DÖNEM: 24                          CİLT: 12                        YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

56’ncı Birleşim

25 Ocak 2012 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün, bölgesel gelişme politikaları ve yeni yaklaşımlar çerçevesinde Güneydoğu Anadolu Projesi’ndeki son gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Silopi kayıplarının yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, GAP’taki gelişmelere ilişkin açıklaması

2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Silopi ilçe yöneticisi ve ilçe başkanının on bir yıl önce gözaltına alınıp izlerine hâlâ rastlanmadığına ilişkin açıklaması

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, vermiş olduğu soru önergelerinin kaba ve yaralayıcı sözler içermesi nedeniyle Başkanlıkça iade edildiğine ilişkin açıklaması

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, eski tutanaklardan örnek vererek, iktidarın insanları değiştirdiğine ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesine ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Ermeni soykırım iddialarıyla ilgili konuşmasına ilişkin açıklaması

7.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Hrant Dink’in kimin tarafından öldürüldüğünün ortaya çıkarılmasına ilişkin açıklaması

8.- Ankara Milletvekili Seyit Sertçelik’in, asılsız Ermeni iddialarının temelinde büyük Ermenistan projesinin olduğuna ilişkin açıklaması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 21 milletvekilinin, faili meçhul cinayetler ve kayıpların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/115)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 milletvekilinin, Bingöl-Karlıova’da bir köy korucusunun öldürülmesi sonucu bir araya gelen korucuların ilçede yaptığı saldırılarda hasar gören binaların tespitinin ve olayın sorumlularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/116)

3.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli ve 27 milletvekilinin, Türkiye genelinde hayvancılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/117)

B) Tezkereler

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere, gereği, kapsamı, zamanı ve süresi Hükûmetçe belirlenecek şekilde Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararı ile Hükûmete verilen ve 2/2/2010 ve 7/2/2011 tarihli 956 ve 984 sayılı kararları ile birer yıl uzatılan izin süresinin Anayasa’nın 92 nci maddesi uyarınca 10/2/2012 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresi (3/732)

C) Çeşitli İşler

1.- Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif eden Moldova Cumhuriyeti Gökoğuz Yeri Özerk Bölgesi Meclis Başkanı Anna Harlamenko’ya Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Mardin Milletvekili Muammer Güler’in, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in AK PARTİ iktidarına sataşması nedeniyle konuşması

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

 

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından “terör suçu” adı altında tutuklu sayısının artmasının araştırılması amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 25/1/2012 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, “Hrant Dink cinayetinde TİB’in sorumluluklarını yerine getirip getirilmediğinin araştırılması” hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 25/1/2012 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

VIII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan tarafından “KCK operasyonları” adı altında verilen Meclis araştırması önergesinin Başkanlıkça Anayasa’nın 138’inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve bu nedenle işleme konulmayıp iade edilmesinden dolayı Başkanlığın tutumu hakkında

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/440) (S. Sayısı: 32)

2.- Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/538, 2/85, 2/119) (S. Sayısı: 137)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in; 5275 Sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (2/241, 2/84) (S. Sayısı: 136)

X.- OYLAMALAR

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, esnafların kullandığı elektriğin fiyatının düşürülmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2129)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, şehit ve gazi yakınlarından ikinci bir kişinin daha kamu kurumlarında sınavsız olarak istihdam edilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/2226)

3.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, mahalle ve köy muhtarlarının sorunlarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/2229)

4.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Vergi Denetim Kurulunun görev ve yetkilerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/2262)

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, kaçak elektrik kullanımına ve elektrik sayaç değişiminde talep edilen ücrete ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2317)

6.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, İzmir-Çeşme’de durdurulan on yedi Rüzgâr Santrali Projesi’ne ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2358)

7.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, elektrik faturalarındaki kayıp-kaçak bedeli ve diğer bedel kalemlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2359)

8.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsünde yapılan atamalara ve Enstitünün bütçesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2430)

9.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsünün desteklediği projelere, personeline ve gelirlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2431)

10.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsünün desteklediği projelere ve enstitü personelinin mali ve sosyal haklarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2432)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.

Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel, 24 Ocak ekonomik kararlarına, yazar Uğur Mumcu ile eski Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın uğradıkları suikastlara, Milliyetçi Hareket Partisinin yeniden adına kavuşmasına; 1915 olaylarına, Akdeniz Üniversitesinde yapılan transplantasyon operasyonuna ve sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlara,

Kars Milletvekili Yunus Kılıç, 22 Ocak Baytar Mektebinin (Veteriner Fakültesi) açılış yıl dönümüne ve Fransa Senatosunun kendini uluslararası bir mahkeme yerine koyarak bir ülkenin geçmişiyle alakalı verdiği siyasi hükme,

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, gazeteci, araştırmacı ve yazar Uğur Mumcu’nun ölümünün 19’uncu yıl dönümüne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin doğuracağı sorunların (10/112),

Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, sağlık sisteminin ve sağlık personelinin sorunlarının (10/113),

Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 21 milletvekilinin, TSK’da yaşanan şüpheli asker ölümlerinin (10/114),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Arnavutluk Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Fatos Beja'nın vaki davetine icabetle Arnavutluk'a,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek'in, Endonezya Temsilciler Meclisi Başkanı Marzuki Alie'nin vaki davetine icabetle Palembang'da düzenlenecek olan İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği VII. Konferansı'na katılmak üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle Endonezya'ya,

Ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkereleri,

Bazı milletvekillerine, Başkanlık tezkeresinde belirtilen sebep ve sürelerle izin verilmesi,

Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek ile İstanbul Milletvekili Alev Dedegil’e ödenek ve yolluğunun verilmesine ilişkin Başkanlık tezkereleri,

Kabul edildi.

5 Ocak 2012 tarihinde, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından (313 sıra no.lu), 28 Aralık 2011 tarihinde meydana gelen ve 35 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği “Uludere/Roboski” katliamının tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24/1/2012 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın Hükûmete ve bazı Bakanlara,

Ordu Milletvekili İdris Yıldız, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın şahsına ve partisine,

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın partisine,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, 28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesinde meydana gelen olayın hâlâ neden aydınlatılmadığına,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Türkiye-Fransa Dostluk Grubunun Genel Kurul kararıyla feshi konusunda Milliyetçi Hareket Partisi olarak vermiş oldukları önerilerini geri çektiklerine;

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır,

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal,

İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk,

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan,

Fransa Parlamentosunda kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören yasayla ilgili olarak bu kararından dolayı Fransa’yı kınadıklarına;

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin, “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan faili meçhul cinayetler hakkında (10/41) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmesinin Genel Kurulun 24/1/2011 Salı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

İstanbul Milletvekili Faik Tunay, uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden eski Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ı rahmetle andığına ve bu konunun daha kapsamlı olarak araştırılmasını dilediğine,

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, faili meçhul cinayetlerin araştırılması konusuna,

Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın konuşmasında ifade ettiği gibi 12 Eylül referandumunda “Hayır” oyu kullanmadıklarına, referandum sürecini boykot ettiklerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (2/20) esas numaralı 2090 Sayılı Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilen doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının:

24’üncü  sırasında        bulunan       (6/48),

44’üncü          “                  “             (6/85),

79’uncu          “                  “             (6/143),

246’ncı           “                  “             (6/358),

278’inci          “                  “             (6/396),

327’nci           “                  “             (6/463),

328’inci          “                  “             (6/464),

329’uncu        “                  “             (6/465),

335’inci          “                  “             (6/471),

357’nci           “                  “             (6/494),

361’inci          “                  “             (6/498),

369’uncu        “                  “             (6/507),

370’inci          “                  “             (6/508),

427’nci           “                  “             (6/583),

428’inci          “                  “             (6/586),

510’uncu        “                  “             (6/683),

Esas numaralı sözlü sorulara, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin cevap verdi.

Soru sahiplerinden Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Kütahya Milletvekili Alim Işık, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin de bu görüşlerle ilgili açıklamada bulundu.

Kars Milletvekili Yunus Kılıç, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün konuşmasında ödenmediğini ifade ettiği yem bitkisi ödeneklerinin ayın 27’sinde ödendiğine,

Iğdır Milletvekili Sinan Oğan, Fransa Parlamentosunda kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören yasanın Türk toplumu üzerindeki olumsuz etkilerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri, (1/440) (S. Sayısı: 32),

2’nci sırasında yer alan, Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet (1/538, 2/85, 2/119) (S. Sayısı: 137),

Komisyonları raporlarının görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

Bundan sonra da komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, 25 Ocak 2012 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 19.32’de son verildi.

 

                                                             Meral AKŞENER

                                                               Başkan Vekili

 

          Özlem YEMİŞÇİ                       Mine LÖK BEYAZ               Bayram ÖZÇELİK

                 Tekirdağ                                   Diyarbakır                               Burdur

                Kâtip Üye                                  Kâtip Üye                             Kâtip Üye

 


II.- GELEN KâĞITLAR

No: 72

25 Ocak 2012 Çarşamba

Tasarı

1.- Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/557) (Anayasa ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/01/2012)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 21 Milletvekilinin, faili meçhul cinayetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/115) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/10/2011)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken  ve 21 Milletvekilinin, Bingöl-Karlıova’da bir köy korucusunun öldürülmesi sonucu meydana gelen şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/116) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/10/2011)

3.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli ve 27 Milletvekilinin, hayvancılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/117) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/10/2011)

 

 

 


25 Ocak 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sürpriz!

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekilline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, bölgesel gelişme politikaları ve yeni yaklaşımlar çerçevesinde Güneydoğu Anadolu Projesi’ndeki son gelişmeler hakkında söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Sayın Abdulkerim Gök’e aittir.

Buyurun Sayın Gök. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, yalnız, Genel Kuruldaki uğultuyu hafifletebilirseniz gündem dışı konuşma yapacak arkadaşlarımızın –açmadım daha sizinkini- sesini daha rahat duyabilelim, onların çalışmalarını daha dikkatle dinleyelim.

Buyurun.

III.-  GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün, bölgesel gelişme politikaları ve yeni yaklaşımlar çerçevesinde Güneydoğu Anadolu Projesi’ndeki son gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekili arkadaşlarım, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz; bölgesel gelişme politikaları, özellikle cumhuriyet öncesi fikirsel manada yeri olan cumhuriyetle beraber tamamlanma aşamasını yakalamış bulunan GAP’taki gelişmeler hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, sözlerimin hemen başında iki teşekkürle konuşmamı yapmak istiyorum. İlk teşekkürüm; ilk günden bugüne kadar bölgesel gelişme politikasında ve özellikle GAP kapsamındaki gelişmeleri gündemlerine alan, projelendiren, bunları tartışan, ne şekilde olursa olsun bunları gündemlerine alan ve devam ettiren, bürokratik bütün gelişmelerde bulunan ve siyaseten bunları üreten ve takip eden herkese sonsuz teşekkür ediyorum. Bir diğer teşekkürüm de; özellikle AK PARTİ hükûmetleriyle beraber sonuç aşamasını yakalamış bulunan ve geldiği nokta itibarıyla önem arz eden ve GAP’taki istihdam noktasında ülkemizin en önemli sorunlarından birini teşkil eden istihdama katkısının büyük olacağını hesaba katma düşüncesiyle başta AK PARTİ hükûmetlerine ve Sayın Başbakanımıza, emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bölgesel gelişme politikaları dediğimiz zaman elbette ki GAP kapsamı, GAP’taki entegre olan bu tesisin kendi çerçevesinde cumhuriyetle beraber ülkemizde önem arz eden, belki de son yüzyıla damgasını vuracak önemli bir projedir. GAP tamamlandığında ilimiz, özellikle Şanlıurfa merkez olmakla beraber istihdam noktasında çok önemli bir yeri yakalamış olacağız. GAP’taki başarımız, geldiğimiz nokta itibarıyla, yaklaşık yüzde 80’ine yakın bir kısmının tamamlanacağını düşündüğümüzde, GAP’la beraber Şanlıurfa Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliğinde 1 milyon 786 bin hektarıyla alan itibarıyla en büyük çiftlik olan buradaki istihdamı düşündüğümüzde, beraberinde mayınlı arazinin tamamlanmasıyla devreye girecek olan organik tarım katkıları ve elbette ki ilimizde kültürel turizm, inanç turizmi noktasında gelişmeler devreye girdiğinde sayabileceğimiz bütün başlıkları Şanlıurfa özelinde düşündüğümüzde, çok önemli bir katkısının istihdam noktasında olacağını özellikle belirtmek isterim.

Burada, tabii ki, GAP, Türk mühendislerine ve özellikle bu inşaat yapımı noktasında büyük katkı sunacak olan bu mühendislere büyük bir deneyim katmıştır. İşte, bir diğer bölgesel gelişme politikaları dediğimiz GAP’la beraber, DAP, KOP, Konya Ovası’yla ilgili elbette ki bölgesel gelişme politikaları devreye konulacaktır. GAP’taki deneyim, GAP’taki başarı aynı zamanda buralara da yansıyacaktır.

Burada, toplam olarak baktığımızda, GAP’ın sadece sulu projenin hayata geçirilmesiyle, pamuk mantığıyla değerlendirilmemesi gerekir. Entegre kavramı içerisinde, özellikle GAP’ın ekonomik, politik, sosyal ve siyasal süreçleri önemlidir. Yani GAP kapsamındaki dokuz ilde bu proje entegre bir çerçevede uygulamaya konulmadan önceki verilerine baktığımızda, eğitimde baktığımızda, sağlıkta baktığımızda, kamu yatırımlarının altyapı noktasındaki yatırımların tamamına baktığımızda burada gerçekten veriler altüst olmuştur. Bu veriler şu anda pozitif manada, kişi başı gelir artışı diye baktığımızda, özellikle GAP’ın tamamlanmasıyla beraber, GAP kapsamındaki illerde kişi başı gelir artışında yapılan istatistiksel verilerde yüzde 209 artış beklenmektedir.

Onun için, diyoruz ki, önümüzdeki süreçte Şanlıurfa özelinde olmakla beraber Şanlıurfa’nın ilçelerinde Suruç Sulama Projesi’nin tamamlanması aşamasında bölge gerçekten önümüzdeki cazibe merkezleri konusunda son derece önemli bir bölge olacaktır. Artık bölge dışarıya bırakınız göç vermeyi, bırakınız işçi dışarıya gitmeyi, gerçekten bölge dışarıdan göç alacak, dışarıdan işçi transferleri olacak. Bunları artık karşılamamız elbette ki yeterli olmayacak ve bölge itibarıyla bölgedeki gelişmeler Türkiye ekonomisine, oradan da dünya ekonomisine büyük katkılar sunacaktır.

Bu vesileyle, yüce Parlamentoyu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Sayın Kaplan, ben size şimdi söz vereceğim ama bir de şeye girmişsiniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – GAP’la ilgili 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Hangisini önce yapalım? Siz gündem dışına gelin.

Gündem dışı ikinci söz, Silopi kayıplarının yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaplan.

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Silopi kayıplarının yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan on iki yıl önce 25 Ocak 2001 tarihinde HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve ilçe yöneticisi Ebubekir Deniz jandarma karakolunda göz altına alındı ve bugüne kadar kayıplar.

O günün bütün delilleri belgelendi. O dönem 2001 PKK’nın sınır dışına çekildiği, silahların sustuğu, hiçbir olayın olmadığı bir dönem. Buna dikkat çekmek istiyoruz. Ancak Jandarma Alay Komutanı olarak orada görev yapan Levent Ersöz ismi dikkatle incelendiği zaman bu kayıpların baş sorumlusu olarak ortaya çıkıyor.

Telefon eden Taşkın, yine o olayda yer alan iyi çocuk Veysel Ateş, eğer bu olayda sorgulanıp yargılansaydı Şemdinli’de bombalamaya katılmayacaktı ve Şemdinli’de çekirge iki sıçradı kırk yıl ceza aldı.

Levent Ersöz Alay Komutanı o da şu an tutuklu ve her nedense Fırat’ın ötesi soruşturulmadığı için bu şahsa, bu kayıplarla ilgili verilen onlarca dilekçe ve şikâyete rağmen tek kelime özel mahkeme savcılarınca sorulmamıştı. Şırnak Valiliği o tarihte altı gün boyunca bunu inkâr etmiş ancak altı gün sonra jandarmaya gittiklerini kabul etmişti. Oysaki Serdar Tanış o tarihte tehdit edildiğine dair hem Başbakana, Cumhurbaşkanlığına, İçişleri ve Adalet Bakanlığına ve Diyarbakır cumhuriyet savcılıklarına şikâyet dilekçeleri vermiş.

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde yaşam hakkı ihlalinden ve kişi güvenliği ve özgürlüğünden dolayı mahkûm oldu ve daha sonra Levent Ersöz’ün yakalanmasıyla birlikte Serdar Tanış’ın kardeşleri, çok ilginçtir, kardeşlerinin bu davası uğruna bütün kardeşleri avukat oldu. Bakın, Abdülhekim Tanış avukat, Sedat Tanış avukat, Savaş Tanış avukat, İdris Tanış avukat ve eşleri de avukat bu arkadaşlarımızın. Bu davayı sonuna kadar izlemelerine rağmen, maalesef, bu konuda ihbarlara rağmen, yaptıkları müracaatlara rağmen bir adım dahi atılmıyor çünkü şiirden, resimden, tuvalden, kitaptan, poşudan, halaydan terörist yaratmakla meşgul olan bir zihniyet gerçek failleri ve canileri bütün delillerine rağmen soruşturmadığı gibi bu kardeş avukatların hepsinin ve Şırnak Barosunun yaptığı başvurular karşısında bakın Silopi Savcılığı görevsizlik kararını hangi tarihte veriyor: 17 Ekim 2011.

Şimdi, iktidara sesleniyoruz: Mademki çok samimisiniz bu faili meçhul cinayetler konusunda, bunları sorgulayacaksınız, burada gizli tanık bu cinayeti bu kişilerin işlediğini söylüyor. Yine, savcılar sağlık durumu nedeniyle sorgu yapamadıkları bahanesine sığınıyor bu dosyada. Böyle bir şey olabilir mi hukuk devletinde?

Arkadaşlar, bu şahıslar bu olaydan üç gün önce ilçemde ağabeyimi de tehdit etmişlerdi, yeğenimi de almaya çalışmışlardı ve karakolda yeğenimi almak istedikleri zaman orada Başsavcıyı aradım “Bilgimiz yok.” dedi, Emniyet Müdürünü aradım “Bilgimiz yok.” dedi. Bu şahsın çok kişiyi gözaltına aldığını biliyordum. Orada korucu başlarını da aldı, hatta Osman Demir’in öldürülmesine de sebep oldu.

İşte orada, bir hukukçu olarak çaresizliğimi size ifade edeyim: Aileme, herkese “Gidin, karakolun kapısına dayanın, bir hukuksuzluk var, kanunsuzluk var, öyle bir şeye teşebbüs ederse siz de gereğini yapın.” demek zorunda kaldım. İşte bu kişiler, bu katiller bütün belgeleriyle ortada. Hükûmeti davet ediyorum. İki yıldır tutuklu olan Levent Ersöz’e özel savcılarınız gitsin, sorgu yapsın, bunun hesabını sorsun. Bunun çağrısını yapıyoruz.

Bu gündem dışı konuşmayla bir daha saygıyla yâd ediyoruz onları. Bu tür katliamları, cinayetleri de şiddetle kınıyoruz. Er geç bunun hesabının sorulacağını da bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Hükûmet adına…

Cevap yok mu? Tamam.

SIRRI SAKIK (Muş) – Hükûmet ne diyecek?

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Kahramanmaraş ilinin problemleri hakkında söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Dedeoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kahramanmaraş’ın problemleriyle ilgili gündem dışı söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bir şehir düşünün ki, Kurtuluş Savaşı’ndan önce şehri işgal eden ilk önce İngilizler, daha sonra da Fransızlar tarafından şehrin kendi imkânlarıyla ve o anki, o zamanki teknolojisiyle İngilizleri ve Fransızları kendi şehrinden kovarak bağımsızlığını ilan etmiş ve bunları şehir dışına atmaları sebebiyle de Kurtuluş Savaşı’nın ilk kıvılcımı patlamıştır.

Cumhuriyet döneminden beri Kahramanmaraş kendi problemlerini kendisi çözmüştür. Kurtuluş Savaşı’nda göstermiş olduğu bu başarıdan dolayı da yüce Meclis tarafından, gazi Meclis tarafından kırmızı şeritli İstiklal Madalyası’yla Kahramanmaraş ve Kahramanmaraş halkı ödüllendirilmiştir.

Cumhuriyet tarihinden sonra ekonomik anlamda, Kahramanmaraş’a Sümerbank ve şeker fabrikası yapılmış. Geçtiğimiz dönem içerisinde Sümerbank özelleştirilmiş, en son da bundan bir ay önce Elbistan’daki şeker fabrikamız da özelleştirilmiş. Oradaki çalışan işçilerimizin, personelimizin de akıbeti şu anda belirsizdir.

1984 yılında Kahramanmaraş’a ve o bölgeye verilen teşviklerle Kahramanmaraş bir sanayi şehri olmuş, üreten ve ihraç eden bir şehir olmuştur.

Yine 1991 yılında, 940 metre, stol tipi yapılan bir havaalanıyla da Kahramanmaraş ilk havaalanına kavuşmuş, daha sonra şehir kendi imkânlarıyla 1.800 metre uzunluğundaki bir havaalanına kavuşmuş, daha sonra da gelişerek şu anki hâline gelmiştir ancak teknolojisi çok geri olan pervaneli uçaklar Kahramanmaraş’a reva görülmektedir.

Sağlık ve eğitim konusunda Kahramanmaraş Türkiye'nin son sıralarında yer almaktadır. Maalesef, bunu üzülerek söylüyorum, Kahramanmaraş’ın bugün hâlâ birçok mahallesinde okul yok, birleştirilmiş okullar var, 40 kişilik, 50 kişilik sınıflarda öğrenciler öğrenim görmekte ve yine maalesef diyorum, konteyner okullarımız Kahramanmaraş’ta mevcut.

Üniversitemiz 1992 yılında kurulmuş, o tarihte kurulan üniversitelere göre çok gerilerde kalmış. Yine -Kahramanmaraş kendi problemini kendisi çözüyor dedim- müteşebbislerimiz üniversitemize büyümesi konusunda el atmış ve geçen hafta da bir müteşebbisimiz bir bölümü yapmak üzere temeli atılmıştır.

Kahramanmaraş’ın üç tane giriş yolu var, Kayseri-Kahramanmaraş yolu, Kahramanmaraş-Gaziantep yolu, Kahramanmaraş-Adana yolu. Maalesef ki bu yollar da on yedi yıldan beri devam etmektedir, hâlâ bitirilememiştir. Bununla beraber Elbistan, Göksun, Afşin, Andırın, Ekinözü, Nurhak, Çağlayancerit, Türkoğlu ve Pazarcık ilçelerimizin yolları, belde yolları, köy yolları maalesef istenilen nitelikte değildir. Sadece ilçelerimizden bir örnek vermek istiyorum: Andırın ilçemizin asfaltlaşma oranı yüzde 5’tir, maalesef, üzülerek söylüyorum.

9 tane şehidimiz Elbistan-Afşin’de yatmaktadır, hâlâ akıbeti belirsiz, nasıl çıkacak, ne olacak? Yine eğer yetki verilirse Kahramanmaraş halkı bu 9 tane görev şehidimizi kendi elleriyle çıkartır. Bundan da hiç kimsenin şüphesi olmasın, yeter ki ne olacağı belli olsun.

Kahramanmaraş’ın etrafı barajlarla çevrili ama, maalesef, su kanallarımız yapılmamaktadır, geri kalmıştır, Türkoğlu Ovası su beklemektedir.

Peki, bu dönem içerisinde Kahramanmaraş’a yatırım yapılmadı mı? Elbette yapıldı. Şehrin 20 kilometre dışına Kahramanmaraş Devlet Hastanesi ve şehrin 4 kilometre dışına da bir Diş Hastanesi yapıldı. Bunlar Adıyaman-Gölbaşı-Kahramanmaraş-Yumurtalık hattındaki fay hattının üstünde bulunuyor, depremle ilgili en ufak bir çalışma yoktur, temenni ediyorum ki güçlendirmeleri yapılır.

“Çalıştay” adı altında sayın bakanlarımızın biri gelip biri gidiyor, çok memnunuz, temenni ediyorum ki, inşallah bu dönem içerisinde sayın bakanlarımızın gelip gitmesiyle Kahramanmaraş’ın bu problemleri çözülür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MESUT DEDEOĞLU (Devamla) – 81 ilimizin ve Kahramanmaraş’ın üretmesi ve ihraç etmesi noktasında Kahramanmaraş’a, bizlere düşen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına düşen nasıl bir görev varsa hepsine hazır olduğumuzu belirtiyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

Sayın Kaplan, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, GAP’taki gelişmelere ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, GAP’taki gelişmelerle ilgili söz aldım.

GAP’la ilgili kim ki bir kazma vurur, bir hizmet eder Allah ondan razı olsun. Bu, bütün Türkiye içindir. Ancak kırk yıldır 1 milyon 862 bin hektar arazinin sulanması hedefinden 2002’ye kadar, AKP İktidarına kadar yüzde 16’sı, 280 bin hektarı sulanmıştı, AKP döneminde de, on yıl içinde İşsizlik Fonu’ndan ayrılan 16 milyara yakın paraya rağmen yüzde 1’lik bir oran artmıştır, yüzde 17’ye çıkmıştır.

GAP’ın asıl amacı bu kırk yılda 1 milyon 862 hektar arazinin sulanmasıdır, gerçek budur. Bu gerçeği kim ki yerine getirir Allah razı olsun ondan ama kim ki sorumluluğunu yerine getirmezse de biz burada yapıcı eleştirilerimizi yapmaya devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Maalesef yüzde 17’nin ötesine gidilememiştir.

BAŞKAN – Sayın Sakık…

2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Silopi ilçe yöneticisi ve ilçe başkanının on bir yıl önce gözaltına alınıp izlerine hâlâ rastlanmadığına ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben de Silopi’de bundan on bir yıl önce gözaltına alınıp ve hâlâ izlerine rastlanmayan Serdar Tanış’ın, Ebubekir Deniz’in… Bunlar bizim ilçe yöneticilerimizdi, ilçe başkanımızdı. Aslında fail o kadar açık ve net ortada ki, çünkü o dönem bunlar kışlaya davet ediliyor ve o kışlanın sorumlusu Levent Ersöz ve bizim iki arkadaşımız oraya götürülürken partili bir grup arkadaşımız da refakat ediyor ve kışlaya giriyorlar, bir daha geri dönmüyorlar. Şimdi, o kışladan sorumlu olan komutan, bugün Silivri Cezaevinde Ergenekon’dan yargılanıyor. Onların yakınları ve bizler müdahil olmak istiyoruz ama buna rağmen müdahillik hakkımız gasp ediliyor ve bu ailelerin bütün başvuruları geri çevriliyor. Şimdi, bir taraftan geçmişle yüzleşmek… Suçüstü yakalananlar, o insanlarımızın ölümünden sorumlu olan birileridir.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır; ayrı ayrı okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 21 milletvekilinin, faili meçhul cinayetler ve kayıpların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/115)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde yaşanan faili meçhul cinayetler ve kayıpların, eski askerler ve polislerin ifadeleri de göz önüne alınarak, faillerin ortaya çıkarılması ve yargılanması için Anayasa'nın 98’inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

Kürt sorunu var olduğu ilk günden bugüne kadar süren olaylarda, 40 bin insanımız yaşamını yitirdi, milyonlarca insanımız göç etti, binlerce köyümüz yakılıp yıkıldı, yüz milyarlarca dolarlık maddi kaybımız oldu. Ölümlerin büyük kısmının failleri hala bulunamadı, mevcut hükümet 2002 yılından beri de bunun için herhangi bir adım atmadı. 1990'dan 2002'ye kadar olan 12 yıllık dönemde bir kaos ortamına dönüşen bölgede 17.500 faili meçhul cinayet yaşandı.

Faili meçhul cinayetler toplumlarda infiale sebep olmaktadır. 1980 yılında yaşanan darbe sonrasında başlayan cinayet furyası, Kürt sorununun ortaya çıkmasıyla önüne geçilemez bir hal almış, demokrasinin gelişmesi önünde büyük bir engel teşkil etmiştir. İşlenen 17.500 faili meçhul cinayet, o dönemlerde kaçırılmış olan Kürt iş adamı, gazeteci, yazar, siyasetçi ve avukatlardan oluşmaktaydı. Bu insanların bir kısmı yaşamını yitirmiş olarak bulunmuş bir kısmının ise hala cesedi bile bulunamamıştır. 2009 yılında Silopi'de açılan ölüm kuyuları kaybolan insanların aileleri için "belki kemikleri bulunurda mezarları olur" umudu doğurmuştur.

Günümüzde emekli komutanlar ve polislerin de ifadelerinden anlayacağımız üzere 90'lı yıllarda gerçekleşmiş olan faili meçhul cinayetler, dönemin gerekliliği olarak gösterilmiştir. Emekli Koramiral Atilla Kıyat'ın faili meçhul cinayetlerle ilgili olarak yaptığı açıklamaları hepimiz hatırlamaktayız. Kıyat, açıklamalarında "1990'lı yıllarda işlenen cinayetlerin emir komuta ile işlenmiş olabileceğine inandığını" belirtmektedir. Hepimiz çok iyi bilmekteyiz ki Koramiral rütbesine kadar yükselmiş olan askerlerin somut göstergeler olmadan böyle açıklamalar yapmaları teamülden değildir. Yine son dönemde Susurluk davası hükümlüsü eski Özel Harekâtçı Ayhan Çarkın'ın bu cinayetlerle ilgili açıklamaları medyada geniş yer bulmuştur. Çarkın, işlemiş oldukları cinayetleri ve kimlerle bu cinayetleri işlediklerini tek tek isimleriyle açıklamış, "üstlerinin emirleri bizzat Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin'den aldıklarını ve kendilerine de uygulattıklarını" itiraf etmiştir. Ayhan Çarkın, ifadelerinde sık sık "İbrahim Şahin, Mehmet Ağar, Doğan Güreş ve Tansu Çiller" isimlerine yer vermiş, bir şekilde bu isimlerle cinayetleri ilişkilendirmiştir. İfadelerinde dönemin Başbakanı Tansu Çiller tarafından açıklanan Kürt işadamlarına yönelik "ölüm listesi“ne de değinen Çarkın, öldürülen Kürt işadamları için "Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin'in bilgisi dahilinde gerçekleştirilen infazlardır" demiştir. İbrahim Şahin, savcılığa vermiş olduğu son ifadede ellerinde "öldürülecek Kürtler listesi" olduğunu söylemiş, "Eğer ortada illegal bir yapı varsa bana değil gidin Mehmet Ağar'a sorun" demiştir. Son olarak ise, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Karaali, eski Özel Harekât Polisi Ayhan Çarkın'ın itirafları üzerine Perpa katliamı ve Ayhan Efeoğlu'nun kayıplık iddiası hakkında soruşturmanın yeniden açılması talebine, " Bunlar çıkar amaçlı suç örgütü faaliyeti ya da terör organizasyonu" değildir diyerek takipsizlik kararı vermiş, bir nevi Mehmet Ağar'ı koruma altına almıştır. Bu nedenle adı geçen dönemin sorumluları derhal yargı önüne çıkarılmalıdır.

Faili meçhul cinayetlerin faillerinin bulunması için etkin bir hukuk süreci gereklidir, bu sürecin hızlı ve iyi işleyebilmesi için Meclis Araştırma Komisyonu kurularak, failleri ortaya çıkarmak hukuk devleti olmanın zorunluluğudur.

1) Sırrı Sakık                         (Muş)

2) Pervin Buldan                    (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                     (Şırnak)

4) Murat Bozlak                     (Adana)

5) Halil Aksoy                       (Ağrı)

6) Ayla Akat Ata                   (Batman)

7) İdris Baluken                     (Bingöl)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu   (Bitlis)

9) Emine Ayna                       (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan              (Diyarbakır)

11) Altan Tan                         (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                         (Hakkâri)

13) Esat Canan                       (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder        (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane               (Kars)

17) Erol Dora                         (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü              (Mersin)

19) Demir Çelik                     (Muş)

20) İbrahim Binici                  (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                       (Van)

22) Özdal Üçer                      (Van)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 milletvekilinin, Bingöl-Karlıova’da bir köy korucusunun öldürülmesi sonucu bir araya gelen korucuların ilçede yaptığı saldırılarda hasar gören binaların tespitinin ve olayın sorumlularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/116)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

28 Temmuz günü Bingöl ilimizin Karlıova İlçesinde meydana gelen olaylarda, bir köy korucusunun silahlı bir kişi tarafından öldürülmesi üzerine bir araya gelen korucuların ilçede yaptığı saldırılarda: 1 işyeri tamamen, 17 işyeri de ciddi şekilde hasar gömüş. BDP ilçe binası ve BDP ilçe başkanının evi yakılmış, Karlıova Belediyesi taşlanarak zarar görmüştür. Bu olayla ilgili gerçeklerin aydınlatılması, ev ve işyerleri ile parti binalarımızın yakılmasının sorumlularının bulunması ve hem zararın belirlenip tazmininin sağlanması için hem de Karlıova'daki mağduriyetin ileri boyutlara taşınmaması amacıyla Anayasanın 98'inci, TBMM İçtüzüğü‘nün 104 Ve 105'inci Maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ederim. 

Gerekçe:

28/07/2011 tarihinde, Bingöl'ün Karlıova ilçe merkezinde, saat 15:20 sularında, silahlı bir kişi tarafından yapılan saldırıda, Taşlıçay (Çırrık) köyü korucularından Korucu başı Hacı Alan öldürülmüştür. Korucu Hacı Alan'ın öldürülmesinden sonra, bir araya gelen Taşlıçay köyü korucularının, Karlıova ilçe merkezini basarak, ilçe merkezinde rastgele silahla evlere ve işyerlerine ateş açıp, çevrede bulunan halka tehditler savurarak fiziki saldırılarda bulunmuşturlar. Bu olaylarla ilgili olarak yapılan kamuoyu ve sivil toplum kuruluşları çalışmalarında olaydaki ihmal gözler önüne serilmektedir. Bu ihmaller başta Bingöl Valisi, Bingöl Emniyet Müdürü,  Karlıova İlçe Kaymakamı, Karlıova İlçe Emniyet Müdürü ve Karlıova Cumhuriyet Savcısı tarafından gerçekleştirilmiştir. Sivil toplum kuruluşlarının Bingöl Valisi ile yaptığı görüşmede, valinin her ne kadar kendisinin tüm sorumluluğu aldığını beyan etse de, saldırı olayının gerçekleştiği sırada koruculara müdahale etmeyen başta Karlıova Kaymakamı ve delilleri toplamaya dahi gitmediği ve çoğu delili güvenlik güçlerinden temin ettiği iddia edilen Cumhuriyet Savcısıyla beraber saldırılara karşı seyirci kalan ve adeta ilçe halkını korucuların insafına terk eden güvenlik güçlerinin en hafif tabirle ağır kusurlarının mevcut olduğu kanaatine varılmıştır. Bunun yanında Bingöl Valisinin olay sırasındaki telefon görüşmesinde tarafıma yönelik olarak olayların durulduğu ve kontrol altına alındığı teyidinden beş dakika sonra ilçe merkezinden gelen haberler ev ve işyerlerinin yakılmaya devam ettiğini belirtiyordu.

Karlıova İlçesi Belediye Başkanı Sayın Ferit Çelik olayla ilgili olarak: “Olayın olduğu gün seminer amaçlı Antalya'daydım. Olayı duyar duymaz önce ilçe kaymakamını, daha sonra ilçe jandarma komutanını aradım. Kaymakam telefonuma cevap vermedi, yüzbaşı da meşgule düşürdü. Bingöl Valisini aradığımda kendisi olay yerine intikal edeceğini söyledi. Programımı yarıda kesip Karlıova'ya döndüğümde emniyet müdüründen tutulmuş olan tutanakları istedim. Bana, "Korucuyu öldürmeseydiniz." diyerek tutanakları vermedi. Basına, kaymakamın telefonuma cevap vermediğini söylediğim için kaymakam bize sitem etmekte ve tavır almaktadır, ifadelerini kullandı. Bir başka Karlıova nüfuslu ve olayların tanığı ilçede esnaflık yapan Murat Karabağ: "Korucunun öldürüldüğü olay sırasında silah seslerini duyduğumuzda dükkanımızın kepenklerini kapatıp eve gittik. O sırada beni arayan bir arkadaş korucuların Paris Giyim adlı işyerimizi yakmaya geldiklerini söyledi. Behçet adındaki Taşlıçay (Çırık) Köyü korucusu ile birlikte adını bilmediğim başka bir korucu, elindeki benzin bidonunu, işyerimizin camlarını kırarak eşyaların üzerine döküp dükkanımızı ateşe verdiler. Bu olay olduğunda Bingöl'den gelmiş olan takviye polis kuvvetleri de ilçedeydi. Dükkanımızı ateşe verirlerken polisler de bu duruma seyirci kaldılar. Korucular, belediyeye ait itfaiye aracının yangını söndürmesine engel olurken, polisler de orada bu engellemeyi izliyorlardı. Daha sonra polis göstermelik bir şekilde sadece bir kez yangın söndürme tüpü ile yangına müdahale etmeye çalıştı. Çalıştığım bu dükkân 250 Bin TL karşılığında sigortalı iken, yaklaşık zararımız 600 Bin TL civarındadır."

Hem görgü tanıklarının hem de sivil toplum kuruluşları raporlarının ifadesi olayda yaşanan ihmalleri, kasıtları ve hukuksuzluğu gözler önüne sermektedir. Dolayısıyla hem böyle vahim olayların yaşanmaması hem de yaşanan söz konusu olayın aydınlatılması amacıyla Meclis araştırmasının yapılması gerekmektedir.

1) İdris Baluken                        (Bingöl)

2) Pervin Buldan                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                       (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                            (Muş)

5) Murat Bozlak                       (Adana)

6) Halil Aksoy                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                      (Batman)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu      (Bitlis)

9) Emine Ayna                         (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                 (Diyarbakır)

11) Altan Tan                           (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                            (Hakkâri)

13) Esat Canan                         (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder           (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                   (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                 (Kars)

17) Erol Dora                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                 (Mersin)

19) Demir Çelik                        (Muş)

20) İbrahim Binici                    (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                         (Van)

22)Özdal Üçer                          (Van)

3.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli ve 27 milletvekilinin, Türkiye genelinde hayvancılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/117)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye genelinde hayvancılığın sorunları ve hayvan ithalatının olumsuz etkilerinin tespit edilmesi ile gerekli önlemlerin belirlenip ivedilikle alınması amacıyla Anayasa'nın 98 inci ve İçtüzüğümüzün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ederiz.

Gerekçe:

Türkiye hayvancılığa uygun bir ülke olup, kırsal bölgelerimizdeki şartların uygunluğuna göre küçükbaş ve/veya büyükbaş hayvancılıkla geçim sağlanmaktadır.

Canlı hayvan sayısı ve dolayısıyla et üretimimiz 1991 yılı itibariyle önemli ölçüde düşüşe geçmiştir. 2007 itibarıyla da ithal hayvanlarla arzın karşılanması politikası hayvancılığı neredeyse bitme noktasına getirmiştir. Sığır yetiştiriciliğinde hayvan başına verimde artış sağlanmış olmasına rağmen bu artış sayıca azalan hayvanların eksikliğini karşılayacak düzeyde değildir.

Türkiye istatistik Kurumu'nun Ağustos 2011 verileri de toplam kırmızı et üretiminin bir önceki yılın aynı ayına göre % 18,1 oranında azaldığını göstermektedir ki bu da canlı hayvan varlığını arttırmak için uygulanan politikaların önemli bir faydası olmadığını gözler önüne sermektedir. Öte yandan ülkemizin nüfusu daha artmış, halkın beslenme konusunda bilinç düzeyi biraz daha ilerlemiş ayrıca geçtiğimiz yıllarda ülkemize gelen turist sayısı da önemli ölçüde büyümüştür.

Her ne kadar bugün Doğu Anadolu'da canlı hayvan sayısının arttığı belirtilse de Trakya'da, Anadolu'da yerel hayvancılık gerilemektedir. Hayvan ithalatının gereğinden fazla yoğunlaştırılması, kesilmeyi bekleyen hayvan sürülerini doğurmuştur. Bu da Trakya başta olmak üzere gerek çevreye gerekse ülkemiz ekonomisine olumsuz etkiler yaratmakta ve yerli hayvanlara da zarar verebilecek hastalıklara neden olmaktadır.

Hayvancılığın bugün bu noktalara gelmesinde önemli rol oynayan etkenler;

- Tarım Bakanlığının sıkıntıları yerel olarak belirleyip araştırması yerine merkezî yönetimi ve konuya tek taraflı çözüm araması, mevcut örgütlenmelerden gerekli ölçüde destek almaması,

- Süt sektörünün hayvancılığa, hayvancılığın ise süt sektörüne etkisi (süt fiyatlarının düşük, yem fiyatlarının yüksek olması sebebiyle süt hayvanlarının kesilmesi). Bu konuda aşağıdakiler ele alınmalıdır;

• İthalat yapmakta olduğumuz AB ülkelerindeki süt ve etle ilgili teşvik sistemlerinin incelenmesi

• Dönemsel süt üretimi fazlalığını eritmek için teşvik edilen süt tozunun iç piyasada tüketiminin önlenmesi, dış piyasalara ihraç edilmesinin sağlanması

• Okul sütü ve asker sütü uygulamaları yapılarak ülkedeki süt tüketiminin artırılması

• Süt tozu ve benzer ürünlerin (buzağı maması gibi) ithalatında gümrük duvarlarının mutlaka engelleyici olacak şekilde yükseltilmesi

• Dahilde işleme rejimi (D.I.R.) kapsamında yapılan gümrüksüz süt tozu ve peynir altı suyu tozunun ithalatının kaldırılarak gerekirse süt sanayicisinin dış pazarlarda rekabet gücünün artırılması için özel teşvikler verilmesi

• Kayıt altındaki süt sanayicisinin korunması, merdiven altı mandıra üretiminin ortadan kaldırılması

- Bölgeye uygun yetiştirme sistemlerinin belirlenmemesi, mera varlığının azalması, doğal kaynaklardan yeterince faydalanmama ve çevre koşullarının iyileştirilmemesi,

- Kurbanlık hayvanlarla ilgili yerli üreticilerin gözetilmesini sağlayacak tedbirlerin alınmaması,

- İstikrarlı bir et fiyat politikasının olmayışı, ithalatın tüketiciye ucuz ve kaliteli et ve et ürünü olarak yansımaması,

- Uygulanan ithalat politikası ile baskı altında kalan hayvan ve et fiyatlarının hayvan üreticilerini sektörden tamamen uzaklaştırması ve dışa bağımlılığı yakın gelecekte geri dönülemez noktaya getirmesi,

- Hayvan ithalatı ile birlikte hastalıklardan ari bölge olan Trakya'da şap hastalığının görülmesi,

- Hayvancılıktan vazgeçilmesinin kırsal kalkınma üzerinde yarattığı olumsuz sonuçların göz ardı edilmesidir.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında hayvancılıkta istikrarlı ve uzun vadeli politikalar izlenmesi, büyükbaş ve küçükbaş canlı hayvan varlığının arttırılıp ithalatın asgari seviyelere indirilmesi için bu konuyla ilgili kurum, kuruluşlar ve mevcut örgütlenmelerle entegre plan ve strateji oluşturulmasına olanak sağlayacak bir araştırma komisyonunun ivedilikle kurulması ülkemiz hayvancılığının geleceği ve tarım kesiminin kalkınması için büyük önem taşımaktadır.

1) Kemal Değirmendereli                (Edirne)

2) Mehmet Siyam Kesimoğlu         (Kırklareli)

3) Turgut Dibek                              (Kırklareli)

4) İzzet Çetin                                   (Ankara)

5) Osman Aydın                             (Aydın)

6) Durdu Özbolat                            (Kahramanmaraş)

7) Ali Haydar Öner                         (Isparta)

8) Ramazan Kerim Özkan               (Burdur)

9) Arif Bulut                                   (Antalya)

10) Mustafa Serdar Soydan            (Çanakkale)

11) Candan Yüceer                         (Tekirdağ)

12) Doğan Şafak                             (Niğde)

13) Faik Öztrak                               (Tekirdağ)

14) Bihlun Tamaylıgil                     (İstanbul)

15) Kazım Kurt                               (Eskişehir)

16) Haluk Ahmet Gümüş                (Balıkesir)

17) Ahmet Toptaş                           (Afyonkarahisar)

18) Levent Gök                               (Ankara)

19) Musa Çam                                (İzmir)

20) Ali Sarıbaş                                (Çanakkale)

21) Ramis Topal                              (Amasya)

22) İdris Yıldız                                (Ordu)

23) Selahattin Karaahmetoğlu         (Giresun)

24) Veli Ağbaba                              (Malatya)

25) Muharrem Işık                          (Erzincan)

26) Recep Gürkan                           (Edirne)

27) Emre Köprülü                           (Tekirdağ)

28) İlhan Demiröz                           (Bursa)

BAŞKAN –  Bilgilerinize sunulmuştur. 

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Başbakanlığın Anayasa’nın 92’nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır, önce okutup işleme alacağım sonra da oylarınıza sunacağım.

Başbakanlık tezkeresini okutuyorum:

B) Tezkereler

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere, gereği, kapsamı, zamanı ve süresi Hükûmetçe belirlenecek şekilde Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararı ile Hükûmete verilen ve 2/2/2010 ve 7/2/2011 tarihli 956 ve 984 sayılı kararları ile birer yıl uzatılan izin süresinin Anayasa’nın 92 nci maddesi uyarınca 10/2/2012 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresi (3/732)

                                                                                                                20/1/2012

Türkiye Büyük Meclisi Başkanlığına

Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri hakkında 2008 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararıyla bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının söz konusu bölgelerde konuşlandırılması suretiyle, bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticarî gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemlerine karşı uluslararası toplumca yürütülen müşterek mücadele harekâtına aktif katılımda bulunulması sağlanarak, bu alanda Birleşmiş Milletler sistemi içinde ve bölgesel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğümüzün pekiştirilmesi temin edilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bölgede görev icra etmesine izin veren 934 sayılı TBMM Kararının süresi, son olarak 7/2/2011 tarihli ve 984 sayılı Kararla bir yıl uzatılmış olup 10/2/2012 tarihinde sona erecektir. Diğer yandan, anılan bölgelerde ve Hint Okyanusu'nda meydana gelmeye devam eden korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle uluslararası toplumca mücadele edilebilmesine cevaz veren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarının süresi son olarak 22/11/2011 tarihli ve 2020 sayılı Kararla bir yıl uzatılmıştır.

Bu kapsamda, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin, 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı TBMM Kararında belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde, 10/2/2012 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasını Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca arz ederim.

                                                                                                      Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                                Başbakan

BAŞKAN – Başbakanlık tezkeresi üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşme açacağım.

Gruplara, Hükûmete ve şahsı adına iki üyeye söz vereceğim.

Konuşma süreleri gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakika, şahıslar için onar dakikadır.

Gruplar adına şimdilik sadece Barış ve Demokrasi Partisinin söz talebi vardır.

Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan, buyurunuz efendim.

Süreniz yirmi dakika.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, tabii,  bu tezkereye karşı Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz alırken şunu açıkça ifade etmek istiyorum: Biz, bu tür yurt dışına birilerinin ticaret gemileri için asker  gönderilmesine karşı olduğumuzu geçmiş dönemde de, her tezkere görüşmesinde de ifade ettik ve tabii ki “Hayır” oyu vereceğimizi de ifade ettik.

Şimdi, aynı tezkere bugün de önümüze geldi. Şimdi, bir baktım Başkanlık Divanına “Benden başka konuşan var mı?” diye, iktidar partisine baktım, başvurmamış; ana muhalefet ile MHP’ye de baktım, onlarda da başvuran yok.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Savunmak sana kaldı!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu isteksizliğiniz, gönülsüzlüğünüzü de anlamış değilim. Bu kadar tezkere arkadaşlığınız varken niye bu konuda konuşmacı olarak bildirmediniz? Barış ve Demokrasi Partisi Grubundan başladı.

Tabii, bazı gerçekleri konuşacağız arkadaşlar, konuşmaya da devam edeceğiz. Bizim Somali dosyamız kocamanlaştı. Biz takip ediyoruz. Türkiye gemi sicilini de takip ediyoruz. Kimin gemileri, gemicikleri var, bu ara deniz ticaretinde, nakliyede, ulaşımda, petrol taşımacılığı konusunda kim kazanıyor ve bizim göndereceğimiz savaş gemileri kimleri koruyacak, kimlerin çıkarlarını koruyacak, kimlere karşı koruyacak? Tabii Somali’ye bizim Hükûmetin yardımları vardı. Biliyorsunuz açlıktan ölen bebeler için, televizyonlarda çok çok çıkan bir isim vardı Nihat mıydı neydi, onu bile Somali’ye götürmüştü Hükûmet, ne kadar meşhur varsa. Ve daha sonra da başkaları da Somali’deki aç çocuklara yardım, barış kampanyası altında gitmişti. Şimdi de Somali’ye savaş gemilerini gönderiyoruz. Bu ne tezat arkadaşlar. Yani Somalili korsanlara karşı savaş gemilerimizi gönderiyoruz, açlara karşı yardım kampanyaları açıyoruz. Ondan sonra Amerika işte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin büyük ülkeleri kim ne buyurduysa onların çıkarına hizmet ediyoruz. Vatandaşımız vergisini hazineye koyarken, benim vergimi harca derken bu gemi ticareti yapanların çıkarlarını koruyun diye mi hazineye para verip Millî Savunma Bakanlığının bütçesini, askerî harcamaların bütçesini bunun için mi artırın diyor? Türkiye’de 20 milyonun altında, yoksulluk sınırı altında, 3 milyonun altında, açlık sınırı altında olan insan var; tıpkı Somali’de yaşayan insanlar gibi açlık sınırı altında olan insanımız var. Şimdi niye NATO diye bir güç var silahlı? Niye NATO korumuyor Aden Körfezi’ndeki Somali’nin önündeki 3 tane korsana karşı koskoca NATO niye koruyamıyor orayı diye sormak istiyorum burada. Hakikaten, niye koruyamıyor? Niye buradan savaş gemisi, niye buradan asker gönderiyoruz diye sormak istiyorum. Kime hizmet ediyor bu ülke? Kime bu kararla tezkere ortaklığı yapacaksınız? Kimin gemilerinin menfaatini, kimin ticaretinin menfaatini koruyacaksınız? Yapmayın arkadaşlar! Bu tezkere arkadaşlığı hayra alamet değil. Bu tezkere arkadaşlığı Uludere’de bomba oldu, yağdı insanların tepesine. Somali’de yardım paketlerinin yerini de bomba paketleri her an alabilir. Böylesine bir sırat köprüsünde geçişe benziyor.

Biz buradan sorumlu muhalefetin örneğini sergiliyoruz. Yani siz şimdi oraya savaş gemisi göndermeseniz… Barış ve Demokrasi Partisi olarak diyoruz, o geminin harcamasını Meclise bildirmiyorsunuz; kaç tane asker gitmiş, bildirmiyorsunuz; ne kadar harcama yapılmış, bildirmiyorsunuz. Her tarafta özel güvenlik oluşturuluyor. Buyurun, ticaretini küreselleştiren dünya, gemi ticaretinin de özel güvenliğini sağlasın. Niye biz buradan, hazineden vatandaşın vergisini birkaç armatörün keyfi için orada Körfez’e gönderiyoruz? Malezya’dan mısır gelsin, GDO’lu ürünler gelsin, bilmem ne gelsin, birileri oradan ticaret yapsın, ihale kapsın, gümrük sınırını aşsın, fayda sağlasın, kâr sağlasın, biz de onları koruyalım! Arkadaşlar, İran’la Hürmüz Körfezi’nde yaşananları biliyor musunuz siz? Orada savaş gemileri niye dolaşıyor, farkında mısınız? Petrolün, enerjinin yeniden dizayn edildiği; İtalya’nın, Fransa’nın, Akdeniz ülkesi Avrupa ülkelerinin yüzde 35’lerde İran’dan petrol aldığı bir dönemde oraya savaş gemilerini gönderen Amerika veya NATO niye Somali önlerinde güvenlik alamıyor? Soruyorum size. Yani Somali’deki 3 tane korsana mı teslim olmuş koskoca Amerika, koskoca NATO? Yani, 3 tane korsanın önünde diz mi çökmüş NATO ve Amerika? Buradan, Türkiye’den savaş gemileri istiyor. Biz de Başbakan istiyor diye, Başbakanlık tezkeresiyle burada ellerimizi kaldıracağız: “Buyurun, savaş gemilerimiz. Hadi yallah Somali’ye.” Ne yapın? E, orada korsanlar var, korsanları yakalayın. E, ne yapıyor korsanlar? Korsanlar oradan geçen ticaret gemilerini vuruyorlar, para alıyorlar, fidye istiyorlar, bilmem ne istiyorlar.

Arkadaşlar, bu çocuk oyuncağına döndü artık. Demek ki Türkiye'nin elinde en çok büyüyen güç, en çok ihraç edilebilecek güç ama zararına ihraç edilen güç ordu olmaya başladı; deniz kuvvetleriyle, hava kuvvetleriyle kara kuvvetleri. Nereye asker lazım? Kore’ye lazımdı, Kore’ye gönderdik. Şimdi Afganistan’a lazım, Afganistan’a gönderiyoruz. Lübnan’da askerlerimiz var, Somali’de var.

Yani, biz küresel kriz ortamında, küresel sermayenin bekçiliğini yapmak zorunda mıyız diye soruyorum Genel Kurula, hakikaten yani… Ticaretini yapan güvenliğini de alsın kardeşim, bana ne ya onun kazandığı paradan, beni ne ilgilendiriyor, bütün dünya ticareti oradaki körfezden geçerken beni ne ilgilendiriyor. Eğer Birleşmiş Milletler, eğer Güvenlik Konseyi, eğer NATO bu güvenliği sağlamıyorsa ben bu güvenliğe gemi göndermem, asker göndermem. Bu ülkenin bunda çıkarı yok, bu ülkenin bunda zararı var, masrafı var. İşte, bu kadar açık şimdi. Niye tezkere arkadaşlığı yapıyorsunuz, hakikaten niye bu kadar bu konularda benzeşme gereğini düşünüyorsunuz, anlamakta güçlük çekiyoruz.

Bakın, gemilerle ilgili… Siber dünyasını, yazılım dünyasını, yazılım endüstrisini, bilgisayarı, bütün bunları bilmez misiniz? Ya, önünüzdeki İnternet’e bakın, Meclisin içinden girin Google’a. Sudan, Somali açıklarında bir korsan gemisini görmek isterseniz buradan görebilirsiniz, e, görebilirsiniz; bu kadar gelişmiş, bu kadar bilişim gelişmiş, bu kadar ağlar gelişmiş. Washington’dan her taraf gözüküyor, orada hangi korsanın nerede hangi karides çeşidini yediğini biliyor. Yani, şimdi, bunu bilenler bunu önleyemez mi? Bize mi kalıyor dünyanın jandarmalığı? İkide bir asker gönder, kuvvet gönder; ondan sonra da birilerinin ticareti, gemisi için gönderdiğimiz askerlerimiz “Vatan uğruna öldüler.” diye buradan törenler yaptırt! Olmaz arkadaşlar, böyle şey olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle yok.

Dünyanın hiçbir gelişmiş Avrupa ülkesi çıkarı olmadığı zaman insan haklarını da takmıyor, demokrasiyi de takmıyor, hukuk devletini de takmıyor, bir tek çıkarını biliyor. Zaten sermayenin ne dini var ne imanı var ne etnisitesi var ne mezhebi var; “Para, para, para!” Napolyon gibi, paradan başka bir şey düşünmüyor. “Bu paracılara niye savaş gemisi gönderiyorsunuz?” diye buradan biz de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına sesleniyoruz: Niye gönderiyorsunuz kardeşim?

Buradan çok konuşulacak şeyler var. Bakıyoruz ki Somalili korsanlarla ilgili beş yıldır bir önlem alınamamış, hâlâ gemiler gidiyor. Demek ki bizim gemiler gitmese Somali’de gemiler ticaret yapamayacak. Ya, bırakın onu, şu JİTEM’in Diyarbakır merkezine gidin, ya, şuraya Allah aşkına... 4 tane daha kafatası çıkarılmış. Kültür Bakanı gidiyor, diyor ki: “Orasını Turizm Bakanlığı için müze yapacağım.” Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı gidiyor, JİTEM’in merkezinde kafatasları çıkarken ilginç ilginç şeyler konuşuyor. Ya, ilgili bakan İçişleri Bakanı gitmiyor, Adalet Bakanı gitmiyor; asayişten sorumlu koordinatör bakan, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay gitmiyor. Ya daha 90’lı yıllar, o dönemin... Herkes, her şey belli. Sen kendi ülkende insanın can güvenliğini sağlayamıyorken, yaşamı katledenler belliyken, o dönem görev yapan JİTEM’in sorumluları belliyken, yakasına yapışıp hesap soramıyorken gidip Somali’de korsanlara karşı savaşacaksınız!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bunların hesabını kim soruyor? Bunları kim çıkarıyor? Bunları biz çıkarıyoruz biz, hesabını biz soruyoruz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ya, size gülünür, gülünür arkadaşlar, bak, gülünür. Her şeyin ticaretini yapıyorsunuz. Şimdi, bakın, her şeyin ticaretini yapmaktan vazgeçin. Başbakanın bu huyu da çok kötü.

Bakın, Musa Anter’i, Ape Musa’yı o JİTEM merkezinde katlettiler. Bakın, size bir şey anlatacağım. O JİTEM merkezinde Ape Musa’yı katledenlerin hepsinin ismi, adresi belli, itirafçılar ifade verdi. Siz onları bir gün ifadeye çağırttınız mı? Bir savcı, bir özel polis, özel mahkeme bunları ifadeye çağırdı mı? “Ne bu kafatasları, burada 24 tane kafatası çıktı, can bunlar, insan bunlar, kaybolan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bunlar.” deyip bunları korumak için ne yaptınız?

Bakın medyaya. Medyada, utanç duyuyorum, hicap duyuyorum. Bakın, bugün Radikal’in manşeti var, diyor ki: “Anter Anter kırk yıl sonra geldi, babasının mezarını ziyaret etti.” Evet, bu ayıp da Türkiye’ye yakışır. Niye gelemedi? On yıllık iktidarınız döneminde Anter Anter Türkiye’ye niye giremiyordu? Emniyet Genel Müdürlüğünde yurda giriş yasağı koydunuz. 69’da 1 Mayısa katılmış, bir gösteriye katılmış diye kırk yıldır bu insana ülkeye giriş yasağı koydunuz. Dava açtık.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kapıları açan kim? Bunları alan kim? Bu özgürlükleri genişleten kim?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bak, dinle, dinle, bak, dinle, dinle. Bak, bunun davasını açtık. İdare mahkemesi…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Türkiye’yi demokratikleştiren kim?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bir dakika, dinle, dinle…

BAŞKAN – Sayın Ünal, lütfen, lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, foyayı çıkaracağım ortaya, Başbakanın foyasını çıkaracağım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sizin foyanız çıkar ortaya ancak, bizim bir foyamız yok hamdolsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, dava açtık idare mahkemesine -o dönem ben avukatıydım- Danıştaya açtık, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine açtık. 2006’dan sonra milletvekili oldum, benim bürom… İstanbul’daki avukatları sürdürüyor. Başbakana, Cumhurbaşkanına, Emniyet Genel Müdürlüğüne yazdılar, AİHM’de açılan davayı hatırlattılar ve dediler ki: “Bu vatandaşımız babasının mezarında bir Fatiha okuyamıyor.” İçişleri Bakanlığından ne yazı geldi biliyor musunuz bizim büroya? “Bir ay, otuz gün süreyle diğer yasaklamalar saklı kalmak kaydıyla gelip babasının mezarını ziyaret edebilir.” Ayıptır, bunu bile kullandınız! Bunu bile kullandınız, ayıptır, ayıptır! Kürtçede buna “…”(*) denir, “…” (*) denir. Bu ayıptır, yapmayın; kullanmayın insan haklarını, inançları, sürgünleri, 12 Eylül darbecilerinin vatandaşlıktan çıkarma modelini, 12 Eylül darbesinin mevzuatını, 12 Eylül darbesinin yasaklarını, 12 Eylül darbesinin insanlarımıza zulüm ve reva gördüğü bu uygulamaları. Şimdi, bunları, Allah aşkına, siz kendi vatandaşınızda…

                                            

(*) Bu bölümlerde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Aden Körfezi’ni konuşuyoruz, konunun bunlarla ne ilgisi var efendim?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Vatandaşınızın can güvenliğini sağlamadan, Somali’de, Aden Körfezi’nde de hiçbir Somalilinin can güvenliğini sağlayamazsınız. Kendi topraklarında çıkan kafataslarının hesabını soramayan bir iktidar, adaletini çalıştıramayan bir iktidar, bunları…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Soruyoruz, soruyoruz! Siz o kafataslarından besleniyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Ünal, lütfen… Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Siz kemikçisiniz, kemikçi! Kemikler çıkıyor, ama iktidar çıkarmıyor, tesadüfen Anıtlar Kurulunun kazdığı bir kazıda çıkıyor. Bakın itirafçılar söylüyor, öyle kemikler çıkıyor. Silopi’nin Görümlü beldesinde “İmamın boynuna haç taktık ve işkenceyle öldürdük.” denen komutanlar ortalıkta dolaşıyor. Hangisinden ifade sordunuz? Güçlükonak’ta elbiseleriyle gömülen 5 tane vatandaşımızın elbiseleriyle çıkarıldı cenazeleri. Onların da sorumluları tek tek belli, görevliler. Hangisini ifadeye çağırdınız?

Bakın kardeşim, siz bu katilleri çağıramazsınız. Çağırmaya başladığınız anda ucu size gelir, ucu sizin içinizdeki arkadaşlara gelir. Sizin içinizde bakanlar var, sizin içinizde valiler var, sizin içinizde milletvekilleri var, bu dönemin, 12 Eylül cinayetlerinin, 90 cinayetlerinin sorumlusu. Siz bunun için Fırat’ın ötesine gidemiyorsunuz, bunun için bu adaleti işletmiyorsunuz, bunun için sadece kemikler çıkıyor, DNA’lar yapılıyor, savcılar çalışmıyor. Savcınız, polisiniz sadece BDP’ye çalışıyor, yasal partimize çalışıyor, partimizin faaliyetleri için çalışıyor; sanat, kültür, aydın, akademisyenler için çalışıyor; poşu için çalışıyor, düşünce için çalışıyor, kalem için çalışıyor, kitap için çalışıyor, yumurta için çalışıyor, şarkı için çalışıyor, resim için çalışıyor, tuval için çalışıyor, halay için çalışıyor, nevruz için çalışıyor; yasal olan, kimlik olan, kültür olan, Kürt kimliğiyle ilgili her hak ve hukukta çalışıyor, ama cinayet işleyen kafatasçılar için sükût içindesiniz. Ya Rabbim, bu sükûtunuzun kaynağı nedir? Neden savcılarınız o dönemin görevlilerini tespit etmiyor? Neden savcılarınız KCK’li diye BDP’lilerin evini basar gibi onların evini de basmıyor? Niye kitap yazanın, kitap bile yayınlamayanın evini basıyorsunuz da katillerin evini basmıyorsunuz?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bağırma, bağırma. Sakin ol. Bağırma.

HASİP KAPLAN (Devamla) -  Niye içeri almıyorsunuz? Niye bunun hesabını sormuyorsunuz?

Haydi oradan! Türkiye’de vatandaşını korumayan birisi Somali’deki korsana karşı gemi göndererek mi koruyacak? Allah’tan korkun be, Allah’tan! Allah’tan korkun! Yani sizin bu yaptıklarınız…

Bakın, şu resimlere iyi bakın. Sizin sorumlu bakanlarınız gitsin JİTEM merkezine. Demin, Silopi kayıplarını da konuştum, Silopi’de kaybedilen HADEP’lileri de konuştum, isimlerini saydık. Yaa, Allah aşkına, savcılık birini çağırıp “Ananın adı, babanın adı nedir? Bu tarihte görevliydin, 2 kişi kayboldu.” diye sormaz mı? Niye bu sükût? Niye bu yasak? Niye bu soruşturmama azmi? Niye bu üstünü örtme azmi? Niye bu faili meçhul cinayet araştırma önergelerini reddetme azmi? Ne oluyor arkadaşlar?

Biraz adalet duygusu lazım bu ülkede, biraz hakkaniyet lazım, biraz insaniyet lazım. Sen ki, bunu sağlayamamışsın 74 milyon Türkiye'nin 800 bin metrekaresinde, Somali’ye gitsen, baldırı çıplak 2 korsan için gemi göndersen ne yazar? Ne yazar? Bu adaletinizi havaya yazarlar, buza yazarlar. Dalga geçerler, dalga.

Bana JİTEM merkezinde çıkan 23 tane kafatasının faillerini bul kardeşim. Boynuna haç takılıp öldürülen imamı öldüren komutanın yakasına yapışın.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – PKK’nın öldürdüğü imamın da hesabını sor.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bana Güçlükonak’ta masum, öldürülen insanların faillerini çıkar, yargıla.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Eğer vicdanın varsa adaletli ol.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Hesapsa bu, korumaksa bu, hukuksa bu, adaletse bu, hakkaniyetse bu.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Aziz Hoca’nın da hesabını sor o zaman. 

HASİP KAPLAN (Devamla) - Kimseye hikâye anlatarak bu Meclisi meşgul etmeyin, oyalamayın.

Soruyorum size ve davet ediyorum, buyurun, davet ediyorum: Meclis araştırması kuralım bu çıkan kafataslarına, Silopi-Görümlü’ye gidelim, Güçlükonak’a gidelim, Silopi’deki asit kuyularına gidelim, Cizre’deki kayıp mezarlara gidelim, Bitlis’tekilere gidelim, Siirt Kasaplar Deresi’ne gidelim, her yere gidelim. Altından kim çıkıyorsa çıksın o hakikatleri bulup, hesap soralım; gelin beraber. “A, b, d” demeden “Senden, benden, ondan” demeden, gelin bu ülkenin adaleti için, bu ülkenin selameti için, yaşamı için bunu yapalım.

Bırakın Somali’ye asker göndermeyi, gemi göndermeyi. Kiminle dalga geçiyorsunuz? Gemicikleriniz geçmeyiversin oradan canım.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) –  Ya dünya ticaretini bilmiyorsun ya ticareti bilmiyorsun!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Gemicikleriniz geçmeyiversin oradan, başka yerden geçsinler. Alıştınız oradan kârlanmayı, çıkarlanmayı. Bırakın, ayıp ayıp!.. Sizi insanlığa davet ediyorum. Faili meçhul cinayetler konusunda… Hepinizi davet ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Dünyanın ticaret merkezi, ticaret.

HASİP KAPLAN (Devamla) - JİTEM merkezinde çıkan kafatasları ziyarete hepinizi davet ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul)  - O gemilerde Türk gemicileri yok mu?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Gelin, JİTEM’in merkezine, Kale içine, Kale içine Diyarbakır’a gelin. Buyurun beraber gidelim, beraber araştıralım. Bunun hesabını soralım.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – O gemilerde Türk gemicileri yok mu?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Soracağız bunun hesabını soracağız. Hiç merak etmeyin, soracağız.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – O gemilerde Türk gemicisi yok mu? Onlar Türk gemisi değil mi?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Partimize sataşma…

BAŞKAN – Sayın Ünal, süreniz üç dakika.

Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; provoke olmadan, birilerinin sabote etmesine müsaade etmeden aklıselimle konuşmak, aklıselimle düşünmek lazım.

Bekleriz ki, Sayın Grup Başkan Vekili bu hiddetini, bu şiddetini bölgedeki sorunların çözümü konusunda da aynı aşkla, aynı heyecanla ortaya koysun. Ama iş sorun çözmeye geldiğinde, iş elini taşın altına koymaya, risk almaya geldiğinde bu arkadaşları arazide göremezsiniz.

On yıldan beri bu ülkede çetelerle, hukuksuzlukla mücadele eden, bedenini taşın altına koyan, asit kuyularıyla, köy boşaltmalarla, köy yakmalarla mücadele eden, Türkiye’nin demokrasi açığını kapatmak için gecesini gündüzüne katan, Türkiye’de vesayetçi siyaseti sonlandırmak, Türkiye’de özgürlükleri geliştirmek, Türkiye’de insan haklarını zenginleştirmek için verilen mücadelelerde bu arkadaşları göremezsiniz. Bu arkadaşlarımızı, maalesef, molotofkokteylilerinin atıldığı, insanların yakıldığı, bölgede sadece halk tarafından sevildiği ve halkla bütünleştiği için öldürülen, katledilen din adamlarımızın yakınları gözyaşı dökerken bunları göremezsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve maalesef, insan konuştuğu andan itibaren kendi zihin içeriğini, kendi düşüncesini, kendi kalbini ifşa etmeye başlar. Eğer konuştuğunuz anda dilinizde, söyleminizde barış ve demokrasi yoksa sadece bu tabeladan ibaret kalır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Barış ve demokrasi zihinle ilgili, kalple ilgilidir; özgürlükler eylemle ilgilidir. “Bu ülkenin çözümleri için, bu ülkenin sorunlarının çözümü için, bu ülkenin birliği, beraberliği için risk alındığında, lütfen emanete verdiğiniz siyasi iradenizi şu Meclise taşıyın ve oyunu aldığınız seçmenlerinizin isteklerini, özgürlük arayışlarını, refah arayışlarını, taleplerini şu Meclise getirin.” dediğiniz zaman onların siyasi iradesini göremezsiniz. Ama iş kışkırtmaya, sabote etmeye, provoke etmeye, birilerinin yaralarını kanatmaya, acılarını kanatmaya geldiğinde onları çığlık çığlığa bağırırken görürsünüz. Ben bu arkadaşlarımızı, bu kardeşlerimizi tekrar tekrar siyasi iradelerine sahip çıkmaya ve o siyasi iradelerini çözüm için Meclise yansıtmaya davet ediyorum, provoke ve saboteye değil.

Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi söz vereceğim Sayın Kaplan ama çok özel rica ediyorum, bu böyle bir silsile hâlinde devam etmesin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, hayır, sadece bazı konularda söz istiyorum.

BAŞKAN - Bakın, size söz veriyorum ama ben başka bir şey rica ediyorum. Yani sizinle sonlansın.

Buyurun.

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tamam Başkanım.

Sayın Ünal, bu tespitlerinizi ikiye ayırıyorum. Bir bölümüne kalben katılıyorum. Hepimizin görev ve sorumluluğu bu faili meçhulleri araştırmak, kim olursa olsun gerçekle yüzleşmek ve yargıya teslim etmek; kim olursa olsun. Bu konuda elimizi taşın altına koymaya da sonuna kadar, sizinle, bu konuda duyarlılık gösterecek olan herkesle varız. Samimiyetimizle söylüyoruz.

Burada haksız olan bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Biz, her ölümden, şiddetten sonra hem Meclis grubumuz ve parti genel merkezimiz açıklama yapıyor hem kendimiz bu kürsüden hem oturduğumuz yerden her zaman bu olaylarla ilgili düşüncelerimizi açıklıyoruz. Bu açıdan acıları yarıştırmanın hiç kimseye faydası yok; bir.

İkincisi: Biz muhalefetiz. İnanın hoşunuza gitmeyecek şeyler söyleyeceğiz, kızacaksınız bize. Kızın, ama demin sizin gösterdiğiniz sağduyulu yaklaşım “Gelin, beraber vesayeti kaldıralım.” Söz, varız. “Gelin, faili meçhulleri çıkaralım.” Söz, varız; biz de bunu istiyoruz ama dürüst olalım birbirimize karşı, bu diyaloğu geliştirelim. İnanın bundan Türkiye kazanacak. Bizim parti olarak kazanmamız inanın önemli değil. Samimiyetimle söylüyorum, bütün partiler insani olarak bu duyguları taşımak zorundadır. İnsan olmamızın gereğidir. Belki size iktidar olduğunuz için, belki açılım süreçlerinden beklentiler size çok daha ibre yaptığı için size karşı öfkemiz biraz fazla olabilir; bunu da anlayışla karşılayın. Bakın, ana muhalefete de zaman zaman öfkemizi, muhalefet olmasına rağmen, tepkimizi gösteriyoruz. Ben bir şey demiyorum.

Bazen söylediğimiz sözlerde yanılgı aramayın, faili meçhulleri araştırma konusunda Ape Musa’yı derken… Bakın, şunu görüyor musunuz? Bizim yaptığımız başvurular sonrası İstanbul Emniyet Müdürlüğünden bizim büroya gönderilen Musa Anter’in oğlu Anter Anter’in, otuz gün saklı kalmak kaydıyla, insani amaçlı görüşme iznidir. Bunu Başbakan da verdiyse, emniyet müdürü de yapsa, hep doğru, bu yasağın olması yanlış. Benim anlatmak istediğim bu.

Bakın, on sene bunun mücadelesini verdik. Bakın, dilekçelerimize bakın, neler anlatmışız. Gelin, beraber askerî vesayeti, bürokratik vesayeti, yargı vesayetini, hepsini… Bakın, bu anayasa bizim için bir şans, gelin, söz veriyorum, aynı sorumlulukla beraber hareket ederiz. Bari bu noktalarda ortaklaşalım diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler (Devam)

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere, gereği, kapsamı, zamanı ve süresi Hükûmetçe belirlenecek şekilde Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararı ile Hükûmete verilen ve 2/2/2010 ve 7/2/2011 tarihli 956 ve 984 sayılı kararları ile birer yıl uzatılan izin süresinin Anayasa’nın 92 nci maddesi uyarınca 10/2/2012 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresi (3/732) (Devam)

BAŞKAN - Başbakanlık tezkeresi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Oğan.

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıklarıyla, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevinin bir yıl daha uzatılmasıyla ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım.

Değerli milletvekilleri, biraz önce bir konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisinin bu konuda müracaat etmediğini söyledi. Bu, doğru değildir. Meclis İçtüzüğü’nün bize vermiş olduğu yetkiler vardır. Biz öncelikle iki hususu dikkate  aldık. Birincisi,  maalesef -bunları  dikkate  almak  zorundayız- TRT 3’te, Meclisin iradesini yansıtması gereken TRT 3’te bu saatlerde Bundesliga’dan maç özetleri veriliyordu ve burada önemli bir konuyu biz tartışırken milletimiz orada maç özetlerini seyretmekle meşgul edilmekteydi. Biz, hiç olmazsa biraz vakit geçsin, Meclis TV yayına girsin de bu sebeple milletimiz Mecliste ne olupbittiğini, önemli bir konuyu tartışıyoruz burada, asker gönderilmesini, tezkerenin bir yıl uzatılmasını tartışıyoruz, bunları Meclisimizden milletimiz de görsün diye, biz, 2’nci veya 3’üncü sırada söz istemeyi uygun gördük. Yoksa Milliyetçi Hareket Partisinin böylesi önemli bir konuda fikir söylememesi elbette ki mümkün değildir. Bir diğer husus da, biz isterdik ki, öncelikle burada Hükûmetimiz, Sayın Bakanımız veyahut da Hükûmet partisi gelsin bir anlatsın. Bir sene boyunca -en son uzatılan ki, ondan önce de uzatılma vardır- ne yapıldı? Orada Türk Silahlı Kuvvetleri hangi başarılara imza attı? Orada bu kararı uzatırken -şimdi Meclisin huzuruna bu kararın uzatılması, tezkerenin uzatılması için geldiniz- peki, ne yaptık? Bunu bilmek bizim muhalefet partisi kadar Türk halkının da hakkı değil midir? Hiçbir şey yok. Sadece bir tezkere geliyor ve bu tezkereyle ilgili burada konuşuyoruz. Ama öncelikle, muhalefetin desteğini istemeden önce, Türk milletinin desteğini istemeden önce sizin bunları anlatmanız lazımdı. Kaç korsan yakalandı, şimdiye kadar neler yapıldı, Türk halkının çıkarına hangi adımlar atıldı, bunu Türk halkının bilmesi lazım.

Geçtiğimiz günlerde Gürcistan Cumhurbaşkanıyla beraber, on altı aydır orada korsanların elinde bulunan vatandaşlarımızın serbest bırakıldığını televizyonlardan öğrendik. Gürcistan basınına baktığımız zaman bu serbest bırakılmanın arkasında korsanlarla ciddi bir pazarlığın, korsanlara ödenen ciddi bir paranın olduğunu görüyoruz. Peki, madem biz korsanlara rüşvet vereceksek, korsanlarla pazarlık yapacaksak vatandaşımızı kurtarmak için, o zaman bu tezkerenin ne anlamı var? Türk askerinin, ordusunun, Türk milletinin binlerce, milyonlarca dolarlık vergisini ödeyerek gönderdiği askerimizin orada görevi nedir diye sormak lazım. Bunun sorumlusu elbette ki Hükûmettir. Şimdi “Türk askeri veya ordusu bunun sorumlusudur.” diye siyasi sorumluluğu üzerinizden atamazsınız.

Tabii, Türk ordusu demişken, eğer Deniz Kuvvetlerimizin generallerinin önemli bir kısmı şu an hapisteyse, Türk Silahlı Kuvvetlerinin en üst noktasına gelmiş kişiler ve sizin imzanızla, daha doğrusu Sayın Başbakanın ve Sayın Gül’ün imzasıyla atanmış, gelmiş kişiler bugün terör örgütüne liderlik yapmak suçundan eğer yargılanıyorsa tabii oradaki Türk ordusunun moral gücünün, oradaki Türk ordusunun başarısının da bir de bu çerçeveden değerlendirilmesi lazım.

Tezkerenin uzatıldığı görev bölgesi önemli bir bölge. Hangi bölgeler var? Aden Körfezi. Hangi ülke var? Somali. Somali’de şu an El Kaide’nin ciddi faaliyetleri var. Bazı şehirlerin El Kaide tarafından zaman zaman ele geçirildiği bir yerden bahsediyoruz.

Başka ne var orada? Arap Denizi var. Arap Denizi bugün dünyanın “Çatışmanın çıktı çıkacağı” bir bölgesinde yer almaktadır. İran “Hürmüz Boğazı’nı kapatacağım.” diyor. Avrupa Birliğinin İran’a yönelik yaptırımları ardı ardına geliyor ve Amerika Birleşik Devletleri de “Kapattırmam.” diyor. Hangi bölgede diyor? Bizim gemilerimizin de olduğu bir bölgede. Dolayısıyla, bunun burada izahının da yapılması lazım. Yarın öbür gün Hürmüz Boğazı’nda, Arap Denizi’nde ve o bölgede bir savaş çıkarsa –ki çıkma ihtimali ciddidir- bizim oradaki gücümüzün pozisyonu ne olacaktır? Veyahut da bizim oradaki deniz gücümüze karşı bir provokasyonun olup olmayacağının, bununla ilgili ne gibi tedbirlerin alındığının da burada izahının yapılması lazım.

Elbette ki oraya gönderilen Türk askeri, öncelikle Türk gemilerinin, öncelikle Türk ticaret gemilerinin oradaki güvenliğini korumak için oradadır. Elbette ki Türkiye güvenliğini koruyacaktır, dünyanın neresinde olursa olsun koruyacaktır. Büyük devlet olmanın gereği de budur. Bizim vatandaşımız orada birilerinin, deniz haydutlarının, korsanlarının eline elbette düşemez. Bunu yapacağız ancak bunu yaparken de Türkiye'nin orada bir oldubittiyle, bir provokasyonla karşı karşıya gelmemesine de dikkat edeceğiz.

Tabii, bu hassasiyeti oraya gönderdiğimiz… Somali’deki korsanlara karşı ve zaman zaman da Somali’yi işgal eden –ki o korsanların bir kısmının El Kaide’yle de iş birliği söz konusudur- El Kaide’ye karşı eğer biz Amerika Birleşik Devletleri’yle beraber savaşıyorsak, uluslararası güçlerle beraber biz orada uluslararası terörizme karşı savaşıyorsak o uluslararası güçlere şunu da sormak lazım: Biz burada sizinle beraberiz, peki, siz PKK’ya karşı savaşmak için bizimle beraber misiniz? Elbette ki Batı’nın bu anlamda, Türkiye, desteğini görmüyor. Tabii, şunu da sormak lazım... Biz Batı’nın desteğini görmüyoruz ama önce dönüp kendimize de şöyle bir bakmamız lazım. Batı da herhâlde, biz bunu sorduğumuzda, bize şunu diyecektir… Habur resmini gösterecektir, PKK’yla üçüncü ülkelerde nasıl pazarlıklar yapıldığını gösterecektir. “Siz zaten pazarlık içerisindesiniz.” diyecektir. Dolayısıyla da, bizim de bu anlamda PKK’yla ve uluslararası terörle mücadelede siyasetimizi yeniden gözden geçirmemizde büyük fayda vardır.

PKK demişken değerli milletvekilleri, Irak’ın bugün neredeyse üçe bölündüğü bir sürece geliyoruz ve Irak, bir savaşı tetikleyecek ve Türkiye’nin de içerisine çekileceği bir savaşı tetikleyecek bir boyuttadır. Düne kadar Türkiye’nin desteğine muhtaç olanlar bugün çok rahatlıkla Türkiye’ye posta koyabilmektedirler. Düne kadar kardeş olanlar, aradan üç ay geçmeden kalleş olabilmektedirler. Bunun da izahının burada yapılması lazım. Dün ortak Bakanlar Kurulu toplantıları yapıyordunuz. Dün oranın güvenliği sizden sorumluydu ne oldu da bugün onlar size “İç işlerimize karışmayın yoksa gereğini yaparız.” diye -amiyane tabirle- posta koyuyorlar.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin dış politikadaki bu başarısızlığı… İnanın ki, emin olun ki Türkiye hiçbir dönemde bu kadar başarısız bir dış politikayla karşı karşıya kalmamıştı. Eğer Türkiye, iddia edildiği gibi başarılı bir dış politika izlemiş olsaydı bugün Irak bize o anlamda -tabiri caizse, yine ifade ediyorum- posta koymazdı, eğer öyle olsaydı Fransız Senatosundan Türkiye aleyhine bu kararlar geçmezdi.

Yeri gelmişken onu da ifade edeyim: İki gün önce Fransız Parlamentosundan, Senatosundan Türkiye aleyhine karar kabul edildi ama Türkiye Büyük Millet Meclisine bakıyorum, iktidar partisine bakıyorum, bu anlamda herhangi bir şey yapıldığını göremiyorum maalesef, üzülerek ifade etmek istiyorum. Dün grup konuşmaları vardı. Hiç olmazsa grup konuşmalarında bu konuya değinilir ümidiyle grup konuşmalarını dikkatle izledik ancak Fransız gazetesinin dahi alaya aldığı bir konuşmayla karşılaştık. Fransız Le Figaro’da Sayın Başbakanın konuşması âdeta alaya alınmıştır ve “Fransa’ya karşı o kadar kuru kalabalık laf edenler ortamı yumuşatmaya çalışmaktadır.” demektedirler. Biz, neden bu duruma düştük? Fransa’ya karşı biz ortamı yumuşatacak duruma niye düştük, nasıl düştük? Hani, biz, şunları şunları yapacaktık, niye yapamadık?

Değerli milletvekilleri, bu işler lafla olmuyor. Konumuz elbette ki Aden Körfezi’dir, konumuz elbette ki  bu anlamda tezkerenin uzatılmasıdır. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye’nin o bölgedeki çıkarlarının korunmaya devam etmesi için elbette ki tezkereye olumlu oy vereceğiz. Çünkü biz inanıyoruz ki Türkiye’nin, dünyanın neresinde olursa olsun, çıkarı söz konusuysa Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz onun yanındayız. Bu konuları iç siyaset malzemesi yapmayız, iktidar-muhalefet çekişmesine dönüştürmeyiz. Ama iktidardan da bunun karşılığında kişilikli bir dış politika izlemesini bekleriz. Allah aşkına –soruyorum- 22 Aralıkta Fransız Parlamentosunda bir karar kabul ediliyor Türkiye aleyhine, 28 Aralıkta Hükûmet nasıl Fransa şirketinin yüzde 15 payı olduğu Güney Akım Projesi’ni onaylar? Nasıl Fransa’ya bu anlamda ödül verir? Sayın Zafer Çağlayan nasıl “Bu bizim ticari ilişkilerimizi etkilemez.” açıklaması yapar? Siz böyle yaptıkça, bu kararlar Fransa’yla, bu kararlar birkaç Avrupa ülkesiyle sınırlı kalmaz.

Muhalefet partisi olarak Millet Meclisini, yüce heyetinizi uyarmak durumundayız. 2015 süreci önümüze gelmektedir ve bu 2015 süreci Türkiye’yi sıkıntıya sokacak bir süreçtir ve bu sürecin mutlaka tedbirinin alınması lazım. Ama bu Fransa’da olduğu gibi Fransa’yı ödüllendirerek değil veyahut da oylamanın yapıldığı gün Kayseri’de Sayın Dışişleri Bakanının kayak yapmasıyla olmaz bu işler. Bu mesele ciddi bir meseledir. Bu meselenin, burada, Meclis özel oturumunda konuşulması gerekmektedir.

Bir hususu da dikkatlerinize sunmak istiyorum. Fransa’ya karşı biz Aden Körfezi’ne gemi gönderiyoruz, Somali’nin güvenliğini sağlıyoruz. Bu ülkelerin desteğini niye sağlayamıyoruz? Biz, Libya’ya o kadar açıktan para verdik, muhaliflere, o muhalifler bugün iktidardalar. Peki, bizim desteğimizle de iktidara gelen Libyalı muhalifler Türkiye’nin bu önemli kararlarında niye Türkiye’nin yanında değil? Mısır niye Türkiye’nin yanında değil? Filistin için -önemli ölçüde haklı sebepleri de var- neredeyse savaşa giriyorduk. Bu konuda niye bize bir cümleyle de olsa destek vermedi? İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Türk ve İslam Konferansı Örgütünde biz etkiliyiz. Neden bu konuda İslam Konferansı Örgütünü harekete geçiremedik? Türk cumhuriyetlerinin liderlerini Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan niye aramadılar?

Değerli milletvekilleri, bu tür meselelerde maalesef meseleyi akarına bırakmak gibi Hükûmetin bir tavrı var ve belki de işinize geliyordur. Neden? Çünkü siz birtakım şeylerin altyapısını yapıyorsunuz. Dersim özründen sonra biz şu açıklamada bulunduk, dedik ki: “Ermeni özrü mü var sırada acaba?” Kamuoyunu mu hazırlıyorsunuz?

Kamuoyu demişken, bugün Türkiye’ye en büyük desteği veren Azerbaycan olduğu hâlde Hükûmete yakın basın yayın organlarında bir Azerbaycan karalama kampanyasının da sürdürüldüğünü üzülerek görmekteyiz. Acaba yeniden protokollere bir hazırlık mı yapıyorsunuz? Çünkü daha önce protokolleri gündeme getirdiğinizde Azerbaycan’ın tepkisi ve Türk kamuoyunun tepkisi sebebiyle bu konuda geri adım atmak zorunda kalmıştınız.

Şimdi, daha önce -Sayın Denktaş’ı bir kez daha rahmetle anıyorum- Sayın Denktaş’ı düşürdüğünüz duruma şimdi Azerbaycan’ı mı düşürmeye çalışıyorsunuz? Kıbrıs Türkü’nün haklı davasını Türk kamuoyunun gözünden düşürdüğünüz psikolojik operasyonlar yaptığınızı görmedik mi zannediyorsunuz? Aynı duygu ve düşünceler içerisinde şimdi Azerbaycan’a karşı mı, böyle bir, kamuoyunda yıpratma kampanyası başlattınız?

Türkiye uçacaksa kanadının birisi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir birisi Azerbaycan’dır; birisi İslam dünyasıdır birisi Türk dünyasıdır ama siz Türk dünyasını çoktan unuttunuz. Dolayısıyla da Türk dünyasının desteğini bu anlamda zaman zaman almakta da sıkıntı çekiyorsunuz. Neden? Çünkü Türk dünyasıyla o anlamda bir türlü kucaklaşmayı beceremediniz.

Aden Körfezi’ndeki bu sıkıntılı hadisenin kısa sürede bitmesi beklenmiyor. Bu vesileyle burada bunun da açıklanması lazım. Tezkere bir sene bir sene uzatılıyor ama Hükûmetin bu anlamda bir projeksiyonu var mı? Orada Somali korsanlarına karşı ne gibi başarılar elde edildi ve bundan sonra hangi projeksiyonunuz var? Üç sene içerisinde mi bu bitirilecek, altı ay sonra mı bitirilecek? Yoksa, orada bir şekilde gemi bulundurmak Amerika Birleşik Devletleri’nin işine mi geliyor? O, oradaki askerî güçle yarın Büyük Orta Doğu Projesi’nin başka ayakları mı devreye sokulacak? Bunların elbette ki buradan açıklanması, bunların hesabının verilmesi lazım.

Irak’ta ciddi bir dış politika zafiyeti gösteriyoruz. Irak mezhep çatışmasının eşiğine getirilmiş durumdadır ve bunda Türkiye'nin katkısı hiç de azımsanamayacak ölçüdedir ve Türkiye'nin bugün Suriye’de devrimcilik oyunu son sürat devam etmektedir. Yarın belki Türkiye'nin Suriye’deki devrimcilik oyununun bir benzeri İran’da sahnelenmeye çalışıldığında da aynı manzarayla karşı karşıya kalacağız. Bunun tabii, sadece bu ülkelerle sınırlı kalmayacağı, önümüzdeki süreç içerisinde Körfez ülkelerine de yansıyacağını herhâlde tahmin etmek zor değil. Bütün bu süreç içerisinde Türkiye'nin projeksiyonları var mı acaba? Türkiye'nin dış politika gündeminde bugünden yarına karar değiştiren bir anlayışı terk etmeyi düşünüyor musunuz? El âlem elli yıllık projeksiyonlar yapıyor, on sene sonra Orta Doğu’da ne olacağının, dünyanın başka yerinde hangi güçlerin ön plana çıkacağının hesabını yapıyor; biz altı ay önce “kardeş” dediğimize bugün “kalleş” diyoruz. Yarın ne diyeceğimizi, doğrusu, sizin pencerenizden baktığımızda kestirmek mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, dolayısıyla da biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye'nin, dünyanın neresinde olursa olsun çıkarlarını koruyacak, her türlü girişiminin arkasında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz. Ancak bunu yaparken sorumlu muhalefet örneğini de sergiliyoruz ve diyoruz ki: Biz destek veriyoruz bu tür dış operasyonlara ama siz bunun gereğini yerine getiriyor musunuz? Bunun hesabını da burada vermek zorundasınız. Somali’ye gönderdiğimiz askeri, yarın öbür gün -Sayın Başbakanın konuşmasından o çıktı- Irak’ta mezhep çatışmasını önlemek için de göndermeyi düşünüyor musunuz? Peki, eğer onu düşünüyorsanız, eğer Suriye’ye de girmeyi düşünüyorsanız Kandil’e neden hâlâ -Sayın Genel Başkanımızın ifadesiyle- Türk Bayrağı’nı dikemediniz? Dolayısıyla da bütün bu meseleler birbiriyle bağlantılıdır. Suriye’yi Irak’tan, Irak’ı İran’dan, onu Hürmüz Boğazı’ndan ve Hürmüz Boğazı’nı Arap Denizi’nden, onu Aden Körfezi’nden, El Kaide’den, Somali’den farklı değerlendiremezsiniz, Büyük Orta Doğu’dan farklı değerlendiremezsiniz. Dolayısıyla sadece burada “Aden Körfezi’ndeki Somalili korsanları yakaladık, bunları yakalamaya devam edeceğiz.” anlayışıyla bu meselenin izah edilmesi mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, konuşmamı tamamlamadan önce bir kez daha hatırlatmak istiyorum: Türkiye 2015 sürecinde büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya olacaktır. Lütfen sorumlu bir dış politika sergileyin. Bu konuda Meclisimizin üzerine düşecek önemli görevler vardır. Muhalefet partisi olarak biz bu konuda âdeta çırpınıyoruz, diyoruz ki: 2015’te Türkiye sıkıntılı bir sürece sokulacak, gelin bunu şimdiden önlemeye çalışalım. Bu sadece Ermeni diasporasının Türkiye’ye karşı bir çalışması değil. Fransız Senatosunun kararının arkasında, içerideki seçim oylamasıyla beraber, Türkiye’yi Avrupa Birliğinden dışlama çabası da var, Türkiye’yle bölgede rekabet de var, çok daha geniş paradigmalar var. Ama ondan da önemlisi, birçok ülke parlamentosu bu karara benzer hazırlık yapıyor. Almanya’nın, başka ülkelerin hazırlığı var. Bu konuları da takip ediyor musunuz? Biz ediyoruz ve muhalefet olarak sizi de uyarıyoruz, 2015 sürecinde gelin, sorumluluğunuzu üzerinize alın ve Türkiye’yi sıkıntılı bir sürece sokmaktan hep beraber çıkaralım. “Sıfır sorun” dediniz Türkiye’yi bütün komşularımızla sıkıntıya soktunuz. Şimdi yandaş basınınız vasıtasıyla kardeş Azerbaycan’ı küstürmekle meşgulsünüz, protokolleri yeniden gündeme getirmekle meşgulsünüz ama bütün bunları, gelin -bir kez daha uyarıyoruz- bir kenara bırakın ve Türk milletinin, Türkiye'nin gerçek çıkarlarını savunun.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıray.

Buyurun Sayın Çıray. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerinin  deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesine dair tezkereyi tartışmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Biliyorsunuz, özel mülkiyete ait bir deniz aracının mürettebat ve yolcularının kendilerine veya mal varlıklarına yönelik açık denizlerde karşılaştığı her türlü yasa dışı eylem, ele geçirme ve soygun gibi işlerin yapılmasına uluslararası literatürde “korsanlık” adı verilmektedir. Daha önceden de değindiğimiz gibi, günümüzde bir devletin ticaret gemilerine saldırması için özel bir gruba ruhsat verilmesi söz konusu değildir. Bu nedenle 16’ncı yüzyıldaki anlamıyla korsanlıktan bugün söz etmemiz mümkün değil. Günümüzde korsanlık daha çok uluslararası sularda gemilere yapılan soygun, kaçırma ve rehin alma amaçlı girişimler anlamında kullanılmaktadır. Günümüzde denizlerde yapılan korsanlığın yılda yaklaşık 15 milyar doları bulan bir ekonomik kayba neden olduğu bilinmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri Sahil Güvenlik Teşkilatı ve ABD donanması Karayip Denizi’ndeki korsanlık olaylarını hemen hemen tamamen ortadan kaldırmıştır ancak özellikle Afrika’nın doğu sahilleri ve Aden Körfezi başta olmak üzere, korsanlık 1995 yılından bu yana artan bir ivmeyle denizcilerin korkulu bir rüyası olmaya devam etmektedir.

Birkaç yıldır gündemimizden düşmeyen Aden Körfezi ve oradaki korsanlar, geçmiş yıllarda “Horizon-1” isimli Türk bayraklı gemi ve hanım kaptanını kaçırmasıyla Türkiye’nin gündemine de oturmuştu.

Şimdi, bu tür baskınlara karşı NATO askerleri karşı koyuyor, kaçırılanları kurtarıyor ve korsanları da uluslararası adalete teslim ediyor. Aden Körfezi’nde kaçırılan denizciler işlerini yapan masum insanlar, kaçırılmayla da kalmıyor bazen bu gemiciler hayatlarını kaybediyorlar. Zaten adına “gemi” denilen koca bir demir yığınının içinde sevdiklerinden uzak kalan bu insanlar ayrıca korsanların tehdidi altında olmanın ağır stresini yaşıyorlar.

Uluslararası Denizcilik Bürosu raporuna göre korsan saldırılarının yerlerine bakıldığında Somali ilk sırayı alıyor, Aden Körfezi ikinci, Endonezya üçüncü sırada.

Korsanlık kolay yoldan para kazanmak üzere daha çok başka çaresi olmayan insanların başvurduğu bir suç mekanizmasıdır. Ancak Somali korsanları ayrıcalıklı olarak kendilerine ideolojik bir mazeret bulma lüksüne sahipler ne yazık ki. New York Times gazetesinin röportaj yaptığı bir Somali korsanı “Biz deniz haydudu değiliz. Deniz haydudu olanlar, asıl, denizlerimizde balığı bitirenler, atıklarını denizlerimize bırakanlar ve denizlerimizde silah taşımacılığı yapanlardır. Biz kendimizi haydut olarak değil sahillerimizi koruyan sahil güvenlikçiler olarak görüyoruz.” demiştir.

Bu sözlerde gerçeklik payı olabilir, 1991 yılında Siad Barre rejimi devrildikten sonra sahipsiz kalan Somali kara suları yabancı balıkçıların istilasına uğramıştır.

Anlıyoruz ki Aden Körfezi’nin eski balıkçıları dünyadaki servetten pay istiyorlar ama böyle bir hukuk dışı ve canice yöntemle olmaz. Tüm devirlerde suç olan korsanlığın 21’inci yüzyılda hâlâ görülüyor olması kabul edilemez. Bir yandan sinemanın hayal dünyasında “Karayip Korsanları”nı seyrederken diğer yanda gerçek korsanların olması inanılır gibi değil. Bu nedenle, Hükûmetin getirdiği bu tezkereyi biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekleyeceğiz.

Şimdi, burada dış politikayla ilgili konuyu konuşurken Türkiye’nin ve dünyanın gündeminde olan, Fransa’da alınan son karar ve yasa tasarısından söz etmeden geçmek istemiyorum.

Değerli arkadaşlar, Fransa kendi anayasasına da aykırı bir karar almıştır. Bunu kınamaya ve bunun karşısında mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu Batılılar kendi yaptıklarını çoğu zaman göz ardı ederler ve başkasına olmayan suçları vehmetmeye çalışırlar. Aynı, Fransa’nın Cezayir’de yaptığı soykırımı sorduğunuzda “Bu, dedelerimizin meselesi, tarihe bırakalım.” dedikleri gibi. Yalnız, burada Fransa’yı sonuna kadar eleştirirken bizi bu noktaya getirenin Hükûmetin yanlış dış politikası olduğunu söylemeden geçmek istemiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu Hükûmet, çeşitli parlamentolarda soykırımla ilgili kararlar çıkarken sessiz kalmıştır. Defalarca uyarmamıza rağmen İsveç Parlamentosu, Kanada’da Ontario ve Quebec asambleleri, Arjantin Parlamentosu, Güney Kıbrıs’ta ve daha birçok parlamentoda Türkiye’nin aleyhine bu karar alınırken, ne yazık ki, hep bu kararlar göz ardı edilmiştir. Şimdi, çevreden merkeze doğru, gittikçe Türkiye bir kıskaç altına alınmakta ve Sayın Bakanın daha önce söylediğim politikaları iflas etmektedir. Buna seviniyor değiliz arkadaşlar, buna gerçekten üzülüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bundan yıllarca önce Tarih Kurumu Başkanı iken Sayın Halaçoğlu ve arkadaşları çok önemli bir araştırmaya imza atmışlardı ve başka ülkelerin arşivlerine girerek başka ülkelerin, Rus, Alman, İngiliz ve Amerikan arşivlerinden soykırımın hiçbir zaman olmadığına dair delilleri toplamışlardı ve dünya tarihçilerini bunları tartışmaya davet etmişlerdi ve inanılmaz şeylerle karşılaştılar bu arada. Yabancı ülkelerin raporlarını çift nüsha yazdıklarını gördüler. Bir, kamuoyunun bileceği şekilde, bir de gizli, kendi misyonlarının bileceği şekilde. Ermenilere Fransızların silah dağıttıklarını tespit ettiler. Binlerce Ermeni’nin, o zamanki Osmanlı vatandaşı Ermenilerin Amerika’ya kaçırılarak öldürülmüş gibi gösterildiğini tespit ettiler. Yine belgelerle sabit, Cemal Paşa’nın, ordunun tayınından keserek tehcir edilen Ermenilere, acı çeken Ermenilere kendi gıdalarından, lokmalarından pay verdiklerini tespit ettiler. Sayın Halaçoğlu, bizzat, 100 tane Türk mezarının, toplu Türk mezarının açılmasına şahit oldu. Değerli arkadaşlar, peki sonra ne oldu? Dünyadaki tarihçileri bu konuda uyandıran ve dünyada ilk defa Ermeni meselesini bilimsel boyutuyla gündeme taşıyan Sayın Halaçoğlu’nu bu Hükûmet görevinden aldı. Bu bir tavizdir arkadaşlar; bu, dış politika anlamıyla Ermenilerin iddialarına bir tavizdir.

Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri, değerli vekiller; Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı dış sorunlar keşke şu an destek vereceğimiz tezkeredeki kadar basit olsaydı ama ne yazık ki değildir; aksine, yapıları itibarıyla zaten zor ve karmaşık olan bu sorunlar AKP İktidarı döneminde çok daha ağır, çok daha çözümsüz bir hâl almıştır. Bunun çok dramatik bir örneğini Fransa Senatosunda yapılan oylamanın sonucunda bütün çıplaklığıyla gördük. Türk dış politikasının en büyük körlüklerinden birisi bu süreç içinde yaşandı. Kendi gerçeğe aykırı teorilerine stratejik bir derinlik vehmeden Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun derin stratejisi bir kere daha sığlığını ortaya koydu. Ermeni diasporasının en fanatik unsurları tarafından yürütülen 2015 projesi, en önemli hedeflerinden birine bu Hükûmetin yanlış dış politikaları sayesinde birkaç gün önce ulaştı.

Sayın vekiller, geçtiğimiz günlerde, biliyorsunuz, İtalya’da dev bir yolcu gemisi tamamen kaptan hatası sonucunda sığ sularda karaya bindirdi. Şu ana kadar ölü sayısı hâlâ netleşmiş değil. İtalyan kaptan, herhâlde geminin derin sularda ilerlediğini zannediyordu ama öyle değildi. Bedeli, yolcular ve şirket için çok ağır oldu. Bizim Dışişleri Bakanımız da dış politikasına hep bir derinlik vehmetti fakat gerçekte derinlik falan yoktu.

Değerli vekiller, olayın bu noktaya varması, üç yıl önce yaptığımız Ermenistan açılımıyla yakından ilgilidir. Özellikle Azerbaycan-Karabağ boyutu düşünülmeden yürütülen bu açılım sonunda, gerçekler kayaya bindirmiştir.

Değerli arkadaşlar, bu, yeni mağduriyetler üretme peşinde olan diasporaya tarihsel olarak güçlü olduğu ülkelerde daha etkin bir şekilde hareket etme imkânı sağlamıştır. Ermeni diasporasının fanatik ve etkin unsurlarının hedefi, sözde 1915 soykırımının Amerika Birleşik Devletleri ve AB tarafından tanınmasıdır. Bu hedefe ulaşmak için canlarını dişlerine takmış çalışıyorlar. Hükûmetin, Davutoğlu’nun İslamist neoittihatçı hayallerinin bir parçası olan Ermenistan açılımı siyasi bir fiyaskoyla, diasporayı besleyecek şekilde sonuçlanmıştır ve onlardan siyasi olarak yararlanmak isteyen Sarkozy gibi ufuksuz siyasetçiler için altın tepside sunulmuş bir fırsat olmuştur. Kısaca, bizi bu noktaya getiren politikalardan Davutoğlu ve Hükûmet doğrudan doğruya sorumludur. Peki, sadece bu kadar mı?

Değerli arkadaşlar, Sayın Bülent Arınç’ın burada, partisi adına Bütçe Plan konuşmasında, yaptığı bir konuşmayı size hatırlatmak istiyorum. Tarihi bilmeyen cahil cesareti hiçbir zaman için devlette bu kadar yer bulmamıştı. Bütçe konuşmasından sonra yaptığım konuşmada da bunu hatırlatmıştım. Sayın Arınç’ı o gün yaptığı konuşma nedeniyle kınamıştım. Ne demişti o gün sırf CHP’yi incitmek uğruna Bülent Arınç? “Dersim olayları sırasında ellerinde kesik başla poz verenlerin fotoğrafları var, çantamda. NTV Tarih dergisinin kapağında var o fotoğraf. Sagan Ağa’nın başı kesilmiş ama kesen üvey kardeşi. Sonra almış parayı, vermiş kelleyi askere. Dersim’le ilgili tarihsel gerçekler üzerinde durmalıyız.” diyor Sayın Arınç. Bunu ne zaman söylüyor Sayın Arınç? Ertesi gün, Fransa Parlamentosunda bu kanunun oylanacağı günden bir gün önce söylüyor. Tabii, Sayın Arınç, yüz yıl önce isyancı Bulgar’ın kellesinin kendini bilmez bir Osmanlı askerinin elinde çekilmiş fotoğrafının başımıza neler açtığını bilecek kadar tarih bilgisine sahip olmayabilir, tarih boyunca Balkanlarda bir daha rastlanmamış bu münferit olayın, Osmanlı’nın, Avrupa basınında bir katliamcı olarak ilan edildiğinden habersiz olabilir. Neyse ki o dönemde soykırım kavramı yoktu. Şimdi size soruyorum: Soykırım oylaması yapılmadan bir gün önce, Bülent Arınç’ın Hükûmet adına yaptığı konuşmayı dinleyen bir Fransız parlamenteri olsanız acaba siz ne düşünürsünüz? Sayın Arınç’a buradan sesleniyorum: Gaf yaptıysanız özür dileyin, gaf yapmadıysanız kararı yüce Türk milletinin vicdanına bırakıyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yasanın, dünyanın her yerinde, sadece Türkiye’de değil Fransa’da da fikir ve ifade özgürlüğüne aykırı olduğuna en ufak bir kuşkumuz yok, Fransız Anayasası’na aykırı olduğu konusunda da bir kuşkumuz yok. Dolayısıyla, Fransa’da bu kanunu anayasal bir sorun olarak Anayasa Mahkemesine götürecek süreçleri desteklemeliyiz. Zaten, Sayın Başbakan bu konuda beyanlarda da bulundu. Bu konularda, Türkiye’deki Anayasa Mahkemesine… Tarih işte böyle bir şeydir, insanı getirir, siyaset ve zaman en sonunda kendi yaptığı hataları geçmişin önüne koyar. Cumhuriyet Halk Partisini Anayasa Mahkemesine giderken suçlayacaksın, Cumhuriyet Halk Partisinin, Anayasa Mahkemesine başvuran 2 tane üyesine, 2 grup başkan vekiline para cezası verilmesine sessiz kalacaksın, sonra kalkıp Fransız Anayasa Mahkemesinden medet umacaksın. İşte siyaset ve tarihin insanı getirdiği yer burasıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakınız, başka bir meseleden daha söz etmek istiyorum. Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu dünkü yaptığı grup toplantısında ve daha önceki konuşmalarında AKP’ye, bu konuda kayıtsız şartsız Hükûmete destek vereceğimizi ifade etti. Buna rağmen Sayın Başbakanın dün yaptığı konuşma, bölücü bir konuşmaydı. Sayın Başbakan, millî meselelerin olduğu günde dahi cevap vermemizi zorunlu kılacak konuşmalar yapıyor. Bu, bir devlet adamına, hele böyle zorlu günlerde hiç yakışmıyor değerli arkadaşlar, devlet böyle yönetilmez. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, ayrıca bu konuda Fransa’da bizimle hareket edecek siyasi aktörlerle iş birliği yapmalıyız. Ancak Davutoğlu’nun dış politikadaki başarısızlıkları artık bir büyük problemdir, değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. O Başbakan olmaya hevesli ama değil Başbakan olması, Dışişleri Bakanlığından dahi alınması gerektiği, bu ülke için hayırlı olacak diye düşünüyorum.

Türkiye, Suriye’den sonra Irak’ta da gittikçe irtifa kaybetmektedir değerli arkadaşlar. Bu hepimizin meselesi. Bu sadece AKP’nin, Cumhuriyet Halk Partisinin, Milliyetçi Hareket Partisinin ve Barış ve Demokrasi Partisinin meselesi değil, bu ortak meselemiz, bu Türkiye'nin meselesi. Bu ortak meselede, bu millî meselede, artık hep beraber başımızı dik tutalım, bu yanlış siyaseti yürütenlere karşı duralım. Bakınız, en iyi ilişkilerimizin olduğu söylenen Irak’ta, Iraklı Başbakan Maliki’yle polemiğe girdik, Maliki bize kafa tutar hâle geldi. Başbakan Irak’ı ve Suriye’yi kendi iç politikamızın bir malzemesi hâline getirirse işte böyle olur. Dış politikayı kendi iç politikanızın hava atması meselesi hâline getirirseniz ve arkasında duramayacağınız efelenmeler yaparsanız, sonunda geldiğiniz nokta burasıdır.

Değerli arkadaşlar, Allah korusun, bu süreçte, hiç beklemediğimiz, Uludere’deki gibi hadiselerle karşılaşabiliriz. Türkiye'nin bölgeyle olan ilişkisi, ne yazık ki Osmanlı Devleti’nin çöküş yıllarında yaşanan ilişkilere doğru gitmektedir. Bu uyarıdır, samimi bir uyarıdır. Bu gerçekler, farklı biçimlerde tezahürler olsa bile bugün caridir. O hâlde bu politikalarda teorik hayallerin peşinden gitmek çok yanlıştır. Milletimiz için bunun bedeli çok ağır olur, hepimiz öderiz.

Değerli arkadaşlar, Davutoğlu politikaları -tekrar söylüyorum- bir kâbustur. Şimdi, bütün dostlarımız, bütün müttefiklerimiz, İran’a olan ambargoyu artırıyorlar, İran’a olan ambargoyu gittikçe güçlendiriyorlar. Buna karşı hazırlıklı mıyız? Yarın, öbür gün NATO çıkıp da “İran’dan doğal gaz almayacaksınız.” derse buna karşı tedbiriniz var mı? Şimdiden hatırlatıyorum, bugüne kadar ne söylediysek ne hatırlattıysak çıktı, bunları ona  göre değerlendirmenizi rica ediyorum.

Hürmüz Boğazı kapatılırsa eğer ve sıcak bir temas olursa ne yapacağınızı biliyor musunuz? Libya örneğinde olduğu gibi, yirmi gün önce “NATO’nun ne işi var Libya’da?” dedikten sonra, yirmi gün sonra “NATO Libya’ya girmeli, Libya’nın Libyalılara ait olduğunu göstermeli.” diyecek misiniz?

Değerli arkadaşlar, Hrant Dink’in katli meselesinde de yanlış siyaset, yanlış bir adalet güttünüz. Hrant Dink bir kurbandır. Hrant Dink, 1915 olayları konusunda Türk milleti üzerinde eziklik yaratmak üzere yaratılmış bir psikolojik operasyondur. Kendisini rahmetle anıyorum, toprağı bol olsun. Bir terör ya da çete tarafından katledildiğine eminim, bunu ortaya çıkarmak zorundasınız, Türk’ün namusunu temizlemek zorundasınız arkadaşlar.

Diğer bir meseleye gelince: Azerileri küçümsüyordunuz, bayraklarını almadınız maça. Fransa’da kimler yürüdü Türklerle birlikte? Fransa’da Türklerle birlikte bu yasayı protesto etmek için Azeri kardeşlerimiz yürüdü. Onlar yürürken acaba nasıl duygular içindeydi Sayın Cumhurbaşkanı? Bursa’da yapılan maçta Azeri bayraklarını toplatanlar nasıl duygular içindeydi? Doğrusu çok merak ediyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yine de Fransa’nın ve dünyanın yürüttüğü bu sözde soykırımı politikaları konusunda kayıtsız şartsız desteğimizi devam ettireceğiz. Yalnız, Sayın Başbakandan bir ricam var: Biliyorsunuz Sayın Başbakan bu olaylar olmadan önce Fransız-Alman ortak yapımı A330 Airbus uçak almıştı VIP’de kullanmak üzere. Eğer aldığım bilgiler doğru ise  yaklaşık bu uçak 200 milyon dolara alınmıştı ve  şimdi yine aldığım bilgiler doğru ise bu uçağın VIP donanımı 50 milyon dolara yapılmaktadır. Sayın Başbakan bonkör bir insandır. Fransa’ya petrollerini peşkeş çeken Libyalı muhaliflere bile 200-300 milyon dolar göndermişti. Bence eğer mümkünse bu uçağı geri iade etsin, değilse parayı yakalım, kullanmasın arkadaşlar. Son ricam budur.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çıray.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Aksaray Milletvekili Sayın Ruhi Açıkgöz.

Buyurun Sayın Açıkgöz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RUHİ AÇIKGÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmek için önce 10 Şubat 2009 tarih ve 934 sayılı, daha sonra 2 Şubat 2010 tarih ve 956 sayılı ve yine 7 Şubat 2011 tarih ve 984 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararlarıyla  Hükûmetimize verilen bir yıllık izin süresinin anılan kararda belirtilen ilke ve esaslar dâhilinde 10 Şubat 2012 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılması hususunda Hükûmet tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda dünya güvenlik yapısı çok değişik bir durum arz etmektedir. Küçük, belirsiz ve değişken tehditlerin giderek yoğunlaştığı bir yüzyılda yaşıyoruz. Zamanla küresel karakter kazanan bu tehditlere karşı mücadele de yeni savunma konseptinin ve mücadele tarzının geliştirilmesini zorunlu hâle getirmektedir. Klasik alan savunması yanında, alan dışı savunmalar gittikçe önem kazanmaya başlamıştır. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra yoğunluk kazanan askerî operasyonların hepsi, operasyona katılan ülkelerin toprakları ötesinde cereyan etmektedir. Zira çok uzakta zannedilen bir tehdit, şu veya bu şekilde, o tehdidi kendinden uzak gören herhangi bir ülkeyi de bir gün tehdit eder hâle gelmektedir.

Bugün üzerinde konuştuğumuz ve terörizmin bir başka şekli olan deniz korsanlığı da bu mahiyette ve pek çok ülkeyi ilgilendiren bir tehdit olarak yoğunluk kazanmıştır. Son yıllarda korsanlık ve deniz haydutluğu gittikçe büyüyen bölgesel ve küresel tehdit oluşturmaya başlamıştır. Korsanlık ve deniz haydutluğu olaylarının Aden Körfezi ve Somali açıklarında bu derece yoğunlaşması ve artmasının nedenlerinin başında Somali’nin devlet olarak çöküntüye uğramasından kaynaklanmaktadır. Emrivaki otonom bölge oluşumları ve bazı silahlı grupların ortaya çıkması ülkede yönetim bütünlüğünü yok etmiştir. Bu durum ülkede organize suç örgütlerinin artmasına ve korsanlık ağının oluşmasına yol açmıştır. Ayrıca, Somali dâhil bölge ülkelerinde fakirlik, açlık, sefalet, yolsuzluk bu suç örgütlerine zemin hazırlamaktadır. Aden Körfezi’nde, Somali karasularında ve açıklarında, Hint Okyanusu’nda seyreden ticaret gemilerine yönelik deniz haydutluğu, korsanlık ve silahlı soygun eylemleri bir uluslararası güvenlik meselesi olarak uluslararası gündemin ön sıralarında yer almaya maalesef hâlâ devam etmektedir. Bu yasa dışı eylemler sadece can ve mal emniyetini tehdit etmekle kalmayıp seyahat özgürlüğünü kesintiye uğratmakta, uluslararası ticaret ve deniz taşımacılığını da olumsuz biçimde etkilemektedir. Bu eylemler ne yazık ki ayrıca Somali’yle diğer Afrika ülkelerine yapılan insani yardımların deniz yoluyla ulaştırılmasını da engellemektedir.

Değerli milletvekilleri, 2006 yılından bu yana dünya denizlerinde özellikle Kızıldeniz, Aden Körfezi, Arap Denizi, Basra Körfezi ve Somali açıklarında ticaret gemilerine ve Dünya Gıda Programı gemilerine yönelik olarak haydutluk faaliyetleri devam etmektedir. Aden Körfezi’nin coğrafi konumu ve bu bölgede küresel trafiğin önemi nedeniyle bu bölgedeki saldırılar dünyanın diğer bölgelerine nazaran dünya ticaretine daha tahrip edici etkiler yapmaktadır.

Hiçbir ülkenin tek başına bu sorunlarla baş edebilecek imkân ve kabiliyete sahip olamamasından dolayı uluslararası toplum müşterek hareket ederek bu sorunun ortadan kalkması için ortak bir çaba göstermektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1851 sayılı Kararı ışığında, 8 Ocak 2009’da Amerika öncülüğünde müşterek bir görev gücü kurulması kararlaştırılmıştır. Birleşmiş Milletler Teşkilatının aktif bir üyesi olan ülkemiz, uluslararası barış ve istikrarı tehlikeye düşüren ve millî menfaatlerimizi de olumsuz etkileyen korsanlık ve deniz haydutluğu ile mücadele etme yönünde çabalara destek vererek uluslararası ve millî sorumluluklarının gereğini yerine getirmektedir. Deniz haydutluğu, korsanlık ve silahlı soygun ile mücadelede uluslararası iş birliğinin geliştirilmesine özel bir önem atfeden ülkemiz bu alandaki çabaları desteklemiş, uluslararası kuruluşlar bünyesinde yürütülen çalışmalara aktif katkı sağlamıştır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, dünya deniz ticareti için büyük bir öneme sahip olan Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nden yıllık 30 bin civarında ticari gemi geçişi yapılmaktadır. Söz konusu gemi geçişleriyle dünya ticaret hacminin yaklaşık beşte 1’i yani 1,8 trilyon doları ve dünya petrol ihracatının dörtte 1’i yani 315 milyar doları bu ticaretten, bu gemi ticaretiyle taşınmaktadır. Aden Körfezi’nden yıllık 500 civarında Türk Bayraklı, Türkiye bağlantılı ticaret gemisi geçiş yapmakta ve 30’dan fazla ülkeyle ithalat ve ihracatımız bu deniz ticareti yoluyla gerçekleşmektedir.

Ülkemizin yıllık yaklaşık 250 milyar doları bulan dış ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si hemen hemen bu bölgedeki deniz ulaştırma yolları kullanılarak yapılmaktadır. Bu rakam da yaklaşık olarak 50 milyar dolara tekabül etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zamanında ve yerinde müdahale edilmeyen ve iş birliği yapılamayan yerel tehditler zamanla gelişerek uluslararası özellik kazanmakta ve bölgesel veya küresel boyuta ulaşmaktadır. Bu tehditler belli boyuta ulaştıktan sonra da mücadele zorlaşmakta ve çok daha pahalı hâle gelmektedir.

Bu gelişmeler çerçevesinde, Türkiye olarak, uluslararası güvenliğe katkımızı sağlanmak ve söz konusu bölgede Türk Bayraklı veya Türkiye’ye ait yük taşıyan gemileri korumak üzere, Hükûmetimizin bölgeye Türk deniz unsurlarını sevk etmek amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinde 10 Şubat 2009 tarihinde izin aldığını daha önce ifade etmiştim. Bu iznin gereği olarak bölgeye fırkateyn göndererek bu alanda güvenliğe katkı sağlamaktadır. Türk fırkateynleri verilen görevleri başarıyla yerine getirmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu askerî operasyonlar uluslararası camiaya ve devletlere yeni tecrübeler de kazandırmakta ve dersler de vermektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri de bu operasyonlarda büyük tecrübe kazanmaktadır. Uluslararası kurum ve devletlerin aldığı ders ve tecrübelerden biri de askerî operasyonların bazı hâllerde tek başına çare olmadığı, onun yanında ekonomik ve sosyal yapısal tedbirlerin gerektiği gerçeğinin ortaya çıkmasıdır. Afganistan operasyonu bu duruma en bariz örnektir. Bu sebeple NATO’da kapsamlı yaklaşım stratejisi geliştirilmiştir.

Bu tezkereye konu olan bölgede yapılan askerî operasyonun başarısı da sınırlı kalabilir çünkü deniz korsanları ve haydutları çevre ülkelerde yapılanmakta ve örgütlenmektedirler. Çevre ülkelerde ise yönetim zaafı, fakirlik, hukuksuzluk hâkimdir. Bu sebeple, uluslararası toplum ve ülkeler, korsanlığa kaynak teşkil eden ülkelere kapsamlı bir yaklaşım stratejisi uygulamalıdırlar. Ekonomik yardım ve yönetim sistemlerinin iyileştirilmesi, hukuk sisteminin oluşturulması, sahil güvenlik sisteminin güçlendirilmesi gibi örnekleri verebiliriz, böylece korsanlığın organize olduğu ülkeleri bu mücadeleye dâhil ettirme imkânı da sağlanmış olacaktır. Bu kapsamda Türkiye'nin Somali’ye yaptığı insani yardımı dikkatlerinize sunmak isterim.

Değerli milletvekilleri, hâlen bölgede deniz korsanlarının tehdidi devam etmektedir, dolayısıyla Türkiye'nin uluslararası kurum ve devletlerle birlikte tehdit alanında varlığını sürdürmesi tabii karşılanmalıdır. 2009 Temmuz ayından bugüne kadar gerçekleşen yirmi harekâtta 135 deniz korsanı etkisiz hâle getirilmiş ve farklı ülke gemilerine koruma ve refakat sağlanmıştır. Son bir yıl içerisinde “Burak A” ve “CS Cihan” isimli Türk Bayraklı gemilerimiz saldırıya uğramış, alınan tedbirler ve takip neticesinde saldırı bertaraf edilmiştir ve yine insani yardım taşıyan Gazze, Burak A, AMAL S gemilerinin emniyetli geçişi sağlanmıştır. Hâlihazırda bir tuğamiralimiz komutasında TCG Giresun CTF 508 isimli, Türk Deniz Kuvvetleri tarafından görevlendirilmiş bir gemimiz bölgede görev yapmaktadır.

Bölgede ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan, Japonya, Malezya, Güney Kore ve Avustralya'ya ait askerî gemiler bulunmakta, ticari gemilere refakat etmekte ve deniz alanı güvenliğinin tesisini icra etmektedirler.

Bölgede görev yapan fırkateynlerimiz ile geçiş yapan ticaret gemilerimiz arasında koordinasyon amacıyla kesintisiz iletişim tesis edilmiştir. Bölgeden geçiş yapan ticaret gemileri yürürlükteki koruyucu tedbirleri uygulayarak emniyetli seyir yapmaları konusunda bilinçlendirilmekte ve diğer ülke deniz kuvvetlerine ait askerî konvoylara dâhil olmalarına yardımcı olunmaktadır.

Diğer taraftan, söz konusu deniz alanından geçiş yapacak olan gemilerin geçiş bilgilerinin bölgede görev yapan askerî gemilere bildirilmesinin kolaylaştırılması, gemilere imkân ve kabiliyetler elverdikçe koruma hizmetinin sağlanabilmesi, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığımız tarafından yayımlanan duyuruların ve gerek ulusal ve gerekse de uluslararası organizasyonlar tarafından yayımlanan ve rehber niteliğinde olan bilgi ve belgelerin gemi kaptanlarına, donatanlarına ve acentelerine hızlı ve etkin bir şekilde duyurulması amacıyla Deniz Haydutluğu Bilgi Sistemi oluşturulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son söz olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerinde görevlendirilmesi için Hükümetimize verilen bir yıllık iznin 10 Şubat 2009 tarihli ve 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’nda belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde, 10 Şubat 2012 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılması talebini, dünya barışı ve istikrarına yapacağı olumlu katkıyı ve ulusal çıkarlarımızı da dikkate alarak, AK PARTİ Grubu olarak gerekli bulmaktayız ve bu kararı desteklemekteyiz.

Bu operasyonların tabii ki, en kısa sürede sonuçlanması en büyük arzumuz. Bu kararın, bu tezkerenin yıllık olarak uzatılmasının bir nedeni de Birleşmiş Milletler Güvenlik Teşkilatı, buradaki sorunun giderilmesi için onlar da yıllık kararlar almakta. Biz de bu kararlara dayanarak tezkereyi uzatmak için burada birlikte çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar, ben sözlerime burada son verirken bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bu operasyonda görev alan askerlerimize ve sivil vatandaşlarımıza görevlerinde sağlık ve başarılar diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Açıkgöz.

Başbakanlık tezkeresi üzerinde gruplar adına söz tamamlanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına ilk söz Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı’ya aittir.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şahsınızda heyetimizi de saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, elbette ki bu tezkereye bizim “Hayır” dememiz beklenmez. Bu tezkereye, Başbakanlığın bu tezkeresine biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak destek veriyoruz.

Şimdi, böyle bir tezkere gündeme geldiğinde destek vereceğimizi söyledikten sonra bakalım Sayın Başbakan lafı dönüp dolaştırıp tekrar Cumhuriyet Halk Partisine nasıl vuracak? Daha dün, Fransa’da yaşanan, Fransa Senatosunun kabul ettiği, bizim asla kabul edemeyeceğimiz, insanlığın kabul edemeyeceği bir tasarıya açık çek verdi. Dedi ki: “Biz millî meselelerde, ulusal meselelerde iktidar-muhalefet bir arada olmalıyız.” Hadi, bu tasarının geleceği, Fransa’da oylanacağı belliydi, perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Hadi, siz biraz yavaştan aldınız, neyse, ama size açık çek “Gelin, kol kola girelim, millî mücadelemizde, ulusal mevzularımızda bir arada olalım.” dedi, bugün geldik, baktık, Sayın Başbakan Cumhuriyet Halk Partisini eleştiriyor.

Şimdi, yani dostlar alışverişte görsün diye iş yapmak diye buna denir. Siz eğer size samimiyetle uzanan bir eli iterseniz inandırıcılığınızı kaybedersiniz, bakın. İnandırıcılığınızı kaybettiğiniz zaman, sadece yurt içinde değil, yurt dışında da insanlar size gülerler. O yüzden dış politika istikrar ister, dış politika güvenilirlik ister. İçeride konuştuğunuz ile dışarıda konuştuğunuz birbirini tutmak zorundadır, tutmadığı zaman o zaman sizi yaya bırakırlar.

Fransa’yla işler niye bu konuma geldi? Sarkozy’nin genel tarzını hepimiz biliyoruz. Sarkozy’nin nasıl bir psikolojik yapıya sahip olduğunu, nasıl bir insan olduğunu bilmeyen yoktur. Yani birtakım kompleksleri olduğunu da biliyoruz. Bir insan düşünün ki fotoğraf kameralarını gördüğü zaman ayaklarının üzerinde, parmaklarının üzerinde şöyle dikiliyor ve kendini uzun boylu göstermeye çalışıyor.

Şimdi, ben bir hekim olarak bunu gördüğüm zaman, bu adamın nasıl komplekslere girdiğini çok iyi bilirim, bu şekilde komplekslere sahip bir insanın neler yapacağını da çok iyi bilirim, bunu sizin de bilmeniz gerekirdi. Perşembenin gelişi çarşambadan belli demiştim. Ne olmuştu?

Bahsettiğimiz Sarkozy Ermenistan’a gittiğinde bunun sinyallerini değil, açık açık söylemişti. Demişti ki: “Ben bu konuyu taşıyacağım. Bu Ermeni tasarısını ben taşıyacağım ve Fransa’da bunun öncülüğünü yapacağım.”

Biz ne yaptık? “Hadi canım sen de!” filan gibi laflar ettik.  Hayır. Biz, o zaman, ayakları üzerine dikilerek boyunu yüksekmiş gibi göstermeye çalışan bu adamın üç beş tane oy uğruna, Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak adına bunları yapacağını görmeliydik ve o zamandan daha el ele, kol kola verip bunun için gerekenleri yapmalıydık.

Değerli arkadaşlar, bu konu, son derece önemli bir konu. Bu konu, sadece AKP Hükûmetini yaralayacak bir konu değil. Bakın, AKP Hükûmetini yaralayacak bir konu olsa bu kadar da üstünde durmayabilirdik ama sizin dış politikanız yüzünden biz ülke olarak gülünç duruma düşüyoruz, biz ülke olarak kaybediyoruz.

Bunun bir başka nedeni de var. Bakın, aynı Sarkozy kalkıp yine “Orta Doğu’nun lideriyim.” diyen Sayın Başbakanımıza da bir salvo yapmış olabilir diye düşünüyorum. Siz eğer kalkıp  “Ben Orta Doğu’nun lideriyim. Ben gittiğim her yerde bayraklarla karşılanıyorum. Ben gittiğim her yerde alkışlarla karşılanıyorum. Orta Doğu benim bahçemdir, ben buranın ağabeyiyim.” derseniz o zaman birilerini kışkırtırsınız. İşte  bu kompleksleri olan insanlar kışkırdılar.

Fransa’nın durumuna bir bakalım: Fransa ne zaman meydana çıktı bu Orta Doğu krizinde? Arap baharı yaşanırken Fransa neredeydi?

Bakın, Orta Doğu’da oynanan büyük oyunun en baş aktörünün Amerika Birleşik Devletleri olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok. Adam çıktı, açık açık söyledi. Bizim Başbakanımız da onun ortağı oldu. Orta Doğu’da ayrı bir hava esmeye başladı mı? Başladı. Amerika’nın en yakınında bulunan ülke kim? İngiltere. Amerika’yla İngiltere bir araya gelecek, Orta Doğu’yu şekillendirecek ve Fransa buna seyirci kalacak; öyle mi? Bunu görmemiz gerekiyordu. Fransa buna seyirci kalmadı, Fransa buna Fransız kalmadı. Ne zaman ortaya çıktı? Libya’da ortaya çıktı. Arap baharı Libya’ya geldiğinde çıktı ortaya ve çok iyi hatırlayacaksınız, bizim Hükûmetimizden önce oraya gitmek için palas pandıras Libya’nın yolunu tutmuştu. Niye? “Ben de varım burada.” demek için. “Ben de Orta Doğu’nun yeniden şekillendirilmesinde rol almak istiyorum.” demişti. Bunu da görmediniz. Bunu da görmediniz… Sonra, kalktı bu Sarkozy, Orta Doğu’nun ağabeyliğine soyunan Başbakanımıza “Çok efelenme, ben senin bu efeliklerini yemem. Sana da böyle bir tokat atarım, oturursun yerine.” demeye getirdi. Biz buna layık mıyız Allah aşkına? Biz bunu niye göremiyoruz? Niçin biz bunları görüp de önlemimizi almıyoruz?

Onun için, Orta Doğu’da oynanan bu büyük oyunları çok daha öncesinden görmek lazım. Buraya çıkan milletvekili arkadaşlarım zaman zaman “Sizin gözünüz kör. Biz Orta Doğu’da her gittiğimiz yerde insanlar bize kurbanlar kesiyor.” dediğinde, biz de gülüyoruz yerimizde. Neden? Çünkü Orta Doğu’nun ruhunu bilmeyen, Orta Doğu insanının yaşam tarzını bilmeyen insanlar böyle konuşurlar. Doğru, hepimiz görüyoruz. Hepimiz görüyoruz, Başbakanımız veya bakanlarımız Orta Doğu’da bir yerlere gittikleri zaman nasıl bayraklar sallanıyor. Tamam; keşke bunlar gerçek olabilse. Keşke bunlar gerçekten bize duyulan saygıdan olsa. Keşke… Eğer çıkarlarına birazcık ters düşerseniz aynı Orta Doğu ülkeleri bizim bayrağımızı alıp, yakarlar tıpkı Suriye’de olduğu gibi. O Suriye’ye gidildiğinde nasıl alkışlarla karşılandığımızı, Tunus’a gittiğimizde nasıl alkışlarla karşılandığımızı sizler söylediniz. Ama siz, bu insanların, Orta Doğu’da yaşayan halkların anatomisini bilmediğiniz için bunu büyük bir olay zannettiniz. Bunu büyük bir hadise zannettiniz ve zannettiniz ki, gerçekten biz Orta Doğu’nun lideriyiz. Yapmayın arkadaşlar!.. Orta Doğu’da bizi küçük düşürmeyin. Bizi dünyada küçük düşürmeyin. Bunu yapmaya hakkınız yok.

O yüzden dış politikamızın istikrarlı olması gerekiyor. Dış politikamızda adımızdan bahsettirmek istiyorsak gerçekten, gerçekten tutarlı olmamız gerekiyor.

Şimdi, siz kalkacaksınız, şu yüce Meclisin altında faili meçhul cinayetlerin araştırılması için verilen önergeye “Hayır.” diyeceksiniz, “Faili meçhuller araştırılmasın.” diyeceksiniz, “Diyarbakır’da çıkan kafataslarını araştırmamıza gerek yok.” diyeceksiniz, sonra döneceksiniz Fransa’ya, diyeceksiniz ki: “Efendim, Ermeni olaylarını araştıralım, arşivlerimizi açalım. Herkes gelsin, buyursun. Tarihçilere işi devredelim, gelsinler, baksınlar Ermeni konusundaki durumumuz nedir?” Ben tarafım. Ben bu ülkenin bir vatandaşıyım, bu ülkenin bir milletvekiliyim. Ben burada Ermeni soykırımı olmadığını çok iyi biliyorum ama benim bilmem yetmiyor. Bu Parlamentoda bulunan herkes buna el kaldırsa bile bu yetmiyor arkadaşlar. Bunun tarihçiler tarafından çıkarılıp Fransız halkına ve tüm dünya halklarına gösterilmesi gerekiyor. Ama siz içte tutarlı olmazsanız, siz faili meçhullerin araştırılmasını burada reddederseniz, hakikatler komisyonu kurulmasını reddederseniz, hem de 1 kere değil, 2 kere değil, 10’larca kere reddederseniz değişik partilerden gelen önerileri, biz şimdi neye inanarak, neye güvenerek diyeceğiz ki: “Ey Fransa, senin yaptığın yanlıştır, gel bir komisyon kuralım da hakikatleri araştıralım.” Kim inanır size Allah aşkına? O yüzden, inandırıcılık dış politikada son derece önemli. Attığınız her adım dış politikada devletimizi, milletimizi de küçük düşürebilir, çok dikkatli olmak lazım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; deniz haydutluğu eylemleriyle mücadele kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının yurt dışında görevlendirilmesine ilişkin yüce Meclisimizin 7 Şubat 2011 tarih ve 984 sayılı Kararı’yla Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin uzatılması maksadıyla verilen tezkere vesilesiyle huzurunuzda bulunuyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Günümüzde değişen tehdit algılamaları ve güvenlik stratejileri, başta deniz alanları olmak üzere, tüm ulusların kullanımına açık alanların kabul edilebilir bir seviyede denetim altında tutulmasını zorunlu kılmaktadır. Söz konusu durum, devletler arasındaki ilişkileri birbirine daha bağımlı ve karşılıklı etkileşen bir duruma getirmekte ve doğal olarak güvenlik anlayışlarını da doğrudan etkilemektedir.

2011 yılı içerisinde Aden Körfezi’nden ve Somali havzasından 482’si Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı olmak üzere toplam 22.441 adet gemi geçiş yapmıştır. Bu kapsamda, Aden Körfezi’nde, Somali karasularında ve Hint Okyanusu’nda seyreden ticari gemilere yönelik deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri sadece can ve mal emniyetini tehdit etmekle kalmayıp seyrüsefer serbestisini akamete uğratmakta, uluslararası ticareti ve deniz taşımacılığını da menfi bir şekilde etkilemektedir. Bu eylemler, ayrıca Somali ve Afrika ülkelerine yapılan insani yardımların deniz yoluyla intikalini de güçleştirmektedir. Bu yasa dışı eylemler, bir uluslararası güvenlik meselesi olarak uluslararası gündemin ön sıralarında yer almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz bu tezkereye bir başka ülke talep ettiği için değil, biz bu tezkereye Somali’deki insanların talebi üzerine destek vermek durumundayız, Somali Hükûmetinin çağrısı üzerine destek vermek durumundayız, uluslararası bir seyrüsefer güzergâhını açık tutmak için destek vermek durumundayız. Somali’deki o söylenen çocuklara karşı biraz duyarlı olan her insan, Somali’ye giden yardımların güvence altında olmasını sağlamak durumundadır. Bizim kendi ilkelerimiz vardır, kültürümüz vardır; nerede bir kötülük görürseniz elinizle, dilinizle, eğer yapamazsanız da gönlünüzle engellemeye çalışmanız lazımdır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, ne alakası var?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bugün Somali açıklarında yapılan korsanlık bir zulümdür, dolayısıyla bir tehdittir. Bizim bunu engellememiz, önlememiz insani vazifemizdir. Somalili çocuklar için vicdanı sızlamayanlar bu tezkerenin gayesini anlayamazlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yani tezkere onun için mi çıkıyor?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bu, küresel sermayenin bekçiliği değil, Somali Hükûmetinin ve Somali halkının davetine cevap vermektir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne alakası var ya?

BAŞKAN – Sayın Akar, rica ediyorum.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Eğer Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararını okursanız orada çok açık şekilde bu talebin Somali Hükûmetinin müteaddit çağrılarıyla alındığını söylemektedir.

Anılan bölgelerde, Hint Okyanusu’nda meydana gelen deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri ile uluslararası toplumca mücadele edilmesine cevaz veren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin ilgili kararlarının süresi son olarak 22 Kasım 2011 tarihli ve 2020 sayılı Karar’la bir yıl daha uzatılmıştır. Bu Karar’da özellikle teşekkür edilmekte, Çin orada, Hindistan orada, İran orada, Japonya orada, Malezya orada. “Bizim orada ne işimiz var?” diyenler bu ülkelerin de orada ne işinin olduğunu açıklamak zorundadırlar. Kore orada, Rusya Federasyonu orada, Suudi Arabistan orada, Yemen orada, İngiltere orada, Fransa orada, Yunanistan orada, Hollanda orada, Almanya orada, İtalya orada, Belçika orada, İsveç orada, İspanya orada ve Amerika orada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu kadar adam koruyamıyor…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Eğer ki Birleşmiş Milletlerin bir üyesiyseniz Birleşmiş Milletlerin kararına uymak durumundasınız, eğer NATO’nun bir üyesiyseniz NATO’nun almış olduğu karara uymak durumundasınız.

Bölgede deniz haydutluğuyla mücadele faaliyetleri, hâlihazırda NATO tarafından, Avrupa Birliği ve ABD önderliğinde deniz kuvvetleri ve millî kontroldeki, biraz önceki saydığım bir araya gelmiş müşterek devletler tarafından da yürütülmektedir.

Ülkemiz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10 Şubat 2009 tarih ve 934 sayılı Kararı ile 17 Şubat 2009 tarihinde itibaren Birleşik Görev Kuvveti ve NATO Daimi Deniz Görev Grubu emrinde dönüşümlü olarak görevlendirdiği fırkateynler ile deniz haydutluğuyla mücadele faaliyetlerine destek sağlamaktadır.

Birleşik Görev Kuvveti komutası, Mayıs 2009-Ağustos 2009 ve 1 Eylül ile 1 Aralık 2011 tarihleri arasında olmak üzere, 2 kez ülkemiz tarafından üstlenilmiş ve böylece ülkemiz NATO’daki görevleri dışında bir Birleşmiş Milletler görevi olarak ilk defa denizde çok uluslu bir koalisyon gücünün komutanlığını da yürütmüştür.

Yine, bu tezkere kabul edilirse ülkemiz yine 1 Eylül ile 1 Aralık 2012 tarihinde de söz konusu komuta görevini 3’üncü kez üstlenecektir.

Bugüne kadar bölgede icra edilen deniz haydutluğuyla mücadele harekâtına toplam 13 fırkateynle katkıda bulunulmuştur.

Ayrıca, 3 fırkateyn ve 1 akaryakıt gemisinden oluşan Türk deniz görev grubunca 2011 yılı kapsamında deniz haydutluğuyla mücadele harekâtına destek verilmiş ve bu kapsamda toplam 76 Türk Bayraklı ticaret gemisine Aden Körfezi’nde destek sağlanmıştır.

Ayrıca, Somali’de kuraklık nedeniyle yaşanan açlık tehlikesine karşı Somali Mogadişu’ya insani yardım taşıyan “Gazze”, “Burak-A”, “Amal-S” isimli gemilere bölgede görevlendirilen Gediz Fırkateyniyle refakat edilerek emniyetli intikali sağlanmıştır.

Mevcut durum itibarıyla Birleşik Görev Kuvveti tarafından Okyanus Kalkanı Harekâtına Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından görevlendirilen Giresun, Birleşik Görev Kuvveti sancak gemisi olarak bölgede deniz haydutluğuyla mücadele harekâtına devam etmektedir. Harp gemilerimiz tarafından Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticaret gemilerinin bölgeden emniyetle geçişlerinin sağlanmasına yönelik her türlü tedbir alınmakta ve gerekli faaliyetler icra edilmektedir.

Bu çerçevede, ticaret gemilerinin deniz haydutluğuna karşı uygulamaları gereken tedbir ve ikazların bölgedeki gelişmeler takip edilerek güncellenmesine ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı -şimdiki adı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı- vasıtasıyla denizcilik sektörümüze duyurulmasına, ticaret gemilerinin bölgeden geçişlerinin takip edilerek ticaret gemilerimizin askerî konvoylara dâhil olmalarının koordine edilmesine, bölgede harekât icra eden diğer ülkelerin deniz kuvvetlerine ait gemilerle yakın iş birliği içerisinde bulunarak Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticaret gemilerinin korunması maksadıyla yönlendirmelerde ve tavsiyelerde bulunulmasına devam edilmektedir.

Alınan tedbirlerle, bölgedeki diğer komutanlık ve mahallî makamlarla yürütülen koordinasyon neticesinde, son bir yıl içerisinde toplam 103 yabancı bayraklı geminin saldırıya uğraması ve bunlardan 23’ü kaçırılmış olmasına rağmen, Mart 2010 tarihinden bugüne kadar bir tane Türk Bayraklı gemi kaçırılmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu derece geniş kapsamlı ve yoğun bir askerî konuşlandırmanın deniz haydutları üzerindeki caydırıcılığının devamını ve bunun güçlendirilmesinin ise tabiatıyla icra edilen operasyonlarda ele geçen zanlıların adalete teslim edilerek hak ettikleri şekilde yargılanmalarını gerektirir, ancak uluslararası düzende henüz bu korsanları yargılayacak bir mahkeme de teşkil edilmemiştir. Birleşmiş Milletlerin kararında oradaki ülkelerle ikili sözleşmeler yapılması öngörülmüştür. Şu anda Kenya’yla tek sözleşme yapan ülke de Amerika Birleşik Devletleri’dir.

Somali’de kamu düzeninin sağlanamamış olması, deniz haydutlarının ve silahlı soygun icra eden kişilerin çok geniş bir deniz alanında faaliyet göstermeleri, bunların tutuklanıp yargılanmaları konusunda karşılaşılan sorunlar, bu meseleyle etkin mücadeleyi güçleştirmektedir.

Bu sebeple, ülkemiz, sorunun vahameti ve karmaşıklığı karşısında uluslararası toplumu kapsayıcı bir yaklaşımla müşterek hareket etmesini, uluslararası etkin tedbirlerin alınmasını ve uygulanmasını savuna gelmektedir. Nerede bir zulüm ve nerede bir haksızlık varsa buna karşı mücadele etmek bizim asli vazifemizdir.

Deniz haydutluğu meselesinde kalıcı çözümün anahtarı, asıl olarak karadadır. Somali’nin içinde bulunduğu güç duruma, uluslararası toplum olarak siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarını da içerecek kapsayıcı bir yaklaşım ve strateji geliştirilmesi, bunların etkin bir şekilde hayata geçirilmesi gerekmektedir. İnancımız odur ki ancak böyle bir bakış açısıyla deniz haydutluğu sorununa kalıcı bir çözüm bulunabilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aden Körfezi ve Somali açıklarında deniz haydutluğu eylemleri devam etmekte ve bundan Türk ve Türk bağlantılı ticaret gemileri de, Somali’ye yardım götüren gemiler de etkilenmektedir.

Stratejik önemi her geçen gün artan bölgeye yönelik politikamız doğrultusunda “Bölgede diğer ülkelerin, saydığım ülkelerin ne menfaati varsa Türkiye’nin de o menfaati vardır.” diye belirterek bölgede varlık göstermeye devam edilmesiyle bölgedeki ve uluslararasındaki etkinliğimiz ve görünürlüğümüz açısından görev süresinin uzatılmasının önemli olduğu değerlendirilmektedir.

Bu düşüncelerle, Anayasa'nın 92’nci maddesi gereğince Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için 10 Şubat 2009 tarihli ve 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde Hükûmete verilen 7 Şubat 2011 tarihli ve 984 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla bir yıl uzatılan izin süresinin 10 Şubat 2012 tarihinden geçerli olmak üzere bir yıl süreyle daha 1 kez daha uzatılması, bununla ilgili gerekli düzenlemenin Hükûmet tarafından yapılması için hazırlanan Hükûmet tezkeresi yüce Meclisimizin takdirlerine sunulmuştur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye, izlediği onurlu dış politikayla bölgesinin lideri durumundadır. Görmek istemeyene hiçbir şey gösterebilmek mümkün değildir. Eğer Türkiye bu bölgenin lideri değilse o hâlde “Irak” mı diyeceksiniz? Irak bölgenin lideri değilse “Suriye” mi diyeceksiniz? Suriye değilse “Ürdün” mü diyeceksiniz? Ürdün değilse “Mısır” mı diyeceksiniz? Mısır değilse “Libya” mı diyeceksiniz? O taraf değilse Balkanlara geçersek “Makedonya” mı diyeceksiniz? “Bulgaristan” mı diyeceksiniz? “Yunanistan” mı diyeceksiniz?

Şu bir gerçek ki ehli insaf sahibi herkes görüyor ki Türkiye bu bölgenin yükselen yıldızı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu sadece biz söylemedik, geçen haftalarda buraya gelen, dışarıdan gelen ve tarafsız birisi, Kırgızistan’ın Devlet Başkanı söyledi: “Biz biliyoruz ki Türkiye bu bölgenin yıldızıdır. Önüne bulut da gelse biliyoruz ki orada bir parlayan yıldız var. Biz bundan gurur duyuyoruz.” Kırgızistan Devlet Başkanının gördüğünü bizim Türkiye’de yaşayan insanlarımızın görmemesi beklenemez.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Bizi o ülkelerle mukayese etmeyin Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Dolayısıyla da biz diyoruz ki, Türkiye, izlediği onurlu dış politikayla hem Türk dünyasında hem İslam dünyasında hem de Avrupa’da saygılı bir durumdadır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, bir tane doğru laf söyleyin…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Muhakkak ki daha yapacak çok şeyimiz var. Bir olursak birlik olursak beraber olursak aşamayacağımız hiçbir engel yoktur diyorum.

Ben bu duygularla bu tezkerenin hem ülkemize hem de bölgemize ve hem de uluslararası barışa hayırlar getirmesini diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şahıslar adına son söz, İstanbul Milletvekili Sayın Şirin Ünal’a aittir.

Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için Hükûmete verilen izin süresinin 10 Şubat 2009 tarihli ve 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’nda belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde 10 Şubat 2012 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasıyla ilgili Başbakanlık tezkeresi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere, Aden Körfezi uluslararası deniz ticareti açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Asya’dan Avrupa’ya ya da Avrupa’dan Asya’ya Süveyş Kanalı’nı kullanarak giden gemiler, yolu binlerce kilometre uzatıp Cebelitarık Boğazı’ndan geçmeyi düşünmedikleri için Somali ile Yemen arasındaki Aden Körfezi’ni kullanmak zorunda kalmaktadırlar. Aden Körfezi’nden geçmek yerine çevreden dolaşmayı tercih eden gemilerin günlük zararı ise 30 bin doları aşmaktadır. İşte bu yüzden her gün onlarca gemi bu yolu kullanmak zorunda kalmakta ve doğal olarak korsanların hedefi durumunda olmaktadırlar.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz üzere, tezkere, Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan korsanlık, deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri hakkında 2008 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10 Şubat 2009 tarihli kararıyla Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının söz konusu bölgelerde konuşlandırılması suretiyle bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin bir şekilde muhafazası ve korsanlık, deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemlerine karşı uluslararası toplumca yürütülen müşterek mücadele harekâtına aktif katılımda bulunulması sağlanmış. Bu alanda Birleşmiş Milletler sistemi içinde ve bölgesel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğümüzün pekiştirilmesi temin edilmiştir.

Tezkerenin temel dayanağı olarak görülen Anayasa’mızın 92’nci maddesine göre ise milletlerarası hukukun meşru saydığı hâllerde savaş hâli ilanına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası anlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği hâller dışında Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerinin Türkiye’de bulundurulmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkemizin ani bir silahlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına derhâl karar verilmesinin kaçınılmaz olması hâlinde ise Cumhurbaşkanı da Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; izninizle Türkiye’nin sınır ötesi uluslararası operasyonlara katılımı ile ilgili şunu da söylemek isterim: Konunun uzmanı olan hemen herkes hemfikir ki son yıllarda Türkiye’nin uluslararası alanda yetkinliği gözle görülür bir biçimde arttı ve uluslararası danışma ve karar alma süreçlerindeki yeri de sağlamlaştı. Bu konuda birçok somut örnekler verebilirim. Bu artan etkinlik aynı zamanda Türkiye’ye uluslararası problemlerin çözümünde katılımcı olma ve katkı sağlama sorumluluğu da getirmektedir. Şurası kesin ki Türkiye, deniz haydutluğu ve korsanlık nedeniyle kendi ekonomimize gelebilecek muhtemel zararları mutlaka engellemelidir ama en az bununki kadar önemli olan cumhuriyetimizin 100’üncü kuruluş yıl dönümünde yani 2023’te dünyanın siyasi, kültürel ve ekonomik alanlarda en etkin ilk on ülkesi arasına girme iddiası olan ülkemizde bu iddia bize belli sorumluluklar da yüklemektedir.

Şahsım ve grubum adına bu amaçla üstün bir başarıyla görev yapan tüm Deniz Kuvvetleri personelimize teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum. Yüce Meclisi bu vesileyle tekrar ve en derin saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

C) Çeşitli İşler

1.- Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif eden Moldova Cumhuriyeti Gökoğuz Yeri Özerk Bölgesi Meclis Başkanı Anna Harlamenko’ya Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ülkemizi resmî olarak ziyaret etmekte olan Gökoğuz Yeri Meclis Başkanı Sayın Anna Harlamenko şu anda Meclisimizi teşrif etmiş bulunuyorlar. Kendilerine yüce Meclisimiz adına hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

B) Tezkereler (Devam)

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere, gereği, kapsamı, zamanı ve süresi Hükûmetçe belirlenecek şekilde Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararı ile Hükûmete verilen ve 2/2/2010 ve 7/2/2011 tarihli 956 ve 984 sayılı kararları ile birer yıl uzatılan izin süresinin Anayasa’nın 92 nci maddesi uyarınca 10/2/2012 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresi (3/732) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, tezkereyi tekrar okutup oylarınıza sunacağım:

                                                                                                                20/1/2012

Türkiye Büyük Meclisi Başkanlığına

Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri hakkında 2008 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararıyla bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının söz konusu bölgelerde konuşlandırılması suretiyle, bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticarî gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemlerine karşı uluslararası toplumca yürütülen müşterek mücadele harekâtına aktif katılımda bulunulması sağlanarak, bu alanda Birleşmiş Milletler sistemi içinde ve bölgesel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğümüzün pekiştirilmesi temin edilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bölgede görev icra etmesine izin veren 934 sayılı TBMM Kararının süresi, son olarak 7/2/2011 tarihli ve 984 sayılı Kararla bir yıl uzatılmış olup 10/2/2012 tarihinde sona erecektir. Diğer yandan, anılan bölgelerde ve Hint Okyanusu'nda meydana gelmeye devam eden korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle uluslararası toplumca mücadele edilebilmesine cevaz veren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarının süresi son olarak 22/11/2011 tarihli ve 2020 sayılı Kararla bir yıl uzatılmıştır.

Bu kapsamda, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin, 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı TBMM Kararında belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde, 10/2/2012 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasını Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca arz ederim.

                                                                                                      Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                                Başbakan

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                       

 

Kapanma Saati: 15.33

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından “terör suçu” adı altında tutuklu sayısının artmasının araştırılması amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 25/1/2012 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

                                                                                                               25.01.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 25.01.2012 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Pervin Buldan

                                                                                                                    Iğdır

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

26 Aralık 2011 tarihinde Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından verilen terör suçu adı altında tutuklu sayısının artmasının araştırılması amacıyla verilen Meclis araştırması önergesi ile 19 Aralık 2011 tarihinde, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan tarafından verilen (269 sıra nolu), “KCK operasyonları” adı altında verilen, Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 25.01.2012 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu öneri Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun verdiği KCK operasyonlarına ilişkin Meclis araştırması önergesinin de bugün görüşülmesini içermektedir. Ancak söz konusu Meclis araştırması önergesi Başkanlıkça Anayasa’nın 138’inci maddesi kapsamında, savcı ve hâkimlerin görülmekte olan bir davayla ilgili işlemlerinin sorgulanması niteliğinde değerlendirilmiş olup işleme konulamamış ve bugün iade edilmiştir.

Bu nedenle, öneriyi sadece ilk araştırma önergesi açısından işleme alıyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “İşleme almıyorum.” diyorsunuz!

BAŞKAN – Hayır, iki parça hâlinde.

Buyurun Sayın Kaplan.

VIII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan tarafından “KCK operasyonları” adı altında verilen Meclis araştırması önergesinin Başkanlıkça Anayasa’nın 138’inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve bu nedenle işleme konulmayıp iade edilmesinden dolayı Başkanlığın tutumu hakkında

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İç Tüzük 19’a göre Danışma Kurulu istemiştik bugün ve bu önergelerimizi indirdik. Diğer gruplar geldi. Sayın ana muhalefet partisi grup temsilcileri de…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, bir saniye. Ben sehven unuttum.

Sayın Kaplan’a usul tartışması çerçevesi içinde söz verdim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aleyhte, Ali Rıza Öztürk.

BAŞKAN – Sayın Ali Rıza Öztürk, aleyhte.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Lehte.

BAŞKAN – Sayın Mehmet Şandır, lehte.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Aleyhte.

BAŞKAN – Ahmet Aydın, lehte.

Tamam.

Sayın Kaplan, özür dilerim. Sürenizi yeniden başlatıyorum.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Başkanım, biz bugün Meclis Danışma Kurulunu istedik İç Tüzük 19’a göre ve önergemizi indirdik. Ancak, Meclise, Genel Kurula geldikten sonra burada oturduğumuzda, biraz önce Kanunlar ve Kararlar Başkanlığından bize Meclis Başkanlığının bir yazısı geldi. Diyor ki Başkanlığın bu yazısında; aynen cümleyi okumakta yarar görüyorum: “Yargı bağımsızlığı ortadan kaldırıldıktan sonra operasyonlara hız verilmiştir.” Özel yetkili savcı ve hâkimlerle özel yetkili mahkemelerde adil yargılama hakkı ihlal edilmiş. Yani Meclis Başkanlığımız altını çizerek diyor ki: “Mecliste bunu konuşamazsınız.”

Bu şu demektir arkadaşlar: “Muhalefet partileri hiç konuşmasın.” Bunun adı budur. Biz burada “Yargı bağımsız değildir.” diyemeyecek duruma düşürülürsek, Meclis Başkanlığı da bir parti iktidarının zihniyetine göre burada hareket ederse, bu Meclisin Genel Kurulunun şu aşamasında bu duruma Başkanlık müdahale ederse bu bir skandaldır, yasama faaliyetlerinde bir skandaldır.

Bakın, bizim sunduğumuz araştırma önergesinde yürütmenin yargıya müdahale ettiği hususu var arkadaşlar yani diyoruz ki… Sayın Atalay diyor ki: “Bu operasyonlar entegre bir stratejinin ve devletin gereği olarak sınır ötesi operasyonlarla birlikte koordinasyon içinde tartışılmış, kararlaştırılmış, planlanmış ve yürütülmektedir.” Şimdi, yürütme bu kararı alıyor, yargıya “Ben tutuklatacağım KCK tutuklularını.” diyor, Başbakan “Tutuklatacağım.” diyor, İçişleri Bakanı “8 bin küsurunu da tutuklatacağım.” diyor, bu, yargıya müdahale olmuyor ama bir parti grubu bu konuda bir araştırma istediği zaman Meclis Başkanlığı “Dur, konuşamazsınız.” diyor. Bu kürsüde biz konuşamayacaksak arkadaşlar, neyi tartışacağız söyler misiniz? Böyle bir İç Tüzük ihlali olur mu?

Ben Grup Müdürümü aradım, tebligat gelmiş mi? Yok. Bu yazı bize gelmiş mi? Yok. E, buraya Genel Kurula geldikten sonra bunun gelmesi çok şık olmadı arkadaşlar. Bu şekilde bir müdahaleyi muhalefet partileri olarak bizim kabul etmemiz mümkün değil yani Meclis Başkanlığı, Başkan Sayın Çiçek artık AK PARTİ rozetini çıkarmıştır, o gözle bakıyoruz, tarafsız olması lazım, İç Tüzük bunu emrediyor. Eğer frak ve şeyi de giydikten sonra hâlâ bir iktidar partisini koruma, kollama anlayışıyla Kanunlar Dairesine yön veriliyorsa bu doğru değildir, yanlıştır ancak biz bunu yeni anlayışla geçiştirip benzer bir araştırma önergemiz üzerinde devam ettireceğiz ancak bu tutumu kabul etmediğimizi, itiraz ettiğimizi açıkça ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Lehte Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis Başkanlık Divanının tutumunun lehinde söz aldım, saygılar sunuyorum.

Türkiye bir hukuk devleti, hukuk lafzına ve ruhuna göre sorgulanmalı.

Anayasa’mızın bu konuyla ilgili amir hükmü çok açık ve net, Sayın Kaplan’ın hukukçu kişiliği bu hususu kabul edecektir: “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” Anayasa madde 138.

Bu hüküm ortadayken, bu hükmü bilmelerine rağmen -bildiklerini biliyorum- KCK operasyonlarıyla ilgili bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin gündeme alınmasını istemek bunun reddedilmesini talep etmektir, Meclis Başkanı da bunu reddetmiştir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ret demiyor.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Dolayısıyla Genel Kurula verilen bu talebin Genel Kurulda reddedilmesinin İç Tüzük’ümüze ve Anayasa’mıza göre bir aykırılığı bulunmamaktadır, önce bunu tespit edelim. Ancak muhalefetin sesinin kısılması konusunda muhalefet partileri olarak biz her zaman paralel ifadelerde bulunuyoruz. Bu noktada muhalefet partisinin muhalefet partisine muhalefet yapması çok da doğru değil.

Evet, hazırlanan İç Tüzük’le ve burada İç Tüzük’ün verdiği imkânlarla iktidar partisi grubunun muhalefetin görüşlerini ifade etmesinde, katkı vermesinde hasis davrandığını, “Bizim de hakkımızdır.” diye özellikle bu Danışma Kurulu, grup önerileri üzerinde iki lehte, iki aleyhtenin aleyhte olanlarının tamamının iktidar partisi grubu tarafından alınması, yine İç Tüzük’ün gündem dışı konuşmalarda ilgili bakanın beş dakikaya yirmi dakika cevap vermesi bu noktadaki yanlışlıkları ifade ediyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’mizde hepimizin ortak paydası hukuktur, hukukun üstünlüğü, hukukun bağlayıcılığıdır. Bunu kaybettiğimiz takdirde birlikte yaşama iradesini, birlikte yaşama düzenini kaybederiz. Bunun için hukukun üstünlüğüne ve hukukun belirleyiciliğine hepimizin saygı göstermesi gerekmektedir. Bu konuda bu konuyla ilgili Başkanlık Divanının göstermiş olduğu tavır, İç Tüzük’ümüze ve Anayasa’mıza göre uygundur.

Başkanlık Divanının tutumunun lehinde söz almış bulunmaktayım. Bu düşüncelerle sizleri saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Aleyhte Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis Başkanlığının tutumuyla ilgili lehinde aslında benim söz almış olmam lazım?

BAŞKAN – Aleyhinde.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Pardon, aleyhinde, aleyhinde.

Sayın Başkanım, şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunun bu Anayasa’ya ve İç Tüzük’e göre yönetilmesi gerekir. Eğer, siz Parlamentodaki çoğunluğunuza dayanarak, bu Türkiye Büyük Millet Meclisini yönetmeye kalkarsanız, aslında bu, çoğunluğa dayanarak Anayasa’yı ihlal suçunu oluşturur. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, burada Anayasa’ya aykırılığı açıkça belli olan bazı yasaları görüştürmesine rağmen, muhalefetten gelen bazı talepleri de nasıl ki, özel yetkili mahkemeler “suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, sanığın kaçma şüphesi” gibi tümüyle klişe, afaki sözlerle karar veriyor ise, burada da Meclis milletvekillerinin denetim hakları soyut, tek tip laflarla geri alınıyor.

Şimdi, bakın, benim elimde de soru önergesi var. Yani bizim muhalefet milletvekilleri olarak Hükûmeti denetlemek için iki tane yolumuz var: Bir soru önergesi, bir de araştırma önergeleri. Ben burada Adalet Bakanının yanıtlaması istemiyle soruyorum, diyorum ki: “Özel yetkili mahkemelerin anayasal dayanağı nedir?” Yine diyorum ki: “Bazı özel yetkili mahkemelerde savunma hakkının kısıtlanması yetkisi hangi yasanın, hangi maddesi hükmünde vardır? Hangi hukuk sisteminde ve hangi kanunda böyle bir şey vardır?” Ve devam ediyorum: “Hâkimlerin, kanunun ve Anayasa’nın vermediği yetkiyi kullanması, adil yargılanma hakkının kısıtlanma girişimleri, savunmayı yok sayan işlemlerinin görevi kötüye kullanma cezası oluşturduğu düşünülmekte midir?” Cevabı arkadaşlar: Yani ben Adalet Komisyonu üyesiyim. Türkiye Büyük Millet Meclisini, Anayasa’yı, yasayı biliyorum. Ben, soru önergesi hazırlarken ya da araştırma önergesi hazırlarken neyin Anayasa’daki ve İç Tüzük’teki kurallara uygun olup olmadığını bilmiyorum, Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğündeki adam benden çok daha fazla biliyor ve diyor ki: “Bu sorularınız yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili görüldüğünden…” Ya okudum şimdi. Bu sorunun neresi yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgilidir? Özel yetkili mahkemelerin Anayasa’nın hangi maddesine göre faaliyet gösterdiğini söylemek, sormak yargı yetkisinin kullanılması mıdır?

Bugün, Sayın Bakan, yargıya “reform” adı altında bir düzenleme getiriyor, orada özel yetkili mahkemelerde savunma hakkının kısıtlanamayacağını söylüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Ben de “Zaten mevcut yasalarda savunma hakkının kısıtlanmasını öngören bir düzenleme yok. Onu neye göre yapıyorsunuz?” diyorum. Bu, yargıyı etkilemek.

Arkadaşlar, yargıyı etkilemek şudur: Davanın esasıyla ilgili yargı yetkisini kullanırken bir beyanda bulunursa odur yargıyı etkilemek yani Sayın Başbakanın ve diğer bakanların Hrant Dink davasında verilen karara “Yargıtayda düzelecektir.” demesidir yargıyı etkilemek.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekillerinin denetim yetkisi Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğündeki memurlara devredilemez, bu devredilmiştir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Bu nedenle Meclis Başkanlığının tutumunun aleyhinde söz alıyorum. Denetim hakkı kısıtlanmaktadır. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Lehte Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, tabii bugün Danışma Kurulu talebi olmuş ve Danışma Kurulu talebinde de oy birliği sağlanamadığından, BDP Grubu bir grup önerisiyle karşımıza çıktı.

Başkanlık Divanının tutumunu bu manada doğru buluyorum çünkü grup önerisinin içeriğine baktığınızda, devam etmekte olan yargılamaları esas alan bir grup önerisi ve bunun burada görüşülmeyeceğini de Anayasa’mız çok açık ve net bir şekilde ifade ediyor.

Değerli arkadaşlar, hiçbir şeye kaçmadan, Anayasa’mızın 138’inci maddesinin üçüncü paragrafı diyor ki: “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” Diğer paragraflar da benzer ifadeler içeriyor. Bu manada da Başkanlık Divanının tutumunu doğru buluyorum.

Aslında, acaba, bunun yerine başka bir öneri getirilmesi doğru muydu, değil miydi, o da tartışmalı Sayın Başkanım çünkü bu grup önerisi kabul edilmeyince grup önerilerinin şekli değiştirilerek “Tutuklu sayısının artmasını…” şeklinde yeni bir araştırma noktasında grup önerisi getirmiş bulundular.

Değerli arkadaşlar, ifade özgürlüğü noktasında, hiçbir arkadaşımız kusura bakmasın ama dün tabu olarak gördüğümüz konuların birçoğunu AK PARTİ İktidarı döneminde ortadan kaldırdık ve biz, dün burada konuşulamayan, burada tartışılamayan, düşünmekten dahi çekindiğimiz birçok hususu AK PARTİ İktidarı sürecinde ortadan kaldırdık ve her konu en açık, en çıplak şekliyle konuşulur hâle geldi ve bugün, biz ifade özgürlüğü noktasında çok rahat bir şekilde Fransa’nın çok çok ilerisindeyiz ve bugün, Fransa’yı hepimiz eleştiriyoruz. Bakın, yargının hızlandırılması noktasında ayrıca yeni bir paket geliyor ve bu pakette de… Tutuklu sayılarından bahsediyorlar getirecekleri yeni grup önerisinde.

Değerli arkadaşlar, iktidara geldiğimizde cezaevlerindeki tutuklu kişiler ile hükümlü kişilerin sayısı neredeyse birbirine eşitti. Yargıtay Kanunu’nda, Danıştay Kanunu’nda değişiklikler yapıldı, üye sayısında artışa gidildi ve ilk kez bu dönemde Yargıtayda sonuçlandırılan dosya sayısı yeni gelen dosya sayısına göre daha fazla oldu ve bu gidişle, dosyalar gittikçe erimeye başladı. Cezaevlerindeki tutuklu sayısı yüzde 50’lerden yüzde 28’lere kadar geriledi ve bu yeni gelecek paketle birlikte 2 milyona yakın yeni dosya etkilenecek ve yargı gittikçe de hızlanacak. Dolayısıyla, tutuklamalarda da, tutuklu sayısında da ciddi bir azalış olacak.

Bu nedenle, değerli arkadaşlar, biz tabii ki her şeyi tartışacağız, her şeyi konuşacağız ancak lütfen -yargı bağımsızdır- yargının bağımsızlığına halel getirecek konuları gündeme almayalım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru, sizin lehinize karar verince bağımsız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yargının neresi bağımsız?

AHMET AYDIN (Devamla) - Eğer sizin elinizde başka türlü kanıtlar varsa, başka türlü deliller varsa gene yargıya gidersiniz, bu tür konuları yargıda, savcılığa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) - …suç duyurusunda bulunmak suretiyle dile getirirsiniz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, aynı konuda ben de bir söz söylemek istiyorum. Benim on üç soru önergemi Meclis Başkanı haksız olarak iade etmiştir. Parmağımla giremediğim için, elim kırık olduğu için… Müsaade ederseniz, bir dakika ben de bir açıklama yapayım.

BAŞKAN – Böyle bir usul olmadığını siz benden iyi biliyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O zaman yerimden kısa bir açıklama yapayım.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, vermiş olduğu soru önergelerinin kaba ve yaralayıcı sözler içermesi nedeniyle Başkanlıkça iade edildiğine ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Sayın Meclis Başkanı Cemil Çiçek Meclis Başkanı seçildikten sonra AKP’nin kurduğu faşist dikta rejiminin önündeki bütün mayınları temizlemek için âdeta kendisini feda ediyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Soru önergelerimize diyor ki: “Kaba ve yaralayıcı söz var, ben iade ediyorum.”

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu, kaba ve yaralayıcı bir söz değil mi Allah aşkına!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şu soru önergemin hangi kelimesi kaba ve yaralayıcı sözdür? Abdullah Gül’le ilgili soru önergesi veriyorum, Başbakandan soru soruyorum. “Abdullah Gül kaç seyahat yaptı? Ne kadar para harcadı? Hangi ödenekle yaptı?” Diyor ki: “Efendim, Cumhurbaşkanına soru soramazsanız.” Ben, Cumhurbaşkanına sormuyorum ki. Anayasa’nın 9’uncu maddesine göre yürütme yetki ve görevi Cumhurbaşkanıyla Bakanlar Kuruluna aittir. Ben, Başbakandan soruyu soruyorum. Meclis Başkanı hangi yetkiyle gensoru önergesini iade ediyor? Bu gensoruyu görüşüp Anayasa’ya uygun olup olmama yetkisi Meclise aittir. Meclis Başkanı Meclisin yetkisini gasbederek AKP’yi koruyucu bir tutum içine giremez efendim. Tamamen soru önergelerimizi sebepsiz yere iade ediyor. Zaten, şimdiye kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, hiçbir şey söylemedim ya!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – …bu yüce Meclis bazı insanların zaman zaman kendilerini hatırlatmak ve gündeme gelmek için…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, senin gündeme gelmeye ihtiyacın var.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - …galiz küfürler kullanacağı bir Meclis değildir efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biz kendisini muhatap almıyoruz, sözünü de kendisine iade ediyoruz efendim. Kayıtlara geçmesi için söylüyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana sataşma var.

BAŞKAN – Yapmayın Allah aşkına, hayır…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır hayır hayır…

KAMER GENÇ (Tunceli) – …“Kendisini muhatap alamıyoruz.” dedi. Bu, bana bir sataşmadır. Lütfen, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen… Sayın Genç, lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın, maalesef, Meclis Başkan Vekilliği kürsüsünde oturanlar, ben söz aldığım zaman bana karşı çok cimri davranıyorsunuz. Bana diyor ki “Biz kendisini milletvekili kabul etmiyoruz.”

BAŞKAN – Sayın Genç, çıkarttırırım tutanaklardan, size kaç kere, kaç defa, istediğinizde vermişimdir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama efendim, sataşıyor.

BAŞKAN – Bakın lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sataştığına göre söz vermeniz lazım.

BAŞKAN – Yani siz bu işleri bilen bir insansınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, hayır yani…

BAŞKAN – Biz de birbirimizi yani kırmak, incitmek…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani bir Grup Başkan Vekilinin…

BAŞKAN – …rencide etmek amacıyla asla böyle bir tavır içerisine giremeyiz. Benim size özellikle kişisel olarak da…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama Sayın Başkanım…

BAŞKAN – …yani incinmemenize yönelik hep bir tavrım olmuştur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, ama şimdi diyor ki…

BAŞKAN – Hayır bakın, yok yani…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir Grup Başkan Vekili diyor ki: “Biz kendisini muhatap almıyoruz.”

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ya, neyini muhatap alacağım senin!

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Ben milletvekilinin neyini muhatap alacağım.” diyor.

BAŞKAN – O zaman, ben şimdi sizin konuşmanızı çıkarttırırım…

KAMER GENÇ (Tunceli) – O zaman burada hakaret var efendim.

BAŞKAN – Ben sizin konuşmanızı çıkarttırırım, bakalım neye göre demiş.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Faşist dikta” diyen, ne konuştuğunu bilmeyen insanın neyini muhatap alacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O zaman beni muhatap almıyorsa benim konuşmama niye cevap veriyor?

BAŞKAN – Yerinden söyledi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya muhatap almak zorunda mı seni?

BAŞKAN – Yerinden söyledi.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kullandığın çirkin ifadeye cevap veriyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çirkin ifadeyi kullanan sizsiniz.

VIII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan tarafından “KCK operasyonları” adı altında verilen Meclis araştırması önergesinin Başkanlıkça Anayasa’nın 138’inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve bu nedenle işleme konulmayıp iade edilmesinden dolayı Başkanlığın tutumu hakkında (Devam)

BAŞKAN – Usul tartışması tamamlanmıştır.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kullandığın çirkin ifadeye cevap veriyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Esas çirkin ifadeyi kullanan sizsiniz. Bu Meclisi yok sayan sizsiniz efendim.

BAŞKAN – Tutumumuzda bir değişiklik yoktur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu Meclisi yok sayıyorlar.

BAŞKAN – Bu nedenle, öneriyi sadece ilk araştırma önergesi açısından işleme alıyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından “terör suçu” adı altında tutuklu sayısının artmasının araştırılması amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 25/1/2012 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin lehinde ilk söz, Batman Milletvekili Sayın Ayla Akat Ata’ya aittir.

Buyurun Sayın Ata. (BDP sıralarından alkışlar)

AYLA AKAT ATA (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Meclis Başkanı tarafından geri çekildi önergemiz. Tabii, bu konuyla ilgili birden fazla önerge var çünkü ortada somut, yakıcı bir problem var. Bunu gündeme getirmemizin nedeni de açık, olan bir itiraftır. Koordinasyondan sorumlu Başbakan Yardımcımız Sayın Beşir Atalay, bir açıklamada bulunmuştur 18/12/2011 tarihinde Kanal 7’de, demiştir ki: “Tek yönlü uyguladığımız entegre bir stratejimiz vardır devlet olarak; sınır ötesi operasyonlardan KCK operasyonlarına, hepsi koordinasyon içerisinde tartışılmış, kararlaştırılmış, planlanmış ve yürütülmektedir.” İşte, biraz evvel bu kürsüden hatırlatılan Anayasa’nın 138’inci maddesi bu noktada devreye giriyor. Niye? Çünkü Anayasa’nın 138’inci maddesi diyor ki: “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı erkinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”

Bu durumda biz, yürütme erkinin yasama üzerindeki etkisini televizyon programlarından itiraf ettiği bir süreçte, ortada açık Anayasa ihlalini Meclis gündemine getirmeyecek miyiz? Tartışmayacak mıyız nedenlerini, sonuçlarını açığa çıkarmayacak mıyız? Tabii ki çıkacağız ama tabii, “KCK operasyonlarına dair yargıda bir işleyen süreç var, buna müdahale edilemez.” diye, yine Anayasa’nın 138’inci maddesinin arkasına sığınarak, hele hele bugün cereyan ettiği gibi usule de aykırı bir şekilde geri çekmek çok vicdani, ahlaki ve hukuki değildir, bunun da altını çizmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu bir itiraftı. Niye? Çünkü yürütme bu işin başından beri bu şekilde bir açıklamada bulunmamıştı, “Biz bir entegre proje yürütüyoruz, bu entegre proje çerçevesinde atılan her adım bizim bilgimiz dâhilindedir.” dememişti ve bu Anayasa ihlalini bu kadar açık bir şekilde milyonlara deklare etmemişti. Bunun üzerine gidilmesi gerekiyor.

Pascal’ın bir sözü var, hatırlatalım, diyor ki: “Eğer yürütmenin, yürütme kuvvetinin bir adaleti yoksa orada bir zalimlik vardır; eğer adaletin de bir kuvveti yoksa ortada acizlik vardır.” İşte, Türkiye’de bir zalim idare ve yine âciz bir yargı var. İşte, ikisinin ortasında biz radikal bir demokrasi mücadelesi veriyoruz.

Bu noktada KCK operasyonlarının hedefinde kimler var Saygıdeğer Milletvekili? Siyasetçiler var, seçimle alınamayan belediyeleri yönetenler var, akademisyenler var, öğrenciler var, gazeteciler, insan hakları savunucuları var, avukatlar, STK’lar, aydınlar, yazarlar ve çizerler var. Bu saydığım başlıklar içerisinde en önemlisi bence insan hakları savunucuları çünkü eğer idare insan hakları ihlallerini gerçekleştirme noktasında bir karar verdiyse, bunun açığa çıkmaması için -dünyada bunun defaatle örneği vardır aynı zamanda- önce insan hakları savunucularına müdahale edilir, onlar susturulur, sonra temel hak ve özgürlükler askıya alınarak insan hakları mücadelesini yapanlar susturulmaya çalışılır ve bu ihlallerin ardı arkası kesilmez.

Yine saygıdeğer milletvekilleri, KCK operasyonlarının devamı ne demektir? Bu, Türkiye’ye ne getirir? Bakın bu operasyonların merkezinde Kürt sorununun çözümü -tırnak içerisinde söylüyorum- kamuoyuna deklare ediliyor. Burada tam aksine ortada artık bir Kürt sorunu kalmadığı açık ve barizdir. Niye? Ortada bir Türkiye sorunu vardır. Niye? Kürtlerin özgürlük mücadelesi… Biz cümleye “Kürt” diye başlamak istemiyoruz ama yaşadığımız özgün sorunlar var, yaşadığımız özgün hak ihlalleri var, bu nedenle  “Kürt” diye başlıyoruz ama ortada aslolan bir  Türkiye problemidir. Cumhuriyet öncesinde de vardır, cumhuriyet sonrasında da devam etmiştir. Dönem dönem katliamlarla gündeme gelmiştir, dönem dönem darbelerle gündeme gelmiştir. 1980 darbesinden sonra Diyarbakır Cezaevinde yaşanan, zindanda yaşanan vahşet sonrasında da PKK gerçeğiyle gündeme gelmiştir. Bunun çözümü bugün kapıdadır ama bu kapıyı açma görevi yüzde 50’yle iktidara gelen AKP’dedir ama bu kapıyı açıp içeri girmek yerine çözümün tam da arifesindeyken geri dönülmesi tercih edilmiştir. Niye? Denenecek çok yöntem vardı, bunların hepsi de denenmişti.

Şimdi bakıyorum: “Sorun cumhuriyet tarihi boyunca vardı.” dedik. Strateji neydi? Şark Islahat Planı’ydı, topyekûn savaştı, bugün entegre proje. Yönetim nasıl işliyordu? Umumi müfettişler aracılığıyla bir OHAL vardı, sıkıyönetim, daha sonra resmî olarak OHAL, bugün özel güvenlik  bölgeleri. Yine hukuk ve yasalara bakıyoruz: Takriri sükûn yasaları, Türk Ceza Kanunu’nun 141, 142, daha sonra demokratikleşme diye ortaya konulan Terörle  Mücadele Yasası, bunlar bugün varlığını sürdürüyor.

Peki, ya mahkemeler? Evet, istiklal mahkemeleri, sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemeleri, bugün özel yetkili ağır ceza mahkemeleri.

Yöntemde bir değişiklik var mı? Yok. Peki, bu kadar yöntem uygulandı hangisinden çözüm alındı? Hangisinde çözüme biraz yaklaşıldı? Evet, diyalog ve müzakere yöntemi benimsendiğinde Türkiye’de gerçekten çatışma oranı düştü, Türkiye’de toplumsal barışı sağlama noktasında, halkımızın, Türkiye halklarının güveni arttı ama bu yöntemden nasıl olduysa bu yılın başı itibarıyla vazgeçildi.

Denenmemiş yöntem yoktur. Denenip de sonuç alındığı görülen ama kapısından dönülen yöntem vardır. Evet az önce saydım, cumhuriyet tarihi boyunca yöntemde, stratejide, uygulanan hukukta birbirini takip eden süreçler yaşanmıştır ama bugün gelinen noktada, evet, çözüm kapıdadır ama bu kapıyı açmamakta direnen bir idare vardır. Bunu kim adına yapıyoruz? Türkiye halkları adına yapıyoruz. Ne için yapıyoruz? Türkiye sorununu çözme adına yapıyoruz. Aksine sorun Türkiyelileşmiştir.

Bugün Kürt halkının özgürlük mücadelesi, Türkiye'nin demokratikleşmesinin temel adımı olacaktır. Bu çok açık ve gerçektir. Ortada bir Türkiye sorunu vardır, Türkiye’de demokrasi sorunu vardır, Türkiye’de demokratikleşme ihtiyacı duyan bir rejim sorunu vardır. Bunun adımını atabilmek için de bu Meclis bir an önce görevini yerine getirmek durumdadır. Siyasi iktidar, adımlar atmak, projelerini ortaya koymak durumdadır.

Bizim ortaya koyduğumuz proje açıktır, ortadadır “Demokratik özerklik.” diyoruz, “Etnik temelli değil, toprak temelli değil, tüm Türkiye için, tüm kimlikler için demokratik özerklik.” diyoruz. Bunu da tartışmaya hazırız ancak bu tartışma gündemlerinden kaçan, çözüm noktasında halka çözümü daha da derinleştirecek projelerle gelen, daha sonra “Biz, entegre bir şekilde bunu yürütüyoruz.” deyip muhalefete de “Sen susacaksın, bunu tartışmayacaksın.” diyen bir siyasi iktidar gerçeği vardır ki bizim açımızdan bu durum kabul edilemezdir.

Az önce Sayın Grup Başkan Vekili ifade ettiler, ben o sözlerin tamamının esasında Sayın Başbakana söylenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kürsüden biz “Bu taşın altına herkes elini koymalıdır.” dedik, herkes, MHP Grubu da, CHP Grubu da, AKP Grubu da, BDP ve Parlamento dışında kalan siyasi partiler de elini taşın altına koymalıdır dedik ama bu konuda bir cesaret ve kararlılık olmak durumundadır. Sadece güçlü olmak, yüzde 50’yle iktidara gelmek yetmiyor, cesaret ve kararlılık da gerekiyor. Taş çok ağır bir taş, cumhuriyet tarihi boyunca varlığı olan, sürdüren bir taş; altında kalabilirsiniz, bedel ödemeniz gerekebilir. O bedeli göze alarak bu taşın altına elinizi sokacaksınız ve yine, biz, siyasi irademizi bugüne kadar hiç kimseye teslim etmedik, emanet de etmedik ama doğrudur, AKP İktidarı bize “Emanet edin.” dedi ama biz, cumhuriyetin kurulduğu yıllarda bir deneyim yaşadık ve bugünü tarihî olarak cumhuriyetin kurulduğu yıllarla benzer görüyoruz ve cumhuriyetin kurulduğu yıllardaki hatayı bir daha yapmayacağız  bizler. Kimseye bizi temsil etmesi için görev ve yetkimizi devretmeyeceğiz, siyasi irademizi emanet etmeyeceğiz, bunu yapmayacağız. Eğer bugün AKP İktidarı tarihte eşi benzeri görülmemiş bir siyasi soykırım operasyonuyla gündemimize düşmüşse, evet bunun altında yatan bizden var olan siyasi irademizi emanet etmemizi istemeleridir. Ne zaman istediler? 12 Eylül referandum sürecinde istediler. Onu tartışabilirdik ama biz tercihimizi koyduk. “Türkiye halkları alternatifsiz değildir.” dedik. Ne statükodan yanayız ne sahte demokrasi söylemlerinden yanayız ikisinin de dışında bu halkın ortak, gönüllü, eşit, özgür birlikteliğinden yanayız. Tabii ki yeni bir Anayasa bunun ilk adımı olacaktır. Tabii ki bu Anayasa’nın yapım sürecinde biz üzerimize düşen rolü oynayacağız dedik ama bu taleplerin, halkın talebinin ertelenmesinden taraf ve yine yargıda askerî vesayette var olan iktidar sürecinin birbiriyle çatışıp el değiştirmesinin tarafı olmayacağız dedik ve siyasi irademizi kimseye teslim etmedik, bunu yapmayacağız. Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda yaptığımız hatayı bugün cumhuriyetin demokratikleşmesi elzemdir, bugünlerde yapmayacağız, kimseye emanet etmeyeceğiz, siyasi irademizi tartışmak da öyle herkesin haddi ve hesabı değildir aynı zamanda.

Yine, birlik beraberlikten bahsediliyor bu kürsüde. Bugün bari bahsetmeseydiniz çünkü -gerçekten dün Sayın Başbakan’ın geçen hafta yine grup konuşmasında ifade ettikleri var, dün yaptığı konuşmalar var- birlik beraberliği bu halk nasıl sağlayacak? Ortada katliamlar yaşanacak, ortada tarihte eşi benzeri görülmemiş katliamlar olacak, acılar yaşanacak, gözyaşları dökülecek siz o dökülen gözyaşları üzerinden siyaset yapacaksınız. Acıları yarıştıracaksınız, bir de kalkıp bugüne kadar bu konu hakkında fikir yürütmüş, konuşmuş, yazmış, çizmiş isimlere de sesleneceksiniz. Biz bunu biliyoruz. Bugün itibarıyla, görsel medya itibarıyla artık Başbakanın ve AKP İktidarının bir hesabı kalmamıştır ama yazılı medya içerisinde hâlâ yazan çizenler vardır, şimdi hedefte onlar vardır, onlar da susturulmaya çalışılıyor.

Bizler, evet ben Roboski’ye gittim -Uludere’ye Klaban’a ve Ortasu’ya- oradaydım, ilk giden vekildim. Ben gitmeden önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Teşekkür edeyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ama hiç yapmıyoruz Ayla Hanım. Yapmıyoruz ama. Yani zorlamayalım, sonra herkese yapmak zorunda kalıyorum.

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul)  – Herkese yapın Sayın Başkan.

BAŞKAN - Şimdi Sayın Önder, kuralları ihlal ettikçe devam ediyor. İşte, ben kendim de uyuyorum, herkese de…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Kural ihlali değil, inisiyatif kullanın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, anladım da şeyi söylüyorum… Başından beri, beşinci senedir o şekilde gidiyoruz. Biz birbirimize onun için de saygı gösteriyoruz.

Evet, aleyhte İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan gündemle ilgili BDP’nin, söz konusu operasyonların araştırılmasıyla ilgili grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Burada bugün önemli bir öneri konuşuyoruz, önemli bir teklif konuşuyoruz. Tartışmanın bir yanında, yıllardır beklediğimiz, terör örgütü ve uzantılarına karşı başarıdan mutlu olanlar, bir tarafta ise otuz yıldan beri kaybettiğimiz insan gücünün, ekonomik kaybın âdeta az olduğunu düşünüp terörün devamından fayda umanlar. Ancak, her sorunun üzerine ısrarla giden, cesaretle giden Hükûmetimiz, bu ülkenin kalkınmasını, ayağındaki prangalardan kurtulmasını, “Yeni bir Türkiye.” diyenlerin sesini hep beraber daha yükseğe çıkaracaktır. Terörün bitmesi en büyük derdimiz ve duamızdır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’yla güvence altına alınan temel hak ve özgürlükler ancak yine Anayasa’nın belirlenen sınırları çerçevesinde yasaklanabilirler. Bütün dünyada demokrasiler “Özgürlük mü güvenlik mi?” ikilemine düştüklerinde, demokrasinin geleceği için güvenlik seçeneğini tercih ederler. Zira, hukuk asla hakkın kötüye kullanılmasının bir aracı ve gerekçesi olamaz. Öneride zikredilen hakların engellenmesi ancak bu ilkeyle izah edilebilir. Ayrıca bu öneride Anayasa’ya ve İç Tüzük’e aykırılık çok net gözükmektedir.

Hepinizin bildiği gibi, Anayasa’nın 138’inci maddesi genel bir yasama prensibini ortaya koymaktadır yani görüşülmekte olan bir soruşturmayla ilgili, yürüyen bir yargı organının göreviyle ilgili Mecliste konuşma yapmak, önerge vermek kesinlikle yasaktır.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – O önerge değil. Haberiniz yok, değişti Sayın Hatip.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Zaten BDP de bu grup önerisini Meclis Başkanımızın müdahalesiyle düşürmüş ve bir kelime oyunuyla yeni bir öneriye çevirmiştir.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Başka öneri var, bilmiyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Devamla) - İşin esası çok nettir. KCK operasyonlarından rahatsızlık duyan arkadaşlarımız, buna istinaden hazırlamış oldukları öneriyi değiştirerek gündeme getirmişlerdir, mesele KCK operasyonlarıdır. Ben ümit ediyorum ki Türkiye'nin tüm derdi sizin derdiniz olsun ama böyle bir derdiniz yok, bir derdinizi var, KCK operasyonu dursun, diğer işlemler dursun. Buna hakkınız da yok, öneriniz de yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – KCK operasyonlarında BDP’liler tutuklanıyor. Tabii ki bizim derdimiz, senin derdin olmaz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Dolayısıyla söylemek istediğim şudur: Kelime oyunuyla önerge değişikliği işin esasını bozmaz. Zaten bu bağırmanız, bu sert üslubunuz, bu sıkıntınız bizim bu konuda başarılı olduğumuzun en büyük alametidir diye düşünüyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Çok başarılısınız, bravo!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Eğer, bizler de KCK operasyonlarını başlatmasak, söz konusu rahatsız olduğunuz operasyonları başlatmasaydık aynen sizin gibi bağırmaya başlardık.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Bakın, işte yargıya nasıl müdahale ettiğinizi itiraf ettiniz. Yargıya müdahalenizi kutluyoruz!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ama biz rahatız, bu ülkede yasama, yürütme, yargı görevini yapmaktadır.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Biliyoruz yargıya müdahalenizi.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bayan olmanız hak ettiğiniz cevabı vermeme engel, lütfen sakin olun, olur mu?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ver cevabını, kimse senden korkmuyor, ver cevabını!

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, cinsel bir ayrım yapıyor, lütfen uyarın.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Dolayısıyla şunu söylemeye çalışıyorum değerli arkadaşlarım, bizler bu ülkenin daha ileriye gitmesi için, özgürlüklerin çok daha fazla seviyede yaşanması için, hep beraber bu ülkede yaşayabilmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz fakat bir daha söylüyorum, Anayasa hükmü nettir, açıktır. Anayasa 138 şunu söylemekte: Görüşülmekte olan bir işlemle ilgili yasama faaliyeti ancak yapılabilir. O zaman biz bu kürsüyü değiştirelim ve yargıç kürsüsü yapalım “Şu masumdur, bu değildir.” diyelim “Bu doğrudur, bu yanlıştır.” diyelim, olur mu böyle bir şey?

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Siz yapıyorsunuz, AKP bunu yapıyor. Başbakana söyleyin siz onu.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Biz bir şey söylüyoruz, o da şu: Bu ülkede artık düdükle oturup düdükle kalkan yargıçlar yok, bu ülkede artık bir tek iddianameyi yazdığı için görevini yerine getirdiğinden dolayı bütün yetkileri elinden alınan bir yargıç yok. Bunu bilen yargıçlarımız her konuya  -KCK’sı da böyle, Ergenekonu da böyle, diğer çeteleri de böyle- hak ettiği oranda değer verip gereğini yapmaktadır.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Başbakan talimat veriyor, dediğini yapıyorlar, doğru söylüyorsun!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bakınız, değerli arkadaşlar, ben kelime oyunuyla değiştirdikleri BDP’nin önerisini iyi inceledim. Orada bir yaklaşım var, hepinize okumanızı tavsiye ederim. Bir tespiti var BDP’li arkadaşların eski öneride, diyorlar ki: “12 Eylül referandumundan sonra bu operasyonlar artmaya başlamıştır.” diyor. 12 Eylül referandumundaki “Evet” tavrından sonra bu tarz yargı süreçleri hızlanmıştır diyorlar; okuyun lütfen yazdığınızı, çok ilginç. Ama, ben tam da bununla gurur duyuyorum, tam da o yüzden evet diyen bütün milletimizi alkışlıyorum, evet diyen herkese buradan teşekkürü bir daha borç biliyorum. Neden? Artık savcılar, işini iyi yapabilmekte, korkmadan yapabilmekte, “Ben bu iddianameyi hazırlarsam sonum ne olur?” diye düşünmemekte, görevinin hakkını vermekte, üzerine gitmekte.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Savcılar bağımsız mı ki!

BÜLENT TURAN (Devamla) - O yüzden BDP’nin aslında o söylediği ifade bir takdir gerekçesidir. 12 Eylül referandumundan sonra, yani “evet” dendikten sonra, yargının daha güçlü hâle gelmesi, operasyonların daha net hâle gelmesi, bu 12 Eylül referandumunun başarısıdır diye düşünüyorum.

Tabii, değerli arkadaşlarım, BDP’li arkadaşlar ısrarla haykırıyorlar, bağırıyorlar; ben sakinlikten yanayım. Sözü olan sözünü söyler, korkusu olan korkusuyla yaşar. Bizim korkumuz yok, sözümüz var ve konuşacağız. Ben isterdim ki bu kadar gür sesiniz bu operasyonları yapanlara karşı çıkacağına, keşke PKK’ya karşı da çıksaydı da ne o kardeşlerimiz şehit olsaydı (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ne futbol sahasında oynayan polislerimiz şehit olsaydı. O sesinizi keşke onlara karşı da yükseltmiş olsaydınız.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Bu savaşın sorumlusu sizsiniz, bu politikaların sorumlusu sizsiniz.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, amaç siyaset yapmaksa, amaç siyasetin dilini özgürleştirmekse, o zaman bu operasyonlara karşı çıkmak neden? Uygulamada yanlışlıklar varsa -ki var olduğunu düşünüyorum- oturup konuşuruz, düzeltiriz ama esas doğrudur. Hiçbir yerde “Tutuklamalar arttı.” diye, hiçbir yerde “Savcı operasyon başlattı.” diye eleştiriye konu olamaz. Biz yasama, yürütme, yargı erkinin bu ülkede bağımsız olmasının savunuculuğunu yapıyoruz, 12 Eylül referandumunu da bu yüzden yaptık zaten. O yüzden, bir daha diyorum: Bu erkler, kendine düşen görevleri daha iyi yerine getirmeye başladıklarından dolayıdır bu rahatsızlık, yoksa korkan savcı, korkan yargıç, korkan mahkeme hiçbir şey öğretemez. Biz, yıllarca bunun ızdırabını hep beraber millet olarak çektik, gördük. İstiyoruz ki daha bağımsız olsun, daha özgür olsun.

Bir yanlış bilgiyi daha düzeltmek istiyorum. Öneride deniyor ki: “Tutuklamalar artmaktadır.” Çok kısa Google’dan araştırdım, Bakanlığa sordurdum, sekiz on sene önce yüzde 50’ler oranında olan hükümlü, tutuklu oranı şu an yüzde 28’lere kadar düşmüştür. Tutuklama azalmaktadır arkadaşlar, hiç de dediğiniz gibi tutuklama artmış falan değildir. Sizin rahatsızlığınız tutuklama artması değil, sizin güçlü gördüğünüz insanların tutuklanmasından kaynaklanmaktadır. Tutuklama azalmaktadır.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Kaç kişi var?

BÜLENT TURAN (Devamla) - “Kaç kişi var?” Bakarız, beraber görürüz.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – 130 bin.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Israrla “Tutuklular arasında belediye başkanları var.” denmekte, “Milletvekilleri var.” denmekte. Bakınız değerli arkadaşlar, tutukluluk suç esasına göre kurulur, makama göre kurulmaz. Bir insanın suçu varsa tutukluluk veya mahkemenin diğer önemli tedbirleri gündeme gelir veya gelmez.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Size göre Kürt olmak suç zaten.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Söylemek istediğim şudur: Hangi kanunda yazar evinde terörist saklayan bir belediye başkanının yakalanamayacağı?

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sana kim bu bilgiyi verdi? Nereden aldın bu bilgiyi?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Hangi kanunda yazar? BDP’nin belediye başkanlarına hesap sormayı temizlik işçilerine bırakmayı hangi kanun söyler? O yüzden ben bu tutuklamalarla ilgili veya diğer yargı süreçleriyle ilgili daha dikkatli bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Dersinize iyi çalışın, iyi. Hep yalan yanlış bilgiler veriyorsunuz kamuoyuna.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Kaldı ki beğenmediğiniz kararın verilmesi karşısında eleştiri yapmak, beğendiğimiz kararın karşısında da “evet” diye alkış tutmak bir siyasi ahlak problemidir. Bir daha söylüyorum: Yargı Türkiye’de bağımsızdır, bu üç erkin Türkiye’deki görevi çok daha net Anayasa’da inşallah yerini alacaktır yeni dönemde.

Ben şunu söylüyorum değerli arkadaşlar: BDP’nin ifadesiyle 12 Eylül referandumundan sonra daha güçlenen yargı, daha cesaretlenen yargı, hiç kimsenin tarafı olmadan, kimin canını acıtacağına bakmaksızın her kanaldan operasyona devam edecektir. BDP’li -gerekirse- belediye başkanları da eğer teröre yardımcılık yapıyorsa hesap verecektir ama aynı şekilde Diyarbakır’da kemikleri çıkaran savcı da görevine devam edecektir.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Tesadüfen çıktı o kemikler, üzerinden rant yapmayın.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Her konuda, her alanda elimizden geldiği kadar yetkilerle devam edeceğiz. Kim yanlış yapıyorsa, kim hatalı davranıyorsa, bu ülkenin geleceğini karartmak için kim olmadık yollara başvuruyorsa hesabını yargı önünde vermelidir. Bizim görevimiz bu yargı kararını eleştirmek değil ancak görevini rahatlatmaktır, daha da çok iş yapmaktır. 12 Eylül referandumu başlangıçtır. Hep beraber masaya oturacağız, daha özgür bir Anayasa’yı, daha güçlü bir yargıyı, daha güçlü insan haklarının da gözetilebildiği bir yargıyı hep beraber kuracağız inşallah.

Ben bu anlattığım gerekçelerle, sadece bağırmayı tercih eden arkadaşlarımızın aynaya baktıkları zaman görmesi gereken yüz ifadesinden dolayı bu BDP’nin önerisine ret vereceğimizi söylüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye, öncelikle şunu söyleyeyim.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisine kadın veya erkek hepimiz eşit şartlarda mücadele ederek geliyoruz. Dolayısıyla kadın milletvekili veya erkek milletvekilinden ziyade milletvekili var, milletin vekili var bu çatının altında. (CHP, MHP ve BDP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, hepimiz çok ağır mücadeleler içinde geliyoruz. O açıdan, birbirimize, hele ki kadın hakları konusunda çok duyarlı sivil toplum örgütlerimizin, yazarlarımızın, çizerlerimizin ve toplumumuzun olduğu bir dönemde bu konuya dikkat etmemizi rica ediyorum hepinizden.

Şimdi, evet, Sayın Buldan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O lafı geri alsın! Kadın-erkek ayrımı lafını geri alması lazım hatibin.

BAŞKAN – Hayır, kadın-erkek ayrımından ziyade, bayan milletvekilleri…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, ben uyardım, lütfen, hepinizi uyardım, hepimizi uyardım, ben de dâhil.

Buyurun.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akat…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, sayın hatip BDP Grubunu…

BAŞKAN – Siz niye istiyorsunuz?

AYLA AKAT ATA (Batman) – Grubumuza ilişkin bazı ithamlarda bulundu…

BAŞKAN – Ama şimdi…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkanım, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – O zaman yer değiştirmeniz lazım.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Benim yaptığım konuşmaya atıfta bulunarak…

BAŞKAN – Hayır, grubunuzun adına verdim ben şimdi.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, tek bir tane değil ki, birden fazla sataşma var.

BAŞKAN – Yani grubunuza… Şahsınıza sataşma yoktu.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Şahsıma değil, yaptığım konuşmaya…

BAŞKAN – O zaman yer değiştirmeniz lazım. Siz hukukçusunuz. Yani birbirimizle anlaşalım. Tamam mı?

AYLA AKAT ATA (Batman) – 2 kişiye de verebilirsiniz.

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ne yazık ki biraz önce konuşma yapan sayın hatip çok talihsiz bir açıklamada bulundu. Özellikle KCK operasyonlarını yargının yaptığını, ama buradan belli oluyor ki yargıyı Başbakanın talimatıyla AKP Hükûmeti yönlendiriyor, bu çok açık ve net. Özellikle sayın hatibin, belediye başkanlarımızın tutuklanmasına ilişkin ve belediye başkanlarımızın evlerinde teröristlerin bulunduğuna ilişkin yaptığı açıklamayı çok talihsiz bir açıklama olarak nitelendiriyorum.

Evet, bizim belediye başkanlarımız tutuklandı, doğru, milletvekillerimiz de şu anda tutuklu, belediye meclis üyelerimiz, il genel meclis üyelerimiz, kadın meclisi ve gençlik meclisindeki arkadaşlarımız da tutuklu, evet, doğru, ama bu arkadaşlarımız hepsi barış için, demokrasi için, özgürlükler için mücadele eden arkadaşlarımızdı. Tutuklanmalarının tek sebebi sizin kirli yüzünüzü, sizin kirli çamaşırlarınızı ortaya koydukları için tutuklandılar.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sensin kirli, terbiyesiz!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Hodri meydan diyoruz! Hodri meydan, buyurun bizi de tutuklayın! Buyurun! Barıştan yana olan, demokrasiden yana olan, hak ve hukuktan yana olan, özgürlüklerden yana olan herkesi tutukluyorsunuz. Biz de aynı suçu işledik. Buyurun, bizi de tutuklayın. Hodri meydan diyoruz.

AKP Hükûmetine ve Sayın Başbakana hodri meydan! (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İnce…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, eski tutanaklardan örnek vererek, iktidarın insanları değiştirdiğine ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu tartışmayı bitireyim Sayın Başkanım.

İktidar insanı değiştiriyor demek ki. Dünün mazlumları bugün zalim olmuş da Meclis tutanaklarını unutmuşuz biz. Okuyorum: 30 Ocak 2001, kürsüde Fazilet Partisi milletvekili Sayın Bülent Arınç, 29 arkadaşıyla terör olayları ve Hizbullah terör örgütü konusunda Meclis araştırma önergesi istemişler.

Sayın Arınç: “Değerli arkadaşlarım, Anayasa’nın 138’inci maddesi de böyle bir araştırma komisyonunun kurulmasına engel değildir. Kimse bunun arkasına saklanmasın. Türkiye’de on binlerce dosya mahkemelerde derdest iken bu Meclis, şartlı tahliye ve erteleme kanunu çıkarmıştır, Koç Üniversitesiyle ilgili dava Danıştaydayken Koç Üniversitesi Kanunu çıkarmıştır.”

Demek ki, muhalefette başka iktidarda başka yani dün “Anayasa 138’in arkasına saklanmayın.” diyenler, bugün Anayasa 138’in arkasına saklanmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Yalova) - İşte Meclis tutanakları, 30 Ocak 2001, Sayın Arınç. Herkes okusun. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından “terör suçu” adı altında tutuklu sayısının artmasının araştırılması amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 25/1/2012 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin lehinde Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin lehinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsü arkadaşlarımızı dinlerken Türkiye’de insan hakları ihlalinin olmadığını ya da adil yargılama hakkının ihlal edilmediğini duyuyoruz. O zaman, ben merak ediyorum ve şu soruyu soruyorum: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği nedenle, Türkiye’de uzun tutukluluk nedeniyle ve Türkiye’de makul sürede davaların bitirilmemiş olması nedeniyle Türkiye’yi neden tazminata mahkûm ediyor ve siz de Hükûmet olarak, bu nedenle mahkûm olduğumuz tazminatları neden ödüyorsunuz? Niye demiyorsunuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine “Kardeşim, Türkiye’de insan hakları ihlali yoktur. Adil yargılanma hakkı ihlal edilmemektedir. Davalar makul sürede bitmektedir. Bu sizin, verdiğiniz tazminat doğru değildir, yerinde değildir.” diye niye söylemiyorsunuz?

Bakın değerli milletvekilleri, Parlamentonun denetleme görevini… Yasa yapma görevini zaten Bakanlar Kuruluna devrettiniz. Allaha şükür, bir yandan Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurdunuz. “Hep beraber, uzlaşarak bir anayasa çıkaralım.” diyorsunuz ama öbür taraftan da kanun tasarısıyla bile değil, kanun tasarısı görüşülürken verilen bir önergeyle Anayasa’nın bir maddesini değiştiriyorsunuz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasa’yı yorumlama yetkisi yoktur. Geçen gün burada Anayasa yorumlandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi çoğunluğuna dayanarak Anayasa maddelerini, kendi görüşlerini Anayasa maddesiymiş gibi ileri süremez. İlgili olmak kaydıyla, ilgili konularda Anayasa’nın yorumu Anayasa Mahkemesine aittir. Ama siz burada, bir önergeyle Anayasa değiştirdiniz. Bu, aslında anayasa suçudur. Anayasa’ya aykırılık falan değildir. Anayasa’ya aykırılık başka bir şeydir, Parlamentodaki çoğunluğa dayanarak Anayasa’yı ihlal etmek başka bir şeydir. Siz, Anayasa’yı ihlal ettiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, milletvekillerinin, aldınız kanun hükmünde kararname çıkartma yetkisini, yasama yetkisini Başbakanın ağzına verdiniz. Kala kala Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerinin denetim yapma hakları kaldı; Meclis araştırma önergesi, gensoru ya da soru önergesi. Onu da sağ olun, Allah razı olsun, Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğündeki bürokratlara, memurlara yetkiyi verdiniz. Yani milletvekilleri bugün Kanunlar ve Kararlardaki memurlar tarafından denetlenen insanlar hâline geldi. Böyle bir yasama faaliyeti, böyle bir denetim faaliyeti olabilir mi? Bunlara karşı çıkmak sadece muhalefet partisi milletvekillerinin görevi midir? Bunlara karşı çıkmak herkesin görevidir.

Değerli milletvekilleri, terörle ilgili düzenlemeler yapılırken Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yapılan düzenlemenin terörle mücadeleyi zaafa uğratmamasına azami özen gösteriyoruz ama terörle mücadele bahanesiyle insan haklarının, demokrasinin ve hukukun evrensel ilkelerinin de çiğnenmesine, zedelenmesine gönlümüz razı olmaz. Bu memlekette siz gördüğünüz herkesi terörist sanamazsınız, insanları terörist sanarak öldüremezsiniz; bunun uluslararası hukukta yeri yoktur. Bu ülkede gerçekten çok ciddi şeyler oluyor. Uludere’de bir olay oluyor. Soru soruyoruz, “İstihbaratı kimden aldınız?” diyoruz. O soruyu ben sordum. Umut ediyorum ve diliyorum ki Sayın Meclis Başkanı o soru önergesini de geri gönderir. O soru önergesinin yanıtı yok ama savunma şu: “Biz terörist sandığımız için öldürdük.”

Değerli arkadaşlarım, bakın, ne kadar acı bir savunma. Siz insanları terörist sanıyorsunuz, sonra da terörist sanarak öldürüyorsunuz. O zaman beni terörist sanıp öldürmeyeceğinizin garantisi var mı? Siz o zaman üniversitede parasız eğitim isteyen insanları terörist sanıyorsunuz, özel yetkili mahkemelerde yargılıyorsunuz, yarın onları öldürmeyeceğinizin garantisi var mı?

RECEP ÖZEL (Isparta) - Biz mi yargılıyoruz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin bireylere sağladığı hakkı kullanan insanları siz terörist sanıyorsunuz. Aş, ekmek, özgürlük mücadelesi veren insanları terörist sanıyorsunuz. Üniversitenin bilim adamlarını, rektörleri terörist sanıyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Nerede, kim sandı?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Bu ülkede yıllarca terörizme karşı mücadele etmiş askerleri, genelkurmay başkanını terörist diye yargılattırıyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz mi yargılattırıyoruz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Şimdi, siz teröristten kimi kastediyorsunuz? Ama bir yandan da Habur’da gerçekten PKK örgütü üyesi olanların ayağına mobil mahkeme kuruyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Ve adam diyor ki: “Ben PKK örgütünün üyesiyim.” “Yok canım, olamazsın sen öyle bir şey.” diyor hâkim. “Hayır, ben size Abdullah Öcalan’ın mesajını getirdim.” Hâkim diyor ki: “Her ne kadar öyle dediyse de öyle değil, iş böyle, üye değil.” diyor. Adam “Ben üyeyim.” diyor.

Şimdi, arkadaşlar, size göre ne terörist ne terörist değil? Bunun bir ayrımını yapın. Gerçekten çok korkutucu olmaya başladınız. Demokrasiyi kullanarak iktidara geldiniz ama şimdi iktidarda kalma uğruna demokrasinin, hukukun katledilmesine göz yumuyorsunuz. Yazıktır, günahtır arkadaşlar. Her yönetim bunu yapıyor; dernekler bunu yapıyor, siyasi partiler bunu yapıyor, ülkedeki iktidar bunu yapıyor. Yönetimlere gelene kadar, iktidara gelene kadar demokrasi kullanılıyor, ondan sonra demokrasi hiçe sayılıyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın, biz “Bu insanlar neden yargılanıyor?” demiyoruz. “Mehmet Haberal neden yargılanıyor?” diye sormuyorum ben, “Engin Alan, Mustafa Balbay, KCK davasında tutuklananlar neden yargılanıyor?” demiyorum. Ben şunu soruyorum, bir hukukçu olarak soruyorum: Mehmet Haberal’ın, Engin Alan’ın, Mustafa Balbay’ın, diğer milletvekillerinin, diğer tutukluların tutuklanma nedeni nedir? Bunu ben sormuyorum, Avrupa Birliği soruyor.

Bakın, arkadaşlar: “Adalet ve Kalkınma Partisi demokratik taleplerle yükselen Arap baharı rüzgârı esnasında Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını öne çıkarmaya yoğunlaşırken ülke içinde insan haklarında gerileme yaşandı. Hükûmet, 2005 yılından beri insan hakları reformlarını 2’nci plana itti ve gazetecileri, yazarları ve yüzlerce Kürt siyasi aktivistini yargılamaya ve hapsetmeye devam ederek ifade ve örgütlenme özgürlüğüne ağır darbe vurdu.” Bunu ben söylemiyorum, ben söylemiyorum arkadaşlar. Yine aynı şeyin, Avrupa Birliği raporunun devamı: “Türkiye'nin yasaları, savcı, hâkim ve siyasetçileri hâlâ bu momentuma ayak uyduramıyor. Türkiye'nin terör tanımının kapsamının geniş olması, hâlâ teröre lojistik ya da maddi destek sağladığı ya da şiddet eylemlerine karıştığına dair somut delil bulunmayan kişilerin en ağır terör suçlarıyla itham edilebilmesine sebep oluyor. Savcılar, şiddet içermeyen yazı ve konuşmalar nedeniyle kişiler hakkında kovuşturma yürütüyor. Siyasetçiler, kendilerini eleştirenlere karşı adli hakaret davası açıyor. Mahkemeler, ifade özgürlüğünü koruma yükümlülüğünü yeterince dikkate almadan mahkûmiyet kararı veriyor. İfade özgürlüğünü kısıtlayan yürürlükteki yasaların tamamının çoktan kapsamlı olarak gözden geçirilmesi gerekir.” diyor. Hangi birini okuyayım değerli arkadaşlarım.

Bakın, Hükûmet “Yargı paketini getiriyorum.” diyor. Yargı paketini ben inceledim, seksen yedi madde; iki maddesi yürürlük, yirmi altı tanesi icrayla, iflasla ilgili, iki-üç tane Ceza Muhakemesi Kanunu’yla ilgili var. En büyük getirdiği yenilik ne biliyor musunuz? Mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını söylüyor. Mevcut kanunda zaten var, CMK 101/2’yi açıkça okuyorum ben size. Bakın ne diyor burada: “Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda hukuki ve fiilî nedenler gerekçeleriyle birlikte gösterilir.” Bizim isyanımız işte buna değerli arkadaşlarım.

Bakın, tekrar söylüyorum, ben “Bu insanlar neden yargılanıyor?” demiyorum, elbette ki suç işlediği iddiasıyla hakkında kovuşturma ya da soruşturma açılan herkes yargılanmalıdır ama ben diyorum ki, elimizde CMK var, Anayasa var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları var, Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün buradaki konuşması var ve Sayın Bülent Arınç’ın Başbakan Yardımcısı olarak verdiği demeçler var ki, ben o demeçlerin altına imzamı atıyorum, hepsinin altına ama buna rağmen insanlar gerçekten CMK’da öngörülmeyen, kanunda yazılı olmayan bir şekilde tutuklanıyorlar.

Şimdi ben size soruyorum: Bu adli soruşturmayı ya da kovuşturmayı yapan savcı ve de yargıçların keyfî olarak davranma hakkı var mıdır? İstediği gibi davranabilir mi? O zaman bu devlet hukuk devleti olmaz, bu devlet savcı ve kanun devleti olur. Buna da sizin arkadaşlarınız  geçmişte karşı çıkmış, benim o konuda da elimde geçmişte söylenen laflar var. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Biz kanun devleti istemiyoruz, hukuk devleti istiyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin aleyhinde Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

“Yargı” başlıklı Anayasa’nın 138’inci maddesi okundu burada defaten. Ben de okumak istiyorum:

“Madde 138- Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.”

Anayasa’nın 138’inci maddesi açık. Buna rağmen Barış ve Demokrasi Partisi Meclisin çalışmasını engellemeye matuf grup önerilerine devam etmektedir. Bu meyanda grup önerisi Divanca da uygun görülmedi, değiştirilerek tekrar önümüze geldi. Fakat yine içerik olarak Anayasa’nın ruhuna ve sözüne aykırı bir şekilde burada beyanlar edildi.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi aslında bu önergenin benzerini 24/11/2011 tarihinde burada gündeme getirmiş ve Meclis Genel Kurulunun kahir ekseriyetiyle bu grup önerisi reddedilmiştir.

Bu grup önerisinde de özellikle bir iki paragrafa değinmek istiyorum. Deniyor ki burada: “Sayın Başbakanın talimatı üzerine bu yapıların üzerine gidilmiştir. Bu yapılarda üzerine gidilenler milletvekilleridir, belediye başkanlarıdır, il başkanlarıdır, il genel meclisi üyeleridir, belediye meclisi üyeleridir.” Yani şimdi Anayasa’nın 10’uncu maddesi: “Eşitlik ilkesine göre, suç işleyen kim ise makamına, mevkisine bakılmadan üzerine gidilecektir.” Bu, devletin asli görevidir. Hiç kimsenin makamı, mevkisi ona suç işleme imtiyazını bahşetmez.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devam eden yargı sürecine müdahale etmenin söz konusu olmadığını söyledik. Devletin hukuka, Anayasa’ya, kanunlara uygun bir şekilde kendi içerisinde kendisine alternatif üretmeye matuf yapıların üzerine gitmesi görevidir. Tabii ki bu meşru müdafaa görevidir devlet açısından da. Devlet hiçbir çekincesi olmadan bu olayların üzerine gidecektir.

Peki, burada yasama ve yürütme olarak görevimiz nedir? Yasama ve yürütme olarak burada bizim görevimiz yürütmenin özellikle yargının talepleri noktasındaki kolluk faaliyetlerini yerine getirmekte. Yani bir tahkikat yapılıyor, tahkikatta ortaya çıkan şüpheliler varsa mahkemeye, savcılığa teslim ediliyor. Burada, uygulamalarda bir problem varsa biliyorsunuz, savcılık hazırlık tahkikatında gerek savcıya gerekse hâkime itiraz hakkı kabildir. Diğer taraftan, kovuşturma evresinde böyle bir sıkıntılar, böyle bir uygulama problemleri varsa burada da ilgili hâkime ve mahkemeye itiraz hakkı kabildir.

Bütün bunlara rağmen sanki bunların planlayıcısı, programlayıcısı AK PARTİ Hükûmetiymiş gibi burada dile getirilen beyanları da kabul etmemiz mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hiç kimse kusura bakmasın, eğer devletin içerisinde devlete matuf alternatif bir yapı oluşturuluyorsa, alternatif bir devlet arayışı varsa devlet bunun üzerine gidecektir, gitmelidir de.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24/11/2011 tarihli BDP’nin grup önerisinde aynen şöyle bir ibare geçmekte: “KCK operasyonlarının ne kadar süreceği, kimleri kapsayacağı, tutukluluk sürelerinin uzunluğu kaygıyla izlenmektedir. Başbakanın açıklamaları tutuklamaların devam edeceğini gösteriyor; bu da “KCK” adı altında açılan davanın hukuki değil siyasi olduğunu gösterir. Bu Meclis KCK’yı tartışmalıdır. Yasa dışı silahlı bir örgüt ise PKK silahlı yasa dışı bir örgüttür. Peki, o zaman KCK niye kuruldu? KCK’yı kim kurdu? Nedir? Ne amaçla kurulmuştur? Araştırılmalıdır.” deniliyor bu grup önerisinde.

Tabii ki bu sorunun cevabını siz bizden daha iyi biliyorsunuz ama siz, bu sorunun cevabını dahi vermezsiniz; biz vermeye çalışalım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyaset akademileri, bizzat terörist başının talimatları çerçevesinde “siyaset akademileri” adı altında örgütsel eğitim merkezleri kurulmuştur. Talimatlar çerçevesinde kurulan siyaset akademisi KCK yapılanması ile de Bilim Aydınlanma Komitesine bağlı ve örgütün 14’üncü maddesine ideolojik anlamda yetişmiş kadroları hazırlamak amacıdır.

Siyaset akademilerinde verilen derslerle kırsalda PKK örgütünün bütün eğitim faaliyetleri örtüşmektedir.

Yine, terörist başının 20/5/2009 tarihli ifadesini aynen okuyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Polis fezlekesi okuyorsun orada! Kesin kararın varsa getir oku. Öyle polis fezlekesi okuyarak olmaz!

 RAMAZAN CAN (Devamla) – Terörist başı diyor ki: “Kürtler için yıllardır akademilerin açılması gerektiğini söylüyorum. Akademilerin açılmasının gerektiğini söylememe rağmen onu bile yapmıyorlar.”

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Polis fezlekesini okuma, kesin karar varsa oku.

RAMAZAN CAN (Devamla) – “DTP’nin binlerce, on binlerce kadro yetiştirmesi lazım. Neden yapmıyorlar? Çünkü teorik kavrama düzeyleri buna müsait değil. Başarılı olmak istiyorlarsa on binlerce insan yetiştirmek durumundayız.” diyorlar.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bir kesin karar getir konuş. Ayıp, ayıp! Polis fezlekesi okuyarak yargıyı etkiliyorsun.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Bu azarı, bu zılgıtı yiyen yapı bunu kurmuştur. Tabii ki devlet de bu yapının üzerine gidecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine örgütün üst düzey yetkilisinin birinin beyanını burada aktarıyorum. Diyor ki: “Bağımsız Kürdistan devrimci halk savaşıyla kurulabilir.” Dikkat edin arkadaşlar, “Siyaset akademilerinden yetiştirilen gerillalar bu savaşta etkin bir şekilde yer alacaktır.” denilmektedir. Bu da KCK-PKK ilişkisini ortaya koymaktadır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aferin, polis fezlekesini okumaya devam et. Bir karar getir oku.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; KCK, Anayasa’ya, hukuka aykırı olarak PKK tarafından kurulmuş devlet içinde bir yapılandırma, alternatif bir devlet arayışıdır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kesinleşmiş bir karar getir oku.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıp, ayıp, hepiniz polis fezlekesi okuyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Kaplan, lütfen…

RAMAZAN CAN (Devamla) – Yargısal süreç devam etmektedir. Bırakalım bağımsız yargı kararını kendi verecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer taraftan tutuklu sayılarıyla ilgili burada gündeme getirildi. Tutuklu sayıları devamlı azalmaktadır.

Malum operasyonlarla ilgili bilgi vermek istiyorum: Toplam 897 tutuklu, 1.922 de şüpheli bulunmaktadır.

Diğer taraftan, CHP sözcüsü burada AK PARTİ’ye yüklendi. Tabii ki bu yüklenmesinin de ayakları yere basmıyor, gerekçesi yok; tamamen spekülatif, subjektif, mücerret iddialar.

Biz CHP sözcüsüne ve Cumhuriyet Halk Partisine diyoruz ki: Siz bu yapılandırmada, devletin derinliklerinde alternatif devlet kurmaya çalışan yapıyla ilgili tarafınızı belirler misiniz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Belirli, belirli. Sen kendi yapına bak.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Lütfen, belirlemenizi arzu ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti, bir karış toprağını başka bir yapı içerisine devretmeye matuf yapılara, terör olaylarına ve bunu azmettirenlere asla imkân vermeyecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyor, grup önerisinin takdirini Genel Kurula arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, ne dedi? Bir şey demedi size ya!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, sonra da ben.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne oldu Başkanım, ne dedi buna?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – “Saflar belirli değil.” dedi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Belli değil zaten ondan dolayı.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Evet, değerli milletvekilleri, şimdi insanların önce aynaya bakması lazım.

Şimdi, terör örgütüyle içli dışlı olan, senli benli olan Adalet ve Kalkınma Partisi temsilcisi benim şahsıma ya da Cumhuriyet Halk Partisine yönelik olarak benim konuşmam üzerinden, devlet içerisinde alternatif devlet kurmaya yönelik olarak saflarımızı belirlememiz gerektiğini söyledi.

Biz, gerçekten dışarıdan gelen PKK örgütünün üyeleri için Habur’da mobil mahkeme kurmadık gece yarısı. Oraya devletin hâkimini, Adalet Bakanının Müsteşarını ve devletin valisini, devletin savcılarını göndermedik. Türk hukukunu PKK örgütünün önünde diz çöktürmedik, hem de bunu Türk halkından gizli yapmadık. Bizim Genel Başkanımız kendi birinci danışmanını Oslo’ya PKK terör örgütü yanlılarıyla görüşme yapmaya göndermedi. Şimdi, ben sizi anlamak istiyorum: Bir böylesiniz bir böylesiniz. Aslında kafası karışık olan sizsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Tarafını belli et, tarafını.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Önce tarafınızı siz belirleyeceksiniz. Siz teröre karşı mısınız değil misiniz? Bu ülkede terörün sırtını sıvazlayan sizsiniz. Bu ülkede, Kuzey Irak’tan beslenen bu teröre karşı bugüne kadar hiçbir önlem almayan sizsiniz. Ama biz sizin gibi halkı terörist görmüyoruz. Teröre karşı mücadele ederken hukuk, demokrasi ilkelerinden sapılmasına izin verilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Bizim şeyimiz budur. Biz, burada…

Bakın, KCK davasından belediye başkanları tutuklandığı zaman 23’üncü Dönemde bu kürsüde ilk tepkiyi ben koydum, çünkü ben hukukçuyum. Bir seçilmiş kişiye, siz, suç işlediği hakkında soruşturma açabilirsiniz ama onların insan olduğunu hiçbir zaman unutmayacaksınız. Siz, orada, koyun dizer gibi herkesi dizdiniz, insana uygun olmayan şeyi yaptınız, arkasından da özür diliyorsunuz. Ya, bir yandan yapıyorsunuz bir yandan özür diliyorsunuz!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Tarafını belli et.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Arkadaşlar, siz aynaya bakacaksınız, siz aynaya bakacaksınız!

AHMET YENİ (Samsun) – Tarafını belli et.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Siz, şimdi, öyle anlaşılıyor ki, açılım döneminden saçılım dönemine geçtiniz, anlatabildim mi, demokrasiyi, hukuku bir kenara bıraktınız. Şimdi, siz şahin kesilmeye başladınız. Önce siz şunun hesabını verin: Bugünkü MİT Müsteşarı Hakan Fidan Başbakanın özel danışmanı olarak Oslo’da ne görüşmüştür, neden görüşmüştür? “Devlet görüşmüştür, Hükûmet…” Bırakın bunları, ne görüştü bunları açıklayın siz.

Değerli arkadaşlarım, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Ne bağırıyorsun?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Terör konusunda mücadelede sizden hiç ders alacak hâlimiz yok, sizin bize ders vermeye hakkınız da yok, haddiniz de değil. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Tarafını söyle!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayla Hanım, sataşmadan…

BAŞKAN – Buyurun Ayla Hanım.

Milletvekilli arkadaşlarımızın gazete okuma, birbiriyle sohbet etme gibi aktivitelerini kulislerde yapmasını söylemem için uyarıldım, ben de buradan sizleri bilgilendiriyorum.

Buyurun Ayla Hanım.

5.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

AYLA AKAT ATA (Batman) – Ben de teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biz bir araştırma önergesi getirdik çünkü sorunu ülkenin sorunu olarak görüyoruz ama buradaki tartışma düzeyi gösteriyor ki bu sorun hâlen siyaseten çözüm aranması noktasından çok uzaktır. Aksine iktidar, muhalefet el ele vermişlerdir, sorun üzerinden bir siyasi rant elde etme kaygısı içerisindedirler. Burada ortak bir çözüm bulmak lazım. Eğer KCK boyutuyla sizi hiçbir şey ilgilendirmiyorsa, bu ülkenin, içinde en çok terörist bulunduran ülke olması sıfatıyla, 1’inci sırada olması sıfatıyla bir kaygı duyuyorsanız bu sizi ilgilendirsin, bu nedenle üzerine gidin. Ortak bir noktadan bakılabilir. Bizim baktığımız yerden bakmayabilirsiniz ama bu ülke insanının hak etmediği bir sıfatla anılmasını istemiyorsanız o zaman bu soruna bir zeminde buluşulabilecek temelde el atmanız gerekiyor.

Diğer bir boyutu: Sayın AKP’li Hatip buradan ifade etti, bugün Türkiye’de özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde açılan sayısız KCK adı altında dava var. Ana dava da dâhil olmak üzere hiçbir iddianamede belediye başkanlarımıza biraz önce kürsüden ifade etmiş olduğu bir iddia ortaya konulmadı. Bu iddiayı kendisine kim vermiştir yani kim ifade etmiştir? Bu bilgiyi nereden almıştır? Kimler çalışıyor AKP’ye? Onlar hangi cesaretle bu kürsüden Türkiye kamuoyunu böyle bilgilendiriyorlar, yanlış bilgilendiriyorlar? Nasıl oluyor da Türkiye insanının birbirine karşı olan öfkesini böyle siyasal anlamda üzerinden rant edebilecek şekilde kullanma cesaretini gösteriyorlar? Bunu ifade etsinler. Eğer bunu ispatlayamazlarsa, gerisini toplumun vicdanına havale ediyoruz.

Dün Sayın Başbakan vicdanımızı soruyordu “Vicdanımız nerede?” diye. Evet, vicdanımız… Kürsüden defaatle söyleniyor. Biz, Batman’da Mizgin Doğru için ağlarken sizin vekilleriniz orada değildi. Biz, Siirt’te 4 tane genç kızımız için ağlarken sizin vekilleriniz orada değildi.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Hadi canım!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hayda!

AYLA AKAT ATA (Devamla) - Biz oralardan çıktıktan sonra ancak oralara gelebilme cesaretini gösterdiler. Biz Roboski’den ayrıldıktan sonra oraya gelebilme cesaretini gösterdiler. Vicdanımız her zaman mazlumdan yanadır. Bu kürsüden çıkıp altından kalkamayacağınız sözler etmeyin. Belediye başkanlarımızı, seçilmişlerimizi ağzınıza alma cesaretini göstermeden önce 10 defa düşünün, sonra 1 defa konuşun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çok doğru.

AYLA AKAT ATA (Devamla) - Üslubu lisan aynıyla insandır. Bu kadar açık ve net. Sizin söylediğiniz, altını dolduramadığınız her şey bugün değilse de yarın size dönecektir. Nasıl 90’larda konuşup konuşup oturup içini dolduramayanlar bugün tarihin çöp sepetine atılmışlarsa, AKP’yi de, eğer bu soruna çözüm bulamazsa bekleyen yer orasıdır.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından “terör suçu” adı altında tutuklu sayısının artmasının araştırılması amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 25/1/2012 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, “Hrant Dink cinayetinde TİB’in sorumluluklarını yerine getirip getirilmediğinin araştırılması” hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 25/1/2012 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

                                                                                                               25.01.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 25.1.2012 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Muharrem İnce

                                                                                                                  Yalova

                                                                                                         Grup Başkanvekili

Öneri:

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, 26 Ekim 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Hrant Dink cinayetinde TİB’in sorumluluklarını yerine getirip getirilmediğinin araştırılması” hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (92 sıra nolu) Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 25.01.2012 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde ilk söz Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba’ya aittir.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hrant Dink cinayetiyle ilgili görüşülen önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken sizleri saygıyla selamlıyorum.

Ben Türk siyasi yaşamında çok önemli yeri olan İsmet İnönü ve Turgut Özal’ın hemşehrisi olduğum kadar, nefret söylemlerinin kurbanları olan Ahmet Kaya ve Hrant Dink’in de hemşehrisiyim.

Hrant Dink’in katledilmesi kolektif bir faaliyetin ürünüydü. Aylarca planlandı, sağır sultan duydu ama dönemin iktidarı olan AKP duymadı. Katliam daha Hrant’ın kanı kurumadan millî duygular örgütüne havale edildi. Biz bu sözde örgütü yeni görmedik, yeni duymadık. Sabahattin Ali’den Uğur Mumcu’ya,        Musa Anter’e, Hrant Dink’e uzanan faşist cinayetlerin faili bu hayalî örgüttü. Ne zaman bir davanın üstü örtülmek istense bu duygulara bağlandı. Mahkemeler de ona göre karar verdi. Cinayetleri akladı, sorumluları sakladı. Hrant Dink davası da bu tablodaki yerini aldı.

Mahkeme heyeti karar verdi, “Örgüt yok.” dedi. Hrant Dink bu kararla bir kez daha vuruldu. Beşiktaş’taki duruşma salonuna boylu boyuna uzandı. Adalet yerini bulana kadar da öyle uzanacak orada. Ensesindeki kurşun yarası hep kanayacak. Gözleri gözlerimizde olacak. Gözleri zalimlerin efendisini arayacak.

Değerli milletvekilleri, bu karar yüz yıkama kararıdır. Katliamın masumlaştırılması için yürütülen çabanın bir ürünüdür. Cinayetten sorumlu valiyi milletvekili, emniyet müdürünü vali yapan ve cinayette rolü olanları birer birer terfi ettiren zihniyetten başka bir karar da beklenemezdi.

Vilayet, emniyet ve jandarma üçgeninin temize çıkarılması için mahkeme heyeti cinayeti 2 tetikçinin üzerine yıkmıştır. İşte verilen adaletsiz kararın özeti de budur.

Gelinen nokta ülkemiz açısından utançtır. Bu utançtan kurtulmak için dava insanlık suçu kapsamına alınarak zaman aşımı süresi işletilmeden vilayet, emniyet ve jandarma dâhil tüm sorumlular mahkeme karşısına çıkarılmalı ve gereken cezalar verilmelidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Daha dün Erzurum’da “Parasız Eğitim” pankartı suç delili sayıldı. Gençlere örgüt üyeliğinden ceza verildi. Cihan Kırmızıgül’ün taktığı poşu suç delili sayıldı, yirmi iki yaşındaki Cihan’a kırk beş yıl ceza istendi. Bir öğrencinin çantasından çıkan yumurta başına kırk dört ay hapis cezası istendi. Saç kestirmek, şemsiye taşımak, konser bileti satmak örgüt suçunun delili sayıldı. Türlü bahanelerle gençleri, gazetecileri içeri tıkan, basılmamış kitabı örgüt üyeliği delili sayan zihniyet vilayet ve emniyet üzerinden yükselen örgütü görmedi, göremedi.

17 Ocakta bir duruşma da Malatya’da görüldü. Yargılananlar arasında bir de anne vardı, Hatice Harman. Hapishanede hayatını kaybeden kızının fotoğrafını taşıdığı için hâkim karşındaydı. Bir anneyi kızının fotoğrafını taşıdığı için yargılamak hangi vicdanla bağdaşır? Hangi hukuk bir annenin acısını hapse tıkmak ister? AKP ürünü olan özel yetkili mahkemelerden başka hiçbir şey bu kadar vicdansız olamaz. Hatice anaya örgüt propagandası suçundan dava açan zihniyet, Hrant Dink katliamında örgüt bulamayan zihniyet aynı körlerdir, aynı sağırlardır.

Uludere’de çoğu çocuk 34 insan katledildi. Aradan yirmi yedi gün geçti, tek bir kişi bile yargı karşısına çıkarılamadı, savcılık tek bir kişinin ifadesine bile başvurmadı. Öldürülen insanların ailelerine 123 bin lira verileceği müjdelendi. Parayla can mı satın alıyorsun? Yoksul yüreklerin acısıyla alay mı ediyorsun? Parayla böbürlenmek, ölümle alay etmek insanlığa sığar mı?  Bakanlarınız akrabalık bağları dahi olmayan insanlara taziyeye giderken, kamera karşısında şov yaparken hiç mi yüreğiniz burkulmadı?

Hrant Dink davasındaki zalimlik ve aymazlık Uludere’de aynen karşımıza çıktı. Adaletsizliklerin efendisi aynı nakaratı okumaya devam etti, muhalefeti suçladı, Uludere’ye giden bizlere esip gürledi. Hrant Dink davasında karar çıktı, aynı tavırlar sergilendi, kararı beğenmedi. Bu beğenmediğin kararın çıkmaması için ne yaptın? Hrant’ı gazetelerde, televizyonlarda hedef gösterenlerin ifadesini mi aldın? Kara kampanyayı yapanları sorguladın mı? Hrant’ı tehdit eden valiyi görevden mi aldın? Hrant’ın öldürüleceği bilgisini saklayan yetkilileri mahkeme karşısına mı çıkardın? Cinayeti tetikçilerin üzerine yıkmaya çalışan emniyet müdürünü cezalandırdın mı? Hangi bürokrat, hangi yetkili hakkında işlem yaptınız? Cinayetin aydınlatılması için hangi belgeleri toplattınız, TİB’le ilgili kayıtları ne zaman verdiniz? Ne belge topladınız ne bilgi topladınız. Vilayeti Meclise, emniyeti vilayete taşıdınız. Vilayet, emniyet ve jandarma üçgenini terfilerle ödüllendirdiniz. Bunları yapmışken timsah gözyaşı dökmenin ne manası var?

Yüzlerce öğrenciyi, onlarca gazeteciyi, 8 milletvekilini hapse tıkan efendiler Hrant Dink katliamında neden ortada yoktu? Yoksa kendileri de o karanlık ilişkilerin içinde miydi? Nedeni neyse çıkıp açıklayın.

Faili meçhullerin aydınlatılması için neden harekete geçmiyorsunuz? Hakikatler komisyonu kurulmasını neden istemiyorsunuz? Hakikatin ortaya çıkmasından korkuyor musunuz? Eğer samimiyseniz, eğer “Bu olaylarda bizim parmağımız yok.” diyorsanız işte size fırsat. Bir an önce faili meçhulleri, katliamları araştıracak bir komisyon kurulması için sunulan teklife “Evet.” deyin.

Değerli milletvekilleri, Hrant Dink’in katledilmesinde nefretin de büyük payı vardır. Bu ülkede nefret suçları ciddi boyuta ulaşmıştır ve kanunlarda eksiklik vardır. Bu eksikliğin giderilmesi için nefret suçlarıyla ilgili kanun teklifi hazırladım. Yakında Meclise gelir. İşte o zaman samimiyetinizi göreceğiz.

Değerli milletvekilleri, dün grup toplantınızda Musa Anter için ağlama ayini yaptınız! Musa Anter’in oğlunun yaşadığı sıkıntıları anlattınız. Siz grup salonunda ağlamadan bir gün önce savcılar, Musa Anter’in kitaplarını yasakladılar, ama buna hiç değinmediniz. Kurtla yiyip, koyunla şivan ettiniz. Böyle adalet olur mu? Ya da sizin adaletiniz ancak böyle olur, değil mi?

Bu ülkenin kaderi değilsiniz; nice krallar, nice şahlar, sultanlar gölgesiz göçüp gittiler. Adları zalimlikle özdeşleşti, Anadolu insanı onları nefretle andı ama Pir Sultanlar, Şeyh Bedreddinler, Mustafa Kemaller, Deniz Gezmişler, Uğur Mumcular, Hrant Dinkler ölmedi çünkü onlar iktidarın değil, gerçeğin gücüne güvendiler; doğru bildikleri yolda gururla yürüdüler, mazlumun yanında oldular, adaleti savundular; haksızlıkların, zulümlerin, adaletsizliklerin, katliamların efendisi olmadılar; o efendilere karşı durdular, Anadolu’nun derinliklerine kök saldılar, vuruldukları yerden doğrulup kalktılar, küllerinden doğdular. Onlar tarihimiz oldular, bize yol gösterdiler, geleceğimizin ışığı oldular, halkımızın umudu oldular; bir gittiler, bin geldiler; öldükçe çoğaldılar, dağları dolandılar, çölleri geçtiler ama adalet bayrağını indirmediler, cellatların korkulu rüyası oldular, karanlığı yırtan bir nehir gibi aktıkça aktılar, zulümlerin bentlerini yıktılar. İşte bu, Hrantların hikâyesidir; işte bu, bu ülkemizin aydınlık tarihidir.

Bakın şair ne diyor değerli milletvekilleri: “Ve cellat uyandı yatağında bir gece/ Tanrım dedi bu ne zor bilmece/ Öldükçe çoğalıyor bu adamlar/ Ben tükenmekteyim öldürdükçe…”

Değerli arkadaşlar, ben öldürüldükçe tükenenlerden değilim. Ben Maraş’ta Alevi’yim, Başbağlar’da Sünni’yim, otuz üç kurşunda Kürt’üm, Balkan topraklarında Türk’üm; ben gaz odasında Yahudi’yim, Gazze’de Filistinliyim, Şişli’de  Hrant’ım, idam sehpasında on yedi yaşındayım, Mavi Marmara’da on dokuz yaşındayım, Afrika’da siyahım, Amerika’da yerliyim, Ebu Garip’te Iraklıyım yani bütün mazlumların yanındayım, bütün zalimlerin karşısındayım.

Hepinize içten saygılarımı sunuyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkanım, Sayın Sözcü bir ithamda bulundu, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Güler, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Mardin Milletvekili Muammer Güler’in, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Değerli Milletvekilimiz biraz önceki ifadesinde kanaatimce haksız ithamlarda bulundu. Özellikle Merhum Hrant Dink’le ilgili mahkeme kararından sonra da kamuoyunda, çeşitli basın organlarında bu konuyla ilgili bazı yazılar ve değerlendirmeler yapıldı, bunların bir kısmının yanlış ve eksik bilgilere dayandığını özellikle belirtmek istiyorum.

Şunu bir kere öncelikle ifade edeyim: Suskunluğumuz edebimizdendir, devam etmekte olan yargı sürecine olan saygımızdandır ve hâlen İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğince kamu görevlileriyle ilgili yürütülen soruşturma işlemlerine olan saygımızdandır, bunu özellikle belirtiyorum.

Şimdi…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Referandumdan önce niye yoktu o saygınız?

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Efendim?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Referandumdan önce niye yoktu o saygınız?

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Müsaade buyurun… Duyamıyorum sözünüzü ama…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Valim, siz Genel Kurula hitap edin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri lütfen…

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Müsaade buyurun, hepinize verecek cevabım var.

BAŞKAN – Sayın Güler, siz laf atanlara değil, Genel Kurula konuşun.

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Sayın Başkanım, bu konuyla ilgili beş seneden beri birçok araştırma yapıldı, inceleme yapıldı, hiçbirinde en ufak bir sorumluluğumuz tespit edilmedi. Ama şunu da söylüyorum: Kesinlikle, bilgimiz dâhilinde olup da görevimizi yerine getirmemek gibi bir şey söz konusu değildir. Ben beş ilde on dokuz yıl valilik yaptım, görevimin sorumluluğunun da bilincindeyim.

Bakın, buradan şunu özellikle belirtiyorum değerli milletvekilleri, Sayın Başkanım: Her türlü araştırmaya, incelemeye, soruşturmaya ve kovuşturmaya hazırım, açığım. Eğer görevimle ilgili en ufak bir sorumluluk tespit edilir ve herhangi bir fezleke hazırlanırsa, buradan sizden rica ediyorum, dokunulmazlığımın asla arkasına sığınmayacağım ve geleceğim sizden dokunulmazlığımın kaldırılması için talepte bulunacağım, bunu özellikle belirtiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli arkadaşlarım…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Biz talepte bulunmuştuk, ne oldu ki?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sütten çıkmış ak kaşık değilsin! Yiğitsen “evet” deyin araştırma önergelerine. Araştırma önergelerine niye ret oyu kullanıyorsun?

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Evet, ben gerekli araştırmayı da yaptım ve gerekli hesabı da vermeye hazırım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Senin yaptığın araştırma sana yarar.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen…

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Yalnız, bununla ilgili -Sayın Ağbaba’nın görüş belirttiği- herkesin de aynı hesabı vermesi gerektiğini söylüyorum.

Şimdi, yine bu vesileyle -ben başka vesileyle konuşmak istemiyorum, basın önünde konuşmak istemiyorum- şunu da söyleyeyim: Derin devlet gibi birtakım ilişkilerle itham edilmek isteniliyor. Ben derin devletten filan anlamam ama benim bildiğim bir derin olgu var, o da derin millettir, hizmetinde kırk yıl bulunduğum derin millettir. Haksızlık yaptınız, bilginiz eksik. Bu konuda bana haksızlık yaptığınızı, inşallah, bu yürütülmekte olan incelemenin sonunda da burada tekrar sizinle bunu konuşma imkânımız olacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, “Hrant Dink cinayetinde TİB’in sorumluluklarını yerine getirip getirilmediğinin araştırılması” hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 25/1/2012 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Ha, yapmayın Allah aşkına, bir sataşma yapmadı. Yani Allah rızası için başından sonuna dikkatle izledim, en küçücük ilzam eden bir cümlesi olmadı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sadece bir açıklama.

BAŞKAN - Hayır, yani gerek yok.

Aleyhinde, Sivas Milletvekili Sayın Hilmi Bilgin.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından Hrant Dink cinayetinin sır perdesini aralayacak TİB kayıtlarının, gerekli bilgi ve belgelerin mahkemeye gönderilmeyerek davanın uzamasına sebep olunduğu iddiasıyla Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün ilgili maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması yönündeki taleplerinin gündeme alınması için vermiş oldukları grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, Dink cinayetinin şüphelileri olaydan yaklaşık otuz iki saat sonra yakalanmıştır. Bu husus yürütmenin, idarenin konu üzerinde ne kadar hassas olduğunun, işi ne kadar sıkı tuttuğunun göstergesidir. Bu davayla ilgili olarak hiç kimsenin, Hükûmetin yargılama yapıyormuş gibi olayı çarpıtmasının, faturayı Hükûmete kesmesinin haklı ve hukuki hiçbir gerekçesi olamaz. Bilindiği üzere, idare organları, yargı mercilerinden gelen talepleri ivedilikle karşılamalı, yerine getirmelidir. Bu dava süreciyle ilgili olarak da idare, yargılamayı yapan mahkemece talep edilen, yargı tarafından idareye intikal ettirilenleri yerine getirmiştir, bundan sonra da yerine getirecektir.

Gerek cinayetten hemen sonra gerekse yargılama sürecince kolluk kuvvetleri ve ilgili tüm idari kurumlar kanunların kendilerine verdiği yetki çerçevesinde olayın aydınlatılması için, hassasiyet içerisinde görevlerini yerine getirmiştir. Bu manada Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı da adli mercilerin taleplerini mevzuat çerçevesinde titizlikle ve ivedilikle yerine getirmektedir. Hrant Dink davasıyla ilgili olarak da 14. Ağır Ceza Mahkemesince Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından talep edilen bilgi ve belgeler geciktirilmeksizin gönderilmiştir. Bu dava kapsamında mahkeme ile TİB arasında yapılan yazışmaların tamamını tarih sırasına göre bilgilerinize sunuyorum:

14. Ağır Ceza Mahkemesinin baz ve iletişimi tespit bilgilerinin gönderilmesine ilişkin 26 Şubat 2010 tarihli yazısı TİB’e 9 Mart 2010 tarihinde ulaşmıştır. Talebe ilişkin bilgiler hazırlanarak 1 Nisan 2010’da mahkemeye gönderilmiştir. Mahkemenin 3 Haziran 2011 tarihli yazısı ile olay mahalline ilişkin baz istasyonlarında yapılan tüm görüşmelerin baz istasyonu bilgilerinin tespit edilmesi istenmiştir. Bu talep TİB’e 15 Haziran 2011 tarihinde ulaşmış ve 17 Haziran 2011 tarihinde mevzuat çerçevesinde itiraz edilmiştir. TİB’in itirazı İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 16 Ağustos 2011 tarihli Kararı’yla reddedilmiştir. Ret kararı TİB’e 15 Eylül 2011 tarihinde ulaşmıştır. Mahkemenin ret kararının gereğinin yerine getirilebilmesi için, iddia edilen şüphelilere ilişkin baz bilgilerinin bulunması amacıyla en az bir dakikalık temsilî görüşme yapılmasını içeren TİB’in 15 Eylül 2011 tarihli yazısı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Mahkeme tarafından olay mahallinde temsilî görüşme yapmak üzere görevlendirilen kolluk biriminin yapılan temsilî görüşmelere ilişkin 14 Kasım 2011 tarihli yazısı TİB’e 16 Kasım 2011’de ulaşmıştır. Tüm baz istasyonlarına ait görüşme bilgileri toplanarak 25 Kasım 2011 tarihinde mahkeme başkanlığına iletilmiştir. Mahkemece 29 Kasım 2011 tarihli faks yazısı ile baz istasyonu görüşme bilgilerinin kendilerine ulaşmadığı belirtilerek ivedi gönderilmesi talep edilmiştir. Bunun üzerine TİB tarafından 30 Kasım 2011 tarihinde yazı ile cevap verilmiştir. Mahkeme tarafından 9 Aralık 2011 tarihinde TİB’den baz istasyonu bilgilerinin muhafazası talep edilmiştir. TİB, 3 Ocak 2012 tarihli cevabi yazısı ile bahse konu tüm verileri arşivlediğini mahkemeye bildirmiştir.

Araştırma önergesinin içeriğinde TİB kayıtlarının silinme sürecine üç ay kaldığı, üç ay sonra kayıtlarının tamamen silineceği belirtilmiştir. Bu iddia tamamen yanlış bilgilere dayanmakta olup gerçeği yansıtmamaktadır. TİB kayıtlarının hukuki süreç sonuçlanıncaya kadar TİB tarafından muhafaza edilmesi gerektiği yasal bir zorunluluktur.

Değerli milletvekilleri, mezkûr dosya temyiz aşamasındadır, dosya kapanmamıştır, süreç tamamlanmamıştır. Biz inanıyoruz ki temyiz aşamasında yargı şüpheleri giderecek, kamu vicdanını rahatlatacaktır. Temyiz incelemesi sonucunda yüksek mahkeme bu karardan çok farklı bir karar verebilir, bu tamamen bağımsız yargının görevidir. Şu anda, temyize gidecek bir dosya hakkında yorum yapmak, görüşme yapmak bizce doğru değildir. Burada, sağduyu içinde temyiz sonucunu beklemek gerekir. Biz inanıyoruz ki adalet bu noktada yerini bulacak, kamu vicdanı rahatlayacaktır. Aziz milletimiz artık şundan emin olsun ki artık Türkiye’de hiçbir karanlık olay, hiçbir faili meçhul, eskiden olduğu gibi, karanlık dehlizlerde, odalarda kaybolmayacaktır. Artık hiçbir tezgâh, hiçbir komplo, hiçbir provokasyon gizli kalamaz çünkü biz aziz milletimizden her türlü hukuksuzlukla, her türlü statükoyla ve her türlü vesayetle mücadele etmek üzere yetki istedik ve bu doğrultuda hareket ediyoruz ve şunu açık yüreklilikle söylüyoruz: Artık hiçbir suç karanlıkta kalmayacak, hiçbir cinayet faili meçhul olarak raflarda beklemeyecektir. Bildiğiniz üzere, görülmekte olan bir davayla ilgili olarak kimsenin mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, görülmekte olan bir davayla ilgili olarak yasama Meclisinde soru sorulamayacağı, görüşme yapılamayacağına ilişkin Anayasa’nın amir hükmü mevcuttur. Burada, başta milletimizin temsilcisi olan bizler olmak üzere, tüm milletimiz bu tip olaylarla ilgili olarak sağduyu içerisinde, aklıselim olarak süreci takip etmeli, adaletin işlemesinde yardımcı olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bundan yaklaşık bir buçuk yıl önce ülke olarak önemli bir halk oylaması yaptık ve bu halk oylaması neticesinde Anayasa değişiklik teklifi aziz milletimizin yüzde 58 evet oyuyla yürürlüğe girdi. Biz, AK PARTİ olarak bu olayın Türkiye’de bir dönüm noktası olacağına inanıyorduk ve haklı çıktık. “Darbe yapanlardan hesap sorulamaz.” diyenler, yargının yaptığı soruşturmalar neticesinde darbecilerin bağımsız Türk yargısına hesap verir konumuna geldiklerini ibretle ve biraz da utanarak izlemektedirler. İnşallah, bağımsız yargımız gerekli yargılamaları yaparak neticede darbecilere hak ettikleri cezayı verecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz AK PARTİ Grubu olarak aziz milletimizden almış olduğumuz yetki ile milletimizin sorunlarını çözecek, milletimizi ve ülkemizi “lider ülke Türkiye” yapacak çalışmaları yapmak üzere belirlenen Meclis gündemiyle çalışmanın daha doğru olacağı inancındayız. Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini hem görülmekte olan bir davayla ilgili olması hem de Meclisin belirli olan gündemini değiştirmeye yönelik olması nedeniyle desteklemiyoruz. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgin.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Sebahat Tuncel. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesinin lehine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yalnız, konuşmama geçmeden önce, biraz önce Barış ve Demokrasi Partisi olarak  verdiğimiz araştırma önergesindeki tartışmalara ben de dikkat çekmek istiyorum. Özellikle, Meclis Başkanımızın söylediği şeyi aynı zamanda grubumuzun görüşü olarak da ifade ediyoruz. Burada kadınlar ve erkekler ayrı ayrı değil hepimiz milletvekili kimliğini taşıyoruz. Kendisine de teşekkür ediyorum Meclis adına böyle bir uyarıda bulunduğu için ama burada benim dikkat çekmek istediğim bir şey Fatma Şahin’edir. Sayın Fatma Şahin, kadın konusunda çok ciddi tartışmalar yürütüyor, her yerde AKP’nin kadın politikalarını ifade ediyor. Sayın Bakana önerim, öncelikle kendi grubunda başlasın, kendi grubundaki erkek vekillerin cinsiyetçi yaklaşımını ve onu alkışlayan kadın vekillerle başlasa sanırım burada daha önemli katıda bulunmuş oluruz. Bunu hatırlatmayı gerekli görüyorum.

Diğer bir konu, mümkünse erkeklerin, erkek vekillerin bu kürsüyü kullanırken “bayan” kelimesini artık unutmasını “kadın” kullanmasına da dikkat çekmek istiyorum. Bu da cinsiyetçi yaklaşımın bir ürünüdür.

Sayın milletvekilleri, aslında biraz önce biz, KCK tutuklamalarının araştırılmasına ilişkin kanun teklifi verdiğimizde Anayasa’nın 138’inci maddesi gerekçe gösterildi ve sürmekte olan bir davadan dolayı araştırma yapılamayacağı, araştırma komisyonuna indirilemeyeceği söylendi ama başka bir dava -biraz önce AKP’li milletvekili de söyledi- devam eden bir dava konusunda başka bir önerge görüşüyoruz. Demek ki burada hukuk konusunda bir problem var. Zaten bu ülkede genel olarak hukuk konusunda bir sıkıntı var. Kişiye göre hukuk uygulanıyor, yaklaşıma göre, hangi parti grubu vermişse araştırma önergesini ona göre hukuk uygulanıyor. Bu, ciddi bir sorun. Bunu da burada bir kez daha hatırlatmak isteriz.

Sayın milletvekilleri, Hrant Dink cinayeti, gerçekten Türkiye’de özellikle farklılıklara tahammül göstermek açısından önemli bir dava çünkü bu dava sonuçlandı aslında. “Devam ediyor.” deniliyor, AKP’li vekiller, işte Başbakan, bu konuda özellikle ortaya çıkan tepki karşısında şöyle ifade ettiler: “Süreç bitmedi, süreç devam edecek.” Oysa süreç bitirildi. Bu süreçte ne ortaya çıktı? Bu süreçte aslında devlet aklandı. Biraz önce, Sayın Muammer Güler burada açıklama yaptı. Muhtemelen bu açıklamalara ihtiyaç var. Eğer gerçekten samimiyse AKP İktidarının kendisinin bu olayların araştırılması konusunda bir araştırma önergesi getirmesini, biz de Barış ve Demokrasi Partisi olarak bu araştırma önergesini destekleyeceğimizi ifade ediyoruz çünkü bu dava boyunca özellikle Hrant Dink’in arkadaşlarının söylediği isimlerden birisi Sayın Muammer Güler’dir, yine Cemil Çiçek’tir, yine AKP Hükûmetinin kendisidir. Bu konuda ciddi anlamda ithamlar var. Bunlar bilindiği hâlde soruşturma kapsamlı yapılmadı diye, eğer gerçekten bu konuda AKP samimiyse kendisi bir araştırma önergesi getirsin çünkü biz araştırma önergesi sundukça hepsi reddediliyor ve buradan sonuç almıyoruz. Ama şunu da bir kez daha ifade etmek istiyoruz: Türkiye geçmişiyle yüzleşmediği sürece, gerçekten demokrasiye ulaşması mümkün değildir. Ermeni meselesinde olsun Kürt sorununda olsun Dersim katliamında olsun, Türkiye hâlâ katliamlarla anılan bir ülke ve katliamlarla yüzleşebilmiş değil, yüzleşebilme cesaretini gösteremiyor. Yüzleşebilme cesaretini göstermediği sürece de gerçek anlamda bu ülkede eşitlik, özgürlük, kardeşlik olması mümkün değil.

Şimdi, AKP’li milletvekilleri diyor ki “Özgürlük mü, güvenlik mi?” Güvenlik olacak ki özgürlük olsun. Özgürlüğün olmadığı yerde güvenliğin olması mümkün değildir. Eğer denklemi ters kurarsanız hiçbir problemin, hiçbir sorunun çözümü olmaz. Yanlış denklem, yanlış sonuçlara götürür bizi. Bu Ermeni meselesinde de tam da böyle.

Şimdi, özellikle birkaç gün önce Fransa’da bir yasa tasarısı geçti, hepimiz kıyamet kopardık, bu Parlamentoda kınamalar sunuldu ama kimse, hiçbir milletvekili “Ya burada ne yaşanmış? 1915’te neler yaşandı? Biz bundan nasıl kurtulabiliriz? Geçmişimizle nasıl yüzleşebiliriz? Yüzleşebilmek için neler yapmalıyız? Parlamentonun görevi nedir?” diye hiçbir soru sormadı. O noktada, Fransa’nın yaptığı şeyin ne kadar ayıp olduğu üzerinden bir tartışma yürütüldü.

Sayın milletvekilleri, şimdi, birkaç imzayla kamuoyuyla paylaşılan bir belgeyi size okumak istiyorum. Arat Dink, Garo Paylan, Hayko Bağdat, Markar Esayan,  Sibil Çekmen, Tamar Nalcı, Tatyos Bebek bu Fransa’daki inkâr yasasına ilişkin şey görüşülmeden önce kamuoyuyla bir şey paylaştılar. Bu ne kadar sizin dikkatinizi çekti bilmiyorum ama buradan bir kez daha paylaşmak istiyorum. Bu yasa tasarısı geçmemişti yayınlandığında. 

“Türkiye İnkâr Hakkının Peşinde!” diye başlık atılmış.

“Fransa'da, ifade özgürlüğünü soykırımların inkârı yönünden kısıtlayacak tasarı yasalaşıyor.

Özgürlükler cenneti ülkemiz yine seferberlik hâlinde.

Parlamentoların tarihî olaylarla ilgili karar alması çok yanlışmış.

Parlamentoların tarihî olaylarla ilgili karar alması yanlışsa, bu, bizim Ermeni soykırımı ile ilgili TBMM'den bekleyebileceğimiz bir şey olmadığı anlamına mı geliyor?

Siyasetin tarihî olaylarla ilgili karar alması yanlışsa, Dersim hakkında edilen kelam bizi niye heyecanlandırdı?

Ama bu kez Fransa'da geçmekte olan yasa tasarısı, soykırımı tanımanın ötesinde, soykırımın inkârını cezalandırmayı öngören bir tasarı.

Böyle olunca da Türkiye inkârcı zihniyetine ve haksız konumuna ince bir haklılık kılıfı geçirme şansına erişti.

Belli ki soykırımın inkârının cezalandırılmaması gerektiği konusunda cümleten hemfikiriz.

Peki, inkârın ahlaken de bir suç olmadığını mı düşünüyoruz?

Önünde sonunda Türkiye'nin savunduğu, soykırımı inkâr hakkı değil midir?

Doksan altı yıldır süren bu hakkı kullanma rahatlığının devamı değil midir?

İnkâr suç değilse, Türkiye bunca yıldır hangi suçu işliyor?

2006 yılında aralarında Hrant Dink ve Ragıp Zarakolu’nun da bulunduğu 9 Türkiyelinin Fransa’da savunduğu şey ile Türkiye’nin bugün savunduğu şey gerçekten aynı mıdır?

Türkiye’nin, Hrant Dink’ten kendi lehine devşirdiği sözleri kullanmaya hâlâ yüzü var mıdır?

Türkiyeli Ermenilerin son çığlığı Hrant Dink’in, “soykırım” sözcüğünü kullanmama tercihiyle bugün başkalarının “soykırım” kelimesini kullanmama tercihleri aynı kalibrede midir?

Türkiye’nin kendi sahici sözü nedir?

İnkâr politikası, kötülüğe olur vermesiyle 1915 sonrası birçok suç işledi. Hrant Dink’in öldürülmesinin de iklimini hazırladı.

İnkar, soykırım mağdurlarına travmayı tekrar yaşattığı ölçüde şiddeti yineleyebilir ve bu hâliyle suçtur.

İnkârdan beslenen bir ifade özgürlüğü söylemi buram buram riya kokuyor.

Kokuyu almıyor musunuz?

Türkiye’nin tutunduğu ifade özgürlüğünün bu en ince dalı, hantallığını taşıyabilecek güçte değildir.

Evet, tartışmayı üçüncü ağızlardan alıp ait olduğu topraklara taşımalıyız.

Söz konusu tasarıya karşı çıkmanın belki de en haklı gerekçesi budur.

Onun için bırakın Fransa’yı.

Fransa çok kötü bir şey yapıyormuş, niyeti hayra değilmiş…

Peki, Türkiye ne yapmayı düşünüyor?”

Bence bu imza metninin burada tartışılması gerekir.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Ermenilerin mi yanındasınız, Türkiye Cumhuriyeti’nin mi yanındasınız, onu söyle?

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Evet, biz Ermeni halkının da yanındayız, Türkiye halkının da yanındayız, Kürt halkının yanındayız.

Biz…

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – O tasarının mı yanındasınız, Türkiye Cumhuriyeti’nin mi yanındasınız?

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – İşte bu tartışmanız çok yanlış yani.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Tasarıyla ilgili konuşuyorsunuz...

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Biz şu an Ermeni halkının yanındayız, Hrant’ın yanındayız, “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz.” diyoruz, sizin gibi ırkçı yaklaşımları ifade etmiyoruz yani.

Şimdi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Irkçılığı sen yapıyorsun ırkçılığı, burada konuşurken. Kafatasçılık yapıyorsun.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Irkçılığı yapan varsa bellidir. AKP’nin ırkçılık ve faşizm konusunda kimseye toz kondurmadığı ortada. Bu bayrağı en iyi dalgalandıran şu an AKP Hükûmetidir. Hatta Alman faşizminden bile öte bir yaklaşımları, uygulamaları olduğu açıktır.

Şimdi, sayın milletvekilleri, Ermeni meselesini eğer çözeceksek bu Parlamentonun bu konuda tartışma yürütmesi ve bu konuyu burada ifade edilen gibi kendi topraklarına, burada yaşanan yere taşıması gerekiyor. Bu taşınmadığı sürece Hrant Dink cinayeti adli bir vakaymış gibi ifade ediliyor.

14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Rüstem Eryılmaz’ın kendisi bile açıklamasında diyor ki “Vicdanıma sığmadı -yani vicdanım elvermedi- bu kararı verirken.” Acaba bu kararı verdiren neydi? Biraz önceki bu inkâr yaklaşımı olmasın, Türkiye’de hâlâ Ermenileri, Kürtleri, Lazları, Çerkezleri düşman gören, öteki gören yaklaşımın ürünü olmasın.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı görüyor.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) - Burada diyelim ki bir yaklaşım gösterildiğinde “Aman siz Ermenilerden yanasınız ya da Kürtlerden yanasınız.” yaklaşımı mıdır? Hrant Dink de tam da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı. O bunu çok iyi ifade etti ama siz anlayamadınız Sayın Milletvekili.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Biz, çok iyi anlıyoruz.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) - Anlayabilseydiniz şimdi burada çatışmazdınız, burada Hrant Dink’i öldüren zihniyeti sorgulardınız ki yeni Hrant Dinkler ölmesin.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Hrant Dink meselesini söylüyorsunuz, Fransa’da kabul edilen Ermeni tasarısı…

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Şimdi, sataşma yaparak bu işin altından kurtulamazsınız.

Biz, bu araştırma önergesinin eksik olduğunu çünkü bu konuda bir bütün araştırılması gerektiğini ama ona rağmen sadece TİB kayıtlarının araştırılmasının bile önemli olduğunu düşünüyoruz. Buna “Evet” oyu vereceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı AK PARTİ İktidarını faşistlikle suçladı. İzin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in AK PARTİ iktidarına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada Türkiye Büyük Millet Meclisinde Türk milleti adına konuşma yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi milletvekilinin yaptığı konuşmayı ibretle izledim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Biz de sizi ibretle her zaman izliyoruz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Açıkçası, bu kürsüde bu millet adına siyaset yapan birisinin 1915 olaylarını Fransız Parlamentosunun siyaset uğruna yaptığı, tarihçilere bırakması gereken bir konuyu Ermeni soykırımıyla ilgili iddiaları burada benimsemesini inanın ibretle izledim ve lanetle kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunda görev yapacaksınız, 1915 olaylarıyla ilgili konuyu, tarihte ne olduğu belli olmayan, tarihçilere bırakılması gereken bir konuyu, Fransa Parlamentosunun yaptığı düşünce özgürlüğüne aykırı bir düşünceyi burada savunmak gafletine düşeceksiniz.

Bu milletin evladıysanız, bu coğrafya içerisinde yaşıyorsanız bu ülkenin hak ve menfaatlerini savunmak mecburiyetindesiniz. Dört tane terör örgütünün destekçisi çapulcunun Fransa tarafından korunmasını, oradaki çapulcuların yerleşmesini ve onlara fırsat tanınmasıyla ilgili (AK PARTİ sıralarından alkışlar) burada Fransa’nın yaptığı,  Sarkozy’nin seçim çalışması için yaptığı faaliyetleri desteklemek hakkına sahip değilsiniz. Çapulcular gidecek, terör örgütünün temsilcileri Fransa tarafından korunacak, kollanacak, Türkiye’yi karıştırmak için, bölmek için faaliyet gösterecek, Sarkozy denilen de orada onları koruyacak, kollayacak, siz de onlar adına burada büyük bir milletin tarihiyle ilgili konuyu çarptıran bir düzenlemeyi tasdik edeceksiniz. Bu, ülkeye ihanet demektir. Siz bu ülkede, bu ülkenin kanunlarına göre seçileceksiniz, geleceksiniz, Türkiye Cumhuriyeti’nin milletvekili olarak hareket edeceksiniz ve bu ülkenin aleyhine bir yalanla ilgili iddiayı kabul eden Fransa Parlamentosunu destekleyeceksiniz. Önce bu ülkenin vatandaşı olmayı içinize sindirmek mecburiyetindesiniz. Düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilgili her şeyi konuşabiliyorsunuz. İçinizde 1994 yılında bu kürsüden veya başka yerlerden Kürtçe ifade kullandığından dolayı on yıl mahkûm yatan arkadaşlarınız bugün milletvekili oldu. Türkiye’de özgürlüğün hangi noktalara geldiğini iyi düşünmeniz gerekir.

PERVİN BULDAN (Iğdır)  – Sizin bir lütfunuz değil, halkın iradesiyle seçildik. Biz halkın oylarıyla seçildik, bir lütuf olarak sunamazsınız Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen terör örgütü üyesi diye yargılanırken bugün milletvekili olma noktasına geldin.

Onun için, herkes bu  kürsüden konuşurken bu milletin menfaatlerini savunmak hususunda yemin etmiştir, o yemine bağlı kalmak bu millete sadakatli olmak mecburiyetindedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)  – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, sırayla… Bir dakika.

Sayın Şandır, ben Sayın Halaçoğlu’yla ikinize söz vereceğim ama önce Sayın Tuncel’i dinleyeyim.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)  – Sayın Hatip benim söylediklerimi çarpıtarak… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Ne çarpıtması…

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)  – Bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Bize bakarak konuştu, ben de söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi bakın, bu işin sonunu biz alamayız. Dedi ki Sayın Tuncel: “Benim söylediklerim Sayın Elitaş’ın ifade ettikleri gibi değildi, çarpıttı, dolayısıyla ona göre konuşacağım.”

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan, bize göre de çarpıtıyor, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN - Şimdi, bakın, neyse… Şu anda çalıyı dolaşıyorum, rica edeyim, üzerime gelmeyin.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Gelmiyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesine ilişkin açıklaması

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle AKP’li milletvekilinin yaklaşımını ben de esefle karşılıyorum ve kınıyorum.

Burada Fransız Parlamentosunda gelişen yasaya ilişkin bir şey ifade etmedim.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Ettiniz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne söylediğinin farkında değilsin o zaman. Yazılanı anlamamışsın, sen oradaki yazıları…

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Tutanaklar getirilsin.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Anlatıyorum size, tutanakları getirsin.

Sadece bu parlamentodan geçmeden önce, Arat Dink’in de içerisinde olduğu bir grubun mektubunu okudum, “Türkiye Parlamentosu ne yapıyor?” diye. Eğer Sarkozy’e bir dost, arkadaş arıyorsanız, sanırım Sayın Başbakan bu konuda daha yakın arkadaştır. (BDP sıralarından alkışlar) Bizim Sarkozy’le hiçbir şeyimiz olamaz, bu konuda hiçbir yaklaşımımız yok ama söylemek istediğim şey şu: O işi tarihçilere de bırakacaksak o zaman gereğini yapacağız. Kendi geçmişimizle yüzleşme konusunda bu kürsülerde, bu ülkede, bu sorunu çözmek durumundayız çünkü bu ülkede yaşayan Ermeni dostlarımız, arkadaşlarımız, yoldaşlarımız var.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Kendinizle yüzleşin!

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Ermenilerin kalanını da sürgün edemeyeceksek o zaman bu ülkede eşitlik, özgürlük üzerinden bir talep kurmak durumundayız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

O mektup kamuoyuyla paylaşılmış. Bu konuda katılırsınız katılmazsınız ama ben oradaki bir soruyu önemsiyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Ermeni yurttaşlarının sorunu konusunda ne yapacak? Hrant Dink ne demişti? “Biz, evet, bu ülkenin topraklarında gözümüz var ama alıp gitmek için değil, dibine gömülmek için.” ve Hrant Dink dibine gömüldü. Daha kaç tane Hrant Dink dibine gömülsün? Bu zihniyetin ortadan kalkması için bu mücadeleyi burada yürütmek durumundayız.

Eğer gerçekten Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığından bahsediyorsanız, Türkiye’yi seviyorsanız, o zaman “Hepimiz kardeşiz.” edebiyatından çıkıp kardeşlik hukukunu yeniden kurmak durumundayız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Silahları bırakacaksınız, silahları!

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – “Hepimiz kardeşiz ama biz üstünüz.” yaklaşımı bu ülkede sorunu çözmeyecektir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Silahları bırakacaksınız, Kürtlere zulmetmekten vazgeçeceksiniz. Kürtlere zulmediyorsunuz siz!

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Bakın, bu ülkede, onu da söyleyeyim: Eğer burada bir sorun varsa -Kürt sorununa getiriyorsunuz- Kürt sorununun bir terör sorunu olmadığını bu kürsüde 10 defa ifade ettik, siz başka tanımlıyorsunuz. Terör sorunu olsaydı bugüne kadar çözülürdü. Terörle mücadele konusunda hiç olmadık olanaklar kullanılıyor. Şimdi, demek ki bu sorun başka bir sorun, bu sorun Kürt sorunudur. Bu sorunu çözmeden de Türkiye'nin demokratikleşmesi mümkün değildir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – PKK’dan kurtaracağız Kürtleri.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Diğer bir nokta, bizim burada oturmamız sizin lütfunuz değildir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – PKK’dan kurtaracağız Kürtleri, PKK’nın zulmünden kurtaracağız Kürtleri biz.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Evet, biz bir Kürtçe kelime konusunda cezaevinde kaldık. Hiç sizin lütfunuz değildir, halkımızın iradesi sayesinde buraya geldik, halkımız istemediği sürece de buradan gitmeyeceğiz.

Biz biliyoruz, siz her gün bize dönüp terörist diyorsunuz ve bizim burada oturmamızı hazmedemiyorsunuz ama halk iradesine saygı göstermek durumundasınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Türk milletinin değerlerine saygı duyacaksın sen de!

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Biz her gün burada olacağız, inadına burada olacağız, size karşı direneceğiz. Bu ülkeyi demokratikleştireceğiz, önce Ankara’yı, Türkiye Büyük Millet Meclisini demokratikleştireceğiz. (BDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Şiddeti kınayacaksın!

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Kes be! Nedir? Kes sesini!

BAŞKAN – Sayın Tuncel, lütfen…

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Şiddeti kınayacaksın!

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sabahtan beri tacizde bulunuyorsun geri zekâlı! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sözünü geri alsın.

BAŞKAN – Sayın Tuncel, geri alın sözünüzü.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Geri alıyorum, özür dilerim.

BAŞKAN – Tamam, sözünü geri aldı.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sözünü geri alsın.

BAŞKAN – Şimdi, o zaman tekrarlanmasını istiyor musunuz ne dediğini?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Geri alsın…

BAŞKAN – Peki, ben tekrarlayayım, neyi geri aldığını da söyleyeyim mi? (BDP sıralarından “Söyleyin Başkan.” sesleri)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Kendisi geri alsın.

BAŞKAN – Söyledi, geri aldı, tamam.

Sayın Şandır, bir dakika süreniz var.

6.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Ermeni soykırım iddialarıyla ilgili konuşmasına ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında Ermeni soykırım iddialarına hak veren bir konuşma yapılamaz. Sayın Hatip ikinci defa söz almış olmasına rağmen “Türk milletinin, Türkiye'nin tarihinde soykırım yoktur.” beyanında bulunmamıştır. Bunu üzüntüyle karşılıyorum ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak tüm dünyaya buradan ilan ediyorum: Türk milletinin tarihinde soykırım iddiası yoktur, Türk milleti hiçbir millete karşı soykırım yapmamıştır. Burada milletvekili olan herkesin bu gerçeği haykırmak gibi bir insanlık sorumluluğu da bulunduğunu ifade ediyorum.

Teşekkür ederim. (MHP, AK PARTİ ve CHP  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

7.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Hrant Dink’in kimin tarafından öldürüldüğünün ortaya çıkarılmasına ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, efendim, Hrant Dink’in en son, Fransız TV 5’te yaptığı konuşmayı göz önüne alacak olursanız ki şöyle söyledi, İnternet’ten de takip edebilirsiniz: “Bizden asıl özür dilemesi gerekenler Fransızlar ve İngilizlerdir.” dedi çünkü Ermenileri kullananlar o devletlerdi. Nitekim aynı şeyi Ermenistan’da da söylediği için tehdide uğradı ve konuşmaması istendi. Hrant’ın kimin tarafından öldürüldüğünün gerçekten ortaya çıkarılmasını en çok isteyen kişi benim fakat şunu söyleyeyim: Eğer tarihle yüzleşmek istiyorsa, demin Hatip öyle söyledi, gerçekten şurada bir toplantı yapalım, Meclis toplantısı yapalım, isterseniz açık isterseniz kapalı, kim öldürmüş Ermenileri ortaya koyalım, tek tek bütün belgeleriyle, var mısınız? (MHP sıralarından alkışlar)

AYLA AKAT ATA (Batman) – Varız, biz de yüzleşmek istiyoruz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ha, tamam, gelin, memnuniyetle, hepsini tek tek açıklayalım, belgeleriyle, Amerikan belgeleriyle, İngiliz belgeleriyle, Fransız belgeleriyle, Türk belgeleriyle açıklayalım, kim öldürmüş görelim. (MHP sıralarından alkışlar)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, “Hrant Dink cinayetinde TİB’in sorumluluklarını yerine getirip getirilmediğinin araştırılması” hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 25/1/2012 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Çankırı Milletvekili Sayın İdris Şahin.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, Hrant Dink cinayetinin sır perdesini aralayabilecek Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının mahkemeye gerekli bilgi ve belgeleri göndermeyerek davanın uzamasına sebep olduğu iddiasıyla TİB’in sorumluluklarının yerine getirilip getirilmediği konusunda Meclis araştırması açılması talebine ilişkin teklifleri aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisinin Meclis araştırması açılmasına dair talepleri ve gerekçesinde beyan edilen hususlara iştirak etmemiz mümkün değildir. Zira, gerekçesinde ana muhalefet partisi “Cinayetin işlendiği gün Agos gazetesi önünde dolaşan ve sık sık telefonla konuşurken güvenlik kameralarına yakalanan 4 kişinin bulunduğunu, müdahil avukatlarının ileri sürmesine ve bu kişilerin telefon numaralarının gönderilmesi talebine rağmen bu taleplerinin yerine getirilmediği ve TİB tarafından bu taleplerinin reddedildiği…” denilerek gerekçe gösterilmek suretiyle talepte bulunulmuştur. Bu talepler son derece yakışıksızdır ve gerçeği yansıtmamaktadır çünkü telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına dair usul ve esaslar 10/11/2005 tarih ve 25989 sayılı Yönetmelik’le düzenlenmiştir. “İletişimin tespiti, iletişimin içeriğine müdahale etmeden iletişim araçlarının diğer iletişim araçlarıyla kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesine yönelik işlemleri ifade eder.” Tanıma göre iletişimin tespiti iletişimin içeriğine müdahale etmemeyi gerektirir.

Anayasa’mız 20’nci maddesinde özel hayatın gizliliğinin korunmasını düzenlemiş, 22’nci maddede de haberleşme hürriyetine yer verilmiştir. Haberleşmenin gizliliği de esastır ancak yasa koyucu bazı hâllerde gizliliği, CMK 135’inci maddeye göre şartlarının varlığı hâlinde genel iletişimin tespitini isteyebilir. CMK gereğince iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınması yönetmeliğin 12’nci maddesinde düzenlenmiş olup bu çerçevede hâkim kararında hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısının tespitine imkân veren kodundan belirlenebilirler. Tedbirin türü, kapsamı ve süresi, tedbire başvurulması gerektiren nedenler açıkça belirtilir. Kararlar en fazla üç ay için verilebilir. Bu süre aynı usulle üçer ayı geçmemek şeklinde en fazla 3 defa uzatılabilir. Mahkeme kararları madde 10 gereğince Telekomünikasyon İletişim Başkanlığınca yerine getirilmek zorundadır. Bahsettiğim hususlar konunun teknik boyutu itibarıyla yüce heyetinizi bilgilendirmek amaçlıdır. Meclis araştırması açılmasına dair ana muhalefet partisinin talebi de tamamen Anayasa’ya aykırı olmakla, yersiz ve usulsüzdür.

Şöyle ki: Anayasa’nın 138’inci maddesi mahkemelerin bağımsızlığını düzenlemekte ve ikinci fıkrasında da açık bir şekilde “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” hükmünü içermektedir.

Yine, üçüncü fıkrasında “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.”

Anayasa’nın amir hükmü bulunmasına rağmen, henüz ilk derece mahkemesinde verilen kararın Yargıtay safahatı beklenmeksizin, herkesin ve her kesimin görülmekte olan bir dava hakkında görüş beyan etmesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı ve yargıya müdahale niteliğinde olduğu ve Anayasa’ya aykırı olduğunu özellikle belirtmek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görülmekte olan ve kamuoyunda Hrant Dink’in öldürülmesi davası olması nedeniyle sıkça konuşulan davanın duruşmaları, asıl fail Ogün Samast’ın yaşının küçük olması nedeniyle, dosyası tefrik edilmek suretiyle İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinde karara bağlanmış ve diğer sanıklar yönünden ise İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde 17/1/2012 tarihinde karara bağlanmıştır. Her iki dosya da hâlen derdesttir ve Yargıtay aşaması beklenmektedir. Özellikle Agos gazetesi yazarı Hrant Dink’in 19/1/2007 tarihinde İstanbul’da öldürülmesi sonrasında olayın faili Ogün Samast yakalanarak tutuklanmıştır. Diğer sanıklarla birlikte yargılanması sırasında sanık Ogün Samast’ın yaşı küçük olması nedeniyle dosyası tefrik edilmiş, 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen diğer şüphelilere ilişkin davanın son duruşması yani 17/1/2012 tarihinde karara çıkmadan önce, savcılık, mütalaasında aynen şu hususları beyan etmiştir:

Cinayet eyleminin Mc Donald’s isimli iş yerinin bombalanmasının ve diğer eylemlerin salt milliyetçilik duyguları kabaran gençler tarafından işlenmesinin ötesinde, iştirak hâlinde ve süreklilik içerisinde çalışan, gizlilik kuralları ve örgütsel hiyerarşiye azami özen gösteren Erhan Tuncel ve Yasin Hayal yönetiminde Ergenekon terör örgütünün Trabzon’da faaliyet gösteren bir hücre yapılanması tarafından işlendiğini, sanıkların gerçekleştirdikleri eylemleriyle Türkiye'nin herkes için güvenli bir ülke olmadığını ortaya koymak, Ermeni kökenli vatandaşlarımızın ve yabancıların Türkiye’de bulunan varlığına karşı önemli kırılma noktaları oluşturmayı hedeflediklerini belirtmiştir. Ancak savcılığın bu mütalaasına rağmen, mahkeme, hepinizin de bildiği üzere, sanıklar hakkında belirli cezaları vermiştir, dosya temyiz aşamasındadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; olayımızda, bahsedildiği gibi TİB’in bir ihmalinin olması da söz konusu değildir. Zira, TİB mahkeme kararlarını uygulamakla mükelleftir. Sadece TİB değil bütün idare erki yargı kararlarını yerine getirmek zorundadır. Aksi hâlde, haklarında yargı kararlarını yerine getirmemekten dolayı yasal yollara başvurulabilir.

Basına yansıyan ve TİB’ten talep ettiğimiz bilgiler ışığında, mahkeme, öncelikle baz ve iletişimin tespiti bilgilerinin gönderilmesini talep etmiş, talebe ilişkin bilgiler hazırlanarak 1 Nisan 2010 tarihinde mahkemeye ulaştırılmıştır. Mahkeme, gönderilen bilgiler dışında, 3 Haziran 2010 tarihinde olay mahalline ilişkin baz istasyonlarından yapılan tüm görüşmelerin tespit edilmesini istemiştir. Bu talebe, TİB Başkanlığınca, mevzuata uygun olmadığı gerekçesiyle itiraz edilmiş, gerekçe olarak da mevzuat ve Ceza Genel Kurulunun içtihadı, 15/11/2011 tarih ve 2011/140 esas 2011/222 karar sayılı ilamı gösterilmiştir yani bu ilamda açıkça şu ifade edilmektedir: “İşlenen bir suçun failine ulaşabilmek amacıyla da olsa diğer kişilerin özel hayatları ve haberleşme özgürlükleri feda edilmemelidir.” değerlendirmesine atıfta bulunmuş ancak bu itirazı ise 9. Ağır Ceza Mahkemesince kabul görülmeyerek, TİB’ten istenilen belgelerin tamamı 14. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

14. Ağır Ceza Mahkemesi özellikle bir hususu da ocak ayı içerisinde TİB’ten ayrıntılı olarak istemiştir. Yani bu dönem içerisindeki yapılan görüşmelerin tamamının arşiv kayıtlarının düzenlenerek, saklanması talebi TİB’e ulaştırılmış, TİB de bunun gereğini yapacağını mahkemeye bildirmiş, mahkeme de bunu hüküm altına almıştır.

Dolayısıyla, burada Cumhuriyet Halk Partisinin ifade ettiği gibi beş yıl geçmiş olmakla TİB kayıtlarının silineceği ve bu şekliyle de bu olayın failleri bulunamayacak sonunda şeklindeki iddialar tamamen yersiz ve asılsızdır. Zira TİB, görülmekte olan bir davanın delillerini gizlemekle mükelleftir ve bunda da beş yıllık gibi bir zaman aşımı söz konusu değildir. Maalesef beslendikleri kaynaklar yanlıştır. Sadece ceza yargılaması zaman aşımı süresiyle bu belgelerin istenmesi hâlinde gönderileceği süre kısıtlıdır. Bunun dışında herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir.

Bu vesileyle biz, yüce yargıya olan inancımızı her zaman muhafaza eden bir iktidarın mensuplarıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS ŞAHİN (Devamla) -  Ve görülmekte olan bu davanın milletimiz için gönülleri rahatlatacak şekilde sonuçlanacağını umuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ya, muhalefet milletvekilleri böyle kaldığı zaman bağırıyorsunuz bana, demek ki sizinkiler de kalabiliyor. Gördünüz mü?..

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/440) (S. Sayısı: 32) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Daha önce tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi grupları adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan’da.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yok Başkanım.

BAŞKAN – Yok mu? Peki.

Şahıslar adına ilk söz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kimse konuşmuyor.

BAŞKAN – O da mı konuşmuyor?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Kimse konuşmuyor Sayın Başkan, konuşurlarsa biz de konuşuruz.

BAŞKAN – Tamam. Anladım, anladım. Kendi aranızda anlaşın önce.

Evet, söz talebi yoktur.

Sayın Sertçelik, siz niçin sisteme girmiştiniz?

SEYİT SERTÇELİK (Ankara) – Yerimden kısa bir açıklama yapmak istiyordum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Vazgeçti efendim.

BAŞKAN – Tamam, o ayrı.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                      

(x) 32 S. Sayılı Basmayazı 03/01/2012 tarihli 46’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE KAZAKİSTAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA HOCA AHMET YESEVİ ULUSLARARASI TÜRK - KAZAK ÜNİVERSİTESİNİN İŞLEYİŞİNE DAİR ANLAŞMA İLE 22 EKİM 2009 TARİHLİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KAZAKİSTAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA HOCA AHMET YESEVİ ULUSLARARASI TÜRK - KAZAK ÜNİVERSİTESİNİN İŞLEYİŞİNE DAİR ANLAŞMAYA DEĞİŞİKLİKLER GETİRİLMESİ HAKKINDA PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 22 Ekim 2009 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nin İşleyişine Dair Anlaşma” ile 23 Aralık 2010 tarihinde İstanbul’da imzalanan “22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nin İşleyişine Dair Anlaşma’ya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Sayın Şandır, grup adına konuşmacı var mı?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yok efendim.

BAŞKAN – Madde üzerinde konuşmak isteyen yoktur.

Soru-cevap yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN –Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3-  (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN –Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak  Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak  Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı       :               253

Kabul                               :               252

Çekimser                         :               1 (x)

                                         Kâtip Üye                                                   Kâtip Üye

                                    Bayram Özçelik                                          Özlem Yemişçi

                                           Burdur                                                      Tekirdağ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın Sertçelik, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- Ankara Milletvekili Seyit Sertçelik’in, asılsız Ermeni iddialarının temelinde büyük Ermenistan projesinin olduğuna ilişkin açıklaması

SEYİT SERTÇELİK (Ankara) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Asılsız Ermeni iddialarının temelinde Anadolu topraklarında, Mersin’e kadar uzanan topraklarda büyük Ermenistan’ı gerçekleştirme projesi vardır.

1914 tarihini, Ermeniler, kaçırılmaması gereken tarihî bir an ve fırsat olarak görmüşlerdir çünkü Anadolu topraklarında, “hasta adam” olarak niteledikleri Osmanlı Devleti tarih sahnesinden silinecek ve bir Ermeni devleti kurulacaktır. Bu bağlamda, Ermeniler Rus ordusuyla birlikte Osmanlı ordusuna karşı savaşmışlardır. Kendi ifadeleriyle, bu savaşta itilaf devletlerinin safında bir taraf olmuşlardır, küçük müttefik olarak Osmanlı Devletine karşı savaşmışlardır. Rus ordusunda savaşan Ermenilerin sayısı yaklaşık olarak 300 bindir. Bu savaşta Ermenilerin bütün kayıpları 150 bindir ancak Ermenilerde, sayılara bir “sıfır ilave etme” alışkanlığı vardır.

Bu dönemde Batı basınında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 2’nci sırada yer alan, Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/538, 2/85, 2/119) (S. Sayısı: 137) 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

                                         

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

3’üncü sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in; 5275 Sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in; 5275 Sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (2/241, 2/84) (S. Sayısı: 136)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Grupların anlaşması, komisyonun bulunamayacağının anlaşılması üzerine, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri görüşmek için 26 Ocak 2012 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te inşallah hep birlikte toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

 

Kapanma Saati: 18.25