DÖNEM: 24                                                                YASAMA YILI: 2

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 12

54’üncü Birleşim

19 Ocak 2012 Perşembe

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

I.  - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III.  - YOKLAMALAR

 IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, dericilik sektöründe çalışan işçilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın can güvenliğine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Hrant Dink’in ölümünün 5’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü’nün, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu Gerede’de dericilik sektöründe yaşanan işçi olaylarıyla ilgili ifadesine ilişkin açıklaması

2.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, Zonguldak’ta yoğun kar yağışı sonucu Soğuksu Pazarı’nda çatı çökmesi nedeniyle hayatını kaybeden 2 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralanan 20 vatandaşımıza da acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Roman vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/109)

2.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, balıkçılık sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/110)

3.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, GAP Bölgesi’nde giderek artan işsizlik ve yoksulluğun nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/111)

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/440) (S. Sayısı: 32)

2.- Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/487) (S. Sayısı: 138)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- OYLAMALAR

1.- Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın oylaması

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması planlanan yatırımlara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/1375)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın başta İstanbul olmak üzere ülke genelinde olası bir deprem için aldığı önlemlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/1994)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın başta İstanbul’da olmak üzere ülke genelinde olası bir deprem için aldığı önlemlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/2042)

4.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, Elâzığ’ın ihracatının azalmasının sebeplerine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı  (7/2044)

5.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, Harput Kalesi’ndeki arkeolojik kazıların tekrar başlatılmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2250)

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya evleri ve kalesinin restorasyonuna ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2251)

7.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’ta bulunan kültür derneklerine kadro tahsisine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2253)

8.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Tekirdağ’da yer altındaki kültürel varlıkların ülke turizmine kazandırılmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm  Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2254)

9.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Hatay Samandağ-Yoğunoluk’da bir caminin yıkılacağı iddialarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2376)

10.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, dört veya beş yıldızlı otel, lokanta ve butiklerin fiyat tarifelerine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2378)

11.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, İstanbul’daki tarihî eserlerin olası bir depremde zarar görmemesi için alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2379)

12.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Batman Müzesi’nin ne zaman faaliyete geçeceğine ve yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2380)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 13.00’te açılarak dört oturum yaptı.

Denizli Milletvekili Mehmet Yüksel, Denizli ilinde 7 Ocakta meydana gelen sel felaketine,

Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat, 2011 yılında Afşin-Elbistan Çöllolar kömür havzasında meydana gelen göçük nedeniyle toprak altında kalan 9 vatandaşımıza,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, dış politikadaki son gelişmelere,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, Denizli ilinde meydana gelen sel felaketinde zarar gören vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesine,

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, Afşin-Elbistan Termik Santralinde meydana gelen göçük nedeniyle toprak altında kalan ve mezarları belirlenemeyen 9 vatandaşımız için anıt bir mezar dikilmesine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın:

Genel Bilgi Toplama (GBT) işlemlerinin uygulama ve mevzuatının (10/106),

Kömür üretimi ve ticaretindeki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının (10/107),

Telif hakları konusunda yaşanan sorunların (10/108),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Adana Milletvekili Ali Halaman, 17/1/2012 tarihli 52’nci Birleşimdeki “23/12/2011 Tarihli ve 6262 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un oylanmasında sehven “kabul” oyu kullandığına ve oyunu “red” olarak tashih ettiğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/440) (S. Sayısı: 32) görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

2’nci sırasında yer alan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (1/487) (S. Sayısı: 138) tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanarak 6’ncı maddesine kadar kabul edildi.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Cumhurbaşkanının görev süresine,

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri atfetmesine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

19 Ocak 2012 Perşembe günü alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 19.54’te son verildi.

 

                                                             Sadık YAKUT

                                                             Başkan Vekili

 

            Tanju ÖZCAN                                                                    Mustafa HAMARAT

                    Bolu                                                                                        Ordu

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

II. - GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                                No: 68

19 Ocak 2012 Perşembe

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grubu adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Roman vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/109) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/10/2011)

2.- BDP Grubu adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, balıkçılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/110) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/10/2011)

3.- BDP Grubu adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, GAP Bölgesi’ndeki işsizlik ve yoksulluğun nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/111) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/10/2011)

19 Ocak 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, dericilik sektöründe çalışan işçilerin sorunları hakkında söz isteyen Bolu Milletvekili Tanju Özcan’a aittir.

Sayın Özcan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, dericilik sektöründe çalışan işçilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; ben, bugün, aslında ülkemizde çok önemli olan dericilik sektörü ve özellikle bu sektörde çalışan işçilerin sıkıntılarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım.

Sayın vekillerim, ham deri işleme konusunda Türkiye, Avrupa’da 2’nci, dünyada ise 4’üncü sıradadır. Ham deri işleme sektörü ülkemizin en önemli 10 sektörü arasında yer almaktadır. Ülkemizde 13 ayrı bölge ve yaklaşık 500’ü aşkın tabakhanede kayıtlı 63.500 civarında işçinin çalıştığı bir sektörden bahsediyoruz ancak bu sektör Türkiye açısından çok önemli olmasına rağmen maalesef uzun yıllardır başıboş bırakılmış, hatta bu sektörde çalışan işçiler dahi eğitilmemiştir, devlet olarak da biz bu sektöre çok ciddi bakmamışız maalesef.

Sektör açısından Gerede’nin durumunu izin verirseniz sizlerle değerlendirmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Gerede, Ankara’nın dış mahallesi kadar Ankara’ya yakın, buraya yaklaşık 100 kilometre, İstanbul’dan sonra da Türkiye’nin dericilik sektörü bakımından en önemli 2’nci merkezi.

Gerede ilçemizde deri sanayi yaklaşık dokuz yıllık bir maziye sahip. Gerede ilçemizde bu sektörden doğrudan 2.500 kişi, dolaylı olarak da, yani yan sanayisiyle birlikte 3 bin kişi çalışmaktadır. Bilimsel bir araştırmaya göre Gerede’nin yarısı, yani 30 bin nüfusun neredeyse 15 bini doğrudan veya dolaylı olarak bu sektörden ekmek yemektedir. Tabii buraya kadar her şey güzel. Bu sektör Gerede açısından son derece önemli, bu sektöre destek vermek gerekiyor, bunlar tamam ama bu sektörün Geredeliler açısından son derece önemli olması Geredelilerin de bu sektör tarafından sömürülmesi anlamına gelmemektedir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, ulusal basından takip etmişsinizdir, yaklaşık iki hafta önce Gerede’de Gerede tarihinde görülmeyen olaylar meydana geldi. Orada bir şeyler oldu. İzin verirseniz ben size onları anlatayım. Az önce söyledim, Gerede’de yaklaşık 2.500 kadar çalışan tabakhane işçisi var. Onlar dediler ki: “Artık bıçak kemiğe dayandı.” Yüzlerce işçi aynı anda iş bırakıp buz gibi havada üç gün boyunca dertlerini anlatmaya çalıştı, Gerede’de eylem yaptı. Bunun karşılığında da maalesef kolluk kuvvetlerimiz tarafından teröristlere bile reva görülmeyen şekilde biber gazı ve copla kendilerine müdahale edildi, çok sayıda işçi gözaltına alındı.

Peki, bu arkadaşlar neden eylem yapmıştı? Sayın milletvekilleri, aslında istekleri son derece masum. Diyorlar ki: “Biz köle değiliz, işçiyiz.” Diyorlar ki: “Biz sadece yasal haklarımızı istiyoruz.” Diyorlar ki: “Ücretlerimiz bize tam olarak ödensin. Ödenen ücret üzerinden eksiksiz olarak sigorta primlerimiz yatırılsın. Yıllık izin hakkımızı istiyoruz. Fazla mesai yapıyorsak da bunun karşılığını almak istiyoruz.” İnanın değerli milletvekilleri, başka bir talepleri yok, yasaya aykırı herhangi bir talepleri yok. Sadece yasal haklarını istiyorlar.

Ben şunu açıkça ifade ediyorum: Ben Bolu Milletvekiliyim. Tabakhanede çalışan işçinin de milletvekiliyim, tabakhanedeki patronun da milletvekiliyim. Ama tabii ki adaletli bir şekilde şunu söylemek lazım, kim haklıysa o tespiti de yapmak lazım. Gerede’de söyledim, buradan da söylüyorum: Gerede’deki olaylarda haklı olan tek taraf Gerede’deki işçiler. Maalesef, Gerede’deki tabakhane sahiplerinin çok önemli bir kısmı, oradaki arkadaşlarımızı işçi olarak değil, köle olarak çalıştırma peşinde. Ben orada da söyledim, burada da söylüyorum: Ben milletvekili olduğum sürece de Gerede’deki tabakhane işçilerini Gerede’deki tabaklara ezdirmeyeceğim.

Tabii, değerli milletvekilleri, son olarak şunu da ifade etmeliyim: Gerede, siyasi olarak baktığınızda, AKP’nin Türkiye genelinde en çok oy aldığı yerlerden bir tanesi; yüzde 84 civarında oy alındı son seçimlerde ama buna rağmen, bakıyorsunuz, Geredeli işçinin oy verdiği iktidar partisi, Gerede’deki olaylarda, kendisine yüzde 84 oranında oy vermiş olan işçinin, garibanın arkasında duramadı; bunu, ben özellikle söylemek istiyorum.

Tabii, son olarak şunu da ifade etmeliyim, devlet yetkililerine de bu kürsüden çağrıda bulunuyorum; ne olur, Gerede’deki çalışma şartlarını yerinde bir kontrol etsinler. Kontrol ettiklerinde şunu görecekler; sigortasız şekilde çalışan yüzlerce insan var, hakları yanan işçiler var ve çok kötü çalışma koşulları var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Gündem dışı ikinci söz, Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın can güvenliği hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’e aittir.

Buyurun Sayın Metiner. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın can güvenliğine ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen hafta, beş günlük bir Almanya seyahatinde bulundum Bavyera eyaletine. Orada, Erzurumlu başarılı iş adamlarımızdan değerli dostum Fevzi Aslan’ın iş yerinin açılışına katıldıktan sonra, Nürnberg başta olmak üzere, Augsburg ve Münih şehirlerinde Türkiyeli vatandaşlarımızla çeşitli görüşmeler yaptım. Orada gördüğüm o ki Türkiye’den oraya giden kardeşlerimiz, Türkiyeli kardeşlerimiz derin bir korku içindeler, geleceklerine dair ciddi bir kaygı taşıyorlar ve ciddi bir can güvenliği sorunuyla karşı karşıya bulunuyorlar. Almanya’daki kardeşlerimizde gördüğüm bu korku ve kaygı, bir o kadar da yalnızlık duygusu doğrusu beni derinden üzdü.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere Bavyera eyaleti Neonazi saldırıların ve ırkçı, faşist eğilimlerin en güçlü olduğu yerlerden biri. Bu saldırıların arkasında olduğu bilinen bir parti var. İlginçtir, bu partinin adını dikkatlerinize sunuyorum: Alman Nasyonal Parti, “NPD” diye kısaltılmış hâli. Bu ulusalcı partinin Nazi Partisinin devamcısı bir parti olduğu biliniyor. Bavyera eyaletinde özellikle de gençlik kesimi üzerinde bu ırkçı, faşist, ulusalcı partinin etkili olduğu biliniyor. Nazi Partisinin de geçmişte en güçlü olduğu yerlerden birinin Nürnberg olduğu biliniyor.

Değerli milletvekilleri, Neonazilerin, Türkiyeli kardeşlerimizin iş yerlerine bıraktıkları bildirileri okudum, gördüm, irkildim. Orada aynen şunlar yazılı: “Tayyip Erdoğan, Arapları ve Türkleri al git!” Evet, boy hedefi hâline getirilen Başbakanımız Tayyip Erdoğan. Bu câlibi dikkat bir husus. Türkiye toplumunun da dikkatine sunuyorum. Almanya’daki ırkçı, ulusalcı partilerin de Başbakanımızı bu şekilde boy hedefi hâline getirmeleri bence düşündürücüdür, her birimizin üzerinde durması gereken bir konudur. Bu bildiriler elbette ki genel anlamda yabancı düşmanlığını yansıtıyorlar ama özelde de İslamofobianın Avrupa toplumunda nasıl kök salmaya başladığının da bir göstergesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, dikkatlerinize birkaç hususu önemle arz etmek istiyorum. Bir: Irkçı, faşist bir partinin demokrasi kisvesine bürünmesi; Alman Nasyonal Demokrat Parti. Biz biliyoruz ki ırkçılık lanetli bir ideolojidir, biz biliyoruz ki ırkçılık, yabancı düşmanlığı, nefret içeren her anlayış bir insanlık suçudur. Irkçılıkla, ulusalcılıkla, faşizmle demokrasiyi yan yana iliştirmek…

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Ne demek? Irkçılıkla ulusalcılığı aynı mı sayıyorsun?

MEHMET METİNER (Devamla) - …kendi ırkını merkeze alan, kendi ırkını üstün ırk olarak gören her türlü anlayışların demokrasiyle bağdaşmasının mümkün olmadığını dikkatlerinize sunmak istiyorum. Çünkü demokratlık, çoğulculuk ve özgürlükçülüğün yanı sıra, aynı zamanda, belki de olmazsa olmaz şartı olan, ötekini kendi eşiti olarak gören anlayışın adıdır. Eğer, siz, bir toplumda ötekileri kendi eşitiniz olarak görmüyorsanız zinhar demokrat olamazsınız.

Burada, Avrupa Birliğinin çifte standardına da dikkatinizi çekmek istiyorum: Antisemitizmi haklı nedenlerle yasaklayan ve cezai müeyyideye bağlayan Avrupa Birliği, Almanya’nın ve benzeri Avrupa Birliği ülkelerinin İslamofobiayı da bir insanlık suçu olarak yasaklamalarını ve cezalandırmalarını, aksi takdirde çifte standartçı davranacaklarını buradan duyurmak istiyoruz.

Bir de, Türkiye’ye, her seferinde insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda haklı olarak gelen o heyetlerin niçin Nürnberg’e bir türlü uğramadığını dikkatlerinize sunmak istiyorum. Eğer aynı cinayetler Türkiye’de Almanlara yönelik olmuş olsaydı, hiç kuşkusuz kıyamet kopartırlardı veya Yahudilere yönelik Almanya’da bu cinayetler işlenmiş olsaydı, gene kıyametler kopartırlardı.

Bir öz eleştiri de kendimize… Biz niye Türkiye’nin milletvekilleri olarak orada değiliz? Türkiyeli kardeşlerimizi yalnız bırakıyoruz? Deniz Feneri olayında Almanya’yı merkez tutan, mesken tutan arkadaşlarımız niye Almanya’daki kardeşlerimizin yanında değildirler.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Çok mu dokundu Deniz Feneri?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Metiner.

Gündem dışı üçüncü söz, Hrant Dink’in ölüm yıl dönümü hakkında söz isteyen Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’a aittir.

Buyurun Sayın Buldan. (BDP sıralarından alkışlar)

3.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Hrant Dink’in ölümünün 5’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün, bir Ermeni çocuğunun, adalet arayıcısı bir mücadele insanının, halkların kardeşliğine inanmış, adanmış bir ömrün, Kardeşim Hrant Dink’in katledilişinin 5’inci yıl dönümü. Aradan tam beş yıl geçti. Geçen bu süre içerisinde ağır aksak işleyen soruşturmalar, her biri ayrı bir vaka olan duruşmalar, faşizmin kameralara poz verdiği sahneler, derken, adalet sisteminin olmadığı ülkemizde tam da Türk yargı sistemine yakışır bir karar verildi. Tutukluluk sürelerinin dolmasına günler kala tetikçilere ödülleri verilirken ortada örgütlü bir suç olmadığı kanaatine hükmedildi. Jandarma ve emniyetin desteğiyle örgütlenen cinayet böylelikle birkaç çocuğun eylemi hâline getirildi.

Ben bu devletin katliam listelerinde adı konmuş bir halkın çocuğu olarak bu duruma hiçbir zaman alışmayacak olsam da şaşırmadım çünkü bu ülkede cinayetler, işkenceler, şiddetin her türlü tezahürü, Türk olamayanlara, Müslüman ve Sünni olmayanlar için vardır ama adalet yoktur. Değil şimdi, bu devlet, adaleti yüz yıldır tedavülden kaldırmıştır. Bugün için bu mahkemenin vermiş olduğu bu karar yüz yıl önce bu cumhuriyeti halkların kanıyla kuran zihniyetin bir ürünüdür çünkü bu devlet yurttaşının kanıyla beslenerek kurmuştur ağlarını. Yüz yıldır binlercesinin kanını dökmüştür yaşadığı topraklara ama bir defa olsun bu kanla ellerinin kirlendiğini düşünmemiştir. Dökülen kanların hesabını soracak bir adalet mekanizması bu devletin neyine gerekir? Hiç birinin hesabı sorulmadı, sorulmuyor. Bu nedenledir ki devlet bu kirli geçmişi ile bu kanlı tarihi ile yüzleşmediği sürece adalet bu topraklarda yer bulamayacaktır kendisine.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok trajiktir, Başbakan başta olmak üzere Hükûmet sözcüleri gözümüzün içine baka baka “Bizim dönemimizde hiçbir faili meçhul cinayet işlenmedi.” demektedirler. Oysa Hrant Dink AKP Hükûmeti döneminde MİT mensupları ve İstanbul Vali Yardımcısı tarafından ölümle tehdit edildi. Cinayet planları jandarma ve emniyet bilgisi dâhilinde gerçekleştirildi. Hrant Dink katledildi, dava görüldü ve karar çıktı. Sorumluların hesap vermesine gerek görülmedi. Dönemin Valisi, Emniyet Müdürü, İçişleri Bakanı ve ilgili bürokratları hiçbiri bu olayın hesabını vermedi. Sonuç şu oldu: Hrant Dink cinayeti faili meçhul tutulan bütün cinayetlerde olduğu gibi, bizzat devlet tarafından sahiplenildi ve faili meçhul bırakıldı. 17 Ocak günü bizler Susurluk davasının, Şemdinli davasının birer tekrarını izlemiş olduk böylece. Lakin nereye kadar?

Karanlıkta bırakılan her cinayet, her katliam yeni katliamların zeminini yaratmakta ve devlet kendi güçlerinin planları dâhilinde yeni canlar almaktadır. Geçmişiyle yüzleşmeyen, tarihsel eylemleri karanlık olan bir devletin aydınlık bir geleceğe sahip olacağından söz etmek mümkün değildir. Halkların kanına elini bulaştırmış bir zihniyettir bu ülkeye 12 Eylül’ü, 90’lı yılları ve binlerce yargısız infazı yaşatan.

Susurluk aydınlatılmadığı için Şemdinli olayı yaşandı, Şemdinli olayı aydınlatılmadı ve Hrant Dink katledildi. Hrant Dink’in katline hüküm verenlere sual olunmadığı için devlet Roboski’de 34 can aldı. Dolayısıyla mahkemenin Hrant Dink davasında verdiği karar yeni cinayetlerin, yeni katliamların habercisidir ve bu nedenle yüreğimizi sızlatmadan da öte bir felakettir bu karar.

Bugün Hrant Dink’in 5’inci ölüm yıl dönümüydü. Hrant Dink’i saygıyla anıyor, “Hrant için adalet, boynumuzun borcudur.” diyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Küpçü, söz talebiniz var.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü’nün, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu Gerede’de dericilik sektöründe yaşanan işçi olaylarıyla ilgili ifadesine ilişkin açıklaması

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Demin kürsüden Hatip, Bolu Gerede’de yaşanan işçi olaylarıyla ilgili AK PARTİ vekillerinin sınıfta kaldığını söyledi. Bolu Gerede’de ham deri sektöründe yüzde 40’ını temsil ediyor. İşçi kardeşlerimizin gerçekten geçmişe yönelik haklı taleplerini dillendirmesi noktasında otuz, kırk yıla yönelik bir psikolojik altyapı vardı. Tabii, bizim hareket noktamız kardeşlik hukuku olduğu için işçi ve işveren noktasında her iki tarafı bir araya getirme noktasında samimi bir şekilde biz bu konuda mücadele verdik.

Tabii, öyle, işçiyi bedavadan sevmek yok! Deri OSB’nin yerini bilmeyenlerin, Deri OSB’yi gösteremeyenlerin, Deri OSB’yle ilgili katkı vermeyenlerin, işçiyle işveren arasına girip işçi kardeşlerin kaç para maaş aldığı noktasında bir bilgi ve fikir sahibi olmayan insanların bunun üzerinden siyaset yapması, tabii bizim siyaset anlayışımızla, algılamamızla bu meyanda örtüşmüyor. Dolayısıyla biz bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Küpçü.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Roman vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/109)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Roman yurttaşlarımızın karşı karşıya bulunduğu sorunların ve uğradıkları ayrımcı uygulamaların tespit edilmesi, yaşam hakkına yönelen tehditlerin ortadan kaldırılması için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98’nci, İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                                                            Hasip Kaplan

                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Türkiye’de ayrımcılığa en fazla uğrayan, etkilenen grupların başında “Romanlar” gelmektedir. Çalışma hayatında, kamuda, sosyal güvenlik ve sağlıkta, okulda, sokakta, kafede, restoranlarda, mağazalarda görevlilerden sıradan vatandaşa kadar ayrımcı muamele ve uygulamalara maruz kalmakta, potansiyel suçlu muamelesi görmektedirler.

Türkiye AB üyelik sürecinde göstermelik bazı önlemlerle yetinirken, daha önce “İstanbul/Sulukule”de yaşananlar ve resmi uygulamalarla başlayan ayrımcılık son olarak Manisa’nın Selendi ilçesinde yaşandı.

Selendi ilçesinde yılbaşı gecesi çay içme yüzünden çıkan kavga sonrası, binlerce kişi toplanarak “Selendi bizimdir, bizim kalacak” sloganlarıyla Romanların yaşadığı Zafer Mahallesine yürümüş, ev ve barakaları taşlamış, ateşe vermiş, araçları tahrip etmiş, yerle bir etmiştir. Can ve mal güvenliğinin tehdit altında olduğu bu durumda ne yazık ki devlet seyirci olmuş, 15’i çocuk 75 Romanı Gördes ilçesine sürgüne akrabalarının yanına götürmekle yetinmiştir. Saatlerce terör estirenlere hoşgörü ile yaklaşılırken Romanlar korunmamıştır. Vali, Kaymakam, Belediye Başkanı linç girişiminde bulunan taşkın kalabalığı konuşarak dağılmalarını istemiş, saldırganlar tespit edilip, yakalanıp yargı önüne çıkarılmamıştır.

Ülkemizde daha önce de etnik, dini ve mezhep farklılığı bulunan azınlıklara karşı saldırı ve linç girişimleri yaşanmıştı. Bu olayların son zamanlarda özellikle Ege bölgesinde daha önce Kürt yurttaşlarımıza karşı 39 kez linç girişimi yaşanması, yaşananlar karşısında devlet zaafının ortaya çıkması kaygı vericidir.

Avrupa Birliği’nde 2000 yılında kabul edilen, ırk ve etnik kökene dayalı doğrudan ya da dolaylı her türlü ayrımcı muameleyi yasaklayan bir yasal düzenlemenin varlığına karşın, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Yunanistan’da en fazla ayrımcı muamelenin yaşandığı görülmektedir.

Romanlar uğradıkları ayrımcı haksız muamelelerde, nasılsa sonuç alınmaz kaygısıyla, resmî makamlara başvurmamaktadır. İş hayatına katılmakta da birçok zorlukla karşılanmakta, aşağılanmaktadırlar.

Türkiye’de son yıllarda sıkça yaşanan bu linç girişimleri karşısında, Roman yurttaşlarımızın yaşadıkları yerler, sıkıntılarının giderilmesi ve uğradıkları ayrımcı uygulamaların tespit edilmesi, yaşam hakkına yönelen tehditlerin ortadan kaldırılması amacıyla önlem alınması için; bir Meclis Araştırması açılması, komisyon kurulması gerekmektedir.

2.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, balıkçılık sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/110)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki balıkçılık sektöründe yaşanan sorunların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

                                                                                                                            Hasip Kaplan

                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Gerekçe

Üç tarafı denizlerle çevrili, gölleri, akarsuları ile zengin, coğrafi olarak stratejik bir konumda; tarihi, turistik, tarım ürünleri çeşitli,yeraltı-yerüstü zenginlikleri olan ülkemizde balıkçılık sorunları artmış bulunmaktadır.

Küresel ekonomik kriz sonrası, Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz’e olan 178 bin km. kıyı şeridi, 1 milyon hektarın üzerinde 200 göl, 3.442 km. akarsuları bulunmaktadır. Akdeniz’de 5.000, Karadeniz’de 1.700 canlı türü.Karadeniz’de 247, Marmara’da 200, Ege’de 300, Akdeniz’de 500 balık türü yaşamaktadır.

Dünyada balıkçılık sektörü hızla gelişirken, ülkemizde AB süreci ile birlikte yapılan mevzuat değişiklikleri dışında, ulusal bir politika üretemeyen, planlaması olmayan, farklı bakanlık, genel müdürlük ve müsteşarlıklarla yönetilen sorunlar yaşamaktadır.

Bilinçsiz avlanma, denetimsizlik, plansız, kültür balıkçılığında yaşanan sorunlar, kaynakların hızla tükenmesine yol açmaktadır. Tuna Nehri’nin Karadeniz’e taşıdığı ağır metaller, kirlenme tehdidi oluşturmaktadır.

OECD ülkelerinin balıkçılık için ayırdığı harcamalar ile ülkemizdeki kıyaslandığında arada uçurum olduğu görülmektedir. Balıkçılık sektöründe Türkiye zenginliklerinin ve değerlerinin farkında değil.

Hamsi avında bereketli bir sezon yaşanmasına rağmen balıkçıların yeterince kazanç sağlayamadığı fiyatların düştüğü görülmektedir. Avlanan hamsinin ancak 200 bin tonu tüketilirken, geriye kalan 300 bin tonu aşkın miktarı da balık unu ve yağ fabrikalarına ‘yok’ denecek fiyattan satılmaktadır.

Büyük bir ihracat potansiyeline rağmen, iç tüketimi karşılayamayan balıkçılık sektörünün yaşadığı sorunlar; destek, teşvik ve bilinçli avlanma konularında yeni politikaların hayata geçirilmesini zorunlu kılıyor.

Kıyı balıkçılığı yanı sıra açık denizlerde yapılan avlanmalarda komşu ülkelerle yaşanan sorunlar nedeniyle birçok balıkçımız yaşamını yitirmiştir.

Küçük balıkçılığın özendirilmesi, korunması, su ürünleri kooperatiflerinin geliştirilmesi, trol avcılığının denetlenmesi konusunda mevzuatın geliştirilmesi, üniversitelerde eğitime ağırlık verilmesi, balık hallerinin, komisyonculuğun, vergi ve kredilerin yeni esaslara bağlanması gerekmektedir.

Balıkçılık ile sorunların giderilmesi için “Denizcilik Bakanlığı” kurulması, sorunların bir elden ve planlı olarak çözülmesi konusunda bir meclis araştırması açılması, araştırma komisyonu kurulması yararlı olacaktır.

3.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, GAP Bölgesi’nde giderek artan işsizlik ve yoksulluğun nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/111)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tarım sektörünün çöktüğü, küresel ekonomik krizin sonuçlarının en ağır yaşandığı GAP Bölgesi’nde giderek artan işsizlik ve yoksulluğun bütün boyutlarıyla araştırılarak gerekli çalışmaların yapılması için Anayasanın 98’inci, İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

                                                                                                                             Hasip Kaplan

                                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Temel hedefi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi halkının gelir düzeyi ve hayat standardını yükselterek, bu bölge ile diğer bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak, kırsal alandaki verimliliği ve istihdam imkanlarını artırarak, sosyal istikrar, ekonomik büyüme gibi milli kalkınma hedeflerine katkıda bulunmak olan GAP, çok sektörlü, entegre ve sürdürülebilir bir kalkınma anlayışı ile ele alınan bir bölgesel kalkınma projesidir. Proje alanı Fırat ve Dicle havzaları ile yukarı Mezopotamya ovalarında yer alan 9 ili kapsamaktadır (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak).

1970’lerde Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki sulama ve hidroelektrik amaçlı projeler olarak planlanan GAP, 1980’lerde çok sektörlü, sosyo-ekonomik bir bölgesel kalkınma programına dönüştürülmüştür. Kalkınma programı, sulama, hidroelektrik, enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi sektörleri kapsamaktadır. Su Kaynakları Programı 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1.82 milyon hektar alanda sulama sistemleri yapımını öngörmektedir. Toplam maliyeti 32 milyar ABD doları olan Proje’nin, enerji santrallerinin toplam kurulu gücü 7476 MW olup yılda 27 milyar kilowatsaat enerji üretimi öngörülmektedir.

Proje, gelecek kuşaklar için kendilerini geliştirebilecekleri bir ortam yaratılmasını amaçlayan sürdürülebilir insani kalkınma felsefesi üzerine kurulmuştur; kalkınmada adalet, katılımcılık, çevre korunması, istihdam, mekânsal planlama ve alt yapı geliştirilmesi GAP’ın temel stratejileridir. Ancak aradan geçen kırk yıla rağmen sulanacak arazilerin sadece yüzde 14’ü sulanabildi. 60’ıncı Hükümet programında GAP ile ilgili bir açılım yer almazken, son iki yılda bu konuda bazı adımlar atılmasına, işsizlik fonundan kaynak aktarılmasına rağmen, doğru bir planlamanın yapılmadığı görülmektedir.

Yap İşlet Devret yasası kapsamında sulama kanallarının ihaleye verileceği belirtilmesine rağmen şeffaf bir çalışmanın yapılmaması GAP kapsamındaki illerde kaygı uyandırmaktadır.

Ilısu barajı ile Hasankeyf’in sular altında bırakılması yoğun tepkilere yol açmış, Cizre barajı ile aynı şekilde tarihi yerlerin, doğal çevrenin tehdit altında olduğu ileri sürülmektedir. Özellikle enerji ağırlıklı çalışma yapılması; ülkemizin enerji kaynağının yüzde 48’ini GAP’tan sağlanması, bölgeye üretimden kaynak ayrılmaması tartışma konusu olmaktadır.

Tarım sektörünün çöktüğü, küresel ekonomik krizin sonuçlarını en yoğun hissettiği GAP bölgesinde artan işsizlik, yoksulluk karşısında; sorunların kapsamlı bir şekilde araştırılması, çözüm bulunması için bir meclis araştırması açılmasında yarar bulunmaktadır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/440) (S. Sayısı: 32)

BAŞKAN – 1’inci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/487) (S. Sayısı: 138) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümünde yer alan 5’inci maddesi kabul edilmişti. Şimdi, 6’ncı maddeden itibaren görüşmelere devam edeceğiz.

6’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 6 ncı maddesinin 1 inci fıkrasındaki “kırk” ibaresinin “yirmibeş” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Hasip Kaplan                             Sırrı Sakık                           A. Levent Tüzel

                   Şırnak                                       Muş                                      İstanbul

                                        Demir Çelik                      Pervin Buldan

                                              Muş                                    Iğdır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısının 6. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Veli Ağbaba                           Emre Köprülü                           Rıza Türmen

                 Malatya                                   Tekirdağ                                     İzmir

               Haluk Koç                            Mahmut Tanal                          Haydar Akar

                 Samsun                                   İstanbul                                    Kocaeli

                                                              Tufan Köse

                                                                  Çorum

                        

(x) 138 S. Sayılı Basmayazı 18/1/2012 tarihli 53’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

“Seçilme Yeterliği

MADDE 6- (1) Kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip, geriye dönük en az on yıldır Türkiye’de daimi olarak ikamet etmekte olan her Türk vatandaşı cumhurbaşkanı seçilebilir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarısının 6. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını diğer maddelerin teselsül ettirilmesini saygı ile arz ederiz.

                Faruk Bal                                 Alim Işık                    Hasan Hüseyin Türkoğlu

                  Konya                                    Kütahya                                 Osmaniye

          Nevzat Korkmaz                       Özcan Yeniçeri                      Yusuf Halaçoğlu

                  Isparta                                     Ankara                                    Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önerge üzerinde söz isteyen Özcan Yeniçeri, Ankara Milletvekilli.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçeyi okutun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi ile ilgili seçim dönemi, seçim döneminin başlangıcı ve seçimlerin tamamlanması Anayasa’nın değiştirilen 101. maddesinde düzenlenmiştir.

Anayasa’da ve seçim mevzuatında var olan hususların tekrar tasarıya yazılması gereksiz ve anlamsızdır.

Meclis yasama faaliyetlerinde gereksiz ve anlamsız işlerle uğraşmaz.

Bu sebeple maddenin metinden çıkarılması amacıyla işbu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısının 6. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Mahmut Tanal (İstanbul) ve arkadaşları

“Seçilme Yeterliği

MADDE 6- (1) Kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip, geriye dönük en az on yıldır Türkiye’de daimi olarak ikamet etmekte olan her Türk vatandaşı cumhurbaşkanı seçilebilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

ATİLLA KART (Konya) – Süheyl Batum konuşacak efendim.

BAŞKAN – Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Batum.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına, 4 ve 5’inci maddelere ilişkin olarak, görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bu önergemizde özellikle şunu sizlerin dikkatine sunmak istiyoruz, özellikle iktidar partisi milletvekili arkadaşlarımızın: Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin tasarı Anayasa Komisyonuna geldi, Anayasa Komisyonunda görüştük. Bu tasarının özellikle belirli maddelerinin, şimdi önergede de bulanan maddelerinin Anayasa’ya açıkça aykırı olduğu yönündeki tespitlerimizi ve karşı oyumuzu belirttik.

Değerli arkadaşlar, özellikle söylüyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir yasa yaparken hepimizin birincil olarak, ilk olarak dikkat etmesi gereken husus, bu yasanın açıkça, net bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın belirli hükümlerine aykırı olmamasını sağlamaktır. Bunu görmezden gelemeyiz. Çok açık Anayasa’da hüküm olmayan konularda, Cumhurbaşkanının seçiminin bir yıl geriye bırakılması konusunda bile bu yasayla düzenleme getirdiniz.

“Peki, Anayasa’da böyle bir şey var mı?” dediğimizde, orada olan Sayın Bekir Bozdağ, bunun Anayasa’da açıklık olmadığı durumda dahi yasama organının tasarrufuyla getirilebileceğini söyledi. Bunun Anayasa’nın 6’ncı maddesine açık aykırılık olduğunu söylediğimizde, buna maalesef Anayasa Komisyonundaki iktidar partisine mensup arkadaşlarımız en ufak bir şekilde itibar etmediler ve aynı şekilde yasa komisyondan geçti.

Değerli arkadaşlar, bu Anayasa’nın açık hükümleri dururken Cumhurbaşkanlığı kanununun maddeleri Anayasa’ya aykırılık oluşturmaktadır. Çok net söyleyeyim. Hep tartışıyoruz. Sevgili arkadaşlar, özellikle iktidar partisi milletvekillerine söylüyorum. Sizin iktidar partisi olarak bugün yasaları bizden farklı düşünürsünüz, biz sizden farklı düşünebiliriz ama Anayasa’nın açık hükümlerine aykırı şekilde yasa yapma ne lüksünüz vardır ne yetkiniz vardır. Cumhurbaşkanlığı seçiminin süresini bile yasayla düzenlediniz. Bunu sorduk. Dedik ki: “Cumhurbaşkanlığı süresi beş yıldır, yedi yıldır, bu akademik bir konudur, hepsi tartışılabilir.” Beş de denilen doğru olur, yedi diyen de doğru olabilir, tartışılır, Meclis açık iradesini koyar. Ama bugün Anayasa’yı açtığınız zaman ne yazıyor? Cumhurbaşkanının görev süresi yazıyor. Yazmıyor mu? Yazıyor. Beş yıl yazıyor. Peki buna yedi de diyebilirsiniz, beş de diyebilirsiniz, bunu söyleyebilirsiniz ama Anayasa’daki hüküm dururken bunu yasayla getirebilir misiniz? Yasayla getirilebileceğini iddia edebilir misiniz? Eğer bunu yapmak mümkün olsaydı neden -hep söylüyorum- Meclisin görev süresini beşten dörde indirdiniz 2007’de? Meclis Başkanının görev süresini beş olarak unuttunuz ama bunu bir yasayla yapmadınız, Anayasa değişikliğiyle gene yaptınız, 2010’da. Anayasa Mahkemesinin üyelerini on iki yılla sınırladınız ama yine Anayasa’ya onlar için geçici madde koydunuz. Neden yasayla yapmadınız? Çünkü Cumhurbaşkanının ne yetkilerini ne görev süresini kesinlikle ve kesinlikle veya iki kez seçilip seçilmeyeceğini yasayla düzenleme yetkiniz yoktur. Bunu özellikle vurgulayarak bu yasayı bu şekilde, Anayasa’ya aykırı şekliyle ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Batum.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - …açık açık aykırı şekilde geçirmemenizi istirham ediyorum sizden. Aksi takdirde, bu Parlamento Anayasa’ya aykırı bir işlemi bilerek yapmış olacaktır.

Hepinize saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 6 ncı maddesinin 1 inci fıkrasındaki “kırk” ibaresinin “yirmibeş” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu önergeyi verdik, milletvekilleri yirmi beş yaşında seçiliyor diye.

Peki, soruyorum size: Bu önergemiz mevcut Anayasa dururken kabul edilebilinir mi, kabul edebilir misiniz? Edemezsiniz değil mi, niye? Anayasa hükmü ancak Anayasa’yla değişir.

Şimdi, kabul edemezsiniz, edilmez diyen AK PARTİ’lilere de dönüyorum ve ikinci fıkrayı okuyorum: “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır.” Peki, siz bu kanunla onu değiştirebilir misiniz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değiştirmiyoruz ki zaten.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Değiştirirsiniz, siz çoğunluksunuz, çoğunluksunuz, yaparsınız. Arkadaşlar, bu usul hatalarıyla bu Meclisi bu anlamda çalıştırmak ne kadar doğru?

Şimdi, Cumhurbaşkanı seçimini konuşuyoruz ve başından sakat bir yasanın üzerinde tartışıyoruz iki gündür. Cumhurbaşkanlığının, makamının bir Devlet Denetleme Kurulu var. Hrant Dink davasıyla ilgili bir inceleme başlatmıştı, ne oldu? Hâlâ çalışmaya devam ediyor. Peki, mahkeme kararını verdi mi? Verdi. Bu Devlet Denetleme Kurulu ne zaman karar verecek arkadaşlar?

Başbakana bağlı bir teftiş kurulu var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mahkûmiyet kararı vardı, Hrant Dink davasında Türkiye mahkûm edilmişti adil yargılama hakkından ve yaşam hakkı ihlalinden. Yaşam hakkı ihlalinde, ihlal olunması durumunda gereği yapıldı mı? Yapılmadı, Cumhurbaşkanı da yapmadı, Başbakan da yapmadı, teftiş kurulu da harekete geçmedi, Devlet Denetleme Kurulu da sumen altı etmiş olayı gidiyor. Ama, bir şey söyleyeyim: Bu ülkenin vicdan sahibi insanları hangi görüşten ve partiden olursa olsun, hangi etnik, dinî, mezhepsel farklılığa sahip olursa olsun, yalnızca insan ve vicdan olmanın odağında bugün Dink’in ölümünün 5’inci yıl döneminde eğer Taksim Meydanı’ndan 10 binlerce insan Agos’a doğru sessiz bir çığlık olarak yürüyorsa hepimizin oturup düşünmesi gerekiyor. Bu sessiz çığlık adalet arayışı, vicdan arayışı, insanlık arayışı ve aynı zamanda itiraz çığlığıdır, adalet çığlığıdır, vicdan çığlığıdır.

Şu an canlı yayınlarda veriyor, 100 binleri bulmuş insanlığın vicdanı Taksim Meydanı’nda Agos’a doğru yürüyor ama Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kuruluysa uyuyor, Başbakanlık Teftiş Kurulunun ise hiç umurunda değil ve Dink davasında, yürekli olmasını istediği en yüce makamlar, işlerine gelen başka davalarda yürekli olabiliyorlar ve her nedense devletin derinliklerinde tezgâhlanan bir cinayetin ve bu tezgâhın arkasındaki yetkililerin bulaştığı bir iktidar söz konusu olunca daha çok yüreksizce davranmaya başlıyor.

Evet, suçlananların büyük bir kısmı ihmal, görevi kötüye kullanma nedeniyle... Eğer bir ucu, bir soru işaretiyle iktidar partisine doğru yöneliyorsa daha dikkatli olması gerekiyor ve bunun adil yargılanmasını sağlamak için çok çok daha dikkat etmesi gerekiyor.

Şu an, sessiz çığlık “Bu dava bitmedi.” diyor, Agos’a doğru yürüyor ve bu ülkenin renkleri, sesleri, etnisitesi, dini, mezhebi, inancı, ne olursa olsun kendi yurttaşına sahip çıkmanın onurlu yürüyüşüyle “Bu dava bitmedi.” diyor. Bitmeyen bu davada Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulununsa işi devam ediyor, hâlâ devam ediyor. Bunun için, bu usul hatasını hatırlatmak istedik önergeyle.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Başkanım, karar yeter sayısı...

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum, yalnız karar yeter sayısı arayacağım: Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.44


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

138 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde verilen, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu önergeyi işleme koyamazsınız efendim. Anayasaya aykırı bir önergeyi işleme nasıl koyuyorsunuz?

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır; önerge reddedilmiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarı’nın 6’ncı maddesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önceki oylama, işleme aldığımız önergeyi -Anayasa açık ve net- Başkanlık Divanının dikkate almaması gerekirdi.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş bu konuyu açıklasın, ben de açıklayayım.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben Anayasa hükmünü okudum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Kaplan, bir saniye… Size de söz vereceğim ama bir saniye…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan,

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Açıklasın, biz de açıklayalım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, siz oylamaya sunmadan, sunarken yoklama isteyecektim ama bana söz vermediniz.

BAŞKAN – Kusura kalmayın.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi, Sayın Elitaş’a bir itirazımız var; buyursun açıklasınlar. Ben Anayasa hükmünü okudum Sayın Başkan. Bir tartışma, bir kanun teklifi var.

BAŞKAN – Belirttiniz zaten Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Anayasa’da beş yıllık cumhurbaşkanlığını yedi yıla çıkarıyoruz.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Elitaş, buna itirazımız.

BAŞKAN – İtirazını belirtti, tutanaklara geçti Sayın Kaplan. Ona ben karar vereceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuyla ilgili Sayın Adalet Bakanı…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, söyledikleriniz anlaşıldı, tutanaklara geçti. Lütfen bir müsaade edin.

Sayın Komisyon ve Sayın Bakanın önergeye herhangi bir itirazları olmadı. Sadece “Kabul etmediklerini” söylediler. Tutanaklara geçti; tutanakları isteyebilirsiniz. İşlem de yapıldı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani o zaman bu Kanun Teklifi’ni geri çekin.

BAŞKAN – 7’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 7 nci maddesinin 2 nci fıkrasındaki “yüzde onu” ibaresinin “yüzde üç” olarak değiştirilmesini, 4 ncü fıkrasının metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Hasip Kaplan                             Sırrı Sakık                           A. Levent Tüzel

                   Şırnak                                       Muş                                      İstanbul

                                        Demir Çelik                          Pervin Buldan

                                              Muş                                       Iğdır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısının 7. Maddesinin 2. Fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mahmut Tanal                            Atilla Kart                  Mehmet Volkan Canalioğlu

                 İstanbul                                    Konya                                    Trabzon

           R. Kerim Özkan                 Mehmet S. Kesimoğlu            Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                  Burdur                                   Kırklareli                                  İstanbul

                                                              Tufan Köse

                                                                  Çorum

“Aday Gösterilme”

Madde 7- (2) En son yapılan milletvekili genel seçimlerinde, aldıkları geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında, yüzde onu geçen siyasi partiler ortak aday gösterebilir. Her bir siyasi parti ancak bir aday için teklifte bulunabilir. Seçme hakkına sahip, en az yüz bin vatandaş imza ile cumhurbaşkanlığına birisini aday gösterebilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarısının 7. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının Tasarı metninden çıkarılmasını diğer fıkraların teselsül ettirilmesini saygı ile arz ederiz.

                Faruk Bal                    Hasan Hüseyin Türkoğlu               Nevzat Korkmaz

                  Konya                                   Osmaniye                                   Isparta

          Yusuf Halaçoğlu                      Özcan Yeniçeri                       Ruhsar Demirel

                  Kayseri                                    Ankara                                   Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ruhsar Demirel, Eskişehir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Demirel.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 138 sıra sayılı Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi konusunda verilmiş önerge ile ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, aldığı oy, işgal ettiği sandalye sayısı her ne olursa olsun, hiçbir siyasi partinin iç dengelerinin düzenlenmesi amacıyla kullanılamaz. Gazi Meclis ve Anayasa, işi bitenlerin süpürge deliğine süpürüleceği zihniyetiyle hareket edilerek hiçbir şekilde hiçbir siyasi partideki bireylerin siyasi ikbal ve istikbali uğruna tartışma konusu yapılamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin Meclisidir ve burada milletin sorunları, milletin istikbali, milletin ikbali konuşulur. Şahsi ikbal arayanların bunun için kullanacakları platformlar çok başkadır. Zaten söz konusu yasa tasarısıyla düzenlenmek istenen mevzu tamamen şahsa özeldir. Nitekim, bu konuda anayasa değişikliği yapılmış, 21 Ekim 2007 tarihinde yapılan referandumla -ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde katılımın en düşük olduğu referandumdur- bu konuda Türk milleti sözünü söylemiş, mevcut Cumhurbaşkanlığının beş yıllığına görev yapacağını teyit etmiştir, tıpkı 23’üncü Dönemde milletvekilliği yapanların dört yıllığına görev yaptıklarının teyidi gibi. Çünkü şu andaki mevcut Meclisi işgal eden bizlerin seçimi bir erken seçim değil, zamanında bir seçimdir. Bunu dün burada Anayasa Komisyon Başkanı her ne kadar sözel olarak “Erkendi.” dese de Meclis tutanaklarının ötesinde, kendi partilerinin Genel Başkanının defaatle tekrar ettiği cümleler var, ben size onlardan birkaç örnek vermek istiyorum. Başbakan, 9 Ocak 2010 günü kendi partisinin ilgili toplantısında şunları söylüyor erken seçim için: “Batılı ülkelerde erken seçim diye bir şey yoktur, geri kalmışlığın alametidir erken seçim.” diyerek Teyo Dayı’dan anekdotlar anlatıyor. Dolayısıyla 24 Nisan 2007 günü Meclis kürsüsünde “Kardeşim Abdullah Gül Cumhurbaşkanı adayımızdır.” diyerek Sayın Abdullah Gül’ü aday gösterdiği an itibarıyla yürürlüğe konulmaya çalışılan anayasa değişikliği Ekim 2010’da vatandaş tarafından oylanmış, kabul edilmiş, yürürlüğe girmiş ve Abdullah Gül beş yıllığına seçilmiştir.

Ancak burada tabii ki dikkat edilmesi gereken çok kritik bir kelime var, “kardeşim” kelimesi. Sayın Tayyip Erdoğan her kime “kardeşim” diyorsa sonrasında başına gelenleri herkes biliyor. Sanıyorum Abdullah Gül de o gün bu “kardeşim” kelimesini hoş karşılamıştı ama Başbakanın kimlere “kardeşim” deyip, sonra hangi pozisyonları aldığını hepimiz hatırlıyoruz. Ben size birkaç örnek vereyim: İnsan hakları ödül töreni… “Kardeşim Muammer Kaddafi’ye bir kez daha teşekkür ediyorum.” diyen Başbakan, Libya’ya NATO ile birlikte uluslararası ortak tavır koymuş, arkasından Dışişleri Bakanı elinde bir çantayla muhaliflere destek için para yardımı yapmıştır. Asi Nehri’nin üzerine kurulmakta olan Dostluk Barajı’nın temel atma töreninde şu anda düşman ilan ettiği Esad için “Kardeşim Esad” sözlerini zikrederken sanıyorum bugün kendisine “kardeşim” diye Başbakanın hitap etmesinden hoşnut olan bazı milletvekillerimiz de “Acaba başıma ne gelecek?” diye düşünüyorlardır. Çünkü Başbakan birisine “kardeşim” diyorsa dikkat etmeniz gerekir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekili, gerekirse size de cevap veririm.

Kıblesiz siyaset böyle bir şeydir. Kıblesiz siyasetin en somut göstergesidir bütün bunlar. Ve bu Mecliste hiçbir zaman kişilerin ikbal ve istikbali Anayasa’da yapılmış düzenlemelerin üstünde değildir.

Bu bir kanun tasarısıysa o zaman size hodri meydan! Yılını ve prim gününü doldurmuş, emekliliğini yaş nedeniyle bekleyenler için de bir kanun tasarısı getirelim. Yirmi yılını ve yirmi beş yılını doldurmuş bugün yaş için bekleyenler için de bir tasarı geldiğinde bunu da oylayacak mısınız? O kişiler de o gün…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sizin adayınızı dövdüğünüz zamanı da biliyoruz.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – Efendim, bu interaktif müdahalelerinizi saygıyla karşılıyorum. Gerekirse sataşmalardan ötürü söz alır ve cevap verirsiniz.

Ben sizlerin vicdanına sesleniyorum: Emekliler için de böyle bir yasal düzenleme geldiğinde aynısını yapacak mısınız? Kıblesiz siyasete devam edecek misiniz?

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak önce bir yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Tarhan, Sayın Hamzaçebi, Sayın Bayraktutan, Sayın Havutça, Sayın Köse, Sayın Aslanoğlu, Sayın Gümüş, Sayın Yıldız, Sayın Öz, Sayın Köprülü, Sayın Tayan, Sayın Yüceer, Sayın Yılmaz, Sayın Ekşi, Sayın Güven, Sayın Türmen, Sayın Öner, Sayın Küçük, Sayın Danışoğlu, Sayın Yüksel.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürsoy Erol? Burada.

Sayın Hayati Yazıcı?

Sayın İsmail Güneş, Uşak Milletvekili?

Sayın Mehmet Akyürek? Burada.

Sayın Mehmet Muş?

Sayın Mehmet Altay?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Süre bitti, daha verilmez.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, “Pusulaları okuyacağım.” deseydiniz arkadaşlar dışarı çıkmazdı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Süre bitti.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, niye itiraz…

Kabul etmiyoruz Sayın Aslanoğlu, neye itiraz ediyorsunuz, almıyoruz zaten.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama Sayın Başkan, orada hâlâ pusula veriyorlar. 

BAŞKAN - Burada Başkanlık Divanı var. Her şeye itiraz ediyorsunuz.

Sayın Abdullah Çalışkan, Kırşehir?

Sayın Fahrettin Poyraz, Bilecik Milletvekili?

Sayın Halil Mazıcıoğlu? Burada.

Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/487) (S. Sayısı: 138) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.10


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

138 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi tasarının 7’nci maddesi üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısının 7. Maddesinin 2. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Mehmet Volkan Canalioğlu                  Atilla Kart                            Mahmut Tanal

                 Trabzon                                    Konya                                    İstanbul

           R. Kerim Özkan                 Mehmet S. Kesimoğlu            Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                  Burdur                                   Kırklareli                                  İstanbul

                                                              Tufan Köse

                                                                  Çorum

“Aday Gösterilme”

Madde 7- (2) En son yapılan milletvekili genel seçimlerinde, aldıkları geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında, yüzde onu geçen siyasi partiler ortak aday gösterebilir. Her bir siyasi parti ancak bir aday için teklifte bulunabilir. Seçme hakkına sahip, en az yüz bin vatandaş imza ile cumhurbaşkanlığına birisini aday gösterebilir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, bu önergenin son cümlesinde “Seçme hakkına sahip, en az yüz bin vatandaş imza ile cumhurbaşkanlığına birisini aday gösterebilir.” cümlesi Anayasa’ya açıkça aykırıdır. Bu gerekçeyle katılamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Aynı gerekçelerle biz de katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Tufan Köse, Çorum Milletvekili.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; tabii, sürekli “Millî irade, millî irade.” diyen Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Bakanının ve Komisyon Başkanının bu öneriye niye katılmadıklarını anlamak mümkün olmamıştır. Sesleri de az çıktı zaten, o sebeple anlayamadım.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Anayasa’ya aykırı olduğu için katılamıyoruz. Anayasa’ya aykırılık arz ediyor.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, hukuk fakültesinin birinci sınıfında “Anayasa’ya başlangıç” dersinde öğrettiler bunları bize.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Kardeşim, İç Tüzük’e aykırı, Anayasa’ya aykırı. Önerge vermeyi bilmiyorsunuz.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Sayın Başkanım, -biz arada konuşuyoruz- dinlerseniz Komisyon Başkanı, öğreteceğim size de. Hoca olmuşsunuz ama demek ki tam bilemiyorsunuz bu işleri.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Yüz bin rakamını nereden çıkarıyorsunuz?

TUFAN KÖSE (Devamla) – Anayasa hukukunun birinci dersinde şunu anlatıyorlar, diyorlar ki: “Türkiye bir parlamenter sistem.”

Parlamenter sistemin üç özelliği var: özelliklerden birisi “Güçler ayrılığı.” 12 Eylül referandumuyla zaten güçler ayrılığını bertaraf ettiniz, perişan ettiniz. Şimdi de ikinci özelliği olan “Cumhurbaşkanının Millet Meclisinde seçilmesi ve gücünün temsilî olması.” özelliğini de aradan çıkartıyorsunuz.

Böyle bir Cumhurbaşkanını, Anayasa’da yeterli güvencelerle, demokrasimizin geleceği garanti altına alınmadan halka seçtirdiğinizde, bunun diktatör olmasını nasıl engelleyeceksiniz? Hangi güçle engelleyeceksiniz? Ama siz “Halkı sevmenin de, halka hizmet etmenin de, demokrasinin de tek şartı Tayyip’i sevmek, Recep Tayyip’e hizmet etmek, Sayın Başbakanın yanında olmak.” diyorsanız, “Diktatör olacaksa da o olsun.” diyorsanız helal olsun. Tarih sizi böyle anlayacaktır, böyle algılayacaktır.

Sayın Başkan, bunları iyi bilin, halkı da kandırmaya çalışmayın.

Değerli arkadaşlarım, önerge üzerinde bu sözlerimden sonra şunları da söylemekten geçemeyeceğim. Burada maalesef zaman zaman AKP ve BDP temsilcileri kavga ediyor görüntüsü veriyorlar ama millî değerlerimize saldırı gündeme geldiğinde maalesef iş birliği hâlindeler. Dün BDP’den bir arkadaşımız -tutanakları aldım- diyor ki: “3 tane katil gelip Hrant’ı ensesinden üç kurşun sıkarak öldürüyor. Bu üç kurşunun adresi de aslında belliydi, mesajı da belliydi çünkü Talat’a üç kurşun sıkılmıştı.”

Değerli arkadaşlarım, namuslu, onurlu bir aydın, cesaretli bir yazar olmaktan başka suçu olmayan Hrant Dink’e Allah’tan rahmet diliyorum, anısı önünde saygıyla eğiliyorum ama bizim de bir millî değerimiz olan Talat Paşa’ya saygısızlık yapılmasını da -Hrant üzerinden- kabul etmiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ancak bir iş birliği kurulmak gerekirse eğer, Hrant’a kurşun sıkanlarla Talat Paşa’ya kurşun sıkanlar arasında bir ilişki kurulabilir. Eğer tarihi iyi okursanız bunu görebileceksiniz.

Şimdi “Talat Paşa kimdi, niye anısı üzerinde saygıyla eğiliyoruz?” bunu da burada birkaç cümleyle söylemek istiyorum.

Talat Paşa ve arkadaşları, bu topraklarda, Anadolu’da hümanizmin öncüleri olmuşlardır, bu topraklarda hürriyet için başkaldırmışlar, başlarını koymuşlardır hürriyet uğruna.

Orta Çağ ve istibdada karşı demokratik devrim değerlerini o ve arkadaşları getirmiştir.

Zulme karşı başkaldırmayı, “Ferman padişahınsa dağlar bizimdir.” demeyi bu topraklarda ilk söyleyenlerden birisi o ve arkadaşlarıdır.

1908 Devrimini de onlar yapmıştır. Hürriyet adına bu ülkede yapılan şeyler de ilk onlarla başlamıştır.

Değerli arkadaşlarım, uygarlık adına da, çağdaşlık adına da, kadın-erkek eşitliği adına da, basın özgürlüğü adına da neyimiz varsa Talat Paşa ve arkadaşları tarafından bu ülkede başlangıç yapılmıştır.

Bu anlamda, Hrant Dink gibi namuslu, onurlu bir aydına kurşun sıkanları, Talat Paşa’nın manevi mirasçıları gibi gösteren anlayışı da kınadığımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yine, bugün “Millî değerlerimize saldırı da AKP ve BDP iş birliği yapıyor.” dedim.

Bugün, az evvel, AKP sıralarından bir arkadaşımız sıraların en önüne oturup sürekli kürsüdeki insanlara, hatiplere laf atmayı bir mazeret sayan, bir bahane sayan, bir marifet sayan… Başbakana kendisini affettirmek için bunları yaptığı söylenen bir arkadaşımız da, ulusalcılıkla faşizmi aynı kefeye koymuştur ki, kendisini de, biraz sosyoloji, biraz bilim okumaya davet ediyorum. Demokrasinin özünde, hattı zatında, ulusal devletler vardır. Demokrasiler ulusal devletlerle birlikte dünyada siyasi literatüre girmiştir.

Değerli arkadaşlarım, son söz olarak önergemiz yerindedir. 100 bin tane oy kullanma ehliyeti olan Türk vatandaşının önerisiyle de Cumhurbaşkanı adayı seçilmelidir. Önerimizin kabulü yönünde oy kullanmanızı diliyorum, hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köse.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:14.38


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

138 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde verilen, Çorum Milletvekili Tufan Köse ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 7 nci maddesinin 2 nci fıkrasındaki “yüzde onu” ibaresinin “yüzde üç” olarak değiştirilmesini, 4 ncü fıkrasının metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                               Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, demin de arz ettim. Cumhuriyet Halk Partisi önergesi de, bu önerge de Anayasa’ya açıkça aykırı, net bir şekilde aykırı. Bu önergeyi Divan olarak işleme koymamanız gerekir. Bu gerekçeyle karşı olduğumuzu bildiriyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Aynı gerekçelerle katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sanıyorum bu kanunun en güzel yanı Anayasa Komisyonu Başkanımız önergeleri Anayasa’ya aykırı buluyor. Sonra bir önerge veriyoruz, AKP Grup Başkan Vekili Sayın Elitaş “Divan nasıl önergeyi işleme koyar?” diyor. Niye? “‘Cumhurbaşkanı kırk yaş…’ diyor 101’inci madde, önerge işleme konmaz.” İyi, güzel, tamam. İkinci fıkra da “Cumhurbaşkanı görev süresi beş yıldır.” diyor. Külliyen, toptan kanun tasarısı da Anayasa’ya aykırı. Hadi, buyurun.

“Sayın Divan, bu kanun tasarısı Anayasa’ya aykırı, siz niye işleme koydunuz?” diye soracağız. Şimdi, Komisyon Başkanı da, Grup Başkan Vekili de bir önergede düşüyor. Ondan sonra, kendi kanun tasarısının arkasında duramıyor.

Şimdi, burada bir yanlışlık var arkadaşlar, ciddi bir yanlışlık var. Bu Çankaya tartışmasını bu Seçim Kanunu’yla başlatmış durumdayız. Kişiye özel yasa yapılacak diye Çankaya tartışmasında önceki Cumhurbaşkanı seçilmeden önce bir kanun, anayasa değişikliği yapılmış, beş artı beş. Cumhurbaşkanı seçilmiş, hemen akabinde, ekim ayında referandum yapılmış. Milletin iradesi tescil edilmiş, demiş ki: “Beş artı beş.” Milletvekilliği süresi dört. Milletvekilliğine uyduk. Sayın Bozdağ o kanun teklifi görüşüldüğü zaman, 12 Haziran seçimlerinden önce kürsüde, burada “Referandumda dört yıl oldu.” demişti. Tutanaklarını okudunuz. Şimdi ne oldu da o gün “dört yıldır” diyen, “Cumhurbaşkanının görevi beş yıldır.” diyen iktidar partisi bugün bir kanun teklifiyle anayasa değişikliği yapmaya çalışıyor?

Kanunla anayasa değişmez arkadaşlar. Anayasa hükümleri ancak 367’yle değişir, 330’la referanduma gider. Buna Anayasa’ya geçici bir madde koyarsınız, dersiniz ki: “Bu seçimler bu şekilde yapılır.”

Şimdi bu seçim kanunu bir yıl sonraya da uygulanamaz çünkü Anayasa’da hüküm var. Seçim kanunları değiştikten sonra, bir yıl sonra uygulanamaz.

Peki, 2014’e düşünüyorsunuz. 2014’e düşündüğünüz bu olayda ya Cumhurbaşkanı Gül 2012 Ağustosunda, Temmuzunda istifa ederse ne olacak? Anayasa’da da beş artı beş var, benim beş yılım doldu, ben Anayasa’ya uyarak istifa ediyorum dediği zaman kırk beş gün içinde seçime gitmek zorundasınız. Bunun ötesini yapabilir misiniz? Veya bu kanunu çoğunluğunuz el veriyor çıkardınız. Ana muhalefet partisi Anayasa Mahkemesine getirdi ve iptal ettirdi. Ne olacak? Ne olacak arkadaşlar? Çankaya tartışmasını bu şekilde, başından tartışmalı bir seçimi bu şekilde, halk oyuyla yapılacak bir seçimi bu şekilde başlatmak doğru mudur? Burada çok ciddi bir hata yapılıyor.

Milletin idaresine saygı için usul hatası yapmamamız lazım, esas hatası yapmamamız lazım, bunların hepsinin üstünde etik olarak siyasi hata yapmamamız lazım. Milletin iradesine gelin beraber başvuralım. Çok değil. Hiç gerek yok. Dört parti grubuna çağrıda bulunuyorum. Gelin -referandum bir maddelik olsun- Cumhurbaşkanının görevi beş artı beştir veya yedi yıldır diye iki şıklı bir referanduma gidelim, halka gidelim madem kendi aramızda çözemiyoruz. Bakın, tartışıyoruz. Yok Anayasa’ya aykırı, yok değil. Üç parti grubu, muhalefet aykırı. Buyurun kestirme, biz vekiller beceremiyoruz, beceriksiz çıktık; yüzümüze, elimize, gözümüze bulaştırdık. O zaman gidelim asillere, millete gidelim, millet çözsün. Kırk beş gün, çok değil, kırk beş günde bu işi millet çözer kardeşim. Beş midir, yedi yıl mıdır, o zaman bu tartışmayı kimse yapamaz. Hani parti genel kurullarında divan sıkışınca ne yapar? “Bunu genel kurulun oyuna sunacağım.” der. Başkanlık Divanımız ne yapar? O da İç Tüzük’te zaman zaman Genel Kurulun oyuna sunar. Gelin, biz de milletin iradesine gidelim, beş yıl mıdır, yedi yıl mıdır? Bu 2012’de mi seçim olsun, 2014’te mi? Çok değil. Bu Meclis beceremiyor bunu çözmeyi. Mahkemelik olacağız arkadaşlar. Mahkemelik olacaksınız. Bizim sayımız yetmiyor. Siz ana muhalefet-iktidar olacaksınız, bizim sayımız yetmediği için. Şimdi, bu işi mahkemelik etmeden, Anayasa iptal etmeden, bu tartışmalar yaşanmadan Sayın Gül de ola ki temmuzda istifa edip 5+5 devreye girmeden, gelin bunu referanduma götürelim. En doğrusu bu deriz.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 8 nci maddesinin 1 nci fıkrasındaki “beş” ibaresinin “on” olarak değiştirilmesini, çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Hasip Kaplan                             Sırrı Sakık                              Demir Çelik

                   Şırnak                                       Muş                                         Muş

            Pervin Buldan                             Adil Kurt                            A. Levent Tüzel

                    Iğdır                                      Hakkâri                                   İstanbul

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım; talepleri hâlinde de önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim ve gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarısının 8. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını diğer maddelerin teselsül ettirilmesini saygı ile arz ederiz.

                Faruk Bal                           Mesut Dedeoğlu                     Nevzat Korkmaz

                  Konya                              Kahramanmaraş                              Isparta

          Yusuf Halaçoğlu                      Özcan Yeniçeri                Hasan Hüseyin Türkoğlu

                  Kayseri                                    Ankara                                  Osmaniye

İkinci önergenin imza sahipleri:

          Uğur Bayraktutan                        Ali Serindağ                              Atilla Kart

                   Artvin                                   Gaziantep                                   Konya

       Mehmet Hilal Kaplan                     Ercan Cengiz                             Musa Çam

                  Kocaeli                                    İstanbul                                      İzmir

                Sakine Öz                  Mehmet Volkan Canalioğlu        Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                  Manisa                                    Trabzon                                   İstanbul

                                    Veli Ağbaba                             Emre Köprülü

                                        Malatya                                     Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Emre Köprülü, Tekirdağ Milletvekili.

Buyurun Sayın Köprülü. (CHP sıralarından alkışlar)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz önergeyle ilgili grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Bugün bu Meclis çatısı altında, 2007 yılında milletin referandum sonucunda yaptığı anayasa değişikliğiyle verdiği karar gereğince bir hususun tamamen hukuksuz ve millet iradesine aykırı bir şekilde ve millet iradesini gasbeden bir tarzda yasayla değiştirilmeye çalışıldığına tanık oluyoruz.

AKP 2007’de mağduriyet rolleri ve “Yetkiyi halka veriyoruz.” söylemiyle sahadaydı. Halka dendi ki: “Cumhurbaşkanı süresi beş yıl olacak, beş yılda bir seçilecek ve halk seçecek.” Şimdi ise işinize gelmiyor. Neden işinize gelmiyor? Çok açık bir şekilde, çünkü partideki dengelere uymuyor. O giderse kim gelecek, kim onun yerine geçecek, nasıl olacak bu işler bilinmiyor. Yani biz bu, Anayasa konusunu ilgilendiren bir konunun yasayla Meclise gelmesinden şunu anlıyoruz: Partideki dengeler her şeyin üstünde, hukukun da üstünde, Anayasa’nın da üstünde, millet iradesinin de üzerinde. Bu konu o kadar açık ve net ki, bunu ancak anayasa değişikliğiyle yapabilirsiniz ama bunu yapmak zor çünkü anayasa değişikliğinde gereken sayı daha fazla. Yetmezse belki halka gideceksiniz ama halka gittiğinizde ne anlatacaksınız? Ne diyeceksiniz? “Biz sizi kandırdık.” mı diyeceksiniz? “Biz size 2007’de yalan söyledik.” mi diyeceksiniz? İşte bunu dememek için bugün bu yasayı Meclise getiriyorsunuz Anayasa’yı ve hukuku hiçe sayarak. Halkın bizzat kendisi tarafından referandum ile kabul edilen metnin değiştirilmesinin usulü bu olmamalı. Bu, çok açık bir şekilde Anayasa’ya da aykırı, millet iradesine de aykırı.

AKP’nin temsilcileri bugün diyorlar ki, burada yapılan konuşmalarda da bu söyleniyor: “11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yedi yıl için seçildi, daha erkene alınamaz. Eğer daha erkene alınırsa, bu, kazanılmış hakkın ihlali olur, müktesep hakkın ihlali olur.” Böyle diyorlar. Ama gerçekten hepsi böyle mi düşünüyor? Acaba şartlar değiştiği zaman konuşmalarda da değişiklik oluyor mu?

Bakın, ben bir örnek vermek istiyorum. Geçen aralık ayı içerisinde AKP’nin bir genel başkan yardımcısı bir açıklama yaptı, gerekirse ismini de söylerim. Diyor ki açıklamasında: “2014 yılında yerel seçimler var. Aynı yıl Cumhurbaşkanlığı seçimi de olabilir. Biz bir tasarı üzerinde çalışıyoruz, yerel seçimlerle Cumhurbaşkanlığı seçimini birleştirebiliriz. Ama tabii bunun için ilk önce Meclisin de bir karar vermesi lazım.”

Değerli milletvekilleri, yerel seçimler 2014 Mart ayında, Cumhurbaşkanlığı 2014 Ağustosunda. Bugün burada diyeceksiniz ki: “Cumhurbaşkanı yedi yıl için seçildi, erkene alınırsa kazanılmış hakkın ihlali olur, müktesep hakkın ihlali olur.” Ama aynı anda bir genel başkan yardımcınız diyecek ki: “Biz Cumhurbaşkanının seçimini altı ay geriye alıp yerel seçimlerle birleştirebiliriz.” E, altı ay geriye alındığı zaman kazanılmış hakkın ihlali olmuyor mu? Bunu söyleyen genel başkan yardımcınız. Herhâlde partinizi bağlar.

Biz bu tutarsızlığı dile getirmek istiyoruz. Burada yapılan tamamen Anayasa’ya aykırı ve millet iradesine aykırı bir uygulamadır. Biz burada hukukun ne hâle getirildiğini göstermek istiyoruz, Anayasa’nın nasıl ayaklar altına alındığını göstermek istiyoruz.

Ben bu Meclis kürsüsünden bir kez daha, Adalet ve Kalkınma Partisini milletin iradesine saygılı olmaya, 2007’de meydanlarda, sokaklarda, her türlü ortamda verdiği söze sadık kalmaya davet ediyor ve bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köprülü.

Önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 138 sıra sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerine verilen değişiklik önergemiz üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, vermiş olduğumuz değişiklik önergesinde, Cumhurbaşkanı adaylarıyla ilgili bilgi ve belgelerde eksiklik tespit edilmesi hâlinde, Yüksek Seçim Kurulunca eksikliklerin giderilmesi için tasarıda öngörülen beş günlük sürenin yedi güne çıkarılması amaçlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda belirtilmiştir. Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Cumhurbaşkanı Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Bu amaçla Anayasa’nın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler vardır. Anayasa’nın uygulanmasını gözetmek Cumhurbaşkanının en önemli görevlerinin arasındadır.

Anayasa’ya uygunluk bakımından 11’inci Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bu düzenleme de beş artı beş olarak Anayasa’da yer almaktadır. Bu da bilindiği gibi yedi maddelik Anayasa paketi referandumu ile de belirtilmiştir. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim süreci tartışma konusu olan ve sancılı bir şekilde geçen 11’inci Cumhurbaşkanının şimdi de görev süresi tartışma konusu hâline gelmiştir. Hâlbuki 28 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yedi yıllık bir süre için seçilen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi AKP tarafından 21 Ekim 2007 tarihinde referanduma götürülerek beş yıla düşürülmüştür. Aynı referandumda milletvekilliği genel seçimleri de beş yıldan dört yıla düşürülmüştür. Bu değişiklik hiçbir tartışma yaşanmadan AKP tarafından uygulanarak dört yıl sonra seçime gidilirken, Anayasa’ya göre beş yıl olan 11’inci Cumhurbaşkanının görev süresinin yedi yıl mı yoksa beş yıl mı olduğu konusunda AKP tarafından tartışma başlatılmıştır. Bu tartışmalar devletin başı olan Cumhurbaşkanlığı gibi yüce bir makamının saygınlığına gölge düşürmektedir. Ayrıca, ne yazık ki, Cumhurbaşkanı da görev süresini bilemeyen bir konuma düşürülmüştür. Bütün bu yaşananlar ekonomik kriz nedeniyle geçim derdine düşmüş vatandaşlarımızı üzmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu yaşanan gelişme ve tartışmaların siyasi kaygılardan kaynaklandığının ve bilinçli olarak ortaya atıldığının kaygısını taşımaktayız. Cumhurbaşkanının görev süresi de, yetki ve görevleri de Anayasa’da bellidir. Bu görevleri ne şekilde kullanacağı da bilinmektedir.

AKP, referandumla, milletin bizzat kendisiyle düzenlemiş olduğu anayasa değişikliğini yeniden yasa çıkararak değiştirmek ve düzenlemek istemektedir. Bu yapılanlar Anayasa’ya aykırı olduğu kadar vatandaşlarımıza da saygısızlık olmaktadır. Bu nedenle, bu yanlıştan bir an önce dönülmesini temenni ediyor, değişiklik önergemizin kabulünü diliyoruz.

Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dedeoğlu.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 8 nci maddesinin 1 nci fıkrasındaki “beş” ibaresinin “on” olarak değiştirilmesini, çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                               Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Efendim, bu da Anayasa’ya aykırı bir önerge, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili.

Buyurun Sayın Kurt. (BDP sıralarından alkışlar)

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, Türkiye’nin 1 numaralı koltuğuna ilişkin seçimleri düzenleyen yasa tasarısını konuşurken bu ciddiyeti, Meclisin bu koltuğun ya da bu makamın ciddiyetini yeterince sindirerek bunu tartıştığını düşünmüyoruz. Hele ki, iki gün boyunca burada muhalefet partili milletvekillerinin son derece yerinde itirazlarına rağmen, konuşmalarına rağmen iktidar  partisinden bir milletvekili çıkıp burada cevap verme tenezzülünde dahi bulunmamıştır. Sanırım, sizler buraya sadece elinizi kaldırmak için geldiniz. (AK PARTİ sıralarından “Ayıp, ayıp!” sesleri, gürültüler) O nedenle, burada körebe oyunu oynamayı hak ediyorsunuz. Türkiye’nin 1 numaralı makamı için seçimlerin yapıldığı bir günde, günlerde, yasa tasarısının tartışıldığı bir gündemde sizlerin kalkıp bir tek fikir beyan etmemiş olmanız sizin eksikliğinizdir, ayıbınızdır demiyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ayıp ayıp!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İşine bak!

ADİL KURT (Devamla) – Yok mu bir görüşünüz? Yok mu bir görüşünüz? Yok. Niye konuşmuyorsunuz?

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – İşine bak!

ADİL KURT (Devamla) – Bu kadar öneri, şey vardır. Siz bu işin, ya burada…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz iş yapıyoruz iş, âyinesi iştir kişinin…

ADİL KURT (Devamla) – Neyin işini yapıyorsunuz? Sadece alavere dalavere işler yapıyorsunuz, alicengiz oyunu yapıyorsunuz, başka hiçbir şey yapmıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kurt, lütfen, kullandığınız kelimelere dikkat edin. Lütfen… Hiçbir sayın milletvekilini tahkir etmeye hakkınız yok!

ADİL KURT (Devamla) – “İş” diyorsanız, budur yaptığınız, ifade ediyorum. Bakınız…

SONER AKSOY (Kütahya) – Sözünü geri al!

ADİL KURT (Devamla) – Burada geri alınacak hiçbir şey söylemedim, laf söylemedim burada. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Gelir cevabını verirsiniz! Gelir cevabını verirsiniz, o kadar öyle ahkâm kesmeye gerek yok. Varsa fikrin gelir söylersin…

SONER AKSOY (Kütahya) – Geri al!

ADİL KURT   (Devamla) - Ben de onu söylüyorum, varsa fikrin gelir söylersin diyorum, bunu söylüyorum size. Başka da hiçbir şey demiyorum sana.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Muhatap olma Adil Bey.

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Hakaret ediyorsun.

ADİL KURT (Devamla) – Onun dışında, bakın, tam bir komedi tablosu içerisinde biz bunu konuşuyoruz. Tiyatro kurmuş olursunuz, buraya tiyatro kurmuş olursunuz.

Siz bu Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nı burada onaylamakla Cumhurbaşkanlığı makamını nasıl bir sıkıntı içerisinde bıraktığınızın farkındasınız aslında. Cumhurbaşkanı yarın öbür gün Parlamentoda sizlerin çoğunluk oylarıyla kabul ettiği bu kanun tasarısını, bu kanun teklifini, yarın, Anayasa’ya aykırı olduğunu bildiği hâlde imzalamak durumunda kalacaktır çünkü Anayasa’ya aykırı olduğunu siz de biliyorsunuz. Cumhurbaşkanlığı makamını böyle bir pozisyona ittiniz. Niye böyle bir pozisyona ittiniz? 2009’dan bugüne kadar ne değişti Türkiye’de? Hiçbir şey değişmedi. O zaman, 2009 yılında “beş yıl” dediğinize bugün “yedi yıl” demenizin esprisi nedir? Buna cevabınız varsa çıkar burada cevabınızı verirsiniz.

Burada tartışılması gereken şey, eğer gerçekten samimi ve ısrarlı bir tutum içerisindeyseniz Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından, bizim burada bu vesileyle sistem tartışması yapmamız gerekiyor. Gelirsiniz, sistemi tartışırız. Biz bu köhnemiş sistemin yürümediğini biliyoruz. Sizin bu yaptığınız değişiklik palyatif bir çözümden ibarettir, başka hiçbir şey değildir. Sisteme köklü bir müdahalede bulunmak istiyorsanız gelirsiniz burada açık açık fikrinizi ifade edersiniz, bu köklü değişimi hep birlikte gerçekleştirmiş oluruz.

Biz kimin cumhurbaşkanı olacağının da kimin cumhurbaşkanı olduğunun da peşinde değiliz. Ne öyle hissetmemiz ne öyle hissiyatlarımız vardır. Kişilerle uğraşmıyoruz, bizim uğraştığımız zihniyettir. Bu zihniyet Türkiye’yi demokratikleştirmiyor, bu zihniyet bugün “doğru” dediğine yarın pekâl⠓yanlış” diyebiliyor. Biz bununla uğraşıyoruz. Halka referandumla sorup halkın onayına sunduğunuz bir konuyu bugün burada eğer tartışma konusu yapmışsanız bu sizin sorununuzdur, bu sizin probleminizdir, bu sizin eksikliğinizdir.

Hepinizi selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, onu yerine getireceğim.

Sayın Tarhan, Sayın Hamzaçebi, Sayın Kart, Sayın Bayraktutan, Sayın Kaptan, Sayın Öz, Sayın Gök, Sayın Özcan, Sayın Genç, Sayın Acar, Sayın Dibek, Sayın Batum, Sayın Akar, Sayın Köprülü, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Eyidoğan, Sayın Gümüş, Sayın Canalioğlu, Sayın Öztürk, Sayın Öner.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/487) (S. Sayısı: 138) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce, Sayın Komisyon Başkanı bir önergeyle ilgili, bir maddeyle ilgili önergede “Anayasa’ya aykırı” diye bir ifadede bulundu. Dolayısıyla, önemli bir konu, Anayasa’nın hangi maddesine aykırılık vardı? Bakıyoruz da yani yoksa biz de usulen Divanın yaptığı işleme itiraz edeceğiz. Hangi maddesine aykırı? Süreyle ilgili, beş günü on güne çıkartmayla ilgili bir önerge vardı da.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Vural, iki önerge Anayasa’ya çok açıkça aykırıyken sesin çıkmadı. O zaman ben beklerdim ki senden, demen lazımdı ki Grup Başkan Vekili olarak: “Sayın Divan, Sayın Başkan; bu Anayasa’ya açıkça aykırı önergeleri nasıl işleme koyuyorsun?” Efendim, bir vatandaş aday göstersin, yüzde 10 yerine yüzde 3’le göstersin.

Bir saniye… Evvela buna bir cevap ver, bunlar açıkça aykırı mı Anayasa’ya? Açıkça aykırı mı bunlar, evvela bunu bir söyler misiniz bana siz önce. Hayır, şöyle yapma. Açıkça aykırı mı, söyleyin bunu evvela. Açıkça aykırı mı, onu soruyorum; evvela bunu bilmemiz lazım, birinci etapta bunu çözmemiz lazım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye aykırı olsun?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Niye mi aykırı olsun? Yani orada açık açık yazsın, “Yüzde 10 oy almak lazım.” desin, “20 vekil.” desin, sen de arkasından 120…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siyasi partilerin barajı aşması, yani aday göstermesiyle ilgili…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Aday gösterimi o zaten.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, ben size şunu soruyorum: Beş günün on güne çıkarılmasının…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – O beş güne geleceğim. Evvela şunda bir anlaşalım: Aykırı mı, değil mi bu ikisi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Olabilir.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Ha, o zaman, öyleyse, ötekini söylemiyorum. Evvela bunu söylemen lazım.

BAŞKAN – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, şimdi, Anayasa Komisyonu Başkanı Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunuyorsa bir önerge konusunda, Başkanlık Divanının bunu önemli görmesi gerekiyor. Şimdi, Anayasa Komisyonu Başkanının bu Meclise bilgi vermesi gerekiyor.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Verdim, verdim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, süreyle ilgili bir iddiada bulundu, dedi ki: “Beş günü on güne artırmak Anayasa’ya aykırıdır.” Ben de soruyorum: Anayasa’nın hangi maddesine aykırı yahu? Söylesin, ben de iddia edenin yanında bulunayım, bunu söylesin. Yani Allah’ını seversen, başka bir şey istemiyorum ki.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Vural, evvela şu Anayasa’ya açıkça aykırılıkları bir kabul ettiğini söyle, bu grup duysun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yahu, bırak sen!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Hayır, söyle bunu. Söylemiyorsan, cevap vermiyorum öbürüne.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben diyorum ki: İddianız doğru ise…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Onu söyle evvela, evvela birinciyi söyle. Onu niye söylemiyorsun?

BAŞKAN – Sayın Başkan, Sayın Vural’ın sorduğu soruya cevap verir misiniz. Siz soru sormayın, lütfen!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, siz Anayasa Komisyonu Başkanısınız, diyorsunuz ki: “Bu önerge Anayasa’ya aykırıdır.” Ben de size diyorum ki… Hak verebilirim size. Bundan öncekine de hak veriyorum diyeyim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Ha, onu söyle. Hah, şimdi söyleyeceğim, şimdi oldu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam, şimdi, ben de diyorum ki…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Hah, şimdi, hak veriyorsan açıklıyorum. Bak, güzel, şimdi anlaştık, şimdi cevap vereceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Veriyorum diyeyim ama beş günü on güne çıkaran…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Güzel, güzel, bak şimdi anlaştık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yahu, anlaşmamıza gerek yok.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – İlk iki aykırılığı kabul ediyorsan açıkça tamam, gerisini söylerim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir maddelik anayasa değişikliğini bile doğru düzgün yapamamış bir Anayasa Komisyonu Başkanı mı olur ya!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) –  Geç şimdi Sayın Vural, sen işine bak, sen ne anlarsın bu işlerden be! Sen ne bu işleri bilirsin be! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Küllük Kıraathanesinde konuşmuyorsun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi soruyorum…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) –  Sen anlamazsın bu işlerden, geç hadi be sen! Sen bilmezsin bu işleri, geç hadi geç… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ayıp ayıp… Ya bana bak, kahvede konuşmuyorsun, kahvede…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Başkan, böyle bir usul nerede var? Hangi İç Tüzük’te var, hangi İç Tüzük’ün maddesinde?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulundun, çık açıkla! Çık açıkla!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Marmara Kıraathanesi mi burası? Kahveci misin sen? Kahveci çırağı mısın sen? Sen kahveci çırağı mısın?

OKTAY VURAL (İzmir) – Medeni bir şekilde…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ne terbiyesiz adamsın sen ya!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) –   Sayın Vural… Sayın Vural, dinler misin beni? Sayın Vural, söylüyor musun?

BAŞKAN –  Sayın Başkan…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Altmış günlük süre öngörüyor Anayasa.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Anlamazsın” deme  o zaman.

BAŞKAN –  Sayın Başkan, lütfen soruya cevap verir misiniz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, böyle bir usul yok ki ya!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Altmış günlük süre…

OKTAY VURAL (İzmir) – Duyulmuyor…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Mikrofonum kapalı açar mısınız?

Altmış günlük süre Anayasa’da öngörülen bir süre. O seçim süresi… Ondan kısmak demek sürekli Anayasa’nın kendi içinde bir aykırılık oluşturur. Ama sen zaten açık aykırılığı kabul etmiyorsun ki bunu kabul edesin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yahu, Allah’ını severseniz Sayın Komisyon Başkanı…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Benden bu kadar, işine gelirse, bu kadar benden. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ne demek ya, ayıp, ayıp! Sen kahvede mi konuşuyorsun…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bilmediğin konuda ahkâm kesiyorsun!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Ben söyleyeceğimi söyledim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kahvede mi konuşuyorsun Mecliste mi? Ne biçim adamsın sen! Ne biçim adamsın! (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Orada ahkâm kesiyorsun, Anayasa’ya aykırı…

BAŞKAN –  Sayın Başkan, lütfen… Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, böyle bir usul olmaz!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Terbiyesiz adam!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sana ne oluyor be! Sana ne be!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bence biraz yumurta yiyin.

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Rafadan mı yersin, sahanda mı yersin bilmiyorum ama biraz daha yumurta yiyin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Marmara Kıraathanesi mi burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Türkiye Büyük Millet Meclisinde o kelimeler konuşulmaz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, 8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Türkiye Büyük Millet Meclisinde o kelimeler konuşulmaz.

BAŞKAN –  Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.17


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

138 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

9’uncu madde üzerinde aynı mahiyette üç adet önerge vardır, okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarısının 9. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını diğer maddelerin teselsül ettirilmesini saygı ile arz ederiz.

                Faruk Bal                    Hasan Hüseyin Türkoğlu               Nevzat Korkmaz

                  Konya                                   Osmaniye                                   Isparta

                                 Yusuf Halaçoğlu                          Özcan Yeniçeri

                                        Kayseri                                       Ankara

İkinci önergenin imza sahipleri:

          Uğur Bayraktutan                        Ali Serindağ                              Atilla Kart

                   Artvin                                   Gaziantep                                   Konya

              Tanju Özcan                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu        Mehmet Volkan Canalioğlu

                    Bolu                                      İstanbul                                   Trabzon

                Sakine Öz                       Mehmet Hilal Kaplan                     Ercan Cengiz

                  Manisa                                    Kocaeli                                    İstanbul

                                                               Musa Çam

                                                                    İzmir

Üçüncü önergenin imza sahipleri:

             Hasip Kaplan                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                   Şırnak                                       Muş                                      İstanbul

                                     Demir Çelik                            Pervin Buldan

                                           Muş                                          Iğdır

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet Katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına önerge üzerinde söz isteyen?

SIRRI SAKIK (Muş) – Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Aday itirazları genel esaslara göre yapılabilir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına önerge üzerinde söz isteyen Atilla Kart, Konya Milletvekili.

ATİLLA KART (Konya) – Tanju Özcan konuşacak.

BAŞKAN – Tanju Özcan, Bolu Milletvekili.

Buyurun Sayın Özcan.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında sabahtan beri burada herkes her şeyi söyledi. Muhalefet partisi adına konuşan arkadaşlarımızın çok önemli bir kısmı da çok önemli hukuki tespitlerde bulundu. Ben de tüm samimiyetimle şunu söylemek istiyorum sizlere: Ben de bir hukukçuyum, buradaki 98 arkadaşımla birlikte 24’üncü Dönemde milletvekilliği görevini ifa etmeye çalışıyorum. Şuna tüm samimiyetimle inanıyorum ki aslında hepimizi bir yere kapatsalar, siyasi kimliklerimizi bir tarafa bıraksalar, sadece hukukçu olarak şu konuyu irdeleyin deseler, inanın, o 98 arkadaşın bulunduğu toplantıdan en az 97 tanesi der ki: “Bu şartlarda Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Biz hukukçu olarak bunu söylüyoruz.” Sayın Burhan Kuzu ne der bilmiyorum, o da katılırsa 98’e 98 olarak geçer.

Sayın milletvekilleri, aslında bu konu son iki üç aya kadar Türkiye’de tartışılmıyordu bile. En başından bu yana herkes Cumhurbaşkanının görev süresinin beş yıl olduğu konusunda mutabıktı. Mesela kim mutabıktı? Yasama organı bu konuda mutabıktı, zaten çıkarttığı karar ile Cumhurbaşkanının görev süresini beş yıl olarak belirlemiş. Yargı bu konuda mutabıktı. Dün bir arkadaşım ifade etti, Yüksek Seçim Kurulunun 120 sayıyla, 26 Şubat 2011 tarihli 120 sayılı Kararı’nı bir okuyun lütfen. Orada diyor ki: “2011 yılında yapılacak olan 24’üncü Dönem Parlamento seçimlerinde kullanılacak oylarla ilgili bir karar.” Danıştayın geçmişte vermiş olduğu kararlar var. Danıştay diyor ki: “Geçici bir düzenleme yapılmadığı takdirde yeni çıkan hüküm eskiye de uygulanır.”

Hatta size enteresan bir şey okumak istiyorum burada. Değerli milletvekilleri, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay sizin partinizin bir mensubu, 2007-2011 döneminde de Kültür Bakanlığı görevini sürdürüyordu. Kültür Bakanlığı görevini sürdürürken aslında Ertuğrul Günay’ın başında bulunduğu Bakanlık da bu tartışmalara katılmış, bana göre yürütme adına bu konuda söz de söylemiş. Bakın, dün de konuşuldu. 2863 sayılı Yasa’nın 55’inci maddesinde bir değişiklik yapıldı Şubat 2009’da: Bölge Koruma Kurulu üyelerinin görev süresi beş yıldan üç yıla düşürüldü. Şimdi, burada bir vatandaş dava açmış, 2007 yılında beş yıllığına seçilmiş Koruma Kurulu üyeliğine. 2009 yılında görev süresi beş yıldan üç yıla düşürülmüş yasayla, 2010 yılında da Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay “Senin görev süren doldu, üç yıldı.” demiş, tebligatı yapmış. Vatandaş dava açmış, demiş ki: “Benim müktesep hakkım olması gerekir. Ben seçildiğimde beş yıldı.”

Bakın, Sayın Bakanım, siz de hukukçusunuz, Kültür Bakanlığı…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Cumhurbaşkanı yedi yıllığına seçildi.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Aynı aslında, hiçbir farkı yok.

Kültür Bakanlığı Başhukuk Müşaviri Bakanlık adına, yürütme adına bir cevap vermiş, bir paragraf okuyorum sadece, çok önemli: “Kanunlar yürürlüğe girdiği tarihten itibaren herkes için bağlayıcı nitelikte olup kapsamında yer aldığı tüm işlem, eylem ve olaylara uygulanması gereklidir. İlgili kanunda yapılan değişikliğin de aynı özelliğe sahip olduğu hukuken tartışmasızdır. Dolayısıyla, idareler de kanun ve kanun değişikliği uyarınca işlem ve eylemlerde bulunmakla yükümlüdür. Bu kapsamda davacının bir hakkı ya da görevi elde ederken tabi olduğu kanun hükümlerinde sonradan değişiklik olduğunda kanun koyucu davacının kazanılmış hak olduğunu iddia ettiği hakkını korumak iradesini taşıdığı durumlarda kanuna geçici bir madde ekleyerek kazanılmış hakkı koruma yoluna gitmesi gerekmektedir.” demiş ve buna ilişkin Danıştay 6. Dairesinin 1991/482 esas, 1991/3229 sayılı içtihadını da savunmada kullanmış. Başarılı bir savunma yapmışlar ki bunun sonucunda Ankara 12. İdare Mahkemesi de aynı savunmada geçen doğrultuda davacının davasını reddetmiş ve demiş ki: “Eskisi için geçici bir düzenleme yapılmadığı için yeni yasa eskiye de uygulanır, hâlen görevde olana da uygulanır.” demiş. Danıştayın bu yönde başka kararları da var.

Dün, Sayın Adalet Bakanı bir karar gösterdi ama -hani hukukçular ona “kaçak karar” der- Danıştayın kaçak kararlarından bir tanesi, kararlı içtihadı aynen bu şekilde.

Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Yasama organı bunu kabul etmiş “beş yıldır” demiş, yürütme demiş ki Kültür Bakanlığı aracılığıyla: “Evet, bu tür durumlarda yeni yasa uygulanmalıdır, beş yıl.” demiş, yargı bunu söylemiş YSK ve Danıştay aracılığıyla. E, biz hâlâ neyi tartışıyoruz değerli milletvekilleri?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bana göre bu tartışmaya son noktayı koymak artık bu noktadan sonra Sayın Cumhurbaşkanına düşmektedir diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Yusuf Halaçoğlu Kayseri Milletvekili.

Buyurun Sayın Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin  metinden çıkarılması için söz almış bulunuyorum.

Bir kanunun geçerli olabilmesi için, bütün tarih boyunca, yani bundan bin yıl önce de iki temel şart aranmaktadır. Bunlardan birincisi, kanunu uygulayan kişinin uyguladıktan sonra suçlu duruma düşmemesi gerekir. Bunu, biliyorsunuz, Fatih Sultan Mehmet döneminde Tursun Bey de “Tarih-i Ebü’l- Feth” kitabında da açıkça yazar. Birincisi budur, yani suçlu duruma düşürmemesi gerekir.

İkincisi, şeri şerife, yani geçerli hukuk kurallarına, yani Anayasa’ya zıt olmaması, aykırı olmaması gerekir. Bu bir temel ilkedir ve hemen bütün zamanlar içerisinde de geçerli olmuştur.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bugünkü, yedi yıla çıkarılma, bir tasarı var, bir kanun çıkarılacak. Bu tasarı kanun niteliği taşıyor çıktığı takdirde ve çıkan kanunun şeri şerife, yani Anayasa’ya aykırı olmamasını gerektiriyor.

İkincisi de uygulayan kişiyi suçlu duruma düşürmemesi gerekiyor. Şöyle ki: Bu uygulandığında uygulayanlar suçlu duruma düşecek çünkü 2007 yılında çıkan Anayasa’ya aykırı.

Pekâlâ, Anayasa’ya neden aykırı? Onu da buradan, Anayasa’nın kendisinden izleyelim, okuyalım. Şimdi ne diyor 177’nci madde: “Anayasanın yürürlüğe girmesi.” İyice dinleyelim. “Bu Anayasa, halkoylaması sonucu kabul edilip Resmî Gazetede yayımlanması ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olur ve aşağıda gösterilen istisnalar ile bu istisnaların yürürlüğe girmesine ait hükümler dışında bütünüyle yürürlüğe girer.” Peki, istisnalar içerisinde önceki Anayasa’nın yedi yıllık dönemi yer almış mı? Hayır, yer almamış, yani 5+5 geçerlidir. Bu “Yedi yıl.” diyor, bu “5+5” diyor. Peki, istisnalar içerisinde yer alan Cumhurbaşkanlığıyla ilgili hüküm var mı? Var ama süresiyle ilgili değil, tamamen Denetleme Kuruluyla, vesaireyle ilgili. O zaman, bu Anayasa’nın geçerli olmadığını söylemek abesle iştigaldir çünkü kanunun maddesi bunu söylüyor, ben söylemiyorum. Dolayısıyla bu maddeye uygun davranmadığınız takdirde Anayasa’ya aykırı davranıyorsunuz demektir.

Bir örnek vermek istiyorum: Mimar Sinan, Süleymaniye Camii’ni yaptırıyor. Oradan geçen bir çocuk diyor ki: “Şu minare eğridir, eğri görünüyor.” Hemen Mimar Sinan bunu ciddiye alıyor, minareye bir halat bağlatıyor, diyor ki: “Çekin, çektirin.” Ve çocuğa soruyor: “Doğruldu mu?” “Doğru hâle geldi.” deyinceye kadar çektiriyor, sonra da diyor ki: “Bakın, böyle yapmasaydım bu minarenin ismi eğri minare olarak kalacaktı.”

Dolayısıyla, sayın milletvekilleri, “Anayasa” dediğimiz yasa, kanunların üstünde olan yasalardır. Bir kanunla Anayasa’yı değiştirmeniz veya Anayasa’nın üstüne çıkmanız mümkün değildir. Bu tamamen bir büyük sorumluluğu gerektirmektedir ve vebali gerektirmektedir. Bununla Meclisi işgal ediyor musunuz? Evet. Şöyle işgal ediyorsunuz: Eğer yedi yılsa yani şu Anayasa’yı uyguluyorsak o zaman neden bir daha kanun çıkarma ihtiyacını hissediyorsunuz? Belli ki siz de inanmıyorsunuz buna, inanmadığınız için yasayla bunu düzeltmeye çalışıyorsunuz ama yasa Anayasa’nın üzerine çıkamaz, öyleyse düzeltemezsiniz. Burada büyük sorumluluk sizlere düşmektedir sayın milletvekilleri.

“Bu bir vebal işidir.” dedim. Eğer hukuka uygun davranmazsanız, adil olmazsanız, milletin Meclisini gereksiz şeylerle meşgul ederseniz bu ancak ve ancak şu şekilde ifade edilebilir: Kul hakkına riayet etmiyorsunuz demektir. Kul hakkı en büyük suçlardan biridir ve Cenabıallah “Benim huzuruma bununla gelmeyin.” diyor. Benden söylemesi, isterseniz kabul edersiniz, isterseniz etmezsiniz, kendi vicdanınıza kalmış. Yarın huzuru mahşere çıktığında, bunun hesabını sizden sorduğunda ne cevap vereceğinizi düşünmenizi öneriyorum.

Hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 10. maddesinin 1. fıkrasında geçen (2) ibaresinin (4) olarak değiştirilmesini arz ederiz.

              Kamer Genç                            Doğan Şafak                            Müslim Sarı

                  Tunceli                                     Niğde                                     İstanbul

             Sedef Küçük                         Aykut Erdoğdu                   Ayşe Eser Danışoğlu

                 İstanbul                                   İstanbul                                   İstanbul

                                                           E. Ülker Tarhan

                                                                  Ankara

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim ve gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu Tasarısının 10. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını diğer maddelerin teselsül ettirilmesini saygı ile arz ederiz.

                Faruk Bal                    Hasan Hüseyin Türkoğlu                     Alim Işık

                  Konya                                   Osmaniye                                 Kütahya

          Nevzat Korkmaz                       Özcan Yeniçeri                      Yusuf Halaçoğlu

                  Isparta                                     Ankara                                    Kayseri

Diğer önergenin imza sahipleri:

             Hasip Kaplan                             Sırrı Sakık                           A. Levent Tüzel

                   Şırnak                                       Muş                                      İstanbul

                                    Demir Çelik                             Pervin Buldan

                                          Muş                                          Iğdır

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yani buradan ne kanunlar geçse, ne yasalar geçse, eğer içinde hukuk ve adalet yoksa hiçbir şey ifade etmez.

Bakın, bu Uludere olaylarından sonra Barış ve Demokrasi Partisi, en çok demokratik hakkı olan Parlamentoyu adres göstererek burada bir oturma eylemi yaptı. Oturduk, olayı protesto ettik, Meclisi adres gösterdik. Bunları yaparken, hani, bu ülkede telefonlar dinlenmez, herkes hukukun ülkesinden bahseder… Aynı gece, bugün medyaya yansıyan, biz burada otururken Eş Başkan Yardımcımız bizi telefonla arıyor, Eş Başkanımızla konuşuyor. Bir telefon görüşmesi… “Ne kadar süre kalacaksınız? Ne yapacaksınız?” diyor. Eş Başkanımız “Biz buradayız, belli bir süre sonra grubumuza çıkacağız.” diyor. Bu telefonlar dinleniyor ve tespit ediliyor. Bizim Eş Başkan Yardımcımız Fatma Kurtulan örgütten sorumlu Genel Başkan Yardımcımızdır, bir dönem de milletvekilliği yapmıştır. Bu telefon görüşmelerinde Fatma Kurtulan konuşuyor, bu telefon konuşmalarını kayda alanlar “X vekil” diyor. Şimdi, bu vekillerin hepsi X vekillerdir. Bu, daha on gün önce oldu. Yani yasaları değiştiriyorsunuz, Anayasa’yı değiştiriyorsunuz ama içinde ne hukuk var ne vicdan var. Bu görüşmeden dolayı Fatma Kurtulan KCK operasyonundan dolayı şu an tutuklu ve bu Parlamento buna seyirci. Bu Parlamentoda meslektaşınız olan arkadaşların geceleyin evlerine baskın düzenleniyor ve bu milletvekillerinin dokunulmazlığı yok hükmünde sayılıyor, bu Parlamento seyirci, bu Meclis Başkanı seyirci, ana muhalefet partisi seyirci, muhalefet partisi seyirci çünkü sorun Kürtlerdir ama Ergenekon operasyonları olduğunda ana muhalefet partisi Ergenekon sanıklarının kapılarında sabaha kadar bekliyorlardı.

Şimdi, bakın, biraz önce, yine Eş Başkanımız Çankaya kapısından içeri giriyor, polisler yolunu kesiyor, fiilen dokunulmazlığı yok hükmünde sayıyor ve beni aradı, gittim oraya. Gittim, polisler… Efendim, yanında 1 tane misafiri varmış. Neredeyse ikisini aramaya almışlar. Ben bu işin, bu uygulamanın haksız olduğunu, yirmi yıldır buradayım, böyle bir uygulamanın hiçbir milletvekiline yapılmadığını söyledim ama oradaki güvenlik güçleri yalan söylediler “Biz bütün vekillere aynı şeyi yapıyoruz.” dediler. İki dakika geçmedi, AKP’den bir milletvekili arkadaşımız 4 kişiyle birlikte içeri girdi; durdurmadılar ve kimlik de sormadılar. Döndüm kendilerine dedim ki: “Sizin yaptığınız ahlaksızlıktır. Sizin yaptığınız, hukuku ve halkın iradesini yok hükmünde saymaktır.” Ama çok alelacele bir şekilde geldiler, dediler ki: “Efendim, yanında koruması varmış.” Bilmem “Yanında danışmanı varmış.” Ben de o milletvekili arkadaşımı aradım. Rica ettim, dedim ki: “Sizin yanınızda kimler vardı?” “2 tane beni ziyarete gelen şey vardı.” dedi.

Şimdi bakın, Barış ve Demokrasi Partisine karşı uygulanan bu politikalar ve halkın iradesi olan bu vekillere karşı bu uygulamalara kim ki seyirci kalırsa, bunun adı Meclis Başkanı olur, bunun adı iktidar partisi olur, bunun adı muhalefet partisi olur, halkın iradesini yok hükmünde saymaktır.

Bizi bir yok hükmünde sayabilirsiniz, ama yarın sıra size de gelebilir. Daha önce terörle mücadele yasaları çıktığında en çok Genelkurmay başkanları tepki gösteriyordu “Yetmez, bu azdır; daha da çoğaltın.” diyordular. Ama bugün o “yetmez” diyenler Terörle Mücadele Yasası’ndan dolayı Silivri’de, cezaevindedirler.

Bunu size de geçmişte yaptılar. Geçmişte, geldiğiniz o gelenek var ya, Refah Partisi milletvekillerine de aynı şeyi yapıyorlardı, üvey evlat muamelesi yapıyorlardı. Onun için, bir gün bu geri de dönebilir. Sizin de bu halkın iradesine saygı göstermeniz lazım. Yoksa buradan dünyanın en demokratik yasalarını da geçirseniz ama beyninizde bir bahar temizliği yapmazsanız, bu şiddetten beslenenler, eğer beyinlerinde bir bahar temizliği yapmazsa, gerçekten sorunu çözemezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şiddetten kim besleniyor?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tarhan.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, hatip grubumuza sataşmada bulundu. “Ana muhalefet partisinin Ergenekon davası kapılarında yattığını.” söyledi; söz istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tarhan, iki dakika. Yalnız yeni bir sataşmaya mahal vermeden, kürsüden…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Aykut Erdoğdu konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Sayın Sakık konuşmasında bizim “Ergenekon kapılarında yattığımızı.” söyledi. Bunun için bir düzeltme hakkını kullanmak istiyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi, muhalefetini, kişiler veya olaylar üzerinden yapmaz. Cumhuriyet Halk Partisi, muhalefetini, kavramlar üzerinden yapar.  Eğer hukuksuzluk Ergenekon sanıkları için varsa, Cumhuriyet Halk Partisi oradadır. Eğer hukuksuzluk KCK sanıkları için varsa, Cumhuriyet Halk Partisi gene oradadır.

SIRRI SAKIK (Muş) – Biz de sizi göreve davet ediyoruz.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Eğer hukuksuzluk kaset skandalıyla Milliyetçi Hareket Partisine yapılmışsa, biz gene oradayız.

Ama burada, düşünmesi gereken iktidar partisidir çünkü iktidar partisi, yürütme gücünü elinde tutmaktadır. Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin üç muhalefet partisi, hukuksuz olduğunu düşündüğü operasyonlarla yıpratılmak isteniyorsa, iktidar partisi, tekrar, şapkasını önüne alıp düşünmek zorundadır, nerede hata yaptığını aramak zorundadır çünkü bizim, bunun hesabını soracağımız adrese ihtiyacımız var. Şu an, üç parti de belirli şekillerde, belirli -hukuka aykırı- operasyonlarla yıpratılmaktadır. Onun için, iktidar partisine tekrar tavsiyem şudur: Her canlının ölümü tadacağı gibi siz de bir gün muhalefeti tadacaksınız ve iktidarda ne yaptıysanız, muhalefete düştüğünüzde bunu daha net göreceksiniz ve eminim ki bu süreç çok kısa zaman içinde gelecek.

Saygılar arz ediyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğdu.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/487) (S. Sayısı: 138) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 138 sıra sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, benden önce bu kürsüde konuşan değerli hatiplerin de dile getirdiği gibi, bu kanun tasarısının özü ve esası, şu anda görev başında bulunan Sayın Cumhurbaşkanının görevinin, Anayasa değişikliğine rağmen, 5+5’ten yedi yıla uzatılmasıdır. Başka maddelerin hiçbirisiyle ilgili olarak burada konuşmanın bile gereği yoktur çünkü bu iş, Hükûmetin, söz konusu tasarıyı 10 Aralık 2009 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu metinde açıkça yer almaktadır. Yani bu metinde, söz konusu kanun tasarısında, dikkat ederseniz tasarı metninde geçici madde yoktur ve Cumhurbaşkanının görev süresiyle ilgili herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Ne zaman? Yıl 2009. Tabii, aradan zaman geçti, 2011 yılı seçimleri yapıldı, yüce Meclisin aritmetiği ortaya çıktı, yeni bir Cumhurbaşkanlığı dönemi ve yeni bir aday ortaya çıktı, şimdi, bu aday olan Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın önünü nasıl açarız… Dürüst konuşmak lazım, vatandaşa bunu anlatmak lazım. Çünkü vatandaşa sunduğumuz ve 21 Ekim 2007’de kabul edilen referandumda madde aynen şöyle geçiyor: “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilir.” Buna kim karar verdi? Millî iradenin ta kendisi, sahip olan halk. Şimdi, siz halkın oyuna geliyorsunuz, diyorsunuz ki: “Ey benim vatandaşım, sen demokrasisin, zaman zaman arada figüran olarak kullanılırsın, biz sizi 2007’de bunun için kullandık, o günün şartlarında bu badireyi atlattık, şimdi müsaade edin de sizin yerinize biz doğru karar verelim.” Bu, demokraside bir ayıptır. Geliniz, bu kanun tasarısını geri çekiniz ve Sayın Cumhurbaşkanının Anayasa’yla hak ettiği “5+5” iki dönemlik hakkını elinden almayınız.

Sayın Başbakanın, Cumhurbaşkanı adayı olmasında herhangi bir engel var mı? Yok. 2012 yılında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olur, eğer arzu ediyorsa diğer adaylar gibi Sayın Başbakan da “Ben Cumhurbaşkanı olmak istiyorum.” der ve siz de ve aziz milletimizin iradesi buna uygun bulunur da Cumhurbaşkanı seçilirse görevine devam eder. Ama siz hem ileri demokrasiden bahsedeceksiniz hem Anayasa’yı çiğneyeceksiniz hem de Sayın Komisyon Başkanı Anayasa Hocası olarak burada, bu kadar hukukçunun itirazına rağmen bunun Anayasa’ya aykırı olmadığını savunacak. Böyle demokrasinin adı “ileri demokrasi” ise gerçekten bunu anlamakta bizler güçlük çekiyoruz.

O nedenle, bu kanun tasarısı, sadece ve sadece geçici maddeyle ilgili, dolambaçlı, hukuku arkadan dolanarak yüce Meclisi meşgul eden bir kanun tasarısından başka bir şey değildir. Diğer maddelerin zaten birçoğu Anayasa’da var. Örneğin 6’ncı madde geçti; Anayasa metnini aynen kanuna getirdiniz, Cumhurbaşkanının kimler tarafından aday olabileceğiyle ilgili maddeyi geçirdiniz. Ne gerek var buna? Anayasa’da zaten belli. Şimdi üzerinde konuştuğumuz 10’uncu madde, zaten seçimlerle ilgili birçok kanunda yer almış. Adaylığa nasıl başvurulur, adaylıktan çekilme, sonuçlandırma nasıl olur? Nitekim 298, 2820, 2839, 2972 ve 376 sayılı kanunlarda zaten düzenlenmiş. Yani bu Meclisi, bir şekilde öbür ana maddeyi gizleyerek ve en sona bırakarak bu tür maddelerle meşgul etmenizin bir anlamı yok.

Bugün, bakınız “Çek Kanunu ne zaman çıkacak?” diye her gün yüzlerce vatandaş sizleri, bizleri arıyor. Vatandaş, emekli “Sizin milletvekilleriyle ilgili intibak yasası geçti, bizimki ne zaman geçecek?” diye bizi arıyor, sizleri de arıyor. Gelin, bunları konuşalım. Dolayısıyla, burada milletvekillerini, bari, hiç olmazsa, birbirini kandıracak bu tür maddelerden vazgeçelim.

Dolayısıyla, bu maddenin bu kanun tasarısında yer almasının hiçbir gereği yoktur, zaten ilgili kanunlarda vardır. Tasarı metninden çıkartılması yerinde olacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Sayın Kuşoğlu, bir söz talebiniz var.

Buyurun.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, soru soracaktım ama Sayın Bakan da ayrıldılar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 10. maddesinin 1. fıkrasında geçen (2) ibaresinin (4) olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                                                Kamer Genç (Tunceli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanı seçim usulüyle ilgili yasa tasarısının 10’uncu maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önergede, buradaki iki günü dört gün olarak belirliyoruz itiraz süresi için. Bu, teknik bir konu. Aslında bu kanun devamlı burada müzakere ediliyor, biraz da aptal olmayan hukukçuların da anlayacağı gibi, Anayasa’mızın… Yani getirilen geçici 1’inci maddede ne diyor? 11’inci Cumhurbaşkanının süresi yedi yıldır. Şimdi yürürlükte olan Anayasa’nın 101’inci maddesi ne diyor? Cumhurbaşkanının süresi beş yıldır. Yani, aptal olmayan hukukçular bilir ki, eğer bir anayasa değişikliği yapılırsa, o anayasa değişikliğinde getirilen kural anayasaya aykırı olmaz.

Arkadaşlar, şimdi bu nedenle bu zaten Anayasa’ya aykırı, Anayasa Mahkemesine gidecek. Ne kadar aptal hukukçulardan da teşekkül etse…

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) - …orada da Anayasa Mahkemesi bunu iptal etmemezlikten geri kalamaz.

BAŞKAN – Sayın Genç, Türkiye Büyük Millet Meclisinin usulüne, adabına yakışıyor mu kullandığınız kelimeler?

KAMER GENÇ (Devamla) - İptal etmediği takdirde Anayasa Mahkemesinin de kapısına kilit vurmak zorundadır. O itibarla, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda abesle iştigal ettiriliyor. Bir inatlaşmaya gidilmiştir.

Aslında, daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin beş yıldan dört yıla indirilmesine ilişkin alınan seçim kanununda, AKP’li Grup Başkan Vekili şunu söylüyor, Suat Kılıç: “Türkiye Büyük Millet Meclisi süresi beş yıldan dört yıla indirilmiş, bu görev süresi doğrultusunda -madde çok açık- Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri dört yılda bir yapılır kaidesi gereğince şimdi seçime gidiyoruz” diyor.

Yine, Bekir Bozdağ da diyor ki: “Biz artık buna göre -yani erken seçim kararı değil de- dört yıla göre otuz dokuz gün erken seçime gidiyoruz.” Dolayısıyla bundan önce yapılan uygulamalar ortada.

Şimdi, değerli milletvekilleri, hani siz yüzde 60, yüzde 55 oy alıyordunuz; buyurun gidelim seçime, Cumhurbaşkanlığı seçimine gidelim, niye korkuyorsunuz? Biz, haziran seçimlerine gittiğimiz zaman ben milletin karşısına çıktım “Arkadaş, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde ben adayım” dedim. Varsa yiğitliğiniz, buyurun, 2012’de Cumhurbaşkanlığı seçimine gidelim!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Daha yeni seçimden geldik canım, daha yeni geldik seçimden.

KAMER GENÇ (Devamla) - Madem siz öyle çok güçlüyseniz işte kendisine güvenen çıksın halkın karşısına.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yenilen pehlivan güreşe doymazmış, yeni geldik daha.

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, biz Abdullah Bey’i tanıyoruz, Abdullah Gül’ü.

Bakın, Abdullah Gül, Devlet Bakanıyken yeme içmelerini kendisine bağlı olan bir devlet bankasına ödettiriyor, 3 milyar civarında bir para, hakkında zimmet çıkarılıyor, ondan sonra bu zimmeti ödemiyor, mahkeme kararıyla kendisinden tahsil ediliyor. Kendisi bir partinin yönetim kurulu üyesi, partiye kapatılma kararı veriliyor. Aslında normal olarak partinin malı ve mülkünün hazineye intikal etmesi lazım. O yönetimdeki kişiler o parayı sahte belgeler düzenlemek suretiyle birilerinin cebine gidiyor, Abdullah Bey de orada yönetim kurulu üyesi, demiyor ki: “Yahu, bu devletin parası arkadaşlar, böyle yapmayın.” Dolayısıyla devletin parası öyle çarçur ediliyor.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ne kadar çok biliyorsun be!

KAMER GENÇ (Devamla) - Yani biz biliyoruz, Abdullah Bey Kayseri’den beri Cumhurbaşkanıdır, orada bir Cumhurbaşkanında bulunması gereken niteliklerden ziyade bir AKP’li gibi hareket ediyor. Suudi Arabistan Cumhurbaşkanı geliyor buraya, gidiyor Suudi Arabistan Cumhurbaşkanının ayaklarının önünde oturuyor, Atatürk’ün resminin aslında Suudi Arabistan Cumhurbaşkanının arkasında olması lazımken onu kaldırıyor, kendi fotoğrafını asıyor oraya ve ne yapıyor? Bir yanında Tayyip Erdoğan’la oturuyor, bir yanda Abdullah Gül oturuyor, Kral da arkada oturuyor. Böyle bir Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarını sarsan, zarar veren kişilerin bana göre o makamlarda yeri de yok sayın arkadaşlarım.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Senin olman lazım!

KAMER GENÇ (Devamla) – Tabii, ben olursam Cumhurbaşkanlığını nasıl yapacağımı gösteririm size. Yani burada kaç senedir Cumhurbaşkanlığı makamı maalesef tahrif ediliyor. Kendisi oraya gider gitmez 60 trilyon lira ilk anda oraya masraf yaptı, Atatürk’ün bütün eserlerini yok etti, şimdi orada da oturmuyor, kendi akrabasının bir köşkünü Hariciye Bakanı denilen kişiye tuttu, o ayda 40 bin dolar veriyor, 40 bin.

Değerli milletvekilleri, devletin parası bu kadar hurdahaş ediliyor, keyfî harcanıyor. Kendisi keyfine geldiği zaman bir uçak kaldırıyor, yurt dışına gidiyor, tayfalarını dolduruyor. Bir uçağın yurt dışına gitmesi 500 bin dolar arkadaşlar, 500 bin dolar. Bu paralar da örtülü ödenekten ödeniyor. Şimdi, devleti bu kadar keyfî kullanan bir kişinin bu makamda oturması Türkiye için çok büyük bir zarardır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Buyurun seçime gidelim, buyurun. Buyurun seçime gidelim yiğitliğiniz varsa! Korkmayın ya, korkmayın! Seçime gidelim.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hatip, konuşmasında hem Sayın Başbakanımızla alakalı, Grup Başkanlığı sıfatıyla…

BAŞKAN – Ne söyledi Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Başbakanımızla alakalı Türkiye’nin itibarını zedelediği yolunda beyanlarda bulunmuştur. Düzeltmek istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın, iki dakika, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince. Yalnız yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, öncelikle şunu ifade edeyim ki kem söz muhatabını değil hatibini bağlar.

İkincisi, değerli arkadaşlar, bu ülkenin Cumhurbaşkanının -yine aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı aynı zamanda- iliyle ilgili ifadeler kullanırken bir milletvekilinin çok daha dikkatli olması gerekiyor. Bakın değerli arkadaşlar, bir defa burada hukukçularla alakalı çok olumsuz şeyler konuştunuz, oraya girmek istemiyorum. Ancak, ikide bir seçime davet ediyor da, ben şunu söyleyeyim: Hani derler ya, yenilen pehlivan güreşe doymazmış! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Daha seçimden yeni geldik, bre insaf be! Yedi seçimdir yapıyoruz, yedisinde de AK PARTİ bütün bölgelerde de birinci ve tek başına iktidar oluyor. Eğer siz doğruyu yapsaydınız, burada doğruları söyleseydiniz oylarınız giderek düşmezdi.

Değerli arkadaşlar, bakın, yüzde 34’ten yüzde 42’ye, yüzde 42’den 47’ye, oradan yüzde 50’lere kadar çıktık. Ha, halk beğeniyorsa… Ne olur siz kendinize bir öz eleştiri yapın, “Ya biz nerede yanlış yaptık?” deyin. Halka rağmen değil de halk için siyaset yapmayı düşünün. Eğer bu Başbakan yurt dışına gitmeseydi, eğer bu Cumhurbaşkanı Köşk’ü halka açmasaydı, yurt dışına gitmeseydi Türkiye’nin ihracatı 3 kat, 4 kat artar mıydı? 36 milyar dolarlardan 130-140 milyar dolarlara geldi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – İthalat ne kadar ithalat!

AHMET AYDIN (Devamla) – Millî gelirimiz 230 milyar dolarlardan 800 milyar dolarlara çıktı. Ve Türkiye bugün dışarıda 151 ülkenin oy verdiği Güvenlik Konseyinin geçici üyesi konumuna geldi. Bugün İslam Konferansının Genel Sekreteri de bir Türk, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı da ilk kez bu dönemde Türk oldu. Türkiye’nin itibarı bu kadar güçlenmeseydi, Türkiye bu kadar ilerlemeseydi, Türkiye dünyada bu itibarlı dış politikayla bu kadar söz sahibi olmasaydı, gerek içeride gerek dışarıda bu konumlara gelmezdi.

Bakın, dış basın yazıyor -yandaş basını da candaş basını da bir tarafa- azıcık, biraz dış basını okuyun, uluslararası basını okuyun. Orada Türkiye’yle ilgili düzenlenen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – …döşenmiş olan methiyeleri sizler de biliyorsunuz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydın, teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Aydın konuşmasında seçimlerle ilgili bir değerlendirme yaparak, Sayın Kamer Genç’e cevap vermenin ötesine geçmek suretiyle “Yenilen pehlivan güreşe doymazmış.” gibi değerlendirmeler yaparak…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Doğru.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …tüm muhalefet partilerine ve bu meyanda Cumhuriyet Halk Partisine sataşmada bulunmuştur. 69’uncu maddeye göre söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Ben eleştiri olarak görüyorum Sayın Hamzaçebi, sataşma değil.

Buyurun, iki dakika söz veriyorum İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben hiçbir grup ismini kullanmadım, şahıs ismi verdim.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Hangi seçimi kazandınız merak ediyorum.

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanının seçimine ilişkin, seçim usullerine ilişkin bir yasa tasarısını görüşüyoruz; gönül arzu ederdi ki buradaki tüm konuşmalar, tüm tartışmalar, özellikle iktidar partisinin yapacağı konuşmalar,  Grup Başkan Vekilinin yapacağı konuşmalar bu çerçevede olsun. Ortada, Anayasa’ya aykırı, hukuka aykırı bir düzenleme vardır.

Cumhurbaşkanının görev süresi, 5+5 yıl olarak 2007 yılındaki anayasa değişikliğiyle belirlendiği hâlde, bugün farklı bir işlem yapılıyor. Sayın Abdullah Gül’ün şahsında, 11’inci Cumhurbaşkanının görev süresinin Anayasa hükmüne aykırı olarak, yedi yıl olarak belirlenmesi yönünde bir düzenleme yapılıyor; bu, çok açık, net bir şekilde Anayasa’ya aykırıdır.

İktidar partisinden, özellikle Hükûmetten, daha doğrusu Sayın Başbakandan bu noktada beklenen şuydu, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim beklentimiz ve arzumuz şuydu: Biz, 11’inci Cumhurbaşkanının görev süresinin yedi yıl olmasını arzu ediyoruz ancak Anayasa hükümleri buna izin vermiyor. Gelin, bir Anayasa değişikliğini beraber gerçekleştirelim, Anayasa’ya bir geçici madde ekleyelim, bunu yedi yıl olarak belirleyelim.

Bakın, bunu bize, Cumhuriyet Halk Partisine hiçbir şekilde sormadınız. Sorsaydınız belki bizden “Evet” cevabı alacaktınız. Bunu yapabilirdik. Bizim ısrarımız, Anayasa hükmünün bir kanunla değiştirilmesinedir.

Samimiyetle ifade ediyorum, siz gelip bizim kapımızı çalsaydınız biz bunu, belirttiğim anlayış çerçevesinde sizinle, Hükûmetle konuşabilirdik.

Şimdi, Sayın Abdullah Gül’ü, hiç gereği yokken tartışılır bir konuma getiriyorsunuz. 2012 Ağustosundan, 28 Ağustosundan itibaren, maalesef Sayın Gül, kendi iradesi dışında tartışılır konuma gelecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Yol yakınken gelin dönelim, hâlâ buradan dönebiliriz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/487) (S. Sayısı: 138) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarısının 11. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini saygı ile arz ederim.

“Madde 11. Cumhurbaşkanı adayı gösterilen, Cumhurbaşkanı görev ve yetkilerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına, Başbakan Başbakan Vekiline, Bakanlar vekili bakanlara aday listesinin kesinleştiği gün devreder.

Aday gösterilen Milletvekili aday listesinin kesinleştiği günden seçim sonuçlarının kesin olarak ilan edildiği tarihe kadar Türkiye Büyük Millet Meclisindeki görevlerinde izinli sayılır.”

                Faruk Bal                    Hasan Hüseyin Türkoğlu               Nevzat Korkmaz

                  Konya                                   Osmaniye                                   Isparta

                            Yusuf Halaçoğlu                                 Özcan Yeniçeri

                                   Kayseri                                              Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 11 nci maddesinin 1 nci fıkrasının metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Hasip Kaplan                             Sırrı Sakık                           A. Levent Tüzel

                   Şırnak                                       Muş                                      İstanbul

                                         Demir Çelik                        Pervin Buldan

                                               Muş                                     Iğdır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısının 11 inci maddesinin, Anayasanın ilgili maddeleri ile TBMM İçtüzüğünün 38 inci maddesine açıkça aykırılık taşıdığından tasarı metninden çıkartılmasını arz ve talep ederiz.

          Uğur Bayraktutan                        Ali Serindağ                              Atilla Kart

                   Artvin                                   Gaziantep                                   Konya

             Haydar Akar                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu                     Musa Çam

                  Kocaeli                                    İstanbul                                      İzmir

             Ercan Cengiz                             Sakine Öz                  Mehmet Volkan Canalioğlu

                 İstanbul                                    Manisa                                    Trabzon

                                                       Mehmet Hilal Kaplan

                                                                  Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN  (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Haydar Akar, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir hukuk adamı olarak değil -hukukçu değilim- ama hukuk dışında bir milletvekili olarak bu kanunu değerlendirmek istiyorum.

Şimdi, bu kanunu başlangıç itibarıyla iki şekilde değerlendirebiliriz, bir etik olarak bir de teknik olarak değerlendirebiliriz. Etik tarafına baktığımızda, beraber yol yürüyen arkadaşların nasıl yarı yolda bırakıldığına şahit oluyoruz. Bugün beraber yola çıkmış, beraber AKP’yi kurmuş, beraber Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığına karar verilmiş ama bugün -Cumhurbaşkanlığının- kanunla, Anayasa’yla kendisine tanınmış olan haklardan uzaklaştırılan bir yol arkadaşının nasıl yolda bırakıldığına şahit oluyoruz. Bu, işin etik tarafı.

Sayın Gül’ü ben savunmak durumunda değilim. Zannediyorum ki Gül taraftarı ve Gül’e yakın olan birçok milletvekili de Meclis Genel Kuruluna girmiyor bugün ama ben -Anayasa’yı, daha önce belki elimize geçtiğinde sivil hayatımızda okuyordum, buraya geldiğimizde de sürekli okumaya başladık.- Anayasa’nın 101’inci maddesini okuduğumda -Sayın Anayasa Komisyonu Başkanına buradan da atıfta bulunarak söylüyorum- “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” diyor.

Şimdi, normal bir vatandaş bu maddeyi okuduğunda, Anayasa’nın 101’inci maddesini okuduğunda -ben anlamıyorum, sadece Anayasa profesörleri veya anayasacılar, iktidar partisi tarafındaki anayasa profesörleri bu maddeyi anlayamıyorlar, gayet basit- Sayın Gül, beş yıllık süre sonucunda görev süresi dolar ve bu maddeye göre de bir kez daha aday olma şansına sahip. Bu maddede böyle bir şey yok, Sayın Gül bir daha aday olamaz da demiyor ve aday olabilir diyor. 102’nci maddede şunu söylüyor: “Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.” Şimdi, 101’inci maddede süreyi belirtmiş. E, bunu yazanlar hiç mi kafası basmıyordu da 102’nci maddeye getirmişler bu maddeyi koymuşlar da “Bir daha süreyi belirleyin.” demişler. Böyle bir şey var mı? Böyle bir şey var mı? Bu kesinlikle Anayasa’ya aykırıdır, Cumhurbaşkanından dönecektir, Anayasa Mahkemesinden dönecektir.

Şimdi, söz aldığım konuda, 11’inci maddede daha garip bir şey var arkadaşlar. Bu, Meclis İçtüzüğü’nün 38’inci maddesine hiç uygun değil. 38’inci maddesi şunu diyor: “Komisyonlar, komisyona gelen kanun tasarılarını incelerler. Önce Anayasa’ya uygunluğunu incelerler.” Eğer komisyon, Anayasa Komisyonu, Anayasa Komisyonunda bulunan üyeler bunu incelemiş olsaydılar, doğru incelemiş olsaydılar bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu söyleyip geri yollayacaklardı, görüşmeyeceklerdi bile 38’inci maddeye göre.

Peki, bu 38’inci maddeye göre niçin Anayasa’ya aykırı bu 11’inci madde? Çünkü Anayasa’nın 10’uncu maddesi “Her insan Anayasa önünde eşittir. Irk, din, dil, ne olursa olsun eşittir.” ilkesinden, maddesinden yola çıkarak bu 11’inci maddenin kabul edilmemesi lazım, hem de şimdi sizin önergelerinizle kabul edilmemesi lazım. Arkadaşlar, biliyor musunuz 11’inci maddenin ne olduğunu? Bilmiyorsunuz değil mi? Okurken de dinlemediniz, önünüzdeki kâğıtları da okumuyorsunuz.

Bakın, burada ben size kısaca bahsedeyim. Bu devlet memurları ve diğer kamu görevlilerinin adaylığıyla ilgili. Tüm devlet memurları ve kamu görevlilerini istifa etmek zorunda bırakıyor. Tamam, “okey”, burada bir sıkıntı yok. Ama ikinci paragrafta şunu söylüyor: “Yüksek mahkeme üyeleri, hâkimler, savcılar ve bu meslekten sayılanlar ile subay ve astsubaylar hariç olmak üzere Cumhurbaşkanı adayı gösterilen devlet memurları ve diğerleri eski görevlerine veya kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve dönebilirler.” diyor. Yani diyor ki: Eğer, yüksek yargının bir mensubuysanız, eğer askerî bir görevliyseniz, askeriyede görev yapıyorsanız, generalseniz, işte, subaysanız, her neyseniz, siz istifa etseniz de, aday olsanız da “Göreve geri dönemezsiniz.” diyor. Bu Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı. Ama burada daha ilginç bir şey var. Başka bir şey var, burada başka bir şey var.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Milletvekili Seçimi Kanunu’nda aynı değil mi?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Değil. Okumamışsın hiç. Okumadığın belli oluyor.

Burada  başka bir şey var. Başbakanın, bakanların, milletvekillerinin görevlerini sürdürmesine devam etmesine karar veriyor. Yani onları istifa ettirmiyor.

Bakın, size bir örnek vereceğim, Kocaeli’den örnek vereceğim. 500 milyar lira harcadı Büyükşehir Belediyesi. Başbakanı “141 Proje” adı altında Kocaeli’ye getirdi. AKP’nin gençlik şölenini yaptı Gebze’de. Büyükşehir Belediyesi 500 milyar harcadı, “141 Proje” adı altında açılış yapacağım diye, her tarafı bayraklarla, her tarafı, billboardları donattı “Başbakan Gebze’de” diye. Gitti, Gebze’de AKP’nin sadece gençlik şölenini yaptı.

Şimdi, düşünün, Başbakanın buna ihtiyacı yok. Nasıl Cumhurbaşkanını seçebilmek için, Gül’ü seçebilmek için iş adamları, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerine rüşvet teklif etmişse, nasıl Başbakan “Ya bertaraf olur ya taraf olur.” demişse, buna ihtiyacı yok, onu destekleyecek iş adamları zaten var diyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akar, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 11 nci maddesinin 1 nci fıkrasının metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyor Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Demir Çelik, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Çelik.

DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; hepinizi Barış ve Demokrasi Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 138 sıra sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’na ilişkin 11’inci maddeye dair önerge adına söz almış bulunmaktayım.

Çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, aslında gündem, özgürlüklerin genişletildiği, büyütüldüğü bir Türkiye olması gerekirken, Meclisimizi de, halklarımızı da, toplumu da oyalayan, gündemi palyatif geçici çözümlerle yarınlara taşıma çabası anlaşılır değil. Düşününüz ki günümüz küresel dünyası katılımcı demokrasiyle herkese ve her kesime eşit mesafede olan bir devleti öngörüyorken, yani azaltılmış ve küçültülmüş bir devlete karşın çoğaltılmış, büyütülmüş bir toplum zihniyetinin gündeme geldiği günümüz küresel dünyasında biz yetkileri, otoritesi, inisiyatifleriyle güç ve erki merkezileştiren bir cumhurbaşkanlığı, yetinmiyoruz, bir devlet algısıyla toplumu küçülten, hiçleştiren bir politikaya hep beraber imza atıyoruz. Bu doğru değil. Bu hayatın her alanında olduğu gibi Kürt coğrafyasında da, Kürtlerin yaşadığı alanlarda da katmerleşerek her geçen gün yaşamı katlanılmaz kılıyor.

Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri…

BAŞKAN – Sayın Çelik, Türkiye coğrafyası var. Yedi bölgeye ayrılmıştır. Etnik yapıya göre coğrafya söz konusu değildir. Lütfen… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DEMİR ÇELİK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Yani burada konuştuğumuz Anayasa. Her çıkan sayın konuşmacı burada ırkçılık yapıyor, insanlık suçu işliyor, insan haklarını ihlal ediyor. Lütfen…

DEMİR ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bir kimliği, bir kültürü, bir dini inkâr etmek ırkçılıktır.

BAŞKAN – Hiç kimse inkâr etmiyor burada.

DEMİR ÇELİK (Devamla) – O zaman Kürt’ün yaşadığı coğrafyaya “Kürt” demiş olmak, “Kürt coğrafyası” demenin ırkçılıkla alakası yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türk de yaşıyor ama. Ermeni de yaşıyor.

DEMİR ÇELİK (Devamla) – Saygı duyuyorum. Saygı duyuyorum.

Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; o zaman olayı ve fotoğrafı şöyle yansıtayım size: “Kürtler” dediğimiz, Kürtlerin kimlikten…

BAŞKAN – Konu Cumhurbaşkanlığıyla ilgili. Lütfen Cumhurbaşkanlığıyla ilgili konuşun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz yoksa Naim Şahin’in yerine aday mısınız Sayın Başkan?

DEMİR ÇELİK (Devamla) – …kültürden, dilden kaynaklı taleplerini karşılamadığınızdan, ötekileştirip ayrıştırdığımızdan kaynaklı bir sorun yaşanıyor.

Bakın, “biz”iz doğrudur. Biz ana dilimizi istediğimiz için terörize ediliyoruz. Biz kimliğimiz ve kültürümüzle özgürce yaşamak istediğimiz için terörize ediliyoruz.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Üç senedir bu kadar rahat olamadınız.

DEMİR ÇELİK (Devamla) – Eğitim destekevlerinde, sağlıkevlerinde, ana ve çocuk sağlıkevlerinde yapılanlara binaen 16 belediye başkanının, 100 belediye meclis üyesinin, 24 il genel meclis üyesinin tutuklandığı, binlerce Kürt siyasetçinin KCK operasyonuyla tutuklu bulunduğu, Türkiye genelinde milyonlarca dosyadan kaynaklı milyonlarca insanın bu yasakçı, men edici zihni algıdan hareketle suçlu ve sanık noktasına getirildiği bir Türkiye fotoğrafını niye görmüyoruz, niye görmek istemiyoruz? Bize düşen, yasak ve menleri çoğaltmak mıdır; halkları, kimlikleri, kültürleri özgürleştirip onların doğal mecrası içerisinde büyümesine fırsat vermek midir? Düşününüz bir çocuğunuz annesinden doğduğunda ilk öğrendiği kelime “anne” ve “baba”ysa o kelimeyi doğduğu annenin ana diliyle telaffuz etmek, dile getirmek durumundayken, ben bir Kürt olarak yedi yaşına kadar Türkçeyi bilmiyordum ama dayatılarak olmuyordu. Bunun adı, Sayın Başbakanımızın Almanya’da söylediğine benzer asimilasyondur. O da bir insanlık suçudur. Bu insanlık suçunu hep beraber ortadan kaldırmak gibi bir görev varken ve Anayasa’yı biz 2007’den bu yana 3’üncü defadır değiştirmenin çabası içerisinde oluyor olmamızın anlaşılır bir yanı yoktur. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere yüzyıllardır anayasasını değiştirmedi. Değişmesi gereken toplumun ortaya çıkan ihtiyaçlarını karşılamaya dönük özgürlükçü zihniyetlerdir. Bunu sağlayabilirsek, biz, bu toplumun geleceğine bir şey vaat etmiş oluruz diye düşünüyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Sayın Çelik, konuşmanızda yedi yaşına kadar Türkçeyi bilmediğinizi söylediniz ve Kürtçenin yasak olduğunu belirttiniz.

DEMİR ÇELİK (Muş) – Evet.

BAŞKAN – Konuşmanız kendi içerisinde çelişkili. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve ülkenin bir kısmında eğer insanlar belirli yaşa kadar Kürtçe konuşuyorlar, Türkçe bilmiyorlarsa orada yasaklanan Kürtçe yok, öğretilmeyen, öğretilemeyen Türkçe var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, BDP sıralarından gürültüler)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Nedir peki yasaklanan? Yasaklanan Kürtçedir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – 12 Eylül yasaklamadı mı?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, her konuşmacımıza müdahale ediyorsunuz.

BAŞKAN – Her konuşmacınıza müdahale etmiyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Lütfen, sizi tarafsız bir Başkan olmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Burada konuşulan Cumhurbaşkanlığı seçimi.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Meral Akşener’i örnek almanızı size tavsiye ediyorum Sayın Başkan. Sizi kınıyorum!

BAŞKAN – Sizin sayın milletvekilleri çıkıp yasayla ilgili konuştuğu zaman hiç kimsenin bir söyleyeceği söz yok ama ırkçılık, milliyetçilik, etnik milliyetçilik yapıldığı zaman müdahale edilecektir tabii ki. (BDP sıralarından gürültüler)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Başkan, burası ortaokul mu herkesin lafını düzeltiyorsunuz yahu?

BAŞKAN – Yapacağım tabii ki.

Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı istemiştik.

BAŞKAN – Arayacağım.

Aynı zamanda karar yeter sayısı arıyorum.

Kabul etmeyenler…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, yoksa siz İdris Naim Şahin’in yerine aday mısınız?

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Herhâlde adaysınız, aday! Her konuşmaya müdahale ediyorsunuz. Sizi kınıyoruz! Yeter be! Milletvekiliyiz, milletvekilliği yapacağız!

BAŞKAN – Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve önerge reddedilmiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarısının 11. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini saygı ile arz ederim.

“Madde 11. Cumhurbaşkanı adayı gösterilen, Cumhurbaşkanı görev ve yetkilerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına, Başbakan Başbakan Vekiline, Bakanlar vekili bakanlara aday listesinin kesinleştiği gün devreder.

Aday gösterilen Milletvekili aday listesinin kesinleştiği günden seçim sonuçlarının kesin olarak ilan edildiği tarihe kadar Türkiye Büyük Millet Meclisindeki görevlerinde izinli sayılır.”

                                                                                                    Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesinde değişiklik yapılması için verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, verdiğimiz önergeyle, 11’inci maddede belirtilen ve adaylıkları kesinleştikten sonra istifa etmesi öngörülen bürokratların yanında, hâlâ görevi başında bulunan Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanların da görevlerini, seçimlerin resmî sonuçlarının açıklanmasına kadar Anayasa ve yasadaki prosedüre uygun olarak vekillerine devretmelerini öngörüyoruz. Bu süreçte hiçbir devlet yetkisi kullanmamaları ve görev icra etmemeleri mecburiyetini getiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, seçimlerin eşit ve adil şartlarda yapılıyor olması çoğulcu demokrasinin en önemli niteliğidir, olmazsa olmazıdır. Başka tüm demokratik özellikler olsa bile, şayet eşit ve adil seçimler yapılmıyor ve görevler bu şekilde devredilemiyor ise esastan bir noksanlık var demektir. Herkesin hiçbir himaye, vesayet yahut rekabet üstünlüğüne sahip olmadan, devlet, hükûmet, medya baskısı hissetmeden yahut onların sunduğu imkânlara dayanmadan kampanya yürütüyor olması ülkede demokrasi olup olmadığının mihenk taşı olacaktır.

Devleti yönetenler için Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde belirtilen eşitlik ilkesine saygılı olmuş olmaları tek başına yeterli değildir, aynı zamanda onun gerçekleştirilmesi, şartların hazırlanması da görev ve sorumlulukları arasındadır. Bu bakımdan seçim sürecinde devlet yetkisi kullanan makamların devir müessesine müracaatları sadece hukuki ve resmî bir konu olmayıp aynı zamanda vicdani ve ahlaki bir zorunluluktur, kişinin demokratik olup olmadığının da göstergelerinden biridir.

Bu makamlar sadece icra makamları olmayıp aynı zamanda temsil makamları da oldukları için, zaman zaman hangi işlerin rutin devlet işi, hangi işlerin ise siyasi iş olduğunun ayırt edilebilmesi de zordur. Ancak bu zorluk devlet işlerinin devamlılığı gereği vekillerce yerine getirilebileceği düşünüldüğünde bir boşluk yaratılmayacak, aday olan makam sahipleri de rahatlıkla seçim kampanyalarını yürütüp propaganda yapabileceklerdir. Görev sonrasında ortaya çıkacak birtakım spekülasyonların böylece önüne geçilerek bu makamların yıpratılması da mevzuubahis olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, aday cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanların seçim sürecinde aynı zamanda görevlerine devam etmeleri durumunda, astlık-üstlük ilişkisi bulunan altındaki görevliler de ister istemez taraf hâline gelecekler, en azından tarafsız kalmakta zorlanacaklardır. Bu da eleştirilen tek parti dönemindeki vali ve kaymakamların aynı zamanda iktidar partisinin il ve ilçe başkanları olması uygulamasından pek de farklı değildir.

Bu kampanyaya destek olan bürokrasi ya da kurumlar ya da olmayanlar şeklinde devlet yapısı içerisindeki kutuplaşma kaçınılmazdır. Kendi başbakan ve bakanlarının yahut devletin en üst makamı olan cumhurbaşkanının kampanyasına açık destek olmaları hâlinde yarın belki hak ettikleri terfileri bile tartışmalı hâle gelebilecektir. Olmayanlar ise görevden alınma, yer değiştirme, cezalandırma ve diğer olumsuz tavırlara muhatap olabileceklerdir. Bürokratın seçilmiş karşısında durma şansı, direnme şansı yoktur. Zaten bu düşünceyledir ki Anayasa’nın 114’üncü maddesi genel seçimler öncesinde adalet, içişleri ve ulaştırma bakanlarının çekilmesini öngörmüştür. Bu tasarlama birtakım eksiklikleri ihtiva etmekle beraber doğru bir düşüncedir ve haksız rekabeti önleme, muhalefeti ve farklı olanı yaşatma hassasiyetinden kaynaklanmaktadır.

“Efendim, milletvekilleri neden istifa etmiyorlar o zaman?” sorusu ise, kusura bakmayın, devleti tanımamaktan kaynaklanabilir ancak. Milletvekilleri cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar gibi bir icra makamı olmayıp Meclisin 550 üyesinden 1’i olarak milletten aldıkları yetkileri kullanırken hiçbir devlet yetkisi kullanamazlar. Güçler ayrılığı prensibi de bunu sağlamaya matuftur.

Tasarıdaki bu eksiklik ile genel seçimler öncesinde Başbakanlık araçlarının siyasi toplantı ve mitinglerde kullanılmaları, birtakım TOKİ ve benzeri açılışların seçim sürecine denk getirilmesi ve bunun üzerinden devletin ve makamların hırpalanması bilindiği hâlde göz ardı edilmektedir diyor, önergemize desteğinizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Ulupınar bir söz talebiniz var, ne için istemiştiniz?

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Zonguldak’ta meydana gelen üzücü bir olay için, pazar yerindeki çöküntü için Sayın Başkanım.

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, Zonguldak’ta yoğun kar yağışı sonucu Soğuksu Pazarı’nda çatı çökmesi nedeniyle hayatını kaybeden 2 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralanan 20 vatandaşımıza da acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum.

Dün seçim bölgem olan Zonguldak’ta akşamüzeri saat beş sularında yoğun kar yağışı nedeniyle bir kaza meydana geldi, Soğuksu Pazarı’nda çatı çöktü, bu nedenle 2 vatandaşımız hayatını kaybetti, 20 vatandaşımız da yaralandı. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı ve yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Cenabıhak’tan bu tür üzücü olayları Zonguldak’ımıza ve ülkemize bir daha yaşatmamasını niyaz ediyorum.

Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ulupınar.

Bu konuyla ilgili diğer gruptan söz talebi varsa yerine getireceğim? Yok.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/487) (S. Sayısı: 138) (Devam)

BAŞKAN – 12’nci madde üzerinde üç önerge vardır, ancak önergeler aynı mahiyette olduğu için birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu Tasarısının 12. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını diğer maddelerin teselsül ettirilmesini saygı ile arz ederiz.

                Faruk Bal                    Hasan Hüseyin Türkoğlu                     Alim Işık

                  Konya                                   Osmaniye                                 Kütahya

          Nevzat Korkmaz                     Yusuf Halaçoğlu                      Özcan Yeniçeri

                  Isparta                                     Kayseri                                    Ankara

Diğer önergenin imza sahipleri: Uğur Bayraktutan (Artvin), Ali Serindağ (Gaziantep), Atilla Kart (Konya), Gürkut Acar (Antalya), Musa Çam (İzmir), Mehmet Hilal Kaplan (Kocaeli), Ercan Cengiz (İstanbul), Mehmet Volkan Canalioğlu (Trabzon), Sakine Öz (Manisa), Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul)

Üçüncü önergenin imza sahipleri: Hasip Kaplan (Şırnak), Sırrı Sakık (Muş), Levent Tüzel (İstanbul), Demir Çelik (Muş) Pervin Buldan (Iğdır)

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sırrı Sakık, Muş milletvekili, önergeler üzerinde söz isteyen.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Zonguldak’taki o elim olaydan dolayı geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, ölen her 2 vatandaşımıza da Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, bizim buradaki her konuşmacıya muhakkak siz yerinizden laf yetiştirmeye çalışırsınız. Sizin böyle bir göreviniz yok, biz neyi…

BAŞKAN – Sayın Sakık, tutumum  hakkında söz talep edersiniz konuşursunuz, burada Cumhurbaşkanlığı seçimi hakkında konuşacaksınız, lütfen.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, içinde Cumhurbaşkanlığı da var, çünkü siz zaman zaman Cumhurbaşkanına vekalet de ediyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen, buyurun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yani onun için sizin adil olmanız gerekir ki Cumhurbaşkanlığına talip olan her insan, buradaki vekiller arasında ayrımcılık yapmamalıdır. Bizim buradan çıkıp ne konuşacağımıza siz karar veremezsiniz ki. Şimdi, hâlen tutturmuşsunuz 1924’lerdeki ret ve inkâr politikalarının ruhuyla konuşuyorsunuz. Ben iki gündür…

BAŞKAN – Ret ve inkârı siz yapıyorsunuz Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen müdahale etmeyiniz.

BAŞKAN – Ederim tabii ki, suçlayamazsınız o şekilde.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın size bir şey söyleyeceğim ve sizi bir göreve davet edeceğim: Ben iki gündür Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonunda bulunuyorum ve oraya gidiyorum, orada Kürdistan konuşuluyor, orada federasyon konuşuluyor, orada otonomi konuşuluyor, orada demokratik özerklik konuşuluyor, orada dört parça Kürdistan konuşuluyor ve hiç kimse de tepki göstermiyor. Siz gidin biraz oradan ders alın. Eğer siz…

BAŞKAN – Benim kimseden ders almaya ihtiyacım yok.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ders almak zor. Veyahut da siz…

BAŞKAN – Burada sizin haricinizde…

SIRRI SAKIK (Devamla) – …Meral Akşener’den ders alın, Güldal Mumcu’dan ders alın ve önümüzdeki dönem diliyorum, umuyorum ki…

BAŞKAN – Sizin haricinizde üç tane siyasi parti var.

SIRRI SAKIK (Devamla) - …AKP Grubu kendi içinden, daha anaç bir ruhla, bir hanımefendiyi buraya gönderir. Siz eğer başka yerlere mesaj göndermeye çalışıyorsanız bizim üzerimizden hesaplaşmayın. Siz İdris Naim Şahin’in yerine göz koymuşsanız, onun yerine gelmeyi düşünüyorsanız bu bizimle olmaz, bizimle çatışmayın. Bu politikalar çıkmaz bir politika.

Bakın, sevgili arkadaşlar, Kürdistan’a tepki, Kürt coğrafyasına tepki! Ya dün sizin ekonomiden sorumlu Devlet Bakanınız Zafer Çağlayan, Irak Kürdistanı’nda, orada Kürt bölgesinde bulunuyordu, “Orada elçiliğimiz var, orada bankamız var, orada uçaklarımız gidiyor, geliyor…” Ya bu nasıl bir rezalet ya! Orada var, burada yok! Orada resmî görüş var, burada yok! (Gürültüler)

BAŞKAN – Burada yok tabii.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Dün orada…

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada yok, yok! Olmayacak burada!

BAŞKAN – Ne demek istiyorsunuz?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Türkiye’de Kürdistan yok!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Olacak, burada da olacak… (Gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Olmayacak!

SIRRI SAKIK (Devamla) – …hep beraber olacak!

OKTAY VURAL (İzmir) – Olmayacak!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Olacak!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bir arada yaşayacağız!

BAŞKAN – Olmayacak.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Size rağmen de olacak!

BAŞKAN – Olmayacak Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Size rağmen de olacak!

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Burası Türkiye!

OKTAY VURAL (İzmir) – Olmayacak! Orada vardır, burada yok!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, sayın vekiller, bundan korkmayın! Biz kaderimizi sizinle birleştirmişiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Olmayacak! Yok!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bizim kaderimiz Türk halkıyla birlik ve bütünlük içerisindedir. (Gürültüler)

Şimdi, ben…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok işte!

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Burası Kuzey Irak değil, Türkiye!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bırakmıyorsunuz ki konuşayım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Halkın kaderiyle… Orada var, burada yok!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Onun için bu tartışmalar doğru tartışmalar değil, bu tartışmalardan kaçınmalıyız. Bu tartışmalar bu sorunu çözmez. Yani bir coğrafyaya gem vurmak…

OKTAY VURAL (İzmir) – Coğrafya bizim coğrafyamız!

SIRRI SAKIK (Devamla) – …bir halkın diline gem vurmak doğru değil, kimsenin haddi de değil. Kimse coğrafyaya gem vuramaz, bir halkın diline de gem vuramaz.

Şimdi, dün burada seslendirdiğim, Talat Paşa’yla ilgili, bir milletvekili arkadaşımız çıkmış burada Talat Paşa’ya övgüler yağdırıyor. Siz yağdırabilirsiniz ama benim dünyamda Talat’ın da, Enver’in de, Cemal’in de yeri yoktur. Sizin dünyanızda olabilir ama bu insanlar… Bakın, Mustafa Kemal bile hatta Kâzım Karabekir’e… Dün Hrant Dink’in karar günüydü, bugün de ölüm yıl dönümü ya, onun ataları buharlaşıp gitmediler. Hamidiye alayları, orada Kürt’ü Kürt’e vurdurtan projelerin mimarları bu üç kutsal ruhtu. Şimdi, ben o gün işte ensesine üç kurşun sıkılarak öldürülen Hrant’ın, Talat Paşa’nın torunları olduğunu söylediğim için tepki gösteriliyor. Aslında, Ergenekon’dan yargılananlar bunu açıkça söylüyorlar “Biz o ruha hizmet ediyoruz.” diyorlar ve o Talat Paşa’nın, o dönemde buharlaştırdığı Ermeniler, işte bugün onun torunlarıdır ki Hrant’ın ensesine kurşun sıkıyorlar, üç kurşun sıkıyorlar ve Başbakan, Suudi Arabistan’a giderken Hrant’la ilgili, Oral Çalışlar bir soru soruyor “Onu öldürdüler.” Diyor ki: “O güçler beni de öldürmeye çalışıyor.” Şimdi, o güçler bizi de öldürmeye çalışıyor. Yani niye tepki gösteriyorsunuz? Bir ülkenin başbakanı bile o güçlerin kendisini yok etmeye çalıştığını söylüyorsa ve siz de o katilleri kollamak, korumak gibi bir duruş içerisinde olursanız söylenecek laf yoktur. Hayırlı olsun. (BDP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Siz katilleri savunuyorsunuz ama.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Sakık, benim hiçbir makamda gözüm yok, bunu siz takdir edecek değilsiniz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Olsun, olsun.

BAŞKAN – Siz önce kendinizi sorgulayın. Bir etnik yapı üzerinden bir yerlere varmak istiyorsunuz, önce sorgulanacak konu bu.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – O etnik yapıya gem vurmasaydınız, keşke atalarınız gem vurmasaydı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bu durumda eğer böyle bir şey oluyorsa,  Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonunda yok dört parçalı Kürdistan, yok özerklik meseleleri konuşuluyorsa lütfen, Meclis Başkanı da ilgili komisyona gerekli uyarıyı yapsın. Oralar bu bölgenin, bu milletin bölünme senaryolarının hazırlandığı yer olamaz. Dolayısıyla, sizin gösterdiğiniz iradeyi, lütfen, komisyona da iletmenizi istirham ediyorum.

Teşekkür ederim.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural, buradaki benim gösterdiğim hassasiyeti Barış ve Demokrasi Partisinin haricinde üç siyasi partinin ve sayın grup başkan vekillerinin, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin bakanının ve komisyon başkanın da göstermesi lazım. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğrudur.

BAŞKAN - Burada benim müdahalem Anayasa ve İç Tüzük dâhilindedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğrudur Sayın Başkan.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, bir şey arz etmek istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Öztürk, yok öyle bir şeyimiz. Lütfen…

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Bakın efendim, Anayasa üzerine yemin etmiş bir milletvekili olarak söz istiyorum.

BAŞKAN - Şimdi, önerge üzerinde söz isteyen Gürkut Acar, Antalya Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle, Zonguldak’ta 2 yurttaşımızın ölümüne sebebiyet veren kaza için, ölenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, Zonguldak halkına da başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimizi Cumhuriyet Halk Partisi olarak buradan iletiyoruz. Ali İhsan Köktürk Milletvekilimiz de şu anda orada bulunuyor.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde söz aldım. Bu 12’nci maddede ne diyor? “…aday listesinin Resmî Gazete’de yayımından itibaren, oy verme günü saat 17.00’ye kadar listede meydana gelecek eksilmeler, değişikliği gerektirmez.” diyor. Bu madde konulmasa da olurdu. Kesinleşen listede değişiklik yapılamayacağı zaten olağan bir konudur. O nedenle böyle bir değişiklik önergesi verilmiştir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye garip bir süreçten geçiyor. Demokrasi, kanun, hukuk, adalet, ahlak gibi kavramların anlamsızlaştığı, içinin boşaltıldığı bir dönem yaşıyoruz. Her şey tek kişinin inisiyatifiyle şekilleniyor ve o irade ne diyorsa kanunu da hukuku da ahlakı da yıkıp geçiyor. Bir Anayasa değişikliği yapılıyor, devletin başı seçiliyor ama ne kadar süre görev yapacağı belli değil. Sonra, Başbakan diyor ki “Ben 2014’te köşke çıkayım.” Ona göre, Anayasa’daki beş yıllık süre, kanunla yedi yıla çıkarılıyor. Böyle bir kanun, böyle bir hukuk olmaz değerli arkadaşlar. Eğer Cumhurbaşkanı 2014’e kadar…

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Öyle bir beyan yok.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Efendim, müsaade edin, biz sizi dinledik.

Eğer Cumhurbaşkanı 2014’e kadar görev yapacaksa bu kanunu neden iki yıl önce çıkartıyoruz? Ne acelesi var?

Bakın, 2010’da bir anayasa değişikliği yapıldı, memurlara toplu sözleşme hakkı verildi. 2012 Ocak’tan itibaren geçerli olması gerekiyordu ama bu kanun çıktı mı? Hayır. Toplu sözleşme görüşmeleri başlayabildi mi? Hayır. Ama 2014’te yapılacak seçim için biz şimdi kanun çıkarıyoruz. Bunun nedeni açıktır değerli arkadaşlar: Başbakanın kafası net değildi, şimdi netleşti. Beş yıl, yedi yıl tartışmasının büyümesini önlemek için bu kanun önümüze getirildi. Böyle bir anlayışı, böyle bir kanunu, böyle bir hukuku kabul etmek mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, sevgili milletvekilleri; ben otuz dokuz yıllık bir hukukçu olarak söylüyorum, kanunla Anayasa’nın değişeceğini kabul eden bir öğrenci ebediyen hukuk fakültesinin 2’nci sınıfından 3’üncü sınıfına geçirilmez. Böyle bir şey olmaz! AKP’nin meşhur danışmanları nerededir, hukuk danışmanları? Bu yasayı kesinlikle Anayasa Mahkemesinden geçirmeniz mümkün değildir. Bu mızrak bu çuvala sığmaz değerli arkadaşlarım ve bu tartışmalar hukuken geçersiz tartışmalardır.

Garip bir dönemden geçiyoruz dedim. Hukuk devletine ulaşmak isterken, kanun hükmünde kararnameler sayesinde hukuk devleti bile olmaktan uzaklaştık. Parasız eğitim isteyen çocuklarımızı aylarca hapislerde yatırıyoruz, milletvekilleri aylardır hücrelerde tutuluyor ama ileri demokraside yaşadığımız söyleniyor. İzmir Milletvekilimiz Mustafa Balbay, CMUK’taki açık hükme rağmen, üç yıldır bilgisayarının kopyasını alamıyor; yani kanun işlemiyor ama hukuk devletinden söz ediliyor. Statlarda 19 Mayıs Bayramı yasaklanıyor, “Bayramı halkla kucaklaştıracağız.” deniliyor.  Cumhurbaşkanı, Atatürk’ün adının silindiği Atatürk kurumlarının başına “Atatürkçülük bağnazlıktır.” diyen birini atayabiliyor. Yargıda kadrolaşılıyor, Bakanlık bürokratları Hâkimler Savcılar Yüksek Kuruluna taşınıyor, “Biz yargı reformu yaptık.” deniliyor. Ana muhalefet liderine hukuksuzluğu eleştirdiği için fezleke düzenleniyor ama Türkiye’de ifade özgürlüğünden söz edilebiliyor. Eline pankart alıp “Parasız eğitim istiyoruz.” diyen öğrenciler terör örgütü üyesi olmaktan yargılanabiliyor ama ortada cinayet planının bulunduğu, plandan haberi olanların bulunduğu, birçok ihbarın bulunduğu, silahın, cinayetin olduğu Dink davasında ise örgüt bulunamıyor. İhmalleri, sorumlulukları olduğu söylenen bürokratlar için soruşturma izni verilmiyor ama  bu kişiler terfi ettiriliyor.

Değerli arkadaşlar “Burası Türkiye, olur böyle vakalar.” deyip geçmek mümkün değildir. Bu gidiş iyi bir gidiş değildir. Gerçekten özgür, demokrat, üreten, ürettiğini hakça paylaşan bir Türkiye için herkesin üzerine düşeni yapması gerekir. Kanunla vasiyetname bozan bir anlayıştan hukuk ve adalet beklemek doğru mudur? Bunu göreceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Acar.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşmekte olduğumuz Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde vermiş olduğu önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu tasarının 12’nci maddesi adaylıkta eksilmeyle ilgili bir madde ve aynen şöyle yazıyor: “Birinci oylamada, kesin aday listesinin Resmî  Gazetede yayımından itibaren, oy verme günü saat 17.00’ye kadar listede meydana gelecek eksilmeler, değişikliği gerektirmez.” Bu maddeyle ilgili benzer hükümler, milletvekilliği seçimlerini de düzenleyen ve biraz önceki konuşmamda da zikrettiğim 298, 2820, 2839, 2972 ve 376 sayılı kanunlarda zaten var. Dolayısıyla, burayı sadece kanun tasarısının metnini şişirmek için gereksiz maddelerle doldurup, bu Meclisin zamanını bence meşgul etmenin gereği yok. Bu tasarı metninde bu maddeye de gerek yok. Çünkü zaten söz konusu Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili esas maddeler Anayasa’mızın 101’inci ve 102’nci maddelerinde halk oyuyla, halkımızın oyuyla onaylanarak kabul edildi. Sadece biz bu tasarıyı Anayasa’nın 102’nci maddesinin son fıkrasında “Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usûl ve esaslar kanunla düzenlenir.” denildiği için bugün görüşüyoruz ama hangi usul ve esasları? Gerek Anayasa’da gerekse ilgili seçim kanunlarında var olan usul ve esasları değil, olmayan, uygulamada sıkıntıya yol açabilecek bazı usul ve esasları burada kanun metnine alıp hükme bağlamanın doğru olduğu varsayımından hareket edersek bu maddenin de gereksiz olduğunu ve bundan dolayı bunun tasarı metninden çıkartılması gerektiğini söylüyoruz ve umarım siz de buna hak verir ve  biraz sonra oylamada bu yönde oy kullanırsınız.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bugüne nereden gelindi, bir tekrar etmekte yarar var. 22’nci Dönemde Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu yüce Meclise 367 barajı getirildiğinde Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonuçlandırılamadı ve onun üzerine, 2007 yılı 22 Temmuz seçimlerinden önce, bugünkü Sayın Cumhurbaşkanı, o günkü Cumhurbaşkanı adayımız çıktı ve Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Genel Başkanı başta olmak üzere tüm yetkilileri “Ey milletim, bize Müslüman Cumhurbaşkanı seçtirtmediler.” diye propaganda yaptı ve sizin o günkü, 2007 seçimleri öncesindeki ciddi argümanlarınızdan birisi buydu ve Sayın Cumhurbaşkanı da bu argümanın en önemli kişisi olarak seçim meydanlarında bu propagandayı yaptı ve milletimiz bunu uygun gördü, tekrar, bu Meclise yeniden milletvekili olarak geldiğinde, yüce Meclis, Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Milliyetçi Hareket Partisinin de katkısıyla, o barajı aştı ve bugünkü Sayın Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı seçildi. Ardından gelen referandumla Sayın Cumhurbaşkanının görevinin beş yıl olduğu Anayasa’yla hükme bağlandı.

Dünyanın hiçbir ülkesinde anayasada var olan bir madde kanunla değiştirilmez sayın milletvekilleri. İşte bu kanun tasarısına eklenen son geçici madde, geçici 1’inci maddeyle, Sayın Cumhurbaşkanının mevcut görev süresini yedi yıla öteleyerek 2014 yılına kadar bir defaya mahsus olmak üzere görevde kalmasını buraya eklediniz ve 5+5’le Anayasa’da verilen hakkı Sayın Cumhurbaşkanının elinden üç yılını gasp ettiniz. Şimdi, bu Sayın Cumhurbaşkanı sizin partinizden çıkmadı mı? Siz Cumhurbaşkanı olmasında buna oy vermediniz mi? Peki bu kanunla niçin Sayın Cumhurbaşkanının görev süresinde 5+5’lik imkânı elinden alıyor ve “Bir daha aday olamaz.” diyorsunuz? Bu tasarıyı bu yüce Meclisin neresine yakıştırıyorsunuz? Onun için tekrar ellerinizi vicdanlarınıza koyup Anayasa’nın hükmünü değiştiren bu tasarıyı reddetmeniz gerektiğini söylüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın  Başkan.

BAŞKAN – Arayacağım.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için iki dakika süre veriyorum.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önergeler reddedilmiştir.

Şimdi maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 13 ncü maddesinin 3 ncü fıkrasındaki “konuşmalarında” ibaresinden sonra “tüm adaylar eşit sürede yararlanmak kaydıyla” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Hasip Kaplan                             Sırrı Sakık                           A. Levent Tüzel

                   Şırnak                                       Muş                                      İstanbul

                                      Demir Çelik                            Pervin Buldan

                                            Muş                                         Iğdır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarının 13. Maddesinin

1. 3. fıkrasının “Adaylarla ilgili olarak TRT ile Özel Radyo ve televizyonlarda yapılacak haber ve propaganda çalışmalarında eşitlik ve tarafsızlık ilkelerine riayet edilir. Bu ilkelerin tam ve eksiz olarak yerine getirilmesinde ve 298 Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunda belirtilen müeyyidelerin uygulanmasında Yüksek seçim Kurulu ve Radyo Televizyon Üst Kurulu görevli ve yetkilidir. Özel radyo ve televizyonlar adayların haber ve propaganda faaliyetlerinden ücret talep edemez.”

2. 4. fıkrasının “Cumhurbaşkanı aday listesinin kesinleştiği tarihten itibaren Başbakan, bakanlar ve milletvekilleri hakkındaki propaganda yasakları ile diğer propaganda yasakları hakkında 298 Sayılı Kanun hükümleri uygulanır.”

Şeklinde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

                Faruk Bal                                 Alim Işık                    Hasan Hüseyin Türkoğlu

                  Konya                                    Kütahya                                 Osmaniye

          Yusuf Halaçoğlu                      Özcan Yeniçeri                      Nevzat Korkmaz

                  Kayseri                                    Ankara                                     Isparta

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin, Anayasanın ilgili maddeleri ile TBMM İçtüzüğünün 38 inci maddesine açıkça aykırılık taşıdığından tasarı metinden çıkarılmasını arz ve talep ederiz

          Uğur Bayraktutan                        Ali Serindağ                              Atilla Kart

                   Artvin                                   Gaziantep                                   Konya

       Mehmet Hilal Kaplan                     Ercan Cengiz                             Musa Çam

                  Kocaeli                                    İstanbul                                      İzmir

                Sakine Öz                  Mehmet Volkan Canalioğlu        Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                  Manisa                                    Trabzon                                   İstanbul

                                                          Ali Haydar Öner

                                                                  Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ali Haydar Öner konuşacak.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Haydar Öner, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Öner. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; otuz sekiz yıl mülki idare amirliği yaptım, böyle karmaşık bir yasa çalışması görmedim. Gerçekten de yirmi yılı kaymakamlık, on sekiz yıla yakın dilimi valilik olarak geçen, sayın başbakanları, bakanları, vali olarak da sayın cumhurbaşkanlarını temsil eden bir kimse olarak böyle bir belirsizlik ortamıyla karşılaşmadım.

Devletin başının görev süresi belli değil ama Anayasa saptamış, 101’inci madde yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanlığının görev süresinin beş yıl olduğunu vurguluyor, tıpkı milletvekillerinin görev süresinin dört yıl olduğunu 77’nci maddede belirlediği gibi.

77’nci madde ne zaman düzenlenmiş? 21 Ekim 2007 tarihli referandumla belirlenmiş bir hüküm. 101’inci madde ne zaman belirlenmiş? O da 21 Ekim tarihli referandumla belirlenmiş bir hüküm. Milletvekilleri, 21 Ekim tarihli referandumla belirlendiği üzere, beş yıllık süre yerine dört yıllık süreyle 12 Haziran seçimlerinde görev üstlendiler. Aynı şekilde, 21 Ekim tarihli referandumla belirlenen 101’inci madde, Cumhurbaşkanının görev süresini de beş yıl olarak belirlemiş.

Değerli arkadaşlar, hiç kimseyi dinlemiyorsunuz. Yani bu anlayışla şoför ehliyeti bile alamazsınız çünkü şoförlükte temel kural: Bir yokuş kaçıncı vitesle çıkılırsa aynı vitesle inilir.

Sayın Grup Başkan Vekilimiz ifade etti, geliniz, anayasa değişikliği yapalım ve 101’inci maddedeki görev süresini birlikte saptayalım. Yoksa yükünüz sadece bir şoförün taşıdığı yük kadar basit bir yük değil, Türkiye Cumhuriyeti yüküdür, Türk milletinin yüküdür, meşruiyet yüküdür. Bu kafayla giderseniz Anayasa’yı ihlal suçlamasıyla karşı karşıya kalırsınız.

Düne kadar yargılanmayacaklarını, yargılanamayacaklarını zannedenler bugün yargılanıyorlar, üstelik yüzde 92’yle kabul edilen 12 Eylül Yasası’na konan “12 Eylül yöneticileri yargılanamaz.” hükmüne rağmen bugün karşı karşıya kaldıkları pozisyonu lütfen dikkate alınız.

Şimdi, hukukta “ İçtihada mütehammil.” denen durumlar vardır. Kanun hükmünde kararnameler Meclis açıkken çıkarıldı, çıkarılmadı, kanun yerine geçer, geçmez tartışılabilir ama Anayasa yerine geçerli kanun çıkarılamaz arkadaşlar. Anayasa yerine geçen kanun çıkarılamaz.

Şimdi, söylenecek pek çok şey var, süre az. Tarih, ibret almak için yazılır ancak ibret almasını bilmeyenler için tekrarlanır. O bakımdan bunu lütfen yeniden düşününüz. Sovyet rejiminde “Pravda” diye bir gazete vardı, Pravda ne yazarsa Sovyet toplumu öyle düşünmek zorundaydı. Şimdi de çoğunluk grubuna ne dikte edilirse öyle karar veriliyor. “Bu devedir.” deniyor, deve olduğuna karar veriliyor, “Kuştur.” deniyor kuş olduğuna karar veriliyor, “zürafa” dense zürafa olduğuna karar verilecek. Yani böyle inatlaşmayla yasama çalışması olmaz değerli arkadaşlarım.

Sayın Başbakan da 13’üncü maddeye kendi unvanını koydurmuş. Hiç heveslenmesin. Bu millet cephede eğilen kişiden Cumhurbaşkanı seçmez. Bu, milletvekili seçimlerine de benzemez. Şeyh Edebali’nin öğüdünü unutup öfkeyi sanat sayanlardan, milletin yarısını diğerine hasım edenlerden Cumhurbaşkanı olmaz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öner.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarının 13. Maddesinin

1. 3. fıkrasının “Adaylarla ilgili olarak TRT ile Özel Radyo ve televizyonlarda yapılacak haber ve propaganda çalışmalarında eşitlik ve tarafsızlık ilkelerine riayet edilir. Bu ilkelerin tam ve eksiz olarak yerine getirilmesinde ve 298 Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunda belirtilen müeyyidelerin uygulanmasında Yüksek seçim Kurulu ve Radyo Televizyon Üst Kurulu görevli ve yetkilidir. Özel radyo ve televizyonlar adayların haber ve propaganda faaliyetlerinden ücret talep edemez.”

2. 4. fıkrasının “Cumhurbaşkanı aday listesinin kesinleştiği tarihten itibaren Başbakan, bakanlar ve milletvekilleri hakkındaki propaganda yasakları ile diğer propaganda yasakları hakkında 298 Sayılı Kanun hükümleri uygulanır.”

Şeklinde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

                                                                                                      Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

Buyurun Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge için tekrar söz aldım. Bu vesileyle tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, söz konusu tasarının 13’üncü maddesi Cumhurbaşkanı adaylarının propagandasıyla ilgili esasları düzenlemekte. Bu “Propaganda” başlığı altındaki 13’üncü maddenin 3’üncü fıkrası aynen şöyle: “Adayların, özel radyo ve televizyonlardaki propaganda konuşmalarında, süre ile ilgili sınırlamalar dışında, 298 sayılı Kanunun ilgili hükümleri uygulanır.”

4’üncü fıkrası da “Propaganda döneminde Başbakan, bakanlar ve milletvekilleriyle ilgili yasaklara ilişkin hükümler dâhil olmak üzere propagandaya dair diğer hususlarda 298 sayılı Kanun hükümleri kıyasen uygulanır.”

Şimdi, burada bir belirsizlik var, “kıyasen uygulanır.” Neyle kıyaslayacağız? Nasıl uygulanacak?

Dolayısıyla, özel radyo ve televizyonlarda propaganda sürelerinin dışındaki diğer usul ve esaslar nasıl olacak, bunlar belirsiz. Parayı bastıran özel televizyonları propaganda süreci boyunca rehin alırsa diğer aday ne yapacak? İşte bu verdiğimiz önerge bunu düzenliyor.

Diyor ki: “Özel televizyonlarda ve radyolardaki propagandalarda adaylardan herhangi bir ücret talep edilmez.” Yani kamu adına görev yapacak olan Cumhurbaşkanlığı makamına aday olan herkes eşit şartlarda bu imkânlardan yararlanır. Dolayısıyla, devletin kontrolü dışındaki diğer ve her gün giderek sayıları da artan, etkinliği de artan özel radyo ve televizyonların, Cumhurbaşkanı adaylarına eşit şartlarda imkân tanımasını sağlayan bir önerge. O nedenle, bunun yerinde bir önerge olduğunu düşünüyoruz ve umarım, siz de aynı şekilde, milletvekili olarak, yasama organının çok değerli birer milletvekili olarak, yürütmenin her dediğine “Evet” demeden bu haklı önerimizi kabul edersiniz.

Değerli milletvekilleri, kullandığımız her oydan bu dünyada ve öbür dünyada sorumluluğumuz var. Bunun vebalini mutlaka vicdanlarımızda değerlendirerek taşıyacağız. Ben, özellikle yürütmenin yani Hükûmetin istediği her kanunu buradan çıkarmak zorundayız anlayışında hareket eden -birçoğunuzu tenzih ediyorum- bazı arkadaşlarımın vicdanlarının sesini dinlemesinin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, bu konuda, Sayın Cumhurbaşkanı ile muhtemel Cumhurbaşkanı adayı Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ileride olabilecek çekişmesine bu yüce Meclis alet edilmemelidir; siz de biz de bunlara alet olmamalıyız.

Eğer Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa’daki hüküm gereği 5+5 usulüne uygun olarak yeniden vatandaşımız tarafından Cumhurbaşkanlığına layık görülür, seçilirse ikinci döneminin sonunda -illa, siz yedi yıl olsun diyorsunuz ya- yedinci yılın sonunda Sayın Cumhurbaşkanı bu görevi isterse istifa ederek bırakır, aynen zamanında olduğu gibi, emanet görevini Sayın Başbakana devredebilir ama siz zorlamayınız bunu yani yedinci yılın sonunda illa Sayın Başbakanı siz Cumhurbaşkanı veya Başkan yapmak istiyorsanız bunun yolu açık ama Anayasa’ya aykırı kanunu bize burada getirip dayatıp da Hükûmetin dayattığı kanunu sizlerin oylarıyla yüce Meclisten geçirerek bize de buna ortak olan insanlar sıfatını koydurmayın çünkü kanun çıktığında hepimizin kanunu olacak. Yani 5+5 olayını zorlayan, Anayasa’ya aykırı olduğunu bile bile, Anayasa Komisyonu Başkanı -hocalığına saygı duyduğum- Sayın Kuzu ısrarla, inanmadığı hâlde, savunarak size bu kanunu dayatıyorsa buna “Dur” deyiniz. Bu yüce Meclisin tarihî görevlerinden birisi bu. Ben bu uyarıyı yapmak zorunda olduğumu hissediyorum. Sizlerin de buna oy vermeyeceğine inanıyorum. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanının bu görev süresi bu kanunla düzenlenemez. Çünkü Anayasa bunu belirlemiş ve bunu kanunla değiştiremeyiz. Biraz önceki Değerli Hatip de uyardı, yarın Anayasa’ya aykırılıktan dolayı sizler, bizler de bu tür sıkıntılarla muhatap olabiliriz. Geliniz, doğru yapalım, bu yüce Meclisin itibarını daha fazla düşürmeyelim. Çünkü vatandaş bize bakıyor. Gözünün içine baka baka “Senin seçtiğin, senin oyunla kabul edilmiş Anayasa’yı ben değiştiriyorum.” diyen siz ve biz milletvekillerine itibar etmeyecektir.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, ancak karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık söz konusu…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Anlaşmazlık olabilecek bir çoğunluk yok Sayın Başkan. İnsaf!..

BAŞKAN - Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 13 ncü maddesinin 3 ncü fıkrasındaki “konuşmalarında” ibaresinden sonra “tüm adaylar eşit sürede yararlanmak kaydıyla” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Levent Tüzel, İstanbul…

BAŞKAN – Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tüzel.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum.

Öncelikle, bu Meclisin işleyişine dair, buradaki kürsü kullanımına, milletvekilinin söz ve düşüncesine gösterilen tepkilere, Sayın Meclis Başkanı ve bir kısım milletvekili arkadaşların tepkilerine değinmek istiyorum. Biraz önce burada bir milletvekili arkadaşımız, Kürt halkından, Kürtlerden, Kürt sorunundan, buna dair düşünceleri ifade ettiğinde, etnik yapılardan söz edilmemesi gerektiği ifade edildi. Etnik yapılar yani Kürtler ülkemizin gerçekliğidir ve yıllardır, Kürt sorunu ve çözümü konuşulmaktadır. Bu milletvekili arkadaşımızın, yine, onu destekleyen bu halkın seçtiği vekiller Mecliste değil, cezaevlerindedir, aylardır bırakılmamıştır seçilmiş olmalarına rağmen ve bu ülkede “Kürt halkı” dediği için, “Kürtlere özgürlük” dediği için, “eşit haklar” dediği için binlerce insan tutuklanmıştır, cezaevindedir. Yani bu ülke âdeta bir toplama kampına dönüştürülmüştür. Şimdi, bunlar bizim gerçekliğimiz ve biz, bu gerçeklikleri burada konuşmak, çözüm üretmek, Türkiye’de yaşayan bütün halkları, değişik dilleri, inançları, kültürleri, etnik yapıları farklı olan milyonlarca yurttaşı bir arada geleceğe taşımak yükümlülüğüyle karşı karşıyayız. O nedenle, burası eğer milletin kürsüsü olacaksa Sayın Meclis Başkanı da, değerli milletvekilleri de buradaki üretilen, söz edilen düşüncelere saygı göstermek ve kürsü dokunulmazlığına saygı göstermek, görüşlere saygı göstermek durumundadır. Dolayısıyla burada birbirimizi terbiye etmek, bu yönüyle uyarmak… Ben bu tutumu, bu tavrı doğru bulmuyorum.

Şimdi, en çok konuştuğumuz nedir? Bugün Türkiye’nin en çok konuştuğu kavram “adalet” kavramıdır, “hak ve özgürlükler” kavramıdır ve ülkemiz dokuz yılı aşan bir süredir adında “adalet” kavramı olan Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından yönetilmektedir. Yönetilmektedir de yani adalet karşılığını buluyor mu, hak ve özgürlükler gelişiyor mu, nedir gelmiş olduğumuz nokta? İşte, bugün Meclis bunun önemli bir alanını dolduran Cumhurbaşkanının seçimi yasasını konuşuyor, yine Meclisin Anayasası olan İç Tüzük Anayasa Komisyonunda görüşülüyor, Sayın Adalet Bakanı da “üçüncü yargı paketi” adı altında bir reform paketi sunuyor ama bakıyoruz demokrasinin, hak ve özgürlüklerin önünde en temel engel durumunda olan Ceza Yasası, Terörle Mücadele Yasası olduğu gibi duruyor. Yani bizlerin ihtiyacı olan birtakım suçların hafifletilmesi, birtakım tutukluluk sürelerinin azaltılması değil ki, asıl “suç” kavramını yani hak ve özgürlükleri suç olmaktan çıkartacak birtakım düzenlemelerdir, Hükûmetten de, Adalet Bakanından da beklenen budur. Yani büyüyen adalet değildir, özgürlükler değildir, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü suç olmaktan çıkmamaktadır.

Şimdi bakıyoruz, bu düzenlemeler, bugün de tartıştığımız Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu Tasarısı, toplumun en geniş kesimlerinin ihtiyaçlarına yanıt veren değil ama bugün devletin yeniden düzenlenmesinde Adalet ve Kalkınma Partisinin tek parti egemenliğini, âdeta devlette tek görüşün, tek düşüncenin egemenliğini sürdürmek isteyen bir düzenleme olarak önümüze geliyor.

Yargı, özel bir yargı olmuştur, özel hukukun yürütüldüğü bir alan olmuştur. Şimdi, bugün 19 Ocak. Bugün İstanbul’da on binlerce insan tıpkı beş yıl boyunca olduğu gibi yürümüştür “barış” diyerek, “adalet” diyerek, “kardeşlik” diyerek. Yıllardır bu ülke bu tabloyu yaşıyor ama sonuç itibarıyla iki gün önce verilen karar, bir kez daha bütün bu milyonların isteğini hüsrana uğratmıştır. Beş yıl önce gazeteci-yazar Ermeni olduğu için, sadece düşüncelerini barıştan yana ortaya koyduğu için, aydın yürekli, aydın kafalı bir insan olduğu için birtakım tetikçiler tarafından öldürülmüştür. Ama sıkılan o kurşunlar aslında ülkedeki barış arayışına dönük sıkılan kurşunlardır. Şimdi bu insanlar, bu yürüyen insanlar adil bir yargılama istediler, gerçek suçluların cezalandırılmasını istediler ama devlet ve yargı bilerek bu aydınlanmayı, bu cezalandırmayı sağlamadı, bu gerçekliğe ulaşmayı sağlamadı.

İşte asıl tehlikeli olan bu iktidar anlayışının, bu adalet anlayışının, bu yargı mekanizmasının ülkemizdeki halkların ortak yaşamını giderek ortadan kaldırmasıdır. Kendimizi nasıl güvende hissedeceğiz? Kimse kendisini güvende hissetmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – O nedenle, tarihle yüzleşmedikçe, tarihimizi aydınlatmadıkça bu güveni sağlayamayız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tüzel.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde üç önerge vardır; okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 14 üncü maddesinin 3 ncü fıkrasındaki “geçemez” ibaresinden sonra “tüm adaylara hazineden eşit olarak elli milyon lira yardım yapılır” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Hasip Kaplan                             Sırrı Sakık                           A. Levent Tüzel

                   Şırnak                                       Muş                                      İstanbul

              Demir Çelik                           Pervin Buldan                           Halil Aksoy

                    Muş                                         Iğdır                                        Ağrı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarısının 14. maddesinin:

1. 1. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını,

2. 2. fıkrasının ikinci cümlesinin “Adayların adaylığının kesinleştiği gün mal bildirimleri mal bildirimi Resmi Gazete yayınlanır.” şeklinde değiştirilmesini,

3. 3. fıkrasının “Yüksek Seçim Kurulunun Resmi Gazetede ilan ettiği kesin aday listesinde bulunan adaylara ilk tur için on milyon lira ikinci tur için iki milyon lira Maliye hazinesinden yardım yapılır. Yapılacak hazine yardımı Yüksek Seçim Kurulunun belirleyeceği banka hesabına yatırılır. Adaylar bu hesaptan avans şeklinde nakit para alabileceği gibi seçim masraflarını keşide edecekleri çekle de ödeyebilirler. Harcama belgeleri her seçim turunu takip eden 10 gün içinde ibraz edilir. Yüksek Seçim Kurulu 30 gün içinde harcama belgelerini gerektiğinde ilgili kurumlardan yardım alarak tamamlar, eksik belgenin tamamlanması veya harcama ile ilgili açıklama için adaya 15 günlük ek süre verebilir, harcanmamış yardım miktarını ve usulsüz harcanan miktarı hazineye irat kaydına ve hesap sonuçlarını Resmi Gazetede ilanına kesin olarak karar verir. Adaylar hiçbir kişi, kurum ve kuruluştan bağış, yardım, borç ve sair adlar altında menkul ve gayrimenkul kabul edemez.” şeklinde değiştirilmesini,

4. 4. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını,

5. 5. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını,

6. 6. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını,

7. 7. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını,

8. 9. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını,

Arz ve teklif ederiz.

                Faruk Bal                    Hasan Hüseyin Türkoğlu               Nevzat Korkmaz

                  Konya                                   Osmaniye                                   Isparta

            Özcan Yeniçeri                      Yusuf Halaçoğlu                     Seyfettin Yılmaz

                  Ankara                                    Kayseri                                     Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesinin, Anayasanın ilgili maddeleri ile TBMM İçtüzüğünün 38 inci maddesine açıkça aykırılık taşıdığından tasarı metninden çıkartılmasını arz ve talep ederiz.

          Uğur Bayraktutan                        Ali Serindağ                              Atilla Kart

                   Artvin                                   Gaziantep                                   Konya

       Mehmet Hilal Kaplan                     Ercan Cengiz                             Musa Çam

                  Kocaeli                                    İstanbul                                      İzmir

                Sakine Öz                  Mehmet Volkan Canalioğlu        Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                  Manisa                                    Trabzon                                   İstanbul

                                                           Bülent Kuşoğlu                                  

                                                                  Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle belirteyim ki muhalefet için değil, samimi olarak bu konuda, özellikle 14’üncü maddeyle ilgili görüşümü belirtmek için kürsüdeyim, huzurunuzdayım.

14’üncü madde “Adaylara yardım” başlığını taşıyor, “Adaylara yardım.” Adaylara ne için yardım edilir? Kampanyaları için, seçim kampanyaları için yardımda bulunulacak. Sizler de seçim kampanyalarınızı yürüttünüz, hem parti olarak hem de bireysel olarak kampanyalarınızı yürüttünüz. Yapılan harcamalarınızın ne kadarı ayniydi -nasıl hesapladınız bilmiyorum ama- ne kadarı nakdîydi? Size yardım edenlerin ne kadarı nakit olarak size yardım ettiler, ne kadarı ayni olarak yardımda bulundular? Yani taşıt aracını veren, sizin hizmetinize bir yer kiralayan, sizin adınıza, kendi adına daha doğrusu ama size veren, bazı eşantiyonları bastıran, kalem, defter, anahtarlık, vesaire gibi şeyler yapan tanıtımınız için. Hangisi daha fazlaydı? Bütün harcamalar sonuçta ayni harcamaya dönüşmüyor mu? Şimdi, bu 14’üncü maddeye bakın tamamen nakdî harcamayı düzenlemiş, tamamen. Onlarda da çok önemli yanlışlıklar var, uygulanması gerçekten mümkün değil.

Sayın Bakan, Sayın Başkan; gerçekten mümkün olmayan, burada… Plan ve Bütçe Komisyonu yukarıda toplantıda. Ben şimdi buraya geldim. Değerli meslektaşlarımın hemen hemen hiçbirisi de yok burada ama hiçbir maliyecinin ya da iş adamının, bu işi bilen birisinin onay vermeyeceği bir madde bu, uygulamada da gerçekten skandala yol açacak bir madde bu.

Bakın, şimdi Cumhurbaşkanı adayları ne için propaganda yapar?

Yani ekonomiyi değiştirme, dış politikayı değiştirme yetkisi yok. Bir hükûmet var, bir bakanlar kurulu var, halktan yetki almış bir hükûmet varken Cumhurbaşkanı adayı ne diye propaganda yapacak? Anayasa’ya göre yetkisi belli, sorumluluğu belli, “Devleti temsil eder.” diyor, “Ben çok iyi devleti temsil ederim, yasaları çok iyi onaylarım.” mı diyecek! Ekonomiyle ilgili, halkın problemleriyle ilgili hiçbir şekilde bir vaatte bulunamayacak. Nasıl propaganda yapacak, ne için propaganda… Çünkü, Anayasa’daki yetkileri ile halk tarafından seçilmesi arasında tezat var. Ya halk tarafından seçiliyorsa halkın sorunlarıyla ilgili bir şeyler söyleyebilmeli, böyle bir yetkisi olmalı ya da böyle bir düzenleme olmamalı. Bir bu. Propagandayı geçiyorum.

İkincisi, kampanyası nasıl olacak? Şimdi 14’üncü maddeye bakalım. İkinci bendinde diyor ki: “Tüm adaylar topluca Yüksek Seçim Kuruluna bildirimde bulunurlar. Ancak, mal bildirimi, seçim sonuçlarının kesinleşmesi…” Sadece seçilen aday için açıklanıyor. Neden seçilen aday için? Adayların mal bildirimlerinin en baştan açıklanması gerekir. En baştan, halkın huzuruna çıktıklarında mal bildirimlerinin açıklanması lazım. İki: Üçüncü bentte diyor ki: “Her kişinin adaylara yapabileceği nakdî yardım miktarı…” İşte yüksek devlet memuruna bağlanmış. Zannediyorum 8 bin küsur lira, bunu geçemez. Peki, ben ayni yardım yapmak istiyorum; bir yer vermek istiyorum, bir gazete ilanında bulunuyorum, o milyonlar tutuyor. Vereceğim yer, taşıt aracı, emrine bir helikopter tahsis ediyorum, bir uçak tahsis ediyorum, bir danışmanlar ordusu tahsis ediyorum kendisine. Gerekiyor çünkü bir kampanya için, tüm Türkiye’de yürütülecek. Bunlar için herhangi bir kısıt yok. Sadece nakit için, 8 bin küsur lira için bir kısıtlama var. Bu tür yardımlar, desteklerle ilgili hiçbir kısıtlama yok. Olur mu böyle bir şey, mümkün müdür, bu yürür mü? Bu maddeyle bu işin yürümesi mümkün değildir, hakikaten değildir.

Alınan yardım ve bağışlarla ilgili olarak da bir yeminli mali müşavirin, 3568 sayılı Yasa’ya göre bir denetim yapması mümkün değildir. Sadece nakitle ilgili denetim yapabiliyorsunuz; nakdin de belli bir kısmı, Yüksek Seçim Kurulu tarafından bildirilen kısmı makbuzla alınıyor, üstü bankaya yatırılıyor.

Bununla ilgili daha açıklamak istediğim çok şey var -sürem bitmek üzere- ama bu maddenin gerçekten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – …tekrar düşünülmesi, metinden çıkarılması lazım, yoksa Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bir skandala imza atmış oluruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kuşoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarısının 14. maddesinin:

1. 1. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını,

2. 2. fıkrasının ikinci cümlesinin “Adayların adaylığının kesinleştiği gün mal bildirimleri mal bildirimi Resmi Gazete yayınlanır.” şeklinde değiştirilmesini,

3. 3. fıkrasının “Yüksek Seçim Kurulunun Resmi Gazetede ilan ettiği kesin aday listesinde bulunan adaylara ilk tur için on milyon lira ikinci tur için iki milyon lira Maliye hazinesinden yardım yapılır. Yapılacak hazine yardımı Yüksek Seçim Kurulunun belirleyeceği banka hesabına yatırılır. Adaylar bu hesaptan avans şeklinde nakit para alabileceği gibi seçim masraflarını keşide edecekleri çekle de ödeyebilirler. Harcama belgeleri her seçim turunu takip eden 10 gün içinde ibraz edilir. Yüksek Seçim Kurulu 30 gün içinde harcama belgelerini gerektiğinde ilgili kurumlardan yardım alarak tamamlar, eksik belgenin tamamlanması veya harcama ile ilgili açıklama için adaya 15 günlük ek süre verebilir, harcanmamış yardım miktarını ve usulsüz harcanan miktarı hazineye irat kaydına ve hesap sonuçlarını Resmi Gazetede ilanına kesin olarak karar verir. Adaylar hiçbir kişi, kurum ve kuruluştan bağış, yardım, borç ve sair adlar altında menkul ve gayrimenkul kabul edemez.” şeklinde değiştirilmesini,

4. 4. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını,

5. 5. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını,

6. 6. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını,

7. 7. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını,

8. 9. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını,

Arz ve teklif ederiz.

                                                                                                      Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, bu adaylara yardım konusu komisyonda çok tartışıldı. Kısa bir açıklama yapmak istedim bu çerçevede.

Bağış yöntemi, hazine desteği karma yöntem var. Getirilen tasarı, Hükûmetten gelen tasarı bağış yöntemini benimsemiş. Tabii buradaki metinler karma yöntemi önemsiyor yani öneriyor ama şu anda buna karar vermek mümkün de gözükmüyor.

Bu çerçevede biz katılamıyoruz. Belki ileride düzeltilebilir bu, karma yönteme geçilebilir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kaç sene sonra Sayın Başkan?

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 138 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerine verdiğimiz değişiklik önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı, bir siyasi partinin iradesinin ve hükûmet olma meselesinin dışında ve üstünde, bütün Türkiye’yi temsil eden en önemli makamdır.

Cumhurbaşkanlığı görev süresiyle ilgili yapılan siyasi, hukuki yorum ve değerlendirmeler, devletin en üst makamının tartışmaların odağına yerleşmesi, bu yüksek görevin saygınlığı açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Bu kapsamda fikir beyan eden çevreler, siyasi fıtratlarına ve ideolojik meşreplerine göre pozisyon almışlar ve çözümün tarafı olmaktansa anlaşmazlığın bir uzantısı olmayı tercih etmişlerdir.

Görülmektedir ki AKP Hükûmetinin ezbere, hazırlıksız ve karşılaştığı dönemsel zorlukları aşma adına geçmişte yaptığı anayasa değişiklikleri Türkiye’yi yeni açmazlara ve çıkmazlara sürüklemektedir.

Burada dünden beri tartışılıyor. Evet, değerli milletvekilleri, 2007 yılında -hepimiz biliyoruz- Abdullah Gül Bey, Milliyetçi Hareket Partisinin de Meclise katılmasıyla beraber Cumhurbaşkanı seçildi ve daha sonra Ekim 2007 yılında referanduma gittik.

Ben, şimdi iki gündür bu tartışmalar neticesinde Adana’da tesadüfen seçmenlere sordum “2007 yılında neye göre oy verdiniz?” diye ve orada yüzde 90’a yakını “Evet, biz Cumhurbaşkanlığını ‘5+5’ şeklinde değerlendirerek oy verdik.” diyorlar.

Buradan kendisine saygı duyuyorum, Komisyon Başkanı Burhan Kuzu Hocamı severim, sayarım ama Allah rızası için bir kendi seçim bölgende, İstanbul’da bir sor bakayım vatandaşlar 2007 yılında neye göre oy vermişler?

Şimdi, sizin genel yapınız, işinize geldiği zaman millet iradesinden bahsedersiniz. Peki, bu milletin iradesi ne olacak? Millet buna göre iradesini ortaya koydu, referandumda oy verdi. Gerçi, bu, sizin ilk yaptığınız şey değil. Biliyorsunuz, Sayın Başbakanınız, Habur’da…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sizin de Başbakanınız.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - …kardeşlik açılımını ortaya koyarken önemli söylemlerde bulundu ve sizler alkışladınız. Orada teröristleri davulla, zurnayla karşılayan bir ekip vardı. Mahkemeler -Adalet Bakanı burada- orada çadır mahkemeleri kuruldu. BDP’yle beraber alkışlıyordunuz. Oslo’da yaptığınız, Hükûmet adına, Başbakan adına temsilcisi MİT Başkanı görüşürken hep beraber alkışlıyordunuz. Bugün ne oldu?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Devlet adına…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Devlet adına değil efendim, Başbakanın temsilcisi olarak Oslo’da görüşen kişi var. O zaman da Milliyetçi Hareket Partisi diyordu ki, “Terörle müzakere yapmayın. Terörle mücadele yapılır.” diye başta Genel Başkanımız olmak üzere sizi defaatle uyardık. Ama yıllar sonra… O zaman bize dediniz ki: “Sizin anlayışınızla bunlar çözülmez. 90’ların anlayışıyla bunlar çözülmez.” Evet, bizim söylediklerimize bugün geldiniz. Türkiye’de bir Kürt sorunu yoktur bir PKK ve terör sorunu vardır. Bu kürsüden de devletin varlığı ve bağımsızlığı üzerine, bu ülkenin birliği, bütünlüğü üzerine yemin eden herkes bu yeminine sadık olarak kalmak zorundadır.

Bedelli askerlikle ilgili aynısını yaptı Sayın Başbakan. Kendisine soruyorlar bedelli askerliği getirmeyi düşünüyor musunuz? Diyor ki, “Böyle bir şey olur mu? Parası olanlar bu ülkede para vererek askerliği yapmayacaklar, parasız olanlar askere gidecek. Biz kimsesizlerin kimsesi, sessiz yığınların sesi olmak üzere Hükûmet olduk ve iktidar olduk.” diye üzerine basa basa söylüyor. Ne değişti de iki hafta sonra bedelli askerliği getiriyorsunuz?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Siz bedelli çıkartmadınız mı?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ben demiyorum, Sayın Başbakan diyor, aç oku, aç oku!

Yani, bu şekilde…

Şimdi de “kardeşim” dediği Abdullah Gül’ün görev süresiyle ilgili oturdu, hesap yaptı, hesap. Ne hesabı yaptı? Acaba beşin üzerinden hesap yaparsak mı, yedi yıl üzerinden hesap yaparsak mı daha iyi olur diye hesabını kurdu ve “Burhan Ağabey…” dedi, daha önce de söylediği gibi hani “Anayasa üzerinde bir hazırlık yap.” dedi ya Burhan Kuzu Bey’e, gene “Bir çalışma yapın.” dedi. Nedir? Efendim, Abdullah Gül’ün süresi beş yıl değil yedi yıldır diye. Şimdi, elinizi vicdanınıza koyun ve soruyorum size: Sayın Burhan Kuzu Bey’e deseydi ki Sayın Başbakan: “Biz hesaplamalarımızı yaptık, Abdullah Gül Bey’in süresi beş artı beş, buna göre bütün planlamalarımızı yaptık.” Burhan Kuzu Bey de Hükûmet adına bu önergeleri getirselerdi buradan yine aynı anlayışla Hükûmetin yetkilileri, AKP’nin milletvekilleri çıkacaklardı, bu şeyi savunacaklardı. Bunu vicdanınıza soruyorum. Yani bir sorun…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Siz de yedi yılı savunacaktınız.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Efendim, sizin söylediğiniz işte, Burhan Kuzu Bey’in getirdiği şey ortada. Bunu getirseydi de bunu savunacaktınız. Bunu sizin vicdanlarınıza havale ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Evet, ben yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 14 üncü maddesinin 3 ncü fıkrasındaki “geçemez” ibaresinden sonra “tüm adaylara hazineden eşit olarak elli milyon lira yardım yapılır” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Halil Aksoy, Ağrı Milletvekili.

Buyurun.

HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce Zonguldak’taki 2 ölümle sonuçlanan olaydan ötürü üzüntülerimi belirtiyor ve ölenlere Tanrı’dan rahmet, ailelerine de sabır ve başsağlığı diliyorum.

Ayrıca, üç gün önce Ağrı Doğubeyazıt’ta elektrik sobasından çıkan yangında bir aile toptan yok oldu. Yoksulluk içerisindeki bu aile elektrik sobası yakıyordu. Elektrik sobasının kablosunun tutuşması neticesinde ev yandı ve anne Hatun Genceli, çocukları Ahmet, Muhammet, Ayşe ve Şenay, İslam yaşamlarını yitirdiler. Bu nedenle de, ölenlere Tanrı’dan rahmet, aileye ve yakınlarına da başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, şunu belirtmeden geçemeyeceğim: İki saat önce Eş Genel Başkanımız Parlamentonun kapısından içeriye girerken yanındaki misafirleriyle beraber aynen bir suçlu muamelesi gördü bu şartlarda. Keza, kürsüde bir arkadaşımız konuşuyordu. Konuşmasının arasında “Kürt”, “Kürtler” ve “Kürdistan” sözcüğü çıktığı, bunları ifade ettiği için doğrudan doğruya kürsüden müdahale edilmesi şartlarında… Keza, binlerce Kürt’ün dillerini istedikleri, kültürlerini istedikleri, kimliklerini istedikleri için cezaevlerine tıkıldığı şartlarda bu kanun maddesi üzerinde konuşmak kolay olmasa gerek. Ama ne var ki, seçilecek olan Cumhurbaşkanı aynı zamanda Kürtlerin de Cumhurbaşkanı olacağından buna izafeten madde çerçevesinde kısaca görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Öncelikle belirtmek gerekir ki Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini düzenleyen anayasa değişikliği Anayasa’ya, dolayısıyla da parlamenter sisteme aykırıdır. Cumhurbaşkanı herhangi bir siyasi parti programı olmayan, partiler üstü, tarafsız bir kişiliktir. İşlevi itibarıyla da bir kurumdur. Oysaki başkanlı parlamenter sistem açısından düşünüldüğünde yukarıda açıklanan temel mantığın sarsıldığı görülür. Çünkü bu sistemde sadece Parlamentoya girmek için yarışan, bu yarışı kazandıktan sonra Parlamentodaki çoğunluğu, Hükûmeti kontrol eden siyasi parti değil, devlet başkanı da bir siyasi programla seçmen karşısına çıkmak zorundadır. Halk tarafından tercih edilmek için devlet başkanı da aynen siyasi partiler gibi seçim meydanlarına inecek, propaganda yapacak, seçmenlere birtakım vaatlerde bulunacaktır. İşte, başkanlı parlamenter sistemde esas sorun buradadır.

Değerli milletvekilleri, eğer devlet başkanı, hükûmet ve parlamento çoğunluğu aynı dünya görüşüne sahipse büyük ihtimalle bu üç organ birbirine engel olmayacak, aksine aynı siyasi programı hayata geçirmek için iş birliği yapacaklarsa -ki yapacaklardır- bu durumda meşruiyet krizi ihtimali oldukça yüksektir. Devlet başkanının tarafsızlığı büyük ölçüde burada zedelenecektir, aksi durumda bir yandan tarafsızlık tartışması yaşanacak, diğer yandan meşruiyet krizine yol açacak bir kutuplaşmanın zemini de hazırlanmış olacaktır.

Şöyle ki: Devlet başkanı ve çoğunluk partisi farklı programlarla seçmenlerin karşısına çıkacak, iktidara geldiklerinde yapmayı vaat ettikleri icraatlar farklı dünya görüşlerini de yansıtacaktır. Yarışan siyasi partiler iktidara geldiklerinde yasama çoğunluğunu ve hükûmet yetkilerini programlarıyla yaşamlaştırmak isteyeceklerdir.

Peki devlet başkanı seçim meydanında verdiği sözleri nasıl yerine getirecektir? Demin de ifade ettiğimiz gibi, başkanlı parlamenter sistemde devlet başkanı tarafından seçilen ama yetkisiz bir devlet başkanıdır. Bu bakımdan bakıldığında Anayasa’ya bir aykırılık vardır.

Tasarının 17’nci maddesiyle düzenlenen adaylara yardım konusu, Cumhurbaşkanlığı seçiminin meşruiyetini ve Cumhurbaşkanının tarafsızlığını da bağımsızlığını da ciddi ölçülerde olumsuz etkileyecektir. Gerçek kişilerden yardım ve bağış alınması, Cumhurbaşkanı seçilen kişinin kendisine yakın sermaye gruplarının ya da kişilerinin etkilerinde kalmasına da neden olmayacak mıdır? Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı böylelikle tarafsızlığını da yitirecektir. Bu nedenle tasarının bu maddesinin değişmesi kaçınılmazdır.

Önergemizin kabul edilmesi dileğiyle saygılar sunuyorum, teşekkürler ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime 18.15’e kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.32


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 18.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

138 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, geçici 1’inci madde dâhil olmak üzere 15 ila 24’üncü maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili.

Buyurun Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümünün tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce bir şeyi ifade etmek istiyorum. Biraz önce burada çok değerli bir milletvekili “Kürdistan” kelimesi kullandı. Kürdistan’ı Türkiye Büyük Millet Meclisinde aramaya gerek yok. Sevr Anlaşması’na bakarsanız, 62’nci maddesinde “Kürdistan” diye bir terim vardır. Atatürk’ün Meclisinde, Mustafa Kemal’in mabedinde “Kürdistan” adını anmanızı kınadığımı ifade etmek istiyorum. Öncelikle sözlerime böyle başlıyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Atatürk’ün de söylemleri var, biliyorsunuz değil mi?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum. Ben alt komisyonda da görev aldım. Alt komisyonda da diğer 4 milletvekili arkadaşımızla beraber ciddi bir çalışma yaptık. İktidar partisi grubu, Anayasa’yı değiştirebilecek, Anayasa’da tadilat yapabilecek gerekli sayısal çoğunluğa sahip olsaydı, inanıyorum ki bunu bir Anayasa maddesiyle değiştirme yoluna giderdi, yasayla Anayasa’yı değiştirmek gibi bir yol içerisini izlemezdi. Ben Komisyonda yaptığım konuşmalarda da ifade ettim. Dedim ki: “Bu bir siyasal projedir, bir hukuk projesi değildir.” Hukuk fakültelerindeki 1’inci sınıftaki öğrencilere bile sorsanız anayasa hukukunun ilk dersinde şunu öğretirler: “Anayasa’yı ancak bir anayasal düzenlemeyle değiştirirsiniz, Anayasa’yı bir yasal düzenlemeyle değiştirmeniz söz konusu değildir.” Olaya siyasal açıdan baktığımız zaman bu, fazla bizim açımızdan önemli değildir. Şöyle ki önemli değildir: Cumhurbaşkanlığı koltuğunda şahıs olarak kimin oturduğu, siyasal açıdan veya iki yıl Sayın Abdullah Gül oturup arkasından da Sayın Başbakanı oraya oturtmayı düşünüyorsanız bizim açımızdan önemli olan o değildir. Bizim açımızdan önemli olan şudur: Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan kişinin, çok değerli o kişilerin cumhuriyetin temel kazanımlarına, cumhuriyetin değerlerine önem vermeleridir. Bakın, daha dün, iki gün evvel çok önemli bir futbolcuyu, bir gayrimüslim büyüğümüzü kaybettik. Onun cenaze töreninde Fenerbahçe Stadı’nda onun torunu bir kızımız kalktı, dedi ki: “Dedemin en büyük mirası şuydu: Büyükada’ya Mustafa Kemal Atatürk geldiğinde onun elini öpmüştü, onu ölene kadar unutmadı.” Bir Çankaya Köşkü’ndeki Cumhurbaşkanının da en az o gayrimüslim vatandaşımız kadar Mustafa Kemal’e saygı duymasını istiyoruz. Öncelikle onu ifade etmek istiyorum.

Bunun dışında, mevcut Anayasa’yla alakalı, burada birçok milletvekili arkadaşlarım ifade ettiler ama bir kere daha bunları anlatmak zorundayız. Bunu alt komisyonda anlattık olmadı, normal komisyonlarda anlattık, ifade etmeye çalıştık olmadı, şimdi Genel Kurulda da bunları takdirlerinize sunmak istiyorum.

101’inci maddenin ikinci fıkrasında gayet açık, amir bir hüküm var. Bu amir hüküm ne diyor? “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” diyor. Bu yürürlük maddesidir. Eski 101/2’nin maddesi değiştirilmiştir ve şu anda mülga olan bir Anayasa hükmü söz konusudur. Sizin dayanak olarak kabul etmiş olduğunuz 102’nci maddenin son fıkrasında ise “Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usûl ve esaslar kanunla düzenlenir.” ibaresi yer almaktadır. Saygıdeğer milletvekilleri, 102’nin son fıkrasında yer alan hüküm usul ve esaslara ilişkindir, tarihle alakalı bir düzenleme söz konusu değildir. Neden değildir? Çünkü 101’inci maddenin ikinci fıkrasında Anayasa yani kanun koyucu Cumhurbaşkanlığı görev süresinin 5+5 olduğunu açıkça ifade etmektedir. Öncelikle bunu ifade etmek istiyorum. Bu nedenle Anayasa’yla hüküm altına alınmış bir amir hükmün 102’deki gerekçe gösterilerek kanunla düzenlenmesinin hukuken kabul edilmesi mümkün değildir. Usul ve esaslara ilişkin düzenlemeler ancak şu olabilir: Seçime ilişkin pusulalar olabilir, oy kullanma olabilir, onun şekli olabilir, oy pusulalarının düzenlemesine ilişkin olabilir ki bunları da anlayışla karşılayabiliriz.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, hemen arkasından bu 101/2’yi ve 102 sonu desteklemesi anlamında Anayasa’nın yine 11’inci maddesinde hüküm altına alınmış olan “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” ibaresi yer almaktadır, bunu sayın yüce Meclisin takdirlerine sunuyorum. O zaman yürürlükte olan bir 101/2 varken, Anayasa’nın da 11’inci maddesi buna dayanakken siz bir başka hükmü, yürürlükten kalkmış bir hükmü gelip de Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirirseniz bunu anlamakta, hele hukukçular olarak anlatmakta çok büyük zorluk çektiğimizi ifade etmek istiyorum.

6’ncı maddesiyle de alakalı olarak ifade etmek istediğim olay şudur: Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetkiyi kullanamaz değerli arkadaşlarım. Bunu neden ifade etmek istiyorum? Şimdi, gelinen noktada eğer 101/2’yle alakalı bir düzenleme yoksa yani beş artı beş varken siz mevcut Cumhurbaşkanı açısından, 11’inci Cumhurbaşkanı açısından yedi yıllık bir düzenlemeyi önümüze koyarsanız her şeyden önce Anayasa’nın 6’ncı maddesiyle alakalı bir düzenlemenin ihlal edildiği kanaatindeyiz. Eğer siz -ki ben ona inanıyorum- “Eğer bizim sayısal çoğunluğumuz Anayasa’yı tek başına değiştirecek güce sahip olsaydı biz bunu Anayasa’yla getirirdik.” diyorsanız ona da diyeceğim bir söz yoktur ama “Biz bunu nasıl olsa yasayla da geçirsek Anayasa Mahkemesi bunu iptal etmez.” diye düşünüyorsanız, Anayasa Mahkemesindeki sayısal çoğunluğunuza güveniyorsanız ona da bir hukukçu olarak söyleyeceğim herhangi bir söz yoktur.

Çok değerli milletvekilleri, burada tabii bunu yapıyorken en önemli noktalardan bir tanesi usuli kazanılmış haktır, bir usuli kazanılmış hakkı ileri sürmeye çalışıyorsunuz. Öyle bir şeye de katılmamız mümkün değildir. Cumhurbaşkanlığı görevi onursal bir anayasal görevdir, usuli kazanılmış hakkın olması mümkün değildir. Anayasa’nın 104’üncü maddesinde Cumhurbaşkanına Genelkurmay Başkanını atama gibi bir yetkiyi veriyorlar. Eğer burada bir değişiklik yapıp da Genelkurmay Başkanı atama yetkisini biz Sayın Cumhurbaşkanından alırsak Cumhurbaşkanı “Benim usuli kazanılmış bir hakkım vardır, ben Genelkurmay Başkanını atamaya devam edeyim.” mi diyecektir değerli milletvekilleri?

Bunun arkasından tabii en önemli noktalardan biri de hukuki güvence yasağıdır. Kişiler hukuki güvencenin sonuçlarını bilmek zorundadırlar ama Sayın Cumhurbaşkanı seçilmeden evvel süreç tamamlanmamış olsa bile o süreci daha önceden biliyordu yani 31/5/2007 tarihi itibarıyla başlayan süreci, seçilmiş olduğu tarihte görev süresinin beş yıl olduğunu Sayın Cumhurbaşkanı biliyordu. Bu da önemli bir algılama olarak geçmektedir diye düşünüyorum.

Statüde yapılan değişikliklerin hemen uygulanması gerektiğine inanıyoruz hukuken. Burada bir statü değişikliği söz konusudur, bu nedenle bunun derhâl uygulanmasının gerekli olduğuna inanmak istiyoruz.

Bu tasarıda 11’inci maddede ki adaylık konusunda, kamu görevlilerinin adaylığı konusunda -diğer milletvekili arkadaşlarım da söz ettiler- bildiğiniz üzere İçişleri Bakanına, Ulaştırma Bakanına ve Adalet Bakanına getirilen çekinceler bile Sayın Başbakandan esirgenmiştir, istifa gerekçeleri esirgenmiştir. 11’inci madde Sayın Başbakanın adaylığını açıklamaktadır.

13’üncü maddedeki propagandayla ilgili hükümler de bir anlamda bizim dediğimizi doğrulamaktadır. Propagandayla alakalı hükümlerde TRT’ye olmayan bir yetki verilmektedir.

Alt komisyonda da -Sayın Hocam da bunu çok iyi biliyorlar- biz dedik ki daha sonraki maddelerde, Cumhurbaşkanı seçiminden sonra bir yargı makamının, Yüksek Seçim Kurulunun en azından mazbatayı vermesi gerekirken ne yazık ki Türkiye Büyük Millet Meclisiyle alakalı bir öngörüde bulunulmuştur, Meclis Başkanının vermesi gerektiği söylenmiştir. Bütün mutfak çalışmasını yapan en önemli yargı kurumlarımızdan bir tanesi olan Yüksek Seçim Kurulu göz ardı edilmiştir.

14’üncü maddede mali olanaklarla alakalı da bir düzenleme getirilmiştir, Sayın Kuşoğlu burada biraz önce ayrıntılarıyla dile getirdi. Öyle bir sistem yarattınız ki parası olmayan askere gidiyor, parası olan Çankaya’ya gidiyor. Yani bu düzenlemeyi anlamak ve halkımıza anlatmakta zorluk çektiğimizi ifade etmek istiyoruz.

Biraz önce de ifade ettiğim gibi, en temel argümanlarımızdan bir tanesi Anayasa’daki maddeleri yasayla değiştirme gerçeğidir.

Biraz önce Sayın Adalet Bakanının yanına da gittim, kendisi dönem arkadaşımız, sınıf arkadaşımız. Bize anayasa hukuku derslerinde -Sayın Hocamı tenzih ediyorum- ilk öğretilen kurallardan bir tanesi anayasal düzenlemelerin yasal düzenlemeyle olmayacağı gerçeğidir. Sayın Süheyl Hocam da buradalar. Eğer biz bu konuda Ankara Hukuk Fakültesinin 1’inci sınıfında böyle temel bir hata yapmış olsaydık Hoca’m, 2’nci sınıfa bizi geçirmezlerdi diye düşünüyorum. O nedenle çok zorlama bir taleple karşı karşıyasınız. Anayasa’nın amir hükümlerinin ihlal edildiği bir taleple karşı karşıya olduğunuzu düşünüyorum. Bunun, eski Anayasa Mahkemesi yapısıyla -kendi düşüncemiz için diyorum- öyle bir açık hukuk ihlalinin iptal edilebileceğini düşünürdünüz ama biraz önce de ifade ettiğim gibi, sayısal çoğunluk olarak Anayasa Mahkemesinin bir hukuki karar vermeyeceği gerçeğine inanarak, bu şekilde davranarak bir karar ihdası yoluna gidecekseniz bile, biz hâlen hukuka olan inancımızı sürdürmek istiyoruz. Eğer bu olayda, bu konuda bir sakatlığa uğrarsanız -yani Anayasa Mahkemesi süreci muhtemelen gelecektir eğer bu tasarı kanunlaşırsa- Cumhurbaşkanlığı Seçimi Yasa Tasarısı’yla alakalı bir hukuki boşluğun doğacağına inanıyoruz. O nedenle, biz iktidar partisi grubunu, muhalefet partisi milletvekilleri olarak uyarıyoruz: Bu yanlışlıktan bir an önce dönüp doğru olanı, hukukun gereğini, ne yapılması gerektiğine olan inancınızı bizimle beraber sağlamanızı istiyoruz.

Cumhurbaşkanlığı Kanunu Tasarısı metninin bütününe bu nedenle, bu düşüncelerle muhalefet ettiğimizi belirtiyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayraktutan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuz adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Demin Hakkâri’den acı bir haber aldık, bir patlama meydana gelmiş, 13’ü aşkın yurttaşımız yaralı. Allah’tan yaralılara şifalar diliyorum. Umarız ki, daha ciddi bir durum ortaya çıkmaz.

Evet, Meclis tarihin en büyük sorumluluğuyla şu an karşı karşıya. Yeni bir anayasa yapacağız. Bu yeni anayasa bir toplumsal sözleşmedir; toplumun bütün farklı kesimlerini, kültürel çoğulculuğunu, eşit ve özgür yurttaş olmayı, bütün bunları kapsayan özgürlükçü bir anayasa olmak ve Türkiye’de bütün farklılıkları eşit ve özgür bir yurttaş olarak bir arada tutmanın çimentosu olmak zorundadır. Bu kadar önemli, önem arz ettiğimiz bu Anayasa’yla ilgili tartışmaları yaparken bir cumhurbaşkanı seçimini konuşuyoruz. Cumhurbaşkanı da devletin başıdır ve herkesin cumhurbaşkanıdır. Bu ülkede yaşayan, hangi dinden, dilden, ırktan, gruptan, hangi kesimden olursa olsun bu ülkenin yurttaşı olan herkesin cumhurbaşkanı olacak; Türk’ün de, Kürt’ün de, Çerkez’in de, Laz’ın da, Arnavut’un da, Pomak’ın da, yani herkesin ama eşit ve özgür Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının cumhurbaşkanı olacak. Bizi, barışımızı, toplumsal adalet duygusunu, güvenliğini bu sağlar. Peki, biz bunları konuşmak istediğimiz zaman bu kürsüde bir yasakla karşılaşıyoruz, anlamsız, gereksiz. Demin ana muhalefetten bir arkadaş da geldi, burada konuştu. Şaşırıyorum tabii. Hani, iktidar partisi Meclis Başkan Vekili de burada arkadaşlarımızı uyardı. Yani bazı kavramları bize yasaklatmak istiyorlar; “Kürt”ü bize yasaklatmak istiyorlar, yaşadığımız coğrafyayı, “Kürdistan”ı ve bize şunu yapmak istiyorlar: Sanki bu Meclisin kuruluşunda, kuruluş çimentosunda, cumhuriyetin kuruluşunda, Meclisin çatısı altında hiç “Kürt”, “Kürdistan”, “Lazistan”, “Laz”, “Çerkez” isimleri telaffuz edilmemiş, tutanaklara girmemiş. Atatürk, söylemlerinde hiç Kürtlerden, Kürdistan’dan bahsetmemiş. Ta Kanunî Sultan Süleyman’dan gelen mektupları var Fransa’ya yazılmış, Kürdistan’ın, Atatürk’e kadar gelmiş. Sayın Vekilimizden önce bu Meclisin bir ilk Meclis Başkanı var; Atatürk ve Atatürk, söylemlerinin hepsinde “Kürt” ve “Kürdistan” kelimesini kullanmış. Şimdi, siz kalkıyorsunuz, Meclisin ilk kuruluş Başkanı Atatürk’ün söylediği sözleri bize yasaklamaya çalışıyorsunuz, bu kürsüye müdahale ediyorsunuz. Bu olmaz arkadaşlar, bizim gibi düşünmeyebilirsiniz.

Bakın, ben çok fazla şey söylemeyeceğim ama bir cumhurbaşkanlığı makamının tartışmasını yaşıyoruz ve Türkiyelileşmek zorundayız arkadaşlar, hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit ve özgür vatandaşları olmak zorundayız. Darbeler oldu, dilleri yasakladık. Daha öncesi köy isimlerini, dağ isimlerini, ova isimlerini, ırmak isimlerini değiştirdik. “Rize’de Gürcüler var.” dedik, Gürcüceyi yasakladık, “Trakya’da başka diller var.” dedik, Trakya’da yasakladık. 1950’lere gelirken bütün Kürt köylerinin isimlerini olduğu gibi değiştirdik, Türkçeleştirdik, anlamsızlaştırdık, tarihimizi, kültürümüzü değiştirdik, tek tipleştirdik, unutturduk. Asimilasyon budur işte, şovenizm budur, ırkçılık budur, başkasını tanımama budur. Bu anlayışı yıkmak zorundayız. 74 milyonuz arkadaşlar. 74 milyon bütün renklerini ve seslerini ve bütün güzelliklerini bir çiçek bahçesi gibi… Bir çiçek bahçesinde nasıl ki rengârenk çiçekler varsa bütün zenginliklerini ve renklerini barındıran bir Türkiye’miz var. Bu Türkiye’nin, tıpkı bir orkestra gibi her türlü enstrümanın birlikte ahenk içinde çalacağı bir orkestra şefine ihtiyacı var. Böyle bir orkestra şefini, bir devlet başkanını, bir devlet yönetimini özleyen bir toplum var.

Bakın, Agos’a, Taksim Meydanı’ndan yürüyen 50 bini aşkın insan bir Ermeni yurttaşımızın, Ermeni olduğu için, ensesine sıkılan üç kurşunun hesabını ve adaleti aramak için yürüyor. Biz hâlâ yasakla uğraşıyoruz, bu kürsüden bize yasaklar geliyor. Bu kürsünün masuniyeti var arkadaşlar. Yanlış söyleyebiliriz. Bu yanlışlar, yanlış düşünceler sonunda sandıkta mihenge vuruluyor.

Bakın, Atatürk’ün daha El Cezire Komutanına yazdığı “Kürdistan otonom yönetimine…” diye başlayan telgrafları var Meclis Başkanı sıfatıyla. Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi gizli celse zabıtları Türkiye İş Bankası yayınlarından yayınlandı, diyor ki: “Ulusların kendilerini yönetmeleri yetkisi bütün dünyada benimsenmiş bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi benimsiyoruz. Kürtlerin bu döneme kadar yerel yönetime ilişkin örgütlerini kurmuş ve başkanları ile yetkilerini bu amaç için bizce kazanılmış olması ve oyladıklarında kendi kaderlerine gerçekten sahip oldukları Büyük Millet Meclisinin buyruğunda yaşam istekleri yayınlanmalıdır.” diyor. Yani bu Meclis bir çatıdır. Bu Meclis sadece Türklerin Meclisi değil arkadaşlar, bu Meclis Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 74 milyon insanın tapusunu taşıyor. İstiklal Savaşı’nda Kürtler ve Türkler en büyük nüfusa sahip olarak diğer kardeş halklarla beraber, Çerkezlerle, Gürcülerle, Arnavutlarla birlikte İstiklal Savaşı’nı vermedi mi? Afyon Şehitliği’nde yalnız Türkler mi yatıyor? Çanakkale Şehitliği’nde yalnız Türkler mi yatıyor? Yapmayın arkadaşlar! Bizim bu saatte birbirimize bunu bu şekilde yasak çekmemizin hiçbir anlamı yok.

Bakın telgraflarına, Atatürk, İnönü söylemlerinde, cumhuriyetin kuruluşunda, hep bu sözler var. Bu Meclisin ilk tutanakları bunlarla dolu. “Kürdistan’da bulunmaktan kıvanç duyuyorum.” diyor Mustafa Kemal Atatürk. Yasaklayacak mısınız ilk Meclis Başkanına şimdi bunu? Bırakın onu, tutanakların o zamanki dönemine şöyle biraz baktığınız zaman, bakın 1921, bir tutanak: “Efendim, bizim memleket Kürdistan’dır ve altı yüz senedir Kürtler size karşı katiyen zerre kadar bir rûyi muhalefet göstermemişlerdir.” Kardeşlikten dem vuruyor o dönemin milletvekilleri. Bakın, 1923’te, yine o dönemde konuşan milletvekilleri var. Bu tutanakları bu Meclisin arşivlerinden çıkardık. Bunu uzaydan, aydan getirmedik, Potamya’dan getirmedik, muz cumhuriyetinden de getirmedik, bu Meclisin tutanakları. Yusuf Ziya ne diyor o dönemlerde? “Evet” diyor “Arkadaşlar, Kürt vatandaşlar” diyor “Türklerle tevhidi mukadderat” diyor. Yani sizinle tevhidi mukadderat yaparak, kaderimizi birleştirerek hata mı ettik arkadaşlar? Hata mı ettik? Bizi inkâr edersiniz, dilimizi inkâr edersiniz, kültürümüzü inkâr edersiniz, aslımızı inkâr edersiniz, benliğimizi inkâr edersiniz, varlığımızı inkâr edersiniz! Bizim gözümüzün içine baka baka, bizi inkâr edip, bize hakaret edip, aşağılayıp burada, bu kürsüde rezil etmek mi istiyorsunuz? Bu mudur siyaset, bu mudur bu ülkeyi yönetmek arkadaşlar? Değil.

Bakın, o dönemlerde -sadece bu değil- Hakkâri Milletvekili Müfit’in sözlerine bakın; Kürdistan Hükümdarı İdrisi Bitlisî’den başlıyor, Osmanlı dönemindeki birlikteliği ve kardeşliği anlatıyor. Bütün tutanaklarda bunu görürsünüz. 1920, soru önergesi vermiş milletvekilleri, “Kürdistan’da birtakım propagandacılar varmış, bununla ilgili bir araştırma yapalım.” diyor.

Kürdistan neresi Sayın Başkanım? Bu Meclisin tutanaklarını inkâr mı edeceksiniz bize yasak koyarak? Yapmayın bunu, bunu yapmayın. Bizi inkâr ederek bu ülkede birliği, beraberliği, kardeşliği, selameti, barışı, huzuru, demokrasiyi, kardeşliği sağlayamazsınız. Bu hakaretleri duymaktan bıktık, her seferinde de bu kürsüde bunu defalarca söylemekten bıktık.

Peki, Başbakanınız niye “Türkiyeli üst kimliği” dedi? Tutanaklar o kadar çok ki. Hepsini çıkarmıştım, keşke vaktim olsa da bunların hepsini okusaydım. Bunların hepsi Meclisin tutanakları, bunların hepsinin içinde Kürt var, Kürdistan var. Bana nasıl yasak yaparsın Başkanım? Lütfen bu düşüncelerinizden vazgeçin, vazgeçin ve bu kürsü özgür olsun, bunu sizden istiyoruz. Lütfen, bir daha bu tartışma yaşanmasın. Nokta koyuyorum burada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu tartışmayı bitirelim arkadaşlar, özgürce herkes düşüncesini söylesin diyorum, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, bu tasarı 23’üncü Dönemde de gündeme geldi. “Yenilik yapıyoruz, Cumhurbaşkanını artık halka seçtiriyoruz.” sözleriyle müzakerelere başlandı. Müzakereler ilerledikçe bu işin bu kadar kolay olmadığı, parlamenter sistemin özüyle bağdaşmadığı ortaya çıktı.

Biliyorsunuz, cumhurbaşkanının Anayasa’mızda resen yaptığı işlemler aleyhine Anayasa Mahkemesine ve yargı mercilerine başvurulamaz. Tek başına yaptığı işlemler haricindeki bütün kararlarda -ki bunlar Başbakan ve ilgili bakan tarafından imzalanır- yargı önünde Başbakan ve ilgili bakan sorumludur.

Anayasal sistemimizde cumhurbaşkanı, parlamenter sistemlerde rastlanılmayacak kadar önemli görev ve yetkileri haizdir. Bu denli yetkileri olan cumhurbaşkanının Hükûmet ile arasında bugüne kadar sistemi sarsan bir uyumsuzluğu ortaya çıkmamışsa bunun sebebi Hükûmetin siyasi gücünü temin eden halkın oylarıyla seçilmiş olmasıdır. Zaman zaman yaşanan tartışmalar, Hükûmetin halkın oyuyla göreve geldiğini hatırlatmasıyla son bulmuştur.

Başından beri yarınlarda yaşanılacak sıkıntıyı AKP’ye hatırlatıyoruz, bugün de aynı şeyi söylüyoruz: Cumhurbaşkanın halk tarafından seçiliyor olması Hükûmetin meşru otoritesini cumhurbaşkanı karşısında zayıflatacaktır. İki turlu yapılacak bir seçimde kuvvetle muhtemeldir ki cumhurbaşkanı hükûmet eden partiden daha fazla oy alacaktır. Dün Sayın Özal-Akbulut, yine Sayın Demirel-Sayın Çiller arasında, hatta Sayın Gül-Sayın Erdoğan arasında yaşanan uyumsuzluklar emin olun yarın çok daha şiddetli bir biçimde yaşanacaktır. Aynı siyasi çizgiden gelseler bile fiilen iki başlı bir yürütme ortaya çıkacaktır ve bu da sistem krizine sebep olacaktır. Bunun adına artık ne parlamenter sistem ne de başkanlık sistemi diyebiliriz. Olsa olsa, artık dünyada örneği görülmeyen ucube bir cumhurbaşkanlığı sisteminden bahsedebiliriz. Parlamenter sistemimizde böyle bir çift başlılık düşünülmediği için bu kargaşayı ortadan kaldıracak mekanizmalar da öngörülmemiştir. Bu anayasal sapma, ülkemizde rejim ve sistem kavgasına yol açabilecek, ülkemiz birliğine zarar verebilecek, hükûmetçiler ve cumhurbaşkanı taraftarları gibi kutuplaşmaları ortaya çıkaracaktır. Bu gerginlik, yönetim ve insan ilişkileri alanında başka sonuçlar da ortaya çıkaracaktır. Bürokraside ve yargıda seçim sonrasında birtakım hesaplaşmalar, tasfiyeler ya da vicdani olmayan terfi ve taltiflere geçit verecektir.

Görüyoruz ki değerli AKP milletvekilleri, kafanızdan 367 meselesini bir türlü atamadınız. Nasıl bir karabasan görmüş iseniz bu müzakerede ve her konuyu dönüp dolaşıp 367 meselesine getiriyorsunuz, orada takıldınız kaldınız. Bu da tasarının tepkisel bir tasarı olduğu sözümüzü haklı çıkarıyor. Artık bu travmayı atlatın, sağduyuya ve aklıselime yol verin. Hukukta tepkisel düşüncelere işlerlik kazandırmak doğru değildir çünkü etki tepkiyi, tepki de başka yeni tepkileri doğurur. Siyasetin temel fonksiyonu, ortak aklı harekete geçirmek olmalıdır.

Yapılması gereken basit, söylediğimiz riskleri ortadan kaldırmak için, ya cumhurbaşkanının seçim yönteminde eski hâle geri dönülmeli ya da Anayasa’nın 104’üncü maddesindeki cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinde parlamenter sistemin özüne uygun sınırlamalara gidilmelidir. Cumhurbaşkanı sorumsuz olduğu için yetkisiz olmalıdır. Çözüm budur.

AKP, bu büyük sorunu görüp tedbir almak yerine, ülkemizin tek meselesi sanki Cumhurbaşkanının görev süresiymiş gibi basite indirgeme, ufuktaki rejim tehlikesini perdeleme gibi bir yol izliyor.

Değerli milletvekilleri, tasarı görüşülmeye başladığı andan itibaren -birçok konuşmacı da bahsetti- anayasalar ancak anayasa değişikliğini içeren kanun teklifiyle yapılır. Anayasaların koyduğu genel çerçeveye istisna teşkil eden düzenlemeler de öyle. Aksi takdirde Anayasa’mızın son bölümünde yer alan geçici hükümlere ne gerek vardı? Anayasa çıktıktan sonra bir kanunla intikal hükümleri getirerek yaptırabilirdiniz. Bunun birazcık anayasa hukuku bilgisi olanlarca tartışması bile abesle iştigal.

Anayasa değişiklikleri için hükûmet bir tasarı hazırlayamaz. Biliyorsunuz, Anayasa’mıza göre, ancak milletvekillerinin üçte 1’i anayasa değişikliğini teklif edebilir. Bu nitelikteki tekliflerin Genel Kurulda görüşülme usulleri de farklıdır. Anayasa’nın genel hükümlerine istisna getiren bir düzenlemeyi hükûmet tasarısıyla yapmak, Anayasa’yı ve kanunları arkadan dolaşmak değil de nedir? Anayasaları bir anayasa değişikliğiyle değiştirirken Anayasa’nın cumhurbaşkanının görev süresi ve kaç dönem seçilebileceğini düzenleyen ve genel çerçevesini çizen bir hükmü “Ama şunlar için uygulanmaz.” diyerek bir kanun tasarısıyla değiştirmeye çalışıyorsunuz. Bu açıkça Anayasa’ya aykırı bir kanun çıkarmaya yeltenmektir. Sayın Bozdağ Komisyon görüşmelerinde “Bunu yapabiliriz, Anayasa’da bir boşluk varsa bunu kanunla düzenleyebiliriz.” dedi. Bu bir hukukçu görüşü olamaz, olsa olsa hukuku siyasetin ve çoğunluğun emrine sokan bir dayatmacı zihniyetin ifadesi olabilir ve bunu yapmayı kendisine hak gören bu zihniyet daha başka neleri yapmaz, hangi demokratik hukuk devletinin kabullerini çiğnemez varın siz düşünün.

“Efendim, burada bir belirsizlik vardı, düzeltiyoruz.” diyorlar. İyi de bu belirsizlik akşamdan sabaha oluşmadı ki yıllardır vardı, 2007’den beri vardı.

Değerli milletvekilleri sizlerle paylaşmak istediğim bir husus var. Hem milletin bu hususu görmesi hem de kayıtlara geçmesi için dillendirmek istedim. AKP hükûmetlerinde Başbakanlık, Başbakan Yardımcılığı, Dışişleri Bakanlığı yapmış ve bugün de Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan Sayın Abdullah Gül, başta Başbakan olmak üzere AKP sözcülerince yapılan konuşmalarda “Abdullah Bey Kardeşimiz” seslenişine muhatap oldu, sonra bu hitap “Sayın Cumhurbaşkanımız”, “Sayın Cumhurbaşkanı”na çevrildi, sonra “Cumhurbaşkanı” oldu ve en sonunda da “11 no.lu Cumhurbaşkanı”ndan bahseder oldular. Allah hiç kimseyi bugününden daha geriye düşürmesin. Galiba vefa İstanbul’da bir semt imiş bazılarına göre!

Bütün masum pozlarınızı yüzünüze takıp da “Efendim, Anayasa yedi yıl diyordu 11 no.lu Cumhurbaşkanı seçildiğinde nasıl beş yıla indiririz.” filan da demeyin. İşinize geldiğinde “Anayasa’daki boşlukları kanunla doldurabiliriz.” diyorsunuz yahut Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev sürelerinin sınırı olan yaş haddini kaldırıp buna göre seçilmiş insanların sürelerini on iki yıla indiriyorsunuz; mahkemeler devam ederken ceza müeyyidelerini hafifletiyor, kaldırıyor, yandaşlarınızı hâkimin elinden alıyorsunuz… Daha devam edelim mi? Bu düzenlemenin kısaca izahı şudur değerli AKP milletvekilleri: Sayın Erdoğan Köşk’e çıkmaya karar vermiştir, elbette yeterli nitelikleri haiz her Türk vatandaşı gibi onun da Köşk’e çıkma düşüncesi haklı bir düşüncedir, aday olabilir ancak Çankaya’daki, sizin tabirinizle, 11 no.lu Cumhurbaşkanının önünde engel yaratmaması lazımdır, sizin düşüncenize göre. Açıkçası, Köşk’e giden yollarda dikenlerin olmaması lazımdır. Sayın Cumhurbaşkanının aday olarak çıkıp Sayın Erdoğan’ın ayaklarına batabilecek diken olma ihtimali vardır, öyleyse aday yapılmamalıdır.

Bu işi zihninde çözememiş insanlarımıza herhâlde şu şekilde anlatmak daha kolay olacaktır: Değerli vatandaşlarımız, hepinizin bildiği bir pop müzik sanatçımız var, Sevgili Tarkan, Tarkan’ın da bir eseri var: “Gül döktüm yollarına.” diyor. Bunun gibi, gülün yaprakları hem de bu soğuk kış gününde bir bir kopartılıp Erdoğan’ın ayaklarının altındaki yollarına dikenler batmasın diye dökülüyor. E, ne yapalım Sayın Cumhurbaşkanı? Kendi emek ve alın terinizle kurduğunuz parti, AKP “Bu iş buraya kadar.” deyip 12 no.lu Cumhurbaşkanı için kollarını sıvamıştır. İki sene sonra seçilecek 12 no.lu Cumhurbaşkanı için AKP Grubu da “Recebim, Recebim.” deyip gemilerde talim yapmaya başlamıştır! Herkesin bir hesabı var, Allah’ın da bir hesabı var.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Meclisin mehabetine, ciddiyetine yakışmıyor, lütfen!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Hayırlı olsun diyor, Sayın Gül’ün aday olamaması üzerine kurgulanmış bu şahsi düzenlemeyi Türk milletinin takdirine arz ediyor, kıymetli heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Yahya Akman, Şanlıurfa Milletvekili.

Buyurun Sayın Akman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 138 sıra sayılı Cumhurbaşkanı seçimi kanununun ikinci bölümü üzerine şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bendeniz 3 defa bu Parlamento çatısı altında cumhurbaşkanlığı seçimini başından sonuna kadar yaşamış ama 2 defa cumhurbaşkanı seçebilme imkânına kavuşmuş bir arkadaşınız olarak, hasbelkader Sayın Demirel’in görev süresinin uzatılması tarihinde konuşulan 5+5’lerden Sayın Sezer’in seçimine kadar, 367 garabetinden Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesine kadarki bütün süreçleri canlı olarak, bizatihi komisyonlarda ve Genel Kurulda yaşamış olan bir arkadaşınızım. O hikâyenin tamamını veya bir kısmını dahi bu süre içerisinde ifade etme imkânına sahip değilim. Yalnız şunu söylemem lazım: Bugün değiştirmiş olduğumuz Anayasa’nın uyum kanunu niteliğindeki teknik bir düzenlemeyi gündeme getirmiş bulunmaktayız Hükûmetimizin tasarısı olarak ve bu da hiçbir milletvekili arkadaşımızın itiraz edemeyeceği bir gereklilik.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bunu kanunla düzeltemezsiniz.

YAHYA AKMAN (Devamla) – Tartışma konusu olan belki geçici maddeyle ilgili bir konu, onu da şöyle yorumlamak gerekiyor herhâlde: Yani mevcut Cumhurbaşkanımız kendi görev süresiyle ilgili bir tasarrufta bulunamayacağına göre, görevi sadece seçimlerin düzenli bir şekilde işlemesi, gerçekleşmesi olan Yüksek Seçim Kurulunun da bu konuda bir kararının beklenmesi doğru olmayacağına göre, olsa olsa bu çatı altında bu işin düzenlenmesi gerekir idi. Doğru bir şekilde, bir geçici madde ile bu konuyla ilgili de bir çözüm bulunmuş oldu.

Tabii, arkadaşlarımız çok farklı konulara değindiler. Belki bu vesileyle Cumhurbaşkanlığının bugün kullanmış olduğu yetkilerin, yani 1982 Anayasası çerçevesinde kullanmış olduğu yetkilerin parlamenter sistem için biraz fazla olduğunu ifade eden arkadaşlar oldu. Şahsen ben de bu kanaatte olan arkadaşlarınızdan birisiyim. Doğrusu, bana göre, Hocamızın da daha önce ilim adamı olarak yıllardır gündeme getirmiş olduğu gibi, Türkiye için başkanlık sisteminin doğru bir sistem olduğuna inanlardanım. Yani ya başkanlık sistemini kabul edeceğiz ya bugünkü mevcut Anayasa’yı elden geçirip cumhurbaşkanının gerçekten parlamenter sistemlerdeki cumhurbaşkanı gibi daha sembolik nitelikte bir makam olmasını temin ve tesis edeceğiz. Bana göre doğrusu budur.

Konuyla ilgili olarak da, malumunuz olduğu üzere, Sayın Meclis Başkanımızın başkanlığında bir Uzlaşma Komisyonu kurulmuş durumda. Benim de takdir ettiğim üzere, şu güne kadar hakikaten çok faydalı çalışmalar yapıyorlar, yani Türkiye’deki bütün katmanları şahıs bazında, örgütlü toplum bazında, yani bu konuyla ilgili söz söyleyebilecek herkese kapısı açık olan bir sistemle anayasa hazırlık çalışmaları devam ediyor. İnşallah, bu çalışmalar çerçevesinde cumhurbaşkanlığının görev ve yetkileriyle ilgili konu da tekrar ele alınır ve benim, yine ifade ediyorum, temennim olarak dediğim gibi, başkanlık sistemine geçilir, Parlamento da -diğer örneklerinde olduğu gibi, Amerika, Fransa veya Rusya’daki örneğinde olduğu gibi- sadece yasama faaliyetlerine bakan bir fonksiyonu icra eder.

Ben, bu vesileyle, inşallah 2014 senesinde halkımızın seçeceği yeni cumhurbaşkanının memleketimiz için, milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akman.

Şahsı adına söz isteyen Ayşe Türkmenoğlu, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkmenoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 138 sıra sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; 31/5/2007 tarihinde kabul edilen ve 16/6/2007 tarih ve 26554 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, cumhurbaşkanının seçimi ve görev süresi konularında önemli değişiklikler getirmiştir.

2007 yılında genel seçimlerden önce, cumhurbaşkanlığı seçimi süreci yaşanmış maalesef Parlamento cumhurbaşkanı seçememiştir çünkü cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili Anayasa Mahkemesinin bir 367 kararı var. Bu, hepimiz için tarihî bir karar, milat oldu belki de bu sürecin yaşanmasında. 367 garabetiyle amaç ise, Meclisi belki kilitlemek, Meclisin cumhurbaşkanlığı seçimini engellemek, belki de bu vesileyle Türkiye’de bir kriz ortamı yaratmaktı.

Hepimiz biliyoruz ki Meclis tarafından 12 Eylül dönemi öncesinde de cumhurbaşkanı seçilememişti. Ben burada şunu da belirtmek istiyorum: O dönemlerde çocuktuk, hatırlıyorum, televizyonları izlediğimizde her gün “Meclis bugün de toplandı Cumhurbaşkanını seçemedi, Meclis bugün...” Aylarca bu süreç devam etti. Böyle bir süreç herhâlde Türkiye’de yine aranıyordu, böyle bir özlem vardı diye düşünüyorum. Belki de bu 367 diretmesi buna duyulan bir özlemdi. Öyle düşünüyorum ki belki de seçimle halkımızın tercihiyle iktidara gelemeyen güçlerin bu şekilde bir manevrası vardı. Bizler Türkiye’nin geleceği için, Parlamentonun geleceği için düzgün kararlar alabilmeliydik. Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimi kriz olarak yaşanmamalıydı. Türkiye’nin bu tip krizlerle kaybedecek zamanı yok. Dolayısıyla cumhurbaşkanı seçilmesiyle ilgili değişikliklerin yapılması zaruret hâline gelmişti.

Geçen haftadan bu yana Anayasa Komisyonunda da bazı tartışmalar var, dünden beri Mecliste de bu tartışmalar var. Ben de hayretle izliyorum, şöyle, onu söylemek istiyorum: Cumhurbaşkanının nasıl halk tarafından seçileceği, bunun doğru olmadığı -ki dört buçuk yıl önceki bir referandum şu anda yine önümüze getiriliyor- bunun yanlış olduğu belirtiliyor. Halk zaten kararının verdi, artık 12’nci Cumhurbaşkanını halk seçecek.

Buradaki bir eleştiri konusu da “cumhurbaşkanının sorumluluğu yok, dolayısıyla halk seçerse nasıl olacak?” Ben de tekrar bir geriye döndüm, bize hukuk fakültesinde okutulan 82 Anayasası’na göre de zaten cumhurbaşkanının sorumluluğu yoktu 105’inci maddeye göre.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – O zaman Meclis seçiyordu, halk seçmiyordu.

AYŞE TÜRKMENOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla burada, Meclisteki irade de zaten halk tarafından oluşturulmuş bir irade sonuçta. Halk direkt kendisi seçecek efendim.

Bir taraftan da şu var: Ben bunu geçen haftadan beri izliyorum, bu sabah da yine Komisyondaki tartışmalarda vardı -Her ne kadar Komisyon gündemimizde İç Tüzük değişikliği olsa da dönüp dolaşıp bu konuya geliniyor nedense- şöyle söylendi: “Sizler işte, şu anki Cumhurbaşkanının görev süresini yedi yıl yapıyorsunuz, Sayın Başbakana yol açmak için yapıyorsunuz, olmaz.” gibilerinden çeşitli gerekçeler vardı. Ben de şunu anlamıyorum: Cumhurbaşkanlığına seçilme yeterliliğine sahip olan her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Anayasa’nın şartlarını yerine getirmek kaydıyla cumhurbaşkanlığına aday gösterilebilir. O noktada, bizlerin şimdiden cumhurbaşkanlığı seçimi noktasındaki halkın iradesine ipotek koymamız ya da “Şu kişi seçilecek.” ya da “Bu kişi seçilecek.” diye söylememiz ne kadar doğru, peşinen ne kadar doğru, gerçekten anlamıyorum. Ben bunu da bir dipnot olarak söylemek istiyorum.

Bizler cumhurbaşkanlığı seçimi süreciyle ilgili biliyorsunuz “Halk tarafından seçilecek” şeklinde düzenlemeyi 2007’de yapmıştık, referandumu. Biraz önce konuşmaları izlerken muhalefetten ismini hatırlayamayacağım bir milletvekili arkadaşımız dedi ki: “Gidin, bir seçmenlerinize sorun. Halka siz bu şekilde anlatmadınız, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini de bu şekilde anlatmadınız.”

Ben çok net hatırlıyorum -o dönem de bizler milletvekiliydik- 2007 seçimlerinden hemen sonra, ağustos ayı içinde sanırım Cumhurbaşkanını seçmiştik, sonrasında da bizler referandum çalışmaları yaptık ve referandumda şunu söyledik: Zaten 11’inci Cumhurbaşkanını seçmiştik, 12’nci Cumhurbaşkanının bundan sonra Meclis tarafından değil halk tarafından seçileceği ve 5+5 şeklinde olacağını biz halkımıza anlattık. Bizler halkımıza zaten bunu anlattık ve bu şekilde halk buna onay verdi. Sizler anlatmadıysanız o sizin sorununuz, biz halkımıza bunu yeterince, düzgün bir şekilde anlattık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Böyle bir şey denilmez! Böyle bir şey yok.

AYŞE TÜRKMENOĞLU (Devamla) – Tasarının ikinci bölümünde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde aday gösterilmede adaylarda aranacak özellikler, adaylar hakkında yapılacak inceleme, kamu görevlilerinin adaylığı, propaganda ve adaylara yapılacak yardımlar hükme bağlanmaktadır.

Efendim, daha anlatacak çok şey var ama, ben, inşallah, bu yeni çıkacak düzenleme yasasının, uyum yasasının, Anayasa’ya uyum yasasının hayırlı olmasını diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Işık, Sayın Halaçoğlu, Sayın Yılmaz, Sayın Yeniçeri ve Sayın Durmaz sisteme girmişlerdir.

Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu kanun tasarısıyla mevcut Cumhurbaşkanına aziz Türk milletinin 2007 yılında yapılan referandumla vermiş olduğu 5+5 hakkını gasbetmenizin sebebi nedir? Yani yedi yıllık süreyi, artı üç yıl daha görev yapma hakkına sahip olan Cumhurbaşkanına reva görüyor musunuz? Bunun sebebi nedir? Halkın oylarıyla kabul edilmiş bir Anayasa maddesini kanunla değiştirmek hangi demokratik başka bir ülkede daha vardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Sayın Bakan, madde 177: “Bu Anayasa, halkoylaması sonucu kabul edilip Resmî Gazetede yayımlanması ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olur ve aşağıda gösterilen istisnalar ile bu istisnaların yürürlüğe girmesine ait hükümler dışında bütünüyle yürürlüğe girer.”

Bir yasa çıktığı zaman önceki yasaya atıfta bulunmuyorsa, o yasa, yani çıkan yasa diğerinin yerine geçer ve uygulanır. Burada da istisnalarda Cumhurbaşkanlığının beş yıl olmasıyla ilgili veya yedi yıl olmasıyla ilgili herhangi bir değişiklik söz konusu olmadığına göre nasıl Anayasa’yı siz bir kanunla değiştirmeye kalkışıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Bakan, Sayın Cumhurbaşkanının görev süresinin beş yıl olduğunu düzenleyen Anayasa amir hükmüne rağmen, bu tasarıyla yedi yıla çıkararak görev süresinin sonunda tekrar aday olabilmesini engellemenizin sebebi nedir? Bu düzenleme ileri demokrasi anlayışınızın bir göstergesi olarak değerlendirilebilir mi?

Yine, bu tasarıyla Cumhurbaşkanı adaylarının kampanyalarında gerçek kişilerden bağış ve yardım kabul edilmesi Amerikanvari bir yöntemdir. Bu, Cumhurbaşkanının tarafsızlığına gölge düşürmez mi?

Genel seçimlerde gördüğümüz gibi, buzdolabı, televizyon, kömür, koli yardımlarının Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oluşmasını da engelleyebilecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yeniçeri…

Sayın Durmaz…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sayın Cumhurbaşkanının görev süresinin bu kanun tasarısıyla yedi yıla çıkarılmasını, Anayasa’nın amir hükmüne rağmen, doğru buluyor musunuz? Bu uygulamayla yüce Meclise Anayasa suçu işletmiş olmuyor musunuz?

Başkanlık sistemini düşünüyor musunuz?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben, dün Sayın Adalet Bakanına sormuştum, bir cevap verdi, daha sonra tekrar sordum ama bugün Sayın Bakana ileteyim o soruyu.

Tutuklu milletvekilleriyle ilgili olarak “Seçilmelerinde, aday olmalarında, Cumhurbaşkanı adayı olmalarında bir mahsur yoktur, kampanya yürütmeleri de yargıçların takdirine bağlıdır.” demişti. Peki, seçilmeleri hâlinde -ki, biz, şu anda bir kanun hazırlığı yapıyoruz, bütün alternatifleri değerlendirmek durumundayız- en az yüzde 51, ortalama yüzde 60 oy alacak. Yine yargıçların takdirinde mi olacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kuşoğlu.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu şu anda görüşmekte olduğumuz kanunla Anayasa’yı değiştiriyorsunuz. Bundan sonra da kanunları tüzüklerle, genelgelerle, Bakanlar Kurulu kararıyla değiştirmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, buyurun.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekillerine pozitif katkıları için, yorumları için, soruları için teşekkür ediyorum.

Şimdi, herhâlde bazı eleştirileri getiren sayın milletvekillerimize takvimi hatırlatmakta yarar görüyorum. Çünkü Anayasa’nın değiştiğini bu kanunla iddia ediyorlar. Anayasa değişmiyor. Anayasa sadece uyumlu hâle getiriliyor.

Aslında yaşadığımız bu tartışmanın ana sebebi, Türkiye’de Anayasa’yı tanımayan zihniyetlerin Meclisin Cumhurbaşkanı seçmesini engellemek için demokrasiye yaptığı darbelerdir. Çünkü…

ATİLLA KART (Konya) – Harikalar yaratıyorsun Sayın Bakan!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne demek uyumlu hâle getirmek Sayın Bakan?

ATİLLA KART (Konya) – Anayasa’yı da uyumlu hâle getir!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Anlatacağım sayın milletvekilleri, anlatacağım.

Bakın, biz 10’uncu Cumhurbaşkanımızın görev süresi devam ederken bir sonraki Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerekli çalışmaları yaptık. Ama maalesef o zaman, 10 Mayıs’ta kabul edilen Kanun 25 Mayıs’ta Meclise geri gönderildi. 31 Mayıs tarihinde o Kanun aynen kabul edildi ve 16 Haziran tarihinde Resmî Gazete’de yayımlandı. 22 Temmuz’da Türkiye seçime gidiyordu. Bu arada seçim kararı çok önceden alınmıştı ve seçime gidildikten sonra yeni seçilen Meclis, 28 Ağustos 2007 tarihinde Anayasa’nın o günkü yürürlükte bulunan hükümleri uyarınca bugünkü Cumhurbaşkanımızı seçti.

Arkadaşlar, ben de bir milletvekili olarak, içinizde o gün oy kullanan diğer milletvekilleri gibi Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığına oy verirken, bu ülkenin yedi yıl boyunca Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunması için oyumu verdim. O günden sonra, ondan aylar sonra, 21 Ekim 2007 tarihinde halkımızın yüzde 69’unun onayıyla değişen Anayasa maddesi Abdullah Gül’den sonraki cumhurbaşkanının, bir sonraki cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için oy kullandı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Nerede yazıyor?

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Başta niye yazmadınız?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Geçici madde koysaydınız!

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Öyle, öyle, doğru söylüyor, Sayın Bakan doğru söylüyor.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Anlatacağım, bitireyim, müsaade edin. Ben sizin sorularınızı dinledim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Demek Anayasa’ya uyumlu hâle getiriyorsunuz!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Bakın, Cumhurbaşkanı, tarihimizde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçtiği her Cumhurbaşkanı yedi yıl görev yapmıştır. Kimileri, Mecliste yaşanan bazı sıkıntılardan dolayı, yedi yıldan biraz daha fazla bile yapmak zorunda kalmıştır ama Cumhurbaşkanı seçiminin öne çekilme örneği hiçbir zaman yoktur. Cumhurbaşkanı, seçildiği gün, yedi yıllığına seçilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Seçilmiyor ki zaten! Kanun ondan önce çıktı.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Halk tarafından seçilecek olan, direkt halk tarafından seçilecek olan bir Cumhurbaşkanı beş yıllığına seçilir. Eğer halk ondan memnun kalır, o da ikinci bir dönem aday olursa, ikinci bir beş yıllığına seçilebilir ama Meclis tarafından seçilmiş bir Cumhurbaşkanının süresini kısaltmaya kalkmak, yedi yıldan beş yıla indirmeye kalkmak hiçbirimizin hakkı değil çünkü kendisi, o hakkı, seçildiği günde kazanmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen indirdin ya! 31 Mayısta indirdiğin zaman ne yaptın? 31 Mayısta indirdiğin zaman o kararı almıştın sen!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Şimdi, dediler ki: “Bu, sizin ileri demokrasinizin bir yansıması mı?” Evet, çünkü biz milletin, artık, kendi Cumhurbaşkanını seçmesini arzu ediyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Milletin oyunu da gasbetmeye kalkıyorsun Sayın Bakan!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Milletin seçeceği Cumhurbaşkanı 5+5 koşullarında görev yapacaktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye seçmiyorsun o zaman? Niye iki yıl erteleniyor? Niye kaçıyorsunuz ya?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Kaçılan bir şey yok Oktay Bey!

OKTAY VURAL (İzmir) – İki yıl önce yapıyordunuz!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Biz, burada aldığımız kararın arkasındayız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakanım, siz Genel Kurula hitap edin, Genel Kurula.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Ben, burada yedi yıllığına Cumhurbaşkanını seçmiş bir milletvekili olarak…

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye bu kadar korkuyorsunuz?

BAŞKAN – Müsaade edin sayın milletvekilleri, Sayın Bakan cevap veriyor.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – …oyumun arkasındayım, irademin arkasındayım.

OKTAY VURAL (İzmir)- Anayasa Mahkemesine mi başvuracak Cumhurbaşkanı?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Siz, milletin iradesine eğer saygı göstermek istemiyorsanız…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Siz göstermiyorsunuz!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – …onun hesabını da millete…

OKTAY VURAL (İzmir) - Göstermeyen sizsiniz!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Halkın iradesi “beş yıl” dedi.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – …geçmişte olduğu gibi, yine sandıklarda verirsiniz. Milletin vicdanında yargılanıp müebbet muhalefete mahkûm olmuş olanların milletin iradesini kabullenmesinin zor olduğunun farkındayım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen, o “muhalefet” dediğinin kapısında çok dolaştın!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Şimdi, bu maddi yardımlarla ilgili gelen soruya da, bu, dünyanın her yerinde olan bir şeydir.

Bir milletvekilimiz “Başkanlık sistemini düşünüyor musunuz?” diye sordu. Ümit ederim ki bu Meclisteki her milletvekilimiz, hem parlamenter sistemi hem başkanlık sistemini her daim düşünüyordur, her daim ülkemiz için hangisi daha yararlı olur, bunları kafasında tartışıyordur ve bu konular bu Mecliste gündeme geldiği zaman da o düşüncelerini bizimle paylaşır. Şu anda biz bir sistem değişikliğiyle ilgili tartışma içerisinde değiliz ama Başkanlık sistemini uygulayan ülkelere bakıyoruz, parlamenter sistemi uygulayan ülkelere bakıyoruz, oralardaki artıları, eksileri devamlı değerlendiriyoruz, biz milletimizin ihtiyaçları çerçevesinde her daim bunları düşünüyoruz, düşünmeye de devam edeceğiz, çünkü bu millet her şeyin en güzeline, en iyisine layık.

Ben sayın milletvekillerimizin sorularına teşekkür ediyorum. Tekrar ediyorum, burada tarihleri hatırlamakta fayda var, hatırlatmak için bir kez daha söylüyorum. Anayasa değişikliği Sayın Cumhurbaşkanının seçilmesinden aylar sonra, 21 Ekim tarihinde halkımızın büyük desteğiyle, yüzde 69 oy oranıyla gerçekleşmiştir ama Sayın Cumhurbaşkanı 28 Ağustosta zaten seçilmişti. Meclis tarafından seçilen her cumhurbaşkanı gibi onun da yedi yıl görev yapma hakkıdır, o hakkı elinden almak, gasbetmek hiç kimsenin haddi değildir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – 2 defa seçilme hakkı veriyoruz. Niye alıyorsunuz onu?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Bir daha seçilsin, on sene yapsın.

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Bakan, kamu yönetiminde hak olmaz, görev olur, görev. Hakla görevi karıştırma Sayın Bakan. Temel kavramları karıştırıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben de Sayın Bakana çok dostça bir soru sormak istiyorum. Yani “yedi yıl hakkı” diyor ama 7+5 neden hakkı olmasın? Bir taraftan özgürlüklerden bahsediyoruz, bir taraftan da Cumhurbaşkanının bu demokratik hakkını elinden alıyoruz. Ben çok dostça bir soru soruyorum.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Ben de çok dostça cevap vermek istiyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bitireyim, bitireyim.

Halkın oyundan bahsettik, referandumdan bahsettik. Halk bu konuda tercihini ortaya koydu. Yani şimdi, aslında yapılan bu değişiklik halkın iradesini yok hükmünde sayan bir yasal düzenlemedir, Anayasa’yla da bağdaşmadığını siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz. Yani hukukçu değiliz ama az çok herkes hukuktan bu ülkede bir miktar pay almışsa bunun hukuka uygun olmadığını da hepimiz biliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Başkan.

Ben sorumun cevabını alamadım Sayın Bakan. Ben şunu söylüyorum: Bir yasa çıktığı zaman diğer, önceki yasaya atıfta bulunmuyorsa ve onunla ilgili hükümleri ortadan kaldırmasıyla ilgili ek bir madde konmamışsa son çıkan yasa geçerlidir ve tümüyle önceki yasayı ortadan kaldırır. Anayasa’da da aynı şey. 177’nci maddede “…Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olur…” diyor ve istisnaları sayıyor, istisnalar içerisinde Cumhurbaşkanlığının yedi yıl veya beş yılla ilgili, daha doğrusu önceki Anayasa’daki yedi yılla ilgili bir hükmü bulunmadığına göre, bunu değiştirmediğinize göre yeni Anayasa’daki hüküm geçerlidir. Bunu siz bir kanunla değiştiremezsiniz, bu, Anayasa’ya aykırıdır. Bunu nasıl oluyor da değiştirmeye kalkışıyorsunuz? Onu soruyorum size.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bir kez daha soruyorum: Anayasa’mızın 101’inci maddesindeki “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” amir hükmüne rağmen ve bu hüküm halkın oyuyla 2007 yılında kabul edilmiş olmasına rağmen, siz bu maddedeki bu hükmü bir yasayla yedi yıla neden çıkarıyorsunuz? Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, Sayın Başbakanın, Cumhurbaşkanı adayı olmasının önünde bir engel var mıdır? Bunu açıkça, dürüstçe bu millete açıklayınız. Siz Cumhurbaşkanı yapmak istiyorsanız yol açık. Bunu açıklarsanız memnun olurum. Dolambaçlı yollardan bu milletin kafasını karıştırmaya gerek yok. Sayın Cumhurbaşkanının 5+5; 10 yıllık süresini yedi yıla indiriyorsunuz, üç yılını gasbediyorsunuz. Sebebi nedir? Soru bu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Şimdi “Halkın tercihi ortada.” dedi Sayın Milletvekilim. Evet, halkın tercihi 12 Haziranda çok açık, net bir şekilde gözüktü. Oradan herkes halkın tercihiyle ilgili alması gereken mesajı almıştır. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Onu geç! O, halkın iradesi.

OKTAY VURAL (İzmir) – 21 Ekimde de halk oy vermedi mi?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Şimdi, halkın gönlünde ne yattığını halka gittiğimiz zaman zaten görüyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Halka öyle söylemediniz.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Bugüne kadar biz 3 kere göğsümüzü gere gere, alnımızın akıyla halka gittik, hamdolsun halktan da her zaman gücümüzü artırarak, yetkimizi artırarak geri döndük.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bu defa da gidin!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Halkı anlamakta zorluk çekenlerin kimler olduğunu zaten bu halk biliyor. Onlara da gereğini yapıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlamayan sensin.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Şimdi, burada sayın milletvekillerimize bir kez daha anlatmak istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın seçildiği günkü Anayasa’nın hükümleri, kendisinin Meclis tarafından seçilmesini ve yedi yıl görev yapmasını öngörüyordu.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kazanılmış hak mı Sayın Bakan?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Vekilimizin okuduğu 101’inci madde Anayasa’mızın değişmesinden sonra…

OKTAY VURAL (İzmir) – Anayasa’yı nasıl ihdas ediyorsun sen? Anayasa’yı ilgadan dolayı…

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – …yani 21 Ekim tarihinden sonra yürürlüğe girmiş, hatta 30 Ekim tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuruya cevaben Anayasa Mahkemesinin verdiği gerekçeli karardan bir satırı size okuyarak çok açık, net bir şekilde bu tartışmaya son vermek istiyorum. Diyor ki Anayasa Mahkememiz: “Hukuk devletinde yasa koyucu yalnız yasaların Anayasa’ya değil evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. Hukuk güvenliğinin sağlanması, bu doğrultuda yasaların geleceğe yönelik öngörülebilir belirlemeler yapılmasına olanak verecek kurallar içermesi de hukukun üstünlüğünü temel alan hukuk devletinin vazgeçilmez koşulları arasında yer almaktadır. Bu nedenle, hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural olarak yasalar yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulanırlar. Bazı durumlarda adaletin sağlanması, temel hakların korunması gibi nedenlerden kaynaklanan zorunluluklar dışında da yasaların geçmişe yürümesi söz konusu olamaz. Dava konusu kuralla üst üste iki dönem başkanlık veya genel başkanlık yapanların bir seçim dönemi geçmedikçe tekrar başkan seçilemeyecekleri belirtilerek, bu görevlerini sürdürmekte olanların gelecek için öngörmedikleri bir engelleme getirilmiştir.” Bu çok önemli bir cümle bakın: “Kişilerin seçilerek koşulları kanunla belirlenmiş bir göreve getirildikten sonra geriye dönük düzenlemelerle haklarının…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Geriye dönük değil, 31 Mayısta Kanun’u kabul eden sizsiniz yahu!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – O zaman niye istisnalar koyuyorsunuz başka maddelerde?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir dakika…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Bakan, açılıyor.

Buyurun.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Bakın, “Kişilerin seçilerek koşulları kanunla belirlenmiş bir göreve getirildikten sonra geriye dönük düzenlemelerle haklarının hukuki istikrar ve güvenlik gözetilmeden kısıtlanması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Anayasa Mahkemesi üyelerini ne yaptınız?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) - Bakın, çok açık, net bir şekilde diyor. “Bu geçmişe dönük olamaz.” diyor Anayasa Mahkemesi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Doğrudur ama yeni çıkan yasada bunun teyit edilmesi gerekir geçici maddeyle.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, şimdi Sayın Vekilimizin biri de dedi ki: “Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önünde bir engel mi var?” Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne bugüne kadar çok tuzaklar, çok engeller koymaya kalktılar. Hamdolsun bu millet o engelleri, o tuzakları teker teker imha etti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer birilerinin bir tuzak, bir engel koyma endişesi, çabası, umudu varsa, inanın bana, milletin tokadı çok ama çok ağır olur.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Göreceğiz, göreceğiz!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, bu AB müzakerelerinde neden başarısız olduğunuzu şimdi daha iyi anladım!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

15’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarısının 15. maddesinin 2. fıkrasında bulunan “kahverengi” kelimesinin “kırmızı” olarak değiştirilmesini,

3. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Faruk Bal                              Enver Erdem                  Hasan Hüseyin Türkoğlu

                  Konya                                      Elâzığ                                   Osmaniye

                                    Nevzat Korkmaz                 Yusuf Halaçoğlu

                                            Isparta                                Kayseri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 138 Sıra Sayılı Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu Tasarısı’nın 15. maddesinin 2. fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz. 19.01.2012

              Levent Gök                              Atilla Kart                           Bülent Kuşoğlu

                  Ankara                                     Konya                                     Ankara

                Salih Fırat                              Ali Serindağ                         R. Kerim Özkan

                Adıyaman                                Gaziantep                                  Burdur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 sıra sayılı yasa tasarısının 15 nci maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Hasip Kaplan                          İbrahim Binici                           Demir Çelik

                   Şırnak                                    Şanlıurfa                                     Muş

              Halil Aksoy                               Adil Kurt                              Murat Bozlak

                    Ağrı                                      Hakkâri                                     Adana

                                                           Ertuğrul Kürkcü

                                                                  Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili, buyurun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Zaten önerge yasanın bütününe, ruhuna ilişkin olduğu için ben de tamamı hakkında konuşacağım.

Şimdi, burada birkaç gündür yaptığımız tartışmalar sırasında hepimiz görüyoruz ki, her ne kadar “Anayasa’da yapılan değişiklik açıktır.” dese de bu tasarıyı getiren Adalet ve Kalkınma Partisi, aslında Anayasa’da bir açıklık olmadığı kanaatiyle onu bir yasayla açmaya çalışıyor ve kaçınılmaz bir ihtilaf ortada çözülemeden gidiyor.

Şimdi, burada bu ihtilafın bir yanlıştan kaynaklandığı apaçık. Fakat yanlışlar sebepsiz değildir. Bence, bu yanlışın niçin yapıldığını anlamaya çalışırsak, belki bunun arkasındaki siyasi süreci de okuyabiliriz. Çünkü her ne kadar tasarıyı getiren AKP sözcüleri “Ortada bir yanlış yok.” deseler de, temel hukuk mantığı, hepimizin bildiği, bir yasayla Anayasa’nın açıklık kazanamayacağı ortada olduğuna göre, normlar hiyerarşisi dolayısıyla burada çok ciddi bir problem var.

Peki ama niçin bunda ısrar ediliyor, niçin bu geri çekilip başka bir yola gidilmiyor? Ben bunun Adalet ve Kalkınma Partisinin egemenlik stratejisinde çok önemli bir kritik tarihle, hedefle ilişkili olduğunu düşünüyorum. 2014 tarihi Adalet ve Kalkınma Partisi için çok önemli. Adalet ve Kalkınma Partisi 2014 seçimlerinde, esasen şimdi Barış ve Demokrasi Partisinin kontrolünde olan belediyeleri devralarak girmek, böylece 2014’te Türkiye’nin tamamında kendi nüfuzunu bir kere daha test etmek istiyor. İkincisi; anayasa oylaması çok büyük olasılıkla, eğer komisyon herhangi bir kazaya uğramadan gerçekleşirse, bu tarihte gerçekleşecek ve bu tarihte Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına tırmanmasını ve orada bir tür hükümdar yetkileriyle donatılmış bir anayasa içerisinde Adalet ve Kalkınma Partisinin yeni bir çığır açacağı düşünülüyor. O yüzden, bütün bunları birbiriyle uyumlu hâle getirmek için bu anayasa önerisinde, daha doğrusu Cumhurbaşkanlığı süresinin böyle yorumlanması konusunda bir ısrar var. Başka türlü açıklanmadığı için, bu yanlışa bir hukuki açıklama getirilemediği için, bu yanlışın bir siyasi açıklamasının olması gerekir. Türkiye tarihini, Türkiye siyasetini, Türkiye’deki anayasal mücadeleler tarihini ve egemenlik tartışmalarını izlediğimiz zaman gördüğümüz tablo budur.

Şimdi, bu tasavvurun kendince gayrimeşru bir tarafı yok ama bu tasavvurun gerçekleşmesi bakımından uygulanan vasıtaların hiçbirisi ne yasal ne meşru. Barış ve Demokrasi Partisine karşı girişilen tenkil siyasetiyle, tedip siyasetiyle, bu Cumhurbaşkanlığı süresinin bir yasayla yeniden belirlenme çabaları ve tabii ki anayasal tartışma başladığında Cumhurbaşkanına padişah yetkileri tanıyan yeni bir yönelim arasında tam bir tutarlılık, tam bir bütünlük var. Adalet ve Kalkınma Partisi belki bu siyasi projesini ortaya koymuş olsa -ki bence onlar da bunu henüz tartışıyorlar- o zaman her şey hepimiz için daha açıklanır hâle gelir. Bir şeyin siyasi olarak açıklanır olması onun kabul edilmesini gerektirmez. Ne yapalım ki Sayın Bakanın, Egemen Bağış’ın milletin teveccühüyle her şeyi açıklamaya çalışması modern bir devlet bakımından tek unsur olamaz. Evet, millet teveccüh edebilir ama millet başkalarına da teveccüh ettiği için onlar arasındaki denge, ilişki bir anayasal normlar toplamı olarak ortaya konmak zorundadır.

Ben, Anayasa’yı yasayla aşma girişiminin gerisinde bu egemenlik mantığının bulunduğunu, bu egemenlik mantığının da iktidarın diğer bütün adaylarını saha dışına itecek bir tür mekanizmalar toplamının bir parçası olarak düzenlendiğini, Adalet ve Kalkınma Partisinin eğer mümkünse -ki ben mümkün olmadığını biliyorum- bir an önce bundan yüz geri etmesini temenni ediyorum. Yoksa Türkiye’yi çok sert bir egemenlik ve iktidar mücadelesi bekliyor. Tabii ki biz orada, olmamız gereken tarafta olacağız.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kürkcü.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 138 Sıra Sayılı Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu Tasarısı’nın 15. maddesinin 2. fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz. 19.01.2012

                                                                                                 Levent Gök (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Levent Gök, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Görüşlerimi ifade etmeden önce, az önce sözlü sorulara cevap veren Sayın Bakanımızın üslubundan duyduğum rahatsızlığı belirtmek isterim.

Devleti yönetmek önemlidir ve tüm yurttaşlar ve toplum, devleti yönetenlerden adil olmalarını, sabırlı olmalarını beklerler. Siyasetçi kolay olunmaz, bakan olunabilir, Başbakan olunabilir, Cumhurbaşkanı olunabilir, bu makamlar gelip geçicidir ama siyasetçi olmak için öncelikle sabır gerekiyor Sayın Bakanım. Esasında sizlerin bunları çok iyi bilmesi gerekirdi çünkü tarihimizin önemli şahsiyetlerinden Şeyh Edebali’nin çok önemli bir söylevi tüm siyasetçiler için bir duayen hitap şeklidir. Şöyle der Şeyh Edebali: “Ey oğul! Öfke bize, uysallık sana. Gücenmek bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana.” Sayın Bakan, katlanacaksınız, muhalefet eleştirecek, siz katlanacaksınız. Bu işin kuralı bu. Siz adil olacaksınız. Bizler elbette anlatacağız ama sizler sabırlı olacaksınız, siyasetçi olmanın yolu buradan geçiyor. Bakan olabilirsiniz ama siyasetçi olmak için bunları uygulamanız gerekiyor.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, olgun olacaksınız olgun. Biraz olgunlaşacaksınız, öğreneceksiniz de Sayın Bakan.

LEVENT GÖK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim, görüşülmekte olan kanun tasarısının 15’inci maddesinin ikinci fıkrasını buradan çıkartıp 17’nci maddeye eklenmesi yönünde bir önerim olmuştur. Çok basit bir öneri, çok makul bir öneri aslında. Bakın, üçüncü bölüm üç maddeden oluşuyor. Seçim günü işleri. Bir, kullanılacak oy pusulasının şekli, 15’inci madde. 16’ncı madde, oy kullanma şekli. 17’nci madde, referandum yapılması hâlinde oy kullanma şekli. Benim, 15’inci maddenin (2)’nci fıkrasının buradan çıkartılmasını istemekteki maruzatım… 15’inci maddenin (2)’nci fıkrası aynen şöyle diyor: “Oylamanın referandum şeklinde yapılması hâlinde beyaz üzerine ‘Evet’, kahverengi üzerine ‘Hayır’ ibareleri yazılı, iki ayrı renkten oluşan birleşik oy pusulası kullanılır.” Ben, bu fıkranın 17’nci maddeye eklenmesini teklif ediyorum. Nedir 17’nci madde? Referandum yapılması hâlinde oy kullanma şekli. Makul bir teklif değil mi değerli arkadaşlarım? Sayın Komisyon Başkanımız ve Bakanımız niçin katılmadı, anlamakta güçlük çekiyorum.

Esasında, dün yapılan bir yanlış da bugün vahim bir şekilde ortada duruyor değerli arkadaşlar. Pek çok arkadaşımız söz aldı, kanunların Anayasa’ya aykırı olamayacağını, kanunların bir anayasal bütünlük içinde olması gerektiğini ve Anayasa’ya uygun olması gerektiğini sizlere defalarca anlattılar. Şimdi, Anayasa’mızın 102’nci maddesinin üçüncü fıkrasını sizlere hatırlatıyorum değerli arkadaşlarım. Anayasa’mızın 102’nci maddesi Cumhurbaşkanı seçimiyle ilişkilidir ve üçüncü fıkrasında aynen şöyle diyor: “İkinci oylamaya tek adayın kalması hâlinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır.” Hangi oylama? Birinci oylamayı tarif etmiyor Anayasa “İkinci oylamaya tek adayın kalması hâlinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır.”

Değerli arkadaşlar, 1’inci maddede, referandum yapılır diye ya da birinci oylamada tek aday olsa diye, referandum yapılır diye bir Anayasa hükmü yok ki. Şimdi biz, Anayasa’da olmayan bir hükmü burada yapmaya çalışıyoruz. Benim bu önerimi bugün değiştirmeniz mümkündür ama dün, 4’üncü maddede yaptığımız değişikliklerle, ne yazık ki birinci oylamaya da referandum şartını getirdiniz. Eğer tek aday varsa birinci oylamada da referandum olacaktır. Bu, Anayasa’daki yazılı, 102’nci maddede yazılı ibareye aykırıdır. Tekrar sizlere hatırlatıyorum: “İkinci oylamaya -Anayasa çok açıkça belirtmiştir- tek adayın kalması hâlinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır.” Bu açık gerçek karşısında, birinci oylama referandum olarak yapılmayacaktır, yapılırsa -dün buradan geçti- 4’üncü madde de Anayasa’ya aykırı olmuştur. Pek çok konu tartışıyoruz ama usul de bazen esastan önce gelir. Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılış şekilleri, bu maddelerle, tartışılır hâle gelmiştir.

Lütfen değerlendirmelerimi dikkate alınız. Aklın yolu birdir diyelim ve Anayasa hükmüne uygun bu önerimi kabul etmenizi sizlere naçizane bir öneri olarak sunuyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarısının 15. maddesinin 2. fıkrasında bulunan “kahverengi” kelimesinin “kırmızı” olarak değiştirilmesini,

3. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                  Enver Erdem (Elâzığ) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi için verilen önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nı konuşmamızın temel sebebi Anayasa’mızda 2007 yılında yapılan değişikliktir. Bu hususta 2007 değişikliğinin getirdiği tartışma konularına baktığımızda şunları görüyoruz: Birinci tartışma konusu, 2007 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle, parlamenter sistemlerde çokça rastlanmayan, halk tarafından seçilen, yetkileri yönüyle çok güçlü, yasama, yürütme ve yargı üzerinde yetki kullanabilen, siyaset ve bürokrasi üzerinde ciddi vesayet yetkisi olan, hukuki sorumluluğu olmayan bir cumhurbaşkanı modeli ortaya çıkmıştır. Bu modeldeki temel sorun şudur: Halka ve hukuka karşı sorumluluğu olan Başbakan ile sorumsuz Cumhurbaşkanı arasında çıkabilecek sorunların ülkede tekrar bir rejim sorununa dönüşme ihtimalî vardır.

İkinci tartışma konusu: 2007 yılında yapılan anayasa değişikliğinde görev süresi yedi yıldan beş yıla indirilen Cumhurbaşkanının yani 11’inci Cumhurbaşkanının görev süresi kaç yıl olacaktır? Eski düzenlemeye mi tabi olacak yoksa yeni düzenleme şu anda görevi başında olan Cumhurbaşkanını etkileyecek mi? Bu hususta bilim adamları, siyasiler, hatta vatandaşlar ikiye ayrılmış durumdadır. 11’inci Cumhurbaşkanının görev süresini yedi yıl olarak görenler bunu kazanılmış bir hak olarak görmekte ve sadece bu ifadenin arkasına sığınmaktadırlar. Bu hususta Milliyetçi Hareket Partisinin görüşü çok açık ve çok nettir: Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır ve tekrar seçilebilir. Yedi yıllık süre kazanılmış hak değildir. Bu bir kamusal statüdür. Cumhurbaşkanının görev süresini halk beş yıl olarak belirlemiştir. Hatta Sayın Sami Selçuk’a göre Meclisin bu hususta tartışması, görüşmesi yetkisini aşması anlamına gelmektedir.

Üçüncü tartışma konusu: 11’inci Cumhurbaşkanının görev süresiyle ilgili tartışmaları sonlandırmak için nasıl bir düzenleme yapılmalıdır? Yasal bir düzenleme mi yapılmalıdır yoksa Anayasa’da yapılacak bir değişiklikle veya ek bir maddeyle mi sorun çözülmelidir? Hükûmet, yasal düzenlemeyle sorunun çözümünün mümkün olabileceğini düşünerek bu tasarıyı Meclise getirmiştir. Ancak bu düzenlemeler, hukuk nosyonu olan milletvekillerinin çoğunu tatmin etmediği gibi birçok bilim adamının ve halkımızın da tepkisine neden olmuştur. Çünkü yapılan düzenleme, normlar hiyerarşisine ve işlemlerde paralellik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu Tasarısı üzerinde iki gündür Genel Kurulda çeşitli konuşmalar yapıldı, değerlendirmeler yapıldı. Daha önce bu tasarı Anayasa Komisyonunda ve alt komisyonlarda görüşüldü. Genel Kurulda Hükûmet tarafından getirilen bu tasarının hiçbir maddesine dokunulmadan aynen kabul edilecek. Muhalefet partilerinin temsilcileri, haklı olarak, tasarıdaki eksiklikleri ortaya koymaya çalışmaktadır. Muhalefet partilerinin dikkatleri çekmesi gereken, gündeme getirdikleri bu hususlar iktidar tarafından mutlaka önemsenmelidir. Meclisin açıldığı günden itibaren iktidar partisinin birçok hatibi, muhalefetin ne şekilde görev yapması gerektiği hususunda konuşmalar yapmıştır.

Değerli milletvekilleri, Mecliste toplumda karşılığı olmayan hususlar görüşülmektedir, uluslararası anlaşmalar görüşülmektedir ama vatandaşın problemi olan, memurun, işçinin, geçici işçilerin, müteahhit işçilerinin, emeklilerin, esnafın, çiftçinin sorunları burada tartışılmamaktadır. Elbette ki bunun gerekçeleri vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin önemsiz bir kurum olduğu, bu çatıda bu milletin sorunlarının çözülemeyeceğine dair bir kanaat ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu Türkiye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.

ENVER ERDEM (Devamla) – Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler, kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır ancak önergeler aynı mahiyette olduğu için birlikte işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 Sıra Sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısının 16. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

          Uğur Bayraktutan                        Ali Serindağ                              Atilla Kart

                   Artvin                                   Gaziantep                                   Konya

       Mehmet Hilal Kaplan                    Ercan Cengiz                            Musa Çam

                  Kocaeli                                   İstanbul                                     İzmir

                Sakine Öz                  Mehmet Volkan Canalioğlu        Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                  Manisa                                    Trabzon                                   İstanbul

                                                             Süheyl Batum

                                                                Eskişehir

İkinci önerge imza sahipleri:

             Hasip Kaplan                          İbrahim Binici                           Demir Çelik

                   Şırnak                                    Şanlıurfa                                     Muş

              Halil Aksoy                               Adil Kurt                              Murat Bozlak

                    Ağrı                                      Hakkâri                                     Adana

Üçüncü önerge imza sahipleri:

                Faruk Bal                    Hasan Hüseyin Türkoğlu               Nevzat Korkmaz

                  Konya                                   Osmaniye                                   Isparta

                               Yusuf Halaçoğlu                             Lütfü Türkkan

                                      Kayseri                                          Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Söz isteyen?

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hasan Hüseyin Türkoğlu Osmaniye Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk Milletinin saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte olan Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın 16’ncı maddesini değiştirmek maksadıyla vermiş olduğumuz önergeden dolayı söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hakkında değişiklik önergesi verdiğimiz 16’ncı madde “Oy kullanım şekli” başlığını taşımaktadır. Madde oyun nasıl kullanılacağına ilişkin şeklî hususları içeren üç paragraftan oluşmuştur. Bu hususların hâlen yürürlükte olan seçim kanunlarında ayrıntılı olarak düzenlendiğini hepimiz bilmekteyiz. Bunun ayrıntılı olarak kanunun içine derç edilmiş olması lüzumsuz tekrarlardan başka bir şey değildir ayrıca Yüksek Seçim Kurulu her seçim döneminde oy kullanılmasına ilişkin tüm ayrıntıları anlaşılır bir şekilde ilan etmekte hem de şeklini yazılı, görsel alanlarda halka ulaştırmaktadır. Bu maddenin ve diğer bazı maddelerin lüzumsuz tekrar niteliği taşıdığını aslında hepimiz biliyoruz. Herhâlde tasarıyı hazırlayanlar Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu madde sayısının makama uygun şekilde çok olmasını murat etmiş bu yüzden tasarı içine bir sürü lüzumsuz tekrar maddesi koymuşlar. Bu anlayış hukuka, Meclise ve tasarıyı hazırlayan Hükûmete yakışmamaktadır. Şu ana kadar vermiş olduğumuz önergelerin hiçbiri kabul edilmedi. Her önerge iktidar partisinin Meclis çoğunluğu karşısında eridi gitti. Sizlere bu çatı altında görev yapan bir milletvekili olarak hatırlatmam gereken şey: Bu tasarının bu hâliyle yasalaşması hâlinde Türk devletinin ileride yaşayacağı büyük sıkıntıların, problemlerin zeminini hazırlamış olacağınızdır. Bu tasarı Anayasa’ya aykırıdır. Bu tasarı, mevcut Cumhurbaşkanını tekrar aday olmaktan alıkoyan, önünü tıkayan bir nitelik taşımakta ve Cumhurbaşkanlığı hayaliyle yanıp tutuşan birinin önünü açma tasarısıdır. Bunu bu Mecliste ve bu ülkede bilmeyen yoktur. Eğer bu tasarıyla murat ettiğiniz şey Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasını temin etmek ise -ki bu gayet açıktır- bu millet ve bu Meclis Recep Tayyip Erdoğan’a ne borçludur ne zorunludur. Bu Meclis, AKP ve CHP’nin iş birliğiyle 2002 yılında Anayasa ve ilgili kanunları değiştirerek sabıkası bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ı önce milletvekili, sonra Başbakan yapmıştır. Bu Meclis 3 defa Recep Tayyip Erdoğan’a Başbakan olma ve hükûmeti kurma onurunu vermiştir. Şimdi, bu Meclisten beklenen, mevcut Cumhurbaşkanı ile Başbakanın ileride muhtemel Cumhurbaşkanlığı yarışında Başbakanın avantajına düzenlemeler yapması ise, lütfen bizi bu yarışa karıştırmayınız, yüce Meclisi alet etmeyiniz. İleri demokrasi sevdanız var ise, Abdullah Gül dâhil, herkesin Cumhurbaşkanı adayı olmasına da müsaade ediniz.

Milliyetçi Hareket Partisi Mecliste bulunduğu her dönemde, millet ve devlet yararına olan her teşebbüsün yanında destekçisi olmuştur. Teklif ya da tasarı olsun, millî meselelere çözüm üreten herkesle de bu çatı altında olumlu, yapıcı muhalefetiyle iş birliği yapmıştır. 1977’lerde Meclis Başkanlığı seçiminden bugüne vicdan sahibi herkesin görebileceği birçok örnek vardır bu hususta. Biz, 367 krizinin aşılması adına, milletin verdiği görev çerçevesinde Mecliste bize ayrılan yerlere oturduk, baş örtüsü meselesinde çözüm adına tavrımızı koyduk, yeminimizi ederek Parlamentoya ve bize oy verenlere saygımızı ifade ettik, terörle mücadelede iktidar partisinin hemen yanında yer aldık, terörle müzakerede ise en sert muhalefeti yaptık ve dış politika yanlışlarını Hükûmetin yüzüne vurmaktan çekinmedik. Ancak Hükûmet bizim önerilerimize hiçbir zaman kulak asmadı; Türklüğe hakareti serbest bırakan 301’inci madde meselesinde, Vakıflar Yasası’nda, 2/B düzenlemesinde, mayınlı arazilerde, terörle müzakerede, Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısının değiştirilmesinde, bedelli askerlik düzenlemesinde, daha birçok alanda.

Değerli arkadaşlar, iktidar partisinin bu tavrının sebebi, şüphesiz seçimlerde aldığı yüzde 34, 47, 49’luk oy oranlarıdır. Takdir edersiniz ki bir davanın çoğunluk tarafından desteklenmesi o davanın haklı olduğu sonucunu çıkarmaz, bir davanın azınlık tarafından desteklenmesi de o davanın haksız olduğu sonucunu çıkarmaz. Eğer tersi olsaydı hem yüce dinimizin Peygamberinin 40 kişiyle on üç yıllık zulme uğramış davası anlaşılmazdı hem de Mustafa Kemal’in bir avuç Türk milliyetçisiyle verdiği millî mücadele.

Bir Amerikan Başkanı diyor ki: “Toplumun tamamını bir süre kandırabilirsiniz, toplumun bir kısmını da sürekli kandırabilirsiniz ama toplumun tamamını sürekli kandıramazsınız.” Bugüne kadar birçok iktidar sırası geldiğinde tarih sayfalarında yerini almıştır, bu iktidar da yerini alacaktır; hem hukuken hem de vicdanen sorgulanacak ve hakkında verilen yargıya teslim olacaktır.

Bu hususu Yunus Emre şöyle özetliyor:

“Sırat kıldan incedir, kılıçtan keskincedir,

Varıp anın üstüne evler yapasım gelir,

Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme,

Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Yüce Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu.

Önerge üzerinde…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

12 eylül darbesinin demokratik düzeni etkileyen mevzuatı olan siyasi partiler yasası, seçim sistemi, seçim barajları, hazine yardımları, seçmen kütükleri ve düzeni topluca bir reformdan geçmesi gerekmektedir. Yeni bir anayasa yapılması sürecinde bu konular tartışılacağından, şu aşamada parça düzenlemelerin yapılması doğru değildir.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu Tasarısı ve buradaki önergeler üzerinde konuşuyoruz.

İlk önce şunu söyleyeyim, 6’ncı madde üzerindeki önergeleri konuşurken de söyledik, bütün arkadaşlarımız da söyledi, Cumhurbaşkanı seçimine yönelik bu kanun tasarısı açıkça Anayasa’ya aykırıdır. Bunu söylüyoruz çünkü sizlerden ricamız… Gene öyle olacağını da biliyoruz ama olsun, bunu, Haşim Kılıç’ın başında olduğu Anayasa Mahkemesi bile görmezden gelemeyecektir çünkü Anayasa’da yer almayan ya da Anayasa’da farklı düzenlenmiş bir anayasal hükmü yasayla düzenlemek mümkün değildir.

Sevgili arkadaşlar, özellikle bir şeyi vurgulamak istiyorum, burada AKP Grubu kalabalık bir grup, çok güzel ama bu yasanın tartışılmasını başından beri izliyorum. Hiçbir arkadaşımız -Anayasa’ya aykırılıktan söz ediyoruz- çok fazla oralı değil. Bunu söylüyoruz, Komisyonda da söyledik, hiçbir arkadaştan “Hayır, bu Anayasa’ya aykırı değildir, Anayasa’da böyle düzenlenmiştir.” diye bir şey izlemedik. Biz sadece şunu gördük: 367 garabeti, siz daha önce bizi seçmediniz.

Sizleri dinleyince gerçekten şu aklıma geliyor, bu topraklar gerçekten mübarek topraklar, çok güzel atasözleri çıkmış: “Kendi gözündeki çöpü görmez, elin gözünde mertek arar.” Siz kendi gözünüzdeki odunu görmüyorsunuz! Anayasa’ya aykırı, açıkça aykırı bir yasayı yapıyorsunuz. “Neden yaptınız?” deyince de “Ama 367 vardı zamanında.” diyorsunuz!

Değerli arkadaşlar, bunu tarihe geçsin diye söylüyorum tekrar, bütün arkadaşlarım da söyledi, Anayasa’ya, hukuka, hukukun genel ilkelerine açıkça aykırıdır. Hep söyledik, farklı düzenlemeler olabilir. Siz, şu anda iktidar partisisiniz, çoğunluksunuz, istediğiniz düzenlemeyi getirebilirsiniz, haklısınız ama bu düzenleme Anayasa’ya aykırıysa bunu görmezden gelme hakkına hiçbirimiz sahip değiliz arkadaşlar.

Şimdi Cumhurbaşkanı maddesi, seçim maddesini konuşuyoruz. Seçim, oy kullanılacak. Şimdi neresi bunun Anayasa’ya aykırı da diyebilirsiniz. Bir kere söyledim, tasarının özü Anayasa’ya aykırı. Ama bir de düşünün, kimi seçiyoruz değerli arkadaşlar? Bunu Sayın Komisyon Başkanımız da biliyor, Komisyon Başkan Yardımcımız da. İkisi de çok değerli iki hukukçu. Kendilerine de söyledik. Bize Komisyonda ne dediler? Dedik ki: Adaylara yardım, propaganda, adayların görevden ayrılması, Anayasa’ya aykırı bunlar, düzenleme aykırı, bunları değiştirelim.” Sevgili üye arkadaşlarımız da var Komisyonda. Bize ne dediler? “Burada böyle kabul edelim, Genel Kurulda -haklısınız- bunu değiştiririz.” dediler. Şimdi, Sevgili Başkan ne diyor? “Ya, boş verin, böyle gelmiş, böyle geçer.” diyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Siz de inandınız mı buna?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Şimdi, biz, Sevgili Kardeşim, Parlamento çatısında yer alan bütün arkadaşlarımıza inanmak isteriz, inanırız. Bu kişiler çok değerli. Demin, benim de üslubunu gerçekten yadırgadığım Sayın Bakan bile konuşsa biz onun üslubunu bilmemize rağmen ona da inanmak isteriz çünkü bu Parlamento çatısındaki arkadaşlarımızın hiçbirinin yalancı olabileceğine ve de bize yalan söyleyeceğine inanmak istemeyiz.

Sevgili arkadaşlar, net söylüyorum: Şu maddeye bile hiç oralı olmuyorsunuz: Adaylara para verilecek. Seçim hesaplarını da Yüksek Seçim Kurulu denetleyecek. Seçim sonuçlarının kesinleşmesini izleyen on gün içinde Yüksek Seçim Kuruluna sunulacak. Yüksek Seçim Kurulu bir ay içinde hesapları inceleyecek ve varsa usulsüzlükleri söyleyecek. Bu aşamada tespit edilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla adaylara uygun süre verecek.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Şimdi, bu maddeyi getirmişsin bize. Adam seçilmiş, bir buçuk ay olmuş, aday değil artık fakat siz bunu bu şekilde düzenlemişsiniz. Değerli arkadaşlar, tekrar inanmak istiyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Batum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarısının 17. maddesinin 1. fıkrasında bulunan “kahverengi” kelimesinin “kırmızı” olarak değiştirilmesini ve 3. fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Faruk Bal                    Hasan Hüseyin Türkoğlu             S. Nevzat Korkmaz

                  Konya                                   Osmaniye                                   Isparta

                            Yusuf Halaçoğlu                            Mehmet Erdoğan

                                   Kayseri                                            Muğla

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 Sıra Sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısının 17. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

          Uğur Bayraktutan                        Ali Serindağ                              Atilla Kart

                   Artvin                                   Gaziantep                                   Konya

       Mehmet Hilal Kaplan                     Ercan Cengiz                             Musa Çam

                  Kocaeli                                    İstanbul                                      İzmir

                Sakine Öz                  Mehmet Volkan Canalioğlu        Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                  Manisa                                    Trabzon                                   İstanbul

                                                        Bedii Süheyl Batum                               

                                                                Eskişehir

Diğer önerge imza sahipleri:

             Hasip Kaplan                          İbrahim Binici                           Demir Çelik

                   Şırnak                                    Şanlıurfa                                     Muş

              Halil Aksoy                               Adil Kurt                              Murat Bozlak

                    Ağrı                                      Hakkâri                                     Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çoğunluğu ele geçiren bir demokrasi genel adına hareket edemez, yürütme ile yasama o zaman birleşir, toplumsal barışı bozar, kararlar keyfî olarak alınmaya başlar, bu nedenledir ki demokrasilerde “demokrasi” kavramı, “toplumsal sözleşme” denen kendi hukuksal kuralları çerçevesinde -ki bizim gibi demokrasilerde bunu “kuvvetler ayrılığı” olarak tarif eder- yasama, yürütme, yargı birbirini dengeler, o zaman keyfîlik, hukuksuzluk, başıbozukluk, istediğini yapma olayı da biter.

Şimdi, bütün bunlar birbirine karıştığı için, Hükûmet, yürütme zaten Meclisteki çoğunluk partisinden. Yürütme ile yasama bu şekilde birleşiyor. Birleştikten sonra, bir de referandumla yargı siyasallaştı. Şimdi, özel mahkemeye gönderiyorsunuz, iki satır yazı yazan, bir şarkı söyleyen -ki, Başbakan da bir şiirden girmişti içeri ama- şimdi de şiir okuyanlar terörist diye tutuklanıyor, iki yıl, üç yıl mahkeme önüne dahi çıkarılmıyor. Ondan sonra, bunun adı demokrasi oluyor. Hrant Dink’in ensesine kurşun sıkanlar, ihmal edenler, onların tetikçilerini kollayanlar, koruyanlar, hepsi, bakıyorsunuz, birer birer serbest bırakılmış, üstelik de beraat ediyorlar. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Ondan sonra da geliyoruz, bu ülkede Cumhurbaşkanını ilk defa halkın seçeceği bir seçimi yapacağız yani bu ilk.

Bakın, Nicolas Sarkozy ile Segolene Royal bir önceki seçimde yarışmışlardı ve bu yarışma sonucunda birinci turdan bu iki aday çıkmıştı. Nicolas Sarkozy’nin parti şeceresine bakın, sağcı, milliyetçi, muhafazakâr. AK PARTİ’ye bakın, kendini aynı tanımlıyor, sağcı, milliyetçi, muhafazakâr yani düşünsel olarak aynı ama Sarkozy’nin bir stepnesi var. Sarkozy’nin Cumhurbaşkanı olmak için ırkçı, kafatasçı, faşist bir partiye, Le Pen’e ihtiyacı var, Le Pen’e ihtiyacı var. Şimdi, Türkiye’yi Le Pen’leştirecek miyiz arkadaşlar? Mesele budur. Demokrasiyi mi getireceğiz, Le Pen’leştirecek miyiz arkadaşlar? Şimdi, bütün mesele bu.

Bu kürsülerde muhalefet etmek kolay iş. Anlatıyoruz “Usul hatası var, yapılmaz böyle.” diyoruz. Anayasa kanunla düzenlenmez. Bize hukuk fakültesinin birinci sınıfında bunu anlattılar. Anayasalar… Piramidin tepesinde Anayasa var; sonra kanun gelir, yönetmelik gelir, genelge gelir, tamim gelir, bilmem ne gelir diye. Ee, şimdi siz alıyorsunuz bir kanunla Anayasa’yı değiştirmeye çalışıyorsunuz. Vallahi bir kanunla siz artık dünyayı değiştirirsiniz bu kafayla!

Bir de ikinci tura kaldınız mı bir Le Pen aramaya başlarsınız. Çünkü başka şansınız yok. Le Pen’leştirirsiniz Türkiye’yi. Şimdi, bu olmaz arkadaşlar. Biraz akıl, mantık gerekiyor. Esas açısından bakın, siyasi etik açısından bakın. Eğer milletin iradesine saygılıysak ki, referandum, bu, en iyi saygıdır. Çıkan sonuç var ortada. 5+5, milletvekilliği 4. Biz milletvekili, bir senemizi kestik; seçim kararı aldık ve gittik. Ee, şimdi biz neyin tartışmasını yapıyoruz? Yani siz şimdi, Kanunla biz Anayasa’yı değiştiririz, bunu da bu millete yuttururuz. Bu milletin iradesi de, referandumu da, halkoyu da beş para etmez derseniz, biz çıkar meydanlarda bunu size anlatırız. Açık söyleyelim, bunu anlatırız halka. Bunu beceririz anlatmasını. Bizim partiden 10 bin kişi aldınız. 110 bin kişi daha da alsanız, 110 kişi de kalsak, çıkar meydan meydan bunu anlatırız; bundan emin olunuz.

Arkadaşlar, hukuk herkese lazım. Yanlış yapıyorsunuz. Buradan benim söyleyeceğim bu. Yanlış yapıyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen?..

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Oylamayacak mısınız Sayın Başkan? İsterseniz ben kendi kendime oylayayım!

BAŞKAN – İkisi birlikte Sayın Kaplan; iki önerge birlikte.

Gerekçeyi okutuyorum:

“Gerekçe:

Özensiz olarak hazırlanmış düzenlemenin yeniden ele alınması amaçlanmıştır.”

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, konuşmacımız vardı.

BAŞKAN – Gerekçe söylendi Sayın Kart, sordum ben.

ATİLLA KART (Konya) – Hayır efendim, bize hitap etmediniz.

BAŞKAN – Hayır, ben “Cumhuriyet Halk Partisi Grubu” diye sordum Sayın Kart. Tutanakları isteyebilirsiniz. Gerekçeyi de okuttum. Bundan sonraki konuşmada…

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanun Tasarısının 17. maddesinin 1. fıkrasında bulunan “kahverengi” kelimesinin “kırmızı” olarak değiştirilmesini ve 3. fıkranın Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                      Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyor Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Erdoğan.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 138 sıra sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın 17’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde görüştüğümüz madde, bu kanuna, bir dolgu maddesi olarak eklenmiştir. Herkesin bildiği gibi, seçimlerle ilgili hususlar 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Ayrıca, seçimler, Yüksek Seçim Kurulunun gözetimi ve denetiminde yapılmaktadır. Yüksek Seçim Kurulu, seçimlerin yapılmasıyla ilgili tüm teferruatları karara bağlamakta ve uygulamaktadır. Bu bakımdan, bu maddenin tasarıdan çıkartılması faydalı olacaktır.

Bugün bu kanun tasarısını Cumhurbaşkanını nasıl seçeceğimizi belirlemek için konuşmuyoruz. Peki, bu kanunun gündeme alınmasının sebebi nedir? Sayın Abdullah Gül’ün yeniden aday olmasını engellemektir. Kısaca, şahsa özel bir düzenleme üzerinde tartışıyoruz.

Değerli milletvekilleri, suni gündemler oluşturup suni tartışmalarla devletin en önemli makamlarını itibarsızlaştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Suni gündemlere üreteceğiniz suni çözümler zaman kaybından başka bir şey değildir.

Bugün burada, halkın kendi iradesiyle kabul ettiği bir anayasa değişikliğini, Anayasa’ya aykırı bir şekilde, kanunla değiştiriyorsunuz. Bu konuda kimsenin fikrini sormuyorsunuz, istişare yolunu toptan kapatıyorsunuz. Bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır? Anayasa’nın 101’inci ve 102’nci maddesi, 21/10/2007 tarihinde değiştirilmiştir. Anayasa’nın söz konusu iki maddesi gayet açık ve nettir. AKP diyor ki: “Burada, 11’inci Cumhurbaşkanının durumu belirli değildir.”

Şimdi olaya bir başka açıdan bakalım. 21/10/2007 tarihinde yani 11’inci Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Anayasa’nın 104’üncü maddesi değiştirilip Cumhurbaşkanının yetkileri daraltılsaydı ne diyecektik? Mesela, Anayasa’nın 104’üncü maddesinde, bildiğiniz gibi, Cumhurbaşkanının yasamayla, yürütmeyle ve yargıyla ilgili yetkileri var. İşte, yürütmeyle ilgili olarak Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek yetkisi Cumhurbaşkanından alınsaydı, üniversite rektörlerini atamak yetkisi Cumhurbaşkanından alınsaydı, Sayın Cumhurbaşkanı “Ben seçildiğimde var olan yetkileri görev süremin sonuna kadar kullanmaya devam edeceğim.” diyebilir miydi? Siz veya sizin gibi düşünen hukukçular Cumhurbaşkanının eski yetkilerini kullanmasını nasıl savunacaktınız? Ben buna samimi cevap bekliyorum veya 21/10/2007 tarihinde Cumhurbaşkanının yetkileri artmış olsaydı, Sayın Cumhurbaşkanı kendisine verilen yeni yetkileri “Ben seçildiğimde bu yetkiler yoktu, dolayısıyla ben görev süremin sonuna kadar bunları, bunları kullanmıyorum.” diyebilir miydi? Siz bu durumu nasıl savunacaktınız? Ben bütün bu tespitlerime samimi cevap istiyorum. Bu tespitlerin cevabı samimi olarak ortaya konulabilirse zaten tartışılacak bir konu da kalmayacak ortada.

Ayrıca, siz çoğunluk olarak burada tabii ki kendi hesaplarınıza göre istediğiniz değişiklikleri yapma imkânına sahipsiniz ama sizin bir hesabınız olduğu gibi Allah’ın da bir hesabı var. Sizin hesaplarınız kanunları değiştirebilir, Anayasa’yı değiştirebilir ama Allah’ın hesabını hiç kimsenin değiştirmeye gücü yoktur. Onun için bu kanunları çıkartırken bir daha düşünmenizi tavsiye ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri birlikte işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 138 Sıra Sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısının 18. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Uğur Bayraktutan                        Ali Serindağ                              Atilla Kart

                   Artvin                                   Gaziantep                                   Konya

             Ercan Cengiz                             Sakine Öz                               Musa Çam

                 İstanbul                                    Manisa                                      İzmir

       Mehmet Hilal Kaplan         Mehmet Volkan Canalioğlu        Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                  Kocaeli                                    Trabzon                                   İstanbul

Diğer önergenin imza sahipleri:

             Hasip Kaplan                          İbrahim Binici                           Demir Çelik

                   Şırnak                                    Şanlıurfa                                     Muş

              Halil Aksoy                               Adil Kurt                              Murat Bozlak

                    Ağrı                                      Hakkâri                                     Adana

Üçüncü önerge imza sahipleri:

                Faruk Bal                             Lütfü Türkkan                Hasan Hüseyin Türkoğlu

                  Konya                                     Kocaeli                                  Osmaniye

                               Nevzat Korkmaz                      Yusuf Halaçoğlu

                                       Isparta                                      Kayseri

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu Tasarısı’nın seçim tutanakları ve sonuçlarının birleştirilmesi hususları üzerine, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Halkımızın bizatihi kendisi tarafından referandumla kabul edilmiş bir metnin halkımızın vekilleri aracılığıyla değiştirilmesi, bizlere bu yetkiyi veren halkımızın doğrudan zuhur eden iradesine karşı saygısızlıktır, millî iradeye bir emrivaki yapmaktır, dayatmaktır, halkı kandırmaktır diye düşünüyorum.

Seçimlere gelince: 22 Temmuz seçimlerinin ardından en çok konuşulan konuların başında “Seçimlerde acaba hile mi yapıldı?” sorusu geliyordu. Bu sorunun siyasi açıdan cevabı, bilişim uzmanlarına göre elbette “Evet”tir. Türkiye’de ilk kez 22 Temmuz seçimlerinde yüzde 100 bilgisayar yazılımı kullanılmıştır. Bu yazılımı da içeren projenin adı “SEÇSİS”tir. Sayım düzenleme sisteminde ciddi sıkıntıların kaynağı SEÇSİS Projesi’nde işletim sistemi olarak merkezde Unix-Linux ve ilçelerde ise Microsoft ürünü Windows XP yüklü Intel işlemcili bilgisayar kullanılmasıdır. Windows ortamındaki terminallere mutlaka müdahale edilebileceğinden dünya Windows kullanmaktan vazgeçmiştir. İlçe seçim kurullarında bu güvenliğin sağlanabilmesi çok zordur. Sıkıntılar buradan kaynaklanmaktadır. Bizde de mutlaka bu sistemin değiştirilmesi gerekir. Beş altı yıldan beri Avrupa ülkelerinde ve birçok büyük ülkede devlet kurumlarında Microsoft’un kullanımı yasaklanmış ve Linux sistemlere geçilmiştir. Yani, SEÇSİS sistemi veri tabanı, işletim sistemi, yazılım ve güvenlik olarak tamamen ABD teknolojisinin elindedir ve zaten hem bu nedenle hem de bilgisayar teknolojisinin niteliği gereği sisteme her an dışarıdan müdahale edilebilmesi mümkündür. Geçtiğimiz yıl yapılan üniversiteye giriş sınavlarındaki şifreleme sistemindeki uygulamalarınız da göz önüne alındığında kısaca bilgisayar son seçimde bilgi çalar olarak kullanılmıştır! Bu anlattıklarım uzmanlar gözüyle işin teknik boyutuydu.

Gelelim parmak boyama ve seçmen kütüklerine. “Mükerrer kayıt imkânsız.” deniliyor ama seçmen kütüklerinde büyük hatalar var. Ölüler diriliyor, aynı daireye dört beş aile yazılıyor. Seçmen kütüklerindeki hataları dehşetle izlerken iktidardan hiç ses çıkmaması çok anlam taşıyor. 6 milyon seçmen artışına da hiç değinmiyorlar. 6 milyon kayıp seçmen bir anda nereden bulundu?” diye kıyamet koparken muhtarlar ve YSK “Kişi beyanı dikkate alınıyor. İsteyen evine 10 kişi yazdırabilir.” diyor. Ancak, boş binalarda oturan kişiler varmış gibi gösterilirken, bazı binalarda da eksik kayıtların varlığı göze çarpmaktadır. Dolayısıyla, bu seçim dönemi de bir mükerrer fazla kayıt ihtimalini ortaya çıkarıyor. 17 milyon fazla oy pusulası basılması da dikkate alınınca mükerrer kayıt ihtimaline karşılık bu seçimde yeniden parmak boyama sisteminin güncel hâle getirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde iki, üç ya da daha fazla TC kimlik numarası olan insanların varlığı akla geliyor. Hile iddiasız, bilgi çalarsız, açık, şeffaf, hesap verebilir bir seçim, yargı ve yönetim diliyorum.

Seçim kanunlarıyla oynamak düşüş dönemlerinin icraatıdır. Seçim kanunlarıyla oynayarak siyaseti tanzim etmek isteyen iktidar partilerinin şimdi nerede olduğunu sizlere hatırlatmak istiyorum.

Evet, maddeleri bu şekilde konuşuyoruz, 18’inci maddeye kadar geldik. Sayın Bakan biraz önce millî iradeden bahsetti. Ben buna “millî irade” deme şansına sahip değilim. Bu bir Recep Tayyip Erdoğan iradesidir.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Millete sor.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Evet, millete soracağız.

Biraz önceki konuşmamda da söyledim, eğer Recep Tayyip Erdoğan 5+5 deseydi bugün burada 5+5’i savunan bir Komisyon ve Hükûmetle karşı karşıya kalacaktık ve vekillerimiz de bu yönde mutlaka oy kullanacaklardı.

Sayın Bakan, millî iradeden bahsediyorsunuz da, 2007 yılında yapılan referandum kimin iradesidir? Siz anketleri, kamuoyu yoklamalarını seviyorsunuz, oturduğunuz yerden bir 100 kişiye telefon açın bakalım ne diyorlar? 2007’de yapılan referandumda millet ne diye oy vermiş? Millet, 5+5’e oy verdiğini düşünüyor. Ben 100 kişiyle yaptım, 95 kişisi bu şekilde cevap verdi. Millî iradeye inanmak istiyorsanız sizden ricam, oturduğunuz yerden 100 kişiye tesadüfen telefon açın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – O referanduma niye karşı çıktınız?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Siz millî iradeye uyun, millî iradeye niye karşı çıktığınıza cevap verin.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen karşılıklı konuşmayın.

Sayın Yılmaz…

Şimdi, önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yoruldunuz biliyorum ama size bazı şeyleri hatırlatma gereğini duyuyorum. Yorulunca yanlış yaptığınızı da biliyorum ama biraz ciddiyet gerekiyor bu tür önemli konularda.

Bakın, 11 cumhurbaşkanı var, 11 cumhurbaşkanından 6 tanesi asker kökenli, 5 tanesi sivil. Bunlardan en kısa süre görev yapan rahmetli Turgut Özal ama bunlardan biri var ki 12 Eylülde geldi, üstelik de ne kanun ne referandum, darbeyi yaptı, Meclisi kapattı. O dönem AKP yoktu ama AKP’nin geldisi vardı, Erbakan Hoca’dan Baykal’a, Baykal’dan o dönem rahmetli liderlerine kadar bütün parti liderlerini topladılar Zincirbozan’a getirdiler. İki sene de devlet başkanı oldu, “devlet başkanlığı” sıfatını aldı, cumhurbaşkanı değil.

O arada bir Millî Güvenlik Konseyi kuruldu, yasalar yaptı. Bir Siyasi Partiler Yasası yaptı, bugüne kadar Türkiye demokrasisi bundan çekiyor. Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’u çıkardılar, Türkiye şu ana kadar ondan çekiyor. Yüzde 10 barajını koydular, hazine yardımına kısıtlama koydular, lider sultasını getirdiler, parti içi hukuku yok ettiler ve seçimlerde demokrasinin temeli olan özgür seçim, özgür aday olma, seçme-seçilme hakkını ayaklar altına aldılar.

Şimdi, onların yaptığı hatayı siz yapmak zorunda mısınız arkadaşlar? Ben onu soruyorum. Kafanız karışık, biliyorum. Yoruldunuz, biliyorum. Usul hatası, esas hatası, yani bir siyasi hata yapıyorsunuz. Biz diyoruz ki, bu siyasi hatayı yapmamak milletin iradesine saygı gereğidir. Bunu yaptığınız zaman yoruluyorsunuz; yorulunca şaşırıyorsunuz. Bakın, size bir şey okuyacağım, lütfen, bunu dikkatle dinleyin, ciddiyet açısından, iki şey, iki örnek vereceğim: “İcra edilen –dinleyin- harekât topyekûn bir konvansiyonel harpten farklılık arz etmektedir. Harekâta katılan uçak sayısı, tek uçaktan veya 10’u geçen uçaklardan oluşan paketlere kadar değişik sayıda ve nitelikte olabilmektedir. Aynı gün, hatta aynı saat için askerî ihtiyaçların gerektirdiği ölçüde defalarca sınır giriş ve çıkışını kapsamaktadır. Bu durum, net bir hava harekâtını anlamsızlaştırmaktadır. Aynı durum sınır ötesi harekâtın Türkiye’nin topyekûn terörle mücadelesinin bir parçası olarak icra edildiği düşünüldüğünde harekâtın maliyeti için de geçerlidir.” Siz bundan bir şey anladınız mı arkadaşlar? Bundan anladınız mı bir şey Allah aşkına? Bunu koskoca Hükûmetin bir bakanı bir soru önergemize cevap olarak gönderiyor. Biz diyoruz ki, altı aylık askerî operasyonlarda, hava saldırılarında ne kadar harcama oldu, ne kadar şey yapıldı? Verilen cevap bu. Bu ciddiyetle bu ülke yönetilmez; bir. Bu şekilde yönetilmez. Bizim soru önergemiz çok basit. Başlıyoruz ağustos ayından günümüze kadar hava harekâtına katılanların maliyetini soruyoruz, verilen cevap bu. Bu cevabı tarih yazacak bir gün. Bu kadar gayriciddi bir yaklaşım olmaz.

İkincisi; şu resme iyi bakın, ne diyor: “AK PARTİ’li vekilin şaşkınlığı” Bakın, CHP’lilerle beraber el kaldırmış, farkında mısınız? Tabii, bu sıradan bir vekil değil, bir grup başkan vekili; emekli maaş olayında CHP’lilerle beraber “ret” oyu kaldırmış.

Bakın, on tane resmi var -bugün İnternet’e girin- Ayşe Nur Bahçekapılı’nın on tane resmi var. CHP’lilerle beraber “ret” oyu kullanmış, siz “evet” oyu kullandınız. İşte yorgunluk, bakın... Yorgunluk, ciddiyetsizlik böyle durumlara sokuyor. Arkadaşlar, yapmayın, etmeyin.

Şimdi, siyaseten hata yapma şansınız yok çünkü siyaseten milletin iradesini en çok öne çıkaran sizsiniz. Siz, mademki öyle, gelin, usulüne göre bir kanun çıkarın. 330 rakamını bulamadınız diye bu yollara, dolambaçlı yollara girmeye gerek yok. Referanduma gidelim, soralım halka: Beş yıl mı Cumhurbaşkanının süresi, yedi yıl mı? Ha bunun kestirmesi var. Ciddi bir iş yapalım, sonra da seçim kanunlarının reformunu yapalım diyorum. Seçim kanunlarını, Siyasi Partiler Yasası’nı, barajı, hazine yardımını hep beraber bu Meclisin yapma sorumluluğu vardır. Bu sorumluluktan kaçmanın bir gereği yok. Perakende çalışmaya, parça parça çalışmaya hele hele hiç gerek yok diyoruz. Bu konuda uyarmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Önerge üzerinde Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 138 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 18’inci maddesiyle ilgili önergemiz üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi bizim bu görüştüğümüz tasarı temel kanun şeklinde görüşülüyor. Ben tüm milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum: Burada ben İç Tüzük’ümüzün 91’inci maddesini okumuyorum çünkü uzun bir madde, zamanımız az, lütfen okuyun. Bu tasarı, bu maddede belirtilen temel kanun esprisine, standartlarına uyuyor mu, uymuyor mu. Şimdi Sayın Komisyon Başkanına şu soruyu soruyorum: Öğrencileriniz size “Son yıllarda hukukumuza giren temel kanun nedir?” diye sorsalar ve “Bu konuda bize somut bir örnek gösterebilir misiniz?” deseler siz bu tasarıyı temel kanuna örnek olarak gösterebilir misiniz gösteremez misiniz?

Değerli milletvekilleri, hukuku bu kadar görmezlikten gelmeye hiç gerek yok. Sizin çoğunluğunuz var. Yasa tasarısı getiriyorsanız doğru dürüst getirirsiniz, burada tartışırız ve gene çoğunluğunuz var, yasalaşır. Ona bir şey demiyoruz ama hiç olmazsa hukuku çiğnememiş olursunuz, hiç olmazsa burada milletvekilleri o yasa tasarısı hakkında söyleyeceklerinin bir bölümünü söylerler. Zaten, bizim çok fazla söz söyleme hakkımız yok. Peki, şimdi, bu millet sizi niye seçti? Ben vicdanlarınıza sesleniyorum, ister dinleyin ister dinlemeyin, ister kabul edin ister kabul etmeyin, niye seçti bu millet bizi?

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Valla, başarılı bulduğu için.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Şimdi, bakınız… Şimdi, ben size söyleyeyim mi? Siz bu gidişle çok devam edersiniz.

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Oyumuzu artıracağız.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Bakın, şöyle, dikkat edin. Niye seçti? Kanun yapalım diye, denetim yapalım diye. Kanun yapıyor musunuz?

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Yapıyoruz.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Denetim yapabiliyor musunuz?

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Yapıyoruz.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Yapıyorsunuz değil mi, siz de inanıyorsunuz buna.

Değerli arkadaşlarım, lütfen, bu konuda Parlamento hukukunu hepimizin koruması lazım. Milletten aldığımız yetkiyi bizim kullanmamız lazım. Peki, böyle bir değişiklik yapacaksınız -temel kanunu geçtik- Anayasa’daki değişikliği nasıl yasayla yapıyorsunuz? Hukukta paralellik ilkesi diye bir şey var, kuralı nasıl koyduysanız aynı şekilde kaldırırsınız veya aynı şekilde değiştirirsiniz. Bu, hukukun temel prensiplerindendir. Niye buna uymuyorsunuz? Peki, Anayasa’ya aykırı olduğunu sizler de biliyorsunuz bunun, bile bile “lades” diyorsunuz. Neden? Acaba, Anayasa Mahkemesine çok mu güveniyorsunuz? Anayasa Mahkemesine bu şekilde haksızlık etmiyor musunuz? Yüksek Mahkemenin, AKP’nin arka bahçesi olduğu yolundaki algıya bu şekilde haklılık kazandırmıyor musunuz?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Hiç öyle bir şey yok.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, lütfen, bu konuda elimizi vicdanımıza koyalım ve öyle düşünelim. Ben, Yüksek Mahkemeye haksızlık yapmak istemem. Her şeye rağmen, Anayasa Mahkemesinin gene hukuka uygun olarak karar vereceğini ve sizin bu yanlış kararınızı tekrar size geri göndereceğini kuvvetle tahmin ediyorum ve inanıyorum çünkü bu, Anayasa Mahkemesinin her şeye rağmen kabul edeceği bir şey değildir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu şekilde, bazen Anayasa’yla yapacağımız değişikliği kanunla yapıyorsunuz, bazen de diğer düzenleyici işlemlerle yapacağınız değişiklikleri bir yetkilinin iradesiyle yapıyorsunuz. Şimdi, çok kısa zaman önce, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’yla ilgili etkinliklerde yapılacak törenlerle ilgili bir değişiklik yapıldı. Daha önce de Cumhuriyet Bayramı törenlerinin bir bölümü iptal edildi. Bakın, bu konuda hem kanun var hem yönetmelik var. Cumhuriyet Bayramı törenlerini, Sayın Başbakan bir genelgeyle iptal edemez. Yönetmelik diyor ki orada kutlama komitesine yetki vermiş, nasıl erteleneceğini kutlama komitesi kararlaştıracak, yönetmelikte bu var. Şayet Sayın Başbakan böyle bir iradede bulunmak istiyorsa talimat verir, yönetmelik yapmak çok fazla zor değil, yönetmeliğin o hükmünü değiştirir, Başbakana yetki verir, Başbakan o zaman iptal eder ama hiç olmazsa o karar hukuka uygun olarak alınmış olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Gene karar almış olursunuz, gene istediğinizi yapmış olursunuz, gene istediğinizi elde etmiş olursunuz ama hukuka uygun davranmış olursunuz.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Teşe