DÖNEM: 24                           CİLT: 9                         YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

42’nci Birleşim

19 Aralık 2011 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

 

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87)

 

 

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88)

 

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Deprem Yönetmeliği’ne aykırı yapılanmanın Van ve Erciş’te meydana gelen depremlerde önemli hasarlara neden olduğuna ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türk Harb-İş Sendikasının açtığı “Gelir ve vergi dağılımında adalet istiyoruz” kampanyasına Maliye Bakanının dikkatini çekmek istediğine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, konuşması sırasında kullandığı cümlenin amacını aşan bir cümle olmadığına ilişkin açıklaması

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, yaptığı bir açıklamayı İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın yanlış yorumladığına ilişkin açıklaması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli işler

1.- Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif eden Seyşeller Ulusal Meclisi Başkanı Doktor Patrick Herminie’ye Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

 

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

8.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün, partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

10.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

14.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, şahsına ve partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Polonya’da yakalanan firari sanıklara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/553)

2.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa ve ilçelerinde yapılması planlanan hastanelere ve sağlık hizmetlerine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/659)

3.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Madımak davası hükümlülerinden birinin yurt dışında yakalanmasına ve ülkemize iade edilmesine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/710)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Tam Gün Çalışma Yasası’na ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/756)

5.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat-Sorgun’a yeni bir devlet hastanesi yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/816)

6.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’da Schengen vizesi veren büronun açılıp açılmayacağına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/1023)

7.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Van depreminde yıkılan ve hasar gören binalara ve meydana gelen zararın sorumlularına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1035)

8.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, TRT’nin Cumhuriyet Bayramı ile ilgili yayınlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/1102)

9.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’ın bazı ilçelerinde kapatılarak sağlık ocağına dönüştürülen entegre ilçe hastanelere ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/1134)

10.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, Tuzla’nın hastane ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/1135)

11.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, kurumlardan ve bakanlıklardan TRT’ye geçen personele ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/1171)

12.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, kayıtlı işsizlere ve İşsizlik Sigortası Fonu’na ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1221)

13.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Çevre ve Şehircilik Bakanının yaptığı bir açıklamaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1289)

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, İşsizlik Sigortası Fonu’na ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1313)

15.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 666 sayılı KHK ile bazı memurların mağdur olduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1314)

16.- Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in, dizilerde gayrimeşru çocuk olgusunun meşrulaştırılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/1373)

17.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da bazı kamu binalarının depreme dayanıklı hâle getirilmesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1388)

18.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Adana RTÜK Bölge Temsilciliğinin tasfiye edilmesine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/1547)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 13.00’te açılarak beş oturum yaptı.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/470) (S. Sayısı: 87) ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) görüşmelerine devam edilerek, 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı 24’üncü maddesine kadar kabul edildi.

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin grubuna,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in partisine,

İstanbul Milletvekili İbrahim Yiğit, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in partisine,

Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın şahsına,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın şahsına,

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın grubuna,

Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın partisine,

Sataşmaları nedeniyle konuşma yaptılar.

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Anayasa değişikliği çalışmalarında Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu ve yüzde 10’luk barajın kaldırılması konusunda gruplarınca hazırlanan taslağa,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, “Kürt halkı”, “Kürt coğrafyası” tabirlerinin hukuken yanlış olduğuna, millî kimliğimizin “Türk milleti”, devletimizin adının “Türkiye Cumhuriyeti devleti” olduğuna,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Anayasa’nın “Milletin temsili” başlıklı 80’inci maddesinde belirtilen “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler.” hükmüne,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, 17/12/2011 tarihli 40’ıncı Birleşimdeki bir konuşması sırasında muhalefet sıralarından yapılan müdahalelere cevap verirken söylediği sözlerin kendisine yakışmadığına,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 17/12/2011 tarihli 40’ıncı Birleşimde yer alan beyanını düzeltmesinden memnuniyet duyduğuna,

İlişkin açıklamada bulundular.

Genel Kurulun 19 Aralık 2011 Pazartesi ve 20 Aralık 2011 Salı günkü birleşimlerinin saat 13.00’te başlamasına ve 19 Aralık 2011 Pazartesi günkü birleşimde 2012 Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 30’uncu maddesinin oylamasının tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Alınan karar gereğince 19 Aralık 2011 Pazartesi günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 20.41’de son verildi.

                                                          Sadık YAKUT

                                                          Başkan Vekili

Muhammet Rıza YALÇINKAYA                                                       Mine LÖK BEYAZ

                   Bartın                                                                                   Diyarbakır

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye
II.- GELEN KâĞITLAR

No: 50

19 Aralık 2011 Pazartesi

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, tutuklu ve hükümlülerin sorunlarına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/679) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, öğretim elemanlarının özlük haklarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/680) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

3.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, öğretim elemanları arasındaki maaş farkına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/681) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

4.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, özür grubu atamalarına ve bir iddiaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/682) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

5.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, kadın koruma evlerine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/683) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

6.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’da kopan uzvun dikiminin yapılamamasından kaynaklanan mağduriyete ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/684) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

7.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ve ilçelerinde 2002’den itibaren kapanan iş yerlerine ve işsizliğe ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından sözlü soru önergesi (6/685) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

8.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars’ta hayvancılıkla uğraşan köylülerin saman ve kuru ot sorununa ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/686) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/12/2011)

9.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, SSK ve Bağ-Kur prim borçlularına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/687) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

10.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Erdek Körfezi ve Edincik çevresinde kurulan enerji üretim tesislerinin su kaynaklarına etkisine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/688) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

11.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Çeçenistan’da faaliyet gösteren firmaların yaşadıkları sorunlara ve işçilerin mağduriyetine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/689) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, eczacıların ve hastaların ilaç fiyatlarındaki iskonto oranının farklı uygulanmasından kaynaklanan mağduriyetine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1904) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

2.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, siber suçlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1905) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’ya yapılan kamu yatırımlarında azalma olduğu iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1906) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

4.- İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu’nun, İnsan Hakları Danışma Kurulunun 2004 yılından itibaren toplanmamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1907) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/12/2011)

5.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’daki misafirhanelerde konaklayan depremzedelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1908) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

6.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, 2009-2011 yıllarında Zonguldak’ın genel bütçeden aldığı paya ve yaptığı katkıya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1909) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

7.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, başta Zonguldak’ta olmak üzere ülke genelindeki esnaf ve sanatkârların sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1910) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

8.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TÜBİTAK Bilim Kuruluna yapılan atamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1911) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

9.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Cumhurbaşkanının görev süresine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1912) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

10.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Bingöl’de güçlendirilmesi gereken kamu binalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1913) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

11.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Van’dan deprem nedeniyle göç edenlerin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1914) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

12.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, memurların toplu sözleşme hakkının uygulanması ile ilgili bir açıklamasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/1915) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

13.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, 2011 yılı hac ve umre kontenjanına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/1916) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

14.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, IMF gözden geçirme raporlarının yayınlanmamasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/1917) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

15.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, tutuklu öğrencilerin sayısı, tutukluluk süreleri ve tutukluluk gerekçeleri ile eğitim haklarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1918) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

16.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, Cumhurbaşkanının görev süresine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1919) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/12/2011)

17.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevindeki koğuşların kapasitesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1920) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/12/2011)

18.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Turgutlu Organize Sanayi Bölgesiyle ilgili bazı iddialara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/1921) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

19.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, şiddete maruz kalanlara psikolojik destek hizmeti verilmesine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1922) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

20.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, ABD tarafından Pakistan’da yapılan operasyonda Türk vatandaşlarının da hayatını kaybettiği iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1923) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

21.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, cinsel istismara uğrayanların sol koluna damga vurulmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1924) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

22.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, çalışmaya başlayan emeklilerin yeniden emekli olduklarında maaşlarının düştüğü iddiasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1925) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

23.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, bir iş yerinde bazı işçilerin sendikaya üye oldukları gerekçesiyle işten atıldığı iddialarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1926) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

24.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Çorlu’da yapılması planlanan Katı Atık Bertaraf Tesisinin çevreye ve insan sağlığına verebileceği zararlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1927) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

25.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ili ve ilçelerinde yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1928) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

26.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, Ankara’da hava kirliliğinin önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1929) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

27.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile ilgili ÇED çalışmalarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1930) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

28.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, yapı denetim ile ilgili yasal mevzuata ve yapı denetimi kuruluşlarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1931) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

29.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Gemlik Limanı’nda kimyasal maddeler için depolama alanları ve ilave rıhtım yapılmasının çevreye etkilerine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1932) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

30.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, elektrik faturalarına yansıtılan kayıp-kaçak bedeline ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1933) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/12/2011)

31.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğünün kapatılmasıyla ilgili sorunlara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1934) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

32.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, elektrik faturalarına yansıtılan bazı bedellere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1935) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

33.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Akkuyu Nükleer Güç Santrali için alınan izinlere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1936) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

34.- İstanbul Milletvekili Emre Köprülü’nün, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa göre yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1937) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

35.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, zeytin üreticilerinin desteklenmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1938) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

36.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, usulsüz bir işlem yapıldığı iddiasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1939) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

37.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, pamuk üreticilerinin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1940) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/12/2011)

38.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, Niğde Patates Araştırma Enstitüsü ile ilgili bazı iddialara ve patates ihracatını artırmaya yönelik çalışmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1941) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/12/2011)

39.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, hastalık tehlikesi taşıyan ithal hayvanlara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1942) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

40.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’da hava kirliliğini önlemek için yapılan çalışmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1943) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

41.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, bir belediye başkanı hakkındaki yargı kararının uygulanmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1944) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

42.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Eskişehir’de bulunan kilise ve sinagoglara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1945) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

43.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, kadın sivil toplum örgütlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1946) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

44.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Emniyet Genel Müdürlüğünde görev yapan GİH sınıfındaki personele ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1947) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

45.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Emniyet Genel Müdürlüğü internet sayfasında yer alan suç istatistiklerinin kaldırılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1948) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/12/2011)

46.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, bir gazetenin Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde yaygın olarak bulundurulduğu iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1949) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/12/2011)

47.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, İzmir-Karabağlar Polis Karakolunda bir kadına şiddet uygulanmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1950) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/12/2011)

48.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, belediyelerin cadde ve sokakları ücretli otopark olarak kullanmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1951) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

49.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, polislik sınavını yedekten kazanan adayların askerlik hizmetinden kaynaklanan sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1952) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

50.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, İzmir-Karabağlar Polis Karakolunda bir kadına şiddet uygulanmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1953) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

51.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Manisa’daki trafik kazalarının önlenmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1954) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

52.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Akkuyu Nükleer Güç Santrali inşası için yapılan başvurulara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1955) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

53.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İzmir-Karabağlar Polis Karakolunda bir kadına şiddet uygulanmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1956) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

54.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Bandırma Paşabayırı Kültür Merkezi inşaatına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1957) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

55.- Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, Erzurum’un kış turizmi potansiyeline ve yapılan çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1958) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

56.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Bakanlıktaki bazı kadroların uzman kadrosunda birleştirilmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1959) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

57.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Şeker Kurumu tarafından Kütahya Şeker Fabrikası AŞ’ye verilen para cezalarına ve şeker üreticilerinin mağduriyetine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1960) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

58.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, özelleştirme kapsamındaki KİT’lere atanan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin gelir vergilerinin kurumlarınca ödenmesi uygulamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1961) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

59.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, THY’nin Eskişehir seferlerinin kaldırılmasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1962) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

60.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Anadolu Üniversitesinde kurulan kentsel gelişim kulübüne ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1963) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

61.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, rehberlik ve araştırma merkezlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1964) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

62.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, okul dışındaki kulüplerde spor yapan öğrencilerin sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1965) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

63.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, özürlü çocukların eğitim hizmetlerinden yararlanabilmelerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1966) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/12/2011)

64.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, İlköğretim Arapça Dersi Öğretim Programına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1967) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

65.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Çanakkale’de meydana gelen deprem sonrasında boşaltılan beş ilköğretim okuluna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1968) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

66.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Gazi Üniversitesi Polatlı Yerleşkesinin bütçesine ve eksikliklerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1969) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

67.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki tadilattan kaynaklanan sorunlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1970) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

68.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Ankara’daki şebeke suyunun kalitesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1971) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/12/2011)

69.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Başbakanın sağlık durumuna ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1972) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

70.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, TSK’dan ilişiği kesilenlerden bazılarının başvurularının kabul edilmediği iddiasına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1973) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

71.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1974) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/12/2011)

72.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Filyos Limanı Projesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1975) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/12/2011)

73.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, 2010 yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısında uygunluk bildirimi verilmeyen bazı merkezi yönetim hesaplarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1976) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/12/2011)

74.- İstanbul Milletvekili O. Oktay Ekşi’nin, yazılı soru önergesine verilen cevabın uygunluğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1977) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/12/2011)

 


19 Aralık 2011 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayımız vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, şimdi programa göre, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (x)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde 2012 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 23’üncü maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 24’üncü maddeyi okutuyorum:

İşçi istihdamı ve ödeneklerine ilişkin esaslar

MADDE 24 - (1) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile 5018 sayılı Kanuna ekli (II) sayılı cetvelde yer alan kamu idareleri, sürekli işçileri ile 4/4/2007 tarihli ve 5620 sayılı Kanuna göre çalıştıracakları geçici işçileri, bütçelerinin (01.3) ile (02.3) ekonomik kodlarını içeren tertiplerde yer alan ödenekleri aşmayacak sayı ve/veya süreyle istihdam edebilirler.

(2) 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki kamu idare, kurum ve kuruluşlarının boş sürekli işçi kadrolarına, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 30 uncu maddesi uyarınca yükümlü oldukları özürlü ve eski hükümlü işçi atamaları, anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin (d) bendi hükmüne göre açıktan atama iznine bağlı olmaksızın gerçekleştirilir. Bu atamalar izleyen ayın sonuna kadar Maliye Bakanlığına ve Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.

(3) Toplu iş sözleşmelerinden doğacak yükümlülükler, ihbar ve kıdem tazminatı ödemeleri, asgari ücret ve sigorta prim artışı nedeniyle meydana gelecek ödenek noksanlıkları ile 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanunun 166 ncı maddesi hükümleri gereğince genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelere devredilen ihtiyaç fazlası personelin ödemeleri Maliye Bakanlığı bütçesinin "Personel Giderlerini Karşılama Ödeneği" ile "Yedek Ödenek" tertiplerinde yer alan ödeneklerden

                 

(x) 87 ve 88 S.Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 08/12/2011 tarihli 31'inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

aktarma yapılmak suretiyle karşılanabilir. Birinci fıkrada belirtilen ekonomik kodlara bu durumlar dışında (söz konusu ekonomik kodlar arasındaki aktarmalar ile bu kodlar için birimler arası aktarmalar hariç) hiçbir şekilde ödenek aktarması yapılamayacağı gibi bütçenin başka tertiplerinden işçi ücreti ve fazla süreli çalışma ve/veya fazla çalışma ücreti de ödenemez. Bu fıkradaki kısıtlamalar, kendi bütçe tertiplerinden aktarma yapılması koşuluyla TÜBİTAK için uygulanmaz.

(4) Birinci fıkrada belirtilen kamu idarelerinin harcama yetkilileri, fazla çalışma için öngörülen ödeneğe göre iş programlarını yapmak, bu ödeneği aşacak şekilde fazla süreli çalışma ve/veya fazla çalışma yaptırmamak ve ertesi yıla fazla süreli çalışma ve/veya fazla çalışmadan dolayı borç bıraktırmamakla yükümlüdürler. Deprem, yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ ve benzeri afetler nedeniyle yürürlüğe konulacak Bakanlar Kurulu kararları uyarınca yaptırılacak fazla çalışmalar ile fazla çalışma ücret ödemelerine ilişkin ilama bağlı borçlar için yapılacak aktarmalar hariç fazla süreli çalışma ve/veya fazla çalışma ücret ödemeleri için hiçbir şekilde ödenek aktarması yapılamaz.

BAŞKAN – 24’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili İzzet Çetin.

Buyurunuz Sayın Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 24’üncü maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, iki haftadan bu yana Bütçe Kanunu Tasarısı üzerine konuşuyoruz. Neredeyse çalışmaların sonuna geldik ama iki haftadan bu yana zaman zaman gergin tartışmalar yaşanmış olsa da bütçenin özü itibarıyla değerlendirildiğinde bütçenin, ne yazık ki, çalışanlara, emekçilere, dar ve sabit gelirlilere pek fazla bir şey getirmediği ortada.

Bugün 24’üncü maddenin başlığına bakacak olursak, işçi istihdamı ve ödeneklerine ilişkin esasları düzenliyor ama daha 1’inci maddesinde hem genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ve 5018 sayılı Kanun’a ekli cetvellerdeki sürekli işçilerle, yine 5620 sayılı Kanun’a göre çalıştırılacak geçici işçilere ilişkin ödeneklerin nasıl yapılacağını, 2’nci maddesinde hükümlü ve özürlülerin istihdamına ilişkin düzenlemenin kadro şartı aranmaksızın nasıl gerçekleştirileceğini düzenledikten sonra diğer taraftan baktığınızda torba yasa olarak bilinen ve 6111 sayılı Kanun’la diğer kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilen işçilerin istihdamının yani 4/C’lilerin istihdamının nasıl olacağını, ücretlerinin nasıl ödeneceğini gündeme getirmiş.

Değerli arkadaşlarım, Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmeleri sırasında hem emeğin içinden gelen eski bir sendikacı olarak hem de eski bir mali müşavir olarak bütçeyi incelediğimde bir dörtlük geldi aklıma, önce onu sizlerle paylaşmak isterim:

“Dünya zenginler dünyası

Önce onlar gülüyor

Bir ekmeği on parçaya

Hep fakirler bölüyor.

Bu nasıl bir çark ki dostlar

Tüm dişliler paslanmış

Zenginler ayakta durmak için

Hep fakire yaslanmış.”

Evet arkadaşlar, 2012 bütçesinin özeti bu. (CHP sıralarından alkışlar) Bu bütçede fakirlerin işi çok zor, çalışanların işi çok zor. Sanki krizleri onlar çıkartmış, sanki ekonomiyi onlar batırmış, sanki Deniz Feneri yolsuzluğunu emekçiler yapmış, sanki gemicikleri çocuklarına onlar almış gibi, maddenin içeriğine baktığınızda da göreceksiniz ki emekçi kesime üç kuruş ödememek için tam bir zapturapt altına alma mantığı egemen olmuş. Maddenin özüne baktığınızda göreceksiniz ki kamu idarelerinin sürekli ve geçici işçi istihdamını, istihdamın süresini ücret ödemelerinde önceden belirlenen ödenekleri aşmamaları için ne gerekiyorsa yapılmış yani bu zihniyet diyor ki: “Ne kadar sendika özgürlüğü ve toplu sözleşme hakkından söz ederseniz ediniz ben öyle bir bütçe kanunu yaparım ki bütçede koyduğum ödenekleri hiç kimse aşamaz, toplu sözleşme düzenini ve sendika özgürlüğünü Bütçe Kanunu ile özel bir kanun olduğu için engellerim.” Son maddesinde de çok açıkça görülüyor ki burada da “Kamu idarelerinin harcama yetkilileri benim sözümü dinlemezlerse onların da canına okurum.” mantığı bu. Ben bunu yadırgamıyorum değerli arkadaşlar, neden yadırgamıyorum? Çünkü AKP’nin 2002, 3 Kasımından bugüne kadarki çalışmalarında, yasa yapma tekniklerinde, çalışanlardan yana, emekçiden yana, yoksuldan yana bir düzenleme yaptığına tanık olmadık. Üstelik, toplu sözleşme özgürlüğünü ve sendikal özgürlüğü belediye encümeninin kaldırmasına dair yasaya hüküm koyacak kadar işçi düşmanlığına, emekçi düşmanlığına tanık olduk. Nereden çıkarıyorum derseniz, Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun çıkarttınız 2008 yılında, 5747 sayılı Kanun. Oradaki bir cümleyi, bir paragrafı okuyacağım: “Tüzel kişiliği ilk genel mahallî idareler seçimlerine kadar devam edecek belediyelerin her türlü yeni personel istihdamı, yapacakları toplu iş sözleşmesi, taşınır… …belediyenin, ilk kademe belediyelerinin ya da mahalle veya mahalle kısımlarının birleştirilmesi suretiyle yeni bir isim altında kurulan ilçelerdeki belediyeler büyükşehir belediyesinin, köye dönüşen yerlerde il özel idaresinin onayına tabidir.”

Yani imzalanmış bir toplu iş sözleşmesinin uygulanıp uygulanmayacağı, toplu sözleşme yapılıp yapılmayacağı, Toplu Sözleşme Grev ve Lokavt Kanunu’yla ya da sendikaların özgür iradeleriyle değil, belediye encümeninin, il özel idaresinin kararıyla gerçekleştirilecek. Tabii, Anayasa’ya açık aykırılığı olan bu düzenleme, umarım sendikalar tarafından ILO’ya taşınır. Bu, açıkça, toplu sözleşme özgürlüğünü belediye meclisi eliyle yok etme anlayışıdır ki bu AKP’ye yakışan bir anlayıştır.

Bakınız, size AKP’nin çalışanlara yönelik ikinci bir örneğini daha vermek istiyorum. Bugüne kadar gündeme getirmediler ama sessiz sedasız önümüzdeki günlerde gerçekleştirecekler. Değerli arkadaşlarım, ikinci örnek birincisinden daha vahim. Bir PTT AŞ kurulmasına ilişkin düzenleme yapma arzusundalar, diyorlar ki: “Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun.” Burada da -kısaca geçiyorum- diyorlar ki: “Bu personel 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve diğer kanunların sözleşmeli personel hakkındaki hükümlerine ve 4857 sayılı İş Kanunu’na da tabi değildir.” Peki, PTT AŞ’nin getirmediğiniz ama yakında getireceğiniz 40’ıncı maddesindeki sözleşmeli düzenlemesi Türkiye Cumhuriyeti’nin yürürlükte olan çalışma yasalarına, hangisine tabi? Hiçbirisine. Yani, AKP “kanunsuz çalıştırma kanunu” diye bir kanunu Meclisin gündemine hazırlıyor. PTT AŞ hakkındaki kanundaki düzenlemeler de böyle.

Değerli arkadaşlar, tabii bu örnekler çok fazla. Bugün bakıyoruz, AKP, Çalışma Bakanı “657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun miadı doldu, emekliliği geldi, bunu emekliliğe ayıralım.” diyor, yani değiştirelim. Niçin değiştirecek? Güvencesiz bir memur sistemi yaratmak ve memurlar eliyle görülmesi gereken devletin asli ve sürekli işlerini sözleşmeliler eliyle gördürmek ve de memurlara ödenen emekli ikramiyesini ortadan kaldırabilmek ve giderek de işçilerin kıdem tazminatına uzanabilmek için yol haritası yapıyor. Yani AKP eğer çalışma yaşamına ilişkin bir düzenleme getiriyor ise biliniz ki gasp vardır, emeğin hakkına açık saldırı vardır.

Bu yasanın, bu 24’üncü madenin birinci paragrafında da ödenekleri aşmanın yasaklanması, toplu sözleşme özgürlüğünü açıkça bu bütçe kanunuyla ortadan kaldırmak anlamına gelir. Yani emek yoksa, emekçi yoksa -ki, bu bütçenin içerisinde yok- çalışan yoksa AKP mutlu. AKP’nin asıl görevi yerli ve yabancı yandaşlarını mutlu edebilmek, emeğin sömürüsünün önünü açmak, bunun için sözleşmeliyi yaygınlaştırmak ve bunun için de ne yazık ki en başta Meclisten başlamak.

Değerli arkadaşlarım, Meclis çalışanlarını 4/C’li, 4/B’li, sözleşmeli diye ayırarak Türkiye’ye örnek olma anlayışı AKP döneminde gerçekleşti. AKP iktidar olduğu 3 Kasım 2002’de sayıları sadece 164 olan 4/C’li çalışanların bugünkü rakamla miktarı 50 bine vardı, o Torba Kanun’la birlikte “Yerel yönetimlerde ihtiyaç fazlası personel.” diye adlandırdıkları kişilerin, çalışanların, belediyelerden il özel idarelerine ve Millî Eğitime gitmesiyle sayı neredeyse 100 bine varacak. O çalışma ilişkileri gerçekten Orta Çağ’ın kölelik düzeninden farksız. Doğru dürüst ücretli izin hakkı yok, ücretsiz izin hakkı yok, doğru dürüst hastalanma hakları, doktora gidebilme hakları bile olmadan bu insanları çalıştırmak herhâlde “Emeğin hakkı, alın teri kurumadan verilecektir.” diyerek iktidar olup, iktidar olduktan sonra da “Sizinle işimi gördüm.” diyen bir anlayışa nasip olabilir.

Değerli arkadaşlar, gerçekten işler iyi gitmiyor. Bir de son zamanlarda Türkiye’de pek çok imam-hatip lisesi, ilahiyat fakültesi mezunu boş dururken, işsiz dururken “mele” denilen mollaların sözleşmeli istihdamını gündeme getirdiniz. Ben merak ediyorum, acaba ortopedist yerine kırıkçıyı, kardiyolog yerine üfürükçüyü, dâhilîye uzmanı yerine muskacıyı, kulak burun boğaz uzmanı yerine cinci hocayı ne zaman istihdam etmeye başlayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çetin.

İZZET ÇETİN (Devamla) – Peki, ben teşekkür ediyor ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı.

Buyurunuz Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 24’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Gerek kamu kesiminde gerek özel kesimde sendikalaşma oranları ve sendikalı işçi sayıları giderek gerilemektedir. Bu ise çalışma hayatında toplu iş hukukundan bireysel iş hukukuna ve taşeronlaşmaya giden bir süreci desteklemektedir.

AKP döneminde kamuda kadrolu işçi istihdamı azalırken güvenceli istihdam biçimleri yok edilmektedir. Çalışma Bakanının verdiği bilgilere göre, kamuda 426 bin taşeron işçisi çalışmaktadır. Temizlikten güvenliğe, iş makinesi operatörlüğünden mühendise, büro işlerinden ameliyathanelere varıncaya kadar kamu hizmetlerinde taşeron işçisi çalıştırılır hâle gelinmiştir.

Taşeron işçileri insanca çalışma koşullarından uzak, iş güvencesi olmadan, sendikasız, izin hakkı ve fazla mesai verilmeden günde on iki saati bulan sürelerde köle gibi çalıştırılmaktadır. Taşeron işçileri, tabiri caizse sesi kısılmış, elleri kolları bağlanmış, komutla hareket eden bireyler hâline getirilmiştir. İşten atılma korkusuyla seslerini çıkaramamaktadırlar. Her sözleşme dönemi sonunda yeniden sözleşme imzalamama korkusu yaşıyorlar. İşten çıkarılanlara ihbar ve kıdem tazminatı verilmiyor. Maaşlarını düzenli alamıyorlar. Taşeron işçilerinin sahibi de yok. Bu işçiler taşeron müteahhit ile devletin arasına sıkışmış durumdadır. Bu işçilerin çoğu asgari ücretle hatta bankaya yatan asgari ücretin bir kısmını müteahhide vermek zorunda kalarak çok düşük ücretlerle çalışmaktadır.

Hakikaten bu insanlara yapılan eziyetleri, aşağılamaları, korkuları yaşatmaya kimin, ne hakkı var? İşsizliği fırsata dönüştürerek siyasi rant hesabıyla yeni taşeron işçilerini işe alan AKP Hükûmeti onların sorunları karşısında olupbiteni seyretmekten başka bir şey yapmamaktadır. Her geçen gün sorunları daha da artan taşeron işçilerine Hükûmet bir an önce sahip çıkmalı, çalışma şartları ve ücretleri iyileştirilmelidir. Devletin asli ve sürekli hizmetlerinde çalıştırılan taşeron işçileri mutlaka kadrolara atanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki günlerde 2012 yılında uygulanacak asgari ücret belirlenecek. AKP Hükûmeti asgari ücreti ocak ayında yüzde 3, temmuz ayında yüzde 3 oranında artırmayı programlamıştır. Daha geçtiğimiz günlerde elektriğe, doğal gaza, benzine, mazota yüzde 15’e varan oranlarda zam yapan, maktu vergileri yüzde 10,26 oranında güncellemeyi, vergi gelirlerini yüzde 13,7 oranında artırmayı öngören AKP Hükûmeti asgari ücretliye çok düşük artışı reva görebilmektedir. Asgari ücretli, memur, emekli, dul ve yetimlere maaş artışı yapmaya sıra gelince, Maliye Bakanı âdeta cebinde akrep taşımaktadır.

Ülkemizde enflasyonla mücadelenin temel aracı olarak ücret politikaları kullanılmaktadır. Asgari ücret başta olmak üzere, bütün ücretleri ve buna bağlı olarak da emekli aylıklarını enflasyon düzeyinde artırmak ekonomik bir tercih olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, çalışanların ve emeklilerin satın alma gücünü zaman içinde eriterek zayıflatmış, enflasyonla mücadelenin en ağır yükü çalışan ve emekli kesimin üzerine aktarılmıştır. Her fırsatta kendi hükûmetleri döneminde millî gelirin artmasıyla övünen AKP, bu tercihiyle gelir dağılımında çalışanlar ve emekliler aleyhine ciddi bir bozulmaya neden olmuştur. İnsanımızın “Ülkemiz zenginleşiyor da biz neden zenginleşemiyoruz?” sorusunu sıklıkla sormalarının arkasında yatan gerçek ise işte budur.

Ücret politikalarıyla çalışan ve emekli kesim üzerinde baskıcı ve sindirici bir yönetim biçimini benimseyen Hükûmet, milyarder yaratma konusunda ise oldukça cömert davranmaktadır. Kriz dönemlerinde dahi dolar milyarderi sayısı dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Japonya’dan daha fazla artan Türkiye, gelir dağılımının en fazla bozuk olduğu ülkeler arasında da ilk sıralarda gelmektedir.

AKP Hükûmetinin uyguladığı politikalar sonucu, sıcak para yoluyla ülkemiz küresel soyguna maruz bırakılmıştır. Hâlen 100 milyar dolar civarındaki “sıcak para” diye anılan kısa vadeli yabancı sermaye, ülkemizde yıllardır çok yüksek kazanç elde etmiştir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun ekim ayı verilerine göre, 51 milyon mudi 10 bin liranın altında mevduata ve toplam mevduatın yüzde 4,7’sine sahip iken, sadece 43 bin mudi 1 milyon liranın üzerinde mevduata ve toplam mevduatın yüzde 47’sine sahip bulunmaktadır. Milyonerler kulübüne son bir yılda 9.755 milyoner eklenmiştir.

Küresel patronların, sıcak para tacirlerinin, faizcilerin ve tefecilerin yüksek kârlar elde ettiği, paradan para kazanmanın revaçta olduğu ülkemizde asgari ücretliler ile memur ve emeklilerin büyük çoğunluğu açlık sınırının altında aylık almaktadır. Aylık geliri yetmeyen vatandaşımız geçimini borçla sağlamaya çalışmaktadır. 2002 yılında 6 milyar lira olan kredi kartları ve tüketici kredisi borçları dokuz yılda tam 35 kat artarak 213 milyar lirayı aşmış durumdadır. Ülkemizde açlıkla boğuşan milyonlara karşılık her yıl binlerce yeni milyoner üreten çarpık ve adaletsiz bir gelir dağılımı hâkim olmuş, üretmeden tüketen ve ürettiğinden fazlasını harcama döngüsüne saplanmış bir ekonomik düzen meydana gelmiştir.

Ekonomik sıkıntılardan dolayı çiftçiler, esnaf ve sanatkârlar ile dar ve sabit gelirliler başta olmak üzere toplumun büyük çoğunluğu ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır.

Girdi fiyatlarındaki yüksek artışlar ve yetersiz destekler çiftçimizi çaresiz bırakmıştır. Ürünlerini düşük fiyatlarla satmak zorunda bırakılan çiftçimizin durumu her geçen gün daha da kötüye gitmektedir.

Mahallede, çarşıda, iş hanında, pazarda, sebze hallerinde, sanayi sitelerinde ekmeğini kazanabilmek için didinen esnafımız dükkân kirasını ödeyemez hâle gelmiş, her mahallede açılan büyük alışveriş mağazaları küçük esnafı yok etme noktasına getirmiştir.

Nakliyeci esnafımız, kamyoncularımız artık 10 numara yağ bile alamamakta, yanık yağla tekerini döndürmeye çalışmaktadır. Fakir fukara, garip gureba edebiyatıyla, “En Kahraman Rıdvan” edalarıyla, yüce dinimizi de istismar ederek hitap ettikleri kesimlerin oylarını kotaranlar, iktidarları döneminde bu kesimleri unutmuş, türedi zenginler, mutlu azınlıklar, imtiyazlı sınıflar, seçkinler zümresi oluşturmuştur.

Hükûmet, tasarruf artışını tüketimi kısarak sağlamayı hedeflemektedir. Hükûmetin, bırakın refah artışından vatandaşa pay vermeyi tasarruf tedbirleri yoluyla, vergi artışları ve zamlarla vatandaşın mevcut refahından bile pay almayı hedeflediği görülmektedir. Son aylarda elektrikten doğal gaza, benzinden mazota, telefondan sigaraya, alkol ürünlerinden otomobil vergilerine kadar yüksek oranlı zamlar milletimize yağmur gibi yağmıştır. Fakir vatandaşın evinde kullandığı mutfak tüpü 65-70 liraya kadar çıkmış, bulgurdan pirince, şekerden yağa kadar her şeye zam gelmiştir. Yılbaşından itibaren birçok vergi, resim, harç ve para cezaları da yüzde 10,26 artacaktır.

Sağlık harcamalarındaki yüksek artışın önüne geçemeyen AKP Hükûmeti, uygulamaya koyduğu katılım paylarıyla bunun faturasını sigortalılar ve emekli, dul ve yetimlere çıkarmaktadır. Şu anda Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen tasarıya göre Hükûmet, reçetelerde yer alan her bir kalem veya kutu ilaç için 1 lira ilave katılım payı alınması konusunda düzenleme yapmaktadır. Yani 5 kutu, 10 kutu ilaç aldın; 5 lira, 10 lira ilave katılım payı daha ödeyeceksin. Asgari ücretliler, işçiler, memurlar, emeklilerle, dul ve yetimler daha maaşları artmadan alacakları maaş zammından çok daha fazlasını ödemekle karşı karşıya bırakılmıştır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde “Geçici ve mevsimlik işçi” adı altında da bir dram yaşanmaktadır. Yüz binlerce işçi devletin asli ve sürekli işlerini yapmalarına rağmen yılın belli dönemlerinde işten çıkarılmaktadır. Üstelik hizmet akdi askıya alınan işçinin yeni dönemde işe çağrılıp çağrılmayacağı ise belirsizdir.

Bu görüş ve düşüncelerle tekrar hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kalaycı.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Van Milletvekili Fatih Çiftci.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bizim talebimiz vardı.

BAŞKAN – Sizin de talebiniz var; ona da sıra gelecek efendim.

Buyurunuz Sayın Çiftci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET VE KALKINMA PARTİSİ GRUBU ADINA FATİH ÇİFTCİ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, bütçenin 24’üncü maddesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Sayın Başkan, bu vesileyle bütçenin memleketimize ve ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.

Bütçenin 23’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz aldığımda, konuşmamdan sonra, sayın grup başkan vekili, Erciş depremindeki inşaat ruhsatlarının 3 kattan 6, 7, 8 katlara çıkarılıp inşaatlar yapıldığı ve bu sebeplerle yıkıldığı konusunda kamuoyunda çeşitli açıklama ve iddiaların olduğu, bu konuya ilişkin Meclise bilgi vermemi istemiş, bunun üzerine açıklama ve bilgi vermek üzere yüce heyetinizin karşısındayım.

Öncelikle, Van depreminde hayatını kaybeden bütün hemşehrilerime Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi 23 Ekim Pazar günü saat 13.41’de 7,2 ve 9 Kasımdaki 5,6 büyüklüğündeki iki depremle Van sarsıldı. 23 Ekim depreminin gerçek rakamlarına bakacak olursak yerin 5 kilometre altında Tabanlı köyü merkezli olarak meydana gelen deprem yirmi sekiz saniye sürdü, ancak sığ bir deprem olması nedeniyle deprem enerjisinin açığa çıktığı Tabanlı köyü merkezinden itibaren büyüklüğü bilim adamlarına göre 9-10 şiddetinde hissedildiği ifade edilmektedir. Depremin büyüklüğü ve yapısı itibarıyla uzmanların görüşleri, dünyada nadir rastlanan yapısı ve yıkıcı etkisiyle yeni araştırmalara konu olacak nitelikte ve büyüklükte bir deprem olduğu yönündedir.

Değerli milletvekilleri, Van ve Erciş’in karşı karşıya kaldığı felaket çok ağırdır. Bu boyutta bir felaketin karşısında öncelikli olan göçük altından insanları çıkarmak, yerde yatan cenazeyi kaldırmak, yaraları sarmak, halkın ihtiyaçları için seferber olmaktır. Bu depremde başta Sayın Başbakanımızın, Hükûmetimizin ve milletimizin desteği ile deprem yaraları sarılmaya başlanmıştır. Görevde bulunduğum 1 Nisan 2004-10 Mart 2011 yılları içerisinde birtakım menfaat gruplarının her türlü baskı, kamuoyu oluşturma ve iftiralarına hiçbir şekilde boyun eğmedim, Belediyemizce imar mevzuatının ve ruhsat mevzuatının tavizsiz bir şekilde uygulanmasını sağladım. Erciş’in imar planı benim Belediye Başkanlığım döneminde yapılmamıştır. Erciş’in imar planı 1989 yılında yapılmış olup, benden önceki dönemlerde de bir kez revizyon görmüştür. Bu plan bölgelere göre 6, 5, 4 ve 3 kat şeklinde imarda düzenlenmiştir. Aynı imar planı belediyemizce kesintisiz uygulanmış olup, hâlen de uygulanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Erciş depreminde basına yansıyan ve gündeme getirilen yıkılan binaların yapım zamanı ve ruhsatlarıyla ilgili olarak, daha önce birçok kez yazılı ve görsel basında Van’dan açıklamalarda bulunduk, basın açıklaması yaptık. Deprem olduğu günden bütçe görüşmelerine kadarki sürede bölgede çalışmalarda bulunduğum için, deprem bölgesinde bulunduğum için yüce Meclisimizde bir açıklama yapma şansımız ve imkânımız olmamıştı. Ayrıca, bundan dolayı da teşekkür ederim.

Bugün bu konuya ilişkin olarak yine belirtmek isterim ki, Belediye Başkanlığım döneminde imar mevzuatı ve ruhsat mevzuatı tavizsiz bir şekilde Belediye Başkanlığımızca uygulanmıştır. Yüzlerce inşaat ruhsatı mevzuata uygun bir şekilde verilmiş ve bu binaların tamamında hiçbir sorun olmamıştır. Burada kamuoyu yanlış bir şekilde yönlendirilmeye çalışılmakta ve çok yanlış bilgiler verilmektedir. AFAD hasar ekipleri tarafından, yıkılan binaların listesi açıklanmıştır. Bu listeler herkese açıktır ve herkes çok rahat bir şekilde yıkılan bu binalara ulaşabilir.

Değerli milletvekilleri, bölgede çeşitli siyasi hedefleri olan kişi ve gruplar, kamuoyunu yanıltmak amacıyla yanlış ve yalan bilgileri sürekli gündemde tutarak birtakım hedeflere ulaşmaya çalışmaktadırlar. Şahsımı ve partimi yıpratmak için bu yanlış ve asılsız bilgileri muhalefet üzerinden gündeme getirmektedirler. Daha önceden de belirttiğim gibi, bunların tamamı asılsız ve yalandır. Erciş depreminde yıkılan binaların inşaat ruhsatlarının hangi tarihlerde verildiği, kat artırımının olup olmadığı resmî kayıtlarda açık bir şekilde bellidir. Bu ruhsatlar resmî belge olup, belediyede, mimarlar odasında, şahısların kendilerinde, TÜİK’te ve Sosyal Güvenlik Kurumunda bulunmaktadır. Burada çok açık bir şekilde tarihleri bellidir. Bu bilgilere herkes çok rahat bir şekilde ulaşabilir. Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde de tüm halkımız bu hakka sahiptir.

23 Ekim Erciş depreminde Belediye Başkanı olduğum dönem, 1 Nisan 2004-10 Mart 2011 tarihleri arasında, iddia edildiği gibi, imar planında 3 kat iken, imar tadilatı yapılarak 6 veya 7 kat veya daha yüksek katlara çıkartılıp inşaat ruhsatı verilip de yıkılan tek bir bina dahi söz konusu değildir. Buna ilişkin olarak Erciş Belediyesine yapmış olduğum müracaat üzerine tarafıma verilen 13/12/2011 tarih, 12-1416/2011 sayılı yazı ile, görev sürem olan 1 Nisan 2004-10 Mart 2011 tarihleri arasında imar planında 3 kat olarak bulunmakta iken, imar tadilatı yapılarak, iddia edildiği gibi, 6 veya 7 kata çıkarılıp yapı ruhsatı verilen ve bu nedenle bu depremde yıkılan bina olmadığı tarafıma bildirilmiştir. İsteyen herkese ben bu belgeleri açık bir şekilde kendilerine verebilirim.

Değerli milletvekilleri, ayrıca belirtmek isterim ki, Erciş’te geçmişten bugüne kadar zemin artı 5 katın üzerinde ruhsat verilen bina söz konusu değildir. Ayrıca, önemli olan, binaların ruhsatlarının imar ve ruhsat mevzuatına uygun olmasıdır. Yapımına ilişkin olarak da, teknik elemanların, fennî mesullerin, denetim elemanlarının ve yapan firmaların sorumluluğu vardır. Bu konuda yasal süreç başlamıştır. Sorumluluğu olan herkes hukuk önünde hesabını verecektir ve vermelidir.

Bu sorun yalnızca Van’ın değil bütün ülkemizin kanayan yarasıdır. Allah korusun, geçmişte örneğini gördüğümüz gibi, büyük şehirlerde bu ölçüde deprem olsa çok daha vahim sonuçlar ortaya çıkar. Bu nedenle, bina yapımı konusunda, fennî mesullerin, teknik ve yapı denetim sisteminin çok daha güçlendirilip yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

Ayrıca, yıkılan binaların büyük çoğunluğu deprem yönetmeliğinden önce yapılan binalardır. Deprem yönetmeliği bu hâliyle bile çok önemli bir işlev görmüştür.

Değerli milletvekilleri, Van’da depremi birlikte yaşadığım, kayıplarımı, kayıplarımızı hemşehrilerimizle birlikte toprağa verdiğimiz dönemde, parti geleneğimiz ve siyasi ahlakım gereği deprem enkazı üzerinden siyasi rant elde etmeye çalışanları anlamakta güçlük çekiyorum. Her şey çok açık seçik ortadadır ve ortaya çıkacaktır. Doğusu ile batısı birlik ve bütünlüğümüze zarar verecek söylemleri şiddetle kınarken, siyasi çıkarlar adına mesnetsiz suçlamalarda bulunmanın, kamuoyunu yanıltmanın Van’a ve ülkemize hiçbir hayrının olmayacağı kanaatindeyim. Partimizin, deprem afeti üzerinden yıpratılma çalışmaları da halkımızın gözünden kaçmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, biraz da Erciş’ten, Erciş Belediyesinden bahsetmek istiyorum. Erciş, Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük ilçesidir, merkez ve köyleriyle birlikte 165 bin nüfusa yakın bir nüfusu bulunmaktadır; geçmişten bugüne kadar birçok kavime yurtluk yapmış, başkentlik yapmış, birçok medeniyetin yaşadığı bir yerleşim yeridir. Tarihte Karakoyunlulara ve Akkoyunlulara başkentlik yapmış bir yerleşim yeridir. Gecemizi gündüzümüze katarak, tırnaklarımızla kazıyarak çok mükemmel ve bölgenin en gelişmiş şehri hâline getirdik Erciş’imizi.

Göreve başladığımda nüfusa oranı itibarıyla Türkiye'nin en borçlu belediyesini devraldım; personeline eczanelerin ilaç vermediği, tüm hesaplarının hacizli olduğu, aylarca personelinin maaş almadığı, esnaflarının belediyesine malzeme vermediği bir yerel yönetimdi Erciş Belediyesi. Erciş’te suların akmadığı, çöplerin aylarca kaldırılmadığı, 1 metrekare asfaltın yapılamadığı, iş makinelerinden 45’inden 39’unun çalışmadığı, bütçe gelirlerinin yüzde 74’ünün personel gideri olduğu, bütçede öz gelirlerinin yüzde 1 ve 2 civarında olduğu bir belediye devraldık. Yapmış olduğumuz çalışmalarla biz bunların tamamını düzelttik. Görevi bıraktığım gün personel giderleri bütçemizin yüzde 73,58’ini oluşturuyordu. Bölgenin en güçlü belediyesini oluşturduk. Görevi bıraktığımda, 10 Mart 2010 tarihi itibarıyla bölgede hiçbir derecede olmayacak şekilde o gün itibarıyla belediye hesaplarında 4 milyon 942 bin 500 TL nakit para bırakarak arkadaşıma görevi devrettim. 1 metrekare arsa satmadan 2 milyon 400 bin metrekare gayrimenkul kazandırdım, 2 milyon 200 bin metrekare yeşil alan oluşturduk, 15,5 kilometrelik Türkiye'nin en uzun sahil yolunu Erciş’e kazandırdık, 150 kilometre yeni yol açtık, 360 kilometre kanalizasyon yaptık, 550 kilometre sıcak asfalt yaptık, 100’e yakın araç satın aldık, 405 bin metrekare parke ve bordür yaptık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATİH ÇİFTCİ (Devamla) - …Erciş Belediyesine saha ve sebze hali kazandırdık.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çiftci.

Barış ve Demokrasi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Milletvekili sözlerinin başında Grup Başkan Vekilinin birtakım iddiaları gündeme…

FATİH ÇİFTCİ (Van) – Ben öyle söylemedim. Ben bu konuda basında birtakım iddialar olduğunu…

OKTAY VURAL (İzmir) – İddialar olduğunu… Dün ben söylemiştim bu iddialarla ilgili bir açıklama yaparsanız diye. Dolayısıyla, bu iddiaların açıklanma talebi açıkçası benim tarafımdan iletilmişti. Sayın Milletvekili birtakım açıklamalar yaptı. Müsaade ederseniz bu açıklamaların mesnedi olan konuları Meclisle paylaşmak istiyorum. Çünkü bu konudaki iddiaların dayandığı bir temel yokmuş gibi algılanmasını da istemem. Dolayısıyla, bu iddiaların dayandığı temelle ilgili kısa bir açıklamayı müsaade ederseniz kürsüden yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz, iki dakika süre vereceğim Sayın Vural.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Deprem Yönetmeliği’ne aykırı yapılanmanın Van ve Erciş’te meydana gelen depremlerde önemli hasarlara neden olduğuna ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, Van Erciş’te meydana gelen deprem, deprem sonrası yapılan değerlendirmeler… Doğrusu bu konularda Erciş’te iki dönem sorumluluk üstlenmiş bir belediye başkanının, şu anda milletvekili olması münasebetiyle, bu konularda bir açıklık getirmesi faydalı olmuştur.

Efendim, Orta Doğu Teknik Üniversitesinin hazırladığı, depremle ilgili raporlar, yapılan incelemeleri dikkate aldığımız zaman… Aslında 2007 yılında deprem kararnamesi değişti. Hatta 1999 yılında olan depremden sonra yapı denetimiyle ilgili hususlar getirildi. Şimdi, bütün bunları dikkate aldığımız zaman Van ve Erciş’te meydana gelen… Şüphesiz bu bilgiler sadece Erciş’e yönelik değildir ama bakıldığı zaman burada özellikle 2004, 2005, 2006 yılında hafif, orta, ağır ve yıkık binaların ruhsat tarihine göre pik yaptığını görüyoruz. Dolayısıyla, burada bu veriler aslında bu 2007’deki deprem sonrasındaki düzenlemenin bile kâfi gelmediğini ortaya koyuyor. Bu bir vakıadır. Bakıldığı zaman, bu noktada özellikle 1 ve 4 katlı binaları da dikkate aldığımız zaman, 7 katlı binaları da dikkate aldığımız zaman, bakınız, burada 2007 ve sonrasında hafif, orta ve ağır hasarlı binaların pik yaptığını görüyoruz, dokuz tane bina ağır hasarlı durumda.

Dolayısıyla, böyle bakıldığı zaman, 1998-2007 ve sonrasını dikkate aldığımız zaman, ağır hasarlı ve hasarlı binaların yüksek olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, bu konunun açıklığa kavuşturulması bakımından bunları talep ettim, bunların mesnedi vardır. Bu konularda kimler devreye girmiştir? Neden 5 ve 7 katın üzerindeki, 5 ve 7 kat arasındaki binalarda artış hasar miktarı 2007 ve sonrasında fazla olmuştur? Hatta bunun 2007 öncesi de vardır. Yıllar itibarıyla da bu söz konusu. Dolayısıyla, bu konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) – …ortaya koyduğumuz iddianın tabiatıyla bir mesnedi vardır ama bunun Erciş özelinde nasıl olduğu konusunda herhangi bir bilgiye sahip değiliz, lüzum da yoktur ama görünen o ki burada deprem yönetmeliğine aykırı yapılanmanın…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) – …bu hasarda önemli zayiatı olduğunu ifade ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Konu anlaşılmıştır, teşekkür ederiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sırrı Sakık.

Buyurunuz Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de BDP Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün yitirdiğimiz önemli bir siyaset adamı, insan hakları savunucusu, eski Çek Cumhurbaşkanı Havel’i buradan saygıyla, rahmetle anıyorum. Aynen şöyle derdi: “Topraklar ve bayraklar kutsal değildir, kutsal olan tek şey insandır.” İşte böyle bir siyasetçiyi kaybettik. Kendisine tekrar, Allah’tan rahmet diliyorum.

Sevgili arkadaşlar, bugün 19 Aralık. 19 Aralık, Türkiye tarihinde iki önemli karanlık ve iki katliama tanıklık ettiğimiz günlerdir. Biri, 1978’de Kahramanmaraş’ta başlayan ve orada yüzlerce insanı katleden… Geçmişimizde de zaten bu katliam kültürü var, 1915’lerde, sonra Yahudilere, Kürtlere uygulanan o zalimane politikalar bu tarihte…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sözünü geriye alsın Sayın Başkan, böyle bir şey olamaz. “Geçmişte bu toplumun katliam kültürü.” gibi bir ifade kullandı. Sözünü geriye alsın Sayın Başkan.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Siz konuşun, siz…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bu millete, bu devlete böyle hakaret ettiremeyiz buradan. Sözünü geriye alsın Sayın Başkan. Böyle bir şey olamaz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – O zaman tarihi bilmiyorsunuz. Siz de dönün, tarihle yüzleşin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Böyle bir şey olamaz Sayın Başkan. Millete hakaret ediyor Sayın Başkan, Türk milletine hakaret ediyor. Sözünü geriye alsın lütfen.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kahramanmaraş bir gerçektir.

BAŞKAN – Duydum efendim, Sayın Canikli.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen konuşmamı yeniden başlatır mısınız.

BAŞKAN – Sayın Sakık, ama lütfen, soykırım olarak, Yahudilere yönelik ve Ermenilere yönelik soykırım olarak nitelediniz, katliam olarak nitelediniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bunu ben söylemiyorum, bunu tarih söylüyor. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde böyle bir şey yoktur.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, böyle bir şey olabilir mi?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yani tarihten, gerçek tarihten neden rahatsız oluyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Gerçek tarihten neden rahatsız oluyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sözünü geriye alması gerek Sayın Başkan.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yalan yanlış tarih bilgisi sizi buraya getiren.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Konuşamaz Sayın Başkan, böyle konuşamaz. Bu milletin Meclisinde böyle konuşamaz Sayın Başkan.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yani Kürtlere karşı siz bu politikaları uygulamadınız mı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Ayıp değil mi, ayıp değil mi?

BAŞKAN – Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Kahramanmaraş’ta “Allahuekber, Bismillahirrahmanirrahim” sloganlarıyla orada Aleviler katledilmedi mi?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Nerede, nerede? Neden bahsediyorsunuz?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sivas’ta yapılmadı mı, Çorum da yapılmadı mı, Gazi’de yapılmadı mı?

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Niye Başbağlar’ı söylemiyorsun?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Neyi bahsediyorsunuz, neden bahsediyorsunuz? Ezbere konuşmayın. Bu milletin geçmişinde katliam yok. Ayıptır ya!

BAŞKAN – Sayın Sakık, bir şeye netlik getirelim lütfen.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen, o zaman…

BAŞKAN – Bir dakika… Bir şey söyleyeceğim.

Bu gündeme getirdiğiniz konular tamam, fakat Türkiye Cumhuriyeti’yle ilgili, geçmişiyle ilgili olarak “Yahudilere ve Ermenilere yönelik bir katliam.” dediniz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Katliam kültüründen bahsediyor Sayın Başkan. Millete hakaret ediyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İmparatorluk dönemi…

BAŞKAN - Böyle bir şey söz konusu değildir. Lütfen bunu düzeltirseniz sevineceğiz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, şimdi konuşmanın neresinden başlayayım, bilmiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, düzeltsin. Bu iddia yabancıların iddiası.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Peki, Sayın Başkan, konuşmamızı lütfen başa alalım, lütfen…

BAŞKAN – Buyurunuz… Buyurunuz…

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Sen neden bahsediyorsun, Yahudileri kim getirdi, kim sahip çıktı?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyoruz, onu da biliyoruz, onu da biliyoruz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bakın, üç dakikadır ben konuşamıyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz, konuşuyorsunuz. Buyurunuz…

SIRRI SAKIK (Devamla) – O zaman lütfen başa alınız, konuşayım.

BAŞKAN – Siz devam ediniz lütfen.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Kahramanmaraş’ta, evet, Alevilere karşı bir katliam projesi gerçekleştirildi. Bunu herkes bilir. Yani niye inkâr ediyorsunuz, niye bu kadar tepki gösteriyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SONER AKSOY (Kütahya) – Yalan söylüyorsun, yalan!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sivas’ta olmadı mı, Çorum’da olmadı mı, bunlar olmadı mı? Hâlâ o insanların yarası sarılmadı. Siz, o gün katliamı yapanları niye savunuyorsunuz Allah aşkına? Hani geçmişimizle yüzleşecektik, hani bu sorunları çözecektik? Ama demek ki siz bu kadar demokratsınız. Bakın, yıl yine… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bakın, o tarihte…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bakın, konuştuğumuz konu bu değil, ben onu söylemiyorum. “Bu milletin geçmişinde katliam kültürü vardır.” gibi bir ifade kullandınız. Ben onu eleştiriyorum, onu geriye alın. Ayıptır yahu!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Efendim, cumhuriyet öncesi olanlara bakın…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendi geçmişiyle ilgili konuşuyor.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, ya, bir dinleyeceksiniz. İlk önce bir dinlemesini öğrenin.

Ve bu Çorum’da hâlen bu yara… (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bu kürsü bu millete hakaret kürsüsü değil ya.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Başkanım, bu şekilde konuşamam lütfen başa alır mısınız?

BAŞKAN – Buyurunuz, devam ediniz, vereceğim size sürenizi. Buyurun devam edin.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben başka nasıl konuşayım?

BAŞKAN – Devam ediniz lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaba ve yaralayıcı sözler kullanmaktadır.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Başkanım, ben bu koşullarda konuşamam. Lütfen benim sözümü yeniden başlatın ve konuşayım.

BAŞKAN – Lütfen, ben sizin sürenizi vereceğim, buyurunuz devam ediniz siz konuşmanıza.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Konuşmanızı tamamlayın.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ama ben rahat konuşamam, lütfen bunu sizden rica ediyorum.

BAŞKAN – Baştan beri söyledim Sayın Sakık, sürenizi vereceğim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Devam edin Sırrı Bey, devam edin. Siz konuşmanıza devam edin.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Lütfen, başlatın ve ben konuşayım.

BAŞKAN – Siz devam edin, ben sürenizi vereceğim, lütfen. Sayın Sakık, lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; yani bu kadar birbirimizi gererek değil yani biz geçmişimizle yüzleşmeden geleceğimizi de inşa edemeyiz. Bu kadar tepki göstermenizi de anlamakta zorluk çekiyorum.

Bakın, bu tarihte, benim söylediğim Kahramanmaraş olayları o tarihte, 1978’de Cumhuriyet Halk Partisi iktidar, Ecevit Başbakan ve o tarihte bu katliamlara seyirci kalınmıştır ve ondan sonraki 19 Aralık 2000 yılında Millî Güvenlik Kurulunun kararıyla tutsaklara karşı yirmi cezaevinde bir operasyon düzenlenmiştir. Bu yirmi cezaevinde 30’a yakın insan yaşamını yitirmiştir. Hani deriz ya: Tutuklu ve hükümlüler bir ülkenin namusudur, namusunu o ülke korumalıdır. Sizin namusunuz olan devrimci tutsakları cezaevinde, o dönemde yine -talihin cilveli kaderine bakın- Ecevit Başbakan, DSP iktidar ve bir gecede bir cezaevine operasyon, bir değil yirmi cezaevine operasyon düzenleniyor ve 30 insan yaşamını yitiriyor, 2 tane de asker yaşamını yitiriyor. Ve bu karar, Millî Güvenlik Kurulundan alınan bir kararla bu operasyonlar gerçekleşiyor. Ve o operasyona katılanlar sonra da hâkimlere aynen şunu söylüyorlar: “Biz gittik, Bayrampaşa Cezaevinde operasyonlar başladı. İçeriden silahlı saldırı falan yoktu.” diyor. “İçeriyi, koğuşları ateşler almıştı.” diyor. “Bayan koğuşlarından mahkûmlar bize yöneldiler, ‘Kapıları açın!’ dediler ama biz açmadık çünkü yetkililer ‘Açmayın.’ diyordu. Bize ıslak battaniyeler attılar, ‘Bunları içeri atın.’ dediler. Oysaki içeriye attığımız ıslak battaniyelerin hiçbiri ıslak battaniye değil, kimyasal silahlarla ıslandırılmış battaniyelerdi; ateşi, alevi tetikliyordu ve operasyon sonrası içeri girdiğimizde onlarca ceset kömürleşmiş bir şekilde duruyordu.”

İşte, böyle bir süreci yaşayanlar var ve o dönemde buna tanıklık edenler var ve o dönemin siyasi aktörleri, hiçbiri bu işten dolayı yargılanmıyor. Ne siyasi iktidar yargılanıyor ne asker yargılanıyor ne bürokrat yargılanıyor. Hatta, o dönemin bürokratları ne yazık ki sorun devlet olunca, sorun muhalifler olunca, sorun sol ve sosyalistler olunca, sorun devrimciler olunca, buluşmadığınız noktada bir buluşma sağlıyorsunuz.

Ben, o gün, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olan Ali Suat Ertosun… Şimdi, bir insan eğer bu görevden sorumluysa yargılanmaz mı? Yargılanması gerekir. Ama onu yargılayamıyorsunuz; ona mevkiler, makamlar tayin ediyorsunuz. Ne yapıyorsunuz? Bu DSP iktidarı döneminde, o koalisyon döneminde bu suç işleniyor, arkasından sizin iktidarınız döneminde de bu zata ne veriliyor biliyor musunuz? Devlet Üstün Hizmet Ödül Madalyası sizin Hükûmetiniz tarafından öneriliyor ve ne yazık ki Sayın Bülent Arınç –hep vicdan sahibi deriz- o vicdan sahibi adam bu ödülü kendisine takdim ediyor. Ne yazık ki Cumhurbaşkanı da, Sayın Abdullah Gül onu Hâkimler ve Savcılar Üst Kurul üyesi olarak atıyor.

Şimdi, bir ülkede yani yargılanması gereken bürokrat ve siyasetçiler… Mesela, o dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk de bu olayı örtbas etmek adına onlarca, kamuoyunu yanıltan beyanlarda bulunuyor.

Şimdi, bizim bunları yargılamamız, sorgulamamız gerekirken sizin iktidarınız… Siz iktidarsınız, hesap soracaksınız. Ben bunları kürsüye getiriyorum, siz de çıkıp diyeceksiniz ki: “Kardeşim, sizin söyledikleriniz doğru değil.” Doğru değilse, çıkın tepki gösterin. Ben diyorum, bunları yargılamamız gerekir. Bunları siz terfilendirmişsiniz.

Bakın, iktidarlar gelip geçiyor, başbakanlar geçiyor, bakanlar değişiyor ama bu zat her gün mevki, makamlarda tırmanıyor. Niye? Devletin derinliklerinden geldikleri için midir acaba?

Bakın, Mustafa Duyar. Bu Sabancı suikastından gözaltına alınıp ve sonra bir cezaevinde öldürüldü. Onu öldürenler bağırıyordu pencereden: “Gidin, Ali Suat Ertosun’a sorun, Veli Küçük’e sorun niye öldürdüğümüze dair.” Feryat ediyordu.

İşte, ben, bunları burada kürsüye getirdiğim için, bunların faillerinin yargılanması gerektiğini söylediğim için ne oldu biliyor musunuz? Alelacele bu zat, Ali Suat Ertosun hakkımda bir tazminat davası açtı. Ben bu mağdurların hukukunu savunduğum için, çok böyle kısa süre içerisinde, bir iki ay içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – 13-14 milyara yakın bir tazminat ödedim kendisine. Eğer bu ülke…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, beş dakika konuşamadım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sırrı Bey, tamam…

BAŞKAN – Konuştunuz efendim. Bir tartışma oldu. Bazen oluyor efendim.

Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, beş dakika konuşamadım.

BAŞKAN – Konuştunuz efendim.

Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, bakın, yaptığınız doğru değil.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Maddeler çok…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ya, lütfen ben sözümü bitiremedim.

BAŞKAN – Sayın Sakık, teşekkür ederiz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, siz adil davranmadınız. Ben konsantrasyonumu bozdum. Beş dakika konuşamadım. Ne söylediğimi anlatamadım. Niye böyle davranıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Sakık, gayet adil davranıyorum. Sayın Sakık, herkesin söz sırası belli.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Nasıl adil davranıyorsunuz? Beş dakika bile konuşamadım. Ne söylediğimi bütün Parlamento görüyor.

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen olay çıkartmayınız. Diyeceklerinizi söylediniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ne çıkaracağım? Ne söyleyeceğim?

BAŞKAN – Söylediniz efendim bütün söyleyeceklerinizi.

Buyurunuz Sayın Tarhan.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkanım, Hatip, eski Genel Başkanımız, Cumhuriyet Halk Partisinin eski Genel Başkanlarından Sayın Bülent Ecevit’in adı geçerek konuşmasında bir atıfta bulunmuştur. Buna ilişkin bir açıklama yapmak isterim Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi bakımından.

12 Eylül 80 darbesi sonucu hazırlanan o antidemokratik Anayasa’nın en antidemokratik hükümlerinin değiştirilmesine büyük katkısı olan Sayın Ecevit’in böyle bir operasyonda sorumlu olarak gösterilmesini doğru bulmadığımızı belirtmek ve tutanaklara geçmesini istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tarhan.

Hükûmet adına Maliye Bakanı Mehmet Şimşek.

Buyurunuz Sayın Şimşek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında bütçe görüşmeleri başladığından bu yana bana birçok soru yöneltildi bazı konularda, birtakım yorumlar yapıldı. Ben, bu on dakikayı müsaade ederseniz, özellikle eşit işe eşit ücret ve diğer birkaç konuya ayırmak istiyorum.

Ama sözlerimin başında da şunu söylemek istiyorum: Tabii geçmişimizle yüzleşmek demek, vicdanımızla da yüzleşmek demektir. Hiçbir vicdanlı kimse, Türkiye’ye ne Ermenilere ne de Yahudilere katliam yaptı diyemez. Çünkü böyle bir şey söz konusu değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 666 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle, aslında, gerçekten çok önemli bir sorunu çözdük. Birçok değişik kamu kuruluşunda, değişik ad ve unvanlar altında ek ödemeler yapılmaktaydı ama bu ek ödemelerin yapılmadığı memurlar ve yine idareciler arasında çok önemli ücret farklılıkları oluşmaktaydı. Şimdi, buraya çıkan birçok muhalefet sözcümüz dediler ki: “Bu düzenleme tamamen müsteşar, genel müdür, daire başkanlarının maaşlarını iyileştirmek için yapılan bir düzenlemedir.” Oysa ben birkaç rakam vermek istiyorum. Bu düzenlemeden, yani eşit işe eşit ücret düzenlemesinden faydalanan 405 bin memurumuz var. Bunların sadece 13 bini daire başkanı ve üstü unvanlara sahip, 392 bini şube müdürü ve altı yani mühendisten taa lise mezunu veya lise altı eğitime sahip hizmetliye kadar gidiyor.

Şimdi, burada size sadece birkaç rakam vermek istiyorum: 9/1 bir memurun maaşında 122 liralık bir artış olmuş, 7/1 bir memurun maaşında 152 liralık bir artış olmuş, 4/1 memurda 213 liralık bir artış olmuş ve eğer bu memur lise mezunuysa -yani 3/1- 213 lira artış olmuş, hizmetli ise 164 liralık bir artış olmuş, şube müdürünün maaşında 341 liralık bir artış olmuş, şefin maaşında 298 lira bir artış olmuş. Yine mühendisler arasında da çok önemli farklılıklar vardı, bu farklılıkları giderdik. Örneğin 1/4’teki bir başmühendis yani geçmişte en düşük alan bir başmühendis şimdi 329 liralık fark almaya başlamıştır. Bir mühendis, yine 3/1’deki bir mühendis 268 lira fark almaya başlamıştır. Dolayısıyla burada, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle aslında yapılan şey çok basit. Aynı ad ve unvanla aynı işi yapan bütün memurların maaşları o anlamda eşitlenmiştir.

Yine, en yüksek memurlara yönelik bir düzenleme olduğunu iddia edenlere karşı şunu ifade etmek istiyorum: 2002 yılında AK PARTİ iktidara geldiğinde bir müsteşar ile 9/1’deki bir memur arasındaki maaşı karşılaştırdığınız zaman müsteşarın maaşı 7 kat yüksekti yani bir müsteşarın maaşı 9/1 memurdan 7 kat daha yüksekti. Temmuz 2011 itibarıyla bu fark 3,4 kata kadar inmiştir yani yarı yarıya inmiştir. Dolayısıyla, bizim, müsteşarların maaşlarını iyileştirdiğimiz, bizim, genel müdürlerin maaşlarını iyileştirdiğimiz iddiası doğru bir iddia değildir. Bu son yapılan düzenlemeler dâhil, bir müsteşar maaşıyla memur maaş kat kıyası yaptığınız zaman 3,8 kat düzeyinde olacaktır 2012’nin başından itibaren, ki bu başlangıç noktası, yani 2002’de 7 kattı. Dolayısıyla biz hep en düşük maaş alan memurlarımızı kolladık ve onlara ilişkin düzenlemeler yaptık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Polisler arasında ayrımcılık çıktı efendim!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, sadece ben şunu söylüyorum: Bizim, muhalefet sözcüleri geldiler, dediler ki: “Bu düzenleme tamamen üst düzey idarecilere yönelik bir düzenlemedir.” Bu doğru değildir. Bu düzenleme 405 bin memurumuzu kapsamaktadır ve bu düzenlemeyle 405 bin memurumuzun tamamının maaşında bir artış olmuştur, kimisinde az kimisinde çok, ama bu önemli bir konudur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama polislerde ayrımcılık yapıldı, ona bir bakın Sayın Bakan.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 1,5 milyon memur bundan yararlandırılmadı Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, yine “Bütçede memur yok.” deniliyor, “Bütçede işçi yok.” deniliyor, “Bütçede emekli yok.” deniliyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bizim aslında hem dokuz yıllık hem de son bir iki yıllık uygulamalarımız ortada. Bakın, ortalama memur maaşı geçen sene yüzde 14 arttı. En düşük memur maaşı -yani geçtiğimiz sene dediğim 2011 senesi- yüzde 18,3 arttı. Bakın, en düşük memur maaşı. Dolayısıyla “Bu memur bütçede yoktur.” dediğiniz zaman haksızlık yapılıyor. 2012 yılında ne olacağı tabii ki bu yapılacak sözleşmeler sonucunda ortaya çıkacaktır.

Dolayısıyla, yine 2002’ye kadar giderseniz, bakın, en düşük memur maaşı yüzde 292 artmış, bu dönemde enflasyon yüzde 127. Yine ortalama memur maaşı yüzde 211 artmıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Bakanım, oradaki kriterde “onurlu yaşam” ilkesi göz önüne alınmalı, bunu hesap etmek lazım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, son derece açık. Biz sadece memurumuzu, işçimizi, emeklimizi -ki emeklilere ilişkin rakamlar da burada- sadece enflasyona ezdirmemekle kalmamışız, aslında birçok kategoride enflasyonun 2 katı kadar biz bir maaş artışı sağlamışız. Geçmişte böyle bir dönem var mı bilmiyorum. Ama her şey son derece açık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii geçmişte de aynı. 2011’de ezildi ya! 2011’de ezdiniz, verdiniz mi fark?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Bakın, geçen sene en düşük SSK emekli aylığı yüzde 13 artmış, en düşük tarım BAĞ-KUR emekli aylığı yüzde 20 artmış, en düşük esnaf BAĞ-KUR emekli aylığı yüzde 14,2 artmış. Bu rakamlar ortadayken “Bu bütçede emekli, işçi yok.” demek hakikaten o anlamda bir haksızlık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Emeklilik bütçesi zaten!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Son olarak, yine eleştirilerden bir tanesi de tarımla ilgili sık sık yapılıyor.

Değerli arkadaşlar, tabii ki tarıma destekler 2012 yılı bütçesinde yaklaşık 11 milyar lira. 2002 yılına geri giderseniz yaklaşık 1,9 milyar lira. Nereden nereye geldiğimiz bellidir.

MUHARREM VARLI (Adana) – Gayrisafi millî hasılaya oranını söyleyin Sayın Bakan!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, gayrisafi millî hasılaya oranını söylüyorum, bir dinlerseniz söyleyeceğim.

Bakın, OECD 2011 yılında bir rapor yayımladı “Agricultural Policy Monitoring and Evaluation 2011” diye, yani gidip bakmak isteyenler için referans veriyorum.

Şimdi, sayfa 51’de OECD ülkelerinde, tarıma destek gayrisafi yurt içi hasıla oranının yüzde 0,85’i iken -OECD’de 34 tane ülke var- Türkiye’de bu oranın 3,15 olduğunu ifade ediyor. Ha şimdi diyeceksiniz ki: “Nerede? Bu bütçede böyle bir rakam yok.” Doğrudur, bütçede bu rakam yok. Nasıl oluyor? Çünkü ülkemizden farklı olarak OECD hesaplamalarında tarımsal destekleme miktarları hesaplanırken üretilen ürünlerin dünya fiyatıyla yurt içi fiyatları arasındaki farklılıklar da dikkate alınıyor. Niye? Yurt içiyle yurt dışı arasındaki fiyat farklılıklarına hükûmet karar veriyor, düzenleyici, denetleyici kuruluşlar karar veriyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani üzümün fiyatını siz mi belirliyorsunuz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Bugün tüketici üzerinden ve bütçe üzerinden tarafsız OECD hesaplamalarına göre tarım sektörüne destek millî gelirin yüzde 3,15’i düzeyindedir. OECD ülkelerinde ise bu ortalama 0,85 düzeyindedir. Onun için, değerli arkadaşlar, sayfa numarası…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, hangi ürünlerin fiyatlarını belirliyorsunuz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şekerde var, bir sürü üründe var.

Şimdi, OECD raporunu veriyorum, yeni çıktı, 2011 yılında çıktı, tavsiye ediyorum. Ben kendim okudum, baktım. Burada çok açık ve net bir şekilde diyor ki: “Doğrudan ve dolaylı tarım sektörüne destek Türkiye’de OECD ülkelerinin üç katından daha fazladır.” Hâl böyleyken…

OKTAY VURAL (İzmir) – 2002’de eş bazda ne kadarmış?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) - 2002’de de bunun çalışmasını yapabiliriz, bakabiliriz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Peki, 2002 yılında eş bazda ne kadarmış? Bir bakın bakalım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Onun için, değerli arkadaşlar, tarım sektörüne de, çiftçimize de, esnafımıza da, memurumuza da, emeklimize de destek veriyoruz. Bu ülkenin ihtiyaç duyduğu yatırımları yapıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şimşek.

Şahsı adına Ankara Milletvekili Seyit Sertçelik.

Buyurunuz Sayın Sertçelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEYİT SERTÇELİK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe kanun tasarısının 24’üncü maddesiyle ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Rus arşivlerinde yaklaşık on yıl Rus ve Ermeni belgeleri üzerinde, özellikle Ermeni sorunu üzerinde çalışan bir tarih profesörü olarak Türk tarihinde kesinlikle Ermenilere yapılmış bir soykırım olmadığını söyleyebilirim.

Meclisimizde bütçe görüşmeleri sürerken bir başka parlamentonun üzerinde çalıştığı önemli bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum: Perşembe günü Fransa Parlamentosunda sözde Ermeni soykırımını inkâr edenlere cezai müeyyide uygulanmasını düzenleyen yasanın oylaması yapılacaktır.

1915 yılında meydana gelen olayların 100’üncü yılı yaklaştıkça diaspora Ermenileri ve onlara arka çıkan çevrelerin, ülkemize karşı yurt dışında yürüttükleri olumsuz faaliyetler günden güne artmaktadır. Ancak asıl dikkat edilmesi gereken husus, söz konusu çevrelerin son yıllarda Türkiye’de yürüttükleri çalışmalardır. Zira son zamanlarda Ermeni sempatizanı çevrelerce Türk medyasında yürütülen bilinçli faaliyetler, insanlarımızda bir kafa karışıklığı meydana getirmeye başlamıştır. 1915 olaylarının kasıtlı olarak çarpıtılarak yansıtılması, dönemin olağanüstü koşullarını etraflıca bilmeyen insanlarımızın zihinlerini bulandırmaktadır. Akademik kimliklerini kullanan bazı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sözde soykırım iddialarını benimser tavır takınmaları, son yıllarda Türk kamuoyunu yanlış yönlendirme gayreti içindeki bazı çevreleri daha da cesaretlendirmiştir. Bu etkileme ve yönlendirme çalışmalarının aslında ırkçı Ermenilerin Türk kamuoyunu hedefleyen bilinçli bir ikna kampanyası olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Irkçı Ermenilerin asıl amacı, 2015 yılına doğru Türkiye’de soykırım olduğunu söyleyen Türklerin sayısını olabildiğince artırmaktır. Böylece Ermeniler, Türklerin de, artık, Ermeni soykırımını kabul ettiklerini dünya kamuoyuna deklare ederek Türkiye'nin soykırımı tanımasını isteyeceklerdir.

Geçmişe baktığımızda Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması Ermeniler için kaçırılmaması gereken bir tarihî an ve fırsat olarak görülmüştür. Osmanlı Devleti’nin bu sıkıntılı döneminde özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da silahlanan Taşnak ve Hınçak Ermenileri, Çarlık Rusyası birlikleri ile iş birliği içerisine girmişler ve yurttaşı oldukları Osmanlı Devleti’ni sırtından vurmuşlardır. Ayrıca, bu bölgede yaşayan Müslümanları sistemli olarak yok etmeye girişmişlerdir. Kimi Ermeni yazarların da belirttikleri gibi, bu savaşta Ermeniler, itilaf devletleri safında bir taraf ve küçük müttefik olmuşlardır.

Sovyet dönemi Ermeni tarihçisi Boryan, bir yandan Ermeni ayaklanmalarını doğal sayarken diğer yandan devletin isyanlara karşı uyguladığı yaptırımların hukuki olduğunu ifade etmektedir. Boryan’ın ifadesiyle “Ermenilerin isyan etmeleri onların tarihî ve hukuki bir hakkıydı. Şayet devlet, halk ayaklanmasını eziyor ve isyanları bastırıyorsa bu da devletin tarihî ve hukuki bir hakkıdır.”

Dönemin olağanüstü koşulları göz önüne alındığında tehcir kararının kaçınılmaz olduğu ortaya çıkar. Bu husus ulusal ve uluslararası hukuk bakımından meşruiyeti ve hukukiliği bulunan bir devlet tasarrufudur. Benzer uygulama örneklerine tarihte ve günümüzde de rastlanmaktadır. Bu tür devlet tasarrufları o dönemin savaş ve asayiş koşulları da dikkate alındığında uluslararası hukukta soykırım kavramına yüklenen anlamla hiçbir şekilde bağdaştırılamaz.

Değerli milletvekilleri, günümüze kadar, Türkiye aleyhine soykırım kararı alan ülkeler de dâhil olmak üzere, karalama faaliyetlerine devam eden sözde Ermeni soykırımı taraftarı kişi, grup, lobi ve örgütlerin bütün gayretlerine rağmen, dünyadaki hiçbir ülke arşivinde uluslararası hukukun tanımladığı soykırım kavramını kanıtlayan ve bilimsel açıdan kabul edilebilir nitelikte belge bulamamışlardır. Zira, vuku bulmamış bir soykırıma ilişkin belgenin bulunamaması doğal bir sonuçtur. Diğer taraftan, bir devleti soykırım gibi ciddi bir suçla itham etmek için yorum gerektirmeyen, çok kesin deliller olmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sertçelik.

SEYİT SERTÇELİK (Devamla) - Tarihî olayları değerlendirmek ve yeniden yazmak parlamentoların görevi değildir. Bu görev tarihçilere aittir. Aksine parlamentolar ülkeler arasında dostluk ve barışı geliştirmeye çalışmalıdır. Bu tasarının yasalaşması özgür düşünceye, bilimsel araştırmalara pranga vuracaktır.

2012 bütçesinin hayırlı olmasın diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sertçelik.

Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Kaçar.

Buyurunuz Sayın Kaçar.

MAHMUT KAÇAR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bütçe kanununun 24’üncü maddesiyle ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Çalışma hayatıyla ilgili, yıllardan beri ötelenmiş, yıllardan beri önemsenmemiş ve çalışanların emeği üzerinde gasbedilmiş birçok konuyla ilgili son dokuz yılda çok önemli yasal düzenlemeler yapıldı. Geçmişe baktığımız zaman, Hükûmeti devralır devralmaz çalışanlarla ilgili önümüzde bulduğumuz en önemli problemlerden biri 1988 yılında memurlardan zorla kesilen, nemalandırılarak kendilerine tekrar döndürüleceği söylenen ama maalesef, o dönem bütçe açıklarını kapatmak için kullanılan Zorunlu Tasarruf Fonu olmuştur. Burada yaklaşık olarak 13 milyar TL gibi devasa bir rakamın hiçbir hükûmet döneminde ödenmesine cesaret edilemezken çalışanların bu konuda, tekrardan geri ödenmesiyle ilgili umudunun tükendiği bir dönemde AK PARTİ Hükûmeti bununla ilgili bir ödeme takvimi hazırlamış ve yaklaşık üç yıllık gibi kısa bir zaman zarfı içerisinde kendisinden önceki hükûmetlerde kesilen bu kesintileri tekrardan nemalarıyla birlikte iade ederek bu fonu tasfiye etmiştir.

Bir diğer önemli, geçmişe dönük düzelttiğimiz hak gasbı, hepinizin bildiği gibi, KEY ödemeleri.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Emlak Konutun arazileri ne oldu?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Araziler ne oldu araziler?

MAHMUT KAÇAR (Devamla) – Sakin olup dinlerseniz…

Yine “Devletin memurunu ev sahibi yapacağım.” diye yaklaşık 7 milyon 800 bin çalışanından zorla kestiği ama maalesef yine Tasarrufu Teşvik Fonu’nda olduğu gibi bütçe açıklarını kapatmaya yönelik olarak kullanılan yaklaşık 3,4 milyar TL’nin de geriye dönük ödemesi yine AK PARTİ hükûmetleri döneminde yapılmıştır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bayraktar’a arazileri sor.

MAHMUT KAÇAR (Devamla) – Ben maliyeci değilim ama şu iki rakamı topladığınız zaman 17 katrilyonun bugüne hesaplamasını yaptığınız zaman zannediyorum yaklaşık bugünün parasıyla 50 milyar TL gibi önemli bir rakamın bu Hükûmet tarafından geçmişe dönük olarak ödendiğini görürsünüz. Burada aslında biz iki önemli şeyi çözmüş olduk: Bunlardan birisi, geçmişe dönük, çalışanların hak gasbının engellenmiş olması; ikincisi ama en önemlisi, memurun yanlış politikalardan dolayı devlete olan zedelenen güvenini yeniden tesis etmiş olduk çünkü eğer yaşadığınız ülkede devletin asli görevini gören memurların eğer devletine güveni yoksa siz o ülkede vatandaşın devlete güveninden bahsedemezsiniz.

Sözleşmeli personel uygulamalarından bahsedildi. Evet, sözleşmeli personel uygulamaları bu ülkede 1978 yılında başladı ama AK PARTİ hükûmetleri döneminden, ondan önceki dönemlerde sözleşmeli personelin aile yardımı yoktu, çocuk yardımı, eş yardımı, en insani talepleri olan eş durumundan ve sağlık mazeretinden tayin hakları olmamasına rağmen, bugün, devlet memurlarıyla aynı özlük haklarına sahip sözleşmelilikteki, usuldeki değişiklikler yine AK PARTİ İktidarı döneminde yapıldı. Bununla da yetinilmedi, haziran ayındaki bir kanun hükmündeki kararnameyle 195 bin 4/B’li kadroya geçirildi.

Toplu sözleşmeden bahsedildi. Türkiye’de kurulu bulunan bütün memur sendikalarının, bütün çalışanlarının en önemli ve öncelikli talebi toplu sözleşme olmuştur ama bugüne kadar memur sendikalarının toplu sözleşmeyle ilgili hükûmetlere götürdükleri bu taleplerde karşılaştıkları en önemli engel, toplu sözleşmeyi talep ediyorsanız memurun iş güvencesinden vazgeçeceğiniz çıkışıdır ama AK PARTİ İktidarı döneminde, memurun iş güvencesine dokunulmadan mevcut hakları garanti altına alınarak memurlara toplu sözleşme hakkı, Anayasa değişikliğiyle birlikte kamu çalışanlarına verilmiştir. Şu anda bazı hükümlerini konuşuyoruz. Önümüzdeki yıldan itibaren artık memurlarla ilgili özlük hakları bütçe kanununun bir hükmü olmaktan çıkarılacak. Çalışanlar kendilerini ilgilendiren haklarda toplu sözleşmenin bir tarafı olarak, paydaş olarak kendileriyle ilgili olan kararlarda söz sahibi olmuş olacaklar.

Tabii ki çalışma hayatıyla ilgili sorunlarımız var. 4688 sayılı Yasa’yla ilgili bu toplu sözleşmeli uyum yasalarının bir an önce çıkarılması gerekiyor. Taşeronlaşmayla ilgili problemler var, bunlarla ilgili bir çalışmanın ortaya konulması gerekiyor. Bunun yanında, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili yasaların bir an önce Meclise getirilmesi gerekiyor. Ama bahsettiğim bu üç tasarıyla ilgili, Çalışma Bakanlığında ilgili sivil toplum örgütleriyle birlikte yapılan hazırlıklar var ve 2012 başı itibarıyla toplu sözleşme yasası, iş sağlığı, güvenliği yasası…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaçar.

MAHMUT KAÇAR (Devamla) – …ve benzeri çalışma hayatıyla ilgili yasalar gelecek ve geçmişte nasıl çalışanların hakları korunduysa 2012’de de çalışanların hakları korunmaya devam edecek diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaçar.

Sayın Vural, kısa bir söz talebiniz vardı, buyurunuz.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türk Harb-İş Sendikasının açtığı “Gelir ve vergi dağılımında adalet istiyoruz” kampanyasına Maliye Bakanının dikkatini çekmek istediğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, istihdamla ilgili, işçi istihdamıyla ilgili bu madde münasebetiyle bir konuyu Sayın Bakanın dikkatine çekmek için söz aldım. Türk-İş’in son genel kurulunda, Türk Harb-İş Sendikasının açtığı bir kampanya var. “Gelir ve vergi dağılımında adalet istiyoruz.” diyorlar. Maalesef, bu adaletsiz vergi ve gelir dağılımından en fazla çalışanlar çekmektedir ve ücretlerimize yapılan artışlar daha elimize geçmeden vergi olarak ödenmektedir. Ayrıca, asgari geçim koşulları, barınma, eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için geleceğimizi borçlanmak durumunda kalıyoruz. Ayrıca, asgari ücretten de vergi alınmaktadır. Bu konuda Hükûmete ve Türkiye Büyük Millet Meclisine insani ve ahlaki bir çağrıda bulunarak gelir ve vergi dağılımında adalet isteklerini ifade etmişlerdir.

16.028 imzayı havi bu kampanyayla ilgili bu klasörleri ve bu talepleri Sayın Bakanım size takdim edeceğim. Lütfen, bu konuda işçilerin, çalışanların gelir dağılımı ve vergide adalet konusundaki taleplerine duyarsız kalmayınız. Bu çarpık vergi ve gelir dağılımı konusunda somut adımlar atmanızı istirham ediyorum. Bu çerçevede, Milliyetçi Hareket Partisinin bu konuda vermiş olduğu kanun teklifini de ekte sunuyorum. Bu konuda ileride yapacağınız çalışmalara dikkat çekmeniz bakımından bu hususu dile getirmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

BAŞKAN – Soru-cevap bölümüne geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Sayın Doğru, buyurunuz.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aralık ayında ülkemizin her tarafında taşeron olarak çalışan işçilerde çok büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. Çeşitli kurumlarda taşeron olarak çalışanlar şirketlerin değişmesiyle beraber iş akitlerine son verilmesiyle karşı karşıya kalmakta, işsiz kalmaktadırlar. Bu insanlar için taşeron işçiliği kaldırılıp farklı bir kadro oluşturmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum olarak, ülkemiz deprem kuşağında bulunmaktadır. Tokat ili de Kuzey Anadolu fay hattında hareketli bölgelerin başında gelmektedir. Buralarda bulunan binaların sağlamlığı, depreme dayanıklılığıyla ilgili hiçbir çalışma yapılmamıştır. Resmî kurumlar dâhil, acilen dayanıklılık testinden geçirilmesi gerekmektedir. Buralara bunlar için bütçede bir ödenek var mıdır? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğru.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birkaç sorum olacak Sayın Bakana.

Asgari ücreti bin TL yapmak ve vergiden muaf tutmak Türkiye’yi batırır mı?

Engelli ve hükümlü kadrolarının doldurulması ve daha verimli kullanılması bir insanlık borcu değil midir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilatı Kanunu, Cumhurbaşkanlığı gibi yüce bir makam kullanılarak orada bekletilip onlarca kişiyi Meclise doldurmak yakışmış mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakan, yaklaşık 600 bin sağlık çalışanının büyük bir çoğunluğunun kazanılmış temel kişilik hakları, kanunsuz, hukuksuz ve keyfî olarak, 666, 663 sayılı kanun hükmünde kararnamelerle zorla ve cebren yok edildi. Döner sermaye gibi ek ödeneklerle kazanılan özlük hakları eskiden her koşulda alınabilirken artık, yıllık izin, rapor, doğum gibi nedenlerle alınamayacak, emeklilik tazminatlarına, emeklilik maaşlarına yansımayacak ancak müşavir, genel müdür, müsteşar gibi, birçok bakanlıklarda olduğu gibi Sağlık Bakanlığının da üst düzey yöneticileri için hem raporda hem yıllık izinde bunu alabilecekler.

Size soruyorum: Bu, size göre, adaletsiz, ayrıcalıklı bir durum değil mi? Sizin sosyal adaletinize yakışır mı? Sayın Bakan, bu adaletsizliği gidermek için bir çaba gösterecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demir.

Sayın Çınar…

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istiyorum: 2005 yılından sonra vekâleten görev yapan imamlara kadro verildi ama 2005 yılından önce vekâleten görev yapan imam hatip lisesinden mezun olanlar bu kapsamın dışında bırakıldı. Yine, yakın bir tarihte yapılan bir uygulamayla, Kur’an kurslarından mezun olanlara, köy muhtarlarının onaylarıyla yeni bir kadro tahsisi yapıldı. Şimdi, bu mağduriyeti söz konusu olan imam hatip lisesi mezunu vekil imamların herhangi bir şekilde mağduriyetlerinin giderilmesi düzenlemesi düşünülüyor mu?

Yine bu dönemde, seçimlerin hemen öncesinde, Tarım Bakanlığına, yani şeker fabrikalarına pancar teslimi yapanlara emeklilik hakkı verildi çiftçi BAĞ-KUR’u noktasında. Maliye kaydı bulunan ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çınar.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Van depreminden sonra yapılan çağrılarla yurt içi ve yurt dışından toplam ne kadar bağış toplanmıştır? Bu meblağ kimin kontrolündedir? Kime, ne zaman, hangi kriterlerle verilecek ve kaynağın bağış olduğu vatandaşa açıklanacak mıdır, yoksa Hükûmet olarak veriyoruz mu denilecektir?

Bir diğer sorum: Asgari geçim indirimiyle beraber net ele geçen asgari ücret 658,95 TL’dir. Gelir vergisi yüzde 15’tir. Asgari ücretten gelir vergisini tamamen kaldırmayı düşünüyor musunuz?

Bir diğer sorum: TÜİK’in verilerine göre en fakir yüzde 10 ile en zengin yüzde 20 arasında gelir dağılımı 8 kattır. Bu durumu yoksul vatandaşlar lehine düzeltmek gibi bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öz.

Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, ben daha önce size yazılı olarak sormuştum bu soracağım soruyu ama yanıtlarını bana eksik verdiniz.

Konu şuydu: Karayolları Genel Müdürlüğüne ait olan Kavacık’taki arazi ve Unkapanı’nda Tekele ait olan iki tane arazi, bina, bunlar önce Hazineye devredilmişti, daha sonra da Medipolitan sağlık hizmetleri vakfına kiralanmıştı kırk dokuz yıllığına.

Yanıtlarda tabii teknik kısmı yazmışsınız ama benim sorduğum şuydu: Kaç lira yıllık kira alıyorsunuz bunlardan? Bu yerlerin rayiç kira bedellerini daha önceden belirlemiş miydiniz? Yani ben bedellerini sormuştum, bunlar bana yazılı olarak verilmedi. Lütfen şu anda bunları bana bildirir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dibek.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, taşeron işçilerle ilgili daha önce de birçok soru geldi.

Değerli arkadaşlar, taşeron işçilere yönelik olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız şu anda bir çalışma yapıyor ve durumlarının iyileştirilmesine yönelik, istismarların engellenmesine yönelik bir yasa tasarısı üzerinde çalışılıyor. Dolayısıyla o çerçevede çalışmalar bittiği zaman eminim Yüce Meclisimize gelecek, sizler de katkıda bulunacaksınız.

“Tokat deprem bölgesi, dayanıklılık testleri yapılmalı, bunun için ödenek var mı?” Tabii ki Türkiye’de deprem bölgesi olan her yerde bir envanter çalışması yapılmalıdır, bir risk analizi yapılmalıdır. Bunun için aslında başta İstanbul olmak üzere birçok ilimiz için dışarıdan dahi kredi alındı, Dünya Bankası üzerinden ve gerek binaların güçlendirilmesi gerekse bu tabii ki risk analizlerinin yapılması açısından.

Tokat ilinde de böyle bir ihtiyaç varsa eminim il özel idaresi veya diğer ilgili kuruluşlar bu çalışmaları yaparlar. Kaynak yönünde de biz elimizden gelen desteği geçmişte olduğu gibi vermeye devam ederiz.

Şimdi değerli arkadaşlar, asgari ücretle ilgili de çok soru gündeme geliyor. Bir kere, önce şunu söyleyeyim: Türkiye’de asgari ücret üzerinden yüzde 15 vergi alınmıyor. Bakın, gelir vergisinin en düşük dilimi yüzde 15’tir. Biz, iktidara geldiğimizde yani AK PARTİ hükûmetleri iktidara geldiğinde, 2002 yılında asgari geçim indirimi yoktu. Asgari geçim indirimi öncesinde bir asgari ücretliden yüzde 12,8 efektif bir gelir vergisi yükü söz konusuydu. Yani eskiden asgari ücret üzerinden yüzde 12,8 vergi alınabiliyordu yani yüzde 12,8’e kadar.

Şimdi, biz, asgari geçim indirimini getirdik 2008’ten itibaren. Şu an itibarıyla, evli, 4 çocuk sahibi, eşi çalışmayan bir asgari ücretliden zaten sıfır vergi alıyoruz, sıfır. Peki, evli, 3 çocukludan 0,7 alıyoruz yani yüzde 1’in altında. Evli, 2 çocukludan yüzde 1,5 vergi alıyoruz. Evli ve 1 çocukludan yüzde 2,6 vergi alıyoruz. Evli olup da çocukları olmayandan yüzde 3,8 vergi alıyoruz, bekâr olandan da yüzde 5,3. Bütün bu söylediğim rakamları yüzde 12,8’le karşılaştırmakta fayda var.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bakın, Türkiye’de asgari ücret 2002 yılında 175 euro’ydu brüt olarak. Şu anda, 2011 yılı itibarıyla 356 euro. Bakın, şu anda, biz, Polonya’dan, Çek Cumhuriyeti’nden, Slovakya’dan, Letonya’dan, Macaristan’dan, Estonya’dan, Litvanya’dan, Romanya’dan, Bulgaristan’dan -liste böyle gidiyor- bu ülkelerin tamamından daha yüksek asgari ücret veriyoruz.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Zambiya’dan daha yüksek!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Değerli arkadaşlar, bakın “Asgari ücreti bin liraya çıkartmak Türkiye’yi batırır mı?” sorusu. Asgari ücreti ödeyen devlet değil, devlette asgari ücretli çalışan da yoktur benim bildiğim kadarıyla.

Şimdi, asgari ücret, özel sektörün verdiği bir ücrettir. Özel sektörde siz eğer ücretleri verimlilikle ilişkilendirmezseniz, belki Türkiye batmaz ama firmalar batar, belki o çalışan, istihdam edilen vatandaşlarımız, kardeşlerimiz iş bulamaz hâle gelir. Onun için, rekabet etmek zorundayız yani asgari ücreti belirlerken bir yandan asgari ücretliye tabii ki makul bir ücret, bir yandan da rekabet gücünü göz önünde bulundurmak zorundayız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Şimdi Değerli Bakanım, Anayasa diyor ki: “Kamu çalışanıyla özel çalışan arasındaki dengeyi sağlayın.”

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bunu bulundurmayan ülkeler battı değerli arkadaşlar. Yunanistan’a dönmek istemiyorsak, başka ülkelere dönmek istemiyorsak bu dengeleri korumak durumundayız. Burada devletin ödediği bir asgari ücret söz konusu değil. Bakın size rakamları söyledim. Bugün Avrupa Birliği üyesi dokuz, on ülkeden daha yüksek asgari ücret Türkiye’de verilmektedir. Biz Avrupa Birliğinden daha mı zenginiz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Peki, Anayasa’ya bu hükmü niye koymuşuz biz? O dengeyi sağlamak zorundayız.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Onun için yani bunu da şey yapmak lazım.

Şimdi değerli arkadaşlar, bakın, sürekli bir şekilde gelir dağılımı konusunda yorumlar yapılmaktadır. 2002 yılında gini katsayısı ki gini katsayısı azaldıkça gelir dağılımı daha eşit hâle geliyor. Gini katsayısı 2002 yılında -benim rakamlar değil bu uluslararası kuruluşlardan gelen rakamlar- 0,44’tü. Peki 2010 yılında ne kadar? 0,40 yani Türkiye’de gelir dağılımı iyileşmiştir, bozulmamıştır. Bu rakamlar çok açık ve net bir şekilde bunu ortaya koyuyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, sağlık çalışanları… Değerli arkadaşlar, tabii ki iş yapıyorsanız yani 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle 2009 sayılı Kanun’da yapılan düzenlemeyle sağlık çalışanlarının izinli ve raporlu olduğu dönemlerde de her hâl ve şartta 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de öngörülen tutarda ek ödeme almalarına imkân sağlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz doldu. Sorulara yazılı cevap verirsiniz.

Teşekkür ederiz.

Bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bütçe kanun tasarısının 24. maddesinin sonuna 5. fıkra olarak aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ederiz.

           Namık Havutça               Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Süleyman Çelebi

                 Balıkesir                                İstanbul                                      İstanbul

              Kâzım Kurt                         Ahmet Toptaş                     Ramazan Kerim Özkan

                Eskişehir                          Afyonkarahisar                                Burdur

                                                           Gürkut Acar

                                                               Antalya

5) Kamu Kurum ve Kuruluşlarında “taşaron” hizmeti satın alınamaz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ BOĞA (Muğla) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Anayasa’nın, bütçe görüşmelerini düzenleyen 162’nci maddesinin “…değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oya konur.” hükmü gereğince önergenin sadece gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Sosyal devletin görev ve sorumluluğu açısından.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif eden Seyşeller Ulusal Meclisi Başkanı Doktor Patrick Herminie’ye Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Seyşeller Ulusal Meclisi Başkanı Sayın Doktor Patrick Herminie Genel Kurul salonumuzu teşrif etmişlerdir.

Kendilerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

BAŞKAN – 25’inci maddeye geldik, okutuyorum:

YEDİNCİ BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Uluslararası kuruluşlara üyelik

MADDE 25 - (1) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler tarafından kanun, kararname ve uluslararası anlaşmalar gereği üye olunan uluslararası kuruluşlar dışındaki uluslararası kuruluşlara, gerekli ödeneğin temini hususunda Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmadan üye olunamaz ve katılma payı ile üyelik aidatı adı altında herhangi bir ödeme yapılamaz.

(2) Ekonomi Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığının uluslararası anlaşmalar, kanun ve kararnamelerle Türkiye Cumhuriyeti adına üye olduğu uluslararası kuruluşlara ilişkin işlemlerine (katılma payı ödemeleri dahil) bu madde hükmü uygulanmaz.

BAŞKAN – 25’inci madde üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Aykan Erdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Erdemir.

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen yurttaşlarımızı saygıyla selamlarım.

Sözlerime başlamadan önce, 12 Haziran seçimlerinde halkın oylarıyla milletvekili seçilmelerine rağmen bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde halkın iradesini temsil etme hakları hukuk dışı yollarla gasp edilen 8 milletvekilimizi anmak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Hangi ili, hangi partiyi ve hangi siyasi görüşü temsil ediyorlarsa etsinler bugün hukuksuzluğun mağduriyetinde ve tutsaklığın kardeşliğinde buluşmuş olan milletvekilleri demokrasimizin ayıbıdır. Tutsak milletvekillerimiz bilsinler ki bu ülkenin güzel insanları onları unutmadı, halkın iradesi üzerinde vesayet kurmak isteyenlerle mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz.

Sayın milletvekilleri, Farsçanın büyük ustası Şirazi insanlığa şu mısralarla seslenir:”Benî âdem a’zâyi yekdîgerend.” “Âdemoğulları aynı vücudun uzuvlarıdır, çünkü aynı cevherden yaratılmışlardır. Felek bir uzva elem getirse öbürlerinin huzuru kalmaz. Ey başkalarının acısıyla kaygılanmayan, sana insan demek yakışık almaz.” (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün New York’ta Birleşmiş Milletler binasında bulunan bir kitabeyi süsleyen bu barış ve kardeşlik çağrısını bizim ülkemizde de pek çok siyasetçi dilinden düşürmez ama günbegün üzülerek görüyoruz ki Şirazi’nin derin manasını kavrayabilenler aslında ne kadar da azdır. Şirazi söze “âdemoğulları” diye başlar, tüm insanlara ve insanlığa seslenir, insanları dillerine, dinlerine, mezheplerine, milletlerine, kökenlere, cinsiyetlerine ya da cinsel yönelimlerine göre bölmez, ayrıştırmaz, ötekileştirmez. Medeniyetleri çatıştıranların da uzlaştıranların da çok uzağındadır Şirazi, “âdemoğulları” der, “insanlık” der, “beşeriyet” der başka söz, başka medeniyet bilmez.

Bir asır öteden seslenen Tevfik Fikret de aynı kâmil mesajı verir bizlere “Milletim nev-i beşer, vatanım ruy-i zemin” derken. Vatanı dünya, milleti insanlıktır, bildiği tek medeniyet beşeriyettir.

Çağlar aşan bu evrensel mesajlar hepimize bir şekilde ulaşmıştır ulaşmasına da herkes bu engin deryadan ancak kabının alabildiği ölçüde nasiplenebilir. Bugün insanlığa Şiraze’nin, Tevfik Fikret’in ve diğer hümanist gönül dostlarının penceresinden bakabilenler dünya halklarını kadim tarihleri, kültürel zenginlikleri ve insan çeşitliliğiyle kucaklamakta, yetmiş iki millete bir nazarla bakmaktadır. Bu hakikate eremeyenlerse iktidarın kibri ve nefretin diliyle insanları fırkalara bölmekte ve kardeşi kardeşe düşürmektedir.

Sayın milletvekilleri, Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu, nisan ayında komşumuz İran’a açılan Kapıköy Sınır Kapısı’nı hizmete sokarken şu açıklamayı yapmıştı: “Sekiz yıldır dış politikada uyguladığımız temel prensip, dostlukları derinleştirmek, kardeşliği yoğunlaştırmak ve artırmaktır. Bunun için komşularla sıfır sorun politikası.” dedik. Sekiz yılın eğrisiyle doğrusuyla muhasebesini bir kenara bırakırsak, Sayın Davutoğlu’nun açıklamalarının ardından sekiz ay geçmemiştir ki bir İranlı bakan “İran’a saldırı olduğu anda biz ilk olarak Malatya’yı vuracağız.” diye açıklama yapmıştır. Ne olmuştur ki aradan geçen sekiz ay içinde sıfır sorun politikası çok sıfırlı sorunlar yumağı hâline gelmiştir? Ne olmuştur ki dış politikamız Libya, Suriye ve İran başta olmak üzere dört bir yanda çark etmekten yorgun düşmüştür.

Şu bilinmelidir ki: Hükûmetin çok övündüğü yumuşak güç politikası artık dünya halklarının endişeyle izlediği bir gerginlik politikası hâline gelmiştir. Türkiye, çatışanları barıştıran, çözümü kolaylaştıran ve barışı güçlendiren bir ülke olmak yerine, savaş çığırtkanlığı yapan Hükûmetiyle bölgemizde bir istikrarsızlık kaynağı olmuştur. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Dış politikada kibrimiz ve ihtiraslarımız hızla artarken, konu komşunun gönlü kırılıp dökülürken, dün “ak” denilene bugün “kara” denilirken Yunus’un rehberliğine sığınmakta büyük fayda vardır.

“Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil...

Yol odur ki doğru vara

Göz odur ki Hakk'ı göre

Er odur alçakta dura

Yüceden bakan göz değil...” (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Evet, kimileri Hitler gibi yüzde 44’lük oy oranına, kimileri Goebbels gibi yandaş medyasına, kimileri de Mengele gibi bilimsel tekniklerine güveniyor olabilir ama unutmayın ki Razi’nin dediği gibi “Bir kantar ilim bir okka edebe muhtaçtır.” İşte, o yüzdendir ki 12 Haziran seçimlerindeki gibi yüzde 49 oy alsanız da hatta Mussolini gibi yüzde 65 oy alsanız da bir okka edebin savunucusu Cumhuriyet Halk Partisi hakkı göstermeye, delil olmaya devam edecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

İşte, tam da bu nedenle bugün yüce Meclisin huzurunda Türkiye'nin tüm kadirşinas yurttaşlarının minnet, takdir ve rahmetle yâd ettiği büyük ve gerçek dünya lideri Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anmak istiyorum. Kendisinin “Yurtta barış, dünyada barış” anlayışı on yıllar ötesinden günümüzü ve geleceğimizi aydınlatıyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yalnızca savaşı değil barışı da kazanan Mustafa Kemal’in mirasına kararlılıkla sahip çıkacağımızı bir kez daha vurguluyor, Hükûmetin maceraperest hamlelerine ve savaş çığırtkanlıklarına geçit vermeyeceğimizi ifade etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İktidar partisinin sayın milletvekilleri, biliyorum ki, ana muhalefet partisinin bir mensubunca dile getirilen bu eleştiriler sizleri rahatsız etmektedir. Değerlendirmelerimizde hep sorunları ve olumsuzlukları gördüğümüzden büyük atılımları ve başarılı sonuçları dile getirmediğimizden yakınmaktasınız. Toplumsal muhalefetin temsilcileri dünyanın pek çok ülkesinde benzeri suçlamalara maruz kalmıştır. Örneğin pek çokları her 2 seçmeden 1’inin oyunu alan, 6 milyon işsizi iş güç sahibi yapan, 3.860 kilometre duble yol inşaatını tamamlayan, dış politikada rakiplerini diz çöktürtmekle övünen, dünyanın önde gelen dergilerinden TIME’e kapak olan ve yılın en önemli kişisi seçilen bir liderin hakkının teslim edilmesini ve başarılarının takdir edilmesini beklemiştir.

Evet, sayın milletvekilleri, “Führer” olarak da bilinen Adolf Hitler, gerçekten de Almanya’da her 2 seçmeden 1’inin oyunu almış, 6 milyon işsizi iş güç sahibi yapmış…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, konuşmacı ne yapmaya çalışıyor? Lütfen, Sayın Başkan, bakın, böyle…

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – …3.860 kilometre duble yol inşaatını tamamlamış, dış politikada rakiplerine diz çöktürtmüş…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kiminle karşılaştırıyor Sayın Başkan? Sayın Başkan sözünü geriye alsın, böyle bir açıklama olmaz.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – …dünyanın önde gelen dergilerinden TIME’e kapak olmuş ve hatta dünyada yılın kişisi seçilmiştir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bakın, aynı yöntemi de biz kullanırız Sayın Başkan.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Evet, 2 Ocak 1939 tarihinde TIME dergisinin kapağında resmi yayınlanan Hitler yılın kişisi olarak seçilmiştir seçilmesine de bizim nazarımızda bir kusurcuğu vardır! Hitler, TIME dergisine kapak olduktan sonraki altı yıl içinde 6 milyon Yahudi’nin, 3 milyon Rus savaş esirinin, yüz binlerce Roman’ın, engellinin, eşcinselin, sosyalistin, sosyal demokratın, gazetecinin, sendikacının, öğrencinin ve diğer milyonlarca suçsuz insanın katili olmuştur. Ekonomik büyüme ve itibarlı dış politika palavralarıyla ülkesindeki demokrasiyi otoriter rejime çeviren, geniş halk kesimleri üzerinde baskı kuran, medyayı yandaş kılan, tüm muhalifleri toplama kamplarına tıkan ve savaşı önce bölgesine, sonra da dünyaya taşıyan bir liderin takdir edilmesi olanaklı değildir.

Temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda, insanların yok edilemez ve devredilemez hakları söz konusu olduğunda, Hitler gibi yüzde 44 oy alan, hatta Mussolini gibi yüzde 65 oy alan bir lider de olsa karşımızda, biz yine hakkı göstermeye delil olmaya…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Türkiye demokrasisine hakaret etmeyin! O demokrasi hepimizin!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – …düşünmeye, konuşmaya ve eleştirmeye devam ederiz.

Bertolt Brecht’in dediği gibi: “

“İnsan dediğin nice işler görür, generalim,

Bilir uçmasını, öldürmesini.

Ama bir kusurcuğu var,

Bilir düşünmesini de.”

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Demokrasinin dışında başka bir şey mi öneriyorsunuz!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Sayın milletvekilleri, sözlerime İbreti’nin bir deyişiyle son vermek istiyorum:

“Sözüne bir şah olsam hükmeylesem cihana.” diye başlayan İbreti,

“Ayrı gözle bakmaz idim bir ferde,

Cihana bir gözle bakar giderdim.”

der ve sonra da ekler:

“O günü görseydim yüzüm gülerdi,

Dünyada insanlar bayram ederdi.

Ne bir silah ne bir atom kalırdı,

Bir ulu deryaya döker giderdim.”

Nefretin karşısında sevginin, savaşın karşısında dostluğun sesi olan İbreti:

“Ayrı gayrı devlet icap etmezdi,

Dünyaya bir bayrak diker giderdim.”

diyerek sözlerine son verir.

Ben de yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bölge halklarına dostluk, barış, kardeşlik diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Demokrasiye saygılı olacaksın ilk önce!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın konuşmacı, biraz önce, şu andaki Türkiye'deki demokratik uygulamayı ve Hükûmetimizi, geçmişte diktatörlükle eş anlamlı kullanarak, hem hakaret hem de iftira etmiştir. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, her zaman, birçok arkadaşımızın da burada ifade ettiği bir genel kural var: Eğer insanların bilgi birikimi yeterliyse, dağarcığı doluysa, yüreği genişse çıkıp katkı veriyorlar, destek veriyorlar hepimize; biz de faydalanıyoruz, bir şeyler öğreniyoruz; ama bunlardan eser yoksa, bunlardan hiç nasip alınmamışsa o zaman sadece hakaret ediliyor.

Bakın değerli arkadaşlar, bir de bunu söyleyen kişi, önce, bunları gelip konuşurken bir defa millete hakaret ediyor. Neden? Bu iktidar, Sayın Başbakanımız milletimizin takdiriyle iktidar olmuştur, bu göreve getirilmiştir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Biz atamayla mı geldik? Biz de milletin takdiriyle geldik.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hem de müteaddit kereler, müteaddit defalar… Elbette eleştirilebilir; ama eğer demokrasi dışı bir yöntemle bağlantı kurularak eleştiri yapılmaya çalışılırsa o zaman biz de şunu söyleriz: Önce sen bir geçmişine bak, bir tarihine bak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Benim geçmişim senin de geçmişin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -Diktatörlüğün rengârenk örneklerini görmek istiyorsan, diktatörlüğün en envai çeşidini görmek istiyorsan…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kimi kastediyorsun?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - …demokrasi dışı uygulamaların birçok örneğini görmek istiyorsan önce geçmişine bak.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bakalım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Adını ver. Kimi kastediyorsun?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - O dediğiniz kişi, yani Almanya’da dediğiniz Hitler, diktatör, tarihin en eli kanlı diktatörlerinden bir tanesiyle o dönemin uygulamalarına bakın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O da seçimle geldi ama.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - O dönemdeki Türkiye uygulamalarına bakın. Ne kadar benzerlik olduğunu göreceksiniz. Bunu burada söylerken…

Bakın tekrar söylüyorum: Eleştiri yapılabilir, bu eleştiri ağır olabilir ama uzaktan yakından hiçbir bağlantı olmamasına rağmen…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ne yapalım? 8 milletvekili tutuklu, ne yapalım?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - … ilişki olmamasına rağmen, çıkıp bağlantı kurmaya çalışmak kadar yanlış bir değerlendirme olamaz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Canikli, ne yapalım? 8 tane milletvekili parmaklıklar arkasında. Ne yapalım? Alkışlayalım mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Sayın Başbakanımızın, demokrasinin son yıllardaki Türkiye’deki gelişimini ve liderliğini, demokratik uygulamalarını sadece Türkiye değil, sadece bizim milletimiz değil, bütün dünya kabul ediyor, bütün dünya takdir ediyor. Siz Sayın Genel Başkanımızın TIME dergisine kapak konusu olmasını eleştiriyorsunuz. Ee, o zaman siz de kendi Genel Başkanınızı “kapak” demiyorum bakın. Kapağın arkası da değil, arkasının arkası da değil, en dip sayfaya dip not olarak koydurun bakalım; koydurabiliyor musunuz?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bizim Genel Başkanımız emperyalizmin ve siyonizmin dergilerine kapak olmayacak!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bizim Genel Başkanımız öyle bir şey yapmayacak. Görürsünüz!..

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Canikli.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Söz istiyorum Sayın Başkan. Konuşmacı, grubumuzu hedef almıştır.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tarhan.

2.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Önce, bir demokrasi dersi vermek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sen demokrasi dersi veremezsin!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - Demokrasi, sadece sandıktan ibaret değildir. Demokrasi, seçimle gelen seçimle giden geçici iktidarlar demektir.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – AK PARTİ beş seçim atlattı!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Ancak dünya örnekleri, dünyada bazı olumsuz örnekler vardır ki, bu geçici iktidarlar mutlak iktidara birden bire dönüşebilir. Bunun yolları da nasıl açılır biliyor musunuz? Önce, özgür basın susturulur. Sonra, bağımsız yargı yargıç ve savcı ordularıyla ve iktidara biat eden militanlarla doldurulur. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ardından, sandıkla gelen o demokrasi nasıl bir mutlak iktidara dönüşür onun kitabı yazılır.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – AK PARTİ kitabını bu millet yazıyor!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Bunun kitabı daha önce dünyada yazılmış; Hitler yazmış. Bacağından asılıncaya kadar Mussolini yazmış biliyorsunuz bu kitabı, bu antidemokrasi kitabını yazmış.

Bunun örneklerini verip elbette iktidarımızı uyarmak bizim görevimizdir. Bizim muhalefet olarak en önemli görevlerimizden biri iktidarı denetlemek ve doğru yola sevk etmektir. Bu konudaki lütfen uyarılarımızı dinleyin ve akıllı olun rica ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tarhan.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 14.45


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42’nci Birleşiminin İkinci Oturumu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Buyurunuz Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, Anayasa’nın 66’ıncı maddesi uyarınca, “Vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk vatandaşıdır.” der. Sayın AKP Grup Başkan Vekili, devlet adamı İsmet İnönü’yü bir Hitler’e benzetmiş yani bir diktatöre benzetmiştir.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Nereden çıkarıyorlar efendim? Öyle bir şey yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu anlamda, vatandaşlık bağıyla bağlı olduğum için, bu anlamda bir sataşma söz konusudur. Buna cevap vermek için izin istiyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkanım, öyle bir benzetme de yok, öyle bir şey de yok.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir dakika…

MAHMUT TANAL (İstanbul) Tutanakları okuyabiliriz efendim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, bu konudaki sataşmaya Sayın Grup Başkan Vekili Sayın Tarhan cevap verdi grubunuz adına…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Vatandaş olarak ve bir milletvekili olarak, ben grup adına değil, bir…

BAŞKAN – Vatandaş adına cevap vermek ve sataşmaya cevap vermek diye bir şey bilmiyorum ben Meclis İç Tüzüğü’nde. Onun için teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben özür dilerim, bende bir mahkeme kararı var.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) - İsim verilmedi, öyle bir sataşma yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben bu mahkeme kararını takdim etmek istiyorum yani bununla ilgili, daha önce, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan böyle bir açıklamada bulunmuştu.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkanım, grup başkan vekili…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Dava açtım aleyhine ve bu davayı da kazandım. Bir devlet adamına bu şekilde bir lafların sarf edilmesi hukuka aykırıdır. Hukuka aykırılığın tespiti kararı davasını açtım…

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkanım, Grup Başkanımız isim anmadı.

BAŞKAN – Tutanaklara geçti Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – …ve burada mahkeme kararı var, aynı şekilde, AKP Grup Başkan Vekillerinin bu şekilde ısrarlı tavırları hukuka aykırıdır. Bunu dile getirmek için izin istemiştim.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Peki, teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Reşat Doğru.

Buyurunuz Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2012 yılı bütçesi üzerinde, 25’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış buluyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, uluslararası üyelik hakkındadır. Türkiye, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluşa üyedir. Ortak özellik olarak bütün kuruluşların tüzüklerinde insana değer vermek ve devletler arasında iş birliği imkânları sağlayarak barışa ve insani değerlere katkıda bulunmak yazılıdır. Ancak bu kuruluşların çalışmalarına baktığımız zaman, çalışma yöntemlerinin ve yaptıkları işlerin hiç de barışa hizmet etmediği görülmektedir. Türkiye bu kuruluşlara yıllardan beri üyedir. Bu kuruluşlar artık geçmiş elli yıldan beri aynı statüde çalışıyorlar, istedikleri kararı çıkarıyor, tepki gösteriyor, ülke yönetimlerine müdahale ediyorlar. Ancak gelecek önümüzdeki elli sene geçmiş elli sene gibi olmayacak, önümüzdeki yüzyılda da çok büyük değişiklikler olacaktır, bu değişikliklere mutlaka hazır olmalıyız, hazır olduğumuzu da söyleyemiyoruz. Ancak Hükûmet “Dışarıya açıldık, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere bütün kuruluşlarda itibarımız arttı.” diyor. Acaba durum böyle midir? Acaba hangi uluslararası kuruluşta başkanlığımız veyahut önemli görevlerimiz vardır? Hâlbuki Dışişleri Bakanını dinleyince bu kuruluşlarda çalışan, önemli görevlerde bulunan bildik çok insanımız olması lazım, ancak biz hiçbir kuruluşta yokuz, böyle giderse de herhâlde olmayacağız da. Hâlbuki elli yıldan beri uluslararası kuruluşlara her türlü desteği, parayı veriyoruz ama hiçbir bölümde de yetkili yetkisiz yokuz. Bu durum, Türkiye'nin hakkı olamaz, olmamalıdır da. Mesela Hollanda, 13 milyonluk nüfusu ile birçok uluslararası kuruluşta yetkili konumda insanları olan bir ülkedir, her kuruluşta, üst yönetimlerde görevli birçok insanı vardır, gençleri de genellikle bu yönlü olarak desteklemektedir. Her yıl 150’ye yakın genci de bu kuruluşlara girme noktasında çalışma yapıyorlar. Ben soruyorum: Birleşmiş Milletlerde, Dünya Sağlık Teşkilatında kaç tane Türk çalışıyor? G 20 teşkilatında acaba kaç kişimiz çalışıyor?

Sayın milletvekilleri, yıllardan beri üye olunan bu kuruluşların hepsi Amerika Birleşik Devletleri veya Avrupa Birliği, Batı kontrolünde kalmakta, insanlık için değil de kontrolünde oldukları ülkelerin menfaatleri doğrultusunda çalışmaktadırlar. Örneğin, NATO 1945’te kurulmuştur. Türkiye 19 Şubat 1952’de Kore’ye asker göndererek karşılığında da NATO’ya girmiştir. Yükümlülüklerini de aksatmadan, her türlü fedakârlığı yaparak yerine getirmektedir. Asker isteyince asker verilmiştir, destek istendiği zaman da destek verilmiştir. Ancak NATO, bugün, Amerika Birleşik Devletleri’nin isteklerini yerine getirmeye çalışan bir kurum hâline gelmiştir. Hükûmet de NATO'nun isteklerini yerine getiriyor. İncirlik Hava Üssü dururken Malatya’ya füze kalkanı radarları yerleştiriyor. Füze savunma sistemlerini neden Afganistan’a, Kuveyt’e, Suudi Arabistan’a değil de ülkemize kuruyorlar? Bu konuda herkes düşünmeli ve yorum yapmalıdır. Ancak bunun manası açıktır: Ülkemizi, İsrail’i korumaya aldırırken İran ve Rusya’yla karşı karşıya getiriyorlar. Bu, doğru değildir.

Ancak AKP İktidarı, bütün bu kuruluşlar başta olmak üzere dünyada itibardan, güçten bahsediyor. Pekâlâ, buradan sormamız gerekir: “Birleşmiş Milletlerde Daimî Temsilcilik dâhil çok büyük mesafeler alındı.” deniliyor. Öyleyse Kıbrıs konusunda Birleşmiş Milletlerde ne tür karar çıkardınız? Kıbrıs Türklerinin hangi menfaatleri konusunda ilerleme olmuştur? Birleşmiş Milletler kanalıyla hangi haklarını alabildiler? Sonuç koskoca bir hiçtir, sıfırdır. İnsani değerleri konuşuyoruz derken Irak’ta 1,5 milyon, Afganistan’da yüz binlerce Müslüman insan Amerika Birleşik Devletleri destekli koalisyonla öldürüldü. Binlerce insan evsiz barksız kaldı, topraklarını kaybetti.

Sayın milletvekilleri, Amerika Birleşik Devletleri, 57’nci Koalisyon Hükûmeti zamanında Irak’ı işgal etmek istedi, ancak buna izin verilmemiştir. Ancak, Koalisyon Hükûmeti görevden ayrılıp AKP İktidarı kurulunca işgal başladı, insanlar öldü, hâlâ da ölüyor. Bunun sorumlusu sadece Amerika Birleşik Devletleri ve koalisyon değildir, buna müsaade eden ve tepki göstermeyenler de sorumludur. Peki bu duruma dünyadaki sivil toplum kuruluşlarından hangisinden bir tepki gelmiştir? Bugün, Kerkük’te, Musul’da, Telafer’de Türkler öldürülüyor, ancak bununla ilgili bir tepki göstermiyoruz. Hiçbirisi “burada insan hakları çiğneniyor, yanlış yapılıyor” diye bir açıklama yapıyor mu soruyoruz. Hep sessiz kaldılar, sonuçta insanlar ölürken bazıları kazandı. Talabani devlet başkanı, Barzani bölgesel lider oldu, ancak Amerika Birleşik Devletleri, işgali bitirip istediğini aldıktan sonra Irak’tan çekildi. Çekilme esnasında Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanı Leon Panetta Iraklılara şöyle sesleniyordu: “Bağımsız ve egemen bir Irak hayaliniz gerçek oldu. Irak halkı yolunu tayin ederken Amerika Birleşik Devletleri yine yanınızda olacak.” dedi. Sizce bu ne manaya geliyor? İşte, güvendiğiniz Amerika Birleşik Devletleri budur. İşi bitince çekip gider; geride, kan, gözyaşı, harap, dağılmış, parçalanmış bir ülke kalıyor. Aynı durumları, Dağlık Karabağ, Azerbaycan topraklarında da görüyoruz. Azerbaycan topraklarının neredeyse 3/1’i Ermeniler tarafından işgal altındadır. Ermeniler işgalden vazgeçmemekte, soykırım dahil birçok iddialarda bulunmaktadır. Dünyada hiçbir sivil toplum kuruluşundan ses çıkmaz iken pekâlâ biz ne yapıyoruz? AKP İktidarı, Ermenistan’la ilişkileri geliştirmek, protokolleri imzalamak için meşgul değil midir? Azerbaycan’da insanlık dramı yaşanmaktadır, 1 milyona yakın insan Dağlık Karabağ başta olmak üzere birçok Azerbaycan şehrinden zorla göç ettirilmiştir, Hocalı katliamı gibi soykırımlar yapılmıştır. Hocalı’da öldürülen kardeşlerimizin kanı kurumamışken, failleri ortaya çıkartılmamışken nasıl anlaşmalar yapabiliriz? 1 milyonu aşkın insan Azerbaycan’ın çeşitli yerlerinde vatan özlemiyle zor şartlarda yaşıyorlar; onlar insan değil midir, onlara yardım edilmesi gerekmez mi? Azerbaycan Türklerine uygulanan insanlık dışı hadiseler dünyadaki STK’lar tarafından hiç dile getirilmiyor. Ayrıca, bunun yanında Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine karşı ağır saldırılar yapılıyor. Uygur Türkleri Çin’in zulmü altında inliyorlar. Sincan Uygur bölgesinde nükleer denemeler yapıp, doğacak nesiller yok ediliyor. Ayrıca, kasıtlı tahrikler yapıp, Uygurlulara saldırıp binlercesini öldürüyorlar. Uygurların lideri Rabia Kazan’ı Doğu Türkistan’a almıyorlar, ancak Türkiye de bu kahraman kadın lideri ülkemize almıyor.

Son olarak TİKA’dan bahsetmek istiyorum. Bu kuruluş “Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı” adıyla Türk dünyasında iş birliği ve ilişkilerin gelişmesi için kurulmuştur. Kurulduğu günden itibaren Türk dünyasında AKP İktidarına kadar çok büyük hizmetler yapmıştır ancak AKP İktidarında ismi değiştirilerek Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı olmuştur, Türk dünyasını bir kenara bırakarak Afrika başta olmak üzere başka yerlere açılmıştır yani kuruluş amacının dışına çıkmıştır. Hükûmet “Bütçesini artırdık.” diyor, doğrudur, bütçe artmıştır ama daha önceki yıllık 18-20 milyonluk bütçe Türk dünyasına harcanıyordu, acaba ayrılan bütçenin şimdi ne kadarı Türk dünyasına harcanıyor? Herhâlde bunları da sormak mecburiyetindeyiz yani TİKA Türk dünyasını bir kenara bırakmış, başka yerlere açılmıştır. Gerçi Türk milleti tarihin her döneminde çalışkan, azimli bir millettir, her yere yardım etmeyi sever. Ancak, hiçbir zaman “Katliam yaptı.”, “Soykırım yaptı.” tabirine de layık değildir. Türk tarihine şöyle bir bakmış olduğumuz zaman, eğer katliamlar yapmış olsaydı Avrupa’sı, Asya’sı, Afrika’sı şu anda Türkçe konuşuyor olurdu diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğru.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Mülkiye Birtane.

Buyurunuz Sayın Birtane.

BDP GRUBU ADINA MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçe görüşmeleri boyunca parti olarak dile getirdiğimiz en önemli hususlardan biri bölgeler arası eşitsizliğin giderilmesi, yoksulluğa ve işsizliğe çare bulunması gerektiği oldu. Bu önerimizi bir kez daha yineliyoruz. Bu açıdan, şu an özellikle kırsal alanda yaşayan halkın içinde bulunduğu durumu göz önüne alarak bütçeden Kırsal Kalkınma Projesi için pay ayrılması gerektiğini öneriyoruz. Her ilde ilin sorunları tespit ve çözüm birimleri oluşturulmalı, projenin dayanağı halkın itirazları ve talepleri olmalıdır. Bir rant kapısına dönüşmesini ve diğer projeler gibi işlevsiz kalmasını önlemek için her ilde sivil toplum örgütlerinden ve yerel yönetimlerden bir izleme komitesi oluşturulmalı, bu komiteye vatandaşlar da dâhil edilmeli, komite aylık rapor hazırlayarak kamuoyuna giderleri ve icraatları duyurmalıdır. Ancak, sürekli yaptığımız öneriler cevap bulmamakta, cumhuriyet tarihi boyunca bölgecilik yaparak Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni en geri kalmış bölgeler hâline getiren zihniyet bizi bölgecilik yapmakla suçlamaktadır. Ne yazık ki, mevcut iktidar da bu konuda eksik kaldığını kabul etmemekte, bölgedeki yoksulluğu ve yüzde 65’leri bulan işsizliği maniple etmekte, “Ortada sorun falan yok.” diyerek aslında “Buraya kadar.” demeye getirmektedir.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin bu tutumu yalnızca ekonomide değil bir bütün olarak böyledir. İktidara gelirken Kürt sorununu çözeceği umudu yaratan, Alevilerle ilgili özgürlüklerden bahseden, Anayasa’da yapacağı düzenlemelerle Türkiye’yi gerçek demokrasiyle buluşturacağını söyleyen AKP’nin hiçbir icraatı olmadı. Her seçimden sonra ilk icraatı, operasyonlar, gözaltılar, ev baskınları ile Kürtleri ve demokratları siyasetin dışına itmek, sivil ve barışçıl potansiyeli soluksuz bırakarak her yönüyle bir tasfiye politikası yürütmek oldu.

Avrupa Birliği üyeliği süreci ise yılan hikâyesine döndü. Bu yılki ilerleme raporuna bakıldığında Türkiye'nin Kopenhag Kriterlerine uyum sağlamadığı ve mevcut politikalarıyla da uyum sağlayamayacağı açık ve net olarak görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Kadın cinayetine son vereceğiz, etkili düzenlemeler yapacağız.” diyen Hükûmetin, bir bütün olarak kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran bir politika yürüttüğünü en yetkili ağızlardan duyar olduk. İçişleri Bakanının Fevziye Cengiz ile ilgili şiddet uygulayan polisleri haklı gösteren dünkü konuşması da her şeye tuz biber oldu. Bu politikalar sonucu her gün 3-4 kadın cinayete kurban gitmekte.

2002 yılında öldürülen kadın sayısı 66 iken, Hükûmetin aldığı dâhiyane önlemlerden sonra 2010 yılında cinayete kurban giden kadın sayısı 1.550’yi buldu. 2011 yılının ilk yedi ayında ise 935 kadın öldürüldü. Mevcut iktidar döneminde cinayete kurban giden kadın sayısı toplamda en az 7 bindir. Bu sonuca da biz “Bu bir kadın kırımıdır.” diyoruz.

Hükûmet, faili meçhul cinayetleri çözeceğini söyledi, şimdiye kadar aydınlatılan tek faili meçhul cinayet yok. Annelerin gözyaşlarını dindireceğini söyledi; PKK’ya karşı yürüttüğü savaşa gencecik bedenleri sürdü, mağaralarda gerilla zehirledi, cesetlere işkence edilerek annelerin yürekleri dağlandı. Başbakanıyla, bakanıyla, yardımcısıyla, sözcüsüyle “Diyarbakır Cezaevi, Cumartesi Anneleri, Dersim katliamı, Sivas, Maraş, Çorum” dedikçe ironi yaparcasına Kürtlere yüklendi. “Çözeceğiz, yüzleşeceğiz” dedikçe 80’li, 90’lı yıllara geri gitmeye başlandı, bölgenin her yerini Diyarbakır Cezaevi yaptı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün ise 19 Aralık. Bu tarih on bir yıl önce cezaevlerine yönelik düzenlenen ve onlarca tutuklunun katliamdan geçirildiği, adına ise “hayata dönüş operasyonu” dendiği gün. İsmi ile Türkiye’de iktidar olanların, kötüyü iyi, haksızı haklı gösterme becerisinin ibretlik bir örneği. Davaların birer birer düştüğü, hakkında iki dönemdir araştırma önergesi verdiğimiz ama Hükûmetin oralı bile olmadığı cezaevleri katliamının 11’inci yıl dönümü. Katliamı gerçekleştirenler, yönetenler, emri verenler ve öldürenler apaçık ortada ancak bugüne kadar tek gerçek sorumlu yargılanmadı. Davası devam eden, Bayrampaşa Cezaevine yönelik olan kısmında ise olay yeri tutanağındaki imzaların sahte olduğu ortaya çıktı. Ailelerini acıya boğan, gencecik çocuklarımızın ölümüne engel olamadığımız bu olaylarla ilgili sonradan konuşmak elbette acıların en büyüğü. Bu durumda adaletin yerini bulmaması vicdanları kanatmaya devam edecektir.

Bayrampaşa Cezaevine yönelik gelişmeye bakıldığında, başından beri yargı süreci geciken ve adaletin yerini bulmadığı, diğer ilgili davaların da gerçek olmayan belgeler ve ifadeler üzerinden yürütülmüş olduğu kesindir. Sahte olduğu öne sürülen bu tutanaklara göre mahkûmların birbirlerine ateş ederek, birbirlerini yakarak öldürdükleri ileri sürülüyordu. Üstelik mahkûmlar imzaların sahte olduğu bu tutanak doğrultusunda yargılanmış, olayların gerçek boyutlarını ortaya koyan belgeler ise mahkeme tarafından önemsenmemişti.

Yine, olaylarda tutukluların koğuşlarda bulunan piknik tüplerini kolluk kuvvetlerine karşı patlayıcı olarak kullandığı ileri sürülmüştü. Ancak yapılan incelemede koğuştaki bütün tüplerin boş, çizilmemiş ve issiz olduğu saptanmıştı. Üstelik, bu asılsız olduğu tespit edilen iddialar neticesinde cezaevlerinde merkezî mutfak sistemine geçilmiş, bu da cezaevindeki hak ihlalleri zincirine yeni bir halka eklemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; katliamın üstü örtülerek unutturulmaya çalışılsa da, operasyonun açığa çıkmış ve çıkmakta olan boyutları, yaşananların bir hukuk skandalı olduğunu göstermektedir.

Evet değerli milletvekilleri, “Cezaevleri öldürüyor!” İnsan hakları savunucuları böyle diyor. Yetkililerin vurdumduymaz tutumları sonucu 2011 yılında 31 kişi cezaevlerinde yaşamını yitirdi. Bugün Iğdır halkı Mehmet Aras’ı toprağa veriyor. Son iki yılda 192 kişi yaşamını yitirdi.

“Devletin ulusal hukuk ve uluslararası sözleşmelerdeki asıl yükümlülüğü yaşam hakkını korumaktır.” diyor ve bu ülkenin, karanlıktan kurtulacağı, bütün yurttaşlarının eşit ve özgür olacağı; tek bir insanının bile devletin uygulamaları nedeniyle acı çekmeyeceği güne mutlaka varacağına olan inancımla sözlerime son veriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Birtane.

Şahsı adına, Kütahya Milletvekili İdris Bal.

Buyurunuz Sayın Bal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BAL (Kütahya) – Değerli arkadaşlar, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Aslında, “Bu beş dakikayı nasıl değerlendireyim?” diye uzunca düşündüm ama biraz önceki tartışmalardan sonra rahmetli babamdan duyduğum bir hadiseyi anlatayım:

Ben, Kütahya Dumlupınarlıyım. Bizim köyümüzün girişinde bir mezarlık vardı. Orada bir insan saklanırmış ağaçların içerisinde. Niçin biliyor musunuz? Jandarma gelirken haber versin de köyde çocuklara dua öğretilirken jandarma onları yakalayıp dövmesin diye.

Yine, bir cenaze olduğu zaman, değerli arkadaşlar, üç-beş köyden bir tane Kur’an-ı Kerim bulurlarmış -çünkü yasak olduğu için bunu yapamıyorlar- yani son görev yerine getirilirken Kur’an-ı Kerim’den ayetler, sureler okuyalım diye. Nereden nerelere geliyoruz değerli arkadaşlar.

Bunları derken, samimiyetle söyleyeyim, hiç kimseyi suçlamak istemiyorum. Sadece bizim dönüşüm içerisinde olduğumuzu hatırlatmak istiyorum.

Devletimizle halkımızı barıştırmaya çalışıyoruz, barıştırıyoruz. Hani “yurtta sulh, cihanda sulh”tan bahsetti arkadaşlar. Bence de ne güzel bir söz değil mi arkadaşlar? Ama bunu duvara yazmakla olmuyor. Hep duvarlara yazılırdı. Yurtta sulh nasıl olur, bunu hiç düşündük mü? Yurtta sulh, vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına bakmakla olur, onların ihtiyaçlarını karşılayıp sorunlarını çözmekle olur. İşte AK PARTİ “demokratik açılım” derken, “Alevi açılımı” derken, “Roman açılımı” derken bunları yapmaya çalışıyor. Bunlara biraz da pozitif taraftan bakmak lazım. Bardağın dolu tarafına bakmak lazım değerli arkadaşlar. Bu sürece yardımcı olmak lazım.

Şunu da unutmamak lazım: Bakınız, Orta Doğu’daki hareketlerde Hitler’in, Mussolini’nin resmi taşınmıyor, Sayın Başbakanın resmi taşınıyorsa, bizim bayrağımız taşınıyorsa değerli arkadaşlar, bırakınız içerdeki kavgalarımızı bir taraflara koyalım, gurur duymamız lazım. Türkiye’nin itibarının arttığını hep beraber kabul edip sevinç duymamız lazım. Tabii ki birbirimizi eleştireceğiz değerli arkadaşlar.

Şunu da unutmamak lazım değerli arkadaşlar: Dünkü tartışmalarla alakalı, gerek Milliyetçi Hareket Partisinden gerek Cumhuriyet Halk Partisinden gerek bizim sıralarımızdan, AK PARTİ’den güzel sözler söylendi, bu kavmiyetçilikle alakalı, etnik milliyetçilikle alakalı güzel sözler söylendi.

Ben her zaman şunu söylüyorum değerli arkadaşlar: Bir ülkeyi ihya edecek vizyon “Biz bir aileyiz” vizyonudur, mahvedecek vizyon ise “Biz kaç kişiyiz” vizyonudur. Diğer taraftan bu dönüşüm çerçevesinde değerli arkadaşlar, senaryosu olmayan milletler, başkalarının senaryolarında figüran rolü oynamaya mahkûmdur. Zayıf ve güçsüz ülkeler ise senaryo yazamayacağı gibi başkalarının senaryolarında araç olmaktan yukarı da çıkamazlar.

Türkiye, değerli arkadaşlar, kendi senaryosunu yazmaya başladı. Amerika ne der, Rusya ne der, başkaları ne der demiyor. Bakınız, bir Amerikalı yetkili bana ne dedi biliyor musunuz değerli arkadaşlar? “Eskiden Türkiye bizim için bir küçük kardeş idi ama şu anda bir arkadaştır.” dedi. Bu çok önemli bir şey değerli arkadaşlar. Obama’nın ilk ziyareti çok önemlidir değerli arkadaşlar.

Bir de ben kalan bir dakika içerisinde şunu da söyleyeyim: Meclis demokrasinin kalbidir, vekiller halkımızı temsil etmektedir. Acaba, biz, bu sıraları, bu vakitleri ne derece verimli kullanıyoruz değerli arkadaşlar? Bakınız, burada konuşulan konunun dışında, başka tekerleme gibi aynı konuları gelip burada tekrar etmek verimliliğe ve Meclisin saygınlığına değerli arkadaşlar yakışıyor mu? Bunu hep beraber, hangi partiden olursak olalım otokritiğe tabi tutmamız lazım kendimizi.

Diğer taraftan şunu da unutmamak lazım. Bir madde, deniyor ki: “Bu madde yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer.” Arkadaş söz istiyor, muhalif. Ne demesi lazım? Bir sene sonra yürürlüğe giriyor demesi lazım ama tamamen alakasız bir şey anlatılıyor.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Senin yaptığın ne? Sen ne konuşuyorsun?

İDRİS BAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, verimliliği artırmamız lazım, siyasetçinin, Meclisin, siyasetin saygınlığını artırmamız lazım. Bir de şu partilere göre verilen süreleri vicdan ölçüsünde, adalet ölçüsünde, demokrasi ölçüsünde değerlendirmek lazım.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sizin konuştuğunuz madde ne maddesi, söyler misiniz?

İDRİS BAL (Devamla) – Zira herkes şu hesabı yapsın. Bir AK PARTİ’li arkadaşıma konuşma sırasının gelme şansıyla BDP’li bir arkadaşımıza konuşma sırasının gelme şansını herkes değerlendirsin. Herkese saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bal.

Şahsı adına İstanbul Milletvekili İsmet Uçma.

Buyurunuz Sayın Uçma. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMET UÇMA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 25’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi bütçeler bir ülkenin en azından belli bir yıl için üzerlerinde taşıyacakları elbiselerin provaları gibidir. Ülkeler de insanlar gibi giyecekleri elbiselerin kol boylarının ne kadar olacağını, paçalarının uzunluğunu, yakalarının şeklini bütçe görüşmelerinde dile getirir ve halka sunarlar. Halk da bu tariften hareketle bu elbisenin ülkelerinde, dolayısıyla kendi üzerlerinde nasıl duracağına bakar ve tercihlerini ona göre yaparlar.

Yakın tarih bize, ülkemize çok uzun yıllar kötü terziler tarafından biçilip dikilmiş elbiseler giydirildiğini göstermektedir. 2002’de işin ehli, usta bir terzi bize üzerimize uygun bir elbise dikti ve o günden bu yana her geçen gün üzerimize daha güzel oturan ve bizi daha şık gösteren bir elbiseye sahip olduk. Daha önceki elbiselerimizden bir kısmının paça boyu kısa, kol boyu uzun, bir kısmının da kol boyu uzun, paçaları kısaydı; daha bir yıl geçmeden yırtılıyor, her yırtığa bir yama atılıyordu. Hiç şüpheniz olmasın ki bu yıl geçen yıllara göre hem içeride hem dışarıda hepimiz daha şık olacağız, elbise bedenimize daha güzel oturacak. Bunu nereden biliyoruz? Çünkü bu yıl bir önceki yıla göre millî eğitime, sosyal adalete, sağlığa, tarıma, kısacası seçkinlerin değil, halkın ihtiyacına daha çok pay ayrıldığını görüyoruz hep birlikte.

Önceki yıllarda Meclisin en renkli, en hareketli anları bütçe görüşmeleri sırasında yaşanırdı. Her parti pazara ürün getiren satıcılar gibi kendi programlarını sunar, kendilerini halka beğendirmeye çalışırlardı. Maalesef bu yılki bütçe görüşmeleri geçmiş yıllara göre bir hizmet yarışına konu olmadı, bizi biraz mahcup etti. Bu nedenle büyük bir heyecanla takip edildiğini söylemek oldukça zor. Bu konuda bizi yalnız bırakan, halkı heyecanlandıracak yeni proje ve söylemler dile getiremeyen muhalefet partilerine bir sitem gönderme hakkımız var. Pazarda bizi yalnız bıraktınız arkadaşlar ve bütçe görüşmelerinin heyecanını düşürdünüz.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Biz tüccar değiliz!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aydın Ayaydın’ın sözlerinin tekrarını yapıyorsunuz!

İSMET UÇMA (Devamla) – Bütçe konusunda burada konuşulan sözlerin anlamlı olması için bunların gerçekleşmesi konusunda halkın güvenini sağlamak lazım. Tutulamayacak hiçbir sözün kıymeti yoktur. Eğer bütçeyi deldirecek, verilen sözlerin yerine getirilmesi konusunda tereddütler oluşturacaksanız bu halk bunu asla affetmez, tıpkı geçmiş yıllarda olduğu gibi. Mali disiplinden uzaklaşacaksanız sözlerinizin de bir anlamı asla o zaman olmaz. AK PARTİ’li geçmiş yıllar şahittir ki, biz burada verdiğimiz sözü yıl içinde değiştirip bütçe disiplininden taviz vermedik, bundan sonra da asla vermeyeceğimizden emin olabilirsiniz.

Seçim çalışmalarım sırasında bilge bir seçmen bana şöyle demişti: “Evladım, bu dünyada 3 kişinin işi çok zordur; Kuzey Kutbu’nda Eskimolara buzdolabı satanın, Afrika’da Büyük Sahra Çölü’nde yaşayan yerlilere soba satanın, bir de AK PARTİ’ye muhalefet yapanın.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Evet, AK PARTİ’ye muhalefet yapan arkadaşlar, işiniz gerçekten çok zor.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Malzeme çok bol!

İSMET UÇMA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ortak iyinin hâkimiyeti için hep birlikte hareket etmek zorundayız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Tahribatınızı temizlemek çok zor.

İSMET UÇMA (Devamla) – Burada biraz önce gündeme getirilen Hitler ve benzeri… Her çağın Hitler’i vardır ama bu Adolf Hitler değildir. Bu -bizim çağımızın Hitlerini söylüyorum- iletişim, bilişim, teknoloji ve özgürlükler. Eğer bu konularda alan körlüğüne düşerseniz, doğru yönetemezseniz, bilinç kaymasına uğrarsanız millet sizi asla affetmez.

Aramızdaki fark şu arkadaşlar: Siz vatandaş siyaseti yapıyorsunuz, biz halk siyaseti yapıyoruz. Bunu ayırt ettiğiniz andan itibaren gerçekten Türkiye’ye katkılarınızın çok büyük olacağını düşünüyorum.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sen bize ders verme, kendine bak, kendine. Kendi grubuna söyle.

İSMET UÇMA (Devamla) – Ayrıca Sayın Başbakanımız, bırakın o benzetmeleri, sadece dünyayı bir muhassalaya, bir medeniyete, bir bileşkeye, bir geleceğe ve bir gelecek tasavvuruna taşımakla kalmıyor, hamdolsun, CHP’yi özgürleştiriyor, muhalefeti özgürleştiriyor, dünyayı özgürleştiriyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Önce siz özgürleşin, siz! Biat kültüründen vazgeçin. Önce sen özgürleş, kafanı özgürleştir, beynini özgürleştir.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Beynini özgürleştir, beynini!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biat kültüründen kurtul önce!

İSMET UÇMA (Devamla) – O hâlde sevgili arkadaşlar, ortak iyinin hâkim olabilmesi için bütün hedefimiz şudur: Önce ülkemizde sonra yeryüzünde, bir insanın ötekinden daha çok insan olmadığı ana kadar, bu gerçekleştirinceye kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kafanı özgürleştir, beynini…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uçma.

İSMET UÇMA (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Arınç bırakmış biat etmeyi, sen de bırak!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

SGK’ya prim ödeyen vatandaşlar muayene katılım payı, yüzde 10, yüzde 20’lik reçete, emekli ve çalışan ayrımı, muadil ilaçlardan dolayı fark, özel hastanelerde katılım farkı, reçete bedeli öderken şimdi de kutu başına 1 TL ödemek zorunda bırakılıyor. Bu uygulama iddia ettiğiniz Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin bir parçası mıdır? Finansal sürdürülebilirlik sağlanabilecek midir? Yeni güncellemeler düşünülüyor mu? Vatandaşın sağlığına daha fazla ödeme yapmasına neden olmuyor mu?

İkinci sorum: Türkiye’de engelli vatandaşlarımızın oranı yüzde 11, yüzde 12 civarındadır. Bu vatandaşlarımızın kamuda ve özel sektördeki zorunlu istihdamlarına uyulmamaktadır. Yaptırımların ağırlaştırılması ve engelli vatandaşlarımızın istihdama katılımını teşvik etme yönünde 2012 bütçesinde net bir tutumunuz var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İl özel idarelerinde son zamanlarda büyük oranda para sıkıntısı vardır. KÖYDES’e de para fazla aktarılmıyor. Buna bağlı olarak da başta köylerin yolları olmak üzere, ilçeler de dâhil olmak üzere -Tokat için söylüyorum- çok büyük sıkıntılar vardır, insanlar arabalarla gidememektedirler. KÖYDES’e para aktarmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Ülkemizde akarsular üzerinde hidroelektrik santraller bulunmaktadır. Bu küçük akarsular üzerinde kurulmaya çalışılan HES projeleri çok ciddi manada sıkıntılarla karşı karşıyadır, doğa bozulmakta, beraberinde de insanlar arazilerini kaybetmektedirler. HES projeleri üzerinde Hükûmet olarak kaldırma veyahut da durdurma noktasında bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Bunları öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Az önce Sayın Bakana sordum ama süresinin yetmediğini düşünerek yanıtlamadığını düşünüyorum yani ona inanıyorum.

Ben yazılı olarak da sormuştum size Sayın Bakan, az önce belirttim. Karayollarına ait olan Kavacık’taki bir arazi, ciddi bir arazi, onun metresini de belirtmişsiniz yazılı cevapta ama benim istediğim sorulara yanıt vermemişsiniz. Bir de Unkapanı’ndaki Tekel binasına ait olan arazi… Bu iki taşınmaz Medipolitan Sağlık Eğitim Vakfına kırk dokuz yıllığına kiralandı. Yani bu yılbaşında oldu, yaklaşık bir yıllık bir süresi var bu olayın fakat burada, ısrarla, yıllık ne kadar bedelle kiralandığını söylemiyorsunuz.

Şimdi, baktığımız zaman, girdiğimiz zaman İnternete bu vakfın kime ait olduğunu görüyoruz                   -şimdi burada ismini vermeyelim- ama niçin yıllık kira bedelini bize bildirmiyorsunuz? Niçin bu yerlerin yıllık rayiç kira bedellerini, emsallerine göre, o civardaki bedellere göre belirlenmiş rayiç bedellerini                 -benim sorum önergemde var- bizlere bildirmiyorsunuz Sayın Bakan?

Şu anda üçüncü soruyu sorduğum için sanıyorum süreniz yetecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dibek.

Sayın Dedeoğlu…

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Maliye Bakanımıza: Kahramanmaraş Türkiye’nin 17’nci büyük şehri, bütçeden almış olduğu pay diğer illere göre daha az gözüküyor, 2012 yılında ek bir bütçe düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dedeoğlu…

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, Malatya’da TEDAŞ özelleştirildi. Özelleştirmenin amacı etkinliği artırmak, fiyat istikrarını sağlamak, istihdam üretmek olmalıdır ancak TEDAŞ özelleşince Malatya’nın ilçelerindeki, köylerindeki herkes TEDAŞ’tan şikâyetçi olmaya başladı. Sürekli elektrik kesintileri, ayrıca istihdam olarak da düştü ve Malatya’da fiyatı da arttı.

Şimdi başlı başına bir sorun daha ortaya çıktı, Malatya’daki belediyelerden sokak lambalarının parasını almak için özelleştirilen firma sözleşme imzalatmaya çalışıyor. Maliye Bakanlığı olarak daha önce hazinenin ödemiş olduğu bu sokak lambalarının parasını siz de ödemeyi düşünüyor musunuz? Eğer düşünmüyorsanız bunu mutlaka düşünmelisiniz çünkü belediyelerimiz çok zor durumda.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba…

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 19 Mayıs 2011 tarihinde meydana gelen Simav depreminin ardından bölgedeki camiler başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarından yardımlar toplandı ancak bu yardımların ne kadar olduğu ve ne kadarının kimlere dağıtıldığı konusunda bölge halkı çok ciddi endişe içerisindedir. Bilginiz varsa bu konuda, toplanan yardımın miktarı ve kimlere, nasıl dağıtıldığı konusunda aydınlatabilirseniz memnun olurum?

Son sorum da, son günlerde Rusya, İran, Çin ve Suriye gibi ülkelerin muhtemel bir savaş hazırlığında ülkemize karşı bir araya geldikleri görülmektedir. Buna karşı Hükûmetimiz ne tür tedbirler almış ya da almaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bu muayene katkı payları hakkında daha önce de bilgi vermiştim. Bir vatandaşımız bugün itibarıyla bir devlet hastanesine muayene için giderse reçete yazılmamışsa 5 liralık bir muayene katılım payı veriyor, reçete yazılırsa 8 liralık bir katılım payı veriyor. Tabii, özel sektöre giderse bu miktarlar biraz daha yüksek. Şimdi, şu anda komisyonda bir düzenleme var, o zaten Meclisimize gelecek, Meclisimiz bu konuda karar verecek.

Değerli arkadaşlar -daha önce de söyledim- sağlık konusunda bu ülkede bir devrim yapılmıştır. Gerçekten, sağlığa erişim, sağlık hizmetlerinin kapsamı çok ciddi bir şekilde genişlemiştir. Sağlık için tahsis edilen bütçe imkânları 6,5 kat artırılmıştır. Vatandaşımıza tabii ki bu hizmetleri sürdürülebilir bir şekilde götürmeye çabalıyoruz yani sürdürülebilirlik de tabii ki önemli bir boyuttur. Ben daha önce de söyledim: Avrupa Birliğinde yirmi yedi tane ülke var. Hastaneye giden her 100 hastadan 35’ine reçete yazılıyor, Türkiye’de ise doktora giden her 100 hastadan 85’ine reçete yazılıyor. Burada bir israf söz konusudur, talep yönetimi bu açıdan önemlidir. Bu katılım payları -özellikle reçete, belli bir ilaç sayısı yani şu anda komisyon gündeminde olan husus- bu açıdan önemlidir, bunun başka bir amacı yoktur, buradan gelir maksatlı bir yaklaşım söz konusu değildir.

Şimdi, özürlülerin zorunlu istihdamı konusu: Değerli arkadaşlar, bakın, 2010 yılı bütçesinde özürlülerin istihdamı için hakikaten çok önemli bir düzenleme yaptık, kadro sınırlamasını kaldırdık. Dedik ki kamu kuruluşları istihdam etmek istiyorlarsa burada kadro sınırlaması yoktur, mutlaka etsinler, bu birinci husus. İkincisi: Ben yanlış hatırlamıyorsam, 2008 yılında -hani “Teşvik anlamında ne yapıyorsunuz?” diye soruldu- çok önemli bir adım attık. Eskiden özel sektör yüzde 3 özürlü istihdam etmek zorundaydı, sadece bu kadar. Şimdi, biz dedik ki “Yüzde 3 özürlü istihdam zorunluluğu devam etsin ve o istihdam edilen özürlüler için sosyal güvenlik primi işveren payını hazine ödesin.” Bakın, en büyük teşviki 2008 yılından itibaren sağladık. Yani zorunlu istihdam devam ediyor, bir de teşvik veriyoruz. Buna rağmen, tabii ki bu sorumluluklarını yerine getirmeyenler hakkında da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız gerekli çalışmaları yapar.

Değerli arkadaşlar, tabii ki il özel idarelerinin normal bütçelerine ek olarak biz… Şöyle: Geçen sene, aslında KÖYDES’e normalde bütçede öngörülen 550 milyon liraydı fakat bütçe imkânları elverişli olduğu için 1,1 milyar liralık bir kaynak aktardık. Aslında, bir önceki yıl da üç aşağı, beş yukarı bu düzeydeydi, rakamları şimdi ben hatırlamıyorum. 2012 yılı için öngörülen 550 milyon lira ama imkânlar elverirse, şartlar gerektirirse tekrar düşünülebilir ama şu an itibarıyla üzerinde yaptığımız bir çalışma söz konusu değildir.

HES’lerle ilgili olarak: Türkiye’de tartışılan bir konudur ama ülkemizde, tabii ki doğaya saygılı bir şekilde, ülkemizin suyunun elektriğe dönüştürülmesi çok önemlidir. Enerjide dışa bağımlıyız. Bu konuda hakikaten bir denge içerisinde çalışmaların devam etmesi gerekiyor. Bütün dünyada HES’ler yapılıyor, ülkemizde de yapılıyor, yapılması da gerekiyor ama burada tabii ki doğaya da bizim saygılı olmamız lazım fakat mutlaka bir şekilde bizim enerjide dışa bağımlılığı azaltmamız lazım.

Karayolları arazisine gelince: Doğrudur, bir üniversite vakfına -Medipole- bu bahsettiğiniz yerler verilmiştir. Şu anda önümde dosya yok, arkadaşlara söyledim, getirsinler. Sizlerle…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Bedeli neye göre belirlediniz Sayın Bakan? Rica ediyorum, yazılı olarak verirseniz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bakalım arkadaşlar, bedeli neye göre belirlemişiz, ne kadar bedel almışız. Hayhay, sizinle bunları paylaşırız, burada bir sıkıntı yok.

Değerli arkadaşlar, bir üniversite vakfına bizim herhangi bir kamu mülkünü tahsis etmemizin kuralları kanun ve mevzuatla belirlenmiştir. Yani ben Maliye Bakanı olarak kendi keyfime göre bu miktarları, bedelleri belirleyemem.

Değerli arkadaşlar, Kahramanmaraş’a az bütçe gittiği söyleniyor. Doğrusu, neye göre böyle bir yargıya varılıyor, bilmiyorum ama yani Kahramanmaraş’ta çok önemli birtakım hususlar, yani projeler varsa biz, İl Özel İdaremizi her zaman, tabii, kendilerini dinleriz, imkânlar varsa kendilerine destek oluruz.

Yine “TEDAŞ, özelleştirme sonrası fiyatları artırdı.” deniyor. Değerli arkadaşlar, hiçbir dağıtım şirketinin fiyat artırma yetkisi yoktur. Bakın, dağıtım şirketleri dağıtımı sadece ve sadece yüzde 2,3’lük bir kâr marjıyla yapmak durumundadır. Fiyatları EPDK, Enerji Bakanlığı beraber çalışarak belirler, bunlar da maliyet esaslıdır.

İkincisi, istihdam azaltıldığı iddiası. Bakın, değerli arkadaşlar, TEDAŞ özelleştirmelerinde istihdamın yüzde 95 oranında korunması şartı vardır, yüzde 95. Zaten, her yıl ortalama yüzde 5 emeklilik olduğu için aşağı yukarı, buralarda istihdamın azaltılmasının, fiyatlar üzerinde oynanmasının imkânı yoktur. Dolayısıyla, böyle bir algıyı da ortadan kaldırmak lazım.

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Bakan.

Teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, 25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

26’ncı maddeyi okutuyorum:

Kamu idarelerince işletilen sosyal tesisler

MADDE 26 - (1) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerince işletilen eğitim ve dinlenme tesisi, misafirhane, çocuk bakımevi, kreş, spor tesisi ve benzeri sosyal tesislerin giderleri, münhasıran bu tesislerin işletilmesinden elde edilen gelirlerden karşılanır. Bu yerlerde, merkezi yönetim bütçesi ile döner sermaye ve fonlardan ücret ödenmek üzere 2012 yılında ilk defa istihdam edilecek yeni personel görevlendirilmez.

BAŞKAN – 26’ncı madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Sapan.

CHP GRUBU ADINA YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 26’ncı madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, bugün burada, güçlü bir ekonomisi olan, vatandaşı ağır zamlar altında ezilmemiş, insanları gülen, gençleri geleceğe umutla bakan, Başbakanının “Ekonomimiz büyüyor.” diye kandırmadığı bir ülkenin milletvekili olarak konuşmak isterdim ama durum ne yazık ki tam tersi. Bu nasıl bir büyümedir ki ülke halkının yüzde 90’ı giderek borçlanıyor, fakirleşiyor, iki yakası bir araya gelmiyor. Bu nasıl bir büyümedir ki gençleri işsizlikten kırılıyor, işsizler ordusu artıyor, gençler gelecekten ümidini kesmiş, ilk fırsatta ülkesini terk etmenin hayalini kuruyor. Bu nasıl bir büyümedir ki turizmin başkenti Antalya’nın Alanya ilçesinde, bir anne yeni doğan bebeğini çalıntı gıda ile emziriyor ve tutuklanıyor. Bu nasıl bir büyümedir ki yine Antalya’nın göbeğinde, borcundan ötürü icra edilecek malı bulunamayan borçlunun köpeği haczediliyor. İnanmayanlar “Günhaber.com”a bakabilirler. Bu nasıl bir büyümedir ki bu Hükûmetin Cumhurbaşkanı bile çıkıp “1 dolarlık ihracat için 82 sentlik ithalat yapıyoruz.” diyor. Böyle yıldızı parlayan ülke olur mu? Artık, yandaş hâline getirilen medya da kullanılarak halkı aldatmanın sonuna gelinmiştir.

Hükûmetin uzun zamandır tek haneli olduğunu iddia ettiği enflasyon oranının çoktan iki hanelere çıktığına artık, Merkez Bankası da itiraz edemiyor. Hatırlayalım, geçen yıla göre beyaz peynir yüzde 41, zeytin yüzde 28, süt yüzde 34, yoğurt yüzde 24, pirinç yüzde 18, sızma zeytinyağı ve bulaşık deterjanı yüzde 27, yine en çok tüketilen maddelerden mazot yüzde 24 daha pahalıdır. Bu rakamların ortalaması alındığında, gerçek enflasyon oranının yüzde 33 olduğunu görebiliriz. Yani Hükûmetin iddia ettiği enflasyon oranının tam 3 katı. Buna karşılık, asgari ücretle geçinmek zorunda bırakılan çalışanlarımıza ve emeklilerimize 2012’de yapılması düşünülen ortalama zam sadece yüzde 4, memurlarımıza ise ilk altı ay için yalnızca yüzde 3’tür. Hani bir ara Tayyip Erdoğan’ın sık sık telaffuz ettiği simit hesabı vardı ya, AKP öncesi ile kendi döneminde asgari ücretle kaç simit alındığını kıyaslayıp övünüyordu. Bu hesaba ne oldu? Nedense artık hiç duymuyoruz. Çünkü hesap artık tutmuyor, çünkü asgari ücrete yapılan zam günlük 63 kuruşa tekabül ediyor ve bir simit almaya dahi yetmiyor.

Değerli arkadaşlar, geçenlerde seçim bölgemde bir vesileyle konuk olduğum ailede aile reisi, sofradakileri yetersiz bulmuş olacak ki, bana dönüp “Biz eskiden et de yerdik.” deyince gözlerim doldu. İşte onurlu bir aile reisinin dramı. Birazcık vicdanı olan herkesin bu manzaradan duygulanmaması mümkün mü? Memurun, işçinin, esnafın durumu budur arkadaşlar. Bu olayın ve oranların değerlendirmesini vicdanı olanlara bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin en önemli kaynağı tarım sektörü AKP Hükûmetinin ithalatı özendiren politikalarıyla kendi kaderine terk edilerek bitirilmiştir. Dünya ülkeleri arasında tarımda kendi kendine yeten 7 ülke içindeki Türkiye şu anda 100’ü aşkın ülkeden tarım ürünü ithal etmektedir. İthalat yapılamadığı anda Türkiye açtır hatta çıplaktır. Çünkü AKP öncesi dönemin pamuk ihracatçısı Türkiye bugün pamuğu ithal etmektedir. 2002’de ülkemizin pamuk üretimi 964 bin tonken 2011 yılında 457 bin tona gerilemiştir. Geçen yıl 2,5 liraya satılan kütlü pamuk bu yıl maliyeti 1,4 lira olmasına rağmen 1,2 liraya yani maliyetine bile alıcı bulamamaktadır. Yine, geçen yıl 6 liraya satılan temizlenmiş pamuk bu yıl 3 liradan bile satılamamaktadır.

Altın yumurtlayan tavuk olarak görülen ve her gün sırtına farklı külfetler yüklenen turizm sektöründe de durum farklı değildir. AKP Hükûmetinin uyguladığı tutarsız ve yanlış politikalar sektörü zor duruma sokmuş, son dönemde otellerin müzik yayınından dolayı telif ödemelerinden sonra odalarındaki televizyonları için de telif hakkı ödemesi ve alkollü içeceklerdeki ÖTV’nin sürekli artırılması sonucu yoluna yoluna tüyü kalmamıştır. Turizmcinin artık derisi soyulmaktadır. Bu yıl ülkemize gelen 31 milyon turiste rağmen turizmci kâr elde edememiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzülerek belirtmeliyim ki AKP İktidarı döneminde ülkemizin en önemli kurumları yabancıların eline geçmiştir. AKP, ulusal değerleri yabancılara peşkeş çekmekte o kadar ileri gitmektedir ki 2005 yılında yüzde 55’i Lübnan-İtalya ortaklığına verilen Telekom’un yıllık brüt gelirlerinden alınan yüzde 15 pay satış öncesi yapılan bir düzenlemeyle kaldırılmıştır. Bu düzenlemeyle şu ana kadar devlet 7,3 milyar lira zarar ettirilmiştir. Ülkemizdeki diğer telefon operatörleri bu payı öderken Telekom’un ödememesi için özel bir kanun çıkarılması manidardır ve izaha muhtaçtır. Bu gök kubbenin altında hiçbir şey gizli kalmaz, bugün olmazsa yarın mutlaka ortaya çıkacaktır. Bu işin takipçisi olacağımızı bu kürsüden duyuruyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP İktidarı her alanda beceriksizliğinin, başarısızlığının faturasını halka kesmektedir, sokaktaki dürüst vatandaşı cezalandırmaktadır. Milyonlarca elektrik abonesinden hiç sorumlu olmadığı hâlde kaçak elektriğin bedelini tahsil etmek, ancak AKP’lilerin aklına gelen, vatandaşın zekâsı ile alay eden bir uygulamadır. AKP, faturasını ödeyen vatandaştan, “Bu ülkede namuslu olmanın bedeli var.” dercesine, “Kayıp kaçak bedeli.” adı altında saçma bir gerekçeyle, fatura bedelinin yüzde 10’unu kapsayan bir tutar almaktadır. Elektrikteki yüzde 60’a varan kayıp kaçağı dokuz yılda önleyemeyen AKP Hükûmeti, çareyi namuslu vatandaşa Deli Dumrul vergisi olarak ödetmekte bulmuştur. Bu, tek kelimeyle, ayıptır, günahtır, yazıktır ama zaten bu sadece AKP’ye yakışır!

Bir başka enteresan konu ise Enerji Bakanının Rusya’dan yapılacak doğal gaz alımında indirim olmadığı gerekçesiyle kontratı iptal etmesi ve bununla birlikte hazinenin bir gelir kaybına uğramasıdır. Asıl ilgi çekici konu ise Enerji Bakanının bu alımın zaten özel sektöre devredileceğini önceden bilmesidir. Burada sorulması gereken soru şu: Alımın özel sektöre devredileceğini önceden bildiğiniz hâlde, neden kontratı ihale yoluyla devretme yerine iptal etme yolunu seçtiniz? Böyle olunca, insanın aklına “Acaba yeni ihaleyi alacak firmalar belli mi?” sorusu geliyor. Şayet bu konuyu takip etmediğimizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP, Türkiye’de yargının bağımsızlığını bitirmiştir. Yargıyı siyasallaştırarak temeline dinamit koymuştur. Yargı da medya gibi yandaşlaştırılmıştır. Maalesef bu toplumsal bir yara hâline gelmiştir ve toplumsal çöküş yakındır.

Sadece muhalif oldukları için bu ülkenin en seçkin aydın ve düşünürlerini, demokratlarını, askerlerini, gazetecilerini ve yazarlarını önceden kurgulanmış hatta çoğu zaman acemice kurgulanmış oyunlarla zindanlara attınız. Zindanlara attığınız insanların çoğu ağır olmakla birlikte hasta ve bir kaçı öldü bile. Bu insanların suçunu bile öğrenemeden ölmesinin, vicdanı olan, inancı olan, Allah korkusu olan herkesi düşündürmesi gerekir. Ama bu duruma sebep olan ve senaryonun bizzat sahibi olan Hükûmet, durumdan zaten memnun olduğu gibi kılını dahi kıpırdatmamaktadır ve üstelik kamuoyu ile dalga geçer gibi vatandaşların dinî duygularını istismar ederek milyonlarca euro dolandıran “Naylon Müslüman” Deniz Feneri sanıkları üç ay tutuklu kaldıktan sonra “Tutukluluk cezaya dönüşüyor.” gerekçesiyle salıverildiler. “Tutukluluk cezaya dönüşüyor.” gerekçesini bin gündür zindanlarda çürüyen bu ülkenin Atatürkçülerine, demokratlarına, aydınlarına, yazarlarına, gazetecilerine uygulamayanlar bilmelidir ki, 3 dönem değil 300 dönem iktidar olsanız, zindanlara atsanız ve hatta satırla kesseniz de Atatürkçüleri bitiremezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bizim bir öldüğümüzü düşünürseniz bin yanılırsınız. Bu dünyadan kimler geldi kimler geçti? Çavuşesku, Hitler, Kaddafi, Saddam, hepsi tarihte kendilerine yakışır yerleri aldılar.

SIRRI SAKIK (Muş) – Çavuşesku’yu onlarla kıyaslama.

YILDIRAY SAPAN (Devamla) – Siz de alacaksınız çünkü siz de kibre bulaştınız. Kibir, ruhun güvesidir. Bir kez ruhunuza girdi ve sizi teslim aldı. Sizi insan sevgisinden uzaklaştırdı, insanlara tepeden baktırdı, onları küçümsetti ve sizi zalimleştirdi.

Bakın kibir için dinimiz, İsra Suresi 37’nci ayette ne diyor? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara erişemezsin.”

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sapan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan.

Buyurunuz Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe kanununun 26’ncı maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Hükûmet, 2012 yılı bütçesinde kamu sosyal tesisleri, misafirhaneler ve kreşler ile ilgi olarak hemen hemen bütün sosyal destekleri kaldırmaktadır. Bu da kamu çalışanları açısından yeni mağduriyetlerin kapısını aralamaktadır.

Kıymetli arkadaşlar, iktidar, göreve geldiği ilk yıllarda kamu sosyal tesislerinin büyük bir savurganlık alanı olduğunu söyleyerek ve sebep göstererek bu sosyal tesislerin zaman kaybetmeksizin elden çıkartılması gerektiğini ifade etmiştir. Ancak burada dikkat çeken bir husus vardır, kamu sosyal tesislerinin elden çıkarılması yöntemi. Devlet İhale Kanunu’nun dışına çıkılarak Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine tabi şirketlere verilmesi durumu söz konusudur. Burada aklımıza bazı sorular gelmektedir: Devlet İhale Kanunu yetersiz midir? Devlet İhale Kanunu yetersizse neden eksikleri giderilmemektedir, yoksa bu hüküm farklı bir amaca mı hizmet etmektedir?

“Savurganlık alanı.” dediniz, yangından mal kaçırırcasına Meclis lojmanlarını satmakla işe başladınız, hem de Meclis bütçesini zarara uğratarak ama bugün bakıyoruz ki son dört yılda lojman sayılarında çok büyük artışlar vardır. Milletvekili lojmanlarının yerinde yapılan lüks konutlar, yine iktidar yakınları arasında paylaşılmıştır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hoppala, var mı bir tane örnek?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ben size bir hikâye ile içinde bulunduğumuz durumu daha iyi anlatabileceğime inanıyorum. Hikâye bu ya, adamın biri Peygamber Efendimiz’in torunuyla ilgili konuşurken “Muaviye’nin kızlarını Necef’de doğradılar” der. Konuşmayı dinleyen ve meseleyi bilen aklı başında birisi müdahale ederek der ki: “Be adam, ben senin nereni düzelteyim, Muaviye değil Ali, Necef değil Kerbela, kızları değil oğulları.”

Şimdi biz bu Hükûmetin bu konudaki icraatlarının neresini düzelteceğimizi bilmiyoruz. Bu Hükûmet 2009 yılında 207.544 olan lojman sayısını 2010 yılında 209.084’e, 2011 yılında 209.684’e çıkartmıştır; 2.140 yeni lojman yaparak kendi söyledikleriyle ve icraatlarıyla çelişen bir iktidarla karşı karşıyayız. Madem yenilerini alacaktınız, yenilerini yapacaktınız mevcutları niye sattınız? Şimdi tekrar ediyorum: Sizin icraatların neresini düzeltebileceğiz?

Kıymetli arkadaşlar, bu Hükûmet 2009 yılında 2.134 olan sosyal tesis sayısını 2011 yılında 1.942’ye düşürmüştür. Düşük ücretle çalışan kamu personelinin elinden alınan bu sosyal tesisler kimlere, nasıl peşkeş çekildi? Bu işten Hükûmet ne kadar gelir elde etti? Elde edilen gelirler nerelere aktarıldı? Bu gelirlerle kamu yararına hangi hizmetler yapıldı? Buradan soruyoruz: Madem bu sosyal tesisleri bu garibanların elinden aldınız ama bunun yerine bu garibanlara ne verdiniz?

Değerli milletvekilleri, kamu kurumları tarafından işletilen sosyal tesislerin kâr oranı yüksek olanlarının özelleştirilme tarzı dikkat çekmektedir. Özelleştirmeler yapılırken bu sosyal tesislerin kimlere, hangi ailelere peşkeş çekildiğine, kimlere rant sağlandığına da dikkatinizi çekmek isterim. Temsilcisi olduğum Muğla ilinde Fethiye ilçemizdeki TİGEM’e ait bir sosyal tesisin hangi aileye peşkeş çekildiği daha unutulmadı. Muğla’daki herkes bunu biliyor. Şimdi o sosyal tesislerden ne dar gelirli vatandaşlarımız ne de kamu personellerimiz faydalanamamaktadır?

Kamu kurumlarına tahsis edilen lojmanlar ve sosyal tesislerde karşılaşılan bir başka sorun da şudur: Sosyal tesisler ve lojmanlar kurumların üst düzey yöneticilerinin âdeta çiftliği hâline gelmiştir. Üst düzey yöneticiler bu sosyal tesisleri keyfî olarak kullanmaktadır. Alt düzeydeki memurlar bunlardan faydalanamamaktadır. Sosyal amaçlarla yapılan bu tesisler yeni bir sosyal ayrımcılık oluşturmaktadır. Örneğin taşradan gelen bir polis memuru polis evine gittiğinde “Yer yok.” cevabıyla karşılaşabilmektedir. Yine, taşradan gelen bir öğretmen Başkent Öğretmenevine gittiğinde aynı manzarayla karşılaşabilmektedir. Esas ihtiyacı olanların bu haklarından faydalanmasının engellenmesi hangi düşüncenin ürünüdür? Bu durum sosyal devlet anlayışını zedelemektedir.

Kaldı ki Türkiye’nin bir başka gerçeği de bölgeler arası kalkınmışlık farkıdır. Yine otuz yıldır terörle mücadele devam etmektedir. Siz, bu bölgelerdeki sosyal tesisleri özelleştirir, ücretlerin artmasına sebep olursanız o bölgede görev yapan kamu personelleri sosyal ihtiyaçlarını nerede, nasıl karşılayacaklardır?

Bir başka önemli konu da taşraya ilk defa tayin olan personelin görev yerine yerleşinceye kadar nerede ve nasıl barınacağıdır. Kendi ihtiyacını karşılayamayan kamu görevlilerinin vatandaşa nasıl sağlıklı hizmet sunabileceklerini de yine sizlerin takdirlerine sunuyorum.

Kıymetli arkadaşlar, kamu personeli dokuz yıldır öngörülen enflasyona göre maaş zammı almıştır. Gerçek enflasyon, her zaman öngörülen enflasyondan fazla olmuştur. Enflasyon farkları kamu çalışanlarına verilmemiştir. Ayrıca, TÜİK’in enflasyon hesaplama yöntemi gerçek enflasyonu ne kadar yansıtmaktadır? Bunu da başta memurlarımız olmak üzere yüce milletimizin takdirlerine bırakıyorum.

Memur sendikalarıyla yürütülen toplu sözleşme çalışmaları hâlâ sonuçlanmamıştır çünkü bu amaçla çıkarılması gereken kanun henüz ortada yoktur, ne zaman çıkacağı da belirsizdir. İşte, şu anda görüşmekte olduğumuz 2012 yılı bütçesinde de memurlara ve kamu çalışanlarına ayırdığınız pay ortadadır. Bu pay geçen yılkinin aynısıdır yani şimdilik memur maaş zammı sıfırdır.

Şimdi, bu kısa bilgiler ışığında iktidara sormak istiyorum: Siz kamuya ait sosyal tesisleri, kreşleri birilerine peşkeş çekerseniz Anayasa’da belirtilen sosyal devlet ilkesinden kamu çalışanları nasıl istifade edecektir? Çoğunluğu yoksulluk sınırının altında maaşlarla geçinmeye çalışan kamu personeli, sizin gibi beş yıldızlı, yedi yıldızlı tatil köylerinde tatil yapamayacağına göre, siz gariban devlet memurlarının kamuya ait sosyal tesislerde üç beş gün tatil yapmasını çok mu görüyorsunuz?

Çocuk sahibi olan kamu personeli kendi kurumlarının kreşlerinin çalışamaz hâle gelmesinden sonra çocuklarını kime emanet edeceklerdir? Bu insanlar çocuklarını emin ellere teslim etmeden sağlıklı bir kamu hizmetini nasıl vereceklerdir? Hem vatandaşlarımıza “3 çocuk yapın.” diye tavsiyelerde bulunuyorsunuz hem de kamu çalışanlarının çocuklarını emanet edebilecekleri kreşlerdeki her türlü sosyal desteği ortadan kaldırıyorsunuz. Biz sizin icraatınızın neresini düzeltebileceğiz?

Düşük ücretlerle çalıştırılan kamu personelleri bu sosyal tesislerden de faydalanamayacaksa temel sosyal hakları elinden alınan bu insanlar ne yapacaklar? Bu aileler temel sosyal haklarını bundan sonra sadece rüyalarında görecektir. İktidar bu ailelere rüyalarında tatil yapma fırsatını verdiği için toplum vicdanında ne kadar hayırla yâd edilecek varın onu da siz düşünün.

Değerli milletvekilleri, bu haklar belirli bir zümreye ait haklar değildir; tüm vatandaşlarımızın, dolayısıyla tüm kamu personelinin de hakkıdır. Biz bu hakkın gerçek sahiplerine verilmesini istiyoruz, bunun için ne gerekirse yapacağız ve bu işin takipçisi olacağız.

Bu vesileyle 2012 yılı bütçesinin milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğan.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, şahsıma hakaretle ilgili olarak 69’uncu maddeden söz talep ediyorum. Tutanaklarda da gösterebilirim, şahsımı hedef alan “Bilgi birikimi yeterliyse, dağarcığı doluysa, yüreği genişse…” diye başlayıp “…ama bunlardan eser yoksa, bunlardan hiç nasip alınmamışsa ve millete hakaret ediyor.” ifadesi var. Hem şahsıma sataşmadır hem ileri sürmüş olduğum görüşten farklı bir görüş bana atfedilmiştir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, ben genel bir ifadede bulundum. Sayın Başkan, hiç şahıs zikretmedim, kimseyi de hedef almadım, ben sadece genel bir kuraldan bahsettim, kuraldan ifade ettim. Başka bir şey yok Sayın Başkan.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Tutanaktan da gösterebilirim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hiç öyle, bir kimseye ne sataştım ne de hedef aldım Sayın Başkan, çok net olarak söylüyorum.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Millete hakaret ettiğim iddia ediliyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kimseyi hedef almadım ben, çok genel bir kuraldan bahsettim.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Şahsıma ait olmayan bir görüşü ileri sürmüş olduğum iddia ediliyor. 69’uncu maddenin iki ayrı dayanağına dayanarak…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir şey yok Sayın Başkanım. Ben kimseyi hedef almadım.

BAŞKAN – Buyurunuz, iki dakika.

Yeni sataşmalara mahal vermeyiniz lütfen.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, yüce Meclis; Sayın Nurettin Canikli, tutanakta da görüldüğü üzere “İnsanların bilgi birikimi yeterliyse, dağarcığı doluysa, yüreği genişse çıkıp katkı veriyorlar ama bunlardan eser yoksa, bunlardan hiç nasip alınmamışsa o zaman sadece hakaret ediliyor.” demiştir. Daha sonra da millete hakaret ettiğimi iddia etmiştir.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Üzerine mi alınıyorsun?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Ben bunu düzeltmek istiyorum. Birikimden, dağarcıktan söz açılmışken öncelikle şunu belirtmek isterim: Sakallı Celal sayesinde biliyoruz ki tahsille yalnızca cehalet geçer, baki kalanın ne olduğu ise halkımızın malumudur.

Biz bu kürsüye çıkarken, hakkı göstermeye delil olmak için çıkarken birikimimize, tahsilimize, akademik unvanımıza güvenip çıkmadık. Biz buraya çıkarken nefesimizi veren halka ve yolumuzu gösteren Hakk’a güvenerek çıktık. Bu vesileyle Edip Harabi’yi bir dörtlüğüyle yâd etmek isterim.

“Bu sözleri sanma her insan anlar,

Kuşdilidir bunu Süleyman anlar,

Bu sırrı müphemi arifan anlar,

Çünkü cahillerden pinhan eyledik.” demiş.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biraz önce benim konuşmamda hiçbir şekilde kimseyi hedef alan bir hakaret ve sataşma olmadığını ifade ettim ama ona rağmen, takdir, söz verdiniz. Aynı gerekçeyle ben de söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz siz de söyleyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, böyle bir uygulama yok.

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce buraya çıkan birçok arkadaşın da defalarca ifade ettiği ve benim de şahsen katıldığım bir gerçeği bir kez daha biraz önce yüce Mecliste arkadaşlarla, sizlerle paylaştım, bu gerçeğe de her zaman inanıyorum. Bu, yani şu anda isimlerini hatırlamıyorum ama değişik siyasi parti gruplarına mensup arkadaşlar tarafından da müteaddit kereler ifade edildi, zikredildi. Tekrar etmek istiyorum, gerçekten, yani insanlar verebilecekleri bir şey varsa bunu son derece nezaketle ve bir vakurla kamuoyuyla paylaşıyorlar, katkı sağlıyorlar, bir şeyler veriyorlar çünkü var, dolu; hem dağarcıkları dolu hem de samimi olarak bunu kamuoyuyla paylaşmak istiyorlar, katkı sağlamaya çalışıyorlar. Bu insanlara biz saygı duyarız, her zaman saygı duyarız, başka bir şekilde bir şey düşünemeyiz.

Söylediğimiz şu, tekrar ediyorum bakın, ama insanda bunlar yoksa ne yapıyor? Çünkü verecek bir şeyi yok, katkı sağlayacak bir durumu söz konusu değil, dağarcıkta hiçbir şey birikmemiş şu veya bu nedenle, ben onu da eleştirmiyorum yani bir vakıa, bir tespit olarak paylaşıyorum sizlerle. Genel olarak söylüyorum yine, olmayabilir yani her insanın dağarcığı dolu olacak diye bir şey yok, bazılarınınki boş olur, bazılarınınki dolu olur. Benim sadece eleştirdiğim şu yani veya ifade ettim onu da. Boş olduğu zaman, verecek bir şey olmadığı zaman çıkıp hakaret ediliyor. Bunu da eleştiriyorum, haklı olarak eleştiriyorum arkadaşlar. Eleştirmeyen içinizde var mı? Yani genel olarak, bakın, ben genel şeyi söylüyorum, genel olarak ifade ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Aynı eleştirileri kendi grubunuza da yapıyor musunuz Sayın Başkan?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yok, herkes, herkes, bütün yüce Meclise hitap ediyorum şu anda. Dolayısıyla yani konuşmaları bu çerçevede düşünmek lazım.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Ya, şu Meclise gelenlerde bir dağarcık vardır herhâlde, milletvekillerine ayıp oluyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biz de istiyoruz ki gerçekten, arkadaşlarımız birikimlerini bizimle paylaşsınlar, bütün milletimizle paylaşsınlar ve buradan güzel şeyler ortaya çıksın, güzel öneriler ve çözümler gündeme gelsin ama çıkıp da sadece hakaret etmek, karalamak amacıyla olduğu zaman da tabii, sonuç itibarıyla böyle hoş olmayan ve kimsenin hoşnut olmadığı bir tablo çıkıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canikli, konu netleşmiştir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, efendim, yararlanmak isteyen insanlar kanun hükmünde kararname çıkarmazlar, kanunu getirirler, biz de fikirlerimizi söyleriz. Bir aynaya baksınlar. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sırrı Sakık.

Buyurunuz Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi BDP Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce 24’üncü madde üzerinde görüşürken gergin anlar yaşandı. Keşke Canikli bir dinleseydi, bir miktar…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben bir ifadenize takıldım sadece, bir ifadeniz var.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Evet, yani ondan sonra çıkıp cevap verseydiniz çok da iyi olurdu ama ne hikmetse özellikle sizin grubunuzdan siz nöbetçi olduğunuz zaman muhakkak bu kürsüyü hep kullanmalısınız. Yani biz sizi eleştireceğiz, biz buraya geldiğimizde.

Bakın, sevgili arkadaşlar, emin olun bizim bir günde yaşadığımızı, çoğu, birçok vekil arkadaşımız hayatı boyunca yaşamıyor. Bakın, şu an buraya geliyorum, 20 tane gerillanın öldürüldüğünü, bir helikopterin düşürüldüğünü…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne gerillası ya! Gerilla değil onlar, terörist.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve bu çocuklar, bu insanlar, her kayıp bu ülkenin bir kaybıdır. Biz bu ruh hâliyle geliyoruz.

Ben, Sayın Başkana “Lütfen sözümüzü kesmeyin.” dedim, üzüldüm. Yani keşke o süremizi dâhil etseydiniz, konuşsaydık, yani ben de gergin anlar yaşamamış olsaydım. Amacım burada gerginlik yaratmak değil, amacım toplumsal dokularla oynamak değil. Ben burada üç grubu, dört grubu suçlamıyorum; ama bir mirastan, bir imparatorluktan geliyorsak ve burada geçmişte yaşanmış acılar varsa ve hep de söylüyoruz, yani Sayın Cumhurbaşkanımız hep söyler -geçmişimizle yüzleşmek- büyük devletler geçmişleriyle yüzleşir, geçmişimizle yüzleşmeliyiz ki geleceğimizi birlikte inşa etmeliyiz.

Ben, mesela Cumhuriyet Halk Partisine, Kahramanmaraş olayları ve 19 Aralıktaki -tırnak içinde- Hayata Dönüş Operasyonu’yla ilgili eleştiriler getirdim. Yani burada suçlu Cumhuriyet Halk Partisi değil. Mesela Kahramanmaraş olaylarında bir Cumhuriyet Halk Partisi bakanı saldırıya maruz kalanları suçluyor. Yani katilleri kollayan, koruyan bir anlayış içerisinde oluyor, ama orada vicdan sahibi olan devrimci demokratlar ayaklanıyor “Siz oradaki mağdurları suçlayamazsınız.” diyor ve aynı saatte bakanı görevden alıyorlar.

Ve yine 19 Aralıktaki bu Hayata Dönüş Operasyonu’nda, yani hükûmetler vardır, ama hükûmetler Millî Güvenlik Kurulunun emrindedir.

Hep de biliriz, yani rahmetli Ecevit’i anarken, işte, şairdi, edebiyatçıydı, hümanistti, bilmem neydi, ama pratikte yaptıklarını gördüğünüzde, bu kimliklerin hiçbiri de ortada gözükmüyor.

Onun için, şunu açıkça söylüyorum: Yani kan ve gen bağı çok önemli değil, biz hepimiz birbirimizle duygu bağıyla bağlıyız. Yani farklı kimliklerimiz, farklı inançlarımız olabilir, ama yan yana oturuyoruz, aynı coğrafyayı paylaşıyoruz, aynı Parlamentoyu paylaşıyoruz yani birbirimizin sözleri birbirimizi incitebilir ama buna makul ölçülerde çıkıp cevap da verebiliriz.

Sevgili arkadaşlar, ben, 1990’lı yıllarda, yine Millî Güvenlik Kurulunun kararıyla başlatılan 3.500 köyün dramını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Katliam dediğimizde, on bini, yirmi bini kastetmeden, eğer bir evde 10 insan diri diri yakılıyorsa bu da bir katliamdır. Eğer insanların iradesinin dışında gidip köyünü yakıyorsanız ve insanları öldürüyorsanız bunun adı da katliamdır.

Bakın, 1990’lı yıllarda bu ülkenin güvenlik güçleri Bolu’dan, Kayseri’den çıkıp güvenlik adına Muş’a gitmişler, Diyarbakır’a gitmişler, Bingöl’e gitmişler, Bitlis’e gitmişler, Şırnak’a gitmişler; 3.500 köyü yakmışlar ve yanında onlarca evi ateşe verdiklerinde içinde insanları diri diri yakmışlar. Yıl 1992-1993 ama geldiğimiz noktada hâlâ bu insanların o yasadan dolayı zararlarının iade edilmesi, ödenmesi… Böyle bir yasa var ama ne hikmetse bu yasa hâlâ o insanlara uygulanmıyor. Sanki o bölgede görev yapan valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri bu eğitim aldıkları dönemde bir de yalan dersi diye bir ders almışlar. Devletin günahlarını örtmek üzere yalan söylüyorlar. Orada görev yapan vali de biliyor ki orayı gelip yakan, yıkan devletin güvenlik güçleridir. Kaymakam da aynı şeyi biliyor. Orada görev yapan bütün yetkililer aynı şeyi biliyor ama sorun o kutsal devlet olunca, vali ne kadar inançlı olursa olsun devleti kollayıp koruma göreviyle karşı karşıyadır. Oradaki emniyet müdürü aynı duyguları paylaşmak zorundadır. Şimdi, biz de eğer bir iç barıştan, eğer bir hukuktan…

Bakın, kavga… Sürekli, bu coğrafyada son günlerde hep mezarlarla, ölülerle, her gün çatışmalarla uyanıyoruz. İşte, bu Parlamento bunlara seyirci kalamaz. Bu Parlamento bu sorunları çözmek için vardır. Bu Parlamento… 1990’larda bu halka uygulanan bu zulüm politikalarını sürekli buraya getiriyoruz. “Birlikte araştıralım.” diyoruz; yani bu, bizim iddiamız. Ee, biz bu iddiayı Parlamentoya getiriyoruz, dört grubun da bu konuda bir hassasiyet göstermesi gerekirken ama ne yazık ki, bizim getirdiğimiz Meclis araştırma önergeleri reddediliyor.

Şimdi, Sayın Bakanımız burada. Kendisinden rica ediyorum; dört yıl üst üste aynı şeyi bu kürsüde dile getirdik. Yani “Bizim vatandaşlarımız.” diyorsunuz, “Bizim halkımız.” diyorsunuz ama büyük bir mağduriyeti var bu insanların. Gitmişsiniz, evini yakmışsınız devlet olarak. Gitmişsiniz, hayvanlarını kurşunlamışsınız. Gitmişsiniz, bir köyü haritadan silmişsiniz ve sonra, on dokuz yıl bir komisyon oluşabilir mi? Bir komisyon on dokuz yıl… Devletin yetkili birimlerinden bir komisyon oluşuyor; gidiyor hak sahipleriyle pazarlık yapıyor. Diyor ki: “Size 8 milyar lira versek acaba –Ben eminim ki, bölge milletvekilleri var. Bu konuda yanlış bir şey söylüyorsam beni düzeltin- siz bu hakkınızdan vazgeçer misiniz veyahut da 10 milyar versek bu hakkınızdan vazgeçer misiniz?” Ya böyle bir sosyal devlet olur mu? Böyle bir devlet anlayışı olur mu? Hani siz “Özgürlüklerden, hak, hukuk ve adaletten…” İşte, “Geldik iktidar olduk.” diyorsunuz. “Türkiye’nin bütün düzenini altüst ettik; işte, hukuku ve demokrasiyi inşa ettik.” Ben size hukuksuzluktan bahsediyorum. Bu hukuksuzluğu giderebilecek mekanizma bu Parlamentodur. Yani bakanlarımız sürekli, her bütçe görüşmelerinde biz bunu dile getirdiğimizde bunu not alırlar ama şu ana kadar pratikte halka yansıyan tek şey yoktur. Yani Bingöl’ün “…”(*) köyünde, Muş’un Eralan köyünde, bilmem Muş’un Şeyhalan köyünde, Muş’un “…”(*) köyünde veyahut da Muş’un “…”(*) dediğimiz bölgede onlarca ev yakılmıştır ve köyler, onlarca köy yerle bir edilmiştir.

                              

(*) Bu bölümlerde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille kelimeler ifade edildi.

Şimdi, bunların, bir an önce, ben, Maliye Bakanımızın bu konuda bölge valileriyle, bölgedeki valilerle bir diyalog oluşturarak bu mağduriyetin giderilmesinin hepimiz açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Katı bir yürek insanı adaletsiz yapar. Onun için, bize karşı katı bir yürekle, böyle, reflekslerinizle hareket etmeyiniz. Bizi biraz anlayınız. Bizim ne istediğimizi, ne yapmak istediğimizi eğer anlayabilirseniz, emin olun ki barışla ilgili ortak projelerde de buluşabiliriz.

Ben bu duygularla hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Hükûmet adına Maliye Bakanı Mehmet Şimşek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Şimşek.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada gündeme getirilen bazı hususları cevaplandırmak için söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, geçmişte Güneydoğu Anadolu’da hakikaten hatalı uygulamalar yapılmıştır fakat bizim dönemimizde, bu uygulamalara son verildiği gibi, gerçekten geçmişin yaraları da sarılmıştır. Bakın, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun çerçevesinde bugüne kadar, terörden etkilenen, zarar gören vatandaşlarımıza tam 2,6 milyar lira…

SIRRI SAKIK (Muş) – Yani devlet teröründen Sayın Bakan, devlet yapmış, başka kimse yapmadı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) - …2,6 milyar liralık, eski parayla 2,6 katrilyon liralık biz bütçeden bu vatandaşlarımızın zararlarını karşılamışız. Bırakın bu dönemde en ufak yanlış bir uygulamayı, tam aksine, geçmişte yaşanan sıkıntıların, bu yaraların sarılması için devlet olarak ne gerekiyorsa yapmışız.

Dolayısıyla zaman zaman, değerli arkadaşlar, özellikle BDP milletvekili arkadaşlarımızın buraya çıkıp “Bu bölge ihmal ediliyor, şu bölge ihmal ediliyor.” şeklinde birtakım açıklamaları oluyor. Bakın, size basit bir rakam vermek istiyorum. Güneydoğu Anadolu illerine KÖYDES kapsamında Türkiye’de ayrılan kaynakların yüzde 36’sının gittiğini biliyor musunuz? Doğu Anadolu’ya yüzde 22…

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben hak sahiplerinin hakkından bahsediyorum Sevgili Bakanım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Hak sahiplerinin hakkından da bahsettim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bakın, şunu söyleyeyim: Ben de emin olun ki hak sahibiyim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Müsaade edin. Bakın, siz söylediniz.

Sayın Başkan, böyle bir usul var mı?

BAŞKAN – Devam edin siz Sayın Şimşek.

Karşılıklı konuşmayalım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, hiçbir şekilde hiçbir bölgemizin, özellikle ekonomik veya sosyal açıdan geri kalmış bölgelerin ihmal edildiği iddiası, hele bizim dönemde kaynak aktarılmadığı iddiası külliyen yanlıştır. Bakın, GAP için ayrılan kaynak eskiden bütçenin yüzde 7’siyle 8’i arasında değişmiş, ta 90’lı yıllardan gelmiş, bugün itibarıyla son birkaç yıla bakın yüzde 14’ün altına düşmemiştir. Evet, GAP için ayrılan kaynakların toplam yatırımlar içerisindeki payı bugün itibarıyla yüzde 14. Az önce KÖYDES’ten ayrılan kaynakları söyledim. Bakın, KÖYDES’ten gönderilen paraları söylüyorum size: Diyarbakır 1’inci sırada, 241,6 milyon lira gitmiş. 2’nci sırada Şanlıurfa var, 220 milyon lira gitmiş. 3’üncü sırada Trabzon var, 214 milyon lira gitmiş. 4’üncü sırada Ordu var, 202 milyon lira gitmiş. Nerede ihtiyaç varsa oraya gitmiş değerli arkadaşlar. Onun için buraya çıkıp “Şu bölge, bu bölge, ayrımcılık yapılıyor.” şeklinde… Gerçekten rasyonel olarak bu kaynaklar dağıtılıyor, ülkemizin ihtiyaçları neyse o karşılanıyor.

Şimdi ikinci bir konu Sayın Başkan, değerli arkadaşlar: Bakın, buraya sık sık çıkıldı, gerek sosyal tesisler gerek araçlarla ilgili eleştirilerde bulunuldu. Tabii ki eleştirileri biz dikkate alıyoruz ve hakikaten de almak da lazım ama sizleri bilgilendireyim, bu bilgiler çerçevesinde eleştirin. Bakın, bugün kamuda 86.479 araç var, 2002 yılında 85.603 tane araç var, arada yaklaşık bin tane fark var. Bakın, 36 bin araç eskimesi nedeniyle, işletme maliyetinin yüksek olması nedeniyle tasfiye edilmiş.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kiralananlar dâhil mi Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Değerli arkadaşlar yaklaşık 37 bin araç alınmış.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kiralıklar dâhil mi?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Peki, nereye alınmış, bu araçlar nerede?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Markası ne, “Fiat” mı?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Bakın, binek araçlar 2002 yılında 39.438’miş, bana verilen rakamlar böyle. Bugün ne kadar binek araçlar? 34 bin. Kim kullanıyor bu binek araçları?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kiralananlar, kiralananlar dâhil mi Sayın Bakan? Yanıltmayın kamuoyunu, kiralıkları da lütfen açıklayın.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, bugün Emniyet Genel Müdürlüğünde, kamudaki toplam taşıtların yüzde 35,9’u var. Yani kamudaki toplam taşıtların… Şimdi, emniyet görevlilerimiz binek otomobil türü taşıt kullanmayacak mı?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, o bürokratlardan kiralananları da alın lütfen. Onu açıklayın, kiralanan araçların sayısını da açıklayın.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Peki, Millî Savunma Bakanlığında bakın yüzde 16,4 var. Jandarmayı da katarsanız yüzde 7,5. Yani “Araçlar nerede?” diye sorduğunuz zaman emniyette, güvenlik görevlilerinde.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O araçlara niye sivil plaka takıyorlar? Bu sahtekârlık değil mi?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi değerli arkadaşlar, onun için eleştirileri o çerçevede yapmakta yarar var.

Bakın, Van’la ilgili olarak çok soru soruldu. Bugüne kadar Van’a gönderilen bütün insani yardım ve malzemeler, acil yardım ödenekleri, vesaire hepsi 413 milyon lira, bugün itibarıyla. Peki, yardım hesaplarında toplanan para ne kadar? Başbakanlık hesabında 153 milyon 100 bin lira, Diyanet İşleri Başkanlığının hesabında 37 milyon 500 bin, Kızılay hesabında 43 milyon 900 bin olmak üzere toplam 234 milyon 500 bin lira. Daha önce de söyledim; Van için ne gerekiyorsa yaptık, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Yani, ben, burada detayları var ama bu detaylara girmek istemiyorum. Van için gerçekten ne gerekiyorsa yapıldı.

Yine gelir dağılımı konusu sık sık gündeme gelir, sık sık eleştirilir bozuldu diye ve zaman zaman da sıralardan “OECD raporundan bahset.” derler. Evet, değerli arkadaşlar, Aralık 2011’de OECD gelir dağılımı konusunda yirmi iki ülkeyi kapsayan bir çalışma yapmış; ta 1985’lerden başlamış. 1985’ten 2008’e kadarki bir çalışma. Bu çalışmada gelir dağılımı iyileşen iki tane ülke var OECD ülkeleri arasında, sadece iki tane. “Kim bunlar?” diye sorarsanız, bir tanesi Türkiye. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Peki, 1983 yılında Gini katsayısı nedir? 1985’te 0,43. Gini katsayısı yüksek olunca gelir dağılımı bozuk demektir, düştükçe gelir dağılımı iyileşiyor demektir. 1985’te başlayan çalışmaya göre Türkiye’de Gini katsayısı 0,43; 2002 yılı 0,44. Peki, OECD’nin yaptığı çalışmaya göre 2008 yılı 0,41; 2010 yılı 0,40. Gelir dağılımı bozulmamıştır. Ha, gelir dağılımı iyi midir? Daha adaletli olabilir mi? Kesinlikle. Daha iyileşme olabilir mi? Yüzde 100 katılıyorum, ama “Gelir dağılımı bozulmuştur.” iddiası, ne OECD raporunda ne de hiçbir rakamda ortaya çıkmıyor değerli arkadaşlar. Onun için bunu bilmekte yarar var.

Bakın, ben size bir rakam daha vereyim: Şimdi, ilk yüzde 20, yani Türkiye millî geliri diyelim ki 100 lira, bunun, diyelim ki nüfusun ilk yüzde 20’si, yani ne kadar alıyor pay olarak? Yüzde 5,1 2006 yılı. Bugün itibarıyla ne kadar alıyor? Yüzde 5,8. Yani orada da iyileşme var. Son yüzde 20, yani en zengin yüzde 20 ne kadar alıyordu? Yüzde 9,5 pay alıyordu. Şimdi ne kadar? Yüzde 8 pay alıyor.

Değerli arkadaşlar, hangi rakama bakarsanız bakın…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Bakan, kat o, kat.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Kat olabilir, evet.

Yani, sonuç itibarıyla bütün bu rakamlar gelir dağılımında bir iyileşme olduğunu gösteriyor.

Yine değerli arkadaşlar, vakıf üniversiteleriyle ilgili sorular geldi. Bugüne kadar on dokuz tane vakıf üniversitesine, Maliye Bakanlığı olarak, kırk adet 3 milyon 213 bin 10 metrekarelik taşınmazı biz belli bir bedel karşılığında irtifak hakkı tesis etmişiz. Peki bu irtifak hakları nasıl tesis ediliyor? Kurulmuş vakıf üniversitesi veya üniversiteyi kuracak olanın Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıf olması hâlinde, yani burada şart çok açık, hazine taşınmazı kırk dokuz yıllığına irtifak hakkı kurulmak üzere talepte bulunulduğunda, başka talipli yoksa ve taşınmazın verilmesine engel bir durum yoksa, rayiç bedel esas alınıyor, irtifak hakkı veriliyor. Aynı mahiyette birden fazla üniversite, vakıf talipli olursa, bunlar arasında ihale yapılarak bunlar veriliyor.

Geçmişte de yapılmış, bu dönemde de yapılıyor. Yani, Maliye Bakanlığı olarak bugüne kadar toplamda on dokuz –yanlış hatırlamıyorsam- üniversiteye veya Bakanlar Kurulu tarafından vergi muafiyeti verilen vakfa bu yönde tahsisler yapılmıştır ve özel üniversitelerin bu yönde desteklenmesi de yanlış değildir, doğrudur; çünkü kamunun yükünü alıyorlar. Özellikle gündeme getirilen Medipol Üniversitesi, tıp alanında hakikaten ciddi bir ihtiyacı karşılayacak olan bir üniversitedir, burada yapılan her şey kanuna göre yapılmıştır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şimşek.

Şahsı adına Ordu Milletvekili Fatih Han Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Ünal.

FATİH HAN ÜNAL (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2012 yılı bütçe tasarısının 26’ncı maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözüme başlamadan önce, tabii, 2011 yılının sonlarına geldik, belki bu kürsüye bir kez daha bu zaman zarfında çıkamayabilirim ama iyi temennilerle de bitirmek isterim. 17 Aralık Mevlânâ’yı anma etkinlikleri vesilesiyle, tabii Hazreti Mevlânâ’dan bir alıntı yaparak bu tavsiyeyi sizlerle paylaşmak isteyeceğim. Tabii, o gün Meclis çalışması dolayısıyla birçok arkadaşımız belki gitmek arzusunda olsa da gidememiştir ama bakın, burada hep beraber yâd etmiş olalım. Hazreti Mevlânâ insanı bir pergele benzetiyor ve bu pergelin bir ayağı bulunduğu noktada ama diğer ayağının da dünyayı gezdiğini, gezmesi gerektiğini ifade ediyor. Bu anlayış çerçevesi içerisinde gelin biz de -şu Meclisimiz zaten bir daire halkasına benziyor bakın- bunu burada uygulayalım. Tabii ki aziz millet bizlere görev verirken bazılarımızı iktidar koltuğuna, bazılarımızı da muhalefet koltuğuna oturtmuş ve farklı görevler ve sorumluluklar vermiştir. Bizler de bu sorumlulukların bilinci içerisinde her birimizin, aynen Hazreti Mevlânâ’nın dediği gibi, pergelin bir ayağı kendi partimizde ve grubumuzda olsun ama diğer ayağımız da, müsaadenizle, bütün Meclisi kuşatsın, diğer grupları ve diğer partileri de kuşatsın isteriz. Böylece birbirimizi daha iyi anlar, birbirimize hoşgörüyle yaklaşma imkânı da bulmuş oluruz diye düşünüyorum.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye nasihatlerini okursanız o çok daha hayırlı olur.

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) – Evet, tabii ki, tabii ki.

Şimdi, benden önceki konuşmacı, muhalefete ait konuşmacı TOKİ’yle alakalı, TOKİ’nin yaptığı Meclis lojmanları ihalesiyle alakalı bir açıklama yaptı. Ben onunla alakalı hemen bir dipnot geçmek istiyorum ve konuma geçeceğim. TOKİ hasılat paylaşımı yoluyla ihaleye çıkmıştır, Meclis lojmanlarını bu şekilde bir firma grubuna satmıştır. Buradan elde edilen 300 milyon -eski parayla 300 trilyon lira- fakirin cebine girmiştir. Bu parayla fakire fukaraya TOKİ ev yapmış ve yerleştirmiştir, icraatları da ortadadır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bir daire 1,5 trilyona gidiyor yalnız orada şu anda, bir daire. Fakire mi gitti, zengine mi gitti, belli değil.

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) – Diğer taraftan, tabii, peşkeş çekildiği iddiası var. Bunlar ağır iddialar arkadaşlar. Sözlerimizi şöyle bir kulağımızla duymamız lazım. Eğer böyle bir ifade var ise, böyle bir realite var ise çıkar isim verirsiniz, gereği neyse yapılır. Hukuk devletinde yaşıyoruz. Bizler de bu konuda en az sizler kadar hassasız.

ALİM IŞIK (Kütahya)- İsim vermeye gerek yok. Gidip bakalım, bir tane daire almaya kalkın, kaç para diyecekler.

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, firma milletvekilleri lojmanlarını yıkıp satmıştır ve o kendi gelirlerini artık kendine yazmıştır. Ama biz oradan elde ettiğimiz parayla da fakire fukaraya ev olarak yapıp teslim etmişizdir.

Sosyal tesislerle alakalı da bir peşkeşten bahsedildi ama tabii isim verilmeden böyle genel muallak ifadelerle konuşulması çok doğru şeyler değil. Var ise tespit, burada isim paylaşılır, bunun da gereği neyse yapılır.

Bakın, ben sosyal tesislerle alakalı birkaç şeyi ifade etmek istiyorum. Sürem de çok azalmış. Sosyal tesisler kamu kurum ve kuruluşlarının tasarrufu altında bulunan eğitim ve dinlenme tesisleri ile misafirhane, kreş, çocuk bakımevi, spor tesisi ve benzeri sosyal ve destek amaçlı tesislerdir. Bu tesislerden sadece kamu kurum ve kuruluşlarının kendi personeli değil, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının personelleri de istifade ediyor. Aynı zamanda vatandaşlarımız da ücretini ödemek mukabilinde bu tesislerden istifade edebiliyor. Toplam 3.036 adet sosyal tesis bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlar, ben bazılarını geçiyorum sürem daraldığı için. Evet, tesisler, bir önceki yıl doluluk oranları ile bu yıl yapılacak olan müracaat sayıları da dikkate alınarak, doluluk oranı yüzde 50’nin altına düşen tesislerin hizmete açılmaması, yeterli sayıda müracaat olmaması hâlinde, dönemler itibarıyla yapılan müracaatların birleştirilerek dönem sayılarının azaltılması yoluna gidilmiştir. Daha etkin ve verimli kullanılması amaçlanmıştır.

Sözüm bitmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) – Ben bu arada hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünal.

Şahsı adına, Adana Milletvekili Fatoş Gürkan.

Buyurunuz Sayın Gürkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 26’ncı maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve bizi izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe kanun tasarısı üzerinde bugüne kadar detaylı açıklamalar yapıldı. Ben, biraz, sosyal devlet kavramının üzerinde durmak istiyorum.

“Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevmek yolunda küçük bir adım da atsan, karşılığını görürsün.” diyor Mevlânâ. AK PARTİ hükûmetleri, bu felsefeyle hareket ederek, kimsesizlerin kimsesi, özenle korunması gerekenlerin hamisi, unutulmuşların umudu olmuştur.

AK PARTİ hükûmetleri döneminde, engelliler, yaşlılar, kadınlar, gençler, çocuklar, yetimler, yardıma muhtaç kimselerin hepsine devlet şefkatli ellerini açmıştır.

2010 yılı nüfus kayıt sistemi sonuçlarına göre, ülkemizde 65 yaş üzeri vatandaşımızın toplam nüfusa oranı yüzde 7,2’dir; 2025 yılında bu oranın yüzde 10, 2050 yılında yüzde 17 gibi yüksek bir düzeye ulaşacağı tahmin edilmektedir. O nedenle, ben, yaşlılık konusu üzerinde biraz durmak istiyorum.

Yaşlılık, artık, tüm dünyada önemle takip edilen, önemli bir sorundur. Öyle ki Avrupa Birliği tarafından, ülkelerinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle, 2012 yılı Aktif Yaşlanma ve Nesiller Arası Dayanışma Yılı olarak ilan edilmiştir.

Yaşlılarımıza Hükûmetimizce sunulan hizmetlere bir bakarsak, 2002 yılında 63 huzurevinde 4.952 yaşlımıza hizmet verilirken, 2011 itibarıyla 99 huzurevi, yaşlı bakım rehabilitasyon merkezinde 8.511 yaşlıya bakım hizmeti verilmektedir.

187 özel huzur eviyle, diğer bakanlıklar ve belediyeler tarafından işletilen huzur evlerinde 10.330 yaşlımıza yatılı bakım hizmeti verilmektedir.

Yine, 2002 yılında 22 TL olan yaşlılık maaşı 2011 yılı itibarıyla 109 TL’ye yükseltilmiştir. 810.168 yaşlımız, yaşlılık maaşından yararlanmaktadır.

Yine, önemli bir sorun İntibak Yasası, SSK emeklilerimizle ilgili. Bununla ilgili de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız önemli bir çalışma başlattı ve ilgililerle görüşmeler devam etmektedir.

Somut bir örnek olması adına, seçim bölgem olan Adana ilimizde vatandaşlarımıza sunulan sosyal hizmetlerin geldiği noktayı özetlemek istiyorum:

2002 yılında 150 kapasiteli 1 adet huzurevi varken şu an 2 huzurevi, 332 yaşlımıza hizmet vermekte olup, 150 kişilik yeni hizmet birimi de ihale aşamasındadır.

60 kapasiteli Karaisalı Engelsiz Yaşam Merkezi de hizmete girmiştir.

Yine, ilk defa AK PARTİ İktidarında hizmete giren engelli evde bakım hizmeti modelinden faydalanan aile sayımız Adana’da 11.963 olup, yapılan yardım kişi başına 600 TL’dir. Bundan yaşlılarımız da yararlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bulabildiğim her fırsatta huzurevlerini ziyaret etmeye çalışan biriyim. Yıllar önceye gittiğimizde gerçekten çok acı manzaralarla karşılaşıyorduk ama artık, şükürler olsun, gelinen noktada yaşlılarımız beş yıldızlı otel konforunda hizmet veren, sosyal ve kültürel programların uygulandığı huzurevlerimizde mutlu bir yaşam sürmekte, devletimiz, her türlü maddi ihtiyaçlarını karşılamakta ancak onları mutlu etmek istiyorsak, bulduğumuz her fırsatta ziyaret edelim, ellerini öpelim, yalnız olmadıklarını hatırlatalım.

Unutmayalım ki hepimiz bir gün yaşlanacağız. Allah hepimize uzun ömür versin. Mevlânâ’nın dediği gibi “Gençlerin aynada göremediğini yaşlılar bir tuğla parçasında görürler.” Bilgi ve tecrübelerinden faydalanmamız gereken yaşlılarımız her zaman evimizin başköşesinde gerektiği değeri görerek yaşamalıdır. Dinimiz ve gereklerimiz de bunu emretmektedir.

Bakanın kör olması güneşin ışığına halel getirmez diyor, daha güzel, daha müreffeh, daha mutlu bir Türkiye için çalışıyor, halkımızın desteğiyle bu hizmetlere devam ediyoruz.

Bu duygularla bütçenin milletimize, ülkemize hayırlar getirmesini diliyor, yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gürkan.

Şimdi, soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tokat ilinden, TRT 3’ten bütçe görüşmelerini izleyen, atanamayan bir öğretmenin göndermiş olduğu mesajdan soruyu soruyorum: 2011 yılı için Millî Eğitim Bakanlığı 55 bin kişi atanacağını açıklamıştı. 11 bin kişinin ataması yapıldı. 44 bin kişi için atama yapılmadı. Bu atamalar Ağustos 2012’ye kalırsa daha önce öğretmen sınavlarına katılanlara haksızlık olmaktadır. Atanamayan Öğretmenler Platformu, “Bu haksızlığın giderilmesi için neden çalışma yapılmıyor?” diyor. Hükûmet olarak bu gençlerin, öğretmenlerimizin sesini duyacak mısınız, şubat döneminde atama yapılacak mı?

İkinci soru olarak: Tarım Kredi, bankalar gibi yerlere borçlu olup da ödeyemeyen insanlar kara listeye alınmış olup yeni bir kredi alamamaktadırlar. Borcunu ödeyen bu insanların kara listeden çıkarılması için bir çalışma yapılacak mıdır?

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce Van’a yapılan yardımlardan bahsettiniz, teşekkür ediyorum. Aynı şekilde Simav depremi için yapılan yardımları da söyleyebilir misiniz?

İkincisi: Biraz önce 2002-2011 yıllarındaki kamu araçlarını söylediniz. Ama 2002’den bu yana kamu kurum ve kuruluşlarına kiralanan araçların sayısını vermediniz. Sayı nedir ve bu amaçla kaç para harcanmıştır?

Bir diğer sorum: Elektrik dağıtım şirketlerinin yüzde 2,3 oranındaki kâr marjı karşılığında 2010 ve 2011 yıllarında dağıtım bölgelerine göre kâr miktarlarının toplamı nedir? Yani 2,3 küçük gibi gösteriliyor ama toplamda neye karşılık gelmektedir?

Son sorum: Türk Telekom’a ait sabit telefon hatlarından alınan sabit telefon ücretlerini ne zaman kaldırmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, bedelli askerlikten elde edilecek gelirin şehit aileleri ve gazilere verileceğini ifade ettiniz. Bu bağlamda, hangi gazilerin ve şehit ailelerin olduğunu açıklayabilir misiniz? Kıbrıs ve Kore gazileri dâhil midir? Bu dağıtımı hangi kriterlere göre yapacaksınız? Bu gelirler başka kalemlere aktarılacak mıdır?

Diğer bir sorum: Emeklilik hakkını elde edinceye kadar BAĞ-KUR prim borcunu ödeyen vatandaş emeklilik için yaş sınırını beklemektedir. Bu arada geçen zamanda sağlık imkânlarından yararlanamamaktadır. Bu bir adaletsizlik değil midir? Bu durumu düzeltmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Halaman... Yok.

Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, İstiklal Savaşı, Kore Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekâtı gazileri 1005 sayılı Kanun’la vatani hizmet tertibinden aynı miktarda şeref aylığı almakta iken 6 Mart 2007 tarih 5595 sayılı Kanun’la yapılan bir değişiklikle sosyal güvenlik kurumlarından geçim aylığı almayanların şeref aylıkları otuz günlük net asgari ücret seviyesine yükseltilmiştir. Bu uygulamayla sosyal güvenlik kurumlarından geçim maaşı alan ile almayan gaziler arasında şeref aylığı miktarında eşitsizlik meydana gelmiştir. Şeref aylığı isminin aldığı şerefle ilgilidir. Gazilere farklı ödenmesiyle anlamını ortadan kaldırmaktadır. Bu, bir ödüldür ve ikilik yaratmak, her alanda olduğu gibi, yaratılan bu ikilik haksızlığa neden olmuştur. Hâlen ülkemizde 33.500 Kore ve Kıbrıs gazisi bulunmaktadır. Gaziler arasında sosyal güvencesi olanlar 405 lira, olmayanlar ise otuz günlük net asgari ücret üzerinden 658 lira aylık almaktadır. Aylık ödül demektir, ödül ise herkese eşit şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaleli.

Sayın Acar… Yok.

Sayın Atıcı… Yok.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, dün de sormuştum, bu 666 sayılı Kararname’yle Bakanlığınız personeli arasında bir uyumsuzluk, bir mağduriyet yaşandığı söyleniyor gelir uzmanları ve denetmenler. Bu konunun cevabını sizin personeliniz bekliyor.

Bir diğer husus: Kamu görevi yapan seçilmişlerden il genel meclisi ve belediye meclis üyelerinin huzur hakkının dışında herhangi bir ücret ve sosyal güvenceleri bulunmamaktadır. Aslında muhtarlar gibi, milletvekilleri gibi, belediye başkanları gibi bunların da yaptıkları hizmetin karşılığını kalıcı ve sosyal güvenliği olan bir sisteme dönüştürmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tokat’tan arayan değerli öğretmen arkadaşımız, tabii ki, sadece 11 bin öğretmen atandı şeklinde bir bilgiye sahip. Yanlış bir bilgi değerli arkadaşlar. 2011 yılında tam olarak 40 bin öğretmen ataması yapılmıştır…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Onlar 4/B’liler Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – …ve 2002’nin sonundan bu yana kadar da 301 bin tane öğretmen atanmıştır. Türkiye’de hakikaten hiçbir dönemde ne bu kadar öğretmen atanmış ne de bu kadar derslik yapılmıştır. 169 bin tane de derslik yapılmıştır.

Borçluların borçlarını ödemelerine rağmen sicil kayıtları kara listeden çıkartılması hususu. Değerli arkadaşlar, burada yüce Meclisimiz bir kanun çıkarttı. Buna yönelik hatta af getirildi fakat ticari bankaların elindeki verileri Hükûmet olarak bizim kontrol etme imkânımız yok. Yani kimin kredibilitesi yüksek, kimin kredibilitesi kredi açısından düşük, onlara biz karar veremiyoruz. Hukuken zaten böyle bir uygulamaya imkân sağlayacak bir düzenleme söz konusu değildir. Bu yönde bir yasa değişikliğini zaten hatırlarsanız yapmıştık.

Van’a yapılan yardımları ben tabii ki açıkladım. Simav için de arkadaşlara söyledim, bana getirsinler. Simav’la ilgili yardımları da sizlerle tabii ki paylaşırız.

Kiralanan araç sayısı. Değerli arkadaşlar, kamu kuruluşları kendi bütçeleri içinde kalması koşuluyla araç kiralayabiliyorlar. Biz yeni bir taşıt yasası üzerinde çalışıyoruz. Bütün kurumların bu bilgileri bize vermesini sağlayacağız ama bugün itibarıyla elimizde sadece ve sadece bu kiralamaya ödenen miktarlar söz konusudur. Örneğin 2011 yılında taşıt kiralama giderleri 108 milyon lira olmuştur, 2011 yılında 111,7 milyon lira olmuştur, 2009 yılında 112,4 milyon lira olmuştur.

Bu elektrik firmalarının tabii ki yüzde 2,3 kâr değil, yüzde 2,3 ciro üzerinden alınıyor ama tabii ki bu elektrik dağıtım hizmetini götürmek için adam çalıştırmak zorundasınız, kayıp kaçaklarda hedefin gerisine düşerseniz ciddi bir şekilde kendi cebinizden ödemek zorundasınız. Dolayısıyla -arkadaşlar baksınlar ama- burada bir yanlış algı olmasın. Yüzde 2,3 bir bedeldir, bir kâr veya kâr marjı değildir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kâr marjı olarak açıkladınız.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Sabit telefonlardan sabit ücreti kaldırma diye bir planımız, programımız da söz konusu değildir.

Değerli arkadaşlar, bedelli askerlik kanunu çıktı. Orada son derece açık, bu kaynakların, yani ortaya çıkacak gelirlerin nasıl paylaştırılacağı, nasıl dağıtılacağı hususu. Yanlış hatırlamıyorsam, orada özürlüler de söz konusudur. Orada kanunda ne ifade edilmişse, ilgili usul, esaslar da o şekilde belirlenip o şekilde verilecektir.

Yaş sınırı nedeniyle emekli olamayanlara bir haksızlık oluyor mu? Değerli arkadaşlar, Türkiye hâlâ elli yaş civarında insanların emekli olduğu çok çok istisnai ülkelerden birisidir. Başka böyle bir ülke var mı? Hiç bilmiyorum. Şu anda Avrupa’nın hemen hemen bütün ülkelerinde emeklilik yaşı eğer 65 ise 67’ye çıkartılıyor, 67 ise daha da yukarı çıkartılması… Hatta bazı ülkeler emeklilik yaşını ortalama yaşam beklentisine bağlamaya başladılar. Türkiye, bu açıdan hiçbir ülkeyle karşılaştırılamayacak kadar erken emekliliğe imkân veren bir ülkedir.

Bu şeref aylıklarının farklılaştırılması hususu, tabii ki benim fazla bilgimin olmadığı bir husustur ancak arkadaşlar bu yönde bir not hazırlamışlar; müsaade ederseniz onu okuyayım: Daha önce şeref aylığı alan hak sahipleri, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan bir geliri olup olmadığına bakılmaksızın, aynı aylığı alıyorlardı. Bütçe kanununda yaptığımız düzenlemeyle kişilerin ekonomik gücünü dikkate alan bir yaklaşımla hiçbir geliri olmayan hak sahiplerinin aylıkları asgari ücret düzeyine çekilmiştir yani artırılmıştır. Dolayısıyla, burada, daha önceden bu aylıkları alanların aylıklarında bir geriye doğru gidiş söz konusu değildir, tam aksine durumu biraz zayıf olanların durumunu daha da yukarı çıkarmışız.

Bizim Bakanlığımızda 666’dan dolayı bir mağduriyet söz konusu değildir değerli arkadaşlar. Mağduriyet olması için maaşların düşmesi gerekiyor. Herhangi bir maaş düşüşü asla ve asla yoktur. Sadece şu olmuştur: Bazı kategorilerde, bu yeni düzenlemeyle –ben az önce de çıktım, burada açıkladım- maaşlarda bir artış olmuştur. Uzmanların veya eskiden vergi denetmeni olup da şimdi vergi müfettişi olan arkadaşlarımızın, hiçbir kesimin maaşlarında azalma olmamıştır. Dolayısıyla, bu anlamda bir mağduriyet söz konusu değildir. O arkadaşlar müsteşarımızla görüştüler, ben de bu bütçe sürecinden sonra kendileriyle görüşeceğim, varsa yapabileceklerimizi tabii ki yapacağız. Bizim çalışanlarımız bizim için son derece değerlidir, önemlidir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ben teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – 26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 26’ncı madde kabul edilmiştir.

27’nci maddeyi okutuyorum:

Muhasebe kayıtlarından çıkarılacak tutarlar

MADDE 27 - (1) 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında izlenen alacakların dışında kalan ve muhasebe kayıtlarında bulunan Devlet alacaklarından tutarı 15 Türk Lirasına kadar olanların tahsili için yapılacak takibat giderlerinin asıl alacak tutarından fazla olacağının anlaşılması halinde, bu tutarların muhasebe kayıtlarından çıkarılmasına genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde Maliye Bakanı, diğer kamu idarelerinde üst yöneticiler yetkilidir.

BAŞKAN – 27’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bolu Milletvekili Tanju Özcan.

Buyurunuz Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçe görüşmelerini aşağı yukarı en başından bu yana, neredeyse hiç aksatmadan izleyen bir arkadaşınız olarak bazı tespitlerimi ve üzüntülerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle üzüldüğüm konu şu arkadaşlar: Özellikle AKP adına yapılan konuşmalara bakıyorum, bürokratlar elinize birer metin tutturmuşlar, aşağı yukarı tüm arkadaşlarımız aynı konuşmaları yaptılar. Arada o konuşmaların dışına çıkıp bir şeyler söylemek isteyen arkadaşlarımız da ne yaptılar biliyor musunuz? Sadece Sayın Başbakana methiyeler düzdüler. Hatta, arkadaşlar, 100’ün üzerinde arkadaşımız burada yaptığı konuşmada şunu söyledi: Sayın Başbakandan bahsederken “Dünya lideri.” kavramını ısrarla kullanmaya devam etti.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Şüpheniz mi var?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şu konuda bir anlaşalım: Dünya lideri olmak bu kadar ucuz değil. Dünya lideri olmak son derece ciddi bir şey. Bir adamın dünya lideri olarak sayılabilmesi için belli şeyleri yapması lazım.

Evvela ben şunu söyleyeyim size: Dünya lideri dediğin sözünün eri olan adam olur. Dünya lideri dediğin sabah başka, akşam başka konuşmaz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sizin Başkanınız öyle konuşuyor.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Dünya lideri elini masaya vurduğunda ses getirir, ses getirir, öyle olmaz. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Siz dünya lideri arıyorsanız AKP’li dostlarım, dünya lideri arıyorsanız Türkiye'nin çıkardığı dünya liderleri var. Bakın Mustafa Kemal Atatürk’e, o, tam bir dünya lideriydi, sabah başka, akşam başka konuşmazdı. Bakın İnönü’ye, sabah başka, akşam başka konuşmadı. (CHP sıralarından alkışlar)

O anlamda, arkadaşlar, ben sizden özellikle rica ediyorum, Sayın Başbakan gibi her gün fikir değiştiren, her saat fikir değiştiren birini lütfen dünya lideri olarak tanımlamayın, “Dünya liderliği” kavramını da bu kadar ucuzlatmayın.

Bakın, ben bunu niye söylüyorum? Arkadaşlar, birkaç hatırlatma yapacağım: Bakın, Sayın Başbakanın fikir değiştirdiği belli konular… Kibar olsun diye “Fikir değiştirdiği” diyorum. Bakın, Rasmussen’le ilgili, hatırlatmak için söylüyorum. 2 Nisan 2009, Rasmussen Genel Sekreter adayı olmuş NATO’ya. 3 Nisanda, bir gün sonra Başbakan demiş ki: “Rasmussen’e karşıyız. Karikatür krizini yönetemeyen adam dünya krizini mi yönetecek?” Peki, ne olmuş iki gün sonra? 5 Nisan 2009, bakın, mutlu son. NATO Genel Sekreteri olarak havaalanında kendisini karşılamış Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı.

Devam edelim arkadaşlar. Bir Mavi Marmara olayı var, hepimizi çok derinden üzen. Türk bandıralı gemiler Hükûmetin bilgisi dâhilinde Gazze’ye yardım götürmek için yola çıktı, doğru mu? Ne zaman 31 Mayıs 2010’da. Peki, ne oldu burada 31 Mayıs 2010’da? İsrail uluslararası sularda gemimizi bastı, Türk Bayrağı taşıyan gemiyi ve 9 arkadaşımızı şehit etti; doğru mu? Aynı gün Recep Tayyip Erdoğan ne dedi: “İsrail özür dileyecek, İsrail tazminat ödeyecek, Gazze’ye ambargoyu kaldıracak; başka türlü affetmem.” Sonuç ne oldu arkadaşlar? Sonuca bakalım: İsrail özür dilemedi, tazminat ödemedi, üstüne üstlük Türkiye'nin müracaatı ile Gazze ambargosu hukuki hâle geldi. Bugün bundan cesaret alan İsrail ülkesinde ezanların yasaklanması için Parlamentosuna yasa teklifi verdi. Maalesef İsrail’in başaramadıklarını biz başarmış olduk, onlara yardımcı olmuş olduk.

Bir Libya meselesi var arkadaşlar. Tarih 30 Kasım 2010, Tayyip Bey Kaddafi İnsan Hakları ödülünü alıyor. Daha bir sene olmuş bakın, resme bakın. Peki, tarih 28 Şubat 2011, Tayyip Erdoğan demiş ki “Libya’ya NATO müdahale etsin.” diyenlere: “NATO’nun orada ne işi var, saçmalamayın kardeşim.” demiş. Demiş mi? Demiş. Tarih 21 Mart 2011, Libya’ya müdahale içerisinde Türkiye aktif olarak yer almış, bunu herkes, bütün dünya biliyor.

Füze kalkanı sistemi… Bakın, niye dünya lideri değil, bunu anlatmaya çalışıyorum. Recep Tayyip Erdoğan diyor ki önce: “Ya, yok böyle bir şey. Nereden çıktı?” Sonra diyor ki: “Böyle bir kalkan kurulacaksa komuta kesinlikle bizde olmalı.” Arkasından ne oluyor, sonrasında ne oluyor? NATO diyor ki: “Böyle bir şey söz konusu değil, komutayı Türkiye’ye veremeyiz.” Bunun sonucunda Başbakan ne diyor biliyor musunuz? “En azından bize bilgi verecekler.” diyor. Ee, yani bizim toprağımıza kalkan kuracaklar, en azından kullanacakları zaman bilgimiz olacakmış. Çok şükür, bunu başardı dünya liderimiz.

Rumlar meselesi var arkadaşlar. Rumlar meselesinde ne oldu petrol arama konusunda? “Merak etmeyin, öyle şey olmaz, yapamazlar.” dedi Sayın Başbakan. Sonra ne oldu? “Böyle bir aramaya gerekirse müdahale ederiz.” denildi. Peki, bunu yaptılar mı? Yapamadılar. Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı dedi ki: ” Türkiye'nin müdahalesi söz konusu değil. Bu konuda Amerika Birleşik Devletlerinden garanti aldık.” Sonuç ne oldu? Rumlar petrolü aradı, Rumlar petrolü de buldu, Rumlar petrolü pazarlayacak hâle geldi, biz uzaktan Piri Reis Gemisi’nden Rumları dikizliyoruz, yaptığımız başka bir şey yok.

Değerli arkadaşlar, PKK’yla yapılan görüşmeler… Önce ne dedi Sayın Başbakan? Meydan meydan dolaştı “PKK’yla görüşen şerefsizdir, namerttir.” dedi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Alçaktır” dedi.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Arkasından ne oldu? PKK’yla, Sayın Başbakanın, özel temsilcisi aracılığıyla, doğrudan görüştüğü ortaya çıktı. Çıktı mı, çıkmadı mı?

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Sen anlayamazsın onu.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Başbakan “PKK’nın ayağına özel temsilcimi gönderdim.” dedi, itiraf etti bunu. Sen bunu anlamadın. Sonuç ne oldu biliyor musunuz? AKP eli kanlı terör örgütüyle masaya oturan bir Hükûmet olarak anıldı ve Damat Ferit Paşa Hükûmetiyle birlikte tarih sayfasında aynı yerde yer aldı, şimdiden bunu garantiledi. (CHP sıralarından alkışlar)

Suriye’yle ilişkilere gelelim arkadaşlar: 1999 yılından bu yana Suriye’yle ilişkiler sürekli gelişiyordu, sizin döneminizde de bu ivme arttı. Sonrasında ne oldu? Altı ay öncesine kadar Şamgen anlaşmaları vardı, bunları konuşuyorduk, ortak bakanlar kurulu toplantıları yapıyorduk. “Kardeşim Esad” söylemleri vardı. Böyleydi araları, su sızmıyordu. Sonra ne oldu? “Kardeşim Esad” gitti, “Diktatör Esad” geldi, “Kardeş Suriye” gitti, “Düşman Suriye” geldi.

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Hiçbir ilgisi yok.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Suriye muhalifleri Türkiye’de silahlı eğitim alır oldu. Şimdi ne oldu? Sıfır sorunla başlamıştı AKP Hükûmeti Suriye’yle, sıfır ihracat noktasına geldi. Füzelerini Türkiye’ye çevirmiş bir komşu yarattık yanı başımızda. Eskiden Türk dostu bir halk vardı, şimdi Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağını yakan bir halk var Suriye’de. Resmen kendimize düşman bulduk.

Ermeni meselesi… Aniden Ermenilerle ilişkilerimizi normalleştirmek istedik Cumhurbaşkanını Ermenistan’a gönderdik maça. Sonra yalvar yakar Sarkisyan’ı da Türkiye’ye getirdik. Hatta, rahatsız olmasın diye Azeri bayraklarını da toplattık Bursa’da.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ayıp ya! Türkiye öyle bir şey yapmaz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Sonrasında ne oldu? Sonrasında ne oldu? Buna rağmen Ermeni diasporasına yaranamadı Hükûmetimiz. Akdamar’daki kiliseyi de açtı, her şeyi yaptı. Sonuçta ne oldu? Sonuçta ne oldu geldiğimiz noktada? Fransa gibi ülkeler soykırımı önceden tanımıştı, şimdi soykırımı inkâr etmeyi de suç sayar hâle geldi.

Bakın, buna bir parantez açmak istiyorum, çok önemli, dünya liderliği testi yapalım isterseniz, bakalım Başbakan bunu yapabilecek mi? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Fransa 2001 yılında soykırımı suç olarak tanıdı. Etkili önlemler alamadık…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Önce beş tane seçim kazanacaksın yapmak için! Beş tane seçim kazanacaksın üst üste! Sen daha Bolu’dan Ankara’ya gelemiyorsun ya!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – 2011 yılına geldi. Aynı Fransa ne yapıyor değerli dostlar? Şimdi “Soykırım yoktur.” demeyi suç sayıyor, inkârı cezalandırıyor, perşembe günü parlamentosundan da bunu geçirecek. Doğru mu? (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi ben Sayın Başbakana sesleniyorum buradan: Sen gerçekten dünya lideri misin? Bu yasa çıktıktan sonra Tayyip Erdoğan olarak git Fransa’ya, Şanzelize Meydanı’nda Türk vatandaşlarını topla, ellerine Türk bayraklarını verelim. De ki orada: “Ey Sarkozy, ey Fransa Hükûmeti! Ben senin çıkarttığın yasayı tanımıyorum. Yırtıyorum bu yasayı, ayaklarımın altında çiğniyorum.” Hadi bunu yap! Ben de herkesin önünde geleyim, Sayın Başbakana burada teşekkür edeyim, kendisinden de özür dileyeyim. (CHP sıralarından alkışlar)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Siz niye hiç tepki göstermiyorsunuz, hep biz gösteriyoruz!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Dünya lideri bunu yapar. Sen bunu yapamıyorsan dünya lideri de değilsin!

Değerli milletvekilleri, son olarak bir noktaya temas etmek istiyorum süre kısıtlı olduğu için. Burada maalesef beni çok üzen konuşmalar da oldu. Bazı arkadaşlarımız da çıktı, buradan güvenlik güçlerini alenen kötüledi, Türkiye Cumhuriyeti yasalarını hiçe saydı. Sanki bu ülkede “Kürdistan” diye bir bölge varmış gibi ithamlarda bulundu. Hiçbiriniz ağzınızı açmadınız, Suat Kılıç dışında. Kendisine gittim, teşekkür ettim.

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Kim açmadı! Altı aydır ağzınızı açmıyorsunuz ya!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şunu herkes bilsin, herkese söylüyorum, size bakarak herkese söylüyorum: Türkiye’de “Kürdistan” diye bir bölge yok, “Türkistan” diye bir bölge de yok, “Lazistan” da yok, “Arabistan” da yok; Türkiye Cumhuriyeti’nde tek bir ülke var, o ülkenin adı “Türkiye Cumhuriyeti devleti”…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İstediğin kadar “yok” de! Güneş de yok, ay da yok, deniz de yok, dağ da yok! İstediğin kadar konuş!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – …üniter bir devlet, kurucusu da Mustafa Kemal Atatürk. Bunu da böyle bilin diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Selçuklu Türkleri koydu bu adı, siz ayakta uyuyorsunuz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum, çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özcan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biraz önce konuşmacı…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Mustafa Kemal yalan mı söylüyordu? “Bu ülke Kürtlerin ve Türklerin ülkesidir.” diyordu. Mustafa Kemal “Kürdistan milletvekili” derken yalan mı söylüyordu?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, biraz önce konuşmacı, Damat Ferit Paşa Hükûmeti ile eşdeş tutarak hakarette bulunmuştur. Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nasıl bütçe bu ya! Muhalefet hiç eleştiri yapmayacak mı, anlamadım ki!

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Eleştiri yapılabilir ancak hakaret edilemez.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hakaret yok. Nerede hakaret var?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Genel kuralı tekrar hatırlatmakta fayda var. Yani siz haksız yere hakaret edecek tarzda eğer Genel Başkanımıza saldırırsanız, onu konuşursanız bu şekilde, biz de sizin Genel Başkanınızı konuşuruz. Bu da temel kurallarımızdan bir tanesi. Biraz sonra madde üzerinde söz alacağım, orada da konuşacağım.

Şimdi, bakın, evet, herkes dünya lideri olamaz. Aslında, oraya gelmeden, herkes parti lideri de olamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hâlen Genel Başkan olmasına rağmen, parti lideri olamayanlar var, onun için söylüyorum bunları. Etrafınıza bir bakın, görürsünüz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kıskanıyorsunuz, kıskanıyorsunuz. Genel Başkanımızı kıskanıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, bakın, hatırlayın, Sarkozy ile Cameron yani Fransa Cumhurbaşkanı ve İngiltere Başbakanı Libya’ya gittiler.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kimse karşılamadı onları. Bizimkini alkışladılar.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Orada, evet hiç kimse karşılamadı. Aslında, Sayın Kılıçdaroğlu da olsaydı orada keşke. Yani Sayın Kılıçdaroğlu da olsaydı tablo değişir miydi? Değişmezdi tabii ki.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sonuç?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani belki eksik olurdu, fazla olmazdı.

Şunun için anlatıyorum bakın: Yani lider kolay olunmuyor gerçekten. Lider olmak kolay değil. Sarkozy, üzerine Cameron, üzerine Sayın Kılıçdaroğlu, başkalarını da ekleyebilirsiniz, 10 tane daha ekleyin isterseniz, yine değişen bir şey olmazdı ama sonra, Sayın Başbakanımız gitti. Yer yerinden oynadı, bütün Libya halkı sokaklardaydı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangisi!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dokunabilmek için, sadece dokunabilmek için, sadece dua etmek için, sadece görmek için, sadece bu insana yaklaşabilmek veya katkı sağlamak için. Herkes sokaklardaydı, bütün Libya. Liderlerin en büyük özelliği budur değerli arkadaşlar. Kitleleri peşinden sürükler, kitleler ona saygı duyar ve sever. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şimdi, deminki örneğe geliriz. Demin yakındığınız örneğe geliriz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bunun o kadar çok örneği var ki!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Var var, doğru!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bunun değerlendirmesini siz yapamazsınız. Bunun değerlendirmesini bütün dünya yapıyor, millet yapıyor. Siz, kendi Genel Başkanınızın ancak lider olup olmadığının değerlendirmesini yapabilirsiniz, o kadar. Başka bir şey yapamazsınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canikli.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Reşat Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Doğru.

MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bütçenin 27’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

2012 bütçe görüşmelerinin sonuna doğru geliyoruz. Milletimiz kendisi hakkında da “Bir şeyler bulabilir miyim?” diyerek TRT 3’te bütçe görüşmelerini yakinen takip ediyor ancak bütçe görüşmelerinin sonlarına yaklaştığımız bugünlerde işçi, memur, esnaf, öğrenci, emekli büyük bir şok yaşıyorlar çünkü ülkemizin borcunun 500 milyar doları geçmesinden dolayı devlet gırtlağına kadar borçlu duruma gelmiş. Nüfusunun yarıdan fazlası kredi kartı, tüketici kartı, tarım kredi, esnaf kefalet borcu içerisinde. Kredi kartı borcu 55 milyarı, tüketici kredisi borcu ise 160 milyar lirayı geçmiş durumda. Yani devletin yanında bütün sosyal katmanlar, yani millet borç yükü içerisinde. Hep 2002’yle her konu karşılaştırılıyor. 2002’ye kadar cumhuriyet tarihindeki borç miktarı 130 milyar dolar iken AKP İktidarında bu, 310 milyar dolara çıkmıştır, her geçen gün de artmaktadır.

Sayın milletvekilleri, bugün, ülkemizde emekliler, işçiler, asgari ücretliler, BAĞ-KUR’lular, muhtarlar, çiftçiler açlık sınırının altında yaşıyorlar. AKP “Çağ atlattık.” diyor ama bu nasıl çağ atlamadır? Açlık sınırı Türk-İş’in belirlemelerine göre 926 liradır. Açlık sınırı altında acaba kaç milyon kişi vardır? “Kişi başına 10 bin dolar düştü.” deniyor, acaba bu paralar kimlere düşüyor, kimler gayrisafi millî hasılanın kişi başına düşen payından o miktarı alıyor onu merak ediyoruz. Bugün, ülkemizde memurlar borç batağında, işçiler borç batağındadır. Ayrıca, TEDAŞ, Tekel, Şeker özelleştirmesinden dolayı işçiler 4/C kapsamında perişan durumdadırlar. 4/C mağdurları her geçen gün moralleri bozularak hayata küsmektedirler, zaman zaman da “İntihar edeceğiz.” diyerek mesaj çekmektedirler. Geçtiğimiz günlerde, 10 milyon insanın ekmek kapısı olan şeker fabrikalarının bir kısmı blok olarak satılmıştır ancak Portföy-C Grubuna ait olan Kastamonu, Kırşehir, Turhal, Yozgat, Çorum, Çarşamba Şeker fabrikaları satışı daha önceden Sayıştayca durdurulmuştu ancak Sayıştayın durdurma sebebi, satışı uygulanan fabrikaların şartnamesinde Özelleştirme İdaresinin beş yıllık üretim garantisinin yer almasıyla ilgiliydi. Şikeli satış onaylandı ancak bu beş yılın üretim garantisinin verilmediğini görüyoruz. O zaman Sayıştayın iptal garantisi ne olmuştur, ne olacaktır? Ancak, bu özelleştirmelere çiftçiler, işçiler, esnaflar yani o bölge halkı şiddetle karşıdır.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Pancar kotası ne zaman geldi?

REŞAT DOĞRU (Devamla) – Onu da söyleyeceğiz.

Özelleştirme sonucu çiftçi üretim yapamayacak, işsizlik gelecektir, buradan göçler başlayacaktır. Pancar ekenin, tütün ekenin sonu ne olacaktır? AKP İktidarında nişasta bazlı şeker kotası sürekli olarak artıyor. Son beş yıllık çalışmalarda dünya artık suni şekerin kullanımını kaldırıyor, azaltıyor. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki oran şu anda yüzde 1’ler civarına çekiliyor. Avrupa Birliği ülkelerinde şeker üretimi devletçe desteklenmektedir. Üreticinin masraflarının yüzde 60’ı devlet tarafından karşılanmaktadır. Acaba ülkemizde bu durum nedir? Karşılama durumu, yüzde 15’ler, 20’ler civarındadır. Nişasta bazlı şeker, kalitesiz olup insan vücudunda obezite, alerji, kansere varana kadar organik değişiklikler yapmaktadır. Dünya tıp kongrelerinde bu konu tartışılırken biz ülkemizin elindeki fabrikaları satıyoruz, şeker pancarının üretimine neredeyse son vermeye doğru süratli bir şekilde gidiyoruz. Sadece şeker fabrikaları mı? TÜPRAŞ, Et-Balık Kurumu, Telekom, SEKA da yok pahasına satılmadı mı? Alan şirketler milyarlarca dolar kazandılar. Hâlbuki bu stratejik kurumlar devlet elinde kalsa idi ne olurdu?

Sayın milletvekilleri, Maliye Bakanına “sorular” bölümünde defalarca sorduk, ayrıca yazılı ve sözlü soru önergeleriyle de devamlı gündeme getirmeye çalıştık. “2 bin nüfusun altında bulunan yerlerdeki belediyeler ne olacak? Önümüzdeki dönemde kapatılacak mı? Akıbetleri ne durumdadır?” diye zaman zaman sorular soruyoruz. Maliye Bakanı da buraların nüfuslarının düştüğünü, kapanmasından yana olduğunu ifade etti. Ancak, kapanacak olan belediyelerin birçoğu -Tokat ili gibi- İç Anadolu Bölgesi’ndedir.

İç Anadolu Bölgesi’nde son beş yıldan beri çok büyük göç yaşanmaktadır. İnsanlar köylerini, beldelerini terk edip büyük şehirlere gitmektedirler yani büyük göç yaşanıyor. Tokat 2, Amasya 1, Sivas 2, Erzurum 1; neredeyse her il nüfus ve milletvekili kaybetmiştir. Siz bu bölgelerdeki belediyeleri kapatacağınıza geriye göçü özendirsek, tarımda, hayvancılıkta üretimi artırsak acaba daha iyi olmaz mı? Çiftçiyi, esnafı neden koruyup kollayıp üretimi teşvik etmiyoruz?

İç Anadolu başta olmak üzere, Doğu Anadolu’ya farklı teşvik sistemi getirelim. Reel manada destekler verelim, cazip hâle getirelim. Daha önce 4325 sayılı Kanun’un vermiş olduğu o teşviklerin daha güzellerini verelim. Yani farklı bir teşvik sistemi, sektörel bazda, bölgesel bazda yeni bir teşvik sistemi getirelim. Bakın o zaman nüfus nasıl artacak, işte o zaman bakın belediyelerin durumu ne olacak. Ancak, şu andaki yapılan yanlış politikalarla köylerin dışında beldeler, ilçeler daha fazla nüfus kaybediyorlar. Bütün bu sorumluluğun sahibi, maalesef, sizler yani AKP İktidarıdır.

Ayrıca, AKP İktidarında, muhalefet belediyelerine karşı da çok büyük baskılar yapılıyor. Özellikle Milliyetçi Hareket Partili belediyeler hedef tahtası olmuş, insanlar perişan olmuşlardır. Teftiş üzerine teftiş yaptırılıp baskı ve vaatlerle parti değiştirmeleri isteniyor. Sayın milletvekilleri, bu doğru değildir, bunları şiddetle kınıyorum! Hâlbuki, yokluk içerisinde, imkânsızlık ortamında çalışıyorlar. O cansiparane çalışan belediye başkanlarımızı buradan saygıyla selamlıyorum, onlara çalışmalarında başarılar diliyorum. Her türlü iktidar baskısına rağmen, yiğitçe, dik durarak, onurlu şekilde çalışıyorlar ancak onlara yapılan da zulümdür, işkencedir.

Sayın milletvekilleri, esnaf kepenk kapatma durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Yıllardır, süpermarketler kanunu çıkarılmasını esnaf istemektedir ama bir türlü, AKP İktidarı ikna olup bu kanunu çıkarmıyor. Gelin, küçük esnafı koruyalım, ülke gerçekleri içerisinde esnafı koruyacak şekilde süpermarketler kanununu çıkaralım; bizim bakkal, mahallenin bakkal amcası yaşasın, batmasın, ekmek mücadelesini kazansınlar.

Sayın milletvekilleri, emekliler de bu bütçede kendini bulamamış, şok olmuşlardır. Emekli intibak kanunu bir türlü çıkarılamamaktadır. On seneden beri her seçim döneminde emekliye söz verilmesine rağmen, bir türlü, kanun çıkarılıp bu insanların problemi çözülmemiştir. Biraz önce de konuşmacılar intibak kanununu çıkaracaklarını söylediler, inşallah getirirsiniz.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – İntibak yasası Bakanlar Kurulunda.

REŞAT DOĞRU (Devamla) – Emekli geçinemiyor, çok zor şartlar altında, açlık sınırı seviyesinde hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Öğrenciler ise psikolojik bunalımlara girmişlerdir. Öğrenci yurt, burs istiyor; yurt yok, verilen burslar yetersiz. Aldığı kredileri öğrenci okulunu bitirince ödeyemiyor, işsizlik almış başını gidiyor.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Şu şeker kotasını, pancar kotasını söyle.

REŞAT DOĞRU (Devamla) – Bugün ülkemizde…

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Söyleyecek misin? Haydi söyle, niye söylemiyorsun?

REŞAT DOĞRU (Devamla) – Dur kardeşim, söyleyeceğiz! Amma battın ya!

…400 bin civarında, okulunu bitirip atanma bekleyen öğretmenlerimiz vardır. Bu çocukların dramını ne zaman çözeceğiz, bu insanların yüzünü de ne zaman güldüreceksiniz? Bu konu herhâlde başka bahara kaldı çünkü bu bütçede bu çocuklara da yer yok. Bütün bunların yanında “Her şey iyi.” deniliyor. Çiftçiler ise tam bir yıkım içerisinde, ürettiği ürünü ellerinde satamıyor. Mazot, gübre, ilaç almış başını gidiyor. Çiftçi “Ürettiğimde zarar etmeyeyim.” diyor. Ancak Tarım Bakanı: “Çiftçinin durumu iyi.” diyor. Bu nasıl iyilik?

Tokat ilimdeki Kazova, Zile, Kelkit, Artova çiftçilerini gidin dinleyin, o zaman gerçekleri göreceksiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğru.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına sizleri selamlıyorum.

Bu bütçelerin her görüşmesinin bir klasiği vardır, Maliye Bakanlığı şöyle bir gıda fiyatlarından petrol fiyatlarına kadar “2002 yılında şu kadardı, 2011’de şu kadar.” der.

Şimdi ben özellikle bunu dikkatle okurum, bakarım çünkü bir sayfada -solunda- memurların en düşük ücreti 1.538 TL -sağında da- asgari ücret net 659 TL.

Şimdi diyor ki, dana… Ne kadar alıyor bir asgari ücretli? Sayın Bakanlığa göre 27 kilo asgari ücretle dana eti alabiliyor. Şimdi, “27 kilo dana eti alabiliyor.” diyor ama bir araştırdık ki danada bonfile var, kuşbaşı var, kıyma var, sakatat da var, işkembe de var.

Şimdi, iyice araştırdık, resmî rakamları da çıkarttık, AK PARTİ’li milletvekillerinin market fiyatını da çıkardım, Migros’u da çıkardım ve şöyle hesap yapıyorum yani kıyma üzerinden, kuşbaşı üzerinden, benim asgari ücretlim, ancak ve ancak 27 kilogram et alamıyor, bakın, dikkat edin, 19 kilogram et alabiliyor.

Şimdi, ben, buradan bu hesaplara bakınca, sayın bürokratlarla konuşurken, tabii bu iki ay gecikmeli veriler TÜİK’ten alınıyor, TÜİK’in verileri iki ay önce, iki aydan sonra bütçe takvimi çıkıyor, iki buçuk ay sarkıyor. Buraya geliyor, ne oluyor o arada? Bir zam görüyor, bir otomatik ayarlama görüyor, bir de uyarlama zammı görüyor. Uyarlama zammı görünce fiyatlar artıyor yani asgari ücretli bir işçimiz, maalesef, maalesef, maalesef bir dananın bir budunu alabilir. Türkiye gerçeği bu. Kiminle neyi konuşacağız? Biraz daha konuşacağız tabii. Dana fiyatları bu.

Burada doğal gaz fiyatları var ve benzin, akaryakıt fiyatları var. Şimdi, burada bir tarife var. Doğal gaz fiyatlarını çıkardım, diyor ki: “Doğal gaz olarak 803 metreküp alabilir asgari ücretli.” Ben de bu fiyatlara göre bu parayı vereceğim Sayın Bakana, bürokratlar gitsin, aynı paraya bana alsın getirsin, bir tane asgari ücretliye bunu verelim.

Bakın, bu da sakat bir fiyat. Elektrik, benzin zammına bakıyorum, rakamları tutamıyorsunuz, öyle uçuyor ki. 100 lirada neler ödemişsiniz? Bakın, mal bedeli 25 lira; benzin, 25 lira benzin alacaksınız, 2,5 lira nakliye, 4,6 lira dağıtıcı kârı, 4,6 bayi kârı, ÖTV de 48 lira yani 25’in yüzde 100’ü kadar. KDV ne kadar? 15 lira. Bir de KDV’yi ekleyince yüzde 65’e, 68’e çıkıyor. Al size 25 liralık benzin, oluyor 100 lira.

Şimdi bu büyüme oranlarına falan geçmeyeceğim ama şu son günlerdeki tartışmaya dikkatinizi çekeceğim. Bakın şu an, şu aralar asgari ücretin tespiti yapılıyor. Şu anda önerilen zam ne kadar biliyor musunuz? Bütçeyi konuşuyoruz, rakamları konuşuyoruz. Şu an itibarıyla Hükûmetin asgari ücret zammı olarak vatandaşa önerdiği bir günde 63 kuruş. Meclis lokantasında bile 63 kuruşa artık simit alınmıyor arkadaşlar. Simidin fiyatı 75 kuruş. Bir simitlik zammı bile çok görüyorsunuz vatandaşa. Bakın, bir simit zam yapmıyorsunuz. Bir simitlik zammı çok görüyorsunuz asgari ücretliye. Şimdi bu görüşmeler devam ediyor. Bir ay için 19 lira zam. Niye? Daha önceki Hükûmetin belirlediği rakamlar yüksekmiş, geriye çekilmeye başlandı. Bu, görüşülüyor.

Hazirandaki mutfak artışlarında 2011’e geldiğimizde yoksulluk sınırının 2.032 TL olduğu… 4 kişilik ailenin geçimi ise 3 bin TL. Bakın, dikkat edin 659 TL açlık sınırının altında, en düşük memur maaşı da açlık sınırının altında. Şimdi, bu durumda Sayın Başbakanın çay ve simit hesabı tutmuyor. Açıklamaları var, girmeyeceğim. Yalnız bir şey söyleyeceğim: Sayın Bakanım, ne olur bu rakamları hesaplarken, dana eti fiyatını hesaplarken sakatat üzerinden hesap yapmasınlar sakat çıkıyor. Diğerlerinde de aynı durum çıkıyor ortaya. Şimdi burada asgari ücretle ilgili 2002-2011, öncesi yok sanki. AK PARTİ Hükûmetinin yarısı eski ANAP’lı, Doğru Yol Parti’li, MHP’li vesaire partilerden ve bunların hepsi yönetimdeydi hatta birçok bakanınız o dönemde bakandı yani 2002’nin ötesi hepsi kötü, 2002’de…

Peki, şunu soracağım… Siz, Refahyol döneminde Erbakan Hoca’nın elini öpün. Bakın, asgari ücrete -54’üncü Hükûmet döneminde- on beş yıl içinde en iyi asgari ücret zammı yapan Hükûmet. Buyurun, buyurun… Hani 2002’den ötesi kötü? Buyurun, onun yarısını yapın, yapamazsınız, bakın, yapamazsınız!

Zaten rakamlar burada. Memur Sendikalarının rakamı, “1.657 TL’niz yoksa yoksulsunuz.” diyor. DİSK açlık sınırını açıklıyor, sendikalar; bakın, bu rakamlar da 2 bin-3 bin.

Şimdi, dönüyorum, dolaşıyorum, bütün bunların içinde kadından sorumlu Bakanımıza burada bir alkış tutmak istiyorum. Geldi buraya, bir grafik çıkardı Sayın Fatma Şahin, dedi ki: “Bilimsel verilerle -Başbakanımızın- 3 çocuk yapma olayını size ispatlayacağım. Bilimsel verilerle 3 çocuk yapmanın ne kadar doğru, haklı olduğunu ispatlayacağım.” dedi, şu grafiği gösterdi, görüyor musunuz arkadaşlar? Şimdi, ben bu grafiği mırafiği anlamam, ben böyle düz bakarım, kısadan hesap çıkarırım.

Sayın Başbakanın doğruysa 3 çocuk hesabı, bu asgari ücrette bana formülünü çıkartsın. 3 çocuk artı ana baba, 5 kişi. 5 kişi kaç lirayla geçimini sağlar? Bana bunun hesabını, formülünü çıkarması lazım. Bunun sırrını… 5 kişi ne kadar kira öder, elektrik öder, ekmek öder, okula gider, taşıt öder; telefonu var, cep telefonuna her ay her birey 20 lira aidat öder; kredi kartı var, her kredi kartında 15 lira aidat öder. Bakın, bunların hepsini hesaplayacak, getirecek -asgari ücreti- 659 lira alana nasıl 3 çocuk öneriyor, 5 ile çarpıp 659’la nasıl geçiniyor, bu Hükûmetin bunu çıkarması lazım. 3 çocuk olayı öyle kolay bir olay değil arkadaşlar.

Bakın, bir araştırma yaptım Mecliste, uzağa gitmedim. AK PARTİ’de 39 tane kadın milletvekilimiz var çocuğu olan. Bakın, 39 tane kadın milletvekilimiz var.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Aynı şeyleri Güneydoğu’da konuşuyor musun?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ben bütün partileri anlatacağım merak etmeyin.

20 kişisi 1 çocuklu, 14 kişisi 2 çocuklu, sadece 5 kişi 3 çocuklu. CHP’ye geliyorum…

AHMET TÜRK (Mardin) – Sana ne milletin çocuğundan.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hayır, ben burada bütçe hesabı yapıyorum.

Şimdi, 12 tane… Başbakan diyor ya 3 çocuk yapın, bu bütçeyle yapılır mı, yapılırsa ne olur? Ben, bu asgari ücretle ne olur bunun şeyini…

Aynı duruma bakıyorum, yine Mecliste 3 çocuklu 2-3 tane daha da muhalefet partilerinde var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Arkadaşlar, siz bunu, rakamını bulabilirsiniz, vatandaşınızın huzurunu, geçimini sağlarsınız, formülünü bulursunuz, 3 mü olacak, 13 mü olacak onun takdirini de vatandaşa bırakırsınız, sorun çözülür.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Hükûmet adına Maliye Bakanı Mehmet Şimşek.

Buyurunuz Sayın Şimşek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yine, birkaç hususu sizlerle paylaşmak için söz aldım.

Önce müsaade ederseniz, şu şeker fabrikalarıyla ilgili olarak sizleri bilgilendirmek istiyorum çünkü burada gerçekten bu konuda epey yorum yapılıyor. Hangi çerçevede yapılıyor, bunların bilinmesinde fayda var. Bir kere, her şeyden önce şeker fabrikalarının özelleştirme kapsamına alınması 2000 yılında kararlaştırılıyor ve yine bugünkü Şeker Kanunu, yani şeker özelleştirmelerine temel oluşturan Şeker Kanunu 2001 yılında çıkartılıyor. Yine, hatta o dönemde IMF’ye verilen niyet mektubunda şeker fabrikalarının bazılarının kapatılacağı taahhüdünde bulunulmuş. Hatta bunlarla ilişkili olarak şeker fabrikalarının bir tanesinin kapatılmasına yönelik Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı dahi çıkartılmış. Şimdi, biz geldik, bunların kapatma kararlarını uygulamaya koymadık, tam aksine şimdi, nasıl bir özelleştirme yapıyoruz?

Bir kere, eleştirilerden bir tanesi, bu şeker fabrikalarının arsa, sosyal tesis açısından çok zengin olduğu ve bu anlamda bir istismar olabileceği riski gündeme getiriliyor. Bir kere, her şeyden önce şunu ifade edeyim: Şeker fabrikalarının özelleştirmelerinde fabrikaların üretimde ihtiyaç duymayacağı arsa ve araziler ayrılıyor. Bu, birinci temel bir prensiptir. Satışa konu edilmiyor. Şu anda özelleştirmeye konu edilen B ve C portföyündeki toplam 14 bin dönüm arazinin yaklaşık yarısı özelleştirme harici tutulmuştur. Yani bu konuda sadece bir prensip yok, üretimde fabrikanın ihtiyaç duymadığı arsalar fiilen ayrılmış durumdadır. Bu birinci husus.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Devrettikten sonra tekrar üzerine geçirirsiniz Sayın Bakan!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) - İkinci husus, burada denildi ki: “Çiftçilerimiz bu özelleştirme sonucu önemli risklerle karşı karşıya kalacak, kayıplarla karşı karşıya kalacak.” Değerli arkadaşlar, özelleştirmeden dolayı çiftçilerimizin herhangi bir kaybının olması söz konusu değildir. Neden? Çünkü şu anda hangi pancar ekim alanlarında ekim yapılıyorsa, özelleştirme sonrasında da o alanlarda ekime devam etme zorunluluğu olacak. Dolayısıyla bu konuda da bir risk söz konusu değildir.

Değerli arkadaşlar, üretimle ilgili bir taahhüt alınmadığı söyleniyor, yarın bu fabrikaların kapatılacağı söyleniyor. Bakın, yatırımcılara kotaları çerçevesinde beş yıl süreyle üretim yapma zorunluluğu getirilmiş. Buna ilişkin ilave teminatlar da alınıyor.

Şimdi, yine...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Bakan...

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) - Sayın Bakan, bu şartlar Et-Balık Kurumu için de geçerli mi?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, müsaade edin, bakın buraya her çıktığınızda bir şeyler söylüyorsunuz. Ben de geliyorum, size bilgi veriyorum. Bir müsaade edin, bir dinleyin.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Hayır, o şartı kaldırdınız.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bakan, devam ediniz.

Sayın milletvekilleri dinleyiniz lütfen.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, arsalar ayrılıyor. Arsalar, üretimde ihtiyaç duyulmayan arsalar kamu hizmetinde kullanılmak üzere ayrılıyor. Çiftçinin bir kaybı söz konusu değil, şu anda nerede üretim yapılıyorsa üretim yapılmaya devam edecek.

Şimdi, değerli arkadaşlar, şu anda bu şeker fabrikalarının yıllık yatırım ihtiyacı 500 milyon. Hâlbuki yapılan yatırım ne kadar? 40 milyon. Özel sektör şimdi, inşallah bu yatırımları da yapacak. Çalışanların kanunlardan doğan bütün hakları korunacak. Şu anda, mesela dört ay çalışan, şeker fabrikalarında, bir sürü işçimiz var. Özelleştirme sonucunda bu işçilerimiz istenirse 4/C kapsamına alınacak ve on bir ay çalışma imkânları getirilecek. Beş yıl üretim şartı da var değerli arkadaşlar. Şimdi, bu şeker fabrikalarıyla ilgili bir konu.

Yine, sık sık bu akaryakıt ürünleri üzerindeki vergi yükü hakkında burada konuşuluyor. Değerli arkadaşlar, defalarca ben sizlerle paylaştım. 2002 yılında 100 liralık bir benzin alsaydınız bunun 70 lira 20 kuruşu vergiydi, bugün bu, 60 liraya kadar inmiştir yani AK PARTİ hükûmetleri döneminde akaryakıt ürünleri üzerinde vergi yükü artmamıştır, azalmıştır ama bu dönemde “brent” tipi ham petrol varil fiyatı Amerikan doları cinsinden yüzde 216, Türk lirası cinsinden yüzde 326 düzeyinde artmıştır yani buradaki temel sorun uluslararası petrol fiyatlarıdır. Uluslararası petrol fiyatlarını bu Hükûmet kontrol etmiyor. Uluslararası petrol fiyatları artmıştır, buna paralel olarak da tabii ki benzin ve diğer akaryakıt ürünlerinin fiyatları artmıştır ama hiçbir şekilde bu artış vergi yükündeki artıştan kaynaklanmamıştır. Vergi yükü 2002 yılında mazotta yüzde 60 civarlarındayken bugün yüzde 48-49’lara kadar inmiştir. Benzinde yüzde 70 dolaylarındayken bugün yüzde 60 düzeyine kadar inmiştir. Bu oran yüksek mi? Evet, gerçekten yüksek. İmkânlarımız olsa bunları daha da aşağı çekmek gerekiyor ama bizim dönemde aşağı çekilmiştir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, gelelim şu dana eti tartışmasına. Şimdi, “Burada ne esas alınmıştır?” diye ben arkadaşlara sordum, “Bu verileri nereden aldınız?” diye sordum çünkü sonuçta bizim burada getirdiğimiz tabii ki karşılaştırmalar… Arkadaşlarımız diyor ki: “Biz TÜİK’in verilerinden bu rakamlara ulaştık.” TÜİK’e soracağız, dana eti dediği zaman neyi kastediyor, onu soralım, öğrenince gelip sizlerle de paylaşalım.

Ama arkadaşlar, bakın, 2002 yılında nereden o rakamı aldıysak, bugün aynı yerden o rakamı alıyoruz, yani elma ile elmayı karşılaştırıyoruz. 2002 yılında TÜİK dana etinden neyi kastetmişse, 2011 yılında da eminim aynı şeyi kastediyor diye düşünmek lazım.

Burada TÜİK’i eleştirmek tabii ki çok geleneksel bir şeydir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Neyi kastediyor Sayın Bakan, bonfile mi, sakatat tarafı mı?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, dolayısıyla neyi baz aldıysa 2002 yılında, biz çalışmalarımızda neyi baz aldıysak dana eti için, 2011 yılında da aynı şeyi baz almışızdır, aynı şeyi karşılaştırıyoruz. Bu karşılaştırmalarda da çok açık ve net bir şekilde görülecek ki asgari ücret, hem başka ülkelerle karşılaştırıldığı zaman hem enflasyonla karşılaştırıldığı zaman hem alım gücü açısından bakıldığı zaman, AK PARTİ hükûmetleri döneminde asgari ücret hiçbir dönemde olmadığı kadar güçlü bir şekilde artmıştır.

Az önce ben size açıkladım, Avrupa Birliği ülkeleriyle karşılaştırdım. Bugün Türkiye'de asgari ücret 10 Avrupa Birliği üyesi ülkesinden daha yüksektir, ama bizim kişi başına gelirimiz o ülkelerden yüksek değildir değerli arkadaşlar. Dolayısıyla, asgari ücret üzerinden bu çerçevede değerlendirme yapmakta ben yarar görüyorum.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şimşek.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 17.34
ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, 27’nci madde üzerinde söz sırası, şahsı adına Bursa Milletvekili Tülin Erkal Kara’ya ait.

Buyurunuz Sayın Erkal (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLİN ERKAL KARA (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 27’nci maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sizlere yurt dışında yaşayan Türkler ve vatandaşlarımız hakkında bilgi vermek istiyorum.

Biliyorsunuz, bu sene ellinci yıl göç dönemini kutluyoruz. 1960’lı yıllarda, birinci nesil dediğimiz büyüklerimiz Avrupa’nın çeşitli ülkelerine gidip oradaki iş gücüne katkıda bulunmuşlar. Bunun akabinde, gidip hemen geri dönecekleri varsayılarak orada bir çalışma hayatına katılıyorlar fakat planlanan gibi olmadı ve bir bakıldı ki, orada yerleştiler, kaldılar ve onlarla birlikte çocukları, ikinci, üçüncü ve dördüncü nesle gelmiş bulunmaktayız.

Şimdi birazcık bu birinci nesille şimdiki neslin arasındaki farklara değinecek olursak, ikinci ve üçüncü nesil gençlerimize baktığımız zaman, gerçekten o toplumun sosyal hayatına adapte olduklarını görebiliyoruz. O toplumun kültürünü, dilini, eğitimini alarak oradaki entegrasyona katkıda bulunabiliyorlar.

Bizler hep şunu söyledik; ben de orada doğmuş ve büyümüş bir kardeşiniz olarak, karar mekanizmalarında yer almamız gerektiğini her zaman, her seferde, her toplumda dile getirdik gerek STK’larla gerek farklı ortamlarla, büyükelçiliklerde, işte konsolosluklarda bir araya gelerek, vatandaşlarımızın mutlaka ve mutlaka bir şekilde karar mekanizmasında yer alması gerektiğini dile getirdik.

Şimdi baktığımız zaman, yerelde, federalde ve ulusal meclislerde hemen hemen her alanda bizim insanlarımız mevcut ve bunu biz gururla izlemekteyiz.

Az önce muhalefet partisinden bir milletvekilimiz şunu söyledi. 22’sinde görüşülecek olan bir yasa teklifi var Fransa’da; maalesef sözde Ermeni soykırımıyla ilgili bir yasa teklifinde bulundular.

Şimdi, öyle tesadüfler oluyor ki hayatta, iki saat önce beni Fransa’dan bir bayan arkadaşım aradı, şunu söyledi bizlere: “Lütfen, Mecliste Sayın Başbakanımızı görürseniz bizim adımıza teşekkür ediniz. Bakanlarımızı görürseniz teşekkür edin. Çünkü biz, sizin varlığınızla burada daha da güçlü hissediyoruz kendimizi. Burada, bütün halk çeşitli platformlarda bir araya gelerek bu yasanın geçmemesi noktasında birleşecekler.” Dolayısıyla, tekrar, Sayın Başbakanımıza, başta Sayın Başbakanımıza, sağladıkları katkılardan dolayı, bütün bakanlarımıza teşekkürlerimizi bir borç biliyoruz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Başbakanımız ne yapmış?

TÜLİN ERKAL KARA (Devamla) – Efendim?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ne için teşekkür ediyorsunuz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Siz devam edin.

TÜLİN ERKAL KARA (Devamla) – Şimdi, “ikinci ve üçüncü nesil” dedik. Tabii, geçen haftalarda biz Brüksel’de bazı toplantılar yaptık ve şunu hemen görebildim: Yani, bizim Hükûmetimiz döneminde, tekrar ediyorum ve bunu hep tekrar edeceğim, bizim Hükûmetimiz döneminde, yaklaşık dokuz on yıllık süreçte, gerçekten Avrupa ülkelerinde çok şey değişti arkadaşlar. Biz, ayakları yere basan, dimdik duran bir milletin torunları olarak orada kendimizi ifade edebiliyoruz ve ülkemizin sürekli yanımızda olmasından dolayı da gurur duyuyoruz.

Şimdi, orada bulunduğum sürede -vaktim de daralıyor, tabii bu kadar kısa bir sürede her şeyi de tamamlayamayacağım ama- orada bulunduğum sırada şunu çok net bir şekilde görebildim: “Ekonominiz düzeldi.” dedi orada bir yabancı parlamenter arkadaş. “Evet.” dedim, “Ekonomimiz çok şükür…” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tülin Erkal Kara.

Şahsı adına İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel.

Buyurun Sayın Tüzel.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri İstanbul bağımsız milletvekili olarak ve yeni kurmakta olduğumuz Halkların Demokratik Kongresi olarak selamlıyorum. Aynı zamanda, bu Meclisi izleyen halkımızı da selamlıyorum.

Tabii, çok kısa bir süremiz var. O nedenle öncelikle bu Meclisin ihtiyaç duyduğu demokrasi ve adalet kavramlarına değinmek istiyorum. Yani, İstanbul’da 144 bin oy aldım bağımsız vekil olarak ama burada bütün vekillere eşit bir hak tanınmadığını düşünüyorum. Yani genel başkanlar, grup başkan vekilleri çok daha fazla sürelerde burada söz alabiliyorlar, konuşabiliyorlar. İç Tüzük öncelikle bunları düzenlemeli ve herkese eşit söz hakkı tanımalı.

Bir diğer şey: Tabii, bu bütçe vesilesiyle bunu konuşacağız. Anayasa’da “demokratik, lâik, sosyal hukuk Devleti” yazar, bir kez daha bunun böyle olmadığını göreceğiz hep birlikte.

Bugün –benden önce konuşan arkadaşlar da değindi- 19 Aralık, on bir yıl önce “Hayata dönüş” adı altında bir operasyon yirmi cezaevinde yapıldı ve bu süre içerisinde 122 kişi hayatını kaybetti. Yani asmayıp besleyenler, besleyen zihniyet sonuç itibarıyla bugün cezaevlerinde büyük bir insanlık dramı yaşatmış durumda. Şimdi özellikle Hükûmetin yapması gereken öncelikle ağır sağlık sorunları yaşayan mahkûmların derhâl tahliye edilmesi ve özellikle de başta halkın vekilleri olmak üzere düşüncelerinden dolayı cezaevinde olan bütün mahkûmların genel afla salıverilmesini bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu bütçe -tabii öncelikle bütçenin değerlendirmesi yapılacak olursa- halkın cebine uzanan, halka borç ve yoksulluktan öte yeni bir şey getirmeyen, yoksulluğu değil gidermek, yeniden üreten bir bütçe, esas itibarıyla matematiği çökmüş bir bütçe. Orta Vadeli Program’da öngörülen kur 1,60’ken şimdiden 1,80 olmuş. Dolayısıyla burada söylenen bütün o hedef, istatistikler, kıyaslamalar, bütün bunları aslında yalanlayan bir bütçe. Aslında bu bütçeyi hazırlayan iktidar anlayışının bir planlamaya da tahammülü yok, Devlet Planlama Teşkilatı kaldırıldı biliyorsunuz. Piyasacılık âdeta kökten bir şekilde ruhlara işlenmiş bir durumda.

Ben, tabii, bu kısa süre içerisinde, yapmış olduğum toplantılarda özellikle işçilere ve üniversite hocalarına söz verdim, bu sorunları buradan ifade etmeye dönük. “Ulusal İstihdam Stratejisi” diye laf cambazlığıyla, işte “İşsizliği ortadan kaldıracağız.” denen şey aslında bu ülkeye, işçilere istihdam değil kiralık işçi sunan bir düzenleme. Ben özellikle İstanbul Esenyurt bölgesinde binlerce imza toplayan, özellikle “Kıdem tazminatıma dokunma, kıdem tazminatını İşsizlik Fonu’na yağmalatma.” diyen işçilerin topladığı imzaları da Meclis Başkanlığına sunacağım.

Tabii, ekonomi büyüdü, 17’nci büyük ekonomiden söz ediliyor ama işçinin ekmeği de ha bire küçülüyor. Bu büyüyen ekonomiden işçiye, memura zerrece bir şey düşmüyor. Başbakana ve özellikle burada grafiklerle 3 çocuğu anlamlandırmaya çalışan Bakan Şahin’e sormak gerekiyor: Gerçekten asgari ücret belirlenirken bir aile tek kişi olarak düşünülüyor, değil 3 çocukla. Bu çocuklar neyle beslenecekler, bu insanlar kaya kovuğunda mı yaşıyorlar ya da bu çocuklar ağaç kabuğunu kemirerek mi beslenecekler? Çok açık, hâlâ asgari ücretten vergi kesintisi yapılmakta. 659 lirayla ne kadar bir yaşam sürdürülebilir? 5 milyon asgari ücretli, bugün görüşülmekte olan bu konuda hâlâ Hükûmetten düzenleme bekliyor.

Bu arada işçilerin sözlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Özellikle ekmek fiyat artışları gerisinde kalan bir asgari ücretten yakınan işçiler Başbakana soruyorlar. Öyle bir zam yaptım ki çayın yanında simit de yiyecekler, diyen Başbakana son derece öfkeliler.

Bir diğer şey: İşçiler, 25-30 liraya gündelik çalışmak zorunda olan kadınlardan, yevmiyecilerden bahsediyorlar. Ve kuralsız esnek çalışma öyle bir noktaya gelmiş ki, işten eve, evden işe âdeta robotlaşan ve aile yaşamını ortadan kaldıran bir çalışma hayatı. Ne kitap okuyabiliyorlar ne sinemaya gidebiliyorlar.

Yine bir şeyi paylaşmak istiyorum özellikle Hükûmetle, İçişleri Bakanlığıyla doğrudan ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tüzel.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Ben de teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce yaşlılara yapılan iyi hizmetlerden bahseden hatibi dinleyen bir hemşehrim telefon açtı. Aynen dediği şudur: “Dinlediklerimi duyunca inanamadım. Altmış beş yaş ve üzeri aylığı bizim köyümüzde on, on beş yaşlımızdan kesildi. Sebebini de bilemiyoruz. Acaba, bu altmış beş yaş ve üzeri aylıklar neden kesilmiş olabilir? Bunların yeniden ödenmesi mümkün müdür?”

İkincisi, TÜİK’in bugün açıkladığı verilere göre 2010 yılında en yoksul kesim ile en zengin kesim arasında 8 kat fark olduğu, ayrıca nüfusun 16,9’unun yoksulluk sınırının altında, yüzde 18’inin de sürekli yoksulluk riski altında olduğu belirtilmektedir. Acaba ülkemizde yoksul ve yoksulluk riskiyle muhatap olan kesimin durumunun iyileştirilmesine yönelik 2012 bütçesinde ne vardır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Sayın Çınar…

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarımla uğraşan çiftçilerimizin emekli olabilmeleri için, şeker fabrikalarına teslim ettiği pancarlar, onlar için emeklilik haklarını elde etmelerine vesile oldu. Ama maalesef, ülkemizde esnaflık yaparak maliye kaydı bulunan, ama hiçbir hâlükârda sosyal bir kuruma başvuru yapmamış insanlarımızın emekliliği söz konusu değil. Sayın Maliye Bakanımız, daha önceden, esnaflık yapan bu tür kardeşlerimizin emekli olabilmeleri için aynen tarımda uygulanan bir uygulamayı yapmayı düşünüyorlar mı?

Bir diğer sorum da, kamu çalışanları hedeflenen enflasyona göre zam almaktalar ama maalesef gerçek enflasyondan bu rakamlar uzak olmakta. Bununla alakalı bu yıl itibarıyla enflasyon farkı olarak belirlenen rakam var mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çınar.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında, 19 Aralık “Hayata Dönüş Operasyonu” sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi alt komisyon üyesiydim. Bu konuda çok ciddi bilgilerim olmakla beraber, tabii fırsat bulmadığımız için bunları açıklamıyoruz ama o olayda büyük bir acı duyduğumu da ifade etmek istiyorum.

Sayın Bakan, Tunceli’de birçok köy okullarımız hâlâ kapalı, bunlar ne zaman açılacak? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: Efendim maalesef Hükûmetiniz, cemaatler ve tarikatlara teslim olmuş bir Hükûmet. Mesela, size bir iki tane olay vereyim: Kartal Cevizli’de Tekel sigara fabrikasının 296 bin metrekaresini Ahmet Davutoğlu’nun kurucusu olduğu Bilim ve Sanat Vakfına üniversite için tahsis ettiniz. Yine, Halkalı Ziraat Okulunda 352.200 dönümlük araziyi İlim Yayma Vakfının kurduğu Sabahattin Zaim Üniversitesine verdiniz. Bunların fiyatları ne kadar? Size soru soruyoruz. Kaça verdiniz? Bu cemaatlere niye Türkiye'nin en güzel arsalarını bedava fiyatına veriyorsunuz? Burada yetimin hakkı var. Bunları çıkın söyleyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Anayasa’nın 129/5 uyarınca hâkimler, savcılar, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin kusurlarından dolayı idare bugüne kadar ne kadar tazminat ödemiştir? Ödenen bu tazminat memurlara rücu edilmiş midir?

Ayrıca, 19 Aralık Bayrampaşa Cezaevinde adına “Hayata Dönüş Operasyonu” denilen katliam nedeniyle idarenin ödediği tazminata sebebiyet verenlere idare rücu etmiş midir?

Soru 2) Halk eğitim merkezlerinde sözleşmeli çalışan öğretmenlerin kadroya alınmasını düşünüyor musunuz?

Soru 3) Bugünkü tarih itibarıyla kamuda lojman ve taşıt sayısı nedir? 2012 bütçesine göre ne kadar ödenek ayrılmıştır? Kaç taşıt ve lojman alınacaktır? Taşıtların kaçı leasing yoluyla alınacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim.

2012 yılı için kamu alanlarının tümünün engelli erişimine uygun olarak yenilenmesi yasal zorunluluğu var ancak hiçbir yapısal düzenleme yok, dava açılırsa devlet ciddi tazminat ödemek durumunda kalabilir. Bu konudaki düşünceleriniz nedir, bilgi verebilir misiniz?

İkinci sorum: Van depremi sonrası yaşamını kaybeden devlet memurlarıyla ilgili emeklilik hakkı tanıma konusunda bir çalışmanız var, kanun teklifi verdiniz, umarım yasalaşır ancak bu depremde yaşamını yitiren ve devletten kredi alan öğrenciler, mecburi hizmet nedeniyle borçlanan kamu görevlilerinin borçlarını da karşılamayı yani silmeyi düşünüyor musunuz?

Üçüncü sorum: Depremde zarar gören ziraatçı ve esnafların BAĞ-KUR gibi borçlarını ertelemeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN -  Teşekkür ederiz Sayın Demir.

Buyurunuz Sayın Bakan. 

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye’de gelir dağılımı iyileşmiştir. Aralık 2011’de yayımlanan OECD raporuna göre 1985-2008 yılları arasında 22 OECD üyesi ülkenin 20’sinde gelir dağılımında eşitsizlik artmıştır. Bu dönemde gelir dağılımındaki eşitsizliğin azaldığı iki ülkeden birisi Türkiye’dir. Gelir dağılımındaki eşitsizliği gösteren katsayıya göre 2002 yılında bu 0,44 iken, 2008’de 0,41’e, 2010’da TÜİK verilerine göre 0,40’a düşmüştür. Bir başka deyişle, ülkemizdeki gelir dağılımı, yani en üst düzeyde gelir alanlar ile en alt düzeyde gelir alanlar arasındaki gelir dağılımı ortalama olarak yüzde 10 oranında iyileşmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Bakan, TOKİ’yle ilgili bilgi ver TOKİ’yle ilgili. Bunları bırak!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Yaşlılara yapılan yardımda genel olarak bir düzenleme yok. Eğer bazılarının maaşları, altmış beş yaşından büyüklerin maaşları kesilmişse bunların kendi özel durumlarından kaynaklanmaktadır. Yani genel bir düzenleme yapılmadı.

Şimdi fabrikalarda çalışanlara emeklilik için özel bir durum çıkartılarak bunların emekliliği sağlandı. Hiçbir sosyal kuruma bağlı olmayan esnafların da emekliliği için çalışmalar yapılmaktadır. Onu da ifade etmek istiyorum.

Yine, “Hayata Dönüş Operasyonu”nda tazminat konusu var. Bunlara tazminat hem verilmiştir hem de bundan sonrası için yine çalışmalar devam etmektedir.

Tunceli’de kapanan okullar var. Biliyorsunuz küçük yerlerdeki okulların eğitiminin kalitesini daha artırmak için taşımalı eğitime geçilmiştir. Bu bakımdan, bundan dolayı…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Bakan, açın Millî Eğitim Müdürüne… Taşımalı eğitim parası verilmiyor.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Taşıma parasını veriyoruz ve bunları taşıyoruz. Bundan sonra da yani 15 öğrenci, 20 öğrenci olan okulları, daha çok öğrenci olan ve daha iyi kaliteli eğitim almak için daha büyük okullara, kapsamlı okullara taşıyoruz.

Depremden zarar görenlerin borçları ertelenmiştir. Bunun için karar aldık, genelde hem hazineye hem Maliyeye hem İller Bankasına, çeşitli yere olan borçlarını erteledik. Bundan sonra da eğer özel bildiğiniz bir yer varsa onları da bize bildirin, onları da erteleyeceğiz.

Yine Sayın Genç’in bir sorusu vardı. Devlet, yatırım yapmak isteyen herkese hem teşvik veriyor hem de tahsis yapıyor. Eğer şartlarınız uyuyorsa siz de gelin, size de bu tahsisleri yaparız, teşvikleri de veririz. Bu bakımdan kesinlikle bir ayrım yoktur. Onu da özellikle ifade etmek istiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir cemaat de biz kuralım, ne var yani! İlle bu Fethullah Gülen cemaatine mi veriyorsunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Çok değerli arkadaşlar, yine bildiğiniz gibi, memurlara yapılan zamlar -çok net bir şekilde biliyoruz ve biliyorsunuz- enflasyonun daima üzerindedir, üzerinde olmuştur. Bunun orantılarını yaparsak bunları da görürüz.

Diğer sorulara da yazılı olarak cevap vereceğiz.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunarım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Daha zamanınız var Sayın Bakan, niye cevap vermiyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddeyi okutuyorum:

Gelir ve giderlere ilişkin diğer hükümler

MADDE 28 - (1) 4046 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki nakit fazlası tutar, Fon tarafından Hazine İç Ödemeler Muhasebe Birimi hesaplarına aktarılır ve genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. Anılan Kanunun geçici 23 üncü maddesinin ikinci fıkrası, geçici 24 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 14 üncü maddesinin beşinci fıkrası kapsamında öngörülen ödenek kayıtları yapılmaz. Ayrıca, 4046 sayılı Kanunun geçici 24 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile 4628 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen özel gelir kayıtları yapılmaz. Bu gelirler genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir olarak kaydedilir.

(2) 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ile 5393 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca il özel idareleri ve belediyelerin ileri teknoloji ve büyük tutarda maddi kaynak gerektiren altyapı yatırımlarında Kalkınma Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kabul edilen projeleri için yapılacak borçlanmalar, 5302 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile 5393 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında hesaplanan faiz dahil borç limitinin hesaplanmasına dahil edilir. Ancak, il özel idareleri, belediyeler ve bunların bağlı kuruluşları ile sermayesinin yüzde 50'sinden fazlasına sahip oldukları şirketler tarafından Avrupa Birliği ile katılım öncesi mali işbirliği çerçevesinde desteklenen projelerinin finansmanı için yapılan borçlanmalar ve SUKAP kapsamında yürütülecek işler için İller Bankasından yapılan borçlanmalarda söz konusu borç stoku limitine uyma şartı aranmaz.

(3) 31/12/2011 tarihi itibarıyla, Türk Patent Enstitüsü, Türk Standartları Enstitüsü, Yükseköğretim Kurulu, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ve Anadolu Üniversitesi Döner Sermaye İşletmesinin uzaktan eğitim uygulayan İktisat, İşletme ve Açıköğretim Fakültesine ait Türk Lirası ve döviz cinsinden kasa ve banka bakiyelerinin yarısına tekabül eden Türk Lirası tutarı ile bunların sahip oldukları tahvil, bono ve diğer menkul kıymetlerinin değerinin yarısına tekabül eden Türk lirası tutarı 2012 yılı Şubat ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığı Merkez Muhasebe Birimi hesabına aktarılır. Aktarılan bu tutarlar genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin her türlü tedbiri almaya ve sorunları gidermeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – 28’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Haydar Akar.

Buyurunuz Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 28’inci madde, “Gelir ve giderlere ilişkin diğer hükümler” üzerine söz almış bulunmaktayım.

Bugün AKP Hükûmetinin dolaylı vergileri azaltmak, vergi kayıp kaçağıyla mücadele etmek veya vergi adaletini sağlamak gibi bir derdi bulunmuyor. Hükûmetin tek derdi vergi tahsilatını nasıl olursa olsun arttırmaktır. Bu da yetmiyormuş gibi döner sermaye işletmesine sahip kuruluşların paralarını da kendileri için hedef seçmişlerdir. Bunun en belirgin örneği de bu madde kabul edildiği takdirde, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesine ait döner sermayece elde edilen gelirin yarısına el koymayı planlamasıdır. Bir taraftan tüm AKP milletvekilleri ekonomiden övgüyle bahsedecek, diğer taraftan üniversitelere kaynak aktarılması gerekirken vatandaş ile birlikte kimin elinde ne varsa alacaksınız.

Bu konudan yola çıkarak AKP Hükûmetinin bir rekorundan bahsetmek istiyorum: Bu rekor… Dünyanın en pahalı benzinini, dünyanın en pahalı mazotunu, dünyanın en pahalı elektriğini, dünyanın en pahalı doğal gazını kullandığımız konusunda bir rekordan bahsetmiyorum. Bakın, 1925-38 yılları arasında ortalama dolaylı vergi yüzde 65, 39-49 yılları arasında yüzde 55, 77-84 yılları arasında yüzde 58 olup 2002-2010 yılları arasında ortalama dolaylı vergi yüzde 67,4 ile hem dünya hem de cumhuriyet tarihi rekoru olup bu tarihî başarınız için sizi ayrıca alkışlıyorum.

Bugün Türkiye’de asgari ücret on altı yaşından büyük vatandaşlar için 657 TL, SSK emekli aylığı 814 TL, BAĞ-KUR emekli aylığı 667 TL, muhtaç aylığı 110 TL, özürlüler için 219 TL, şeref aylığı 407 TL olan bir ülkede sosyal adaletten bahsedeceksiniz, 20 TL’lik elektrik makbuzunun üzerine bindirdiğiniz vergiler ile 40 TL ödeteceksiniz, 16 TL’lik sudan 31 TL alacaksınız sonra da gelişmişlikten bahsedeceksiniz. Bir de bunu milletin gözünün içine bakarak yapacaksınız.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Zaman geçiyor zaman Haydar Bey.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Merak etme ben zamanı kullanırım.

Çeşitli atasözlerimiz vardır, bunlardan biri de… “Borç yiğidin kamçısıdır.” atasözünden yola çıkarak siz hem devleti hem de vatandaşı borçlandırıyorsunuz. Bugün vatandaşlarımızın birçoğu kredi kartı, ev veya araba kredisi borçlusu olup geleceklerinin on yılını, on beş yılını ipotek altına almış bulunuyor ve siz de bununla övünüyorsunuz.

Türkiye’de enerji kullanımının bu kadar pahalı olması ve sizin iktidarınız zamanında tavan yapmasının bir nedeni de enerjinin ülkemizin yüzde 71 oranında dışa bağımlı olmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin enerji politikası, AKP’nin uygulamakta olduğu dış politikayla ilişkili olup birlikte değerlendirmek gerektiğine inanıyorum.

AKP Hükûmeti döneminde yani 2002’den bu yana Orta Doğu coğrafyasında, adına ister “demokrasi” adına ister “Arap baharı” –İşte, şu haritaya da bakabilirsiniz burada. Bu, TPAO’nun KİT’e sunmuş olduğu haritadır. Arap baharını görüyorsunuz, nerelerde Arap baharının estiğini- denilse bile amacının enerji kaynaklarından pay alabilmek olduğunu hepimizin bildiği bir savaşı yaşamaktayız. Bunu örnekleyecek olursak Irak ile başlamak gerekiyor. Amerika’nın “Irak’a demokrasi getireceğim.” başlığı altında yapmış olduğu operasyonda Türkiye de yer aldı ve almaya devam etmektedir. Bu operasyon esnasında binlerce Müslüman öldürülmüş, yüzlerce Müslüman kadına tecavüz edilmiş olmasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı “Amerikan askerlerinin sağ salim evlerine dönmeleri için dua ediyoruz.” diyerek Amerika’nın Irak’taki çıkarlarına hizmet etmeye devam etmektedir.

Bugün gelinen noktayı özetlemek için 2009 Sayıştay raporundan sizlere bir paragraf okumak istiyorum: “Yurt dışı faaliyeti olarak TPAO’nun Irak’ta yapılan birinci ihaleyle pay alamamış, birinci ihaleye Türkiye Cumhuriyeti sokulmamış.” Bunu özellikle sordum. Türkiye Cumhuriyeti Irak’ta yapılan 1 milyon varillik, 500 bin varillik petrol kuyuları ihalesine sokulmamıştır. Ondan sonra küçük ihalelere sokulmuş ve şöyle bir öneride bulunuyor Sayıştay denetçileri: “Önümüzdeki zaman sürecinde Irak Hükûmetinin üretim sahalarından sonra arama sahalarını da ihale edeceği, dolayısıyla TPAO’nun tek başına hareket etmek yerine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve BOTAŞ’ın desteğini alarak hareket etmesi…” diye öneride bulunuyor.

Yani enerji sorunumuz var. Enerjide dışa bağımlıyız. Enerji ihaleleri yapılıyor. Irak’ı, Amerika’yı her türlü destekliyoruz ama enerji ihalelerine Türkiye alınmıyor. Bu olay sadece Irak’ta gerçekleşmemiş. Daha yeni sıfır sorun, sıfır ilişki politikası sonucunda Güney Kıbrıs Rum kesimiyle yaşıyoruz. Özel bir sismik araştırma şirketinin tüm Akdeniz’i tarayarak doğal gaz ve petrol yataklarının haritalarını çıkartmış, bölge ülkelerine satmıştır. Bu haritaları Türkiye dışındaki ülkeler satın alıyor ve kendilerine komşu olan ülkeler anlaşmalar yaparak ekonomik zone’larını belirliyorlar. Bunlar, arkadaşlar, gizli bilgiler. Size de göstermemem gerekiyor ama…

Bakın, Türkiye’nin ekonomik zone’una. Size de göstermek istiyorum. Yunanistan’ın ekonomik zone’u, Kırbrıs’ın ekonomik zone’u. Yani siz ne yaptınız? Buralarda petrol arama imkânı olmadığı hâlde Piri Reis’i yolladınız. Bugün Piri Reis’in nerede olduğunu bile bilmiyoruz.

Kısaca özetlersek, Türkiye’nin dış politikasıyla birlikte enerji politikası da Hükûmetiniz döneminde iflas etmiş olup, Türkiye’yi dünyanın en pahalı elektriğini, dünyanın en pahalı petrol ürünlerini ve doğal gazını kullanan ülke hâline getirerek rekorlarınızı egale etmeye, pardon güncellemeye devam ediyorsunuz.

Yine, aynı maddenin BİT’ler, yani belediyelerin iştiraklerinden bahsedecek olursak, bu şirketler sık sık mal ve hizmet alımlarında ihalelere fesat karıştırmak ile gündeme gelmektedirler. Her fırsatta CHP’li belediyeleri suçlayan, onlara gece baskınları düzenleyen zihniyet kendi ilimden, Kocaeli’den örnek vermek istiyorum.

Kocaeli Kartepe Belediyesi, AKP’li belediye. Kocaeli milletvekillerim burada. İçişleri Bakanlığı müfettişi gidiyor. İki tane şey var, biri BİT, Kartepe AŞ, diğeri Kartepe Eğitim ve Kültür Derneği. Bu iki kurumun başında da Turan soyadlı iki amca çocuğu var. Başkanın şoförü de yine Turan soyadlı diğer amca çocukları, kardeşleri. Orada bir usulsüzlük tespit ediyor devletin müfettişi ve teknik takip istiyor. Teknik takip sonucunda Belediye Başkanının bu Eğitim ve Kültür Derneğinin paralarını kullandığı tespit ediliyor.

Bakın, nasıl tespit ediliyor? Bu paralar öyle güzel paylaştırılıyor ki. Örneğin bir tanesinden örnek vermek istiyorum ben size. Bunu İçişleri Bakanına sorarak verdim ama cevap vermedi.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Verir, verir.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Yok, yok, vermiyor, vermiyor. Dosyayı da kendisine sundum.

Bakın, bu dosyayı her birinize verebilirim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Mahkemeye ver, mahkemeye.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Eğer vicdanınız rahat olursa bu dosya sonucunda, ben de bir daha bu konuyu gündeme getirmem.

Belediye Başkanı bu parayı alıyor. Mahkemeye de verildi. Örneğin Belediye Başkanı -teknik takip sonucu, yasal, savcılık kayıtlarında var- “18 bin TL’sini ben kullandım.” diyor. Kendi aralarında konuşuyorlar. Bunun 8 bin TL’sini AKP Kartepe İlçe Başkanına veriyor, adı Hasan Kandaz, Belediye Başkanı da Şükrü Karabalık. Hasan Kandaz’a veriyor 8 bin TL’sini, 5 bin TL’sini kayınpederine veriyor -ismi burada geçiyor ama hatırlamıyorum- bin eurosunu da -bir tane örnekten bahsediyorum- yurt dışına çıkan eşine veriyor. Bunlar teknik takip sonucu tespit edilmiş. Daha sonra ne oluyor? Kartepe AŞ, yani belediyenin BİT’i olan Kartepe AŞ Genel Müdürü, müfettişe 50 bin TL rüşvet teklif ediyor. Genel Müdür bunu tekrar emniyete bildiriyor, savcılıkla beraber rüşveti alırken, yani rüşveti ona verirken yakalanıyorlar, yani 50 bin TL yerine 30 bin TL veriyor, bu rüşveti de alırken kendi talebi üzerine, müfettişin talebi üzerine yerinde tespit ediliyor ve Kartepe AŞ Genel Müdürü tutuklanıyor. Kartepe AŞ Genel Müdürü tutuklanıyor ama savcı sadece Kartepe AŞ Genel Müdürünün tutukluluğunu istemiyor, onunla birlikte Belediye Başkanının ve suça ortak olanların da tutuklanmasını istiyor. Bu da yetmiyor. Bu arkadaşlar, sadece Kartepe AŞ Genel Müdürü tutuklanıyor, bir ay sonra serbest bırakılıyor. Belediye Başkanı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor, savcı bir üst mahkemeye başvuruyor, orada da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor.

Şimdi, bu Belediye Başkanı hâlen Kartepe Belediyesini yönetiyor, bu Genel Müdür hâlen Kartepe AŞ’nin genel müdürü, bu Özel Kalem Müdürü, Turan soyadlı -bunların hepsi Turan soyadlı, adlarını bilmiyorum, biliyorum da neyse- bu vatandaş da Kartepe Belediye Başkanının özel kalem müdürlüğünü yapıyor aynı zamanda da Kartepe Eğitim ve Kültür Derneğinin Başkanlığını yapıyor. Bu verdiğim örnek bir tane örnek. Bu dosyada sayısız örnek var ve kendi itirafları var. İsteyen bütün arkadaşlarıma, doğruluktan, dürüstlükten bahseden, bu ülkeyi yönetiyoruz diyen bütün arkadaşlarıma bu dosyayı takdim edebilirim ve siz bunları gezdirirken, onların delilleri karartma şüphesi yok diye düşünürken ama İzmir’de, İzmir’de taşeron işçiliğini kaldıran sendikacılarla beraber, belediyecilerle beraber onları içeri tıkacaksınız, ondan sonra da burada adaletten bahsedeceksiniz.

Sonuç olarak Türkiye’yi getirdiğiniz noktayı özetlersek: “Askeri şehit, futbolu şikeli, sınavı şaibeli, öğrencisi içeride, hırsızı serbest, İnternet’i yasaklı, gazetecisi tutuklu, mizahı sansürlü, benzini kazık, vergisi tavan, vekili içeride, teröristi dışarıda.” diyerek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçesinin 28’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, daha önce de bütçe üzerine yaptığım iki konuşmada dokuz yıl içinde bütçe açıklarının azaldığını ve bunun sebeplerini dile getirmiştim. Sayın Maliye Bakanı yine kasım ayına ilişkin bütçe rakamlarını açıklarken yine bilinen eski usulle “Yıl içinde bütçede 7 defa fazla verdik. Durum çok iyi.” şeklinde açıklama yapmıştır.

Değerli milletvekilleri, sayın Hükûmet, bütçe yedi değil, on iki ay fazla versin, iyi güzel de “bütçe” dediğimiz şey 1 Ocaktan 31 Aralığa on iki aylık yani bir yıllık hesabı yapılan bir muhasebe işlemidir. Söylenenler mutlaka önemli ama asıl önemli olan neticedir. Neticeye bakacağız. Hükûmetin bütçe söylemi on bir ay kurusıkı atan tabanca gibi ama tabanca aralık ayı sonunda nedense tutukluk yapıyor. Bakalım aynı sözleri aralık ayı sonunda da söyleyebilecek misiniz?

Bütçe açığı düşüyor ama hele bir sorun bakalım neden düşüyor?

Birincisi değerli milletvekilleri: Aşırı ithalat artışı var. İthalden alınan katma değer vergisi gelirleri 2011 yılı bütçesinde de hem hedef yüksek tutulmasına rağmen yüzde 15 daha fazla gerçekleşecek hem de 2012 bütçesinde de yüzde 12 artış öngörülüyor. Bu, ithalatın kontrol edilemediğini, deyim yerindeyse şirazesinden çıktığını gösteriyor.

İkincisi de tüketimden alınan dolaylı vergiler. Katma değer vergisi de, özel tüketim vergisi de hâlâ yüksek oranlarda, yüzde 68’ler civarında. 2011’de de, 2012’de de yüzde 11’lik, 12’lik artışlar öngörülüyor. Hele dayanıklı tüketimden alınan ÖTV’de yüzde 46, tütün ve alkollü içkilerde yüzde 26’ya varan ÖTV artışı öngörülmekte.

Yine çok önemli gördüğümüz bir husus da, yani bütçenin gelirlerinin azaltılmasında Hükûmetin medet umduğu ve müracaat ettiği gelirlerden birisi de vatandaşların bankalara olan aşırı kredi borçlarından bir vergi artışı söz konusu. 2002 yılı sonunda vatandaşın bankalara toplam kredi borcu 47 milyar liraydı. Ekim 2011 itibarıyla bu 14 kat artmıştır ve 663 milyar Türk lirasına çıkmıştır.

Diğer bir önemli husus da, her yıl süreklilik göstermeyen, bir defaya mahsus gelirlere çok fazla bel bağlanıyor; borç yapılandırması gibi, özelleştirme gelirleri gibi.

Değerli arkadaşlar, asıl sorun, bütçe açığı değil, cari açıktır. Asıl sorun iç üretimin azalarak ithalata bağımlılığın artmasıdır ve asıl sorun, kayıt dışılıktır. Asıl sorun beyana dayalı vergilerin düşüklüğü, dolaylı vergilerin yüksekliğidir. Asıl sorun sigara ve akaryakıttaki kaçakçılıktır. Bu kaçakçılık konusunda Hükûmet resmen acizlik göstermektedir değerli arkadaşlar. Onca söylemlerine rağmen, ne akaryakıt kaçakçılığıyla ne de sigara kaçakçılığıyla mücadele edememektedir. Bütün bunlar, bu saydığımız hususlar bütçe açığından katbekat daha önemli sorun yaratan konulardır.

Buradan vardığımız sonuç, ortaya çıkan manzara şudur: Bütçenin gelir yapısı sağlıksız ve bozuktur, bütçenin gelir esnekliği zayıftır ve bütçenin genelinde şeffaflık da zayıftır değerli arkadaşlar. Bu vergi ve gelir yapısıyla sistem bozulduğu gibi vergi adaleti ve gelir dağılımı da bozulmaktadır ve ekonomik dengeler de bundan olumsuz şekilde nasibini almaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin nüfusu dokuz yılda yaklaşık 6,5 milyon arttı ancak gerçek usulde gelir vergisi mükellef sayısı 1 milyon 748 binden 1 milyon 702 bine düştü, 40 bin civarında bir düşüklük söz konusu. Basit usuldeki mükellef sayısı da 815 binden 702 bine düşmüştür. Türkiye'nin nüfusu 6,5 milyon civarında artarken, büyümede rekorlar kırdığınızı söylerken, millî geliri 3 katına artırdığınızı iddia ederken acaba mükellef sayıları neden azalmaktadır? Ayrıca dokuz yılda gelir vergisinin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı ile toplam vergi gelirleri içindeki payı da düşmektedir. Yine vergi gelirleri içerisinde stopajın payı artarken beyana dayalı gelir vergisinin payı da azalmıştır. Bunlar bize neyi göstermektedir? Vatandaş yeterince kazanamamaktadır. En basit ifadesiyle bunu göstermektedir. Eskiden simitçilikten fabrikatörlüğe yükselen iş adamlarının hayat hikâyelerini okurduk, şimdi fabrikatörlükten simitçiliğe perişan olan iş adamlarının hikâyelerini okuyoruz.

Değerli milletvekilleri, şimdi de yine Sayın Maliye Bakanının son bütçe sunuşundaki bazı değerlendirmelerine de atıfta bulunarak görüşlerimi sunmaya devam etmek istiyorum.

2012 bütçesinde cari açığı azaltmayı hedeflediğini söylüyor Hükûmet. Cari açığın düşük kur, yüksek faiz, ithalata aşırı bağımlı hâle gelen ekonomi, buna bağlı büyüme ve yüksek iç talep gibi temel nedenleri yanında düşük üretim, düşük katma değer, düşük kârlılık, düşük teknoloji, yüksek vergi, yüksek girdi maliyetleri de cari açığa yol açan önemli faktörlerdir. Cari açığın finanse edilebilmesi için yüksek faizli sendikasyon kredileri alındı, şimdi ödemeleri var. Kredi bulmak bankalar için zorlaştı. Yabancı yatırımlarda ve özelleştirilen şirketlerde kâr transferleri de başlayacak ve bu da cari açığı daha da artıracaktır.

Madem 2012 bütçesinde cari açığı azaltmayı hedefliyorsunuz, o zaman soruyoruz: Bütçenin hangi kaleminde cari açığı azaltıcı bir önlem var? Ya tüketimi kısmak için tüketim vergilerini artırırsınız ya da üretimi artırmak için vergileri düşürür, teşvikleri artırırsınız. Sizin tüketim vergilerini artırma yolunu seçerek yüksek vergi almaya devam edeceğiniz bu bütçe tasarısından anlaşılıyor.

Yine, Arap Baharı nedeniyle ihracatın düştüğünden bahsediyorsunuz yani gerekçe olarak bunu gösteriyorsunuz. Kabahati hep başka yerde arıyorsunuz. Hüsnü Mübarek gitti, Kaddafi gitti ihracat arttı mı? Artmadı. Esad gidince Suriye’ye ihracat artacak mı? Artmayacak. Sayın Zafer Çağlayan, Türk tırlarının Suriye’den geçmesi için rica minnet çalışmalar yapıyor.

Yanlış tarım politikaları nedeniyle tarımda dış ticaret açığı veriliyor. Pamuk, mısır, buğday ithalatçısı olduk.

Reel sektörü güçlendirmek için kredi faizi desteğinden, prim desteğinden bahsediyorsunuz ancak maliyetleri düşürmekten, enerji ve akaryakıt üzerindeki katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi indiriminden bahsetmiyorsunuz.

“1.600 cc” altındaki yüzde yüz ithal binek araçlarının vergisine dokunmadınız ancak yerli üretim hafif ticari araçlara ÖTV zammı yaptınız. Yerli üretimin rekabet şartını daha da bozdunuz.

Yine, krediler üzerindeki Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu ve banka ve sigorta muameleleri vergisinden hiç bahsetmiyorsunuz.

İstihdam üzerindeki vergi yükünün azaltılmasından bahsetmiyorsunuz.

Tarımsal destekten söz ediyorsunuz ancak tarımda uygulayacağınız maliye politikasından bahsetmiyorsunuz. Çiftçi, mazot ve gübrede vergiye teslim olmuş durumdadır.

“Özürlü vatandaşa desteği artırıyoruz.” diyorsunuz ancak kamuda engelli kontenjanları hâlâ boş. Mesela, Gelir İdaresi Başkanlığına bakınız, özürlü, engelli kontenjanlarının boş olduğunu göreceksiniz.

“Kamu çalışanlarını enflasyona ezdirmiyoruz.” diyorsunuz ancak hâlâ ücretlere, hedeflenen enflasyona göre zam yapıyorsunuz, gerçekleşen enflasyona göre zam yapmıyorsunuz.

“Vergi denetimini güçlendiriyoruz.” diyorsunuz ancak şu anda Gelir İdaresi Başkanlığının vergi denetimi ve vergi inceleme yetkisi yok denecek kadar son derece kısıtlanmıştır. Vergi Denetim Kurulu doğrudan Maliye Bakanlığına bağlı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, süremizin elverdiği ölçüde görüşlerimizi bu şekilde ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akçay.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Van Milletvekili Nazmi Gür. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Gür.

BDP GRUBU ADINA NAZMİ GÜR (Van) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yerel yönetimler ya da yerinden yönetim demokrasinin bel kemiğidir, omurgasıdır ve yerel yönetimlerin güçlü olduğu, yerinden yönetimlerin güçlü olduğu ülkeleri biz ancak demokratik ülkeler sınıfına koyabiliyoruz. Oysa kurulduğundan bu yana kötü bir Fransız yönetim biçimiyle, kötü bir kopyasıyla yönetilen Türkiye, tekçi, monolotik, sorunlara cevap olmayan, her şeye Ankara’nın cevap verdiği, parasının pulunun Ankara tarafından gönderildiği güdük, göstermelik yerel yönetimler ya da yerinden yönetim biçimiyle yönetilmektedir. Bu yönüyle bakıldığında biz yerel demokrasiden ya da o ülkedeki genel demokrasiden söz edemeyiz.

Hem Birleşmiş Milletler düzleminde hem üyesi bulunduğumuz Avrupa Konseyi düzleminde yerel yönetimlerle ilgili ciddi bir trend var. Artık, 20’nci yüzyılın sonundan başlayarak yerinden yönetim modellerinde, yerel demokrasinin gelişmesi konusunda ciddi bir dönüşüm yaşarken dünya, ülkemiz maalesef, 21’inci yüzyıl yaşanırken, bunun son derece gerisinde kalmış bulunmakta. Bu nedenle, yerinden yönetim birimlerindeki demokratik yönetim biçimi egemen olmadığı için, yereldeki bütün sorunlar olduğu gibi birikiyor ve onların çözümü de kuşkusuz çok zor oluyor. Bu nedenle, bizim öncelikli hedefimiz, yerinden yönetim ilkesi gereği yerel demokrasilerin yerleşmesi ve geliştirilmesi için çaba sarf etmektir.

Hepiniz de hatırlıyorsunuz, 2003 yılında, AK PARTİ o zaman yeni iktidara gelmişti, güdük de olsa, eksik de olsa, yanlışları da olsa Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na da dayanarak, bunun da bir bakıma gereğini yaparak bir yerel yönetimler yasa tasarısı hazırlamıştı. O dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer bu yasayı geri çevirmişti. Eğer o yasa geri çevrilmemiş olsaydı belki bugün yerel yönetimler konusunda daha iyi koşullar sağlanmış olurdu ama o günkü anlayışın yani bu ret anlayışının altını çizmek gerekir. O günkü ret anlayışı şuydu: Bu yerel yönetim yasa tasarısı devletin tekliğini, devletin birliğini bozuyor ve gelecekte önü kesilemeyecek gelişmelere sebep olabilir. Örneğin Kürtler, yerelde pekâlâ kendi özerkliklerini kurabilirler, kendi kaderlerini tayin etme hakkını belki bu yönde kullanabilirler korkusuyla maalesef, o dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer bu yasayı veto etmişti. Peki, 2003’ten 2012’ye kadar –yani 2012 artık kapıda- ne değişti? Maalesef Avrupa Birliği sürecindeki Türkiye’de, AKP Hükûmeti bu yerel yönetimler yasasını daha güçlü bir şekilde getireceğine askıya aldı ve maalesef, hâlâ bu konuda ciddi bir gelişme yok. O nedenle, yerel yönetimler özellikle, belediyeler ve özel idare merkezî hükûmetin Ankara’dan hazırladığı bütçeye mahkûm durumdalar hem kendi öz gelirlerini oluşturma konusunda ciddi sıkıntı yaşıyorlar hem de kendi harcamalarını yapabilmek için özellikle borç batağında olan belediyelerin durumunun içler acısı olduğunu hepimiz biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, oysa bizim elimizde çok güçlü bir argüman var. Hâlihazırdaki Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uluslararası sözleşmelerin iç hukuk niteliğinde olduğunu söyler bize, emreder. Bu nedenle, hem Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı -ki çekincelerle kabul edilmiştir- hem de Birleşmiş Milletler düzleminde kabul ettiğimiz uluslararası hukuk gereği bizim yerel yönetimlere, yerel demokrasinin gelişmesine fazlaca yasal değişiklik yapmadan bunları uygulama, yaşama geçirme şansımız var.

Değerli arkadaşlar, bu tekçi, ırkçı vesayet rejimi maalesef yerelde çok ciddi sorunlara yol açıyor. Örneğin, BDP’nin il genel meclislerinin olduğu yerlerde valiler bizim il genel meclisi toplantılarına katılmıyor ya da il genel meclisinin hazırladığı bütçeleri onaylamaktan imtina ediyor. İşte, arkadaşlarımız defalarca dile getirdi, iki somut örnek, Van örneği ve Diyarbakır örneği hafızalarda. Bu nedenle, gerçekten eğer demokratikleşmek istiyorsak, eğer gerçekten muasır medeniyetler hedefine ulaşmak istiyorsak ve eğer gerçekten üyesi olmayı hedeflediğimiz uygar ülkeler sınıfına yükselmek istiyorsak yerelde demokrasiyi güçlendirmek ve yerel demokrasiyi halkın söz, yetki ve karar sahibi olacağı biçimde değiştirme zorunluluğu var.

Değerli arkadaşlar, biraz önce bizim seçilmişlerimizle ilgili bir konuyu yine gündeme getirme zorunlu oldu. Bildiğiniz gibi “KCK davaları” adı altında, “operasyonları” adı altında, birçok seçilmişimiz şu anda demir parmaklıklar arasında. Sayıları, listesi burada arkadaşlarımızın. Bu liste her gün kabarıyor. İşte bugün, daha biraz önce de bu KCK davalarının sürdüğünü, operasyonlarının sürdüğünü, üstelik bunun Hükûmetin talimatıyla, Hükûmetin planlamasıyla yürütüldüğünü Sayın Beşir Atalay dün çok net ifadelerle dile getirdi. Bu nedenle bizim yerel yönetimler konusunda özellikle BDP belediyelerine karşı ayrımcı politikaları, bu ayrımcı tutumu, Hükûmetin bu ayrımcı tutumunu gerçekten eleştirmemiz ve karşı durmamız gerekiyor çünkü arkadaşlarımızın tek suçu seçilmekti, arkadaşlarımızın tek suçu halka hizmet etmekti ve biraz önce sıraladığım, yerelde demokrasinin güçlendirilmesi için yetkinin, söz hakkının ve karar hakkının gerçekten halkta olduğunu gösteren, kendi özel, özerk, özgün yerel yönetimler biçimini kurmaya çalışan, çabalayan arkadaşlarımızdı, sırf bu nedenle bu arkadaşlarımız soluğu cezaevinde aldılar.

Değerli arkadaşlar, yerel yönetimlerin ve özel bütçeli il özel idarelerinin güçlendirilmesi, bunların ödeneğinin artırılması sorunu çözmez. Sorun çözümü bir zihniyet değişiminde ancak mümkün olabilir. Bunu da ancak biz Avrupa Birliğini hedefliyorsak, Avrupa Birliği ülkelerinin ulaştığı standartlar ölçeğinde güçlü yerel yönetimler ihdas ederek ancak bunu aşabiliriz. Tabii bunu isterken sadece kendi bölgemiz için ya da BDP’nin kendi bölgesinde kazandığı belediyeler için istemiyoruz kuşkusuz. Bunu, bütün Türkiye için istiyoruz, arzuluyoruz. Yerelde yönetim, yerinde yönetim, demokrasinin güçlenmesini ve demokratik bir Türkiye'nin gelecekte var olmasını sağlayacak.

Değerli arkadaşlar, bir diğer önemli konu ise il genel meclisi üzerinden, biliyorsunuz, köylere hizmet götürülüyor. Bu hizmet ulaşımı, kuşkusuz -biraz önce Sayın Bakan da açıkladı- herhangi bir ayrıma uğramadan, ayrımcılık yapılmadan bunu gerçekleştirmeye çalıştıklarını söyledi. Özellikle KÖYDES üzerinden bunu yaptıklarını uzun uzun anlattı.

Ama şunu söylemekte fayda var: Değerli arkadaşlar, önemli olan bölgeler arası kalkınma farklılığının giderilmesidir. Elbette ki Bolu’nun da hiç yolu, suyu olmayan köyü var, Hakkâri’nin de hiç yolu, suyu olmayan köyü var. Bunu kabul ediyoruz, peşinen kabul ediyoruz. Anlatmak istediğimiz bu değil zaten. Anlatmak istediğimiz şey: Ayrımcılığın uygulandığı yer, bizim iktidarda olduğumuz iller, bölgeler, kentler, ilçeler ve beldelerdir. Umarım bu ayrımcılığa bir an önce son verirsiniz.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gür.

Şahsı adına İstanbul Milletvekili Gürsoy Erol. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Erol.

GÜRSOY EROL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce milletimizi, siz değerli vekillerimi saygıyla selamlıyorum.

Maddeyle, özelleştirme gelirlerinin bütçeleştirilmesine ilişkin esaslar düzenlenmekte. Yine aynı şekilde, maddede yapısal özelliklerinden dolayı son yıllarda nakit fazlası veren bazı kurumların gelirlerinin yüzde 50’sinin merkezî bütçeye aktarılmasıyla ilgili bir düzenleme yapılmakta ki bu -biraz önce sayın muhalefet sözcüsünün de ifade ettiği gibi- herhangi bir şekilde onların gelirlerinden alınan bir pay değil. Yapısal olarak fazla veren ve aynı şekilde, onların tüm yatırımlarından ve kendi harcamalarından arta kalan yapısal bir fazlalıktan söz ediyoruz ki bununla da daha az borçlanmayı ve yine aynı şekilde, milletimizin daha az faiz ödemesini ortaya çıkaracak olan, bütçeye aktarılacak olan bir parayı kastediyoruz.

Yine, söz gelmişken, bundan bir süre önce bir muhalefet sözcüsünün söylemiş olduğu bir -ve üzüntümü ifade etmek açısından da- kelimesini düzeltmek isterim. O da şu ki bütçe görüşmeleri sırasında Özürlüler Kanunu’nun… Bardağın dolu tarafını unutursak, azıcık bir, âdeta bir dudak payı gibi küçücük bir boşluktaki vatandaş Ahmet, vatandaş Mehmet’in bir söylemini veya yaşadığı sıkıntıyı dile getirirsek… Dolayısıyla, koca bir kanunun özürlülere ve özürlü ailelerine kazandırdığı birçok hakkı görmemezlikten gelmek, doğrusu, Hükûmetimize ve bu noktada Başbakanımıza da yapılan bir saygısızlık anlamında ifade ediyorum ki bunu düzeltmeyi arzu ederim.

Bu nedir? Vatandaş hastaneye gittiği zaman, gerek muayene gerekse özürlü raporu çıkardığında hâlâ sıkıntı yaşamaktadır. Doğrudur, bize de akseder bu tür sıkıntılar zaman zaman ama bununla ilgili Sağlık Bakanının, keza Başbakanlığın genelgesine rağmen hâlâ oradaki görevli başhekim bir tane arkadaşı kapıya koyup gelen özellikle ağır özürlülere “Bunların problemlerini kolaylaştırma adına yardımcı ol.” demediği zaman bunun Sayın Başbakanımızla veya yasayla ilgili bir sıkıntı olmadığını ifade etmek isterim.

Yine aynı şekilde, Özürlüler Yasası’nın 31’inci maddesinde, özürlü otoparklarına park eden sağlıklı insanların cezalarını biz 2 misli artırdık. Diğerlerinden farklı olarak bunu düşündük ama bununla ilgili, sağlıklı olan bir bireyin özürlü otoparkına “Burası boşmuş, en önde de boş yer var.” diye gelip park etmesinin… Dolayısıyla, bir zihin değişikliğine, bir zihin dönüşümüne ihtiyacı olduğunu ifade ediyorum ki burada görev, sadece bize, Hükûmete, yasaya değil, hepimize, sizlere de düşmekte ve bu noktada bu bireylerin bu kültürü almalarında, bu zihinsel dönüşümü sağlamalarında hep birlikte el ele vermemiz gerektiğine canıgönülden inanıyorum.

Bakın, on yıl önce sokağa çıktığınız zaman, çıktığımız zaman özürlü insanlara baktığımızda göremezdik ama bugün özürlü bireyleri sokağa çıktığımızda onlarcasını, yüzlercesini alışveriş merkezleri dâhil rahatlıkla görebiliyorsak bu Yasa’dan kaynaklanan özürlü bireylerin ekonomilerinin düzelmesi, öz güvenlerinin artması ve bu vesileyle sokaklara daha çıkmasının nedenidir.

Yani aslında problem kısacası şudur: Türkiye’de özürlüler bugün de var, Türkiye’de özürlüler bundan seksen küsur yıl önce de vardı ama Türkiye’de özürlüleri anlayan, özürlülerin dertleriyle dertlenen maalesef bir başbakan, bir Recep Tayyip Erdoğan yok idi. Bugün Türkiye’de dönüşümün ve Türkiye’deki özürlülerin önündeki engellerin aşılmasının baş nedeni de samimi söylüyorum, budur ve özürlü bireyler bugün Başbakanımıza ve Hükûmetimize yaptıklarından dolayı dua etmektedirler.

Ben bu vesileyle 2012 bütçemizin hayırlı olmasını temenni ediyorum ve yüce Meclisimize saygılarımı arz ediyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyoruz Sayın Erol.

Şahsı adına, Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 28’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında -uzun zamandan beri bütçe görüşmelerini tartışıyoruz- şu ana kadar olumlu eleştirisel ve öneri olarak yaklaşan, bilgilerini sunan bütün milletvekillerine  teşekkür ediyorum.

2012 bütçesinin reel ve uygulanabilir bir bütçe olduğunu görmekteyiz. Bu bütçede, Türkiye ekonomisinin önümüzdeki yılda büyüyeceği öngörülmektedir. Nitekim geçen hafta açıklanan verilerde dokuz aylık büyüme  ülkemizde yüzde 9,6 olarak belirlenmiş, bununla da dünya 1’incisi sıfatını almıştır. Çin küçük bir şeyle 2’nci sırada yer almıştır.

Bu durum, dünyadaki gelişmiş ülkelerde ve Avrupa ülkelerindeki krizin artarak devam ettiği ve ekonomilerinin küçüldüğü göz önüne alınırsa çok daha farklı anlamlar ifade etmektedir. Önümüzdeki yıl büyümenin, dünyadaki kriz de göz önünde bulundurularak yüzde 4-5 arası olacağı anlaşılmaktadır.

Bu büyüme sonucunda, millî gelirin artmasıyla birlikte, vatandaşlarımızın refah düzeyi yükselerek yaşam kalitesi artacaktır. Nitekim gelişmişlik endekslerinde ifade edilen kişi başı enerji tüketimi, otomobil, bilgisayar ve GSM sahiplenme oranları, geniş bant İnternet kullanıcı sayısı AK  PARTİ İktidarındaki büyüme oranlarına paralel olarak büyük artış göstermiştir. Amaç, alt gelir gruplarının iyileştirilmesi, gelir dağılımındaki dengesizliğin daha önceki AK PARTİ dönemlerinde olduğu gibi düzeltilmesidir.

Dokuz yıllık AK PARTİ dönemlerine baktığımız zaman, bu kesimler enflasyon altında ezdirilmemiş olup, alım güçleri iyileştirilmiştir. Tabii ki bunları yeterli görmüyoruz. Bu büyüme, eğitim ile birlikte sosyal katmanlara daha fazla pay aktarılması anlamına gelmektedir, sağlık, özürlüler, yaşlılar, bakıma muhtaç kimseler ve benzeri. Yine bu büyümeyle birlikte ülkemizin ihtiyacı olan yatırımlar devam edecektir; ulaşım, kentsel dönüşüm, çevre, eğitim, sağlık.

Peki, bu büyüme nasıl sağlanacak? Üretim ve ihracat ile. Kriz sonrası üretim kapasitesinin arttığını, açıklanan ihracat rakamlarına baktığımızda cumhuriyet tarihimizin rekorunun kırıldığını görüyoruz. On iki aylık değer yaklaşık 134 milyar dolara ulaşmış bulunmaktadır. Koşarak 2023 hedefi olan 500 milyar dolara gidiyoruz. Bunu, özel ve kamu, hep beraber yapıyoruz.

Üretim ve ihracat artışı demek, istihdam demektir, işsizliğin azalması demektir. Geçen hafta açıklanan işsizlik oranı yüzde 8,8'e düşmüştür. Avrupa'daki krizle birlikte işsizlik oranları karşılaştırıldığında umut verici bir gelişmedir ki bunun sürdürülmesi ve daha aşağılara çekilmesi hedefimizdir.

Burada dikkat çekilmesi gereken bir nokta da nitelikli iş gücüdür. Bunun içindir ki AK PARTİ olarak 2023 vizyonumuzda kademeli olarak millî eğitim içindeki meslek liselerinin payının arttırılması planlanmış ve uygulamaya geçilmiştir. Maalesef, 28 Şubat, her alanda olduğu gibi millî eğitime, özellikle de mesleki eğitime büyük bir darbe vurmuştur.

Bu bütçeyle birlikte muhalefet  partilerimiz iki hususa vurgu yaptılar, cari açık, ithalatın yüksekliği.

Hükûmetimiz de cari açığa dikkat çekmiş, tedbirlerini de uygulamaya koymuştur. Nitekim on bir aylık bütçe fazla vermiştir. Hükûmetimiz bu rakamlarla son yirmi sekiz yılın en iyi değerine imza atmıştır.

Cari açığın önlenmesi için yapısal tedbirlerin ve tasarruf tedbirlerinin devam ettirilmesi, israfın önlenmesi, önceliklerin belirlenmesi ile kaynakların etkin kullanılması, verimliliğin arttırılması, inovasyon yani yeni buluş, katma değer ve farklılık oluşturmanın önemine dikkat çekmek istiyorum.

Yine, enerjide alternatif ve yenilenebilir enerji kaynakları ile dışa bağımlılığımızı azaltma çalışmalarımızın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu konuda Hükûmetiniz yoğun çaba sarf etmekte ve yatırımcılarımızın önünü açmaktadır.

Cari açığın ve ithalatın azaltılmasıyla ihracat değerinin yükseltilmesi için bir başka husus da yarı mamul olarak ithal edilen ürünlerin azaltılması ve bu yarı mamul ürünler ileri teknoloji ile işlenerek katma değeri yüksek ürünler hâline getirilmesidir. Bu hususta Hükûmetimiz dışarıdan ithal edilen ürünlerin ülkemizde üretilmesi için teşvik ve destek kararı almıştır. Nitekim, AK PARTİ iktidarları döneminde ARGE ve teknolojik çalışmalara da büyük destek verilmiştir. Bununla ilgili paylar artırılmıştır. Nitekim, yine baktığımız zaman, buralarda kendi uçağımızı, tankımızı, uzaya uydu fırlatmamızı görebiliriz bu desteklerin bir unsuru olarak.

Bir başka husus da kayıt dışı ekonominin kayıt içine alınmasıdır. Bu konuda da toplumun tüm kesimlerine görev düşmektedir.

Biraz da Bursa’dan bahsetmek istiyorum. Bursa, yukarıda bahsettiğim büyümeye kaynaklık eden en önemli üslerden birisidir. Nüfus olarak ülkemizin 4’üncü şehri, yine ihracatta 2’nci bir şehirdir, en hızlı büyüyen 3’üncü şehir. İstihdamda ekonomimizin lokomotif şehirlerinden biri olan sanayi, tarım, gıda, tarih ve turizm şehridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Bu duygu ve düşüncelerle 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını dilerim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

Şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Çınar…

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Taşımacılık yapan kamyoncumuz K1 belgesiyle bu faaliyetini sürdürmektedir. Bu belgeyi alan kamyoncumuz ferdî olarak 25 ton taahhüdünde bulunmuştur. Yine, şirketse, bu ton taahhüdü 75 tondur ama maalesef bugüne kadar bu tonaja ulaşamayan, kapasitesini genişletemeyen vatandaşımızın K1 belgeleri iptal edilmektedir. Vatandaşımız da ciddi manada bir mağduriyetin içerisindedir.

Şimdi sormak istiyorum: Bu K1 belgelerini yeniden alabilmek için en az 15 bin lira gibi bir bedeli ödemek zorunda kalmaktadır. Taahhüt edilen bu rakamı aşağı çekmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çınar.

Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gelir Vergisi Kanunu’na göre bir meslek erbabının serbest meslek makbuzu düzenlemesi için tahsil koşulu gerekir. Vergi Usul Kanunu’nun 19’uncu maddesine göre “Vergi alacağı, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar.” Yani henüz serbest meslek erbabının müşterisi ya da müvekkilinden bağımsız olarak tasarruf edebileceği gelir niteliğinde kazanç tahsil etmeden vergiyi doğuran olay gerçekleşmemiş demektir. Oysa, Katma Değer Vergisi Kanunu 10/a maddesiyle, serbest meslekte vergiyi doğuran olay, hizmetin ifası hâllerinde, hizmetin yapılması anı olarak kabul edilmiştir. Bu düzenlemeyle, vergi idaresi tarafından bir vergilendirme işlemiyle serbest meslek erbabına serbest meslek kazancı elde etmeden gelir vergisi tarh olunması söz konusu olmaktadır ki bu durum sebep yönünden hukuka aykırıdır. Bu konuyla ilgili yeni bir düzenleme yapılacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaleli.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, eğer sayın bürokratlar ulaştırabildilerse, Simav depremiyle ilgili yardımları açıklayabilir misiniz.

İki: Hâlen en son verilere göre, kredi kartı ve tüketici kredisi borçlularının sayısı ve toplam borç miktarları nasıldır? Bunlar ve diğer bireysel kredi borçları için 2012 yılında bir yapılanma öngörünüz var  mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Onur…

MELDA ONUR (İstanbul) – 1999 depreminin ardından İstanbul’da 480 kadar çadır yeri belirlendiğini biliyoruz, ancak 2009 yılında bu rakamı 280’e indirdiler, daha sonra 240’a indirildiğini biliyoruz. Bunu örgütler söylüyor, ilgili sivil toplum kuruluşları. İstanbul’un nüfusu mu düştü, deprem riski mi azaldı? Şimdi gelecek deprem yasasıyla buralara yapılan çeşitli alışveriş merkezi ya da konutları yıkmayı da düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Onur.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, Tunceli’de bir tek düz lise var. Atatürk Mahallesi Tunceli’nin en büyük mahallesi, orada bir düz lise yok, burada düz lise yapmayı düşünüyor musunuz?

Yine Tunceli’deki okulların büyük bir kısmı eskiden yapılmış eski yapılar. Burada deprem testi uygulaması yapılmamıştır, yaptırmayı düşünüyor musunuz?

Tunceli’de -biraz önce sorduğum soruda- taşımalı eğitimden bahsetti Sayın Bakan. Kesinlikle taşımalı eğitim çok kısıtlanmış, özellikle YİBO’da okuyan birinci sınıf öğrencilerinin bir hafta okulda kalması çok sakıncalı. Sabahları bu çocukları YİBO’ya götürüp özel taşımayla akşam getirmeyi düşünüyor musunuz?

Yine, birçok bölgelerde bölge yatılı okullarında ve liselerde kış şartlarının sert geçmesi dolayısıyla bize telefon ediyorlar “Yakıtımız eksik.” diye. Bu yakıt paralarını biraz artırmayı düşünüyor musunuz? Çünkü bu bölge yatılı okullarında oradaki terör olaylarının yarattığı sıkıntılar nedeniyle nüfus azalıyor, öğrenci sayısı da azalınca yakıt miktarı da azalıyor. Yakıtın azalması tabii oradaki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Bakan, üç gündür sorduğum soruların hiçbirisine sizden yanıt alamadım. Gıda bankacılığı konusunda faaliyet gösteren dernek ve vakıflarla ilgili soru sordum, yanıt alamadım. Televizyon kanallarına Maliyenin baskısıyla ilgili soru sordum, yanıt alamadım. Belediyeler ve özel idarelerdeki sözleşmeli personel için sordum, yanıt alamadım. Hiç olmazsa şunun yanıtını vermenizi diliyorum: Özelleştirme İdaresi yaklaşık 40 megavat kurulu güçteki hidroelektrik santrallerini 183 milyon dolara sattı. 540 megavat kurulu güçteki, yani özelleştirmede oluşan fiyatlarla değeri 2 milyar doları aşan Oymapınar Hidroelektrik Santrali’nin 305 milyon dolarlık özelleştirme kapsamında bedava verilmesi kamu yararına uygun mudur? Yani, fabrikanın 6-7 katı değerindeki bir barajı eşantiyon vermek “özelleştirme” olarak adlandırılabilir mi? Bu konudaki yargı kararlarını ne zaman uygulayacaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Acar.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bir kere Sayın Acar’ın sorusuna dün ben cevap verdim ama Değerli Arkadaşımız herhâlde bizi takip etmedi. Sayın Acar sorularınıza, özellikle gıda bankacılığıyla ilgili sorunuza bütün yıllara ilişkin, bütün verileri ben dün verdim burada ama siz, tabii ki bilemiyorum...

Şimdi, şu an için sorduğunuz soruyla ilgili olarak fazla bir bilgim yok. Arkadaşlar toparlasınlar, size iletiriz.

Değerli arkadaşlar, bakın burada sorulan her soruya samimi bir şekilde, bildiğim bilgiler çerçevesinde hep cevap verdim, vermeye de devam edeceğim çünkü bu size olan saygımdan dolayıdır, siz milletimizin temsilcilerisiniz.

Şimdi, K1 belgeleri konusu, değerli arkadaşlar, indirilip indirilemeyeceği hususu Ulaştırma Bakanlığımızı ilgilendiren bir husustur. Ben bu soruyu sorduğunuzu kendilerine iletirim. Eğer böyle bir düzenleme yapılması gerekiyorsa inşallah kendileri de yardımcı olurlar.

Şimdi, Gelir Vergisi Kanunu’na ilişkin, özellikle bu serbest meslek erbabına, yani hizmetinin karşılığı tahsil edilmeden vergi, KDV talep edildiği konusu, özellikle avukatlarımız için herhâlde bir sorun. Geçen sene bu konu gündeme geldi. Değerli arkadaşlar, biz bu yönde bir mukteza verdik, yani bir görüş verdik Maliye Bakanlığı olarak. Yani, özellikle avukatlarımızın bu konuda bir sıkıntıya düşmemesi için bu konuda gereken adımı attık. Yalnız şöyle: KDV Kanunu’nun kendine özgü bir sistemi var. O sistemi değiştirmek gerçekten doğru olmazdı. Yani Kanun’da değişikliğe gitmedik fakat uygulamadaki bazı sıkıntıları aşmak üzere Gelir İdaresi Başkanlığı adım attı, bu konuda gereken kolaylıkları sağladık.

Simav depremiyle ilgili veriler geldi değerli arkadaşlar. Şöyle: Simav depreminde bir yardım kampanyası başlatılmamış ama hani çünkü esas soru buydu fakat Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına biz 17,3 milyon liralık bir para gönderdik. Buna ek olarak, Bakanlığımızdan sonradan bir yedek ödenekten 7 milyon lira para gönderdik, ayrıca orada belediyelerin zararlarını çünkü belediyelerin birtakım zararları oluştu, belediyelere de toplamda 2,4 milyon lira para gönderdik. Dolayısıyla bu anlamda biz Maliye Bakanlığı olarak gerek yedek ödenekten gerekse belediyelere yapılan bu ödemelerden yani o çerçevede birtakım yardımlarda bulunduk ama dediğim gibi bir yardım kampanyası düzenlenmediği için ben yani ne kadar yardım yapıldı, onu bilmiyorum.

Kredi kartıyla ilişkili soruya gelince önümde veriler yok, gelirse sizlerle paylaşırım. Yalnız şöyle bir şeyi ifade etmekte yarar görüyorum: Sonuçta kredi kartı vatandaşımız ile bankalar arasında bir ilişkinin sonucudur. Orada bir borç yapılandırması gerekiyorsa bence bankaların yapılandırması zaten makul olan bir şeydir ve bankalar zaman zaman bu türden yapılandırmaları bireysel bazda mutlaka yapıyorlardır çünkü kendi menfaatlerinedir, eğer vatandaşımızın ödeme güçlüğü söz konusuysa bu yapılandırma bankanın da menfaatinedir. Yani o çerçevede bir yapılandırma olursa tabii ki biz de seviniriz.

Oymapınar’la ilgili bilgi geldi bana şimdi. “Oymapınar Santrali tek başına özelleştirilmedi -üretimi alüminyum fabrikasında kullanılması şartıyla özelleştirilmiş- 40 megavatın 180 milyon dolara satılması da doğru değildir. Bilgileri kontrol etmek lazım.” diyor arkadaşlar. Gelsin, ne kadara sattıklarını, onu da sizinle paylaşırız.

Tabii ki, bu İstanbul’da çadır yerleri konusunda yani yarı yarıya indiği konusunda değerli arkadaşlar, benim ilgi alanıma girmiyor ama burada bir problem varsa, bir sorumluluk varsa ilgili arkadaşlar eminim duyuyorlardır veya kayıtlara geçmiştir, ilgilenirler yani belediyedir ya da Çevre Şehircilik Bakanlığıdır yani Maliye Bakanlığı olarak bizim burada bir şeyimiz yok.

MELDA ONUR (İstanbul) – Sayın Bakan burada, ilgili Bakan burada.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Genç’in sorusuna gelince değerli arkadaşlar, Tunceli’de lise sorunu varsa, lise açığı varsa tabii ki Millî Eğitim Bakanlığımız planlar, biz destek veririz, Tunceli’de veya başka bir yerde. Bence düz lise yapmamak lazım, bence daha çok meslek lisesi yapmak lazım, Anadolu lisesi yapmak lazım çünkü oradan mezun olan kardeşlerimizin iş  bulma imkânı daha yüksek olur. Ben sadece tavsiye olarak söylüyorum yani bence -şahsen- paranın düz lise yerine meslek liselerinde veya Anadolu yani özel uzmanlaşmış liselerde kullanılması daha önemli.

Türkiye genelinde 2011-2012 eğitim döneminde 1’inci sınıf ile 5’inci sınıf öğrencileri taşımalı eğitim kapsamına alınmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – YİBO’larda yapılmıyor Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Pansiyonlarda bu öğrenciler artık kalmamaktadır. Dolayısıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz doldu efendim.

Teşekkür ederiz.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 28’inci madde kabul edilmiştir.

Saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 19.05
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, 29’uncu maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 29 - (1) Bu Kanun 1/1/2012 tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 29’uncu madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş.

Buyurunuz Sayın Özgümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bütçenin sonuna geldik, hemen hemen kapanış konuşmalarına geldik. On iki gündür, zaman zaman bizim de anlayamadığımız, zaman zaman  halkımızın da anlayamadığı bazı kurumların bütçesi üzerinde “Kabul edenler… Etmeyenler…” şeklinde bir oylamayla sonuna geldik.

Benim konuşacağım madde yürürlük maddesi. Keşke benim de yetkim olsa, Cumhuriyet Halk Partisinin de çoğunluğu olsa ve bu madde üzerinde “1/1/2012’de yürürlüğe girer.” yerine “Hiç yürürlüğe girmese.” diye bir karar verebilsek çünkü bu bütçe, insana dokunmayan, gerçekçi olmayan, sağlıksız ve inandırıcı olmayan bir bütçe.

Gelir, gider kalemleri sağlıklı değil. Öncelikle bütçenin en önemli kalemlerinden gelir vergisi, şu anda Türkiye’de kayıt dışılığın çok yüksek olmasından dolayı sağlıklı değil. Türkiye’de şu anda hâlâ ekonomi kayıt dışında yürüyor. 2002’de AKP iktidara geldiğinde Hükûmet Programı’nda, zaman dar olduğu için tek cümleyle okuyorum: “Vergi reformuyla vergi tabanı genişletilecek.” diyor. 2002’de Acil Eylem Planı’nı Sayın Başbakan açıklarken çok daha iddialı laf söylüyor, diyor ki: “Hükûmetimiz kurulur kurulmaz kapsamlı bir vergi reformu için çalışmalar başlatılacak, ilk üç ay içinde vergi yükünü tabana yayan tedbirler alınacak.” Bu da Acil Eylem Planı’ndaki iddialı cümle, 2002’de.

Şimdi, evvelki gün ya da birkaç gün önce Sayın Maliye Bakanı bütçe sunumunu yaparken şu cümleyi kullanıyor; diyor ki: “-Hükûmetimiz kurulur kurulmaz önümüzdeki dönemde vergi uygulamalarını adalet ilkeleri çerçevesinde gözden geçirmeyi ve vergi tabanını genişletmeyi hedefliyoruz.” Aradan geçmiş on yıl. Arada başka Maliye Bakanı da var. O Maliye Bakanı da yaptığı konuşmaların hemen hemen hepsinde AKP’nin vergi tabanını genişleteceğini ve adil bir vergi reformu yapacağını söylemiş. On yıl geçtikten sonra Maliye Bakanımız burada hâlâ vergi reformu yapacağından ve vergiyi tabana yayacağından bahsedebilmektedir.

Sayın Başbakan iki sene kadar önce İstanbul’da bir iş adamları toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye ekonomisinin yüzde 65’inin kayıt dışında olduğunu söylüyordu. Kısa bir süre önce yaptığı bir konuşmada, Mayıs 2011’de, Türkiye Giyim Sanayicileri Derneğinde diyor ki: -Gazete başlığı- “Erdoğan: Bugün hâlâ Türkiye’de yüzde 40-45 kayıt dışı var.”

Değerli arkadaşlar, kayıt dışılıktan sanayici şikâyet edebilir, sanayici örgütleri şikâyet edebilir, sendikalar, tüketiciler şikâyet edebilir. Türkiye’de şikâyet edemeyecek bir tek kişi var; o da Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti’nin Başbakanı. On yıl sonra bir Başbakan kayıt dışılıktan şikâyet edebilir mi? Tek parti iktidarısınız.

Şimdi, bu dönemde zaman zaman Maliye Bakanımız konuşmalarında diyor ki: “Vergi konusunda önemli şeyler yaptık. Nankörlük yapmayın; kurumlar vergisini yüzde 30’dan yüzde 20’ye düşürdük.”

Değerli arkadaşlar, daha önceki yıllarda anlatamadık. Kurumlar vergisi bir maliyet unsuru değildir. Türkiye sanayisinin rekabet gücünü etkileyen bir unsur değildir. Eğer bir firma 100 milyon lira para kazanıyorsa 30 milyon lirasını veya 20 milyon lirasını vergi olarak ödemiş çok önemli değil. Önemli olan, vergi tabanını yayıp, kayıt dışı işsizliği kayıt içerisine alıp, istihdam üzerindeki yükleri düşürmek ve Türk sanayisine rekabet gücü kazandırmak. Hükûmet on yıl içerisinde bunda beceriksiz oldu. On yıl sonra hâlâ kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine alacağından bahsetmektedir. Bu, yüzde 30’dan yüzde 20’ye indirme sadece Türkiye’de bazı bankalara ve sattığınız Telekom gibi kuruluşlara yarar. Yoksa, KOBİ’nin, esnafın işine yarayacak ya da onlara rekabet gücü kazandıracak bir uygulama değil. Bu durumda hangi bütçeyi onaylayacağız?

Tabii, kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine alamayınca da sürekli olarak dolaylı vergilere yüklendiniz. Bugün 2012 bütçesinde, hâlâ, dolaylı vergi yani haksız, adaletsiz olan, zulüm olan dolaylı vergi, toplam vergi gelirlerinin yüzde 68’i civarında değerli arkadaşlar. 90’lı yıllarda doğrudan vergi yüzde 60, dolaylı vergi 40’lar civarındaydı. On yıllık AKP İktidarında bu, şu anda, dolaylı vergiler yüzde 68 civarına geldi. “Bu adaletsizdir.” diyoruz çünkü gelirden, kazançtan alınan bir vergi değildir, tüketimden alınan bir vergidir yani bu, şu demektir: Anadolu’nun bir köyünde çocuğunu büyütmeye çalışan, bebesini büyütmeye çalışan bir anne de İstanbul’da yalısında kedisini sütle besleyen kadın da bir şişe ya da bir paket süte aynı vergiyi öder. Hayatımda hiç sigara kullanmadım ama sigara üzerindeki sabit vergiler zulümdür, adaletsizliktir. Bugün, Batman’daki bir çoban sigara içerken ya da İstanbul’da Levent’te arabasını park eden valeye 100 dolar bahşiş veren genç de sigara üzerinden aynı vergiyi ödemektedir. Onun için, Türkiye'nin bu yapısı, vergi yapısı sağlıksızdır.

Peki, bu dönem içerisinde AKP, özellikle vergi konusunda iyi bir şey yapmadı mı? Bir önceki Maliye Bakanımız “Kuru gürültü.” sistemini getirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nde maliye sistemine, ilk kez literatüre girdi, o da şu: Vatandaş, mükellef getirip beyannamesini veriyor, kazancını bildiriyor. Bir ay sonra maliye elemanları aramaya başlıyorlar, diyorlar ki: “Beyannameni beğenmedik, matrahı artır.” Adam diyor ki: “Doğru beyan verdim.” Arkasından gelen cevap şu: “O zaman gelir, inceleriz.” “Gelin, inceleyin. Doğru beyan verdim.” diyor. “Gelirsek bir şey buluruz.” Daha sonra Maliye Bakanımız, bir önceki, espritüel Maliye Bakanımız, yine, iş adamlarıyla yaptığı bir konuşmada diyor ki: “Kuru gürültü yaparak vergi topluyoruz.” ve gülmemizi bekliyor.

Şimdi değerli arkadaşlar, bu konuyu kapatalım, zaman çok dar. Sayın Maliye Bakanımız yok. Dün birkaç gün önceki konuşmasında Maliye Bakanımız, daha önceki konuşmasında Ekonomi Bakanımız sürekli olarak Türkiye'nin ne kadar çok doğrudan yabancı sermaye çektiğiyle övündüler burada. O gün de buradan söyleyebildim, oturduğum yerden: Bir kavram çarpıtması var. Doğrudan yabancı sermayenin eğer alt kalemlerine, niteliğine bakmazsanız çok da övünülecek bir şey değil. 2012 yılında 11-11,5 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye geldi.

Bakın, bu kürsüden iddia ediyorum, televizyonda bizi izleyen Türk milletinin önünde şeref sözü veriyorum. 11 milyarla övünüyorsunuz, yetki verin bana 2012 yılında, 100 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye getireyim, eğer getiremezsem şeref sözü veriyorum milletvekilliğinden istifa ediyorum, bir daha da hayatımın hiçbir döneminde siyaset yapmayacağım.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Zaten ülke batar o zaman.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Batıyorsunuz zaten, ülkeyi satıyorsunuz, vatanı satıyorsunuz, bunu söylemek istiyorum.

Bir de şu var bakın: Bakanlarımız da konuları çarpıtıyor ve tam olarak kavramları doğru kullanamıyorlar. Doğrudan yabancı sermaye başka bir şeydir, sabit sermaye yatırımı başka bir şeydir. Hurşit Hocam burada olsaydı, onun ders notlarından 2 bakanıma gönderirdim ama eğer onunki yeterli değilse uluslararası referans vereyim. Bakın, bir tanesi: System of National Accounts, ona iyi bakın doğrudan yabancı sermaye nedir, sabit sermaye yatırımı nedir… O da olmazsa eğer Avrupa Birliğinde kullanılan European System of Integrated Economic Accounts, orada çok ayrı biçimde yazar bunlar. “Doğrudan yabancı sermaye” dediğimiz şey… Türkiye’deki hazır değerleri sattınız, varlıkları sattınız, toprakları sattınız, vatanı sattınız ama siz 11,5 milyar dolar yabancı sermayeyle övündüğünüz zaman vatandaş da onların gelip burada fabrika kurduğunu zannediyor, böyle bir şey yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi, şu anda bankacılıkta yabancı sermayenin payı yüzde 50 civarında, 2008 krizi gelmeseydi babalar gibi Halk Bankasını da, Ziraat Bankasını da satsaydınız eğer, o zaman bankacılıktaki payı yüzde 70’e gelecekti yabancı sermayenin. Türkiye açısından, geleceği açısından bunda çok büyük tehlikeler var.

Şimdi, geçen gün söylemiştim. Bakanımız espri yapıyor, “Havaalanında evini sırtına yüklemiş ülkeden çıkanı görmedim.” diye. Bunları okudukça ve ben gerçekten Sayın Bakanın Merrill Lynch gibi bir imparatorluktan, milletvekili maaşının 10 katı, 20 katı yüksek bir maaştan neden buraya geldiği konusundaki kuşkularım gittikçe artıyor. Çünkü eğer bankaları satarsanız, kâr transferleriyle Türkiye’de yaratılan katma değeri yurt dışına çıkarırsanız, tarlaları satarsanız çocuklarımızın geleceğini, onların gıdasını, yiyeceğini satmış olursunuz.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Vatan sevgisiyle geliyor.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Vatan sevgisiyle satıyorsunuz. Halkım artık uyansın! AKP vatanı satıyor. “Vatanı satıyor.” diyenleri de mahkemeye veriyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şu anda sürem bitti, sürem azaldı. Ama merak etmeyin, Allah izin verirse üç buçuk sene daha buradayım; Genel Başkanımın deyimiyle maskenizi indireceğiz, yaldızlarınızı dökeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgümüş.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Konuşmacı konuşmasında “AKP vatanı sattı.” gibi akıl dışı, mantık dışı bir ifade kullandı. Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten bir vesileyle bugün bu kürsüden seslenirken bazı konuşmacı arkadaşlarımızda bazı hususların olması gerektiğini ifade etmiştim. Bunlara izanın ve ölçünün de eklenmesi gerekir. “İzan” çok önemli bir kelime. Aslında insanın dengesini gösteriyor, yani iç dünyasının da dengesini gösteriyor, yansıtıyor. Eğer bu denge yoksa o insanın konuşmaları kesinlikle makul ve normal olarak tanımlanan bir konuşma değildir, yani zihninden ve ağzından normal şey dökülmez.

Bakın değerli arkadaşlar, eğer “Vatanı satmak” ifadesi özelleştirmeyi anlatmak için kullanılıyorsa, ki sanıyorum onu ifade etmek için kullanıldı…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Hayır, onun için değil.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …1986 yılından beri bu ülkede özelleştirme yapılıyor.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Yabancılara toprak satışından bahsediyorum. Özelleştirmeye karşı değiliz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Dinle, dinle!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu ülkede özelleştirme yapılıyor; yerli ya da yabancı, fark etmez. Yani 1986 yılından beri devlet politikası olarak özelleştirme yapılıyor. Ve biz iktidara gelene kadar yabancı alan da var, Türkiye’deki insanlara da, yatırımcılara da satılıyor; fark etmiyor, yani arada fark yok.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – O zaman niye alınıyorsunuz? Satıyorsunuz işte!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biz iktidara gelene kadar özelleştirme uygulamasının başladığı 1986 yılından 2002 sonuna kadar toplam 179 adet kamu iktisadi kuruluşu yerli ve yabancıya satılıyor. Karşılığında elde edilen rakam toplam 8 milyar dolar, adet 179 tane iktisadi kuruluş. Elbette bunların gayrimenkulleri, diğer kuruluşları hepsi dâhil olmak üzere. İçinde banka da var, diğer telekom şirketleri de var, hepsi var yani para edecek, değerli olabilecek her şey var, 8 milyar dolar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir TÜPRAŞ yapmaz hepsi ama!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – 2002’den 2011’e kadar yapılan 85 adet özelleştirmeden elde edilen gelir 32 milyar dolar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir Tüpraş yapmaz Sayın Canikli, geç!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Eğer birisi bu vatanı satıyorsa “bedavaya satıyor, ucuza satıyor”, değerli arkadaşlar. Ayıptır, gerçekten ayıptır!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Bir yıllık cari açığın ne kadar, sattık diye anlatıyorsun!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, bugüne kadar hiçbir dönemde elde edilmeyen gelir elde ediliyor.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Bir haftada ne kadar faiz ödüyorsun?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Özelleştirmeyi biz de yaptık önceki Hükûmetlerin tamamı gibi, siz şanslısınız AKP Hükûmeti var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – AKP kurdu o tesisleri de satın!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama biz değerinde sattık, bedavaya satmadık. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Canikli.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ofer’e mi sattınız? Ne kadar hissesini verdiniz Ofer’e bedavaya? 600 milyon dolara, ihalesiz ne kadar verdiniz, onu da söyle!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, konuşmacı benim söylemediğim bir konuda açıklamalar yaptı, bir düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Bir şey duymadım ben, sizin söylemediğiniz bir şeyi söylemedi.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Ben özelleştirmeyle ilgili, özelleştirmeye karşı olduğumu söylemedim. Konuşmacı özelleştirmeyi eleştirerek, benim onu söylediğimi söyleyerek onun üzerine kurdu konuşmasını, o konuda bir açıklama yapmak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Neyi söyledin ya!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hayır, hayır!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Yanlış bilgiler verdi, ben onları söylemek istiyorum.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Bizim arkadaşımıza “izansız” dedi, daha ne desin!

BAŞKAN – Siz söylediniz, o da ona karşılık cevabını verdi, o kadar.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Maddeye geçelim Sayın Başkan.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Benim söylemediğim şeyleri de söyledi. Ben özelleştirmeye karşı çıkmadım, özelleştirmeye karşı çıktığımı varsayarak bunun üzerine konuşma yaptı. Ben onunla ilgili açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Kayıtlara geçti şimdi efendim, karşı çıkmadınız özelleştirmeye, tamam.

III.-  KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu  Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir bütçenin daha görüşmelerinin sonuna doğru geliyoruz. Gerçekten bu bütçe rakamlarına baktığımız zaman, öncelikle siyasal demokrasi açısından bütçenin ayağı var mı diye baktığımız zaman, 12 Eylül darbe Anayasası’nın getirdiği sistemin aynen durduğunu görüyoruz. Yani burada yüzde 10 barajı, grubu olan partimize hazine yardımı yapılmaması, seçim sistemleri aynı ve bu seçim sistemleri içinde bir Cumhurbaşkanlığı seçimini de tartışıyoruz, bu cumhurbaşkanlığı seçimi beş yıl mı, yedi yıl mı? Kendi çıkardığınız Mecliste bir Anayasa değişikliği oldu ki AK PARTİ’nin isteğiydi, onlar getirdi buraya beş artı beş olsun diye. Beş artı beş formülü, milletvekilleri için de dört yıla indirildi beş yıl. Dört yılı uyguladık, beş artı beşe geldiğimiz zaman şimdi bir karmaşa yaşıyoruz, beş yıl mı, yedi yıl mı?

Tabii, hukukun, kanunun dar mantığına sıkıştırırsanız, şekli hukuk açısından bakarsanız anayasa değişiklikleri ileriye işlemez diye, şeye getirilir, işte, Anayasa sürecinde yedi yıllığına seçildi ama siyasi açıdan, millî iradeye saygı açısından getirirseniz farklı bir manzara çıkıyor ortaya. Bu sefer de Meclisin iradesi beş artı beş, arkasından referanduma gitti, 21/10/2007 değişikliği ve halk referandumda bunu kabul etti.

Şimdi, burada biz vekiliz, asillerin kabul ettiği bir beş artı beş formülü karşısında bizim yapmamız gereken tek bir şey var, buna uymak. Siyasi etik bunu gerektiriyor, bu tartışmaları da sonlandırmak gerekiyor çünkü bütçenin içinde bunun kalemi yok, Cumhurbaşkanlığı seçiminin kalemi yok arkadaşlar. Bakın, Cumhurbaşkanlığı seçiminin kalemi yok, seçime katılacak adayların harcamalarının kalemi yok, seçime girecek siyasi parti gruplarının hazine yardımı konusunda kalemi yok. Bakın, ilginç bir şey söylüyorum.

Tabii, siyasi etik ve demokrasi anlayışı, burada AK PARTİ ile köşkü bir karar verme sürecine taşıyor. Burada üç muhalefet grubunun tavrı net. Deniliyor ki: Beş artı beş madem kabul edildi, bunu da AK PARTİ istedi, milletin iradesi de bunu gerektiriyor, siyasi etik açısından bu tartışmaya son vermek gerekiyor.

Şimdi, tabii, yurttaşlık kapsamı içinde de devlet düzeni kurulurken bütçeyi dizayn biçimi de bir ayrı konu yani eğer bölünüyor sendromuna girerseniz bütçenizi güvenliğe ayırırsınız, yok “Orta Doğu ve dünyada krizin getirdiği taşlar yerinden oynuyor, bunun getirdiği farklı şartlar vardır.” derseniz o apayrı bir tartışma konusudur. Modernizasyon, etkinlik Meclisin bunu tartışmasını gerektiriyor. O konuda da bir bütçe sürecinde iyi sınav vermediğimizi düşünüyorum.

Yine, bütçenin ekonomik demokrasi ayağının bu bütçeyle oluşmadığını… 2002’de Kemal Derviş’in getirdiği, o bankaların battığı dönemdeki, kriz sürecindeki plan orta vadeli programlarla üç yılda bir yenileniyor yani üç yıl sonraki bütçeler bile belli ancak bu bütçelerin içinde görünmeyen kalemler vardı, bunun tartışmasını açtık. Ben bir yönetmelik rica ettim Sayın Maliye Bakanından ve Sayın Meclis Başkanından. Askerî harcamalar, SSDF’nin, vakıfların bütün bu harcamaları, silah alım satımları görülmüyor. Bana bir gizli yönetmelik verin dedim, bir de yeni çıkan Bakanlar Kurulu yönetmeliğini. Ben milletvekiliyim, bir grubun başkan vekiliyim ve hâlâ bu yönetmelik benim elime gelmedi. Ben buradan milletime şikâyet ediyorum sizi, şikâyet ediyorum. Bu yönetmeliği Sayıştay uygulayacak, Sayıştay Meclis adına uygulayacak, sizin bu yatırdığınız vergileri biz de sizin adınıza denetleyeceğiz ama bu yönetmeliği alamıyorum, 74 milyona da şikâyet ediyorum.

Şimdi, ekonomik demokrasi ayağında da rakamların illüzyonuyla meşgulüz. İllüzyon… Büyüdük diyoruz, güzel, ama büyüme, ekonomide büyüme çok farklı olguları olan bir şeydir. UNESCO’yu bıraktık, onu geçen konuşmamda açıkladım. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın İnsani Gelişme Endeksi’ne baktığımız zaman 83, 85’inci sıralara gerilemişiz. Sonra, Avrupa’da 47 ülke içinde 46’ncı olmuşuz, sonuncu. Sonra, bakmışız, gelişmişlik endeksi gelirler arasında, bakın, gelirler arasında oldukça büyük bir fark var, Dünya Bankası verilerine göre yaklaşık 17 kat. Türkiye'nin en zengini olan yüzde 10’luk kesim millî gelirin yaklaşık yüzde 35’ine el koyuyor. Şimdi, en fakir yüzde 10’luk ise millî gelirin sadece yüzde 2’sini alıyor.

Şimdi, tabii burada ekonomik demokrasi konuşurken, bakın, 1 Ocakta kamu çalışanlarından sigortalı olanların yüzde 5 primi o sigortalılardan kesilecek. Siz günlük 65 kuruş, bir simit bile etmeyen zammı yaparken 1 Ocakta 150 ile 200 lira arası para kesintisi yapacaksınız işçilerden, SSK’lılardan, priminden; yüzde 7’sini de devlet ödeyecek. Şimdi, ben sizi vicdana davet ediyorum. Şurada davet ediyorum: Yüzde 5 işveren primini siz hazineden bu işçilerin vergisiyle ödeyip bu bütçeye 5,7 milyar vergi koydunuz mu? Koydunuz. 5,7 milyar gideri işveren primlerini karşılamak için koyarken 1 Ocakta kamu çalışanlarına yüzde 5 prim uygulayacaksınız. Bu adaletsiz bir yaklaşımdır arkadaşlar. Bunu vicdanımıza sığdıramayız.

Bakın, kültürel demokrasi boyutu, bütçenin ruhudur. Siz eğitime, sanata, kültüre, spora, bu ülkenin insanlarının sosyal yaşamına ne ayırmışsınız? Bu çok önemli bir konudur. Buna baktığımız zaman da rakamlar çok küçük.

Yine bakıyoruz, sosyal devlet, sosyal adalet, sosyal eşitlik konusundaki ayırdığınız rakamlar nedir üç yıl, 2012, 2013, 2014? Gayrisafi millî hasılanın 12,99’u. Peki, Avrupa Birliği, 27 ülke içinde ne kadar? Yüzde 25. Bunları çoğaltmak mümkün ama bir son cümle ve söz olarak burada bunu, bir şey ifade edeceğim.

Buradan ana muhalefet, iktidar partimizden ikidir İrlanda’ya gidip, yerinde çalışmalar yapıp “İrlanda’da sorun nasıl çözüldü, IRA sorunu nasıl çözüldü?” diye çalışma yapan arkadaşlarımız var, bilmiyorum, gruplarınızı bilgilendiriyorlar mı? Blair gibi cesur liderlere, güçlü liderlere ihtiyacı var Türkiye'nin. Bu cesareti kendinde gösterecek lider arıyoruz. Açık söylüyorum, orası konuşarak çözdü IRA olayını. Geçen gün İspanyol ve Basklı milletvekilleri Mecliste ziyaretime geldi. Onlar da, ETA da silah bıraktı. Sordum, merak ettim “Nasıl oldu?” diye, bana şunu anlattılar: “Biz önce şunu konuştuk -biliyorsunuz, oradan da epey tutuklu var- silah kullanmama, siyasilerin bırakılması, silahın bırakılmasını öne koyduk. Sonra, ‘Lokarri’ adlı bir barış organizasyonu öncülük etti. Zapatero vardı o zaman yönetimde, şimdi sağ, muhafazakâr bir iktidar geldi. Güney Afrikalı ‘Brian Currin’ isminde bir avukat hakemliğimizi yapıyor Güney Afrika modelinin çözümü doğrultusunda. Yazılı bir protokolümüz de yok ancak konuşulanlar, şartlar iki taraflı konuşuluyor ve konuşmaların konusu sübutun üzerinden, cezaevlerinden, illegalitedekilerden, bunların durumundan, geleceğin ne olacağından konuşuluyor, tarih tartışılıyor, hangi tarihe, plana bağlanacağı. Politik, siyasi katılımda, legal, demokratik alandaki katılım konuşuluyor ve ETA-hükûmet arasındaki direkt görüşmelerin sürdürülmesi kararı alınıyor, yeni hükûmet de sürdürüyor.” diyor. İşte bizim yapamadığımız bir şey var -ki otuz yıldır birbirimizin boğazına sarılıyoruz- bu Meclisin bu bütçe görüşmelerinde yapması gereken en önemli konulardan buydu, bu olmalıdır diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Şahsı adına Mardin Milletvekili Gönül Bekin Şahkulubey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Şahkulubey.

GÖNÜL BEKİN ŞAHKULUBEY (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 29’uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her alanda reformlar yapan, ülkemize çağ atlatan, büyüme rekorları kıran, hedef ve vizyon koyan, yapılanların, yapılacakların değerlendirildiği bütçe görüşmelerinin son günlerine gelmiş bulunuyoruz. AK PARTİ olarak yaptığımız bütçelerde “İşimiz hizmet, gücümüz millet” dedik ve milletimizden aldığımız yetkiyle ülkemizin her karışına hizmet götürmenin mücadelesini verdik, vermeye de devam edeceğiz. Diğer dokuz bütçemizde olduğu gibi, bu bütçemizde de halka hizmeti, ekonomik kalkınmayı ve ülke insanlarımızın toplumsal refahının en üst düzeyde olmasını hedef aldık. Bütçemiz, yoksullukla mücadeleyi sürdüren, çiftçimizin yetiştirdiği mahsulün değerini veren, köylümüze yol, su, elektrik ve altyapı hizmetlerini sunan, işçinin, memurun alın terini karşılıksız bırakmayan, emekliyi düşünen, eğitime ve sağlığa en yüksek bütçeyi ayıran, öğrencilerimizin eğitim ve barınma ihtiyaçlarını karşılayan, özürlüye, bakıma muhtaç olana destek veren, ülkemizin dört bir yanına hizmet götüren, reel kesimi destekleyen, ARGE’ye önemli paylar ayıran, belediyelerimizi ayrım yapmadan destekleyen bir bütçedir.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem olan Mardin ilimiz de bu bütçelerden aktarılan kaynaklarla birçok alanda hizmet almıştır. Sağlık alanında, Derik, Savur, Ömerli, Dargeçit, Mazıdağı ve Kızıltepe Devlet Hastanelerini bitirerek vatandaşlarımızın hizmetine açtık. Midyat Devlet Hastanesinin inşaatı tamamlanmış olup en kısa zamanda hizmete açılacaktır.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Koruma amaçlı imar planınız yok.

GÖNÜL BEKİN ŞAHKULUBEY (Devamla) – Nusaybin Devlet Hastanesi temel atma aşamasında olup…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Mardin koruma amaçlı imar planınız hâlâ yok.

GÖNÜL BEKİN ŞAHKULUBEY (Devamla) – …Mardin’e yapılacak olan 300 yataklı yeni devlet hastanesiyle ilgili çalışmalar ise devam etmektedir. Bunların yanı sıra, hastanelerimizdeki tıbbi cihaz, doktor, ambulans ve acil servislerin sayılarını da artırdık.

Mardin, AK PARTİ döneminde, özlemini duyduğu Artuklu Üniversitesine ve uzun zamandır su sıkıntısı çeken Mardinli ve Kızıltepeli hemşehrilerimiz içme suyuna “Beyaz Su Projesi”yle bizim iktidarımız zamanında kavuştu. Mardin kentinin sahip olduğu tarihî mirasın gün ışığına çıkarılıp kültürel değerlerin korunması amacıyla “Tarihî Dönüşüm Projesi”ni başlattık.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Projeniz yok. Uygulama imar planınız yok.

GÖNÜL BEKİN ŞAHKULUBEY (Devamla) – İki yüz on dokuz yıldır yapılamayan, Mardin’in önemli bir projesi olan Mardin Kalesi güçlendirme ve restorasyon çalışmalarını, kalemizi turizme kazandırmak amacıyla biz başlattık.

Son yıllarda sadece ülkemizin değil, tüm dünyanın ilgisini çekmeye başlayan, huzurun, kardeşliğin, dayanışmanın, misafirperverliğin, camileriyle, medresesiyle, kilisesiyle hoşgörünün simgesi olan Mardin, tarihî ve kültürel mimari yapısıyla UNESCO’nun dünya mirası kenti listesine girmeye adaydır.

Tarihî yapıtları ve doğal güzellikleriyle 2002 yılında 150 bin turist çekerken şimdi 1 milyon rakamına ulaştık. Mardin Havaalanı pisti yenileme çalışmaları devam etmekte olup terminal binasının tamamlanmasıyla, 2023 vizyonumuzda olan, yıllık 5 milyon turist sayısına ulaşmayı hedefliyoruz.

Ulaştırma alanında seksen yılda sadece 28 kilometre bölünmüş yol yapılmışken, AK PARTİ Hükûmeti zamanında tam 235 kilometre bölünmüş yolu Mardin’imize kazandırdık.

Yukarı Mezopotamya’nın en verimli topraklarına sahip olan ilimizde 73 bin hektarlık alan sulanıyor. GAP çalışmalarımız bittiğinde ise 204 bin hektar alan su ile buluşmuş olacak.

Mardin Organize Sanayi Bölgesi yüzde 99 doluluk oranına ulaşmış olup ihtiyaca cevap vermediğinden ikinci organize sanayi bölgesi açma çalışmalarını da başlatmış bulunuyoruz.

Değerli milletvekilleri, biz bütün bunları, yaptığımız gerçekçi bütçelerimizle başardık. “Sevdamız millet, görevimiz hizmet.” dedik. Ülkemizin güzel insanları ve onların refah seviyesini daha artırmak için gece gündüz demeden var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, bütçenin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, bütçemizin ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahkulubey.

Şahsı adına, Mardin Milletvekili Ahmet Türk. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Türk.

AHMET TÜRK (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçesinin 29’uncu maddesi üzerinde görüş ve düşüncelerimi belirtmek için söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugüne kadar hazırlanan bütçelerin, sosyal adalet, adil paylaşım ve bölgeler arası dengesizliği giderici mantaliteden uzak olduğunu görüyoruz. Yine, toplumun aydınlanmasını, demokratik gelişim ve değişim hedeflerini içermediğini çok iyi görüyoruz. Doksan yıllık cumhuriyet tarihine baktığımızda, hükûmetlerin, güç ve iktidarları için, bütçeyi amaçları doğrultusunda kullandıklarını görüyoruz ve toplumu kontrol etmeyi hedefleyen bir mantıkla yürüttüklerini de çok iyi görüyoruz. Tek partili dönemlerde toplumu kontrol etme politikalarını anlayabiliyoruz çünkü hükûmetleri denetleyecek bir muhalefet yoktur. Çok partili döneme geçildiğinde, sistemin devamı olan siyasi partiler, çok partili bir siyasi yaşam yerine, birkaç liderli siyasi partilere dönüştü. Bu nedenle, yenilenme, demokratik değişim gerçekleşmedi. Sistemi eleştirenler, başta Kürtler olmak üzere devrimciler, Aleviler, azınlıklar, hatta inançlı kesimler potansiyel tehlike gösterildi.

Bugüne geldiğimizde, bu Hükûmetin icraatlarına baktığımızda, AK PARTİ’nin demokrasi havuzu dolmuştur. Zaten derinliği bu kadardı, 3 santimlik bir derinliği vardı. Ret ve inkâr politikaları sürdürülüyor, farklı kültürleri, kimlikleri, inançları güvenceden yoksun bırakan bir siyaseti izliyor. Resmî ideolojiyi okşamayı ihmal etmeden, kendi sistemini ve göbekten bağlı olduğu kesimi etkili bir güce kavuşturduğunu görüyoruz. Medyanın büyük bir kesimini yandaşlarından oluşturarak, bürokrasiyi dizayn ederek geçmişte çok yakındığı yargıyı baypas ederek yandaşlarıyla birlikte oluşturduğu iktidarının güvencesini sağlıyor.

Yine, yandaş medyayı KCK adı altında yapılan operasyonları haklı göstermek için psikolojik savaşın bir parçası hâline getirdiğini görüyoruz.

Yine, yandaş medyasıyla politize olmamış kesimlere Kürtlerin hak taleplerinin Türkiye için ne kadar tehlikeli olduğunun mesajını vermeye çalışıyor, toplumu o şekilde inandırmaya çalışıyor.

Devletin bütün olanakları yandaş cemaatlere aktarılarak özel okullar, özel hastaneler, ihaleler bu kesimin güçlenmesi için harcanarak yeni bir sistemi oluşturduğunu görüyoruz.

İşte paralel devlet dediğiniz budur Sayın Başbakan. Hak ve hukuk mücadelesini veren  mazlum Türkler paralel devlet arayışı içinde değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Hükûmetin önemli maharetlerinden biri de halkı dilenciliğe alıştırmaktır. Biraz önce çok değerli hemşehrim her şeyi sütliman gösterdi.

Şimdi, tarım politikasına bakalım, hayvancılık politikasına bakalım: Bugün 100 dönümlük bir sulu arazide en iyi verim 50 ton buğdaydır. Akaryakıt masrafı 8 bin lira, tohum-gübre masrafı 8 bin lira, ilaçlama 3 bin lira, toplam 19 bin lira. Emeği bir tarafa bırakıyoruz.

Yine, çiftçi 100 bin lira harcayarak 500 metre yerin dibinden suyu çıkarıyor. Bütün bunları da bir tarafa bırakalım her yıl 100 dönüm için harcadığı elektrik 15 bin Türk lirası fatura.

Şimdi, 50 ton buğdaydan eline geçen para 25 bin. 20 bin masraf, 15 bin lira elektrik parası verdiği zaman borçlu, gerçekten borçlu duruma düşüyor. Bu nedenle elektrik parasını ödeyemiyor, ödediği takdirde tarlasını satmak zorunda kalıyor. Hayvancılık konusunda da buna benzer politikaları görüyoruz ancak ben bu konu üzerinde fazla durmak istemiyorum.

Şimdi, dış politikayla ilgili “Sıfır problem” diyen Sayın Başbakan. Bugün etrafımıza baktığımızda, problemlerle dolu bir siyaseti izlediğimizi belki de yeni yeni fark ediyoruz. Kırkyıllık diktatörlere kardeşim, dostum veyahut ödül aldığı bu diktatörleri kırkyıl geçtikten sonra son üç beş günde tanıyor.

Şimdi, adamın biri camiye gidiyor, o gün camide imam vaaz veriyor, diyor ki: “Hazreti İsa’yı ihbar eden bir Yahudi ve bu nedenle çarmıha geriliyor.” Tabii oradaki sofu, camiden çıktığı gibi ilk yakaladığı Yahudi’yi dövüyor. Sonra, komaya giren bu adam, kadıya gidiyor diyor ki: “Böyle bir haksızlığa uğradım.” Kadı soruyor, diyor ki: “Niye bu adamı dövdün?” Diyor ki: “Yahudi’ymiş, Hazreti İsa’yı çarmıha gerdirmiş.” “Be kardeşim, 1800 yıl önceydi bu.” diyor. “E, vallahi billahi yeni fark ettim.” diyor.

Şimdi, Sayın Başbakan da kırkyıllık diktatörleri yeni fark etmiş. Ben, Sayın Başbakanın bu kadar saf olduğuna inanmıyorum ama bir karar verildi, Orta Doğu’nun yeniden dizayn edilmesiyle ilgili bir karar verildi ve Sayın Başbakanın Büyük Orta Doğu Projesi’ni gerçekleştirmek için aslında fikir değiştirdiğini, taraf değiştirdiğini görüyoruz. Tabii taşeronluk desem burada kıyamet kopar, o kelimeyi kullanmıyorum ama Orta Doğu Projesi’nin gerçekleştirilmesi için Türkiye’ye bir görev verildi. Tabii işler bu kadar kolay değil.

Şimdi bugün Suriye çok karışık bir fay hattı üzerinde. Amerika Birleşik Devletleri elçisini geri gönderdi. Arap Birliği aldığı yaptırım kararını geriye aldı, şimdi muhalefetle Esad arasında görüşme yapıyor çünkü Arap Birliği de, Amerika Birleşik Devletleri de Suriye’nin çok kolay olmadığını çok iyi görüyor.

Suriye’nin nüfusuna baktığınızda yüzde 15 Alevi, yüzde 15 Kürt, yüzde 4,5 Dürzi, yüzde 1,5 İsmailiye mezhebine mensup; sosyalistler, komünistler ve insan hakları savunucuları yüzde 7; Süryaniler, Keldaniler, Yahudiler yüzde 51. Şimdi Arap Birliği de, Amerika Birleşik Devletleri de Suriye’nin bu yapısını gördüğü için ve Müslüman Kardeşler’in ve veyahut “İhvanül Müslimin” olarak isimlendirilen o gücün iktidarı sonucunda Orta Doğu’dan nasıl bir felaketin geleceğini çok iyi biliyor, politika değiştiriyor ama Sayın Başbakan, Sayın Davutoğlu hâlen savaş naraları atıyor.

Yine Sayın Başbakan Dersim’deki yaşanan acıyı, zulmü dile getiriyor. Özrü kabahatinden daha büyük. Bütün bu konuların araştırılması, hakikatlerin araştırılması için komisyonun kurulması için teklifler veriyoruz ama Sayın Başbakan’ın Partisi bunu reddediyor. Bir de Dersim olayını gündeme getiriyor. Neymiş? Cumhuriyet Halk Partisini köşeye sıkıştıracakmış! Merak etmeyin; Cumhuriyet Halk Partisi kimliğini, ismini değiştirmeden bu günahtan zaten kurtulamaz, herkesin çok iyi bilmesi lazım. (BDP sıralarından alkışlar; CHP sıralarından “Ne günahı var?” sesleri, gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türk.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ne demek günah? Bu devleti kurmak mıdır Cumhuriyet Halk Partisinin günahı?

AHMET TÜRK (Devamla) – İsmimi değiştirdim, kimliğimi değiştirdim bundan dolayı.

BAŞKAN – Sayın Türk, teşekkür ediyoruz.

AHMET TÜRK (Devamla) – Sayın Başkan, aslında on dakikalık bir konuşmaydı, konuşmamı tamamlayamadım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz efendim.

AHMET TÜRK (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz efendim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tarhan, talebinizi duyamadım efendim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sataşma var grubumuza Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Bir zamanlar Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekili olduğunu hatırladığım bir Beyefendi’nin burada Cumhuriyet Halk Partisini hedef alarak, bu devleti kurmuş, bu Meclisi borçlu olduğumuz kişileri, Millî Mücadele kahramanlarını da katacak şekilde Cumhuriyet Halk Partisini hedef almasını protesto ediyoruz buradan, kınıyorum. Kendisinin, zamanında bu çatı altında olan birisinin bulunduğu çatıya hakaret etmesini de kabul edilemez bulduğumu belirtiyorum Sayın Başkan.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tarhan.

III.-  KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu  Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

BAŞKAN - Hükûmet adına, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün konuşacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Ergün.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekillerimiz bütçenin bu son maddesinde neredeyse, önemli şeyler ifade ettiler, kendilerine teşekkür ediyorum. Tabii ki bunların bir kısmının doğru bilgilerle değerlendirilmesi lazım.

Hükûmetlerimiz döneminde gelir ve gider kalemleri açısından Türkiye’nin en sağlıklı bütçeleri yapılmıştır. Hem gelirler doğru tahmin edilmiştir hem de harcamalar doğru bir şekilde tespit edilmiştir. Eğer bir yanılgı ortaya çıktıysa bu pozitif bir yanılgıdır. Bakın, bütün bütçeleri, 2003 bütçesi, 2004, bugüne kadarki bütün bütçeleri… Bir yanılgı varsa bütçede, bunun pozitif olduğunu göreceksiniz. Yani, biz gelirleri tahmin ettiğimizden daha fazla olan bütçelerle kapattık ve harcamaları tahminimizden daha az olan bazı kalemlerde bütçelerle kapattık, bütçe açıkları gibi mesela, faiz harcamaları gibi. Bütçelerde bütün bu kalemlere baktığınızda sapma varsa pozitif sapmalar vardır, bunların doğru tespit edilmesi lazım diye düşünüyorum.

Tabii ki ülkelerin vergi sistemleri konusunda sürekli adalet arayışı, sürekli verginin tabana yayılması ve vergi sistemini iyileştirme çalışmaları olacaktır. On yıl geçti, on yılda vergi sisteminde iyileştirmeler olmadı mı? Oldu. On yıl sonra yine vergi sisteminde iyileştirmeleri bu Parlamento konuşacaktır çünkü bütün ülkelerde, hele hele gelişmekte olan ülkelerde, ekonomileri gelişen ülkelerde bu sistemlerin iyileştirilmesiyle ilgili çalışmalar gayet doğaldır. Bunu arkadaşlarımızın çok iyi biliyor olması lazım.

Kayıt dışılıkla mücadele konusu da aynı şekilde, biz kayıt dışılıktan Hükûmet olarak şikâyet eden bir mevkide değiliz, kayıt dışılıkla ilgili bir tespit yapıyoruz. Gelişmekte olan ekonomilerde, bizim gibi ekonomilerde kayıt dışılık mücadele edilmesi gereken bir husus. Evet, bununla da mücadele ediyoruz. Bu mücadeleyi çok radikal tedbirlerle de yapabilirsiniz, her şeyi kilitleyen tedbirlerle de yapabilirsiniz ama zamana yayan, teşvik edici, iyiye doğru yönlendirici, kayıt dışılıktan vazgeçirici önlemlerle de yapabilirsiniz. Hükûmetlerimizin ağırlıklı olarak tercih ettikleri yöntem tedricî bir yöntemdir; yoksa çok aşırı, çok zorlayıcı, çok katı yöntemlerle de kayıt dışı mücadele yapmak elbette mümkündür.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları bu dönemde ne oldu? Gerçekten son sekiz yıl içerisinde 100 milyar doların üzerinde, 105 milyar dolar civarında yabancı sermaye yatırımı geldi. Bunların çok önemli bölümü sanayi tesisi olarak geldi, altyapı yatırımı olarak geldi, özelleştirme olarak geldi, bankacılık sektörüne geldi, 105 milyar dolarlık bir yabancı sermaye yatırımı.

Ben, yarın İstanbul’da bir yabancı sermaye yatırımının yerli ortaklıkla beraber 1 milyar dolarlık anlaşmasına tanıklık edeceğim, yarın sabah İstanbul’da böyle bir toplantı var. Bir yerli-yabancı ortaklığı, 1 milyar dolarlık petrokimya yatırımı. İşte yabancı sermaye yatırımı bu. Türkiye’ye dünyada bu kadar çalkantı varken 1 milyar dolarlık yabancı sermaye yatırımı geliyor, fabrika kurulacak, petrokimya tesisleri, üretim yapılacak, istihdam meydana getirilecek. Bunlar olmaya devam ediyor.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) - Sattığınız fabrikaların kaçta kaçı?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - Efendim, “Vatanı satıyorsunuz, yabancı sermaye yatırımının önemli bir bölümü bu vatan satışından elde ediliyor.” Bu, ayıp bir kere, yani hakikaten ayıp oldu. Ben arkadaşımıza da bunu yakıştıramadım çünkü bu sözler 2002’den bu yana bizim uygulamalarımıza karşı söylenmektedir. 2002’den beri söylenirken... Mesela 2004 yılında Kıbrıs müzakereleri konusu vardı. Kıbrıs’ı sattığımız falan çok konuşuldu. Hemen onun akabinde bir mahallî seçim oldu, 2004 mahallî seçimleri ve AK PARTİ çok büyük bir oy oranıyla yerel seçimlerde halkın desteğini aldı.

Ondan sonra da devam etti bu iddialar. 2007 seçimleri oldu, 2007 seçimlerinde de aynı şekilde “Bunlar memleketi sattı; İsrail’e Güneydoğu’yu, arazileri peşkeş çektiler…” Aman, neler, neler, neler... Bütün bunların hepsi... “Mayınlı araziler satıldı, şunlar oldu…”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Ama verdiniz. İsraillilere vermediniz mi?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - 2007 seçimleri oldu. 2007 seçimlerinde yüzde 47,5 oy alındı. Ondan sonra bitti mi bu sözler? Bitmedi.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Zaten o oylar sizi şımartıyor Sayın Bakan, o oylar.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - Devam etti aynı politikalar, aynı söylemler. Peşinden 2009 seçimleri oldu. E, 2009 seçimlerinde de mahallî idarelerde çok farklı bir tablo çıktı. Peşinden 2011 seçimleri oldu, o arada gene bütün bunlar söylendi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sayın Bakan, mayınlı arazileri kurtarmasaydık ne yapacaktınız bugün? Bu kadar rahat konuşabilecek miydiniz?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - Arkadaşlar, bu sözlerin hepsi halkın süzgecinden geçmiş sözlerdir. Lütfen bundan vazgeçin. Bakın, kaç seçim oldu? Halk bu sözlerin hiçbir tanesine itibar etmedi. Halkın itibar etmediğine siz niye itibar ediyorsunuz arkadaşlar? Bundan vazgeçin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Niye bir kulağınız halkta olmuyor, niye bir gözünüz halkta olmuyor?

OKTAY VURAL (İzmir) – Buna itibar eden, oy verenler halk değil mi?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ  BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) –Aslında bir kulağının, bir gözünün halkta olması gereken en önemli partimiz sizsiniz. Rica ederim, rica ederim, halka bir kulak verin, halka bir bakın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, bunun aleyhine oy verenler millet değil mi? Ayrımcılık mı yapıyorsunuz? Onların egemenliği egemenlik değil mi?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ  BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye egemen bir ülkedir. Kendi toprakları üzerinde egemenlik hakkını herkese karşı en mutlak bir şekilde kullanır.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sanayi stratejisinden  bahset.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ  BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Kim Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde -yerli sermaye yabancı sermaye, kendi vatandaşımız başka vatandaş- yasalara aykırı, Türkiye'nin egemenlik haklarına aykırı bir faaliyet içerisinde bulunuyorsa gereken yapılır. Türkiye bir hukuk devletidir ve egemenlik hakkını her şeyiyle kullanan bir devlettir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için yabancı sermayeden endişe etmeyin.

Değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı seçiminin bu bütçede kalemi yok. 2014 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi olacağı öngörülürse 2012  bütçesinde bunun bir kalemi olmaz. Bu beş yıl mı, yedi yıl mı tartışmasına ben burada girecek değilim. Herkes kişisel kanaatlerini değişik platformlarda söyledi ama…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Anayasa, anayasa.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ  BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) –...yakında, bütçeden sonra anayasa değişikliğiyle ilgili de tartışmalarda aynı şeyler ifade edilebilir. Bütçeden sonra, burada, Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunu’nu düzenleyen bir kanun teklifi gelecek, burada bakarız, o konuyu burada müzakere ederiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anayasa’yı mı değiştireceksiniz? Kanunla Anayasa’yı nasıl değiştireceksiniz?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ  BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – “Büyüme bir illüzyondur.” Büyüme niye illüzyon olsun? Büyümeyi üretimle ölçebilirsiniz, ihracatla ölçebilirsiniz, istihdamla ölçebilirsiniz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – İhracat belli, ithalat belli.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Dış borçla ölçebiliriz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İthalatla ölçebiliriz.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ  BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) –“Efendim, insani gelişmişlik…” İnsani gelişmişlik konusu başka ölçülerle ölçülen bir konudur. Eğitim yatırımları, sağlık yatırımları, ne kadar insan daha çok sağlık hizmetlerine ulaşabiliyor, ne kadar çok insan daha kaliteli eğitim alıyor, ne kadar insan daha çok şebekeli içme suyu kullanabiliyor gibi ölçülere baktığınızda Türkiye’de bu konuda da önemli mesafeler olduğunu görürsünüz.

Kuşkusuz birtakım sorunların çözümünde, dünyada bu işler nasıl çözülüyor diye bakmak mümkün. İrlanda’ya IRA meselesi, İspanya’ya Bask’ta ETA meselesi nasıl çözüldü diye bir bakmak mümkün, ama her ülkenin bu tür problemlerinin kendine özgü bir tarafının da olduğunu görmek lazım. Hiçbir tanesi birbirinin aynısı değil.

AHMET TÜRK (Mardin) – Buna itiraz etmiyoruz ki!

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Hiçbir tanesi birbirinin aynısı değil. Bizim bu konudaki sorunumuzun bize özgülüğüyle ilgili konuyu da ayrıca masaya yatırmak lazım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Masaya yatırdık, kimse gelmedi buraya!

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Ben burada o tartışmaya girecek değilim ama, bu sorunun bize özgü bazı tarafları var, bize özgü olan taraflarında arkadaşlarımızın bu sorunun çözümüne yardımcı olacak bir politikayı izlemelerinde fayda olduğunu düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçede toplumu kontrol etme araçları değil, topluma hizmet etme araçları vardır. Eğitime, sağlığa, ulaşıma, güvenliğe vesaireye bütün alanlara ne kadar kaynak aktaracağımızın belgesidir. Yoksa toplumu niçin bütçeyle kontrol etme mekanizmalarını devreye sokalım?

Türkiye'de ret ve inkâr politikaları bu dönemde sona ermiştir. Hiç kimsenin etnik veya dinî kimliğinin inkâr edilmediği, reddedilmediği bir döneme girmiştir Türkiye bu dönemde.

ERDOĞAN TOPRAK (İstanbul) – Siyasette kullanıldığı bir döneme girmiştir.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Herkesin bu ret ve inkâr politikalarının sona erdiğini bilerek hareket etmesi lazımdır. Hepimizin, bundan sonraki süreçte, demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, insan hakları ve özgürlükler alanındaki tartışmaların bütün sorunlarımızı çözebileceğine inanması lazım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nasıl yani?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – On yıl önce, bugün bu Parlamentoda konuşulanlardan daha azı konuşulduğu zaman neler oldu bu Parlamentoda, herkes biliyor. Bugün on yıl sonra, bu Parlamentoda ne kadar enteresan sözler konuşuluyor, ama bu Parlamentodaki bütün arkadaşlarımız bunu çok iyi biliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Hepinize çok teşekkür ediyorum.

Sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ergün.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Sayın Bakan muhalefet partilerinin duruşuyla ilgili, oy verenlere hakarete varan bir değerlendirme yapmıştır. (AK PARTİ sıralarından “Allah, Allah!” sesleri) Dolayısıyla, kürsüden cevap vermek istiyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan konuşmasında verdiğimiz verilerin sağlıklı olmadığını ifade etti. Benim verdiğim veriler Birleşmiş Milletlerin, UNESCO’nun verileri. Ayrıca, rakamlarla ilgili, açıkladığımız ve grubumuza yönelik oyla ilgili açıklamaları oldu. Bu konuda 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Tamam Sayın Kaplan.

Buyurunuz Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün, partisine sataşması nedeniyle konuşması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Tabii, Sayın Bakan, maalesef, şu sıralara bizi getiren milleti görmeyen gözlere sahip. Buralara bizi getiren de millet iradesidir. Sizin söylediklerinize oy verenler kadar bizim söylediklerimize oy veren insanların da oyları o kadar mukaddestir ve o kadar da doğrudur. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Belki de size verilen oylar Kıbrıs konusunda yanlış politikanız için değil de başka politikalar için verilmiştir. Eğer Kıbrıs politikanız doğru idiyse, Annan Planı’na “Evet” dediyseniz, Annan Planı’yla Güzelyurt’u veriyor idiyseniz, Sayın Başbakan şimdi kalkıp “Güzelyurt’u vermeyiz.” diye nasıl söyleyebiliyor o zaman? İki devletli egemenlik sisteminden nasıl vazgeçiyor? O günlerde suçladığınız Rauf Denktaş’ın söylemlerini Kıbrıs’a gidip ifade edip, tornistan eden sizler değil misiniz?

Ermenistan sınırını açacaktınız, protokolleri getirecektiniz. Ne oldu? İmzaladığınız protokolleri getirebildiniz mi? Doğru mu yapıyordunuz?

Kıbrıs’ta Rumlara limanları açacaktınız. “Haydi, getirebilirseniz getirin.” dedik. Doğru mu yapıyordunuz? Getiremediniz.

Eğer yaptıklarınız, attığınız adımlar doğru idiyse o zaman haydi gelin bakalım, Kıbrıs konusunda, Ermeni konusunda, Rumlar konusunda o protokolleri Türkiye Büyük Millet Meclisine getirecek cesaretiniz olsun.

İşte muhalefetin duruşu nasıl sizi bir istikamete, bir şeye çekmiştir, belli bir hatadan uzaklaştırmıştır; muhalefetin görevlerinin biri de budur Sayın Bakan.

Dolayısıyla, bizim arkamızda da, elhamdülillah, o milletimizin mukaddes iradesi vardır. Böyle hor göremezsiniz. Siz, yanlışlarınıza milletimizin oylarını kılıf olarak da kullanamazsınız. Sizin yaptığınız yanlışların bedelini milletimize ödettiremezsiniz. Yanlış yanlıştır. O yanlışlar durduğu müddetçe o yanlışları “Doğru” yapmak kimsenin haddi değildir.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Sayın Kaplan, buyurunuz.

AHMET TÜRK (Mardin) – Sayın Başkan, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili geçmişte CHP’li olduğumu ve bu partiden milletvekili olduğumu, sonra da âdeta çok nahoş bir kelime kullanarak veya o kelimenin anlamında olacak bir şey söyledi. “O partinin aleyhinde, halkın iradesinin aleyhinde konuşuyorsunuz.” diye bir eleştiride bulundu. Benim cevap hakkımın olduğuna inanıyorum. 

BAŞKAN – Hasip Kaplan, buyurunuz efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

9.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, buraya geldiğinizde Türkiye’nin ilk otomobilini ne zaman yapacağınızı açıklamanızı beklerdim. Sayın Çağlayan’ın da ilk saatini ne zaman yapacağını beklerdim. Ama buraya geldiniz dediniz ki: “Böyle dediniz şu kadar oy aldık. Böyle dediniz şu kadar oy aldık.”

Peki, biz ne aldık?.. 2009 yerel seçimlerinde 50 belediye başkanımız vardı, 100’e çıkardık. Bir şey ifade etmeyebilir size. Buna tahammül etmediniz. KCK operasyonlarını başlattınız. DTP’yi kapattınız. Sayın Ahmet Türk dâhil olmak üzere milletvekilliklerimiz düşürüldü; bu bir.

İki; 2011 seçimlerine gelelim, 12 Haziran seçimlerine. Şu sıralara iyi bakınız. 2 milletvekilimizi düşürdünüz. 20 kişi gittik, 36 kişi geldik. Şimdi 5 tanesi cezaevinde, 1’inin üyeliğini düşürdünüz. Size 20’den 36’ya çıkmak bir şey ifade etmiyorsa aritmetik dersi almanızı öneririm. Aldığımız oyların artışında da milletin iradesini size hatırlatırım.

Bir şey daha söyleyeceğim: Siz bu süreçte rakamları dediniz. Vakit yok burada. Burada bütün rakamlar var OECD’nin, bütün uluslararası… Ama ben şunu size açık söyleyeyim: Sizin zamanınızda bir basın açıklaması 2002’de sekiz aydı, şimdi sekiz yıl. Bir zılgıt, cezası yoktu, şimdi yedi ay. Bir slogan altı aydı, şimdi üç yıl. Bir tane izinsiz gösteri altı aydı, şimdi on sekiz yıl. Bir propaganda bir yıldı, şimdi yedi yıl. Bir pankart bir yıldı, şimdi yedi buçuk yıl. Bir Kürtçe şarkı bir yıldı, yedi buçuk yıl. Ayrıca, insanlar öldürülüyor ve 8 binin üstünde siyasiyi tutukladınız. Bunun içinde hâlâ, 8 tane, Meclisin milletvekili içeride, tutuklu; hâlâ, 15 belediye başkanımız içeride, tutuklu; 5 binin üstünde… Siyaset sandık üzerinden yapılır, zorbalık üzerinden değil. Zorbalıkla siyaset yapılmaz.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Samsun) – Zorbalık sizin işiniz!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Zorbalıkla oy alamazsınız. Gelin, sandıkta hesaplaşalım, bunu konuşalım; doğru olan bu.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Siyaset Kandil üzerinden hiç yapılmaz!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Valla nasıl beğenirseniz!

BAŞKAN – Sayın Kaplan, teşekkür ederiz.

Sayın Türk, buyurunuz.

10.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET TÜRK (Mardin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, aslında, vermek istediğim mesaj şuydu: Acılarla dolu bir geçmişimiz var, bir tarihimiz var. Her zaman söylüyorum: Amacım, acıları kaşımak değildir. Ancak, bu Parlamento, geçmişin arkasına saklanmamalı. Eğer geçmişin arkasına saklanırsak geleceğimizi doğru bir şekilde kuramayız. Bu nedenle eleştirilerimi yaptım. Adalet, özgürlük, eşitlik sadece Martin Luther King’in rüyası olmamalı, hepimizin rüyası olmalı. İnanıyorum ki geçmişte yaşananları tartışabilirsek birbirimizi anlamış oluruz, ortak aklı buluruz ve bu ülkenin sorunlarını çözme iradesini gösteririz ama vicdanımızın sesini dinlemezsek, eğer bu Parlamento hâlen talimatlar üzerinde siyaset yapacaksa, bu ülkenin geleceğine hiçbir şey katamayız. Ben bu nedenle bu eleştirilerimi yaptım.

Evet, Cumhuriyet Halk Partisinde bulundum ama tövbe ettim, tövbem kabul oldu. Sizin de tövbe etme hakkınız var. (CHP sıralarından gürültüler)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hadi oradan! Başka şeyler için tövbe et.

AHMET TÜRK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (BDP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Türk.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Özgümüş.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Bakanın konuşması sırasında şahsıma sataşma var “Kınıyorum.” diyerek, o konuda 69’uncu maddeye göre açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Duyamadım. ne söyledi?

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Bakan konuşması sırasında şahsıma sataşmada bulundu. 69’uncu maddeye göre söz istiyorum efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Böyle bir şey yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ne söyledi size yönelik efendim?

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – “Vatanı satıyorlar.” cümlesi üzerine kınadığını söyledi. Ben o konuda bir açıklama yapmak istiyorum, 69’a göre.

BAŞKAN – Tamam.

Buyurunuz, siz de söyleyiniz.

11.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Değerli milletvekilleri, zaman kısa olduğu için bazı şeyleri tam olarak açıklayamamış olabilirim. Öncelikle iki konuda açıklama getirmek istiyorum.

Bir: Cumhuriyet Halk Partisi özelleştirmelere karşı değil. Cumhuriyet Halk Partisi eğer piyasada rekabet oluşturacaksa, piyasa mekanizmasını bozmayacaksa devletin elindeki hantal işletmelerin piyasa mekanizması açısından özelleştirilmesine karşı değil.

İkincisi: Türkiye gibi sermaye birikimini tamamlamamış ülkeler yabancı sermaye getirerek yabancı sermayenin burada yatırım yapmasını da sağlamak zorunda. Cumhuriyet Halk Partisi yabancı sermayeye de karşı değil. Ama biraz önce açıklamaya çalıştığım Türkiye’deki varlıkları, fabrikaları, bankaları, işletmeleri, sinemaları, alışveriş merkezlerini ve topraklarımızı satarak değil.

Şimdi, şu anda Sayın Bakan beni kınıyor, siz de sinirleniyorsunuz “Vatanı satıyorsunuz.” deyince. Devletin resmî rakamlarına göre, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün rakamlarına göre -şu anda sizin elinizde bir yanlışlık varsa çekidüzen verin- şu andaki rakamlarına göre 47 milyon metrekare vatan toprağını yabancılara sattınız. Bu bir yatırım değil; üzerinde fabrika yok, üzerinde yatırım yok. Şu anda dünyada “gıda arzı güvenliği” denilen bir kavram petrolden daha öne çıkıyor. Şu anda, petrol çıkaran körfez ülkeleri önümüzdeki süreçte gıda arzında sıkıntı olacağı için bizim gibi top atan tüccar malı ülkelerin verimli topraklarına talip olup, gelip alıyorlar. Şu anda, 47 milyon metrekare yabancılara satıldı. Çocuklarımız bize lanet okuyacak. 47 milyon metrekare toprak, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü rakamlarına göre satılmıştır; vatan mıdır, değil midir? Eğer Cumhuriyet Halk Partisi yakalamasaydı sizi, iptal ettirmeseydi, doğudaki mayınlı arazileri de bir yandan İsraillilere kafa tutar gibi görünürken, tiyatro olarak, “one minute” ile başlayan daha sonraki süreçte kafa tutuyormuş gibi görünerek Güneydoğu’daki mayınlı arazileri de onlara verecektiniz. Biz yakaladık.

AHMET YENİ (Samsun) – Siz anlamazsınız o işlerden.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Sayılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özgümüş.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, grubumuza sataşma var.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, biraz önce konuşmacı yine hakaret eden açıklamalar yaptı, yine vatan toprağını sattığımızdan bahsetti, yine akla mantığa mugayir, sığmayan açıklamalarda bulundu. Sataşmadan söz istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakan cevap verdi ona.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Yalnız Sayın Başkan, daha önce de bizim grubumuza sataşma var. Ben de sataşmadan söz istiyorum, 69’a göre.

BAŞKAN – Sırayla efendim.

Buyurunuz Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Nurettin Bey, satılmadı mı onlar, toprak satışı yok mu?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Açıklayacağım şimdi.

12.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, bakın bir şeyi netleştirelim.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Netleştirelim; sattınız mı, satmadınız mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Özelleştirme satış değil dediniz; gayrimenkullerin, iktisadi kuruluşların yabancılara satışı da dâhil olmak üzere bu kapsam dışında dediniz ve toprakların satışından bahsettiniz, yabancılara satışından anlaşıldığına göre.

Tabii, arkadaşlar, bakın, buraya gelip konuşurken önce geçmişte neler olmuş, neler yapılmış bunlara bakılması gerekir. Eğer bu vatan satmak ise yani yabancılara konut, yine yasalar çerçevesinde ve mütekabiliyet şartına uyarak, onu ihlal etmeden doğal olarak, bir satış eğer vatanı satmaksa…

FARUK BAL (Konya) – Mütekabiliyet kalmadı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …en çok toprak ne zaman satıldı biliyor musunuz değerli arkadaşlar, ne zaman biliyor musunuz? İnönü zamanında satıldı arkadaşlar. Evet, bunu biliyor muydunuz? Bilmiyordunuz değil mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Peki, şimdi şunu söyleyebiliyor musunuz “Bu toprakları, bu vatanı İnönü sattı.” diyebiliyor musunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne zaman, ne için satmış?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Onun için konuştuğunuz kelimenin ne anlama geldiğini, nereye varacağını iyi hesap etmeniz gerekir.

Yapılan nedir değerli arkadaşlar? Yapılan, herhangi bir ülke Türk vatandaşlarına kendi topraklarında gayrimenkul satın alma imkânı veriyorsa aynı şartlarla, aynı kriterler çerçevesinde o ülke vatandaşlarının Türkiye’de konut ya da benzeri gayrimenkul almaları imkânı sağlanıyor. Bu son derece normal ve altını çizerek söylüyorum, bir istisnası yok, bütün geçmişteki hükûmetler dâhil olmak üzere hepsinin döneminde az veya çok, tırnak içerisinde söylüyorum, “satış” işlemi, sizin ifadenizle “vatanın satışı” gerçekleştirilmiştir. Gerçekten çok ayıp, gerçekten çok ayıp, kınıyorum!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Canikli.

Buyurunuz Sayın Tarhan.

13.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Türk, Cumhuriyet Halk Partisine tövbeli olduğundan bahsetti, tövbeliymiş kendisi ve bu Parlamentonun birilerinden, bir yerlerden talimat aldığını açıkça söyledi, ima bile etmedi, açıkça söyledi. Oysa Türk halkı kimin nerelerden talimat aldığını gayet iyi bilir, bunu çok iyi bilir ve birlik beraberliğimizi dinamitlemeye çalışanlara da Cumhuriyet Halk Partisinde zaten yer yoktur ki bulabilesiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET TÜRK (Mardin) – Cevap verme hakkım doğdu ama kullanmayacağım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tarhan.

III.-  KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu  Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

BAŞKAN – Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakana bir sorum vardı ama öncelikle şunu söylemek istiyorum: Cumhuriyet Halk Partisi devleti kuran partidir, Cumhuriyet Halk Partisi cumhuriyeti ilan eden partidir, Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’ye demokrasiyi getiren partidir ve toplam seçmenin her dört kişisinden birinin oyunu almış bir partidir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Burada hiç kimsenin Cumhuriyet Halk Partisini aşağılamaya hakkı yoktur. Öncelikle bunu söyleyeyim. Teessüf ediyorum burada bunları söyleyen arkadaşlarımıza. Geçmişte acılar vardır, ona saygımız var ama her devletin kuruluşunda acılar yaşanmıştır. Bunları temcit pilavı gibi sürekli buraya getirip her gün bu Genel Kurulun meşgul edilmesine de karşıyım. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, iyi akşamlar.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; burada gerçekten iktidar partisi milletvekilleri sanki samanlıkta şey yapar gibi ses çıkarıyorlar, çok ayıp, yakışmıyor bu Parlamentoya. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sorum: Üsküdar ilçesi Yavuztürk Mahallesi’nde insanlar, sokaklar aydınlıkta değil, aynen Başbakanın kaldığı Kısıklı Meydanı Avcı Kazım Sokak gibi aydınlanmasını talep ediyoruz. Yavuztürk Mahallesi’nde okul, lise alanı ayrıldığı hâlde bugüne kadar Yavuztürk Mahallesi’nde lise yapılmamıştır, aileler çocuklarını uzak yerlere göndermektedir, bu anlamda mağdur durumdadır. Yavuztürk Mahallesi’ne belediye otobüsü olarak eski otobüsler tahsis edilmiştir ve saat on birden sonra belediye otobüsleri çalışmamaktadır, halkımız mağdur durumdadır. Yavuztürk Mahallesi’nde mülkiyet sorunu vardır, uzun dönemden beri AKP’li belediye başkanları görevde olduğu hâlde burada bir planlama yapmamaktadır, halk mağdurdur. Yani kısacası, Üsküdar ilçesinin Yavuztürk Mahallesi’nin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - …okul, ulaşım ve mülkiyet sorununu ne zaman çözeceksiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle şunu hatırlatmak isterim: Bu ülke topraklarını kazanmak için canını vermiş… Cumhuriyet Halk Partisi ve birlikte canını vermiş tüm kahramanlarımız bu toprakları kazanmak için can vermiştir, hiçbir zaman satmak için canımızı vermedik.

Şimdi soruma geçiyorum: Borçlanma, yerel idarelerin, hizmet durumunu artırmak için çoğu zaman başvurduğu bir yöntemdir. Geleceğe yönelik ipotek koyan böyle bir yöntemin etik olarak güncel projeler için değil, uzun zamanlı ve gelecek kuşaklara da fayda sağlayacak tasarılar için uygulanması daha yerinde olmalıdır. Borçlanma serbestisinin suistimal edilme kaygısı nedeniyle yerel idareler neredeyse hiçbir ülkede borçlanma konusunda özgür değildir. Bizlerse arazilerimizin yüzde 30’unu kendi mülkiyetimizde tutacağımıza, batılı ülkeler gibi bunu yapacağımıza nedense satıyoruz. Ancak ülkemizde bazı belediyelerin, özellikle de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaleli.

Sayın Özgümüş…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Bakanın nezdinde Hükûmete sormak istiyorum: Bütçe görüşmeleri sırasında asgari ücret üzerindeki yüklerin azaltılması teklifi geldi, buna kaynak yok; muhtarlarla ilgili teklif geldi, muhtarlar kıvranıyor, kaynak yeterli değil; emekliler kıvranıyor, yeterli değil; Van’da çocuklar soğuktan, açlıktan ölüyor, kaynak yok ancak Libya’daki muhaliflere çanta içerisinde Hükûmetiniz 300 milyon dolar para gönderiyor. Bu fakir fukara halkın ödediği vergilerle gönderilen parada vicdanınız sızlamıyor mu?

İkincisi: Şu anda askerlik süresinin düşürülmesine yönelik tasarınız var; bu, Millî Savunma bütçesinde bir kısıtlama demektir aynı zamanda ama 2012 bütçesinde yüzde 7,4 artış var. Hayırdır, bir yere savaşa mı hazırlanıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgümüş.

Buyurunuz Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Evet, arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

Tabii, bir kısım sorular tam olarak anlaşılamadı, eksik kaldı ama anlayabildiğim kadarıyla cevaplandırayım.

Kuşkusuz, Üsküdar Yavuztürk Mahallesi’ndeki lise yapımıyla ilgili programları… İstanbul yatırım programında hangi liselerin var olduğu konusunu arkadaşlarımıza bilgi olarak aktarırız. Böyle bir eksiklik varsa o eksikliğin de program çerçevesinde giderilmesi mümkün.

Belediye otobüsü ve mülkiyet sorunları konusu nihayetinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi veya Üsküdar Belediyesinin birlikte yapacağı çalışmalar. Eğer buna bir Hükûmet katkısı gerekiyorsa Hükûmetimizin de katkısıyla çözüme kavuşabilecek olan sorunlardır.

Sayın Kaleli, yerel yönetimlerin borçlanmasının gerçekten belirli sınırlar içerisinde olması gerektiğini ifade etti. Hatırlayabildiğim kadarıyla geçen dönem Parlamentoda yerel yönetimlerin borçlanmasıyla ilgili bazı sınırlamalar getirildi, özellikle yerel yönetimlerin kendi dönemini borçlanma konusunda aşmayan bir limit içerisinde hareket etmesiyle ilgili önemli düzenlemeler var. Bu konu eskiden olduğu gibi aşırı borçlanma, hazine garantili borçlanma şeklindeki bir borçlanmaya imkân vermiyor. Kendi imkânlarıyla karşılayabilecekleri bir borçlanmaya imkân veren bir yaklaşıma yerel yönetimler daha çok gelmiş durumda.

Asgari ücretle ilgili bizim bu dönemde yapılan çalışmalarda vergi yükünün nasıl azaltıldığını ve… Asgari ücretlilerde, bekâr olan asgari ücretlide yüzde 50 olan vergi indiriminin evli ve 4 çocuklu olana kadar sıfıra kadar indirildiğini, yani vergisiz bir asgari ücret sisteminin, brütün nete dönüştüğü bir asgari ücret sisteminin bu dönemde uygulamaya geçtiğini Sayın Özgümüş’e ben hatırlatmak isterim.

Tabii, bunlar ifade edilirken aslında bu “Birtakım işlere para bulamıyorsunuz, Libya’da muhaliflere 300 milyon dolar nasıl veriliyor?” şeklinde bir yaklaşım. Biliyorsunuz, Libya devletinin yurt dışında -Türkiye de dâhil olmak üzere- uluslararası kararlarla bloke edilmiş olan paraları var. Bunlar ağırlıklı olarak  daha çok, bloke edilmiş olan bu kaynakların çözülmesiyle ilgili bir çalışmadır. Bu kaynakların kullandırılmasıyla ilgili bir çalışma olduğunu arkadaşlarımıza hatırlatmak isterim.

Elbette savunma sanayisiyle ilgili, savunma giderleriyle ilgili zaman zaman birtakım harcama artışları veya azalmaları olabilir. Bu, ülkenin savaşa hazırlandığı anlamına gelmez, yeni dönemde birtakım teknolojik çalışmalar söz konusu olacaksa. Dolayısıyla, bu teknolojik çalışmalarla ilgili yatırımları ortaya koymak mümkün. 2011 yılı başlangıç ödeneğine göre, 2012 yılında bütçe harcamalarında savunma, güvenlik harcamaları yüzde 4,7 oranında artmış durumda. Yani bu artışın da genel artışın al