DÖNEM: 24                          CİLT: 13                        YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

64’üncü Birleşim

9 Şubat 2012 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

I.  - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III.  - YOKLAMA

IV.   - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle’nin, 13 Şubat Erzincan ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren Projesi kapsamında Köseköy-Gebze hattının tren ulaşımına kapatılmasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Azerbaycan’ın Hocalı kentinde yapılan soykırım ve Türkiye’de Ermeniler tarafından gerçekleştirilen katliamlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, MİT Müsteşarının ifadeye çağrılmasına, KCK soruşturmalarına, tutuklu gazetecilere, polislerin fezlekeyle açıklama yapmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Hızlı Tren Projesi nedeniyle Kocaeli’deki tren hattı güzergâhındaki değişikliğe ilişkin açıklaması

3.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Eskişehir-İstanbul tren seferlerinin iptal edilmesi nedeniyle Eskişehirlilere daha ucuz bir alternatif araç önerilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

4.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, 2004 yılında Pamukova’da meydana gelen tren kazası nedeniyle açılan davanın zamanaşımına uğramasına ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

5.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Başbakanın Adana metrosunun Ulaştırma Bakanlığına devri konusundaki ifadesini siyaseten kullanıp kullanmadığına ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye ili ve ilçelerinde kara yollarında yaşanan sıkıntıların giderilmesi hususunda yapılabileceklere ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

7.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, altyapı çalışmaları yapılan Gümüşhane-Tirebolu, Gümüşhane-Trabzon hızlı tren hattının birlikte gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

8.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 57’nci Hükûmet tarafından konulmuş birtakım projelerin bugün de sürdürülmesini olumlu gördüklerine ve Pamukova’da meydana gelen tren kazası davasının zamanaşımına uğramasına ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana bölgesinde Devlet Demiryollarının hantal olduğuna, bu bölgeye de hızlı tren yapılıp yapılmayacağına ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

10.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat ilinde hızlı tren hattı olmadığına, özellikle Yıldızeli’nde bir istasyon kurulmasının önemine ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

11.- İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın gündem dışı konuşmasına cevaben, Hocalı kentinde yapıldığı iddia olunan katliama ilişkin konuyu Dışişleri Komisyonunda gelecek hafta gündeme alacaklarına ilişkin açıklaması

12.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Hocalı katliamının önemli bir konu olduğuna ve Dışişleri Komisyonunda görüşülmesi önerilerinin kabul edilmediğine ilişkin açıklaması

13.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, siyasi parti grup başkan vekilleriyle yapılan müzakereler sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerinin ertelemesini olumlu bulduklarına ilişkin açıklaması

14.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, siyasi parti grup başkan vekilleriyle yapılan müzakereler sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerinin ertelemesini olumlu bulduklarına ilişkin açıklaması

15.-  Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, siyasi parti grup başkan vekilleriyle yapılan müzakereler sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerinin ertelemesini olumlu bulduklarına ilişkin açıklaması

16.-  Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, siyasi parti grup başkan vekilleriyle yapılan müzakereler sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerinin ertelemesini olumlu bulduklarına ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay ve 25 milletvekilinin, yeraltı su kaynaklarının korunması konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/139)

2.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 20 milletvekilinin, TÜFE’nin hesaplanmasında dikkate alınan TÜİK enflasyon sepetini oluşturan bileşenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/140)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 19 milletvekilinin, bağcılık sektörü ve üzüm üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/141)

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Avrupa Parlamentosu Başkanının Avrupa Parlamentosunda düzenlenecek "Eşit Değerde İşe, Eşit Ücret" konulu parlamentolararası komisyon toplantısı davetine icabetle Brüksel'e resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/751)

 

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün “Gündem” başlıklı 49’uncu maddesine göre Başkanın birleşimi kapatırken gelecek birleşimde hangi hususların görüşüleceğini Genel Kurula bildirmediği gerekçesiyle Başkanın tutumu hakkında

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve 21 milletvekilinin (10/92) esas numaralı, hayvancılık ve kırmızı et sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9/2/2012  Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- Aile içi şiddet, boşanma, katliamlar, intiharlar gibi Türk toplumunun yapısını tehdit eden bu sosyal olayların nedenlerinin araştırılması amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin 9/2/2012 Perşembe günü Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin aynı  birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, TRT ile  ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 9/2/2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Çukurova Üniversitesinin KKTC’de Kampus Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/482) (S. Sayısı: 67)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Ortaklık Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/480) (S. Sayısı: 100)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ülkemizde kadınlarda tiroit kanserinde artış olduğu iddialarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/1668)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın başta İstanbul’da olmak üzere ülke geneline olası bir deprem için aldığı önlemlere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2027)

3.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, Midyat’ta acil tedavi edilmesi gereken bir hastayla ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/2116)

4.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Mudanya’da tapuları iptal edilen vatandaşların mağduriyetine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2429)

5.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Düzce’de cuma namazında okunan bir hutbeye ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2480)

6.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, TOKİ Başkanının özlük haklarına ve Başbakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışıp başka kurum ve kuruluşlarda üyelik görevi olan personele ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2482)

7.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, kanser vakalarındaki artışa ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/2601)

8.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Karlıova’daki termal kaynak suyu ile ilgili yapılan çalışmalara ve bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2738)

9.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde farklı mezheplerdeki vatandaşların ihtiyaçlarını karşılayacak birimlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2767)

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron firma çalışanlarının bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2821)

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, tuğla ve kiremit üreticilerinin sorunlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2830)

12.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Bingöl-Karlıova-Hacılar Köyü jeotermal su kaynaklarının kullanım hakkının devredilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2831)

13.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Atatürk, Keban ve Karakaya barajlarının son 15 yıldaki yıllık ve aylık enerji üretimine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2832)

14.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Gürgüre Su Kaynağı ile ilgili projelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2834)

15.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Balıkesir ve ilçelerine doğal gaz arzı sağlanmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2839)

16.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, hayatını kaybeden bazı bestekâr ve müzik icracılarının eserlerinin gelecek nesillere aktarılması çalışmalarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2887)

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’da kültür turizminin desteklenmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2889)

18.- Adana milletvekili Ali Halaman’ın, Göksu Irmağı’nın turizme açılmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2893)

19.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, geleceğe dönük projelerle ilgili açıklamalarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/2922)

20.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, elektrik tarifesi ile ilgili bir düzenlemeye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2975)

21.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, elektrik enerjisi üretimine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2976)

22.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde kaçak elektrik kullanımına ve alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2977)

23.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, elektrik faturalarına yansıtılan çeşitli bedellere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2979)

24.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Mardin Kalesi’nin turizme açılıp açılmayacağına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2999)

25.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Mardin Dara kenti ile ilgili çalışmalara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3000)

26.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Başbakanlık Müsteşarına mali haklar kapsamında fiilen yapılan aylık brüt ödemeye ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/3047)

27.- Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın, Marmara Bölgesi’nde meydana gelebilecek elektrik kesintileri için yedek kapasite ihtiyacına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/3056)

28.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Adana’da yapılan ve yapılacak projelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/3057)

29.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, SEDAŞ’ın sebep olduğu bazı sıkıntılara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/3058)

30.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir genel müdür hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/3059)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 13.00’te açılarak yedi oturum yaptı.

 

Birinci ve İkinci Oturum

TBMM Başkan Vekili, Oturum Başkanı Mehmet Sağlam, Kahramanmaraş iline “Kahraman”, Gaziantep iline de “Gazi” unvanı verilmesinin yıl dönümleri nedeniyle bir konuşma yaptı.

 

Gaziantep Milletvekili Abdullah Nejat Koçer’in, Gaziantep iline “Gazi” unvanı verilişinin 91’inci yıl dönümüne,

Muğla Milletvekili Tolga Çandar’ın, Bodrum Alakışla Limanı Adalıyalı mevkisindeki tahsis alanlarına,

Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, trafik kazası sonucunda ortaya çıkan yaralanmaların tedavi giderlerinin karşılanmasına,

İlişkin gündem dışı konuşmalarına Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz cevap verdi.

 

Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, Gaziantep iline “Gazi” unvanı verilişinin 91’inci yıl dönümüne,

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Kahramanmaraş ve Gaziantep illerimizin üreten ve Türkiye'nin ortak değerlerine saygı duyan iki ilimiz olduğuna,

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Sosyal Güvenlik Kurumunun kurumlara yaptığı ödemelerde kesinti yapmasının hastalara olumsuz etkilerine,

Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya, Amasra ve Kurucaşile ilçelerinde meydana gelen şiddetli fırtına nedeniyle zarar gören vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesine,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığına atanan Ramazan Akyürek’in atamasının Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Yönetmeliği hükümlerine uygun olmadığına, bu atamanın geri alınıp alınmayacağına,

İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel, 28 Aralık 2011 tarihinde Uludere ilçesinin Roboski köyünde 34 kürt köylüsünün hayatlarını kaybetmesine neden olan bombalama eylemini yerinde araştıran Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun tespitine ve Başbakanın konuya açıklık getirmesi gerektiğine,

Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt, kurumlarından izinli olarak gelip Mecliste çalışan personelin Meclis Teşkilat Kanunu’nun değişmesi nedeniyle sözleşmelerinin yenilenmemesinden kaynaklanan sorunlarının çözülmesi gerektiğine,

Niğde Milletvekili Doğan Şafak, Niğde, Nevşehir, Aksaray, Konya ve diğer illerde satılamayan 2 milyon 500 bin ton civarında patatesin ambarlarda kaldığına, Hükûmetin bu konuda pazar araştırma düşüncesi olup olmadığına,

İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel, Hükûmetin uyguladığı tarım politikaları nedeniyle, Manisa’nın Kırkağaç ilçesi ile İzmir’in Kınık ilçesinin Poyracık beldesinde ürünlerini satamayan yemlik darı üreticilerinin tüccarlar tarafından dolandırıldığına ve bu konunun biran önce çözülmesi gerektiğine,

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, sağlık hizmetlerinin iyiye doğru gitmediğine ve vatandaşın yaşadığı sıkıntılara,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

İstanbul Milletvekili Halide İncekara ve 27 milletvekilinin, ülkenin geleceği açısından stratejik önemi haiz üstün yetenekli bireylerin keşfi, eğitimi ve etkin istihdamlarının sağlanmasının (10/136),

İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve 19 milletvekilinin, Çatalca’nın Çiftlikköy, Karacaköy ve Binkılıç Mahallelerinde ormancılık faaliyetleriyle iştigal eden halkın sorunlarının (10/137),

Konya Milletvekili Atilla Kart ve 23 milletvekilinin, özelleştirmelerdeki haksız ve keyfî uygulamaların (10/138),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir parlamenter heyetin, Bosna-Hersek Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Miraz Kusljugic'in vaki davetine icabetle Bosna-Hersek'e resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.

 

BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmının 116’ncı sırasında yer alan (10/115) esas numaralı faili meçhul cinayetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin, Genel Kurulun 8/2/2012 Çarşamba günlü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Ordu Milletvekili İhsan Şener’in,

Ordu Milletvekili İhsan Şener, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın,

Partilerine sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

 

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Şırnak Milletvekili Sırrı Sakık’ın yapmış olduğu konuşmasında Rauf Denktaş hakkındaki beyanının tutanaklardan çıkarılması gerektiğine,

Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, Suriye’de yapılan katliam nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda gerekli demokratik tepkiyi koymak yerine AK PARTİ Hükûmetini eleştirdiğine, bunun Baas kardeşliği olarak değerlendirilmesi gerektiğine, BDP’lilerin Ergenekon davası konusunda gerekli duyarlılığı göstermediklerine,

İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in konuşmasına cevaben, Cumhuriyet Halk Partisinin hiçbir zaman Suriye’deki katliamı tasvip etmediğine ve Baas Partisiyle alakası olmadığına,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, faili meçhullerin siyasi rant için kullanılmaması gerektiğine,

İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın konuşmasına cevaben, dış politikanın bünyeyle alakalı olduğuna dair sözlerine açıklık getirmek istediğine,

İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Türkiye’nin Suriye’yle ilgili dış politikası ve uluslararası ilişkilerine,

Kocaeli Milletvekili Fikri Işık, Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin ifadelerine karşı devletin içerisinde odaklanmış birtakım gayrimeşru yapıların deşifre edilmesinin bölücülüğe veya ayrımcılığa hizmet olmadığına aksine devletin güçlenmesine, milletin birliği ve beraberliğine hizmet olduğuna ve Suriye konusunun Başbakanın şahsi konusu olmadığına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

MHP Grubunun, 1 Şubat 2012 tarih ve 2730 sayı ile TBMM Başkanlığına ülkemizde yaşanan çeltik üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin 8/2/2012 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Çorum Milletvekili Tufan Köse,

Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli,

Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş,

Çeltik üreticilerinin sorunlarına ilişkin birer açıklamada bulundular.

 

CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından 6/2/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına tutuklu ve hükümlü öğrencilerin sorunlarının araştırılması hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (244 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 8/2/2012 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın grubuna,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın grubuna,

Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

 

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, üniversite sınavlarındaki katsayı uygulamasına ilişkin bir açıklamada bulundu.

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın şahsına,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin partisine,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

 

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Sendikalar Yasası’nın çıkarılmasının gecikmesi nedeniyle maaş zammı alamayan memur ve emeklilerinin durumuna,

İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak, üniversite sistemine itiraz eden gençleri terör örgütü üyeliğiyle suçlamanın, istediklerini adam gibi ifade etsinler tabirinin AK PARTİ’nin söylemlerine yakışmadığına,

Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, değişik nedenlerle cezaevlerinde tutuklu bulunan öğrencilerin durumu hakkındaki yaklaşımlarının ne olduğunun açıklanmasına ve meslek liseleri ile diğer liseler arasında yaratılan eşitsizlik nedeniyle açtığı katsayı davasına,

Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, başörtülü kızların eğitim öğretim haklarından yoksun bırakıldıklarına, sisteme muhalif oldukları için tutuklananlar varsa AK PARTİ olarak karşı çıktıklarına, YÖK’ün yeni dönemde mutlaka değiştirilmesi gerektiğine,

Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, üniversitelerdeki disiplin yönetmeliğinin değiştirilmesi gerektiğine,

İstanbul Milletvekili Melda Onur, tutuklu öğrencilerin eğitim sorunlarına sahip çıkılmasına;

Yalova Milletvekili Muharrem İnce,

Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci,

Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk,

İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop,

İzmir Milletvekili Oktay Vural,

Samsun Milletvekili Ahmet Yeni,

Üniversite sınavlarında katsayı uygulamasından doğan haksızlığın giderilmesine;

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin düzenlenmesi ile gündemin belirlenmesine ilişkin önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

 

Birleşime saat 18.03’te ara verildi.

 

                                                                Mehmet SAĞLAM

                                                                   Başkan Vekili

                Tanju ÖZCAN                                                                               Mine LÖK BEYAZ

                        Bolu                                                                                             Diyarbakır

                   Kâtip Üye                                                                                         Kâtip Üye

 

Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Oturumlar

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı. Maddelerine geçilmesi kabul edildi.

Görüşmeler sırasında Genel Kurulda çıkan tartışmalar nedeniyle teklifin görüşmelerine imkân kalmadığı için, alınan karar gereğince, 9 Şubat 2012 Perşembe günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 00.13’te son verildi.

 

                                                                   Cemil ÇİÇEK

                                                                        Başkan

             Mine LÖK BEYAZ                         Fatih ŞAHİN                                Tanju ÖZCAN

                   Diyarbakır                                    Ankara                                             Bolu

                   Kâtip Üye                                  Kâtip Üye                                      Kâtip Üye

 

 

 

 

II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                           No: 83

9 Şubat 2012 Perşembe

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi Arasında İki Yıllık İşbirliği Anlaşması 2010/2011'in Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/392) (S. Sayısı: 162) (Dağıtma tarihi: 09/02/2012) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile İran İslam Cumhuriyeti Sağlık ve Tıbbi Eğitim Bakanlığı Arasında Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanlarında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/428) (S. Sayısı: 163) (Dağıtma tarihi: 09/02/2012) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.-  İstanbul Milletvekili Faik Tunay ve 25 Milletvekilinin, su kaynaklarının korunması  konusunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/139) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

2.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 20 Milletvekilinin, TÜFE’nin hesaplanmasında dikkate alınan mal ve hizmet sepetini oluşturan bileşenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/140) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 19 Milletvekilinin, bağcılık sektörü ve üzüm üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/141) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, ÖSYM  tarafından yapılan yerleştirmelere ve hatalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2408)   

2.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Diyanet İşleri Başkanlığının personel ihtiyacına ve kurum personelinin başka kurumlara atanmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2409)  

3.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, ABD Başkan Yardımcısı ve Savunma Bakanının Türkiye ziyaretlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2410)  

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, FATİH Projesi kapsamında orta öğretim okullarına bilgi teknoloji malzemelerinin satın alınması ihalesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2411)  

5.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, özel hastanelere bütçeden ayrılan payın ve hastalardan alınan katkı payının artmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2412)  

6.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak-Uludere’de 35 kişinin hayatını kaybettiği olaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2413)  

7.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, İskenderun Limanı açıklarında batan Ulla gemisinin yol açtığı çevre sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2415)  

8.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, bir köşe yazarının bazı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2416)  

9.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Şırnak Uludere’de sivillerin ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2418)  

10.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Kilis’te Suriyeli mülteciler için bir kamp kurulacağı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2419)  

11.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, açlıktan bayılan bir ilköğretim okulu öğrencisi ile ilgili bir habere ve Sosyal Dayanışma Fonundan yapılan yardımlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2422)  

12.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, çocukların sorunları ve çocuk haklarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2423)  

13.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, özelleşen kurumlarda çalışan personele nakil hakkı verilmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2424)  

14.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, ithalatına izin verilen GDO’lu ürünlere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2433)  

15.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’nın tarımsal göstergelerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2434)  

16.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, ithalatına izin verilen GDO’lu mısır çeşitlerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2435)  

17.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, zeytin üreticilerinin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2436)  

18.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşak’ta aşırı yağışlar nedeniyle ürünleri zarar gören nohut üreticilerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2437)  

19.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, kontör dolandırıcılığının engellenmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2438)  

20.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, hakkında mahkumiyet kararı verilen bir belde belediye başkanının görevden alınmamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2439)  

21.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bir Azerbaycan vatandaşının sınır dışı edilmesiyle ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2440)  

22.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, İstanbul’da yaşanan terör saldırısına ve yabancılara silah satışına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2441)  

23.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Hatay’a yapılan kamu yatırımlarına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/2442)  

24.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, İstanbul’da planlanan ve başlatılan kamu yatırımlarına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/2443)  

25.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Mudanya’daki bir ilköğretim okulunun kapasitesinin artırılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2444)  

26.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünün Yazarlar Okulda  Projesi kapsamında tavsiye edilen bazı kitaplara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2445)  

27.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Karadeniz Ereğlisi’ndeki bir meslek lisesinde bulunan Atatürk Köşesinin tahrip edilmesiyle ilgili iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2446)  

28.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu Doğu Çevre Yolu’na ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/2449)  

29.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu-Tosya kara yoluna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/2450)  

30.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren Projesi nedeniyle Köseköy-Gebze demiryolu hattının ulaşıma kapatılmasının doğuracağı sorunlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/2451)  

31.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, F-35 savaş uçağı projesine ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/2454)  

32.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Alanya’nın bazı belde ve köylerindeki kadastro çalışmaları ile ilgili iddialara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2456)  

33.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Mut Barajı HES Projesine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2457)  

 

9 Şubat 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğundan sistemle yoklama yapacağız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, 13 Şubat Erzincan ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Erzincan Milletvekili Sayın Sebahattin Karakelle’ye aittir.

Buyurun Sayın Karakelle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.-  GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle’nin, 13 Şubat Erzincan ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Erzincan’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğu Anadolu’nun etrafı dağlık, ortası bağlık yeşil incisi can Erzincan’ımızı bizlere armağan eden İstiklal Savaşı’nın Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, Erzincan ve havalisi sorumlusu Halit Paşa ve silah arkadaşlarına, dünden bugüne tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize hayırlı uzun ömürler, şehit yakınlarına sabır ve metanet diliyor, bu vesileyle Erzincanlı hemşehrilerimizin kurtuluş bayramını tebrik ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kendisinden sonra gelecek nesillerin istiklal ve hürriyetini canından aziz sayan bir inancın bayraktarlığını yapmış mensubu olmaktan gurur duyduğumuz yüce milletimizin şanlı bir geçmişi, muhteşem bir tarihi vardır. 13 Şubat 1918 öylesine anlamlı bir tarih ki, ne ağıtlar yaktı, ne acılar çekti Erzincan. 13 Şubat 1918 Erzincan için dönüm noktası, işgalin bitişi, istiklal ve hürriyetin dillerde destan olduğu gündür.

Gururluyuz, çünkü 13 Şubat, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş harcına, yiğit Erzincanlıların kan ve can kattığı gündür.

Biz, 75 milyonun kardeşliğini, Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Erzurum Aziziye Tabyalarında, 13 Şubatta Erzincan’da kanla yazdık. Ay yıldızlı bayrağımızda 75 milyonun kanı vardır, canı vardır.

Milletimizin vahdet bilinci ve arzusu, her türlü bölücü ve ayrılıkçı faaliyetlerin üzerindedir. Millet olmak, ortak acılar, ortak kazançlar, ortak amaçlar demektir. Takdir edersiniz ki, bu muhteşem tarihin altın sayfaları, yüce milletimizin, kanla, canla yazdıkları kahramanlık destanlarıyla doludur.

Üç kıtanın neredeyse yarısına yüzyıllarca hâkim olan Osmanlı Devleti, farklı dillerin, farklı dinlerin, farklı kültürlerin, altı yüz yıl birlikte yaşamasını sahip olduğu adalet anlayışı sayesinde sağlamıştır.

Osmanlı zamanında milleti sadıka olarak bilinmesine rağmen Ermenilerin büyük bir kesimi, asırlar boyu bir arada yaşadıkları milletimizi işgal yıllarında arkadan vurarak Erzincan’da, Doğu Anadolu’da, Kafkasya'daki Müslüman köylerini kana boyamışlardır. 

Aynı Ermeniler, bir taraftan da yaptıkları soykırımları propagandalarla milletimizin üzerine atmaya ve günümüze kadar uzanan bir sözde soykırım yalanına bazı kesimleri de inandırmaya muvaffak olmuşlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihler 25 Temmuz 1916’yı gösterirken Erzincan işgal edilir. O tarihlerde işgal altındaki vatan topraklarımızın üzerinde ne zalimlikler  yapılıyorsa  Erzincan’da da katbekat fazlası vardır.

Fırat kenarındaki kuyu toplu mezarlarında, Erzincan şehir meydanında, Vahit Bey Konağı’nda ve ilimizin ilçe ve köylerinde katledilen sivil  Erzincanlı sayısı 16 bindir. Bu veriler Kâzım Karabekir Paşa’nın anılarında mevcut olup sadece Erzincan ve havalisine ait değildir, incelendiğinde Doğu Anadolu’da ürkütücü rakamları görürüz

Dün, Ermeniler ve Taşnak, 1974-1994 yılları arasında Dışişleri mensuplarımıza saldıran Ermeni ASALA, günümüzde ise -maalesef- 40 binin üzerinde insanımızın canına mal olan PKK terör örgütü. Senaryo aynı, cinayetler aynı, sadece provokatörler değişik.

Dün kurtuluş mücadelesi verip sınırlarını şehit kanlarıyla çizen bu millet, bugün de dış güçlere taşeronluk yapan PKK terör örgütüyle mücadele etmektedir, etmeye de devam edecektir. Barış, huzur ve kardeşliğimize, güven ve istikrarımıza kast etmek isteyenlerin hevesleri mutlaka kursaklarında kalacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şairin deyimiyle:

“Bana ne ellerin gülizarından.

Benim gonca gülüm Erzincan kokar,

Gönlüm cayır cayır yansa narından,

Ocağımda külüm Türkiye kokar, Erzincan kokar.” diyor, bu duygu ve düşüncelerle Erzincan’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümünde, kanlarıyla vatan topraklarını sulayan kahraman atalarımızı bir kez daha rahmet ve minnetle anıyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Karakelle.

Gündem dışı ikinci söz, Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren Projesi kapsamında Köseköy-Gebze hattının tren ulaşımına kapanması hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Mehmet Hilal Kaplan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren Projesi kapsamında Köseköy-Gebze hattının tren ulaşımına kapatılmasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve tutuklu tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren Projesi kapsamında Adapazarı-Haydarpaşa hattı 1 Şubat 2012 tarihinden itibaren yetkililerce durduruldu. Yol yenileme, modernizasyon çalışmaları nedeniyle Köseköy-Gebze güzergâhı kapatıldı. Sözü edilen bölge çift yönlüdür. Bu bölgedeki yol çalışmaları hat kapatılmadan tek yol üzerinden yapılacağı gibi, Ankara-Arifiye arasında olduğu gibi eski yola paralel olarak yeni bir güzergâhın yapılması mümkündür ancak yetkililer, coğrafi şartlar, istimlak zorlukları ve şehirde çalışma güvensizliği gerekçesiyle bu hattı durdurdu.

Soruyorum size: Ümraniye’de, Fikirtepe’de, Sulukule’de, Mamak’ta kentsel dönüşüm projeleri yaparken, İstanbul’un ormanlarını “Mega Proje” adı altında rantiyecilere sunarken, istimlak etmekte zorluk çekmiyorsunuz ama hızlı tren güzergâhında istimlak alanlarında zorluk çektiğinizi söylüyorsunuz. Buna kimsenin inanmasını beklemeyin. Neden burada zorluk çekildiğini ben size söyleyeyim. Yukarıda bahsi geçen yerlerde büyük rant var ama burada rant yok. Bu nedenle keyfî bir uygulamayla Türkiye'nin en işlek demir yolu hattını iki buçuk üç yıl süreyle kapatıyorsunuz. Köseköy-Gebze hattında yaklaşık olarak yılda 5 milyon, günde 15 bin yolcu taşındığı düşünüldüğünde ne kadar sorumsuz davranıldığı ortadadır. Çoğunun öğrenci, işçi, günübirlik çalışan kadınlar, okul parasını biriktirmeye çalışan ayakkabı boyacıları olduğunu düşünürseniz belki vicdanınız biraz sızlar diye düşünüyorum. Bu hatta gişe, temizlik ve güvenlik gibi hizmetlerde çalışan yaklaşık 150 kişinin sözleşmeli personelinin durumunun ne olacağı hâlâ belirsizdir. Böyle bir hattı kapatırken bu kentte yaşayan insanların istemlerini, sorunlarını, günlük faaliyetlerini sürdürme olanağını üç yıl süreyle bir alternatif göstermeden nasıl ortadan kaldırma hakkını kendinizde buluyorsunuz anlayamıyorum. Tren yoluyla taşınmanın hem ucuz hem de zaman kullanma açısından önemli olduğu bir noktada üç yıl süreyle bunu kara yollarına nakletmek hem zaman kaybına hem de insanların 3 kat maliyetle yolculuk yapmasına külfet getirmiş oluyorsunuz. Bu, ne vicdana ne de mantığa sığar. Bu nasıl bir anlayış? Kaldı ki zaten bu konuda sabıkalısınız. 2004 yılında adını “hızlı tren” koyduğunuz eski teknoloji ve raylarla yürütmeye çalıştığınız tırnak içerisinde “hızlandırılmış trenin” Pamukova’da devrilerek 44 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği kazada siz sorumluluğu 2 makiniste yüklediniz. Bilirkişi raporlarına göre bu raylarda hızlı trenin işlemeyeceğini bilmenize rağmen ve kaza sonrası yine bilirkişi raporuna göre sekizde 4 oranında demir yolunun hatalı  olduğunu bilmenize rağmen siz yine bildiğinizi okudunuz ve mahkemeyi oyalamalarla zamanaşımına uğrattınız. 44 yurttaşımızın acısını bizler unutmadık, siz bunu unutmuş olabilirsiniz. Hukuken de zamanaşımına uğratmış olabilirsiniz ama toplum vicdanında aklanmadığınızı bilmenizi istiyorum.

İktidar partisinin bu anlayışı öteden beri var ve ne yazık ki hâlâ devam ediyor. Bir işi yaparken insanların istemlerini ve mağduriyetlerini göz önünde bulundurmamakta ısrar ediyor. Her alanda  olduğu gibi “Ben bildiğimi okurum” tavrından asla vazgeçmiyor. Dün Mecliste yaşanan benzer olaylara burada şahit olduk. Bu davranışınız size bir şey kazandırmaz, Türkiye’ye de bir şey kazandırmaz. İçinde bulunduğumuz kritik süreçte, kanımca, tam bunun tersine davranmak gerekiyor. Hoşgörünün, uzlaşı kültürünün hâkim olduğu, birlikte hareket etme ve ortak üretme anlayışının sağlandığı, iktidarıyla muhalefetiyle beraber olma sürecinin olduğuna inanıyorum. Sizi böyle sorumlu davranmaya davet ediyorum.

Kaldı ki Marmaray Projesi doğrultusunda, Gebze-Haydarpaşa hattı da önümüzdeki süreçte kullanıma kapatılacaktır.

Amacınız, Kasım 2001 tarihinde İstanbul Büyükşehir Meclis üyelerinin aldığı kararla Haydarpaşa’yı yeni rantiyecilere, ticari alanlara dönüştürmekse bundan vazgeçmenizi öneriyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Şimdi, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Binali Yıldırım cevap verecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sonradan cevap verseydiler daha iyi olmaz mıydı efendim?

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Toptan cevap verseydi…

BAŞKAN – Bu ayrı konu olduğu için…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sonra verseydi, belki de hepsine cevap vermek gibi bir durumu olurdu Sayın Bakanın.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Dinle… Dinle…

BAŞKAN – Buradaki konu başka çünkü.

Buyurun Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisimizin değerli üyeleri; Sayın Milletvekilinin, Sayın Kaplan’ın gündem dışı konuşmasına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde demir yollarının cumhuriyetimizin kuruluşunun ilk yirmi yılından sonra ne kadar büyük ihmale, terk edilmişliğe uğradığını bilmeyenimiz yoktur. 1950-2002 yılları demir yollarımızın tarihinde kayıp yıllar olarak kayda geçmiştir. 2002’de AK PARTİ İktidarı olarak göreve geldiğimizde, demir yollarını tekrar devlet politikası hâline getirip “Demir yollarının bu durumu kader değildir. Demir yolları bu ülkenin yükünü taşımalıdır, bu ülke demir yollarının yükünü taşımamalıdır.” düşüncesiyle Marmaray Projesi başta olmak üzere birçok yüksek hızlı tren projelerini başlattık. Bugün itibarıyla 3 bin kilometrelik hatta çalışma devam etmektedir.

Bitirilen demir yolu, yüksek hızlı tren uzunluğu 1.076 kilometredir, hâlen Ankara-İstanbul hattının Ankara-Eskişehir kısmı hizmete açılmıştır, Ankara-Konya yüksek hızlı tren hizmete açılmıştır ve bu iki hatta bugüne kadar 6 milyon vatandaşımız seyahat etmiştir konforlu, rahat, huzurlu bir şekilde.

Eskişehir-İstanbul hattında da çalışmalar yoğun bir şekilde devam etmektedir arazinin çok zor olmasına rağmen, 100 kilometrelik güzergâhtan Vezirhan-Köseköy arasında 52 kilometre tünel vardır, yarısı tüneldir. Diğer yandan, bu kesimin son kısmı Köseköy-İstanbul arası da, Gebze arası da çalışmalara başlamak üzere kapatılmıştır.

Hattın neden kapatıldığını Sayın Milletvekilimiz soruyor haklı olarak. Bildiğiniz gibi, İzmit, İstanbul, Sakarya’ya kadar fabrikalar, yoğun şehirleşme nedeniyle yeni bir demir yolu koridoru bulmak âdeta imkânsızdır, bulunabilse bile bunun istimlak maliyetleri yapım maliyetinin en az 3 katı mertebesindedir, o yüzden de teknik elemanlarca, proje müşavirlerince yapılan çalışmalar sonucunda yapılacak yüksek hızlı tren hattının mevcut hat üzerine oturması gerektiği konusunda tam bir mutabakat sağlanmıştır. Bu konular, teknik konulardır. Hattın nereden geçeceği, hangi standartlara sahip olacağı, yapım sırasında ne gibi tedbirler alınacağı konusu tamamen teknik bir konudur. Burada siyasi mülahazalarla karar verme imkânımız yoktur. Ancak hattın yapım süresinde kapatılacağını dikkate alarak alınması gereken tedbirler bizim işimizdir ve bu yönde de gerekli tedbirler hemen alınmış, İstanbul, Sakarya, Kocaeli valilikleri, belediye başkanlıklarıyla gerekli toplantılar yapılarak vatandaşlarımızın, özellikle o bölgede çalışan işçilerimizin, o bölgede okullarda okuyan öğrencilerimizin mağdur olmamaları bakımından yeni kara yolu hatları oluşturulmuştur. Mevcut toplu taşıma araç sayılarına ilaveten 100 adet yeni otobüs, minibüs, sefere konmuş ve günlük 12 bin ilave kapasite oluşturulmuştur. Bunun yıllık tutarı da 5 milyon yolcu demektir. Bu hatta günlük seyahat eden yolcu sayısı da 5 milyondur. Dolayısıyla, taşıma bakımından herhangi bir mağduriyet söz konusu değildir.

İkincisi de taşıma fiyatları da trenle aynı seviyede, hatta bazı hatlarda daha ucuz olarak gerçekleşmektedir. Özellikle D-100 kara yolu, TEM otoyolu ve E-5 gibi ana güzergâhlarda bu çalışma boyunca yani iki yıl süreyle hiçbir yol bakım çalışması yapılmayacaktır rutin bakımlar dışında. Böylece trafik akışkanlığı da sağlanmış olacaktır.

Tabii, demir yollarının eskiden faaliyeti olmadığı için kapanması ile kapanmaması arasında fazla bir şey fark edilmiyordu, demir yolu kapalı olmuş, açık olmuş hiç kimseyi ilgilendirmiyordu değil mi ki şimdi, artık demir yolları gittikçe yapılan çalışmalar nedeniyle milletimizin ilgisini çekmeye başladı. Bu yüzden de tabii, kapatılınca da fark ediliyor ve neden kapatıldığı sorusu gündeme geliyor, bu iyi bir şey, sevindirici bir şey. Demir yollarına artan bu ilginin devam etmesi bizi de demir yollarına daha fazla yatırım yapmaya teşvik ediyor.

Demir yolları Büyük Atatürk’ün dediği gibi refah ve ümran tevlit eder, bir ülkenin kalkınması ve refahı için olmazsa olmaz ulaşım altyapılarının başında gelir. O yüzden de demir yollarını bir millî politika olarak tekrar ele aldık ve yıllardır halkımızın, milletimizin özlemini duyduğu yüksek hızlı tren projesini adım adım hayata geçiriyoruz.

2003-2009 yılları arasında demir yollarına toplam yaptığımız yatırım miktarı 22 katrilyon liradır, devam eden projelerin toplam tutarı 40 katrilyonun üzerindedir. Önümüzdeki dönem içerisinde 2013’ün sonunda Ankara-İstanbul yüksek hızlı treni tamamen bitmiş, sefere girmiş olacaktır.

Ayrıca, 2013’te asrın projesi Marmaray da hizmet vermeye başlayacak, İstanbullulara, günlük 1,5 milyon İstanbulluya iki kıta arasında hizmet verecektir. Ayrıca, Uzak Doğu’dan Batı Avrupa’ya olan güzergâh boyunca da bu hatla tarihi İpek Yolu tekrar hayata geçirilmiş olacaktır.

Diğer yandan, Ankara-Yozgat-Sivas hattında inşaat çalışmaları süratle devam etmektedir.

Diğer bir projemiz de Bursa-Bilecik-Eskişehir-Konya bağlantısını, hatta İstanbul bağlantısını sağlayacak yüksek hızlı demir yolu projesidir. Bursa-Yenişehir etabı ihalesi tamamlanmış, çalışmalar başlama aşamasına gelmiştir.

Bugün daha buraya gelmeden Ankara metrolarının da sözleşmesini imzaladık. Sincan, Batıkent, Çayyolu, Kızılay ve Keçiören, Tandoğan metroları, toplam 44 kilometre iki yılda tamamlanacak ve Ankaralıların toplu taşımayla rahat, konforlu, huzurlu seyahat yapmaları sağlanmış olacaktır.

Bütün bunları yaparken gözden kaçırmadığımız ve önemle üzerinde durduğumuz bir konu da, değerli milletvekilleri, şudur: Sadece demir yolu altyapısını yenilemek, sinyal olmayan hatlara sinyal yapmak, emniyetsiz hemzemin geçitleri kapatmak değil, aynı zamanda yerli demir yolu sanayisini de oluşturmak için gereken adımları yaptık. 2003’te rayını yapamayan, makasını yapamayan, boji tekerlek takımını yapamayan, ray bağlantı elemanları dahi yapamayan bir Türkiye, bugün ray da yapıyor, hızlı trenini de yapıyor, traversini de yapıyor, ray bağlantı elemanlarını da yapıyor, Marmaray araçlarını da yapıyor, İzmir İZBAN Metrosuna tren setleri de yapıyor, İstanbul Belediyesinin metro araçlarını da yapıyor ve şimdi inşallah, Ankara Metrosunun 324 aracını da… İhaleye çıktık, tek şartımız var, yüzde 51 yerli olacak. Bu şu demektir: Artık gövde dâhil demir yolu çeken, çekilen araçlarının tamamı Türkiye’de yapılacak. Böylece, sadece unutulan, ihmal edilen demir yollarını ayağa kaldırmıyoruz aynı zamanda insanımıza iş, aş sağlayacak, ülkemize döviz tasarrufu sağlayacak demir yolu sanayisini de harekete geçirmiş oluyoruz.

Haydarpaşa Garı’yla ilgili Sayın Konuşmacının ifadesine de burada bir açıklama yapma ihtiyacı duydum.

Haydarpaşa Garı bir asırlık, Anadolu’ya açılan, demir yollarımızın sembolü olmuş bir yapıdır, bir tarihî yapımızdır.

Haydarpaşa Garı’nın ortadan kaldırılacağı, artık kullanılmayacağı, başka amaçlara yönelik bir hazırlık içinde olunduğu gibi son zamanlarda kamuoyunda bazı dedikodular, bazı spekülasyonlar yapılmaktadır. İşin aslı şudur: Yapılan Marmaray Projesi’yle birlikte Ankara’dan, Sivas’tan, Konya’dan, Bursa’dan gelen demir yolu hatları Haydarpaşa’da son bulmayıp, denizle kesintiye uğramayıp, Marmaray’la birlikte Üsküdar altından, denizin, boğazın 60 metre altından geçerek Yenikapı’ya, Yedikule’ye, Ayrılıkçeşme’ye doğru devam edecektir. Dolayısıyla Haydarpaşa, tren garı olarak muhafaza edilecek ve etrafı da bir yaşam alanına dönüştürülecektir.

Ayrıca buradan, mevcut hatlardan nostaljik tren seferleri de yapılmaya devam edecektir. Onun için, böyle aslı astarı olmayan spekülasyonlara, dedikodulara kimse itibar etmesin. Çünkü Haydarpaşa, biliyorsunuz ilk yapılırken, 1900’lü yılların başında İstanbul-Bağdat, İstanbul-Hicaz demir yolunun başlangıcını teşkil eden abidedir. Böyle bir abideyi tarihimizin, kültürümüzün bize emanet ettiği, ecdadımızın bize emanet ettiği böyle bir yapıtı ortadan kaldırmaya hiç kimsenin gücü yetmez; hakkı da yoktur, haddi de yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biz geçmişin izlerini silmek için yarış yapan, Mekke İstasyonu, Bağdat İstasyonu ve Orta Doğu coğrafyasındaki Abdülhamit’in o mükemmel eserlerinden rahatsız olan bir millet değiliz. Onlar bizim gururumuzdur ve dolayısıyla bu eserlere gözümüz gibi bakmak, yaşatmak da en önemli görevlerimiz arasındadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak, sayın konuşmacı 2004 yılı 22 Temmuz da meydana gelen Pamukova tren kazasıyla ilgili bir değerlendirme yaptı. Ben bu konunun detayına girecek değilim. Bu kazayla ilgili her şey söylendi, her şey yazıldı, her türlü yasal ve idari işlemler de yerine getirildi. Kısaca şöyle hafızanızı tazelemek için şunu ifade etmek istiyorum: Kazadan hemen sonra genel müdür görevden alındı ve dokuz ay sekiz gün sonra mahkeme genel müdürü bu olayla ilgili suçsuz bularak göreve iade etti ve yargı süreci devam etti.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Suçlu kim?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Nihayet, 1 Şubat 2008 günü Sakarya Ağır Ceza Mahkemesi son kararını açıkladı. Bu karar 2 kez Yargıtayda bozuldu. Birinci bozulma tarihi 15 Ekim 2008, ikinci bozulma tarihi 12 Temmuz 2010 ve dolayısıyla o günden bu güne yargı sürecinin seyri de böyledir. Bu kazayla ilgili yapılan bilirkişi raporlarında olsun, kaza yerinde yapılan tespit çok açıktır ve konuda da herkes ittifak hâlindedir. Kaza mahallindeki tanımlı hız 80 kilometredir, o anda ölçülen hız 132 kilometredir. Normal şartlarda bu trenin dray olması fiziken mümkün değildir. Çünkü merkez kaç kuvvet hesabına göre 126 kilometre/saate kadar rayda kalabiliyor, 126 kilometrenin üzerinde artık hiçbir şekilde treni rayda tutma şansı yok. 80 kilometrelik hattan 132 kilometreyle geçerseniz bu kazanın olmamasına imkân yok. Her şeye rağmen, bununla ilgili yargıya yardımcı olmak, her türlü araştırmaya, soruşturmaya yardımcı olmak bakımından bizim tarafımızdan her türlü işlem, her türlü tasarruf vakitlice yerine getirilmiş ama hepimizin şikâyet ettiği yargının ağır işlemesi, kararların gecikmesi; o olay burada da yaşanmıştır. Karar verilmesine rağmen, 2 kez bozulması ve kararın uygulanabilir hâle gelmemesi böyle bir sonucu ortaya çıkarmıştır.

Kısacası, sayın milletvekilleri, kalıcı rahatlık için geçici rahatsızlıklarımız vardır. Bunun için özür diliyoruz. İki sene sonra Ankara’dan İstanbul’a, İzmit’ten Köseköy’e yüksek hızlı trenle seyahat etmek üzere, oradan da Marmaray’la Boğaz’ın altından Asya’dan Avrupa’ya geçmek üzere hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Azerbaycan’ın Hocalı kentinde yapılan soykırım ve Türkiye’de Ermeniler tarafından gerçekleştirilen katliamlar hakkında söz isteyen Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan’a aittir.

Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Azerbaycan’ın Hocalı kentinde yapılan soykırım ve Türkiye’de Ermeniler tarafından gerçekleştirilen katliamlara ilişkin gündem dışı konuşması

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, maalesef, bizim burada konuştuklarımızı halkımız izleyemiyor. Dün de burada olanları halkımız izleyememişti. Halkımızın bizim burada ne yaptığımızı izleme hakkı vardır ve lütfen, gelin, Meclise daha fazla sansür uygulamayın, Meclis TV bu konuşulanları yayınlasın. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşunu, düşmana karşı kazandığı zaferin 94’üncü yıl dönümünü burada tebrik ediyorum. Sadece Erzincan’ımız değil düşman işgalinde olan, sadece Erzincan’daki vatandaşlarımıza katliamlar yapılmadı, o tarihlerde Iğdır’da, Kars’ta, Van’da ve Türkiye'nin birçok şehrinde katliamlar yapıldı ve artık bu Meclisin şimdi bir tarihsel görevi vardır, bu katliamları bu Meclisin şimdi bir gündemle değerlendirmesi lazım.

Yurt dışında bize karşı onlarca suçlama var ama Ermenilerin Türkiye’de yaptıkları katliamlar maalesef bu Meclisin gündemine gelmiyor. Yüz sene önceydi bunlar, bunları tarihçilerden oluşan komisyonlarla tartışalım ama yüz sene önceye gitmeye gerek yok, yirmi sene önce bütün dünyanın gözü önünde Azerbaycan’ın Hocalı kentinde bir katliam yapıldı ve bu katliamda yüzlerce insan öldürüldü; kadın, çoluk çocuk demeden öldürüldü ve yüzlerce insan savaşarak ölmedi, işkence edilerek öldürüldü; kafa derisi soyuldu yüzlerce insanın, hamile kadınların karnındaki bebekleri hançerlendi. Bu manzaralar bize yabancı değil çünkü Iğdır’da da aynı manzaraları yüz sene önce yapmıştı bunlar.

Bakınız değerli milletvekilleri, birkaç şeyi okumak istiyorum. İzvestiya gazetesi 4 Mart 1992 tarihinde şunu yazmış: “Kamera kulakları kesilmiş çocukları gösterdi. Bir kadının yüzünün yarısı kesilmiş, erkeklerin kafa derisi soyulmuştu.” Bu, Türk basınının değil veya bizim yazdığımız bir şey değil, Rus İzvestiya gazetesi.

Le Monde gazetesi, bugünkü Ermeniler üzerinden prim yapmaya çalışan Le Monde gazetesi 14 Mart 1992 tarihli yazısında “Ağdam’da bulunan basın mensupları Hocalı’da öldürülmüş kadın ve çocuklar arasında kafa derisi soyulmuş, tırnakları çıkarılmış insanlar gördüler. Bunlar Azerilerin bir propagandası değil.” diye yazmış. Daha onlarca -elimde var- okuyabileceğim bütün dünya basınının yazdığı bir soykırımla karşı karşıyayız. Bu soykırımı Azerbaycan Parlamentosu soykırım olarak değerlendirdi. Biz bununla ilgili olarak yüce heyetinize, Meclise bir teklifte bulunduk ve “26 Şubat” tarihinin soykırım olarak kabul edilmesi için girişimde bulunduk. Umut ediyorum ki, inanıyorum ki, yüce Meclisimiz siyaseti bir tarafa bırakacak ve 26 Şubat tarihinde Hocalı’da yaşananlara “soykırım” diyecektir. Sadece “soykırım” demek yetmez, 26 Şubat gününün “Hocalı Soykırımı Günü” olarak da Türkiye’de anılması lazım.

De Gaulle Caddesi var Türkiye’de. Bize “soykırımcı” diyen Fransızların De Gaulle Caddesi var ve bu caddenin isminin değiştirilmesi, Hocalı’da hayatını kaybetmiş insanlarımızdan birinin isminin verilmesini de yine teklif ediyoruz. Bu manada bu sabah Dışişleri Komisyonunda bu konuyu gündeme getirmeye çalıştık ve Dışişleri Komisyonu olarak da bir açıklamada bulunalım istedik ancak maalesef Dışişleri Komisyonumuz gündemine almadı. Komisyonumuzun bu hatasını ümit ediyorum ki burada yüce Meclisiniz tekrar etmeyecektir. Bu meselenin önemini burada tartışmamız lazım ve değerli milletvekilleri, Meclisimizin özel bir oturumla, 26 Şubatın hemen öncesinde veya sonrasında özel bir oturumla bu konuyu konuşması, enine boyuna tartışması lazım.

Biz tabii bir yandan “Bir millet-iki devlet” diyorsak, Atatürk eğer “Azerbaycan’ın acısı bizim acımız, sevinci bizim sevincimiz.” diyorsa, yüce Meclisimize düşen görev de, özel bir oturum yaparak Azerbaycan’ın acısını paylaşmaktır.

Ve elbette ki Türk dünyasının bütün köşesinde, hangi köşesinde olursa olsun, yapılmış olan soykırımları artık gün yüzüne çıkarmanın zamanı gelmiştir diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğan.

Gündem dışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, sisteme giren 10 arkadaşımıza İç Tüzük 60’a göre yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Birinci sırada Sayın Tüzel…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, MİT Müsteşarının ifadeye çağrılmasına, KCK soruşturmalarına, tutuklu gazetecilere, polislerin fezlekeyle açıklama yapmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemde MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması konuşuluyor. Bu durum “KCK” adı altında sürdürülen soruşturmanın, açıklıkla ve halka dayalı bir çözüm için sürdürülmeyen bir devlet politikasının geldiği açmazı göstermektedir. Artık BDP’ye, demokratik siyasete, hukuk dışı saldırılara bir son verilmelidir.

Yine, bu soruşturmanın hedef aldığı Ersanlı ve Zarakolu’nun tutukluluğu yüz gününü bulmuştur. Tutuklu gazeteciler konusu tepki topladığında, Sayın Başbakan, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı “Onlar gazeteci değil, polis katili.” ve benzeri şeyler demektedirler. Gazeteci örgütleri de sormaktadır: “Kim bu polis katilleri, artık açıklansın.”

Polis fezlekeleriyle “Masumiyet ilkesi” ortadan kaldırılarak, adalet duygusuyla bağdaşmayan açıklamalar yapılmamalıdır.

AKP İktidarı, on yıllık Hükûmet etmenin verdiği ustalık ve fütursuzlukla, gücünün zirvesinde bir duyguyla âdeta herkese kılıç sallamaktadır. Bunun son örneğini dün akşam Meclis Genel Kurulunda yaşadık; Meclis Başkanının, İç Tüzük dayatmasını muhalefetle uzlaşarak aşmak yerine, kışkırtmasını ve provoke etmesini kınıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzel.

Şimdi Sayın Akar…

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Hızlı Tren Projesi nedeniyle Kocaeli’deki tren hattı güzergâhındaki değişikliğe ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, biraz evvel açıklamalarınızı dinledik. Biz “Teknoloji gelmesin, yatırım yapılmasın.” demiyoruz. Kocaeli’nin en büyük problemi olan, tren hatlarının kent içinden geçmesiydi. Bundan yirmi yıl önce sahile alındı ve halkın sahille ilişkisi kesildi. Yapılması gereken, hattın güzergâhının değiştirilmesiydi, doğru olan buydu. Nitekim, TCDD’nin de bu konuyla ilgili fizibilite çalışması yaptığını biliyoruz. Üç yıl sonra, beş yıl sonra tekrar bu konu gündeme gelip de “Bu hat burada yanlış oldu.” deyip bu kadar maliyeti tekrar ülkenin sırtına yüklemeyi doğru bulmuyorum.

İki: Derince-Köseköy hattı, lojistik ulaşım için çift hat olarak kalacak. Demek ki bir hat açık iken ikinci hattan çalışma yapılabiliyor. Böyle bir durum varken binlerce insanımızı hem mali açıdan hem zaman açısından mağdur etmek doğru değil.

Üç: Yerel yönetimler bugün orada birtakım ulaşım olanakları sağlıyorlar ama bir kez daha yineliyorum: Derbent Şirinsulhiye köyünden 45 tane genç, tersanelere Maltepe’ye çalışmaya gidiyor, Pendik’e çalışmaya gidiyor. Bunlar oraya ulaşabilmeyi eskiden sabah altı treniyle yapıyorlardı, şimdi sabah dörtte kalkıyorlar ve gitmeye çalışıyorlar, yine oradan gecenin geç saatlerinde evlerine dönüyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

Sayın Kurt…

3.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Eskişehir-İstanbul tren seferlerinin iptal edilmesi nedeniyle Eskişehirlilere daha ucuz bir alternatif araç önerilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Bakanım, Eskişehir-İstanbul tren seferleri de iptal edildi. Eskişehirliler İstanbul’a gidiş konusunda devletin güvencesinde ve alternatif bir araç bulamadan, daha pahalı bir biçimde seyahat edecekler.

Eskişehir-Ankara hızlı tren yolu yapılırken iptal edilmedi trenler ve Eskişehir-Adapazarı arasındaki yol yapılırken de iptal edilmedi. Şimdi neden iptal edildi? Bu konuda Eskişehirlilere daha ucuz bir alternatif öneriyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kurt.

Sayın Kaplan…

4.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, 2004 yılında Pamukova’da meydana gelen tren kazası nedeniyle açılan davanın zamanaşımına uğramasına ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanıma 30/12/2011 tarihinde yüksek hızlı trenle ilgili Köseköy-Gebze arasındaki sorun ile ilgili bir yazılı soru önergesi verdim. Şu ana kadar yanıt almadım. Biraz önce kendisini dikkatle izledim. Acaba ne kadar samimi olduğu noktasında kaygıya düştüm.

2004 yılında Pamukova’daki tren kazasında yaşamını yitiren 44 yurttaşımız, yaklaşık 100 civarında da yurttaşımız yaralandı. Dava yedi buçuk yıl gibi bir süreç içerisinde zaman aşımına uğratıldı. Siz Bakan olarak o dönemden bu tarihe kadar bu Bakanlıkta bulunuyorsunuz. Zaman aşımına uğratmadan mahkemenin hızlandırılması konusunda neden yetkinizi kullanmadınız ya da bu konuda biraz vicdanen rahatsız oluyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Yılmaz…

5.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Başbakanın Adana metrosunun Ulaştırma Bakanlığına devri konusundaki ifadesini siyaseten kullanıp kullanmadığına ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana şunu sormak istiyorum: Sayın Başbakan haziran ayında Adana İstasyon Meydanı’nda yaptığı mitingde “Müjdeler olsun Adanalılara. Adana metrosunu Ulaştırma Bakanlığına devrediyoruz.” dedi. Aradan iki ay geçmeden Sayın Suat Kılıç Adana’ya geldiğinde “Başbakanın sözü bizim sözümüzdür.” dedi fakat hâlâ Adana metrosunun Ulaştırma Bakanlığına devri Başbakanın “Müjdeler olsun” ifadesinin üzerinden sekiz ay geçmesine rağmen halledilmedi. Sayın Bakan konuşmasında “Bu kararlar teknik kararlardır. Siyasi mülahazalarla karar vermek yanlıştır.” ifadesini kullandı. Acaba Sayın Başbakanımız siyaseten mi bu ifadeyi kullandı? Bu sorunun cevabını Sayın Bakandan bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu…

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye ili ve ilçelerinde kara yollarında yaşanan sıkıntıların giderilmesi hususunda yapılabileceklere ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Osmaniye-Kadirli, Andırın-Kadirli, Kadirli-Sumbas kara yolları standartların çok altındadır. Bu yolların iyileştirilmesi hususunda ne düşünüyorsunuz?

Bahçe ilçesi D-400 kara yolu üzerindedir ve bu ilçenin yolun kenarında bulunan Kale mahallesi hem sel felaketlerine maruz kalmakta kara yolundan dolayı hem de duble yoldan dolayı geçiş imkânı bulamamaktadır. Ne düşünüyorsunuz?

Ayrıca Osmaniye Merkez’in birçok köyü duble yoldan dolayı arazilerine ulaşamıyor. Yol geçişleri yapılmamış. Ne düşünüyorsunuz?

Diğer yandan demir yolları geçiyor Osmaniye’den, Toprakkale’den, il merkezinden, Düziçi’nden ve Bahçe’den. Bu geçişlerin hepsi kara yolunu tıkıyor. Buralarda hemzemin geçitler var, hem trafik kazalarına sebep olmakta hem de Düziçi gibi çıkmaz sokak olan ilçelerde insanların ulaşımını engellemekte, ciddi sıkıntılara sebep olmakta. Buralarda geçit yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Karaahmetoğlu…

7.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, altyapı çalışmaları yapılan Gümüşhane-Tirebolu, Gümüşhane-Trabzon hızlı tren hattının birlikte gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, sorum Ulaştırma Bakanımıza. Gümüşhane-Tirebolu, Gümüşhane-Trabzon hızlı tren hattı projesi altyapı çalışmaları yapıldığını biliyoruz. Söz konusu iki hattın birlikte gerçekleşmesi konusundaki düşünceniz nedir?

Saygılar.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Vural…

8.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 57’nci Hükûmet tarafından konulmuş birtakım projelerin bugün de sürdürülmesini olumlu gördüklerine ve Pamukova’da meydana gelen tren kazası davasının zamanaşımına uğramasına ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tabii demir yollarına önem verilmesine yönelik temel tercihin, 57’nci Hükûmet tarafından konulmuş birtakım projelerin bugün de sürdürülmesini olumlu görüyoruz. Özellikle Marmaray Projesi kredisi bulunmuş, ihalesi, sözleşmesi yapılmış, ihale süreci başlatılmış, tüp geçit, Gebze ve Halkalı’yı kapsayan bu projenin devam ettirilmesini olumlu görüyoruz. Tabii önemli ölçüde gecikme olmasına rağmen 57’nci Hükûmet döneminde başlatılmış bu projenin tamamlanmasının hem İstanbul’a büyük fayda sağlayacağını düşünüyoruz.

Aynı zamanda Ankara-İstanbul hızlı tren projesinin ilk kısmının da 57’nci Hükûmet döneminde, Eskişehir’e kadar olan kısmının da yapılmış olması ve devam ettirilmesini olumlu görüyoruz. Önemli olan bu projelerin hitama erdirilmesidir.

Hızlandırılmış tren kazası idari kararlarla hızlandırılmış bir trenin aslında kazaya uğramasıdır. Bu kazadan sonra da bu proje rafa kaldırılmıştır. Aslında burada aranması gereken zaman aşımı değil, vicdan aşımı konusudur. Bunu paylaşmak istedim.

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Vural.

Sayın Halaman…

9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana bölgesinde Devlet Demiryollarının hantal olduğuna, bu bölgeye de hızlı tren yapılıp yapılmayacağına ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanımız, buradayken şöyle bir soru sormak ihtiyacı duydum: Şimdi, Adana bölgesinde Devlet Demiryolları çok hantal. Ama Sayın Bakanımız, İstanbul, İzmir, Konya, Eskişehir, buralarda sürekli -hızlı trenle ilgili, yollarla ilgili- yapıldığını söylüyor. Bir miktar da bu Adana bölgesinde Devlet Demiryollarını yapmayı düşünmüyor mu? Yani nostalji tren seferlerini söylerken tabii Devlet Demiryollarının bizim Adana bölgesinde yapılmasına ne diyor?

Ben teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaman.

Son söz Sayın Doğru…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bizim de söyleyeceklerimiz vardı.

10.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat ilinde hızlı tren hattı olmadığına, özellikle Yıldızeli’nde bir istasyon kurulmasının önemine ilişkin açıklaması ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben de Sayın Bakandan öğrenmek istiyorum: Tokat ilinden geçmeyen sadece Ankara, Yozgat ve Sivas’a giden hızlı tren hattı vardır. Ancak Tokatlılar da hızlı trenin Tokat bölgesinden bir yerden geçmesini arzu ediyor. Özellikle Yıldızeli’nde bir istasyon kurulmasının önemli olduğu ifade ediliyor. Yıldızeli’nde kurulacak olan bir istasyon, aynı zamanda Ordu’ya da yani Tokat ve Ordu üzerinde de bir noktada etkili olacaktır. Bu noktada bir çalışma yapılamaz mı? Bunu öğrenmek istiyorum.

Bir diğer konu da Tokat-Sivas hattı üzerinde de, yani Tokat-Samsun- Sivas hattı üzerinde de bir hızlı tren çalışması yapılacak mıdır?

Ayrıca, “2023 yılı lider ülke Türkiye” diyoruz. Öyleyse Ankara’dan “Ankara-Kars-Aşkabat, Ankara-Kars-Aksana” gibi Türk dünyasını birleştirecek olan hızlı tren projeleri de var mıdır? Bunları öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Bakan, yerinizden kısa bir açıklama için lütfen buyurun efendim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ya, Sayın Başkan, biz de bir şey demek istiyorduk Sayın Bakanıma, ihtiyacımız var.

BAŞKAN – Olmuyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Olmuyor mu?

BAŞKAN – Onuncudan sonra, özür dilerim, daha sırada arkadaşlarımız  var.

SIRRI SAKIK (Muş) – Peki, açmadan…

Sayın Bakanım, kış koşulları çok ağır. Onlarca hasta ve yüzlerce köy yolu kapalı. Oradaki yerel birlikler yolları açamıyorlar. Mesela, dün akşamdan bu saate kadar felç olan 21 yaşında bir kızımız var ve oradaki birimlere talimat verseniz, katkı sunsanız seviniriz.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Buyurun Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hemen sondan başlayayım, Sayın Doğru’nun sorusu: Yıldızeli’ne yüksek hızlı tren hattı üzerinde bir istasyon planlaması söz konusu, bunu yapacağız. Dolayısıyla Tokat’ın da bu hattan, Yozgat-Sivas hattından yararlanmasını sağlayacağız.

Tokat-Sivas arasında ayrıca bir hızlı tren çalışmamız söz konusu değildir. Kafkas bölgesinin Orta Asya’ya, hatta Çin’e kadar bağlantısını sağlayacak Bakü-Tiflis-Kars projesi de zaten devam ediyor, 2013 yılında tamamlanmış olacak. Böylece Anadolu’nun Türk dünyasına bağlantısı da gerçekleşmiş olacak.

Eskişehir, İstanbul seferleri de yapılamıyor, doğru. Aynı nedenle. Çünkü, hattın bir kısmının açık olması, diğer kısmının kapalı olması hattın kullanılmasına imkân vermiyor. Neden Eskişehir-Ankara’yı yaparken böyle bir ihtiyaç olmadı? Çünkü, hızlı tren hattı tamamen farklı bir güzergâhtan gidiyordu. Az önce söyledim, mecburen aynı koridoru kullandığımız için Köseköy-Gebze’de kapattık, o yüzden de Eskişehir hattını çalıştıramıyoruz, emniyet nedeniyle çalıştıramıyoruz, teknik nedenlerle çalıştıramıyoruz. Kısa süreli rahatsızlık yaşanacak ama kalıcı rahatlık için halkımızdan anlayış bekliyoruz.

Diğer şey, Sayın Başbakan’ın Adana metrosu için verdiği söz, taahhüttür. Biliyorsunuz, 25 Nisan 2010 tarihinde yaptığımız değişiklikle metroların büyükşehirlerde belediyelerin yanı sıra merkezî idare, yani Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca da yapılabilmesine imkân tanındı. Bu çerçevede biz işi sıraya koyduk, Ankara’da yarım kalan metrolardan başladık, İzmir’de yapıyoruz, İstanbul’da ve Adana’da da, ihtiyaç olan başka şehirlerde de planlama yapmak suretiyle gerçekleştireceğiz. Adana demir yolları ihmal edilmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika içerisinde toparlar mısınız, lütfen.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Tamam, toparlıyorum.

Örneğin Adana-Mersin arasındaki metro hattı yenilendi, hemzemin geçitler kapatıldı, 76 dakikalık seyahat süresi 40 dakikaya indi. Buna benzer çalışmalar devam edecek.

Sorular çok… Andırın-Kadirli, Kadirli-Osmaniye hatlarında kara yolları ihaleleri yapıldı, çalışmalar devam ediyor.

Tirebolu-Erzincan-Giresun üzerinden veya Trabzon-Erzincan demir yolları hâlâ etüt aşamasında. Dolayısıyla burada bir güzergâha henüz karar verilmiş değil, çalışmalar sonucu ortaya çıkacaktır.

Teşekkür ediyorum, Sayın Oktay Vural, yaptığınız hizmetlere teşekkür ediyoruz ancak önemli olan tabii o hizmetlerin devamıdır. Onu da artırarak, üçe, beşe katlayarak bu dönemde yapmaya devam ediyoruz. Teşekkür ederim.

Evet, Muş’la ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım verdiğiniz bilgiler için.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, biz cevap alamadık.

BAŞKAN – Onları herhâlde yazılı verecektir çünkü sürekli soru-cevap hâline getiremeyiz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Söylemediler efendim, yazılı cevap vereceklerini söylemediler.

BAŞKAN – İç Tüzük’ün maddesi açık efendim, yazılı verebilir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Muş’a geldi, söz bitti, ne yapalım!

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkanım, Iğdır Milletvekili Sayın Oğan bugün Dışişleri Komisyonu toplantısında Hocalı katliamıyla ilgili olarak gündeme alınmadığı yönünde bir beyanda bulundu. Bununla ilgili bir açıklamada bulunmak istiyorum müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika lütfen Sayın Başkan.

Buyurun.

11.- İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın gündem dışı konuşmasına cevaben, Hocalı kentinde yapıldığı iddia olunan katliama ilişkin konuyu Dışişleri Komisyonunda gelecek hafta gündeme alacaklarına ilişkin açıklaması

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkanım, bugün Dışişleri Komisyonu toplantısında mutat olduğu veçhiyle kırk sekiz saat önceden saptanmış bir gündem çerçevesinde sekiz uluslararası anlaşmayı gündemde yer aldığı şekilde görüştük.

Sayın Sinan Oğan gündem dışı olarak Hocalı kentinde yapılan katliama ilişkin konuyu gündeme getirmek istediğini belirtti. Ben de bu gündem maddeleri bittikten sonra gündeme alacağımı ifade ettim ancak sekiz maddenin görüşülmesi sırasında genelde muhalefet partileri temsilcilerinden kaynaklanan soru sorma ihtiyacı ve söz alma ihtiyacı nedeniyle gündemdeki maddelerin tamamlanması Meclisimizin Genel Kurulunun açılma saatine yakın bir saatte oldu. Onun için bu haftaki gündemde ele alamadık ancak gelecek hafta gündeminde vakit olduğu takdirde gündeme alacağız. Bunu açıklamak istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, ismim ifade edilerek bir husus belirtildi.

BAŞKAN – Sayın Oğan, açıkladılar. Bakınız, bunu soru-cevap hâline getirirsek çok gider.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Efendim, izin verirseniz ben de açıklayayım.

BAŞKAN – Lütfen yerinizden söyleyin.

Buyurun.

Bir dakika…

12.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Hocalı katliamının önemli bir konu olduğuna ve Dışişleri Komisyonunda görüşülmesi önerilerinin kabul edilmediğine ilişkin açıklaması

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Şimdi, efendim, 26 Şubat tarihini değiştirme şansınız yok ama Senegal’le anlaşmayı bir sonraki haftaya erteleme şansınız var. Eğer şunu söylüyorsanız, “Senegal’le olan tarım anlaşmamız Hocalı’yı görüşmemizden daha önemlidir.” diyorsanız diyecek hiçbir şeyim yok. Bizim önerimiz de o idi, “Gelin, Senegal’le ilgili iki maddeyi bir sonraki haftaya erteleyelim, Hocalı önemli bir konudur, 26 Şubat tarihini değiştirme şansımız yok, görüşelim.” dedik, kabul edilmedi.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay ve 25 milletvekilinin, yeraltı su kaynaklarının korunması konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/139)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Su kaynakları kentleşme, sanayileşme ve diğer yanlış kullanımların yarattığı baskılardan dolayı olumsuz olarak doğrudan etkilenmektedir. İnsan kaynaklı etkiler, su havzalarında suyun nitelik, nicelik ve kalitesini değiştirdiğinden sucul yaşamı da doğrudan etkilemektedir. Ayrıca bu değişiklikler, sel ve taşkınlara yol açarak, can ve mal kayıplarının yaşanmasına da neden olabilmektedir. Ülkemizde ki su kaynakların durumu ve insan kaynaklı etkilerinin araştırılması amacıyla İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurularak konunun araştırılmasını arz ve talep ederiz.

Gerekçe:

Son yıllarda, yeraltı suyu kullanımına yönelik yoğun talebin yanı sıra, gerek su kaynaklarının bilime ve tekniğe aykırı bir şekilde su kuyusu açılması işletilmesi, gerekse kaçak sondaj ve tahsis miktarından fazla kullanımlar gibi yasal olmayan kullanımlara bağlı olarak, birçok bölgede yeraltı suyu seviyeleri çok derinlere (statik su seviyesinin altına) kadar düşmüştür. Doğrudan ya da dolaylı olarak suyu ilgilendiren bütün bu yasa ve yönetmelikler incelendiğinde, su kaynaklarının hiçbir şekilde kirletilmemesi ve korunması gerektiği yönünde önlemlere ilişkin düzenlemeleri görebilmek mümkündür. Ancak son yıllarda yapılan ya da yapılması düşünülen taslak düzenlemeler, ilk önceki belgelerde suyun korunmasını sağlayan özle ilişkin düzenlemeleri yok edecek şekildedir.

Birçok bölgede ruhsatlı kuyulardan daha fazla ruhsatsız kuyu ile su kullanılması sonucu yeraltı suları tüketilerek kullanılamayacak duruma gelmiştir. Ayrıca atık suların yeraltına kanunsuz ve kuralsız bir şekilde verilmesi de yeraltı sularının kirlenmesine neden olmuştur ve olmaktadır. Bu etkilenme su havzaları yapılaşmaya açılarak su kaynaklarının yok edilmesinin yanı sıra su kaynaklarının doğrudan kirletilmesi ile oluşmaktadır.

Su ile ilgili yasal düzenlemelerde, suyun bir doğal varlık olarak ele alınmadığı açıktır. Suyun kullanımında sürekliliğinin engellenmemesi için, suyun "varlık değeri"nin korunması, diğer bir ifade ile hidrolojik döngünün doğal ekosistem içindeki temel rolünün kabul edilmesi zorunludur. Bunun diğer ifadesi, suyun kendini yenileyebilen doğal varlık olduğu bilinci ile yenileme potansiyelinin önüne engel konmayarak korunmasıdır. Su ile ilgili yasal düzenlemelerde, suyun bir doğal varlık olarak ele alınmadığı açıktır.

Suyun kullanımında sürekliliğinin engellenmemesi için, suyun "varlık değeri"nin korunması, diğer bir ifade ile hidrolojik döngünün doğal ekosistem içindeki temel rolünün kabul edilmesi zorunludur. Bunun diğer ifadesi, suyun kendini yenileyebilen doğal varlık olduğu bilinci ile yenileme potansiyelinin önüne engel konmayarak korunmasıdır.

Yeraltı suları stratejik açıdan da çok büyük bir önem taşımaktadır. Çünkü yeraltı su kaynakları afet anında çevresel bozulmalardan en az etkilenen su kaynağı olması nedeniyle, öncelikli olarak korunmalıdır. Yeraltı suları kurak mevsimlerde ve doğal afet zamanlarında kullanılabilecek kaynaklardır. Bu bakımdan yeraltı su kaynaklarının korunma ve işletilmesinde teknik kurallara uyum çok önemlidir. Genel anlamıyla, yeraltı su rezervlerini korumak ulusal politika hâline getirilmeli, rezervlerin durumu ve diğer etkenlerin belirlenmesi açısından Meclis araştırma komisyonu kurularak araştırılması önem arz etmektedir.

1) Faik Tunay                                (İstanbul)

2) Turhan Tayan                            (Bursa)

3) Ali Rıza Öztürk                         (Mersin)

4) Emre Köprülü                           (Tekirdağ)

5) Candan Yüceer                          (Tekirdağ)

6) Ahmet İhsan Kalkavan              (Samsun)

7) Tanju Özcan                              (Bolu)

8) Aylin Nazlıaka                          (Ankara)

9) Muhammet Rıza Yalçınkaya     (Bartın)

10) Bülent Kuşoğlu                       (Ankara)

11) Haydar Akar                           (Kocaeli)

12) Süleyman Çelebi                     (İstanbul)

13) Mehmet Şevki Kulkuloğlu      (Kayseri)

14) Tolga Çandar                           (Muğla)

15) Malik Ecder Özdemir              (Sivas)

16) Ayşe Nedret Akova                (Balıkesir)

17) Ahmet Toptaş                          (Afyonkarahisar)

18) Metin Lütfi Baydar                  (Aydın)

19) Aykut Erdoğdu                       (İstanbul)

20) Hasan Akgöl                           (Hatay)

21) Ramazan Kerim Özkan           (Burdur)

22) Atilla Kart                               (Konya)

23) Osman Aydın                          (Aydın)

24) Veli Ağbaba                            (Malatya)

25) Durdu Özbolat                        (Kahramanmaraş)

26) Bedii Süheyl Batum                (Eskişehir)

2.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 20 milletvekilinin, TÜFE’nin hesaplanmasında dikkate alınan TÜİK enflasyon sepetini oluşturan bileşenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/140)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı tarafından her ay "Tüketici Fiyatları Endeksi" açıklanmaktadır.

TÜİK tarafından oluşturulan Tüketici Fiyat Endeksleri; fiyat hareketlerinin takibi, ücret ve maaş artışlarının belirlenmesi, hayat pahalılığının ölçülmesi gibi pek çok alanda kullanılması nedeniyle önemlidir.

Bilindiği üzere TÜFE; hane halklarının tüketimine yönelik, mal ve hizmet fiyatlarının zaman içerisindeki değişimini ölçmektedir. 2003 temel yıllı TÜFE'nin temel amacı ise; piyasada tüketime konu olan mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişimi ölçerek enflasyon oranını hesaplamaktır. 2003 temel yıllı endekste 447 madde kapsama alınmış olup, tüm il merkezlerinden ve 72 ilçeden fiyat derlenmektedir. Her ay 23 bin işyerinden 330 bin fiyat derlenmekte ve 3826 kiracı endeks kapsamında takip edilmektedir.

Bu madde sepetlerinin ve ağırlıklarının güncellemesi (sepete yeni maddeler dâhil edilmesi ya da önemini kaybeden maddelerin endeksten çıkarılması) her yılın sonunda yapılmakta, madde sepetinin her yıl değişmesi ve madde ağırlıklarının kamuoyuyla paylaşılmaması ise verilere olan güveni zedelemekte ve gizli yoksullaşmaya neden olmaktadır.

Çalışanlar açısından alım gücü, iki önemli değişkence belirlenmektedir. Bunlardan birincisi; ücret artışlarının enflasyon artışlarını ne ölçüde karşılayıp karşılamadığı, ikincisi ise; enflasyon rakamları belirlenirken esas alınan madde sepetinin zorunlu ve temel ihtiyaçları ne oranda temsil ettiğidir. Ücret artışlarının enflasyondaki artışları karşılayıp karşılamadığı, bu iki verinin karşılaştırması üzerinden tespit edilmektedir: "Enflasyon; fiyatların devamlı yükselmesi nedeniyle paranın sürekli değer kaybetmesi ve bunun sonucu olarak da tüketicilerin satın alma gücünü yitirmesi olarak tanımlanmaktadır.

"Tüketici Fiyat Endeksi"nde yer alan madde sepetinin ve madde ağırlıklarının her yıl değişiyor olması ve bu değişikliklerin kamuoyuyla, sendikalarla paylaşılmaması verilerin güvenliği konusunda kuşkulara neden olmaya devam etmektedir. Nitekim madde ağırlıklarında her yıl düzenli olarak yapılan değişiklikler TÜFE'yi sistematik olarak aşağı çekmiş bu nedenle Türkiye de enflasyon, olduğundan daha aşağıda seyretmiştir. Bu durum çalışanların ücretlerinde yüksek oranlarda gelir kaybına neden olmuştur.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR); Türkiye de enflasyon sepetinde yapılan madde değişiklikleri ve bu maddelerin ağırlıklarının enflasyona etkisi konusunda geniş çaplı bir araştırma yapmış ve bir rapor halinde bu çalışmasını kamuoyuyla paylaşmıştır.

"DİSK-AR 2011 Enflasyon Raporu"nda; fiyatları ciddi bir şekilde azalan ve önem arz etmeyen bazı alt madde gruplarının, enflasyon sepetinde yer almasıyla ve madde sepetinde yıllık yapılan değişikliklerin de etkisi ile TÜFE'nin mevcut değerinin altında olduğu ve 2004 yılından bu yana normalde 18,81 puanın üzerinde olması gereken TÜFE'nin düşük gösterildiği ve düşük gösterilen enflasyon nedeniyle çalışanların gelirlerinde artış sağlanmadığı kanıtlanmıştır. Enflasyon hesaplaması yapılırken ve ağırlıkları belirlenirken toplumun büyük bir kesimini doğrudan etkilemeyen alt madde gruplarının dikkate alınması, hesapları yanıltmakta ve bu durum çalışanların ücret artışlarının da yanlış hesaplanmasına neden olmaktadır. Hükümetin; TÜİK'in çalışmalarına müdahale etmesi ve İstatistik Konseyinde kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin yanında emek örgütlerinin temsilcilerinin yer almaması çalışanlar açısından acı bir gerçektir.

Bu nedenle; TÜİK tarafından oluşturulan Tüketici Fiyat Endeksleri; fiyat hareketlerinin takibi, ücret ve maaş artışlarının belirlenmesi, hayat pahalılığının ölçülmesi gibi pek çok alanda kullanılması nedeniyle oldukça önemlidir. Çalışanlar açısından ücret artışlarında dikkate alınacak ayrı bir endeksin TÜİK tarafından oluşturulması, fiyatı sistematik olarak gerileyen teknolojik ve çok tüketilmeyen ürünlerin mal sepetinden çıkartılması, yıllık sepet değişimi konusunda ilgili sendikalarında onayının alınması, istatistik konseyi içerisinde emek örgütlerine yer verilmesi, hükümet yetkililerinin TÜİK'e müdahalesi anlamına gelecek yaklaşımlardan uzak durmaları ve halkın enflasyonunun belirlenmesi gerekmektedir.

Yukarıda özetlenen bilgiler ışığında; TÜİK enflasyon sepetinin ve sepetteki ağırlıkların, çalışanların yararına olacak şekilde yeniden oluşturulması, Türkiye İstatistik Kurumu rakamlarına halkımızın güven duyması ve konuya yönelik sorunlarının tespit edilerek gerekli önlemlerin alınması amacıyla TBMM iç tüzüğünün 104. ve 105. maddeleri ile Anayasanın 98. maddesi gereğince "Meclis Araştırması" açılmasını arz ederim. 10.10.2011

1) Muhammet Rıza Yalçınkaya      (Bartın)

2) Atilla Kart                                  (Konya)

3) Arif Bulut                                   (Antalya)

4) Ramazan Kerim Özkan              (Burdur)

5) Veli Ağbaba                               (Malatya)

6) Mehmet Şevki Kulkuloğlu         (Kayseri)

7) Malik Ecder Özdemir                 (Sivas)

8) Tolga Çandar                              (Muğla)

9) Ayşe Nedret Akova                   (Balıkesir)

10) Ahmet Toptaş                           (Afyonkarahisar)

11) Metin Lütfi Baydar                   (Aydın)

12) Aykut Erdoğdu                        (İstanbul)

13) Ferit Mevlüt Aslanoğlu            (İstanbul)

14) Bedii Süheyl Batum                 (Eskişehir)

15) Hasan Akgöl                            (Hatay)

16) Aylin Nazlıaka                         (Ankara)

17) Süleyman Çelebi                      (İstanbul)

18) Mustafa Serdar Soydan            (Çanakkale)

19) Osman Taney Korutürk           (İstanbul)

20) Durdu Özbolat                         (Kahramanmaraş)

21) Osman Aydın                           (Aydın)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 19 milletvekilinin, bağcılık sektörü ve üzüm üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/141)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde, Bağcılık sektörü ve üzüm üreticilerinin sorunlarının araştırılarak üretimin artırılması ve üreticilerin mağduriyetinin önlenmesi amacıyla Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırılması açılmasını arz ve teklif ederiz. 17.10.2011

Gerekçe:

Bağcılık için yer kürenin en elverişli iklim kuşağı üzerinde bulunan ülkemiz, asmanın gen merkezi olmasının yanı sıra en eski ve köklü bağcılık kültürüne de sahiptir. Asmanın anavatanı olarak kabul edilen ülkemizde bağların toplam tarım alanı içerisindeki payı %1,2'dir. Dünyadaki 10 binden fazla üzüm çeşidinin 1200'den fazlası ülkemizde yetiştirilmektedir.

Bağcılık için dünyanın en verimli iklim kuşağında bulunan ülkemizin sahip olduğu potansiyelin değerlendirilmesi ve bağcılıktan geçimini sağlayan yüz binlerce ailenin gelir ve refah düzeyinin artırılması ve üreticilerimizin diğer ülke üreticileriyle rekabet edebilmesi için bağcılık sektöründe karşılaşılan sorunların bir an önce çözülmesi gerekmektedir.

Dünyada yaklaşık 7,2 milyon hektar alanda yaklaşık 67 milyon ton üzüm üretilirken Türkiye, 480 bin hektar bağ alanında yılda ortalama 4,2 milyon ton üzüm üretimiyle dünyada 6. sıradadır.

Türkiye, sofralık üzüm ticaretinde söz sahibi olamazken ortalama olarak her yıl ürettiği 250 bin ton kuru üzümün tamamına yakınını ihraç ederek dünya ticaret hacminden yüzde 50'ye yakın bir pay almaktadır. 2010 yılında 211 bin ton çekirdeksiz kuru üzüm ihraç edilerek 422 milyon dolarlık döviz sağlanmıştır.

Ülke açısından önemi büyük olan çekirdeksiz kuru üzüm, Ege Bölgesi açısından da önem arz etmekte, bölgede 57.000'i aşkın aileye istihdam olanağı sağlamaktadır. Bunun yanında üretim sonrasında; iç ve dış pazarlama sırasında değişik aşamalarda, ülke içinde çeşitli kuruluş ve kişilerin uğraşı alanına girmesi yönünden de ekonomik önemi bulunmaktadır.

Türkiye bağcılığının geliştirilmesi her şeyden önce elde edilen ürünün taze ya da işlenmiş olarak iç ve dış pazarlarda değerlendirilmesine bağlıdır. Bu nedenle üretim hedefleri iç ve dış pazarlarda rekabet edecek şekilde belirlenmelidir. Özellikle çekirdeksiz kuru üzümde dünya liderliğinin elde tutulması; kalitenin artması, pazara uygun üretim yapılması ve üretici geliriyle doğrudan ilişkilidir. Çekirdeksiz kuru üzümde AB benzeri bir depolama kuruluşunun oluşturulması ve depolama maliyetinin desteklenmesi gerekmektedir.

Kuru üzümde rekolteyi artıran sebeplerden birisi de taze olarak pazarlanamayan üzümün kurutmaya ayrılmasıdır. Arz talep dengesinin bozulması, üreticilerimizi mağdur etmektedir. Bu nedenle üzüm üretiminde oluşan arz fazlalıkları konusunda alternatif tüketim imkânları geliştirilmelidir.

Üzümün serbest piyasada fiyatının oluşabilmesi için çok fazla alıcı ve satıcının bir arada bulunması gereklidir. Bunun için ürün ihtisas borsaları oluşturulmalı ya da mevcut borsalara işlerlik kazandırılmalı, ticaret borsaları sadece tescil kurumu olmaktan çıkarılmalıdır.

Bağlarda özellikle bakteriyel ve virüs hastalıklarına karşı en etkin yöntem temiz ve sağlıklı fidan kullanımıdır. Ancak aşılı asma fidan üretimi talebi karşılamamaktadır. Üzüm üreticilerine verilen gübre, mazot destekleri de yetersizdir. Ülkemizdeki yüksek girdi maliyetleri yüzünden üreticilerimiz AB ve ABD'de yüksek miktarda destek alan üzüm üreticileriyle rekabet edememektedir.

Kaçak yollarla gelen üzümler ürün pazarlamasında ve serbest piyasada oluşan fiyata olumsuz etki yapmaktadır. Kaçak üzümler Türk üzümünün içine karıştırılarak yurt dışına satılmakta ve kalitemizi tehdit etmektedir. Üzümlerdeki ilaç kalıntıları ve temizlik ihracatta en büyük problemdir. Ambalajlamada AB standartlarına uyum göstermek için çalışmalar yapılmalıdır.

TEKEL'in içki bölümü rekolte fazlalığında yaş üzüm alarak, kuru üzüm fiyatlarının düşmesini engellerken, özelleştirildikten sonra ilk ürün alımlarında yaş üzüm fiyatının %23 daha düşüğüne alınmaktadır.

Kuru üzüm ticaretinde en büyük alıcı ve piyasayı regüle edici konumda olan TARİŞ kaynak yetersizliğinden piyasayı regüle edecek bir alım gerçekleştirememektedir. Kaynak yetersizliği TARİŞ'in özellikle stok maliyetini yüklenmesini zorlaştırmaktadır. Arz fazlası oluşan yıllarda piyasa fiyatları, TARİŞ'in alım fiyatlarının oldukça altına düşmektedir.

1) Erkan Akçay                         (Manisa)

2) Sümer Oral                           (Manisa)

3) Celal Adan                            (İstanbul)

4) Mehmet Şandır                     (Mersin)

5) Seyfettin Yılmaz                   (Adana)

6) Yusuf Ziya İrbeç                  (Antalya)

7) Alim Işık                              (Kütahya)

8) Özcan Yeniçeri                     (Ankara)

9) Kemalettin Yılmaz                (Afyonkarahisar)

10) Ali Öz                                 (Mersin)

11) Hasan Hüseyin Türkoğlu   (Osmaniye)

12) Bahattin Şeker                    (Bilecik)

13) Sinan Oğan                         (Iğdır)

14) Ali Uzunırmak                    (Aydın)

15) Oktay Öztürk                      (Erzurum)

16) Oktay Vural                        (İzmir)

17) Lütfü Türkkan                    (Kocaeli)

18) Mehmet Erdoğan                (Muğla)

19) Ali Halaman                       (Adana)

20) Adnan Şefik Çirkin            (Hatay)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması hususundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Avrupa Parlamentosu Başkanının Avrupa Parlamentosunda düzenlenecek "Eşit Değerde İşe, Eşit Ücret" konulu parlamentolararası komisyon toplantısı davetine icabetle Brüksel'e resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/751)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Avrupa Parlamentosu Başkanı'nın Avrupa Parlamentosu'nda düzenlenecek "Eşit Değerde İşe, Eşit Ücret" konulu parlamentolar arası komisyon toplantısı davetine icabetle Brüksel'e bir resmî ziyaret gerçekleştirmesi öngörülmektedir.

Söz konusu heyetin anılan toplantıya katılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9. maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                      Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                       Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum görüşmelere.

 

Kapanma Saati: 14.16

 

 

 

 

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşlarına devam edeceğiz.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 49’uncu maddesinde Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika… Görüşemeyiz…

BAŞKAN – İlk önce “Bir söz istiyorum.” deyin lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz istiyorum, peki.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre der ki: Meclis Başkanı birleşimi kapatırken gelecek birleşimde görüşülecek konuları ifade eder. Birleşimi kapatırken gelecek birleşimde görüşüleceğini ifade etmediği konular görüşülemez. Ancak Danışma Kurulu kararı getirilirse görüşebilir.

Şimdi, grup önerisi, Danışma Kurulu kararı değil. 49’uncu maddeye, bakın, bu duruma göre, biz, bugün bir görüşme yapamayız çünkü Meclis Başkanı…

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Olur, emrin olur (!)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen sus ya, anlamadığın şeyleri ne konuşuyorsun?

Meclis Başkanı…

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Emrin olur efendim, sen öyle emir verirsen yapmayız (!)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika…

Evet, dinliyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Meclisi Başkanı gündemi kapatırken diyor ki…

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Hayret bir şeysin ya, senden başka bilen mi yok?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, birleşimi kapatırken şöyle bir ifade kullanıyor Başkan: “Görüşme imkânı kalmadığı için birleşimi kapatıyorum.” Dolayısıyla gelecek birleşimde şu şu konuları görüşmek üzere birleşimi kapatmıyor Sayın Başkan. Dolayısıyla İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre biz Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bu görüşmeyi yapamayız. İsterseniz bu konuda bir usul tartışması açın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, bu konuda ısrar ediyoruz. Okuyun İç Tüzük 49’un bir ve ikinci fıkralarını.

BAŞKAN – Tamam efendim, teşekkür ederim. Siz yerinize oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki oturayım.

BAŞKAN – Genel Kurul gündeminin düzenlendiği İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre “Başkan birleşimi kapatırken, gündemde bulunan hususlardan hangilerinin gelecek birleşimde veya birleşimlerde görüşüleceğini Genel Kurula bildirir.” Ayrıca yine son fıkrasında “Danışma Kurulunun görüşü alınıp, Genel Kurulca kararlaştırılmadıkça, Başkan tarafından görüşüleceği önceden bildirilmeyen hiç bir husus, Genel Kurulda konuşulamaz.” Bilindiği üzere dönem başında kabul edilen Danışma Kurulu önerisiyle perşembe günleri kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine ayrılmıştır. Bu manada bugün Genel Kurulda ne görüşüleceği hususunda bir tartışma bulunmamaktadır. Zaten başlangıçtan itibaren de…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim… Sayın Başkan, 63’üncü maddeye göre tavrınız hakkında usul tartışması istiyorum.

BAŞKAN – Efendim bir saniyenizi alayım, bir saniyenizi alayım. Şu ana kadar da görüşmelerimiz devam etmiştir, kanun tasarısını görüşeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, usul tartışması istiyorum.

Sayın Başkan, bakın İç Tüzük’ü bu kadar ihmal edemezsiniz.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Sen ne biliyorsun?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya konuşmayın be siz! Ne konuşuyorsun… Konuşma!

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Hadi ordan.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bilmediğin şeylerde konuşma. Aklınızın ermediği şeylerde konuşmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun, okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, bakın, tavrınız hakkında usul tartışması istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Genç, rica edeyim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, İç Tüzük açık. Tavrınızın aleyhinde söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç, aşağı yukarı bir buçuk saattir görüşmelere başladık ve devam ediyoruz. Şu anda…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır görüşmeye başlamadık. Efendim sunuşlardan başladık, ben biliyorum. Görüşmeye şimdi başlıyoruz.

BAŞKAN – Hayır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, o şimdiye kadar yaptıklarımız sunuş, görüşme değil. Gündem dışı konuşmalar ve Meclise sunuşlar görüşme değil. Görüşmeyi şimdi başlatıyoruz.

BAŞKAN – Hayır, hepsi görüşme, hepsi görüşme. Daha evvel kabul edilenler var. Bakınız Sayın…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın, çok açık seçik. Siz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu tanımlamanız doğru değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Değil, evet. Onun için yani yanınızdakilerin size verdiği bilgi  yanlış.

Sayın Başkan, 63’üncü maddeye göre ben usul tartışması istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Genç, yoklamadan sonra…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, yoklamadan sonra gündem dışı konuşmalar var. Bakın…

BAŞKAN - “Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.” diye başladık ve devam ettik.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın…

BAŞKAN - Müsaade edin…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, siz söyleyin…

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Buyurun, okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına…

OKTAY VURAL (İzmir) – Neyin görüşmelerine başlıyoruz, yoklama mı?

BAŞKAN – Evet, bugün yoklama yapılmıştı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne zaman yoklama yaptınız?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Görüşmelere başlamıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ne zaman yoklama yaptınız?

BAŞKAN – Açılışta.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Sayın Başkan, bakın, görüşmeyi şimdi yapıyoruz.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Otur artık, yeter be!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya şimdi burada eşkıyalık mı var yoksa İç Tüzük’ü mü uyguluyoruz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, İç Tüzük’ü kendiniz okudunuz, okuma yazmanız da var. Yani 49’uncu madde “Birleşimi kapatan Meclis Başkanı gelecek birleşimde görüşüleceğini ifade etmediği hiçbir şey görüşülemez.” diyor mu?

BAŞKAN – Diyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Diyor. Peki, nasıl olur?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İlan tahtasında yayınlananlar görüşülür, burada ilan tahtası.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Tüzük’te de bu hüküm otomatikman uygulansaydı o zaman hiç demezdi ki, gündem sırayla görüşülür...

BAŞKAN – Sayın Genç, bugünkü program zaten dağıtılmış vaziyette. Saat birde başladık…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, 49’uncu maddeyi nasıl uygulayacaksınız?

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman neden konmuş o hüküm?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani şu arkanızdaki bürokratlara değil de biraz aklınıza, izanınıza göre konuşun ya!

BAŞKAN – Yani daha önce söylensin diye konmuş Sayın Vural, tabii kabul ediyorum ama başlangıçta söylenseydi belki de…

KAMER GENÇ (Tunceli) – “belki de”si yok!

BAŞKAN - …grup önerisi isterdik konuyla ilgili. Fakat bir buçuk saattir görüşüyoruz, görüşmelere başladık demişiz. Dolayısıyla şu anda…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir buçuk saattir görüşmüyoruz, sunuşlar yapıyoruz, sunuşlar!

BAŞKAN – Sayın Genç, müsaade edin…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Görüşme nedir, sunuş nedir, bilmiyorsun canım!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, eğer görüşmeleri sunuştan başlatırsanız o zaman bakanın olmadığı herhangi bir sunuşu yapamazsınız. O zaman Meclis çalışması daha sıkıntılı olur. Görüşmeler konusu bence biraz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, biraz önce yapılanlar sunuşlardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aksi takdirde sunuşlarda da bakan olması…

BAŞKAN – Efendim, bakınız, usul tartışmasını açabiliriz ama bir buçuk saattir görüştük ve görüşmelere başladığımızı söyledik, tashih etmeksizin. Müsaade buyurun… İsterseniz usul tartışmasını açayım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, görüşme yapamazsınız diyoruz. İç Tüzük’ün…

BAŞKAN - Bir dakika efendim, gruplar istiyorsa…

Sayın Genç, yerinize oturun.

Gruplar istiyorsa bir usul tartışması da açayım efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben usul tartışması açılmasını istiyorum. Efendim, gruba gerek yok. Ben milletvekili olarak usul tartışması istiyorum. Ben milletvekiliyim.

BAŞKAN – Efendim, müsaade edin, oturun yerinize de…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Hâlâ kafanız ermiyor ki milletvekilinin bağımsız bir kişi olduğunu…

İç Tüzük’ü uygulamak zorundasınız. Sayın Başkan, o İç Tüzük’ü oraya niye yapmışlar? Ezip de suyunu içmek için değil!

BAŞKAN – Aynı Tüzük bu Meclisi de Başkan Vekilinin yöneteceğini söylüyor. Siz yerinize oturun efendim. Lütfen, yerinize oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bakın, tamam, ben söz istiyorum.

BAŞKAN – Gruplara soracağım efendim.

Sayın Vural, bir usul tartışması açma konusunda ne düşünüyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, milletvekili…

BAŞKAN – Bir saniye efendim, bir saniye, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, sizin işte “Görüşmelere başlanmıştır.” demeniz… Bence görüşme değil bu, o bakımdan o yorumunuz doğru değil bence. Eğer öyle olursa görüşmelerin başlangıcından sonuna kadar bir Hükûmetin hazır olması gerektiğine ilişkin şey ilk baştan, açtığınızdan itibaren geçerli olur ki, zannederim, herhâlde muradınız o değil.

BAŞKAN – Hayır, o değil. Benim söylediğim şu: Başlangıçta Sayın Genç ileri sürseydi, denebiliyor ki…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, hayır, o zaman sunuşlar vardı yahu! Sunuşlar vardı, bir doğru dürüst konuşsana!

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye, lütfen… Sizi dinledim…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sunuş nedir, görüşme nedir öğren!

BAŞKAN – Orada diyor ki: “Grup önerisiyle tekrar görüşülecek şeyle başlanabilir.” Aynı maddede, o bakımdan söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe bence sizin ortaya koyduğunuz gerekçe değil de, ama yani daha önce belirlenmiş bir gündem olduğu için bu konu belki…

KAMER GENÇ (Tunceli) – 49’uncu madde açık efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman 49’uncu maddenin gerekçesini eğer okursanız, acaba hangi amaçla konulmuş, belki o konuda Genel Kurulu bir bilgilendirirseniz…

BAŞKAN – Efendim, amacı şu, deniyor ki: Kapatmadan önce hangi saatte toplanacağını ve nasıl bir gündemle toplanacağını Başkan söyler. Bu söylenmemiş durumda, doğru o.

OKTAY VURAL (İzmir) – Maalesef Sayın Başkan kapatırken bunu yerine getirmemiş.

BAŞKAN – Fakat başladığımız için diyorum ki, gündem de belli, görüşmemize devam edelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Usule aykırı bir kapatma olmuş Sayın Başkanım maalesef.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Başkanın yaptığı hatayı biz telafi edemeyiz, bugün görüşemeyiz bir şey.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başkan hatalı kapatmış yani, hangi saatte başlanacağını ifade etmesi gerekiyor eğer bu bir usulü işlemse.

BAŞKAN – Doğrudur, ama dünkü kargaşayı biliyorsunuz, belki o sırada unutmuş olabilir, yani o anlayışınıza sığınıyorum. İsterseniz usul tartışması açalım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Sayın Başkan, ben milletvekili olarak usul tartışmasını istiyorum, sen ne hakla gruplara soruyorsun, ne hakla istiyorsun?

BAŞKAN – Sayın Genç, bir saniye…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim bir görüş ifade etmemizi gerektiren husus değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu konuyla ilgili usul tartışması açmanızı ve Başkanlığın tutumunun lehinde söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Tamam.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben aleyhinde istiyorum efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehinde…

BAŞKAN – Aleyhte başka var mı?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Aleyhte.

BAŞKAN – Peki efendim.

Sayın Aydın, buyurun efendim, lehinde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün “Gündem” başlıklı 49’uncu maddesine göre Başkanın birleşimi kapatırken gelecek birleşimde hangi hususların görüşüleceğini Genel Kurula bildirmediği gerekçesiyle Başkanın tutumu hakkında

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Usul tartışmasında Başkanlık Divanının tutumunun lehinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, daha henüz İç Tüzük’e gelinmeden birtakım atraksiyonlar şimdiden başladı. Öyle görüyoruz ki bir hayli böyle İç Tüzük’ü ihlal eder tarzda birtakım hususlar ileri sürülmeye başlandı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Genel Kurulu töhmet altında bırakacak söz söyleme Ahmet Bey.

AHMET AYDIN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, evet, 49’uncu maddesinin ilgili okunan paragrafı, doğru, şunu diyor: “Başkan birleşimi kapatırken, gündemde bulunan hususlardan hangilerinin gelecek birleşimde veya birleşimlerde görüşüleceğini Genel Kurula bildirir. Bu husus ayrıca ilan tahtasında ilan edilir.” Aynı zamanda son paragrafı gözden kaçırıyoruz galiba. Son paragrafında şunu diyor: “Danışma Kurulunun görüşü alınıp...” Ki geçtiğimiz, dün Danışma Kurulunun görüşünü aldık, oyladık, geçirdik, grup önerisi oylandı ve gündem belirlendi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, o geçti, geçti artık, o geçti. Bugün...

AHMET AYDIN (Devamla) - Bakın, devam ediyorum “Danışma Kurulunun görüşü alınıp, Genel Kurulca kararlaştırılmadıkça, Başkan tarafından görüşüleceği önceden bildirilmeyen hiçbir husus, Genel Kurulda konuşulamaz.” Evet, Danışma Kurulu yapıldı mı? Yapıldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Danışma Kurulu yapılmadı.

AHMET AYDIN (Devamla) - Oy birliği sağlanamadı, grup önerileri getirildi. AK PARTİ’nin grup önerisiyle dün gündem belirlendi mi? Belirlendi. Bu gündem, bugün, sabah yoklamayla açıldı, tam sayı olduğu anlaşıldı ve birleşime başlandı.

Yine aynı şekilde şu kırmızı bültende yayınlandı mı? Gündem belli. Grup önerimiz uyarınca gündem belirlenmiş, ilan tahtasında yayınlanmış, kırmızı bültende gündem mevcut, sabah birleşime başlanmış. Hâl böyleyken, vaziyet böyleyken de kalkıp bu saatten sonra “Yok, birleşimi açamazsınız, gündem belli değildir.” demek doğru değildir.

Bu nedenle, Başkanlık tutumunun kararını doğru buluyorum. Lehinde olduğumu ifade ediyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aleyhinde, Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...

Sayın Başkan, niye iki dakika veriyorsun? Beş dakika. Yani bunu anlatmamız lazım. Niye bu kadar şey ediyorsunuz?

BAŞKAN – Herkese aynı şeyi yapıyorum Sayın Genç, herkese.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, herkese olur mu?

Şimdi, bakın, şu kürsüye oturan insanlarda vicdan, adalet, hak kavramlarının olması lazım. Bu kürsüye dün çıktı Cemil Çiçek, burada neredeyse bir katliam oluyordu, böyle Meclis Başkanı olur mu? Meclisi keyfî yönetti arkadaşlar, böyle bir şey olur mu?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Siz işgal ettiniz kürsüyü.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ey Meclis Başkanı, sen profesörlük yapmışsın, “Birleşim kapatılırken birleşimi yöneten Meclis Başkanı gelecek birleşimde hangi konuların görüşüleceğini açıkça ifade eder.” diyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sonrasında ne diyor?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ayrıca da “Danışma Kurulu kararı olmadan ve o zaman ifade edilmeyen bir şey görüşülmez.” Bu sizin dediğiniz, eskiden gündem var, o gündemin sırasına göre gidin deseydi bu hükme gerek yoktu. Daha, görüşme nedir, ondan sonra sunuş nedir, o kürsüde oturuyorsunuz, onu dahi bilmiyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdiye kadar yapılanlar sunuşlardır, bundan sonra yapılan işte, grup önerileri görüşmedir, buradan görüşmeye başladık. Onun için bilgiden yoksun, cehaletle bu Meclis yönetilmez. Cehaletle bu Meclisi yönetirseniz işte, bu Meclisi çıkmaza sokarsınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AKP’li milletvekilleri, siz de biraz vicdan sahibi olun. Burada niye hata üzerine hata yapıyorlar? Peki, bu Meclis Başkanı Cemil Çiçek dün burada en büyük haksızlıkları yaptı, Tayyip Erdoğan’ın militanı gibi hareket etti, ondan talimat almış, talimatına göre hareket etti. (AK PARTİ sıralarından “Hadi oradan!” sesleri”, gürültüler; CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Kürsü işgali militanlık değil mi?

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu Meclis Başkanında kişilik yok muydu? Burada neredeyse… 68’inci maddeyi niye yazmışlar? Cemil Çiçek, bunu ezip de suyunu içmek için mi bu 68’inci madde var? 68’inci maddenin buraya gelmesindeki amaç, Mecliste kavga çıkmasın, çıktığı zaman kanlı olaylar olmasın diye, orada bunu önlemesi için bu 68’inci madde getirilmiş ama Cemil Çiçek her devrin adamı olduğunu gösterdi, Tayyip Erdoğan’ın da militanı olduğunu gösterdi. Dün burada bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Söyleyene bak, söyleyene bak!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu İç Tüzük’ü ihmal edemezsiniz, bu İç Tüzük’e göre karar vermek zorundasınız. (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesleri)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Biraz okuyun, okuyarak buraya gelin.

BAŞKAN – Teşekkürler, lütfen yerinize.

KAMER GENÇ (Devamla) – Cehaletle bir yere varamazsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen yerinize oturun.

Aleyhinde, Sayın Sırrı Süreyya Önder.

Sayın Önder, buyurun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ilk Meclisin duvarında bir ayeti kerime asılıydı: “Onlar işlerini kendi aralarında meşveret ile görürler.” (AK PARTİ sıralarından “Geç onu, geç!” sesleri)

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – O ilk Meclisti!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Onları ben geçiyorum da bu halkın hafızası geçmiyor, ne kadar çabuk ayete böyle bir dil uzatıyorsunuz ya!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ayete demiyoruz, senin zihniyetine söylüyoruz!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – “Geç onu!” ne demek? Meşvereti peki, nasıl “geç” diyorsun? Ne olur, yani bir meseleyi ortaklaştırma…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ayete demiyoruz, saptırma! Söyleyeceğini söyle!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bu kadar ezbere konuşmayın! Bu kadar ezbere konuşmayın!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Biz ayeti ruhumuza sindirmişiz!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Meşverette, istişarede ne zarar var? Bir meseleyi çözmenin, insanlığın kadim bilgisi, bugüne kadar getirdiği en etkili yöntemi ortaklaştırmak. Niye sorunun bir parçası yapıyorsunuz?

Bilip bilmeden de “Onu geç, bunu geç!” Hayâ edin biraz ya!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Onun için mi dün akşam kürsüyü işgal ettiniz?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Daha duymadan topa giriyorsunuz. Neye “geç” dediğinin farkında mısın?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, bir şey okumuyorlar, cehaletle her şeye müdahale ediyorlar!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Şimdi, bunun yolu, arkadaşlar, ortaklaşmaktır, ortaklaştırmaktır. Başka türlü… Daha bakın, işin bu mesafesinde hepimizi mahcup edecek bir sürü olumsuz görüntü oldu. Bunun körüklenmesi bu Meclisin altından kalkamayacağı manzaralara da kapı açar. Onun için, herkesi sağduyuya, ortaklaşmaya ve istişareye davet ediyoruz.

Bunlara da pabuç bırakmayız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Önder.

Şimdi, lehinde, Sayın Mustafa Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugünkü usul tartışmasının esası, milletvekillerinin Başkanlık Divanını İç Tüzük’e uymaya çağrısıdır, ama dünkü yaşadığımız hadisenin, kürsü işgalinin İç Tüzük’te ifade edildiği, Başkanlık Divanına hakaret edildiği İç Tüzük’ün neresinde var?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kürsüyü işgal eden sizsiniz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Meclis Başkanı, Şanlıurfa Milletvekilimiz Sayın Yahya Akman’ı bütünü üzerindeki görüşmelerle ilgili AK PARTİ Grubu adına çağırdığında izin vermemek İç Tüzük’ün hangi harfinde var? Hangi virgülünde var? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)  Burada biz İç Tüzük tartışıyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – O, karşılıklı, danışıklı dövüştü. Ayıp ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Dün, 1920’de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk defa Türkiye Büyük Meclisini, cumhuriyeti kurduğunu iddia eden bir parti tarafından işgal edilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışması engellenmiştir.

Bakın değerli milletvekilleri, eğer şu andaki görüştüğümüz tezi dikkate alırsak en kötü ihtimalle söylüyorum, o tezi dikkate alırsak bundan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisini feshetmiş demektir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Zaten öyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Çünkü Başkanın yarınki birleşimde, sonraki birleşimde konuşulacak şeyi ifade etmemesi demek, artık bundan sonra birleşimin açılmaması demektir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Danışma Kurulu ortaklaşmayla çözer. Danışma Kurulu önerisiyle çözülür.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -  Ama 49’uncu maddenin ilgili fıkrasını gerçek manada okuduğunuz takdirde “İlan tahtasında ilan edilir.” diyor. İşte, ilan tahtası bu.

Muhalefet şimdi diyor ki: Artık, bundan sonra eğer İç Tüzük’ü 49’uncu maddeye göre uygularsanız muhalefet partilerinin grup önerilerini buraya getirme hakkı yok. Niye “Yok” diyor? Çünkü Başkan bugün kapatırken diyecek ki: Kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek üzere birleşimi kapatıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır. Gündemdeki konuları… Daha sen bilmiyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bugün Danışma Kurulu, grup önerileriniz Sayın Başkanın kapatırken söylediği sözde var mı? Yok. Nedir bu?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yanlış söylüyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, bir meseleye itiraz ederken, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini işgal ederek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - … çalıştırmayarak kendi bacağınıza sıkmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –Sayın İnce, şunu sonuçlandıralım mı? Sonra size söz vereyim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili 1920’den bu yana Meclis kürsüsünün ilk kez işgal edildiğini söyledi. (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri) 21’inci Dönemde İç Tüzük değişikliklerinde o zamanki partinin Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Arınç çok ağır sözler söyleyerek aynı bizim yaptığımızı yapıyor, milletvekili arkadaşlarıyla birlikte kürsüye gidiyor. Bugün AKP içerisinde siyaset yapan, biz…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Daha öğrenemediniz mi?

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen, tamam.

Müdahale etmeyelim.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bülent Arınç, Grup Başkan Vekiliyken aynı bizim yaptığımız davranışı yapıyor ve diyor ki: “Muhalefetin sesini kısamazsınız. Amerika’da bunun şöyle örnekleri var, böyle örnekleri var.”

AHMET YENİ (Samsun) – Kürsüyü işgal ederek olmaz.

HARUN KARACA (İstanbul) – Kürsüden konuşun!

MUHARREM İNCE (Yalova) - Ayrıca dün, konuşma yapılacak; Sayın Yahya Akman kürsüye ilk konuşmacı olarak geliyor. Şimdiye kadar AKP, grup konuşmacılarını hep en son konuştururken, dün, birinci konuşmacı olarak göndermesi bile bir kasıt olduğunun göstergesidir; o bir kasıttır. (AK PARTİ sıralarından “Hayır” sesleri)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sırada yok, sırada!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir kere sırada yok, sırada adı yok.

BAŞKAN – Teşekkürler; sözleriniz zabıtlara geçti.

Sayın milletvekilleri, kapanışlarda…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, bir dakika… Burada bir tespiti yapmamız gerekiyor.

Dünkü konuşma sıralarında, sırada Yahya Akman Bey olmadığı gibi, konuşmacıların arasında Yahya Akman ismi yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var!..

BAŞKAN – Hayır, hayır, öyle bir şey yok.

Şimdi, sayın milletvekilleri, ilk önce şunu söyleyeyim: Kapanışlarda hep biz diyoruz ki: “Gündemdeki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek üzere şu gün toplanıyoruz.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öyle değil, konu, konu… Evvela konu!.. Başkan.

BAŞKAN – Hâlbuki daha evvelde, zaten bugün ve yarın İç Tüzük’ün görüşüleceğine dair grup önerisi var ve oylandı

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, yanlış biliyorsun, bunu burada uygulayamazsınız, yanlış biliyorsun. İç Tüzük’ün 49’uncu maddesi niye var o zaman?

BAŞKAN - Dolayısıyla tutumumuzda bir usulsüzlük olmadığı kanaatindeyim.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Ya bir doğru dürüst oku da. Yazık ki siz okumuşsunuz ya! Siz nerede tahsil yaptınız Mehmet Bey ya? Mehmet Bey, nerede tahsil yaptın ya?

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisinin 19’uncu maddeye göre verilmiş önerisini okutacağım ve işleme alacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Nerede tahsil yaptın ya? Okuduğunu anlamayan bir Meclis Başkan Vekili!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 65’inci maddesi de hakareti engeller. Meclis Başkanlık Divanına hakaret var.

BAŞKAN – Buyurun efendim; okutuyorum:

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve 21 milletvekilinin (10/92) esas numaralı, hayvancılık ve kırmızı et sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9/2/2012  Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Danışma Kurulu'nun 09.02.2012 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                             Pervin Buldan

                                                                                                                                     Iğdır

                                                                                                                         Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 93 üncü sırasında yer alan 10/92 Hayvancılık ve kırmızı et sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel Kurulun 09.02.2012 Perşembe günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önerinin lehinde Halil Aksoy, Ağrı Milletvekili.

Buyurun Sayın Aksoy. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz grup önerisi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

AKP Hükûmetinin uyguladığı yanlış ve tutarsız politikalar sonucunda Türkiye’de hayvancılık ve kırmızı et sektöründe son yılların en büyük krizi yaşanmaktadır. Gelişmiş ülkeler hayvancılık sektörünün stratejik önemini kavramış ve bu öneme uygun politikalar ile hayvancılığın tarım sektörü içindeki payını artırmışlardır. Bu nedenle, tarım sektörü içinde hayvancılık ayrı bir öneme sahiptir. Çünkü hayvancılık, insanın yeterli ve dengeli beslenmesi ve istihdama olan katkısı nedeniyle son derece yaşamsal bir sektördür. Yine, hayvanların insan gıdası olarak tüketilmeyen bitki ve bitkisel artıkları yararlı besinlere dönüştürme yetenekleri ve çiftçiye günlük gelir sağlaması nedeniyle çok yönlü ve vazgeçilmez bir sektör olarak insan hayatı ve ülke ekonomisinde önemli bir konuma da sahiptir. Hele hele Doğu Anadolu Bölgesi’nde ve diğer bazı bölgelerde, yerleşim yerlerinde hayvancılık tek geçim kaynağı olup yaşamsal değeri vardır.

AKP Hükûmetinin yanlış tarım politikaları, geniş yüz ölçümü, farklı ekolojileri, değişik tür ve ırktan hayvan varlığıyla avantajlı bir konuma sahip olan ülkemizdeki hayvancılığı ve hayvansal ürünler üretimini tehlikeye sokmuştur. Türkiye’deki hayvan sayısına bakıldığında, Türkiye nüfusu son dönemde artış gösterirken hayvan sayısı da azalmaktadır. Tarımdaki nüfusu yüzde 26,6 olan ülkemizde, siyasi iktidarın, canlı hayvan sayısındaki düşüşe acil çözüm üretmesi gerekmektedir. Türkiye’de uygulanan yanlış politikalar neticesinde, 1980’de 16,5 milyon olan büyükbaş hayvan sayısı 10,5 milyona, 50 milyon olan koyun sayısı ise 23 milyona gerilemiştir. Ayrıca, TÜİK’in verilerine göre de kırmızı et üretim miktarı her yıl büyük oranda azalma göstermektedir.

Bütün bu sorunlara karşı Hükûmet, Türkiye’de hayvan arzını artırma seçeneğini bir kenara koyarak doğrudan canlı hayvan ithal etmeye yönelmiştir. AKP İktidarı döneminde, özellikle koyun ve keçi türü olmak üzere, hayvan sayısında ciddi bir azalma yaşanmıştır. Et ve süt fiyatları spekülatörlerin insafına terk edilerek suni fiyat dalgalanmalarıyla fiyatlar bazen yükselmiş, bazen düşmüş ve her iki durumda da üretici kaybeder duruma gelmiştir. Yanlış ve yetersiz destekleme politikaları, yüksek girdi, özellikle yüksek yem fiyatları, buna karşılık seyreden düşük süt fiyatları sonucu üretimde bulunan on binlerce damızlık ve süt hayvanı kesime sevk edilmiştir. Böylelikle hayvan sayısı düşmüş, son iki yılda et fiyatları neredeyse enflasyonun 6 katı oranında artmıştır. İki yıl önce 15 lira civarında olan et fiyatı bugün 30 ve 40 lira arasında değişmektedir. Bu fiyat sadece Avrupa’nın değil, zengin, fakir birçok ülkenin de en yüksek rakamıdır. Özellikle son bir yıldır et fiyatları anormal artarak yoksul halk artık kurbanda dahi et göremez duruma gelmiştir. Durum o kadar vahimdir ki çayır, mera potansiyeli ve hayvan varlığı bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan ve  bu bölgenin mutlak söz sahibi olan Türkiye, et ithal eder duruma gelmiştir. Gelinen aşamada milyonlarca tüketici de mağdur edilmiş, ithalata rağmen et fiyatları, bırakın düşmeyi, yükselmeye geçmiş, dar gelirlinin, orta gelirlinin bile alamayacağı noktalara gelmiştir. Zaten kişi başına et tüketimi düşük olan ülkemizde AKP Hükûmeti sayesinde etin tadı bile unutulmaya başlamıştır.

Bakın, kişi başına yıllık kırmızı et tüketimi Amerika Birleşik Devletleri’nde 95 kilogram, Avrupa Birliği ülkelerinde 70 kilogram iken Türkiye’de sadece ve sadece 6,5 kilogramdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de hayvancılık sektöründe yaşanan sorunların en büyük nedenlerinden bir tanesi de, kuşkusuz, son otuz yıldır bölgede devam eden çatışma ve şiddet ortamıdır. Bu çatışma süreci bölge ekonomisini çok ciddi boyutlarda sarsmıştır. Yine, getirilen mera ve yayla yasakları bölgede hayvancılık durumunu oldukça gerilere çekmiştir. Binlerce hektar mera ve yayla güvenlik gerekçesiyle yasaklanmış, bu yasaklar hâlâ da devam etmektedir. Yine, binlerce dönüm arazi mayınlanmış ve bu mayınlar hâlâ temizlenmemiş durumdadır. Özellikle 1990-95 arasında yaşanan zorunlu göç de eklenince bölge kırsalı iyice boşalmış, kaynaklar yok edilmiş, insanlar üretimden kopmuş ve bu üretim yerine mevsimlik işçi, inşaat işçisi ya da çöp toplayıcı olmak üzere batıya gitmeye başlamışlardır. Zorunlu göçle birlikte kırsalda birçok potansiyel -ki, bunların başında hayvancılık gelmektedir- atıl duruma düşmüştür.

Değerli milletvekilleri, milyonlarca üretici ve tüketiciyi doğrudan ve derinden etkileyen, ayrıca ülke ekonomisi açısından da çok ciddi bir öneme sahip olan hayvancılığın yeniden canlandırılması kaçınılmazdır. Özellikle tek geçim kaynağı hayvancılık olan halk için yeni önlemler alınmalı ve yapılacak düzenlemelerle hayvancılık teşvik edilmelidir.

Hayvancılıkta ithalat çıkar yol değildir. Bugünkü ithalat politikası devam ederse ülkede hayvancılık diye bir sektör kalmayacaktır. Acilen uzun vadeli hayvancılık politikaları oluşturulmalı, et ve kasaplık hayvan ithalatına derhâl son verilmeli, ülkemizdeki gerekli süt ve besi hayvanı sayısına ulaştığımız anda gebe düve ve besi hayvanı ithalatına da son verilmelidir.

Yem bitkileri üretimi desteklenmeli, mevcut meraların ıslahı yapılmalı, ette ve sütte yerli üretimi destekleyici önlemler mutlaka alınmalıdır.

Et ve süt tüketiminin artırılmasına yönelik kampanyalar yapılmalı, yeteri miktarda hayvan saf kültür ırkı ve melez soyları olan Türkiye’de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, üniversiteler, araştırma kuruluşları ve yetiştirici birliklerini içine alan hayvan ıslahı projeleri derhâl gündeme getirilmelidir. Yani yurt dışındaki çiftçileri ve hayvan sahiplerini desteklemekten acilen vazgeçilmeli, bize her zaman gerekli olan ve kahrımızı çeken çiftçimizi, süt ve et üreticilerimizi destekleme yoluna gidilmelidir. Hayvancılık alanında yaşanan çöküşün önlenmesi ve kalıcı çözümlere ulaşılması, yurt içi üretimin ve pazarlama zincirinin sahip olduğu yapısal sorunların ortadan kaldırılması için şeffaf, güvenilir, uzun erimli politikaların uygun destekleme araçlarıyla birlikte yaşama geçirilmesi de gerekmektedir.

Türkiye'de canlı hayvan stoku artırılmalıdır. Bunun için ürün fiyatlarında uzun vadeli kararlılık oluşturulmalı ve bu yolla üreticiye güven verilmelidir. Damızlık hayvancılık özel bir önemle desteklenmelidir. Hayvan sektörünün çeşitler arası dağılımında bir denge gözetilmelidir. Koyun ve keçiyi dışlayıp yalnızca sığıra dayalı büyük işletmecilik, dinamik kırsal ve kentsel nüfusa sahip Türkiye için uygun değildir. Bu bağlamda ihmal edilen küçükbaş hayvancılık özenle desteklenmeli ve geliştirilmelidir.

Süt üretim süreçleriyle et üretim süreçleri arasındaki sıkı ilişki göz önünde tutularak süt piyasasının sağlıklı bir şekilde işletilmesi de sağlanmalıdır. Hayvan ıslahı ve hayvan hastalıklarının önlenmesi alanında alınacak önlemlerle verimlilik mutlaka artırılmalıdır.

Hayvancılık alanında maliyetlerin düşürülmesi en temel sorunlar arasındadır; bunun en makro yolu Türkiye'nin bitkisel üretimde dışa bağımlılıktan kurtarılması, yem üretiminin tüm kaynaklarıyla birlikte yurt içi üretime dayandırılmasından geçer.

Özce söylemek gerekirse anlattığımız nedenler karşısında hayvancılıkta istikrarlı ve uzun vadeli politikalar izlenmesi, büyükbaş ve küçükbaş canlı hayvan varlığının artırılıp ithalatın asgari seviyelere indirilmesi için bu konuyla ilgili kurum, kuruluş ve mevcut örgütlenmelerle, entegre plan ve stratejiler oluşturulmalı ve bunlar derhâl hayata geçirilmelidir. Ülkemiz hayvancılığının geleceği ve tarım sektörünün kalkınması için de bu önlemler büyük önem arz etmektedir.

Araştırma önerilerimize destek olacağınızı umuyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksoy.

Aleyhte ilk konuşmacı Sayın Recep Özel, Isparta Milletvekilimiz.

Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partimizin Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddelerine göre vermiş olduğu önergenin aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Biraz önce konuşmacı burada Meclis araştırmasıyla ilgili, hayvancılık sektörünün içinde bulunduğu sıkıntıları dile getirdi. Bunlarla ilgili, Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığımız gerekli çalışmaları yapmakta, güzel bir piyasa da oluşmakta.

Burada saymış olduğu bütün “Şunlar yapılmalıdır, bunlar edilmelidir”lerin hepsi de şu anda yapılmıştır ve yapılmaktadır, devam etmektedir. En fazla, çiftçisine, hayvancısına, köylüsüne destek veren AK PARTİ hükûmetleri olmuştur.

Bu nedenle, araştırılması talep edilen önerge, konu zaten Hükûmetimizin gündemindedir, Bakanlığımızın çalışma sahasındadır, bundan dolayı katılmıyoruz. Bugün gündemimizde İç Tüzük’ü görüşeceğiz inşallah.

Meclisimizin mehabetine yakışır, vakuruna yakışır görüşme dileklerimle hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Lehinde ikinci konuşmacı Vahap Seçer, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Seçer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika

VAHAP SEÇER (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adalet ve Kalkınma Partili Hatibe göre hayvancılık sektöründe sorun yaşanmıyor. Oysa Barış ve Demokrasi Partisinin, hayvancılık ve kırmızı et sektöründe sorunlar yaşandığına dair bir grup önerisi var, bu konuyu tartışacağız, “Gerçekten bu sektörde Türkiye’de sorun yaşanıyor mu yaşanmıyor mu?”

Tabii diyeceksiniz ki: “Ortalık toz duman, Türkiye'nin birçok sorunu var; Türkiye'nin komşularıyla sorunu var, Türkiye'nin kurumları arasında çatışmalar var. Bugün gündemde MİT-emniyet teşkilatı-yargı arasında gidip gelen konular, çatışmalar, meseleler… Nereden çıktı bu hayvancılık meselesi?” Ama bir yerde de hayat devam ediyor. Ülkede değişik sosyal sınıfların, değişik sektörlerin elbette ki sorunları olacaktır. Dinamik ülkede bu doğaldır. Bizim buradaki görevimiz bu sorunları çözmektir.

Tabii, Meclis sorun çözme yeridir. Siyaset sorun çözme yeridir. Burada milletin verdiği oyla, milletin iradesiyle millet adına kararlar vereceğiz, millet adına Hükûmeti denetleyeceğiz. Bunu da bir anayasayla yapacağız. Meclisin kuralları vardır, kaideleri vardır, İç Tüzük’ü vardır. Bu, Meclisin anayasasıdır. İktidar, Meclis İç Tüzüğü’nde bugünkü çalışma koşullarına uygun olmayan birtakım maddelerde değişiklik yapmak istiyor. Doğaldır. Bazı konular güncelleşebilir. Gerçekten Meclis çalışmalarında zaman alan, süre alan birtakım maddeler vardır. Bunlar düzenlenebilir. Ama siz de takdir edersiniz ki burası çoğulcu parlamenter sistem. Yani burası tek partili bir iktidar sistemine dayanan Parlamento değil. Burada, daha Türkçesi, sadece Adalet ve Kalkınma Partisi yok, Cumhuriyet Halk Partisi var, Milliyetçi Hareket Partisi var, Barış ve Demokrasi Partisi var ve bağımsız milletvekilleri var. Bütün bu milletvekilleri bu İç Tüzük’ün amir hükümlerine uyarak burada yasama ve denetim faaliyetlerinde bulunacak. Dolayısıyla burada yapılan düzenlemenin, bütün bu Parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin ortak katkısıyla çıkması gereken, yapılması gereken bir İç Tüzük düzenlemesi olması gerekiyor. Demokrasi ise, bunun olması gerekiyor. Hakkaniyetse, bunun olması gerekiyor. Adaletse, bunun olması gerekiyor.

Dört buçuk yıllık milletvekiliyim. Gerçekten dün burada gördüğüm tablo beni çok üzdü. Elbette böyle bir ortamı, bu tip sinkaf birtakım lafların kullanıldığı, insanların, milletvekillerinin, arkadaşlarımızın birbirinin üzerine yürüdüğü bir ortamı hiçbirimiz arzu etmezdik. Ama, tabii, burada huzuru sağlayacak, sevk ve idareyi sağlayacak makam, Meclis Başkanlığı makamıdır. Dün gerçekten Sayın Cemil Çiçek bir kez daha hepimizi şaşırttı. Burada Sayın Cemil Çiçek’in yapması gereken, nihayetinde Sayın Cemil Çiçek, Sayın Meclis Başkanı, sadece iktidar partisinin Meclis Başkanı değildir; Parlamentoda grubu bulunan diğer siyasi partilerin, biz milletvekillerimizin tamamının Meclis Başkanıdır. Onun için, burada uygun olmayan ortamların ya da huzur bozan ortamların meydana gelmemesi için, hasıl olmaması için tedbir alması gerekiyordu ama ben dün şunu gördüm üzülerek, maalesef şunu söyleyeceğim: Sayın Cemil Çiçek karizmayı çizmiştir. Sayın Cemil Çiçek’in saygınlığına zede gelmiştir. Biz milletvekilleri olarak, hepimizin Meclis Başkanı olarak görüyorduk kendisini ama dün gördük ki sayın milletvekillerinin değil, Sayın Başbakanın Meclis Başkanı gibi burada tavır ve davranış içerisinde oldu. Onun için, dünkü olayların meydana gelmesinin temel sebebi ve ana sorumlusu Sayın Başbakanın talimatları doğrultusunda Meclisi yönetmeye çalışan Sayın Çiçek’tir. Sayın Çiçek’in istifa etmesi gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosuna yakışan budur.

Değerli arkadaşlarım, tabii Barış ve Demokrasi Partisinin gündeme getirdiği konu, gerçekten Türkiye’de hem üretici kesimi hem tüketici kesimi ilgilendiren bir konu. Nihayetinde bütün, 75 milyon yaşayan ferdimizin hayvancılıktan elde edilen ürünlere, hayvansal proteine ihtiyacı var. Dolayısıyla Türkiye’nin hayvancılık konusunda alacağı önlemler, tedbirler, Hükûmetin uygulayacağı politikalar, hayvancılık politikaları önemlidir. On yıldır AKP İktidarı var, on yıldır bu kürsüden hayvancılık politikaları konuşuluyor, on yıldır süt sektörünün krizi konuşuluyor, et sektörünün krizi konuşuluyor ama on yıldır bu sektörlerde gerçekten akla yatkın politikalar uygulanmamıştır; kısa vadeli, orta vadeli, uzun vadeli politikalar uygulanmamıştır. Mehter takımı misali iki ileri, bir geri; bakarsınız hayvancılık sektöründe kriz vardır, palyatif tedbirler, günü kurtarıcı tedbirler, destekler artar. Üç gün beş gün, üç ay beş ay sektörde kriz yaşanmaz ama o müdahalenin tesiri geçtiği zaman sektörde tekrar krizler yaşanmaya başlar.

Burada Barış ve Demokrasi Partisinin konu ettiği kırmızı et sektörüne yönelik krizleri 2009’dan beri yaşıyoruz, 2009’dan beri bu kürsüde kırmızı et sektöründe yaşanan sorunları konuşuyoruz. Gerçekten, tarım -bunun içerisinde gıda konusu var, hayvancılık konusu var- Türkiye’de iyi yönetilmiyor, bunu defaatle söylüyoruz. Bu kürsüden söz alan bütün milletvekilleri bu konuda Sayın Başbakanı uyarıyor. Ortada bir sorun var, tarım sektöründe sorunlar yaşanıyor. Dolayısıyla, bu sektörü sevk ve idare eden Bakanı gözden geçirmesi gerekiyor Sayın Başbakanın. Bu politikaları uygulayan Sayın Bakansa, bu politikalarda başarısızlık varsa, o zaman, Sayın Başbakanın yeni bir Tarım Bakanı bulması gerekiyor kendisine.

Bakınız, hayvancılık sektöründe yaşanan sorunların başında, özellikle üretim yapan üreticilerin sorunlarının başında maliyet konusu var. Tarım sektöründe girdiler pahalı, kullandığı akaryakıt pahalı. Hayvancılık sektöründe üretim yapan arkadaşımın yem sanayisinden aldığı yem pahalı. Türkiye, önemli miktarda, yem sanayisinde kullanılan temel girdileri yurt dışından ithal ediyor. Türkiye, hâlâ, açık ara, yılda 3 milyar dolar, 3,5 milyar dolar yağlı tohumlara bedel ödeyerek ithalat yapıyor. İşte bütün bu girdiler yem sanayisinde kullanılıyor. Hâl böyle olunca, yem fiyatları, uluslararası pazarların, uluslararası borsaların insafına kalıyor. Uluslararası piyasalarda yem hammadde fiyatları arttığı zaman, otomatik olarak, Türkiye’de üreticinin kullandığı yem fiyatlarına da yansıyor ve üretici yüksek maliyetli yem kullandığı zaman, ürününü sattığı zaman elde ettiği para geliri üretime harcadığı para birbirini karşılamıyor ve çoğu zaman desteklemeler yetersiz olduğu zaman zarar ediyor.

En önemli konulardan biri mera konusu. Türkiye’de, gerçekten, son yıllarda meralar katledildi, meralar inşaat alanı olarak kullanılıyor, imara açıldı, meralar konusunda kanunların ilgili hükümleri uygulanmadı, yok sayıldı, birilerinin rantına açıldı. Dolayısıyla bu, hayvancılık sektörünü etkileyen önemli konulardan biri hâline geldi.

Biliyorsunuz, yıllar yılı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bir şiddet ortamı var, bir çatışma ortamı var, bir terör ortamı var. Uzun yıllardır Türkiye’yi besleyen, hayvancılık açısından, hayvansal ürün açısından besleyen en önemli bölgelerin başında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri geliyor. Tabii, bugüne kadar gelen hükûmetler orada teröre karşı alınacak önlemleri genelde güvenlik eksenli düşündüğü için, orada sosyal meseleleri, oranın sosyoekonomik yapısını ikinci plana attığı için “yayla yasakları” adı altında uyguladığı yasaklar, direkt olarak bu sektörü etkileyen önemli yasaklar hâline geliyor. Dolayısıyla, bu konunun, yayla yasaklarının kaldırılması konusunun, zaten açlıkla inim inim inleyen yöre halkının önemli bir ekonomik getirisi olan, o yöre halkına önemli bir ekonomik katkısı olan hayvancılık sektörünün canlanması açısından da yayla yasaklarının tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor.

Bu sektörde sorunlar vardır. Onun için, Barış ve Demokrasi Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin lehinde oy kullanacağımızı belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi söz sırası, aleyhte, Mustafa Gökhan Gülşen’de, Kastamonu Milletvekili.

Buyurun Sayın Gülşen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MUSTAFA GÖKHAN GÜLŞEN (Kastamonu) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hayvancılık konusundaki politikaları, hepimizin bildiği gibi, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız yürütmektedir ve bu politikaların sonuçları milletimizce takdir edilmektedir. Hayvancılık konusunda da, tarımsal üretim konusunda da nereden nereye geldiğimiz rakamlarıyla ve sonuçlarıyla bu kürsüden gerek Sayın Bakanca gerek milletvekillerimizce defalarca ifade edilmiştir. Ayrıca bugün önemli bir gündemimiz vardır, İç Tüzük görüşmeleri yapılacaktır.

Bu sebeplerle Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisine katılmadığımızı ve aleyhinde oy kullanacağımızı bildiriyorum, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önergesini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var, sisteme gireceğiz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Elitaş’ın talebiyle, talimatıyla…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sizin aklınızdan geçeni hissediyor!

BAŞKAN - İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- Aile içi şiddet, boşanma, katliamlar, intiharlar gibi Türk toplumunun yapısını tehdit eden bu sosyal olayların nedenlerinin araştırılması amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin 9/2/2012 Perşembe günü Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin aynı  birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 09.02.2012 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                           Oktay Vural

                                                                                                                                İzmir

                                                                                                                MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

20 Ekim 2011 tarih ve 482 sayı ile TBMM Başkanlığına verdiğimiz, “Aile bağları güçlü olmakla bilinen Türk toplumu, bu hassasiyetlerine rağmen son yıllarda âdeta cinnet geçirmektedir. Hemen her gün meydana gelen aile içi şiddetler, çiftlerin boşanması, katliamlar, intiharlar özellikle son aylarda artış göstermiştir. Türk toplumunun yapısını tehdit eden, bu sosyal olayların nedenlerinin araştırılması amacıyla” verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 09.02.2012 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde yapılmasını arz ederim.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisi üzerinde lehte ve aleyhte ikişer arkadaşımıza söz vereceğim.

Birinci konuşmacı, lehte olmak üzere, Sayın Ruhsar Demirel, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Demirel. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz araştırma önergesi hakkında grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ama konu kadın ve şiddet olunca önce ben bir bardak soğuk sudan birazcık alayım.

Efendim, kadın tarih boyunca adaletin, bereketin, barışın sembolü olmuş, ama maalesef ki hâlâ biz kadının adaletini, temsilini sağlayamamanın getirdiği sıkıntılarla şiddeti gündeme getiriyoruz, getirmeye de devam edeceğiz. Niye böyle söylüyorum? Çünkü, biz bu konuda araştırma önergesi teklifimizi ilk olarak 22 Kasım 2011 Salı günü bu Meclisin gündemine taşıdık, ancak çoğunluğu teşkil eden siyasi partinin oylarıyla reddedildi, 22 Kasım 2011 Salı günü. Arkasından kırk sekiz saat geçmeden 24 Kasım Perşembe günü akşamı alelacele bir uluslararası metin imzaladınız, yine şiddetle ilgili. Eğer o salı günü “Hayır.” dediğiniz şeye kırk sekiz saat sonra bir uluslararası metne imza atarak “Evet.” diyorsanız, bence bir düşünmek lazım ne yapıyoruz biz diye. Çünkü karar vericilerin birinci görevi mevzuatı oluşturmaksa, bence ondan çok daha önemli bir görevleri var: Bu yapılan mevzuatı yürürlüğe koymak, denetlemek ve uygulamak. Çünkü uygulamadığınız mevzuat, yalnızca AB’ye uyum için, yalnızca uluslararası mecrada iyi görünmek için yapılan işlerdir. “İlk biz imzaladık.” demek bizi bu konudaki sorunlarını çözmüş ülke durumuna getirmiyor. Nitekim kasım ayında Birleşmiş Milletlerin açıkladığı rakama göre biz kalkınmada 82’nciyiz,  kadın konusu yüzünden bu kadar gerilerdeyiz.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, anlamıyoruz!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sohbetinizi dışarıda yapın!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz uğultuyu kesersek, Hatibi daha kolay dinleyebiliriz. Teşekkür ederim.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) - 25 Kasım günü, biliyorsunuz, Birleşmiş Milletlerin, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü ve biz o gün için Milliyetçi Hareket Partisinin kadınları olarak “Sevdiklerimizin Eliyle Gelen” diye bir çalıştay yaptık. Hani kadına daha çok bu şiddet, ister gönül ister kan bağıyla olsun, sevdiklerinden geliyor diye. Ama biz gelecek yılki konu başlığımızı bulduk: “Karar Vericilerin Diliyle Gelen Şiddet.” Belki karar vericiler kulak verirlerse ne demek istediğimi ben size şimdi örneğiyle anlatacağım.

Efendim, tarih Ocak 2012. 7, 8, 9 ve 10 Ocak günkü basın bültenlerine bakarsanız karar vericilerin eliyle ve diliyle kadına yönelik şiddetin nasıl yapıldığını hepimiz tanıklıkla göreceğiz. Ocak ayı başında, bu ülkenin bir doğu, bir batı ilinden, -Bolu’dan ve Antep’ten- 2 tane kız çocuğu -on bir ve on iki yaşında- hamile olarak tespit edildiler. Buradan, öncelikle, hâlâ salondaysa Sayın Sağlık Bakanı -az önce buradaydı- ona da sormak isterim. Bütün bütçe görüşmeleri ve bütün sağlıkla ilgili konuşmalar boyunca şunu ısrarla söyler Sayın Bakan: “Aile hekimliğini çok iyi oturttuk, her gebemizi en az 4 kere izliyoruz.” diye. Sayın Bakan, acaba bu 2 tane kız çocuğu gebeliklerinin son döneminde bulunduklarında aile hekimliği sistemini bir daha sorguladı mı? Ülkede bu sistemin bu kadar iyi gittiğini övünerek söylemek sistemin doğru gittiğini göstermiyor. Kaldı ki bölgesel farklılıklar da burada atıf yapılası bir şey değil çünkü bu 2 kız çocuğunun biri Bolu’da, biri maalesef ki Sayın Bakanın memleketi Antep’teydi. İşte karar vericilerin diliyle gelen şiddet tam da burada başladı. Sayın karar vericiler -her makamdaki- bu çocukların kemik yaşını hesaplama yoluna düştüler. Eğer bir karar verici, hem de üst düzeydeki bir karar verici böylesi bir tacize, böylesi bir tecavüze maruz kalmış bir kız çocuğunun kemik yaşına bakmak isterse birileri de birilerinin akıl yaşına bakmayı düşünür. Dolayısıyla biz bundan sonraki yıl sanıyorum ki şiddetle ilgili günlerde “Karar Vericilerin Diliyle Gelen Şiddet.” diye bir sempozyum yaparsak çok fazla malzeme sahibiyiz.

Şiddeti konuşmayı sevmiyoruz ama şiddetsiz de yaşayamıyoruz herhâlde; nitekim, dün gece olanı var, ondan öncekiler var. Ses kesmek, soluk kesmek heves edilesi bir şey değil çünkü herkes her zaman masanın aynı tarafında oturmuyor; gün geliyor, masadaki yeriniz değişebiliyor, hem erkekler açısından bu böyle hem de karar verme konusunda şu anda kendini güçlü hissedenler açısından böyle.

Ve benim şükürle zikrettiğim bir konu var şiddet konusunda kadına yönelik, bunu nereye çekerseniz oraya gidebilir bir şey: Türkiye’de mobbing azaldı biliyor musunuz? Çünkü istihdamda kadın kalmadı, hamdolsun! İstihdamda kalmayan kadının mobbinge uğraması diye bir şey de tabiatıyla söz konusu olamıyor ancak bu ironik gerçekliği bir yana bırakarak kadın konusunu siyasi parti ideolojisi çerçevesinden çıkarıp memleketin ve dünyanın gündemi diye kabul etmek bence en doğrusu olur ve on bir-on iki yaşlarında sayısız kız çocuğuyla ilgili tatsız örnekleri her gün gazetelerden, medyadan görüyoruz. Bu çocukların bir kısmı afişe oluyorlar, bir kısmı aileleriyle beraber gündeme geliyorlar. Bence kemik yaşını bir yana bırakınız, nüfus cüzdanlarındaki yaşlarına bakınız çünkü Türkiye’de nüfusa kaydettirilmeyen yüzde 7’nin büyük kısmı kız çocukları ve o kız çocukları ki on-on bir yaşına geldiklerinde “kadın” diye evlenilmeye layık bulunanlar, “eş” diye eve götürülmeye layık bulunanlar ama hiçbir zaman eğitilmeye, okutulmaya layık bulunmayanlar, hiçbir zaman ekonomik özgürlüğü elinde bulunsun diye çabalanmayanlar. İşte bu yüzdendir ki biz, kadına şiddeti 21’inci yüzyılda, 2012 Türkiye'sinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde hâlâ konuşmak durumunda kalıyoruz. Ben bundan üzüntü duyuyorum. Umuyorum ki sizler de üzüntü duyuyorsunuzdur ve başta karar vericiler olmak üzere, hepimiz bu konuda elimizi vicdanımıza koyalım ve bunun konuşulması gerektiğinde mutabık kalalım. Ben inanıyorum ki çoğunluğu teşkil eden partideki değerli milletvekili arkadaşlarımın da gönüllerinden bu geçiyor, bu konunun konuşulması gerektiği. Ben sizlerin hislerine tercüman olduğuma da inanıyorum bir nebze. O sebeple, hepinizin bu öneriye destek vereceğini umuyorum, diliyorum, ülkemin kadınları için istiyorum.

Ve bir şeyi hatırlatmakta fayda görüyorum. Dün, Meclisin yoğun gündemi nedeniyle milletvekillerimizin birçoğunun katılamadığı bir ödül törenine gittik biz; Hayme Ana Ödülleri’ne. Hayme Ana “Bu topraklar bizim son vatanımız olsun.” demiş bir büyük Türk kadını, başarılı, kararlı, gururlu ve onurlu bir Türk kadını. Ben inanıyorum ki yalnızca bu Mecliste değil, Türkiye'nin her köşesindeki her Türk kadınının gönlünde bir Hayme Ana var. Dolayısıyla, bu Hayme Anaları yaratabilmek, yaşatabilmek, artırabilmek için bizim, kadınla ilgili konularımızı konuşmamız, bunu bir çözüme kavuşturmamız lazım.

Ben hepinizden bu önergeye destek beklediğimizi tekraren ifade etmek istiyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

Önerge üzerinde ikinci konuşmacı, aleyhte olmak üzere, Sayın Tülay Kaynaca, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle değerli heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade etmem gerekiyor ki gerek aile içi şiddet gerek boşanmalarla ilgili konular çok ciddi, çok önemli konu başlıklarıdır ve ben, buraya geldiğimiz ilk aylar içerisinde, boşanma davalarıyla ilgili bir araştırma yapılmasına yönelik, bayan vekillerimizin çoğunun da imzasını taşıyan bir komisyon önerisine imza attım. Devamında da birçok çalışma yapabilmek adına gerekli çalışmalarımız devam ediyor.

Ben diğer konuyla ilgili de, aile içi şiddetle ilgili de iki başlığa dikkat çekerek bu konudaki görüşümü ifade etmek istiyorum, o da şu: Birincisi, komisyonla ilgili. Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda bu konuya dikkat çektik ve “Kadınlarla ilgili çalışmalarda daha fazla ne yapabiliriz?” diye bir alt komisyon başlığı oluşturduk “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadın Medya” başlığı altında. Peki, neler yapıldı bununla ilgili? Neler yapıldı, akademisyenlerle görüştük son bir iki aydır bu çalışma devam ediyor ama sadece Adalet ve Kalkınma Partisi değil, Milliyetçi Hareket Partisinden de, Cumhuriyet Halk Partisinden de, BDP’den de çok değerli milletvekillerimizin katılımı ve katkılarıyla görüşmeler hâlâ devam ediyor, çalışmalar hâlâ devam ediyor. Birçok medya kuruluşunun, mesleki örgütlerin temsilcilerinin katıldığı toplantılar da yine bu çerçevede yapıldı. Yarın, hatta -yine, hemen, konu açıldığı için ifade edeyim- gazetelerin ve televizyon kuruluşlarının genel yayın yönetmenlerinin, köşe yazarlarının, hatta reklam ajanslarının, birçok firmanın katılacağı, basın sektörünün de içinde olacağı alt komisyonun çalışmaları bir taraftan devam ediyor, “Medya ve Kadın” başlığı altında “Toplumsal cinsiyet eşitliği adına ne yapabiliriz?” çalışmaları.

Diğer konu da şu: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız adına neler yapabiliriz? Bakanlık bünyesi içerisinde bu konuda neler var? Aslında bu çok önemli. O da şu: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Sayın Fatma Şahin Hanımefendi, “kadına yönelik şiddeti önleme yasası” olarak kamuoyunda şu anda biliniyor, bu yasanın çıkarılmasıyla ilgili, bu tasarıyla ilgili çalışmalarda birçok sivil toplum kuruluşlarıyla da görüşerek -ben biliyorum ki ocak ayında çok ciddi çalışmalar, görüşmeler arka arkaya yapıldı ve hâlâ devam ediyor- “Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Tasarısı” şu an hazırlık aşamasında. Ama yeterli mi? Sadece kanun çıkarmak yeterli olmayabiliyor, uygulamada birçok aksaklıklar çıkıyor.

Sonuç itibarıyla şunu söylemek istiyorum: Hem Komisyon düzeyinde yapılacak araştırmalarla ilgili, bizim vekillerimizin de imzasını taşıyan boşanma davalarıyla ilgili hem de hukuki altyapıyı tamamlamak adına yasal düzenlemelerde kadına yönelik şiddet, aile içi şiddet ve boşanmalarla ilgili çalışmalar yapılıyor, devam ediyor ve önümüzdeki dönem içerisinde de, inşallah, 24’üncü Dönemde de bizim imzamızı taşıyan imzalar olacak.

Ancak bugün gündemimizde İç Tüzük çalışmaları var, belirlenmiş gündem çalışmaları var. Bu nedenle, grup önerisinin aleyhinde görüş belirttiğimi ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.

Lehte ikinci konuşmacı, Ankara Milletvekili Sayın Aylin Nazlıaka.

Buyurun Sayın Nazlıaka. (CHP sıralarından alkışlar)

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi adına lehte konuşmak üzere söz almış bulunuyorum.

Aslında aile içi şiddeti konuşacağız bugün ama “Aile içi şiddet konusu şu anda İç Tüzük tartışmaları varken ne kadar öncelikli?” diye düşündüm önce, az önce bu konuda konuşmam istenildiğinde, sonra da aslında tam da bugün, yani dün akşam yaşananların üzerine tam da bugün bu konuda konuşmanın çok daha anlamlı olduğunu düşündüm çünkü şöyle düşünüyorum: Aslında bizler, hepimiz bir aileyiz, aynı topraklar üzerinde yaşayan bir aileyiz. Dolayısıyla da dün akşam burada yaşananlar, bana göre, bir aileye yakışmayan şeylerdi. Bizler burada bir ailenin temsilcileri olarak bulunuyoruz, aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların temsilcileri, vekilleri olarak bulunuyoruz. Onun için, bize düşen, öncelikli olarak bu temsilî görevimizi doğru bir tarzla bence yerine getirmemizdir. Onun için tekrar ben de hem kullanılan üsluplar hem de birbirimize karşı olan davranışlarımızla ilgili olarak bir uyarıda bulunmak istiyorum ve aynı zamanda bu İç Tüzük’le ilgili olarak da son derece antidemokratik olan bu talebinizi bir an önce geri çekmenizi öneriyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İşgale son verdiniz mi?

AHMET YENİ (Samsun) – İşgali bitirdiniz mi?

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Elbette buna itirazlar olacaktır. Onun için, aile içi şiddeti, dediğim gibi, burada da bir şiddet yaşanmayacağı şekilde inşallah kendi hayatlarımıza da adapte ederiz, sizler kendi hayatlarınıza da adapte edersiniz diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, gelelim kadına yönelik şiddet, aile içi şiddet konusuna. “Aile içi şiddet” denilince, tabii, aklımıza hemen kadına yönelik şiddet geliyor. Sizlerin de çok iyi bildiği gibi, maalesef, son yıllarda kadına yönelik şiddette inanılmaz bir artış söz konusudur. Kadınlarımız sadece ve sadece kadın oldukları için öldürülmektedirler, şiddete maruz kalmaktadırlar. Töre için, namus için kadınlarımızı öldürmekte, şiddete maruz bırakmaktayız ve devlet olarak da kadınlarımızı koruyamamaktayız maalesef ve bu şekilde aslında Anayasa da ihlal edilmektedir.

Koruma isteyen kadınlara koruma verilmemekte ya da çok geç temin edilmektedir. Şiddet nedeniyle karakola başvuran kadın orada psikolojik şiddete maruz kalmaktadır. Gene, can güvenliğimiz için sığınabileceğimiz karakollar da kadınlar için ayrıca şiddete maruz kaldıkları bir yer hâline gelmiştir ki, İzmir’de yaşanan olaylar da bunun bir izdüşümüdür.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2011 yılında kadına yönelik şiddet ve şiddetin rakamlarına yönelik bir açıklaması olmuştur. Ben bu rakamları da sizlerin bilgisine sunmak istiyorum:

Değerli arkadaşlar, 2011 yılında 160 kadın, eşleri, sevgilileri, babaları ve en yakınları olan, en yakınındaki erkekler tarafından öldürüldü. Gene kadınların yüzde 66’sı aile içinde katlediliyor. Devlet, kendine başvurarak koruma isteyen kadınların yüzde 73’ünü koruyamamıştır. Gene verilere göre öldürülen her iki kadından biri kendi hayatına dair bir karar vermek istediği için öldürülmüştür. Kadınların yüzde 41’i ayrılmak veya boşanmak istedikleri için, yüzde 32’si kıskançlık sebebiyle, yüzde 16’sı karşılarındaki erkeği reddettikleri için öldürülmüştür. Kadınların yüzde 88’i en yakınları ya da tanıdıkları erkekler tarafından öldürülüyor. Kocası veya eski kocası tarafından öldürülen kadınların oranı yüzde 47 olarak tespit edilmiş bu rapora göre. Kocası ya da eski kocası tarafından öldürülen kadınların oranı 2009 yılında 2010 yılına göre yüzde 93 oranında artmış. “Kadınların yüzde 71’i kocaları tarafından katlediliyor.” dedim. Kadınların öldürülme sebeplerinden biri de erkeğin bir isteğini yerine getirememek. İşte bu sebeple öldürülen her beş kadından birinin ölüm sebebi de bu oluyor.

2011’de, kadın hakları mücadelesinde rol oynayan 54 kadın tutuklanıyor. Tabii, tutukluluklarla ilgili konu ayrıca da konuşulabilinir.

Şimdi, kadına yönelik şiddeti sadece ve sadece yasalar kanalıyla önlemek tabii ki mümkün değil. Bunun için her şeyden önce çocuklarımızın zihin haritasını değiştirmemiz çok önemli çünkü bildiğiniz gibi daha eğitim öğretim çağında çocuklarımız toplumsal cinsiyetçilik konusunda da bir bellek oluşturuyorlar.

İşte bu nedenle gene iktidarınız döneminde 9’uncu sınıflarda okutulan vatandaşlık ve demokrasi dersinden CEDAW yani Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin çıkartılmasını da çok anlamlı buluyorum ve tekrar bunu hatırlatmak istiyorum. Bu sözleşmeye Türkiye 1986 yılında imza atmıştır yani taraftır. Türkiye açısından bu sözleşmenin bir bağlayıcılığı da vardır. Dolayısıyla çocuklarımızın kadın erkek eşitliği konusunda bir zihin haritasına sahip olmasına yönelik olan bu sözleşmenin, okullardan, ders kitaplarından çıkarılmış olması oldukça anlamlıdır diye düşünüyorum.

Evet, kadına şiddet uygulamak âdeta Türk toplumunun maalesef geleneksel dokusundan biri hâline gelmiştir.

Gene sizlere bir olayı hatırlatmak istiyorum: Bir Alman vatandaşımız sevgilisi tarafından dayak yemiş, şiddete maruz kalmış, arkasından da -hatırlayacağınız gibi- “İşte şimdi Türk oldum.” demiştir. Yani âdeta Türk kadını için şiddet görmek artık aile yapısı içerisinde doğal kabul edilebilecek unsurlardan birisi hâline gelmiştir.

Kadına yönelik şiddetle mücadelenin sonuca ulaşabilmesi için kadının birey olarak kabul edilmesi ve şiddete alkol, ekonomik kriz, işsizlik gibi gerekçelerle bahaneler bulunmaması gerekmekte.

Bakanlar Kurulunda sadece 1 kadın Bakanın yer alıyor olması ve elbette Bakanlığın isminin değiştirilerek Bakanlığın isminden “Kadın” kelimesinin çıkartılmış olması da gene AKP İktidarının kadına bakış açısını algılamak açısından oldukça anlamlıdır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Nazlıaka.

Öneri üzerinde son konuşmacı aleyhte olmak üzere Ankara Milletvekili Sayın Nurdan Şanlı.

Buyurun Sayın Şanlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURDAN ŞANLI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, aile içi şiddet konusu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın üzerinde hassasiyetle durduğu ve detaylı olarak çalışma yaptığı bir konudur. Bu konuyla ilgili olarak, Sayın Bakanımız, ekibiyle birlikte, hem şiddet hem de her durumdaki kadının korunması ve Türk toplum yapısını güçlendirmeyi içeren çalışmaları özveriyle sürdürmektedir.

Dolayısıyla MHP Grubunun bu konuyla ilgili vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu, katılmadığımızı belirtir, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Nurdan Şanlı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun vermiş olduğu öneri üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi öneriyi oylarınıza sunacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, TRT ile  ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 9/2/2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

                                                                                                                           09.02.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun, 09.02.2012 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                    Emine Ülker Tarhan

                                                                                                                              Ankara

                                                                                                                    Grup Başkan Vekili

Öneri:

İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, 30.11.2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "TRT ile  ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması" hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (150 sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 09.02.2012 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Önerisi üzerinde iki lehte, iki aleyhte milletvekilimize söz vereceğim.

Birinci söz lehte olmak üzere İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıray’a ait.

Buyurun Sayın Çıray. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP’nin on yıllık iktidarı sonucunda bugün ilginç zamanlardan geçiyoruz. Bugün kurumlar arası bir iç savaş yaşandığına tanık oluyoruz. Bugün ifadeye çağrılan Sayın Fidan değil aslında ifadeye çağrılan Sayın Başbakandır. İçeride terörist suçlamasıyla yatan eski Genelkurmay Başkanı değil aslında yargılanmak istenen onu oraya atayan Sayın Başbakandır. Suriye’ye savaş çığlıkları atılırken Türk ordusunun yarısını içeride esir alan bir anlayışın Türkiye’ye getirdiği sonuç budur.

Değerli arkadaşlar, bu saray içi kavganızı anlıyorum ama bu görüntü dağılan bir devlet görüntüsü vermektedir. Bu hepimizi üzer, hepinizi üzer. Öyle anlaşılıyor ki yarattığınız canavar kapınıza geldi, dayandı.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; kibir ve zorbalık bir paranın iki yüzü gibidir. Kibir zorbalığı, zorbalık kibri besler. Bu kaçınılmaz ortaklığın meyveleri çok zehirlidir. Her yerde her zaman herkese felaket getirir. Ancak siyasetteki tezahürleri çok daha zehirlidir. Lord Acton’un dediği gibi “İktidar yozlaştırır ama mutlak iktidar, mutlak anlamda yozlaştırır.” Bu bilgelik dolu tespitin işaret ettiği yozlaşma, kibir ve zorbalık beraberliğinin bir sonucudur çünkü mutlak iktidarda kibir ve zorbalık en fütursuz, en küstah şekilde buluşur; kendini bütün değerlerin ve erdemlerin timsali gibi gösterirken onları istismar eder, kullanır, posasını çıkarır ve sonunda yok eder. Adı size göre güya “adalettir” ama adaletsizliğin ta kendisi olur. Hukukun üstünlüğünden bahsedersiniz ama hukuku yerle bir edersiniz bu kibirle. Millet iradesinin öneminden dem vurursunuz ama millet sanki sadece kendisine oy verenlerden ibaretmiş gibi davranırsınız. Hakaret, alçaltma, rakibinin façasını güya kabadayı edasıyla boğduğunu sanmak, bu mutlak iktidar kibrinin bir üslubu beyanıdır.

Sayın vekiller, işte AKP’nin yüce Meclisimize dayatmak istediği yeni tüzük, AKP Genel Başkanının ruhundaki kibrin, otoriteryan anlayışa varacağının en somut ifadesidir. Mutlak iktidarın beslediği kibir hangi korkunç noktalara gidecekmiş, işte bu son İç Tüzük bunu anlatmaktadır.

Bunu, kendisinin milletin yegâne temsilcisi olduğuna inandırmıştır. Tarihsel hınç duyguları içinde bu yüce çatıyı bir hapishaneye çevirmek istemektesiniz. Arzusu, Meclisi kendi iradesini onaylamaktan ibaret bir mekanizma hâline getirmek olanların siyaset olarak başarılı olması imkânsızdır.

Yeni Meclis İç Tüzük’ünün on yıllık bir iktidar dönemi sonunda gündeme getirilmesinin tesadüf olmadığını biliyoruz. Zamanlamanız gerçekten çok ilginç. Kendi postmodern diktatörlük heveslerini cumhuriyetin kurucu kadrolarına yansıtan bir ruhun eseri bu İç Tüzük önerisi. Bir Kasımpaşa kabadayısı formatında tecessüm eden bu ruhun, gönlündeki hedefi artık gerçekleştirme zamanının geldiğine inanmasıyla ilgilidir bu İç Tüzük.

Değerli vekiller, sakın ola ki mübalağa ettiğimi, muhalefet etme hırsıyla olupbiteni abarttığımı düşünmeyin. Bizler aklıselimi ve basireti esas almak zorundayız. Attığımız her adımda, söylediğimiz her kelimede aklıselimin ve basiretin mührü olmalı. Bu bizim aziz milletimize karşı en önemli sorumluluğumuzdur.

AKP’nin on yıldan sonra yeni bir Meclis İç Tüzük’ü dayatmak istemesi, maalesef bir zincirin sondan bir önceki halkasıdır, varılacak nihai istasyondan önceki son duraktır, iç ve dış siyasette yaşadığımız bütün çok tatsız gelişmelerin şahikası sayabileceğimiz bir olaydır. Bundan ötürü sizlere bizi bir zorbalık rejimine götüren önceki halkaları ve anlamlarını kısaca hatırlatmak isterim.

Biliyorsunuz Silivri toplama kampında AKP’ye göre gazeteci ve yazar görünümlü birçok terörist var, bunlardan 2’si Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu, sözde terörist olduklarını kamufle etmek için Wikileaks üzerine bir kitap yayınladılar. Kitap çok ilginç, okumanızı tavsiye ederim, bazılarının niyetleri uğruna papazla bile iş birliğine girmekten kaçınmayacağını gösteriyor. Kitaptaki her şey ibret verici.

Değerli milletvekilleri, mesela, medyamıza göre gündemi hep Başbakan belirliyor değil mi? Biz ana muhalefet olarak dişe dokunur hiçbir şey söylemiyoruz, hiçbir şey beceremiyoruz, beceriksizlik bizde, vizyonsuzluk bizde, üstelik statükocuyuz ve geçmişe demir atıp orada takılıp kalmışız! Peki, bunları kim söylüyor, kim söyletiyor? Bu kurgunun asıl sahipleri kim? Hepsi Wikileaks belgelerinde var. Yandaş medyanın kurulmasını kimlerin tavsiye ettiği, kimlerin telkiniyle yapıldığı o belgelerin içerisinde saklı.

Değerli arkadaşlar, hafızayı beşer nisyan ile maluldür, biliyoruz. Böyle düşünebilirsiniz ama sakın balık hafızalı olduğumuzu düşünmeyin. Çok değil, 12 Haziran öncesini hatırlayın, bir başyazar vardı, adı Mehmet Altan, Başbakana ve AKP’ye kendi ilkeleri adına en yandaşça desteği veren tanınmış bir yazar. Ne oldu? Bu biçimde söylemek belki incitici ama o da kendisini bir anda kapının önünde buluverdi. Mehmet Altan bakın ne dedi başına gelenler üzerine: “Askerî rejimler dâhil bana nereye, nasıl konuşacağıma dair bir akıl verme cüreti gösterilmesine ilk defa bu dönemde rastlıyorum.” Demek ki kibir hedefine ulaştı, artık safralar atılıyor, yol arkadaşları artık terk edilmeye başlandı. Mehmet Altan gibi onlar da itiraf etmeye başlarlar yakında, mesela 12 Eylül 2010 referandumunda “evet” çıkması için çok uğraştıklarını ama şimdi referandumun sırf HSYK’yı değiştirmek için yapılmış bir tablo olduğunu hep beraber fark edip söylemeye başladılar.

Değerli vekiller, Türkiye’de otoriter rejimin taşları adım adım döşendi, bunun için aralarındaki tek ortak payda, kurucu ruha ve değerlere karşı olmak olan farklı kesimler ittifaka girdi. Sözde liberal takım, AKP’yi Batılı demokrasiler nezdinde meşrulaştırma ve sempatik gösterme misyonunu üstlendi. Bu mutlu beraberlik AKP açısından en verimli ürününü 12 Eylül 2010 referandumuyla verdi.

Havuç ve soba mekanizmasıyla tek seslileştirilmiş medya ve Göbels’e rahmet okutan propaganda ağı sayesinde, Türkiye’de despotik bir yarı başkanlık ve kuvvetler birliği sisteminin anayasal temeli atıldı. Referandumda “hayır” diyenlere inanılması güç iftiralarda bulunuldu. Gerçekler susturuldu, sözler boğuldu. Referandum mantığına tamamen aykırı bir şekilde kurgulanan bir oylamadan yüzde 58 çıkmasına olağanüstü demokratik bir anlam yüklendi.

Bizler niyet okuyuculukla suçlandık. Oysa ahlakla biraz ilgilenenler bilir, bir eylemin doğruluğunu belirleyen şey niyetlerdir. Niyet hayırsa akıbet hayır olur. Biz bu zihniyetin niyet bozukluğunu başından beri doğru teşhis ettik. Değişime ve yenilenmeye karşı olduğumuz için değil, AKP’nin değişim söylemindeki niyetlerinin hayırlı olmadığını teşhis ettiğimiz için 12 Eylül 2010’da gür bir sesle “hayır” dedik. Sadece muhalefete, muhalefet eden bir medyanın ardından bütün kararlarında Hükûmete tabi bir yargının ülkemiz için ne büyük bir felaket olacağını çoktan görmüştük. Keşke yanılmış olsaydık ama haklıydık çünkü niyetler esastı. İşte bugün ortaya çıkan bu niyetler, AKP’nin ortak bir iradeyle ve uzlaşmayla bir anayasa yapma isteği konusundaki kuşkularımızı artırmıştır bu İç Tüzük tartışmaları değerli arkadaşlar.

Bu şey, bir postmodern diktatörlük rejimine direnmemiz için, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi, bugün içinde bulunduğumuz bu Meclis postmodern diktatörlük rejimine direnmemiz için elimizde kalan tek şey, tek şey bu milletin  kürsüsü.

Suriye’de olupbitenler AKP’nin kendi amaçları için supra global gücün desteğini alma tezgâhından başka hiçbir şey değil. Milletimiz için bedeli çok ağır olabilecek kararlar alınıyor. Acayip operasyonlara girişiliyor. Kendi hedefini birtakım güçlerin bölgemize yönelik projeleriyle birleştirmiş bir anlayışla karşı karşıyayız. Türkiye bu anlayışla despotik bir yarı başkanlık sistemine götürülmek isteniyor. İşte bunun için Meclis İç Tüzük’ümüz antidemokratikleştiriliyor.

Yüce Meclisin demokrasi için direnişi en büyük onur sayan tüm üyelerine sesleniyorum hangi siyasi partiden olursa olsun. Mücadelemizin nedeni Türk milletinin kendisi adına kurduğu bu yüce çatı altında söz söyleme, Türk milleti için yasa yapma, iktidarı denetleme görevimizi layıkıyla ve hakkıyla yapma özgürlüğümüzü korumaktır. Bu bizim kutsal ödevimizdir. AKP’nin yüce Meclisi muhalefete zindan etmeyi ve bizi susturmayı amaçlayan Tüzük değişikliğine karşı çıkmak bizim onurumuzdur.

Hepinizi onurumuzu korumaya davet ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çıray.

Aleyhinde, ilk konuşmacı Sayın Bülent Turan, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; CHP grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biliyorsunuz, önergenin konusu TRT’yle ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması. Bakınız, değerli arkadaşlar, konu TRT olunca ayrı bir önem arz ediyor diye düşünüyorum. Hepinizin hatırladığını düşünüyorum. Bundan on sene kadar önce TRT’nin ne hâlde olduğunu çok kısa bir değerlendirecek olursak âdeta statükonun temsilcisi, âdeta tek anlayışın yayın yaptığı, âdeta karıncalar film çevirmiş esprilerine konu olan, siyah-beyaz kültürden kalan yayınların devam ettiği bir kanaldı. Onun dışında asker kaçaklarının tebligat yeri olarak düşünülen, orada okunan her türlü işlemin kanun hâline geldiği bir kanaldı. Bugün ise hepimizin gurur duyduğu, onur duyduğu bir kurum hâline geldiğini hepimiz biliyoruz. Bugün, 10’dan fazla kanalıyla, uluslararası birçok alanda iddiasıyla, yeni vizyonuyla birçok konuda -haber, belgesel, çocuk- birçok alanda yeni yayınlarıyla bambaşka, başarılı, onurlu bir kurum olduğunu büyük bir gururla izlemekteyiz.

AK PARTİ’nin Hükûmet yıllarında her konuda olduğu gibi, eğitimde, sağlıkta, ekonomide, uluslararası alanda, savunmada, her konuda gurur duyulacak işler yaptığı gibi basın-yayın konusunda da önyargısız, hesapsız incelediğimizde gurur duyacağımız birçok iş olduğunu, TRT’nin de bunlarda ciddi bir payı olduğunu gururla görüyoruz.

Değişik görevlerle yurt dışına çıkıyoruz. Gittiğimiz her yurt dışı ziyaretlerimizde, her otelde 30, 40 tane kanalın yanında TRT Haber’in de çekiyor olması, benim kadar CHP’li arkadaşlarımın da bence gururunu okşuyordur diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, az önce konuşan CHP’li 2 arkadaşımızın İç Tüzük’le ilgili ifadelerine değinmek istiyorum.

İlk arkadaşımız buranın bir aile meclisi olduğunu ifade ettiler. Aynen katılıyorum, burası bir aile meclisidir. Derdimiz, bu ülkenin daha iyi yere gitmesi, vizyonumuzun daha üst seviyelere çıkması, tatlı hatıraların bırakılması için hayırlı işler yapılmasıdır, fakat değerli arkadaşlar, yüz yıla yakın bu cumhuriyetin her aşamasında, her zorlu yıllarında, her sıkıntısında, savaşta bile hiç kimsenin aklına bu kürsüye çıkan bir vekili durdurmak gelmemiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bülent Arınç hariç!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Zalim Uslu ne yaptı, zalim Uslu!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Muhalefet yapmak iktidar için de çok anlamlı bir nimettir. Kaliteli muhalefet, kaliteli iktidarın yoludur. Onurlu muhalefet, onurlu iktidarın da yoludur.

Bakınız, değerli arkadaşlar, kendimi bir an sizin yerinize koyuyorum. Ben muhalefet partisinin vekili olsam o İç Tüzük’le ilgili ne düşünürüm diye bakıyorum. İzin verin, söyleyeceğim.

Bir iddiam var. Dün bu kürsüyü işgal eden arkadaşlarımızın büyük çoğunluğunun yeni Tüzük’ün neler getirdiğini okumadığını düşünüyorum.

Örneğin, biliyor musunuz çalışma sürelerinin arttığını ve televizyon yayınlarının arttığını? Örneğin, biliyor musunuz burada saatlerimizi alan 50 sayfa, 100 sayfa metinlerin okunup bir şey anlamadığımızı…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sözlerimizin kısıldığını çok iyi biliyoruz!

BÜLENT TURAN (Devamla) – …ama yeni düzenlemeyle, gelişen çağa ayak uydurma amacıyla, bunların mail ortamında bize gönderileceğini biliyor musunuz?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Önergelerimizin kısıtlandığını biliyor musun?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bakınız, âdeta deve kuşu gibi kafamızı kuma sokup, sadece belli yere takılmak size de haksızlık, bize de haksızlık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onda tereddüt yok!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, muhalefetin kralına razıyım. Bir daha söylüyorum. Çıkın bu kürsüye, gurur duyarım, eleştirin, her şeyi söyleyin, 10 tane, 100 tane önerge verin…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ne kadar zamanda?

BÜLENT TURAN (Devamla) – …ama Allah aşkına, bu grup çalışmaları yapılırken, bu Meclis faaliyetleri yapılırken, soruyorum size, kürsüyü işgal ettikten sonra seçim bölgenizde ne anlatacaksınız ya? “Vekilin birisi kürsüye çıkıyordu, ben de bunu engelledim, bravo.” mu diyeceksiniz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz anlatırız, siz kendi işinize bakın.

BÜLENT TURAN (Devamla) -  Siz kendi seçmeninize hafta sonu gideceksiniz. Gittiğinizde, şu kanun teklifi verdi, yanlıştı, bunu söyledik, doğru yaptık derseniz alkış alırsınız.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Seçmenlerimizden destek geliyor.

BÜLENT TURAN (Devamla) -  Ama bir daha söylüyorum, dün haberleri izledik, Twitter’i takip ettik, Facebook’a baktık, hiç mahcup olmadınız mı? Hiç üzülmediniz mi? Ağzıma almak istemediğim ifadeler var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gel, bak.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bakın, kızmak yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gel, bak.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Ben dinledim. Bir aileyiz, beraber konuşacağız. Sakin Haydar Bey, sakin. Sakin… Sakin… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bak, telefona bak, Twitter’a bak.

BÜLENT TURAN (Devamla) -  Sizden rica ediyorum, bir daha okuyun İç Tüzük’ü, muhtemelen oy vereceksiniz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gel beraber okuyalım.

BÜLENT TURAN (Devamla) -  Bırakın karşı olmayı, oy vereceksiniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gel maddelere beraber bakalım.

BÜLENT TURAN (Devamla) -  Ama bir daha söylüyorum, herkes bizim gibi düşünmek zorunda değil. Hayır diyebilirsiniz, bir daha söylüyorum, beğenmeyebiliriz; bu da kabul.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben İç Tüzük’ü okurken sen alfabeyi okuyordun.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Biz farklı olduğumuz için zaten siz muhalefetsiniz biz iktidarız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bir daha söylüyorum, ne olur…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gidecek parti bulamayacaksın, gidecek parti.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Az sonra İç Tüzük gelecek, istediğiniz muhalefeti yapın ama bizi de dünyaya rezil etmeyin, ülkemizin onuruna halel getirmeyin, Meclisin onurlu duruşuna halel getirmeyin. Ben genç bir vekilim, buraya çalışmak için geldim, iş yapmak için geldim, konuşmak için geldim, kürsü işgalinden adam kurtarmak için gelmedim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yüzde 50 her şey değildir.

BÜLENT TURAN (Devamla) - O yüzden, bir daha diyorum, kaliteli muhalefet her türlü alkışlayacağımız bir süreçtir ama buranın işgali gibi bizi üzen, yarın öbür gün sizi de mahcup edecek işleri yapmamanızı istirham ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, TRT’nin geldiği yeri, bir daha diyorum, on yıl önceyle kıyaslanmayacak kadar farklılıklar olduğunu hepiniz zaten biliyorsunuz. Zaten önergeyi veren arkadaşlarımızın da TRT’nin ne olduğunu değil İç Tüzük’ün daha geç gelmesini istediklerinden dolayı bu önergeyi verdiklerini biliyorum.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyor, iyi günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 15.57

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi üzerindeki görüşmeye devam edeceğiz.

Öneri üzerinde başka söz talebi yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre …

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, grup önerimizi geri çekiyoruz.

BAŞKAN – Öneri geri verilmiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Başkanlık Temsilcisi? Yerinde.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen Teklif’in birinci bölümü üzerindeki görüşmelere başlanılmıştı.

Bölüm üzerinde söz talebi yoktur.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

                             

(x) 156 S. Sayılı Basmayazı 1 Şubat 2012 tarihli 59’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın grup başkan vekillerine yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Elitaş, buyurun efendim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, siyasi parti grup başkan vekilleriyle yapılan müzakereler sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerinin ertelemesini olumlu bulduklarına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum.

Siyasi parti grup başkan vekilleriyle yaptığımız görüşmeler çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük’ünü değiştiren teklifin görüşmelerini önümüzdeki hafta muhtemelen uzlaşmak için azami gayret göstermek üzere AK PARTİ Grubu olarak elimizden gelen gayreti göstereceğimizi ifade ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Emine Ülker Tarhan.

14.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, siyasi parti grup başkan vekilleriyle yapılan müzakereler sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerinin ertelemesini olumlu bulduklarına ilişkin açıklaması

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz Meclis İç Tüzük’ünü halkın Meclisteki hukukunu belirleyen tali bir anayasa olarak görüyoruz. Bu yolla, demokratik muhalefet hakkının önünün kapatılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konudaki tavrımızın herkes tarafından anlaşıldığını ve bir duyarlılık zemini oluştuğunu düşünüyoruz. Gelinen noktada, Değerli Başkan ve milletvekilleri, İç Tüzük görüşmelerinin ertelenmesi olumludur. Çabaların sonuç vermesini diliyorum ve teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tarhan.

Sayın Şandır…

15.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, siyasi parti grup başkan vekilleriyle yapılan müzakereler sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerinin ertelemesini olumlu bulduklarına ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İç Tüzük, Türkiye Büyük Millet Meclisinin anayasasıdır, birlikte çalışma şartlarımızın belirlendiği bir hukuk metnidir; dolayısıyla uzlaşarak geçirilmesi önemlidir. Bu noktada, İç Tüzük değişikliği kanun teklifinin sahipleri olan AKP Grubunun bu yaklaşımı olumlu olmuştur. Ümit ediyorum ki uzlaşma sağlanarak tekrar görüşmelere başlanır.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Sakık.

16.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, siyasi parti grup başkan vekilleriyle yapılan müzakereler sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerinin ertelemesini olumlu bulduklarına ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Yani gönül isterdi ki aslında bu uzlaşı dün gerçekleşmiş olsaydı, dün yaşanan tabloyu yaşamamış olsaydı bu Parlamento. Gelinen nokta, çok çok olumlu bir nokta. Tabii ki burada muhalefetin en demokratik hakkı olan yani bu hakkını kısıtlamamak gerekir. AKP’nin bu konuda göstermiş olduğu duyarlılığı da gerçekten önemsiyoruz, biz de grup olarak katılıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

Birleşime beş dakika ara veriyorum efendim.

 

Kapanma Saati: 16.29

 

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

156 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sıradaki Çukurova Üniversitesinin KKTC’de Kampus Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Çukurova Üniversitesinin KKTC’de Kampus Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/482) (S. Sayısı: 67)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, zaten İç Tüzük’ün tamamlanmasına kadardı efendim, dolayısıyla o gündemden kalktığına göre diğerine geçmenize gerek yok.

BAŞKAN – Şunu da okuyayım müsaade ederseniz.

3’üncü sıradaki Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Ortaklık Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Ortaklık Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/480) (S. Sayısı: 100)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Diğer işlerde komisyonun hazır bulunmayacağı anlaşıldığından sözlü soru önergeleri ile alınan karar gereğince “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”i sırasıyla görüşmek üzere 14 Şubat Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati:16.37