DÖNEM: 24                           CİLT: 9                         YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

40’ıncı Birleşim

17 Aralık 2011 Cumartesi

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

I.  - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 16/12/2011 tarihli 39’uncu Birleşim Tutanak Dergisi’nde yer alan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili “İsviçre bankalarında 800 milyon dolar parası var, bunun araştırılması lazım” şeklindeki ifadesinin kendi iddiası olmadığına, Aydınlık gazetesinde yayımlanan Kaşif Kozinoğlu’nun iddiaları olduğuna ilişkin konuşması

 

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87)

 

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88)

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Nebi Bozkurt’un, Hazreti Peygamber’imizin depremlerle ilgili hadisine ilişkin konuşmasında BDP Grubunu kastetmediğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhuriyet Halk Partisinin Çankaya Belediyesiyle ilgili tahrif edilmiş bilgilere ilişkin açıklaması

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin, Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00’de açılarak dört oturum yaptı.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/470) (S. Sayısı: 87) ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) görüşmelerine devam edilerek, 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı 12’nci maddesine kadar kabul edildi.

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır,

Iğdır Milletvekili Pervin Buldan,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın,

10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’na ilişkin birer açıklamada bulundular.

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın Genel Başkanına,

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in şahsına,

Kütahya Milletvekili Alim Işık, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

17 Aralık 2011 Cumartesi ve 18 Aralık 2011 Pazar günkü birleşimlerin saat 13:00'te başlamasına ve günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Alınan karar gereğince 17 Aralık 2011 Cumartesi günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 18.43’te son verildi.

 

                                                               Meral AKŞENER

                                                                 Başkan Vekili

 

             Özlem YEMİŞÇİ                      Mine LÖK BEYAZ             Mustafa HAMARAT

                    Tekirdağ                                  Diyarbakır                                Ordu

                   Kâtip Üye                                 Kâtip Üye                            Kâtip Üye
17 Aralık 2011 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 40’ıncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayımız vardır, gündeme geçiyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, ben, İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre, geçen tutanakta yer alan bir ifademi düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika içinde, yeter herhâlde değil mi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, beş dakika efendim.

BAŞKAN – Hayır, beş dakika olmaz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın…

BAŞKAN – İfadenizi düzeltmek beş dakika almaz Sayın Genç. Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın İç Tüzük’te “beş dakikaya kadar” diyor.

BAŞKAN – İfade düzeltmesi içinse… Lütfen… Düzeltme için beş dakika olmaz diyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, o zaman üç dakika verin.

BAŞKAN – İfade düzelteceksiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, ifadeyi düzelteceğim ama biraz ayrıntılı düzeltmem lazım.

BAŞKAN – Buyurun.

II.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 16/12/2011 tarihli 39’uncu Birleşim Tutanak Dergisi’nde yer alan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili “İsviçre bankalarında 800 milyon dolar parası var, bunun araştırılması lazım” şeklindeki ifadesinin kendi iddiası olmadığına, Aydınlık gazetesinde yayımlanan Kaşif Kozinoğlu’nun iddiaları olduğuna ilişkin konuşması (x)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben evvelsi birleşimde yaptığım bir konuşmada… Aydınlık gazetesinde Tayyip Erdoğan’la ilgili “İsviçre bankalarında 800 milyon dolar parası var, bunun araştırılması lazım.” diyor. Fakat ben burada bir ifade kullanmışım, sanki bu ifade bana ait. Ben, kesinlikle Tayyip Bey’in İsviçre bankalarında 800 milyon doları olup olmadığı konusunda bir bilgi sahibi de değilim. Ancak, bu konuda Aydınlık gazetesinde rahmetli Kozinoğlu’nun iddiaları var. Yani, benim buradaki ifademdeki maksat Kozinoğlu’nun o ifadelerinin bir an önce açıklığa kavuşturulmasıdır. İşte MASAK kurulu var, bunların bir an önce araştırılması lazım ki… Çünkü Tayyip Bey Türkiye Cumhuriyeti devletinin Başbakanı. Yani, bir devletin başbakanı hakkında böyle saçma sapan iddialar ortaya atılır ama ispatlanması lazım ki onun altından kalkması lazım. O bakımdan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Saçma sapan iddialar.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, ben size iyilik yapıyorum işte.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Saçma sapan iddialar.

                        

(x) Bu açıklamaya ilişkin ifade 16/12/2011 tarihli Tutanak Dergisi’nin 436’ncı sayfasında yer almıştır.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu iddia işte, iddiaya saçma sapan diyorum; bunlar bir şey anlamıyor ki kardeşim!

BAŞKAN - Tamam sayın milletvekilleri, bırakın da açıklasın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Anlamıyorlar ki dediklerimi!

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, Kütahya Şeker Fabrikasıyla ilgili de, 4/3/2008 tarihinde soru önergesi vermişim…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, hatibe söz verdiniz, arkadaşlar dinlemiyorlar, lütfen sükûneti sağlayınız.

BAŞKAN – Siz lütfen oturun, lütfen; ben dinliyorum.

KAMER GENÇ (Devamla) – …soru önergesine cevap vermemiş. Ben dün bunu açıkça buradan söyledim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Duymuyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – İkaz ediyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu siz lafı anlamıyorsunuz beyler!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi bakın, bu, tapu idaresinin verdiği tapu. Burada, “mali Türkiye Şeker Fabrikaları” diyor, kaydı gitmişler silmişler, altına onu yazmışlar. Ben, KİT Komisyonunda Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdürüne sordum “Bu arsana niye sahip çıkmıyorsun?” Sahip çıkmıyor, çünkü Abdülkadir Aksu’nun kardeşi Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdürü. Düşünebiliyor musunuz, bir genel müdür, kendi genel müdürlüğüne ait 113 dönümlük araziye sahip çıkmıyor, götürüyor başkalarına bağışlıyor. Bunları söylüyoruz, maalesef cevap vermiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ederim efendim, sağ olun.

Şimdi, 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nı görüşmelere devam ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (x)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi 12’nci maddeyi okutuyorum:

                        

(x) 87 ve 88 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 08/12/2011 tarihli 31’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Bağış, hibe ve yardımlara ilişkin işlemler

MADDE 12 - (1) Maliye Bakanı;

a) Yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan hibe olarak yıl içinde elde edilecek imkânların Türk Lirası karşılıklarını Hazine Müsteşarlığının teklifi üzerine gereğine göre bütçeye gelir veya gelir-ödenek-gider

kaydetmeye,

b) Dış kaynaklardan veya uluslararası antlaşmalarla bağış ve kredi yoluyla gelecek her çeşit

malzemenin navlun ve dışalımla ilgili vergi ve resimlerinin ödenmesi amacı ile bunların karşılığını,

ilgili bütçelerinde mevcut veya yeni açılacak tertiplere ödenek kaydetmeye ve gereken işlemleri

yapmaya,

c) 2012 yılı içinde Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığı ihtiyaçları için yabancı devletlerden askeri yardım yoluyla veya diğer yollardan fiilen

sağlanacak malzeme ve eşya bedellerini, bağlı (B) işaretli cetvelde açılacak tertiplere gelir ve

karşılıklarını da bu bütçelerde açılacak özel tertiplere ödenek ve gider kaydetmeye,

yetkilidir.

(2) Türkiye-Avrupa Birliği mali işbirliği kapsamında sağlanacak mali imkânların karşılığı olarak ilgili idare bütçelerinde (05), (06) ve (07) ekonomik kodlarını içeren tertiplerde yer alan tutarların Ulusal Fona ödenmesine ilgili bakanlar yetkilidir. Bu ödenekler başka bir hizmet veya faaliyete tahsis edilemez. Ancak, bu tutarlardan ödeme esnasında kur farkı nedeniyle oluşan fazlalıklar ve ilgili projeler için harcanamayan kısımlar ile Topluluk Programlarına ilişkin Avrupa Birliği katkı bakiyeleri Ulusal Fon hesaplarında tutulmaya devam edilir ve gerektiğinde bu Kanun kapsamındaki idarelere ait program ve projelerin finansmanı için kullanılabilir. Ulusal Fona ödeme işlemi Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın talebi üzerine ve projelerin finansman planlamasına uygun olarak en geç otuz gün içinde gerçekleştirilir.

(3) İkinci fıkra uyarınca Ulusal Fona ödenen bu tutarlar, 30/1/2003 tarihli ve 4802 sayılı Kanun kapsamında onaylanan Mutabakat Zabıtlarında yer alan hükümler çerçevesinde kullanılır.

(4) Türkiye-Avrupa Birliği mali işbirliği kapsamındaki program ve projelerin yürütülmesine ilişkin anlaşmalarda, öngörülen nedenlerle Avrupa Komisyonuna iadesi gereken hibe, kur farkları ve benzeri türden doğabilecek ilave ödenek ihtiyacı, Maliye Bakanlığı bütçesinde yer alan 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.6 tertibinden aktarma yapılmak suretiyle karşılanabilir.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tufan Köse, Çorum Milletvekili.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Bütçe Kanunu’nun 12’nci maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Bütçe Kanunu’nun 12’nci maddesinde Komisyonda da çok görüşme olmadığı için ben de bu vesileyle söz aldım ama özellikle Çorum’da yaşadığımız belli sıkıntılardan ve son günlerin gelişmelerinden değerlendirmelerde bulunacağım sizler için.

Değerli arkadaşlarım, geçenlerde bir konuşmamda da çok kısaca bahsetmiştim; Çorum Belediyesinde uzun süredir devam eden bir yolsuzluk dedikodusu bugünlerde iyice açığa çıktı ve Çorum kamuoyunda, hatta Türkiye’de dillendirilir hâle geldi. Değerli arkadaşlarım, burada 22’nci Dönemden milletvekili olan arkadaşlarımız vardır. 22’nci Dönem Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekili Muzaffer Külcü 2009 yerel seçimlerinde Çorum Belediye Başkanı oldu. Fakat 2007 ile 2009’un arasında bir kamu iktisadi teşekkülünde, zannedersem Etibankta Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. 2009’da Belediye Başkanı olmadan evvel -ben o dönem Cumhuriyet Halk Partisinin İl Başkanıydım- gazetelere de şöyle bir açıklama yapmıştım: “Arkadaşlar, bakın, gelen arkadaşımızın maaşı hacizli geliyor, yaptığı ticaretten sıkıntı çekmiş geliyor. Çorum Belediyesine de yeterince hizmet edemez.” demiştim ve icra dosya numaralarını da o gün gazetelere vermiştim. 2009’da bu arkadaşımız seçildi. Seçildikten sonra birkaç ay içerisinde çeşitli nedenlerle hakkında dedikodu çıkmaya başladı Çorum’da ama tabii ben hukukçuyum, delil olmadan hiçbir şeyi konuşmak istemedim. Ne zamana kadar konuşmadık biz? Çok yerde dillendirilen şeyleri hiç konuşmadık. Ne zamana kadar konuşmadık? 15 Kasımda bir yerel gazetede “Taş binadan gelen pis kokular.” adlı bir yazı çıktı. Tabii ben detayına girmeyeceğim. Detayına İçişleri Bakanlığı müfettişleri girsin. Burada var, isteyen arkadaşlarıma gösteririm. Bu açıklamadan sonra Belediye Başkanı, zannediyorum bir ilçe kongresinde “Elinde bilgi, belge olup da getirmeyen şerefsizdir.” dedi. Ve bir açıklamasında da maaşı hacizli olarak geldiği Çorum’da bir beton santralinin ortağı olduğunu söyledi. Bakın, maaşı hacizli geliyor, ticaret yapmıyor, aldığı maaş ne kadardır bilmiyorum, aylık 5-6 milyar maaş alıyor, beton santraline ortak olmuş. Ve yine dedikodular devam etti, güya bu beton santraline iş yaptırmak üzere müteahhitlere, kamu kurumlarına baskı yapılıyormuş. Derken, geçtiğimiz günlerde bu dedikodular biraz daha somutlaştı. Arkadaşlar, bu çok önemli, 2002 yılında Çorum’da Adalet ve Kalkınma Partisi eğilim yoklaması yapmıştı. 2002 yılında Hasan Çalış isimli bir arkadaşımız, Adalet ve Kalkınma Partisinin yaptığı eğilim yoklamasında 1’e geldi. Bu arkadaşımız müteahhitliğe devam ediyormuş. Bu arkadaşımızın oğlu, beraber şirkete ortak oldukları oğlu bir açıklama yaptı, dedi ki: “Belediye Başkanı Muzaffer Külcü benden rüşvet istiyor, ses kayıtları elimde.” Bundan dört beş gün önce, 14/12/2011’de yapmış. “Baş efendi ‘çek vermezsen ihale alamazsın’ dedi.” diye de basına yansımış.

Şimdi, burada tabii dökümleri var ama dökümlerini de okumak istemiyorum. Dökümlerinde, 20 milyar istiyorlar, 30 milyar istiyorlar “Çeki bırak da git.” diyorlar. İsterseniz kısaca birkaç tanesini hemen söyleyeyim size buradan ama bunlar tabii savcılığa da yansıdı işin esası ama hâlâ daha İçişleri Bakanlığından ses yok.

Mesela ne demiş: “2,5 trilyon seni batırır, 3 trilyon seni batırır, bu parayı sana üç ay geç ödesem ne olur?” Tehdit ediyor müteahhidi “Üç ay geç ödesem.” diyor.

“80’in kaçı sende kaldı? 50’si. Vereceksin oğlum, vereceksin, bu işleri yapıyorsan vereceksin.” Belediye Başkanı söylüyor bunu. 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisinden 1’inci sıraya gelen, şirketin ortağının oğluna, oğlu da ortak. Ne demiş: “179 bin lira belediyenin kasasına giriyor, makbuzlu yani…” diye soruyor müteahhit. “Çeşitli gelirler gibi bir şey yapacağız.” “Peki, diğer 30 bin lira nereye gidecek?” “30 bin lira referanduma gidiyor, referanduma.” Yani, referandumda da harcamış buradan gelen rüşvet parasını zannediyorum, kendi sözü. “Doğru mu? Peki Başkanım, yani bu Alman bizden 30 bin lira, 179 bin lira…” vesaire… Yani “Doğruluğunu, yanlışlığını biz biliriz, seni ilgilendirmez.”

Değerli arkadaşlarım, tabii, fazla detaya girmeden şunu söylemek istiyorum: Belediye Başkanı diyor ki Belediye Meclisi toplantısında: “Müfettişler geldi bana teşekkür etti.” E, maalesef, İçişleri Bakanından -geçen konuştuğumda da söylemiştim- şu İzmir Belediyesindeki, Ankara’daki belediyelerdeki, İstanbul’daki ilçe belediyelerindeki müfettişlerinden bir kısmını da bizim Çorum Belediyesine gönderin de, bu işin de bir gerçeğini Çorum kamuoyu da, Türkiye kamuoyu da öğrensin.

Ben, tabii burada, Adalet ve Kalkınma Partisinin 3 tane milletvekili arkadaşımız var. Ben 3’ünün de dürüstlüğüne, güvenilirliğine itimadım sonsuz ama maalesef onların da sesi çıkmıyor. Yani Allah için bir çıkın da deyin ki: “Arkadaş, Çorum Belediyesinde ne oluyor, bu işin sonu ne olacak?” diye. Yani parti içi kaygılardan, parti içi çekişme oluyor görüntüsü vermemek için hiçbirisinin sesi çıkmıyor. Kendilerini de buradan uyarmak istiyorum. Bu işin sonunda ciddi bir şeyler çıkarsa siz de bunun altında kalırsınız. Bu konuyu burada kapatıyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi, bütçe görüşmelerini ilk defa izliyoruz. Biz yeni milletvekilleriyiz ama ben şunu gördüm: Genelde bütçe üzerinde konuşan pek milletvekili arkadaşımız yok, ben de bugün benzer şeyi yapıyorum. Yalnız, genelde Adalet ve Kalkınma Partisinin temsilcisi olan arkadaşlar geliyor diyorlar ki: İşte, ekonomi iyi yolda. Dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olduk. Köylü Mehmet amcaya helikopter gidiyor, alıyor hastaneye götürüyor, Ayşe teyzeyi hastaneye götürüyor. Duble yol yaptık ve eğer bugün Türkiye’de küçük sıkıntılar da var ise -ki yok artık, kalmadı ama- bunun da sorumlusu Cumhuriyet Halk Partisidir.” Genel olarak dedikleri bu.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi altmış yıldır bu memlekette kendi başına, tek başına iktidara gelmemiş. Koalisyon…

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Altmış yıl olamaz.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Altmış yıldır, 1950’den beri… Altmış yıldır. Şimdi, altmış yıldır gelmemiş… “Beddua almış da o yüzden gelmemiş.” Öyle diyorsunuz ya. “Beddua aldığı için gelmiyor.” diyorsunuz, doğru değil mi? Hâlbuki sizler insanların aydınlatılmamış rızalarını alarak iktidara geliyorsunuz ve iktidarda kalıyorsunuz. Bu kadar doğru olmayan şeyi biz de söylesek, inanın, biz yüzde 60’la, 70’le iktidara geliriz ama Allah bizi doğrudan ayırmasın. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, arkadaşlar…

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – 15 bin kilometre…

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şimdi, doğru tabii, doğru, 15 bin kilometre, doğru ama bakın, neleri sattınız 15 kilometre için, neleri sattınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Şimdi ben size bir şey daha söyleyeceğim izin verirseniz…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Sen bile söylediğine inanmıyorsun.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Ben çok inanıyorum.

Bakın, 15 bin kilometre duble yol yaptınız. Neyle yaptınız? Türkiye’deki özelleştirmelerden en çok paranın geldiği bir dönemde yaptınız bunu değil mi?

Bakın, beğenmediğiniz Türkiye Cumhuriyeti ne yapmış 33 ile 38’in arasında? Bakın, devletin ağır bir ulusallaştırma, millîleştirme -1933’ten sonraki yıllarda da hız kazanıyor- devletin ağır bir kalkınma yükü altına girdiği, para sıkıntısı çektiği ve dış ödeme güçlüklerinin şiddetlendiği bir dönemde girişilen bu ulusallaştırma, millîleştirme hareketleri bütün olumsuz şartlara rağmen Kurtuluş Savaşı’ndaki milliyetçi atılışın söndürülmediğini ortaya koyuyor.

Neler yapmışlar, bakın: Anadolu-Mersin-Tarsus-Adana demir yolları ve Haydarpaşa liman şirketlerini satın almışlar. Kimden satın almışlar? 61 milyon İsviçre frangı ödemişler. 61 milyon lira olmak üzere, toplam 204 milyon İsviçre frangı ödemişler. Siz demir yollarını satıyorsunuz, limanları satıyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi almış. Ne zaman almış? 1928’de.

Mudanya-Bursa Demiryolu Ticaret Anonim Şirketini satın almışlar. İstanbul Türk Anonim Su Şirketini satın almışlar. Bunlar hep 38, 39, 40, o yıllarda. Bakın, hepsini okumayacağım.

İstanbul Rıhtım, Dok ve Antrepo TAŞ’yi almışlar. Ne kadara almışlar? 31 milyon 580 bin 138 Fransız frangına. Geçiyorum.

Üsküdar ve Kadıköy TAŞ, Tünel AŞ, İstanbul Türk Anonim Elektrik Şirketini satın almışlar 1938’de, 1 milyon 872 bin İngiliz lirasına. Bakın…

AHMET YENİ (Samsun) – 2002’den önce satılanları ne yapacaksın?

TUFAN KÖSE (Devamla) – Yahu, Türkiye Cumhuriyeti 2002’de kuruldu ya, onu da siz söyleyin! “2002’de kurduk.” diyorlar.

AHMET YENİ (Samsun) – 2002’den önce olanları da söyleyiver.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şimdi, geçen…

Sözlerim, zamanım kalmadı herhâlde…

AHMET YENİ (Samsun) – Tabii kalmaz…

TUFAN KÖSE (Devamla) – Canali (!) zannedersem… Grup Başkan Vekili diyor ki: “Arkadaş…” diyor, ona bir soru soruyorlar, diyorlar ki: “Arkadaş, buğday 2002’de 490 liraydı, mazot 1 liraydı, gübre 300 liraydı. Şimdi buğday 500 lira, mazot 4 lira, gübre 1.600 lira oldu tonu.” diyorlar. Bu da diyor ki: “Kardeşim, buradaki farklar kimin cebine girdi?” diye soruyorlar. O da diyor ki: “Yahu, üretimde 2002’den yana verimlilik çok arttı.” diyor. “Bir de, tarımdan geçinen insan sayısı azaldı.” diyor.

Yahu, buraya neresinden baksak yanlış ama maalesef bizim insanlarımız sizin bu laflarınıza inandığı için yüzde 50 oy daha verdiler size. Aydınlatılmamış… Rızaları var insanlarımızın.

Şimdi, eğer tarımdan geçinen insan sayısı azaldıysa bunun anlamı şudur: İşte, bu insanlar göçüyor, büyük şehirlere gidiyor. Aş, iş derdinde, büyük şehirlere gidiyor.

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Verim artıyor.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Üretimde verim artmış mı? Bakın, verim artmış mı? Ona da bakalım. Verim artmış mı?

Şimdi, buğdayda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, bir beş dakika daha verin. Güzel şeyler söylüyor Tufan Bey.

BAŞKAN – Sayın Köse, teşekkür ederiz efendim. Süreniz doldu.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bir dakika arkadaşlar…

BAŞKAN – Özür dilerim. Hayır vermiyoruz biliyorsunuz. Kusura bakmayın.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Buradaki arkadaşlar duysunlar…

BAŞKAN – Sayın Köse, teşekkür ediyorum.

TUFAN KÖSE (Devamla) – 4 kat mazot artmış ama verimde artış yüzde 10-15 civarında. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Köse, lütfen…

İkinci konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin 12’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek için söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, bağış, hibe ve yardımlara ilişkin işlemleri kapsamaktadır. Madde gerekçesinde bu maddeyle yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan sağlanacak imkânların Türk lirası karşılıklarının bütçeleştirilmesi, dış kaynaklardan bağış ve yardım yoluyla gelen malzemelerin tertibine mevcut ödeneklerin yetmemesi hâlinde yapılacak işlemlere ilişkin hükümler yer almaktadır. Bir diğeri ise, Türkiye - Avrupa Birliği mali iş birliği kapsamında sağlanacak mali imkânlara ilişkin hükümler vardır.

Tabii ki bütçede her ne kadar Maliye Bakanlığımız maddeleri azaltsa da bu tür maddelerin bulunmaması mümkün olmuyor, bazen bulunması kaçınılmaz oluyor, koymak mecburiyetinde ama burada önemli olan şey, Hükûmetin makroekonomik politikalar ile birbiriyle uyumlu şekilde bu işleri götürüp götürmediği.

Merkez Bankasının Hükûmetle ortaklaşa belirlediği yıl sonu enflasyon hedefi ortada iken kamunun müdahalesiyle kontrol edilebilen mal ve hizmet fiyatları bu hedef dikkate alınmaksızın dolaylı vergiler ve KİT politikalarıyla maalesef artırılmaktadır. Mesela Bakanlar Kurulu kararıyla sigara üzerindeki nispi ÖTV oranı 6 puan artırılarak yüzde 69, asgari maktu ÖTV tutarı yüzde 9,4 artışla bir paket sigara için 2,9 TL olarak belirlenmiş. Ardından iki hafta geçmeden, sonra üstelik geriye dönük olarak 13/10/2011 tarihinden geçerli olmak üzere 6 puanlık güncellemenin 4 puanlık kısmı yeni bir Bakanlar Kurulu kararıyla ÖTV oranı yüzde 65’e indirilmek suretiyle geri alınmış. Bunun hem kendi içinde dengesi yok hem de makroekonomik politikalarla bir uyumluluğu olmadığını görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, dolaylı vergilerin fiyat mekanizması içindeki fiyatların genel düzeyini artırdığını hepimiz biliyoruz. Genel iktisadi işleyiş içinde dolaylı vergilerin fiyat mekanizması yoluyla hemen tamamının tüketiciye yansıdığını da cihanı âlem biliyor. Yapılan güncelleme ile sigara fiyatlarında kabaca ortalama yüzde 30-35 oranında bir artış oldu. Bu durumun bir taraftan hane halkının refahını olumsuz etkileyeceği, diğer taraftan da fiyatların genel düzeyinin beklenenin üzerinde artmasına yol açacağı aşikârdır. Hâl böyle iken Hükûmet sigaranın hane halkı harcamaları içerisindeki ağırlığını bile bile dolaylı vergilerde enflasyon hedefini gözetmeksizin bu şekilde bir güncelleme yapmış ve daha on gün geçmeden geri adım atmak zorunda kalmıştır. Bu durum maliye politikası ile para politikası arasındaki uyumsuzluğun hangi boyutta olduğunu çok açık ve net bir şekilde göstermektedir.

Milletin alacağı arabanın markasını bile belirliyorsunuz. Maşallah, izan kayboldu mu toplamak bir türlü mümkün olmuyor.

Doğal gaz, elektrik, alkol, sigara ve diğer ürünlerin fiyatlarında vergi ve benzeri kamu müdahalelerinden kaynaklanan artışların yıllık enflasyonu hangi seviyelere ulaştıracağını hep beraber, birlikte son iki aydır gördük. Alınan bu kararlar ekonomi yönetiminin kredibilitesini maalesef çok olumsuz etkiliyor. Peki, Hükûmet kamu mali yönetimine ilişkin taahhütlerine sadık mı, değil mi? 5018 sayılı Kanun’un ilk hâlinde, geçici 11’inci maddesinde, döner sermayeli işletmelerin 2007 sonuna kadar tasfiye edilmesi hükmü vardı. Ardından “tasfiye edilir” hükmü “yeniden yapılandırılır” şeklinde değiştirildi. Daha sonra, 31/12/2007 tarihi, önce 5724 sayılı Kanun’la “2008 sonuna”, ardından da 5793 sayılı Kanun’la “2010 sonuna” olarak değiştirildi. Yine genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerine bağlı olarak kurulan döner sermaye işletmeleri ve fonların bütçelerinin ilgili idarelerin bütçesi içinde yer alacağına ilişkin hüküm 5793 sayılı torba kanunla kaldırıldı.

Hükûmet, yakın zamanda yaptığı, neredeyse tüm döner sermayeli işletmeleri tek kanunda toplama dışında ne yaptı? Bu alanda uygulamaya konulması taahhüt edilen kanuni düzenlemelerin, başlangıçta hedeflenen noktadan ve tarihlerden ne ölçüde uzak kaldığı ve Hükûmetin bu ve benzeri konulardaki politikalarının sonuç almaya değil, günü kurtarmaya ve sorunları ötelemeye dönük olduğu çok açık bir şekilde görülmektedir.

Peki, Hükûmet kamu mali yönetiminde nereye gitmek istediğini biliyor mu? Hayır. Bakın, kamu mali yönetimiyle iç denetim uygulamaya konuldu. AB ilerleme raporlarında neredeyse her yıl teftiş ve iç denetim sınırlarının belirlenmesine yönelik açık ifadeler vardı ancak kanunun kabul edilmesinden bu yana geçen sekiz yıllık süre zarfında bu alanda bir ilerleme sağlanamadığı gibi, hâlâ kamu mali yönetiminin işleyişinde ciddi zafiyetlerin olduğu, mevcut olduğu ortada.

Yine Hükûmet tarafından “stratejik yönetim” derken, stratejik planların ve performans esaslı bütçelerin hazırlanmasını sağlarken, diğer taraftan kamu mali yönetim sisteminin Türkiye Büyük Millet Meclisi namına garantörü konumundaki Sayıştayın performans denetimlerinin ilgililer için sorumluluk doğurmayacağı şeklinde bir hükümle bu süreç âdeta hadım edilmiştir. Peki, performans hedeflerine ulaşılmayınca ne olacak? Hiçbir hukuki, idari ve mali sorumluluk doğurmayacak bir denetimin kamu mali yönetiminde performansın artırılmasına ne gibi bir katkı sağlayacağı meçhuldür.

Hükûmet kamu mali yönetiminde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine uygun hareket ediyor mu? Buna da “Hayır.” diyoruz. Tüm harcamaların temel dayanağı yılı bütçeleridir. Son dönemde bütçe kanunlarıyla tespit edilen prensip ve tavanlar âdeta görmezden gelinerek Meclisin bütçe üzerindeki hakkı gasbedilmektedir. Elbette yapılan harcamalar belirli bir mal ve hizmet karşılığında gerçekleştirilecektir ancak bunun belirli bir plan ve program dâhilinde ve Meclisin onayı alınarak yapılması gerekmektedir. Yakın dönemdeki gerçekleşmelere bakıldığında, ilgili dönemde gerçekleşen bazı harcamaların, programlanan ve Meclis tarafından onaylanan başlangıç bütçe ödeneğinin katbekat üzerinde gerçekleştiği görülmektedir. Mesela 2010 yılında Karayolları Genel Müdürlüğü harcamalarında bu kurum tarafından 5 milyar lira başlangıç ödeneği tespit edildi, dönem sonunda yüzde 155 artış, 13 milyar TL’ye yaklaştı.

Benzer durum bu yıl için de var. Açık bir şekilde, bu durum, Türkiye Büyük Millet Meclisine İktidarın, Hükûmetin bakış açısını göstermekte ve milletin, Meclisin bütçe hakkı Hükûmet tarafından, İktidar tarafından resmen gasbedilmektedir. Bu, ekonominin geneli açısından da çok sakat bir durumdur. Kamu maliyesinde ciddiyete en çok ihtiyaç duyduğumuz şu dönemde elde edilen birtakım konjonktürel kaynakların behemehâl bir harcama programına kanalize edilmesi bu harcama kalemlerinin devamı için yeni kaynak ihtiyacı doğurmakta, bu da en başta dikkat çektiğimiz güncellemelere neden olmaktadır.

Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, yüce heyete saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Pervin Buldan, Iğdır Milletvekili.

Buyurun Sayın Buldan.

BDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de grubum adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Madde üzerinde söz aldım, yalnız Türkiye’nin bazı önemli gündemleri var tabii ki ama bu önemli gündemler, maalesef, Hükûmet tarafından çok fazla dikkate alınmadığı gibi şu anda cezaevlerinde ölümle pençeleşen hasta tutuklular var. Dolayısıyla bütçeden söz ederken cezaevlerinde yatmakta olan hasta tutukluların sorunlarını gündeme getirmek ve en azından onların seslerini kamuoyuna duyurmak da bizlerin görevi.

Cezaevlerindeki uygulamalar âdeta hastalıklara davetiye çıkarır niteliktedir. Yetersiz beslenme, havasızlık, baştan savma muayene, Hipokrat yeminli doktorların tutukluları kelepçesiz muayene etmeme ve bunu bir ilke hâline getirme ve bunun gibi durumlar. Kanser hastası bir tutukluya soğuk algınlığı hapları verilebilmektedir, zamanında teşhisi yapılmayan hastalıklar can almayla sonuçlanmaktadır; bu durum düşünce suçluları için geçerlidir. Diğer yönden, Türkiye gündemine Ergenekon davasıyla giren generaller ve destekçileri, baş dönmesi, yüksek tansiyon ve soğuk algınlığı gibi komik gerekçelerle tahliye edilebilmektedir. Oysa cezaevlerinde ölümle pençeleşen, ölüme gün sayan yüzlerce tutuklu bulunmaktadır; bunlar sadece ve sadece siyasal ve Kürt etnik kimliklerinden dolayı tedavi edilmemektedir, aynı zamanda da ölüme terk edilmektedirler.

Altmış yaşındaki kanser hastası tutukluyu ambulansla değil de cezaevi aracı içinde, kelepçeli bir şekilde, dalga geçercesine doktora götürmektedirler; bu durum işkencenin başka bir biçimidir sayın arkadaşlar, sayın milletvekilleri. Psikolojik bir savaş tutukluya karşı geliştirilebilmektedir.

Kadınlar hastaneye götürülürken yanlarında kadın koruma bulundurulmaması yasal bir gerekçe olarak gösterilmektedir ancak kadın koruma memuru olmadığından dolayı erkek koruma memurları kadınlara eşlik etmektedir, doktorlar bu erkek koruma memurlarının gözetiminde kadın tutuklularla ilgilenmektedirler. Hasta tutuklular için hastaneye gidip gelme işkenceye ve tacize dönüşmektedir.

Onlarca tutuklunun “Cezaevinde tedavi edilemez.” raporu bulunmaktadır, hatta ve hatta cezaevi müdürü ve savcısı tarafından “Bu hastaların burada tedavi olma imkânları yoktur.” söylemlerine yetkili kurum ve kuruluşlar itibar etmemektedir, bütün raporların Adli Tıp Kurumundan geçmesi gerekmektedir. Adli Tıp, resmî ideolojinin oluşturduğu bir kurumdur, dolayısıyla olay ve olgulara tıbbi ve hukuki bakmaktan ziyade ideolojik bütünlüğü esas almakta ve “Cezaevinde tedavi olamaz.” raporlarını ciddiye almamakta ve ölümcül hastaların raporlarına bu bakış açısını yansıtmaktan çekinmemektedir.

Şu anda cezaevlerinde 100’e yakın tutuklu ve hükümlü ölümcül hastalıklara yakalanmış durumdadır ve bunların tedavisi cezaevinde mümkün değildir. Yakın geçmişte böyle bir tutuklu tahliye edildi ve on gün sonra yaşamını yitirdi. Kısacası, rahat bir ölüm hakkı bile tutuklulara tanınmamaktadır. Katiller ve soyguncular için aksi bir durum söz konusudur. Elimizde, bu hasta tutukluların durumunu belirten dosyalar var ama ben bu dosyalardan ziyade, dün, Genel Kurulda cezaevlerindeki hasta tutuklularla ilgili bir sunum yapacağımı sekreterime söyledim ve bana şu anda Iğdırlı bir hasta olan Mehmet Aras’ın durumuyla ilgili İnternet’ten biraz bilgi toplamasını istedim ama bir tesadüf sonucu, o anda Mehmet Aras’ın mektubu elime ulaştı.

Evet, değerli milletvekilleri, Mehmet Aras dün bana bir mektup gönderdi ve ben bu mektubu şimdi sizler aracılığıyla, bu kürsü aracılığıyla kamuoyuyla paylaşmak istiyorum çünkü Mehmet Aras yıllardır kanser hastası olan bir tutuklu ve Cumhurbaşkanından af diliyor ama ne yazık ki sesini duyan hiç kimse yok. Ben, buradan, sadece Cumhurbaşkanına değil, aslında 74 milyon insana Mehmet Aras’ın durumunu seslendirmek istiyorum:

“Merhaba Pervin Hanım, umarım her yönüyle iyisinizdir, iyi olmanızı diliyorum. Şahsınızda tüm insanların yeni yılını kutluyor, barışa, huzur ve kardeşliğe vesile olmasını temenni ediyorum.

Bilindiği üzere, ben yemek borusu kanseri hastasıyım. 2010 yılının sonlarında devamlı rahatsızlanıyor, hastaneye gidip geliyorum. Tüm raporlarımın sonucu ‘Olumlu bir şey yok.’ deniyor. En son Cumhurbaşkanına başvurdum. Cumhurbaşkanının müdahalesiyle, üçüncü dereceye ulaşan kanser tespitiyle 1 Ekim 2010 tarihinde tedaviye alındım. Üç aylık tedaviden sonra Adli Tıbba gittim. Adli Tıbbın raporu ‘Cezaevinde kalmaya durumu elvermiyor, tahliye edilmesi.’ kararını verdi ancak her seferinde Cumhurbaşkanlığında bekletildi, en sonunda geri gönderildi. Detaylandırmak istemiyorum ancak ölüm riskinin fazlalığını, tedavinin artık yapılmayacağını hastanenin kendisi söylemektedir. Yedi ay on beş gün boyunca hap, şurup dışında hiçbir gıda alamadım. En sonunda kollarımda serum yeri kalmadı ve bacak damarlarımdan ya da bedenim delinerek gıda verilecekti. Stent takılınca gıda almaya başladım. Her iki buçuk ayda bir, bir stent takılıyor. Mideyle boğaz arası tümden stent olmuş. Dört adet stent takılmış ki artık boğazımda da stent yeri kalmamış. Tümör yukarı çıktıkça stent takılıyor ve stent takılacak yer kalmadı. Peki, ne olacak? Bundan sonrası ise ebedî sondur. İnsana acı veren, kurtuluşu imkânsız olan bir hastalığın politik malzemeye dönüştürülmesidir, ideolojik yaklaşılmasıdır. 4 çocuğumu ve eşimi kontrgerilla katletti. En büyük çocuğum on dört yaşında. Her türlü acıyı yaşadım ancak hastalığın politik malzemeye dönüşmesi kadar zoruma gitmiyor. Şu anda durumumun farkındayım, yavaş yavaş hayatımın son demlerine yaklaştığımın bilincindeyim. Son birkaç günümü kendi ailemle geçirmek isterim. Son derece insani, makul olduğu kanısındayım. Umarım elinizden gelen çabayı sergilersiniz.

Saygılarımla.

Mehmet Aras.

Erzurum H Tipi Cezaevi.”

Evet, değerli arkadaş, bu, Mehmet Aras’ın çığlığı. Umarım bu çığlığı Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan duyar.

Ben buradan Mehmet Aras’a “Senin gönderdiğin mektubu, evet, okudum değerli Mehmet Aras. Ben de umuyor ve diliyorum ki Sayın Cumhurbaşkanı hepimizin çığlığını duyar ve seni tahliye eder.” diyorum.

 Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Buldan.

Şimdi şahısları adına Ali Şahin, Gaziantep Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Şahin.

Süreniz beş dakika.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi ve aziz halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, son on yıllık süreçte, sağlıktan eğitime, ekonomiden tarım ve sanayiye, her alanda devrim niteliğinde önemli dönüşümler yaşadı. Bu dönüşüm alanlarından biri de Türk dış politikasıdır. Türk halkı, yıllarca kurgulanmış düşman komşular fobisiyle bir korku ve nefret kültürüyle yönetildi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Meğer yalanmış!

ALİ ŞAHİN (Devamla) – Şuuraltlarımıza yerleştirilen bu korku politikası ile seksen yıl sınırlarımız içerisinde mahpus bir yaşam sürdük. Bu korku kültürü bir yandan özgüvenlerimizi yok ederken diğer yandan da kimlik problemlerine düçar olduk, kendimizi tanıyamadık, tanımlayamadık. Bırakın okyanus aşırı diyarları, sınır ötesi hedefleri, çekildiğimiz sınırlarımızı bile kendi kendimize dar ettik. Türkiye, koca bir asrı, incir çekirdeği meselelerden kardeş kavgaları, yasaklar, siyasi kaoslar, çete oyunları ve darbelerle geçirdi.

Değerli milletvekilleri, geçen uzun yılların ardından, lambaya hapsedilen cin misali, Türkiye ve Türk dış politikası AK PARTİ İktidarı ile yeniden uyanmıştır. Son on yıllık sürece baktığımızda, Türkiye'nin diplomaside yakaladığı tarihî açılımlar âdeta bir hipnozdan uyanış niteliğindedir. Pasif “bekle ve görme” politikalarının yerini, Orta Doğu ve küresel diplomasi dengelerini derinden sarsan aktif “one munite” politikaları almıştır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Suriye’yle savaşın eşiğine getirdiniz, onu anlatsana!

ALİ ŞAHİN (Devamla) – Bu keskin ve kişilikli politika değişikliği sonucu, Türkiye'nin nüfuz coğrafyası bugün 780 bin kilometreyle değil sadece kendi hayalleriyle sınırlıdır. Nitekim, Latin Amerika’dan Vietnam’a kadar uzanan insanlık coğrafyasında oluşmuş Türkiye algısı, zalimin değil, mazlumun; güçlünün değil, haklının hamisi, kararlı ve onurlu bir Türkiye algısıdır.

Değerli milletvekilleri, Türk dış politikasında son on yılda elde edilen kazanımları somut bir şekilde ortaya koyan anlamlı göstergeler var. AK PARTİ İktidarında Türkiye, tarihinde ilk kez devraldığı Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlığını iki dönemdir sürdürmektedir. Yine, İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği ve NATO gibi uluslararası örgütler üzerinde artan Türkiye etkinliği, Türk dış politikasının yaşadığı küresel dönüşümün somut kanıtlarıdır. Türkiye'nin uzak coğrafyalarda kazanmış olduğu itibar ve nüfuz gücünü güçlü bir liderlik, kusursuz bir adalet anlayışı, vizyon ve sınırlarımız içinde yakalanan istikrarla açıklayabiliriz. Sahip olduğu güçlü potansiyellerle Türk dış politikasının yakın bir gelecekte çok daha büyük kazanımlar elde edeceğini, inşallah, hep birlikte göreceğiz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye kendini bu kadar kısa sürede küresel bir aktör konumuna getiren diplomaside ciddi bir şuuraltı dönüşümü yapmıştır. Her şeyden önce, AK PARTİ İktidarıyla birlikte tek eksenli Türk dış politikası eksen zenginliği kazanmıştır. Yıllarca izlenen tek eksenli mahkûm Batı politikaları Türk diplomasisini kısırlaştırmıştır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen nerede yaşıyorsun Allah aşkına!

ALİ ŞAHİN (Devamla) – Varlığını sadece Batı ile özdeşleştirmeye çalışan ve Batılı değerler dışında kalan tüm değerlere kendini kapatan Türkiye'nin doğu, güney ve kuzey politikaları…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Türkiye’yi savaşın eşiğine getirdiniz, hâlâ başarıdan bahsediyorsun!

ALİ ŞAHİN (Devamla) – …Batı politikalarının gölgesinde kalmıştır. Tek eksenli politikalar Türkiye’yi gündemi belirlenen ve itibarsız bir ülke hâline getirmiştir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bir hafta önce mi hazırladın bu konuşmayı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Görmeyen gözler var sende Nevzat, görmeyen gözler!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Konuşmasını bir hafta önce hazırladınız herhâlde, tehditlerden haberi yok.

ALİ ŞAHİN (Devamla) – Değerli milletvekilleri…

Elhamdülillah, ben kendi konuşmamı kendim hazırlarım…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Aferin sana, devam et!

ALİ ŞAHİN (Devamla) – …sizin gibi oradan buradan almam, bunun bilincinde olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen devam et Hocam, boş ver onu! Muhatap alma Hocam sen onu, senin muhatabın millet!

ALİ ŞAHİN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, İktidarımızla birlikte dış politikamızın kazandığı eksen zenginliği Türkiye’yi saygın bir küresel aktör hâline getirmiştir. Türkiye bugün başta Orta Doğu olmak üzere birçok farklı coğrafya için ilham kaynağı ve model bir ülkedir. Fas, Tunus ve Mısır’dan Pakistan ve Endonezya’ya kadar uzanan farklı coğrafyalarda kurulan adalet ve kalkınma partileri küresel Türkiye algısının hangi boyutta seyrettiğini gösteren önemli bir göstergedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ İktidarıyla birlikte Türkiye artık dünya politikalarına yön veren, küresel boyutta rota çizen bir ülkedir. Türkiye, potansiyellerini keşfedip kalıtsal değerlerine sahip çıktığı sürece küresel bir güçtür. Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye, güç ve zenginliğin Batı’dan Doğu’ya doğru kaydığı, geleceğin Doğu’dan yükselmeye başladığı bu küresel dönüşüm sürecinin başaktörü olacaktır.

2012 bütçesinin bu niyetle hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.

Şahısları adına ikinci konuşmacı Şanlıurfa Milletvekili Sayın Abdulkadir Emin Önen.

Buyurun Sayın Önen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

A. EMİN ÖNEN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesinde şahsım adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, tasarının 12’nci maddesi, Türkiye-Avrupa Birliği mali iş birliği kapsamında bağış, hibe ve yardımlara ilişkin ilişkileri düzenlemektedir.

Avrupa’da, geçtiğimiz kırk yıllık dönemde, çoğu kredi niteliğinde toplam 1,7 milyon avro hibe kullanılmıştır. 2002 yılı Kasım ayında AK PARTİ’ nin iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye Katılım Öncesi Mali Yardım Programı’na ait hibe nitelikli fonlardan tek bir çerçeve altında yararlanmaya başlamıştır. Türkiye, 2002-2006 döneminde, yüzde 30’u kurumsal yapılanmaya, yüzde 35’i AB müktesebatına uyuma, yüzde 35’i ise ekonomik ve sosyal uyumun temini için yaklaşık 1,3 milyon avroluk fonu 164 proje için kullanmıştır.

Bu dönemde, Türkiye, reform sürecinin yarattığı ivmeyle, Avrupa Birliği ile müzakere sürecine başlamıştır. Üyeliğe uzanan yolda atılan bu adım, gerek reformların gerekse bu reformları desteklemek üzere sağlanan mali yardımların nitelik ve niceliğini de değiştirmiştir. Enerjiden ulaşıma, halk sağlığından tarıma kadar çok farklı ve kapsamlı alanlarda AB’ye uyumu amaçlayan müzakere süreciyle birlikte toplumun pek çok kesimini etkileyen yasal ve idari değişiklikleri AK PARTİ Hükûmeti yapmıştır.

Hükûmetlerimiz döneminde Türkiye’de yaşanan bu gelişmelere paralel olarak Avrupa Birliği de 2007-2013 yıllarına ait bütçe dönemiyle birlikte aday ülkelere sağladığı mali yardım mekanizmasında değişikliğe giderek, aday ve potansiyel aday ülkelere yapılan mali yardımları kısa adı “IPA” olan “Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı” adı altında birleştirilmiştir. “Geçiş Dönemi Desteği ve Kurumsal Yapılanma”, “Sınır Ötesi İş Birliği”, “Bölgesel Kalkınma”, “İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi”, “Kırsal Kalkınma” başlıkları altında beş bölüm halinde yapılandırılan IPA, çevre, ulaştırma, bölgesel rekabet, insan kaynakları kalkınması ve kırsal kalkınma olarak belirlenen yeni alanlarda katılım öncesi mali destek sağlamıştır.

Dokuz yıllık iktidarımız döneminde, Türkiye’nin daha güçlü bir bölgesel iş birliği ve ortaklık sağlanması hedefi ile komşu ülkeler ile sınır ötesi iş birliği programlarını çok başarılı bir şekilde yürüttük. Bu süreçte sınır komşularımızdan başlayarak Orta Doğu, Kafkasya, Asya ve Afrika'da yirmi üç ülkede koordinasyon merkezi oluşturarak yoksul, hasta ve işsiz insanlara, kadın ve çocuklara yardım elimizi uzattık. Arap baharının yaşandığı dönemde dünyanın en sıcak bölgesi hâline gelen Libya’dan yaklaşık 25 bin vatandaşımızı çok kısa bir süre içinde ve daha birçok ülke vatandaşını gerek deniz gerek kara yoluyla tahliye ettik. Yani Türkiye’yi el açan ülke olmaktan çıkarıp el uzatan ülke konumuna getirdik.

Şöyle geriye dönüp baktığımızda bugüne kadar eğitimden sağlığa, müktesebata, uyumdan istihdama, ulaşımdan tarıma, ticaretten hibe ve fonların kullanılmasına kadar her alanda hangi hükûmet bu kadar etkili ve çok sektörlü, yüksek katılımlı, sürdürülebilir kalkınma programları yürüttü? Bunun tek ve değişmez adresi vardır, o da AK PARTİ’dir.

Bugün seksen bir ilimizde AB il daimi temas noktalarımız var, ortak akıl üreten, Avrupa Birliğine uyum danışma ve yönlendirme kurullarımız var, proje ofislerimiz var, kalkınma ajanslarımız var, tarım ve kırsal kalkınmayı destekleme kurumlarımız var. AB’nin sağladığı bu finansal kaynaklardan yararlanan STK’larımız ve yine kurumlarımız var.

AK PARTİ iktidara geldiğinde, 2002 yılında yerlerde sürünen itibarımızı dokuz yılda baş döndüren olağanüstü bir performansla başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, AGİT, Avrupa Parlamentosu olmak üzere birçok uluslararası platformda söz sahibi yaparak karar merkezine yerleştirdik. Artık Avrupa da çok iyi biliyor ki Türkiye’siz bir Avrupa Birliği olmaz, olamaz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği tarafından ülkemize sağlanan katılım öncesi mali yardım hibe programlarından memleketim olan Şanlıurfa’da da 28 projeyle toplam 6 milyon 440 bin avro hibe desteği sağlanmıştır. Şanlıurfa, Türkiye genelinde toplam hibe miktarının yüzde 1,71’ini almıştır. İnşallah, önümüzdeki dönemde bu payının yüzde 6’ya çıkması için yaklaşık 150 hibe projesiyle elimizden gelen çabayı göstereceğiz.

Türkiye, bölgesel kalkınmasını yararlandığı hibe ve fonlarla birlikte merkezî bütçe olanakları ve hazırladığı eylem planlarıyla sürdürmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekleştirdiği en önemli ve büyük proje olarak kabul edilen Güneydoğu Anadolu Projesi’nin yanı sıra Doğu Anadolu, Doğu Karadeniz, Konya Ovası Projeleriyle bölgelerin çehresini değiştirmekte, oluşturulan istihdam olanaklarıyla işsizliğe çare bulmaktadır.

Bu duygu ve düşüncelerle, 2012 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Önen.

Sayın milletvekilleri, konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Daha önce sisteme girmiş arkadaşlarımıza sırasıyla soruları için söz vereceğim.

Sayın Nevzat Korkmaz, Isparta.

Buyurun efendim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan, 2011 yılında yedek ödenek tertibine hangi kalemlerden ne kadar kaynak aktarılmıştır, nerelere harcanmıştır?

Türkiye Büyük Millet Meclisinin size müsaade verdiği başlıklar dışına çıkarak örneğin yatırım kalemlerine ödenek aktarmanız, toplamda da Maliye Bakanlığının neredeyse yüzde 40’ı kadar olan kaynağı Meclisten izinsiz diğer kalemlere aktarmanız, meslek hayatının önemli bir bölümünü yurt dışında geçiren ve Batı demokrasilerini de gören bir kişi olarak sizi rahatsız etmiyor mu? Bu tavrınızı parlamenter sisteme, demokratik hukuk devletine ve Anayasa’daki bütçe hakkı ilkesine uygun buluyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Korkmaz.

İkinci soru, Adana Milletvekili Sayın Varlı…

Buyurun Sayın Varlı.

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, gayrisafi millî hasılanın ne kadarı kamu yatırımlarına ayrılmıştır? Seçim bölgem Adana’ya ne kadar kamu yatırımı düşünülmektedir? Bütün vilayetlerimizi göz önüne aldığımızda, Adana, bu kamu yatırımlarından aldığı payla kaçıncı sıradadır?

İkinci soru: Yayla ve sahil kentlerimizde yaz nüfusuyla kış nüfusu arasında çok büyük farklılıklar vardır. Bu belediyelerimiz kışın 5 bin nüfuslu, 10 bin nüfuslu iken yazın 100 bin nüfuslara ulaşabilmektedir. Bunların ödenekleriyle ilgili, yazın kalabalık insanlara hizmet verme noktasında daha fazla ödenek ayırmayı düşünüyor musunuz, destek vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Varlı.

Sayın Bayraktutan, Artvin Milletvekili…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana soruyorum: Dünyada en pahalı benzin Türkiye’de, en ucuz benzin ise Venezuela’da satılıyor. 2008 yılında varili 150 dolar olan petrol fiyatı şu anda 90 dolar civarına düşmesine rağmen, rafineri çıkış ve bayi kârı düşmesine rağmen benzin fiyatı 4 TL civarında seyretmektedir. Devlet sattığı benzin ve motorine yüklediği ÖTV’den bir de KDV kesmektedir yani vergiden vergi almaktayız. Sayın Bakan, çok net bir şekilde ifade etmenizi istiyorum: Önümüzdeki dönemde vergileri düşürerek bu utanç verici tablodan Türkiye’yi kurtarmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, Adana…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Şimdi, bu bir nevi kölelik sistemi olan taşeron işçiliği son zamanlarda çok yaygınlaştı. İşçilerden çok yoğun mesajlar alıyoruz; maaşlarını bir ay, iki ay, üç ay sonra aldıkları oluyor. Tamamen işverenin iki dudağının arasında. Daha çok burada, baktığımızda, sistemde devlet zaten bu işleri yapıyor yani kamu kurumu veya belediyeler yapıyor. Müteahhit veya yüklenici firma aydan aya gelip istihkakını alıyor. Bununla ilgili ciddi bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

İkincisi de şimdi bu Adana’da satılan hazine arazileri var ama Adana kamu yatırımlarından çok az pay alıyor. Bu beş yıl içerisinde Adana’da -belki şu anda yoktur ama yazılı alabilirsem- ne kadar hazine arazisi satıldı? Bunların Adana’ya yatırım olarak dönmesini bekliyoruz.

Üçüncü sorum da: Adana’da Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kuruldu. Bu da Adanalıların beklediği bir şeydi ama bunun ödeneği bir an önce çıkabilirse… Bununla ilgili görüşlerinizi öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, İstanbul…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 seçimlerinden günümüze kadar, Başbakana ve bakanlara, yurt içinde ve yurt dışında hangi ödüller veya hediyeler, kimler ve hangi ülkeler tarafından verilmiştir?

Soru iki: Başbakana verilen hediyeler ve ödüller ilgili kurum ve kuruluşlara bildirilmiş midir, hangi tarihlerde bildirilmiştir? Bildirilmemişse, bu, yasaya aykırılık teşkil ettiğinden dolayı hakkında Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu uyarınca bir işlem yapılmış mıdır veya yapılacak mıdır?

Soru üç: AKP dönemi boyunca Başbakana, Cumhurbaşkanına, bakanlara verilen ve kabul edilen hediye ve ödüllerin içerikleri nelerdir? Bu hediyelerin ve ödüllerin verilen tarihteki değerinin Maliye Bakanlığı tarafından tespiti yapılmış mıdır, rayiç değerleri nedir? Yapılmamışsa ne zaman bu tespitler yapılacaktır?

Soru dört: Siyasi iktidar süreniz boyunca Başbakan tarafından diğer ülkelere verilmiş olan hediyeler ve ödüller var mıdır, varsa bunların, hediyelerin içerikleri nelerdir ve bunların rayiç değerleri nedir? Bedeli nereden karşılanmıştır?

Soru beş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türkkan, Kocaeli Milletvekili.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, Türkiye ihracatının İstanbul ve Bursa’yla birlikte yüzde 63’ünü… Toplanan vergiler sıralamasında da -kasım ayı itibarıyla söylüyorum, yaklaşık 35 milyar lira tahakkuk var, 30 milyar lira da tahsilat var, bu çok önemli, tahsilatla tahakkuk arasında çok ciddi bir rakam- 2’nci sırada olan Kocaeli, bu kadar, çalışma hayatına, vergi hayatına, Türkiye ekonomisine katkı sunarken insanlarla beraber bunu yapıyor ama insanların yaşam alanını kısıtlayıcı yeni liman yerleri yapmak üzere kıyı doldurma işlemlerine tekrar başlanacak duyumları alıyoruz. Millî Emlakin yeri olan bu işlemlerin bir an önce durdurularak doğaya daha fazla zarar verilmemesi konusunda katkılarınızı bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, buyurun efendim.

Süreniz beş dakika.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii şu anda merkezî yönetim bütçe kanununu görüşüyoruz. Bu kanunun 7’nci ve 8’inci maddesinde, Meclisin verdiği yetkiler çerçevesinde yıl içerisinde ihtiyaç çıkması hâlinde, tabii ki bütçeye bütçenin bazı kalemlerinden yedek ödeneğe aktarma imkânını siz veriyorsunuz, yani ben kanunsuz bir şey yapmıyorum. Şu anda görüştüğümüz kanunla siz bu yetkiyi Maliye Bakanına veriyorsunuz değerli arkadaşlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biz vermiyoruz, siyasal iktidar veriyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, Meclis veriyor. Meclis halkımızın temsilcisidir, halkımız bu Meclisi seçmiştir, burada çoğunluk eğer iktidardaysa çoğunluk vermiştir. Halkımız bu yetkiyi veriyor. Burada her sene bu bütçe kanunu görüşülür, maddeler üzerinde görüşülür ve bu yetkiyi Maliye Bakanına veriyorsunuz. Dolayısıyla, benim burada kanunsuz bir şey yaptığım şeklindeki bir ima söz konusu değildir.

Şimdi, 2010 yılında yedek ödenekte oluşturulan yaklaşık 21,2 milyar liralık kaynağın 14 milyar lirası yatırımlara ilave olarak gitmiştir. Yani şunu yapmışız: Yıl içinde gelir performansı yüksek olmuştur, bu yüksek gelir performansının bir kısmını tasarruf etmişiz, bütçe açığını azaltmışız, bir kısmını da...

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yatırım planlamasının iyi yapılmadığına işaret o zaman.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Yo, değerli arkadaşlar, yatırım planlaması yapılıyor ama şöyle bir şey var: Ülkemizin çok ciddi yatırım ihtiyacı var, eğitimde, altyapıda, sağlıkta, her alanda ama biz “Ayağımızı yorganımıza göre uzatalım.” diye bütçemizi o şekilde yapıyoruz. Yıl içerisinde eğer gelirlerimiz çok ciddi bir şekilde artarsa sizin verdiğiniz -daha önceki maddelerde geçti- bu yetkiyle biz bu işlemleri yapıyoruz.

Tabii, ikinci konu, “Gayrisafi yurt içi hasılanın ne kadarı yatırımlara gidiyor?” diye arkadaşlar sordular. Şimdi, 2011 yılı merkezî yönetim bütçesi kapsamında yaklaşık 29,8 milyar lira yatırım yapılması öngörülüyor. Toplam kamu yatırımları ise 53,3 milyar liradır çünkü merkezî yönetim bütçesi dışında da KİT’ler de, üniversiteler de, diğer, yani birçok kurum yatırım yapabiliyor. Buna göre toplam kamu yatırımlarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 4,2’dir. Merkezî yönetim kapsamında yapılanlar yüzde 2,3’tür.

Adana’ya yapılan yatırımlar ise tabii ki arkadaşların çalışıp çıkartması gerekiyor, onu sizlerle paylaşırım. Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi yeni kuruldu. Rektörümüzle görüştük; yedek ödenekten, eleştirdiğiniz yedek ödenekten, biz kendilerine imkân yaratacağız ve bu Üniversitemizin bir an önce de güçlü bir şekilde Adana’ya hizmet etmesi için kaynak aktaracağız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Isparta’ya da aktarır mısınız?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Şimdi, değerli arkadaşlar, bu yaz-kış nüfusu tabii ki kıyı şeridinde hakikaten ciddi bir şekilde değişebiliyor fakat Maliye Bakanlığı... Yani mahallî idarelerle ilgili düzenlemede her ne kadar parayı biz veriyorsak da düzenlemeleri İçişleri Bakanlığımız yapıyor, mahallî idarelerle ilgili bir reform yapılacaksa, bu hususun dikkate alınması konusunda bir irade ortaya çıkarsa bizim bir itirazımız olmaz.

Yine, dünyada en pahalı benzin konusu. Şimdi, değerli arkadaşlar, şöyle bir bakalım: 2002 yılında arabanızla herhangi bir benzinliğe gittiniz, 100 liralık benzin aldınız, onun 70 lira 20 kuruşu vergiye gidiyordu, 2002 yılında, doğrudur, o gün fiyat 1 lira 63 kuruştu ve o gün petrol fiyatları, Türkiye'nin ithal ettiği ortalama petrol fiyatı da 24 dolar civarıydı. Şimdi geliyoruz 2011 yılı Kasım ayına, kasımın sonu, yine gidin herhangi bir benzinliğe, bugün gidin, 100 liralık benzin alın, aynı benzinden, 95 oktan benzin alın, bugün ödediğiniz vergi yüzde 60’tır yani 60 kuruştur. Yani 2002’de 70 lira 20 kuruş vergi verirken 1 liralık -diyelim ki- benzin için, bugün ödediğiniz 60 kuruştur. Dolayısıyla aslında biz bu maktu vergileri her sene arttırmayarak ki 2010’un başından bu yana arttırmadık. Biz, bu…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Bakan, dünyanın en pahalı benzini değil mi?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, müsaade edin, cevaplandırıyorum.

Şimdi, petrol fiyatları nereden nereye çıkmış? Petrol fiyatları da almış… Sizin söylediğiniz gibi 90 dolar değil, o Amerika’daki WTI’dır yani West Texas fiyatıdır. Hâlbuki brent -bizim ithal ettiğimiz- petrolün fiyatı 112 dolardır dün itibarıyla, eğer değişmediyse dün itibarıyla 112 dolardır.

Dolayısıyla petrol fiyatları 4 kattan fazla artmış, benzin fiyatları da tabii ki artmış ama petrol fiyatları kadar dahi burada oransal olarak artmamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım, süreniz doldu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, ben özür dilerim. Biz 12’nci madde, bağış, hibelerle ilgili konuşuyoruz, tartışıyoruz ama Sayın Bakanımız bağış ve hibelerle ilgili tek bir cümle söylemedi. Yani sizden istirham ediyorum. Bakın, 12’nci madde…

BAŞKAN – Lütfen, lütfen oturun. Diğerlerini yazılı cevaplandıracaktır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama bu olacak şey değil Değerli Başkanım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Zamanım olursa cevap vereceğim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama bakın, bağış, hibe ve yardımları konuşuyoruz. Onunla ilgili tek bir cümle söylenmedi ama Bakan tarafından.

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz Sayın Tanal.

Değerli arkadaşlar, 12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi okutuyorum:

Muhtelif gelirlere ilişkin hususlar

MADDE 13 - (1) 2006 yılından önce katma bütçeli olan idarelerden 5018 sayılı Kanunla genel bütçe kapsamına alınanların ilgili mevzuatında belirtilen kurum gelirleri, genel bütçe geliri olarak tahsil edilir.

(2) 4/12/1984 tarihli ve 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamındaki tabii kaynakların ve tesislerin işletme haklarının devrinden elde edilen gelirlerin tamamı genel bütçeye gelir kaydedilir.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesiyle ilgili grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Bu bütçeyi iki haftadır Genel Kurulda ve iki aydır da ilgili Plan ve Bütçe Komisyonunda tartışıyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonunda özellikle sağlık ve sosyal güvenlik bütçeleri görüşülürken ilgili bakanlara da anlattım.

Bir hikâye var. Biri Hoca’nın önüne geçmiş demiş ki: “Hocam, senin anlattığın bir hikâye vardı. Orada Hazreti İsa’nın sopasıyla ortadan ikiye ayırdığı derenin adı neydi?” demiş. Hoca demiş ki: “Ee, be evladım, neresini düzelteyim? Bir kere İsa değil Musa, sopa değil asa, dere değil Kızıldeniz.” (CHP sıralarından alkışlar)

İşte, bu bütçeyle ilgili yapılacak eleştirilerde de böyle bir açmazımız var ama yine de biz eleştirilerimizi dile getireceğiz. Gerçi sizin düzeltmeye, doğruları dinlemeye, muhalefetin eleştirilerinden faydalanmaya niyetiniz olsaydı, bunu 5510 sayılı Yasa görüşülürken yapardınız çünkü o zaman CHP Grubu söyledi, sendikalar söyledi, meslek odaları, meslek birlikleri söyledi, dinlemediniz.

Ne dediler? “Bu sistemi prime dayalı bir sistem olarak kurarsanız, bu sistem yürümez, bir yerde tıkanır, çöker.” dediler, “Doğrusu, vergilerden finanse edilmesidir.” dediler. Yani siz primlerle finanse edelim derken, bu düşük asgari ücretle veya dükkânının siftahsız kapatan BAĞ-KUR’lunun veya emeklilerin, açlık sınırı altında evlerini geçindirmeye çalışan emeklilerin zaten maaşından kesilen vergilere ilave olarak prim ödesinler, dediniz.

Oysa, size önerilen sistem, üretim yapan, para kazanan, kâr eden herkesin, siz icraat yapasınız diye, siz sağlık götüresiniz diye, siz sosyal güvenliği finanse edesiniz diye verdiği vergilerden olmasını söyledi. Siz bunu istemediniz, patronun eli cebine gitmesin, asgari ücretli işçi finanse etsin dediniz. “Haydi, bu sistem Türkiye’ye -siz bunun çok uzağında bir düzleme düştünüz- uygun olarak karma bir model olsun, yarısı vergilerden yarısı primden.” dedik. Bunu da kabul etmediniz. Ama geldiğimiz noktada, bugün, çıkıyorsunuz, “Sosyal Güvenlik Kurumunun bütçesi yarı yarıya açık veriyor.” diyorsunuz. Ne yapmış oluyorsunuz? Başta size doğruyu söyleyen herkesin lafına gelmiş oluyorsunuz. Ama dönüyorsunuz, onun adına “kara delik” diyorsunuz.

Hem Sağlık Bakanı çıkacak, Sayın Başbakan çıkacak “2 kere doktora giderken 8 kere gidiyorsunuz.” diyecek, “İsteyen istediği hastaneye gidiyor.” diyecek, “yeşil kart” diyecek, “İstediğiniz eczaneden ilaç alın.” diyecek, sonra ortaya çıkan açığa “kara delik” diyeceksiniz. Hem çıkıp “Biz oyların en az yüzde 15’ini sağlıktan, sosyal güvenlikten aldık.” diyeceksiniz hem de kara delik edebiyatı yapacaksınız. Neden yapıyorsunuz bunu? Şu sebeple yapıyorsunuz: Bu açık kötü bir şey, kurtulmamız gereken bir şey, böyle bir algı yaratmamız lazım. Oysaki, övündüğünüz, oy aldığınız şeylerin karşılığı bu. Ama bu algının sonunda, bir gün çıkacak Sayın Bakan ve diyecek ki: “Arkadaşlar, sigortacılık devletin yapacağı bir iş değildir, bunu özelleştirmemiz lazım.” Bu kürsülerden, sosyal güvenlik sisteminin uluslararası reasürans şirketlerine, uluslararası sigorta şirketlerine devredilmesini ve bu kara deliğin kapanmasını bu Meclise getireceksiniz. Onu da göreceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Getirmeyeceğiz mi diyorsunuz? Siz “Aile hekiminden muayene ücreti almayacağız.” da demiştiniz. Aile hekimliği sistemi geldiğinde “Doktorlara tanınan o yüksek maaşlar zaman içinde gidecek, bunlar gerçek paralar değil.” dedik, siz “Onu da yapmayacağız.” demiştiniz. “Hastanın cebinden çıkacak para, cepten ödemeler artacak.” dedik, siz “Onu da yapmayacağız.” demiştiniz. “Yeni katılım payları getirirsiniz.” dedik, “Onu da yapmayacağız.” demiştiniz. Ama siz geldiğinizde raporludan sıfır, emekliden yüzde 10, çalışandan yüzde 20 sadece ilaç katılım payı alınırdı. Şimdi, bugün, ilaç katılım payı, reçete katılım payı, muayene katılım payı ve ilaç fiyat farkı olmak üzere, eczanelerde 4, emekli maaşlarından 2, hastanelerden 1 katılım payı; toplam 7 kalem katılım payı alıyorsunuz insanların cebinden. Siz çıraklık döneminizdeyken yani çıraklığınız başladığında yüzde 12 idi ağırlıklı ortalaması bir hastanın ilacına ulaşmak için ödemesi gereken para. Sizin kalfalık döneminizde bu anlattığım uygulamalarla yüzde 40’a çıktı. Şimdi usta işi bir teklifle karşımızdasınız. Yirmi gün önce “Bütçe aşılıyor.” deyip “Kara delik büyüdü.” deyip, müzakere etmeden ilaç firmalarına emrivaki bir iskonto yaptınız. Hemen o gün çıktım dedim ki ilgili komisyonda Bakana: “Sayın Bakanım, bunu tutturamazsınız. Size vermezler, arada eczacı ezilir; sıkıntı olur.” Dinlemedi. “On beş gün içinde kriz çıkar.” dedik. On beşinci gün bütün gazetelerin manşetlerinde ilaç krizi vardı.

İşte, o ilaç krizini çözmek için “Kanser hastaları ölmesin.” diye, bilek güreşine girip devlete kafa tutan o ilaç firmalarının bileğini on beş günde bükemediniz, onların iskontolarını geri verdiniz. Aynı gün Meclise bir tasarı sevk ettiniz. O tasarı, aile hekimlerinde 2 lira muayene ücreti almak ve hastaların alacakları her bir ilaç için 3 TL ilave katılım payı almaktı her bir kutu kalem ilaç için.

Bakın, bunun karşılığı nedir onu açıkça ifade edeyim: Manisa’nın Hacıaliler köyünden Sadriye teyze, ilaçlarını almaya gidince daha önce verdiği bütün paraları yine verecek ama aile hekimi ona 4 kutu ilaç yazınca 2 lira muayene ücreti, 3 kere 4; 12 lira da kutu başına para, 14 lira ilave para ödeyecek. 8 lira ödeyen Sadriye teyze, bu yasalaşırsa 22 lira ödeyecek.

Manisa’nın devlet hastanesine giden Abdullah amca 10 kutu sistit iğnesi aldığında, 1 liralık; 10 kutusu 10 lira olacak bu iğneyi doktor yazarsa; muayene ücretleriyle birlikte hesaplandığında 39 lira para ödeyecek.

Şimdi, dedim ya, siz çırakken 20 liralık bir reçeteden 4 lira alınıyordu, kalfalıkta 8’e çıktı, ustalık döneminizde bunu 15 liraya çıkarmak istiyorsunuz.

Şimdi, bakın sevgili ustalarım, bu beğenmediğiniz, dinlemediğiniz, milletvekillerini hapislerde tuttuğunuz muhalefet var ya, dün bu muhalefet gitti Plan Bütçe Komisyonuna, Sağlık Komisyonundan değişmeden sizin oylarınızla geçen o maddeyi, bağıra çağıra, yalvara yakara alt komisyona sevk ettirdiler. Bir şey söyleyeyim mi, o sevk olmasaydı ve eğer alt komisyonda da değişmezse, benzer şekilde kanunlaşırsa, o “Her 2 hastadan 1’inin oyunu alıyoruz, yüzde 50 millî irade.” diyorsunuz ya, o millî iradenin elinden sizi kimse kurtaramazdı bu sefer. (CHP sıralarından alkışlar) Ama, o beğenmediğiniz Komisyon, Ayşe teyze, Sadriye teyze, Fatma teyze her bir ilaç kutusu için 3 lira vermesin diye mücadele veriyor. Bu mücadeleyi de vermeye devam edeceğiz ve size bir şey söyleyeyim: Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak karşınızdayız, buradaki muhalefetin hepsi, bütün meslek odaları “Olmaz.” diyor, meslek birlikleri “Olmaz.” diyor, sendikalar, Türk-İş, Hak-İş “Olmaz.” diyor bu işe ama siz diyorsunuz “Bu iş olacak.” Bu, akla şunu getiriyor: Temel bir gün otobanda ters şeride girmiş. Anons yapılıyor karşıdan: “Dikkat, dikkat! Bir sürücü ters şeritten ilerlemektedir.” diye. Temel demiş ki: “Kaç bir tane, binlerce geliyor, binlerce.” Herkes karşınızda ve siz herkesin yanlış yolda olduğunu söylüyorsunuz. Acaba, otobanda ters şeritte ilerleyen sizler olmayasınız? (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Ya da CHP olmasın?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Siz elli yıldır ters otobandasınız, elli yıldır.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bu bütçeye, hem 13’üncü maddesine hem de bütçenin geneline, içinde işçi, içinde emekli, memur, çiftçi, köylü olmadığı için oy vermeyeceğiz. Bu bütçeye, açlık sınırının altındaki asgari ücretlinin hakkı için, her biri yoksul birer aile olan memur ailelerinin hakkı için, “intibak yasası” diye kıvrım kıvrım kıvrandırıp duygularıyla oynadığınız 9 milyon emeklinin hakkı için, söz verip de atamadığınız 44 bin tane öğretmenin hakkı için, 4/B’li, 4/C’li, Türkiye’deki bütün taşeron işçilerin hakkı için, eczacıların, 24 bin tane, 100 bin çalışanının, 20 bin diş hekiminin, yüz binlerce, her gün hastanelerde dayak attırdığınız, darp ettiğiniz doktorun, sağlık emekçilerinin hakkı için biz bu bütçeye “Hayır.” diyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

İçinde insan olan, içinde umut olan, toprak kokan, işçinin alın teri kokan, hak olan, adalet olan, dürüstlük olan, Sayın Bakan, öyle lafta değil gerçekten samimi olan bir bütçe yapılana kadar, yapacağınız bütün bütçelere, her bir maddesine teker teker ve büyük bir gururla “Hayır.” diyeceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Şimdi sıra Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan’da.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bütçe Kanun Tasarısı’nın muhtelif gelirlere ilişkin hususlar üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım.

Özel şirketlerin hidroelektrik santraller kurmaları için tahsis edilen, vadilerdeki doğal hayatın yok edilmesine karşı çıkan, direnen, dayak yiyen ve tutuklanan gençlerin, kadınların ve köylülerin çığlıkları arasında yapılan bu görüşmelerin ülkemize hayırlar getirmesini Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum.

Bu santrallerin inşasına izin verirken ÇED raporlarının hazırlanmasına ihtiyaç olmadığı yönünde karar veren ve ÇED raporunun hazırlanmasında bundan etkilenecek çevre halkını ve ilgili sivil toplum örgütlerini dışlayan Bakanlar Kurulu üyeleri, sizlere de soruyorum: Bütçenin bu gelir kaleminden elde edeceğiniz gelir ve üretilecek enerji ürküttüğünüz kurbağaya değecek mi? Fırtına Vadisi’ni, Çoruh Vadisi’ni ve diğer tabiat harikalarını, oralardaki flora ve faunayı, başka bir lisan ile nebatat ve hayvanatı yeniden oluşturmaya yetecek mi? Bölge insanının binlerce yıldır oluşan ve doğayla ilişkisi bağlamında oluşan kültür değerlerini yerle yeksan etmeye değecek mi? Bunlara değmeyeceğini adınız gibi siz de biliyorsunuz. Ancak ülkemizin en büyüğünden en küçüğüne bütün birikimlerini ve doğal kaynaklarını yağmalamaya, içteki ve dıştaki destekçilerinize peşkeş çekmeye devam ediyorsunuz. Çünkü siz, seçim zaferlerini savaşlarda elde edilen zaferlerle aynı şey olarak algıladınız; ganimeti paylaşıyorsunuz. Ancak unutmayın ki günümüzde rejimler ganimet düzeni üzerine değil, emanet düzeni üzerine kurulmuşlardır. Emanete hıyanet hem günah hem de ahlaksızlıktır. İhanet bir kere başlamaya görsün, nereye kadar uzanabileceği ve nerede duracağı hiç belli olmaz.

Sayın Bakan, elbette ki muhtelif gelirler önemlidir. On yıllık iktidarınızda mevcut vergi sistemini düzelttiniz, vergi gelirlerini topladınız da sıra muhtelif gelirlere mi geldi? Doğrudan vergi gelirleri oranı yüzde 70, beyana bağlı vergiler oranı yüzde 30. Dünyada bu oran tam tersi. Allah’tan korkun. Vergi diliminde muhtelif gelir vergilerinin payı nedir? Siz, asıl, vergi adaletsizliğini düzeltin, Türkiye’deki kayıt dışı ekonomiyi kayıt içi ekonomi hâline getirin. Bizler vergi mükellefleri olarak kümesteki tavuklar gibiyiz; bulduğunuz anda vergileri alıyorsunuz, kümese girmeyen tavuğa asla ve kata elinizi dokunmuyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin içişleri gibi maalesef dışişleri de millî kazanımlarımızdan uzak, çizgisiz bir durumdadır. Türkiye'nin Suriye’ye fiilî müdahalesi, bölgede mezhep kavgasını ateşliyor. Orta Doğu’da mezhep çatışması başlarsa nerede duracağı hiç belli olmaz. Türkiye'nin Suriye’deki çatışmaların içine çekilmesi gayretlerini de kaygıyla izliyoruz. Suriye’ye yaptırım olarak koyduğunuz dokuz maddelik metinde kazanan ve kaybedenlere bakıldığında, sınır ticaretimiz ve köklü dostluğumuzun yer aldığı mağduriyetin iki dost ülkesi olduğumuzu görmemek için sağır ya da kör olmalıyız.

Sayın Davutoğlu bir mülakatında “Suriye’yi kaderine terk edemeyiz.” buyuruyorlar. Türkiye ve Arap Birliği olarak ortak kararlardan dem vuruyorlar. Bu ortak kararlar Türkiye ve Arap Birliğine ne kazandırıyor? Suriye bu birliğin hangi çıkarlarına ya da toprak bütünlüğüne tehdit oluşturuyor? Efendim, Suriye’de insanların katledilmesine sessiz kalamazmış. Dünyanın gözü önünde Irak’ta kaç milyon insan katledildi? Irak yönetiminin sakladığı iddia edilen ölüm füzeleri nerede şimdi, göreniniz var mı? “Barış getiriyoruz.” diyerek Müslüman kardeşlerimiz katledilirken gıkınız çıkmadı, şu anda barışın geldiğini mi sanıyorsunuz?

Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri çıkarları için bölge üzerinde Davut Yıldızı gibi doğup kâbus yaratılmasına çanak tutacağınıza, ecdadımız gibi Zühre Yıldızı gibi doğup Anadolu’ya ve Ortadoğu’ya aydınlık ve barış getirmelisiniz.

“Hadi simit satanı anlıyorum, kestane satanı da; peki, dost satmak da ne oluyor, o da mı ekmek parası?” diyor şair. Kıbrıs Barış Harekâtında dünya bize ambargo uygularken, uçak yakıtı ve kullanılmak üzere yüklü bir para veren, düne kadar “dostum, kardeşim” dediğiniz, çadırının önünde diz çöktüğünüz dostunuzun sonu katkılarınızla ortada, şimdi sıra Beşşar Esad’a geldi.

“Komşularımızla sıfır sorun” dediniz; gerçekten kutluyorum, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliğiyle birlik olup Müslüman komşularımızı sıfırladınız. İsa’nın, Musa’nın, Davut’un değil, Hazreti Muhammed’in ümmeti olun. Ağacın kurdu kendinden olurmuş. Mustafa Kemal’in “yurtta sulh cihanda sulh” sözünü dostluk ve barış adına tüm mazlum milletler şiar edinmişken, onun kurduğu Türkiye’yi yöneten AKP Hükûmeti ve bu Hükûmetin Dışişleri Bakanı, Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı komşu ülkelerin ABD ve AB’ye tüm yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle peşkeş çekilmesine çanak tutuyor.

Sayın Davutoğlu, aynı dine inanan ve cumhuriyet kurulalı beri dostça yaşadığımız din kardeşlerimizi ve onların yönetimlerini yıktıran olarak tarihe geçeceksiniz. Tarihin şanlı sayfalarında “Türk” adına kurulan devletlerin, Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir yetkilisinin geleneğine uymayan, mazlumun değil, zalimin yanında, sömürgecinin yanında yer alan Dışişleri Bakanımız olarak kanlı harflerle tarihe yazılacaksınız. Efendileriniz tarafından ne kadar övülseniz azdır ancak şunu bilmelisiniz: Kavimler kapısı, tüm dinlerin ve medeniyetlerin beşiği Anadolu, Mezopotamya, kutsal topraklardır; yiğitler yetiştirdiği gibi, dönem dönem hainler de yetiştirmiştir. Şanlı tarihimizde yiğitlerimiz, dış destekli hainlerimizi dize getirmekle kalmamış, efendileri tarafından terk edilip yalnız, aç, susuz kaldıklarında bile onları kurtaramamışlardır.

“Stratejik Derinlik” adlı eserinden bahsetti Sayın Dışişleri Bakanı, bir kitap, on yıl evvel yazılmış bir kitap. Türkiye’de, dünya dengelerinin üç ayda bir bile değiştiği bir süreçte, on yıl önce yazılan kitapta hayalî ütopyalara uyup Türkiye'nin bu kötü bataklığa sürüklenmesine sebep olan Sayın Dışişleri Bakanı bu Hükûmetin en başarısız Bakanıdır. Ben, Sayın Başbakanı 1989 yılından beri tanıyorum, geçmiş zamanda çok iyi hukukumuz olan, sohbetimiz olan, samimiyetine inandığım bir Başbakanımızdı, ben Sayın Başbakanın millî olduğuna da inanıyorum ama Sayın Başbakanımızın bu çizgi kırıklığını da Hükûmetimizin en zayıf halkası olan bu Dışişleri Bakanına bağlıyorum. Umuyorum, Sayın Başbakan dinlenmek imkânı bulabildiği bu nekahet döneminde Türkiye’yi çılgınlığa sürükleyen, bataklığa sürükleyen bu Dışişleri Bakanının Türkiye’ye nelere mal olacağının farkına varıp mutlaka önlem alacaktır diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ben, Sayın Grubun infialini anlıyorum, zira Sayın Dışişleri Bakanının o gün kendi bütçesi hakkında görüşmesinde kendisini bir Dışişleri Bakanı değil, Sayın Erdoğan’dan sonraki bir Başbakan gibi karşıladılar. Umuyorum öyle olmaz.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Derdin belli. Sen kendi grubunla ilgilen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grubu infial ettirmeye çalışıyorsun ama beceremeyeceksin. Kendi kendine konuşuyorsun sen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ben, hatta ve hatta uzun yıllar yurt dışında yaşayan, kendisi Batman’da doğmuş olan Sayın Maliye Bakanını dahi Sayın Dışişleri Bakanından çok daha millî buluyorum. Bunu da belirtmek istiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, ateş topuna döndürülmüş bölgemizde millî bir hükûmetin görev başına getirilmesinin ne kadar elzem olduğunu bildiriyor ve saygılar sunuyorum.

Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkkan.

Üçüncü konuşmacı Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık.

Buyurun Sayın Sakık.

Süreniz on dakikadır.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de grubum adına 13’üncü maddeyle ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak üzere buradayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, her konuşmacı, her gruptan temsilci kendi gündemiyle çıkar buraya, sorunlarını anlatır. Ben de bizim, aslında sadece BDP Grubunun bir gündemi değil ama Türkiye’de herkesin ortak gündemi olan bir hukuksuzluktan bahsetmek istiyorum. Dün bir üniversite öğrencisi sadece BDP’nin düzenlemiş olduğu mitinglere katıldığı için, orada slogan, şarkı, zılgıt çaldığı için on dört yıl yedi ay hapis cezası aldı. Ve mahkeme diyor ki: “Örgüt üyesi olmamakla birlikte ağzı açık…“ Sadece, dosyada bu kardeşimizin resmi var. Resimlerde ağzının açık olduğu söyleniyor ve savcı bu ağız açıklığıyla bu mahkûmiyeti kuruyor ve on dört yıl yedi ay ceza alıyor. Şimdi, bir taraftan da her gün elleri kanla anılan ve bu ülkede 17.500 faili meçhul cinayetlerle yargılanan sanıkları da -“Suç delili yoktur….”- mahkemeler serbest bırakıyor.

Şimdi ben size iki üç olay anlatacağım ve çok fazla bir yorumda da bulunmayacağım. 2009’da, yani Demokratik Toplum Partisinin kapatılmasını protesto etmek amacıyla benim seçim bölgem Muş’ta, Bulanık ilçesinde “Ya, partimizi kapatmayın, Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk’un milletvekilliğini düşürmeyin. Demokratik kanalları tıkarsanız, farklı alanların prim yapacağını” söyleyen halkın üzerine ateş açıldı, 2 insan yaşamını yitirdi, 10 insan yaralandı ve onlarca insan da yaralı oldukları hâlde -devletin zalimliğini bildikleri için- kendi imkânlarıyla kendilerini tedavi ettiler ve iyi ki öyle yaptılar, eğer gitmiş olsaydılar 50 tane insanı gözaltına aldılar. Bakın, katiller -altı ay içerisinde 2 kişiyi öldüren ve 10 kişiyi yaralayan katiller- iki mahkeme değiştirilerek, biri Samsun’dan sonra Ankara’da ve bu insanlar özgürlüklerine kavuştu. Ölenler ve sadece “Demokratik zemini kapatmayın.” diyen insanlar da şu an her biri on yıl ceza aldı, Muş Cezaevinde bulunuyorlar; bu bir.

İkincisi: Dün yine, zılgıt çekti diye bir anne -otuz altı yaşında- Şanlıurfa’da yedi yıl bir ay ceza alıyor ve 6 çocuk annesi, belki okuryazar da değil.

Şimdi, ben hani “Kürtler” deyince bazen kıyametler kopuyor ama yargı Kürtlere acımasız, vicdansız olduğu için söylüyorum. Yani, şimdi, bu başka bir yerde olmuş olsa kıyametler kopar. Bir öğrenci hiçbir eyleme katılmadığı için on dört yıl ceza alıyor ama bunun altında sadece Kürt kimliği olduğu içindir ve bir taraftan da yani burada Mehmet Ağar’ın ifadelerinden tutun, emekli koramiral Atilla Kıyat, Ayhan Çarkın, İbrahim Şahin, Kemal Yazıcıoğlu, Sedat Peker; bir bütün olarak bir dönemi anlatıyorlar. Hepsi dönüp diyor ki: “Millî Güvenlik Kurulundan kararlar alınırdı, cinayetler işlenirdi.” Bu cinayetler işlenirken, onlarca isimden bahsediyor. Hatta cinayete katılan ve o cinayeti işleyenlerden biri Ayhan Çarkın, çıkıp açıkça: “Ben vicdan azabı çekiyorum, artık çocuklarımın yüzüne bakamıyorum; bir itirafta bulunuyorum.” diyor ve geliyor itirafta bulunuyor. Bunun beyanları üzerine tutuklamalar başlıyor ve bu tutuklamaları teyit eden İbrahim Şahin diyor ki: “Mehmet Ağar bize talimat verdi.” Sonra Mehmet Ağar diyor ki: “Millî Güvenlik Kurulundan talimatlar çıktı.” Atilla Kıyat diyor ki: “1990’lı yıllarda organizeli yani Millî Güvenlik Kurulundan başlayan, bugüne kadar gelen bir cinayetin de…” diyor, “Herkesin haberi vardı.” diyor ve Kemal Yazıcıoğlu, İstanbul’da emniyet müdürü ve diyor ki: “Ömer Lütfü Topal’ı öldürenleri bizzat biz yakaladık, özel timcilerdi ve sonra Adalet Bakanı devreye girdi, sonra İbrahim Şahin devreye girdi ve biz bunları onlara teslim ettik.” ve bunlar tutuklanıyor. Şimdi, ben sormak istiyorum: Yani bizim ölülerimiz acaba delil teşkil etmiyor mu yani yok hükmünde mi sayılıyor? Bakın, hiçbir delil yokken insanları cezalandırıyorsunuz. Türkçe bilmediği hâlde bir Türkçe pankart astığı için, elinde bulunduğu için yedi yıl ceza alabiliyorsa ama diğer tarafta bu cesetler yerde, bu katiller açık ve net olarak… Bunları Mehmet Eymür açık bir şekilde ifade ediyor ama buna rağmen ölülerimiz bile delilden sayılmıyor.

Bunu söylediğimiz zaman, zaman zaman tepki gösteriyorsunuz. Bunu anlamakta da zorluk çekiyoruz. Yani aynı şeyi… Hep empati yapalım diyoruz. Bunlar sizin coğrafyanızda, ilinizde, ilçenizde olsa ve sizin yakınlarınızı bu şekilde katleden bir anlayış olsa Allah aşkına ne yaparsınız? Yani bunları bir bütün olarak... Ben burada parti gözetmeden… Bütün partilere sorumluluklar düşüyor. Yani burada bir yargı… Bakın, avukatların başvurusu yok bu özel timcilerin son gündeki tahliyesiyle ilgili. İçinizde hukukçular var. Biz içerideyken bir yıl geçiyordu dosyalarımız incelenmiyordu ama ne hikmetse bakın avukatların başvurusu bile yok ortada, mahkeme kendiliğinden toplanıyor diyor ki: “Bunların suçu yok.” Peki, bunlar suçsuzsa Ayhan Çarkın’ı niye içeride tutuyorsunuz? Siz kimi korumaya çalışıyorsunuz? O mahkeme acaba kimi korumaya çalışıyor? Bu kadar beyanlar ortadayken sizin, bizim sesimize kulak verip, mağdurların sesine kulak verip davalar açmanız gerekirken katilleri koruyorsunuz. Şimdi, Mehmet Ağar’ı kollayan, koruyan güç kimdir? Bana söyleyin. Ben AKP’yi sorumlu tutuyorum. Açıkça söylüyorum. Mehmet Ağar bu kadar suçlanıyorsa ve onun suç ortaklarını aklıyorsanız, bırakıyorsanız, biz iktidarı sorumlu tutarız.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tansu Çiller de…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Siz, dönüp gidip “Efendim, 1930’ların, 38’lerin hesabını yapmaya çalışıyorsunuz.” Sadece Cumhuriyet Halk Partisini vurmaya çalışırsanız bunun adı “demokrasi” değil, bunun adı “hesaplaşma” değil, bunun adı sadece siyaseten manevra yapmaktır. Ama bizim acılarımızın üzerinden lütfen bunları yapmayın.

Bakın, yıl 90. 90’dan 2000’e kadar… Ben 1938’leri, 1937’leri, 1942’leri konuşmuyorum; 90’ları, 2000’leri konuşuyoruz. 2000’lerde olanlar var. Aha, işte, bu sırada oturanların hepsi bu işin mağdurlarıdır. Hepimizin ailesinden onlarca insan öldürülmüştür ve biz, şimdi diyoruz ki bizim katillerimiz bu hukuk devletinde elini kolunu sallayarak dolaşıyorsa sizi göreve davet ediyoruz, hukuka davet ediyoruz. Bunu yapabilirseniz, hukuk devletini oluşturabilirseniz bir arada yaşama şansımız olur ama bunları sağlayamazsanız, bizim ölülerimizi de delilden saymazsanız, artık, sözün bittiği yer olur. Artık, eğer insanlar hâlâ elli gün, elli beş gün cenazesini alamıyorsa Adli Tıp Kurumunun önünden, hukuk devletinden bahsedebilir misiniz? Yani bizim ne hakkımız var sıralarımızdan kalkıp gelip Sayın Başbakandan bu konuda bir talepte bulunmaya? Çok insani ve ahlaki olan bir şeyi bile, bir torpil bularak ölülerimizi defnetmeye çalışıyorsak hepinizin oturup düşünmesi lazım. Ölüden intikam alınmaz. Yani yürekli çatışmışlar, kavga etmişler, ölmüşler. Tercihimiz değil. Bu ölümü hiç kimse onaylamıyor ve açıkça da söylüyoruz. Hiçbir ölümü tasdik etmek insanlığa karşı suçtur. Biz bu suçu işlemeyiz. Ama bir ölüm ve bir mağduriyet varsa, bu mağduriyetin yani bu şekilde ölünün üzerinden intikam alarak, öç alarak da biz bir arada gerçekten yaşamanın yollarını tıkamış oluruz.

Parlamentoya bu konuda önemli sorumluluklar düşüyor. Her çıktığımızda bunları söylüyoruz ve gerçekten Parlamento bunun için var. Hepimiz halka gittiğimizde, biz sizin temel sorunlarınızı çözmek için oy talep ediyoruz.

İşte Türkiye’nin temel sorunları budur, acıları budur. En çok hukuka ihtiyaç vardır. Bu hukuk herkes için geçerlidir. Herkesin geçmişle yüzleşmesi için ve geleceğimizi birlikte inşa etmesi için biraz vicdan...

Hepinize teşekkürler dinlediğiniz için. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.

Şimdi şahısları adına, Batman Milletvekili Sayın Ziver Özdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Özdemir, süreniz beş dakika.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 87 sıra sayılı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi ve ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygı, sevgilerle selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1937 yılında kurulan Başbakanlık Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, o günden bu günlere, hemen her dönemde kendisini yenilemesini bilmiş, kuruluş kanunuyla verilen ulusal ve uluslararası görevleri yerine getirebilmek için bilim ve teknolojiyi takip etmiş ve kendine tanınan imkânlar ölçüsünde bünyesine uygulamış değerli bir kamu kuruluşumuzdur.

Özellikle son yıllarda bilim ve teknolojide görülen olağanüstü gelişmeler, doğal olarak meteoroloji bilimini de etkilemiş, bugün modern haberleşme ve gözlem sistemleriyle yapay uydular ve süper bilgisayarın devreye girmesi meteorolojik hizmetlerin kapsamını ve boyutlarını genişletmiştir. Artık bugün bilinen ve belirli sektörlerle ilgisi olan sınırlı, klasik meteorolojik çalışmalar ve hizmetlerin yanında, diğer bilim dallarıyla ilgili iklim değişikliği, doğal afetler gibi insanlığın geleceğiyle ilgili konular üzerinde de detaylı çalışmalar yapılması zorunlu olmuştur ve bu da yapılmaktadır.

Değerli Başkan, değerli arkadaşlar; bütçeler, hükûmetlerin icra politikalarını yansıtır. Bütçe, devletin imkânlarının vatandaşın hizmetine nasıl tahsis edileceğinin bir özetidir. Bütçeler, hükûmetlerin tercihlerini ve önceliklerini saptarken bir yanıyla da sosyal politikaları etkilemekte ve yönlendirmektedirler.

Buradan Sayın Başbakanımız başta olmak üzere hükûmetlerimize özellikle teşekkür etmek istiyorum çünkü dokuz yıldır olduğu gibi başarılı, gerçekçi bir bütçe ortaya koydukları için. Hatırlanacağı üzere daha önceki bütçelerin ortak özellikleri, daha ziyade başlangıçta açık vereceklerinin kabullenilmesiyle gündeme geliyordu. Bütçe giderlerinin bütçe gelirlerini aşması âdeta yadırganmayan ve alışkanlık hâline gelmiş kötü bir bütçeleme tekniğiyle gerçekleştiriliyordu. AK PARTİ İktidarı dönemlerinde uygulanan basiretli, kararlı, ileriyi gören politikalar sayesinde bütçe sağlam, öngörülebilir, güvenilir, istikrarlı bir yapıya kavuşmuştur, milletin sırtında yük olmaktan çıkarılıp hizmet eder hâle getirilmiştir. Böylece bütçe disiplini sağlanmış, kamu borçlarının çevrilebilme endişesi tarih olmuştur, adaletli bir dağıtım olmuştur. Dolayısıyla 2012 yılı bütçemiz istikrar, refah ve sosyal devlet gereklerine uygun olarak hazırlanmıştır.

Değerli milletvekilleri; bu Hükûmet bir hizmet hükûmetidir. En üstün değer olarak insanı gören ve insana hizmeti ibadet telakki eden bir yaklaşımla hizmet etmeyi şiar edinen bir hükûmettir. Bu hizmet misyonunun izleri ve vurgularını görüşmekte olduğumuz bütçe üzerinde de görüyoruz. Bu Hükûmet toplumsal barışa, uzlaşmaya varılabileceğine inanan ve herkese diyalog, hoşgörü, uzlaşma ve barış çağrıları yapan bir hükûmettir.

Bu bütçenin tatbikatında Hükûmetimiz aziz milletimizin, tüyü bitmemiş yetimlerin her kuruşunu büyük bir hassasiyetle kullanacaktır. Bu hususta, israfları önlemek, ülkeye bu imkânları en faydalı sahalarda kullanmak için elinden gelen bütün gayreti gösterecektir. Böylece halkımızın son dönemlerde almaya alıştığı hizmetleri vermeye devam edecektir. Ülkemizi uluslararası alanda en ön safta yer alması için elinden gelen tüm gayretle ileriye götürmeye çalışacaktır.

Halkımız AK PARTİ’yi üç dönemdir peş peşe, her dönem oy oranını yükselterek tek başına iktidara taşımaktadır. Milletimizin bu teveccühünün nedeni, üç dönem peş peşe iktidar olmanın sırrı vatandaşa götürülen hizmet ve yatırımlardır.

Bizler sadece anketler üzerinden vatandaşlarımızın sorunlarını dinlemiyoruz. Bizler vatandaşlarımızın ayağına kadar giderek hizmet götürüyoruz, milletimizin dertlerini dinliyoruz, dertlerine ortak oluyor ve sorunlarının çözümü için geceli gündüzlü çalışıyoruz.

2002’den bugüne sadece ekonomi, sağlık, eğitim alanında değil, hemen hemen her alanda devrim niteliğinde gelişmeler ve icraatlar ortaya koyduk. İşte bu nedenledir ki vatandaşlarımız da bu çalışmaların karşılığı olarak dokuz yıldır AK PARTİ’yi tek başına iktidara taşıyor. Buradan tüm vatandaşlarımıza da huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şahısları adına ikinci konuşmacı Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet Akyürek.

Sayın Akyürek, süreniz beş dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 87 sıra sayılı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

“Muhtelif gelirlere ilişkin hususlar” başlığı altında yer alan 13’üncü madde, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün yabancı ülkelere verdiği meteorolojik ürünlerin bedelinin genel bütçeye gelir kaydedilmesini, 2006 yılından önce katma bütçeli olan idarelerden genel bütçe kapsamına alınan kurum gelirlerinin genel bütçe geliri olarak tahsil edilmesini ve Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamındaki tabii kaynakların ve tesislerin işletme haklarının devrinden elde edilen gelirlerin tamamının genel bütçeye gelir kaydedilmesini sağlamaktadır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde hükûmetlerimiz döneminde her konuda benzeri görülmemiş iyileştirmeler ve yenilikler yaşanmış olup bunlar artarak devam etmektedir.

Bizlere vekâlet veren Şanlıurfa’da hemşehrilerimizin büyük bir bölümünün geçimini tarım sektöründen sağlaması ve ülkemizin ekonomisinde tarımın büyük pay sahibi olması nedeniyle Hükûmetimiz, çiftçimizi alan ve ürün bazında desteklemeye devam ediyor. Bu kapsamda 2012 yılında 7 milyar 180 TL milyon destekleme ödemesi yapılması planlanıyor. Destekleme ödeneklerine kredi faizi desteği ve tarımsal ürünlerin alımına ilişkin sübvansiyonlar gibi diğer desteklemeleri de dâhil ettiğimizde tarım kesimine toplam yüzde 14 artışla 11 milyar TL düzeyinde destek öngörülmektedir.

Kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi ödenekleri yüzde 40 oranında, hayvancılık destekleme ödenekleri ise 2011 yılı başlangıç ödeneğine göre yüzde 46 oranında artırıldı.

Değerli milletvekilleri, şu ana kadar yapılan ve 2012 yılı içinde yapılacak olan hizmetlerden bahsederken, dillerin ve dinlerin barış içinde yaşadığı, peygamberler şehri Şanlıurfa’mıza yapılan hizmetlerden bahsetmek istiyorum. İlimizde cumhuriyetimizin kuruluşundan 2002 yılına kadar yapılmış asfalt ve stabilize köy yolu, içme suyu yatırımının toplamının 1,5 katı hizmet hükûmetlerimiz zamanında yapılmıştır.

Şanlıurfa ilimiz otoban ve duble yollarla Gaziantep, Diyarbakır, Mardin illeri, ilçeleri ve Habur Sınır Kapısı’yla birbirine bağlanmıştır. Bu yollarımızın tamamı ulaşıma açılmış olup bunlar AK PARTİ hükûmetlerimizin başarısıdır.

Doğup büyüdüğüm ve günümüzde 200 bin nüfusuyla büyük bir kent görünümünde olan Viranşehir ilçemizde yatırımlar hızla devam etmektedir. Asfalt ve stabilize köy yolları 197 kilometreyken günümüzde 521 kilometreye çıkmış, 89 köyümüzde içme suyu varken günümüzde bu sayı 276 köye ulaşmıştır. Allah bize nasip ederse bu dönem sonunda içme suyu olmayan köy kalmayacaktır.

Son seçimlerden günümüze çok kısa bir süre geçmesine rağmen Viranşehir’de SGK İlçe Müdürlüğü açıldı, insanlarımız en ufak bir işlem için 100 kilometre yola gitmekten kurtuldu. İŞKUR tarafından planlanan kısa çalışma uygulaması kapsamında birçok Viranşehirli hemşehrimiz sigortalı olarak işbaşı yaptılar. Buradan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Faruk Çelik’e de ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca, Viranşehir Adalet Sarayımızın temeli atıldı. TOKİ, ilçemize gelerek yer tespiti çalışmalarını yaptı, inşallah, önümüzdeki günlerde temel atma töreni de yapacağız. 200 yataklı devlet hastanemiz, şubat ayında hizmete açılacak, sabır peygamberimizin mekânı Eyüpnebi beldemizde 25 bin metrekarelik alanda sosyal donatı düzenlemesi önümüzdeki yıl bitecek. Aynı beldemizde çok programlı lise inşası, ilçe merkezimizde de 2 adet Anadolu lisesi programa alındı. Biz zaman, mekân ayırt etmeden çalışıyoruz. Kısacası, halkımıza hizmet için yola çıktık, heyecanımız da gittikçe artarak devam etmektedir.

2012 yılı bütçemizin ülkemize, halkımıza hayırlı olmasını diliyor, yüce heyete saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akyürek.

Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Daha önce söz talebinde bulunan arkadaşlarımıza sırasıyla soruları için söz vereceğim.

Birinci sırada Çanakkale Milletvekili Sayın Sarıbaş var.

Buyurun Sayın Sarıbaş.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Bakan, geçen dönem kabul edilen torba yasa içerisinde vergi cezalarının faizlerinin affına ilişkin yasada, Telekom, Ülker, Çalık, Kiler, Albayrak, Çeliker, Cengiz gibi şirketlerin ne kadar vergi borcu, faiz ve cezaları silinmiştir?

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Korkmaz, Isparta Milletvekilimiz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, geçici mal ve hizmet satın almalarının önemli bir kısmı, kendinizin üretmesiyle kıyasladığınızda pahalı hâldedir. Bunun en iyi örnekleri araç ve bina kiralamaları, peyzaj ve bakım işleridir. Neredeyse, üç beş yıllık kira gideriyle o mülkün ya da aracın mülkiyetini devralmanız mümkün. Kamu İhale Kurulu ve EPDK binaları böyledir. Üç dört yıldır da bunu gündeme getirdiğimiz hâlde doyurucu bir cevap alamadık. Bu satın almaları merkezî hükûmet olarak bazı amir hükümlere, kriterlere bağlama hususunda bir çalışmanız var mıdır? Sayın Bakan, bu husus üzerinden kamu kaynaklarının heba edilmesine ne zaman dur diyeceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Sayın Mehmet Şeker, Gaziantep Milletvekili…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, size bir soru önergesi vermiştim, 2009 seçimlerinden sonra ilimiz Gaziantep’te hangi belediyeye ne kadar maddi yardım yaptığınızla ilgili sormuştum. Eksik olmayın, cevap vermişsiniz ama cevabınızda şöyle bir yazı var: İller Bankası Anonim Şirketinin ilgili kanun gereğince, bu, ticari sır kapsamında olduğundan ilgili bankadan belediyelere bilgi verilemeyeceğini, detaylı bilgi verilemeyeceğini söylemişsiniz. Bu cevap yazınız elimde. Lütfen, bürokratlarınıza talimat verirseniz… Milletvekili, kendi bölgesinde belediyesine ne kadar para verildiğini ve nereye harcandığını bilmeyecekse, bu ticari sır olacaksa -bu bir işletme değil, fabrika değil- biz neyin sahibi olacağız, neyi soracağız, neyi denetleyeceğiz Sayın Bakanım?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Elâzığ Milletvekilimiz Sayın Erdem…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Elâzığ iline kamu ödeneklerinin ayrılmasında cimri davranılmaktadır. Örnek olarak KÖYDES ödeneklerini verelim. Şimdiye kadar Elâzığ iline toplam 94 milyon lira, Bingöl iline -komşularımız- 128 milyon lira, Diyarbakır’a 241 milyon lira, Malatya iline 123 milyon lira, Tunceli iline 97 milyon lira ödenek verilmiştir. Tarım desteklerinde, üniversiteye ayrılan ödeneklerde de benzer durumu görüyoruz. Bu kaynakların başında bulunan bir Bakan olarak bu dağılımlardan vicdanen rahat mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

İstanbul Milletvekili Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ederim Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakandan, ısrarla, aynı sorularımı yine, tekrar yeniliyorum. Cevap alıncaya kadar bıkmadan, usanmadan soracağım.

Bir: 2002 seçimlerinden günümüze kadar Başbakan ve bakanlara yurt içinde ve yurt dışında hangi ödüller veya hediyeler, kimler ve hangi ülkeler tarafından verilmiştir?

İki: Başbakana verilen hediyeler ve ödüller ilgili kurum ve kuruluşlara bildirilmiş midir? Hangi tarihlerde bildirilmiştir? Bildirilmemişse, bu, yasaya aykırılık teşkil ettiğinden dolayı hakkında Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu uyarınca bir işlem yapılmış mıdır veya yapılacak mıdır?

Soru üç: AKP dönemi boyunca Başbakana, Cumhurbaşkanına, bakanlara verilen ve kabul edilen hediye ve ödüllerin içerikleri nelerdir? Bu hediyelerin veya ödüllerin verilen tarihteki değerinin Maliye Bakanlığı tarafından tespiti yapılmış mıdır, rayiç değerleri nedir? Yapılmamışsa ne zaman bu rayiç değerlerin tespiti yapılacaktır?

Soru dört: Siyasi iktidarın süresi boyunca Başbakan tarafından diğer ülkelere vermiş olduğu hediyeler, ödüller var mıdır? Varsa bu ödüller ve hediyelerin verilen tarihteki rayiç değerleri nelerdir? Bu hediyelerin ve ödüllerin bedelleri nerelerden karşılanmıştır?

Soru beş: AKP yönetimi süresi içinde herhangi bir şahsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - …Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından ve bakanlar tarafından verilen hediyeler var mıdır?

BAŞKAN – Şimdi sıra Adıyaman Milletvekili Sayın Fırat’ta.

Sayın Fırat, buyurun.

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanıma iki sorum var: “Biz dünyanın 16’ncı büyük ekonomisiyiz.” diyorsunuz, “Avrupa Birliği ülkeleri batıyor.” diyorsunuz ama hâlâ Avrupa Birliği ülkelerinden bağış ve hibe yardımı almayı neyle açıklıyorsunuz?

İkinci sorum: Ülkemizde asgari ücret açlık sınırının altındadır. Asgari ücretten vergi almayı ne zaman durduracaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum.

Sayın Alim Işık, Kütahya…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sayın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından Türkiye'nin Libyalı muhaliflere verdiği açıklanan 300 milyon dolarlık yardım hangi şartlarla ve hangi kaynaktan verilmiştir? Bu para ne zaman geri alınacaktır? Benzer şekilde başka komşulara verilen paralar var mıdır? Varsa toplam ne kadar yardımda bulunulmuştur?

İkinci sorum: Üçüncü defa soruyorum, Van depremi nedeniyle bölgede çalışan devlet memurlarına ek ödeme verilmiştir. Niçin, Simav’da çalışan depremzedelere ve devlet memurlarına aynı yardım yapılmamaktadır? Bu konudaki görüşünüzü almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Bakanım, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Müsaade ederseniz, şu hediye konusunu bir açıklayalım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 3’üncü maddesi bu konuya ilişkindir, yani bu husus orada düzenlenmiştir. Burada diyor ki: “Mal bildiriminde bulunacak kamu görevlileri herhangi bir özel veya tüzelkişi veya kuruluştan; aldıkları tarihteki değeri on aylık net asgari ücret toplamını aşan hediye veya hibe niteliğindeki eşyayı, aldıkları tarihten itibaren bir ay içinde kendi kurumlarına teslim etmek zorundadırlar.”

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii ki hediyenin kuruma teslim edilmesi veya açıklanması için burada Kanun demiş ki: 6.589,5 lirayı aşması lazım değerinin. Şimdi, 2002’den bu yana zaten böyle bir hediye alınmışsa, herhangi bir mal bildiriminde bulunması gereken tarafından bunun beyan edilmiş olması lazım ve bunun ilgili kuruma teslim edilmiş olması lazım. Böyle bir hediye var mı, yok mu; böyle bir istatistik yok. Dolayısıyla, sizin ilgili kurumlardan teker teker yani her bakanlıktan, her kurumdan, her ilgiliden sormanız lazım bu verilerin toplanması için. Dolayısıyla…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mesela, Hyundai arabası, Sayın Başbakana limuzin hediye edildi, nerede bu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, Kanun son derece açık, zaten mal bildiriminde bulunma yükümlülüğü var. Yani asgari ücretin 10 katından fazla değerdeki bir hediye alınmışsa bu hediye ilgili kuruma teslim edilmek ve mal beyanında bir şekilde o çerçevede açıklanmak zorundadır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, İller Bankası yasa değişikliğiyle bir anonim şirket hâline getirildi. Yani eskiden bir kamu kuruluşu niteliğindeyken şimdi bir anlamda bir banka hâline geldi. Bugüne kadar bize sorulan sorulara Maliye Bakanlığının elindeki verileri biz veriyoruz. Ama İller Bankasından hangi belediyeye ne kadar para gittiği konusunda biz kendilerinden talep ederiz, onlar bize gönderirlerse biz sizlerle memnuniyetle paylaşırız. Yani bu konuda bizim paylaşmayacak hiçbir verimiz yok. Ama Maliye Bakanlığındaki verileri, bizim gönderdiğimiz paraları detaylı bir şekilde biz sizlerle paylaşırız.

Şimdi kaldığım yerden devam edeceğim.

Kira mı, satın alma mı? Bu önemli bir konu değerli arkadaşlar. Aslında kamuda optimalite anlamında bir analiz yapılması lazım. Bu yönde de çalışmamız yoksa -ben teşekkür ediyorum bu konuyu gündeme getirdiğiniz için- bu konuyu çalışalım. Yani hangisi daha mantıklı, hangisi daha çok kamu yararınaysa bunu yapalım, eğer bu ana kadar yapılmadıysa.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Elâzığ’a kamu ödeneklerinde cimri davrandığımız konusu, doğrusu, sadece KÖYDES’e bakılarak anlaşılmaz.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Bakıyoruz, bakıyoruz, hepsine bakıyoruz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Ben -sadece aklımda kaldığı için söylüyorum- Gaziantep Milletvekilliği yaptım geçtiğimiz dönemde, Gaziantep’in KÖYDES anlamında ihtiyaçları son derece sınırlıydı. Karadeniz’deki bir ilimize bazen 20-30 milyon lira veriyorlardı, Gaziantep’e 2 milyon lira, 3 milyon lira veriliyordu. Benim itirazım olmazdı buna. Neden? Çünkü Gaziantep’in altyapısı…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Bakan, üniversitelere verilen ödenekleri de aynı şekilde mi açıklıyorsunuz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Değerli arkadaşlar, bir müsaade edin, bitireyim çünkü diğer sorular da var.

Şimdi, dolayısıyla, eğer köy altyapısı bir ilimizde nispeten daha gelişmişse ki bunu Devlet Planlama Teşkilatı ve İçişleri Bakanlığımız beraber…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Bakan, üniversitelere verilen ödenekler de var. Tarıma verilen ödenekleri…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Tamam arkadaşlar, bakalım, eğer hakikaten böyle bir şey varsa düzeltelim tabii ki.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Bakan, diğer kurumlara verilen ödenekler de aynı. Rakamlar var, hepsini size sunarım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Şimdi, “Avrupa Birliği ülkelerinden, madem bu kadar gelişmişiz, niye hibe ve bağış alıyoruz?”

Değerli arkadaşlar, birçok ülke, hibe ve bağış kapsamında… Sadece devletten devlete değil, kuruluşlar arasında da olabiliyor. Şimdi, Türkiye, eskiden, hakikaten, ciddi bir şekilde dışarıdan hibe ve bağış alıyordu ama son yıllarda bu değişti. Sadece devletin son yıllarda başka devletlere yaptıkları yardımların miktarı 750 milyon doları aştı ve vatandaşımızın yaptığı bağışları da dikkate alırsanız; 1,5 milyar doların üzerinde, Türkiye, artık uluslararası yardımda bulunuyor. Bu çok ciddi bir rakamdır; aslında, Türkiye’nin, 70’li yıllardan, nereden nereye geldiğinin de çok güzel bir göstergesidir.

Şimdi, “Van depremiyle ilgili yapılan ek ödeme niçin Simav’da yapılmadı?” şeklinde birkaç kezdir soruyorsunuz, sıra gelmediği için cevap veremedim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bu dönemde 3 defa sordum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Şimdi, Van depreminde, değerli arkadaşlar, tabii ki, hakikaten buradaki yıkım çok daha yüksek dozlarda ama Simav’da da böyle bir ihtiyaç olduysa… Belki bize iletilmemiştir. Bize iletildi bu ihtiyaç, biz Van için bu adımı attık. Yani Simav için veya başka bir yer için böyle bir adımı atmayız diye bir şey söz konusu değildir, gerekirse o konuda da adım atılır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Daha ne olsun Sayın Bakan, hepsi ölsün mü? Yapmayın!

BAŞKAN - Sayın Bakan, süreniz tamam efendim, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, 13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi okutuyorum:

Yabancı ülkelere yapılacak hizmet karşılıkları

MADDE 14 - (1) Maliye Bakanı;

a) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yabancı ülkelere ve uluslararası kuruluşlara kiraya verilen veya bir hizmetin yerine getirilmesinde kullanılan kara, deniz ve hava taşıtlarından alınan kira veya ücret tutarlarını,

b) Türk Silahlı Kuvvetlerinin öğrenim ve eğitim müesseselerinde okutulan ve eğitim gören yabancı uyruklu subay, astsubay veya erlere yapılan giderler karşılığında ilgili devletlerce ödenen tutarları,

c) Emniyet Genel Müdürlüğünün öğrenim ve eğitim müesseselerinde okutulan ve eğitim gören yabancı uyruklu öğrenci ve personele yapılan giderler karşılığında ilgili devletler veya uluslararası kuruluşlar tarafından ödenen tutarları,

ç) NATO makamlarınca yapılan anlaşma gereğince yedek havaalanlarının bakım ve onarımları için ödenecek tutarları,

aynı amaçla kullanılmak üzere bir yandan genel bütçeye gelir, diğer yandan yukarıda yazılı idare bütçelerinde açılacak özel tertiplere ödenek kaydetmeye ve bu suretle ödenek kaydedilen tutarlardan yılı içinde harcanmayan kısımları ertesi yıla devretmeye yetkilidir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar başlıyor.

Hatay Milletvekili Sayın Refik Eryılmaz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Eryılmaz, süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin 14’üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sayısal anlamda dünyanın en büyük ordularından birine sahip olan Türkiye, mühimmat ve silah teknolojisi alanında dışa bağımlı olma özelliğinden bir türlü kurtulamamış, yerli üretim konusunda yapılan çalışmalar ise istenen ve hedeflenen amacın çok uzağında kalmıştır.

Türkiye, yıllardır “yurtta sulh cihanda sulh” anlayışının hâkim olduğu bir savunma, güvenlik ve dış politika anlayışıyla hareket etmiştir. Maalesef bu anlayış, AKP Hükûmetiyle birlikte terk edilmiş ve küresel güçlerin talep ve menfaatlerini dikkate alan bir dış politikaya dönüşmüştür.

Komşularımızla sıfır sorun politikası, sıfır komşu politikasıyla sonuçlanmıştır. AKP Hükûmeti, Orta Doğu’yu yeniden şekillendirmeye çalışan küresel güçlerle tam bir iş birliği içerisine girerek bu güçlerin Orta Doğu çıkarlarına hizmet eden bir politik anlayışa teslim olmuştur.

Özellikle, Malatya Kürecik’te kurulmasına karar verilen Füze Kalkanı Projesi ile Suriye konusunda izlenen politikalar, ülkemizin ulusal güvenliğine büyük bir zarar vermiştir. Bu projeyle İsrail'i korumaya çalışan AKP Hükûmeti, Suriyeli muhalif guruplara da silah eğitimi ve lojistik destek sağlayarak küresel güçlerin Orta Doğu’da yaratmak istediği kardeş kavgasına alet olmuştur.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin komşu, dost ve kardeş bir ülkenin yönetimini silahlı güç kullanmak suretiyle devirmeye çalışan muhalif guruba destek verdiği yönündeki haberleri dehşetle ve endişeyle izliyoruz. Kendini muhalif gurubun lideri olarak tanıtan bir albay, iç ve dış basına verdiği demeçlerinde, Türkiye'den silah eğitimi ve lojistik destek aldıklarını, güvenlik güçlerine karşı silahlı saldırılar düzenlediklerini ve bir haftada 10 subay ve askeri öldürdüklerini itiraf etmiştir.

Bu korkunç ve vahim iddiaların Türkiye'nin ulusal güvenliği ve ulusal çıkarlarına hizmet etmediği açıktır. Hükûmetin bu ilişkisinin PKK’ya verilen dış desteği meşrulaştırma gibi bir tehlikeyi de beraberinde getirebileceği unutulmamalıdır.

Daha önce Tunus'ta başlayıp Libya, Mısır, Bahreyn ve Yemen'de yaşanan ayaklanma ve çatışmalar Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir ürünüdür. Komşu ülkede yaşanan olayların bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bugün ayaklanmaların yaşandığı bütün ülkelerde ya muhalif partinin ya da muhalif hareketin adı “adalet ve kalkınma” olarak karşımıza çıkmaktadır, logoları da ampuldür. Türkiye'den önce Fas'ta, ondan sonra Tunus'ta, sonra Libya’da, Mısır’da ve en son Suriye’de muhalefet “adalet ve kalkınma” ismiyle karşımıza çıkmaktadır. Bu benzerliklerin tesadüf olması mümkün değildir. İşte bu gerçekler, ayaklanmaların yaşandığı ülkelerdeki muhalif hareketlerin bir merkezden yönetildiği yönündeki iddiaları doğrulamaktadır. Bu, aynı zamanda, CHP’nin tarihini sorgulayanlara da bir cevaptır.

Değerli milletvekilleri, yeni Orta Doğu planı, İslam dünyasını yeniden kamplara ayırmayı hedeflemektedir. Geçen yüzyıl başında cetvelle onlarca devlete bölünen Orta Doğu, şimdi etnik ve mezhep farklılıkları kullanılarak çok daha derin ve tehlikeli bir biçimde karşı karşıya getiriliyor. Orta Doğu’da Şii bloka karşı Sünni blok bu yüzyıla damgasını vuracak tartışmanın içine çekiliyor.

Daha 2005’te Washington Post gazetesi, Suriye Batı’dan yana adım atmazsa nelerin yapılması gerektiğini sıralamıştı. Önümüzdeki günlerde tüm bölge, önce Şii ve Sünni çatışmalarıyla, ardından etnik kimliklerin isyanıyla sarsılabilir. Hillary Clinton’un söz ettiği kusursuz fırtına budur. Suriye Orta Doğu’da “Arap baharı” adı altında saklanan darbe imalatının son halkası da olmayacak, bu azgın dalga daha sonra sınırlarımıza da dayanacaktır.

Başbakanın, Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanı olduğu ve bu proje kapsamında kendisine önemli görevler verildiği yönündeki açıklamaları, yaşananların sıradan bir demokrasi talebi olmadığını da ortaya koymaktadır.

Daha düne kadar dost ve müttefik olarak kabul ettiğiniz ve birkaç ay önce barış ve dostluk barajının temelini attığınız, karşılıklı vizeleri kaldırdığınız, ortak Bakanlar Kurulu toplantıları düzenlediğiniz ve “kardeşim” diye hitap ettiğiniz Beşar Esad ne oldu da bu kadar kısa sürede en büyük düşmanınız olmuştur? (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Binlerce kişiyi öldürdü, binlerce…

REFİK ERYILMAZ (Devamla) – Gerek Başbakan gerekse Dışişleri Bakanı her açıklamasında, Suriye yönetimini verdiği sözleri tutmamakla, gerekli demokratik adımları atmamakla ve samimi davranmamakla suçlamaktadır. İlişkilerin bozulmasını da bu gerekçelere dayandırmaktadır.

Sayın Başbakana ve Dışişleri Bakanına soruyorum:

1) Size hangi sözler verildi de yerine getirilmedi?

2) Siz hangi demokratik adımların atılmasını istediniz ve yerine getirilmedi?

3) Beşar Esad ile -Sayın Dışişleri Bakanı- altı saat ne konuştunuz?

4) Israrla kimin adına, hangi taleplerde bulundunuz?

Lütfen yüce Meclise bunları açıklayınız.

Sayın Başbakan ile Dışişleri Bakanını bu konularda Meclise bilgi vermeye davet ediyorum. Bu sorulara cevap verirlerse gerçekten Suriye'ye demokrasiyi mi yoksa küresel güçlerin taleplerini mi ilettiklerini daha iyi anlayacağız.

Değerli milletvekilleri, Orta Doğu’nun demokratikleşmesi hiç kimsenin umurunda değildir. Amaç, uluslararası güçlerin Orta Doğu’daki çıkarlarına hizmet edecek yeni kukla yönetimleri oluşturmaktır, Tunus'ta, Libya'da Mısır'da ve diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi.

Irak'ta 2 milyon insanın ölümüne ve yüz binlerce Müslüman kadının tecavüze uğramasına bugüne kadar hiç ses çıkaramayan AKP Hükûmeti nedense Suriye konusunda şahin kesilmiştir. “Arap ülkelerine demokrasiyi götüreceğiz.” safsatasını ağzından düşürmeyen Başbakana sormak gerekmez mi: Hangi ülkeye demokrasiyi götürdünüz, Libya'ya mı, Mısır'a mı, Irak'a mı, yoksa Bahreyn’e mi?

Libya'da desteklediğiniz muhalifler 60 bin masum sivilin ölümüne neden oldu, yeni yönetim şeriat ilan etti. Mısır'da daha birkaç gün önce demokrasi talebi ile Tahrir Meydanı’na dökülen insanların üzerine tanklar sürüldü, yüzlerce kişi öldü, binlerce kişi yaralandı. Bahreyn'de demokrasi isteyen halkın üzerine bombalar atıldı, yüzlerce kişi öldürüldü, bu da yetmedi Suudi Arabistan ordusu tanklarını göndererek müdahalede bulundu. Ne Başbakan'dan ne de Dışişleri Bakanından ses yok.

Sayın Başbakan “Kapalı rejimlerin, diktatörlerin dönemi kapanmıştır.” diye nutuk atıyor. Peki, Suudi Arabistan'da, Ürdün'de, Katar'da, Kuveyt'te, Bahreyn'de ve diğer Arap ülkelerinin hangisinde demokrasi var Sayın Başbakan? Bu ülkelerden niçin hiç söz etmiyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, acaba Türkiye’de demokrasi var mı, onu da sorgulamak gerekmiyor mu? Milletin iradesiyle seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları cezaevindeyken, onlarca gazeteci, bilim adamı, profesör, avukat cezaevindeyken, 500 üniversite öğrencisi en demokratik haklarını kullanırken cezaevindeyken, yayınlanmamış kitaplar toplatılırken, herkesin telefonları dinlenip arşivlenirken, özel yetkili mahkemeler muhalif olan herkesin üzerine kâbus gibi çökerken, Türkiye Büyük Millet Meclisi baypas edilip ülke kanun hükmünde kararnamelerle yönetilirken, güneydoğudan her gün şehit haberleri gelirken, onlarca general cezaevindeyken, basın ve medya susturulmuşken, iş adamları, işçiler, öğrenciler büyük bir baskı altındayken siz hangi demokrasiden bahsedebilirsiniz? (CHP sıralarından alkışlar) “Demokrasi bizim için amaç değil araçtır.” diyen siz değil miydiniz Sayın Başbakanım? Ülkede demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla ortadan kaldırmaya çalışan bir zihniyet ne Mısır’a ne Libya’ya ne de Suriye’ye demokrasiyi götüremez.

Değerli milletvekilleri, izlenen dış politika, ülkemizin ulusal çıkarlarına ciddi zararlar vermeye başlamıştır. Sınır illerinde iş yapan nakliyeciler, ihracatçılar, sanayiciler, esnaf ve sınır ticareti yapan vatandaşlarımız büyük bir ekonomik sıkıntıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Dış politika bu şekilde devam ederse bölgenin ekonomik ve sosyal yapısı daha da derinden etkilenecektir. Bölge halkı bu gelişmelerden ve yaşanabilecek kardeş kavgasından da derin bir endişe duymaktadır. Türkiye’yi Orta Doğu bataklığına sürükleyen bu politikalardan derhâl vazgeçilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Eryılmaz, süreniz doldu efendim.

Çok teşekkür ediyorum.

REFİK ERYILMAZ (Devamla) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Ruhsar Demirel.

Buyurun Sayın Demirel. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini bildirmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle “Yabancı ülkelere yapılacak hizmet karşılıkları” başlığı altındaki bu 14’üncü madde her ne kadar çok teknik bir madde gibi görünüyorsa da içeriğine baktığınızda son derece sosyal, son derece stratejik ve politik bir madde olduğunu anlamak hiç de güç değil.

14’üncü madde neler yapıyor? 14’üncü madde öncelikle Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına kira gelirleri elde ettiriyor. Kara, hava, deniz nakliye araçları vasıtasıyla gelir elde edilmesinden bahsediyor. (b) ve (c) maddeleri ise Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı uyruklu, subay, astsubay veya erlere, Emniyet Genel Müdürlüğünün ise yabancı uyruklu öğrenci veya personellere, polislere eğitim, öğretim giderleri karşılığı olarak diğer devletler ya da uluslararası kuruluşlardan elde ettiği bütçeyi izah ediyor. Yani başka ülkelerin ordularında, uluslararası kuruluşlarda, başka devletlerin emniyet güçlerinde görev alan, görev alacak olan, ileride etkin görevlere gelebilecek olan bazı kişilerin ülkemizde eğitilmesinden söz ediyoruz burada. Dolayısıyla, bu maddenin içeriğindeki konular yalnızca ekonomik, yalnızca parasal, finansal değil, eğitimin stratejik, politik eylem olduğunu düşünürsek son derece derinlikli bir konudur. Sanıyorum Dışişleri Bakanımız bu konuda da bir stratejik derinlik yapıyordur.

(ç) maddesinde ise NATO var. NATO makamlarınca yapılan anlaşma gereğince yedek havaalanlarının bakım ve onarımları için ödenecek tutarları ifade ediyor. NATO’nun yedek havalimanlarının bakım ve onarım harcamaları için NATO tarafından yapılan ödemeler bütçeye ek gelir olarak kaydedilir diyor. Oldukça büyük bir meblağdan söz ediyoruz burada ama paranın büyüklüğünden öte NATO denilince Türkiye’de herkesin aklına son yıllarda iki konu başlığı geliyor: Birincisi Rasmussen, NATO Genel Sekreteri yani Danimarka’nın eski Devlet Başkanı. Danimarka’da dinî kutsallarımıza dil uzatan, kalem uzatan, el uzatanların başkanıyken Hükûmetimizin mehter takımı politikasıyla -iki ileri bir geri- NATO’nun Genel Sekreteri olmuş Rasmussen gelir önce aklımıza. İkinci olarak ise Malatya geliyor. Türkiye’ye yerleştirilmek istenen füze kalkanı, 2010 yılı Kasım ayında Lizbon’da…

VELİ AĞBABA (Malatya) – İsrail kalkanı.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – …devlet ve hükûmet başkanları zirvesinde kabul edilen seyyar erken uyarı radarının Türkiye'ye, Türkiye'de de Malatya’nın Kürecik ilçesi Kepez köyü yakınındaki 2 bin metre rakımlı Karahan Gediği Tepesi’ne yerleştirilecek olması geliyor ve bu konudaki imzanın Eylül 2011’de atıldığını, sanıyorum hepiniz hatırlıyorsunuzdur.

Ancak, burada sanıyorum gözlerden kaçan bir şey var. Seyyar erken uyarı radarının Türkiye'ye yerleştiriliyor olmasıyla beraber, Romanya’daki füzesavar sistemiyle eş güdümlü çalışacağına dair bir bilgilendirme yapılmıştı kamuoyuna, ancak atılan imzalardan sonra öğreniyoruz ki Türkiye'deki seyyar füze kalkanının 2011’in sonlarında, yani şu içinde bulunduğumuz günlerde aktive olacağını, ama eş güdümlü çalışacağından bahsedilen Romanya’daki füzesavarlarınsa dört yıl sonra hizmete gireceğini sanıyorum birçoğumuz bilmiyoruz. Eğer biliyor da susuyorsak bu daha kötü, çünkü dört yıl sonra hizmete girecek bir füzesavar sisteminin hangi eş güdümlülükle 2011’in sonunda aktive olacak bir seyyar platformla irtibat kuracağını ben anlamakta güçlük çekiyorum, sanıyorum sizler de aynı şeyi hissediyorsunuzdur.

Nitekim, 1639’daki Kasrı Şirin’den bu yana aramızda sıfır problem olan İran’la, o günden beri pek çok problemimiz var. Sayın Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun seçim bölgesi Konya’dan bir örnek vermek istiyorum. Biliyorsunuz Mevlânâ’yı Anma Törenleri Haftası. Eskiden İran’dan binlerce turist gelen Mevlânâ’ya bu sene hiç kimse gelmedi. Sayın Davutoğlu’nun sanıyorum bu konuda da bir stratejik eylem planı vardır.

Sayın milletvekilleri, şeffaflık, hesap verebilirlik, denetlenebilirlik kamu hizmetinin ayrılmaz bir parçasıdır, ama gerçekten gelişmiş demokrasiler için. Dolayısıyla, bu konularda kamuoyunun, Meclisin ve muhalefet partilerinin aydınlatılmasını, bilgilendirilmesini rica ediyoruz Hükûmetten. Ve şeffaflık denilince, Transparency International isimli sivil toplum kuruluşunun listesine göre zaten ülkemizin ve Hükûmetimizin bu konuda karnesinin ne kadar zayıf olduğunu hep beraber görebiliriz.

Şeffaflık sıralamasında bizden üstte kimler var? 23’üncü sırada Katar var, 46’ncı sırada Bahreyn var ve Türkiye 61’inci sırada. Bu, Türkiye'nin hakkı değil. Yetkililerin bu konuda duyarlılık göstereceklerini umut ediyorum çünkü bizim, muhalefet olarak bizzat burada var oluş sebebimiz, millet adına Hükûmeti denetlemek, millet adına Hükûmetin yaptığı doğrulara doğru, eğrile eğri, eksiklere eksik demek.

Dolayısıyla, bu çerçevede, geçtiğimiz hafta yaptığım bir konuşmadaki bir detayı tekrar hatırlatmak istiyorum: 21’inci yüzyıl Türkiye’sinde hiç kimsenin, bir organı, bir uzvu veya bir duyusu kayıp olan insanlara “özürlü” deme hakkı yoktur efendim. Bu özür, bu konuda kamusal duyarlılığı göstermeyerek sosyal bütünleşme aşamasında kendilerini engele maruz bırakan biz karar vericiler ve bunu uygulamayan yürütmenindir. Dolayısıyla “özürlü” kelimesini buradan, tekrar bu kürsüden reddediyorum ve o kelimeyi yazanları da kamuya hesap vermeye davet ediyorum çünkü bu ülkede özel durumlu insanlar vardır dünyanın her yerinde olduğu gibi ve bu özel durumlu insanların içinde öyle bir grup var ki, hiçbirimiz konuşmuyoruz. Her toplumda yüzde 2 ila 3 oranında bulunduğu söylenilen bu özel durumlu kitle kim biliyor musunuz? Üstün yetenekli ve üstün zekâlılar. Bu üstün yetenekli ve üstün zekâlı insanlar, yalnızca yaşadıkları ülkeye, yalnızca yaşadıkları topluma değil insanlığa fayda sağlayanlar, gerçek sanatçılar, gerçek bilim adamlarını üreten bir kitle. Gerçek bilim adamları diyorum, evet, intihal değil icat yapan bilim adamlarını, gerçek, orijinal kitap yazabilen bilim adamlarını üreten bir kitleden söz ediyorum.

Lafa gelince hepimiz Türkiye’deki bilimsel araştırmaların yetersizliğinden söz ediyoruz. Türkiye’de yeterli ARGE yapılamadığından, inovatif düşüncenin gelişmediğinden söz ediyoruz. Peki, özel durumlu olan bu üstün yetenekli ve üstün zekâlılarımız için ne yapıyoruz? Hiçbir şey, yalnızca bakıyoruz ve standart eğitimin içinde bu insanlarımızı eritip yok ediyoruz.

Bu cümleden olmak üzere, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanını, Millî Eğitim Bakanını, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanını bu özel durumlu kitleyle de ilgilenmeye davet ediyorum ve tekraren söylüyorum: 21’inci yüzyıldayız. Literatürde artık özür yok efendim, özel durum vardır; bunun tekrar altını çiziyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ederiz Sayın Demirel.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Hüsamettin Zenderlioğlu.

Buyurun Sayın Zenderlioğlu. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Plan ve Bütçe Komisyonunun kabul ettiği tasarının 14’üncü maddesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Yabancı ülkelere yapılacak hizmet karşılıkları, Millî Savunma Bakanlığının Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yabancı ülkelere ve uluslararası kuruluşlara kiraya verilen ya da bir hizmetin yerine getirilmesinde kullanılan kara, deniz, hava taşıtlarından alınan kira bedeli, ücret tutarı, Türk Silahlı Kuvvetlerinde eğitim gören yabancı subaylar için harcanan gider tutarı nedir?

Emniyet Genel Müdürlüğünde de eğitim ve öğrenim gören yabancı uyrukluların personel harcamalarıyla ilgili NATO makamlarınca yapılan anlaşmalar, yedek havaalanlarının bakım ve onarımı için ödenecek ödenek tutarları nedir?

Bu vesileyle, burada sözü edilen maddelerin Plan ve Bütçe Komisyonunca kabul edilmesi üzerine ciddi bir tartışma yapılmamasını düşündürücü buluyoruz. Özellikle, bu hizmetin sunuluşu açık değildir. Sanki kapalı bir kutu gibi, sır gibi saklı tutulmaktadır. İşte, 14’üncü maddede belirtilen (a), (b), (c), (ç) bentleri, amaçları neden açıkça, şu devletlerden öğrenci gelecek, buradaki üniversitelerde ya da harp okullarında jeopolitik açıdan eğitilecekleri ya da başka bir deyişle master, doktora gibi unvan içeren bir eğitime tabi tutulacaklarından hiç söz edilmiyor? Oysa demokratik bir ülkede hiçbir şey gizli kapaklı değildir. Her şey halka açık, şeffaf ve denetime açık olmalıdır.

Yurt dışından gelip eğitim verenlerin ve eğitim görenlerin oranları çok da önemli değildir. Verilen hizmetlerin ücretleri nedir? Kim bunları karşılıyor? Bu eğitimin karşılığı, bedeli ve ücret ölçüsü, bir kere, açık değildir?

Türk Silahlı Kuvvetlerinin birçok ülkede eğitim ve denetleme faaliyetlerinde bulunduğunu hepimiz biliyoruz. 25 ülkeye askerî eğitim veriyor, master ya da doktora için gelen yabancı askerî personel, eğitimi için, ülkemizdeki askerî eğitim olanaklarından yararlandırılıyor. Bu askerler sadece askerî eğitim görmezler, aynı zamanda dil eğitimi de görüyorlar ve 1939 yılından 1947 yılına kadar, Türkiye’de ilk kez, Amerika’ya personel gönderilerek eğitiliyordu. O personelin eğitiminden sonra ne hikmetse 1960 darbesi yapılmıştır ve sonrasında da aynı hiyerarşiye devam edilmiştir. Karşıt görüş yaratarak veya kamplara bölünerek askerî statüdeki hiyerarşi de çiğnenmiştir. Bu askerler sadece asker, sadece darbe yapmakla kalmamıştır. Burada eğitim görenler de ülkelerine gittiğinde -bu tür darbeleri yaptıklarını da- sanki burada eğitilmiş, öğretilmiş ve orada darbe gerçekleştirmek için gönderilmiştir. Pakistan biraz buna bir örnektir.

Yeniden yapılanmaktan söz edilmektedir. Güç kullanarak değil, şiddetle değil, ekonomik ve siyasal güçle etkili olmalıdır. Deniliyor ya: “Zekâ kılıçtan keskin, siyaset savaştan etkindir.”

Değerli milletvekilleri, her ülkenin jeostratejik ve jeopolitik konumu farklı olabilir. Güçlü ordulara da sahip olabilirsiniz. Güçlünün zayıfı yok etmesi ya da ezmesi gerekmez bu dünyada. Çağdaş bir dünyada yaşıyoruz. Çok güçlü orduların olması bir şey değiştirmiyor, çünkü bizlerin güçlü dostluklara ihtiyacı vardır, güçlü ekonomiye, eğitime ve sağlık sistemine ihtiyaç vardır. Akşam dost, sabah düşman olunabilir mi?

Dünya haritasına baktığımızda, Türkiye coğrafyası, jeopolitik bakımdan, jeostratejik bakımdan önemli bir noktadadır, geniş deniz kıyılarına sahiptir. Ancak bu stratejik konum hem Avrupa'ya, Avrasya’ya, Asya'ya, Orta Doğu'ya, Afrika'ya, dolayısıyla çevreleriyle ilişkili olan bir stratejik konumdadır. Bu konumun avantajları çok önemlidir. Ne yazık ki bu avantajlar yerli yerine oturtulmuyor ya da taşlar yerine konulmuyor, önemli olan bu avantajları iyi kullanma gereğini yerinde ve zamanında kollamadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülkenin birçok yerinde, birçok bölgesinde ABD ve NATO'ya ait açık ve örtülü birçok üs mevcuttur, bunlardan birkaçını sayarsak: Adana İncirlik Hava Üssü, İzmir Çiğli Hava Üssü, Diyarbakır Hava Üssü, Balıkesir 9. Ana Jet Üssü, Rize Pazar Hava Üssü, İskenderun Limanı, Mersin Taşucu Limanı, Muğla Aksaz Deniz Üssü, Konya Ana Jet Üs Komutanlığı, İstanbul Şile Kara Üssü. Bu açıdan, ülkenin her tarafına stratejik açıdan incelenmiş ve konumlandırma yapılmıştır. Bu üsleri kiraya verme sözleşmesi yenilenecek midir, yoksa yeniden üsler mi kurulacak? Şimdi, soruyoruz: Bu ne anlama geliyor? Bunun cevabını istiyoruz. Bu limanlardan, havaalanından yararlanmak isteyen devletlerin adı belli midir? Belli değilse neden gizli tutulmaktadır? Yoksa yeni bir savaş hazırlığı mı yapılıyor? Bunu öğrenmek istiyoruz. Bunun da en demokratik hakkımız olduğunu düşünüyorum.

Özünde hafızamızı yenilersek, geçmişte buna benzer gemilerin deniz üslerini ziyaret etme gibi alışkanlıkları vardı. Akdeniz'deki 6. Filo birçok insanımızın hafızasından silinmemiştir. Yorgunluğunu atmak için ansızın İzmir ya da İstanbul limanlarını ziyaret ettiklerinde halk, gençlik bu gibi ziyaretleri kabul etmemiştir, buna karşı reaksiyon göstererek büyük protestolarda bulunmuştur. İşte o günün anısı şurada… Yeni bir kavgaya, yeni bir kargaşaya mahal vermeden “Bu üsleri kimin adına, ne için kiraya veriyorsunuz? Türkiye'nin gerçekten bu üsleri kiraya verme, bu toprakları kiraya verme gibi bir ihtiyacı var mıdır?” diye soruyorum. Aslında bu protestolar yüzlerce binlerce insanımızı ve gencimizi mağdur etmiştir. Bugün de mağdur edilmeye devam edilmektedir. Politik amaçlı ziyaretler değilse bu liman hizmeti sunma olayı nedir?

NATO örgütünün, Birleşmiş Milletlerin faaliyet gösterdiği alanlarda barışı kontrol etmesi gerekirken bazen de iç savaşlara neden olduğu bir gerçektir. Coğrafyanın stratejik konumunun getirdiği avantajlar, bölge barışı için önemli olduğu kadar iç barış için de önemlidir. İç barışı sağlamayan Türkiye’nin, dışta çok itibar kazanacağını sanmıyoruz ve inanmıyoruz. Dünyanın barışa, bölgenin de kardeşliğe ihtiyacı vardır.

Silah tüccarlarının ürettiği ne kadar süpersonik silah varsa Mezopotamya havzasında, Afganistan'da ve Orta Doğu'da kullanıldı. Bu stratejik ortaklığın Türkiye’ye maliyeti ağır olmuştur.

1950-1953 yılları arasında Kore Savaşı’na giden askerlerimizin hepsinin boyunun 1.90 olduğu söylenmektedir. Yağız Kürt ve Türk delikanlıları günlerce o gemilerde yolculuk yapmıştır ve bu yolculuk sırasında, alışkın olmadıkları bu deniz yolculuğunda birçoğu hastalanmıştır. Tanımadıkları, bilmedikleri bir coğrafyada savaşarak yaşamlarını yitirmişlerdir ama ne için öldüklerini de bilmeden maalesef.

Birçok ülkenin güvenliği koruma, kollama amacı elbette ki değişmiştir. Eskiden klasik sömürgecilik anlayışı vardı, askerî saldırı sonucu işgal ve ilhak edilirdi; şimdi öyle değil, yeni ticaret anlaşmaları, AB ve NATO gibi askerî birlikler ekonomik güvenliğini sağlamaya çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Zenginlik kaynakları mutlu azınlıklarla paylaşılarak talan ediliyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zenderlioğlu, vaktiniz tamam.

Sayın milletvekilleri, şimdi, AK PARTİ Grubu adına Niğde Milletvekili Sayın Alpaslan Kavaklıoğlu.

Buyurun Sayın Kavaklıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) – Sayın Başkan, yüce Meclisimizin değerli üyeleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

21’inci yüzyıl, aslında 20’nci yüzyılın son on yılında, yani 1990’larda başlamıştır. Bu başlangıç bilhassa uluslararası sahada hissedilmiştir çünkü üçüncü bin yıl, öncelikle uluslararası gelişmelerle kendini göstermiştir. Soğuk savaşın sona ermesi, hem dünya hem de ülkemiz için önemli bir sonuç olmasının yanında yeni başlangıçların da kapısını açmıştır. Bu durum özellikle Türkiye gibi Afro-Avrasya ana kıtasının merkezinde yer alan çok boyutlu coğrafi özelliklere sahip ülkeler için yeni risk alanları ve aynı zamanda olağanüstü fırsat alanları da açmıştır. Bu fırsatların etkin ve yönlendirici stratejilerle değerlendirilebilmesi ülkemizin bölgesel ve küresel etkinliğini artıracağı gibi muhtemel güvenlik risklerinin kontrol altına alınmasını da sağlayacaktır. Bu itibarla, girdiğimiz yeni dönemin ruhuna uygun olarak dış politikamızın kapsayıcı bir bakış açısıyla, ülke güvenliği ve savunma stratejilerini de dikkate alarak çevremizdeki gelişmelere anında cevap verebilecek kabiliyette inşa edilmesi önem arz etmektedir. Ayrıca, her bir güvenlik tehdidine münferiden ve birbirinden kopuk tepkisel politikalarla cevap vermek yerine, topyekûn bir güvenlik anlayışı içerisinde ülkemizi çevre bölgelerde ve küresel alanda etkin kılmaya dönük olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ olarak politikamız, ülkemizin mücavir bölgelerde belirleyici ve düzen kurucu, küresel alanda etkin ve yönlendirici stratejik aktör hâline gelmesini, vatandaşlarımızın fert olarak, milletimizin ise bir bütün hâlinde güvenlik, özgürlük ve refahının çağdaş standartları aşan bir düzeye getirilmesini, cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yılında siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel kriterler bağlamında dünyanın rekabet kapasitesi en yüksek ülkeleri arasına girmesini hedeflemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin belirlenen stratejik hedeflere ulaşabilmesi için tehdit tanımlarına dayalı, tepkisel güvenlik anlayışından düzen kurucu bir anlayışa geçilmektedir. Ülkemizin maruz kaldığı tehditleri de değerlendiren, ön alıcı ve vizyoner bir güvenlik anlayışına göre savunma anlayışımızı da yeniden gözden geçirmemiz gerekmektedir. Böylece, bir taraftan dış güvenlikle ilgili tehdit unsurları daha ortaya çıkmadan engellenirken, diğer taraftan ülkemizin bölgesel ve küresel gelişmeleri yönlendirici ve belirleyici bir konum kazanması mümkün olacaktır. Bu vizyoner güvenlik anlayışı çerçevesinde ülkemizin tarihî ve kültürel imkânlarını ihtiva eden diplomatik, ekonomik, kültürel ve sosyal etkinlik araçları, konvansiyonel güvenlik araçlarına dayalı, caydırıcı unsurlarla birlikte sistematik bir bütünlük içinde kullanılmalıdır.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’yi bölgesel alanda lider yapacak, küresel alanda ise belirleyici bir ülke konumuna ulaştıracak geleneksel yöntemlerin yanında yumuşak güç unsuru denilen tarihî ve kültürel zenginliğimizden doğan ince güç unsurlarının da seferber edilmesi ülkemizin güvenliği ve geleceği açısından hayati önemi haizdir. Ülkemizin sahip olduğu yumuşak güç unsurlarına örnek olarak çevremizdeki ülkelerle oluşturulan ekonomik ve teknik iş birliğini, dış yardımları, toplumlar arası ve diplomatik ilişkilerin genişletilmesi ve derinleştirilmesi gibi uluslararası faaliyetlerimizi sayabiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye dış politikasını artık korkular değil ümitler yönlendirmektedir. Artık ülkemiz imkân ve yeteneklerinin farkındadır. Şanlı mazimizi muhteşem bir istikbale bağlayabilmek için sadece iç politikada değil dış politikada da değişimin, dönüşümün öncüsü olmak milletimize karşı bir borçtur. Millete hizmet uluslararası sahada da milletin menfaatlerini korumak, ümitlerine ve hayallerine inanmak ve onların gerçekleşmesi için gayret etmekle mümkündür. Unutmayalım ki, dış politika ideallerle imkânların birleştiği noktada cereyan eder, imkânları dikkate alarak ideallerden vazgeçmeden yapılır.

Dışişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığınca bu yeni konseptin başarılı bir biçimde hayata geçirildiğini görüyoruz. Bölgemizde yaşanan çok karmaşık ve çok radikal gelişmelerde, millî menfaatlerimizin hem kısa hem de uzun vadede korunması ancak bu yolla mümkün olacaktır. Bölge ülkelerinde yaşayan insanların ve küresel barışın da yararına olan bu tutumun, bundan sonra da devam edeceğine inanıyorum.

2012 yılı bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, hazırlanmasında ve kanunlaşmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Yüce Meclisimizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kavaklıoğlu.

Gruplar adına madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahsı adına İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan.

Buyurun Sayın Adan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün, yabancı ülkelere yapılacak hizmetlerle ilgili gündemin içerisinde Millî Savunma Bakanlığının birtakım harcamaları da söz konusu. Eskiden beri, Millî Savunma Bakanlığının yanından yöresinden geçen, bir sürü iş güç yapanların, bir vurgunun, talanın içerisinde olduğu noktasında, bir bilgi kirliliğinin olduğunu biliyoruz. Millî Savunma Bakanlığıyla iş yapıyorsa 100 milyon dolar, 50 milyon dolar, 200 milyon dolar servetlerin küçümsendiğini biliyoruz.

İstanbul’da, bugün aşağı yukarı 13 milyon insanımız yaşamaktadır. Bunların 10 milyonuna yakını servetini cebinde taşımaktadır, İstiklal Savaşı’nda savaşmaktan daha zor bir şekilde hayatını idame ettirmektedir ama bir dönem bir ucu Danimarka’da bir ucu İran’da büyük imparatorluk kurmuş olan biz, büyük milletimizin çocukları olarak biliyoruz ki o büyük imparatorluğu çökerten en önemli faktörlerden bir tanesi de yolsuzluklar idi.

İstanbul’da, aşağı yukarı -bugün arkadaşlarımdan aldım ben net bilgiyi- dört bine yakın imar değişikliği var. Ancak, bu dört bine yakın imar değişikliklerinin büyük bir çoğunluğu, arsa alındıktan sonra imar değişikliği olmuş. Şimdi, fakir fukaranın, garibanın oylarını alarak iktidara gelmiş bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine sesleniyorum: Bu dört bin imar değişikliğinin tekabül ettiği rakamlar ciddi rakamlar. 2002 yılında, 2001 yılında kurulmuş bazı firmalar 500 milyon dolar, 1 milyar dolar cash para kullanabiliyorlar. 500 milyon dolar paramızın olabilmesi için, sigortası, vergisi ödenmiş 500 milyon dolarım var diyebilmek için 5 milyar dolarlık fatura kesmeniz gerekmektedir. Türkiye’de 5 milyar dolar, 10 milyar dolar işlem hacmi olan firmalar aşağı yukarı bellidir. Dolayısıyla dört bine yakın imar değişikliğinin İstanbul’da yarattığı bir dengesizlik söz konusudur.

Milletimizin her günden daha fazla birliğe, beraberliğe ihtiyacının olduğu bugünlerde emin olunuz devletle millet arasında en büyük uçuruma sebebiyet teşkil eden, geçmişte Türkiye’yi baştan başa yollara, barajlara, enerjiye kavuşturmuş olan iktidarları tarihe mal eden, yok eden bütün iddia o günkü yolsuzluk algısının o siyaset kurumunu çökertmesidir. Siyaseti yaşatmak istiyorsak ki Türkiye’nin kurtuluşu siyasettedir, demokrasidedir, dolayısıyla yolsuzlukların, arsızlıkların üzerine gitmek gerekmektedir. Özellikle İstanbul’da çok ciddi bir bilgi kirliliği vardır bu imar değişikliklerinden dolayı. Mecidiyeköy’de, Şişli’de, İstanbul’un belli semtlerinde bir emsal imar değişikliği 50 milyon dolar, 100 milyon dolarlara tekabül etmektedir ve İstanbul’da üç aşağı beş yukarı on tane firmanın her bir projesi 1 katrilyona tekabül etmektedir. Oralarda halkın gözünün önünde cereyan eden bir yolsuzluk, arsızlık söz konusudur. Türkiye’de siyaset kurumu adına, demokrasi adına, milletimizin birliği adına, devletin yüceliği adına, ezanı hür Türkiye adına en önemli problem yolsuzluklardır, arsızlıklardır. Millî Savunma Bakanlığına dayalı keşke şöyle bir imkân olsa: Şimdiye kadar Millî Savunma Bakanlığının tüm alımları zaman zaman…1999 yılında ben Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiydim. Millî Savunma Bakanlığının bütçesini gündeme getirdiklerinde 40 milletvekiline şunu söylediler: “Bu, özel ve gizli.” dediler. Bugün Türk Silahlı Kuvvetlerinin elinde kaç tane mermi var, kaç tane uçak var, ne kadar teçhizat var, bunları yabancılar bizlerden daha iyi bilmektedirler. Millî Savunma Bakanlığına yapılan bütün satışların, belediyelerde yapılan imar değişikliklerinin de masaya yatırılması lazım. Fakir fukara, gariban, çocuğunu okutamayan, iş arayan milyonların olduğu bu ülkede vatandaşın birisi geliyor, İstanbul’da bir arsa satın alıyor. Arsanın imarı bir emsal. Münasebetlerini iyi tanzim etmiş, iki emsale kavuşturuyor. Bu iki emsalle elde ettiği değer 50 milyon dolar. Oysa, Afganistan’da, Afrika’da, dünyanın her tarafında, çoluğunu çocuğunu bırakmış, katma değer yaratmak isteyen, kendi şirketlerini markaya dönüştürmek için geceli gündüzlü çalışan iş adamlarımıza saygı duyuyoruz. O, Çeçenistan’da, Afganistan’da, Kenya’da, dünyanın her tarafında çoluğunun çocuğunun rızkından keserek para kazanmak isteyen insanla, bir imar değişikliğiyle 100 milyon dolar para kazanan insanın toplumu tahribine müsaade etmememiz lazım.

Bu vesileyle hepinize saygılarımı sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Adan.

Bir sonraki şahsı adına konuşmacı Çanakkale Milletvekili Sayın İsmail Kaşdemir.

Buyurun Sayın Kaşdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, AK PARTİ hükûmetleri tarafından hazırlanan 10’uncu bütçeyi değerlendirmeden önce, geçmiş yıllarda hazırlanan AK PARTİ hükûmetlerinin bütçesiyle ülkemizin hangi noktaya taşındığının analizini yapmakta fayda görüyorum.

AK PARTİ, 2002 yılında milletimizin büyük desteğiyle devraldığı ülke yönetiminde ihtiyaç duyulan ekonomik kalkınma ve büyümeyi hayata geçirmiştir. Halka hizmet anlayışı ile sürdürülen ekonomi politikaları ile Türkiye’de kararlı ve istikrarlı bir büyüme ve kalkınma hamlesi başlamıştır. Ülke içinde ve ülke dışında takdirle karşılanan bu istikrarlı büyüme ve kalkınma ile Türkiye bugün dünyada hedefimiz olan muasır medeniyetler seviyesine erişme yolunda hızlı ve emin adımlarla ilerlemektedir.

Geçmiş yıllarda yakalanan büyüme hızı ve toplumsal refahtaki artış, ülkemizin çözülemez denilen sorunlarına Hükûmetimizin el atmasında ve çözüm yolunda devrim niteliğinde adımlar atmasında bizlere cesaret vermiştir.

Türkiye’deki siyasi istikrar ortamı ekonomik istikrarı da beraberinde getirmiştir. Ülkemiz üçüncü çeyrekte yüzde 8,2’lik büyümeyle Çin’den sonra dünyada en hızlı büyüyen ikinci ekonomi konumuna gelmiştir. Buna paralel işsizlik rakamının da eylül ayında yüzde 8,82’ye düşerek son on yılın en düşük seviyesine inmesi vatandaşlarımızın yüzünü güldürmüştür.

Akılcı ekonomi politikalarının öncülüğünde adalet, sağlık, ulaştırma, sosyal güvenlik, millî eğitim ve dış politika başta olmak üzere tüm alanlarda ülkemiz dünyanın parlayan yıldızı hâline gelmiştir.

Kısaca yapılan başlıca hizmetlere göz atmak gerekirse, işçimizi, emeklimizi, memurumuzu enflasyon karşısında ezdirmedik. Tam bir sosyal devlet anlayışı içerisinde, dezavantajlı vatandaşlarımıza sahip çıktık. İlk defa iktidarımız döneminde çıkarılan kanunla engelli kardeşlerimizin sosyal haklarında düzenlemeye ve iyileştirmeye gidildi.

Bir ülkenin kalkınmışlığının en önemli göstergelerinden birisi, o ülkenin eğitimine ayırdığı paydır. Çok şükür, 2012 bütçesinde de yine en büyük pay eğitime ayrılmıştır. 2002 yılında eğitim harcamalarının bütçedeki rakamsal karşılığı 11,3 milyar TL olurken bu rakamın bütçeye oranı sadece yüzde 9,4 idi. 2011 yılına bakıldığında ise rakamsal karşılık yaklaşık 56 milyar TL olurken bu rakamın bütçeye oranı yüzde 16,1’e yükselmiştir. Rakamsal olarak 2002’den bugüne Millî Eğitimin bütçesinde yaklaşık yüzde 500 oranında artış sağlanmıştır.

Adaleti bodrum katlarından, iş hanlarından kurtararak yargı çalışanlarımızı daha modern ve sağlıklı yeni binalarına, adalet saraylarına taşıdık. 2002 yılından bu yana 145 adalet sarayı yapılmıştır ve yapılmaya devam etmektedir. İl ve ilçelerimizde yeni yapılan adalet sarayları ile adalet hizmetleri prestijine yakışır bir ortamda verilmeye başlanmıştır. “Geciken adalet, adalet değildir.” anlayışıyla adalet hizmetlerinin daha hızlı bir şekilde verilebilmesi için hâkim ve savcı sayısında yüzde 34, adalet personeli sayısında ise yüzde 78 oranında artış sağlanmıştır. Cezaevine düşen insanlarımızın hakları da ilk defa bir iktidar döneminde önemsenerek 2003 yılından bugüne kadar, uluslararası standartlara uygun, güvenlikli, mekanik, elektronik donanımlı ve rehabilitasyon işlemlerine uygun kırk ceza infaz kurumu inşa ettik.

İktidara geldiğimizden bu yana “İşkenceye sıfır tolerans.” dedik ve bu yolda ülkemizi çok önemli bir noktaya taşıdık. Yaşanan birkaç münferit olay da yine siyasi iradenin bu konuda almış olduğu tedbirlerle bir bir su yüzüne çıkmaktadır. Unutulmaması lazımdır ki bugünlerde kameralarda izlemiş olduğunuz o görüntülerin kaydedilmesini sağlayan da oraya o kamerayı koyduran siyasi iradedir. Artık, ülkemiz kapalı kapılar ardında hesap sorulamayan hareketlerin yapıldığı bir ülke olmaktan çıkmıştır. Her yanlışın hesabı hukuk önünde sorulmaktadır.

Yerel yönetimlere ve çiftçimize ayırdığımız payı arttırarak onları desteklemeye devam etmekteyiz.

İşte ben de vatandaşlarımızın da hissettiği gibi AK PARTİ hükûmetlerinin bütçeleriyle bu ülkede kendimi güvenli, emin ve ehil ellerin elinde hissediyorum. İktidarımızın vatandaşlarımızın üzerinde sağladığı öz güvenle ve ehil ellerin elinde ülkemizi hep beraber daha da ileriye taşıyacağından emin olduğum 2012 yılı merkezî yönetim bütçe kanununun ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyor ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Daha önce sisteme girmiş olan arkadaşlarımızdan birinci sırada Mersin Milletvekili Sayın Öz var.

Buyurun Sayın Öz.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Birinci sorum: Mersin ili Toroslar İlçe Belediyesinin 20 trilyon KDV alacağı vardır. Bu ödeme niçin yapılmıyor? Bu alacağı diğer vergi borçlarına veya sigorta borçlarına mahsup etme yönünde bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Bir diğer sorum da: Emniyet mensuplarından daire başkanlarına, il emniyet müdürlerine yapılan maaş zammını polis başmüfettişlerine, merkez emniyet müdürlerine, polis meslek yüksekokulu müdürlerine yapmayarak oluşturduğunuz adaletsizliği gidermeyi düşünüyor musunuz? Diğer teşkilatlarda da “eşit işe eşit ücret” anlayışı içerisinde çok sayıda farklı ücretlendirme vardır. Bunlarla ilgili yeni bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

İkinci soru sahibi Manisa Milletvekili Erkan Akçay.

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vergi denetimi yapan dört ayrı denetim birimini “vergi müfettişi” unvanıyla Vergi Denetim Kurulunda birleştirip doğrudan Maliye Bakanına bağladınız ancak harcama denetimi ve hazine mallarının denetimini yapan muhasebat kontrolörleri ile millî emlak kontrolörleri ise maliye uzmanlığına atandılar. Muhasebe ve millî emlak denetmenleri ise defterdarlık uzmanlığına atanmışlardır. Harcama ve millî emlak denetimini yapan denetim birimlerini kapatıp bunların görevlerini Vergi Denetim Kuruluna yani vergi müfettişlerine verdiniz. Bu düzenlemeyi hangi hukuk, hangi kanun, hangi mantık, hangi akıl ve gerekçeyle izah ediyorsunuz ve bu uygulamayı insaf ve adaletle bağdaştırabiliyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Çanakkale Milletvekili Sayın Soydan…

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Maliye Bakanına: Çanakkale merkez ilçe Kepez beldesi Fener mevkisinde bulunan, mülkiyeti hazineye ait olan 5.901 parsel numaralı 28.974 metrekare taşınmazın kamuya açık sosyal, sportif ve kültürel ihtiyaçları karşılamak amacıyla Kepez Belediyesine tahsisine neden izin vermediniz? Taşınmazın bölgede yaşayan yurttaşlarımızın kullanımına açılmasını engellemenizin gerekçesi Kepez Belediyemizin Cumhuriyet Halk Partili olması mı? Bu tasarrufunuzla bölgede yaşayan tüm yurttaşlarımızı cezalandırdığınızın farkında mısınız? Kepez halkının sosyal ve kültürel etkinliklerinden daha fazla, daha modern bir şekilde, modern mekânlardan yararlanmasını neden engelliyorsunuz? İlgili taşınmazı hangi amaçla, hangi kurum veya kuruluş bünyesinde Kepez halkının hizmetine sunmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Maliye Bakanı soruya cevap vermedi ama tekrar, yine soracağım ben: Başbakana, Cumhurbaşkanına, bakanlara verilen hediyenin değerlerini… Hiç sağa sola laf atmaya gerek yok, aynı kanunu ben okuyorum. Sayın Demirel ne derdi: “Yukarıyı okuyorsunuz, bir de aşağıyı okuyun.” Aynı maddenin ikinci fıkrası ne der? Şunu der: “Hediyelerin bedellerinin tespiti çıkarılacak yönetmeliğe göre Maliye ve Gümrük Bakanlığınca yapılır.” Yani bir, ilk önce bunun değerini Maliye Bakanlığı ve Gümrük Bakanlığı yapacak; iki, eğer bu değer alınan asgari ücretin net on aylık… Yine siz daha önceki konuşmalarınızda “Asgari ücret 659 TL.” demiştiniz, 10 katı 6.590 TL yapar. Yani bu tespiti önce Bakanlığınız yapacak, eğer bu değeri aşıyor ise kuruma teslim edecek Bakanlık veya Başbakanlık. Siz bugüne kadar hiç tespit yaptınız mı? Açık ve net bu soruyu soruyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Malatya Milletvekili Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, Trakya ve Kocaeli üniversitelerinde, Malatya’ya kurulmak istenen İsrail kalkanını protesto ettiği için tutuklanan, silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan tutuklanan öğrenciler, bir taraftan 1 Mayıs mitingine katıldığı için, sadece ağzı açık olduğu için on dört yıl yedi ay cezalandırılan Rıdvan Çelik, diğer taraftan poşu taktığı için yirmi üç aydan beri cezaevinde yatan Cihan Kırmızıgül, ömründe Ankara’nın doğusuna geçmediği hâlde Kuzey Irak’ta eğitim aldığı iddiasıyla gözaltına alınan Türkiye’nin en önemli bilim dergilerinden Bilim ve Gelecek Dergisi’nin editörü Baha Okar gibi örnekler çoğaltılabilir. 2.604 kişinin Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten ve 500’e yakın öğrencinin de cezaevinde yattığı düşünüldüğünde, bu kadar masum insanın yıllardır cezaevinde yatması sonucu bunlara özel ödenek verilmesiyle devlet zarara uğratılmıyor mu? Bu konularla ilgili olarak Terörle Mücadele Yasası’nın değiştirilmesi düşünülüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Kütahya Milletvekili Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2012 yılında kamuda çalıştırılan 4/C’li taşeron işçisi veya geçici işçi unvanlarıyla istihdam edilenlere yönelik nasıl bir düzenleme söz konusudur? Bunların mağduriyetleri giderilebilecek midir?

İkinci soruyu tekrar soruyorum: Türkiye hangi amaçlarla Libyalı muhaliflere 300 milyon doları vermiş ve hangi şartlarda geri alacaktır?

Suriye’ye bu amaçla şu ana kadar bir yardımda bulunulmuş mudur? Bulunulduysa ne kadar ve hangi şartlarla para verilmiştir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkanım, ne olur, Bakanımıza küçük bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Bakanım…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son sorudan başlayacağım: Libya’ya kullandırılan 300 milyon dolarlık kredi uluslararası bir anlaşma çerçevesinde Libya’ya verilmiş. Dolayısıyla bu verilen para yani 300 milyon dolar bir kredidir. Libya’yla uluslararası bir anlaşma imzalanmıştır. Kaynak olarak tabii ki Hazine uluslararası kredileri verir ama Hazinenin kaynağı eğer yetersizse o noktada Maliye Bakanlığı diğer ödeneklerden aktarabiliyor, yedek ödenek gibi. Dolayısıyla, bizim yaptığımız konu şu: Verilen bu kredinin vadesi iki yıldır, krediye uygulanacak faiz oranı -pardon, ben yanlışlıkla, sehven “300” demişim, 200 milyon dolar vermişiz- Hazine Müsteşarlığının daha önceden çıkartmış olduğu borçlanma senetlerinden vadesine iki yıl kalan tahvillerle aynı orandır. Dolayısıyla bu bir kredidir, uluslararası bir anlaşma yapılmıştır, Hazine bu ödemeyi yapmıştır ve….

ALİM IŞIK (Kütahya) – Anlaşma kimle yapılmış Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Libya’yla, Libya Hükûmetiyle yapılmıştır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hangi kaynaklarla?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Muhaliflerle mi, iktidarla mı? Yönetim var, yönetimde böyle bir karar yok.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Arkadaşlar, şu andaki Libya Hükûmetiyle yapılmıştır.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – O zaman yetkili miydi?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şu anda Libya Hükûmetiyle yapılmıştır çünkü… Evet.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Devleti temsil etmeyen gruplar onlar Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, yine, bu taşeron işçilerle ilgili olarak sorular geliyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yoksa örtülü ödenekten mi verilmiştir?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Taşeron işçilerle ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız şu anda bir çalışma yapıyor. Hakikaten, bunların çalışma şartlarının düzeltilmesi ve birtakım istismarlara karşı taşeron işçilerin korunmasına yönelik olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız bir çalışma yapıyor. Bittiğinde sizlerle paylaşılır.

“Toros Belediyesinin KDV alacağı var. Neden ödenmiyor? Neden borçlarından mahsup edilmiyor?” Katma Değer Vergisi Kanunu uyarınca, iade hakkı doğuran işlemler kapsamında iade alacağı olan tüm mükelleflere yasal şartları yerine getirmeleri koşuluyla iade yapılıyor ancak belediyeler, KDV sisteminde yer alan devreden KDV’lerini iade alacağı olarak görmekteler, hâlbuki bu tutarlar indirim yoluyla giderilmelidir, iade söz konusu değildir. Dolayısıyla, bütün belediyelere nasıl bir uygulama varsa Toros Belediyesine de aynı bir uygulama vardır, farklı bir uygulama söz konusu değildir.

Yine sorulan sorulardan bir tanesi, masum insanların yani uzun süreli olarak gözaltında tutulmasıyla ilgilidir. Biz hiçbir vatandaşımızın, yani masum vatandaşımızın bir gün dahi tutulmasını tasvip etmiyoruz ama şu anda tabii ki bir süreç yaşanıyor. Bu süreç kısmen yargılamanın hızlandırılmasıyla ilgilidir. Tabii ki bütün ülkelerde… Mesela ben İngiltere’yi çok iyi biliyorum. Bırakın bir savcı, bir hâkim kararı bile olmadan polis çok uzun süreli olarak gözaltına alabiliyor. Yani Türkiye’deki uygulamalar Avrupa müktesebatından da çok farklı değil ama ben yine söylüyorum: Masum vatandaşlarımızın bir gün dahi -eğer masumlarsa- tutulmasını biz tasvip etmiyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu hediyelerin tespiti konusunu yine arkadaşımız gündeme getirdi. Ben şimdi soracağım arkadaşlara “Var mı böyle bir tespit, yok mu?” diye.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Cevap verin, gündeme getirmeye devam eder, Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, değerli arkadaşlar, önce hediye alanın beyan etmesi gerekiyor, sistem bunun üzerine kurulmuş. Beyan etmesi için yaklaşık 6.600 liranın üstünde bir değer -yaklaşık olarak söylüyorum- taşıması gerekiyor. Dolayısıyla, bu sadece Başbakan, sadece bakanlar, sadece milletvekilleri için geçerli değil, bütün mal varlığını beyan etmek zorunda olanlar için geçerlidir, sizin için de geçerlidir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Beyan etmiyor, gazetede çıkıyor, onu ne yapacağız? Onları ihbar kabul etmez misiniz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Dolayısıyla, siz hediye aldıysanız, beyan ettiyseniz, biz tabii ki değerinin tespitini yaparız değerli arkadaşlar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, gazetede çıkan haberleri ihbar kabul etmez misiniz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, Kepez Belediyesi…

Varsa öyle bir şey getirin, bakalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, süreniz doldu.

Çok teşekkür ediyorum.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…

Kabul edilmiştir.

Sayın Sakık, bir dakika bir şey istemiştiniz.

Buyurun efendim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Aslında birkaç kez burada dile getirdim. Keşke Sayın Bakanımız cevap vermeden önce… Ama bu konuda da cevap istiyorum.

Bu yıl don erken geldi. Özellikle Van, Ağrı, Bitlis ve Muş’ta pancar üreticileri çok perişan bir hâlde ve hepsinin o yıl ürettikleri pancarların hepsi tarlada duruyor. Hem depremin mağduriyeti var, bir taraftan da çiftçilerin böyle büyük bir mağduriyeti var. Ben Sayın Bakanımızdan çok somut olarak, “Evet, biz bu insanların yarasını saracağız.” demesini -zaten büyük bir rakam da tutmaz- bu konuda duyarlılık ve hassasiyet bekliyorum.

Size de çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.

Sayın milletvekilleri, yarım saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.54


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 40’ıncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın maddelerinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

15’inci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Yatırım Harcamaları, Resmi Taşıtlar, Mahalli İdareler ve Fonlara İlişkin Hükümler

Yatırım harcamaları

MADDE 15 - (1) 2012 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında herhangi bir projeye harcama yapılamaz. Bu cetvellerde yer alan projeler ile ödeneği toplu olarak verilmiş projeler kapsamındaki yıllara sari işlere (kurulu gücü 500 MW üzerinde olan baraj ve HES projeleri, Gebze-Haydarpaşa, Sirkeci-Halkalı Banliyö Hattının İyileştirilmesi ve Demiryolu Boğaz Tüp Geçişi İnşaatı Projesi, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca gerçekleştirilecek şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve metro yapım projeleri ile diğer demiryolu yapım projeleri hariç) 2012 yılında başlanabilmesi için proje veya işin 2012 yılı yatırım ödeneği, proje maliyetinin yüzde 10'undan az olamaz. Bu oranın altında kalan proje ve işler için gerektiğinde projeler 2012 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esaslarına uyulmak ve öncelikle kurumların yatırım ödenekleri içinde kalmak suretiyle revize edilebilir.

(2) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin (03) ekonomik kodlarını içeren tertiplerinde yer alan savunma sektörü, altyapı, inşa, iskân ve tesisleriyle NATO altyapı yatırımlarının gerek-tirdiği inşa ve tesisler ve bunlara ilişkin kamulaştırmalar ile stratejik hedef planı içinde yer alan alım ve hizmetler, Kalkınma Bakanlığının vizesine bağlı olmayıp 2012 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer almaz.

(3) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, yatırım programında ödenekleri toplu olarak verilmiş yıllık projelerinden makine-teçhizat, büyük onarım, idame-yenileme, tamamlama ile bilgisayar yazılımı ve donanımı projelerinin detay programları ile alt harcama kalemleri itibarıyla tadat edilen ve edilmeyen toplulaştırılmış projelerinin alt harcama kalemleriyle ilgili işlemlerde 2012 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esasları uygu-lanır.

(4) 2012 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yıl içinde yapılması zorunlu değişiklikler için 2012 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Kararda yer alan usullere uyulur.

BAŞKAN – 15’inci madde üzerinde gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sakine Öz, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın yatırım harcamaları bölümüyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi içten duygularımla selamlarım.

Yatırım harcamaları denildiğinde vatandaş olarak bizler hayatımızı kolaylaştıracak, refah seviyemizi artıracak yatırımları anlamaktayız. Gazetelerin ekonomi haberlerine göre son bir yıllık dönemde dünya ekonomisinde gelişmekte ve gelişmiş ülkeler arasındaki ayrışmanın belirginleştiği yazılmaktadır. Bunun sonucu istikrarın sağlanamadığı ve gerekli kararların bir an önce alınması gerektiği yönünde açıklamalar vardır.

Yine, enerjinin dışa bağımlılığının azaltılması, istihdamı artırarak iş gücünün niteliğinin ve ekonomiye katılımının altı çizilmektedir. Bunun için ise yatırımın artması gerekmektedir. Oysaki ülkemizde kamu yatırımlarının azaltıldığı, kamuya ait işletmelerin özelleştirilerek ya da özelliği değiştirilerek ekonomiye sağladığı katkı ve iş gücüne verdiği desteği engellenmektedir.

2011 yılı kamu kesimi sabit yatırımlarının reel olarak 7,7 oranında artması beklenmekte, bunun yüzde 55,9’u merkezî yönetim bütçesi, yüzde 29,4’ü mahallî idareler bütçesi olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

2011 yılında kamu kesimi sabit sermaye yatırımları içinde madencilik, turizm, konut, eğitim ve diğer hizmetlerin alt sektörlerinin paylarının artacağı; tarım, enerji ve sağlık alt sektörlerinin paylarının gerileyeceği tahmin edilmektedir.

2012 yılı hedefleri ise 2011 yılında yüzde 7,7 artacağının aksine yüzde 0,6 oranında azalacağı ve merkezî yönetim bütçelerinde azalma, mahallî idareler yatırım bütçesinde artış tahmin edilmektedir.

Kamu kesimi sabit yatırımda eğitim ve sağlık hizmetlerinin yükseltilmesi, çevrenin korunması, sosyal ve fiziki altyapının geliştirilmesi bir gelişmişlik belirtisidir.

Eğitimciler bütçeyi değerlendirmişler “2012 yılı bütçesi eğitim hizmetlerinden uzak.” diyorlar. Millî Eğitim Bakanlığının bütçesi 2011 yılına göre yüzde 14,8 artışla 39 milyar 169 milyon TL olmuştur. Bütçe içinde en kapsamlı ve yaygın kamu hizmetleri olan eğitime ve sağlığa ayrılan payın sadece rakamsal büyüklükleri üzerinden övünenlerden harcamanın nereye olacağını sormaktadırlar. Eğitimcilerimiz, bu miktarın büyük kısmının personel gideri olduğunu çünkü çalışanlar sınıfının içerisinde yüzde 48’inin eğitim alanında çalışan personel olduğundan söz ederek geriye kalan miktarın personel gideri haricinde eğitim yatırımları için ne kadar az olduğunu vurgulamaktadırlar.

AKP İktidarında kamu tarafından yapılan kaç tane okul vardır? Birçok yerde okullar hayırsever yurttaşlar tarafından yapılmaktadır, okulun giderleri hayırseverler ve veliler tarafından karşılanmaktadır. Millî Eğitimin yatırımlarından söz etmişken atanamamış öğretmenlerimizin atama beklediklerine, atanmış fakat eşler bir araya gelememiş öğretmenlerin aynı yerde birleşme taleplerine dikkat çekmeden geçemeyeceğim. Gerçi, Millî Eğitim Bakanı yaptığı açıklama ile eşlerin birleşmesi konusunda çalışma yapacağını söylemiştir, bunun takipçisi olacağız. Aile toplumun temel direğidir. Dağılan, birbirlerine destek olamayan aileler hangi duygularla eğitime emek verebileceklerdir?

Değerli milletvekilleri, bütçede, yatırım harcamaları maddesi dışında kalan işler arasında dikkati çeken HES’ler bulunmaktadır. Doğal kaynaklarımızın talan edilerek yapılması planlanan HES’lerde köylülerimizin yaşamlarını, geçimlerini sağladığı tarım alanları, özel firmalar tarafından hangi koşullar ile alındığı belli olmayan ÇED raporları gerekçe gösterilerek talan edilmektedir. Erzurum Bağbaşı belde halkı “Can suyumu, sebze meyve ürettiğim suyumu vermem.” diye mücadele ederken karşısında derdini anlatacak devlet yetkilisi aramaktadır. Devlet yetkilisi yerine karşılarına özel sektör yetkilileri ve kaba kuvvet kullanan güvenlik güçleri çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı “Gelişmiş ülkelerde tarım sektörünün genel ekonomi üzerindeki nispi payı azdır.” demiş ve eklemiştir: “Eskiden yani dokuz yıl önce nüfusun büyük kısmı tarımda çalışırken bugün bu oran azalmıştır. Dokuz yıl önce yurttaşlarımızın yüzde 35’i tarımda çalışırken bugün yüzde 25’i çalışmaktadır.” demektedir. Bu sözleriyle, Bakanlık, tarıma verilen önemin azaldığını kabul etmiştir. Oysaki, tarım ülkesi olan ülkemde ve seçim bölgem olan Manisa’da geçim kaynağımızın büyük kısmı tarıma dayanmaktadır. Türkiye’nin en kaliteli pamuğunun yetiştiği Gediz Ovası’nda artık pamuk yetiştirilememektedir, çünkü toplanan pamuğun fiyatı işçi ücretini karşılamamaktadır. Yine zeytin satış bedeli yedi yıl öncesinin satış bedeliyle aynıdır. Sofralık üzüm, komşu ülkelerle yaşanan sıfır sorun nedeniyle dış ülkelere satılamamış, düşük bedellerle şarap fabrikalarına verilmek zorunda kalınmıştır.

Ülkemiz tarım yanında hayvancılık yapan ülkedir. Hükûmet tarafından yapıldığı iddia edilen yatırımlara ve uygulanan teşviklere rağmen maalesef hayvancılığımız gelişmemiş, yurt dışından canlı hayvan ve et ithalimiz artmıştır. Gerek yasal yollardan gerekse kaçak olarak yurt dışından gelen canlı hayvan, yerli hayvan üreticilerimizi zor durumda bırakmaktadır. Kırsal kesimlerdeki çiftçilerimizi desteklemek amacıyla tarımsal kalkınma kooperatifleriyle Bakanlık ve Sosyal Yardımlaşma kurumu iş birliği ile hayvancılık projeleri uygulanmaktadır, ancak uygulamadaki yanlışlıklar yüzünden başta çiftçilerimiz olmak üzere kooperatifler borç yükü altına girmiştir.

Sulama tarım için hayati önem taşımaktadır. Ülkemizin son yıllarda yeterince yağış alamadığını düşünecek olursak tarımsal sulamanın daha da önem kazandığını görürüz. Seçim bölgem Manisa da sulu tarıma uygun olan illerimizdendir. Manisa ve ilçelerinde sulama amaçlı gölet ve barajlar yapılması planlanmaktadır. Gerekli yatırımlar yapılarak, başta Yeşilkavak barajı olmak üzere, ilimizde planlanan baraj ve sulama göletlerinin yapılması başta Manisa tarımı olmak üzere ülke ekonomisine de katkıda bulunacaktır.

Değerli milletvekilleri, ben 2 milletvekili arkadaşımla beraber hafta içinde partimiz tarafından görevlendirilerek deprem bölgesinde yaşanan sorunları ve aksaklıkları tespit etmek amacıyla Van ilimizdeydik. Ülkemiz sık sık yıkıcı büyük depremler yaşamakta ve bunun sonunda büyük can ve mal kayıpları yaşamaktadır. Yaşanan her büyük depremden sonra üzüntülerimizi belirtip gerekli önlemleri alacağımız söylenir ancak bu sözler birkaç yıl içinde unutulup gider, deprem vergileri toplarız, bunları çarçur ederiz.

Deprem maalesef bizim ülkemizin gerçeğidir, bu nedenle bu konuda devlet olarak ciddi çalışmalar yapmalıyız. Depremlerde hepimiz görürüz, en çok hasar gören okullarımız ya da kamu binalarımız olmaktadır. Öncelik birinci derece deprem kuşağındaki okullarımız ve kamu binaları olmak üzere, ülke genelinde binaları depreme dayanaklı hâle getirme çalışmaları yapılmalıdır. Deprem olduktan sonra değil, depremden önce gerekli önlemlerimiz için kanun hükmünde kararnameyle oluşan Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın yok saydığı meslek örgütlerinin uyarılarını dikkate alarak teknik denetimin sağlanmasında yasal dirayetin sağlanması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, yerel yönetimlerin yatırım harcamalarında öz kaynakların yanında merkezî hükûmetten ve İller Bankasından gelen payın önemi büyüktür. Hükûmet bu payları dağıtırken, kendi partisine mensup belediyeleri kayırırken, muhalefete ait belediyeleri âdeta cezalandırmaktadır, suçlamaktadır. Yardımlar ve ödenekler konusunda AKP’li belediyelere cömert davranan Hükûmet, bu belediyelerin tartışmalı harcamalarına göz yummaktadır. Özellikle partimize mensup belediyeler âdeta kıskaca alınarak yasal vergi ve harçları ile sermaye gelirleri ile bağlı şirketlerden gelen gelirleri bile, vergi denetmeleri tarafından didik didik edilmektedir. Sabahın altısında baskınlar yapılarak belediye başkanlarımız, belediyeleriz itibarsızlaştırılmakta ve iş göremez duruma getirilmeye çalışılmaktadır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu çifte standardın durdurulmasını istiyoruz. Belediyelerimizin ve diğer belediyelerimizin suçlanmasını kabul etmiyoruz.

Bu düşüncelerle 2012 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

İkinci konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi adına Sayın Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin 15’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde yatırım harcamalarıyla ilgili. Bakınız, bu maddede parantez içi hükümdeki harcamaların -ki bunlar dâhil değil- bütçenin sabit sermaye yatırımları içindeki payı nedir, bunun bir anlatılması lazım. Eğer bu, sabit sermaye yatırımlarından fazla ise onu oraya koymanın hiçbir anlamı yok, baştan sokmamak daha faydalı. Hakikaten kimse bilgi sahibi değil.

Yine, keza, kamu sabit sermaye yatırım harcamaları hedefleri ise 2 seferdir -geçen yıl da bu yıl da- reel olarak negatif, zaten iyiye giden bir tarafı da yok. Buraya ne yazarsak yazalım, ne koyarsak koyalım başlangıçta farklı başlıyor, sonra, koyduğunuz ödeneklerden bir şekilde aşılıyor. Aslında Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe yapma hakkını gasbediyorsunuz Sayın Bakan, AKP Hükûmeti olarak, iktidar olarak.

Şimdi, 12’nci maddede konuşurken kamu mali yönetiminin makroekonomik politika ve tedbirlerinden ne kadar uzak olduğunu ifade etmiştim. Aslında -şimdi moda herkes 4x4 kullanıyor da epey vekilde de var fakat- bir şeyi ifade etmek istiyorum: AKP’nin 3x5’i vardı Sayın Bakanım, başlangıçta. Neydi bunlar? Cari açığın yurt içi hasılaya oranı, bir. İkincisi: Enflasyon oranı 5. Arkası, büyüme, o da 5 civarındaydı. Ne diyorduk, 3x5. Peki, bu makroekonomik politikalar ne oldu? 3x5, 3x10 oldu. Ne oldu 10 olan? Cari açığın millî gelire oranı -yurt içi hasılaya- 5 iken hedef 10 oldu. Enflasyon 5 iken 10 oldu. Öbürü neydi? Büyüme, o da 5 iken 10 oldu.

Şimdi, bunun neresi iyi? “İşsizliği azalttık.” diyeceksiniz. Büyüme sizin istediğinizden fırlamış gitmiş hiç alakası olmayan bir tarafa. Cari açığın millî gelire oranının -kelalaka- hiç alakası yok. Ya, bunun neresi başarı? Yani aslında işsizlik rakamlarındaki başarının gerisinde de o kriz esnasında tarım sektörüne 1 milyon işsizin nasıl şekillendirildiği…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Monte edildi.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Bak, “Monte edildi.” dedi Başkanım.

Yani şimdi, bunları konuşurken gerçekten ciddi ciddi konuşalım. Aslında şunu ifade etmek istiyorum: Hükûmet içinde siz gerek burada gerekse Komisyonda gerçekten ciddi olarak hadiseleri tartışıyorsunuz. Burada, bu konularda muhalefete iktidarın davranışı hoş değil. Bu, AKP’ye yakışıyor da sizin gibi gerçekten bu işi tahsil etmiş bir bakan için olmuyor Sayın Bakanım, gerçekten onu söylemek istiyorum.

Şimdi, gelelim şu Orta Vadeli Plan, 2012-2014. Bu kadarcık şey! Mayıs ayının sonunda yazılıp verilecek kadar bir şey bu. Ya, bu 13 Ekime kadar beklenir mi? Kimse bir şey bilmiyor, ne yapacak bilmiyor, enflasyon ne bilmiyor, büyüme ne bilmiyor. Ha, keza haklısınız “5” dediniz 10 çıkıyor. Ne yapacaksınız, orada da sıkıntı var da.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Onlar da bilmiyor yani!

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Şimdi, burada, gerçekten Devlet Planlama Teşkilatı işi sıkıntıya soktu. Ben Sayın Bakana sordum, “Bunu Devlet Planlama Teşkilatı yapar.” diyor. “Kalkınma Bakanı” dediniz, hakikaten, Sayın Bakan, Maliye Bakanı, dün “DPT” dedi, dili Kalkınma Bakanlığına gitmiyor. Ne dedik? Bakana sorduk geçen sene, “Bunu, Devlet Planlama Teşkilatı hazırlama görevi olmasına rağmen hazırlamadı ve siz hesap sormadınız mı? Veya siz yapmayın diye talimat mı verdiniz?” Biz bunun cevabını istedik, alamadık. Ben şahsen bunun cevabını alsaydım, savcılığa gidecektim, filanca cevabını yapmamış diye.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Görevini.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Kalkınma Bakanı, mesela bu Orta Vadeli Program bu kadar geç açıklanırken orada gerçekten yoktu. Alim Bey de soru sordu galiba. Neredeydi bilmiyorum, neden bulunamadı, onu da bilmiyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Lojman satın alıyordu, lojman!

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Yani Orta Vadeli Program açıklanırken Kalkınma Bakanı orada yoktu. Bunu hazırlamak ve açıklamak onun görevi.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Bakan sizi dinlemiyor!

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Yo, o zaten benim söyleyeceklerimi biliyor, yani onda bir sıkıntısı yok.

Şimdi, baktığınız zaman, gerçekten burada sıkıntılı. Yani siz 4x4’e -her ne kadar- binmeye hevesliyseniz de, millete 3x5’i gösteriyorsanız da 3x10’a gidiyor. “Büyüme” kulağa hoş geliyor. Obez bir büyüme. İşsizlik, rakamlarla oynuyorsunuz, çözüyorsunuz. Zaten şeyde hiç probleminiz yok, cari açık bölü millî gelir, yurt içi hasıla, Allah versin, o zaten gidiyor, frene basmaya falan gerek yok ama her yıl şu bütçede, gerekçesinde var, ne diyor bütçe gerekçesinde, bakın, bulmuşum, ayırmışım: “Cari açığı alınacak yapısal tedbirlerle azaltarak sürdürülebilir seviyelere çekmek.” Dokuz senedir, asıldıkça sürdürülebilir seviye millî gelirin daha fazla büyük oranına doğru çıkıyor. Bunun sevinilecek bir tarafı yok, gerçekten yok. Haa, dünyada kriz var. Tamam, sıkıntılı ama buradaki eksiği de ne yapmamız lazım? Açık ve net bir şekilde ifade etmek lazım.

AKP’nin bütün günahını size taşıttırıyorlar Sayın Bakanım. Gerçekten, siz dayak yiyerek ayakta kalmaya çalışıyorsunuz. Bu, ölümcül bir darbe almaktan daha kolay diyorsanız, ona diyecek bir şeyimiz yok ama hakikaten sıkıntılı bir iş.

Bakın, OVP geciktirildi. Ben kanun teklifi verdim. Daha önce bu kürsüde de ifade ettim, dedim ki: “Bunu yapamıyorsunuz, dünyada kriz var, işte, 3X5 iken 3X10 çıkıyor. Hükûmet de mahcup olmasın, Türkiye Cumhuriyeti de mahcup olmasın, gelin bunu çözelim.” Hükûmet istediği zaman çıkarabilir, destek de verecektik. Ben grup başkan vekillerine sordum, öyle bu kanun teklifini verdik buraya ama siz ne yaptınız? Kanun hükmünde kararname… Aslında biliyorsunuz, o Yetki Kanunu… Haddizatında Cumhurbaşkanı o Yetki Kanunu’nu geri göndermeliydi. Neden? Çünkü, o Yetki Kanunu’nun davet yazısı bile usulsüz, hukuka aykırı. Baktığınız zaman, ne oldu? Oradaki problem devam ediyor.

Bakın, Kalkınma Bakanlığını Orta Vadeli Program’ı açıklamaya çağıramıyorsunuz, gelmiyor. Gelmiyorsa da onun bundan daha önemli hangi işi var da gelmiyor canım? Yapacağı bir tek o iş kaldı. Devlet Planlama Teşkilatında… Siz de dün -biraz önce ifade ettim- biriyle konuşuyordunuz, televizyondan izliyordum dışarıda, “Kalkınma Bakanlığı “ demediniz, “Devlet Planlama Teşkilatı” dediniz. Kayıtları getirip baksınlar. Sizin de içinize sinmiyor ama şu Orta Vadeli Plan’la ilgili, 5018’le ilgili yapacağınız değişikliği de o kanun hükmünde kararnamenin bir tarafına sıkıştırıyorsunuz.

Ben şunu da biliyorum Sayın Bakanım: Siz buna vicdanen razı değilsiniz. Ama bunun böyle olmasının ne anlamı var? Ne kazandınız? AKP bununla ne kazandı? Türkiye ne avantaj sağladı? Yani biz bunu tenkit ederken sizleri mahcup etmek için, Adalet ve Kalkınma Partisini, AKP’yi tenkit etmek için yapmadık ki, memleketin bir işi görülsün diye yaptık. Ne işvereni ne dışarıdaki yabancı sermaye getirecek ne başkaları, ekonomik aktörlerin hiçbiri 3x5’i bilmiyordu. 3x5’i koysanız da 3x10 çıktı zaten. Yani böyle baktığımız zaman ne var? Orada problem var.

Şimdi, zamanlama koordinasyonunu Orta Vadeli Program’da yapamadınız. Büyüme tahminleri sıkıntılı. Bütün dünya “2” demeye başladı “4” dediğinizi.

Şimdi, bu derinleştiği ortamda krizin sıkıntılı. Döviz kuru beklentileri sıkıntılı. “Merkez Bankasıyla koordineli yürütüyoruz.” dediğiniz hadiseler, onlar da sıkıntılı. Merkez Bankası yönetimi kim ne derse desin itibar kaybına uğruyor. Bunu söylemenin bir muhalefet partisi milletvekili olarak, eski bir bürokrat olarak benim hoşuma gittiğini söyleyemem ama maalesef uyguladıkları politikanın kendi içinde bir ahenk taşıdığını, kendi içinde bir bütüncül olduğunu, makroekonomik politikalarla, kamu mali yönetiminin uyguladığı, para politikası yönetiminin uyguladığı politikalarla fevkalade birbiriyle uyumlu olduğunu söylemenin mümkün olduğunu siz de ifade edemezsiniz Sayın Bakanım.

Ben şimdilik bu kadarını arz etmek istedim. Yüce heyete saygılar sunuyor, şahsınıza teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Üçüncü konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi adına Van Milletvekili Sayın Nazmi Gür.

Buyurun Sayın Gür. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA NAZMİ GÜR (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15’inci maddede grubum adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, Van Milletvekili olarak ben bugün sizleri, hepinizin de biraz da hafızasını yoklamaya davet ediyor, 23 Ekime yani depreme, 7,2’yle sallanan Van’a yeniden davet ediyorum. Bildiğiniz gibi, bu ilk depremden sonra bir de 9 Kasımda bir şiddetli deprem daha yaşandı, asıl yıkıcı olan deprem buydu ve bildiğiniz gibi, 23 Ekimden sonra herhangi bir önlem alınmadığı için, binalardaki kesin hasar tespiti yapılmadığı için, özellikle kamuya ve topluma açık olan binaların kontrolü yapılmadığı için, sağlıklı yapılmadığı için Bayram Oteli çöktü ve içinde gönüllülerin, gazetecilerin ve arama kurtarma çalışması yapanların da, bir kısım yurttaşımızın da bulunduğu yaklaşık 40 kişi yaşamını kaybetti.

Tabii, bu bilançoları biliyorsunuz. Bu bilançoları yeniden sizlere aktarmaya gerek yok fakat bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum: Van’daki depremi unuttuk, unutmaya başladık. Artık Van’la ilgili haberler gazetelerin iç sayfalarında yer almaya başladı ama bugün gazetelere düşen küçücük bir haberi dikkatinize sunmak istiyorum: “Şiddetli depremin vurduğu Van’da çadırlarda yangın” başlığı altında küçücük bir haber ve bu haberde, bir çadırın, Van’ın Seyrantepe Mahallesi’nde bir çadırın yandığı, küçücük bir çocuğun yaşamını yitirdiği ve 5 kişinin de yaralandığı söyleniyor. Tabii, bu, ilk çadır yangını değildi. Ondan önce de -bildiğiniz gibi- yine Van’ın Karpuzalan köyünde bir yangın çıkmış, bu çadırda 3 kardeş yaşamını yitirmişti, 3 çocuk yaşamını yitirmişti; daha sonra, aynı köyde yine bir çadır daha yanmış, 1 çocuk daha yaşamını yitirmişti. Geçenlerde, burada Sağlık Bakanımız, bu kürsüde, bir milletvekilimizin sorusu üzerine şunu söylemişti: “Van’da çocuklar soğuktan ölmüyor ya da hiç kimse soğuktan ölmedi, donmadı.” dedi, doğru, Sayın Bakan çok doğru söylüyordu ama Van’da çocuklar yanarak ölüyor, ateşle, çadırlarda ölüyor. Bütün bu işler sürerken; devlet, önlem alması gereken yetkililer ne diyor, o çok dikkat çekici ve trajikomik bir hâl alıyor. Van Valisi bu yanan çadırlar üzerine şöyle bir açıklamada bulundu: “Efendim, o çadırların soba borularının geçtiği yerlere metal koyarsak belki yangın çıkmaz.” diyor. Hâlbuki orada görevli olan o Valinin yapması gereken bir an önce çadırlardan… Kış, çünkü gerçekten çok ciddi kış koşullarıyla karşı karşıyayız, bir taraftan kar yağıyor, bir taraftan gece özellikle Van’daki soğukluk da neredeyse, değerli milletvekilleri, eksi 10’un altına düşüyor. Bilmiyorum, sizler bu çadırlarda hiç kaldınız mı? Ben kırk gün kadar kaldım bu çadırlarda, bu soğuğun ne olduğunu insanlarımızla birlikte yaşayarak öğrendim. Ama Valinin söylediği söze bak, aldığı önleme bak: “Efendim, oraya bir parça koyalım, metal parça koyalım, böylece çadırlarımız tutuşmasın.“ diyor.

Bu gayriciddi önlem, bu trajikomik önlem herhâlde insanların yaşamını, çocukların yaşamını kurtarmaz. Çünkü Hükûmetin, yetkililerin, bakanların biz oradayken söz vermelerine rağmen, neredeyse iki ay oldu değerli arkadaşlar, Van’da daha bir aileyi bir konteynıra ya da bir prefabrik eve ya da geçici bir konuta yerleştiremedik, yerleştiremediniz, yerleştirilmiyor. Tabii ki bazı çalışmalar var. Bazı yetkililerin söylediği gibi, her ne kadar Van’a konteynır yağıyorsa da ondan önce kar yağmıştı ve bu konteynırların da henüz altyapısı bitmiş değil, insanlar yerleştirilmiş değil yani sorunlar dev gibi, devasa, ağırlaşarak sürüyor.

Değerli arkadaşlar, önemli bir konu da bildiğiniz gibi bu Hükûmet Van’ı ve Erciş’i afet bölgesi ilan etmedi. Erciş’le birlikte Van’ın merkez köyleri ve Van merkez olmak üzere çok ciddi bir hasar aldı. Tabii, sadece kaybedilen canlar, yaralanan insanlar değildi, biz Van’ı kaybettik, Van artık bir hayalet kente dönüştü, Van göç etti, Van gerçekten geri dönülmez ağır bir hasar aldı. Fakat bununla ilgili en ufak bir önlem alınmıyor. Neden afet bölgesi ilan edilmediği konusunda Hükûmetimiz net, açık, anlaşılır, herkesi ikna edebilecek ne bir program ne bir gerekçe açıkladı. Sadece Sayın Başbakanımızın bir açıklaması var, onu da biliyoruz ki muhakkak bürokratları söyletmiştir: “Efendim, biz Van’ı afet bölgesi ilan edersek siz bir daha Van’a bir çivi dahi çakamazsınız.” Bu, külliyen yanlış, külliyen hatalı bir açıklama ve biz Vanlıları hiçbir biçimde ikna etmemiş bir açıklama. Bu nedenle, Van’ın neden afet bölgesi ilan edilmediği konusunda özellikle Hükûmetin net, doyurucu, ikna edici bir açıklama yapması gerekiyor.

İkinci yapılması gereken konu da şu: Deprem sonrası süreçle ilgili AKP Hükûmeti, yetkilileri şu ana kadar Van’da yapacaklarıyla ilgili ne bir program ne bir önlem ne bir takvim ne bir eylem planı açıkladılar; sadece bizim bildiğimiz boş sözler, boş hayaller…

Değerli arkadaşlar, bu boş hayallerden birisi ilgili bakanın söylediği sözdür: “Biz Van’ı taşıyoruz, yeni bir Van yaratıyoruz, yeni bir Van inşa edeceğiz.” sözüdür. Bu sözün de boş ve ham hayale dayandığını herhâlde en iyi biz Vanlılar biliyoruz, Van’da yaşayanlar biliyor, çünkü şu ana kadar buna dönük bir iş ve işlem yapılmış değil.

Yine bu afet bölgesi ilanı meselesi konusunda şöyle düşünüyorum, bizim bakanımız da burada: Acaba biz Van’ı afet bölgesi ilan edersek bu afet bölgesi ilanının getireceği ağır faturayı -ki, 10 milyar dolar ile 80-90 milyar dolar arasındaki bir zarardan söz ediliyor- iş kaybını, ticaretin kaybını, Van’daki bütün diğer kayıpları, ekonomik kayıpları göz önünde bulundurursak acaba bu bir ekonomik krizi tetikler mi, Türkiye’de bir ekonomik krizi tetikler mi? Herhâlde bütün kaygı bu ve bu kaygıyla yaklaşmış olacak ki Hükûmet, Van’ın bütün yükünü, o afetin bütün yükünü halkımızın, Vanlının sırtına bindirmiş durumda.

Yine, değerli arkadaşlar, eğitim durmuş durumda Van’da. Hiçbir okul açık değil Van, Erciş ve merkez köylerinde. Ne zaman açılacağı konusunda da en ufak bir bilgi yok. Üniversite tümüyle kapatılmış durumda. Van’ı en çok sosyal ve ekonomik anlamda da besleyen üniversitemiz yok, kapalı. Üniversitenin de ne zaman açılacağı konusunda en ufak bir bilgi yok.

Değerli arkadaşlar, yine ayrımcı uygulamalarla karşı karşıya kalıyoruz, özellikle belediyemiz. Biliyorsunuz belediyelerin her ay nüfus oranına göre İller Bankasından aldıkları bir ödenekleri var, ama her ne hikmetse, bütün bakanların bize söz vermelerine rağmen, Van Belediyesine söz vermelerine rağmen, Van Belediyesinin yaptığı bütün yazışmalarına rağmen bizim Van Belediyesinin ödenekleri kesiliyor. Bu ay da, değerli arkadaşlar, gelmesi gereken ödenek, ertelenmesi gereken borçlar bir tarafa bırakıldı ve Van’ın yüzde 40 parası, evet, yüzde 40 parası kaynaktan kesildi. Zaten enkaz altında kalan bir kenti yeniden ayağa kaldırması gereken bir kurumu, bir belediyeyi bu gelirden sizler mahrum ederseniz, herhâlde Van’a hizmet etme konusunda bizim de yapacaklarımız çok sınırlı kalır.

Yine, değerli arkadaşlar, İŞKUR’la -biliyorsunuz- 5.000 kişi işe alındı. Bu işe alımların büyük bir kısmı tamamlandı, bazıları yerel yönetimlere, bazıları ilgili kurumlara gönderildi, fakat bu da Van’ın sorunlarını çözmeye yetmiyor. Bakanımız buradayken kendisinden bir ricamız var, bunu muhakkak… Van’da işini kaybedenler, özellikle küçük esnaf ve kendi emeğiyle çalışanların sayısının artırılması gerekiyor. Binlerce insan işsiz kaldı; en azından her aileden bir kişinin istihdam edilmesiyle bu 5.000 kişilik sayının, 10 bine, 15 bine, belki de 20 bine çekilmesi konusunda da bizim Sayın Bakandan ricamız var.

Beni dinlediğiniz için hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkürler Sayın Başkan.

(BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahsı adına Elâzığ Milletvekili Sayın Zülfü Demirbağ.

Sayın Demirbağ, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli arkadaşlar, AK PARTİ iktidarlarımızda ülkemiz dokuz yıl üst üste gelişmiş, kalkınmış ve büyümüştür, bu da bir irade, gayret ve hedefin sonucudur. Bu işin kaynağı istikrardır ve hamdolsun 3 Kasım 2002’de AK PARTİ’nin iktidara gelmesiyle milletimizin hasretle beklediği istikrar ortamı sağlanmıştır. Bugün dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olan Türkiye, bir krizler ülkesi değil, huzur ve istikrar ülkesidir. Türkiye, bugün bir demokratik istikrar adası olarak sadece siyasi gücüyle değil, gelişen, büyüyen ekonomik imkânlarıyla da dünyadaki en önemli cazibe merkezlerinden biri olmuştur. Düne kadar başarı grafiklerini, gelişmişlik seviyelerini imrenerek izlediğimiz ülkeler küresel krizle boğuşurken, Türkiye, dimdik ayakta ve sendelemeden, tökezlemeden, her geçen gün daha da güçlenerek yoluna devam etmektedir. Bu krizin sonucunda gelişmiş ülkeler bile birçok sosyal meseleyle karşı karşıya bulunurken daha iki gün önce açıklanan büyüme rakamlarına göre Türkiye üçüncü çeyrekte 8,2 büyüme rakamıyla dünyada 2’nci olmuştur. Bu sözlerimi Sayın Başbakanımızın “Kriz Türkiye’yi teğet geçecek.” dediği zaman alay edenlerin dikkatine sunuyorum. Evet, Türkiye'nin daha kötü durumlara düşeceğini zanneden felaket tellallarının kötümser senaryoları ellerinde kalmış, ekonomik krizden Türkiye için bir çöküş bekleyenler mahcup olmuşlardır. Ekonomik krizin siyasi istikrarı bozmasını bekleyenler hayal kırıklığına uğramıştır.

Değerli milletvekilleri -komisyon üyesi bulunduğum- ulaştırma, kültür ve turizm alanında yapılan hizmetlerden de bahsetmek istiyorum. Demir yollarında 2003’e kadar geçen elli yılda 950 kilometre ana hat yapılmışken, dokuz yıllık AK PARTİ İktidarında 1.100 kilometre ana hat çalışması yapılarak ülkemiz hızlı tren taşımacılığıyla tanışmıştır. İktidarımız döneminde Eskişehir ve Konya hızlı tren hatları bitirilmiştir. Ankara-İstanbul hızlı tren hattı ise 2013 yılında bitirilerek hizmete açılacaktır. Ayrıca, Sivas hattı inşaatı devam etmekte olup, 2023 hedefi içerisinde Ankara-Sivas-Malatya-Elâzığ-Diyarbakır hızlı tren hattı da bitirilecektir. Yine, uzun yıllardır sözü edilen ancak bir türlü hayata geçirilemeyen Kars-Tiflis-Bakû hattı demir yolu projesi yapım çalışmaları devam etmektedir. Bu projeyle İngiltere’den hareket bir tren Türkiye’den geçerek kesintisiz bir biçimde Çin’e kadar gidebilecektir. Yine, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan ve 2013’te tamamlanması planlanan Marmaray Projesi’yle denizin 60 metre altından 1,5 milyon yolcu taşınarak İstanbul trafiğinde rahatlama sağlanacaktır.

Türk Hava Yolları 2003 yılında yaklaşık 34 milyon olan yolcu sayısını 102 milyona çıkararak Avrupa’nın 4’üncü büyük hava yolu şirketi hâline gelmiştir. Tarifeli sefer düzenleyen havaalanı sayısı 26’dan 47’ye çıkmıştır. Başkent Ankara’ya yakışan yeni havalimanı hizmete sokulmuş, Sabiha Gökçen Havalimanı’na yapılan yeni terminal binası hizmete açılmıştır. Ulaşım alanında bu projelerin yanı sıra kara yollarında farklı bir hizmet anlayışı ve değişim ortaya konarak bölünmüş yol uygulamasına geçilmiş ve Başbakanımızın ortaya koyduğu 15 bin kilometre hedefine ulaşılmıştır. On altı yılda ancak yüzde 40’ı yapılan Karadeniz otoyolu hizmete açılmış ve 12 hükûmet, 16 bakan eskiten Bolu Tüneli bitirilmiştir. Ayrıca, cumhuriyet tarihinin en büyük projelerinden Gebze-Orhangazi-İzmir yap-işlet-devret otoyol projesi ihalesi yapılmıştır. Bitmesi hâlinde bu yol üç buçuk saate inecektir. Ülkemize gelen turist sayısı 2002’de 13 milyon iken 2011’de 29 milyona, turizm geliri 10 milyar dolardan 21 milyar dolara çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu kapsamda Elâzığ’ımızda da 2003’e kadar 33 kilometre olan bölünmüş yol yaklaşık 10 kat artışla 352 kilometreye ulaşmış, Elâzığ Kömürhan Köprüsü’ne duble yola uygun şekilde, 2012’de ihalesi yapılarak ikinci bir köprü inşa edilecek, batıyı doğuya ve güneydoğuya bağlayan akslar Gürün-Darende ve Maden-Ergani geçişi dışında tamamlanmış, 2013’te tamamen bitirilmiş olacaktır.

Yine, 2002’de uçakla seyahat eden yolcu sayısı Elâzığ’ımızda 46 binken 506 bine çıkmış, 3.200 metre uzunluğunda yeni bir pist ve modern terminal binası yapılmıştır. Terminal binamız 2012 başlarında hizmete girecek, bu iki yatırımın toplam bedeli 150 trilyon.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Havaalanımızda gümrük işlemleri yapılmakta olup, 2012 yılında gümrük müdürlüğü de kurulacaktır.

BAŞKAN – Sayın Demirbağ, süreniz tamamlanmıştır.

Teşekkür ediyorum efendim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – “İçeride istikrar, dışarıda itibarlı bir Türkiye.” diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı, Van Milletvekili Sayın Aysel Tuğluk.

Buyurun Sayın Tuğluk. (BDP sıralarından alkışlar)

AYSEL TUĞLUK (Van) – Değerli milletvekilleri, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 2012 yılı merkezî bütçenin 15’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; Van bağımsız Milletvekili olarak, seçim bölgem olan Van adına, yaşanan depremden ötürü büyük üzüntülerimi sevgili Van halkıyla buradan bir kez daha paylaşmak istiyorum.

Biliyorsunuz, iki aya yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen Van halkının hâli ortada değerli milletvekilleri, büyük bir belirsizliğin ve üretimsizliğin, ümitsizliğin hâkim olduğunu söylemeliyim. Resmen Van halkı cezalandırılıyor, insanlar ya soğuktan ölüyorlar ya da yanarak can veriyorlar. Kürtlerin maalesef kaderi bu galiba; her yerde, her zaman yaşadıkları bir trajedi oluyor maalesef. Ya ölüm ya sıtma, ya mezar ya hapis, ya boyun eğme ya irade kırma yani yaşam adına, onur adına, özgürlük adına, eşitlik, adalet adına bir seçenek sunulmuyor ve buradan sormak gerekiyor, gerçekten neden bu seçenekler bu halka layık görülmüyor? Bu mevcut durum nedeniyle gerçekten bu halk isyan etmesin de ne yapsın demek durumunda kalıyoruz.

Vanlılara devlete ne kadar muhtaç olduklarını öğretmek için, BDP’li belediyeye sahip olduklarından dolayı pişman ettirmek için bunca eziyet çektiriliyor maalesef. Bu halk bu kadar aşağılanmayı hak edecek ne yaptı değerli milletvekilleri?

Van halkı barınma, beslenme, ısınma gibi temel problemlerine kendi öz gücüyle çözüm üretmeye çalışıyor, eksi 10 derecede çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor. Siyasi bir rant elde etme ve hesaplaşma yerine, deprem sonrası oluşan toplumsal bütünleşmenin ruhuna uygun hareket etmek ve önemli olan, beklentilere cevap verebilmektir. Yürütmenin görevi, acil ve yerinde müdahalede bulunabilmektir. Geleceğe dair net bir plan ve programın bir an önce hayata geçirilmesi hayati önem taşımaktadır.

Değerli milletvekilleri, belki enkazın altında canlarımızı kurtaramadık, enkazın altında canlarımızı bıraktık Van’da ama yüreğimize su serpen bir şey var, onu da buradan paylaşmak istiyorum: Enkazın altından kardeşliği çıkarmayı başardık. Belki bu depremin birazcık umutlarımızı artıran yönlerinden biri bu oldu. Türkiye'nin dört bir tarafından, doğusundan, batısından Van halkının yanında oldu halkımız. Ben bu anlamda destek sunan, maddi, manevi, yüreğiyle Van halkının yanında olanlara da buradan sevgilerimi, saygılarımı sunmayı bir borç biliyorum.

Değerli milletvekilleri, dün, “KCK” adıyla kodlanan sürek avı, Batman, Diyarbakır ve Kurtalan’da hız kesmeden devam etti. Polis ve yargı, Hükûmetten aldığı talimatları yerine getirmek için önüne geleni gözaltına almaya ve tutuklamaya devam ediyor.

“Durmak yok, yola devam” şiarıyla -Sayın Başbakanın meşhur sözüdür- Türkiye artık açık bir cezaevine dönüştürülmüş durumda. 90’lardaki bin operasyonları hatırlatan binlerce insanın tutuklanması, sivil toplum kurumlarının hazırladıkları araştırma raporlarına göre askerî operasyonlarda kullanılması, yasak silahların kullanılmış olması, öğrenci, öğretmen, öğretim görevlisi, gazeteci, siyasetçi, yüzlerce yurttaşın dünya standartlarının gerisinde bırakır şekilde cezaevlerinde tutuluyor olması bizi hızla otoriter bir demokrasinin menziline doğru itmekte.

Bir dönem faili meçhul cinayetlere katıldıkları tescillenmiş isimlerin bu ülkede yargılanmayacaklarına dair kanıyı güçlendiren bir pratiği çok yakın bir zamanda gördük. Birer birer, yargılandıkları davalardan, bu şahsiyetler tahliye ediliyorlar. Her seferinde, eskiye dönüş olmayacak diyen bir mantığın kriptolarını bu örneklerden birer birer çözümleyebiliyoruz. Geçmişe dönük…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tuğluk, zamanınız tamam efendim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Başkanım, Tuğluk’a bir dakika verin ya. Bunların şansı yok, bağımsızlar, bir dakika verin.

BAŞKAN – Affedersiniz, hiç veremiyoruz biliyorsunuz.

Teşekkür ederim Sayın Tuğluk.

AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Ben teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap kısmına geçiyoruz. On dakika içinde…

Birinci konuşmacı, sisteme giren arkadaşlarımız arasında, Iğdır Milletvekili Sayın Oğan.

Buyurun Sayın Oğan.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Iğdır’da yaşanan don sebebiyle mağdur olan çiftçilerimizin zararlarını karşılamayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Çıkardığınız kanun hükmünde kararnamelerle defterdarlar, vergi dairesi müdürleri, bütün memurlar, gelir uzmanları, muhasebat kontrolörleri, Millî Emlak ve muhasebe denetmenleri ve mal müdürleri özlük hakları bakımından haksız ve adaletsiz düzenlemeler yönünden mağdur edilmişlerdir. Ne yazık ki bu kesimin feryadı Hükûmet tarafından duyulmamaktadır. Maliye meslek gruplarının temsilcilerinin sorunlarını dinlemeyi ve kendilerinden brifing almayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oğan.

İkinci konuşmacı Mersin Milletvekili Sayın Öz.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Tarsus merkezde 300 bin, çevresiyle 400 bin nüfusa sahip bir ilçemiz olup çoğu ilimizden büyüktür. Tarsus’a bir üniversite yapmayı düşünüyor musunuz? Tarsus’ta Mersin Üniversitesine bağlı meslek yüksekokulu olmasına rağmen devlete ait bir yurt da yoktur.

Yine, Tarsus’ta teknoloji fakültesi açıldığı söylendi. Yükseköğretim Kurulundan kararı çıkmasına rağmen iki yıldır neden öğrenci alınmıyor?

Bir diğer sorum da: Yüksekokul mezunu işsizler giderek artmaktadır. Üniversite ve yüksek lisans mezunu olanların istihdamı yönünde 2012 yılı hedefleriniz net olarak nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Elâzığ Milletvekili Sayın Erdem…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Elâzığ’da Eyüpbağları Sulama Birliğinin enerji borcu nedeniyle elektrikleri kesildi. İki yıldır otuz beş köy kurumaya terk edildi.

İkinci olarak: Suriye ile ilişkilerimiz konusunda Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanımız “İnsani gerekçelerle elektrik ve sularını kesmeyeceğiz.” dediniz.

Üçüncüsü: Yunanistan ekonomik krizi nedeniyle 300 milyar dolarlık alacağımızdan vazgeçildi veya ertelendi.

Şimdi, bu üç olayı birlikte değerlendirdiğimiz zaman ben soruyorum: Yabancılar için geçerli olan insani gerekçeler Elâzığ insanı için geçerli değil mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Kütahya Milletvekili Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önceki soruma verdiğiniz cevapla Libya’daki rejim muhaliflerine 200 milyon TL’nin uluslararası ikili anlaşmaya dayandırılarak verildiğini söylediniz.

Şimdi, size tekrar soruyorum: Bu anlaşmaya kimler imza atmıştır? Bir ülkenin muhalif grubunun hangi lideri Libya adına buraya imza koymuştur? Bunu Meclise sevk ettiniz mi veya sevk etmeyi düşünüyor musunuz? Aynı olay ülkemize yapılsa değerlendirmeniz nasıl olur?

İki: Millet iradesini hiçe sayarak çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle birçok bakanlıktaki denetim sistemi değiştirilerek âdeta başkanlık sisteminin altyapısı oluşturulmuştur. Bunu katılımcı demokrasi anlayışınızla ne ölçüde bağdaştırıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Osmaniye Milletvekili Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, TOKİ, iktidarınızda önemli bir değişim yaşadı ve artık dar gelirli vatandaşlardan başka her kesime konut üretiyor. Öğrencilere yurt yapmıyor ama her türlü inşaatı üstleniyor.

Ülkenin her coğrafyasında inşaat yapan TOKİ, bu inşaatları kamu arazileri üzerinde yaptığı için konut maliyetine arsa maliyeti dâhil olmuyor ancak TOKİ bir yandan finans sorununu çözmek için de arsa satıyor. Sattığı arsalar da Millî Emlakten TOKİ’ye geçen hazine arazileri. Millî Emlakten geçen ve TOKİ’nin zararını kapatmak için sattığı arazi miktarı ne kadardır? Elde edilen gelir ne kadardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Erzurum Milletvekili Sayın Öztürk…

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sekiz ay kışın hüküm sürdüğü Erzurum ve diğer illerde doğal gaz fiyatlarında bir indirim düşünüyor musunuz?

İkinci sorum Sayın Bakan: Milletvekillerinin ticari işleriyle ilgili savunmalarını Meclis kürsüsünden yapmaları karşısında soruyorum. Milletvekillerinin sahibi oldukları iş yerlerine denetim elemanı gönderebiliyor musunuz? Bugüne kadar kaçına gönderdiniz, kaçı hakkında ne tür işlem yaptınız? Bu elemanlar iktidar partisi milletvekillerinin iş yerlerinde özgür ve korkusuzca denetim yapabiliyor mu?

BAŞKAN – Sayın Şandır, Mersin…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok efendim.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan, Artvin Milletvekilimiz…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Asgari ücret, çalışan bir kişinin en azından temel ihtiyaçlarını karşılayacak, insanca yaşamalarına olanak tanıyan ve işveren tarafından da ödenmesi zorunlu en düşük ücrettir. Bu ücretten gelir ve damga vergisi kesilmesini doğru buluyor musunuz? Bu konuda bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, Sayın Başkan, önceki seanstan kalan sorularla ilgili yeni soru var, oradan müsaade ederseniz başlayayım.

Şimdi, Libya’yla imzalanan 200 milyon dolarlık anlaşma, Başbakan Yardımcımız Sayın Ali Babacan ile Libya Ulusal Geçiş Konseyi adına Maliye ve Petrol Bakanı Tarhuni tarafından imzalanmıştır. Daha önce de söyledim, bu bir kredidir. Bu kredinin faizi Hazinenin şu anda vadesine iki yıl kalan tahvillerinin faiziyle aynıdır. Dolayısıyla bu konuyu tekrar açığa kavuşturmakta fayda görüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlaşmayı Meclise gönderecek misiniz efendim?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, Hazinenin imzaladığı bu türden anlaşmalar eğer gerekiyorsa buraya gelir. Burada gerekip gerekmediği konusunda bilgim yok çünkü anlaşmaların türü değişebiliyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Uluslararası anlaşma efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, her anlaşma gelmiyor, bazı anlaşmalar geliyor. Mali nitelikte olan anlaşmalar gelmiyormuş, arkadaşlar bana bilgi verdiler. Dolayısıyla o çerçevede gelmeyecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dubai Anlaşması da gelmemişti 1 milyar dolarlık.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, asgari ücret üzerindeki vergi konusunda da sık sık sorular geliyor. Değerli arkadaşlar, asgari geçim indirimi AK PARTİ hükûmetleri döneminde getirildi. Bundan önce asgari ücretli efektif olarak yüzde 12,8’e kadar vergi veriyordu yani yüzde 12,8’lik bir vergi yükü vardı asgari ücret üzerinde. Şimdi, bugün itibarıyla -yani 2008 sonrası dönemden bahsediyorum- evli ve 4 çocuklu, eşi çalışmayandan sıfır vergi alıyoruz; evli, 3 çocukludan 0,7 alıyoruz yani yüzde 1’in altında vergi alıyoruz; evli ve 2 çocukludan yüzde 1,5 vergi alıyoruz; evli, 1 çocukludan yüzde 2,6 vergi alıyoruz; evli ve çocuksuzdan yüzde 3,8 alıyoruz; bekâr olan asgari ücretliden de yüzde 5,3 alıyoruz. Eskiden yüzde 12,8’di.

Değerli arkadaşlar, Erzurum’da doğal gaz fiyatlarında bir indirim öngörüyor muyuz? Değerli arkadaşlar, benim bildiğim kadarıyla, bu rakamlar değişebiliyor günlük yani ben sadece son aklımda kalanı söyleyeyim: Biz doğal gazı yaklaşık olarak 450 dolara mal ediyoruz -en azından Ankara fiyatı diye hatırlıyorum- fakat bunun da TL karşılığı, kura göre değişiyor ama 800 liranın üzerindedir. Oysa biz doğal gazı 580 liraya satıyoruz. Dolayısıyla, aslında devlet ithal ettiği doğal gazı yaklaşık 800 küsur liraya alıyor ve 600 liranın altında satıyor ve ciddi bir şekilde doğal gaz satışından dolayı devlet burada kâr etmiyor, zarar ediyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dağıtım şirketlerine mi, vatandaşa mı satış Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Benim bildiğim, Ankara’da vatandaşa satış.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Biz satıyoruz.” deyince…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Yani, bize maliyet 450 dolar, vatandaşa satış 580 lira metreküp fiyatı.

Şimdi, TOKİ, değerli arkadaşlar, 500 bin konut üretmiş. 500 bin konut üreten bir TOKİ, yanlış hatırlamıyorsam en az bunun 138-140 binini -şu anda önümde rakamlar yok- yoksul vatandaşlarımıza yönelik olarak üretmiş. Biz TOKİ’ye arsa verirken eğer bir iş karşılığı veriyorsak, biz piyasa rayiç bedeli üzerinden arsaları veriyoruz. Sosyal nitelikli, yoksullara yönelik veriliyorsa, biz o zaman ya bedelsiz veriyoruz ya da duruma göre biz TOKİ’ye emlak vergi değeri üzerinden veriyoruz. Dolayısıyla, TOKİ hakikaten çok başarılı bir kuruluştur ve daha önce hiç görülmediği kadar da Türkiye’de bir sorun çözümüne yönelik olarak…

Değerli arkadaşlar, bazı denetim elemanlarımızın mağdur edildiği söyleniyor. Eşit işe eşit ücret şu demektir: Aynı unvan, aynı kadro, aynı işi yapanları, biz, ücretleri en yüksek düzeyde eşitledik. Hiçbir memurumuzun ücreti düşmemiştir. Dolayısıyla bu anlamda bir mağduriyet söz konusu değildir. Yani mağdur olabilmek için mevcut ücret düzeyinizin altına düşmeniz lazım. Böyle bir şey söz konusu değildir. O bahsettiğiniz bütün elemanlarımızın hiçbirisinin aldığı ücretler bir kuruş dahi düşmemiştir. Şu olmuştur: Bazılarını biz yükseltmişizdir. Neden? Çünkü, eşit işe eşit ücret çerçevesinde bir düzenleme yapılmıştır. Bu birimlerinin hiçbirisinin de denetim yetkisi ellerinden alınmamıştır. Uzman kadrosunda bugün itibarıyla istihdam edilen arkadaşlarımıza dair…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, süremiz tamam.

Sayın milletvekilleri, 15’inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi 16’ncı maddeyi okutuyorum:

Resmi taşıtlar

MADDE 16 - (1) Bu Kanuna bağlı (T) işaretli cetvelde yer alan taşıtlar, ancak çok acil ve zorunlu hallere münhasır olmak kaydıyla ilgili bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile edinilebilir.

(2) Vakıf, dernek, sandık, banka, birlik, firma, şahıs ve benzeri kuruluş veya kişilere ait olup 237 sayılı Kanun kapsamında bulunan kurumlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşlarınca kullanılan taşıtların giderleri için (güvenlik hizmetlerinde kullanılan taşıtlar hariç) kurum bütçelerinden hiçbir şekilde ödeme yapılamaz.

(3) Türk Silahlı Kuvvetleri (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dâhil), Emniyet Genel Müdürlüğü ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğüne kurum, kuruluş, dernek ve vakıflarca hibe edilecek taşıtlar, (T) işaretli cetvelde gösterilmesine gerek bulunmaksızın Bakanlar Kurulu kararı ile edinilebilir.

(4) Emniyet Genel Müdürlüğüne ait taşıtlar, 12/4/2001 tarihli ve 4645 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde (T) işaretli cetvelde gösterilmesine gerek bulunmaksızın, cinsi ve adedi İçişleri Bakanlığının talebi ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine alınacak Bakanlar Kurulu kararında belirlenmek kaydıyla 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tâbi olmaksızın mübadele yoluyla yenileri ile değiştirilebilir. Aradaki fiyat farkı, döner sermaye gelirleri, sosyal tesis veya kantin gelirleri ile Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı gelirlerinden karşılanır.

(5) Türk Silahlı Kuvvetlerine (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) ait taşıtlar, 30/5/1985 tarihli ve 3212 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde (T) işaretli cetvelde gösterilmesine gerek bulunmaksızın, cinsi ve adedi Milli Savunma Bakanlığının (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı için ise İçişleri Bakanlığının) talebi ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine çıkarılacak Bakanlar Kurulu kararında belirlenmek kaydıyla 4734 sayılı Kanuna tâbi olmaksızın mübadele yoluyla yenileriyle değiştirilebilir. Aradaki fiyat farkı, sosyal tesis gelirlerinden, kantin gelirlerinden, döner sermaye gelirlerinden veya bağış yoluyla (Jandarma Genel Komutanlığı için Jandarma Asayiş Vakfı gelirlerinden) karşılanır.

(6) Türk Silahlı Kuvvetlerine (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) ait taşıtlardan, trafiğe tescil tarihi itibarıyla en az 10 yaşını doldurmuş olanlar, (T) işaretli cetvelde gösterilmesine gerek bulunmaksızın, cinsi ve adedi, ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının kararıyla, 4734 sayılı Kanuna tâbi olmaksızın ve satılacak taşıt sayısı satın alınacak taşıt sayısından az olmamak ve satın alınacak taşıt sayısı Milli Savunma Bakanlığı için 40 adedi, Jandarma Genel Komutanlığı için 10 adedi ve Sahil Güvenlik Komutanlığı için 5 adedi geçmemek üzere mübadele yoluyla yenileriyle değiştirilebilir ve aradaki fiyat farkı, bütçeden karşılanabilir. Bu fıkrada yer almayan hususlar hakkında 3212 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu maddenin görüşmesine başlamadan önce bir konuyu arz etmek istiyorum, Dün yapılan görüşmelerde Milletvekilimiz Alim Işık Bey’in “ ‘Tapu sicil memurunu ayarlıyorsunuz.’ diyor.” diyerek Sayın Elitaş’ın ifadesi bulundu. Daha sonra tekrar “ ‘…tapu memurunu ayarlayarak aklınız başınıza geldi, tapu memurunu ayarladınız.’ dediniz.” diye ifadede bulundu.

Şimdi, Sayın Alim Işık “…sekiz ay geçiyor, ondan sonra aklınız başınıza geliyor, gidiyorsunuz tapu müdürüne bir dilekçeyle bu tapuyu alıyorsunuz.” diye söylüyor. Dolayısıyla Sayın Mustafa Elitaş’ın “Tapu müdürünü ayarlıyorsunuz.” ifadesini bu birleşimde düzelterek geri alınmasını istirham ediyorum, kendileri de buradayken.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Zabıtlara geçmiştir.

Şimdi, sayın milletvekilleri, 16’ncı maddenin gruplar adına müzakeresinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Hasan Akgöl, Hatay Milletvekili.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HASAN AKGÖL (Hatay) – Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; bütçe kanununun 16’ncı maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yaklaşık on gündür Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer muhalefet milletvekilleri, halka, Meclisin önünden bütçenin nasıl kaçırıldığını anlatmaya çalışıyor. 2012 bütçe hazırlama sürecinde, AKP, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 16’ncı maddesinde düzenlenen Orta Vadeli Program, Mali Program ve Bütçe Hazırlama Rehberi’ni, 26/09/2011 tarihli Kanun Hükmünde Kararname ile bütçe çağrı süreçlerini mayıstan eylül ayına çekmiştir, kamu bürokrasisindeki birikim ve deneyimi böylece devreden çıkarmıştır. Tüm gelişmiş ekonomilerde bütçe çağrı süreçleri şubat ayına çekilmeye çalışılırken ülkemizde eylül ayına ötelenmesi ne anlama gelmektedir, ben bunu Sayın Bakana sormak istiyorum.

Devletin harcama siyasetinin temel belgesi olan bütçe, yapılma sürecinden başlayarak Hükûmet tarafından totaliter bir anlayışla merkezleştirilmiş, sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi değil bütçe uzmanları da işin dışında bırakılmaya çalışılmıştır.

Kanun hükmünde kararnamelerle ülke yönetmeyi alışkanlık hâline getirdiniz. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışır iken Hükûmet tarafından bu şekilde kullanılmasını, en hafif deyimiyle siz değerli milletvekili arkadaşlarıma yapılan bir saygısızlık olarak nitelendiriyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçe kanunu görüşmeleri esnasında neyin, nereye, ne kadar harcanacağını, hangi kurumun bu bütçeyle neler gerçekleştirebileceğini olanca açıklığıyla burada konuşabilmemiz gerekirdi fakat Hükûmet çeşitli kanunlara geçici maddeler ekleyerek, bakanlara yetki vererek Meclisin etkin bir bütçe yapma hakkını elinden almaktadır.

Kamu finansmanında ilginç bir buluşun patenti de bu Hükûmete aittir. Kaynak bulma konusunda Sayın Maliye Bakanı çok maharetli. Basitçe özetleyeyim: 100 liralık bir bütçenin içinden 20 lirası personel, 80 lirası diğer harcamalar. Devlette personel giderleri yani maaşların ödenmediğine hiç şahit oldunuz mu? Sayın milletvekilleri, sizin maaşlar dâhil ayın 15’inde kesintisiz olarak ödenir. Ne yapıyor Hükûmetin bu mucit Bakanı? Personel giderlerinin bir kısmını çeşitli kamu harcamalarını finanse etmek için kullanmaktan endişe duymuyor, nasıl olsa maaş ödenir. Yıl sonunda, kesin hesap kanununda personel giderlerinden harcadığı kadar tamamlayıcı ödeneği bütçeye koyuyor ve Meclis bu sürece seyirci kalıyor. Bütçe yapılırken nereye harcandığını kimsenin bilmediği bir kaynak keşfedilmiş oluyor. Denetleyen yok, hesap soran yok. Sultan Süleyman’da bile bu saltanat var mıydı, merak ediyorum. Arkadaşlar, bir Hükûmet, nasıl olur da çalıştırdığı personele ödeyeceği paranın miktarını öngöremez? Sayın Bakan yıl sonunda şapkadan tavşan çıkarıyor ve bütçeyi denk getiriyor.

Değerli milletvekilleri, dünyanın birçok ülkesinde özelleştirme enerji üretiminden başlarken, ülkemizde, en son aşama olan dağıtım şirketleri özelleştirilerek işe başlanmıştır ve işin hasat kısmı özel şirketlere verilmiştir, hem de evlere şenlik bir şekilde yapılıyor bu özelleştirme. Enerji dağıtım ağının özelleştirilmesiyle ilginç bir soygun ve talan modeli hayata geçirildi. Milyonlarca vatandaşın sırtına birilerinin şatafatlı hayatlarının faturası yüklendi. Öyle ballı iş ki bu, değerli milletvekilleri, bir şirket düşünün, dağıtım ihalesini kazandı ve işe başladı, hizmetin verilmesi sürecinde yapacağı yatırımın finansmanı devlet tarafından karşılanmakta. Yüzde 15 kayıp kaçak oranı üstünden bu şirkete halkın parası peşkeş çekilmekte, hele ki kayıp oranlarının daha düşük olduğu bölgelerde bu iş daha da ballı. Soruyorum buradan arkadaşlar: Dağıtım şirketleri, özelleştirme ihalelerine girdiklerinde bölgelerindeki kayıp kaçak oranlarını bilmiyorlar mıydı? Dağıtım şirketlerinin tespit etmekle görevli oldukları kayıp kaçakların faturasının dürüst vatandaşa ödettirilmesi ne kadar adildir? Takdiri de sizlere bırakıyorum.

Arkadaşlar, madem biz bu şirketlerin yatırımını devlete yaptıracaktık, kayıp kaçaktan dolayı çıkan açığı vatandaşa ödetecektik de bu elektrik dağıtım şirketlerini niye özelleştirdik? Halkın parasıyla birileri daha zenginleşsin, semirsin diye mi? Bir taraftan özel dağıtım şirketlerini besleyeceksin bir taraftan da kanser hastası olan 7 çocuklu Hacire Aslanhan’ı elektrik borcunu ödeyemediğinden dolayı hapse atacaksın. Adalet bunun neresinde arkadaşlar, elinizi vicdanınıza götürün, Allah aşkına, adalet bunun neresinde? Büyük Şair Fikret’in dediği gibi:

“Verir zavallı memleket, verir ne varsa malını, mülkünü

Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini,

Bu harmanın gelir sonu,

Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!

Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak,

Yiyin efendiler, yiyin,

Doyuncaya kadar, tıksırıncaya kadar, çatlayıncaya kadar yiyin!” (CHP sıralarından alkışlar)

Bu Hükûmetin, yapılan özelleştirme uygulamalarında hangi sektörde verimlilik artışında katkısı olmuştur, Sayın Bakan açıklasın, ben de, halkımız da, siz de öğrenelim. Bu süreçte devlet bu şirketlere ne kadar kaynak aktarmak durumunda kalmıştır? Özel dağıtım şirketlerinin yapacağı yatırımın finansmanını devlete, kaçağı vatandaşa yüklediniz.

Gelelim bir de bunun denetimine. Bu şirketin denetimini de özel şirketlere verdiniz. Özel bir şirketin başka bir özel şirketi denetlemesi ne kadar uygundur, bunun da takdirini sizlere bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, seçilmiş milletvekillerine bile verilmeyen araçlar, kurumlarda şefinden müdürüne kadar kamuda gayet bol şekilde yaygınlaşmıştır. Türkiye’deki kamu araç saltanatı, bu saltanatı taşıyamaz. Bir an önce havuz oluşturulmalı ve bu konu çok ciddi bir şekilde gözden geçirilmelidir.

İlginç bir konuya daha değinmek istiyorum. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu -Sayın Bakan, yanılıyorsam lütfen düzeltin- ana kanunda 18, torba kanunlarda 23 kez olmak üzere toplam 41 kez değiştirildi. Kendi çıkarttığınız yasayı bu kadar kısa sürede 41 kez değiştirme ihtiyacını neden hissettiniz, ne ben ne bu konuyla ilgili kişiler anlamış değil. Kamu İhale Kurumunun nasıl baypas edildiğini, sanayici, iş adamı müteahhit biliyor da halkımız bilmiyor, siz söyleyin biz de öğrenelim.

Sayın Bakan, 2003 yılından bu yana, rekabetçi olmayan yöntemlerle yaptığınız mal ve hizmet alımlarına Türkiye Cumhuriyeti devleti bütçesinden ne kadar ödeme yapılmıştır? Bu rakam 100 milyar doları aşmış mıdır?

Tarım Bakanlığının, Eskişehir yolu üzerinde ilginç bir pankartı bulunuyor. Üstünde “177 ülkeye tarım ürünü ihraç ediyoruz.” yazıyor. Sayın Bakana sormak isterim, bunun karşılığında kaç ülkeden tarım ürünü ithal ediyoruz? Burada tabii, Sayın Maliye Bakanı daha iyi bilirler, ülke sayısından ziyade alınıp satılan ürünün ekonomik karşılığı bir anlam ifade eder. Bu anlamda, tarım ürünleri ithalatına 2010 ile 2011 yılları içinde ödenen miktar kaç milyar dolardır?

Çukurova’nın, Harran’ın, Amik Ovası’nın gelinliği, insanımızın geçim kaynağı beyaz altın pamuk üreticisinin artık yüzü gülmüyor. Tekstil sektörünün gelişmesine rağmen pamuk üretiminin bölgemizde ve ülkemizde her yıl düşmesi düşündürücüdür. Uygulanan yanlış tarım politikaları yüzünden ülkemizde pamuk üretiminin tüketimi karşılama oranı yüzde 30’lara düşmüştür. Ülkemiz artık, pamuk ithal eden bir ülke hâline gelmiştir. Şayet çiftçi pamuktan vazgeçerse hem borsalar hem çırçır fabrikaları işlem görecek pamuk bulamayacaktır. O nedenle, herkesin aklını başına alması gerekir. AKP Hükûmeti, başka ülkelerin çiftçilerine verdiği desteği Türk çiftçisine çok görmektedir.

Sayın Bakanım, bu memlekette sigara üretimini azaltarak tütün üretimini düşürdüyseniz sizi kutlarım ama sigara tüketimi artmaya devam ederken Türk tütün üreticisinin açlığa mahkûm edilmesi asla kabul edilemez. Bu nedenle, tarım ekonomisi başta olmak üzere ülke ekonomisinde yapısal tedbir alınmaz ise 2012 yılı ülkemiz için kriz yılı olabilir. Burada Hükûmeti, muhalefet milletvekili olarak uyarmak istiyorum, bu harmanın sonu iyi değil.

Bu duygu ve düşünceler içinde, işçinin, memurun, çiftçinin, öğrencinin, esnafın, atanamayan öğretmenlerin, 4/C’li çalışan ücretli kölelerin olmadığı, finans kapitalinin arzularına göre hazırlanmış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN AKGÖL (Devamla) - …bu bütçeye ret oyu vereceğimi belirtir, yüce heyetinizi saygılarla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akgöl.

16’ncı madde üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Elâzığ Milletvekili Sayın Enver Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 16’ncı maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

16’ncı madde üzerindeki konuşmama geçmeden önce, geçtiğimiz çarşamba günü Ulaştırma Bakanlığımızın bütçesi görüşülürken Sayın Bakana yöneltmiş olduğum bir soruya Sayın Bakanımızın vermiş olduğu yanlış bilgiyi düzeltmek istiyorum.

Ben Sayın Bakanımıza “Elâzığ’a yaptığınız terminal binası yolcu kapasitesi, Elâzığ’ın yolcu sayısı yönüyle dörtte 1’i kapasiteye sahip olan Batman, Erzincan, Sivas gibi illere yaptırdığınız terminal binalarının yarısı bile değil. Yakın süre içerisinde yeni terminal binalarına ihtiyaç olmayacak mı?” sorusunu yöneltmiştim. Sayın Bakan da “Elâzığ Havaalanı yeni terminali, bir kere, bahsedilen terminalden daha büyük. Ben daha yakın zaman içerisinde inşaatı gezdim. Mayıs ayında açacağız. 32 bin metrekare alana oturuyor.” diyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğünün resmî web sayfasından aldığım bilgileri arz ediyorum: Elâzığ’a yapılan terminal binası 1 milyon yolcu kapasiteli, Erzincan Havaalanına yapılan terminal binası 3 milyon 250 bin yolcu kapasiteli, Sivas’a yapılan 2 milyon. Batman’a yapılan terminal binası Devlet Hava Meydanları resmî sitesinde yer almıyor, ancak benim edindiğim bilgilere göre 5 milyon. Dolayısıyla ya Bakanımız Bakanlığına ait bilgilere vâkıf değil ya da hilafıhakikat beyanlarda bulunmuştur, bunu düzeltmek istedim.

Değerli milletvekilleri, tasarının 16’ncı maddesi resmî araçlarla ilgili. 2012 yılında da kamuya 6.476 adet daha resmî araç alınacaktır. Hâlihazırda 140 bin civarında resmî aracımız mevcuttur. Bu sayıyla biz dünyada 6’ncı sıradayız. Bu araçlardan 80 bin tanesi merkezî yönetim bütçesi kapsamında, 60 bini de mahallî idareler ve katma bütçeli idarelerin elinde bulunan araçlardır.

Resmî hizmetlerde kullanılan araçları sadece bu sayılardan ibaret zannetmeyiniz çünkü özellikle AKP döneminde, hizmet satın alma yoluyla, sayısını tahmin dahi edemediğiniz on binlerce aracın kiralandığına şahit oluyoruz. Bu yollarla kiralanan araçların da kesinlikle araç tahsis edilemeyecek kamu görevlilerine tahsis edildiğini, aynı zamanda resmî plaka veya herhangi bir işaret de taşımadığı için, özel işler dâhil olmak üzere, şehirler arası da dâhil olmak üzere bütün hizmetlerde kullanıldığına şahit oluyoruz. Bu konu, gerçekten, hem ülkemiz adına hem de değerlerimiz adına oldukça hazin bir durumdur.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan yakın bir süre içerisinde vatandaşlarımıza tavsiyede bulundu, “Fiat araçlara binin.” dedi. Bence doğru da söyledi. Aynı zamanda bizim 237 sayılı Taşıt Kanunu’muz da -zaten, Sayın Başbakanımızın söylediği, ifadeleri, burada, maddede düzenlenmişti- kamuda kullanılacak araçların lüks ve gösterişten uzak, memleket yollarına elverişli, ucuz ve ekonomik olanlardan temin olunması şartını getirmişti ama gelin görün ki uygulamalar bu şekilde mi? Audi olmazsa binmiyorlar, değerli milletvekilleri.

Aldığım bir duyuma göre, yakın bir süre önce, yeni atanan bir bakan yardımcısı, 237 sayılı Taşıt Kanunu kapsamında kendisine bir makam arabası alınmasını istiyor ve kanun kapsamında (I) ve (II) no.lu cetvellerde bakan yardımcılığı kadrosu yer almadığı için kendisine bu aracın satın alınamayacağı söylenince “O zaman, kardeşim, hizmet satın alın veya kiralayın.” talimatını veriyor. Bir Audi A4 araç kiralanma cihetine gidiliyor fakat bakan yardımcısı ya “Audi A8’den aşağı olmaz kardeşim.” diyor. Bu aracın kirası aylık 43 bin lira değerli milletvekilleri. Bu kadar aç insanımızın, yoksulumuzun olduğu, işsizimizin olduğu bir ülkede 43 bin lira bir bakan yardımcısının aracına verilmesi fikrinin ne kadar doğru olduğunu ben sizin vicdanlarınıza havale ediyorum.

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Aylık mı, yıllık mı?

ENVER ERDEM (Devamla) – Aylık, aylık… Yalnız bu iyi örnek, biraz sonra daha kötü örnekleri vereceğim.

Gerçi Cumhurbaşkanlığımız, Başbakanlığımız, bakanlığımız, hatta Meclis Başkanlığımızın lüks araç kullanımındaki uygulamalarının artık çok fazla söze gerek olmadan ne anlama geldiğini sizler çok iyi biliyorsunuz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – 43 bin lira mı, 4 bin lira mı? Bir yanlışın var.

ENVER ERDEM (Devamla) – Biraz önce söylediğim rakamlar da aylık kira bedeli beyefendi, aylık kira bedeli. Biraz sonra ben bunun birkaç katı kiraların bir ayda nasıl verildiğini anlatacağım kusura bakmayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İsmini söyle ismini, nereyse.

ENVER ERDEM (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, çok söylenecek şey var ama özet olarak biraz önce bakan yardımcısı için verdiğim örnekler biraz acayibinize gittiği için doğrudan doğruya esas örnekleri vereyim.

Elâzığ Belediyesi temizlik işleri ihalesi yapıyor. Bu ihale çerçevesinde araçlar kiralıyor. Kiralanan araçlara ödenen ücretleri dikkatlerinize sunuyorum:

Yıl 2009, ihale süresi elli altı ay, ihalede kırım oranı yüzde 10, yaklaşık maliyet cetveli sayfa 3; 31’inci sırada, 6 adet pikap kiralanıyor değerli milletvekilleri. Yaklaşık maliyeti 7 milyon 70 bin lira, evet 6 tane pikap… Yani piyasa değeri 30 veya 40 bin lira olan pikapların 6 tanesi için bu ihale döneminde 7 milyon 70 bin lira… Bundan yüzde 10 tenzilatı düşüp, yüzde 18 KDV ilave ederseniz 7 milyon 795 bin lira bu 6 tane pikap için sizin belediyeniz kira bedeli ödüyor değerli milletvekilleri. Bir yıllık kira bedeli 280 bin lira. Bir pikabın bir yıllık kira bedeli 280 bin lira.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Pikap ne kadar?

ENVER ERDEM (Devamla) – Pikabın fiyatı 30 veya 40 bin lira.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Helal olsun, helal olsun, yakışır bunlara!

ENVER ERDEM (Devamla) – İnsaf yahu insaf! Allah’tan korkmak lazım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Eğer gerçekse helal olsun!

ENVER ERDEM (Devamla) – İkinci örneği veriyorum: Aynı ihale, yaklaşık maliyet cetveli 3’üncü sayfa, 34’üncü sırada, 4 adet binek otomobil, Sayın Başbakanımızın söylediği “Fiat’a binin.” dediği türden otomobil, piyasa fiyatı 20-30 bin lira. Yine yüzde 10 tenzilat, yüzde 18 KDV ilave edildiği zaman bu 4 araç için 4.350.224 lira kira bedeli ödeniyor değerli milletvekilleri yani 1 binek otomobil için ödenen rakam 233.047 lira. Eğer vicdanlarınıza bu uyuyorsa bunların daha fazlasını da yapmaya devam etsinler.

Bu 1 otomobil için 56 ayda ödenecek rakam 1 milyon 87 bin lira, 4 adedi için de 4 milyon 350 bin lira. Aynı ihale, yaklaşık maliyet cetveli 3’üncü sırada, 2 adet transfer treyleri yani kamyon, piyasa fiyatı 160 ila 200 bin lira ve bu 2 adet treyler için ihale döneminde 7 milyon 961 bin 912 lira kira bedeli ödeniyor değerli milletvekilleri yani 1 adet kamyon için bir yılda 853 bin lira kira bedeli ödeniyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kamyon kaç para?

ENVER ERDEM (Devamla) – Kamyonun fiyatı 160 ila 200 bin lira arasında değişiyor.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Yakışır, yakışır, AKP’ye yakışır bunlar!

ENVER ERDEM (Devamla) – Yani bu 2 treyler için her yıl 1 milyon 706 bin lira kira bedeli ödeniyor.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sürekli kira…

ENVER ERDEM (Devamla) – Beyefendi, söylediğim rakamlardan değişik bir şey varsa biraz sonra burada istifamı açıklarım, rahat ol.

SIRRI SAKIK (Muş) – İsmini açıklayın.

ENVER ERDEM (Devamla) – Değerli milletvekilleri, böyle bir şey olur mu? Allah için soruyorum, böyle bir kazanç var mı? İçinizde iş adamları var, ticaret erbabı var, fabrikatörler var, araç kiralama şirketi sahipleri var, bayiler var, vicdanlarınıza sesleniyorum: Böyle bir kiralama olayı var mı, böyle bir kira ödenebilir mi?

Peki, neden kimse ses çıkarmıyor bu belediyeye? Çünkü Elâzığ Belediyesi, sizin partinizin belediyesi beyler.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – İşte bu kadar!

ENVER ERDEM (Devamla) – Şimdi, ben size bir nasihatta bulunuyorum, kusura bakmayın: Hesap günü gelmeden önce siz kendinizi, biz de kendimizi hesaba çekelim ve siz her ne kadar parti amblemlerine göre işlem yapsanız da Cenabıallah parti amblemlerine göre işlem yapmayacak.

Ben hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Erdem, teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mülkiye Birtane, Kars Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA MÜLKİYE BİRTANE (Kars) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benden önce konuşan arkadaşımıza gerçekten teşekkür ediyorum, bizim aktarmaya çalışacağımız noktalara değindiler. Bu vesileyle ben başka konularda konuşmayı istiyorum.

Bütçe görüşmeleri kapsamında 16’ncı madde üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe görüşmelerinin bitimine az bir zaman kaldı değerli arkadaşlar. Görüşmelerin ağırlıklı olarak halkı aydınlatmak değil de halkı yanıltmaya yönelik olarak yürütüldüğü ortadadır. Ancak asıl görevimiz -vurgulayarak söylüyorum- halk gerçekliğini ortaya koymaktır. Açlıktan ölen Samsunlu Kübra Bakırcı’yı, çocuklarına yiyecek bulamadığı için intihar eden 4 çocuk annesi Diyarbakırlı Yüksel Demir’i konuşmadan, bedenlerini ateşe veren on sekiz yaşındaki liseli Müslüm Doğan’ı, Mustafa Malçok’u ve Evrim Demir’i anlamaya çalışmadan, bu ülkede yaşayan tüm halkları ve sınıfları merkeze koymadan onaylanacak olan bütçenin hakkaniyete göre pay edildiğini söyleme haksızlığını yapmayı kimse bizden beklemesin.

İsterdik ki iktidar milletvekilleri de bütçe görüşmeleri öncesi kendi illerinde köyden kente kadar muhtarları, esnafı, köylüyü, sendikaları, memuru, kadınları, yoksulu, işsizi, yani doğrudan halkı dinleyerek sorunları kürsüden dile getirsin, çözüm önerileri sunsun ya da meydanlarda öne çıkan talepler burada bir iktidar milletvekili tarafından dile getirilsin. Endişeyle izliyoruz ki iktidar milletvekilleri bütçeye halk dayanağından yoksun övgüler sunmakta, bundan öte bir varlık gösterememektedirler, hatta diğer milletvekilleri tarafından dile getirilen sorunları manipüle ederek, sorunların üstünü örtme görevi üstlenmiş gibi görünmekteler. Bu tutumun sorunlara çözüm bulmayı zorlaştırıcı olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Bizim görevimiz halkı Meclise taşımaktır, onlara dayanarak politika yapmaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Publius Ovidius Naso “Parlamentonun kapıları fakirlere kapalıdır.” der. 21’inci yüzyıla girmiş olduğumuz bu dönemde bu sözü şöyle değiştirebiliriz: Parlamentonun kapılarını fakirlere kapatan oy verdikleri kendi milletvekilleridir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi bugüne kadar Parlamentonun kapısından içeri girme fırsatı verilmeyen seçim bölgem olan Kars halkının sorunlarını sizinle paylaşarak sürdüreceğim. Geçen dönem Kars ilinin 1 muhalefet, 2 de iktidar partisi milletvekili vardı. Karslı 300 çiftçi, esnaf ve köylü, hayvancılık alanında yaşadıkları sıkıntıları iletmek için, Parlamentoya gelmiş ancak Dikmen kapısından geri çevrilmiş, ne bir muhatap ne de bir vekili bulabilmişlerdi. O günün üzerinden çok geçmedi, yakındıkları tüm sorunları Parlamentonun kapısından geri döndü, çözülemedi. Bugün Kars ilinin de Karslının da hâli o güne şükredecek derecede, en açık ifadeyle içler acısı. Hayvan sayısı hızla düşmüş, girdi fiyatları tavan yapmış, köylüsü ve çiftçisi de esnafı da perişan olmuş. Hayvancılığın temel sektör olduğu bu kentte köylü, ekmeğini, peynirini, etini marketlerden gramla almak zorunda kalmış. Ahırların boşaltıldığı köylerde halk, sobasında yakacak tezeği bile bulamaz hâle gelmiştir. Nüfus artışının yüzde eksi 5,96, bebek ölüm oranının yüzde 60,24 olduğu kentte, köyde oturup da kentte çalışan insan sayısı yüzde sıfır, kentte işsizlik oranı yüzde 80’lerin üzerindedir. Kentte çalışan kadın sayısı ise yüzde 3 bile değildir.

Kazım Karabekir ve Faikbey Caddeleri boyunca onlarca dükkânın kapısında devren satılık ilanı asılmıştır. Köylerden sonra kentler de boşalmış. Kışın bir sigara parası bulmak için aileler on iki, on dört yaşındaki çocuklarını İstanbul’a veya diğer metropollere en kötü şartlarda çalışmaya göndermişlerdir çünkü Kars ili fabrikaları iktidar yandaşlarına peşkeş çekilmiş ve tek tek kapanmış, şeker fabrikası da kapanma noktasına gelmiştir. İl, sonuçta fabrikası olmayan il unvanını almak üzere. Sınırda olup da sınır kapısı açık olmayan ilimiz de yine Kars ilimiz.

Değerli milletvekilleri, temel geçim kaynağı hayvancılık olan ilde hayvan sayısı hızla düşmekte, daha 2005 yılında 270 bin olan küçükbaş hayvan sayısı bu yıl 200 binin altına düşmüştür. İktidarın tarım politikasının tezahürü, mazot fiyatları yüzünden sürülemeyen tarlalar, boş kalmış dirgenlerin, tırmıkların kapatıldığı ahırlar ve ağıllar olmuştur. Hayvancılığın öldüğü kentte ne bir istihdam alanı açılmış ne kentin görüntüsü değişmiş ne de su ve yol ihtiyacı tam olarak giderilmiştir.

Çatak, Karabağ, Düzgeçit, Pekran ve onlarca köye daha bu yıl su götürülmüş ama su sorunları hâlâ devam etmektedir. Kurudere köylerinden Kocabahçe, Digor’un Hisarönü, Mevrek, Kağızman’ın Yukarı ve Aşağıkaragüney köyleri ve merkez Vezinköy, Derecik, Yalınkaya, Tekneli ve Halefoğlu dâhil birçok köyde su hâlâ yoktur, birçoğunda ise su içme suyu olarak kullanılmaz durumda. Kars’ta kent merkezinde dahi sabah bir saat, akşam bir saat olmak üzere günde sadece iki saat su verilen mahalleler mevcut.

Kent merkezinde altyapı tamamlanmış değil, birçok binada hâlâ foseptik çukurları bulunmakta, sanayi sitesinin yolları ise içler acısı.

Otobüsler 200 kilometre uzaktaki Erzurum’a hastaları taşımakta, hastalar ambulanslarda can çekişmekte, Kars’taki hastanelerin hiçbirinde yeterli doktor, personel ve tıbbi malzeme bulunmamaktadır. Belirteyim, 2 tane hastane var, devlet hastanesi ve üniversite hastanesi.

Köylerin çoğunda sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçilmemiş, taşımalı eğitim işkenceye dönüşmüş, ortaöğretimden sonra okula devam imkânı ise yoktur. Okullar bakımsız, teknik donanımdan yoksun, verilen bilgisayarlar köylerin çoğunda yaşanan elektrik sıkıntısından dolayı çalışmamakta.

Hükûmetin duble yollar projesi Kars’ta yamalı yol projesi olarak hayat bulmuş, yapıldıktan kısa bir süre sonra koca çukurların oluştuğu yollara trajikomik hâlde salça kutularına doldurulmuş zift ve harç karışımıyla yama yapılmakta. Kent merkezindeki yol yapımı henüz başlamış ancak mahalle aralarındaki yollar vahim durumda.

Karslı besiciler, geçtiğimiz Kurban Bayramı’nda ithal et nedeniyle kurbanlıklarını satamamış, binlerce kurbanlık ellerinde kalmıştır. Şimdi ise hayvanlarını bahara çıkaracak kuru ot ve samanı bulamamaktalar. Köylü Kars’tan, Erzurum’dan, Ağrı’dan, Sivas’a, Ankara’ya kadar gelmiş, saman bulanlar da bu sefer nakliye imkânı bulamamışlardır. Kars’ta samanın kilosu hemen hemen 80 kuruşa dayanmıştır. Bir büyükbaş hayvan kış boyunca 2 tona yakın saman tüketmektedir. 35 liraya varan yem ve diğer hayvan besin gıdaları eklendiğinde de 5 tane büyükbaş hayvanı olan bir ailenin, sadece bir kışlığına hayvanları için ayıracağı miktar ortalama 15 binden fazladır, sütün litresi ise ancak 550 kuruştur. Sezonluk olarak mandıradan 2 bin lira almış bir köylü, yaklaşık 4 ton süt vermek zorunda bırakılmaktadır. İneklerin yerli cinsi olduğu düşünüldüğünde, 5 inek günde ancak 15-20 litre süt vereceğinden, bu da dört aydan fazla mandıraya süt vermeyi zorunlu kılıyor. Sütün günden güne azaldığını da hesaba katarsak, iki ay sonra da kışa girilmekte. Bu durumda, göklere çıkarılan tarım politikası ile -diğer giderler hesaba katıldığında- çiftçi yılı 5-6 bin TL borçla kapatmaktadır.

Tabii, sorunlar bunlarla kalmayıp önümüzdeki günlerde daha da kapsamlı olarak sizlerle paylaşılacaktır. Bu açıdan, şu an özellikle kırsal alanda yaşayan halkın içinde bulunduğu durumu göz önüne alarak, bütçeden kırsal kalkınma projesi için pay ayrılması gerektiğini düşünüyoruz. Geri kalmış tüm illerin sorunlarına münhasır hazırlanacak kırsal kalkınma projesinin her ilde yapılması gerektiğini düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birtane.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahsı adına Sayın Mehmet Metiner, Adıyaman Milletvekili.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Dikkatinize çok önemli bir raporu sunmak istiyorum. Dünyanın sayılı saygın kuruluşlarından biri olan Özgürlük Evi’nin 2011 yılı Dünya Özgürlük Raporu. Bu raporda Türkiye’yle ilgili ilginç, her birimizin üzerinde mutlaka konuşması, tartışması gereken saptamalar var.

2002’den sonra, yani AK PARTİ iktidara geldikten sonraki süreçlerde Türkiye'nin politik haklar ve sivil özgürlükler alanında çok önemli mesafeler katettiğini bu rapor tespit ediyor ama hemen sonrasında yine özgürlüklerin statüsü konusunda Türkiye’yi kısmen özgür ülkeler kategorisine yerleştiriyor. Bu, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olarak aslında hepimizi üzmesi gereken bir konu. Elbette, demokrasi alanında geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde ileri bir noktadayız ama henüz istenen bir noktada mıyız? Hiç kuşkusuz, hayır. O yüzden, Türkiye'nin demokrasi çıtasını yükseltmemiz gerekiyor. Yeni bir anayasa talebi, Türkiye toplumunun yeni anayasa talebi tam da bu noktada büyük bir önem arz ediyor değerli arkadaşlar. Herkes için özgürlük isteyen bir anlayışla yeni bir anayasa yaparsak yeni Türkiye'nin temellerini de hep birlikte atmış oluruz.

Özgürlüklerin sınırı nedir diye soracak olursanız bir tek cümleyle ifade edeyim: Kendimiz için nereye kadar ve ne kadar özgürlük istiyorsak değerli arkadaşlar, herkes için o kadar ve oraya kadar özgürlük istemeliyiz. Hiç kimsenin dininden, ırkından, mezhebinden, yaşam tarzından dolayı dışlanmadığı ve herkesin sonuna kadar, hiçbir “ama”nın arkasına yaslanmadan sonuna kadar özgür olabildiği bir anlayışla hazırlanacak olan bir anayasa, ancak o zaman Türkiye'nin demokrasi çıtasını en üst seviyeye tırmandırır.

Değerli arkadaşlar, bizim özgürlük anlayışımız şudur, çok açık ve net bir biçimde söylüyorum: Kendimiz için ne istiyorsak başkaları için de onu istiyoruz. Bize yapılmasını istemediğimiz hiçbir şeyin başkalarına da yapılmaması gerektiğine inanıyoruz.

Bu cümleden olarak, dikkatinizi bir konuya daha çekmek istiyorum. Amaç-araçsallık ilişkisini doğru okumalıyız arkadaşlar. Neyin amaç olduğunu, neyin de araç olduğunu eğer doğru bir biçimde saptayamazsak demokrasiye doğru olan yürüyüşümüzde sekteye uğrayabiliriz.

Siyasal sistemler, adı ne olursa olsun, birer araçtırlar arkadaşlar, hatta dinin bizatihi kendisi de bir araçtır. Peki, amaç nedir? Amaç; bireyin, toplumun özgürlüğüdür ve mutluluğudur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bireyin her anlamda özgürlüğünü, toplumun her anlamda koşulsuz özgürlüğünü sağlamayan hiçbir araç amaca hizmet etmiyor demektir arkadaşlar.

Demokrasinin bir siyasal sistem olarak önemi hepimiz tarafından biliniyor ama demokrasi, bir ideoloji değildir. Demokrasi, tapınmamız gereken bir siyasal sistem değildir tıpkı laiklik gibi. Laiklik, bir amaç değildir tıpkı din gibi. Din de bir amaç değildir. Amaç; bireyin, insanın, toplumun en geniş anlamda özgürlüğü ve mutluluğudur. Dolayısıyla, amaç-araç ilişkisi konusunda yanlış çıkarımlarda bulunursak özgürlük anlayışımızda giderek kapanması mümkün olmayan uçurumlar açılabilir.

Bu cümleden olarak, herkes için özgürlük isteyen, hiç kimseyi yaşam tarzından, giyim kuşamından, etnik aidiyetinden dolayı dışlamayan, demokratik cumhuriyetin hür ve eşit vatandaşlık anlayışı üzerine kurgulanmış bir yeni anayasanın Türkiye’nin özgürlük çıtasını en ileri noktaya taşıyabileceğine inanıyorum. Bu yüzden “Yeni anayasaya, lütfen yeni anayasaya dikkat.” diyorum.

Hepinizi, yüce heyetinizi, televizyonlarının başında bizi izleyen aziz vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Metiner.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Mersin Milletvekili Sayın Nebi Bozkurt.

Buyurun Sayın Bozkurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

NEBİ BOZKURT (Mersin) – Sayın Başkan ve yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Ben de 16’ncı madde, görüşülmekte olan kanunun 16’ncı maddesi üzerine söz aldım; araç alımıyla alakalı.

Efendim, Elâzığ ile alakalı verilen bilgi, arkadaşımızın verdiği bilgi, tabii sadece, salt herhâlde araç kiralanması değildir diye düşünüyorum. O konuyu bizim idaremiz herhâlde, parti yönetimi bu konuyu inceleyecektir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, tekerleri de var canım!

NEBİ BOZKURT (Devamla) - O konuyla alakalı gereken cevap verilecektir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hükûmet yerinde, Hükûmet cevap versin.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Lambaları da var!

ENVER ERDEM (Elâzığ) - Kiralama, başka bir şey değil.

NEBİ BOZKURT (Devamla) - Efendim, bizde bir hassasiyet vardır, bizim anlayışımızda bir hassasiyet vardır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Keşke olsa o hassasiyet!

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Üstelik de ikinci el, ikinci el! Birinci el de değil.

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Daha çok, hocalarımız, Hazreti Ömer’e hamlederler ama aslında Ömer İbni Abdülaziz’in bir anlayışıdır o. Kendi işini yaparken kendi mumunu yakmak, devletin işini yaparken devletin mumunu yakmak gibi.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Vekilim, öyle söylüyorsunuz ama…

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Şimdi, biz, bu hassasiyet noktasında, bizim inancımızda, bizim kitabımızda…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hiç inandırıcı değil!

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Susarsan, inşallah, konuşacağım!

Bizim inancımızda, bizim kutsal kitabımızda zerreden bahsedilir. Bizim kitabımızda nakirden bahsedilir yani kıl, fetilden bahsedilir. Bizim anlayışımızda şu vardır: Yunus Emre diyor ki: “Sırat kıldan incedir, kılıçtan keskincedir. / Varıp anın üstüne, evler yapasım gelir.” Bunun anlamı “Sırat kıl gibi ince” değil, orada kıl kadar haksızlık yapılmaz. Bir kuyumcunun terazisinin tartamayacağı kadar ince birtakım ağırlıklar dahi, insanın yapmış olduğu davranışlar da orada değerlendirilir. Orada torpil sökmez.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Olması gereken o ama olanlar çok farklı.

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Orada torpil sökmez demek.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Olması gerekenler o.

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Arkadaşlar, bizim anlayışımız bu. İnceleyeceğiz.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Mahkemei kübrada hesabı sorulacak.

NEBİ BOZKURT (Devamla) - Şimdi susun da isterseniz, şu konuya açıklık getiririz…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – “Kul hakkı” diye diye hak yediniz.

NEBİ BOZKURT (Devamla) - İnşallah arkadaşlarımız açıklık getireceklerdir.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Beytülmala el uzattınız, hâlâ uzatmaya devam ediyorsunuz.

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Arkadaşlar, bu akşam Şebiarus. Mevlânâ, büyük insan…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Farkındayız.

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Farkındasınız. Niye büyük?

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Ona layık olabilseniz.

NEBİ BOZKURT (Devamla) - “Men bendei Kur'an’em, eğer can darem. Men hâki rehi Muhammed muhtarem.” dediği için. “Canım olduğu müddetçe Kur’an’ın kölesiyim, Hazreti Muhammed Mustafa’nın ayağının tozuyum.” diyor.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Olması gereken o.

NEBİ BOZKURT (Devamla) - Burada herkes hadis okudu, Sırrı Süreyya da hadis okudu, biraz hadisi çarpıtarak, anlamından başka manalara çekerek, hadisi bağlamından kopararak. Peygamber’i herkes kullanıyor. Bizim hocamız da, müftümüz de kullanıyor ama şunu söyleyeyim…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Kadroya girersin artık!

OKTAY VURAL (İzmir) – “Herkes kullanıyor.” ne demek? Ağır bir laf efendim.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Çok ağır. Kimsenin kullanmaya hakkı yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Peygamber Efendimiz’i herkes kullanıyor.” lafı ağır bir laf.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Meramınızı aştınız. Meramınızı aşıyorsunuz.

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım…

Evet, siz de konuya gelin lütfen.

Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) - “Kullanıyor” ne demek ya?

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Hadisi herkes kullanıyor Sayın Beyefendi. Kullanmıyor mu? Ne var, niye ayıp olsun? Hadisi herkes kullanıyor.

Başkanım, müdahale eder misiniz?

BAŞKAN – Sayın Bozkurt -susturalım- siz de Meclise hitap edin lütfen.

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Hazreti Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in sözlerini lütfen bağlamından koparmadan kullanalım.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Meramınızı aşmayın. Ancak siz istismar edersiniz.

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Hazreti Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) Veda Hutbesi’nde ırkçılığa karşı… BDP’li arkadaşlara özellikle söylüyorum. Hazreti Peygamber “Ümmetimin başına birtakım depremler gelir; bu depremlerde 10 bin, 20 bin, 30 bin kişi ölür.” diyor. “Bu depremler muttakiler için bir nasihat, müminler için bir rahmet, kâfirler için bir azaptır.” diyor.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Bismillahirrahmanirrahim! Bütçeye gel. Elâzığ’daki yolsuzluklara gel!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne alakası var şimdi bütçeyle?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Dinleyelim efendim, lütfen…

Siz de Meclise hitap edin.

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Arkadaşlar, sürem çok kısıtlı olduğu için, beş dakika olduğu için size yeterince cevap vermeye fırsat tanınmadı, o bakımdan…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – İstismar ediyorsunuz.

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Yeni bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. Çünkü öz olarak şunu söyleyeyim, bizim grubumuzun ifadesi şudur, biz şuna inanırız…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Konuştukça batıyorsunuz.

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Sevgili Peygamberimiz -madem hadis üzerine konuştuk- “Din nasihattir.” diyor, bunun gerçek anlamı “Din dürüstlüktür.”

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Amenna ve saddakna.

NEBİ BOZKURT (Devamla) –Siz olayları çarpıtmadan daha iyi muhalefet yaparsınız.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bozkurt.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Siz resmen konuştukça batıyorsunuz. Dini istismar etmeyiniz. Konuştukça battınız, milleti de batırıyorsunuz. Yarım imam dinden eder.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi soru-cevap kısmına geçiyoruz. Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Çanakkale Milletvekili Sayın Sarıbaş...

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakanım, seçilemeyen milletvekilleri için tekrar yeni BİT’ler yaratıldı. Bu BİT’lerden bir tanesi de bakan yardımcılıkları. Az önceki konuşmacımızdan da öğrendiğimiz gibi…

Birinci sorum: Bu bakan yardımcılıklarının aylık maaşları nedir? Kiraladıkları makam araçları toplam kaç tanedir ve aylık kira ödentileri ne kadardır? Toplam maliyeti de araştırın, toplam maliyetini de ayrıca sormak isterim.

Sayın Bakanım, elektriğe yüzde 9,5; doğal gaza yüzde 14 zam yapıldı. 2012’de ilave olarak doğal gaz, petrol ve elektriğe tekrar zam yapacak mısınız?

Reel sektörde 2012’de beklenen kriz için ne önlemler aldınız? İşsizliğin tekrar yüzde 20’lere çıkacağı görüşüne…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Kütahya Milletvekili Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu sabah şeker hastası bir vatandaşımız aynen şöyle söyledi: “Bugün eczaneye gittim, şeker ölçüm çubuğu için başvuruda bulunduğumda 34 TL’lik paranın yüzde 50’si, 17 TL’si benden katkı payı olarak alındı. Bu nasıl devlet, bu nasıl Hükûmet?” diye isyan ediyor. Bu konuda bir açıklamada bulunabilir misiniz? Şeker ölçüm çubuğuna yüzde 50 oranında katkı nereden icap etti?

İkincisi: Özellikle nakliyeci esnafın ve çiftçinin kullandığı mazotta 2012 bütçesinde bir indirim olabilecek midir? Şu anda nakliyecilik yapan esnaf son derece mağdurdur, çiftçi son derece mağdurdur; bu konuda sizden müjdeli bir haber beklemektedir. Cevaplandırırsanız memnun olurum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Manisa Milletvekili Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye'nin nüfusu dokuz yılda yaklaşık 4,5 milyon artmıştır. Ancak gerçek usulde gelir vergisi mükellefi sayısı 1 milyon 748 binden 1 milyon 702 bine düşmüştür. Basit usuldeki mükellef sayısı 815 binden 720 bine düşmüştür. Türkiye'nin nüfusu 4,5 milyon artarken, büyümede rekor kırdığınızı söylerken, millî geliri 3 katına artırdığınızı iddia ederken mükellef sayıları neden azalmaktadır?

Bir önceki maddeye verdiğiniz cevapta da Sayın Bakan, bu kararnamelerle personel ücret rejimi dengesinde yaptığınız tahribat ve mağduriyetle ilgili bilgi ve değerlendirmelerinizi yeniden gözden geçirmenizi ve lütfen mağduriyet, adalet, hak ve hukuk kavramlarını yeniden gözden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Adıyaman Milletvekili Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bu Tekel mağdurları, 4/C mağdurları sürekli soruluyor ama bir türlü Hükûmetten bir cevap alamıyoruz. Bu 4/C mağdurları, daha önceki hak ettikleri maaşların üçte 1’ini ancak alabiliyorlar.

Ayrıca, gittikleri kurumlarda, Millî Eğitim olsun, Sağlık olsun, belediye olsun, o kurumlarda 4/C’li sınıfı dendiğinde dışlanmış bir sınıf ortaya çıktı. Orada aynı işi yapmalarına rağmen izin hakları yok, tatil hakları yok, maaşları düşük. Bunun yanında ayrıca 4/C’liler diye bir sınıf ortaya çıktı. Lütfen bu adaletsizliği, bu haksızlığı ortadan kaldırınız. Bu konuda ne yapmayı planlıyorsunuz, ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Fırat.

Gaziantep Milletvekili Sayın Şeker…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, “Türkiye’de yüzde 12,5 oranında, sigara içenlerin sayısında azalma var.” deniliyor. Güneydoğu illerinde bu rakam yüzde 25. Benim soru önergeme verilen yanıtta şöyle deniliyordu: “Sağlık Bakanlığımızın çok iyi çalışmaları sonucu, Alo Sigara Bırakma Hattı kurulduğundan beri sigara içen sayısında ciddi bir şekilde azalma var.” deniliyordu; oysa benim soru önergem bununla ilgili değildi. Türkiye’de bu bölgelerde özellikle kaçak sigara çok yoğun bir şekilde satılmakta, devlet çok ciddi şekilde zarara uğramakta, 1,5 milyar dolar gibi bir rakamdan bahsedilmekte buradaki ÖTV’den dolayı kaybın. Bununla ilgili bir çalışmanız var mı? Yoksa, bunu sadece insanların sigara içmesi, bırakmasına mı bağlayacağız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şeker.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bakan yardımcıları, birilerine iş bulmak için oluşturulmuş bir unvan değildir. Bakan yardımcıları hakikaten sahada. Birçok talepler geliyor ve bakan tabii ki bunları alt yani bürokratik kadrolara iletiyor fakat bunların takibi için, gerek milletvekillerimizin gerek illerden gelen taleplerin, bu türden taleplerin takibi için bakan yardımcıları önemli bir fonksiyon oynuyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakan yardımcılarının net maaşı kanun hükmünde kararnameyle belirlendi, 9.500 liradır. Şimdi, şu ana kadar, benim bildiğim kadarıyla henüz atanmayan bakan yardımcıları da var, mesela Maliye Bakanlığında şu anda bakan yardımcısı yok. Dolayısıyla, kaç bakan yardımcısı var, arkadaşlar bakıyorlar, getirecekler ama yani burada taşıt kiralansa dahi, en fazla, bütün bakan yardımcıları dahi atansa burada kiralanabilecek veya satın alınabilecek taşıt sayısı yirmi altıyı geçmez.

Şimdi, burada ben yokken, arkadaşlar ilettiler, bir iddia var, işte aylık 43 bin liraya taşıt kiralandığı yönünde. Bu yönde bizde bir bilgi yok ama araştırırız, varsa öyle bir şey bakarız. Biz, yeni bir taşıt kanunu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, ismini söylesin Sayın Bakanım. İsmini söylesin arkadaş, kim olduğunu. Bir duyumla olmaz bu iş, “Bir duyum.” diyerek olmaz, ismini söyleyecek.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Evet, bize de iletin, biz de bakalım Maliye Bakanlığı olarak; Maliye Bakanlığı olarak biz de düzeltelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen önce o yaptığın şeyi düzelt bakayım, düzelttireceğim sana.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Neyi düzeltiyorum ya?

OKTAY VURAL (İzmir) – “Ayarlama” işini düzelttireceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teyit ediyorsun sen yaptığım işin doğrusunu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Büyük lokma ye, büyük laf söyleme.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Şimdi, şöyle bir husus daha var: Değerli arkadaşlar, şimdi, biz yeni bir taşıt kanun tasarısını hazırladık, bu taşıt kanun tasarısına ilişkin bütün kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerini alıyoruz, bunlar nihai şeklini alınca Meclisimize getiririz, bu taşıtlar konusunda yeni, daha rasyonel bir düzenleme yapılması gerekiyorsa hep birlikte yaparız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama Kanun “Ucuz ve ekonomik, gösterişten uzak araç.” diyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, taşıtlarla ilgili soruyu soran arkadaşımız, yine herhâlde Enerji Bakanımızın burada olduğunu düşünerek elektrik ve doğal gaz zamlarını sordu.

Değerli arkadaşlar, bakın, size aslında bütçe konuşmamda da bir rakam vermiştim, müsaade ederseniz tekrar vereyim. Şimdi, ortalama bir devlet memuru maaşıyla biz 2002 yılında 3.595 kilovatsaat elektrik alıyorduk, şu anda 6.082 kilovatsaat elektrik alınabiliyor. Bakın, miktardan bahsediyorum. Doğal gaz, metreküp olarak: 1.543 metreküp doğal gaz alınıyordu 2002 yılında, şimdi 2.191 metreküp satın alınabiliyor. Aynı şey asgari ücretliler için de geçerlidir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, bir de eti açıklar mısınız?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Yani Türkiye’de enerji fiyatları iddia edildiği gibi yükselmemiştir. Türkiye’de elektrik olsun, doğal gaz olsun kısmen ithalata bağımlıdır. Uluslararası fiyatları Türkiye belirlemiyor. Ve ben az önce de örnek verdim: Ankara’da 450 dolara mal ettiğimiz doğal gazın 1 metreküpünü, yani yaklaşık 830 liraya mal ettiğimiz 1 metreküpü biz 580 liraya satıyoruz. Dolayısıyla, burada aslında devlet bir sürü yükü, vatandaşın yükünü üstüne alıyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, katılım paylarıyla ilgili yine çok eleştiri geliyor. Değerli arkadaşlar, tabii, komisyonda şu anda bir tasarı var, son şekli ne olur bilmiyorum ama bugün itibarıyla birinci basamaktan 2 lira, ikinci ve üçüncü basamaktan 8 lira, özele gidilirse 15 lira gibi bir katılım payı alınıyor. Şimdi, bunların amacı ne? Bakın, Türkiye’de kişi başına yıllık muayene sayısı artık neredeyse Avrupa’yı geçecek, sekizleri aşmış durumda. Çok ciddi bir şekilde belki de hakikaten talep yönetilmesi gerekiyor. Ben dün bunu ilaçta da ifade ettim. Sonuçta bu kaynaklar ülkemizin kaynakları. Biz bunları sağlık yerine diyelim ki eğitime harcarsak, altyapıya harcarsak benzer faydaları… Yani burada eğer fuzuli bir şey varsa mutlaka devlet tabii ki bunları talep yönetimi yoluyla sınırlayacak. Bir de sürdürülebilirlik çok önemli. Yani hizmeti vermek önemlidir, kapsamı genişletmek çok önemlidir. Ama bu hizmeti sürekli bir şekilde, belli bir kalitede sürdürülebilir bir şekilde vermek önemlidir. Hiçbir ülkenin finansal kaynakları sınırsız değildir. Tabii ki sağlık bizim için çok önemlidir, çok önemli mesafeler katettik ama burada sınırsız kaynak var diyemeyiz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yine “İşte, işsizliğin yüzde 20’ye çıktığına dair iddialar varmış…” Değerli arkadaşlar, işsizlik son on yılın en düşük düzeyinde, yüzde 8,8. Ki, Türkiye’de…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – 2012 için ne olur?

OKTAY VURAL (İzmir) – Mevsimsel etkilerinden arındırılmış mı?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, bakın, mevsimsel etkilerden arındırılmış olarak işsizlik şu anda yüzde 9,5. Bu rakamlar ilk defa 2005 yılında tutulmaya başlandı. 2005 yılından bu yana en düşük, mevsimsel etkilerden arındırılmış işsizlik oranıyla karşı karşıyayız. Yani, Türkiye, hakikaten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Sayın Bakan, bilmiyorum Enerji Bakanı da burada ama “Ankara’da doğal gazı 500’e satıyoruz” dedi ama Başkent Doğalgazın…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – 580 liraya satılıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – 580 liraya satıyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – 450 dolar…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ankara Başkent Doğalgazın fiyatları 1 metreküpü 830 TL konutlara. Yani, bu konuda bir değerlendirme yaparsanız iyi olur.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – O çerçevede bir bilgi gelmişti.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, yanlış bir bilgi.

BAŞKAN – Zapta geçti, teşekkür ederim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Biraz önce Mersin Milletvekili Nebi Bozkurt kürsüde şöyle bir cümle kullandı. Grubumuza dönerek, depremin bir ilahî adalet olduğuna vurgu yaparak, ırkçılıktan ve milliyetçilikten bahsederken, bütün medeniyetlerde ırkçılığın ve milliyetçiliğin kalktığını ve ona kapılarak grubumuza ağır bir dille hakaret etmiştir. Çıkıp kürsüde özür dilemeli.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grupla ilgili bir şey söylemedi orada.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Grubumuzu işaret etti, BDP’yi; özellikle BDP’yi.

SIRRI SAKIK (Muş) – Tutanakları…

BAŞKAN – Efendim, bir saniye… Getirteyim, ben de aslında göremedim. Bakarız, varsa size…

SIRRI SAKIK (Muş) – Biz, çıkıp aynı sözü geri almasını istiyoruz.

BAŞKAN – Hay hay, yapılmışsa yaparız.

Efendim, şimdi, değerli arkadaşlar, 16’ncı madde üzerinde de görüşmeler tamamlanmıştır.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, 17’nci maddeyi okutuyorum:

Mahalli idarelere yapılacak Hazine yardımları

MADDE 17 - (1) Maliye Bakanlığı bütçesinin;

a) 12.01.31.00-06.1.0.07-1-05.2 tertibinde yer alan ödenek, 13/1/2005 tarihli ve 5286 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesi çerçevesinde, il özel idarelerine veya büyükşehir belediyelerine devredilen personelin aylık ve diğer her türlü mali ve sosyal haklarına ilişkin ödemelerini karşılamak üzere 2/7/2008 tarihli ve 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesi çerçevesinde il özel idarelerine veya büyükşehir belediyelerine,

b) 12.01.31.00-06.1.0.08-1-07.1 tertibinde yer alan ödenek, Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi (KÖYDES) kapsamında köylerin altyapı ihtiyaçları için il özel idareleri ve/veya köylere hizmet götürme birliklerine,

c) 12.01.31.00-06.1.0.9-1-07.1 tertibinde yer alan ödenek, Su Kanalizasyon ve Altyapı Projesi (SUKAP) kapsamında belediyelerin içme suyu ve atıksu projelerini gerçekleştirmek üzere İller Bankası Anonim Şirketine, tahakkuk ettirilmek suretiyle kullandırılır. SUKAP kapsamında ihtiyaç olması halinde genel bütçe kapsamındaki ilgili kamu idaresi bütçesine veya özel bütçeli idare bütçesine ödenek aktarılabilir. Bu fıkra kapsamında ilgili idarelere yapılan Hazine yardımları haczedilemez ve üzerine ihtiyati tedbir konulamaz.

(2) Birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerinde yer alan ödeneklerin, 2012 Yılı Yatırım Programında belirlenmesini müteakip, KÖYDES Projesi için iller bazında; SUKAP için ise belediyeler bazında dağılımı, kullandırılması, izlenmesi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk söz Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’a ait.

Buyurun Sayın Sarıbaş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

AKP İktidarı geldiği günden beri Çanakkale ilimizin sorunlarını çözeceğine, gücünü, imkânını ve tüm zamanını, teslim almaya ayırmıştır. Bunda da başarılı olamayınca ekonomik olarak cezalandırmaya yönelmiştir. Çanakkale’mize uygulanan bu zulmü kamuoyunun ve sizlerin dikkatine sunmak istiyorum. Önce Vakıflar Bölge Müdürlüğümüzü kapattınız, arkasından millî parkın ve tarihî yarımadanın da içinde bulunduğu, yüzde 52’si ormanla kaplı ilimizde Orman Bölge Müdürlüğümüzü kapattınız. Bununla da yetinmeyip Denizcilik Bölge Müdürlüğümüzü de kapatarak kapısına kilit vurdunuz. Ele geçiremediğiniz, kadrolaşamadığınız ve bundan dolayı şahsi isteklerinizi yaptıramadığınız için kurumlarımızı birer birer kapattınız. Şunu bilin ki ne siyasi olarak ne de iktisadi olarak amaçlarınıza ulaşamayacaksınız.

Sayın milletvekilleri, Başbakan, CHP’li belediyelerin Alman vakıflarından aldıkları kredileri müteahhitler eliyle terör örgütüne aktardıkları suçlamasında bulunmuştu. Sayın Genel Başkanımız, Başbakanın iddialarını ispatlamasını istedi ve sonuçta ne oldu? Cevap: Kocaman bir tıs! Yine, Meclise vermiş olduğumuz gensoruya dahi bir CHP’li belediye örneği veremediniz. Yine, bu cevap konusunda aldığımız kocaman bir tıs! Dış kaynaklı krediler zaten devlet onayı olmadan verilmiyor. Tekrar soruyorum: Varsa belgeleyin, öğrenelim, kamuoyu bilsin. Son olarak, İzmir Büyükşehir Belediyesine yapılan baskıya bakın: Türkiye’de ne kadar vergi müfettişi, Sayıştay denetçisi ve bilirkişi var ise karabasan gibi İzmir’in üzerine çöreklendi. Belediye Başkanının Türkiye’yi temsilen yurt dışında olduğu bir zamanda belediye bürokratlarının evleri, basına da haber verilerek, sabaha karşı, suçlu görüntüsü verilerek gözaltına alındılar. Sadece İzmir değil, tüm CHP’li belediyeler benzer baskılar altında. Baskılar sürüyor. Daha dört gün önce de Antalya Belediyesine aynı yöntemle baskın yapıldı.

Sayın milletvekilleri, şimdi sizlere çarpıcı bir örnek vermek istiyorum: Yine, bu hafta, belediye başkanlarıyla Çanakkale’de yaptığımız toplantıda… Gece yarısı savcılar belediye başkanlarımıza kapılarını çalarak şu ifadeleri sormak istiyorlar, diyorlar ki: “Adalet Bakanlığı emri gereğince yapılmakta olan bir çalışmaya esas olmak üzere belediyenizde başkan, başkan yardımcısı, meclis üyesi, encümen üyesi ve belediye memurlarının hemen gece yarısı isimlerini çıkararak bize bildirmeniz gerekir.” Böyle bir uygulama, ne savcılıkta ne hukukta ne de bir başka yerde vardır. Niye gündüzü beklemiyorsunuz? Niye bunu Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığına sorarak elindeki her ay verilen bilgilerle oradaki meclis üyelerini, orada çalışan memurların isimlerini bilmiyor mu? Ama amaç o değil. Amaç, muhalefet belediyelerini rahatsız etmek -o gece yarısı adlarını bilemeyecek- yeni seçilmiş belediye başkanı arkadaşlarımızı orada korkutmak, sindirmek ve baskı altına almaktır.

Değerli milletvekilleri, bu baskılar belediyelerimizin hizmet üretmesini engellemeyecektir. Hiçbir zaman için hesap vermekten kaçınmadık, kaçınmayacağız da. Ancak, CHP’ye yapılan bu baskılar hiçbir zaman için de çalışmalarımızı engelleyemeyecektir. Her zaman olduğu gibi, konuş, suçla, sonra da suskunluğa bürün; çamur at, izi kalsın.

Sayın milletvekilleri, İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken Bakana yönelttiğimiz soruya vermiş olduğu yanıttan da anlaşılacağı üzere muhalefet belediyelerine baskınların sayılarını da ispatlamış oldu.

Bakın, 2.903 belediye yani yüzde 50’si AKP’li olmasına rağmen bu belediyelerin ancak yüzde 28’ine soruşturma izni verilmiştir. Bu oran Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde yüzde 53,8’dir. Bir başka deyişle, tüm belediyeler içerisinde AKP’li belediyelere yüzde 28, muhalefet belediyelerine yüzde 72 oranında izin verilmiştir. Yani AKP’li belediyelere açılan soruşturmanın yaklaşık 3 katı, muhalefet belediyelerine açılmıştır. Adalet ve Kalkınma Partisinin adaleti bu mudur?

Yolsuzluk ve rüşvet iddialarını belgeleriyle gündeme taşıdığımız, ayan beyan her şeyin ortaya konduğu, örneklerinin konduğu İstanbul, Ankara, Kayseri, Çorum belediyelerine yönelik iddialara neden duyarsız kalıyorsunuz?

Sayın milletvekilleri, gelin görün ki İçişleri Bakanının yine aynı soruya verdiği cevapta, İstanbul Büyükşehir Belediyesi için hiç -aç parantez (sıfır)- soruşturma izni verilmediğini buradan itiraf etmiştir.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hayır, söylemedi.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Tutanaklara bakarsınız.

18 bakanlığın bütçesinden daha büyük bir bütçeye sahip olan bir belediyede bu kadar şikâyete rağmen hiç mi usulsüzlük, hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk yapılmamıştır? Ne kadar enteresan değil mi?

Sayın milletvekilleri, bakın, depremde, farklı bir açıklama getirmek istiyorum. Van depremi felaketinin birinci derecede sorumlusu AKP Hükûmetidir. 19 il, 17 Ağustos depreminde yapı denetim şirketleri kapsamına alınmışken, 2002’den beri burada iktidarda olduğunu söyleyen AKP Hükûmeti, Van bölgesi birinci sınıf deprem bölgesi kuşağında olmasına rağmen niye bu kapsama almamıştır? Bunun sorumlusu kimdir? Diğer iller gibi niye oy avcılığı yapacağız diye bunu, bu zamana kadar beklettiniz?

Çok değerli milletvekilleri, yine soruyorum Van’daki sorunla ilgili: Van’da 84 bin binadan yüzde 70’i kaçak ve ruhsatsız -geçmiş dönemdeki belediye başkanlarının- Erciş’teki 18.424 binanın yüzde 85’i ruhsatsız ve kaçak yapı. Van Erciş’te, dönemin belediye başkanı oy uğruna, yüzde 15’ine yani 2.763 binaya ruhsat verirken 15.661 binaya yani yüzde 85’ine göz yumarak kaçak ve ruhsatsız yapılmasına seyirci kalmıştır. Bu belediyenin hiç günahı yok mudur? Muhalefet belediye başkanı olsaydı çoktan tutuklanmıştı. Bu kadar yanlışlık niye? Bu kadar insan öldü, hiç mi vicdanınız sızlamadı?

Değerli milletvekilleri, 2012 yılı bütçesine baktığımızda şunu görüyoruz: Bu bütçenin mahcup bir bütçe olduğu, hiçbir iddiası olmayan bir bütçe olduğu. Vergi gelirleri dağılımına baktığımızda şu tabloyu görüyoruz: Vergi gelirlerinin yüzde 68’i vatandaşlarımızın zorunlu harcamalarındandır. Varlıklılardan alınan gelir vergisi ve kurumlar vergisi ancak yüzde 32 dolayında görülüyor. Yani maliyenin eli vatandaşın cebinden hiç çıkmıyor. Sayın Maliye Bakanı enflasyonun çift hanelere doğru yol almasının nedeninin vergiyi artırmalarından kaynaklandığını söyleyerek itirafta bulunmuştur.

Değerli milletvekilleri, il özel idaresi, belediyeler ve köylere vergi payı artırmalarından da bahsetmek istiyorum ancak süremiz yeterli değil ama şunu ifade ediyorum: 2008 yılı içerisinde İller Bankasından alınan paylar 15 AKP’li, 3 MHP’li belediyeye verilmişken CHP’lilere hiç verilmemiştir. 2009 yılı içerisinde 103 AKP’li, 14 CHP’liye verilmişken 26 MHP’liye verilmiştir. Yani Adalet ve Kalkınma Partisinin belediyelere yaklaşımı budur. Proje karşılığı verilen, bu proje karşılığında… Halkın paralarını bu kadar yanlı vermenizi gerçekten esefle karşılıyorum.

2012 yılı bütçesi, kanun hükmünde kararnameyle kurulan bakanlıklara verilen, yasallığı tartışılan bir bütçedir.

Ülkemize ve halkımıza refah getirmeyeceği inancıyla karşı oy vereceğimizi belirtmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş, vaktiniz tamam.

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Emin Haluk Ayhan, Denizli.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, izin verir misiniz? Sayın Milletvekilimizin bir arzı var efendim.

NEBİ BOZKURT (Mersin) – Bir düzeltme istemiştim.

BAŞKAN – Şimdi söz verdim, bundan sonra. Oturun lütfen.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin 17’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi tekrar selamlıyorum.

Esasen bu madde mahallî idarelerle ilgili olan bir madde. İl özel idarelerine veya büyükşehir belediyelerine devredilen personele ilişkin 5779 sayılı Kanun’da yapılan düzenleme. Genel bütçe vergi gelirlerinden il özel idarelerine veya büyükşehir belediyelerine pay verilmesiyle ilgili kanun. Bunu ne kadar istismar ettiniz? Gerçekten çok istismar oldu. 2009 mahallî idareler seçimleri öncesinde bu kanun tasarısı, değişiklik Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi, Plan ve Bütçe Komisyonuna geldi. Orada eşitsiz bir dağılım yaptınız. Bunu yaparken Adalet ve Kalkınma Partisine ait belediyeler de bunun adil olmadığını ifade ettiler ve bütün diğer siyasi partilerle de bunu görüştüler. Şimdi, sizin isminiz adınızda; hakikaten adil değilsiniz, hakikaten adaletiniz yok. Nüfusa göre dağıtmadınız.

Bakın, Denizli Belediye Başkanı Nihat Bey şimdi Denizli Milletvekili, o zaman, bunun doğru olmadığını, nüfusa göre dağıtılması gerektiğini söyledi. Bizim ısrarlarımız üzerine o tasarı alt komisyona sevk edildi. Ben alt komisyon üyesiydim. Bunun ne zaman toplanılacağına dair ısrarlarım alt komisyon başkanına ve Komisyon başkanına oldu. Ama bir gün, buradan o tasarının Hükûmet tarafından geri çekildiğini öğrendim. En azından muhalefete mensup Komisyon üyesi milletvekillerine bunun geri çekildiğinin nezaketen bildirilmesi gerekirdi; bu da bildirilmedi. Ama başka bir şey gördük, bir süre sonra aynı tasarı, teklif olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna tekrar geldi; gerekçesi aynı, maddeleri aynı, noktası aynı, virgülü aynı. O adaletsiz dağıtımı AKP’li belediyelerin de rızası hilafına, zorla buradan geçirdiniz.

Ben o günkü İçişleri Bakanına söylediğimi adım gibi hatırlıyorum, dedim ki: “Siz Devlet Planlama Teşkilatında çalıştınız. Burada mahallî idareler dengesi var. Şimdi ne oldu da bir ay sonra, geçirdiğiniz bütçe, uyguladığınız program, çıkardığınız programdan ne değişti de bunu buraya getiriyorsunuz?” Zaten Komisyondan çekme gerekçesi de oydu.

Bakın, biz seçim esnasında Sayın Zeybekçi, Sayın Keskin bir ortamda, seçimde, oturumda konuşurken bu gündeme geldi ve ben şunu söyledim: “Denizli Belediye Başkanı, şimdi milletvekili adayı ama, bunların günahı yok, günah AKP’nin.” Neden? Gayret ettiler ama o gün bugün bir daha bir araya gelemedik biz üçümüz. Sayın Keskin de Sayın Zeybekçi de gelemedi, üçümüz bir araya gelemedik ve hatta gerginleşme oldu. Bunun temel sebebi de bana göre o günkü tartışmadır. AKP sadece kendine muhalefet belediyelerine değil, kendi belediyelerine de aynı şeyi yapıyor ama bu çıkardığınız kanun adil bir kanun değildi, o gün seçime giderken kendinize sağlayacağınız birtakım neydi? Avantajların altyapısıydı, bu gayet açık ve net.

Şimdi, zaten söz veriyorsunuz. Nihat Bey 2023’e kadar belediye başkanı olacağını ifade etmişti yanlış hatırlamıyorsam. Bakın, sizin bu sıkıntınızdan bıraktı geldi, milletvekili oldu. Şimdi, getirdiğiniz durumu düşünün, getirdiğiniz hâli düşünün. Tabii, bunu siyasi latife olarak kabul edin, bir insanın milletvekilliğine aday olması kadar doğal bir şey de yok ama yaptığınız, uyguladığınız politikanın kendi içinde ne kadar tarafgir, adil olmayan, adaletsiz ve insafsız bir tasarı, davranış biçimi olduğunu bir kez daha burada ifade etmek istiyorum; sadece buraya değil, bütün millete.

Bakın, bir teşvik kanunu… Denizli’ye haftaya bir bakan gönderdiniz. Teşvik kanunundan lanet getirdi sanayiciler, kimse beğenmedi. Nitekim, şimdi, teşvikle ilgili o düzenlemeyi tekrar düzenlemeye çalışıyorsunuz. Herkes söyledi.

Bakın, AnadoluJet’i Denizli-Ankara arası koydunuz, rantabl veya değil. O günkü Yönetim Kurulu Başkanıyla ben de görüştüm, AKP’li arkadaşlar da vardı, Denizli’de sivil toplum örgütlerinin liderleri de vardı. 4 milletvekili AKP’den, 1 de bakan, açtınız. Ben burada dedim ki: “Yarın 4 milletvekili yine kapatırsınız.”

Nasip oldu, bugün burada değil, bir başka arkadaş bakan oldu Denizli’den ama o şirket kapatırken o havayolunun o hattını, maalesef, son uçuşu bana nasip oldu. Yaptığınız her şey plana uymayan, programa uymayan, hesabı kitabı olmayan işler, nereden bakarsanız bakın.

KÖYDES… Gidiyorsunuz, parke taşı köyde dolu. “Yahu arkadaş, niye yapmıyorsunuz?” “Vekilim, sesini çıkarma, bize öyle söylediler ki bunun yarısı seçimden sonra gelecek.” diyorlar. Yalan söylüyorsam yalan söylüyorsunuz deyin. Vicdan var, izan var… Öyle değil mi?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle değil, öyle değil, doğru konuşmuyorsun.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Şimdi, öyle değil… Ben doğru konuşurum, bilmediğimi konuşmam. Siz beni tanımıyorsunuz, tanıyacaksınız.

Bakın, gerçekten, mahallî idarelerin bütçe büyüklükleri sürekli büyüme gösterdi, 1975-2009 arasında ekonomi içindeki payı yaklaşık 4 kat, kamu maliyesi içerisindeki payı yaklaşık 2 kat arttı. Bu artışta büyükşehir belediyelerinin kurulmasıyla birlikte merkezî bütçeden bu kuruluşlara aktarılan kaynak da etkili oldu. Bazı yerel vergilerin ihdası ve tahsilatın belediyelere devri, genel bütçe vergi gelirlerinden aktarılan tutarların zaman içerisinde oran olarak artırılması ve artan vergi yükünün bu kaynak üzerinde olumlu etkisi, yüksek oranda kentleşme bunlara ne oldu? Etkili oldu.

Şimdi, bunu niçin söylüyorum? Ben bu konuyla ilgili önerge verdim geçen dönem. Dikkate alınmadı, doğrusu da buydu. Bu sene tekrar bunu tekrarlıyorum. Gelin, hep birlikte bu idarelerin problemlerini çözelim. Bunu, muhalif belediyelerin üzerine müfettiş göndererek, muhalif belediyelerin üzerine baskı yaparak çözmemiz mümkün değil. Nerede ne varsa -sizinki de, bizimki de- yürüyün ama bir de bunun insafı var. Belediyeyi çalıştırmayacaksınız -zaten nüfusu 3 bin- belediyeye baskı yapacaksın. Böyle bir şeyin olması kesinlikle mümkün değil.

Şimdi, sürdürülebilir bir büyümenin, kendi kendine yeter bir ekonominin olması için yurt içi tasarrufların olması lazım. Sayın Bakanım, yurt içi tasarruflar AKP döneminde yüzde 18’lerden 12’lere geldi. Şimdi, bu dönemde artırmaya, 15’lere çıkarmaya çalışıyorsunuz. Nasıl yapacaksınız bunu Allah aşkına? Geçen sene Torba Yasa’yı getirdiniz, bütçe çıktıktan hemen sonra getirdiniz. Bütçenin içinde torba tasarıdan gelecek gelirin hesabı var mıydı? Yoktu. Peki, ne oldu o gelirin hesabı? Şimdi, “Bütçe ne yapıyor?” diyorsunuz, “Açık vermeyecek.” diyorsunuz. Daha bir ay önce, Ekimin 17’sinde getirdiğinizde, burada “20-22 milyar TL açık verecek.” diyordunuz. Bugün farklı bir şey söylüyorsunuz, burnunuzun ucunu görmüyorsunuz, yarını görmüyorsunuz, dünden bugünü hesap edemiyorsunuz. Bunun neresi rasyonel mali yönetim? Bunu anlamakta zorluk çekiyorum.

Gerçi siz söylüyorsunuz, Allah var şimdi, yalan söylemekten korkarım ama ya, bir gün de “Siz şunu söylediniz, doğru söylediniz, öneriniz doğruydu.” deyin. Nihat Bey biraz sonra söyler, dışarıda da anlatır. Hakikaten yardımcı olmaya çalıştım, Mevlüt Aslanoğlu da yardımcı olmaya çalıştı, dilimizde tüy bitti, inandıramadık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Millet inanmadı.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - Nihat Bey de mi inanmadı?

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ayhan, çok teşekkür ediyorum efendim. Süreniz doldu.

Şimdi, Mersin Milletvekilimiz Nebi Bozkurt bir açıklamada bulunacak.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Nebi Bozkurt’un, Hazreti Peygamber’imizin depremlerle ilgili hadisine ilişkin konuşmasında BDP Grubunu kastetmediğine ilişkin açıklaması

NEBİ BOZKURT (Mersin) – Sayın Başkanım, okumuş olduğum hadis belki yanlış anlaşıldı, BDP’li arkadaşlara yönelerek onların da ismini parti olarak zikrederek söylendiği için. Arkadaşlar daha çok deprem konusunu gündeme getirdikleri için arkadaşlara yönelerek söyledim ben.

Hadiste Hazreti Peygamber’imizin sözünde üç tane şık var, niye sonuncuyu kabul ediyorsunuz ki? Diyor ki: “Bu depremler müttakiler için, Allah’tan korkanlar için bir mevizedir.” Yani “Bu depremlerden ders alın, depremlere sağlam binalar yapın, yüzde 5 yıkmasın, yüzde 5 malzemeden çalarak insanlara zulmetmeyin, ölüme sebep olmayın.” diyor. “Müminler için bir rahmettir.” diyor. Bu rahmet oluşunun sebebi de “Müminin ayağına batan bir dikenle bile -Hazreti Peygamber’in diğer bir hadisinde- onun günahlarından bir kısmını Cenabıhak affeder.” buyuruyor. “Kâfirler için bir azaptır.” demesinin sebebi de, insanların tek dünyası vardı, onların bir ahret inancı zaten yok, depremle zaten olmayan ahret inançları, dünyaları da gitmiştir, zaten ahretleri de yoktur manasında bunu söylüyor. Burada sizin üzerinize almanız gereken, arkadaşlarımızın üzerine alması gereken herhangi bir şey yoktur.

Efendim, zaman dar olduğu için, bu hadisi aslında bazı arkadaşlarımız… Bu, İbni Asâkir’in Tarihi Dımeşk’inde rivayet ettiği bir hadistir. Aslında zayıf da bir hadistir ama bir realitedir. (Gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Tamam.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, hiç böyle sözünü evirip çevirmesine gerek yok. Eğer müminse söylediğinin arkasında durabilmelidir, inanıyorsa durabilmelidir. Böyle çark etmeye gerek yok. Grubumuza dönüp bunları söylerken İslamiyet’e inanıyorsan, Allah’a inanıyorsan, neyi kastettiysen onu söyle. Şimdi kıvırıp çıvırmaya… Arkadaşlarınız bile rahatsız oldu sizin söylediklerinizden. Özür dileyeceksiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Özür dileyecek. Bu kadar…

BAŞKAN – Teşekkürler.

SIRRI SAKIK (Muş) – Özür dileyecek, grubumuzdan özür dileyecek, yoksa çalışmaları…

BAŞKAN – Teşekkürler, sağ olun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tabii, özür dilemesi gerekiyor.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Hatibin özür dilemesi gerekiyor, aynısını tekrarladı.

SIRRI SAKIK (Muş) – Hayır, aynısını tekrarladı; grubumuzdan özür dileyecek, Vanlılardan özür dileyecek.

NEBİ BOZKURT (Mersin) – Sayın Başkanım, düzeltebilir miyim?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Kürsüye gelsin Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yalnız, Başkanım, siz süre koymuyorsunuz, bu bir haksızlık. Yani bunu suistimal etmeyelim, sizden istirham ediyorum. Süre koymuyorsunuz. Özür dilerim yani bu eşitliği, bu adaleti istiyoruz.

BAŞKAN – Süre konuldu. Ben değilim süreyi koyan; süreyi koydu.

Siz oturun yerinize lütfen.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, ben buradan görüyorum, vermiyorsunuz, süre koymuyorsunuz buraya.

BAŞKAN – Evet, buradan bir dakikada açıklasın.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, grup başkan vekilleri sürekli Hatibin yanına gidip ne söylemesi gerektiğini kendisine söylüyorlar. Lütfen Hatibi kendi hâline bıraksınlar.

BAŞKAN – Hayır, hayır, böyle bir şey yok; lütfen… Tamam.

Buyurun.

NEBİ BOZKURT (Mersin) – Arkadaşlar, bir hadisi CHP’li arkadaşlar okuduğu zaman normal oluyor, BDP’li Sırrı Süreyya okuduğu zaman normal oluyor, ilahiyat fakültesinde hadis hocası olarak ben okuduğum zaman anormal mi oluyor? İnsaf edin ya!

SIRRI SAKIK (Muş) – İlahiyat fakültesinde ırkçılık okumuşsun.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) - Allah’tan Hocasın yani Allah’tan Hocasın, bir de başka bir şey olsan ancak bu kadar kötü konuşacaksın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Eğer maksadını aşmışsa… Burada çekinecek bir şeyim yok. Ben hiçbir zaman arkadaşları o şekilde kastederek, son şıkkı olarak kastederek hadisi o bağlamda okumadım ama her çıkan arkadaş, buraya, depremi gündeme getiriyor, bizim Mersin’imizde de 8 bin depremzede var…

SIRRI SAKIK (Muş) – Getireceğiz tabii, sen niye rahatsız oluyorsun?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Getireceğiz tabii, o da mı suç?

NEBİ BOZKURT (Devamla) – …ve o arkadaşları ben ziyaret ettim, o arkadaşların ihtiyacı için de elimden geleni yaptım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada AKP’liler, MHP’liler yok mu ya!

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Deprem zor bir andır. Herkesin deprem zamanında yapması gereken, üzerine düşen birtakım…

SIRRI SAKIK (Muş) – Hocam, özür dilemek erdemliliktir.

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Sıkıntılı bir zamandır ve o sıkıntıdan kurtulmamız için ne yapmamız gerekiyorsa onu yaparız ama asla sizi kastetmedik.

BAŞKAN – Tamam, Sayın Bozkurt, teşekkür ederim.

NEBİ BOZKURT (Devamla) – Asla sizi kastetmedik bunu bilesiniz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bozkurt.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Özür dilemedi Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye efendim, daha evvel, Sayın Zeybekci’nin ismi geçerek şey oldu, ona söz verdim; sonra size…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ona bir sataşma yok ki efendim.

Sayın Başkan, ama kötü bir şey söylemedim yani.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Ben kötü bir şey söylediniz demedim zaten Sayın Milletvekili.

BAŞKAN – Ne söyleyecek merak ediyoruz.

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin, Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tam olarak anlayamadım ama Sayın Ayhan’ın söylemiş olduğu… Eğer yanlış anladıysam lütfen tekrar düzeltsinler. 2002 yılından 2011 yılına kadar yaşadığımız bu sürecin içinde yedi yıl belediye başkanlığı yaptım ve yedi yıl belediye başkanlığım süresinde yedi yıl, Avrupa Konseyinde Yerel ve Bölgesel Yönetimler Parlamentosunda Türkiye’yi temsil ettim. Tabii, çok büyük farklılıklar gördüm orada da.

Ben 2004 yılında belediye başkanı olduğumda, Türkiye’de belediyelerin, belediye artı özel idare ve tüm yerel yönetimlerin kamu harcamalarından almış olduğu pay yüzde 4’ler civarındaydı. Bugün gelinen noktada, özel idareler artı belediyelerin kamu harcamalarından almış oldukları pay, daha doğrusu vergi gelirlerinden almış oldukları toplam pay yüzde 9’lar civarındadır yani 3 misli civarında bir artış. Yeterli mi? Asla yeterli değil. Şöyle ki: Bakın, İskandinav ülkelerinde yüzde 50’nin üzerinde, kamu harcamalarının belediyeler üzerinden yapılması vardır, Avrupa Birliği ortalaması da yüzde 30 civarındadır. Türkiye’de, Avrupa anlaşmalarına imza atan Türkiye’de, bunun yüzde 30’lar civarına, yüzde 20’ler civarına, hiçbir kaygıya gerek kalmaksızın artırılması gerekiyor.

Diğer taraftan, eğer yanlış anlamadıysam, Sayın Ayhan’ın dediği, Türkiye’de normal bir belediye ile normal bir belediyedeki bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına 1 lira vergi gelirlerinden pay giderken, büyükşehirlere 2 lira, 2,5 lira, hatta bazılarına 4,5 liraya kadar fazlalık vardır.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Denizli’nin hakkını yediler mi yemediler mi Nihat Bey?

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Yani haksızlık vardır. Haksızlık sadece muhalefet belediyelerine değil bütün belediyelere aynı şekilde yapılmakta ama …

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Aynı şeyi söyledik zaten.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – …düzeltilmek üzere de çok yoğun bir gayret vardır. Bu gayreti de görmezlikten gelmek son derece yanlış olur.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Beş senedir aynı gayret olur mu?

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Diğer taraftan, diğer belde belediyeleri… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Zeybekci, teşekkür ediyorum efendim, sağ olun.

Şimdi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, biraz önce, Sayın Milletvekili, BDP’ye hitaben bir sözünü düzeltme ihtiyacı içerisinde bulundu. Yalnız bence -ben kastının da öyle olduğunu düşünmüyorum açıkçası- özellikle burada “Peygamber’i herkes kullanıyor.” derken zannederim, bununla ilgili bir düzeltme… Zannederim yanlış kullanılmıştır, bu “kullanma” kelimesi Peygamber Efendimiz’le pek bağdaşan bir ifade olmadı. Dolayısıyla, Sayın Milletvekilinin Peygamber Efendimiz’e yönelik bu “kullanma” ifadesini de düzeltmesini istirham ediyorum. Yani yanlışlık olduğuna inanıyorum ama burada yer alsın.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

NEBİ BOZKURT (Mersin) – Olmazsa düzelteyim Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen, oradan, yerinizden lütfen.

NEBİ BOZKURT (Mersin) – Şimdi, “kullanma” kelimesini Hazreti Peygamber’in hadislerini kullanma anlamında söyledim.

BAŞKAN – O anlamda söylediniz, tamam.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Öyle demedin…

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim Sayın Bozkurt, zapta geçti.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın İdris Baluken, Bingöl Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Baluken.

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçenin 17’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, gönül isterdi ki bugün, mahallî idarelere Hazine yardımıyla ilgili olan bu maddeyle ilgili, bizler, daha çok merkezî bürokratik işleyişle ademimerkeziyetçi yerinden yönetimi esas alan bir işleyiş arasındaki farkı burada sizlerle birlikte tartışalım. Ancak günlük maruz kaldığımız, sürekli olarak uygulanan pratikler öylesi gündemler önümüze getiriyor ki bu tarz, bahsetmiş olduğumuz yaklaşımları burada konuşmuş olursak sadece teorik çerçevesi olan bir fikir jimnastiği yapmış olacağız. Bu nedenle, ben gündem olarak önümüze gelen olaylarla ilgili hemen sizlerle bazı aktarımları paylaşmak istiyorum.

Şimdi, biliyorsunuz, bir önceki gün gece yarısı ve dün sabah Batman’da, Kurtalan’da, Diyarbakır’da ve Mersin’de belediyelerimize yönelik yapılan siyasi soykırım operasyonlarının son halkası yapıldı. Kurtalan’da Kurtalan Belediye Başkanımız gözaltına alındı. Evinde 2 tane genç çocuğu darp edilecek şekilde şiddete maruz bırakıldı. Kurtalan’da yürütülen operasyon kapsamında, onlarca Belediye Meclisi üyemizin de içerisinde bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı.

Kurtalan’da bu yapılırken aynı saatte Batman’da eş zamanlı bir operasyon yapılıyordu. Aralarında Belediye Başkan Yardımcımızın da bulunduğu, yine pek çok Belediye Meclisi üyemizin ve ilgili birimlerin müdürlerinin bulunduğu pek çok arkadaşımız, haksız bir şekilde, önemli herhangi hukuki bir gerekçe olmadan gözaltına alındı.

Bakın, bu gözaltılarla ilgili şuraya dikkatinizi çekmek istiyorum: Dosyaya gizlilik kararı kondu ve bu gizlilik kararı konduğu için biz bu arkadaşlarımızın neyle suçlandığını ya da gözaltında mevcut durumlarının ne olduğunu merak ettik. Bunun için hukukçu arkadaşlarımızın başvurularına bile herhangi bir yanıt verilmedi, dosyada gizlilik kararı olduğu için. Ta ki bugün dört beş saat öncesine kadar avukatlar bu arkadaşlarımızla görüşemediler. Ancak bu sabah yayınlanan Yeni Şafak gazetesinde, bu operasyonla ilgili, suçlanan, arkadaşlarımızın suçlandığı veya iddianame olarak önümüze getirilecek olan bütün detaylar yer alıyor.

Şimdi, burada gizlilik konmuş bir dosya var, hiçbir şekilde bir bilgi akışı yok ama Yeni Şafak gazetesi, her neyse, bu gizlilik olan dosyadan bütün bilgileri alarak, üstelik manşet haberle çıkıyor. Burada devletin işleyişiyle ilgili ciddi bir sorgulamanın yapılması gerekir. Yeni Şafak’ın yargıyla olan ilişkisinin hangi yönde olduğunun, hangi mekanizma içerisinde işlediğinin, savcılarla hangi bilgi akışı üzerinde bir ilişki içerisinde olduğunun burada açıkça sorgulanması gerekiyor.

Bakın, burada Batman Belediyesine sıradan bir operasyon yapılmadı, imar ve emlakle ilgili olan birimde bütün klasörlere, bütün dosyalara el kondu yani burada görevlendirilen savcı bir kişi için ya da şüpheli bir dosya için bir arama kararı, bir klasöre el koyma kararı çıkarmıyor, ilgili birimdeki bütün klasörlere el konmuş durumda. Pazartesi günü Batman’da belediyeye başvuracak olan bir vatandaşımız bu birimle ilgili hizmet alamayacak durumda çünkü 2010 - 2011’le ilgili bütün klasörler şu anda mühürlenmiş ve el altında bulunmaktadır. Burada kamu hizmetinin sürekliliğinin ihlal edildiğinin açıkça bir ifadesidir.

Buradan biz İçişleri Bakanına seslenmek istiyoruz: Pazartesi günü Batman Belediyesine başvuran bir vatandaşımız, eğer orada kamusal hizmetin sürekliliği açısından hizmet alamayacaksa burada birinci derecede sorumluluğunuz vardır.

Bakın, bu belediyelerle ilgili mali denetim İçişleri Bakanlığının müfettişlerine aittir, idari denetim ise Sayıştaya aittir ve Batman Belediyesine on gün önce giden İçişleri Bakanlığının müfettişleri Belediye Başkanımıza teşekkür ederek geri dönüyorlar. On gün önce teşekkür eden müfettişler, on gün sonra savcının nereden geldiği, hangi düğmeden basıldığı belli olmayan kararıyla bütün klasörlere el konulması… Biz bunun amacının ne olduğunu biliyoruz. Bunun amacının AKP tarafından getirilmek istenen, teröre finansman sağlayanların mal varlığına el konulmasıyla ilgili bir yasa tasarısına zemin hazırlama olduğunu çok iyi biliyoruz.

Belediyelerimize yönelik yaptığınız tutuklamalar, 25 belediye başkanımızın, 80’in üzerinde meclis üyemizin, 19 il genel meclisi; üyemizin içeri alınması yetmiyor, şimdi de ekonomik soykırımı uygulamak için bu şekilde yasa tasarılarını gündemleştiriyorsunuz. Buna da toplumsal zeminde bir meşruiyet kazandırmak için önceden birtakım hazırlıklar yapıyorsunuz. Biz, eğer bu konuyla ilgili gerçekten bir şüpheniz var ise öncelikle düğmeye basmadan önce hiç olmazsa İçişleri Bakanlığının müfettişlerinin hazırlamış olduğu raporlara bir göz atmanızı istiyorduk.

Değerli arkadaşlarım, bu yerel yönetimlere AKP’nin bakışıyla ilgili Diyarbakır İl Genel Meclisindeki bir pratiği -bu konuyla ilgili soru önergeleri de verdik- sizlerle paylaşmak istiyoruz: 2010-2011 Diyarbakır İl Genel Meclisi bütçe taslağı tam on iki kez Diyarbakır Valisi tarafından geri çevrildi. Burada AKP’nin Diyarbakırlı milletvekili arkadaşlarımız da var. Burada tamamen Valinin kendi özel kalem gideri için bütçenin düzenlemiş olduğu revizyonu beğenmemesinden kaynaklı bir keyfiyet durumu söz konusu. Tabii, bu keyfiyeti yaparken de AKP’nin 2008 yılında ilgili kanun maddesinin 15’inci fıkrasının ilgili maddesinin iptaline dayandırarak yürürlüğe koyduğu bir uygulama söz konusu.

Bakın, daha önce vali 1 kez bunu reddedebiliyordu ama sizin yaptığınız düzenlemeyle 12 kez vali reddediyor ve yaklaşık 2 binin üzerindeki yerleşim yeri bir yıl boyunca hizmet alamıyor. Diyarbakır’da 1 milyon 100 binlik bir nüfus bir yıl boyunca Valinin keyfî uygulamalarından dolayı hizmet alamadı. Bakın, burada bu Valinin yapmış olduğu keyfî uygulamaları, biz süre yetmediği için hepsini getirmeyeceğiz ancak Valinin genel zihniyetini ortaya koyması açısından sadece Diyarbakır’da taş atan çocuklarla ilgili kullandığı cümleyi söyleyelim. Bu çocukların ailelerinden alınması, kendi kimliğine, kendi kültürüne yabancılaşmasıyla ilgili bir pratiği Vali bize bir çözüm olarak getiriyor. Samimiyetini sorgulayarak, bu ülkenin Başbakanının bile Dersim’in sürgün çocukları, kayıp kızlarıyla ilgili bir sorgulamayı önüne koyduğu bir dönemde, Diyarbakır Valisi Kürt çocuklarıyla ilgili yeni bir uygulamanın işaretlerini veriyor.

Şimdi, aynı şekilde Van Valisiyle ilgili burada anlatmaya gerek yok, bütçe görüşmelerinin en çok konuşulan ismi ve bu Vali hâlâ görevine devam ediyor. Niye devam ediyor? İyi bir AKP’li olduğu için devam ediyor. Ta Uzak Doğulardan insan hakları savunucularını, yardıma gelen insanları, adres gösterdiği otellerde enkaz altında bırakan bir Vali, aslında ülkemizi dünyaya rezil etmesi yetmiyormuş gibi hâlâ görev başında ise burada atanmışlarla ilgili ve yerel yönetimlerle ilgili mantıksal işleyişimizin sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.

Bakınız, AKP’nin yerel yönetimlerle ilgili genel algısına kendi seçim bölgemden örnek vereyim. 2011 genel seçiminde AKP’nin hizmet dağılımıyla ilgili genel olarak ortaya koymuş olduğu pratik şu şekilde gelişti: AKP’nin oy almış olduğu köylere hizmet gitti, oy alamadığı köylere hiçbir şekilde, daha önce ihalesi yapıldığı hâlde ve seçim öncesinde iş makineleri orada bulunduğu hâlde hizmetler geri çevrildi. Bingöl’de Gökdere, Erdemli, Bahçeli, Dışbudak, Yumaklı, Paymerk, Kiran, Suveren, Dallıtepe, Çiriş ve Alıncık köylerine seçimden önce iş makineleriyle hizmet götürülürken, seçim sonrasında, istenilen oy alınmadığı için bu hizmetler geri çevrildi.

Yine Bingöl’de Solhan’da Hazarşah, Mutluca, Melekhan ve Azat köylerinde bize de oy vermediler. AKP’nin aday tercihlerinden dolayı boykot kararı aldılar. Bu boykot kararını aldıkları için şu anda bu köyler hizmet alamıyor. Yolla ilgili başlayan çalışmalar ve biten ihale aşamaları olmasına rağmen şu anda bütün çalışmalar durdurulmuş durumda.

Solhan’ın Hobit köyünde 93 yılında iki defa devletin güvenlik güçleri tarafından köy yakılıyor, daha sonra köylülerle temas kurularak bu köye dönüş kapsamında köye geri dönüşleri sağlanıyor. Ancak Hobit kendim gittim seçim döneminde, tam üç kez arazi araçlarıyla gitmemize rağmen bu gidilen yoldan kilometrelerce yolu yürümek zorunda kaldık. Yani Hobit köyü yol açısından veya altyapı açısından hiçbir hizmeti almıyor ve köye dönüşle ilgili, aradan sekiz yıl geçmesine rağmen ve komisyon kendilerine geri ödeme sözü vermesine rağmen herhangi bir geri ödeme de yapılmıyor.

Yine, Bingöl’ün köylerinden Sağgöze ve Geyikdere köyünde şu anda elektrik yok ve bunların tek suçu AKP’ye oy vermemek. Dolayısıyla, siz eğer hizmet anlamında yerel yönetimlere bakışınızı AKP’ye oy verme üzerine şekillendireceksiniz, burada ciddi anlamda bir zihniyet sorununu tartışmaya açmamız gerekecek. Keşke süremiz yeterli olmuş olsa ve bunlarla ilgili pratikleri burada saatlerce konuşabilmiş olsak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Sadece, Sayın Başkanın müsaadesiyle burada Sayın Bakanıma bir şeyi belirtmek istiyorum. Konuştuğumuz madde mahallî idarelere hazine yardımıyla ilgili. Bir doğal afetten çıkmış Van Belediyesine bugüne kadar tek bir kuruş yardım aktarılmadı, Van Belediyesinden normal belediyelerden yapılan kesintilerin tamamı hâlen yapılmaktadır. Bu konuyla ilgili düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Sayın milletvekilleri, 17’nci madde üzerine gruplar adına görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, şahısları adına…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, AK PARTİ Grubu adına vardı efendim. AK PARTİ Grubu adına müracaat etmiştik efendim.

BAŞKAN – Hayır, burada böyle bir kimse yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup adına ben konuşmak istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Başkalarına vermiyorsun ama. “Sona erdi” dediniz, ondan sonra yine söz veriyorsunuz.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Parazit yapma oradan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe kanunu üzerinde, maddeler üzerinde görüşmelerimizi tamamlıyoruz, son madde üzerine geldik ama bu arada bazı milletvekili arkadaşlarımızın söylediği konuda ve Sayın Grup Başkan Vekilinin bir konuyu düzeltmem için ısrarlı konuları üzerine bir konuyu açıklamak istedim.

Birincisi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan milletvekili arkadaşımız Antalya Belediyesiyle ilgili bir konuyu gündeme getirdi. “Antalya Belediyesine yaptığınız, savcılara, polislere ve müfettişlere yaptığınız baskı sonucunda Antalya Belediyesinde incelemeler yaptırıldı.” diye bir söylemde bulundu. Açıkça şunu söyleyelim: Polisin yaptığı, savcılar marifetiyle yapılan her işi AK PARTİ İktidarına yöneltmek haksızlık oluyor.

Değerli arkadaşlar, polisin hangi görevlerinin olduğunu herhâlde herkes biliyor, hukukçu arkadaşlar daha iyi bilir. Polisin kolluk görevleri var, adli görevleri var. Savcı talimatı olduğu sürece, polis savcıya talimat verip şu konuyla ilgili yaptığımız dosyanın sonuçlarına göre...

OKTAY VURAL (İzmir) – Polis savcıya talimat vermez.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Savcı polise talimat verdiği sürece o, işini yapmak mecburiyetindedir.

Bakın, dünkü gazeteleri görürseniz, daha önceki yapılan işlemleri de değerlendirirseniz Antalya Belediye Genel Sekreter Yardımcısı veya Genel Sekreteri, Yalçın soyadlı beyefendinin, Sayın Yalçın’ın gazetelere, İnternet’e düşen ifadesi var, “Biz bu konuyla ilgili araştırma yaptık. Veznedarlarla ilgili yolsuzluklar olduğunu tespit ettik ve bunun üzerine, soruşturmayı bizzat biz şikâyet ettik.” Yani tıpkı Çankaya Belediyesindeki gibi, Çankaya Belediye Başkanının söylediği gibi, “Belediyede yamyamlar var. Bu yamyamlarla ilgili ben ne yapayım kardeşim?” diyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Aynı şekilde Antalya Belediyesindeki yamyamları belediye mensubu bir genel sekreter şikâyet etmiş.

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Kayseri’yi de söyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bunu, AK PARTİ’yle ilgili değil, bu konuyla ilgili kim yaptıysa...

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - İçişleri Bakanı gereğini yapsın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – ...hangi yamyam varsa, bu yamyamlarla ilgili gerekli işlemleri yapmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hangi yamyam varsa İçişleri Bakanı gereğini yapsın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kim yamyamlık yapıyorsa, kim tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyorsa ona lanet olsun.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sizin sorumluluğunuz, iktidar partisisiniz, her yamyamdan hesap sormak sizin vazifeniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Onunla ilgili herkesin bu konuyu yapması gerekir ve bu konuyu da dile getirmesi gerekir.

İki: Biraz önce konuşan arkadaşımız, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşan arkadaşımız “Bütçe kanun tasarısını üzerine söylüyorum.” diyor. “Bakın, bir duyumdan hareketle, aldığım bir duyuma göre, yakın bir süre önce yeni atanan bir bakan yardımcısını...” Kendisine ısrarla sorduk, Sayın Bakan not gönderdi “Bu bakan yardımcısı kimdir?” diye, “Söyleyin.” dedi ama henüz bir şey gelmedi.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Beyefendi, bir dakika, bir dakika…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli Milletvekilim, bu konuyla ilgili eğer bir iddianız varsa, bilginiz varsa, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsü alınan duyumlarla değil…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sen önce ödemeleri yapılmış olan, evrakları ortada olanlara cevap vereceksin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben sizin notunuzdan okuyorum...

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ötekini de oku.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Beyefendi, orada, devamına cevap ver.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Aldığım bir duyuma göre, yakın bir süre önce yeni atanan bir bakan yardımcısına, 237 sayılı Kanun kapsamında 1 ve 2 no.lu cetvellerde makama yazılı olmadığı için makam aracı satın alınmayacağı söylenince ‘Öyleyse hizmet satın alın, kiralayın ama Audi 4 olmaz…’ ”

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Tamam, doğru, doğru.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Doğruysa o bakan yardımcısı istifa eder mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Milletvekilim, aldığınız duyumlarla olmaz bu iş, resmî belgelerle olacak.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Beyefendi, devamındaki ödemelere cevap ver, ödemelere.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Resmî belgelerle yapmadığınız sürece siz dedikodu yapıyorsunuz demektir. Söyleyin bunun adını? Oradan da ifade edebilirsiniz. Not yazın gönderin. Bu bakan yardımcısı kimse…

OKTAY VURAL (İzmir) – Söyleyecek, söyleyecek.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Bakana sordunuz, “Böyle bir şey yok.” dedi.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Devamına da cevap ver.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu konuyla ilgili meseleleri burada konuşurken net konuşacaksınız.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Belediyenin ödemelerine cevap ver.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İkincisi: Elâzığ Belediyesiyle ilgili soruşturma devam ediyor, savcılıklar bu konuyla ilgili çalışmalarını yapıyor ama Elâzığ Belediyesini savunmak bana düşmez.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Beyefendi, o ödemeler yapılıyor mu, yapılmıyor mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Elâzığ Belediye Başkanı bir yanlış yaptıysa, yolsuzluk yaptıysa hukuki yaptırımları zaten devam ediyor ama yine, hukuki araştırmaları devam ediyor, konu savcılıkta.

OKTAY VURAL (İzmir) – Görevde mi hâlâ?

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Niye görevden uzaklaştırmıyorsunuz? Olur mu öyle şey ya?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Milletvekilim, şurada söylerken öyle net şeyler söylüyorsunuz ki duyunca milletin ağzı uçukluyor. Yahu kardeşim, rakamları yanlış ifade ediyorsunuz. Bakın, sizin konuştuğunuz şey ne?

OKTAY VURAL (İzmir) – Senin için hava gazı mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Gaz kaçırıyorsun, dikkat et.

Konuştuğunuz şey ne? Bakın, konuştuğunuz -aldım Elâzığ Belediyesinden- yaklaşık maliyet cetveli.

(AK PARTİ ve MHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

Sayın Milletvekili, sen beni dinle.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bir dakika, nasıl böyle konuşursun ya?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sizin ihale bedeli diye söylediğiniz konu yaklaşık maliyet bedeli.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkanım, konuşamaz öyle ya!

BAŞKAN – Evet, lütfen Meclise hitap edin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yaklaşık maliyet bedeli nedir?

OKTAY VURAL (İzmir) – İhaleye sen mi girdin ya?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu konuyla ilgili alınması gereken hizmet bedellerinin, neyle ilgili, nereden, bulmuşlar? Belediye Meclisinden geçmiş, Belediye Meclisinde tartışılmış ama ihale rakamları şu anda bende yok. İhale rakamları, kaç liraya yapıldığıyla ilgili…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Peki, o rakamlara itirazın var mı, yok mu?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Rakamlar doğru mu, yanlış mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Milletvekilim…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Bir kamyona 800 küsur bin lira para verildiği doğru mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yanlış, yanlış, yanlış. İşte, bana maliyet bedeli diyor.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Utanırsın söylediğin cümleden, utanırsın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Milletvekilim… Sayın Milletvekilim, lütfen susar mısınız, bakın, bir şey söylüyorum.

BAŞKAN – Genel Kurula lütfen, Genel Kurula…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sizin burada okuduğunuz rakam, yani 6 tane pikaba söylenen 7 milyon liralık rakam burada geçiyor ama ne diye geçiyor? Yaklaşık maliyet bedeli olarak geçiyor. Bu ihale bedeli değildir.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Kardeşim, iyi de göz var izan var ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kardeşim, Sayın Milletvekili, bakın, şu anda ihale bedeliyle ilgili konunun ne olduğunu bilmiyorum ama sizin yaklaşık maliyet cetveliyle ilgili konuyu ihale bedeli diye ifade etmeniz haksızlıktır. Buradan milletvekili arkadaşlarımız da itiraz ettiler. Hatta siz yazılı metinde diyorsunuz ki…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Yüzde 18 KDV’yi ilave edeceksin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, yazılı metinde de diyorsunuz ki, buna, herkesin… (MHP sıralarından gürültüler)

Bakın, sizin yazılı metniniz bu.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Böylece işi düzeltmiş mi oldun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “…2009, ihale süresi elli altı ay, ihalede kırım oranı yüzde 10, yaklaşık maliyet cetveli sayfa… 7 milyon 90…” (MHP sıralarından gürültüler)

Evet, yanlış duymadınız diyorsunuz, yani buradan milletvekillerinin tepki göstereceğini de bilerek söylüyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İhale bedelini söylesene Mustafa!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Milletvekili, yaklaşık maliyet cetvelini siz ihale bedeli olarak söylerseniz yanlış olur. Şu anda resmî olmayan bir bilgi var elimde.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Ya, senin Belediye Başkanından aldığın bilgiler bana daha önce geldi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İhalenin kaç lira olduğuyla ilgili…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Peki, bir dakika efendim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, 6 tane pikapla ilgili, 6 tane pikabın elli altı aylık toplam ihale bedeli 2 milyon 257 bin 920 lira. Şu anda gelen bilgi. Bakın, ne diyor?

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Milleti kandıramazsınız!

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Bir dinle be kardeşim!

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sana ne kardeşim? Onunla o konuşuyor, sana ne oluyor?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Milletvekili, lütfen, bir dakika…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Otur!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

BAŞKAN – Lütfen, lütfen dinleyelim. Arkadaşlar lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Elâzığ Belediyesiyle ilgili konu yargının gündeminde. Bu konuyla ilgili İçişleri Bakanlığı müfettişleri teftişlerini yapmışlar, savcılık gerekli girişimleri yapmış, dava açmış ama siz bunu yanlış bilgilerle, yanlışlarla ve alakası olmayan rakamlarla AK PARTİ İktidarını suçlarsanız, sizin belediyeniz böyle yapıyor derseniz, yazıktır, günahtır.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Allah’tan kork!

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Hiç de yanlış değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Doğru belgelerle söyleyin, eğer bu insan, bu Belediye Başkanı yanlış yaptıysa, yargı gerekli kararı verecektir ve bunun bedelini de ödettirecektir ama Sayın Milletvekili, aldığınız duyumlarla, kulaktan dolma bilgilerle Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünü işgal ederek, AK PARTİ Hükûmetini töhmet altında bırakmaya çalışmak, açıkçası yaptığınız büyük bir hatadır. Ne yaparsanız yapın, ne derseniz deyin, 2002 yılı 3 Kasımından bu tarafa bütün iftiralarınıza rağmen, bütün yanlış bilgilerinize rağmen, bu milletin oylarını, anasının ak sütü gibi oylarını 34’ten başlayıp 50’ye kadar getirmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer sizin söyledikleriniz doğru olsaydı bu millet Adalet ve Kalkınma Partisini her dönemde iktidara getirmek yerine sandığa gömerdi, tıpkı başkalarının olduğu gibi. En son yapılan anketlerde de gördünüz. Eski İçişleri Bakanımız, Sayın Başbakan Yardımcısı burada açıkladı, en son yapılan anketlerde de gördünüz, AK PARTİ’yi…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Millet sabrediyor, sabrediyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Hatta AK PARTİ’ye muhalif olan bir anket grubunun yaptığı açıklamada…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sizi imam ile gönderecek, imam ile, bir daha dönmemek üzere.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - “Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” dediğinde yüzde 55’e yakın kısmı “Adalet ve Kalkınma Partisine oy veririm.” diyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – İmam ile gideceksiniz, imam ile!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yani bir şeyi iddia ederken, bir şeyi burada itham ederken lütfen gideceği yere bakın. Ama şunu söyleyeyim: Sayın Şandır’ın sürekli söylediği gibi, milletin aklıyla alay etmeyin. Milletin aklıyla alay ettiğiniz sürece, millet her seçimde size gerekli dersi verecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir: Sayın Milletvekili, Sayın Grup Başkan Vekili, milletvekillerimizin sözlerini çarpıtmıştır. Kendisi pisliklerin üstünü örtme görevlisi gibi konuşuyor. Siz biraz önce gazdan bahsetmiştiniz, tamam mı; o sözünüzü geri alacaksınız. Kürsüde kullandığınız o sözü geri alacaksınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Gaza gelme.” diyen kimse ona söyledim ben.

OKTAY VURAL (İzmir) – Geri alacaksın.

İki: Sen, Alim Işık’a “ayarladınız” diye söz kullandın. Eğer o sözü düzeltmezsen sen bir müfterisin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Gaza gelme.” diyen kimse ona söyledim ben onu.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sen bir müfterisin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gaza gelen sensen sana söyledim onu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen bir müfterisin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sensin müfteri.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen bir müfterisin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Gaza gelme.” diyen sensen sana söyledim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Müfterisin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sözünü geri alacaksın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hangi sözümü?

OKTAY VURAL (İzmir) – Eğer “Tapu müdürünü ayarladınız.” sözünü Alim Işık söylememişse o sözü geri alacaksın. Almadığın takdirde, sen bir müfterisin. Müfteri olduğunu iddia ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, beni müfteri olarak itham ediyor.

İzin verir misiniz.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika...

BAŞKAN – Bir dakika, vereceğim efendim. Sakin olun. Sakin olun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili dünkü yapılan tartışmada biraz rahatsız oldu. Çünkü milletvekili arkadaşımızın yaptığı işlemle ilgili konuların doğruluğu gerçekleşince “Bize ne kardeşim senin ticari ilişkilerin?” diye itiraz etti; haklıydı. Yani bir milletvekilinin yaptığı ticari ilişkilerle ilgili bir konunun buraya, gündeme getirilmesi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendisi getirdi ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Başka bir milletvekilinin bunu “yolsuzluk” diye ifade etmesi büyük yanlıştı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ne demek “yolsuzluk” diye…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın milletvekili burada açıkladı, “Hisse devriydi.” dedi.

Bakın, gelen şeyi söylüyorum size: Sayın Işık’a da hemen orada itiraz ediyorum, “Hocam, sana yakışmıyor.” diyorum, itirazım da o anda başlıyor. Diyor ki: “Siz şimdi oradaki tapu müdürüyle bu işi yaptıysanız onu kamuoyu değerlendirecek.” Ben itiraz ediyorum. “Alim Hoca, haksızlık yapıyorsun.” diyorum. Sayın Işık “Yargıya da intikal etmiş bu konu.” diyor.

“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, şimdi -Tutanaktan okuyorum- oradaki tapu müdürüyle bu işi yaptıysanız onu kamuoyu değerlendirecek.” Yani bunun ne anlama geldiğini Sayın Işık da biliyor, ben de biliyorum, değerli milletvekilleri de ne anlama geldiğini anlıyor. Ama şunu ifade ediyorum, diyorum ki: “Kütahya Şeker Fabrikasıyla yapılan işlem, 72 bin metrekarelik arsa -Yuvarlak söylüyorum bu rakamı- toplam 114 bin metrekare; 72 bin metrekarelik arsa 1953 yılında zaten Kütahya Şeker Fabrikası lehine tapu kayıtlarında mevcut. Sadece 42 bin metrekarelik bir arsanın bedeli, Sayın Alim Işık’ın da ifade ettiği gibi bedeli Kütahya Şeker Fabrikası tarafından ödenmiş ama kayıtlara Türkiye Şeker Fabrikasında ve ihale ilanında, ihale ilanında bu arsanın da var olduğunu ifade ediyor.

Burada bir ticari alışveriş var. Sayın Işık o ifadeyi söylerken bunu ifade etti ama burada kesinlikle milletvekilinin tapu müdürüyle ilişki hâlinde olduğunu ifade eden bir anlam çıkar; ondan itiraz ettim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Elitaş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, çarpıtma!...

BAŞKAN – Bir dakika efendim, bir dakika.

OKTAY VURAL (İzmir) - Yine çarpıtmıştır. Tabii, gerçekleri paylaşma cesareti yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Buradan okudum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Cesaret olacak, yürek olacak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Mangal gibi yürek var bende, herkesi kendin gibi zannetme.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, o yürek olmadığı için yine çarpıtmıştır. Hak ettiği cevabı Alim Bey verecek kendisine. Çünkü kendisinin ifadelerini çarpıtarak söylemiştir. Çık, yüreklice bunu söyle, “Ayarladınız.” de.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Herkesi kendin gibi zannetme.

OKTAY VURAL (İzmir) - Yürek var mı sende be?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaktan okuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) - Var mı yürek? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kendin gibi zannetme. Kalkıp konuşuyorum orada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yüreğin varsa, de ki: “Ben böyle bir şey söylemedim.”

BAŞKAN – Sayın Işık, Sayın Ülker’e verelim ilk önce, o istemişti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Okuyorum buradan.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Söyledim” de, “Yanlış söyledim.” de.

BAŞKAN – Sayın Tarhan, buyurun efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynısını okuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tarhan, buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yakışmıyor, Sayın Vural, yakışmıyor!

BAŞKAN – Buyurun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yakışmıyor! Gaz çıkaran grup başkan vekili…

BAŞKAN – Lütfen, lütfen…

Evet, dinleyelim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, AKP’li Sayın Başkan, Cumhuriyet Halk Partili belediyelere, sipariş yargıyla, sipariş soruşturmalarla, operasyonlarla yaptığı baskı yetmiyormuş gibi, burada, Sayın Hatip, Cumhuriyet Halk Partisinin Çankaya Belediyesiyle ilgili tahrif edilmiş bilgiler vermiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, Belediye Başkanının tutanaklardaki sözlerini söylüyorum ben.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Bu konuya ilişkin açıklama yapılması gerekiyor.

BAŞKAN – İki dakika…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Arkadaşımız yapacak.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhuriyet Halk Partisinin Çankaya Belediyesiyle ilgili tahrif edilmiş bilgilere ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli milletvekilleri, Çankaya Belediyesindeki olayla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi cumhuriyet başsavcılığına bizzat suç duyurusunda bulundu. Cumhuriyet başsavcılığının yaptığı tahkikat neticesinde, takipsizlik kararı verdi ve takipsizlik kararı kesinleşti. Peki, aynı cesareti AKP yapabilir mi? Buyurun, Elâzığ Belediyesi hakkında suç duyurusunda bulunabilir misiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yargıda o, yargıda...

MAHMUT TANAL (Devamla) – İki: Kayseri Belediyesi hakkında suç duyurusunda bulunabilir misiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yargıda...

MAHMUT TANAL (Devamla) - Suç duyurusunda bulunan Cumhuriyet Halk Partisi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHMUT ELİTAŞ (Kayseri) – Genel Başkanınız bedel ödüyor. Genel Başkanınız şu an o konuda bedel ödüyor.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Üç: Peki, Ankara Belediyesinde “Belbeton” adında bir belediye şirketi var. Bu şirket, yeni bir vaziyette, bir yakınına ihale edildi. Buyurun, bunun suç duyurusunda bulunabilecek misiniz? Ben sizi test edeceğim bu konuda. Test edeceğim sizi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz niye suç duyurusunda bulunmuyorsunuz?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Dört: Ankara Belediyesinde, Kentsel Dönüşüm Projesi’nde olduğu hâlde, KDV Kanunu’nun 17’nci maddesinden, KDV’den istisna olduğu hâlde vatandaştan haksız olarak almış olduğunuz KDV’leri bugüne kadar maliyeye yatırmayıp, maliye aleyhine dava açıp maliyenin cebinden çıkan paralar nedeniyle belediye bu kadar kamu zararı oluşturdu. Bununla ilgili suç duyurusunda bulunabilecek misiniz? Sizi teste davet ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler, CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Işık, buyurun.

İki dakikada lütfen…

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, dünkü tartışmaya geri dönmek istemiyorum ama şimdi Sayın Grup Başkan Vekili çıkar da bu şekilde açıklamada bulunursa, bu, bu millete yakışmaz.

Şimdi söylüyorum, dün: “Aradan sekiz ay geçiyor, ondan sonra aklınız başınıza geliyor, gidiyorsunuz tapu müdürüne bir dilekçeyle bu tapuyu alıyorsunuz.” Benim sözüm bu. “Orada, Denetleme Kurulunun raporlarında da aynen yazıyor.” Arkasından devam ediyor. Biraz önce Sayın Milletvekilinin, Sayın Grup Başkan Vekilinin ifadesiyle: “Mahkeme kararı bu konuda var mı, Özelleştirme İdaresinin muvafakati var mı? Yok. Siz, şimdi, oradaki tapu müdürüyle bu işi yaptıysanız onu kamuoyu değerlendirecek.” Devam ediyor, Sayın Mustafa Elitaş “Ama tapu sicil memurunu ayarlıyorsunuz.” diyor. Devam ediyor, Mustafa Elitaş: “Sayın Işık, Sayın Milletvekilime hitap ederek ve o tarafa dönerek ‘Sekiz ay sonra tapu memurunu ayarlayarak aklınız başınıza geldi, tapu memurunu ayarladınız.’ dedi.”

Değerli milletvekilleri, benim söylediğim bu. Şimdi Sayın Grup Başkan Vekilinden kendine yakışır bir şekilde gelip bu sözünü geri almasını ve özür dilemesini söylüyorum, başka bir şey demiyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Buyurun efendim.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, ismimi kullanarak…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İsminizi kullanmadım ama bilseydim kullanırdım.

BAŞKAN - Neyle ilgili söz istiyorsunuz?

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Benden evvelki konuşmaları düzeltmek bağlamında, söylediği sözlerin doğru olmadığını ifade etmek istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Elâzığ Belediyesiyle ilgili bu ifadelerin içi boş olduğunu ifade etti kendileri, kendileri için çok küçük, cüzi olabiliyor tabii ama milletimiz için bunu biz önemsiyoruz. Dolayısıyla, sataşmadan dolayı da…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Benim adıma yorum yapmayın, ben yorum yapmasını bilirim. Benim adıma yorum yapma, tutanaklardan bak neyse onu oku, benim dün söylediğimi sen tercüme etme.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakikada, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeden…

Burada rakamlar var, rakamlar üzerinde…

4.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben Sayın Grup Başkan Vekilinin yapmış olduğu açıklamaların gerçekten çok talihsiz olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada Elâzığ milletvekilleri de var, onlar da yakından Elâzığ’da olup biten olayları bilirler, en azından dönüp arkalarındaki vekillerimize sorsalar, onlar bile kendilerine bir kısım doğru cevapları verirlerdi. Söylediğim şeylerin hiçbiri iftira bağlamında herhangi ifade değildir. Bu mülkiye müfettişlerinin, Sayıştay…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakan yardımcısını söyleyin, bakan yardımcısını…

ENVER ERDEM (Devamla) – Beyefendi, ödenen rakamlarla alakalı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan size not gönderdi.

ENVER ERDEM (Devamla) – Bir dakika…Bir dakika…Süreyi geçirme.

OKTAY VURAL (İzmir) – Elmayla armudu karıştırma! Müdahale etme.

BAŞKAN – Lütfen, Meclise…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan orada oturuyor, size not gönderdi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, müdahale etmesin.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, dinleyelim.

Siz de Meclise hitap edin lütfen.

ENVER ERDEM (Devamla) – Şimdi, Sayıştay denetçilerinin, mülkiye müfettişlerinin ve savcıların iddianamelerinin tamamında bu hususlar çok net olarak ifade edilmiştir, ortaya konmuştur. Bunlar öyle asılsız, astarsız… Siz Hükûmetsiniz, benim burada söylediğim sözlerin bir tanesi yanlış olsaydı şimdiye kadar bizim canımıza okurdunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok canım! Siz iktidarda olsaydınız herkesin canına okuyacaktınız demek ki.

ENVER ERDEM (Devamla) – Ben şunu da söyledim: Beyefendi, eğer sende vicdan varsa, Allah korkusu varsa sende, eğer yiğitsen, babayiğitsen bu söylediğim rakamlar… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, edebe davet edin.

ENVER ERDEM (Devamla) – Bak, bir dakika… Söylediğim rakamlar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bu laflar ilk değil Sayın Başkan. Milletvekili o, milletvekili.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

ENVER ERDEM (Devamla) – Söylediğim rakamlar, söylediğim bilgiler doğruysa siz istifa edin, eğer yanlışsa istifa etmeyi ben tekrar kabul ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Erdem, teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen dinleyiniz, lütfen... Lütfen sayın milletvekilleri…

Sayın Erdem, lütfen yerinize.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Elitaş karıştırdı, karıştırdı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir milletvekili arkadaşımız burada milletin kürsüsünde yiğitliğe davet ediyor, orada da bir Grup Başkan Vekili “Sende yürek var mı?” diyor. İnsanlar kendinde olmayanları isterler. Müsaade ederseniz söz almak istiyorum.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Yeter ya!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne zamana kadar sürecek? Yeter!

BAŞKAN – Lütfen tekrar bir tartışmaya meydan vermeyelim Sayın Elitaş.

İki dakika içinde toparlayın.

5.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi beni yiğitliğe davet ediyorlar, “Yürek var mı?” diyorlar. Genelde insan kendisinde olmayanı başkasında istermiş. Elhamdülillah, bizim yiğitliğimiz de belli, yüreğimiz de belli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki: Ben, Sayın Işık’ı severim, uzun yıllardır birlikte milletvekilliği yaptık. Sayın Işık’ın bu şekilde bir ifade kullanması, açıkçası öyle anladığımdan dolayı, rahatsız etti. “Oradaki tapu müdürü ile bu işi yaptırıyorsunuz, onu kamuoyu değerlendirecek.” derken, açıkçası Sayın Işık, sanki burada bir ikili ilişki varmış anlamında bir sonuç ortaya çıktı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Evet, öyle anladık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama Sayın Işık geldi “Ben yapılan işlemde, yapılan alışverişte, tapu kayıtlarıyla ilgili olan kısımda tapu müdürü ve firmanın bu konuyla alakası olduğunu ifade etmedim.” dedi. Kendilerine teşekkür ediyorum. Ama bu bağlam içerisinde baktığımızda, konuşmanın gelen şekline baktığımızda o anlamda gelmiş. Sayın Işık bu konuyla ilgili o anlama gelmediği sözü söylediğine göre, biz de bu konuda yapılan işlemin doğru olduğu kanaatindeyiz. Zaten Sayın Işık da geldi bu meseleyi…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Ayarlıyor” sözünü geri aldınız mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Işık buradayken avukatlığına lüzum yok, yapma sen avukatlığını! (MHP ve AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – “Sen” ne demek ya! Ne konuşuyorsun orada!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Işık’la konuşuyorum ben. Sen bırak, ben onunla konuşuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen ne konuşuyorsun be!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen karışma, otur oraya sen! Otur sen yerine!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, müdahale edin lütfen.

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi be, sen ne konuşuyorsun! El kol hareketi yapma!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen bırak, ben onunla konuşuyorum.

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sana ne benim sözümü geri alıp almayacağımdan?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne demek bana nesi be!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Benim sözümü geri alıp almayacağım bana bağlı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne demek bana nesi!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sana ne!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, beş dakika ara veriyorum oturuma efendim.

Teşekkür ederim.

Kapanma Saati: 19.26


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 40’ıncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın maddelerinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, söz sırası şahısları adına…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, konuşma tamamlanmadan, kürsüdeyken ara vermek zorunda kaldınız, izin verirseniz iki dakikada tamamlayacağım.

BAŞKAN – Şimdi, bir önceki şeydeydi Sayın Elitaş, müsaade ederseniz, lütfen, rica ediyorum… Bir önceki görüşmedeydi, rica ediyorum…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, ama Sayın Başkan… Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Kürsüdeyken konuşturmadılar efendim.

BAŞKAN – Gerekirse zabıtları da getirteceğim, daha sonra vereceğim, lütfen daha fazla uzatmayalım, rica ediyorum yani.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, sözü kesildi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, zaten söz hakkını kaybetti; birleşime ara verdiniz, sataşmadan söz veremezsiniz efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Buyurun Sayın Başkan, devam edin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ben kürsüdeyken, konuşma yaparken gürültü var diye sözümü kestiniz, şu anda kalan süremi tamamlamak istiyorum.

BAŞKAN – Tekrar açıklamanız için size söz vereceğim. Şu iki şeyi dinleyelim. Teşekkür ediyorum efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, söz hakkı kayboldu, birleşime ara verdiniz, söz veremezsiniz, öbür oturum sona erdi.

BAŞKAN – Şimdi…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkanım, konuşmacı konuşma yaparken, Elâzığ Milletvekili olarak da ben oturuyordum, “Elâzığ milletvekilleri çıksın, cevap versin.” dedi.

BAŞKAN – Tamam efendim. Teşekkür ederim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Buna iki cümleyle cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Tamam efendim. O tartışma ta dünden bugüne geldi. O tartışma artık bitmeli.

Rica ediyorum, yerinize oturun.

Şimdi, şahısları adına söz isteyenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oturum sona erdi, bitiyor beyler.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sana gelince niye bitmiyor?

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Lütfen efendim, müdahale etmeyiniz.

Mehmet Kerim Yıldız, Ağrı Milletvekili, şahsı adına.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Beş dakika süreniz.

MEHMET KERİM YILDIZ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe kanun tasarısının 17’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ, iktidar olduğu günden bu yana, insan merkezli ve hizmet odaklı çalışmaktadır, bunun karşılığını da görmektedir. Hükûmetlerimiz, eğitimden sağlığa, ulaşımdan tarıma, sosyal yardımlardan yerel hizmetlere kadar ilklerin hükûmeti olmuştur, tarihimizin en büyük kırsal kalkınma ve kentsel dönüşüm projelerini hayata geçirmiştir.

Yerel Yönetimler Kanunu ile mahallî idarelerin yetkileri ve mali kaynakları güçlendirilmiş, vergi gelirlerinden aktarılan kaynaklar sürekli arttırılmıştır.

2002’de 4,7 milyar TL olan ödenekler, 2012 bütçesiyle 26,6 milyar TL olarak öngörülmektedir. Hükûmetlerimiz tarafından 2005 yılında başlatılan ve kırsal kalkınma hamlesinde devrim niteliği taşıyan KÖYDES projesi için altı yılda 7,3 milyar TL kaynak kullanılmıştır. Bu kaynaklarla, 37.119 köy ve mezrasına sağlıklı içme suyu temin edilmiştir. Köyler, ilk kez bu proje kapsamında sıcak asfalta kavuşmuştur.

KÖYDES ve BELDES, yerel yönetimleri güçlendiren, gelişmişlik dengesizliğini ortadan kaldıran, ekonomik ve sosyal gelişmeyi sağlayan projelerdir.

BELDES kapsamında iki yılda toplam 550 milyon TL kaynakla 1.336 belediyede içme suyu, 255 belediyede kanalizasyon çalışması yapılmıştır.

2011 yılında SUKAP “Su ve Kanalizasyon Projesi” adı altında yeni bir program başlatılmıştır. Bu kapsamda, uygulama projesi olmayan belediyelerin proje hazırlık çalışmaları İller Bankası tarafından yapılmaktadır. Nüfusu 25 bin ve daha az olan belediyelerin programda yer alan içme suyu ve kanalizasyon işleri için yüzde 50 oranında hibe sağlanmakta, geriye kalan yüzde 50’lik kısım için belediye, İller Bankasına uygun koşullarda borçlanmaktadır.

Nüfusu 25 bin ve üzerinde olan belediyeler ise Yüksek Planlama Kurulu ile BELDES kapsamına alınarak belediye borçlanma limitleri dışına çıkarılıp, İller Bankasından kullanacakları krediyle projelerini gerçekleştirebileceklerdir.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ olarak amacımız, vatandaşlarımızın yaşama kalitesini yükseltmek, ülkenin imkânlarını vatandaş lehine kullanmak ve kaynakların adilane dağılımını sağlamaktır. Bu bağlamda, Ağrı ili, AK PARTİ hükûmetleri döneminde önemli hizmetlere kavuşmuştur. Ağrılı hemşehrilerimizin en büyük beklentisi olan üniversite 2007 yılında kurulmuştur.

İlk ve ortaöğretimde derslik sayıları yüzde 100 arttırılmıştır.

Bugün mahallî idarelere verilen yetki ve aktarılan kaynaklarla özel sorunları haricinde, suyu ve yolu olmayan köy kalmamıştır.

Ağrı ilimizde ilk kez köy yollarına sıcak asfaltlama çalışmaları bu yıl başlatılmıştır.

KÖYDES kapsamında Ağrı’ya 23 milyon 400 bin TL’si 2011 yılında olmak üzere toplam 165 milyon TL kaynak aktarılmıştır.

Ağrı ilimize BELDES projesi kapsamında 2007 ve 2008 yıllarında toplam 1 milyon 619 bin TL ödenek gönderilmiştir. Ağrı il belediyesine bağlı mahallelerimiz kentsel dönüşüm programına alınmış, Fırat Mahallesi’nde çalışmalara başlanmıştır. Belediyemizin hizmetlerinden, yeni otogar, modern kapalı hayvan borsası ve atık su arıtma tesisi tamamlanmak üzeredir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ olarak yeni Türkiye’yi inşa etmek, sessiz çoğunluğun sesi, kimsesizlerin kimsesi olmak, mağdurun, mahrumun ve mazlumun yanında bulunmak asli görevimizdir. Bu nedenle, yıllardır halkımızın ertelenmiş taleplerini yerine getirmek, bunu yaparken de en kısa zamanda en verimli çözüm yolunu bulmak mecburiyetindeyiz. Hedefimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldız, teşekkür ederim efendim, süreniz bitti.

MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı Sayın Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hem grubu adına konuşuyor hem şahsı adına, olmaz efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, kişisel sözle ilgili talep var mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Var, var, yapıldı.

BAŞKAN – Evet efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendisinin talebi var mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Konuşmamı istemiyorsan açık söyle.

BAŞKAN - Sayın Harun Karaca kendi kişisel sözünü devretmiştir, burada şeyi var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, hem grubu adına hem şahsı adına konuşamaz.

BAŞKAN – Lütfen oturun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Konuşmamı istemiyorsanız açık söyleyin, itiraz ediyorsanız eğer.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne demek yani böyle yapıyorsunuz. Hem grup adına hem şahsı adına aynı madde üzerinde konuşamaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Aç İç Tüzük’ü bir oku. (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine” sesleri) İç Tüzük’ü oku. Elini böyle yapma. Biraz burada terbiyeli ol!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Daha sana geleceğim, sana geleceğim, dur. Daha seninle ilgili var… Geleceğim sana, otur sen hele.

BAŞKAN – Lütfen oturun, lütfen oturun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Başkanım, baştan başlatır mısınız?

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Ne demek böyle yapıyorsun sen.

BAŞKAN – Bir saniye efendim, beni dinler misiniz?

KAMER GENÇ (Tunceli) - Yani aç İç Tüzük’ü oku. Bir milletvekili hem grup adına hem şahsı adına değişik saatlerde konuşamaz. İç Tüzük’ü öğren biraz. İç Tüzük’e aykırı.

BAŞKAN – Bir saniye… İç Tüzük’e göre, söz hakkını isterse devredebilir. Devrettiğine dair dilekçesi de burada. Lütfen yerinize oturun ve dinleyin.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Hayır efendim, İç Tüzük’e aykırı. Aynı madde üzerinde hem grup adına hem kişisel konuşmayı ayrı ayrı yapamaz. Aç İç Tüzük’ü oku.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir: Biraz önce konuyla gelen bir arkadaşımız bizim, yamyamlarla ilgili ve Antalya Belediyesindeki ortaya çıkan yamyamların kendi belediyesi çalışanları tarafından ihbar edildiği konuyla ilgili bir arkadaşımız düzeltme yaptı. Ama değerli milletvekili arkadaşımız eğer, şu aletlere girilmiş olsaydı çok rahat bir şekilde görürdü. Bakın, 15 Ekim 2011 “Yamyam iddianamesi kabul edildi.” Başlık bu. “Yamyam iddianamesi kabul edildi.” diye bir başlık var. Yani yamyamlıkla ilgili ve Çankaya Belediyesindeki birilerinin girift bir şekilde yaptıkları ilişkiler, yaptıkları…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Hangi gazetede? Hangi gazetede? Yandaş gazetede mi, yoksa hangisinde?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hangisine girersen, hepsinde var. Sayın Çetin, hangisine girersen, hepsinde bulursun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Google’da var, Google’da…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Çetin, Google’a girerseniz, “yamyam iddianamesi” dediğinizde en az herhâlde 2-3 bin tane çıkıyor. Ona bakarsanız bulursunuz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bizim okuduğumuz gazeteler öyle başlık atmaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - İki: Şimdi, biraz önce Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşan arkadaşımız, duyumlar üzerine, bir bakan yardımcısıyla ilgili konuyu gündeme getirdi. Biz Maliye Bakanına gittik.

İZZET ÇETİN (Ankara) – İşine geldiğinde gazetelere itibar et, işine gelmediğinde…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Bakan komisyon sırasında otururken not gönderdi, dedi ki: “Sayın milletvekilim, eğer böyle bir şey varsa, doğruysa, derhâl Hükûmet olarak gerekeni yapalım. Bize isim verin.” dedi. Sayın Enerji Bakanı bir saattir burada duruyor. Soruları da geçeli bir saat olmuş…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, kişisel söz talebi usulüne uygun değildir. Size iletmiştim. Kürsü gaspı vardır.

AHMET YENİ (Samsun) – Niye rahatsız oluyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Niye rahatsız oluyorsunuz? Niye rahatsız oluyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla söz talebi olmayan bir kimse, bir grup başkan vekili ne zaman söz alması gerektiğini bilmelidir. Kendisinin söz talebi olmadığı müddetçe bunun devri mümkün değildir. Salim Uslu Bey, lütfen görevinizi yapınız, hatibi indiriniz.

BAŞKAN – Sayın Vural, sözleriniz zabıtlara geçti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Oktay Vural, maddeler üzerinde konuşuyoruz. Sayın Oktay Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Oktay Vural, siz geçmiş bilgilerinizi bir tazeleyin. O, sadece bütçenin bütünündeki görüşmelerle ilgilidir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır Sayın Başkanım, mümkün değil.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yok, yok, öyle değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, Sayın Oktay Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kişisel söz talepleri yazdırıldığı sıraya göre verilir…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …sizin duayeniniz orada, arkada oturuyor, ona sor. “Çok bilmiş” diye biri var ya…

OKTAY VURAL (İzmir) – …sırada olmayana söz talebi verilmez Sayın Başkanım. Lütfen fuzuli işgali sona erdiriniz.

BAŞKAN – Sayın Vural…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakın, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben Elâzığ Belediyesinde…

BAŞKAN – Sayın Vural, sözlü olarak Kâtip Üyeden talep yetiyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözlü yok efendim, sözlü yok. Öyle bir şey yok. Yazdırma vardır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Oktay Vural, siz bilgilerinizi tazelerseniz görürsünüz; bütünü üzerinde konuşmuyoruz, maddeler üzerine konuşuyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne zaman söz alacağını bilmeyen birisi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Oktay Vural… Sayın Oktay Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani doğrusu bilemiyorsun…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Milliyetçi Hareket Partisi seni beş senedir grup başkan vekili yapmış. Daha İç Tüzük’ün en önemli meselesini bilmiyorsun.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bak, bak, bak! Çok ayıp yahu!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Biz maddeler üzerinde konuşuyoruz, bütünü üzerinde konuşmuyoruz. Bütünü üzerinde olursa, doğru. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz sizinle anlaştık. Niye? Oraya kimse sıraya girmesin, aleyhte olanlar muhalefete, lehte olanlar iktidara dedik ama maddeler üzerinde böyle değil. Sizin milletvekilinize biz, sayın milletvekilinize bizim arkadaşımızın birisinin söz hakkını devrettik.

Sayın Oktay Vural, o anda siz burada nöbetteydiniz.

İki: Değerli arkadaşlar, Elâzığ Belediyesini savunmak adına burada değilim.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Meclisi memurlar mı yönetiyor, siz mi yönetiyorsunuz Sayın Başkan?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Her kim ki şahsiyetsizlik yaptıysa, yolsuzluk yaptıysa, hırsızlık yaptıysa, kansızlık yaptıysa onun bedelini ödeyecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu, yetkili savcılar tarafından, ilgililer tarafından iddianameye konulmuş ama yapılan bir şeyi, yanlış bilgilerle, sadece maliyet cetvelini ihaleymiş gibi… Ve bir de öyle yapıyor ki yüzde 10 indirim yapıyor kafasından. Ama gelen rakamı söylüyorum.

Bakın, değerli milletvekilleri, bana gelen bilgi, söylenen rakamlarda, diyorlar ki: 7 milyon 70 bin 919 liraya ihale edildi. Yüzde 10 indirim yapıyor, yüzde 18 KDV ilave ediyor.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sizinki de…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ama gelen bilgi: 1 adet pikabın saati 16 lira. Pikap günde on dört saat çalışıyor. Günlük 224 lira. Bu pikabın 1 tanesinin 6.720 lira. 6.720’yi 6’yla çarpıp bunu da elli altı ayla çarptığımız zaman 2 milyon 257 bin 920 lira ediyor. 7 milyon 70 bin nerede 2 milyon 257 bin nerede?

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – İstifa et!

NEBİ BOZKURT (Mersin) – İstifa et, istifa!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İki: Bunun içinde şoför parası dâhil.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Yanlış, yanlış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, Sayın Milletvekili, şoför parası dâhil, mazot parası dâhil, aracın bütün bakım onarım giderleri dâhil olmak üzere bu bedel verilmiştir. Bana gelen bilgi bu.

Yine, tekrar ediyorum, Elâzığ milletvekili arkadaşlarımız da işaret ettiler, onlar da aynı şekilde ifade ediyorlar. Kim ki yolsuzluk yaptıysa, Elâzığ Belediye Başkanı da dâhil olmak üzere, bedelini ödeyecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Erdem’le ilgili yine yanlış bilgi... Battıkça batıyor sayın bir grup başkan vekili. Çıkamadığına üzülüyorum açıkçası.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen bulunduğun yerden bir çıkabilsen.

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye efendim… Bir saniye…

Şimdi, bu rakamları…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika, beni dinler misiniz Sayın Grup Başkan Vekilleri.

Şimdi, bu rakamları biri kalkıyor “şu rakam” diyor, öbürü kalkıyor “bu rakam” diyor. Bunun sonu yok. Müsaade ederseniz zabıtlara göre çıkaralım, sonra hangisi doğru ortaya koysunlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Sayın Milletvekilimize atfen sözlerini çarpıtmıştır. 69’a göre söz istiyor.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, bu 69’un da 79’un da sonu yok, ben de onu arz etmeye çalışıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani bir rakam veriliyor, o diyor ki böyle, o diyor ki böyle.

OKTAY VURAL (İzmir) – Rakam değil efendim, rakam değil.

BAŞKAN – Müsaade buyurursanız zabıtları sonra tetkik edelim, hangisi rakamı doğru söylüyorsa olsun. Bunları alınganlık mevzusu yapmayalım lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, rakamları sonradan çarpıtma, sonradan getiririm falan filan… Yani gerek yok. Bu konu…

BAŞKAN – Hayır, Sayın Başkan, zabıtlara geçti rakamlar, kimsenin çarpıtmasına imkân yok, onu demek istiyorum. Arkadaşımız da 2 defa rakam söyledi, orası da 2 defa rakam söyledi.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Hayır, hayır, iftira atıyor!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama iftira attı, iftira!

BAŞKAN – Müsaade ederseniz geçelim.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkanım, söylediği rakamlar gerçeği yansıtmıyor.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu kadar konuşacağınıza iki dakikada cevaplandırmıştı zaten.

BAŞKAN – Bakın, o da oradan istiyor, hangi birisine… Yani sonu yok, sonu yok efendim. Rica edeyim yani…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Onlarla ilgisi yok ya!

ENVER ERDEM (Elâzığ) – İki dakika düzeltmem lazım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Soru-cevapta sorsunlar, cevap versinler. Devletin koyduğu rakamlardır herhâlde, burada da var, hangisi doğruysa ortaya çıkar. Şahsa alınmamak lazım diye düşünüyorum.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkan, Konuşmacı beni işaret etmek suretiyle “Elâzığ milletvekilleri” dedi.

BAŞKAN – Efendim, bir saniye…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sataşmaya meydan vermeden iki cümle…

BAŞKAN – Hayır, rica edeyim… Beyefendi, rica edeyim sizden de… Lütfen…

Şimdi soru-cevap kısmına geçiyoruz.

İlk soru Sayın Genç’in.

Sayın Genç, buyurun.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, bir dakika, rakamları çarpıttı.

BAŞKAN – Rica ediyorum… Rakamlar burada.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Bir şeyi açıklayayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Açıklatırım sonra, müsaade edin.

Sayın Genç, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, birinci sorum: Üniversite yurtlarında her sene on binlerce boş kadro bırakılıyor, bu AKP’lilere kontenjan suretiyle dolduruluyor.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, bir şeyi açıklayayım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir dakika efendim, bir dakika…

BAŞKAN – Söz verdik sonradan vereyim, şimdi oturun lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bunu düzeltmeyi düşünüyor musunuz?

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Buradan açıklayayım Sayın Başkan, buradan.

BAŞKAN – Soru-cevaptan sonra vereceğim. Lütfen efendim…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Başkan, ne oluyor efendim, yeniden başlatın efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir dakika efendim…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Adaletli yönetin! Olur mu öyle şey!

BAŞKAN – Soru-cevaptan sonra vereceğim, söz veriyorum efendim. Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan önce başlanmış işi tamamlayın. Bakın, sizin yönetmenize yardımcı olmak istiyoruz.

BAŞKAN – Vereceğim soru-cevaptan sonra. Lütfen…

Buyurun Kamer Bey.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, süreyi bir daha başlatın.

BAŞKAN – Baştan alıyoruz, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Süreyi baştan alın, sıfırlayın.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Buradan açıklayayım Sayın Başkan, bir şeyi açıklayayım.

BAŞKAN – Efendim, soru-cevaplar yerinden oluyor. Lütfen…

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, üniversite yurtlarında on binlerce kadro boş bırakılıyor, AKP’lilere bu dolduruluyor kontenjan yoluyla. Bunu önlemeyi düşünüyor musunuz?

Resmî makamlarda, kullanılan araçların birçoğuna, on binlercesine sivil plaka takılıyor. Bu sahtekârlık değil midir?

Bana Türkiye'nin birçok yerinden ulaşan haberlere göre, Alevi köylerine hiçbir hizmet götürülmüyor kasten. Bunu önlemeyi düşünüyor musunuz?

Tayyip Erdoğan kaç tane uçak ve helikopter kullanıyor? 2005’le 2011 yılları arasında ne kadar ücret ödendi? Ayrıca, 2005’le 2011 yılları arasında özel hizmet yoluyla alınan araçlar arasında Tayyip Erdoğan’ın oğlunun bacanağının babası olan Zekeriya Karaman’ın ortak olduğu şirketlerden kaç araç kiralanmıştır? Senelik ödenen paralar kaç liradır? Bunların şirketleri Beyaz Holding, Atlas Holding ve… Onları tek tek öğrenmek istiyorum efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

Sayın Tanal, İstanbul Milletvekili…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli milletvekilleri, Harçlar Kanunu’nun 36’ncı maddesi “Mahkemeler hâkimler, cumhuriyet savcıları ve icra iflas daireleri tarafından herhangi bir sebepten dolayı alınmış olan paraların bankaya yatırılması hâlinde bu paralara ait faiz, ikramiye ve sair menfaatleri devlete aittir.” der.

2005 yılına kadar bu hüküm uygulanır iken 2005 yılından bu yana bu hüküm uygulanmıyor. Hırsız hırsızdır, hırsızın partisinin olmaması gerekir. Bu paralara 2005, 2006, 2007, 2008, 2009, 2010, 2011 tarihlerinde ne kadar faiz tahakkuk ettirilmiştir? Bilgi verirseniz sevinirim.

Saygılar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Iğdır Milletvekilimiz Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Atanamayan öğretmenlere bütçe bulamayan Sayın Maliye Bakanına soruyorum: Seçimlerde AKP’ye oy verdirmeleri için baskı altına aldığınız muhtarlarımızın 370 TL olan ödeneklerinin bulundukları makamla mütenasip olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu ödeneğin en az asgari ücret seviyesine çıkarılması ve sosyal güvenlik primlerinin de devlet tarafından karşılanması gerekir. Bu durum il genel meclisi üyelerimiz açısından da farklı değildir. Muhtarlar ve il genel meclisi üyelerimizin durumlarını düzeltmeyi düşünüyor musunuz?

İl merkezlerindeki mahalle muhtarlıklarının kaldırılacağına ilişkin yasal düzenleme hazırlığı var mıdır? Var ise bu tavrınızın da son derece yanlış olduğunu düşünmekteyiz.

Belediye çalışanlarının, belediye emrinde taşeron çalışanların ve 4/C’lilerin durumlarını yeni bütçede düzenlemeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Kütahya Milletvekili Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan

Sayın Enerji Bakanının burada olmasını da fırsat bilerek bir konuyu gündeme getirmek istiyorum: Bir kömür memleketi olan Kütahya ili Tavşanlı ilçesinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda doğal gaza geçilmesine yönelik çalışmalar hemen hemen tamamlanmıştır. Ancak bugün itibarıyla okullarımızda yalıtım ve altyapı eksikliği nedeniyle binalar ısınmadığı için öğrenciler üşümektedir. Sayın Bakanım, bu konuda bir çözüm bulanabilecek midir?

İkincisi: 2011 yılında Bakanlığınızın özellikle 2 bin nüfusun altında kalan belde belediyelerine ek ödemesi olmuş mudur? Olduysa, bu tutar ne kadardır? Belediyelerin bulunduğu partilere göre bu dağılım nasıldır?

Şimdi, son sorumu soruyorum: Nüfusu 2 binin altında olan belediyeler 2009 yılındaki düzenlemeyle son kez, yargı kararıyla belediye başkanlığı seçimine girdiler. Şimdi, bu belediyeler, 2014 yılı yerel seçimlerinde belediye başkanlığı seçimlerine girebilecek midir?

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Işık.

Gaziantep Milletvekili Sayın Şeker…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce Sayın Bakan açıklamıştı, Libya Ulusal Geçici Konseyi Başkanı ile Sayın Ali Babacan arasındaki bir anlaşmayla 200 milyon dolar para verildiğini söylemişti. Bu para verildikten sonra mı bu anlaşma yapılmıştır? Yahut da bu anlaşma yapıldıktan önce mi bu para gönderilmiştir? Bunu öğrenmek istiyorum.

İkincisi: Türkiye’de pek çok belde belediyesine İş ve İşçi Bulma Kurumu tarafından işçi gönderilmektedir. Bu miktar ne kadardır? Türkiye Cumhuriyeti devletinin cebinden çıkan para ne kadardır? Bu işçileri kim tespit etmektedir? O belgede KPSS sınavı gibi bir sınav da yapılmadığı için, bunları tespit eden, bunların gerçekten işe ihtiyacı olup olmadığını, akraba, hısım, yakın, tanıdık olup olmadıklarıyla ilgili bir inceleme yapılmış mıdır? Bunların rakamı ne kadardır? Onu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şeker.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii ki, şimdi Sayın Genç birkaç soru sordu, o soruların bir kısmının çalışılması gerekiyor. Yalnız ben şu söylemine katılmıyorum: “Alevi köylerine hizmet götürülmüyor.” diyorlar, Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar… (CHP sıralarından gürültüler)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana gelen en az 50 mektup var.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – 2005’ten bu yana KÖYDES kapsamında...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Alevi köylerine hizmet gitmiyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Genç, lütfen dinleyin, lütfen bir dinleyin, soru sordunuz, dinleyin lütfen.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Tunceli’ye 2005 yılından bu yana KÖYDES kapsamında 95,7 milyon lira para gönderilmiştir ve bu paranın tamamı köyler için, köylerin altyapısı için harcanmıştır. Dolayısıyla, yani şu köylere, bu köylere hizmet gitmiyor şeklindeki yaklaşım doğru değildir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Sayın Tanal da harçlarla ilgili bir soru sordu. Tabii ki bunu ezberden bilmemin imkânı yok. Eğer bu rakam, bu istatistikler tutuluyorsa, arkadaşlar çıkartırlar, size yazılı olarak iletirler.

Iğdır Milletvekilimiz atanamayan öğretmenlerle ilgili tabii, bir yorumda bulundu. Değerli arkadaşlar, biz 2003 yılından bu yana 301 bin tane öğretmen atamışız. Evet, yani 169 bin derslik yapmışız, 301 bin tane de öğretmen atamışız ve önümüzdeki yıllarda da Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre öğretmen de atamaya tabii ki devam edeceğiz. Bu dönem yani Rusya da dâhil, İngiltere de dâhil yüz binlerce memurun işten çıkartıldığı bir dönem. Oysa Türkiye’de, hem sağlıkta hem eğitimde hem bütün alanlarda Türkiye’nin ihtiyacı kadar tabii ki memur alınmaya devam ediliyor.

Değerli arkadaşlar, Libya’yla kredi anlaşması tabii ki önce imzalanır, ondan sonra para gönderilir. Yani ben, tabii, şu anda Hazinemiz… Ben yine de sorarım, tarihlerini tam olarak öğrenmek açısından, “Fiziken para ne zaman ulaştırıldı, anlaşma ne zaman imzalandı?” diye ama usul olarak önce anlaşma imzalanır, ondan sonra tabii ki bu paralar gönderilir.

Değerli arkadaşlar, muhtarlarımızla ilgili olarak dün de sorular geldi. Ben sadece muhtarlarımızın ödediği prim ile maaşlarını bir karşılaştırmak istiyorum, değerlendirmeyi de size bırakıyorum. Bakın, 2002 yılı Aralık ayında muhtarlarımızın maaşı 97 lira, ödemek zorunda oldukları en düşük prim miktarı 87 lira. Peki, bugün ne kadar? Bugün maaş 384 lira, ödemek zorunda oldukları prim 280 lira. Ben “Bu yeterlidir.” demiyorum, durumlarının iyileştirilmesi gerektiğine de inanıyorum, Köy Kanunu çerçevesinde bunun yapılması gerektiğine de inanıyorum. Yalnız, yani hiçbir şey yapılmamış gibi bir yaklaşım içerisine girmek de tabii ki doğru değil, bu rakamlar çok açık ve net bir şekilde durumlarının iyileştiğini ortaya koyuyor.

Değerli arkadaşlar, Tavşanlı’da eğer bir ısınma sorunu okullarımızda varsa, Millî Eğitim Bakanlığımız… Tabii ki biz de, sizler de kendilerinin dikkatlerine ulaştırırsınız ve ne gerekiyorsa biz Bakanlık olarak kendilerine bu desteği de veririz, yani bu konuda en ufak bir tereddüt olmasın.

Dün de ifade ettim, Millî Eğitim Bakanlığımızın talebi üzerine kendilerine bu hafta içerisinde -yani bu geçtiğimiz hafta içerisinde- 302 milyon lira ilave ödenek, yani yedek ödenekten para aktardım.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Müdürler korkuyorlar, problemlerini iletemiyorlar Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, şimdi zamanım olduğu için, müsaade ederseniz… Daha önce şu söylendi, yine bir soru vardı: Mükellef sayısı niye azalıyor Türkiye’de? Çünkü bu bütçeyle de ilgili bir konudur.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 2004 yılında biz yasayı değiştiriyoruz ve bu yasayla işini terk etmiş, herhangi bir ticari faaliyette bulunmayan, yapılan araştırmalar sonucunda bilinen adreslerinde bulunamayan mükelleflerin biz resen vergi dairelerindeki kayıtlarını sildik. Kaç kişinin kaydını silmişiz? Gelir vergisi mükellefi olarak 223.686. Düşünebiliyor musunuz, 223 binden fazla mükellefin kaydını biz silmişiz resen. Kurumlar vergisinde 222 bin mükellefin kaydını silmişiz. Yine gayrimenkul sermaye iradında 60.651; gelir vergisi stopajında 387.841 mükellefin kaydını silmişiz. Katma değer vergisinde 409.697; basit usul gelir vergisi 29.215…

Şimdi, aslında bu, kayıtlarını resen sildiğimiz mükellefleri dikkate alırsanız, Türkiye’de 2002 Aralık dönemine göre gelir vergisi mükellef sayısı yüzde 13,4; kurumlar vergisi mükellef sayısı yüzde 82,5; gayrimenkul sermaye iradı mükellef sayısı yüzde 177,5; gelir vergisi stopaj mükellefi sayısı da yüzde 50,4 artmıştır.

BAŞKAN - Çok teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Süreniz doldu.

Şimdi...