DÖNEM: 24                              CİLT: 15                      YASAMA YILI: 2

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

 

74’üncü Birleşim

6 Mart 2012 Salı

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

 IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Artvin Milletvekili İsrafil Kışla’nın, 7 Mart Artvin’in kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 7 Mart Artvin’in kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, tarım ve hayvancılıkta yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, bakanlıklara bağlı kurum ve kuruluşlara işçi alımı sınavlarındaki uygulamalara ilişkin açıklaması

2.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Sivas’ta yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan mağduriyetlere ve Hükûmetten acil yardım talebine ilişkin açıklaması

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İç Anadolu Bölgesi’nde artan göçün sebeplerine ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Artvin’in 91’inci zafer yıl dönümüne ve “kurtuluş yıl dönümü” yerine “zafer yıl dönümü” tabirinin kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, çiftçilerin sorunlarına ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in bu sorunlarla ilgili somut açıklama yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, Erzurum’da Et ve Balık Kurumunun üç şubesinin açılmasına ilişkin açıklaması

7.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, TMO’nun piyasaya fındık sürme kararının sonuçlarına ilişkin açıklaması

8.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in gündem dışı konuşmaya verdiği cevabı yetersiz bulduğuna ilişkin açıklaması

9.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, sahte fatura mağduru çiftçilerin sıkıntılarının giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, tarım sektörüyle ilgili sorunlara ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu tarafından 8 Mart 2012 tarihinde Belçika’da düzenlenen “Eşit Değerde İşe Eşit Ücret” konulu Parlamentolar Arası Komisyon toplantısına katılacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyelerinden bir heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/797)

2.- Bazı milletvekillerine, belirtilen sebep ve sürelerle izin verilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/798)

B) Önergeler

1.- İzmir Milletvekili Erdal Kalkan’ın, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/29)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/209) esas numaralı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/30)

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve 25 milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/176)

2.- Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu ve 21 milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/177)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 20 milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/178)

4.- Yalova Milletvekili Temel Coşkun ve 23 milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/179)

5.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/180)

6.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 22 milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/181)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemde yer alan (10/136) esas numaralı Meclis araştırması önergesi ile aynı konudaki (10/176), (10/177), (10/178), (10/179), (10/180) (10/181) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin birleştirilerek görüşülmesine ve 181 ile 180 sıra sayılı kanun tasarılarının İçtüzüğün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler halinde görüşülmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Posof'ta yapılan HES inşaatının denetimine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/15) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Gürcistan ve Ermenistan gümrük kapılarının açılmasına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/75) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

3.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in, Diyanet İşleri Başkanlığınca Somali için toplanan yardım miktarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/205) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

4.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in, Şile'de Cuma namazındaki bir uygulamaya ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/328) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

5.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, dövizdeki ve altındaki fiyat artışlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/329) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, TRT yayınlarına ve personeline ilişkin sözlü soru önergesi (6/347) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

7.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un, Eskişehir'in 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti olmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/395) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

8.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in, Van-Erciş'teki depremde hasar gören Kur'an kursları ve camilere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/403) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

9.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in, Van-Erciş'teki depremde hasar gören bazı Kur'an kurslarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/404) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

10.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in, Van-Erciş'teki depremde hasar gören Kur'an kurslarının ve camilerin yapım tarihlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/409) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

11.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun, azınlıklara devredilen vakıflara ait gayrimenkullere ilişkin sözlü soru önergesi (6/462) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu'nun, bankalardan döviz karşılığı kredi kullananların mağduriyetlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/595) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

13.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, kamu kurumlarınca bazı gazetelere ödenen reklam ücreti miktarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/675) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu'nun, vakıf ve kültür varlıklarının kiraya verileceği iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1104) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu'nun, vakıf eserlerinin korunmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1107) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu'nun, Vakıflar Genel Müdürlüğünün öğrencilere verdiği bursa ilişkin sözlü soru önergesi (6/1109) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu'nun, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından muhtaç aylığı bağlanan kişi sayısına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1110) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

 

IX.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- İstanbul Milletvekili Halide İncekara ve 27 milletvekilinin (10/136), Konya Milletvekili Kerim Özkul ve 25 milletvekilinin (10/176), Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu ve 21 milletvekilinin (10/177), Adana Milletvekili Ali Halaman ve 20 milletvekilinin (10/178), Yalova Milletvekili Temel Coşkun ve 23 milletvekilinin (10/179), BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın (10/180), Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 22 milletvekilinin (10/181) esas numaralı, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, kamu kurum ve kuruluşlarında şehit yakınları ve maluller için ayrılması gereken kadrolara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3197)

2.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, merkezi hastane randevu sistemine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/3275)

3.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, 4/C statüsünde çalışan personelin özlük haklarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3295)

4.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, TRT yayınlarının RTÜK denetimi kapsamına alınmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/3303)

5.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, iş kazalarına ve meslek hastalıklarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3342)

6.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, yer inceleme çalışmalarında jeofizik mühendislerine yer verilmediği iddialarına ve doğal afetlerden dolayı meydana gelen toplam zarara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/3361)

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bazı gıda maddelerinin üretiminde hile yapıldığı iddiasına,

- Antalya Milletvekili Tunca Toskay’ın, Antalya’da kredi kullanan üreticilere ve yaşadıkları mağduriyete,

Antalya’da yaşanan sel felaketi neticesinde çiftçilerin yaşadıkları mağduriyete,

- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, İmamoğlu’nda yürütülen proje ve yatırımlara,

Karataş’ta yürütülen proje ve yatırımlara,

Sarıçam’da yürütülen proje ve yatırımlara,

Yumurtalık’ta yürütülen proje ve yatırımlara,

Pozantı’da yürütülen proje ve yatırımlara,

Saimbeyli’de yürütülen proje ve yatırımlara,

Karaisalı’da yürütülen proje ve yatırımlara,

Aladağ’da yürütülen proje ve yatırımlara,

Kozan’da yürütülen proje ve yatırımlara,

Ceyhan’da yürütülen proje ve yatırımlara,

Seyhan’da yürütülen proje ve yatırımlara,

Feke’de yürütülen proje ve yatırımlara,

Çukurova’da yürütülen proje ve yatırımlara,

Yüreğir’de yürütülen proje ve yatırımlara,

- Samsun Milletvekili Haluk Koç’un, TMO’nun fındık alımına ve FİSKOBİRLİK’in fındık politikasına,

- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Tarımsal destek ödemelerinin hangi kriterlere göre hangi illere yapıldığına

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/3413), (7/3414), (7/3415), (7/3417), (7/3418), (7/3419), (7/3420), (7/3421), (7/3422), (7/3423), (7/3424), (7/3425), (7/3426), (7/3427), (7/3428), (7/3429), (7/3430), (7/3431), (7/3432)

8.- Antalya Milletvekili Tunca Toskay’ın, KÖYDES projelerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/3451)

9.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, kamu kurum ve kuruluşları ile belediyelere ait binalar ve okulların depreme karşı güçlendirilmesine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/3518)

10.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, işsizlik sigortası fonuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3524)

11.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, İstanbul’da olası bir depreme karşı alınan önlemlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/3527)

12.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş’ün, Toplu İş İlişkileri Kanun Tasarısı’na ve sendikal istatistiklere ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3528)

13.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, 2-B olarak bilinen orman vasfını yitirmiş arazilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/3532)

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık teşkilatında ve bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan üst düzey kadın bürokrat sayısına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3554) (Ek cevap)

15.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, endemik bitki ve tohum kaçakçılığına,

- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, içerisinde yapay tatlandırıcı bulunan balların satışına,

- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ayçiçeği üretimi ve üretimin artırılmasına,

Nohut üretimi ve üretimin artırılmasına,

Kuru fasulye üretimi ve üretimin artırılmasına,

Mercimek üretimi ve üretimin artırılmasına,

- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Çukurova Bölgesi’ndeki çiftçilerin borçlarına ve çiftçilere verilen desteklere,

- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, mısır üretimi, ithalatı ve ihracatına,

Yer fıstığı üretimi ve üretimin artırılmasına,

Susam üretimi ve ekili alan miktarına,

Soya ekili alan miktarına ve üretimin artırılmasına,

Bakanlık teşkilatında ve bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan üst düzey kadın bürokrat sayısına,

- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, GDO’lu besinlerin zararları ve denetimine

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/3566), (7/3567), (7/3568), (7/3569), (7/3570), (7/3571), (7/3572), (7/3573), (7/3574),  (7/3575),  (7/3576), (7/3577), (7/3578)

16.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, TOKİ ile bir gayrimenkul şirketi arasındaki sözleşmelere ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3643)

17.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Doğu Karadeniz bölgesinin bazı sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/3648)

18.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, kadınların istihdam edildiği iş kolları ve bunların illere göre dağılımına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3667)

19.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, TSK’da çalışan sivil memurların sendikal haklarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3668)

20.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, 4447 sayılı Kanun sonrasında emeklilik koşullarına ve yaşanan mağduriyete ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3669)

21.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3670)

22.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, TBMM Başkan vekilleri, siyasi parti grup başkan vekilleri ve komisyon başkanları için kiralanan araçlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/3749)

23.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Van depreminden zarar görenlerin olumsuz hava koşulları nedeniyle yaşadıkları mağduriyete ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/3759)

24.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, kamu kurum iskontosu uygulamasının eczaneler üzerinden geçirilmesi nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3780)

25.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Van’daki depremzedelerin mağduriyetlerine,

- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Van depreminden zarar görenlerin barınma ve elektrik sorunlarına

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/3790), (7/3792)

26.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, eski SGK Kütahya İl Müdürünün görevini kötüye kullandığı iddialarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3800)

27.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, askerlik görevini yerine getiren Mehmetçiğin ailesinin sosyal güvence altına alınmasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3802)

28.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 665 sayılı KHK ile İŞKUR’un teşkilat yapısında gerçekleştirilen değişikliklere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/3803)

29.- Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın, zımni millî gelir deflatörü ile ÜFE ve TÜFE arasındaki bağlantıya ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/3877)

30.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Fransa menşeli kurum ve kuruluşlarla yürütülen çalışmalara ve bu ülkeye karşı uygulanacak yaptırımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/3905)

31.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, bağlı kurum ve kuruluşların çıkardıkları dergilere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/3926)

32.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’da yaşanan çadır yangınlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/3927)

33.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Bakanlığa yöneltilen yazılı ve sözlü soru önergelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4000)

34.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşların çıkardıkları dergilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4001)

35.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’deki doğal gaz dağıtım şirketlerine ve elektrik faturalarındaki kayıp kaçak oranına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4002)

36.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının dağıttığı kömürlerin kalitesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4003)

37.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Bakanlığın, Fransa menşeli kurum ve kuruluşlarla yürüttüğü çalışmalara ve bu ülkeye karşı uygulanacak yaptırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4004)

38.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya’da şehir içi doğal gaz dağıtımını yapan firmanın yükümlülüklerini yerine getirmemesinden kaynaklanan sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4006)

39.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Adıyaman-Gerger’de elektrik kesintisi nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4008)

40.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, Libya’da iş yapan Türk firmalarının mağduriyetine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4009)

41.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Bakanlığa yöneltilen yazılı ve sözlü soru önergelerine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4010)

42.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşların çıkardıkları dergilere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4011)

43.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Bakanlığın, Fransa menşeli kurum ve kuruluşlarla yürüttüğü çalışmalara ve bu ülkeye karşı uygulanacak yaptırımlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4012)

44.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Sivas’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4013)

45.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Kastamonu’dan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4014)

46.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Bakanlığa yöneltilen yazılı ve sözlü soru önergelerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/4048)

47.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, isimleri değiştirilen yerleşim yerlerine eski isimlerinin verilmesi ile ilgili yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/4059)

48.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Afşin-Elbistan B Termik Santralinde temizlik işlerini yürüten personelin özlük haklarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4214)

49.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, kömür ve doğal gaz kullanımına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4215)

50.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bozdağ’da kurulmak istenen çimento fabrikası ve klinker tesisine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4216)

51.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, Bilecik’te rüzgar ve güneş enerjisi santralleri lisans başvurusu ile maden arama ve işletme ruhsatları başvurularına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4342)

52.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık lojmanlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4343)

53.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Ordu ili sahillerinde stratejik önem taşıyan minerallerin tespit edildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/4460)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00’de açılarak üç oturum yaptı.

Malatya Milletvekili Mustafa Şahin, Malatya’nın devlet geleneği ve kültürel yapısına,

Adıyaman Milletvekili Salih Fırat, köylere hizmet götürme birliklerinin sorunlarına,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, eğitim destek evlerinin durumuna,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, ağır kış şartlarından dolayı bozulan yolların yapımı için belediyelere ödenek gönderilmesi gerektiğine,

Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz, Ankara’da yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan mağduri-yetlerin devam ettiğine ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin bu konuda hiçbir çalışma yapmadığına,

Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, düşünce ve ifade özgürlüğünün demokrasinin gereği olduğuna,

Muş Milletvekili Demir Çelik, Muş ve Ankara illerindeki yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan mağduriyetlere ve devlet organlarının zamanında tedbir alması gerektiğine,

Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci, yoğun kar yağışı nedeniyle Ankara’da ana arterlerin kapalı olmadığına, Çankaya’nın ara yollarının kapalı olduğuna,

Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’a uyarma cezası verilmesini demokratik yapıyla bağdaştıramadığına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, Antep fıstığı üretiminde, ticaretinde, tanıtımında ve ihracatında yaşanan sorunların ve çözüm yollarının (10/173),

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hayvansal üretimimizdeki düşüşün asıl sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün çıkarına olup olmadığının (10/174),

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından hava araçları kiralanması için yapılan ihaleyle ilgili iddiaların (10/175),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Ürdün Temsilciler Meclisi Arap ve Uluslararası İşler Komisyonu Başkanı Mohammad Al Halaiqa’nın vaki davetine icabet etmek üzere Ürdün’e resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının (1/566, 2/58, 2/137) (S. Sayısı: 171) görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylama sonucu kabul edildi.

Manisa Milletvekili Özgür Özel, Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın şahsına,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Başbakana,

Manisa Milletvekili Özgür Özel, Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın partisine,

Antalya Milletvekili Sadık Badak, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in şahsına,

Antalya Milletvekili Mehmet Günal, Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın şahsına,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun şahsına,

Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin şahsına,

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın partisine,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın grubuna,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

3’üncü sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında UNDP-İstanbul Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Merkezinin (IICPSD) Kuruluşu ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/511) (S. Sayısı: 119),

4’üncü sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/472) (S. Sayısı: 98),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

Alınan karar gereğince, 6 Mart 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 22.23’te son verildi.

 

                                                                   Mehmet SAĞLAM

                                                                      Başkan Vekili

                   Özlem YEMİŞÇİ                                                          Muhammet Rıza YALÇINKAYA

                         Tekirdağ                                                                                    Bartın                                                                   Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

 

II.- GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                            No: 98

2 Mart 2012 Cuma

Teklifler

1.- Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ve 10 Milletvekilinin; Bankacılık Kanunu ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/386) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/02/2012)               

2.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan  ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 7 Milletvekilinin; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun  ve Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/387) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/02/2012)

 

 

                                                                                                                                            No: 99

5 Mart 2012 Pazartesi

Rapor

1.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180) (Dağıtma tarihi: 05/03/2012) (GÜNDEME)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, sigarayı bıraktırma kampanyasına ve bu kampanya kapsamındaki bazı uygulamalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2394)

2.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar Devlet Hastanesi inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2395)

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar ve ilçelerindeki hastane inşaatlarına ve hastanelerin kadro ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2396)

4.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, İzmir-Torbalı’daki yeni bir devlet hastanesi projesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2397)

5.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, İzmir-Eşrefpaşa Hastanesine ücretsiz sağlık taraması yetkisinin verilmemesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2398)

6.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, bir Fransız firmasının ürettiği protezlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2399)

7.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Şarköy’deki sağlık hizmetlerinin yeterliliğine ve Devlet Hastanesinin eksikliklerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2400)

8.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Van’da meydana gelen deprem sonrasında depremzedelerin yaşadıkları sorunlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3242)

 

                                                                                                                                          No: 100

6 Mart 2012 Salı

Tasarı

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Tunus Cumhuriyeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/573) (Dışişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/02/2012)

Teklifler

1.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam'ın; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/388) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/02/2012)

2.- İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın; Taksici Esnafının Teşvik Edilmesi, Çalışma Koşullarının İyileştirilmesi, Taksi Sürücüsünün Güvenliğinin Sağlanması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/389) (Adalet; İçişleri; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/02/2012)

3.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak'ın; Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/390) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/02/2012)

4.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan'ın; 3069 Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği ile Bağdaşmayan İşler Hakkındaki Kanun Teklifi (2/391) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/02/2012)

5.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/392) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Adalet Komisyonlarına)  (Başkanlığa geliş tarihi: 27/02/2012)

6.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin'in; Er ve Erbaş Harçlıkları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/393) (Milli Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/02/2012)

7.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli ve 20 Milletvekilinin; Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/394) (Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/02/2012)

8.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/395) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/02/2012)

9.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Silikoz Hastalığına Yakalanan Vatandaşların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Kanun Teklifi (2/396) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/02/2012)

10.- Hatay Milletvekili Şefik Çirkin ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Damga Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/397) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/02/2012)

Tezkereler

1.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/782) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

2.- Siirt Milletvekili Gültan Kışanak'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/783) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

3.- Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/784) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

4.- Diyarbakır Milletvekilleri Nursel Aydoğan ve Leyla Zana'nın Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/785) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

5.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/786) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

6.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/787) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

7.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/788) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

8.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş'ın Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/789) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

9.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/790) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

10.-  Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/791) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

11.- Diyarbakır Milletvekilleri Leyla Zana, Altan Tan, Nursel Aydoğan, Hakkari Milletvekili Adil Kurt, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve Van Milletvekili Nazmi Gür'ün Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/792) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

12.- Siirt Milletvekili Gültan Kışanak'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/793) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

13.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/794) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

14.- Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/795) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

15.-  Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/796) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/03/2012)

Rapor

1.-  Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Kadını Şiddetten Koruma Kanunu Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın; Türk Medeni Kanunu ile Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve 4320 Sayılı Ailenin Korunması Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın; Türk Medeni Kanunu ve Ailenin Korunmasına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/572, 2/38, 2/51, 2/145, 2/328, 2/383) (S. Sayısı: 181) (Dağıtma tarihi: 06/03/2012) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve 25 Milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimi ve istihdamı konusunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/176)

2.- Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu ve 21 Milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi ve eğitimi konusunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/177)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 20 Milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi ve eğitimi konusunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/178)

4.- Yalova Milletvekili Temel Coşkun ve 23 Milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi ve eğitimi konusunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/179)

5.- BDP Grubu adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, üstün yetenekli çocukların keşfi ve eğitimi konusunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/180)

6.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 22 Milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimi ve istihdamı konusunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/181)

6 Mart 2012 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- YO K L A M A

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmetin konuşmalara cevap verme hakkı vardır, cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, 7 Mart Artvin’in 91’inci kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Artvin Milletvekili Sayın İsrafil Kışla’ya aittir.

Buyurun Sayın Kışla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Artvin Milletvekili İsrafil Kışla’nın, 7 Mart Artvin’in kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın 7 Mart Artvin’in düşman işgalinden kurtuluşunun 91’inci yıl dönümü. Bu vesileyle şahsım adına gündem dışı söz almış bulunuyorum ve heyetinizi saygıyla selamlarım.

Artvin’in kurtuluşunda canlarını feda etmiş olan aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kez daha rahmet ve şükranla yâd ederek sözlerime başlamak istiyorum.

19’uncu yüzyıla kadar Türklerin elinde olan Artvin, 2 defa Rus işgaline uğramıştır. Tarihte 93 Harbi diye bilinen Osmanlı-Rus savaşları, Artvin ve çevresi için ağır sonuçlar doğurmuştur. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşları sonunda 5 Mart 1878 tarihinde imzalanan Ayastefanos Anlaşması’yla Batum, Kars, Ardahan, Eleşkirt, Beyazıt ve Artvin Ruslara savaş tazminatı olarak bırakılmıştır.

3 Mart 1918 tarihinde yapılan halk oylaması sonucunda, Artvin halkının yüzde 99’unun üzerinde bir rakam Türk hâkimiyetini istemiş ve sonucunda Artvin savaşsız olarak Türklerin elinde kalmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar Rus işgaline maruz kalan Artvin halkı, 1914 Kasımında Yüzbaşı İsmail Bey komutasındaki Melo taburu öncülüğünde direnişe geçmiş, şehir ve çevresi Ruslardan temizlenmiştir.

Artvin ilimiz asıl özgürlüğüne 7 Mart 1921’de kavuşmuştur. Artvin’in ve Artvinlinin yaşadığı esaret dolu yıllar acı ve ızdırap dolu yıllardır. Esaret yıllarında, Artvin halkı yoksulluklar, hastalıklar ve perişanlıklar yaşamıştır ama asla esarete boyun eğmemiştir, uzun yıllar esarette direnmiştir, işgalci güçlere karşı savaşmıştır. Her seferinde düşman güçlerine karşı başarı elde edilmiş ancak dönemindeki zayıf yönetimlerle, elde edilen zaferleri muhafaza etme imkânı olmamış, her seferinde Artvin düşmana terk edilmek durumunda kalınmıştır.

Artvin, Türkiye Büyük Millet Meclisi hükûmetinin askerî ve diplomatik başarısının bir sonucu olarak tam bağımsızlığını elde etmiştir. Artvin, Mondros Mütarekesi’yle Osmanlıların elinde kalmasına rağmen, daha sonra kısa süreli 2 kez İngilizlerin ve Gürcülerin işgaline uğramıştır. Kâzım Karabekir Paşaların, Halit Paşaların Artvin’in kazanılmasında büyük emekleri vardır. Kendilerini minnetle ve rahmetle anıyor, tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Ülkemizin her karış toprağı ecdadımızın kanları pahasına bizlere vatan olarak bırakılmıştır. Bu vatanın kıymetini bilmek ve o bilinçle çalışmak mecburiyetindeyiz.

Maalesef, geçmiş dönemlerde ülkenin yönetiminde söz sahibi olan hükûmetler, ülkemizin her bölgesinin aynı düzeyde kalkınması hususunda gerekli hassasiyeti ve başarıyı gösterememişlerdir. Bu nedenle, Artvin ili de gerek okumak ve gerekse iş bulmak maksadıyla “en çok göç veren iller” arasında yer almıştır.

Eşsiz doğal güzelliklere sahip olmasına rağmen -yaşam merkezi olacak bir ilimiz- köyleri tamamen boşalmış, turizm alanında bile yeterince tanıtılamamıştır. İlk defa AK PARTİ iktidarları döneminde Artvin yatırımlardan yeterince pay almaya başlamıştır. Baraj yatırımları, Hopa Tüneli, hastane yatırımları, üniversite kurulması, tarım, hayvancılık ve turizmdeki teşvikler sonucu artık Artvin’den göç durma noktasına gelmiş, hatta geri dönüşler bile başlamıştır.

Bu toprakları bizlere vatan olarak emanet eden ecdadımıza layık olmak, ülkemizi, gösterilen hedefler doğrultusunda muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak hususunda, milletvekilleri olarak hepimize büyük sorumluluklar düştüğüne inanıyorum.

Millî günlerimiz, bayramlarımız, kurtuluş günlerimiz ve dinî bayramlarımız millî birlik ve beraberliğimizin pekiştiği günlerdir. Bu birlik ve beraberliğin sadece kurtuluş günleri ve bayramlarla sınırlı olmaması, ülkemiz adına yapılacak her güzel çalışmada aynı birlik ve beraberlik anlayışıyla hareket edilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum.

Artvin’in kurtuluşunun 91’inci yılında bütün Artvinlilerin ve milletimizin zaferini kutluyorum. Bu vesileyle, vatanımızın her karış toprağını savunarak şehit düşen, gazi olan ecdadımızı bir kez daha rahmet ve şükranla yâd ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kışla.

Gündem dışı ikinci söz, aynı konuda söz isteyen Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’a aittir.

Buyurun Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 7 Mart Artvin’in kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; yıllarca esaret altında kalan Artvin, doksan bir yıl önce, 7 Mart 1921 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır. 7 Mart Artvin’in kurtuluşu kutlu olsun.

Artvin 9’uncu yüzyıldan 7 Mart 1921 tarihine kadar çeşitli kavimlerin yönetimi altında kalarak çok değişik uygarlıklara tanık olmuş serhat bir kentimizdir. Kısa bir kronolojik geçmişi incelendiğinde tarih itibarıyla hep acıların yaşandığı bir yerleşim birimi olmuştur.

646 yılında Halife Hazreti Osman döneminde İslam topraklarına katılan Artvin, Bizans ve İslam orduları arasında defalarca el değiştirmiş, 939 yılında Artvin ve civarı Selçuklulara, daha sonra Azerbaycan Atabeylerine, 9’uncu yüzyılda Moğol ve İlhanlılara, 15’inci yüzyılda ise bir başka medeniyetin temsilcisi olan Akkoyunlular yönetimine girmiştir.

Artvin ve yöresinin tarih boyunca çilesi bitmemiş, 1500’lü yıllarda Gürcü istilasına karşın Osmanlı himayesine girerek nefes almıştır; 1570 yılında yapılan Osmanlı-İran mücadelesi sonunda bölgede kesin Osmanlı hâkimiyeti sağlanmış olması neticesinde 19’uncu yüzyılın başlarına kadar kesintisiz Türklerin elinde kalmıştır.

1917'de Rusya’da Bolşevik İhtilali çıkmış, 18 Aralık 1917'de imzalanan Erzincan Ateşkes Antlaşması’yla Artvin tekrar boşaltılmış, Bolşevikler çekildikten sonra yörede kalan Ermeni milisleri Kars, Ardahan, Artvin, Batum ve Ahıska'nın kendilerine ait olduğunu iddia ederek katliamlara başlamışlardır.

Artvin üzerinde karabulutlar hiç bitmemiştir. 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi’yle Artvin boşaltılmıştır. 3 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşması imzalanmıştır. Bu, Kurtuluş Savaşı’nın ilk başarısıdır. Yıllarca işgal altında kalan Artvin doksan bir yıl önce bugün düşman işgalinden kurtarılmıştır. Artvin ve Artvinli gücünü Mustafa Kemal’in “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” sözlerini kendine yol gösterici olarak almıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca Ulu Önder Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin yılmaz savunucusu da olmuştur. Tarihin çeşitli dönemlerinde işgale maruz kalan Artvin, 7 Mart 1921 sabahında şanlı Türk ordumuzun Artvin’e girmesi ile sonsuza dek, bir daha el değiştirmemek üzere özgürlük ve bağımsızlığa kavuşmuştur. 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova Anlaşması ile Artvin ve Artvin halkının esaretle yaşamayacağı bütün dünyaya duyurulmuştur. Kurtuluş Savaşı’nın en önemli askerî başarılarından birisi olan Artvin’in kurtuluşu aynı zamanda TBMM hükûmetinin ilk askerî diplomatik başarısıdır.

Nâzım Hikmet’in Kuvayımilliye Destanı’nda da belirttiği gibi, bir destandır Artvin’in kurtuluşu. Ne diyordu:

“Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu,

Ve yıldızlar öyle ışıltılı ve öyle ferahtılar ki,

Şayak kalpaklı adam, nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden,

Güzel ve rahat günlere inanıyordu.

Ve gülen bıyıkları ile duruyordu ki mavzerinin yanında,

Birdenbire beş adım sağında onu gördü,

Paşalar onun arkasındaydılar,

O saati sordu,

Paşalar “Üç” dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu,

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi durdu.

Bıraksalar,

İnce uzun bacakları üzerinde yaylanarak,

Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak,

Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.” (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülkeye güneş hep kuzeydoğudan, hep Artvin’den doğar ve biz Artvinliler her zaman güneşe döneriz yüzümüzü yani aydınlığa, çağdaş yaşam biçimine. Geçmişten sadece ders alır, değerlerimizi taşırız yarınlara ve mutlaka geleceğe döner yüzümüz, aydınlık geleceğe.

Atatürk’e bakar bizim yüzümüz; değerlerine, devrimlerine, ilkelerine bakar yüzümüz. Varsa bir tehlike ilk farkına varan biz oluruz. İlk tepki veren, mücadele eden ve bu cumhuriyetin değerlerinden asla vazgeçmeyen, ödün vermeyen bu cumhuriyetin nirengileri oluruz. Demokrasiyi sahiplenir, ondan hiç vazgeçmeyiz çünkü biz Artvinliyiz. Bu toprakların barındırdığı değerlerin tümünde biz varız. Kuzeydoğudan doğan güneşiz biz. Bu ülkede demokratik katılımın ve mücadelenin arandığı, cumhuriyet değerlerinin altının çizileceği her karanlığa doğan güneş oluruz biz çünkü biz Artvinliyiz, aydınlığa bakar yüzümüz.

Tüm geçmişinde çıkar ilişkilerini, bağnazlığı ve kardeş kavgasını tanımayan Artvinlinin olağanüstü birlikteliği, bu çağdaş Atatürkçü yolda Türkiye'nin gelişimine damgasını vurmuştur. Artvinli, Atatürkçü, cumhuriyetçi ruhuyla bir kurtuluş gününü daha kutlamaktadır. 7 Mart 1921 tarihinde düşmanı kovan Artvinli şimdi de aynı ulusal ruh ve mücadele azmi ile Cerattepe’de maden bahane edilerek saldırıda bulunan ve topraklarımıza tecavüz etmek isteyen iş birlikçileri de tarihe gömecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

7 Mart Kurtuluş Günü’nü birlik ve beraberlik duyguları ile kutluyor; çalışmaktan onur, paylaşmaktan mutluluk duyanların memleketi Artvin’in milletvekili olarak yüce heyetiniz başta olmak üzere, televizyonları başında bizleri izleyen tüm Artvin ve Artvin sevdalılarına saygılarımı sunuyor; Atatürk’ün mabedinden sizleri tekrar saygı ile selamlıyor; çağdaşlığın, eğitimin, cumhuriyetin ve Kemalizm’in meşalesi Artvin’in kurtuluşunun tüm ulusumuza kutlu olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bayraktutan.

Gündem dışı üçüncü söz, tarım ve hayvancılıkta yaşanan sorunlar hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri’ye aittir.

Buyurun Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, tarım ve hayvancılıkta yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; beş dakika ne kadar söylenebilecekse o kadar söyleyeceğim yani rezervler kalacak.

Önce ben de Artvin ilimizin düşman işgalinden kurtuluşunu kutluyorum. Bu vesileyle Artvin’i düşman işgalinden kurtaran ve bu uğurda şehit olan bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Bugün Türkiye’de üretim yerine tüketime, imalat yerine taklide, ihracat yerine ithalata öncelik veren bir ekonomik model uygulanmaktadır. İktidar ekonomide tüketim, ithalat, ticaret, borçlanma ve taklit üzerine oturan bir siyaset sürdürmektedir. Bu siyaset hayvancılık ülkesi Türkiye’yi hayvan, tarım ülkesi Türkiye’yi bakliyat, meyvecilik ülkesi Türkiye’yi de meyve ithal eder hâle getirmiştir. Önüne her geleni ithal eden, yalnız dostlarını ve komşularını değil aklına her geleni de satan bir hükûmetle Türkiye karşı karşıyadır.

Sınırlı süre içinde, iktidarın iş başında olduğu dönemde ithal edilen bazı gıda maddelerine dikkatinizi çekmek istiyorum. AKP İktidarı 2002-2010 yılları arasında 1,5 milyar dolarlık mısır ithal etmiştir. 2003 ile 2011 yılları arasında buğdayda 5,4 milyar dolarlık, pirinçte 1,1 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirilmiştir. 2003-2011 yılları arasında 3,8 milyar dolar soya; 9,9 milyar dolar da pamuk; 2,3 milyar dolar ise ayçiçeği ithal edilmiştir.

2011 yılı için toplam gıda ithalat tutarı kasım ayı itibarıyla 27 milyar dolardır. Tüketim malı ithalatı son on yıldır ortalama yüzde 10 ile 15 civarında artmıştır. Türk lirasının aşırı değerlendiği yıllardan 2010’da ise bu artış yüzde 30’du. Böylece on yıl önce yılda 4 milyar dolarlık tüketim malı ithalatı gerçekleştiren Türkiye’nin bugün bu rakamı 30 milyar doları aşmıştır. Türkiye her yıl 11 milyondan fazla cep telefonu ithal ediyor. Her 3 araçtan 2’si ithal. 2010 yılı itibarıyla satılan otomobil sayısı 354 bindir. Bu rakam 2003’te 154 bindi.

Hükûmet “2011 yılı ihracatımız 2010 yılına göre yüzde 18 artış göstererek 134,6 milyar dolara ulaştı.” diye ihracatta kırılan sanal bir rekorla övünüyor. Hâlbuki 2012 yılında Türkiye’de ithalat 237, ihracat 132 milyar dolardır. Asıl rekor budur. Cari açık 78 milyar dolar düzeyinde gerçekleşmiştir. Üretim ile tüketim, ihracat ile ithalat, gelir ile gider, yatırım ile finans, yatırım ile tasarruf arasındaki fark cari açık olarak karşımıza çıkmaktadır. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2008’de 65,37 iken 2011’de 55,26’ya düşmüştür.

Cumhuriyet, ülkeyi demir ağlarla ördüğüyle övünüyordu. AKP ise ülkeyi alışveriş merkezleriyle örmekle övünüyor. Her alışveriş merkezinin açılışı Türkiye’de yüzlerce esnafın kepenk indirmesine, binlerce yurttaşın da işsiz kalmasına sebep olmaktadır.

İthalatta, borçlanmada ve borçlandırmada sınır tanımayan bir iktidarla Türkiye karşı karşıyadır. Buna hemşire ithalatı, doktor ithalatı, öğretmen ithalatı da eklenmiştir. Bu Hükûmeti gerçekte AKP Hükûmeti değil, bir ithalatlar hükûmeti olarak tarif etmek çok daha doğru olacaktır.

Bir ithalat biçimine buradan özellikle dikkat çekmek istiyorum: Türk iş adamları bugün hurda demir ithal ediyor, sonra da bunu işleyip Çin’e satıyor. Türkiye son beş yıldır hurda demir ithalatında dünya 1’incisidir. Bu hurda demir olayı Türk ekonomisinde var olan bir tür yapısal sorunu da gündeme getiriyor. Türkiye’de demir cevheri var ve biz yeni, modern işletmeler kurup bunu işleyip satacak yerde, ithal edip ithal olan enerjiye döviz harcayarak bunu işliyoruz. Bu yazıktır, bu ülkeye günah yapılıyor.

Bu ülkenin tarlalarından elde edilmesi mümkün olanları ithal ettiniz. Bu ülkenin meralarından, çayırlarından yetişmesi gereken hayvanları ithal ettiniz. Angus ithal ettiniz, bilmem şu kadar et ithal ettiniz. Bu ülkenin bahçelerinde üretilmesi mümkün olan meyveleri ithal ettiniz. Hükûmet, 2011 yılı ihracatımızın yüzde 18 artış göstererek yüzde 34 küsura çıkmasıyla övünürken, biraz önce de söylediğim gibi, gerçekten, Türkiye’de üretilen her şeyi, üretilmesi mümkün olan her şeyi üretmek yerine ithal etmeyi seçmektedir.

Bu vesileyle, herkesi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

Şimdi, gündem dışı konuşmalara cevap vermek üzere, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehdi Eker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bakan.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Beş dakikaya yirmi dakika cevap.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Önce, Özcan Yeniçeri’ye bir teşekkür etmeniz lazım, yirmi dakika konuşacaksınız.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Yeniçeri’nin gündem dışı yaptığı konuşmaya cevap vermek üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum tekrar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de, tarım sektörünü, biz, iktidara geldiğimiz 2002 tarihinden itibaren stratejik bir sektör olarak ele aldık ve ilk defa bu sektörle ilgili bir strateji planı hazırladık. Arkasından bir sektörel derinlik analizi çalışması yaptık ve o tarihte, esasen, Türkiye’ye kredi verme karşılığında Türkiye’ye dayatılan, Dünya Bankası ve IMF tarafından dayatılan destekleme politikasını da değiştirdik, bütünüyle değiştirdik. Çünkü daha önce IMF ve Dünya Bankası tarafından “Kredi karşılığı olmak kaydıyla Türkiye’ye önerilen doğrudan gelir desteği dışında başka bir destek çiftçiye verilmeyecek ve bunun da üretimle, verimlilikle ilişkisi olmayacak.” anlayışıyla yapılan desteklemenin Türkiye’de tarımı ileriye götürmediği, verimliliği artırmadığı ve tarım sektörünü geliştirmediğini gördük, o nedenle de bunu değiştirdik, kökten değiştirdik. Şimdi, bununla ne yaptık? Önce şunu söyleyeyim: Biz geldiğimiz tarihte Türkiye’de 24 milyon hektar alanda ziraat yapılıyordu, 7,5 milyon insan ziraatla uğraşıyordu ve bu vatandaşlarımızın bu alanda ürettikleri tarımsal hasılanın değeri, tarımsal üretimin değeri 23 milyar dolardı. Türkiye bu tarımsal hasılayla dünya ülkeleri içerisinde 11’inci sırada yer alıyordu. Bizim aldığımız tedbirlerle, uyguladığımız politikalarla, yaptığımız stratejiyle bugün Türkiye 62 milyar dolarlık tarım hasılası elde ediyor ve bu 62 milyar dolarlık tarım hasılasıyla da dünya ülkeleri içerisinde Türkiye'nin sıralaması 11’den 7’ye çıktı. Avrupa ülkeleri içerisinde 1’inci sıradayız şu anda yani Fransa’yı, İspanya’yı, İtalya’yı ve Rusya Federasyonu’nu bu süre zarfında geçtik, AK PARTİ İktidarı döneminde geçtik, bizim uyguladığımız politikalarla geçtik ve 7’nci sıraya geldik.

Şimdi, bizim bu tarımsal verimliliği artırmaya, üretimi geliştirmeye, kalite ve standardı artırmaya dönük olarak uyguladığımız projeler sayesinde sektör bu kadar gelişmişken ve Türkiye gıda sektörü alanında net ihracatçı durumundayken… Elimizde rakamlar var, daha geçen, birkaç hafta önce açıklandı, Türkiye’de gıda sektörü, tarım sektörü Türkiye’nin net 4 milyar dolara yakın ihracat fazlasına sahip olduğu sektördür. Böyle bir tablo varken ortada, kalkıp, işte “Türkiye her şeyi ithal ediyor.” iddiasıyla ortaya çıkıp bunu bir başarısızlık gibi göstermeye kalkışmak, doğrusu, bize göre çok insafla ve gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

Şimdi, daha bugün…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Bizim söylediğimiz rakamlara cevap verin Sayın Bakan, ithal ettiklerinizi tek tek sayın!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ithalat yapacaksınız, dünyada ticaret yapıyorsunuz. Dünyanın neresinde, dünyanın hangi ülkesi hiç ithalat yapmadan…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Bu ülkenin toprağını ektirmiyorsunuz, başkalarına hizmet ediyorsunuz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …sadece ihracat yapan bir ticaret var mıdır? Dünyanın neresinde böyle bir ticaret var?

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – “Angus”u sizinle öğrendik, “Limuzin”i sizinle öğrendik!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir şey yok. Bana bir tane ülke gösterin, deyin ki: Dünyada şu ülke hiç kimseden bir mal almaz, sadece satar. Bana bir tane böyle ülke gösterin. Hiç öyle bir ülke yok. Dünyada hiç öyle bir…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – 5 alıp 1 satıyorsunuz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – O, hayal gücünüzün eseridir. O hayal gücü de insanı… Eğer hayal gücünün sınırlarını zorlarsanız sizi başka yere götürür. Dolayısıyla böyle bir ülke yok, böyle bir gerçek de yok. Aslolan şey şu: Türkiye üretebildiği ürünleri üretiyor, üretimini azami hâle getiriyor, verimliliğini artırıyor. Demin de söylediğim gibi, 24 milyon hektar alandan dün 23 milyar dolarlık tarım hasılası elde ederken bugün aynı alandan 62 milyar dolarlık hasıla elde ediyor, dünya sıralamasına geçiyor ve Türkiye’nin tarımdan sağladığı başarı Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı tarafından da dünyaya örnek gösteriliyor. Ben bu kürsüden de size gösterdim o raporu, dedim ki: “Bakın, ‘Başarıya Giden Yollar’ adı altında Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatının yayınladığı raporda Türkiye’den bahsediliyor.”

Biz, tabii, bir önemli noktaya geldik ama biz burada durmuyoruz, daha iyi bir noktaya Türkiye’yi getirmeye çalışıyoruz.

Özellikle Türkiye’nin tarım arazilerinin bölünmesi gibi önemli bir sorunu var. Bu, 1926 yılında Medeni Kanun’la gelişen, ortaya çıkan ve o tarihten sonra, gerçekte Türk tarım sektörünü yapısal anlamda önemli bir sorunla karşı karşıya bırakan bir gelişme. Biz şu anda bunu düzeltmenin çabası içerisindeyiz. Geçtiğimiz hafta 270 civarında konu uzmanını -gerek üniversitelerden gerek çiftçilerden gerek meslek kuruluşlarından, meslek odalarından- sektör paydaşlarını davet edip onlarla bir toplantı yaptık, bir çalıştay yaptık, şu anda 50 bin kişiyle de anket çalışması yapıyoruz ve bunların ışığında ortaya çıkacak olan teklifi bir model ile Meclisin huzuruna getireceğiz, sizlerin huzuruna getireceğiz ve inşallah, Türkiye’yi bu sorundan kurtaracağız.

Biz Hükûmet olarak Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu çıkardık. Tarım arazilerinde bölünebilme sınırına bir limit getirdik, 20 dekar ile sınırlandırdık. Ama bunun daha iyi, daha köklü bir şekilde çözülmesi için de ilave bir yasa değişikliğine ihtiyaç var, onu da Meclisin huzuruna getireceğiz. Bizim şu anda üzerinde durduğumuz konulardan bir tanesi bu.

Bir başka konu şu: Türkiye’de daha önce bölünmüş olan arazilerin toplulaştırılması yoluyla verimli hâle getirilmesidir. 1961 yılında, Türkiye, tarım arazilerinin toplulaştırılması çalışmasına başlamış. Kırk bir yıl içerisinde, yani biz Hükûmeti devralıncaya kadarki süre içerisinde Türkiye sadece 450 bin hektar alanda bu toplulaştırma faaliyetini yapmış arkadaşlar. Bizim devraldığımız noktadan bugüne şu anda, biten, hizmete giren 1 milyon 800 bin hektar, devam etmekte olan ve bu yılın sonunda da bitecek olan 2,8 milyon hektar civarındaki araziyle birlikte 4 milyon hektarın üzerinde bir arazi toplulaştırılması bizim Hükûmetimizin 2012 sonu itibarıyla bitirmiş olduğu bir toplulaştırma faaliyeti olacak. Buna da son derece önem veriyoruz. Bundan sonraki sürede de arazilerin toplulaştırılmasının tamamlanması bizim yine hedeflerimiz içerisinde.

Tarım ürünlerinde özellikle hayvansal ürünlerle ilgili piyasa düzenleme mekanizması kuruyoruz. Gerek sütle gerek etle ilgili olarak piyasaya müdahale edecek yeni bir mekanizma kuruyoruz. Yani hem tüketici lehine hem üretici lehine, ayrı ayrı olmak kaydıyla, fiyatların olumsuz seyrettiği dönemlerde buraya müdahale edip, arz fazlası olduğu zamanlarda arzı çekecek, arz yetersizliği olduğu durumda da bunu piyasaya sunacak şekilde bir mekanizma geliştiriyoruz.

Organize tarımsal sanayi bölgeleri kuruyoruz. Daha önce Sanayi Bakanlığı bünyesinde yer alan organize sanayi bölgeleri Tarım Bakanlığına yasal değişiklikle devredildi, şu anda geçiş sürecindeyiz ve artık, eskisi gibi de olmayacak, belirli bir kısmını biz hibe yoluyla vereceğiz ve süre vereceğiz, iki yıl gibi kısa bir süre içerisinde bitme şartı getireceğiz. Arazisini hazırlayıp müteşebbis heyetini oluşturan ve kendi bölgelerinde tarım ve hayvancılıkla ilgili bir organize sanayi bölgesi, tarıma dayalı ihtisas sanayi bölgesi kurmak isteyen illerimize biz, Bakanlık olarak yardımcı olacağız ve belirli faaliyetleri orada, kümelenme modeliyle daha verimli, daha sanayiye de uygun üretim yapacakları tarzda, kaliteli ve yüksek standartta üretim yapacakları şekilde bir üretim modeli hayata geçiriyoruz. Bu da yine bu yıl içerisinde hizmete girecek, faaliyete girecek projelerimizden bir tanesi.

Kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi bizim başlattığımız bir proje. Şu ana kadar Türkiye’de 3.200’ün üzerinde tarıma dayalı tesis bitirdik, yatırım tutarının 600 bin liraya kadar olan kısmının yüzde 50’sini hibe verdik, 32 bin kişi çalışıyor. Tarım, sanayi entegrasyonu için son derece de önemli çünkü gerek bitkisel üretimde gerek hayvansal üretimde gerek su ürünlerinde işleme, paketleme, ambalajlama tesisleri kuruyoruz ve 3.200 tane tesis tamamladık. Bunlar şu anda faal ve çalışıyor. Bu devam ediyor. 2015 yılına kadar bir 3 bin tesis daha tamamlamayı, desteklemeyi planlıyoruz. Bu da devam ediyor.

Meraların özel sektöre açılmasıyla ilgili dün Bakanlar Kurulunda bir yasa tasarısı taslağı verdik, Bakanlar Kurulunda imzaya açıldı. Biliyorsunuz, uzun vadeli, yirmi beş yıllığına kiralanma söz konusuydu ama bunlar üzerinde hayvancılık için, tarım için gerekli olan tesislerin yapımına izin verilmiyordu, şimdi biz buna imkân tanıyan bir düzenlemeyi de getiriyoruz. Bu da çok kısa bir süre içerisinde yüce Meclisin huzuruna gelecek ve hayata geçecek. Böylece meralarımızdan daha verimli, daha yüksek düzeyde bir faydalanma söz konusu olmuş olacak.

Meralara ilaveten, yaş meyve sebzede sözleşmeli üretim modeli getiriyoruz, yaş meyve sebze üretiminde. Özellikle pazar değeri yüksek, ihracat imkânı olan, sanayide işleme imkânı olan meyvelerde ve sebzelerde sözleşmeli üretim yapanlara ilave destek getirmek suretiyle biz üretimde kaliteyi ve standardı artırmayı hedefliyoruz. Kaliteli ve yüksek standarttaki bir üretimde istikrarlı bir artışı öngörüyoruz bununla, bu da yine bu yıl içerisinde hayata geçecek destekleme kapsamına alınacak konulardan bir tanesi.

Türkiye’de biz, tarım havzaları üretim modelini geliştirdik. Türkiye’de şu anda biz, otuz havzada hangi tarımsal ürünler hangi yüksek verimlilik düzeyiyle üretilebiliyor bunu biliyoruz. Şimdi, meyvecilik alanında Türkiye'nin havzalarını belirledik ve bu havzalara biz özel bir destek getirmek suretiyle o bölgelerde öngörülen meyvelerin geliştirilmesini, daha yüksek miktarda üretilmesini destekleyen bir yeni destekleme aracı geliştiriyoruz. Bunu da Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu kararına aldık, bu da yine uygulamaya giriyor meyvecilik havzalarıyla birlikte. Bizim…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Bakan, sahte fatura mağduru çiftçilerin durumunu ne yapacaksınız? Çok ciddi mağduriyetler var.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Türk çiftçisinin cebine 5 Mart günü 1,9 milyar lira, yani eski parayla 1,9 katrilyon lira biz, çiftçilerin hesabına aktardık. Burada özellikle mazot, gübre, toprak analizi, yem bitkileri, süt primi ve su ürünleri destekleri ödeniyor, hesaplara dün gece yarısı itibarıyla geçti, çiftçilerimiz alabiliyorlar. Tabii, mart sonu itibarıyla yine hububat, baklagil, çay, fındık ve sertifikalı tohum verilecek. Mart ayında da, yine martın sonunda da ödeyeceğimiz miktar 1 milyar 85 milyon lira. Yani mart ayı içerisinde sadece yaklaşık 3 milyar lira Türk çiftçisinin cebine destek olarak, nakit destek olarak biz ödeme yapıyoruz. Nisan ayında 268 milyon, mayıs ayında 1 milyar 300 milyon, haziran ayında 1,1 milyar ödemeyi planladık ve böylece, haziran ayına kadar, toplam desteklerimizin 6 milyar lirasını ödemiş olacağız yani 7 milyar 300 milyon liranın 6 milyarı haziran ayına kadar çiftçinin cebine girmiş olacak yani artık, eskiden olduğu gibi, bir yıl sonra taksitler hâlinde ödemek yerine, biz yılın ilk altı ayında desteklemelerin, öngördüğümüz desteklemenin yüzde 90’ını ödemiş oluyoruz ve bunu ilk defa bu sene yapmıyoruz, geçen yıl da yaptık, önceki yıl da yaptık, ondan önceki yıl da yaptık. Son birkaç yıl içerisinde, bu şekilde, yılın ilk altı ayı içerisinde, desteklemelerimizin yüzde 90’ını ödemiş oluyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim tabii, gerek hayvancılık alanında gerekse bitkisel üretim alanında vizyonumuz, 2023 vizyonumuz var. Biz, Türkiye’yi, eğer 2002’de devraldığımız noktadan,   23 milyar dolarlık hasıladan, 2011 yılında 62 milyar dolara çıkardıysak, 2023 yılında da biz Türkiye'nin tarım hasılasını 150 milyar dolara çıkarmayı planladık ve…

MUHARREM VARLI (Adana) – Tarla ekecek çiftçi bulabilirseniz Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …rahatlıkla bunu aşacağız.

MUHARREM VARLI (Adana) – Traktörünü çalıştıracak çiftçi bulabilirseniz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Tarımsal ihracatımız bu sene 15,2 milyar dolar. 15,2 milyar dolar tarım ihracatımız. Bunu da yine biz 40 milyar dolara çıkarmayı planlıyoruz.

MUHARREM VARLI (Adana) – İthalat kaç dolar?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – İthalat bundan daha az, merak etme.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim gerek üretim artışında gerekse kaliteyi ve verimliliği artırma konusunda aldığımız tedbirler meyvesini verdi. Bundan sonraki süreç içerisinde de bu çok daha iyi bir noktaya gelecek.

Yine, şunu da, değerli milletvekilleri, ifade etmek istiyorum: Faizsiz kredi uygulamasını, biliyorsunuz, Hükûmet olarak biz başlatmıştık ve bu çerçevede…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Kimlere verdiniz, kimlere?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Üreticilere verdik, üreticilere.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Üreticilere değil, eczacılara verdiniz, üretimle alakası olmayanlara verdiniz, iş adamlarına verdiniz. Listesini verin, o zaman inanırız.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bu süre zarfında biz geçen sene yaklaşık 20 milyar Türk lirası kredi kullandırdık.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Listesini verin, bakalım kime verilmiş.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sizin döneminizde, devri iktidarınızda çiftçinin kullandığı kredi faizleri yüzde 59’du. Biz bunları hayvancılıkta sıfıra indirdik, damlama sulama yatırımlarında sıfıra indirdik, diğer bütün kredilerde de yüzde 5’e indirdik.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Traktörü ipotekli değildi, tarlası ipotekli değildi, şimdi her şey ipotekli.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, 2012 yılı faiz kararnamesi yeniden yayınlandı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nasıl başardınız Sayın Bakan? Bu hayvan sayısını azaltmayı nasıl başardınız? Şunu bir açıklayın gerçekten.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Burada da gerek hayvancılıkla ilgili gerekse sertifikalı tohum, fidan ile ilgili üretimlerde biz yine faizsiz kredi vermeye, uygulamaya devam ediyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Köylüleri, çiftçileri limuzinlere bağladınız, tebrik ediyorum sizi!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Diğer yatırımlarımızda da, diğer kredilerde de yine çok düşük düzeyli faiz ödemeleri olacak. Bunların büyük bir kısmı, yine bazıları yüzde 50 oranında, bazıları yüzde 60 oranında, bazı kalemlerde. Bunlarda da desteklemeler, kredi faiz sübvansiyonu desteklemesi devam ediyor.

Türkiye'nin sertifikalı tohumluk üretimini biz 145 bin tondan 635 bin tona çıkardık. Tohumluk ihracatı, bu speküle edilen bir konudur, o konuda da bilgi vereyim: Tohumluk ihracatı 2002 yılında 8 bin ton iken 2011 yılında 30 bin tona çıktı değerli arkadaşlar. Bunların hepsi çalışmalarla, gayretlerle oldu.

Türkiye 2004 yılında hibrit sebzenin büyük bir kısmını dışarıdan temin ediyordu. Bizim çıkardığımız mevzuatla, uyguladığımız projeyle bu alanda da Türkiye çok büyük bir mesafe katetti ve Türkiye dünyanın 3’üncü büyük tohum gen bankasını bizim başlatıp bitirdiğimiz bir projeyle hayata geçirdi, buna sahip oldu. Dolayısıyla, bu alanda da Türkiye çok daha iyi bir noktada. Gerek gıda güvenliği konusunda çıkardığımız mevzuat ve Avrupa Birliği standartlarıyla tüketicilerimizin, artık, gıdaya ulaşma imkânına kavuşuyor olması gerek sağlık ve hijyenle ilgili olarak aldığımız tedbirler gerekse üretim, üretimin çeşitlendirilmesi, kalitesinin artırılması konusunda hayata geçirdiğimiz projelerle Türkiye’de tarım sektörü çok daha iyi bir noktada bugün, dünden çok çok daha iyi bir noktada ve yarın da kesinlikle öngördüğümüz, ortaya koyduğumuz vizyon, hazırladığımız projelerle bugünden daha iyi olacak. Bunları da inşallah hep birlikte göreceğiz.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Bazı milletvekillerimiz kısa açıklama için sisteme girmişler, sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Işık…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, bakanlıklara bağlı kurum ve kuruluşlara işçi alımı sınavlarındaki uygulamalara ilişkin açıklaması

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; çeşitli bakanlıklara bağlı kurum ve kuruluşlarda sınavla işçi alınmaktadır. Bunlarda KPSS yüzde 70, sözlü sınavı yüzde 30 olarak uygulanmakta. Mesela, en son Soma Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ Genel Müdürlüğünde metal işlerine teknisyen alındı. 83 puan alan arkadaşlar giremezken 64 puanı olanlar girdi. Ayrıca benim hemşehrim bir arkadaşımız 73 puan almış, o da giremedi. Burada, zaten son zamanlarda özellikle sınavlarda CHP’li, MHP’li, BDP’li ve diğer arkadaşlar giremediği gibi AKP’lilerin arasında da ayrım yapıldığını görmekteyiz. Tüm sınavlarda bu işlem uygulanmakta. Bunu sizin vicdanınıza bırakıyorum. Bu konuda daha dikkatli olmanız gerekiyor diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim. 

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Özdemir…

2.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Sivas’ta yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan mağduriyetlere ve Hükûmetten acil yardım talebine ilişkin açıklaması

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye'nin gündeminin yoğun olduğunu biliyorum ancak önemsediğim bir konuyu sayın bakanların dikkatine sunmak istiyorum.

Sayın Bakanım, Sivas, gerçekten kelimenin tam anlamıyla bir kar esareti yaşıyor. Kangal’da, Divriği’de, İmranlı’da bütün köy yolları kapalı. Bir haftadan bu tarafa muhtarlar mütemadiyen arıyorlar. Taşımalı eğitimdeki öğrenciler okullarına gidemiyor. Ayrıca bu ulaşım yetersizliğinin yanı sıra elektrik kesintileri var. İnsanların bu çağda hem yolları kapalı hem elektrikleri yok, ahırdaki hayvanları perişan bir vaziyette. Dün İstanbul’dan, iki gün önce cenaze getirildi. Şerefiye’de cenaze hâlâ iki günden bu tarafa bir kahvehanede bekletiliyor, köye götüremiyorlar. Sayın Hükûmetten bu konuda acil yardım talep ediyorum. Kaymakamları arıyoruz, ellerinde yeterince alet ve makine olmadığı için çaresiz bir vaziyetteler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Doğru…

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İç Anadolu Bölgesi’nde artan göçün sebeplerine ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ülkemizin en önemli sorunu işsizlik ve yoksulluktur. Bunda da en büyük mağduriyeti İç Anadolu Bölgesi yaşamaktadır. İç Anadolu Bölgesi nüfusu son on yıldır devamlı olarak azalıyor, insanlar göç ediyorlar. Bunun da en önemli sebebi çiftçinin tarımdan vazgeçmesi, hayvancılık üretiminin ise bitirilmiş olmasıdır. Hayvan ithalatı yapılması, hayvansal şarküteri ürünlerinin ithalatı hayvancılığa çok büyük darbe vurmuştur. Hayvan ve ürünleri için verdiğimiz ithalat paralarını üreticilere versek birkaç sene içerisinde hayvan ihraç eder konuma geliriz. Ayrıca, tarıma destek dendiği zaman tarıma desteğin mazotta, ilaçta, gübrede KDV ve ÖTV’nin yüzde 1’lere düşürülmesi olmalıdır. Bu yönlü olarak da Hükûmetten çalışma beklendiğini ifade ediyor, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Şandır…

4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Artvin’in 91’inci zafer yıl dönümüne ve “kurtuluş yıl dönümü” yerine “zafer yıl dönümü” tabirinin kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Artvin ilimizin 91’inci zafer yıl dönümünü kutluyoruz. Tüm şehitlerimize rahmet diliyorum. Tüm Artvinlilere Allah bir daha o acıları, o sıkıntıları yaşatmaması için temennide bulunuyorum ve tekrar ifade ediyorum, bu, kurtuluş yıl dönümü tabiri yanlıştır. Türk milleti düşmanın istilasına uğramıştır ama milletimiz de bütün gücüyle birliğini koruyarak düşmanı yurdundan atmıştır, egemenliğini, bağımsızlığını korumuş, devletini kurmuştur. Bunun bir kurtuluş değil bir zafer günü olarak kutlanması gerekir. Aslında tüm illerimize bu türlü kurtuluş yıl dönümü değil zafer veya bu anlamda kelimelerle meseleyi tanımlamak gerekir. Tüm Artvinlileri buradan Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak kutluyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Varlı…

5.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, çiftçilerin sorunlarına ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in bu sorunlarla ilgili somut açıklama yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUHARREM VARLI (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan beş dakikalık gündem dışı konuşmaya yirmi dakika cevap verdi ama çiftçinin beklentilerinin hiçbirine değinmedi. “Şunu yaptık, bunu yaptık…” Ortada somut, gerçekten çiftçiyi ilgilendiren, çiftçinin şu anda yüzünü güldürecek hiçbir şey yok. Pamuk yerde sürünüyor, 1.250 lira yani 1 milyon 250 bin lira eski parayla ama gübre hangi fiyatta, mazot hangi fiyatta? Çiftçi pamuğu depoda tuttu, belki para eder diye. Bankadan, gitti faizli kredi aldı; faizler 10 puan yükseldi, pamuk aynı yerinde sayıyor. Belki Hindistan’da… İşte ihracatı yasakladı Hindistan, ondan dolayı belki 3-5 kuruş prim yapar mı diye bekliyor. Ama, inşallah, bu konuda Sayın Bakan, gübre fiyatlarıyla ilgili, mazot fiyatlarıyla ilgili çiftçiye somut bir şey söylesin; çiftçi bunları daha ucuza alabilecek mi, daha ucuza mal edebilecek mi, bunları anlatsın. “Yok şu kanunu çıkarttık, yok bu kanunu çıkarttık…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM VARLI (Adana) - Çiftçi ne gördü kardeşim? Onu anlat bana.

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

6.- Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, Erzurum’da Et ve Balık Kurumunun üç şubesinin açılmasına ilişkin açıklaması

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, vatandaşın ucuz et yemesi sebebiyle veya gerekçesiyle Erzurum’da üç tane şube açtınız Et Balık Kurumu olarak. Tabii, bir şeyi yaparken illa da bir diğerini sıkıntıya sokmak mecburiyetinde miyiz, bunu merak ediyoruz. Çünkü kasaplar diyorlar ki: “Üç şube açılmak suretiyle bizim işsiz kalmamıza sebebiyet verildi. Şubelerdeki et fiyatına biz eti satmaya hazırız.” Böyle bir yapılanmaya gitmeyi düşünüyor musunuz? Çünkü bunların her biri de birçok insanın mesuliyetini üzerinde toplamış insanlar. Bunu hatırlatmak istedim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Karaahmetoğlu…

7.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, TMO’nun piyasaya fındık sürme kararının sonuçlarına ilişkin açıklaması

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Bakan, 9 Ocak 2012 tarihinde, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) 16 Ocak 2012 tarihinde piyasaya fındık süreceğini açıkladığında fındık fiyatları yaklaşık 8 lira civarında idi. Bu açıklamadan sonra, piyasaya verilen fındık miktarı çok az olmasına rağmen, psikolojik etkiyle fındık fiyatları yaklaşık 6 liraya kadar düştü. Bu durumda fındık üreticileriyle küçük manav zarar etti. TMO’nun aldığı bu karar fındık sermayedarlarını korumak için mi yapılmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Yeniçeri…

8.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in gündem dışı konuşmaya verdiği cevabı yetersiz bulduğuna ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Bakan maalesef bir konuyu çok başarılı bir şekilde yaptı, o da milletin gözünün içine baka baka yanlışları çok doğru biçimde sunmaya çalıştı, benim sorduğum hiçbir soruya da, benim ifade ettiğim hiçbir şeye de cevap vermedi.

Sayın Bakan, buradan soruyorum: Buğdayda 5,4 milyar dolar 2003 ile 2011 arasında ithal etmediniz mi? Bu memlekette buğday ekilecek, bu 5 milyar doları bu memlekete bırakabilecek imkânımız, tarlamız, arazimiz, bizim, yok mu?

Pirinçte 1,1; 2003-2011 yılları arasında 3,8 milyar dolar soya ithal ettiniz, 9,9 milyar dolar pamuk ithal ettiniz, 2,3 milyar dolar ayçiçeği bu süreç içerisinde ithal ettiniz. “Biz şunu yaptık, bunu yaptık...” Elbette on senede bir çocuk on yaş büyür, siz de on senenin içerisinde 10 santim mesafe aldıysanız, bunu zafer olarak ilan etmeniz hangi akla, hangi mantığa uyar? (MHP sıralarından alkışlar) Yani, hiç mi bir şey yapmayacaktınız? Hep mi oturduğunuz yerde kalacaktınız?

“İthal et” diyorsunuz diyorum ben size. Angus ithal ettiniz, yok mu? Nedir bu angusun mantığı?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yeniçeri.

Sayın Durmaz…

9.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, sahte fatura mağduru çiftçilerin sıkıntılarının giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakana demin de bir müdahaleyle esasında çiftçilerimizin beklentisi olan çok önemli bir konuya açıklık getirmesini beklemiştim. Yazılı soru önergesi verdim, bir ay oldu cevap vermiyor Sayın Bakan ve Bakanlık yetkilileri.

Şimdi de burada kendisinden istirham ediyorum, 10 binlerce çiftçinin gözü kulağı burada. Sahte fatura mağduru çiftçilerimiz var, Bakanlık bunları biliyor, Bakanlık ne kadar mağdur olduklarını da biliyor. Bu çiftçilerimiz tarlaya gidemeyecek durumdalar, mazot alamayacak durumdalar. Sahte fatura işini profesyonelce yapıp devleti dolandıranlara elbette hak ettikleri ceza verilmelidir ama bunların mağdur ettiği çiftçiler son derece sıkıntılıdır ve Bakanlıktan bir çözüm beklemektedir.

Aylardır bu işi takip ediyoruz, dile getiriyoruz, maalesef Sayın Bakan burada bir açıklama yapmadı. Kendisinden istirham ediyorum, çiftçimizin şu oturumu takip ettiğini, Anadolu çiftçisinin bu oturumu takip ettiğini ve buna ilişkin bir cevap beklediğini biliyorum, kendisinden bir açıklama bekliyorum.

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

10.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, tarım sektörüyle ilgili sorunlara ilişkin açıklaması

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Tarım Bakanını dinlerken acaba Türkiye’yi mi anlatıyor diye bir yanılgıya düştüm. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum çünkü ülkemizde 2 milyon hektarın tarım alanından uzaklaştığını, 2,5 milyon insanın tarımdan koptuğunu hepimiz biliyoruz Sayın Bakanım.

Ayrıca, yine, yasalardan bahsettiniz. Tarım Kanunu’nu da siz çıkarttınız 2006 yılında ama 2007’yle 2011 yılında, şu anda, çiftçiye Tarım Kanunu’ndan dolayı, yüzde 1 gayrisafi yurt içi hasıladan dolayı 20 milyar TL borcunuz var. Bunu ödemeyi düşünüyor musunuz?

Son soru olarak da, Bursa’da, biliyorsunuz, sofralık zeytinle ilgili kalite ve kilo kaybı olmuştu, sizinle bu konuyu, ziraat odası başkanlarıyla defaten görüştük. Acaba bu konuda, banka borçlarının ertelenmesi konusunda herhangi bir adım atmayı düşünüyor musunuz? Desteklemeden ve diğer konulardan tamamen vazgeçtik.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demiröz.

Sisteme giren arkadaşlarımızdan özür diliyoruz. Genel uygulamamız 10 kişiyedir, dolayısıyla o dolmuş durumda.

Değerli arkadaşlarım, şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç, gündemin sözlü sorular kısmının 1, 28, 112, 187, 188, 201, 237, 239, 240, 245, 275, 359, 415, 818, 821, 823, ve 824’üncü sıralarında yer alan önergeleri birlikte cevaplandırmak istemişlerdir.

Sayın Başbakan Yardımcısının bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu tarafından 8 Mart 2012 tarihinde Belçika’da düzenlenen “Eşit Değerde İşe Eşit Ücret” konulu Parlamentolar Arası Komisyon toplantısına katılacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyelerinden bir heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/797)

                                                                                                              6 Mart 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu tarafından 8 Mart 2012 tarihinde Belçika’da düzenlenen “Eşit Değerde İşe Eşit Ücret” konulu Parlamentolar Arası Komisyon Toplantısı’na Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin katılması hususu Genel Kurulun 9 Şubat 2012 tarihli 64’üncü Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2’nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                              Cemil Çiçek

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

Gürkut Acar                                             Antalya

Gökcen Özdoğan Enç                              Antalya

Kemalettin Aydın                                     Gümüşhane

Tülay Kaynarca                                        İstanbul

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Komisyondan istifa tezkeresi vardır, okutuyorum:

B) Önergeler

1.- İzmir Milletvekili Erdal Kalkan’ın, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/29)

TBMM Başkanlığına

AK PARTİ siyasi ve Hukuk İşleri Başkanlığındaki görevim ve üyesi bulunduğum Millî Savunma Komisyonundaki görevimden dolayı, İnsan Hakları ve İnceleme Komisyonu üyeliğimden istifa ediyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim. 29.02.2012

                                                                                                             Erdal Kalkan

                                                                                                                    İzmir

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Şimdi de biraz sonra okutup işleme alacağım Danışma Kurulu önerisinde yer alan, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin altı önergeyi ayrı ayrı okutuyorum:

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve 25 milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/176)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin geleceği açısından stratejik öneme haiz gördüğümüz, üstün yeteneklilerin keşfi, eğitilmesi ve etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Anayasanın 98 inci, İç Tüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunda gereğini arz ederiz.

Gerekçe:

Yetenekleri açısından akranlarına göre üst seviyede olan, yaratıcılık yanı güçlü, başladığı işi mutlaka tamamlama isteği duyan, yüksek görev anlayışına sahip ve karşılaştığı sorunları çözmede yaratıcılığını kullanan üstün yetenekli çocuklar bir ülkenin en büyük zenginlik kaynağıdır. Uygun ve yeterli eğitim aldıkları takdirde ülkenin geleceğinin şekillendirilmesinde en önemli rolü oynayacak olanlar yine bu çocuklardır. Ülke menfaatleri doğrultusunda, kabiliyet ve kapasitelerine uygun, mevcut potansiyellerini istenilen doğrultuda, açığa çıkaracak etkin istihdamlarını sağlayacak eğitim ve izleme programları geliştirilmediği takdirde, insanlığa armağan olarak sunulmuş üstün yetenekli bu çocuklarımız mevcut sistemde yaşayacakları uyumsuzluk nedeniyle ya problemli vatandaşlara dönüşecek ya da, bu konuda politikalarını onlarca yıl önce geliştirmiş bu değerlerin farkında olan ülkeler ve gruplar tarafından kendi menfaatleri doğrultusunda kullanılacaklardır.

Bugüne kadar üstün yetenekli çocuklara yönelik bazı düzenlemeler yapılmasına rağmen üstün yetenekli çocukların eğitimi ve izlenmesi arzu edilen seviyeye ulaşamadığı kanısındayız.

Seçkin ve stratejik değer ifade eden üstün yetenekli bireylerin değerlendirilmesi o ülkeye ve bütün insanlığa yararlar sağlayacaktır. Değerlendirilmemesi halinde ise, bu potansiyelin toplumda psikolojik ve kişilik bozuklukları olan sorunlu bir kesim haline dönüşmesi muhtemeldir. Ülkeler açısından üstün yeteneklilerin eğitiminin özel bir yere sahip olması gerekmektedir. Zira eğitim-devlet ilişkisi bağlamında üstünlerin eğitimi diğerlerine nazaran daha stratejik ve fonksiyonel bir konuma sahiptir. Bununla birlikte ülkenin gelişme potansiyeli açısından kıt bir beşeri kaynak olan üstünler devlet açısından eğitimi zor ve o derece önemli bir demografik alanı oluştururlar. Bu eğitimin olabildiğince kusursuz ve itinalı yapılması her ülkenin vazgeçilmez bir görevi olmalıdır. Ülkemizde de bu potansiyele kusursuz bir eğitim verilebilmesinin çok sayıda değeri ortaya çıkaracağı kuşkusuzdur. Bunun için de öncelikle ülkenin rezervlerini belirlemek, sonra da bu rezervi uzun vadeli sonuçlar için tüm boyutları ile ele alınması gerekmektedir.

Araştırmalara göre Ülkemizde 500 bin üstünde üstün zekâlı birey olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayı da nüfusumuzun yaklaşık yüzde 1,5 nu oluşturmaktadır. Bu bireylerden 7.000 civarındakiler Bilim ve Sanat Merkezlerinde üstün yeteneklilere yönelik tanımlanmış eğitim alabilmektedir. Bu merkezlerin teşkilatlanması, programlarının geliştirilmesi, imkanlarının ve sayılarının artırılması ve çalışmaların kurumsallaşması adına yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır Bu düzenlemede neler olacağı ve ileriye yönelik projeksiyonlarımızın belirlenmesi maksadıyla acil ve geniş kapsamlı bir araştırmaya gerek duyulmaktadır.

Ülkemizin geleceği açısından stratejik öneme haiz gördüğümüz, üstün yeteneklilerin keşfi, eğitilmesi ve etkin istihdamlarının sağlanması, ülke kaynaklarımızın en değerlisi olan insanımızın yitirilmeden bir an önce katma değere dönüştürülmesi amacıyla araştırma komisyonu kurulması uygun görülmektedir.

1) Kerim Özkul                              (Konya)

2) İbrahim Yiğit                              (İstanbul)

3) Mustafa Baloğlu                         (Konya)

4) Cem Zorlu                                  (Konya)

5) Mustafa Demir                           (Samsun)

6) İlhan Yerlikaya                           (Konya)

7) Cemal Yılmaz Demir                  (Samsun)

8) Nursuna Memecan                     (Sivas)

9) Fahrettin Poyraz                         (Bilecik)

10) Avni Erdemir                           (Amasya)

11) Nurcan Dalbudak                     (Denizli)

12) Nihat Zeybekci                         (Denizli)

13) Ayhan Sefer Üstün                  (Sakarya)

14) Hasan Ali Çelik                        (Sakarya)

15) Ali İhsan Yavuz                       (Sakarya)

16) Ayşenur İslam                          (Sakarya)

17) Vural Kavuncu                         (Kütahya)

18) Soner Aksoy                            (Kütahya)

19) Dilek Yüksel                            (Tokat)

20) Fazilet Dağcı Çığlık                  (Erzurum)

21) Bilal Uçar                                 (Denizli)

22) Mehmet Yüksel                        (Denizli)

23) Mehmet Erdoğan                      (Gaziantep)

24) Mevlüt Akgün                          (Karaman)

25) Azize Sibel Gönül                    (Kocaeli)

26) Mustafa Kabakçı                      (Konya)

2.- Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu ve 21 milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/177)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin daha müreffeh bir geleceğe sahip olması açısından gerekli olduğuna inandığımız, üstün ve özel yetenekli çocukların tespiti, eğitilmesi ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak çalışmalarda değerlendirilmeleri amacıyla Anayasanın 98'inci, İç Tüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması hususunda gereğini arz ederiz.

Gerekçe:

Üstün veya özel yetenekli çocuklar zekâ, yaratıcılık, sanat, liderlik kapasitesi veya akademik alanlarda yaşıtlarına göre yüksek düzeyde performans gösterdiği; alan ve konu uzmanları tarafından tanımlanan çocuklardır. Üstün ve özel yetenekli çocuklar daha bebeklik dönemimden itibaren bazı yönlerden yaşıtlarından farklılık gösterirler.

Yapılan bir araştırma sonucuna göre üstün zekâlı olarak doğan bir bebeğin normallere göre işitsel ve görsel uyarılara daha çok tepki verdiği, daha az uyku ihtiyacı duyduğu ve daha büyük yaştaki çocuklarda görülen yüz ifadelerini sergilediği belirlenmiştir. Bu kişiler kendi yaşıtlarından rastgele seçilmiş bir grubun % 98'inden daha üstündürler. Yani toplumu oluşturan bireylerin % 2'lik bir kısmı bu özelliğe sahiptir. Bu nedenle üstün zekâlı çocukların erken yaşta fark edilmesi ve yeteneklerine uygun bir çerçevede yetişmesi son derece önemlidir.

Üstün ve özel yetenekli çocuklar bir ülkenin en büyük zenginlik kaynağıdır. Çünkü uygun ve yeterli eğitim aldıkları takdirde ülkenin geleceğinin şekillendirilmesinde en önemli rolü oynayacak olanlar yine bu çocuklardır.

Üstün ve özel yetenekli çocuklara yönelik bazı kanunlar çıkartılarak birkaç girişimde bulunulmasına rağmen uygulanabilir kapsayıcı çalışmalar gerçekleştirilememiştir. Bu çocuklarımızın tespiti, eğitimi ve izlenmesi sistemi politikası açık bir şekilde tanımlanarak kurumsal ve devamlılık arz eden bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Bu nedenle Meclis tarafından, Anayasanın 98. İç Tüzüğün 104 ve 105 maddeleri gereğince, üstün ve özel yetenekli çocukların tespitini ve eğitimini her yönüyle ele alacak bir komisyonun kurulması yerinde olacaktır.

1) Tülay Selamoğlu                        (Ankara)

2) Nesrin Ulema                             (İzmir)

3) Sermin Balık                              (Elâzığ)

4) Gökcen Özdoğan Enç                (Antalya)

5) Ebu Bekir Gizligider                  (Nevşehir)

6) Hamza Dağ                                (İzmir)

7) İsmail Safi                                  (İstanbul)

8) Ahmet Erdal Feralan                  (Nevşehir)

9) Mustafa Ataş                              (İstanbul)

10) Ramazan Can                           (Kırıkkale)

11) Recep Özel                               (Isparta)

12) Osman Aşkın Bak                    (İstanbul)

13) Harun Karaca                           (İstanbul)

14) H. Hami Yıldırım                     (Burdur)

15) Murat Göktürk                         (Nevşehir)

16) İlknur Denizli                           (İzmir)

17) Aydın Şengül                           (İzmir)

18) Ali Aşlık                                  (İzmir)

19) Soner Aksoy                            (Kütahya)

20) Osman Boyraz                         (İstanbul)

21) Ahmet Kutalmış Türkeş           (İstanbul)

22) Ahmet Berat Çonkar                (İstanbul)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 20 milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/178)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin daha müreffeh bir geleceğe sahip olması açısından gerekli olduğuna inandığımız, üstün yetenekli çocukların ileride önemli roller oynayacak yetişkinler hâline getirilmesi için, eğitilmesi ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak çalışmalarda değerlendirilmeleri amacıyla Anayasanın 98'inci, İç Tüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması hususunda gereğini arz ederiz.

Gerekçe:

Yapılan bir araştırma sonucuna göre üstün zekâlı olarak doğan bir bebeğin normallere göre işitsel ve görsel uyarılara daha çok tepki verdiği, daha az uyku ihtiyacı duyduğu ve daha büyük yaştaki çocuklarda görülen yüz ifadelerini sergilediği belirlenmiştir. Bu kişiler kendi yaşıtlarından rastgele seçilmiş bir grubun % 98'inden daha üstündürler. Yani toplumu oluşturan bireylerin % 2'lik bir kısmı bu özelliğe sahiptir. Bu nedenle üstün zekâlı çocukların erken yaşta fark edilmesi ve yeteneklerine uygun bir çerçevede yetişmesi son derece önemlidir.

Üstün veya özel yetenekli çocuklar zekâ, yaratıcılık, sanat, liderlik kapasitesi veya akademik alanlarda yaşıtlarına göre çeşitli alanlarda özel yetenekleri, çabuk ve kolay öğrenirler, fikir ve hipotezleri test etmeye yönelik deneyler yaparlar, fen ve teknik araçları kullanabilir ve bunlara vâkıf olurlar. Yanlış ve doğruyu seçme güçleri fazla olup, kavrama ve akılda tutma süreleri yüksek olup, ders başarıları yüksektir, eleştirebilme yetenekleri yüksek düzeyde performans gösterdiği; alan ve konu uzmanları tarafından tanımlanan çocuklardır. Üstün ve özel yetenekli çocuklar daha bebeklik döneminden itibaren bazı yönlerden yaşıtlarından farklılık gösterirler.

Bu çocuklarımızın tespiti, eğitimi ve izlenmesi sistemi politikası açık bir şekilde tanımlanarak kurumsal ve devamlılık arz eden bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Üstün ve özel yetenekli çocuklar bir ülkenin en büyük zenginlik kaynağıdır, yeterli eğitim aldıkları takdirde ülkenin geleceğinin şekillendirilmesinde en önemli rolü oynayacak olanlar yine bu çocuklarımızdır.

Bu nedenle Meclis tarafından Anayasanın 98. İç Tüzüğün 104 ve 105 maddeleri gereğince, üstün ve özel yetenekli çocukların tespitini ve eğitimini her yönüyle ele alacak bir komisyonun kurulması yerinde olacaktır.

1) Ali Halaman                               (Adana)

2) Bahattin Şeker                            (Bilecik)

3) Oktay Vural                               (İzmir)

4) Adnan Şefik Çirkin                    (Hatay)

5) Muharrem Varlı                         (Adana)

6) Ahmet Kenan Tanrıkulu             (İzmir)

7) Mesut Dedeoğlu                         (Kahramanmaraş)

8) Özcan Yeniçeri                           (Ankara)

9) Sadir Durmaz                             (Yozgat)

10 Zühal Topcu                              (Ankara)

11) S. Nevzat Korkmaz                  (Isparta)

12) Bülent Belen                             (Tekirdağ)

13) Yusuf Halaçoğlu                      (Kayseri)

14) Kemalettin Yılmaz                    (Afyonkarahisar)

15) Alim Işık                                  (Kütahya)

16) Cemalettin Şimşek                    (Samsun)

17) Faruk Bal                                 (Konya)

18) Enver Erdem                            (Elâzığ)

19) Lütfü Türkkan                          (Kocaeli)

20) Seyfettin Yılmaz                       (Adana)

21) Mehmet Erdoğan                      (Muğla)

4.- Yalova Milletvekili Temel Coşkun ve 23 milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/179)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin daha müreffeh bir geleceğe sahip olması açısından gerekli olduğuna inandığımız, başarılı gelecek vaat eden çocukların tespiti, eğitilmesi ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak yeni istihdam alanları oluşturacak çalışmalarda değerlendirilmeleri amacıyla Anayasanın 98 inci, İç Tüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması hususunda gereğini arz ederiz.

Gerekçe:

Başarılı ve gelecek vaat eden çocuklar anlama, anlatma, algılama ve değerlendirme konularında kendi akranlarından belirgin bir şekilde farklılık ve üstünlük sergileyebilen; beceri, yetenek, rasyonel zekâ ve liderlik alanlarında yaşıtlarına göre daha fazla özelliği ile nitelendirilebilen, kendi çağının gereksinimlerini kolayca kavrayabilen, bilgi ışığında, görgü kuralları çerçevesinde ve eğitim-öğretim terbiyesinde yetiştirilmesinin ötesinde; uzmanlarca sosyoloji içerisinde farklı tanımlama yapılabilecek çocuklardır. Başarılı ve gelecek vaat eden çocuklardaki bu değişim organizmanın gelişimiyle doğru orantılı olarak belirginleşmekte, kendi yaşıtlarından farklılıkları kolayca fark edilebilmektedir.

Başarılı ve gelecek vaat eden bir çocuğun doğuştan var olan özelliklerinin üzerinde durularak pozitif bir ayrımcılık kapsamında farklı bir şekilde değerlendirilmesi, bir çocuğu eğitim ve bilgi ile donatmaktan daha sonuç verici, daha çabuk ve garanti sonuç elde edici olacaktır. Ülkesine ve milletine faydalı bir neslin yetişmesinde büyük rol oynayacağı gibi, kendinden sonrakilere de örnek teşkil edecek ve rekabette başarı çıtasının yüksekte tutulmasına katkı sağlayacaktır.

Eğitimin ve öğretimin gelişmesine önemli bir ivme kazandıracak olan bu çalışma ile başarılı gelecek vaat eden çocukların tespiti yapılıp örnek bir model oluşturulması yaklaşık 75 milyon nüfusumuz içerisindeki nice cevherlerin ortaya çıkması adına önemli bir adım olacaktır. Tarihi, kültürü, sosyal yapısı ve ekonomisi güçlü olan Türkiye'den, dünyaya yön verecek yöneticilerin, çağa ışık tutan liderlerin çıktığına tarih defalarca şahit olmuştur.

Bugün dünyada itibarı olan, sözü geçen ülkenin evlatlarına dünyaya yön vermek yakışır.

Yapılan birçok yasal düzenleme ve girişimler olsa da en geniş kapsamda, örnek ve model olacak bir çalışma henüz geliştirilememiş ve oluşturulamamıştır. Netice itibari ile gelinen noktada kurumsal bir yapı içerisinde yeni tespit ve eğitim ihtiyacı olduğu anlaşılmaktadır.

Araştırmanın hedeflen noktaya ulaşması büyük bir kazanç olduğu gibi, başarılı ve gelecek vaat eden çocukların tespitinin tam anlamı ile yapılamıyor olması adeta kaybın korunmasını ifade eder haldedir. Başarılı ve gelecek vaat eden çocukların tespiti, eğitimi ve izlenme politikalarının belirlenip, sürdürülebilir bir yapı içerisinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle Meclis tarafından, Anayasa'nın 98. İç Tüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince, başarılı ve gelecek vaat eden çocukların tespitini ve eğitimini her yönüyle ele alacak bir komisyon kurulması yerinde olacaktır.

1) Temel Coşkun                            (Yalova)

2) Çiğdem Münevver Ökten           (Mersin)

3) Fehmi Küpçü                             (Bolu)

4) Tülay Babuşcu                           (Balıkesir)

5) Orhan Atalay                              (Ardahan)

6) Mehmet Doğan Kubat                (İstanbul)

7) Ali Turan                                    (Sivas)     

8) Mehmet Ersoy                            (Sinop)

9) Nebi Bozkurt                              (Mersin)

10) H. Hami Yıldırım                     (Burdur)

11) Ahmet Berat Çonkar                (İstanbul)

12) Bilal Uçar                                 (Denizli)  

13) Mustafa Şahin                          (Malatya)

14) Abdullah Çalışkan                    (Kırşehir)

15) Muhammed Murtaza Yetiş       (Adıyaman)

16) Osman Boyraz                         (İstanbul)

17) İsmet Uçma                              (İstanbul)

18) Bedrettin Yıldırım                    (Bursa)

19) Fatih Han Ünal                         (Ordu)

20) Zeynep Armağan Uslu             (Şanlıurfa)

21) İsrafil Kışla                              (Artvin)

22) Gürsoy Erol                             (İstanbul)

23) Mine Lök Beyaz                       (Diyarbakır)

24) Özcan Ulupınar                        (Zonguldak)

5.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/180)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Üstün zekâlı/yetenekli çocukların topluma yararlarını en üst düzeye çıkartmak amacıyla yaşıtlarından daha farklı öğrenme düzeyine sahip üstün zekâlı/yetenekli çocukların erken yaşlarda tespiti ve öğrenme özelliklerine uygun bir eğitim alabilmeleri için neler yapılması gerektiğini araştırmak üzere Anayasa'nın 98. TBMM İç Tüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederim.

                                                                                                             Hasip Kaplan

                                                                                                   BDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Bilindiği üzere üstün zekâlılar başta daha hızlı öğrenebilme ve öğrendiklerini daha uzun süre akılda tutabilme yetisi olmak üzere, daha geniş ve derinliğine kavrayabilme, olay ve olgular arasındaki ilişkileri daha önce anlayabilme ve sezgi gibi daha bir çok zihinsel yetenekler bakımından üstün zihin kapasitesine sahip çocuklardır. Üstün yetenekliler ise bir veya bir kaç alanda kabiliyeti olan, üstün başarı gösteren bireylere denir. Bu bireyler müzik, spor, sanat ya da diğer bir alanda çok üstün başarı gösterebilecek bireylerdir. Yukarıda sayılan nitelikleri dolayısıyla bu çocukların eğitim ve öğretimleri, dolayısıyla buna bağlı olarak eğitim öğretim modelleri de farklı olmak durumundadır. Zira yaşıtlarından daha çabuk öğrenme kabiliyetini haiz ve onlardan daha yetenekli olan çocuklar aynı eğitim müfredatı ve öğretme teknikleriyle yetiştirildikleri takdirde bir süre sonra zihinsel gelişimlerinde gerileme görülmektedir. Bu sebeple bu çocuklara uygulanacak öğretim modelleri, yararlandıkları materyaller, kitap ve kaynaklar da farklı olmak zorundadır. Ülkemizde de üstün zekâlı/yetenekli çocuk oranının Dünya'daki orana paralel olarak %2,5-3 civarında olduğu sanılmaktadır. Ancak kamuoyunda sıkça yaşanan tartışmalardan anlaşıldığı üzere bu çocukların eğitim hususunda birçok eksiklikler vardır. Öncelikle henüz ülkemizde okul öncesi eğitim açısından istenilen seviyelerde olmadığımızdan dolayı, buna paralel olarak bu çocukların üstün zekâlı/yetenekli olup olmadıklarının tespiti konusunda güçlükler yaşanmaktadır. Çocuklar yedi yaşına kadar okulla tanışamadıklarından dolayı zekâ seviyesi hakkında bir fikir sahibi olabilmek de güçleşmektedir. Bu sebeple ülkemizdeki üstün yetenekli çocukların erken tespit edilmesi ve böylelikle kendilerine uygun eğitim almaları sayesinde topluma yararlarının en üst seviyeye çıkartılması için yapılması gerekenlerin neler olduğunun araştırılması büyük önem arz etmektedir.

6.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 22 milletvekilinin, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/181)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde üstün zekâlı (yetenekli) çocuklar ve öğrencilerin tespit edilmesi ve eğitimleri hakkında yaşanan sorunların tespit edilmesi ve çözüm yollarının bulunması hakkında Anayasamızın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 maddeleri uyarınca bir meclis araştırması açılması hakkında gereğini arz ederiz.

Gerekçe:

Üstün zekâlı veya diğer bir söylemle üstün yetenekli çocuklar eğitim sistemleri içinde her zaman farklı biçimde ele alınmışlardır. Bizim eğitim sistemimiz içinde de bu tür çocukların eğitimi özel eğitim anlayışı içinde ele alınmaktadır. Çünkü üstün yetenekli çocuk, kronolojik olarak kendi yaşındaki çocuklarla karşılaştırıldığında bir ya da daha fazla alanda daha yüksek performans gösteren ya da gösterme potansiyeline sahip olan, aileden, toplumdan ve eğitim ortamından sosyal ve duygusal desteğe ihtiyaç duyan çocuktur.

Ülkemizdeki temel sorun bu çocukların tespiti ve eğitimlerini sürdürme ve istihdamları noktasında ortaya çıkmaktadır.

Büyük ölçüde bu çocukların tespiti anne ve babaların gözlemleri ve öğretmenlerin değerlendirmelerine bağlıdır. Özellikle anne babaların bu konularda yeterli bilgi sahibi olmamaları okul öncesinde tespit edilmesi gereken çocukların tespitini zorlaştırmaktadır.

Ülkemizde bugün okul öncesi dönemde bu çocuklara yönelik özel programlar ya da okullar yok denecek kadar azdır. Bu nedenle üstün yetenekli çocukların ve öğrencilerin eğitimi ülkemizde oldukça yeni bir alandır. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde açılan Bilim Merkezleri bu ihtiyacı karşılamak amacıyla kurulmuştur. Milli Eğitim Bakanlığının yayınladığı İç Denetim Raporu bu alandaki eğitimin önemli sorunları bulunduğunu göstermektedir. Bu raporda belirtilen sorunları da dikkate alarak bazı sorunlar şöyle sıralanabilir:

- Bilim ve sanat merkezi binalarının % 90'ı üstün yetenekli bireylerin eğitimine uygun olarak tasarlanmamıştır.

- 2009 yılı bütçe gerçekleşmelerine göre, özel eğitime ayrılan bütçenin binde 999'u alt zekâ gruplarına aktarılırken, sadece binde 1'lik kısmı üst zekâ gruplarına aktarılmıştır.

- Bilim ve Sanat merkezlerinde görev yapan öğretmenlerin bu tür çocukların eğitimi için gerekli donanıma sahip olduğu söylenemez.

- Ülkemizde okul öncesi çağdaki üstün yetenekli çocuk/öğrencilerin tanılaması ve eğitimine yönelik herhangi bir faaliyet bulunmamaktadır.

- Tanılama araçları güncelliğini yitirmiştir.

- Üstün yetenekli öğrencilerin sayısı genel olarak toplam öğrenci sayısının %2’si olarak öngörülmesine rağmen ülkemizde ancak binde bir oranında bu özelliklere sahip öğrenci tespit edilebilmiştir. Dolayısıyla binlerce üstün yetenekli öğrenci keşfedilmeyi beklemektedir.

- Üstün yetenekli bireylerin istihdamı için özel mevzuat düzenlemeleri yapılmamıştır.

Yukarıda bir kısmı belirtilen sorunlar da dikkate alındığında böylesine önemli konunun Meclis Araştırması kapsamında ele alınması gerektiğine inanmaktayız. Meclisimizin kuracağı komisyon ülkemizin beyin gücünü en üst düzeyde kullanmasına fırsat sağlayacaktır. Ülkemizin gelişimine önemli katkılar sağlayacaktır.

1) Muharrem İnce                           (Yalova)

2) Ali Rıza Öztürk                          (Mersin)

3) Nurettin Demir                           (Muğla)

4) Aytuğ Atıcı                                (Mersin)

5) Aykut Erdoğdu                          (İstanbul)

6) Fatma Nur Serter                        (İstanbul)

7) Metin Lütfi Baydar                     (Aydın)

8) Recep Gürkan                            (Edirne)

9) Engin Özkoç                              (Sakarya)

10) Ali Haydar Öner                      (Isparta)

11) Erdal Aksünger                        (İzmir)

12) Ali Serindağ                             (Gaziantep)

13) Binnaz Toprak                          (İstanbul)

14) Ömer Süha Aldan                    (Muğla)

15) Dilek Akagün Yılmaz              (Uşak)

16) Rıza Türmen                             (İzmir)

17) Gürkut Acar                             (Antalya)

18) Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

19) Faik Öztrak                              (Tekirdağ)

20) Engin Altay                              (Sinop)

21) Hurşit Güneş                            (Kocaeli)

22) Süleyman Çelebi                      (İstanbul)

23) Rahmi Aşkın Türeli                  (İzmir)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bazı sayın milletvekillerinin izinli sayılmalarına dair bir tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

A) Tezkereler (Devam)

2.- Bazı milletvekillerine, belirtilen sebep ve sürelerle izin verilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/798)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Aşağıda adları yazılı milletvekillerinin belirtilen süre ve nedenlerle izinli sayılmaları, Başkanlık Divanının 22/02/2012 tarihli toplantısında uygun görülmüştür.

Genel Kurulun onayına sunulur.

                                                                                                              Cemil Çiçek

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

"Artvin Milletvekili İsrafil Kışla, hastalığı nedeniyle 27/01/2012 tarihinden itibaren 31 gün,"

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

"Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici, hastalığı nedeniyle 07/02/2012 tarihinden itibaren 21 gün,"

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

"Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan, hastalığı nedeniyle 07/02/2012 tarihinden itibaren 15 gün,"

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

"Manisa Milletvekili Hasan Ören, hastalığı nedeniyle 08/02/2012 tarihinden itibaren 12 gün,"

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

B) Önergeler (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/209) esas numaralı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/30)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/209 Esas numaralı kanun teklifimin İç Tüzük 37 Maddeye göre doğrudan genel kurul gündemine alınmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                   Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                                                                                                                 İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak Sayın Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, kanun teklifi her ne kadar “Türk Ceza Yasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” olarak geçiyor ise de bunun Türkçesi: “Zaman aşımı kanunu.”

Bugünlerde çok konuşulan ve kamuoyunun gündemini uzun zamandır meşgul eden bu teklifi aralık ayında arkadaşlarımızla beraber verdik. Kırk beş günlük süresi geçti ve şimdi de tam da zamanında İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca gündeme aldırmış bulunmaktayız.

Değerli arkadaşlar, faili meçhul cinayetler, işkence ve çocuklara cinsel istismar suçları tüm dünyada ve Türkiye'de insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesi gereken suçlardır. Yakın tarihimiz de faili meçhul cinayetler, kayıplar ve işkence ve çocuklara cinsel istismar suçları bakımından da çok yoğun bir geçmişe sahiptir. Bu nedenle de bu yasa teklifini verme zaruretinde bulunduk.

Ceza Yasası’nın 66’ncı maddesindeki ceza zaman aşımı ve yine Ceza Yasası’nın 68’inci maddesindeki dava zaman aşımı bakımından, bu suçlar yönünden istisna getirilmesini amaçladık, bu şekilde teklifimizi verdik.

Bugün bu konuda üç şey söylemek istiyorum öncelikle:

Bugün Sayın Meclis Başkanı bu konuyla ilgili açıklama yaptı ve 20 Aralık 2011 tarihi itibarıyla teklifimizin komisyonlara havale edildiğini ifade etti. Ben Sayın Meclis Başkanından bu şekilde bir ifade kullanmasını beklemezdim. Evet bizim teklifimiz komisyonlara havale edildi ama çok tecrübeli olan Meclis Başkanımız bilir ki bu teklifimiz eğer öncelik almazsa dönem sonuna kadar da görüşülmez. Bu nedenle, Meclis Başkanından beklentimiz, bu teklifimizle ilgili olarak Danışma Kurulunu toplaması, eğer bugün bu Genel Kurul bir karar vermezse Danışma Kurulunun toplanması ve bunu bir Danışma Kurulu önerisi olarak buraya getirmesidir. Aslında konuşması gerektiği biçim bu şekilde olmalıdır.

İkinci konuşmayı Kültür Bakanımız yaptı. Kültür Bakanımız dün bu konuda içeriği doğru bir açıklama yaptı, içeriği doğru ama sonuç alıcı bir konuşma değildi. Bizim yasama organı olarak her şeyi yargıdan beklememiz mümkün değil. Biz faili meçhul cinayetler bakımından zaman aşımı sürelerini yargının vicdanına bırakamayız. Bu nedenle de bu düzenlemeyi bu Meclis yapmalıdır. O nedenle, Sayın Kültür Bakanına çağrım benim buradan, bu tasarıyla ilgili olarak Hükûmetin bir tutum almasını sağlamak olmalıdır.

Üçüncü ve vahim bir konuşmayı, bana göre, Devlet Bakanımız yaptı. Devlet Bakanı dün konuşurken bu konuyla ilgili olarak şu cümleleri kullandı Sivas davasına atıfta bulanarak, aynen şunu söyledi: “İki taraf bakımından da bu davanın zaman aşımına uğraması doğru olmaz.” dedi, iki taraf bakımından da. “İki taraf” ne demek bu davada? Sivas davasında “iki taraf” ne demek? Bu davanın bir tarafı var, o da insanlığa karşı suç işlemiş olanlardır.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Bravo.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Onun dışında bu davanın bir tarafı yoktur ve mağdurlar vardır. Dolayısıyla “iki taraf” diyerek insanlığa karşı suç işlemiş olanları meşru gösterme eğilimini ben buradan kınıyorum, buradan kınıyorum ve bugüne kadarki bu yaklaşım ve anlayış da bu suçların faillerinin yargı önüne çıkarılmasını engellemiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu nedenle, bu yaklaşım doğru değildir. Bu davanın, Sivas davasının iki tarafı yoktur, Sivas davasının tek tarafı vardır, o da insanlığa karşı suç işlemiş olanlardır. Eğer gerçekten de faili meçhul cinayetler bakımından, kayıplar bakımından, işkence bakımından bir iradeniz varsa yasa teklifimiz burada. Bir gecede geçirdiniz burada MİT yasasını. Hiç kimse bu yasaya “Hukuka aykırıdır.” diyemez. Nasıl o düzenlemede “usul hükmü” dediniz ve yürürlük maddesi koydu iseniz bugün burada bunda da yürürlük maddesi var, devam eden soruşturmalar bakımından, açılmamış soruşturmalar bakımından da yürürlük maddesi var; geçmişe de yürür, hiçbir şey de olmaz. O nedenle Genel Kuruldan ricam, biraz sonra insanlığa karşı suç olan bu suçlar bakımından elinizi kaldırmayın, tarihe bu şekilde geçmeyin. Zaman aşımı yönünden Ceza Yasası’nın 66’ncı maddesine, 68’inci maddesine istisna koyalım ve Türkiye’yi bu ayıptan kurtaralım, hep beraber kurtaralım. Topluma, 8 Martta annelere de ses verelim; sadece kadına karşı şiddet yasasıyla değil, ağlayan, çocuklarının mezarını arayan anneler bakımından da topluma bir mesaj verelim ve bu yasayı bugün Genel Kurulun gündemine aldıralım ve Türkiye’yi büyük bir ayıptan kurtaralım.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Ankara Milletvekili Sayın Emine Ülker Tarhan…

Buyurun Sayın Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Değerli milletvekilleri, öncelikle, gündeme alınmayan Türk Ceza Yasası’nda değişiklik teklifimize ilişkin bir hatırlatma yapmakta fayda görüyorum. Biz, işkence ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence, vasıflı adam öldürme, kasten adam öldürme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu ticareti suçlarında zaman aşımı olmasın istiyoruz.

Türk Ceza Yasası’nın 66’ncı maddesinde millete ve devlete karşı suçların yurt dışında işlenmesi hâlinde, 76’ncı maddesinin dördüncü fıkrasında soykırım, 77’nci maddesinde insanlığa karşı işlenen suçlarda ve 78’inci maddesinin üçüncü fıkrasında soykırım ve insanlığa karşı suç işlemek için örgüt kurma suçlarında zaman aşımı işlemez, bunu biliyorsunuz. Askerî Ceza Yasası’nda da buna ilişkin bir hüküm var. Benzer hükümler Alman Ceza Yasası’nda soykırım ve vasıflı adam öldürmeye ilişkin, İtalyan Ceza Yasası’nda, Avusturya’da, hatta İngiliz müşterek hukukunda tüm suçlar için zaman aşımı kabul edilmemekte. Bunun nedeni şu: Çünkü bazı suçlar vardır ki bireyler ve toplum üzerindeki etkisi kuşaklar boyu sürebiliyor bunların. “Bunlarla yüzleşme” dediğiniz şey de, aslında, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin sorumluları yargılanabilir kılmak, “yüzleşme” denilen şey bu.

Bakın, 12 Eylül 1980 sonrası yapılan işkencelerle ilgili açılan bir davada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 12/2/2012 tarihli bir görevsizlik kararı vermiş, burada “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatları ve bu kararların iç hukukumuzdaki yeri itibarıyla kamu görevlilerinin fail olduğu yaşama hakkının ihlali, işkence ve kötü muamele suçlarında hiçbir surette zaman aşımı uygulanamaz ve af düzenlemesi yapılamaz.” kanısına varmış ve yetkili mahkemelerin bu türden suçlamalarla ilgili sanıkları yargılarken zaman aşımı kuralını işletmeyerek makul sürede yargılamayı sonlandırması gerektiğine işaret etmiş.

Bizim önerimiz de Avrupa hukuku ve uygulamalarıyla uyumlu ama asıl insanlık vicdanıyla uyumlu. Toplumda infial yaratan, toplum hafızasında yer eden ve vicdanında onulmaz yaralar açan bazı suçlar vardır ki -Örneğin küçük çocukların cinsel istismarı, özellikle de ensest- bu suçlarla mağdurlar ancak yıllar sonra yüzleşebiliyorlar ve kurbanlar çocukken korktuğu cellatlarıyla ancak yetişkin hâle geldiğinde mücadele gücü bulabiliyor fakat heyhat, zaman aşımı dolmuş oluyor.

Tutun ki Pozantı Cezaevinde adli suçlularla aynı yere koyduğunuz çocukları koğuşun karanlık köşelerinde nelerin beklediğini bilmiyordunuz, diyelim ki bunu öngöremediniz. Peki, bu çocuklara yapılanların bir gün gelecek bir zaman aşımı örtüsüyle örtülüp örtülmeyeceğinin bir garantisi var mı? Aslında bunu tartışmamız gerekiyor.

Zaten bu çocuklar yedi aydır bu tür muamelelere maruz kalıyorlardı, bunu biliyordu, Adalet Bakanı da biliyordu. Adalet Bakanı olayın basına yansımasından ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olaya el koyduktan sonra bir müfettiş görevlendirmiştir. Oysa, bakın, bu çocuklardan birisine yönelik eylemler nedeniyle ağır cezada açılmış bir dava var, bu dava görülüyor. Kaldı ki bu davaya rağmen o cezaevinin müdürü ve müdür yardımcısı terfi ettirilmiş.

Ve duydum ki dün Sivas katliamına ilişkin olarak Kültür Bakanı çıkmış, zaman aşımından şikâyet etmiş. Bakanlarınız “Geç kalmış adalet adalet değildir.” demeye başlamışlar. Yargının yavaş işlediğinden şikâyet etmeye başlamışlar. Ben sayısını unuttum artık kaçıncı yargı reformunu yapıyorsunuz. Bir yargı reformu olmadı, bir yargı reformu daha yapıyorsunuz. Peki, madem zaman aşımından bu kadar yakınıyorsunuz, neden kaldırmıyorsunuz? Peki, adalet cephesinde, on yıldır adaleti siz yönetmenize rağmen neden değişen bir şey yok? Peki, neden parti devletine dönüşen devletimiz kendini hoş gösterecek davalara şahin olabiliyor da kendisini zorlayacak türden davalara birdenbire güvercin kesiliyor? Sivas’ta polisin, savcının burnunun dibinde bir ömür süren davada doğal nedenlerle ömrünü tüketmiş bir sanığın DNA’sı dünya kriminal tarihinde görülmemiş bir devrim yapılarak karısı ile eşleştiriliyor arkadaşlar, karısının DNA’sıyla. Düşünebiliyor musunuz?

Bakın, bu zaman aşımı yirmi yıl mı beyler, AKP’liler? Peki, bunun yarısı sizin devri iktidarınızda geçmedi mi, bu zaman aşımının yarısı? Hizbullah canileri bir hokus pokusla ortadan kaybedilirken siz neredeydiniz? Sizler Hizbullah canilerini kaçırmayacağınıza dair şeref sözü verenler değil miydiniz? Hani neredeler? Buldunuz mu onları?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Bulduysanız gösterin, görelim arkadaşlar.

Zaman aşımının kaldırılması konusunda destek bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tarhan.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı var mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – İstemediğinize göre “Kabul edilmiştir.” demek zorundayım.

Kabul edilmemiştir.

Şimdi, birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.29
 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemde yer alan (10/136) esas numaralı Meclis araştırması önergesi ile aynı konudaki (10/176), (10/177), (10/178), (10/179), (10/180) (10/181) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin birleştirilerek görüşülmesine ve 181 ile 180 sıra sayılı kanun tasarılarının İçtüzüğün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler halinde görüşülmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

                                                                                                               06/03/2012

Danışma Kurulunun 06/03/2012 Salı günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

                                                                                                                      Cemil Çiçek

          Adalet ve Kalkınma Partisi                                                        Cumhuriyet Halk Partisi

                Grup Başkan Vekili                                                                Grup Başkan Vekili

                    Mustafa Elitaş                                                                         Muharrem İnce

            Milliyetçi Hareket Partisi                                                       Barış ve Demokrasi Partisi

                Grup Başkan Vekili                                                                Grup Başkan Vekili

                   Mehmet Şandır                                                                         Hasip Kaplan

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 181 ve 180 sıra sayılı kanun tasarılarının 48 saat geçmeden Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" Kısmının 2 ve 3 üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

06 Mart 2012 Salı günkü birleşiminde; Gündemin Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmında yer alan 10/136 esas numaralı Başarılı ve Üstün Zekâlı Çocukların Tespiti ve Eğitimi ile ilgili Meclis Araştırması Önergesi ile aynı konuda biraz önce okunan 10/176, 10/177, 10/178, 10/179, 10/180 ve 10/181 esas nolu Meclis araştırması Önergelerinin görüşmelerinin birleştirilerek 06/03/2012 Salı günkü (bugünkü) Birleşiminde yapılması,

06/03/2012 Salı günkü Birleşiminde bu Meclis Araştırması Önergelerinin görüşmelerinin tamamlanmasına,

08/03/2012 Perşembe günkü Birleşiminde ise 181 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

181 ve 180 Sıra sayılı kanun tasarılarının İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması; önerilmiştir.

181 Sıra Sayılı

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun

Tasarısı

(1/572)

                        Bölümler                           Bölüm maddeleri               Bölümdeki madde sayısı

                        1. Bölüm                       1 ila 13 üncü maddeler                            13

                        2. Bölüm                       14 ila 25 inci maddeler                             

                                                              (Geçici madde 1 dâhil)                            13

                                                               Toplam madde sayısı                             26

 

180 Sıra Sayılı

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı

(1/569)

                        Bölümler                           Bölüm maddeleri               Bölümdeki madde sayısı

                        1. Bölüm                        1 ila 18 inci maddeler

                                                                (14. maddeye bağlı

                                                                    Ek madde 5 ve

                                                               Geçici mad. 14 dâhil)                             19

                        2. Bölüm                       19 ila 25 inci maddeler

                                                         19. maddenin (a, b, c, ç, d, e)

                                                                   bentleri ayrı ayrı

                                                                      olmak üzere

                                                            (Geçici madde 1-2 dâhil)                          14

                                                               Toplam madde sayısı                             33

 

 

 

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz isteyen?

Olmadığına göre, oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…

Danışma Kurulu önerisi kabul edilmiştir.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri “Sunuşlar” bölümünde belirttiğimiz, Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın birlikte cevaplandırmak istediği sözlü soru önergelerini okutuyorum:

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Posof'ta yapılan HES inşaatının denetimine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/15) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Orman ve Su İşleri Bakanı tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 14/7/2011

                                                                                                               Ensar Öğüt

                                                                                                                 Ardahan

Ardahan Posof’ta yapılan HES’ler ciddi anlamda doğaya zarar veriyor. Vatandaşlarımız tarafından şikâyetler gelmektedir. HES’lerin yapımının kontrollerinin daha sık ve caydırıcı cezalar içerecek şekilde yapılması gerekmektedir, moloz yığınları öylece bırakılmıştır. Can suyu için bırakılan derenin önümüzdeki yıllarda önce bataklığa sonra da tamamen kuramaya yol açacaktır.

1- Ardahan Posof’ta yapımına başlanan ve büyük bölümü tamamlanan HES projelerinde yapılan çalışmalarda inşaatlarda kullanılan artık malzemeler gelişigüzel bırakılmakta ve can suyu için bırakılan suyun yeterli olmadığı bunun için de derelerin zaman içinde kuruyacağı bilinmektedir. Bu yerlerin denetimlerinin daha sıkı ve caydırıcı cezalarla yapılması sağlanacak mı?

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Gürcistan ve Ermenistan gümrük kapılarının açılmasına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/75) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Gümrük ve Ticaret Bakanı Sayın Hayati Yazıcı tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 26/7/2011

                                                                                                               Ensar Öğüt

                                                                                                                 Ardahan

Ardahan Posof ve Çıldır'da bulunan sınır kapılarının bir an evvel tam yetkili kadrolarıyla hizmete açılması, kapıdan giriş çıkış yapmak isteyenlerin gümrük işlemlerinin kapıdan yapılması, günübirlik ticaret yapmak isteyenlerin belli oranda ticari eşya getirip götürmeleri sağlanmalı.

1- Ardahan'dan Gürcistan'a ve Ermenistan'a açılan iki Gümrük kapısının bir an evvel açılması sağlanmalı, kapıların gümrük işlemleri kapıda yapılmalı. Kapılar ne zaman açılacak?

2- Sınır kapılarından belli oranda mazot getirilmesi için izin verilecek mi?

3.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in, Diyanet İşleri Başkanlığınca Somali için toplanan yardım miktarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/205) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim. 10.10.2011

                                                                                                              İhsan Özkes

                                                                                                                 İstanbul

Somali'ye yardım için Diyanet İşleri Başkanlığı'nın organizasyonunda toplanan yardımların miktarı nedir?

4.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in, Şile'de Cuma namazındaki bir uygulamaya ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/328) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim. 07.10.2011

                                                                                                              İhsan Özkes

                                                                                                                 İstanbul

26 Ağustos 2011 Cuma günü Cuma hutbesinde Şile ilçesinde bazı camilerin din görevlileri tarafından "Sayın Başbakan'ın teşrif edeceği ve tören alanına belediye otobüsleriyle taşıma yapılacağı" ilanı yapılmıştır. Tören alanına giden cemaate Sayın Başbakan siyasi konuşmalar yapmış ve muhalefet partileri aleyhine konuşmuştur.

Bu durum camilerin siyasete alet edilmesi değil mi?

Ayrıca aynı tarihte Cuma namazı için Şile merkez camisine giren cemaatin üzeri güvenlik güçleri tarafından aranmıştır. Kaldı ki Sayın Başbakan bu camide Cuma namazı kılmamıştır. Sayın Başbakan'ın Cuma namazı kıldığı veya kılması muhtemel camilerde cami cemaatinin üzerlerinin aranarak rahatsız edilmesi uygulaması devam edecek midir?

5.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, dövizdeki ve altındaki fiyat artışlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/329) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 16.10.2011

                                                                                                              Ali Halaman

                                                                                                                   Adana

1) Son günlerde dolar, avro ve altın neden sürekli artmaktadır?

2) Bu artış karşısında Hükûmet olarak ne gibi önlemler alacaksınız?

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, TRT yayınlarına ve personeline ilişkin sözlü soru önergesi (6/347) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

                                                                                                               24.10.2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirtilen sorularımın, Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                         Prof. Dr. Alim Işık

                                                                                                                 Kütahya

Son dönemde giderek siyasileşen TRT'nin özellikle son yıllarda yaptığı yayınlarla vatandaşlarımızın gruplara ayrılmasına neden olduğu ve izlenme oranlarının düştüğü iddialarıyla ilgili olarak;

1) Hâlen TRT Genel Müdürlüğü merkez ve taşra teşkilatlarında çalışan toplam personel sayısı ne kadardır? Bu personelin ne kadarı AKP iktidarı döneminde işe alınmıştır? Aynı dönemde ne kadar personel emekli olmuştur?

2) TRT'ye ait kanalların 2002-2011 dönemine ait ortalama izlenme oranları nasıl değişmiştir? İzlenme oranlarının giderek düştüğü iddiaları doğru mudur?

3) 2002-2011 döneminde siyasi partilere ayrılan toplam yayın süresinin yıllara ve siyasi partilere göre dağılımı nasıldır?

7.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un, Eskişehir'in 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti olmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/395) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

                                                                                                                  Ankara

Aşağıdaki sorularımın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 96. maddesine uygun olarak Başbakanlığa iletilmesi ve Sayın Başbakan tarafından sözlü olarak yanıtlanması için gereğinin yapılmasını arz ederim. 20.10.2011

                                                                                                              Kazım Kurt

                                                                                                                Eskişehir

Genel Seçimler öncesi Eskişehir'deki mitingde Eskişehir'in "2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti" olacağını duyurmuştunuz. Seçimlerin üstünden bunca süre geçmiş olmasına rağmen ciddi bir girişim görülmemiştir. Bu çerçevede olmak üzere;

1) Gerçekten Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti olacaksa yasal dayanağı ne olacaktır?

2) Konu ile ilgili bir yasa ya da yönetmelik çalışması var mıdır?

3) Eğer böyle bir karar alınacaksa ne zaman alınacaktır?

4) Yapılacak etkinlikler için Eskişehir'e herhangi bir yatırım yapılacak mıdır?

5) Etkinlikler ya da yatırımlar için kentin temsilcisi olarak seçilmiş Belediyeler ile herhangi bir ortaklık kurulacak mıdır?

6) Kentin seçilmiş temsilcilerinin görüşleri alınacak mıdır?

8.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in, Van-Erciş'teki depremde hasar gören Kur'an kursları ve camilere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/403) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim. 25.10.2011

                                                                                                              İhsan Özkes

                                                                                                                 İstanbul

23 Ekim 2011 Van-Erciş depreminde Kur'an Kursu ve cami gibi Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı yapılardan ölümlü-ölümsüz hasar gören binaların adları ve adresleri nelerdir?

Buralarda ölenlerin ve yaralananların ad ve soyadları nedir?

9.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in, Van-Erciş'teki depremde hasar gören bazı Kur'an kurslarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/404) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim. 25.10.2011

                                                                                                              İhsan Özkes

                                                                                                                 İstanbul

23 Ekim 2011 Van-Erciş depreminde Arvasi Kur'an Kursu'nda kaç kişi ölmüştür ve yaralanmıştır?

Bu Kur'an Kursu'nun eğitim ve öğretime açılış tarihi nedir? Yatılı Kur'an Kursu olarak mı açılmıştır?

Merkez Kırmızıtaş Kur'an Kursu'nda ölen ve yaralı olan var mıdır? Varsa isimleri nedir? Bu Kursun açılış tarihi nedir? Yatılı Kur'an Kursu mudur?

10.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in, Van-Erciş'teki depremde hasar gören Kur'an kurslarının ve camilerin yapım tarihlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/409) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim. 25.10.2011

                                                                                                              İhsan Özkes

                                                                                                                 İstanbul

23 Ekim 2011 Van-Eriş depreminde hasar gören Kur'an Kurslarının ve Camilerin yapım tarihleri nelerdir?

Bu yapıların açılışlarında depreme dayanıklılık şartı aranmış mıdır?

11.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun, azınlıklara devredilen vakıflara ait gayrimenkullere ilişkin sözlü soru önergesi (6/462) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                              Reşat Doğru

                                                                                                                     Tokat

Soru: Vakıflar kanununda yapılan değişikliklerle azınlıklara devredilen Vakıf Mülkleri nelerdir. Devir işlemleri devam eden başka taşınmazlar var mıdır?

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu'nun, bankalardan döviz karşılığı kredi kullananların mağduriyetlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/595) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                           Mesut Dedeoğlu

                                                                                                           Kahramanmaraş

Kamuoyunda "dövizzede" olarak bilinen ve bankalardan döviz karşılığı kredi kullanarak ev sahibi olmaya çalışan vatandaşlarımız, yükselen döviz fiyatları karşısında borçlarını ödeyemez hale gelmişlerdir.

Bu bilgiler ışığında;

1. Yükselen döviz fiyatları karşısında kredi borçlarını ödeyemez duruma gelen dövizzede vatandaşlarımıza yönelik bir çalışmanız var mıdır?

2. Bu konuda bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

 

13.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, kamu kurumlarınca bazı gazetelere ödenen reklam ücreti miktarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/675) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Başbakan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.07.12.2011

                                                                                                              Kamer Genç

                                                                                                                  Tunceli

2007-2011 Yılları arasında Sabah-Atv Grubu, Taraf Gazetesi, Akit, Yeni Şafak, Zaman ve Star Gazetelerine kamu kurumları tarafından her yıl ne kadar reklam ücreti ödenmiştir? Her birinin ayrı ayrı gösterilmesi.

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu'nun, vakıf ve kültür varlıklarının kiraya verileceği iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1104) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                           Mesut Dedeoğlu

                                                                                                           Kahramanmaraş

Hükümet, kaynak ayırarak yaptırmak yerine vakıf ve kültür varlıklarına yönelik onarım ve restorasyon işlerinde yap-işlet ve devret modeline gitmektedir.

Bu bilgiler ışığında;

1. Bu doğru mudur? Doğru ise bugüne kadar toplam kaç adet vakıf ve kültür varlığı bu şekilde kiraya verilmiştir?

2. Bu varlıkların illere göre dağılımı hangi şekildedir? Bu sistemin, vakıf ve kültür varlıklarına zarar vermesi söz konusu mudur?

3. Bu konudaki denetimler hangi kurum tarafından, hangi aralıklarla yapılmaktadır?

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu'nun, vakıf eserlerinin korunmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1107) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                           Mesut Dedeoğlu

                                                                                                           Kahramanmaraş

Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bağlı vakıf eserlerinin korunması ve gelecek nesillere güvenle taşınması tarihimiz açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu bilgiler ışığında;

1) Son yıllarda vakıf eserlerimizden çalınan bir parça var mıdır? Var ise hangi ilimizden, hangi parçalar çalınmıştır?

2) Genel müdürlüğünüz bünyesindeki kaçakçılıkla mücadele bürosu tarafından bu konuda hangi çalışmalar yapılmıştır?

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu'nun, Vakıflar Genel Müdürlüğünün öğrencilere verdiği bursa ilişkin sözlü soru önergesi (6/1109) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                           Mesut Dedeoğlu

                                                                                                           Kahramanmaraş

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından maddi durumu yeterli olmayan ilköğretim ve ortaöğretim okulu öğrencilerine devlet imkânlarıyla burs verilmektedir.

Bu bilgiler ışığında;

1) Bu kapsamda, 2010 ve 2011 yılı içinde toplam kaç öğrencimize burs verilmiştir?

2) Bu öğrencilerimizin illere göre dağılımı hangi şekilde gerçekleşmektedir?

3) Kahramanmaraş'ta toplam kaç öğrencimiz bu burslardan yararlandırılmıştır?

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu'nun, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından muhtaç aylığı bağlanan kişi sayısına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1110) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                           Mesut Dedeoğlu

                                                                                                           Kahramanmaraş

Sosyal güvencesi olmayan muhtaç çocuklarımıza Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından muhtaç aylığı bağlanmaktadır.

Bu bilgiler ışığında;

1) Son üç yıl içinde toplam kaç kişiye, ne kadar muhtaç aylığı bağlanmıştır? Bu kişilerin illerimize göre dağılımı hangi şekildedir?

2) Kahramanmaraş'tan toplam kaç kişi muhtaç aylığından yararlandırılmıştır?

BAŞKAN – Sözlü soru önergelerini cevaplandırmak üzere Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sırasıyla sözlü soru önergelerine cevap vereceğim.

1’inci olarak Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/15) numaralı soru önergesine cevabımızdır: Soru önergesine konu olan hususlar 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve bu Kanun’a istinaden çıkarılan Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik çerçevesinde imzalanan anlaşma metninin ilgili maddelerinde bu konu teminat altına alınmış olup ilgili şirket söz konusu derenin doğal hâle getirilmesi konusunda uyarılmış ve olumsuzluklara müsaade edilmeyeceği bildirilmiştir.

Tabii hayat için gerekli olan su, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından belirlenmektedir.

İl genelinde yapımı devam eden hidroelektrik santralleri kapsayan izleme ve kontrol faaliyetleri, ilgili kurumlarca aylık olarak düzenli yapılmakta ve olumsuz durumlarda gerekli cezai işlemler de uygulanmaktadır.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/75) sayılı soru önergesine cevabımı takdim ediyorum: Ardahan’dan Gürcistan’a açılan kapılardan Posof Türkgözü Kara Hudut Kapısı hâlihazırda faal durumdadır.

Gürcistan’la aramızda 3’üncü geçiş kapısını teşkil edecek Çıldır-Aktaş- Kars’taki Hudut Kapısının açılması konusu 1995 yılından bu yana gündemde bulunmasını ve Türkiye tarafındaki yol ve gümrük tesislerinin inşaatı tamamlanarak 1995 yılı itibarıyla kapı hizmete hazır hâle getirilmesine rağmen, Gürcistan tarafındaki gümrük tesisleriyle 36 kilometrelik bağlantı yolunun inşa çalışmalarının gecikmesi sebebiyle bugüne kadar mümkün olamamıştır.

Bununla birlikte, Gürcistan tarafı, Kars’taki Kara Hudut Kapısının yapımına 2009 yılı içerisinde başlamış, 2011 yılı ortasında ise tesislerin inşaatı tamamlanarak faaliyete hazır hâle getirilmiştir.

Ayrıca, daha önce problem teşkil eden bağlantı yolu ile mevcut yola alternatif olarak inşa edilen yolun da tamamlandığı ve hizmete girdiği bilgisi edinilmiştir.

Diğer taraftan, Çıldır-Aktaş Kara Hudut Kapısının yap-işlet-devret modeliyle yeniden inşasına ilişkin çalışmalar Bakanlığımız bünyesinde devam ettirilmektedir. Bu çerçevede diğer bazı kara hudut kapılarımızı yap-işlet-devret modeliyle işletmekte olan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Gümrük ve Turizm İşletmeleri Ticaret Anonim Şirketine teklifte bulunulmuş, anılan şirket tarafından bu yönde çalışmalara başlanılmıştır.

Ayrıca, kullanılamaz hâle gelen mevcut gümrük sahasının genişletilmesi için kamulaştırma çalışmaları tamamlanma aşamasına gelmiştir. Bu çerçevede özel mülkiyete ait taşınmazlar kamulaştırılmış, bedelleri de Gümrük ve Turizm İşletmeleri Ticaret Anonim Şirketi tarafından Ardahan Valiliğine gönderilmiş ve hak sahiplerine dağıtılmıştır. Hazineye ait olan 2 adet parsel için de Maliye Bakanlığı Millî Emlak Genel Müdürlüğüne tahsis yazısı yazılmıştır. Kamulaştırma çalışmalarının tamamlanmasını müteakip proje çalışmaları başlayacaktır. İnşaat faaliyetlerinin tamamlanmasının ardından 2012 yılı içerisinde hizmete açılması planlanmaktadır.

Öte yandan, Ardahan il sınırları içerisinde doğrudan Ermenistan’a açılan bir kapımız bulunmamaktadır. Ayrıca anılan ülkeyle mevcut hudut kapılarının faaliyete geçirilmesi hususundaki çalışma ve işlemler Dışişleri Bakanlığımız tarafından yürütülmektedir.

2009/15481 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde 4458 sayılı Gümrük Kanununun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Karar’ın 95’inci maddesinde Türkiye gümrük bölgesine giren her türlü ulaşım araçları, motosikletler ve özel konteynerlerin içindeki standart depolarda bulunan yakıtlara; 96’ncı maddesinde de motorlu ticari araçların ve özel konteynerlerin standart depolarında mevcut bulunan ve tır çekicilerinde 550 litreyi, istiap haddi 15 tona kadar olan -15 ton dâhil- kamyon ve tankerlerde 300 litreyi, istiap haddi 15 tonun üzerinde olan kamyon ve tankerlerde ise 400 litreyi aşmayan yakıta muafiyet tanınacağı hüküm altına alınmıştır. Bu limitleri aşan miktarda yakıt getirilmesi mümkün olmamaktadır.

İstanbul Milletvekili Sayın İhsan Özkes’in (6/205) numaralı soru önergesine cevabımız: Somali’ye yardım için Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından 5 Ağustos 2011 Cuma günü başlatılan “Afrika’ya yardım” kampanyası sonucunda 126.957.784,38 Türk Lirası; 1.680.647,91 Amerikan Doları ve 9.408.987,24 avro toplanmıştır.

İstanbul Milletvekili Sayın İhsan Özkes’in (6/328) numaralı soru önergesine cevabımızdır: Diyanet İşleri Başkanlığımızca camilerde sunulan hizmetlerde cami ve müştemilatı sayılan yerlerde siyasi anlam taşıyacak herhangi bir etkinliğe izin verilmemekte, seçim süreçlerinde bu konuda ayrıca gerekli tedbirler alınmaktadır. Ayrıca, iddia edildiği gibi, 26 Ağustos 2011 tarihinde bir duyuru hiçbir camide hiçbir görevli tarafından yapılmamıştır.

Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman’ın (6/329) numaralı soru önergesine cevabımızdır: Son dönemde, diğer gelişen ülke para birimleriyle birlikte Türk lirası da bir miktar değer kaybetmiştir. Söz konusu değer kaybının en önemli nedeni olarak Avrupa bölgesindeki bazı ülkelerin ülke borçlarına ilişkin endişelerin artması ve büyüme beklentilerindeki zayıflamayla gerileyen küresel risk iştahı gösterilmektedir. Yunanistan’ın kamu borçlanmalarında yaşanan sorunlarla başlayan değer kayıpları, Avrupa Birliğinden mali yardım alması sonrasında bir miktar azalmış ancak Yunanistan’ın mali disiplin konusunda isteksiz olması ve siyasi gelişmeler sonrasında tekrar artmıştır. Diğer taraftan, nominal borç stoku çok daha yüksek olan İspanya ve İtalya’nın da önemli sorunlar yaşayabileceği beklentileri piyasalardaki tedirginliği artırmıştır. Borçlanma maliyetlerinin artması ile mali yardımlar ve alınacak tedbirlerin uygulanmasına ilişkin özellikle Almanya ve Fransa’nın atılacak adımlar konusunda anlaşmazlık yaşaması ve Avrupa Birliğinin ilgili karar organlarının beklentilerden oldukça yavaş davranması nedeniyle söz konusu ülke borçlanma maliyetleri rekor seviyelere yükselmiştir.

Diğer tarafta, mali yardımlara kaynak sağlayan ülkelerin bir süre sonra mali güçlük çekmeye başlayabilecekleri ve kredi notlarının indirilebileceği, bunun sonucunda bu ülkelerin de borçlanma maliyetlerinin artabileceği beklentileri Amerika Birleşik Devletleri dolarına olan talebi daha da artırmıştır.

Bu gelişmelerin bir yansıması olarak risk alma ve yatırım yapma iştahındaki azalmanın sonucunda, neredeyse tüm para birimleri Amerikan doları karşısında değişen oranlarda değer kayıplarına uğramıştır. Küresel piyasaların önemli bir parçası olan Türk lirası da diğer tüm gelişmekte olan ülke para birimleri gibi değer kaybederken, uğramış olduğu değer kaybı birçok ülke para biriminden daha az olmuştur.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, finansal istikrarın fiyat istikrarının ön koşullarından biri olduğunun bilinciyle, ülkemiz döviz piyasasının etkin bir şekilde çalışabilmesi için gerekli önlemleri almaktadır.

Bu doğrultuda, piyasalardaki aşırı oynaklığı önlemek ve döviz piyasasındaki akışkanlığı sağlamak amacıyla, döviz piyasalarında arz ve talep yönlü tedbirler almıştır.

Bu çerçevede, Merkez Bankası, döviz piyasalarına ilişkin aşağıdaki tedbirleri almıştır:

25 Temmuz 2011 tarihinde döviz alım ihalelerini durdurmuştur.

5 Ağustos 2011 tarihinden itibaren günlük piyasa gelişmeleri doğrultusunda döviz satım ihaleleri yoluyla döviz arzına başlamıştır.

9 Ağustos 2011 tarihinden geçerli olmak üzere Merkez Bankası, taraflı borç verme faiz oranlarını Amerikan doları için yüzde 5,5’tan yüzde 4,5’a, avro için yüzde 6,5’tan yüzde 5,5’a düşürerek, yabancı para cinsinden borçlanma maliyetlerini azaltmıştır.

5 Ekim 2011 tarihinden itibaren gerekli görülen günlerde yüksek miktarda döviz satım ihaleleri yoluyla piyasaya daha fazla döviz likitidesi sağlamaya başlamıştır.

18 Ekim 2011 tarihinde, doğrudan döviz satım müdahalesi yoluyla piyasaya Amerikan doları likiditesi sağlanmıştır. 10 Kasım 2011 tarihinden itibaren, bankalar arası döviz piyasasında döviz likiditesinin akışkanlığının artırılmasına katkıda bulunmak amacıyla döviz ve efektif piyasaları döviz depo piyasasındaki aracılık faaliyetlerine yeniden başlamıştır.

Eskişehir Milletvekili Sayın Kazım Kurt’un (6/395) numaralı soru önergesine cevabımız: Bilindiği üzere, 16 Eylül 2010 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları 10’uncu Zirve Toplantısı’nda Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetiminin (TÜRKSOY) önerisiyle 2012 yılının “Astana Türk Kültür Başkenti” olarak ilan edilmesi kararlaştırılmıştır. Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, 12 Haziran 2011 milletvekili genel seçimi çalışmaları kapsamında, 28 Mayıs 2011 tarihinde Odunpazarı semtinde Eskişehirlilere seslenmiş ve konuşmasında, Eskişehir’in 2013’te Türk Dünyası Kültür Başkenti yapılacağı, kültür zenginliklerimizin bütün dünyaya tanıtılacağı, bunun için ilgili bütün kuruluşların harekete geçirileceği ve böylelikle Eskişehir’in bütün Türk dünyasından yüzlerce kültür programına ev sahipliği yapacağı, bu sayede Türk dünyası halklarının Eskişehir’de birbirleriyle kucaklaşacağı ifade edilmiştir. 20/21 Eylül 2011 tarihinde Kazakistan’ın Başkenti Astana’da gerçekleştirilen Türk Dili Konuşan Ülkeler Kültür Bakanları 29’uncu Dönem Daimî Konsey Toplantısı’nda ise Türkiye'nin Eskişehir kentinin 2013 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edilmesi için Türk Konseyine teklifte bulunulması kararlaştırılmıştır. Bunun üzerine, Kazakistan’ın Almatı kentinde 21 Ekim 2011 tarihinde düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin 1’inci Zirve Toplantısı’nda, TÜRKSOY’un Eskişehir’i 2013 Türk Kültür Başkenti ilan etme önerisinin desteklenmesine karar verilmiştir. Bu gelişmelere ve paralel olarak Eskişehir’in 2013 Türk Kültür Başkenti olması konusunda çalışmalara yön vermek üzere yasa tasarısı hazırlık çalışmaları da sürdürülmekte olup, yakın bir tarihte Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmesi planlanmaktadır.

İstanbul Milletvekili Sayın İhsan Özkes’in (6/403) numaralı soru önergesine cevabımızdır: Van’ın Erciş ilçesinde 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen deprem felaketinde Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı yirmi dokuz adet cami hasar görmüştür.

Erciş depreminde hasar gören camilerin isimleri ve adresleri: Kara Yusuf Paşa Camisi, Van Erciş ilçe merkezinde; Park Ulu Camisi, Salihiye Mahallesi’nde; Salihiye Camisi, Salihiye Mahallesi’nde; Çataltepe Camisi, Çataltepe köyünde; Örene Mahallesi Merkez Camisi, Örene Mahallesi’nde; Van Yolu Camisi, Van Yolu Mahallesi’nde; Merkez Sanayi Camisi, Camiikebir Mahallesi’nde; Sulu Camisi, Yeşilova Mahallesi’nde; Çelebibağı Merkez Camisi, Çelebibağı kasabasında; Yukarı Çınarlı Camisi, Yukarı Çınarlı Mahallesi’nde; Gölağzı Camisi, Gölağzı Mahallesi’nde; Bahçelievler Camisi, Camiikebir Mahallesi’nde; Yukarı Işıklı Camisi, Yukarı Işıklı köyünde; Kızılören Camisi, Kızılören köyünde; Seyit Muhammet Camisi, Beyazıt Mahallesi’nde; Bağlar Camisi, Salihiye Mahallesi’nde; Salihiye Yeni Camisi, Salihiye Mahallesi’nde; Fakirullah Camisi, Beyazıt Mahallesi’nde; Arvasi Camisi, Beyazıt Mahallesi’nde; Saadetler Camisi, Yeşilova Mahallesi’nde; Kışla Camisi, Kışla Mahallesi’nde; Hıfzı Efendi Camisi, Kışla Mahallesi’nde; Aşağı Alkanat Camisi, Alkanat Mahallesi’nde; Yukarı Alkanat Camisi, Alkanat Mahallesi’nde; Keklikova Yukarı Camisi, Keklikova köyünde; Pay Köyü Camisi, Pay köyünde; Tekevler Mahallesi Camisi, Tekevler Mahallesi’nde; Yukarı Latifiye Camisi, Latifiye Mahallesi’nde; Çimen Köyü Camisi, Çimen köyündedir.

İstanbul Milletvekili Sayın İhsan Özkes’in (6/404) numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: 23 Ekim 2011 Van Erciş depreminde Arvasi Kur’an kursunda 27 öğrenci yaralanmış ve 15 öğrenci hayatını kaybetmiştir. Van Merkez Kırmızıtaş Kur’an kursunda ise ölen ya da yaralanan bulunmamaktadır. Bu vesileyle ölenlerin tümüne Allah’tan rahmet diliyoruz.

İstanbul Milletvekili Sayın İhsan Özkes’in (6/409) numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Van ili Erciş ilçesinde 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen deprem felaketinde yirmi dokuz adet cami ve sekiz adet Kur’an kursu hasar görmüştür. İl ve ilçelerdeki yapıların depreme dayanıklılıkları konusu, 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uyarınca çevre ve şehircilik il müdürlükleriyle il ve ilçe belediyelerinin denetim ve sorumluluğunda olduğundan, Kur’an kursları ve camilerin yapı denetimleri de bu kuruluşlar tarafından yapılmaktadır.

23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen deprem felaketinde hasar gören cami ve Kur’an kurslarının yapım tarihleri şu şekildedir: Kara Yusuf Paşa Camisi 1974, Park Ulu Camisi 95, Salihiye Camisi 98 -1998, onu kastediyorum- Çataltepe Camisi 1985, Örene Mahallesi Merkez Camisi 1955, Van Yolu Camisi 2004, Merkez Sanayi Camisi 1993, Sulu Camisi 1986, Çelebibağı Merkez Camisi 1950, Yukarı Çınarlı 1980, Gölağzı 2008, Bahçelievler 1979, Yukarı Işıklı 1980, Kızılören Camisi 1998, Seyit Muhammet Camisi 1997, Bağlar Camisi 1994, Salihiye Yeni Camisi 1986, Fakirullah Camisi 1995, Arvasi Camisi 1991, Saadetler Camisi 1993, Kışla Camisi 1978, Hıfzı Efendi 1998, Aşağı Alkanat 1965, Yukarı Alkanat 1990. Keklikova Yukarı Camisi’nin yapım tarihi bilinmemektedir. Pay Köyü Camisi 86, Tekevler Mahallesi Camisi 74, Yukarı Latifiye Camisi 77, Çimen Köyü Camisi 77.

Kur'an kursları ve yapılış tarihleri: Hazreti Osman Camisi Kur'an Kursu 2010, Bayramlı Köyü Kur'an Kursu 2009, Park Kız Kur'an Kursu 95, Müftülük Kur'an Kursu 97, Gölağzı Mahallesi Kur'an Kursu 2009, Van Yolu Kur'an Kursu 2003, Haydarbey Mahallesi Yeni Cami Kur'an Kursu 2008, Arvasi Erkek Kur'an Kursu 1997.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/595) numaralı soru önergesine cevabımızdır: Yükselen döviz fiyatları karşısında kredi borçlarını ödeyemez duruma gelen vatandaşlara yönelik olarak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunca yürütülen herhangi bir çalışma bulunmamaktadır.

Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in Sayın Başbakanımıza tevcih ettiği (6/675) esas numaralı soru önergesine cevabımızdır: Genel yönetim kapsamında olan kamu kurumlarının muhasebe işlemlerini düzenleyen muhasebe yönetmeliklerine göre, soruda geçen ifadesiyle “Reklam ücreti” başlıklı bir hesap kodu ya da sınıflandırması mevcut değildir. Dolayısıyla, böyle bir ücretin kamu kurumları veya hizmet sunucuları için ayrıştırılması mümkün gözükmemektedir ancak farklı ödemeleri de içermekle birlikte, muhasebe hesaplarında reklam ücretlerinin de bir ödeme çeşidi olarak değerlendirilebileceği 322.3.5.4.1 kodlu ilan giderleri ve 322.3.6.2.1 kodlu tanıtma, ağırlama, tören, fuar, organizasyon giderleri hesapları bulunmaktadır.

Bu hesaplara bakıldığında, merkezî yönetim kapsamındaki kurumlar ve mahallî idareler için ilan giderleri olarak 2007 yılında 127 milyon 742 bin 454, 95 Türk lirası, 2008 yılında 136 milyon 062 bin 281,99 Türk lirası, 2009 yılında 124 milyon 644 bin 651,12 Türk lirası, 2010 yılında 148 milyon 945 bin 738,56 Türk lirası, 2011 yılında ise 141 milyon 899 bin 827,32 Türk lirası ödeme yapıldığı görülmektedir.

Yine, tanıtma, ağırlama, tören, fuar, organizasyon giderleri için 2007 yılında 145 milyon 51 bin 005,23 lira, 2008 yılında 202 milyon 258 bin 123,86 Türk lirası, 2009 yılında 179 milyon 446 bin 848,28 Türk lirası, 2010 yılında 218 milyon 490 bin 892,50 Türk lirası, 2011 yılında 215 milyon 059 bin 373,03 Türk lirası ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.

Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’ın sözlü olarak sorduğu (6/347) numaralı soru önergesine cevabımız: Bugün itibarıyla Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğümüzde memur statüsünde 6.211, sözleşmeli statüde 835 olmak üzere toplam 7.046 personel istihdam edilmektedir. AK PARTİ hükûmetleri döneminde Kamu Personel Seçme Sınavı sonucu, mahkeme kararı uygulaması, şehit yakını ve benzeri olmak üzere toplam 1.333 personel ataması yapılmış olup 2.836 kişi de emekli olmuştur.

TRT 1 kanalının tüm gün izlenme oranları 2008 yılından 2010 yılına kadar sabit kalmış ancak başarı grafiği artan bir ivme kazanan TRT 1 kanalı şubat ayında başarılı yapımlarla birlikte izlenme oranlarını özellikle A/B sosyoekonomik statüsü daha yüksek kişiler grubunda 2011 yılı prime time ortalamasına göre yüzde 50 artırmıştır. TRT 1 kanalı TRT’nin kendi kanalları içerisinde en çok izlenen kanal olma özelliğini korumakta olup, TRT Müzik kanalı da prime time zaman diliminde -yani saat 20.00 ile 23.00 arasında- ülkemizde en çok izlenen müzik kanalı, TRT Haber kanalı tüm gün zaman diliminde yine ülkemizde en çok izlenen haber kanalı, TRT Çocuk kanalıysa hem tüm gün hem de prime time zaman diliminde ülkemizde açık ara en çok izlenen çocuk kanalı olma başarısını sürdürmektedir.

Siyasi partilerin yayın süreleriyle ilgili olarak: Türkiye Büyük Millet Meclisindeki temsil oranları dikkate alınmakla birlikte haber değeri taşıması kaydıyla tüm siyasi parti temsilcilerine ve Hükûmet üyelerine TRT haber bülteni ve programlarında yer verilmektedir.

Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun (6/462) esas numaralı soru önergesine cevabımız: 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun geçici 7’nci maddesi kapsamında cemaat vakıflarınca 1.410 adet taşınmazın vakıflarına iadesi için müracaat edilmiş olup, Vakıflar Meclisince sadece 181 adet taşınmazın vakıfları adına tesciline karar verilmiştir.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1104) numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Vakıf kültür varlıkları, tarihî ve kültürel açıdan yadsınamayacak ölçüde önemi olan taşınmazlardandır. Bu varlıkların en sağlıklı şekilde yaşatılarak geçmişten gelecek kuşaklara taşınması Vakıflar Genel Müdürlüğünün asli görevleri arasında yer almaktadır. Bu taşınmazların işlevsizlikten dolayı yok olmalarının önüne geçmek için en kısa sürede müdahale ile aslına uygun onarımları ve fonksiyon verilerek işletilmek suretiyle korunarak yaşatılmaları öncelik arz etmektedir. Bu müdahale ve işletmelerin oldukça yüksek bir maliyet tutacağı aşikâr olup sınırlı kaynaklarla tüm vakıf kültür varlığı taşınmazlarının restore edilmesi mümkün olamamaktadır. Bu nedenle, kamu kaynağı kullanılmadan vakıf kültür varlıklarının korunarak yaşatılması ve aynı zamanda akar nitelikte olanlardan gelir elde edilmesi konusunda bir yöntem olarak restorasyon veya onarım karşılığı uzun süreli kiralama modeli kullanılmaktadır. Bu amaçla bu tür taşınmazlar, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 77’nci maddesine istinaden hazırlanan Vakıf Kültür Varlıklarının Restorasyon veya Onarım Karşılığı Kiraya Verilmesi İşlemlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik kapsamında ihale edilmek veya protokol yapılmak suretiyle doğrudan kiralanarak değerlendirilmektedir.

Bu sistemde imzalanan sözleşme ya da protokollere göre yapılan restorasyonlarda onarım süreci idari imkânlarla yapılan restorasyonlardakilerle aynıdır. Gerek projenin idarece onaylanması ve kabulü gerek Kültür Varlıklarını Koruma Kurulundaki onay aşamaları gerekse de restorasyon aşamasında şantiye kontrollüğünün Vakıflar Genel Müdürlüğü teknik elemanları tarafından yapılması bakımından süreçte bir farklılık yoktur. Dolayısıyla bu tür onarımlarda, idari imkânlarla yapılanlara nazaran vakıf kültür varlıklarının zarar görmesine neden olacak farklı bir durum söz konusu değildir. Restorasyon veya işletme aşamasında söz konusu olabilecek zarar verici veya izinsiz müdahaleler sözleşme ve protokollerde düzenlenmekte olup Vakfılar Genel Müdürlüğünün görevlendirdiği kontrol görevlileri tarafından belirli dönemlerde denetlenmekte, esere zarar veren müdahaleler tespit edildiğinde sözleşmenin veya protokolün feshine kadar varan yaptırımlar uygulanmaktadır. Gerek restorasyon gerekse işletme aşamasındaki denetimler Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılmaktadır. Bu kapsamda 2003 yılından bugüne kadar 181 adet vakıf kültür varlığı taşınmazın değerlendirilmesi için Vakıflar Genel Müdürlüğünce karar alınmış olup bunlardan 115 adet vakıf kültür varlığı bu model kapsamında kiralanmıştır.

Restorasyon karşılığı kiralanan 115 adet vakıf kültür varlığı taşınmazın illere göre dağılımı şu şekildedir: Adana 2 adet gayrimenkul; Ankara 2, Antalya 2, Burdur 2, Balıkesir 2, Çanakkale 1, Bitlis 1, Bursa 2, Diyarbakır 1, Mardin 1, Edirne 1, Erzurum 1, Gaziantep 3, Hatay 4, İstanbul 55 adet gayrimenkul -Avrupa Yakası’nda 34, Anadolu Yakası’nda 21- Kocaeli 1, İzmir 16, Manisa 1, Kastamonu 2, Konya 5, Aksaray 4, Kütahya 1, Afyon 2, Eskişehir 1, Sivas ve Trabzon 1’er adet taşınmaz; toplam 115.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1107) sayılı soru önergesine cevabımızdır: Çalınan eserlerin duyurularının yapılması ve takipleri amacıyla 2002 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü Kültür ve Tescil Daire Başkanlığı bünyesinde bir Kaçakçılıkla Mücadele Bürosu oluşturulmuştur. Duyurular ve takipler daha önce Kültür ve Turizm Bakanlığı aracılığıyla yapılmaktayken doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaya başlanmıştır. Duyurular emniyet ve istihbarat birimleri,                sahil güvenlik, INTERPOL, gümrükler, müzeler, yurt dışı temsilciliklerimiz, valilikler, ilgili medya gibi yerlere yapılmaktadır. Normal posta yazışmasının yanı sıra e-posta ile de duyurulmakta, ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğünün İnternet sitesinde envanter fişleriyle birlikte yayınlanmaktadır. Kaçakçılıkla Mücadele Bürosu tarafından yurt içi ve yurt dışındaki müzayedeler İnternet  üzerinden sürekli takip edilmektedir. Satışa çıkarılmış bir eser tespit edildiğinde duyurusu yapılmakta ve aranılan bir eserse derhâl müdahale edilip INTERPOL aracılığıyla esere el konulmaktadır.

2002-2010 yılları arasında, çalınan eserlerden 667 adedi yurt içi ve yurt dışında ele geçirilmiştir. 2011 yılında 27 hırsızlık olayı meydana gelmiş ve çalınan 60 eserin hırsızlık duyuruları yapılmıştır.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1109) numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Vakıflar Genel Müdürlüğümüzce 2010-2011 öğretim yılında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda öğrenim gören 10 bin ilköğretim ve ortaöğretim öğrencisine burs verilmiştir. Bu çerçevede, Kahramanmaraş ilinde 2010-2011 öğretim yılında toplam 134 öğrenci bu burs hizmetinden yararlanmıştır.

Vakıflar Genel Müdürlüğümüzce burs verilen öğrencilerimizin illere göre dağılımı şu şekildedir: Adana 250 -öğrenci kontenjanlarını okuyorum- Mersin 160, Osmaniye 88, Ankara 500, Bolu 82, Düzce 82, Kırıkkale 82, Çankırı 82, Antalya 166, Isparta 66, Burdur 66, Aydın 116, Denizli 100, Muğla 86, Balıkesir 150, Çanakkale 66; Bitlis, Siirt 100; Muş 100, Van 110, Hakkâri 86, Şırnak 100, Bursa 200, Yalova 66, Sakarya 124, Bilecik 86, Diyarbakır 166, Bingöl 100, Batman 86, Mardin 100; Edirne, Kırklareli 66; Erzurum 150, Erzincan 86; Bayburt, Iğdır, Ağrı 100’er; Kars 86, Ardahan 100, Gaziantep 160, Kilis 86, Hatay ve Kahramanmaraş 134, İstanbul 910, Tekirdağ 86, Kocaeli 166, İzmir 238, Manisa 160; Kastamonu, Bartın 86; Karabük, Zonguldak 100’er; Kayseri 166; Kırşehir, Nevşehir, Niğde 86; Konya 200; Aksaray, Karaman, Kütahya, Afyon 86’şar; Uşak 66, Eskişehir 100, Malatya 150, Elâzığ 100, Tunceli 66, Samsun 160, Ordu 98, Sinop 86, Sivas 118, Yozgat 86, Şanlıurfa 132, Adıyaman 118, Tokat 134, Amasya 66, Çorum 86 -iller karışık, çünkü bölgelere göre okuyorum- Trabzon 134, Rize 66 -Gümüşhane, Artvin, Giresun illeridir- onu da arz ediyorum.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1110) numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Vakıflar Genel Müdürlüğünce son üç yıl içerisinde 1.127 kişiye muhtaç aylığı bağlanmıştır. Bu çerçevede Kahramanmaraş ilinde hâlen 37 kişi muhtaç aylığı hizmetinden faydalanmaktadır.

Sayın Dedeoğlu buradaysa iznini almak istiyorum; burada illerin her birine göre muhtaç, âmâ, yetim, engelli toplam sayıları var; okumam belki yarım saat sürer, izin verirseniz bunları okumayayım, sonra bilgi notu olarak takdim edebilirim.

Sayın Başkanım, arz ediyorum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Değerli milletvekilleri, soru sahiplerinin istemeleri hâlinde çok kısa bir ek açıklama yapabileceklerine dair İç Tüzük’ümüzde bir hüküm var.

Dolayısıyla, sisteme girenlerden Sayın Özkes…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakan Yardımcımızı dinledim, ancak gerçekten çarpıttı ve inkâr etti.

26 Ağustos 2011’de Cuma günü, Şile merkez camilerinde ve köy camilerinde cuma namazlarının hutbelerinde, Sayın Başbakanın Şile-TEM bağlantısı açılışını yapacağı ilan edildi. Buna dair, gerek ilçe merkezinden gerekse bazı köylerden bu ilanın yapıldığına dair vatandaşların tuttuğu tutanaklar elimde. Ancak maalesef bunu inkâr ettiler ve yok saydılar. Ben olmayan bir şeyi sormadım. Gerçek olan bir şeyi inkâr etmek ve yok gibi göstermek bazı muhteremlerin en bariz vasıfları hâline geldi. Kindarlığın yanına bir de şimdi inkârı eklediler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Öğüt…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Değerli Bakanım benim sorularıma cevap verdi ama ben bir şeyi istirham edeceğim. Bölgemiz çok yoksul ve göç verdi. Özellikle Çıldır Aktaş kapısı Gürcistan tarafından yapıldı, sağ olsun, Azerbaycan Cumhurbaşkanı yaptırdı o yolu da. Azerbaycan’la Türkiye arasında -1,5 saate- kara yolu bağlanmış oluyor Çıldır Aktaş kapısı açılırsa. Çıldır Aktaş kapısının açılmasıyla ilgili ben Gümrük Bakanımıza istirham ettim, o da “Ben TOBB’la görüşüyorum. TOBB kabul ederse, yaparsa kapı açılacak, yoksa zor.” dedi. Şimdi, ben istirham ediyorum yani koca Türkiye Cumhuriyeti devleti Hükûmeti veya devleti TOBB’a söz geçiremiyor mu? TOBB bu kapıyı yaparsa bizim Azerbaycan’la kara yolumuz olacak, Türk cumhuriyetleri birbirine kavuşacak. Bu, çok önemli, stratejik bir yoldur.

Bu Çıldır Aktaş kapısının açılmasına hassasiyetinizi bekliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Dedeoğlu…

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Başbakan Yardımcımız Sayın Bülent Arınç Bey’e sorularıma vermiş olduğu cevaplardan dolayı teşekkür ediyorum.

Atalarımızdan bize intikal eden birçok vakıf eserlerimiz var hem dünyada, Türkiye’de ve aynı zamanda Kahramanmaraş’ta. Bu vakıf eserlerimizi tam koruma altına almak, onları gelecek nesillere taşımak amacıyla bu zamana kadar gördüğümüz kadarıyla onları koruma adı altında pek fazla bir hazırlık yapılmadı, pek bir restorasyon ve dekorasyon çalışmaları yapılmadı. Bundan sonraki dönemde bu düşünülüyor mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dedeoğlu.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de Sayın Başbakan Yardımcısına özellikle TRT’deki personel sayısı ve izlenme oranlarıyla ilgili bilgiler için teşekkür ediyorum ancak siyasi partilere göre TRT’de ayrılan zamanların açıklanmasıyla ilgili bölümün çok doyurucu olmadığını ifade etmek istiyorum. Söylenenlerin gerçeği yansıtmadığı düşüncesindeyim. Özellikle son dönemde siyasi partilerin Meclisteki temsil oranlarına göre TRT’den pay aldıkları konusu maalesef bizlerin inandırıcı bulduğu bir açıklama olmaktan uzaktır. Özellikle TRT’nin, TRT-1’deki haber saatlerinde doğrudan iktidar partisinin haberlerini verdiğini tüm kamuoyu bilmektedir. Bu konuda elinizde bir istatistik var da açıklarsanız memnun olacağımı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Sayın Bakanım, buyurun efendim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Özkes bugün en çok sorusunu cevaplandırdığımız arkadaşımızdır. Şile’de bir camiden din görevlileri tarafından ilan yapıldığını iddia ederek sormuştu, ben de resmî cevabımızı ifade ettim. Yani doğrusu çok rencide edici bir şekilde bunun yalan veya çarpıtma olduğunu ifade ediyor. Ben sadece bir şey soracağım: Siz kendiniz Şile’de o gün hazır bulundunuz mu? Eğer bizzat bunu duyduysanız ben bir milletvekilimin sözüne itibar ederim. Benim verdiğim cevabı alıp çöp kutusuna atabilirsiniz. Ama siz birilerinden duyarak bunu bu şekilde bize sormuşsanız o zaman size düşen de bir Başbakan Yardımcısının verdiği cevabı doğru kabul etmektir.

Ben diğer sorularınıza da ayrıntılı bir şekilde cevap verdim ama Parlamentoya girdiğinizden günden bu yana, konuşmalarınızın, sözlerinizin daha özenli olması gerektiğini şahsen düşünüyorum. Ben de bunu bir eleştiri olarak size takdim edeyim. Eğer Şile’de o gün cuma namazında hazır bulunmuş ve böyle bir ilanı da kulaklarınızla duymuşsanız -tutanak istemiyorum sizden, ben sizin şahsınıza soruyorum- o zaman sizin söylediğinize itibar edeceğim. Gelmenize gerek yok, diğer arkadaşlarıma da cevap vereceğim.

Sayın Ensar Öğüt, her konuşmasında, burada -bölgenin milletvekili olarak, haklı olarak- Çıldır Aktaş kapısının açılmasının bölgeye sağlayacağı ekonomik getiriden bahsediyor, ben de buna katılıyorum. Bugün çok ayrıntılı bir cevap verdim. Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızdan aldığımız cevapta, özellikle 2011 yılında bütün çalışmaların bittiği ve belki bugünlerde, önümüzdeki günlerde bu açılışın yapılabileceği şeklinde ama bu konuyu ayrıca takip etmemiz ve sonuçlandırmamız gerekiyor. Ben kendisine teşekkür ediyorum.

Sayın Dedeoğlu Arkadaşıma da teşekkür ederim. Bildiğimiz kadarıyla cevaplarımızı vermiştik. Elbette vakıf eserlerine sahip çıkmamız gerekir, bu bizim için bir emanettir. 2002’den bu yana kadar 3.500’e yakın tarihî varlığımızı, yani vakıf eserlerimizi restore etmek, onarmak veya tadilata maruz kılmak şekliyle güzel bir çalışmamız oldu. Yalnız şuna dikkatinizi çekmek istiyorum: Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi bir özel bütçedir, genel bütçeye dâhil değildir. Gelirlerimiz kadar gider bütçesi yapmak zorundayız. Bu, takriben 400 milyon civarındadır. Burada da 200 milyondan fazlası daha çok yatırıma ayrılmaktadır. Türkiye’deki envanterlere baktığımızda, restore edilecek vakıf eserlerinin sayısının giderek azaldığını biliyorum, bu konuda talepler olursa onları da öncelikli olarak karşılamak imkânımız olur ancak 5737 sayılı Kanun’a sonradan eklendiği şekliyle sorunuza da bu konuda cevap vermiştim. Yani “Restore et ve uzun süreli kullan.” veya “Yap-işlet uzun süreli kullan.” yöntemleriyle de pek çok yeri değerlendirmiş olduk. Bunların illere göre dağılımını da size takdim ettim. Bundan sonra da restorasyona devam edeceğiz. Esaslı tamirat, tadilatlara devam edeceğiz. Bu bizim asli görevimizdir.

Sayın Alim Işık TRT’yle ilgili sorduğu soruda bir konuyu eksik bulduğunu ifade ediyorlar. Yazılı soru önergelerinde de en çok bu konu gündeme geliyor. Yani bütün muhalefet partilerimiz tarafından siyasi partilere haberlerde veya haber dışındaki haber niteliği taşıyan olaylara ilişkin ayrılan sürenin yeterli olmadığı, belki de bir ayrımcılık yapıldığı, bu konuda iktidarın kayrıldığına yönelik iddialar oluyor. Bu bir eleştiridir. Biz, zaman içerisinde, yazılı soru önergelerinde spesifik olarak şu gün ne kadarlık bir haber verildi veya şu süreler içerisinde partilere ayrılan haber saatindeki süre ne kadardır, bunlara cevap verdiğimizi hatırlıyorum. Eğer siz de belli bir süreyi içerisine alan bir periyot koyarsanız memnuniyetle bunun cevabını da vereceğim. Biz kamu yayıncılığı yapıyoruz. Kamu yayıncılığı yapan bir kuruluşun da mutlaka tarafsız olması ve adaletli olması gerekir. Sadece bir genel başkanın konuşmasından ibaret değildir haberlerimiz. Haber niteliği taşıyan herhangi bir olay gördüğümüzde bunu mutlaka duyurmak, bildirmek ve haber içerisine almak istiyoruz. Lütfen, belli periyotları dikkate alarak bir yazılı soru önergesi verirseniz memnuniyetle cevaplandıracağım.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım, rica ediyorum…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sataşma var, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sataşma mı?

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Evet efendim.

BAŞKAN – Nasıl sataşma efendim?

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Duymadınız mı efendim?

BAŞKAN – Bir saniye… Sayın Başbakan Yardımcısı şöyle dedi biliyorsunuz: “Eğer siz şahit olduysanız sözünüze itibar ediyorum, cevaplarımı çöpe atın.” dedi, değilse ben…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Siz normal sözleri duyuyor, diğerlerini duymuyor musunuz efendim?

BAŞKAN – Efendim…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ne olmuş efendim? Gerekçesini açıklamak zorunda sataşmanın.

BAŞKAN – Sataşmanın ne olduğunu öğrenmek istiyorum Sayın Özkes.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Bana yakıştıramadığı, incitici sözler söylediğime dair…

BAŞKAN – Evet…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – …ismimi söyleyerek konuştular. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bu güzel bir şey.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ya, çıkma her şeyden be!

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye…

Sayın Başkan, Sayın Başkan…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ne biçim, hangi hakla konuşuyorsun sen bunu bana?

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Konuşmayayım mı ben, benim konuşma hakkım yok mu?

BAŞKAN – Sayın Özkes, rica ediyorum…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bu el hareketini neye dayanarak yapıyorsun?

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Benim konuşma hakkım yok mu ya! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Özkes, rica ediyorum…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir üslup mu olur?

BAŞKAN – Böyle bir şey yok.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Nasıl olur ya? 50 kişi birden laf atıyor ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle üslup olmaz! Milletvekili gibi davranacaksınız.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Konuşma hakkımız yok mu ya! Esir miyiz be, esir miyiz!

BAŞKAN – Oturuma ara veriyorum beş dakika.

 

Kapanma saati: 17.57

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Rica ediyorum, sataşma var, söz istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi oturum kapandı ama tutanaklara bakacağım, ona göre zatıalinize söz vereceğim.

Şimdi, müsaade ederseniz, alınan karar…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Hayır efendim, rica ediyorum.

BAŞKAN – Ben de rica ediyorum. Usul budur, tutanaklara baktıracağım, varsa söz vereceğim efendim. Lütfen…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Kulaklarınız yok mu efendim? Kulaklarınız duydu.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, rica ediyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi ki size?

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Taraflı davranamazsınız. Burası Büyük Millet Meclisi!

BAŞKAN – Hayır, taraflıyla alakası yok. Bakınız, şimdi, madde 1…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Burası Büyük Millet Meclisi efendim, burası sizin çiftliğiniz değil!

BAŞKAN – Bir dakika efendim… Bir dakika efendim, bir dakika…

İlk önce, sizi daha sakin olmaya davet ediyorum. Sesinizi yükseltmeyin.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ben sakinim, çok sakinim.

BAŞKAN – Müsaade buyurun.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ne dediğimi biliyorum, sakinim.

BAŞKAN – İkincisi: İkinci Oturuma geçtik. Zabıtları getirteceğim. Eğer zatıalinize bir sataşma söz konusu olduysa ona göre size söz vereceğim.

Şimdi, müsaade ederseniz, devam edelim efendim.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Yanlış yapıyorsunuz, taraflı davranıyorsunuz.

BAŞKAN – Alınan karar gereğince, gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 136’ncı sırasında yer alan, İstanbul Milletvekili Halide İncekara ve 27 milletvekilinin (10/136) ve bugün okunarak bilgiye sunulan, Konya Milletvekili Kerim Özkul ve 25 milletvekilinin (10/176), Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu ve 21 milletvekilinin (10/177), Adana Milletvekili Ali Halaman ve 20 milletvekilinin (10/178), Yalova Milletvekili Temel Coşkun ve 23 milletvekilinin (10/179), Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına verdiği (10/180) ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 22 milletvekilinin (10/181) esas numaralı üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin birlikte yapılacak görüşmelerine başlıyoruz.

IX.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- İstanbul Milletvekili Halide İncekara ve 27 milletvekilinin (10/136), Konya Milletvekili Kerim Özkul ve 25 milletvekilinin (10/176), Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu ve 21 milletvekilinin (10/177), Adana Milletvekili Ali Halaman ve 20 milletvekilinin (10/178), Yalova Milletvekili Temel Coşkun ve 23 milletvekilinin (10/179), BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın (10/180), Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 22 milletvekilinin (10/181) esas numaralı, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Meclis araştırma önergeleri daha önce Genel Kurulda okunduğundan tekrar okutmayacağım.

İç Tüzük’ümüze göre, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.

Konuşma süreleri Hükûmet ve gruplar için yirmişer dakika, önerge sahipleri için onar dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyacağım.

Hükûmet adına Sayın Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer; gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Zühal Topcu, Ankara Milletvekili; AK PARTİ Grubu adına Zeynep Armağan Uslu, Şanlıurfa Milletvekili.

Önerge sahipleri: Halide İncekara, İstanbul; Kerim Özkul, Konya; Tülay Selamoğlu, Ankara; Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş; Temel Coşkun, Yalova; Sebahat Tuncel, İstanbul; Recep Gürkan, Edirne.

Şimdi ilk söz Sayın Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok değerli arkadaşlar, bugün ülkemiz için gerçekten önemli olan bir konuyu hep birlikte görüşeceğiz. Hakikaten bu zamana kadar konuyla alakalı pek çok çalışma yapılmış olmasına rağmen, bugünden sonra da yine hâlâ birçok çalışmayı yapmaya ihtiyacımız olduğu, bu çalışmaları başardığımız takdirde de katma değerinin çok yüksek olacağı bir konuyu birlikte tartışıyoruz.

Çok değerli arkadaşlar, siz de biliyorsunuz, aslında Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde Özel Eğitim Genel Müdürlüğü bulunmaktadır. Özel Eğitim Genel Müdürlüğü, daha önceki dönemler içerisinde ağırlıklı olarak engelli öğrencilerimizin eğitimi ve geliştirilmesiyle ilgili konular üzerinde odaklaşmışken, zaman zaman yahut da belirli oranlarda da özel yetenekli çocuklarımızın eğitimi ve gelişimi üzerine programlar yürütmekteydi. Bundan birkaç ay önce 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Millî Eğitim Bakanlığında yaptığımız yeniden yapılandırma süreci içerisinde, özel yeteneklere sahip çocuklarımızın eğitimiyle ilgili özel bir birim kurduk. Özel Yetenekler Grup Başkanlığı ismini verdiğimiz bu grupta, biz, aslında, bugün üzerinde konuşacağımız konunun farkında olarak bu alanda gelişme sağlamak üzere çalışmalar yapacağımız bir ekibi de oluşturmuş bulunuyoruz. Bu açıdan bakıldığında, Millî Eğitim Bakanlığının yeniden yapılanma süreciyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuya verdiği önem ve araştırma komisyonuyla alakalı uygulamanın eş zamanlı, birbirini takip edecek şekilde düzenlenmiş olması da bizim için, doğrusu, önemli bir katkı olacak gibi görünüyor.

Normalde tüm dünya ülkelerinde üstün yetenekli çocuklar ve üstün zekâlı çocuklarla ilgili genel bir tespiti yapmak ve de teşhisi koymak zor olmakla birlikte genel kabul görmüş olan bir oran var. Toplam nüfusun  yüzde 2’sinin üstün yetenekli olduğu genellikle kabul edilen bir durumdur. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında, biz de ülkemizde üstün yetenekli çocuklar için yüzde 2’lik bir oranı eğitim ve geliştirmede stratejik bir zemin, bir baz olarak alıyor ve bunun üzerine değerlendirme yapıyoruz.

Özel yeteneklerin geliştirilmesiyle ilgili grup başkanlığı, temelde işte bu yüzde 2’lik öğrenci grubunun tespiti ve teşhisinin yapılması, onların eğitimlerinin yaygınlaştırılması ve eğitimlerinin, eğitime erişimin kolaylaştırılması, bu alanda görev alacak öğretmenlerin özel olarak yetiştirilmesi ve geliştirilmesi, yine bu alanda çalışacak personelin de özel, bu alanla ilgili uzmanlıklarının ortaya konulmasıyla ilgili programları ve çabaları yürütecek. Tabii özellikle bu çocukların hem tanınması, tanımlanması, teşhis edilmesi hem de eğitim programlarının ortaya konulmasıyla ilgili, dünyada çok değişik modeller uygulanıyor. Bu modellerin başında, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Japonya ve Kore Cumhuriyeti gibi ülkelerde özel yetenekli bireyler için özel okul uygulaması yapılıyor. Bu çocuklar seçiliyor, teşhis ve tanısı yapıldıktan sonra onlar özel okullarda eğitime tabi tutuluyorlar. İngiltere, Macaristan, Slovenya, Avusturya, Rusya, Polonya gibi ülkelerde ise özel okulların en dikkat çekici yanı daha çok güzel sanatlar alanına ağırlık vermeleri şeklinde ortaya çıkıyor. Ağırlıklı olarak müzik, tiyatro, resim ve benzeri alanlarda üstün zekâlı çocuklardan daha çok, aslında özel yeteneğe sahip olan çocukların eğitimine önem veren bir eğilim olduğunu görüyoruz.

Yine, Kanada, Norveç, Finlandiya, Danimarka, Belçika, Hollanda, İspanya ve İtalya’da ise örgün öğretim sistemi içerisinde bireyselleştirilmiş eğitim politikaları izleniyor. Yani başka bir ifadeyle, normalde var olan örgün öğretim programı içerisinde üstün zekâlı olduğu veya üstün yetenekli olduğu tespit edilen, teşhis edilen çocuklar için özel programlar yapılıyor aynı okul bünyesinde ve o özel programlar sayesinde çocukların kabiliyetleri ortaya konulmaya çalışılıyor.

Tabii bizim ülkemizde de aslında buna benzer bir modeli uyguladığımızı ifade etmem lazım. Türkiye’de daha çok bireyselleştirilmiş eğitim programları ağırlıklı olarak ama zaman zaman da diğer modellerin de işlendiği bir yapı kurulmuş vaziyette. Ülkemizde kullandığımız çalışmayı biz daha çok hızlandırılmış ve zenginleştirilmiş üstün yetenekli çocuklar eğitim programı olarak kullanıyoruz ve bunu yaparken de daha çok bilim sanat merkezleri, kısmen -belki bir seçme süreciyle birlikte- fen liseleri, sosyal bilimler liseleri, güzel sanatlar ve spor liseleri gibi okullarımızda üstün yetenekli çocuklar için özel programlar uyguluyoruz.

Bilim sanat merkezleri daha çok bireysel yeteneklerin farkına varılması amacıyla, eğer herhangi bir çocuğumuzun üstün yetenekli olduğu veya üstün zekâlı olduğu düşünülüyorsa orada birtakım testlere ve teşhis yöntemlerine tabi tutularak çocukların durumu tespit ediliyor ve bundan sonra da yetenek türlerine uygun eğitim almaları için kendilerine özel programlar yürütülüyor.

Bizim bilim sanat merkezlerimiz toplam şu ana kadar Türkiye’de 57 ilimizde 63’e ulaşmış vaziyette. Hemen hemen bütün illerimizde biz bilim sanat merkezlerini kurmaya çalışıyoruz ama itiraf etmeliyiz ki bilim sanat merkezlerinin özellikle teşhis ve tanıyla ilgili uygulamalarında ve bireye yönelik eğitim programlarının geliştirilmesinde yeteri kadar uzmanımızın olmaması sebebiyle sorunlar yaşadığımız açıkça var.

Türkiye’de şu ana kadar toplam 10.960 öğrenciye kendi yetenekleri doğrultusunda bireyselleştirilmiş eğitim uyguluyoruz ve 154 öğrenci ayrıca müzik ve 422 öğrenci de resim yeteneği alanında eğitim alıyor.

O açıdan bakıldığında, yukarıda da ifade ettiğim gibi, ağırlıklı olarak bireyselleştirilmiş eğitim programı uyguladığımız okullardan yine, az önce ifade ettiğim gibi, fen liseleri: Türkiye’de yaklaşık 138 tane fen lisemiz bulunuyor. Sosyal bilimler liseleri: 31 sosyal bilim lisemiz bulunuyor. Anadolu güzel sanatlar ve spor liseleri: Yaklaşık 90 civarında da bu liselerimiz var ve bu liselerimizde de yine, eğer üstün zekâlı veya üstün yetenekli olduğu tanılanmış öğrencilerimiz varsa onlar için kendi okullarında programlar yürütebiliyoruz.

Yine, bütün bunların dışında, müzik ve bale ilköğretim okulları olarak da tarif ettiğimiz bu alandaki üstün yeteneği olan çocuklarımız için özel olarak açılmış 10 tane de okulumuz bulunuyor.

Ülkemizde özel yetenekli bireylerin eğitimde yer alan hızlandırılma modeli uygulamalarıyla ilgili eğitime yönelik sınıf yükseltme uygulamaları ayrıca var biliyorsunuz. Özellikle ilköğretime yeni başlamış çocukların 1’inci sınıfta üstün yetenekleri olduğu veya üstün zekâsı olduğu fark ediliyorsa onları üst sınıflarda eğitime başlatmak gibi bir uygulamayı da yine burada uyguladığımızı ifade etmek isterim.

Tabii, bütün bunlar için, özellikle sınıf ve şubelerindeki rehber öğretmenlerin, sınıf öğretmenlerinin durumu tespit etmeleri, bizim yapacağımız testlerde teşhis ve tanıların konulmuş olması ve nihayet ailenin de bunu istemiş olması lazım.

Ama bütün bu çabalar, özellikle 2009 yılına kadar daha çok Millî Eğitim Bakanlığının ve biraz da birey üzerinde odaklanarak yürüttüğü uygulamalar olarak yer aldılar. Ulusal düzeyde konuyla ilgili bir strateji çalışması yapılmamıştı. 2009 yılında, 17 Haziran 2009 yılında Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu -biliyorsunuz, TÜBİTAK’ın sekretaryasını yaptığı, Millî Eğitim Bakanlığının da üyesi olduğu ama Başbakanlık düzeyinde götürülen bir yüksek kuruldur- üstün yetenekli çocukların eğitimine yönelik ulusal düzeyde bir strateji geliştirme çalışması için bir hazırlık ve proje başlattı. Millî Eğitim Bakanlığı olarak bizler bu strateji hazırlama görevini üstlendik. 2009 yılından bu zamana kadar da üstün yetenekli çocukların eğitimiyle ilgili ulusal stratejinin belirlenmesi konusunda çalışmalarımız önemli oranda yürütüldü ve uygulamaya konuldu.

Başka bir ifadeyle şunu söylemek lazım: Ulusal üstün yetenekli çocukların eğitim stratejisiyle alakalı taslak çalışmalarımız tamamlandı ancak önümüzdeki Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunda görüşülebileceğini veya gündeme alınabileceğini varsaydığımız bu taslak metin henüz karara bağlanmadığı için kamuoyuyla paylaşma imkânımız olmadı. Ama bu stratejinin hazırlık çalışmaları sürecinde biz kamuoyuyla ilgili ne kadar sivil toplum örgütü ve uzman varsa onlarla birlikte çalıştık.

Öncelikle 23-25 Eylül 2004 tarihinde İstanbul’da 1’inci Türkiye Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi tertip edildi. Arkasından yine 2009 yılında Üstün Yetenekliler ve Üstün Zekâlılar Çalıştayı yürütüldü. Bunları yaparken normal şartlarda, Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Çocuk Vakfı ve Üstün Yetenekliler Araştırma Eğitim ve Uygulama Merkezi, TÜBİTAK, TÜSSİDE gibi değişik kurumlar çalışmalarda yer aldılar.

2009 yılında yine, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Üstün Zekâlıların Eğitimi Ana Bilim Dalı Başkanlığı ve Üstün Yetenekliler Eğitim Programı (ÜYEP) tarafından 2’nci Ulusal Üstün Yetenekliler Kongresi tertip edildi ve bu kongreyle ilgili çalışmalar da bizim taslağımızda göz önüne alındı.

Millî Eğitim Bakanlığı, TÜBİTAK iş birliğiyle Üstün Yetenekli Bireylerin Eğitim Stratejisi ve Uygulama Planı 2009-2013 hazırlık toplantısı 22 Aralık 2009 tarihinde gerçekleştirildi.

Millî Eğitim Bakanlığı, Koç Üniversitesi ve Türk Eğitim Vakfı (TEV) iş birliğiyle İstanbul’da Koç Üniversitesinde “Tanılama ve izleme”, “Eğitim modelleri”, “İnsan kaynakları ve sürdürülebilirlik” konu başlıklı 1’inci Ulusal Üstün Yetenekliler Eğitim Sempozyumu 2010 yılında tertip edildi.

Millî Eğitim Bakanlığı, TÜBİTAK ve TÜSSİDE iş birliğiyle düzenlenen “Strateji ve yöntem belirleme” toplantısı 14 Haziran-20 Aralık 2010 tarihleri arasında yürütüldü. 

Üstün Yetenekli Bireyler Strateji ve Uygulama Planı için Millî Eğitim Bakanlığı, TÜBİTAK, TÜSSİDE, üniversite ve STK iş birlikleriyle 20-22 Aralık 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmanın sonunda hazırlanan Strateji Taslağı Değerlendirme Toplantısı yapıldı ve Üstün Yetenekli Bireyler Strateji ve Uygulama Planı 2012-2016 Birinci Taslağı, konuyla ilgili danışmanların da katkısıyla Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerinin ortak çalışmaları sonucunda gözden geçirilerek Haziran 2011 tarihinde alanındaki uzmanların görüşüne sunuldu ve nihayet, özel yeteneklerin tanılama, eğitim modellerinin belirlenmesi, kaynakların ve sürdürülebilirliğin sağlanması konusunda dört ana başlık hâlinde bu çalışmaların yürütülmesiyle ilgili bir karar verildi.

Çok değerli arkadaşlar, çok kısaca bu dört ana başlık ve temel stratejiler hakkında da bilgi arz etmek istiyorum sizlere.

Bir kere, her şeyden önce üstün yetenekli çocuklarımızın teşhis edilmesiyle alakalı amaç ve hedefler temel stratejiler olarak ortaya konuldular. Onlardan birincisi, her şeyden önce çoklu tanılama modelleri kullanmak, hedef olarak. Şu anda bu modellerle alakalı çalışmalarımızın yetersiz olduğunun farkındayız. Bununla ilgili olarak çoklu tanılama modelleri geliştirmek üzere bir hazırlık yürütülüyor. İkincisi, farklı ölçme ve değerlendirme ve standardizasyon oluşturma için çalışma yürütülüyor ve nihayet, bütün bu yapılan çalışmaların izleme ve değerlendirmesiyle ilgili sistemlerin nasıl olabileceği üzerine tartışmalar yapıyoruz.

İkinci alan, eğitim modelleriyle ilgili amaç ve hedeflerin oluşturulması. Acaba bizim mevcut eğitim modelimiz, yani daha çok Bireysel Eğitim Geliştirme Modeli’nin yeterliliği üzerine yürüttüğümüz bir tartışma. Hizmetlerin çeşitliliğini ve niteliğini artırmak, test edilmiş eğitim modelleri geliştirmek ve var olanları iyileştirmek ve nihayet, eğitimde mentorluk uygulamalarını geliştirerek, buradaki öğretmenlerimizin sadece teorik eğitimleri için değil, aynı zamanda pratik eğitimlerini alabilecekleri bir fırsat oluşturmak konusunda ayrıca çalışma yürütüyoruz.

Üçüncü alan da, insan kaynaklarıyla ilgili olarak, yani üstün yetenekli, kurumlardaki çalıştırdığımız personelin de yine o çocukları anlayabilecek ve yönlendirebilecek, yönetebilecek nitelikte olmaları için personelin yeterliliklerinin geliştirilmesi ve niteliklerinin artırılması, personel ihtiyacının tam olarak ortaya konulup planlanması ve çalışacak personelin ve çalışmakta olan personelin eğitim programlarının oluşturulmasıyla ilgili çalışmalar yürütülüyor ve nihayet dördüncü bileşen olarak da bu alanda yapılan çalışmaların, eğitim ve geliştirme faaliyetlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasıyla ilgili hizmetlerin sürekliliğinin sağlanması, kurumsal yapının bu maksatla güçlendirilmesi, bilgi iletişim teknolojisiyle ilgili altyapının tamamlanması ve toplumsal kültür ve farkındalığın oluşturulmasıyla ilgili ayrı bir bileşen üzerinde de çalışmalar yürütüyoruz.

Sonuç olarak şunu kısaca ifade etmek istiyorum ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuda yapacağı çalışma ve ortaya koyacağı araştırmalar aslında hem bizim çalışmalarımız için rehber niteliği taşıyacak hem de yaptığımız çalışmalar için bir destek mahiyeti oluşturacak. O açıdan biz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı bu çalışmanın bize güç vereceği kanaatini taşıyoruz.

Ben bu vesileyle, bu çalışmada ve önergede emeği olan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Burada yapılacak çalışmaların nazarıdikkate alınacağını ve Türk eğitim sistemine, özellikle de üstün yetenekli çocuklarımızın gelişmesine katkı sağlayacağına inanarak, teşekkürlerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Gruplar adına ilk konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde üstün zekâlı veya üstün yetenekli bireylerin tespit edilmesi, eğitimleri hakkında yaşanan sorunların saptanması ve çözüm yollarının bulunması konusunda bir Meclis araştırması açılmasıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yurdumuzun bulunduğu coğrafyanın zenginliği, Anadolu’yu, binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca, çeşitli kavimlerin gelip geçtiği bir yer hâline getirmiştir. Bu durum Anadolu’muza genetik bir zenginlik de kazandırmış ve tarihsel süreç içinde insanlık tarihinin en önemli buluşları ve ilerlemeleri burada yani bizim topraklarımızda gerçekleşmiştir. Bunlara örnek verecek olursam, tekerlek, yazı, tarım, hukuk, matematik, geometri sayılabilir.

Değerli milletvekilleri, insanlık tarihine iz bırakanlar toplumun yaklaşık olarak yüzde 2 ila 3’ünü oluştururlar. Bunlar toplumun en yetenekli ve en zeki kesimidir. Bu oran, aslında, bütün toplumlar için kabaca aynıdır denebilir fakat coğrafyamızın özelliğinden ve genetik zenginliğinden dolayı bu oranın Anadolu’da biraz daha yukarıda olduğu kabul edilebilir, kaldı ki bunu destekleyen çeşitli bilimsel çalışmalar da vardır. Yani, elimizde bir hazine olduğunun farkına varmalıyız ve bu hazineyi iyi işlemeliyiz ülkemizin yararı için.

Dünyada refah seviyesini artırmış toplumların eğitim sistemleri incelendiğinde, toplumun yüzde 2 ila 3’ünü oluşturan üstün zekâlı veya yetenekli kesimin korunduğu, bunların ayrıcalıklı olduğu çok net bir şekilde görülür. Peki, ülkemizdeki durum nedir? Cumhuriyet öncesi Anadolu’da okuryazar oranı ancak yüzde 5 ila 6’ydı. Bu topraklarda üstün zekâlı ve üstün yetenekli Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya çıkması, bu coğrafyanın talihini ve tarihini değiştirmiştir. Onun kurduğu cumhuriyetle birlikte, yeni harflerin kabulü, Eğitim Birliği Yasası ve hızlı eğitim seferberliği çağdaş eğitim düzeyine doğru yol almamızı sağlamıştır. Eğitimin Anadolu’nun her tarafına yayılması, ülkenin her yerinden yetenekli bireylerin çıkmasına ve toplumu yönlendirmesine de zemin hazırlamıştır.

Değerli milletvekilleri, son yetmiş yılda dünyada eğitim bilimlerinde görülen değişimler ve insan zekâsı üzerindeki çalışmalar toplumun üstün yetenekli kısmının daha farklı bir şekilde eğitilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Üstün yetenekli veya zekâlı bireylerin saptanması, eğitimleri ve yaşamları ile ilgili sorunların tespit edilmesi, hatta bu bireylerin verimli bir şekilde istihdamı için öncelikle “üstün yetenekli” veya “üstün zekâlı” tabirinden ne anladığımıza bakmak gerekir. Üstün yetenekli veya üstün zekâlının tanımını yapacak olursak, genetik donanımları ve çevresel uyaranlar -bakın “çevresel”in altını çiziyorum- arasındaki etkileşim sonucunda zekâ veya yetenek gelişimleri akranlarına oranla daha fazla artmış olanlar ve bu artış sonucunda ileri beyin işlevine sahip olanlar “üstün yetenekli” veya “üstün zekâlı” olarak tanımlanırlar. Bütün bireyler kendilerine özgü kalıtımsal yapıyı miras olarak anne ve babalarından alırlar. Yetenek ve zekânın da kalıtımsal yönü olduğu hiçbir şekilde inkâr edilemez. Son yirmi-yirmi beş yıl içinde zekânın da dinamik bir özellik gösterdiği kabul edilmiştir. Çevrenin sağladığı imkânlarla zekâ veya yetenek gelişiminin artırılması veya olumsuz çevresel etmenlerle zekâ veya yetenek gelişiminin engellenmesi mümkündür. İşte, tam da bu noktada eğitim önem kazanmaktadır. Yani üstün yetenekli olarak doğan, anasından üstün yetenekli veya zeki, üstün zekâlı olarak doğan bireyler çevrenin ciddi şekilde etkisinde olmaktadır. Yani çevre etkisiyle bu bireyler daha iyi olabilmekte veya kötü çevre koşulları nedeniyle daha kötü olabilmektedir. İşte, kurulacak olan bu araştırma komisyonu bireylerin genetik yapısına müdahale edemeyeceğine göre çevresel konularda iyileştirici girişimler yapmanın yollarını aramalıdır. Tabii, bunun bir istisnası var, Erzurum’da suç potansiyeli olabilecek çocukları kromozomlarından tespit edip henüz yürümeden yok etmeyi düşünen okul müdürü ve eğer varsa onu destekleyen zihniyet bu kapsama girmiyor.

Değerli milletvekilleri, çevresel etmenlerden kastımız nedir? Hani bir komisyon kuracağız, bu komisyon üstün yetenekli, üstün zekâlı çocuklarımıza yardımcı olacak, onların sorunlarını inceleyecek, “Daha çok nasıl yararlanabiliriz, nasıl toplumun hizmetine sunarız?” ona bakacak ya, evet. Peki, bu komisyon bu çocukların genetik yapılarına bir katkı yapacak mı? Hayır. O hâlde çevresel etmenler üzerine ciddi bir şekilde etki edebilir.

Nedir kastım çevresel etmenlerden? Çevresel etmenleri çok geniş bir yelpazede inceleyebiliriz. Bebeğin daha annesinin karnındayken geçirdiği süreden  başlayarak anne sütü almasının sağlanması, daha ileri yaşlardaki beslenme, aile ortamı, toplumun etkileri ve eğitimi saymak mümkündür. Kurulacak olan komisyonun temel olarak yaratması gereken algı, ülkemizde doğacak her bebeğin, ama her bebeğin, üstün zekâlı veya yetenekli olabileceği olmalıdır. Neden? Çünkü bir bebek doğduğunda, doğar doğmaz, biz, bu bebeğin üstün zekâlı mı, üstün yetenekli mi olduğunu bilemeyiz. Demin Sayın Bakan da söyledi, ilkokul 1’inci sınıfa geldiğinde veya okul öncesi dönemde biz bunu anlayabiliriz ama artık çok geç olabilir çünkü o geçirdiği ilk beş-altı sene biz bu çocuğun yeteneklerini görmemiş, fark etmemiş ve bu konuda bir çalışma yapmamış olabiliriz. Yapabilir miyiz? Yapamayız. O hâlde toplumumuzda doğan her birey sanki üstün zekâlıymış, sanki üstün yetenekliymiş gibi davranarak bizim daha sonraki aşamalarda üstün yetenek veya üstün zekâ gösteren bu bireyleri seçme şansımız vardır. Yani ilkokul 1’inci sınıfa geldiğinde “Ya bu çocuk akıllı, bu çocuk çok iyi.” gibi gördüğümüzde aslında belki çok üstün zekâlı bir çocuğu kaybetmiş olabiliriz yani bu çocuk eğer iyi bakılsaydı, anne sütü alsaydı veyahut da daha az enfeksiyon geçirseydi veya ailesinin refah seviyesi daha yüksek olsaydı belki de şu anda mevcut olduğu, bulunduğu yerden çok daha yukarıda olabilirdi diyebiliriz. O yüzden bizlerin görevi, her şeye rağmen üstün zekâlı olmuş bireylerle birlikte, çok küçük girişimlerle, üstün zekâlı veya üstün yetenekli olabilecek bireyleri çok erken dönemde saptamak, hatta ve de hatta, dediğim gibi bütün bireyleri bu kapsamda değerlendirmek, daha sonra da bunların üstün zekâlı ya da yetenekli olduğu saptandıktan sonra özel olarak ilgilenmek vazifemizdir, görevimizdir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, zekâ statik bir şey değildir; zekâ dinamiktir ve bu dinamik özelliğinden dolayı, çevre koşullarının da sürekli etkisinde kalmasından dolayı, doğumdan ölüme kadar ciddi değişiklikler gösterebilir, aynı kalmaz. Bu nedenle, bu bireyler sürekli olarak desteklenmelidir. Yani siz bir bireyi tespit ettiniz, bir çocuğu tespit ettiniz, yedi yaşında, sekiz yaşında “üstün yetenekli” dediniz, biraz ilgilendiniz ama on sekiz yaşında bıraktınız; bu durumda, on sekiz yaşında bıraktığınız bu çocuk eğer üstün yetenekliyse, üstün zekâlıysa bu zekâsını pekâlâ kötü işlerde kullanabilir çünkü bu bireyler zekâlarının yönlendirilmesini beklerler. Üstün zekâlı ve yetenekli bireyler, zihinsel gelişimlerini devam ettirebilmeleri için kendi düzeylerine uygun şekilde eğitilmelidirler.

Üstün yetenekli öğrenciler kabaca beş ana kategoride incelenebilir: Genel zihinsel yetenek, özel akademik yetenek, yaratıcı veya üretici düşünce yeteneği, liderlik yeteneği ve psikomotor yetenek yani bunun içerisine görsel sanatları da koyabiliriz. Allah aşkına hangi birine ihtiyacımız yok? Ülkemizin bu değerli varlıklarını bir bir bulup, lider özelliklerini, akademik yeteneklerini, genel zihinsel yeteneği olanları ve görsel, sanatsal yeteneği olanları tek tek bulup çıkarmak ve bunları desteklemek bizim asli görevimizdir.

Uzun yıllar boyunca -hep halk arasında da görülür, bilinir- “IQ” denilen klasik ölçütlerle değerlendirmeler yapılmıştır ama bu değerlendirme, zekâ ve üstün yetenek konusunda aslında çok da kapsamlı, çok da yararlı değildir. O yüzden, değişik yetenekler ve beceriler de dikkate alındığında, zekâ kavramıyla yetenek kavramının da birbirinden farklı olduğunu görebiliriz.

Bu alanda bilim insanları ne diyor? Bu alandaki son yaklaşım şöyle: Üstün yetenekli çocukların “yetenek gelişimi” adı altında, diğer öğrencileri de kapsayarak yani onların çocuk olduklarını ve paylaşmayı sevdiklerini de unutmadan, herkese hitap eden bir program dâhilinde eğitilmeleridir.

Üstün yetenekli öğrencilerin eğitimiyle ilgilenen bilim çevrelerinin ana mesajı, onların eğitiminin bir ayrıcalık değil, bir ihtiyaç olduğu yönündedir. “Hani, bunlar üstün yetenekli; alıyorsunuz bunları, özel merkezlerde eğitiyorsunuz, özel ilgileniyorsunuz…” Sanki toplumda “Ya, o çocuklarla niye daha çok ilgileniliyor?” gibi bir algı oluşabilir. Nasıl ki yeteneği kısıtlı, zekâsı kısıtlı olan çocuklarla özel olarak ilgileniliyorsa üstün olan çocuklarla da özel olarak ilgilenilmelidir, bu da bir ihtiyaçtır çünkü araştırmaların verdiği sonuçlar, üstün yetenekli çocukların, en az, başarısız ve öğrenme yetersizliği taşıyan öğrenciler kadar özel eğitime ihtiyaç duydukları yönündedir.

Şu algıdan -birazdan da bahsedeceğim- kesinlikle uzaklaşmalıyız: “Bu çocuk üstün zekâlı, bu çocuk üstün yetenekli, bırakalım kendi hâline, kendi kendini toparlasın.” zihniyeti kesinlikle yanlıştır. Birazdan, bu çocukların ne gibi sorunlara maruz kaldığını sizlere anlatmaya başlayacağım.

Araştırmalar, bu öğrencilerin her alanda başarılı olmalarının söz konusu olmadığını göstermiştir; okul derslerinde başarısız olabildiklerini, ayrıca akademik, sosyal ve duygusal ihtiyaçları tatmin edilmediğinde büyük çapta sorunlar yaşayabildiklerini ve sınıf ortamını da olumsuz etkileyebildiklerini göstermiştir. Yani bu çocukların özel olarak eğitilmelerinin, bu çocuklarla özel olarak ilgilenmenin ne kadar önemli olduğunu tekrar görmüş olduk.

İstatistiklere göre çocuk nüfusunun yüzde 10 ila 15’i akıllı ve çalışkan çocuklar. Bunların çok büyük özellikleri yok; işte sizler, bizler gibi, akıllı, çalışkan, gelmişler bir yerlere ama yüzde 2 ila 5’i ise üstün yetenekli veya üstün zekâlı. İşte, bu üstün yetenekli ve üstün zekâlı çocuklarımızı bizim âdeta cımbızla çekip üzerlerine titrememiz gerekiyor.

Peki, nasıl anlayacağız yetenekli çocukları? Yetenekli çocuklar vaktinden önce gelişirler. Bu çocukların öğrenme ve bir konuyu kavrama yetenekleri, ortalama yetenekleri olan çocuklara göre çok daha hızlıdır, hemen kendilerini fark ettirirler yeter ki bir göz onları incelesin.

Yetenekli çocuklar bağımsız olmayı çok severler, kendi başlarına keşif yapmaya meraklıdırlar, her şeyi kurcalarlar.

Yetenekli çocuklar ilgili oldukları konularda sınır tanımazlar; meraklı oldukları konuya yoğun bir şekilde odaklanırlar ve dış dünyayla bağlarını kesebilirler. İşte, bunlar da, bu gibi durumlar da sanki bu çocukların anormal çocuklarmış gibi olmaları algısını yaratabilir.

Peki, buraya kadar her şey iyi, üstün zekâlı çocuklarımız iyi. Bunların sorunları var mı? Elbette var. İşte, o yüzden bu çocuklar özel olarak yetiştirilmeli. Genel kanının tersine üstün yetenekli çocukların her zaman takdirle karşılandığı söylenemez. Pek çoğunun yanlış anlaşılma, yeterince ilgi görmeme ve alay konusu olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Üstün yeteneklere sahip olmak pek çoklarının gözünde bir şans olabilir. Ne var ki gerçek aslında sanıldığı gibi değil. Eğitim düzeyi düşük toplumlarda, sorunlu olarak yaftalanan, yani, işte, “Bu sorunlu bir çocuk, problemli bir çocuk.” diye yaftalanan, farklı oldukları için alay konusu olan bu çocuklar çoğunlukla da kıskanıldıkları için de toplum dışına da itilirler. Okulda öğretmenler yaşıtlarından çok farklı bir yapı sergileyen bu çocukları nasıl eğiteceğini bilemeyebilirler. Bu da çok tehlikeli bir yaklaşım. Anne-baba da bilemeyebilir, bu da çok tehlikeli bir yaklaşım. Hatta bir kısım öğretmenler, daha da kötüsü, bu çocukların farkına bile varamayabilirler. Daha da vahimi bu çocuklara kolayca ve yanlış olarak dikkat eksikliği ve hiperaktivite sendromu tanısı konabilmektedir ve bu sebeple de çeşitli ilaçlar verilebilmektedir. Yani zeki çocuğun doğasından gelen davranış biçimleri bir hastalık olarak bile zaman zaman algılanabilmektedir. Bu arada, çocuklardan başarılı bir entelektüel, bir sanatçı olmalarını bekleyen ve yaratıcı bir eser bekleyen toplum beklentileri gerçekleşmeyince çocuklara başarısız damgasını vurmaktan çekinmemektedirler. İşte, kuracağımız bu komisyon bu detayları da göz önüne alarak çalışmalar yapmak zorundadır.

Genellikle normal dışı davranışlarla ilgilenme eğiliminde olan psikologlar yetenekli çocuklardan ziyade zekâsı daha geri olanlarla ilgilenmeyi bugüne kadar tercih etmişlerdir. Ancak son zamanlarda yapılan araştırmalar bu çocuklar üzerine yoğunlaşmış ve bu çocuklara da öncelik verilmeye başlanmıştır. Günümüzde araştırmacılar üstün yetenekli çocukların yüzde 25’inde, bakın her üstün yetenekli çocuğun 4 tanesinden 1’inde sosyal ve duygusal sorunlar olduğunu belirtiyor. Normal oranların 2 katı oranında bu sorunları yaşıyor bu çocuklar ve yetenekleri, zekâları normale doğru indikçe bu sorunlar azalıyor.

Yalnız burada bir uyarı yapmak istiyorum: Sakın ha, bunun tersinin de doğru olduğunu düşünmeyin. Yani sorunlu olan insanlar “Ben üstün zekâlıyım, ben üstün yetenekliyim.” diye kendilerini tanımlamasınlar.

Çocukluk döneminin sonlarına doğru üstün yetenekli bu çocuklar yavaş yavaş artık toplumdan dışlanma riskini de görerek kendilerini gizlemeye başlıyorlar. Böylece, diğer çocuklardan farklı değilmiş gibi bir görüntü vermeye çalışıyorlar. Vaktinden önce gelişen yetenekleri, içe kapanık hâlleri ve yalnızlık duygusu gibi sorunlarla da baş etmeye çalışıyorlar. Tek tip eğitim vermek zorunda olan öğretmenler yetenekli çocukları da nasıl eğiteceğini bilmiyorlar. Daha da kötüsü, bir alanda diğer çocuklardan ileri fakat aynı çocuk başka alanlarda da diğer çocuklardan geriyse işte yetenekleri eşit dağıtılmamış bu çocuklarla öğretmenler nasıl baş edeceklerini çok da iyi bilmiyorlar. Bazı konularda yetenekli, bazı konularda da normal ve yeteneksiz çocukların eğitimleri işte bu nedenle pek çok soruna gebedir. İşte, komisyonumuz, bu çalışmalarla bu sorunları da masaya yatırıp çözüm önerileri bulma çabasını gösterecektir.

Müzik, artistik ve atletik yeteneği olan çocuklar bu testlerde yani IQ testlerinde fazla bir başarı gösteremezler. Onun için “IQ’su şudur.” deyip de çocuğun yetenekli olduğunu düşünmeyin veya “Çok yetenekli bir çocuğun IQ’su nasıl bu kadar düşük olabilir?” diye de düşünmeyin, mümkündür. Toplumları ileri götürmede itici güç olmuş olan üstün yetenekli çocukların öncelikle kendi mutluluklarını ve ruh sağlıklarını gerçekleştirebilen bireyler olarak yetiştirilmeleri çok önemsenmelidir. Bu çocuklar eğer bu şekilde yetiştirilmezlerse toplumun başına bela olabilirler ve siz, çok zeki, çok yetenekli bir insanla baş etmek zorunda kalabilirsiniz.

Peki, bu kadar önemli bir kaynağımız var, acaba ülkemizde üstün zekâlı veya yetenekli çocuklarımıza yeterince kaynak ayırabiliyor muyuz?

Bakın, çok çarpıcı bir örnek vereceğim. Millî Eğitim Bakanlığının iç denetim raporunu inceledim. Millî Eğitim Bakanlığı iç denetim raporu diyor ki: “Alt zekâ gruplarına 2009 yılında genel bütçe ödeneklerinden ayrılan paranın ancak binde 1’i üstün zekâlılara harcanmıştır.” Yani elbette ki alt zekâ gruplarına para harcamayalım demiyorum, mutlaka harcayalım, elbette ki harcayalım, son derece önemlidir. Bir çocuk hekimi olarak da bunun altını üç kere çiziyorum. Bu çok önemlidir. Mutlaka oraya bir ödenek, yeteri kadar bir ödenek ayrılmalıdır ama bu, üstün zekâlıların ihmal edileceği anlamına gelmez.

Peki, bu kadar fark niye? Bu bir siyasi tercih midir? Bilemem ama AKP hükûmetlerinin bu harcamaları bilinçsiz bir şekilde yaptığını da söylemek hiçbir şekilde mümkün değil.

Özel eğitime muhtaç çocuklarla ilgili yönetmelikte üstün zekâlı, üstün yetenekli çocuklar için özel eğitim okullarının da açılabileceği öngörülmüş ama hepimizin bildiği gibi, alt zekâ grupları için açılan okullar dışında günümüzde herhangi bir okul açılmamış ama dikkati çeken bir nokta var: Buradaki nokta, alt zekâ gruplarına yapılan harcamaların yüzde 99’u özel sektör aracılığıyla yapılırken üst zekâ gruplarına yapılan harcamaların tamamı devlet eliyle yapılmaktadır. Yani alt zekâ gruplarına harcanan para, bu rant büyük oranda özel sektöre devredilmiştir.

Değerli milletvekilleri, peki, üstün zekâlıların yeteneklerinin peşinden gidecek, onların eserlerini inceleyecek olan normal zekâlı, normal bireylerin eğitimi de önemli değil mi? En az bu kadar önemli. AKP’nin on yıllık iktidarında millî eğitimi âdeta yapboz tahtasına çevirdiğini hepimiz biliyoruz. On yıldır 4 tane Millî Eğitim Bakanı değiştiği hâlde millî eğitim bir türlü yoluna sokulamamıştır. Yıllar içerisinde bilerek veya bilmeyerek AKP’nin bir eğitim boşluğu yarattığını, bunun da dershaneler tarafından doldurulduğunu biliyoruz. Şimdi, aynı AKP “4+4+4” denen ve topladığınızda hiçbir şeklide 12 etmeyen bir kanun teklifiyle karşımıza çıkmış bulunuyor. Bu kanun teklifi tekâmül etmiş gibi görünmekle beraber on gün içerisinde büyük oranda değişmiştir.

Şimdi, kısa sürede bu kadar değişiklik yapılmasının anlamı nedir? Tekâmül etmemiştir. Konu yeterince tartışılmamıştır. Şimdi, ben, bu teklifi veren ve eğitimle ilgisi olmayan milletvekillerine soruyorum: Tekâmül ettirdiğiniz bir teklif on gün içerisinde bu kadar değiştiğinde acaba ne hissediyorsunuz? Kesintisiz temel eğitimimize ne oluyor? Tabii ki hayale dönüyor. Hiçbir şekilde, istediğimiz, beklediğimiz, özlediğimiz bir noktaya bu yasayla gelemeyeceğimizi biliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Şimdi, söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan’da.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Mecliste zaman zaman tartışmalar oluyor: “Birlikte hareket edemiyoruz, muhalefet yapıcı davranmıyor, muhalefet ortaklaşmıyor, muhalefet iş yapmıyor, bizi engelliyor, onun için de sözlerini keselim, İç Tüzük getirelim, Meclis yayınlarını getirelim, canlı yayını keselim.” gibi yaklaşımlar oluyor. Bugüne kadar Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran AK PARTİ hangi araştırma önergesini getirdi de biz reddettik? Buradan samimiyetle sormak istiyorum.

“İnternet” dediniz, bizim zaten önergemiz vardı daha önce. “Doğrudur.” dedik, onay verdik. Bugün dört parti grubunun getirdiği üstün zekâlı, yetenekli çocuklarla ilgili bir araştırma önergesi. Bunu getirdiniz, güzel. Karşı mı çıktık? Bunca hatanıza, yöntem yanlışınıza… Yukarıda komisyon çalışıyor arkadaşlar, 4+4+4 tartışılıyor. Eğitim Komisyonu çalışıyor yukarıda ama biz burada araştırma önergesi, dört parti grubu birleştirerek yine ortaklaşıyoruz, yani üç muhalefet partisi “Yeter ki Meclis ortaklaşsın, birlikte çalışsın.” diye, “Doğrudur.” diye buna onay veriyor, biz de veriyoruz.

Şimdi, burada çok teorik konuşmanın fazla bir anlamı yok. Yukarıda Eğitim Komisyonundan ne çıkacak bilmiyoruz, Genel Kurulda önergelerle ne olacak bilmiyoruz. Peki, arkadaşlar, 4+4+4’ü düşünen Hükûmet bu hususu o torba kanunda düşünememiş mi? Yani, o torba kanunun içine bakıyorsunuz, her şey girmiş, üniversite adları girmiş, FATİH Projesi de girmiş, denetim standartları girmiş, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulu girmiş; e, peki, bu niye girmemiş kardeşim, yani bunu sormak lazım! Böyle mi çalışılır?

AK PARTİ Hükûmetlerinin yaptığı en büyük hata bu grubunun üyelerini çalıştırmamasıdır. Bürokratları çalıştırıyor. Bürokratları çalıştıran bir Meclis çoğunluğu iktidarı var. Bürokratlar çalışıyor; üniversiteleri dinlemiyor, sivil toplumu dinlemiyor, sendikaları dinlemiyor, muhalefet partilerini dinlemiyor, hiçbir tarafta tartışmıyor, konuşmuyor; getiriyor buraya, ondan sonra da mecbur kalıyorsunuz, sizler de sizin teklifiniz diye sahip çıkıyorsunuz; yanlış yapılıyor.

Eğitim sadece sizin sorununuz mu arkadaşlar? Gelin, eğitimi doğru dürüst tartışalım. “Bana harp akademilerindeki eğitimi getirin tartıştırın burada.” derim. Sizin bu teklifte niye yok? Harp akademilerinde nasıl bir ideolojik eğitim verildiğini biliyor musunuz? Oraya alınanların, genelgelerle ve yönetmeliklerle… 12 Eylülde fişlenen 2 milyon insanın torunlarının dahi harp okullarına alınmadığını biliyor musunuz? Farkında mısınız? 4 Nisanda Kenan Evren göstermelik yargılanacak. 78’liler Vakfı Girişimi, Federasyonu, dernekler gelip bütün grupları, bizleri ziyaret ediyor. Siz, orduda, silahlı güçlerdeki eğitimdeki resmî ideolojiyi, tabuları, yasakları, standartları, tornaları, ideolojileri, ırkçılığı, ayrımcılığı ayıklamadıktan sonra, Polis akademilerinde bunu yapamadıktan sonra, istediğiniz kadar 4x4, 4+4, 4+12 yapın. Bir bütündür eğitim. Bakın, anaokulu, ilköğretimden önceki hazırlık bunun bir parçası değil mi?

Şimdi, saat 19.00’da canlı yayın kesilecek, benim konuşma yarıda kalacak.

Roboski’de kaçağa giden ilkokul öğrencisini gözlerinizin önüne getirin. Onun yeteneklerini, onun zekâ durumunu, 50 lira mazot kaçakçılığı için giderken paramparça olan vücudunu, onun anasının yüreğini getirin gözlerinizin önüne. Siz, bu sistemle, bu eğitim sistemiyle, o çocuklara sahip çıkamamışsınız, nasıl çözeceksiniz eğitimi?

Bugün, Başbakanımızın eşi Roboski’deydi. Ortasu’da 28 sayıyla ferdini kaybeden Encü Ailesiyle beraberdi, 14 tanesi ilköğretim öğrencisiydi. Yani, bu, 4+4+4 sistemi dâhilinde görüştüğünüz o okullarda okuyan çocuklardı: Bir defter için, bir kalem için, bir kurs için paramparça olan hayatlardı. Bugün gördük, Roboski’de ağırladılar -Başbakanımızın eşi oradan, oralı, Siirtli, yabancı değil. Sayın Atalay’da eşiyle gitmişti, diğer milletvekilleri de vardı- karşıladılar ama onurluca da isteklerini de söylediler, net konuştular. Hem ağırladılar hem sitem ettiler hem net konuştular ve adaleti istediler, adaletle beraber eğitim de istenmişti. O istekleri bugün akşam haberlerinde göreceksiniz, ana dilinde eğitim de vardı, ibadet de vardı.

Bir gerçekliğimiz var, 75 milyon insan yaşıyor ülkemizde, 75 milyon insanımızın yaşadığı ülkede, Lozan’la belirlenmiş bir azınlıklar hukuku çerçevesinde bunu sadece, gayrimüslim hukuku çerçevesinde, kendi özel okulları… Tevhidi Tedrisat Kanunu’yla, 625 sayılı Yasa’yla sınırlandırılarak, Ermeni okullarında Ermenice ve Türkçe yayın yapılır, eğitim yapılır veya Rum okullarında öyle veya Yahudi okullarında öyle. Ama Süryaniler yok. Niye? Onlar hiç talepte bulunmamışlar, azınlık değil, onların yasak. Peki, aynı Yasa’nın 39-45’inci maddeleri arasında, farklı dillerde olan diğer eğitim konuları yok mu? Var. Kürtçe de var, Çerkezce de var, Lazca da var, diğer dillerin hepsi için var ama Lozan’ı bile hayata geçirememiş bir Meclis bu eğitim sorununu nasıl çözecek? Söyler misiniz, insanlar sadece bir dilde mi güzel müzik yapabiliyorlar? Söyler misiniz, bir dilde mi güzel şiirler yazabiliyorlar? Bir dilde mi güzel edebiyat yapılır? Bir dilde mi güzel şarkılar söylenir? Sadece bir dilde mi rüya görülür? Sadece bir dilde mi bakılır dünyaya? Sadece bir dilde mi insanlar hayat ve eser üretirler, hayata bakış açıları olur? Zenginlikler, çok kültürlülük, çok dillilik, artık evrensel dünyanın çağdaş bir mihenk taşı olmuş durumdadır. Eğer eğitim sistemlerinde yasaklarla girilirse, hiçbir üstün zekâlı çocuk ve yetenekli çocuk kendi ana dili dışındaki bir eğitimle yetişemez.

Bütün dil bilimcilerinin yaptığı bir tespit var, kendi ana dili dışında farklı bir dili öğrenen, farklı bir dilde, örneğin Türk olup Türkçe ana dili dışında, gidip Fransa’ya Fransızcayı öğrenmiş birisi, daha sonra ne kadar kendini geliştirirse geliştirsin, mutlaka ve mutlaka ana dilinden dolayı yüzde 10 ila 15 arası bir değer kaybı yaşıyormuş yeteneklerini kullanmada, zekâsını geliştirmede, eserlerine dökmede, üretmede, yaratmada, hayatı yakalamada ve kucaklamada.

Şimdi, biz burada teoriyi, kuracağız araştırma komisyonunu, gelecek uzmanlar, hepsi konuşacaklar, TÜBİTAK’ı da konuşacağız. Allah var, partimin, grubumun eli yakasındadır TÜBİTAK’ın. Niye TÜBİTAK’ın boynundadır? Nasıl bilim kurulu ki şu Meclise doğru dürüst bir rapor bile verememiş bugüne kadar. 8.800 civarında bu kategoriye giren öğrenci olduğu söyleniyor. Ee, zaten dünyadaki standardı yüzde 2 ila 3 arasıdır. Bunu çıkardığınız zaman, 75 milyona oranladığınız zaman bu rakam çıkıyor. Şimdi, kalkıp bilim adına bu kadar ARGE parası nereye gidiyor diye sorgulamak lazım.

Arkadaşlar, bu Meclisin bu araştırma komisyonunda eğitimin nasıl ticarileştirildiği, nasıl metalaştırıldığı ve temel bir hak olmaktan çıkarılıp piyasanın denetimine nasıl sunulduğu çok iyi araştırılması gereken bir konudur. Bu kategoriyle ilgili programımız olmadığı için üstün zekâlı, yetenekli çocuklar problemimizdir, bir ülkenin problemi öyle olur.

Bakın -ilköğretim, orta, lise- özel okullar var, özel okulların hepsinde yarışmalar var, kayıtlar var bu grup için. Yok mu? Ben İstanbul’da size on tane okul sayabilirim, var, çalışmalar var ama temel teklif yasada yok. Temel teklif yasanın 2’nci maddesinden tartışılmaya başlandı. CHP’liler on iki saatle başlattılar muhalefeti. Hadi on iki saat, 7 kişiden, 6 üyeden, haftaya gelir Meclise. Geldi diyelim, çocuklarımızın istikbalini sağlam bir eğitim sistemine bağlamış olacak mıyız? Geleceğimizi, istikbalimizi, 21’inci yüzyılın evrensel değerlerine, etik değerlerine, insani değerlerine, çevre değerlerine, yurt değerlerine, insanlık değerlerine, adalet değerlerine, vicdan değerlerine, ahlak değerlerine göre bir nesil yetiştirecek miyiz? Toplumda şiddetin alıp başını gittiği, çıkarın, menfaatin, vergi kaçırmanın aflarla korunduğu bir sistemin içinden gelen bu çocuklara hangi ahlakın, hangi dürüstlüğün ideallerini eğitim sistemiyle vereceğiz?

Çok ciddi bir noktadan geçiyoruz, çok ciddi bir eğitim sorgulamasından geçiyoruz. Bu sorgulamanın içinde elbette ki inkârın, imhanın, ayrımcılığın, yasaklamanın, şovenizmin, militarizmin, bütün bu hastalıkların, bütün bu mikropların, bütün bu virüslerin eğitim sisteminden ayıklanması gerekiyor.

Eğer sistemini sağlıklı bir temele oturtursanız şu ahlaki değerleri aşılarsınız: Bazı ülkelerde bahçelerin yanına bir terazi koyarlar. Sahibi orada değildir, istediğin kadar elma alırsın. Elmanın fiyatı yazılıdır, alırsın, paranı koyar gidersin. Ahlaki yükümlülüğü onu ona zorlar, eğitimini öyle almıştır. Ama biri daha gelir, “Vallahi, burada sahibi nasılsa yok, para koyduğumu bilmez.” der, alır istediğini götürür. Bu da bir ahlaki değer yozlaşmasıdır.

Şimdi, bu, eğitimden başlar. Eğitim bütün bu değerleri bir bütün olarak masaya yatırmadığı sürece yine sakat bir eğitim sistemiyle yola devam edeceğiz.

Dağ başındaki bir mezrada ve İstanbul metropolünde, Boğaz sularına bakan, Boğaz’daki bir ilkokulda aynı sistemi uygulayacaksınız! Karlıova’ya 4 metre kar yağmış, haberiniz var mı? Taşımalı eğitim sistemi. Nasıl gidecek? Kızak mı götüreceksiniz oraya? Hele, Dersim Ovacık’ta ulaşıma açılmayan yollar var. Yani bu ülkenin coğrafyası, özellikleri, haritası, dilleri, kültürleri bir bütün olarak yatırılamıyorsa… Antalya’da turizmden gelirsiniz… Televizyonda da bir program var, “Yetenek Sizsiniz” diye bir program. Öyle bir programa dönüştürürseniz burayı, bu sistemi, bu araştırmayı, bu yasayı, “Gel de içinden çık.” durumuna düşersiniz. Öyle değil. Bu işler ciddi işler arkadaşlar, aceleye gelmez. Bu eğitim işi, gerekirse bir sene, iki sene çalışılır üzerinde, enine boyuna tartışılır, hatta bu yeni anayasa sürecinin akabine bırakılır bir sene, hiçbir kaybınız olmaz. Yok “Bunu ille yapacağım.” derseniz… Biz öyle dar bakmıyoruz olaya yani şöyle düşünmüyoruz -dinci bir gençlik geliştireceksiniz- veya dar bir anlamda, bir eleştiri düzeyinde bakmıyoruz. Aslında, neoliberal sistemde “Ucuz iş gücü nasıl sağlanır? Çıraklık yaşı nasıl indirilir? Kız çocukları dört yıldan sonra evde nasıl bırakılır, yaşamdan nasıl koparılır?” Yani bütün bunlar bir boyutuyla oturulur, sorgulanır.

Şimdi, bu eğitim sistemiyle bir çocuk çok güzel müzik yapabilir -dâhidir, çok güzel sesi vardır, yeteneklidir- ama Türkçe değil, farz edin ki Lazca. Yani Kazım Koyuncu’nun diyarından çok güzel bir çocuk yetenekli çıktı. Ne yapacaksınız onu bu ülkede? “Türkçe olmadığı için yasak, otur hemşehrim.” mi diyeceksiniz? “Seni tanımıyorum.” mu diyeceksiniz? “Sen bu ülkenin evladı değil misin?” mi diyeceksiniz? Oysaki müzik evrenseldir. O müziğin kelimeleri, tınısı beş yüz dile, bin dile çevrilebilir ve bir şarkı, bakarsınız, o dilden binlerce dile çevrilir ve bütün televizyonlarda, İnternet’te, sosyal ağlarda bir günde bütün dünyaya mal olabilir. Böyle bir dünyada yaşıyoruz. Artık eskisi gibi mektupla yazılmıyor her şey.

Böyle bir eğitim sisteminin içinden geçerken biz, bu araştırma komisyonuna iyi niyetle… Bu araştırmayı zararlı görmediğimiz için -mutlaka faydası vardır ama- muhalefet olarak, gruplar olarak daha iyi bir araştırmanın bu alanda kesinlikle katkı sunacağına da inanıyoruz ama bu eğitim, yasa teklifiyle beraber düşündüğümüz zaman, bu ülkenin 75 milyon insanının bunu hak etmediğini düşünüyoruz. Bu emrivakileri hak etmiyoruz, bu hazırlıksız yaklaşımı, bu plansız yaklaşımı, bu programsız yaklaşımı, bu araştırmasız yaklaşımı, bu ortaklaşmayan yaklaşımı, bu halka sorulmayan yaklaşımı, üniversitesine sormayan yaklaşımı, dünya örneklerini incelemeyen yaklaşımı ve ben bilirim, benmerkezci yaklaşımı biz kabul etmiyoruz, anlamıyoruz, anlamakta zorluk çekiyoruz çünkü bunu demokrasi olarak görmüyoruz. Demokrasi bu değil arkadaşlar. Demokrasi, bürokrasi olursa, bürokrasiye de ne derseniz onu yapar. Bürokrasiye dersiniz ki: “Şöyle bir şey yapın.” 28 Şubattan önce 12 Eylüle bakın. 12 Eylülde generaller darbe yaptı, sonra önlerine dediler ki: “Bir darbe hukuku yap.” Anayasasından temel yasalarına kadar bütün yasalarını yaptırttılar. E, şimdi 28 Şubatı eleştiriyorsunuz, 28 Şubatın yaptıklarının bir başka versiyonunu bir başka biçimde getiriyorsunuz buraya. Bu doğru değil, bu yaklaşım tarzı kaybettirir. Kime kaybettirir? İnanın, AK PARTİ’ye kaybettirmesi veya bir başka partiye kaybettirmesi hiç umurumda değil; Türkiye’ye kaybettirir, 75 milyona kaybettirir. Her geçen gün, her bir ay, her bir e-müfredat, her bir program, her bir kırtasiye, her bir programla beraber gelecek yeni eğitim dersleri, yeni kurslar, yeni anlayışlar, yeni sınıflar, yeni atamalar, yeni öğretmenler, bütün bunlar devasa bir karmaşanın, karambolün, içinden çıkılmaz bir yumağın habercisi gibi.

Biz Mecliste sorun üretmek için gelmedik. Hani, siyaset yönetme sanatıydı? Çözmek için geldik en temel sorunlarımızı. Sağlık sorununda, SGK’da tartışamadık, her gün her gün, yasa değişiyor. En temel sorun eğitimde tartışamıyoruz, yine bundan sonra her gün, her gün, iki ayda bir yasa teklifleri gelecek, yanlış düzeltmeye çalışacağız. Bu Meclisin bu şekilde zaman kaybetmesi doğru bir yaklaşım değildir.

Bu araştırma önergesinin faydalı olmasını umuyorum, hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Şimdi yirmi dakika ara veriyorum.

 

Kapanma saati: 19.08


 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleri ve ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacı ile bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin birlikte yapılan görüşmelerine devam ediyoruz.

Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu’nun. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Topcu.

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Bir iki haftadan beri görüşülmekte olan, eğitimin on iki yıla çıkarılmasına yönelik olarak görüşülen tasarının içerisinde bütüncül bir perspektiften bakılmasında, özellikle üstün yetenekli çocukların keşfi, yetiştirilmesi ve istihdamlarına yönelik bu çalışmanın, özellikle eğitimle bütünleştirilmesinde fayda var diye düşünüyoruz. Çünkü sürekli olarak yapılan parça parça çalışmalar hiçbir zaman birbirini desteklemiyor ve bu da daha sonra problemlere de yol açıyor.

Şimdi, genel olarak baktığımızda, üstün yetenekli ve üstün zekâlı çocuklar açısından baktığımızda, bir ülke için bunların çok önemli kıymetler veya değerler olduğunu biliyoruz. İnsan kolay yetişmiyor. Aslında genel olarak insanların yetiştirilme sistemlerinin çok önem arz ettiğini biliyoruz ama işte, eğitim sistemlerinin bütün gençliği veya bütün çocukları yetiştirmeye yönelik olarak yeniden dizayn edilmesi gerektiğini de düşünüyoruz. Her bir çocuğun doğuş fıtratı üzerine baktığımızda, hepsinin sahip olduğu kendine ait bir yetenekler zinciri olduğunu biliyoruz. Önemli olan, bu yeteneklerin geliştirilmesi çünkü doğarken zaten en az üç tane yetenek alanının baskın olarak getirdiğini artık bilimsel çalışmalar ortaya koymuş durumda. Böyle bir durumda diğer alanlarda da buralara uyaran göndererek –uyaran dediğimiz şey, aslında eğitim vererek- bu alanları ne yapıyoruz? Geliştirebiliyoruz.

Şimdi, böyle bakıldığında, özellikle diyoruz ki artık bütün gençliğimizin, bütün çocuklarımızın yetiştirilmesi gerekir ama özellikle üstün yetenekli çocuklarımızın da ayrıyeten bu yetenek alanlarının daha fazla dumura uğratılmaması ve daha fazla geliştirilmesi için de ayrı çalışmaların yapılması gerektiğine inanıyoruz.

Şimdi, neden bu çocuklar önemli? Ona baktığımızda, insan yeteneği, insan zekâsı kıt kaynaklar arasında alındığı için bunları gerçekten bir sosyal sermaye, bir entelektüel sermaye olarak algıladığımızda bunlara özel ihtimam gösterilmesi gerektiğini biliyoruz ve özellikle küreselleşen dünyada yoğun bir rekabet var. Bu rekabet artık her bir bireyin ayrı ayrı yetenek alanları çerçevesinde yetiştirilmesi gerektiğini vurguluyor ve mutlaka her bir bireyin kendi özel alanına ilişkin bir katma değer üretmesine yönelik olarak çalışmaların yapılması lazım.

İşte diyoruz ki bu alanda mutlaka yeni bir açılımın yapılması gerekiyor. Bu çocuklar bizim için önemli. Geleceği oluşturacak, geleceği yapılandıracak bu çocukların mutlaka eğitim sistemi içerisinde bir yerinin olması ve buna uygun da planlı ve programlı bir geçişin yapılması gerekmektedir. Bu çocukların kendilerini gerçekleştirmelerine yönelik olarak, işte demin ifade edildiği gibi, yeni programların, planların  yapılması lazım.

Genel olarak baktığımızda, nüfusun yüzde 2’sini üstün yetenekli ve üstün zekâlı çocuklar oluşturmakta ve bunların da diğer genel nüfus içerisinde kaybolmalarını önlemek için böyle bir eğitim sistemi gerçekten önem arz etmektedir.

Üstün yetenekli çocukların genel olarak diğer çocuklardan farklılığına baktığımızda, birçok alanlarda bunların farklılık gösterdiğini görmekteyiz. Bir öğrenme alanında farklılıklar gösterdiğini biliyoruz. Hafıza, bilginin depolanması ve karşıdaki insanı veya olayları veya objeleri algılamada diğerlerinden çok daha farklı olduğunu görebiliyoruz. Problem çözme becerilerinin bu çocuklarda çok daha farklı yollardan, daha kısa sürede olduğunu biliyoruz ve muhakeme yeteneklerinin, olaylar arasında iletişim kurma yeteneklerinin de veya çözümler üretmede de çok farklı yeteneklerinin olduğunu biliyoruz.

Şimdi detaylara girmeden önce özellikle şu anda gerçekten önem arz eden bu konu için öğretmen yetiştirmeye baktığımızda, şu anda iki üniversitede yalnızca üstün yetenek veya üstün zekâlılar öğretmenliği bölümünün olduğunu biliyoruz. Bu kadar önemli bir konuda yalnızca iki üniversitenin üstün zekâlılar öğretmenliği bölümünün olması gerçekten üzüntü veriyor, diğer üniversitelerde de bu alanda çalışmaların yapılması gerekir diye düşünüyoruz. Bu alanda aslında birçok okulların da açıldığını biliyoruz. Birtakım münferit çalışmalar var ama bunların yeterli olmadıklarını görüyoruz.

Bu çocukların özelliklerine baktığımızda genel olarak bu çocukların fiziksel enerjilerinin yüksek olduğu, güçlü bir merak duygularına sahip olduklarını görüyoruz. Sıra dışı bir hafızaya sahip bu çocuklar. Aynı problemlere birçok farklı çözüm yolları bulabiliyorlar, üretebiliyorlar ve espri anlayışları, özellikle son zamanlarda yapılan çalışmalar, üstün yetenekli ve üstün zekâlı çocukların espri anlayışlarının ve espriyi yakalama, kavrama ve yapma yeteneklerinin diğerlerinden çok daha farklı olduğunu bize göstermektedir. Yaşıtlarından daha erken okumayı öğreniyor bu çocuklar ve çok geniş kelime dağarcıklarına sahipler, çabuk ve kolay öğreniyorlar, çok iyi neden-sonuç ilişkisi kurabiliyorlar bunlar ve dikkat süreleri, eğer ilgilerini çekerse dikkatlerini uzun soluklu olarak odaklayabiliyorlar bunlar. Kendilerinden yaşça büyük kişilerle arkadaşlık kurma gibi bir özellikleri var bunların. Hassas ve aynı zamanda duygusal bir yapıya da sahipler. İlişkilerinde “dürüstlük ve adalet” kavramı gelişmiş durumda bunlarda. Doğaldır, içlerinden geldiği gibi davranırlar ve yapmacıklıkları yoktur bu çocukların. Rekabeti severler. Özellikle hani yeni bir şeyler keşfetme, kendini gösterebilme duyguları ön plandadır. Sorumluluk duygularına sahiptirler ve üzerlerine düşen görevleri yapma eğilimindedirler. Kişisel farkındalıkları yüksektir ve kendilerini kontrol edebilirler ve mükemmeliyetçi bir yapıya sahiptirler.

Şimdi, burada -tabii ki bunlar çok genel özellikler- bu özelliklerden birçoğunu bu üstün yetenekli ve üstün zekâlı çocuklarda görebilmemiz mümkün. Şimdi, bu üstün yetenekli ve üstün zekâlı çocukların tanınmasına yönelik olarak çok kesin şeyler yok ama birçok testler var baktığımızda. İşte bunlar, “grup zekâ testleri” diye biliyoruz, “grup başarı testleri” var, “bireysel zekâ testleri”, “yaratıcılık testleri”, “kritik düşünme testleri”, resim, müzik gibi alanlarda yapılan birtakım çalışmalar var, bunlarla görebiliyoruz.

Tabii, burada özellikle vurgulamamız gereken bir nokta var: Bu testler genel olarak Batı dünyasında keşfedildiği için özellikle bizim kültürümüze, bizim dokumuza uygun olarak yeni testlerin geliştirilmesi veya eklemlenmesi, bu testlere yönelik olarak yeni eklemlemelerin yapılması önem arz ediyor. Yoksa birçok çocuğumuzu ne yapabiliyoruz? O Batılı veya herhangi bir ülkenin kriterlerine veya değerlerine uygun olarak geliştirilen bir teste tabi tuttuğumuzda veya bu teste muhatap ettiğimizde bu çocuğu, bazı değerleri, bazı alanları göremiyoruz. Bu çocuklar kendilerini de tam olarak ifade edemiyorlar.

Şimdi, bu çocukları -bu testler var ama- birçok tanıma alanları da var, bu çocukları birçok alanlar var tanıyabileceğimiz. Özellikle diyoruz ki, bu çocuklar için mutlaka bir dosyanın hazırlanması lazım veya -buna bir “portfolyo” deniyor- bu çocuklar doğumundan itibaren mutlaka takip edilmesi lazım. Aslında bütün çocukların takip edilmesi lazım. Daha önce de ifade edildiği gibi, kendi yetenek alanlarına uygun olarak bu çocukların yönlendirilmesinin yapılabilmesi için mutlaka bütün çocukların takibi gerekiyor. Zaten üstün yetenekli ve üstün zekâya sahip çocuklar da bu takip sayesinde ortaya çıkacak ve bunlara yönelik olarak da bu eğitimler veya bu çalışmalar uygulanabilecektir.

Şimdi, buna baktığımızda nelere dikkate edilmesi gerekiyor? Özellikle, burada aile görüşmeleri çok önemli. Ailenin burada çocukları farklı bakış tarzlarıyla gözlemlemesi gerekiyor. Öğretmenlerin tanıları önemli, öğretmenlerin saptamaları önemli ama demin de ifade ettiğimiz gibi, öğretmenlerin bu konularda eğitimli olması bu farkındalığı, bu çocukları tanımayı artıracaktır. Burada öğretmen faktörü çok önemli diyoruz. Aile de önemli ama her aile biraz duygusal davranabilir, biraz belki kayırmacı davranabilir, çocuğunun yeteneklerini sanki diğer çocuklardan çok daha farklı ve abartılı bir biçimde sunabilir; önemli ama yeterli değil. Bu da olması gereken, portfolyoda, dosyamızda olması gereken verilerden bir tanesi.

Çocuğun yaşıtları ile yaptığı iletişimde, görüşmelerde yaşıtlarıyla ilişkileri, onlara sunduğu alternatifler, onları idare yöntemlerinin de etkili olduğunu görüyoruz ve çocukla yapılan -işte, bu, öğretmendir, gerçekten uzman kişidir- bu görüşmenin de önemli veriler sunacağını düşünüyoruz veya çocuğa yönelik, herhangi bir olayda veya bir yerde yaptığı davranışın anekdot irdelemesi veya anekdot kayıtları da önem arz ediyor. Çocuğun ürettiği, yaptığı malzemeler, işte bu el işleridir ta ana sınıfından itibaren yaptığı çalışmalardır, yaptığı resimlerdir, bunların değerlendirilmesi gerekiyor.

Uzman görüşleri olabilir ve çocuğun gittiği herhangi bir sosyal aktivitede veya çocuğun çalışma gruplarındaki çalışmaları, o çalışmalara yaptığı katkılar da burada veri olarak kullanılabilir.

Bütün bunların hepsi uzun soluklu olarak takip edildiğinde çocuk hakkında bir veri alanı oluşturacak ve bu çocuğa yönelik olarak bir karar vermede veya yönlendirme de yapmada önemli olmaktadır.

Şimdi, üstün yetenekli çocukların bu toplamalardan sonra… Bu elde etmeler tabii ki devam edecektir ama bunların eğitimine gelindiğinde bütün dünyada benimsenen birçok yöntem var. Aslında bunları, demin sayın konuşmacı arkadaşlarımız ve Sayın Millî Eğitim Bakanımız da ifade etti. Birçok yöntem var; bunlardan en çok bilineni üç başlık altında toplanmıştır bu çocuklara yönelik olarak. Bunlardan bir tanesi gruplama yöntemidir; bu çocukları bir arada toplama, gruplama, sınıflarda toplama şeklindedir bunlar.

Bunların tabii ki sakıncaları olabildiği gibi faydaları da var. Her bir uygulamanın kendi içerisinde sakıncaları ve olumlu yönleri, olumsuz yönleri bulunmaktadır.

Birbirlerini tetiklerken aynı zamanda bu çocukları beraber, bir arada tutmanın dezavantajları da var. Bu çocuklar diğer çocuklarla aralarına mesafe koyuyor ve kendilerini algılamaları çok daha farklı; hani, onlardan farklıymış gibi algılamaları daha ileriki hayatlarında problem yaratabiliyor. Bunlara dikkat edilmesi gerekiyor.

Bir diğerine “hızlandırma” diyoruz. Hızlandırma olayında… Belki sizin de çocuklarınıza veya size de böyle teklifler gelmiştir; okula kaydettirmeye götürdüğünüzde “Bu çocuk okumayı biliyor, sınıf atlatalım.” şeklinde veya işte, “Erken başlatalım.” şeklinde birtakım tekliflerle karşılaşmışsınızdır. Çocuk için olumlu olabilir aslında bu. İşte, “Çocuk sıkılmaz.” diye böyle yorumlar yapılıyor ama her çocuğun olgunluk yaşı var, çocuğun bir sosyal çevresi var. Bu sosyal çevreye uyum yapabilmesi için bunlar da sakınca doğuruyor. Çocuğun kendi akranlarıyla, kaç yaş grubundaysa o akranlarla beraber hareket etmesi önemli, oynaması, duygu alışverişinde bulunması önemli. Bunun için de sakıncaları var diyoruz.

Son olarak, genel olarak “zenginleştirme metodu” diyoruz ki bu en çok tutulan metot, şu anda bütün dünyada da kullanılan metotlardan bir tanesi. Çocuklar kendi akran grupları içerisinde tutuluyor zenginleştirmede ama bir sürü aktivitelerle bu çocuk ne yapılıyor? Meşgul ediliyor diyelim. Burada kendi akranlarıyla beraber bazı dersleri alırken ödevlerle, kendi bireyselleştirilmiş veya 2-3 kişinin beraber bir araya geldiği farklı desteklenen yapılarla, işte, diyelim ki hangi alanda yeteneği varsa o alanda yoğunlaşmış kurslarla ama hiçbir zaman kendi akran grubundan kopartılmadan yapılan çalışmalar, bunların da mutlaka… Bunlar bağımsız çalışma ve araştırma saatleri olabiliyor. Öğrenme merkezleri… Bu çocuklar, işte, merakları vardır, bu meraklarının giderilebilmesi için alan gezileri yaptırılabilir, mekân gezileri. Yaratıcı sorun çözme programları olabilir, teknolojinin kullanılması veya bu çocuklara yönelik olarak bireysel danışman verilir, normal sınıflarına ek olarak bu çocuklar bu bire bir danışmanla veya uzmanla çalışarak hem sosyal ve psikolojik gelişmeleri desteklenir hem de kendi uzmanlık veya yetenek alanlarına göre gelişmeleri sağlanmış olabilir.

Demin de belirttiğimiz gibi, bu çocukların gelişimlerinde öğretmen en önemli faktörlerden bir tanesi. Bunun için öğretmen yetiştirmeye çok daha fazla önem verilmesi gerekiyor. Bir yerde keşfedilir bu çocuk, tanısı konabilir -demin arkadaşımızın belirttiği gibi- ama daha sonra sistematik olarak bu çocuğun gelişimi desteklenmezse veya yoğunlaştırılmış bir eğitim alanı veya çalışma alanı sunulmazsa bu çocuğa, ne yapıyor? Bu alanda çok fazla gelişmediği görülebiliyor.

Diyoruz ki: Bu çocuklara diğer çocuklardan çok daha farklı öğretmenler ne yapabilir? Diğer çocuklardan çok daha farklı ödevler verebilir bu çocuklara, daha fazla alıştırmalar verebilir, daha farklı materyaller veya teknikler kullanabilir bu çocuklara bu zenginleştirmelerde, tartışma, proje veya dramatizasyonu kullanabilir bu çocuklar için, analiz, sentez ve değerlendirme basamağında çalışmalar yaptırabilir. Diğer çocuklara bilgi ve kavrama aşamasında çalışmalar yaptırırken bu çocuklara bir aşama daha fazla veya birkaç aşama daha ileriye giderek analiz, sentez ve değerlendirme aşamasında ödevler verebilir ve aktif tutabilir. Ayrıyeten, geniş gözlem ve deneyler bu çocukların öğrenmelerinde önemli olmaktadır.

Okul dışı etkinlikler önemli yine bu çocukların öğrenmesinde ve başarıları mutlaka bir başka çocukla mukayese edilmemeli, kendi yetenek alanı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çocuklara mutlaka uygun ortamlar ve fırsatların sunulması da gerekmektedir.

Şimdi, demin belirttiğimiz gibi, Sayın Bakanın belirttiği gibi, 2009’dan itibaren yeni bir çalışma başlatılmış. Tam olarak detayını bilmiyorum ama şu anda uygulanan bilim ve sanat merkezlerinin gerçekten bu alana hitap etmediğini belirtmek istiyoruz. Burada istihdam edilen öğretmenlerin de çok fazla bu çocukları desteklemede, bu çocukların alanlarını zenginleştirmede, yetenek alanlarına çok daha fazla bir şeyler katmada çok daha etkili olduklarını veya verimli olduklarını da söyleyebilmemiz mümkün değildir. Buraların aynı zamanda aktif olarak kullanılamadığı, cumartesi, pazar özellikle, millî eğitim müdürlüklerinin açılması için izin vermediği ancak valiliklerden izin alarak bu alanların, bilim sanat merkezlerinin açılabildiğini görebiliyoruz. Bu da problem yaratıyor ve bu çocukların… İşte, öğretmenlere ödenen ücretlerin sorunlar yarattığı özellikle belirtildi. Çünkü bu bilim ve sanat merkezleri çocukların normal örgün eğitimin dışında takip ettikleri veya geldikleri, bulundukları yerler olarak çok daha devamlı bir surette planlı programlı bir yapı oluşturulmadığı için problem arz ediyor.

Gönül ister ki, üstün zekâlı öğrencilere yönelik kurulan eğitim fakültelerindeki öğretmenlik bölümlerinin çok daha fazla sayıya ulaşması, bunların, hatta daha detaylı olarak bölümlere ayrılması, bu çocukların her birine hitap edilmesi ve kendi ülkemizin şartlarına yönelik olarak yeni testlerin geliştirilmesi önem arz ediyor. Bunun da tekrar bütüncül bir perspektiften olayın incelenmesiyle çok daha güzel ve somut çalışmaları ortaya çıkartacağını görebilmekteyiz. Bunun için de yine tekrar ediyoruz: Eğitimin, şu anda olduğu gibi, aklımıza geldiği gibi bir yasa çıkarma yerine, gerçekten çözüm üretmeye yönelik bütünsel perspektiften bakıp sorunları çözmemiz gerekiyor.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topcu.

Gruplar adına son konuşmacı, AK PARTİ Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın Zeynep Armağan Uslu.

Buyurun Sayın Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEYNEP KARAHAN USLU (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üstün yetenekli bireylerin ülkemizin gelişimine yönelik katkılarının daha etkin bir biçimde sağlanması çalışmalarını güçlendirmek amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair görüşmelerde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, bugün en gelişmiş 16’ncı büyük ekonomi olarak ve genç nüfusuyla kendi geleceğini yeniden kurgulayan ve pek çok uluslararası gelecek öngörüsüne baktığımızda da dünyanın parlayan yıldız ülkesi olarak konumlandırılan bir ülke. Ve ülkemizin 2023 hedeflerine ulaşması, dünyanın en gelişmiş 10 büyük ülkesi arasında hak ettiği yeri alması için de hassasiyetle değerlendirmemiz gereken en önemli kaynak şüphesiz ki insan kaynağı ve bu çerçevede insan kaynağının iyi değerlendirilmesindeki elzem unsurlardan biri de üstün yetenekli bireylerin tespiti ve yönlendirilmesi ve bu hedefe ulaşıldığı ölçüde hem üstün yetenekliler yetenekleri doğrultusunda parlak bir kariyere ulaşabilecekler hem de ülkenin kendi evlatlarından elde edebileceği katma değer en üst seviyelere erişebilecek. Ancak, elbette böyle bir bakışın bir ayrımcılık olmadığı da belirtilmelidir. Yani evet, elbette herkes yasalar önünde eşit hak ve özgürlüklere sahip fakat aynı zamanda bireyler psikolojik ve biyolojik olarak da birbirinden çok farklı niteliklere sahiplerdir ve eğitim ve toplumsal kalkınma açısından değerlendirdiğimizde bu farklılıklar bir zenginliktir de. Ve farklılıklar, aslında hayatın her alanında olduğu gibi ortadan kaldırılacak bir durum değil, yok sayılacak, üstüne basılacak bir durum değil, tersine, geliştirilmesi gereken, sahip çıkılması gereken bir potansiyel ve bu yüzden bireylerin farklı özelliklerinin tanımlanması ve gelişmelerine zemin hazırlanması, yönetimlerin halklarına karşı da açık bir sorumluluğu. Ve toplumların, küreselleşmenin getirdiği yenilikleri izleyebilen ve bu yenilikleri analiz ederek gelişmişlik düzeyine katkıda bulunabilecek bireylere ihtiyacı var. Bu bireylerin yetişmesi ise ancak bireysel farklılıkları dikkate alan, liderlik, üstün motivasyon, yaratıcılık, analitik düşünebilme gibi yetenekleri geliştiren eğitim sistemleriyle mümkün.

Ve bu noktada üstün yeteneklilerin eğitimini dünya üzerindeki çeşitli devletlerin ele alışıyla değerlendirdiğimizde, bizim kültürümüzde yer alan enderun sisteminin de bütün bu üstün yetenekli eğitimine kaynaklık eden önemli bir zenginlik olduğunu ve bu çerçevede de geçmişimizde böylesi bir birikime sahip olmamızın öneminin de altı çizilmeli. Tabii, üstün yeteneklilerin kazanılması anlamında elbette cumhuriyetin de belli katkıları oldu ve çeşitli yasal düzenlemeler gerçekleştirildi. Fakat diğer taraftan şunu da ifade etmek gerekir ki açık yüreklilikle: Yıllar boyunca, hem de uzun yıllar boyunca eğitim politikalarında sistematik bir yaklaşım, özel ve toplumsal katma değeri yüksek bu seçkin grubu hedefleyen, devamlılık arz eden yapı ve yaklaşımlar sergilenememiştir. Ve gelişmesi hızlandırılmış tüm diğer ülkelere baktığımızda ise en büyük yatırımın üstün yetenekli bireylere yapıldığını görüyoruz. Yetenekleri ve ilgileri doğrultusunda her türlü araştırma geliştirme imkânının sağlandığı, bunun bir devlet politikası olarak şekillendirildiği görülmektedir ve bu anlamda üstün yeteneklilerin eğitimine yapılacak yatırımın ülkenin kaynaklarının geliştirilmesindeki en kısa, aynı zamanda en etkin ve en verimli yol olduğu da rahatlıkla ifade edilebilir ve tabii, Türkiye'nin son yıllara kadar bu konuda yeterince ilerleme sağlayamayışının arkasında ise eğitimde fırsat eşitliğinin, aslında yoksunlukta eşitlik olarak algılanmasının önemli bir katkısı vardır.

Tarihsel ve kültürel mirasın bireyi değil topluluğu öne çıkarması, dolayısıyla bazı bireylerin bazı açılardan farklı olabileceğinin -yani birilerinin ötekilerden daha üstün olabileceğinin, farklı olabileceğinin- kabulüne yönelik bir sistemik direnç de söz konusudur. Üstün yeteneklilerin eğitiminde uzmanlık eksikliği, genel olarak eğitim hedefleri üzerinde tarafların anlaşamaması, uzlaşamaması, toplumun geleceğini yönlendirmeye yönelik senaryoların aslında olmayışı ve bunların açıkça tartışılıp uzlaşma sağlanmış senaryolar hâlinde bir konsensüs olarak ortaya konulamayışı da sebepler arasında yer almaktadır. Ancak, artık bu anlayış tamamıyla terk edilmiş ve üstün yetenekli bireylerin eğitiminde yeni ve köklü adımlar atılmaya başlanmıştır. Bilgisizlik sarmalının bütün yetenek gruplarını kuşattığı bir anlayıştan vazgeçilmiş, uygun eğitim ortamlarının hazırlanması, “farklılığın bedeli” döngüsünün sona erdirilmesi adına aktif bir inisiyatif sergilenmeye başlanmıştır.

Bu çerçevede yapılan çalışmalara da kısaca değinecek olursak -özellikle biraz önce Sayın Bakanımız da zikretti- “BİLSEM” diye adlandırılan bilim sanat merkezleri, ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarına devam eden üstün yetenekli öğrencilerin örgün eğitim kurumlarındaki eğitimlerinin yanı sıra buna paralel süreçler geliştirilmek suretiyle kendi yetenek türlerine uygun destek eğitim almalarını sağlayan önemli bir yapıdır ve “nereden nereye geldik” diye baktığımızda, şu anda 55 ilde 61 kurum mevcuttur ve 2013 perspektifini de ortaya koyacak olursak, seksen bir ilin tamamında bu eğitim kurumlarına yer verilmesi, bilim sanat merkezlerinin açılması öngörülmektedir. 2002-2012 perspektifine bakacak olursak da yüzde 270 oranında bir gelişimin bu kısa süre zarfında BİLSEM’ler örneğinde ortaya konulduğunu, böyle bir performansın varlığını da belirtmemiz gerekir.

Yine, üstün yetenekli çocuklara yönelik eğitimciler yetiştirmek de önemli bir meseledir. Çeşitli arkadaşlarımız, değerli milletvekillerimiz zikrettiler, evet bunun nirengi noktalarından biri eğitimci yetiştirmek. Bu çerçevede de yapılan ve yine son yıllarda yapılmış olan çalışmalar da var. İstanbul Üniversitesinin Hasan Âli Yücel Eğitim Fakültesinin Özel Eğitim Bölümünde, Türkiye’de ilk kez, Üstün Zekâlıların Eğitimi Ana Bilim Dalı kurulmuştur ve burası 2002 yılından beri hem lisans hem yüksek lisans hem de doktora düzeyinde eğitim programları vermekte ve Türkiye’nin bu anlamdaki insan kaynağına katkı sağlamaktadır.

Bir diğer husus: Yine 2002-2003 eğitim öğretim yılından itibaren, cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak, yine Millî Eğitim Bakanlığı ve İstanbul Üniversitesi işbirliğiyle Türkiye’nin ilk, üstün zekâlı öğrencilere eğitim veren ilköğretim okulu da faaliyete başlamıştır. Ama neyi görüyoruz? Bunların hepsinin yeni çalışmalar, yeni faaliyetler olduğunu ve dolayısıyla meyvelerini de yeni vermeye başlayacaklarını görüyoruz.

Bir diğer husus da, Anadolu Üniversitesi ve TÜBİTAK desteğiyle Anadolu Üniversitesi Üstün Zekâlılar Eğitimi Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından üstün yetenekli öğrencilerin eğitimlerine yönelik üniversite tabanlı bir programın uygulamaya geçirilmiş olmasıdır. Bu program da 2007-2008 öğretim yılında başlamış ve hâlihazırda 6’ncı sınıftan 9’uncu sınıfa kadar, yani ilköğretimin ikinci basamağında eğitim veren bir yapı olarak karşımızdadır. Bu bağlamda, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında çalışan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunda, Üstün Zekâlı ve Yetenekli Bireyler Strateji ve Uygulama Planı 2012-2016’nın hazırlanması kararı da alınmıştır ve bu Strateji Planı şu anda tamamlanmak üzere olup, Bakanlık tarafından Yüksek Bilim ve Teknoloji Kurulunun 2012 yılı ilk toplantısında da sunulacaktır. Ve şu da gerçektir ki cumhuriyet tarihi açısından bu da bir ilktir yani ilk kez bu ülke üstün yetenekli çocukları için bir strateji planı ortaya koymuştur ve ilgili Plan Türkiye’de üstün yetenekli bireylere yönelik eğitim modelleri, tanılama ve izleme, insan kaynakları ve sürdürülebilirlik ana başlıkları üzerinden kendini konumlamış ve bu stratejik plan neticesinde ülkemizdeki üstün nitelikli bireylerin eğitimi konusunda da yeni düzenlemeler kısa sürede hayata geçirilecektir.

Ancak konu sadece tek bir bakanlığın konusu da değildir yani sadece Millî Eğitim Bakanlığını burada bir odak noktası olarak göremeyiz. Elbette ki eğitimden sorumlu bakanlık olduğu için koordinasyon bu Bakanlıkta olacaktır ama aynı zamanda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, TÜBİTAK, YÖK, Sağlık Bakanlığı, Türk Patent Enstitüsü, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları gibi çoklu partnerlerin, pek çok kurum ve kuruluşun katkısıyla başarı gelecektir. Hedeflenen amaca ulaşabilmek kurumlar arası sinerjinin yaratacağı güce bağlıdır ve yine insan kaynağımızın değerlendirilmesinden en yüksek katma değeri elde edecek olan şüphesiz ki iş dünyasıdır ve bu çerçevede iş dünyasının, her türlü üretim ve ticaret kuruluşlarının mesleki teknik eğitimin yanı sıra üstün yetenekliler eğitimine de yatırım yapmaları, destek vermeleri önemli bir husustur. Problem çözme, analitik düşünebilme, yenilik yapabilme, farklı bakış açılarıyla sorunu çözebilme gibi beceriler bu kuruluşların işlerini daha büyük bir performansla, daha büyük bir başarıyla yapmalarını sağlayacak ve bu çerçevede de bu beceriler aynı zamanda üstün yeteneklilere ait becerilerdir. Ve böyle baktığımızda -sorunların yarattığı ihtiyaçlara- öğrenme ve geliştirme ihtiyacı bir araya getirilirse sonuçtan şüphesiz her iki taraf ve en geniş ölçekte de bu ülkenin tamamı kazançlı çıkacaktır. Dolayısıyla, üstün yeteneklilerin eğitimi konusu bilim, sanat, iş dünyası ve üniversitelerin topluma hizmet boyutunda rahatlıkla iş birliği yapabileceği, disiplinler arası çalışmaya elverişli bir konudur ve bunun gereğinin yapılması için de tarafları buradan katkı sağlamaya davet ediyoruz.

Türkiye’de biz ne durumdayız diye baktığımızda yani bu üstün zekâlılardan bahsedip duruyoruz da yani nasıl bir büyüklükten bahsediyoruz, nedir bu ülkenin pozisyonu diye baktığımızda, 0-24 yaş aralığında Türkiye’de 25 milyon küsur birey var ve bunların yüzde 2’sinin üstün yetenekli yani 627.480 üstün yeteneklinin olduğu tahmin edildiğinde -yani bazı küçük Avrupa ülkelerinin neredeyse toplam nüfusundan daha fazla sayıda üstün yeteneklinin olduğu bir Türkiye’den bahsediyoruz- bugünlerin ve yarınların kurgulanması adına konunun ne kadar önemli olduğunu anlamak için sadece bu veriye bakmak dahi tek başına yeterli.

Eğer beşerî sermayeyi doğru değerlendirirsek 21’inci yüzyılın bilgi ve yaratıcılığa dayalı rekabet dünyasında her bir üstün yeteneklinin kendi alanında, doğdukları ülkelere ve insanlığa etkin ve farklı katkılar sağlamasına da imkân sağlayabiliriz. Oysa, kendi hâline bırakıldığında, yönlendirilmediği ve kendini gerçekleştirme fırsatı yaratılmadığında üstün yeteneklilerin aynı zamanda yıkıcı, kendisine ve çevresine zarar verici duruma gelebildiğini yani en büyük zenginliğimizi kendi ellerimizle heba edebildiğimizi de unutmamalıyız.

Üstün yetenekli bireylerin eğitimi kadar bu çocukların izlenmesi ve istihdamının da bu çalışmalar kapsamında projelendirilmesi gerekmektedir. Ancak bu konudaki temel yaklaşım, üstün yetenekli bireylerin yaş, cinsiyet, sosyoekonomik statü, bütün bu düzeylerden bağımsız bir biçimde desteklenmeleri ve yeteneklerinin geliştirilmesinde eğitimin nesnesi değil, öznesi olarak konumlanmaları gereği de ortadadır. Ve ülkelerin üstün yeteneklileri eğitmek yönündeki uygulamalarına da baktığımızda aslında homojen bir yapı görmüyoruz, farklı uygulamalar var. Yani çizginin bir ucuna baktığımızda üstün yeteneklileri dâhil -işte Amerikan modelini burada öngörebiliriz- bütün öğrencilerine farklılaşmış ve bireyselleştirilmiş eğitimi olağan örgün eğitim içerisinde sunan ülkeler, diğer ucundaysa kitlesel eğitimin dışında, seçilmiş öğrencilere özgü okullar açan ülkeler vardır ve ülkelerin üstün yetenekliler konusuna yaklaşımı, felsefesi, nüfus ve gayrisafi millî hasılalarıyla, bundan eğitime ayırdıkları payla, gelişmişlik düzeyleriyle ve hepsinden daha önemlisi “eğitimde fırsat eşitliği” kavramından aslında ne anladıklarıyla bağlantılıdır ve hayatın her alanında “fırsat eşitliği” kavramını sonuna kadar sahiplenen, tüm uygulamalarıyla bu yaklaşıma hayatiyet kazandıran Hükûmetimizin bu alandaki çalışmalarının da aynı bakışın iz düşümü olacağı açıktır.

Günümüzde ülkelerin ekonomik büyümesi sadece sermayeye bağlı değildir. Artık, üstün beyin gücünün ve yaratıcılığın maddi sermayenin üstünde olduğu, “pozitif dışsallık” kavramının öne çıktığı, bilim, teknoloji ve diğer alanlarda yaratıcı düşünce gücü kullanılarak ortaya konan çıktıların ekonomik büyümeyi tetiklediği bir dünyada yaşıyoruz ve diğer bir ifadeyle, biz aslında üstün yeteneklilerin iktisadi öneminden de bahsedebiliriz. Ekonomik kalkınmada ülkeler, tarih ve kültür gibi değerlerinin yanı sıra çok boyutlu bir yaklaşım doğrultusunda altın anahtar olarak yenilik ve teknolojiyi kullanıyorlar. Yaratıcı beyin gücüne sahip bireyler özgün çıktılar oluşturarak ülkeleri için markalar yaratıyorlar ama bu hedefleri başarabilmek, bilim ve teknoloji alanında öncü ve yaratıcı ürünler koymanın yanı sıra marka oluşturmak için, ülkelerin üniversitelerinde, fabrikalarında, laboratuvarlarında çalışacak yaratıcı bireylerin eğitiminin desteklenmesi şarttır ve bu destek, uygun araştırma ve eğitim ortamlarının sunulmasıyla sağlanır ve malumunuz olduğu üzere, bir ülke için stratejik açıdan önemi olan coğrafi konum, yer altı ve yer üstü zenginlikleri gibi kaynaklarla değiştirilemez, bunlar sabittir ama diğer önemli stratejik güç, insan kaynağı, bu değiştirilebilir ve geliştirilebilir ve üstün yeteneklilerin tespiti, eğitimi, istihdamı, keza beyin göçünün engellenmesi, bu yönüyle stratejik önemi de haiz. Dolayısıyla, üstün yetenekli gençlerimizin kendi öğrenme güçlerini ortaya çıkarmaya olanak sağlayan bir sistemin yaygınlaştırılması, ülkemiz açısından tam da bir toplumsal sıçrama hamlesi olacaktır ve dünya çapında marka ürünler çıkarmak istiyorsak, işte, prestijli ödüller dediğimiz Nobel, Pulitzer, Oscar, bütün bunların yaygınlaştırılması, bunların bu ülke adına elde edilmesi bakımından da başarılar elde edilen bir ülke profiline ulaşmak bakımından da bu yatırımı ülke olarak üstün yetenekli gençlerimize yapmak kaçınılmaz bir gereklilik ve eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması bakımından da her bireye kendi gelişim ve öğrenme özelliklerine uygun, çeşitlendirilmiş, zenginleştirilmiş ve farklılaştırılmış eğitim ortamlarının sunulması temel bir hak, temel bir ihtiyaç ve bu özellikli gruba karşı da aslında bir yönetsel sorumluluk.

Tüm bu gereklilikler ve gerekçelerin ışığında, dünyada 1980’lerden sonra gündeme gelen üstün yetenekliler eğitiminde birikmiş olan tecrübe ve birikimi de değerlendirerek gezegenin beyin göçü değil beyin dolaşımı evresine girdiği bu dönemde konuya yönelik etkin stratejilere acilen hayatiyet kazandırılmalıdır. Bu bağlamda, üstün yetenekli bireylerin eğitiminde dünya genelinde uygulanan iyi örnekler incelenerek, ülkemizin toplumsal yapısına uygun eğitim modelleri ve bu modellere yönelik zenginleştirilmiş ve farklılaştırılmış eğitim programları oluşturulmalıdır.

Fırsat eşitliği temelinde üstün yetenekli bireylerin geleceğe taşınacağı, bireyin kendini gerçekleştirebileceği, insanlık yararını esas alan bir eğitim sistemini kurgulamak açık bir gereklilik olarak karşımızdadır ve bu anlamda nihai hedefimiz sadece ulusal ölçekle sınırlı olmayıp, ülkemizi bütün üstün yeteneklilerin değerlendirildiği bir cazibe merkezi hâline getirmek, üstün yeteneklileri ulusal ve evrensel değerlerle geleceğe yön verecek bireyler olarak yetiştiren modern ve lider bir ülke olarak konumlamak da bir diğer hedefimizdir ve tüm bu sorumlulukların gereğini yerine getirmek üzere eğitim sistemimiz açısından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Uslu.

Süreniz tamam efendim.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Bu önergenin yararlı olduğunu belirtiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önerge sahipleri adına birinci konuşmacı Sayın Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tuncel.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önerge üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, keşke bu ortak çalışma birçok konuda da olsa. Bu araştırma önergesinde ortaya koyduğumuz bu ortak tavır -iktidar muhalefet- Türkiye'nin temel sorunlarında da benzer bir durumu geliştirse belki Türkiye'nin demokrasisi açısından daha önemli olacak diye düşünüyorum. Burada bütün milletvekili arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi, aslında üstün yetenekli, üstün zekâlı çocukların topluma yararlarını en üst düzeye çıkarmak amacıyla, yaşıtlarından daha farklı öğrenme düzeyine sahip çocukların erken yaşlarda tespiti ve öğrenme özelliklerine uygun bir eğitim alabilmeleri için neler yapılması gerektiğinin tespiti ortak bir tavır. Tabii, bu vesileyle biz birkaç şey ifade etmek istiyoruz. Üstün yetenekli çocukların tespit edilmesi, erken olarak tespit edilmesi önemli bir durum ancak bu tespitin şöyle bir durumu da var: Yani hangi konuda yetenekli, matematik mi, işte kültür mü, sanat mı, sinema mı, tiyatro mu ya da fen bilimleri mi? Dolayısıyla, bu alanlardaki tespitin alanına göre yapılması önemli bir konu.

Diğer bir nokta, aslında üstün yetenekli çocukların eğitim meselesinde nerede eğitim alacakları meselesi de önemli. Daha çok mesela İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropol kentlerde, büyük kentlerde okullar açılıyor. Bu araştırma önergesinden sonra belki yani bu tespitler yapıldıktan sonra, umuyorum, Millî Eğitim Bakanlığı, bunu sadece böyle metropol kentlerde değil, başka alanlarda, örneğin Diyarbakır’da, Erzurum’da, Malatya’da, başka alanlarda da açılmasını öngörür çünkü bu önemli bir konu yani çocukların buradan faydalanması önemli bir nokta.

Bir de, bu üstün yetenekli çocuklar çoğu zaman kendi ailesinden, çevresinden kopartılıyor, başka bir mekâna gönderiliyor. Burada hem kültürel olarak hem sosyal olarak başka zorluk yaşama durumu ortaya çıkıyor. Bu açıdan da bu olayı düşünmek önemli diye düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, tabii ki çocuklarımızın geleceğini düşünmek, çocuklarımızı birey olarak yetiştirmek ve toplumda daha etkin bir düzeye nasıl getirebilirizi tartışmak iyi bir nokta. Dolayısıyla, hem engelli çocuklarımız için yapılacak sorun, diyelim ki öğrenim zorluğu çeken çocukların geleceğine dair işler yapmak, bunun için eğitim kurumlarını düzenlemek hem de üstün yetenekli çocuklarımıza ilişkin düzenlemeler yapmak temel görevlerimizden biri. Bunu yapmak bu Parlamentonun görevi ancak bunu yaparken nasıl bir perspektiften, hangi açıdan baktığımız da önemli.

Özellikle eğitim sistemi tartışması, Türkiye'nin temel gündemlerinden birisi. Şimdi komisyonda 4+4+4 tartışılıyor. Buradaki yaklaşımda da yani bu zorunlu eğitim meselesini 3’e bölüp bunun üzerinden yeni bir sistem yaratma tartışması Türkiye’de ciddi tartışmalara neden oldu. Bu yasa  tasarısı bize göre geri çekilmelidir. Bunun geri çekilme nedeni içerikten ziyade, bu kanun tasarısının bu çevrelerle, diyelim ki eğitim kesimleriyle, akademisyenleriyle, yazarlarıyla, yine eğitimin bu hâle dönüştürülmesi, 4+4+4’e dönüştürülmesi konusunda etkilenecek kesimlerle tartışılmaması, sadece İktidarın kendi gücüne dayanarak “Benim nasıl olsa elimde iktidar gücü var, yeteri sayıda milletvekili var, el kaldırım, bu işi geliştiririm.” tartışmasının, içeriğe girmeden kendisi bile bu önergenin geri çekilmesini gerektiren bir noktadır.

Diğer boyutlarına geldiğinde, zaten içeriğine girdiğimizde bu çok daha vahim bir durumu gösteriyor. Türkiye’de aslında AKP İktidarıyla öğrendiğimiz bir şey var: Demokrasi kendisine yöneliktir. “Eğer biz varsak demokrasi var, diğer, muhalefetin görüşü, önerisi bizim açımızdan önemli değildir; sadece muhalefetin değil, sosyal yapıların, eğitim kurumlarının görüş ve önerileri de önemli değildir.” tartışması bu açıdan… Gerçekten önümüzdeki dönem hem gençleri ilgilendirecek, çocukları ilgilendirecek, ailelerini ilgilendirecek bu eğitim sisteminin, bu kanun tasarısının gözden geçirilmesi önemli bir konu diye düşünüyoruz. Dolayısıyla, Sayın Eğitim Bakanımızın aslında bu meseleyi, biraz önce söylediğim gibi, eğitim kurumlarıyla, diyelim ki bunun sosyal çevreleriyle, etkilenecek kesimlerle, ailelerle tartışmadan önce zaten Millî Güvenlik Kurulunda tartışması da ayrı bir nokta. Yıllarca Türkiye bu zihniyetten çekti, 12 Eylül zihniyetinden çekti, askerî diktanın ne demek olduğunu biliyor ama yine de biz millî eğitim politikalarını belirlemek için önce bu işin uzmanlarıyla ya da Parlamentoda değil, yine Millî Güvenlik Kurulunda tartışmaya açıyoruz. Bu, durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor.

Yine, diğer bir konu: “Eğitimde fırsat eşitliği” diye söyledi Sayın Milletvekili, AKP Grubundan konuşan. Bu çok önemli bir konu. Evet, eğitimde herkes, toplumun tüm kesimleri fırsatlardan eşit faydalanmalı ama fırsatlardan eşit faydalanma koşulları da devlet tarafından güvence altına alınmalı. Böyle bir durum yok, zaten eğitimde ciddi bir eşitsizlik var. Bunun çeşitli nedenleri var yani diyelim ki eğitim sistemimizin kendisi problemli, diyelim ki bu ülkede hâlâ ana dilde eğitim talebi problemli bir alan. Ana dilde eğitim talebi karşılanmıyor, ana dilde eğitim talep edenler bu ülkede dışlanıyor, terörize ediliyor; bu ciddi bir durum.

Yine, diyelim ki bu üstün yetenekli çocukların belirlenmesi meselesinde de bu önemli bir ayrım çünkü birçok çocuk diyelim ki ana dilini iyi kullandığı hâlde, bu konuda yeteneklerini açığa çıkarabildiği hâlde, Türkçeyi bilmediği için çoğu zaman bu çocuklar “geri zekâlı” diye ya da işte “öğrenim güçlüğü çekiyor” diye topluma lanse ediliyor. Bunun bile kendisi bir problem yani aslında bu konuda bile Türkiye'de ana dillerini iyi bilen ve bu konuda belki yetenekli olan çocuklar, Türkiye eğitim sistemi nedeniyle bu sistemin dışında kalıyor, öğrenim bozukluğu görüyor ya da “cahildir” ya da birçok mesela bu rehabilitasyon merkezlerine dikkat edin, çocuklar “öğrenim güçlüğü çekiyor” diye gönderiliyor. Bütün bunların nedenlerinden birisi bu. Bu zaten problemli bir alan.

Bir de eğitimde fırsat eşitliğine bu kadar vurgu yapıp bu fırsatlardan eşit faydalanmayan ancak kendi olanaklarıyla diyelim ki eğitim görmek isteyen kesimlere yönelik de büyük bir saldırı var. Özellikle Barış ve Demokrasi Partisinin iktidarda olduğu yerellerde, belediyelerimizin bünyesinde geliştirilen eğitim destek evlerinin kapatılması tam da bu noktaya geliyor. Çünkü AKP İktidarı, kendisinden başkasına, gençlere, çocuklara bir destek verilmesini istemiyor galiba ya da bundan faydalanmasını istemiyor.

Bugün diyelim ki BDP’li belediyelerden beş ilde, Batman, Mardin, Siirt, Ağrı, Erzurum ve Dersim’de beş tane eğitim destek evi kapatıldı, Orhan Doğan Eğitim Destek Evi. İsimden dolayı mı bilemiyorum, bu ilginç. Orhan Doğan bir dönem bu Parlamentoda milletvekilliği yapmış biri. 2 Mart darbesiyle yaka paça bu Parlamentonun dışına itildiler. Türkiye hâlâ bu ayıplı durumuyla… Yani aslında demokrasi açısından ayıplı bir durum galiba ismine tahammül edemiyor ki Orhan Doğan’ın ismini verdiği eğitim destek evleri de kapatılıyor ve binlerce çocuk, sınava az bir zaman kalmışken bu eğitimden mahrum bıraktırılıyor.

Şimdi, burada, gelip eğitim sorunlarını konuşuyoruz, işte yüksek, üstün zekâlı çocukların durumlarını konuşuyoruz. Oysa bu durumun kendisi vahim bir durum. Yani bunu AKP Hükûmeti ne kadar dikkate alacak, bilemiyoruz. Gerçekten, uyduruk gerekçelerle eğitim destek evlerimiz kapatıldı. Bu, sorunlardan birisi.

Tabii burada buna herkesin karşı çıkması gerekiyor. Eğer çocuklardan yana, gençlerden yana bir düzenleme yapmak istiyorsak, o zaman, gençlerin olanakları doğrultusunda bu sisteme dâhil olmaları, bu “fırsat eşitliği” denilen aslında eşitsizlik sistemi içerisinde yarışa dâhil olmaları konusunda ailelerinin, işte belediyelerin ortaya çıkarttığı bu olanakları bile heba eden yaklaşım, kabul edilebilir bir nokta değil.

Diğer bir konu sayın milletvekilleri, aslında bu ülkede zar zor sınavla üniversiteye girenlerin, bu eşitsizlik yarışını bin bir emekle, çabayla geçen öğrencilerin, üniversiteye gidenlerin birçoğu şimdi tutuklu. 500 tane tutuklu öğrenci var, hatta bunun sayısı çok daha fazla. Hâlâ üniversitelerde -Sayın Bakan biliyor mu- öğrenciler protesto ettiler diye, basın açıklaması yaptılar diye, daha savcılık soruşturma başlatmadan okul yönetimleri soruşturma başlatıyor ve öğrenciler okuldan uzaklaştırılıyor, disiplin cezası veriliyor.

Şimdi buradan biz gelip gerçekten bir eğitim sistemi tartışıyoruz. Nasıl bir ülkedeyiz? Yani üniversitelerde insanlar, gençler kendi taleplerini dile getiremeyecek durumdaysa, taleplerini dile getirdiği için soruşturmadan geçiyor ve tutuklanıyorsa ya da okuldan atılıyorsa, eğitim hakkı elinden alınıyorsa burada fırsat eşitliğinden falan bahsetmek mümkün değildir. AKP İktidarının yaptığı gibi “Ya bendensin ya düşman; ya benim gibi davranacaksın ya da sana yaşam hakkı tanımam, eğitim hakkı tanımam.” anlayışına bir an önce son vermesi gerekiyor diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tuncel.

İkincisi konuşmacı Sayın Recep Gürkan, Edirne Milletvekili.

Sayın Gürkan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP GÜRKAN (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konfüçyüs’ün bir sözüyle başlamak istiyorum. Konfüçyüs diyor ki: “Bir neslin kaderini bir önceki nesil belirler.” Tıpkı bugünlerde bizim yapmaya çalıştığımız gibi. Şu anda biz de bir taraftan burada, Genel Kurulda; bir taraftan yukarıda, Millî Eğitim Komisyonunda bizden sonraki neslin kaderini belirlemeye çalışıyoruz.

Aslında iki tezat bir arada yaşanıyor. Aynı Meclisin çatısı altında, yüce Meclisin çatısı altında, bir, çok olumlu bir örneği birlikte yaşıyoruz, bir de çok olumsuz bir örneği birlikte yaşıyoruz. Genel Kurulda bütün grupların uzlaşmasıyla, ortak önerileriyle, destekleri, içlerine sindirerek, katkılarıyla ülkenin en değerli varlığı, en büyük hazinesi olan çocuklarımızın, üstün yetenekli, üstün zekâlı çocuklarımızın gelecekte ülkemizi daha iyi yarınlara, daha büyük ufuklara taşımaları için elimizden ne geliyorsa hepimiz bir katkı sunarak bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Ama diğer taraftan, toplam içerisindeki orana, yüzde 2’ye denk gelen, yüzde 2’yle 3 arasında denk gelen bir orandaki üstün yetenekli çocuklarımız için bu olanağı yaratmaya çalışırken, bir taraftan da 12-13 milyon çocuğumuzu ilgilendiren bir eğitim yasasını -hiç kimse kusura bakmasın, amacım siyaset yapmak da değil, muhalefet yapmak da değil ama doğruları konuşacağız- hiç kimseye danışmadan âdeta bir oldubittiyle, dayatarak çıkarmaya çalışıyoruz.

Şimdi, bunların hangisi doğru, hangisine inanacağız? Parlamentoyu, milletvekillerini örnek alan o gençlere, o çocuklara, o yurttaşlara hangisini doğru model olarak sunacağız? Dün akşam, bildiğiniz gibi, Millî Eğitim Komisyonu sabah dörde kadar çalıştı, bu akşam yine çalışacak, yarın akşam yine çalışacak. Ha, sonuç itibarıyla Parlamento çoğunluğuna dayanılarak bu yasa Adalet ve Kalkınma Partisinin istediği biçimde çıkabilir. Çıkarsa ne olacak? Yani bu ülke, bu ülkenin çocukları, bu ülkenin evlatları bundan ne kazanç elde edecek, ne kazanım elde edecek bu ülke?

21’inci yüzyılı bilgi toplumu çağı olarak nitelendiriyoruz. 21’inci yüzyılı insanlığın bütün keşiflerinin neredeyse son yirmi otuz yıla sığdığı çağ olarak nitelendiriyoruz. Ama eğitim gibi bir nesli ve bir ülkenin kaderini belirleyecek bir konuda dört siyasi parti bir araya gelmeyi başaramıyoruz. İktidar “Nasılsa çoğunluk benim, ben istediğimi bu Parlamentodan çıkarırım.” mantığıyla bir türlü uzlaşmaya yanaşmıyor. Oysa, kaderi üzerinde bugünlerde oynadığımız çocukların bu olayda hiç kabahati yok, hiç günahı yok ve gerek çocuklara gerek ailelerine, velilere, annelere, babalara gerekse de bu işin uzmanı olan… Az önce Sayın Bakan çok güzel ifade etti, üstün yetenekli çocuklarla ilgili çalışmaları anlatırken dedi ki: “2007-2008’den bu yana şu kadar kurultay yaptık, bu kadar çalıştay yaptık, bu kadar bu işle ilgili uzmanla, akademisyenle görüştük, raporlar hazırladık.” Fevkalade bir şey, ben gurur duydum bir eğitimci olarak ama aynısını ülkemizin tüm çocuklarını ilgilendiren bir yasada beceremedik. Şimdi, burada suç muhalefetinse bu muhalefete ait olan suçu biz üzerimize almaya hazırız ama siz sormadan, kimseye sormadan, 5 grup başkan vekilinin imzasıyla bir teklifi tasarı olarak dahi getiremeyip bir teklifi getirir dayatırsanız bunu kimsenin kabul etmesi mümkün değil değerli arkadaşlar, kimsenin kabul etmesi mümkün değil. Getirilen teklif 4, 4, 4;12 yapmıyor, 12 yapmıyor. Mızrak çuvala sığmıyor, sığmayacak.

Bakınız, o kadar yanlış, o kadar acele, o kadar hazırlıksız bir teklif getirildi ki Parlamentoya. Baştan “2’nci 4’ten itibaren açık öğretime yönlendireceğiz kız çocukları.” denildi, “Erkek çocukları da sanayiye, tamirhaneye.” Sonra bakıldı ki: “Ya, hakikaten biz çok vahim hatalar yapıyoruz.” Geri çekildi. Şimdi 3’üncü 4’e öteledik. Ama ötelediğimiz açık öğretim değil. Teklif maddesinde aynen şu yazıyor: “Ortaöğretimde eğitim, örgün eğitim veya yaygın eğitim olarak verilir.” Bakıyorsunuz millî eğitim mevzuatına ve dünyadaki genel uygulamaya “yaygın eğitim” deyince halk eğitim merkezleri, burasını işaret ediyor. Yani şimdi zorunlu hâle getirmeye çalıştığımız ortaöğretime, liseye gitmeyen çocuk, halk eğitimdeki saz kursuna, biçki dikiş kursuna, nakış kursuna, kanaviçe kursuna gidip o sertifikayı getirdiğinde, bana diploma verin derse ne yapacağız biz? Yaygın eğitimin tanımı mevzuatta belli, 1739’da belli. 1739’un 26’ncı maddesini değiştirmeye çalışıyor Hükûmet, belli.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, çok dikkatli dinliyor sizi!

RECEP GÜRKAN (Devamla) – Sayın Bakan dün akşamdan yorgun biraz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Merak etmeyin, ben iki tarafı da dinliyorum.

RECEP GÜRKAN (Devamla) – Sağ olun, sağ olun Sayın Bakan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İki işi bir arada yapabiliyor demek ki!

RECEP GÜRKAN (Devamla) – Şimdi, dolayısıyla bu kadar geniş bir kitleyi ilgilendiren bir kanun yaparken -Allah aşkına size soruyorum, herkes kendi çocuğunu düşünsün, kendi çocuğunu yüreğine koysun düşünsün- bu işin uzmanlarına sorulmaz mı? Yani ekonomiyle ilgili bir kanun çıkarırken eğitim bilimcilere, eğitim bilimiyle ilgili bir kanun çıkarırken ekonomistlere mi soracağız biz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – O zaman Sayın Bakan vekili dinlemiyor, Recep Bey’i dinliyor!

RECEP GÜRKAN (Devamla) – Şimdi, Sayın Bakanı dün akşam komisyonda biraz fazla gerdik. Onun için burada da çok üstüne gitmeyelim diyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Yüzüm gülüyor, siz rahat olun. Ben dinliyorum sizi.

RECEP GÜRKAN (Devamla) – Yok Sayın Bakanım, ben rahatım zaten.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O zaman hanımefendiyi dinlemiyorsunuz. İkisini birden mi dinliyorsunuz?

RECEP GÜRKAN (Devamla) – Sayın Bakanın -dün akşam komisyonda bir vekilimiz öyle dedi- beyninin her iki lobu da çalıştığı için hem onu hem beni dinleyebilir, doğaldır.

Sayın Bakanım, değerli arkadaşlar; sizden bir kez daha şunu istiyoruz. Lütfen, şu getirdiğiniz ve dünyada bir benzeri olmayan, hazırlanış biçimiyle, getiriliş biçimiyle bir benzeri olmayan 4, 4, 4 teklifini geri çekin. Sendikaları çağıralım. Sizi de çağıralım, siz de buyurun Sayın Vekilim, siz de katkı verin. Eğer çocuklarınız varsa -ki vardır- siz de katkı verebilirsiniz. Bu 4,4,4 herkesi ilgilendiriyor, Ahmet’i, Mehmet’i, Hüseyin’i değil, herkesi ilgilendiriyor.

Bakın, beş yaşında çocukları hiçbir pedagojik ilkeye uymadan, hiçbir eğitim bilim ilkesine uymadan, hiçbir fiziksel gelişmesine bakmadan birinci sınıfa alacağız. 80’lerde bu yöntem denendi. Hatırlayanlar bilirler, Vehbi Dinçerler’in döneminde altı yaş uygulaması pilot olarak uygulandı bu ülkede dört yıl ve o çocukların hepsi bir sürü psikolojik travmayla okul yaşamlarında başarısız oldular. Şimdi, önümüzdeki yıl biz 1 milyon 200-1 milyon 300 bin çocuğu altmış, yetmiş iki ve yetmiş iki ayın üzerindeki yaklaşık 2 buçuk milyon çocuğu aynı sınıflara, birinci sınıfı okuması için koyacağız. Bu çocukların hepsi yarın öbür gün bize lanet okuyacaklar, bize kahredecekler ve biz bu ülkenin en değerli varlığı olan çocuklarımızı, sırf birileri kendi kafalarına göre, kendi ideolojilerine göre birtakım şablonlara sokmak istiyor diye bu çocuklarımızı kaybedeceğiz. Buna hakkımız yok, buna yetkimiz yok.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Onların o yaşta çocuğu yok Sayın Vekilim.

RECEP GÜRKAN (Devamla) – Başbakan “3 çocuk yapın.” dedi ya.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Ama onların yok demek ki o yaşta çocukları.

RECEP GÜRKAN (Devamla) – Yoksa da yaparlar yani Başbakanı dinleyecekler.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) –  Bir anne-baba olarak razı olacaklar mı bakalım çocuklarının bu şekilde istismar edilmesine?

RECEP GÜRKAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, eğitim yasası, 4,4,4 Parlamentoya geldiğinde umuyorum ki aklıselim galip gelir, parmaklar çalışmaz, vicdanlar çalışır, kanaatler çalışır, yürekler çalışır.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Boşuna bekliyorsun Sayın Vekilim.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sizin yüreğinizi…

RECEP GÜRKAN (Devamla) – Biz de sizin yüreklerinizi biliyoruz Arkadaşım, biz de sizinkileri biliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürkan.

Üçüncü konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş Milletvekili.

Buyurun Sayın Dedeoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin daha müreffeh bir geleceğe sahip olması açısından gerekli olduğuna inandığımız üstün zekâ ve yetenekli çocukların ileride önemli roller oynayacak yetişkinler hâline gelmesi ve ülkemizin gelişimine katkı sağlamak amacıyla vermiş olduğunuz Meclis araştırması üzerinde söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yapılan bir araştırma sonucuna göre üstün zekâlı olarak doğan bir bebeğin normallere göre işitsel ve görsel uyarılara daha çok tepki verdiği, daha az uyku ihtiyacı duyduğu ve daha büyük yaştaki çocuklarda görülen yüz ifadelerini sergilediği belirtilmiştir. Bu kişiler, kendi yaşıtlarından rastgele seçilmiş bir grubun yüzde 98’inden daha üstündür yani toplumu oluşturan bireylerin yüzde 2’lik bir kısmı bu özelliğe sahiptir. Bu nedenle, üstün zekâlı çocukların erken yaşta fark edilmesi ve yeteneklerine uygun bir çerçevede yetiştirilmesi son derece önemlidir.

Üstün veya özel yetenekli çocuklar, zekâ, yaratıcılık, sanat, liderlik kapasitesi veya akademik alanlarda özel yetenekleri… Çabuk ve kolay öğrenilir fikir ve hipotezleri test etmeye yönelik deneyler yaparlar, fen ve teknik açıları kullanabilir ve bunlara vakıf olurlar; yanlış ve doğruyu seçme güçleri fazla olup, kavrama ve akılda tutma süreleri yüksek olup ders başarıları da yüksektir. Bu çocuklarımızın tespiti, eğitimi ve izlenmesi sistemi politikası açık bir şekilde tanımlanarak kurumsal ve devamlılık arz eden bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Üstün zekâlı çocukların istek ve ihtiyaçlarıyla sorunlarını şu şekilde sıralayabiliriz: Her çocuk gibi üstün zekâlı çocuklar da fiziksel aktivitelerle ilgilenmeye ihtiyaç duyarlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üstün zekâlı çocuklara da diğer çocuklara sağlandığı gibi koşmak, zıplamak, atlamak, tırmanmak gibi basit eylemlerde bulunma, salıncakta sallanmak, top oynamak, futbol, basketbol, voleybol, yüzme gibi sportif faaliyetlere kadar pek çok fiziksel etkinliklerle diğer çocuklarla birlikteyken ilgilenebilme imkânı sağlanmalıdır.

Üstün zekâlı çocukların yetenekleri geliştirebilmelerine yönelik verilecek eğitimin yanı sıra, kendilerine uygun imkânların sağlanmasına da ihtiyaç vardır. Örneğin, okul öncesi çağdaki üstün zekâlı bir çocuğun yeteneklerini geliştirebilmesine ortam ve imkân sağlamanın yolu onun anaokuluna gitmesiyle başlayacaktır. Çocuk anaokulunda yeteneklerini gösterebileceği ve fiziksel gücünü ortaya koyabileceği çeşitli etkinlikler ve imkânlarla karşılaşır.

Üstün zekâlı çocuklar, farklı yaş gruplarından ve farklı sınıflara devam eden, kendileriyle benzer özelliklere ve yeteneklere sahip çocuklarla iletişim kurmaya ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle, onlara, okuldaki sınıf ve kulüp çalışmalarına katılma imkânı sağlanmalıdır.

Üstün zekâlı çocuklar direktif almaktan hoşlanmazlar. Kendilerine verilen direktifler doğrultusunda hareket etmeleri beklenirse tepkilerini çeşitli şekilde dile getirirler. Direktiflere karşı gösterdikleri bu olumsuz yaklaşımın altında yatan nedenlerden biri de potansiyel olarak sahip oldukları liderlik yeteneğidir. Bu özellikteki çocuklar, bu konuda rehberliğe de ihtiyaç duymalarında başvurabilecekleri ve danışabilecekleri kişi veya kurumlara ihtiyaç duyarlar.

Üstün zekâlı çocuklar, daha fazla bilgiye ulaşabilmek için okul kütüphanesindeki kaynak çeşitliliğine ihtiyaç duyarlar.

Üstün zekâlı çocuklar okuldaki derslerini fazla çaba harcamaksızın takip edebildikleri için, öğrenim hayatları boyunca uzun süreli, düzenli ve planlı ders çalışma alışkanlığı kazanamazlar. Bu nedenle, onların, eğitim yaşantılarının başından itibaren uzun süreli, düzenli rehberliğe ihtiyaçları vardır.

Üstün zekâlı çocuklar, kendilerini yetiştirebilecekleri, yeteneklerini sergileyebilecekleri, görüşlerine önem veren, çabalarını dikkate alan, düşüncelerini uygulama fırsatı bulabilecekleri fiziksel ortam ve koşullara sahip bir okulda eğitim alma ihtiyacı duyarlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üstün zekâlı çocukların bu ihtiyaçlarını karşılamak için Millî Eğitim Bakanlığınca açılmış olan bilim ve sanat merkezlerinde yaşanan bazı sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:

Bilim sanat merkezlerinin birinci sıkıntısı yönetmeliğinin olmaması ve hâlen yönerge ile yönetiliyor olmasıdır. Bu yüzden bilim sanat merkezi yöneticileri zaman zaman sıkıntılar yaşamaktadırlar.

İlk olarak, BİLSEM'lere öğrenci başvurusu çok yoğun olduğu ve burada uygulanacak testler uzmanlık istediği için Millî Eğitim Bakanlığına bağlı diğer okullardan testlerle ilgili sertifika sahibi diğer öğretmenler görevlendirilmektedir ama bilim sanat merkezleri Millî Eğitim Bakanlığını ilgilendiren hiçbir yönetmelikte geçmediğinden bu öğretmenlere yapmış oldukları sınav değerlendirme çalışmaları için hiçbir şekilde ücret ödemesi yapılmamaktadır. Bu durum sınavların sağlıklı bir şekilde yürütülmesini engellemektedir. Taşradaki birçok bilim ve sanat merkezi bu sınavlarla ilgili ücret onayını valiliklerden almakta ve ücret ödemektedir ama ilgili ilin millî eğitim müdürlüğü Bakanlığa bu konu hakkında görüş sorduğunda Bakanlık maalesef olumsuz cevap vermekte ve birçok mağduriyet oluşmaktadır. Bu durumda BİLSEM yöneticileri sınav uygulayarak öğrenci seçmek durumunda olduklarından bu ücretleri ödemek durumunda kalmaktadırlar.

Bilim sanat merkezleriyle ilgili bir diğer sıkıntı, öğrencilerin kayıtlı oldukları ilköğretim okulu ve liselerde eğitimlerini gördükten sonra kalan zamanlarda haftada iki veya üç gün BİLSEM'lere devam etmeleridir. Şöyle ki: Okulunda sabahçı olan öğrenci öğleden sonra, öğleden sonra olan öğrenci sabah, tam gün olan öğrenci ise akşam devam edebilmektedir. Bu noktada özellikle okulu tam gün olan öğrencilerin  hafta  içi  akşam  grubuna devam etmeleri ulaşım güçlüğünden dolayı mümkün olmamaktadır.

Birçok ildeki bilim ve sanat merkezlerinde hafta sonu eğitim Millî Eğitim Bakanlığı izin vermemesine rağmen yine ildeki yöneticilerin valiliklerden olur alması ile yapılmaktadır. Bu noktada, hafta sonu eğitimi için Millî Eğitim Bakanlığına resmi yazı ile başvuran bilim sanat merkezleri olumsuz cevap almaktadırlar.

Bu durum hem bilim sanat merkezi yöneticilerini zor durumda bırakmakta hem de geleceğin bilim insanları, yöneticileri, sanatçıları olacak üstün zekâlı, özel yetenekli öğrencilerin yetenekli oldukları alanda özel eğitim alma hakkını zora sokmaktadır.

Ayrıca, birçok ilde sadece bir tane bilim sanat merkezinin olması ve bilim sanat merkezlerinin ulaşımı zor yerlerde açılması dolayısıyla bu durum öğrencilerin bu kurumlara servis ile taşınması zorunluluğunu getirmektedir fakat öğrencilerin taşındığı güzergâhlar diğer ilköğretim okulları ve liseler gibi olmadığı için öğrenci velilerinden servis ücreti olarak fahiş fiyatlar istenmektedir. Bazı öğrenci velileri bu fiyatları karşılayamadıkları için çocuklarını gönderememektedirler.

Bilim sanat merkezlerine ulaşım zorluğu, ders programlarından dolayı öğrencinin BİLSEM'e sağlıklı devam edememesi, birçok merkezin gerek fiziki imkânlarının gerekse fizik, kimya, biyoloji, bilgisayar ve buna benzer özelliklerinin ve laboratuvarlarının yetersiz durumda olduğu ortadadır.

Bütün bu olumsuzluklar göz önünde bulundurulduğunda kurumlardan geleceğin liderlerini ve bilim adamlarını yetiştirmek, maalesef, Bakanlığımızın ilgisizliği sebebiyle sadece idealist öğretmenlerin omuzlarına yüklenmiş bulunmaktadır. En kısa sürede hem öğrencilerimizin hem de öğretmenlerimizin içinde bulunduğu sıkıntılar çözüme kavuşturulmalıdır.

Araştırma önergemizin hayırlara vesile olması ve bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dedeoğlu.

Dördüncü konuşmacı Sayın Halide İncekara, İstanbul Milletvekili.

Sayın İncekara, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün ciddi bir konuyu konuşuyoruz. Ben 2006 yılında hem kendi partimdeki arkadaşlarla hem muhalefetteki arkadaşlarla üstün yetenekleri çocukları konuştuğum zaman pastanın kaymağından ya da kremasından bahsediyorum gibi algılandı. “Ya, o kadar derdimiz varken şimdi bunun da sırası mı? Zaten Allah onlara vermiş bir nimet, akıllılar, zekiler –sanki- kendi problemlerini de çözebilirler.” gibi ve 2006’dan beri dilim döndüğünce her yerde anlatmaya çalışıyorum. Tabii, bu arada sivil toplum örgütleri, üniversiteler de aynı gayret içindeler. Evet, öncelikli problemlerimiz vardı ama bunun da öncelikli problemlerimizden biri olduğunu maalesef ihmal ettik. Geçen dönemde verilmiş araştırma komisyonu önergelerimiz vardı ama dönem kapanınca, yeni dönemde kadük oldu ve sizlerle birlikte, sanıyorum dört partinin de önergeleriyle inşallah bugün bu araştırma komisyonu kurulmuş olacak.

Niçin “üstün yetenekli” ya da “zekâlı” dediğimiz çocukları konuşuyoruz? Konuşmazsak hayatımızda neler eksilir? Benim idrakim, 2006-2007 döneminde çocuklarda artan şiddet eğilimini çalışırken önüme gelen, cezaevlerinde ziyaret ettiğim suça itilmiş çocuklarla muhabbetlerimde gördüklerim, daha sonra, 2’nci dönemde, 23’üncü Dönemde de kayıp çocuklarla ilgili ve çocukların mağduriyetini gidermekle ilgili komisyon çalışmaları sırasında bir şeyi fark ettik ki, evet, “üstün yetenekli ve zekâlı” dediğimiz çocuklar büyük mağduriyet yaşıyorlar. “Nasıl yani?” diyebilirsiniz. “Sınıfta herkes anlatırken onlar çabuk anlıyorlar, matematik problemlerini çabuk çözebiliyorlar. Olur mu be Halide Hanım?” çok duydum bu sözleri ama emin olun, sekiz yaşındaki bir çocuğu, on iki yaşındaki bir çocuğu -altı aylık bir çocuğu- bebek mamasıyla beslemek gibi. Erken yaşta zekâsını tespit edemediğiniz, göremediğiniz, zihinsel ve ruhsal ihtiyacını karşılayamadığınız çocuk, toplumda yapayalnız, arkadaşsız, dostsuz, iletişimsiz, sınıfında yabancı, karşıdakilerin onun için düşündükleri farklı, ya horluyorlar, öteliyorlar yahut da fazlaca iltifat gösteriyorlar. Peki, evdeki anneler, babalar? Emin olun, depresyon tedavisi gören çok üstün yetenekli çocuk annesi babası tanıyorum çünkü çocuğunuzun sorularına cevap veremediğinizde, iletişim dilinizi kuramadığınız zaman, evinizde maalesef kötü bir ilişkiler halkası oluşuyor.

Bu çocuklar çok merhametli ve adalet duyguları gelişmiş oluyor. Erken algıladıkları, önsezileri kuvvetli olduğu için, öğrenmeleri erken olduğu için, daha büyük yaştakilerle çabuk arkadaşlık kuruyorlar. İşte, maazallah, o sırada siz, eğitim kuvvetiyle çocukla bütünleşemezseniz onlar sokakta suçla bütünleşir hâle geliyorlar. Liderlik davranışları, ön sezgileri, herkesten daha hızla düşünebilmeleri, onları, belki çoğumuzun aklına gelmeyen suçlara itebiliyor. Biz bunları hiç arzu etmiyoruz.

Peki, daha da acı olan bir şey var. Ben, çocukların nüfuslarını ve sayılarını gördüğümde çok üzüldüm çünkü benim ülkemde üstün yetenekli ya da zekâlı diyen sayılar kadar bütün nüfusu olan ülkelerden ben teknoloji satın alıyorum, düşünebiliyor musunuz? Sizin üstün yetenekli ve zekâlı dediğiniz çocuklarınızın nüfusu kadar o ülkelerin tüm yaş nüfusu var ve biz gidip onlardan insansız uçaklar satın alıyoruz, biz gidip onlardan teknoloji satın alıyoruz, adama gülerler. İşte, eğer bir toplumun sorunlarını çözmek istiyorsanız sorunları çözerken sorunların sebeplerini ortadan hızlı kaldıracak, yetenek sahibi, çözüm kabiliyeti belki bizlerden çok daha fazla olan bu insanlara, bu çocuklara daha öncelik tanımamız gerekiyor.

Biz bu araştırma komisyonunu kurduğumuzda, inşallah, bu çocukları tanımlayan, bu eğitimi kolaylaştıran yasaları çıkardığımızda onlara iyilik yapmış olmayacağız, biz, 70 milyon bu topluma iyilik yapmış olacağız. Demin Hocam, birisi söyledi, özellikle Anadolu’da çocuk oranları daha fazla çünkü problemle daha çok mücadele ederken problem çözme kabiliyetleri gençlerimizin daha hızlı gelişiyor. Mesela, bir örnek vereyim: İsmini vermeyeyim, dokuz aylıkken konuşmaya başladı, iki yaşında bir televizyon kanalını izleyerek İngilizceyi öğrendi, altı yaşında ileri derecede keman çalmaya başladı ve astronomiyle ilgileniyor. Kendisini “Zekiyim, saygılıyım, sevgi doluyum.” diye tanımlıyor. Görseniz, bunlar bıcır bıcır, şu kadar çocuklar ama değerseniz altın çocuk oluyorlar, ilgilenirseniz altın çocuk oluyorlar; ilgilenmezseniz cezaevlerinin hücrelerinde, maalesef, başka dünyalara dalıp gidiyorlar. Evet, bunun için üstün yetenekli ve zekâlı çocuklarımızın eğitimiyle ilgilenmek bizim boynumuzun borcu diye düşünüyorum.

Peki, “Madem Allah akıllı çocuklar vermiş bu ailelere, e, okutuversinler çocuklarını.” dediğinizde, maalesef, bu çocukların eğitimleri o kadar ucuz değil, eğitim araç gereçleri de bu kadar kolay ulaşılabilir değil. İstanbul’da veya Anadolu’nun birkaç yerinde kurulmuş özel vakıf ve dernek okulları var fakat şuna dikkatinizi çekerim: Burada, kürsüde birtakım şeyleri söyleyemiyorum. Üstün yetenekli ve zekâlı çocuklarımızın bir kısmının, maalesef, art niyetli amaçlar için de kullanılma şansı olabiliyor. Kimlerin bu çocuklarımızı nelere hizmet edebilir duruma getirdiğini düşünmek bile istemiyorum. Evlatlık alınıp götürülenler… “Kimdir?” diye sormayın bana, “Nasıl?” diye de sormayın. Alınıp aileden, okutmak üzere başka yere götürülenler… Çünkü gerçekten bunlar bir hazine gibi. İşlendiği zaman hepsi bir pırlanta, bir mücevhere dönüşüyor ama farklı yolda işlendiği zaman çok iyi hırsız, çok iyi yankesici ya da çok iyi bilgisayar suçlusu hâline gelebiliyorlar.

Evet, arkadaşlarımın çoğu üstün yetenekli ve zekâlı çocukların tanımlarını yaptılar. Bunlar çok kelime hazinesine sahip, mükemmel bir hafızaları, merakları, yaşlarına göre olgunlukları, adalet ve merhamet duyguları gelişmiş…

Bakın, son yıllarda hep şu konuşulur ya siyasette: “Siyasetin lider problemi var.”, “Siyasetin kadro problemi var.”, “Bürokrasinin lider problemi, kadro problemi var.” İşte, bu çocuklarımızı, bu nesilleri ele alamadığımız için… Bunları ele aldığımız zaman, bunları iyi yetiştirdiğimiz zaman ben bunların içinden çok Recep Tayyip Erdoğanlar çıkacağını düşünüyorum. (MHP sıralarından “Yaa!” sesleri)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ortalık yanık yağ kokusu oldu!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Yaa! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

Evet, ben bu saatten sonra fazla meşgul etmeyeyim. Arkadaşlarımla da demin iddiaya girdim, şu kadar dakikayı doldurmayayım…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yalnız bir kişiyi tespit edebilmeniz çok enteresan ya! 

HALİDE İNCEKARA (Devamla) - “Sen erken bitir o zaman.” dediler. 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Çok gayret sarf ettiniz herhâlde 75 milyonun içinden…

HALİDE İNCEKARA (Devamla) - Ben, bu arada, sadece sorumluluğun Millî Eğitim Bakanlığına ait olduğunu düşünmüyorum. Millî Eğitim Bakanlığı nihayetinde bizlere taşeron eğitim veren bir Bakanlık. Çocukların hukuk ve hakkının esas sahibi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız. Bence bütün çıkan yani o komisyonlarda görüşülen eleştirdiğiniz tekliflerin de bir tarafında durması gerekenin Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olduğunu düşünüyorum çünkü çocuğun hukukundan ve hakkından sorumlu olan Bakanlık orası. Bu konuda da YÖK’ün, DPT’nin, Millî Eğitim Bakanlığının ve TÜBİTAK’ın iş birliği içinde çalışması gerektiğini düşünüyorum.

Peki, niçin araştırma komisyonu kuruyoruz? Millî Eğitim Bakanlığının aklı yetmiyor mu? Bir araya geliverseler, düşünüverseler, bunları yapıverseler diye. Yok, maalesef bazen akılları yetmiyor, bazen güçleri yetmiyor, bazen iş birliği yapmak kamu kurumlarının içinde çok zor oluyor ama araştırma komisyonu şöyle bir şey sağlıyor: Bir kere, bütün partilerin üyeleri orada olduğu zaman birlikte tartışma, istişare etme, yerinde ziyaret etme, akademisyenleri çağırma, bakanlıktan görevli arkadaşları… Bir ortak akıl oluşuyor ve oradan çıkan sonuçlar… Ki bunu iki araştırma komisyonu başkanlığı yaptığımda gördüm, bütün muhalefet partileri özellikle çocuk ve eğitim söz konusu olduğunda gerçekten çok iyi bir uzlaşma gösteriyorlar ve o araştırma komisyonu sonuçlarını bugün bakanlıklar hayata geçirdiği için çok iyi sonuçlar alabiliyoruz. Tabii hepsinden memnun olmayabilirsiniz, saygım var ama çoğunlukta mutabakat içinde olarak yaptıklarımızdan iyi sonuçlar aldığımızı düşünüyorum. Onun için bu araştırma komisyonunun belki de 2002’den bu yana yaptığımız icraatların içinde en önemli, en etkili, en faydalı ve tarihe nakşedecek faaliyetlerden biri olacağını düşünüyorum.

Çok teşekkür ediyorum, hayırlı uğurlu olsun diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Başkanım, yanık kokusu var, itfaiyeyi çağıralım!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) - Vaktim var yedi saniye…

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Yanık yağ kokusu var.” dedi.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) - Ne var?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yanık yağ kokusu…

HALİDE İNCEKARA (Devamla) - Ha, yağ kokusu… Olabilir, hiç gocunmam vallahi. Benim gibi lidere sahip olun, siz de yağ çekin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İncekara, teşekkür ediyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yirmi sene önce başkası için söylüyordunuz Halide Hanım bu sözleri. Onları da biz biliyoruz yani.

BAŞKAN – Bir sonraki konuşmacı Sayın Kerim Özkul, Konya Milletvekili.

Sayın Özkul, buyurun.

Sayın Özkul yok mu efendim?

Sayın Tülay Selamoğlu, Ankara Milletvekili.

Sayın Selamoğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ adına söz almış bulunuyorum.

Şu an gelinen noktada üstün zekâlılarla ilgili, özel yetenekli çocuklarımızla ilgili tüm tanımlar, sıfatlar anlatıldı ama Eflatun’un deyimiyle bu çocuklar “altın çocuklar.” Altın çocuklar öyle bir şey ki onlarla yaşamak gerçekten çok zor. Böyle bir deneyim yaşamış biri olarak konuşuyorum, doymak bilmeyen merakları yüzünden ilk başta aileleri çok ciddi sıkıntılar çekiyor. 0-2 yaş arasında kelimelerin gücünü görüyorsunuz onda, eş sesliler, anlamdaş kelimeler ama bu “Neden?” sorusunu getiriyor. Niye aynı şey ayrı iki kelimeyle anlatılıyor ya da iki aynı kelime niye ayrı eşyalar üzerinde ya da sıfatlar üzerinde kullanılıyor?

Şimdi, bunlardan sonra üç-beş yaş arası inanın korkunç bir dönem aileler için. Üç-beş yaş arasında aklınıza gelebilecek her türlü soru soruluyor. Bu sorular sorulurken de aileler şunu düşünüyorlar: “İnşallah bildiğim yerden çıkar, inşallah bu konuda cevap verebilirim, inşallah çabuk öğrenebilirim.” Bu deneyimi yaşadığım dönemde İnternet daha yoktu, İnternet inanın çok büyük bir destek oldu bu ailelere çünkü konunun nereden çıkacağını bilmiyorsunuz. Üç yaşındaki bir çocuğa nükleer füzyonu anlatmak için tekrar çalışmanız gerekiyor ve ona anlatabilmeniz gerekiyor. Bu çocukların o kadar meraklı olmasını anlayamıyorsunuz ama meraklarını tatmin etmek zorundasınız, etmediğiniz zaman onun yaşadığı sıkıntı çok büyük oluyor. Meraklarını tatmin ettiğiniz zaman da bu sefer sosyal hayatta, okulda sorunlar yaşamaya başlıyorlar. Bu sefer o çevrenin ona uyum sağlaması ya da onun o çevreye uyum sağlaması için kendisini zorlaması gerekiyor; gerçekten çok zor. Ama özellikle üstün yetenekli potansiyelinin değerlendirilmesinde tarihsel tek nokta var: Enderun. Dünyada ilk uygulama enderun mektepleri ve enderun mekteplerinin yapısına baktığımızda, Osmanlı, o dönemde tüm yetenekli özel çocukları buralara almış ve bu çocukları devlet yönetiminde ve bilimde, sanatta kullanmış. Ama özellikle üstün zekâlı çocukların mevcut potansiyelini arttırmak için sizin bir şey yapmanız gerekmiyor; onun merakları ve arayışları onu yükseltiyor ama kilitlendiği nokta en kötü nokta.

Eğer çocuk, özellikle matematik zekâsı ya da fen zekâsı yüksek bir çocuk kafasındaki soruya cevap bulamazsa uyku sorunu yaşamaya başlayabiliyor, ilaçlar kullanmanız gerekebiliyor ama bunlar gerçekten aileyi çok yıpratıyor.

Üstün zekâlı çocuklarla ilgili Dünya Üstün Yetenekli Çocuklar Konseyi Başkanı Doktor Wu-Tien Wu’nun bir sözü var, diyor ki: “Üstün zekâlı çocuk yaşıtlarından farklıdır. O büyüyünce ya Einstein gibi dünyaya faydalı bir bilim adamı ya da Hitler gibi bir diktatör olur.” Wu’ya göre üstün zekâ ve yetenekteki çocuğun eğitimi çok önemli; doğru eğitimle bu çocuklar insanlık tarihine geçecek işler yapabilirler, yanlış eğitim ise onları dünyanın başına bela edebilir.

Üstat Cemil Meriç, deli ile dâhi arasındaki farkı “İncecik bir çizgi.” olarak tarif ediyor.

Biz şunu biliyoruz; İbni Sina bugüne kadar yaşamış o altın çocuklardan en önemlilerinden çünkü on yaşında tıp âlimi unvanını alıyor ama bu altın çocuk olarak İbni Sina iyi bir müzisyen değil. Picasso çok üstün yetenekli bir insan kabul ediliyor resim alanında ama o da matematikten hiç anlamıyor. Mozart da müziğin dâhi çocuğu olarak kabul ediliyor ama o da resim yapamıyor, matematik ya da fizik ya da tıp, herhangi bir şeyden anlamıyor.

Bu yetenekler bireye özel gelişiyor. Önemli olan, bu çocukların, altın çocukların özelliklerini bulup onları tatmin edebilmek, hem ülkeye hem dünyaya faydalı hâle getirebilmek.

Cumhuriyet döneminde çıkan Harika Çocuklar Yasası’yla biz özel yetenekli, sanatta yetenekli çocukları eğitime yurt dışına göndermeye başladık ama bunun ülkemize, sanatın gelişmesine çok fazla etkisi olmadı, geri dönüşler olmadı çünkü. Şimdi, BİLSEM’ler var; yirmi dokuz tane BİLSEM var biliyorsunuz. Yirmi dokuz BİLSEM tabii ki yeterli değil ama ilk çabalar, inanın, bu dönemlerde gerçekleşiyor.

Şimdi, Amerika üstün yetenekli çocuklara önem verip eyaletlerde üstün yetenekli çocukların tespit edilmesi için çalışmalar yaparken, Almanya, Rusya, İsrail bu konuda ciddi programlar yaparken bizim bu programlarda geç kalmamız bizi gerçekten üzüyor. Özel programların uygulanması için, inşallah, elimizden geleni yapacağız; bu yetenekli, nadir bulunan çocuklarımızın geleceğin liderleri, bilim ve fikir insanları, sanatçıları olmaları için elimizden geleni yapacağız. Bu komisyonun kurulmasıyla başlayacak bunlar ama bu serveti, bu millî serveti heba etmeyeceğiz.

Öyle ilginç sorular gelebiliyor ki bir tane anımı anlatmak istiyorum. Televizyon izlerken, ateş için oksijen gerektiğini fark ediyor benim deneyimimde. Oksijenin nerede olduğunu sordu bana. Atmosferi anlatmak zorunda kaldık, dünyayı anlattık, yer çekimini, merkezkaç kuvvetini bildiğimiz kadarıyla, bulabildiğimiz her türlü bilgiyi anlattık. “Peki, uzayda oksijen serbest dolaşıyor mu?” dedi, “Hayır.” dedik. “Yani bir yerde sınırlanması lazım ve ateş için oksijen gerekiyor.” “Peki, o zaman güneş nasıl yanıyor güneşte atmosfer yoksa?” dedi.

O nükleer füzyon olayını o zaman birinden öğrenip, bir bilim adamını, bir bilim insanını bulup bu konuda onun anlatmasını sağlamamız gerekiyordu çünkü o, onu rahatsız etmeye başlıyor çünkü güneşe bakıyor ve sadece bu soruyu soruyor: “Nasıl yanıyor?” Hep soru bu. Gece uyurken bununla ve sabah uyanıp gözünü açtığında “Güneş nasıl yanıyor?” Gerçekten çok zor, çok değerli çocuklarımız var. Bu altın çocuklarımızı, inşallah, çok daha gelişmiş bir bilim ortamı içerisinde, sanat ortamı içerisinde yetiştireceğiz. Ama bizim çocuklarımız, inanıyoruz ki bu ortamda yetişen çocuklarımız hem ülkemizin geleceğini sağlayacaklar hem dünyanın geleceğini onlar belirleyecekler.

Çok teşekkür ediyorum. Bu komisyonun kurulmasına gerçekten çok büyük ihtiyaç olduğuna inanıyorum ve bu çalışmalar için desteklerinizi bekliyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Selamoğlu.

Önerge sahipleri adına son konuşmacı Yalova Milletvekili Sayın Temel Coşkun.

Sayın Coşkun, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; üstün zekâlı çocukların değerlendirilmesi ve istihdamı konusunda vermiş olduğum araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum, yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu hafta gerçekten eğitimin ağırlıkta olduğu bir haftayı yaşıyoruz. Millî Eğitim Komisyonumuzda görüşülen kanun teklifiyle ve Genel Kurulda çok önemli bir konu olan üstün zekâlı çocuklarımızın değerlendirilmesiyle alakalı olumlu ve hayırlı neticelerin çıkacağını ümit ediyorum ve bu konuda yüce Meclisimizin önemli bir katkı sağlayacağını da düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, gelecek vadeden çocukların tespiti üzerinde ülkemizdeki en ciddi çalışma bilim ve sanat merkezleri tarafından yapılmıştır. Bilim ve sanat merkezleri sınıf seviyesinin belirlenmesinde bölgesel şartları da dikkate alarak ilköğretime devam eden öğrencileri sınıf öğretmenlerinin önerileriyle tanımlamaya ve bu tanımlama sürecini kısaca aday gösterme, grup taraması ve mülakat olarak özetlemek gibi çalışmalarla devam etmiştir. Öğrencilerin yalnızca değerlendirme sınavlarıyla alındığı bu merkezlerde yeteneğe yönelik bir değerlendirme yapılmaktadır. Bu durum, sanatsal ve el becerilerine yönelik yetenekli öğrencilerin bu merkezden yararlanmasına neden olmuştur.

Türkiye’de toplam 62 bilim ve sanat merkezinde yaklaşık 10 bin öğrenci eğitim görmektedir. Bu sayı yaklaşık 11 milyon ilköğretim öğrencisi dikkate alındığında hedef kitlenin yarısı durumunda bile değildir. Diğer taraftan, bilimsel çalışmalar gelişmiş ülkelerin üstün zekâlı, yetenekli birey oranlarını en az yüzde 5 olarak vermektedir. Kore’de bu oranın yüzde 10 ile 15 arasında olduğu tespit edilirse, Kore, bu öğrencilerin büyük bölümüne özel eğitim sağlayan ülkelerin en başında gelmektedir. Kore’nin bu öğrencilere yüksek oranda ulaşması eğitim sistemine koyduğu bir kanun ile gerçekleşmiştir. Türkiye’de ise tanımlanan öğrencilere özel eğitim sağlama oranı yaklaşık yüzde 40 civarındadır. Ancak sağlanan bu eğitim tam değil, kısmi zamanlı olarak bilim ve sanat merkezlerinde verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de üstün zekâlı, yetenekli öğrencilere özel eğitim veren tek kurum Özel Türk Eğitim Vakfı İnanç Türkeş Özel Lisesidir. Tam zamanlı ve oldukça başarılı uygulamaların yürütüldüğü kurumda gelecek vadeden öğrencilerin iyi bir eğitim almaları sağlanmaktadır. Türkiye’nin bu tür eğitim kurumlarını kısa sürede artırması önemli bir dönüm noktası olacaktır.

Bilimsel araştırmalar çocuğun kendi kendine çevresiyle etkileşerek geliştirebileceği, bilimsel kapasitenin dışında çevresindeki yetişkinlerle ve diğer çocuklarla etkileşerek geliştirebileceği bir gelişmeye açık alandan bahsetmektedir. Bu yüzden, başarılı, gelecek vadeden üstün zekâlı çocukların tespitinde ve eğitiminde sosyal ve çevre faktörleri çok büyük önem arz etmektedir. Toplumu oluşturan bireyler farklı zekâ seviyelerine sahiptir. Bunların yaklaşık yüzde 95’i normal zekâ seviyesindeki bireylerden oluşmaktadır. Geriye kalan yüzde 5’lik bölümün yüzde 2’lik kısmı üstün zekâlı bireylerden, yüzde 3’lük kısmı ise alt zekâ grubuna mensup bireylerden oluştuğu tahmin edilmektedir. Ortalama bir insan beyin kapasitesinin ancak yüzde 1,5’unu kullanabilmektedir.

Değerli milletvekilleri, 20’nci yüzyılın eğitim anlayışına önemli katkı sunan eğitim bilimci Benjamin Bloom, insan yaşamının ilk dört yılının zihinsel gelişmenin en kritik dönemi olup ilk dört yıl içinde eğitimsel uyarıların çok önemli olduğunu ve zekâyı artırdığını, çocukların on sekiz yaşına kadar gösterdikleri okul başarısının yüzde 33’ünün sıfırla altı yaş arasındaki kazanımlarla açıklanabildiğini ileri sürmektedir.

Eğitimde en gelişmiş ülkeler deyince akla gelen Finlandiya’da başarılı gelecek vadeden üstün zekâlı öğrencilerin tespiti henüz çocuklar üç yaşına geldiğinde yapılmaktadır. Böylece daha o yaşlarda tespit edilen yetenekleri ve eğilimleri doğrultusunda bir eğitim öğretim sürecine tabi tutulması mümkün olabilmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, 2012 bütçesinde de yine en büyük payı eğitime ayıran iktidarımız ve hepimize düşen sorumluluk, eğitimde kaliteyi gelişmiş ülkeler düzeyine çıkarmak için bu kaynağın en verimli, en rasyonel şekilde kullanılması olmalıdır. Bu hususta eğitimin tüm paydaşlarıyla daha etkili bir iş birliği ve koordineli çalışma içinde olmak gerekir. Hep birlikte, eğitimi sorunlarımızın değil, çözümlerimizin adresi yapmalıyız.

Eğitimde fırsat eşitliği sağlayacak, aynı zamanda fırsatlarını değerlendirecek çalışmaları yeni dönemde de milletimizin hizmetine sunacağız.

Ülkemizde genç nüfus 11 milyon 500 binden fazladır. Avrupa’da genç nüfus hızla azalırken, iş ve iş gücü ciddi manada düşerken bizim gençlik gücümüz âdeta bölgesel fırsat hâline gelmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, özel eğitim okulu ve sınıf programları ile engelleri bulunan öğrenciler, eğitimlerini normal okullarda akranlarıyla birlikte sürdürecek yeterliliklere ulaştırmayı amaçlayan bir yaklaşımla hazırlanır. Vermiş olduğumuz araştırma önergesiyle nasıl ki yeterlilik kazandırmak için ayrıca bir yöntem geliştirilebildiyse, fırsat eşitliği kapsamında maddi destekler sağlanıyorsa, yeteneklerin değerlendirilmesi için de bir yöntem geliştirilmesi şart olmuştur. İlköğretimde net okullaşma oranları yüzde 90,98 iken 2010-2011 eğitim ve öğretim yılında yüzde 98,41’lere yükselmiştir. Bu eğitim ve öğretim yılında yüzde 99’lar hedeflenmektedir. Stratejik Plan’da ise 2014 yılında yüzde 100’ü bütünüyle gerçekleştirmek hedeflenmiştir. Ortaöğretimde net okullaşma oranları, 2002 yılında yüzde 50,57 iken 2010-2011 eğitim öğretim yılında yüzde 69,33’lere ulaşmıştır.

İktidarımız ve Bakanlığımız başarılı çalışmalarla eğitim ve öğretime olan ilgiyi arttırarak devam ettirmiş ve vaat edilen, çocukların, üstün zekâlı çocukların ve normal çocuklarımızın önünü açmıştır. İlköğretimi bilim ve sanat merkezleri yardımıyla tanımlayan bu öğrencilerin genellikle fen liselerine yerleştikleri görülmektedir. Ortaöğretimi fen liselerinde tamamlayan üstün zekâlı bireylere yönelik yetersiz rehberlik ve yönlendirmelerle bu öğrenciler başarılı olacakları alanlardan çok popüler meslek alanlarına yönlenmektedirler. Doğru eğitim sistemi uygulamasının yanında doğru rehberliğin yapılmasıyla bu öğrenciler ülkemizin gelişmişliğine önemli katkı sağlayacaklardır. Üstün zekâlı çocuklarımızın sadece millî eğitim kurumuna sağlayacağı katkısı düşünülmemelidir. Gelecek vadeden bu çocuklarımızın iş gücü sahaları ve istihdam alanlarına yeni istihdam alanları açılmalıdır. Hatta yeni bir sektöre ışık tutacak yeteneklerin keşfedilmesi lazımdır. Onun için Millî Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığımız, Kalkınma, Gençlik ve Spor Bakanlığımız, Bilim ve Teknoloji Bakanlığımız gibi bakanlıklarımızın ortak çalışması bu konuda önemli mesafelerin alınmasına sebep olacaktır.

Değerli milletvekilleri, inanıyoruz ki araştırma sonucunda ortaya konulacak yürürlükte hem çağına hem de kendisinden sonraki çağa ışık tutacak gençlerimizi ve çocuklarımızı keşfetmiş olacağız. Sadece doktorluk ve belli mesleklerin dışında onların her sahada yetişmesini ve koşmasını sağlayacağız.

Bu duygular içerisinde, araştırma önergesine vereceğiniz desteğe şimdiden teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Meclis araştırma önergeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 17 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyonun çalışma süresinin Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip Üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere 7 Mart Çarşamba saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Teşekkür ederim.

 

Kapanma Saati: 21.17