DÖNEM: 24                          CİLT: 16                        YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

81’inci Birleşim

21 Mart 2012 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

I.  - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III.  - YOKLAMALAR

IV.   - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Samsun Milletvekili Tülay Bakır’ın, Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, ilkokul mezunlarının sürücü belgesi sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Nevruz Bayramı’na ve kutlamalardaki şiddet olaylarının üzüntü verici olduğuna ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın, Aşık Veysel’in ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

3.- Karabük Milletvekili Osman Kahveci’nin, Nevruz Bayramı ve Dünya Ormancılık Günü’ne ilişkin açıklaması

4.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün, Nevruz Bayramı’na ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Nevruz Bayramı, Dünya Ormancılık Günü ve Şırnak’ta 4 polisin şehit olmasına ilişkin açıklaması

6.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Celal Bayar Üniversitesini ziyaretini protesto eden bir öğrencinin durumuna ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Sultanbeyli’de içme sularının kirli olduğuna ve vatandaşların bu suyu kullanmaya devam ettiğine ilişkin açıklaması

8.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Nevruz Bayramı’na ilişkin açıklaması

9.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Nevruz Bayramı ve Dünya Ormancılık Günü’ne ilişkin açıklaması

10.- Osmaniye Milletvekili Suat Önal’ın, Nevruz Bayramı’na ve Şırnak’ta 4 polisin şehit olmasına ilişkin açıklaması

11.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Nevruz Bayramı’na ve Şırnak’ta 4 polisin şehit olmasına ilişkin açıklaması

12.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Nevruz Bayramı’na, şehit düşen polis ve askerlerimize ve basında yer alan haberlerle Osmaniye ve Pozantı’nın olumsuzluklarla anılmasına ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Nevruz Bayramı, Dünya Ormancılık Günü ve Şırnak’ta 4 polisin şehit olmasına ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, Nevruz Bayramı kutlamalarında polisin BDP milletvekillerine davranışını Meclisin kınaması gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Ali Halaman ve Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergelerİ

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 milletvekilinin, şeker pancarı tarımı ve pancar üreticilerinin içinde bulunduğu olumsuz durumun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200)

2.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz ve 19 milletvekilinin, MHP’li belediyelere karşı siyasi iktidarın uygulamaya koyduğu baskı, yıldırma, itibarsızlaştırma ve bu belediyelerin halka hizmet sunmasını engellemeye yönelik olarak başlatılan eylemlerin ve planlı operasyonların maksadının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/201)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, yoksulluk sınırının ve yoksulluğun boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/202)

B) Tezkereler

1.- (10/108, 155, 156, 157, 158, 159, 160) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/803)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve arkadaşlarının Türk eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 21/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına ve CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

3.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 7 Milletvekilinin; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/387) (S. Sayısı: 194)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, sıkı yönetim mahkemeleri tarafından mahkûm edilen ve şartlı salıverilen bir kişiden talep edilen iaşe bedeline ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/4095)

2.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Merkez Bankası ödemeler dengesi verilerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/4305)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yapılan yurt dışı seyahatlerine ve bu seyahatlerdeki toplam harcamalara ilişkin sorusu ve  Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/4385)

4.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, bedelli askerlik uygulamasından yararlanmak için müracaat eden vatandaşların sayısına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/4410)

5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yapılan yurtdışı seyahatlerine ve bu seyahatlerdeki toplam harcamalara ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/4411)

6.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır Ulu Cami restorasyonuna ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/4499)

7.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’da yürütülen restorasyon çalışmalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/4500)

 


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak üç oturum yaptı.

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener, Afganistan’da 12 Türk askerinin şehit olmasına ilişkin bir konuşma yaptı.

Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, dış ticaretin sorunlarına,

Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş, 21 Mart Irkçılıkla Mücadele Günü’ne,

İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu, Yükseköğretim Kanunu ve Öğrenci Disiplin Yönetmeliğine,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Afganistan’da 12 Türk askerinin şehit olmasına,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Mart Tezkeresi’nde sergilediği tavrın Suriye için de devam ettirilmesi gerektiğine,

Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, İstanbul ve Diyarbakır’da izinsiz gösteriler sırasında yaşanan olaylara,

Elâzığ Milletvekili Enver Erdem,

Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır,

Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın,

Çanakkale Zaferi’ne ve Afganistan’da 12 Türk askerinin şehit olmasına;

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Türkiye Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesi nedeniyle işçilerin durumlarının belirsiz olduğuna,

Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, Sivas davasında verilen zaman aşımı kararının Hükûmeti suçlama konusu yapıldığına,

Çorum Milletvekili Tufan Köse, yurt savunması dışında yapılacak her savaşın emperyalizmin çıkarları için olduğuna,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 12 Mart 2012 tarih ve 17 sayılı Kararı ile Çin Halk Cumhuriyeti Çin Halkı Danışma Konferansı Dış İlişkiler Komitesi Başkan Yardımcısı Zhao Jinjun ile Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk Kongresi Başkan Yardımcısı Zhou Tienong’un, beraberlerindeki Parlamento heyetleri ile ülkemizi ziyaret etmelerinin uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 20 milletvekilinin, Manisa ilinin sorunlarının ve yapılacak yasal düzenlemelerin (10/197),

Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 23 milletvekilinin, esnaf ve sanatkârların yaşadığı sorunların ve çözüm yollarının (10/198),

Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 23 milletvekilinin, Manisa ilinin tarımsal üretimi ve sulama sorunları ile çözüm yollarının (10/199),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak ve 5 milletvekilinin, (2/312) esas numaralı Kanun Teklifi’ni geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu.

Amasya Milletvekili Avni Erdemir’in,

Uşak Milletvekili Mehmet Altay’ın,

Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten’in,

İmzalarının (2/312) esas numaralı Kanun Teklifi’ne dâhil edilmesine ve bu kanun teklifini İç Tüzük madde 75 uyarınca üstlendiklerine ilişkin önergeleri okundu.

MHP Grubunun, 16/3/2012 tarih ve 3744 sayı ile Sakarya ilinin Karasu ilçesi sahillerinde meydana gelen ve son beş yıldır devam eden kıyı erozyonunun sebeplerinin araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu,

CHP Grubunun, 2/2/2012 tarihinde, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve arkadaşlarının cezaevlerinde bulunan hükümlü ve tutukluların içinde bulundukları cezaevi şartları ve bu şartların iyileştirilmesi konusunda yürütülecek çözüm odaklı çalışmaların belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu (224 sıra no.lu),

Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 20/3/2012 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Sakarya Milletvekili Münir Kutluata, Sakarya Milletvekili Ali İhsan Yavuz’un ifadelerine,

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt,

Başbağlar olayının bir terör eylemi olduğuna ve Sivas olayıyla eşleştirmemek gerektiğine;

Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, Sivas ve Başbağlar olaylarıyla ilgili bir eşleştirme yapmadığına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

AK PARTİ Grubunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 194, 74, 77 ve 139 sıra sayılı kanun tasarı ve tekliflerinin bu kısmın 3, 11, 12 ve 13’üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi; Genel Kurulun, 20 Mart 2012 Salı günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesi, 27 Mart 2012 Salı günkü birleşiminde 178 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesine ilişkin önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in partisine ve Başbakana sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, (2/187) esas numaralı Yükseköğretim Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun (1/569) (S. Sayısı: 180),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasına alınan, Kars Milletvekili Ahmet Arslan ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 7 Milletvekilinin; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/387) (S. Sayısı: 194) tümü üzerindeki görüşmelerine başlandı.

Alınan karar gereğince, 21 Mart 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 20.03’te son verildi.

 

                                                            Meral AKŞENER

                                                               Başkan Vekili

 

          Mine LÖK BEYAZ              Muhammet Bilal MACİT                 Fatih ŞAHİN

                Diyarbakır                                  İstanbul                                   Ankara

                 Kâtip Üye                                 Kâtip Üye                               Kâtip Üye

 

II. - GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                                No: 110

21 Mart 2012 Çarşamba

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 Milletvekilinin, şeker pancarı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/10/2011)

2.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz ve 19 Milletvekilinin, MHP’li belediyelere yönelik baskı ve yıldırma politikası izlendiği iddiasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/201) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/10/2011)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 Milletvekilinin, yoksulluk sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/202) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/10/2011)

 


21 Mart 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Şafak Pavey’e aittir.

Buyurun Sayın Pavey. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

ŞAFAK PAVEY (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Esenyurt’ta bir çadırda yanarak ölen Sevdin Özen, karısına geleceği meçhul 7 çocuk bırakarak bu dünyadan ayrıldı. Çünkü yoksullar ne kadar çok çocukları olursa o kadar güçlü olacaklarına inandırılıyor. Kuşkusuz, çok çocuk güç sağlıyor ama inşaat çadırında kalarak ailesine bakmaya çalışan Sevdin Özen’in dul karısına değil, kalabalığı daha kolay kontrol eden siyasetçiye güç sağlıyor. Çocuk yeryüzünün maliyeti en pahalı servetidir. Kadına daha çok çocuk tavsiye ettiğinizde onlara nasıl bakılacağını, geleceklerinin nasıl güvence altına alınacağını, hakkı olan refahtan, yolsuzluğa, dilenciliğe, suça bulaşmadan nasıl pay alacaklarını sunmak zorundasınız. Sunmuyorsanız “çok çocuk” perişan çocukları için acı çeken daha perişan kadınlar topluluğu yaratır.

Ülkemizde orta gelirli bir aile, çocuğuna doğumundan üniversite mezuniyetine kadar geçen sürede borçlanarak 300 bin lira harcıyor. Sevdin Özen’in karısı babasız kalan 7 çocuğunu yetiştirmek için hayatı boyunca 2 milyon 100 bin lira bulmak zorunda. Kadınların üstüne bu kadar yük bindirmek hakkımız olamaz. Bırakalım kadınlarımız kendi yüklerini kendileri hesaplasın. Bu düzenlemeler, devletin meşru işlerinin ötesine geçmek ve çocukların insan haklarını suistimal etmek anlamına geliyor.

Çocuk yoksulluğu diğer yoksulluklara benzemez, doğrudan geleceğimizi tehdit eder. Yoksulluğun pençeleri bir aileye uzandığında bundan en çok zarar görenler ailenin küçük üyeleridir; yaşama, gelişme ve büyüme hakları riske atılmıştır. Yoksul çocuklar, öfkeli yetişkinlere dönüşürler. Öfkeli yetişkinlerin hayattaki karşılığı pek iç açıcı değil. Toplumsal öfke kontrolünü kaybettiğinde, dün yaşadığımız Sivas felaketini yarın da yaşarız.

Ben “dindar nesil” çağrılarını 80’li yıllardaki çocukluğumdan hatırlıyorum. Darbe de maneviyatı yüksek kuşaklar yetiştirmeyi ideal almıştı. Toplum, birtakım vatandaşların “makbul”, diğerlerinin “mundar” olduğu şeklinde ürpertici bir uçurumla bölünmemiş miydi, hatırlatırım. Eğitim sistemindeki ekseni inanç sistemine göre düzenlediğinizde neler olup bittiğini geçmişte pek çok kez görmedik mi? Parçalanmış bir toplumu onarmak için politikalar üretmek yerine dindarlar ile mundarları daha çocukluktan derin bir uçurumla ayırdığımızda, 6-7 eylüllerin, Malatya katliamının, Madımak yangınının alevleriyle kalpleriniz buz tutar. Taraftarlık uğruna adaletten bile vazgeçersiniz o zaman. Gözlerimizin önünde yakılarak öldürülenlere layık görülen adalete bakalım, bakalım ve yiğitçe konuşalım. Ben, ülkemde adaletin sadece hak ettiği için kazanacağını düşünecek kadar romantik değilim ama bu davadan elimizde anlatılmaya değer tek bir hikâye kaldı: Bir kez daha suçlular, masumları yakabilecekleri özgürlüğü ile ödüllendirildiler; masumlar, derinden bir huzursuzlukla kırıldılar. Bu huzursuzluğu umursamazsanız, keser döner sap döner, gün gelir hesap döner, kuşaklarımıza bizden derin bir pişmanlık miras kalır. Böyle yaparsanız çocukluğumu ve gençliğimi darbeciler kadar size de helal etmem. Bizim sakin ve huzurlu bir toplum inşa etmeye ihtiyacımız var. “Ayna ayna söyle bana, benden büyük kalmadı.” egomuzdan vazgeçip aklımızı toplayalım, kalbimiz bir daha yanmasın.

Çocuklarımızın geleceği fani iktidarlara bırakılmayacak kadar değerlidir arkadaşlar. Görevimiz, ayrıştırıcı, dindar kuşaklar değil, vicdan, bilgi ve şahsi sorumluluk ahlakına sahip kuşaklar yetiştirmektir.

Sözü Aşık Veysel’e bırakarak, sizleri yasaksız ve huzurlu nevruzlar dileğiyle selamlıyorum.

“Söyleyeyim geldi sırası,

Kürt’ü, Türk’ü ve Çerkez’i,

Hep Adem’in oğlu, kızı,

Beraberce şehit, gazi,

Kur’an’a bak, İncil’e bak,

Dört kitabın dördü de hak,

Hakir görüp ırk ayırmak,

Hakikatte yüz karası.”

Teşekkür ederim. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pavey.

Gündem dışı ikinci söz Uluslararası Irk Ayrımcılığıyla Mücadele Günü münasebetiyle söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Tülay Bakır’a aittir.

Buyurun Sayın Bakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Samsun Milletvekili Tülay Bakır’ın, Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığıyla Mücadele Günü nedeniyle söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

21 Mart 1960 günü Güney Afrika’da ırkçılığı protesto eden göstericilere ateş açılması sonucunda 69 kişi yaşamını kaybetmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme’yi 21 Aralık 1965’te kabul ederek imza ve onaya açmış, bu sözleşme 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu sözleşmeyi 3 Nisan 2002 tarihinde, 22’nci maddeye çekince koyarak 4750 sayılı Yasa’yla kabul etmiştir.

Her türlü ırksal ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını ifade eden bu sözleşmenin üzerinden elli iki yıl geçmesine rağmen, insanların renk, ırk, ulusal veya etnik farklılıkları yönünden üstün veya hakir görülmesi hâlâ devam etmektedir. Bilimsel, kültürel, politik ve teknolojik ilerlemelere rağmen, ırkçılık, insanlığın evrensel ve henüz aşılamayan en büyük problemidir. Kaynağını yanlış verilerden alan ve cehaletle güçlenen bu olgu, inkâr edilse de her ülkede vardır. 22 Temmuz 2011’de Norveç’te Anders Behring tarafından düzenlenen saldırıyla, tüm insanlık, görmezden gelinen ırkçılık probleminin ne kadar büyük bir felakete yol açabileceğine bir kere daha tanık olmuştur.

Irkçılık, elbette günümüze özgü bir kavram değildir. Eski Romalılar ve Antik Yunanlılar döneminde bile ırksal üstünlük düşüncesi vardı. Benedict, Anderson, hayal edilmiş politik bir komünite olan “ulus” kavramına hiyerarşik anlamların yüklenmesinin aydınlanma çağında ortaya çıktığını belirtmiştir.

Sonrasında, ırklar arası üstünlük iddiaları biyolojik kanıtlara dayandırılmak istenmiştir. 1964 yılında UNESCO tarafından düzenlenen toplantıda uzmanlar, tüm insanlığın tek bir biyolojik tür olduğu ve iddia edilenin aksine, ari bir insan topluluğunun olmadığı sonucuna varmıştır. UNESCO’nun Paris’te 1967’de yayınladığı Irk ve Irksal Önyargı Bildirgesi’nde ırkçılığın ana nedeni olarak sosyal faktörler sorumlu tutulmuştur. Arnold Rose, ırkçılığın, bir ülkedeki çoğunluğun, ekonomik ve politik faydalar sağlamak amacıyla inşa etmiş olduğu ön yargıdan kaynaklandığını ileri sürmüştür. Bu görüş, 1977 yılında Birleşmiş Milletlerin ırk ayrımının önlenmesi ve azınlıkların korunması amacıyla kurmuş olduğu alt komisyon tarafından da desteklenmiştir.

Irk ayrımcılığı bir insanlık suçu olarak tanımlanmaktadır. Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği sözleşme, bu suça karşı dünya genelinde bir mücadeleyi amaçlamış olsa da pek çok benzeri sözleşme gibi emeline ulaşamamıştır. Michael Benton, söz konusu olan bildirgeyi, Eflatun’un “soylu yalan” teorisine benzetmiş ve uluslararası bir sözleşmeyi imzalamanın ırkçılığı yok etmek için yeterli olmadığı görüşünü savunmuştur.

Unutulmamalıdır ki bu tip beyannamelerin yaptırım güçleri olmadığı gibi sözleşmelerin yaşaması, imzalarını koyan ülkelerin taahhütlerini yerine getirmelerine bağlıdır.

Ayrıca, bir hareketi suç kapsamına almak onu tamamıyla ortadan kaldırmaya yetmez, örneğin cinayet işlemek ağır bir suçtur fakat işlenmektedir. Irkçılık coğrafya veya kurban değiştirebilir. Bugün Nazizmin öldüğü düşünülse de onların yerine Türkler Almanya’da ırk ayrımının kurbanı olmakta, Romanlar Fransa’dan zorla sınır dışı edilmekte, İngiltere’de göçmenlere karşı işlenen suçlar artmakta, İsrail’in Filistinlilere ağır zulmü devam etmekte, 11 Eylül sonrasında Müslüman azınlıklara karşı ön yargı ve nefret tohumları ekilmektedir. Her ne kadar mevcut olaylar insanlığı karamsarlığa itse de tarihten bu yana yapılandırılmış ırksal ön yargıya karşı toplumların eğitilmesiyle ırkçılığın zamanla yok olacağı düşünülmektedir.

Irkçılığın vatan sevgisi veya bir etnik gruba bağlı olma fikrinden farklı olduğunu hatırlatmak isterim. Vatan sevgisi en yüce ve güçlü sevgilerden biridir fakat bu sevginin, politik emeller doğrultusunda sosyal mimari aracı olarak kullanılması tehlikelidir. Bir insanın ırkı ve dini, kimliğinin sadece ufak bir parçasını oluşturur ancak tamamı değildir. Amerika’da, İngiltere’de, Avustralya’da, Latin ülkelerinde ve Hindistan’da ırklar arası evlilikler o ülke nüfuslarının yüzde 10’unu geçecek oranlara çıkmıştır. Çekik mavi gözlü bir genç kız, siyahi tenli çekik gözlü delikanlı, üç dil konuşan üç yaşındaki çocuk çevremizde giderek artmaktadır. Bu nedenle, bilim insanları 18’inci yüzyıldan gelen, devletin ırk ulusu olma fikrinin artık çağdaş bir düşünce olmadığını ileri sürmektedirler. Yugoslavya’nın milliyetçilik politikalarıyla işlediği insanlık suçunu hatırlatıyor, bölünen Yugoslavya’nın şu anki politik durumunun ders niteliğinde olduğunu düşünüyorum. Yeryüzündeki canlıların en zekisi fakat en fazla hata yapan varlığı olan insanların asıl üstün niteliği sevgi ve hoşgörü duygusudur.

Sözlerimi bir gerçekle kapatmak istiyorum: Birbirimizden farkımız yok, hepimiz insanız.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakır.

Gündem dışı üçüncü söz ilkokul mezunlarının sürücü belgesi sorunları hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri’ye aittir.

Buyurun Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, ilkokul mezunlarının sürücü belgesi sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan değişiklikle sürücü belgesi almak için getirilen ilköğretim mezunu olmak şartının uygulamada yarattığı sorunlarla ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, sürücü belgesi alınmasında ilköğretim mezunu olma şartının uygulanması 1996 yılında başlıyor ve sonra bu 2000’e erteleniyor, daha sonra 2004 yılına erteleniyor. 2004 ile 2006 yılları arasında yaklaşık bir buçuk yıl içinde hayata geçirilen düzenleme 5 Temmuz 2006 tarihinden itibaren şartların zorlamasıyla beraber beş yıl ertelenmiş, 5/7/2011 tarihinden itibaren uygulamaya girmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre hâlihazırda ülkede 18 milyonun üzerinde beş yıllık ilkokuldan mezun olmuş vatandaş bulunmaktadır. Eğitimlerine çeşitli sebeplerden dolayı devam edemeyen bu vatandaşlarımız içerisinde hâlen sürücü belgesi almamış çok sayıda vatandaş vardır. Hâlihazırda, B sınıfı sürücü belgesini E sınıfı sürücü belgesine yükseltmek isteyen ilkokul mezunu bir vatandaştan bunu gerçekleştirmek için ilköğretim okulundan mezun olması şartı isteniyor. Bu, birinci sınıf bir haksızlıktır.

Bilindiği gibi, yasalar ile yapılar arasında doğrusal bir ilişki vardır. Yasaların toplumsal yapı ya da gerçeklere uygun olduğu sürece uygulama şansı olur. Çıkarılan yasaların, toplum gerek ve gerçekleriyle uyumlu olması esastır.

1996 yılında Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan değişiklikle sürücü ehliyetine sahip olmayı ilköğretim mezunu olma şartına bağlayan yasa, ilkokul mezunu olup ilköğretimi bitirme imkânı bulamayanlar için mağduriyet yaratmıştır.

Bugünlerde zorunlu eğitimi on iki yıla çıkaran yasa da Mecliste görüşülmek üzere gün sayıyor. Zorunlu eğitimin sekiz yıldan on iki yıla çıkarılmasının sürücü ehliyetine sahip olma hususunda yeni mağduriyetleri üretme imkânı vardır.

Trafik kazalarıyla ilkokul ya da ilköğretim okulu mezunu olmak arasında doğrusal bir bağlantı olduğu hususunda bugüne kadar tespit edilmiş bir sonuç da yoktur. Yasanın yürürlüğe girmesinden önce ehliyet almış ilkokul mezunlarının daha çok trafik kazasına karıştığıyla ilgili kapsamlı bir çalışma sonucu ortaya konan istatistiki bir bilgi yoktur.

Avrupa Birliği ülkelerinde sürücü belgesiyle ilgili eğitim şartı bulunmamaktadır. Bu ülkelerin birçoğunda ehliyet almak için okuryazar olmak yeterli sayılmaktadır çünkü güvenli araç kullanımı, beceri kazanma ve yetenek işidir. Bu beceriyi her eğitim seviyesindeki kişi kazanabilir. Ehliyet alabilmek için önemli olan araç kullanma becerisini kazanmış olmak, trafik işaret ve levhalarını tanımak ile kuralları iyi biliyor ve onlara uyuyor olmak esastır.

Sürücü belgesi almak için ilköğretim mezunu olmak şartı ilkokul mezunu vatandaşların komşu ülkelerden yüksek bedeller ödeyerek sürücü belgesi almasına da sebep olmaktadır. Yabancı ülkelerden alınan bu sürücü belgeleri daha sonra Türkiye’de değiştirilmektedir.

Sürücü belgesi alma konusundaki eğitim şartı, sürücü belgesiz araç kullanımlarını artırmakta, sahte diploma hazırlama ve sahte ehliyet verme gibi kanunsuzlukların ortaya çıkmasına da sebep olmaktadır.

Mevcut uygulamanın ilkokul mezunlarının sürücü belgesi alamaması konusunda ortaya çıkardığı mağduriyetin ve eşitsizliğin bir an önce giderilmesi gerekmektedir. Yasaların insanlar için olduğu anlayışı demokratik bir anlayıştır. İnsanları yasalar için düşünen anlayış ise totaliterdir. İnsanlar yönetilir, hayvanlar güdülür, araçlar da sürülür. Bu anlamda eğitime her türlü sorunu çözücü bir süreç olarak bakmak da doğru bir yaklaşım tarzı değildir.

“Eğitim cehaleti yok eder ama insanlık öğretmez.” diye bir atasözümüz var. Bu atasözüyle aslında biraz da bu duruma vurgu yaparak ifade etmek mümkün.

Eğitimin bu anlamda otomobili, motoru, trafik işaretlerini tanıtmada çok büyük bir rolü olacaktır kuşkusuz ancak sürücülüğü tümüyle, ehliyeti tümüyle de ilköğretim eğitimine bağlamak ya da onun bir fonksiyonu olarak görmek doğru değildir. Zira araçları insanlar kullanmaktadır. Sürücü belgesi için genel bilgi, görgü ve bakış açısı veren bir ilkokul ya da ilköğretim okullarının rolü inkâr edilemez ancak konu büyük ölçüde uygulama ve doğrudan konuyla ilgili olarak açılan kurslarla da yakından ilişkilidir. Bu nedenle de Millî Eğitim Bakanlığının denetleyebileceği sayıda kurs açılmasına müsaade edilmesi doğru bir yaklaşım olacaktır.

Sürücü ehliyeti için ilkokul mezunlarının da sürücü ehliyeti alabilmesi için yeni bir düzenlemenin yapılması için yasada gerekli değişikliklerin yapılması gerekiyor diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

60’ıncı maddeye göre pek kısa söz taleplerini yerine getiriyorum.

Sayın Metiner…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Nevruz Bayramı’na ve kutlamalardaki şiddet olaylarının üzüntü verici olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, bugün nevruz. Ne yazık ki, baharın müjdeleyicisi olan nevruz kan ağlıyor, sevincimiz bir kez daha mateme dönüştürülmüş bulunmaktadır. Çok yazık! Nevruzun PKK’nın kalkışmasının ve güç gösterisinin bir bahanesi olarak kullanılması, dahası ve en kötüsü nevruz sevincinin kan ve şiddetle bir mateme dönüştürülmesi, hepimizi derinden üzmüştür. “Nevruzu kan gölüne çevireceğiz” türünden demeçler verildikten sonra, Mecliste grubu bulunan bir partimizin, yasal ve barışçıl amaçlarla bağdaşmayan bir tarzda kitleleri provoke etmesi düşündürücü ve üzücüdür.

Nevruz, sadece Kürtlerin bayramı değildir, Balkanlardan Orta Asya’ya kadar uzanan geniş, ortak kültür coğrafyamızda yaşayan bütün halkların bayramıdır. Bir bayramı kanla kutlamak, sevinç günlerimize kan bulaştırmak, nevruzu anlamından kopartarak kör ve bağnaz örgüt politikalarının kullanım nesnesi hâline dönüştürmek demektir. Nevruzu etnik bir ideolojinin malzemesi yapmak bu ülkenin bekasına ve toplumsal barışına yöneltilmiş bir tehdittir diyorum, hepinizin nevruzunu kutluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Boyraz…

2.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın, Aşık Veysel’in ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

“Ben giderim adım kalır/ Dostlar beni hatırlasın./ Düğün olur, bayram gelir/ Dostlar beni hatırlasın.” diyen Aşık Veysel’i hatırlamak adına söz almış bulunuyorum.

Aşık Veysel, yaşadığı yıllar bulunduğu koşullar nedeniyle herhangi bir öğrenim görmemiş, daha da önemlisi dünyayı görememiş olmasına rağmen içinde yaşadığı kültür ve hayata bakış açısında, felsefesinde önemli bir etken olmuştur. Şiirlerinde birlik ve bütünlük mesajları veren, bilim ve teknolojiyi önemseyen Aşık Veysel özünde ve sözünde birdir, samimidir. Yetmiş yıl karanlık bir dünyada yaşamış olmasına rağmen karanlık yalnızca gözlerinde kalmıştır, yüreği ise şiirleri gibi aydınlıktır. Gönüllerde yer edinmiştir. Dizelerinde inkâr edilemez bir gerçek vardır. Daima birleştirici ve kaynaştırıcı bir tutum sergiler. O, bu toprakların inanç bütünlüğüne samimi, içten ve yürekten bağlı bir sanatçıdır. Yarım yüzyılı aşkın bir süre yazdıklarıyla, çalıp söyledikleriyle çevresine hep ışık saçmış, aydınlık ve ışıltılı bir gönül dünyasının içinden, çoğumuzun görmekte aciz kaldığı gerçekleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kahveci…

3.- Karabük Milletvekili Osman Kahveci’nin, Nevruz Bayramı ve Dünya Ormancılık Günü’ne ilişkin açıklaması

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün milletimizin, tabiatın uyanışı ve baharın gelişine duyduğu sevincin bir ifadesi olarak coşkulu bir şekilde kutladığı, dostluk ve kardeşlik günü Nevruz Bahar Bayramı’dır. Bütün milletimizin nevruzunu kutluyor, bugünün milletimizin birlik ve bütünlüğünün korunmasına vesile olmasını diliyorum.

Bugün aynı zamanda Dünya Ormancılık Günü’dür. Ülkemizde 21 Mart, her yıl, Orman Haftası ve Ağaç Bayramı törenleriyle kutlanmaktadır. Bugün de daha yeşil bir Türkiye uğruna canla, başla çalışan fedakâr, cefakâr ormancılarımıza teşekkür ediyor, bu uğurda şehit olan ormancı meslektaşlarımı bir kere daha rahmet ve minnetle anıyorum. 21 Mart Dünya Ormancılık Günü’müz kutlu olsun.

BAŞKAN – Sayın Gök…

4.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün, Nevruz Bayramı’na ilişkin açıklaması

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bilindiği üzere, değerli milletvekili arkadaşlarım, bugün 21 Mart Nevruz Bayramı kutlanmaktadır. Sözlerimin hemen başında belirtmek isterim ki gerçek nevruzda barış vardır, kardeşlik vardır, birlikte olmak vardır. Baharı kavgayla, nefretle, taşla, sopayla, kırarak dökerek karşılamak nevruzun ruhuna aykırıdır.

Bu kavga oyununu bozacak tek irade AK PARTİ’dir diyor, nevruzun kardeşliğe, kavgasız ve gürültüsüz yaşamaya vesile olmasını diliyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır…

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Nevruz Bayramı, Dünya Ormancılık Günü ve Şırnak’ta 4 polisin şehit olmasına ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak tüm Türkiye’nin ve Türk dünyasının Bahar Bayramı’nı, Nevruz Bayramı’nı yürekten kutluyoruz. Ancak, bugünü savaşa dönüştürenleri, bugünü acıya dönüştürenleri, şehitlerin acısıyla yandığımız bir günde “Bayram yapıyorum.” diye insanlarımıza zulmedenleri de şiddetle ve nefretle kınıyoruz.

Ayrıca, bugün 4 polisimiz şehit olmuştur; şehitlerimize rahmet diliyorum.

Türkiye Cumhuriyeti devletini yöneten siyasi iktidarı da bölücü terör örgütüyle müzakere değil, mücadele etmekte kararlılığını devam ettirmeye davet ediyorum. Gerçekten bölücülerle uzlaşarak terörü durdurabilmenin mümkün olmadığını daha ne kadar acı çekerek, daha ne kadar şehit vererek öğreneceğiz, bunu da siyasi iktidarın dikkatine sunuyorum.

Dünya Ormancılık Günü’nü bir orman mühendisi olarak ben de kutluyorum. Ormancılara saygılar sunuyorum. Tüm halkımızın, tüm Türk dünyasının Nevruz Bahar Bayramı’nı yürekten kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdağ…

6.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Celal Bayar Üniversitesini ziyaretini protesto eden bir öğrencinin durumuna ilişkin açıklaması

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkan, dünkü Genel Kurul oturumunda Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sayın Ayşe Eser Danışoğlu Celal Bayar Üniversitesinde Erdem Özdemir isimli öğrencinin atıldığını söylemişti. Bu bilgi yanlıştır ve öğrencinin atılmasının gerekçesini de Sayın Bülent Arınç’ın Üniversiteyi ziyaretindeki protestosuna bağlamıştır. Benim de şahit olduğum, o gün Üniversitenin açılışında yer aldığım dönemde öğrenci orada Sayın Bülent Arınç’ın Üniversiteyi terk etmesini, Arınç’ın Üniversitede konuşma hakkının olmadığını söylemiştir ve bu şekilde konuştuğu için, daha sonra Rektör Sayın Mehmet Pakdemirli’yle de tartıştığı için hakkında soruşturma açılmıştır. Açılan soruşturma sonucunda iki öğretim yılı okuldan uzaklaştırılması kararlaştırılmış fakat Üniversite Yönetim Kurulu bu cezayı bir aya indirmiştir. Fakat medya ve bazı muhalefet partileri bu cezayı iki yarıyıl şeklinde takdim etmişlerdir. Öğrencinin henüz kesinleşmiş bir cezası yoktur. Öğrenci yükseköğretim kurumlarından çıkarılma cezası almıştır ama itiraz etmiştir ve henüz daha Üniversite Yönetim Kurulunda görüşülmemiştir, 26 Martta görüşülecektir.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Sultanbeyli’de içme sularının kirli olduğuna ve vatandaşların bu suyu kullanmaya devam ettiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

21 Mart 2012 Çarşamba günü Millî Gazete’de çıkan habere göre, İstanbul Sultanbeyli’de vatandaşların içme suyunu karşıladığı onlarca çeşmeden alınan su numuneleri kirli çıkmıştır ancak bedava olduğu için vatandaş bu kirli suyu içmeye devam etmektedir.

Büyük devlet olmakla övünen siyasal iktidarın, lütfen, Anayasa’mızın 2’nci maddesi -sosyal devlet ilkesi- uyarınca vatandaşa böyle sağlıksız, içilmez suları içirttirmemesi asıl olan belediyelerin, vatandaşa müşterek ve medeni ihtiyacı olan suyun bir yaşam hakkı da olması nedeniyle bedava verilmesini talep ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Fırat…

8.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Nevruz Bayramı’na ilişkin açıklaması

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 21 Mart, Nevruz Bayramı. Tüm halkımızın Nevruz Bayramı’nı kutluyorum.

Evet, son dört gündür Türkiye’de kutlanan nevruz etkinliklerinde yaşananları hakikaten endişeyle izliyoruz. İçişleri Bakanının görevi Türkiye’de insanların huzur ve refah içinde bayramlarını kutlamasının güvencesini sağlamaktır ama ne yazık ki dönemin İçişleri Bakanı Türkiye’yi özellikle gerginliğe sokan bir karar almıştır. Barışın, huzurun ve kardeşliğin olduğu, gaz bombalarının olmadığı, polis yumruklarının olmadığı, camların kırılmadığı, milletvekillerine yumrukların atılmadığı bir bayram özlemiyle tüm halklarımızın Nevruz Bayramı’nı kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

9.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Nevruz Bayramı ve Dünya Ormancılık Günü’ne ilişkin açıklaması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün ben de bütün milletimizin Nevruz Bayramı’nı kutluyorum. Aynı zamanda 21 Mart, Dünya Ormancılık, Su ve Meteoroloji Günü. Yine bu günü de kutluyorum.

Ormanlar ülkenin en büyük değerleridir. İnsanların sağlıklı yaşaması için içinde bulunduğu değerleri onun emrine sunan ormanlarımız bütün dünyanın ortak hazinesidir. Toprak kaybı ve orman tahribatının en aza inmesini sağlamak amaçlı düzenlenen Ormancılık Günü toplumların bilinçlendirilmesi açısından özel bir önem arz etmektedir. Bugün dünya coğrafyasının bütününde her dakikada 50 dönüm orman yok olmaktadır.

Ormanlarımızın korunması ve gelecek nesillere aktarılması dileğiyle Dünya Ormancılık Günü’nü kutluyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Önal…

10.- Osmaniye Milletvekili Suat Önal’ın, Nevruz Bayramı’na ve Şırnak’ta 4 polisin şehit olmasına ilişkin açıklaması

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Sayın Başkan, bu sabah Şırnak’ın Cudi Dağı’nda, yaklaşan baharla birlikte eylem hazırlığında olan PKK’lı teröristlerle güvenlik güçlerimiz arasında çıkan çatışmada 4 özel harekât mensubu polisimiz şehit olmuş, 5’i de yaralı. Millet olarak başımız sağ olsun. Şehitlerimizi bu vesileyle rahmetle anıyor, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümünü daha yeni hep beraber idrak ettik ve Türkiye genelinde kutladık. Bu kutsal vatan topraklarını korumak için canlarını, kanlarını feda eden aziz ecdadımızın torunları olarak ülkemizin birliği ve beraberliği için herkesi Çanakkale ruhunda birleşmeye davet ediyor, Nevruz Bayramı’nı kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

11.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Nevruz Bayramı’na ve Şırnak’ta 4 polisin şehit olmasına ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

21 Mart Nevruz Bayramı’nın milletimize ve tüm dünyaya barış, bereket, dostluk, istikrar ve huzur getirmesini diliyoruz. Aydınlıkların karanlıkların yerini aldığı nevruzun hiçbir zaman değişmeyecek olan uyanışının her yerde bayram coşkusuyla kardeşçe kutlanmasını temenni ediyoruz.

Tabii, bu sabah Şırnak Silopi’deki hain pusu neticesinde şehit olan tüm polislerimize Allah’tan rahmet diliyoruz, milletimizin başı sağ olsun. Şu bilinmelidir ki terörle mücadele en etkin, en kararlı şekilde devam edecektir.

Biz, bu günün aslında savaşın değil barışın günü olmasını, barışçı şekilde kutlanmasını arzu ediyoruz. Bu gün kavganın değil beraberliğin günüdür. Bu gün, bu topraklar üzerinde bin yıldır bir arada yaşayan öz kardeşlerin birbiriyle kucaklaşma günüdür, yeniden uyanan doğayla beraber yüreğimizi daima kaplayacak olan birbirimize olan sevgi ve şefkatimizin günüdür. Savaşların, felaketlerin olmadığı bir dünyada her günümüzün bahar mutluluğu içinde geçmesi için mücadele ediyoruz. Yaşadığımız bu büyük coğrafyada bulunan tüm halkları birbirine bağlayan kültürel bir bağ olması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Halaman…

12.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Nevruz Bayramı’na, şehit düşen polis ve askerlerimize ve basında yer alan haberlerle Osmaniye ve Pozantı’nın olumsuzluklarla anılmasına ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Türk milletinin 21 Mart Nevruz Bayramı’nı ben de kutluyorum. 4 polisimize ve Afganistan’da şehit düşen askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Bir de Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyon kurulup sürekli olarak Osmaniye’nin, Pozantı’nın yani güzel coğrafyamızın olumsuzluklarla basında anılmasını doğru bulmuyorum. Dolayısıyla, sürekli olarak “Osmaniye, Pozantı” diyerek o güzel yurdumuzun imaj olarak kötü gösterilmesine tepki duyuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

13.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Nevruz Bayramı, Dünya Ormancılık Günü ve Şırnak’ta 4 polisin şehit olmasına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Terör örgütü ile güvenlik güçlerinin mücadelesi sürecinde bugün meydana gelen olayda şehit olan 4 polisimize Allah’tan rahmet diliyorum. Güvenlik güçlerimize, milletimize, ailelerine, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Yine Nevruz Bayramı’nı kutluyorum. Nevruz Bayramı milletimizin her ferdine mal olmuş, herkes tarafından benimsenmiş olan bir bayramdır. Böylesi bir bayram gününü gerginlikten, kavgadan uzak bir şekilde kutlamamız gerektiğini düşünüyorum ve gerginliklere ve kavgaya neden olmamak veya bu tip olayları önlemek amacıyla da Sayın İçişleri Bakanına büyük bir görev düştüğünü düşünüyorum.

Bu vesileyle yine Dünya Ormancılık Günü münasebetiyle tüm orman teşkilatı personelini kutluyorum, Türkiye’nin ormanlaştırılması yönündeki çabalarına devam etmelerini diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Toprak…

14.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, Nevruz Bayramı kutlamalarında polisin BDP milletvekillerine davranışını Meclisin kınaması gerektiğine ilişkin açıklaması

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Ben de diğer arkadaşlarım gibi, Nevruz Bayramı’nın, baharın gelişinin hepimiz tarafından neşeyle kutlanamamış olmasını ve şiddete başvurulmuş olmasını esefle karşıladığımı bildirmek istiyorum ancak aynı zamanda, burada, bu Meclisteki BDP’li arkadaşlarımızın bindiği otobüsün polis tarafından camlarının taşlanıp içeriye gaz bombası atılmasını ve gene, meslektaşımız Sayın Ahmet Türk’e bir polisin saldırıda bulunmasını da bu Meclisin kınaması gerektiği kanaatindeyim. Kurumlar kendi üyelerine sahip çıktıkları sürece, bence saygınlık kazanırlar. BDP’lilerin politikalarını veya fikirlerini beğenmiyor olabiliriz ama onlar da hepimiz gibi bu ülkenin seçilmiş milletvekilleridir. Dolayısıyla, ben şahsım adına bunu kınıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel…

15.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Ali Halaman ve Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Sayın Milletvekilinin Osmaniye ve Pozantı’yla ilgili gösterdiği hassasiyete Cumhuriyet Halk Partisinin Osmaniye’den sorumlu fahri milletvekili, orada çok sık misafir olan birisi olarak, Türkiye’nin en misafirperver, en cana yakın insanlarının yaşadığı Osmaniye’nin ve Pozantı’da yaşananların ayıbının kesinlikle oradaki insanlara ait olmadığının, Adalet Bakanının ve iktidar partisinin sorumluluğunda olduğunun altını çizerek hassasiyetlerine hak veriyorum.

Sayın Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ bir düzeltme yaptı ama o düzeltme, düzeltmeye muhtaç çünkü gerçekten Sayın Arınç’ın Üniversiteye gelişinde protesto gösterisinde bulunan öğrenciler, Rektör Pakdemirli tarafından “Sizi okuldan attıracağım.” diye tehdit edilmişti, sonra o ceza bir aya indirilmişti ama bilinmeyen kısım şu: Bu öğrenciye, daha sonra İzmir’de katıldığı bir gösteriden dolayı, disiplin yönetmeliğinin 10 ve 11’inci maddesine göre -ki üniversite içi suçları kapsar- yeniden soruşturma açıldı ve okuldan tamamen atılma cezası verildi, hem de İzmir’deki sözde işgal meselesi mahkeme kararına bağlanmamışken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …ve bu konuda öğrencimiz gerçekten mağdurdur. Selçuk Özdağ’ın aktardığı bilgiler eksiktir efendim.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 milletvekilinin, şeker pancarı tarımı ve pancar üreticilerinin içinde bulunduğu olumsuz durumun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Şeker pancarı tarımı ve pancar üreticilerinin içinde bulunduğu olumsuz durumun incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa’mızın 98, TBMM İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince araştırma komisyonu kurularak sorunun araştırılmasını arz ve talep ederiz.

Gerekçe:

Ülkemizde şeker pancarı tarımı ve şeker üretimi Cumhuriyetin ilk yıllarında başlamış ve şeker politikalarında kendine yeterlilik esas alınmıştır. Türkiye, pancardan şeker üreten ülkeler arasında dünyada dördüncü, Avrupa’da ise Almanya ve Fransa’nın ardından üçüncü sırada gelmektedir. Şeker pancarı tarımının ülkemiz ekonomisine sağladığı katma değer oldukça fazladır. Yıllık olarak, yaklaşık 25 milyonluk taşıma hacmi yaratması, gübre tüketiminde yüzde 20’lik payı, münavebe bitkisi olmasından kaynaklı toprağı verim açısından zenginleştirmesi, çapa ve hasat döneminde 100 gün süreyle 200 bin kişiye istihdam yaratması ve hayvan yemi olarak kullanılması, pancar tarımının önemini arttırmaktadır. Pancar tarımı, üretilen şekerin yanı sıra ekonomiye, tarıma, tarımsal sanayiye, hayvancılığa, taşımacılığa, alkol, enerji ve ilaç sanayisine katkı sağlayarak istihdam yaratmaktadır.

Şeker pancarı tarımı 2000’li yılların başlarına kadar yaklaşık 500 bin çiftçi ailesinin geçim kapısı olmasının yanında yarattığı doğrudan ve dolaylı olarak sektörle ilişkilenmiş milyonlarca insanımıza istihdam alanları sağlamaktadır. Ne yazık ki, 2001 yılında çıkarılan Şeker Yasası ile kota kervanına şeker pancarı da eklenmiş ve pancar çiftçisine sözleşmeli üretim yaptırılmaya başlanmıştır. Şeker Kurumu verilerine göre 2003 yılında 460 bin çiftçi şirketlerle yaptığı sözleşme sonucunda pancar ekerken, bu sayı her geçen yıl düşerek 2010 yılında 188 bine gerilemiştir. Gerileme sadece çiftçi sayısıyla sınırlı kalmamış, 2003 yılından itibaren günümüze kadar, 2005 yılı haricinde üretim miktarı, yapılan sözleşme miktarının altında gerçekleşmiştir. Bu durum atıl kapasite çalışan mevcut şeker fabrikalarından bazılarının kapasitesini iyice düşürerek zarar etmesine yol açmış ve “babalar gibi satarım” zihniyeti için özelleştirme gerekçesini hazırlamıştır. Şimdilerde ortaya konan senaryo ile pancardan üretilen şekerin tüketiciye olan maliyetinin yüksekliği gerekçe gösterilerek şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ve nişasta bazlı şeker üretiminin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Avrupa Birliği’nde şeker pancarı tarımının yarattığı yüksek katma değer nedeniyle tercih ve teşvik edildiği, bu tercih sebebiyle Nişasta Bazlı Şeker üretiminde ortalama yüzde 2-3’lük kota uygulanmaktayken ülkemizde bu oran yüzde 15’e yükseltilmiştir.

Son yıllarda tarımsal üretimde ve üretici sayısındaki düşüşlerin en büyük nedeni, bütün çiftçilerimizin belini büken dünyanın tartışmasız en pahalı mazotu ve yüksek gübre fiyatlarıdır. Pancar üreticileri, mazot, gübre, tohum, elektrik, sulama gibi girdilere emsal üretim yapan diğer ülke üreticilerine göre 2,5-3 kat gibi fazla bedel ödemek zorunda bırakılmaktadır. Özellikle son bir yılda gübre fiyatlarındaki %55 ile %90 arasında değişen artış miktarları, destek bekleyen çiftçilerimize köstek olunduğunun en somut kanıtıdır. Toplam bütçesinin yüzde 38’lik kısmını tarımsal desteğe ayıran Avrupa Birliği ile müzakerelere devam eden ülkemizde, bütçenin yüzde 2,48’inin tarımsal desteğe ayrılması üzüntü vericidir. Çiftçi başına düşen tarımsal destek miktarı, AB ülkelerinde 1.670 € iken ülkemizde 142 € olması çiftçilerimizin nasıl bir açmaz içinde olduğunun göstergesidir.

Tarımsal girdi maliyetlerinin yüksekliği ve ithalat seçeneğinin masada tutulması sonucunda tarımdan koparılıp varoşlara yığılan kitlelere belediyeler eliyle yardım yapmak dışında yeni çözümler üretilmesi ve yeni tarım politikaları oluşturmak zorunlu hâle gelmiştir. Bu nedenle pancar üreticilerimizin sorunlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından araştırılarak alınması gereken tedbirlerin tespit edilmesi yerinde olacaktır.

1) İbrahim Binici                      (Şanlıurfa)

2) Pervin Buldan                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                       (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                            (Muş)

5) Murat Bozlak                       (Adana)

6) Halil Aksoy                         (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                      (Batman)

8) İdris Baluken                       (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu      (Bitlis)

10) Emine Ayna                       (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                (Diyarbakır)

12) Altan Tan                           (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                           (Hakkâri)

14) Esat Canan                         (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder           (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                   (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                 (Kars)

18) Erol Dora                           (Mardin)

19) Ertuğrul Kürkcü                 (Mersin)

20) Demir Çelik                       (Muş)

21) Nazmi Gür                         (Van)

22) Özdal Üçer                         (Van)

2.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz ve 19 milletvekilinin, MHP’li belediyelere karşı siyasi iktidarın uygulamaya koyduğu baskı, yıldırma, itibarsızlaştırma ve bu belediyelerin halka hizmet sunmasını engellemeye yönelik olarak başlatılan eylemlerin ve planlı operasyonların maksadının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/201)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son günlerde Türkiye genelinde MHP’li Belediyelere karşı siyasi iktidarın uygulamaya koyduğu baskı, yıldırma, itibarsızlaştırma ve bu belediyelerin halka hizmet sunmasını engellemeye yönelik olarak başlatılan eylemlerin ve planlı operasyonların maksadının anlaşılması amacı ile Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi iç Tüzüğü’nün 104. Ve 105. maddeleri uyarınca “Meclis Araştırması” açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

Gerekçe:

Son günlerde muhalefet belediyelerine karşı iktidar tarafından baskı, sindirme, itibarsızlaştırma ve hizmet vermelerini engellemeye yönelik gayretlerde bir artış gözlenmektedir.

Ağırlıklı olarak da, vatandaşla bütünleşerek, kaynaklar ve ihtiyaçlar dengesini oluşturup, insan sevgisine dayalı, çalışma esasını benimsemiş ve başarılarını her geçen gün artıran Milliyetçi Hareket Partili belediyelere karşı sistematik bir saldırı başlatılmıştır.

Gün geçmiyor ki, bir belediyemize, teşkilatımıza rutin belediyecilik faaliyetleri kapsamında yapılan konuşma ve görüşmeler üzerinden bir operasyon yapılmasın.

Kasıtlı olarak aylarca sürdürülen müfettiş inceleme ve soruşturmaları belediyelerimizi hizmet veremez hale getirmiştir.

Dilekçe Kanunu’na aykırı olarak İsimsiz, imzasız, adres bulunmayan veya sahte isim ve imzalı ihbar mektupları işleme konularak, belediye yetkilileri zan altında bırakılmakta, gelecekte kullanılacak siyasi argümanlar elde edilmeye çalışılmaktadır.

Bilinçli bir şekilde çamur at izi kalsın mantığıyla bu insanlar aile hayatları ve toplumsal statüleri dikkate alınmadan küçük düşürülmektedir.

Gece yarıları evlerinden alınarak çoluk çocuğunun önünde boyunları büktürülüp zorla araçlara bindirilen yöneticilerden bazılarının bu psikolojik baskıyı kaldıramadıkları müşahede edilmiştir.

Gözaltında intihar eden ve ilk duruşmada haklarında tutuksuz yargılanma kararı verilen belediye görevlilerinin varlığı dikkate alındığında, yapılan uygulamanın sadece haysiyet ve şeref cellâtlığıyla açıklanamayacağı aynı zamanda insanların hayatına kasteden rezil bir sürece dönüştüğü görülmektedir.

Ayrıca bu sürecin bir diğer amacının da partimize mensup başarılı belediye başkanlarını partimizden koparmaya çalışmak ve bunların iktidar partisine geçmesini sağlamaya yönelik tezgâhlar olduğu değerlendirilmektedir. Bu maksatla belediyelerimizin bazı mali, hukuki ve siyasi yaptırımlarla karşı karşıya bırakıldıkları tarafımızdan bilinmektedir.

Esasen Milliyetçi Hareket Partisinin belediyecilik anlayışının özünü oluşturan temel unsur, belediye başkanının şehrin emini olduğu ve bu anlayışla kamunun bir kuruşuna dahi halel getirmeyerek, aldığı sorumluluğun gereği olarak herkese eşit mesafede duran ve hizmetin odağına insan sevgisini koyan bir anlayıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak buna aykırı işlem ve eylemlerde bulunan hiçbir yetkiliyi hoş görmeyeceğimizi ve aramızda barındırmayacağımızı defaatle kamuoyuna açıklamış bulunuyoruz.

Partimizin bu Meclis Araştırma Önergesini vermesindeki amaç, samimi bir şekilde ve zor şartlarda hizmet üretmeye çalışan belediye başkanlarının ve belediye yetkililerinin haysiyet ve şereflerine, aile hayatlarına yönelmiş olan siyasi linç kampanyasının durdurulmasıdır.

Kendi haysiyet ve şerefine düşkün olan herkesi bu konuda duyarlı olmaya davet ediyoruz.

Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde;

Türkiye genelindeki MHP’li Belediyelere karşı siyasi iktidarın uygulamaya koyduğu baskı, yıldırma, itibarsızlaştırma ve bu belediyelerin halka hizmet sunmasını engellemeye yönelik olarak başlatılan eylemlerin ve planlı operasyonların maksadının anlaşılması amacı ile Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca “Meclis Araştırması” açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Sadir Durmaz                 (Yozgat)

2) Özcan Yeniçeri               (Ankara)

3) Necati Özensoy              (Bursa)

4) Oktay Vural                   (İzmir)

5) Adnan Şefik Çirkin        (Hatay)

6) Mehmet Günal               (Antalya)

7) Emin Haluk Ayhan        (Denizli)

8) Lütfü Türkkan                (Kocaeli)

9) Erkan Akçay                  (Manisa)

10 Koray Aydın                 (Trabzon)

11) Alim Işık                      (Kütahya)

12) Ali Öz                          (Mersin)

13) Ali Halaman                 (Adana)

14) D. Ali Torlak                (İstanbul)

15) Sinan Oğan                  (Iğdır)

16) Muharrem Varlı           (Adana)

17) Mesut Dedeoğlu           (Kahramanmaraş)

18) Kemalettin Yılmaz        (Afyonkarahisar)

19) Celal Adan                   (İstanbul)

20) S. Nevzat Korkmaz      (Isparta)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, yoksulluk sınırının ve yoksulluğun boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/202)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye’de yoksulluk sınırının ve yoksulluğun boyutlarının araştırılması, açlık ve yoksulluk sınırındaki insanların tespiti, bunlara yapılan yardımların yeniden bir yasal statüye kavuşturulması, refahın tabana yayılarak yoksulluğun ortadan kaldırılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

Tüm dünyada ve ülkemizde gıda fiyatlarında meydana gelen anormal artışlar, özellikle toplumumuzun yoksul ve muhtaç kesimlerinin geçim şartlarını daha da olumsuz duruma getirmiştir.

Ekonomimizin temelinde “sosyal devlet” anlayışının terk edilerek, dar ve sabit gelirlilere yönelik sürdürülen ekonomik politikaların olumsuz etkisi, gıda fiyatlarındaki artışla daha da net görünür hale gelmiştir. Gıda fiyatlarındaki artış küresel bir açlık tehlikesini doğururken, sürekli artış gösteren işsizlik ise, fakir fukara ve yoksulun yaygınlaşmasına yol açmaktadır.

Mayıs 2011 itibariyle dört kişilik ailenin açlık sınırını 881 lira, yoksulluk sınırını 2 bin 871 liradır. Yürürlükte olan asgari ücret ise 629,95 liradır. Bu tutar dört kişilik bir ailenin mutfak harcamasını ancak 21 gün karşılayabilmektedir. Başka deyişle asgari ücretle sadece 6,5 gün “insan onuruna yaraşır bir yaşam imkânı” sağlanmaktadır.

Ülkemizde özellikle son yıllarda zengin ve fakir arasındaki gelir uçurumu artarken, kent ve kırsalda yaşayanlar arasında da gelir farkı büyüyerek açıldı. 2005 yılında Türkiye genelinde açlık sınırında yaşayanların yüzde 54’ü kırsal kesimde iken, 2006 yılında bu oran maalesef yüzde 97’ye yükseldi. Günümüzde artık açlık sınırında yaşam mücadelesi veren vatandaşlarımızın neredeyse tamamı kırsal kesimdedir.

Her ülkenin temel dinamiği olan orta direk ülkemizde zor günler geçirmektedir. Bir başka ifadeyle Türkiye’de orta direk çökmüştür. Orta direğin çöküşü ise, çeşitli olumsuzlukları beraberinde getirmektedir. Emeklinin büyük bir bölümü açlık sınırında, memur işçi, çiftçi ve esnaf zor durumdadır. Dar gelirlinin durumu her geçen gün kötüye giderken, aç ve yoksul sayısı ise her geçen gün daha da artmakta ve dolayısıyla da bunlara yapılan gıda, yakacak gibi yardımlar da her yıl katlanarak karşılanmaya çalışılmaktadır.

Yoksul vatandaşlarımıza yardımcı olmak, maddi ve manevi destekte bulunmak sosyal devlet olmanın vazgeçilmez gerekliliklerinden biridir. Yoksul vatandaşlarımıza yapılan ayni ve nakdi yardımların, insan onurunu zedelemeden, bir düzen ve statüye bağlı olarak yapılması da ayrı bir öneme sahiptir.

Türkiye’de yoksulluğun resmine bakılarak; ekonominin düzeltilmesi için ne yapılması gerektiğine karar verilmesi, tarımdan kaçan nüfus nedeniyle, kırsal kesimde insanlarımızın aç yaşamaya mahkûm edilmelerinin önüne geçilmesi, özellikle teşvik sisteminin verimli hale getirilerek üretim yapan, istihdamı artıran bir ülke hâline gelmemiz gerekmektedir.

Ülkedeki yoksul ve aç sayısının artması ve bunlara sağlanan yardımların da yıllar itibarıyla artış göstermesi siyasi iktidarların ya da başbakanların övünç kaynağı olmamalı, aksine yoksulluk ve açlığın giderilmesi için ekonomik politikaların hayata geçirilmesine önem verilmelidir. İnsanlarımız, hayatlarını ekmeğe-aşa, dolayısıyla yardıma muhtaç şekilde sürdürmek zorunda bırakılmamalıdır.

Ekonomik yoksulluk içinde bulunan vatandaşlarımızın temel ihtiyaçlarının karşılanması için yapılan yardımların da belirli bir statüye kavuşturularak, yeniden yasal bir zemine oturtulması da kaçınılamaz bir gerekliliktir. Özellikle büyükşehirlerde belediyelerin kaynağının nereden geldiği belli olmayan yardımları da belirli bir denetime ve yasal bir statüye kavuşturulmalıdır. Vatandaşı içinde bulunduğu yokluğa muhtaç bırakmak ve bundan faydalanarak iradesine ipotek koymak sosyal devlet anlayışı ile bağdaşmamaktadır.

Türkiye’de yoksulluk sınırının ve yoksulluğun boyutlarının araştırılması, açlık ve yoksulluk sınırındaki insanların tespiti, bunlara yapılan yardımların yeniden bir yasal statüye kavuşturulması, refahın tabana yayılarak yoksulluğun ortadan kaldırılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması gerekmektedir.

1) Mehmet Şandır                  (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                   (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan               (Muğla)

4) Alim Işık                           (Kütahya)

5) Enver Erdem                      (Elazığ)

6) Ali Öz                                (Mersin)

7) Seyfettin Yılmaz                (Adana)

8) Kemalettin Yılmaz             (Afyonkarahisar)

9) Mustafa Kalaycı                (Konya)

10) Mehmet Günal                 (Antalya)

11) Oktay Öztürk                   (Erzurum)

12) D. Ali Torlak                   (İstanbul)

13) Mesut Dedeoğlu              (Kahramanmaraş)

14) Atila Kaya                       (İstanbul)

15) Emin Haluk Ayhan          (Denizli)

16) Erkan Akçay                    (Manisa)

17) Celal Adan                       (İstanbul)

18) Emin Çınar                      (Kastamonu)

19) S. Nevzat Korkmaz         (Isparta)

20) Ali Halaman                    (Adana)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bilgi toplumu olma yolunda bilişim sektöründeki gelişmeler ile İnternet kullanımının başta çocuklar, gençler ve aile yapısı üzerinde olmak üzere sosyal etkilerinin araştırılması amacıyla kurulan (10/108,155,156,157,158,159,160) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçimine dair bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

B) Tezkereler

1.- (10/108, 155, 156, 157, 158, 159, 160) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/803)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Komisyonumuz Başkan, Başkanvekili, Sözcü ve Katip Üyelerini seçmek üzere 15/03/2012 Perşembe günü saat 16:00’da Halkla İlişkiler Binası B Blok 2’nci Kat 4’üncü Bankoda bulunan Meclis Araştırma Komisyonu Toplantı Salonunda 13 üye ile toplanmış ve aşağıda isimleri yazılı Sayın Üyeler belirtilen görevlere seçilmişlerdir.

                                                                                                            Yıldırım M. Ramazanoğlu

                                                                                                                    Kahramanmaraş

                                                                                                            Komisyon Geçici Başkanı

                                Adı ve Soyadı                               Seçim Bölgesi        Aldığı Oy

Başkan:                   : Necdet Ünüvar                            Adana                          13

Başkanvekili            : Yıldırım M. Ramazanoğlu           Kahramanmaraş           13

Katip                       : Erdal Aksünger                           İzmir                            13

Sözcü                      : İlhan Yerlikaya                            Konya                          13

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve arkadaşlarının Türk eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 21/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

                                                                                                                            21.03.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 21.03.2012 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                   Emine Ülker Tarhan

                                                                                                                             Ankara

                                                                                                                    Grup Başkanvekili

Öneri

Sinop Milletvekili Engin Altay ve arkadaşları tarafından, 16.12.2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Türk Eğitim Sisteminin içinde bulunduğu sorunların araştırılması amacıyla” verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (177 sıra nolu) Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 21.03.2012 Çarşamba günlü bireşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi’ye aittir.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim sisteminin sorunlarının araştırılmasına yönelik bir Meclis araştırma önergemizi bilginize sunmuş bulunuyoruz. Amacımız, eğitim sistemindeki sorunların tespit edilmesi ve bu tespit sonucuna göre gerekli düzenlemelerin yapılmasıdır. Ancak, öyle anlaşılıyor ki Hükûmetin, daha doğrusu Hükûmetin arkasında durduğu ve Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekillerinin verdiği teklif eğer yasalaşır ise zorunlu kesintisiz sekiz yıllık ilköğretim parçalanmış olacağından, eğitim sistemimizdeki sorunlar çok daha fazla artacaktır.

Değerli milletvekilleri, “4+4+4” olarak isimlendirilen teklifin Millî Eğitim Komisyonundaki yasalaşma süreciyle ilgili olarak temel itirazlarımızı Genel Kurulda zaman zaman bilginize sunduk. Bu itirazlarımızı aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazıyla bildirdik, Sayın Meclis Başkanıyla da ben Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu temsilen görüştüm.

Temel itiraz noktamız iki maddeye dayanmaktadır: İç Tüzük’ün 29’uncu maddesine göre komisyonlarda istem sırasına göre söz verilir, yine İç Tüzük’ün 46’ncı maddesine göre eğer komisyonlarda tasarı veya teklifin görüşülmesine uygun bir sükûnet ortamı yok ise komisyon başkanı görüşmelere ara verir, yine de sükûnet ortamı sağlanamıyor ise durumu Meclis Başkanlığına bildirir. Bir kere Sayın Komisyon Başkanının tutumuyla İç Tüzük’ün 46’ncı maddesi ihlal edilmiştir. Bundan daha önemli olarak, İç Tüzük’ün 29’üncü maddesi ihlal edilmiştir yani Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin ve Komisyon üyelerinin söz hakları Komisyon Başkanı tarafından engellenmiştir, fiilî bir durum yaratılmıştır.

Biz bu çerçevede görüşlerimizi Sayın Meclis Başkanına yazıyla bildirdik. Sayın Meclis Başkanı binlerce sayfalık tutanakları okuduğunu ve konuyu incelediğini söyledi, basına bu yönde açıklamalar yaptı. Gerçekte Sayın Başkanın binlerce sayfa tutanağı okumasına gerek yok, son gün, Millî Eğitim Komisyonundaki son gün tutanağını okuması yeterlidir. Dokuz on sayfa bir tutanaktır bu ve itirazlar zaten son günedir, o güne kadar olan tutanaklarla ilgili herhangi bir itiraz yoktur.

Sayın Meclis Başkanı günlerdir tutanakları okuyor herhâlde, bu okuma sonucunda dün Adalet ve Kalkınma Partinin grup başkan vekilleriyle bir görüşme yapıyor, bu görüşme sonucunda Millî Eğitim Komisyonuna bir yazı yazıyor. Yazıyla Cumhuriyet Halk Partisinin ve Milliyetçi Hareket Partisinin de itirazlarını kendince özetleyerek Komisyon Başkanından incelemesini ve gereğini rica ediyor. İlginç olan şudur: Sayın Meclis Başkanı, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekilleriyle görüşüyor ve sonrasında bir yazı yazıyor. Bu görüşmede ne olduğu meçhul. Görüşme sonucunda açıklama yapan AKP’nin grup başkan vekilleri gayet kararlı bir şekilde “Önümüzdeki hafta bu yasalaşacaktır.” diyor. Demek ki Sayın Meclis Başkanından aksi yönde bir izlenim almış değiller.

Şimdi “Kendince özetliyor.” dedim Sayın Meclis Başkanı. Bizim itirazlarımızın çok önemli bir noktasını bu yazıya Sayın Başkan yazmamıştır. Sayın Başkanı bu tutumu nedeniyle millete şikâyet ediyorum. Sayın Başkana diyoruz ki: “Sayın Muharrem İnce’nin tutanaklara geçmiş olan 6 kez söz talebi vardır.” Bu talep dikkate alınmamıştır, buna Millî Eğitim Komisyonuna yazdığı yazıda yer vermiyor Sayın Başkan; işin can alıcı noktası budur. Yine, “Komisyon üyesi milletvekillerimiz Komisyonda olduğu hâlde kendilerine söz hakkı verilmemiştir.” diyoruz. Sayın Başkan oylama yapıyor, 7’nci maddeyi okuyor, “Söz isteyen var mı?” Komisyon üyeleri orada, “Yok.” diyor; orada, 5 Komisyon üyemiz orada, “Yok.” diyor, “Kabul edenler… Etmeyenler…” diye oylayıp geçiyor.

Sayın Meclis Başkanı, Sayın Cemil Çiçek şu yazısını bir daha okusun, bunu bir daha okumasını tavsiye ediyorum. Bir yazı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun bir yazısı bu kadar tahrif edilebilir. Millî Eğitim Komisyonuna yazdığı yazının ekine bizim yazımızı iliştirmiş, eklemiş olması bir anlam ifade etmiyor. Siz burada bütün sorunları, maddeler itibarıyla bütün itirazları özetliyorsanız bizim en kuvvetli delilimizi buraya yazmak zorundasınız.

Sayın Komisyon Başkanı da “Benden bir sürpriz beklemeyin.” diyor. Bugün de Sayın Komisyon Başkanı raporu, Millî Eğitim Komisyonu raporunu Meclis Başkanlığına sunmuştur. Yani Sayın Meclis Başkanı herhâlde şöyle planlıyor: “Dün ben yazıyı yazdım. Tarih, saat itibarıyla benim önümde bir komisyon raporu olmadığı için iade edeceğim bir şey yoktu.” Bugün de Sayın Komisyon Başkanı raporu gönderiyor Meclis Başkanına.

Rapor önünüzde Sayın Başkan. Millî Eğitim Komisyonu Başkanına yazı yazmış olmanız sizi kurtarmaz. Hukuksuzluk ortadadır. Hukuksuzluğu yapan Komisyon Başkanına siz “Hukuka uygun hareket et.” bile diyemiyorsunuz, bunu deme iradesini, cesaretini gösteremiyorsunuz.

Bir komisyonda bir bant aparatı meselesi oldu. Bant aparatı, bunu izninizle bir daha açmak istiyorum ki Millî Eğitim Komisyonu Sayın Başkanının kamuoyuna nasıl yalan söylediğini, nasıl doğruyu söylemediğini herkes bilsin. Sayın Başbakan da bunu diline dolamış, her gün bunu söyler, bugün yine söylüyor. Sayın Tayyip Erdoğan söyleyebilir ama ben bir Sayın Başbakanın bir bant aparatından medet umar noktaya gelmiş olmasını üzüntüyle karşılıyorum. O komisyonda yaşanan hukuksuzlukları o bant aparatı örtmeye yetmez.

Ne demişti Sayın Komisyon Başkanı? Ne demişti? İşte burada, okuyorum, Anadolu Ajansı metnini okuyorum: “300-400 gram ağırlıktaki bu cisim kafamı 5-6 santim sıyırarak geçti.” Yani ben fırlattım, kafasının yanından geçti, Sayın Komisyon Başkanı bunu söylüyor. Sayın Komisyon Başkanının cümlesiyle cevap vereceğim. Bakın, Sayın Komisyon Başkanının iki üç gün önce bir gazeteye verdiği röportajdaki cümlelerini size okuyacağım, benim cümlelerimi değil, ben benim cümlelerimi söylemiştim size. Bakın…

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Gazete ne yazmış?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Röportaj, röportaj... Soruyor, cevap veriyor. İnternet’te o röportajı bulabilirsiniz, gazetenin ismini vermiyorum reklam olmasın diye.

Şöyle diyor: “Stenografların masasından, Akif Hamzaçebi oraya geliyor, bant aparatını -daha sonra bunu “tank” olarak düzeltti, onu aldığımı söylüyor- alıyor, Divanın önünde AK PARTİ’li başka milletvekilleri olduğu için bana direkt atamıyor.” Yani fırlatma yok. Sonra, benim atış şeklimi tarif ediyor, o, öndeki koruma görevini üstlenmiş olan milletvekillerinin üstünden aşırtarak attığımı söylüyor ve devam ediyor, diyor ki: “Ben, o an sadece önüme bir şeyin düştüğünü gördüm, önüme düştüğünü gördüm. ‘Güm’ diye bir ses çıkardı.” diyor. Önüne düştüğünü söylüyor. Ben de öyle söyledim, evet, ben de Sayın Başkanın dikkatini çekebilmek amacıyla… “Bu ortamda görüşmeyi yapmayın, yanlış yapıyorsunuz, söz isteyen arkadaşlarımız var, bunlara söz verin.” demek amacıyla Başkanın dikkatini çekmek istiyorum. “Önüme düştü.” diyor, ben de bunu söyledim.

Şimdi, bir Sayın Başbakana yakışıyor mu çıkıp da “Bant aparatını oraya fırlattı.” demek?

Ben, Sayın Komisyon Başkanına o gazeteye vermiş olduğu röportajı tüm kamuoyuyla paylaşmasını öneriyorum. Bir ayıp işlemiştir.

Sayın Meclis Başkanı ve Komisyon Başkanı için müştereken yapacağım bir değerlendirme var: Demokrat sıfatı kolay edinilmez. Herkes için denebilir: “Demokrat adam, doğru adam, düzgün adam, dürüst adam”. Önemli olan, bunların sınanacağı ortamların olması hâlinde bu ortamlardan alnının akıyla çıkmaktır. Sayın Komisyon Başkanı pazar günkü o Komisyon görüşmesinde demokratlığı bir kenara bırakmış, demokratlıktan fedakârlık etmiş ve kendisini kariyerizmin ve konformizmin dalgalarına teslim etmiştir. Kariyer ve konfor onun için demokratlıktan daha önemlidir! Sayın Meclisi Başkanını da göreve davet ediyorum ve değerlendirmemi onun için de yapıyorum. Sizin demokratlığınızın sınanacağı ortam burasıdır. Geçmişte 4 kez Sayın Meclis Başkanları çok daha hafif bir aykırılıkta ilgili konuları, teklifleri komisyona iade ettiği hâlde siz bundan kaçınırsanız, sizin için “demokrat” sıfatını değil, başka bir sıfatı kullanacağız, “Hükûmetin despotizmine boyun eğmiş bir Başkan” sıfatını kullanacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkan Vekili konuşurken, özellikle, Meclis Başkanı ile Grup Başkan Vekilleri arasındaki diyalogdan bahsetti.

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Meclis Başkanının savunucusu siz değilsiniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Söylüyoruz biz “AKP Grup Başkan Vekili oldu Meclis Başkanı” diye…

BAŞKAN – Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, değerli arkadaşlar, burada birçok şey ifade edildi, hukuksuzluk, ayıptan bahsedildi. Hukuksuzluğun ve ayıbın hangisinin olduğunu, ne olduğunu ve hangi taraftan bu işin geldiğini kamuoyu artık çok iyi biliyor. Tabii, bant aparatını çok hafife aldı Sayın Hamzaçebi ama kusura bakmayın, o 534 gram ağırlığında bir aparatmış, yarım kilodan daha fazla. Bu aparatın vücudun öldürücü bir nahiyesine, başına ya da başka bir yerine isabet ettiğini düşünün.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Aydın, biraz önce açıklama yaptım.

AHMET AYDIN (Devamla) – İsabet edebilirdi. İsabet edebilir...

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Komisyon Başkanınızın açıklamasına saygı göstermiyor musunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) - Hayır, bu kolay bir şey değil ama yani Sayın Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Komisyon Başkanınızın açıklamasına saygı göstermiyor musunuz? Yapmayın!

AHMET AYDIN (Devamla) - Yani, burada, hakikaten sizin nezaketinizi biliyoruz, hakikaten sizin yaklaşımınızı biliyoruz ama yani sizden de beklenmedik bir derecede, sizin gibi bir şahsiyet bile yarım kiloyu geçen bant aparatını fırlatabiliyorsa, şişeler havada uçuşuyorsa ve o Komisyon kürsüsü defalarsa işgal ediliyorsa…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Üç gündür bir aparatı tartamadınız ya! Bunun doğru kilosunu verin.

BAŞKAN – Sayın Türkkan…

AHMET AYDIN (Devamla) - …sizin grup tarafından, sizin Genel Başkanınız tarafından…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Doğru rakamını bir öğrenelim, yarım kilo mu, 360 gram mı, 600 gram mı?

BAŞKAN – Sayın Işık, lütfen…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bir öğrenelim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Olabilir, cevap verirler.

AHMET AYDIN (Devamla) - …SMS çekilmek suretiyle Komisyon sıraları işgal ediliyorsa… Bütün bunlar yapılıyor ve buna rağmen, Sayın Komisyon Başkanı en demokrat tutumunu devam ettiriyor.

Bakın, altı maddeyi doksan bir saat kırk bir dakikada görüşmüşüz değerli arkadaşlar. Komisyon tutanaklarını inceleyin, açın bakın, nerede, ne zaman, hangi komisyonda bu kadar çok görüşme yapılmıştır? Bin sayfayı geçen görüşme tutanağı var ve bu sadece altı maddeyle alakalı ve eğer İç Tüzük’ü siz askıya alırsanız, İç Tüzük’ün size vermediği yetkiyi siz kullanıp, kalkıp kürsüyü de işgal etmek durumunda kalırsanız, kusura bakmayın, siz ne kadar engelleme hakkınız olduğunu iddia ediyorsanız, bizim de sizin engellemenizi engelleme hakkımız var.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Kürsüyü siz işgal ettiniz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Biz bu Meclisi çalıştırmak durumundayız, biz komisyonları çalıştırmak durumundayız, halkımızın bizden beklemiş olduğu sorunların çözümü noktasında burada birlikte gayret sarf etmek durumundayız ve dolayısıyla, asla ve asla kürsü işgallerinin olmaması gerekiyor, Meclisin sağlıklı bir şekilde çalışması gerekiyor. Bizim yaptığımız bu. Ama hukuku çiğneyen, ayıbı yapan kim? Kamuoyunun takdirine sunuyorum; o da çok açık, çok net ortada, kusura bakmayın.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) - İçeri giremeyen biziz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, içeri giremeyen siz değilsiniz, içeri giremeyen bizdik. Bir önceki gün bütün milletvekillerinize SMS çekildi mi “Komisyona gidin.” diye? Bir önceki gün bizim Komisyon üyelerimiz ayakta kaldı, ben Grup Başkan Vekili olarak ayakta kaldım. Ama sonraki gün bizim arkadaşlarımız, tabii, izlediler televizyonlarda görüntüleri, onlar da geldiler. Ne yaptık biz biliyor musunuz? Komisyon üyelerine boş yer ayırdık, Komisyon üyelerine “Gelin, lütfen oturun.” dedik.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Allah razı olsun!

AHMET AYDIN (Devamla) - CHP’nin 3 tane grup başkan vekili Komisyonda oturdu mu? Oturdu. Boş sandalyeler, koltuklar var mıydı Komisyonda? Vardı. Bizim arkadaşlarımız kalktı, Komisyon üyelerine “Oturun. Sağlıklı bir çalışma zemini sunulsun.” dedik ve ilk önergede zaten kıyamet koptu. Neydi önerge?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) - Komisyon üyelerini on dakikayla sınırlandıran, diğer üyeleri de üç dakikayla sınırlandıran bir önergeydi. Bunda bile ayaklandınız, çalıştıramaz hâle getirdiniz.

Dolayısıyla, Sayın Hamzaçebi’nin iddiaları tamamen haksız ve yersiz iddialar.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına ve CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ben, tekrar Sayın Aydın’ın açıklamalarına cevap verme ihtiyacıyla kürsüye çıkmadım aslında. Sayın Aydın sataşma nedeniyle söz aldı. Sataşma gerekçesi olarak, AKP Grup Başkan Vekilinin Meclis Başkanıyla yaptığı görüşmeye değindim, bu nedenle söz aldı ama bu konuda bir açıklama…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Zaman olsa onu da açıklayacaktım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hayır, bir açıklama yapmadınız; bakın, bir açıklama yapmadınız.

Şimdi, tablo gayet açık ve nettir. Sayın Meclis Başkanı sizi davet ediyor veya siz gidiyorsunuz. Doğrusu, onu Sayın Başkanın daveti olarak aldık, öyle geldi haberler ama Sayın Başkanın daveti değil ise Sayın Başkan bunu açıklar. Gittiniz, görüştünüz, görüşme sonrasında bir Sayın Grup Başkan Vekili bir açıklama yaptı: “Önümüzdeki hafta bu teklif yasalaşacaktır.” Demek ki Sayın Meclis Başkanından olumsuz bir izlenim almadılar. Sayın Meclis Başkanı bir engel görmedi demek ki, bir engel görmedi. Çıkıyor kararlılıkla bir açıklama yapıyor ve bizim yazılarımızı eksik bir şekilde, ana iddialarımızı özetlediği o yazıya dâhil etmeyerek Komisyon Başkanına gönderiyor. Sayın Başkana, Meclis Başkanına yakıştıramadım onu. Çıkıp söyleyecektir şimdi “Efendim, ben ekledim oraya.” diyecektir, orada bir cümleye yaslanacaktır, “Bak, burada var.” gibi bir şey söyleyecektir. Hayır, yok. Sayın Muharrem İnce’nin tutanaklara geçmiş olan “Söz isteyen var mı?” şeklindeki Başkanın sorusuna karşılık “Söz istiyorum, söz.” cevabını, o cümleyi kullanmamıştır Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Meclis Başkanlığı makamını tartışmaya açıyorsunuz. Bugüne kadar sizin makamınıza, sizin tutumunuza ben saygı gösterdim, kamuoyunda sizi tartışma konusu yapmadım, yapmamanın dikkati içinde oldum ama siz hukukçu kimliğinizi bir kenara bırakıp, siz de Komisyon Başkanı gibi kariyerizme ve konformizme teslim olursanız sizin siyaset hayatınız millet nezdinde bitmiş olacaktır.

Sayın Meclis Başkanını o nedenle göreve davet ediyorum. Sayın Meclis Başkanı “Ben bu yazıyı yazdığım anda önümde bir rapor yoktu.” gerekçesine sığınamaz, rapor önünüzde, bu rapor hukuksuzdur. Bu hukuksuzluğu hiçbir şekilde örtme, kapatma imkânına sahip değilsiniz. Bu teklif Millî Eğitim Komisyonunda 7’nci maddeden itibaren tekrar görüşülmek zorundadır, aksi takdirde Sayın Meclis Başkanı despotik AKP İktidarının despotizmine teslim olmuş olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Hadi bakalım, bismillah dedik başladık, karşılıklı devam edelim.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, açıklasın efendim, tabii ki ben…

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, bizler de böyle, sözlerin uzamasını istemezdik ama birtakım iddialar da olunca cevap verme hakkı doğuyor.

Bir defa despotizmi yapanın kim olduğunu, azınlığın çoğunluğa tahakküm ettiği komisyon çalışmalarını da bütün millet gördü; sadece Komisyonda değil, Genel Kurulda da bu bizatihi gösterildi, bütün milletin gözü önünde cereyan etti.

İkincisi: Meclis Başkanı -sizden iki tane galiba dilekçe gitmiş, bir tane de Milliyetçi Hareket Partisinden- bütün dilekçelerde yer alan iddiaları Komisyon Başkanına sormuş hâliyle. Tabii, Komisyon gündemine hâkimdir; bir.

İkincisi: Değerli arkadaşlar, bakın, İç Tüzük’ün 43’üncü maddesi çok açık ve çok nettir: “Komisyonlarda yeniden görüşme.” Çok net bir şekilde yazıyor. Neye göre “Komisyonda yeniden bir konu ele alınabilir.” diyor?

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Komisyon gerçeğe aykırı tutanak tuttuğu için.

AHMET AYDIN (Devamla) - Madde 43 diyor ki: “Komisyon, bir gündem maddesinin görüşülmesini tamamlamadan önce, o konu ile ilgili belli bir hususun yeniden görüşülmesini, hazır bulunan üyelerinin salt çoğunluğunun oyuyla kararlaştırabilir.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Komisyon gerçeğe aykırı tutanak tuttuğu için Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Devamla) - İkinci fıkrası: “Komisyon, belli bir gündem maddesinin görüşülmesini tamamladıktan sonra, aynı konunun komisyonda yeniden görüşülmesi, komisyon raporu Meclis Başkanlığına verilmeden önce, komisyon üye tamsayısının salt çoğunluğunun gerekçeli ve yazılı istemi üzerine bir defa için mümkündür.” Bu, çok açık, net bir hükümdür. Komisyonda bir konunun yeniden nasıl görüşüleceği nettir. Dolayısıyla, bu konunun tekrardan komisyonda görüşülmesi mümkün değildir. Kaldı ki Meclis Başkanına da bu yetkiyi veren bir İç Tüzük hükmü yoktur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Komisyon gerçeğe aykırı tutanak tutmuştur.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bir üçüncüsü de: Meclis Başkanını sizin dediğinizi yapmadığı müddetçe nasıl antidemokrat, nasıl despotizme boyun eğen biri olarak ifade edebilirsiniz. Çok yanlış bir ifadedir. Bakın, burada da, maalesef, bir konu görüşülürken kürsü işgal ettiniz. Meclis Başkanımız oradaydı ve orada “Başkan istifa.” demeye başladınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Komisyon gerçeğe aykırı tutanak tutmuştur.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, Meclis Başkanlığı tarafsız, önemli bir makamdır ve bu makamın tartışma konusu yapılmaması lazımdır. Sizin eğer dediğiniz yapılmıyorsa, hukuka aykırı, hakka aykırı bir talebiniz eğer yerine getirilmiyor ise sırf bundan dolayı, bu haksızlıktan dolayı Meclis Başkanlığına da tahakküm etmek, tahkim etmek, birtakım haksız iddialarla baş başa bırakmak çok yanlış bir ifadedir.

Dolayısıyla, ifadelerimizi çok daha doğru kullanmamız lazım. Burada, komisyonun çalışmalarını, Genel Kurulun çalışmalarını elimizdeki İç Tüzük’e göre yapmamız gerekiyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Komisyon “Gerçeğe aykırı tutanak tutun.” demiyor.

AHMET AYDIN (Devamla) – Komisyon nasıl çalışır, bir konu komisyonda tekrardan nasıl görüşülebilir, Genel Kurulun çalışma sistemi; bizim İç Tüzük hükümleri bunların hepsini bağlamıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İç Tüzük “Gerçeğe aykırı tutanak tutun.” demiyor ama.

AHMET AYDIN (Devamla) – İç Tüzük’e uygun olarak, komisyon, gündemine hâkim bir şekilde gündemini icra etmiştir. Dolayısıyla da, Allah nasip ederse önümüzdeki hafta, bizim kanaatimiz, bu konunun, halkın talebi olan bu konunun bir an önce Genel Kurula gelip kanunlaşmasıdır.

Tekrar hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sadece bir konuyu, yine tutanaklara geçirmek üzere söz aldım.

AKP grup başkan vekilleriyle Meclis Başkanı, arasında yapılan görüşmeye ilişkin olarak Sayın Aydın ikidir söz alıyor ama ikidir hiçbir açıklama yapmadı. Bunu bilginize sunuyorum.

Teşekkür ederim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ne gibi pazarlıklar yaptılar, onu açıklasınlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hayır efendim, gerçeğe aykırı tutanak tutuluyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Meclis Başkanı ana muhalefetin grup başkan vekilleriyle görüşüyor, diğer muhalefetin grup başkan vekilleriyle görüşüyor. Defalarca bu süreçte görüştü. En son görüşen biz olduk. Bundan pek tabii ne olabilir? Bir partinin bir grup başkan vekili Meclis Başkanıyla görüşmüş olabilir.

BAŞKAN – Tutanaklara geçti, evet.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ederim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Niye açıklamıyorsun konuşmayı?

BAŞKAN – İtirazınız yoksa, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin görüşmesine devam edebilir miyim? Tamamdır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve arkadaşlarının Türk eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 21/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde ilk söz, Mersin Milletvekili Sayın Çiğdem Münevver Ökten’e aittir.

Buyurun Sayın Ökten. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇİĞDEM MÜNEVVER ÖKTEN (Mersin) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Türk eğitim sisteminin içinde bulunduğu nitelik sorununun araştırılarak gerekli önlemlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılması konusunda AK PARTİ Grubu adına aleyhte söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Konuşmama başlamadan önce şehitlerimizi saygıyla anıyor, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Bütün dünya uluslarının rekabeti hepinizin bildiği gibi artık eğitim üzerindendir çünkü ülkeler geleceklerini eğitim stratejilerini planlayarak belirlerler. Hedeflenen, toplumun eğitim seviyesini yükseltirken bireysel uzmanlıklara, girişimcilik ve yenilikçi ruha sahip, rekabetçi, bilgi ve yeteneklerle donatılmış insan yetiştirmektir. Çünkü insan yetiştirmek bir ülkenin kaderini belirler. Bir milletin sosyal, ekonomik ve kültürel kalkınmasının temel gücü eğitimden geçer. Türk eğitim sistemi uzun yıllardır nitelik sorununu çözememiştir. Doğru, hepimiz bunun farkındayız. Bu herkesçe ve bizim tarafımızdan da bilinmektedir. O nedenle zaman zaman yaptırılan iş analizleri sonucu eğitim sistemimizde köklü değişikliğe gidilmesi AK PARTİ olarak hepimizin öncelikli hedefidir. Bu hedef doğrultusunda da kademeli ve zorunlu olarak eğitim sistemimizi 4+4+4 ile on iki yıla çıkartmış bulunmaktayız, çıkartmak için çalışmalar yapmış bulunmaktayız.

Kesintisiz eğitim sistemi dünyada 205 ülke arasında sadece 2 ülkede vardır. Bu sistem aslında, baktığınızda çok katı bir sistemdir çünkü birinci sınıftan itibaren aldığınız çocuğunuzu sekiz yıl boyunca aynı fiziki mekânda bulundurma zorunluluğuna mahkûm ediyorsunuz. Bu, ne pedagojik ne de fizyolojik formasyona uygundur. Bizim amacımız, çocukların okula başladığı yaşı altmış ve yetmiş iki ayla belirleyip fırsat eşitliği açısından Türkiye’nin her bölgesindeki çocuklarımızı donanımlı yetiştirmektir. Çünkü ilk 4’te çocuklarımız yaşlarına, pedagojik özelliklerine göre verilecek bir eğitimle 2’nci dört yıla hazırlanacaktır. 2’nci 4 yıl içerisinde de eğitim sisteminin içerisindeki programlar bize çocuklarımızın yetenekleri doğrultusunda nasıl bir bölüme yönleneceği konusunda bir yol haritası çizecektir çünkü Türkiye’de ister kültürel, ister etnik ister dinî olarak farklı bölgelerde olan çocuklarımızın da eğitimde fırsat eşitliği doğrultusunda örgün ve yaygın eğitimden faydalanmaları en doğal insani haklarıdır.

İşte, bu nedenle, biz, bütün dünya ülkeleri ile rekabet edebilmek amacıyla eğitim süremizi kesintili ve zorunlu olarak on iki yıla bu nedenle çıkardık. Dünyanın hiçbir yerinde bir öğrenciyi okula aldıktan sonra kesintisiz olarak mezun ettiğiniz bir sistem yoktur. Eğitimdeki bu katılık çocukların ve gençlerin sahip olduğu yetenekleri köreltir.

Şimdi, önergede, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanına atıfta belirtilen “Okullarımız, hatta şubelerimiz arasında 85 kat nitelik farkı vardır.” ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı 2007 tarihli Ulusal İlköğretim Kongresi’nde sunduğu bildiride şu ifadeyi kullanmıştır:

“PISA araştırması sonuçlarına göre, Türkiye genelinde gözlemlenen varyansın yüzde 54,9’u okullar arası farklılıklarla, yüzde 56’sı ise okul içerisindeki farklılıklarla açıklanmaktadır. Bu çerçevede ‘Okullar arasında ya da şubeler arasında 85 kat nitelik farkı olması.’ gibi ifade, ne sayısal olarak ne de mantıksal olarak açıklanabilir bir ifade değildir.”

Türkiye’nin PISA sınavında sıralaması değişmemekle birlikte 2006 yılından 2009 yılına kadar geçen dört yıllık sürede Türkiye, Şili ve Polonya ile birlikte fen, matematik ve okuduğunu anlamada kayda değer bir başarı gösteren birkaç ülkeden biridir. Her ne kadar Türkiye’nin OECD ülkeleri içerisinde sıralaması değişmese de PISA Raporu’nda bu başarıya atıfta bulunulmuş ve eğitimin kalitesinin ve eşitliğin geliştirilmesi için öneriler sunulmuştur. Bu öneriler dikkate alınmakla birlikte 2009 raporu öncesinde de Millî Eğitim Bakanlığı eğitim niteliğinin geliştirilmesi için çalışmalar başlatmış ve hâlâ bu çalışmalar devam etmektedir.

Bu çalışmalar kapsamında ilköğretim ve ortaöğretimde tüm derslerin müfredatları çağdaş bir anlayışla yenilenmiş, ders kitaplarıyla birlikte öğrenci çalışma kitapları ve öğretmen kılavuz kitapları hazırlanmış, ders kitapları öğrencilere ücretsiz olarak dağıtılmıştır. Okullar arasında ve okul içinde eşitsizliklerin azaltılması ve eğitimin kalitesinin geliştirilmesi amacıyla tüm öğrencilerin nitelikli öğretim materyallerine erişimini sağlayacak FATİH Projesi tasarlanmış ve hayata geçirilmiştir.

Biz bu iletişim çağında kendimize ait bir yazılım programı oluşturmuş bulunmaktayız, bunun adı da Pardus Projesi’dir. Pardus Projesi, şimdi TÜBİTAK tarafından geliştirilen ve ulusal işletim sistemi olarak FATİH Projesi kapsamında satın alınan tüm akıllı tahtalara yüklenmiş bir durumdadır ve bu konuda TÜBİTAK’la iş birliği yapılarak öğrenci ve öğretmenlerimizin Pardus’u kullanmaları teşvik edilmektedir. Yine, bu teşvik edilirken FATİH Projesi ulusal işletim sistemi olan Pardus’un yaygın ve etkin kullanılması yoluyla da uluslararası düzeyde kullanılacak bir Türk markası olması için çaba sarf edilmektedir.

Buna baktığınız zaman bu FATİH Projesi’nin içerisinde Pardus’un da yer alması gerçekten çok önemsediğimiz bir şeydir. Bunu da hepinizin dikkatine sunuyorum çünkü kendimize ait, sahip olduğumuz yazılım programı, bizim, gelecekte gelişmiş ülkelerle yapacağımız, karşılıklı olarak yapacağımız çalışmaların başarıyla neticelenmesini sağlayacaktır.

Bu noktada, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ökten.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde ikinci söz, Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri’ye aittir.

Buyurun Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında o Komisyonda nelerin olup bittiği benim cep telefonumda var ama buraya getirmedim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bizde de var, bizde.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Biz bağırıyoruz: “Söz istiyoruz.”, “Söz istiyoruz Sayın Başkan…” İki taraftan bağırıyoruz. Benim sesim de yüksek, benim sesimi duymamak için Parlamentonun dışında olmak da yetmez, taa Kızılay’ın öbür tarafına gitmek gerekir. Bize söz verilmedi. Oradan çıkarır buradan dinlettiririm. Orada da kayda girmemiştir ve oradaki stenograflar bizim “Söz istiyoruz Sayın Başkan.” sözümüzü kayda almamıştır. Ben bunun üzerinde durmak istemiyorum ama vaka budur.

Yani karşınızda kim olursa olsun, hangi hedefi gerçekleştirmeye çalışırsak çalışalım, behemehâl, dürüst olmak zorundayız, doğrunun üzerinden hareket etmek zorundayız, doğrusu bu. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Türkiye’de, her konuda olduğu gibi, eğitim konusunda da yapısal ve makro tartışmaları yapmaktan, biz, eğitimin içeriğini tartışmaya maalesef fırsat bulamıyoruz arkadaşlar. Şu kadar binadan bahsediyoruz şu kadar öğrenciden bahsediyoruz, şu kadar öğretmenden bahsediyoruz, şu kadar fiziki yapıdan bahsediyoruz, şu kadar dağıtılan ders kitaplarından bahsediyoruz ve şu kadar tablet bilgisayardan bahsediyoruz. Bunlar neye hizmet ediyor, ondan bahsetmiyoruz, sorun burada. Nasıl bir nesil istiyorsunuz, bunu açıklayın; problem burada. Yattığı toprak belli, tuttuğu bayrak belli, döndüğü kıble belli olan bir nesil istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Bundan bahsedin. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Siz, yapmış olduğunuz eğitim programlarından -geçen sefer de burada ifade ettim- Peygamberimiz de dâhil, bütün millî kahramanları, bütün millî ve dinî kavramları elimine etmişsiniz, çıkartmışsınız 2003 yılında, 2004 yılındaki çalışmalarla.

NEBİ BOZKURT (Mersin) – Yok öyle bir şey.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Bunları çok net olarak ben ifade ettim, bunun cevabını bekliyorum, bunun cevabını bekliyorum, kimdir? Bu eğitim sistemini Adalet ve Kalkınma Partisinin dışında veya bu iktidarın aktardığı, görevlendirdiği bürokratların dışında başkaları mı dizayn ediyor? Çok değişik iddialar var, merak ediyorum, bunun cevabını bekliyorum ve her yerde bu konuyu sormaya devam edeceğim. Kimdir ki şunu diyebiliyor: “Üç model artık geride kalmıştır; bunlardan birisi Hazreti Muhammed ve Hülefai Raşidin Dönemi, bunlardan ikincisi Osmanlı’nın Yükseliş Dönemi -Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve Yavuz Sultan Selim dönemi- üçüncüsü cumhuriyet ve Kemalizm modeli. Artık, bunların üçü model olmaktan çıkmıştır.” Model ne? Obama mı? Model ne? Avrupa Birliğinin Vatikan projesi mi? (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Model ne, ben onu merak ediyorum. Biz çocuklarımıza neyi öğreteceğiz? Çocuklarımızı hangi istikamete yönlendireceğiz? Yani bir ilkesiz, bir değersiz, bir kültürsüz yapıya eğer siz birtakım teknolojik yenilikleri getirir, birtakım yeni bilgileri verirseniz, daha bilinçli bir kültürsüz, daha bilinçli bir yıkıcı, daha bilinçli bir yaramaz unsur ortaya çıkarmış oluruz. Onun için, bina, eğitimin kesintili olup ya da sürekli olması meselesini tartışmak yerine içini tartışmanın, içini doldurmanın temel bir problem olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum.

Biz nasıl bir insan yetiştirme düzeni hazırlıyoruz? Bu soruya cevap vermemiz gerekiyor. Üretici mi olsun, tüketici mi olsun; ihracatçı mı olsun, ithalatçı mı olsun? Gelecek için bugün rahatına kıyan, terleyen, kaslarını yoran, uykusuz kalan mı olsun yoksa bugün rahatını ve tatminini sağlamak için geleceğini harcayan, yiyen bir nesil mi olsun? Sorgulayan mı olsun, tabi olan mı olsun? Baş eğen mi olsun, başını dik tutan mı olsun? Burada eğitimde bir şahsiyet, eğitimde bir duruşu olan insan tipini bizim eğitimin odağına yerleştirmemiz gerekiyor. Bize ait olmayan, bize çalışmayan, bu milletin değerleriyle, sıkıntılarıyla kendisini içselleştirmemiş olan bir zatın şu ya da bu eğitimi alması bizi çok da fazla aslında ilgilendirmiyor. Yani onun, kendi milletine, kendi toplumuna, kendi geleceğine yatırım yapmayan ama bu çerçeve içerisinde de bazı bilgi ve bazı özelliklerle donatılmış olması çok da elzem bir durum değil. Bu topluma ya da bu millete yapılabilecek, verilebilecek bir katkının da buradan kaynaklanmayacağının özellikle altını çizmek istiyorum.

Buradan açıkça ve net olarak bir şeyi söylemek istiyorum: Bugün dünyada çok ciddi bir gelişme yaşanıyor; dijitalleşme, elektronikleşme… Bu dijitalleşme, elektronikleşme, İnternetleşme, televizyonlaşma cep kartlılaşmayı meydana getiriyor. İnsanlar arasındaki sosyal ilişkiler bozuluyor, insanların iletişimleri büyük ölçüde tehdit altına giriyor, soğukluk giriyor. Asosyallik toplumlara ileri düzeyde bir virüs gibi bulaşmış durumda. Şimdi, bunu biz dikkate aldığımızda bir şeyi ön plana çekmemiz gerekiyor. Bu kadar dijitalleşmenin olduğu bir yerde, kalplerin kalp olmaktan çıkıp çarka döndüğü bir yerde, tüfeğin icat olmasıyla mertliğin bozulduğu söyleneli dört yüz sene oluyor. Dolayısıyla da dijitalleşmenin meydana gelmesiyle toplumlarda geleneksel biçimiyle aile düzeni, geleneksel biçimiyle inanç sistemi, geleneksel biçimiyle değerler sistemi altüst olmuştur. Biz bu dijitalleşmeye yönelirken ya da dijitalleşmeyle ilgili birtakım gelişmeleri eğitim sisteminin odağına koyarken acaba bundan yirmi sene sonrasının hesabını kitabını yaptık mı? Nasıl bir insan meydana getireceğiz? Bugün bu dijitalleşme, İnternet, televizyon, bilgisayar ve benzeri birtakım yapıların ne kadar aileyi yıktığının, ne kadar insanı sapkın cinayetlere sevk ettiğinin, ne kadar intiharlar meydana getirdiğinin farkında mıyız, bu konuda yeterli araştırmalar yaptık mı? Yani biz bir sistemi sürekli devrim modeli içerisinde -özellikle eğitim sistemini- alır, koy-kaldır, yap-boz, dene-yanıl, olmadı başa dön sistemiyle hareket edersek geleceğimiz yer burasıdır.

Bakın, biz büyük bir milletiz, biz büyük bir kültürüz. Bizim tek kusurumuz şudur: Müesseselerimizi geliştirerek devam ettirmek, devam ettirerek gelişmek, geliştirmek gibi bir algıyı maalesef içselleştiremememizden birçok şey kaynaklanıyor. Açıkça söyleyeyim, bizim nizamiye medreselerimiz vardı, şimdi yok; bizim sahnı seman medreselerimiz vardı, şimdi yok; bizim dârülmuallimin müesseselerimiz vardı, şimdi yok; bizim köy enstitülerimiz vardı, şimdi yok; bizim öğretmen okullarımız vardı, şimdi yok. Bizim şu anda eğitim fakültelerimiz var. Bir süre sonra birileri belki diyecek ki: “Şu anda eğitim fakülteleri de yok.” Hâlbuki milletleri millet yapan, tarihten getirdikleri ve sürekli olarak geliştirerek kendilerine uyarladıkları birtakım değerlerin kristalize olmasıdır, onların nesillerden nesillere aktarılarak geliştirilmesi ve ilerletilmesidir. Bizim yaptığımız nedir? Her gelen iktidar, her gelen millî eğitim bakanı, her gelen aklıevvel birisi, sistemi baştan aşağı kendi kafa yapısına göre inşa etme gibi bir cürete teşebbüs ediyor. Bizim, iktidarlara verdiğimiz ya da milletimizin iktidara verdiği görev milletin değerlerini daha ileri aşamalara taşımasıdır; millete değer dayatması değildir, milletin tarihi nasıl anlayacağını millete anlatması değildir, milletin dinini nasıl algılayacağını millete anlatması değildir. Çünkü bu millet, tarihini de, değerlerini de, geleneklerini de onlara dayatanlardan çok daha iyi biliyor ve onu da enikonu yaşıyor. Böyle bir toplumda herkesin haddini bilmesi lazım.

Sonuç itibarıyla, biz geçici unsurlarız; bugün varız, yarın yokuz. Bizim burada ortaya koyacağımız yaklaşım biçimleri, bizim burada ortaya koyacağımız değerler ve katkılar bu toplumu daha da ileriye taşıyacak, bu toplumu daha da bağımsız, egemen, kendi karnını kendi elleriyle doyurabilecek niteliklere sahip nesillere götürmesidir. Yoksa biz kimin, neyi, nasıl yapacağını buradan belirlersek çok büyük hatayı yapmış oluruz.

Sonuç itibarıyla, siyaset sosyalle ilgilidir, siyaset kültürle ilgilidir, siyaset ekonomiyle ilgilidir ve bunlardan, sosyalden, kültürden ve ekonomiden neşet etmeyen bir siyasetin kalıcı olma şansı da yoktur.

Bu vesileyle çok net olarak ifade etmek gerekir ki bizim önce içine bakmamız lazım; bu, içinden kaynaklanacak, bu, içinden kaynaklanabilecek değerleri içselleştirerek ileriye taşımamız lazım. İrademiz ve istikametimiz belli değilse attığımız bütün adımlar yanlıştır.

Saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde son söz, Muğla Milletvekili Sayın Yüksel Özden’e aittir.

Buyurun Sayın Özden. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YÜKSEL ÖZDEN (Muğla) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken Afganistan’da yitirdiğimiz 12 askerimize ve bugün terörle mücadelede yitirdiğimiz 4 şehit polisimize Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına başsağlığı diliyorum, milletimizin başı sağ olsun diyorum.

Aynı zamanda, bir orman bölgesi, yüzde 68’i ormanlarla kaplı olan bir ilin milletvekili olarak, Dünya Ormancılık Günü’nü de kutluyorum. Ormanların gerçek koruyucusu olan köylülerimizi ve tüm orman çalışanlarımızın bu günlerini kutluyorum.

Bir canlanış, diriliş günü olan nevruzu da kutluyorum.

Değerli arkadaşlarım, kaç gündür izlediğimiz eğitim tartışmalarının içinde en sık geçen kelimelere bakalım: Bu tartışmalara baktığımızda “zorbalık”ı konuşuyoruz. Bu tartışmaların içerisinde “despotluk” var. Bu tartışmaların içerisinde şiddet var, kavga var, gürültü var, atılan, fırlatılan cisimler var. Cisimlerin neredeyse ağırlığını tartışacağız, 2 santim yakından geçtiğini, 5 santim yakından geçtiğini tartışıyoruz. Bundan üzüldüğümü belirtmek istiyorum. Oysa yapılan şey ve şu an yapmak durumunda olduğumuz, yeni bir dünyada, biraz önceki değerli konuşmacımız satırları arasında geçen dijitalleşen dünyanın bir başka tarafını vurguladı ama eğitimin tanımının değiştiği, okulun işlevinin ve rollerinin değiştiği, öğretmenin rolünün değiştiği bir dünyada eğitimi konuşmak zorundayken, durumundayken biz başka bir şeylerle ilgiyiz hâlâ. Yapılan şey aslında çok basit.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Millî Eğitim Komisyonunda konuşmamıza fırsat vermediniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tekme atıyorsunuz, yumruk atıyorsunuz, nasıl konuşacağız?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Komisyondu yeri, burası değil.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Aslında yapılan şey çok basit. Bir postmodern darbe ürünü olan yasadaki bir maddeyi değiştirip bu ülkedeki eğitime başlayan herkesin illa kesintisiz bir şekilde sekiz yıl okumasını değiştirmek istiyoruz. Kaç yıldır bu ülkede bunun kesintisiz olmasından dolayı meslek liselerinin önünün kapandığı, meslek lisesinden mezun olanlardan, oradan duyduğumuz ihtiyaçları karşılayacak elemanları yetiştiremediğimiz için, meslek lisesi memleket meselesi hâline gelmedi mi? Ama yapılan şey, sadece ve sadece, zorbalıkla gelen bir madde değişikliğini zorbalıkla korumaya çalışıyoruz, hepsi bu kadar. Oysa biz, yeni dünya düzeni içerisinde, eğitim sistemine esneklik getirmek zorundayız, bir çeşitlilik getirmek zorundayız.

Buradan, konuyu tartışabileceğimiz zemin anca anca oluşurken lütfen bunu başka mecralara çekmeden, şuradaki konuşmalarda olduğu gibi bakın, eğitimi konuşalım, eğitimi tartışalım. Evet, biraz önceki değerli konuşmacımız söyledi, nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz, evet, derdimiz o. Tamam, bize söylüyorsunuz, diyorsunuz ki “Çok başarısız oldunuz.” O başarısızlığımızın rakamlarını biraz sonra size vereceğim. Ama, nasıl insan yetiştirmek istiyoruz? Biz, öz güveni yerinde, ülkesine, tarihine, kaynaklarına, insanına, coğrafyasına güvenen, kendine güvenen nesiller yetiştirmek istiyoruz. Biz, ayağı yere sağlam basan, geleceğe güvenle bakan nesiller yetiştirmek istiyoruz.

Değerli Milletvekilim, bunlar lafla olmuyor ama. Bugün, on yılda elde ettiğimiz çalışmalar içerisinde eğitimdeki fiziksel kapasite sorunlarını çok büyük oranda çözdük ama bunlar sadece bir alanda yapılan çalışmayla değil, aynı zamanda bir bütünlük içerisinde baktığımızda, bir ülkenin pasaportunun değeri itibarıyla bakalım. Bugün, üzerinde ay yıldızlı bayrağı olan pasaportun dünyanın her bir yerindeki itibarı, hiçbir zaman olmadığı kadar yüksek, her zaman olduğundan daha ileri. Paramızın değerine bakalım, kendimizin bile hesaba katmadığımız paramız, bugün dünyanın her tarafında değerli hâle gelmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz onu milletvekili pasaportuyla karıştırdınız herhâlde!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sanki AKP’den önce bu ülke yoktu!

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Arkadaşlar, çok kıymetli milletvekillerimiz; eğer mesele öz güvense bugün Türkiye kendi iç sorunlarıyla boğuşmaktan etrafına bakamayan bir ülke olmaktan çıkmış, dünyanın her yerindeki sorunlarla, konularla, problemlerle ilgilenen küresel bir oyuncu, lider ülke durumuna gelmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Paranızı hangi ülkede bozabiliyorsunuz?

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Bunu görmek istemiyorsanız… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu görün.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bulgaristan’da paranızı bozabiliyor musunuz? Yunanistan’da paranızı bozabiliyor musunuz?

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Bakın, buraya gelip de yapmamız gereken çok basit bir eğitim tartışmasını, biz on yıldır, on beş yıldır eğitimi kendi zemini üzerinde tartışamıyoruz. Biz ancak ve ancak buraya geliyoruz… Arkadaşlar, kendine güvenen insan nasıl olacak? Parası değer taşımıyorsa, hiçbir yere vizesiz gidemiyorsa nasıl güvenecek kendisine? Arkadaşlar, bakın, IMF’nin…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gümrükte paranız geçiyor mu, geçmiyor mu? İtibar parayla belli olur. Hangi ülkede paramız geçerli?

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen…

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Söyleyeyim. “IMF’den 3 kuruş para gelecek, gelmezse maaşımızı ödeyemeyecek.” günlerden bugüne geliyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hangi ülkede geçerli, hangi ülkede?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – 70’li yıldı o, 70’li.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Bugün, biz, dünyanın her yerine, o zaman IMF’den beklediğimiz para kadar parayı hibe olarak gönderiyoruz, yardım olarak gönderiyoruz, nakdî olarak aktarıyoruz o taraflara.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – O 70’li yıldı senin söylediğin.

MUHARREM VARLI (Adana) – Kaddafi’yi öldürmek için gönderiyorsunuz, Kaddafi’yi.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Kendine güvenme öylesine lafla olmuyor.

MUHARREM VARLI (Adana) – Kaddafi’yi linç ettirdiniz 300 milyon dolar gönderip Sayın Vekilim.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Bu ülkenin kaynaklarına, insanlarına sizler de güvenin. Ülkemizin…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sultanbeyli’de insanlar zehirli suyu içiyor. Böyle bir ülke olur mu?

MUHARREM VARLI (Adana) – Ondan sonra da “Müslümanız.” diye dolaşıyorsunuz. Helal olsun size!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İstanbul Sultanbeyli’de insanlar zehirli su içiyor, dünkü gazetelerde ilanlar var.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Bakın, şimdi, rakamlara bakalım. Ben bu arayı su içmek için kullanayım.

Bakın, rakamlara bakın: Geçen yıl içerisinde… Ülkenin ne hâle geldiğinin temel göstergelerinden birisi rakamlar.

MUHARREM VARLI (Adana) – Rakamlara takla attıra attıra bel fıtığı yaptınız! Bel fıtığı oldu, bel fıtığı rakamlar!

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Geçen yıl içerisinde Almanya’da yaşayan Türk nüfusu 18 bin azalıyor.

MUHARREM VARLI (Adana) – Bu ülkeyi de bel fıtığı yaptınız, rakamları da bel fıtığı yaptınız!

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Daha önce bu ülkede kendine gelecek göremeyen insanlar artık bu ülkedeki ekonomik, siyasi istikrarın arkasından bu ülkeye geri dönüyor; görün bunları.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, hayır, ırkçılıktan dolayı dönüyor, ırkçılıktan. Almanya’da ırkçılık var.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Diğer tarafta, oralarda iş bulamayanlar, Avrupa’nın birçok yerinde iş bulamayan gençler, yetişmiş, nitelikli elemanlar artık Türkiye’de iş bakıyor, iş arıyor; bunları hep birlikte görelim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Türkiye’nin gençleri işsizlikten cinnet geçiriyor ama Sayın Hocam. Üniversite mezunu gençler cinnet geçiriyor işsizlikten.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Bu ülkede daha 2001 yılında başka bir ülkede yaşamak için verilen bir tür pasaporta başvuran on binlerce, yüz binlerce insan vardı, bugün bunlar tersine dönmüştür.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Avrupa bitti ekonomik olarak.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Eğer nasıl insan yetiştirmek zorundayız diyorsak, biz enderunu da biliyoruz, darülmuallimini de biliyoruz, köy enstitülerini de biliyoruz, bu ülkenin yüz elli, yüz altmış yıllık öğretmen yetiştirme birikimini de biliyoruz ve bugün, bunu, hiçbir şeyini reddetmeden, artısıyla eksisiyle bakıp, bugünün öğretmen yetiştiren kurumlarını kurmak istiyoruz. Bugünün ilköğretim okullarını ve bugünün nesillerini yetiştirmek istiyoruz. Gelin, yıllardır başka zeminlerde tartışılan eğitim konusunu kendi zemini üzerinde konuşmaya başlayalım ve bunların lafını değil, bir medeniyet iddiası üzerine kendi eğitim sistemimizi yeniden inşa edelim. Oradaki buradaki basit sorunlarla başka bir şeye malzeme yaparak bunu konuşmaktan vazgeçelim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hocam, gelin bir uzlaşma komisyonu kuralım millî eğitimle ilgili.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Bir medeniyet iddiası üzerine kendi eğitim sistemimizi tüm parçalarıyla koyalım. Bizi, eğitim sistemimizde… Bakın, asıl verilen araştırma önergesiyle ilgili önergeyi verenlerin kendileri bile hiçbir şey konuşmadı ama bizim eğitimin niteliğini düşürdüğümüz ve nitelikteki farklılığı artırdığımız, eşitsizliği artırdığımız söyleniyor. Vaktim yok fazla, kısaca kaç yıldır eğitimin niteliğini nasıl düşürdüğümüze bir bakalım.

İlköğretimdeki okullaşma oranı yüzde 91’miş, yüzde 98’e götürmüşüz, çok başarısızız. Bakın, bu ülkede…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hocam bu nitelik değil nicelik, nicelik! Nitelik değil bu. Rakamlar veriyorsun hâlâ.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Niteliği de konuşuruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Allah Allah, verdiğin rakamlar… Nitelik konuşmuyorsun.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Bu ülkedeki niceliğiyle niteliğiyle her biriyle bu ülkenin yıllardır değişmeyen eğitim müfredatını ilk kez biz yeniledik.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayının artması geliştiği anlamına gelmez.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – 60 yılında hazırlanan müfredatla devam ediyorduk, bugün getirdiğiniz…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – 130 bin tane üniversite var, ne işe yarıyor?

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Hayır, sayılarla değil, eğitimde fırsat eşitsiz… Diyorsunuz ki eğitimde farklılıklar arttı. Oysa, biz, bu ülkenin her bir köşesindeki gençlerimiz eşit nitelikte eğitim alabilsin diye binlerce derslik açtık, köylerimizdeki binlerce okulu yeniden yaptık. Köylerimizdeki bakın…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kapatılanları da söyle. 17 bin derslik kapattınız, onu da söyle.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Nitelik, nitelik…

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Kapatılması gereken, öğrencisi olmayan okullar, derslikler kapatılır, bu kadar basit çünkü orada boş yere bir bina tutmanın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – 170 bin derslik yapılmıştır.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özden.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hocam, bilmediğin için böyle konuşuyorsun.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama için evet…

Sayın Tarhan, Sayın Hamzaçebi, Sayın Ediboğlu, Sayın Sarı, Sayın Özkan, Sayın Engin, Sayın Tezcan, Sayın Tanal, Sayın Şeker, Sayın Pavey, Sayın Soydan, Sayın Akar, Sayın Şafak, Sayın Koç, Sayın Toprak, Sayın Onur, Sayın Kaplan, Sayın Güven, Sayın Keskin, Sayın Güneş.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.47
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve arkadaşlarının Türk eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 21/3/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Kars Milletvekili Sayın Ahmet Arslan ve Bursa Milletvekili Sayın Hüseyin Şahin ile 7 Milletvekilinin; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 7 Milletvekilinin; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/387) (S. Sayısı: 194) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Dünkü birleşimde teklifin tümü üzerinde şahsı adına yapılan birinci konuşma tamamlanmıştı.

Şimdi söz sırası Hükûmet adına Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, dün ve bugün terörle mücadelede hayatını kaybeden güvenlik güçlerimize, polislerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Ne yazık ki baharın geldiğini müjdeleyen 21 Mart Bahar Bayramı’nın barış içerisinde, huzur içerisinde kutlanması gerekirken bu bayramı da kana bulayan bölücü terör örgütüyle mücadele amansız bir şekilde devam etmektedir. Bu ülkenin geleceği, milletimizin bekası, ülkemizin, milletimizin huzuru için bu mücadele kararlılıkla sürdürülecek. Hiç ama hiçbir örgüt, hiçbir organizasyon 75 milyon Türk milletinin birlik ve beraberliğinin, bağımsız bir ülke olmasının önüne geçemeyecektir, bunun bilinmesini istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bugün Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında kısaca yüce Meclisimizi, üyelerimizi bilgilendirmek istiyorum.

Bugün, görüşülmekte olan Katma Değer Vergisi Kanunu, yap-işlet-devret projelerine dair Kanun ve Kamu İhale Kanunu’nda bazı ufak değişiklikler yapılmaktadır. Katma Değer Vergisi Kanunu’nda yapılan değişiklikle yap-işlet-devret modeline konu kamu-özel sektör ortaklığıyla yapılacak altyapı projelerine yapım esnasında KDV istisnası getirilmektedir. Bunun anlamı nedir? Aslında yap-işlet-devret projeleri iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümü projenin yapım süresidir, ikinci bölümü de işletme süresidir.

                        

(x) 194 S. Sayılı Basmayazı 20/03/2012 tarihli 80’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Mevcut uygulamada yapım süresindeki dönemde de KDV alınmakta, daha sonra bu KDV işletme sırasında mahsup edilmektedir.

Burada yapılan değişiklikle, bu KDV alınmasından vazgeçilmiştir, yani daha sonra mahsupla geri ödenmesi icap eden KDV baştan alınmamak cihetiyle projenin gerçekleşmesinin daha da hızlandırılması, finans maliyetlerinin de bu anlamda aşağıya çekilmesi hedeflenmiştir. Yapılan hesaplamalara göre, bu şekilde yapılan projelerde KDV’nin finansmanı için yüzde 12 artı bir maliyet yaklaşık olarak gelmektedir; bunun sonucu olarak da tabii, eğer yap-işlet-devret projesi süreye bağlı bir projeyse süreye ilave edilmekte, eğer kiralama şeklinde bir projeyse bu da ödenecek kira miktarına yansımaktadır.

Bu düzenlemeyle, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ihaleler ile daha önce ihalesi yapılmış olanlara yüklenicinin istemesi durumunda ve idarenin şartları kabul etmesi hâlinde bu istisnadan yararlanma imkânı getirilmektedir. Düzenlemenin 2023 yılına kadar yapılacak projelere uygulanması öngörülmektedir.

Yine, bu düzenlemeyle paralel olarak takip eden maddelerde de bir iki zorunlu teknik düzenlemeye yer verilmiştir; o da şudur: Eğer bu projeler, yapımı esnasında belirli bir safhadan sonra bir şekilde yürümezse, ihtilaf olursa, proje yarım kalırsa şu andaki Yap-İşlet-Devret Kanunu’nda bu durumun ne olacağı açıklıkla ifade edilmemiştir. Yani proje kaderine mi terk edilecek? Hukuki yollarla ihtilaflar mı çözülecek? Projenin sahibi kim olacak? Bu hususlarda ciddi belirsizlikler olmakta ve bunun sonucu olarak da bir an önce bitip işletmeye geçmesi ve vatandaşa hizmet olarak geri dönmesi icap eden işler bir çözümsüzlüğe uğramaktadır. Bunu da tanımlayan, yapılmış işlerin Hazine’nin belirleyeceği şartlar dâhilinde devralınması, yapılmamış olan işlerle ilgili de hangi tasarrufun olacağını düzenleyen devamı bir madde daha vardır.

Bir de 5018’de düzenlemeyle genel bütçeli idareler ve merkezî bütçeli idareler arasındaki farklılığı gidermeye yönelik bir açıklık getirilmektedir, şöyle ki: 5018’e göre merkezî idare bütçeleri aslında bakanlıkların, bağlı kuruluşların, yerel yönetimlerin tamamını kapsamaktadır. Bundan önceki tanım “Katma bütçeli idareler” yerine “Özel bütçeli idareler” olmuştur, “Genel bütçeli idareler” de 5018’de “Merkezî bütçeli idareler” adını almıştır. Bu merkezî bütçeli idarelerde de yap-işlet-devlet modeliyle yapılan işlerin yine Hazineyle muhatap olması, herhangi bir temerrüt hâlinde, anlaşmazlık hâlinde, kredi üstleniminde bu tanım 5018’le uyumlu hâle getirilmekte. Ayrıca da burada yap-işlet projelerindeki bazı kısıtlamalardan dolayı yaşanan sorunlara da çözüm üretilmektedir.

Diğer bir değişiklik Kamu İhale Kanunu’nda gerçekleştirilmektedir. Burada da iki değişiklik söz konusudur. Bunların bir tanesi kamu kuruluşlarının bağlı ortaklıklarına doğrudan iş verebilmenin önünü açmaktadır.

Bir örnek vermek gerekirse, Devlet Demiryolları, yüzde 100’üne sahip olduğu TÜVASAŞ TÜLOMSAŞ, TÜDEMSAŞ gibi fabrikalarına doğrudan iş verememektedir; vermektedir aslında, 6,7 milyon tutarında iş verebilmektedir ama yapılan lokomotiflerin, vagonların bedelleri bunun çok üstünde olduğu için bu işlem gerçekleştirilememektedir. Buna bir istisna getirilmektedir.

Diğer bir konu da: Özellikle müşavirlik, proje, etüt gibi işlerde eşik değer artırılmaktadır. Açık ihaleyle yapılması sınırı yaklaşık 200 bin liradır, 172 bin liradır. Bu bedeli 4 katına çıkarmak suretiyle, gerek mahalli idarelerde gerek merkezî yönetimlerde açık ihaleyle daha kısa sürede müşavirlik hizmetleri, etüt, proje çalışmaları yapmanın önü açılmış olmaktadır.

Diğer iki madde de yürürlük ve yürütme maddesinden oluşmaktadır. Toplam 8 maddeden oluşan bu teklifin Genel Kurulumuzda kabul görmesiyle birlikte, yap-işlet-devret projelerinde oldukça bir rahatlama sağlanacak, yapımı daha da hızlanmış olacak; kamu kuruluşlarının, KİT’lerin, özellikle de Demiryollarının kendi bağlı ortaklıklarıyla iş yapması. Ayrıca, yol, baraj, kanalizasyon gibi estetik ve sanat gerektirmeyen projelerdeki ihale süresinde yaşanan kayıplar da, zaman kayıpları da ortadan kaldırılmış olacaktır. Bir olumlu tarafı da tabii, buradaki ihalenin belirli istekliler arasında değil, açık ihale şeklinde yapılması daha fazla rekabeti de beraberinde getirecektir.

Gerek alt komisyon çalışmasında gerek Komisyon çalışmalarında teklifin olgunlaştırılmasında çok önemli katkılar sağlayan bütün milletvekili arkadaşlarıma ben bu vesileyle bir kez daha teşekkür ediyorum.

Kanunumuzun kabulü yönünde oy kullanmanızı, destek vermenizi takdirlerinize arz ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şahıslar adına son söz Bursa Milletvekili Sayın Hüseyin Şahin’e aittir.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan Bütçe Komisyonu Raporu üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun uyarınca, ileri teknoloji veya yüksek maddi kaynak ihtiyacı duyulan projelerin gerçekleştirilmesinde kullanılmak üzere yap-işlet-devret, özel bir finansman modeli olarak tanımlanmıştır. 1984’lü yıllardan itibaren kamu hizmetlerinin özel ve gerçek tüzel kişilere yaptırılmasına ilişkin birçok yeni düzenlemeler yapılmıştır. Yap-işlet-devret modeliyle ilgili olarak ilk düzenlemeler enerji sektöründe gerçekleştirilmiştir, ardından kara yollarının yapımı ile ilgili düzenlemeler ve daha sonrasında da altyapılar ile ilgili temel yatırımlara ait düzenlemeler yapılmıştır.

Yap-işlet-devret modeliyle ilgili ilk temel kanun olan 3996 sayılı Kanun ile köprü, baraj, tünel, otoyol, demir yolu, kanalizasyon, yer altı ve yer üstü otoparklar gibi yatırımların yaptırılması ve işletilmesi hedeflenmiştir.

Yap-işlet-devret modeli, bir kamu hizmeti veya faaliyeti işinin sabit bir fiyat üzerinden tüm giderleri özel teşebbüs tarafından karşılanarak yatırım yapılan ülkenin üretilen mal ya da hizmetleri satın alma garantisi altında projelendirilmesi, finanse edilmesi, inşa edilmesi, korunması, bakımı ve kârının gerçekleştirilmesinden sonra tesisin ve yönetiminin bedelsiz olarak ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına devir ve teslimini sağlayan bir modeldir. Hükûmetler veya kamu kurumları ihtiyaç duyduğu, fakat gerçekleştirmek için yeterli finansal kaynakları olmadığı yatırımları bu modelle gerçekleştirmektedirler. Özellikle son yıllarda ülkemizde de yap-işlet-devret modeliyle yatırımlar uygulanmaya başlanmış, Aliağa Termik Santrali, Atatürk Havalimanı, İzmit Su Projesi ve bu gibi birçok önemli proje hayata geçirilmiştir. Bugüne kadar özellikle havaalanı, yat limanı, otoyollar, köprüler ve tüneller olmak üzere yaklaşık 9 milyar dolarlık yap-işlet-devret projesi özel sektör marifetiyle yaptırılmıştır. Bu modelde yapılan sözleşmelerdeki taraflardan biri kamu kurum veya kuruluşlarından, diğer taraf ise genellikle uluslararası kuruluşların yer aldığı konsorsiyumlardan oluşmaktadır. Ancak bu modelin uygulanmasında birtakım sorunlarla karşılaşılmakta ve bu durum projelerin hayata geçirilmesinde maliyet artışlarına ve süre uzatımlarına sebep olmaktadır.

Söz konusu kanun teklifimizde kanun çerçevesinde gerçekleştirilen yatırım ve hizmetler sırasında ortaya çıkan ve yüklenici firmaların ihale edilen proje kapsamında ödedikleri katma değer vergisi projelerin imalat ve yapım aşamasındaki yatırım bedellerinin firmalara geri dönüşünü geciktirmekte ve bu durum da uygulamada şirketler tarafından işletme sürecine yansıtılmaktadır. Dolayısıyla, yatırımların finansmanı üzerinde olumsuz etki yaratan bu yükün azaltılması için, 3996 sayılı Kanun uyarınca gerçekleştirilen projelere ilişkin katma değer vergisi istisnası getirilmesi öngörülmekte, yapılan yatırımların görevlendirilen firma tarafından işletilmesi süresinin kısaltılması yoluyla yatırımların işletme ve kamuya dönüş sürecinin de kısaltılması amaçlanmıştır.

Aynı şekilde, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu kapsamında Yüksek Planlama Kurulu tarafından kiralama karşılığında yaptırılması kararlaştırılan sağlık tesislerinin gerçekleşmesinde yüklenici firma tarafından katma değer vergisi maliyetlere dâhil edilerek ihale teklifleri hazırlanmaktadır. Bu durum maliyetleri yükseltmekte ve yüklenici firma, vergi maliyetlerini karşılayabilmek için yatırıma konu olan tesisi daha uzun süre kullanmak yoluna gitmektedir. Kanun teklifimizde bu durumla alakalı olarak, Yüksek Planlama Kurulunca kiralama yoluyla yaptırılmasına karar verilen hastane yatırımlarına katma değer vergisi istisnası sağlanması amaçlanmaktadır. Dolayısıyla, yatırım projelerinden ihale veya görevlendirme ilanı yayımlanmış ancak teklif alınmamış projeler ile 31 Aralık 2023 tarihine kadar ihale ve görevlendirme ilanı yayımlanacak olanların ihale edilmesi ile görevlendirilen veya projeyi üstlenenlere proje kapsamında KDV istisnası sağlanarak, yatırıma dönüşen projelerin yüklenici firma aleyhine oluşan vergi maliyeti indirilerek projelerin yüklenici firma tarafından kamuya teslim süresinin de kısaltılması sağlanacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yap-işlet-devret modelinin yatırım projelerine uygulanması aşamasında karşılaşılan bir diğer sorun ise proje tamamlanmadan sözleşmenin feshedilmesi durumunda ortaya çıkmakta, yüklenici firmaların temin ettiği dış finansman kredileri kamu tarafından üstlenilmemekte, yatırımın tamamlanabilmesi bürokratik engeller nedeniyle uzayabilmektedir. Kanun teklifimiz ile 3996 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen yatırımlara ilişkin sözleşmenin herhangi bir sebeple feshedilmesi durumunda mevcut mevzuat gereğince proje sahibi olan kamu idaresinin yüklenici firmanın temin ettiği kredileri üstlenmesinde sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunun çözümü için idareler tekrar ihale sürecine gitmekte ve sonuç olarak projelerin tamamlanmasında gecikmeler yaşanmakta, aynı zamanda yeniden ihale edilen işlerde kamu aleyhine maliyet artışları olabilmektedir.

Teklif ile sözleşmeye taraf olan kamu idarelerinin yüklenici firma tarafından temin edilen kredileri üstlenebilmesi amaçlanmış ve sözleşmesi feshedilen projeler ile temin edilen finansman kredilerinin projenin devamında kullanılması sağlanarak projenin kısa sürede tamamlanması imkânı tanınmaktadır.

Yap-işlet-devret modelinin uygulanmasının temel amacı, özel sektör dinamiklerinin devreye sokularak, yatırımların verimli ve hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesidir. Yatırım projelerinin kısa sürede tamamlanması amacıyla yap-işlet-devret modeli teşvik edilmekte ve işlerliği artırılabilmek amacıyla teşvik edilerek KDV istisnası sağlanması hedeflenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere son yıllarda çok büyük projelere ve başarılara imza atan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığımızın ilgili kuruluşu olan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünün yüzde 51’den fazla hissesine sahip olduğu kamu kurumu olan bağlı ortaklıklarından yaptığı mal ve hizmet alımlarının 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3/g maddesi kapsamında yürütülmesi projelerin hızlı ve verimli yürütülmesine izin vermemekte ve her yıl bu konuda sorunlarla karşılaşılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünün yürütmekte olduğu projeler kapsamında yıl içinde tren hatlarının onarılması ve yeni trenlerin temin edilmesi, gerekli olan lokomotif, vagon ve benzeri demir yolu araçlarının alımı ve bakımı işlerinde birçok ihale gerçekleştirilmekte, Kamu İhale Kanunu hükümleri gereğince herhangi bir kamu idaresinin bağlı ortaklığından mal veya hizmet temin etmesi mümkün olmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları ihalesini kazanan firmalar ihaleye konu olan mal veya hizmeti, yine Genel Müdürlüğün bağlı ortaklığından temin etmekte, bu durum kamu aleyhine maliyet artışına sebep olmaktadır.

Vatandaşlarımız tarafından memnuniyetle karşılanarak yoğun ilgi görmekte olan ve yeni ilave projeler ile ülkemizin prestijini artıran yüksek hızlı tren projelerinin de, Kamu İhale Kanunu’nun eşik değerlerinin düşük kalmasından dolayı, uygulamasında sorunlarla karşılaşılmaktadır. Çok kısa sürelerde hizmete geçirilmesi planlanmış olan projelerin kısa sürelerde tamamlanabilmesi için, sorunun çözümü amacıyla, Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünün Kamu İhale Kanunu’ndan istisna edilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

Ayrıca, Kamu İhale Kanunu’nun 48’inci maddesi danışmanlık hizmetlerine ilişkin hükümleri ihtiva etmektedir. Mimarlık ve mühendislik, etüt ve proje, harita ve kadastro, her ölçekte imar planı, imar uygulama, ÇED raporu hazırlanması, plan, yazılım geliştirme, tasarım, teknik şartname hazırlanması, denetim ve kontrolörlük gibi teknik, mali, hukuki veya benzeri alanlardaki hizmetler, danışmanlık hizmetleri olarak, belli istekliler arasında ihale edilerek alınmaktadır. Ancak, danışmanlık hizmeti için belli istekliler arasında yapılmasına ilişkin olarak belirlenen eşik değerlerin düşük belirlenmesinden dolayı, bu hizmet için yapılan ihale süreci uzamakta, bu da özellikle Karayolları Genel Müdürlüğünce yürütülmekte olan kara yolu projelerinin tamamlanmasında gecikmeye yol açmaktadır.

Söz konusu kanun teklifinin kabulü ile kanunlaşmasının memleketimiz adına hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Soru-cevap işlemine geçmeden evvel, dün sisteme giren arkadaşları okuyorum ki buradalarsa tekrar soru-cevap işlemi için sisteme girsinler: Sayın Genç, Sayın Tanal, Sayın Işık.

Evet, şimdi soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, getirilen bu kanunla sözü edilen projelerde KDV istisnasına bağlı azalacak finansman miktarı nedir? Teklif sahipleri bunun hesabını yapmışlar mıdır? Yapmışlarsa, getirilen istisna sonucu bütçenin mahrum kalacağı KDV gelir kaybı ne kadardır? 2012 yılı bütçesini olumsuz etkileyecek bu düzenleme nedeniyle hangi vergide ne kadar bir artışa gidilecektir? Bu düzenleme bir ihtiyaç ise bugüne kadar neden yapılmamıştır? Bu bir teşvik midir? Eğer teşvik ise kime ne fayda sağlayacaktır?

Ayrıca, getirilen maddeyle, KDV’den istisna edilen işlemleri yapan işletmeler, büyük yatırımcıdan KDV almadan iş yapacaklardır ancak KDV tahsil etmeden bu işleri yapacak firmalar kendileri KDV ödeyecekler fakat KDV sisteminin çalışma mekanizması içinde ödedikleri KDV’yi mahsup edemeyeceklerdir. Madde bu durumda KDV iadesi yapılmasını öngörüyor ama siz bunu nasıl yapıyorsunuz? Yapıyorsanız, hangi sürede ve nasıl yapacaksınız? Çünkü KDV mükelleflerinin en…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay….

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu kanun teklifiyle kaç adet ve hangi projeleri gerçekleştirmeyi plandınız? Bu projelerin tutarı nedir ve bu projelerin hazineye muhtemel borçlanma yükü ne olacaktır ve bu projelerle ilgili örnek verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Başbakanın, Ankara-İstanbul Rehabilitasyon Projesi’nin temel atma töreninde 5 Aralık 2005’te biteceğini iddia ettiği hat hangisidir?

Yine, Ankara-Eskişehir hızlı tren hattının finansmanı nereden, hangi tarihte, kim tarafından sağlanmıştır? Yine aynı proje kim tarafından, hangi tarihte projelendirilmiştir?

Ayaş Tüneli’nin bugün kullanım dışı bırakılması nedeniyle her yıl 500 milyar lira bakım parası harcanmaktadır. Bu tünellerin geleceği konusunda bir projeniz veya düşünceniz var mıdır?

Kocaeli Kartepe ilçesinde bulunan Cengiz Topel Havaalanı’nda ILS ve VOR cihazları bulunmadığından, sadece şubat ayı içerisinde on gün uçuş yapılamamıştır. Gecekondu şeklinde yapılan bu havaalanının sahibi belli olmadığı gibi, Pamukova’daki hızlandırılmış tren vakası gibi bir olayın olmasından endişe duymaktayız. Bu Havaalanının geleceği konusunda bir fikriniz var mı veya bir projeniz bulunuyor mu?

Yine, bu Havaalanının emniyetle ilgili sıkıntıları bulunmakta. Emniyet teşkilatı olmasına rağmen tel örgüden istediğiniz malzemeyi, istediğiniz cihazı verebilirsiniz.

Bu Havaalanında yangın söndürme aracı bulunmamaktadır.

Bu Havaalanında yine 112’ye ait…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Adıyaman-Gölbaşı arasında son zamanlarda bir demir yolu projesi konusunda fizibilite çalışması yapılıyor diye Adıyaman halkına duyuruldu. Bu konuda bir gelişme var mı?

Yine, Adıyaman-Gölbaşı arasında, Adıyaman-Antep kara yolunda Göksu Köprüsü’nün ayaklarında çatlaklar olduğu duyumunu aldık. Bu konuda bir çalışma yapılıyor mu? Çünkü tek köprüdür, bu köprüye bir şey olursa Adıyaman-Gaziantep ulaşımı kapanacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, Kamu İhale Kurumu ihalelerin şeffaf, açık, objektif yapılması için kurulmuştur. Herkesin de amacı bu idi. Ancak son günlerde Kamu İhale Kurumu yaşanan bu olaylarla hepimizin vicdanında yara açmıştır. Objektif bir makam, “yolsuzluk makamı” iddiasıyla çalkalanıyor. Bu makam temize çıkana kadar, Kamu İhale Kurumundaki bu yolsuzluk iddiaları sonuçlanana kadar Kamu İhale Kurumunun faaliyetlerini durdurmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Şeker…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü son on yılda ne kadar zarar etmiştir? KDV geliri son on yılda ne kadardır? Bağlı ortaklıklar ne kadar KDV ödemektedirler? Vatandaş, ekmek dahi alırken KDV öderken bu devasa ortaklık firmaları niçin ödemeyecekler? Yakında Kamu İhale Kurumunu kaldırmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sizin de yakından bildiğiniz gibi, bu kış Kütahya-Eskişehir ve Kütahya-Afyon bölünmüş yollarında gerek otobüs gerekse kamyon şoförleri isyan ettiler. Siz de seçimler öncesi geldiğinizde bu yolların sıcak asfalt olacağının sözünü verdiniz. Bu yollarla ilgili sıcak asfalt ihaleleri ne aşamada, bunlar ne zaman yapılacak?

İkincisi: Zafer Havaalanı inşaatını ne zaman bitirmeyi planladınız?

Üçüncüsü: Kamu İhale Kurumundaki yolsuzluklarla ilgili Bakanlık olarak şimdiye kadar nasıl bir işlem yaptınız, kaç kişi hakkında soruşturma veya inceleme başlattınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, benim sorularım eksik kalmıştı.

BAŞKAN – Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – KDV mükelleflerinin en büyük derdi, kâğıt üzerinde sahip oldukları KDV iade hakkını kullanmadıkları, paralarını devletten geri alamadıkları yönündedir. Dolayısıyla, bu düzenlemeyle, KDV tahsil etmeden iş yapan mükellefler bakımından mevcut KDV iade sorunu büyüyecektir. Bunu nasıl halledeceksiniz?

Efendim, Sayın Bakan Karayolları da bağlı olduğu için… Şimdi, efendim, bu sene yoğun kış nedeniyle Tunceli’de muazzam kar var. Maalesef, Elâzığ Bölge Müdürü bütün en iyi araçlarını, Bingöl’e, Adıyaman’a, Malatya ve Elâzığ’a vermektedir, Tunceli’ye gerekli makineyi vermemektedir, eski makineleri vermektedir. Buraya hiçbir hizmet de doğru dürüst gitmemektedir. Bunu Sayın Bakanın da bilgisine arz ediyorum.

İkincisi: Bu getirilen 5’inci maddede Devlet Demiryollarına bağlı kurumlar da Kamu İhale Kanunu’ndan istisna edilmektedir. Buradaki hisseyi öğrenmek istiyorum. 5’inci maddede: “Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünün bağlı ortaklıkları…” derken hissenin yüzde 100’ü mü bağlı ortaklıklara ait olacak veyahut da mesela, yüzde 5’i, 10’u Devlet Demiryollarına ait ama onun yanında büyük hisse özel şirketlere ait, bunlar da buraya girecek midir?

Bir de, şu anda sözleşmesi imzalanmış birtakım projelerden bahsediliyor. Bu istisnayı getirdiğiniz zaman bu bir haksız rekabettir. Çünkü bu KDV istisnası daha önce gelseydi, bu projelere, bu ihalelere başka firmalar da girecekti. Şimdi, bunlarla sözleşme yapılmış. O zaman KDV istisnası yoktu ama bu getirilen sistemle bunlara bir avantaj getiriyorsunuz. Dolayısıyla, bazı firmaların bu ihalelere girmesini engelleyen haksız bir rekabet sonucunu doğurmaktadır.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, biraz evvel Cengiz Topel Havaalanı’yla ilgili yarım kaldı. Biliyorsunuz, Türkiye’de ilk örneği, Devlet Hava Meydanları tarafından yapılmayan, belediye tarafından yapılan bir havaalanıdır. Yine, burada, sivil havacılık işletme ruhsatının olmadığı söyleniyor bu havaalanının. Ben maddeleri sıralıyorum hızlı hızlı:

Kaza kırım ekibi yok.

Sağlık ekibi geçen haftaya kadar yoktu. 112’nin görev ambulansı uçak saatlerinde havaalanına gidip uçak kalkana kadar bekliyor. Bu arada, o ambulansın baktığı bölgedeki acil olaylara daha çok uzak olan Yenişehir Yahya Kaptan 112 istasyonu bakıyor. Bu da görevdeyse, Yenimahalle’deki 112 komutadan bir ambulans yönlendiriliyor. Bu sebepten dolayı, yaşam mücadelesi veren bir hastaya zamanında gidilememiş oluyor. Şimdi, İzmit’te özel bir sağlık kuruluşuyla anlaşma yapılmış ve havaalanında bir doktor bulunduruluyor, tam teşekküllü bir ambulans bulundurulmuyor.

Özel güvenlik şirketiyle anlaşma yapılmadığından, güvenlik sayısınca yetersiz olan havaalanı polis tarafından yürütülmeye çalışılıyor. Valilik özel güvenlik konusunu üstlendiği hâlde sonuçlandıramamıştır.

Havaalanında -biraz evvel söyledim- ILS ve VOR sistemleri bulunmadığından sıkıntılar yaşanmaktadır.

Yine, Cengiz Topel base istasyonu olmadığından uçak gelmeyince gidiş uçuşları da yapılamamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Ankara-İzmir arasında yapılacak olan, proje aşamasında olan yüksek hızlı tren inşaatı Manisa’mızın Salihli ilçesinden geçmekte, Salihli ilçesini mevcut hat üzerinden projelendirdiği için tam ortadan ikiye bölmektedir. 7 tane hemzemin geçidin altından yapılacak battı-çıktı tünellerle ilgili de, Salihli Belediyesinin çalışmaları bunların binalara yakınlığı açısından imkânlı kılmamaktadır. Böylece şehir fiilen ortadan ikiye ayrılmış durumda olacaktır. Oysa bunun yer altından ya da yükseltilerek veya ilçe dışından geçmesi hem ilçeyi ortadan ikiye bölmemesi hem de birtakım kazalardan ve tehditlerden uzak olması açısından olumlu olacaktır. Bu konudaki pek çok rapor ve çalışmaya rağmen herhangi bir sonuç alınamamış, aynı proje ortada durmaktadır. Bu konuda bir gelişme olup olmadığını, ayrıca Turgutlu ilçemizden sonra İzmir yönüne devam edecek olan hızlı tren için Manisa merkeze uğrama noktasında bir proje tadilatı düşünüp düşünmediğinizi öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli üyeler, sorulara cevap vermeye çalışacağım.

Sayın Genç’in bu KDV düzenlemesiyle ilgili sorularında… Esas itibarıyla bir KDV kaybı söz konusu değildir çünkü yapım esnasında alınan KDV, işletmede işletmeci lehine oluşan KDV’den mahsup edilmektedir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Maliye Bakanı nerede? Bu, Maliye Bakanının konusu.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Burada yapılan düzenleme, sadece önce verip sonra uzun vadede geri aldığı KDV’nin baştan alınmamasıdır. Olay bundan ibarettir. Esasen, daha önce havaalanı ve deniz limanları için 2005 yılında yine Mecliste yapılan bir düzenlemeyle kabul edilen bu istisna, şu anda yap-işlet-devret projeleri için de uygulanacaktır. Dolayısıyla, bir gelir kaybı yok. Bu istisnadan dolayı oluşacak, işletme lehine oluşacak bir durum, işletme süresinden tenkis edilecek veya ödenecek, kiradan indirilecektir ve böylece herhangi bir kayıp olmadığı gibi, kamu yararı sağlanmış olacaktır.

Sayın Akçay’ın sorusu: Şu anda, bu, tespit edebildiğim kadarıyla beş adet projeyi etkiliyor. İki tane Sağlık Bakanlığından üç tane de Ulaştırma, Denizcilik, Haberleşme Bakanlığından. Sağlık Bakanlığı Kayseri Hastane Projesi, Etlik Kampus Projesi, Gebze-İzmir Otoyol Projesi, Sabuncubeli Tünel Projesi ve İstanbul Avrasya Geçiş Projesi. Bedelleri de yaklaşık olarak ifade etmek gerekirse 14 milyar TL civarındadır.

Sorunun devamı: “Hazine borçlanmakta mıdır?” Borçlanma yok. Bu projelerin hiçbirinde doğrudan hazine garantisi yok. Hazine garantisi ancak işin tamamlanmaması hâlinde borcun hazine tarafından üstlenilmesi esnasında ortaya çıkmaktadır. İşi devraldığınızda yapılan işin miktarı, yapılan görüşmelerle tespit edilecek, ona göre bir sonuç elde edilecektir.

Sayın Akar’ın sorusu: Ankara-Eskişehir Projesi… Doğrusu, bu proje 2009’da bitti. Başlangıcı 2001 yanılmıyorsam, 2000 veya 2001 -Oktay Bey daha iyi bilir- o dönemde başladı, ihalesi yapılmış, değerlendirme aşamasındaydı; daha sonra bu -bir ara beklemişti- faaliyete sokuldu ve yapımı gerçekleştirildi.

Ayaş Tüneli maalesef, hakikaten yürekler acısı bir projedir; 1971’de başlayan ama maalesef çok doğru olmayan bir proje olması nedeniyle devam ettirilememiş, ne zaman biteceği, kaça biteceği öngörülemeyen bir projedir. Biz, Eskişehir-Ankara ve Eskişehir-İstanbul güzergâhında yüksek hızlı tren yapıyoruz. İleriki yıllarda bu projeyle ilgili değerlendirme cihetine yap-işlet-devretle gitmeyi planlıyoruz.

Adıyaman-Gölbaşı Göksu Köprüsü’yle ilgili bilgi benim için çok yeni. Bakacağım, eğer herhangi bir sıkıntı varsa gerekli tedbirleri alacağız. Adıyaman-Gölbaşı’nda demir yolu çalışmasıyla ilgili yine size yazılı bilgi, cevap vereceğim.

Sayın Aslanoğlu, KİK’le ilgili biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde bir operasyon düzenlendi savcılık tarafından.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İddia…

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Doğrusu, bu operasyonla ilgili dosya içeriğini biz bilmiyoruz ve bizim kurumumuza da bu yönde şu ana kadar intikal etmiş bir bilgi, belge veya herhangi bir birimi yahut kişiyi ilzam eden, ilgilendiren bir durum da söz konusu değildir. Takdir edersiniz ki elimizde hiçbir bilgi olmadan bir tasarrufta bulunmak, bir tedbir almak, idari bir işlem yapmak mümkün değildir. Olayın seyrini göreceğiz ve bizim müdahale etmemiz gerektiği anda da gereken her türlü müdahaleyi yapar, tedbiri alırız, ondan endişeniz olmasın. Tabii, henüz dosya -yani iddianame de- hazırlanmamış, dosya aleni hâle gelmemiştir, mahkeme devreye girmemiştir, o bakımdan…

Sayın Şeker’in de buna benzer bir sorusu var: KİK’i kapatma konusu. Yani bütün kurumlarda birtakım yanlış işler oluyorsa o kurumları kapatmakla biz bir yere varamayız. Bence, onun yerine, sorunları, kurumlardaki sorunları çözmemiz lazım. Aksi hâlde, kamunun, devletin, vatandaşın işlerini yapacak insanlar kalmaz, kurumlar kalmaz.

Bağlı ortaklıklar KDV’den muaf değil. Bağlı ortaklıklardaki düzenleme: Sadece ana kuruluş Demiryolları bağlı ortaklıklardan doğrudan alım yapabiliyor ama bağlı ortaklıklar kendi alımlarını Kamu İhale Kanunu’na tabi olarak yapıyor. Buradaki ayrıntıyı özellikle ifade etmek istiyorum.

Sayın Işık, Kütahya’yla ilgili… Yollarla ilgili biliyorsunuz, geçen yıl çok yoğun bir çalışma yaptık, bu yıl da, yine Kütahya’da çok yoğun çalışmalar yaptık. Geçen yılki çalışmalarla Kütahya-Bozüyük, Kütahya-Afyon arasındaki yol tamamen bölünmüş yol hâline geldi ama bunları da bu sene sıcak asfalt yapacağız yani Bozüyük’ten başlayıp Kütahya’ya kadarki kısmı sıcak kaplama, BSK yapmayı hedefliyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İhalesi yapıldı mı Sayın Bakan?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Evet, ihalesi yapıldı; ihalesi yapıldı, mevsim şartları elverdiğinde çalışma başlayacak, geçen yıl yapılmıştı esasen.

Sayın Özel’in sorusu: Yüksek hızlı tren zaten tabiatı icabı hemzemin geçitlere imkân vermeyen, trafik emniyeti bakımından hemzemin geçitleri olmaması gereken bir işletmeciliktir. Salihli’deki durumla ilgili gerekli araştırmayı yapıp size yazılı olarak cevap vereceğim.

Diğer bir soru: Bu Cengiz Topel Havaalanı’yla ilgili Sayın Akar’ın sorusuna değinmek istiyorum. Özellikle bu Cengiz Topel Havaalanı Deniz Kuvvetlerimizin envanterinde olan bir havaalanıdır ve yıllardan beri de Deniz Kuvvetleri bunu kullanıyor. Yani burada emniyet yoksa, altyapı yoksa Deniz Kuvvetlerinin de kullanmaması icap eder. Bizim yaptığımız, bunun sivil tesislerini elden geçirip oradan sivil uçuşları başlatmak olmuştur. Yani şu anda orada seyrüsefer cihazlarıyla ilgili ciddi bir sorun olduğunu ben bilmiyorum ama tekrar bakacağım. Asgari cihazlar olmadan havaalanı zaten ulaşıma açılamaz, hizmete verilemez. Bunun gerekli izinleri verilmiştir, geçici ruhsatı verilmiştir, nihai ruhsatı da mutlaka verilecektir bu süre içerisinde. Eksikleri varsa mutlaka tamamlanır ama önemli olan, Sakarya’nın, İzmit’in, o ovanın bir havaalanına kavuşmuş olması bence çok ciddi bir adımdır, bunu önemsemek lazım. Havaalanının terminali de yeni yapılacaktır, bununla ilgili de bir planlama vardır, belediyeler, il özel idaresiyle müşterek bir çalışma yürütülmektedir.

Sayın Genç’in sorusu: Yüzde 51’in üzerinde ortaklıklar “bağlı ortaklıklar” olarak adlandırılıyor. Demiryollarının bağlı ortaklıkları da yüzde 99,90 mertebesindedir. AŞ olduğu için öyle küsuratlı, “…001” gibi, küçük, anlam ifade etmeyen paylar da mevcuttur ama yüzde 100’ü Demiryollarına ait kuruluşlardır.

Arz ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Ama söyledikten sonra olmaz.

Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU İLE BAZI YATIRIM VE HİZMETLERİN

YAP-İŞLET-DEVRET MODELİ ÇERÇEVESİNDE YAPTIRILMASI HAKKINDA KANUNDA

VE KAMU İHALE KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 29- 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanuna göre yap-işlet-devret modeli çerçevesinde gerçekleştirilecek projeler ve 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 7 nci maddesine göre Yüksek Planlama Kurulu tarafından kiralama karşılığı yaptırılmasına karar verilen sağlık tesislerine ilişkin projelerden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ihale veya görevlendirme ilanı yayımlanmış ancak teklif alınmamış olanlar ile 31/12/2023 tarihine kadar ihale veya görevlendirme ilanı yayımlanacak olanların; ihale edilmesi ile görevlendirilen veya projeyi üstlenenlere yatırım döneminde proje kapsamında yapılan mal teslimleri ve hizmet ifaları katma değer vergisinden müstesnadır.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce teklifleri alınmış ya da ihalesi veya görevlendirmesi yapılmış işlerde; görevli şirketin veya yüklenicinin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde talepte bulunması halinde bu maddenin yürürlük tarihinden sonra birinci fıkra kapsamındaki mal teslimleri ve hizmet ifaları da katma değer vergisinden müstesna tutulur. Şu kadar ki, bu istisnanın uygulanabilmesi için görevli şirketin veya yüklenicinin proje nedeniyle yatırım döneminde yükleneceği katma değer vergisi tutarının, indirim yoluyla telafi edilebileceği tarihe kadar, projenin ana kredi finansman koşullarına göre oluşacak finansman maliyeti tutarı veya buna isabet eden sürenin, ilgisine göre; işletme süresi öngörülen projelerde işletme süresinden, kira öngörülen projelerde kira tutarından veya kira süresinden indirileceği hususunun bu şirketler tarafından, içeriği idarece belirlenecek taahhütname ile taahhüt edilmesi ve bu taahhüdün idarece kabul edilmesi gerekir. İndirimler, ilgili projelere ait sözleşmelerde öngörülen esaslar dikkate alınarak yapılır.

Bu kapsamda yapılan mal teslimleri ve hizmet ifaları nedeniyle yüklenilen vergiler, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan vergiden indirilir. İndirim yoluyla telafi edilemeyen vergiler bu Kanunun 32 nci maddesi hükmü uyarınca istisna kapsamında işlem yapan mükellefin talebi üzerine iade edilir.

Maliye Bakanlığı, istisna kapsamına girecek teslim ve hizmetleri tanımlamaya, istisna ve iadeye ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı’ya aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kalaycı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bürokratlar arasında KDV’den anlayan arkadaş var mı? Çünkü bu iş Maliye Bakanlığının ihtisası dâhilinde, sorduğumuz soruya Maliye Bakanının cevap vermesi lazım. Var mı KDV’den anlayan bürokratlar?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERCİLİK BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Ben anlarım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Onu öğrenmek istiyordum.

BAŞKAN – Sayın Genç, müsaade eder misiniz, Hatibe söz vereyim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, tamam.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kalaycı.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 194 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün nevruz; Türk dünyasının Nevruz Bayramı’nı kutluyorum. Ancak üzüntülüyüz: Daha Afganistan’da şehit düşen evlatlarımızla ilgili acılarımız dinmeden yüreğimizi sızlatan, canımızı yakan yeni şehit haberleriyle sarsıldık. Şırnak’ta şehadet şerbetini içen kahraman polislerimize Cenabı Allah’tan rahmet diliyorum; yakınlarına, emniyet teşkilatımıza ve Türk milletine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, kanun teklifinin gerekçesinde, yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştirilen projeler ile sağlık sektöründe kamu-özel sektör ortaklığıyla hayata geçirilmesi düşünülen projeler kapsamında inşaata yönelik mal ve hizmet teslimlerinin katma değer vergisi yönünden istisna kapsamına alındığı ve bununla görevli şirket tarafından ödenen finansman yükünün azaltılması ve yap-işlet-devret modeline işlerlik kazandırılmasının amaçlandığı ifade edilmektedir.

Yap-işlet-devret modeli ileri teknoloji, bilgi birikimi ve yüksek maddi kaynak gerektiren kamu yatırımlarının özel sektör ve yabancı sermayenin katılımlarıyla, diğer bir ifadeyle bütçe dışı kaynaklarla gerçekleştirilip belli bir süre işletildikten sonra dönem sonunda tüm borç ve taahhütlerinden arındırılmış ve bedelsiz olarak devlete devredildiği proje finansman modelidir.

Özel sektörün çeşitli başlıklar altında kamunun mal ve hizmet üretimine destek olduğu uygulamalar, kamu-özel iş birliği olarak adlandırılmaktadır. Ülkemizde de uygulanmakta olan yap-işlet-devret, yap-işlet, işletme hakkının devri ve yap-kirala gibi modeller aslında kamu-özel iş birliği uygulamalarının birer örneğidir.

Son yıllarda izlenen politikalarla yatırım harcamalarının azaltılması, Dünya Bankası ve yabancı yatırım bankalarının ise kamunun finansman ihtiyacını kamu-özel sektör iş birliği projelerine kredi vererek karşılamayı seçmesi yüzünden bu model giderek yaygınlaşmaya başlamıştır. Kamu-özel iş birliği modeli başlangıçta ülkelerin altyapı yatırımlarının karşılanması için ihtiyaç duyulan finansmanı sağlamak üzere başvurulan bir yol olarak görülürken, günümüzde özel sektörün verimli işletmecilik becerilerinden yararlanılacağı, kamunun ise yatırımların koordinasyonu, genel planlama, denetleme ve politika belirleme gibi alanlarda odaklaşmasının sağlanacağı bir model olarak kabul edilmektedir.

Kamu-özel ortaklıklarının bazı avantajları bulunmaktadır. Kamu-özel sektör ortaklıkları eliyle yapılan işlerde gerekli kaynak özel sektör tarafından sağlandığından, kamu kesiminin altyapı yatırımlarına ayıracağı kaynak oranı azalmakta ve öncelikli projelere kaynak sağlanmış olmaktadır. Bu ortaklıklar tarafından yürütülen projeler, kamu imkânlarıyla yapılanlardan daha kısa sürede sonuçlandığından, altyapı açığını kapatmaya yardımcı olabilmektedir. Makroekonomik açıdan bakıldığında, ileri teknoloji transferi, doğrudan yabancı sermaye girişinin artması, istihdam ve vergi gelirlerinde artış, iç tasarrufların artışı gibi çeşitli yararlar sağlayabilmektedir. Diğer taraftan, kamu-özel ortaklığıyla gerçekleştirilen projelerin finansmanı, yapımı ve işletilmesinin çok önemli riskleri de bulunmaktadır. Kamu-özel sektör ortaklığı ile yürütülen projeler klasik finansman yöntemiyle yapılan işlere oranla daha pahalıya mal olmakta ve proje kapsamında üretilen malın birim fiyatına aynen yansımaktadır. Bu nedenle, projeler değerlendirilirken ve proje seçimi yapılırken fayda/maliyet analizleri ve karşılaştırmalarının mutlak şekilde yapılması gerekmektedir. Yerinde kullanılmadığı takdirde bu model yine ekonomik açıdan pahalı yatırımların teşviki, teşvik uygulamaları nedeniyle vergi kayıpları ve kamu yatırımlarında yanlış tercihler gibi olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Yap-işlet-devret modeline göre hayata geçirilen bir projenin planlanmasından yeniden kamuya transfer edileceği aşamaya kadar nasıl tasarlanıp uygulandığının, nasıl işletildiğinin ve yükümlülüklerin ne derece yerine getirildiğinin de araştırılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde son yıllarda kamu-özel sektör iş birliğine ilişkin uygulamaların sayısı hızla artmaktadır. 2005 yılında yapılan yasal düzenlemede, sağlık tesislerinin kırk dokuz yılı geçmemek şartıyla belirli süre ve bedel üzerinden kiralama karşılığı yaptırılabilmesi öngörülmüş olup son aylarda ihale çalışmaları hızlanmıştır. Geçen yıl çıkarılan Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile de eğitim tesislerinin kiralama yoluyla yaptırılmasının önü açılmıştır. Bu kanun teklifinin Komisyonda görüşülmesi esnasında eğitim tesislerinin kiralama yoluyla yaptırılmasına da katma değer vergisi istisnası getirilmesi AKP milletvekillerince önerilerek kabul edilmiş ancak itirazlar üzerine metinden çıkarılmıştır. Kiralama yoluyla yaptırılacak gerek sağlık gerekse eğitim tesisleri ile ilgili iş ve işlemler 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na tabi değildir. Böylelikle yandaşlara gün doğmuş, adrese teslim ihalelerin yapılabileceği, yolsuzluğa elverişli ortam hazırlanmış olup hastane ve okullar rant paylaşma vesilesi yapılmaktadır.

Herkese cazip gelecek konforlu hastaneler, okullar taahhüdü ile sunulan kamu-özel ortaklığı, gelecekte daha fazla kamu borçlanması, mali, sosyal haklar üzerinde kesintiler, “Kullanan öder.” ilkesine dayalı olarak daha fazla katkı payı şeklinde ek ödemeler gibi olumsuz sonuçlar doğurabilecek mahiyettedir.

Önce Kayseri ve İstanbul İkitelli projeleriyle dile getirilen yap-kirala yöntemiyle hastane yapımı uygulaması ile 27 ilde toplam 37.182 yataklı hastaneler yapılmasının planlandığı açıklanmış, birçoğunun ihale süreci devam etmektedir. Devletin sadece 3 sağlık kampüsü için ödeyeceği yirmi beş yıllık kira bedelinin 18,6 milyar lira olması, devletin bu ortaklıktan özel sektöre aktaracağı paranın ölçüsünü göstermektedir.

Kamu-özel ortaklığı yatırımları açıkça kamunun borcu niteliğini taşımakla birlikte kamu borcu olarak gösterilmediğinden borç miktarı bilinmemektedir. Bu arada, ihale süreçleri ve sonuçları kamuoyuyla paylaşılmamaktadır. Yürütülen işlerle ilgili değerlendirme yapabilmek için gereken veriler açıklanmamaktadır. Şeffaflık söz konusu değildir. Önümüzdeki yirmi beş yıl için çok ciddi borçlanmaya neden olacak bu uygulamaların kamuoyu ile paylaşılmaması, ihalelerde belirlenen yıllık kiralar ve sözleşme içeriklerinin resmî kanallardan duyurulmaması gerçekten düşündürücüdür.

Değerli milletvekilleri, kamu-özel iş birliğine yönelik yasal düzenlemeler belli bir sistematik çerçevede değildir. Bu alanın Anayasa’ya uygun şekilde çerçeve bir kanunla düzenlenerek kamu-özel iş birliği sürecinin sağlıklı işleyebileceği istikrarlı bir yasal zeminin oluşturulması gerekmektedir. Bu itibarla, dağınık bir yapıya sahip olan kamu-özel iş birliği mevzuatı bir yasa çerçevesinde toplulaştırılmalı, sadeleştirilmeli ve uygulamadaki farklılıklar önlenerek hepsi için geçerli tek bir süreç geliştirilmelidir.

Proje seçiminde yapılabilirlik etüdü şartı getirilmeli ve karar alma süreci daha tanımlı ve rasyonel kılınmalıdır.

Kamu-özel iş birliği projelerinin koordinasyonundan sorumlu bir birim oluşturulmalıdır. Kamunun garantiler nedeniyle oluşabilecek mali yükümlülüklerinin izlenmesini ve bu yükümlülüklerin makroekonomik dengelerle uyumlu olmasını sağlayacak mekanizmalar geliştirilmelidir.

Başarılı kamu-özel ortaklığı projelerinden kamu kaynaklarına ilave finansman sağlamaları, alternatif yönetim ve uygulama becerilerini geliştirmeleri, özelde hizmet kullanıcılarına ve genelde kamuya katma değer yaratmaları, ekonomide kaynakların daha etkin kullanılmasına katkı sağlamaları beklenmektedir.

Bu beklentilerin gerçekleştirilmesi için kamu-özel ortaklığı projelerinin geliştirilme ve izlenme süreçlerinde ayrıntılı etkinlik analizleri yapılmalı, iş birliği yapılacak özel teşebbüsler rekabetçi ihale kurallarına göre seçilmeli, projeler kapsamında yenilikçilik özendirilmeli, proje paydaşları arasında riskler optimal biçimde paylaştırılmalıdır.

Tasarının hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Müslim Sarı. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 194 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

BAŞKAN – Grup adına konuşuyorsunuz.

Buyurun.

MÜSLİM SARI (Devamla) – Peki.

Öncelikle bir tespit yapmak istiyorum. Şimdi, bu teklifin tamamına baktığımız zaman, aslında bunun bir teşvik paketi olduğu görüyoruz; kısmi, küçük bir teşvik paketi. Dolayısıyla, teşvik paketleri, çok uzun uzadıya tartışılması gereken, bütün teşvik unsurlarının analiz edilmesi gereken, ekonomide bütün yarattığı etkilerin göz önünde bulundurulması gereken, dolayısıyla bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla iş birliği içerisinde, onların görüşleri de alınarak hazırlanması gereken paketlerdir; dolayısıyla üzerinde çok uzun süre çalışılması gereken paketlerdir, dolayısıyla bütüncül olarak ele alınması gereken paketlerdir. Sadece belli alanlara, belli varsayımlarla, sadece belli teşvik unsurlarını içeren teşvik paketleri ekonomideki bütüncüllüğü bozar. Dolayısıyla, bu teşvik paketinin de aslında şu anda Hükûmetin hazırlık içinde olduğunu bildiğimiz teşvik paketinden neden ayrı tutulduğunu, o bütünlüğünün neden kaybettirildiğini anlayabilmek güç.

Bildiğiniz üzere Türkiye ekonomisinin yapısal çok problemleri var ve bu yapısal problemler için de piyasada etkin olabilecek, etkili olabilecek bir teşvik paketi hazırlamak çok önemli. Cari açık bu sorunların en başında geleni, istihdam problemleri en önemli yapısal problemlerimizden biri, bölgesel gelir dağılımı farklılıkları en önemli yapısal problemlerimizden biri. Dolayısıyla, bütün bu yapısal problemleri merkezine alan, katma değeri yüksek, küresel ölçekte mal ve hizmet üretebilecek, bir sanayi politikası inşa edebilecek bir teşvik paketi içinde değerlendirilmesi gereken bu teşvik unsurunun böyle bütüncül bir yapıdan neden koparıldığını anlamak gerçekten güç. Dolayısıyla, insanın aklına başka birtakım şeyler geliyor; acaba bu teşvik paketi ve bu yasanın ilgili maddesi, sadece, bir türlü başarılamayan, finansmanı bulunamayan üçüncü köprü ihalesi için mi gerçekleştirilmiştir? Aynı zamanda bunun neden bir hükûmet tasarısı olarak değil, bir kanun teklifi olarak geldiğini de anlayabilmek güç. Tek başına bu bile aslında AKP’nin kanun yapma zihniyetini göstermesi açısından son derece ilginç.

Kanunun bu maddesiyle ilgili dikkatinizi çekmek istediğim ikinci husus, kamu yatırım harcamalarına Hükûmetin bakış açısıdır. Bu kanun, aslında kamu yatırım harcamalarına Hükûmetin bakış açısını da yansıtması açısından ilginçtir. Bilindiği üzere altyapı yatırımları esas olarak kamunun görevidir. Dünyanın bütün ülkelerinde, altyapı yatırımları, barajlar, yollar ve başka birtakım altyapı yatırımları birincil öncelikle kamunun yapması gereken yatırımlardır. Özel sektör yatırımları bu yatırımların tamamlayıcısı niteliğindedir. Kamunun yetişemediği ya da özel sektörün girmesinde fayda gördüğümüz alanlarda özel sektör yatırım yapar. Dolayısıyla, yap-işlet-devret modelleri de aslında kamunun yapacağı yatırımları tamamlar nitelikte yatırımlar olarak ele alınmak gerekir. Oysa Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmalarından da biliyoruz ki gerek yap-işlet-devret projelerinin hâlen yürütülmekte olanları gerekse Millî Eğitim Bakanlığının okul yapmakla ilgili projelerinin dahi bu kanun teklifinin içine giydirilmeye çalışıldığını biliyoruz ve bizim burada yapmış olduğumuz eleştirilerle, Hükûmetten arkadaşların, AKP’deki milletvekili arkadaşların da sağduyusuyla bu teklifin içinden çıkartıldı.

Kamu yatırım harcamalarının millî gelir içindeki payına baktığımız zaman AKP hükûmetleri döneminde bunun azalmakta olduğunu da görüyoruz. Miktar olarak kamu yatırım harcamaları artmış olsa bile, gerek merkezî yönetim bütçesi içerisinde kamuya aktarılan kaynaklar, kamu yatırım harcamalarına aktarılan kaynaklar gerekse genel kamu içerisinde yatırım harcamalarına aktarılan kaynaklar bu dönemde düşmektedir. Size bir örnek vereyim: 2011 yılı gerçekleşmesiyle karşılaştırdığımız zaman 2012 yılı tasarısında sermaye giderleri kaleminin reel olarak yüzde 15-16’lara varan miktarda düştüğünü görüyoruz. Dolayısıyla, biz parti olarak yap-işlet-devret modellerine ve genel olarak da özel sermayeye karşı olmamakla beraber bunun asıl olarak kamunun yapması gereken bir iş olduğunu ve yap-işlet-devret projelerinin de bunun tamamlayıcısı nitelikte düşünülmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Maddeyle ilgili, özellikle KDV istisnasıyla ilgili konuşacak olursak da şu tespitleri yapmak gerekir: Sayın Bakan biraz önce sorulan sorulara cevap şunu dedi: “Burada aslında bir KDV kaybı yoktur, sonradan alınacak KDV’nin baştan alınmamasıdır.”

Şimdi, bu kadar akçalı boyutu olan bir yasanın aslında mali yüklerini araştırmadan, bunun etki analizlerini yapmadan, bunun bütçe üzerindeki etkisinin ne olacağının, bir gelir getirecekse de hangi dönemde ne kadar gelir getireceğinin projeksiyonları yapılmadan bir kanun metninin, bir kanun taslağının hazırlanması bir defa doğru değil. Eğer bu kanunun akçalı bir boyutu yoksa, herhangi bir gider kaybına neden olmuyorsa ya da ciddi anlamda bir gelir kazancı içermiyorsa Plan ve Bütçe Komisyonuna niye geldi? Dolayısıyla bunun bir akçalı boyutu var. Her ne kadar KDV baştan alınmıyor olsa da en başta 2012 yılı bütçesini bağlarken bizim öngördüğümüz birtakım bütçe büyüklükleri var, dolayısıyla gelir hedefleri var. En başta bu gelir hedeflerinin ciddi bir şekilde sarsılacağı anlaşılıyor.

Şimdi biz soruyoruz: Ne kadar bir KDV kaybından bahsediyoruz burada? En başta bile olsa, ilk başta bile olsa ne kadarlık bir gelir kaybından bahsediyoruz? Bunun cevabı yok. Plan ve Bütçe Komisyonunda da sorduk bunu, Plan ve Bütçe Komisyonunda da bunun cevabının baştan söylenemeyeceği, yap-işlet-devret projelerinin kendi doğası gereği ancak daha sonra, süreç içinde anlaşılabileceği söylenmişti ancak bunların etki analizinin yapılması son derece önemli.

Bir başka argüman, bu yasanın aslında bir finansman kolaylığı sağlayacağı KDV istisnasıyla beraber ve bu finansman kolaylığının da yap-işlet-devret projeleriyle ilgili verilecek sürelerde bir azaltıma gidileceği, dolayısıyla bunun orta ve uzun vadede kamu bütçesine kazanç yönünden bir etki yaratacağı söyleniyor. Bu ne kadardır, bunu bilmek istiyoruz. Bunu nasıl hesaplıyorsunuz? Bunun bir hesabı var mı, bununla ilgili bir projeksiyon var mı? Başta yaptığınız gelir kayıplarıyla süreç içinde elde etmeyi umduğunuz gelir kazançları arasında nasıl bir ilişki var, hangisi daha baskın? En nihayetinde bu kanun geçerli olduğunda, yürürlüğe girdiğinde, toplamda, final olarak bir kazanç mı olacaktır kamu maliyesi üzerinde, bir kayıp mı olacaktır? Bunları bilmek istiyoruz.

Dolayısıyla, bir yasa tasarısı getirilirken, akçalı boyutu olan bir yasa tasarısı ise hele, mutlaka bunun etki analizlerinin yapılması gerekir. Biz Plan ve Bütçe Komisyonunda, hem alt komisyonda hem de asıl komisyonda bununla ilgili sorular sorduk, bununla ilgili tartışmalar yaptık ancak şu an itibarıyla hâlâ buna bir cevap alabilmiş değiliz; Genel Kurulda tüm kamuoyunun önünde bunun cevapları verilebilirse seviniriz.

Sonuç olarak, bir teşvik paketi gibi görünen ancak teşvik paketinin bütüncüllüğünden azade olan, kamu yatırım harcamalarını aslında birincil değil tamamlayıcı olarak gören anlayışla hazırlanan bu yasa teklifinin çok da yap-işlet-devret projeleri bağlamında Türkiye ekonomisine katkı sağlayabileceğini düşünmüyoruz. Öte yandan, KDV istisnası ve muafiyetinin de ciddi anlamda bir gelir kaybı yaratabileceğini düşünüyoruz. Böyle bir gelir kaybı yoksa bunların da bize anlatılması gerekiyor diye düşünüyoruz.

Bu yasanın en önemli yanlarından biri de hazine garantileriyle ilgili bölümüdür. Gerçi bu 3’üncü maddede tartışılacak ama yeri gelmişken söyleyelim. Bu yasayla toplam büyüklüğü tahminen 30 milyar dolara ulaşan yap-işlet-devret projeleri üzerinden hazinenin bir garanti ve üstlenim elde etmesi söz konusudur ki bununla orta ve uzun vadede hazinenin ciddi anlamda bir finansal riskle karşı karşıya kalabileceğini, borç stokları açısından şu anda görülemeyen ama adına “koşullu yükümlülük” denen fakat orta ve uzun vadede gerçekleşme ihtimali mümkün olan bir yükümlülükle hazinenin karşı karşıya bırakıldığını görüyoruz. Dolayısıyla bunun aslında 2001 yılından beri kurgulanagelen faiz dışı fazla politikalarıyla ve bunu destekleyen mevzuatla berkitilmiş olan mali disipline ve mali disiplinin şeffaf ve öngörülebilir mali yönetim kurgulanması varsayımına da orta vadede ciddi bir risk getireceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla, bu maddenin bu şekliyle ekonomiye ciddi bir katkı yaratmayacağını düşünüyorum.

Herkesi saygıyla selamlıyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarı.

Madde üzerinde şahıslar adına ilk söz Bursa Milletvekili Sayın Necati Özensoy’un.

Sayın Özensoy… Yok mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok efendim.

BAŞKAN – Adana Milletvekili Sayın Necdet Ünüvar, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 194 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Sayın Hüseyin Şahin ve 7 milletvekili arkadaşımızın Teklifi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, KDV, mevzuatta, mal ve hizmet teslimlerinde mal veya hizmeti teslim alanın teslim anında ödediği bir vergidir. Yap-işlet-devret modeli çerçevesinde gerçekleştirilecek yatırım projelerinde ise mal veya hizmet henüz satın alınmadan KDV yüklenici firma tarafından maliyetlere yansıtılmaktadır. Bu teklifle öngörülen düzenleme çerçevesinde yalnızca yatırım sürecine özel bir istisna getirilmekte, yatırım projelerinin tamamlanmasının ardından verilen hizmet KDV’ye tabi olmakta, getirilen düzenlemeyle yatırım projelerinin tamamlanmasının hızlandırılması düşünülmektedir.

Dolayısıyla, Türkiye’de yap-işlet-devret modeliyle DSİ’nin, Demiryolları İşletmelerinin ve Karayolları Genel Müdürlüğünün birçok yatırımının olduğunu biliyoruz. Bu çerçevede, 1’inci maddede, sağlıkla ilgili de yap-işlet-devret modeline benzer, kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yapılan hizmetlerin de hızlandırılması amaçlanmaktadır.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla kamu-özel ortaklığı çerçevesinde hastanelerimiz yenilenmekte, yeni birtakım yatırımlar yapılmakta ve böylece sağlık hizmetlerinin etkin, verimli ve kaliteli sunulması amaçlanmaktadır.

Bildiğiniz gibi, birçok kez gerek Sayın Başbakanımız gerek Sayın Sağlık Bakanımız tarafından gündeme getirilen “şehir hastaneleri” kavramı vardır. “Şehir hastaneleri”yle, öteden beri şehrin değişik yörelerinde sağlık hizmeti sunmakta olan hastanelerin bir kampüs mantığı içerisinde, beraberce, birbirinden de ortak hizmet alma mantığıyla sağlık hizmetlerinin daha iyi bir şekilde sunulması amaçlanmaktadır. Bu çerçevede, bu sağlık kompleksleriyle yani şehir hastaneleriyle, içindeki klinik otel, araştırma merkezleri, kongre, yaşlı bakım merkezi ve sağlığın ana hizmet alanlarıyla sağlık hizmetlerinin daha etkin ve kaliteli olması sağlanacaktır. Bu çerçevede, Sağlık Bakanlığımız, 2015 yılının sonuna kadar Bakanlığımıza ait bütün hastanelerin binalarını nitelikli ve konforlu bir ortama kavuşturmayı hedeflemektedir ve yine bu çerçevede, 2015 yılı sonunda yaklaşık 93.500 nitelikli yatak sayısını sağlık hizmetinin emrine sunmak istemektedir.

Bu çerçevede, içinde Adana, İstanbul, Ankara, İzmir, Malatya, Denizli, Diyarbakır gibi illerimizin de bulunduğu birçok ilimizde şehir hastaneleriyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Bir kısmında ihaleler bitti, temelleri atıldı ve şu anda devam ediyor, Kayseri gibi; bir kısmında süreç tamamlandı ve yakında temeli atılacak, Ankara’daki Etlik Sağlık Kompleksi gibi; bir kısmında ihale sürecinin son aşamasına gelindi, İstanbul ve Adana’daki sağlık kompleksleri gibi. Bunları yaptığı zaman kamu-özel ortaklığı metoduyla, gerçekten ülkemizin insanına en mükemmel şekilde sağlık hizmeti sunacak bir yapısal dönüşüm tamamlanmış olacaktır kamu-özel ortaklığıyla. İşte, bu düzenlemeyle, bu yatırımların daha da hızlanması ve sağlık hizmetlerinin emrine sunulması noktasında çok önemli bir fonksiyonu icra edecektir.

Ben bu teklifi hazırlayan arkadaşlarımızın tekliflerinin Türk insanının daha etkili, daha verimli sağlık hizmeti almasına vesile teşkil etmesine katkıları sebebiyle teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünüvar.

Sayın Genç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

194 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 1’inci üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Sayın Başkan, tabii, AKP öteden beri gayriciddi bir parti, gayriciddi bir Hükûmet. Şu Hükûmet sıralarına bakın Allah aşkına, nerede bu bakanlar, nerede keyif çatıyorlar?

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Sen kendine bak!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, 1 tane Bakanla bu iş olmaz, bunu kafanıza koyun.

Şimdi, soru sorduk Sayın Bakana…

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Bak, bak…

KAMER GENÇ (Devamla) – Sen Bakan sayılmazsın, sen Amerika’dan yeni gelmişsin.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sen de adam sayılmazsın!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, biraz önce soru sorduk, diyoruz ki: “Arkadaş, bunun devlet bütçesi üzerindeki etkisi nedir?” Yani, bu nedir? Bir KDV muafiyetini getiriyorsunuz.

Biliyorsunuz, iğneden ipliğe, etten süte her şey KDV’ye tabi. Yani fakiri zengini demeden, kadını erkeği demeden, bugünkü bütçenizin, yani bütçenizin yüzde 70’i KDV ve ÖTV’den alınıyor, yani vasıtalı vergilerden alınıyor.

RECAİ BERBER (Manisa) – Burada vergi muafiyeti yok.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, burada Sayın Bakan biraz önce izah etti, dedi ki: “Bu konuya giren yatırımların miktarı 14 milyar lira.” Normal olarak KDV’nin oranı yüzde 18 olduğuna göre, demek ki burada asgari 2,6 katrilyon lira bir vergi kaybı var.

Şimdi, burada Maliye Bakanlığının temsilcisinin olması lazım. Biz soru soruyoruz, sorumuza cevap vermiyor, Sayın Bakanın –yani kendisinin bilmediği bir konu- hiç olmazsa demesi lazım ki: Biz bunu sonra size yazılı cevap verelim.

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Sen nereden biliyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) - Yani gayriciddiliğiniz buradan ileri geliyor; burada milletvekillerinin sorduğu sorulara cevap vermiyorsunuz, her şeyi örtbas ediyorsunuz. Bu örtbasla bu işler olmaz ki. Yani, burada şeffaflıktan korkuyorsunuz çünkü arkasında özel gayeleriniz var, özel birtakım insanlara rant sağlama özellikleriniz var.

Şimdi getirilen bu kanunla hangi firmalara, hangi büyük firmalara… İhalesi geçmişte yapılmışsa niye bu avantajı sağlıyorsunuz?

Şimdi, Sayın Bakana sordum: Efendim, Devlet Demir Yollarına bağlı işletmelere yapılacak ihaleleri Kamu İhale Kanunu’na tabi tutmayacaksınız. İyi de ben Türkiye’deki cinlikleri, hinlikleri biliyorum. Yani Devlet Demir Yolları alacak, kendisine bağlı olan şirkete verecek -5 katrilyon, 10 katrilyon liralık ihaleleri verecek o iştiraklere- onlar da verecek taşeronlara; al, buyur...

Yani, şimdi, biz sizin nasıl hinliğe kafanızın çalıştığını biliyoruz da sizin hinliklerinizi de herhâlde bilecek bir zekâmız da var.

O bakımdan, yani, şimdi, kanunları, bakın...

RECAİ BERBER (Manisa) – Şüphe etmeye başladık.

KAMER GENÇ (Devamla) – Getirdiğiniz kanunlarla hep devleti talan etme, devletin kaynaklarını yandaşlarınıza tamamen kanalize etmek için uğraşıyorsunuz. E, dolayısıyla bu kanunların... Türkiye’nin zaten bütçesi belli, cari açıkları belli.

Bugün, işte, insanlar, bakın, kadın kendi çocuğuna ekmek bulamadığı için intihar ediyor. Bu hiç mi vicdanınızı sızlatmıyor?

Bakın, bugün benim memleketimde, arkadaş, yollarımız kapalı; kara yollarımız kapalı. Ben defalarca söyledim, yani benim ilçemin yolu, asırlık ilçe ama bir türlü yolu yapılmıyor. Yani bu bazı yerlere yapılıyorsa, peki, buradaki insanlarımız… Niye yani, bunlar insan değil mi? Bunlar da Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşları.

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Dokuz senedir buradasın, niye yaptırmadın yolu?

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, yani getirilen… Evvela devletin kaynaklarını sağlıklı olarak elde etmesi lazım, sağlıklı elde ederken de bunları sağlıklı harcamalara kullanması lazım.

O bakımdan yani bir kanun teklifi geliyor. Hükûmet nerede? Zaten Hükûmet yok. İşte, olmadığı hem sıralardan hem de getirilen tekliflerden belli. Arkadaşlar, yani Anayasa’mızda bunlar düzenlenmiş. Kanunlarda, bütçede azalmaya meydan olan veya cari yıl bütçesinde gider arttırıcı veya gelir düşürücü nitelikteki tasarıların bunu telafi edecek nitelikte hangi kaynaklarla sağlanacağının belirtilmesi lazım. Siz Anayasa’ya sadakate yemin ettiniz ama maalesef, herhangi bir şekilde Anayasa hükmünü uygulamıyorsunuz.

İşte, daha ileri maddelerde de okuyacağız. İhalelerde çok büyük yolsuzluklar yapılıyor. Dolayısıyla, bu yolsuzluklarını bir de getiriyorlar milletvekili… İşte, sizin parmaklarınız, nedense, bu yolsuzlukların manivelası oluyor. Yani işte, siz parmak kaldırınca AKP’nin yaptırdığı ihaleleri manivelayla kaldırıyorsunuz, o milletin hakkını gasbediyorsunuz. Bu nasıl olacak yani? Bu milletin, bu gasbedilen, parmaklarınızla gasbettiğiniz, birtakım yandaşlarınıza verdiğiniz bu paralar kime ait olur?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, biraz evvel Ayaş tünelleriyle ilgili sormuş olduğum yıllık 500 milyarlık harcamanın cevabını vermediniz. Yani ileride projelendireceğinizi söylediniz ama her yıl 500 milyar lira bakım ücreti harcanıyor oraya. Yazık bu devletin parasına, eğer kullanılmayacaksa da bir şekilde bunun halledilmesi gerekiyor.

Yine, Eskişehir-Gebze Hızlı Tren Projesi nedeniyle bu hatta yılbaşından bu yana tren seferleri kaldırıldı yani Sakarya’dan Haydarpaşa’ya her gün binlerce insanın seyahat ettiği trenler durduruldu ve insanlar mağdur edildi. Şimdi, söyleyeceksiniz ki büyükşehir belediyeleri otobüs seferleri düzenledi. Otobüs seferlerinin o hıza, o şeye ulaşması mümkün değil. İnsanlar mağdur bir şekilde hayatlarını devam ettiriyor ama gelişmiş -otuz dört ay olacak yaklaşık bu- ülkelerin tümünde bir hat kullanılırken diğer hat yüksek hızlı tren için ayrılabiliyor; yapılabiliyor, bunun örnekleri var. Burada uygulanmama sebeplerinden biri: Hattın çok eski olduğu söyleniyordu, aslında bu hatta hiç eski bir hat yok, hepsi sahil tarafına taşındığı için çoğu da yeni hat.

Yine, bu trenle ilgili, orada istasyonlarda yüzlerce insan mağdur oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sizin de bildiğiniz gibi, 6 Ocak 2012 tarihli medyada, bir kısım medyada yayınlanan bir habere göre, TAV’a 800 milyon dolara satılan İDO, özelleştirmeden altı ay sonra belediyeden görmediği ilgiyi Ulaştırma Bakanına bağlı Karayolları Kara Ulaştırma Genel Müdürlüğünden gördü. TAV’ın İDO’su süper genelgeyle değerini 3’e katlarken, şehir içi ve şehirler arası yolcu taşıma ayrıcalığına sahip olduğu şeklinde çıkan yazıya istinaden Bakanlığınızca ne yapıldı? Bu iddialar doğru mudur? Böyle bir uygulamanın sebebi nedir?

İkincisi de Kütahya’daki Zafer Havaalanı inşaatının ne zaman tamamlanacağını sormuştum, bununla ilgili de bir açıklama yaparsanız sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, hava yolu ulaşımı ve duble yol ulaşımı konusundaki çalışmalarınızı takdir ediyoruz ancak Adıyaman bu konuda hep üvey evlat olarak görülmüştür. Anadolujet adı altında Borajet uçakları kiralanmıştır. Bu Borajet uçakları kime aittir? Kiralanırken yolcu garantisi verilmiş midir? Adıyaman bu konuda kendisini ötekileştirilmiş hissediyor.

Yine, diğer taraftan Adıyaman-Malatya, Adıyaman-Gaziantep, Adıyaman-Urfa arasındaki duble yollarda sınırlarımızda olan diğer illerin yolları tamamlanmıştır ama Adıyaman-Gölbaşı, Adıyaman-Kâhta, Adıyaman-Besni arasındaki duble yollar tamamlanmamıştır. Bunlar ne zaman tamamlanacaktır?

Bir de Çelikhan-Yeşilyurt arası yol ne zaman tamamlanacaktır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, Sayın Bakana sorduğumuz sorular tabii teknik olduğu için, KDV’nin teknik tarafını ilgilendirdiği için Sayın Bakanın bunu cevaplandırmaması gayet normal. Biz sorduk, aslında Maliye Bakanının bize yazılı cevap vermesi lazım. Burada bir defa KDV kaybı var yani. Bunun miktarı nedir, bunu öğrenmek istiyorum. İlk sorularımı aynen tekrarlıyorum.

İkincisi: Sayın Bakan, bu 5’inci maddeye göre Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğüne bağlı ortaklıkların yapacağı mal ve hizmet alımlarını Kamu İhale Kanunu’nun 3/g maddesinden yapacaksınız da peki, bu bağlı ortaklıklar bu şekilde aldıkları ihaleleri özel taşeronlara verecekler midir vermeyecekler midir? Onu da öğrenmek istiyorum çünkü burada Kamu İhale Kanunu’ndan kaçarken birtakım şeyler olabilir.

Bir de şu Elâzığ’daki Karayolları Bölge Müdürünün gerçekten bizim Tunceli’ye hiç bakmadığını size defalarca da söyledim yani bu bizim Tunceli’deki o Karayollarının araçları çok eski. Bunları yenilemeyi düşünüyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Manisa-Sabuncubeli tünel çalışması hangi aşamadadır ve hangi tarihte tamamlanacaktır?

Yine, Manisa’da Salihli, Gölmarmara, Akhisar, Kırkağaç, Soma yollarının uzun yıllardır âdeta karınca hızıyla inşaatları devam etmektedir ve trafik akışı da fevkalade sorunludur. Bu yol çalışmalarını ne zaman tamamlamayı düşünüyorsunuz?

Bir de Salihli’de trafik akışını engelleyen, artık ilkel düzeyde kalan köprülerin bir an evvel yenilenmesi gerekmektedir. Bu konuda bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, Eskişehir-Ankara etabı, Sakarya-Köseköy-İzmit arası zorunlu olarak kapatılmıştır çünkü yeni yapılan yüksek hızlı tren hattı mevcut hattın üzerine oturmaktadır, altyapı çalışmaları süresince kapalı kalacaktır; bu, teknik bir zorunluluktur. Daha önce bunun cevabını vermiştim. Burada hem çalışma yapılıp hem de işletmecilik yapılması çok ciddi bir risktir, emniyet zaafı oluşturmaktadır, kaza olma riskini artırmaktadır.

Diğer bir konu, Ayaş Tüneli’nin yıllık 500 bin TL yıllık bir bakım maliyeti var, izolasyon ve su tahliye maliyeti var; bu da ihalenin yapılış şeklinden kaynaklanan bir zorunluluk. Tasfiye süreci devam ediyor. Tasfiye edilince bu masraftan kurtulacağız ama bunu yapmayınca yapılan 8,5 metre tünelin çökme riski vardır. Bu kadar yapılmış işin heba olmaması için böyle bir çalışma zorunlu olarak yapılmaktadır.

Sayın Işık’ın sorusu: Gazetelerin birinde yer alan “İDO’nun satışıyla değeri 2’ye katladı… Bunun sebebi de Ulaştırma Bakanlığının çıkardığı bir genelgedir.”

Bunlar, gerçekle hiçbir alakası olmayan konulardır. Bu konuda söz konusu gazeteyle zaten hukuki yollardan mücadele devam etmektedir ve Basın Konseyi de bu yazılardan dolayı kınama kararı vermiştir söz konusu gazete hakkında.

Ulaştırma Bakanlığı 2003 yılından beri kara ulaştırmasıyla ilgili, kombine taşımacılıkla ilgili genelgeler yapmaktadır. Bahsedilen bu genelgelerdir. Genelge, yani deniz yoluyla kara yolunun birlikte veya demir yoluyla kara yolunun, hava yoluyla kara yolunun birlikte kullanıldığı taşıma türleri için düzenleme yapmaktadır. İDO özelleştirildikten sonra bu genelgede bir değişiklik yapılmamıştır. Ta başından beri tek bilet, tek taşıyıcı sorumluluğunda bir uygulama 2003’ten beri devam etmektedir. Dolayısıyla, bu haberlerin gerçekle alakası yoktur.

Adıyaman Borajet… Yani Türk Hava Yolları, biliyorsunuz halka arz edilmiş özel bir şirkettir. Bütün şirketler kendi uçaklarını kullandığı gibi kiralık uçak da kullanabilirler. “Weet leasing” denilen bir yöntemle bunu yapıyorlar, bu da onlardan bir tanesidir. Dolayısıyla, yolcu ihtiyacına ve talebe uygun olarak uçaklar, büyüklükleri değiştirilebilmektedir. Bir kiralama olduğunu biliyorum ama detaylarla ilgili bir bilgim şu anda yok. Yazılı olarak bunu da bilahare cevaplandıracağız.

Bir önceki soru da Sayın Işık’ın. Zafer Havaalanı 29 Ekim 2013’tü ama 29 Ekim 2012’de bitmesi öngörülüyor yani bir sene önce biteceği ifade ediliyor. İnşallah, Çukurova…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kütahya’ya sahip çıkmak lazım.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Evet, evet…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bekliyoruz Sayın Bakan bu sözlerinizi…

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Sayın Genç, bu bağlı kuruluşlara verilen muafiyet, sadece Demiryollarıyla bağlı kuruluşlar arasında geçerlidir. Bağlı kuruluşlar bu işi esasen kendileri yapacak ama dışarıdan, bu işi yapmak için bir parça malzeme, hizmet alacaklarsa, bunlar Kamu İhale Kanunu’na tabidir, Kamu İhale Kanunu çerçevesinde alımlarını gerçekleştireceklerdir. Bu konu böyledir.

Tunceli’nin projelerine bakıyoruz, merak etmeyin. Şimdi de Tunceli’den Mazgirt’e bir köprü ve 15 kilometre yol yapıyoruz ve diğer projeler de planlandığı gibi devam ediyor.

Sabuncubeli Tüneli başladı. Bir proje değişikliği yapıldı, tünel boyu biraz uzadı, o yüzden biraz ağır gidiyor. Buradaki hedefimiz, tabii, her şey yolunda giderse iki buçuk yıl, bilemediniz üç yıl içerisinde bu projeyi tamamlamayı hedefliyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 194 sıra sayılı Kanun Teklifinin birinci maddesi ile 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununa eklenen geçici 29 uncu maddenin birinci fıkrasında geçen “31/12/2023” ibaresinin, “31/12/2035” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                              Alim Işık

                  Konya                                     Manisa                                   Kütahya

                                      Ali Halaman                               Oktay Vural

                                           Adana                                         İzmir

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 194 sıra sayılı yasa tasarısının 1. maddesinin Geçici 29 un ikinci paragrafının kanun metninden çıkartılmasını arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Özgür Özel                             Kazım Kurt

                 İstanbul                                    Manisa                                   Eskişehir

                                   Ali İhsan Köktürk                          Bülent Tezcan

                                         Zonguldak                                      Aydın

T.B.M. Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 194 s. sayılı yasa teklifinin birinci maddesinin son fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ederim.

                                                                                                                        Kamer Genç

                                                                                                                             Tunceli

BAŞKAN – Komisyon son okunan Sayın Genç’in önergesine katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 194 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 1’inci maddesinin son fıkrasının madde metninden çıkarılmasına ilişkin olarak verdiğim önergede söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, burada “Maliye Bakanlığı, istisna kapsamına girecek teslim ve hizmetleri tanımlamaya, istisna ve iadeye ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.” diyor. Yani “… istisna kapsamına girecek teslim ve hizmetleri tanımlamaya…” bu aslında yasamanın görevidir. Biliyorsunuz, Anayasa’mıza göre vergi, istisna ve muafiyetlerini getirme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olan bir yetkinin Maliye Bakanlığına verilmesi bana göre Anayasa’ya aykırı. Hangi mal istisna kapsamına giriyor, hangi hizmet kapsama giriyor, hangisi girmiyor, bu tamamen Meclisin yetkisine giren bir konudur. Bu konuda genelge çıkarma yetkisini Maliye Bakanlığına devretmek bence mümkün değildir, yasaya da aykırıdır. Yani biliyorsunuz, tabii, bu KDV 1985 tarihinde yürürlüğe girdi. İşte iğneden ipliğe her şey KDV istisnasına dâhil ve bu geniş halk kesimleri üzerinde yıkıcı etkisi olan bir kanun ama bu kanunda işte asgari ücretli de ödüyor, emeklisi de ödüyor, işçisi de ödüyor. Fakat bu kanunla, maalesef, AKP kendi felsefesine uygun olarak kendi yandaşları zenginlere KDV istisnasını getiriyor. Bana göre getirilen bu istisna, aslında çok hatalı ve devlet bütçesinin genel düzenini bozan bir düzenleme biçimidir. Ama tabii burada Hükûmet olmadığı için, işte konuyu da anlamayan yahut da birkaç tane… İşte bu konuda ihale almış birtakım kişiler var, kendi yandaşları milletvekillerini buluyorlar, “Ya sen bize böyle bir kanun teklifini getir, burada bizim şu kadar avantajımız olsun. Dolayısıyla, biz de senin sayende şu kadar para kazanalım.” Bunun anlamı bu. Yoksa ki ciddi bir Hükûmet vergide 2,5 katrilyon civarında gelir kaybına sebebiyet veren bir konuda -ki bütçenin aşağı yukarı çok önemli yüzdesine tekabül eden bir kısımdır- buraya bir tasarı getirdi, teklif değil. Bunun bütçeye etkisi ne olur, hangi kesimlere ne avantaj sağlar? Bir de bu yetmemiş gibi, yani kanunda da hangi mal ve hizmetlerin KDV istisnası dâhiline gireceği de açıkça belirtilmiyor ve bunu bir yönetmeliğe, yönetmelik de değil, yani bunu hiç olmazsa esasları belirlemeye… Yani bu esasları belirleyen yönetmelik midir, değil midir; genelge midir, değil midir? Bu genelge ve yönetmelik Resmî Gazete’de yayımlanacak mı, yayımlanmayacak mı?

Bunun şu sakıncası var beyler: Şimdi, öyle güçlü kişiler var ki, görüyorsunuz işte sizin bir Suat Kılıç’ınız gidiyor, fakir fukaranın evini 25 bine alıyor, ondan sonra 300 bin kâr. Ne kadar güzel değil mi, ne kadar büyük bir vurgun! Şimdi ne olacak? Burada bunları belirtmediğiniz zaman yarın bir güçlü kişi çıkacak, yine bir milletvekili bulacak veya bir bakan bulacak, diyecek ki: “Ben şu kadar mal ve hizmet aldım, bunu da KDV istisnasına sokalım. Bir genelge…” Maliye Bakanlığına müracaat, e Maliye Bakanlığında da sıkıysa bürokrat karşı koysun, ondan sonra bir anda trilyonlar cebe. Böyle bir devlet yönetimi olmaz, böyle bir şey devlet yönetimi ciddiyetiyle bağdaşmaz. Onun için, her şeyin burada, kanunda belirtilmesi lazım. Kanunda belirtmiyorsunuz, bürokratın takdirine bırakıyorsunuz. Bürokratın takdirine bıraktığınız zaman da, bürokratın da gücü nedir? Bürokratlar, maşallah, tabii hepsi için demiyorum ama zaten sizin yarattığınız bürokrat zaten belli yani şimdi bürokraside de zaten bir güvence yok. İşte, bütün şeyleri görüyoruz, bir kanun hükmünde kararnameyle bütün daireleri feshettiniz, işte, oradaki bütün müdürleri, şefleri sıradan memur hâline çevirdiniz, kendi yandaşlarınızı getirdiniz oraya, atama yaptınız. Burada da zaten hani kanun değişikliği dolayısıyla değişen bu statüden dolayı vatandaşların da dava açma hakları yok yani hukuku böyle yok ediyorsunuz, devleti yok sayıyorsunuz. Bir yandan devletin kaynaklarını yandaşlarınıza bedava -zaten bedava gidiyor da- transfer ediyorsunuz. Böyle bir devlet yapısı olmaz. Böyle bir devlet ayakta kalmaz beyler, böyle bir devlet uzun zaman ayakta kalmaz. Siz istiyorsunuz ki, millet zaten açlık sınırında, yoksulluk sınırında, millet açlıktan, yoksulluktan isyan etsin. Yani böyle bir şey olmaz. Bu, devletin ciddiyetiyle bağdaşmaz. Evvela bu Hükûmetinize bir ciddiyet verin yani Hükûmet gelsin şu Parlamentonun karşısına otursun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 194 sıra sayılı yasa tasarısının 1. maddesinin Geçici 29 un ikinci paragrafının kanun metninden çıkartılmasını arz ederiz.

                                                                       Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Özgür Özel.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

Genç olmak başka bir şey.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, şahsınızda tüm yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz üzerinde söz almış bulunuyorum, Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında.

Önergemiz açıkçası şunu içeriyor: Bir ihale yapılmış. Bu ihale yapılırken KDV dâhil fiyatlar üzerinden teklifler verilmiş. Örneğin, bir şirket 1,2 milyar TL’lik bir teklif vermiş; bunun için de gerekli finansmanı öz kaynaklarından veya dış kaynaklardan temin etmiş. Öbür şirket ise 1 milyar TL’de kalmış. Şimdi, siz, ihaleyi alan şirkete, ihale bittikten ve bunun üzerinden zaman geçtikten sonra diyorsunuz ki: “KDV muafiyeti getirdik, artık bu 1 milyar TL’ye sana mal olacak.” Şimdi, 1 milyar TL’si olup da 1,2 milyar TL’ye ihaleyi alamayan şirketin hukukunu zedeliyoruz burada.

Bir başka şey yapıyoruz yani kendi açımızdan basitçe düşünelim: Birisiyle anlaşmışız 1,2 milyar TL’ye; ödeyeceği KDV de -devletsek- yine bizim kasaya, vatandaşın cebine girecek. Şimdi, teşvik çıkarıyoruz. Teşvik vermediğimiz hâlde, kolaylaştırma yapmadığımız hâlde bu adam ihaleye girmiş, bunu almış. Babamızın oğlu olsa bu kıyağı yapmamamız lazım. Alan razı satan razı, her şey tamam. Devletin cebine girecek olan bir gelirden vazgeçmek söz konusu. Bu, sıkıntılı bir durum.

Ayrıca, yapılmış ihalelerle ilgili, kendi mevzuatında veya uluslararası hukukla ilgili bağlayıcı anlaşmalar üzerinden itirazlar olacaktır muhakkak, “Biz, bu ihalenin bu fiyata mal olacağını, mal oluş fiyatının KDV kadar geri geleceğini bilseydik girerdik buraya.” diyecektir. Bu açıdan ciddi bir sıkıntı var. Bunun ortadan kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Bunun neden kanun teklifi olarak verildiği tartışması, artık, parlamenter demokrasi üzerinden yürütülen ve bir demokrasi tartışmasını beraberinde taşıyan bir mesele hâline geldi. Çünkü kanun hükmünde kararnameleri, Meclis açıkken, komisyonlar toplanmış hâldeyken o yetkiyi kullanan mantık yani “Ya, Meclise ne gerek var, komisyonlara ne gerek var, Bakanlar Kurulunda bu işin tartışılmasına ne gerek var, kanun hükmünde kararname çıkarır, bu işi bitiririz.” mantığı. Şimdi kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi yok, başka bir şekilde tezahür ediyor, bu sefer de deniyor ki: “Ya, bunun bir tasarı hâline getirilmesi, birçok kurumdan görüş alınması…” Bu kadar önemli bir şey. Yani geçen sefer MİT Yasası’nda Sayın Özel’in kendisiyle ilgili… Hani, birden bir gün kalktı o tasarıyı verdi, hemen buradan geçirdik. Hani, o aciliyetin Sayın Başbakan açısından, Sayın Özel açısından bir anlaşılır tarafı olabilir belki kendi içinde -biz her ne kadar reddetsek, çok yanlış bulsak da- ama Teşvik Yasası’nı neden milletvekili teklifi olarak getiriyoruz buraya? Neyi, kimden kaçırıyoruz? Parlamentoya neden bu kadar saygısızlık ediyoruz? Bu kadar özensizliğin, bu kadar şipşakçılığın bir anlamı yok. Biz bunu gerçekten doğru bulmuyoruz. Bu meseleyi bu yönüyle de bir tartışmak lazım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Kamu-özel ortaklıklarında, özellikle sağlık alanında birçok yatırım var. Bunlarla ilgili şöyle basit bir örnek vermek istiyorum: Ankara Etlik’te, kamu-özel ortaklığıyla 3.056 yatak kapasiteli bir ihale yapılıyor. Bakın, şirket buraya 2,4 milyar dolar yatırım yapacak. Devlet bu şirkete arsayı veriyor, üstüne de tam 8 milyar lira kira ödeyecek. Arsa benden, 2,4 milyar lira para koyacak, 8 milyar para ödeyeceğim. Yetmedi, anlaşmanın devamında bir şey daha var; biz bu inşaatı yapacak ve hastaneyi işletecek özel şirkete bütün laboratuvar hizmetlerinin -ki bir hastanenin döner sermayesinin en önemli gelir kalemlerinden bir tanesidir, uzmanları bilir- gelirini veriyoruz.

Bir baba oğluna bu kıyağı yapar mı arkadaşlar? Böyle bir mantık var mı? Altın yumurtlayan tavuğu kesmek meselesi, bundan başka nedir? Arsayı ver, 8 milyar para ver, 2 milyar lira para harcasın, üstüne bir de laboratuvarın gelirini ona ver, işletmesini ona ver! Bu, gerçekten çok sakıncalı bir durum. Yani elinizi vicdanınıza koyun, bu devlet benim şirketim olsa, babamdan kalan, babadan miras, toruna da miras bırakacağım bir şey olsa ben bunu böyle har vurup harman savurur muyum, bunu birilerine verir miyim? İtalyanlara verdiniz bunu; çoğu İtalyan sermayeli bir konsorsiyuma verildi. Benzer örnekler ortaya çıkıyor, şimdi bütün şehirlerde yapacaksınız. Gerçekten bu her geçen gün biraz daha… Bu, Pacman gibi yiye yiye geldi, en son sağlık alanına geldi, şimdi de oraları kemirmeye başlıyor. Biz buna seyirci kalmıyoruz, biz buna itiraz ediyoruz. Kayda geçsin efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 194 sıra sayılı Kanun Teklifinin birinci maddesi ile 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununa eklenen geçici 29 uncu maddenin birinci fıkrasında geçen “31/12/2023” ibaresinin, “31/12/2035” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                       Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum.

1’inci maddede 3996 ve 3359 sayılı kanunlar kapsamındaki projeler için 31/12/2023 tarihine kadar katma değer vergisi istisnası getirilmektedir. Aslında, teklifte ortaya konulan gerekçeler dikkate alındığında bu maddenin geçici madde yerine sürekli madde olarak düzenlenmesinin daha uygun olacağı görülmektedir. Önergemizde KDV istisnasının hiç olmazsa 31/12/2035 tarihine kadar uygulanması teklif edilmektedir. Zira, 2023 yılından sonra gerçekleştirilmesi planlanan başta otoyollar olmak üzere büyük altyapı projelerinde KDV istisnasından yararlandırılması amaçlanmaktadır.

Sayın Bakana yönelttiğim “2023 otoyol hedeflerinde Konya ili yer alıyor mu?” sorusuna verdiği yazılı cevapta “2023 otoyol hedeflerinde Konya’dan geçen bir otoyol yer almamakla birlikte 2035 otoyol hedefleri içerisinde Afyonkarahisar-Konya Ereğli bağlantısını sağlayan otoyol yer almaktadır.” demiştir. Âdeta, Konya ile dalga geçiliyor. Bu teklife göre de KDV teşvikinden yararlanamayacak. 2023’e göre yapılması hedeflenen 12 otoyolun Konya’dan geçmemesi için sanki özel gayret gösterilmiştir.

Anadolu’nun ortasında yer alan Konya yüz ölçümü itibarıyla en büyük il ve birçok ülkeden daha büyük olup yoğun trafik akışı bulunan kuzey-güney ve doğu-batı ulaşım koridoru üzerindedir. Ayrıca, düz arazi olması nedeniyle otoyol yapımında maliyet avantajı da vardır. Allah aşkına, bu otoyollardan hiçbirinin Konya’dan geçmemesi, akla, mantığa, vicdana, insafa sığar mı?

Sayın milletvekilleri, samimiyetle soruyorum: Sizlere “12 otoyol için güzergâhlar belirleyin.” deseler, Konya’yı görmezden gelebilir misiniz? Ama Sayın Bakan görmezden geldi.

Sayın Bakan Konya’nın sivil havaalanı ihtiyacını da görmüyor. Konyalının çığlığını bir türlü duymuyor. Mevcut havaalanı Konya’ya yakışmıyor, Konya’nın imajına zarar veriyor. Birçok vilayete, hatta denizin üstüne yeni havaalanı yapılırken, Konya’nın uluslararası sivil bir havaalanına kavuşması neden istenmiyor? Sayın Bakan, Konya’ya bir kininiz, bir garazınız mı var, nedir alıp veremediğiniz? Konya’ya gelin, mevcut havaalanını yerinde bir görün, Konyalıyı bir dinleyin, ondan sonra karar verin.

Bakanlığa bağlı bölge müdürlükleri açılıyor, Konya ilk 13’e giremiyor. Sanayici ve ihracatçımızın limana ulaşabilmesinin yolu olan Konya-Mersin tren yoluna ikinci hat yapımı ve iyileştirme çalışmaları kaplumbağa hızı ile yürüyor. Konya “lojistik merkez kurulacak” diye yıllardır oyalanıyor. Yıllardır sözler verilmesine rağmen Konya’nın çevre yolu yapımına bir türlü başlanmıyor. Birçok ilde çağdaş ulaşım ve raylı sistem yatırımları hızla devam ederken, Konya’da tık yok. Konya yıllardır yatırım programlarında bile yerini alamıyor.

Ekonomi Bakanı “300 kilometre hızla gitmesi gereken Konya’ya 120 kilometre hızla gidiyor.” demişti. Çok doğru. Siz Konya’ya otoyol yaptınız da Konyalılar mı 300 kilometre hız yapamıyor? Siz sivil havaalanı yaptınız, limana kolay ulaşımı sağladınız, teşviklerden hep yararlandırdınız, KOP Eylem Planı’nı uygulamaya koydunuz da Konyalı mı kıymetini bilmiyor? Dolayısıyla, gerçek potansiyelini kullanamayan Konya’nın hızını kesen, Konya’ya takoz olan AKP Hükûmetidir.

Konya, AKP gelmeden önce iller arası nüfus sıralamasında 4’üncü iken 2007’de 6’ncılığa, geçen yıl da 7’nciliğe düştü. Bu aslında çok vahim bir gidişattır. Bu gidişatta başlıca etken ekonomik nedenlerdir. Aslında Konya değerleriyle, konumuyla, arazisiyle, altyapısıyla, girişimci insanlarıyla birçok avantajı bulunmakta olup her açıdan hızla gelişmesi için yüksek potansiyele sahiptir ama Konya’nın hakkı verilmemiş, beklenti ve talepleri karşılanmamıştır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.56


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

194 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet nerede?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok efendim.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, bu teklifi geçelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Beş dakika ara verin o zaman Sayın Başkan.

BAŞKAN – İyi.

Beş dakika ara veriyorum birleşime.

Kapanma Saati: 18.12


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

194 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “genel bütçeli idarelerin” ibaresi “merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri; 194 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine söz aldım. Partim ve şahsım adına muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin enerji, baraj, sulama, otoyol, demir yolu, deniz ve havalimanı gibi kalkınmada stratejik öneme sahip büyük ölçekli yatırımlara olan ihtiyacı her geçen yıl artmaktadır. Türkiye’nin, yılda ortalama yüzde 17 civarında düşük bir tasarruf oranıyla istikrarlı ve yeterli bir büyüme hızına kavuşması ve ihtiyacı olan büyük yatırımları kıt kamu kaynaklarıyla gerçekleştirmesi oldukça zordur. Bu gerçekler, Türkiye’nin yatırım potansiyelini azami düzeyde artıracak olan kamu-özel ortaklığı yatırım işbirliğini teşvik eden modellerin getirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle, stratejik önemi haiz yatırımların teşvikine ve yatırım maliyetlerinin düşürülmesine yönelik düzenlemelere, ilke olarak olumlu baktığımızı ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti seksen dokuz yıl önce, 1923’te, yokluk ve kıtlık içinde geçen uzun savaş yıllarından sonra, harap ve bitap düşmüş bir ülke ve yok denecek kadar çökertilmiş bir ekonomik miras üzerine kurulmuştur. Türk milleti, yorgun ve yoksul, insan kaynakları bakımından fevkalade zayıf, sermayesi ve sanayisi yok, şekerden kumaşa günlük ihtiyaçlarının tamamını dışarıdan alan bir ülkeydi. Kapitülasyonlar ve dış borçların ağırlığı altında dışarıya tam manasıyla bağımlı bir ülke, ulaşım, enerji, sulama gibi aklınıza ne gelirse, hiçbir altyapısı olmayan bir ülke. Lütfen, kimse nankörlük yapmasın; nereden, hangi şartlarda buraya geldiğimizi bilmek ve hatırlamak zorundayız. Türkiye Cumhuriyeti 1923’ten beri çok büyük yatırımları, yüz ağartan devasa projeleri gerçekleştirmiştir. 1923’lü ve 1930’lu yılların imkânları ve potansiyeli göz önüne alındığında, yapılanları asla azımsayamayız ancak Atatürk’ün ifadesiyle, yaptıklarımızı da asla kâfi göremeyiz. Daha çok yapmalıyız ve daha çok çalışmalıyız.

Mustafa Kemal Atatürk döneminde, Demiryolları ve Limanlar Genel Müdürlüğü kurularak yabancıların elindeki demir yolları ve limanlar satın alınmıştır, İstanbul Telefon Şirketi yabancılardan satın alınmıştır, Tekel Genel Müdürlüğü kurulmuş, Şeker Fabrikaları, Sümerbank, SEKA İzmit Fabrikası, Maden Tetkik Arama ve Maden İşletmeleri, Denizbank gibi daha çok sayıda yüzlerce iktisadi işletme ve burada saatler boyu sayamayacağımız kadar fabrikalar yapılmıştır.

Atatürk döneminde gerçekleştirilen fabrika ve işletmelerin ve daha sonra kurulan diğer işletmelerin hemen hemen hepsi, 1985 yılından itibaren başlatılan özelleştirmeler sonucunda yerli ve yabancı özel sektörün eline geçmiş, içi boşaltılan bir kısım kuruluşlar da çeşitli kuruluşlara devredilmiştir.

Atatürk dönemi ile bugünkü uygulamalar arasındaki temel fark, birinde devlet yabancıların elindeki varlıkları millîleştirip bunlara daha fazlasını ve yenilerini ilave ederken, şimdi elde ne varsa satılmakta ve bırakın yerine yenilerinin konulması, devlet tarafından âdeta büyük projeler yapılmamaktadır.

Bu arada, seksen dokuz yılın envanterini ve muhasebesini yaptığımızda, kazandıklarımıza, yaptıklarımıza baktığımız gibi bir de kazanıp da kaybettiklerimize ve yapamadıklarımıza bakmamız gerekir. Bu muhasebeye en çok dokuz yıllık AKP İktidarının ihtiyacı vardır. Dokuz yılda yapılanların mı yoksa satılanların mı daha çok olduğuna bakarsak, AKP İktidarı yapmaktan çok satmıştır. Dokuz yıllık AKP döneminde enerjiden ulaşıma, telekomünikasyondan kimya devlerine kadar pek çok kritik sektördeki bin doksan üç parça, kısım kısım, 40 milyar dolarlık kamu varlıkları satılmıştır. Özelleştirmeden sorumlu eski Maliye Bakanı Sayın Unakıtan’ın “Satışa çıkıyoruz, parayı veren düdüğü çalar. Kârlı-kârsız ne varsa satacağız, ne banka bırakacağız ne fabrika ne işletme, liman da bırakmayacağız, hepsini satacağız.” sözleri Adalet ve Kalkınma Partisinin ekonomi anlayışını ve yönetim anlayışını açıkça ortaya koymaktadır. Eski Maliye Bakanının dediği gibi, AKP ne fabrika ne banka ne işletme ne liman bıraktı, hepsini sattı. Böylece yabancı bankaların payı Türkiye’de yüzde 50’yi aştı.

Sayın Ulaştırma Bakanı özelleştirmeleri eleştirenlere “Bunları alanlar sırtında mı götürüyor?” demiştir. Doğru, fabrikaları, bankaları alan yabancılar bunları sırtlarında dışarıya götürmüyorlar ama her yıl kâr transferleriyle elde ettikleri kârlar sırtlarında yurt dışına götürülüyor.

Dokuz yılda özelleştirmelerden 40 milyar dolarlık gelir elde edildi. Peki, bu paralar nereye gitti? AKP özelleştirmelerden sağladığı bu gelirlerle buna eşit, bunlardan daha büyük yatırımlar mı yaptı, istihdam mı sağladı, işsize iş, yoksula aş mı sağladı? Hiç birini yapmadı. Özelleştirme gelirlerini faiz ödemelerine harcadı, bütçe açıklarına aktardı, borç ödemelerinde kullandı. Peki, borç ödemelerinde kullandı, ne oldu? 2002 yılında toplam borç stoku 221 milyar dolar iken 2011 yılının ikinci yarısı itibarıyla Türkiye’nin iç-dış, tüm özel-kamu toplam borç stoku 538 milyar dolara ulaşmıştır.

Değerli milletvekilleri, süremiz yetmediği için AKP’nin özelleştirmelerinden sadece iki örnek vermek istiyorum: Tekelin alkol birimi 2004 yılında kasasındaki 348 trilyon lira ve 70 milyon Türk lirası değerindeki içkiyle beraber 292 milyon dolara bir konsorsiyuma satılmıştır. Sadece iki yıl sonra, 2006 yılında, sözü edilen konsorsiyum Tekelin içki bölümünün yüzde 92 hissesini Amerikan Texas Pacific Group’a 3 katı fiyatla 810 milyon dolara satmıştır. Yaklaşık bir yıl önce de İngiliz alkol devi Diageo, Türk alkollü içki üreticisi Mey İçkiyi 2 milyar 100 milyon dolara satın almıştır. Diageo, Türkiye’yle gümrük vergisi üzerinde anlaşmazlık yaşıyordu ve altı ay süreyle Türkiye’ye sevkiyat da gerçekleştirememişti. İngiliz firmasının devlete yaklaşık 300 milyon dolar gümrük vergisi borcu bulunmaktaydı; bu da, 6111 sayılı Torba Kanun’la bu borcu da affedilmiştir.

Yine, meşhur, “Sami Ofer” isimli iş adamına TÜPRAŞ’ın yüzde 14,6’sı, kapalı kapılar ardında, ihalesiz bir şekilde satılarak devlet 800 milyon dolar zarara uğratılmıştır ve bu, mahkeme kararıyla da sabit durumdadır.

Yine, gerçek değeri 51 milyon dolar olan Balıkesir SEKA Kâğıt Fabrikası 1 milyon 100 bin dolara satıldı ve bu satışla ilgili âdeta yılan hikâyesi ve mahkeme safahatı devam etti.

Vatandaşın vergileriyle kurulan ve tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan bu kurumları yok pahasına birilerine satmak, âdeta peşkeş çekmek elbette hesabı gerektirir bir durumdur.

Değerli milletvekilleri, hükûmetler, önceden belirlediği bazı yatırım projelerini özendirmek amacıyla vergi kanunlarında teşvik mahiyetinde değişikliklere gidebilir. Vergi mevzuatında yapılan bu tür değişiklikler hükûmetin yatırım ve enerji politikalarının hedeflerini de ortaya koyar. Teşvik politikalarının amacına ulaşabilmesi için bazı ilkelere uygun olması gerektiğini düşünüyoruz ve başlıklar hâlinde sayacak olursak şu şekilde özetleyebiliriz: Öncelikle vergi teşviklerinin gücü abartılmamalıdır. Ekonomik kalkınma için başka düzenlemelere de ihtiyaç duyulduğu unutulmamalıdır. Yaygın vergi teşvik uygulamalarına gidilmemelidir. Rekabet gücünü ve entegrasyonu artıracak, yatırım-üretim-ihracat zincirini kuracak teşviklere öncelik veren politikalar izlenmelidir.

Diğer ilkeleri de ileride konuşma fırsatımız olduğunda ifade etmek üzere muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Faik Öztrak.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken geçtiğimiz hafta Afganistan’da, dün Cizre’de, bugün de Cudi Dağı’nda şehit olan asker ve polislerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 194 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle dikkatlerinizi çekmek istediğim önemli bir husus var. Bu düzenleme, AKP İktidarının son dönemde sıkça başvurduğu bir yöntemle Meclis huzuruna getirilmiştir. Düzenleme ya bürokrasinin süzgecinden kaçırılmak için ya da bazı bakanların karşı iradesi etrafından dolanmak için Hükûmet tasarısı olarak değil bazı milletvekillerinin teklifi olarak Meclis gündemine taşınmaktadır. Her iki durum da son derece sakıncalıdır. Özellikle ekonominin koordinasyonundan sorumlu Başbakan Yardımcısının iradesi etrafından dolanmak için düzenleme bu şekilde getirildiyse ortada ciddi bir sorun vardır ve tek parti hükûmeti kurduğunu sandığımız AKP, çatırdayan bir koalisyona dönüşmektedir. Bu durum, aynı zamanda Hükûmetin karar alma süreçlerinde ciddi sıkıntıların yaşandığına ve ciddi yönetim zafiyetlerinin başladığına işaret etmektedir. Bu husus yabancı yatırımcıların, yerli yatırımcıların da gözlerinden kaçmayacaktır. Hem dünyadaki ekonomik koşullar hem de İktidarın eylemleri sonucunda Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu dönem, karar alma zafiyetlerini kaldırabilecek bir dönem değildir.

Değerli milletvekilleri, teklifin 2’nci maddesiyle yap-işlet-devret modeli kapsamında gerçekleştirilen projelerle ilgili olarak genel bütçeli idareler için tanınmış belirli istisnaların kapsamı tüm özel bütçeli kuruluşları da kapsayacak şekilde genişletilmektedir. Bu düzenlemenin ekonomiye, hazinenin finansman dengesine yapacağı etkiler ve diğer politikalarla tutarlılığı acaba incelenmiş midir? Bir yandan cari açığı azaltmaya çalışıyorsunuz, diğer yandan bu teklifteki düzenlemelerle özel sektörün yap-işlet-devret kapsamında dış borçla yapacağı altyapı yatırımları üzerindeki sınırlamaları kaldırıyorsunuz, özel sektörün bu yatırımlarda kullanacağı dış kredilere de örtülü hazine garantisi veriyorsunuz. Biraz önce Sayın Bakan “Garanti vermiyoruz.” dedi.

Değerli arkadaşlar, eğer siz şunu söylerseniz: “Özel sektör bu projeyi beceremediğinde, başaramadığında onun kullandığı kredileri ben hazine olarak devralacağım, devralabilirim.” dediğiniz andan itibaren örtülü garanti veriyorsunuz ve önümüzdeki dönemde öyle günlere gidiyorsunuz ki bu da yetmeyecektir -Sayın Bakan, buradan ifade ediyorum- o şirketler, size kredi verecek olan bankalar bu maddeyi işleteceğinize dair Başbakan imzalı garanti mektubu da isteyecektir. Türkiye buralardan geçmiştir, maalesef hızla yeniden o günlere doğru dönmekteyiz.

Şimdi, bu yatırımları yurt içi tasarrufları artırarak yapsanız amenna ama cari açığı düşürmekten bahsederken ülkede yatırım-tasarruf açığını ve dış borçları daha da artıracak bir düzenlemeyi Meclisin huzuruna getiriyorsunuz. Bu anlayışla siz bu ülkede cari açığı düşüremezsiniz, yurt içi tasarrufları da artıramazsınız.

Değerli milletvekilleri, teklifi bir defa daha okuyalım, sonra gözlerimizi kapayalım, elimizi vicdanımıza koyalım ve kendimize soralım: Daha önce sözleşmesi imzalanmış ancak finansman çalışmaları tamamlanmamış yap-işlet-devret projeleri için bu kanunun uygulanması ne demektir? Şimdi, resme bir kez daha bakalım. İhaleye çıkacaksınız, şartları belirleyeceksiniz, yükleniciler şartnameye bakıp teklif verecek, birisi kazanacak, sonra zaman geçince bakacaksınız, finansman bulunamıyor, örtülü hazine garantisi vermek üzere kanun teklifi getireceksiniz. Peki, bu ihalenin şartları değiştiğine göre ihaleyi tekrarlamak gerekmez mi? Aksi hâlde ihaleye fesat karıştırmış olmuyor musunuz? Bunun sonucunun yargıda bitebileceğinin farkında değil misiniz? “Yüce Meclisin iradesidir.” deyip bu işten sıyrılabileceğinizi düşünmüyorsunuz herhâlde. Hadi yargıyı vesayetiniz altına aldınız, adaletten artık korkmuyorsunuz, peki, kul hakkından da mı korkmuyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, huzurunuza gelen bu kanun teklifi, belki başta Ulaştırma Bakanlığı olmak üzere bazı yatırımcı bakanlıkları rahatlatacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti hazinesi üzerindeki yükleri arttırmak suretiyle genel ekonomiye ilişkin sorunlarımızı çok daha ağırlaştıracaktır. Benim en çok merak ettiğim konu şudur: Hazineden ve ekonominin koordinasyonundan sorumlu Başbakan Yardımcısı bu yasa teklifi hakkında ne düşünmektedir? İlkin, kendisine bağlı kurumların başkanlık atamalarına ilişkin düzenlemelerde Bakanı devre dışında bıraktınız, şimdi de Hazineyi doğrudan ilgilendiren bir konuda ve açıkçası Hazinenin idari işlemi sayılabilecek bir konuda bu düzenlemeyi onun imzası olmadan Meclise getiriyorsunuz. Hazinenin koşullu yükümlülüklerini arttırabilecek, finansman dengesini olumsuz etkileyebilecek bu düzenleme hakkında Hazine Müsteşarlığı ne düşünmektedir? Davul Hazinenin omzunda, tokmak ise yatırımcı bakanlıkların elindedir. Özel yatırımcılar da Hazinenin taşıyla Hazinenin kuşunu vuracaklardır. Verilen görüntü budur.

Değerli milletvekilleri, bu görüntü dünya ekonomisi hâlen kırılgan bir dengedeyken hiç mi hiç sağlıklı değildir. Bakın, bir süredir Hükûmet belirli bir algı yaratmaya çalışıyor. Buna göre, dünyada gelişmiş ülke merkez bankalarının bastığı trilyonlarca dolar bizim gibi ekonomilere akacakmış, biz de el parasıyla düğün dernek yapacakmışız.

Değerli milletvekilleri, on iki aylık cari açığımız, gerileyen büyümeye rağmen 77 milyar dolara geldi. Türkiye, dünyada Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra en çok cari açık veren 2’nci ekonomi yani mevcut durumu sürdürmek için dolar matbaasının başındaki Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra en fazla dış borca Türkiye’nin ihtiyacı var. Bu size normal geliyor mu? Cari açık istenen hızla düşmüyor. Cari açığın finansmanında sıkıntılar var. Ocak ayında -sıcak para ve doğrudan yatırım dâhil- toplam finansman, on iki aylık cari açığın yüzde 85’ini karşılayabildi; geçen yıl bu yüzde 95’ti. Artık, sermaye piyasalarından cari açığı karşılamakta zorluk çekiyoruz.

Aslında, değerli milletvekilleri, bu teklif de bu sorunu aşmak üzere Meclisin huzuruna getirilmiş vaziyette. Hazine garantisi vereceksiniz ve öyle zannedeceksiniz ki bütün bankalar sıraya girecekler, özel sektörün yap-işlet-devret projelerinin finansmanı için talep ettiği kredileri özel sektöre sağlayacaklar. Böyle bir şey yok.

Bakın, tüm bunlar ortadayken Sayın Başbakan çıkıyor, “Rezervimiz şu kadar.” diyor. Sayın milletvekilleri, hazıra dağ dayanmaz. Geçen yılın temmuz ayından bu yana 14,2 milyar dolar rezerv erittiniz; 14,2 milyar dolar rezerv satıldı. Temmuzda 1 lira 65 kuruş olan dolar, bu kadar satışa rağmen, bugün hâlâ 1 lira 80 kuruşun üstünde. Kaldı ki rezervlerimizin düzeyi, ülkenin cari açığına ve kısa vadeli borçlarına oranlandığında pek çok benzer ekonomi arasında son sıralardayız. Daha iki gün önce Merkez Bankası açıkladı, 2013 yılının Ocak ayına kadar ödenecek kısa vadeli borç 135 milyar dolar. Ben enerjideki artışları falan bir kenara bırakıyorum çünkü onunla cari açık 80 milyar dolara çıkacak. 65 milyar dolarlık cari açığı da bunun üstüne koyuyorum, 200 milyar dolar parayı bulmak zorundayız.

Şimdi, diğer taraftan, kısa vadeli borçlar hızla büyürken uzun vadeli borçlarımız düşüyor. Bankacılık sistemindeki TL mevduatlar da azalıyor. Parası olanlar son dönemde üzerine Tayyip Erdoğan mührü vurulmuş Türk lirasından hızla kaçıyorlar. Paranın değeri de hızla düşüyor. İnsanlar dolar alıp dışarıya gidiyorlarsa bu garantiyle dahi parayı getiremezsiniz. Gelin, borçlara örtülü garanti vereceğinize bu tür yapısal sorunlarla ilgilenin.

Tüm veriler Türkiye’de işlerin çok hassas bir dengede gittiğini açıkça gösteriyor değerli milletvekilleri. Bütçe dengemiz hızla bozuluyor, harcamalar artıyor, vergiler artmıyor. Bu tür borçlanma düzenlemeleriyle de bu sorunu çözmemiz mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, bu nedenle şunu söylüyorum: Yol yakınken gelin bu yanlıştan dönün, Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısını dahi baypas eden bu teklifi geri çekin. Demedi demeyin, ekonomiyi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAİK ÖZTRAK (Devamla) - …çökme noktasına getirecek, güveni azaltacak popülist yaklaşımlardan vazgeçin.

Sözlerimi tamamlarken vatandaşlarımızın Nevruz Bayramı’nı kutluyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztrak.

Madde üzerinde şahısları adına ilk söz, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Yüksel’e aittir.

Sayın Yüksel buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 194 Sıra Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yap-işlet-devret modeli, kamu-özel iş birliği projesinin en yaygın kullanılan modellerinden birisidir. Bir başka model ise, yap-kirala-devret modeli ki, bu, Sağlık Bakanlığının yaptığı uygulamalarda kullanılmaktadır.

Ülkemizde 1994 yılında yasal mevzuatına kavuşan bu model, Avrupa’da da 80’li yılların başından itibaren öz kaynak yatırımlarının alternatifi olarak kullanılmaya başlanmış, son on yılda da, Avrupa ülkelerinin yanı sıra, Latin Amerika ve Uzak Doğu ülkelerinde de oldukça yaygın kullanılmaya başlanmıştır. Birçok ülke, gerek kamu gerekse finans sektöründe bu modelin uygulanmasına yönelik teşkilatlanmaya gitmiş, kamu-özel iş birliği projeleriyle ilgili müstakil birimler kurmuş, modelin tıkanıklılığını gidermeye yönelik yasal düzenlemeler yapmış, bizim de burada bugün yaptığımız ve yapmak istediğimiz de bu yasal düzenlemeleri ve tıkanıklıkları gidermektir.

Kamu-özel iş birliği projelerinin artan önemine paralel olarak projelere temin edilecek finansman ihtiyacı ciddi ölçülerde artmış, projeleri üstlenecek özel sektör firmalarını da, kamuyu da yeni modeller arama yoluna zorlamıştır.

Avrupa ülkelerinde yaşanan finansal kriz kredi piyasalarında da ciddi bir darboğaza neden olmuştur. Tüm ülkelerin bu modelin önünü açmak adına kamu ve özel sektör arasında risk paylaşımını yeniden gözden geçirdikleri ve yüksek, tutarlı finansman temininin gerçekleştirilmesi ve yatırımların hayata geçmesi amacıyla kreditörlere önemli güvenceler verdiklerini görmekteyiz. Kamu-özel iş birliği projelerinin darboğazlarını gidermeye ve modelin etkin işleyişini sağlamaya yönelik tüm çabaların altında yatan temel husus, gerçekleştirilen yatırımların tamamının kamu malı olduğudur. Kim yaparsa yapsın mal sonuçta kamunundur.

Değerli milletvekilleri, şu ana kadar yapmış olduğum açıklamalardan da anlaşılacağı gibi yap-işlet-devret modelinin uygulamasının temel amacı özel sektör dinamiklerini devreye sokarak yatırımların verimli ve hızlı şekilde gerçekleştirilmesini sağlamaktır. Türkiye’nin büyüme hedeflerini gerçekleştirebilmesi için projelerin kısa sürede tamamlanması önem arz etmektedir. Hükûmetimiz tarafından hazırlanmakta olan teşvik paketinin daha genel uygulamaları içeren farklı bir kapsama sahip olduğu da buradan gözlenmektedir.

Bunun dışında ayrıca, tekrar başa dönecek olursak: “Aslında bu uygulamalar sonucunda herhangi bir vergi kaybı yoktur ancak erteleme vardır.” diyebiliriz. Hepimizin gözden kaçırdığı veya görmek istemediği yanı ise uygulama sonucu ortaya çıkacak değerlerdir.

Değerli milletvekilleri, yatırımların tamamlanmasından sonra sağlayacağı gelir, sağlayacağı istihdam, sağlayacağı katma değer mutlaka hesaba katılmalıdır. Ülke insanımıza hizmet olarak dönecek olması da diğer bir pozitif yönüdür.

Sulamada yapılacak yatırımları düşündüğümüzde, yeni sulama sistemleri sayesinde:

Bir: Üretimde verimliliği mutlaka artıracaktır.

İki: Çok daha önemlisi de kıt kaynak olan, dünyamızda çok önemli bir unsur olan suyun tasarrufunu getirecektir.

Yapılacak yüksek kapasiteli yollar sayesinde de daha kolay ulaşım, daha kısa sürede ulaşım, daha ucuz ulaşım, daha güvenli ulaşım, daha az yakıt tüketimi, velhasıl saymakla bitmeyen avantajların hepsi ardı ardınadır.

Dolayısıyla, bu yasanın ülkemize ve yatırımcılarımıza getireceği çok önemli faydaları vardır diye düşünüyor, hepinizi, yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yüksel.

Şahıslar adına son söz Manisa Milletvekili Sayın Recai Berber’e aittir.

Buyurun Sayın Berber. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 194 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gerçekten bu kanun çok teknik bir kanun ve Komisyonumuzda, özellikle Plan ve Bütçe Komisyonunda, hatta alt komisyonda çok detaylı bir şekilde tartışıldı. Burada da konuşmalarını dinlediğim bütün muhalefet milletvekili arkadaşlarımız konuşmalarına başlarken hep “Prensip olarak biz bu düzenlemeyi yerinde buluyoruz.” diye başladılar.

Peki, ben şunu merak ediyorum: Prensip olarak yerinde bulunan bu düzenlemenin detayında takılınan yer nedir? Katma değer vergisi istisnasının getirilmesi vergi kaybı. Bunu Komisyonumuzda da çok tartıştık. Burada mutlak bir istisna ya da muafiyet söz konusu değil.

Bakın, bugün Batı Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamında dönem sonlarında bırakın yatırımcıyı normal işletmelere bile yüklendikleri ama indiremedikleri KDV’ler denkleştirme sonucunda iade edilir.

“Bugün burada kimse yok KDV’yle ilgili veya Maliye Bakanlığından.” deniliyor. Sayın Bakanımızın yanındaki bürokrat arkadaşların bir kısmı Maliye Bakanlığından. Komisyonda da açıklamalar yaptılar. “Burada özellikle kaybedilecek katma değer vergisi bütçede öngörüldü mü?” Değerli arkadaşlar, katma değer vergisi bir hizmet veya malın nihai kullanıcısından alınır. Aradakiler tahsil ettikleri katma değer vergisinden ödediklerini mahsup ederler, çıkarsa, kalırsa bunu öderler devlete, o da nihai olarak kim bu hizmetten yararlandıysa ondan alınan katma değer vergisidir. Dolayısıyla burada henüz…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Kaldırın o zaman hepsini.

RECAİ BERBER (Devamla) – Zaten, özel… Bakın ben burada şunu da belirtmek istiyorum: Yap-işlet-devret bir kamu projesidir, kamu yatırımlarıdır. Hâlbuki biz teşvik kanunlarımızla yirmi yıldır, 1980’den bu yana çıkan bütün teşvik kanunlarında özel sektörün bizatihi kendisine, hiç kamuyla ilgisi olmayan, herhangi bir mal üretecek, herhangi bir hizmet üretecek, teşvikli bölgelerde ya da teşvik standardına sahip yatırımlarda kendilerine ilk verilen teşvik katma değer vergisi istisnasıdır, ithal mallarda ya da yerli üretimde. Şimdi, bu katma değer vergisi istisnasını yüzde 100 özel sektöre ait ve onun tarafından işletilecek olan, yapılacak olan yatırımlarda bile verirken, kamunun burada ödeyicisi olduğu –tabiri caizse- evet bu katma değer vergisini sanki kamu almaktan vazgeçiyormuş gibi.

Değerli arkadaşlar, bu borç alınan bir katma değer vergisi yani siz bu yatırımı yapacak olan işletme sahibine, yatırımcıya, yükleniciye diyorsunuz ki: “Bu yatırımın ana parası için nasıl olsa borç buluyorsun, finansman sağlıyorsun bunun katma değer vergisi için de finansman bul ve bana peşin peşin öde. Sonra bu katma değer vergisini de oradan mahsup edersin.”

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Tüm KDV’leri kaldıralım, KDV olmasın Recai Bey.

RECAİ BERBER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biraz önce burada bu işin erbabı olan arkadaşlar da konuştular. Hele hele kamu yatırımlarının bizim dönemimizde azaldığını söylemek… Herhâlde yani gerçekten birtakım şeyleri gözünü kapatsa bile insan bunu söyleyemez.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - 2012 yılı hedefi negatif.

RECAİ BERBER (Devamla) – Kamu yatırımlarının sadece artık bizim dönemimizde kamu tarafından yapılmadığını, özel sektör tarafından da yapıldığını herhâlde arkadaşlar unutuyor. Bugün havaalanlarını hem yaptırıyoruz hem de üzerinden işletme süresini devrettiğimiz için milyarlarca lira kamuya kaynak alıyoruz ve bu yine o yatırımcı işletmeler tarafından, idarelerimiz tarafından kullanılıyor.

Değerli arkadaşlar, burada bir kapsam genişletilmesinden söz ediliyor. Bir kapsam genişletilmesi de söz konusu değil. Bundan iki yıl önce Karayolları Kanunu’nu çıkardığımızda Karayolları merkezî bütçeye dâhildi, kapsamındaydı, şimdi özel bütçeli kuruluş. Şimdi, değerli arkadaşlar, bu özel bütçeli kuruluşlar bu yatırımlarını yaparken, bu katma değer vergisi istisnası kapsamında devam ettirmek için -zaten kapsamındaydı- şimdi devam ettirmek için 2’nci maddeyle bu yönde bir düzenleme yapılmış oldu.

Ben, şahsen, açıkçası, prensip olarak bu düzenlemelere taraftar olduğunu belirten, katıldığını belirten ve Komisyonumuza da çok katkı sağlayan, teknik anlamda katkı sağlayan muhalefet milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum çünkü gerçekten bunlar -2023- Türkiye’nin ve Türk insanının artık ortak bir “Kızılelma”sı olan, dünyanın ilk on ekonomisi içine girmemiz için olmazsa olmaz projeler. Onun için, bu projelerin gerçekleşmesi adına bütün milletvekillerimizin buna destek vereceğine yürekten inanıyorum, emeği geçen herkese de tekrar teşekkür ediyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Berber.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakan, Denizli-Acıpayam-Narlı-Gürlek-Dalaman arasında şu anda altı saati bulan bir kara yolculuğu var ve zaman zaman yağışlardan oldukça da bozulan bir yol var. Bu yolun Karayolları tarafından yapılması konusunda bir planlamanız var mı? Çünkü Denizli’yi Dalaman’a ulaştıracak, turizmle ulaştıracak, Anadolu steplerini Dalaman’a ulaştıracak, hem hava alanı hem de turizm açısından önemli.

İkincisi, Fethiye-Dalaman arasında biliyorsunuz bir Göcek Tüneli var. Bu tünel 2007 yılında açıldı. Ancak o yörenin insanları günde 3-4 kere geçtiği için, 3-4 lira gibi her geçişte bir ücret ödüyorlar ve oldukça da büyük bir tepki doğuyor. Bu konuda bir çözüm düşünüyor musunuz? Çünkü yirmi altı yıllığına yap-işlet-devret…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Hükûmetiniz 2023 yılına kadar 10 bin kilometre yüksek hızlı tren ve 4 bin kilometre de konvansiyonel hat yapmayı planlıyor ve böyle de kamuoyuna deklare ediyorsunuz sürekli. Bunun da -yıllık maliyetinin- 30 milyar yatırım gerektirdiğini düşünürsek ve 2012 bütçesinden Devlet Demir Yollarına -TCDD’ye- 4 milyon TL ayrıldığını da hesap ettiğimizde ve bu yatırımların da gerçekleşme oranının ortalamasının yüzde 52 olduğunu düşündüğümüzde, bu hedefinizi 2023’te değil de 2053’te gerçekleştirecekmişiz gibi görünüyor. Niye böyle kamuoyunu yanıltıcı rakamlar söylüyorsunuz? Bu hedefi gerçekleştirmek için bu finansmanı nereden sağlamayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, Sayın Bakandan şunu öğrenmek istiyorum: Bu Tunceli Pertek Köprüsü herkesin ağzında, orada çok önemli bir yol, kuzeyi güneye bağlayan bir köprü. Bu köprü yapılacak mıdır? Yapılmasıyla ilgili olarak herhangi bir proje çalışması var mıdır, ne safhadadır?

Bir de Tunceli Ovacık ilçesiyle İliç arasında 60 kilometrelik yol var. Bu yol yapıldığı takdirde Tunceli ile Ankara arası 300 kilometre kısalıyor. Bunun 20 kilometresi il özel idaresi kaynaklarıyla yapılmış, gerisi duruyor. Bunu hemen yapmayı düşünüyor musunuz?

Bir de Tunceli Pülümür yol ayrımından Nazımiye ve Karakoçan’a giden bir yol var. Bu Nazımiye yolu da çok dar bir yol. Bu yolu ne zaman yapacaksınız?

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Benim birinci sorum şöyle: Bu Şırnak Cudi Dağı’nda çatışmada 4 tane polis Allah’ın rahmetine kavuşuyor. Bunlardan 1 tanesi Adanalı, yarın Cenabıhak nasip ederse cenazesine katılacağız. 1 tanesi de Kozanlı, yaralanan, telefonla “Anne vuruldum.” diyor. “Ah oğlum, vuruldun mu?” diyerek ağlıyor, dolayısıyla şok krizine giriyor. Ben acil şifalar dilerken… Şimdi bu kanun görüşülürken Hükûmetin sözcüsü sağlıkta her şeyin iyi olduğunu söylüyor, yeni sağlık komplekslerinin kurulacağını söylüyor. Bu kanun da KDV kanunu, dolayısıyla sağlık sektörüyle ilgili bütün iyi şeylere rağmen, özelleşme yapılması istenmesine rağmen bir türlü de sağlıklı özelleşme yapılamıyor. Dolayısıyla “Adana’da bir hastane yaptık.” dediler; on beş yirmi gün sonra “Olmadı, tekrar ihale açacağız.” dediler, araştırma hastanesi. Ben, bu kanun çıkarsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakandan öğrenmek istiyorum. Tokat-Turhal arasında iki organize sanayi bölgesi, Gaziosmanpaşa Üniversitesi kampüsleri, bir ilçe, yirmi beş tane de köy vardır. Yoğun yerleşimden dolayı 2001-2002 yıllarında toplu taşıma yapılabilmesi için demir yolları kurulması düşünülmüştü. Bu yönlü olarak da fizibilite çalışmaları yapılmıştı. Bu çalışma şu anda ne durumdadır, gerçekleşme şansı var mıdır? Tokat halkı bunu öğrenmek istiyor.

İkincisi: Bakü-Tiflis-Kars demir yolu çalışmasında son durum nedir? Ne zaman bitirilecektir? Planlamaya göre çalışmalar devam etmekte midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Demir’in sorusu Denizli-Acıpayam-Dalaman yolu, Fethiye-Dalaman arasında Göcek Tüneli’yle ilgili. Bu projelerin detaylarıyla ilgili yazılı olarak cevap vereceğim. Göcek Tüneli biliyorsunuz yap-işlet-devret modeliyle yapılmış bir projedir. Bu konuda yap-işlet-devret sözleşmesinde belirtilen şartlar dâhilinde işletme devam etmektedir. Ancak buradaki ücretlerin pahalı olduğu yönünde bizlere de şikâyetler gelmektedir. Burada yapacağımız şey alternatif gidişin genişletilmesidir, bölünmüş yol hâline getirilmesidir, o konuda da çalışmalarımız devam ediyor.

Sayın Akar, 2023 demir yolu hedefleriyle ilgili hesaplarımız çok detaylı bir şekilde yapılmıştır, 4 bin kilometre konvansiyonel, 10 bin kilometreye ulaşacak yüksek hızlı tren projeleri mevcuttur, gerek zaman planlaması gerekse mali planlaması yapılmıştır, bu konuda herhangi bir sıkıntı söz konusu değildir.

Sayın Genç, Pertek Köprüsü… Malum, orada baraj altında yol kaldığı için oldukça büyük bir projedir ve yakın vadede programımızda yer almamaktadır. Ancak Nazımiye-Karakoçan yolunda geçmiş yıllarda bir iyileştirme yapılmış olup, bu yıl da iyileştirme çalışmalarına devam edilecektir.

Sayın Halaman, özetle bu KDV uygulamasının sağlık sisteminin iyileşmesine katkısı olacak mı? Tabii ki bu şehir hastaneleri sağlık komplekslerinin yapımını hızlandıracak, bu anlamda fiziki mekân ihtiyacının daha da iyiye götürülmesi bağlamında faydası olacaktır.

Sayın Doğru, Tokat-Turhal yolu programdadır, bu sene burada çalışmaları başlatıyoruz.

Bakü-Tiflis-Kars Projesi’nin de 2013 yılı itibarıyla bitirilmesi hedefleniyor. Şu anda Gürcistan tarafında tünel yapım çalışmaları devam ediyor, 4 kilometrelik tünel inşaatı devam ediyor. Bir kısmı Türkiye sınırları içerisinde, bizim taraf bitti, şimdi Gürcistan tarafını yapıyoruz.

Bu çalışmalara Kars istasyon çalışmaları da dâhil edilmiştir, proje ikmal inşaatı da 26 Martta gerçekleşecektir. Dediğim gibi, 2013 yılı itibarıyla, burada, eğer Gürcistan tarafı da aynı şekilde ve Tiflis-Bakü tarafı da paralel olarak tamamlanırsa işletmeye açmamız mümkün olacaktır. Doğrusu, tabii bu, üç ülkeyi ilgilendiren bir proje olduğu için burada koordinasyonda zaman zaman sıkıntılar yaşanmakla beraber proje şu anda iyi gidiyor ama beklediğimiz süreden biraz uzadı; o da arazi şartlarında beklenmedik durumların ortaya çıkmasından dolayı.

Sayın Başkan, bu vesileyle, ben sayın konuşmacıların özellikle üzerinde durduğu bir hususu da genel olarak değerlendirmek istiyorum, o da şudur: Bu yatırımlar bütçe imkânlarıyla yapılamıyor, yapılsa da çok zaman alıyor, ihtiyaçlar değiştiği hâlde projeler bir türlü gerçekleştirilemiyor. O yüzden, bu yap-işlet-devret projeleri genel bütçenin yetersiz olduğu yerde geliştirilen bir modeldir, dünyada uygulanıyor, Türkiye’de de başarıyla uygulandı. Bizim 123 milyarlık dokuz yıllık yatırım içerisindeki payı yüzde 16’ya ulaşmıştır ve çok önemli bir… Havaalanları, deniz limanları ve şimdi otoyollarda olmak üzere başarılı uygulamalar da mevcuttur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Madde üzerinde iki önerge vardır.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 194 sıra sayılı kanun teklifinin 2 nci maddesinde yer alan “merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin” ibaresinin “5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) ve (II) sayılı cetvelde yer alan kamu idarelerinin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                            Ali Halaman                               Alim Işık

                  Manisa                                     Adana                                    Kütahya

            Özcan Yeniçeri                          Oktay Vural                         Mustafa Kalaycı

                  Ankara                                      İzmir                                      Konya

                                                        Emin Haluk Ayhan

                                                                  Denizli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 194 sıra sayılı yasa tasarısının 2. maddesinin me-tinden çıkartılmasını arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Kazım Kurt                          Ali Rıza Öztürk

                 İstanbul                                  Eskişehir                                   Mersin

         Ali İhsan Köktürk                      Bülent Tezcan                            Özgür Özel

               Zonguldak                                  Aydın                                     Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, önce MHP konuşsun da geliyor bizim arkadaşımız.

BAŞKAN – Yok, sizinkini okuttum şimdi; ona katılmadılar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Önce MHP konuşsun.

BAŞKAN – Sizin adınıza mı Sayın Akçay konuşacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır efendim. MHP önergesinde konuşsun, arkadaşımız geliyor.

BAŞKAN – Olmaz ki, İç Tüzük’e tamamen aykırı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Peki efendim.

BAŞKAN - O zaman gerekçeyi okutalım ya da birisi çıksın konuşsun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Özel…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce heyecandan gençliğime yapmış olduğunuz iltifata teşekkür edememiştim. Herhâlde siz kendinizden biliyorsunuz işi. Genç olmanın ne demek olduğunu en iyi siz bilirsiniz efendim.

Şimdi, grubumuzun vermiş olduğu, arkadaşlarımızla birlikte verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum.

Biraz önce, bu yap-işlet-devret modeliyle yapılacak olan çalışmaların sağlık alanına olan etkilerinden biraz bahsetme fırsatı bulmuştum.

Sağlık, taşeronlaşmanın Türkiye’de en yoğun olduğu alandır. Sağlık alanında tam 135 bin adet taşeron işçi çalışmaktadır. Bu taşeron işçilerin sağlık alanında çalışıyor olmasını uzun süredir hem sağlık meslek örgütleri hem de muhalefet partileri eleştirmektedir. Ancak hem Sağlık Komisyonunun Değerli Başkanı Sayın Cevdet Erdöl hem de Sayın Bakanımız bu sağlık hizmetlerindeki taşeronlaşmanın sadece yardımcı hizmetlerde olduğunu, ana hizmetlerde bir taşeronlaşma faaliyetinde bulunulmadığını ifade etmektedir. Ancak sağlık öyle bir alandır ki, doktoru, hemşiresi, hasta bakıcısı ve hastanedeki bütün yardımcı personeliyle tam bir ekip işidir. Bunun en iyi örneği Manisa Akıl Hastanesinde geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkmış olan ve devletimize emanet edilmiş olan akli melekeleri yerinde olmayan insanlara hastanede temizlik adına gelmiş olan personel tarafından yapılan kötü muamelelerdir. Siz eğer taşeron sistemini savunursanız, “Daha ucuz olduğu için özlük hakları devlette birikmiyor, kıdem tazminatından kurtuluyoruz, emekliliğiyle ilgili kaygılar bizim üzerimizden gidiyor.” diye düşünerek taşeronlaşmayı savunduğunuz noktada sağlık alanında bu bir faciayla sonuçlanmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi taşeronlaşmanın her türlüsüne karşıdır ama en çok da sağlık alanındaki kısmına karşıdır. Yap-işlet-devret modelinde ise bugünlerde ortaya çıkarılmaya çalışılan durum, biraz önce ifade etmeye çalıştığım gibi, arsası devletten, yıllarca kira şeklinde ödenen ve yapılan yatırımın 4-5 katı para devlete mal olacak, laboratuvarın işletmesi şirkete devredilmiş, âdeta bir işletmeci mantığıyla da baksanız, bir altın yumurtlayan tavuğun kesilmesi, daha doğrusu birisine bedelsiz, bedelinin çok altında verilmesi âdeta bir kıyak yapılması noktasıdır. Kaldı ki burayı bir sağlık hizmeti sunulan yer olarak düşündüğünüzde bir kere açıkça Anayasa’ya aykırılık teşkil etmektedir çünkü Anayasa’nın ilgili maddesi devletin kamu hizmetlerini devlet memurları eliyle sunmasını ifade etmektedir. Devlet memuru eliyle sunulması anayasal bir zorunluluk olan sağlık hizmetleri zaten belli alanlarda taşeronlarla yürürken şimdi de bu yap-işlet-devret modeliyle, işte laboratuvarda çalışanlarıyla… Bunun yanında öyle bir nokta var ki gasilhanesinden morguna kadar buraları bu şirketler işletecektir.

Sağlık Bakanı zaman zaman övünüyor “Bizim dönemimizde hastanelerde rehin kalmadı.” diye. Şimdi siz, o hastanelerin, uluslararası sermaye tekellerinin işlettiği bu hastanelerin parası ödenmediği takdirde, gasilhanesinden veya morgundan hastanın teslim edilmediği durumda “Ben, bu devletin Sağlık Bakanıyım, ben buna izin vermem.” deyin bakalım. Zaten aksine birçok örnek var, Sağlık Bakanımız geçtiğimiz dönemlerden birtakım fotoğraflar buluyor ve şöyle bir algı yönetimi yapıyor: “Biz gelmeden önce, işte kızak sırtında hastalar giderdi, şimdi kızaklı kar araçlarıyla hastaları taşıyoruz.” diye. Oysa, Sabah gazetesinin 2011 Mart ayındaki sayısında -çünkü Bakan başka gazeteleri referans almıyor ama Sabah’tan daha inandırıcı olarak okuyor herhâlde haberleri- “At sırtında doğuma gittiler.” diye bir haber vardır. Bu, Sağlık Bakanımızın yaptığı o algı yönetiminin aynısı. Bir sonraki Sağlık Bakanı da çıkarıp “At sırtında götürüyordu bunlar. Şimdi, biz, bu helikopterlerle bunu taşıyoruz.” noktasına getirecek.

Ama çok açık ve net olarak şunu söylemek gerekir: Sağlık bütüncül bir hizmettir; taşeron eliyle yapılması da yanlıştır, yap-işlet-devret modeliyle birilerine terk edilmesi de yanlıştır.

Her geçen gün biraz daha sermayeye açılan bu alana, sağlıkla ilgili hastanelerin de dâhil edilmesini son derece sakıncalı olarak görüyoruz ve devletin asla el çekmemesi gereken eğitim, sağlık ve güvenlik alanlarından el çekmesini de son derece tehlikeli buluyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 194 sıra sayılı kanun teklifinin 2 nci maddesinde yer alan “merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin” ibaresinin “5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) ve (II) sayılı cetvelde yer alan kamu idarelerinin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                      Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2’nci madde üzerinde verdiğimiz önerge hakkında söz aldım. Muhterem heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi, genellikle iktidar milletvekili konuşmacı arkadaşlarımız da zaman zaman temas ettiler “Madem ilke olarak doğru buluyorsunuz, niye eleştiriyorsunuz?” diye. Şimdi, tabii biz ilkelerimizi öncelikle ortaya koyuyoruz ve bu kanunun daha iyi bir şekilde çıkması için de hem eleştirilerimizi yapıyoruz hem de önergelerimizi getiriyoruz. Bu önergemiz de bu mahiyettedir.

Değerli milletvekilleri, “Kaş yaparken göz çıkarmamak.” diye bir söz vardır. Bu deyim yerindeyse, bu 2’nci maddede yapılan değişiklik, ileride kaş yaparken göz çıkartılabilecek bir düzenlemedir. Onu da mümkün olduğunca izah etmeye çalışalım.

Bu yap-işlet-devret projelerinde genel bütçeli idarelerin işletme süresi içinde taahhüt ettikleri garanti kapsamındaki ödemelerin, kanunda belirtilen sınırlara tabi olmadan ilgili idarenin bütçesinden ödeneceği belirtilmektedir ve istisnai bir düzenlemedir ve bir ödeme limiti bulunmamaktadır ve bu ödemeyi de sadece genel bütçeli idareler yapabilmektedir. Genel bütçeli idareler de 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kanunu’nun (I) sayılı cetvelinde sayılan kurumlardır ki sayıları da 54’tür.

Bu kanun teklifinin 2’nci maddesinde yapılan değişiklik ile yap-işlet-devret projelerinde ödeme yükümlülüğüne girme yetkisi, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerine de verilmektedir. Böylece, (I) sayılı cetvele ilaveten (II) sayılı cetveldeki özel bütçeli 50 kurum ve (III) sayılı cetveldeki düzenleyici ve denetleyici 10 kurum daha ilave edilerek, limitsiz ödeme yapabilme imkânına kavuşan kurum sayısı 54’ten 114’e çıkarılmaktadır.

Kurum sayısının bu kadar artmasının, kamunun borçlanma kapasitesi ve borçlanma yükü üzerinde ciddi bir belirsizlik ve baskı yaratması kaçınılmaz olacaktır. Belki bu, bugün itibarıyla yapmayacaktır ama önümüzdeki yıllar için belirsizliğin olmayacağını hiçbir zaman garanti edemezsiniz. Tabiatıyla, bütçe yükünün de zorlanacağı açıktır.

Bu değişikliğin, genelde komisyon görüşmelerinde Karayolları için yapıldığı ifade edildi. Bu da anlaşılır bir durumdur yani buna itiraz ettiğimiz de yok. Ancak o zaman kurumların tek tek sayılması gerekir. Kanun teklifinin 2’nci maddesiyle genel bütçeli idarelere tanınan bu üst limitsiz ödeme imkânı merkezî yönetim kapsamındaki tüm idarelere tanınmaktadır ki bunun da kontrolü oldukça güç olacaktır ve bu genişlemenin yol açacağı risklerin karşılanması ve öngörülmesi ciddi bir müşkülat yaratmaktadır.

Türk mali sistemi, hazinenin verdiği garantilerle ilgili olarak geçmiş dönemlerde çok ciddi sıkıntılar yaşamıştır. 2001 ve 2002 yıllarında Türk mali sistemi yeniden yapılandırılmış, özellikle vergi sistemi, bütçeleme teknikleri ve ihale mevzuatıyla ilgili çok ciddi düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemeler, Türk mali sistemini Avrupa Birliği standartlarında hesap verebilir, şeffaf bir mali sistem oluşturulması amacıyla atılmış büyük adımlardır. Bu yönde yapılan düzenlemelerin en önemlilerinden birisi de yine Milliyetçi Hareket Partisinin iktidar ortağı olduğu 9 Nisan 2002 tarihinde çıkartılan 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlemesi Hakkında Kanundur. Mali disiplinin sağlanması açısından hazine garantilerine limit ve sınır getirilmesi çok büyük önem arz etmektedir. Bu kanun, iç ve dış borçlanmaya, hazine garantilerine ilişkin bazı düzenlemeler ve kurallar getirmiştir. Garantisiz borçlara, hibelere, hazine alacaklarına ilişkin bazı kurallar söz konusudur ve en önemlisi de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - …hazine sistemi bir risk yönetimiyle tanışmıştır.

Şimdilik düşüncelerimi bu şekilde ifade ediyor, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- 3996 sayılı Kanuna 11 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 1l/A maddesi eklenmiştir.

“Kredi Üstlenimi

MADDE 1l/A- Görevli şirket ile yapılacak sözleşmede, sözleşmenin feshedilerek yatırım ve hizmetin süresinden önce ilgili idare tarafından devralınması halinde, görevli şirket tarafından temin edilen dış finansmanın, gerçekleştirilmiş yatırım ve hizmetlere ilişkin kısmının idare tarafından üstlenilmesine, gerçekleştirilmemiş yatırım ve hizmetlere ilişkin kısmının ise idarenin talebine bağlı olarak kullanılabileceğine ilişkin hükümlere yer verilebilir.

Genel bütçe dışındaki kamu kurum ve kuruluşları ile bağlı ortaklıklar ve mahalli idareler tarafından gerçekleştirilen yatırım ve hizmetlere yönelik sözleşmelerin feshedilerek yatırım ve hizmetin süresinden önce ilgili idareler tarafından devralınması halinde, yatırım ve hizmetlerin finansmanı amacıyla temin edilen dış finansmanı üstlenmeye söz konusu idare yetkilidir. Bu idarenin, özel bütçe kapsamında olması halinde, söz konusu dış finansmanın, ilgili idarenin bağlı olduğu bakanlığın teklifi üzerine ilgili idare tarafından ya da ilgili idarenin bağlı olduğu Bakanın talebi Hazine Müsteşarlığı’nın bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine Hazine Müsteşarlığı tarafından üstlenilmesine karar vermeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

BAŞKAN – Madde 3 üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan’a aittir.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 194 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek için söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu teklifte Katma Değer Vergisi Kanunu, yap-işlet-devret modeline ilişkin kanun, Kamu İhale Kanunu olmak üzere üç kanunda değişiklik önerilmekte, daha doğrusu teklif edilmektedir. Genel gerekçede 3996 sayılı Kanun çerçevesinde -bu yap-işlet-devrete ilişkin kanundur- bununla ilgili ifadeler var. Buradan şu sonuç çıkıyor: Diyorsunuz ki: “KDV Kanunu yatırıma engel, bu olmaz.” Peki, ne olur? “Yap-işlet-devretten KDV’yi kaldıralım. KDV kalkınmaya engel oluyor, KDV’yi kaldırmamız lazım.” Peki, kaldırın.

Esasında 3’üncü maddeyle yap-işlet-devret kapsamındaki proje sözleşmelerinde genel bütçe açısından, kamu kurum ve kuruluşları ile bağlı ortaklıklar ve mahalli idareler tarafından gerçekleştirilen yatırım ve hizmet sözleşmelerinin feshedildiğinde idare bunu devir alırsa nihai olarak hazine tarafından dış finansman üstlenilmesi sağlanıyor. Bunun adı “örtülü garanti” kim ne derse desin. Bu, kamu finansmanıyla ilgili Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun’la uyuşuyor mu? Konuştunuz mu Hazineyle? Meçhul. Onlar ne diyor, bilemiyoruz.

Şimdi, ama işin esası nereden geliyor, ona bakmamız lazım. Türkiye ekonomisi tasarrufların en düşük olduğu düzeyde. AKP sayesinde yüzde 12’lere düştü. Kaynak bulamıyorsunuz, yok. Özel sektörde de yok, kamuda da yok. Siz diyorsunuz ki, KDV’yle ilgili vaziyeti kaldırırsak rahatlarsınız. KDV’nin falan da iyi olduğu yok. Şubat ayı sonuçlarına bir bakın. Dâhilde alınan KDV yüzde 6 civarında, ithalde alınan KDV de yüzde 3 civarında artıyor. Baktığınız zaman reel olarak gerileme var. Şimdi buna baktığınız zaman zaten tasarruflarda probleminiz var. İşin özü burada. Siz önce kendimiz yapacağız dediniz çıktınız, yapamadınız. Özel sektörden talep gelmedi.

Şimdi, maliyeti düşürelim diyorsunuz ama bu, maliyeti falan düşürmez, ihale bedelini düşürür. Size sonra neye mal olacağı, o hazineye gelip üstlendiğiniz hadiseyle ortaya çıkar.

Bakın, basında ne diyor? “Türkiye tasarruf etme liginde en dipte.” Bu sizin için övünülecek bir mesele falan değil. Bunu bir kere kabullenin. Beklentilerin kötüleştiği ortada. En kötüsü, böyle kötü bir dönemde bölgedeki jeopolitik risklerin artmakta olduğu bir zamanla bunun örtüşmesi. Bu çok kötü bir şey. Böyle bir zamanda dış kaynak bulmak elbette zorlaşacak. Şimdi, gazetelere bakın, bu emeklilik fonlarından falan bahsediyorlar. Oradan da Hükûmet Türkiye’ye bir kazık yedirmesin, ona bir dikkat edin, altında ne var?

Tasarrufların dibe vurduğu bir dönemde vatandaşların yüzde 45’inin gelirlerinden çok daha fazla harcadığı Hükûmet tarafından açıklanıyor Sayın Bakan. Bunu Başbakan yardımcısı söyledi. AKP iktidara geldiğinde hane halkı gelirinin 100 lirasının 5 lirası borca giderken, bugün 45 lirası borca gidiyor. İşin temelinde bu var. Türkiye, atılan jetona göre oynayan, oynandığı söylenen bir Hükûmetin, tasarruf konusunda da jetonunun yeni düştüğü anlaşılmaktadır. Şimdi, burada iktidar sözcüleri şunu söylüyor: “Ya biz yatırımları yağdırdık.” Allah’tan korkmak lazım. Reel olarak 2012 yılında yatırımların, kamu sabit sermaye yatırımlarının artış hedefi negatif. Önümüzdeki şu 2012 yılı programında Bakanlar Kurulu kararı eki, sizin imzanız altında olan bir şey bu. Burada yazıyor. Ondan sonra kimler taraftarmış? Muhalefet bu hadiseye taraftarmış. Ya siz cesaret edip şunu kanun tasarısı olarak veremiyorsunuz ama buraya kanun teklifi olarak verenler bunu savunamıyor, Bakan gelip savunmak zorunda kalıyor. AKP grup başkan vekili, hangi projeye münhasır olduğunu söylüyor. Siz bunları biliyorsunuz Sayın Bakanım. Eğer gerçekten bu gerekliyse geçirin normal prosedüründen, tasarı olarak verin. Buna mecburiyetiniz var demiyorum ama açıklamalarınızdan o anlaşılıyor.

Şimdi, bakıyorsunuz, Hazine ne diyor, Maliye ne diyor? Sanki buradaki iktidara mensup arkadaşlar konuşuyorlar, biz konuşmuyor muyuz? Gidip konuştum, “Bu 2012 yılı programında var mıydı böyle bir şey?” dedim. “Yok.” O zaman sizin için bu yazılanların çizilenlerin, buradaki görüşmelerin hiç önemi yok. Akşam gidiyorsunuz, “Bunu yapmamız lazım.” diyorsunuz, yarın geliyorsunuz, bu kanun teklifi olarak… Tasarı olarak verirsiniz siz onu da süreyi uzatıyor, oluyor da kamuda karşı çıkan oluyor, oluyor da bazen bazı bakanların vicdanı razı olmuyor, karşı çıkıyor diye ne yapıyorsunuz? Teklif olarak getiriyorsunuz. Bu arkadaşlar bunu yapıyor diye söylemiyorum, her konuda böyle, artık tasarılar teklife dönmeye başladı. Bu, gerçekten, Hükûmetin de, ülkenin de ekonomik anlamda itibar kaybına uğramaya başladığının bir açık ve seçik delilidir.

Ben şimdi size soruyorum: Denizli’de Denizli milletvekilleri, iktidara mensup arkadaşlar seçim boyunca hızlı tren türküsü söylediler; bununla yapıyor muyuz, bu hâliyle yapıyor muyuz, yapabiliyor muyuz? 2023’e kadar millî eğitimde, sağlıkta, burada ne yapıyorsunuz? Ha bire ihale yetkisi alıyorsunuz, ha bire taahhüt yetkisi alıyorsunuz. Bu, Parlamentonun dışına taşma hadisesidir. Önümüzdeki dönemde ne olacağı belli mi, işlerin nasıl gideceği belli mi, dünya konjonktürünün ne yapacağı belli mi? Şimdi, bunlara çok iyi bakmak lazım.

Bakın, gazetelere baktığınız zaman, ekonomik yorumlara baktığınız zaman, yandaşları bir tarafa koyduğunuz zaman, işsizlikte tek haneye veda nidaları atılmaya başlandı; bunların farkında mısınız? Bakın, Moody’s on üç Türk bankasının kredi notunu negatif izlemeye aldı. Diğerleri sizinle ilgili, Hükûmetle ilgili müspet şey söylediği zaman onurlanıyorsunuz, gururlanıyorsunuz, doğal ama menfi söylendiği zaman bunun yalan olduğunu söylüyorsunuz ama bunun yalan olduğunu söyleyen, birkaç gündür hiç kimse çıkmadı, Hükûmetten falan bir açıklama gelmedi, bankalardan da gelmedi.

Şimdi, Çek Yasası çıkardınız, emin olun, 100 bin kişi cezaevine gireceği için, ondan korktuğunuz için çıkardınız. Çünkü neden? Orada da sıkıntı var. Bakın, Çek Yasası’yla ilgili İstanbul Ticaret Odası Başkanı ve diğer oda başkanlarının söylediklerini söyleyeyim: Çek Yasası’ndan yakınmalar gelmeye başladığı, çekin ödeme aracı olmaktan çıktığı, sigorta kapsamına alınmasının talep edildiği, yeni yasanın hülle iflasları artırdığı, karşılıksız çeklerin iki ayda yüzde 10 arttığı, mal satanların artık ek teminat istediği, mal alımında sıkıntıların başladığı, aslında Hükûmetin Çek Yasası’ndaki değişiklikleri, cezaevindekinden fazla mahkûmun cezaevine girmemesi için çıkardığı; bunlar konuşuluyor, her yerde söyleniliyor. Zaten, siz, kamu finansmanından para bulsanız, bunu bütçeden yapacaktınız. Durum iyi olsaydı, fevkalade iyi olsaydı, bunu böyle yapacaktınız. İktidara mensup arkadaşlar bize söylüyorlar “Ya, şu kanuna, bir de mahallî idareleri sokuverelim.” diye. Size belki söylemiyorlar. Gelin, bir bakalım ne oluyor ne bitiyor.

Şimdi, buradan özellikle ifade etmek istediğim bir şey var: Gelin, bu yasama düzenini normal şekle sokalım, bu Meclisi germeyelim, doğruları vatandaşa söyleyelim. Ben, teknik anlamda çok detay bir konuşma yapabilirdim ama sizin ihtiyaçlarınızı, zorluklarınızı bildiğim için genel anlamda bir konuşma yaptım. Ama bunları da vatandaştan ne yapmak lazım, saklamamak lazım, çok net ve açık bir şekilde bunu izah etmek lazım.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Müslim Sarı. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Sarı.

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

194 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, ben aslında filmi biraz geri saracağım, biraz hafızalarımızı tazelemek istiyorum, 2001 yılına gitmek istiyorum, kriz yılına.

2001 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarihin en büyük krizlerinden birini yaşıyordu ve bu krizde anlaşıldı ki Türkiye hükûmetinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük problemlerinden biri mali disiplin sorunuydu. Gerçekten, 1980’li ve 90’lı yıllarda Türkiye çok ciddi kamu açıkları vermişti, bu kamu açıklarını kapatmak için hem içte hem dışta ciddi anlamda borçlanmıştı. Daha sonra bu borçlar sürdürülemez hâle geldi. Borçları çevirebilmek için yeniden borçlandık ve bu, kartopu etkisi gibi, Türkiye ekonomisini 2001 yılında duvara toslattı. 2001 yılından sonra, mali disiplini sağlamak üzere bazı önlemler alındı, bir mali kural belirlendi. Bunun en önemlisi faiz dışı fazlaydı. Faiz dışı fazla politikasıyla hem piyasaya bir sinyal verilecekti hem de kamu maliyesinde bir disiplin sağlanacaktı ve bu disiplin sayesinde kamu borçları sürdürülebilir hâle gelecekti. Fakat bir müddet sonra anlaşıldı ki faiz dışı fazla politikası kamuda mali disiplini sağlamak için tek başına yeterli değildir. O zaman ne yapmak gerekir? O zaman bu mali uyumun çerçevesini bazı mevzuatla güçlendirmek gerekir. Neden? Çünkü kamu hesapları şeffaf değildi, çünkü kamu hesapları Avrupa Birliği standartlarında değildi, çünkü kamu hesaplarının içinde koşullu yükümlülükler vardı. İlk başta baktığınız zaman toplam açığı göremiyordunuz, toplam açık gizleniyordu başka kalemlerde. İşte, bunun için bir dizi yasa, bir mevzuat oluşturuldu.

Neydi mesela bunlardan biri? 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu. Bu çok önemliydi, muhasebe standartlarını uluslararası standartlara uygun hâle getirmek için düzenlenmiş bir kanundu. Çeşitli tanımlar yapılıyordu, merkezi yönetim bütçesi tanımlanıyordu, bütçe yeniden tanımlanıyordu, alt hesaplar yeniden oluşuyordu.

Bir başkası Kamu İhale Yasası’ydı; kamu alımları şeffaf olsun, hiçbir suistimale yer verilmesin, açık olsun… Kamu alımlarında ciddi bir kurallar silsilesi oluşturulmuştu. Bu da kamu alımları açısından önemli bir alanı düzenliyordu.

Bir başkası, asıl benim tartışmak istediğim, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’du. Bakınız, bu Kanun’a gelene kadar hazinenin borçlanmasını düzenleyen yeknesak, yetki alabileceği bir kanun yoktu Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinde; başka yollarla, başka kanunlara atıf yapılarak borçlanılıyordu. Borçlanmalarda kural yoktu; kafamıza göre, açık ne olursa olsun borçlanıyorduk.

Şimdi, bu Yasa birtakım düzenlemeler getirdi. Ne getirdi? Mesela borçlanmaya sınırlar getirdi, hazine garantilerine limitler getirdi, risk yönetim teknikleri getirdi, hazine borcunun daha etkin risk yönetim tekniklerine göre yönetilmesinin esasları oluşturuldu ve en önemlisi -bugün aslında bu Yasa’yla bunda çok geniş bir istisna açtığını düşündüğüm- kamu borçlanma limitlerine ek olarak hazine garantilerine limitler getirdi.

Şimdi, hazine garantileri literatürde “koşullu yükümlülükler” olarak bilinen, bir koşul gerçekleştiğinde bir yükümlülüğe dönüşen ama o koşul gerçekleşmediği sürece hep bir risk unsuru olarak kamunun üzerinde duran kavramı ifade eder.

Şimdi, bakınız, biz bunu aslında görev zararları olarak 2001 yılında gördük. Bankalara birtakım görevler verilmişti. Bu görevler yerine getirilmediğinde bankalar görev zararıyla karşı karşıya kaldılar ve biz bu görev zararlarını çok yüksek miktarlarda kamu kâğıdı çıkararak ödemek zorunda kaldık.

Bir başkasını mahallî idarelerde gördük. Mahallî idareler hazine garantisi alarak yurt dışından borçlandılar ya da birtakım kamu iktisadi teşebbüsleri borçlandılar, hazine bunlara garantör oldu ama bu borçlar vaktinde ödenmediği için hazine bu borcu yüklenmek zorunda kaldı. Peki, sonuçta ne oldu? Sonuçta bunların hepsi hazineye borç olarak döndü ve bunların hepsi vatandaşın vergileriyle ödenmek zorunda kaldı.

İşte, bunların önüne geçebilmek için bu 4749 sayılı Yasa’yla hazine garantilerine birtakım sınırlar verilmişti ve bu sınırlar da… Mesela bu Yasa’nın 5’inci maddesinde diyor ki: “Malî yıl içinde sağlanacak garantili imkânın limiti, her yıl bütçe kanunlarıyla belirlenir.” Bütçe kanunlarıyla hazinenin vereceği garantiye sınırlar konuldu ve bütçe kanunları da buradan geçtiği için ve biz onay verdiğimiz için her yıl Parlamento olarak buna onay verdik.

Şimdi, bunun bir sınırı var ve bu sınır 2012 yılı bütçesinde 3 milyar dolar olarak belirlenmiş. Şimdi, biz bu Yasa’yla aslında 2001 yılından beri kurgulayageldiğimiz mali uyumun ve bu mali uyumun çerçevesini genişleten, güçlendiren, berkiten mevzuatta çok geniş bir gedik açma riskiyle karşı karşıya kalıyoruz. Zaten Kamu İhale Yasası’nı delik deşik ettik, bilmem kaç defa değişti Kamu İhale Yasası, neredeyse tepeden tırnağa değişmiş oldu. Şimdi bir de bunun, üstüne üstlük bu yasada hazine garantilerinde, hazine garantisi kapsamına alarak yap-işlet-devret projelerinde ciddi bir gedik açma, ciddi bir risk unsuru oluşturma ihtimalini yaratmış oluyoruz. Bunun miktarı ne kadar, kimse bilmiyor, ama yap-işlet-devret projelerinin yaklaşık 30 milyar dolarlık bir proje stokundan oluştuğu söyleniyor. Dolayısıyla, bu firmalar bir borç yükümlülüğü altına girdiklerinde, bu projelerini finanse etmek için dış borç bulduklarında ve bir şekilde işleri tamamlayamadıklarında ve herhangi bir sorunla karşı karşıya kaldıklarında bu borcun tamamının hazine tarafından üstlenilmesi durumuyla karşı karşıyayız. Şimdi bu, bizim aslında verdiğimiz bu 3 milyar dolarlık limitin de koşullar olumsuz olduğunda çok üzerine çıkabilecek bir risk unsurudur ve Türk kamu maliyesinde 2001 yılıyla beraber çok büyük fedakârlıkla kurulan, faiz dışı fazla politikalarıyla kurgulanagelen mali disiplin ve mali uyumda ciddi bir gedik açma riskiyle karşı karşıyayız. Bunu aslında çok büyük fedakârlıklarla elde ettik biz.

Bakın, faiz dışı fazla politikaları ve mali uyum maliyetsiz değildir, bunların maliyeti vardır ve bunların maliyeti geniş halk kitleleri tarafından ödenmektedir. Şimdi biz bütün bu sürecin sonucu olarak kamu borç stoklarının millî gelire oranını yüzde 40’lara kadar indirmişken -ki kriz döneminde yüzde 80’lerdeydi biliyorsunuz- şimdi bir koşullu yükümlülük yaratmak suretiyle yeniden borç stokları üzerinde bir risk yaratma durumuyla karşı karşıyayız, bunu görmek gerekiyor. Mali disiplini bozmamak zorundayız ve mali disiplinin önemi özellikle içinde bulunduğumuz bir kriz ortamında çok daha anlamlıdır.

Bakın, Hükûmet hep şunu oynar, şuna oynamaktadır: Küresel kriz karşısında der ki Hükûmet: “Biz bu küresel krizden etkilenmeyeceğiz, niye? Çünkü bizim ayrıksı bir hikâyemiz var dünyanın diğer ülkelerinden. Nedir bu ayrıksı hikâyemiz? Bir: Bankacılık sistemimiz güçlü.” denir. Evet, bankalarımız batmadı ama bankacılık sisteminin diyetini biz 2001 krizinde ödedik, ödediğimiz için batmadı. İkincisi, ne diyor Hükûmet: “Bizim mali politikamız çok sağlam. Bizim borç stoklarımızın millî gelire oranı düşük.” Şimdi, dünyanın diğer ülkelerine baktığımız zaman bu resim böyle görünüyor olabilir. O zaman, bu mali uyumu bozmayalım. O zaman, bu mali disiplinden vazgeçmeyelim. O zaman, bu kadar kırılgan bir noktadan geçiyorken Türkiye ekonomisi ve dünya bu kadar kırılgan bir noktadan geçiyorken mali disiplini bozacak uygulamalarda bulunmayalım. Şimdi, biz, bu koşullu yükümlülüklerle çok ciddi sıkıntılar yaratıyoruz. Bakın, Türkiye ekonomisi zaten çok kırılgan. Dünyanın en yüksek cari işlemler açığını veren -miktar olarak- 2’nci ülkedir Türkiye. Amerika 450-460 milyar dolar cari işlemler açığı verir ancak Amerika döviz basma, dolar basma yetkisine sahiptir, istediği kadar cari işlemler açığı verebilir dövizi bastığı sürece, kendi ulusal parasını basmaktadır çünkü. Ancak Türkiye miktar olarak dünyanın 2’nci büyük cari işlemler açığını vermektedir. 77 milyar dolar cari işlemler açığı, öyle anlaşılıyor ki millî gelirin yüzde 10’una yakın olarak gerçekleşecektir. Bu başlı başına bir risk unsurudur.

Artı, fiyatlar genel seviyesi: Enflasyon yeniden çift haneli rakamlara çıkmıştır. Önümüzdeki dönem büyüme oranlarının düşeceğine ilişkin çok ciddi bir intiba vardır. Dolayısıyla, büyüme oranlarının düşeceği, cari işlemler açığının yüksek kalmaya devam edeceği, fiyatlar genel seviyesinin yüksek olduğu ve çift haneli rakamlara takılı kalmaya devam edeceği; dolayısıyla, büyüme oranları düştüğü için istihdam problemlerinin ve yoksulluğa ilişkin problemlerin ve bunlardan kaynaklı olarak sosyal sorunların artacağı bir patikaya doğru giriyoruz. Şimdi, böyle bir patikada bir de mali disiplinden taviz vermek, mali disiplinde birtakım gedikler açmak, koşullu yükümlülükler de olsa birtakım riskler yaratmak orta ve uzun dönemde Türkiye için çok büyük bir risk unsuru yaratmak demektir diye düşünüyorum. Dolayısıyla, 3’üncü maddeyle verilen üstlenimlerin bu genel konjonktür içinde doğru olmadığını, anlamlı olmadığını, hatta konjonktüre ters olduğunu düşünüyorum.

Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarı.

Madde üzerinde şahısları adına ilk söz Antalya Milletvekili Sayın Sayın Mehmet Günal’a aittir.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 3’üncü madde üzerinde şahsım adına söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, çok önemli bir konuda hiç önemsizmiş gibi bir müzakere yapıyoruz, Komisyonda da aynı şekilde geçti. “Niye?” diyeceksiniz. Birinci cümleden söyleyeyim: Bunun üzerinde “kanun teklifi” yazıyor. Sayın Bakana sorduk “Arkadaşlar bize milyarlarca liralık, dolarlık projelerin finansmanıyla ilgili bir çözüm getiriyorlar.” Bakın, milyarlarca doları bulan projelerin çözümü. Sayın Bakana sorduk, burada olanlara da soralım: Neden Bakanlar Kurulu bunun altına imza atmıyor? Neden tasarı değil de böyle önemli kanunlar teklif olarak geliyor?

Değerli arkadaşlar, neden? Çok basit söyleyeyim –sürem fazla değil- çünkü tasarı olursa birçok kurumdan görüş alınması gerekiyor. Devletin içerisinde bazı bürokratlar hâlâ, bakan ne kadar söylerse söylesin, yanlışsa “yanlış” diye görüş bildiriyor veya “eksik” diyor. Şimdi bu kadar şeye imza atıyorsunuz, yap-işlet-devretlerle milyarlarca dolarlık proje yapıyorsunuz, bunlara KDV istisnası geliyor ama Bakanlar Kurulunun imzası yok. Birincisi, bu yanlıştır, Hükûmet ne yapıyorsa sorumluluğunu alması gerekiyor ve bunların etki analizlerinin yapılması gerekiyor, maliyeye yükünün yapılması gerekiyor. Yapılacak düzenlemede ne kadarlık bir istisna tanıyoruz, bunun toplamı ne olabilir, sorduk. “Afaki rakamlarla tahmin edemeyiz.” diye arkadaşlarımız söylediler, sonra belli olur gibi bir şey çıktı. Birincisi, bunu yadırgıyorum. Dolayısıyla, kanun yapma tekniğine aykırı olarak gelişiyor.

İkincisi, burada ne diyoruz? Projelerle ilgili bir şey olduğu zaman ilgili kurum üstlensin. Özellikle burada mahallî idareler tarafından gerçekleştirilen kısmına ben takmış durumdayım. Az önce Komisyonda toplu sözleşmeye ilişkin, kamu çalışanları sendikalarının kanununa ilişkin görüşürken yine bir madde konuldu, yine böyle “borcu olan belediyeler” diye akıllarına gelmiş arkadaşlarımızın. Bunlar sosyal denge tazminatı anlaşması yapmasın. Şimdi baktım listeye, gösterdim kendilerine, hâlâ burada, bu Hazinenin çıkarmış olduğu Kamu Borç Yönetimi Raporu.

Değerli arkadaşlar, sizlerin dikkatine sunuyorum: Bir bakınız, yani Hazinenin çıkardığı Kamu Borç Yönetimi Raporu’nun içerisinde, borçlu olan belediyelerin içerisinde, en fazla Ankara Büyükşehir Belediyesi var, 2,4 milyar sadece kendisinin var. Şimdi, aşağı doğru bakıyorum, yine, ASKİ’nin var, EGO’nun var, iki üç tane daha büyük belediye var.

Değerli arkadaşlar, borç içindeki belediye yeni proje yapıyor. Geçen sefer, önceki dönemde, hatırlarsınız burada, Ankara Büyükşehir Belediyesinin yapamadığı, batırdığı metroyu Sayın Bakan kendisi devraldı. E şimdi ne olacak? Peki, bunun bir sorumlusu yok mu? Bu devlette ödenmeyen borçların bir sorumlusu yok mudur? Ben onu merak ediyorum. Sayıştay nerededir? İçişleri Bakanı nerededir? Küçücük bir şeyde defalarca çıkmasına rağmen muhalefet partilerine mensup belediyeyi takip ediyorsunuz, bunun bir sorumlusu yok mu? “Büyükşehir Belediyesi Ankara’nın ya da Sayın Gökçek’in dokunulmazlığı mı var?” diye 500 sefer sordum bu kürsüden. Nerede bunun raporları?

Hâlâ, bakıyorum, Hazinenin vadesi geçmiş toplam alacağı arkadaşlar, 8,8 milyar; bunun 4 küsuru, yarısı Sayın Melih Gökçek’e ait kuruluşlara ait. Ya, Allah rızası için bir tane cevap istiyorum, soru önergesi sordum; her komisyonda, ilgili bütün bakanlara, İçişleri Bakanına, Sayıştay Başkanına, gelen bakanların hepsine soru sordum, hâlâ yok. E şimdi, tutacaksınız, ondan sonra “Onların projelerini de üstlenelim, onlar da gelsin…” Bunlar çok adaletsiz şeyler.

Değerli arkadaşlar, burada, belediyeler arasında ayrım yaparak sonrasında da “Böyle bir şeyi geri alsın, üstlensin, biz ona şunu diyelim, bunu diyelim.” Adaletten yoksun bir çalışma mümkün değil. Peki dediler nasıl olur? Az önce söyledim, efendim, prim borcu duruyor. Ya beş sene aklına gelmiyor, Adalet ve Kalkınma Partili belediye ödememiş, muhalefet partisinden biri kazanmış, ertesi hafta haciz gönderiyor. Ertesi hafta, daha başlar başlamaz, bakın yani yerel seçimin arkasına adam oturmuş bismillah, “Hayırlı olsun.” tebriklerini kabul ederken bir de bakıyor ki yazı gelmiş. Ne olmuş? Belediyenin arazözüne örneğin, haciz koymuş. Beş sene aklın neredeydi? Elektrik borcu ödeniyor; beş sene ödememiş, kalmış, yeni gelen belediye başkanı ödüyor. Ötekileri de yeniden yapılandırmış. “Eskilerden bir tane faiz kaldı, onu ödemedi.” diye, hemen, o belediyenin bulunduğu bölgenin elektriğini kesiyor TEDAŞ. E, peki, niye yani? Siz, öbür belediyedeyken niye ödemiyorsunuz veya ödemiyorsa niye almıyorsunuz? Efendim, sordum; diyorlar ki: “Yeniden yapılandırdık.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Nasıl yapılandırıyorsunuz? 50, 100 almayla bu iş olur mu? 2,4 sabit duruyor, isteyen arkadaşıma fotokopisini verebilirim. Sayın Bakana da bu çerçevede tekrar soruyorum ve bunların teklif değil, tasarı hâlinde gelmesini tekrar dikkatinize sunuyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Şahıslar adına son söz Malatya Milletvekili Sayın Mustafa Şahin’e aittir.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 194 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yap-işlet-devret modelinde yatırım projelerinin uygulama aşamasında karşılaşılan sorunlardan bir tanesi proje tamamlanmadan sözleşmenin feshedilmesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, firmaların temin ettiği dış finansman kredileri kamu tarafından üstlenilmemekte, dolayısıyla yatırımın tamamlanabilmesi bürokratik engeller nedeniyle uzamaktadır.

Söz konusu kanun teklifi ile 3996 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen yatırımlara ilişkin olarak, uygulama aşamasında herhangi bir sebeple sözleşmenin feshedilmesi hâlinde, sözleşmede yer alması koşulu ile dış finansmanın yatırımların gerçekleştirilen kısmına karşılık gelen miktarının kamu idaresi tarafından üstlenilmesi öngörülmektedir. Ayrıca, bu düzenleme ile büyük sermaye yatırımlarının desteklenmesi amacı ile dış finansman kredisinin kullanılmayan kısmının idarece kullanılmasına da imkân tanınmaktadır.

Yüklenici firma tarafından temin edilen finansman kredilerinin üstlenilmesi hususunda, idarenin genel bütçeli bir idare olması durumunda, borç, başka bir işleme gerek kalmaksızın Hazine Müsteşarlığı tarafından üstlenilecektir. Ancak, söz konusu kredileri üstlenen idarenin özel bütçeli olması hâlinde kredilerin Hazine Müsteşarlığı tarafından üstlenilmesi mümkün olmamaktadır. Uygulamada özellikle dış finansman sağlayan uluslararası kredi kuruluşları verdikleri kredilerde muhatap olarak Hazine Müsteşarlığını aramaktadır. Bu kanun teklifiyle, özel bütçeli idarelerin üstleneceği kredilere ilişkin borçların da Hazine Müsteşarlığı tarafından üstlenilmesine imkân sağlanmaktadır.

Bu düzenlemeyle, özel bütçeli idarelerin taraf olduğu yatırım projelerinde firma tarafından temin edilen kredilerin idare tarafından kullanılmasının kolaylaştırılması amaçlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mevcut durumda, yerel yönetimlerin büyük hacimli projelerinin finansman sıkıntısı nedeniyle yapım süreleri uzamakta, finansmanın dış kredi şeklinde temin edilmesi hâlinde yerel yönetimlerin finans yükü artmakta, yapılan yatırımların kamuya dönüş süresi uzamaktadır. Bu durumda, süre uzadığı için kredi borçlanmasının maliyeti katlanmakla birlikte ülkemizin kredi notunun da düşmesine neden olmaktadır.

Kanun teklifiyle, finansman sıkıntısı nedeniyle bitirilemeyen projelerin Hazine Müsteşarlığı tarafından garanti edilerek bitirilmesiyle birlikte, yapılan eleştirilerin aksine faiz yükünün azaltılması da gerçekleşmiş olacaktır.

Projelerin zamanında bitirilmesiyle yatırımların kamuya dönüşü kısalacak, maliyet yükü azaltılarak vatandaşların hizmetlerden daha kısa sürede yararlanması sağlanacaktır. Hepimizin bildiği üzere, İstanbul Esenler metrosunun Başakşehir’e, Ankara metrosunun da Ümitköy’e ulaştırılması, işte sözünü ettiğimiz nedenlerle süresinde tamamlanamamaktadır. Benzeri projelerin de aynı akıbete uğramaması için bu düzenleme bir ihtiyaç hâline gelmiştir. Bu ihtiyacı gidermek üzere 3996 Sayılı Kanun’a, 11’inci maddesinden sonra gelmek üzere 11/A maddesi eklenerek, kredi yüklenimi alanında yaşanan sıkıntıların giderilmesiyle yerel yönetimlerin ciddi anlamda bir rahatlığa kavuşması elde edilmiş olacaktır.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarları döneminde, hizmet sektörü başta olmak üzere, sosyal güvenlik alanında ve diğer bütün alanlarda yapısal reformları gerçekleştirerek devrim niteliğindeki çalışmalar bu ülkenin güzel insanlarına sunulmuştur. Söz konusu teklifin yasalaşmasıyla yerel yönetimleri ön plana çıkarmak ve vatandaşa hizmeti kolaylaştırmak için yapmış olduğumuz çalışmalara bir yenisi daha eklenecek, yerel yönetimlerin büyük hacimli projeleri, daha planlı, sistemli ve kendi ilinin ihtiyaçlarını giderme doğrultusunda hareket etmeleri kolaylaştırılacaktır.

Bu kanun teklifinin gerçekleşmesiyle yerel yönetimlerin, altyapı, ulaşım, sosyal, kültürel ve sağlık gibi alanlarda geleceğe yönelik projeleri kısa sürede vatandaşın hizmetine sunulması sağlanacaktır.

Kanun teklifinin ülkemize hayırlı olmasını temenni eder, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Soru-cevap işlemine geçiyorum:

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Devlet Demiryollarını özelleştirmeyi düşünüyor musunuz? Bu konuda 2003 yılındaki bir beyanatını hatırlıyoruz. Bir çalışmanız var mıdır, varsa hangi safhadadır? Devlet Demiryollarının kaç bağlı ortaklığı vardır? Bunlar hangileridir ve sermaye oranları nasıldır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakana sorularım şunlar olacaktır:

Birincisi: Dalaman-Fethiye arasındaki yol ne zaman bitecek? Turizm dönemi geliyor, maalesef o yol bir türlü bitmiyor.

İkincisi: Aydın, Çine, Yatağan, Milas, Güllük arasında özellikle maden taşımacılığının çok yoğun olduğu bir yerde bir tren yolu projesi vardı, sizin projeniz olarak düşünüyor musunuz? Çünkü yeni yollar yaptınız gayet güzel ancak tabii ki bu yollar bu maden taşımasıyla birlikte yine tahrip olacak. Böyle bir projeniz var mı geleceğe yönelik?

Üçüncü sorum da: Yine, Muğla merkezine ve Gökova bölgesinde bir havaalanı projeniz var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Gerçi, Sayın Bakan da değişti ama mutlaka not alınır, yazılı cevap verilir diye ümit ediyorum.

Şöyle ciddi bir sorunumuz var: Manisa Ovası’ndan Devlet Su İşleri marifetiyle su boruları geçiriliyor ve bu geçirilen su boruları birinci derecede tarım arazilerinin ortasından geçiyor. Örneğin Hacıaliler köyünde tam 50 köylünün arazisini tam ortasından ikiye bölüyor, hem de Tarım Bakanlığının son zamanlardaki arazilerin bölünmemesi, birleşmesiyle ilgili şeyiyle de tezat ve burada, yanında da bir yol ayrılıyor servis yolu adı altında ve bu yol da çok önemli miktarda yer tutuyor bu arazilerde. Oysa köylülerin bir önerisi var, köyün merasından geçtiği takdirde, sadece bir 500 metre yol uzadığı takdirde 60 köylü yerine sadece 4 köylü mağdur olacak ama bu konuda seslerini duyuramıyorlar.

Sayın Bakanın bu konulara duyarlılığını biliyorum. Konu sadece Tarım Bakanlığını mı ilgilendiriyor, Ulaştırmayı mı, yoldan dolayı ondan da çok emin değilim ama kim ilgileniyorsa bu konuda, bu tarım arazilerini kurtarmak anlamında yardımcı olabilirlerse Manisa Hacıaliler köylüleri konudan son derece memnun olacaklar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önceki sorduğum soruya verdiğiniz cevap için teşekkür ediyorum. Bu TAV’la ilgili gazetede çıkan haberin doğru olmadığını ifade ettiniz ancak tesadüf bugün Maliye Bakanına vermiş olduğumuz bir soru önergesine verilen cevapta söz konusu İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş’nin özelleştirilmesiyle ilgili olarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının bir ilgisi bulunmadığını ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığından alınan cevabi yazıda da söz konusu özelleştirmelerle Bakanlığınızın da ilgisinin bulunmadığı bildirilmekte ve 11/6/2009 tarihli Yönetmelik’e istinaden 20 Eylül 2011 tarihinde çıkartılan 2011/15 no.lu Genelge’yle söz konusu işlemlerin yürütüldüğü ve değer artışının bundan kaynaklandığı ifade edilmektedir. Bu genelge önce çıksaydı söz konusu özelleştirmenin bedeli ne olurdu? Açık yüreklilikle açıklarsanız memnun olurum.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, biraz ulaştırmanın dışında, ben de açık yüreklilikle açıklayacağınız bir soru sormak istiyorum.

2002’de iktidara gelirken 1 kilo etin fiyatı 5,5 lira, bugün 26 lira. Yine 2002’de 1 kilogram ekmek 1 lira, bugün 2,31 lira; 1 litre benzin 1,66 lira, bugün 4,61 lira; devlet borcu 242 milyar lira, bugün 518 milyar lira; sıcak para 6 milyar dolar, bugün 98,1 milyar dolar; kredi borçlusu 1,6 milyon kişi, bugün 13,9 milyon kişi; tutuklu hükümlü 59 bin kişi, bugün 130 bin kişi. Gerçekten başarılı sayıyor musunuz kendinizi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakana baz istasyonlarına yönelik bir sorum olacak. Baz istasyonları açık havada 12 metre mesafe yaklaşıldığında yaydığı radyoaktif ve elektromanyetik dalgalar ile doğuştan engelli çocuklara geri dönüşü imkânsız zararlar vermekte. Toplum sağlığı ve engelli çocukların sağlığı açısından daha da duyarlılık gerekmesine rağmen baz istasyonlarının eğitim kurumlarımızın merdivenlerinin altında kurulması doğru mudur?

Baz istasyonlarının okul, hastane ve kreşlerin yakınlarına kurulmaması konusunda ilave bir çalışmanız olacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“Devlet Demiryolları özelleştirilecek mi?” şeklinde bir soru yönelttiniz. Devlet Demiryollarının yeniden yapılanmasıyla ilgili çalışmalar tamamlanmıştır. Burada yapılan şey şudur: Altyapıyla işletmecilik birbirinden ayrılıyor ve altyapı devlette kalmaya devam ediyor, üstyapı da herkesin bedeli mukabilinde kullanılması esası getiriyor, yani kara yolları gibi, kara yollarını nasıl devlet yapıyor üzerinden herkes kullanabiliyorsa demir yollarında da böyle bir serbestleştirme düşüncesi var. Avrupa’da da, birçok ülkede de uygulanan model budur.

Dalaman-Fethiye kara yolu yapım çalışmaları devam ediyor, 2012 sonuna kadar bitirilmesi öngörülüyor.

Aydın-Çine-Yatağan tren yolu: Bununla ilgili bir çalışma, proje çalışması yapıldı ve bu çalışma uygulama projesiyle de takviye edildi. Bu hattı esasında biz, yap-işlet-devret modeliyle yapmayı planlıyoruz ancak Demiryolları mevzuatında bu konuda bir tereddüt var, o yüzden bu yeniden yapılandırmadan sonra bu projeyi tekrar hayata geçireceğiz.

Havaalanı projesi: Bu bölge Fethiye, Dalaman bölgesi. Dalaman’da malum havaalanımız var, Milas’ta var, dolayısıyla bu bölgede ayrı bir havaalanı projesi söz konusu değil.

Sayın Özel’in “Manisa Ovası’nda DSİ tarım arazileri ortasından su borusu geçiriyor…” Yani tabii, yollarla ilgili, demir yollarıyla ilgili, havaalanlarıyla ilgili, denizle ilgili konu bizim, sulamayla ilgili konu Orman ve Su İşleri Bakanlığının uhdesindedir ancak tabii bu konuyu Sayın Bakana ileteceğiz ve size yazılı olarak cevap vermesini sağlayacağız.

Sayın Işık’ın İDO özelleştirmesi konusu: Bakın, İDO şirketinin ben Genel Müdürlüğünü yaptım, onu sıfırdan aldım -ayrıldığımda- dünyanın bir numaralı şirketi olarak gelmiş idi ve bu şirket 862 milyon dolara satıldı yani “Bu genelgeyle 2 katına çıktı…” Akıldan, izandan yoksun bir şeydir; genelgeyle ilgili hiçbir uygulama da olmamıştır. Genelge genel bir düzenlemedir. Kombine taşımacılık yapacaksanız mutlaka şu, şu, şu kurallara uyacaksınız. Esasen bu genelge olmadan bile ben, İDO’da Genel Müdürken Bandırma-İzmir arasında otobüs ve feribot seferleriyle kombine taşımacılık yapıyor idim ancak 2003’te çıkan 4925 sayılı Kara Ulaştırma Kanunu’na göre bu genelgeler yayımlanmıştır, her sene de bu yenilenir. Olay bundan ibaret. Bu genelgeye istinaden verilmiş herhangi bir imtiyaz söz konusu değildir, bir uygulama da yapılması söz konusu değildir. Kaldı ki bu yapılacaksa bile, bu uygulamalar, Büyükşehir Belediyesinin UKOME kararları çerçevesinde yapılması icap eder. Durum budur. İzah etmiş oluyoruz.

Sayın Türkkan baz istasyonlarıyla ilgili bir soru sordu. Baz istasyonlarıyla ilgili, doğrusu sürekli saha ölçümleri yapılmaktadır. Baz istasyonlarındaki elektromanyetik alan yayma oranları Avrupa’nın dörtte 1’i seviyesindedir Türkiye’de, 4 kat emniyetlidir. Orada 40 miliampermetre iken bizde 10 olarak izin verilmektedir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sebebi ne bizde az olmasının?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Hayır, daha emniyetli olsun diye. Yani, onlar 40’a kadar müsaade ediyorlar, biz 10’a kadar müsaade ediyoruz. Sebep odur. Bu konuda, toplumda çok ciddi bir hassasiyet olduğunu biliyoruz. Her ne kadar, bilimsel olarak, baz istasyonlarının sağlığa doğrudan bir zarar getirdiği konusunda bir bulgu bugüne kadar olmamasına rağmen, yine de bunların tesisinde mutlaka BTK gerekli ölçümleri yapıyor ve bunu ilgililere aktarıyor.

Sayın Akar, “Fiyatlar arttı, borçlar arttı…” Yani, tabii, bir değerlendirme yaptınız, çok kapsamlı bir değerlendirme. Teşekkür ediyorum. Kısa sürede başarılı olup olmadığımız milletin vereceği bir karardır. Millet de 12 Haziranda başarıyı, başarısızlığı en iyi şekilde ölçüp kararını vermiştir.

Teşekkür ederim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – O tartışılır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 194 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesinin son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                              Alim Işık                               Oktay Vural

                  Manisa                                   Kütahya                                     İzmir

            Özcan Yeniçeri                          Ali Halaman                       Emin Haluk Ayhan

                  Ankara                                     Adana                                     Denizli

                                                           Mustafa Kalaycı

                                                                  Konya

“İdarenin özel bütçe kapsamında olması halinde, söz konusu dış finansmanın, ilgili idarenin bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine Hazine Müsteşarlığı tarafından üstlenilmesine karar vermeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

T.B.M.M Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 194 Sıra Sayılı yasa tasarısının 3. maddesinin metinden çıkartılmasını arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Kazım Kurt                        Ali İhsan Köktürk

                 İstanbul                                  Eskişehir                                Zonguldak

             Bülent Tezcan                            Özgür Özel                       Sinan Aydın Aygün

                   Aydın                                     Manisa                                    Ankara

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Aygün.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aygün. (CHP sıralarından alkışlar)

SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aslında ben bugün söz almayacaktım ama Sayın Ulaştırma Bakanını uzunca süredir göremediğim için bugün söz almak istedim. Kendisine hem birkaç düşüncemi aktarmak hem de kendisinin burada, aylardır, yıllardır cevap alamadığım sorulara cevap vermesi amacıyla geldim.

Ben Ticaret Odası Başkanıyken Sayın Bakanımla birkaç sefer… Bakanım işaret ediyor, Mânia Planı; anladı ne soracağımı, gördüm. Yıllardır Ankara’nın çözülmeyen bir Mânia Planı sorunu var. Nedir Mânia Planı, kısaca arz edeyim: Birçoğunuz Çukurambar’da oturuyorsunuz, birçoğunuz Ümitköy’de, Batıkent’te, Çayyolu’nda oturuyorsunuz; Sayın Komutanım da çok iyi bilirler konuyu. Hepimizin üzerinden sabah 7, 8, 9, keyiflerine göre helikopterler geçiyor, “pat pat pat” duyarsınız. Sabah yataktayken 8-10 tane helikopter geçer. Ben araştırdım, dedim ki: “Ya, bunlar niye geçiyor?” Dediler ki: “Eğitim yapıyorlar.” Acemi pilotlar benim evimin üzerinde eğitim yapıyor, Armada’nın üzerinde eğitim yapıyor, alışveriş merkezlerinin üstünde eğitim yapıyor. Ya, böyle bir şey olur mu yani acemi pilotların bizim üzerimizde eğitim yapması?

Ben o zaman Oda Başkanıyım. Sayın Bakanla defalarca konuştuk, cevap yok. Allah nasip etti, milletvekili olduk, Parlamentoya girdik, Sayın Bakanı yine gördüm, ayakta sordum “Sayın Bakanım…” “Tamam, olur.” dediler. Millî Savunma Bakanına sordum, “On beş gün müsaade.” dediler. On beş gün üzerinden on tane daha on beş gün geçti. Yetmedi, 26/10/2011 tarihinde Sayın Bakanın cevaplaması istemiyle soru önergesi verdim. Bugün 147’nci gün, Sayın Bakanım hâlâ cevaplamadı. İnternet’e baktım “Süresi içinde cevaplanmadığından dolayı gelen kâğıtlarda yayınlandı.” Ne olduğunu da bilmiyorum “…gelen kâğıtta yayımlandı” Ona da baktım, gelen kâğıtta da bir şey yayımlanmamış.

Şimdi, soruyorum Sayın Bakanım: Halk Bankası, sizin Başbakanlık binanız, TOBB’a verdiğiniz bina, Gazi Orduevi, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, Sanayi Bakanlığı, Elektrik Etüt İdaresi, Köy Hizmetleri, Türkiye Atom Enerjisi, Orman Bakanlığı binaları yükseklikleri aşıyor. Bir, bunları yıkacak mısınız? Yıkmanız gerekiyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – AKP Genel Merkezi?

SİNAN AYDIN AYGÜN (Devamla) – Ne merkezi?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – AKP Genel Merkezi?

SİNAN AYDIN AYGÜN (Devamla) – Yok o kurtarıyor. Şimdi…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – CHP Genel Merkezi?

BAŞKAN – Sayın Aygün, bir saniyenizi alabilir miyim oylama yapacağım şimdi?

SİNAN AYDIN AYGÜN (Devamla) – Tabii.

BAŞKAN - 3’üncü maddenin oylanmasına kadar sürenin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurun.

SİNAN AYDIN AYGÜN (Devamla) – Yine -bende bunun belgesi vardır, böyle bir keyfiyet olamaz Sayın Bakanım- bundan iki ay evvel yine bir kuruma helikopter pistinin dibinde, 80 metre yükseklikte yani ortalama 30 kat fazla yine mânia hattı verdiniz ama oradaki fakir fukara müteahhidin, oradaki iş adamının mânia hattını hâlâ engelleyip vermiyorsunuz. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Melih Gökçek üstüne basarak diyor ki: “Bunun çözülmesi lazım.” Belediye Meclisinden karar alıyor, yine çıkartmıyorsunuz.

Bakın, İstanbul’da reklamları, ilanları görüyorsunuz; gazeteleri görüyor, televizyonları görüyorsunuz; artık siz de Ankaralı oldunuz. Büyük binalar yükseliyor. Ankara’da yapılan bir tane yatırım yok. Niye? Mânia Planı yüzünden. Çukurambar, Çayyolu, Etlik, Etlik’teki Antares, Keçiören Belediyesinin yapmış olduğu kule, bunların tamamı mânia hattına takılmış durumda.

Artı, benim evimin üzerinde her sabah 8 tane helikopter geçiyor, beni uyandırıyor ve korkuyorum, korkuyorum… Buradan sizin huzurunuzda söylüyorum: Sayın İçişleri Komisyonu Başkanım, siz benim komisyon… Eğer benim tepeme helikopter düşerse bunun müsebbibi Sayın Ulaştırma Bakanıdır, benim size vasiyetim. Çünkü gerçekten bu tehlike. İlla Türkiye’de bir şey olması için bir şey olması lazım. Çadır yandı, çadır yasaklandı. Helikopter düşmesi için… Allah korusun, böyle bir şey olursa mânia hattı kalkacak. Ben buradan bir vatandaş olarak görevimi yapmış olayım.

Sizleri uyarıyorum ve tekrar söylüyorum Sayın Bakanım: Ya bu binaları yıkın ya bizim hakkımızı verin veyahut da hakkımızı vermiyorsanız bu mânia hattını kaldırın. Çünkü milletvekillerinin çoğu, özellikle iktidar milletvekillerinin çoğu Çukurambar’da oturuyor. Bilmiyorum, belki de Çukurambar’da oturuyorsunuz, orası da mânia hattına giriyor. Allah korusun, bir şey olur; bundan da bir daha dönemeyiz, tatsız şeyler olur. O yüzden, ben, bu gündem maddesinde çok da fazla konuşmak istemiyorum, zaten sürem de bitti.

Sayın Bakanım, inşallah bu sefer cevap verirsiniz diye düşünüyorum, üç seneden sonra cevabı alacağım diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum. Her şey gönlünüzce olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aygün.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 194 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesinin son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                       Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

 “İdarenin özel bütçe kapsamında olması halinde, söz konusu dış finansmanın, ilgili idarenin bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine Hazine Müsteşarlığı tarafından üstlenilmesine karar vermeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Söz konusu dış finansmanın, ilgili idarenin bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine Hazine Müsteşarlığı tarafından üstlenilmesine karar vermeye Bakanlar Kurulu yetkili olduğu hususu düzenlenmiştir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 22 Mart 2012 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum; hayırlı akşamlar.

Kapanma Saati: 20.02