DÖNEM: 24                                                                     YASAMA YILI: 2

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 10

45’inci Birleşim

22 Aralık 2011 Perşembe

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 21/12/2011 tarihli 44’üncü Birleşimdeki bir konuşmasında sarf ettiği “Şerefiniz varsa” şeklindeki beyanını düzeltmek istediğine ilişkin konuşması

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

2.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’in, Mehmet Akif Ersoy’un ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, basın özgürlüğüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Kasım Gülpınar’ın, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

2.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

3.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

4.- Ankara Milletvekili Seyit Sertçelik’in, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER

1.- Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ve NATO Parlamenter Asamblesi’nde,Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturmak üzere boş bulunan üyelikler için, Başkanlık Divanı kararını müteakiben, uygun bulunan üyelerin isimlerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/655)

B) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 23 milletvekilinin, ceza infaz kurumları ve tutukevleri personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/83)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 21 milletvekilinin, Çıldır Gölü’nde meydana gelen kirliliğin sebepleri ve çözümlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/84)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 21 milletvekilinin, hayvancılık ve kırmızı et sektörlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/85)

C) DUYURULAR

1.- Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana hakkında Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen kamu davasının devam ettiğine dair dosyanın Anayasa’nın 83’üncü maddesinin 2’nci fıkrası gereğince  Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmasına ilişkin duyuru (3/656)

 

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in, Fransa Ulusal Meclisinde sözde soykırım iddiasının inkârına ilişkin yasanın kabulünü kınadığına ilişkin konuşması

 

IX.- ÖNERİLER

A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; TBMM'nin 27, 28 ve 29 Aralık 2011 Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerinde çalışmamasına; 113 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 2 milletvekilinin, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 9 milletvekilinin, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 113)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi ve Vergi Kaçakçılığını Önleme Anlaşması ile Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 111)

 

XI.- OYLAMALAR

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi ve Vergi Kaçakçılığını Önleme Anlaşması ile Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Van’da meydana gelen deprem sonrasında arama ve kurtarma taleplerinin kabul edilmemesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/1189)

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, vefatının 150. Yılında Sultan Abdülmecid ve Dönemi Etkinlikleri için bastırılan davetiyelere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/1364)

3.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, personel temin edilmesi yöntemine ilişkin  sorusu  ve  Türkiye  Büyük  Millet Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/1453)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak iki oturum yaptı.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, 1915 yılında yaşanan olayları daha önce “soykırım” olarak tanımlayıp aksini iddia edenlerin cezalandırılmasını öngören kanun teklifine ilişkin Fransa Ulusal Meclisinde 22/12/2011 tarihinde oylama yapılacağına, konuyu gündeme taşıyarak tarihî bir sorunu iç politikaya alet etmelerine, konunun siyasetçilerin değil tarihçilerin araştırması gereken bir konu olduğuna ilişkin bir konuşma yaptı.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87),

2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88),

Tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanarak elektronik cihazla yapılan açık oylamalardan sonra kabul edildi ve kanunlaştı.

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın şahsına,

Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin şahsına,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına,

Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin partisine,

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına,

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin şahsına,

Sataşmaları nedeniyle konuşma yaptılar.

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Kültür ve Turizm Bakanının konuşmasına istinaden, Bakanlıktan bilgi notları istediğine ve gönderilen bilgileri basın toplantısında açıklayacağına ilişkin açıklamada bulundu.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bütçenin kabulü nedeniyle bir teşekkür konuşması yaptı.

Alınan karar gereğince 22 Aralık 2011 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 20.54’te son verildi.

 

                                                        Cemil ÇİÇEK

                                                      TBMM Başkanı

     Bayram ÖZÇELİK                                                                         Tanju ÖZCAN              

             Burdur                                                                                         Bolu

           Kâtip Üye                                                                                  Kâtip Üye

 

 

                                                                                                                       No: 53

II.- GELEN KÂĞITLAR

22 Aralık 2011 Perşembe

Teklifler

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 2 Milletvekilinin; Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasası, Köy Kanunu ve Şehir ve Kasabalarda Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/212) (İçişleri; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/11/2011)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 2 Milletvekilinin; Güvenlik Tazminatı Kanun Teklifi (2/213) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.11.2011)

3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/214) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.11.2011)

4.- Bursa Milletvekili Kemal Ekinci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili İzmir Milletvekili Şükran Güldal Mumcu ile 25 Milletvekilinin; Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/215) (Plan ve Bütçe ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.12.2011)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Türk Medeni Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/216) (Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.12.2011)

6.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in; Türk Ceza Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi (2/217) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.12.2011)

7.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli'nin; Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/218) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.12.2011)

Rapor

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Akdenizde Kıta Sahanlığı Sınırlandırılması Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/471) (S. Sayısı: 114)  (Dağıtma tarihi: 22.12.2011) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 23 Milletvekilinin, ceza infaz kurumları ve tutukevleri personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/83) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/10/2011)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 21 Milletvekilinin, Çıldır Gölü’nde meydana gelen kirliliğin sebepleri ve çözümlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/84) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/10/2011)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 21 Milletvekilinin, hayvancılık ve kırmızı et sektörlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/85) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/10/2011)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Terörle Mücadele Yasasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/670)

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, trafik kazalarına ve alınan önlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1015)  

3.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, şehit ailelerinin yaşadığı psikolojik ve sosyal sorunlara ve bunların çözümü için yapılan çalışmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1016)  

4.- Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, memurlara verilen ek ödemelere ve ücret adaletsizliğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1017)  

5.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, PKK terör örgütünün Avrupa uzantılarına ve Avrupa’daki finans kaynaklarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1018)  

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, MİT heyeti ile PKK yöneticileri arasında yapılan gizli görüşmeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1021)  

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, KKTC tarafından sınır dışı edilme kararı verilen öğrencilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1024)  

8.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin başka kurumlara yatay geçiş yapmasına ve Eskişehir’in cami imam hatibi ihtiyacına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1025)  

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, havaalanlarında VİP hizmetlerinden yararlanabilenlerin yer aldığı protokol listesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1026)  

10.- İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiray’ın, Madımak olayı sanıklarından yurt dışında yakalandığı iddia edilen kişinin iadesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1027)  

11.- İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiray’ın, işçi ve memurlar arasında sosyal haklar bakımından farklılıklara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1028)   

12.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün, Türkiye-Suriye Dostluk Barajı Projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1030)  

13.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Konya-Meram-Başarakavak beldesinin su borularına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1031)  

14.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Van depreminde hayatını kaybeden öğretmenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1033)  

15.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, limanların modernizasyonuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1036)  

16.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bazı binaların yakınına kurulan baz istasyonlarının kaldırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1038)  

17.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, İstanbul Üniversitesinin açılış töreninde gözaltına alınan öğrencilerle ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1040)  

18.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, gemi inşa ve gemi işletmeciliği alanında faaliyet gösteren şirketlerin Kredi Garanti Fonundan yararlanmasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/1047)  

19.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, 2010-2011 yıllarındaki karşılıksız çeklerin toplam tutarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/1048)  

20.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, ÖTV oranlarındaki artışa ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/1049)  

21.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, kamuoyunda N.Ç. davası olarak bilinen davanın sanıklarından iki kamu görevlisine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/1050)  

22.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Van’da meydana gelen deprem sonrasındaki arama ve kurtarma faaliyetlerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/1051)  

23.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, emeklilik yaşının yükselmesiyle ortaya çıkan mağduriyetin ortadan kaldırılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1055)  

24.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, SSK ve Bağ-Kur prim borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1056)  

25.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, TODAİE’nin Devlet Personel Başkanlığı bünyesine alınıp alınmayacağına ve Türk kamu yönetimine sağladığı katkıya ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1057)  

26.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumuna alınacak personele ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1074)  

27.- Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, kırsal kalkınma yatırımları ile tarıma dayalı sanayi yatırımlarının desteklenmesi projelerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1075)  

28.- Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, tarıma dayalı teşvik projelerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1076)   

29.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Bakanlıkta sözleşmeli çalışırken memur kadrosuna atanan personelin özlük haklarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1077)  

30.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, kamu kurum ve kuruluşlarında su ürünleri mühendisi istihdamına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1078)  

31.- Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, damlama sulama desteklerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1079)  

32.- Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesinde hayata geçirilen projelere ve yapılan proje başvurularına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1080)  

33.- Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, Bakanlık tarafından verilen yüzde elli hibe desteği programına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1081)  

34.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara keçisi yetiştiriciliğine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1082)  

35.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, ESDEP’e göre yapılacak çalışmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1083)  

36.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 2011’de yağan dolu nedeniyle Haymana’nın çeşitli köylerinde meydana gelen zarara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1084)  

37.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, tarım gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı konularında AB müktesebatına uyum sağlamak amacıyla yapılan mevzuat çalışmalarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1085)   

38.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, patates üreticilerinin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1086)  

39.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, AOÇ Gazi Yerleşkesinin Başbakanlığa devredilip devredilmediğine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1087)  

40.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, koyun yetiştiricilerinin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1088)  

41.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, son otuz yıl içinde Türkiye’ye göç eden Türk soylu yabancılara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1089)  

42.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, depreme dayanıksız, kaçak ve mevzuata aykırı yapılara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1090)  

43.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Yozgat’ta şehit cenazesinde bir kaymakamın milletvekillerine karşı tutumuna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1091)  

44.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, 12 Eylül döneminde gözaltında kaybolan bir kişiye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1092)  

45.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Şanlıurfa Merkez ve ilçelerinin kadın ve çocuk koruma evi ihtiyacına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1093)  

46.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, denetime tabi tutulan belediyelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1094)  

47.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun’da ihtiyaç fazlası olarak değerlendirilen işçilerin diğer kurumlara atanmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1095)  

48.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün, kadın koruma evlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1096)  

49.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Genç ilçesindeki bir köyün bazı sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1098)  

50.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Genç ilçesindeki bir köyün bazı sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1099)  

51.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, kamuoyunda N.Ç. davası olarak bilinen davanın sanıklarından bir kamu görevlisine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1100)  

52.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, kamuoyunda N.Ç. davası olarak bilinen davanın sanıklarından bir kamu görevlisine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1101)  

53.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, ESDEP’e göre yapılması planlanan çalışmalara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1106)  

54.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 644 sayılı KHK ile teknik hizmetler sınıfına geçen bazı personelin özlük haklarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1107)  

55.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, vergi oranlarına ve vergi adaletsizliğiyle ilgili alınan önlemlere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1108)  

56.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, İstanbul 2010 Kültür Başkenti Ajansı için toplanan vergilere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1110)  

57.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, 2011 yılı bütçesiyle ilgili bir açıklamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1111)  

58.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığına 2008-2011 yılları arasında görevlendirilen personele ve bu yıllar arasında kitap komisyonlarında incelenen kitaplara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1112)  

59.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, çıraklık eğitim kapsamındaki sorunların giderilmesi amacıyla yapılacak yasal düzenlemelere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1113)  

60.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca yapılan kitap incelemelerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1114)  

61.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, KPSS ile ilgili yürütülen soruşturmanın sonucuna ve ÖSYM’de yapılan görevlendirmelere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1115)  

62.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Bakanlığın 2011 Mali Yılı Performans Programı hedeflerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1116)  

63.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Bakanlık bünyesinde kurulan Rehberlik ve Denetim Başkanlığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1117)  

64.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, olası bir depreme karşı alınacak tedbirlere ve Van depreminde zarar gören eğitim çalışanlarının mağduriyetinin giderilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1118)  

65.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, gazilerin eğitim hakları konusunda yapılan çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1119)  

66.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, depreme dayanıklı olmayan okul tespiti yapılıp yapılmadığına ve güçlendirme çalışmalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1120)   

67.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, deprem bölgesinde görev yapan eğitim çalışanlarının ilgili yönetmelik gereği yer değişikliği yapıp yapamayacağına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1121)  

68.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, kamuoyunda N.Ç. davası olarak bilinen davanın sanıklarından bir kamu görevlisine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1122)  

69.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, okullara dizüstü bilgisayar, projeksiyon cihazı ve internet altyapısı oluşturmayı amaçlayan Fatih Projesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1123)  

70.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, öğretmenlerin özür grubu atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1124)  

71.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, protesto gösterilerine katılan öğrencilerle ilgili bilgi istendiği iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1125)  

72.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Irak’ın kuzeyine yapılan kara harekâtına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1126)  

73.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, Hakkâri’deki çatışmada kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1127)  

74.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Niğde-Akkaya Barajının çevreye verdiği zarara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1128)  

75.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Pınarhisar-Kaynarca Beldesinde yapılacak olan Çayırdere Barajına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1131)  

76.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli-Kayalıköy Barajının sulama sistemindeki eksikliklere ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1132)  

77.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, 2008 yılından itibaren kamu kurum ve kuruluşlarının deniz aracı alım ihalelerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1136)  

78.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, kapasitesinin üzerinde yük taşıyan araçların kara yollarında meydana getirdiği tahribatın önlenmesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1137)  

79.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Silifke-Gülnar ve Silifke-Anamur arasındaki yol yapım çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1138)  

80.- Elazığ Milletvekili Enver Erdem’in, Elazığ-Ağın Köprüsünün inşaatının durdurulmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1139)  

81.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu Havaalanı inşaatına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1140)  

82.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Ilgaz Dağı Tüneli Projesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1141)  

83.- Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın, Antalya Elmalı-Kaş kara yolundaki sorunlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1142)  

84.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, bölge müdürlükleri kurulurken aranılan kriterlere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1143)  

85.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Denizcilik Müsteşarlığının Bakanlık bünyesinde genel müdürlük seviyesine getirilmesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1144)  

86.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Türk armatörlerin gemi ihtiyaçlarını yurt dışından karşıladığı iddialarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1145)  

87.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, gemi adamlarının eğitimine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1146)  

88.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, Konak Tüneli Projesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1147)  

89.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, İstanbul-Bursa-İzmir Otoyol Projesinin güzergâhına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1153)  

90.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, terörle mücadeleye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1157)  

91.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Savunma Sanayii Destekleme Fonunun kullanımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1160)  

92.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun Üniversitesine rektör atanmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1163)  

93.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, terör örgütü ile Devlet görevlilerinin yaptığı görüşmelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1164)  

94.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun Üniversitesi Tıp Fakültesinin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1166)  

95.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Ortadoğu konusunda izlenen dış politikaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1167)  

96.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, İstanbul Rum Ortodoks Patriğine ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1174)  

97.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün, yoksul kadınlara verilen kredilere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1177)  

98.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Yayladere ilçesinin sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1178)  

99.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Adaklı ilçesine bağlı Karer bölgesinin sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1179)  

100.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli’ne kurulması planlanan HES’lere ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1180)  

101.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, 111 tesisin açılış töreni ile ilgili bazı iddialara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1181)  

102.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Ergene Nehrinin temizlenmesi çalışmalarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1182)  

103.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’a havaalanı yapılmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1183)  

104.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Atatürk’ün hatırasına hakaretten hüküm giyen bir ilköğretim müfettişine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1184)  

105.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, özelleştirilen kamu iş yerlerinde çalışan eski hükümlülerin mağduriyetine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1187)  


22 Aralık 2011 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN –  Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, İç Tüzük 58’e göre geçen tutanak hakkında bir söz istiyorum, orada yer alan bir ifademi düzeltmek için.

BAŞKAN –  58’inci maddeye göre, bir saniye…

Hangi beyanınız hakkında düzeltme yapacaksınız?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, burada “şerefiniz varsa” ibaresi var da onu düzelteceğim.

Efendim, İç Tüzük’ün 58’inci maddesine…

BAŞKAN –  Sayın Genç, itirazım…

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük’ün 58’inci maddesinde der ki: Bir milletvekili geçen tutanakta yer alan…

BAŞKAN –  Sayın Genç, ben size bakın “Hayır” demedim, bir şey demedim. Sadece, siz biliyorsunuz  ki, burada oturan kişi de o prosedürü tamamlamak zorunda.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama orada oturan Başkan Vekilinin takdir hakkı yok yani “söz verir” diyor.

BAŞKAN –  Ben şimdi takdir hakkını kullanıyorum demedim.

Buyurun.

IV.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 21/12/2011 tarihli 44’üncü Birleşimdeki bir konuşmasında sarf ettiği “Şerefiniz varsa” şeklindeki beyanını düzeltmek istediğine ilişkin konuşması (x)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Aslında beş dakikaya kadar süre verilir ama siz iki dakika verdiniz.

Şimdi değerli milletvekilleri, tabii burada maalesef bir milletvekili olarak başkan vekilliği, Başkanlık kürsüsünde oturan başkan vekilleri ve dün de Başkan, açık seçik bana sataşma olmasına rağmen söz vermedi, sonradan da bir dakika verdi. O sözlerimin arasında “Şerefiniz varsa” diye bir ibare kullanmışım. Hakikaten hem kamuoyundan hem milletvekili arkadaşlardan özür diliyorum yani böyle bir ifade kullanmamam lazımdı. (CHP sıralarından alkışlar)

Bunun da sebebi şu arkadaşlar: Çok geriliyoruz yani burada arkadaşlar bize, özellikle Meclis Başkan Vekilleri, Meclis Başkanı, dün, bakın, Bülent Arınç, kaç tane laf söylemiş bana. “Senin Tunceli, Dersim’le ne ilgin var? Dersimlilerin hiçbir işiyle ilgileniyor musun? Sen onların acılarını duymuyorsun.” diyor.

Şimdi, bu kadar, o bölgenin milletvekili olarak, o halkın yedi defa oy vererek Meclise gönderdiği bir milletvekiline böyle söylenir mi? Ayrıca da diyor ki: “Sen sus, senin Genel Başkanın burada oturuyor, ben sana hitap etmiyorum, ona hitap ediyorum.” Yani Meclis Başkanlığı yapmış bir kişiye yakışır mı?

Aslında Bülent Arınç, yalan söylemiş ve yalancılığı Meclis Başkanlığı sırasında anlaşılmış bir kişi. Kendisi yalan söylerken… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Yuh sana be!

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Özür dilemeye gelip hakaret etmeye gerek var mı?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, bir dinleyin yahu!

BAŞKAN – Sayın Genç, ifadenizi düzeltmek için söz aldınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Kendisi Meclis Başkanıyken “Soy ismi Arınç olan hiç kimseyi ben Meclise almadım.” demiştir.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Sonra da gazeteciler bulmuşlar ki soy ismi Arınç olan 2 kişiyi Meclise almıştır.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın…

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben, bakın, Tunceli’yle ilgili her türlü iddia… Bakın, araştırma önergem var, kanun tasarılarım var, bunları kale almıyorsunuz. Diyoruz ki bunları kale alın, araştırmayı yapalım, bu işi sonuçlandıralım. Yani dolayısıyla çıkıp da burada ucuz kahramanlık yapmasın Bülent Arınç. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – İktidar kendisi, buyursun verdiğimiz önergeleri kabul etsinler, buraya gelelim, bu işleri kapatalım. Çıkıp da burada millete boşu boşuna ümit veriyor, devletin birlik ve bütünlüğü kalmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

                              

(x) Bu açıklamaya ilişkin ifade 21/12/2011 tarihli 44’üncü Birleşim Tutanağı’nın 1148’inci sayfasında yer almıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, bakın, görüyorsunuz, iki laf söyleyince hemen saldırıyorlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Böyle bir şey olur mu?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı burada düzeltmeye yapmaya mı çıktı, yeni bir ithamda bulunmaya mı çıktı?

BAŞKAN – Kendisini uyardım Sayın Aydın yani başka yapabileceğim bir şey yok.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben, biraz daha dikkatli konuşmasını tavsiye ediyorum. 

BAŞKAN – Biliyorum ama ne yapabilirim?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kaba, yaralayıcı söz kullanmaması lazım.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasa hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, yıllardır süren sürekli olarak Türkiye’nin suçlandığı bir soykırımla ilgili bir yasa tasarısı yine Fransız Meclisi gündeminde.  Bu yasa diğer soykırımın kabulünden çok daha öte, çok farklı bir nitelik taşıyor ki bu, insanların ağzını kapatmaya yönelik, fikirlerini beyan etmeye imkân vermeyen, bunu engelleyen nitelik taşıyan bir yasa. Yani bize sürekli olarak “İfade özgürlüğünüz yoktur.” diyenlerin “Demokratik haklarını insanlara kullandırmadınız.” diyenlerin, aksine kendilerinin demokratik haklarını kullandırmak istemedikleri bir yasa tasarısı görüşülüyor.

Hepinizin bildiği gibi Parlamento Heyeti olarak biz AK PARTİ, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak birlikte Fransa’ya gittik ve temaslarda bulunduk. Burada önemli olarak şunu belirtmek istiyorum ki: Her üç parti olarak da birlik ve beraberlik içerisinde orada ülkemize ve bize yöneltilen bu tür suçlamaları reddettik ve gidişimiz gerçekten önemliydi. Özellikle Parlamentomuzun ve buradaki diğer yetkililerin beyanları Fransa’da yankı buldu ve şöyle ifade edeyim: Gittiğimiz ilk zamandaki görüşmelerde kimse fazlaca ilgilenmezken daha sonra birden bire bütün medya bizim yaptığımız temaslara odaklandı. En sonunda otuz beş kadar kuruluş, basın yayın organı bizi takip etti. Bu, son derece önemliydi ancak şurasını ifade edeyim: Meclisteki değişik kişilerle ve senatodaki kişilerle yaptığımız görüşmelerde, özet olarak, bundan fazla bahsetmeyeceğim, zaten biliyorsunuz ama şunu ifade edeyim: Hiç kimse kendi üzerine almadı, hükûmet kendi üzerine almadı, sadece “Birtakım parlamenterlerin başvurduğu...” şeklinde ifade edildi ve bugün de zaten çok az bir milletvekiliyle Ulusal Meclis toplanmış ve bu konuyu görüşmekteler.

Değerli milletvekilleri, aslında, Ermeni konusunu çok uzun bir şekilde anlatmak gerekir ama ben kısaca sizlere ifade etmek istiyorum, yıllardır bu konuda çalışmış birisi olarak. Genelde, birçok kişi Türkiye’de bizi “resmî tarihçi” olarak nitelendirdi bu çalışmalarımız sırasında, Tarih Kurumundayken “Efendim, işte, siz, Ermenilerin kırıma tabi tutulduğunu inkâr ediyorsunuz.” dendi. Aslında, biz, hiçbir zaman Ermenilerin uğradıkları, o dönemdeki, şartlardaki durumu inkâr etmedik. Evet, Osmanlı Devleti Ermenileri Sevk ve İskân Kanunu’na tabi tuttu ve Suriye bölgesine nakletti. Bu naklettiği yerler Halep’ti, Deyrizor’du, Hama, Humus gibi yerlerdi. Ben buraları bizzat gittim gördüm. İşte, çöl olarak nitelendirilen yerlerin doğru olmadığını da kendi gözlerimizle gördük.

Ama şunu özellikle ifade edeyim, burada tamamen siyasi mülahazalardan uzak olarak ifade ediyorum: Bakın, tonlarca elimizde belge var. Aşağı yukarı, yaptığımız çalışmalarda, Fransız, İngiliz, Amerikan, İsviçre Cenevre arşivleri, Almanya, Avusturya, Rusya ve İran arşivleri -ki Osmanlı arşivleri dâhil, bunun dışında tutmuyorum- sadece Ermeni arşivleri haricindeki yaptığımız araştırmalarda 100 binden fazla belge topladık ve bu belgeler içerisinde, bakın, en önemlilerinden bir tanesini göstereyim. Şu gördüğünüz belge, Ermeni Millî Delegasyon Başkanı Bogos Nubar Paşa tarafından Fransa Dışişleri Bakanlığına gönderilmiş bir mektup. Bu mektup -altında imzası da var- Fransız arşivinden alınmadır ve aynen şunu söylüyor: “Ekselansları, savaşın başından beri itilaf devletlerinin hedeflerine sarsılmaz bir şekilde inanmış olarak sizin yanınızda savaşan tarafız. Cumhuriyet hükûmetinin isteği üzerine Osmanlı’yla çarpışan Fransız ordusunun yarısına yakını Ermenilerden oluşmaktadır. Ayrıca, Allenby komutasında, İngiliz Generalin komutasında da 8 bin Ermeni gönüllü bulunmaktadır. Rus ordusundaki 150 bin Ermeni’nin dışında Nazarbekof ve Şef Andranik komutası altında da 40 binden fazla Ermeni Doğu Anadolu vilayetlerinin kurtulmasında önemli rol oynamıştır.” diyor.

Bakın arkadaşlar, bunu yazdıktan başka bu kişi, Fransız arşivinden yine hepinizin bildiği Musa Dağ Ermenileri vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, müsaade edersiniz…

BAŞKAN – Peki, şimdi Sayın Halaçoğlu’na bu konuyla ilgili olarak ek süre vereceğim.

Bu arada, o heyette bulunan arkadaşlarımızdan, hangi siyasi partiden olursa olsun, sisteme girerlerse onlara da söz vereceğim. Yani onu da söyleyeyim, 60’ıncı maddeye göre söz vereceğim yerlerinden.

Buyurun size iki dakika söz veriyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, bana da biraz daha söz verirseniz, biliyorsunuz siyasi bir konu değil bu.

BAŞKAN – Biliyorum, onun için de söz veriyorum.

Buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Şimdi, burada da Musa Dağ Ermenilerinin aslında Fransız savaş gemileriyle Süveyş Kanalı’na götürüldüklerinin, ölmediklerinin belgesi. Ayrıca, Zeytun Bölgesi’nde 20 bin Türk askerini Ermeni eşkıyasının meşgul ettiğinin belgesi, yine Fransız arşivinden. Yani, bunlar Fransız ordusu tarafından silahlandırılmış, Yunanistan’dan on iki bin tüfek, iki milyon mermi getirilip verilmiş, kendi belgeleri.

Yine, bakın Osmanlı Meclisi Mebusanında, Meclisinde, milletvekili olan Pasdermadjian, kendisi 1918’te Boston’da bu kitabı çıkarmış ve fiilen Osmanlı’ya karşı savaşıyor. Burada Fransız üniformasıyla -kendi kitabında- ne kadar Ermeni’nin yer aldığını resimleriyle ortaya koymuş. Bakın, Fransız arşivi… Bunları Fransızlar bilmiyor mu? Biliyorlar, çünkü Paris’te bir parkta Fransa için ölen Ermeniler adına anıt dikmişler, 1914’le 1918 yılları arasında.

Bakın, bunun ötesinde -vaktim fazla olmadığı için hızlı geçiyorum- Andranik’in buraya resmini koymuş Pasdermadjian. Andranik, biraz önce sözünü ettiğim 40 bin Ermeni militanıyla Doğu Anadolu’da katliam yapan adam. Kendi hatıratında bile kadınların gözleri önünde çocuklarını nasıl kestiklerini, pişirdiklerini ve yedirtmek zorunda bıraktıklarını kendisi anlatıyor. Ben anlatmıyorum, Andranik kendisi anlatıyor hatıratında. Yine, bunların ötesinde, işte, şu da, gördüğünüz, Van şehrimiz, 1915 yılı 17 Mayısındaki bu hâle gelmiş resmi.

Dolayısıyla bunların hiçbir şey yapmadıklarını söyleyip ortaya çıkanlara karşılık Osmanlı Devleti tehcire tabi tuttuğu Ermenilerden bunlara saldırıda bulunan insanları da mahkemeye sevk etmiş. Bunlar da belgesi, mahkeme kayıtları, 1.673 kişi. 67 kişi idam edilmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Burada enteresan olan hiçbir zaman öldürmemiş olanlar bile idam edilmiş katillere saldırdıkları için.

Hepinize teşekkür ediyorum. İnşallah daha geniş bir zamanda daha da bilgiler verebilirim. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Sayın Öğüt, hangi konuda söz istiyorsunuz?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Bu son şeyle ilgili görüşlerimi, Fransa…

 BAŞKAN – Siz heyette var mıydınız?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Yoktum efendim.

BAŞKAN – Şimdi, ayrıca bakacağım sizlere ama heyette bulunan arkadaşlarımıza özellikle söz vermeyi istedim, diğerlerine şimdi bakacağım.

Sayın Akova, sizde mi aynı?

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Heyette yoktum efendim.

BAŞKAN – Sistemde varsınız, onu çıkın.

Sayın Metiner, siz heyette var mıydınız?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yoktum ama konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, o başka bir şey. Ben yani konunun tamamlanması için heyette bulunan milletvekili arkadaşlara biraz genişçe söz vermeyi düşündüm.

Sayın Gülpınar…

MEHMET KASIM GÜLPINAR (Şanlıurfa) – Ben heyetteydim.

BAŞKAN – Tamam.

Sayın Sertçelik, siz de heyetteydiniz.

Şimdi, sizlere söz vereceğim.

SEYİT SERTÇELİK (Ankara) – Hayır, ben heyette değildim ama çalışmış birisi olarak…

BAŞKAN – Yok, şimdi, o ayrı, ben de çalıştım Ermeni meselesi üzerinde de o ayrı, şimdi onları değerlendireceğim. Ben heyette bulunan arkadaşlarımızın orada yaşadıklarını bizimle paylaşmasını arzu ettiğim için…

Sayın Gülpınar, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Kasım Gülpınar’ın, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

MEHMET KASIM GÜLPINAR (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; bizler, üç parti temsilcisi olarak geçtiğimiz günlerde Fransa’da bu konuda temaslarda bulunduk ve burada işin sevindirici tarafı, üç partinin hemfikir olarak birlikte hareket etmesi ve Fransız kamuoyuna bunları açık bir şekilde duyurmamız. Tabii, onları da gerçekten… Gerçi biraz önce oylama neticesini aldık, şu anda tasarı geçmiş görünüyor herhâlde Meclisten, ama biz bu duruşumuzu hep birlikte, kamuoyu olarak Fransız kamuoyuna açık ve net bir şekilde belirttik.

Tabii, bunun seçime yönelik bir atraksiyon olduğunu da biz kendilerine ilettik. Gerçi bazı kesimler buna katılmasa bile bu konudaki ciddi duruşumuzu, biz bunun seçim yatırımı olduğunu ve bu konudaki inancımızı belirtme fırsatı bulduk.

Tabii, önümüzdeki dönem, şimdi iş Senato aşamasına geliyor, iş burada neticelenmiş değil. Biz, bu Senato aşamasında da yine ülke olarak, sanırım diğer muhalefet partileriyle beraber aynı birlikteliği göstererek, işin Senato aşamasında kanunlaşmaması için elimizden gelen gayreti göstermeye devam edeceğiz. Tabii, bundan sonraki gelişmeleri de sayın Hükûmetimiz mutlaka takdir edecektir, ne tür tedbirler alınacağına dair.

Ben bu konudaki kısa görüşümü bu şekilde belirtmiş olayım.

Teşekkürlerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Şimdi, 60’ıncı maddeye göre arkadaşlara söz vereceğim, ama birer dakika vereceğim bu arkadaşlara, çünkü usulümüz öyle.

Sayın Öğüt, buyurun.

2.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; en son Dersim konusunun iç politikada kullanılması sonucunda, Fransızların bu konuda da bir öncelik alma, kendilerini haklı gösterme şeklinde politikaları gelişmiştir. Bu Meclis içinde de bu tür bir kendi iç politikalarımızla ilgili sorunların soykırım olarak nitelendirilmesinin sonuçlarını hep birlikte görmekteyiz. Bu konuda Meclisin biraz daha dikkatli olması yönünde ricada bulunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Metiner.

3.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle şunu belirtmek isterim: Dersim’de bir katliamın olduğunu söylemek, Dersim’de bir soykırımın olduğunu söylemekle eş anlamlı değildir. Bunu bu şekilde terennüm etmek bence bir iç politika malzemesi yapmaktır.

Fransa’nın bu tutumu insanlık adına utanç vericidir; düşünce, ifade özgürlüğü adına utanç vericidir. Fransa soykırım olduğuna inanabilir ama inanmayanlara hapis ve para cezası öngörmesi demokrasi ve evrensel hukuk normları adına utanç vericidir. Aziz milletimiz bir karıncayı bile incitmeyi günah olarak kabul eden bir inancın mensubudur. Bir kıtal olduğu biliniyor, savaş koşullarında ihanet ve cinayet şebekesi olarak çalışan, iş gören, Ruslarla iş birliği yaparak kendi devletine ve beraber çalıştığı aziz milletimize ihanet eden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sertçelik…

4.- Ankara Milletvekili Seyit Sertçelik’in, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

SEYİT SERTÇELİK (Ankara) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ermeni soykırımı iddialarının temelinde Anadolu toprakları üzerinde bir devlet kurmak için yaratılan projeler bulunmaktadır. Bunun özünde, Rus istihbaratçılarının raporlarına baktığımızda, Ermenilerde sayılara bir sıfır ilave etme alışkanlığının olduğunu görüyoruz. Savaş dönemindeki bütün kayıpları 150 bin iken, sayılara bir sıfır ilave etmek suretiyle bunu 1,5 milyon yapmışlardır.

Birinci Dünya Savaşı’nda 450 bin ile 500 bin arasında Ermeninin Suriye istikametine tehcir edildiğini biliyoruz. 500 bin kişiyse Doğu Anadolu’dan Rusya’ya bağlı topraklara göç etmişlerdir, 300 bin Ermeni Anadolu’da yaşamaya devam etmiştir.

Öte taraftan, savaş döneminde Ermeni ihanetinden kaynaklanan Müslüman kayıplarının katbekat fazla olduğu bilinmektedir.

Ermeni kayıplarının çoğunu Kafkasya cephesinde Türk ordusuna karşı savaşırken kurşun yiyen askerler oluşturmaktadır. Keza, açlıktan, bulaşıcı hastalıklardan, olumsuz iklim şartlarından ölenlerin sayıları da oldukça fazladır. Öldürülenlerin tamamı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Hükûmet söz istiyor musunuz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI (Devam)

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (Devam)

VI.- AÇIKLAMALAR  (Devam)

1.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Kasım Gülpınar’ın, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (Devam)

3.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (Devam)

4.- Ankara Milletvekili Seyit Sertçelik’in, Fransa Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddialarının inkârı ile ilgili yasaya ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (Devam)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hakikaten konu çok hassas bir konu. Benim de geçmişte Ermeni çetelerinin biliyorsunuz Amerika’da katlettiği bizim konsoloslarımız için yazdığım bir kitap vardı “Ermeni Meselesi” diye. Tarihte de bu konuda Ermeni meselesine kısa bir bakış açısıyla bir tez hazırlamıştım.

Esasen sayın milletvekillerimizin görüşlerine aynen katılıyorum. Burada özetle şunu belirtmem lazım: Türkiye, hiçbir zaman kıtal, katliam veyahut da soykırım yapmamıştır. Esasen bizim kültürümüzde böyle bir soykırım anlayışı yoktur. Biz, bütün herkese karşı, bütün insanlara karşı özellikle sevgiyle, merhametle yaklaştık. Bakın, hatta Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiği zaman, Ermeni Patrikliğini, Hovakim’i çağırarak İstanbul’da bir Ermeni Patrikliği dahi kurdurmuş, hatta Anadolu’daki birtakım Ermeni ustalarını dahi İstanbul’a davet etmiştir. Biz, asırlardır Ermenilerle böyle sıcak bir komşuluk ilişkisi ve gerçekten “Tebayı Sadıka” adıyla bilinen böyle bir sıcak bir yaklaşım içindeyken, maalesef 1850’li yıllardan itibaren bilhassa İngilizler, Fransızlar ve Rusların tahrikleriyle Londra’da Taşnak ve Hınçak Cemiyetleri komiteleri kurulmuştur. Bu tamamen, bu mesele, Türkiye’nin doğusunda bir Ermenistan devletinin kurulması “Şark meselesi” adıyla bilinen, özellikle Türkleri Anadolu’dan, Avrupa’dan atma projesinin bir parçası olarak ele alınmıştır.

Ermeniler tamamen Fransızlar, İngilizler ve Ruslar tarafından bir piyon olarak kullanılmıştır maalesef. Nitekim, bakın Birinci Dünya Harbi çıktığı zaman, maalesef bu Ermeni çeteleri Fransızların, Rusların ve İngilizlerin desteğiyle Doğu Anadolu’da, Güneydoğu Anadolu’da gerçekten çok büyük bir mezalim icra etmişlerdir. Hatta burada bir hatıramı anlatmadan sözümü bitirmeyeceğim. Şöyle ki, ben 1973 yılında Erzincan’da askerlik yaparken orada, Erzincan’da Ermenilerin yaptığı katliamı gören, şahit olan bir ihtiyar amcayı ziyaret ettiğim zaman, anlattıkları gerçekten kanımı dondurmuştu; o ağladı, ben ağladım. Neticede, bütün insanları bir yere toplayıp çoluk çocuk demeden, cami içinde veya çeşitli yerlerde, okullarda onları ateşe verip yakan, hatta hamile hanımların karınlarındaki çocukları süngüyle deşerek aralarında bahse tutuşan, maalesef, bu Ermeni çeteleri Türkiye’de çok büyük bir mezalim icra etmişlerdir. Bununla ilgili çok değişik kitaplar var. Bunların hakikaten bir araştırılmasında büyük fayda var.

O zamanki şartlara göre Osmanlı Devleti, bu çetelerin Osmanlı ordusunu arkadan vurmaları ve ikmal yollarını kesmeleri neticesinde, buradaki vatandaşların, 1915 yılındaki “tehcir” dediğimiz göç ettirme kanunu ile başka alanlara taşınmasına karar verilmiştir. Meselenin özü budur ama bunlar dahi başka yerlere nakledilirken Osmanlı ordusu tarafından bizzat korunmuş, hatta bu insanların sağ salim bir şekilde göç ettirileceği yerlere nakledilmesi için gerekli bütün tedbirler alınmıştır. Nitekim Ermeni iddiaları, işte “Bizi çöllere sürdünüz.” şeklinde iddialar var ama onları, bilhassa Suriye’de -az önce Sayın Vekilimin de ifade ettiği gibi- Hama, Humus, Halep gibi güzel şehirlerde onlar yerleştirilmişler, emniyet altına alınmışlardır. Yoksa, toplu bir katliam, soykırım asla söz konusu değildir bakın. Bunu zaten tarihçiler de ortaya koymuşlardır.

Ancak maalesef Fransızlar bunu sürekli gündeme getirmektedirler. Tahmin ediyorum Sayın Sarkozy, yaklaşan seçimler sebebiyle bunu siyasi maksatlarla kullanmak istemektedir ama Hükûmetimiz, böyle bir kanun teklifine fevkalade karşıdır. Biz de Hükûmet olarak Fransa’ya, gerekiyorsa, eğer bu kanun geçerse, gereken misillemeyi yapmak için hazırız. Bunu da özellikle belirteyim. Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir, Türkiye büyük bir güçtür, dolayısıyla gereğini mutlaka yerine getirecektir, bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Tabii ki burada bir diğer hususu da belirtmeden geçemeyeceğim. Tabii ki bu konuda da özellikle bütün grupların, bütün milletvekillerimizin, sivil toplum kuruluşlarının gösterdiği hassasiyetlere de ayrıca teşekkür ediyoruz. Gerçekten, milletimiz bu konuda hakikaten tavrını koymuştur. Ben herkese teşekkür ediyorum.

Tabii, anlatılacak çok şey var ama bilhassa şunu söylemem lazım: Düşünceden dolayı, bir kanaatten dolayı bu şekilde insanların cezalandırılması diye beynelmilel hukukta böyle bir anlayış yoktur yani Fransa böyle bir hukuk katline de yol açmaktadır, bu bakımdan hakikaten düşündürücüdür. Yani düşüncesinden dolayı “Kabul etmiyorum.” diyen insanı cezalandıracaksınız. Bu nerede kaldı?

Dün özellikle Başbakan Yardımcımız çok güzel ifade etti. Kopernik de biliyorsunuz “Dünya dönüyor. Dünya yuvarlaktır.” dediği zaman, maalesef aynı zihniyet onu engizisyon mahkemesine sevk etmiş, neredeyse idam edecekti. Fakat mahkemeden çıktıktan sonra “Dünya dönüyor.” diye kendisi ifade etmiştir. Dolayısıyla bu da aynen onun gibidir. Bunu, bu hareketi lanetliyoruz, telin ediyoruz. İnşallah, bu şekilde Meclisten geçmez diye düşünüyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı ikinci söz millî şairimiz ve Burdur eski Milletvekili Mehmet Akif Ersoy’un ölüm yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Burdur Milletvekili Sayın Bayram Özçelik’e aittir.

Buyurun Sayın Özçelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

2.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’in, Mehmet Akif Ersoy’un ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Mehmet Akif Ersoy’un 20 Aralık doğumunun 138’inci, 27 Aralık ölümünün 75’inci yılı nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözde Ermeni soykırımının inkârını cezalandıran yasa teklifini ve Fransa’yı kınıyorum. Mehmet Akif Ersoy’un Kurtuluş Savaşı’nda, millî mücadelede Fransızlara karşı verdiği mücadele ne ise onun “Asım’ın nesli” diye yetiştirdiği biz evlatlarının Fransızlara misliyle bir cevabı vereceğimizi de bilmelerini istiyorum.

“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...

Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.

İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:

Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.'

Davransana... Eller de senin, baş da senindir!

His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?

Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?

Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?

Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!

Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan

Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.

Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!

Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!

Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın

Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?

Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.

Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;

Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.

Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...

Uğraş ki, telâfi edecek bunca zarar var.

Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!

Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!

'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!' deme, yılma.

Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.”

Burdur’daki üniversitemizin adını aldığı Mehmet Akif Ersoy, Birinci Meclisin Burdur Milletvekilidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi albümünde ve kayıtlarında bilgisi şöyle yer almaktadır: “Mehmet Tahir Bey’in oğlu olup, Sebilürreşat başmuharriri iken kırk sekiz yaşında mebus seçilmiştir. Maarif ve irşat encümenlerinde çalışmıştır.”

Mehmet Akif’i tanımadan Anadolu’da verilen mücadele ruhunu anlayamayız. Mehmet Akif, alim, aydın kimliğiyle Anadolu’yu geçerken, merkezi ve yereli tanıyan bir halk adamıdır. Medrese eğitimi almış, camilerde vaaz verebilecek bilgi ve birikime sahip bir din adamıdır. Kur’an-ı Kerim’i tercüme edecek kadar dinî bilgi ve birikime sahip bir alimdir. Aldığı üniversite eğitimi ve fen ilimlerine aşinalığıyla bir ilim adamıdır. Doğuştan edebiyata ve sanata düşkün olması sebebiyle iyi bir şairdir. Mehmet Akif, bütün bunların ötesinde, Anadolu toprakları işgale uğradığında bu toprakları karış karış dolaşan bir vatanperverdir.

Akif, sadece bir köşeye çekilip düşüncelerini ve duyduklarını yazmakla kalan şair değildir, aynı zamanda doğru bildiği şeyleri yapmaya çalışan, hareketlerini samimi duygularına uygun düşürmeye uğraşan bir halk adamıdır. Cemiyet işlerinde, vatan işlerinde kendi üzerine düşen vazifeleri yapmak için didinmiş ve durmuştur.

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!

-Boğamazsın ki!

-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.

Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir aşığım istiklale;

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördümmü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...

İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?”

Saygılarımla. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı üçüncü söz, basın özgürlüğü hakkında  söz isteyen Van Milletvekili Sayın Nazmi Gür’e aittir.

Buyurun Sayın Gür. (BDP sıralarından alkışlar)

3.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, basın özgürlüğüne ilişkin gündem dışı konuşması

NAZMİ GÜR (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de basın özgürlüğü üzerine gündem dışı konuşma yapmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Meclisi saygılarla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, burada Uluslararası Sınır Tanımayan Gazetecilerin 2002 yılından bu yana, günümüze kadar yayınladığı Türkiye'nin basın özgürlüğü karnesi. Tabii, bu karnenin çok kırık bir karne olduğunu hepiniz tahmin edebilirsiniz, kırıklarla dolu; sadece basın özgürlüğü konusunda değil, düşünce, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü konularında da, temel özgürlükler konusunda da, insan hakları konusunda da nasıl sınıfta kaldıysak basın özgürlüğü konusunda da maalesef sınıfta kalmış durumdayız.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin basın özgürlüğü alanındaki karnesinin kuşkusuz kırıklarla dolu olduğunu ifade ettik. Basın özgürlüğü sıralamasında 2005 yılında 98’inci sırada bulunan Türkiye, 2010’da 178 ülke arasında 138’inci sırada yer almıştır. Buna rağmen pembe tablo çizmek isteyen Sayın Başbakan ve Koordinatör Bakan Beşir Atalay başta olmak üzere, Hükûmet yetkililerinin söylemleri istatistiki tablolar karşısında hiçbir etki yapmıyor. Türkiye, basın özgürlüğü alanında her geçen yıl ihlaller karnesine yenilerini ekleyerek yol alıyor. Her alanda olduğu gibi 2002 yılından itibaren hak ihlallerinden basın da payına düşeni alıyor. Hâlen 64’ün üzerinde gazeteci cezaevinde bulunmakta, son yapılan operasyonlarla, Kürt basınına dönük yapılan operasyonlarla bu sayının artacağını tahmin edebilirsiniz.

Değerli arkadaşlar, daha geçenlerde Sayın Başbakan, basının önde gelenleriyle birlikte, genel yayın yönetmenleriyle birlikte bir toplantı gerçekleştirdi. Ulusal basının genel yayın yönetmenlerini -tabiri yerinde ise- ayar vermek amacıyla bir araya getirdi. Hiçbir demokratik ülkede görülmeyen bir şeyi Sayın Başbakan yaptı. Biliyorsunuz, bu basına brifing verme işini daha önce generaller Genelkurmay Başkanlığında yapıyordu. Ama sağ olsun, Başbakanımız bu ayar verme işini sivilleştirdi ve dolayısıyla bizzat kendisi ilgilenerek basına yön vermeye, ayar vermeye ve nasıl yayın politikası izleyeceklerini kendilerine dikte etmeye başladı. Bu hiçbir ileri demokratik ülkede görülmeyen bir davranış ve biz bu davranışı şiddetle kınıyoruz, şiddetle karşıyız. Çünkü özgürlüklerin özüne doğrudan bir müdahaledir ve Sayın Başbakan eğer ileri demokrasiyi savunuyorsa basın üzerindeki baskılarından bir an önce vazgeçmelidir.

Değerli arkadaşlar, Kürt basını üzerindeki baskılar sadece tutuklama, gözaltı, kapatma ya da cezalandırma yöntemleriyle olmuyor kuşkusuz. Son, dünkü operasyonlarla birlikte, bildiğiniz gibi, birçok kurumun, gazetenin, yayın organının, ajansın çalışanları, gazeteciler doğrudan tutuklanarak şu anda gözaltındalar. Arkadaşlarımızın listeleri burada.

Değerli arkadaşlar, AKP Hükûmeti Türkiye’de “tek dil ve tek millet” politikasıyla beraber basını tekeline alarak “tek ses, tek basın” politikasını da gündeme koymuş durumda, yürürlüğe koymuş durumda. Herhâlde bu bizim kutlayacağımız ya da tebrik edeceğimiz, övüneceğiniz bir şey olmasa gerek. Çünkü basın demek çok seslilik demektir, basın demek düşünce ve fikir özgürlüğü demektir, basın demek halkın haber alma özgürlüğü demektir. Bunu da kendi tekelinize alırsanız tıpkı TRT’yi aldığınız gibi, değerli arkadaşlar, bu ülkede demokratikleşmeden, demokrasiden elbette ki söz edemezsiniz.

Tabii, bu baskılar sınır ötesini de aşıyor. Danimarka’yla hangi kirli ilişkiler temelinde ya da pazarlıklar temelinde ne yaptığınızı çok iyi biliyoruz. Wikileaks bunları döktü ortaya. Roj TV’yi de kapatma girişiminde bulundunuz. Umarım Danimarka demokratik bir ülke olduğunu görür; Danimarka da gerçekten özgür, vicdanı özgür hâkimlerin olduğunun farkına varır ve Roj TV’yi, Kürtlerin sesini kapatmaktan vazgeçer.

Değerli arkadaşlar, kimsenin görüşlerinden dolayı tutulmadığı daha aydınlık ve daha özgür bir Türkiye özlemiyle Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gür.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER

1.- Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ve NATO Parlamenter Asamblesi’nde, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturmak üzere boş bulunan üyelikler için, Başkanlık Divanı kararını müteakiben, uygun bulunan üyelerin isimlerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/655)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 2. maddesine göre "Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, NATO Parlamenter Asamblesi”nde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni temsil edecek grupları oluşturmak üzere boş bulunan üyelikler için; aynı Kanunun 12. maddesi uyarınca Başkanlık Divanı Kararı'nı müteakiben uygun bulunan üyelerin isimleri Genel Kurul’un bilgilerine sunulur.

                                                                                                           Cemil Çiçek

                                                                                              Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                              Başkanı

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanlığı

Ali Şahin                                  Gaziantep Milletvekili

Nazmi Gür                               Van Milletvekili

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Grubu

Asıl Üye

Ertuğrul Kürkcü                         Mersin Milletvekili

Yedek Üye

Mülkiye Birtane                         Kars Milletvekili

NATO Parlamenter Asamblesi Türk Grubu

Asıl Üye

Mülkiye Birtane                         Kars Milletvekili

Yedek Üye

Nazmi Gür                                  Van Milletvekili

BAŞKAN –  Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 23 milletvekilinin, ceza infaz kurumları ve tutukevleri personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/83)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ceza ve infaz kurumları ve tutukevleri çalışanları Adalet Bakanlığı bünyesinde en fazla çalışan grubu oluşturmaktadır. Bakanlığın bünyesinde en fazla çalışan personel olduğu hâlde hiç mesai ücreti almamaktadır. Birçok cezaevinde çalışma süreleri haftalık 40, aylık 240 saattir. Cezaevlerinde resmî ve dinî bayramlarda açık görüş yapıldığından dolayı ceza ve infaz kurumları ve tutukevi çalışanları hiçbir bayramı aileleri ile geçirememektedir. Bakanlık bünyesinde bu personel için hiçbir çalışma yapılmamaktadır.

Ceza ve infaz kurumları ve tutukevleri çalışanları, yaptıkları görev bakımdan kolluk kuvvetleri gibi emniyet ve güvenlik sınıfında olmaları gerekirken, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi idari hizmetler sınıfında yer almaktadır. Bu durum cezaevi personelinin fazla mesai ücreti alamamasına neden olmaktadır. Bu nedenle, gecesini gündüzüne katan, resmî tatil, bayram dinlemeden çalışan cezaevi personeli kamuda en düşük maaş alan sınıflardan birini oluşturmaktadır.

Emniyet ve güvenlik sınıfında sayılmayan cezaevi personelinin, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu düzenlemesinde güvenlik ve asayiş hizmeti gören bir sınıf olarak kabul edilerek sendika kurma ve bir sendikaya üye olma hakkı kısıtlanmıştır. Cezaevi personelinin özlük hakları açısından sendika kurma, bir sendikaya katılma hakkı olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi idari hizmetler sınıfında yer almasına karşın, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nda emniyet ve güvenlik sınıfında kabul edilerek sendika kurma ve bir sendikaya üye olma hakları da ellerinden alınmaktadır.

5510 sayılı Sosyal Güvenlik Yasası'nın 40. maddesinde iş riski ve güvenliği dikkate alınarak bazı meslekler için fiilî hizmet süre zammı öngörülürken, yine ceza ve infaz kurumları ve tutukevleri personeli kapsam dışı bırakılmıştır.

Tutuklu ve hükümlüler ile sürekli olarak bire bir ilişki içerisinde olan ceza ve infaz kurumları ve tutukevleri personeli psikolojik açıdan da diğer meslek gruplarına göre daha fazla yıpranmaktadır.

Bu nedenlerle, ceza ve infaz kurumları ve tutukevleri personellerinin sorunlarının tespiti, ortaya çıkarılması ve çözümlenmesi amacı ile Anayasa'mızın 98. maddesi, İçtüzüğümüzün 104. ve 105. maddeleri gereğince bir Araştırma Komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu             (İstanbul)

2) Candan Yüceer                         (Tekirdağ)

3) Atilla Kart                                 (Konya)

4) İhsan Özkes                                             (İstanbul)

5) Erdal Aksünger                        (İzmir)

6) Kamer Genç                             (Tunceli)

7) Tufan Köse                               (Çorum)

8) Mehmet Şeker                          (Gaziantep)

9) Kadir Gökmen Öğüt                                (İstanbul)

10) Kazım Kurt                             (Eskişehir)

11) Sinan Aydın Aygün                               (Ankara)

12) Mehmet Ali Ediboğlu             (Hatay)

13) Salih Fırat                               (Adıyaman)

14) Özgür Özel                             (Manisa)

15) Aytuğ Atıcı                             (Mersin)

16) Ali Rıza Öztürk                      (Mersin)

17) Metin Lütfi Baydar                                (Aydın)

18) Nurettin Demir                       (Muğla)

19) Ramazan Kerim Özkan          (Burdur)

20) Mustafa Sezgin Tanrıkulu       (İstanbul)

21) Celal Dinçer                           (İstanbul)

22) Mehmet Şevki Kulkuloğlu      (Kayseri)

23) Malik Ecder Özdemir             (Sivas)

24) Turgut Dibek                          (Kırklareli)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 21 milletvekilinin, Çıldır Gölü’nde meydana gelen kirliliğin sebepleri ve çözümlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/84)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Doğu Anadolu Bölgesinin en büyük ve en önemli göllerinden biri olan Çıldır Gölü Ardahan ili ve çevresi için çok önemli bir yere sahiptir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1959 metre olan, ortalama derinliği 15-16 metre aralığında seyreden 124 km2 alana sahip Çıldır Gölü barındırdığı 10 çeşit tatlı su balığı ile halkın en önemli geçim kaynaklarından birini oluşturmasının yanında doğal güzelliği ile ünlüdür.

Ne yazık ki dünyanın en temiz ve içilebilir suyuna sahip olan Çıldır Gölünde, son yıllarda yapılan ölçümler sonucunda ortaya çıkan tablo su kirliliğinin 240 koli basiline çıktığını göstermektedir.

Çıldır Gölünün kirlenmesinin 4 ana nedeni;

1- Arpaçay ovasını daha çok sulamak, Çıldır Gölünün su seviyesini yükseltmek maksadıyla yapılan ve Çıldır'ın yüksek yaylalarından gelen suları göle taşıyan kuzey denivasyon kanalının geçtiği köylerden aldığı çöpleri ve hayvan gübreleri, üstü açık kanala düşerek can veren hayvanların leşleri,

2- Göl kenarında bulunan köylerden yağmur suları ile birlikte taşınan hayvan gübrelerinin göle dökülmesi,

3- Göl çevresindeki tarlaların ekiminde kullanılan suni gübrenin yağmurla birlikte göle sürüklenmesi

4- Gölü besleyen akarsulara mandıraların süt atıklarını dökmeleri başlıkları altında toplanabilir.

Ardahan başta olmak üzere çevre iller içinde çok önemli yere sahip dünyanın en bakir gölü olan Çıldır Gölünün kirlenmesini engellemek entegre bir proje ile mümkündür. Çıldır Gölünün etrafı mutlaka ağaçlandırılmalı, göl etrafındaki çiftçiler uygulanacak bir projeyle doğal gübreye yönlendirilmeli, kuzey denivasyon kanalı ile gelen kirletici etkenlerin önlenmesi için arıtma veya çökertme havuzu yapılmalı, mandıra atıklarının gölü besleyen akarsulara bırakılmasının mutlaka önlenmesi sağlanmalıdır.

Bu bilgiler doğrultusunda Ardahan ve çevre iller için çok önemli olan Çıldır Gölünün kurtarılması için gerekli olan tedbirlerin belirlenmesi ve bir an önce uygulamaya konulması ile karşılanacak sorunların çözülmesi konusunda Anayasamızın 98. İç tüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurularak araştırılmasını saygılarımla arz ederim. 12.07.2011

1) Ensar Öğüt                (Ardahan)

2) Candan Yüceer          (Tekirdağ)

3) Tufan Köse                               (Çorum)

4) Erdal Aksünger         (İzmir)

5) İhsan Özkes                              (İstanbul)

6) Mehmet Ali Ediboğlu  (Hatay)

7) Mehmet Şeker           (Gaziantep)

8) Kazım Kurt                               (Eskişehir)

9) Salih Fırat                  (Adıyaman)

10) Aytuğ Atıcı              (Mersin)

11) Nurettin Demir        (Muğla)

12) Atilla Kart                (Konya)

13) Sinan Aydın Aygün                               (Ankara)

14) Ramazan Kerim Özkan          (Burdur)

15) Mustafa Sezgin Tanrıkulu       (İstanbul)

16) Ali Özgündüz                         (İstanbul)

17) Ali Rıza Öztürk                      (Mersin)

18) Celal Dinçer                           (İstanbul)

19) Mehmet Şevki Kulkuloğlu      (Kayseri)

20) Malik Ecder Özdemir             (Sivas)

21) Turgut Dibek                          (Kırklareli)

22) Kadir Gökmen Öğüt               (İstanbul)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 21 milletvekilinin, hayvancılık ve kırmızı et sektörlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/85)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kırmızı et yüksek biyolojik değere sahip olan iyi bir protein kaynağıdır. Ülkemiz coğrafi özellikleri ile her türlü hayvansal üretim açısından uygun ortam ve önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak son yıllarda uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları nedeniyle Ülkemizde hayvan sayısında çok ciddi bir şekilde azalmalar olmuştur. Böylece bir zamanlar ihracatçı konumunda olan Türkiye bu gelişmeler sonucunda et ithalatçısı ülke konumuna gelmiştir.

Türkiye Ziraat Odaları birliği tarafından yapılan kırmızı et raporuna göre Dünyada toplam kırmızı et üretimi 1990-2005 yılları arasında sığır eti % 18, keçi eti % 74, manda eti % 37,5 olmak üzere genelde % 16 artmıştır. Aynı yıllarda ülkemizde et üretimine bakıldığında ise sığır etinde % 10,8, koyun etinde %10,5, keçi etinde % 31,8 ve manda etinde % 86'lık bir azalma olduğu gözlenmektedir. Ülkemizde ise toplamda % 14 azalmıştır. Yine aynı raporda ülkemizde 2013 yılında 164.000 ton et açığı olacağı belirtilmektedir.

1940 yılında 44 Milyon hektar olan çayır ve mera alanları günümüzde 12 Milyon hektara kadar düşmüştür. Gerilemedeki diğer bir etken ise yem, mazot ve gübre fiyatlarında yapılan önemli orandaki artışlardır.

TÜİK verilerine göre 1980 yılında 44,5 milyon olan nüfusumuz, bugün 70 milyonun üzerindedir. Buna karşılık aynı dönemde büyükbaş hayvan sayısı 17 milyondan 11 milyona, küçükbaş hayvan sayısı ise 68 milyondan 30 milyon azalmıştır.

2007 yılında kesilen koyun sayısı 2,725,220 ve bu kesilen hayvanlardan üretilen et 60,402,826 ton iken, 2008 yılında ise koyun sayısı 1,859,281'e gerilemiş üretilen et ise 40,315,692 tona düşmüştür.

Büyükbaş hayvanlarda 2007 yılında kesilen toplam hayvan sayısı 2,013,523 ve elde üretilen et miktarı 433,951,598 ton iken, 2008 yılında bu rakamlar 271,148 baş gerileyerek 1,742,375'e düşmüş ve üretilen et miktarı da 1 yılda 62,000 ton gerileyerek 371,952,707 tona düşmüştür.

8 yıllık AKP döneminde hayvancılığa verilen teşviklerin yetersiz olması nedeniyle çiftçilerimiz hayvancılık yapmayı bırakmış, köyden kente göç edip işsizlik ve yoksulluk içinde gecekondularda yaşamaya mahkûm edilmiştir. 8 yıl sonunda AKP tarafından çıkarılan genelgede ise hayvancılıkta aile işletmeciliğini geliştirmek yerine, zengin ve parası olanlara yönelik yeni yönetmelik çıkartıp, 50 baş ve üstü damızlık hayvan besleyenlere hayvan alımında, ahır yapımında ve süt toplama tanklarının yapımında % 30 ve % 40 arasında hibe edileceği beyan edilmiştir. Ancak bu teşvikten yararlanmak ve bu tesisleri yapabilmek için bir köylünün 250 milyar civarında bir sermayeye ihtiyacı bulunmaktadır.

Bu sermayeyi oluşturmak için bir köylünün, köydeki arazisini ve evini bankaya teminat göstererek kredi çekmesi gerekmektedir. Ancak bankalar köylünün evini ve arazisini teminat olarak kabul etmediğinden bu teşvikten yararlanmaları mümkün değildir.

Aile işletmeciliğini geliştirmek için 50 baş ve üstü hayvan teşvikinden yararlanmak yerine, 10 baş ve üstü hayvan besleyenlere teşvik ve hibe yardımı olursa hem aile işletmeciliği geliştirilmiş olur, hem de bütün aile çalışacağı için işsizliğe de büyük ölçüde çare olur. Bu nedenle hayvancılığın gelişmesi ve et açığının kapanması için besicilerin desteklenmesi gerekmektedir. Yerli üreticimizin ve köylümüzün kalkınması sağlandığında, ithal etin önü de kesilmiş olacak bu konu ülkemizin de yararına olacaktır.

Son yıllarda görülen hayvan sayısındaki düşüş ve et fiyatlarındaki yükselişin sebeplerini tespit etmek amacıyla Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim. 12.07.2011

1)     Ensar Öğüt                            (Ardahan)

2)     Candan Yüceer                     (Tekirdağ)

3)     Atilla Kart                             (Konya)

4)     Tufan Köse                           (Çorum)

5)     Mehmet Şeker                       (Gaziantep)

6)     İhsan Özkes                          (İstanbul)

7)     Erdal Aksünger                     (İzmir)

8)     Mehmet Ali Ediboğlu           (Hatay)

9)     Kazım Kurt                           (Eskişehir)

10)   Salih Fırat                            (Adıyaman)

11)   Özgür Özel                          (Manisa)

12)   Aytuğ Atıcı                          (Mersin)

13)   Nurettin Demir                     (Muğla)

14)   Sinan Aydın Aygün             (Ankara)

15)   Ramazan Kerim Özkan        (Burdur)

16)   Mustafa Sezgin Tanrıkulu    (İstanbul)

17)   Ali Özgündüz                      (İstanbul)

18)   Ali Rıza Öztürk                    (Mersin) 

19)   Celal Dinçer                         (İstanbul)

20)   Mehmet Şevki Kulkuloğlu  (Kayseri)

21)   Turgut Dibek                       (Kırklareli)

22)   Kadir Gökmen Öğüt            (İstanbul)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.53

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşlarına devam edeceğiz.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in, Fransa Ulusal Meclisinde sözde soykırım iddiasının inkârına ilişkin yasanın kabulünü kınadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Fransız Ulusal Meclisinde görüşülen sözde soykırım iddiasının inkârına ilişkin yasa bugün kabul edilmiştir. Aziz milletimizin ve gazi Meclisimizin siz değerli üyeleri adına tarih önünde Fransız Ulusal Meclisinin bu kararını şiddetle kınıyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) DUYURULAR

1.- Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana hakkında Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen kamu davasının devam ettiğine dair dosyanın Anayasa’nın 83’üncü maddesinin 2’nci fıkrası gereğince  Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmasına ilişkin duyuru (3/656)

BAŞKAN – Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 13/12/2011 tarihli ve 2011/3194 esas numaralı yazısı ile Diyarbakır Milletvekili Sayın Leyla Zana’nın Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 2011/371 esas numaralı kamu davasının devam ettiği Anayasa’nın 83’üncü maddesinin 2’nci fıkrası gereğince bildirilmiştir.

Bilgilerinize sunulur.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

IX.- ÖNERİLER

A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; TBMM'nin 27, 28 ve 29 Aralık 2011 Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerinde çalışmamasına; 113 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22.12.2011 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                            Mahir Ünal

                                                                                                        Kahramanmaraş

                                                                                            AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmında yer alan 113, 111, 64 ve 32 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 1, 2, 3 ve 4 üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

22 Aralık 2011 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde; 111 sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi, 111 sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin bu birleşimde tamamlanamaması hâlinde Genel Kurulun; haftalık çalışma günlerinin dışında 23 Aralık 2011 Cuma günü saat 14:00'te toplanması ve bu birleşimde "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 111 sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi, bu birleşimlerde gece 24:00'de günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi,

TBMM'nin 27, 28 ve 29 Aralık 2011 Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerinde çalışmaması,

113 sıra sayılı Kanun Tasarısının İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

Önerilmiştir.

113 Sıra Sayılı

TC Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

(1/536, 2/35, 2/199)

BÖLÜMLER           BÖLÜM MADDELERİ                    BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1. BÖLÜM                 1 ila 9 uncu maddeler                                                                9

2. BÖLÜM                10 ila 18 inci maddeler                                                               9

                                     Toplam madde sayısı                                                            18

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde ve lehinde söz talepleri vardır.

Şimdi onları okuyacağım, sonra da önce lehinde olmak üzere değerli milletvekillerini kürsüye davet edeceğim.

Lehinde, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Doğan Kubat, Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel; aleyhinde, Samsun Milletvekili Sayın Ahmet Haluk Koç, Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu.

Lehte ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Doğan Kubat’ta.

Sayın Kubat, süreniz on dakikadır.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi lehinde söz almış bulunuyorum. Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

577 üyeli Fransız Parlamentosunun 44’e 7 oyla almış olduğu Türkiye aleyhindeki bu elim kararı da Türk milleti adına kınadığımı belirterek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ grup önerisiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde yer alan kanun tasarı ve tekliflerinin görüşme sırasının, ilk dört sırasının yeniden belirlenmesi önerilmektedir. Buna göre gündemdeki kanun tasarılarının sıralanması 113 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nda değişiklik yapılması hakkında Kanun Tasarısı, yine 111 sıra sayılı Almanya ile çifte vergilendirme ve sözleşmesinin görüşülmesine dair Kanun Tasarısı, 64 sıra sayılı Ürdün’de kurulan Orta Doğu sinkrotron ışığı deneysel bilim sözleşmesi, 32 sıra sayılı Hoca Ahmet Yesevi Türk-Kazak  Üniversitesi ile ilgili sözleşmenin gündemin 1, 2, 3, 4’üncü sıralarına alınması önerilmekte.

Yine, bu öneriyle Genel Kurulumuzun bugünkü birleşiminin 113 ve 111 sıra sayılı kanun tasarılarının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar devam ettirilmesi, tamamlanamaması hâlinde ise 23 Aralık 2011 Cuma günü saat 14.00’te toplanması ve 113 ve 111 sıra sayılı kanun tasarılarının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmaların devam ettirilmesi önerilmektedir.

Yine, önümüzdeki hafta Meclisimizin çalışma takvimiyle ilgili de bir teklif vardır. Buna göre önümüzdeki hafta Salı, Çarşamba, Perşembe yani 27, 28 ve 29 Aralık 2011 günleri Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Tüzük’ün 6’ncı maddesi uyarınca çalışmalarına ara verilmesi önerilmektedir.

Yine, son olarak da bu öneriyle, görüşülecek olan 113 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi uyarınca özel kanunlar arasında uygulamada ahengin sağlanması ve düzenlediği alan yönünden bütünlüğünün ve maddeler arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğundan dolayı temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin öneri ekinde yer alan cetveldeki şekliyle olması önerilmektedir.

Önerinin lehinde oy kullanacağımı belirtiyor, takdiri yüce Meclise bırakıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kubat.

Aleyhte ilk söz Samsun Milletvekili Sayın Ahmet Haluk Koç’ta.

Buyurun Sayın Koç. (CHP sıralarından alkışlar)

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, grup önerisi aleyhinde söz aldım, iç Tüzük’e uygun davranacağım.

Bugün gündemdeki kanunun bir temel kanun olarak getirilmesi yanlıştır. Kanun hükmündeki kararname salgınına, maalesef, birbiri içerisinde hukuksal ve konusal olarak bir bütünlük taşımayan kanunların da -ki bunların içerisinde torba kanunlar da var- temel kanun olarak getirilerek maddelerin görüşülmeden sadece üzerinde iki önerge verilerek geçmesi sağlanıyor. Son derece önemli maddeler var. O maddeler içerisinde düşünülmesi, tartışılması gereken maddeler var.

Her şeyi kanun hükmündeki kararname kolaycılığında temel kanun olarak getirmemeniz gerekiyor. Bu, Parlamentoya da saygıdır aynı zamanda çünkü bu Parlamentonun yasama yetkisi var, KHK’lerle bunlar sınırlanıyor. Temel kanunun İç Tüzük’ün 91’inci maddesindeki tanımlamasının dışında çok geniş tutularak, her şeyi temel kanun yaparak bu hakkı, yasama hakkını da sınırlamış oluyorsunuz. Ben sayın iktidar  partisi grup yöneticilerine, belki zamandan tasarruf etmek istiyorlar ama zamandan tasarruf edilerek demokratikleşilmiyor; bunu hatırlatmak istedim.

Sayın Başkan, konuşmanın bundan sonrasını İç Tüzük’ü dolanmamak adına, İç Tüzük’e uygun söz aldığım konuda bir giriş yaparak başladım ama siz de vurguladınız, Türkiye 2015’e giden süreçte çok ciddi bir dış politika ablukası altına alınmaya çalışılıyor. Bunun tezahürlerini, belirtilerini her gün görüyoruz. Fransa’da da buna uygun bir karar bugün maalesef -bir sürpriz de beklenmiyordu zaten- Fransız Meclisinde kabul edilerek Senato aşamasına gönderildi.

Değerli arkadaşlarım, ben de Türkiye Büyük Millet Meclisi adına oluşturulan heyette Cumhuriyet Halk Partisini temsilen Sayın Osman Korutürk’le birlikte görev aldım. İki gün boyunca Fransa’daki muhataplarımıza Türkiye’nin tezlerini, bizim bireysel parlamenter olarak -madem onlar parlamenter inisiyatif olarak, girişim olarak sunuyorlar- bizlerin de parlamenter inisiyatif çerçevesinde düşüncelerimizi ifade etme fırsatı bulduk.

Burada ben geçmeden önce, belki konuyla ilgili değişik tartışmalar oluyor, Fransa’da bu iş nasıl ele alındı, nasıl geldi bugüne; kısaca hatırlatmak istiyorum: Önce rahmetli Sayın İsmail Erez’in öldürülmesiyle başlayan ASALA terör örgütünün Paris’te yarattığı katliamlardan sonra olay hukuki boyutta, siyasi boyutta Türkiye’nin önüne her platformda taşınacak, belirli zaman dilimlerinde ısıtılarak taşınacak bir konu hâline getirildi.

Değerli dostlarım, öncelikle şunu söyleyeyim: Dünya tarihi her ülke için, her millet için acılarla doludur. Bu bir gerçektir. Her ülke kendi tarihinde, yakın ve orta geçmiş tarihinde değişik acılarla karşı karşıya kalmıştır, değişik sorunlar yaşamıştır. Bu, bizim öncemizdeki yapımız olan Osmanlı İmparatorluğun’da da böyledir, Türkiye’de de böyledir, Fransa’da da böyledir, başka ülkelerde de bu şekildedir. Dünyanın hiçbir köşesi İzlanda gibi kendi başına, kapalı, kendi sorunlarını dışarıya yansıtmayan bir ülke değildir. Hele de Anadolu bütün göçlerin kavşak yeri, bütün emperyalist projelerin üzerinde düğümlendiği bir toprak parçası olarak bu acılardan çok daha fazla nasibini almıştır.

Değerli arkadaşlarım, bir müellif bir televizyon konuşmasında şu benzetmeyi yapmıştı -adını hatırlayamadığım için böyle bir şeye girmiyor, intihale girmesin diye söylüyorum, adını hatırlayamadım- “Tarih bir süpermarket değildir.” demişti. Ben bunu daha sonra Avrupa Konseyindeki bir konuşmamda da söyledim Kıbrıs’la ilgili. Yani tarihi bazıları bir süpermarket olarak alıyorlar; siz içeri giriyorsunuz, tarihin raflarında işinize gelen olayı, işinize geldiği şekilde, işinize geldiği şekilde ambalajlatarak alıyorsunuz ve ondan sonra onu kullanarak kendi siyasi tezlerinize malzeme yapıyorsunuz. Hâlbuki aynı rafta aynı konuyla ilgili başka malzemeler de var, onlar hiç görülmüyor, onlar hiç değerlendirilmiyor ve herkes kendi gerçeklerini siyasi teze dönüştürme gayretine giriyor. Bu iddialar da aynı şekildedir.

Değerli arkadaşlarım, tarih hep tek taraflı yorumlanarak hiç kimsenin siyasi çıkarlarına araç olacak şekilde hizmet eden bir bilim değildir, olmamalıdır yani ben istediğim raftan istediğim malzemeyi alıyorum, o anlık siyasi çıkarıma uygun olarak da bunu bu şekilde kullanıyorum; bu son derece yanlıştır.

Bakın, Fransa’da 2001’den önce, önce onların “Shoa” dedikleri, genel yaygın adıyla “Holokost” olarak bilinen, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin Yahudilere yaptığı soykırım ki Nürnberg mahkemelerinde tanımlanmıştır ve buna dayanarak bir yasa çıkarttılar, buna “Gayssot Yasası” deniyor. 2001’de böyle bir mahkeme kararı olmadan, Osmanlı İmparatorluğu’nda Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Anadolu’da yaşanan acı, trajik olayları soykırım tanımına girmediği hâlde ki bu acılar karşılıklıdır, evet yaşanmıştır, iki taraflı yaşanmıştır, çok sayıda insanımız -Müslüman ve gayrimüslim, hepsi bizim yurttaşımız- acı çekmiştir, zarar görmüştür, ızdırap çekmiştir. Bunlar doğrudur ama bir ırka ve bir dinî gruba karşı önceden planlanmış, sistematik bir imha mekanizması yani soykırım tanımı söz konusu değildir. 2001’de Fransa, bu iddiaları soykırım olarak niteleyen bir kanun tasarısı çıkarttı, bunu geçtik. 2006’da, benim de Fransa Meclisinde, localarından izlediğim, bugünküne benzer bir oturum oldu. Bunun inkârının suç sayılması konusunda bir yasa tasarısı. Bunun saçmalığını da o zaman anlattık. O locada o gün Sayın Gülsün Bilgehan, ben, Sayın Şükrü Elekdağ ve Sayın Onur Öymen vardık ve şimdi Ekonomi Bakanı olan Sayın Zafer Çağlayan da o zaman Ankara Sanayi Odası Başkanı olarak aynı locada süreci izliyordu. İnanılmaz şey yani 50 kişilik, 70 kişilik bir grup bir ülkenin tüm değerlerini çarpıtarak tek başına, bütün tarihsel gerçekleri demin tarif ettiğim gibi tek yönlü alarak kötüleyip, yerin dibine batırıp –tutanaklar ortadadır- inanılmaz bir söylemle Türkiye’yi yerden yere vurdular ve bir kanun çıkarttılar. Bu kanunun Fransa Anayasası’na aykırılığı ortada idi, ifade özgürlüğüne, düşünce özgürlüğüne getirdiği kısıtlamalar ortada idi. Nitekim, Fransa Senatosunun -ki her zaman söylüyorum, şimdi de belirtiyorum- o zamanki Başkanı Sayın Larcher, iktidar partisinden, şimdi sosyalist grubun çoğunluğu elde ettiği bir Meclis oldu, bunun Senatoda dahi görüşülemeyeceğini çünkü Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade ederek olayın önünü kesti. Şimdi Senatoya gidecek. Senatoda daha akil insanlar var, Türkiye-Fransa ilişkilerini tarihsel derinliği içerisinde değerlendirebilecek daha akil, daha boyutlu düşünebilecek, daha derinlikli düşünebilecek insanlar var. Bundan sonraki Senato aşamasında ben aynı sağduyunun sergileneceğine inanıyorum.

Peki, Mecliste niye böyle oldu? Mecliste, maalesef, üstüne bakın altını düşünün… Şu anda Fransa Cumhurbaşkanı, üzülerek söylüyorum, bir saygın ülkenin Cumhurbaşkanıdır ama bir siyasi karikatür olmaktan öteye gidememektedir. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Gerek kendi ülkesinde gerek Avrupa kamuoyunda aynen bir siyasi karikatür olarak görünmektedir ve arkasında Beyefendi’nin iradesi olan 500 bin organize olmuş Ermeni kökenli Fransız yurttaşının oyunu ipoteklemeye dönük bir basit girişimin mimarıdır. Marsilya Milletvekili Hanımefendi de o talimatlar doğrultusunda bunu gündeme getirmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu daha sonra şu anda Meclis Başkanı olan, benim de meslektaşım olan Sayın Bernard Accoyer –bir kulak burun boğaz hastalıkları uzmanıdır, son derece sağduyulu, Sarkozy’nin partisinden bir milletvekilidir- bir tarihçiler komitesi oluşturdu o tarihte ve bu işin siyasiler tarafından ele alınmasının yanlışlığı ortaya kondu ve bugün de aynı düşüncesini ifade etti ve o doğrultuda da tavır aldı. Zaten, karşı tavır alanlar oylamaya katılmadı. Dikkat edersiniz, 50-54 kişiyle oylanıyor 577 kişilik Parlamentoda ve bu sonuç çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, bir noktayı daha değerlendireceğim. Bakın, şunu özellikle söylüyorum: Kendi içimizde yaşadığımız bazı tartışmalar var. Evet, Dersim’de de sıkıntılarımız olmuştur, acılar yaşanmıştır. O dönemin koşulları içerisinde, o dönemin gerçeklerinden soyutlamadan olayı objektif değerlendirmemiz gerekir ama bunu iç siyaset malzemesi yaparsak Sayın Başbakanın burada çok dikkatli olması gerekiyor ve bize söylenenlerden biri, Sayın Başbakana teşekkür ediyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

A. HALUK KOÇ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Koç, ben sizi çok sayarım ama hiç yapmadım, ne olur…

A. HALUK KOÇ (Devamla) – Özür dilerim, ama önemli olduğu için söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

A. HALUK KOÇ (Devamla) – Bunu içtenlikli bir arkadaşınız olarak söylüyorum, Sayın Başbakandan da istirham ediyorum, rica ediyorum. Bu tip söylemleri biz bugün eleştirdiğimiz Fransız Meclisinde yaşananlar gibi kendi iç siyasetimizde birbirimizi yaralamak, birbirimize zarar vermek için kullanırsak uluslararası diplomasi kalkıp “Kendi içinizdeki iddialara karşı özür dilediniz, hadi buna da dileyin.” diye karşınıza çıkabiliyor. Onun için, ben, iktidar partisindeki sayın milletvekili arkadaşlarımın duyarlılığına da bu konuyu Sayın Başbakanla beraber emanet etmek istiyorum. 

Türkiye büyük ülkedir, asılsız, haksız suçlamaların karşısında tabii ki tepkisi olacaktır, bunları yapacağız ama unutmayın, 2015’e kadar aklıselim içerisinde, sağduyulu, bilimsel tezleri koruyarak bir kuru gürültüyle değil, karşı tezlerle bu işin tarihsel boyutunun tarihçilere bırakılması ki 2005 yılında Meclisin yayınladığı bir bildiri vardır. Sayın Şükrü Elekdağ öncülüğünde yapılan toplantılarda, bütün gruplar katılmıştı, böyle bir bildiri vardır. Biz gerçeklerden kaçmıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

A. HALUK KOÇ (Devamla) – Biz gerçeklerin tek taraflı yanıltılmasından, çarpıtılmasından kaçıyoruz. Protesto ediyorum, kınıyorum. Fransa artık Diderot’nun, Voltair’in, Jean-Jacques Rousseau’nun ülkesi değildir, basit, sığ politikacıların ülkesidir. Bu mutlaka tamir edilecektir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koç.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubumuzun grup önerisi lehinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Burada mutlu edici bir tablo, gerçekten millî bir davada, millî bir sorunda tüm gruplar, tüm parti grupları birleşip ortak bir deklarasyonla bunu kınayabiliyoruz, bunun arkasında Türkiye olarak yekvücut durabiliyoruz. Gerçekten de Parlamentosuyla, tüm partileriyle güzel bir tabloyu sergiliyoruz. Fransız Parlamentosunun almış olduğu kararı biz de şiddetle kınıyoruz. Tabii ki tarihi tarihçilerin yazması gerekir. Parlamentoların, bu tür siyasi mekanizmaların tarih konusunda hüküm vermesini doğru bulmadığımızı da burada ifade etmek istiyorum.

Parti olarak bugün, AK PARTİ Grubu olarak getirmiş olduğumuz grup önerimizde de dört tane kanun maddesinin gündemde yerini almasını, bunlardan bir tanesi Emekli Sandığı ve değişik kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun, bir diğeri Almanya’yla yapılan ikili anlaşmanın, çifte vergilendirmeyi önleyen anlaşmanın 2’nci sıraya alınmasını ve diğer iki tane de uluslararası sözleşmeyi gündemin 3’üncü ve 4’üncü sırasına aldık. Emekli Sandığında değişiklik yapan kanun teklifinin de temel kanun olarak burada görüşülmesini istiyoruz. İki bölüm hâlinde görüşeceğiz. Bugün çalışma saatimiz bitimine kadar, eğer bitiremezsek yarın da ikide toplanıp, bitimine kadar çalışma süresini devam ettireceğiz. Önümüzdeki hafta da… Bütçe görüşmelerinden dolayı, gerçekten, yoğun bir tabloyu, Meclisimiz güzel bir performans sergiledi. Son konuşmalarda da bütçe üzerinde, gerçekten güzel bir tablo oluştu. Siyasetin kalitesini yükseltme anlamında da güzel tablolara şahit olundu. Önümüzdeki hafta, 27, 28 ve 29 Aralık, Salı, Çarşamba, Perşembe günleri de Meclisimizin çalışmalarına ara vermesini grup önerimizle getirdik. Takdirlerinize sunuyorum.

Hepinize saygılarımı bildiriyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde, Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu.

Buyurun Sayın Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

113 sıra sayılı yasalar konusunda Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Bu tasarının milletimiz açısından, çalışanlar, emekliler ve hastalar açısından değerlendirdiğimizde birtakım haklar yerine birtakım kayıplara yol açacağı şeklinde bir düşüncemiz olduğunu özellikle belirtmek isterim. Hâlbuki bizlerin, gerçekten, insanlarımızın hak ve hukukuna daha saygılı olmamız gerekir. Mesela emeklilerin başka bir işte çalışmaları hâlinde kayıpları söz konusudur, onların kaldırılması gerekir. Burada bunlarla ilgili bilgiler görmüyoruz. Bu sebeple de Milliyetçi Hareket Partisi olarak buna karşı olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, ben, deminki gibi, yine, bazı eksik kalan kısımlardan söz etmek istiyorum.

Bugün sömürgeci, emperyalist olan bir devletin Türkiye ve Türkler hakkında kendi Meclislerinde, hakları olmadığı hâlde bir karar almış olması dolayısıyla Fransa’yı kınıyorum. Çünkü Fransa sadece böyle bir hukuksuzluğu yerine getirmekle kalmıyor, aynı zamanda insan haklarına, ifade özgürlüğüne, araştırma özgürlüğüne de karşı bir tavır almış oluyor. Bununla, bir yerde, “Ermeni soykırımı” adı altında kabul ettiği kanunun görüşülmesini engellemek suretiyle haksızlığını da ortaya koymuş oluyor.

Hiç unutmayalım ki 2005 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi, tarihçiler komisyonu kurulmasını ve bu komisyonda bütün diğer devletlerin de yer alabileceğini belirtmişti ancak bunu çok iyi duyurmadığımız anlaşılıyor ki Fransa’da, hem tarihçiler hem de diğer siyasetçiler tarafından, böyle bir komisyon kurulması teklifinde Türkiye olarak bulunmadığımız şeklinde bir ifadeyle karşılaştık. Bunu muhakkak ki etraflı olarak duyurmamız gerekir.

Değerli milletvekilleri, burada özellikle şunu belirteyim: Fransa’nın, bu kararı alırken, gerçekten, kendi arşivlerini araştırmamış olduğu gözüküyor ama sadece kendi arşivlerini değil, Amerikan arşivlerini de araştırmamış, diğer ülke arşivlerini de araştırmamış. Şurada, sadece, elimde 1922 yılı Kasımında Birleşmiş Milletler tarafından yapılmış bir çalışma var. Bu çalışmayı yapanlar, Amerikalılar ve İngilizler. Bu çalışmada, dünyanın hangi ülkesinde ne kadar Ermeni olduğu tespiti yapılmış ve bu Ermenilerden ne kadarının Türkiye’den göç etmiş Ermeniler olduğunu belirtmiş. Bu belgeye göre, Türkiye’den 817.873 Ermeni’nin başka ülkelere göç ettiği, ayrıca 95 bin Ermeni’nin Türkiye’de Müslümanlığı kabul ettiği ve yukarıdaki rakama dâhil olmadığı, yine Türkiye’de -İstanbul’da- 149.998 Ermeni’nin Ermeni kimliğiyle, yine Anadolu’da da 131.175 Ermeni’nin Ermeni kimliğiyle yer aldığını belirtiyor ki zaten, sadece bunları bile bir araya getirsek, 1 milyon 200 bin Ermeni’nin, 1922 Kasımı itibarıyla, bütün savaşların bittiği dönem sonrasında hayatta olduğu görülüyor.

Tabii ki bunu bir yana bırakıyorlar, buna bakmıyorlar ve tutup birtakım uyduruk belgeler ortaya çıkarıyorlar. Bunu yapanların ismi meşhurdur, bu konuyu araştıranların, “Andonyan belgeleri” denir buna. Andonyan aslında nerede yaşıyor? Marsilya’da yaşıyor yani Fransa’da yaşıyor. Bugün tasarıyı veren de Marsilyalı bir milletvekili. Ama Andonyan… Şu elimde gördüğünüz belgede, Amerika’ya göç edenlerin, Baltimore ve New York limanlarına giden gemilerin yolcu defterlerini inceledik. O yolcu defterlerinde kimlerin Amerika’ya göç ettiği  yazılı.  Andonyan’ın da kendi çocuklarıyla birlikte hangi kamarada hangi gemiyle seyahat ettiklerine kadar kayıtlı elimizde. Dolayısıyla, uyduruk belgelerle ortaya çıkanların muhakkak ki sonunda hüsrana uğrayacakları kaçınılmazdır. Zira, tarih bilgisi, tarih değerlendirmesi uydurmalarla elde edilmez. Biz bugün Türkiye’de her konuyu araştırma durumunda olmak zorundayız yani Menemen olaylarını da araştıralım, istiklal mahkemelerini de araştıralım, Dersim meselesini de araştıralım ve bunu kapsamlı şekilde yapalım Türkiye olarak. Her şey gün yüzüne çıksın. Ne olup olmadığı ortaya konulsun. Bizim bu konularda alnımızın ak olduğunu düşünüyorum. Ermeni konusu, özellikle hele “soykırım” olarak adlandırılan bir iddia tamamen soykırımın kabul edildiği 1948’den önceki döneme aittir, 1915’e aittir.

1915’te soykırım olmuş mudur, olmamış mıdır? Ermeniler hangi ölçüde katledilmiştir, katledilmemiştir? Biz bunların araştırmasını çok iyi yapmış bir durumdayız Türkiye olarak. En azından şunu ifade edeyim: Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihçiler komisyonu kurulmasını teklif etti. Gerçekten de biz Türk milleti olarak bu konularda alnımız ak olan milletlerden bir tanesiyiz. Çünkü imparatorluk kuruyorsanız -imparatorluklar millî devlet değildir arkadaşlar- imparatorluklar çok milletli, milleti içinde barındıran devletlerdir. Türkler bir kere imparatorluk kurmamıştır, tarihte çok imparatorluklar kurmuştur Türkler ve farklı  milletleri, dinleri, ırkları  bir arada tutabilmiştir, bu başarıyı gösteren bir kültüre sahip olmuştur. Dolayısıyla, biz Ermenileri eğer yok edecek olsaydık veya yok etme düşüncesinde olsaydık Selçuklu döneminde de Ermeniler vardı, Osmanlılar döneminde de Ermeniler vardı ve dokuz yüz yıl  bekledikten sonra Ermenileri yok etmeye çalışmazdık.

Dolayısıyla, bu konuda da özellikle -dediğim gibi- Cenevre arşivlerini tamamen tarafsız arşivler olarak göz önüne aldığınızda ne kadar Ermeni’nin ölüp ölmediğini ortaya koyabiliyorsunuz. Evet Ermeniler ölmüştür, Ermenilerden ölenlerin miktarını burada açık ve net olarak tarihçi olarak söylüyorum, siyasi şeylerden uzak olarak söylüyorum: “Anadolu’da Sevk ve İskân Kanunu çerçevesinde değişik yerlerden gönderilen Ermenilerin yani Suriye’ye gönderilen Ermenilerin 500 tanesi, 500 kişilik bir kafile, Erzurum ve Erzincan arasındaki bir bölgede Kürt eşkıyasının saldırısı sonucu katledilmiştir.” demektedir belgeler.

Ayrıca bunun dışında Diyarbakır’dan Halep’e gönderilen 2 bin kişilik bir Ermeni kafilesinin Meskene bölgesinde –ki bugün Suriye’dedir- 2 bin kişilik kafile Urban eşkıyası tarafından katledilmiştir, bu da doğrudur. Onun dışında…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Faturayı Kürtlere ve Araplara kestiniz!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Dikkat edin, bir dakika, Kürtlere…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Faturayı Kürtlere ve Araplara kestiniz! İttihat ve Terakkicilerin hepsi katil!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bir dakika dinleyin lütfen.

Evet, belgelerde ne yazıyorsa onu söylüyorum. Thomas Mıgırdıçyan da şunu söylüyor: “Kürtlerin saldırıları, Ermenilerin katliamı” diyor. Bunlardan, bakın, bugüne kadar hiç söz etmedim ama bak, öldürülenlerden bahsediyorum.

Yine, Dersim bölgesinde iki kafilenin katledildiği söyleniyor ve “Bir daha buradan nakledilmesin, buraya hâkim değiliz.” deniyor.

Yine, Diyarbakır bölgesinde kamplarda bulunan Ermenilerden iki üç gün boyunca 700 kişilik Ermenilerin alındığı ve koyun gibi boğazlattırıldığı ifade ediliyor. Hepsini topladığınız zaman 8 bin civarında Ermeni’nin katledilmiş olduğu görülüyor bu belgelerde.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ermeni Zohrab’ı kim öldürdü?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Ayrıca hastalıktan ölen Ermenilerin sayısı 37 bin ila 40 bin arasında ama asıl Ermenilerin kaybı Eçmiyazin’de 160 bin Ermeni’nin açlıktan ölmesidir ama bu Rusya sınırındadır.

Yine, Ahılkelek’te 30 bin Ermeni de koleradan hayatını kaybetmiştir. Fransa için ölen Ermenileri, İngiliz ordusundaki Ermenileri, 1917’den sonra Ermenilerle ve Gürcülerle yapılan savaşlar sonrasında ölenleri göz önüne alırsanız, kalan nüfusla ölenleri birleştirdiğinizde mevcut Ermeni nüfusunun ortaya konduğunu görebilirsiniz.

Bunun en önemli kaynaklarından, soykırım olmadığının kaynaklarından biri de 1915’te Ermeni kafilelerine saldıranların Osmanlı devletinden tutuklanıp divanıharbe çıkarıldığı ve mahkûm edildiğidir. Dediğim gibi, bu belgede de bu mahkûmiyetin örneklerini görüyorsunuz. Aynen şunu söylüyor: “Çete Reisi Sirozlu Çerkez Ahmet bin Recep, Ermeni muhacirlerini katl ve emvalini selbetmekten cezası idam, tasdik edilerek infaz edilmiştir.”

Yine, başka bir kişiyle ilgili Çete Reisi Dersaadetli Halil bin Mehmet Ali, Ermeni muhacirlerinin emval ve eşyalarını tazyik suretiyle gasbetmekten yine idama mahkûm edildiğini ve infaz edildiğini ifade ediyor ki zaten suçlu olanların ortadan kaldırılması yani mahkemeyle cezalandırılması zaten uluslararası hukuka göre bir soykırım olmadığını ortaya koyuyor.

Bu vesileyle yüce Meclisi  saygıyla selamlıyorum, saygılarımı arz ediyorum.

Teşekkür ederim. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – AK PARTİ niye alkışlıyor, onu anlamadım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza  sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 2 Milletvekilinin, 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 9 Milletvekilinin, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları’nın görüşmelerine başlayacağız.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 2 milletvekilinin, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ile 9 milletvekilinin, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 113) (x)

BAŞKAN - Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Komisyon raporu 113 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir.

Bu nedenle tasarı tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen, gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Kazım Kurt. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kurt.

Süreniz yirmi dakika.

CHP GRUBU ADINA KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; öncelikle Fransa’da alınan karar nedeniyle protestolarımı ve siyasetçi tarih yapmaya kalktığı zaman meydana gelen olumsuz durumları dikkatinize sunmak istiyorum. Aynı sıkıntıyı Türkiye’de de yaşamak istemiyorsak, Parlamentoda tarihle ilgili politik tartışmaları tarihçilere bırakalım ve kendi çizgisi içerisinde bilimsel değerlendirmelere bırakalım diye düşünüyorum.

Bugün görüşmekte olduğumuz 113 sıra sayılı tasarı, teklif ve bir diğer teklifin birleştirilmesi suretiyle meydana gelen kanun çalışmaları sırasında şunu gördük ki gerçekten, Türkiye’de kanun hükmünde kararnamelerden sonra kanun yapmaya başlamamız Parlamento tarihi açısından önemli bir nokta.

Ancak, bu torba şekline gelmiş ve biraz da çorbalaşmış bir tasarı hâline gelmiş çünkü pek çok yasayı, pek çok kişiyi ilgilendiren bu tasarı, yeterince tartışılmadan, yeterince değerlendirilmeden Parlamentonun önüne geldi. Bu gelişle beraber “Acaba neden bu tasarı geldi?” diye düşündüğümüz zaman, hem acelesi açısından hem de bir an önce bu işi çözelim mantığı açısından baktığımızda Sayın Bakanın sunuşu şu noktada idi: Van’da deprem olmuş, olağanüstü koşullar oluşmuş ve oradaki zarar görmüş insanlarımıza katkı sunmak, yardım etmek, bu yetmedi, aynı yıl Kütahya’da meydana gelmiş depremdeki insanlarımıza da sosyal güvenlik açısından katkı sunmak olarak lanse edildi. Biz bunu incelemeye, değerlendirmeye başladığımız zaman gördük ki esas amacın Van ya da Kütahya’daki deprem mağdurları değil, Türkiye’de milyonlarca kişiyi ilgilendiren tedavi ve ilaçtaki katılım paylarının artırılması olduğu ortaya çıktı. Bu noktadan baktığımız zaman şunu bir kez daha gördük: Türkiye’deki ekonomi iyi idare edilmiyor, ekonomik sıkıntılar nedeniyle Hükûmet her türlü tasarrufu gündeme getirmeye çalışıyor ve bu doğrultuda da hiçbir alanda açık bırakmadan toplamaya çalışmakta.

                                 

(x) 113 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu toptan yasayı değerlendirmeye başlarken şu noktayı dikkatinize sunmak istiyorum: Anayasa Mahkemesi iki kez karar vermiş ve bu hizmet birleştirmeleri nedeniyle emekliliği gündeme gelen, geçmişte Emekli Sandığında hizmeti olanların ikramiyeleriyle ilgili bir düzenleme ve bunun, özellikle ikinci kararda Grup Başkan Vekilimiz Hamzaçebi ve Sayın Muharrem İnce’nin davacı olarak açmış oldukları davayı Anayasa Mahkemesi kabul etmiş ve demiş ki: “Siz bizim kararlarımıza rağmen aynı şeyi tekrar gündeme getirerek arkadan dolanmaya çalışıyorsunuz, bu böyle olmaz.” Bunun üzerine, geçmişte Emekli Sandığına tabi olarak çalışan insanların daha sonra herhangi bir sebeple ayrılmalarıyla BAĞ-KUR ya da Sosyal Sigortalar dediğimiz kurumlardaki hizmetlerinin yan yana getirilerek birleştirilmesi sonucunda emekli ikramiyesi alır hâle gelmiş. Anayasa Mahkemesinin hem 2005/40 esas hem de 2010/81 esas sayılı kararlarının ruhu, temeli, özelliği şu: Bu nitelikteki insanlarımızın tamamı emekli ikramiyesini alsın. O hâlde eğer 89’uncu maddede bir düzenleme yapılacaksa bu doğrultuda bir düzenleme olmasında yarar ve zorunluluk var. Ancak bizim şu anda gündeme getirdiğimiz ve tartışmakta olduğumuz 89’uncu maddeyle ilgili teklif ve tasarıda emekli ikramiyesinin sanki ödenmesini engelleyecek formüller arayışı içerisindeyiz. Bir kere, emekli ikramiyesinin ne olduğunu, emekli ikramiyesiyle paralellik arz ettirmeye, birlikte değerlendirmeye çalıştığımız kıdem tazminatının ne olduğunu çok net biçimde ortaya koyduktan sonra bu değerlendirmeleri yapmakta yarar olduğunu düşünüyorum.

 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun Türkiye Cumhuriyeti devletinin geleneksel çalışma hukukunu memurlar için düzenlemekte olup kendine özgü olduğunu bilmemiz lazım. İş hukuku ise dünya devletleri normlarıyla benzerlik sağlamaya çalıştığı için evrensel ve geneldir. Dolayısıyla, iş hukukunda ILO ve Avrupa Birliği sözleşmeleri çok daha özelliklidir ve önceliklidir. Bu nedenle, benzerlik arz etmeyen iki yasanın ilkeleri birbiri için geçiş hükmü olarak kullanılmamalıdır. Memuriyetten istifanın işçilikten istifayla karıştırılmaması gerekir. Bir memura emekli ikramiyesi ve emekli aylığını kaybettirmek çok kolay ve sık olan bir yöntem değildir. Bu hâllerin arasında sayılan istifa olgusu yer almadığı gibi, uzun vadeli ve kalıcı hakların kaybedilmesini de gerektirmemektedir. İstifa etmenin fonksiyonu sadece görevden ayrılmadır. Memur olarak çalışanların tabi olduğu yasalarda sosyal güvenlik haklarını kaybettiren ve yok eden hükümler bulunmaz. Dolayısıyla, 1475 sayılı Yasa’nın olumsuz hükümlerine paralellik kurulamaz. Yasada yer almayan hükümden yola çıkılarak, memur olanın istifa dilekçesi vererek işinden ayrılmış olması bile emekli ikramiyesinin yok edilmesine neden olamaz.

Yasaya yanlış anlam ve yorum katılarak, çalışanların Anayasa’nın 65, 90 ile uluslararası sözleşmeler gereğince tanınan sosyal haklarından yoksun bırakılarak, yaşlı ve yorgun yıllarında telafisi imkânsız zarara yol açacak durumlara maruz bırakılması düşünülmemelidir. Aksine bir yorum, sosyal devletin koruma, kollama amacına da ters düştüğü gibi kamu vicdanı ve hakkaniyete de uygun olmayacaktır. Bu nedenlerle, her koşulda emekli ikramiyesinin ödenmesi için bir düzenleme yapılması gerekir.

Oysa şu andaki düzenlemede, emekli ikramiyesi ile kıdem tazminatı birbirine karıştırıldığı için, memurların zarar etmesine neden olunmaktadır. Bir kere, emekli ikramiyesi tam yıl üzerinden hesaplanacaktır, oysa kıdem tazminatı neredeyse çalıştığı güne göre bile hesaplanabilen bir tazminattır. Dolayısıyla, eğer kıdem tazminatına paralel bir düzenleme yapılacak olursa, o zaman hesabın kıdem tazminatına uygun bir biçimde yapılması gerekir. Hesabın kıdem tazminatına uygun bir biçimde yapılması ise öncelikle güncellemenin zorunluluğunu getirir. Eğer siz on beş yıl önce Emekli Sandığından ayrılmış bir kişiye ikramiye öderken on beş yıl önceki katsayıyı, on beş yıl önceki koşulları dayatırsanız, o zaman bunun hakkaniyete uygun olmadığı ve getirdiğiniz kıdem tazminatı paralelinde de olmadığı ortaya çıkar.

İkinci yanlış, 5510 sayılı Kanun’la insanlarımızın artık altmış beş yaşına kadar çalışmasının zorunluluğu getirilmiştir. Dolayısıyla, pek çok koşulda insanlarımızın birçoğu otuz yıldan fazla çalışmak zorundadır. Belki kırk yıl, kırk beş yıl çalışmak zorunda olan bir kişiye siz ikramiyeyi otuz yılla sınırlarsanız bunun da hakkaniyete uygun olmadığı ve yanlış olduğu ortaya çıkar. O hâlde, bu düzenlemenin günün koşullarına uygun hâle getirilmesi ve tazminat hesabının güncel katsayılara göre dikkate alınarak düzenlenmesi gerekirdi, ancak bu düzenlemeden kaçılmıştır.

İkinci bir durum, yine hak arama özgürlüğünün, insanların en temel haklarından biri olan hak arama özgürlüğünün önüne geçen bir düzenlemedir. Bununla, ikramiye almak durumunda olan memurların açmış oldukları davalardan vazgeçmeleri şartını dayatmak çok doğru bir mantık değildir. Hak arayan ve aradığı hakta da haklı olduğu mahkeme kararlarıyla tespit edilen kişilere “Biz bu hakkı ancak davadan vazgeçerseniz veririz.” demek çok doğru bir mantık, çok doğru bir uygulama değildir.

Yine, bu tasarıyı değerlendirirken şunu gördük ki, bizim daha önceki yıllarda, daha önceki koşullarda söylemiş olduğumuz, Türkiye ekonomisinin iyi yönetilemediği tespiti var. Altını çizerek söylüyorum, AKP’li arkadaşlarımız bu teklifi verirken şöyle bir gerekçe sunmuşlar: “Ekonomik kriz hâllerinde özel sektörde kiralar artmayabilmekte; buna karşın mevcut uygulamada kurum, taşınmaz kiralarını her yıl en az yeniden değerlendirme oranında artırmak zorunda olduğu için taşınmazların bir kısmı boş kalmakta ve gelir kaybına sebep olmaktadır. Teklifle, söz konusu sıkıntının önüne geçilmeye çalışılmaktadır.” Yani “Türkiye’de bir ekonomik kriz vardır. Türkiye’de ekonomik kriz olmak üzeredir. Bu nedenle Sosyal Güvenlik Kurumunun kiracıları iş yerlerini boşaltmakta, iş yerlerimiz boş kaldığı için de biz yönetim kuruluna bu kiraları güncelleme yetkisi istiyoruz.”

O hâlde, bunun da iyi değerlendirilmesi ve krizin ciddi bir biçimde dikkate alınması gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu tasarıda en önemli nokta, Sosyal Güvenlik Kurumunun ödemekte olduğu sağlık giderleriyle, ödemek istemediği sağlık giderlerinin gündeme gelmesidir ve tasarının böyle acele olarak Meclis gündemine getirilmesinin tek nedeni de budur.

Bu düzenlemeyle, bundan sonra sağlık sisteminde o “Canı istediği zaman istediği doktora gider. Canı istediği zaman üniversite hastanelerinde istediği kişiye tedavi olur.” propagandasının sona erdiği ortaya çıktı.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle sevk zinciri düzenlenmiştir. Türkiye’de 9,5 milyon civarında olduğu söylenen yeşil kartlıların bundan sonra sadece ve sadece aile hekimlerinde muayene olacağı bu tasarıyla tespit edilmiştir. Dolayısıyla Türkiye’de artık 9,5 milyon kişinin, gerçekten bir katkı ödeyerek, öncelikle prim ödeyerek ondan sonra da aile hekimine gittiği zaman katkı ödeyerek tedavi ya da muayene olması gerekecektir ve aldığı ilaçlara, alacağı ilaçlara da katılmak durumundadır.

Şöyle bir adaletsizliğe dikkatinize çekmek istiyorum: İlk üç kutuya kadar ya da ilk üç ilaca kadar 3 lira ödemek zorunda kalacaktır mükellef. Şimdi, 2 liralık bir ilaç için, ekstradan 3 lira daha ödemek durumunda kalacaktır ki bunun takdirini ve değerlendirmesini sayın milletvekillerine bırakıyorum. Bu noktada, düzgün bir düzenleme gerçekleştirilmemiştir.

Türkiye'nin sağlık giderlerinin sağlık harcamalarının gerçekten çok büyük boyutlara çıktığı bir ortamda, bu harcamaları aşağı çekmenin, bu harcamaları biraz daha düşürebilmenin hesapları yatmaktadır. Her noktadan bütçeye bazı tasarruflar sağlamak suretiyle bu düzenleme yapılmaya çalışılmaktadır ama bu düzenleme yapılırken halkın, yoksulun gerçekten sıkıntı içine düşeceğini zaman bize gösterecektir.

Değerli arkadaşlar, bu düzenleme, yine, bir başka noktadan hareketle bütçeye katkı aramakta ve katkı sağlama konusunda bir değerlendirme yapmaktadır. Geçmiş dönemlerde, emekli olduğu hâlde emekli maaşıyla geçinemeyen insanlarımızın çalışmak zorunda kalmaları karşısında, Cumhuriyet Halk Partisi, hiçbir koşulda sosyal güvenlik destek primi alınmaması gerektiğini üstüne basa basa vurguladı, vurgulamakta da ısrar ediyor ama şimdi, şu noktada, bu uygulamanın yanlış olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Normal ticaret yapan, normal alışveriş yapan esnaftan almış olduğunuz sosyal güvenlik destek primini noterlerden ve avukatlardan almadığınız ortaya çıktı ve şimdi, bu noktadan sonra noterlerle avukatlardan da sosyal güvenlik destek primi almanın yasasını yapıyorsunuz. Bunun da yanlış olduğunu başından beri söylüyoruz. Hiçbir koşulda sosyal güvenlik destek primi alınmamalıdır, çünkü bunun yurttaşa hiçbir ekstra katkısı yoktur, sadece para almak için yapılan bir düzenlemedir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu yasayı, bu tasarıyı esas olarak gündeme getirmemizin en önemli sebebi olarak sunduğumuz Van ve Kütahya depremleriyle ilgili katkıyı da yeterli bulmuyoruz. Öncelikle, Cumhuriyet Halk Partisinin parti politikaları nedeniyle görevli olarak Van’a gitmiş arkadaşlardan birisi olarak, Van’daki sıkıntıları görmüş, Van’daki olumsuzlukları yerinde tespit etmiş birisi olarak Van’ın bu kadar hafife alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Van, sadece bu yasaya ekleyeceğimiz bir geçici madde ile kurtulamaz, geçici bir madde ile düzenlenemez. Van’la ilgili mutlaka afet bölgesi ilan edilerek bir değerlendirme yapılmalı, çünkü Van’da hâlâ çadır bulamayan, hâlâ ilaç bulamayan, hâlâ doğumunu çadırlarda yapan yurttaşlarımız yaşarken biz “Sosyal Güvenlik Kurumuna en az otuz gün prim ödemiş olmak şartıyla bunlara sağlık yardımı yapacağız.” dersek Van’a çok büyük bir katkı sunmamış oluruz. Bunun mutlaka düzeltilmesi, mutlaka değiştirilmesi gerekir ki Van’daki insanlarımıza insani olarak görevlerimizi yerine getirelim. Bu noktada, bir tek olumlu nokta belki Kütahya depremindeki sıkıntı yaşayan yurttaşlarımızın da buraya eklenmesidir, ancak bu da doğru bir tavır değildir, çünkü bundan sonra gerçekleşecek felaketlerde, bundan sonra gerçekleşecek olağanüstü hâllerde yeni yasalar, yeni geçici maddeler koymak durumunda kalacağız ki bu hukuk mantığıyla uyuşmayan, hukuka uygun olmayan bir davranıştır. Bunun kalıcı çözümünü çok özel bir yasa yaparak ya da afet bölgesi ilan ederek bu tür olağanüstü hâllerde belli bir süre içerisinde derhâl afet bölgesi kararı almak suretiyle bir düzenlemenin yapılmasında yarar olacaktır diye düşünüyorum.

Bu düşüncelerle, Cumhuriyet Halk Partisinin bu tasarıya olumlu bakmadığını sizlere bildirmek istiyorum.

Saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurt.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken.

Buyurun Sayın Baluken.

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlayarak konuşmama başlayacağım. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine görüşlerimi belirteceğim, grubumuzu temsilen görüşlerimizi belirteceğim.

Ancak, öncelikle, dün 2012 bütçesiyle ilgili Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın burada dile getirdiği bazı hususlarla ilgili paylaşımları sizlerle birlikte burada paylaşmak istiyorum.

Şimdi, öncelikle Sayın Bülent Arınç, konuşması sırasında, siyasetimizdeki genel tansiyonun yüksekliğiyle ilgili ve bunun Meclisteki yansımalarıyla ilgili bir rahatsızlığı dile getirdi. Bununla ilgili gerçekten bir normalleşme sürecini yaşamamız gerektiğine dair bizde de öylesi bir kanaat var. Bunu dile getirirken özellikle bizim MHP sıralarında olan bir milletvekili arkadaşımızla ilgili oluşan bir rahatsızlığa tıbbi müdahalemizi gündeme getirdi. Doğrusunu söylemek gerekirse siyasete yeni giren birisi olarak, bir hekimin tıbbi müdahalesinin bu şekilde gündemleşebileceğine hiçbir zaman ihtimal vermezdim ben. Ancak, eğer Hipokrat’tan bugüne kadar tıbbi müdahaleler, etnisite, kimlik, dil, kültür, din, hatta savaş koşullarında düşman askerlerine bile yapılan müdahaleyi tartıştırmıyor ama bugün kendi siyasetimizde birtakım yaklaşımları tartıştırıyorsa, burada biz dâhil olmak üzere hepimizin genel siyasi yaklaşımıyla ilgili bazı pratiklerini gözden geçirmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bunun dışında, dün Sayın Bülent Arınç, özellikle Kürt kimliğinin tanınmasıyla ilgili önemli vurgular yaptı. Dil ve kültür tanımlamasıyla ilgili, özellikle anayasal güvence altında olması gerektiğiyle ilgili çok önemli vurgular yaptı. Tabii biz bu vurguları son derece önemsiyoruz. Bunu yaparken çok önemli tarihî birtakım tespitler ortaya koydu, Kürt kimliğinin bin yıllık bir geçmişinden bahsetti ve “Bunu verirken, kendi cebimizden değil, bir halkın kimliğinin asimilasyona, inkâra tabi tutulmasına gerçekten insan hakkı ihlali olarak baktığımız için yapacağız.” dedi. Biz bunu son derece önemsiyoruz ancak bu yaklaşımların söylem düzeyinden çıkarak artık toplumsal hayata yansımasını bekliyoruz, çünkü Kürt realitesi yaklaşık yirmi yıldır tanınan bir realite olarak ortaya konuyor. En son Sayın Başbakanımız da altı yıl önce Diyarbakır’da Kürt kimliğini tanıdığını ifade etti. Ancak bu konuyla ilgili gerekli pratik çalışmalarda son derece önemli aksamalar var.

Dün Sayın Bülent Arınç’ın buraya getirdiği Leyla Zana’nın buraya gelmesiyle ilgili demokrasi kültürüne duyduğu saygıyı, isterdik ki bugün Hatip Dicle de bu kürsüde konuşurken birlikte yaşayalım. Dün Dersim vurgusuyla veya Pervin Buldan’ın kendi birinci derece yakınını kaybetmesiyle ilgili faili meçhullere olan yaklaşımını, isterdik ki bugün bir hakikatleri araştırma komisyonunu gerçekten kurmuş olarak tartışmaya başlayalım. Ancak yine de biz bu söylemlerin önemsenmesi gerektiğini ve toplumsal hayatta bir karşılığının olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu vesileyle, hepimize özellikle halkımızın sorunlarına yönelik çözüm perspektifleri açısından önemli sorumluluklar düştüğünü belirterek bugünkü maddeyle ilgili görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçe görüşmeleri sırasında gerek sağlık alanıyla ilgili gerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesiyle ilgili zaman zaman burada görüşlerimizi dile getirdik. Özellikle sağlıkla ilgili tanımlamamız çok netti ve biz bunu evrensel bir ilke olarak ortaya koyduk. Herkese eşit, ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir bir sağlık hizmeti verilmesi gerektiğini düşündüğümüzü burada defalarca dile getirdik. Bütçe görüşmeleri sırasında Sağlıkta Dönüşüm Projesi’yle ilgili birtakım eleştirilerimizi yapıcı olmak koşuluyla buraya getirerek Hükûmet tarafından önemsenmesi ve hayata geçirilmesi noktasında bazı çalışmaların yapılması gerektiği noktasını belirttik. Ancak özellikle bütçe görüşmeleri sırasında yaptığımız eleştirilerin pek çoğunun dikkate alınmadığını, bizim uyardığımız noktalarda Hükûmetin gerçekleri görmek istemediğini, halk yığınlarındaki, emekçilerdeki gerek sağlık alanında gerek çalışma alanındaki hak kayıplarıyla ilgili genel talepleri görmezden geldiğini üzülerek müşahede ettik.

Bizim belirtmiş olduğumuz rahatsızların sokağa yansımasını dün yaşadık. Dün binlerce kamu emekçisi Hükûmetin uyguladığı sosyal politikalarla ilgili, sağlık politikalarıyla ilgili bir hak arama mücadelesi için alanlardaydı. Tabii, isterdik ki bizim eleştirilerimize karşı kapalı olan Hükûmetimiz en azından bu kamu emekçilerinin, bu sağlık emekçilerinin ortaya koymuş olduğu taleplere karşı duyarlı olsun ve bunu hiç olmazsa bütçe görüşmelerinde “Biz, sizin bu uyarınızı aldık, bundan sonraki planlamalarımızda ve politikalarımızda sizin öne sürdüğünüz bu talepleri dikkate alarak birtakım yaklaşımlar ortaya koyacağız.” noktasında ele almasını beklerdik. Ancak dün ne sokakta Hükûmetten arkadaşlar vardı ne de buradaki bütçe görüşmelerinde binlerce kamu emekçisinin sokakta haykırdığı genel rahatsızlıklarla ilgili bir tek cümle bile kullanılmadı. Tabii, hâl böyle olunca bizler de sokakta kamu emekçilerinin arasında olan siyasetçiler olarak onların taleplerini tekrar bu Meclise getirerek sizlere duyurma gibi bir görevi önümüze koyduk.

Dün kamu emekçileri ne diyorlardı, bunu sizlerle paylaşmak istiyoruz. Ankara’da, Diyarbakır’da, İstanbul’da, ülkenin her yerinde kamu emekçileri dün grev hakkını yasal teminat altına alan toplu sözleşme hakkı istiyorlardı. Dün başta sağlık ve eğitim olmak üzere kamu hizmetlerinin piyasaya açılmasıyla ilgili itirazları olduğunu söylüyorlardı. Dün kamu emekçileri Genel Sağlık Sigortası kapsamında sağlık hizmetlerine ulaşmak için prim ödemeye karşı çıkıyorlardı. Dün kamu emekçileri güvencesiz çalışmaya son verilerek kadrolu iş güvencesinin sağlanmasını talep ediyorlardı. Değerli milletvekilleri, dün kamu emekçileri en insani olan şeyleri talep ettiler, insan onuruna yaraşır bir ücret ve demokratik bir çalışma ortamı talep ettiler. Ek ödenekten tüm emekçiler için eşit bir yararlanma ve bu ek ödeneklerin emekliliğe yansıtılmasını talep ettiler. Dün alana çıkan işçiler kıdem tazminatı başta olmak üzere işçi sınıfının kazanılmış haklarına dönük saldırılara bir son verilmesini istediler. Dün alanlara çıkan asgari ücretliler hiç olmazsa yoksulluk sınırı olan bin TL düzeyinde bir asgari ücreti talep edip bunun vergilerden muaf olmasını iletmemizi istediler. Ve tabii ki dün alanlarda bulunan, sokaklarda bulunan tüm kamu emekçileri haksız, hukuksuz ve mesnetsiz yere yapılan gözaltılarla ilgili ve tutuklamalarla ilgili rahatsızlıklarını dile getirdiler.

Değerli milletvekilleri, burada bütçe görüşmeleri yapılırken aslında bazı şeyleri sizlerle paylaşmıştık. Bütçedeki gelir oranının yüzde 93’ünün çalışanlar tarafından, ücretliler tarafından verildiğini ve bu kalemde ortaya çıktığını belirtmiştik. Bütçenin yaklaşık 301 milyarlık bir kısmı bahsetmiş olduğumuz gelir vergilerinden elde ediliyor ve bu gelir vergileri de daha çok ücretiyle çalışan, emeğiyle çalışan sabit gelirlilerden ve tarımsal alanda çalışan emekçilerden çıkıyordu.

Şimdi, aynı şekilde, yine bu bütçedeki yüzde 93’lük pay içerisinde mal ve hizmet alımından kaynaklı gelir vergilerine işaret etmiştik. KDV, ÖTV, iletişim vergisi adı altında toplanan vergilerle bu bütçenin şekillendiğini burada sizlerle beraber paylaşmaya çalışmıştık. Ancak, bunları paylaşırken aynı zamanda bütçeden sağlığa ayrılan payı da burada yine sizlerle birlikte konuşmuştuk. Sağlığa ayrılan payın 17 milyarlı rakamlardan 14 milyarlı rakamlara getirilerek, yani yüzde 16,7’lik bir kesintiye uğrayarak aslında sağlıkla ilgili, vatandaşın cebine yönelecek bir elden bahsetmiştik.

Şimdi, Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nde “Paran kadar sağlık.” anlayışının esas alındığını ama asıl olması gerekenin “Herkese ücretsiz sağlık hizmeti.” olması gerektiğini defalarca burada belirttik.

Bugün, sağlıkta, bu kısılan bütçenin yansımalarını işte önümüze getirmeye başladınız. Bakınız, bugün hastanede normal muayene olmak için başvuran bir hastanın vermek zorunda kaldığı ücretleri burada tekrar sizlerle paylaşalım.

Normal bir hastaneye başvuran hasta, önce, devlet hastanesine başvurmuşsa 8 TL, üniversiteye ya da özel hastanelere başvurmuşsa 15 TL gibi bir muayene katılım ücreti veriyor. Bu hasta reçeteyi aldıktan sonra, eczaneye gittiği zaman, çalışan veya emekli olma durumuna göre yüzde 10 veya 20’lik bir ilaç yüzdesi veriyor. Yine, eğer ilaç eş değeri yazılmış ise bu ilaç eş değeriyle arasında olan farkı ödemek zorunda kalıyor. Dördüncü olarak, eğer hastanede tıbbi tahliller veya tetkikler vaat edilen teminat paketinin üzerine çıkmış ise, bu teminat paketinin üzerine çıkan farkı vermek zorunda kalıyor ve tabii ki 2012 Ocak ayından sonra devreye sokulacak genel sağlık sigortasıyla beraber, 9,5 milyon yeşil kartlının da dahil olacağı bir prim ödeme sistemini vatandaşın önüne getiriyoruz.

Bu yetmiyormuş gibi, şimdi bu yeni kanun tasarısında her kalem başına, yazılan her ilaç kalemine aslında 3 TL olarak düşünülmüştü, ancak Plan ve Bütçe Komisyonundaki yoğun muhalefetle revize edilerek üç kaleme kadar 3 TL, ondan sonraki her kaleme 1 TL olacak şekilde bir düzenleme yapıldı.

Bakın, bu yapılan düzenlemelerin hepsi, sağlık hizmetine ulaşmada ücretlendirme basamağını artıran uygulamalardır. Biz bu uygulamanın aile hekimliği sisteminden muaf tutulmasını yine önerdik Plan ve Bütçe Komisyonunda. Aslında orada bu görüşümüz kabul edilmişti ancak şu anda görüyoruz ki Hükûmet bu uygulamanın, bu ücretlendirmenin birinci basamakta, aile hekimliği sistemi basamağında da uygulanmasından yana bir tavır ortaya koyuyor.

Tabii, böyle olunca sağlık hizmetlerine ulaşma konusunda çok önemli birtakım sıkıntılar, ücretlendirmelerle ilgili halkın genel bütçesini sarsacak birtakım yaklaşımlar açığa çıkıyor.

Şimdi, bu Plan ve Bütçe Komisyonunda bu konular görüşülürken Sağlık Bakanının bu konuyla ilgili vermiş olduğu eleştirileri ben biraz sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bakınız, biz, bu sağlıkta, ücretli sağlık hizmetine ulaşmayla ilgili eleştirileri ortaya koyduğumuzda Sağlık Bakanımız şöyle demişti: “Sağlık Bakanlığı artı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının toplam bütçesi 62,5 milyar TL’dir. Şimdi biz bu 62,5 milyar TL’den, bu yapmış olduğumuz düzenlemeyle sadece 2 milyar TL’yi vatandaşımıza fatura ediyoruz. Kalan 60 milyar TL’yi devlet veriyor.”

Şimdi, biz de bunu baştan beri söylüyoruz. Kalan 60 milyar TL Sayın Bakanımızın veya AKP yetkililerinin aile bütçesinden, aile şirketlerinden çıkmıyor ki. 60 milyar, bahsetmiş olduğumuz bütçede, yine çalışan kesimlerin, emekçilerin, yoksulların ve hatta işsizlerin vergilerinden çıkıyor. Dolayısıyla burada “Sadece 60 milyarı devlet veriyor, 2 milyarı vatandaştan tahsil ediyoruz.” gibi bir yaklaşımın doğru olmadığını belirtmek istiyorum.

Bakın, bu yönlü eleştiriler yaptığımızda Sağlık Bakanımız bize OECD’den vermiş olduğu örneklerle geldi. Vermiş olduğu örneğe göre İsviçre’de halkın yaptığı sağlık harcamaları yüzde 6 düzeyinde bir oranı teşkil ediyor. “İsviçre’de yüzde 6, Türkiye’de yüzde 1,5.” diyor, yani “Biz çok insaflı davranıyoruz. Bunun ötesinde daha ne yapalım”a getiriyor. Ama, şimdi, Sayın Bakanımız İsviçre’yle ilgili eğer birtakım kriterleri önümüze getirecekse biz bekleriz ki bunu tüm boyutlarıyla masaya yatırsın. Şimdi, buradan ne demek istiyoruz: Bakın, İsviçre’de kişi başına düşen yıllık millî gelir 41.660 dolardır, Türkiye’de bu gelir 16 bin dolarlarda geziyor. Hatta biz bu 16 bin dolar rakamının da doğru olmadığını biliyoruz. Çünkü bu 16 bin dolarlık rakamla en basit bir hesabı ortaya koyduğumuzda, her ailenin aylık 9.700 TL gibi bir gelire sahip olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekir. Oysaki Türkiye’de 9.700 TL aylık geliri olan nüfusun oranını herhâlde buradan söylememize gerek yok. Bununla ilgili bütçe görüşmeleri sırasında da defalarca rahatsızlığımızı dile getirdik. Gelir dağılımının adaletsizliği, var olan eşitsizlik, yüzde 20’lik zengin kesimin bütçenin yüzde 50’sine hitabı, yüzde 20’lik yoksul kesimin bütçenin yüzde 5’ine hitap etmesinin getirmiş olduğu sıkıntıları dile getirmiştik.

Tüm bunları hadi geçelim, Sayın Bakanın vermiş olduğu rakamları doğru bile kabul edersek İsviçre’ye göre kişi başı yıllık geliri üçte 1 bile olmayan bir ülke gerçekliğinden bahsediyoruz. Bakınız, İsviçre’de bir işsizin aylık olarak almış olduğu işsizlik maaşı 3.600 İsviçre Frangı’dır. İsviçre’de işsizlik oranı yüzde 4’lerin altındadır. İsviçre’de enflasyon oranı binde 9’lardadır. Şimdi, böylesi gerçeklikler varken İsviçre’deki bir modeli getirip Türkiye’deki uygulamaya uyarlamak ne kadar gerçekçi duruyor?

Diğer Avrupa ülkelerinden de bahsedelim. Almanya’da bir işsizin maaşı ortalama 2 bin avro civarındadır. Yani bugün Türkiye’de öğretmeninden doktoruna, hemen hemen çalışan bütün kamu emekçilerinden fazla ücret alan bir sosyal sigorta sistemi vardır orada. Dolayısıyla onların sağlıkla ilgili hizmetlere ulaşmada sigorta primi ödemeyle ilgili bir sıkıntısı olmaz ama Türkiye’de açlık sınırının altında yaşayan 9,5 milyon yeşil kartlı için bu bahsetmiş olduğumuz sigorta primi son derece önemli yetersizlikler getiriyor.

Bakın, Belçika’dan bahsedelim. Belçika’da işsizlik maaşı 900 avro. Her çocuk başına 150 avrodan başlayarak 4 çocuktan sonra tamamen vergi muafiyetini getiren bir sosyal devlet anlayışı var. Yani 4 çocuklu bir ailenin işsizse bile eline geçen miktar 2.500 avronun üstünde. Devlet tüm vatandaşlarına bir aylık bir tatil için yaklaşık 3 bin avroluk bir para veriyor. Böylesi bir anlayışla, böylesi bir sosyal devlet anlayışıyla kendi sistemini oturtan devletlerin modelini alıp Türkiye’deki, Anadolu’daki yoksul insanlara uyarladığımız zaman buradan çok ciddi trajedilerin çıkacağı gerçeğini de önümüze koymamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısıyla ilgili Plan ve Bütçe Komisyonunda da muhalefet şerhi koymuştuk, orada da kendi eleştirilerimizi açığa çıkarmıştık. Bunlarla ilgili yine birkaç tanesini burada sizlerle birlikte paylaşmak istiyoruz. Burada, özellikle Sosyal Güvenlik Kurumuna finansmanı karşılanacak sağlık hizmetlerinden tutalım da tanı ve tedavi yöntemlerine kadar çok geniş ve sınırsız bir yetkinin verildiğini görüyoruz. Bunun önemli sakıncalar yaratabileceğini düşünüyoruz.

Yine, SGK’ya hekim raporu ile sevkine karar verilen sigortalılarda veya bakmakla yükümlü olduğu hastalarla ilgili yol giderlerini karşılama noktasında hizmet satın alma ya da kiralama gibi bir düzenlemeyi esas alan yaklaşımlar var. Bunun kişi veya kuruluşlar düzeyinde önemli suistimallere yol açabilecek birtakım uygulamalarla önümüze getirilebileceğini düşünüyoruz.

Aynı şekilde, yeşil kartlıların sağlık hizmetine ulaşma noktasında özel hastanelerle ilgili veya üniversite hastaneleriyle ilgili birtakım şartlara bağlama kriterlerinin olduğunu görüyoruz. Sağlığın herkese eşit düzeyde verilmesi gereken doğuştan bir hak olduğunu kabul ediyorsak bu maddeyle ilgili sakıncalarımızın da tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini buradan tekrar belirtmek istiyorum.

Yine emekli ikramiyesiyle ilgili burada zaman kısıtlı olduğu için çok ayrıntısına girmeyeceğim ancak özellikle emekli ikramiyesi ödemesiyle ilgili bu muvazzaf askerlik hizmeti dışında işverene çok geniş yetkiler veren birtakım düzenlemelerin olduğunu görüyoruz. Aslında bu şekilde askerlik dışında emekliye ayrılmış olanların emekli ikramiyesinin alınması önündeki yolların kapatıldığını düşünüyoruz ve bunun da açıkçası Anayasa Mahkemesinden tekrar geri dönebileceğine dair görüşlerimizi buradan belirtmek istiyoruz.

Tabii, Van depremiyle ilgili yapılan düzenlemeden bahsedelim. Yani o düzenleme gerçekten olumludur. Hatta ilk dönemlerde Van’da muayenelerden ve ilaçlardan katkı payı, katılım payı alınıyordu, sonrasında bu uygulamaya son verildi. Son derece olumlu ve müspet oldu. Van depremiyle ilgili pek çok mağduriyeti giderme noktasında yetersizlik yaşayan Hükûmetin en azından bu noktadaki adımını olumlu buluyoruz.

Bu konuyla ilgili çekincelerimizi biz önergelerle zaman zaman Genel Kurula getirip siz değerli milletvekilleriyle paylaşacağız.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Saygılar. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 113 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Partim ve şahsım adına muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle Fransa Parlamentosunda sözde Ermeni soykırımını inkârın cezalandırılmasını öngören tasarının kabul edilmesi nedeniyle Fransa’yı ve bu yasaya destek verenleri ve yüce Türk milletine iftirada ısrar edenleri kınayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Aydınlanma çağının çıkış noktası olduğu ifade edilen özgürlük, adalet, insan hakları gibi kavramların beşiği ve çağdaş Avrupa medeniyetinin bayraktarı olduğunu savunan Fransa gibi bir ülkenin bu girişimini gerçekten anlamak insani nitelikler bakımından mümkün değildir.

Fransa, 18’inci yüzyılda Aydınlanma Çağı’yla adalet ve insan hakları gibi kavramlarla tanıştı esasında. 5 bin yıllık Türk tarihinin ne Göktürkler döneminde ne Selçuklu ne Osmanlı ne de Türkiye Cumhuriyeti döneminde insanlık dışı bir vakayı görmek mümkün değildir değerli arkadaşlar. Türk milletine “soykırımcı” iftirası atmaya çalışanların kendi tarihleri kanla ve zulümle doludur. Utanmadan, bizim tarihimizle yüzleşmemizi isteyenler, önce kendileri yüzleşmek durumundadırlar ve Türk milletinden özür dilemelidirler ve özellikle Türkiye’de bazı aklıevvel kişiler de bunların tarihleriyle yüzleştiklerini, sıranın da bizde olduğunu ifade ediyorlar. Hayır, asla bunlar kendi tarihleriyle yüzleşmemişlerdir. Fransa’nın 1918 ve 1921 yılları arasında ülkemizin işgalcisi olduğunu, Ermeni komitecisi katilleri Fransız askeri üniforması giydirip Türk milletine zulmettiğini de unutmuyoruz. Maraş’ın kahramanlığı, Urfa’nın şanı, Fransa’nın çirkin yüzüne vurulmuş bir tokattır. Fransa, Kahramanmaraş’taki ahlaksız müstevlidir. Biz ise Sütçü İmam’ın torunları olmaya devam edeceğiz ve inşallah, bir gün, bunların Türk milletinden özür dileyecekleri günleri de göreceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 113 sıra sayılı Kanun Tasarısı, başta hizmet sürelerini Emekli Sandığı Kanunu’na ve Sosyal Sigortalar Kanunu’na tabi olarak geçirip emekli aylığı bağlandığı hâlde Emekli Sandığı iştirakçiliğinde geçirdikleri sürelere ilişkin emekli ikramiyelerini alamayanların emekli ikramiyesi alabilme şartlarını düzenlemektedir. Diğer bir düzenleme, en önemli düzenlemelerden birisi de, aile hekimlerince yazılan reçeteler de dâhil olmak üzere, reçetede yazılan üç kaleme veya üç kutuya kadar ilaçlar için 3 Türk lirası, ilave her bir kutu ilaç için 1 Türk lirası katılım payı alınması öngörülmektedir. Ayrıca, hâlen uygulamaya konulmamış olmakla birlikte yatarak tedavide sağlık hizmet bedellerinin yüzde 1’ine kadar katılım payı alınabilmesi hükmü de bu tasarıda muhafaza edilmektedir. Yeşil kartlıların, altmış beş yaş aylığı, muhtaç engelli aylığı alanların, geçici köy korucularının özel sağlık kuruluşlarından hizmet almaları da engellenmeye çalışılmaktadır. Bu vatandaşlarımız ayrımcı bir uygulamaya tabi tutulmaktadırlar. Bir diğer önemli düzenleme de Van ve Simav depremlerinde sakat kalanlar ile ölen sigortalıların hak sahiplerine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından aylık bağlanmasını düzenlemektedir. Bu üç önemli hususa biraz sonra biraz daha ayrıntılı temas edeceğim.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı, bütçe görüşmelerinin en yoğun olduğu bir zamanda alelacele Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilip görüşülmüştür. Aslında acil bir düzenleme yoktur ve biz de bunu sorduk. “Aceleniz nedir? Bu tasarıda acil olan ne vardır?” dediğimizde Sayın Çalışma Bakanı “Toplum bu tasarıyı bekliyor.” cevabını vermiştir. Biz de haklı olarak sorduk ve sormaya da devam ediyoruz: Yani vatandaşlarımız “Ah, şu kanun bir an evvel çıksa da her ilaç kutusu başına 1 lira, reçete başına 3 lira katılım payını bir ödesem.” diye mi bekliyor; yoksa “Yatarak tedavide şimdiye kadar yüzde 1 katılım payı ödemiyordum, aman bir an evvel ödeyeyim.” mi diyor; veya “Şu idari para cezaları bir artırılsa da yüksek yüksek cezalar ödesek.” mi diyor? Yani acelesi nedir? Eğer depremden zarar görenleri öne sürüyorsanız bu da geçerli bir mazeret değildir. Çünkü bu durumda, bir maddelik bir tasarıyla iki saatte komisyonda, üç saatte Genel Kurulda ittifakla bu düzenlemeyi geçirirdik. Ama değerli arkadaşlar, biz Hükûmetin acelesini ve telaşını gayet iyi anlıyoruz. Bir an önce ilaçta ve tedavide katılım paylarını tahsil etmek istiyor Hükûmet ve bir an önce para cezalarının da yürürlüğe girmesini istiyor. Emekli ikramiyelerinde açılan davalardan bunaldınız, bir an önce yargı yolunu kapatmak istiyorsunuz ve bir an önce yeşil kartlıların tedavilerinde kısıtlamaya ve katkı payı almaya yönelik düzenlemeleri 2012 yılı gelmeden hayata geçirmek istiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, Kanuni ne güzel söylemiş: “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi. Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

Bizim kültürümüzde devlet kavramı aynı zamanda saadeti, sağlığı, huzuru ve mutluluğu da ifade eder. Sağlık her insan için çok önemli. Devletin de insan sağlığı bakımından çok önemli görevleri bulunmaktadır. Acaba devlet, daha doğrusu Hükûmet sağlık konusunda üzerine düşeni iyi bir şekilde yerine getirebiliyor mu? Bu, çok önemli bir sorudur ve mutlaka cevabını da bulmamız gerekmektedir.

Elbette vatandaş olarak 74 milyonun sorumluluğu ve görevi var. Hepimiz, sağlık hizmetlerinin azami kalitede ve asgari maliyette olması için bireysel veya kolektif olarak bilinçli davranmak zorundayız. Bunda hemfikiriz. Ancak, asıl görev devletindir, asıl görev Hükûmetindir değerli arkadaşlar. Bu nedenle, bugün bu yüce Meclisin çatısı altında bu sağlık konusunu görüşüyoruz ve Hükûmeti de eleştiriyoruz. Hükûmet bu tasarıyla reçetede ve ilaçta ilave katılım payını neden getiriyor acaba? Hükûmet sağlık hizmetinde, tedavide, ilaçta katılım paylarını neden artırmak istiyor? Tedavi hizmeti alan vatandaştan neden hâlihazırda katkı payı ödemesine rağmen daha fazla katılım payı almak istiyor?

Şu anda ikinci basamak sağlık hizmetlerinde 5 lira muayene katılım payı, 3 lira reçete katılım payı olmak üzere toplam 8 lira -özel sağlıkta ise bu 15 lira- katılım payı alınıyor. Üçüncü basamak sağlık hizmetinde yine toplam 8 Türk lirası alınmaktadır. Zaten eskiden beri hastalar ilaç alımında kendi cebinden de en az yüzde 10 civarında ilaç katılım payı ödemektedir, eş değer ilaç fiyat farkı ödemektedir hastalar. Ayrıca yatarak tedavide yüzde 1 katılım payını almayı da istiyorsunuz. Acaba neden vatandaşın üzerine bu kadar geliyorsunuz? Sağlığı giderek paralı hâle getirdiniz.

Şimdi de aile hekimliğinde yazılan reçetede, her bir reçetede yazılan üç kutuya kadar ilaç için 3 lira, ilave her kutu ilaç için de 1 lira katılım payı alınmak isteniyor. Katılım payı önceleri hatırlarsak “2 liracık” diye başlamıştı, 8+8, 16 liraya ulaştı. Aile hekimliğinde de şimdi yine şimdilik “3 liracık” diye başlıyorsunuz. Acillerden bile katkı payı alacaksınız. Eğer “Acillerden katkı payı almayacağız.” diyorsanız bunu da kanun tasarısına eklememiz gerekir.

Hükûmet sağlıkta ilave katkı payının gerekçesini aşırı artan sağlık harcamalarına bağlıyor yani “Sebebi sağlık harcamalarının aşırı derecede artışı.” diyor. Hükûmet diyor ki: “Sosyal Güvenlik Kurumunun sağlık harcamaları 10 milyar Türk lirasından 45 milyar Türk lirasına çıktı.” 2002 yılında 9 milyar 934 milyon lira olan Sosyal Güvenlik Kurumu sağlık harcamaları 2011 yılı sonunda 45 milyar liraya ulaştı. Buna Sağlık Bakanlığının 17,5 milyar TL’lik bütçesini de ilave ettiğimizde Türkiye’nin toplamda 62,5 milyar Türk liralık bir sağlık tablosu görünüyor.

İlave katkı paylarının tek gerekçesi şudur: Sağlık harcamaları arttı, hekime, hastaneye, ilaca hücum var, ilaç israfı var. Gerekçesi bu. “Bu yüzden -lütfen dikkat buyurun- ilaç alımında kullanıcıların farkındalığını sağlamak için katkı payı getiriyorum.” diyor.

Ben Hükûmeti buradan tebrik ediyorum, hakikaten her gün yeni kavramlar kazandırıyor literatürümüze, vergilere zam yapıyor, bu “güncellemedir” diyor; sağlığa ilave katkı payları getiriyor, buna da “farkındalığı sağlamak için getirdim.” diyor. Artık “Bravo!” mu diyelim, “Pes!” mi diyelim bilemiyorum!

Hükûmet sağlık harcamalarındaki artışın sorumluluğunu vatandaşa yüklüyor, hastaya yüklüyor. Hatırlarsak Hükûmet aynı şeyi elektrik kayıp kaçağında da yapıyor. Kayıp kaçak bedelini de kayıp kaçakla hiç alakası olmayan, kayıp kaçak elektrik kullanmayan vatandaşlara yüklüyor.

Değerli milletvekilleri, zaten büyük çoğunluğu açlık sınırının altında geliri olan sigortalılara, dul ve yetimlere, emeklilere sürekli katılım payı yüklemek doğru değildir ve hakkaniyete de uygun değildir. Hükûmet sağlıkta övünüp duracağına biraz da iğneyi kendisine batırmalıdır. Baş sorumlu sağlık iradesidir, sağlık yönetimidir ve en baş sorumlu da Hükûmettir değerli arkadaşlar.

Bu kadar önemli bir kanuni düzenlemede, 74 milyonu ilgilendiren, bu ülkenin yıllık 45 milyar gibi çok büyük hacimde parasını ilgilendiren bir konuda düzenleyici etki analizi getirilmemiştir. Bu, kabul edilebilir bir durum değildir. İddia ediyorum, bu devasa artışlarla ilgili Hükûmetin elinde yeterli veri de yoktur. Varsa, Hükûmet bizimle paylaşsın biz de bilelim, millet de bilsin. 45 milyar lira SGK’nın, 17,5 milyar lira Sağlık Bakanlığı bütçesi ve toplamda 62,5 milyar Türk liralık bir bütçe.

Sağlık harcamalarındaki artışa 2007’den beri dikkatinizi çekiyoruz. Sürekli bu artışların normal olduğunu, eskisinden daha çok ve iyi hizmet verildiği için bu artışların olduğunu savundunuz. Şimdi de işin maliyeti, yönetemeyeceğiniz aşamaya gelince israftan şikâyet etmeye başladınız. İşinize geldiğinde övündüğünüz şeyden işinize gelmediğinde şikâyet ediyorsunuz. Kabahat hep başkalarında, hep vatandaşta, Hükûmet ise sütten çıkma ak kaşık. Hükûmet lütfen sorunu teşhiste isabetli olsun. Başka çareler arayın, birlikte arayalım, biz de size yardımcı olalım. Bu ülke, bu devlet hepimizin. İlacın, tıbbi malzemenin ve tıbbi cihazların çoğunu ithal ediyoruz ve döviz ödüyoruz.

Değerli milletvekilleri, 2004’te ve 2005’te Hükûmet Emekli Sandığını, SSK’yı, BAĞ-KUR’u Sosyal Güvenlik Kurumu adı altında tek çatı altında birleştirdi. Daha sonra kamu hastanelerini de birleştirip Sağlık Bakanlığına bağladı. Neden? Bu birleştirmeler, ilke olarak ve özünde doğru olan uygulamalardır ama aradan beş-altı yıl gibi uzun ve yeterli bir zaman geçti, bu yeniden yapılanmaları ve süreçleri maalesef iyi yönetemediniz. Harcamaları dokuz yılda 4,5-5 kat artırdınız. Tedavi giderlerini tam 6 kat artırdınız. Şeytan bunun neresinde? Dokuz yılda kaç yeni hastane yapıldı, kaç yatak ilavesi yapıldı? Devlet hastanelerinin harcamalarında 5,5 kat, üniversite hastanelerinde 4 kat, özel hastane giderlerinde 11 kat artış vardır. Örnek çok ama çarpıcı bir örnek daha vermek istiyorum: 2005 yılında, yani hastaneler ve sigorta kurumları birleşirken bütün hastaneler itibarıyla tedavi giderleri ilaç hariç toplam 7 milyar 945 milyon Türk lirası, birleşmeler olduktan sonra ise 2006 yılında harcamalar 7 milyar 945 milyondan 12 milyar 98 milyon Türk liraya çıkıyor; yani bir yıl içinde yüzde 50 harcama artışı var. Yine soruyoruz: Şeytan bunun neresinde? Acaba Hükûmet bir çalışma yaptı mı? Bu konuda bakanlıklar, Sağlık Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı ne yapıyor? Bu ciddi bir sapmadır ve araştırılıp mutlaka teşhis edilmesi gerekir.

Sağlık giderleri üzerine -zamanımız maalesef elvermemekle birlikte- kısaca bazı önerilerimi de dile getirmek istiyorum. Birinci basamakta ilaç gideri artışının en önemli sebebi, Danıştayın ilaç yazımındaki kalem ve kutu sınırlandırması olarak gösterilse de aslında asıl sorun ülkemizde geleneksel hâle gelen ilaç yazdırma alışkanlığından kaynaklanmaktadır ve bunun da mutlaka çözümlenmesi gerekiyor. Bunun gerek vatandaşların eğitimi gerekse tıp mensuplarının bu konuda ciddi bir eğitimden geçirilmesine ve kararlılıkla takibine ihtiyaç vardır. Hastalar komşu tavsiyesi, eczacı kalfası tavsiyesiyle ilaç yazdırmaktan vazgeçirilmelidir ve akılcı ilaç kullanımı toplumda yaygınlaştırılmalı, hasta sevk zinciri gerçek manada kurulmalı ve uygulanmalıdır. Aile hekimliği uygulamasında hekim başına düşen ortalama hasta 3.500 civarındadır ve bu sevk zinciri uygulamasının amacına ulaşabilmesi için de bu rakamın hasta sayısı itibarıyla 1.500 veya 2 binle sınırlandırılması gerekmektedir ve eczaneler de reçetesiz verilebilecek ilaçlar  dışında ilaç vermemelidir ve bu sağlanmalıdır.

İkinci ve üçüncü basamak hastanelerinde performans sistemi âdeta bir skor hâline gelmiştir. Ne kadar çok hastaya bakılmış, ne kadar fazla işlem yapılmış, ona göre katkı payı alınmaktadır. Hastanelerde hasta birey değil artık müşteri hâline gelmiştir, müşteri ise otokontrolü sağlayan bir denetleyici olamamaktadır.

Muhterem arkadaşlar, bu tasarının en olumlu gördüğümüz  düzenlemelerinden bir maddesi de Van ve Simav depreminde malul olanlara ve ölenlerin hak sahibi yakınlarına Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından aylık bağlanmasına ilişkin düzenlemedir ancak bu düzenleme bu hâliyle çok noksandır ve haksızlığa yol açmaktadır, öncelikle depremi ve sadece Van ve Simav depremlerini kapsamaktadır. Türkiye bir deprem bölgesidir, geçmişte de yaşandı, ileride de yaşanması ihtimal dâhilindedir. İkincisi, depremin dışındaki doğal afetleri bu tasarı kapsamamaktadır. Yangın, sel, göçük devam etmektedir. Hâlen Kahramanmaraş Afşin’de göçük altındaki 9 vatandaşımız çıkarılamadı. Bu madde, en az bir aylık sigortası olanlardan sakat kalanlara veya ölenlerin yakınlarına maaş bağlamayı öngörüyor. Sigortası bir ay dahi yoksa onlara bu hakkı vermiyoruz. Bu kesin bir adaletsizliğe yol açmıştır. Şimdi malulen emekli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Ahmet Öksüzkaya.

Buyurun Sayın Öksüzkaya.

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de, bugün bir Fransız milletvekilinin Fransız Meclisine verdiği 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddini suç sayan yasa teklifinin kabulünü milletçe kabul etmediğimizi, kınadığımızı buradan bildirmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 113 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu Kanun Tasarısı’nın Meclis gündemine gelmesinde, hazırlık aşamasında, Plan ve Bütçe Komisyonumuzda gerek alt komisyonda gerekse üst komisyonda katkı sağlayan muhalefet ve iktidar partisine mensup milletvekili arkadaşlarıma da huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminde norm birliğinin sağlanması ve sürdürülebilir sosyal güvenlik sisteminin oluşturulması amacıyla geniş çaplı bir reform yapılması kaçınılmaz olmuştur. Bu doğrultuda, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü ve BAĞ-KUR Genel Müdürlüğünü aynı çatı altında toplayan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı 16/5/2006 tarihli ve 5502 sayılı Yasa’yla kurulmuştur. Bu reformla, sigorta hak ve yükümlülüklerinin eşitlendiği, mali olarak sürdürülebilir tek bir emeklilik ve sağlık sigortası sisteminin kurulması öngörülmüştür. Reform ile aynı zamanda nüfusun tamamına eşit, kolay, ulaşılabilir ve kaliteli sağlık hizmeti sunumunu amaçlayan genel sağlık sigortası sisteminin oluşturulması da hedeflenmiştir. Bu itibarla, 31/5/2006 tarihinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kabul edilmiş, 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanun ile sosyal sigortalar alanında birçok konuda norm ve standart birliği sağlanmış ve uygulamaya geçirilmiştir ancak zaman zaman önce kurumlar arasında ortaya çıkan uyumsuzluklar yeni kanuni düzenlemeleri de zorunlu hâle getirmektedir. 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 12’nci maddesi gereğince farklı sigortalılık statülerine tabi olarak geçen hizmetlerin bileştirilmesi sonucunda aylık bağlananlara emekli ikramiyesi ödenebilmesi için son defa, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılmak zorunlu idi. Anayasa Mahkemesi bu maddeyi Anayasa’ya aykırı bularak iptaline karar vermiş ve iptal kararı 5 Haziran 2010 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Diğer taraftan, 16/6/2010 tarihli ve 5997 sayılı Kanun’la, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 89’uncu maddesinde yapılan değişiklikle, devlet memurluğu statüsünde geçen sürelere karşılık emekli ikramiyesi ödenebilmesi için yine son defa, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’na ve 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinin hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde bulunmuş olmak şartı aranmıştı. Bu düzenleme de Anayasa Mahkemesi tarafından 12 Mayıs 2011 tarihli kararıyla iptal edilmiştir.

Getirilen bu tasarı ile 5434 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesinde yapılan mülga 2829 sayılı Kanun’un 8’inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlanacakların memuriyet hizmetlerine emekli ikramiyesi ödenmesine ilişkin esaslar, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesiyle düzenlenen kıdem tazminatına ilişkin esaslara paralel bir düzenlemeye tabi tutulmaktadır. Yapılan bu düzenlemeyle, söz konusu şartları taşıyan, son defa kamu çalışanı olup olmadığına bakılmaksızın emekli ikramiyesinden yararlandırılmaları sağlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıda yine, birleştirilen Sosyal Güvenlik Kurumunun bilgisayar yazılım programlarının kendi bünyelerinde yapılabilmesi için ve hizmetlerin sürekli ve aksatmadan yapılabilmesi için sözleşmeli bilişim personeli sayısının 50’den 80’e çıkartılması amaçlanmaktadır.

Yine, bu tasarıda, 2003 yılından önce kadınlar için söz konusu olmak üzere özellikle BAĞ-KUR sigorta kolunda ortaya çıkan ve kadınların sigortalı sayılmamaları nedeniyle aleyhlerine oluşan mağduriyetin giderilmesi amaçlandı. Kendi yetiştirdiği ürünü yine kendisi satan kadınlarımızın tarım sigorta kapsamına alınarak emekli olabilmelerine imkân sağlayan bir madde tasarıda bulunmaktadır.

5510 sayılı Kanun’da sosyal güvenlik destek primine ilişkin geçiş hükümlerini düzenleyen geçici 14’üncü maddeye, 2008 yılı Ekim ayı başından önce 5434 sayılı Kanun’a göre emekli olarak, yine, 2008 yılı Ekim ayı başından önce avukatlık veya noterlik yapanların sosyal güvenlik destek primine tabi olması ve böylece, var olan eşitsizliğin giderilmesi amaçlanmaktadır.

5544 sayılı Kanun’la, 21/9/2006 tarihinde, meslek standartlarını temel alarak teknik ve mesleki alanlarda ulusal yeterliliklerin esaslarını belirlemek, denetim, ölçme ve değerlendirme, belgelendirmeye ilişkin faaliyetlerde bulunmak üzere kurulan Mesleki Yeterlilik Kurumunun gelir kalemleri yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, gelirler arasında bulunan, akredite olmuş kuruluşlardan alınan ve en yüksek devlet memuru aylığının 30 katını geçmemek üzere belirlenen aidatların gelir kalemleri arasından çıkarılmasının ve yerine Kurumun ulusal veya uluslararası düzeyde vereceği hizmetlerden elde edeceği gelirlerin dâhil edilmesinin kanuni altyapısı hazırlanmıştır.

Kurumun kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile işçi ve işveren konfederasyonları ve diğer kuruluşlardan 2007 ila 2012 yılları için alınması gereken Kurum aidatlarının kişi başına ve asgari ücretin 20 katı olarak belirlenmesi ve biriken aidat borçlarının 31/12/2012 tarihine kadar ödenmesi hâlinde gecikme faizi ve cezaların tahsil edilmemesi için kanuni düzenleme yapılmıştır.

Türkiye’de yükseköğrenim gören yabancı uyruklu öğrencilerin sosyal güvenlik sistemine daha yaygın şekilde dâhil edilmesi ve yükseköğrenimin yurt dışından gelen öğrencilere daha cazip hâle getirilmesi amacıyla, yabancı uyruklu öğrencilerin genel sağlık sigortası kapsamına alınmasını teminen, ödemeleri gereken prim tutarının 2/3 nispetinde azaltılması amaçlanmaktadır.

Yine, Sosyal Güvenlik Kurumunca finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin kapsamının tespitinde zaman zaman tereddütler oluşmaktaydı. Bu tasarıyla, buradaki belirsizliğin giderilmesi sağlanmıştır.

Evde hemodiyaliz hizmeti uygulaması devam etmekte olup hastaların evlerinde almış oldukları diyaliz tedavilerine ait giderler 1 Nisan 2010 tarihinden itibaren Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmakla birlikte, sağlık hizmeti sağlayan kuruluşlarda tedavi olan bu hastalarımızın hizmet alacakları sağlık kurumlarına taşınmaları esnasında hizmet satın alma ve kiralama gibi usullerin kullanılması amaçlanmaktadır.

Yapılan uygulamalarda görüldüğü gibi, Sağlık Bakanlığımızın ve Hükûmetimizin yapmış olduğu Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde hizmetin gelir düzeyine bakılmaksızın bütün vatandaşlarımıza götürülmesi amaçlanmış ve bunda da başarılı olunmuştur. Artık sağlık hizmetleri vatandaşlarımız açısından ulaşılması zor ve pahalı bir hizmet olmaktan çıkmış, herkesin rahatlıkla istifadesi sağlanmıştır.

Şimdi yine ülkemiz açısından son derece önemsediğimiz ve üzerinde uzunca bir zamandır çalışılan dev şehir hastanelerini yapmaya başladık. Bu projeler ile kendi vatandaşlarımıza çok kaliteli sağlık hizmetleri sunmanın yanında, ülkemizi sağlıkta turist çeken bir ülke hâline getirmeyi de hedeflemekteyiz.

Benim seçim bölgem olan Kayseri’de de bu örnek uygulamanın, dev şehir hastanelerinin ilk örneğinin temelini Sayın Başbakanımız 10 Eylül 2011 günü attı. Çağımıza uygun bir kampüs, içinde otelden tutun da sosyal tesislere, yeşil alandan tutun da hava ambulanslarının ineceği yere kadar her şeyin düşünüldüğü bir hastane. 264 bin metrekare kapalı alanı, 500 bin metrekare yeşil alanı, 4.700 araçlık otoparkı, içinde 1’i genel hastane olmak üzere 6 farklı hastaneyi barındıracak ve 1.584 yatağı bulunacak. Bu hastane bittiğinde vatandaşlarımız randevusunu alıp hastaneye gelecek ve rahatlıkla beş yıldızlı otel konforunda muayene ve tedavi olacaklar inşallah. Hastanede görüntüleme, laboratuvar, her şey elektronik ortamda olacak. Hasta odaları, içerisinde tuvaleti, banyosu, televizyonu, buzdolabı ve çeşitli iklimlendirme sistemiyle donatılmış olacak. Refakatçilerin de kalabileceği bölümler içlerinde bulunacak. Yoğun bakım odaları son derece teknolojik olarak donatılmış olacak. Ameliyathaneler yine aynı şekilde yapılmış olacak. Şehir hastanelerinin içerisinde yine ulaşım, çevre, deprem, yangın, otopark, güvenlik gibi konular en ince ayrıntısına kadar düşünüldü, tasarlandı. Bu devasa alan içerisinde sosyal yaşam alanları, alışveriş merkezi, kongre merkezi, kreş ve yaşlı bakımevi, spor merkezi, lokanta, pastane, PTT şubesi, banka şubesi ve ATM'ler olacak. Bu devasa yatırım kamu-özel ortaklığı modeli ile yapılmakta. Bu model ile özel sektörün finansman kaynaklarını kamu yatımlarında kullanmaktayız. Özel sektör her türlü mali sorumluluğu üstleniyor, biz de kira öder gibi mal sahibi olacağız. Kayseri Projesi’nin toplam proje bedeli 691 milyon lira. İnşallah üç yıl sonra faaliyete geçmiş olacak ve vatandaşlarımızın hizmetine sunulacak.

 Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada önemli olan bu hizmetlerin sunulması esnasında israfın önlenmesi ve devlet kaynaklarımızın yerli yerinde kullanılmasıdır.

Şimdi sizlere sağlık harcamaları ile ilgili rakamları akılda kalması açısından vermek istiyorum: 2010 yılı kamu sağlık harcamaları 39 milyar 690 milyon liradır. Sağlık hizmetleri sunucularına 2010 yılında yapılan 277 milyon 634 bin müracaat karşılığında Sosyal Güvenlik Kurumuna 18 milyar 488 milyon Türk lirası fatura tahakkuk ettirilmiştir.

Eczaneler tarafından ise 2010 yılında 271 milyon 622 bin reçete karşılığında Sosyal Güvenlik Kurumuna yine 13 milyar 375 milyon Türk lirası fatura tahakkuk ettirilmiştir. 2011 yılı ilk on ayında fatura edilen 251 milyon 138 bin reçete karşılığında 11 milyar 584 milyon Türk liralık fatura tahakkuk etmiş, 2010 yılı ilk on ayıyla karşılaştırıldığında reçete sayısındaki değişim oranı yüzde 13,41, fatura tutarlarındaki değişim oranı ise yüzde 5,29 olmuştur.

Bu bilgiler ışığında hazırlanan bu tasarıda, ilaç kullanımında tasarrufu özendirmek ve israfı önlemek maksadıyla, reçetede yer alan üç ilaç kaleminden sonraki her bir kalem kutu için 1 Türk lirası ilaç katılım payı alınması için Sosyal Güvenlik Kurumuna yetki verilmektedir.

2022 sayılı Kanun kapsamında muhtaç özürlülere yönelik müstakil olarak aylık bağlanması, yeşil kart verilmesi uygulamalarıyla birlikte, Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilen yeşil kart sahibi vatandaşlarımız 1/1/2012 tarihinden itibaren genel sağlık sigortası kapsamına alınmıştır. Burada yine sağlık hizmetlerinden yararlanması uygulaması konusunda Sosyal Güvenlik Kurumuna yetki verilmektedir. Eskiden olduğu gibi, yeşil kart sahibi olan vatandaşlarımızın herhangi bir hak kaybına uğramadan, sağlık yönüyle hem muayenelerini hem de tedavilerini yaptırabilmeleri uygulaması aynen devam edecektir.

En önemli düzenleme ise 2011 yılında yaşadığımız Van depreminde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızın hak sahiplerine yapılacak katkılar ile malul olan vatandaşlarımızın emeklilik işlemleri ile ilgili maddedir.  Depremden mağdur olan vatandaşlarımızın kısa süreli bile olsa Sosyal Güvenlik Kurumuna prim keseneği yapılmış olması hâlinde emeklilik şartlarında yeni düzenleme yapılarak emeklilik uygulaması hakkı tanınmaktadır.

Yine bu tasarıyla, işverenlerimiz lehine önceden yaptığımız bazı düzenlemelerin yanında bu tasarıda yer alan düzenlemeyle, kasıt olmadan sehven yapılan hataların, bildirimlerde yapılan hataların cezalarında önemli indirimler sağlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısını bugün yüce Meclisimizde görüşmelere başladık. İnşallah kısa zaman içerisinde Genel Kurulda değerli milletvekili arkadaşlarımızın katkı ve destekleriyle kanunlaşır diyorum.

Bu vesileyle Genel Kurula saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öksüzkaya.

Şahıslar adına ilk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Süleyman Çelebi’ye aittir.

Buyurun Sayın Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na ilişkin görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım, yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Konuşmaya sevgili Yaşar Kemal’in sözleriyle başlamak istiyorum. “Bu dünyadaki her şeyin, herkesin, dünyadaki balığın, gökteki kuşun, yerdeki karıncanın hele hele insanın hakkını vereceksin.” demiş üstat. Hükûmet torba torba yasayla geliyor. Sapla samanı birbirine karıştırıyor. Getirilen bu yasa tasarısıyla birbirinden farklı birçok sorun alanını bir araya getirmiş oluyor, sağlık alanı, Van depremi, emeklilerin hakları gibi oldukça önemli ve derinlikli tartışılması gereken konular bir oldubittiyle getirilerek bizlere sunuluyor. Hükûmet yangından mal kaçırır gibi bu tasarıyı Meclisten geçirmek istiyor ve bu tarzı biz doğru bulmuyoruz. Yapılması gereken, bu önemli değişiklikler demokratik kitle örgütleriyle, sendikalarla, meslek odalarıyla birlikte tartışılarak tasarı hâline getirilmesidir. İlgili komisyonda yani benim de üyesi olduğum Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda bu tasarı görüşülürken komisyona davet edilen emekli dernekleri, meslek örgütleri, sendikalar görüşlerini açık açık ifade ettiler ve “yandaş” diye tanımladığımız sendikalar bile bu tasarıya karşı çıktıklarını ifade ettiler, eleştirilerini söylediler ama bugün Meclisin huzuruna geldiğimizde, tek bir değişikliğin yapılmadığını bir kez daha görüyoruz.

Hükûmet, cari açığın krizini,  beklenen işsizliğin, yaşanacak enflasyonun faturasını emekçilere yüklemekten vazgeçmiyor. Bu tasarıda görünen odur ki çalışanlara, emeklilere, işsizlere, asgari ücretle geçinen milyonlara yeniden faturalar çıkarılmaktadır. Hükûmetin bugüne kadar yaptığı, yoksullara, ezilenlere haklarını kaşık ile verip kepçe ile geri almaktır. Her tasarıda -biraz önce de burada konuşuldu- her madde bir reform olarak bize sunuluyor, bu toplum aldatılıyor ve kandırılıyor.

Her konuda konuşmaya Anayasa değişikliğinden dem vurarak başlayan AKP, 12 Eylül Anayasası’nın ortaya koyduğu işsizlikleri, eşitsizlikleri kullanmaya ve sürdürmeye devam ediyor.

Tasarıda sunulan maddeleri tek tek değerlendirdiğimizde, Hükûmetin insanı değil de parayı merkeze aldığını hep beraber görüyoruz. Tasarı ve tekliflerin 1’inci maddesiyle, 5434 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesiyle getirilmeye çalışılan anlayış, Anayasa Mahkemesinin, emekli olan sigortalıların geçmişteki memuriyetleri süresince emeklilik ikramiyesinin ödenmesi gerektiğine yönelik Anayasa’nın eşitlik ilkesi gereğince ortaya koyduğu hükmü dolaylı yoldan ortadan kaldırmaya yöneliktir. Anayasa Mahkemesi 2 kez bu kararı bozmuş ve 2 defa Anayasa Mahkemesinden dönen bir kanunu yine Anayasa’ya aykırı olarak biz burada görüşmeye devam ediyoruz. İdari mahkemelerde bu konuda binlerce dava açılmış ve emekliler lehine kararlar sonuçlanmıştır. Mahkemelerin lehte karar vermesi sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumu dâhiyane bir çözüm üretmiş ve yeni çözüm yolları bulup kişilerin emekli oldukları tarihlerdeki katsayıları esas alarak, 0,95 kuruş ile 1,5 lira arasında bir emekli ikramiyesi ödeyip ona dair bir yasal faiz eklemiş ve bu paraları bankalar aracılığıyla göndermekten çekinmemiştir. Bugün yargı kararıyla kazanılan bir hak için yirmi, otuz yıl öncesinin katsayısını baz alarak uygulanmasının, içinde bir nebze adalet duygusu olanların vicdanına sığmayacağını bir kez daha düşünüyorum.

Ortaya konan bu vicdansızlık sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumu milyonlarca lira mahkeme masrafını öderken emeklisine hak ettiği tutarı yine de ödememiştir. Bir başka deyişle, Anayasa Mahkemesi emekli ikramiyesi alma hakkını engelleyen yasa maddesini iptal edince iştirakçiler emekli ikramiyesini tahsil hakkı edinmişler, bu hak da yasal hükmünün iptaliyle birlikte kazanıldığına göre, yeni hakkın doğduğu koşullara göre işlem yapılması ve iştirakçilere yasal hakkın verildiği tarihteki güncel katsayı değerleri üzerinden ikramiye ödenmesi gerekmektedir.

AKP Hükûmeti Danıştayda biriken davaları hükümsüz kılmak için bu kanun teklifini sunmaktadır. Kanun tasarısı metninin 2’nci maddesinde ek geçici 223’üncü maddeyle hesaplaşmaya çalışılıyor, yani “Yasaların verdiği haklardan vazgeçin, davalar konusuz kalsın.” deniliyor. Bu düzenleme, öncelikle yargı makamları önünde hak arama ve özgürlüğüne yasama eliyle ciddi bir müdahale anlamına gelmektedir. Aslında bu yapılanlar Hükûmetin hukuksuzluğa hukuk hâline getirmeye çalıştığı uygulamaların bir sonucudur.

Tasarıda ortaya konan kazanılmış haklara yönelik saldırılar bunlarla da sınırlı kalmıyor değerli arkadaşlar. 2002 yılında hızlandırılan Sağlıkta Dönüşüm Programı aslında sağlıkta bölüşüm planı olarak uygulanıyor. Bu yasa tasarısı bize sağlık hizmetlerini insan odaklı düşünmeyen, sağlığı paraya endeksleyen bir anlayışı gösteriyor. Tasarıda yer alan düzenlemeyle prim ödeyen insanlar yönünden de sağlık hizmetlerinin büyük ölçüde paralı hâle getirilmesi ve özelleştirilmesi amaçlanmaktadır.

Tasarının 4’üncü maddesi 5510 sayılı Yasa’nın 63’üncü maddesiyle birlikte değerlendirdiğimizde, sağlık hakkıyla ilgili idareye ilkeleri belirsiz bir yetki verilmesi yasama yetkisi devri niteliğinde olduğu gibi hukuk devleti ilkesine, kişilerin maddi, manevi varlıkları geliştirme haklarına, sağlık hakkına ve devletin bu konudaki ödevlerine aykırıdır.

Görünen o ki, sağlık hizmetlerinin finansman yapısı değiştirildi. Artık hizmet almak için çalışanlar vergi veriyorlar ama bu da Hükûmete yetmiyor. Genel Sağlık Sigortası primi ödeniyor, bu da yetmiyor. Her muayene, ilaç alımında katılım payı ödeniyor, bu da yetmiyor. Hastanelere ilave ek ücret ödeniyor, yetmiyor, yetmiyor. Şimdi de bu kanun tasarısını önümüze getiriyorsunuz. Artık yeter diyoruz, bıçak kemiğe dayandı diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Ülkemizde sağlık harcamaları katlanarak artıyor ama bu harcamalar vatandaşa yansımıyor. Emekçiden kesilen bu harcamalar sağlık şirketlerine aktarılıyor. İlaç harcamaları sürekli artıyor ama buna önlem olarak yeni fabrikalar açmak yerine ilaç fabrikalarını kapatıp ilaç tekellerine mahkûm bırakılıyoruz. İşte, sağlıkta gerçekleşen dönüşüm, işte gurur tablosu bu, sağlığın özelleştirilmesi ve paralı hâle getirilmesidir.

Tasarının neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Tasarının 6’ncı maddesiyle kuruma daha önce yasada yer almayan yeni bir yetki verilmektedir. Buna göre kuruma ayakta tedavide sağlanan ilaçlar yönünden reçetede yer alan her bir ilaç kalemi veya kutu adeti için 3 Türk lirasını geçmemek üzere katılım payı alma yetkisi verilmektedir. Sizler de biliyorsunuz ki ayakta tedavi görenler daha çok kronik rahatsızlığı olan yaşlılar. Zaten insanca yaşam ücretinden bile mahrum bıraktığınız emeklilerden, yaşlılardan daha ne istiyorsunuz? Canını mı alacaksınız? Katılım payı tamamen kaldırılmalıdır, çünkü bu sağlığın paralı hâle getirilmesidir.

Tasarının 8’inci maddesinde bu maddeye ilave bir düzenleme yapılarak, yeşil kart olarak bilinen, yoksul insanların diğer hastalar gibi özel sağlık kuruluşları ve üniversite hastanelerinden yararlanamayacağı düzenlenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Sağlık hizmetlerinin eşit, ulaşılabilir nitelikte olarak sunulması, yükümlülere yoksullar yönünde istisna getirilmekte ve aykırı koşullara tabi tutulmaktadır.

Bu kadar önemli konuların yer aldığı tasarı da acil olarak çıkarılması gereken depremde mağdur olanların yüreğine bir nebze olsun su serpmesine katkı sunacağınız değişikliklerle bu tasarıyla göz boyanmak istenmektedir.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Hükûmet…

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Bir cümleyle bitiriyorum efendim.

Hükûmet sokağın da sesini duymuyor. Dün her yerde Hükûmetin çıkardığı 663 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’ye karşı KESK, Tabipler Birliği, DİSK, Türkiye Mimar ve Mühendisler Odası, demokratik kitle örgütleri, binlerce kişi sokaktaydı, en azından bizi duymuyorsanız onları duyun diyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelebi.

Şimdi, Hükûmet adına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, gerek Meclis Başkanımızın gerekse değerli parti gruplarının ifade ettikleri gibi, Fransız Parlamentosunun almış olduğu kararı ben de telin ediyorum. Bu kararların gerçekleri değiştirmeyeceğini bir kez daha burada ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak önümüzdeki günlerde ve önümüzdeki dönemde çok önemli yasal düzenlemeleri komisyonlarımızda ve yüce Parlamentoda, yüce Mecliste görüşeceğiz. Gerek 4688 sayılı memurlarla ilgili toplu sözleşme içeren yasal düzenlemeler gerekse işçi sendikalarımızla ilgili “Toplu iş ilişkileri” adı altında buraya taşıyacağımız yasal düzenlemeler, iş sağlığı, güvenliği, intibak gibi gerçekten toplumun çok geniş kesimlerini ilgilendiren yasal düzenlemeleri burada sizlerle tartışacağız.

Bugün huzurlarınıza getirdiğimiz düzenlemeyi mini bir paket diyebileceğimiz bir kanun tasarısı şeklinde değerlendirebiliriz ve bu anlamda da huzurlarınızdayız.

Çok şey söylenebilir. Muhalefet eleştiri yapar, yaptığı eleştirilerinden de almamız gereken dersleri almamız gerekiyor ama “Bu kanun görüşülmedi, nereden geldi?” gibi bir yaklaşım doğru değil. Plan ve Bütçe Komisyonuna bu tasarı geldiği zaman, alt komisyonda bunun bir elemine edilmesinde yarar olduğunu, detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiğini değerli muhalefet partisine mensup milletvekili arkadaşlarımız söyleyince, biz de buradaki düzenlemelerin önemi -ki, bütün düzenlemeler, Parlamentoya gelen bütün düzenlemeler önemlidir- ve bunun alt komisyonda görüşülmesi konusunda hiç tereddüt etmeden arkadaşların görüşlerine katıldık ve alt komisyonda güzel bir çalışma yapıldı, sağlıklı bir çalışma yapıldı. Neticede, üst komisyona, orada da görüşüldükten sonra Genel Kurula yasayı getirmiş bulunuyoruz. Dolayısıyla tartışılmadı, görüşülmedi gibi yaklaşımın ötesinde “Getirdiği maddeler, getirdiği düzenlemeler son derece önemlidir.” demek doğrudur ve o düzenlemelerin ne olduğunu arkadaşlarımız izah ettiler ama ben de kısaca değinmek istiyorum.

Mesela tasarıda, tarımda çalışan kadınlara 2000 öncesi dönem için sigortalılık imkânını getirmek herhâlde yanlış bir şey değil. Buna ne muhalefetin ne iktidarın ne bizi izleyenlerin, dinleyenlerin karşı çıkması söz konusu değildir diyorum. Özellikle, toplumumuzun yüzde 50’sini oluşturan bayanlara dönük, kadınlara dönük bu düzenleme, beklenen bir düzenlemeydi. Bunu gerçekleştiren bir tasarıyı hiç olmazsa bu yönüyle beğenmek herhâlde bir erdem, doğru olur diye düşünüyorum. Yani dersiniz ki: “Ne güzel bir düzenleme. Şunları beğenmedim ama şu madde de doğru bir madde.” Toptan bir karalamaya gittiğiniz zaman, o zaman hanımlara, kadınlara söyleyeceğiniz bir şey olamaz yani. Bu düzenlemeyi çünkü kadınlarımız bekliyor. Bizleri de izliyorlar şu anda ve bunu getirdik, birlikte gerçekleştireceğiz.

Bir diğer konu; Genel Sağlık Sigortası (GSS) bizim ana hedefimiz idi. Bununla ilgili düzenlemeleri yaptık. Yüzde 84 şu anda vatandaşlarımız Genel Sağlık Sigortası kapsamında ama takdir edersiniz ki, 9 milyon 300 bin yeşil kartlının GSS kapsamında olmadığı, Sağlık Bakanlığı bünyesinde olduğu, bunun da SGK kapsamında GSS’li olmasıyla ilgili bazı uzatma tarihlerinden sonra, dönemlerinden sonra 1 Ocak 2012 tarihinde 9 milyon 300 bin yeşil kartlı vatandaşımız da GSS kapsamına alınıyorlar. Bu konuyla ilgili bir düzenleme getiriyoruz. Diyoruz ki “Bu, Bakanlıktan alındı, GSS kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamına girdi.” Ee, bu düzenleme yanlış bir düzenleme değil, olması gereken bir düzenlemedir. Çünkü 1 Ocaktan itibaren uygulamaya geçmiş oluyoruz.

Şimdi, tedavi ulaşım hizmetlerinde bazı suistimalleri tespit ettik. Bununla ilgili kuruma bir yetki veriyoruz, hizmet satın alma yetkisi. Bir araç içinde 5 tane diyaliz hastasını getiriyor ama fatura ederken “Beş araçla geldi.” diye fatura ediyor. E siz eğer bunu tespit etmişseniz, “E buna göz yumalım efendim, bununla ilgili bir düzenleme getirmeyelim, buradaki rekabet şartlarını oluşturmayalım.” diye, izleme gibi bir sorumsuzluğunuz olamaz, sorumlu davranmak durumundasınız. Bundan dolayı da biz bu düzenlemeyi getiriyoruz. Demek ki bu da son derece yerinde bir düzenleme.

Yabancı öğrenciler var ülkemizde. Komşu ülkelerden, dost ülkelerden, akraba ülkelerden öğrenciler var. Bunlar burada, GSS kapsamında, asgari ücretin üçte 2’sinden prim ödüyorlar, GSS primi ödüyorlar ve 100 liraya tekabül ediyor. Şimdi, biz diyoruz ki: “Asgari ücretin üçte 1’inden prim ödesin. 100 lira değil, bu dost ve komşu ülkelerden gelen buradaki yabancı öğrenciler, 100 lira, 100 TL GSS primi, Genel Sağlık Sigortası primi değil, 34 TL prim ödesinler.” Bu da beklenen bir durum. Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığını kurduk. O Başkanlığımızın güzel bir çalışmaları var ve buradaki öğrencilerimize dönük bu adımın atılması gerekiyor idi, biz bu adımı attık.

Ayrıca, kurumun özellikle bilişim alanında altyapısı her gün gelişiyor, yoğun projelerimiz var. Bu projelerle ilgili diyoruz ki: “50 olan bilişim uzmanı sayısını 80’e çıkaralım.” E bunu nasıl, niye tartışalım bunları?

En önemli üzerinde durduğunuz, durulan konu, reçetelerdeki katılım payı. Şimdi, değerli arkadaşlar, sağlık harcamalarımız ortada. Sağlıkla ilgili bir tenkitte bulunursanız, öyle tahmin ediyorum ki, bunun alıcısı yok yani burada ne söylerseniz söyleyin, vatandaşımız, sağlık imkânlarından nasıl yararlandığını ve memnuniyetini anketlerle de ortaya koyuyor, gittiğiniz zaman ilinize de, ilçenize de, köyünüze de size bunları söylüyor. Bu nereden kaynaklanıyor? Sağlıkta, 2002 yılında ilaçla ilgili ödemelerimiz 5,2 milyar iken 2011 yılında 16 milyara ulaşmış. Sağlık harcamalarında 10 milyar liralık bir giderden bahsedilirken bir ödemeden bahsedilirken 2002 yılında, şimdi 45 milyara ulaşmış. “Şimdi, bunlar nereye gitti?” filan dediğiniz zaman muhalefet anlayışı içerisinde rastgele bir değerlendirme yapabilirsiniz ama bunlar vatandaşa gitti, vatandaşa hizmet olarak dönüştü ve vatandaşımız da yüzde 73 oranında buradan memnun olduğunu açıkça beyan etti, bunu da oylara yansıttı, sandığa yansıttı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – İlaç tekellerine, özel hastanelere gitti, vatandaşa gitmedi.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Mühim olan buradaki hizmetlerde aksama nerede, sıkıntı nerede? Buna açığız. Çünkü 74 milyona hizmet sunuyorsunuz, 74 milyona hizmeti sunarken “Eksiğimiz, yanlışımız yoktur.” demeyiz biz. Bu konuda bir açılım, bu konuda bir yol göstericilik söz konusu olur ise bu hepimizi ilgilendirdiği için, milletin bütçesi olduğu için burada almamız gereken önlemleri almamız gerekiyor.

Reçete katılım payı 2’nci basamakta, 3’üncü basamakta var 3 TL olarak ve dört kutu veya kalem şeklindeki uygulamayı Danıştay bozuyor, diyor ki: “Hastanın beş kutuya da ihtiyacı olur, altı kutuya da ihtiyacı vardır, bu yanlıştır.” düşüncesiyle bu bozulunca, şimdi getirdiğimiz düzenlemeyle fiyatla ilişkilendirdik kalem sayısını, dedik ki: “Eğer reçete başı 3 lira, ilave dördüncü olur ise 1 lira, beş olursa 1.” şeklinde bir fiyatla ilişkilendirmemiz oldu. Şimdi, bu, bakınız bu rakam…

OKTAY VURAL (İzmir) – 1 lira ödememek için “İlaç yazma.” mı diyecek doktora?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Hayır, şimdi, baktığınız zaman mesela acil hâllerde katılım payı yok, kronik hastalıklarda yok, koruyucu sağlık hizmetlerinde yok, afet ve savaş hâli sağlık hizmetlerinde yok, iş kazası ve meslek hastalıklarında yok. Rakama baktığınız zaman yüzde 36 yani bahsettiğimiz olay yüzde 36’lık bir reçete kesimini ilgilendiriyor, yüzde 64 zaten bu kapsamın dışında. Yani sosyal devlet değil miyiz? Sosyal devlet olmamız gereği bütün hassasiyetler yasal olarak da, uygulama olarak da gösterdiğimiz hassasiyetlerdir. Yüzde 36’yla ilgili düzenlemede baktık…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan, imkânınız varsa niye getirmiyorsunuz, imkânınız yoksa niye popülizm yapıyorsunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Bakın, biz açık, şeffaf konuşuyoruz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Biz de öyle.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Sağlık hizmetlerini vatandaşın ayağına götürdük. Bunları izliyorsunuz, görüyorsunuz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Para almak için götürüyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Vatandaşın ayağına aile hekimi olarak gidiyorsunuz, 3.500 kişinin bugün bir aile hekimi var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sonra para alıyorsunuz. Madem başta yaptığınız doğruysa niye aynı şekilde devam etmiyorsunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Buradaki reçete giderlerine baktığımız zaman, reçetelerin yüzde 47’sinin aile hekimleri tarafından bize geldiğini gördük. Bundan dolayı 2’nci ve 3’üncü basamak uygulandı, yaptığımız düzenleme o. 1’inci basamağa, aile hekimliğine de yansıtmış bulunuyoruz. Ve tekrar ediyorum, az önce saydığım yüzde 64’lük bölüm de bunun dışında kalmaktadır.

OKTAY VURAL (İzmir) – İleride onu da kapsamayı düşünüyor musunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, bu amaç nedir? Sürdürülebilirlik. Biz 45 değil, 55 milyar lira da sağlığa harcamaya hazır bir iktidarız. Amaç, vatandaşımızın mutluluğu, vatandaşımızın sağlıklı yaşamıdır, sağlığa kolay erişimidir ama sürdürülebilirliği açısından yalnız bu tedbir değil… Şunu da yanlış anlamayın: Buradan bizim çokça büyük gelirler falan elde ettiğimiz yok, gelir amaçlı değil, Sosyal Güvenlik Kurumunun açıklarını kapatmaya dönük değil.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Ne için?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Memurların haklarını almaya dönük, emeklilik ikramiyelerini vermemeye dönük.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Değil, değil.

Bakınız, neden? Şunu söylüyorum: Sosyal Güvenlik Kurumunun 161 milyar gideri var, 161 milyar. Bahsettiğiniz, şu andaki reçeteyle ilgili getirdiğimiz önlemin maddi bir hesabı olsa, çok daha farklı maddi müeyyideler getirirdik.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani ona da mı sıra gelecek?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – 350 milyon liralık bir gelir söz konusu, bir getirisi söz konusu. Bu amaçla yapılmadığını ifade etmek için söylüyorum. 161 milyar bir gider içerisinde 350 milyon lira eğer bu hesapları dengelemeye dönük olmuş olsaydı çok daha fark… O bizim işimiz değil iktidar olarak. Biz sosyal devletten yanayız.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – O zaman almayın.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Belki muhalefet öyle düşünüyordur ama iktidar olursanız böyle bir yanlışın içine girersiniz eğer böyle düşünüyorsanız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vatandaş 1 lira için ilaç yazdırmayacak mı?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bizim düşüncemiz vatandaşa zulmetmek değil, buradaki güzel sağlık hizmetlerinin sürdürülebiliyor olmasıdır ve bizim çabalarımız bu istikamettedir.

Evet, bu düzenleme son derece önemli, kısa ama önemli içerikleri var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, 1 lira için ilaç yazdırmayacak mı vatandaş?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – 1 lira için ilaç yazdırmasın mı diyorsunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Hayır, niye yazdırmasın?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani hasta olsun o zaman!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Yazdırabilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani 1 lirayla ilaç tasarrufu yapmak, o alınacak ilacın israf olduğunu ortaya koyar.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi efendim, önlemler çok yönlü Sayın Başkan, çok yönlü önlemler var.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bu önlemler para önlemleri!

OKTAY VURAL (İzmir) – Onlar para almak için, tasarrufla ilgisi yok.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Siz, bence muhalefet olarak bu konuda istismar alanlarıyla ilgili tespitleriniz varsa…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hastaysa ne yapacak, pazarlık mı edecek? “Beş ilaç yerine bana üç ilaç yaz kardeşim!”

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …bununla ilgili bu tespitleri bize iletmeniz bence en doğrusu olur. Muhalefeti de onun üzerine bina etseniz, bizim size bu konuda söyleyecek sözümüz yok ama doğrusu böyle olur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğrusu buysa niye daha önce yapmadınız? Evdeki hesap çarşıya uymadı!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Yanlış giden bir konuda muhalefet önemli, yoksa sağlıklı ilgili bu ayağı yere basmayan tenkitlerin alıcısı yok diye bir cezayı vaat ediyorum.

Şimdi efendim, memurlarla ilgili burada ifade edildi, yani memuriyetten emeklilik şartı var. Bir memur emekli olurken, memur olarak, kamu çalışanı olarak emekli olursa emekli ikramiyesini hak eder.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Anayasa Mahkemesi öyle demedi işte!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Eğer kendi isteğiyle ayrılıyorsa böyle bir hakkı yok memurların.

İZZET ÇETİN (Ankara) – O işçide var, memurda öyle değil Sayın Bakan, yanlış ifade ediyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bir dakika müsaade eder misiniz.

Şimdi Anayasa Mahkemesine…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Anayasa Mahkemesi ne dedi?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Efendim bir sabredin ya, anlatıyoruz!

Anayasa Mahkemesine bu konu götürülüyor ve Anayasa Mahkemesi, 2829 sayılı Yasa’daki bu düzenlemeyi iptal ediyor ve bir yıl süre veriyor. Bir yıl sonunda bir düzenleme yapılıyor ve Anayasa Mahkemesi savunma almadan bu düzenlemeyi de iptal ediyor ve iptallerin ikisine dikkat ettiğiniz zaman, İş Kanunu’nun, yani 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesine, yani kıdem tazminatına atıflarda bulunuyor.

Şimdi bizim yaptığımız düzenleme şu: Bu yaşanan süreçlerden sonra dedik ki; İş Kanunu’na atıfta bulunduğuna göre bu düzenlemede memurlarla işçilerin kıdem tazminatı veya emekli ikramiyesi alımlarıyla ilgili süreci eşitleyelim.” düşüncesinden kaynaklanan bir durum yani on beş yılını dolduran bir kamu çalışanımız ayrılacağı zaman ikramiyesini alabilecek  tıpkı on beş yılını dolduran işçinin kıdem tazminatını alabildiği gibi.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – On dört yıl on bir ay çalışan ne yapacak?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) -Benzer bir düzenlemeyi şu anda uyumlaştırma adına getirmiş bulunuyoruz ve buradaki ihtilafları da sonlandırmak istiyoruz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Gerçekten inanarak mı söylüyorsun Sayın Bakan bunları?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla)  -Davaların sayısını ve bu konuda olup bitenleri çok daha detaylı bir şekilde anlatmak istemiyorum çünkü konu gayet iyi biliniyor ve bu konunun artık bir sonlanması gerekiyor, biz de bunu gerçekleştirmiş olduk.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Gene sonlanmayacak, gene iptal olacak, boşu boşuna uğraştırıyorsunuz burada insanları.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, bu düzenleme yanlış.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Anayasa Mahkemesinin gerekçeleri dikkate alınmıştır, bunun üzerine basa basa söylüyorum.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Gene iptal eder.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazık ya, insanların emeğine saygı göstermek lazım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –Evet, değerli arkadaşlar, bu mini paketin, mini düzenlemenin gerçekten kadınlarımız açısından da, sağlık açısından da, toplumun tüm kesimleri açısından da son derece önemli düzenlemeler içerdiğini ve bu konuda iktidarıyla muhalefetiyle katkı sağlanacağı düşüncesiyle hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, gelin, bu emeklilerin hakkını verin, yazık günah ya.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şahıslar adına son söz Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Yüksel’e aittir.

Buyurun Sayın Yüksel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) - Yani o kadar muhtaç duruma mı düştü Hükûmet? 1 liraya muhtaç mı düştü ya? Yazık, günah ya!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hani “70 sente muhtaç oldu.” diyordunuz ya, 1 liraya muhtaç olmuşsunuz.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen.

Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, 1 lira için ya, 1 lira.

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; 113 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada, bütün arkadaşlarımızın belirttiği gibi, başta Meclis Başkanımızın girişte söylediği gibi, bugün talihsiz bir karar veren Fransız Meclisinin aldığı “Soykırım yoktur.” demenin suç olduğu kararını bir Türk olarak şiddetle kınıyorum ve inşallah bu yanlıştan dönerler diye düşünüyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 113 sıra sayılı Yasa Teklifi’nde, Sayın Bakanımızın da izah ettiği gibi ve daha önce çıkan konuşmacıların da bahsettiği gibi, pek çok önemli konular vardır. Bunlardan bazılarını dile getirmeye çalışacağım.

5’inci maddesi yabancı öğrencilerin sigortalılık durumuyla ilgili bir madde: “31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 60 ıncı maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesine “30 günlük” ibaresinden önce gelmek üzere “üçte birinin” ibaresi eklenmiştir.” Burada ne kastedilmektedir değerli milletvekili arkadaşlarım: Bilindiği üzere her yıl dünyanın çeşitli ülkelerinden yükseköğrenim görmekte olan, burslu olarak veya kendi imkânlarıyla ülkemize okumaya gelen öğrenciler bulunmaktadır. 2011 yılında da yaklaşık 10 bini burslu, 16 bini kendi hesabına olmak üzere 26 bin civarında öğrenci ülkemizde eğitim görmektedir. Bu sayıyı yurt dışına gönderdiğimiz öğrenci sayısı olan 45 binle karşılaştırdığımızda aslında daha alacağımız pek çok yol olduğu gözükmektedir. Bu konuya bir an önce neşter vurulması gerekmekte, Türkiye'nin uluslararası eğitim pastasından daha fazla pay alması için gerekli adımların bir an önce atılması gerekmektedir.

Ekonominin de, siyasetin de, uluslararası ilişkilerin de temel unsuru insandır. Ülkemizde eğitim görmüş, Türkçe konuşan gönül elçilerimizin sayısını ne kadar artırırsak ülkemizin ekonomik gücünü, uluslararası itibarını ve yumuşak gücünü de o derece artırmış oluruz diye düşünüyorum. Bu konuda güzel gelişmeler olmaktadır. Yılların özlemi diyebileceğimiz Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının kurulmuş olması ve bu kurumun bünyesinde sadece yabancı öğrenciler konusuyla ilgili müstakil bir daire başkanlığı tesis edilmiş olması çok olumlu gelişmelerdir. Yabancı uyruklu öğrencilerin Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınması, ülkemiz vatandaşları ile eşit koşullarda sağlık hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanması nedeniyle, öğrencilerin şu ana kadar aylık ödedikleri prim, sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri için 95 TL olup, bu rakamı yıllığa vurduğumuz zaman 1.000 TL’ye tekabül etmektedir.

Aynı şekilde, yine 13/2/2011 tarihinde kabul edilen 6111 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra da, uygulamada, öğrencilerin ülkemize intikal etmeden önce, yıllık ücreti ortalama 300 TL olan özel sağlık sigortası yaptırma imkânları vardı. Özel sağlık sigortasıyla bunu karşılaştırdığımızda, neredeyse 3 katına olunan genel sağlık sigortasından dolayı, yabancı öğrenci konusunda sıkıntı yaşanmaktaydı. Bu Yasa’yla, bu ödenecek primin, aylık 95 TL’nin üçte 1’e kadar indirilmiş olması, genel sağlık sigortası kapsamına alınmış olması, öğrencilerimizin, bilhassa yurt dışından, Türk cumhuriyetlerinden ve diğer cumhuriyetlerden ülkemize okumak için gelecek öğrenci sayısının artacağını ve bizim yurt dışında okuyan öğrenci sayımıza inşallah kısa sürede ulaşacağını ümit ediyoruz.

Yine aynı tasarıda tarım kesimini çok yakından ilgilendiren bir madde var; o da, tarım kesiminde kendi nam ve hesabına çalışan kadınlarımız için önemli bir değişiklik olmaktadır. Tarım kesiminde 1994 yılından itibaren uygulanmakta olan sosyal güvenliğe zorunlu kayıt işleminde, o dönemlerde ve şimdiki dönemlerde Tekele, Toprak Mahsulleri Ofisine, tüccara ve benzeri kurumlara buğday, arpa, şeker pancarı, pamuk, üzüm, süt, et ve benzeri tarım ürünlerini teslim eden çiftçilerimiz, teslim ettikleri kurum ve kuruluşlar tarafından kendilerine bir prim tevkifatı yapılıyor, bir prim kesintisi yapılıyor idi.

Eğer kişi BAĞ-KUR’lu, tarım sigortasında kaydı yok ise, bu prim kesinti makbuzuyla, ilgili BAĞ-KUR kurumuna gittiği zaman, takip eden ay başından itibaren kişi tarım sigortalı olabiliyor idi. Ancak, problem burada, kadınlarımızın, aile reisi olmayan kadınlarımızın bu haktan yararlanamamaları gündeme gelmiştir. Sigortalılık başlangıcına etkisi sebebiyle 2 Ağustos 2003 tarihinden önce tevkifatı yapılan kadınların aile reisi olmadıkları gerekçesiyle sigortalılıkları tescil taleplerinin kurumca kabul edilmemesi, bu konuda davalara neden olmaktadır.

Herhangi bir işverene akdi ile bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunan ve sattıkları ürün bedelinden prim kesilen kadınların, bu kesinti yapılan tarihten itibaren 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılmaları yönündeki talepleri, 4956 sayılı Kanun’un yürürlükteki tarihinden önceki dönem olan 2 Ağustos 2003 tarihi öncesi dönemde, kanunun açıkça sınırlayıcı hükmü sebebiyle reddedilmekteydi. Bu durumda olan kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açtıkları davalar da ise yerel mahkemelerce, davacı kadınların 2 Ağustos 2003 tarihi öncesinde aile reisi olup olmadıklarına bakılmıyor, sadece bu kişiler adına prim kesintisi yapılıp yapılmadığı araştırılıyordu.

Dolayısıyla, bu değişiklikten sonra 2/8/2003 tarihi öncesi için sattıkları ürün bedelinden tevkifatı yapılan on sekiz yaşını doldurmuş erkekler ile yine on sekiz yaşını doldurmuş aile reisi olmayan kadınların Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açtıkları davalarda, erkeklerin yirmi iki yaşını doldurmuş olmalarına ve kadınların ise hem yirmi iki yaşını doldurmuş olmalarına hem de aile reisi olmalarına bakmadan karar verilmekteydi.

Bu konuda kurum aleyhine iş mahkemelerinde açılan tespit davalarında devam eden 8.965 adet dava olup kurum aleyhine sonuçlanıp tescili yapılan 4.529 adet sigortalı mevcuttur. Bu davalarda kurumun büyük miktarlarda yargılama gideri ve vekâlet ücreti ödemek zorunda kalması sebebiyle, yirmi iki yaş ve aile reisliğinin kaldırıldığı mülga 2926 sayılı Kanun hükmünün 2 Ağustos 2003 tarihi öncesine uygulanmaya başlanmasıyla artık aile reisi olmayan kadınlarımız da 2003 tarihi öncesi sattıkları ürünlerinden kesilen primlerinden sigortalılıkları konusunda, emeklilikleri konusunda yararlanabileceklerdir.

Onun dışında, yeşil kartlılarla ilgili konuyu da, Sayın Bakanımız geniş bir şekilde bahsetti. Bu da normal şartlarda 01/01/2012 tarihinden itibaren yeşil kartlıların genel sağlık sigortası kapsamına girmesiyle beraber burada yeşil kartlıların tamamen eski yararlandıkları fırsatlardan, daha önce yararlandıkları sağlık hizmetlerinden aynen devam edecekler. İki yıl içerisinde bu yeşil kartlılarla ilgili sosyal yardımlaşma vakıflarının yapacağı gelir tespiti sonuçlarında bunların yine yeşil kartlı olup olmamaları… Aile içerisinde fert başına gelirin asgari ücretin üçte 1’ini geçmemesi kaydıyla yeşil kartlı olarak kalacaklar. Fert başına ailede gelirin, asgari ücretin üçte 1’ini geçenler ise normal sigortalı kapsamına alınacaklar. Bununla ilgili uygulama, iki yıl gibi bir süre verilmiştir. Yeşil kartlılarımızın 01/01/2012’den itibaren yine normal şartlarda yeşil kart haklarından yararlanmaya devam edeceklerdir.

Ve geneli üzerinde pek çok maddeyi barındıran ve toplam yürürlük maddeleriyle birlikte on sekiz maddeden oluşan 113 sıra sayılı yasanın ülkemize ve Bakanlığımıza hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, 1’inci maddedeki… Anayasa Mahkemesinin 2 kez iptal ettiği ve Anayasa Mahkemesinin arkasından dolaşmak üzere bir yasa yapıyorsunuz.

Bir, 33 TL ikramiye, 3 lira faiz, hakikaten, vicdanınızı yaralamıyor mu?

İki, intibak yasasını, Sayın Bakan, Meclise ne zaman getireceksiniz? Bu kadar emekli sizden net bir şekilde cevap bekliyor. “İntibak yasası şu tarihte yürürlüğe girecektir.” diye, bunu bir şekilde söyler misiniz Sayın Bakan?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, özellikle son yıllarda Türkiye’de tedavi edici hizmetlere çok önem verilmiş. Koruyucu sağlık hizmetlerine yeterli önem verilmediği için de Türkiye’de sağlık sorununun çok ciddi açıkları olmaktadır. Aile hekimliği uygulamasının olmazsa olmazından olan sevk zinciri ne zaman başlayacaktır? Reçetede yazılı olan 4’üncü ilaçtan para alınması demek, ilacın pratikte bir tanesinin alınmaması demektir. Bu koşullarda iyileşmeyen hastanın tekrar doktora gelme sayısını bu koşullar artıracaktır. Yeşil kartlı hastalar da özel hastanelerden ne zaman faydalanacaklardır? Bununla ilgili çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, mevcut yapı içerisinde sağlık alanında devlet üniversite ve özel hastanelerle blok sözleşmeler yapmayı düşünüyor musunuz? Bu yönde bir çalışmanız var mı maliyetleri düşürmek açısından?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istediğim sorunun birisi: Özellikle Asgari Ücret Tespit Komisyonu şu anda çalışmaya başladı. Ama diğer yandan ilgili bakan, Maliye Bakanı eğer asgari ücrette ciddi bir artış olması hâlinde Türkiye’nin Yunanistan’a döneceğine ilişkin karşı bir görüşü var ve müdahale eden bir tarzı var. Öncelikle, buradan bakanlık olarak etkilenip etkilenmeyeceğinizi sormak istiyorum.

İkinci soru: Çok önemli bir yasa… Aslında, daha önce bu Mecliste söz verdiniz. Bunu, Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde Meclisteki iradede de söylediniz. 2821-22 sayılı Sendikalar Kanunu’nun değiştirileceğini, Bakanlar Kuruluna gittiğini, imzaya sunulduğunu söylediniz. Bu kanundan daha önemli olan o kanunu Meclis gündemine getirmeyi düşünüyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – İktidar sözcülerinin ve Sayın Bakanın Fransa’da alınan kararı kınamalarını ibretle izliyorum.

Sayın Bakan, hani, Türkiye, bölgesinde lider ülkeydi, dünyada lider ülkeydi, söz sahibiydi? Hani lideriniz dünya lideriydi? Ne oldu size? Perşembenin gelişini göremediniz ama timsah gözyaşları dökmekten vazgeçmiyorsunuz. Ben de Türkiye’nin çıkarlarını korumayan iktidarınızı kınıyorum.

İkinci olarak, Çalışma Bakanlığı olarak en büyük sağlık hizmeti alıcısı durumundasınız. Türkiye’deki tüm sağlık harcamalarının iktidarlarınız döneminde, son on yılda ne kadar olduğunu sizlerden rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tezcan…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün, hepimiz biliyoruz, kamu emekçileri ciddi talepleri için yürüdüler. Sağlıkta 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye karşı Türkiye’nin, özellikle sağlık çalışanlarında çok ciddi tepki var. Önümüzdeki dönemde doğrudan doğruya AKP İktidarı eliyle, kamu hastane birliklerini de hayata geçirerek, sağlığın ticarileştirilmesi noktasında son adımın da atılacağı endişesi ciddi biçimde herkeste rahatsızlık uyandırmaktadır.

Bu noktada, yine, en son sağlıkla ilgili, Sayın Başbakanın sağlığını kazanmış olmasından dolayı mutluyuz, geçmiş olsun diliyoruz.

Burada, üniversite hastanelerinde profesörlerin, doçentlerin tedavi edememesi, ameliyat yapamaması konusundaki sıkıntının son olaydan sonra bir kere daha dikkate alınıp vatandaşların da aynı şekilde bundan yararlanabilmesinin yolunu açmayı düşünüyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakan, birinci sorum, -dikkatle dinlemenizi rica ediyorum Sayın Bakan- her fırsatta “torba kanun” ya da “temel kanun” getiriyorsunuz Meclis gündemine. 18 maddelik derme çatma bir kanunun adının “temel kanun” olması hangi hukuk mantığıyla bağdaşıyor? Bu bir.

İkinci sorum, ikinci kez Çalışma Bakanı oldunuz. 6 Ocak 2005 tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumu hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri 5283 sayılı Yasa’yla gerçekleşti. O tarihte bir komisyon kurularak bunların bedelinin, Sağlık Bakanlığınca değil, hazinece SGK’ya devredileceği kanunda yer almıştı. Bugüne kadar hiçbir gelişme olmadı. Bu konuda durum nedir? Bu konuda bir değerlendirme yapılmış mıdır? Kamu mallarının, özellikle hastanelerin çalışanlara ve onlar adına işverenlerin katkılarıyla ödenen primlerden oluştuğu dikkate alınırsa sahip çıkmak göreviniz değil midir?

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2002 ve 2011 yılları itibarıyla sağlık harcamalarının toplam tutarı ne kadardır? Bu tasarıyla, hükûmetleriniz döneminde popülizm uğruna devletçe karşılanan bazı sağlık harcamalarının, artan cari açığın kapatılması ya da azaltılması için şimdi yeniden uygulamaya konduğu söylenebilir mi?

İkinci soru: Yapılan düzenlemelerle beklenen gelir ve harcama yükü dengesi nasıl olacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAĞ-KUR’lular için iktidarınız zamanında değişik dönemlerde taksitlendirme ve geriye dönük borçlanma imkânı sağlandı ancak özellikle geçici işlerde çalışan -başta inşaat sektörü olmak üzere, tarım işçileri olmak üzere- SSK’lılar için yakın zamanda emekliliğe dönük geriye borçlanma ve bunların çalışmalarını tekrar primle ödeme konusunda bir düzenleme yapılmadı. Bununla ilgili bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum da daha önce yürüttüğünüz Bakanlıkla ilgili olarak, Dış Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı tarafından bursla ülkemize getirilen öğrencilerin sağlık primlerini azalttınız ancak bunlarla ilgili başka bir sorun daha var. Bu çocuklar ülkemizde hiç olmazsa kendi eğitim alanlarıyla ilgili olarak part-time çalışma hakkını alırlarsa, kendi ülkelerinde, bu konudaki eğitim gördükleri alanla ilgili çalışma şartlarını, meslek icrasını öğrenme imkânına kavuşacaklardır. Bu konuda ben ilginizi ve yardımınızı bekliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, Alevi açılımına katılmış biri olarak, 1978 yılında insanlık tarihinin en kanlı sayfalarından biri olan Maraş katliamını yapanları kınıyorum, lanetliyorum. Ancak, barış içerisinde anmak isteyen insanlara bir ay sonra anması için izin verenleri de kınıyorum buradan. Bu katliamı yapanlar bilsinler ki: Katliamlar unutulmaz, ancak katliamlarla yüzleşilir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, bu tasarıyla ilaç başına, reçete başına 1 lira filan gibi para toplamayı düşünüyorsunuz. Şimdi, demek vatandaşın durumu o kadar zor ki 1 lirayı ödeyemeyeceği için “Bana ilaç yazma.” diyecek. Yani bu, vatandaşın içine düşürüldüğü durumu ortaya koyması bakımından gerçekten ibretlik bir şey. Yani bir vatandaş 1 lirayı, 2 lirayı vermemek için “Bana ilaç yazma ey doktor, ne olursun, param yok!” diyecek. Vatandaşı ne kadar zor durumda bıraktığınızı ortaya koyuyor. Durum kötü de anlaşılan. Bu, ekonomik durumunun kötü olmasından dolayı mı acaba -1 lirayı ödeyemeyecek vatandaş çok- ilaçtan tasarruf etsin? Ama sağlığından gidecek vatandaşın. Bunu da dikkate alacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle, bu katılım payıyla ilgili… Sondan başlayalım. Katılım payının amacı gelir getirici değil -bunu açıkça ifade edelim- istismarları önlemeye dönük ağırlıklı olarak.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kaldırın o zaman, kaldırın, kurtulalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani 1 lira için “İlaç yazma.” diyecek.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – İkincisi: Kurum bu düzenlemede yetki alıyor. Aldığımız yetki, düşük ilaçlarla ilgili katılım payını almamayı da içeriyor. Bunu da gerçekleştireceğiz. Bu ayrı bir olay. Tekrar ediyorum: Buradaki amaç gelir getirici bir amaç değildir.

Maraş katliamıyla ilgili bir yorum yaptınız. Yani, bütün katliamları lanetliyoruz biz ve faillerin bulunması için de iktidar olarak üzerimize düşeni yapıyoruz. Birçok faili meçhul aydınlatıldı. Dönemimizde faili meçhul yok noktasında. Öyle tahmin ediyorum, bunları da dikkatle izliyorsunuzdur.

Dış Türkler Başkanlığıyla ilgili olarak, önemli bir birimdir Yurt Dışı Türkler Başkanlığı ve Akraba Toplulukları. Bu talebinizi gerek kurumla gerekse ilgili bakan arkadaşla görüşeceğimi ifade edeyim.

BAĞ-KUR’lularla ilgili olarak geriye dönük bir borçlanma çalışmamız şu an itibarıyla yok. Geçmiş dönemlerde de bunlarla ilgili geriye dönük bir borçlanma şu anda yok, böyle bir çalışmamız yok. Ama böyle bir çalışma olur ise zaten sizlerle de, kamuoyuyla da paylaşırız.

Cari açık ve sağlık harcamaları… Sosyal devlet cari açığı kapatacak alanları biliyor ki Ekonomi Bakanlığımız bununla ilgili çok ciddi bir çalışmayı gerçekleştirdi. Hangi alanlarda cari açık oluşuyor, bununla ilgili, ilgili bakan arkadaşımız gerekli açıklamaları yapacaktır.

Sosyal devlet, sosyal devlet olmanın gereği sağlık hizmetlerini sunmaktadır. Cari açığın kapatılmasıyla, azaltılmasıyla, düşürülmesiyle ilgili sağlık harcamalarının ve sosyal harcamaların aklımızdan geçirmediğimiz bir konu olduğunu belirtmek istiyorum.

Anayasa Mahkemesi, arkadan dolanma gibi bir yaklaşım… Bu doğru değil. Az önce kürsüden de izah ettik, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini dikkate alarak bu düzenlemeyi yapmış bulunuyoruz ve kamudaki işçilerle kamudaki memurlar arasında kıdem tazminatı ve bu ikramiyelerle ilgili bir eşitlemeyi bu iptal vasıtasıyla gerçekleştirmiş oluyoruz.

İntibak yasası, geçende de ifade ettim, emeklilerin uzunca yıllardır dile getirdikleri bir olaydır. Bununla ilgili çalışmamız Bakanlar Kurulunda. Büyük ihtimalle 2012’nin ilk çeyreğinde bu yasalaşmış olacaktır. Bu konuda bir eksiğimiz yok, Bakanlık olarak gerekli çalışmalar tamamlandı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan “2012’nin ilk çeyreği” dediniz değil mi?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Evet.

Aile hekimliği yurt genelinde yaygınlaştı, doğru. Henüz bu konuda eksiklerimiz var, onu tamamlama gayreti içerisindeyiz. Aile hekimlik sistemimiz tam oturduktan sonra sevk zinciri konusu veya sağlıktaki aksamalar ne şekildedir, o zaman değerlendireceğimiz bir konudur. Henüz aile hekimliği sistemini oturtma gayreti içerisindeyiz her iki bakanlık olarak ve şu anda sağlıklı bir gidiş olduğunu da ifade edeyim.

Yeşil kartlılarla ilgili bugün yaptığımız düzenleme mevcut yasadaki yeşil kartlıların pozisyonunu 5510’a taşımış oluyor ve yeşil kartlıların özel hastanelere ve üniversite hastanelerine sevkle veya acil durumlarda gitme durumları var. Bu durum aynen muhafaza edilecek ama önümüzdeki süreç içerisinde, özellikle gelir testi çalışmaları tamamlandıktan sonra bu konularda farklı düzenlemelere gidebiliriz. O konuları da önümüzdeki süreç içerisinde paylaşırız.

Global bütçe… Bildiğiniz gibi kamu hastaneleri de, devlet hastaneleri de bu global bütçeye… İlaçla ilgili global bütçe çalışmamız var. Üniversite hastaneleriyle ilgili de şu anda yani çalışmamız var fakat uygulamada böyle bir düşüncemiz söz konusu değil, onu da belirteyim.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarını bu ay sonu itibarıyla 29’unda tamamlayacak. Bağımsız bir şekilde çalışmalarını sürdürüyor ve bu konuda Komisyonun belirleyeceği karara tabii ki hepimiz saygılıyız. Komisyon Türkiye'nin şartlarını ilgili tüm kurumlardan tüm verileri alarak bu çalışmalarını sürdürüyor. Bu çerçevede Asgari Ücret Tespit Komisyonu ücretleri, zam oranlarını, artışları belirleyecek.

2821 ve 2822’yle ilgili… Ocak 17, son tarihi, istatistiklerin yayınlanması yani sendikaya kayıtlı işçilerle ilgili istatistiklerin yayınlanmasının son tarihi. Bunu dikkate alarak yasa ocak ayı içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde umuyorum ki yasalaşacak. Ben şahsen bir engel görmüyorum, bütün değerlendirmeler yapıldı, Meclis bu arayı verdikten sonra komisyonlarda ilk ele alacağımız yasaların başında geliyor.

Sayın Başkan, eğer cevap veremediğim veya not alamadığım sorular var ise bunları da yazılı olarak cevaplandıracağımı belirtiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, biraz önce dediniz ki “Gelir getirmek için…” Yani ne yapmak için? Gerçekten ben bu mantığı kavramak için soruyorum: Şu 1 lira için vatandaş “Bana ilaç yazma.” diyecek, şu 1 lira için, 1 lira… Vatandaş bunu ödeyemeyecek. Ödeyemeyeceği için, ödemek istemeyeceği için ilaç yazılmayacak ve tasarruf edeceksiniz. Bu, vatandaş sağlığından tasarruf edemeyeceğine göre, doğrudan doğruya gelir getirme amacına yönelik ya da vatandaş o kadar zor durumdaki bunu ödeyemeyeceği için “Bana ilaç yazma doktor. Altı kutu ilaç yazmışsın, pazarlık edelim ya, ben ancak üç tanesini verebilirim. Veremem 3 lira, olmaz.” diyecek, tasarruf edilecek. Yani bu son derece yanlış bir mantık.  Dolayısıyla paralı bir şey, 1 lira için bence değmez Sayın Bakan. Kanuna koymaya da değmez 1 lirayı.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, net bir cevap istiyorum: Muhtarlar 2002 yılında 90 lira maaş alıyordu, 80 lira BAĞ-KUR  primi -en düşük kademe- ödüyorlardı; şimdi 370 lira alıyorlar, 340 lira BAĞ-KUR primi ödüyorlar. O zaman 10 lira kalıyordu, şimdi 30 lira kalıyor.

Muhtarların sosyal güvenlik primlerini hazineden, maliyeden karşılayıp bu insanların özlük haklarını verecek misiniz, yoksa, hâlâ, dokuz yıl geçti, zatıaliniz bu konuda, şurada grup başkan vekili olarak otururken “Hazırladık, getiriyoruz.” dediniz, şimdi Bakansınız, direkt sizi ilgilendiriyor. Muhtarların özlük hakları konusunda acaba yine Köy Kanunu, köylere mi gideceğiz, onu mu bekleyeceğiz? Sizden net bir yanıt bekliyorum, herkes sizden cevap bekliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir buçuk dakikanız var.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şimdi, muhtarlarla ilgili geçtiğimiz dönemde de çalışmalar yaptık. İfade ettiğiniz gibi, 90 TL maaş aldıklarında Bakanlar Kurulu kararıyla bunu 1 kat artırmış idik. Şimdi, daha sonra olan gelişmeleri de dikkate almanızı istirham ediyorum. Biliyorsunuz MERNİS projesi yürürlüğe girdi. MERNİS yürürlüğe girdikten sonra muhtarların o klasik tanımlamalar çerçevesinde çok önemli ölçüde görevlerinin ortadan kalktığını görüyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İşleri bitti!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Müsaade eder misiniz.

Bu çerçevede “muhtar” ifadesiyle ilgili yeni bir tanımlama, yeni bir statü belirlenmesi çalışmasının doğru olacağı içerisindeyim. Yani muhtarlık var idi bugüne kadar, var olmaya devam edecekse, yeni bir statüye gereklilik var çünkü gerçekten MERNİS projesi önemli ölçüde muhtarların görevlerini otomatik olarak yapar duruma geldi.

E, 1 lira, biz özellikle ifade ediyoruz: Sizin dediğiniz 1 lira, 2 lira, 3 lira, 5 liralık ilaçtan biz katılım payı almayacağız belki de. Kurumun bu konuda yetkisi var, yani bu değerlendirmeyi yapacağız ve nereden alıp nereden almayacağımız konusunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Son cümle Sayın Başkan…

BAŞKAN -  Evet, Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm 1 ila 9’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın izzet Çetin.

Buyurun Sayın Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde -sözüm ona birinci bölümü- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşmama başlamadan önce ben de Ermeni iddialarının reddini suç sayan yasa tasarısını kabul eden Fransız Ulusal Meclisinin aldığı kararı protesto ediyorum ve buradan tüm yurttaşlarıma Fransız bankalarındaki ve ortaklığı bankalardaki mevduatlarını ve onlarla işlemlerini gözden geçirmelerini diliyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz evvel Sayın Bakanımızın -bu, torba kanun mudur, çorba kanun mudur, ben gerçekten şaşırıyorum- on sekiz maddelik bir kanuna “temel kanun” deme mantığının Meclisi itibarsızlaştırma, kamuoyunda küçük düşürme anlayışından başka bir sözcükle ifade edilebileceğini düşünemiyorum. Birden fazla kanunda değişiklik öngören ve anlaşılması son derece güç bir düzenlemeyi temel kanun diye, bundan etkilenecek kesimlerin anlamasını, dinlemesini, katılımını engelleyerek, 2 kez Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen yine memur emeklilerinin -memuriyette geçen emekli sürelerinin- ikramiyelerinin ödenmemesi için uğraş vermek ve memurların yargı yoluyla elde ettiği bir hakkı kanun yaparak, adına kanun denilen bir düzenlemeyle engellemeye çalışmak gerçekten işçi düşmanlığı, memur düşmanlığı, emekli düşmanlığından başka bir kelimeyle ifade edilemez.

Sayın Bakan diyor ki: “Bunun içinde olumlu düzenlemeler de yok mu? İyisi var, kötüsü var.” Sayın Bakan, gerçekten düzenlemeyi baştan sona inceledim ve dikkatlice okudum. Bakınız, sadece bir maddede sarıyla işaretlenmiş ve kırmızıyla çizilmişler yeni düzenleme, Anayasa Mahkemesi kararını bertaraf edebilmek için uğraş verilen düzenleme. Yani, bir halk deyimi vardır: Deveye sormuşlar: “Boynun neden eğri? E nerem doğru ki.” demiş. Ben bu 1’inci maddenin, bu torba, bu çorba kanunun neresini düzelteyim Sayın Bakan? Bununla memurlara, işçilere, çalışanlara getirilecek kısıtlamaları, yapılacak hak kayıplarının neresini anlatayım?

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanımız diyor ki: “4688, Toplu İş İlişkileri Kanunu, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu gibi önemli kanunlarda da önümüzdeki dönemde değişiklik yapacağız.” On yıldır bekliyoruz ama  bu kanunu gördüğüm zaman, o kanunlarda da  mutlak surette emekçilerin mücadeleyle kazandıkları haklarından geriye almalar olacak diye düşünüyorum.

Bakınız, biraz evvel soru sordum, yanıt vermediniz. Daha evvel, 5283 sayılı Yasa’yla SSK hastanelerini Sağlık Bakanlığına devrettiniz, sağlık piyasalaştı, bu Kanun’un içinde de var. Şimdi, sağlıkta gelinen nokta tıkanma, ilaç kutu başına, reçete başına paraya kadar geldiniz. Hastaneler gitti, sağlık bitti, sağlık iflas noktasında. Şimdi, Emekli Sandığında çalışanların ikramiyelerini de kıdem tazminatıyla ilişkilendirerek, korkum o ki, gelecekte kıdem tazminatını kaldırırken memurların emekli ikramiyesini de kaldırmış olma gibi bir zihniyeti gizlice beyninizde taşıyorsunuz. Buradan ben onu da, onun ipuçlarını da görüyorum.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu kararda esasında Hükûmete hukuk dersi de veriyor. Anayasa’mızın 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtiliyor. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstünlüğüne inanan ve yargı denetimine açık olan devlet anlayışıdır. Şimdi, siz, yargıyla yapılan bir düzenlemeyi, alınan bir hakkı geri alma uğraşısı içine girmişsiniz Sayın Bakan. Gerçekten, bu kanun tasarısıyla, bu kanunla şimdiye kadar…

Değerli arkadaşlar, konuyu net olarak şöyle söyleyeyim: Emekli Sandığına tabi olarak çalışırken memuriyetten ayrılıp SSK’lı veya BAĞ-KUR’lu olarak çalışma yaşamını tamamlayıp emekli olanlar emekli olurken önceden emekli ikramiyesini memuriyette geçen süreler için alamıyorlardı, daha sonra bu bir düzenlemeyle, yargı kararıyla alınır konuma geldi. AKP, Anayasa Mahkemesinin ilk kararını uygulama yerine bunu 2829 sayılı Yasa’nın içine dercederek yine uygulamak istememe gibi bir yola başvurdu, yeniden iptal edildi ve şimdi, emekli olanlar yargıya gittiklerinde memuriyette geçen süreleri için emekli ikramiyesini alabilir konumdalar ve sayılarının -basına yansıdığı kadarıyla, Bakan net rakamını biliyordur- 300 bin dolayında, 293 bin civarında olduğu belirtiliyor. Şimdi, bunların bütün hizmet süreleri memuriyette geçmiş olsa…

Ki o memurların bir başka haksızlığı da yine şeyde mevcut. Burada SGK’nın sitesine girerseniz görürsünüz, hangi memurun hangi dereceden yirmi beş yılını tamamladığında ne kadar emekli ikramiyesi aldığı, otuz yıl üzerinden ne kadar alacağı yazılı. Biraz evvel konuşmacı arkadaşlarım değindi, bunun süresi, emeklilik yaşı altmış beşe çıktı, memuriyetteki süre kırk beş yıla kadar uzadı. Bir kere, otuz yıl olarak yasada var olan hükmün korunması bir haksızlık, bunun da hizmet süresi kadar süreyi emekli ikramiyelerinin kapsaması gerekir.

Söylemek istediğim şudur ki: Bir yıl, üç yıl, beş yıl, on yıl memuriyette geçmiş, BAĞ-KUR ya da SSK’dan emekli olmuşsa emekli olduğunda emekli ikramiyesini Emekli Sandığı hükümlerine göre emekli olacağı tarihteki kat sayı üzerinden alabilsin, istenilen bu. Tabii, AKP vermek istemiyor, sinekten yağ çıkartmaya çalışıyor. Malı herhâlde biraz da eşe, dosta, yandaşa daha fazla kalsın hazinede, yol yaparız, ihale veririz, şunu yaparız, bunu yaparız, son dehrimizde de bunları kullanalım gibi mantıkla memur olarak çalışılan sürelerin kıdem tazminatının gasbı yoluna gidebiliyor. Bunu yaparken de bir gözdağı daha veriyor, düzenlemenin 2’nci maddesinde diyor ki: “Eğer yargıdan vazgeçerseniz ben yargı masraflarını sizden almayacağım.” Zannediyor ki memurlar da eğer yargıdan vazgeçerse emekli ikramiyelerinin o bölümlerini alabilecekler. Buradan, yargıya gidip de yargısı devam eden, memuriyette geçen süreleri için dava açanlara sesleniyorum: Sakın ola ki davanızdan vazgeçmeyiniz. Dava açmamış olanlara sesleniyorum: Bu yasa Resmî Gazete’de yayınlanmadan mutlaka dava açınız. AKP hakkınızı elinizden almak istiyor, buna karşı yol, bunu engellemenin yolu, bir an evvel yargıya başvurmaktan geçiyor.

Değerli arkadaşlar, bir başka hüküm: Bakıyorsunuz yine -tabii, hızlıca geçmek zorundayız, düzenlemeler o kadar berbat, o kadar karmaşık ki- 3’üncü maddede, Bakan da söyledi, bilişim sektöründe çalışacak 50 uzman yerine bunun sayısını 80’e çıkartmayı kanuni maddeyle düzenliyor. Ya bu kadar eklektik, bu kadar öngörüsüz düzenleme olabilir mi? Daha beş yıl oldu bu kanunlar yapılalı. 50 kişi de yetmez, yarın 80 kişi de yetmez.

Arkadaşlar, devletin işleri, asli ve sürekli işleri devlet memurlarıyla görülür. Oradaki düzenleme, sözleşmeli personel. Niye sözleşmelilikte ısrar ediyorsun? Sayıyı 80’de niye sabitliyorsun? İhtiyacın kadar al ama memur olarak al. İstihdam biçimini değiştirerek, güvencesizliği getirerek, çalışma yaşamını iyice kuralsızlaştırarak Çalışma Bakanlığının “Yasal düzenleme yapıyorum.” diye buraya çıkması, herhâlde size yakışan bir tutum olmaz Sayın Bakan çünkü sizin yapınız buna uygun değil.

Yine, bir başka şey, diyor ki 7’nci maddesinde, buradaki düzenlemede: “Kurum gerekli gördüğü hâllerde hastaların, refakatçilerin ulaşım hizmetlerini gidermek için hizmet satın alma ve kiralama yoluna başvurabilir.” diyor. Bu da direkt olarak yine piyasalaştırmanın, taşeronlaşmanın AKP tarafından yaygınlaştırılacağının somut göstergesi. Dün, bütçe görüşmelerinde araç sayılarını veriyorlar. “Araç azaldı...” Kiralanan ne kadar, hizmet alınan ne kadar?

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İZZET ÇETİN (Devamla) – Peki, ben teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sağ olun, çok teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 113 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın görüşülmesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyeti saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Fransa Parlamentosunun almış olduğu kararı şiddetle kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, yorucu bütçe maratonundan sonra, 73 milyon insanımızı yakından ilgilendiren, sağlık harcamalarındaki değişiklikler ve emeklilik yasasında yapılması düşünülen yeni düzenlemeler üzerine görüşlerimi belirtmek ve bu konudaki sorunları dile getirmek istiyorum.

Anayasa Mahkemesince iptalinden sonra, Emekli Sandığına tabi, memuriyetten ayrılan, başka kuruluşlarda çalışmaya başlayan veya serbest meslek icra edenlere yapılan bir haksızlığı düzeltme mücadelesi veriyoruz.

Bu konu kapsamında yapılan yeni düzenleme, mağdurlarına haklarını teslim etmemekte, âdeta bir sus payı önermektedir. Bu yapılan düzenleme, yıllardır kamuda hizmet vermiş olan insanların beklentilerini karşılamaktan uzak kalacaktır. Söz konusu düzenlemeyle bu vatandaşlarımızın sadece, Emekli Sandığı mensubu olarak geçirdiği hizmet yılları dikkate alınmakta ve Emekli Sandığından son ayrıldığı tarih ve o günün şartları esas alınmaktadır.

Oysaki Hükûmetimizin bu vatandaşlarımıza yönelik yeni hak sunuşundaki cimri tutumundan ve bu anlayıştan vazgeçmesi gerekmektedir. Bu vatandaşlarımız yıllar öncesine dayanan bu haklarından mahrum bırakılarak, açılan davalar hiçe sayılarak zarara uğratılmışlardır. Bu zararın telafisi yönünde yapılan bu düzenlemeyle, maalesef, gerçek bir hak ediş uygulaması yapılmamış, âdeta günü kurtarma gayreti içerisinde davranılmıştır.

Kıt kanaat geçinen bu insanlarımız yıllardır geçimlerini temin etmek için çalışmak zorunda kalmışlar, düşük ücretlere mahkûm ettiğimiz dar gelirli memurlarımız ikinci bir iş yapmak zorunda bırakılmışlardır. Kimisi taksi şoförlüğü yapmış, kimi simit, ayran satmış, kimisi işportacılık yapmıştır. Bu insanların yükselen feryatlarına ise kulak verilmemiştir. Ülkemiz şartlarında ağız tadıyla bir emeklilik yaşamaları maalesef mümkün olmamıştır. Bu kadar dar gelirle, asgari ücretle geçinen vatandaşlarımızı ve ay sonuna borçsuz girebilenleri hakikaten yürekten kutlamak lazımdır.

Bütçe görüşmelerinde, Hükûmetin her değerli üyesi, sağlık sistemindeki iyileşmeden, Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin başarısından gururla bahsetmiştir. Biz “Bir şey yapılmadı.” iddiasında değiliz ancak sağlıkta yapılanların sahadaki sıkıntıları gidermediğini, insanlarımızın sağlık hizmetine ulaşmalarının en doğal hakları olmasına rağmen bu konuda hâlâ zorlandığını, parası olanların bu hizmetlere daha kolay erişebildiğini iddia ediyoruz. Bu tasarının merkezine insan değil, maalesef para oturtulmuştur.

Sağlıkta yeni uygulamalar sağlık çalışanlarını ciddi derecede mağdur etmiştir. Doktorlarımız, hemşirelerimiz, sağlık çalışanlarımız mutsuzdur. Özlük haklarında iyileşme olmamıştır. Döner sermaye gelirinden aldıkları pay her geçen gün azalma eğilimindedir. Sağlık çalışanlarımızdan, il merkezleri dışındaki alanlarda çalışanların gelirleri daha da azdır. Bu ücret azlığından, sağlıkta personel dağıtımı istenilen düzeye  erişememektedir, dağılım dengesizliğinin önü alınamamaktadır. Bu durum hasta sevklerini beraberinde getirmektedir.

Takdir edersiniz ki yoğunluk artışı hizmet kalitesini düşürmektedir. Bizim sağlık   alanındaki   ana   beklentimiz,   herkesin   ulaşabildiği, rasyonel, sürdürülebilir, daha fazla koruyucu sağlık hizmetlerinin hâkim olduğu, kaliteli bir sağlık hizmetinin yaygınlaşmasıdır. Aksi hâlde Sağlıkta Dönüşüm Projesi başarılı olmaz. Eğer siyasiler hastaların sorunları ile alakalı devreye girmek zorunda kalıyorlarsa sistemin tam işlediğinden bahsetmek asla mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, bugünkü uygulamalarla hasta memnuniyeti giderek azalacaktır çünkü insanlarımız sağlığına daha fazla katılım payı ödemek zorunda kalacaklardır. İnsanlarımız sağlık güvencesinde olabilmek adına Sosyal Güvenlik Kurumu primi ödemekteyken, muayene katılım payı, ilaç yüzdeleri, jenerik ilaçlara fark, reçetedeki yazılı kutulara fark ödemeye başlayacaklardır. Özellikle özel sağlık kuruluşlarındaki farklar, Tam Gün Yasası ile kapatılmış muayenelerden sonra, engellenmesi düşünülen bıçak parası yerine, daha derin cüzdan ve gönül yarası açmıştır. Özel hastanelerdeki farklar gerçekten ciddi rakamlardır. Bu farklar, muayene, tetkik ve bir de cerrahi girişim söz konusu olduğunda katbekat artmaktadır. Buradan alınan ciddi farklar kayıt dışı yeni bir alan da oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin sağlığı özelleştirme gayretleri hızla devam etmektedir. Sağlıkta uygulanan her işlem vatandaşa ek bir külfet getirmektedir. Bu yükten vatandaşın kurtarılması şarttır. Bu eziyete son verilmeli ve vatandaşın cebinden el çıkartılmalıdır. “Hekimler, vatandaşın cebine el atıyorlar.” diye suçlanırken şimdi boş ceplere Hükûmetin el atması doğru değildir. Vatandaştan her basamakta katılım payı alınması hakkaniyete aykırıdır.

Özellikle  performans  uygulaması  sağlık  hizmetlerinde  ciddi  sorunları beraberinde getirmiştir. Performans dağıtımındaki adaletsizliğin dışında, vatandaş bu uygulamadan mağdur olmaktadır. Bu anlayışla kazanan olmamıştır.

Zor ve zahmetli, ciddi bakım ve zaman gerektiren hastalar hastanelere kabul edilmez olmuş, sadece ayaktan ve kısmen tedavisi kolay hastalar arzulanır olmuştur. Yüksek riskli hastalar, kendilerini tedavi edecek hastane arar duruma gelmişlerdir. Aile hekimliği uygulamasındaki bazı aksaklıklar da hastayı sevk edip etmemesine göre gelir düzeyiyle ilişkilendirildiğinden geç tanı konma ve tedavilerde gecikmeye zemin hazırlayacaktır. Bu endişeyi ortadan kaldırmak gerekmektedir.

Özel sağlık kuruluşlarında vatandaşlar ciddi otelcilik hizmeti almaktadır ancak aynı seviyede sağlık hizmetini sosyal güvenlik kapsamında alması mümkün değildir. Bu sorunun bir an önce giderilmesi gereklidir. Burada özel hastanelerin durumu ve finansal desteklenmeleri de gözden geçirilmeli, onların da  mağduriyetleri giderilmelidir.

Hizmet alımı şeklinde taşeronların eline bırakılmış olan sağlık çalışanları da zor durumdadır, emeklerinin karşılığını alamamaları da ayrı bir sorundur. Bu insanlarımızın da iş güvencesi ve kadro taleplerine kulak verilmelidir.

Tıp fakültelerindeki öğretim görevlerinin durumunu da göz ardı etmemek gerekir. Ana görevleri memleketimizin her köşesine gidecek özellikte donanımlı hekimler yetiştirmek olan öğretim görevlileri asla mağdur edilmemelidir. Üniversite ve eğitim hastanelerindeki hocalarımıza yapılan bu son uygulamalar, toplumun ileriki yıllarda acısını çekeceği yeni sorunları beraberinde getirecektir. Tıp eğitiminin pratik alanında oluşacak eksiklik, yetişecek hekimin kalitesini doğrudan etkileyecektir. İnsanca yaşayacakları sosyal ve özlük haklarına kavuşmaları temin edilmelidir. Hekimlikte yapılan hataların “pardon”u yoktur çünkü hekimin hatasını ancak toprak örter.

Kısacası, sağlıkta daha katedeceğimiz çok uzun bir yol vardır. Milletimiz hizmetin en iyisine layıktır. Daha çok şey yapmalıyız. Eğitimi en başa alıp, her kademede yaygınlaştırıp farkındalık yaratamazsak işimiz zordur.

Bütçeden çok kaynak aktarıp yeni araç, bina, teknik donanımlı cihazlar çare değildir. Sağlık hizmeti sunan fedakâr çalışanları gözetmeden sonuç alamazsınız.

Vatandaşa en doğal hakkı olan sağlık hizmetlerini sunma adına yeni yükler getirmek doğru değildir. Bu uygulamalarla biliniz ki bütçeden ne kadar pay ayırırsanız ayırın karşılığı memnuniyetsizlik olacaktır. Eğitimi ve denetimi artırarak, daha az para harcayarak bu engelleri aşmak mümkündür. 

Sağlık hizmetini her bireyin ücretsiz alma hakkının olduğu ve bu hakkının da anayasal bir hak olduğu unutulmamalı, vatandaşlarımıza sağlık alanında yeni maliyetler yükleme isteğinden bir an önce vazgeçilmelidir. Sağlık alanında hizmeti verenlerin alanlar kadar gözetilmesi, sistemin başarısının anahtarıdır.

Kutu başına alınacak 1 TL’den vazgeçmek, iktidar olarak da bu teklife “Evet.” demeniz, yapılan tüm çabaların, çalışmaların, muhalefetin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin dikkate alındığı anlamı çıkar ki bundan ancak demokrasimiz ve yüce Meclisimiz kârlı çıkar diyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Kurt.

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tasarı’nın birinci bölümü üzerine partim adına görüşlerimizi paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken son iki gündür Türkiye’de gazetecilere karşı geliştirilen operasyonları kınadığımı, doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Bu gazeteciler, Türkiye’de gazetecilik faaliyeti dışında hiçbir farklı iş içerisinde olmamışlardır. Görevleri gazetecilik yapmaktır, muhalif gazetecilerdir, Hükûmetin, iktidarın hoşuna gitmeyen haberleri yapan gazetecilerdir, bu nedenle de hedef tahtasına konmuşlardır.  Bakınız bir gazeteci arkadaşımız Dicle Haber Ajansı Ankara Temsilcisiyle ilgili olarak -ki dosyaların, dün, avukatlarına gizlilik kararı olduğu gerekçesiyle dosyaları verilmemiş olan bu gazeteci arkadaşlarımızla ilgili olarak- bugün bir gazetemizde DİHA (Dicle Haber Ajansı) Ankara Temsilcisi Kenan Kırkaya’yla ilgili bir haber yayınlanıyor. Kenan Kırkaya benim meslekten arkadaşımdır, uzun süredir de tanırım. Gözaltına alınan arkadaşların tamamını uzun süredir tanırım, birlikte mesai arkadaşlığım vardır, Kenan Kırkaya da bunlardan bir tanesidir. Ama bugün iktidar yanlısı yayınlarıyla ön plana çıkan bir gazete Kenan Kırkaya ile ilgili ibret verici bir haber yayınlıyor. Diyor ki: “Kenan Kırkaya İzmir ve İstanbul’da polise karşı molotof atma eylemlerinde bulunmuş, bu nedenlerden dolayı gözaltına alınmıştır.” Kenan Kırkaya son beş yıldır Ankara’da Dicle Haber Ajansının muhabirliğini yapıyor, mesaisinin tamamını Ankara’da geçiriyor, evli ve 1 çocuk babasıdır. Bir gazeteciye bu denli mesnetsiz suçlamalarda bulunarak, bu mesnetsiz suçlamalardan dolayı gazetecileri gözaltına almak Türkiye’nin ayıbıdır diye düşünüyorum.

İkinci önemli bir faktör: Bu gazete bürolarına, ajans bürolarına yapılan baskınlarda çok sayıda kitaba el konulmuş. El konulan kitaplardan bir tanesi de geçen gün burada, Meclis kürsüsünde sizlere gösterdiğim bir kitap da var, Musa Anter’in “Hatıralarım”a da el konulmuş. Muhtemelen, yarın gazeteciler savcı huzuruna çıkarıldığı zaman, Musa Anter’in “Hatıralarım”ı da suç delili olarak onların önüne konulacaktır. Musa Anter’in el konulan kitapları -ki tüm bürolarda bulunan Musa Anter’in “Hatıralarım” kitabına el konulmuştur- bir tek nüshası dahi bırakılmadan hepsi götürülmüştür. Bu kitabın 1992’den bugüne kadar Türkiye’de sayısız defa baskısı yapılmış ve hakkında savcılıkça bugüne kadar açılmış tek bir dava yoktur. Ama, zannederim, Musa Anter’in bir sözünü savcı ve polislerimiz orada bulacaklardır. Musa Anter o kitabında, “Hatıralarım” kitabında, bir yargılamasına ilişkin olarak bir hatırasını anlatırken, bir hâkim huzuruna çıkarken şunu söylüyor; bölücülükle suçlandığı hâkim kendisine söylüyor, o da mealen şu cevabı veriyor: “Hâkim Bey, ülke hıyar mı ki ben ortadan ikiye bölmeye çalışayım.” diyor. Zannederim, savcılar, yarın Musa Anter’in “Hatıralarım” kitabında bu cümleyi arayacaklardır, bulmaya çalışacaktır; yargılamaya, şimdi yeniden yargılamaya kalkışacaklardır.

İkinci olarak: Bugün Fransa Meclisinde kabul edilen yasayla ilgili olarak da görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Değerli arkadaşlarım, biz ülkelerin, birbirlerinin kirli çamaşırları üzerinden siyaset yapmalarını doğru bulmuyoruz. Fransa’nın çıkarmış olduğu, Fransız Parlamentosunun çıkarmış olduğu bu yasayı da doğru bulmuyorum. Parlamentoların tarih yazma alışkanlıkları elbette ki doğru değildir, bu yaklaşıma katılmamız da mümkün değildir. Ancak, herkes kendi kirli çamaşırını kendisi yıkarsa, kendisi temizlerse başkasına kendisinin kirli çamaşırına dil uzatılması, el uzatılması fırsatı verilmemiş olur.

Bizim bu konuda “Ermeni soykırımı yoktur.” deme dışında bugüne kadar bu ülkede yaptığımız hiçbir şey yok ve açıktır ki bunu demekle de temize çıkmış olmuyoruz. Bunu yapmak yerine şunu kendimize sorsak daha sonuç alıcı oluruz diye düşünüyorum. Değerli dostlar hepimizin ataları, hepimizin babaları, dedeleri şunu söylerdi: “Şurada Ermeni komşum vardı.”, “Şu köy Ermeni köyüydü.”, “Şu köy Süryani köyüydü.”, “Şu köy Nasturi köyüydü.” İsimle, isim isim sayarlar, hatta Diyarbakır’da Ermeni zanaatkârların küfürlü atışmaları meşhurdur ve bugün bile Diyarbakır’ın mizah dilinde kullanılırlar. Şunu kendimize sormamız gerekiyor: O komşularımıza ne oldu? O komşularımız nereye gitti? Gitme sebepleri neydi? Bunu kendimize sorarsak Fransa’nın bugün çıkarmaya çalıştığı ve çıkardığı yasaya gerek kalmayacaktı; ne Fransa’nın ne de başka bir ülkenin Türkiye'nin böylesi bir sorununa el atması ihtiyacı doğmazdı.

Biz de buradan -evet, haklı olarak- bizim de televizyonlarımız Fransa’nın tarihindeki kara lekelerini bir bir söylemeye başlıyoruz, ifade ediyoruz. Evet, Fransa’nın tarihinde de onlar vardır ama çözüm değil, çözüm değil. Oradan geri dönmemiz gerekiyor; kendi mutfağımıza, kendi tarihimize dönüp kendi geçmişimizle yüzleşmek, kendi geçmişimizdeki hatalardan ders çıkarmak ve onları, o defterleri bir daha açılmamak üzere tarihin rafına kaldırma şansına sahibiz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Orada yaşıyor bir kısmı biliyorsunuz.

ADİL KURT (Devamla) – Bunu yapmak mümkün. Açık yüreklilikle, bu Parlamento bunu yapabilir. O zaman her yıl buraya çıkıp Fransa’yı ya da bir başka ülkeyi kınamak durumunda kalmayız. Her gün, bir hafta, on gün, yirmi gün ülke gündemimiz bu olmak durumunda kalmaz Sayın Vekilim. Bunu söylemeye çalışıyorum.

İkinci önemli olay yani kanun tasarısıyla ilgili olarak kalan süremi ifade ederken, biz evet, çok şeyi tartıştık bugün. Komisyonda da çok şey tartıştık. Bu kanun tasarısının tamamına karşı değiliz, elbette ki olumlu yanları vardır ama bizce, daha önce Sayın Sözcümüzün de ifade ettiği gibi bu kanun tasarısının komisyonlarda tüm müdahalelere rağmen baş edilememiş, çözülememiş sorunları vardır keşke bu sorunlar olmamış olsaydı, keşke bu eksiklikler olmamış olsaydı diye düşünüyorum.

Hükûmet sağlık politikasını biraz bakkal dükkânı politikasına dönüştürmüş. Sayın Bakanın deminki rakamları 160 milyarla 150 milyon arasındaki farkı koyarken de biraz da “Ya, biz tereyağını satıyoruz, biz makarnayı satıyoruz, pirinci satıyoruz, bu da sadece tuzun getirisidir.” Sağlığa meta gözüyle bakılırsa böyle yorumlar çıkarmak mümkündür.

Biz sağlığa meta gözüyle bakmadan, sağlığa herkesin eşit şekilde ulaşabileceği bir yaklaşımın getirilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Ticari  bir meta olarak görülmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu yönüyle yasada eksiklerimiz vardır. Bu eksiklerin mevcutta da ortadan kaldırılma şansı vardır. Parlamentomuz umarım bu müdahaleyi yapar ve eksikliklere mahal vermeyecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt.

Şahıslar adına ilk söz Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 113 sıra sayılı Sosyal Güvenlik Kanunu Tasarısı’yla ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, sosyal güvenlikle ilgili bir kanun tasarısını tartışıyoruz. Sosyal güvenlik çok çok önemli bir konu, çünkü doğrudan doğruya halkla ilgili bir konu. Doğrudan vatandaşla ilgili olduğu için çok önemli. Devletin, özellikle sosyal devletin ne olduğu, ne olması gerektiği, nasıl olması gerektiğiyle ilgili burada çok önemli izler, tespitler söz konusu. Dolayısıyla, bu önemli alanda bir düzenleme yaparken tabii ki çok daha fazla hassas olmamız lazım, hep birlikte çok daha fazla ilgi göstermemiz lazım. Her ne kadar bu konu biraz teknik gibi görünüyor, herkesin bilebileceği bir konu gibi görünmüyorsa da yine de üzerinde durmamız, hassasiyetle durmamız gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu konu komisyonlarda gündeme geldiği zaman biz parti olarak karşı çıktık. İtirazlarımız oldu, birçok maddesiyle ilgili, hükmüyle ilgili itirazlarımız oldu.

Aslında şöyle bakmak mümkün: Bu sosyal güvenlik alanında, doğrudan doğruya vatandaşla ilgili olarak, vatandaşın hakkını geriye götüren maddeler içeriyor tasarı. Dolayısıyla, iktidarı yıpratacak, iktidarı zora sokacak, sıkıntıya sokacak bir tasarı. Ee, diyeceksiniz ki “Tamam, öyleyse destekleyin, madem iktidarı yıpratıyor, sıkıntıya sokuyor.” Ama değerli arkadaşlarım, tabii ki iktidarı yıpratıyor diye bir tasarıyı destekleyecek değiliz, bu aynı zamanda vatandaşı da yıpratıyor çünkü, halkı da yıpratıyor, sıkıntıya sokuyor, devleti vatandaş karşısında da sıkıntılı duruma düşürüyor, onları da düşünerek tabii ki bizim bu hassasiyeti gösterip itirazlarımızı yapmamız gerekiyor.

Bakın, en önemli maddesi, Anayasa Mahkemesinin 2 kez iptal ettiği Emekli Sandığı emeklileriyle ilgili bir hükümle ilgili. 2 kez Anayasa Mahkemesi bu konuda yüce Meclisin düzenleme yapmasını emretmiş, amir olmuş. Şimdi, biz onu tasarıyla 1475 sayılı İş Kanunu’na bağlıyoruz. İş Kanunu, zaten, biliyorsunuz, birkaç yıl önce değişti. İş Kanunu’nun özellikle bu hükmü, kıdem tazminatlarıyla ilgili hükmü çok problemli: henüz içtihatlar da oturmadı, çok sıkıntılı, uygulamada çok büyük sorunları var. Şimdi, Emekli Sandığı emeklilerinin durumunu da aynı paralelde yaparsak çok daha büyük sıkıntılar söz konusu olacak. Zaten yargı sistemini çalışmaz hâle getiren devletten kaynaklanan -Adalet Bakanlığı bütçesi sırasında da söz konusu oldu- kamudan kaynaklanan, kamunun açtığı davalar, onun için sistem, yargı sistemi tıkanıyor. Biz de burada yine aynı şekilde sistemi tıkayacak, sorun yaratacak hükümler getiriyoruz.

Bu düzenlemenin güncel olmaması, bizim, vatandaşa yönelik, böyle hakları yenen kişilere yönelik -50, 60 lira alacaklar, hatta uygulamada var- çalıştıkları yıllar sonunda 67 kuruş para alabilecekleri bir düzenlemeyi yapmamız, güncelleme yapmamamız, bizim burada uğraşmamıza değmeyecek, yüce Meclis adına ayıp sayılabilecek sıkıntılı bir konu inanın. O zaman, hiçbir şey yapmayalım çok daha iyi. Bu yapılan, bu şekliyle, inanın, Anayasa Mahkemesinin yaptığı düzenlemenin uygulamaya geçirilmemesi demektir kesinlikle. O zaman, devletin ihtiyacı var, durumu iyi değil, bunun maliyetinin altından bu devlet kalkamaz diyelim, yapmayalım bu düzenlemeyi; vatandaş da ilgili de bundan vazgeçer. Ama öyle bir şey yok.

Bakın, dün bitirdik bütçe görüşmelerini, devletin bütçesi 351 milyar, Sosyal Güvenlik Kurumunun 161 milyar. Bu meblağ, hiçbir şey değil sosyal güvenlik bütçesi içerisinde.

Değerli arkadaşlarım, sürem bitti.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Şahıslar adına son söz, Adana Milletvekili Sayın Necdet Ünüvar’a ait.

Buyurun Sayın Ünüvar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 113 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerine söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, bugün kürsüye çıkan her arkadaşımız Fransa Parlamentosunda her ne kadar 577 üyeli Parlamentonun sadece 44 civarında üyesiyle alınmış olsa da aldığı kararı kınadı. Ben kınamanın ötesinde, Fransa gibi köklü bir ülkenin, 1700’lü yıllarda inanmadığı fikirleri bile ölümüne savunan Voltaire’den sonra bugün sadece düşüncesini ifade etmek, ortaya koymayı cezalandırma anlayışına gerilemesini gerçekten büyük bir üzüntüyle karşıladığımı ifade ediyorum. Umuyorum, Fransız Senatosu ve yetkilileri tez zamanda bunun gereğini yapacaktır. Sayın Başbakanımızın açıklamasının da bu karar üzerinde, en azından değiştirme, düzeltme anlamında etkili olacağını umuyorum.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz tasarı pek çok hükümleri ihtiva ediyor ama iki tane konuyla ilgili değerli arkadaşlarımız kanaatlerini ifade ettiler. Bunlardan birisi ilaç, diğeri yeşil kart uygulamaları ki, dokuz yıllık AK PARTİ İktidarının en önemli icraatlarının olduğu alanların ikisini oluşturuyor ilaç ve yeşil kart. Gerçekten ilaçta pek çok önemli değişiklikler yapıldı. Yani sadece fiyatların inmesi değil, vatandaşlarımızın ilaca erişimi ve ilaç gibi çok önemli, sağlıkta tedavi edici maddelere ulaşımı gerçekten çok kolaylaştırdık. Referans Fiyat Sistemi geldi, İlaç Takip Sistemi geldi ve bununla, Türkiye’de yaşayan her vatandaşımız, sağlık hizmetlerine ve ilaca gerçekten önemli ölçüde kolayca erişti.

Baktığınız zaman, esasında, 1994’te 539 milyon kutu ilaç kullanılırken 2002’de 699 milyon, 2011 yılında 1 milyar 700 milyon kutuya çıkmış ama 2011 fiyatlarıyla değerlendirdiğimiz zaman, ilaçtaki artış sadece yüzde 19. Bunu, bir yandan ilaç fiyatlarının indirimiyle bir yandan da SSK’lı ve yeşil kartlı vatandaşlarımızın ilaca erişimiyle açıklamamız mümkün.

Katkı payı, tabii, çok tartışılan bir konu. Bildiğiniz gibi, yüzde 10 emekli işçi ve memurlara ve yüzde 20 de çalışanlara uygulanan bir katkı payı var. Esasında bu katkı payıyla -Sayın Bakanımız da ifade etti- bir finansman temin etmek amaçlanmamaktadır. Katkı payı, bütün dünyada uygulanmakta olan bir sistemdir ve o sistemin esası da gereksiz kullanımı ve israfı önlemeye yöneliktir yani ilacı kullanan veya tıbbi malzemeyi kullanan kişi katkı payı öderse, o ödediği katkı payı âdeta bir otokontrol sistemi oluşturur. Ülkemizde de yüzde 10, yüzde 20 katkı payının yanında, hekimler için dört kaleme kadar reçete yazma durumu söz konusuydu ama Danıştayın aldığı kararla bu ortadan kalkınca, bununla ilgili otokontrol mekanizması amaçlı, üç kaleme kadar 3 lira, daha sonraki her bir kutu için de 1 lira gibi bir katkı payı ortaya kondu ve yine çok önemli, katkı payı ödeme, sadece kullanılan her 100 ilacın 37’sinde söz konusu ve bu geçenlerde Sağlık Bakanımızın açıkladığı rakam, 1 milyar 600 milyon TL’lik bir değerdir. Kamu sağlık harcamalarının 60 milyarın üzerinde olduğu bir ortamda bununla herhangi bir finansman temin edilemeyeceği çok aşikârdır. Dolayısıyla bu otokontrol sistemi de gerçekten uygulanması gereken bir sistemdi.

Yeşil kartlı vatandaşlarımızla ilgili de birçok şey konuşuldu. 1 Ocaktan itibaren Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesine katılacak ve 10 milyon civarındaki yeşil kartlı vatandaşlarımızla ilgili gelir testleri başlayacak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından ve gelir testleri tamamlanıncaya kadar yeşil kartlı vatandaşlarımız bugüne kadar aldığı hizmetleri aynı şekilde almaya devam edecekler. Dolayısıyla yasa tasarısıyla vatandaşlarımızın sağlıkta eriştiği noktadan geriye gidiş söz konusu değildir.

Ben, yasa tasarısının hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, bir işte kırk beş yıl çalışıp alnımın teriyle hak ettiğim kırk beş yıllık kıdem tazminatımı kanunla otuz yıla düşürmek hak mıdır, adalet midir? Ben kırk beş yıl çalışacağım, kanunla diyeceksiniz ki: “Hayır, kardeşim ben sana otuz yıl veririm.” Bu hak, adalet midir, size soruyorum.

İki: Burada köy ve mahalle bekçileriyle ilgili bir yasa yaptınız, onları emniyet sınıfına aldınız ama Sayın Bakanım hiçbir şey yapılmadı, bunların yıpranma tazminatları verilmedi, kanunda yazdığı gibi kitapta kaldı. Sayın Bakan uygulanmayan kanun, kanun mudur?

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce Muş’tan bir vatandaşımız arıyor, aynen dediği şudur: “Sayın Başbakanımız 12 Haziran seçimlerinden önce NTV’de Oğuz Haksever’in canlı yayın programında ‘Sayıları 107 veya 110 bin dolayında olan 4/C’lileri 4/A veya 4/B kadrolarına geçireceğiz.’ dedi. O günden bugüne geçen sürede bu konuda herhangi bir gelişme olmadı. Lütfen, Sayın Bakana soruverir misiniz? 4/C’lilerle ilgili Sayın Başbakanın sözü unutuldu mu?”

İkincisi: Köy Kanunu hazırlık çalışmaları ne aşamadadır? Bu Kanun’da muhtarların özlük haklarıyla ilgili nasıl bir düzenleme söz konusudur? Cevaplarsanız sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum:

Sayın Bakan, babanız ile anneniz Artvin’de oturuyor, babanız BAĞ-KUR emeklisi ve bir emekli maaşı alıyor. Şu anda da yeşil kart 1 Ocaktan itibaren kalkıyor, sosyal güvenlik şemsiyesi altına giriyorlar. Asgari ücretin üzerinde bir geliri var ve bu gelir karşısında, yasa gereği asgari ücretin üçte 1’inden fazlaysa geliri prim ödeyecek. BAĞ-KUR emeklisi bir adam bunu nasıl ödeyecek? Bir.

İkincisi: Asgari ücreti vergi dışı bırakmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ben seçim bölgem olan Tekirdağ iliyle ilgili bir sıkıntıyı dile getirmek istiyorum. Tekirdağ ilinin ağırlıklı olarak Çorlu, Çerkezköy ve Muratlı ilçelerinde toplam iki bin dört yüze yakın fabrika vardır. Bunların Bakanlığınızla ilgili işleri Edirne’de bulunan Trakya Bölge Çalışma Müdürlüğünde yapılmaktadır, büyük bir zaman kaybına neden olmaktadır. Tekirdağ ilinde yeni bir bölge müdürlüğü veya Edirne’ye bağlı bir şube müdürlüğü açmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Mustafa Sarı, Eskişehir Koşmat köyünden, yirmi yıl bir ay yirmi yedi gün polislik yaptıktan sonra ayrılmış ve tarım BAĞ-KUR’undan emekli olmuş. Bu Anayasa Mahkemesinin kararı iptalinden sonra müracaat etmiş ve Kurum “Mahkeme böyle dese de biz size hiçbir şey ödeyemeyiz, dava açın.” demiş. Şimdi davaya sebebiyet veren kim ve bu vatandaş, bu ikramiyeyi alabilmek için açmış olduğu davadan niye vazgeçsin?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çelebi… Yok.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben Sayın Bakana görüşmekte olduğumuz tasarının madde 2, geçici madde 223 ikinci fıkrasıyla ilgili bir soru sormak istiyorum. Burada deniyor ki: “Şu anda kapsamda çalışmakta olanlar ve bundan sonra da çalışıp da emeklilik hakkını kazanacak olanlarla ilgili İş Yasası’nın 14’üncü maddesindeki, yani kıdem tazminatına hak kazanmayla ilgili koşullar aranmaz.” ama Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen yapılan düzenlemede, şu anda emeklilik hakkını kazanmış, geçmişte Emekli Sandığından almaya hak kazananlarla ilgili İş Yasası’nın 14’üncü maddesi, yani kıdem tazminatındaki koşulların varlığı isteniyor. Bu iki madde arasındaki çelişki nedendir? Niye bu şekilde hak kaybına yol açabilecek şekilde iki madde çelişkili düzenlenmiştir? Bunu sormak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, deminki blok sözleşme soruma cevap vermediniz ama onunla bağlantılı sayılabilecek bir soru sormak istiyorum: Sosyal Güvenlik Kurumu en büyük sağlık hizmeti alıcısı durumunda. Dolayısıyla, en fazla ilaç alan, araç gereç, cihaz alan, tüketen, sağlık hizmeti tüketen kurum. Dolayısıyla, bu alanda tasarruf yapabilmek, ithale bağlı olan bu alanda tasarrufa gidebilmek için ilaç şirketleriyle, hastane zincirleriyle, cihaz, araç gereç firmalarıyla ortaklık düşünüyor mu? Böyle bir yapı kurmayı düşünüyor musunuz ilerisi için?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, emeklilerin intibakıyla ilgili bir önerge getirirsek, bu önergeyi bu şeyde, düzenlemede kabul edecek misiniz böyle bir önergeyi?

Bir de, son üç yıl içerisinde reçetelere kaç milyon kutu yazılmıştır yıllar itibarıyla? Bir de, reçetelerde yer alan kutu adedi ne kadardır? Yani bir adetli reçete, iki adetli reçete, bunlarla ilgili bir istatistiki bilgiyi bizimle paylaşmanız mümkün müdür?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, askerlik borçlanmasıyla ilgili olarak, askere gitmeden önce insanların sigortalı olmasını gerektiren bir durum yok; ama kadınların doğum borçlanması için doğumdan önce sigortalı olması şartı var. Bu, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı bir durum değil mi?  Bunu düzeltmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan, biraz önce bunun finansman amaçlı bir gayret olmadığını ifade ettiniz ama bu ifadeniz maalesef dinleyenler tarafından sanki ilk öneriniz sadece üç kutuyu geçenden 1 lira almakmış gibi oluyor, oysa tarafınızdan Başbakanın imzasıyla Meclise yollanan tasarının ilk hâli hem Sağlık Komisyonundan hem de Plan ve Bütçe Komisyonundan o hâliyle geçirilmeye çalışıldı ama gerek Cumhuriyet Halk Partili gerek diğer muhalefet partili milletvekillerinin ciddi direnişleri, gayretleri -zaman zaman yalvara yakara, zaman zaman bağıra çağıra gayretleri- bunu alt komisyona yolladı ve 3 liralar azaldı. İlk hâliyle geçseydi 5,1 milyar TL’lik bir finans kaynağıydı bu. Bu durumu yüce Meclisin bilgisine sunmak ve “Böyle değil mi Sayın Bakanım?” diye size sormak isterim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Hayır, tam yedi buçuk; on beş dakika ya, ikiye böldük, yedi buçuk. Bakın, yedi yirmi iki yani tam adaletli bir şekilde ikiye böldük.

Buyurun Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Emeklilikle ilgili otuz yıl esas alınıyor, dün de öyle, bugün de böyle, burada bir değişiklik yok. Ne sorulmak istendi Sayın Aslanoğlu, tam anlaşılmadı.

Köy Kanunu, mahalle bekçileri… Yani uygulanmayan yasa olmaz, bir ihtiyaca binaen yasa çıkar, uygulanmaması diye bir şeyi…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, parasını vermediniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Efendim, yasa bir ihtiyacın ürünüdür, uygulanmak için çıkar. Bunu söyleyebilirim, pratikte yaşadıklarınız varsa ilgili bakan arkadaşlarımıza iletmemiz gerekiyor.

4/C’lilerin sayısı 110 bin-150 bin şeklinde değil, 24 bin 4/C’li var.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bize öyle söylediler Sayın Bakan yani kendisinin ifadesi.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - 4/C’li sayısı 24 bin. Bu, Parlamentoda çokça dile geldi. AK PARTİ İktidarı öncesinde özelleştirmelerde vardı, o özelleştirmelerde mağduriyet yaşayan vatandaşlarımız tazminatlarını aldıktan sonra 4/C’li çalışma imkânına da kavuşmuş oldular. O süreçte, hatırlayabildiğim kadarıyla, özelleştirme sonucunda işsiz kalan 7.553 vatandaşımız vardı. Onlar da bu kapsam dâhilinde çalışmaya başladılar. Bunların haklarında geçtiğimiz yıl bazı iyileştirmeler de gerçekleştirildi.

Bunların tümüyle ilgili, personel rejimi çerçevesinde işçi-memur şeklinde ikili kategorize edilmesiyle ilgili düşüncelerimiz var, değerlendirmelerimiz var, personel rejimi üzerinde çalışmalarımız var. Fakat ne olacağı konusu önümüzdeki süreçte daha kapsamlı bir çalışma içerisinde söylenebilir. Ama şu anda -4/C’lilerin mağduriyetini sık sık ifade ediyorsunuz- çalışma sürelerinin karşılığı tazminatlarını almış olan vatandaşlarımıza, işçilerimize devlet yeni bir kapı açmıştır, yeni bir iş imkânı sağlamıştır. Mağduriyet değil hakların daha da iyileştirilmesi konusundaki talebe saygı duyarız. Ama mağduriyet olarak yakınılması doğru değil.

Bir ilginç soru daha soruldu, şöyle ifade edildi: “BAĞ-KUR emeklileri GSS kapsamında bu haktan nasıl yararlanacaklar?” gibi bir soru oldu, böyle anlaşıldı. Yani BAĞ-KUR emeklileri zaten GSS kapsamında. Emekli olan bir vatandaşımızın GSS’nin dışında olması düşünülemez ki. Onun bir prim vermesi söz konusu değil. Emekli olamayan, çalışanlarla ilgili primden bahsediyoruz. Yoksa bir vatandaşımız 4/A, 4/B, 4/C emeklisi ise bunların zaten prim sorunu yok, sağlıktan yararlanmaktadırlar.

Tekirdağ’dan bölge müdürlüğü talebi geldi. Sayın Milletvekilimiz, bildiğiniz gibi, bu konuda önemli bir düzenleme gerçekleştirdik. Çalışma bölge müdürlüklerimiz vardı, bunları kapattık ve illerde var olan, 81 ilimizde var olan İş Kurumuna “çalışma”yı da ilave ederek “Çalışma İş Kurumu İl Müdürlüğü” hâline dönüştürdük. Böylece, çalışma hayatıyla ilgili sorunlar ve İş Kurumuyla ilgili tüm sorunların çözümü artık belli illerde değil, 81 ilimizde gerçekleştirilmektedir, Tekirdağ da bunlardan bir tanesidir. Tekirdağ ilimizde de çalışma ve İŞKUR’la ilgili sorunların çözümü konusunda müdürlüğümüz bulunmaktadır.

1’inci ve 2’nci maddeyle ilgili, tasarıda bir çelişki yok. 2’nci madde uygulamaya dönük bir maddedir, yani bu maddedeki, kamu çalışanları ve kendi istekleriyle ayrılmış olan memurlarımızın bu yeni düzenleme çerçevesinde uygulamasının nasıl olacağı, yani kıdem tazminatıyla, İş Kanunu’yla ilişkilendirilmesinin nasıl olacağıyla ilgili bir düzenlemeyi içermektedir.

İlaçta tasarruf konusu: İlaç harcamalarında az önce rakamları ifade ettim; AK PARTİ iktidarları döneminde 5,2 milyardan 16 milyara ulaşmıştır ilaç harcamalarımız. Bu konuyla ilgili, 2012 yılı içerisinde, gerek ilgili sivil toplum kuruluşları gerek sektör ve Kurum olarak, Sosyal Güvenlik Kurumu olarak ve ekonomiden sorumlu ilgili bakanlıklar olarak, ilaç tüketimi ve ilaç teminiyle ilgili yeni bakış açıları konusu üzerinde sekiz aylık bir çalışmamız olacak. Ben inanıyorum ki o süreç içerisinde, mevcut yaşadığımız aksamaları da ortadan kaldıran ve sık sık sektörle karşı karşıya gelinen Kurum, Kurumla sektörün, eczacılarla sektörün karşı karşıya gelişini ortadan kaldıracak yeni bir sistem arayışı içerisinde olacağımızı burada ifade etmek istiyorum.

Reçete olarak, kutu olarak, 2011 genelinde 1 milyar 209 bin satılan kutu adedi var.

Emeklilerle ilgili, intibakla ilgili bir önerge vermek istediğinizi söylediniz. Önerge verme özgürlüğünüz var ama iktidar olarak intibakla ilgili köklü bir düzenlemeyi, derli toplu bir düzenlemeyi çalıştığımızı ve önümüzdeki günlerde Parlamentoya getireceğimizi söyledim. Yani vermeniz özgürlüğünüz ama o kadar karmaşık bir konudur ki vereceğiniz önerge intibak işini daha da açmaza sokar, daha da çıkmaza sokar, onda endişe ederim.

Onun için, biz intibakla ilgili verdiğimiz sözü yerine getireceğiz, düzenlemeyi Parlamentoya getireceğiz, sizlerin de büyük desteğiyle inşallah kısa sürede yasalaşacak, emeklilerimizi de böylece mutlu etmiş olacağız.

OKTAY VURAL (İzmir) – İlke belli.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – İlke belli. “Eşit işe eşit ücret” dediniz, o zaman “Eşit emekliliğe de eşit emekli aylığı.”

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – 2000 yılından önce emekli olan değerli emeklilerimizin eşitsizliklerini gidermeye dönük bir düzenlemedir ve kapsamlı bir düzenlemedir, 2 milyon 743 bin emekliyi ilgilendiren bir düzenlemedir. Burada bir başka yasaya dönük bir önergeyle düzenlemesinin yapılması hiç mümkün değil. Daha büyük sıkıntılar doğurur endişesiyle bu görüşlerimi ifade ediyorum, yoksa bir maksatlı, art niyetli bir cevap vermek için bunu söylemiyorum. Karmaşık bir konunun hassas bir şekilde yasaya dönüşmesi gerekiyor, o çalışma içerisindeyiz.

Sayın Başkan, sizlere ve arkadaşlara teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – İstatistiki bilgileri verecek misiniz Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Onları yazılı olarak vereceğim.

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.59


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

113 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 1 inci maddesi ile değiştirilen 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 89 uncu maddesinin beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Erkan Akçay                     Oktay Vural                        Bülent Belen

                        Manisa                               İzmir                                Tekirdağ

               Kemalettin Yılmaz            Nevzat Korkmaz                       Alim Işık

                 Afyonkarahisar                       Isparta                                Kütahya

"Emekli ikramiyesinin hesabına esas hizmet süresinin tespitinde dikkate alınmak üzere, emeklilik veya malûllük aylığı bağlanması dışında herhangi bir sebeple görevleri sona erenler için, ilgili kamu idarelerince görevin sona erme sebebi, bu durumu kanıtlayan belgelerle birlikte yazılı olarak Kurumuna bildirilir ve bunlar Kurumca özlük dosyasında saklanır."

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önergeyi okutup işleme alacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu             Kazım Kurt           Mehmet Ali Ediboğlu

                      İstanbul                           Eskişehir                          Hatay

                 Bülent Tezcan                     İzzet Çetin                 Bülent Kuşoğlu

                       Aydın                             Ankara                          Ankara

               Süleyman Çelebi                  Özgür Özel                   Veli Ağbaba

                      İstanbul                            Manisa                         Malatya

                   Levent Gök           Selahattin Karaahmetoğlu         Musa Çam

                      Ankara                            Giresun                           İzmir

Madde 1- 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti emekli Sandığı Kanununun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Son defa bu Kanun veya 17.7.1971 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu veya 2.9.1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu veya 29.8.1977 tarihli ve 2108 sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu veya 31.5.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve kendilerine mülga 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlara veya bunların yasal mirasçılarına ise, bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda prim veya kesenek ödemek suretiyle geçen hizmet sürelerinin toplamı üzerinden bu madde hükümlerine göre emekli ikramiyesi ödenir. Ayrıca, ödenek emekli ikramiyesi, bu kanun veya 5510 sayılı kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına giren görevlerde geçen süreleri için kıdem tazminatlarındaki esaslar dikkate alınarak, güncel emeklilik keseneğine esas aylık tutarı üzerinden ve müracaat tarihindeki katsayılar dikkate alınarak hesaplanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çam, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri, Sayın Bakan; saygıyla selamlıyorum.

113 sıra sayılı kanunla ilgili kişisel düşüncelerimi söylemek istiyorum ama ondan önce, bugün, 19 Aralık 1978’de başlayıp 26 Aralıkta sona eren, Kahramanmaraş’ta bir katliam yaşandı, bunun yıl dönümü.

SIRRI SAKIK (Muş) – Aman “katliam” deme gözüm!

MUSA ÇAM (Devamla) – Bu nedenle hayatlarını kaybeden insanlarımızı burada saygıyla anıyorum. Dün burada Sayın Başbakan ve AKP Grubu adına konuşan değerli temsilci, Türkiye’nin yıldızlar ülkesi olduğunu söyledi, demokrasi ve özgürlüklerin ne kadar geliştiğini söyledi ama Kahramanmaraş’ta yaşamlarını yitiren insanlarımız bu yakınlarını anmak için izin istemelerine rağmen Kahramanmaraş Valiliği tarafından yasaklandı, bunu da şiddetle protesto ettiğimi söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bir örnek vererek, konunun çok açık ve net bir şekilde anlaşılmasını istiyorum: Sayın Bakan burada konuşmasını yaparken “Burada çok doğru şeyler, düzenlemeler de yapılıyor, buna karşı çıkmak doğru değil.” Sayın Bakanım, biz hem alt komisyonda bulunan insanlar olarak, Sayın Komisyon Başkanımız ve alt komisyonda görev yapan arkadaşlarımız buradalar, biz doğru olanları destekledik, yanlış olanların da karşısına çıktık. Şimdi bir de siz doğrularla yanlışları bir araya getirip de bunların tümünü kabul edin derseniz, bunu kabul etmemiz mümkün değil. Doğruların yanında, yanlışların da  karşısındayız.

Mesela tarımda kadınların sosyal güvenlik altına alınmasıyla ilgili maddeyi destekledik ve doğru buluyoruz dedik. İkincisi; diyaliz ve diğer hastaların taşınmasıyla ilgili konudaki katkı payları nedeniyle yine destekledik, yine doğru buluyoruz dedik. Yine, yabancı öğrencilerle ilgili konuyu destekledik, doğru buluyoruz dedik. Bilişim için kadro istemişiz. Bakanlığınız birimleri 120 personel istemiş ama Maliye Bakanlığı sadece 50 kişiye olanak vermiş, 80’e çıkarıldı, biz onun 120’ye tamamlanması için önerge verdik, sizin arkadaşlarınız tarafından reddedildi. Bunu da bilmenizi istiyoruz. Yani biz, doğru gelen şeyleri kabul ediyoruz, ama yanlışları da kabul etmemiz asla mümkün değil.

Kanun çok açık arkadaşlar, bir örnek vermek istiyorum: İstanbul Valisi Sayın Muammer Güler, burada salonda şu anda yoklar, Sayın Mehmet Sağlam’dan örnek vereyim. Sayın Mehmet Sağlam, Meclis Başkan Vekilimiz, öğretim üyesi, 1970 yılında öğretim üyeliği görevine başladı. On yıl, on beş yıl, on yedi yıl görev yaptı, on yedinci yılının görevinin sonunda dedi ki: “Kardeşim, ben istifa ediyorum, devlet memurluğundan istifa ediyorum, kendi adıma çalışacağım artık.” dedi. İstifa ediyor, gidiyor kendi işini kuruyor, çalışmaya başlıyor, BAĞ-KUR veyahut da SSK olarak devam ediyor. Çalıştıktan sonra toplam yirmi beş yıl veyahut otuz yıl dolduğu zaman “Artık ben yoruldum.” diyor, “Emekli olacağım.” diyor,  emekli  ikramiyesinin  ve  emekli  maaşının  bağlanmasını  istiyor, gidiyor müracaat ediyor, BAĞ-KUR veyahut da SSK olarak. Emekliliği için başvurduğunda Hoca’nın memuriyette geçen, Profesör Doktor Mehmet Sağlam’ın 657’ye bağlı olarak çalıştığı on yedi yılı, şimdi, diyorsunuz ki bize, 1980 yılında ayrılmış, geçmiş, bağımsız olarak çalışıyor yani -on yedi yıllık emeğini- ayrıldığı tarihten hesaplanarak emekli maaşı, emekli ikramiyesi bağlansın diyor. Mehmet Sağlam’a böyle bir haksızlık yapmaya hakkınız yok arkadaşlar. “Ne dedi?” diyoruz. Anayasa Mahkemesi diyor ki: “Hayır, siz bunu öyle yapamazsınız. Emekli olduğu tarihte bunun maaşını bağlamanız gerekiyor, emekli ikramiyesini öyle vermeniz gerekir.” Siz de diyorsunuz ki: “Hayır, olmaz. Mehmet Sağlam Hoca’yı biz mağdur edeceğiz, ekonomik sıkıntıya sokacağız. Bugünün fiyatlarıyla değil, bugünün belirlenmiş kat sayısıyla değil, bundan on beş yıl önce belirlenmiş olan fiyata göre veyahut da ücrete göre emekli yapacağız.” Bu, Mehmet Sağlam’a veyahut da Mehmet Sağlam durumunda olan tüm devlet memurlarına karşı yapılan en büyük haksızlıktır, bunu yapmayın arkadaşlar; bu, Sayın Elitaş için de geçerlidir, Sayın Gök için de geçerlidir, Sayın Ünüvar için de geçerlidir, Sayın Elvan için de geçerlidir, burada olan herkes için geçerlidir. Ama dışarıda 295 bin memur var, onların tamamını kapsıyor, büyük bir haksızlık yapıyoruz. Ha şunu söylüyorsanız, “Biz nasıl olsa milletvekili olduk, geldik, bu bizim için geçerli değil. Burada intibakımızı yaparız, emekli maaşımızı alırız, bakarız dalgamıza, dışarıdaki 295 bin insan bizi ilgilendirmez.” diyor iseniz yanlış yaparsınız.

Anayasa Mahkemesi kararı çok açık ve nettir arkadaşlar. Yanlış yapıyorsunuz -ve bunu yaparken de Sayın Haşim Kılıç’ın ve diğer üyelerin de hepsinin imzası var- bu yanlışlığı yapmamanızı diliyorum. Anayasa Mahkemesi şunu söylüyor, diyor ki: “Anayasa Mahkemesi kararları yayımlanmakla bağlayıcılık özelliği kazandığından yasama organı aynı konuda farklı bir yasada düzenleme yapsa bile bu kararları etkisiz veya sonuçsuz bırakacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve iptal edilen kuralları yeniden yasalaştırmamak zorundadır. Anayasa Mahkemesi kararlarının sonuçları kadar gerekçeleri de bağlayıcıdır çünkü kararlar gerekçeleriyle bir bütünlük oluşturur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) - …ve bu doğrultuda yasamanın da içinde yer aldığı devletin ve kişilerin etkinliklerinde yönlendirici ve belirleyici olurlar. Bu nedenle, yasama organı iptal edilen yasaların yerine yeni düzenleme yaparken kararların gerekçelerini de göz önünde bulundurmakla yükümlüdür.”

Sizleri uyarıyorum, karar sizin arkadaşlar. 295 bin insana ve Profesör Doktor Mehmet Sağlam’a ve Sayın Elitaş’a ve Sayın Lütfi Elvan’a ve Sayın Ünüvar’a haksızlık yapmayın, onların hakkını burada verin arkadaşlar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 1 inci maddesi ile değiştirilen 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 89 uncu maddesinin beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                   Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

"Emekli ikramiyesinin hesabına esas hizmet süresinin tespitinde dikkate alınmak üzere, emeklilik veya malûllük aylığı bağlanması dışında herhangi bir sebeple görevleri sona erenler için, ilgili kamu idarelerince görevin sona erme sebebi, bu durumu kanıtlayan belgelerle birlikte yazılı olarak Kurumuna bildirilir ve bunlar Kurumca özlük dosyasında saklanır."

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu önergeye?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Isparta Milletvekili Sayın Korkmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu önergemizde diyoruz ki: “Kamu idaresinde geçen sürenin sona erme sebebine ilişkin belgeler, devletin görevidir, ilgili kamu idarelerince kuruma bildirilmelidir.”

Değerli milletvekilleri, çağdaş dünya bundan yirmi beş otuz yıl öncesine kadar kapitalist zihniyetin “Önce ekonomide pastayı büyütelim, ondan sonra payınızı artırırız.” yalanını artık kabul etmiyor. Sosyal adalet, insanların yaşam kalitesi, çoğulcu demokrasi gibi değerler kapitalist sistemin kabullerini yerle bir etti. Pastanın büyüklüğü, ekonomik büyüklükler ne olursa olsun, doğrusu, bu kaynakların hakça paylaşımıdır. Ülkemizdeki sosyal gelir grupları içerisindeki ilk yüzde 20 ile son yüzde 20 arasındaki gelir farklılığı tam 8 katına çıkmıştır. Hani çok değil, kısa bir süre önce seçim sandıkları ortaya çıktığında diyordunuz ya “Dağdaki çobanın oyu da bir, üniversitedeki profesörün oyu da bir.” Oy isterken böyle de milletin zenginliklerini paylaşmada niye değil? Birlikte çalışıp ürettiğimiz, birlikte yaşadığımız bu güzel vatanda niye kazançlarımızı adaletli bir biçimde paylaşamıyoruz? Bu gelir adaletsizliğinin 8 kat farklılığının tercümesi şu değil mi: Birileri bu memlekette et yiyor, birileri dert. İşte bu yüzden “Gayrisafi millî hasılayı büyüttük dünyanın 16’ncı büyük ekonomisiyiz.” demenin çağdaş dünyada fazla bir karşılığı yok. Ne derseniz deyin, yönetim kaliteniz, karne notunuz Birleşmiş Milletlerin insani gelişim endeksinde gözüküyor, 187 ülke arasında 92’nci sıraya gerilemişiz, 2010’da 83’üncü sıradaymışız. Ermenistan, Azerbaycan ve İran bizden daha iyi durumda arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, gelirin hakça paylaşılması adına desteklenmesi gereken en önemli kesim hem vicdanen hem de sayısal büyüklük olarak emekliler olsa gerek. Her 5 emekliden 4’ü aç ama tamamı yoksul. Ülkede yaşayan her 7 kişiden 1’i, yaklaşık 9,5 milyon kişi emekli aylığı veya dul ve yetim aylığı ile geçinmeye çalışıyor. Bu rakamları Hükûmet bilmiyor mu? Gayet iyi biliyor. Bu yüzden, Sayın Erdoğan seçimlerden hemen önce meydan meydan dolaşıp diyordu ki: “Emeklilerin en büyük sorunu, intibak yasasının çıkarılması, bu sorunu biz çözeriz.” Sonra ne oldu? 12 Haziran seçimlerinin üzerinden altı ay geçti, emekliler uyutuldu. AKP, Meclise Sporda Şiddetin Önlenmesi Kanunu dışında bir kanun getirmedi. Bu süre içerisinde birçok kez emeklileri hatırlatmamıza rağmen, AKP, Meclisi, uyutma politikası gereği son derece light bir gündemle oyaladı ve 2011’in sonuna gelindi. Milliyetçi Hareket Partisi burada arkadaşlar. Millete verdiğimiz sözün gereği olarak emeklilerimizin insan onuruyla yaşam alanını temin edecek bir ücrete kavuşturulmaları için, dün söylediğimiz gibi, destek vermeye hazırız ancak AKP seçimlerde istediğini almış bir parti olarak maalesef artık bu taraklarda bezi yok.

Bu tasarıyla dağ fare doğurmuştur, emeklinin ümitleri bir başka bahara kalmıştır. Biz söylemiyoruz, rakamlar söylüyor. Ülkemizde açlık sınırı 972 lira olarak açıklandı. En düşük emekli aylıkları bu sınırın altında. AKP’nin ifadesine göre, ekonomi büyüyor, zenginlik artıyor ama her ne hikmetse emekli aylıkları artmıyor. Hayatının sonbaharındaki emekli, son demlerinde kimseye muhtaç olmadan torun torba sevmek istiyor ancak bu basit kıyaslamalar bile bunun mümkün olmadığını gösteriyor. Otuz yılın sonunda emekli ikramiyesiyle araba almış, su ile çalışmıyor araba, 2002’de aracın yakıt deposu 76 liraya dolarken bugün 211 lirayı bulmuş. En düşük işçi emeklisi aylığı ile Aralık 2000’de 20 gram altın alınabilir iken aynı emekli aylığıyla bugün 8 gram alınabiliyor. Alım gücü 3 kat gerilemiş.

On yıllık devri iktidarınızda hesap bu kadar ortada iken pembe tablolar çizmek, milyonlarca emeklinin durumunu görmezlikten gelmek, hiç dilinizden düşürmediğiniz “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” prensibiyle nasıl bağdaşacak? Yoksa emeklilerin yaşı zaten ilerlemiş, hafızaları zayıflamış, seçimlere doğru yaldızlı birkaç cümleyle bunları unuttururuz diyorsanız ben de sizlere derim ki sizleri bu insanlar iktidar yaptı, yine, ihanete uğramış bu insanlar alaşağı edecektir. Hükûmetin emeklilerimizi bir an önce bu sefalet aylığından kurtarıp onurlu bir hayat için gerekli altyapıyı oluşturmak gibi bir sorumluluğu var. Bu sorumluluğunu bir an önce hatırlaması dileklerimle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Komisyonun bir düzeltme talebi vardır, onu dinliyoruz.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sayın Başkanım, 1’inci maddede üç tane ifadeyi düzeltmek istiyoruz. Dördüncü fıkranın ikinci satırında “2829 sayılı Kanunun” ifadesinden önce “mülga”, yedinci fıkrada yine üçüncü satırda “68 inci maddesinde”den önce yine “mülga”, bir de dokuzuncu fıkrada birinci satırda “88 inci maddesi”nden önce “mülga” ifadeleri sehven yazılmamış, bunların düzeltilmesini istiyoruz.

BAŞKAN – Komisyonun düzeltmesiyle beraber 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddede iki adet önerge vardır.

İki önerge de aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Her iki önergeyi okutup Komisyon ve Hükûmete katılıp katılmadığını sorduktan sonra, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 2 nci maddesi ile 5434 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 223’de yer alan “çerçevesinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve güncelleme yapılmak suretiyle” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Kazım Kurt                          Musa Çam

                İstanbul                                 Eskişehir                                İzmir

     Mehmet Ali Ediboğlu                 Bülent Kuşoğlu                      Levent Gök

                 Hatay                                   Ankara                                Ankara

              İzzet Çetin                            Özgür Özel                     Süleyman Çelebi

                Ankara                                   Manisa                                İstanbul

  Selahattin Karaahmetoğlu              Bülent Tezcan                       Veli Ağbaba

                Giresun                                   Aydın                                Malatya

                                                        Mahmut Tanal

                                                             İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2 nci maddesinde yer alan “çerçevesinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve güncelleme yapılmak suretiyle” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                    Oktay Vural                        Bülent Belen

                       Manisa                              İzmir                                 Tekirdağ

              Kemalettin Yılmaz            Nevzat Korkmaz                       Alim Işık

                 Afyonkarahisar                      Isparta                                Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, nerede bir haksızlık varsa, nerede bir hukuksuzluk varsa Cumhuriyet Halk Partisi haksızlık ve hukuksuzluklarla mücadele etmek için her ortamda bunu dile getirmek zorundadır.

Tabii, ülkede zamlar gündeme geldiği zaman bunun adına “zam” denilmedi, bunun adına “güncelleme” denildi. Peki, güncelleme ise aynen Sayın Bakanın, getirdiği o “güncelleme” ifadesiyle, aynı şekilde emeklinin, çalışanın maaşlarına da “güncelleme” kavramını kullanması kadar doğal bir şeyin olmaması lazım. Yani çalışana gelince güncelleme yok. Ancak hukukta temel bir ilke vardır: “Nimet, külfet karşılığıdır.” Yani bu şekilde, bu nimetten de çalışanların yararlanması gerekir. Gerçekten, bu anlamda, gerek Komisyonun gerek Bakanın bu yönde olumsuz oy kullanmasının bir gerekçesinin olması gerekir. Hiç olmazsa Maliye Bakanımız derdi ki: “Şu kadar, bütçede bir gider olacak.” Acaba Sayın Bakanımız bu konuda “Güncelledim.” demiş olsaydı ne kadar bir gider olacaktı? Bunun gerekçelerini halkımıza açıklarlarsa bence daha doğru olur. Bu açıklanmadan, direkt olarak reddedilmesi yasaya aykırı.

Burada, tabii, bu fırsatı bulmuşken, Ankara’da, Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresince -yani kısaltması ASKİ- Konutkent ve Koru Sitesi’ne, yani Eskişehir Yolu tarafındaki büyük bir kesime aşağı yukarı üç günden beri su verilmemekte. Ankaralı vatandaşlarımız derler ki: “Belediye bu suları keserken hiç olmazsa bir plan, program dahilinde halka duyurulması lazım.” Bize, duyurulmadığını söylerler. “Ne olur, bizim bu talebimizi Mecliste gündeme getirin; belki Belediye veya Şehircilik Bakanlığı, bu konuda, hiç olmazsa bunu duymuş olur...” Yani eğer bundan sonra Ankara’da veya herhangi başka bir ilimizde sular kesilecek ise vatandaşa önceden “Sularınızı biz keseceğiz…” Bir tamirat olabilir, bir onarım olabilir, bunlar mümkün olan şeylerdir. Yani plansız, programsız, habersizce bunların kesilmesi gerçekten doğru bir hadise değil.

Konumuz açısından, esasen, bu konu düzenlenirken, daha önceden Anayasa Mahkemesinin 2005/40 esas, 2009/17 sayılı Kararı ile 5 Şubat 2009 tarihinde dava açan bir vatandaşımız nedeniyle bu yasa Anayasa Mahkemesince iptal edilmişti. Anayasa Mahkemesi gerekçesinde de bu olayın düzenlenmesiyle ilgili, Hükûmete, yasama organına bir yıllık süre vermişti. O açıdan, süre dolunca, tabii ki bu yasama olayı gündeme geldi, bu düzenleme.

Değerli arkadaşlar, düzenleme gündeme geldi ancak hükümde yeni düzenlemeyle şu gündeme geliyor: “Ancak, dava açanlar  davasından vazgeçer ise bundan yararlanır.” denilir. 

Değerli arkadaşlar, Türk hukuk tarihinde bugüne kadar şartlı olarak bir yasa düzenlemesi yapılmamıştır. Şartlı olarak yasa düzenlemesi ancak özel hukuk kişileri arasında, Borçlar Kanunu 156 ve 158’inci maddeleri arasında, özel hukuk sözleşmeleri yapılır. Yasama organı şarta bağlı sözleşme yapamaz.

Peki, şarta bağlı sözleşmeyi niçin yasama organı yaptı? Şunu açıkça itiraf ediyor: Yani, evet, bu yasa hukuka aykırıydı. Bu yasa hukuka aykırı olması nedeniyle vatandaş davayı açtı ancak bu davaları kazandı veya kazanacak. Burada doğacak olan mahkeme masrafı, ücreti vekâletini biz devlet olarak, Hükûmet olarak ödemek istemiyoruz manası çıkıyor bunda. Bunun açıkçası, Türkçesi bu. Yani  burada devlet haksız olduğunu ikrar ediyor.

Peki, değerli arkadaşlar, bizim Anayasa’mızın 2’nci maddesi, hukuk devleti ilkesi var. Yani devlet bile bile yanlışa “Evet” der mi? Dememesi gerekir artı kaldı ki zaten dava, açıldığı andaki koşullara göre açılır. O anda eğer haksız ise yani vatandaş bir daha bu ücreti vekâleti, masrafını kendi cebinden niçin ödesin? Yani bu açıdan, “Bu yasal düzenlemeden yararlanmak isteyen vatandaşımız açmış olduğu davadan vazgeçmesi hâlinde bundan yararlanacaktır.” ibaresi gerçekten eğer tabii ki daha önce iptal kararını veren Anayasa Mahkemesi yine aynı düşüncede ise, daha önce iptal ettikleri gerekçesi Anayasa’nın 2’nci, 10’uncu, 60’ıncı maddelerine göre aynı şekilde götürülür ise yine iptal edilebilir. Çünkü vatandaş için yine büyük bir mağduriyet. Yani yol yakın iken, Bakanlık burada, siz siyasal iktidar yetkilileri ve çoğunlukta bulunan arkadaşlarımız buradadır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) –  Yani burada el ele verip bu yanlışı eğer düzeltirsek gerçekten gecikmiş olmayız.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim. Sağ olun Sayın Tanal.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Şimdi, bir kamu çalışanı yani bir memurun son kurumu Emekli Sandığı değilse emekliliğe müracaatında, bunun ikramiye alması mümkün değil. Şöyle bir örnek vermek istiyorum: Bir memur düşünelim, yirmi bir yıl altı ay çalıştı kamuda, kamu görevlisi olarak çalıştı, son üç buçuk yıl da SSK’lı olarak çalıştı ve geldi dedi ki “Ben, emekli olmak istiyorum.” Bu emekli olur, yalnız üç buçuk yıl sigortalılığından dolayı kıdem tazminatını alır, yirmi bir yıl altı ayla ilgili hiçbir ikramiye talebinde bulunamaz. Nerede bu? Bugüne kadar uygulamada.

Biz, ne yapıyoruz şimdi? Buna, on beş yıl tamamlayınca ikramiyesini alabileceğini getiriyoruz. Bunun aleyhte bir düzenleme değil, lehte bir düzenleme olduğunu ifade ediyorum, bir.

İki: Güncellemeyi yani geriye dönük bu ödemeleri mahkeme kabul etmiyor, reddediyor. Burada da yanlış bilgi var. Yargı bunları reddediyor, diyor ki: “O günün şartlarında ödemelisiniz.” diyor, o günün şartlarında. Güncelleme, bizim tarafımızdan reddedilen bir şey değil. Bu bilgi yanlışlığını da düzeltmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, doğru bilgi vermediniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, düzeltebilir miyim?

BAŞKAN – Efendim?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim… Bakanın dediği mahkeme kararı… Ben Anayasa Mahkemesi kararını vereyim, bir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu, buranın tartışma konusu değil efendim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İki: 10. Hukuk Dairesinin 2010/6262 sayılı Kararı’nı ben vereyim.  

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, burası mahkeme değil, tartışma salonu değil efendim. Sayın Bakan bir açıklama yaptı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani yanlış bir bilgi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunu değerli arkadaşlarımız farklı şekilde…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Farklı değil Değerli Grup Başkan Vekili Arkadaşımız.

BAŞKAN – Sayın Tanal, şimdi onlar şeye geçti…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim… Danıştay 10. Dairesinin 1995’e…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, efendim, bura Danıştay da değil, mahkeme salonu da değil. 

BAŞKAN – Ya, ben, arkadaşımızı zorla yerine mi oturtayım?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama siz öbür konuşmacıyı çağırın efendim.

BAŞKAN – Neyi çağırma?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bundan sonra konuşmacı var…

BAŞKAN – Tamam.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim Değerli Arkadaşım, yanlış bilgiyi düzeltiyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “İşleme devam edin.” diyorum.

BAŞKAN - Emredersiniz, hayhay, emriniz başım üstüne!

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ekonomi literatürüne AKP Hükûmetince kazandırılan ve kırk yıllık zam kelimesinin yerine ikâme edilen güncelleme kelimesinden yola çıkarak bu önergemizde 2’nci maddede yer alan “çerçevesinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve güncelleme yapılmak suretiyle” ibaresinin eklenmesini teklif ediyoruz.

İştirakçilere çalıştıkları sürenin karşılığı olan emekli ikramiyelerinin günün şartlarına göre güncellenerek ödenmesi murat edilmiştir bu önergeyle. Bir şeyleri düzeltelim derken nasıl yeni adaletsizliklere yol açıyoruz güzel bir örnek.

Değerli arkadaşlar, Bilecik-Bozüyük’ten Erdoğan Demirkol bir mektup göndermiş grubumuza. Diyor ki Sayın Demirkol, devlet memuruyken 1991 yılında on dört yıl iki ay hizmetim üzerine istifa ederek memuriyetten ayrıldım, 94’te sigortadan emekli oldum, ikramiye alamadım. Bir buçuk yıl mahkemede davam devam ederken Anayasa Mahkemesi kararı ile tam olumlu bir sürece girerken öğreniyorum Meclise gelen tasarıyla asgari on beş yıl çalışma şartı getiriyorsunuz, on dört yıl iki ay hizmet etmiş olmam dolayısıyla yine bana mahkemenin kapısını gösteriyorsunuz. Vatandaşınıza ne diye eziyet ediyorsunuz? Hizmet süremin karşılığı kadar ikramiye alabilmemin önündeki engellerin kaldırılmasını ya da bir makul süreye çekilmesini rica ediyor.

Değerli arkadaşlar, bu talep haklı bir talep. Ama AKP maalesef kamuoyu önüne çıkardığı hesapları ve rakamları işine geldiği şekilde yapmakta, rakamlara takla attırmakta, bazı hesapların içerisine gizlemektedir. Enflasyon hesapları da böyledir. Zorunlu mallardaki fiyat artışları açıkça, kayak takımı, dalış tüpü, tenis topu gibi günlük hayatta kimsenin kullanmadığı bir kısım lüks malların fiyatlarındaki artış içerisine yedirilerek farklı sonuçlar elde edilmektedir. Sonra kamuoyuna dönüp tek haneli enflasyon rakamlarından bahsedilerek emekli aylıklarına da buna göre artışlar verilmektedir. Bugün zorunlu gıda maddelerindeki fiyat artışları asgari yüzde 20 ilâ 25’tir ancak maaş artışları yüzde 3 artı 3, 4 artı 4. Emeklilerimiz ve diğer sabit ücretli kesimler gittikçe yoksullaşmakta, aile dramları yaşanmaktadır. Keşke biz yanlış olsak, sizin hesaplarınız doğru çıksa! Ancak sorun bu değil değerli arkadaşlar, sorun muhalefetin ikna edilmesi değil. Sorun, toplumsal iç barış, huzur ve adalet sorunudur. Sakın bu tespitlerimize, “2002’de, sizin zamanınızda böyleydi.” ya da “Bakın, bu millet bizi yüzde 50 oy ile iktidar yaptı, kendinize bakın.” demeyin, çünkü bu savunma, yaklaşık 10 milyon emeklinin yahut milyonlarca işçi, memur, çiftçi, esnafın sorunlarını çözmüyor. Yaratılan gelirin adil paylaşımından bahsediyoruz.

Arkadaşlar, Türkiye’de iki ülke var: Birisi, Avrupa, Amerika’dan zengin bir kesim, diğeri ise Nijer, Burundi gibi ülkelerde yaşayan insanların standartlarında yaşıyor. Bu ikilem, toplumsal huzuru ortadan kaldırır. Bundan dolayı, Sayın Hükûmet, etnik meseleleri kaşıyacağına emekli açılımı, işçi memur açılımı yap; ülkenin asıl sorunu kitlelerin yoksulluğu.

Değerli milletvekilleri, herkesin hanesinde bir ya da birden fazla emeklisi var. Anası, babası, kardeşleri, eşi, akraba, yakınları hatta buraya milletvekili olarak gelirken kursağınızda bir emeklinin emeğinin karşılığında aldığı ücretin sağladığı lokmalar var. Şimdi, bu cefakâr insanlara, sevdiklerimize boyun borcu olan teşekkürlerimizi ödemenin tam zamanı. Gelin, yasak savma babından değil de intibak yasasını bir an önce çıkaralım ve şu ilaç fiyatlarından da 1 lirayı kaldıralım kıymetli arkadaşlar. Çünkü, siz, geçmişi kötülerken “70 sente muhtaç hâle getirdiniz.” diyordunuz. Bakın, neredeyse, Türkiye Cumhuriyeti’ni sağlık sektöründe 1 liraya muhtaç hâle getirmişsiniz.

Bu insanlar sadaka, zekat istemiyorlar değerli arkadaşlar. Hayatlarının en güzel yıllarını milletine vakfetmiş, devletine hizmet ile geçirmiş emekli kardeşlerimiz, kendi Meclislerinden haklarının verilmesini istiyor. “Kaynak yok, bütçe imkânları kısıtlı.” falan demeyin, hükûmet edesiniz diye, çare makamı olasınız diye yetkilendirilen sizsiniz. Var olan kaynakları harcamak değildir sadece hükûmet etmek, aynı zamanda kaynak yaratmak, imkân oluşturmaktır. Demokrasilerde yapan kalır, yapamayan gider. Yapamayacağız diyorsanız hiç kimse vazgeçilmez değildir, bırakınız yapanlar gelsin.

Önergeyi desteklemenizi bekliyor, yüce Meclisi ve aziz milletimizi şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler reddedilmiştir.

Madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 3’te iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 3 üncü maddesinde yer alan “80” ibaresinin “100” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                    Oktay Vural                     Bülent Belen

                       Manisa                              İzmir                             Tekirdağ

              Kemalettin Yılmaz           Nevzat Korkmaz                    Alim Işık

                Afyonkarahisar                      Isparta                             Kütahya

                                                      Mehmet Erdoğan

                                                               Muğla

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Ferit Mevlüt Aslanoğlu           Kazım Kurt                         Musa Çam

                       İstanbul                         Eskişehir                               İzmir

                  Bülent Tezcan               Bülent Kuşoğlu                     Özgür Özel

                        Aydın                           Ankara                               Manisa

         Selahattin Karaahmetoğlu     Süleyman Çelebi                   Veli Ağbaba

                       Giresun                          İstanbul                              Malatya

            Mehmet Ali Ediboğlu             İzzet Çetin                        Aytun Çıray

                        Hatay                            Ankara                                 İzmir

“Madde 3- 16.5.2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 28 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “50 kişiyi” ibaresi “120 kişiyi” şeklinde değiştirilmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Çıray. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Ben de Fransa’nın aldığı bu kararı kınayarak başlıyorum. Yalnız bir konuda da uyarıda bulunmak istiyorum, Türkiye’de de Balkanlı göçmenler tehcir edilmişler, 100 binlercesi katledilmiştir ama hiçbirisi bunu, bu acıları kendi kimliklerinin bir parçası yapmamışlardır. Bugün bu karar alınmadan önce, dünkü tartışmalarda, bu anlamda baktığımızda Sayın Bülent Arınç’ın provokatif konuşmasını da kınamak istiyorum buradan.

Değerli arkadaşlar, ben önerge hakkında şunu söylemek istiyorum: Vatandaşımız eczaneye gidiyor, oraya gittiğinde ilacını almak istiyor fakat ne yazık ki işlemlerini yaptıramadığı için, provizyon alamadığı için tekrar gerisin geriye dönmek zorunda kalıyor. Bunun tekrarlanmaması için Hükûmet bir madde getirmiş, 30 tane bilgi işlem uzmanını bu işi kolaylaştırmak için istihdam etmek istiyor. Biz buna katılmakla kalmıyoruz, bunun 120 kişiye çıkarılması gerektiğine inanıyoruz. Aksi hâlde yine amaca ulaşılamayacak.

Değerli arkadaşlar, biraz önce Sayın Bakanı dinledim konuşurken. Bu tedbirleri sağlık politikalarının ve sosyal güvenlik politikalarının sürdürülebilir olması için aldıklarını söylediler. Bence biraz geç kalmışlar. Ben aşağı yukarı bu sağlık ve sosyal güvenlik politikalarının sürdürülemez olduğunu beş yıla yakındır söyleyip, yazıp çiziyorum. Bugün gelinen noktada aslında özetlersek bu konuştuğumuz yasa tasarısı bir tahsilat tasarısıdır. Bu tasarıyla yeniden eller vatandaşın cebine atılacaktır.

Değerli arkadaşlar, bugün gelinen noktada sağlık harcamaları 16,5 milyar dolardan devralınmış, 50 milyar dolara gelmiştir. Toplam ilaç harcamaları da bunun içerisinde çok büyük bir pay oluşturmaktadır. Hükûmet, bugün, tıkandığı için yeni kaynak arayışı ve tasarruf arayışı içindedir, vatandaştan çeşitli aşamalarda sağlık birimleri kesmiş olmasına rağmen yenilerini getirmektedir.

Dünkü bütçe tartışmalarında IMF söz konusu oldu hatırlıyorsunuz. Ben, bugün, burada tartıştığımız kararların IMF’e Hükûmetçe yazılan niyet mektubunun sonucu olduğunu söylüyorum. Bakın, size AKP Hükûmetinin IMF’e yazdığı niyet mektubundan ilgili bölümü okuyorum şimdi değerli arkadaşlar: “Verimliliği artırmak amacıyla ayakta tedavi hizmetlerinden birinci, ikinci ve üçüncü basamaklarda farklılaştırılmış oranlarda katkı payı alınmasını öngören düzenlemeler Sosyal Güvenlik Reformu’na dâhil edilecektir.” İşte, bugün yapılan şey, IMF’e yazılan bu niyet mektubunun gereğini yerine getirmekten ibarettir.

Değerli arkadaşlar, ben, Sağlık Bakanlığı bütçesi görüşülürken de vatandaşın cepten sağlık harcamalarının bu Hükûmet zamanında 2,7 milyar dolardan 10 milyar dolara çıkarıldığını söylemiştim. O zaman Sayın Bakan itiraz etmişlerdi, bunun içinde başka harcamalar olduğunu söylemişlerdi. Bunu daha açık bir şekilde ifade etmek için söylemek istiyorum ki hane halkı harcamalarında sağlık harcamalarının payı 3,2 iken bu Hükûmet zamanında yüzde 6’ya çıkmıştır. Her hâlükârda vatandaşın cebine elinin atıldığının göstergesidir.

Değerli arkadaşlar, yine, sağlık bütçesi tartışılırken ben Sayın Bakana rehin almaların tekrar geriye döndüğünü, eskiden “Paran yoksa öl.” siyasetinin şimdi “Paran yoksa ölürsün, bu da ilahî adalet olur.” siyasetine dönüştüğünü söylemek istiyorum. O gün Sayın Bakan örnek verdiğim gazeteyi beğenmemişti, ben de bugün beğenirler diye Sabah gazetesinden bir kupür getirdim. Parasını ödeyemeyen vatandaşlara paspas yaptırılırken çekilmiş bir fotoğraf bu. Kaynak da Sabah gazetesi, 2010 tarihli.

Değerli arkadaşlar, AKP Hükûmetinin sağlık politikalarının yaldızı dökülüyor. Gerçekten bir dönem yüzde 5-6 oy almalarında etkisi olmuştur, bundan sonra eğer tekrar vatandaş odaklı, insan odaklı sağlık politikalarına dönmezlerse, bu yüzde 5 aldıkları oyu yüzde 15 olarak geri iade edeceklerdir ve göreceksiniz, 9,5 milyona çıkardığınız yeşil kartlıları yarı yarıya da azaltmak zorunda kalacaksınız.

Hepinize teşekkür ediyorum, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 3 üncü maddesinde yer alan “80” ibaresinin “100” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                   Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 113 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken Fransız Parlamentosunun almış olduğu kararı kınıyorum.

Bugün üzerinde değişiklik yapmakta olduğumuz kanun da bir AKP klasiğidir. 5510 sayılı Kanun yapılırken bilerek veya bilmeyerek eksik bırakılan hususlardan bir kısmı bugün görüşmekte olduğumuz kanunla çözülecek ama sosyal güvenlikle ilgili bütün sorunlar çözülmeyecek. Çünkü kalıcı kanunlar yapmak için yeteri kadar hazırlık yapılması gerekir. Böyle alelacele hazırlanan kanun tasarıları yapboz tahtası olmaya mahkûmdur. Anayasa’mızın 60’ıncı maddesi “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” hükmünü amirdir. Bu teşkilat Sosyal Güvenlik Kurumudur. Ancak Kurumun yapılanmasında ciddi eksiklikler vardır. Kurumun yeteri kadar bilişim uzmanı olmadığı için sistemin sürekli ve düzgün çalışmasında aksaklıklar olmaktadır.

Kurumun ilçe müdürlüklerinin kurulmasında kanunla belirlenmiş kriterler yoktur. İktidar istediği ilçeye müdürlük kurmakta, istemediğine kurmamaktadır. İlçe müdürlükleri kurulurken önceliğin nüfus ve il müdürlüğüne olan uzaklığa göre belirlenmesi önem arz etmektedir. İlçe müdürlüklerinin tahsilat yetkisinin olmaması önemli bir sorundur. Bilindiği gibi, Bağ-Kur ve SSK primleri süresi içinde banka şubelerine ödenebilmektedir. Ancak, süresi içinde ödenmeyen, cezalı duruma düşen prim ödemeleri için vatandaş sosyal güvenlik il müdürlüklerine gitmek zorunda kalmaktadır. Bu tahsilat ilçe müdürlüklerinde yapılabilir. Bu, çözülmesi gerekli ve çözülmesi kolay bir sorundur. Konunun çözümü konusunda Sayın Bakanın ilgisini bekliyorum.

İktidar, kanun hükmünde kararnameyle sağlık hizmetlerini yeniden yapılandırdı ve bu yapılandırma güzel kılıflarla yandaş medya aracılığıyla kamuoyuna pazarlandı.

Yeni sağlık sisteminin sonucu olarak ilk tepkiler gelmeye başladı. Devlet hastanelerinin uzman hekimleri emeklerinin karşılığını almak için özel hastanelerin kapısında iş kovalamaya başladılar.

Şimdi, sonuç ne olacak ona bakalım. Vatandaş gidecek devlet hastanesinde doktor yok, haydi bakalım özel hastaneye. Özel hastaneye gidince hem vatandaş daha çok katılım payı ödeyecek hem de Sosyal Güvenlik Kurumu daha fazla para ödeyecek, yani hem vatandaş zarar edecek hem de devlet zarar edecek. Zaman kaybetmeden bu yanlışı düzeltin hem vatandaş hem de devlet kazansın.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devlet hastanelerinin yeterli hizmet üretmesi sağlanamazsa vatandaşın mağduriyeti artarak devam edecektir. Sağlık sistemi çaktırmadan özelleştirilirse bunun sonucu “Ne kadar paran o kadar sağlık hizmeti.” olacaktır.

Bir başka önemli konu da sosyal güvenlik bütçesinin açıklarıdır. Her hükûmet bundan şikâyet eder. Bunun çaresi bellidir.

Birincisi: Kaçak çalışmayla mücadele edeceksiniz. Yani fiilen çalışanların tamamından prim alacaksınız.

İkincisi: Özellikle serbest çalışanların, çiftçilerin, işverenin prim borçlarını ödeyebilecekleri kadar kazanabilecekleri sağlıklı bir ekonomik yapı oluşturacaksınız.

Üçüncüsü: İşsiz gençlerimizin üretime katılmasının sağlanması, istihdamın artırılıp işsizliğin azaltılmasıdır.

Bunları gerçekleştirdiğiniz zaman reçete parası, ilaç parası, katılım parası vesaire diye vatandaşın cebindeki 1 lirayla uğraşma ihtiyacınız ortadan kalkacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanunun milletimize hayırlı olması dileğiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. Önerge reddedilmiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 4’te iki adet önerge vardır. İki önerge de aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Her iki önergeyi okutup Komisyon ve Hükûmete katılıp katılmadığını sorduktan sonra, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 4. Maddesinin Tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Kazım Kurt                         Musa Çam

                     İstanbul                            Eskişehir                               İzmir

               Bülent Kuşoğlu                    Özgür Özel                    Süleyman Çelebi

                      Ankara                              Manisa                               İstanbul

        Selahattin Karaahmetoğlu    Mehmet Ali Ediboğlu              Bülent Tezcan

                      Giresun                              Hatay                                 Aydın

                  Veli Ağbaba                       İzzet Çetin                        Ali Serindağ

                     Malatya                             Ankara                             Gaziantep

Diğer önerge sahipleri:

                  Erkan Akçay                       Oktay Vural                     Bülent Belen

                       Manisa                                 İzmir                             Tekirdağ

              Kemalettin Yılmaz               Nevzat Korkmaz                    Alim Işık

                 Afyonkarahisar                         Isparta                             Kütahya

                                                           Necati Özensoy

                                                                   Bursa

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özensoy, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi, Fransa’nın aldığı bu küstah siyasi hükmü nefretle karşılamakta, şiddetle kınamakta ve tüm varlığıyla lanetlemektedir. Fransa’nın Türk milletini katliamcı olarak sunma ve gösterme densizliği, hiçbir şart altında, sıradan ve olağan görülmeyecek bir tavır olarak hatırlanacaktır. Büyük milletimiz, sözde Ermeni soykırımı iddiaları etrafında inşa edilen şantaj ve tehdit girişimlerinden artık bıkmış ve bundan ziyadesiyle usanmış durumdadır.

Değerli milletvekilleri, bu madde, Sosyal Güvenlik Kurumunun taşınmaz edinimiyle ilgili bir maddede değişiklik öngörüyor. Ben, bu maddeyle ilgili, Bursa’da SGK’nın bir taşınmaz edinimiyle ilgili, Bursa’ya yapılan bir haksızlığı dile getirmek istiyorum. Bu, SGK’nın edindiği binayla ilgili, Bursa’da özel idareye ait olan bir bina trampa edilmiştir. Bu trampada da ortaya konulan şartlarla ortaya çıkan şartlar arasında çok büyük farklar olduğunu, burada size vereceğim rakamlarla ve Sayın Bakanın da iyi bildiği rakamlarla bu haksızlığı gündeme getirmek istiyorum. Bu bina takdir değeri olarak toplam 29 milyon 700 bin lira civarında takdir edilmiş, ancak bunun arsa değeri 20 milyon 400 bin lira, yapılacak tadilatlar, güçlendirmeler vesaireler 8 milyon olarak değerlendirilmiş ama özel idare bu ihaleyi yapıp bitirdiğinde bu tadilatlar tam 22 milyon lira tutmuştur. Dolayısıyla bunun bu tadilatlar ve bina bedellerini de ortaya koyduğumuzda yaklaşık 45 milyon lira olan özel idareye ait bina karşılığında yine SGK’nın özel idareye devrettiği, takdir ettiği binaların toplamı 29 milyon, ancak verdiği sigorta il müdürlüğü hizmet binasına 12 milyon 799 bin lira takdir edilmiş. Ancak özel idare bu trampadan sonra burayı belediyeye devretmiş, bu yaklaşık 13 milyon liralık bina da maalesef belediyenin verdiği 500 bin metrekare parke taşıyla değiştirilmiş. Yani sizler bunu iyi bileceksiniz, yaklaşık 3 milyon lira civarındaki bir parayla trampa edilmiş. Yani buradan özel idarenin zararı -diğer binaları da ortaya koyarsak- yaklaşık sadece trampada 10 milyon lira. Takdir ve yine o yapılan tamiratları topladığımızda arada 15 milyon gibi bir fark var. Yani 25 milyon liralık bir rakam özel idarenin bütçesinden SGK’nın bütçesine geçmiştir. Tabii, şunu söyleyebilirsiniz: “Bu da devletin hizmeti, bu da.” Ancak ben her zaman şunu ifade etmeye çalışıyorum: Bursa verdiği vergilerin karşılığını alamayan bir il. Geçtiğimiz dört yıl 22 milyarlık verdiği vergiye karşılık Bursa’ya gelen bütçeden ayrılanların toplamı 400 milyon lira yani yüzde 2’sini bile alamamış bir il. Dolayısıyla özel idarenin yapması gereken, köylere getirmesi gereken hizmetlerden de bu tür haksızlığa uğramış. Sayın Bakan, eski Bursa Milletvekili, şu anda Şanlıurfa Milletvekili. Şanlıurfalılar ne kadar Şanlıurfalı olarak kabul ediyor bilmiyorum ama Bursalılar hâlen kendisini Bursalı olarak görüyorlar. Dolayısıyla, Bursa’ya yapılan bu haksızlıkların önüne geçilmesi için birtakım girişimlerde bulunmalı. Eğer Sayın Bakan Bursa’ya gelir, Bursa’nın ilçelerinin köylerine giderse, köy yollarına giderse köy yollarının ne hâlde olduğunu, araçların gitmekte ne kadar zorlandığını, dağ ilçelerinin hizmetlerinin ne kadar eksik olduğunu Sayın Bakan geçmişten bilir ama son zamanda gitti mi, gitmedi mi onu tam bilmiyorum. Gerçekten Bursa, verdiğinin karşılığını alamayan veya verdiğiyle aldığını kıyasladığımızda herhâlde iller arasında en son sırada bulunan ildir.

O anlamda, dolayısıyla zaten bir haksızlık yapılıyor, bir de özel idarenin bütçesinden, yani özel idarenin yapması gereken hizmetlerden de merkezî bütçeye bu tür aktarımların yapılmamasını ve Bursa’ya yapılan haksızlıklara bir an önce son verilmesini buradan temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özensoy.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Kısa bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Vallahi, mümkünse çok kısa bir açıklama.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Tabii, tabii.

Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Geçen dönem eski Bursa Milletvekili olarak, değerli arkadaşım Necati Bey’in değerlendirmeleri oldu. Şunu ifade edeyim: Türkiye'nin gerçekten en modern ve en mükemmel Sosyal Güvenlik Kurumu binası Bursa’dadır. O dönem Bursa Milletvekiliydim, Grup Başkan Vekilliğim döneminde bu takas yapıldı. Bir yanlış anlaşılma olmasın diye söylüyorum. Kamu kurumları arasındaki gayrimenkullerden Tekel binası SGK’ya, Sosyal Güvenlik Kurumu binaları da özel idareye verilerek bir takas yapıldı ve 18 bin metrekare bir alanda Sosyal Güvenlik Kurumu binası ortaya çıktı. Eğer Kurum olarak bakacak olursak Sayın Milletvekilimiz Sosyal Güvenlik Kurumuna 25 milyar lira geçtiğini ifade ediyor bu takaslardan.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Burada rakamlar.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Demek ki bulunduğum kurumu korumuşum o yönüyle bakarsak, ama şunu ifade edeyim: Tekel binası…

BAŞKAN – Sayın Bakanım…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şunu söylüyorum…

BAŞKAN – Ama bu gerekçe değil.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Tekel binası çok cüzi bir bedelle özel idareye de devredilmiştir. Onun da hesaplanması gerekir diye düşünüyorum.

Bursa’ya hayırlı olmasını diliyorum, Bursalılar çok memnun bu gelişmelerden.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Daha sağlık müdürlüğüne ve tapuya verdiklerinizi de saymadım.

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye…

Sayın Bakanım, Sayın Elitaş burada yok, böyle açıklamalara çok kızıyor biliyorsunuz, dolayısıyla size de kızar.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Ama benim de açıklama yapma hakkım doğdu o zaman Sayın Başkan.

BAŞKAN – İşte böyle oluyor sonrası.

Şimdi, diğer önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Sayın Ali Serindağ.

Buyurun Sayın Serindağ. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuya geçmeden evvel seçim bölgem Gaziantep’i de ilgilendiren, aslında tüm Türkiye’yi ilgilendiren bir iki konudan bahsetmek istiyorum.

Bunların birincisi, geçen bir konuşmamda da değindiğim gibi, eğitim sorunu. Şimdi, AKP’li sayın milletvekilleri hep pek çok sayıda derslik yaptıklarından bahsederler. Doğrudur, gerçekten pek çok derslik yapılmıştır ancak derslik yapmakla iş bitmiyor, insan unsurunu unutmamak lazım. Bu nedenle eğitimde başarıya ulaşıyorsak insan unsurunu mutlaka değerlendirmemiz lazım. Öğrenci-öğretmen, öğretmen-veli ve yönetici atamada ehliyet ve liyakat mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır, aksi hâlde eğitimde başarıya ulaşamayız.

İkinci bir sorun hava kirliliği. Tüm kentlerimizin ortak sorunu, Gaziantep’ten en çok gelen telefonlar bununla ilgili. Çünkü yoksul vatandaşlarımıza dağıtılan kömürler hiçbir analizden geçirilmeden dağıtılmaktadır. Bu da sorun yaratmaktadır değerli arkadaşlarım. Mutlaka bu konunun üzerinde durulmalı, gerekli analizler yapılmalı, hava kirliliğine neden olacak olan kömürün dağıtılması önlenmelidir. Aslolan sadece dağıtmak değil, iyi dağıtmak ve iyi sonuç almaktır.

Üçüncüsü, sayın milletvekilleri, Gaziantep Türkiye’nin ticari açıdan, ihracat açısından, sanayi açısından önemli illerinden biri ancak devletten gerekli teşviki ve desteği alamamaktadır. Biliyorsunuz Gaziantep’i çeviren tüm iller teşvikten yararlandığı hâlde Gaziantep teşvikten yararlanamamıştır. O nedenle Gaziantep ihracatçısının, Gaziantep sanayicisinin, Gaziantep tüccarının rekabet gücü azalmıştır. Mutlaka bunun yeni düzenlemelerde göz önünde bulundurulması lazım.

Bir diğer konu turizm meselesi. Hepiniz biliyorsunuz ki her yıl turist sayısı artıyor ama turist sayısına paralel bir şekilde bizim turizm gelirlerimiz artmıyor. Ne yapmak lazım o zaman? O zaman yeni turizm türlerini geliştirmek lazım. Üzerinde en çok durulması gereken de kültür turizmidir. Kültür turizmi açısından güneydoğu ve özellikle Gaziantep çok önemli bir destinasyondur, mutlaka bunun değerlendirilmesi lazım. Ancak üzülerek belirtmek lazım ki Gaziantep’te henüz bir turizm master planı yoktur, mutlaka bu eksiklik giderilmelidir. Bölge olarak ele alınmalı, turizm master planı hazırlanmalı ve Gaziantep turizm yatırım bölgesi olarak ilan edilmelidir.

Sayın Başkanım, iyi niyetinize sığınarak konuya geçmeden önce bu hususları dile getirmek istedim, şimdi asıl konuya geçiyorum.

Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nun 35’inci maddesine bir cümlecik ilave ediliyor. 35’inci maddenin son fıkrasını okuyorum: “Kurumun sahibi bulunduğu taşınmazların kira artış oranları, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca her yıl belirlenen yeniden değerleme oranından az olmamak üzere rayiç değerle belirlenir.”

Yeni cümlecik şu, devam ediyor: “Ancak ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak kira bedellerini belirlemeye Yönetim Kurulu yetkilidir.”

Şimdi, siz bu cümleyi ilave ettikten sonra yukarıdaki hükümlerin hiçbirinin kıymeti harbiyesi yoktur arkadaşlar. Siz tüm yetkiyi yönetim kuruluna veriyorsunuz. “Ekonomik koşullar gerektirdiği takdirde…” Böyle muğlak bir ifade olabilir mi? Yani hangi ekonomik koşullar? Kriz mi, kalkınmanın çok hızlı olduğu dönemler mi, nedir, burada kastedilen nedir? Bu muğlak ifadeye dayanılarak hiçbir kritere uymadan yönetim kuruluna bu yetkiyi vermemiz, yönetim kurulunun işini zorlaştırır, oradaki tüm kamu görevlilerinin bile işini zorlaştırır. Onları zor durumda bırakmamamız lazım. O nedenle, ortaya bizim bir kriter koymamız lazım. Bu kriter eskiden beri ya her yıl yayınlanan değerleme oranları veya TEFE veya TÜFE yani veya enflasyon artışı, mutlaka bir kriterin olması lazım. O nedenle bu cümleciğin mutlaka tasarıdan çekilmesi lazım değerli arkadaşlar. Aksi hâlde, hiçbir kurala kaideye uymadan Sosyal Güvenlik Kurumuna ait taşınmazları istediğimiz şekilde, istediğimiz kişiye kiraya verebiliriz.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı iletiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Serindağ.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Reddedilmiştir.

Madde 4’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu nedenle, önergeyi okutup komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 21 üyeyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması halinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım. Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"na yeni 5 nci madde olarak aşağıdaki maddenin eklenmesi ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini teklif ederiz.

                   Tanju Özcan                   Sırrı Sakık                         Vedat Demiröz

                         Bolu                              Muş                                      Bitlis

                    Fatih Şahin                                                              Ali Uzunırmak

                       Ankara                                                                       Aydın

Madde 5- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 43 üncü Maddesinin Başlığı "Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Başbakanlık, Bakanlık ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği görevinde bulunanların aylıkları" şeklinde değiştirilmiş ve maddeye beşinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş, maddenin mevcut altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Dışarıdan bakanlık veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği görevlerinde bulunanlara veya bu görevleri herhangi bir sebeple sona erenlere, Kanunun 26, 28, 44, geçici 2 ve geçici 4 üncü maddeleri gereğince aylık bağlanmasına hak kazanmaları ve en az iki yıl süreyle bu görevlerde bulunmuş olmaları halinde, 27, 29, geçici 2 ve geçici 4 üncü maddelere göre hesaplanacak aylık tutarından az olmamak kaydıyla, Cumhurbaşkanına ödenmekte olan aylık ödeneğin % 40'ı esas alınarak Cumhurbaşkanına bağlanacak yaşlılık aylığının %42'si oranında malullük, emeklilik veya yaşlılık aylığı ödenir. Bu fıkra hükümlerine göre aylık ödenebilmesi için, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce geçici 4 üncü madde kapsamında dışarıdan bakanlık ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği görevi esas alınarak malullük veya emeklilik aylığı ödenenler hariç olmak üzere, malullük, emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanmış olanlar ile aylık bağlanma şartlarını haiz olmayanların en az iki yıl süreyle Başbakanlık Müsteşarı emsal alınarak sigorta primi veya geçici 4 üncü madde kapsamında emekli keseneği ile kurum karşılığı ödemiş olmaları da zorunludur.

Yukarıdaki fıkraya göre tespit edilen aylığı almakta iken ya da dışarıdan bakanlık veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği görevleri sırasında veya bu görevlerinin sona ermesinden sonra ölenlerin bu Kanunda düzenlenen koşullara sahip olan hak sahiplerine, iki yıl süreyle bu görevlerde bulunmuş olma ve sigorta primi veya emekli keseneği ile kurum karşılığı ödenmesi açısından yukarıdaki fıkrada düzenlenmiş olan şart aranmaksızın, bu maddeye göre hesap edilen aylık esas alınarak ölüm ya da dul ve yetim aylığı bağlanır.

Ancak, dışarıdan bakanlık veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği görevlerinde bulunanlar ile bunlardan ölenlerin hak sahiplerine, 27, 29, 33, geçici 2 ve geçici 4 üncü maddelerine göre hesaplanan aylık, altıncı ve yedinci fıkraya göre bağlanan aylıktan düşükse aradaki fark, Hazineden tahsil edilir."

"Bu madde kapsamında bağlanan aylıklar, Cumhurbaşkanına ödenmekte olan aylık ödenekteki değişime bağlı olarak yeniden hesaplanarak ödenir ve bu aylıklar hakkında 55 nci maddenin ikinci fıkrası uygulanmaz."

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Yeterli çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan, önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen var mı? Yok.

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Hayırlı uğurlu olsun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır, buyurunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bu önergede Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanında partilerimiz adına görevli olan arkadaşlarımız imza koymuşlardır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak söylüyorum: Bu önergeye imza koyan Başkanlık Divanı Üyesi arkadaşımız grubumuzu temsilen koymuştur. Bunu bilgilerinize sunarım. Diğer arkadaşlarımızın da bu yönde açıklamaları olacağını ümit ediyorum, diğer grup başkan vekillerinin.

BAŞKAN – Herhâlde yani grupların bilgisi olmadan Başkanlık Divanında…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan söz istiyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, size açayım mı?

Sayın Bahçekapılı, Sayın Tarhan; sırayla hepinize söz vereceğim de onun için.

Sayın Kaplan, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet, Sayın Başkan, doğrudur, bizim de idare amirimizin imzaladığı ve grubumuzun görüşünü yansıtan bir önergedir.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, biz de katılıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Divan üyesi arkadaşımız da grubumuz adına imza atmıştır, biz de katılıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, tasarının görüşmelerinde herhangi bir karışıklığa meydan vermemek açısından mevcut madde numaraları üzerinden devam edilecektir ancak kabul edilen yeni madde nedeniyle kanun yazımında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

Şimdi madde 5’te iki adet önerge vardır, sırasıyla okutup en aykırısını işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 5. Maddesindeki “üçte birinin” ibaresinin “yüzde 35’inin” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Ferit Mevlüt Aslanoğlu           Kazım Kurt                        Musa Çam

                       İstanbul                         Eskişehir                              İzmir

                 Bülent Kuşoğlu                 Özgür Özel                   Süleyman Çelebi

                        Ankara                           Manisa                              İstanbul            

          Selahattin Karaahmetoğlu       Bülent Tezcan                     Veli Ağbaba

                        Giresun                           Aydın                              Malatya

             Mehmet Ali Ediboğlu                                                      İzzet Çetin

                         Hatay                                                                     Ankara

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 5 inci maddesinde yer alan "üçte birinin" ibaresinin "dörtte birinin" şeklinde değiştirilmesi arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                     Oktay Vural                        Bülent Belen

                       Manisa                               İzmir                                 Tekirdağ

              Kemalettin Yılmaz             Nevzat Korkmaz                        Alim Işık

                Afyonkarahisar                       Isparta                                Kütahya

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI  FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Belen, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birazcık sükûneti sağlarsak iyi olacak. İnanın, hiçbir şey duymuyorum.

BÜLENT BELEN (Devamla) - …görüşülmekte olan 113 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun vermiş olduğu değişiklik önergesi lehinde söz almış bulunmaktayım.

Bu vesileyle, sözde Ermeni soykırımının inkârını suç sayan yasayı kabul eden Fransız parlamenterleri şiddetle kınıyorum.

Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Kasım 2002 tarihinde iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından 2006 yılında çıkarılan 5502 ve 5510 sayılı yasalarla yeni bir Sosyal Güvenlik Kurumu oluşturulmuş, diğer kurumlar bunun çatısı altında birleştirilmiştir. Ülkemizin sosyal güvenlik sorunları her geçen gün çığ gibi büyümekte, Kurum’un gelirleri ve giderleri arasındaki açığın önüne geçecek önlemler maalesef, dokuz yıldır iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerince alınmamaktadır. 2010 yılında Kurum’un bütçe açığı için hazineden 26 milyar para aktarılmış, 2011 yılında ise bu rakamın 30 milyar liraya çıkacağı öngörülmüştür. Sağlıklı ve etkin denetimler yapılamadığı için sosyal güvenlik açıklarının önü alınamamış, aksine çığ gibi büyümüştür. Kurum’un bütçesindeki açığa sebep olan en önemli etken sağlık giderleridir. Bu konudaki soygunu önleyecek tedbirler alınamadığı için 2010 yılında sağlık giderlerine 32 milyar lira ödenmiştir. Buradan da anlaşılıyor ki Kurum bu konuda yetersiz kalmaktadır. En kritik KİT’leri dahi özelleştiren Hükûmet, bu konuda özel sigortaların altyapılarını güçlendirerek sağlık sigortaları alanında özelleştirmeye gitmeli, sigortalıların tercihine bırakarak dileyenlerin sağlık sigorta primlerini özel sigortalara devretmeyi denemelidir. Özel sigortalara bu alanda saha açıldığında sağlık giderlerinde büyük bir düşme yaşanacağı aşikârdır.

Sayın milletvekilleri, günümüzde Kurum’daki bu açıklar ve yapılan yanlışlar sebebiyle emekli olan vatandaşlarımızın emekli maaşları ile geçinememeleri sebebiyle bu vatandaşlarımız kayıt dışı çalışmakta, bu da sektörde büyük oranda kayıt dışılığa sebep olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde 1 emekliye karşılık 5 çalışan varken, ülkemizde, maalesef, 1 emekliye karşı 1,9 çalışan bulunmaktadır. Bu da Kurumdaki bütçe açığını daha da büyütmektedir.

Hükûmetin sosyal güvenlik politikaları, maalesef, yeterli olmadığı gibi bütçe açığının artmasında önemli bir faktör olmaktadır. Bunu önleyebilmek için daha kapsamlı bir yasal düzenlemeye gidilerek özel sektörün bu alanda aktör olması sağlanmalıdır.

Sosyal sigortalar sistemi hukuki boyutuyla uygulanabilir, mali boyutuyla sürdürülebilir ve ilgili taraflarca kabul edilebilir bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Sosyal güvenlik sisteminin bilgi teknolojileri altyapısı güçlendirilmeli, hak kaybını ve mükerrer yararlanmayı önleyen, etkili, erişilebilir ve sürdürülebilir hizmet sunan bir yapı oluşturulmalıdır.

Sosyal sigorta programları aktüeryal denge içinde etkili ve özerk bir yapıda yönetilerek sistemin sürdürülebilirliği sağlanmalı ve fon yönetimi etkinleştirilmelidir.

Ayrıca, prim gün sayısını tamamlamakla birlikte yaş haddini dolduramadığından emekliye ayrılamayan ve zorunlu sigortalılıkları sona eren kişilerin ve bakmakla yükümlü oldukları kimselerin, sağlık hizmetlerinden faydalanmalarını sağlayacak bir yasal düzenleme en kısa sürede yapılmalıdır.

Sayın Bakanım, ilçe müdürlüklerinizde vezne açılmadığı için buralarda prim tahsilatları yapılamıyor. Gecikmeli primleri ödemek için de vatandaşlarımız il müdürlükleri veznesine gitmek zorunda kalıyorlar. İlçe müdürlüklerinizde vezne açılması büyük bir ihtiyaçtır.

Ayrıca, Tekirdağ ili Çorlu ilçesindeki ilçe SGK Müdürlüğünde personel sıkıntısı vardır. Bu personel sıkıntısından dolayı, yoğun miktarda işi olan o şubeye bağlı işçilerin istirahat raporları sisteme girilemediğinden bu işçi kardeşlerimiz istirahat paralarını almakta çok sıkıntılar çekmektedir.

Ben bu vesileyle yüce heyetinizi selamlar, yasanın ülkemize hayırlı olmasını dilerim.

Saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 5. Maddesindeki “üçte birinin” ibaresinin “yüzde 35’inin” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, biraz önceki önerge için “Kabul edilmiştir.” dediniz.

BAŞKAN – Deminki önergeyi “Kabul edilmiştir.” diye söylediysem eğer, farkında olmadan, sehven söylenmiştir. Önerge kabul edilmemiştir, düzeltiyorum.

Sayın Komisyon, katılıyor musunuz bu önergeye?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, buyurunuz lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili madde hakkında konuşmadan önce, 25 Aralık Pazar günü 38’inci ölüm yıl dönümü olan, hemşehrisi olmakla övündüğüm İsmet İnönü ile ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.

İsmet İnönü, yıllar önce, bu Meclisin kurulması için mücadele etti, bu Meclisin var olabilmesi, bu kürsünün ayakta kalabilmesi için savaşlara girdi; ne yazık ki hayatını ortaya koyduğu bu Meclisten, bu kürsüden, kendisi için yakışıksız sözler kullanıldı.

Bu eleştirileri olgunlukla karşılıyorum. Zaten İnönü de bu Mecliste, bu kürsüde kendisi de eleştirilebilsin diye bütün bir hayatını ortaya koydu. Yalnız, bazen iftira atıldı, bazen hakaret edildi; Hitler'e benzetildi, diktatörlükle suçlandı. Bunları söyleyenler bir hınçla, intikam duygusuyla hareket ettiler. Eleştirilerinde, tarih biliminin en önemli kavramlarından olan “zaman” ve “dönemin ruhu” yoktu. Zaten amaç da tarihsel bir değerlendirme değildi. Amaç tarihsel bir değerlendirme olsaydı, tarih doğru yolu gösterirdi.

Değerli milletvekilleri, “diktatör” ve “Hitler” benzetmesi yapanlara buradan sesleniyorum: Dünya siyasi tarihinde kendi iktidarını demokratik yollarla devreden başka bir lider var mıdır, hem de en güçlü olduğu zamanda? (CHP sıralarından alkışlar) 1950 genel seçimlerinden sonra söylediği "Bu siyasi yenilgi benim en büyük zaferimdir." sözünü bir diktatör söyleyebilir mi?

İnönü, cumhuriyetin demokratikleşmesi için bu yolun kilometre  taşlarından   olan   çok   partili sistemin mimarıdır. Özgür ve demokratik bir cumhuriyetin en güzel göstergelerinden biri bugünkü Başbakandır. İnönü düşüncelerinin  muhalifi    olan    birisi Başbakan olabiliyorsa biz bunu önce bu toprakları özgürleştirenlere, özgür topraklardan demokratik bir cumhuriyet şiarıyla yola çıkanlara borçluyuz.

Yüzyıllar boyu saldırılara, katliamlara maruz kalmış, katline ferman verilmiş, fetva çıkarılmış Dersim'in bir çocuğu, ana muhalefet partisinin genel başkanı olabiliyorsa, İnönü'nün koltuğunda oturabiliyorsa biz bunu İnönülere, Mustafa Kemallere borçluyuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Elbette İnönü düşüncelerinin muhalifleri vardı, var olmaya da devam ediyor. O gün cumhuriyetin muhalifleri, Amerikan mandacılarıydı, İngiliz muhipleriydi, işbirlikçilerdi. Bugünün muhalifleri ise Amerikan füze kalkancıları, Irak işgalcilerinin duacıları, tezkere satıcılarıdır. İşte hakikat, işte mirasçılar. Kim, ne için, ne yapıyorsa ortada.

Değerli arkadaşlar, İsmet İnönü'yü diktatörlükle suçlayanlara bir şeyi hatırlatmak isterim: Bütün diktatörlerin hatta bazen siyasete bulaşmışların haksız yollarla zengin olduğu, kirlendiği bir ortamda milletin 5 kuruşunun hesabını soran, dürüst, temiz bir devlet adamı ve hiç kirlenmemiş, tertemiz bir İnönü ailesi göreceksiniz.

İsmet İnönü: "Bir memlekette namuslular namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memlekette kurtuluş yoktur." demiştir. Bu sözü ancak demokrasiye inanan bir lider söyler.

Emperyal güçlere teslim olmuş, ekonomisi batmış, donanması dağılmış, askeri terhis edilmiş, toprakları yağmalanmış, halkı yoksul, halkı perişan bir imparatorluk özgür bir cumhuriyete dönüştü. Yirmi iki yıllık tek parti dönemi işte bu muazzam değişimin tarihiydi. Yirmi iki yılda özgür ve demokratik bir cumhuriyet inşa edenleri eleştirenler tersini mi düşünüyor acep? Monarşiye son verilmesinin üzüntüsünü mü yaşıyorlar? O günleri mi özlüyorlar? O günlere dönmenin yolunu mu arıyorlar? Bu çabalar içinde değilseler önce İnönü'nün hakkını teslim etsinler. İkinci Dünya Savaşı gibi bir cehennemin ortasından bu ülkeyi nasıl sağ salim çıkardığını görsünler. Seksen sekiz yaşında olmasına rağmen, suçsuz, günahsız devrimci gençlerin, Deniz Gezmişlerin, Yusuf Aslanların, Hüseyin İnanların haksız yere idam sehpasına gönderilmesine karşı nasıl mücadele ettiğini görsünler, Mendereslerin idamına karşı duruşunu görsünler. Monarşiden cumhuriyete, otokrasiden demokrasiye geçişi görsünler.

Değerli arkadaşlar, sözlerime son verirken bir sözünü daha söylemek istiyorum: “Tarih kürsüsünden hâlinizi seyrediyorum, suçluların telaşı içindesiniz, ışıktan korkuyorsunuz.”

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; eğer bunları görmeyeceklerse -bu söylediklerimi- illa bir Hitler arayacaklarsa dönüp aynaya bakmalarını tavsiye ediyorum.

İnönü’yü ölümünün 38’inci yıl dönümünde tekrar anıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağbaba.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 6’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır. İki önerge de aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Her iki önergeyi okutup Komisyon ve Hükûmete katılıp katılmadığını sorduktan sonra, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 6. Maddesinin Tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                 Kazım Kurt                          Musa Çam 

                      İstanbul                               Eskişehir                                İzmir

                    İzzet Çetin                        Bülent Kuşoğlu                  Süleyman Çelebi

                      Ankara                                 Ankara                               İstanbul

                   Özgür Özel               Selahattin Karaahmetoğlu            Bülent Tezcan

                       Manisa                                 Giresun                                Aydın

           Mehmet Ali Ediboğlu                                                             Veli Ağbaba

                        Hatay                                                                            Malatya

Diğer önerge sahipleri:

                  Erkan Akçay                         Oktay Vural                       Bülent Belen

                       Manisa                                   İzmir                                Tekirdağ

               Nevzat Korkmaz                 Kemalettin Yılmaz                       Ali Öz

                       Isparta                           Afyonkarahisar                          Mersin

                                                                 Alim Işık                                   

                                                                  Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Tezcan, buyurunuz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 113 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi 5510 sayılı Kanun’da bir değişiklik öngörüyor. 5510 sayılı Kanun, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Hakkında Kanun. Sosyal güvenlik alanını düzenleyen bir temel mevzuat ve 6’ncı madde de bu kanunun 64’üncü maddesine (d) bendi adı altında bir ek bent ekliyor.

Değerli arkadaşlar, çok teknik konuşmaya gerek yok. Çok net bir şey söylüyorum. Bu değişikliği kabul ettiğimiz takdirde tedavi giderlerinin ödenmesinde kısıntı yapacağız. Yani bu değişiklik, bundan sonra hastalara ne kadar daha az tedavi gideri öderiz düşüncesinin ürünü. Bu değişikliği oylayıp geçirdiğimizde hastane kapısından dönen insanların sayısı artacak, ilaç alamayan insanların sayısı artacak, tedavi olamayan insanların sayısı artacak. Bakın niye söylüyorum bunu? AKP İktidarı sağlıktaki başarılarıyla sürekli övünüyor, burada bütçe görüşmelerinde de bunları dinledik. 5510 sayılı Kanun’un 63’üncü maddesi hangi tedavi giderlerinin ödeneceğini düzenliyor. Aynı kanunun 64’üncü maddesi hangi durumlarda tedavi giderlerinin ödenmeyeceğini düzenliyor. Biz bu değişiklikle 64’üncü maddeye şöyle bir ekleme yapıyoruz: Sosyal Güvenlik Kurumunun kabul etmediği, saymadığı ödemeler yapılmayacak. Bakın bu ne demek biliyor musunuz değerli milletvekilleri? Önümüzdeki günlerde öngörülemeyen yeni tedavi biçimleri ortaya çıkabilir. Örneğin kanser tedavisine ilişkin yeni yöntemler bulunabilir ve vatandaş hastane kapısına gittiğinde kanser tedavisiyle ilgili o yaşamsal önemi olan tedaviyi Sosyal Güvenlik Kurumu ödemeyecek, alamayacak o hizmeti. Sadece bir tane örnek verdim.

Değerli arkadaşlar, bir başka şeyi daha düzenliyor bu değişiklik, eğer oylarsak başka bir şey daha olacak. Bakın, eskiden, eğer 63’üncü maddede ayrıntılı olarak sayılmamışsa, vatandaş, orada sayılmasa bile kurum tedavi giderini ödemediği zaman mahkemeye gidiyordu. Sosyal devlet ilkesi var ya, Anayasa’da sosyal devlet ilkesi var, vatandaş iş mahkemelerine gidiyordu, diyordu ki: “Anayasa’da sosyal devlet ilkesi öngörülmüş. Benim bu hastalığımı devlet karşılamak zorunda, Sosyal Güvenlik Kurumu karşılamak zorunda.” ve mahkeme kararıyla o tedaviyi alabiliyordu. Şimdi, 64’üncü maddeye getirdiğimiz bu bentle, bu hükümle, artık vatandaş mahkeme kararıyla da bu tedavi hakkını alamayacak, getirilen düzenleme bu.

Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye’de o övünülen sosyal güvenlik sisteminin ne hâle geldiğini, sağlık sisteminin ne hâle geldiğini biliyoruz. Daha dün gazetelerde yazdı, 247 ilaç problemli. Kanser ilacını alamıyor insanlar. Çocuklar, grip olan küçük çocuklar için tuzlu su denilen suyu ödemiyor, Sosyal Güvenlik Kurumu ödemiyor, küçücük yavrular kış günü… Ya, tuzlu su 3 lira, 4 lira, bunu ödemiyor. Böyle bir sistem…

Bakın “Paran yoksa sürün.” Hastane kapısından geri dönenler. Bakın, “Hayaldi, yalan oldu.” “Acil servise gittim, param olmadığından geri dönmek zorunda kaldım.” diyen bir anlayış.

Değerli arkadaşlar, son olarak şunu söylüyorum: Dün burada bütçe görüşmeleri yapılırken Sayın Nurettin Canikli buradan bir şey söyledi: “Biz -AKP için söylüyorum- garip gurebayı, fakir fukarayı sizden 16 kat daha fazla seviyoruz.” dedi.

Şimdi, bu kanun değişikliği çerçevesinde diyorum ki ben de fakir fukarayı, garip gurebayı sizin sevginizden Allah esirgesin diyorum.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Diğer önergeyle ilgili kim konuşacak?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Okutuyorum.

Gerekçe:

63 üncü madde yeterince açıktır. 64 üncü madde yeni bir düzenleme getirmemektedir.

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler reddedilmiştir.

Madde 6’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 7’de iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 7. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Kazım Kurt                       Musa Çam

                       İstanbul                                Eskişehir                             İzmir

                  Bülent Tezcan                      Bülent Kuşoğlu                   Özgür Özel

                        Aydın                                   Ankara                             Manisa

         Selahattin Karaahmetoğlu            Süleyman Çelebi                 Veli Ağbaba

                       Giresun                                 İstanbul                            Malatya

            Mehmet Ali Ediboğlu                                                             İzzet Çetin    

                         Hatay                                                                           Ankara       

“Madde 7- 5510 sayılı Kanunun 65. Maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Kurum, gerekli gördüğü hallerde bu fıkra gereğince kişilerin ulaşım hizmetlerini, hizmet satın alma ve kiralama gibi usullerde temin etmeye yetkilidir. Ancak, hastaların kendi olanakları ile gidiş ve geliş yapabilmelerini istemeleri halinde mevcut uygulama devam ettirilir.”

BAŞKAN – Şimdi, diğer önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 7 nci maddesinin sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     Erkan Akçay                      Oktay Vural                       Bülent Belen

                          Manisa                                İzmir                               Tekirdağ

                 Kemalettin Yılmaz             Nevzat Korkmaz                      Alim Işık

                   Afyonkarahisar                        Isparta                               Kütahya

“Ancak, hastaların kendi imkânları ile gidiş ve dönüş yapmak istemeleri hâlinde gidiş ve dönüş yol giderleri ve gündelikleri kurumca karşılanır.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim katılmıyoruz çünkü zaten ödeniyor.

BAŞKAN – Gerekçe mi Sayın Şandır?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Kemalettin Yılmaz konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 113 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle belirtmeliyiz ki, 5510 sayılı Yasa kapsamında finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ile yol gideri, gündelik ve refakatçi haklarından yararlanmak gerek sağlık sigortalı ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler için bir hak, mevzuatta belirtilen esaslara göre bu hizmet ve hakların finansmanının sağlanması ise Sosyal Güvenlik Kurumu için bir yükümlülüktür.

Ülkemizde maalesef birçok hastalığın tedavisi kısıtlı merkezlerde yapılabilmektedir. Özellikle Anadolu’nun küçük illerinden büyük şehirlerimize gelip hastalarının tedavilerini yaptırmak hem madden hem de manen çok ağır bir süreç teşkil etmektedir. Evlerinden, yurtlarından, bildikleri şehirlerden uzakta dertlerine derman arayan vatandaşlarımızın her türlü gereksinimlerini karşılamak devletimizin görevidir.

5510 sayılı Kanun’un 65’inci maddesinin birinci fıkrasına eklenecek bir cümleyle vatandaşımızın bu tedavi yapılacak yerlere ulaşımının hizmet satın alma ve kiralamayla yapmasına yetki verilmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu maddenin vatandaşların kendi araçlarıyla da ulaşım sağlaması hâlinde yol giderlerinin ve gündeliklerinin ödenmesi konusunda, değiştirilmesi hakkında, eklenmesi hakkında önergemizi verdik.

Taşradan gelen vatandaşlarımızın büyük şehirlerde yaşadığı sıkıntı sadece şehre, hastaneye ulaşımla sınırlı değildir. O şehirlerde bazen günlerce hatta aylarca kalması gerekenler oluyor. Şehir içerisindeki ulaşımları, rahat ve hızlı hareket etmeleri açısından kendi araçlarıyla gelmeleri birçok konuda vatandaşlarımızı rahatlatmaktadır. Şuradan çıkalım, Ankara’da bulunan birçok hastanenin etrafında diğer illerden gelen araçların varlığını görmek mümkündür ki pek çok insanımızın da imkânsızlıklar nedeniyle bu araçlarını otel gibi kullandıklarına şahit olabilmekteyiz.

Bu sebeple insanlarımızın beklentileri yönünde hareket etmek zorundayız. İnsanların sıkıntılı bu süreçlerinde hak ettikleri hizmeti istedikleri şekilde almaları için, tedavi sırasında ulaşımlarının kolaylaştırılması için mutlaka önerilerimizin de dikkate alınması gerekmektedir. Bu önerilerimizin yanında, bu hizmetlerin kiralama veya hizmet satın almayla yapılması durumunda, vatandaşlarımıza ilave bürokratik engeller çıkabilir ve vatandaşlarımızın hizmete erişimleri kısıtlanabilir. Bu işin koordinasyonu, hem kurum için ciddi bir yük oluşturur hem de vatandaş sıkıntılı dönemlerinde kırtasiye işiyle uğraşmak zorunda kalabilirler.

Yine, insanlarımız, özellikle ve özellikle hanım kardeşlerimiz yabancı bir araçla, yabancı bir insanla yolculuk etmekte sıkıntı duyabilirler. Anadolu’da yaşayan insanlarımızın kültürel hassasiyetleri de dikkate alınmalı ve vatandaşlarımız mağdur edilmemelidir. Kendi araçlarıyla ulaşımları yaptırılarak, rahat ve huzurlu bir şekilde tedavilerinin yapılacağı birimlere ulaşmasının sağlanması, vatandaşlarımıza en büyük görevimizdir.

Bu duygu ve düşünceler içerisinde yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 7. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

“Madde 7- 5510 sayılı Kanunun 65. Maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Kurum, gerekli gördüğü hallerde bu fıkra gereğince kişilerin ulaşım hizmetlerini, hizmet satın alma ve kiralama gibi usullerde temin etmeye yetkilidir. Ancak, hastaların kendi olanakları ile gidiş ve geliş yapabilmelerini istemeleri halinde mevcut uygulama devam ettirilir.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Ediboğlu konuşacak efendim.

BAŞKAN – Sayın Ediboğlu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hükûmetin aklına tasarruf gelince, hastalar, çalışanlar, emekliler bir kez daha silkeleniyor ülkemizde. Bir büyüğümün dediği gibi “Özgürlükten tasarruf esaret, sağlıktan tasarruf ise ölüm getirir.”

Hükûmet tasarruf yapmayı gerçekten istiyorsa, başını diğer yöne çevirmelidir. Sizlere diyaliz hastaları ve yakınlarının dramından ve ülkemize maliyetinden söz edeceğim ve sonunda da bir önerim olacak.

Anayasa’mızın 56’ncı maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı olduğu belirtilerek, devletin sağlıkla ilgili yerine getirmek zorunda olduğu görevler ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır.

Türkiye’de bulunan 70 bin kronik böbrek hastası ve bu hastaların yakınları çeşitli sorunlarla karşılaşmakta, her geçen gün sağlık sistemine ve hayata dair umutlarını kaybetmekte ve Sağlık Bakanlığının, SGK’nın, Maliye Bakanlığının, politikacıların, yerel yönetimlerin, basının, kısacası toplumun tüm ilgili kesimlerinin kendilerine daha fazla ilgi göstermelerini beklemektedirler.

Haftada üç gün dörder saat diyaliz makinesine bağlanması gereken bu hastalar ve yakınları, diyalizde geçen sürenin dışında kalan zamanlarında da bürokratik süreçlerle uğraşmakta, çalışma hayatlarında yeterli performans gösterememekteler. Hasta yakınları hastayla ilgilenmenin dışında başka bir şey yapmaya zaman bulamamaktalar. Evin içinde psikolojik ortam devamlı gergindir. Hastalar her an ölümle burun buruna yaşarlar, özellikle birlikte tedavi gördüğü hastaların ölümlerine tanık olmanın yarattığı psikolojik travmalara maruz kalırlar. Diyaliz hastalarının birçoğu eşleri tarafından da terk edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de 2001 yılında 1 milyonda 314 olan diyaliz hastası oranı 2010 yılında 1 milyonda 853’e yükselmiştir. Bu artış tesadüf değildir. Son yıllarda uygulanmaya başlanan performans sistemi nasıl ki ameliyat sayılarını 2 misline çıkardıysa yani “Gereksiz ameliyatlar yapılıyor.” tartışmalarına neden olduysa, diyalize giren hasta sayısındaki artış için de benzer iddialar vardır. Sağlık bütçesinin yüzde 5’i de bu hastaların tedavisine harcanmaktadır.

2015’te hasta sayısının 100 bini geçeceği ve toplam tedavi maliyetinin yılda 3 milyar doları aşağı da tahmin edilmektedir.

Ürkütücü bir gerçek de diyalize giren hastaların sadece yüzde 40’ı beşinci yıl sonunda hayatta kalabilmektedirler. Ancak böbrek nakliyle yaşam süresi uzamakta ve yaşam kalitesi artmaktadır. Ülkemizde son evredeki hastaların sadece yüzde 12’sine böbrek nakli yapılabildiği de bilgimiz dâhilindedir. Diyaliz pahalı bir tedavi yöntemidir. Diyaliz hastalarının ülke ekonomisine etkisi de bir hayli fazladır.

Ülkemizde, tüm kısıtlamalara rağmen bir hastanın devlete yıllık maliyeti 25-30 bin dolardır. ABD’de ise bu rakam 80 bin dolar. Kuşkusuz maliyetleri kontrol etme çabası, diyalizde kalitenin azalması ve hasta sağlığının tehlikeye atılması gibi olumsuz sonuçlar doğurabilecektir. Böbrek nakli ise diyalize göre çok daha ucuz ve sağlıklıdır.

Değerli milletvekilleri, aslında kronik böbrek hastalığı önlenebilen ya da geciktirilebilen bir hastalıktır. Ülkemizde böbrek hastalarına yönelik geleneksel yaklaşım, uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Projesi gereği hastalık ilerleyince diyaliz uygulamaktan ibarettir.

Bütçeler ne kadar düşürülmeye çalışılırsa çalışılsın yakın gelecekte diyaliz maliyetini karşılamak çok güç olacaktır. Çünkü kronik böbrek hastalığı ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunudur.

Ülkemizde kronik böbrek hastalığının tedavisinden çok önlenmesine dayalı ulusal bir hastalık yönetim modeli oluşturulmasına ve böbrek hastalıklarının önlenmesi, tanısı ve tedavisine ilişkin standart yaklaşımlar getirilmesine gereksinim vardır. Bu mümkündür ve daha kolaydır. Yani diyaliz hastalarının ve hasta yakınlarının çektiği ıztıraplardan kurtulması ve her yıl milyarlarca lira tasarruf edilmesi de mümkündür. Ancak bu, bir tercih meselesidir. Tedavi edici hekimliği önceleyen, yani “İnsanlar hastalansın sonra tedavisi bir şekilde yapılır; birileri de bu işten para kazansın.” mantığıyla özetlenebilecek Sağlıkta Dönüşüm Projesi ile bu iş olmaz. Bu iş, koruyucu hekimliği önceleyen sağlık politikalarıyla olur.

Varsın birileri daha az para kazansın; buna değer diyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Şimdi, madde 7’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, madde 8 üzerinde iki adet önerge vardır. İki önerge de aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Her iki önergeyi okutup, Komisyon ve Hükûmete katılıp katılmadığını sorduktan sonra, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 8. Maddesinin Tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu               Kazım Kurt                             Musa Çam

                      İstanbul                             Eskişehir                                   İzmir

                Bülent Kuşoğlu                     Özgür Özel                        Süleyman Çelebi

                      Ankara                               Manisa                                   İstanbul

        Selahattin Karaahmetoğlu     Mehmet Ali Ediboğlu                  Bülent Tezcan

                      Giresun                               Hatay                                     Aydın

                  Veli Ağbaba                                                                      İzzet Çetin                                                              Malatya                                                                             Ankara     

Diğer önerge sahipleri:

                  Erkan Akçay                      Oktay Vural                           Bülent Belen

                      Manisa                                İzmir                                   Tekirdağ

             Kemalettin Yılmaz              Nevzat Korkmaz                          Alim Işık

                Afyonkarahisar                         Isparta                                   Kütahya

                                                                 Ali Öz

                                                                 Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Öz. (MHP sıralarından alkışlar)

Sizden kim konuşacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Karaahmetoğlu...

BAŞKAN – Karaahmetoğlu, tamam. Şimdi, önce Sayın Öz’ü aldık.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Emredersiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 113 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde, önerge sahibi olarak söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Biraz önce yüce Meclisimizin oylarıyla kabul ettiğimiz tasarıyı, kanunlaştırdığımız 64’üncü maddeyi umarım hepimiz farkında olarak oylamışızdır diye düşünüyorum çünkü 64’üncü madde, gerçekten, ülkemizde daha önce çok ciddi sıkıntıya yol açan, özellikle ülkemizde en sık görülen koroner arter hastalarının kullanmış olduğu ilaç kaplı stentleri bir dönem devletin ödemediği süreçte, insanların hukuka başvurarak SGK’dan, ödedikleri miktarları, fatura bedellerini geri almasıyla alakalı bir işlemdi. Maalesef SGK, 63’üncü maddede, devlet tarafından finansmanı yapılacak olan şeylerin dışında kalanları ödememek üzere yasallaştırdı. İleride bunun, hepimiz, sıkıntılarını yaşayacağımızı öncelikle ifade etmek istiyorum.

Yine üzülerek ifade ediyorum ki, bu maddeyle vatandaşlarımıza ek bir yük getiriliyor. Bu yükün adı da “Sağlık hizmetleri için gereksiz kullanımı azaltma ve israfı önleme.” olarak tarif ediliyor. Hükûmet olarak uygulanan ilaç politikasının son meyvesi, yine vatandaşa acı reçete olarak yansıyacaktır. İlaç fiyatlarının ucuzlatılması elbette ki halkımızca kabul edilmekte, bizler de bunu memnuniyetle ifade etmekteyiz, bundan şikâyetçi olan yoktur ancak son günlerde -hepinizin bildiği gibi- kamuoyunda yaşanan, eczacı ile vatandaşın karşı karşıya gelmesi durumu, bir yanlış uygulamanın sonucudur. Önceden uzlaşma sağlanmadan depolardan eczacıya iskontosuz verilen ilaçların, eczacıdan kuruma iskontoyla verme uygulaması bu sonucu doğurmuştur. Eczacılarımızın asıl sorunu bu değildir. Eczacılar, sağlık hizmetinin çok önemli bir tamamlayıcısıdır ve maalesef feryatlarına kulak veren de yoktur. Aslında bedava kamu hizmeti veren ve ciddi miktarda vergi ödeyen eczacılarımıza devletçe borcumuz çoktur. Bu arada, ilaca erişemeyen kronik hastalar, şeker hastaları, kanser hastaları, kronik bronşit hastaları bu uygulamayla mağdur edilmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, ilaçta yeni başlatılan bir uygulamadan söz etmek istiyorum. İlaç Takip Sistemi: Bu sistem, üretim aşamasından başlayarak ilacın son kullanıcısı olan hastaya erişene kadar tüm kademelerde takibi sağlamaktadır. Karekod, barkot sistemi de olarak bildiğimiz bu uygulama pratikte faydalar sağlamaktadır. Bu uygulama israfa yol açacak ilaç reçetelenmesini azaltmakta, israfa yol açanlar üzerinde de bir denetim mekanizması kurmaktadır. Hâl böyle iken yeni bir fiyat uygulaması getirerek vatandaşa bedel ödetmenin hiçbir anlamı yoktur. Bir tarafta SGK müfettişleri, bir tarafta maliye denetçileri, diğer tarafta yeni getirmiş olduğunuz İlaç Takip Sistemi, denetim anlamında sizce yeterli değil midir? Hekime ve kendi insanımıza duyulan bu kadar güvensizliği kabul etmek inanın mümkün değildir. Reçetede kutu başına alınacak 1 TL, firmaları ikna edemeyerek oluşacak açığı kapatacak mıdır? Bundan vazgeçmelisiniz. Özellikle alt komisyonda toplumun tüm kesimlerini temsil eden sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, meslek örgütlerinin temsilcileri bu konuda görüşlerini net bir şekilde ifade ettiler. Bu uygulama, onlar tarafından da maalesef kabul görmedi ama ısrarla bu maddede daha önceden kutu başına olan 3 liralık fiyatı 1 liraya indirerek tekrardan maddeyi kabul ettirmek gibi bir gayret içerisindesiniz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak toplumun tüm kesimlerinin karşı olduğu bu uygulamadan bir an önce vazgeçmenizi ve sağlık alanında insanları bu kadar katılım paylarına muhatap etmemenizi şiddetle öneriyoruz. Çünkü sağlık, devletin temel görevi ve bireyin en doğal hakkıdır, Anayasa’mızda güvence altına alınmıştır. Devletin bütçesine bu farklar ciddi yama olmaz ama milletin bütçesine ciddi bir yara oluşturur düşüncesiyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Sayın Karaahmetoğlu, buyurunuz lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Bir örnekle başlamak istiyorum: Aile hekiminden aldığı reçeteyle eczaneye gelen bir hasta, bugünkü uygulamayla, eğer reçete tutarı 25 liraysa; emekliyse 2,5 lira, çalışansa 5 lira verecek. Söz konusu yeni uygulama hayata geçtiğinde aynı hasta 3+2=5 lira, kutu başına para ve 2,5 lira katılım payı ya da 5 lira katılım payı verecek. Daha önce 2,5 lira veren 7,5 lira verecek, 5 lira veren 10 lira verecek. Dolayısıyla, kendisine ciddi bir maliyet yüklenmiş olacak. Burada aslında verilmek istenen mesajlardan birisi de hastaya “15-20 lira, 25 lira tutarındaki ilaçlar için doktora gitme, kendi cebinden al.” mesajıdır.

Anayasa’nın 56’ncı maddesine göre sağlık hizmeti devletin temel görevidir. Sigortalı kişi zaten primini ödemektedir, farklı işlemler adı altında çeşitli bedellerin sorumluluğunu da taşımamalıdır. İlaçlardan katkı payı, dünya uygulamalarında hastayı maliyete ortak etmek değil, tedavi ve ilaç harcamalarıyla akılcı ilaç kullanımı noktasında farkındalık yaratmak amacıyla olur. Yıllardır çalışan yüzde 20, emekli yüzde 10 katılım payı uygulaması oturmuşken, “ilaç katılım payı, muayene katılım payı, reçete katılım payı, eşdeğer ilaç farkı” adı altında dört çeşit katılım payı varken, şimdi kutu başına beşinci bir cepten ödeme sorumluluğu yüklenmektedir. Bu uygulamaları kabul etmek mümkün değildir. Ayrıca doktorların reçetede ilaç yazma tercihlerine müdahaledir ve hasta haklarına da aykırıdır.

Uluslararası ilaç tekelleri ve onların yerli iş birlikçilerinin büyüme taleplerine kayıtsız kalamayacak olan siyasi iktidar, olası cari açığı kapatmak, bütçe açığını kapatmak anlamında bunun sorumluluğunu geniş emekçi halk kitlelerine ve eczacılara yüklemek istemektedir. Bugün eczanelerin durumu iyi değildir. Türkiye’de yaklaşık 25 bin civarında eczane vardır ve 8 bin eczane ciddi anlamda can çekişmektedir. Bunun çözüm yolu da reçetedeki kutu başına ilaç anlamında eczacılara meslek hakkı tanınmalıdır.

Zaman zaman Mecliste faşizm tartışmaları yaşanmaktadır. Bu tartışmalar bilimsel değerlerden uzaktır. Üretim araçlarının özel mülkiyette olduğu bir kapitalist sistemde yaşıyoruz. Dolayısıyla bu sistemin öncü sınıfı burjuvazidir. Burjuva devlet biçimleri farklılık göstermektedir, örneğin burjuva demokrasisi, korporatif demokrasisi, faşizm gibi. Faşizm, finans kapitalin en gerici, en bağnaz, en şoven diktatörlüğüdür. Finans kapital, banka sermayesi ile sanayi sermayesinin birleşmesiyle oluşur. Finans kapital bunalıma girdiğinde onun temsilcisi siyasi iktidarlar bunalımı çözmek için ekonomik tedbirler alırlar ve sorunu geniş emekçi halk kitlelerinin sırtına yüklerler. Bunun için de buna karşı çıkan aydınlara, yazarlara, çizerlere, yurtseverlere, ilericilere zindan yollarını gösterirler ve bir korku imparatorluğu yaratırlar. Faşizmin ekonomik altyapısı budur. Üstyapısı da ya ırkçılıkla yapılır ya dincilikle yapılır. Hitler faşizminde bu ırkçılıkla yapılmıştır ve bugün insanlığın faşizme karşı çıkması gerekir ve bu anlamda ben faşizme geçit yok diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Giresun’un Görele ilçesi Çavuşlu beldesinde bir çöp tesisi kurulmak istenmektedir. Bu tesis Çavuşlu belediyesinin içme sularına 30 metre mesafededir. Bilirkişi raporunda olumsuz bir rapor verildiği hâlde, buraya çöp tesisi yapmak için siyasi bir baskı uygulanmaktadır. Buna da yüce Meclisin dikkatini çekmek istiyorum ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler reddedilmiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 9 uncu maddesinde yer alan “istisnai hallerde” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                      Oktay Vural                         Bülent Belen

                       Manisa                                İzmir                                 Tekirdağ

              Kemalettin Yılmaz              Nevzat Korkmaz                        Alim Işık

                Afyonkarahisar                        Isparta                                 Kütahya

                                                          Necati Özensoy

                                                                 Bursa

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 9. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Özgür Özel               Ferit Mevlüt Aslanoğlu                Kazım Kurt

                      Manisa                              İstanbul                              Eskişehir

                    Musa Çam                 Mehmet Hilal Kaplan             Süleyman Çelebi

                        İzmir                                Kocaeli                               İstanbul

        Selahattin Karaahmetoğlu            Veli Ağbaba                      Bülent Tezcan

                      Giresun                              Malatya                                Aydın

           Mehmet Ali Ediboğlu                                                            İzzet Çetin

                       Hatay                                                                           Ankara

Madde 9- 5510 sayılı Kanunun 70. maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“60. maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (1), (3) ve (9) numaralı alt bentlerde sayılanların, Kurumla sözleşmeli üniversite ve istisnai hallerde özel sağlık hizmeti sunucularından Kuruma tabi tüm diğer kişiler gibi hizmet alabilirler.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 113 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinde verdiğimiz önergenin lehinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve tüm tutuklu milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. Ayrıca, Fransa Parlamentosunun demokrasi ve hukukla bağdaşmayan kararını şiddetle kınadığımı bilmenizi isterim.

5510 sayılı Kanun’un 70’inci maddesinde ek olarak ifade etmek istediğiniz bir talebiniz var. Bu ek maddenin önergeyle çıkmasını istiyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Bu ek maddede sizin 60’ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendindeki 1, 3, 9 numaralı alt bentlerinde sayılanlarla ilgili bir tasarrufunuzdan bahsediyorsunuz. 5510 sayılı Kanun’un 60’ıncı maddesinde (c) fıkrasının 1’inci bendinde adı geçen kişiler Türkiye’de 9,5-10 milyon olan yeşil kartlılar, yine altmış beş yaşını doldurmuş muhtaç, güçsüz ve kimsesiz Türk vatandaşlarından aylık bağlanması hakkında aylık alanlar ile 442 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin 74’üncü maddesinde köy korucuları bulunmaktadır. Sayıları yaklaşık 10 milyon civarında olan bu kişilere siz bu düzenlemeyle bunların üniversite ve özel hastanelerden yararlanma olanağı vermiyorsunuz. Vermek istediğiniz var ama katkı paylarıyla ilgili. Bu düzenlemeyle iktidar  partisi yoksulların, yeşil kartlıların, bakıma muhtaç kimselerin diğer insanlar gibi Sosyal Güvenlik Kurumu mensuplarının yararlandığı hastane ve üniversite hastanelerinden, aynı olanaklardan yararlanmalarına izin vermiyorsunuz. Kaldı ki, zaten şu andaki uygulamalarınızla yeşil kartlılara bir eziyet yapmaktasınız. Şöyle ki, bir yeşil kartlı şu anda kamu hastanesine gittiğinde bir katkı payı sunmakta. Katkı payını Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri esnasında Sayın Bakanıma sorduğumda, yeşil kartlılarda ekonomik güçlerinin yetersiz olduğu, alım güçlerinin olanaksız olması nedeniyle katkı paylarının alınmamasını talep ettiğimde Sayın Bakanım bunların teknik bir kısım olduğunu, isterlerse bu katkı paylarını Sosyal Hizmetler ve Dayanışma Vakfından alabileceklerini söylediler. Şu anda uyguladığınız, alım güçleri zaten yetersiz olan bu kişilere neden böyle bir eziyet çektirdiğinizi anlamak doğrusu mümkün değil. Bizim önerimiz zaten zor şartlarda yaşam mücadelesi veren bu insanlardan katkı paylarının hiç alınmamasıydı ama ne yazık ki siz -demin de bahsettiğim 60’ıncı maddedeki- bu kişilerden 8 ile 10 lira arasındaki ya da 5 ile 10 lira arasındaki bu katkı payını önce Sağlık Grup Başkanlığına, oradan kaymakamlığa, oradan Sosyal Yardımlaşma Vakfına göndererek âdeta bir eziyet çektirmektesiniz. Bunun için Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu 9’uncu maddede adı geçen üniversite ve özel sağlık kuruluşlarından yeşil kartlıların, altmış beş yaş üzeri bakıma muhtaç olan kişilerin ve korucuların da diğer insanlar gibi, vatandaşlar gibi, yurttaşlar gibi yararlanmasını istiyoruz. Anayasa’nın getirdiği eşitlik ilkesine aykırı buluyoruz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 113 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 9 uncu maddesinde yer alan “istisnai hallerde” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                   Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yeşil kartlılar, 65 yaş aylığı alanlar, muhtaç engelli ve engelli yakını aylığı alanlar, silikozis hastalığı nedeniyle aylık bağlananlar ile geçici köy korucularının da kurum tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde özel sağlık hizmeti sunucularına müracaat edebilmelerine imkân verilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Madde 9’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 21.57

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 22.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fatih ŞAHİN (Ankara)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

113 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 10 ila 18’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; hepinizi şahsım ve grubumuz adına saygıyla selamlıyorum.

Bugün, bu kürsüden Fransa Parlamentosunun kararı hakkında söylenen her şeye misliyle ve yürekten katıldığımı ifade etmek isterim.

Şimdi, önümüzde, hep birlikte görüştüğümüz, daha kalabalık bir Parlamentoyla görüşmeyi tercih etmemiz gereken ve parlamenter demokrasi açısından hakikaten içleri yakan bir durumla karşı karşıyayız. Bu kanun büyük bir telaşla getirildi Parlamentonun gündemine. Plan ve Bütçe Komisyonu ki  iki aydır çok yoğun bir çabayla çalışmışlardı, onların o ortak çabasını ki o Komisyonda bu devlette  çok çeşitli görevlerde bulunmuş, çok değerli bürokratlar var geçmiş dönemde bürokraside görev almış,  çok  farklı  bir Komisyon, çok deneyimli bir Komisyon, birbirine karşı çok saygılı bir Komisyon,  demokrasi açısından Meclis Genel Kurulundan daha ileride olduğunu söyleyebileceğimiz bir Komisyon.  O Komisyonun, bütçe görüşmeleri sırasında o Komisyondaki partilerin üyelerinin kendi ekiplerine danışmanlık yapmaları, Parlamentoyu doğru bilgilendirmeleri açısından önemliyken apar topar Emekli Sandığının belli kanundaki değişikliklerini getiren bu değişiklik önergesiyle önce Sağlık Komisyonuna, hemen ardından cuma günü de Plan ve Bütçe Komisyonuna gitti. Sağlık Komisyonunda herhangi bir değişiklik olmadan temennileri sadece alarak geçti, ardından Plan ve Bütçe Komisyonuna gitti ve Sayın Bakan oradaydı, Sayın Acar oradaydı ve mümkünse o gün o işi bitirecektik biz. Çünkü “Üzerinde çok fazla konuşmayalım, hemen Parlamentoya gidelim…” Ama Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve diğer muhalefet partilerinin Komisyondaki sözcülerinin yoğun gayreti üzerine, yalvara yakara, biraz da bağıra çağıra bir alt komisyon talep ettik. Bu, şu açıdan önemli: Eğer alt komisyona gitmeseydik her bir kutu başına 3 lira gelmişti. Yani 1,7 milyar kutuyu 3’le çarptığınızda 5,1 milyar TL vatandaşın cebinden alıp SGK’ya gelir kaydetmenin peşindeydik. Pratikte olur muydu? Olmazdı. Uygulanabilir miydi? Uğraşılırdı, gerçekten çok ciddi sıkıntılara sonuç verirdi ama Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer muhalefet partilerinin çabaları üzerine alt komisyona gitti. Alt Komisyonda şöyle bir görüşme gerçekleşti: Bunun ne kadar ciddi sakıncalar doğurabileceği, hastaların ilaca ulaşımı açısından sıkıntılar. Örneğin, Plan Bütçeye ilk geldiği hâlinde, bir hastaya 1 liralık 10 tane ampul yazıldığında reçeteyle doktora gittiği için 30 lira ödemek zorundaydı oysa parasıyla alsa 10 liraya alabileceği 10 tane ampulü. Bunun akılcı ilaç kullanımı açısından sakıncalarını dile getirdik alt komisyonda hep beraber, hastaların ilaca ulaşımı açısından olan sakıncalarını dile getirdik ve alt komisyondaki çok ciddi bir mücadelenin sonucunda bir noktaya geldi.

Bugün burada temel kanun olarak görüşüyoruz bunu. Aslında, her bir maddesi, daha önce görev alan pek çok milletvekilimizin arz ettikleri gibi, teker teker üzerinde uzun uzadıya konuşulması gereken maddeler ama biz bu kanunu sanki birbiriyle ilgili maddeler varmış da temel kanun olabilirmiş gibi Parlamentonun gündemine getirip aslında Parlamentonun gündeminden ve vatandaşın gündeminden kaçırıyoruz. Aslında, alt komisyonda görev alan milletvekilleri, bu kaçırmanın yani alt komisyona gitmenin ne kadar faydalı olduğunu, bizden bazı şeyleri duyduktan sonra, belki tutanakların da olmamasıyla -burada diğer milletvekillerimiz de başlarıyla işaret ederek onaylıyorlar- bunun çok faydalı bir iş olduğunu kendileri de ifade ettiler. Ama biz tabii, Parlamentoya geldiğimizde bu meseleleri madde madde konuşmayı ve alt komisyondaki gibi bilgilendirmeler yapmayı çok isterdik.

Bakın, alt komisyonda, SGK’nın değerli bürokratlarına da bizler ısrar ederek ve biraz da onları zorlayarak nasıl bilgilere ulaştık. Mesela, biliyorsunuz, Sosyal Güvenlik Kurumunun ilgili kanununun 75’inci maddesi diyor ki Van bölgesini, eğer siz Van depremini bir afet olarak ilan ederseniz aslında bu sıkıntıların hiçbirisi olmaz. Hatta, Sosyal Güvenlik Kurumuna yıl sonunda hazineden bu masrafların tamamı devredilir, sorun ortadan kalkar ama Van’ı afet bölgesi ilan etmiyoruz, etmediğimiz için orada bir sürü sıkıntı var. Televizyonlar gösterdi, ilk başta ilaç sıkıntısı vardı. Türk Eczacıları Birliğinin tır eczanesi oraya gitti, karşılıksız ve daha önce de taahhüt ettikleri şekilde, çok iyi, yüz akı bir hizmet verdiler. Sonra, yavaş yavaş eczaneler açıldı, tır eczane oradan kalktı, hayat olağanlaşmaya başladığı noktada şunu gördük: Biz orayı afet bölgesi ilan etmediğimiz için depremzede vatandaşımızdan çatır çatır katılım payı alıyoruz. Bu, yürekleri yaraladı çünkü herkes çadırda, hava soğuk, çocuklar ateşli ama hastaya gidiyoruz, o şimdi birazdan konuşacağımız beş çeşit katılım payının her birini talep ediyoruz. Sonra bir açıklama geldi, sorun çözülmüştü, artık o bölgede katılım payı alınmıyordu. Başta ben de böyle biliyordum ama geçmiş görevden gelen bir hastalıkla, şunun mevzuat düzenlemesini bir göreyim dedim. Alt komisyonda Sayın Başkan Yardımcıma ısrarla sordum, gelen cevap şudur: Sayın milletvekilleri, sanmayınız ki Van’daki depremzededen ilaç katılım payları alınmamaktadır. Sadece ocak ayına kadar ötelenmekte, depremzedelerin hesaplarına borç kaydedilmektedir. İşte Komisyon, İşte Komisyon, işte yüzleri; çıksınlar, “Ötelemiyoruz.” desinler. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi size bir şey söyleyeyim: Parlamenter demokrasi açısından bu gece de bir sınav, her gün sınav. Biz gittik, o Komisyonda şunu önerdik: Bir madde getiriyorsunuz. Deprem olmuş, deprem sonucunda -hepimiz çok üzülüyoruz- pek çok vatandaşımızın uzuvları kopmuş, ortez ve protez ihtiyacı var. Maalesef, bu kanun der ki: “Birinin kopan bir organı yerine bir protez yapılsa da katılım payını hasta öder.” Van’daki depremzedede bu sorunu çözmek için bir düzenleme var bu kanunda, diyorlar ki: “Depremde bir uzvu kopmuş olan vatandaşa…” Sayısını sorduk, net söyleyemediler ama 100’den çok, binden az; bunu size söyleyeyim. Çünkü öyle bir izlenim aldık, SGK’dan bu tip bir veri geldi. “…bu vatandaşların ortez, protezinden katılım payı alınmasın.”

Yahu, normalde görülmez, bu işler biraz da algıda seçiciliktir. O yüzden, bizim grubumuz o Komisyona bir sağlıkçı milletvekiliyle destek veriyor ilgili şey olduğunda. Dedim ki: “Bir uzvu kopmuş olan bir vatandaş, ondan hemen sonra, protez aşamasından önce, protez aşamasında ve sonra enfeksiyon gelişmemesi için çok sayıda antibiyotik kullanır, çok sayıda ağrı kesiciye uzun yıllar ihtiyaç duyar. Şimşek çakar, onun orası ağrır; biliriz biz bunu. Bir virgül koyalım, oraya ‘ilaçları’ ibaresini de ekleyelim.” İlk önce Sayın Bakan -Sağlık Bakanı vardı orada- döndü kuruma baktı. Kurum “Bir düşünelim.” kem küm dedi. Maliye Bakanlığının temsilcisi “Ek yük getirir efendim.” dedi. “Sayın Bakan katılıyor mu?”, “Katılamıyoruz efendim.” “Komisyon katılıyor mu?”, “Katılamıyoruz efendim.” “Reddedildi.” “Yahu, nasıl reddedersiniz!” “E, redaksiyon yetkisi verin, oraya bir ‘ilaç’ ekleriz.” Verdik yetkiyi Komisyon Başkanına, bugün gelen metinde “ilaç” maddesi yine yok.

Şimdi eğer biz “indir-kaldır parlamentosu” değilsek, burası hakikaten bu vatandaşların derdiyle dertlenen, çözüm arayan bir yerse hodri meydan, yazın iki satır bir önerge; sadece ortez, protezi kopmuş olan vatandaşların ilaçlarına da katılım payı muafiyeti getirin. İşte kurum burada, söylesin bunun getireceği ek maliyeti. (CHP sıralarından alkışlar) Ben de size bu gece yaptığım bütün eleştirileri geri alayım. Hadi bakalım, “indir-kaldır parlamentosu” muyuz? Bakanlık katılıyor mu? Komisyon katılıyor mu?

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Öyle konuşamazsın! Meclise hakaret ediyorsun!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Ya niye itiraz ediyorsunuz? Ne güzel bir şey anlatıyor, bir dinleyin ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Biz alt komisyonda uğraştık, olmadı; üst komisyonda uğraştık, olmadı. Şimdi, vicdanlarınız elveriyorsa, eğer bunu yapabilecekseniz, bunu yaparsanız biz çok memnun oluruz ve hep beraber de bu Van’da ilan edilmeyen afet yüzünden ortaya çıkan sıkıntıyı çözeriz.

Bakın sayın milletvekilleri, ben Manisalıyım, Manisa’da bir laf var. Bir niyetinizi ortaya koyarsınız “Şuraya gideceğim inşallah.” diye, derler ki: “Sağlıkla git, sağlıkla dön.” Şunda bir şüphe yok: Her zaman söylüyorsunuz, siz iktidara sağlıkla geldiniz, inşallah da bu iktidardan sağlıkla gideceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bravo! Bravo! Sağlıkla gideceğiz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sağlıkla yolumuza devam edeceğiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bunu iki yönlü bir temenni olarak düşünün. Sağlık politikalarınızda girdiğiniz bu ters şerit sizi adım adım iktidarınızın sonuna getirecek ama -niyetimiz de odur- en tepesinden en aşağısına kadar bütün teşkilatınızı sineyi millete sağlıklı bir şekilde uğurlayacağız inşallah bu sağlık politikalarına yaptığınızla.

Temel kanun maddesi çok sayıda maddeden oluşan bir kanunken ve bu kanun -aslında hepimiz biliyoruz, burada birbirimizi kandırmayalım- temel kanun şeklinde olmayacakken bunu temel kanun olarak getirdiniz. Bu kanun hangi temelde birleşiyor diye bakarsanız, vicdan ve gönül gözü kapanmış bir iktidarın, vatandaşına eziyet ve zulmetmeye kararlı bir iktidarın, vatandaşın haklarını kısıtlamada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …yargı yolunu kapatmada, elini vatandaşın cebine atma temelinde birleşmiş bir temel kanun olduğunu yüce Parlamentonun bilgilerine arz ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun Sayın Kaplan.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 113 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu düzenlemede sosyal güvenlikle ilgili bazı maddeler var ve bu maddeler konusunda Komisyon aşamasında ciddi tartışmalar oldu, bazı düzenlemeler yapıldı, ayarlamalar yapıldı ancak bunun hâlâ özellikle 2’nci maddede ikramiye konusunun dava şartına bağlanması, 8’inci maddedeki katkı payları konusu ve katkı paylarının katılım payı olarak, ilaçtaki katılım payı olarak birkaç kalem, birkaç kademe olarak alınması çok haklı eleştirilere neden oldu. Yani bu konuda kırtasiye ve bürokrasiyi maalesef bu sağlık harcamalarında vatandaşın sırtından alamadık. Bu sıkıntı yani 3-4 liranın 2 liraya inmesiyle çözülmüyor. Aslında sosyal devlet olmanın gereği olarak sağlık hizmetlerinden, çalışanların ve çalışamayanların, yoksulluk sınırı altında olanların, yeşil kartlar kalkıyor onların da güvencelendirilmesi durumu söz konusu olduğundan bu katkı payları konusunda gerçekten düzenlemelerin yanlış olduğu, sosyal devlet amacına aykırı olduğu görülüyor.

Yine e-devlet konusunda çok başarılı çalışmalarımızın  olduğu söyleniyor, bu konudaki ARGE çalışmalarının da çok başarılı olduğu söyleniyor ama  bu bölümde yine -bakıyoruz- özellikle  bildirgeler konusu var; mesela otuz gün içinde verilmesi, cezaları konusu, tebligat tarihi, on beş gün içinde ödenme hâllerinden bahsediliyor ve bunun devamı maddelerde destek primi uygulaması var. Özellikle serbest meslek mensuplarının emekli olduktan sonra mesleklerine devamı durumunda kesilen bir yüzde 15 destek primi olayı var.

Şimdi, Türkiye’deki kriz sonrası zor durumda olan çalışanlarımızın durumuna bakalım: Emeklilik yaşını altmış beşe aldık mı? Aldık. En az yirmi beş yıl çalışma şartı var mı emekli olmak için? Var. E, altmış beş yaşından sonra ikinci bir işi sürdürmek isteyenler niçin sürdürmek ister? Geçinemediği için, ekonomik sıkıntıları olduğu için. Yani böyle bir durumda olan bir kişiye “Niye çalışıyorsun, niye ikinci bir iş yapıyorsun, niye yerinde oturmuyorsun?” der gibi destek primi kesintisinin aynen sürdürülmesi, bu yanlışın sürdürülmesi kabul edilir bir durum değil.

Deprem konusunda, bu 13’üncü maddede özellikle de Van depremi de dikkate alınarak burada otuz gün sigortalı olanlara getirilen bir sosyal güvence var yani otuz gün prim ödeyen depremzede bundan yararlanacak.

Şimdi, burada şu soruyu bir vicdanımıza soralım: Yirmi dokuz gün prim ödeyip de yirmi dokuzuncu gün depremzede olan bir vatandaşımızın mağduriyetini dikkate alırsanız onun günahı ne? Yirmi dokuz gün, yirmi sekiz gün prim ödemiş yani bir gün eksik prim ödemiş diye doğal afetlerde, depremde mağdur olmuş bir sigortalıya “Sen bu haktan yararlanamıyorsun ama otuz gün prim ödemiş olsaydın yararlanırdın.” denilmesini hangi terazide, hangi hakkaniyet, hangi adalet ölçüsünde ele alabiliriz?

Yani burada, gerçekten bu komisyonlarda tartışıldığı için şunun bir basit yöntemi yok mu Sayın Bakan? Yani bu e-devlet sistemiyle, çalışanların anında elektronik sistemle bildirimlerinin yapılması ki biliyorsunuz çok sık rastlanan bir olaydır. İnşaatta çalışır, inşatta on beşinci gününde bir iş kazası geçirir. Sonuçta ne oluyor? Sosyal Güvenlik Kurumunun müfettişleri gidiyor, orada bir inceleme yapıyor, o incelemenin sonucunda bunun bir iş kazası olduğuna karar veriyorlar ve yine de bu haklardan bir şekilde, rapor alıyor, mahkemeye gidiyor, yararlanıyor. Şimdi burada otuz gün şartının mantığı nedir? Yani otuz gün illa prim ödemesi gerekir ki depremzede bir sigortalı bundan yararlanır demenin mantığı yok. Birinci, ikinci gününde de bu afet yaşanmışsa bundan yararlanması gerekir, böyle bir ayrımcılık olmaması gerekir.

Şimdi, tabii, ben şunu açık yüreklilikle sormak istiyorum: Sosyal güvenlik iş kolları var. Bu sosyal güvenlik iş kollarından çinko iş kolunu alalım. Çinko iş kolu zehirli olan ve iş yoğunluğu itibarıyla hiç kimsenin on beş yılını tamamlayamadığı bir iş kolu yani on beş yıl zaten çinko iş kolunda çalışan bir vatandaş artık malulen emekli sayılır. Bunun da primi yüksektir. Primi yüksek olduğu için biliyorsunuz bu tür durumlarda emeklilik süreleri kısalıyor, prim yüksek olduğu için, yüksek iş riski olduğu için farklı bir uygulama var. Şimdi, farklı iş kollarında maden ocaklarında çalışan, Zonguldak maden ocaklarında çalışan işçilerin durumu ne olacak? Afşin-Elbistan’da, Kahramanmaraş’ta -birkaç gün önce milletvekilleri burada ifade ettiler- hâlâ göçük altında 7 tane işçimiz var, çıkarılabildi mi? Ne olacak peki bunların durumları? Şimdi, burada sosyal güvenlik anlayışını uygularken sosyal adalet penceresinden bakıldığı zaman ve bu çerçevede bir çözüme gidildiği zaman bu angarya, kırtasiye ve bürokrasi de ortadan kalkar.

Bu konuda sosyal güvenlik hizmetlerinin hepsi birleştirilmiş olmasına rağmen bir mevzuat dağınıklığı devam ediyor. Sosyal Güvenlik Yasası çıkarıldı, arkasından torba kanunla bunun için de onlarca madde konuldu. Bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda konuştuk. Şimdi, tekrar tekrar bu konuda düzenlemeler yapıyoruz.

Özellikle bu katılım payı denilen olayda, eczacıyı, hastaneye başvuruyu, bütün bu kolay olayları zorlaştırmanın anlamı nedir? Yani illa ki özel sektör hastanelerine daha fazla kapı aralamak mı?  Bu anlayışı mı güçlendirecek sosyal devlet yoksa vatandaşına ücretsiz sağlıktan yararlanma hakkını ve hasta hakları çerçevesinde, o sözleşme çerçevesinde, devlet olmanın görev ve sorumluluğu gereği bu sosyal yardımları mı yapacak? Bütün sorun burada. Bir mantalite olayı, bir zihniyet olayı, bir bakış olayı, bir felsefik olay olarak öyle bakılmasıdır.

Kanımızca, bu konuda ayrım yapmadan… Yoksulluk sınırının altında, açlık sınırının altında 20 milyon insanımızın olduğunu düşündüğümüz zaman, soruyorum, yeşil kartlı gittiği zaman nasıl katılım paylarını alacaksız şimdi? Veya bu yoksulluk sınırının altında, 659 lira asgari ücret alacak ve günde 65 kuruş zam yapmayı düşündüğünüz işçiden bunu almak vicdani midir? Bence bunun sorgulanması gerekiyor ve bunlara köklü bir çözüm bulunması gerekiyor. Yani artık bu kırtasiye ödemelerden, kırtasiyeden, bürokrasiden, küçücük rakamlardan artık bu sağlık hizmetlerini arındırıp, zaten kimlik numarası ve çip üzerinden sürdürülecek hizmetler olacağına göre, kırtasiye bürokrasisinin önlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Işık.

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 113 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında Fransız Ulusal Meclisinin kamuoyunda soykırımı inkâr yasası olarak bilinen ve 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddedilmesini suç sayan yasa teklifini, 50’ye yakın milletvekili de olsa, kabul etmesini şiddetle kınadığımı ifade ediyorum. Bu vesileyle tüm vatandaşlarımızı Fransız mallarını kullanmaya karşı daha dikkatli olmaya ve bu malları protesto etmeye davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, yoğun bir on beş gün geçirdik. 8 Aralık 2011 tarihinde başlayan bütçe görüşmeleri dün gece itibarıyla sona erdi. Tabii, buraya çıkan çok değerli milletvekilleri, iktidara ait ya da muhalefet partilerine ait milletvekilleri ve Hükûmet temsilcileri birçok konulara değindiler. Ancak bazı konular var ki ısrarla iktidar partisine mensup milletvekilleri tarafından dile getirildi, buna karşılık da muhalefet partileri bunun karşılığını aradılar. O nedenle sözlerimin başında bu on beş günlük maratonu kısaca sizlerle bir paylaşmak istiyorum.

İktidar partisine mensup değerli milletvekilleri geldiler, büyümeden bahsettiler ama borçlanmadan bahsetmediler, ihracattan bahsettiler ama ithalatı hiç tartışmamaya çalıştılar, istihdamdan bahsettiler ama işsizlikten ve göçten bahsetmediler, bütçe fazlasından bahsettiler ama cari açıktan ve dış ticaret açığından bahsetmediler, kârlardan bahsettiler ancak zararlara hiç değinmediler, duble yollardan bahsettiler ama duble yolsuzluklardan hiç bahsetmediler, demokrasinden bahsettiler ama millet iradesini hiçe sayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi açıkken çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerden hiç bahsetmediler, iktidarın yüzde 49’undan bahsettiler ama muhalefetin yüzde 51’inden hiç bahsetmediler, adalet saraylarından bahsettiler ama hapishanelerden ve bu hapishanelerdeki tutuklu ve hükümlülerden hiç bahsetmediler, 10 bin doların üzerindeki millî gelirden bahsettiler ancak açlıktan, yoksulluktan, boşanmalardan, intiharlardan ve yıkılan yuvalardan hiç bahsetmediler, komşularla sıfır sorundan bahsettiler ama sorunsuz sıfır komşudan hiç bahsetmediler, huzurdan, güvenden bahsettiler ama