktürk, Sayın Kulkuloğlu, Sayın Işık, Sayın Yüceer, Sayın Serter.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- Özel güvenlik görevlilerinin özlük hakları, sağlık problemleri ve diğer sorunlarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve arkadaşlarının Mersin Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer güç santralinin bölgeye ve insan sağlığına zararlarının araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

Sayı:197                                                                                                          28.03.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun, 28.03.2012 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Muharrem İnce

                                                                                                                  Yalova

                                                                                                         Grup Başkanvekili

Öneri:

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve arkadaşları tarafından, 21.03.2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Mersin Akkuyu’da kurulması planlanan Nükleer Güç Santralinin bölgeye ve insan sağlığına zararlarının araştırılması” amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (323 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 28.03.2012 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri lehinde söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Mersin’in cennet Akkuyu bölgesini cehenneme çevirmek üzere kurulması planlanan nükleer güç santralinin bölgeye ve insan sağlığına zararlarının araştırılması, çözüm yollarının bulunması ve oluşabilecek tehlikeleri önceden belirleyerek politikaların oluşturulması amacıyla Meclis araştırması açılması teklifimizle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu konudaki konuşmama başlamadan önce, Osmaniye Cezaevinde yaşanan insanlık dışı uygulamalar yüzünden başlatılan açlık grevinin bugün otuz beşinci günü -yanlış duymadınız, otuz beşinci günü- olduğunu hatırlatıyorum. Bu açlık grevindeki insanların her gün daha da kötüye gittiğini bilgilerinize sunuyorum. Adalet Bakanına da hatırlatmak istiyorum. Her gün bize ulaşan bilgiler, bu insanların durumlarının giderek kötüye gittiği yönünde. Çok küçük önlemlerle bu ölümlerin önlenebileceğini raporumuzda bildirdik. Burada da huzurlarınızda sizlere de iletiyorum. Herhangi bir ölüm durumunda, bu ölümden, sadece Cezaevi Müdürü değil, artık Adalet Bakanı ve Başbakan da sorumludur; çünkü artık haberleri var.

Bakın, bugün cezaevini konuşuyoruz, Adalet Bakanı yok. Sağlık konularını konuşuyoruz, Sağlık Bakanı yok. Enerji konusunu konuşmaya başladık, Enerji Bakanı yok. Bir iki tane bakan gelmiş, onlar da az önce geldiler, kendi aralarında konuşuyorlar, Meclisten haberleri yok. İşte, AKP’nin gerçek yüzü bu! İşte, sizin olaylara bakışınız bu! Bunu lütfen ciddiye alın.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Millet değerlendiriyor bunu, merak etme!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi gelelim Mersin’de ölüm kusacak olan Akkuyu Nükleer Santraline. Çernobil’de, Three Miles Island’da ve Fukuşima’da nükleer santrallerde meydana gelen kazalar ve ortaya çıkan felaket bir kez daha gözleri nükleer güç santrallerine çevirmiştir. Bakın, Çernobil kazasında Dünya Sağlık Örgütü ne diyor: “9 bin kişi öldü Çernobil kazasında.” Bu önemli mi sizin için bilmiyorum. “350 bin kişi de bölgeden tahliye edildi.” diyor. Bunlar da kanser olmayı bekliyorlar. Aynı olayı Akkuyu’ya getiriyorsunuz, haberiniz olsun. Bakın, daha yeni, Fukuşima kazasında kaç kişinin öldüğü belli değil, kaç kişinin kanser olacağı belli değil. Aynı olayı, tuttunuz, Akkuyu’nun bağrına getiriyorsunuz. Bakın, burada yaşanacak olan felaket sadece Akkuyu’yla Mersin’i ilgilendirmiyor. Tıpkı Çernobil’de olduğu gibi, bu nükleer sızıntı, rüzgârla 250-300 kilometrelik alana yayılacak. Bundan da haberinizin olması gerekiyor.

Bakın, Japonya, Fukuşima’dan sonra, elini nükleerden çekmeye hazırlanıyor. 54 tane nükleer santral kurdu. Bakın, siz daha 1 tane kurmaya çalışıyorsunuz, kendinizi bir şey zannediyorsunuz. Japonya tam 54 tane kurdu, 53’ünü kapattı, 1’ini de yakında kapatacak. Siz, kalkmışsınız, bundan ders almadan, Akkuyu’ya böyle bir enerji santrali kurmaya çalışıyorsunuz. Akıllı insanlar geçmişteki tecrübelerden ders alır, daha akıllı olanlar başkalarının tecrübelerinden ders alır. Onun için, sizi -hepinizin akıllı olduğunu biliyorum- bu tecrübelerden ders almaya davet ediyorum. Biz Japonya’dan daha akıllı değiliz.

Hepiniz içinizden geçiriyorsunuz şimdi: “Enerjiye çok ihtiyaç var, 2030’da ne olacak?” Çok haklısınız. Enerjiye ihtiyaç var, bu inkâr edilmez fakat enerjinin nükleer yollardan elde edilmesi sizin sandığınız kadar ucuz değil.

Bakın, değerli milletvekilleri, bedeli ne olursa olsun nükleer enerji elde etmeye çalışmak akılla bağdaşmaz. Nükleer santrallerin yatırımları çok pahalıdır, dikkatle inceleyin, işletim maliyetleri pahalıdır, söküm maliyetleri çok pahalıdır. Teknolojik olarak tamamen dışa bağlıyız.

Değerli arkadaşlar, biz nükleer santral kuracak teknolojiye sahip değiliz. Bunu Atom Enerjisi de, herkes de itiraf etti.

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Ne yapalım, kurmayalım mı?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi kalkmış diyorsun ki: ”Ne yapalım, kurmayalım mı?” Kurmayacaksın santral kardeşim.

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Tezek mi yakalım?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Tezek yakacaksın gerekiyorsa. Sana da o yakışır zaten, sana da tezek yakmak yakışır. Nükleer atık yakacağına, tezek yak, tezek. Tezeğin dumanı gider, nükleer atığın dumanı senin yedi sülalenin DNA’larını kırar, yedi sülalende kanser ortaya çıkar. Sen bunları biliyor musun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Teknolojimiz yok, bunu bütün Atom Enerjisi çalışanları söylüyor. Nükleer santrali kuracak da, işletecek de teknolojiye sahip değiliz. Tamamen dışa bağlıyız yani Rusların iki dudağı arasında bütün geleceğimiz. Atık sorununu tüm dünya çözemedi, yalnız Türkiye değil. Amerika çözmeye çalıştı, 11 milyar dolar harcadı Yucca Dağı’na, sonra anladı ki bu iş olmayacak, 11 milyarı da gömdü, nükleer atıkları da başka ülkelere göndermeye çalışıyor. Bundan da haberiniz vardır eminim.

Değerli arkadaşlar, “Bedeli ne olursa olsun nükleer enerji elde ederim.” demek akıllılık değildir. Çünkü nükleer santraller ekolojik dengeyi bozarlar, Çevreci ruhu olan insanlar bunu çok iyi bilirler. Olası bir kaza durumunda çok sayıda insan ölür, tıpkı Çernobil’de olduğu gibi, tıpkı başka yerlerde olduğu gibi, çok daha fazla sayıda insan da kanser olur. İçinizde bilim insanları var, benim ne demek istediğimi çok iyi anlıyorlar. Bana oradan sataşarak bir şey yapamazsınız. Ne olur, çıkın, kuliste aranızda konuşun bu bilim insanlarıyla, sorun bakalım buradaki nükleer sızıntı DNA’yı kırar mı, kırmaz mı? İnsanda kanseri…

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Önerini söyle.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Önerimi söyleyeceğim, söyleyeceğim, biraz sabırlı olun. Daha önce de söyledim, şimdi de söyleyeceğim. Biz boş konuşmayız, çıktık mı önerilerle konuşuruz.

O yüzden, bu DNA kırılmaları nesilden nesile kanseri geçirir, böylece sizin çocuklarınız, torunlarınız da kanser olur.

Bakın, değerli arkadaşlar, çok yeni bir çalışma yayınlandı. Bu çalışmada diyor ki: “Nükleer kaza olmasa bile, herhangi bir işletim hatası olmasa bile bir nükleer santralin çevresinde lösemi, yani kan kanseri riski tam 2 kat artar.” E, elimizde bu bilimsel veri varken kalkıp da Mersin’e bir nükleer santral kurmak akıl kârı mı, değil mi? Bunu kendi kendinize bir sorun.

Bakın, burada tarım da kötü etkilenecek, turizm de kötü etkilenecek. Nükleer santrali soğutmak için su kullanacaksınız, deniz suyunu alacaksınız, tonlarca suyu alacaksınız, deniz suyu sıcaklığı 2 ila 6 derece artacak. Burada balık da yaşamaz, hiçbir deniz ürünü de burada yaşamayacaktır. O yüzden, bunu gören akıllı ülkeler, artık yenilenebilir enerjiye doğru geçtiler.

Bakın, Mersinliler Mersin’e sahip çıkacaklar. Yarın yüklenici firma gidecek, orada ÇED toplantısı yapacak. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, Mersinliler Mersin’e sahip çıkacaklar; gidecekler, orada bu ÇED raporu yalanlarıyla halkı kandırmaya çalışan, onlara iş vadeden, yalan söyleyen, “Para kazanacaksınız.” diyen, “Ticaret artacak.” diyen insanların suratının ortasına şamarı indirecekler. Ben, yarın bütün Mersinlilerin bu duyarlılığı göstereceklerine inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi gelelim yavaş yavaş önerilerimize. Ha, önerilere geçmeden önce, bakın, Sayın Başbakan ne diyor Seul’de nükleer zirvede: Güvenilir, maliyeti düşük, çevreye duyarlı nükleer enerjiden istifade edecekmiş. Hani bir televizyon programı vardı, “Ba ba ba ba” diyordu. Yahu bu akıl kârı mı? Laf güzel, laf iyi de içi boş, içi boş. Vermişler eline bir kâğıt, orada okuyor. Japonya, zekâsı bizden çok mu daha geri de bir sürü santralini, 54 tane santralin 53’ünü kapattı, bunları bilmiyor muydu? Hazret konuşmaya devam ediyor, diyor ki: “En yüksek emniyet ve güvenlik standartları sağlayacağız.” Ya, Allah aşkına, Amerika sağlayamadı, Japonya sağlayamadı, Rusya sağlayamadı; hiçbir nükleer teknoloji bilgimiz yok, hiçbir nükleer santral tecrübemiz yok, biz mi sağlayacağız? Sağlayamayacaksın Sayın Başbakan, sağlayamayacaksın. Bu iş Meclis komisyonu basmaya benzemez, bu iş külhanbeylikle çözülmez, bu iş bilimsel verilere dayanılarak yapılır.

Peki, enerjimizi nasıl elde edeceğiz, son otuz saniyemde de onu söyleyeyim size. Bakın, 2020 yılında enerji ihtiyacımız 418 terawatt saat. Bakın, sadece ve sadece güneş enerjisinden 380 terawatt saat elde ediyoruz.

Bakın, size bir hesap yapıyorum: Hidroelektrikten 100 terawatt saat; yerli linyitten 100 terawatt saat; rüzgârdan 120 terawatt saat; güneşten 380 terawatt saat; biyogazdan -tezekten yani Sayın Milletvekili, senin dediğin gibi- 35 terawatt saat; jeotermalden 16 terawatt saat; enerji verimliliğinden 54 terawatt saat; rehabilitasyondan 19 terawatt saat;  toplayın, 824 milyar terawatt saat, bugünkünün 4 katı, 2020 talebinin ise 2 katı. Siz kalkmışsınız bana nükleer santral kuruyorsunuz. Bunun vebalini taşıyamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Öte tarafta bunun hesabını vereceksiniz. Tabii, inanıyorlarsa, o da ayrı bir konu. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Atıcı.

Önerinin aleyhinde söz isteyen Ali Öz, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öz. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; nükleer santralin Mersin’de Akkuyu bölgesinde bölgeye ve insan sağlığına etkisini araştırmak için Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önergeyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Şimdi, nükleer enerji, başta Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve İskandinav ülkelerinin bazılarında, Bulgaristan, Rusya, Ermenistan olmak üzere birçok ülkenin vazgeçilmez bir enerji kaynağıdır. Nükleer enerjinin üretimiyle alakalı sonuçta radyasyon ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalarda, nükleer enerjinin bizatihi kendisi olmasa bile, nükleer atıkların kanser oluşturma riskini ciddi derecede artırdığını bilim adamları ve tıp dünyası çok iyi bilmektedir. Benden önceki konuşmacı arkadaşımızın da bahsettiği gibi, özellikle bazı kanserlerde ciddi artışlar olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunların başında ilik kanseri, “lösemi” dediğimiz kanserde 2 kat, meme kanserinde normal görülen popülasyona göre 3-5 kat daha fazla oranda, tiroit kanserlerinde yüzde 200 oranında daha fazla, aynı zamanda, toplumda “konjenital (doğumsal) anomali” dediğimiz anomalileri de gerçek manada arttırıcı bir etkisi olduğunu bilmekteyiz.

Tabii ki nükleer santralden, nükleer enerjiden bahsederken, nükleer teknolojinin direkt olarak karşısında olmak değil kastımız ama özellikle Mersin Akkuyu’da kurulması planlanan bu santral için, bölgenin, özellikle ilin kendi coğrafi durumu göz önünde bulundurulduğu zaman, gerek tarım gerekse turizm anlamında son derece uygun bir kent olduğu, uygun bir yer olduğu gerçeğini unutmamak lazım.

Değerli milletvekilleri, gerçekten, Mersin’in Akkuyu denilen bölgesi ve bu santral oraya kurulduğu zaman, etrafında, içerisine alacağı, etkisi altına alacağı bölgeyi düşündüğümüzde, o bölgede seracılığın, hayvancılığın, tarımın ciddi manada zarar göreceği, bu gerçekle bugünden o bölgedeki insanların bölgeyi hızlı bir şekilde boşalttığı gerçeğini hiçbirimizin göz ardı etmeye hakkı yoktur.

Gerçekten, oraya gelen kurumlar, bu teknolojideki gelişmelerle beraber, bölgeyi radyasyon cennetine çevirme adına, bölgedeki insanlara yeni istihdam kapısı açacağını halka vadetmekte ve bununla insanları oyalamaktadır.

Tabii ki dünyadaki gelişen olaylara baktığımız zaman, özellikle son yıllarda Kanada’da, Fransa’da, Avusturya’da, İspanya’da, Filipinler’de, Brezilya’da ve daha çoğu ülkede bu nükleer teknoloji araştırma ve çalışmalarının durdurulduğunu, ertelendiği gerçeğini hepimizin kabul etmesi gerekmektedir.

Tabii ki nükleer enerjiden vazgeçip “Nükleer enerjiyi kesinlikle bertaraf edelim.” derken enerjinin ülke için gerçekten ciddi manada bir ihtiyaç olduğu gerçeğini göz ardı etmemeliyiz. Nükleer enerji dışında, toplumda enerji elde edebileceğimiz, doğadan enerji elde edebileceğimiz başka yolları mutlaka göz ardı etmeden, güneş enerjisinden, rüzgâr enerjisinden, hidrojen enerjisinden, organik atıklardan elde edilecek enerjilere ve enerjiyi verimli ve etkin kullanmak için yapılacak olan yatırımlara daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Nükleer lobilerin, daralan pazarlara yer açmak ve atıklarına depo bulmak ihtiyacından kaynaklı, ülkemizde nükleer santral kurma girişimleri son zamanlarda hızlanmıştır. Bugünlerde yeniden gündeme gelen nükleer santral kurma hazırlıkları “Ülkemizin enerji ihtiyacından kaynaklı tartışmalar” olarak ifade edilse de dünyada işsiz kalan nükleer lobilerinin kâr hırsı, ülkemizde nükleer santralleri siyasal bir tercih olarak bizlere dayatmaktadır.

Nükleer enerji, özellikle, pahalı bir enerjidir ve tamamen de dışa bağımlıdır. Nükleer enerjinin -Çernobil’deki kazayı da düşünürsek- tehlikesi çok fazla. Bu nedenle, güvenliğinin sağlanması için yapılan harcamalar santral kurma maliyetini bile katlamaktadır.

Nükleer santralin teknolojisi, ham maddesi ve çalışacak tüm personeli dış ülkeden sağlanacaktır. Yatırım, üretim, işletim ve söküm maliyetleri çok pahalıdır. Örneğin, kilovatsaat başına elektrik üretim maliyetleri hidrolik santrallerde 0,05 sent, kömür santrallerinde 2,5-3 sent, doğal gaz santrallerinde 4 sent, nükleer enerjinin kilovat başına ortalama maliyeti ise 7,2 senttir. Bu 7,2 sentin içerisinde radyoaktif atıkların izolasyonu, ömrünü tamamlayan reaktörlerin söküm maliyetleri yer almamaktadır.

Hükûmetin Rusya’yla Akkuyu’da nükleer santral yapımı ve işletimi sözleşmesi gereği, Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santralin tüm teknolojisi ve ham maddesi Rusya tarafından sağlanacaktır.

Ayrıca Rusya, bu santralde bize ürettirdiği elektriği, on beş yıl alım garantili, kilovat başına -KDV hariç- 12,35 sente satacaktır. Ülkemizin hiç nükleer santrallere ihtiyacı yokken, bu projeyle, Türkiye, Rusya’ya on beş yılda yaklaşık 71 milyar dolar maliyet ödeyecektir.

Nükleer santrale sahip olunmakla nükleer teknolojiye veya nükleer silahlara sahip olunmaz. Nükleer lobileri, Çernobil kazasından sonra daralan pazarlarını genişletmek için, gelişmiş ülkelerin, “nükleer silah” adı altında, ellerinde kalan eski teknolojilerini satma gayreti içerisindedirler.

Çernobil’deki faciayı hepimiz biliyoruz. Aradan yirmi dört yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ bölgede radyasyonun yayıldığını, nükleer atıkların yaydıkları yüksek dozdaki radyoaktif ışınlarıyla insan hayatı için ciddi tehdit oluşturduğu gerçeğini unutmamalıyız.

Bu nedenle, nükleer atıkların, binlerce yıl boyunca, tüm canlılara ulaşamayacak şekilde saklanması gerekiyor. Nükleer santraller yaklaşık elli yıldır faaliyet göstermesine rağmen, ancak, bugüne kadar kimse nükleer atıkların nasıl ve nerede nihai olarak saklanabileceğini bilmiyor. Bu atıkların güvenilir bir şekilde bertaraf edilmesi için dünya çapında bulunmuş tek bir yöntem bile yoktur. Doğada nükleer santrallerle meydana gelecek olan değişiklikler özellikle Akkuyu bölgesinde çileği, muzu, bölge tarımını gerçekten ciddi manada etkileyecek ve zarara uğratacaktır.

İnanın, bu yüce Parlamento çatısı altında bulunan milletvekillerinin, yaz tatillerinde geçmek için fırsatını buldukları o koyu bir görseler, ben samimiyetle inanıyorum ki bu santralin buraya yapılmasına nasıl izin verildiğine dair kendi kendilerini ciddi manada sorgularlar.

Tabii ki bu nükleer santralin bir diğer zararlı etkisi de denizin ekolojik yapısındaki değişiklikle karşımıza çıkacak. Orada yaşayan, belki de Akdeniz Bölgesi’nde Mersin’den Antalya’ya kadar olan, bu geçiş, ara deniz bölgesinde, değeri en yüksek olan balıkların bulunduğu bu bölgede bu nükleerden çıkacak olan gaz atıklarının sayesinde ve nükleer sayesinde ısınacak olan deniz suyu münasebetiyle belki de balıkların çoğu artık orada yaşamaz hâle gelecek. Yani biz Ankara’daki bir yakınımız, hemşehrimiz “Kaya lagosu getir.” derse bundan sonra herhâlde getiremeyecek duruma geleceğiz.

Nükleer santrallerin bu kadar zararlı etkileri varken, nükleer santrallerin kurulmasıyla ilgili karar verirken yeniden çok daha dikkatli olmak, bu konuyu yeniden detaylı bir şekilde araştırmanın gerekliliğine inanıyoruz. Kanserojen ağır metaller, zehirli kimyasallar ve radyasyon sadece Akkuyu bölgesini bölge olarak etkilemeyecek, aynı zamanda yöredeki rüzgârın hızına göre bölgeye yakın olan, hemen yakınlarında bulunan beldeleri de etkileyecektir. Bu şartlarda nükleer santralin kurulmuş olduğu yerde bölgenin en büyük hayat kaynaklarından birisi olan tarım, bitme noktasına gelecektir. Hayvancılık bitecektir, balıkçılık bitecektir. “Mersin’i bir turizm cenneti hâline getireceğiz.” diye her seçim öncesi özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin bölgeden aday olanlarının vermiş olduğu en önemli şey budur. “Mersin gerçekte Akdeniz’de ciddi bir turizm potansiyeline sahiptir ve mutlaka bu harekete geçirilecektir, Antalya’yla rekabet edebilecek düzeye getirilecektir.” denmiş olmasına rağmen, eğer bu nükleer santral Akkuyu’da yerleştirilecek olursa ve tamamen önlem alınmazsa, Mersin’e istediğiniz turizm yatırımını yapmak için halka söz de vermiş olsanız, burada denize girecek ne bir turist bulacaksınız ne de bir yerli burayı güvenli bir liman olarak kendisine seçecektir. Buralarda yetişen çileği, domatesi, narenciyeyi, biberi, salatalığı, muzu bundan sonra hiç kimse belki de satın bile almayacaktır.

Nükleer santrallere karşıtlığımızın dışında yani bu nükleer enerji elde edilmesiyle alakalı olarak Türkiye’de gerçek manada enerjinin hangi yollarla, hangi yöntemlerle elde edilmesini doğru analiz edip özellikle enerjide boşa harcamaları, kayıplarımızı göz önünde bulundurursak, belki de ülkemizin gerçek manada bu nükleer santrallere enerji kapsamında ihtiyacı olmadığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Yani bu nükleer santralleri illa “yapacağız” diye… Ülkemizde kayıp kaçak elektrik oranını yüzde 5’lere indirebilsek, başka alanlarda halkı bilinçlendirip enerjiyi boşa tüketmelerine mâni olacak bir durumu yaratabilsek, belki de bu kadar nükleer enerji sevdalısı olmayacağız diyor, özellikle bu konunun çok hassas olduğu ve bölgeyi yakinen ilgilendireceği gerçeğini yüce Parlamentoda sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öz.

Önerinin lehinde  söz isteyen Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Merhaba sevgili arkadaşlar, Sayın Başkan; benden önce konuşan 2 Mersinli hekim arkadaşıma çok teşekkür ediyorum. Onların söylediklerini tekrar etmemek için başka yönlere değinmek istiyorum. Onlar gibi ve açıkça, ne Mersin’de ne Türkiye’nin başka herhangi bir yerinde bir nükleer enerji santrali yapılmasını istemiyorum, karşıyım, karşıyız. Halk olarak, toplumun büyük çoğunluğu olarak, bir avuç sermayedar, bir avuç kâr hırsıyla  çırpınan kapitalist dışında bunu isteyen, bundan fayda uman kimse yok. Aa var, bir kişi var, onu biliyorum, bu, bizim Başbakan. 2030’da yüzde 10’unu nükleer enerjiden karşılayacakmış Türkiye ihtiyacının ve bu, tabii, aslında çok kolay bir teknolojiymiş. Yani evimize koyduğumuz aygaz tüpü ne kadar risk oluşturuyorsa nükleer enerji santralleri de o kadar oluşturuyormuş.

Tabii, bu, bence sadece bir cehalet değil, halkı cahil kabul ederek, cahilin seviyesine inerek ona nükleer enerji ihalelerini kabul ettirmek için bulunmuş bir tekerlemeden ibaret, yoksa risk değerlendirmelerini herkes gibi bir başbakanın da okumuş olması beklenir. Ancak Başbakanı ve diğerlerini nükleer enerji konusunda böylesine hırslı kılan şey, sadece nükleer enerjiyle enerji açığını kapatma değil, aslında bu, kuyu dibindeki kurbağanın şişinmesi gibi “büyük devlet”, “bölge devleti” olma iddialarının bir parçası olarak nükleer bomba yapım imkânlarını el altında bulundurmak ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Hiç kimseye söylenmeyen, hiçbir zaman etrafında konuşulmayan, herkesin bildiği sır budur.

Şimdi, bu, genel mesele ama hemen önümüzde bir mesele daha var. Ben hem Mersin milletvekillerini hem bütün milletvekillerimizi hem de Mersin halkını 29 Mart 2012 tarihinde Mersin ilinde Mersin Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Başkanlığında düzenlenecek olan Halkın Katılımı Toplantısı’na katılarak Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi’nin ÇED sürecine onay verilmesine karşı çıkmaya, aktif olarak karşı çıkmaya vakti, imkânı olan herkesin burada toplanarak bu ÇED elverişliliği raporunu, bunu yapan, satın alınmış olan bu Çevre Mühendisliği Şirketinin yüzüne çarpmasını istiyorum. Bu Çevre Mühendisliği Şirketi aslında kesyapıştır yöntemiyle bugüne kadar HES’ler için, Fatsa’daki HES için, Gerze Termik Santrali için, Ovacık altın madeni için ÇED raporları hazırladı. Bu raporların hepsi Danıştay kararlarıyla geri iade edildi. Şimdi, bu Akkuyu’da aynısı gerçekleşecek. O yüzden bütün herkesi bu konuda çok duyarlı olmaya davet ediyorum.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, benden önce konuşan arkadaşlar da açıkça söylediler. Türkiye’nin görünür enerji talebi yakın gelecekte yüzde 10 artış gerektiriyor. Türkiye’nin kaçak ve kayıptan yitirdiği, üretilmiş fakat tüketime arz edilememiş elektrik enerjisi miktarı da toplam üretimin yüzde 15’i civarında. Elektrik Mühendisleri Odası yıllardır bu konuyu anlatır durur. Nitekim Elektrik Mühendisleri Odası, diğer çevre mücadelesi yürüten kuruluşlar, ekolojistler, çevre hakkı için mücadele eden köylüler, geçmişte Başbakan Bülent Ecevit’i nükleer enerjinin gereksizliği konusuna ikna etmişlerdi. O zamanki koalisyon hükûmeti, nükleer enerji planlarını gündemden kaldırdı çünkü hem halkın hem bilim insanlarının bu konudaki önerilerini kale aldı. Daha sonra bu önerileri destekleyecek çok fazla şey oldu. Çernobil’deki kazayı Fukuşima’daki kaza izledi ve şimdi, dünyanın bütün endüstriyel bakımdan gelişmiş olan ülkeleri nükleer enerji santrallerini birer birer devreden çıkartıyorlar ama nükleer enerji yatırımı yapan şirketler kendilerine pazar aramaya devam ediyorlar. Dolayısıyla etkin ve güçlü çevre mücadelelerinin olduğu, hükûmetlerin halk baskısı altında yeni enerji kaynaklarına yöneldiği ülkelerde kendilerine pazar bulamayan bu kuruluşlar, Türkiye’de ve benzeri ülkelerde, orta gelişmişlikteki ülkelerde, yani G-20 diye anılan ülkelerde kendilerine pazar arıyorlar ve hırslı büyüme planları içerisinde olan, bu hırslı büyümenin meyvesini kısa vadede almak isteyen ve iktidarlarını görkemli ekonomik başarılarla taçlandırmak hırsı içerisinde olan hükûmetlere bu planlarını satıyorlar. Rusya Türkiye'ye bu planını satabilmiştir bu koşullar altında fakat dikkatle baktığımız zaman bu plana, aslında Türkiye'nin öngörülen ihtiyacından da daha fazlası için Akkuyu’da yatırım yapılacaktır, 1 değil, 4 reaktör bulunacaktır. Peki, ne olacaktır? Bunun fazlası bir enerji arzı olarak bölge ülkelerine satılmak istenecektir. Ne pahasına? Aytuğ Atıcı Arkadaşımızın, diğer hekim arkadaşımızın açıkça söyledikleri gibi, Türkiye'deki halkın ve bölge ülkelerinin halklarının sağlıkları, gelecekleri, sağlıklı bir çevrede yaşama imkânlarının ortadan kaldırılması pahasına; bu kadar büyük bir kumar oynamaya kimsenin hakkı yok.

O nedenle ben, giderek artan çevre duyarlılığını besleyecek, etkileyecek ve Türkiye'yi yeni enerji kaynaklarına yönelmek bakımından yaratıcı yollar bulmak için özendirecek bir teklif olarak görüyorum bu teklifi. Başbakanın pazarlamasını yaptığı, Adalet ve Kalkınma Partisinin, Enerji Bakanının bunu risksiz bir yol olarak bize tanıtmaya çalıştığı, 2’nci, 3’üncü kuşak, jenerasyon nükleer santrallerin güvenirliğinden söz ettiği yerde, aslında bütün uzmanların söylediği, hepimizin kolayca anlayabileceği şey, böyle bir güvenliğin aslında olmadığıdır. Üstelik Akkuyu bölgesi hem depremsellik bakımından, tektonik yapı bakımından son derece elverişsiz bir yerdir hem de öte yandan, burada yapılacak bir nükleer santralin henüz nükleer etkiler bir yana sadece soğutma sistemlerinin çevredeki deniz ısısını önemli ölçüde yükselteceği, ekolojik dengeyi tahrip edeceği apaçık bir gerçektir, ortadadır.

Nihayet, aslında, sevgili arkadaşlar, sürdürülebilir ve güvenli olduğu söylenen bu enerji kaynağının aslında sürdürülemez ve güvensiz olduğu hakkında, bırakın bilimsel kanıtları iktisadi kanıtlar ortadadır. Bu santrallerin ekonomik ömürleri yirmi ila otuz yıl arasındadır. Ömürlerini doldurdukları zaman bu santrallerin kapatılması, ortadan kaldırılması için, bunların kurulması için yapılacak yatırımın en az 10 katı yatırım yapmak -buradan çıkan atıkları saklamak için çok daha fazla yatırım yapmak- ve aslında, bütün bunların hepsini yaptıktan sonra başarısız olmaktan başka bir netice yoktur. Öte yandan, bu santraller, ürettiklerinden çok enerji tüketmektedirler. Bunların soğutulması için -bunların enerji üretmeleri için- gereken enerji, bunun işletim süresi içerisinde, sonuçta, bunun, ürettiğinden çok tüketmesine yol açmaktadır.

Evet, arkadaşlar, başa dönerek söylersem: Çevre halkı buna karşıdır, Türkiye'nin halkları buna karşıdır, bölge halkları karşıdır, dünya karşıdır. Türkiye, başkalarının nükleer enerji piyasalarını muhafaza etmeleri için kendisini bir kurbanlık koyun olarak ortaya koyamaz.

İkincisi: Hükûmetimizin, “bir bölge devleti olma” iddiasını bir nükleer bombada arıyor olması, aslında, bu nükleer santralin anlaşılabilir bir tek sebebi olan “Bir nükleer silah üretim kapasitesine sahip olmak, bunu elinde tutmak” iddiası da en az nükleer bombanın kendisi kadar tehlikelidir. Çünkü böyle bir bakışla, böyle bir stratejik yönelişle nükleer enerjiye bakıldığı an, aslında, bölgenizdeki halklar için egemenlik, nüfus, istila tehdidi içeriyorsunuz demektir. Oysa, bu, Türkiye'nin halkının, halklarının aradığı bir gelecek değildir. O yüzden, CHP’nin önerisini desteklemeye çağırıyorum hepinizi.

Teşekkür ederim. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Şimdi, aleyhte söz isteyen Afif Demirkıran, Siirt Milletvekili.

Buyurun Sayın Demirkıran. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin önergesi, yine nükleer, kaçıncı kezdir bunu görüşüyoruz? Her seferinde biz gerçekleri ortaya koyuyoruz ama arkadaşlarımız, maalesef, popülizm adına gerçekleri her seferinde göz ardı etmeye devam ediyorlar.

Doğrusu bugün burada bir de üzüntümü ifade etmek istiyorum. Milliyetçi Hareket Partisi daha düne kadar ve inanıyorum ki şu anda da, yönetimiyle ve arkadaşlarımızın çoğuyla nükleer enerjiyi, nükleer güç santrallerini destekliyor. Cumhuriyet Halk Partisi de esasen destekliyor, çünkü bunu devamlı, yıllardır kendileriyle konuşup duruyoruz. Ancak Mersin milletvekillerimizin Mersin halkına belki mesaj vermek üzere burada yapmış oldukları konuşmaları da anlayışla karşılıyorum. Ama değerli arkadaşlarım, burada siyaset yapacağız diye gerçekleri göz ardı edemeyiz.

Nükleer santral bu ülkenin bir gerçeğidir, dünyanın bir gerçeğidir. Biz bugün başlamadık ki buna! 1967 yılından bu yana Türkiye, nükleer santral yapmak için kolları sıvamıştır. Değişik zamanlarda, değişik ihaleler yapıldı ve değişik sebeplerle bu ihaleler maalesef iptal oldu. Aksi takdirde, şu anda Türkiye nükleer enerji kullanacaktı, dünyanın bütün ülkelerinin kullanmış olduğu nükleer enerjiyi kullanacaktı. Şimdi arkadaşlarımız buraya gelip diyorlar ki: İnsanlar ölecek, bitkiler ölecek, hayvanlar ölecek… Allah aşkına, Amerika’da 104 tane santral var, Fransa’da 58 tane santral var, Paris’in 200 kilometre çevresinde 6 tane santral var, Madrid’de aynı şekilde, Güney Kore’de aynı şekilde, Japonya’da 52 tane santral var.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Kapatıyorlar hepsini!

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Hangi birinde şimdiye kadar ne oldu?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Japonya’da oldu!

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Bakın, bir gerçeği size söyleyeyim: Bir insanın doğal olarak aldığı radyasyon miktarı yılda 2,4 milisievert’tir, ama bir santralin hemen bitişiğinde yaşayan bir insanın yılda alacağı radyasyon miktarı 0,05 milisievert’tir. Bir pilotun veya çok sık uçak seyahati yapan birisinin veya devamlı sigara için birisinin, devamlı televizyon seyreden birisinin, röntgen filmi alan birisinin aldığı radyasyon miktarlarını şimdi sizlerle paylaşmak istemiyorum, bazı insanları üzmek istemiyorum. Ama eğer biz nükleer santralin nimetlerinden çok külfetleri diye bir olay ortaya koyarsak, buyurun etrafımızda, İran’da var, Romanya’da var, Bulgaristan’da var, Ermenistan’da var. Bunlar eğer bir külfetse zaten külfeti altındayız ama bırakın biz nimetinden istifade edelim. Gerçekten Sayın Başbakanın -biraz önce arkadaşlarımızdan birisinin tam aksini iddia ettiği şekilde- ifade ettiği gibi, evet, güvenlidir; evet, çevre dostudur; evet, ucuzdur. Bunu, buyurun, saatlerce sizlerle tartışalım.

Çernobil’in durumunu hepimiz biliyoruz, Three Miles Island’daki kazanın durumunu hepimiz biliyoruz, Fukuşima’nın durumunu hepimiz biliyoruz. Bakın, Fukuşima santralindeki kaza öyle rastgele bir kaza değil ve bizim Türkiye’de kuracağımız santral güvenlik zırhı olan, otomatik olarak kendi kendini soğutan bir sistemi olan üçüncü nesil bir santraldir. Şimdi, diyor ki bir arkadaşımız burada: “Efendim, demode olan teknolojiyi Türkiye’ye getiriyorlar.” Ya, bu demode olan teknoloji olur mu? VVER-1200, en yeni teknolojidir, iddia ediyoruz ve ortada.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, eğer dünya bunun nimetinden istifade ediyorsa biz de istifade edeceğiz ve Fukuşima kazasından sonra da öyle ifade edildiği gibi çok fazla ülke de geri adım atamadı. Japonya kamuoyuyla, tabii haklı olarak, biraz tereddütlü davranıyor. Bakın, Almanya bir karar aldı, o kararı tekrar gözden geçiriyor. Fransa devam diyor, Belçika devam diyor. İngiltere “Ben yeni santraller kuracağım, 2030 yılına kadar 80 tane daha büyük yeni nükleer santral kuracağım.” diyor.

Değerli arkadaşlar, onun için, Akkuyu’da yapılacak olan nükleer santrali -ki bu dört üniteden oluşmaktadır, her bir ünite 1.200 megavattır, toplam 4.800 megavat- bugünkü kurulu kapasitemizle karşılaştırdığımız zaman, aşağı yukarı yüzde 10’un biraz üstünde çünkü şu anda kurulu gücümüz 53 bin megavattır ama devreye girdiğinde -2020’de ilk ünite devreye girecek ve peyderpey her sene bir ünite devreye girecek 2023’e kadar, cumhuriyetimizin yüzüncü yılına kadar- o zaman Türkiye’deki kurulu kapasite de 100 bin megavata çıkacaktır çünkü her sene talepte yüzde 8’lik bir artış var bu ülkede. Bunu biz yerli kaynaklarımızla karşılayamıyoruz, defaatle bu kürsüden ifade ettik. Biz rüzgârı değerlendiriyoruz, biz hidroliği değerlendiriyoruz, biz kömürü değerlendiriyoruz. Bakın, bu Hükûmet, kömürün miktarını, mevcut rezervini, yıllarca konuşulan rakamı neredeyse, aşağı yukarı, yüzde 100’üne yakın bir rakama artırdı; rüzgârla ilgili nerede, ne tür bir rüzgâr esiyorsa orayı değerlendirmek üzere lisanslar verdi; hidroliklerimizin tamamını değerlendirmek üzere lisanslar verdi ve bunlar yapılıyor. Sadece benim ilimde, Siirt’te Botan Havzası’nda 25 adet hidroelektrik santral kuruluyor.

Ha, bazı arkadaşlarımız diyebilir ki: “Yahu, orada da ekolojik dengeyi bozuyor.” Bir başkası diyebilir ki: “Kömür santrali kurmayın çünkü onun sera gazı salınımı var.”

Değerli arkadaşlar, bakın, eğer bugün dünyadaki bu nükleer santraller olmasaydı, bunların yerine kömür santrali olsaydı 1,2 milyar ton karbondioksit salınımı olacaktı. Diğer, kükürtdioksit, azotdioksit ve külü ifade etmeyeyim burada.

Dolayısıyla biz TEAŞ’ın alım garantisiyle… Ama bu alım garantisi bazen yanlış anlaşılıyor, onun için, müsaade ederseniz onu da bir cümleyle ifade edeyim: İlk iki ünitenin yüzde 70’inin alım garantisi var, üçüncü ve dördüncü ünitenin de yüzde 30’unun alım garantisi var ve on beş yıllığına; dolayısıyla yüzde 50 bir alım garantisi var, on beş yıl. Ama on beş yıldan sonra, TEAŞ, hiçbir şekilde finansmanında veyahut da bir başka riskinde olmadığı hâlde her sene net kârın yüzde 20’sini alacaktır ve Türkiye, yıllardır özlemini duyduğu nükleer enerjiye kavuşacaktır.

Ertuğrul Bey -Tabii, konuşmasını yaptı. Evet, burada, henüz çıkmadı.- hiçbir şekilde, kesinlikle nükleer silah diye bir şey söz konusu değildir. Eğer bunu söylüyorsanız, kırk beş senedir bu ülkede insanlar nükleer santral kurmak istiyordu ve hepsini birden itham ediyorsunuz. Kesinlikle böyle bir amaç söz konusu değil ama nükleer teknolojiye gerçekten bu ülkenin ihtiyacı olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Nükleer teknolojiye sahip olan ülkeler birçok sektörde en üst seviyeye kadar teknolojilerini artırabiliyorlar. Dolayısıyla biz, barışçıl amaçlarla, enerji üretimi amacıyla, insanımızın ihtiyacı olduğu için, evet, nükleer santralleri kuracağız ve hiçbir şekilde, burada ifade edildiği gibi, bir başkasının, lobilerin, onun bunun Türkiye’deki tetikçiliği, vesaire falan, zinhar böyle bir şey söz konusu değildir.

Bakın, biraz önce “Sayın Ecevit, mühendis odalarının empozesiyle geri adım attı, iptal etti.” diye ifade edildi. Hayır, arkadaşlar, o günkü ekonomik şartlar. 1997 yılının sonunda alınan teklifler 2000 yılında iptal oldu, o günkü ekonomik şartlarda finansman teminindeki sıkıntılardan dolayı ve finansmanın çok pahalı olmasından dolayı başka tür sektörlerde yatırım yapabilme imkânı sağlamak üzere -çünkü bir devlet ihalesiydi- iptal oldu; mesele budur. Yoksa “Nükleer kötüdür, nükleer güvenli değildir, nükleer pahalıdır.” diye iptal edilmedi. Onun için Ertuğrul Bey, lütfen bu bilginizi de tekrar gözden geçirmenizi ben şahsen arzu ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkanım, Hatip, konuşmasında nükleer konusunun defalarca gündeme geldiğini, bizlerin hep yanlışı, kendilerinin hep doğruyu söyledikleri hâlde halkı yanıltmaya devam ettiğimizi ifade etti.

İzniniz olursa bir düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Siirt Milletvekili Afif Demirkıran’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İnanın dehşete düştüm, vallahi tüylerim diken diken oldu. Değerli arkadaşlar, nükleerin iyi olduğunu söyleyen bir milletvekiline sahipsiniz, vallahi hayırlı uğurlu olsun, güle güle kullanın. Nükleeri bir röntgen filmine benzetiyorsunuz. Bakın, bilmediğiniz konularda konuşuyorsunuz. Nükleeri bir röntgen filmine, bir pilota… Doğru ama sizin Başbakanınız da…

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sizin öz geçmişinizi okudum, siz de benim öz geçmişimi okuyun.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - …tüp gaza benzetmişti -tüp gaz kazasıyla- hatta hakkında bir karikatür çıktı; yeni bir tüp gaz markası icat edildi, adına da “Taygaz” dediler, “Tayyipgaz” der gibi, “Taygaz” diye de içinden Tayyip çıkıyordu. Karikatür yaptı bunu, ben yapmadım ama çok güzel bir karikatürdü.

Aynı Başbakan, nükleer enerjinin zararlarını cep telefonunun zararlarıyla özdeşleştirdi. Yapmayın Allah aşkına! Değerli arkadaşlar, yani bir ülkenin kaderiyle oynuyorsunuz. Siz, daha…

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Doğal gaza ortak mısın sen?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Arkadaşım, doğal gaza, moğal gaza da ortak değilim.

Bakın, arkadaşlar, siz, daha bu ülkede hidroelektrik barajları kontrol edemiyorsunuz, her gün bir tane baraj patlıyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 500 tane, bin tane barajımız var.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Doğru mu? Yanlış mı? (AK PARTİ sıralarından “Yanlış” sesleri, gürültüler) Sizi Allah’a havale ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hoca, kaç tane barajımız var?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Daha Kozan’da bir tane yeni patladı. Daha yeni bir tane patladı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bakın, arkadaşlar, hidroelektrik santral patlamaz diye bir şey yok, patlar.

AHMET YENİ (Samsun) – Kaç tane baraj yaptın onu söylesene.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Ben, niye patladı demiyorum. O nasıl patladıysa nükleer santral da patlar ama bakın, barajın patlamasını kontrol altına alabilirsiniz fakat nükleer santralin patlamasını kontrol altına alamazsınız. Bakın, doğruları söylemiyorsunuz. Almanya’da…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – On yılda kaç tane baraj patladı?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ya ister bir tane baraj patlasın… Bir tane nükleer patladığı zaman… Bir nükleer patlarsa yedi sülalenizin hepsi gider, felç olur, hepsi kanser olur.

Değerli arkadaşlar, Almanya Libya’ya güneş enerjisi santralleri kuruyor. Yaya kaldınız, yaya kaldınız! (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Kaç baraj yaptınız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ayıp, çok ayıp! Çok ayıp! Beni bununla itham edemezsiniz. Sizi kınıyorum. Benim parayla pulla bir işim olmadığını herkes bilir. “Kaç paraymış!” “Doğal gaza ortak mısın?” Çok ayıp. Bunlar çok ayıp şeyler ama size yakışıyor. Helal olsun size! Çok ayıp! Çok ayıp! Sana da yakışmaz, milletvekiline hiç yakışmaz.

BAŞKAN – Sayın Halaman, buyurun.

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana Kozan’da baraj kapağı patlaması olayında kaybolanlara ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, ben teşekkür ediyorum.

Tabii ben, Orman Bakanımız burada olması dolayısıyla Orman Bakanımıza bir soru sormak istiyorum.

Sayın Orman Bakanımız, Kozan’da bundan bir ay önce… Sayın Hatip barajla ilgili bir şeyi konu ettiği için de söylemek istedim. Burada ölen arkadaşlarımız oldu, sele gittiler, 6 tanesi bulunmadı. Sayın Bakanımız, bunun sonu ne olacak, bununla ilgili bir bilgi verirseniz memnun oluruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var, onu yerine getiriyorum.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Hazır ol! Sağdan say!

BAŞKAN – Sayın İnce, Sayın Hamzaçebi, Sayın Köse …

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Sağdan say, soldan say!” Tıpış tıpış geleceksin buraya. Biz çağıracağız, sen de tıpış tıpış geleceksin.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Aynı çatı altında…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Önüne bak, sana ne! Sana ne! Terbiyeli ol!

BAŞKAN – Sayın Atıcı, Sayın Özkan, Sayın Canalioğlu, Sayın Topal, Sayın Yıldız…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Biz, demokratik, Tüzük’ten gelen hakkımızı kullanıyoruz, sana ne?

BAŞKAN – Sayın Kurt, Sayın Köktürk…

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Biz de eleştiri hakkımızı kullanıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Genç, Sayın Ören, Sayın Dibek, Sayın Yılmaz…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bu, bir hak. Tıpış tıpış geleceksin, dışarıda iş takibi yapmak yok, buraya geleceksin.

BAŞKAN – Sayın Nazlıaka, Sayın Toprak, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Ekinci…

MUHARREM İNCE (Yalova) - Zaten, bir o işe yarıyorsunuz, başka işe yaradığınız yok ki, kaldır, indir parmakları. Ne işe yarıyorsunuz? Tayyip Erdoğan söylüyor, siz de “tak” diye yapıyorsunuz, emir erleri!

BAŞKAN – Sayın Tayan, Sayın Özgündüz…

İki dakika süre veriyorum yoklama için.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve arkadaşlarının Mersin Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer güç santralinin bölgeye ve insan sağlığına zararlarının araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                       

 

Kapanma Saati : 17.01


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sırada yer alan, Kars Milletvekili Ahmet Arslan ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 7 Milletvekilinin; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 7 Milletvekilinin; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/387) (S. Sayısı: 194)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sıraya alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/358, 2/305, 2/306, 2/307, 2/312, 2/384, 2/385) (S. Sayısı: 199) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen teklifin birinci bölümü üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşma yapılmıştı.

                                         

(x) 199 S. Sayılı Basmayazı 27/03/2012 tarihli  83’üncü Birleşim  Tutanağı’na eklidir.

Şimdi söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Fatma Nur Serter’de, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Serter. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 199 sıra sayılı yasanın birinci bölümüne ilişkin olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şu elimde tuttuğum yasa teklifinin basılı metni aslında hukuk ve demokrasi tanımazlığının ve dayatmacı yönetim anlayışının tarihe düşecek olan bir belgesidir. Bu, AKP’nin nasıl bir yönetim anlayışı sergilediğinin gelecekte de çok tartışılacak olan bir belgesidir. Aslında bu belgeye baktığınızda AKP’nin on yıla yakın bir süredir halktan saklamaya çalıştığı gerçek yüzünün fotoğrafını görebilirsiniz. Halkı nasıl yıllarca demokrasi diye aldattığının da gerçek fotoğrafı işte bu kanun teklifi diye basılıp her birimize dağıtılan belgenin içinde gizlidir. Bu belge pek çok şey ifade etmektedir. Örneğin bu belge aynı zamanda parlamenter demokrasiyi bir 11 Mart darbesiyle yok eden AKP’nin darbe belgesini de taşımaktadır yani çok özel bir belge bu. Gelecekte bu belgeden çocuklarımız, bu Meclise giren milletvekilleri bir örnek olarak son derece büyük ölçüde yararlanacaklardır. Bu aynı zamanda kaba kuvvetin nasıl meşru kılındığını da gösteren bir belge olarak demokrasi tarihinin karanlık bir sayfasında yer alacaktır. Onun için, benim tavsiyem sizlerin bu belgeyi bir ayna olarak kabul edip zaman zaman buraya bakıp kendi gerçek yüzünüzü görmenizdir.

Şimdi, Komisyondan kaçırılarak geçirilen bir yasa teklifi için bu kadar aceleci davranılmasının sebebi nedir acaba? Neden gereken süre bu teklife verilmedi de bu kadar acele edildi? Bunun sebebi açıktır değerli arkadaşlar, çünkü bu bir eğitim projesi değildir çünkü bu bir siyasi projedir. Bu projede bilim yoktur, bu projede öğrenci, öğretmen yoktur, bu projede üniversiteler yoktur, bu projede bilimsel hiçbir unsur olmadığı gibi pedagoji hiç yoktur, uzlaşma hiç yoktur, bu proje çatışmacı bir projedir.

Ayrıca bakıyoruz bir “eğitim projesi” diye sunulan bir yasa teklifine, bu projenin bütçesi yoktur, bu projenin altyapısı yoktur, bu projenin pilot uygulaması yoktur ve bu projede halkın desteği de yoktur, desteğinin olmadığını en iyi sizler biliyorsunuz. Bir anket çalışması yaptırdınız, sizin partinizin aldığı oyların altında, yüzde 50’nin altına düştü destek. Sonra MKYK’da birbirinize girdiniz, hemen bonuslar üretmeye başladınız. Dershane bonusu üretildi, hemen sınavsız giriş bonusları üretildi çünkü gördünüz, halkın tepkisini gördünüz. Ama bütün bu yokların yanı sıra bu projede –şimdi, yani inkâr etmeyelim- bir şey vardır, önemli bir şey vardır: Bu projede geçmişle hesaplaşma vardır, bu projede intikam duygusu vardır, bu projede AKP’nin yeni rant arayışı vardır, bütün bunlar vardır.

Şimdi, bakıyoruz, bu proje nereden çıktı? Çünkü bu projede olmayan bir şey daha var, bu projede Millî Eğitim Bakanlığı da yok aslında, Bakanın imzası da yok, Bakanlığın görüşü de yok. Onun için, bu proje nereden çıktı, nasıl Türkiye’nin gündemine oturdu, bunu gayet iyi biliyoruz. Bu proje, Başbakanın kişisel intikam projesi olarak Türkiye’nin gündemine sokulmuş bir projedir. Bu proje, bir ari ırk yaratma projesidir AKP için, tek tip insan üretme projesidir AKP için. Bu insanın nasıl bir insan olduğunu da biz söylemedik, Başbakan tanımladı. “Kindar olsun.” dedi, bir de sözde dindarlıktan söz etti. Değerli milletvekilleri, bu proje aynı zamanda ayrıştırıcı ve bölücü bir projedir; toplumu, gençlerimizi bölen bir projedir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, Başbakan toplumu nasıl tasnif ediyor: Dindarlar ve tinerciler. Yani, toplumda bir dindarlar var, dindar olmayan ya da Başbakanın kriterine uygun inanca sahip olmayanlar da tinerci. Toplumu “eğitim” adını verdiğiniz bir projeyle işte böyle ayrıştırıp, böyle bölerseniz hiç kuşkusuz bunun meyvelerini de çok yakında toplarsınız.

Bu 4+4 nereden çıktı? Bakıyoruz, arıyoruz, acaba Avrupa’da çok mu var 4+4? Hayır, yok; 5+3 var, 6+3 var, başka sistemler var. Sonra birden buluyoruz nereden çıktığını, 4+4 Osmanlı’nın bile son dönemde terk ettiği eğitiminin artığı bir proje, Osmanlı eğitiminin artığı bir proje. 4+4 ve beş yaşında çocukları okula göndermek nerede var? Sıbyan mekteplerinde var, mektebi iptidaide var, medreselerin 4-4-4’lük sisteminde var, kısmı evvel, kısmı sânî, kısmı âli diye bölünen 4-4-4’lük sisteminde var. Onun için boşuna kafa yormaya çalışmasın kimse bu 4+4 nereden çıktı diye, bu Osmanlı eğitim sisteminin artığı bir proje olarak 21’inci yüzyılda Türk gençlerine dayatılmış bir projedir, çağ dışı bir projedir.

Bu yasanın altyapısı acaba nasıl oluşturuldu diye baktığımızda şunu görüyoruz: Bu yasanın altyapısı halkı aldatarak oluşturuldu. Halk nasıl aldatıldı? Şöyle aldatıldı: Başbakan çıktı “Ben 28 Şubatın kapattığı imam hatip okullarını bu projeyle açıyorum.” dedi. Allah Allah! Başbakan gerçeği bilmiyor mu ya da bilmeyebilir, kimse ona anlatmamış mı? Türkiye’de sekiz yıllık kesintisiz eğitimin 28 Şubattan çok önce planlandığını herkes biliyor. 1961 yılı Hükûmet Programı’nda yer aldığını herhâlde, herhâlde AKP’yi yönetenler biliyordur. 1994 yılında 600 ilkokul ve 161 ortaokulda sekiz yıllık okulun pilot projesinin uygulanmaya başladığını da herhâlde biliyorsunuz. Bu projenin kararının 15’inci Millî Eğitim Şûrası’nda 28 Şubattan önce alındığını neden halktan gizliyorsunuz? Neden halkı aldatıyorsunuz? Neden halka “28 Şubatta imam hatip okullarının orta kısmını kapattılar.” derken bütün meslek okullarının orta kısmının kapatılmış olduğunu halka anlatmıyorsunuz?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Siz anlatın işte.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Neden aldatıyorsunuz halkı? Halk bunu hak ediyor mu? Bakın, ben size söyleyeyim, 28 Şubattan önce meslek okullarının pek çoğunun orta kısmı zaten kapatılmıştı, kapatılmayan 4 okul kalmıştı; ticaret meslek okulları, basın yayın meslek okulları, aşçılık meslek okulları ve imam hatip meslek okulları. 28 Şubatta sadece imam hatiplerin kapatıldığını söylemek halkı aldatmaktır. Halk aldatılmayı hak etmiyor. Meslek eğitimine devam eden öğrencilerin sayısının azaldığını söylemek halkı aldatmaktır. Bakınız, ben size rakam vereyim. Meslek okullarına giden öğrenci sayısı 1997’de 949.504 iken bugün 2 milyon 72 bin 488, yüzde 118 bir artış olmuştur. Halkı yalanlarla aldatmayın, bunun bedelini çok ağır ödersiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Serter.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, konuşmacı konuşmasını sürdürürken hem Sayın Grup Başkanımızın kişisel intikam güdüsüyle hareket ettiğini ifade etti hem de bu teklifin sahibi olarak bizlerin dayatmacı bir şekilde bunu getirdiğimizi ifade etti, açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın, muhalefet -önemli bir konu- eleştirecek eleştiri sınırları içerisinde, iktidar eleştirilere dayanıklı olacak, tahammül edecek. Lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Grup Başkanımızın intikam duygusuyla hareket ettiğini söyledi. Eleştiri sınırlarını aşıyor.

BAŞKAN – Anladım da ilk konuşmada sataşmalarla başlamak, yani bugün gecemizi uzatmaktan başka hiçbir anlam ifade etmez.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, ama Grup Başkanımızın intikam duygusuyla hareket ettiğini ifade etti, ben açıklamak istiyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, burada muhalefetin konuşmasına hükûmet cevap verir, onun için grup başkan vekilliğinin böyle bir hakkı da yok.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hem Grup Başkanımıza burada özellikle “kişisel intikam” ifadesi kullanıldı hem de bir teklif sahibi olarak…

BAŞKAN – Anladım, kullanıldı, ifade var Sayın Aydın da eleştiri sınırları içerisinde diyorum ve…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, teklif sahibiyim.

Hem dayatmacı bir şekilde bunu getirdiğimizi ifade etti, benim açıklamam lazım.

BAŞKAN – Sayın Aydın, lütfen yerinize oturun. Ben sataşma görmüyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tutanaklara bakın Sayın Başkan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yalnız Sayın Başkanım, aynı usulü diğer arkadaşlar için de kullanmanızı istirham ediyorum efendim.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Halil Aksoy, Ağrı Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Diğer arkadaşlara da böyle bir usulü kullanırsanız…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Aydın, buyurun.

BDP GRUBU ADINA HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa teklifiyle çok yakından ilgili olan on binlerce insan şu anda Ankara sokaklarında, bir o kadarının da daha bulundukları illerden çıkmadan önleri Çevik Kuvvet tarafından kesildi. Eğitim emekçilerinden çok sayıda insan gözaltına alındı ve bu insanların çok yakından ilgili oldukları bir yasanın görüşülmesi sırasında ne görüşlerine başvuruldu ne de bu insanların demokratik tepkilerini ifade etmek açısından yerine getirecekleri asgari demokratik görevlere izin verildi. Bu nedenle onlara başarılar. Ama onların bu duyarlılıklarını engelleyen anlayışı da kınamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, yasa teklifinin içeriğine ve ayrıntılarına girmeden önce, çoğunluğu elinde bulunduran AKP Hükûmetinin Türkiye'yi adım adım karanlığa sürüklemesine herkesin dikkatini çekmek istiyorum.

Bilindiği üzere, Türkiye siyasetinin son on yılında iktidar olan AKP Türkiye’de demokrasinin ve özgürlüklerin gelişmesinin önüne âdeta takoz koymuş ve çıkardığı yasalarla, uyguladığı faşizan politikalarla bu ülkeyi giderek kaosa sürüklemiştir.

Yürütmenin her iki kanadını da elinde bulunduran bu Hükûmet, yargı erkini de ele geçirince, bu kez, muhalefetin sesini kısmak için de dördüncü güç olarak tabir edilen medyayı da kontrolü altına almak istemiştir. Bugün korku imparatorluğuna dönüştürülen Türkiye’de ne yazık ki medya sindirilmiştir. Her şeye rağmen gerçeği tüm yıkıcılığı, yakıcılığıyla gündeme taşıyan Özgür Gündem gazetesi de “nevroz”da yaşananları gündemine taşıdığı için, manşetine taşıdığı için bir ay süreyle kapatılmıştır.

Ayrıca, bu Hükûmet âdeta şımarık çocuklar gibi her istediğini yapabileceğini zannediyor, sağa sola saldırmaktan geri durmuyor, ağzından tehditler eksik olmuyor yani bir yandan rüzgâr ekiyor ama yakında umarım ki fırtına biçmez. Vicdan sahibi ve kendisine muhalefet yapan gerçek aydın ve barışseverleri de yaptığı siyasi soykırım operasyonlarıyla cezaevine tıkıyor.

Halkın kendi bayramlarını dahi kutlamalarına izin vermeyen, ülkeyi gaz bombalarıyla savaş alanına çeviren bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bir yandan, çıkardığı yasalarla kendisine ve yandaşlarına ekonomik rant sağlıyor, öte yandan, kendisine engel olacak tüm yapıları da yok etmeyi hedefliyor.

Bakınız, sadece şu birkaç hafta içerisinde görüştüğümüz ve de Genel Kurula getirilmeye çalışılan yasalara baktığımızda emelleriniz ve niyetiniz ortaya çok açık bir şekilde çıkıyor. Mesela İç Tüzük Teklifi, mesela Afet Yasası, İnfaz Yasası’ndaki değişiklik, Sendika Yasası’ndaki değişiklik, terörün finansmanının önlenmesi adıyla çıkarılması öngörülen yasa önerisi, İŞKUR Yasası, sözde Yargı Reformu Yasası, Yap-İşlet-Devret Yasası, 2/B Yasası ve tabii ki bu yasa teklifinin kime ve nasıl hizmet edeceği bellidir. Bu yasa tasarısı ve tekliflerinin hiçbirisinde kamu yararı ve kişi hak ve özgürlükleri hassasiyeti kesin ölçülerde yoktur. Varsa yoksa AKP’nin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak düzenlemeler ile kendilerine muhalefet eden kesimleri bitirme planının parçaları ve şifreleriyle doludur.

Değerli milletvekilleri, bu proje her ne kadar yasa teklifi olarak Meclise sunulmuşsa da bu bir Hükûmet tasarısıdır.

Peki, neden tasarı yasa tasarısı olarak değil de teklif olarak sunulmuştur? Bu sorunun cevabı şudur: Bu, öyle bilimsellikten uzak, öyle maksatlı ve ideolojik bir projedir ki, kabinenin içindeki bazı üyelerin bile bu tasarıya “hayır” diyeceklerinden korkulduğu içindir.

Kasım ayında bir çalıştayı yapıldı Millî Eğitim Bakanlığının Antalya’da. Bu tasarıyla ilgili bir tek cümle bile orada konuşulmadı. Belli ki bu Millî Eğitim Bakanlığı ve bürokratlarının da gündeminde yoktu, aniden gündeme taşındı. Yani bir düzenlemeyi getireceksin, bunu hiçbir eğitim kurumuna ve toplumun diğer dinamiklerine sunmadan, bilgi ve görüş almadan, âdeta ferman gibi ortaya koyacaksın. Sonra da “Bu, demokrasi” diyeceksin “Bilimsel eğitim” diyeceksin. Yok öyle yağma! Bunun adı düpedüz diktatörlüktür. Dünyada bunun örnekleri çok yaşandı. Sonları da bellidir bu tür şeyleri yapanların.

Ayrıca, bunun yanında da aynı teklifte başkaca kanunlarda da değişiklik yapılarak niyet gizlenmemiştir. Niyetiniz açık ve ortadadır ve doğrudan doğruya yasanın içerisinde de gizlidir. Ama bu amacın asla gerçekleşmeyeceğini bilmeniz gerekiyor. Bu Parlamento her istediğinizi yapabileceğiniz bir yer olmaz. Bu halk da sizin kulunuz, köleniz olmayacaktır.

Bakınız, gittiğiniz yol doğru bir yol değildir. Türkiye halklarına ve geleceği olan Türkiye çocuklarına bunu yapmaya hakkınız yok. Hele hele çocuklar ve eğitim asla ama asla siyasete kurban edilemez. Bu niyetinizden vazgeçin.

Bu eğitim modeli bilimsel bir model değildir. Şayet illa bilimsel bir eğitim modeli uygulamak istiyorsanız, diyoruz ki: Buyurun, hep birlikte, herkesin kendi ana dilinde eğitim yapabileceği bir model üzerinde tartışalım, konuşalım. Ana dilde eğitim bilimsel ve daha başarılı bir sistem olduğu kadar, insanidir, ilahî ve doğaldır. Bunun engellenmesi ve yasaklanması en büyük gericiliktir. Ülkemizin dörtte 1’i Kürt nüfusunu oluşturuyor ve bunların kendi ana dillerinde eğitim ve öğretim görmeleri de -çok kaba bir şekilde- yüzyıllardır engelleniyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de bugüne kadarki bütün iktidarlar döneminde eğitim devletin resmî ideolojisine ve sermayeye hizmet edecek şekilde kurumsallaştırılmış, öğrenciler birer işlenecek ham madde olarak ele alınmıştır. Türkiye’de eğitim cumhuriyetin kuruluşundan bu yana aynı mantıkla ele alınmıştır. Değişen iktidarlar ve yönetim ilişkilerine göre eğitim de sürekli değiştirilmiş ve tam bir sorunlar yumağı hâline getirilmiştir; dün de böyleydi, bugün de böyledir.

AKP İktidarı da eğitimi aynı mantıkla ele almaktadır; biraz farklı olarak, eğitimi ticarileştirip piyasaya sürmesidir. AKP yaklaşımlarına en güzel örnek olarak da, eğitimin kronikleşmiş yüzlerce sorunu yerli yerinde dururken birden toplumun karşısına “4+4” şeklinde formüle edilen bir, eğitim sisteminde yapısal bir değişiklik öngören tasarıyla çıkış yapmıştır. Hâlâ birleştirilmiş sınıflar Türkiye’de vardır, hâlâ 70 kişilik sınıflar vardır Türkiye’de ve taşımalı eğitim gibi baş belası bir sistem hâlâ duruyor. AKP bu uygulamayla eğitim sisteminin bugünkü sorunlarını çözmek bir yana, toplumsal ayrışmayı derinleştirmekten, kendi iktidarının istediği uysal ve dindar gençliği ve sermayenin ihtiyaç duyduğu nitelikli ucuz iş gücünü yetiştirmekten başka hiçbir şeye hizmet etmemektedir, etmiyor. Diğer yandan, okulların, eğitimin bütün mali sıkıntıları ortadayken “FATİH Projesi” adı altında, milyonlarca lirayı kendine yakın şirketlere peşkeş çekmektedir. Zira, bu proje kapsamında yapılacak mal ve hizmet alımlarının Kamu İhale Kanunu kapsamı dışında bırakılması kamu yararına uygunluk ve devlet bütçesini koruma kanunlarında denetime ve hesap verilmesine uygun olmayan uygulamalara da kesin ölçülerle yol açacaktır. Ayrıca, Kamu İhale Kanunu kapsamının -bu kapsamın- dışında tutulmasını gerektirecek yasal ve kurumsal bir gerekçe de teklifte yer almamaktadır.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, bilimsel temellerden uzak ve çocukların gelişim özelliklerine uygun düşmeyen, fırsat eşitliğine ve kamu yararına aykırı görünen bu söz konusu yasa teklifinin geri çekilmesi gerekmektedir. Bunun yerine, eğitimin temel sorunlarının çözülmesi için daha çağdaş, daha demokratik, insan odaklı bir eğitim sisteminin yapılabilmesi amacıyla tüm tarafların sürece katılması, geniş bir mutabakata varılması gerekmektedir. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aksoy.

Şimdi söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’de.

Buyurun Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 199 sıra sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış buluyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kez daha kayıt düşmek için ifade ediyorum: Yüce Meclisin önüne getirilmiş bulunan bu kanun teklifi tamamlanmamış, eksik, etik ilkelerden yoksun ve şaibelidir. Teklifin Komisyondaki görüşülmesi tamamlanmamıştır. 6’ncı maddeden sonra görüşmeler normal şartlar altında ve Komisyon üyelerinin özgürce katılımıyla yapılamamıştır. Komisyon çalışmalarında demokratik süreç, teamül ve ilkelere uyulmamıştır. 6’ncı maddeye kadar bu teklif Türkiye Büyük Millet Meclisi Eğitim Komisyonunun, 6’ncı maddeden sonra ise AKP’li Komisyon üyesi arkadaşların teklifidir. Söz taleplerimiz yerine getirilmemiştir, önerge vermemiz için gerekli şartlar yaratılmamıştır, önergelerimiz üzerinde konuşma imkânı sağlanmamıştır. Gerçeğin bir kez daha ifadesi için bunları söyledim. Unutmayın, gerçek herkesi, sizi de özgür kılar. Onun için, gerçekten yola çıkarak değerlendirmemizi yapmamız gerekiyor.

Bu yasa teklifinin görüşülmesi sırasında çıkarılan olaylarla yalnız yasa teklifine değil, siyaset kurumuna da büyük zarar verilmiştir. Kavga ve kaos görüntülerini çıkaranlar siyaseti kirletmişlerdir. Kavgacılar siyasetin irtifa kaybetmesine ve kamuoyu nezdindeki itibarının infaz edilmesine neden olmuşlardır.

Milliyetçi Hareket Partili Komisyon üyeleri olarak çalışmalarda aklın, sağduyunun ve sağlıklı bir çalışma ortamının oluşturulabilmesi için elimizden geleni yaptık. Partilerin birbirlerini, fantezilerini ve korkularını tartışmak yerine yasa teklifini tartışmaları için uğraştık. Buna rağmen kötü görüntülerin ortaya çıkması engellenemedi. Şimdi, siyaseti kirleten ve siyasetin irtifa kaybetmesine neden olanları sosyal sorumluluk içinde davranmaya ve halka “Size rahatsızlık verdiğimizden, kötü görüntülerin oluşmasına katkı sağladığımızdan dolayı özür diliyoruz.” demeye çağırıyorum. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak gelecek nesiller söz konusu olunca parti geleceği değil, nesillerin geleceğini düşünmek lazım geldiğine inanırız, “Önce ülke ve millet, sonra parti.” diyen bir anlayışı ilke olarak ele alırız.

Değerli milletvekilleri, eğitimin devasa sorunlarını inatlaşarak, ön yargılı ve üstünkörü bir yaklaşımla çözmek mümkün değildir. Eğitim, fantezi, ciddiyetsizlik ve sorumsuzluğu kaldırmaz. Her taraf için söylüyorum: Eğitim konusunda “anlaşamamakta anlaşmak” anlayışını siyaset edinmek topluma yapılabilecek en büyük kötülüktür. Birbirlerine bakışları sorunlu olanların olaylara ve dünyaya bakışları da sorunludur. Parça bakışı bütünü ve tamamı anlamanın önündeki en büyük engeldir. Karşılıklı olarak birbirlerinin bir yerde sebebi, bir başka yerde sonucu olan olgulara ayrı ayrı sahiplik etmek ya da ayrı ayrı dışlamak akıllı insan işi değildir. Madde ile mana, ilmî ile dinî, millet ile devlet, ruh ile beden ayrımcılığı, yapılacak hataların en büyüğü olur. Bu hatayı AK PARTİ sürekli olarak yapmaktadır.

Şu sözlerim Meclisin dışındadır, kimse üstüne almasın: Bir yerde bazı insanların dinle, bazı insanların bilimle; bazı insanların Türklükle, bazılarının Müslümanlıkla; bir kısım insanların devletle, diğer bir kısım insanların milletin değerleriyle kavgası varsa orada barış olmaz. Değerlerin birbirine karşı kullanıldığı yerde fanatizm ve dogmatizm vardır. Bu yaklaşım tarzlarının hastalıklı olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Millî ya da dinî değerlerden birisi eksik olan insanın gerçekte kendisi de tam insan değildir. Bilgiyle desteklenmiş inançtan daha büyük güç de yoktur. Bu yüzden biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak millî, dinî ve ahlaki değerlerin her üçü yönünden de gelecek nesilleri güçlendirecek şuurun onlardan esirgenmemesini istiyoruz. Dinini, milliyetini ve tarihini bilmeyen nesiller başkalarının avı olurlar. Bu anlamda imam hatiplilere uygulanan katsayı adaletsizliğinin kaldırılması yerinde ve faydalı olmuştur. İmam hatip liselerinin orta bölümünün de açılmasını biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak gerekli ve zorunlu görüyoruz ancak dinini öğrenmesi ve bilmesi her Müslüman Türk çocuğunun hakkıdır. Bu nedenle bütün öğrencilerin seçmeli olarak Kur'an-ı Kerim’i, Yüce Peygamber’imizin hayatını, hafızlık derslerini ve İslami bilgileri öğrenmesini zorunlu görüyor ve bunu savunuyoruz. Kur'an-ı Kerim’in seçmeli ders olarak konulmasının bakanların ya da yönetmeliklerin inisiyatifine bırakılmaması ve bizzat 9’uncu maddede açıkça “Seçmeli ders olarak, öncelikli olarak Kur'an-ı Kerim ve ilmihâl olmak üzere diğer seçmeli dersler.” şeklinde ifade edilmesi doğru olacaktır. Kur'an-ı Kerim sıradan seçmeli bir ders kimliğine indirilemez. Onun için bu böyle olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, önümüze getirilen teklif yalnız usul, esas, katılımcılık, demokratiklik ve etik yönden değil, Türkçe yönünden de sorunlu bir metindir. Bu teklif anlam, anlatım bozukluğuyla maluldür. Bu yasa teklifinin Türkçesi berbattır, her okuyanın başka bir anlam yüklediği esnek ve yoruma açık maddeleri vardır. Virgüllerle birbirine eklemlenen cümleler yasa teklifinin maddelerine birden fazla anlam yüklemesine sebep olmuştur.

Bu yasa teklifi Türkçeye kıymakla kalmamış, asıl çocuklara da kıymıştır. Bu yasa teklifiyle altmış aylık çocuk sınıflara sokulabilecektir. Bu teklif çocukların elindeki oyuncaklara gözünü dikmiştir, onları oyun çağındayken oyundan ve oyuncaktan arındırıp sınıfa sokacaktır.

Bu yasa teklifiyle şirketlere, kartellere ve tekellere ucuz iş gücü sağlanacaktır. Teklif, vahşi kapitalizm uğruna gelecek nesillerin ruhunu yok edebilecek, onları otomata dönüştürecek ve kullanıma uygun birer robota çevirecek unsurları da içeriyor.

Değerli milletvekilleri, diğer yandan bu yasa teklifi ilköğretim ve eğitim yasa teklifinden ziyade tablet bilgisayar ihalesi teklifidir. Bu teklif, tam anlamıyla ahlaktan bu yön itibarıyla yoksundur. Bu yasa, eğitimle ilgili yasa teklifinden çok ihaleyi istenilene verme yasa teklifidir.

Nitekim, yasa teklifinin 24’üncü maddesinde aynen şu vardır: Tablet bilgisayar ve benzeri ihtiyaçların sağlanması amaçlarıyla 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları Kamu İhale Kanunu hükümlerine tabi değildir. Böylece, İhale Kanunu’nun hükümleriyle bağlı olmayan ihale verme dönemi açılıyor. AK PARTİ böylece ihaleleri istediği gibi, istediği şartlarda ve istediği kimselere verebilecektir. Bu kadar açık, bu kadar utanmaz ve bu kadar hayâsız bir teklifin nasıl yapılabildiğine hayret etmemek elde değildir. Buna öksüzün, yetimin, yoksulun ve garibin boğazına gidecek lokmaya yasayla el koymak denilir.

İş bununla da bitmiyor. Bir başka maddeyle gelecek nesillerin hakkının gasbı da on beş yıllığına garanti altına alınıyor. 25’inci maddede bu durum şöyle düzenlenmiş: AKP’li bakanlıklarca 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde üst yöneticinin onayıyla on beş yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmelere girişilebilir.

Bilindiği gibi 2015 yılı bu iktidarın sonudur. 2015 yılı önemli ve ciddi değişikliklere gebedir. 2015 yılı muhtemelen AK PARTİ’nin iktidarı devretmek zorunda kalacağı bir yıl olacaktır. Bu sebeple, AK PARTİ 2015 yılına kadar yapacağı mal ve hizmet alımıyla yapım işlerinde on beş yıla kadar yaygın yüklenmelere girişmeyi garanti altına alıyor. Açıkçası AK PARTİ, iktidardan ayrılmış olsa bile bu madde gereğince on beş yıl daha satın aldığı mal ve hizmetlerin bedelini millete ödemeyi hesaplıyor ve bunu garanti altına almak istiyor.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısında öğrenci yoktur, öğretmen yoktur, idareci yoktur, kısacası, bu yasa tasarısında insan yoktur yani eğitimin öznesi olanlar yoktur. Bu yasa teklifinde öğrenci, öğretmen, idareci yoktur ama bu teklifte olan bir şeyler vardır; bu yasa teklifinde, şanını, namını ve şöhretini üniversitelere kazımak isteyenler vardır. Bu yasa teklifi, eğitimi yeniden yapılandıran bir tasarı olmaktan daha çok üniversitelere adlarını veren bir tasarıdır. Bunun adı “narsistlik, kendini beğenmişlik ve bencillik”tir.

Bu teklif samimiyet ve tutarlılıktan da yoksundur. Millî görüşün lideriyle, sonradan millî görüş gömleğini çıkaranların isimlerinin üniversitelere verilmesini öngörmektedir. Kendi mensuplarının adlarını üniversitelere verenler, o üniversitelerin üzerinde yükseldiği toprağın millî ve manevi sahibi olan Şeyh Edebali’nin ismini Bilecik Üniversitesinden esirgemişlerdir. Şeyh Edebali’nin sözlerini kitlelere okuyup sempati toplayanlar, kendi isimlerini her önüne gelen yere verirken, onun ismini Osmanlıyı mayaladığı topraktaki bir üniversiteye vermekten kaçınmaları ibret alınacak bir nankörlüktür. “’Şeyh Edebali’ isminin Bilecik Üniversitesine verilsin.” teklifine “ret” cevabı veren komisyon üyelerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - …bu millet bilmek istiyor, biz de bilmek istiyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yeniçeri.

Şimdi, birinci bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Muharrem İnce, Yalova Milletvekili.

Buyurun Sayın İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben, komisyon aşamasından bugüne gelirken yaşadığımız, karşılaştığımız zorbalıkların sadece bugün olduğunu düşünüyordum. Şöyle bir 8 Ağustos 97 Cuma günkü Hürriyet gazetesinin başlığı: “Mecliste zorbalık.” “Ne demokrasi ne ahlak. Sekiz yıllık eğitime karşı çıkan Refah Partisi, Plan Bütçe Komisyonunu savaş alanına çevirdi. RP’liler Millî Eğitim Bakanının konuşmasını mikrofonunu keserek önlediler. Kürsüyü işgal ettiler. Bakana hakarette bulundular ve ölümden söz ettiler.”

Yine, aynı günkü gazete: “Mecliste görüşmeleri engellemek için başvurdukları birbirinden ilginç yöntemler dün tüm milletvekillerine ‘pes’ dedirtti. Refah Partililer kulistekilerin oylamaya gelmelerini sağlamak amacıyla kullanılan zillerin içine kâğıt tıkayıp bozdular. Kupalara pusula atılarak yapılan oylama sırasında Refah Partililerin Genel Kurulda bulunmayan milletvekilleri adına oy kullandıklarından kuşkulanıldı. Yasanın 9’uncu maddesinin sadece 8 farkla kabul edilmesi üzerine Başbakan Yılmaz’ın talimatıyla 10’uncu madde oylaması ad okunarak yapıldı. Fark birden 58’e çıktı. ANAP Grup Başkan Vekili Ülkü Güney ‘Bu çok ayıp bir şey. Burada hile var, oy hırsızlığı var’ dedi.” Demek ki bu genetikmiş yani siz bu zorbalığı o zaman da yapmışsınız, şimdi de yapıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakın, çocuklarımızın puanlarını nasıl çalacaksınız, size bir örnek anlatacağım. Sayın Bakan yok ki. (CHP sıralarından “Geldi, geldi.” sesleri)

AHMET YENİ (Samsun) – Burada.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ha gelmiş, gelmiş.

Bakın, şimdi isim veriyorum isim: Konya Ereğli Özel Şahika İlköğretim Okulu. Öğrencilerin yüzde 70’inin yıl sonu başarı puanı, yüzde 70’inin yıl sonu başarı puanı tam puan, 500. Bu ne olacak biliyor musunuz? Şimdi, bu kanunu okumadıkları için AKP’li milletvekilleri bilmiyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İyi biliyoruz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bakan da bilmiyor aslında. Bakın ne olacak size söyleyeyim: 30 kişilik, 40 kişilik okullar olacak, son sınıfları 30-40 kişi olan sınıflar olacak. Bu okulda olduğu gibi bunların hepsini okul birincisi yapacaklar, tam puanla mezun edecekler. Sonra bu kanunla okul birincilerinin yerleştirilmesinde YÖK’ün yetkisini arttırdığınız için, YÖK’te de zaten sizin adamlar olduğu için oturacaklar bakacaklar, bunları okullara yerleştirecekler.

KPSS sorularını çaldılar. Çaldılar diyorum açıkça. Başbakan hava bastı “MİT’i görevlendirdim.” dedi, hikâye, sonuç yok. KPSS sorularını kim çaldı? Çocuklarımızın geleceğini çalıyorsunuz bugün siz. Siz kendi çocuklarınızı 30-40 kişilik okullarda okul birincisi yapacaksınız, yandaşlarınızın çocuklarını, aynı bu örnekte olduğu gibi; onları üniversite sınavında, şurada burada iyi yerlere yerleştireceksiniz. İşiniz, gücünüz hesap kitap, alavere dalavere. Bakın, daha örneklerini söyleyeyim.

Bir başka örnek… “Kamu İhale Kanunu dışına çıkartılıyor bu tabletlerin alımı.” diyoruz. “Nasıl olacak?” diyor. Şimdi, ben bir örnek anlatıyorum. Sayın Bakan hangi bürokratı anlattığımı iyi anlayacaktır. Bir: Bir kamu görevlisi –mesela, bu bir genel müdür yardımcısı olabilir- kendi adına bir tasarım yapar bu genel müdür yardımcısı. Bu tasarımı bir şirkete götürür, sonra şirket patent başvurusuna bu bürokratın adını yazdırır, sonra bu bürokrat bakanlığın diğer personeli ile bir ihale şartnamesi hazırlar. İhale şartnamesinde tarif edilen ürün, o bürokratın tasarladığı patenti alınan üründür. Bu durum İhale Kanunu’na aykırıdır. Bu firmanın ihaleyi alabilmesi için patentli ürün bakanlığa bağışlanmış gibi gösterilir yani alavere dalavere işlemleri bu kanun çıkmadan daha yapılmıştır. Kanun çıkınca nelerin yaşanacağının da bir başka göstergesidir bu.

Sayın Başbakana, Bakana soru önergesi verdim. Üç aydır niye cevaplayamıyorsunuz bunu? Siz, burada, çocukların sınav sorularını çalmak için, puanlarını çalmak için kanun çıkartıyorsunuz. Çocukların bilgisayarlarından, Kamu İhale Kanunu dışına çıkarmak için, rant için, rantiye için kanun çıkarıyorsunuz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Şahsı adına ikinci söz isteyen Avni Erdemir, Amasya Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 199 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri,     milletimizin büyük teveccühünü kazanarak iktidara gelmiş olan partimiz, dokuz yıllık iktidarında milletimize büyük başarılar yaşatmıştır. Bugün görüştüğümüz eğitim kanunundaki değişiklikler de toplumsal bir değişim talebinin karşılığıdır. Milletimiz bu değişimi de AK PARTİ’nin başarı hanesine yazmak için inanın sabırsızlıkla bekliyor.

Değerli milletvekilleri,     bugün kesintisiz eğitimi savunanlar, unutmasınlar ki kesintisiz eğitim kararları, 28 Şubat sürecinde Millî Güvenlik Kurulu gölgesinde alınmış kararlardır.

Kesintisiz eğitimle, katsayı adaletsizliğiyle meslek liselerinin üniversite yolu kesilmiş, meslek lisesi elektrik bölümü mezununa “elektrik mühendisi olamazsın” makine bölümü mezununa “makine mühendisi olamazsın” denmiştir bu kanunla. Sonuçta, kimse çocuğunu, üniversiteye girme şansı olmayan meslek liselerine göndermemiş, meslek liseleri hiçbir umut taşımayan çocukların gittiği mutsuzlar, umutsuzlar lisesine dönüşmüştür. Mesleki eğitim nitelik sorunu yaşamış, büyük yara almıştır maalesef.

Bu kararlardan mağdur olan bu milletin çocuklarının çığlıkları duyulmamış, gözyaşları sel olup oligarşiyi boğmuş, maalesef farkına varılmamıştır bu ülkede.

Bu yüzden şimdi mesleki eğitimin önünü açan, tek tip vatandaş yetiştiren anlayışın yerine yeni çağa, ekonomiye uygun, esnek, tercihleri önceleyen, yönlendirmeye açık, demokratik bir eğitim sistemi oluşturuyoruz biz.

Değerli milletvekilleri,     biz, eğitimdeki başarılarımızı bu yüce Mecliste hep dile getirdik, bunların hiçbirine inanmak istemediniz. Biz okullaşma oranını yükselttik dedik, inanmadınız. Şartlı nakit transferiyle, “Haydi Kızlar Okula” kampanyalarıyla kız, erkek bütün çocuklarımızın okullaşma oranını yükselttik, çocuk işçiliğini, erken evliliği azalttık dedik. İnanmadınız, itiraz ettiniz. Geldiğimiz noktada bugün bütün bunları kabul ettiniz. “Evet, bunları başardınız ancak kesintisiz eğitim sayesinde başardınız.” dediniz. Başarımızı kesintisiz eğitimle ilişkilendirerek de olsa kabul etmek zorunda kaldınız. Bunun için teşekkür ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, biz bu yasayla, dörder yıllık dilimlerle kademeli zorunlu on iki yıl eğitimi getiriyoruz. Çağdaş dünyaya bakın, savunduğunuz kesintisiz eğitim modelini uygulayan kaç ülke var bu dünyada? Gelin,milletimize bunu anlatın.

Değerli milletvekilleri, biz bu yasayla, katsayı adaletsizliği bitsin, meslek liselilerin ayağındaki prangalar çözülsün, herkes eşit şartlarda yarışsın, meslek liseliler alanlarıyla ilgili yüksekokullara sınavsız gitsin, bu okullarda yüzde 10’a giren öğrenciler sınavsız lisans tamamlasın istiyoruz. Meslek lisesi elektrik bölümü mezunu elektrik mühendisi olabilsin, makine bölümü mezunu makine mühendisi olabilsin istiyoruz. Bundan niçin şikâyetçisiniz?

Değerli milletvekilleri, biz bu yasayla, FATİH Projesi bu ülkede hayat bulsun, bütün sınıflarda akıllı tahtalar, öğrencilerimizin elinde bilgisayarları olsun, bütün bu işler yapılırken, hak olsun, hukuk olsun ama bu değişimi yavaşlatacak bürokratik engeller ortadan kalksın istiyoruz. Bütün bunları bu milletin çocuklarına kim çok görebilir? Çok mu görüyorsunuz?

Bugün, biz, milletimizden aldığımız yetkiyle ülkemizin, gençlerimizin geleceğini karartan, önlerindeki o duvarları çekiyoruz, önlerindeki seti kaldırıyoruz. Kesintisiz eğitimin, katsayı adaletsizliğinin açtığı yarayı sarıyoruz. Bundan kim şikayetçi olabilir?

Elbette herkesin şikâyetçi olma, itiraz etme hakkı var ama bunun yolu bellidir demokrasilerde. Gidersiniz millete, anlatırsınız bizi, kendinizi, inanırsa millet size alırsınız yetkiyi, getirirsiniz kesintisizi diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdemir.

Şimdi bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Dün sisteme giren sayın milletvekilleri: Sayın Işık, Sayın Halaman, Sayın Kuşoğlu ve Sayın Tanal; bugün, Sayın Erdoğan, Sayın Genç, Sayın Kaleli, Sayın Işık, Sayın Köse, Sayın Tanal, Sayın Halaman, Sayın Halaçoğlu, Sayın Öz, Sayın Demir, Sayın Canalioğlu, Sayın Topcu, Sayın Aslanoğlu, Sayın Demiröz, Sayın Özgündüz, Sayın Şeker, Sayın Çınar, Sayın Kurt ve Sayın Dağoğlu.

Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, pilot olarak uygulamaya koyduğunuz FATİH Projesi kapsamında şimdiye kadar hangi firmalardan kaç adet tablet bilgisayar satın alınmıştır ve bunlar için ne kadar para ödenmiştir? Bu kanunda, KİK kapsamında değişikliğe ve bu tür alımların Kamu İhale Kurumu Kanunu kapsamı dışına alınmasına neden izin veriyorsunuz? Niçin orijinal kanunda bu değişikliği yapmayı daha uygun bulmuyorsunuz? Cevaplarsanız sevinirim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkan, teşekkür ediyorum.

Benim, Bakan Bey’e sorum şu: Kanun taslağı yirmi yedi madde. Ben bu maddelere baktım, aradım, bir türlü bulamadım. Sıkıntı kabul edilen baş örtüsü var. Bu baş örtüsünü de bu maddelerde bulamadım. Bu baş örtüsünün sıkıntı kabul edilen hâlini ortadan kaldırmak için direkt bir ek madde koyamaz mı Sayın Bakanımız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kuşoğlu… Yok.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Millî Eğitim Bakanı -bilemiyorum- tüm milletvekillerine şöyle bir kitapçık dağıttı. Bu kitapçıkta hakikate aykırı, “yalan” diyemiyorum, gerçeğe aykırı şekilde düzenlemeler yapılmış. Nedir bu? Burada, değerli arkadaşlar, Almanya’da ilkokula başlama yaşı “altmış dört ay” yazılmış. Külliyen hakikate aykırı. Ben, bir doktora tezini veriyorum, gayet rahat burada “altı yaş” yazılı. Bunun gerekçesi nedir?

İki: Sadece Almanya değil, Bulgaristan o şekilde, Danimarka aynı şekilde, İsveç aynı şekilde,  Yunanistan aynı şekilde. Yani Sayın Bakan, kimi kandırmaya çalışıyorsunuz? Sizden istirham ediyorum… İnsanlar önce Allah’a inanır, sonra devlete inanır. Siz, burada, neden halkı aldatmaya çalışıyorsunuz? Burada, bizim Meclis kütüphanemizde yayınlanan doktora teziyle sizin bu kitapçıklarınız tam tezat. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ağbaba? Yok.

Sayın Erdoğan, buyurun.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün sormuştum, tekrar ediyorum, dün cevap alamadım soruma: Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat Kanunu kanun hükmünde kararnameyle değiştirildikten sonra, yeni kadronuzu kurarken eğitimci olmayan kaç kişiyi millî eğitim üst yönetimine müsteşar, müsteşar yardımcısı, genel müdür olarak atadınız? İktidarın yeni eğitim felsefesi “Eğitim, eğitimcilere emanet edilemeyecek kadar önemlidir.” noktasına mı gelmiştir?

İkinci sorum: Görüşülmekte olan kanun tasarısıyla eğitime başlama yaşını beş yaşa çekiyorsunuz. Bu çocuklara uygun servis hizmetini kim, nasıl verecek? Tabii ki, bu çocukların servislerine verilecek rehberlerin ücretini kim ödeyecek?

Üçüncü sorum: “Dershaneler kapatılacak.” diye açıklamalar yapıyorsunuz. Ancak, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısında merkezî sınav sisteminin devam edeceği açıkça belirtilmektedir. Bu sınav sistemi devam ettiği müddetçe dershaneleri nasıl kapatacaksınız? Böyle lüzumsuz açıklamalarla vatandaşın kafasını niçin karıştırıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Komisyonlarda 26 maddelik teklifin 20 maddesi müzakere yapılmadığı hâlde “yapılmış” gibi sahte rapor düzenleyen AKP’li Millî Eğitim Komisyonu Başkanı Nabi Avcı ve AKP’li Millî Eğitim Komisyonu üyeleri ile bu olmayan raporu gündeme alan Meclis Başkanı Cemil Çiçek ve bunu gündeme alan siz Başkan Vekili ile AKP Grubu Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihine kara bir leke yazmışlardır, bu kara leke üzerinizden silinmeyecektir, bir.

İkincisi, intihal suçunu işleyen Millî Eğitim Bakanı olan zat –bu, daha önce mahkemeye dava açtı, bu davası reddedildi YÖK zamanında- nasıl oldu da tekrar, kendine göre bir YÖK oluşturduktan sonra, yeniden bu intihal suçunu işlemediğine dair nasıl bir karar aldı? Bu muhkem kaziyeyi alan mahkeme kararını nasıl kaldırttınız? (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Toplumun hiçbir kesimine danışmadan, grup başkan vekillerinizin teklifiyle getirilen bu proje, Parti Programı’nızın, Hükûmet Programı’nızın, Seçim Bildirgenizin hangisinde vardır? Kaç kez bu konuda, kimlerden görüş alınmıştır? Şimdi tepkilerini dile getirmek isteyen sivil toplum örgütlerine niye engeller getiriyorsunuz? Diğer şehirlerden Ankara’ya gelmek isteyenler niye İçişleri Bakanlığı genelgesiyle durduruluyor? Bu projeyi insanlara “Avrupa Birliği zorunluluğu” diye mi anlatıp inandırmaya çalışıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkanım, bu yasa teklifi komisyonlarda görüşülemedi maalesef. Çok güler yüzlü, sempatik ve uygar bir portre çizen AKP Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’ın yönettiği AKP’li milletvekilleri tarafından Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri komisyona sokulmadı ve saldırıya uğradılar. Buraya da temel yasa olarak getirmişsiniz maalesef, burada da görüşemeyeceğiz.

Şimdi, bu işin birinci dereceden ilgilileri, eğitim emekçileri bütün gün polis saldırısı ve baskısı altında seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Şu anda polis tarafından durduruldukları yer ile basın açıklaması yaparak seslerini duyurmak istedikleri yer arasında 100 metrelik bir mesafe var. Bu konuda derhâl bir girişim yapacak mısınız ve kamu emekçileri ve öğretmenlerin seslerini duyurmalarına imkân sağlayacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, dün sormuştum, tekrar edeceğim: İmam hatip liselerinden imam tayin ediliyor. Ben de diyorum ki, dünkü sorumda şunu söyledim: İmam hatip yetiştirmek için üniversitelerde sadece ilahiyat fakültesi değil bir yüksekokul açmayı düşünüyor musunuz? Çünkü, imam yetiştirmek çok ayrı bir özellik gerektiriyor ve ülkenin gerçekten doğru imamlara ihtiyacı var. Böyle bir düşünceniz var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öz.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, 4+4+4 formülünün eğitimde reform olacağına inanıyor musunuz?

“Her şeyin başı eğitim.” derken on yıllık iktidarınızda bu kadar sık sistem değiştirmek doğru mudur?

Bu kanun tasarısının geniş kapsamlı ve ilgililerle yeterince tartışıldığına inanıyor musunuz, olgunlaşmış bir tasarı olarak görüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru, Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakan, özellikle Muğla Milas ilköğretim okullarının altyapılarında büyük eksiklikler var, boya-badana, çatı sorunları var, pencere sorunları var. Personel eksikliği nedeniyle özellikle okullarda temizlik sorunları bir türlü aşılamıyor. Bu konularda bir planlamanız, bir programınız var mı yani altyapılarda oldukça sıkıntılar var, bunları nasıl gidereceksiniz?

Şimdi, bu kanun çıktıktan sonra 50 bin kadro fazlası olacak. Bunları köylere mi süreceksiniz, ne yapacaksınız?

Üçüncü sorum: Biyokimya, fizik, kimya, bilişim bölümünü bitirmiş pek çok öğrenci var. Bunların tayinleriyle ilgili bir düşünceniz, bir planınız, programınız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun, soruları cevaplayın lütfen.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, öncelikle bu altyapıyla ilgili sorular muhtemelen birçok milletvekilimizin kafasından da geçiyor olabilir, ona kısaca cevap sunmak istiyorum. Herhangi bir okulumuzun, özellikle ilköğretim okullarının boya-badana gibi temel bazı hizmetlerinin ve eksiklerinin giderilmesiyle ilgili her yıl bütçede bize ayrılan kaynakları biz ilgili özel idarelere gönderiyoruz. Bu yıl da, önceki yıllardan farklı olarak, yılbaşında, ocak ayında ilgili özel idarelere tamir ve bakım için gerekli paraları gönderdik. İlgili valilik ve il millî eğitim müdürlükleri öncelikleri belirleyerek sorunları gidermeye çalışacaklar.

Çok değerli arkadaşlar, önce şunu söylemeliyim: 4+4+4, millî eğitim sisteminde sistemin bütününü değiştiren bir reform olarak hiçbir zaman benim tarafımdan tanımlanmadı. Millî eğitim sisteminden dün bahsettim. Millî eğitim sisteminin bütünlüğü içerisinde müfredat, öğretmenler, okul ve fiziki altyapı, teknolojik donanımlar, yapı, amaç ve hedefler gibi sistemi oluşturan çok sayıda öğenin olduğunu, bu öğelerden birinin yapı olduğunu ve bu sistemde de yapıda bir değişiklik ifade ettiğini defalarca söyledim, bir kez daha söylemek istiyorum. Bu, eğitim sisteminin tamamına dair bir kapsayıcı kanun değil, eğitim sisteminin temel öğeleri içerisinde sadece yapıda bir değişiklik yapıyor, zorunlu eğitimi on iki yıla çıkarıyor ve kademeli hâle getiriyor. Onun dışında reform mu bekleyeceksiniz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Nerede zorunlu yazıyor burada?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) - O zaman müfredatla, öğretmenlik mesleğiyle, amaç ve hedeflerle, stratejiyle ilgili konularda değişiklikleri yeri geldikçe biz kamuoyuyla paylaşacağız.

Onun dışında önce şunu söyleyeyim, az önce özellikle bizim dağıttığımız kitaplardaki bilgileri yargılayan arkadaşıma ifade etmek istiyorum: Siz, lütfen, o kitaptaki bizim size verdiğimiz bilgileri kaynaklarıyla beraber kontrol ediniz, o kaynaklardan o bilgilerin nasıl olduğunu görme şansınız olacak. Eğer bizim kaynaklarımız ile sizin hazırlattığınız doktora tezinde farklılık varsa lütfen doktora tezinizdeki kaynaklarınızı gözden geçiriniz.

Bizim bildiğimiz, Almanya’da alt limit altmış dört aydır, üst limit yetmiş iki aydır ve 30 Eylül ile 31 Aralık tarihleri arasında doğmuş olan ve henüz altı yaşını ders yılı içinde tamamlayacak olan çocukların okula başlamaları konusunda çocuğun velisiyle birlikte karar veriliyor. Bu açıdan bakıldığında, bizim, öngördüğümüz bilgiler açısından bir tereddüdümüz yok, lütfen siz tekrar kaynakları gözden geçiriniz.

Tabletlerle ilgili bir soru var. Çok değerli arkadaşlar, biz FATİH Projesi’nde pilot uygulamaya başladık. Pilot uygulamaya başladığımız zaman itibarıyla henüz Türkiye’de üretim gerçekleştirilmiyor olduğu için sınırlı sayıda tuttuk dolayısıyla var olan bilgisayarlarda bize teklif veren firmalar arasından iki firma ihaleyi aldı. Ürünü de biz kendimiz satın almadık, Devlet Malzeme Ofisi satın aldı, biz talebimizi bildirmiştik. Toplam 8.800 tablet bilgisayar satın aldık; bunlardan 4.800 adedinde Sentim Bilişim firması ihaleyi kazandı, ebatları biraz büyük olan bir üründü bu, bunun tanesini 775 Türk liraya satın aldık; diğerini ise General Mobile aldı ve General Mobile yaklaşık olarak 4 bin adet ürün bize verdi, bunun da tanesi 599 liraydı. Bunu daha önceden siz Komisyonda sordunuz, ben de size bununla ilgili bilgileri sunmuştum, bu vesileyle tekrar sunmak durumunda kaldım.

Ancak özellikle grup konuşmaları yapılırken ve daha sonra sorularda özellikle bilişim teknolojisinin satın alınması ve altyapı kurulmasıyla ilgili, Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkmasıyla ilgili tereddütler için tekrar aynı şeyi söylüyorum: Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkması normalde bunun hukuksuz yapılacağı ve keyfî yapılacağı anlamına gelmez; bu, kendi yapısı içerisinde zaten bir hukuki mevzuata sahip olacak ve yine ihale süreçlerine tabi olarak gerçekleştirilecek.

ALİM IŞIK (Kütahya) – O zaman niye değişiyor Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Gayet basit Sayın Işık: Değiştiriyoruz çünkü biz aynı zamanda İnternet hizmetlerinin satın alınmasıyla alakalı olarak altyapıyı da beraber veriyoruz; bu ciddi bir finansman kaynağı gerektiriyor. Millî Eğitim Bakanlığının bu anlamda yeteri kadar kaynağı olmadığı için İnternet hizmetini sunacak firma, yatırımları da yapacak. Bu yatırımları yapmasının bir başka gerekçesi: İnternet hizmetini verirken şayet altyapıda birtakım sorunlar çıkarsa İnternet hizmetini verecek olan firma bunu mazeret göstererek hizmetlerdeki aksamalara gerekçe oluşturmasın diye düşünüyoruz, o yüzden hizmeti veren altyapıyı da yapsın. O zaman da üç yıllık süre içerisinde sözleşmeyle, ihaleyle yapılacak herhangi bir uygulama bunu finanse edecek bir nitelik taşımıyor ve firmaların hepsiyle bu anlamda yapılan görüşmeler ve benzeri durumdaki diğer kamu ihalelerine baktığımızda üç yıldan daha uzun süreli bir ihale yöntemine ihtiyaç duyuluyor ve bunun için de yapıyoruz. Bundan daha fasih, bundan daha açık ve şeffaf bir açıklama olabilir mi sizce? Eğer daha fazla bir şey istiyorsanız onu da söyleyeyim ben size.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Neden kendi kanununda yapmadınız da burada koyuyorsunuz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Ayrıca, ihale süreçlerinin daha kısaltılmasına ihtiyaç var. Mevcut ihale sürecinde herhangi bir tablet bilgisayarı almaya teşebbüs ettiğinizde, daha ürünü almadan eskime ihtimalinin olduğu bir süreyle ürün yapabiliyoruz. Bu açıdan bakıldığında, bizim gayet açık ve net bir izahımız var konuyla alakalı.

“Millî Eğitim Bakanlığı kadrosunda kaç tane yönetici eğitimden gelmiyor?” diye soruluyor. Arkadaşlar, ben size başka bir soru sorayım: Eğitimci olmak profesyonel yönetici olmak anlamına mı geliyor sizce? Bir Millî Eğitim Bakanlığının üst kademesi dediğinizde eğer aklınıza gelen müsteşar ve müsteşar yardımcılarıysa, orada, profesyonel mahiyette strateji geliştirmeyi bilen, yönetim vizyonu oluşturabilecek ve bilimsel analizler yapabilecek insanlara daha çok ihtiyacımız var. Hâlbuki -açık bir şekilde söyledim, tekrar söyleyeyim- bizim bugün oluşturduğumuz bütün grup başkanlıklarımızda göreve gelen arkadaşlarımızın her birisi en az beş yıl ve ortalama on yıla yakın süreyle öğretmenlik yapmışlardır ama yetmedi, onların pek çoğunun lisansüstü eğitim yapmış olmaları şartını koyduk. Daha da yetmedi, pek çoğunu yabancı dil bilen insanların arasından seçtik. Bu sizce iyi bir tercih değil mi? Bakanlığın bütün her tarafında eğitim bilen ama yönetim bilmeyen insanları oluşturmanın bir manası olabilir miydi? Bütün bunlara rağmen, madem sordunuz tekrar söyleyeyim, müsteşar ve müsteşar yardımcıları seviyesinde eğitim sektöründen gelmeyen sadece 3 kişi var. Bu sizce çok mu?

BAŞKAN – Sayın Bakan, sözlerinizi toparlar mısınız lütfen.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Dolayısıyla bütün bunlara bakarken lütfen, bizim web sitemize giriniz -web sitemiz de arkadaşlarımızın pek çoğunun bilgisinde- ulaşma şansınız olacak. Dolayısıyla, burada insanların zihnini bulandıracak tavır içerisinde soru sormayınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İntihal…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Ayrıca, benim intihalimle ilgili soru soran zat önce kendi servetinin kaynaklarıyla ilgili bilgiyi topluma versin, bu soruları sorsun diye sözlerimi neticelendiriyorum.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Cevabı kaçırma.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ne alakası var?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Ben de teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, benim soruma cevap verirken dedi ki: “Servetinin mahiyetini açıklasın.” Bu bir sataşmadır, ben açıklayayım.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Mecbur mu açıklamaya?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sana ne, Meclisi siz mi idare ediyorsunuz?

BAŞKAN – Bir saniye…

Sayın Hamzaçebi’yi bir dinleyelim önce.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Benim soruma cevap verirken “Bana intihal sorusunu soran adam evvela servetinin mahiyetini açıklasın, ondan sonra ben cevap vereyim.” dedi.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Sen açıkla mahiyetini, sen bunun mahiyetini açıkla.

BAŞKAN – Sayın Genç, “Servetinin mahiyetini açıklasın.” demekteki sataşma neresinde?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tabii yani, açıklayayım yani, düzeltmelerimi yapayım efendim. Açıklayayım Sayın Başkan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, siz oylamaya geçmek üzere aslında açıklama yaptınız.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Bakan, siz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, kaçıyor, kendisi ortada muhkem kaziye varken, o muhkem kaziyeyi nasıl kaldırdın, mahkeme kararını nasıl kaldırdın açıklamak  zorundasın.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Yeri geldiği zaman açıklayın, fırsat bulduğunuzda açıklarsınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bunun bilgi hırsızlığı yaptığını, ortada YÖK kararı var, YÖK kararına karşı dava açıyor, davası reddediliyor, aradan beş sene geçtikten sonra yeni bir YÖK kararı alınıyor. O karar nasıl kaldırılmış açıkla bakalım? Niye, açıkla buradan, bize açıkla.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Genç’e açık bir sataşma var efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sataşma var Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hayır, ben bölümler üzerinde önerge işlemi yapacağımı söyledim. Bir madde üzerinde yapalım, sonra değerlendireceğim şeyinizi ama önce tutanaklara geçti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, niye yani şimdi burada hazır gelmişken, tam sıcakken ben de cevap vereyim.

BAŞKAN – Laf yine soğumayacak Sayın Genç, merak etmeyin, bugün laf soğuyacak değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bu bilgisayarları nasıl ihale edecekler, kimlere servet ekleyeceklerini de söyleyelim.

BAŞKAN – Laf soğuyacak değil Sayın Genç, değerlendireceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir söyleyin bakalım servetine neler katacağını?

BAŞKAN – Lütfen Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tayyip Bey’e haber gönderdin mi, “100 milyar dolarlık devlet kaynağını harcıyorum.” dedin mi?

BAŞKAN – Sayın Genç, böyle bir usul yok lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sanıyorum önergelere geçiyorsunuz değil mi efendim?

BAŞKAN – Efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Önerge işlemine başlıyorsunuz.

BAŞKAN – Evet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bize dağıtılan önerge setinde her bir siyasi parti grubunun birer önergesi bulunuyor ve biz bu teklifi İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun kabulüyle görüşüyoruz. İç Tüzük’ün 91’inci maddesinin ikinci fıkrası gayet açıktır. Bu fıkraya göre, temel kanunlara ilişkin görüşmeler sırasında milletvekilleri, esas komisyon ve hükûmet önergeler verebilir. Milletvekilleri tarafından her bir madde için iki adet önerge verilebilir ancak yine aynı fıkraya göre siyasi parti gruplarının birer önerge verme hakları saklıdır. Dağıtılan önerge setinde her siyasi parti grubunun birer önergesi bulunuyor ancak Başkanlık Divanındaki kayıtları incelediğinizde, dört siyasi partinin dört önergesi dışında başka önergelerin olduğunu da göreceksiniz. Yani 91’inci maddenin ikinci fıkrasında yer alan, milletvekillerinin iki adet önerge verme hakkı, sizin bu uygulamanıza göre ortadan kaldırılmış olmaktadır. Siyasi parti gruplarının önerge verme haklarının olması, milletvekillerinin iki adet önerge verme olanağını ortadan kaldırmamaktadır. “Siyasi parti grupları birer önerge verdi, o hâlde milletvekillerinin önerge verme hakkı kalkmıştır.” demek, bağımsız milletvekillerinin önerge hakkını ortadan kaldırmak demektir. Bu nedenle, size verilmiş olan ve işleme konulmamış olan diğer önergelerin -ki diğer siyasi partilerin de önergesi olduğunu tahmin ediyorum, bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak önergelerimiz var- bunların kuraya tabi tutulmak suretiyle iki adet önergenin daha her madde için işleme konulması gerekir efendim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, diğer grupların bu konudaki tavırları nedir bilmiyorum, isterseniz usul tartışması açayım, ben görüşümü usul tartışmasından sonra bildireceğim.

Buyurun, üç dakika süre veriyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki, ben aleyhte istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, aleyhte.

Lehte?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben lehte istiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben de aleyhte istiyorum.

BAŞKAN – Gruplara vereceğim efendim, Sayın Genç.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Hamzaçebi ve Sayın Genç aleyhte.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Grup olarak ben de konuşmak istiyorum, aleyhi lehi kalmadı zaten bu işin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, Sayın Aydın lehte, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen maddeler üzerinde siyasi parti grupları dışında milletvekillerinin de önerge verip veremeyeceğine ilişkin Başkanın tutumu hakkında

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, biz burada yeni bir uygulama yapmıyoruz. Bu Meclis çalıştığından beri, hem İç Tüzük esaslarına bağlı olarak hem de Meclisin oluşan teamüllerine bağlı olarak bugüne kadar, normal kanun görüşmelerinde her madde üzerinde en fazla yedi önerge verme hakkı var. Yine, temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülen tasarı ve teklifler üzerinde de -bugüne kadarki uygulama da hep bu yönde olmuştur- en fazla dört önergeyle sınırlı tutulmuştur.

TUFAN KÖSE (Çorum) – İç Tüzük varken teamül olur mu?

AHMET AYDIN (Devamla) - Dolayısıyla değerli arkadaşlar, bu usul tartışması açısından Başkanlık Divanının ben tutumunu doğru buluyorum. Temel kanun olarak biz bunu iki bölüm hâlinde görüşüyoruz ve görüşülmekte olan bu temel kanunda da maddeler üzerindeki önerge sayısı dörtle sınırlıdır diyorum, teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aleyhte olmak üzere Sayın Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İç Tüzük’ün 91’inci maddesi temel kanunların Genel Kurulda nasıl görüşüleceğini düzenlemektedir. Bu maddenin ikinci fıkrasına göre, bir temel kanun görüşülürken, “Milletvekilleri, esas komisyon veya Hükûmet değişiklik önergeleri verebilir. Milletvekilleri tarafından Anayasaya aykırılık önergeleri dahil her madde üzerinde iki önerge verilebilir” ve yine ikinci fıkra devam ediyor: “Ancak, her siyasî parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklıdır.”

Ben bunu şöyle yorumluyorum: Milletvekillerinin iki önerge verme hakkı vardır, ikiden fazla veremezler, ancak onların iki önerge hakkının olmuş olması siyasi parti gruplarının önerge verme haklarını ortadan kaldırmaz, her siyasi parti grubu ayrıca birer önerge verme hakkına sahiptir. Bunu farklı yorumlarsanız, bir siyasi parti grubuna mensup olmayan milletvekillerinin önerge verme hakkını ortadan kaldırmış olursunuz. İç Tüzük’ün böyle bir şeyi amaçlamış olması, bağımsız milletvekillerinin önerge hakkı yoktur demiş olması mümkün değildir; bu, demokrasiye aykırıdır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Grubu olmayan parti olabilir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, geçmişte bir Anayasa Mahkemesi kararı var. Daha önce, 30/6/2005 tarihli ve 855 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Tüzük’ünde değişiklik yapılmasına ilişkin kararda şöyle bir hüküm vardı: “Milletvekilleri tarafından Anayasa’ya aykırılık önergeleri dahil her madde için iki önerge verilebilir.” Bu hüküm, Anayasa Mahkemesinin 21/10/2006 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 26/10/2005 tarihli ve 2005/73 karar sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi bu kararında -ilgili yerini okuyorum ben size- şöyle diyor: “Dava dilekçesinde, birinci tümcede milletvekillerinin, esas komisyonun veya hükûmetin önerge verebileceği belirtilmiş olmasına karşın, iptali istenen ikinci tümcede milletvekilleri için önerge sayısı sınırlanarak, önerge vermek bakımından milletvekilleri ile komisyon ve hükûmet arasında makul bir nedene dayanmayan eşitsizliğin yaratılması mümkün değildir.”

Şimdi, siyasi parti grubuna mensup milletvekilleri ile bu gruplara mensup olmayan milletvekilleri arasında eşitsizlik yaratılabilir mi? Veya siyasi parti grubu dışında o gruba mensup milletvekilinin önerge verme hakkı ortadan kaldırılabilir mi? İç Tüzük böyle bir şey söylemiyor.

Sayın Başkan, eğer bu tutumunuzda ısrar ederseniz bu, eylemli bir İç Tüzük ihlalidir, İç Tüzük’e aykırılık oluşturur. Ben tutumunuzu gözden geçirmenizi rica ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Lehte olmak üzere, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanunlar -dün de ifade ettim- ihtiyaçlara göre, programlara göre değiştirilir ama kanunlar hukukun içinde kalarak değiştirilmelidir. Eğer hukukun içinde kalınmadan kanun değiştirmeye kalkarsanız bunun adı hukuk bozuculuğu olur. Dolayısıyla Sayın Hamzaçebi’nin gündeme getirdiği konu, İç Tüzük’ün 91’inci maddesinde çok açık, net yazmaktadır. Bunun dışında bir başka madde var, bir başka hüküm varsa onu “Tutumum haklıdır.” diyen Sayın Başkan Genel Kurula açıklamak durumundadır.

Bakın -ben de okuyayım- ikinci fıkra aynen şu: “Milletvekilleri -grup belirtmeden, bağımsız olabilir- esas komisyon veya Hükûmet değişiklik önergeleri verebilir. Milletvekilleri tarafından Anayasaya aykırılık önergeleri dahil madde üzerinde iki önerge verilebilir. Ancak, her siyasî parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklıdır.”

Bu gayet açık. Dört grup var, dört önerge verilir. Artı iki tane de milletvekilleri verebilir. Bu milletvekilleri çok sayıda vermişse kura çekilir. Teamül bu, usul bu. Bunun uygulanması lazım. “Efendim, daha önceki kanunlarda uygulanmıyordu.” Önerge verilmediği için uygulanmıyordu veya iddia edilmediği için yok sayılıyordu ama şimdi öyle değil. Eğer gerçekten milletvekilleri, grupların dışında, maddeler üzerinde önerge verdiler ve bunlar ikiden fazlaysa, her madde üzerinde verilen önerge sayısı ikiden fazlaysa Başkanlık Divanının bunlar arasında kura çekerek işleme alması İç Tüzük 91’e göre bir amir hükümdür, İç Tüzük’ün gereğidir. Bunu yerine getirmediğiniz takdirde İç Tüzük ihlali yaparsınız.

Bilgilerinize sunulur.

Teşekkür ederim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, ben de aleyhte…

BAŞKAN – Ama sözleri verdik daha önce, Sayın Genç istemişti.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Kime verdiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Genç’e verdim aleyhte.

Talebiniz olmadı. Ben baktım, hatta “Burada BDP’ye vermemiz gerekir.” dedik ancak talebiniz olmadı Sayın Buldan.

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, aslında bu 91’inci maddeyi biz daha önce uyguladık. Ben bağımsız milletvekiliyken, Sayın Meral Akşener Meclis Başkan Vekiliyken biz bunu uyguladık. Yani o zaman, efendim, biz iki önerge verdik, grupların her birisi de önerge vermişti. Yani burada müzakere de açtık buna ve uygulamasını da yaptık. Oradaki, Kanunlardaki arkadaşlar da biliyorlar. Hem grupların birer önergesi işleme girdi hem de bizim önergemiz işleme girdi ama nedense bu Başkanlık Divanında her gün bir uygulama değişikliği oluyor.

Arkadaşlar, 91’inci maddenin ikinci fıkrası çok açık, diyor ki: “Her iki milletvekili önerge verebilir. Ayrıca da her grubun verebileceği önerge hakkı saklıdır.” Bunun bir benzeri 87’nci maddede var. 87’nci maddede “Temel kanun olmayan kanunlarda milletvekilleri yedi önerge verebilir. Ayrıca her grubun önerge verme hakkı saklıdır.” diyor. Daha önce yani bu AKP bu tüzük değişikliğini yapmadan önce yürürlükte olan İç Tüzük’e göre her fıkra için milletvekilleri dört önerge veriyordu. Bir maddede on tane fıkra varsa kırk tane önerge veriliyordu ama tabii siz geldikten sonra her şeyi kıstınız kıstınız, sizin amacınız milletvekillerini konuşturmamak ama bu o kadar çok açık ki. Şimdi burada gruba mensup milletvekiliyle bağımsız milletvekilinin farkı var mı?

Dolayısıyla açık fıkra açık hükmü çok açık ama nedense burada işte bu kanunda olduğu gibi komisyonda müzakere edilmeden, ondan sonra sahte rapor düzenleyerek, parmak gücüne dayanarak getirip de Mecliste nitekim tabii daha önce tarafsız hareket eden bir Meclis Başkanı kürsüde olduğu zaman da bu raporu kürsüye, Genel Kurula getirme cesaretini de kendinizde bulmadığınız için işte böyle kendinize uygun bir… Kendiniz çalıyorsunuz, kendiniz oynuyorsunuz. Böyle bir uygulama yok. Türkiye Büyük Millet Meclisi, daha önce, bunu, tüzük değişikliğini yaptığınız sırada “Dört önerge 87’nci maddeye göre verir.” demiştiniz, Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti, dedi ki: “Dört önerge az.” Ama buna rağmen bu şekilde bir metin düzenlenmiş yani 2 milletvekilinin de bana göre önerge vermesi lazım. Aslında biz bundan sonra sizin temel kanun olarak getirdiğiniz şeyleri şekil bakımından iptal için Anayasa Mahkemesine götüreceğiz. Nasıl getireceğiz? Anayasa’da diyor ki: “Kanunların şekil itibarıyla iptali istenebilir. Şekil ne demek –diyor- son oylamanın usulüne göre yapılıp yapılmadığı.” Şimdi siz temel kanun niteliğinde olmayan bir kanunu temel bir kanun olarak buraya getirirseniz ve usulüne göre müzakere etmeden böyle temel kanun gibi müzakere ederseniz… Biz götüreceğiz. Zaten Anayasa Mahkemesi de sizden ama bakalım belki bir hak, adalet tarafı tutar da der ki: Ya hakikaten… Şimdi kanunları müzakere etmiyorsunuz, maddeleri okumuyorsunuz, maddeleri müzakere etmiyorsunuz, soru imkânlarını kaldırıyorsunuz. Milletvekilleri… Bu en ilkel toplumlarda olur. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 91’inci maddesindeki her madde için iki önerge sınırlaması konusunda maddenin gerekçesi ve Başkanlığımızın bugüne kadar ki uygulaması hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum.

Temel kanun olarak görüşülmesine karar verilen tasarı ve teklifler özel görüşme yöntemiyle görüşülmekte olup buna ilişkin hükümler İç Tüzük’ün 91’inci maddesinde düzenlenmiştir.

Bu maddede önerge işlemlerine ilişkin de özel bir düzenleme vardır. Bu düzenlemeye göre “Milletvekilleri, esas komisyon veya Hükümet değişiklik önergeleri verebilir. Milletvekilleri tarafından madde üzerinde iki önerge verilebilir. Ancak, her siyasi parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklıdır.”

Bu hükmün gerekçesi şöyle açıklanmıştır: 91’inci madde kapsamındaki tasarı ve tekliflerin Genel Kuruldaki görüşmelerinde, milletvekilleri tarafından her madde için iki önerge verilebilmesi öngörülmekte ve siyasi parti gruplarına mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakları saklı tutulmaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde ikiden fazla siyasi parti grubu bulunması durumunda ise, her siyasi parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklı tutulduğundan, tüm siyasi parti grupları tarafından önerge verilmesi hâlinde verilen önerge sayısı ikiden fazla olabilecektir.

Madde üzerindeki önerge hakkı, bir siyasi parti grubuna mensup milletvekillerince kullanılması hâlinde, diğer siyasi parti grubuna mensup olanlarla bağımsız olan milletvekillerince ancak iki önerge verilebilecektir.

Siyasi parti gruplarına mensup milletvekillerince madde üzerinde önerge verilmemesi hâlinde, bağımsız sayılan milletvekillerince iki önerge verilebilecektir.

Gerekçeden anlaşılan, önerge hakkının, ancak parti gruplarına mensup milletvekilleri tarafından kullanılmaması hâlinde bağımsız ve grubu olmayan siyasi partilerin milletvekillerince kullanılabileceğidir. Siyasi parti gruplarına mensup milletvekillerince iki ve daha fazla önerge verilmiş olması hâlinde, bağımsızlarla grubu olmayan siyasi partilerin önerge vermesi mümkün değildir. Ancak, uygulamada, bağımsız milletvekilleri ile grubu olmayan siyasi partilerin lehine bir yorum yapılmış ve önergeler geliş sırasına göre sıralanarak ilk iki önergenin bağımsızlar ya da grubu olmayan siyasal partiler tarafından verilmesi hâlinde bu önergeler işleme alınmıştır.

Aslında, İç Tüzük’ün gerekçesinde de açıklandığı gibi, ilk iki önergeden sonra siyasi parti grupları tarafından iki önerge verilmiş olması hâlinde, bu önergelerin iki önerge sınırlamasıyla sınırlanması nedeniyle işlemden kaldırılması gerekirdi. Dolayısıyla, Başkanlığımızın uygulamasının bağımsız milletvekilleri ile grubu olmayan siyasi partilerin haklarını korumaya yönelik olduğu görülmektedir. Durum böyleyken, ilk iki önerge hakkının gruplara mensup milletvekilleri tarafından kullanılmasından sonra da bağımsızlardan ve grubu olmayan siyasi partilerden gelecek önergelerin işleme alınmasının zorunlu olduğunu söylemek ne İç Tüzük hükmüne ne hükmün gerekçesine ne de Başkanlığımızın zaten bağımsızlar lehine olan uygulamasına uymamaktadır. Bu nedenle önergeleri işleme alma imkânı bulunmamaktadır, dolayısıyla görüşüm değişmemiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu! Uygulama yaptık beraber. Senin zamanında uygulama yaptık kardeşim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/358, 2/305, 2/306, 2/307, 2/312, 2/384, 2/385) (S. Sayısı: 199) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 199 Sıra Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 1. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                         Metin Lütfi Baydar

                                                                                                                   Aydın

Madde 1- 5/1/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 3- Mecburi ilköğretim çağı çocuğun 72 ayını bitirdiği yılın Eylül ayı sonunda başlar ve kesintisiz 8 yıl devam eder.

TBMM Başkanlığına

199 sıra sayılı kanun tasarısının 1'inci Maddesinde yer alan "6-13" ibaresinin "6-14" olarak; "5" ibaresinin "6" olarak; "13 yaşını bitirip 14" ibaresinin ise "14 yaşını bitirip 15" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Pervin Buldan                    Mülkiye Birtane                          Nursel Aydoğan

                    Iğdır                                     Kars                                       Diyarbakır

                Adil Kurt                          Hasip Kaplan                              İdris Baluken

                 Hakkâri                                 Şırnak                                         Bingöl

              Levent Tüzel                          Erol Dora                                  Emine Ayna

                 İstanbul                                Mardin                                     Diyarbakır

             Aysel Tuğluk              Hüsamettin Zenderlioğlu                      Halil Aksoy

                    Van                                     Bitlis                                            Ağrı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mehmet Şandır                      Oktay Vural                              Özcan Yeniçeri

                  Mersin                                   İzmir                                          Ankara

              Zühal Topcu                       Lütfü Türkkan                            Mustafa Erdem

                  Ankara                                Kocaeli                                        Ankara

                Alim Işık                                                                         Ahmet Duran Bulut

                 Kütahya                                                                                  Balıkesir

"Madde 1- 5/1/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 3- Çocuk, okul öncesi mecburi eğitimini 60-72 aylık (5 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı sonunda başlar, 6 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter) iken tamamlar ve mecburi ilköğretim çağı, çocuğun altı yaşını bitirdiği yılın Eylül ayında başlar, 14 yaşını bitirip 15 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter.""

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mustafa Erdem, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi tarafından 1’inci madde üzerine verilen değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bir hususun altını çizmekte fayda olduğunu mülahaza ediyorum. Sayın Bakan sorulan sorulara verdiği cevap esnasında, bu kanun teklifinin sonsuza dek bu toplum, bu millet için bir hayır önermediğini, her an bir değişime tabi tutulabileceğini, bunun da kendisi içerisinde eksikleri olabileceğini ifade etmek suretiyle bundan sonra yeni bir kanun tasarısı hazırlanacağı kapısını aralamış gözükmektedir.

O zaman, nereden geldiği belli olmayan, içeriği müphem olan ama kamuoyunda çeşitli iletişim ve etkileşim araçlarıyla toplumu ayağa kaldıran bu kanunun nevzuhur bir kanun olarak gündeme gelmesinin sebebi hikmeti nedir merak ediyoruz.

İkinci bir husus: Bu kanunla ilgili olarak amaç, çocuklarımızın iyi yetiştirilmesi, vatanına, milletine, dinine, devletine ve özellikle de ailesine yararlı bir nesil hâline getirilmesi hususudur. Ancak öyle görülüyor ki, toplumsal kutuplaşmanın yansımaları bu yüce Meclisin çatısı altında da gözüküyor; iyiye kötü, kötüye iyi denilebilecek bir ruh hâliyle bu çocukların geleceği ipotek altına alınıyor.

Özellikle 4+4+4 denilen bu yeni yapılanma sisteminde eğitim yaşının altıya indirilmiş olmasının bu çocukların geleceği açısından kime ne kadar yararlı olduğunu burada çıkıp izah edebilecek bir aklıselim yoktur diye düşünüyorum. Başkasından ithal edilen yasalar Türk toplumunun temel özellikleri değerlendirilerek uygulamaya konulacaksa buna varız ama birileri bunu yaptı, birileri şöyle dedi diye böyle bir yasaya bu milletin çocuklarını ipotek edecek, geleceğini güvence altına alamayacaksak bu bizim değerlerimizle örtüşmeyen bir yasa demektir. Özellikle eğer illa çocuklarımızın altı yaşında bir eğitime tabi tutulmaları gerekiyorsa bunun eğitim alanının anaokulu şeklinde olması ve çocuklarımızın altmış aylık, yetmiş iki aylık süre içerisinde sosyal adaletin, sosyal değerin ve sosyal olgunun bir gereği olarak bir şekilde toplum katmanlarının bütününü kucaklayabileceği, eğitimde eşitlik ve fırsat ilkesini içine alabileceği bir boyuta getirilmesi lazım.

Burada şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Biz çocuklarımızı eğitime alırken farklı sosyal kesimlerden, farklı ekonomik ve kültürel ortamlardan gelen çocukları altı yaşına girmeden hemen bir eğitim potası içerisine atıyor ve bu hâliyle onların geleceğini bir kanun sistemi içerisinde etkilemeye çalışıyoruz. Eğer bir hayır işlenecekse, eğer bu toplum için bir yarardan söz edilecekse, o zaman farklı kültür ve ekonomik imkânlara sahip, fırsat eşitliği nimetlerinden yararlanamayan masum Türk çocuklarının da anaokulu ilkesi çerçevesinde eğitime tabi tutulması ve verilecek temel eğitim alanları içerisinde onların da bu fırsat eşitliğinden yararlanması lazım.

Aziz milletvekilleri, biz, eğitimi ailede alan, ailenin değer yargılarıyla çocuklarını şekillendiren bir toplumuz. Dolayısıyla imkân olsa da, fırsat olsa da bütün aileler bu temel eğitimi, anaokulu imkânlarını çocuklarına kendi ailelerinde, kendi değerleri üzerine, kendi kültürel varlıkları alanında yapabilseler, o zaman sanırım ki, bu kaosa, bu kargaşaya hiç gerek kalmaz diye düşünüyorum.

Bir başka şeye daha dikkatinizi çekmek istiyorum: Eğitim işi nitelik, yetenek açısından fevkalade önemlidir. Siz şimdi, bir FATİH Projesi’nden söz ediyorsunuz. Ben dün, dedim ki: “İçi doldurulmayan bir proje FATİH değil, Kanuni de olsa pek uygun olmayabilir.”

Şimdi siz, çocuklarınızı getireceksiniz… Ben işin ekonomik, rant taraflarını da bilmiyorum. Bu konuda da çok masumum; hamdolsun kirlenmedim. Ancak bu FATİH Projesi’ni getirip, altı yaşına girmemiş, beş yaşını yeni bitirmiş bir çocuğa dayatacaksınız. Bu sınıfların içerisinde 20-30 tane öğrenciyi barındıracaksınız ve sonra da onların yayacağı radyasyonun ne olduğunu hesaplamayacak ama birileri üç kuruşluk rant elde edecek diye bir sürü yavruyu orada kaderiyle baş başa bırakacaksınız.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Erdem, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Evet, yoklama talebi var.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, ben sizden söz istemiştim.

BAŞKAN – Sayın Toprak, 1’inci madde üzerindeki önerge işlemleri bittikten sonra söz vereceğim size, soracağım. 

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Hayır, ama bu madde üzerinde söz rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, Sayın Tarhan, Sayın Öğüt, Sayın Çelebi, Sayın Canalioğlu, Sayın Serindağ, Sayın Ayaydın, Sayın Ören, Sayın Genç, Sayın Kurt, Sayın Öner, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Tayan, Sayın Kalkavan, Sayın Topal, Sayın Çıray, Sayın Ağbaba, Sayın Düzgün, Sayın Şeker, Sayın Serter.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/358, 2/305, 2/306, 2/307, 2/312, 2/384, 2/385) (S. Sayısı: 199) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi yeniden oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – 60’ıncı maddeye göre benim kısa bir söz talebim var efendim.

BAŞKAN – Sayın Toprak, hangi konuda söz istemiştiniz?

Yerinizden, buyurun.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan ama keşke oylamadan önce söz verseydiniz. Çünkü tam da bu maddeyle ilgiliydi konu.

Şimdi, buradaki, 1’inci maddedeki “Mecburî ilköğretim çağı 6-13 yaş grubundaki” sözü yanlış, bunun “5-12” olması…

BAŞKAN – Sayın Toprak, hatırlatırım, maddeyi oylamadık biz, henüz önergeleri oyluyoruz.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Öyle mi efendim? Peki.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum.

Sayın Genç, sataşma talebiniz vardı. Sayın Bakan ne söyledi de sataştı?

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben soru sordum kendisine, benim soruma cevap vereceğine, dedi ki: “O, mal varlığını açıklasın.”

Şimdi, ben dedim ki: O daha önce profesörken başkasının kitabından bilgi aldığı yani intihal…

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum. Yalnız yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama kendisi yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O zaman sonra konuş.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii böyle iftira atıp da gitmek yok.

Şimdi, olay şu: Bu sizin Millî Eğitim Bakanlığı makamına oturttuğunuz kişi, daha önce, kitap yazarken başkasından bilgi çalmış… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Onu daha önce kaç kere açıkladı Sayın Bakan.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Yüz defa açıkladı ya!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika…

Ondan sonra…

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen ama… Bakın, yeni bir sataşmaya mahal vermeden diye…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika ya… Size safahatı…

Çalmış ve ondan sonra…

BAŞKAN – Lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – O zaman YÖK bunun profesörlük unvanını aldı.

BAŞKAN – Lütfen… Bu, çok tartışıldı, çok konuşuldu.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu, Danıştaya dava açtı, Danıştaya açılan davası reddedildi. Fakat sonra size göre bir YÖK oluşturulduğu zaman, aradan beş sene geçtikten sonra, tekrar, o karar yokmuş gibi, yeniden gitti, sanki intihal suçu yokmuş gibi yeniden profesörlük kendisine iade edildi. Ben soruyorum kendisine şimdi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıkla mal varlığını!

KAMER GENÇ (Devamla) – Siz mi cevap vereceksiniz, o mu cevap verecek?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aksaray’daki mallarını açıkla!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra ben diyorum ki: “Ya, nasıl oldu da ortada Danıştay kararı varken, senin bilgi hırsızlığı yaptığın ortada varken onu nasıl kaldırdı?”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Alman adam sana ne yetkisi verdi?

KAMER GENÇ (Devamla) – Bana cevap vermiyor, diyor ki: “Mal varlığını açıkla.” Ben mal varlığını açıklamaya hazırım.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Niye açıklamıyorsun o zaman?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Alman adam ne hisse verdi, onu açıkla!

KAMER GENÇ (Devamla) – Tayyip Erdoğan da açıklasın, Mustafa Elitaş da açıklasın, sizin ihaleden büyük vurgunlar vuran hepiniz açıklasın. (CHP sıralarından alkışlar) Açıklamayan şerefsizdir, açıklamaktan vazgeçen de şerefsizdir. Hodri meydan!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Niye açıklamıyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Mal varlığını açıkla!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ama böyle iki dakikada değil. Gelin, gidelim bir televizyon programında hepimiz açıklayacağız. Ama Tayyip gecekonduda otururken şimdi nasıl dünyanın en zengin Başbakanı oldu, onu açıklasın. Zaten bu kanunla da 100 milyar dolarlık bir rant kaynağı kapısını açıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kime açıyoruz?

KAMER GENÇ (Devamla) – Siz şimdi, Tayyip’e yolda gelirken haber vereceksiniz, “Tayyip Bey, gözün aydın 100 milyar dolarlık rantı sana açtık, al güle güle afiyetle ye.” diyeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Zaten bunun amacı da bu. Onun için, buyursun gelsin. Evvela benim söylediğimi açıklasın. Yani, kaçma…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İşin gücün yemek içmek; başka bir şey bilmiyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Mustafa Elitaş, sana daha okumayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Otuz yıldır yaptığın işi başkalarına iftira olarak atıyorsun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

                       

 

Kapanma Saati: 19.02


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

199 sıra sayılı Teklif’in görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/358, 2/305, 2/306, 2/307, 2/312, 2/384, 2/385) (S. Sayısı: 199) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, 1’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

199 sıra sayılı kanun tasarısının 1'inci Maddesinde yer alan "6-13" ibaresinin "6-14" olarak; "5" ibaresinin "6" olarak; "13 yaşını bitirip 14" ibaresinin ise "14 yaşını bitirip 15" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Buyurun Sayın Dora.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 199 sıra sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisinin vermiş olduğu değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ülkenin ne durumda olduğu o ülkenin eğitim sistemiyle yakından ilgilidir. Kaliteli ve etkili bir eğitim sisteminden mahrum olan ülkeler hiçbir konuda başarılı olamazlar. Demokratik, ekonomik ve sosyal yönden gelişmiş bir ülke olmak yolunda eğitim reformunda önceliğimiz yaratıcılık, yenilikçilik, eleştirel düşünme, araştırma, analitik ve yabancı dil becerileri yüksek gençler yetiştirmek olmalıdır.

Çocuklarımızın iyi birer dünya vatandaşı olmaları için çevre bilinci, cinsiyet eşitliği, insan hakları, çok kültürlülük gibi konularda da erken yaşlardan itibaren eğitilmeleri önem taşımaktadır. Demokratikleşme süreciyle, iyi eğitimli, çoğulcu, özgürlükçü niteliklere sahip bir topluma ulaşmak ana hedef olmalıdır.

Ülkemizin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 26’ncı maddesinin ikinci fıkrasında şöyle denilmektedir: “Eğitim, insan kişiliğini tam geliştirmeye ve insan haklarıyla temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun teklifinde ise bu hedeflere nasıl varılacağı tam net değildir. Yasa teklifinde ilköğretimin ikinci kademesinde verilecek farklı seçmeli dersler arasında din derslerinin de öngörüldüğü kamuoyunda tartışılmaktadır. Din eğitimi, isteğe bağlı olduğu, toplumdaki inanç çeşitliliğini yansıtan katılımcı bir süreçle belirlendiği takdirde din ve vicdan özgürlüğüne hizmet edebilir. Dolayısıyla, bu derslerin, çocuklar arasında nefreti körüklemeyen, barışı ve kardeşliği öngören bir içerikte olması gerekmektedir. Bu bağlamda, inançsızlık da dâhil farklı inançlar, dinler ve mezhepler arasında karşılıklı saygı ve anlayışı yaygınlaştırmayı amaçlayan, nefret söylemi barındırmayan, dinler hakkında temel eğitimi öngören bir anlayışın hâkim olması gerekmektedir.

Üzerinde konuştuğumuz yasa teklifinde zorunlu eğitimin süresi uzatılırken okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim kapsamına alınması büyük önem taşımaktadır. Kanun teklifinde bu yönde bir düzenleme yapılmamıştır. Oysa okul öncesi eğitim, ülkemizdeki sosyoekonomik eşitsizlik ve farklılıkların azaltılması, özellikle düşük sosyoekonomik çevrelerden gelen çocukların okulda daha fazla kalmasının sağlanması ve okuldaki başarılarının artabilmesi için gereklidir.

Okul öncesi eğitimin maliyetiyle yararlarını karşılaştıran bilimsel çalışmalar, okul öncesi eğitimin yararlarının, maliyetinden 6-7 kat fazla olduğunu göstermiştir.

Hızlı teknolojik değişimler, toplumdaki herkesin bu değişime ayak uydurmak için temel eğitimlerinin ve becerilerinin güçlü olmasını gerektirmektedir. Bu husus, rekabet gücümüzün artması bakımından önem taşımaktadır. Ancak kanun teklifi mesleki yönlendirmenin erken yaşlara çekilmesi, temel eğitim ve becerilerin yetersiz kalması ve bilinçsiz meslek seçimleri gibi riskleri barındırmaktadır. Ayrıca bu düzenleme, mesleki yönlendirmeyi geciktirmeye ilişkin diğer Avrupa Birliği ülkeleri politikaları ile de çelişmektedir. Ayrıca, çıraklık yaşının on bire indirilmesi sonucunu doğuracak bir düzenlemenin sakıncaları da dikkate alınmalıdır.

Mesleki eğitimi yücelten ve sermayeye çocuk yaşta, ucuz ve nitelikli yedek iş gücü yetiştirmeyi hedefleyen yasa teklifi, ülkemizde meslek lisesi mezunlarının çoğunun işsiz ya da okudukları bölümün dışında asgari ücretli işler yaptığı gerçeğini göz ardı etmektedir.

Öncelikle eğitimin temel sorunları çözülmeli, okulların fiziki, sosyal altyapıları güçlendirilmeli, eğitim emekçilerine insanca bir ücret ödenmeli, ana dilde eğitimin önündeki engeller kaldırılmalı, eğitim herkesin erişimine açık ve ücretsiz bir yapıya kavuşturulmalıdır. Ancak o zaman teknoloji kullanımına yönelik projeler gerçekten hedefine ulaşabilir ve eğitimde kaliteyi artırabilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifle ilgili en büyük eksikliklerden biri de mevcut kanunda “devlet okullarında eğitimin parasız olduğu” ibaresinin yeni yasa teklifinde kaldırılmış olmasıdır. Paralı eğitimin önünü açacak bu düzenleme, Anayasa’mızın sosyal devlet olma ilkesiyle çelişmektedir.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 199 Sıra Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 1. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                         Metin Lütfi Baydar

                                                                                                                   Aydın

Madde 1- 5/1/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 3- Mecburi ilköğretim çağı çocuğun 72 ayını bitirdiği yılın Eylül ayı sonunda başlar ve kesintisiz 8 yıl devam eder.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER ÇELİK (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Metin Lütfi Baydar, Aydın Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1’inci madde üzerindeki değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum.

Bir kısa öykü anlatacağım: Uçsuz bucaksız kutup bölgesinde yaşayan kutup ayıları, iri cüsseleri ve hafif sarımsı, beyaz kürkleriyle memeliler dünyasının en sevimli hayvanlarından birisidir. Bu sakin, beyaz devlerin olağanüstü güzelliği biz insanoğlu için tartışılmaz bir malzeme olmuştur. Onları çeşitli logo, afiş ve reklamlarda sıkça görürüz. Keşke onlarla ilgili bildiklerimiz bu güzelliklerle sınırlı kalsaydı.

Kutup ayılarının biz insanoğlu tarafından avlanma şekli insanın kanını donduracak şekildedir. Ayıyı avlamak isteyen avcı, karlar üzerine ağzı jilet kadar inceltilmiş bıçağı ters gömüp etrafına su dökerek buz tutmasını ve sabitleşmesini sağlar. Daha sonra taze bir hayvan kanını bıçağın üzerine dökerek daha önceden hazırladığı pususuna yatar. Kan kokusu ortalığa yayılır yayılmaz bir kutup ayısı hemen tuzağa yaklaşır, taze kanı görür görmez yalamaya başlar. Ucu inceltilmiş bıçak, ayının dilini keser ve dil kanamaya başlar. Ancak ortamın ve bıçağın soğuk olması nedeniyle ayı bıçağı ve kendi kesilen dilini fark edemez. Daha fazla kan gördükçe daha yüksek iştahla kana saldırır. Her çabasında dili biraz daha parçalanır ve ortalık kan gölüne döner. Ayı umutsuz kan yalama seansları sonunda bitkin düşer ve kan kaybından ölür. Avcı artık sahnededir. Zedelenmemiş kürkü zahmetsizce elde etmiştir.

Bu öyküden bize kalanın, insanların geleceklerini düşünmeden gününü gün etme sonucunda uğrayacakları hüsran olduğunu düşünebiliriz. Dersini iyi çalışmayan öğrenci, görevini ciddi yapmayan kamu görevlisi, rüşvet alan yetkili, ülkesine katkı yapmayan bilim adamı ya da bizler gibi siyasetçi, hak edilmemiş bir yaşamı fütursuzca sürdüren vatandaş aslında kendi kanını veya geleceğini tüketmiyor mu?

Bu yasa teklifini kamuoyunda yeterli tartışma ortamı yaratmadan Meclisten geçirmeye çalışan Adalet Kalkınma Partili arkadaşların da bu öyküden hepimiz gibi dersler çıkarmasını ve çıkaracağını umuyorum.

Zorunlu ilköğretime başlama yaşının bir yıl erkene alınması ve okul öncesi eğitimin zorunlu eğitimin dışında tutulması, çocuğun gelişimi ve eğitimine ilişkin bilimsel verilere uygun değildir. Altmış aylık çocuğun el kasları kalem tutacak ölçüde gelişmemiştir. Ders yapabilmesi için dikkatini toplayabilme ve derse konsantre olma yeteneği yeterli değildir. İlköğretime başlama yaşının çocuğun fizyolojik gelişimi göz önüne alınarak “yetmiş iki ayı dolduranlar” olarak kabul edilmesi gereklidir.

Okul öncesi eğitim tüm dünyada toplumsal eşitsizliklerle savaşmak için kullanılacak en önemli politika aracı olarak görülmektedir. Türkiye’de yapılan çalışmalar okul öncesi eğitimin sosyoekonomik olarak sınırlı imkânlara sahip çocuklar üzerinde uzun ve kalıcı olumlu etkilerini ortaya koymaktadır. Okul öncesi eğitimden yararlanan ve yararlanmayanları 1982’den 2004’e kadar izleyen bir çalışma, okul öncesi eğitimden yararlanan çocukların daha uzun süre okulda kaldıklarını ve akademik olarak daha başarılı olduklarını göstermiştir.

Bir başka çalışmaya göre okul öncesi eğitimin yararları maliyetinin 6-7 katıdır. Oysa AKP, tüm dünyanın önemle kabul ettiği okul öncesi eğitimi bile tüccar mantığıyla maliyetli bulmakta, “bunun yerine ilköğretime başlama yaşını altıya çekeriz olur biter” demektedir.

Eğitim, piyasacı ilişkileri tanımlamak için kullanılan “esnek” kavramıyla tanımlanamaz.

Her şey bir tarafa çağın ihtiyaç duyduğu nitelikleri taşıyacak insan kaynağı öncelikle iyi yurttaş, iyi birey ve donanımlı insan bileşimlerini evrensel değerlerle yoğurmalı ve güçlü ülke, güçlü insan anlayışıyla yetiştirilmelidir. Bu bağlamda kız çocukları eğitim sistemimizin dezavantajlı üyeleridir. Özellikle kırsal ve yoksul kent bölgelerindeki kız çocuklarının sadece şekilsel olarak eğitim sisteminde tutulması iyi bir politik seçim değildir. Eğitim sistemi üzerinde yapılacak her türlü yapısal değişiklik eğitimde bütün aktörlerin ortak aklını yansıtmalıdır.

4+4+4 sistemi, kamusallaşmamış bir eğitim şûrası kararıyla meşru hâle gelemez. Getirilmeye çalışılan sistem şimdiden yapboz tahtasına dönmüş, ruhunu kaybetmiştir. Millî Eğitim Bakanlığı, kendi geleceğini planlamaktan âciz, önüne konan modelleri uygulamakla mükellef klasik bir devlet dairesine dönüşmüştür. Bu kurum, öğretmenlere “Kendinize başka iş bulun, eğitim fakültelerini kapatacağız.” diyen bir Bakan tarafından yönetilmektedir. AKP, bu yasa teklifiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – …çok daha geniş kapsamlı düşünülmesi gereken eğitim sorunlarını kapsamlı tartışmak yerine, dar bir bakış açısıyla 8’i 2’ye bölmeye indirgemiş durumdadır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baydar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, 1’inci maddeden önce bana söz verecektiniz.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Toprak.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Ara vermeden önce, siz, maddeyi oylamadan bana söz vereceğiniz hakkında söz vermiştiniz.

BAŞKAN – Sayın Toprak, anladım. Söyleyeceklerinizi söylediniz, tutanaklara geçti zaten.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Hayır, söyleyeceklerimi söylemedim.

BAŞKAN – Zaten böyle bir usulümüz yok ki. Size söz verme gibi bir usulümüz yok. Niye?

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Ancak önergeler üzerinde söz istersiniz...

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Hayır efendim. Benim söyleyeceğim şuydu: Bir kere oradaki altı yaş yanlış bir şey.

Müsaade ederseniz, mikrofondan söyleyebilir miyim? Ayrıca, Fikri Işık Bey geldi -nereye oturdu, bilmiyorum- bu maddenin burada değişeceğine söz vermişti. Bunu, lüften duyurmak istiyorum. Siz bana söz verdiğiniz için ben de buna güvendim.

BAŞKAN – Hayır, söz verdim. Ben söyleyeceklerinizi söylediğinizi düşünüyorum Sayın Toprak.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Hayır efendim, bir şey söylemeden kestiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, yapabileceğimiz bir şey yok Sayın Toprak.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Nereye teşekkür ediyorsunuz efendim! Benim söz hakkımı vermek zorundasınız. Olur mu öyle şey!

BAŞKAN – Evet, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 2 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mehmet Şandır                      Oktay Vural                              Özcan Yeniçeri

                  Mersin                                   İzmir                                          Ankara

            Mehmet Günal                      Zühal Topcu                              Lütfü Türkkan

                  Antalya                                Ankara                                        Kocaeli

        Ahmet Duran Bulut                                                                         Alim Işık

                 Balıkesir                                                                                  Kütahya

"Madde 2- 222 sayılı Kanunun 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 7- İlköğretim; 1 inci maddede belirtilen amacı gerçekleştirmek için kurulmuş beş yıl süreli ve zorunlu ilkokul ile üç yıl süreli ve zorunlu ortaokuldan oluşan bir Milli Eğitim ve Öğretim Kurumudur.""

BAŞKAN -  Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyette bulunduğundan, önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 199 Sıra Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 2. maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Hasan Ören                       Muharrem İnce                             Ali Serindağ

                  Manisa                                 Yalova                                      Gaziantep

Diğer önergenin imza sahipleri:

            Pervin Buldan                    Mülkiye Birtane                          Nursel Aydoğan

                    Iğdır                                     Kars                                       Diyarbakır

              Emine Ayna                         Halil Aksoy                        Abdullah Levent Tüzel

               Diyarbakır                                Ağrı                                          İstanbul

                Adil Kurt                          Hasip Kaplan                              İdris Baluken

                 Hakkâri                                 Şırnak                                         Bingöl

             Aysel Tuğluk                                                                  Hüsamettin Zenderlioğlu

                    Van                                                                                         Bitlis

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER  (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Ali Serindağ...

BAŞKAN - Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Serindağ, burada başka isim var da onun için konuştuk biz aramızda.

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yabancı değil onlar da Sayın Başkan.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Toprak’a söz vermediniz, çok üzüldü.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, şimdi, Hazreti Ali’nin bir sözü var, diyor ki: “Eğri cetvelden düz çizgi çıkmaz.” Bu teklifin Meclise geliş şekli yanlıştır, bu teklifin komisyonlarda görüşülme şekli yanlıştır, bu teklifin Meclis Genel Kurulunda ele alınış şekli yanlıştır. Bu teklifin Millî Eğitim Bakanlığının dışında hazırlandığı, Millî Eğitim bürokratlarının haberinin olmadığı, hatta Sayın Bakanın haberinin olmadığı çeşitli defalar dile getirilmiştir. Hatta Sayın Bakan Komisyon görüşmesinde “Bu da nereden çıkıyor? Bürokratlar kime, ne demiş ki? Bürokratlarımızın nasıl haberi yokmuş?” dedi.

Şimdi, Sayın Bakan, sizin de haberiniz yok. 1/3/2012 tarihli Vatan gazetesinin köşe yazısı: Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Ahmet Altan’ı aramış. 4+4+4’ü öngören yeni eğitim sistemiyle ilgili itiraf gibi açıklamalarda bulunmuş. Bu projeyi Bakanlığın değil AKP Meclis Grubunun hazırladığını söylemiş. Sonra uzun uzun konuşmuş, 4+4+4 sisteminin kendisinin Başbakanı ikna etmesiyle nasıl 8+4’e dönüştüğünü anlatmış. Ve devam ediyor. Bu da gösteriyor ki sizin de haberiniz yok, sizin de bilginiz yok.

Şimdi, Sayın Bakan, eğitim sistemi çok önemlidir, eğitim geleceğimizi şekillendiren bir faaliyettir. Böyle, her bakanın değişmesiyle eğitim sistemi değişmez. Eğitim sistemi uzun çalışmaların, uzun denemelerin sonucunda ortaya çıkar, pilot bölgeler ilan edilir, ona göre yeni bir eğitim sistemi geliştirilir. Siz ne yaptınız? Siz böyle yapmadınız. Bir sabah kalktık, AKP’nin 5 Sayın Grup Başkan Vekilinin imzasıyla bir yasa teklifi gelmiş.

Biliyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda kendi üzerine düşeni yapmamıştır. Bir defa, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama yetkisi elinden alınıyor. Nasıl alınıyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi ihtisas komisyonlarında yasa tasarı ve teklifleri gerektiği gibi görüşülmüyor. Bu teklifin 20 maddesi yirmi dört dakika içerisinde görüşüldü, kimseye söz verilmedi. Ondan sonra Sayın Meclis Başkanı ne dedi? “Ben tutanakları bizzat okuyorum, ona göre bir karar vereceğim.” dedi. Peki, Sayın Meclis Başkanının bir yetkisi yoksa niye “Tutanakları okuyorum, ona göre karar vereceğim.” dedi? Ondan sonra ne yaptı? Ondan sonra, yapılan itirazları olduğu gibi Komisyon Başkanına gönderdi, Komisyon Başkanından gelen yazıyı da Genel Kurula gönderdi. Başkanlık da Genel Kurula gelen yazıyı işleme koyarak teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun gündemine getirdi. Böyle bir şey olabilir mi? Bizim geleceğimizi şekillendiren, bizim geleceğimize yön veren, geleceğimizin nasıl şekilleneceği konusunda bize yol gösteren bir teklif bu şekilde mi görüşülür?

Bir de, Sayın Bakan, toplumu yanlış bilgilendiriyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi on iki yıllık zorunlu eğitime karşı değildir. Bunu artık bırakın, ayıptır, yakışmıyor size. Biz 1+8+4’ü destekliyoruz, biz diyoruz ki: “On iki değil, on üç yıl olsun, on üç yıl zorunlu eğitim olsun ama zorunlu eğitimi bölmeyelim, temel eğitimi olduğu gibi devam ettirelim, temel eğitimden sonra çocuklarımızın mesleki yönlendirilmesini sağlayalım.” Siz bu şekilde yanlış bilgi veriyorsunuz topluma. Biz bu kanunun kademelendirilmesine, temel eğitimin bölünmesine karşıyız.

Bir de şunu diyorsunuz: “Efendim, tankla, topla geleni biz demokratik yollardan değiştiriyoruz.” Bu, tankla, topla, tüfekle gelmedi.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Tankla, topla geldi.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – 1996 yılındaki Millî Eğitim Şûrası kararlarına bakınız, o zaman 28 Şubatın esamisi bile yok. (AK PARTİ sıralarından “Var” sesi) 28 Şubatın esamisi yok, Refahyol Hükûmeti iş başında, 1996 yılının Mayıs ayı; “var” demeyin. 1996 yılının Mayıs ayında Refahyol iktidarda (x) ve iki ay sonra kim Millî Eğitim Bakanı oldu biliyor musunuz? Şu anda aranızda bulunan Mehmet Sağlam. Mehmet Sağlam, Millî Eğitim Bakanıydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Serindağ.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Olabilir, yanlış yapılmış, düzeltilmiş!

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Toplumu yanlış bilgilendiriyorsunuz beyefendi, toplumu yanlış bilgilendirmeyin, toplumu düzgün bilgilendirin.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz…

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili.

Buyurun Sayın Kurt.

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüştüğümüz kanun teklifi Türkiye’de herkesin, hepimizin çocuklarının geleceğini yakından ilgilendirdiği için burada yapacağımız her kanundan çok daha önemli ve önceliklidir. Bu nedenle, bu kanunu burada tartışırken, enine boyuna tartışıp neyi doğru, neyi yanlış yaptığımızı iyice bilince çıkardıktan sonra elimizi kaldırmamız gerekiyor ama bu kanunu yaparken, önümüze, çocuklarımızın önüne yarından itibaren yeni bir sistem, yeni bir eğitim modeli koyarken, aslında, hiçbir fiziki altyapı hazırlığı yapmaksızın öncelikle bunları yapıyoruz. Âdeta “Kervan yolda düzülür.” anlayışıyla hazırlanmış bir kanun teklifi bu ve biz, burada, bu kanun teklifini, içeriğine girmeden, yaratacağı sıkıntılara dikkat çekmeden, şeklî olarak, üzerinde tartışmalar yaparak elimizi kaldırıp kabul ediyoruz. Doğrusu -mevcutta tartıştığımız bu kanun teklifi- eğitim sorunlarına temelden çözüm getirmeden, sorunların çözümünü tartışmadan böyle bir düzenleme yaptığınız zaman yarın öbür gün okullarda kaosa sebep olursunuz.

                                       

(x) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 29/3/2012 tarihli 85’inci Birleşim Tutanak Dergisi’nin 866’ncı sayfasındadır.

Sayın Bakana sormak istiyorum: 4+4+4 sistemiyle önümüzdeki eğitim öğretim yılına başladığımızda, hangi okulumuzun fiziki koşulları bu sisteme uygundur? Hangi eğitimci profilimizle bu sorunun ya da getirdiğimiz bu sistemin mantalitesini, mantığını çocuklara doğru kavratacak şekilde bir düzenleme yapıldı? Neyin hazırlığı yapıldı? Hiçbir şekilde hiçbir fiziki altyapı hazırlığı yapılmadan böylesi köklü bir sistem değişikliğine gittiğiniz zaman okullarda kaosa sebebiyet verirsiniz.

Bu sistemin olabilmesi için öncelikle okulların fiziki koşullarının değiştirilmesi gerekir. Bu sadece meslek okulları ve diğer düz okullar ayrımı üzerinden yapılacak bir tartışma değildir. Okulların fiziki koşulları, eğitimci profilleri buna uygun dizayn edilmediği sürece, siz burada hangi kanunu yaparsanız yapın, hangi sistemi getirirseniz getirin çözüm olamazsınız.

Şeklî bir düzenleme ve bu şeklî düzenleme de maalesef, sadece seçmene selam gönderme düsturu üzerine oturtulmuş bir düzenlemedir. Kendisiyle hesaplaşan, kendi geçmişiyle hesaplaşan ve birbirleriyle bu boyutta paslaşan bu düzenleme çocuklarımızın geleceğiyle oynuyor; çocuklarımızın geleceğine dinamit koyuyor, çocuklarımızı belirsizliğe sürüklüyor. Bu belirsizlik ortamından çocukların nasıl olumsuz etkileneceklerini hesaba katmamız gerekiyor; Meclisin bunu hesaba katması gerekiyor, Millî Eğitim Bakanlığının hesaba katması gerekiyor, bürokratların bunu hesaba katması gerekiyor. Hiçbir düzenleme, hiçbir fiziki düzenleme, teknik altyapı hazırlığı yapılmaksızın böylesi köklü bir değişikliği çocukların, eğitimcilerin önüne koyduğunuz zaman ciddi bir sıkıntıya sebebiyet vermiş olursunuz. Yarın, okullarda bunun cevabını veremezsiniz. Millî Eğitim müdürlerini toplayarak, sistemi idealize ederek, kendilerine anlatarak bu sistem sorununu ortadan kaldıramazsınız. Siz, bugün, bu değişiklik teklifini getirdiğiniz şu saatler itibarıyla -ki Sayın Bakan demin de ifade etti- sistemin çökmüş bir sistem olarak, daha kabul edilmeden çökmüş bir sistem olarak gündeme getirildiğini kabul etmiş olursunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurt.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 2 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları

“Madde 2- 222 sayılı Kanunun 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 7- İlköğretim; 1 inci maddede belirtilen amacı gerçekleştirmek için kurulmuş beş yıl süreli ve zorunlu ilkokul ile üç yıl süreli ve zorunlu ortaokuldan oluşan bir Milli Eğitim ve Öğretim Kurumudur."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu önergemizde, dört yıla inmesiyle ilgili sıkıntıyı gidermek üzere bir değişiklik teklifi verdik. Bizim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, kademeli eğitim, bugün değil, çok önceden beyannamelerimizde, programımızda yer alan bir öneriydi ancak içeriğinin müphem bir şekilde böyle bir oldubittiye getirilmesi karşısında önceki görüşlerimize uygun olarak beş yıl olması için önerge vermiş bulunuyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu verildiği zaman -Sayın Bakan biliyor ve sürekli olarak bize de mailler geliyor, sizlere de geliyor- sınıf öğretmenlerinin sıkıntısı… Şu anda çoğu açıkta kalacak.

Öbür taraftan da yine aynı şekilde, branş öğretmenlerine ilişkin bazı ihtiyaçların acil olarak giderilmesi gerekecek ve bununla ilgili çalışmaların da acilen yapılması gerekecek. Bu şartlarda, eğitim öğretimin aksayacağını ve kalitenin düşeceğini sizlerin dikkatine sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, burada, çok önemli bir kanun ama yine teklif olarak gelmiş, tartışıyoruz. Az önce Sayın Bakan buradaydı, projenin maliyetiyle ilgili ama… Sayın Şimşek buradaymış yine, görüyorum.

Şimdi, bize yukarıda…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Arkanda, arkanda…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Evet, bu taraftaymış. Söylemeyeyim yoksa diyordum, Sayın Şimşek bu taraftaymış.

Burada, basına yansıyan maliyetler var değerli arkadaşlar. Bütçe Komisyonunda, en ufak bir şeyde, küçücük bir, mağdur olan kesime bir para aktaracağımız zaman Maliye saatlerce bize müşkülat çıkarıyor. Şimdi, nasıl oluyor da milyarlarca dolarlık bir projede böyle hemen, bir etki analizi yapmadan, tasarı hâline getirmeden, bir teklif hâlinde, hatta içerisine -arkadaşlarımız baştan eklemişler, sonradan çıkarıldı, ilgili bakan “Benim haberim yok.” diye- üst kurulun üyelerinin atamasının dahi dâhil edildiği bir teklifle geliyorsunuz? Şimdi, bu kadar köklü bir şey bir kanun teklifiyle gelir mi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anayasa’ya aykırı zaten.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ondan sonra yukarıya getiriyorsunuz, “Efendim, FATİH Projesi kapsamında alınacak şeyler burada vergiden istisna tutulsun.” O da oraya geliyor. Hangisinin nereye gittiği belli olmayan, ucube bir teklifle geliyorsunuz. Maliye Bakanlığı artık her şeye “Evet.” demeye başladı. Onun için, Sayın Bakanım, size soruyorum: TEPAV’ın yeni bir şeyi yayınlandı, iyimser tahminlerle yani minimum şeyle 18, ortalamada 20, tamamını koyarsak 30 küsur milyara mal olacak diyor. Ayrı ayrı derslikler, öğretmen ihtiyacı, o dershanelerin yeri, bütün teçhizatı, bunları nasıl karşılayacağız? Yani kaç yılda buna geçmeyi öngörüyorsunuz? İçeriği belli olmayan ama 2 arkadaşımızın imza attığı bir kanun teklifi.

Şimdi, Sayın Bakan, demin cevap verirken gördüm, bu FATİH Projesi’yle ilgili güzel şeyler söylüyor ama bakıyoruz şimdi, yani maliyete bakıyoruz, sizin bu aldığınızdan çok daha ucuza, yani tablet değil notebook alma şansınız var. Fiyatların hepsini… “Efendim, biz yapmadık, Devlet Malzeme Ofisi yaptı.” Tabii, Devlet Malzeme Ofisi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumu değil, Devlet Malzeme Ofisi AKP Hükûmetine bağlı değil, onlar uzaydan alıyorlar sanki.  Böyle bir şey olabilir mi? Sayın Bakan diyor ki: “Henüz yerli üretim olmadığı için biz bunları ihale ettik.” Peki, nasıl oluyor da Devlet Malzeme Ofisi… Neyi deniyorsunuz? Yani, 500 tane değil, 400 tane değil, “8.800 tane” diyorsunuz ama öbür taraftan, bir de bakıyoruz, birisi 5 bin küsur dolar, diğeri 7 bin küsur… Şimdi, nasıl olur? Böyle bir şeyi başka bir ihalede yapsalar o memurla ilgili bir sürü soruşturma açılır. Şartnameniz belli değil mi? Hangi özellikleri istediğiniz belli değil mi Sayın Bakanım? Eğer deneme yapacaksanız bundan birkaç tane numune alırsınız, 4.800 tane almazsınız.

Şimdi, siz 4.800’ünü alıyorsunuz, sonra “Deneme yapacağız…” Peki, aradaki 200 dolarlık farkı kim karşılıyor? Nereden karşılıyorsunuz? Yani bu sizin sorumluluğunuzda değil mi? Millî Eğitim Bakanı olarak siz Hükûmetin bir üyesi değil misiniz? Devlet Malzeme Ofisi size bağlı değil mi? Gerçekten şaşırıyorum.

Öbür taraftan -az önce Sayın Bozdağ buradaydı- şimdi, din eğitimiyle ilgili kısımlar da önergede var. Baktım, Sayın Bozdağ, siyaset kısmını bırakmış “Ben hoca efendilere sordum, bu şehitlikle ilgili Sayın Bahçeli’nin söylediklerine katılmıyorum, bunlar şehit olabilir.” diyor. Gerekçesine de ne diyorsunuz biliyor musunuz? “Bizim yaptığımız bir şehitlik tanımı değil. Ben hoca efendilere de bu konuyu sordum ‘Nedir? Ne değildir?’ diye.”

Şimdi, hoca efendilere soruyor ama Diyanet İşleri Başkanı da siyaset yapıyor, bununla uğraşmıyor. “Efendim falanca yerde Kürtçe vaaz vereceğim, şurada şunu yapacağım, 28 Şubata karşıyım.” diye açıklama yapıyor. Yani din adamları siyasetle uğraşıyor, siyaset adamları dinî konulara referans vererek bunu çözmeye çalışıyor.

Buradan belirtiyorum, eğer bunlara sormak yerine kendisi oturup bakarsa, Sayın Genel Başkanımızın söylediği, sadece bir makam olarak bunun taltif edilmemesiydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Devlet isterse onlara başka kaynaklardan mağduriyetlerini giderici aktarmalar yapabilir diyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Günal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 3. maddesinde geçen “ortaokul” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile İmam Hatip Ortaokulu” ibaresinin eklenmesini ve ikinci cümlenin madde metninden çıkartılmasını arz ederiz.

              Oktay Vural                        Zühal Topcu                                  Alim Işık

                    İzmir                                  Ankara                                       Kütahya

            Mustafa Erdem                    Mehmet Şandır                            Lütfü Türkkan

                  Ankara                                 Mersin                                        Kocaeli

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 199 Sıra Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 3. maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                        Fatma Nur Serter                                           Recep Gürkan

                               İstanbul                                                         Edirne          

Diğer önerge imza sahipleri:

            Pervin Buldan                    Mülkiye Birtane                               Adil Kurt

                    Iğdır                                     Kars                                         Hakkâri

           Nursel Aydoğan                    İdris Baluken                               Emine Ayna

               Diyarbakır                              Bingöl                                      Diyarbakır

              Levent Tüzel                        Halil Aksoy                               Aysel Tuğluk

                 İstanbul                                  Ağrı                                             Van

    Hüsamettin Zenderlioğlu              Hasip Kaplan                             Sebahat Tuncel

                    Bitlis                                   Şırnak                                        İstanbul

BAŞKAN – Sayın Komisyon, aynı mahiyetteki önergelere katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili, buyurun.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 199 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bizler burada bu kanun teklifini görüşürken dışarıda da, sokakta da Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) bu kanun tasarısına ilişkin itirazlarını ifade ediyor. Soğuğa rağmen, her yerden, Türkiye’nin her ilinden, seksen bir ilinden emekçiler, Ankara’ya gelerek, bugün, bu yasaya ilişkin, 4+4+4’e ilişkin eleştirilerini sunmak, önerilerini sunmak, en azından sesini duyurmak için sokaktaydı ama ne yazık ki Sayın Bakanın, İçişleri Bakanının talimatıyla yine emekçiler emniyet güçleriyle karşı karşıya kaldı, gazla, tazyikli suyla karşılandılar. Bu, aslında, AKP Hükûmetinin emekçilere yaklaşımının da bir göstergesi; onları dinlemek, taleplerini dinlemek yerine, onları nasıl zorla bastırabilirim yaklaşımı. Yani sokakta nasıl davranıyorsa, aslında, iktidar burada da öyle davranıyor. Burada da tartışmak, bu işi… Gerçekten, Türkiye’nin çok önemli bir konusu, eğitim konusu hakkında, Türkiye’yi ilgilendiren bir konuda, çocuklarımızı, geleceğimizi ilgilendiren bir konuda doğru düzgün bir tartışma yapmayı bile beceremiyoruz. “Benim sayısal çoğunluğum var, iktidarım, istediğimi yaparım, istediğim zamanda yaparım, sizi istediğim kadar çalıştırırım.” yaklaşımının bir yaklaşımı burada. Yani sokakta emekçilere cop, burada da bize başka bir zorbalık uygulanıyor. Bu, kabul edilebilir bir nokta değil.

Sayın milletvekilleri, peki, bir şey sormak istiyorum iktidar milletvekillerine: Biz bir ay tartışsaydık bunu kıyamet mi kopacaktı? Hemen yarın eğitim sistemimizi değiştiriyor muyuz yani bu döneme yetişiyor mu bu? 2012-2013 yılına yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu kadar zaman var, torbaya mı girdi? Niye bu kadar şey… Yani yangından mal mı kaçırıyoruz? Gerekçesi ne? Niye toplumu ikna etmiyoruz? Çocuklarımızı, geleceğimizi ilgilendiren bir konu için niye tartışmıyoruz? Niye sendikaları dinlemiyoruz? Niye bugün sokakta, Güvenpark’ta duran eğitim emekçilerini dinlemiyoruz, niye itiraz ediyorlar acaba?

Şimdi, bu konuda bir tartışma yürütmeden buradan alelacele bu kanun teklifini çıkarmak, olsa olsa, AKP Hükûmetinin aslında Türkiye’nin gerçek gündemini örtmesiyle alakalı bir şey. Çünkü biz burada 4+4’ü konuşuyoruz, Sayın Başbakan Amerika’da bazı görüşmeler yapıyor, bugün de İran’da; acaba Türkiye’yi yeni bir bölgesel savaşa mı sürükleyecek, neler tartışılıyor, meselesi değil. Aksi takdirde, burada biz bir ay daha tartışabilirdik. Komisyonda bu kadar kıyamet koparmaya gerek yoktu. Eğer gerçekten toplumun lehine bir şey yapıyorsak, eğer bu noktada biz ikna edebileceksek toplumu, niye bu kadar aceleye getiriyoruz, niye toplumda kutuplar yaratıyoruz?

Şimdi, bu ciddi anlamda bir sorun, buna AKP Hükûmetinin cevap vermesi gerekir. Yani 4+4+4 meselesini gerçekten daha güçlü tartışsaydık, muhalefet olarak belki biz de önerilerimizi sunsaydık, yine sayısal çoğunluğunuz var, beğenmediniz, yine el kaldırıp indirip bu yasa tasarısını çıkarabilirdiniz ama bu defa toplumda tartıştırmış olurdunuz, halkta tartıştırmış olurdunuz. Hâlâ içeriği tartışılmış değil sayın milletvekilleri, hâlâ bu yasa ne getiriyor ne götürüyor tartışması yok.

Şimdi kamu emekçilerinin yanından geliyoruz, “Bu yasanın içeriğini tartışamadık.” diyorlar, yani “Biz bu hengâmede buna ilişkin görüşlerimizi, önerilerimizi sunamadık.” diyorlar. Şimdi, bu Komisyon bütün eğitim emekçilerini çağırsaydı, bu konunun taraflarını çağırsaydı, siyasi partileri dinleseydi, burada daha iyi bir sonuç ortaya çıkarmaz mıydık? Şimdi bunun cevabını veremeden, burada yapılan yasa tasarısı meşru değildir halkın gözünde, AKP Hükûmetinin zoruyla yapılmıştır. Sayısal çoğunluğunu kullanıyor; güvenlik üzerindeki, emniyet üzerindeki gücünü kullanarak sokaktaki sesi kesmeye çalışıyor.

Buradan bir şey çıkmaz, demokrasi çıkmaz, insan hakları çıkmaz, özgürlükler çıkmaz ama biz burada konuşsaydık keşke eğitim sorunlarımızı. Yani bu yasa tasarısından önce, ilkokul, ortaokul, liseyi ayrı ayrı bağımsız kurmaktan önce, burada yaşadığımız sorunlar ne, altyapısı var mı yok mu, bunun bütçesi nasıl olacak, bugün eğitimde yaşadığımız sorunları nasıl çözeceğiz? Sadece iktidarın sorunu değil ki eğitim sorunu, aynı zamanda bizim de sorunumuz. Niye buna izin vermiyorsunuz?

“Ben yaptım oldu.” yaklaşımı kabul edilebilir bir yaklaşım değil sayın milletvekilleri. Ne yapıyoruz yani? Gerçekten samimiyseniz bu konuda, buradan çekersiniz bu kanun teklifini, bir tartışma süreci, bir ay sonra gelin birlikte tartışalım, iki ay sonra birlikte tartışalım. Niye bu kadar geriyorsunuz ortamı, anlayabilmiş değiliz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Ben bir kez daha, buradan, bugün eğitim sistemimizi tartışmak isteyen, bu konuda görüş bildirmek isteyen, Ankara’ya gelmiş olan kamu emekçilerimize buradan selamlarımızı iletiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tuncel.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri üzerinde söz isteyen Fatma Nur Serter, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Serter. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3’üncü madde üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yasayla ilgili yaptığımız konuşmalarda ve özellikle bu yasanın gündeme getirilme gerekçeleri arasında bir tarih çok önemli rol oynuyor; 28 Şubat 1997. Sayın Başbakan 28 Şubatın yarattığı tahribatı ortadan kaldıracak bir yasa hazırladığını, böylece mağdur olanlara haklarının bu yasayla teslim edileceğini söyledi.

Değerli milletvekilleri, 28 Şubat 1997’de Millî Eğitim Bakanı kimdi? Kimdi, bilen var mı? Bilen var mı efendim, kimdi?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Mehmet Sağlam.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Acaba o Millî Eğitim Bakanı şu anda bu salonda olabilir mi? Peki, 28 Şubatın Millî Eğitim Bakanına hiç söz verilmemiş olması, bu kararların altına, MGK kararlarının altına imza atan bir Millî Eğitim Bakanının, üstelik de AKP sıralarında hem bir milletvekili hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili olarak yer alması biraz garip bir tablo oluşturmuyor mu? (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın eski Millî Eğitim Bakanının zannediyorum bu kararların altına  -bu kararlar derken diğerlerini kastetmiyorum ama- sekiz yıllık kesintisiz eğitim kararının altına en azından imza atarken mutlaka ki bu kararı içselleştirmiş, doğru bulmuş olması icap etmez mi? Aksi hâlde hiç kimseye istemediği bir kararın altına zorla imza attırılmaz. Koltuk o kadar önemli değildir, inandığı değerleri savunmak insan için çok daha önemlidir. Yanlış bir kararsa, kalkarsınız, koltuğu başkasına devredersiniz ama imza atmazsınız. O nedenle, ben burada o dönemin Sayın Millî Eğitim Bakanına da AKP tarafından büyük bir haksızlık yapıldığını düşünüyorum.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ne alakası var?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – En azından onun da görüşünün herhâlde alınması gerekirdi, sekiz yıllık zorunlu, kesintisiz eğitimin altına imza attığına göre.

Şimdi, gelelim ikinci konuya, gelelim önerge üzerindeki görüşlerimize.

Gerçekten, değerli milletvekilleri, öyle bir yasa görüşüyoruz ki Pandora’nın kutusu, açtıkça içinden ummadığınız bir şeyler çıkıyor. Pandora’nın kutusunun içinden nelerin çıktığını da bilenler bilmeyenlere anlatsın.

Bir bakıyorsunuz, yasa hazırlanırken 4+4’ün gerekçesini soruyoruz, bize deniliyor ki: “Küçük ve büyük yaştaki çocuklar aynı binada okumasın, aman binaları ayıralım.” Güzel, kabul ediyoruz, mantıklı da görüyoruz. Hemen arkasından Sayın Bakan diyor ki: “4+4’ün -tutanaklarda var- bina ayrımıyla hiç ilgisi yoktur, 4+4 müfredatların ayrılmasıdır.” Alt Komisyon Başkanı Sayın Fikri Işık itiraz ediyor, diyor ki: “Hayır, ben Bakanın görüşüne katılmıyorum, bu binaların ayrılmasıdır.”

Tıpkı 1’inci maddede “5-13 yaş” yazamadığınız gibi, 6-13 yaşı ilk ve ortaöğretimin toplamı olarak, ilk ve ortaokulun toplamı olarak yazdığınız gibi, matematiksel bir hata yaparak, halktan gerçekleri gizlediğiniz gibi, burada da hiçbir zaman gerçekleri söylemediniz. Neden 4+4’ün gerçek cevabını bu Türkiye’yle, insanlarla, halkla, çocuklarla, gençlerle, ailelerle paylaşmadınız?

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Halk biliyor! Halk biliyor!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; 6-13’ün farkı kaçtır matematik olarak? 7’dir, 7. Hiçbir yasada “6” deyip, altına “5 yaşını bitirip bilmem nereye girdiği” diye bir ibare kullanılmaz. 5’i yazamadınız, halktan korktunuz, daha çok korkacaksınız! Çok korkacaksınız!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Serter, teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sağlam’a sağlam çaktı, cevap vermeyecek mi?

Sayın Sağlam’a sataştı, cevap vermeyecek mi?

BAŞKAN – Bir saniye Sayın İnce, önergeyi oylarınıza sunayım..

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Sağlam’a sataştı Sayın Serter.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sağlam çaktı. Sataşma ne? Çaktı. Ne sataşması!

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sataşma var, cevap vermeyecek mi?

BAŞKAN – Önergeler kabul edilmemiştir.

Sayın Sağlam, yazılı müracaatınızda “Biraz önce CHP’li milletvekili 4+4+4 sistemini tavsiye eden şûra sırasında benim Millî Eğitim Bakanı olduğumu söyledi. Bu yanlış. Şûra Mayıs 96’da yapıldı, ben Haziran 1996’da Bakan oldum. Düzeltmeme müsaade eder misiniz.” diyorsunuz.

Ne diye sataştı size?

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – O dönemde ben Bakan değildim. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – O dönemde Bakan değil misiniz?

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Son konuşmacı da aynı hatayı yaptı.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sağlam’a sağlam çaktı.

BAŞKAN – Son konuşmacı da aynı hatayı yaptı, öyle mi diyorsunuz?

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) -  Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

İki dakika söz veriyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Sağlam, size zorla mı imzalattılar, onu söyleyin. Zorla mı imzalattılar?

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Cumhuriyet Halk Partisinden bir Sayın Milletvekilimiz “4+4 tavsiye kararını alan şûra sırasında Mehmet Sağlam Millî Eğitim Bakanıydı.” dedi.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Şûrada 4+4 olmadı.

MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Burada bir hata oldu çünkü ben Mayıs 1996’da değil, Haziran 1996’da kurulan Refahyol Hükûmetinde Millî Eğitim Bakanıydım. Dolayısıyla, şûra, benim Bakan olmamdan önceki Mayıs ayında yapılmıştı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

İkincisi…

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – 4+4 yoktu o zaman.

MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Bir saniye efendim… Bir saniye…

İkincisi, biraz önce konuşan Sayın Serter de dediler ki: “Millî Eğitim Bakanı olarak kesintisiz eğitimin altında imzası olduğuna göre ona da sormamız lazım, ona da haksızlık yapılıyor.” Doğru, orada da haksızlık yapılıyor ama haksızlığı yapan Sayın Serter çünkü biz zaten Refahyol Hükûmeti olarak kesintisiz eğitime karşı çıktığımız için daha kanunlaşmadan çekildik ve kesintisiz eğitim kanunu Ağustos 1997’de çıktı.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – 28 Şubatta kim bakandı?

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Bizim Refahyol Hükümetinin sona ermesi ise Haziran 1997’ydi. 

Bilginize sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Kaçamazsın! 28 Şubatı söylüyoruz Sayın Sağlam.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kaçma, kaçma! Kaçma, doğruları söyle! Kaçma! Gel buraya.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Kaçma, gel buraya!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kaçma! Buraya gel!

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Kaçamazsın! “Şûra” demedim “28 Şubat” dedim.

BAŞKAN – Sayın İnce, böyle bir hitap tarzı olur mu? Sayın Milletvekiline “kaçma” diye ifade edilir mi? Lütfen ama…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, bir dakika….

BAŞKAN – Sayın Sağlam sataşma nedeniyle…

MUHARREM İNCE (Yalova) - Bir dakika, bir anlaşalım. “Şûra” demedi, “28 Şubat” dedi. Refahyoldan sonra kim kuruldu? Öyle kıvırmak yok!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, 28 Şubat kararlarının altında Millî Eğitim Bakanının imzası olmaz. Sayın Bakanın imzasının ne işi var?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kıvırmak yok!... Dik duracak, gelecek buraya!.. Öyle kıvırmak yok.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) -  Bakan imzası olmaz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ünal, buyurun oturun yerinize.

OKTAY VURAL (İzmir) – Önemli değil. Zaten siz 28 Şubat sayesinde partisini terk edenlerin kurduğu bir partisiniz!

MUHARREM İNCE (Yalova) – 28 Şubatın mimarı şimdi oldular özgürlükçü!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) –  Siz 28 Şubatın hikâyesini daha iyi bilirsiniz. Eski defterleri karıştırmayın!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bak, Çiller’in bir açıklaması var. Çiller diyor ki: “Dün Başbakanlıkta Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam’la beraber imzaladık.”

Açıklamalar burada, getireceğim onları şimdi.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/358, 2/305, 2/306, 2/307, 2/312, 2/384, 2/385) (S. Sayısı: 199) (Devam)

BAŞKAN - Evet, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 3. Maddesinde geçen “ortaokul" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile İmam Hatip Ortaokulu" ibaresinin eklenmesini ve ikinci cümlenin madde metninden çıkartılmasını arz ederiz.

                                                                                                    Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Celal Adan, İstanbul Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Adan.

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 Mayıs 1997 tarihine kadar -İstanbul’da yaşayanlar bilirler- her pazar günü, pazar sabahı, Eyüp Sultan’da 10 bin kişi, imam-hatiplilere sahip çıkmak için bir irade ortaya koyarlardı ve 11 Mayıs 1997 yılında, el ele tutuşan imam-hatipliler Sultanahmet Meydanı’nda 1 milyon kişilik miting yaptılar; mazlumdular, haklıydılar. O 1 milyon kişilik mitingin yapıldığı gün, orada, yüreğini koyan çok değerli arkadaşlarım var. Orada, o gün, onlar imam-hatiplilerin yanındaydı.

Ben sizinle bir konuyu paylaşmak istiyorum: Dünyada iki tane kötü şey olsa, bir tarafta 28 Şubat, diğer tarafta da aklınıza hayalinize sığabilecek ne kadar kötü bir kavram varsa, şuna emin olunuz ki Milliyetçi Hareket Partisi 28 Şubatın yanında olmayacaktır. Tıpkı, 367 şartını elinin tersiyle ittiği gibi. (MHP sıralarından alkışlar) Tıpkı, baş örtüsüne 70 milletvekiliyle katıldığı gibi.

Şimdi, oradan buradan meseleyi izliyorum ben. Bilimsel olan bir konuyu siyasallaştırdınız, en başta Başbakan siyasallaştırdı. Bir aydır grupta yaptığı konuşmalarda “Tanklarıyla, toplarıyla yaptıklarını biz millet iradesiyle değiştireceğiz.” diyor. Doğrudur, tankla, topla bir Hükûmet alaşağı edildi, birtakım dayatmalar yapıldı. Ama sizin sayınız, o 1 milyon kişinin omurgasıyla iktidara geldiğiniz siz, geçen dönem milletvekili sayınız daha fazlaydı, bu meseleye hiç sahip çıkmadınız. Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi yüreğini koyuyor, diyor ki: Gelin, imam-hatipleri, öyle kıvırmadan… Sayın Bakanın da söylediği gibi, “Bu bir reform değil, bir düzeltme.” Doğrudur, bugünkü gerginliğin temeli de imam-hatiptir. Mertçe konuşalım. Gelin, biz, imam-hatiplerin önünü açalım. Grup başkan vekilleriniz gelsinler, buraya yüreklerini koysunlar, “Milliyetçi Hareket Partisini kutluyoruz” desinler ve gelin bu meselenin önünü açalım. Burada da siyaset yapıyorsunuz. Ya, aranızda bazı milletvekilleri milletvekilliğinden bıktılar. Ne yapacaksınız? Siz hâlen o 1 milyon kişinin çileli mücadelesinin üzerine duygusal bir ortam yaratarak oy toplama arzusuyla bir siyaset geliştirmekten utanmıyor musunuz? (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yakışmıyor, yakışmıyor!

CELAL ADAN (Devamla) - Şimdi, bakınız, size samimi söylüyorum. Bazı konularda tıpkı 12 Eylülde çıkardığınız birkaç tane ülkücüyü, hapishanelerde çile çeken ülkücüleri görüştürerek 12 Eylül referandumunda da istismarda bulundunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İstismarcı sizsiniz!

CELAL ADAN (Devamla) - Bir aşağılık irade e-muhtıra olarak siyasi hayatımıza geçti, onu değerlendirdiniz ve “4+4” diye getirdiğiniz, bilimsel olarak tartışılması gereken… Kitaplarından da istifade ettiğiniz Profesör Zühal Topcu, çok güzel bir iradeyle burada meseleyi meydana getiren Mehmet Erdem Bey gayet güzel ifadeler kullandılar: “Biz bu çocuklarımızın daha iyi eğitilmesi için, hocalarımızın intibak sağlaması için bilimsel tartışılacak bir meseleyi…”

Bugün gazetede okudum, okuduğum yazı şu: “Kurşun sıksalar biz bu şeyi geçireceğiz.” diye. Kim size kurşun sıkıyor da istismar ediyorsunuz? Hâlen o imam-hatiplinin vicdanına… Yaptınız mı görevinizi siz imam-hatiplilere karşı? Benim arkadaşım İbrahim Solmaz, benim arkadaşım! Hepinizle yarışırız.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Kim senin arkadaşın?

CELAL ADAN (Devamla) – Geç oradan sen! Geç!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Kim?

BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekili…

CELAL ADAN (Devamla) – Siz var ya siz, bizim bu ülke için...

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söyleyeceğin bir şey varsa çıkar konuşursun!

OKTAY VURAL (İzmir) – Parmağını kaldır yüreğin varsa! Yüreğiniz varsa parmağınızı kaldırın!

CELAL ADAN (Devamla) – Bir dakika arkadaşlar…

Bu ülke için, demokrasi için biz yüreğimizi koyunca sizin ödünüz patlar. Siz Milliyetçi Hareket Partisini sanık sandalyesine nerede oturttunuz biliyor musunuz? Altında kaldığınız açılım programında oturttunuz. Utanmadan Habur’da kaldınız, İstanbul’da kaldınız. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz hiçbir şeyin altında kalmayız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Devam edin siz, böyle devam edin!

CELAL ADAN (Devamla) – Şimdi de siz, bu milleti bölmek için… Söylediklerinize siz inanıyor musunuz? Alevi Aleviliği öğrenecekmiş, Sünni Sünniliği öğrenecekmiş! Böyle mi? Elbette. Sizin ayaklarınızın titrediği günlerde 28 Şubat baskısına karşı biz saf tutuyorduk. (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Allah aşkına nerede siz tutuyordunuz?

CELAL ADAN (Devamla) – Öyle, öyle…

OKTAY VURAL (İzmir) – Partinizi terk ettiniz, partinizi!

CELAL ADAN (Devamla) – Geçin gidin siz!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizi gidi kaçaklar!

CELAL ADAN (Devamla) – Sizin aklınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Adan, teşekkür ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bunlar kolaycı, kolaycı!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizi gidi kaçaklar!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kaçak sensin be!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Siz kolaycısınız, kolaycı!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – O zaman sen DYP’deydin.

CELAL ADAN (Devamla) – Sen var ya sen…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ne var? O zaman sen DYP’deydin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya muhatap alınacak adam değilsin sen!

CELAL ADAN (Devamla) – Sen var ya sen…

BAŞKAN – Sayın Adan…Sayın Adan…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – O zaman DYP’deydin, MHP’de değildin!

Ne var?

OKTAY VURAL (İzmir) – MHP’ye karşı el kol hareketi yapma!

BAŞKAN – Sayın Adan, lütfen kürsüyü terk ediniz.

Teşekkür ediyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – DYP’deydin, DYP’de!

OKTAY VURAL (İzmir) – El kol hareketi yapma!

(İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın AK PARTİ sıralarına doğru yürümesi; AK PARTİ sıraları önünde toplanmalar.)

BAŞKAN – Sayın Adan, lütfen…

Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                       

 

Kapanma Saati: 21.09


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

199 sıra sayılı Teklif’in görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, 3’üncü madde üzerinde verilen İstanbul Milletvekili Celal Adan ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunacağım.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Vural, Sayın Şandır, yeni madde ihdas edilmesiyle ilgili önergeleriniz var. Ben bu konuda usul tartışması açıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, usule gerek yok efendim, usul tartışması açamazsınız, belirgin olan bir usulü tartışmayla, çoğunluk iradesiyle değiştiremezsiniz. Ek madde doğrudan doğruya İç Tüzük hükümlerine uygun olarak verilmiş. Yapılması gereken işlem, ek maddeyi okuyacaksınız, Komisyon iradesi varsa bunu arayacaksınız. Bunun dışında bir usul ihdas etmeniz, İç Tüzük’e aykırı bir usul ihdas etmeniz mümkün değildir. Yok öyle bir şey! Yok öyle bir şey!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bayram, sen otur, akıl verme! Bayram Bey, akıl verme oraya!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – O senin yetkinde mi! Görevini yap!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun burayı da idare edin isterseniz!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, görevini yapmıyor, oraya akıl veriyor.

Sen görevini yap!

BAŞKAN – Yani buradaki arkadaşların konuşmasını da mı engelleyeceksiniz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN - Buyurun, burayı da idare edin! Lütfen ama!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Böyle bir tartışmaya alet olamaz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Öyle bir tarz var mı Sayın Aslanoğlu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, 87/4’e göre lütfen gerekli işlemi yapınız, bunun dışında sizin bir başka yetkiniz yoktur. Lütfen hukuka uygun olarak Meclisi yönetiniz.

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

BAŞKAN –  Ben, önce bu konudaki düşüncemi açıklamak istiyorum o zaman. Madem…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim? Duyamadım.

BAŞKAN – Çok rahat söyledim ben.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Gürültüden duyulmuyor ki Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anlaşılamadı.

BAŞKAN – Hayır, ben söyledim yani.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Duyulmuyor gürültüden.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Anlaşılmadı.” diyorum.

BAŞKAN – Hayır, niye anlaşılmasın Sayın Vural?

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz kendi kendinize mi konuşuyorsunuz, Genel Kurula mı?

BAŞKAN – Ben kendi kendime konuşmuyorum. Genel Kurul tamamen duyuyor Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Duymadım.” dedim. Tekrarlamakta bir şey mi var?

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Biz duyuyoruz.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri. Lütfen…

Yeni madde ihdası ama yasanın tamamıyla ilgili yeni madde ihdası getiriyorsunuz. “Usul tartışması açacağım.” diyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim. Bakın, size İç Tüzük maddesini okuyorum: “Görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan, ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılır.” Bu kadar açık.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani bunun usulle ilgili bir şeyi yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bunun neyini tartışacaksınız?

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinde şimdiye kadar uygulamalar nasıl yapılmışsa geçmişte…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, geçmişte de her zaman bu şekilde olmuştur, ilgisi vardır.

Bakın, diyorum ki, birinci sualim: Bu konunun, bu kanunun tasarı, teklifle ilgisi olmayan bir maddesi var mı? Tasarı ve teklifle ilgili, konu onunla ilgili. Ben başka bir konuyu getirmiyorum. Doğrudan doğruya 4+4+4’ün…

BAŞKAN – Ama getirilen madde ihdasları sadece tasarı ile mi ilgili?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim?

BAŞKAN – Tasarı ile mi ilgili sadece getirilen madde ihdasları?

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii, o konuyla ilgili.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Konuyla ilgili.

OKTAY VURAL (İzmir) – Konuyla ilgili. Yanlış yapmışlar çünkü.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yeni üniversite isimleri oluşturuluyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çünkü yanlış yaptıkları için biz doğrusunu öneriyoruz.

BAŞKAN – O zaman benim açıklamamı bir dinleyin lütfen çünkü hiç almayacağız değil ki. Her maddeyle ilgili iki tane önergenizi alacağız.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığımıza yeni madde ihdas edilmesiyle ilgili olarak çok sayıda önerge intikal etmiş bulunmaktadır ancak İç Tüzük hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi hükümlerinin?

BAŞKAN – İzah edeceğim, müsaade buyurun lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi hükümlerini birlikte değerlendiriyorsunuz?

BAŞKAN – Okuyacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hüküm söyleyin.

BAŞKAN – Ama ondan sonra geliyor. Sayın Vural, niye acele ediyorsunuz? Lütfen… Size söz verdiğimizde biz sabırla dinliyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Komisyondaki gibi bizim hakkımızı gasbetmenize izin vermeyiz. Ona göre!

BAŞKAN – Sayın Vural, dünden bu tarafa Genel Kuruldaki uygulamalar ortada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Genel Kuruldaki uygulama…

BAŞKAN – Dün 3 defa usul tartışması açtım…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim. Bu usulle ilgili değil. Benim yetkimi kısıtlayamazsınız.

BAŞKAN – …söz isteyen tüm sayın grup başkan vekillerine söz verdim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Hiçbir söz kısıtlanmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu zorbalığınız… Nereden talimat alıyorsunuz bilmiyorum.

BAŞKAN – Siz bu kelimeyi kullanıyorsunuz ama şu anda aynısını siz yapıyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nereden talimat alıyorsunuz bilmiyorum ama hukuk devleti üzerine yemin ettiniz, namusunuz ve şerefiniz üzerine yemin ettiniz.

BAŞKAN – Sayın Vural, eğer bir yerlerden emir alınıyorsa siz nereden emir alıyorsanız her milletvekili de oradan emir alıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Namusunuz ve şerefiniz üzerine yemin ettiğiniz İç Tüzük ve Anayasa’ya uygun hareket edin.” diyorum.

BAŞKAN – Bu “gasp”, bu “zorbalık”, bu “emir alma” kelimeleri sayın milletvekillerine hiç yakışmıyor doğrusu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çok yakışıyor Komisyon Başkanınıza, size çok yakışıyor.

BAŞKAN – Hiç yakışmıyor doğrusu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Katmerli olarak yakışıyor hem de.

BAŞKAN – Ben şahsen kendime yakıştıramıyorum, hiçbir sayın milletvekiline de yakıştıramıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunu, zorbalıkla getirilen bir komisyon metnini burada oylatıyorsunuz, çok yakışıyor.

BAŞKAN – Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Aksine, size çok yakıştı.

BAŞKAN – Ben kendime yakıştıramıyorum, hiçbir sayın milletvekiline de yakıştıramıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin kendinize yakıştırmamanıza saygı duyuyorum, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Yakıştıramıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerçekten bu önemli. Sizin kendinize yakıştırmadığınızı maalesef Komisyon kendisine yakıştırmıştır. Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Bilemem yani. O, Komisyonun kendi sorunudur, geçmişte kalmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ediyorum. Bunlara parmağı kaldıranlar da…

BAŞKAN – Ancak İç Tüzük hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi hükümlerine göre, bölümler hâlinde görüşülmekte olan temel kanunlar üzerinde her bölümde sadece iki yeni madde ihdası önergesi verilebilmesi mümkün görülmektedir.

Nitekim, benzer şekilde temel kanun olarak görüşülen işlerde metne yeni geçici madde ilavesine yönelik değişiklik önergelerinde de iki önerge sınırlaması uygulanmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, o, madde üzerinde. Bak, “madde üzerinde” diyor. Madde üzerinde olanı yeni bir madde ihdası olarak yorumlamanız mümkün değil. Allah için, aynı fakültede okuduk, aynı…

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen, tamamını bir okuyayım, dinleyin o zaman.

OKTAY VURAL (İzmir) – Okuyorum işte.

BAŞKAN – E, usul tartışması açalım, buyurun, söyleyin fikirlerinizi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, usul tartışması açtınız. Ne olacak?

BAŞKAN – E, müsaade…

OKTAY VURAL (İzmir) – Çoğunluk iradesiyle oylatacaksınız. Böyle bir şey yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Nasıl yapmamız gerekir peki?

OKTAY VURAL (İzmir) – Uygulayacaksınız efendim. Bakın, Sayın Başkan, diyor ki temel kanunlarla ilgili: “…önergeleri dahil madde üzerinde iki önerge verilebilir.” Bu konuyla ilgili, bunda haklısınız, bir diyeceğim yok ama ben ek madde öneriyorum ya, yeni bir madde öneriyorum. Bunu “çok sayıda” demek… Çünkü bu her bir maddeyle ilgilidir, sırası gelince ağırlığına göre ölçülmez. “Sen bu kadar niye veriyorsun?” diye ölçülmez. Benim ek maddemin konuyla ilgisi olmadığını gösterin, illiyet bağı olmadığını gösterin, ona göre ben de diyeyim ki: Evet efendim, bu kelalaka bir şeydir. İlgisi var.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, bir madde ihdası ancak önergeyle yerine getirilebilir. Dolayısıyla, madde ihdasını içeren bir talep bir önergedir. Dolayısıyla, İç Tüzük’ün 91’inci maddesindeki, iki önerge bunu da çok açık bir şekilde kapsamaktadır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim, orada “madde üzerinde önerge” diyor, “toplam iki önerge” demiyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Dolayısıyla, bölüm üzerinde… Çünkü önerge vermeden madde ihdasını nasıl talep edeceksiniz?

BAŞKAN – Sayın Canikli, bir müsaade edin ben tamamını okuyayım, ondan sonra.

İç Tüzük değişiklik önergeleriyle ilgili 87’nci maddesine göre: “…kanun tasarısı veya teklifinde bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında, milletvekilleri, esas komisyon veya Hükümet değişiklik önergeleri verebilir. Bu esaslar dairesinde milletvekilleri tarafından Anayasaya aykırılık önergeleri dahil her madde için yedi önerge verilebilir.”

Dolayısıyla, bu madde hükmünden açıkça çıkan sonuca göre, metne yeni madde eklenmesine ilişkin önergenin sınırı yedidir. İç Tüzük’ün 91’inci maddesi ise milletvekilleri, esas komisyon ve hükûmet tarafından değişiklik önergesi verilebileceğini öngörmektedir ancak değişiklik önergelerinin hangi amaçla verilebileceği hususunda hüküm içermemektedir. Maddenin beşinci fıkrasında ise diğer hükümlerin saklı olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla, burada da önergelerin bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında verilebilmesi gerekir. Bu durumda, 87’nci maddede olduğu gibi yeni madde sayısına ilişkin sınırlamanın da burada da geçerli olması gerekir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yedi, o zaman yediyi açıyorsunuz, teşekkür ederiz. Demek ki yedi tane önerge verilebilir.

BAŞKAN – E, dinlemediniz zaten baştan itibaren.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz itiraf ettiniz.

BAŞKAN - Devamını bir dinleyin lütfen. Ama sizden önce geçen oturum burada tartışıp…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, elma ile armudu toplayıp portakal çıkartamazsınız yahu!

BAŞKAN – 91’inci maddede her madde üzerinde iki önerge verilebildiğinden her bölüm üzerinde ancak iki yeni madde ihdasına ilişkin önerge verilebileceğini kabul etmek gerekir. Ancak bu durumda her siyasi parti grubunun bir önerge verme hakkı saklıdır yani yeni madde önerge sayısı grup sayısıyla orantılı olarak da dörde ve ilk iki önerge grubu olmayan partiler ile bağımsızlar tarafından kullanılmışsa altıya çıkabilir.

Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin temel kanunlarla ilgili olarak verdiği 2001/129 esas ve 2002/24 karar no.lu Kararı'nda "Yasama etkinliklerinde asıl olan, kamusal yararı gerçekleştirmek amacıyla yapılan görüşmeler sonucunda Meclis'in gerçek iradesinin oluşmasıdır. Bu iradenin oluşmasında, yapılan görüşmeler kadar verilen önergelerin de büyük katkısı olduğu bir gerçektir.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, doğru.

BAŞKAN – “Ancak, milletvekillerine sınırsız sayıda…”

OKTAY VURAL (İzmir) – Sınırsız değil ki!

BAŞKAN – “…önerge verme imkânının tanınmasının da yasama çalışmalarını olumsuz yönde etkileyerek gereksinim duyulan yasaların çıkarılmasını engelleyeceği açıktır." dendikten sonra metne ek veya geçici madde eklenmesinin bu kapsamda değerlendirilmesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir. Bu nedenlerle, bir bölüm üzerinde ikiden fazla yeni madde önergesini işleme alma imkânı bulunmamaktadır yani…

OKTAY VURAL (İzmir) – İkiden fazla… Evet, alın, ikiden fazla almayın. Bir madde üzerinde ikiden fazla… Bir madde üzerinde ikiden fazla alamazsınız, tamam.

BAŞKAN – Tamam. Dinlemediniz ki, müsaade etmediniz ki Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam, okuyun.

BAŞKAN - Müsaade etmediniz ki…

Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Okuyun. “Alamam.” dediniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, burada yeni madde ihdas edilince o temel kanun hükmüne tabi olmuyor.

BAŞKAN – Bu nedenle, bu bölüm üzerinde iki yeni madde ihdasına ilişkin önergeyi okutacağım…

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, dolayısıyla, bizim… Sayın Başkan, her maddede iki tane önerge yok.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bir önerge var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, bütün ek madde önergelerimizin hepsi gündeme alınacaktır. Kaldı ki Sayın Başkan, ek madde önerisi Komisyon tarafından kabul edildiği zaman temel kanun gibi görüşülmez, normal madde olarak görüşülür. Dolayısıyla, burada önerge kısıtlaması da geçerli olmaz. Bu da yanlış bir değerlendirme.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Grup önergesi geriye çekilmiş olur Sayın Başkan. Grup önergesi iptal olur o zaman.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, iptal olur mu? Ben başka konuda veriyorum.

BAŞKAN – Sayın Vural, bu son şey yanlış anlaşıldı galiba. Zaten son…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok, biz doğru anladık efendim. Siz doğru söylediniz.

BAŞKAN – Okuduğumu tekrar edeyim isterseniz?

“Bu nedenle, bu bölüm üzerinde iki yeni madde ihdasına ilişkin önergeyi okutacağım…” diye metni bu cümleyle bitirdim zaten. Yani her bölüm üzerinde iki tane yeni önerge verme hakkınız var bu konuyla ilgili.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim. Kim dedi böyle bir şey? Olur mu ya! Ek madde ihdasıyla ilgili iradeyi arayacaksınız, sonra benim konuşma hakkım ve onun üzerinde bir önerge hakkım var. Bu hakkımı yok  sayamazsınız Sayın Başkan. Onun yerine çağırın tezekkür edelim. Böyle bir konuyu Genel Kurulda ulu orta tartıştırmanın ne anlamı var?

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekilleri içeri buyursunlar, konuşalım.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                       

 

Kapanma Saati: 21.49


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

199 sıra sayılı Teklif’in görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

4’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sıralarına göre…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ek madde okundu mu efendim?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, düzeltiyorum. Yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Malumları olduğu üzere görüşülmekte olan tasarı ve teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı ve teklifle çok yakın ilgisi bulunan bir maddenin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin 4’üncü fıkrası hükmüdür.

Bu nedenle önergeyi okutup komisyondan soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüş açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir defa sor Sayın Başkan, komisyon çoğunluğunuz var mı diye.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tespitini önceden yaptılar.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen müsaade edin, okuttuktan sonra soracağız.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

199 sıra sayılı Kanun Teklifine, 5/1/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun 10. Maddesini değiştiren aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ederiz.

"Madde 10 - Bir köy halkı, iş ve üretim hayatının gereği olarak veya olağanüstü sebeplerle yayla, otlak ve bağ gibi yerlere taşındığında köy ilkokulu da, köy halkıyla birlikte göçecek şekilde düzenlenmiş olmalı ve gidilen yerde hemen günlük çalışmasını ve görevini devam ettirmelidir.”

                  Ali Öz                           Mehmet Günal                                Alim Işık

                  Mersin                                 Antalya                                       Kütahya

          Yusuf Halaçoğlu                   Özcan Yeniçeri                        Ahmet Duran Bulut

                  Kayseri                                Ankara                                       Balıkesir

                                                         Lütfü Türkkan

                                                              Kocaeli

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Salt çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Yeni madde ihdasına ilişkin diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

199 Sıra Sayılı Kanun Teklifine, 5/1/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun 11. Maddesini değiştiren aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ederiz.

“Madde 11 - Yetiştirici ve tamamlayıcı sınıflar ve kurslar, mecburi ilköğrenim çağında bulundukları halde, öğrenimlerini yaşıtlarıyla birlikte zamanında yapamamış olan çocuklara kısa yoldan ilköğrenim vermek ve ayrıca yetişmelerine lüzum görülen çocukları ilköğretim okuluna hazırlamak veya ilköğretim okulunu bitirmiş olup da henüz zorunlu öğrenim çağında bulunan ve üst dereceli öğrenim kurumlarına gidemeyecek olanların genel bilgilerini artırmak ve kendilerine iş ve üretim hayatında faydalı olacak bilgi ve maharetleri kazandırmak amacıyla gerçek ve tüzel kişilerle, belediyeler, özel idareler ve Devlet tarafından açılabilir."

                Alim Işık                         Mehmet Günal                                  Ali Öz

                 Kütahya                                Antalya                                        Mersin

          Yusuf Halaçoğlu                                                                      Özcan Yeniçeri

                  Kayseri                                                                                    Ankara

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Salt çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Diğer önergeyi okutuyorum:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

199 Sıra Sayılı Kanun Teklifine, 5/1/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun 12. Maddesini değiştiren aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ederiz.

‘Madde 12 - Zorunlu ilköğrenim çağında bulundukları halde zihnen,…”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, yaptığınız uygulama İç Tüzük’e, usule aykırıdır.

BAŞKAN – Şu bitsin, ondan sonra söz vereceğim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Böyle bir usul olmaz Sayın Başkanım, böyle bir usul ittihaz edemezsiniz, böyle bir şey olamaz. Sayın Başkanım, bununla ilgili usul tartışması açalım lütfen. Aleyhte söz istiyorum Sayın Başkan.

“…bedenen, ruhen ve sosyal bakımdan özürlü olan çocukların özel eğitim ve öğretim görmeleri sağlanır.’

            Özcan Yeniçeri                   Muharrem Varlı                             Zühal Topcu

                  Ankara                                 Adana                                         Ankara

                Alim Işık                          D. Ali Torlak                               Ali Halaman

                 Kütahya                               İstanbul                                       Adana”

BAŞKAN – Evet, Sayın Komisyon katılıyor musunuz salt çoğunlukla?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Salt çoğunluğumuz yoktur, katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeyi işlemden kaldırıyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Salt çoğunluğu çağır, belki geleceğiz oraya, belki oraya geleceğiz.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

199 sıra sayılı Kanun Teklifine 5/1/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun 13. Maddesini değiştiren aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ederiz…”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, bu görüşmeyi böyle sürdüremezsiniz. Çok açık bir şekilde İç Tüzük’e  şu anda aykırı bir işlem yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Canikli, söz vereceğim size, bir saniye bir oturun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Olmaz ki, aykırı işlem yapıyorsunuz, İç Tüzük’ün vermediği bir hakkı kullandırıyorsunuz, olmayan hakkı kullandırıyorsunuz. Böyle bir usul olabilir mi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Vereceğim, bu önergeden sonra söz vereceğim.

“Madde 13- Okul öncesi kurumlarında zorunlu öğrenim çağına gelmiş olan çocuklar bir yıl süreyle eğitilir.

İsteğe bağlı tamamlayıcı sınıflarda ve kurslarda, ilköğrenim çağı dışına çıkmış olup da üst dereceli öğrenim kurumlarına gidememiş olan yurttaşların, genel bilgilerini arttırmak ve kendilerinin daha iyi bir iş ve üretim unsuru olarak yetiştirilmelerini sağlamak amacıyla öğretim yapılır.

Bu kurumlar gerçek ve tüzel kişilerle belediyeler, özel idareler ve Devlet tarafından açılabilir.       

           Seyfettin Yılmaz                     Zühal Topcu                                  Alim Işık

                   Adana                                 Ankara                                       Kütahya

             D. Ali Torlak                                                                           Ali Halaman

                 İstanbul                                                                                    Adana”

BAŞKAN -  Evet, Komisyon salt çoğunlukla katılıyor mu önergeye?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Salt çoğunluğumuz yoktur, katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeyi işlemden kaldırıyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Salt çoğunluk burada oturuyor.

BAŞKAN - 4’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup, aykırılıklarına göre işleme alacağım…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, ondan önce -bu usul ve bu konuyu- biraz önce yaptığınız usulle ilgili usul tartışmasının açılmasını talep ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yerinizden, yerinizden…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Aleyhte söz istiyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yerinizden… Tutanaklara geçsin Nurettin Bey.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, aleyhte…

OKTAY VURAL (İzmir) – Lehinde efendim…

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- Yeni madde ihdasına ilişkin önergelerle ilgili Başkanın tutumu hakkında

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, biraz önce yaptığınız uygulama çok net ve kesin bir şekilde İç Tüzük’e aykırıdır ve gerçek anlamda yok hükmündedir. Nedeni şu Sayın Başkan: Bakın, İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre bir madde ihdası da önerge sınırı kapsamındadır. Yani her…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Nerede yazıyor o cümle?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Okuyorum, bakın. 87’nci maddenin birinci fıkrasını açın, birlikte okuyalım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oku, anla!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 87’de böyle bir cümle yok. Bir boşluk var.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Okuyun efendim, açın okuyun.

“Kanun tasarı veya teklifinde bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi dâhil, yedi önerge kapsamı içerisindedir.” Bu, normal maddeler için geçerli.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu o değil, oraya girmiyor. Aşağıdaki fıkraları oku, aşağıdaki fıkraları.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şu anda temel yasa olarak görüştüğümüz bir yasa nedeniyle, teklif nedeniyle burada altı önerge sınırı vardır. Orada da iki önerge siyasi parti grubuna dâhil olmayan milletvekilleri için ihdas edilmiştir, ayrılmıştır, geriye dört tane önerge kalır temel yasa için. Bunun anlamı şudur: Her gruba bir önerge düşer, ek madde ihdası da dâhil olmak üzere, çünkü siz ek madde ihdası talebini ancak bir önergeyle yapabilirsiniz. Dolayısıyla şu anda bu kural açık bir şekilde ihlal edilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen öğrenmemişsin, alttaki fıkraları oku.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bir siyasi parti, kendisine tanınan temel yasalar için, her madde için öngörülen ek madde ihdası dâhil olmak üzere önerge hakkını yeni madde ihdası şeklinde kullanabilir, buna müdahale edemeyiz, ama bir tane olabilir. Siz şu anda birden fazla okuttunuz Sayın Başkan. Bu, usule, İç Tüzük’ün 87 ve 91’inci maddelerine çok açık bir şekilde aykırıdır. Dolayısıyla bunun derhâl düzeltilmesi gerekir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ayrı maddeler onlar, ayrı maddeler!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Alt fıkraları oku, alt fıkraları!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Aksi hâlde Sayın Başkan, her madde için sınırsız sayıda ek madde verilmesi sonucunu doğurur ki…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, mümkün değil, mümkün değil sınırsız. Doğru değil. Sınırlıdır.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …ne İç Tüzük’te ne de Anayasa’da böyle bir durum öngörülmemiştir. Ayrıca sizin biraz önce, aradan önce okuduğunuz Anayasa Mahkemesi kararı da çok açık bir şekilde, ifade ettiğim görüşümüzü teyit etmektedir, doğrulamaktadır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Her maddede sınırsız önerge verilmiyor ki!

OKTAY VURAL (İzmir) – O, sınırsız önerge olduğu zaman Anayasa Mahkemesinin kısıtlamayla ilgili hükmü.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yaptığınız biraz önceki uygulama hukuka, kanuna, İç Tüzük’e, her şeye aykırıdır Sayın Başkan. O nedenle tutumunuzu değiştirmeniz ve İç Tüzük’ün biraz önce okuduğum 87’nci maddesinin birinci fıkrası ve 91’inci maddesi hükümlerine uygun olarak tesis edilmesi gerekir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 87’nin birini okuma, son fıkralarını oku. Senin hesabına gelmiyor tabii!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hepsini okuyorum ben.

BAŞKAN – Lehte Sayın Vural, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, öncelikle şunu ifade etmeliyim ki Divan uygulamayı yapmıştır ve bitmiştir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, öyle hukuksuz uygulama olmaz, böyle bir şey kabul edilmez, öyle bir şey yok.

OKTAY VURAL (Devamla) – Dolayısıyla 4’üncü maddeyle ilgili önergeleri siz gündeme aldınız. Dolayısıyla burada aslında usul yerine getirilmiştir, bu konuda usul tartışması açmak mümkün değil çünkü uygulama bitmiştir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir şey yok, kanunsuz usul olamaz; kanuna aykırı, İç Tüzük’e aykırı usul olmaz, öyle şey olmaz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Dolayısıyla bu uygulamayı da doğrudan doğruya çoğunluk iradesi de kabul etmiştir. Siz uyguladınız beş tane maddeyi, o zamana kadar itiraz etmediler, 4’üncü maddeye gelince itiraz ediyorlar. Sizin hangi uygulamanıza itiraz ediyorlar?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir şey yok! Etmez olur muyuz, kayıtlara geçti itirazımız. Okurken itirazımızı yaptık ve kayıtlara geçti.

OKTAY VURAL (Devamla) – Biz ne yapıyoruz Nurettin Bey? Bu kanunun içi boş. İçi boş olduğu için diğer kanunlarda bu kanunun içini doldurmak amacıyla oluşturulan değişikliklere göre değişiklik öneriyoruz. Eğer siz kalkıp bana derseniz ki… Çünkü 87’nci madde “Teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan, ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini…” diyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O 87’ye dâhil değil Nurettin Bey, bizim maddeye dâhil değil.

OKTAY VURAL (Devamla) – Ben “Çok yakın ilgisi var.” diyorum. Siz burada “Bunun ne alakası var?” deseydiniz anlardım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – O ek madde ihdasının sınırlarını koyuyor, içeriğini belirliyor, onunla bir alakası yok ki.

OKTAY VURAL (Devamla) – Demek ki alakalı, demek ki sizin getirdiğiniz kanun teklifinin içi boş, diğer kanunları almamış. Biz muhalefet olarak görevimizi yapıyoruz, bu kanunun daha iyi çıkması için gayret sarf ediyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Siz engelliyorsunuz şu anda, engellemek için de her şeyi yapıyorsunuz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkanın uygulaması doğrudur çünkü biz daha maddeyi ya da önergeyi görüşmüyoruz. Önce Komisyona soracak, Komisyon varsa işleme alacak. İşleme almıyor yani bir maddenin eklenmesiyle ilgili bir iradenin okunmasından bile niye bu kadar rahatsızlık duyuyorsunuz? Yok çoğunluk, işlemden kaldırıldı. O bakımdan, müsaade edin de sizin içi boş olan bu kanun teklifinizin ne kadar eksik olduğunu toplumun huzurunda gösterelim, millet de görsün, “Ya, bunu hazırladınız da bu Milliyetçi Hareket Partisinin diğer kanunlarla ilgisi olan bu konularla ilgili değişikliklerini niye düşünmediniz?” diye gelsin sizi denetlesin; amacımız bu. O bakımdan, bu bir engelleme değil, aksine bu kanundaki boşlukları doldurmak için.

Ben isterdim ki Nurettin Bey… Siz burada bizim verdiğimiz önergelere “Yahu ne alakası var bunların? Bu kanunla alakası yok.” deseydiniz saygı gösterirdim, “İlişkisini kurmamışız.” derdim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sınırını belirliyor Oktay Bey, sınırın içeriğini belirliyor.

OKTAY VURAL (Devamla) – Demek ki ilişkili olduğunu kabul ettiğini kabul ediyorsunuz, demek ki ihtiyaç olduğunu kabul ediyorsunuz. O zaman yapılması gereken husus, çoğunluk burada olur, çoğunluk burada olunca görüşülür, kanun da daha iyi çıkar.

Hepimiz ülkemize hizmet etmek istemiyor muyuz? Siz de istiyorsunuz, biz de katkı sağlamak istiyoruz. O bakımdan Sayın Başkanın önerisi sadece Komisyon iradesini aramaktır. Komisyon iradesini aramasını engellemeniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) –…doğru bir şey değildir, Sayın Başkan usulünü tatbik etmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bu usul tartışmasının uygulanabileceği bir konu da şu anda tezekkür edilmemektedir. Edilmediğine göre de bu usul tartışması hakkında bir karar almaya da gerek yoktur. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili.

Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli Başkanım, Değerli Başkanlık Divanı; tabii ki, aslında dün de bu konuyla alakalı üç tane usul tartışması açılmıştı ve bunlar üç usul tartışmasında da gerekçeleriyle birlikte reddedilmişti. Bu yüzden Sayın Başkanım öncelikle şunu ifade edeyim ki, hem İç Tüzük’ün amir, açık hükümlerine hem de Meclis teamüllerine aykırı bir iş yapıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne teamülü Ahmet yahu! Daha dünkü adam, teamülü bilmiyor!

AHMET AYDIN (Devamla) – Burada özellikle muhalefet bu iş yapılmış gibi addetmeye çalışıyor ama şu anda biz bu işin usul tartışmasını yapıyoruz ve henüz geliştirilmiş bir usul de yok. Bu usul tartışması sonucunda usul geliştirilecek.

Değerli Başkanım, değerli arkadaşlar; bakın, az önce, oturumdan önce Sayın Başkanımız aslında konuyu çok güzel bir şekilde özetledi ve o açıklamaların ışığında bu tartışmanın dahi yersiz olduğunu dolayısıyla önerge sayısının temel kanunlarda dörtten fazla, normal kanun görüşmelerinde de yediden fazla olamayacağını çok net bir şekilde ifade etti.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sınır üç tane mi?

AHMET AYDIN (Devamla) - Hâl buyken Sayın Başkanım, oturumdan sonra yeni bir şey icat ediliyormuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.

Bakın, İç Tüzük’ümüzün 87’nci maddesi, çok açık bir şekilde, yeni madde ihdasını, aynı zamanda geçici madde eklenmesini bu kapsamda sayıyor.

“Üst limit yedidir.” diyor, “Yediyi geçemez.” diyor, “Madde eklemesi olsa dahi, geçici madde ihdası olsa dahi, metne bir ek olsa dahi bütün önergelerin toplamı normal kanunlarda yediyi geçemez.” diyor. 91’inci maddeyi açıyoruz, 91’inci maddede de “Temel kanun olarak eğer görüşülüyorsa bu -hepsi dâhil olarak, şu anda grup sayımız dört olduğu için- dördü aşamaz.” diyor. Eğer böyle bir yol kabul edilirse normal kanunlarda bu en aşağı yediden belki on dörde çıkacaktı ve sınırsız bir imkân tanımış olacağız; bu da işlerin yürümesi açısından ve İç Tüzük’ün ihlali noktasında çok ciddi sıkıntılar getirecektir.

Sayın Başkanım, bakın, Anayasa Mahkemesinin kararını aslında siz de okumuştunuz, aynı zamanda 91’inci maddesinin gerekçesini dün gene okumuştunuz. Bütün bunların ışığında şu anda yapılanın tamamen İç Tüzük’e aykırı olduğu çok net görülecektir. Arzu ediyorsanız Anayasa Mahkemesinin kararını ben bir kez daha okuyayım. Diğer taraftan bütün bunlarla birlikte 87 ve 91’inci maddeler ışığında ve Anayasa Mahkemesinin temel kanunlarla ilgili olarak verdiği…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi tarihte vermiş, hangi tarihte?

AHMET AYDIN (Devamla) - …2001/129 esas ve 2002/24 No.lu Kararı’nda…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunlar baş örtüsüne de dediler, 411 el kaldırdık, baş örtüsüne de “Anayasa’ya aykırı” dediler. Demek siz onu da destekliyorsunuz, demek siz Anayasa Mahkemesinin baş örtüsüyle ilgili yaptığı bu düzenlemeyi iptal etmesini de doğru buluyorsunuz. Bravo vallahi ya!

AHMET AYDIN (Devamla) - …“Yasama etkinliklerinde asıl olan, kamusal yararı gerçekleştirmek amacıyla yapılan görüşmeler sonucunda Meclis'in gerçek iradesinin oluşmasıdır. Bu iradenin oluşmasında, yapılan görüşmeler kadar verilen önergelerin de büyük katkısı olduğu bir gerçektir. Ancak, milletvekillerine sınırsız sayıda önerge verme olanağının tanınmasının da yasama çalışmalarını olumsuz yönde etkileyerek gereksinim duyulan yasaların çıkarılmasını engelleyeceği açıktır.” dendikten sonra metne ek veya geçici madde eklemesinin bu kapsamda değerlendirilmesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu nedenlerle bir bölüm üzerinde ikiden fazla yeni madde önergesi işleme alınamaz. Dolayısıyla Sayın Başkanım, usul tartışmasını dikkate almanız lazım. Biraz daha usulünüzü gözden geçirerek hukuk oluşumunun icra edilmemesini saygılarımla arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Sayın Kaplan, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli arkadaşlar, deminden beri dikkat ediyorum, “Bir maddede yedi tane önerge sınırlaması var.” diyor arkadaşlar ve “Her grubun bir hakkı var.” diyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Temel kanunda öyle.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Farz edin ki AK PARTİ’den 2 grup daha doğdu Mecliste, ayrıldı sizden, geçmiş dönemde oldu, çıraklık zamanında. CHP’den de 2 grup ayrıldı, 4. Zaten 4 grup var, 8 grup oldu. Ne yapacağız, nasıl bölüşeceğiz yedi tane önergeyi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Varsayım…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yani varsayım üzerinden konuşuyorum. 8 tane grup olduk. Bir maddede yedi tane önerge sınırlaması var. Ne yapacağız?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Saklıdır hakkı. Kura çekeriz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, bu temel kanunları… Bakın, arkadaşlar, bizim başından yaptığımız bir sakatlık var. Sakat başlanan bir işlemde siz doğruyu bulamazsınız. Temel kanun anlayışı bu değil. Şimdi, diyor ki “Bir hukuk dalını sistematik olarak değiştiren şeyler konusunda temel kanun olur.” Kim bunu yapar? Hükûmet ister. Hükûmet istemiş mi? Yok. Komisyon istemiş mi? Yok. Danışma Kurulunda oy birliği sağlanmış mı? Yok. Bir grup önerisi olarak getiriyorsunuz. Bunun içine de “sistematik”, “temel kanun” diyerek istediğiniz maddeyi dolduruyorsunuz torba kanun gibi. Şuppiluliuma üniversitesi kurulsun mesela veya Selahattin Eyyubi veya işte Başbakanın adına, Cumhurbaşkanının adına. Şimdi, bu temel kanunla bunun ne alakası var? Şimdi, bu konularda Meclisi çalıştırırken biraz hukuka, demokrasinin evrensel ilkelerine, çoğulculuğa, katılımcılığa, ortaklaşmaya ihtiyaç duyulan bir süreç yaşıyoruz. Arkadan üç tane daha temel kanun gelecek. Yani bir önergeyle getiriyorsunuz, el kaldırıyorsunuz, temel kanun oluyor. Temel kanun olmuyor arkadaşlar. İstediğiniz kadar yirmi maddelik kanunları “çabuk geçireceğim” diye temel kanun statüsüne koyun, bu kanun temel kanun değil. Bu kanun bir saikle getirilmiş üç beş maddeden oluşuyor, geçirilecek. YÖK’teki baş örtüsünü mü çözüyorsunuz? Eğitim kanunu, hadi çözün bakayım! YÖK’ün 17’nci maddesini getirin, baş örtüsü olayını çözün. İşte görüşüyorsunuz, iktidarsınız, çoğunluksunuz, varsa gücünüz yapın, gücünüz, inancınız varsa yapın. Ben de bunu söylüyorum.

Bakın, Başkanın yaptığı sunuş yanlış değil. Komisyon katılmaz, geçer bu önerge, bu önerge görüşülür. Sınırlama doğru değildir. Başından yanlış yapıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yaptığımız şey demokrasiye uymuyor, burada Meclis hukukuna uymuyor arkadaşlar, bunu ifade etmek istedim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Sayın Nurettin Canikli grubumuzu…

BAŞKAN – Yerinizden, buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, Sayın Canikli grubumuzla ilgili bu tartışmaların üzerine “Bu kanunu engellemeye çalışıyorsunuz." dedi. Bir irade beyanı olarak, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu kanunu engellemeye çalışmıyoruz ancak Sayın Oktay Vural’ın dediği gibi, bu kanun eksik bir kanun. Bu kanunun diğer kanunlarla ilişkili olan konularda düzenlemesi yok. Verdiğimiz ek madde ihdasıyla ilgili önergeler bu açığı tamamlamak için, en azından tutanaklara geçmesini amaçlayan bir gayretti. Buna teşekkür beklerken böyle bir ithamla karşılaşmış olmaya üzüntülerimi ifade ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Af edersiniz.

İkinci bir husus…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Zaten, İç tüzük…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “İç Tüzük” diyor Sayın Aydın.

Bu İç Tüzük de söylediğiniz gibi değil, bir boşluk var. Bakın, 91’inci maddede “iki önerge” diyor ama “iki önerge” dedikten sonra “yeni bir madde olarak görüşülmesi” diye yeni bir başlık açıyor. Dolayısıyla, burada bir boşluk var. Sayın Oktay Vural’ın teklif ettiği gibi, bu olaydan sonra bir teamül olmasın, bir yanlışlığa kapı aralamayalım, bundan sonra grup başkan vekilleri olarak bir araya gelir, bu konuda nasıl hareket edileceğine dair bir teamül ihsas ederiz, ortaya koyarız ve ona göre bundan sonra bu sorunların çözülmesine imkân sağlamış oluruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ve bir şey daha: Yani bu tartışmalardan sonra biz bu önergeleri geri çektik. Bu çektiğimiz önergeler sizin açınızdan, bu kanun açısından kayıptır. Çektik önergelerimizi.

BAŞKAN - Ben görüşlerimi zaten bir oturum önce belirtmiştim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ile 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Uşak Milletvekili Mehmet Altay ve Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten Tarafından Benimsenen (2/312) Esas Numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 12 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 21 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/358, 2/305, 2/306, 2/307, 2/312, 2/384, 2/385) (S. Sayısı: 199) (Devam)

BAŞKAN – 4’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ve 2 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi