DÖNEM: 24                          CİLT: 13                        YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

61’inci Birleşim

3 Şubat 2012 Cuma

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

I.  - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III.  - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, faili meçhul cinayetlere ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, Ermeni iddiaları ve Türkiye’nin tutumuna ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır ilindeki hava kirliliğine ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Mevlit Kandili’ne ilişkin açıklaması

2.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için verilen Meclis araştırması önergelerine onay verilmesine ilişkin açıklaması

3.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, iş kazalarında hayatlarını kaybeden vatandaşların ailelerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

5.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın gündem dışı konuşmasına ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın gündem dışı konuşmasına ilişkin açıklaması

7.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, gündem dışı konuşmasında eksik kalan bazı hususlara ilişkin açıklaması

8.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün, Mevlit Kandili’ne ilişkin açıklaması

9.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, Mevlit Kandili’ne ilişkin açıklaması

10.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kuzey Ankara Kentsel Dönüşüm Projesi’ne ilişkin açıklaması

11.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner ile İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın gündem dışı konuşmalarına ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, muhalefet milletvekilleri olarak verdikleri soru önergelerine cevap alamadıklarına ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, gündem dışı konuşmasında bazı hususların yanlış anlaşıldığına ilişkin açıklaması

14.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’da öğrencilerin yargılandıkları dava sonucunda ceza almalarına ve yargı reformuna ilişkin açıklaması

15.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, demokrasilerde temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin açıklaması

16.- Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, İç Tüzük değişiklik teklifine ilişkin açıklaması

17.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Meclisin denetim yetkisine ilişkin açıklaması

18.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, İç Tüzük değişikliğinde uzlaşma sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Tarım Bakanının açıklama yaptığı Tar-Gel alımlarına ilişkin açıklaması

20.- TBMM Başkan Vekili Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın, İç Tüzük değişiklik teklifinin Anayasa Komisyonunda görüşülmesi sırasındaki ifadelerinin yanlış anlaşıldığına ilişkin açıklaması

21.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, İç Tüzük değişikliğinde uzlaşma sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 24 milletvekilinin, İstanbul’un sosyal ve ekonomik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/130)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 22 milletvekilinin, taş ocaklarının çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/131)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, Eber Gölü’ndeki çevre kirliliğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/132)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Genel Kurulun 4, 5 ve 6 Şubat 2012 Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günlerinde çalışmamasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Çukurova Üniversitesinin KKTC’de Kampus Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/482) (S. Sayısı: 67)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Ortaklık Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/480) (S. Sayısı: 100)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, camilere ayrılan ödeneğin yetersizliğine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2491)

2.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, yargı ve emniyet teşkilatlarındaki atamalarla ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2741)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 13.03’te açılarak beş oturum yaptı.

Mardin Milletvekili Erol Dora, Mardin ilinin sorunlarına,

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, İç Anadolu Bölgesi’ndeki illerin göç sorununa,

Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ, Suriye olaylarının Gaziantep ili ekonomisine etkilerine,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Muş’ta meydana gelen çığ felaketine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, Mersin’deki tarım ürünleri yetiştiricile-rinin üretim ve pazarlama sorunlarının (10/127),

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 22 milletvekilinin, hayvancılık sektörünün sorunlarının (10/128),

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 24 milletvekilinin, tarih ve sanat eserlerinin, müzelerin korunmasında yaşanan sorunların (10/129),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

1 Kasım 2011 tarihinde, Muş Milletvekili Demir Çelik ve arkadaşları tarafından (137 sıra no.lu), demiryollarının etkin kullanımı ve mevcut sorunların araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 2/2/2012 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi,

20 Ekim 2011 tarih ve 481 sayı ile TBMM Başkanlığına, kamuda çalışan taşeron işçilerin sorunlarının tartışılması ve Anayasa’da mevzuata uygun olmamasından dolayı kamuda yol açtığı ve ileride yol açabilecek sorunların önlenebilmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin 2/2/2012 Perşembe günü Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi,

Yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Oturum Başkanının, oylama sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün “İşaretle oylamada usul” başlıklı 141’inci maddesini uygulamadığı gerekçesiyle usul görüşmesi yapıldı. Oturum Başkanı daha evvelki uygulamalara uygun olarak davrandığını, tutumunda yanlışlık ve usule uygunsuzluk olmadığını açıkladı.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin grubuna sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve arkadaşları tarafından, 23/12/2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan, tarımda kullanılan elektrikle ilgili sorunların araştırılması hakkında Meclis araştırması önergesinin (188 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 2/2/2012 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin “üzerinde” Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 61’inci maddesine göre söz talebine ilişkin usul görüşmesi yapıldı. İzmir Milletvekili Oktay Vural, bu görüşmelerden sonra söz talebini geri çektiğini açıkladı.

İzmir Milletvekili Oktay Vural,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi,

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan,

AK PARTİ Grup önerisinin işleme alınamayacağı iddiasına;

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, AK PARTİ Grup önerisinin daha önceki uygulamalarına uygun olduğuna,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, kendisine ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüş atfetmesine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, AK PARTİ Grup Başkan Vekillerinin İç Tüzük değişiklik teklifleriyle birleştirilmiş İç Tüzük değişiklik teklifinin komisyonda kabul edildiğine veya reddedildiğine ilişkin komisyon raporunda herhangi bir bilginin yer almaması nedeniyle usul görüşmesi yapıldı. Oturum Başkanı usule aykırı bir durumun olmadığını açıkladı.

Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin düzenlenmesi ile gündemin belirlenmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin partisine,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin partisine,

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin partisine,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un İçtüzük’ün 60’ıncı maddesine göre söz isteminin yerine getirilmediğine,

Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum, AK PARTİ Grup önerisine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan,

Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak,

Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, partilerine sataşması nedeniyle, birer konuşma yaptılar.

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, İçtüzük değişiklik teklifine ilişkin bir açıklamada bulundu.

İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 59 milletvekilinin; görev ve sorumluluğunun gereklerini yerine getirmediği ve yargı bağımsızlığının korunmasında gerekli çabayı göstermediği iddiasıyla Adalet Bakanı Sadullah Ergin hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesinin (11/7), gündeme alınıp alınmamasına ilişkin görüşmelerin tamamlanmasından sonra önergenin gündeme alınması kabul edilmedi.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in grubuna sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasında yer alan Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

Alınan karar gereğince, 3 Şubat 2012 Cuma günü, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 21.48’de son verildi.

 

                                                             Mehmet SAĞLAM

                                                                Başkan Vekili

 

   Muhammet Bilal MACİT        Muhammet Rıza YALÇINKAYA                 Tanju ÖZCAN

                İstanbul                                          Bartın                                             Bolu

              Kâtip Üye                                     Kâtip Üye                                     Kâtip Üye

II. - GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                                No: 79

3 Şubat 2012 Cuma

Teklifler

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; Çalışma Ortamında Psikolojik Tacizin Önlenmesi ve Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/320) (Adalet; Kadın Erkek Fırsat Eşitliği; Plan ve Bütçe; Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/01/2012)               

2.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane'nin; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/321) (İnsan Haklarını İnceleme ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/01/2012)    

3.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan'ın; Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/322) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/01/2012)

4.- Antalya Milletvekilleri Arif Bulut ve Gürkut Acar'ın; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/323) (İçişleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/01/2012)

5.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/324) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/01/2012)

6.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/325) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/01/2012)

7.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'un; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/326) (İnsan Haklarını İnceleme ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/01/2012)               

8.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'un; Türk Ceza Yasasında  Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi (2/327) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/01/2012)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 24 Milletvekilinin, İstanbul’un sosyal ve ekonomik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/130) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/10/2011)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 22 Milletvekilinin, taş ocaklarının çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/131) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/10/2011)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 Milletvekilinin, Eber Gölü’ndeki çevre kirliliğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/132) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/10/2011)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, cezaevinde yaşamını yitiren bir hükümlüye ve hasta tutuklu ve hükümlülerin durumuna ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1376)

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Van M Tipi Kapalı Cezaevinden firar eden hükümlü ve tutuklulara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1377)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, usulsüz dinlemelere ve teknik takibe alınanlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1475)

4.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Emniyet Teşkilatı mensuplarının özlük haklarının eşitlenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2323)  

5.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Emniyet Teşkilatı mensuplarının maaşlarının iyileştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2324)  

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depreminde zarar gören hayvan yetiştiricilerinin mağduriyetinin giderilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2325)  

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depreminde görev yapan personele tazminat ve fazla çalışma ücreti ödenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2326)  

8.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Konya 56. Bakım Merkezi Komutanlığının kapanacağı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2327)  

9.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, telefonlarının dinlendiği iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2328)  

10.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, il özel idarelerine genel bütçeden ayrılan paya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2329)  

11.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tezel’in, üniversitelerde öğrencilere ve öğretim üyelerine uygulanan disiplin cezalarına ve idari soruşturmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2330)  

12.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, emekli generallere tahsis edilen araç ve koruma sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2331)  

13.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, tarımsal sulama borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2332)

14.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Devlet Hava Meydanları İşletmesinde görev yapan personele havacılık tazminatının ödenmemesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2334)  

15.- Adana Milletvekili Ali Demirçalı’nın, basına kapalı olarak spor adamlarıyla yapılan bir toplantı sonrasında basına dağıtılan görüntülere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2335)  

16.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, soruşturma izni istenen belediye başkanlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2336)  

17.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, TRT’de çalışan personel sayısı ile TRT’nin gelir ve giderlerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/2337)  

18.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, TRT’nin habercilik yayın politikasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/2338)  

19.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Doğu Anadolu Bölgesi’nde hayvancılıkla geçinen köylülere mali yardım yapılmasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/2339)  

20.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, kredi kartlarının faiz oranlarının artırılmasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/2340)

21.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunlarının KPSS’de uygulanan yöntemlerden kaynaklanan mağduriyetine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2346)  

22.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, üst düzey bürokratların aldıkları ücretlere ve işverenlerin primlerinin hazineden karşılanacağı iddialarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2347)

23.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Türkiye’nin Libya’daki Ulusal Geçiş Konseyine verdiği kredi ve hibelere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2350)  

24.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, MİT’ten bir heyetin, tutuklu bazı Türk İstihbaratçıların serbest bırakılması için Suriye ile yaptığı iddia edilen görüşmelere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2351)  

25.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, İsviçre Dışişleri Bakanının Dördüncü Büyükelçiler Konferansına davet edilmesine ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2352)  

26.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Türkiye’nin imza attığı Birleşmiş Milletler sözleşmelerine ve insan hakları ihlallerinin önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2353)

27.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ziraat fakültesi mezunlarının istihdam sorununa ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2365)  

28.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, balıkçılık sektörünün Ege ve Akdeniz’deki avlanma yasaklarından kaynaklanan sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2366)  

29.- İstanbul Milletvekili İhsan Barutçu’nun, GDO’lu 13 mısır çeşidinin ithalatına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2367)  

30.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, mısır üreticilerinin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2368)  

31.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün, Hatay’ın ÇATAK Projesine alınmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2369)  

32.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, küçük balıkçıların çoklu tek kat misina ağlarının kullanımının yasaklanmasından kaynaklanan mağduriyetine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2370)

33.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, belediyeler tarafından amatör spor kulüplerine ayni ve nakdi yardım yapılmasında uyulması gereken esaslara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2373)  

34.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, mülkî idare amirleri ile bazı yöneticilerin yapmış oldukları harcamalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2374)  

35.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, polis memurlarının sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2375)

36.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 2011 yılında Alevi-Bektaşi kurumlarının kültürel etkinlikler için yardım talebine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2377)

37.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, çayda kayıt dışı üretime ve KDV oranına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2381)  

38.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Devletin AİHM yargılaması sonucunda ödemiş olduğu tazminata ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2382)  

39.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, özür grubu atamalarına ve yaşanan mağduriyete ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2383)  

40.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli-Kartepe’de ilköğretim okulu ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2384)  

41.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar’daki öğretmen ve derslik açığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2385)  

42.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak Üniversitesi kampüs inşaatına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2386)  

43.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, bir İngilizce dil eğitim sisteminin uygulanmasında yaşanılan sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2387)  

44.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularının müfredata alınması gereğine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2388)  

45.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, ilk ve ortaöğretim öğrencilerinin sorunlarına ve çözümü için yapılan çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2389)  

46.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, öğretmenlerin eş durumu özrü atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2390)  

47.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, FATİH Projesine ve bu kapsamda yürütülen akıllı sınıf uygulamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2391)  

48.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, Ağzıkara Göleti Bal Ormanına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2392)  

49.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, Küçükçekmece Gölündeki kirliliğe ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2393)

50.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar-Kütahya karayolunda bulunan demiryolları üst geçit inşaatına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/2402)  

51.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Muratlı-Tekirdağ Demiryolu Hattına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/2403)

52.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, kamuya açık alanların ve toplu taşıma araçlarının engellilerin kullanımına uygun hale getirilmesine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2406)  

53.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, bazı kamu kurum ve kuruluşlarındaki üst düzey yöneticilerin maaş ve diğer gelirlerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2407)

3 Şubat 2012 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Cemil ÇİÇEK

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 61’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi de yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz faili meçhuller hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Sayın Mehmet Metiner’e aittir.

Buyurun Sayın Metiner. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, faili meçhul cinayetlere ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kutsal kitabımız der ki: “Bir insanı öldüren bütün bir insanlığı öldürmüş gibidir.”

Bir değil dostlar, binlerce insanımızın ölümüne tanık olduk bu ülkede. Dile kolay, 17 bin insanımızı faili meçhul veya faili belli cinayetlere kurban verdik. Nereyi kazarsanız orada insanlarımızın kemikleri ve kafatasları çıkıyor. Ne yaman bir trajedidir bu dostlar; ölen de bu ülkenin çocukları öldürülenler de, bundan daha üzücü, daha utanç verici bir durum olabilir mi? İnsanlığımızın yerle yeksan olduğunun resmidir bu dostlar. O yüzden, hepimizin hep birlikte “Yeter artık” demesi gerekiyor, savaş tanrılarına, savaş baronlarına isyan etmesi gerekiyor. İnsanlığımızı kuşanarak hesap sormalıyız dostlar tüm zalimlerden ve canilerden, belki o zaman arınabiliriz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, çok şükür, artık o karanlık günlerin Türkiye’si değil. Devlet adına malum güç odaklarının rutin dışına, hukuk dışına, insanlık dışına çıkarak pervasızca cinayetler işleyebildiği bir Türkiye değil artık; çok şükür, onlardan hesap sorabilen bir Türkiye var. Gecenin kör bir vaktinde evlerinden alınıp köprü altlarına bırakılan veya izbe yerlere cesetleri bırakılan insanlarımızın hukukunu savunan bir Türkiye var. Onlara o işlemi reva gören zalimlerden hesap soran bir Türkiye var çok şükür. Bu insanlık dışı cinayetlerin failleri ve amirleri konumunda olanlardan hesap sorulabildiği bir Türkiye var arkadaşlar, bu gerçekliği görmemiz gerekiyor. Bu sorgu ve hesaplaşma süreci başladı, kararlılıkla devam edecektir. Şehirlerin ve dağların kuytuluk yerlerine ve toprakların altlarına bırakılarak unutturulmak istenen kanlı geçmişi unutturmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Hele hele, İktidarımız döneminde buna asla izin vermeyeceğimizi Türkiye toplumunun bilmesi gerekiyor. Mazlumların ahı zalimlerin sonunu getirecektir elbet. Buna dair inancımız sonsuzdur.

Değerli arkadaşlar, bizzat kendimin tanık olduğu iki olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Birisi 2000 yılında Şırnak’ın Silopi ilçesinde gerçekleşti. 2 genç insan, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz ifade için çağrıldıkları o yerden bir daha dönmediler. Akıbetleri hâlâ meçhul. İnşallah o cesur yargıçlarımız bu 2 gencimizin akıbetini de sorgularlar ve faillerinden hesap sorarlar. Diğer bir olay, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı bir mevkide gerçekleştirilmişti, o tarihte bizzat kendim o bölgeye gitmiştim. Devletin içindeki güç odaklarının işlemiş olduğu bir katliamdı ve orada da ciddi bir hesaplaşma sürecinin artık yapılması gerekiyor, o olayın faillerinin de bulunması gerekiyor arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bu ülkede nice canlarımızı topraklara verdik, İzzettin Yıldırımlar, Hikmet Fidanlar, Vedat Aydınlar, Savaş Buldanlar, Hrant Dinkler, Uğur Mumcular, Abdi İpekçiler, Kemal Türkler… Sayamayacağım kadar çok isim var ki hangi birisini sayayım dostlar, hangi birisini? Utanç duymak için bunlar yeterli değil mi? İnsanlığımızı kurtarmak istiyorsak bu demokratik ve hukuksal hesaplaşma sürecini kararlılıkla sonuna kadar götürmeliyiz diyorum.

Değerli arkadaşlar, burada önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum. Devletin içindeki güç odaklarının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Metiner, süreniz doldu, çok teşekkür ediyorum. Genel uygulamada ilave söz verilemiyor, ben de ona uyacağım.

Çok teşekkür ediyorum.

MEHMET METİNER (Devamla) - …cinayetleri konusunda seslerini yükseltenlerin, PKK’nın faili meçhul ve faili belli cinayetleri konusunda da ses yükseltmeleri gerektiğine inanıyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, bu nasıl bir konuşmadır? Devletin Başbakanlığını yapmış Nihat Erim de öldürülüyor, şehit ediliyor onun adı yok, Bakan olan Gün Sazak’ın adı yok. Bu bir AKP zihniyeti işte.

BAŞKAN – Peki…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Dostlarını sayıyor arkadaşlar, çok güzel! Dostlarını çok güzel sayıyorlar. Bu bir AKP zihniyeti.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı ikinci söz Ermeni iddiaları ve Türkiye’nin tutumu hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Faik Tunay’a aittir.

Buyurun Sayın Tunay. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, Ermeni iddiaları ve Türkiye’nin tutumuna ilişkin gündem dışı konuşması

FAİK TUNAY (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın üyeler; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce İslam âleminin mübarek Mevlit Kandili’ni kutluyor, hepimiz için güzellikler getirmesini diliyorum.

Yasama dönemi açıldığından beri, gerek bu kürsüden gerekse yerimizden yüzlerce farklı konuyla ilgili konuşmalar yapıldı. Zaman zaman bu konuşmalarda pozitif sonuçlar veren, olumlu katkılar sağlayan konuşmalara şahit olduk; zaman zaman da bizi birbirimizden uzaklaştıran, toplumu geren konuşmalara şahit olduk. Elbette ki bu kürsüden ve yerimizden yapılan bütün konuşmalar önemlidir ama takdir edersiniz ki bir ülkenin bugününü ve geleceğini ilgilendiren en önemli konu dış politikadır. Dış politikayı konuşmadan, dış politikadaki gerçekleri kavrayamadan ilerlememiz mümkün değil. Dış politikada gündem yoğun, etrafımız ateş çemberi ama bizim için en önemli konu, hayati konu sözde Ermeni soykırımı konusu.

Dış politikayla ilgili konuşmaya geçmeden önce, hepimizin, yüz küsur sene önce söylenmiş şu sözü bir kere daha hatırlamasının gerekli olduğunu düşünüyorum: “Devletler arası ilişkilerde ebedî dostluklar ve düşmanlıklar olmaz, sadece ve sadece çıkar ve menfaat ilişkileri vardır.” Bu söz, söylendiği zaman da geçerliydi, dün de geçerliydi, bugün de, gelecekte de geçerli olacak bir sözdür. Bu sözü anlayamadan, bu sözü kavrayamadan dış politika hakkında konuşmak pek mümkün değil.

Fransa’nın yaptığı ne ilk ne de son olacak. Hatırlarsınız, rahmetli Özal zamanında, 87 yılında, Avrupa Birliğine  tam üyelik başvurusu yaptığımız zaman sadece ve sadece iki ay sonra Avrupa Parlamentosu bir karar aldı ve o kararda Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanıması gerektiğini ve tanımadığı takdirde de tam üyelik müzakerelerinde her zaman önünde bir engel olacağını söyledi. Yalnız Avrupa Parlamentosu değil, bugün dünyada yirminin üzerinde ülke parlamentolarında bu karar tanındı. 2000’li yıllara kadar bu sayı on üç-on dört civarında iken, 2000’den sonra hızlı bir artış gösterdi. Bizler hâlâ, maalesef ve maalesef uyumaya devam ediyoruz. Ermeniler son sürat kendi iddialarının paralelinde çalışıyor, bizler ise tarihî gerçekleri araştırmadan, bilgi sahibi olmadan, birikim sahibi olmadan sadece hamaset yapıyoruz.

Avrupa Parlamentosunun kabul ettiği maddelerden biraz önce söylediğim madde çok önemli. Bu madde her zaman ve her zaman Türkiye’nin önünde bir engel teşkil edecektir. Artık aklın, bilimin, mantığın ve tarihin ışığında bu konuyu araştırmalıyız; kendi tezlerimizi ortaya koyup bütün dünya kamuoyuna bu tezlerimizi açıklamalıyız. Eminim ki iktidarıyla muhalefetiyle herkes iyi niyetle, vatan ve millet sevgisiyle bu tezlere karşı çıkmak için kendi tezlerimizi anlatıyor ve bir şeyler yapıyor. Ama bazen, ya yetersiz kalıyoruz ya da yanlış işler yapıyoruz.

Fransa’yı kınadık. Fransa’yla ilgili tepkiler ortaya koyduk ama ne hikmettir ki aynı zaman diliminde İsviçre’de bu kararın mimarı olan şahsı Türkiye’de ağırladık ve Büyükelçiler Konferansı’na konuşmacı olarak davet ettik.

Şimdi, bir tepki göstereceksek Fransa’ya da aynı tepkiyi göstermeliyiz İsviçre’ye de, parlamentosundan bu kararı geçiren herkese aynı tepkiyi göstermemiz gerekir. Eğer ki ülkelere göre farklı tepkiler gösterirsek parlamentolarda bu kararlar hızla artar ve ilerleyen dönemde başımıza çok ciddi sorunlara yol açar diye düşünüyorum.

Ermenilerin dört temel hedefi var, Ermeni diasporasının. Bunu bizler söylemiyoruz, sözlü ve yazılı kaynaklarında var: Tanıtım, tanınma, toprak ve tazminat.

Şimdi, biz bunu dile getirdiğimiz zaman bazı çokbilmişler çıkıp Türkiye’de diyebilirler ki: “Efendim, hiçbir şekilde ne diasporanın ne de Ermenilerin böyle bir iddiası yok.” Biraz önce de söyledim, bu bizim söylemimiz değil, bu, Ermenilerin yazılı ve sözlü kaynaklarında var olan gerçeklik ve bu paralelde de hızlı bir şekilde çalışıyorlar. Kendilerine göre ilk iki aşamayı geçtiler. Sözde soykırımın 100’üncü yılı olan 2015 yılına çok ciddi şekilde hazırlanıyorlar ve son iki adımı da kabul ettirmek için çalışıyorlar.

Bütün dünyada bir kamuoyu oluşturdular. Lobicilik faaliyetleri hızla ilerliyor. Biz ise sadece ve sadece bir ülkenin parlamentosunda bu karar çıktığı zaman ortalığı ayağa kaldırıyoruz, gürültü çıkarıyoruz ondan sonra, bir hafta on gün sonra bu meseleyi unutup tekrar başka bir parlamentoda kararların çıkmasını bekliyoruz. Artık biz de bir an önce tarihin, bilginin, birikimin, mantığın ışığında bu konuyu ele almalıyız, bu konuyla ilgili kendi tezlerimizi bir an önce gerçekleştirmeliyiz diye düşünüyorum. Artık savunmadan çıkıp bilgiyle, birikimle, tarihle saldırıya geçmeliyiz. Ama saldırıya geçmeliyiz derken kendi tezlerimizi bütün dünya kamuoyuna düzgün bir şekilde anlatmalıyız. Ne geçmişimizi inkâr edelim, devlet olarak geçmişimizde yaptığımız hatalar, eksiklikler varsa ne bunları görmezden gelelim ne de kara Ermeni propagandasına alet olup söylenen afaki, abartı rakamları kabul edelim. Bir an önce bununla ilgili çalışmalar yapılması gerekiyor.

Ermenilerin sırf bu konu için kurduğu bir enstitü var. Gerekirse biz de sırf bu konuları araştıran, sırf bu konularla ilgili bir enstitü kuralım. Yurt dışından öğrencileri getirelim, onlara burslar verip araştırma konuları yaptıralım ve dünyada kamuoyu oluşturalım. Turizmde nasıl atak yapıyorsak, Avrupa Birliğinin başkentlerinde, dünya başkentlerinde fuarlara katılıp stantlar açıp turizmimizi anlatmaya çalışıyorsak aynı bu konuyu da bugünden başlayarak yarına kalmadan dile getirelim. Aksi takdirde çok geç kalacağız ve pişman olacağız.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunay.

Gündem dışı üçüncü söz Iğdır ilindeki hava kirliği hakkında Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’a aittir.

Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır ilindeki hava kirliliğine ilişkin gündem dışı konuşması

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; öncelikle yüce heyetinizin, Türk ve İslam âleminin mübarek kandilini kutluyorum.

Hitler’in gaz odalarını anımsar mısınız veya bununla ilgili hiç kitap okudunuz mu veyahut da Amerikan filmlerinden bu konuyla ilgili hiç izlediğiniz oldu mu? Bir gözünüzün önüne getirin Hitler’in gaz odasını, bir de bugün Iğdır’da hava kirliliğini -hiç abartmıyorum- göz önüne getirin. Değerli milletvekilleri, hiç fark göremeyeceksiniz. Iğdır’da, bugün, maalesef, maalesef hava kirliliği dayanılmaz boyutlardadır. Iğdır’da insanlar isyan edecek duruma gelmişlerdir. Meclise yürüme kararı almıştır Iğdır halkı ama maalesef bununla ilgili bizim yazılı ve sözlü soru önergelerimize cevap dahi vermemiştir Hükûmetiniz.

Değerli milletvekilleri, kışın bu ağır, zor günlerinde Iğdır bir yandan hava kirliliğiyle boğuşurken, diğer yandan elektrik kesintileriyle boğuşmaktadır. Günde beş saat, altı saat, yedi saate varan, Iğdır’da elektrik kesintileri yaşanmaktadır. Sorun sadece bu mu? Değil. Iğdır, arsenikli su oranı itibarıyla da bildiğimiz seviyelerin çok üzerinde ve Türkiye’nin bu manada en ön sıralarında yer almaktadır. Elbette gönül isterdi ki sizin iktidarınız döneminde Iğdır, arsenikli su seviyesiyle değil; Iğdır, hava kirliliğinde 1’inci olmasıyla değil; Iğdır, gaz odasını andırır bir konumuyla değil; Iğdır, sanayisiyle, refahıyla 1’inci sırada olsun. Tabii, Iğdır’da, bu arada herhangi bir sanayi tesisi bulunmadığını da ifade etmek isterim. Aklınıza şu gelmesin: Biz oraya sanayiyi götürdük, sanayi neticesinde Iğdır’da hava kirliliği var. Değil. Tezek yakıldığı için Iğdır’da hava kirliliği var. Iğdır’da, sizin belediyelerinizin Türkiye'ye getirip musallat ettiği kalitesiz kömürler yakıldığı için Iğdır’da bugün hava kirliliği var.

Bir garip durum daha var Iğdır’da, o da doğal gaz boru hattı tam Iğdır’ın ortasından geçtiği hâlde Iğdır’da hava kirliliği var ve Iğdır doğal gazdan bu anlamda faydalanamamaktadır.

Değerli milletvekilleri, birçok ilimizin birçok sorunu vardır. Bu sorunların bir kısmını zaman içerisinde çözmek mümkündür ama Iğdır’da bugün yaşanan hava kirliliği sorununu bir an önce çözmek lazım, aksi takdirde insanlarımızın orada sağlığı, çocuklarımızın orada sağlığı ciddi tehlike altındadır.

Bununla kifayetlenmiyor Iğdır’ın sorunları. Hemen yanı başımızda Metsamor Nükleer Santrali var. Bununla ilgili de yüce heyetinize, Meclise ve Hükûmete başvuruda bulunduk ama bu konuda da maalesef herhangi bir adım atılabilmiş değil.

Aklıma tabii şu geliyor: Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekili çıkaramadığı 3 ilden 1’isi, geçtiğimiz seçimde 1’inci partiyken bu seçimde 3’üncü parti olduğunuz bir yer. Acaba Iğdır halkını cezalandırıyor musunuz? Hitler’in gaz odalarına benzer bir tutum içerisinde Iğdır halkını size oy vermedi diye cezalandırıyor musunuz? Elinizi biraz vicdanınıza koyun. Oradaki size oy vermemiş olabilir, sizin bu niyetinizi bildiği için zaten size oy vermemiştir ama elinizi vicdanınıza koyun ve Iğdır’a bu anlamda üvey evlat muamelesi yapmayın. İktidarınız döneminde maalesef Iğdır’a üvey evlat muamelesi yapılmaktadır. İktidarınız döneminde Iğdır’dan oy alamadığınız için Iğdır cezalandırılmaktadır. Ama Iğdır halkı, bugün, bütün Iğdır halkı ekran başında bu konuşmayı dinliyor; sadece bu konuşmayı değil, bütün Meclis konuşmalarını dinliyor ve herkesi burada görüyor ve not ediyor. Yakında Iğdır’a gittiğinizde bunun hesabını size soracaklardır.

Sayın Başbakan seçim çalışmaları sırasında birçok söz verdi. Sayın Başbakan burada, siyaset çalışmasında hep, verdiği sözleri tutmakla övünür. Iğdır’da otuz sekiz tane tesis açtığını ifade etti, bir tanesini bulamadık. Sayın Başbakanı burada göreve çağırıyorum: Iğdır için verdiğiniz sözü Sayın Başbakan, gelin, hayata geçirin. Iğdır için verdiğiniz sözleri hayata geçirmezseniz Iğdır’dan hiçbir şekilde oy alamayacaksınız, onu ifade edeyim.

Değerli milletvekilleri, sözlerimi burada tamamlıyorum. Ancak -bunu siyaseten söylemiyorum- Iğdır’ın bugün içinde bulunduğu vahim durum âdeta olağanüstü hâl ilan edilmesini gerektirecek boyuttadır. Bu sebeple, siyaseti de bir tarafa bırakalım, bugün mübarek kandil günü, Iğdır’daki insanlarımızı, birazcık olsun içinizde insanlık duyguları varsa, bu gaz odasından kurtaralım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğan.

Değerli milletvekilleri, gündeme geçmeden evvel…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, izin verirseniz, Sayın Konuşmacı “Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı Iğdır’da milletvekili çıkaramadığından dolayı Iğdır’ı gaz odasına mahkûm etti.” dedi. AK PARTİ İktidarına büyük bir haksızlık yapmaktadır.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Acaba” dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 58, 59, 60 ve 61’inci hükûmetler Türkiye’de dokuz yıldan fazladır iktidar olmaktadır. 780 bin kilometrekarelik vatan toprağında hiçbir ayrım gözetmeden, kim oy vermiş kim oy vermemiş dikkate almadan, bütün 75 milyonluk Türk vatandaşlarına hizmet etmekle görevlidir. Bu konuyu tutanaklara geçmesi için arz ettim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkanım, Parlamentoda bile ayrımcıdırlar, nerede Türkiye coğrafyası.

BAŞKAN – Zaten, sizin söz talebiniz aynı zamanda cevap niteliğindedir. Müsaade ederseniz, bugün kaldığımız yerden çalışmalara devam edelim.

İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre siz de isterseniz, 60’a göre size de söz vermiş olayım oturduğunuz yerden.

Söz talep eden değerli milletvekillerimiz var. Sayın üyelere birer dakika söz vermiş olacağım bulundukları yerden.

İlk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Oktay Vural’a ait.

Buyurun Sayın Başkan.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Mevlit Kandili’ne ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Efendim, bugün aslında mübarek bir gün. İki cihan serveri Peygamber Efendimizin doğum günü. Hem milletvekillerimizin hem büyük Türk milletinin Mevlit Kandili’ni kutluyorum. Peygamber Efendimizin getirdiği ebedî nura, açtığı saadet caddesine ve sünnetine sımsıkı sarılmak ve Mevlit Kandili’ni vesile ederek ona biatimizi, bağlılığımızı tazelemek yüce bir saadet, yüce bir görevdir. Bu bakımdan, Yüce Rabbim bizleri Sevgili Resulümüzün şefaatine nail eylesin diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

İkinci söz Adıyaman Milletvekili Sayın Salih Fırat’a aittir.

2.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için verilen Meclis araştırması önergelerine onay verilmesine ilişkin açıklaması

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tüm İslam âleminin Mevlit Kandili’ni kutluyorum.

Faili meçhullerle ilgili bir iki cümle söylemek istiyorum. Mecliste grubu bulunan bütün partiler ve hatipleri konuştukları zaman faili meçhullerin aydınlatılması gerektiğini belirtirler ancak ne yazık ki defalarca bu konuda Meclis araştırma önergeleri verildiği hâlde, iktidar partisinin oylarıyla bu araştırma önergeleri geri çekilmektedir, onay verilmemektedir. Eğer bu konuda samimi isek, ölen 10 binlerce faili meçhulün aydınlatılmasını istiyorsak lütfen bu Meclis araştırma önergelerine “Evet” oyu verelim.

Yine, faili belli olaylar da oluyor Türkiye’de. Bugün Uludere olayının faili belli olmasına rağmen, üstünden aylar geçmesine rağmen hâlâ Hükûmetten “Bu olayın istihbaratını kim verdi, istihbarat kimden alındı?” sorularımıza cevap alamadık.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi söz sırası Sayın İzzet Çetin’de.

3.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin açıklaması

İZZET ÇETİN (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de tüm İslam âleminin Mevlit Kandili’ni kutluyorum.

Sayın Başkanım -şahsınız da buradayken- bugün 3 Şubat, yarın 4 Şubat; geçtiğimiz yıl, bir yıl önce Ostim ve İvedik’te 19 işçi, adına “iş kazası” dediğiniz ama bizim “iş cinayeti” dediğimiz cinayette yaşamını yitirmişti. Yine, 9 Şubatta da Afşin Termik Santralinde göçük altında kalan 9 madencinin cenazeleri hâlâ toprak altında duruyor.

Türkiye’de hemen hemen her gün onlarca iş kazası meydana geliyor. İş kazalarında dünya 3’üncüsüyüz, Avrupa 1’incisiyiz. Madenlerdeki kazalarda da açık ara dünya 1’incisiyiz.

Dokuz yıldan bu yana işçi sağlığı ve güvenliği konusundaki tüzük ya da yasa neden gündeme hiç gelmiyor? Yani bu iş cinayetlerinden AKP çok mu mutlu oluyor, memnun oluyor da bu konuda alınması gereken önlemler için bir adım atmıyor? Bunu merak ettim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çetin.

Sayın Hamzaçebi…

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, iş kazalarında hayatlarını kaybeden vatandaşların ailelerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçen yıl 3 ve 4 Şubat tarihlerinde Ankara-OSTİM’de iki ayrı iş yerinde meydana gelen patlama ve yangınlarda toplam 19 çalışanımız hayatını kaybetmiştir. O tarihten bu yana tam bir yıl geçmiştir. Türkiye’de iş yeri kazaları olarak değerlendirdiğimiz bu tip olaylarda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı binlerle, on binlerle ölçülebilecek bir seviyededir ama maalesef bu konuda bir iyileşme sağlanabilmiş değildir. Buradan, bu vatandaşlarımızın ve diğer iş kazalarında hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerinin sorunlarının ne olduğunu sormak istiyorum ve yine bu konuda ilgili bakanlığın hangi önlemleri aldığını öğrenmek istiyorum. İlgili sayın bakan bir açıklama yaparsa mutlu olurum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Sayın Mustafa Elitaş…

5.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın gündem dışı konuşmasına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bugün cumayı cumartesiye bağlayan gece, Yüce Peygamberimiz’in doğum günü, tüm İslam âleminin Mevlit Kandili’ni tebrik ediyorum.

Bu arada -biraz önce ifade etmeye çalıştığım- Iğdır Milletvekili arkadaşımızın Iğdır’daki hava kirliliğiyle ilgili ifade etmeye çalıştığı, söylediği konuyla ilgili, AK PARTİ iktidarları döneminde hiçbir seçim bölgesi, hiçbir vatandaş siyasi görüşünden dolayı cezalandırılmamıştır ve cezalandırılması dahi aklımızın ucundan geçmemiştir. Bu vatan toprağında yaşayan 75 milyon vatandaş birbiriyle kardeştir, iktidarlar da bu millete, bu vatandaşlara hizmet etmek mecburiyetindedir. Onların sorunlarını, problemlerini çözmek bizim en önemli görevlerimizdir.

Burada belediyelerle ilgili bir konu söylendi. Iğdır AK PARTİ’li bir belediye tarafından idare edilmemektedir. Bu kış gününde, ortaya çıkan yoğun kış ve soğuk geçen havalarda muhakkak ki hava kirliliğinde farklılıklar vardır ama muhtemelen inanıyorum ki ilgili bakanlık bu konuyu dinlemiştir ve takip edecektir. Gerekli ihtimamı da göstereceğine inanıyorum.

Tekrar, tüm İslam âleminin Mevlit Kandili’ni tebrik ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

Sayın Sırrı Süreyya Önder, İstanbul milletvekili.

Buyurun Sayın Önder.

6.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın gündem dışı konuşmasına ilişkin açıklaması

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce neredeyse nefret söylemine varan bir hatip konuşmasına tanık olduk. Onunla ilgili iki şey söyleyeceğim: “Sözde” diye nitelendirdiği Ermeni soykırımıyla ilgili yirmiye yakın Avrupa ülkesinin aldığı kararlardan bahsetti, bir şeyi ıskaladı: Kendilerinin de bağlı olduğu Sosyalist Enternasyonalin bu konuda ne düşündüğüne, neyi karar altına aldığına bir bakmasını öneriyorum; bir.

İki: Buradaki konuşmanın içeriği, Hrant’ın mahkeme kapısından lincine kadar giden süreçte linç eden güruhun kelimesi kelimesine aynı. Bir sosyal demokrat bundan sıkıntı duymaz mı?

Üç: Bu konuda bugüne kadar “ifrat ile” diye geliştirdiği karşı argümana yüzde 50 iskonto yapsak bu sizi mutlu eder mi diye sormak istiyorum. Nedir yani, bunun yarısı kadarsa bu başka bir şey mi?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.

Sayın Gök’ten sonra söz vermeyeceğim. Çok sayıda söz talepleri var 60’a göre. Gündemimizde başka konular var. Arkadaşlarımızın sisteme girmemesini rica edeceğim.

Şimdi söz sırası Sayın Metiner’de.

7.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, gündem dışı konuşmasında eksik kalan bazı hususlara ilişkin açıklaması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Gün Sazak’ın adını unuttuğum için anmadım; kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, herhangi bir kasıt yok.

Bir diğer husus, o tarihlerde  bölgede görev yapanların tamamına yakını, bugün Ergenekon davası dolayısıyla Silivri’de yatıyorlar. Hem Ergenekon davasına topyekûn “fasa fiso” diyeceksiniz hem “Hakikatleri araştırma komisyonu kuralım.” önerisinde bulunacaksınız hem de adı faili meçhullerle anılan insanlardan hesap sorulması gerektiğini söyleyeceksiniz. Bu, çelişki değilse nedir?

Biz konuşmuyoruz, gereğini yapıyoruz. Bugün o tarihte şu veya bu şekilde adı faili meçhullerle anılanlar, tutuklanmış durumdalar. Bir kısmı Diyarbakır Cezaevinde, bir kısmı Silivri Cezaevinde. Ama Ergenekon davası konusunda “fasa fiso” diyenlerin bu konudaki samimiyetine inanmak doğrusu çok güç. Biz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FAİK TUNAY (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tunay.

FAİK TUNAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, 69’a göre sataşmadan dolayı bir söz almak istiyorum Sayın Vekilin söylediklerine istinaden.

BAŞKAN – Görüşmeler bitsin, bulunduğunuz yerden size de bir söz hakkı vereyim.

Sayın Abdulkerim Gök, Şanlıurfa.

8.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün, Mevlit Kandili’ne ilişkin açıklaması

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Zulmü ve zoru yasaklamış, insanlık için en güzel rehber ve güzel ahlakı tamamlamak üzere âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin doğum yıl dönümü vesilesiyle kutladığımız Mevlid Kandili’nin, bütün Müslümanlara huzur ve adalet getirmesi, İslami şuura, kardeşlik bağlarının güçlenmesine, rahmet ve bereket kapılarının açılmasına vesile olmasını Cenabıallah’tan diliyor, aziz milletimize sevgi ve selamlarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

Sayın Orhan Atalay, Ardahan.

9.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, Mevlit Kandili’ne ilişkin açıklaması

ORHAN ATALAY (Ardahan) – Teşekkür ederim Başkanım.

Ben “Birbirinize haset etmeyin, birbirinize buğzetmeyin, kardeşler olun ey Allah’ın kulları.” buyurup, gerçekten hayatıyla da adalet ve rahmeti saçan -adalet ve rahmet- Peygamberimizin mübarek doğum yıl dönümünü tebrik ediyor, Peygamberimizin önderliğine olan ihtiyacımızı bir kez daha tekit ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Levent Gök, Ankara.

10.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kuzey Ankara Kentsel Dönüşüm Projesi’ne ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, Ankara’da, geçtiğimiz hafta, Sayın Başbakanın da katılıp törenle kuraların çekildiği Kuzey Ankara Kentsel Dönüşüm Projesi, bugün, hak sahipleri açısından tam bir mağduriyete dönüşmüştür. Yaklaşık 3-4 bin kişiye, vadedilen bölgelerin dışında ve vadedilen kotların dışındaki yerlerin kendilerine tahsis edilmesi nedeniyle tam bir mağduriyet yaşanmaktadır. Dolayısıyla, artık, Ankara’mızda yapılan kentsel dönüşümler ranta dönüşmüştür ve insanların büyük ölçüde mağduriyetine de neden olmaktadır. Bu konuya dikkat çekmek amacıyla, pazar günü, Kuzey Ankara Kentsel Dönüşüm’deki hak sahipleriyle bir basın toplantısı gerçekleştirip, kamuoyunu bilgilendireceğiz. Lütfen, bu konuya Meclisimizin de bir el atması gerekir ve bu mağduriyetlerin önlenmesi gerekir.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Sakık…

11.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner ile İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın gündem dışı konuşmalarına ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, ben de teşekkür ediyorum.

Yani burada iki tane gündem dışı konuşmayı izledik. Biri faili meçhul cinayetlerle ilgili, aslında bizim ne kadar haklı olduğumuzun bir teyidiydi. Uzun süredir, bizim, Cumhuriyet Halk Partisi ve Barış ve Demokrasi Partisi olarak ortak çalışmalarla buraya getirdiğimiz önergeler ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından reddediliyor. İkinci konuşmacı arkadaşımızın da Ermenilerle ilgili dile getirdiği sözlerdi. Hemen, buna karşılık Sayın Sırrı Süreyya Önder’in söylediklerine karşı alelacele AKP sıralarından CHP’yle bir ittifak gerçekleşti çünkü sorun Ermeniler, sorun bu ülkenin diğer kesimleri, muhalifleri olunca hemen birlik oluşuyor. Eğer Hrant’ın kanı hâlâ yerdeyse, dönüp geçmişimizle yüzleşmekten korkuyorsak biz bu sorunu çözemeyiz, diasporada da, Avrupa’da da, Amerika’da da her gün bu sorun karşımıza çıkar. Aslolan, bizim korkmadan sorunlarımızın üzerine gitmektir. Hrant Dink bir Ermeni olduğu için İstanbul’da öldürüldü.

Teşekkür ediyorum. 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.

Son söz Aykut Erdoğdu’nun. Sonra Faik Tunay’a söz vereceğim.

12.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, muhalefet milletvekilleri olarak verdikleri soru önergelerine cevap alamadıklarına ilişkin açıklaması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; bildiğiniz üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok önemli bir denetim görevi vardır ama ne yazık ki özellikle biz, muhalefet milletvekilleri verdiğimiz soru önergelerine cevap alamamaktayız. Ben, ilk soru önergesi olarak Başbakanlığa “Eğer bir milletvekilini aldatıcı veya yanıltıcı bir beyan olursa ne olacak, bunun sorumluluğu kimdedir?” diye soru sordum. Bunun sorumluluğu olmadığı, mealen, bundan kimsenin sorumlu olmayacağı yönünde bir cevap geldi bize. Bu ülkenin kaynaklarını daha doğru kullanabilmek için, yolsuzlukla hep birlikte mücadele edebilmek için Sayın Meclis Başkanına görev düşmektedir. Ben Sayın Meclis Başkanının bu konuda devreye girerek soru önergelerimize tam, zamanında, doğru ve eksiksiz bilgi verilmesi için faaliyet göstermesini rica ediyorum.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tunay, yeni bir cevaba inşallah gerek kalmaz, konuyu açmanız açısından söz verdim.

Buyurun efendim.

13.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, gündem dışı konuşmasında bazı hususların yanlış anlaşıldığına ilişkin açıklaması

FAİK TUNAY (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın üyeler; ben biraz önce kürsüden konuşurken tane tane, yüksek sesle konuştum, 70 milyonun karşısında da konuştum. Söylediklerimin anlaşıldığını düşünüyordum ama maalesef söylediklerim tam anlamıyla anlaşılmamış. Ben konuşmamda şunu söyledim: “Ne geçmişi inkâr edelim, devlet olarak bir hatamız, bir eksikliğimiz varsa bunu dile getirelim ama ne de bu kara propagandaya alet olalım.” dedim, benim söylediğim bu. Dikkat ederseniz, konuşmamda da şunu söyledim: “Aklın, bilimin, tarihin ve araştırmaların ve mantığın ışığında bu konuyu ele alalım.” dedim ama orada bir şeyi unutmuştum, onu şimdi eklemekte yarar var. Bizim için zaten en tehlikeli olan, dışarıdan gelen bu iddialar değil, bazı insanların bu konuyu çarpıtıp abartması. Ben söylediklerimin tamamen arkasındayım.

Biraz önce, Sayın Vekil de bana bir not iletildiğini söyledi. Evet, bana bir not iletildi ama ben her zaman kendi yazdığım, kendi çizdiğim, kendi inandığım doğrular doğrultusunda konuşurum. Eğer ülkenin ve milletin menfaatini gerektiren bir şey varsa ben de bir Vekil olarak herkesle her zaman iş birliği de yaparım.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunay.

Değerli milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları var.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 24 milletvekilinin, İstanbul’un sosyal ve ekonomik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/130)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin sahip olduğu en büyük zenginliklerden olan İstanbul şehrinin bugünkü bulunduğu durum, yaşanan ekonomik ve sosyal sorunların nedenleri, bu sorunlara karşı alınacak önlemler, çözüm önerileri ve gerekli politikaların oluşturulması amacıyla Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

Gerekçe:

İstanbul, tarihi geçmişi, kültürel mirası ile Türkiye'nin iktisadi açıdan en önemli kenti olmakla birlikte 13 milyonluk nüfusu, 39 ilçesi ile nüfus sıralamasında Avrupa'nın 1. ve Dünya'nın 5. büyük şehridir.

İstanbul, her geçen gün ekonomik şartlar, eğitim, terör, kan davası gibi çok değişik faktörler nedeniyle göç almakta, göç edenlerin oluşturduğu sosyal sorunlar ise çığ gibi büyümektedir. Göç edenler bir taraftan ayrıldıkları yerin üretim ve tüketim kapasitesini düşürmekte, diğer taraftan da İstanbul'da tutunamayarak, potansiyel bir tehlike haline dönüşmektedirler. Önlem alınmadığı takdirde sürekli artarak devam eden göç dalgası karşısında İstanbul'un tarihi dokusunu, kent kültürünü, ekonomik koşullarını, asayişini korumak mümkün gözükmemektedir. Bölgeler arası dengesizlik, işsizlik, yoksulluk ve eğitimsizlik önlenmeden göçün kontrolü imkânsızdır.

Göçle birlikte varoşları katlanarak büyüyen kentin, gecekondu sorunu da aynı oranda büyümektedir. Ormanın içinde yerleşerek genişleyen mahalleler, kaçak yapılarda yaşayan çok çocuklu aileler, imar aflarının ürünü, imarsız, susuz, kanalizasyonsuz yapılaşmaya dair sağlıklı hiçbir politika oluşturulmamıştır. Ülkemizde toplam 8 milyona yaklaşan binaların 3 milyona yakınını barındıran İstanbul'da, depremle ilgili tutarlı bir devlet politikasının olmaması nedeniyle binaların büyük bölümü maalesef depreme dayanıklı değildir. Deprem konusunda alınan önlemler de yeterli olmamaktadır.

Sürekli göç alan ve artan nüfus karşısında su ihtiyacını mevcut üretim yeterince karşılayamamakta, su stoku ise yetersiz kalmaktadır. Günde iki milyon metreküp su tüketen İstanbul'un su havzaları yeterince korunmamakta, kaynakları birer birer tükenmektedir. İSKİ, içme suyu, arıtma ve kanalizasyon hizmetlerinde yetersiz kalmakta, mevcut suyun yarısı ise daha yoldayken sızmalarla eskimiş borularda kaybolmaktadır. Kaçak kullanımların, kaçak uygunsuz kuyuların bir türlü önü alınmamakta, sanayinin ağır kirletme baskısı ise mevcut kaynakların kullanılmaz hale gelmesine neden olmaktadır.

İstanbul'un yaşanması zor hale gelmesinin en büyük nedenlerinden birisi de ulaşımdır. Önemli bir deniz ulaşımı potansiyeli olmasına karşın hâlâ yüzde 89'unu kara yolu taşımacılığı oluşturmakta, deniz yolu taşımacılığı geliştirilmemekte, yeterli yatırımlar yapılmamaktadır. Ulaşımın çileye dönüştüğü İstanbul'da İstanbul'u yönetenler, toplu taşımacılığı, tercihli yolları, raylı sistemleri, satın alınan otobüsler konusundaki doğru seçeneği, bilimsel yöntemlerle değil, deneme yanılma yöntemi ile bulmaya çalışmaktadırlar.

İstanbul'da göçe ve işsizliğe karşı hiç bir önlem alınmazken, suç oranlarının artması kaçınılmaz bir sonuçtur. Her yıl ortalama 22 bin'e yakın oto hırsızlığının gerçekleştiği Türkiye'de, oto hırsızlığının üçte ikisi İstanbul'da gerçekleşmektedir. Öldürme, oto hırsızlığı, yaralama, gasp, hırsızlık, adam kaçırma olaylarında yüzde 30'lara varan bir paya sahiptir. Kent, zaman içerisinde kutuplaşmanın arttığı, gerilimli, uyumsuz bir suç yumağı haline gelmiştir.

İstanbul'da eğitim, sorunlarla karşı karşıyadır. Ülke genelinde, uygulanan istikrar programı gerekçe gösterilerek kamu harcamaları, dolayısıyla eğitim harcamaları ve yatırımları düşük seyretmekte. Bundan İstanbul da etkilenmektedir. Bir kamu hizmeti olarak eğitim verilen devlet okullarında derslik sıkıntısı büyüktür. Kamu eğitim görevini tam anlamıyla yerine getirememekte, nitelikli öğretim yapılamamaktadır.

Ekonomideki önemli yeri, tarihi geçmişi ve güzellikleri ile doğu ve batı arasında köprü görevini yüklenen bu şehrin doğru yönetilmesi, ülkemiz için son derece önem arz etmektedir. Ülkemizin sahip olduğu en büyük zenginliklerden olan İstanbul şehrinin bu günkü bulunduğu durum, yaşanan ekonomik ve sosyal sorunların nedenleri, bu sorunlara karşı alınacak önlemler, çözüm önerileri ve gerekli politikaların oluşturulması amacıyla Anayasanın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 104. ve 105. Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mehmet Şandır                           (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                           (Aydın)

3) Hasan Hüseyin Türkoğlu           (Osmaniye)

4) Erkan Akçay                              (Manisa)

5) Mesut Dedeoğlu                         (Kahramanmaraş)

6) Mehmet Erdoğan                        (Muğla)

7) Enver Erdem                              (Elazığ)

8) Alim Işık                                    (Kütahya)

9) Ali Öz                                        (Mersin)

10) Seyfettin Yılmaz                       (Adana)

11) Necati Özensoy                        (Bursa)

12) Celal Adan                               (İstanbul)

13) Zühal Topcu                             (Ankara)

14) Mehmet Günal                         (Antalya)

15) Koray Aydın                            (Trabzon)

16) Mustafa Erdem                         (Ankara)

17) Ahmet Duran Bulut                  (Balıkesir)

18) Durmuş Ali Torlak                   (İstanbul)

19) Yusuf Halaçoğlu                      (Kayseri)

20) Sümer Oral                               (Manisa)

21) Bülent Belen                             (Tekirdağ)

22) Kemalettin Yılmaz                    (Afyonkarahisar)

23) Sinan Oğan                              (Iğdır)

24) Mustafa Kalaycı                       (Konya)

25) Oktay Öztürk                           (Erzurum)

BAŞKAN –  İkinci önergeyi okutuyorum:                    

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 22 milletvekilinin, taş ocaklarının çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/131)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Taş ocaklarının çevreye verdiği zararların araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

Gerekçe:

Çok eski uygarlıklara ev sahipliği yapmış bulunan ülkemiz toprakları, doğal güzelliklerinin yanı sıra tarım çeşitliliği bakımından da önemli bir konuma sahiptir. Verimli ve bereketli topraklarımızda çok güç koşullarda yetiştirilen ürünler, yıllardır dünya pazarlarında önemli alıcılar bulmaktadır. Hep birlikte koruyup, kollayarak bu günlere kadar getirdiğimiz eski uygarlıklara ait eserlerimiz ise dünyanın dört bir köşesinden ülkemize gelen turistlere sunulmaktadır.

Bu hizmetlerden elde ettiğimiz tarım ve turizm gelirleri, ülkemizin en önemli gelir kaynakları arasında yer almaktadır. Her ikisi de hem ekonomiye, hem de istihdama büyük katkı sağlamaktadır. Ne yazık ki tarım ve turizm alanlarımıza yakın yerlerde kurulan taş ocakları her iki önemli değerimizi de tehdit etmektedir.

Son yıllarda özellikle turizm ve tarım alanları başta olmak üzere yerleşim bölgelerinde işletmeye açılan taş ocakları, ülkemizin en önemli çevre sorunlarından birisi haline gelmiştir.

Ülkemiz genelinde; hizmet veren taş ocaklarının birçoğu verimli ve bereketli topraklara komşu alanlarda ve birçoğu da turizm bölgeleri güzelim ormanlarımızda kurulmuştur. Çevreye vereceği zararlar iyi hesaplanmadan verilen işletme ruhsatları, zaman zaman taş ocağı işletmecileri ile bölge halkını da karşı karşıya getirmektedir. Hayatlarını hiçe sayan vatandaşlarımız taş ocaklarına karşı sadece iş makinelerinin önlerine geçmekle kalmayıp, kapatılması konusunda da bir dizi dava açmaktadır.

Bunun da en önemli nedeni taş ocaklarının her bakımdan çevre kirliliğine sebep olmasıdır. Verimli ve bereketli topraklara zarar veren taş ocakları, çok eski uygarlıklara ev sahipliği yapmış tarihî eserlerimize ve yemyeşil güzelim ormanlarımıza zarar vermektedir. Millî serveti yok etmektedir.

Ülkemizde taş ocağı olarak kullanılan alanlar, genellikle kireçtaşı olanlarıdır. Kireçtaşı, yer altı su kaynaklarının meydana gelmesinde çok önemlidir. Çünkü yeryüzüne düşen yağmur sularının büyük bir kısmı, kireçtaşı alanlarından, çatlaklar vasıtasıyla yer altına geçmekte ve yer altı sularını devamlı beslemektedir. Kireç taşları olmadığı zaman yağmur suları, yüzeysel akışla sahadan hızla uzaklaşmaktadır.

Su kaynaklarımızı ve havayı kirleten taş ocakları ruhsat alınan sahadan itibaren atmosfere, rüzgârın hızına ve şiddetine göre çevreye kireç tozu, duman ve katı atıklar atabilmektedir. Atmosfere atılan toz tabakası bölgede yetişen bitkilerin yapraklarındaki gözenekleri kapatmakta ve gaz alışverişi dâhil olmak üzere bitkilerin solunum ve fotosentez gibi çeşitli yaşamsal işlevlerini engellemektedir.

Kirlenme, yeterli suyu ve ışığı alamayan bitkilerin yapraklarını bozmakta ve büyüme hızını yavaşlatmaktadır. Bu da üretimde önemli oranda verim kayıplarına yol açmaktadır. Taş ocakları nedeniyle bölgedeki yeşillikler kaybolmakta, ekolojik denge bozulmaktadır. Ortaya çıkan kirlilik yerleşim alanlarında yaşayan vatandaşlarımız arasında solunum hastalıklarına da neden olmaktadır.

Ayrıca, taş ocaklarında patlatılan dinamitler çevrede deprem etkisi yapmaktadır. Başta yerleşim alanları olmak üzere turizm ve tarım alanları patlamalardan olumsuz yönde etkilenmektedir. Sayıları bugün 6 bini bulan taş ocakları, ülkemizin birçok yerleşim bölgesinde büyük çevre sorunları yaratmaya devam etmektedir.

Güzelim ormanlarımızı, verimli ve bereketli topraklarımızı, Türkiye turizminin parlak geleceğini taş ocaklarının çevre kirliliğinden korumalıyız. Bu konuda Yüce Meclisimize önemli görevler düşmektedir. Çevre kirliliğine sebep olan taş ocaklarıyla ilgili araştırma yapılarak gerekli önlemlerin alınması son derece önemli ve gerekli hale gelmiştir.

Bu nedenle, Anayasa'nın 98. ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması gerekli önlemlerin alınması bakımından yerinde olacaktır.

1) Mehmet Şandır                    (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                    (Aydın)

3) Hasan Hüseyin Türkoğlu    (Osmaniye)

4) Mesut Dedeoğlu                  (Kahramanmaraş)

5) Mehmet Erdoğan                 (Muğla)

6) Enver Erdem                       (Elazığ)

7) Ali Öz                                 (Mersin)

8) Alim Işık                             (Kütahya)

9) Seyfettin Yılmaz                  (Adana)

10) Kemalettin Yılmaz             (Afyonkarahisar)

11) Zühal Topcu                      (Ankara)

12) Necati Özensoy                 (Bursa)

13) Koray Aydın                     (Trabzon)

14) Oktay Öztürk                    (Erzurum)

15) Mustafa Erdem                  (Ankara)

16) Ahmet Duran Bulut           (Balıkesir)

17) Durmuş Ali Torlak            (İstanbul)

18) Yusuf Halaçoğlu               (Kayseri)

19) Sümer Oral                        (Manisa)

20) Bülent Belen                      (Tekirdağ)

21) Mehmet Günal                  (Antalya)

22) Mustafa Kalaycı                (Konya)

23) Sinan Oğan                       (Iğdır)

BAŞKAN – Üçüncü önergeyi okutuyorum:

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, Eber Gölü’ndeki çevre kirliliğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/132)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bölge Ekonomisini, doğal yaşamı ve bölge insanının geleceğini etkileyecek "Eber Gölünün Kirliliğinin Önlenmesi ve Gölün Korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi ve yasal düzenlemelerin oluşturulması" amacıyla Anayasanın 98. TBMM iç tüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini arz ederiz.

Gerekçe:

Uygarlıkların beşiği olarak zengin bir kültürel ve tarihi mirasa sahip olan ülkemizin bu zenginlikleri eşsiz doğal güzelliklerle de desteklenmektedir. Ancak özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında baş döndürücü bir hıza ulaşan teknolojik ve endüstriyel gelişmeler çevresel değerlerin tahribi ve çevre kirliliğini beraberinde getirmiştir. Yeraltı su düzeylerinin inanılmayacak derecede hızlı düşüşü, sanayide ve tarımda su kullanımının son derece artması ve yanlış tarımsal sulama teknikleri ile gölden kontrolsüz su alımı, bunların beraberinde yaşanan kuraklık gibi nedenlerle doğal kaynaklarımız hızla tükenme eğilimine girmiştir. Türkiye; doğal zenginlikleri arasında önemli bir yere sahip olan göllerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Eber Gölü bu kötü kaderi yaşayan göllerimizden biridir. Türkiye'nin 12. büyük gölü olan Eber gölü Afyonkarahisar ilinin Bolvadin, Çay ve Sultandağı ilçeleri sınırları içinde bulunmaktadır. Göl su seviyesi ve gölalanı mevsimlere ve yıllara göre farklılık göstermektedir. 1961-1991 yılları arasında en düşük su seviyesi Ekim 1991'de görülmüştür. Buna göre su kotu 965,33 metre, gölalanı 62 km² olarak tespit edilmiştir. En yüksek su seviyesi Mayıs 1969'da; su kotu 967,61 metre, gölalanı 164,5 km² olarak tespit edilmiştir. Ortalama 150 km² yüzölçümüne sahip olan ve derinliği 21 metreye kadar ulaşan Eber Gölü'nde su seviyesi 1-2 metreye kadar düşmüştür. Göl eski zamanlarda Akşehir gölüyle büyük tek bir göl halindeyken su kaynaklarının azalması ile Akşehir gölü Eber Gölü'nden ayrılarak ayrı bir göl oluşturmuştur. Eber Gölü'nden Akşehir Gölü'ne su aktarmak için bir kanal bulunmaktadır. Ancak Eber Gölü'nün küçülmesi sonucu su aktarılamamış bu da Akşehir Gölü'nün sularının çekilmesine neden olmuştur. Gölün etkilediği alanda tarıma dayalı sanayi ürünleri, kamış üretimi, balıkçılık gibi halkın önemli geçim kaynakları tükenme noktasına gelmiştir. 40 çeşit balık, 200'e yakın kuş türüne ev sahipliği yapan Eber Gölü ve çevresindeki canlı çeşitliliği de gün geçtikçe azalmaktadır. Geçimini balıkçılıkla sağlayan balıkçı köyleri boşalmaya başlamıştır.

Gelişen Dünya şartlarına karşılık gerileyen doğal kaynaklarda tarımın sürdürülebilir bir şekilde yapılması için özel mikro havzalar oluşturulmaktadır. Özellikle kiraz üretiminde Eber gölünün etkisi ile oluşan mikro havzalarda üretilen kiraz, Sultandağı ve Çay ilçelerinden bütün Dünya'ya ihraç edilegelmiş ve Eber'in bu havzalardaki rolü örnek alınarak Türkiye'de yeni mikro havza oluşumları için çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmalar sürerken mikro havza olarak önderlik etmiş Eber'in yok olması hem bir doğal varlığın yok oluşu, hem de buna dayalı olarak gelişen tarımsal üretimin istenilen nitelikte yapılamaz hale gelmesi gerçekten üzücü ve önlem alınması gereken bir durumdur. Sonuçlarının ise bölge halkının geçimini ve refahını doğrudan etkilemesi kaçınılmazdır.

Eber gölü, Afyonkarahisar şehrinin atıkları başta olmak üzere, Afyonkarahisar ile Eber gölü arasında akan Akar Çay'a atıklarını deşarj eden ilçe ve beldelerin atıkları, bölgede yoğun faaliyet gösteren et ve süt sanayilerinin atıkları, bu havzada faaliyet gösteren Alkoloit ve Şeker fabrikaları ile kirletilmiştir. Çiftçilerin yanlış sulama yapmaları ve yaşanılan kuraklık nedeniyle yok olma tehlikesi altındadır.

Yukarıda arz edilen nedenlerle Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması gerekmektedir.

1) Mehmet Şandır                 (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                  (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan              (Muğla)

4) Enver Erdem                     (Elâzığ)

5) Alim Işık                           (Kütahya)

6) Ali Öz                               (Mersin)

7) Seyfettin Yılmaz               (Adana)

8) Erkan Akçay                     (Manisa)

9) Yusuf Halaçoğlu               (Kayseri)

10) Mehmet Günal                (Antalya)

11) Zühal Topcu                    (Ankara)

12) Sümer Oral                     (Manisa)

13) Kemalettin Yılmaz          (Afyonkarahisar)

14) Necati Özensoy               (Bursa)

15) Bülent Belen                   (Tekirdağ)

16) Ahmet Duran Bulut        (Balıkesir)

17) Durmuş Ali Torlak         (İstanbul)

18) Celal Adan                      (İstanbul)

19) Oktay Öztürk                  (Erzurum)

20) Mesut Dedeoğlu             (Kahramanmaraş)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeler bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın Gürkut Acar, sisteme girmişsiniz. Bir talebiniz mi vardı?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ben soru önergeleriyle ilgili bir açıklama yapacaktım efendim.

BAŞKAN – Sayın Acar, eğer mahzuru yoksa -çünkü gündeme geçtik artık- bir başka vesileyle...

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Peki.

BAŞKAN - Çok teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve sonra oylarınıza sunacağım.

Önergeyi okutuyorum:

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Genel Kurulun 4, 5 ve 6 Şubat 2012 Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günlerinde çalışmamasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

                                                                                                            Tarih: 3/2/2012

Danışma Kurulunun 3/2/2012 Cuma günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                              Cemil Çiçek

                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                 Başkanı

   Adalet ve Kalkınma Partisi                                                        Cumhuriyet Halk Partisi

        Grubu Başkanvekili                                                                Grubu Başkanvekili

            Mustafa Elitaş                                                                     M. Akif Hamzaçebi

                  Kayseri                                                                                   İstanbul

    Milliyetçi Hareket Partisi                                                       Barış ve Demokrasi Partisi

        Grubu Başkanvekili                                                                Grubu Başkanvekili

              Oktay Vural                                                                           Hasip Kaplan

                    İzmir                                                                                       Şırnak

Danışma Kurulu Önerisi

Genel Kurulun 4, 5 ve 6 Şubat 2012 Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günlerinde Genel Kurulun çalışmaması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) (x)

                        

(x) 156 S. Sayılı Basmayazı 1/2/2012 tarihli 59’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

BAŞKAN – Komisyon burada.

Başkanlık temsilcisi burada.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük değişikliğine ilişkin teklifin görüşmelerine başlayacağız, ancak bir konuyu Başkanlık makamının ve Genel Kurulun dikkatine sunmak istiyorum.

Teklifin Anayasa Komisyonundaki görüşmeleri sırasında ve onun sonucunda düzenlenen rapor, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 80’inci maddesine aykırılık taşımaktadır.

Konuya ilişkin olarak Sayın Kamer Genç’in vermiş olduğu İç Tüzük Değişiklik Teklifi’ne ilişkin olarak, Anayasa Komisyonunun görüşünün ne olduğu Komisyonda belirtilmemiştir.

İç Tüzük’ün 80’inci maddesine göre, aynı konuya ilişkin bir başka tasarı veya teklifin olması hâlinde, ilgili komisyonun buna ilişkin olarak bir görüş ortaya koyması gerekir. Tasarı veya teklifi komisyon kabul edebilir veya reddedebilir, bu konuda komisyon görüşü ortaya çıkmış değildir. Birincisi, bu açıdan İç Tüzük’ün 80’inci maddesine aykırılık söz konusudur.

İkincisi, Sayın Kamer Genç’in konuya ilişkin teklifi, gündeme alınan ve biraz önce sizin okuduğunuz teklif içerisinde anılmamaktadır, böyle bir usulümüz yoktur.

Bakın, 33’üncü sayfada teklifin adı bu şekilde yer almıştır, Anayasa Komisyonunun kabul ettiği metinde de teklifin başlığında herhangi bir değişiklik öngörülmemiştir. Bu durumda, Anayasa Komisyonu yapmış olduğu görüşmede Sayın Kamer Genç’in teklifini dikkate almadığını açıkça itiraf etmiştir, ortaya koymuştur. Bu, çok açık bir İç Tüzük’e aykırılık oluşturmaktadır. Bu nedenle, bu raporun, teklifin Komisyonca geri çekilmesi ve bu tamamlandıktan sonra buraya gelmesi gerekir.

İkinci olarak ifade edeceğim konu şudur: Anayasa Komisyonunda yapılan görüşmeler sırasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sayın Sağlam orada Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanını temsilen bulunmuştur. Görüşlerini ifade ederken, ifade ettiği görüşler bir İç Tüzük değişiklik teklifine ilişkin olarak Meclis Başkan Vekilinin ifade edeceği çerçevede görüşler olmamıştır. Buradaki görüşler, Sayın Başkan Vekilinin tarafsızlığını yok eden, tarafsızlığına gölge düşüren demeyeceğim tarafsızlığını ortadan kaldırmış olan görüşlerdir. Örneğin, Sayın Başkan diyor ki… On dakikalık konuşma süresinin beş dakikaya indirilmesine ilişkin olarak şöyle diyor Anayasa Komisyonu raporu, aynen okuyorum cümleyi -Sayın Sağlam’a atfen “Sağlam” diyor- ayrıca beş dakikada söylenmek istenen her şeyin söylenebileceğini, demagoji yapılması durumunda sürenin sınırsız olacağını, bu teklifin sonuçlanması durumunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin daha verimli çalışacağını söylemiştir.

Şimdi, Sayın Sağlam, Genel Kurulda veya komisyon çalışmaları sırasında muhalefet partilerinin demagoji yaptığını söylemiştir. Bunu söylemek Sayın Başkan Vekilinin hakkı değildir, yetkisi değildir. Bu, Parlamentoya, muhalefet partilerine, muhalefete saygısızlıktır. Böyle tarafgir bir tutumu olan Sayın Başkan Vekilinin komisyon sıralarında oturarak, Başkanlık makamını temsil etmesi bu İç Tüzük değişiklik görüşmelerine gölge düşürmektedir.

Bugün, sizin başkanlığınızda iki kez toplantı yaptık. Siz bir uzlaşma zemini yaratmak istediniz. Bu olumlu çabanız şüphesiz son derece önemli.

Bu çerçevede, başta Adalet ve Kalkınma Partisi olmak üzere siyasi partiler bu görüşleri değerlendirecektir tabii ki. Görüşler sonucunda ortaya nasıl bir tablo çıkacağı önümüzdeki hafta ortaya çıkacaktır. Bunu ayrıca göreceğiz, değerlendireceğiz, konuşacağız tabii ki, ama şu andaki tablo, Sayın Sağlam’ın tarafsızlığını yitirdiği yönündedir.

Ayrıca, Anayasa Komisyonunun Raporu ve kabul etmiş olduğu metin İç Tüzük’ün 80’inci maddesine aykırı olması nedeniyle Teklif görüşülebilir durumda değildir efendim.

Teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, izin verirseniz kayıtlara geçmesi açısından bu konudaki grup olarak kanaatimizi…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, birden fazla aynı konuda teklif ya da tasarı geldiğinde bunlar, malumunuz olduğu üzere birleştiriliyor; yani bu, 2 de olabilir, 10 da olabilir ve birleştirildiği zaman, birleştirilene kadar her biri ayrı ayrı tekliftir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada ne var? Bak, burada ne var?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İzin verirseniz…

BAŞKAN – Sayın Genç, rica edeceğim, evvela Sayın Canikli sözünü bitirsin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Birleştirilene kadar her biri ayrı ayrı teklif ya da tasarı özelliği taşırken, komisyonda birleştirildikten sonra, ilgili hüküm gereğince artık o tek bir teklif ya da tasarı hâline gelmiştir. Dolayısıyla, işlem yapılırken de buna göre kabul edilir ve ona göre işlem tesis edilir.

Bu açıdan bakıldığında, bu çerçevede değerlendirildiğinde, Sayın Genç’in teklifi ile bizim teklifimiz birleştirilmiştir ve artık tek bir teklif hâline gelmiştir. Tek bir teklif için ne yapılması gerekiyorsa, hangi hükümlerin, hangi düzenlemelerin, hangi hususların alt komisyon raporunda ya da esas komisyon raporunda yer alması gerekiyorsa o şekilde yer almıştır ve çok açık şekilde birkaç yerde bu zikredilmiştir.

Bunlardan bir tanesi şudur: “Komisyonumuz –Bakın, birleştirilmesine ilişkin üst Komisyon Raporu’ndan bir bölüm okuyorum.- her iki teklifin birleştirilerek görüşülmesini ve görüşülmelerin (2/242) Esas No’lu Teklif üzerinden sürdürülmesini kararlaştırmıştır.”

Biraz önce söylediğim çerçevede, artık bu aşamadan sonra bizim teklifimiz yoktur tek başına, Sayın Genç’in teklifi yoktur; birlikte verilen bir teklif söz konusudur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya “Burada belirtsin.” diyoruz işte; raporda belirtsin bunu.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İzin verin…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şu başlıkta belirtsin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ve tek bir teklif vardır.

BAŞKAN – Evet, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Dolayısıyla bir teklif için ne yapılması gerekiyorsa o yapılmıştır. Bir teklif için yapılan müzakerelerde Sayın Genç’in söylediği şekilde işlem tesis edilmez. Dolayısıyla rapor, İç Tüzük’e, genel düzenlemelere ve uygulamaya uygundur Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Sayın Genç, sonra Sayın Vural…

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, evvela, zatıaliniz Meclis Başkanı olduğunuz için, hani, İç Tüzük’e göre, komisyonları denetleme yetkiniz var. Komisyonun getirdiği rapor, evvela Anayasa’ya aykırı. Ne yönden aykırı? Anayasa’mızın 96’ncı maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi üçte 1’le toplanır, her hâlükârda dörte 1’den aşağı, dörtte 1’in bir fazlasından aşağı karar veremez -96’ncı maddede- yani 139 kişiden aşağı karar veremez… Ben Komisyona katıldım, dedim ki: Bakın, şimdi getirilen teklifler diyor ki, efendim, karar yeter sayısını 15 milletvekili istiyor. Hâlbuki Anayasa’nın 96’ncı maddesine göre, karar yeter sayısı olmayan hallerde 15 milletvekilini istemek diye bir zorunluluğu yok çünkü Anayasa’ya açıkça aykırı. 96’ncı maddeyi okursanız çok açıkça görülüyor. Bu görev Meclis Başkanına da düşüyor. Meclis Başkanlığı, Anayasa’nın 96’ncı maddesine rağmen, tutup da karar yeter sayısı olmayan yani 139 kişi olmayan bir kararı “Kabul edilmiştir.” diye geçemez. Anayasa’nın 96’ıncı maddesine aykırı. Ben Komisyonda bunu dile getirdim. Komisyon bu konuyu hiç tartışmadı çünkü önce, İç Tüzük’e göre komisyonlar, getirilen kanun tasarı ve tekliflerini önce Anayasa’ya aykırılık yönünden incelemek zorundadırlar.

İkincisi, şimdi, biliyorsunuz, bu komisyon metinleri, metin, en son müzakereye esas alınan metin yazılırken, bakın, 33’üncü sayfada, şimdi, teklif sahipleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin 5 tane grup başkan vekilini yazmış. Hâlbuki şeyin üzerinde ne diyor? İşte, o kişileri belirttikten sonra, onun da altına Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in de teklifi. Dolayısıyla buradaki raporda, iç taraftaki raporda, bu, işte “Aydın Milletvekili Ahmet Aydın ve Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in teklifi” diye buradan başlığa ilave edilmesi lazım; aksi takdirde rapor eksik.

Ayrıca, Sayın Başkanım, teklif metinde yani Komisyon raporunda, alt komisyon raporunda benim teklifimin kabul edilip edilmediği yönünde açık bir hüküm yok. Şimdi, şöyle bir durum söylüyorum: 80’inci maddeye göre, İç Tüzük’ün 80’inci maddesine göre bir teklif komisyona gider, komisyon bunu reddederse o ret raporu geri Genel Kurula ve Genel Kurul bunun üzerinde tartışma açar, ya komisyonun teklifini kabul eder veya reddeder. Şimdi, burada komisyonun benim teklifimi kabul veya reddettiğine dair bir hüküm yok. Dolayısıyla, şimdi, evvela bu usul konusu, komisyon alsın bu raporu, düzeltsin, getirsin yani bizim istediğimiz bu. O bakımdan, İç Tüzük’e tamamen aykırı, Anayasa’ya tamamen aykırı bir rapor gelmiş karşımıza.

Zatıaliniz de Meclis Başkanısınız. Yani bundan önce biz burada bazı şeyler söylediğimiz zaman kale alınmıyordu ama sizden rica ediyorum, siz Meclisin Başkanısınız, Anayasa’yı uygulamakla görevlisiniz, İç Tüzük’e uygun işlem burada tesis etmekle görevli bir zatsınız, beyefendisiniz… Dolayısıyla bu komisyon, maalesef yetersiz bir komisyon.

Bana diyor ki, ben çıkmışım: “Zaman çalmak için…”

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç talep kısmınız anlaşıldı. Bundan sonrasını, lütfen rica edeceğim…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Burhan Kuzu diyor. Sen kimsin be Kuzu benim zaman çaldığımı söylüyorsun? Kuzuluk yapmışsın burada.

BAŞKAN – Lütfen, rica edeceğim…

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, öncelikle, tabii, bu İç Tüzük Değişiklik Teklifi ile ilgili gelen teklifin bütün gruplar arasında belli bir mutabakatla salı gününden sonra görüşülmesine ve uzlaşılmasına zemin hazırlayacak şekilde böyle bir fırsat oluşmasını olumlu görüyoruz. Umarım, bu zamana kadarki tartışmalar ve şimdiye kadar yaptığımız değerlendirmeler istikametinde muhalefet gruplarının bu konudaki itirazlarıyla Parlamentonun verimli çalışması dengesi oluşturulur ve bu çerçevede, inşallah hepimizin beraber uygulaması gereken İç Tüzük’ü kendi irademizle, isteğimizle beraber ve birlikte geçiririz. Umudumuz ve beklentimiz öncelikli olarak bu teklif sahiplerinin bu şekilde bir düzenlemeyi sağlayarak uzlaşmayı sağlama yolunda adım atmalarıdır.

Bir başka konu da Sayın Başkanım: Gerçekten, Anayasa’mızın 94’üncü maddesi: Meclis başkan vekilleri “… görevlerinin gereği olan hâller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar...” Şimdi, sizden istirham ediyorum. Meclis Başkan Vekili, yani sizin vekiliniz, bu tartışmalar içerisinde âdeta muhalefet yerine iktidarın tarafını tutan bir tavır ortaya koymuştur. Şimdi, bu tavrıyla Sayın Meclis Başkan Vekili Anayasa’nın gerektirdiği bu tavrı sağlamıyorsa ne yapacağız biz? Yani bir okuyunuz, bakın: “Üç dakika zamanınız vardır.”, “Rahat etsin.”, “İnsan beş dakikada söylemek istediğini söyler.”, “Hayırlısını yapıyoruz.” Yani anlaşılan o ki, Sayın Meclis Başkan Vekili bizim hayırsız bir talepte bulunduğumuzu ifade ediyor! Şimdi, yani Sayın Sağlam buradaki tavrıyla taraf olmuştur, buradaki tavrıyla muhalefet partilerinin haklı taleplerine destek vermeyeceğini ifade etmiştir. Şimdi, Komisyon sıralarında bulunan bir kimsenin böyle bir tavrı ortadayken, Anayasa’mızın 94’üncü maddesine göre böyle bir tartışmaya da fiilen girmişken nasıl temin edeceğiz bunu? Hangi araçla temin edeceğiz?

Bir diğer konu da Sayın Başkanım, gerçekten önemli. Bakın, bir milletvekilinin teklifi var. Sonuçta bir kanun maddesi kabul edilmiş Komisyonda ama acaba komisyonlarda teklif sahibinin bu önergesi, teklifi ret mi edildi, kabul mü edildi? Gerçekten reddedildiği için mi girdi, yoksa sehven mi o kanun maddesi girdi? Bu konuda hüküm yok.

Bir başka konu da: İç Tüzük’ün 38’inci maddesine göre, komisyonlar, kendilerine havale edilen işler konusunda öncelikle Anayasa’nın lafzına ve ruhuna uygun olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. Bu raporda böyle bir incelemenin yapılıp yapılmadığına ilişkin bir değerlendirme de yer almıyor. Bu yönleriyle bakıldığı zaman, âdeta tekemmül etmemiş bir raporla karşı karşıyayız, çünkü biz raporu görüşüyoruz. Bu raporu görüştüğümüz zaman da bu itirazlarımızın bir raporun içerisinde yer alması gerektiğini düşünüyoruz.

Bunları sizlerle paylaşmak istedim. Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, İç Tüzük çok önemli, Meclisin anayasası. Muhalefetin, iktidarın, bağımsızların denetim yetkisini nasıl kullanacakları, yasama sürecine nasıl katılacakları, komisyonları belirliyor. Bu açıdan bu tür düzenlemeler çok dikkatle yapılmalı ve mutlaka uzlaşı, diyalog ve ortaklaşma çok önemli.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım mikrofonu açsanız, biz duyamıyoruz konuşmacıyı.

BAŞKAN – Hiçbirininkini açmadık, onun için ben bu kadar uzun olacağını tahmin etmedim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ama duyamıyoruz.

BAŞKAN - Hasip Bey sesini duyurur, siz merak etmeyin.

Sayın Kaplan buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, bu açıdan baktığımız zaman, biz de, bu İç Tüzük Teklifi’nin, daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının daveti üzerine kurulan dört parti grubunun yer aldığı Meclis İç Tüzük Uzlaşma Komisyonunun yaptığı çok değerli bir çalışma vardı, bir taslak vardı ve yeni 24’üncü Döneme girildiği için de yarım kaldı. Aslında biz, bu İç Tüzük Uzlaşma Komisyonunun tekrardan görev alması ve yeni Anayasa yapımı süreciyle koşut bir çalışma yapmasının da yararlı olduğunu düşünüyoruz.

Bugün, dört parti grubunun Başkanlığınızda toplanarak, maddeler üzerindeki görüşmeye kadar, salı gününe kadar kendi içinde bir uzlaşma ortamı bulmasını bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Bunun değerlendirilmesi gerektiğini ve mutlaka bu gergin siyaset tarzı yerine, Meclisin ihtiyaç duyduğu düzenlemelerin getirilmesinin milletin hayrına olduğunu düşünüyoruz.

Elbette ki raporda eksiklik var, Sayın Genç’in teklifi yer almamış.

Bir eksiklik daha var, tabii maddelere girmeyeceğimiz için ona girmiyorum.

BAŞKAN – Evet, lütfen, şimdi…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Anayasal düzenlemeler olduğu konularda da teklif içinde önermeler var. Bunun da dikkatini çekmek istiyorum.

BAŞKAN – Peki, çok teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, önemli bir konuyu müzakereye başladığımız ortada, dün, evvelsi gün yaşadığımız gelişmeleri de dikkate alarak bugün sabahleyin ve öğleden sonra değerli grup başkan vekillerimizle bir toplantı yaptık. Bu çerçevede, belli bir mutabakat çerçevesinde de bu müzakereleri bugün bir yere kadar sürdüreceğiz. Ben grup başkan vekillerimize katkılarından dolayı evvela teşekkür ediyorum.

Tabiatıyla bu görüşmeler sırasında sayın üyeler, sayın milletvekillerimiz ister gruplar adına ister şahıslar adına düşüncelerini ifade edecekler. Biraz evvel burada dile getirilen hususlar dün, evvelki günkü müzakerelerde de ileri sürüldü, usul tartışması açıldı ve sonuçta da bir karara bağlandı, tüm talepler de tutanaklara geçti. Elbette bunun…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu konuda usul tartışması açılmadı efendim. Rapordaki benimle ilgili…

BAŞKAN -  Bana verilen bilgi öyle…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, yanlış bilgiyi size veriyorlar.

BAŞKAN – …ama şimdi dolayısıyla…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, gündem yanlış, gündem. Bize verilen bu gündem yanlış çünkü dünkü gündemde…

BAŞKAN – Hayır, Sayın Genç, siz sözlerinizi söylediniz, ona saygı duyuyorum ama ben de bir karar vermek durumundayım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama efendim, gündem yanlış diyorum. Sayın Başkan, bakın, gündem yanlış diyorum.

BAŞKAN -  Ben de bir karar vermek durumundayım, sizin…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bize verilen bu gündem bugün hatalı tanzim edilmiş çünkü dünkü gündemde 2 Şubat tarihinde bu 156 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar çalışmaya devam ediliyordu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Dün değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Dün, dün. Hayır efendim, dündü.

BAŞKAN – Sayın Genç, ben sizi dinledim, müsaade ederseniz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın, siz Meclisi tarafsız yönetmek zorundasınız. Ben size diyorum ki raporda benim ismim yani “hükûmet teklifi” eskiden yazıyordu, şimdi “kanun teklifi” yazıyor oraya. O “kanun teklifi” bölümünde raporda yer almamış çünkü bu alması zorunlu. Dün biz bunu tartışma konusu etmedik. Lütfen bir ara verin, bunu bir anlatalım efendim. Ayrıca da gündemde, dünkü gündemde buraya eksik gitmiş. 2 Şubatta 156 sıra sayılı kanunun bitimine kadar dün çalışacaktık, o gittiğine göre bugün bizim 3 Şubatta ancak 100 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nı görüşeceğiz.

BAŞKAN – Peki, anladım ben Sayın Genç, sizin talebinizi anladım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yani şimdi bu açık seçik. Gündemi ihmal edemeyiz efendim.

BAŞKAN – Ama ben de bir karar vereceğim talepleri aldıktan sonra.

Buyurun Sayın Ekşi.

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bendeniz Anayasa Komisyonunun bu konuyla ilgili görüşmelerini A’dan Z’ye izledim. Buyurduğunuz şekilde bir usul tartışması yapılmadı. Size verilen bilgi yanlış efendim.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Benim tutumumda bu manada bir değişiklik yok. Bütün bunların tutanaklara geçtiğini ve karara bağlandığı kanaatini taşıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yani İç Tüzük’e açıkça aykırı rapor var.

BAŞKAN – Şimdi teklifin tümü üzerinde görüşmelere başlıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, o zaman siz Meclis başkan vekillerinin taraflı hareketinden de daha taraflı hareket ediyorsunuz.

BAŞKAN – Gruplara söz vereceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle bir şey olur mu efendim? Burada milletvekilinin talebini göz önünde tutmak zorundasınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – İlk söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Atilla Kart’ta.

Buyurun Sayın Kart.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Gündemi askıya alıyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Gündem açık efendim.

BAŞKAN – Anlıyorum ben. Lütfen, rica edeceğim.

Sayın Kart, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Biz bugün, 3 Şubat günü bunu görüşemeyiz.

BAŞKAN – Tamam, görüşlerinizin hepsi tutanağa geçti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, o zaman görüşlerimin bir değeri yok mu?

BAŞKAN – Ama neticede benim de kanaatim bu, verdiğim karar bu.

Sayın Kart, buyurun lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, siz Meclis Başkanı olarak gündemi kale almazlık yapamazsınız. Böyle bir şey olur mu efendim?

BAŞKAN – Sayın Kart, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, tavrınızdan dolayı sizi kınıyorum.

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerinde gruplar adına yirmişer dakika, şahıslar adına da onar dakika söz vereceğim.

İlk söz Sayın Kart’ın.

Süreniz yirmi dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle tüm İslam âleminin mevlidini kutluyorum, hepinizi, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, İç Tüzük’ün 38, 80 ve 181’inci maddesinden kaynaklanan aykırılıkları iki günden bu yana tartışıyoruz. Bu konulara girmeyeceğim tekrara girmemek amacıyla. Ancak, bu konuyla bağlantılı olarak ifade etmek istediğim başka hususlar var. Değerli milletvekilleri, 23’üncü Yasama Döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen dört siyasi partinin müşterek çalışmasıyla ortaya çıkarılan İç Tüzük değişikliğine ilişkin taslak metin 11 Nisan 2011 tarihinde Meclis Başkanlığı tarafından Anayasa Komisyonuna havale edildi. Bu taslak metnin hazırlanmasında bugün de Parlamentoda görev yapan dört siyasi partinin temsilcileri görev yaptılar, emek harcadılar, özveri gösterdiler, çok ciddi bir çalışma yaptılar, üç ülkeyi ziyaret ettiler. Bu çalışmalar esnasında Meclis bütçesinden harcama yapıldı. Bu şartlarda hazırlanan ve gerçekten Meclisin müşterek iradesini yansıtan bu nitelikteki bir metin üzerinde çalışmak ve bu metni olgunlaştırmak mümkün iken, tamamen konjonktürel yaklaşımlarla ve dayatmacı bir anlayışla, iktidar grubunun dayatmacı anlayışıyla bir oldubitti yaratması süreciyle karşı karşıyayız. En başta Parlamentonun emek ve hafızasını önemsemeyen gayriciddi bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz, Parlamentonun sürekliliğini yok eden bir zihniyet ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

Bir diğer önemli husus, değerli milletvekilleri, çoğulcu ve demokratik bir Anayasa söyleminin dillerden düşürülmediği bir dönemde, iktidar grubunun 5 grup başkan vekilinin ortak imzasıyla böyle bir metnin hazırlanmış olması, ayrıca sorgulanması gereken bir olaydır. Bu teklif ile bir anlamda Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmaları sabote edilmektedir, bu çalışmalar bloke edilmektedir.

Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarının kalıcılığı ve güvenilirliği konusunda Cumhuriyet Halk Partisinde, şahsımızda ve kamuoyunda bu konuda mevcut olan kaygıların daha da bariz bir hâl aldığını görüyoruz ve yine bu noktada, Sayın Başkan, Sayın Meclis Başkanımız, sizi bu anlamda da göreve davet ediyoruz.

Şayet, Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarının gerçekten inandırıcı olmasından söz edeceksek, kalıcı olmasından söz edeceksek Meclis Başkanı olarak bu tür girişimlere izin vermemeniz, bu konuda Meclis adına tavır koymanız ve mutlaka bir çözüm arayışına girmeniz gerektiğini yeri gelmişken ifade ediyoruz.

Bakın, değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin kanun ile yeni Kenan Evrenleri yaratan ve böylece Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarını bloke eden siyasi iktidar, getirilen bu teklifle de bir taraftan muhalefetin söz hakkını tümden kesmenin arayışları ve çalışması içindedir.

Değerli milletvekilleri, düşük yoğunluklu demokrasilerde ve Orta Asya tipi demokrasilerde örneği görülebilecek bir Meclis içi darbeyle karşı karşıyayız. Getirilen teklifin özü budur, anlamı budur.

Tarihe not düşmek ve siyasi iktidarı bu anlamda, siyasi iktidarın yönetim anlayışını bu anlamda teşhir etmek amacıyla önerilerimizi, kaygılarımızı ve eleştirilerimizi bir kez daha ifade etmek gereğini duyuyoruz.

Muhalefetin konuşabilmesini, söz hakkını ve kendisini ifade etmesini sağlayan maddelerin başında İç Tüzük’ün 19, 29, 31, 37, 63, 65, 98, 102, 104, 146 ve 160’ıncı maddeleri gelmektedir.

Muhalefet, gündemde dile getirilmesini istediği önemli konuları, ivedi konuları, biliyorsunuz, 19’uncu maddedeki grup önerisi yoluyla dile getirmektedir, grup önerisi yoluyla halkımızı ve kamuoyunu bilgilendirmektedir. Bu hak tümüyle yok edilecek ölçüde yeni bir düzenleme getiriliyor. Böylece, muhalefetin sınırlı ve yetersiz de olsa mevcut olan yetkileri tümüyle ortadan kaldırılıyor.

20’nci madde düzenlemesi, aslında çevre katliamının himayesi ve itirafı niteliğindedir.

31’inci madde düzenlemesiyle, milletvekilleri arasında tasnif ve sıralama anlamına gelecek ayrımcı bir anlayış söz konusudur. Milletvekillerinin varlık sebebi olan önerge verme gücü ellerinden alınmaktadır.

37’nci maddede yapılan değişiklik ile muhalefetin vermiş olduğu kanun tekliflerinin gündeme getirilmesinde yeni bir kısıtlama yaratılmaktadır.

63’üncü maddede yapılan düzenlemeyle, “usul” ve “tartışma” kavramı tümden ve kaynağında yok edilmektedir. “Müzakere” kavramının içeriği ve özüyle bağdaşmayacak bir şekilde, dayatmacı bir anlayışla milletvekilinin kürsü hakkı ortadan kaldırılmaktadır. Birleşimi yöneten Meclis Başkanının keyfî takdiri ve iktidar grubunun çoğunluğuyla milletvekili konuşamaz hâle gelmektedir.

65’inci maddedeki düzenlemeyle milletvekilinin kendisini ifade etme yöntem ve araçları ortadan kaldırılmaktadır. Bilindiği gibi, kişi, görüş ve düşüncelerini sadece söz ile ifade etmez. Sözün yanında işaretler ve sembollerin kullanılması gereken durumlar da söz konu olabilir. Bu sembol ve işaretlerin kullanılmasını engellemek, söz ve düşünce özgürlüğünün milletin kürsüsünde yok edilmesi anlamına gelir.

102 ve 104’üncü maddelerdeki düzenlemelerde ise kamuoyu ve halkın Meclis çalışmalarından bilgilendirilmesi engellenmektedir değerli milletvekilleri. Hükûmet, halkın Meclis çalışmalarını izlemesinden korkar hâle gelmiştir. TRT-3 yayınlarındaki süreye ilişkin kısıtlama, Hükûmeti artık tatmin etmemektedir, artık içeriğe yönelik müdahale dönemi başlamıştır. Tam anlamıyla faşizan süreç bütün unsurlarıyla varlığını göstermeye başlamıştır.

146’ncı maddede getirilen karar yeter sayısına ilişkin düzenleme de yasama faaliyeti kavramıyla bağdaşmamaktadır. Her hâlükârda karar yeter sayısını sağlamak durumunda olan siyasi iktidarın artık bu faaliyeti de angarya olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Siyasi iktidar, kendince bu angaryayı ortadan kaldırmak ve bir taraftan da muhalefetin denetim hakkını yok etmek istemektedir.

160’ıncı maddedeki düzenleme ise değerli milletvekilleri, bir Deniz Feneri düzenlemesidir. Zekât hırsızlarını himaye eden zihniyet, bu hırsızlıkların Meclis kürsüsünden işaret ve sembollerle dile getirilmesini engellemek istemektedir, fotoğraf bu kadar açıktır. Bu madde bir suçüstü maddesidir, bu madde bir Kamer Genç maddesidir değerli milletvekilleri.

Değerli milletvekilleri, bu nitelikteki düzenlemelerin demokrasiye vereceği zararlar, aslında, bakıyoruz, 2001 yılında Meclis tartışmalarında hep dile getirilmiş. 2001 yılında o dönemdeki sözcüler ne demiş bunlara bir temas edelim değerli milletvekilleri. Aynen şunları söylemişler, 2001 yılındaki tutanaklardan okuyorum: “Demokrasiyi imha eden sebepler daima topla, tüfekle, darbeyle gerçekleşmez. Bazen adına ‘hukuk’ denilen ve Profesör Muammer Aksoy'un tarifiyle -Profesör Muammer Aksoy’un hatırası önünde saygıyla eğildiğimi yeri gelmişken ifade ediyorum- ‘cibilliyetsiz’ olan ‘kurallar’ da sosyal felaketi hazırlayabilir. Bu girişim, bilgi ve tecrübi akıl temelinden yürümeyen çoğunluğun rejim için nasıl tehlikeler ürettiğinin eşine rastlanmaz bir örneğidir, emsal oluşturacak suimisaldir

91’inci maddedeki özel yasama yöntemi hukukun gücün elinde oyuncak olması demektir. Anayasal düzen Meclis iç hukukuna süratle avdet etmelidir. Belirtelim ki hukuku araç gören ve onun üstünlüğünü sindiremeyen, gücüne güvenen patolojik zihniyet yalnızca kadroları değil, kural ve gelenekleri doğrayan darbeler hukuk istikrarını da yok etmektedir. Dava konusu İç Tüzük değişikliği ihtiyaca ve istikrara hizmet görüntüsü içinde iç hukukumuzu tahrip eden talihsiz bir girişimdir. Çoğunlukçu ve dayatmacı yöntemler düşük yoğunluklu demokrasilerde görülür. Bu anlayış uzlaşmayı sayı gücünün verdiği rehavet ve otorite içinde teslimiyet ve zafiyet olarak görür. Oyunda uygulanacak kuralı oyuncuların birlikte yapması yerine gücünün emriyle üretir. Kavga, hukuk benim diyen parmak gücüyle hukuku arayan demokrasi arasındadır.

Bu sözleri söyleyenler, o dönemde söyleyenler aynen şu şekilde devam ediyor değerli milletvekilleri. 57’nci Hükûmetin Başbakanına atıfta bulunarak o Hükûmetin Başbakanının 1957 yılında yazdığı makaleye atıfta bulunuyorlar, diyorlar ki… O makalede ne demiş, 57’nci Hükûmetin Başbakanı 1957 yılındaki makalesinde ne demiş, o sözcülerin ağzından tekrarlıyorum: “O hâlde, bir yandan çok partili rejim devam ederken bir yandan da icraya tek parti rejimindeki kolaylıkları, rahatlık ve serbestliği sağlayabilmenin çaresi, Meclis İç Tüzüğü’nü ve gerekirse Anayasa’yı değiştirmek, hatta Anayasa’yı değiştirmeksizin Anayasa’ya aykırı İç Tüzük ve kanun değişikliklerini yapmaktır." derken aslında bugün günümüzde sergilenen yöntemi ve özü mahkûm ediyordu. 57’nci Hükûmetin Başbakanının 1957 yılındaki makalesinde günümüzdeki siyasi iktidarı tanımladığını hayretle ve ibretle görüyoruz değerli arkadaşlarım.

Peki değerli milletvekilleri, bu sözleri kimler söylüyordu, 2001 yılında bu uyarıları kimler yapıyordu? Değerli milletvekilleri, bu sözleri İyimayalar, Arınçlar, Kapusuzlar, Şahinler söylüyordu. Yani bugün AKP’yi yöneten yönetim kadroları söylüyordu. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu sözlerin tümüne, bugün demokrasi adına, millî irade adına, çoğulcu anlayış adına ve toplumsal barış adına aynen iştirak ettiğimizi  ve bu ilkelerin mücadelesini verdiğimizi, vereceğimizi buradan bir kez daha haykırıyoruz.

Bugün getirilen düzenlemeyle 2001, 2005, 2007 değişikliklerinden daha da geriye giden, söz hakkını tümden kısıtlayan Meclis içi bir darbeyle karşı karşıyayız değerli milletvekilleri. Bu sözleri 2001 yılında dile getiren ve kadro hareketi yoluyla demokrasi mücadelesi verdiklerini kendilerince ifade edenler, bunun hamasetini yapanlar bugün nerede değerli milletvekilleri? Neredeler biliyor musunuz? Bakın, 2001 yılında bu söylemleri dile getirenler bugün farklı bir konumdalar. Artık muktedirler. Suçluluklarını, yanlışlıklarını saldırgan bir üslupla kamufle etmeye çalışıyorlar. Artık üstünlerin, güçlülerin, zalimlerin hukukunu uygulamakla meşguller. Cumhurbaşkanlığı Kanunu’yla yeni Kenan Evrenleri yaratmakla meşguller. Düşük yoğunluklu demokrasiyi ve Orta Asya tipi demokrasiyi inşa etmekle meşguller. Meclis dışında gerçekleştirdikleri “parti devleti” ve “polis devleti” yapılanmasını, bunun Meclis ayağını hayata geçirmekle meşguller.

Hukuku ve demokrasiyi araç olarak gören ve onun üstünlüğünü hiçbir zaman sindiremeyenler, sayısal gücüne güvenenler, patolojik ve narsist bir zihniyet bugün millî iradenin mabedinde demokrasiyi katletmekle meşgul değerli milletvekilleri.

2001 yılında demokrasi söylemini dillerinden düşürmeyen İyimayalar, Arınçlar, Şahinler, Kapusuzlar bugün demokrasinin katledilmesinin ve bir ejderha tarafından yutulmasının başaktörleri olarak karşımıza çıkıyorlar değerli milletvekilleri.

2001 yılındaki bu mücadeleleri takdirle karşılanan bu zihniyet, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisini sipariş üzerine seri imalat yapan bir kuruma dönüştürmek istiyor değerli milletvekilleri.

Bugün Türkiye’yi yöneten siyasetin ve zihniyetin gerçek kimliği aradan sekiz-dokuz yıl geçmeden bütün gerçekliğiyle ortaya çıkıyor. Tarihin tanıklığıyla ortaya çıkıyor. Tarihin tanıklığında faşizan zihniyet, omurgasız zihniyet, ilkesiz zihniyet bir kez daha mahkûm oluyor. Adalet ve Kalkınma Partisi tarihi kandıramıyor değerli milletvekilleri.

Bunların da ötesinde AKP aslında gerçek yüzünü artık gizlemiyor. Gizlemeye gerek de görmüyor. AKP sayısal çoğunluğun verdiği cüret ve rehavetle hareket ediyor.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak AKP eliyle yaratılmak istenilen bu zillete tahammül etmemiz ve sessiz kalmamız elbette söz konusu olamaz. Emperyalizmin ve faşizmin bu anlamda da temsilcisi olanlar amaçlarına ulaşamayacaklardır. (CHP sıralarından alkışlar)

Kanun ve kural giysisiyle ve parmakların sayısal gücüyle yaratılmak istenilen bu demokrasi katline “Hayır” diyoruz. Tarih önünde siyasi iktidarı bir kez daha uyarıyoruz.

Bakın, değerli milletvekilleri; mutat bir muhalefet söylemi içinde değiliz. Türkiye’de toplumsal, siyasi, etnik, inanç ve kurumsal temelli bir ayrışmaya gidiyoruz. Belli bir süre sonra geriye baktığınızda “Eyvah nelere yol açmışız” dememek için, bu vicdani sorumluluğu yaşamamak için sizi öz eleştiriye davet ediyoruz. Şu anda çıkarlarınıza ve konjonktüre uygun görünen bu düzenlemeler, şundan emin olunuz ki yarın, gelecekte sizi de bizi de sivil toplumu da savuracaktır. Böyle bir sürecin toplumsal barışa, üniter yapıya, demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere hizmet etmesi mümkün değildir değerli milletvekilleri. Onun için, geldiğimiz noktada, sizleri, akılcı bir şekilde muhakeme yapmaya, sorgulama yapmaya, öz eleştiri yapmaya bir kez daha davet ediyoruz değerli milletvekilleri. Burada konjonktürün getirdiği rehavetle, iktidar gücünün getirdiği şımarıklıkla -bunu her aşamada maalesef görüyoruz, bunu gerçekten dehşetle ve kaygıyla izliyoruz- dayatmacı bir anlayış içine girmenin yarattığı sonuçları, bunları tasavvur etmek istemiyoruz.

Değerli milletvekilleri, şunları görmeniz gerekiyor: Faşizan süreçler, toplumsal meşru direniş hakkını da beraberinde getirir. Toplumların zulme karşı direnme hakları meşru bir haktır. (CHP sıralarından alkışlar) Unutulmamalıdır, unutulmamalıdır, Bolu Beylerinin olduğu yerlerde Köroğulları hep olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar) Unutulmamalıdır, Hızır Paşaların olduğu yerlerde Pir Sultan Abdallar olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar) Unutulmamalıdır, Derviş Mehmetlere karşı Kubilaylar hep olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar) Unutulmamalıdır, AKP faşizminin olduğu her yerde cumhuriyet ve demokrasiye ve aydınlanma devrimine sahip çıkan Cumhuriyet Halk Partisinin olduğunu hiçbir zaman unutmayınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, burada gerçekten bir hamaset kompleksi, arayışı içinde değiliz, böyle bir ezikliğin içinde değiliz; tamamen bir sorumluluk duygusuyla sizleri çok ağır tarihî bir veballe, bir sorumlulukla baş başa bırakmamak amacıyla, bir muhalefet partisi olarak, sorumluluk sahibi bir muhalefet partisi olarak yapıcı bir anlayışla sizleri bir kez daha tarihî sorumluluğunuzla ve anlayışınızla baş başa bırakıyoruz, sağduyuya ve öz eleştiriye davet ediyoruz.

Bu değerlendirmelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kart.

İkinci söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi adına Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun efendim.

Süreniz yirmi dakika.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüştüğümüz İç Tüzük Meclisimizin bir anayasası, düzenlemesi, nasıl çalışacağını gösteren bir yol haritası. Komisyonlar nedir, nasıl çalışır? Kanunlar nasıl hazırlanır, nasıl Meclise gelir? Grupların, üyelerin hakkı hukuku nedir, bunlar nasıl kullanılır? Bunların hepsi çok çok önemli kurallar. Ancak şunu açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum: Bir iç tüzük, yani Parlamento eğer demokrasinin kalbiyse onun nasıl işleyeceği konusundaki iç tüzük de yol pusulasıdır, haritasıdır. Ancak 12 Eylül darbesinden bu yana bu Meclis iyi sınav vermemiştir. Bakın, yüzlerinize karşı açık konuşacağız. Bu Mecliste iki dönemdir bağımsız milletvekili olarak seçilip geliyorum; arkadaşlarım da, oturanlar da öyle. Her bağımsız milletvekili bir parti gibi çalışır, tek tek seçmene gider, oyunu alır, seçilir gelir buraya. İstanbul gibi bir yerde bağımsız milletvekili arkadaşlarımız 150 bin oyla seçildiler, 150 bin. Aday oldukları zaman oy pusulasına karınca duası gibi yazılan isimlerinin, okunmayan isimlerinin, küçücük oy pusulalarının puntolarının, Kenan Evren’in seçim barajlarının, yüzde 10 seçim barajı yani 6-7 milyon barajlarının… Burada bütçe yaparken üç siyasi partinin rahatlıkla aldığı hazine yardımıyla seçim çalışması yaparken, partimizin -o dönem Demokratik Toplum Partisinin- kapatılması, grubunun 2 üyesinin düşürülmesi ve hazine yardımının verilmemesi demokrasinin ayıp ve utanç sayfaları olarak bu Meclisin tutanaklarında yerini almıştır. Bundan hepiniz sorumlusunuz.

Oy pusulasında 460 mıydı, neydi; nasıl da buluşmuştunuz, bağımsızların isimleri, soyadları oy pusulasında küçük yazılsın diye, oy pusulasında yer alsın diye nasıl uzlaşmıştınız. Yüzde 10 barajında nasıl uzlaşmıştınız. Hazine yardımı almayalım diye nasıl uzlaşmıştınız.

Şimdi, arkadaşlar, herkes kendine bakacak, iğneyi kendine çuvaldızı ondan sonra başkasına batıracak. Biz bu objektiflikle eleştiriyoruz, bu gözle bakıyoruz. Eğer siz kendinize demokrasi, başkalarına da yasak, sansür, ayrımcılık, ötekileştirme, dışlama isterseniz tabii ki bir dönem statükodan zarar görürsünüz, onunla mücadele edersiniz, sonra statükoyu ele geçirirsiniz, siz zulmetmeye başlarsınız. İşte, çıraklık kabinesiyle ustalık kabinesi arasındaki farkınız bu. 2001, çömez bir muhalefet grubu dönemiydi. “Çırak” demiyoruz çünkü iktidar değildiniz o zaman. O dönemde kıyametleri koparmıştınız İç Tüzük tartışmalarında, buradan birkaçını okudum. 2002’de yüzde 10 barajı sayesinde -AK PARTİ, CHP- iki partili bir tahterevalli siyaseti yaptınız, iki partiydiniz. Orada da güzel güzel uzlaştınız.

Bakın, 10/12/2002 tarihli bir tutanak okuyorum, bu İç Tüzük’le ilgili. O dönem Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşma yapan Sayın Önder Sav 87’nci maddeyle ilgili düzenlemeye dikkat çekiyor, önerge haklarını tartışıyor ve 91’inci maddeye getiriyor, bu temel kanun olayına.

Şu gördüğünüz -18 madde ama 2’si yürürlük, çıkar, 16- 16 maddelik İç Tüzüğü bile temel kanun yaptınız. Sizin yaptığınız Temel fıkralarından bile daha ilginç bir pozisyondur. 16 maddelik bir temel kanun yaptınız. Bunun neresi temel kanundur Allah aşkına? Yani burada bu kanunu görüşürken bile muhalefetin sesini kısmaya çalışıyorsunuz, maddeler üzerinde görüşmeyi kısmaya çalışıyorsunuz, soru sormayı, denetim yapmayı kısıtlamaya çalışıyorsunuz. Bakın, o tarihte bu tartışmalar ne kadar önemle yapılmış, deniliyor ki: “Temel kanun olması için Danışma Kurulu kararı yoksa nitelikli çoğunluk olsun, beşte 3.”

Arkadaşlar, bu fasulyeden bir kanun, temel kanun değil bu, bakın, açık söyleyeyim. Böyle kanunlar yasak, sansür, kısıtlama, muhalefeti dışlama, üyeyi dışlama aslında milletin iradesini dışlamaktır, milletin iradesini temsil eden vekili dışlamak şu kürsüyü dışlamaktır, şu kürsüye haksızlıktır, zulümdür. Milletin iradesini temsil ediyoruz. Kimin hakkı var kayıtsız şartsız egemenliği bir gruba, zümreye vermeye?

“Şipşak demokrasi” diye bir demokrasi yok, her demokrasinin kuralları var. “Ben yaptım oldu.” misali olmuyor. Muhalefet olacak ki adı demokrasi olsun. Muhalefet olmadığı zaman adı padişahlık olur, krallık olur, Saddam’ın yönetimi olur, Mübarek’in yönetimi olur, Kaddafi’nin yönetimi olur, Bin Ali’nin yönetimi olur, Yemen’de Salih’in yönetimi olur… Ne farkı var? Şimdi, biz demokrasiyi yanlış yerinden alıyoruz arkadaşlar.

Uluslararası Ceza Mahkemesinin insanlık suçundan tutuklama kararı verdiği El Beşir’i getirip bu kürsüde konuşturttuk. Yaptık mı bunu? Yaptık ama dünyaca tanınmış bir yazara “Türkiye’ye gelmesin, aman, ne yazar!” diyor Başbakan. El Beşir gelince yazıyor! Ama basın özgürlüğü nedeniyle dünyaca tanınmış bir yazar diyor ki: “Cezaevleriniz basın mensuplarıyla dolu.” “Hayır, ırza geçmekten içerideler veya şiddetten, terörden.” diyorsunuz. Açıklarsa ırza geçenin kararını, hangi cenahlarda turlar attığını herkes görecek ama “Şiddetten ve terörden içeridedir.” dediği, “Silah, cephane taşıyor.” dediği tek bir basın mensubunu bulamayacaksınız. Yok öyle bir karar. Düşüncesini açıklamış, kamerasına el koymuşsunuz, fotoğraf makinesine el koymuşsunuz, yazdığı makaleyi suç yapmışsınız, basılmamış kitabına el koymuşsunuz. Bu yasak zihniyet dışarıda.

Bu yasak zihniyeti… Ragıp Zarakolu Nobel Barış Ödülüne aday gösteriliyor. Bütün dünya yazarları, yayıncıları ayakta, Ragıp Zarakolu cesur bir yayıncı olduğu için. Şimdi, bu dışarıdaki yasakları, basın özgürlüğüne yasağı, siyasi partilere yasağı, seçim barajlarını, bütün dışarıdaki yasakları bu sefer getirip Mecliste, Genel Kurulda, milletin iradesinin kalbinde bu yasakları hayata geçireceğiz. Bizim kendimize de saygımızın olması lazım. Her üyenin bu Mecliste, sonra grubun, sonra partinin ve her partinin demokrasiye saygısının olması lazım.

Neden diyeceksiniz: Geçen dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının talebi üzerine “dört konuda Meclis ortak uzlaşma komisyonu kurulsun” talebi gelmedi mi? Sizin döneminiz, iktidarınız kalfalık dönemiydi. Kalfalık döneminde, Köksal Toptan sonrası Sayın Şahin döneminde bir tek komisyon kuruldu, o da Meclis İç Tüzük Uzlaşma Komisyonu. Şimdi diğer komisyon, Sayın Başkan Çiçek döneminde, o da Anayasa Uzlaşma  Komisyonu. İki tane komisyon var. Bakın, İç Tüzük Komisyonu ile Anayasa Komisyonu birbirinden ayrılmaz, eş güdüm içinde çalışması gereken iki şeydir. Yani Anayasa’yı yenilerken İç Tüzük’ünüzün de ona uyumlu olması lazım. Anayasa ve İç Tüzük birbiriyle uyumlu olmak zorunda. O İç Tüzük Uzlaşma Komisyonu, 23’üncü Dönemde çok güzel bir taslak hazırladı, o taslak da Meclis Başkanlığına sunuldu ancak 24’üncü Döneme girilince iptal oldu, şimdi yeniden kurulması gerekiyor. Biz öneriyoruz: Yeniden kurulsun. Niye? Yeni anayasa yapacağız. Neden? Şimdi onun gerekçelerini açıklayacağım, çünkü burada açıklamamız gereken konu son derece önemli bir konu.

Arkadaşlar, şu gördüğünüz, İç Tüzük Komisyonu en az 15 tane Anayasa maddesinde değişiklik öngörüyordu yani İç Tüzük’ün taslağında iyi bir İç Tüzük olması için Anayasa’nın değişmesi gerekiyordu. O zaman yeni anayasa yapıyoruz. Temelden İç Tüzük’ü “a”dan “z”ye alalım ki, “a”dan “z”ye aldığımız zaman bu temel kanun olur. Onu konuşalım, tartışalım, uzlaşalım, ortak bir ürün elde edelim, ortak bir İç Tüzük yapalım, bununla da iftihar edelim. Diyelim ki bir dönem çalıştık, bunu yaptık.

Şimdi, siz Anayasa değişikliklerini yapmıyorsunuz ama bu kanunla “Karar yeter sayısı, yoklama sayısı… Anayasa’nın aradığı zorunluluklarda 15 üye istesin karar yeter sayısını.” diyorsunuz yani Anayasa’nın resen aradığı bir konuyu düzenlemeye çalışıyorsunuz.

Şimdi, burada bu Anayasa değişikliklerinin içinde çok önemli iki konuya dikkat çekeceğim. Bunlardan birisi Danışma Kuruluyla ilgili, bu tüzük, taslak çalışmaları içinde ve Danışma Kurulunu daha işlevsel, etkili kılmak için bir düzenleme yapıyor. Bu İç Tüzük teklifiyle Danışma Kurulu yok edilmek isteniyor arkadaşlar. İlginç bir şey. Şimdi, bir Tüzük Komisyonu iki yıl çalıştı, çabaladı, yurt dışına gitti, başka parlamentolara gitti, iç tüzüklerini inceledi, bütün deneyimleri aldı, geldi, bir iç tüzük hazırladı. Bu Danışma Kuruluna bakan da katılabiliyor, komisyon başkanı da katılabiliyor, görüşlerini verebiliyor, komisyonlar teklif getirebiliyor ama şu an bunu sümen altına koyuyoruz. Yazık günah değil mi üç sene Meclisin bütçesinden para harcadık buraya, emek harcadık, zaman harcadık. Bu Meclis için yaptık, 5 tane arkadaşımız bir teklif yapıp iki günün içinde jet bir teklif getirsin diye yapmadık bunu. Üç sene çalışılmış bir emek var bir yerde, üç günde çalışmış 3-5 tane arkadaşımız bir teklif getirmiş.

Şimdi, komisyonları yeniden düzenliyoruz. Niye? İlginç bir şey, onu açayım. Kanun hükmünde kararnameyle bakanlık kurduk. Peki, bakanlıkları görüştünüz mü burada? Yani kararnameleri burada görüştünüz mü? Yok. Bir yıl içinde görüşme zorunluluğu var mı? Var. Ne kadar kaldı? Üç dört ay. Bu kanunlaşmadı ki!

Şimdi, İç Tüzük Komisyonunda fazladan komisyonlar önerilmiş, sadece ikisini okuyacağım ve size bu ikisinin anlamlı olduğunu ifade etmek istiyorum. Birisi “Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu” adına “Fırsat” da eklendi, kuruldu, iyi ki kuruldu. Bu, o İç Tüzük Uzlaşma Komisyonu var ya, onun bir önerisidir. Bakın arkadaşlar, kırmızıyla yazılan iki yeni komisyon. Bir tane daha var: “Bilişim, Bilgi Teknolojisi, ARGE ve Gelecek Komisyonu.” Çağdaş bir komisyon. Yeni zamanlara, yeni demokrasilere, yeni ufuklara, antenlere, uydulara, parlamentolara, e-maillere, SMS’lere açılın arkadaşlar, Twitter’dan açılın, Facebook’tan açılın, sosyal medyadan açılın, ufkunuz açılsın, dünyayı kavrayın; sonra getirin, bu yüce çatının altında, bu kutsal çatının altında, demokrasi adına, idealleriniz adına, özgürlük adına yapın güzel yasaları, yapın ama 2001’de eleştirdiğiniz gibi parmaklarla yapmayın yasaları Allah aşkına!

Sayın Arınç, dün -buradan çıkarken arkamdaymış- ben konuşmalarını, tutanakları aldım, “Aynen arkasındayım konuşmalarımın.” dedi. Ustalık döneminiz, yine arkasında durun arkadaşlar.

Bakın, yine altını çizdiğim birkaç konu var, ondan önce şu İç Tüzük’ün hedefi, amaçları konusunda iki üç başlık atmak istiyorum. Etkin denetim ve etkin yasama hedeflerinden biriydi geçen dönem İç Tüzük komisyonunun. Sayın Korkmaz da sanıyorum sonradan çıkıp anlatacak daha güzel, içinde olan bir arkadaşımız olarak. Araştırma, soruşturma, gensoru müesseseleri korunuyor, diğer denetim mekanizmaları artırılıp güçlendiriliyor. Soru, işlem, denetim, zaman ayrılıyor fazladan. Soru müessesesi çeşitlendiriliyor, acele soru ve soru, komisyonlarda cevaplanacak soru, Genel Kurulda cevaplanacak sorular durumuna çevriliyor. Ah keşke o ARGE komisyonunu kursak da şu bize Meclisten dağıttığınız çalışmayan tabletlerden direkt bakanlara ikide bir soru sorabilsek, onlar da şu e-devlet düzenini iyi kullansa da doğru dürüst bize cevap verse.

Yazılı gönderiyoruz, on tane soru soruyoruz, bize dalga geçer gibi cevaplar geliyor arkadaşlar. Geçen, TRT’yle ilgili, “BDP Grubunun, parti başkanının, üyelerinin kaç konuşmasına yer verdiniz, diğer partilerin kaçına yer verdiniz?” diye bir soru yönelttim. Bana cevap geldi, iki sayfa sorum vardı, bir paragraf “TRT bağımsız yayıncılık yapıyor.” Seçimlerden önce 2 tane üyeniz onar dakika konuşmuş. Allah’tan korkun ya! Şimdi, muhalefet olarak biz hangi denetimi yapacağız?

Şimdi, yine, istenmeyen tutanaklar var, iki kez okunuyor, biz “Kaldırılsın.” diyoruz ama yerinden söz isteme, sataşma nedeniyle söz isteme… 37’nci madde, arkadaşlar, muhalefetten başka… İktidar buraya direkt komisyonu atlayarak kanun getirmiyor ki iktidar zaten kanunları direkt komisyona götürebiliyor, öyle bir sıkıntısı yok. Ha, o zaman 37’nci maddede haftada bir beş dakika artı beş dakika konuşuluyor, o beş dakikaya göz diktiniz. Olmaz arkadaşlar.

Şimdi, öngörülebilir ve şeffaf yasama süreci, daha çok şey var.

Arkadaşlar, bu İç Tüzük tartışmasına salıdan sonra devam edeceğiz. Bütün gruplar uzlaşmak için Sayın Başkanımızın Başkanlığında sabahtan beri toplantı yapıyoruz. En son 13.45’te bir orta yol bulduk. Genel görüşmelerden sonra bütün gruplar tekrar bu konu üzerinde konuşacak, salıdan sonra tekrar bu gündeme döneceğiz. Sanıyorum iki üç madde dışında diğerlerinde -akıl mantık bir- uzlaşıyoruz. Yani doğrular birdir arkadaşlar, iki değildir. Başkası, neyse doğru olana hepimiz beraber karar veririz ama bu kararı verirken iktidar partisinin ustalık döneminde bize numara çekmemesini bir kez daha uyarıyoruz. Bakın, muhalefet, üç parti grubu iki gündür bu İç Tüzük’le ilgili bir çalışma yaptık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ben teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

Üçüncü söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz’da. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Korkmaz.

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP grup başkan vekillerince imzalanan İç Tüzük değişikliği teklifi üzerinde şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Meclisin iç işleyişinin usul ve esaslarını düzenleyen Meclis İçtüzüğü, hepinizin bildiği gibi, Meclisin anayasasıdır. Sadece bir parti grubunu değil, tüm siyasal parti gruplarını ve tüm milletvekillerini doğrudan ilgilendiren bir metindir.

İç Tüzük, Meclisin “Millet Meclisi” ve “Cumhuriyet Senatosu” adıyla çift kanatlı olduğu bir dönemde, 1973 yılında çıkarılmıştır. Geçen otuz dokuz yılda 155 değişiklik yapılmıştır. Günün şartlarından kaynaklanan ve acele ile yapılan bu değişiklikler İç Tüzük’ün felsefesini ve sistematiğini bozmuştur, âdeta yamalı bir bohça hâline gelmiştir. Bu değişikliklerle bazı hükümler uygulanamaz hâle gelmiş, İç Tüzük’te olmayan bazı uygulamalar da teamül hâlini almıştır.

Her dönemde, kıymetli arkadaşlar, yeni bir İç Tüzük yapılması önerilmiştir. İktidar yasa yapma sürecinin yavaşlığından, muhalefet ise Meclisteki denetimin etkin olmamasından şikâyet ederek bu İç Tüzük değişikliklerini gündeme getirmiştir.

Kıymetli arkadaşlar, bugün itibarıyla bir tespit yapar isek: Genel Kurul gündemi çok yoğundur, sıkışıktır, milletin gündemini arkadan takip etmektedir. Komisyonlar etkisiz ve verimsiz çalışmaktadır; birkaç komisyonun hakkını yemeyelim. Milletvekillerinin yasama ve denetim çalışmalarına şahsi katkıları sınırlıdır. Çok sık değiştirilen yasalarla kaliteli yasamadan bahsetmek mümkün olmamaktadır. Çağdaş gelişmelerin, özellikle klasik Batı demokrasilerinde yaşanan çağdaş parlamenter demokrasideki gelişmelerin gerisinde kalınmıştır. Halkın yasama faaliyetlerine katılımı ve sivil toplumun Meclis desteği yetersizdir.

Bu görüntü demokrasiye inanmış herkesi rahatsız etmektedir ve neredeyse her Meclis döneminde yeni bir İç Tüzük yapmak üzere teşebbüslerde bulunulmuştur. 23’üncü Dönemde, Meclis Başkanlığı, uzlaşarak çıkarılması gereken dört ana başlık belirlemiş, bunlardan birinin ismini de “Yeni İç Tüzük yapılması.” şeklinde deklare etmiştir. Partilere bir çağrıda bulunulmuş ve Uzlaşma Komisyonu kurulması gündeme gelmiştir. Dört siyasi parti grubu bu Komisyona birer temsilci vermişler ve 16 Ekim 2008’de İç Tüzük Uzlaşma Komisyonu kurularak faaliyete geçmiştir. Komisyon altı ay süreyle hem içeride hem de yurt dışındaki parlamentolarda, komisyonlarda, genel kurullarda çalışmalar yapmış, gerçekten devrim niteliğinde bir metin ortaya koymuştur. Bu çalışmanın iki önemli hedefi vardır kıymetli arkadaşlar: Birincisi, süratli, verimli, öngörülebilir, planlı ve daha çok çalışmaların komisyonlara kaydırıldığı, Genel Kurulda da siyasi müzakerelerin yapıldığı bir yasama süreci; iki, etkin, sonuç odaklı, sürelere bağlanmış hem komisyonlarda hem de Genel Kurulda yapılabilen bir denetim süreci.

Uzlaşma Komisyonunca hazırlanan İç Tüzük taslağı parti gruplarının değerlendirilmesine sunulmuş ve görüşleri istenmiştir. Tüm siyasal parti grupları görüşlerini komisyona iletmiş ve çalışmaların devamını istemiştir. Ancak -bildiğiniz üzere- bu esnada 2010 Anayasa değişikliği ve halk oylaması, 2011’de yapılan genel seçimler dolayısıyla da İç Tüzük Uzlaşma Komisyonunun yaptığı çalışmalar gündemden düşmüştür. Meselelere bütüncül açıdan yaklaşan bu taslakta hem yasama hem denetim faaliyetleri siyasi kaygılardan uzak, etkinlik, verimlilik ve sürat kazandırma gibi objektif temeller üzerine bina edilmiştir.

Yeni bir İç Tüzük yapılması ihtiyacı ortadan kalkmış mıdır? Hayır. Bugün Meclisi verimsiz çalıştıran, muhalefete sonuç odaklı bir denetim imkânı sunmayan bu İç Tüzük’ün değiştirilmesine eskisinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak hazırlanan taslak metin yok sayılarak sadece AKP’nin isteklerinden hareketle önümüze getirilen İç Tüzük değişikliği teklifinin grupların ortak ihtiyacı ve iradesi olamayacağı açıktır çünkü bu teklif, Meclisteki siyasi parti gruplarını yok sayan, muhalefetin sesini kısmayı, İç Tüzük’ten kaynaklanan imkânları kısıtlamayı amaç edinmiş bir düzenlemedir. Uzlaşma Komisyonunun ortaya koyduğu taslak metinden sadece yasamayla ilgili olan ve AKP’ye üstünlük sağlayacak birkaç öneri âdeta cımbızla çekilerek alınmış ve üzerine de yine AKP Grubunca uygun gördükleri birkaç ilave yapılarak Genel Kurulun önüne getirilmiştir. Bu yaklaşımın ileri demokrasi iddiasıyla bağdaştırılması mümkün değildir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak hem alt komisyonda hem de esas komisyonda komisyonun AKP’li üyelerine yaptığımız grupların üzerinde uzlaştığı bir teklif üzerinde müzakerelerin yapılması önerimiz maalesef karşılık bulmamıştır. AKP’nin İç Tüzük değişikliği teklifi üzerinden gidileceğinin bizlere iletilmesi üzerine komisyon çalışmalarına katkı sunmak imkânı kalmamış ve komisyon çalışmalarının o andan sonra, sembolik bir anlama bürünmesinden sonra çalışmalardan ayrılınmıştır. Bizim bu net duruşumuzdan sonra diğer muhalefet partileri de müzakereleri terk etmiş ve Adalet ve Kalkınma Partisi, Meclis İçtüzüğü’nü kendisi yapma gibi demokrasi ayıbıyla yüz yüze kalmıştır. Bundan hicap duymak yerine, “Muhalefeti bir dinleyelim, hele hele Meclis çalışmalarında sürekli diyalog ortamının muhafazası yönünde kırılmaz çizgisiyle Milliyetçi Hareket Partisinin bu tavrını anlamaya çalışalım.” denmemiş ve AKP âdeta zafer kazanmış bir komutan edasıyla bu inadını ısrarla sürdürmüştür.

Değerli milletvekilleri, İç Tüzük’ün 181’inci maddesinde İç Tüzük’ün nasıl değiştirileceği hususu gayet açıktır ve iki yol gösterilmiştir. Bir, değişiklik teklifleri birinci fıkraya göre milletvekillerince yapılır; iki, ya da Anayasa Komisyonu İç Tüzük’te görmüş olduğu eksiklikleri, uygulamadaki aksaklıkları rapor ederek bir değiştirme, değişiklik süreci başlatır.

Kanunların bir lafzı vardır, bir de ruhu vardır değerli milletvekilleri. AKP Grup Başkan Vekillerince imzalanan bu teklif, 181’inci maddenin ruhuna uymamaktadır. “Milletvekillerince yapılır”dan kasdedilen, tıpkı Anayasa değişikliğinde olduğu gibi, İç Tüzük değişikliğinin de hükûmet tasarısı ya da grup önerisi şeklinde getirilemeyecek olmasıdır. Hâlbuki görüşülen İç Tüzük teklifi yalnızca AKP Grup Başkan Vekillerince imzalanmıştır, AKP Grubunun bir teklifi mahiyetindedir.

Bu taslağı Grup Başkan vekillerine değil de diğer milletvekillerine imzalatabilir miydiniz, böyle yapsaydınız ne kaybederdiniz? Hayır, bilerek, isteyerek, ilk iki gün hakikaten gereksiz ve Meclisi geren bir güç gösterisinde bulunulmuştur. Meclis, maalesef bu tutumunuz dolayısıyla barut fıçısına dönmüştür. Bu iyi olmamıştır değerli milletvekilleri. Bu gerginliğin iktidar ve muhalefet arasında Mecliste zaman zaman yapılacak iş birliği ortamını da sabote ettiği gayet açıktır.

“Efendim, grup başkan vekilleri de milletvekili.” Doğru, doğru, Başbakan ve bakanlar değil mi değerli arkadaşlar? “Hükûmet tasarısı olamaz.” derken ne kastediliyor ise “Milletvekillerince imzalanır.” derken de teklifin sadece bir grubun önerisi olmaması, böylece İç Tüzük’ün objektif ve tarafsız olma özelliğini muhafaza etmesi murat edilmiştir. Bunda anlaşılmayacak bir şey olduğunu düşünmüyorum değerli arkadaşlar.

Sayın AKP Grubu sizlere soruyorum: Mecliste İç Tüzük değişikliği yapılmasın diyen bir parti var mı? Yok. Olmadığını gayet iyi biliyorsunuz ama muhalefetin bugüne kadar ne dediği ve nasıl bir değişiklik istediğiyle hiç ilgilenmediniz, hatta hiç merak etmediniz. “Bizim teklifimiz doğrudur.” deyip istişare etmeye bile yanaşmadınız. Bunun için bir araya gelmek lazım, oturup konuşmak lazım. Milliyetçi Hareket Partisi tüm grupların başkan vekillerini davet edip bir uzlaşma zemini bulmak için gayret göstermiştir ancak nafile. AKP Grup Başkan Vekili Sayın Canikli’yi hemen İç Tüzük’ü çıkarmamız lazımdan öteye geçirememişizdir. Kırk yıldır değişmeyen İç Tüzük’ü -ki bunun on yılı sizin sorumluluğunuzdadır- iki gün daha bekleyip ortak bir metin olarak Genel Kurula indirsek ne kaybederdiniz arkadaşlar? Bu ülkede farklı sesler ve görüşlere ihtiyaç yok mu? Herkes AKP’li olmak zorunda mı? Ülkeyi ve Meclisi bu kadar germek, kutuplaştırmaktan ne kazanılacak? Ve hepsinden önemlisi şu gerçeği ne zaman kabul edeceksiniz değerli AKP milletvekilleri: Bakın Meclisin duvarında yazıyor “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” yani farklı siyasal görüşleriyle birlikte milletin tamamının, sadece AKP çoğunluğunun değil.

AKP’nin İç Tüzük değişikliği teklifi bakın neler getiriyor değerli milletvekilleri. Öncelikle belirtmek isterim ki getirilen İç Tüzük değişikliğinin amacı çoğulcu, demokrasiye hizmet eden bir İç Tüzük’ü yapmak falan değildir. AKP İç Tüzük değişikliği teklifinin maksadı parlamenter sistemin ucube bir yarı başkanlık sistemine götürülüşü sürecinde muhalefetin engel çıkarmamasını ve mümkün olduğunca az müdahil olabilmesini temin etmektir. Muhalefetin görünür olmasını sağlayan imkânlarından bir bölümü kısıtlanmakta, birtakım şartlara bağlanmakta ve milletvekillerinin konuşma süreleri düşürülmektedir.

Teklifin 1’inci maddesi grup önerileri üzerinde görüşme yapılamayacağını, sadece öneriyi veren milletvekilinin, grubun beş dakika konuşabileceği tahdidini dayatmaktadır.

Dünyanın her ülkesinde İç Tüzük değişikliğinin gerekçelerinden birisi, milletvekillerinin şahsi katkı ve katılımlarını artırmak, böylece millî iradenin kayıtsız şartsız tecellisine imkân vermek ve özgürlükleri geliştirmektir. Hâlbuki bu teklif birtakım hak yoksunlukları getirmektedir değerli milletvekilleri.

Teklifin 4’üncü maddesi, komisyon üyelerine, her madde için bir değişiklik önergesi verebilme sınırlaması getirmektedir. Muhalefetçe komisyonda yapılacak yasal bir engellemeyi etkisiz kılmak üzere tasarlanıp önerildiği açıktır. Muhalefeti komisyonda sınırlıyorsunuz, Genel Kurulda sınırlıyorsunuz. Biz derdimizi nerede anlatacağız kıymetli arkadaşlar, Kurtuluş Parkı’nda mı?

Teklifin 5’inci maddesi, tasarı, teklif ya da kanun hükmünde kararnamelerin doğrudan Genel Kurula indirilmesi taleplerini haftanın bir gününe ve sadece bir tanesini görüşme şartına bağlamakta ve bir milletvekili de konuşmacı olmaktan çıkarılmaktadır. Muhalefetin gerekli gördüğü bir konuyu, Genel Kurulda, kısıtlı süre ile de olsa görüştürülmesi imkânı elinden alınmış oluyor.

AKP’nin İç Tüzük değişikliği, Genel Kurulda partiler arasında hoşgörü ve diyalog ortamını tesis etmekten uzaktır. Oturumu yöneten başkan vekillerini “Dediğim dedik, çaldığım düdük.” misali Genel Kurulun tek hâkimi mertebesine getirerek yeni çatışma ve gerginlik alanları yaratılmaktadır.

Teklifin 8’inci maddesiyle, görüşmelerde pek kısa bir söz talebi olan milletvekiline, takdiri tamamen Meclis Başkanlığına bırakılan, görüşülen gündem ile ilgisi olmayan acil bir konu hakkında söz verilebileceği şartını getiriyorsunuz. Söz talep eden milletvekiline Başkan iki soru soracaktır. Bir: Yapacağınız konuşmanın gündemle bir ilişkisi var mıdır? İki: Acil midir?

Ayrıca bir birleşimde toplam on dakikayı geçmeme gibi bir sınırı da dikkate alacaktır. Kaldı ki tüm şartlar uygun olsa bile cümlenin sonundaki “verebilir” -verir değil, verebilir- sözcüğünden hareketle yine de başkan vekilinin takdiri esas olacaktır. On dakika tamamlanmış ise o andan itibaren çok çok haklı da olsa milletvekili artık bir söz isteyemeyecektir. Kısaca, kıymetli arkadaşlar, 60’ıncı madde tamamen işlevsiz bırakılmaktadır.

Demokratik rejimlerin parlamentosunda zaman zaman meclis başkan vekilinin toplantıyı yönetme şekli de sorgulanabilmelidir çünkü toplantının çoğulcu, demokratik teamüllere ve hakkaniyete ne kadar uyduğu hususu en az toplantının içeriği kadar önemlidir. 9’uncu madde usul hakkında söz isteğini dinlemeden, usul tartışması açılması talebini AKP’nin mutlak çoğunluğunun olduğu Genel Kurulda doğrudan oylamaya sunma yetkisi vermektedir başkana. Tarafları dinlemeden milletvekilleri görüşlerini nasıl belirleyecektir? Tabii, benim kastettiğim millî iradeyi temsili mukaddes bilen, vekilliği insanların bir emaneti olarak görenler için geçerli. Diyelim ki oldu, usul tartışması açıldı, konuşmalar lehte ve aleyhte 1’er kişi ve beş dakika ile sınırlanmaktadır, ki bu bile muhalefetin Genel Kurulda görünür olması imkânlarından birini kaybetmesi anlamına gelmektedir.

Teklifte yasama sürecinin hızlandırılması amaçlanmakta, muhalefetin denetim fonksiyonunun etkinleştirilmesi için en küçük bir öneri getirilmemekte. Yasama sürecinin hızlandırılmasına hayır demiyoruz, ancak denetimi daha da etkin hâle getirecek birkaç öneri de yapılamaz mıydı bu teklifte? Maddenin sonunda yer alan “ayrılabilir” sözcüğü ile muhalefetin denetim yapma imkânı iktidar çoğunluğunun insafına terk edilmektedir. İktidarın bugüne kadarki uygulamalarına bakıldığında eşref saati değilse, paşa keyfi yerinde değilse o gün denetim saatini iptal ettiği birçok kez görülmüştür.

Değerli milletvekilleri, otuz dokuz yıldır değiştirilmemiş, bu yönüyle eskimiş ve çağın gerisine düşmüş mevcut İç Tüzük, hukukun temel kaidelerini zorlayan birtakım önerilerle metin bütünlüğü ve felsefesini tamamen kaybedecektir. Yeni bir iç tüzük yapmak yerine, günü kurtarmak açısından mevcut İç Tüzük’ü yamalı bohça hâline getiren geçmiş meclislerin vebaline bu Meclis de ortak olacaktır. Halkın oylarıyla gelmiş muhalefeti dümdüz etme dışında, demokratik parlamenter rejim adında neyi düzeltecek bu teklifiniz merak ediyorum?

Kâtip üyeler tarafından yapılan okumalar kaldırılmaktadır ve yerine yeni bir sistem önerilmemektedir. İnsanlar o an ne üzerinde konuşulduğunu bilmedikleri için Genel Kuruldaki tartışmaları takip edemez hâle gelecektir. Gereksiz okumalar zaman israfına sebep oluyor mu? Evet. Ancak milletvekillerinin gündemi takip etmesi açısından masasının üzerinde yazılı metinleri görebileceği bir elektronik altyapı kurulduktan sonra böyle bir şey yapılabilir. Birkaç ay içerisinde bu altyapı pekâlâ hazırlanabilir.

Diğer yasalardan farklı olan İç Tüzük değişikliğinin tüm partilerin görüş ve katkıları alınarak uzlaşma ile yapılması demokratik hukuk devletinin en önemli kabullerinden birisidir. Bu nedenle, teklif derhâl geri çekilmeli ve Meclisteki siyasi parti grupları arasında bir uzlaşma arayışına girilmelidir. 23’üncü Dönemde kurulan İç Tüzük Uzlaşma Komisyonu da yeniden faaliyete geçirilmelidir.

Diğer yasa tasarısı ve tekliflerinde yapılan hataların telafisi olabilir ancak İç Tüzük’ün dayatmacı bir üslupla, kavga, gürültüyle değiştirilmesi demokrasimizde onulmaz yaralar açacaktır. En önemli zarar da şu olacaktır: Anayasa Uzlaşma Komisyonunda çalışma yapan, katkı veren muhalefetin maneviyatı ve şevki kırılacak, “Nasıl olsa çalışmalar dikkate alınmayacaktır.” gibi bir kanaat oluşacaktır.

Bu yüzden, gecikmiş de olsa AKP Grubunun Milliyetçi Hareket Partisinin aklıselim ve sağduyuya davet çağrısına icabet ederek İç Tüzük’ü bir kez daha gözden geçirelim noktasına gelmiş olmasını olumlu değerlendiriyoruz. Keşke, Parlamentomuza yakışmayan görüntüler ortaya çıkmadan önce bu karar alınabilseydi. Yine de zararın neresinden dönülse kârdır diyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu sürece katkı yapma hususunda elimizden gelen gayreti göstereceğimizi belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, inşallah Meclisimiz uzlaşma içerisinde bu görüşmeleri tamamlar ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin hoşgörü ve nezaket iklimine yakışır bütün parlamenter demokratik sistemlere de örnek olan bir yöntemle bir İç Tüzük değişikliğini tamamlar. Aksi takdirde değerli arkadaşlar, mevcut hâliyle teklifin hazırlanması ve görüşülmesi usulleri ile içeriğindeki muhalefeti tedip etme ve kısıtlama, iktidar partisine üstünlük kazandırma niyetleri dolayısıyla çoğulcu demokratik sisteme uymayan teklife bütünüyle karşı çıkacağımızı, karşı olduğumuzu belirtiyor yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bir arzım olacak Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şimdi, burada bir hatalı gidiş vardır. Bugün İç Tüzük görüşmeleri nedeniyle Meclisi sizin yönetmeniz çok şanslı bir zamana tesadüf etmiştir. İç Tüzük teklifinin milletvekillerince verilebileceğinin bir anlamının olması gerekir. Bundaki anlam nedir? Bazı konularda grup kararlarının alınması bilhassa önlenmiştir. Mümkündür ki İç Tüzük’le ilgili teklifin de sıfatlar kullanılarak bir grup kararı alınırcasına İç Tüzük değişikliğine gidilmesinin engellenmesinin yolu teklifin milletvekilleri tarafından verilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Dolayısıyla bu yanlış gidişe son verebilmek için, sizin de önderliğinizde bugünkü yapılan toplantı istikametinde… Arkadaşlarımızın 5 Grup Başkan Vekili vardır ve 5’i bir bütünlük içerisinde grup başkan vekilliği sıfatını kullanarak bu önergeyi vermiştir, ne bir eksiktir ne bir fazladır. Dolayısıyla bir grup kararıyla bir noktada İç Tüzük’ün değiştirilmesine doğru gidiş vardır. Bunu önlemek için, bu yanlış gidişi önlemek için eğer bir mümkünü varsa arkadaşlarımızın bu sıfatlarından imtina etmeleri gerektiği kanaatini taşıyorum. Çünkü böyle bir yanlış gidiş vardır, âdeta bir grup kararıyla İç Tüzük’ün değiştiği imajı vardır burada. Bunun önlenmesini rica ediyorum. Bu konuyu bilgilerinize sunmak istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.21


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.29

BAŞKAN: Cemil ÇİÇEK

KÂTİP ÜYELER: Fatih Şahin (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 61’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

156 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Başkanlık temsilcisi yerinde.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına son konuşma, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Grup Başkan Vekili Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli’ye ait.

Buyurun Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. İç Tüzük değişikliği üzerinde AK PARTİ Grubunun görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere söz aldım.

Öncelikle, bugün İç Tüzük değişiklik teklifiyle getirilen düzenlemelerle ilgili olarak son birkaç günde ortaya çıkan tartışmalı ve gergin ortamın giderilmesi ve grupların birlikte katılabileceği bir sonucun ortaya çıkması amacıyla Meclis Başkanımızın yaptığı çalışma, bugün bizleri davet etmesi, dört parti grubunu ve bu çerçevede bir sürecin başlamış olması vesilesiyle Meclis Başkanımıza ve elbette katılan tüm siyasi partilerin grup başkan vekillerine ben de teşekkür etmek istiyorum, teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, şunu öncelikle, belki itiraf olarak da kabul edilebilir. Bununla ilgili bugüne kadar muhalefete mensup arkadaşlarımızın yaptığı konuşmaların ortak özelliği, getirilen düzenlemelerin esas itibarıyla muhalefetin sesinin kısılması şeklinde hep belki algılanmış ve aynı zamanda kamuoyuyla paylaşılmış olmasıdır. Yeteri kadar, belki biz bunu tam olarak anlatamadık içeriğini, anlatma imkânı olmadı; yoksa ayrıntılara girildiğinde hiçbir şekilde kesinlikle muhalefetin bırakın sözünün veya konuşma sürelerinin azaltılması, sesinin kesilmesi, tam aksine, bu şekilde bir sistem dizayn edildiğinde muhalefetin daha fazla konuşma imkânı ortaya çıkacaktı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Nerede çıkacak?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verirseniz biraz sonra anlatacağım, ayrıntılarıyla. Şey değil, bakın…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Danışma Kurulu kararları üzerinde kırk dakikayı kaldırmıyor musunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Genç, izin verin lütfen. Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Grup önerisi üzerindeki kırk dakikayı kaldırmıyor musunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Anlatacağım bakın, bir izin verirseniz, anlatacağım; yani, şimdi bakın…

BAŞKAN – Sayın Genç, rica edeceğim; lütfen… Sayın Genç, lütfen..

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yanlış Sayın Başkan.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İşte, biraz problemimiz bu…

BAŞKAN – Ama yani kürsüde konuşan bir yerden onay almak mecburiyetinde değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Danışma Kurulu kararında kırk dakikayı kaldırmıyor musunuz?

BAŞKAN - Müsaade edin, görüşlerini ifade etsin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bir başlayamadık ki… Sayın Genç, problem de, biraz da anlatamadık; yani konuşamadık ve görüşmelere de geçemediğimiz için getirilen düzenlemelerin neyi içerdiğini, neyi içermediğini, ne yapmaya çalıştığımızı, nasıl bir çalışma biçimi oluşturmaya çalıştığımızı açıkçası anlatamadık.

Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, öncelikle hemen şunu belirtmemde fayda var: Kesinlikle getirilen düzenlemelerin hiçbirisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin esas fonksiyonu, esas görevi olan denetim görevi ile yasama faaliyetleriyle ilgili en ufak bir düzenleme, bir değişiklik söz konusu değildir; bu bir; bu çok önemli ve getirilen düzenlemeler usule ilişkin düzenlemeler, hepsi. Dolayısıyla bir milletvekilinin yapması gereken esas görevin yerine getirilmesi amacıyla en önemli unsurlardan bir tanesi olan konuşma görevi ve hakkının azaltılması, kısılması gibi bir öneri bu teklifte yoktur.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Karar yeter sayısını 15 kişiye…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Geleceğim. Bakın, önce oradan başlayalım çünkü denildi ki hep: “Muhalefetin sesi kısılıyor.”

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Milletvekilinin sesi kısılıyor!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Muhalefetin sesi kısılmıyor, tam aksine, muhalefetin sesi daha çok çıkar hâle getiriliyor. Nasıl? Bakın, şimdi şaşıracaksınız. (CHP sıralarından gürültüler) Arkadaşlar, bir izin verirseniz anlatacağım meramımı, lütfen.

BAŞKAN – Lütfen, değerli arkadaşlar.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bir de beni dinleyin yani biz dinliyoruz sizi.

BAŞKAN – Lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya okuduğumuzu anlamıyor muyuz biz?

BAŞKAN – Ee, canım, kendi fikrini söyleyecek sayın milletvekilleri.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Böyle şey mi olur mu ya?

BAŞKAN - O da kendi düşüncesini söylüyor, grubunun görüşünü ifade ediyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, biz, konuşmacılarınızı dinledik, gayet sakin bir şekilde.

BAŞKAN – Evet, rica edeceğim, lütfen.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, grup önerileri. Bizim şu anda teklifte olan hâliyle -ki daha sonra yapılan görüşmelerde farklı bir noktaya gelinmişti, onu da biraz sonra anlatacağım, onu bile alsak- konuşma sayısı 4’ten 1’e düşürülüyor; süre de kişi başına on dakikadan beşe düşürülüyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Toplamda?..

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - İzin verin, bakın.

Şimdi, bu 4 konuşmacının 2 tanesini biz kullanıyoruz, fiilî durum bu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye siz kullanıyorsunuz canım!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Evet, biz aleyhte… Bakın, fiilî olarak bu, yüzde 50’sini biz kullanıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bağımsız milletvekillerinin konuşma hakkını kaldırıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani, eğer bütün gruplar o gün dört tane grup önerisi getirmişse -geçmişten beri bu böyle, bizden önce de öyleydi, yani sadece bizim dönem değil- en az…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, yanlış uygulama yapılıyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Uygulama bu, ben uygulamadan bahsediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kim müracaat ederse söz hakkı onundur! Yani açıklayın bunu…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, sözün kesilip kesilmediğini tespit etmek için elbette uygulamayla kıyaslamam lazım benim, uygulamayla karşılaştırmam lazım getirilecek olan düzenlemenin neyi içerdiğini, neyi getirdiğini, neyi götürdüğünü. Detaylar her zaman önemlidir arkadaşlar, detaylara indiğimiz zaman daha net ortaya çıkar.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kırk dakikayı beş dakikaya indiriyorsunuz!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, 4’ten giden 2 tanesi kime ait? Yani, dört grup, bir grup önerisinde…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Her zaman değil ama.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - İzin verin… Dört grup önerisinde, dört konuşmanın -onar dakikadan kırk dakika- giden iki tanesi -1’e düşürülüyor ya- kime ait? Bize ait. Yani, fiilen kullanım itibarıyla söylüyorum, AK PARTİ Grubuna ait.

KAMER GENÇ (Tunceli) – AK PARTİ Grubuna ait değil!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bakın, izin verin…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Orada kişisel söz istiyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - AK PARTİ Grubuna ait, ne derseniz deyin, bu gerçek, bir realite.

BAŞKAN – Sayın Genç, rica edeceğim. Bakın, İç Tüzük konuşuyoruz, İç Tüzük’e uyup uymama. Ama yani böyle bir usul yok ki.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yanlış söylüyor.

BAŞKAN - Sayın Genç, yani böyle bir usul var mı? Rica edeceğim... Yani hatibin sözünü kesiyorsunuz, olduğunuz yerden söz istiyorsunuz, birisine söz vermediğimizde “İç Tüzük’e davet ederiz.” diyorsunuz. Böyle bir usul var mı yani hiç durmadan? Rica edeceğim yani lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yanlış ifade ediyor. Grup sözü değil, kişisel söz…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Arkadaşlar, söylediğim şeyler net, reel şeyler yani yorumu gerektirecek bir hususu da paylaşmıyorum sizinle. Allah aşkına yani…

Bir grup önerisinde 4 konuşma var mı? Var. Onar dakikadan kırk dakika mı? Kırk dakika. Bunun 2 tanesini biz kullanıyoruz. Daha dün yine aynısını yaptık. Dün yine aynısını yaptık, önceki gün aynısını yaptık, bizden önceki Hükûmetler döneminde de aynısı yapıldı arkadaşlar. Dolayısıyla o 4 tanesinin 2 tanesi bizim konuşma yaptığımız konuşmalar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Peki, kalan yirmi dakikayı ne yapıyorsunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Canikli, o zaman “İktidar konuşmaz.” deyin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bir dakika…

Yüzde 50, dolayısıyla muhalefetinkini de 1’e indiriyoruz. Yani yüzde 50 azaldı muhalefetin. Peki, bunun yerine ne gelecek? Ne ikame ediyoruz bunun yerine? Bunun yerine kanun görüşmelerine başlayacağız. Yani esas milletvekillerinin, hepimizin temel görevlerinden olan yasama faaliyeti yapacağız, kanun görüşeceğiz. Kanunun tümü üzerinde görüşme…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz memleketin problemlerini konuşmayalım!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani bu azalan süre nasıl doldurulacak, neyle ikame edilecek? Bir kanunla ikame edilecek, kanun görüşeceğiz. Peki, kanun görüşmelerinde süre nasıl? Yirmişer dakika gruplar, bizim grubun yüzde 25, muhalefetin yüzde 75. Dolayısıyla muhalefetin yüzde 50 azalırken grup önerileri nedeniyle, buradan oran yüzde 50’den 75’e çıkacak. Dolayısıyla muhalefet daha fazla konuşacak. Ama aradaki fark şu: Kanun üzerinde konuşacak, yine konuşacak.

Bakın, değerli arkadaşlar, bir çalışma yaptırdım yani birkaç gündür yapıyor arkadaşlar. Bugüne kadar 23’üncü Dönemde muhalefet iktidarın 3 katı kadar konuşmuş yaklaşık olarak. Haklı. Yani ona hiçbir itirazımız yok; konuşsun, konuşmaya da devam etsin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz konuşmuyorsunuz ki.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz icraat yapacaksınız, biz konuşacağız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica edeceğim, eğer hatibin konuşmasını…

Sayın Canikli, bir dakika.

Hatibin konuşmasını eksik buluyorsanız, yanlış buluyorsanız nasıl olsa bundan sonra görüşmeler var, çıkar söylersiniz. Rica edeceğim…

Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla bu düzenleme biraz önce söylediğim, somut örnekleriyle anlatmaya çalıştığım nedenlerle muhalefetin konuşma süresini artırıyor. Burada muhalefetin itirazı şu, diyor ki: “Ben bu mekanizmayı…” Aslında, kullanım itibarıyla İç Tüzük’ün esasına da uygun değil. Yani grup önerileri, 63’üncü maddede çok istisnai bir düzenleme olarak gündeme getirilmiş ve gündemi belirlemek, değiştirmek amacıyla getirilen bir düzenleme ama uygulamada, biraz, açıkçası araştırma önergeleri ya da muhalefetin gündeme getirmek istediği konuyu tartışmak amacıyla, kamuoyuyla kanaatlerini paylaşmak amacıyla kullanılır hâle gelmiş. Buna da saygı duyuyoruz, bir itirazımız yok. Ve muhalefet dedi ki, arkadaşlarımız: “Bizim bu hakkımızdır, uygulama böyledir.” Tamam, İç Tüzük’ün özü belki bu değil ama uygulama teamül hâline gelmiş, teamül de önemlidir İç Tüzük’te. “Bu hakkımızın alınmaması gerekir.”

Şimdi, bakın, bu noktada, biz bugünkü görüşmeden önce perşembe günü ve pazartesi günü, diğer siyasi parti gruplarıyla, grup başkan vekilleriyle birlikte toplantılar yaptık; önce Sayın Şandır’ın odasında -teşekkür ediyoruz, kahvaltılı bir bize ev sahipliği yaptı- sonra da Sayın Hamzaçebi’nin odasında bu konuları görüştük. Yani, bana göre, zaten çok fazla içerik olmadığı için, enine boyuna da tartıştık. Tabii, tam uzlaşamadık ama orada, bu konu da dâhil olmak üzere, arkadaşlarımızın söylediği hususların hepsini biz not aldık ve önergelerinin hepsini hazırladık, dün itibarıyla imzalattık dün görüşmeler devam edecek planlamasıyla veya o düşünceyle. Ama arkadaşlarımız dediler ki: “Yani bir uzlaşma temin edilemedi, itirazlarımız devam ediyor.” Biz dedik ki: “Olsun, önemli değil. Yani uzlaşma dahi olmasa -aynen bu ifadeyi kullandım- itirazlarınız elbette, saygımız var, devam eder. Ancak buna rağmen, biz bu önerilerinizi dikkate alacağız ve görüşmelerde teklif olarak sunacağız ve değiştireceğiz.” Bakın, hepsi burada; dün imzalattık arkadaşlar, bütün imzaları tamamlattık dün. Bunları da paylaşmadık kamuoyuyla. Nedeni şu: Arkadaşlarımız dediler ki: “Yani böyle bir talebimiz yok bizim, uzlaşmamız oluşmamıştır.” Doğru, biz de buna saygıdan dolayı kamuoyuyla paylaşmadık. Verirken, vereceğimiz zaman konuşacaktık ama olmadı, yani süreç değişti. Buradaki biraz önce söylediğim önergelerin uygulama biçimi itibarıyla, araştırma önergelerinin, bir nevi araştırma önergesi mantığına dönüştürülmüş olmasının ortaya çıkardığı boşluğu doldurmak amacıyla da salı günleri için bu amaçla bir, yine konuşma süreleri grup adına onar dakika olmak üzere, bakın ilave bu, onar dakika olmak üzere bir teklif hazırlattık arkadaşlarımızın talepleri doğrultusunda ve buna benzer… Sadece bu değil, sadece bu değil… Ben yaklaşımı koymak için Sayın…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Canikli, kimlerin talepleri doğrultusunda hazırladınız pardon. Kim sizden neyi talep etti?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın tekrar söylüyorum, bir uzlaşma temin edilemedi, sizin itirazınızın devam ettiğini söylediniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama arkadaşlarımızın talepleri doğrultusunda diyerek siz…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani şöyle diyelim o zaman…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Kim talep etti?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şöyle diyelim: Orada ortaya çıkan görüşler çerçevesinde diyelim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye, o da gerçeği yansıtmıyor! Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili Sayın Canikli gerçeğe aykırı bir konuşma yapıyorsunuz, lütfen… Lütfen ama…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hayır, bakın Sayın Hamzaçebi…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, müsaade ederseniz görüşmesini bitirsin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Hamzaçebi, bakın burada isim isim zikretmek istemiyorum, yani yeni bir tartışma da açmak istemiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır hayır, zikredebilirsiniz isim isim.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tamam siz söylemediniz, Sayın Hamzaçebi sizin öyle bir talebiniz yok.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Canikli, ben size…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sizin görüşleriniz oluşmadı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani bakın, amacım o değil Sayın Hamzaçebi, amacım o değil.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama o anlama geliyor.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, konuşmasını bitirsin size…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki bitirsin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Amacım o değil bakın; amacım burada, yani tartışmaya girmek istemiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Lütfen ama…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tartışma açmak amacıyla da bunu yapmıyorum. Ama buradaki yaklaşımımızı, uzlaşmaya verdiğimiz önemi göstermek için söylüyorum. Yani, uzlaşma olmamasına rağmen, hiçbir şekilde böyle bir talep sizden resmî olarak gelmemiş olmasına rağmen, oradaki yapılan görüşmelerde…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gayriresmî olarak da gelmedi.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bizim algılamamız olarak diyelim Sayın…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Resmî olarak diyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bizim algılamamız olarak. Resmî, gayriresmî her neyse, bizim algılamamız olarak. Ama bakın, oturuldu konuşuldu, düşünceler ortaya atıldı, orada bir şeyler söylendi. Hiçbir şey konuşulmadı mı Allah aşkına ya!

Dolayısıyla, bu çerçevede önergeleri hazırladık ama buraya görüşme getirme imkânımız olmadı. Bizim amacımız, öyle tek başına, yani muhalefeti görmezden gelerek, yok sayarak bir çalışma içerisinde olmak, bir teklif getirmek değil, onu anlatmaya çalışıyorum ben, onu söylemeye çalışıyorum.

Dolayısıyla, başından beri bu hâliyle dahi, hiçbir değişiklik olmasa dahi, getirdiğimiz teklif itibarıyla dahi yapmaya çalıştığımız sadece şu: Usule ilişkin dağınık olan çalışmaları toparlamak ve Meclisin esas faaliyet konularına yoğunlaşmasını, normal çalışma süresi içerisinde yoğunlaşmasını sağlamak. Şu anda 15.00’le 19.00 arasında İç Tüzük’te çalışma saatleri belirtiliyor, ama biz biliyoruz ki, hemen hemen -tabii arada bir olabilir belki- çoğu zaman biz denetim ve yasama faaliyetlerine bu süre içerisinde başlayamıyoruz, çok nadir ve istisnadır başladığımız çünkü genelde bu süre içerisinde biz grup önerileri üzerinde görüşmeler yapıyoruz ve çalışma saatleri doluyor, ondan sonra da çalışma saatleri uzuyor, uzayınca da haklı olarak birçok eleştiri geliyor. Dün de geldi, önceki gün de geldi, sürekli arkadaşlarımızdan haklı olarak geldi; sadece arkadaşlarımızdan değil, kamuoyundan da haklı eleştiriler geldi yani “Gece yarısı kanun çıkarıyorsunuz, gece yarısı kanunları kaçırıyorsunuz.” şeklinde ama nedeni bu.

Yapmaya çalıştığımız şu: Denetim ve yasama faaliyetlerini mümkün olduğu kadar İç Tüzük’te öngörülen çalışma saatleri içerisinde gerçekleştirelim, orada tutalım, çok istisnai hâller dışında bu çalışma saatlerini aşmayalım mümkün olduğu kadar ama bunu yapabilmemiz için denetim ve daha doğrusu yasama faaliyetini bu çalışma saatlerine çekebilmemiz gerekiyor, şu anda dolu. Neyle dolu? Grup önerileriyle dolu. O zaman grup önerilerini biraz boşaltmamız ya da başka yere kaydırmamız lazım, başka bir formata dönüştürmemiz lazım. Bu da etkin, verimli bir çalışma yönteminin hayata geçirilmesi demek.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Uzlaşmayla olur.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Biraz önce anlatmaya çalıştım, aktarmaya çalıştım yani uzlaşma konusunda bizim en ufak bir sıkıntımız olamaz. Daha önce, geçen dönem dört siyasi parti grubunun birlikte yaptığı ama ortada kalan o çalışmanın biz arkasındayız, destekliyoruz, o zaman da ifade ettik. O çalışma birkaç yıl sürdü, gerçekten çok önemli bir çalışmadır, çok özveriyle çalıştı arkadaşlarımız, hepsine teşekkür ediyoruz; son derece kapsamlı, bir bütünlük içerisinde bütün sistemi yeniden dizayn eden ve o çalışmada da verim ön planda, etkinlik ön planda tutulmuştur. Bizim ona bir şeyimiz olmadı ama yine ben bir tartışma açmak istemiyorum, nedenine girmeyeceğim ama sonuç itibarıyla orada kaldı; kaldı, fiilî olarak kaldı.

ATİLLA KART (Konya) – Bugün uygulanabilir. Bugün konuşalım.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani bugünkü görüşmelerde de söyledik, ona devam edebiliriz biz yani o çalışmalara devam edebiliriz. Buradan da ifade ediyorum yani eleman da verebiliriz, yetkili arkadaşlarımızı da gönderebiliriz ama durmasının herhangi bir sorumluluk noktasında biz AK PARTİ Grubu olarak, AK PARTİ olarak herhangi bir sorumluluğumuz bulunmamaktadır ama devam edebiliriz.

ATİLLA KART (Konya) – O hâlde!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – O orada kaldı.

Bu usule ilişkin düzenlemeler, bugün getirdiklerimiz ya da bugün konuştuğumuz teklif esasa müteallik hiçbir konuyu içermiyor yani denetim faaliyeti… Nedir denetim faaliyetleri? Sözlü soru, araştırma, soruşturma önergeleri, gensoru ve yasama faaliyetleri. Meclisin esas faaliyetleri bunlar. Diğerleri usul düzenlemeleri, usule ilişkin. Bunlarla ilgili ne bir azaltma var ne bir kısıtlama. Hatta tam tersine özellikle soruların cevaplandırılması açısından salı günleri zorunlu bir uygulamayı öneriyoruz burada. Yine var İç Tüzük’te. Salı günleri, yani haftada iki saat sözlü soruların görüşülmesi gerekir. Şu veya bu nedenle fiilen çok fazla uygulanmıyor. Biz burada mecburi uygulanır hâle getiriyoruz önerimizle bakın. Yani denetimi güçlendirir hâle getiriyoruz iddia edilenlerin tam aksine. Bırakın kesmeyi, denetim mekanizmasını azaltmayı, zayıflatmayı, hem kamuoyu tarafından daha çok iletilmesine, duyulmasına imkân sağlar hâle getiriyoruz hem de denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesine imkân sağlar hâle getiriyoruz. Bütün bunlar ortadayken, gerçekten, yani bir arkadaşımızın kullandığı ifade “AKP faşizmi.” gibi son derece anlamsız, içi boş… Tartışma açmayacağım tabii bu şey için. Elbette reddediyoruz, iade ediyoruz. Yani bu ifadeleri kullananlar tabii önce kendi geçmişlerine bakıp, o tanımlar ne kadar uyuyor, ondan sonra çıkıp konuşmaları lazım. Yani burada ben…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kim kullandıysa onu ifade etmen lazım. Hepimizin üzerinde kalır o zaman.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hayır, sizin değil, bakın sayın CHP sözcüsü tarafından ifade edilen.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kim kullandıysa…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Söylüyorum, tamam.

ATİLLA KART (Konya) – İçi dolu!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani böyle bir günde, böyle bir ortamda eleştiri yapılıyor. Yapılacak, yapıyorsunuz zaten. Ona hiç kimsenin bir itirazı olması mümkün değildir elbette ama çıkıp böyle hakaretvari ifadeler kullanıldığı zaman bunlar doğru değil, bunlar hoş değil. Elbette bütün bu hakaretleri aynen misliyle iade ediyoruz.

Şimdi bakın değerli arkadaşlar, sadece bu düzenlemeden sonra, ifade etmeye çalıştığım nedenlerle Meclisin ve özellikle muhalefetin… Çünkü denetimi kim yapıyor? Muhalefet yapıyor. Denetim etkin hâle gelince, sözlü sorular ve benzeri mekanizmalar etkin hâle gelince bu etkinliği kim kullanacak? Bu etkinliği muhalefet kullanacak. Muhalefetin etkinliği artacak hem konuşma süresi itibarıyla hem de biçim itibarıyla. Yani diyelim salı günü mutlaka iki saat sözlü sorular görüşülecek ya da mutlaka haftada iki saat sözlü soru görüşülecek. Yani bugüne kadar fiilî olarak uygulanmayan bir sistemin en önemli araçlarından bir tanesi. Ha bugüne kadar bu denetim mekanizmalarının kullanılması konusunda da aslında AK PARTİ iktidarları döneminde gereken hassasiyet gösterilmiş, orada da herhangi bir boşluk, herhangi bir sıkıntı yok. Ne anlamda sıkıntı yok? Tabii, kıyaslama yaptığımız zaman sıkıntı yok yani geçmiş dönemlerle kıyasladığınızda, AK PARTİ iktidarları döneminde, hem soru önergeleri hem diğer konularda çok daha fazla çalışma yapıldığı ve sonuç alındığı görülecektir. Mesela, bunlardan ilk aklıma gelen veya ilk açtığımda gözüme çarpan, yazılı sorulara verilen cevaplar mesela, bir örnek olarak söyleyeyim.

18’inci Dönemde 1.356 tane cevap verilmiş, 19’uncu Dönemde 6.619, 20’nci Dönem 4.729, 21’inci Dönem 6.697, 22’nci Dönemde 14.385 yazılı soruya cevap verilmiş değerli arkadaşlar, bakın.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Cevapta hiçbir şey yok ki! Yalan yanlış cevaplar!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – 23’üncü Dönemde 9.313 soruya cevap verilmiş, 24’üncü Dönem henüz 758 tane yani bir dönemle kıyaslamıyorum, bütün geçmiş dönemlerle kıyaslıyorum. Diğerleri için de geçerli bu yani gensoru görüşmeleri için de, diğerleri için de, aşağı yukarı hepsi için geçerli. Yani, denetim, Mecliste şu anda öngörülen, dizayn edilen, İç Tüzük’te öngörülen denetim mekanizmaları itibarıyla bakıldığında, AK PARTİ'nin iktidara geldiği dönemden bugüne kadar en etkili denetim mekanizması ve periyodunu kullandığı dönemdir. Rakamlarla söylüyorum yani afaki değil, hepsi somut rakamlarla.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Biz size önergeler getiriyoruz, cevap yok!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Arkadaşlar, tabii, iddialar söyleniyor, işte efendim “Kestiniz, sözümüzü kesiyorsunuz, engelliyorsunuz, denetim yaptırmıyorsunuz.” Ama bunlar hep afaki şeyler. Hiçbirisini rakamla, datayla, somut bilgi, belgelerle desteklemiyorsunuz çünkü rakamlar burada, rakamları konuştuğumuz zaman, rakamları kullandığımız zaman başka bir tablo, başka bir sonuç ortaya çıkıyor.

Tabii, bir arkadaşımız dedi ki: “Kırk yıldan beri bu değişmedi.” Değişti, daha önce de değişti yani aynı yöntemlerle değişti, yine mutabakat yapılmadan değişti.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yapıldı, yapıldı.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Canikli, yalan cevap vererek ne olacak?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Altında yine grup başkan vekillerinin imzası olacak şekilde değiştirildi, yine onlar tarafından verildi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bakın, örnekleri getirdim.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hiç kimse çıkıp da “Şöyledir, böyledir…”

Ve içerik olarak da bizim getirdiğimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …usul düzenlemelerinin dışında tamamen esasa müteallik ve gerçek anlamda insanların, milletvekillerinin sesini kesen düzenlemelerdir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Onlarla kıyaslanınca böyle bir durum söz konusu değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, çok teşekkür ediyorum.

Sağ olun, çok teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bizlere kısa birer söz…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – 69’uncu maddeye göre söz istiyorum efendim.

Sayın Canikli, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu da kastederek…

BAŞKAN – Oturduğunuz yerden girerseniz, oradan söz vereyim size.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sataşma nedeniyle istiyorum efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 69’a göre söz istiyoruz, kürsüden, olmalı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – 69’uncu maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – 69’a göre.

Peki, buyurun.

İki dakika Sayın Hamzaçebi.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Sayın Canikli burada yapmış olduğu konuşmada doğru bilgiler vermedi. Benim yerimden yaptığım müdahaleler sırasında, “Evet, öyle söylemeyelim, o zaman şöyle söyleyelim.” diyerek, doğruyu söylemediğini kendisi de ifade etti ama yine de açıklıkla konuşmadı.

Sayın Canikli, Sayın Oktay Vural –yanlış hatırlamıyorsam- ve Sayın Hasip Kaplan ve ben Akif Hamzaçebi, bu hafta pazartesi günü görüştük. Geçen hafta da yine benim olmadığım bir şekilde, Sayın Muharrem İnce’nin katılımıyla yine 4 grup başkan vekilinin görüşmesi söz konusu.

Benim pazartesi günkü görüşmede söylediğim şudur: “Muhalefetin söz hakkını kısıtlayan bu teklife destek vermemiz, bu teklifin herhangi bir yerinde bir uzlaşma aramamız söz konusu değildir.” Yani beş dakika…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Onu söyledim, herkes burada… Aynı şeyi söyledim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama bakın, o zaman açık söyleyin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ya, çok net olarak söyledim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama söylemediniz. Ben Akif Hamzaçebi olarak öyle bir şeye “Evet.” demedim, yani “Öyle olmasın da arayı bulalım.” şeklinde bir yaklaşımım da olmadı.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Söylediğim şu: “Yapılan konuşmalar, ortaya çıkan kanaat…” dedim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ne dedim ben size: “Grup önerilerine ilişkin olarak siyasi partilerin konuşma süreleri kısıtlanamaz.”

Ne dedim: “Komisyonlarda milletvekillerinin, siyasi parti gruplarının önerge verme hakkı kısıtlanamaz.”

“Meclis Başkanına usul hakkında tartışma konusunda sınırsız takdir hakkı yetkisi veren düzenleme olamaz.”

Çoğaltabilirim bunları; bunları çoğaltabilirim, bunlara “Hayır.” demişim ama ben sizden bunların dışında…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben size nelere karşı çıktığınızı söyledim ama ortaya çıkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Söylemediniz, o netlikte söylemediniz.

Sizden şunu beklerdim… Sayın Meclis Başkanının Başkanlığında bugün 2 kez toplandık. Sayın Meclis Başkanı bir uzlaşma ortamı yaratmak istedi. Siz de arkada bir söz verdiniz, “Evet, biz bunu uzlaşarak getireceğiz.” dediniz. Bu cümleyi söylemenizi beklerdim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Uzlaşma için gerekli gayreti göstereceğiz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Teşekkür ederim, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sağ olun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Şandır, sizinki neden?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, o toplantıların biri de bizle yapıldı ve katılanlardan biri de biziz.

BAŞKAN – Ama, bu sataşma değil bir tavzihse oturduğunuz yerden…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır efendim, hayır, sataşma, yani arkadaşımız bulundu.

BAŞKAN – Yani emin olun bugün bir uzlaşmaya varır gibi olduk da, İç Tüzük’ü falan zorlayarak… Yalnız bu talepleriniz çok İç Tüzük’e de uygun değil. Hadi bugünün atmosferine uygun olarak buyurun siz de… Ama bunu da emsal kabul etmeyin, başka zaman “Meclis Başkanı böyle bir uygulamayı yaptı.” diye. Bu, çok doğru değil. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, bizi çok ilzam edecek bir beyanda bulundu, bunu açıklamam lazım.

BAŞKAN – Peki.

Hadi, iki dakika da size veriyorum.

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yanlış olan husus şu: İç Tüzük buradaki çalışma şartlarını ifade eden bir hukuk. Bu çalışmanın tarafları olarak muhalefet partilerini yok sayarak iktidar grubunun bir tüzük, İç Tüzük tadilatı yapmaya hakkı yok, yanlış olan bu. Biz de memnun değiliz bu İç Tüzük’ten. Eğer buranın etkin ve verimli çalışması arzu ediliyorsa, bunu birlikte konuşmamız ve birlikte tanzim etmemiz lazım.

Şimdi, hiç yeri ve sebebi ortada yokken, AKP Grubunun grup başkan vekilleri kimlikleriyle -yani bunu bir başka milletvekili düşünebilir, bir teklif getirebilirdi, öyle değil- bir hükmi şahsiyet olarak bir tüzük değişikliği, İç Tüzük değişikliği hazırlanmış, komisyona verilmiş, alt komisyonda da bir direnç ortaya konuldu -hiçbir değişiklik, hiçbir muhalefet partisinin teklifinin kabul edilmediği bir direnç ortaya konularak- sonucu itibarıyla bir dayatma ortaya çıktı. Bunun yanlış olduğu…

NURETTİN CANİKLİ (Mersin) – “Genel Kurulda yaparız.” dedim ama.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Genel Kurulda olmaz bu işler. Bunun hazırlığında beraber olunması lazım, eksiklerinin tartışılarak düzeltilmesi, birlikte düzeltilmesi gerekir. Ama niye ihtiyaç duydu? Bunu sorguluyoruz biz. Yani on yıldan sonra, Adalet ve Kalkınma Partisi neyi, hangi kanunu çıkartmak istedi de zaman yetmedi veya muhalefet partilerinin muhalefetinden rahatsız oldu da şu gün bu kanun değişikliğini Meclise getirdi? İnanınız ki bir uçurumun kenarından döndük. Bugün Sayın Meclis Başkanına ben de teşekkür ediyorum. Milliyetçi Hareket Partisi ve diğer muhalefet partilerinin de sağduyulu yaklaşımıyla, sizin de katkınızla Türkiye Büyük Millet Meclisi gerçekten tarihî bir yanlışa düşmekten geri döndü. Yanlış olan bu Sayın Canikli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Yani bu değişikliği, bir tarafı benim olan, muhalefetin de olduğu bir konuda değişikliği tek başınıza yapamazsınız.

BAŞKAN - Konu anlaşıldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, AKP Grup Başkan Vekilinin yaptığı açıklamalar yanlış. Danışma Kurulu kararı üzerine istenen sözler gruplara ait değil, kişisel sözlerdir.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç, benim anlamadığım nokta şurası: Yani böyle herkes istediği gibi konuşacaksa o zaman Başkanlık Divanına ne gerek var?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yani, şimdi, kürsüde yanlış bilgi veriyor. Danışma Kurulu kararı üzerine alınan kişisel sözdür.

BAŞKAN - Bu Mecliste İç Tüzük’ü yalnız siz biliyor değilsiniz. Bakın, çok doğru bir şey değil Sayın Genç. Yani hiç kimse sözünün doğruluğunu bir başkasına onaylatmak mecburiyetinde değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yani yanlış bilgi veriyor.

BAŞKAN - Herkes kendi fikrini söyler, yanlış olduğunda bir başkası gelir kürsüden söyler. Yani size onaylatmak mecburiyeti yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, getirdiği teklifin manasını bilmiyor.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, Komisyon Başkanı Sayın Burhan Kuzu söz istemiştir, Sayın Kuzu’ya söz vereceğim. Arkasından, Sayın Faruk Bal Konya Milletvekili, Sayın Oktay Ekşi İstanbul Milletvekili şahısları adına söz istemiştir; Komisyon Başkanından sonra kendilerine söz vereceğim sırasıyla.

Evet, buyurun Sayın Kuzu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Değerli Başkanım, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; hepinize hürmetlerimi arz ediyorum.

Konuşmamı iki bölümde sizlere arz edeceğim. Bunlardan birisi usulle alakalı bölüm, diğeri esasla ilgili bölüm. Usulle ilgili bölümde, Komisyonumuz 19 Ocak’ta ilk toplantısını yaptı ve altı saat tartıştık. Alt komisyona metni gönderdikten sonra da bir altı saat daha tartıştık. On iki saat geneli hakkında konuştuk. Sayın Oktay Ekşi, belirttiği gibi sonuna kadar toplantıyı takip etti muhalefet partilerimizin terk etmesinden sonra ve söz sırası kendisine biraz geç gelince bana şunu söyledi, dedi ki: “Sayın Başkan, senin söz verme konuda bir sıkıntı var, bir çarpıklık var.” Dedim ki: “Sayın Ekşi, doğru söylüyorsun, gerçekten çarpıklık var çünkü altı saatin beş saatini muhalefete ayırdım, o çarpıklık var.” İki saati… İktidar partisi mensuplarına bir saatini verebildik. On iki saatin demek iki saatini iktidar partisi milletvekillerimiz kullanmış oldu, on saatini de muhalefet kullanmış oldu. Yani “Bana söz verilmedi, herhangi bir sözüm eksik kaldı.” dersek, bu haksızlık olur bu mübarek günde. Bunun evvela altını çizmek istiyorum.

İkinci bir husus, yine usulle alakalı Değerli Başkanım, bu Anayasa’ya aykırılık meselesi. Evet, bizim İç Tüzük’ümüzde Anayasa’ya aykırılığı biz resen… Her komisyon, sadece Anayasa Komisyonu değil… 38’inci madde çok açık. Bu manada 83’üncü maddeye yani kürsü dokunulmazlığına ve söz hakkına kısıtlama geldiği yönünde itirazlar oldu. Bunlar kayıtlara geçti, zaten raporda da bu var. Ama durup dururken metinden şüphelenip “Anayasa’ya aykırı bir şey var mı? Acaba neresine baksak?” diye bir şüphe durup dururken de pek bu hoş bir tablo değil ama itirazları elbette ki dikkate aldık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, Anayasa’nın 96’ncı maddesine aykırı değil mi?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - 96’ncı maddede… Sayın Genç’in söylediğine tam cevap verirken konuşmuş oldu, denk geldi. Şimdi, orada, hatırlarsanız 184 toplantı nisabı, 139 karar nisabı var. İç Tüzük toplantı için diyor ki: “Yirmi kişi ayağa kalkar.” O nerede yazıyor? O da orada yazıyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, toplantı yapılabilir.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - Bu da İç Tüzük’e yazılmış çünkü. Dolayısıyla, gerek karar nisapları için gerek toplantı nisapları için İç Tüzük hüküm konabilir. Ha, dersin “On beş çoktur, azdır.” o başka bir tartışma.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Olur mu? Anayasa’ya aykırılığı tescil etmek için 15 kişiye ihtiyaç var mı?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - Ama “Bu Anayasa’ya aykırıdır…” Doğru değil çünkü Anayasa’nın aradığı burada toplantı nisabının olması, kaç kişinin isteyeceği filan değil. Bunu 1 kişi de isteyebilir, 15 kişi de isteyebilir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, karar yeter sayısı önemli. Aşağısı olamazsa ne olacak?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - Evet, şimdi, bu konuyla alakalı olarak Sayın Başkanım, yine itirazlar konusunda birkaç husus… İşte “Grup başkan vekillerinin verdiği bir teklifi nasıl görüştünüz?” Benim elimde 2002’yle alakalı bir, Salih Kapusuz, Faruk Çelik, Eyüp Fatsa grup başkan vekilleri; Mustafa Özyürek, Oğuz Oyan CHP grup başkan vekilleri… Komisyonumuz görüşmüş, grup başkan vekili olarak buraya, aynı zamanda milletvekili olduklarını da tabii ifade ediyorlar, onu görüşmüşüz.

Yine, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Salih Kapusuz, Cumhuriyet Halk Partisi Başkan Vekili de… Gene başka bir toplantı var, İç Tüzük değişikliği. Demokratik Sol Parti Grup Başkan Vekili -2001’e gidiyorum- Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili ve Anavatan Partisi Grup Başkan Vekili, isimleri de burada değerli vekillerimizin. O zaman da öyle görüşmüşler.

Burada “Grup başkan vekili” ifadesini elbette ki sırf o anlamda algılarsak belki bir tartışma gibi düşünülür ama bu arkadaşlarımız milletvekili olarak –bütün, hepsi için söylüyorum onu- vermişlerdir. Kaldı ki anayasa değişikliklerinde de teklif verilir tasarı gelmez. Ama tüm hükûmet üyelerinin, başta başbakan olmak üzere, imzaları vardır. Onu tasarı sayamayız. Bu manada, zannediyorum bu tartışmalar Komisyonumuzun çalışmasının bence özünü zedelememeli.

Bir başka tartışma, Sayın Genç’in söylediği “Benim teklifim dikkate alınmadı.” biçimindeki itirazı.

Değerli arkadaşlar, burada 156 sıra sayısında görüldüğü gibi evvela grup başkan vekillerinin isimleri var sonra Sayın Genç’in ismi de burada zikredilmiş ve metnin içerisinde de bu konu birkaç yerde gene belirtilmiş. Alt komisyonumuz değerlendirmiş. 87’nci madde bu bahsedilen konu. Çünkü Sayın Genç orada diyor ki: “Bağımsız milletvekilleri de görüşme başladıktan sonra tek başına bir önerge verebilsin.” 5 kişi olması gerekiyor. Kendi açısından, belki o zaman bağımsız milletvekiliyken bu önergeyi düşünmüş olabilir, bu manada haklı da olabilir. Ama alt komisyonumuz bunu değerlendirmiş ve diyor ki: “(2/80)” Yani “(2/80)” dediği Sayın Genç’in teklifinin numarası, (2/242) de grup başkan vekilleri ve AK PARTİ milletvekillerinin sıra numarasını gösteriyor.

Dolayısıyla (2/80)’le alakalı olarak burada çok açık olarak belirtiliyor, “Değerlendirildi.” ve noktayı koymuş, diyor ki: “Madde Komisyonumuzca oy çokluğuyla kabul edildi.” Oy birliği olurdu eğer kabul edilmiş olsaydı. Bu da zaten burada açık olarak gösteriliyor. Başka yerde de zikredilmiş, birçok yerde bunlar var.

Sadece burada değil değerli arkadaşlar, bakın, mesela şurada görüyorum elimde fırsat eşitliğiyle alakalı. Dört-beş arkadaşımızın, muhalefete mensup ve AK PARTİ’ye mensup, burada da isimlerini zikretmiş. Her birinin sıra numarası ayrı ayrı verilmiş. İçeride hangisi görüşülmüş, hangisi kabul edilmiş bunları göremiyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yanlış işte.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - Çünkü alt komisyon bunları bir usulle benimsiyor, bir rapor hâlinde üst komisyona sunuyor, üst komisyon da bunu görüşüyor. Netice itibarıyla böyle hani ıcığını cıcığını çıkararak kimden kaç cümle aldık, kimden ne kadar aldık, böyle bir usul yok.

Onun dışında, yine şurada mesela “Hasan Korkmazcan” diye eskiye ait. Burada da bir, iki, üç, dört, beş, altı, on beş tane teklif alt komisyona gönderilmiş, değerlendirilmiş. Bunun da alt metnini okudum. Kimden ne alınmış, ne kadar alınmış, bunlar ortada da yok. Yani olmaz zaten, yapamazsınız öbür türlü, başka türlü yapmak mümkün değil.

Yine Sayın Genç’in başka bir teklifi -seçimin temel hükümleri konusundaki- Haluk İpek’le beraber. Orada da var, aşağı yukarı on iki, on üç isim, şu alt sıraya baktığımız zaman. Bunları da biz alt komisyonda birleştirmişiz, bunda da yok.

Yine bunun gibi, mesela Emekli Sandığı; diyordum ki acaba benim komisyon mu -Başkanı bulunduğum- bu konuda bir hata yapıyor? Başka komisyonun raporlarını da bu konuda inceledim. Mesela Sayın Hamzaçebi’nin, Emekli Sandığıyla alakalı bir yasa teklifi Bütçe Planda görüşülmüş, kendi teklifiyle beraber diğer teklifler -üç teklif varmış- birleştirilmiş. Kendisininki (2/35) numara taşıyor. Burada elimde, baktım, hiçbir yerde (2/35) ne olmuş, nereye gitmiş, efendim Hamzaçebi’nin ismi hiçbir yerde geçmiyor. Ne itirazını gördük biz burada bu görüşülürken ne başka bir şey gördük. Dolayısıyla, gelin, bu tali konuları bırakalım bana sorarsanız, işin özüne geçelim. Ben şimdi özüne giriyorum bu işin ve orada ne yapacaksak hep beraber yapalım. Usulü kapatıyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, esasla alakalı bölüme geçtiğimizde, evet, muhalefet partilerimizin teorik olarak ve tabii elbette ki sonuçta pratik olarak itirazları -kendileri bakımından- iktidar-muhalefet dengesine baktığımız zaman elbette ki doğru tespitlerdir. Bütün dünyada bu böyle olmuş. Bizde de benzerlerini görüyoruz.

Şimdi, yasama organı, çalışmasını İç Tüzük’te belirliyor. Yani İç Tüzük bir nevi bizim anayasamız, kuralların nasıl konacağını belirten kurallar dizini. Değişik ülkeler, her meclis kendi iç tüzüğünü yapıyor. Bizim, bugüne kadar baktığımız zaman on beş adet iç tüzük olmuş ta Osmanlıdan bu tarafa, değişik zamanlarda. İç tüzüğün tabii bir özelliği var, o da şu: Her meclis kendi iç tüzüğünü yapıyor, cumhurbaşkanına gitmiyor bu. Doğrudan doğruya karar gibi yayınlanıyor. Anayasa Mahkemesi yolunu açık tutmuş. Bu, tamamen bizim bir özerk yapılanmamızdan kaynaklanıyor. Cumhurbaşkanına gitmemesi yürütmeden ne kadar ayrı olduğumuz anlamında. Yargı denetimi tabii ki o her zaman için doğal olarak bir tarafta bulunacaktır. Bir parlamento kararıdır aslında ve hakikaten önemli metinlerdir, biz bunları küçümseyemeyiz, bunlar önemli metinlerdir ve bu metinler için de biz teoride, anayasa literatüründe “sessiz anayasalar” adını veririz bunlara.

Şimdi, bu bakımdan baktığımız zaman iki şey var. Bir: Hükûmet olarak iktidar partisi mensupları dünyanın her yerinde vaatte bulunurlar: “Geldiğim zaman şunları yapacağım.” Muhalefet de onu yanlış olarak görür: “Ben de sana yaptırmam.” Tamam. Tabii, bunun bu kuralla İç Tüzük’e göre olması lazım. “Ben sana yaptırmam.” Eğer, bu iş, zaman zaman olabilir taşkınlık ama fiilî durum bazında algılarsak o zaman bura onun yeri olmaz yani Mecliste “Ben sana yaptırmam, gerekirse yerlere yatarım, kürsüyü işgal ederim.” bu manada olmamalı, bunun bir dozu olmalı bana sorarsanız. Dünyada da bunun dozu bir yere kadar gelip orada bırakılıyor. Yani şunu anlatmak istiyorum: İcra, öyle bir balıksırtı ki bu iş, hem muhalefet haklarını kullanabilmeli hem de iktidar icraatlarını, vadettiği icraatlarını yapabilecek imkânları bulabilmeli. O iki dengeyi çok iyi kurmamız lazım.

Peki, İç Tüzük’te hüküm yoksa ne olur? O zaman teamüller oluşuyor. Bu teamüller iyi midir? Her zaman iyi olmayabilir bunlar, bazen Parlamento teamülleri bir yol gösterir ama bazen de “İstikrar sağlayalım.” derken statükoyu da, bir anlamda kalıplaşmayı da beraberinde getirebilir, o tür riskleri olabilir.

Türkiye'de İç Tüzük çalışmaları hep tartışılmış, hep olmuş yani yeni değil bu. Bu meclisler yani bizim meclislerimiz hep yeni İç Tüzük yapmayı denemişler yani “Sıfırdan yapalım.” demişler ama maalesef bir türlü nasip olmamış, hiçbir zaman olmamış. Elimizdeki İç Tüzük 1973 tarihlidir, ki o zaman biliyorsunuz bir Senato İçtüzüğü var, bir de onun yanında ikisinin beraber toplandığı zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü var, üç tane iç tüzük var o zaman; daha da işler karmaşık olarak gözüküyor. 86’da bir defa deneme yapılmış; yüz kırk üç madde görüşülmüş, orada kalınmış, emeğe yazık olmuş yani bayağı da bir yol alınmış, çok az bir madde kaldığı bir anda iş bitmiş. 91’de benzer bir teşebbüs var. Ciddi anlamda hakikaten iktidar-muhalefet beraber olmuş ama ondan da sonuç alamayınca 96’da “Bari bir kısmi değişiklik yapalım.” demişler, otuz maddeyi değiştirmişler ve bu elimizdeki İç Tüzük işte o 96’dan kalan değişikliğin beraber getirdiği İç Tüzük olarak gözüküyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, İç Tüzük konusunda, gerçekten, söylediğim gibi, bir tarafta iktidar bir tarafta da muhalefet hep aynı şeyleri söylemiş. Kimse alınmasın, ben bu mübarek gün bir tartışma açmayı istemem ama mesela en son bildiklerimizden, biz gelmeden önce, DSP-MHP-ANAP döneminde bir iç tüzük değişikliği verilmiş, 8 maddeliktir. Bu dönemdeki İç Tüzük değişikliğinden önce -bakın, bir şeye dikkat çekmek istiyorum- 51 maddelik iç tüzük değişikliğinin Genel Kurulda görüşmesine başlanmış, o görüşme yapılırken “Ondan artık ümit kesildi, bundan bir şey çıkmayacak.” Diyerek, Hükûmet acil görmüş konuyu -haklı da buluyorum kendi açısından, normaldir, tıkanıklıklardan söz ediyorlar- ve bir 8 maddelik İç Tüzük değişikliği hazırlamışlar. Burada da zaten söylüyorlar “Şuraya kadar gelindi ama sonuç alamadık.” filan diye belirtiyorlar.

Bakın, orada ne deniyor: “Şu kadar dakika sürmekte. Tümü üzerinde yüz altmış dakika, her bir madde için de seksen dakika, neticede üç maddelik bir kanun dört yüz dakika, yani yaklaşık yedi saate ihtiyaç göstermektedir.” O günkü koalisyon hükûmetinin getirdiği teklifin gerekçesini okuyorum, devam ediyor: “Kaldı ki her maddede sadece tartışma, görüşme filan da olmuyor. Bu iş bazen araya girmelerle filan da dokuz saate kadar çıkabiliyor, hâlâ gündeme geçilemiyor.” şeklinde söyleniyor. Şu teklifi getiriyorlar: “Milletlerarası antlaşmalar, üç maddeye kadar olan metinlerde yürürlük ve yürütme maddesi olmasın.” Canıgönülden istiyorum, keşke böyle yapsak biz de, o günkü bu yaklaşım doğrudur bana sorarsanız. Hatta daha da devam ediyor: “Diğer maddeler bakımından da buna benzer çözümler getirebilsek.” diyorlar. Onun da burada altyapısını hazırlamaya çalışmışlar kendileri bakımından.

Bu konu sonunda Genel Kurula gelmiş. Önce tabii komisyonda görüşülmüş. Komisyonda Kilis Milletvekilimiz Mehmet Nacar “Evet, Hükûmetin icraatlarını yapması lazım, muhalefet de direnmeli -burada metin elimde- ama bu direnme hiçbir zaman bir işgale kadar gitmemeli, iktidarın icraat yapmasını engellememeli.” gibi demin benim de tespit etmeye çalıştığım çok doğru tespitlerde bulunmuş. Yani bugün biz bunları söylerken bu eski şeyleri de görmemiz lazım.

Neticede değerli arkadaşlar, benim de yakın dostum Erzurum Milletvekili İsmail Köse, Genel Kurulda yapmış olduğu konuşmada benim de katıldığım şu tespitlerde bulunuyor, diyor ki: “Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tabii, çağımız değişim çağıdır ve bu değişim sonucunda da gelişme çağıdır. Değişim ve gelişmeyi nasıl yakalayacağız? Değişim ve gelişmeyi yakalayacak en önemli faktör zamandır. Türkiye'nin en büyük sermayesi zamandır. Zamanı israf edenlere bugün vatandaşımız ‘hain’ diyor. Evet, zamanı değerlendirmemiz lazım. Bunu yapmadığımız müddetçe günümüzün ihtiyacı olan yasal ihtiyaçları karşılayamayız. Dün şehit olan insanlarımızın yetimlerine ve ailelerine para veremezsek, onun haysiyetini nasıl koruruz?” filan diye devam ediyor.

Dolayısıyla bu ve buna benzer gerekçeler hükûmetlerin hep söylediği gerekçeler ve enteresandır o zaman da bu, Hükûmetin, o zamanki DSP-MHP-ANAP koalisyonunun getirdiği o metinle 3’üncü yılında olmuş yani bize “Niye geç kaldınız?” filan derken.

Değerli arkadaşlar, bir de biraz da dünyadan bahsedeyim size. Dünyada öyle şeyler var, ben doğru demiyorum ama yani bunları anlatacağım ister istemez. Akademik kimliğimle en azından “Bunlar doğru.” demiyorum yani bunları getirelim diye bir iddiam da yok.

Mesela İngiltere’de ve İrlanda’da uygulanan bir yöntem: Yılın 170 gününün çalışmasını hükûmete veriyorlar, 20 gününü muhalefete veriyorlar, uygulanmış bu. Fransa, Yunanistan, Portekiz’de komisyonlarda komisyon başkanları temsil ediyor gündemi belirlemede. Düşünün, 18 komisyon başkanı başkanlık divanı toplantısında bulunuyor, hükûmet, bir nevi iktidar olarak düşündüğünüz zaman.

Başka bir şey söyleyeyim: 1958 tarihinde, hükûmeti düşürme konusunda bir gensoru verilse -bakın, buna dikkat edin- ve de reddolsa diyor ki İç Tüzük: “Ey, Hükûmet, tasarının bir tanesini beğen, Genel Kuruldan oylanmış gibi yayımla.” Ceza olarak söylüyor, öyle engelleme filan yok. Bunlar da bugün uygulanmış.

“Giyotin sistemi” diyorlar, süreler verilmiş ve gruplara da o süreler büyüklüğüne göre veriliyor. Süre dolduğu anda şak diye kesiliyor -giyotin adı da oradan geliyor zaten- hemen oylamalara geçiliyor. Dolayısıyla bu ve buna benzer o kadar tartışmalı şeyler var ki dünyada, doğru veya yanlış, söylediğim gibi.

Yine, bir tasarı konusunda, mesela İngiltere’de şu an uygulanan bir model: Diyelim ki tasarı burada görüşülüyor ya da bir teklif görüşülüyor, 100 vekil ayağa kalktı “İş uzadı” diyerek, 1 vekil teklif edip 100’ü ayağa kalkarsa hemen görüşme kesilip oylamalara geçiliyor.

Bizde de biliyorsunuz bir temel yasa formülü var. O temel yasa formülünde de yine benzer bir tablo var. İyi ki o temel yasa çıkmış, arkadaşlar, bugün, emin olun, otuz maddelik bir yasa -ben önergeleri bir kenara bırakarak söylüyorum- diyelim ki dört saate bitebiliyorsa o olmadığı zaman kırk üç saatte bitiyor, 10 kat orada zamandan bir tasarruf var.

Tabii, muhalefet partilerimiz… Bence bu eskide kalan bir iddiadır yani şu anlamda: Genel Kurulda tabii ki sözlerini kesmeye kimsenin vicdanı razı gelmez, bunu samimiyetimle söylüyorum, bunu başka türlü, hani geçiştirmek anlamında filan söylemiyorum ama bugün çağ o kadar değişmiş ki basın toplantısı var, İnternet denilen bir şey var, düğmeye basıyorsun dünyaya sesini duyuruyorsun, şuradaki her konuşmamız bir anda bütün dünyaya yayılabiliyor filan, bu dönemde genel kurullarda, gelin, bu zaman tasarrufunu daha iyi sağlayalım, komisyonlara ağırlık verelim. Asıl benim söylemek istediğim belki son cümle bu: Komisyonlarda bunları tartışalım, orada onları geliştirelim, onları o şekilde yapalım.

Çok teşekkür ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum değerli arkadaşlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kuzu, teşekkür ederim.

Şimdi, şahısları adına birinci söz Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal’da.

Sayın Bal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, ben, bugün sabahleyin Sayın Başkanın başkanlığında toplanmış olan grup başkan vekillerinin uzlaşma noktasında buluşmalarını sağlayan Sayın Başkana teşekkür ederek ve bunu da teşvik edecek bir konuşma yapma niyetindeydim. Yine bu niyetimin gereğini yerine getireceğim ama Sayın Kuzu’nun, Komisyon Başkanı olarak burada yaratılmış olan gerilimi hem usul açısından hem esas açısından Adalet ve Kalkınma Partisinin teklifleri doğrultusunda savunmasını şaşkınlıkla karşıladım. Bu ne turşu, bu ne lahana mı derler, ne derlerse işte, uymadı; uymadı bu uzlaşma iklimine. Dolayısıyla, öncelikle, yeniden uzlaşma nedir, bu uzlaşmaya nasıl gidilebilir ve milletin iradesinin tecelligâhı olan bu Mecliste hepimizin ortak bir şekilde verimli, kaliteli yasama faaliyeti yapmamıza imkân sağlayacak bir tüzüğe nasıl ulaşabiliriz; onun şartlarını araştırmamız lazım.

Değerli arkadaşlarım, tabii ki, iki gündür, iki buçuk gündür bir gerilim içerisindeyiz. Bu gerilimi birlikte değerlendirmemiz lazım ki sonuca rahat gidelim. Gerilimin sebebi İç Tüzük değişikliğidir. İç Tüzük değişikliği daha önce 3 defa değerlendirilmiştir. 23’üncü Dönemde bir uzlaşma komisyonu kurulmuş, bir çalışma yapmış arkadaşlarımız. Bu çalışma 24’üncü Dönemde beğenilir beğenilmez ama bu bir veridir. Bu verinin üzerinde bir emek sarf edilmiştir, bu emeği değerlendirmek lazım.

İkinci olarak, 24’üncü Dönemde grup başkan vekilleri İç Tüzük’ü değerlendirmek üzere bir çalışma yapmışlardır. Bu çalışmanın da bir ürün olduğunu değerlendirerek bundan yararlanmamız lazım.

Üçüncü olarak, Sayın Çiçek, Meclis Başkanı olarak bu işe bir hız kazandırabilme çerçevesi içerisinde bir çalışma yapmıştır. Bu üç çalışmaya rağmen Adalet ve Kalkınma Partisi, grup başkan vekillerinin imzasıyla bir İç Tüzük teklifini dayatmıştır. Bu bir dayatmadır. Milletin iradesine dayatmayla tahakküm etmek mümkün değildir.

Dördüncü olarak, bunu bir kenara bırakacak olursak, değişiklik yapacağımız metin nedir? Değişiklik yapacağımız metnin hukuki kutsiyeti vardır. Bu hukuki kutsiyetin başlıklarını ben sizlerle paylaşmak istiyorum. Birinci olarak, İç Tüzük dediğimiz metin, kanunların yapılmasının şeklini ve esasını düzenleyen ana bir hukuk kuralıdır. Bu niteliği itibarıyla millî iradenin sessiz anayasasıdır ve millî iradenin sessiz anayasası olması hasebiyle, millî iradeyi teşkil eden iktidar ve muhalefetin hak ve yetkilerini, çalışma usullerini de birlikte düzenler. O zaman bunun uzlaşma içerisinde yapılması gerekmektedir.

Bir başka açıdan ise iç tüzük, bir ülkede demokrasinin varlığı, yokluğu ya da demokratik değerlerinin ne kadar demokrasi ile bağdaşıp bağdaşmadığını da ortaya koyan bir metindir. Yani iç tüzük, yasama organını denetleyen, muhalefete hak ve yetkiler tanıyan, iktidarın parmak çoğunluğunu değil, iç tüzükten kaynaklanan hak ve yetkilerini tanıyan bir temel metindir. İktidar partisinin parmak çoğunluğuna rağmen muhalefetin söz söyleyebilme imkânına, iktidarın birtakım yasama teşebbüslerini engelleme, onu durdurabilme imkânına hukuki metin olarak hak veren, yetki veren metindir. İşte bu niteliği itibarıyla iç tüzük, eğer muhalefete yetki verebiliyorsa, hak verebiliyorsa, söz hakkı verebiliyorsa, konuşma hakkı verebiliyorsa, engelleme hakkı verebiliyorsa o takdirde o demokrasinin adı gerçek demokrasi olabilir. İşte bu özelliğine rağmen getirilmiş olan dayatma ciddi bir gerilim yaratmıştır.

Getirilen teklifin özü nedir ve meselenin esası nedir? Değerli arkadaşlarım, zaman kısıtlı olduğu için kısa kısa ifade etmek istiyorum. Getirilen teklifin özü, muhalefet partisinin denetim yetkisini, yani biraz önce anlattığım, İç Tüzük’ten kaynaklanan parmak hesabına dayanmayan denetleme yetkisini kısıtlamaktır, kısırlaştırmaktır, bir. İkincisi ise denge unsuru olarak, iktidar partisinin dengesi unsuru olarak İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarının parmak demokrasisine tabi olmayan, İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarının ve yetkilerinin kısıtlanmasını ortaya koymaktadır. İşte mesele de burada düğümlenmektedir. Burada niye düğümlenmektedir? Denetim yetkisi ve iktidarı dengeleme yetkisi kısıtlanmış olan bir muhalefet, demokrasi değerleriyle bağdaşan bir siyasi rejimin muhalefeti olamaz yani şeklen muhalefet olur. Şeklen muhalefetin var olduğu demokrasiler de şeklî demokrasidir, demokrasinin özünün yansıtıldığı bir rejim değildir. Şeklî muhalefetin bulunduğu demokrasi şeklî bir demokrasidir. Bu, aynı zamanda, güçsüz bir şekilde muhalefet yaratma operasyonudur. Güçsüz bir şekilde muhalefetin bulunduğu rejimin adı, değerli arkadaşlarım, güçsüz demokrasidir. Bir üçüncü husus ise iktidarı dengeleyemeyen ve denetleyemeyen bir muhalefetin bulunduğu rejimin adı demokrasi değil diktatörlüktür.

Değerli arkadaşlarım, işte, biz bütün samimiyetimizle, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, millî iradeye en güçlü siyasi anlamı yükleyen bir parti olarak, millî iradenin tecelli ettiği Mecliste demokratik toplum gereklerini yerine getirecek özlü bir demokrasiden yana olmak üzere, İç Tüzük’ün milletin iradesinin ortaya konulabilmesi için kaliteli ve verimli bir yasama faaliyetine imkân sağlayacak şekilde değiştirilmesinden yanayız ve bunun uzlaşmayla değiştirilmesinden yanayız. Ama Sayın Kuzu’nun gelip burada savunduğu AKP’nin tek başına yaptığı dayatma ile buna devam etmek isterseniz biz, geçmişteki siyasi hatalarınızı ve o hataların Türkiye’yi sürüklediği uçurumu hatırlar ve Türkiye'nin o demokrasiden diktaya doğru gidiş uçurumunda tüm varlığımızla bu İç Tüzük’ün dayatmayla geçirilmesine karşı dururuz. Uçurumun kenarı nedir? Uçurumun kenarı şudur: Değerli arkadaşlarım, 1982 Anayasası zaten bir darbe anayasasıydı. Bu Anayasa, Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı olacağı varsayımına göre Anayasa kitabında iki buçuk sayfa yasama, yürütme ve yargı yetkisi veren bir sistem oluşturmuştur, iki buçuk sayfa Cumhurbaşkanının yetkisi vardır. Bu Cumhurbaşkanının -Sayın Gül’ü kastetmiyorum- makamının sorumluluğu ise sadece vatana hıyanetle sınırlıdır. O zaman, yetkisi aşırı, sorumluluğu sıfır olan bir makamın demokrasideki adı diktadır, demokrasi değildir. Şimdi, siz bu sistemi, halk tarafından seçtirilmek suretiyle siyasi bir meşruiyete de tabi tuttunuz, demokratik parlamenter sistemin adı ucube bir cumhurbaşkanlığı sistemine dönüştü. Diğer taraftan, yine Anayasa değişiklikleriyle “Vesayeti kaldırıyoruz.” diyerek yeni bir vesayet makamı yarattınız, yargıyı siyasallaştırdınız, siyasallaşmış yargı, Cumhurbaşkanının sesini dinlemez oldu, Başbakanın sesini dinlemez oldu, Adalet Bakanının sesini dinlemez oldu, Başbakan Yardımcısının sesini dinlemez oldu ve yaratılan bu kontrolsüz güç, kendi içinde de denetlenemeyen, yargı içinde de denetlenemeyen bu kontrolsüz güç işte ucube cumhurbaşkanlığı sisteminin yeni vesayet makamı olmuştur. Şimdi, siz ısrar ederseniz “Bu İç Tüzük değişikliğiyle, böyle bir sisteme böyle bir yasama düzeni kurmak istiyoruz.” şeklinde anlarız ve göğsümüzü siper eder, İç Tüzük’ün tüm yetkilerini kullanır, bunun kanun hâline ya da değişiklik hâline gelmesine, karar hâline gelmesine karşı çıkarız diyor, uzlaşma ile, aklıselim ile ortak akıl ile, demokratik değerlere ulaşılabileceğini ümit ediyor, Sayın Başkanın şahsının da Anayasa Uzlaşma Komisyonunda yarattığı zeminde, iklimde faaliyet gösterilirse böyle bir sonuca ulaşacağımızı ümit ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Sayın Oktay Ekşi, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Ekşi.

Söz süreniz sizin de on dakika.

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bendeniz, Sayın Başkanın da ifade ettikleri gibi, şahsım adına söz aldım. Bu demektir ki sözlerim sadece beni bağlar.

Bunun altını çizdikten sonra izninizle, bu toplantıyı, bu oturumu Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Cemil Çiçek’in yönetiyor olmasından istifade ederek, önce, kendilerine dönük birkaç düşüncemi veya eleştirimi sizlerle paylaşmak istiyorum, sonra da asıl konuya girmek niyetindeyim.

Saygıdeğer üyeler, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sayın Başkanın da arkasında yıllardır yazılı olduğu gibi, egemenliğin tek temsilcisi. Biz bu egemenliğin temsilcisi Meclisin 8 üyesini yaklaşık sekiz aydır -belki yedidir- hâlâ demir parmaklıklar arkasında muhafaza etmekteyiz. Bu konu Sayın Başkana bir vesileyle gazeteciler tarafından sorulduğu zaman kendisinin “Ben tarafsız bir Meclis Başkanıyım.” dediğini gazetelerde okudum, tekzip de edilmedi, Sayın Başkan da burada. Bendeniz kendilerinin ve sizin huzurunuzda açıkça ifade etmek istiyorum ki Sayın Başkan Türkiye Büyük Millet Meclisi söz konusu olduğu zaman tarafsız değildir. Tarafsızlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iç işleyişinde iktidarla muhalefet veya şu veya bu kanat arasında rol oynadığı zaman kendisinden beklenecek bir husustur. Bu nedenle, Sayın Başkanın o 8 milletvekilimizin, millî iradenin temsilcisi olan 8 arkadaşımızın hapishane duvarları arkasında bulunmasına bu kadar süre, en azından benim beklediğim kadar ilgi göstermemiş olmasından dolayı kendilerini huzurunuzda eleştirmek ihtiyacını duyuyorum. Birinci nokta bu sevgili arkadaşlarım.

İkinci nokta: İzninizle, aslında bu sözlerimi şu salonda bulunan saygıdeğer milletvekillerinden kaçının dinleyebildiğini, işitebildiğini, anlayabildiğini doğrusunu isterseniz her zaman merak ediyorum. Biliyorsunuz, parlamentolarda grupların kendi içindeki muhalif milletvekilleri “yaylacı” diye bilinirler. Yani onlar geri sıralarda otururlar ama parlamentonun aktif işleyişi daha çok ön sıralardaki milletvekillerinin elinde döner. Tabii, saygıdeğer Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili dostlarım sizlerde yaylacı beklemiyorum, o ayrı bir husus ama dikkat ederseniz, geride bazı milletvekilleri, daha doğrusu sizden de pek çok milletvekili arka sıralarda oturuyorlar. Onlar, sadece ve sadece, aynen benim gibi, işitmek için geriye çekiliyorlar.

Şunu arza çalışıyorum Sayın Başkan da buradayken ve hepinizle paylaşmak ihtiyacıyla: Bu salon, akustiği Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki binalar arasında sanıyorum en kötü olanı. O nedenle, orta sıralarda oturanlar özellikle, ilk sıraların dışındakiler daha doğrusu, hoparlör altında değilse, katiyen buradaki hatibin ne dediğini tam olarak anlama imkânına sahip değil. Bunun, bu ciddi sakıncalı durumun -ki bir de İstanbul’da, İstanbul Üniversitesinin Fen Fakültesinde bir Cemil Birsel Salonu vardır, sanıyorum akustiği kötü salon olmak konusunda bununla o yarışabilir- Sayın Başkanın da şu sırada, burada birleşim yönetme durumunda olduğu sırada dikkatine sunulmaya değer bir husus olduğunu belirtmek istiyorum.

Üçüncü nokta, asıl konuya gelmeden: Yine, saygıdeğer üyeler, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin TRT’den kamuoyuna sesini duyurma hususunda kendi iradesiyle düzenleme yapamayacağını gösteren bir Meclis olmasından rahatsızlık duyuyorum ben. Bu Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başkanlıkla TRT Genel Müdürünün arasındaki protokol nedeniyle millî iradeyi burada bağlama hakkına sahip olmamalıdır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – TRT hazır imzalamaya, Başkan imzalamıyor. İbrahim Bey söyledi aynı şeyi.

OSMAN OKTAY EKŞİ (Devamla) - Bunu Sayın Başkanın huzurunda sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinin sesini kendi milletine duyuramayan bir Meclisin hepimiz için ciddi bir -kelimeyi izninizle atlayayım- sıkıntı sebebi olduğunu lütfen kabul buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Dostlarım, bu Mecliste durum bugün nedir, neyi düzeltmek ihtiyacındayız, onu müsaadenizle tartışalım.

Bu Mecliste 1996 yılında -aynen Sayın Başkan Burhan Kuzu’nun ifade ettiği gibi- yapılan 139 maddelik Tüzük değişikliği bu Mecliste Parlamentoyu katletmiştir. Çok açık ifade ediyorum, bu Mecliste Parlamento katledilmiştir. Nasıl? Parlamento diyalog ortamıdır, Parlamento tarafların birbirine kendisini özgürce, olabildiği kadar geniş imkân içinde düşüncesini aktarması, karşı tarafı ikna etme mekanizmasıdır. Zaten Parlamento “konuşma ortamı” anlamına gelen, o kökten gelen bir kavramdır.

Bu Meclis 1996 yılında yapılan Tüzük değişikliğiyle sözlerin kesildiği, düşüncelerin katledildiği, insanların başka meselelerle kendisini, başka fırsatlarla kendisini ifade etmeye mecbur edildiği bir ortam hâline gelmiş. Burada Brezilya ile Türkiye arasındaki ticaret anlaşmasının görüşmeleri, onun tasdikiyle ilgili yasanın görüşmeleri sırasında milletvekili arkadaşımız ister istemez çıkıyor, seçildiği yerin, seçildiği ilçenin zeytin üreticilerinin sorunlarını anlatıyor. Bu Parlamentoda Avustralya ile Türkiye arasındaki havacılık anlaşmasının görüşülmesi sırasında Van’daki depremzedelere dağıtılan yardımın haklı mı haksız mı dağıtıldığı konuşuluyor. Böyle bir Parlamento olamaz. Böyle bir Parlamento… Eğer buna Parlamento diyorsanız, birbirimizi anlayamayan, birbirimizin dilini ve ne dediğini dinleyemeyen insanlar topluluğu olduğumuzu kabul etmek zorunda kalabiliriz. (CHP sıralarından alkışlar) O nedenle önce -açık olarak arz ediyorum- 1996 yılında yapılan, daha sonra da bugüne kadar maalesef uygulanagelen Tüzük’ün değiştirilmesi lazım ama hemen altını çizeyim, bir önceki, 23’üncü Dönemde yapılan ve pek çok hatibin de büyük bir iftiharla “Çok iyi bir tüzük taslağı ortaya çıktı.” dediği Tüzük şeklinde değil çünkü o da aynen bunun gibi, yürürlükte olan gibi söz kesen, zaman idefiksiyle düzenlenmiş bir tüzük. Bunun bu Parlamentoyu, daha doğrusu bu müesseseyi Parlamento olmaktan çıkartan Tüzük olduğunu söylüyorum ve sizlere şunu izninizle arz etmeye niyetliyim: 2010 yılında diyelim, kadük olan, 2011 seçimleriyle kadük olan tüzük, sadece ve sadece komisyonlara daha fazla işlev kazandıran hükümler içerdiği için sırf o noktada iyi bir tüzük taslağı ama onun dışında hiçbir şekilde bu Parlamentoya, bu müesseseye Parlamento kimliğini kazandıracak bir tüzük taslağı değil. Bunu sizlerle paylaşmak ihtiyacını duydum.

Vaktimin olmadığını dikkate alarak tüzük tadiliyle ilgili somut madde önerilerine girecek değilim ama şunu da izninizle ifade edeyim: Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili, bu taslağın yahut bu önerinin muhalefete denetim imkânını daha da fazla veren bir taslak olduğunu ifade etti. Çok açık -başka şeylere girmeyeceğim, onlar çok da- bir tek şeyi dikkatinize sunmak istiyorum. 1876 Anayasası’ndan sonra 1877 tarihinde, o tarihli Meclisi Mebusan Nizamnamesi’ne Meclisi Mebusanın hesaplarını tetkik için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN OKTAY EKŞİ (Devamla) – İşte buyurun!

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum, sağ olun.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki gruplar adına, şahıslar adına olan kısmı tamamlandı.

Şimdi, sisteme girip söz isteyen bazı arkadaşlarımız var, birer dakika onlara söz vereceğim.

Sayın Ağbaba…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’da öğrencilerin yargılandıkları dava sonucunda ceza almalarına ve yargı reformuna ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, geçtiğimiz günlerde Malatya’da öğrencilerin yargılandığı bir dava sonuçlandı. Yargılanmış oldukları davanın konusu Grup Yorum bileti satmak, 1 Mayıs eylemlerine katılmak, mezar ziyaretlerinde bulunmak gibi çeşitli konulardan çocuklar ceza yedi. Bu konuda önümüzdeki süreçte yargı reformunun yapılacağı bekleniyor, Meclise önemli görevler düşüyor. Bu konunun düzenlenmesi konusunda Hükûmet üyelerinin düşüncelerini merak ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Sayın Akar…

15.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, demokrasilerde temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, ideoloji ve kültür alanında uzmanlaşmış bir tarihçi faşizmi şöyle tanımlıyor: “Faşizm, farklı sınıfları ama özellikle de yoksul ve orta sınıfları bir araya toplayan bir kitle hareketidir. Görevinin yeniden millî doğuş olduğunu düşünür. Karşıtlarıyla savaş hâlindedir, demokrasiyi yıkmak, yeni bir rejim kurmak için terör ve parlamenter taktikler kullanır.” diyor. Unutmayalım ki seçim demokrasinin ön koşuludur, gereklidir ama bir demokrasi için yeterli değildir. Demokraside temel hak ve özgürlüklerin çoğunluğa karşı da güvencede olması gerekir. Biliyoruz ki demokrasiyi çoğunluğun diktatörlüğünden ayıran en önemli ölçüt çoğunluk dışında kalan görüş, inanç ve düşüncelerin de yaşamların ve hatta iktidar olma haklarının da korunmasıdır. Bu vesileyle AKP zihniyetini açıkça belli etmektedir ve unutmayın ki bitirmeye çalıştığınız cumhuriyet kazanımları ve kuruluşların arkasında CHP vardır ve buna da asla izin vermeyecektir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kurt var en son, ondan sonra söz vermeyeceğim çünkü konuyla alakası yok. -Sayın Batum, size söz vereceğim, geliyor. –Şimdi, Sayın Canalioğlu, o zaman burada kim varsa herkes sisteme giriyor. Emin olun bakın bu alışa geldiğimiz bir şey değil. İşte “İç Tüzük’te bir sınırlama geliyor.” diyorsanız, şimdi neyi konuşuyoruz, neler konuşuluyor. Tamam, bugün hepimiz daha da iyi niyetli olma çabası, gayreti içindeyiz ama burada 100 kişi var, hepsi sisteme girerse bir buçuk saat biz böyle müzakere yaparız. Bu çok doğru bir şey değil. Yani bu “Söz verebilir.” diyor Başkan ama ben de bu sürece katkı veresiniz diye söz veriyorum ama konu başka bir zemine kayıyor. Şimdi bir konuşma olacak, arkasından sataşma var, işin içerisinden çıkamayız.

Sayın Batum, buyurun.

16.- Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, İç Tüzük değişiklik teklifine ilişkin açıklaması

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sabahleyin bu İç Tüzük konusunda bir uzlaşma olduğunu -gruplar arasında- söylediler, ben de çok memnun oldum ancak burada Sayın Canikli’nin söylediklerini ve Değerli Dostum Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun söylediklerini dinledikten sonra böyle bir uzlaşmanın olmasının mümkün olmadığının farkına vardım. Maalesef, her ikisi de zaman savurganlığını önlemekten söz ettiler ve bunun yolunu da yöntemini de şöyle bulmuşlar: Kim ne derse desin açıkça görüyoruz, milletvekilinin ve muhalefetin sözünü keserek.

Bu arada, Sayın Burhan Kuzu Anayasa Hukuku Profesörü olarak bilir de bilmezden geldi. Dedi ki: “Bunlar Anayasa’ya aykırı değil.” Sayın Burhan Kuzu ve değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi 2001’de yapılan İç Tüzük değişikliğini 2002 yılında nasıl iptal etmiş, sizler başvurdunuz. Nasıl iptal etmiş, hangi gerekçelerle iptal etmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - …baktığınızda Anayasa’ya aykırı olup olmadığını görürsünüz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Batum.

Sayın Acar…

17.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Meclisin denetim yetkisine ilişkin açıklaması

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bazı kişiler fark etmeseler de Türkiye Büyük Millet Meclisi iktidar ve muhalefetle birlikte ülkemizin birliğinin temsilcisi yüce bir kurumdur.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin hükûmeti denetlemesi anayasal yetkilerinden birisidir. Bunu da bakanlara soru önergeleri ve gensoru yoluyla sağlamaktadır.

Soru önergelerimiz maalesef bakanlıklarca ciddiye alınmamaktadır. Cevaplanmayan soru önergeleriyle ilgili Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir önerge vermiştim. Yanıtta deniyor ki: “Yanıtlanmayan önergelerin bir listesi Başbakanlık ve bakanlıklara gönderilerek yazılı soru önergelerinin cevaplandırılması hususunda gerekli hassasiyetin gösterilmesi rica edilmiştir.”

Yani Meclisin denetim yetkisi için hassasiyet gösterilmesi rica ediliyor. Bilgi Edinme diye bir kanun var ama Meclisin denetim yetkisi rica minnet yürüyor, böyle bir şey olur mu? Bu konuda neden hiçbir adım atılmıyor? Önergelerimiz aylardır yanıtlanmıyor, bunun hiçbir yaptırımı olmayacak mıdır Sayın Başkan?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kurt…

18.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, İç Tüzük değişikliğinde uzlaşma sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, Meclis İçtüzüğü’yle ilgili tüm hazırlıklarda tüm partilerin uzlaşmasını sağlamak en başta Başkanlığın görevi, ancak bu konuda yeterli çaba harcanmadığı görülüyor ve ne yazık ki muhalefetten gelen sesleri kısmak için siz dahi müdahil oluyorsunuz. Bunun doğru olmadığını belirtmek isterim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Canalioğlu…

19.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Tarım Bakanının açıklama yaptığı Tar-Gel alımlarına ilişkin açıklaması

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

İç Tüzük konuşulurken Sayın Tarım Bakanımızı da burada bulmuşken bir şey sormak istiyorum: Sayın Tarım Bakanımız bir açıklamak yapmıştı, 2011 sonuna kadar Tar-Gel alımları yapılacaktı, ancak henüz bir ses çıkmadı ve bunu 2.500 ziraat mühendisi ve veteriner hekim beklemektedirler. Bununla ilgili bilgi alabilirsek memnun olurum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, çok teşekkür ederim.

Sayın Sağlam…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkanım, Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Neye göre efendim, anlayamadım.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – 60’ıncı maddeye göre.

BAŞKAN – Yani neden dolayı, bir izah ederseniz…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Çok kısa bir bilgi arz etmek istiyorum.

BAŞKAN – Nedir o, onu bileyim ki… Nedir o bilgi?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bize izah et o zaman!

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Tamam, ben de onun için söz istiyorum.

Arkadaşlarımız da arzuluyorlar.

BAŞKAN – Sayın Milletvekilimiz, Sayın Sağlam’a söz verdim, o sözünü bir bitirsin ondan sonra…

20.- TBMM Başkan Vekili Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın, İç Tüzük değişiklik teklifinin Anayasa Komisyonunda görüşülmesi sırasındaki ifadelerinin yanlış anlaşıldığına ilişkin açıklaması

TBMM BAŞKAN VEKİLİ MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bir kısa açıklama için söz aldım, o da şu: Bu kanun Anayasa Komisyonunda görüşülürken âdet olduğu üzere sonunda bir teşekkür konuşması yapmam istendi -aynen şöyle söylemişim- “İlk önce gerçekten bu saate kadar verdiğiniz mesai için Meclis Başkanlığı adına şükranlarımı sunuyorum.” Sonra da özetle söylediğim şu: Teklifte bir ölçü var, o da Meclisin zamanını daha fazla denetim, daha fazla kanun çıkarma konusunda ne kadar verimli şekilde değerlendirebiliriz ve Avrupa Konseyi Parlamentosundan örnek vererek diyorum ki: “Bu Parlamentonun nasıl çalıştığını bilen bir sürü arkadaşımız var, raportörseniz beş dakika zamanınız vardır, konuşmacıysanız üç dakika zamanınız vardır ve bu herkes için geçerlidir. Dolayısıyla, gerçekten gönülleriniz, hem muhalefette hem iktidarda olan arkadaşlar için, rahat etsin, bir insan beş dakikada söylemek istediğini söyler ama demagoji yapmak istiyorsa ama Meclis kanalıyla başka bir parti kürsüsünde...”

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – “Demagoji” diyebilir mi Sayın Başkan ya! Böyle bir laf olur mu Allah aşkına!

TBMM BAŞKAN VEKİLİ MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) - “...propaganda yapmak istiyorsa bu zamanın sonu yoktur ama Meclisi çalıştırmak istiyorsa, kanun hakkında konuşacaksa, önergesi hakkında konuşacaksa beş dakika, on dakika da yeterlidir. Bakınız, bakanlar için bile yirmi dakikadan on dakikaya iniyor. Meclisin bu kararı, dolayısıyla, inanınız ki daha verimli çalışmamıza yardımcı olabilir.”

Burada ne iktidarı ne muhalefeti karşı almak diye bir şey yok. Ben hem iktidar mensupları için hem muhalefetteki arkadaşlarımızın da herhangi bir grup veya arkadaşımızı kastetmeksizin –genelde- hem de Avrupa Konseyi Parlamentosundan bir örnekle söz söylüyorum, başka bir niyetim yok. Bir yanlış anlaşılma olduğunu zannediyorum, onun için bu açıklamayı yapma gereğini duydum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

Sayın Serindağ, nedir talebiniz?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, İç Tüzük’le ilgili. Konu dışına taşmayacağım.

BAŞKAN – Bir dakika. Bakın, bundan sonra yok, emin olun bak… İç Tüzük konuşuyoruz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Tabii, İç Tüzük’le ilgili.

BAŞKAN - Yani böyle bir usul olduğu takdirde burada hiçbir şey olamaz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Hayır, İç Tüzük’le ilgili efendim.

BAŞKAN - Buyurun, bulunduğunuz yerden.

21.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, İç Tüzük değişikliğinde uzlaşma sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Şimdi, Sayın Kuzu, açıkladılar ki İç Tüzük’te yapılan, daha doğrusu İç Tüzük sessiz anayasa niteliğindedir. Bu tespit doğrudur bize göre ancak İç Tüzük sessiz anayasa niteliğinde ise nasıl ki Anayasa’da uzlaşma sağlama yoluna gidiliyorsa İç Tüzük değişikliğinde de aynı yol izlenmelidir.

AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Canikli de...

BAŞKAN – Yapmayın bakın onu, onu yaptığınız taktirde, işte “sataşma” deniliyor, söz isteniyor, yapmayın.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Hayır, hayır, sataşma değil, ben bir şeyi düzeltmek için söylüyorum.

BAŞKAN - Eğer bu teklifi görüşeceksek, söz hakkınız vardır, onun üzerinde...

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Kesinlikle sataşma değil Sayın Başkanım.

Şimdi, “Muhalefetin yasalar üzerinde, daha doğrusu tasarılar üzerindeki konuşma süresini uzatıyoruz.” dedi.

Şimdi, ben burada bir konuyu zatıalinizin dikkatine sunmak istiyorum.

BAŞKAN – Ama olmaz böyle bir usul, bakın, ben bunu veremem yani neticede bir dakika olsaydı şimdiye bitmişti.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, zatıalinizle ilgili, biraz da zatıalinizle ilgili Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hayır, hayır. Çok teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.46


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.53

BAŞKAN: Cemil ÇİÇEK

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın),  Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 61’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) (Devam)

BAŞKAN – 156 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Başkanlık temsilcisi? Yok.

2’nci sırada yer alan, Çukurova Üniversitesinin KKTC’de Kampus Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Çukurova Üniversitesinin KKTC’de Kampus Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/482) (S. Sayısı: 67)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Ortaklık Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Ortaklık Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/480) (S. Sayısı: 100)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, bu durumda, sözlü soru önergeleri ile, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 7 Şubat 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hepinizin mübarek kandilini de tebrik ediyorum, inşallah İslam dünyası için hayırlara vesile olur.

Kapanma Saati: 17.54