TÜRKÝYE BÜYÜK MÝLLET MECLÝSÝ

 

YASAMA DÖNEMİ                 CİLT                YASAMA YILI

              24                                 8                             2

 

 

TUTANAK DERGİSİ

34’üncü BİRLEŞİM

 

11 Aralık 2011 Pazar

 

 

 

 

 

 

DÖNEM: 24                           CİLT: 8                         YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

34’üncü Birleşim

11 Aralık 2011 Pazar

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87)

 

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88)

 

A) GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI

 

1.- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

B) TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI

 

1.- Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TARIM REFORMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

1.- Tarım Reformu Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜTÜN VE ALKOL PİYASASI DÜZENLEME KURUMU

 

1.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI

 

1.- Millî Eğitim Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Millî Eğitim Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU

 

1.- Yükseköğretim Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Yükseköğretim Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI

 

1.- Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezî Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

H) ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ

 

1.- Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezî 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) ÜNİVERSİTELER

 

1.- Ankara Üniversitesi

 

a) Ankara Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

2.- Orta Doğu Teknik Üniversitesi

 

a) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

3.- Hacettepe Üniversitesi

 

a) Hacettepe Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Hacettepe Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

4.- Gazi Üniversitesi

 

a) Gazi Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Gazi Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

5.- İstanbul Üniversitesi

 

a) İstanbul Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) İstanbul Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

6.- İstanbul Teknik Üniversitesi

 

a) İstanbul Teknik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) İstanbul Teknik Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

7.- Boğaziçi Üniversitesi

 

a) Boğaziçi Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Boğaziçi Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

8.- Marmara Üniversitesi

 

a) Marmara Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Marmara Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

9.- Yıldız Teknik Üniversitesi

 

a) Yıldız Teknik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Yıldız Teknik Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

10.- Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi

 

a) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

11.- Ege Üniversitesi

 

a) Ege Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Ege Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

12.- Dokuz Eylül Üniversitesi

 

a) Dokuz Eylül Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Dokuz Eylül Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

13.- Trakya Üniversitesi

 

a) Trakya Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Trakya Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

14.- Uludağ Üniversitesi

 

a) Uludağ Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Uludağ Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

15.- Anadolu Üniversitesi

 

a) Anadolu Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Anadolu Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

16.- Selçuk Üniversitesi

 

a) Selçuk Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Selçuk Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

17.- Akdeniz Üniversitesi

 

a) Akdeniz Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Akdeniz Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

18.- Erciyes Üniversitesi

 

a) Erciyes Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Erciyes Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

19.- Cumhuriyet Üniversitesi

 

a) Cumhuriyet Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Cumhuriyet Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

20.- Çukurova Üniversitesi

 

a) Çukurova Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Çukurova Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

21.- 19 Mayıs Üniversitesi

 

a) 19 Mayıs Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) 19 Mayıs Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

22.- Karadeniz Teknik Üniversitesi

 

a) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

23.- Atatürk Üniversitesi

 

a) Atatürk Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Atatürk Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

24.- İnönü Üniversitesi

 

a) İnönü Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) İnönü Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

25.- Fırat Üniversitesi

 

a) Fırat Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Fırat Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

26.- Dicle Üniversitesi

 

a) Dicle Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Dicle Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

27.- Yüzüncü Yıl Üniversitesi

 

a) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

28.- Gaziantep Üniversitesi

 

a) Gaziantep Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Gaziantep Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

29.- İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü

 

a) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

30.- Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü

 

a) Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

31.- Harran Üniversitesi

 

a) Harran Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Harran Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

32.- Süleyman Demirel Üniversitesi

 

a) Süleyman Demirel Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Süleyman Demirel Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

33.- Adnan Menderes Üniversitesi

 

a) Adnan Menderes Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Adnan Menderes Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

34.- Zonguldak Kara Elmas Üniversitesi

 

a) Zonguldak Kara Elmas Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Zonguldak Kara Elmas Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

35.- Mersin Üniversitesi

 

a) Mersin Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Mersin Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

36.- Pamukkale Üniversitesi

 

a) Pamukkale Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Pamukkale Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

37.- Balıkesir Üniversitesi

 

a) Balıkesir Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Balıkesir Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

38.- Kocaeli Üniversitesi

 

a) Kocaeli Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Kocaeli Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

39.- Sakarya Üniversitesi

 

a) Sakarya Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Sakarya Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

40.- Celâl Bayar Üniversitesi

 

a) Celâl Bayar Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Celâl Bayar Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

41.- Abant İzzet Baysal Üniversitesi

 

a) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

42.- Mustafa Kemal Üniversitesi

 

a) Mustafa Kemal Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Mustafa Kemal Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

43.- Afyon Kocatepe Üniversitesi

 

a) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

44.- Kafkas Üniversitesi

 

a) Kafkas Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Kafkas Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

45.- Çanakkale 18 Mart Üniversitesi

 

a) Çanakkale 18 Mart Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Çanakkale 18 Mart Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

46.- Niğde Üniversitesi

 

a) Niğde Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Niğde Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

47.- Dumlupınar Üniversitesi

 

a) Dumlupınar Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Dumlupınar Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

48.- Gaziosmanpaşa Üniversitesi

 

a) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

49.- Muğla Üniversitesi

 

a) Muğla Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Muğla Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

50.- Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi

 

a) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

51.- Kırıkkale Üniversitesi

 

a) Kırıkkale Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Kırıkkale Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

52.- Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi

 

a) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

53.- Galatasaray Üniversitesi

 

a) Galatasaray Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Galatasaray Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

54.- Ahi Evran Üniversitesi

 

a) Ahi Evran Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Ahi Evran Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

55.- Kastamonu Üniversitesi

 

a) Kastamonu Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Kastamonu Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

56.- Düzce Üniversitesi

 

a) Düzce Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Düzce Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

57.- Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi

 

a) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

58.- Uşak Üniversitesi

 

a) Uşak Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Uşak Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

59.- Rize Üniversitesi

 

a) Rize Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Rize Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

60.- Namık Kemal Üniversitesi

 

a) Namık Kemal Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Namık Kemal Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

61.- Erzincan Üniversitesi

 

a) Erzincan Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Erzincan Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

62.- Aksaray Üniversitesi

 

a) Aksaray Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Aksaray Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

63.- Giresun Üniversitesi

 

a) Giresun Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Giresun Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

64.- Hitit Üniversitesi

 

a) Hitit Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Hitit Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

65.- Bozok Üniversitesi

 

a) Bozok Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Bozok Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

66.- Adıyaman Üniversitesi

 

a) Adıyaman Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Adıyaman Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

67.- Ordu Üniversitesi

 

a) Ordu Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Ordu Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

68.- Amasya Üniversitesi

 

a) Amasya Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Amasya Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

69.- Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi

 

a) Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

70.- Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi

 

a) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Amasya Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

71.- Sinop Üniversitesi

 

a) Sinop Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Sinop Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

72.-  Siirt Üniversitesi

 

a) Siirt Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Siirt Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

73.-  Nevşehir Üniversitesi

 

a) Nevşehir Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Nevşehir Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

74.- Karabük Üniversitesi

 

a) Karabük Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Karabük Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

75.- Kilis Yedi Aralık Üniversitesi

 

a) Kilis Yedi Aralık Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Kilis Yedi Aralık Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

76.-  Çankırı Karatekin Üniversitesi

 

a) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

77.- Artvin Çoruh Üniversitesi

 

a) Artvin Çoruh Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Artvin Çoruh Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

78.- Bilecik Üniversitesi

 

a) Bilecik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Bilecik Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

79.- Bitlis Eren Üniversitesi

 

a) Bitlis Eren Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Bitlis Eren Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

80.- Kırklareli Üniversitesi

 

a) Kırklareli Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Kırklareli Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

81.- Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi

 

a) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

82.- Bingöl Üniversitesi

 

a) Bingöl Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Bingöl Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

83.- Muş Alparslan Üniversitesi

 

a) Muş Alparslan Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Muş Alparslan Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

84.- Mardin Artuklu Üniversitesi

 

a) Mardin Artuklu Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Mardin Artuklu Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

85.- Batman Üniversitesi

 

a) Batman Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Batman Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

86.- Ardahan Üniversitesi

 

a) Ardahan Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Ardahan Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

87.- Bartın Üniversitesi

 

a) Bartın Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Bartın Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

88.- Bayburt Üniversitesi

 

a) Bayburt Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Bayburt Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

89.- Gümüşhane Üniversitesi

 

a) Gümüşhane Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Gümüşhane Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

90.- Hakkâri Üniversitesi

 

a) Hakkâri Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Hakkâri Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

91.- Iğdır Üniversitesi

 

a) Iğdır Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Iğdır Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

92.- Şırnak Üniversitesi

 

a) Şırnak Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Şırnak Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

93.- Tunceli Üniversitesi

 

a) Tunceli Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Tunceli Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

94.- Yalova Üniversitesi

 

a) Yalova Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

b) Yalova Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

95.- Türk Alman Üniversitesi

 

a) Türk Alman Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

96.- Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

 

a) Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

97.- Bursa Teknik Üniversitesi

 

a) Bursa Teknik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

98.- İstanbul Medeniyet Üniversitesi

 

a) İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

99.- İzmir Katip Çelebi Üniversitesi

 

a) İzmir Katip Çelebi Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

100.- Konya Üniversitesi

 

a) Konya Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

101.- Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi

 

a) Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

102.- Erzurum Teknik Üniversitesi

 

a) Erzurum Teknik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün yaptığı konuşmasına istinaden Kurban Bayramı’ndan sonra elde kalan hayvanları Et Balık Kurumunun aldığına ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in yaptığı konuşmasına istinaden toprak sahiplerine destekleme verildiğine, üreticiye verilmediğine ilişkin açıklaması

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kurban Bayramı’nda Türk köylüsünün elinde kalan hayvanların ithal hayvan getirilmesinden dolayı ucuza verildiği ve Et Balık Kurumunun Ürdünlü ithalatçı firmadan 18 liradan alırken köylüye 12 lira ile 14 lira arasında teklif edildiği iddialarına ilişkin açıklaması

4.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, söylediklerini yanlış ifade ettiği gerekçesiyle mazotla ilgili bilgiyi araştırma enstitülerinden ve Tarım Bakanlığının kaynaklarından aldıklarına ilişkin açıklaması

5.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in konuşmasına ilişkin açıklaması

 

 

 


I. GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 13.00’te açılarak sekiz oturum yaptı.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/470) (S. Sayısı: 87) ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi’nin (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) görüşmelerine devam edilerek;

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı,

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı,

Diyanet İşleri Başkanlığı,

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı,

Hazine Müsteşarlığı,

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu,

Sermaye Piyasası Kurulu,

Adalet Bakanlığı,

Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu,

Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı,

İçişleri Bakanlığı,

Emniyet Genel Müdürlüğü,

Jandarma Genel Komutanlığı,

Sahil Güvenlik Komutanlığı,

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçeleri ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesapları; Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçeleri ile Türk İşbirliği; Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı,

Kabul edildi.

Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın şahsına,

İstanbul Milletvekili İhsan Özkes, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın şahsına,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun partisine,

İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun şahsına,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın partisine,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Genel Kurul çalışmaları sırasında foto muhabirlerine yönelik sarf etmiş olduğu sözlere,

Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, şahsına yönelik olarak “Mahalle karısı gibi car car konuşuyor.” şeklinde günlük bir gazetede çıkan haber üzerine, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin böyle bir söz söyleyip söylemediği konusunda açıklama yapması gerektiğine,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in konuşmasına istinaden Meclis tutanaklarında söz konusu ifadenin olmadığına,

Sinop Milletvekili Engin Altay, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’a konuşması sırasında attığı laf nedeniyle kastını aştığına ve sözünü geri aldığına,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, konuşan hatiplerin “cumhuriyet dönemiyle hesaplaşma derdine” girmemeleri ve 2012 bütçesini tartışmaları gerektiğine,

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, cumhuriyetle bir sorunu olmadıklarına,

İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun sözlerini yanlış anladığına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Alınan karar gereğince 11 Aralık 2011 Pazar günü saat 11.00’de toplanmak üzere birleşime 01.15’te son verildi.

 

                                                             Sadık YAKUT

                                                             Başkan Vekili

            Tanju ÖZCAN                                                                           Mine LÖK BEYAZ

                    Bolu                                                                                         Diyarbakır

                Kâtip Üye                                                                                     Kâtip Üye

        Mustafa HAMARAT                                                                        Özlem YEMİŞÇİ

                    Ordu                                                                                          Tekirdağ

                Kâtip Üye                                                                                     Kâtip Üye

 


11 Aralık 2011 Pazar

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün bir tur görüşme yapacağız.

Beşinci turda, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı; Tarım Reformu Genel Müdürlüğü; Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu; Millî Eğitim Bakanlığı; Yükseköğretim Kurulu; Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı; Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi ile üniversitelerin bütçeleri yer almaktadır.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (x)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (x)

A) GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI

1.- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

B) TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI

1.- Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TARIM REFORMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Tarım Reformu Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) TÜTÜN VE ALKOL PİYASASI DÜZENLEME KURUMU

1.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI

1.- Millî Eğitim Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Eğitim Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU

1.- Yükseköğretim Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yükseköğretim Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI

1.- Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezî Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

                     

(x) 87 ve 88 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 08/12/2011 tarihli 31'inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

H) ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ

1.- Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezî 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) ÜNİVERSİTELER

1.- Ankara Üniversitesi

a) Ankara Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

2.- Orta Doğu Teknik Üniversitesi

 a) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

3.- Hacettepe Üniversitesi

a) Hacettepe Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hacettepe Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

4.- Gazi Üniversitesi

a) Gazi Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gazi Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

5.- İstanbul Üniversitesi

a) İstanbul Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

6.- İstanbul Teknik Üniversitesi

a) İstanbul Teknik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Teknik Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

7.- Boğaziçi Üniversitesi

a) Boğaziçi Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Boğaziçi Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

8.- Marmara Üniversitesi

a) Marmara Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Marmara Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

9.- Yıldız Teknik Üniversitesi

a) Yıldız Teknik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yıldız Teknik Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

10.- Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi

a) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

11.- Ege Üniversitesi

a) Ege Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ege Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

12.- Dokuz Eylül Üniversitesi

a) Dokuz Eylül Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dokuz Eylül Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

13.- Trakya Üniversitesi

a) Trakya Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Trakya Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

14.- Uludağ Üniversitesi

a) Uludağ Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Uludağ Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

15.- Anadolu Üniversitesi

a) Anadolu Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Anadolu Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

16.- Selçuk Üniversitesi

a) Selçuk Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Selçuk Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

17.- Akdeniz Üniversitesi

a) Akdeniz Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Akdeniz Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

18.- Erciyes Üniversitesi

a) Erciyes Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erciyes Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

19.- Cumhuriyet Üniversitesi

a) Cumhuriyet Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Cumhuriyet Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

20.- Çukurova Üniversitesi

a) Çukurova Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çukurova Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

21.- 19 Mayıs Üniversitesi

a) 19 Mayıs Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) 19 Mayıs Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

22.- Karadeniz Teknik Üniversitesi

a) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

23.- Atatürk Üniversitesi

a) Atatürk Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Atatürk Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

24.- İnönü Üniversitesi

a) İnönü Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İnönü Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

25.- Fırat Üniversitesi

a) Fırat Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Fırat Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

26.- Dicle Üniversitesi

a) Dicle Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dicle Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

27.- Yüzüncü Yıl Üniversitesi

a) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

28.- Gaziantep Üniversitesi

a) Gaziantep Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gaziantep Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

29.- İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü

a) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

30.- Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü

a) Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

31.- Harran Üniversitesi

a) Harran Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Harran Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

32.- Süleyman Demirel Üniversitesi

a) Süleyman Demirel Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Süleyman Demirel Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

33.- Adnan Menderes Üniversitesi

a) Adnan Menderes Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adnan Menderes Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

34.- Zonguldak Kara Elmas Üniversitesi

a) Zonguldak Kara Elmas Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Zonguldak Kara Elmas Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

35.- Mersin Üniversitesi

a) Mersin Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mersin Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

36.- Pamukkale Üniversitesi

a) Pamukkale Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Pamukkale Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

37.- Balıkesir Üniversitesi

a) Balıkesir Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Balıkesir Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

38.- Kocaeli Üniversitesi

a) Kocaeli Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kocaeli Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

39.- Sakarya Üniversitesi

a) Sakarya Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sakarya Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

40.- Celâl Bayar Üniversitesi

a) Celâl Bayar Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Celâl Bayar Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

41.- Abant İzzet Baysal Üniversitesi

a) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

42.- Mustafa Kemal Üniversitesi

a) Mustafa Kemal Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mustafa Kemal Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

43.- Afyon Kocatepe Üniversitesi

a) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

44.- Kafkas Üniversitesi

a) Kafkas Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kafkas Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

45.- Çanakkale 18 Mart Üniversitesi

a) Çanakkale 18 Mart Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çanakkale 18 Mart Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

46.- Niğde Üniversitesi

a) Niğde Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Niğde Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

47.- Dumlupınar Üniversitesi

a) Dumlupınar Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dumlupınar Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

48.- Gaziosmanpaşa Üniversitesi

a) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

49.- Muğla Üniversitesi

a) Muğla Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Muğla Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

50.- Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi

a)  Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b)  Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

51.- Kırıkkale Üniversitesi

a) Kırıkkale Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kırıkkale Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

52.- Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi

a) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

53.- Galatasaray Üniversitesi

a) Galatasaray Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Galatasaray Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

54.- Ahi Evran Üniversitesi

a) Ahi Evran Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ahi Evran Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

55.- Kastamonu Üniversitesi

a) Kastamonu Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kastamonu Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

56.- Düzce Üniversitesi

a) Düzce Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Düzce Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

57.- Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi

a) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

58.- Uşak Üniversitesi

a) Uşak Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Uşak Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

59.- Rize Üniversitesi

a) Rize Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Rize Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

60.- Namık Kemal Üniversitesi

a) Namık Kemal Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Namık Kemal Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

61.- Erzincan Üniversitesi

a) Erzincan Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erzincan Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

62.- Aksaray Üniversitesi

a) Aksaray Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Aksaray Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

63.- Giresun Üniversitesi

a) Giresun Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Giresun Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

64.- Hitit Üniversitesi

a) Hitit Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hitit Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

65.- Bozok Üniversitesi

a) Bozok Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bozok Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

66.- Adıyaman Üniversitesi

a) Adıyaman Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adıyaman Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

67.- Ordu Üniversitesi

a) Ordu Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ordu Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

68.- Amasya Üniversitesi

a) Amasya Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Amasya Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

69.- Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi

a) Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

70.-  Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi

a) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Amasya Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

71.-  Sinop Üniversitesi

a) Sinop Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sinop Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

72.-  Siirt Üniversitesi

a) Siirt Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Siirt Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

73.-  Nevşehir Üniversitesi

a) Nevşehir Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Nevşehir Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

74.- Karabük Üniversitesi

a) Karabük Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karabük Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

75.- Kilis Yedi Aralık Üniversitesi

a) Kilis Yedi Aralık Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kilis Yedi Aralık Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

76.- Çankırı Karatekin Üniversitesi

a) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

77.- Artvin Çoruh Üniversitesi

a) Artvin Çoruh Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Artvin Çoruh Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

78.- Bilecik Üniversitesi

a) Bilecik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bilecik Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

79.- Bitlis Eren Üniversitesi

a) Bitlis Eren Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bitlis Eren Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

80.- Kırklareli Üniversitesi

a) Kırklareli Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kırklareli Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

81.- Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi

a) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

82.- Bingöl Üniversitesi

a) Bingöl Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bingöl Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

83.- Muş Alparslan Üniversitesi

a) Muş Alparslan Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Muş Alparslan Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

84.- Mardin Artuklu Üniversitesi

a) Mardin Artuklu Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mardin Artuklu Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

85.- Batman Üniversitesi

a) Batman Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Batman Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

86.- Ardahan Üniversitesi

a) Ardahan Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ardahan Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

87.- Bartın Üniversitesi

a) Bartın Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bartın Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

88.- Bayburt Üniversitesi

a) Bayburt Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bayburt Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

89.- Gümüşhane Üniversitesi

a) Gümüşhane Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gümüşhane Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

90.- Hakkâri Üniversitesi

a) Hakkâri Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hakkâri Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

91.- Iğdır Üniversitesi

a) Iğdır Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Iğdır Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

92.- Şırnak Üniversitesi

a) Şırnak Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Şırnak Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

93.- Tunceli Üniversitesi

a) Tunceli Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Tunceli Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

94.- Yalova Üniversitesi

a) Yalova Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yalova Üniversitesi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

95.- Türk Alman Üniversitesi

a) Türk Alman Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

96.- Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

a) Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

97.- Bursa Teknik Üniversitesi

a) Bursa Teknik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

98.- İstanbul Medeniyet Üniversitesi

a) İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

99.- İzmir Katip Çelebi Üniversitesi

a) İzmir Katip Çelebi Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

100.- Konya Üniversitesi

a) Konya Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

101.- Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi

a) Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

102.- Erzurum Teknik Üniversitesi

a) Erzurum Teknik Üniversitesi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerindedir.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin, konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir.

Beşinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz, Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut, Ankara Milletvekili Zühal Topcu, Kütahya Milletvekili Alim Işık; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan, Mersin Milletvekili Vahap Seçer, Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter, Edirne Milletvekili Recep Gürkan; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, Van Milletvekili Özdal Üçer; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Yunus Kılıç, Osmaniye Milletvekili Durdu Mehmet Kastal, Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık, Amasya Milletvekili Avni Erdemir, Düzce Milletvekili Osman Çakır, Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, Malatya Milletvekili Mustafa Şahin, İstanbul Milletvekili Muhammet Bilal Macit, Zonguldak Milletvekili Ercan Candan. Şahıslar adına lehine Muğla Milletvekili Yüksel Özden, aleyhine Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt.

Şimdi ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

On üç dakikadır süreniz.

Buyurunuz efendim.

MHP GRUBU ADINA KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın bütçesi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızın kesin hesabı, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü kesin hesabı ile Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu bütçe ve kesin hesabı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tarım, sektör itibarıyla hem üretici kesimini hem de tüketicileri ilgilendirme yönüyle, ayrıca pek çok sanayi kolunda ham madde temin eden faaliyet olması nedeniyle stratejik bir sektördür, insanoğlu için vazgeçilmezdir.

Denizleri, gölleri, toprak, su ve güneşi açısından çok şanslı olan ülkemiz nüfusunun yaklaşık yüzde 26’sı hâlâ tarım ile uğraşmaktadır. “Hâl┠diyorum, zira gelişmiş ekonomik güce sahip ülkelerde tarım sektörünün nispi payı azdır ve bu bir gelişmişlik göstergesidir. Örneğin, Avrupa Birliğinde bu oran yüzde 4 ile 4,5 iken Amerika Birleşik Devletleri’nde nüfusun yüzde 1 ila 1,5’u tarımla uğraşmaktadır.

Tarım, ülkemiz için hâlâ ekonomik, sosyal değeri olan önemli bir sektördür. Ancak, dünyanın 16’ncı büyük ekonomisine sahip ülkemizde çiftçinin, üreticinin, besicinin hâli perişandır.

Bugün iktidarın övünerek belirttiği fert başına düşen millî gelir TÜİK’e göre 15.392 dolar iken, tarım sektöründe çalışan insanlarımızın nasibine 3.566 dolar düşmektedir.

Takdir edersiniz ki tarım sektörü, iklim şartlarına ve coğrafi yapıya doğrudan bağlı bir sektördür. Tabiri caizse, üstü açık bir fabrikadır her tarım işletmesi. En önemli girdileri ise tohumdur, gübredir, ilaçtır, yemdir, mazottur, sulamada ve işletmede kullanılan elektriktir; en önemlisi el emeği, göz nuru, alın teridir.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Eker ve üst düzey bürokratlarına göre 2002 yılı tarımda milattır. Hemen hemen her açıklamalarında 2002 yılını baz alırlar, kıyaslama yaparlar ve başarılardan bahsederler. Ancak 1999 yılındaki asrın felaketine ve 2001 yılındaki krize rağmen, 2002 yılından bu yana tarımsal girdi fiyatlarının ne kadar arttığından hiç bahsetmezler. Bu girdilerin pek çoğunda hâlâ fiyatları kontrol dahi edememektedirler.

AKP’nin dokuz yıllık iktidarları döneminde “Nereden nereye” getirildiğinin göstergesi olacak olan bazı girdi fiyatlarının 2002 yılından bu yana ne kadar arttığını, Bakanlığın resmî İnternet sitesinden bazı verilere göre değerlendirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, tarımsal üretimin en önemli girdilerinden birisi mazottur. 2002 yılında ortalama 1 litre mazot 1 lira 10 kuruş idi, bugün ise 3 lira 90 kuruştur. İktidar yeşil yani ucuz mazot vermekten vazgeçti, üstelik mazota zam üstüne zam yapmayı tercih etti.

Gübrede durum farklı değildir. En çok kullanılan gübrelerden birkaç örnek vermek gerekirse, amonyum sülfatın 2002 yılında tonu 162 lirayken bugün tonu 640 liradır.

Yine amonyum nitratın 2002’de tonu 193 lirayken bugün 780 liradır.

Yine en çok kullanılan gübrelerden bir tanesi ürede de durum farklı değildir. 2002’de tonu 237 lira olan üre, bugün 1.120 liradır.

Yine DAP, 2002’de 354 lirayken bugün tonu 1.500 liradır.

Gübredeki durum böyle de yemdeki durum farklı mı? Onda da benzer rakamları görmek mümkündür değerli arkadaşlarım. Etlik piliç yeminde 2002’de 413 lira olan 1 ton yem bugün 1.210 liradır. Besi yeminde ise 2002’de 194 lira olan yem bugün 770 liradır.

Bu rakamlar da göstermektedir ki değerli arkadaşlarım, üretimin en önemli girdisi olan 1 litre mazot alabilmek için çiftçimizin 2002 yılında 2,5 kilo buğday satması yeterliyken bugün maalesef 6 kilogram buğday satması gerekmektedir.

Yine, 2002 yılında 1,5 litre ham süt satarak 1 litre mazot alabilen çiftçimiz, bugün 5 litre ham süt satmak zorunda kalmaktadır.

Yine, 1 litre mazot alabilmek için 2002 yılında 10 kilogram pancar teslim etmesi yeterliyken, çiftçimiz, bugün 35-40 kilo pancar teslim etsin ki 1 litre mazot alabilsin.

Değerli milletvekilleri, 2002 yılında 1 litre ham süt satmak suretiyle 2,5 kilo kesif yem alabilen üreticimiz, bugün 1 litre ham süt satmak suretiyle ancak 800 gram yem alabilmektedir.

Yine, 2002 yılında dekar başına 16 lira olarak verilen doğrudan gelir desteğiyle üreticimiz 13 litre mazot alabiliyor ve bu miktar mazot ile çiftçimiz anızını bozuyor, tarlayı ekime hazırlayabiliyor idi. Şu andaki durum ise maalesef yürekler acısıdır. Çiftçinin alacağı para yol parasına dahi yetmemektedir.

En çok kullanılan bir model traktör -markasını söylemeyeceğim- alabilmek için 2002 yılında çiftçimizin 213 ton şeker pancarı teslim etmesi yeterli iken bugün 340 ton şeker pancarı teslim etmesi gerekiyor değerli milletvekilleri. Aynı traktörü alabilmek için 2002 yılında 45 ton buğday satması yeterli iken bugün yaklaşık 72 ton buğday satması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, siz dünyanın en pahalı girdilerini kullanırsanız dünyanın en pahalı ürününü elde edersiniz. Dolayısıyla dünya ile rekabet edemezsiniz, şansınız azalır. Ürettiğinizi maliyetinin altında satmak zorunda kalır, zarar eder, üretimden kaçarsınız, üretim durur. Dolayısıyla üreticiniz ürettiği üründen para kazanamamaktan, tüketiciniz de gıda ürünlerini pahalıya almaktan şikâyet eder. Kalıcı ve köklü tedbirler almak yerine durumu idare etmek ve günü kurtarmak için palyatif tedbirlere başvurursunuz -ki bugün Hükûmetin yaptığı budur- tarımı, üretimi sürdürülebilir olmaktan çıkartırsınız. Gelinen noktada Sayın Bakanın övünerek ifade ettiği dünyanın 7’nci tarımsal ekonomisine sahip ülkemizi ithal buğdaya, mısıra, pamuğa, yem bitkilerine, ham yağa, ithal ete, balığa, süte, canlı hayvana ve de ithal kurbanlığa mahkûm edersiniz.

Hükûmetimiz pek çok konuda olduğu gibi tarımda da yanlış üstüne yanlışlar yapmaktadır. Milat ettikleri 2002 yılında göreve geldiklerinde, 1999-2000 yıllarında Türk tarımına, Türk çiftçisine ve besicisine altın çağını yaşatan bakanlık çalışanlarını tasfiyeye başladılar. Tabiri caizse, âdeta intikam duyguları ile hareket ederek bir devri sabık yaratmaya çalıştılar. İlk icraatlarındandır Manisa Tavuk Hastalıkları ve Aşı Üretim Merkezini kapatmak ki ondan sonra gerek kuş gribi gerekse domuz gribinde karşılaşılan sorunları nasıl iyi yönettiklerini sizler hafızalarınızda muhafaza ediyorsunuz. Göreve getirdikleri bürokrat ve idareciler için tek kıstas vardı “İşinin ehli olmasına gerek yok, bizden olsun yeter.” Bu yanlışın neticesidir ki yeterli bilgilendirmeme sonucu Sayın Tarım Bakanı çiftçilerimize “Gözünü kara toprak doyursun.” diyen ve o malum “Ananı da al da git.” ifadesini kullanan Sayın Başbakan Türk tarım ve siyasi literatüründe kara bir leke olarak tarihî yerini almıştır.

AKP’nin yanlış tercih ve politikaları neticesindedir ki ulusal deli dana komisyonunun kararları dahi göz ardı edilmiş, hayvan ithalinin önünde engel görüldüğü için bu komisyonun çalışmalarına son verilerek on beş yıldır -dikkatinizi çekiyorum- 1 gram ithal et girmeyen ülkemize son 1/10/2010-30/9/2011 tarihleri arasında yani on iki ayda Gümrükler Genel Müdürlüğünün verilerine göre tam 1 milyar 650 milyon dolarlık canlı hayvan ve et girmiştir. Bu para Türk çiftçisine değil, yabancı çiftçilere destek olarak gitmiştir. Hâlâ Türkiye’de şap yüzünden pazarlar kapatılmaktadır. Brucella ve tüberküloz ise kol gezmektedir.

2002 yılında bir tek kaçak hayvan girmeyen ülkemize bugün kaçak olarak kulak küpesi takılmış vaziyette kaçak hayvan ve “sınır ticareti” adı altında da pek çok tarım ürünü girmektedir. Bu kaçakçılık da büyük oranda PKK’nın kontrolünde olduğundan, Türk çiftçisi ile birlikte devletimiz de büyük zarar görmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz nüfusunun büyük bir kısmı tarım ve tarıma dayalı sanayi ile iştigal etmekte, aktif gücümüzün önemli bir kısmı da bu sektörde istihdam edilmektedir.

Tarım sektörünü ekonomik anlamda sadece kâr-zarar noktasında değerlendirmek doğru değildir.

Tarımın stratejik öneminin ve tüm insanlık için vazgeçilmezliğinin idrakine varmış olan ülkeler tarım sektörlerini sosyal ve ekonomik açıdan ayrı bir gözle değerlendirmekte ve desteklemektedirler. Bunun içindir ki Avrupa Birliği bütçesinin yaklaşık yüzde 45’ini tarım bütçesi oluşturmaktadır.

Bakanlığın yanlış yönetim ve tercihleri yüzünden düne kadar kendi öz kaynaklarıyla üretim yapabilir olan çiftçimiz, besicimiz bugün kredi kullanmaya muhtaç hâle gelmiştir. Ürünü para etmeyen üreticimiz borç batağında yüzmektedir. Tarlası, traktörü, pulluğu, su motoru, hatta kuluçka makinesi bile icralık olmuştur.

Yanlış tarım politikaları sonucu insanlarımız tarımdan kaçıyor değerli milletvekilleri, doğduğu toprakları terk ediyor. Devri iktidarınızda 2 milyon hektardan fazla tarım toprağı maalesef ekilmiyor ve 2,5 milyon insan toprağından koptu, işsizler ordusuna katıldı. Köyler boşalıyor. Bugün için seçim bölgem olan Afyonkarahisar’da nüfusu 100’ün altına düşmüş olan tam 114 tane köy var.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin gerek coğrafi gerekse iklim özellikleri nedeniyle bazı ürünlerin yetiştirilmesi yönünden çok şanslı sayılırız. Turunçgillerden Antep fıstığına, üzümünden incirine, fındığından zeytinine, kayısısından kiraz ve vişnesine, elma ve armudundan nar ve muzuna, balıkçısından tavukçusuna ve arıcısına kadar herkes ürününün yeteri kadar para etmediğinden ve girdi fiyatlarının yüksekliğinden şikâyetçidir. Bugün için sofralarımızın vazgeçilmezi olan domatesten biberine, salatalıktan fasulyesine, karpuzundan kavununa kadar tohum olarak hâlâ dışa bağımlılığımız devam etmektedir.

Arpa, buğday, mısır, çeltik, ayçiçeği, haşhaş, pancar, tütün ve pamuk üreticimiz ektiklerine ve ekeceklerine pişman olmakta, zamansız verilen ithalat izinleriyle adeta cezalandırılmaktadırlar.

Tarım sektörü destekleri yıldan yıla erimekte, millî gelirle kıyasladığımızda tarımsal desteklere verilen kaynağın millî gelirin yüzde 1’ine ulaşmadığını görmekteyiz, ki bu oran 2011 yılında binde 49’a kadar düşmüştür. Maliye Bakanı Sayın Şimşek 2012 yılı bütçe sunuş konuşmasında, kredi faiz desteği ve sübvansiyon unsurları dâhil, tarımsal desteklemelere 11 milyar lira civarında destek öngördüğünü belirtmiştir. Bu miktar da gösteriyor ki yüzde 1’in altında kalıyor ve 2012 yılında da maalesef çiftçimizin mağduriyetinin devam edeceği aşikârdır.

Değerli milletvekilleri, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak çiftçimizin her zaman yanındayız ve yanında olmaya da devam edeceğiz. Bütün üreticilerimizin takipçisiyiz ve onların Türkiye Büyük Millet Meclisinde gözüyüz, kulağıyız, ağzıyız, diliyiz, ki bu manada pek çok konuda olduğu gibi Meclis araştırmalarıyla konuyu takip ediyoruz. Bunlardan birini örnek vermek gerekirse, balıkçılık sektörümüzün içinde bulunmuş olduğu problemlerin tespiti ve çözüm yollarını araştırmak amacıyla kasım ayının içerisinde bir Meclis araştırması verdik. Bu, sadece balıkçılık sektöründe değil bütün sektörlerde devam etmektedir.

Zengin kaynakların fakir bekçisi olmak istemiyorsak, tam bağımsızlığın tesisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yılmaz.

KEMALETTİN YILMAZ (Devamla) – …ve devamı için üretmek, hatta inadına üretmek istiyorsak mutlaka tarımı desteklemek zorundayız.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut.

Buyurunuz Sayın Bulut. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığının 2012 yılı bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim, mesleki teknik eğitim, yükseköğretim gibi çok büyük kurumları içerisinde barındıran Millî Eğitim Bakanlığı, maalesef on yıldır, uzun bir zamandır, işi bilmez, ehil olmayan kadrolar elinde, emin olun, sıkıntı çekmektedir. Derslikler, okullar, öğrenciler, öğretmenler hepsi sıkıntı içerisindedirler. On yıldır tek başına iktidar olmanın bu anlamda avantajlarını iyi şekilde kullanamayan ancak yeri geldiğinde “Biz dünyanın 17’nci ekonomisine sahibiz, OECD ülkeleri içerisinde 12’nci ekonomiye sahibiz, Avrupa Birliği içerisinde 6’ncı sırada ekonomiye sahibiz.” şeklinde ifadelerde bulunan Hükûmetin kıyasladığı bu kurumlarda eğitime yapılan harcamalarla ülkede yapılan harcamaları kıyasladığımızda onlardan çok geride olduğumuzu görmekteyiz. Türkiye’de devlet bütçesinden eğitime ayrılan pay yüzde 10 iken OECD ortalaması yüzde 13,3’tür. OECD ülkelerinde öğrenci başına bizim 6 katımız harcama yapılmaktadır. Merkezi bütçe yatırım ödeneği içerisinde Millî Eğitim yatırım bütçesinin payı 2002 yılından bu yıla kadar tam 4 kat azalmıştır. 2002’de 22,34 iken şimdi 8,11’e düşmüştür. Yatırım bütçesi sürekli erimektedir. Ülkede 45 kişilik sınıflarda ikili öğretim yapılırken, ülke nüfusumuz 75 milyonları aşmakta. Her sene sisteme 400 bin yeni üye katılırken Millî Eğitim Bakanlığı en azından bir konuyu “Biz çözdük.” demeliydi bu on sene içerisinde. “Öğretmen ihtiyacını çözdük.”, “Derslik ihtiyacını çözdük.”, “Eğitim-öğretimde şu başarıyı yakaladık.” şeklindeki ifadelerin karşılığını bulmadığını üzülerek söylemekteyim.

Ülkede okullaşma oranını yüzde 50 oranlarında tuttuk ama yüzde 29,9 noktasında kaldık. Her 2 çocuktan 1’ini ana sınıfına göndermeyi planladık, 4 çocuktan 1’ini ancak gönderebildik. Ortaöğretimde her 3 çocuktan 2’si ortaöğretim dışında kaldı.

Ülkenin derslik ihtiyacı OECD raporlarına göre yüz kırk bin. Deprem kuşağında bir ülkeyiz. Yapılan en zayıf yapıların okullar olduğunu üzülerek ifade etmekteyiz. Peki, ne gibi tedbirler alıyoruz? Getirilen bütçeyle bunu nasıl çözeceğiz? Millî eğitimin hedeflenen kaynaklarına nasıl ulaşacağız? Bütçenin yüzde 70’ini personel harcamaları, yüzde 10’unu sosyal güvenlik ödemeleri, giderleri, prim giderleri, yüzde 20’sini -büyük bir bölümü- transfer harcamaları oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türk çocukları 45 kişilik sınıflarda değil, 20’yle, 25’le ifade edilen sınıflarda ders yapmak istemektedirler. Depreme dayanıklı binalarda, derslerine kadrolu öğretmenlerin girdiği, 600 değil en az 7.000 kelimeyle meramlarını anlatabildikleri, millî kültürü özümsemiş, müspet bilimi öğrenebildiği, laboratuvarlara girip deneyler yaptığı, okul içinde ve çevresinde uyuşturucu gibi bağımlılık maddelerinin satılmadığı, korkusuz, terörsüz bir eğitim istemektedirler. Millî Eğitimin ihtiyacı olan, 146 bin olarak ifade edilen öğretmen atamaları yapılmadı.

Değerli milletvekilleri, on yıldır sistem 300 bini aşkın öğretmenin birikmesine sebep oldu. Plansız bir eğitim politikaları neticesinde gelinen noktadır bu. Öğretmen yetiştiren fakültelere sürekli alınan öğrencilerin sisteme alınamaması, başka bir mesleği olmadığı için de herhangi bir işe yerleşememesi büyük sıkıntı yaratmaktadır. Bunun için ülkede gerçekten büyük sıkıntı içerisinde bulunan, intiharlara kadar varan, aile içerisinde, toplum içerisinde çok büyük sıkıntılar yaşayan bu atama bekleyen öğretmenlerin mutlaka atamalarına bir çözüm bulunması gerekmektedir.

Ben Sayın Bakana tavsiyede bulunuyorum. Ülke insanımızın yüzde 8’i okuma yazma bilmemektedir. Halk eğitim merkezleri marifetiyle bu kitleyi hakkı olan eğitim öğretime kavuşturalım, okuma yazmayı bunlara öğretelim. Onun için halk eğitim merkezlerine öğretmen alalım. 4 çocuktan 1’i okul öncesi eğitime katılıyor, 3’ü katılamıyor. İlköğretime, okul öncesi eğitime öğretmen alalım. 77 bin ücretli öğretmen var sistemin içerisinde. Bu öğretmenlerin doğu ve güneydoğuda atamasını KCK’nın yaptığını çarşaf çarşaf gazetelerde, istihbarat raporlarında görmekteyiz. Bunlara acilen son verilmelidir. Öğretmen atamaları yapılarak kadrolu hâle bunların getirilmesi gerekir. Etüt merkezleri kurulabilir. Ama bu sistemin ihtiyacı olan öğretmenlerin mutlaka atanması ve bu biriken potansiyelin eritilmesi, bundan sonrası için de eğitim fakültelerine alınacak öğrencilerin bir planlama içerisine alınması gerekmektedir. Bu sıkıntıların mutlaka sonlandırılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, öğretmenler ekonomik olarak çok zor durumdadırlar. Toplumun yoksulluk sınırının altında yaşayan kesimine inmişlerdir. 9/1’den maaş alan bir öğretmen 1.550 lira almaktadır. 1/4’ten maaş alan bir öğretmen 1.825 lira almaktadır. 1/4’ten emekli olan bir öğretmen 1.210 lira almaktadır. Hem görevdeyken hem emekliyken insan gibi yaşama şartlarını kendilerine sunamadığımız bu insanlardan nasıl hizmet bekleriz? Hepimizin yetişmesinde emeği olan bu insanların çoluk çocuğuna karşı, çevresine karşı itibarını düşürmemek için, yükseltmek için neden bir çaba göstermiyoruz?

Eğitimdeki kaliteye bakıyoruz, kalite düşük. TÜBİTAK bir anket yapıyor, ankette öğrencilere soruyor, “Mehmet Akif Ersoy’u içinizde tanıyan kaç kişi, kimler var?” diyor. Oranda erkeklerin yüzde 49’u tanıyor, kızların yüzde 41’i tanıyor Mehmet Akif Ersoy’u. Yunus Emre’yi tanıyanları soruyorlar, erkeklerin yüzde 77’si, kızların yüzde 65’i tanıyor. Mevlânâ’yı soruyorlar, erkeklerin yüzde 77’si, kızların yüzde 72’si tanıyor değerli milletvekilleri. Bunlar bizim özümüz, millî kültürümüzün sembolleri. Neredeyse hiç kimsenin bilmemesi mümkün olmayan bu önemli şahsiyetleri şu an eğitim sistemi içerisindeki öğrencilerin bilme seviyelerini sizlere arz ediyorum. Ama bu öğrencilere soruyorlar “Mona Lisa’yı tanıyan var mı?” diye? Erkeklerin yüzde 97’si, kızların yüzde 91’i tanıyor. Angelina Jolie’yi soruyorlar, erkeklerin yüzde 78’i, kızların yüzde 91’i biliyor. Brad Pitt’i soruyorlar, erkeklerin yüzde 81’i, kızların yüzde 88’i tanıyor.

Millî Eğitim Bakanlığına soruyorum “Bu yıl liseyi birincilikle bitirip ancak hiçbir yeri kazanamayan öğrenci sayısı nedir?” diye, Millî Eğitim Bakanlığından cevap alamıyorum. Bu yıla ait istatistiki bilgiler daha hazır değil. Böylesine bir keşmekeş içerisinde eğitim-öğretimin gerçekten CV’sinin düştüğü, okullarda güvenliğin dahi kalmadığı, öğretmen-öğrenci olaylarının had safhaya vardığı bir ortamda, Sayın Bakanımız, şimdi, bir proje başlatıyor, “Okullar Hayattır.” ya da “Okulda Hayat Var.” projesi. Bu çerçevede, eğer doğru ise, basından öğrendiğim kadarıyla, okullar, derslikler, bilgisayar laboratuvarları, kütüphane ve spor sahaları halkın kullanımına açılacak.

Sayın Bakan, Bakanlığa yakın 5 tane okuldan okul müdürünü lütfen çağırın, bu dedikleriniz nasıl olur diye bir sorun. Kendiniz eğitimci değilsiniz, eğitimcilerden danışman almıyorsunuz, Bakanlığın dışından personel getirip onlarla çalışıyorsunuz, tecrübeli, bu Bakanlığın içerisinde yetişmiş insanlara güvenmiyorsunuz, hiç olmazsa eğitimin içerisindeki insanlara sorunuz. Eğer siz bir yıl kadar, bir ay kadar okul müdürlüğü yapmış olsaydınız, uyuşturucunun okul kapıları önünde satıldığını, uyuşturucu kullanan çocukların cezaevine girdiğini, hem de Ankara’da, Meclise çok yakın bir okulda öğretmenin okul müdür yardımcısının odasında alkol aldığını, öğrencileri geziye götürdüğünde öğrencilerin yanında içtiğini, bundan dolayı açılan soruşturmanın savsaklanıp, sübut bulduğu hâlde zaman aşımına uğratılıp bu müdür yardımcısının, öğrencilerin karşısında İstiklal Marşı töreninde Zeki Müren’den şarkı söyleyen okul müdürünün ceza değil, taltif alarak daha üst okullara yönetici olarak atandığını… Bakanlığın, Sayın Bakanın, yeni, kendisinin güvendiği bir teftişe, bir kadroya, en yakınına “Anıttepe dosyasını getirin bana.” demesini istiyorum, bunları bir incelemesini istiyorum. Böylesine gözü kapanmış, hayalî projelerle proje bataklığına dönmüş Bakanlıkta, Bakanlığın teşkilat yapısını değiştirerek, kadroları değiştirerek, sürekli, eğitimdeki bu kargaşaya meydan verilmemesi gerekmektedir.

Sayın Bakan, bu Bakanlık, belirsizlik, kargaşalık, karmaşalığı kaldırmayacak bir Bakanlık; Türkiye'nin en önemli, en büyük Bakanlığı. Bu konuda mutlak surette özen gösterilmeli, dikkat edilmeli. Bu bütçeyle bunların yapılmasını mümkün görmüyoruz, yetersiz görüyoruz.

Öğretmen atamalarının gerçekleşmesini, bu sorunların giderilmesini diliyor, bütçenin hayırlı olması dileklerimle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bulut.

Ankara Milletvekili Zühal Topcu. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Topcu, süreniz on iki dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurulu ve Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2012 bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önceki konuşmacı arkadaşımızın da belirttiği gibi, evet, gerçekten, eğitim, bir ülkenin eğitimi hem ülke için hem de bireyler için çok önemli anlamlar ifade etmektedir, gerçekten çok önemli role sahip. Fakat baktığımızda, genel olarak AKP İktidarının dokuz yıllık sürecine baktığımızda 4 tane Millî Eğitim Bakanının geldiğini ve bu Millî Eğitim Bakanlarının da birbirlerinden çok farklı yöntemler ve projeler ürettiklerini, birbirlerini takip etmediklerini ve eğitimin içini dolduramadıklarını görüyoruz. Biz eğitimciler olarak genellikle bir ülkedeki tek bir gencimizin, tek bir insanımızın feda edilemeyeceği üzerine kurgularız bütün yaptığımız çalışmaları ama gördüğümüz şu ki gençlerimiz ve bu ülkenin geleceğinin çok fazla dikkate alınmadığını da ne yapıyoruz? Bu çalışmalarla görmüş oluyoruz. Her gelen bakan ne yapıyor? Yeni bir sistem kurmak istiyor. İşte, gidiyor, İskandinavya’dan farklı bir alana dalıyor, oradan bir sistem getiriyor. Amerika’ya gidiliyor, oradan bir sistem getiriliyor ve bu sistemler, acaba bizim bünyemize uygun mu, değil mi, incelenmeden direkt olarak uygulamaya konuluyor. Biz biliyoruz ki bir kıyas yöntemi var. Tabii ki bütün ülkelerin eğitim sistemleri incelenmeli, mukayese edilmeli, irdelenmeli. Ama bizim yapımıza uygun olarak ne yapılmalı? Adapte edilmeli, ondan sonra bizim sistemimize uyuyor mu, bizim değerlerimize, bizim kültürümüze uygun mu, bunlar irdelendikten sonra icraata geçirilmeli. Biz biliyoruz ki Osmanlıda bir enderun sistemi vardı; gerçekten, bizim içerimizdeki, bizim içimizde yetişen, bizim kendi sistemimizi üretebileceğimiz, kendi yapımıza uygun olarak yeni nesli yetiştirebileceğimiz bir sistemdi. Bizim, bu sistemleri kurmuş bireyler olarak, kurmuş nesiller olarak ne yapmamız lazım? Çok daha dikkatli olmamız gerektiğine inanıyoruz. Şimdi, parçayla bütün ilişkisi vardır eğitimde. Biz, genellikle parçalarla uğraşmaktan, sürekli olarak ne yaptık? Bütünü göremiyoruz artık. Bunun diğer bir ifadesi, ağaçları irdelemekten, ağaca bakmaktan ormanı kaçırdık ve onun için de artık eğitim sistemini kontrol edemiyoruz, kontrolden çıktı.

Bir diğer şey, AKP İktidarının dokuz yıldan beri kendi yaptığı icraatları sürekli olarak 1999 iktidarıyla, iktidarındaki icraatlarla, koalisyon hükûmetlerinin icraatıyla mukayese ettiğini görebiliyoruz ki bunun da, dokuz yıla baktığımızda, şu andaki Millî Eğitim Bakanının söylemlerine de baktığımızda, sanki yeni iktidara gelmiş gibi “Şunu yapacağız, bunu yapacağız.” şeklinde söylemlerle geçiştirildiğini de görebiliyoruz. Dokuz yılda yapılanlar ortada, çok daha dikkatli olunması gerektiğini düşünüyoruz ve eğer, kalitenin yakalanabilmesi için çok dikkatli olunmalı ve aynı zamanda bu kalitenin de, eğitimdeki kalitenin de sürdürülebilir olması gerekmektedir. Şu andaki Türk eğitim sisteminde, millî eğitim sisteminde bir vizyon sorunu var; nereye gidiyoruz, ne yapmak istiyoruz, bu daha tam, net olarak belirlenmiş değil. Gençlerin hedefi yok, kendilerini tanımıyorlar çünkü eğitim sistemi öyle bir hâl aldı ki gençler sınava girmekten, sınavlara yetişmekten, test sorusu çözmekten kendilerini ifade edemiyorlar. İletişimleri koptu bu gençlerin, arkadaşlık iletişimleri koptu, aileleriyle iletişimleri koptu. Artık yalnızca stres topu olarak ne yapıyorlar? Stres yumağı olarak ortada gezinip duruyorlar. Hepimizin çocuğu var, şöyle bir düşünün. Sınava giren veya girecek olan ilkokul dörtten itibaren ne yapıyor bu çocuklar? Anne, baba elinden tutuyor, dershanelere götürüyor. Yazık bu çocuklara, hayatlarını gerçekten yaşamıyorlar. Ne istiyorlar, idealleri ne, ne yapmak istiyorlar? Bir, işte, ortaöğretim sınavlarına odaklanıyorlar; işte, ilköğretim sınavlarına odaklanıyorlar ve bir bakıyorlar ki hayat akıp gidiyor en güzel zamanlarında. Bunların dikkate alınması gerekiyor.

En temel sorun da… Temel beceriler var. Millî Eğitim Bakanlığında şu andaki eğitimde temel becerilerin bile verilemediğini görebiliyoruz. Ben size OECD ülkeleri arasında yapılan PISA ve TIMSS araştırmalarını ve aynı zamanda da kendi ülkemizdeki sonuçları da, YGS sonuçlarını da vermek istiyorum. Şimdi buraya baktığımızda, bunlar temel becerileri ölçmek üzere yapılan sınavlar. 2003, 2006, 2009 performansında Türkiye'nin çok düşük olduğunu görüyoruz ve farklı test sonuçlarına göre 2006’da 57 ülke arasında 37 ile 44’üncü sıralar arasındayız, 2009’da 65 ülke arasında 41 ile 43’üncü sıradayız. Şimdi şeyi ben söylemek istiyorum, özellikle Bakan Bey geçen günkü bütçe konuşmasında “2023’de PISA’da hedefimiz ilk 10” dedi. Şimdi bakıyoruz, buna baktığımızda, on yıllık iktidar döneminde, PISA sonuçlarına göre, bazılarında bir sıra atladık, bazılarında da iki sıra atladık. Eğer on yıl için düşündüğümüzde nerede olacağız diye, on yıl sonra bu şeylere baktığımızda, çok fazla bir sıralamada olamayacağımızı, ön sıralara ilerleyemeyeceğimizi… Hatta size şöyle acı bir tablo bile vermek istiyorum, bu 10’uncu sıraya bu gidişatla iki yüz elli yıl sonra varacağız. Dikkatinizi çekmek istiyorum, birer sıra atlayarak gittiğimizde iki yüz elli yıl sonra bu sıralamaya geleceğiz.

Ayrıyeten, YGS sonuçlarına baktığımızda, ÖSYM verilerine göre, 2011 YGS sonuçlarında, 40 sorudan, 40 soruluk Türkçe testinde ortalama 21,9 soru, sosyal bilimlerde 11,6; matematik testinde 7,5; fen bilimlerinde 4,1 olduğunu görüyoruz. Bu rakamlar, geçen yılın rakamlarından daha düşük rakamlar, onu da paylaşmak istiyorum sizlerle.

Şimdi, buralara baktığımızda, sınavlar artık öğrencilerin canına tak dedi ama bir bakıyoruz yine, AKP İktidarının dokuz yıllık sürecine baktığımızda, deneme yanılmayla gidildiğini görüyoruz. Biliyorsunuz, bir OKS sınavı yapıldı, karar alındı, daha sonra LYS’ye geçildi, olmadı SBS’ye geçildi. Şimdi bakıyoruz, bu çocukları ilköğretimin ikinci kademesinden itibaren altıncı sınıf, yedinci sınıf ve sekizinci sınıfta sınava soktuk, sonra denildi ki “Hata yaptık.” Ne olacak bu çocuklar? Dershanelere gittiler. Bunların umutları, bunların heyecanları, bunların beklentileri ne oluyor? Hep heba ediliyor. Şu anda hiçbir şey net değil, katsayı kalktı. Katsayı kalktı, biz de katılıyoruz, gerçekten hiçbir öğrencimizin önünün tıkanmaması lazım. Bunlar imam-hatipte de okusa, bunlar meslek lisesinde de okusa, biz doğru bir karar verildiğine inanıyoruz ve destekliyoruz ama şunu da belirtmek lazım: Yönlendirme ve yöneltme sisteminin olmadığı bir yerde, peki bu alan tercihleri o zaman çocuklara hangi avantajı sağlayacak? Çocuklar okulları tercih ediyorlar, bilmem işte, alanlar bakımından fen alanını, sözel veya sosyal bilimleri tercih ediyorlar. Acaba bu çocuklar avantaj mı, dezavantaj mı sahibi o zaman? Bunların irdelenmesi gerekiyor ve özellikle şunu bildirmek istiyoruz: Mesleki eğitimde okuyan çocuklarımız en büyük dezavantaja sahip. Çünkü sınavlarda çıkacak sorulara yönelik bir müfredata sahip olmadıkları için bu çocukların üniversiteyi kazanma şansları da bulunmamaktadır ve genel olarak “Herkes için üniversite.” diye ara kademe veya mesleki eğitime ağırlık vermeme sonucunda da böyle bir garabet ortaya çıkıyor.

Şimdi, diyoruz ki şimdiye kadar baktığımızda dokuz yıllık süreçte eğitim olayı yalnızca sınavla eşitlendi. Ama biz biliyoruz ki eğitim olayının esas olarak eğitim ve öğrenme olayıyla bütünleşmesi gerekirken karşımıza ne çıktı? Geometrik artışla büyüyen bir dershane sektörünü çıkardı. Madem, o zaman okullarımız fonksiyonel olarak çalışmıyorsa o zaman farklı bir şeyler üretmemiz lazım. Dershane sektörüyle… Çünkü dershane sektörü büyümeye başladı. Ve son sınıftaki çocuklar rapor alarak ne yapıyorlar? Okullara gitmiyorlar. Son sınıfa derse giren hocalarımızın da okula gelip boş yere okulda beklediklerine de şahit oluyoruz.

Şimdi, aynı zamanda, dikkat edilmesi gereken şeylerden bir tanesi de her yıl… Özellikle 2010 rakamlarını vermek istiyorum. Ortaöğretimde 2010 yılında 300 bin öğrenci gerek hedefini belirleyemediği gerek birtakım başka sıkıntılardan dolayı okulları terk etmektedir. Bunlara dikkatinizi çekmek istiyorum çünkü yalnızca okullar açmayla, nicelik olarak sayılarını artırmayla eğitime hizmet verilmiyor veya bütçedeki payın tabii ki artırılması lazım ama amacına hizmet eder bir tarzda işlemesi lazım bunların. Çünkü, bakıyorsunuz, niteliğin göz ardı edildiği, içinin boş bırakıldığını görebiliyoruz. Bir çocuk yılda 3 kere sınava giriyor. Bunlara dikkat edilmesi lazım.

Arkadaşlarımız da söyledi, özellikle öğretmenlerimizin sorunu çok büyük. Eşit işe eşit ücretten dolayı, şu anda müdür yardımcısı bir öğretmen ek ders ücretleri hariç 1.700 alırken, lise mezunu bir memur 1.900 lira maaş almaktadır, dikkatinizi çekmek istiyorum. Öğretmenlik kariyer mesleği olacaktı ama bunların da olmadığını görüyoruz.

Ve üniversitelere geldiğimizde, rektör atamalarında kurucu rektörlerde hangi kriterlerin dikkate alındığını özellikle sormak istiyoruz. Eğitim fakülteleri ve fen-edebiyatların ne olacağını, nereye gittiğini öğrenmek istiyoruz Bakanımızdan özellikle. Ve üniversitelerin açılmasına geldiğimizde, bir sürü üniversite açılıyor ama bunların altyapıları, teknolojik altyapıları, hoca kadroları nasıl gidiyor, bunları bilemiyoruz.

Ve özellikle şunu paylaşmak istiyorum: Üniversitelerde, en son geçen hafta verilen kararda, Konya Selçuk Üniversitesinden Tıp Fakültesi, Eğitim Fakültesi ve İlahiyat Fakültesi alınarak, bir gece ansızın, saat gecenin on bir buçuğunda bir karar alınarak yeni bir üniversite açılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Topcu.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) - Teşekkür ediyorum hepinize.

İyi günler. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Kütahya Milletvekili Alim Işık.

Buyurunuz Sayın Işık. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on iki dakika.

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 2012 yılı üniversite bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Maliye Bakanının bütçe sunuş konuşmasında üniversitelerle ve eğitimle ilgili paragrafları eminim sizler de okumuşsunuzdur ve dikkatle dinlediniz. Sayın Bakan diyor ki: “Üniversitelerin toplam ödeneğinin 2012 yılında yüzde 15,6 artışla 12,7 milyar TL’ye çıkarıldığı, yeni kurulan üniversitelerin ödeneklerinin ise daha fazla artırılarak kurumsal altyapılarının güçlendirildiği… Bu bütçeyle 103 devlet üniversitesine kaynak sağlıyoruz.”

Tabii ki doğru ama Sayın Bakan, dürüstlüğüne ve ilkeliliğine inandığım Sayın Bakan şunu demiyor: “Geçen yıl biz üniversitelere bütçeden yüzde 3,68 oranında pay ayırmıştık, bu sene, kusura bakmayın, bunu azalttık; 3,63’e düşürdük.” diyemiyor. Rakamlara takla attırmayı çok iyi bilen Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin değerli bakanlarını dürüst olmaya davet ediyorum.

Geçen yıla göre üniversiteler binde 5 oranında güç kaybetti Sayın Bakan. Niye bu doğruları bu millete açıklamaktan ve Meclise açıklamaktan kaçınıyorsunuz? Dolayısıyla bu bütçe baştan üniversiteler için bir iflas bütçesidir. Sayıların arttığıyla övünen Hükûmet, orana geldiği zaman doğruyu söylemekten kaçıyorsa üniversite bütçesi üzerinde fazla bir şey söylemenin bir anlamı yok.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi üniversiteler temel olarak bir ülkenin yükseköğretiminde eğitim, öğretim, araştırma ve yayım faaliyetlerini yürütmekten sorumlu çok değerli kurumlardır. Dolayısıyla eğitim, öğretim, araştırma ve yayım faaliyetleri açısından üniversitelerin son dokuz yılda Türkiye’yi tek başına yöneten AKP İktidarı döneminde nereden nereye geldiğini çok iyi değerlendirmemiz lazım. Ancak böyle bir değerlendirmeyle üniversite bütçesinin ne anlama geldiği ve ayrılan bütçenin ne anlamda bu üniversitelerin sorunlarına çözüm getireceği konusu ancak böyle değerlendirilebilir ve daha iyi anlaşılabilir.

Şimdi ülkemizin, üniversiteler açısından, bilim teknik göstergeleri açısından nerede olduğu konusunda size uluslararası bir yayından son çıkan rakamları vererek özetlemek istiyorum:

Dünya İşadamları Kurulu ve Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayınlanan 2010 yılı verilerine göre bilim ve teknolojik yatkınlık ve yararlanma indeksi açısından ülkeler birbiriyle kıyaslandığında 133 ülke arasında ülkemiz Jamaika, Endonezya ve Kazakistan’ın ardından ancak 69’uncu sırada yer alabilmiştir. Daha da kötü olanı son üç yılda 14 sıra birden gerilemiş olmasıdır.

Yine aynı yayında, kişi başına düşen millî gelir açısından 163 ülke arasında 63’üncü sırada yer alan ülkemizin bilim ve teknik göstergeler açısından 69’uncu sırada olması da herhâlde çok ciddi bir değerlendirme kaynağıdır.

Ülkemizde son beş altı yılda kurulan yeni devlet ve vakıf üniversiteleriyle birlikte toplam sayıları 165’e ulaşan üniversitelerimizle bugün üniversitesi bulunmayan ilimiz kalmamıştır. İyidir, doğrudur, doğru yapılmıştır, emeği geçen herkesi kutluyoruz. Dolayısıyla, son dönemde hiçbir muhalefet partisi milletvekili, yeni kurulan üniversitelerimizle ilgili aksine bir görüş belirtmemiştir. Hükûmet yetkililerinin çıkıp her fırsatta bu sayısal artışı AKP’nin bir başarısıymış gibi dillendirmesi doğru değildir, dürüst bir davranış değildir. Bu Mecliste bulunan herkes, bir ilde üniversite kurulmasına katkı yapmıştır. Bunun da bu açıklamayla beraber ilave edilmesi gerekir. Ancak yaşanan bu sayısal artışa karşılık nitelik artışı sağlanamamış, birçok üniversitemiz öğrenciler ve ailelerinin gözünde yüksek lise olarak değerlendirilir hâle gelmiştir. Bu, bu ülkenin bir sorunudur. Sayısal artışla beraber kalite artışını veya niteliksel artışı mutlaka birlikte değerlendirmemiz daha doğru olacaktır.

İşte bütçeler bu sorunlar için ayrılan paraların dağılımının öngörüldüğü birer dokümanlardır. Bu dokümanlar aracılığıyla değerli milletvekilleri hem şahıslarının hem de partilerinin görüşlerini bu fırsatla dile getirebilme imkânını yakalamaktadırlar. Ülkemizi son dokuz yıldır tek başına yöneten AKP döneminde üniversitelerimizdeki sayısal olarak yüzde 120’ye varan artışlara karşın, maalesef son on yılda çözülemeyen sorunlar yumağı daha da büyümüştür. Şimdi, sizlerle son on yılda nelerin önüne geçilebildiği ya da geçilemediğini, sadece çok sayıdaki sorundan birkaçını seçerek paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, acaba son on yılda, iktidara gelmeden önce AKP yöneticileri tarafından her fırsatta antidemokratik uygulamalarıyla eleştirilen YÖK sisteminde bir değişiklik oldu mu? Her fırsatta darbe Anayasası olduğu ileri sürülerek seçimler öncesinde oy devşirilme amacıyla yapılan 1982 Anayasası’na yönelik eleştirilerden acaba YÖK ve üniversitelerle ilgili maddeler nasibini aldı mı? Bunlarda hiçbir değişiklik oldu mu? On yıldır birçok değişikliğe rağmen acaba YÖK ve üniversitelerde rektör seçimleriyle ilgili bir değişiklik gerçekleşti mi? YÖK Başkanı ve üyeleriyle rektör, dekan ve bölüm başkanlarının atanmasında öğretim üyeleri ve üniversite çalışanlarının tercihlerine ve objektif kriterlere dayalı bir sistem geliştirilebildi mi? YÖK Genel Kurulu veya üniversitelerin senato ya da yönetim kurullarının ülkemizin herhangi bir sorunuyla ilgili bir demecine veya basın toplantısına şahit olunabildi mi?

Değerli milletvekilleri, üniversiteler özgür ve özerk olması gereken ortamlardır. Elinizi vicdanınıza koyarak bir değerlendiriniz, hiç son dönemde bir rektörün veya bir üniversite senatosunun bir bildirisine şahit olduk mu? Türkiye’nin herhangi bir sorunuyla ilgili, ulusal ya da uluslararası bir sorunuyla ilgili objektif bir değerlendirmeye şahit olabildik mi? Bırakınız onları artık öğretim üyeleri herhangi bir televizyon programına çıkmaya çekinir hâle gelmiştir. İşte fişleme budur. İşte geriye gidiş budur. Lütfen bunu iyi değerlendiriniz. Üniversiteler bu hâle geldiyse bakanlıklara, diğer kurumlara bir şey söylemeye gerek yok.

Üniversitelerin özellikle mali ve idari yönden özerklikleri artırılabildi mi? Üniversite sayısı ve personel artışına paralel olarak YÖK’te çalışan idari personel sayısı artırılabildi mi? Hiçbir YÖK çalışanını çağırıp da fikrini sordunuz mu: “Arkadaş, siz orada nasıl çalışıyorsunuz?” YÖK’te yetişen her değerli personel ilk fırsatta başka bir yere kaçıyor. YÖK sorunlar yumağı altında, evraklar altında ezilmiş bir personel kadrosuyla çalışıyor, hiç buna çözüm düşündünüz mü? Sadece “Rektör bizim adam olsun, dekan aman bize yakın kişi atansın.” Bir iktidarın ilgileneceği sorun sadece bu mu olmalı? Ama maalesef benzer şekilde üniversitelerdeki öğrenci kontenjanları artışına paralel olarak akademik ve idari personel sayısıyla diğer kaynaklar da artırılabildi mi? Öğretim elemanlarıyla idari ve teknik personelin özlük haklarında herhangi bir iyileştirme yapılabildi mi? Benden önceki değerli konuşmacı arkadaşlarım bazılarına değindiler. Bugün bir öğretmen maaşı artık lise mezunu idari personel maaşının altına düşmüşse, bir araştırma görevlisi maaşı bir öğretmen maaşı etmiyorsa artık neyi konuşuyoruz, üniversitelerin hangi iyiye gittiğinden bahsedebiliyoruz?

Her yıl dile getirmemize rağmen, üniversite genel sekreter yardımcıları, daire başkanları ve hukuk müşavirleriyle diğer idari yöneticilerin eş değerlerine göre bugünkü rakamlarla 1.500 TL’ye varan mağduriyetleri giderilebildi mi? Her konuşma döneminde burada söz aldık, iyileştirileceği yönünde vaatlerde bulunuldu ama maalesef beş yıldır ben şahit olmadım ama son on yıldır bu sorun çözülemedi.

Öğretim üyelerini birbirine düşüren, hatta birçoğunu mahkemelik eden ek ders uygulaması kaldırılabildi mi değerli milletvekilleri? Kaldırılamadıysa, ek ders ücretlerinde ciddi bir artış sağlandı mı? Sorun bugün üniversitedeki öğretim üyelerine tesadüfen -birçoğunuz öğretim üyesi olarak üniversitelerde çalıştınız, hepinizin bağlantıları var- Allah aşkına, bir sorun: “Hocam, ne probleminiz var?” diye. Şunu göreceksiniz: Bir saatlik ek ders ücreti için kavga eden ve mahkemelik olmuş üniversite öğretim üyeleri var bu memlekette. Ya, bunu niye çözemiyoruz? Neden bu soruna bir çözüm bulunamadı?

Peki, son dönemde kurulmasıyla, sayısıyla övündüğümüz vakıf üniversitelerindeki artışla beraber devlet üniversitelerinden vakıf üniversitelerine hızla artan öğretim üyesi transferi önlenebildi mi? Yeni kaynak oluşturulabildi mi? Yirmi beş yılını doldurmuş, emekliliği gelmiş öğretim üyesi, tam verimli olduğu bir çağda, aldığı az özlük hakkı nedeniyle emekliliğini istiyor, bir vakıf üniversitesinde 1.000-1.500 dolar aylık parayla çalışır hâle geldi. Kimi kandırıyoruz? O zaman ek kaynak oluşturmamız lazım.

Akademik unvanların ve kadroların dağıtımındaki keyfîliklere son verilebildi mi? Maalesef hiçbirisine verilebilecek olumlu cevap yok.

Sözde rektörlük seçimleri öncesinde, sözleşmeli kadrolarda bulundukları için, her rektör adayı tarafından âdeta tehdit edilerek şamar oğlanına dönüştürülen yardımcı doçentlerle ilgili zerre kadar bir çözüm bulunabildi mi? Geçen yıl birinci dereceye kadar yükselmelerinde ve emekli olmalarında imkân sağlanan bu düzenlemeye rağmen, geçen yıldan bugüne bir tane yardımcı doçent unvanlı öğretim üyesi birinci derece kadroya atanabildi mi değerli milletvekilleri? Düzenlemeyi yaptık ama Maliye Bakanlığı bir tane birinci derece öğretim üyesi kadrosunu yardımcı doçentlere o günden bugüne vermedi. Kimi kandırıyoruz? O zaman bu sorunları çözmek, tartışmak zorundayız.

Üniversite sisteminin en önemli girdisi olan öğrencilerimizin üniversiteye giriş sınavlarında ve üniversite mezunu olduklarında KPS sınavlarında yaşadıkları travmalar çözülebildi mi, giderilebildi mi? Çalınan soruları ve verilen kopyaları gerçekleştirenlerle ilgili bir tane suçlu bulunup da cezalandırıldı mı? Şimdi, üniversite sistemini sadece üniversite sayısıyla, oradaki artışlarla, nicel artışlarla değerlendirirsek bu sorunları çözemeyiz. Peki, dershanelere giden öğrenci veya mezun sayıları azaltılabildi mi? Birçok sorun maalesef çözülemedi, çözülemeyecek de.

Sözlerimin sonunda, bugün yeni YÖK Başkanının birinci günü, kendisine hayırlı olsun diyorum ama ne olur ayaküstü demeç vermeyin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Devamla) – …geçen dönemdeki YÖK Başkanı gibi aceleci tavırlardan kaçınınız diyor, üniversitelerin bütçelerinin hayırlı olmasını diliyor, tekrar hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan.

Buyurunuz Sayın Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on bir dakikadır.

CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakanlığın adı kanun hükmünde kararnameyle değişti, ancak yapılanmasını hâlâ tamamlayamadı, bir an önce tamamlaması gerekmektedir. Vekillerle görev yapmayı bir an önce terk etmelisiniz, asaleten atamaların en kısa zamanda yapılması gerekmektedir. Tar-Gel Projesi kapsamında atama bekleyen ve mağduriyetleri süren veteriner hekim ve ziraat mühendisi atamalarını söz verdiğiniz gibi yıl bitmeden tamamlamalısınız. Önümüzdeki yıl 10 bin kişi daha alacağınızı beyan etmiştiniz, bu sözü de lütfen unutmayınız.

Bu süreçte Bakanlığa bağlı Hayvancılık Genel Müdürlüğünün kurulmuş olması bizleri sevindirdi ama işlevsiz olması, hayvan hastalık ve mücadelesiyle ilgisinin olmaması doğru değildir. Bunu hâlen eski Koruma Kontrol Genel Müdürlüğünün devamı niteliğinde olan Gıda Kontrol Genel Müdürlüğünün yapmasını anlayabilmiş değilim. Hayvancılık Genel Müdürlüğünün hayvan hastalıklarıyla mücadelesiyle ilgili görevleri üstlenmesini bekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki süreçte toplulaştırmaya önem vermelisiniz. Ülkemizde hâlen 11 milyon hektar arazi toplulaştırma beklemektedir. Bölge müdürlüklerinin kapatıldığı duyumunu alıyorum. Doğruysa, çok yazık olmuş. Bakanlığın birinci önceliği bu konu olmalıdır. Çıkarılan kanuna rağmen miras yoluyla bölünmeler devam etmektedir. Bunun önüne mutlaka geçilmelidir, tarımsal verimi ve kârlılığı artırmak için bu birinci koşuldur. Toplulaştırmaya ayrılan kaynak da mutlaka artırılmalıdır.

Ne demiştik? Toprakla koyun, gerisi oyun! Bu, yarı yarıya azaldı. Vatandaş şu anda... Geçen gün Polatlı’dan Kuş ailesi aradı. “Koyuna, çan sesine hasret kaldık.” diye, “Ovalarda, meralarda artık koyunları göremez olduk.” diye feryat ediyorlar. Vatandaş şunu söylüyor: “Değneğimiz de var, kepeneğimiz de var, köpeğimiz de var ama güdülecek koyunumuz kalmadı.” diyor.

2002’den beri bu kürsüde iktidardan hep pembe tablolar dinledik. “Karnemiz pek iyi, seçmen bizi destekliyor.” diyorsunuz. Doğru, vatandaş ne yapsın? Onun şaşkınlığında gücü elinize geçirdiniz, şimdi de korkudan dahi oy verenler var.

Değerli arkadaşlarım, bakın, insanlar iki yerde eşittir. Bir sandık başında, bir de musalla taşında. Musalla taşını hepiniz biliyorsunuz. Aynı dua ediliyor, aynı gözyaşı dökülüyor ama sandık başındaki eşitlik bozuldu. Neyle? Kömürle, köprüyle, boruyla, yolla, greyderle, dozerle bozuldu. Artık başarınız oradan kaynaklanıyor. Yani yiğitlik devlet kaynaklarında.

Şu gerçekleri sizlerle paylaşmak isterim: Türk köylüsü, çiftçisi, dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor, elektriğini kullanıyor, gübresini kullanıyor, ilacını kullanıyor, Hükûmet bunda seyirci. Koyun varlığı yarı yarıya düştü, sığır varlığı düşüyor, Bakanlığımız seyirci. Çayır, mera alanlarımız azalıyor, Bakanlık seyirci. Hayvan kaçakçılığı, kayıt dışı kesimler devam ediyor; Hükûmet seyirci.

Avrupa Birliği ülkeleri ortak, Türkiye pazar oldu; Hükûmet seyirci.

Şap hastalığından, kuduzdan hayvan pazarları kapatılıyor, yine seyir devam ediyor, kanun tekliflerimiz rafta bekliyor.

Canlı damızlık, canlı kasaplık, canlı besilik hayvanlar ile karkas et ithalatı serbest, Romanov koyunları memleketi sarmış, Müslüman mahallesinde salyangoz satılıyor; Bakanlık seyirci.

Doğu ve Güneydoğu sığırlıklarından Zavot, Yerli Kara, Doğu Anadolu Kırmızısı, Güney Anadolu Kırmızısı, Karadeniz’in Jersey’i, Marmara’nın Karacabey Esmeri terk edilmiş; Bakanlık seyirci. Yetmiyor, ülkemize Avrupa’nın, Arjantin’in, ABD’nin, Brezilya’nın, Avustralya’nın, Fransa’nın Limusin’i, Cherole’si, Hereford’u, Simental’i, Angus’u doldurulmuş, ülkede kurbanlık besiciler perişan olmuş, Kurban Bayramı’nda vatandaşın kurbanlıkları elinde kalmış ağlıyor; Bakanlık seyirci. Daha size ne anlatayım?

Tarım ülkesi hâlâ elmayı, muzu, bademi, cevizi, pamuğu, buğdayı, mısırı, soyayı, ayçiçeğini, sirkeyi, sütü, süt tozunu, tereyağını yurt dışından alıyor, sözde OECD’ye göre ülkemiz dünyanın 7’nci büyük tarımsal ekonomisi ama buna kargalar dahi güler. “Hoca, Hoca, okuyuşun iyi ama çocuk öldü.” diyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk çiftçisinin elinde satacak satır da kalmadı, katır da kalmadı, motor da kalmadı. Topraklar zaten önceden gitti. Vatandaş icra kapılarında inim inim inliyor. Şu mektup Genel Başkanımıza gelen bir mektup. İmzalar arkasında -yeni takip ediyorsunuz- Konya Tuzlukçu’dan “İşler doğruya göre değil, eğriye göre. Bu millet sata sata ne olacak?” diyor. Üzerine de yazmış “Garip çiftçi.”

Bütçeye yeterli desteği koyamadınız, havza bazlı projeleri başlatamadınız, okul sütünü veremediniz, çiftçiyi canından bezdirdiniz. Madem usta oldunuz, bunları bir an önce gerçekleştiriniz. Rakamlarla, bakanlarla, bankalarla onları kandırmaya devam ediyorsunuz.

Bakın değerli arkadaşlarım, teşbihte hata olmaz. Bir tilki-horoz hikâyesi vardır. Bir gün horoz köyde gezmeye çıkıyor. Horoz bayağı bir gezdikten sonra bakıyor akşam, hava kararmış, kümese dönse yolda tilkiye yem olacak, diyor ki: “Bu geceyi şu ağaçta geçireyim.” Tünüyor ağaca, gece orada geçiyor. Sabahleyin görevini yapmaya başlıyor, ötüyor, ötüyor “üürüü, üürüü” bunu duyan tilki altına geliyor, diyor ki: “Horoz kardeş, ne kadar güzel ezan okudun, sesine hayran oldum, meftun oldum, hadi in de sabah namazını beraber eda edelim.” Horoz titremeye başlıyor, inse tilki yiyecek, inmese “Horoz kaçtı.” diyecekler. Horoz da kurnaz. Horoz dile geliyor, tilkiye diyor ki: “Tilki kardeş, teşekkür ederim, teveccüh buyurdun ama karşıdan geliyor bir avcıyla iki tazı, onlar da geliversin cemaatle kılalım namazı.” Başlıyor tilki titremeye, avcı ile tazıyı duyuyor. Tilki de kurnaz “Horoz kardeş, acele etmeyin, benim abdestim yoktu, karşı dereden abdest alıp hemen geleceğim.” diyor. O da kurnaz. Bu kurnazlıklar saymakla bitmiyor. İnşallah ilk seçimde Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu kurnazlıklara, bu anlayışa son vereceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Elektrikte, sütte, yemde KDV’yi mutlaka makul seviyelere indireceğiz. Destekleri de en az 2 kat arttıracağız. Kaynağı sorabilirsiniz. Kaynak kul hakkı yemeyen Türkiye olacak. Türk çiftçisi Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında da rahat bir nefes alacak.

Bakın, pembe tablolarınızda neler var? Bunları artık yorumsuz koyuyorum, neden? Bunları çok konuştum ben, bunları çünkü perişan ettiniz, sayıları azaldı, bunlar azaldı, bu kadar kaldı.

Mazot 2002’de ortalama 1 lira 10 kuruştu, şimdi 3,80 civarında seyrediyor. Köylünün cebinden bu anlamda 5 milyar dolar sadece mazottan özel tüketim vergisi alındı. Sütten ve yemden aldığınız KDV’yi hesaba katmıyorum. O kooperatifler bu paraları öderken neler çekiyor, bir bilesiniz. Verdiklerinizi söylüyorsunuz ama aldıklarınızı hiç söylemiyorsunuz. Soğanı yiyen değil, soğanın acısını doğrayan bilir değerli arkadaşlarım. O kooperatif başkanları neler çekiyor o KDV’yi, ÖTV’yi öderken, gidin, bir görün.

Gübreye gelince: Onları biraz önce MHP Sözcümüz gayet güzel açıkladı.

Amonyum sülfat yüzde 21’liği 2002’de tonu 162 liraydı, bugün 640 lira. 20-20’yi söyleyeyim, 2002’de tonu 254 liraydı, şu anda 1.020 lira. Karma yem etlik piliç tonu 413 liraydı, Temmuz 2002’de 1.050 lira. Yumurta tavuğu yemi 323 liraydı tonu, Temmuz 2011’de 840 lira. Yani bu rakamlar gerçek rakamlar, Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamları. Bu oranlarla gıda, tarım ve hayvancılık nasıl başarıya koşar, takdirlerinize sunuyorum.

Geçen yıl “Süt 70, yem 70, bu iş bitmiş kardeşim, bu iş bitmiş.” demiştim, güldünüz. Ama bu sene “Süt 80, yem 80, ah, bu işten bir vazgeçsem.” diye vatandaş feryat ediyor. Gidin bir görün. Çünkü süt parası yem parasını karşılamıyor. Eskiden 1 litre sütle 2 kilo yem alınırdı, şimdi 1 litre sütle yaklaşık 750 gram civarında yem alınabiliyor.

Bu süreçte hakkınızı yemeyelim. Mısırda, çeltikte, ayçiçeğinde üretimi artırdınız. Yeterli mi? Kesinlikle hayır. Çünkü girdi artışları yüzde 400 artarken destekler aynı oranda artmıyor; gübredeki, mazottaki fiyat artışlarından, ÖTV’den ve KDV’den dolayı çiftçinin kaybı en az 10 milyar dolar. Banka borçlarını ilave etmiyorum. Gel de sen bu işin içinden çık. Bizim orada bir laf vardır, “Cici pappam parıl parıl parıldıyor, aç karnım curul curul curulduyor.”

Değerli arkadaşlarım, 5480 sayılı Tarım Kanunu 27’nci maddesinde, tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak kaynağın gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olamayacağı hükmü vardır. Bu hükmü hep beraber koyduk. Buna uyuyor musunuz? Kesinlikle hayır, yarısını veriyorsunuz.

Onun için, pamuk, patates, buğday, pancar, haşhaş, anason, ayçiçeği, üzüm, zeytin, elma üreticisi perişan durumda.

Bakın, pamuk üretiminin yüzde 90’ı Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Mersin, Şanlıurfa illerinde yapılır, yüzde 10’unu da yaklaşık Antalya, Osmaniye, Denizli kapsar. Ürün, büyük bir istihdam sağlar. 2010 üretim yılında kilosu 1,80 ile 2 lira arasındaydı. Şu an itibarıyla, 60 ile 70 kuruş, birinci sınıf olursa 80 ile 90 kuruş arasında fiyat ediyor.

Destek veriyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özkan.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Ben teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Mersin Milletvekili Vahap Seçer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Seçer.

Buyurunuz efendim.

CHP GRUBU ADINA VAHAP SEÇER (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 2012 bütçesi hakkında Grubum Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlarım, her yönüyle önemli bir sektörü, onun bağlı olduğu bir bakanlığı konuşacağız; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Türkiye’de 74 milyon insanın sağlıklı beslenmesini ilgilendiren bir bakanlık, bitkisel üretimi ilgilendiren bir bakanlık, hayvansal üretimi ilgilendiren bir bakanlık.

Ülkeye sağladığı ekonomik katkı, gayrisafi millî hasılaya sağladığı katkı, Türkiye'nin sosyal meselelerini, işsizlik gerekçeli ya da işsizlik kaynaklı sosyal meselelerini önlemeye sağladığı katkıları düşünürsek, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında çok önemli bir bakanlığı konuşuyoruz. Bütün bu saydığım konuları sevk ve idare eden bir bakanlık.

Türkiye’de istihdamın yaklaşık olarak yüzde 25’i tarım sektöründe çalışan insanlardan oluşuyor yani tarım sektörünün istihdamdaki payı yüzde 25. Bu çok önemli bir rakam. Gelişmiş ülkelerle mukayese edelim: Geçtiğimiz perşembe günü bütçe sunuş konuşmasında Sayın Maliye Bakanı bu konunun önemine işaret etti. Amerika Birleşik Devletleri’nde tarımın istihdamdaki payı yüzde 1,6; Avro Bölgesi’nde, Avrupa Birliği ülkelerinde 3,6; OECD ülkelerinde 5,1 ama Türkiye’de yüzde 25. Tabii, bu bir çelişki, bu bir paradoks. Türkiye gelişiyor. Türkiye, dünyanın 17’nci büyük ekonomisi ama istihdamda tarımın payı yüzde 25. Sayın Maliye Bakanı diyor ki: “Bu, bir gizli işsizliğin işaretidir.” ve AKP Hükûmetinin, hükûmetlerinin en başarısız olduğu konulardan birinin işsizlik olduğunu söylüyor. İşte tarım, Türkiye’nin son dokuz yıllık AKP hükûmetlerinin bu ayıbını örten bir sektördür. Çünkü Türkiye’de işsizliği absorbe eden, işsizliğin hızlı şekilde artmasına engel olan en önemli sektörlerin başında gelir.

Sayın Bakan her konuşmasında tarımın bir iktisadi sektör olarak algılanmasını ifade eder, buna inandığını söyler ama bakın görüyoruz ki tarımın sosyal yönü var.

Bunları niye anlattım? Demek ki, şartlar ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin bu sektöre destek vermesi gerekiyor. Bu sektöre cimri davranmaması gerekiyor, bonkör davranması gerekiyor. Hükûmet yetkilileri beyanatlarında ya da burada sayın, değerli AKP milletvekilleri tarımla ilgi söz aldıklarında bu dokuz yıllık AKP hükûmetleri süreci boyunca tarımın önemli merhaleler kat ettiğinden bahsederler. Bunları rakamlarla açıklamaya çalışırlar. Bu süreç içerisinde üretimi artan tarım ürünlerinden sürekli bahsederler. Eğer konuşma yaptığı dönem içerisinde, yıl içerisinde örneğin, Türkiye’de mısır üretimi artmışsa Türkiye’de mısır üretiminden bahsedilir ya da narenciye üretimi artmışsa narenciye üretiminden bahsedilir, çeltik üretimi artmışsa çeltik üretiminden bahsedilir. Ama hiçbir hatip bu kürsüden hitap eden, Türkiye’de bu süreç içerisinde üretimden, üretim kaybına uğrayan ürünlerden bahsetmez. Örneğin, daha geçtiğimiz yıla kadar Türkiye, pamuk ithal eden bir ülkeydi. AKP iktidarlarından önce net pamuk ihraç eden bir ülkeyken Türkiye, yılda 750 bin ton ile 1 milyon ton arasında elyaf pamuk ithal eder oldu. Şimdi, geçtiğimiz yıl içerisinde bazı önlemler alındı. Yeni uygulamaya konulan havza bazlı üretim ve destekleme modeli ya da projesi kapsamında yağlı tohumlara fark ödemesi ya da prim desteği artırıldı. Bu sefer de şimdi, üretim arttı, pamuk üretimi arttı, üretici inim inim inliyor, “Aman, pamuk fiyatları düştü, pamukları satamıyoruz…”

Şunu anlatmaya çalışıyorum: Türkiye’de geçici, günlük, palyatif tedbirlerle dokuz yıldır tarım politikaları yapılıyor. İstikrarlı, orta ya da uzun vadeli projeler kapsamında adım adım, merhale merhale, ayakları yere basan bir tarım politikası uygulayamıyoruz. İşte, Sayın Bakan burada, hayvancılıkta kriz oldu, “Haydi, kesenin ağzını açalım…” Bakın, 4,5 milyar lira sıfır faizli hayvancılık kredisi verildi. İnanın bu para çarçur oldu. Hayvancılıkla alakası olmayan işletmeler bu parayı aldılar, hayvancılık yapıyorlar. Yarın “İflas ettik.” diyecekler, bu paraların da, bu kredilerin de geri dönüşümü olmayacak. Bu politikalardan vazgeçmek zorundayız.

Bakın, dokuz yıl önce, şuna bakmak lazım: Üretici neyden şikâyet ediyordu, üretici ne söylüyordu, üretici niçin bağırıyordu. Bugün, üretici aynı şikâyetleri yapıyor mu, ona bakmak lazım. Rakamlarla oynayabilirsiniz, rakamlara takla attırabilirsiniz, illüzyon yapabilirsiniz, yalan yanlış şeyler söyleyebilirsiniz. Dokuz yıl önce, üretici, girdi maliyetlerinden şikâyet ediyor muydu? Ediyordu. “Mazot pahalı.” diyor muydu? Diyordu. “Gübre pahalı.” diyor muydu? Diyordu. Tohum, “Dolar ödüyoruz, ithalat yapıyoruz, döviz veriyoruz, yüksek miktarlara, yüksek paralara tohum ithal ediyoruz.” diyordu. Diyor muydu? Diyordu. Bugün, bunları tekrar söylüyor mu? “Elektrik pahalı.” diyordu. Bugün, yine, elektrik pahalı demiyor mu? Diyor. Bunu Sayın Bakan da kabul ediyor. Bakın, Manisa’da bir toplantıda, Türkiye Ziraat Odaları kurumunun bir toplantısında diyor ki: “Sera ve hayvancılıkta kullanılan elektriğin kilovat saati 31,5 kuruş, konutlardan 8,5 kuruş, yüksek maliyet var.” Sayın Bakan söylüyor bunu. Hayvancılık ve seralardaki elektrik kullanımının ticarethane gibi fiyatlandırıldığını, bunun bir üretim faaliyeti olduğunu, ticarethane gibi değerlendirilmemesi gerektiğini söylüyor. Şimdi, Sayın Bakana “Günaydın” demek lazım. 2005 yılından beri Tarım Bakanlığı yapıyor Sayın Eker. Bugüne kadar bunları bilmiyor muydunuz? Biliyorsunuz da bu konuda niçin önlem almadınız? Ya vizyon eksikliğiniz var ya görevinizi yapmıyorsunuz, o zaman o koltukta oturmayacaksınız. Bakın, sektör can çekişiyor. Biz çıktık seçimlerde dedik ki arkadaşım: “Mazottan ÖTV'yi kaldıracağız.” Rafineri çıkışı 1 liraysa mazot 3 liraya satılıyor. Bizim orada bir söz vardır: Ne umarsın bacından, bacın ölmüş acından. Şimdi, çiftçi zaten feryat ediyor. Dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi sanayisi gelişmiş ülkeye giderseniz gidin orada çiftçi desteklenir. Eğer devlet marifetiyle çiftçi desteklenmezse çiftçi üretim yapamaz, çünkü girdi maliyetleri dünyanın her tarafından yüksektir, devlet tarafından sübvanse edilir. Gübre kullanıyorsunuz, amonyaktır gübre, fosfattır gübre, nitrattır gübre, enerjidir, doğal gazdır, elektriktir bunların üretiminde. Bunlar üretimde önemli maliyetlere sahip girdilerdir. Dolayısıyla devlet elini cebine atmazsa, çiftçiye destek olmazsa dünyanın neresine giderseniz gidin çiftçi üretim yapamaz. İşte Türkiye'de siz çiftçiye günlük politikalarla yaklaşırsanız: "Aman canım, geçen yıl 6 milyar lira destek verdik, bu sene de 7 milyar lira veririz." Dökme suyla değirmen dönmez.

 Bakın, az önce arkadaşlarım da söyledi, burada Sayın Bakan her konuşmasında bunu da söyler: "Yüce Parlamento AKP hükümetleri döneminde on iki tane temel kanuna imza attı." Gayet güzel ama uygulamada var mı? Kâğıt üzerinde yapıyoruz, yüce Parlamentoya geliyor "Kabul edenler... Etmeyenler. Edildi." Peki, uygulamada, fiiliyatta bu kanunlar, ilgili hükümleri hayata geçiriliyor mu? Hayır. Orada yapmışız, Tarım Kanunu'nu yapmışız, demişiz ki: "Türkiye'nin gayrisafi millî hasılası neyse en az onun yüzde 1 'ini o yıl için merkezî bütçeden tarıma destek vermek zorundayız." Bunu yapabiliyor muyuz? Yapamıyoruz. Geçen yıl Türkiye'nin gayrisafi millî hasılası 738 milyar dolardı, TL olarak, bu yaklaşık olarak 1,2 trilyon lira yapar, bunun yüzde 1'i 12 milyar liradır. Sayın Bakanın sunum konuşmasına bakın; 2010 yılı için tarıma merkezî bütçeden ayrılan pay 7 milyar liradır. Aradaki fark 5 milyar lira. Kanunu kim çıkarttı? AKP. Uygulamayan kim? AKP. Ee, şimdi bu oldu mu? Nasıl tarımı geliştireceğiz, nasıl kalkındıracağız? Vazgeçtik, tarımı kalkındırmayalım. Az önce söyledim; işsizliği absorbe ediyor, sosyal sorunların çıkmasına katkı sunuyor… Ee, gelin bu sektöre elverin canım bu kadar hizmet ediyor bu topluma. 74 milyon insanı doyuruyor; sağlıklı jenerasyonların, kuşakların yaşaması için, beslenmesi için üretim yapılıyor. Ama bakıyorsunuz diğer yandan, diğer sektörlere bonkör davranılabiliyor. Bakın, 2008 krizinde sadece tarım bütçesinden kesinti yapıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Seçer.

VAHAP SEÇER (Devamla) – Sanayi sektörüne, hizmet sektörüne, inşaat sektörüne o kriz döneminde gerekli katkılar yapıldı, tarım sektörüne yapılmadı.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Seçer.

VAHAP SEÇER (Devamla) – Yapılmadığı gibi hakkı olan destekleme miktarından da yüzde 10 kesinti yapıldı.

BAŞKAN – Sayın Seçer, lütfen…

VAHAP SEÇER (Devamla) – Şunu söylemek istiyorum son olarak: Bu anlayışla, tarım sektöründe bu politikalarla bir arpa boyu yol alamayız. Bunlar kandırmacalardır, günübirlik politikalardır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Seçer, lütfen yerinize geçiniz.

Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on bir dakikadır.

CHP GRUBU ADINA METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Bütçe Kanun Tasarısı Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin grup görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum.

1789 yılında eşitlik, özgürlük, kardeşlik parolasıyla Fransa’da soyluları iktidardan indiren halk kitleleri, daha sonra acımasız, baskıcı ve şiddete dayalı uygulamalarıyla aydınlarda ve duyarlı insanlarda hayat kırıklığı yaratmış, o zamana kadar geçerli olan “İnsanlık tarihi, ilerlemenin tarihidir.” tezini tartışmalı duruma sokmuştur. İnsanın kabalaşması, eğitimsiz kitlenin giderek şiddete eğilim göstermesi, Alman yazar Schiller’in Fransız Devrimi sonucu gözlemlediği bir olgudur ve bu konuda 1795 yılında hâlen güncelliğini koruyan bir kitap yayınlamıştır. Schiller, insanın kabalıktan, şiddetten uzaklaşması için onun estetik duyarlılığının geliştirilmesini önermiş; bunun için de, insanın temel güdülerinden biri olan oyun güdüsünü estetik amaçlı bir eğitim yöntemi olarak savunmuştur.

Türkiye’de toplumsal duyarlılığın giderek azaldığı bir gerçektir. Resmî olarak duyarlılığı artırmaya yönelik yapılan çağrılar da, aslında, eşi dostu, yakını koruma zihniyetinin bir yansıması gibidir. Polis radyosunda, vatandaşlar ambulans sirenlerini duyduğunda şu davranışa davet edilmektedirler: “Lütfen ambulans sirenlerine karşı duyarlı olalım. Ambulanstaki hastanın bir yakınınız olmadığından nasıl emin olabilirsiniz?” Devletin kendisinin bile vatandaşlara, kavim, akraba, eş dost kollama anlayışıyla çağrıda bulunması, Türkiye’de çıkar amacı gütmeyen bir anlayışa ne kadar yabancı olduğumuzu göstermektedir. Devletin kendisi de, bu türden insan tipini yetiştirmeyi, gerek kendi yetersizliğinden gerek vesayetçi ve kurumları kontrol eden siyasi güçlerin kendine yakın olanı koruyup kollayan anlayış ve uygulamaları nedeniyle âdeta teşvik etmektedir. Türkiye’deki siyasi iktidarın yandaş yaratma mantığının özü budur.

Gelir düzeyi Türkiye’den çok daha aşağıdaki ülkelerde insanlar neden bizden daha duyarlı? Neden Avrupa’da insanlar siren seslerine akrabası olmasa da duyarlı? Neden Prag, Varşova, Budapeşte gibi yerlerde sıradan vatandaşın da piknik yapabileceği kentlerin göbeğinde ranta kurban edilmemiş büyük yeşil alanlar var? Neden araba sürücüleri uygar ülkelerde yayalara daha duyarlı? Neden Türkiye’de ayrıcalıklı olmak, seçkin olmak, mal mülk sahibi, statü sahibi olmak, bireyin kendisini gerçekleştirdiği ve saygınlık kazandığı alanlar olarak görülmekte? Hâlbuki bu türden ölçütler uygar ülkelerde hem birey hem de toplum bazında geçerliliğini çoktan yitirmiştir. İnsanlar, acıma duygusuna hitap edilmeden de yardıma hazırdır. Güçlü olan araba sürücüsü, güçsüz olan yayaya acıdığı için değil, onun daha da az korumasız olduğunu bildiği için yol verir. Peki, ekonomisi bizden daha alt düzeyde olan bazı ülkelerde bu nasıl oluyor? Çünkü, oralarda eğitim, başkasını geçme, alt etme ve ekonomik gelir düzeyi daha iyi olanların yarışmayı kazanması temeli üzerine kurulmamış, daha ilkokuldan itibaren başkasını geçme düşüncesine dayalı sınavlarla Darwinist politikalar desteklenmiyor. Bu okullarda herkesin müzik aleti çalabileceği, herkesin spor yapabileceği, az çok resim yapma becerisi kazanacağı, üretim süreçlerinin nasıl olduğunu öğreten, uygulamalı derslere ağırlık veren sosyal paylaşımcı programlar izlenerek çocuğun vesayetten kurtulup sorumluluk alması öğretiliyor.

Tarihte insanlığın hep ileri gitmediği Hitler’in halkın da desteğiyle iktidara gelmesiyle nihai olarak anlaşılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası Schiller’in oyun teorisi yeniden güncellik kazanmış, sadece tek yönlü insan tipinin hem insanlık tarihi için hem de o toplum için ekonomik gelişmeye rağmen ne kadar zararlı olabileceği görülmüştür. O zamandan bu yana çok yönlü insan yetiştirmenin önemi Avrupa’da da anlaşılmış ve devletler iktidarlara bağlı olmaksızın sanatı ve sporu aktif uygulama olarak içine almayan bir eğitim politikasını reddetmişlerdir. Montessori ve Waldorf okulları gibi sanat ve uygulamalı eğitime öncelik veren okullar, kendiyle ve toplumla barışık, sosyal ve ahlaki sorumluluk sahibi, duyarlılığı gelişmiş insan yetiştirmeye öncelik verdiğinden, insanlığın ilerlemesine dair yaşanan acı tecrübelerden sonra Avrupa devletlerinin eğitim politikasında önemli bir yer almıştır.

Şimdi, gelelim ülkemize. Hiç düşündünüz mü Arap baharının yaşandığı ülkelerde ve Orta Doğu coğrafyasında Türk dizilerine olan ilginin nedenini? Neden özellikle kadınlar Türk dizilerini beğenmektedir? Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyettir beğenilen. Demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan, kadının özgürce yaşamasına, seçme ve seçilme hakkına sahip olduğu Türkiye Cumhuriyeti’dir beğenilen. Bu yüzdendir Sayın Başbakanın Mısır’da Mısırlılara laikliği anlatması ve övmesi.

Bu arada, geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, acil şifalar diliyorum.

Yaşamı yalnızca para olarak gören, ticaret olarak, bir al-ver olarak algılayan bir düşünce sistemiyle, elli yıl sonra dünyanın nereye evrileceğinden bihaber bir anlayışla geleceğimizi kurgulamamız olası değil. 5018 sayılı Yasa sonrası firmalara para karşılığı yaptırılan stratejik planlar ile ayakları yere basmayan 2023 ham hayaliyle gelecek kurgulanamaz. Nerede insana ve gençliğe yatırım? Nüfusumuzun yüzde 50’si yirmi sekiz yaşın altında diye övündüğümüz gençliğin entelektüel kapasitesini geliştirmek için ne yaptınız?

2002 ile 2012 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı bütçesini merkezî bütçeye oranladığımız zaman yüzde 7,61’den 11,16’ya çıkmış gibi görünse de, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 2,66’dan on yılda ancak 2,74’e çıkabilmiştir. 2002’de, o beğenmediğiniz 2002’de Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin 17,18’i yatırım bütçesi iken 2012’de bu oran yüzde 6,64’e düşmüştür. On yıllık süreçte yatırım bütçesi oran olarak neredeyse 3 kat azalmıştır. İlköğretimden yükseköğretime öğrenci başına yapılan harcamada OECD ortalaması 7.840 dolar iken Türkiye’de yalnızca 1.614 dolardır. İsviçre ve Slovakya’nın çocuk başına yaptığı eğitim harcaması 12 bin dolar civarında iken Türkiye'nin neredeyse 10 katıdır. İşte, gençliğe yaptığınız yatırım değerli arkadaşlarım.

Sayın Bakanın uzmanlık alanı stratejik yönetim ama Millî Eğitim Bakanlığının bir strateji belgesi yok. Yıllara göre kaç öğretmen ve kaç derslik ihtiyacı olduğuna dair bir veri yok.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Bakmamışsın.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) - Sayın Bakanın son önerisi ortada. 264 bin bekleyen öğretmen adayına “Bizim size ihtiyacımız yok.” diyor. Bakana göre 60 bin öğretmen bize yetecek. Bakan acaba kaç kişilik sınıflarla bu rakamı açıkladı? Yerine göre 80 kişilik sınıflar var değerli arkadaşlarım. En fazla yabancı dil eğitimi verip hâlâ dil öğretemeyen bir sistemimiz var, hâlâ ortalama eğitimde ilköğretim 6 terk durumundayız. Okullaşma oranımız OECD’nin çok gerisinde değerli arkadaşlarım.

On yıldır iktidardasınız değerli arkadaşlarım. Samimiyetle bazı sorular sormak istiyorum: Okullarda ne kadar ders yapılıyor, çocuğu üniversite sınavına girecek milletvekillerimizden acaba çocuğuna en az iki ay süreyle rapor almayan var mı? Cumhuriyet tarihindeki sözde başarılarınızla, sözde rekorlarınızla devamlı övünüyorsunuz ya, alın size yeni bir övünme alanı! Sayenizde çocuğu okulda okuyup dershanelere göndermeyen kalmadı. 2002’de 2 bin olan özel dershane sayısı sayenizde bugün 4.099 sayısına, dershanelerdeki kayıtlı öğrenci sayısı da 588 binden 1 milyon 250 bin sayısına ulaştı. Dershanelerin bütçe büyüklüğü 2010 yılı itibarıyla tüm üniversite bütçelerinin 2 katıdır değerli arkadaşlarım.

Bir de bilmediklerimiz, kayıtlı olmayanlar var. Cumhuriyet tarihimizin en yüksek dershane ve dershaneye giden öğrenci sayısına sayenizde ulaştık, tebrik ediyorum.

Efendim neymiş? Parasız eğitimmiş. Efendim ne yapmışsınız? Kitapları parasız yapmışsınız. Peki, dershane parasını kim ödeyecek? Annesinin, babasının parası yetmeyenler, halası, dayısı, teyzesi, amcasının yardımlarıyla dershaneye gidiyor. Dershaneler, millî eğitimi on yılda iflas ettirdiğinizin en önemli göstergesidir değerli arkadaşlarım.

Öğretmenlerin motivasyonunu artıran ne yaptınız? Ne yaptığınızı bir mektupla anlatayım: “Üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışıyorum. Eşim 2010 Temmuzda atandı, maaş vermemek için 1 Eylülde göreve başlattılar. Bu sene eş durumu atamasını 31 Ağustos baz alarak yaptılar. Dolayısıyla, Siirt Pervari’de görev yapan eşim eş durumundan atanamadı. Sonra, Bakan, eş durumu atamalarının şubatta yapılamayacağına dair bir kanun hükmünde kararname çıkarttı. Sonra belgelerle öğrendik ki pek Sayın Bakanımız, savcıların, hâkimlerin, emniyet mensuplarının eş durumu atamasını bu kasım ayı içerisinde yapmış. Bu hâkim ve savcıların eşleri eş de bizimki değil mi? Çocukları çocuk da bizimki ne çocuğu? Nasıl bir adaletsizlik bu?” (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, maaşlara gelelim. 2005 yılı maaşları 100 birim olarak alındığında, Türkiye’de, 1995 yılında on beş yıl deneyimli ilkokul öğretmeninin maaşı 108 birim iken, 2009’da, bu kadar yıla rağmen, 106 birime geriledi. Lise öğretmeninin maaşı, Türkiye’de, 1995’te 111 birimdi, 2009’da ise 107 birime geriledi.

Sayın Bakan, çıkardığınız kanun hükmünde kararnameler ile yanınızda vekâleten olmayan kimse var mı? Bu kanun hükmünde kararnameler ile Hüseyin Çelik döneminde atanan, işi de öğrenen Nimet Hanıma yanlış yaptırmayan bürokratları neden değiştirmek istiyorsunuz? Genel müdürleriniz, vekil il müdürleriniz, vekil vekâleten atamalarla nasıl yöneteceksiniz?

Millî Eğitim Bakanının vekâleten bakan genel müdürleri, güveniyor musunuz Bakanınıza? Sayın Bakan sizlere güvenemiyor. 800 bin çalışanı var Bakanlığın, insan içinden asaleten atayacağı birini bulamaz mı? Kendi hükûmetlerince atanan bürokratları tasfiye eden, daha önce göreve gelen arkadaşları, işi öğrenmiş arkadaşları tasfiye eden Bakan olarak tarihe geçeceksiniz. Ekmekle oynamayın Sayın Bakan, ekmekle oynamak günahtır.

Tüm yukarıda saydığım nedenlerle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine ret oyu vereceğimizi bildirir, saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baydar.

İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter.

Buyurunuz Sayın Serter. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz dokuz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de ÖSYM ve YÖK bütçesi üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunuyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 146 özel bütçeli idare var. Bu 146 özel bütçeli idare içinde 10’uncu sırada ÖSYM yer alıyor. Bunu niçin söylüyorum? Yani ÖSYM, gerek devletten aldığı bütçe gerek kendi yarattığı gelirlerle hiçbir ekonomik sıkıntısı olmayan bir kurum. Bir kere bunun altını bir çizelim.

İki: ÖSYM 2011 yılında yeni bir teşkilat yasasıyla yeniden yapılandırıldı ve yeni ÖSYM Başkanının bütün dilekleri, bu teşkilat yasasında onun elini kolaylaştıracak bir biçimde yer aldı. Yani istediği personeli, gerektiğinde KPSS’ye de tabi tutmadan alabilecek yetkilerle donatıldı ve bunlara yüksek miktarda da maaş ödeyebilme imkânına kavuştu.

Şimdi, çok az kurum ülkemizde bu kadar rahat ve bu kadar ayrıcalıklara sahiptir. Buna rağmen ÖSYM, yeni yönetim göreve geldiğinden itibaren art arda sınav skandallarıyla çalkalanan bir kurum oldu.

Bir önceki ÖSYM’yi hatırlayalım, ÖSYM Başkanı Yarımağan neden ayrılmıştı? Eğitim bilimleri sınavında kopya yapıldığı iddiasıyla ayrılmıştı değil mi değerli milletvekilleri? Peki, kopya yapan bulundu mu aradan geçen bunca zaman? Bulunmadı. Peki ne yapıldı? Yapılan şudur: ÖSYM’nin o dönemde çalışan toplam personelinin tümü şaibeli kılındı, YÖK’e gönderildi ve ÖSYM’nin yeni başkanına istediği kişileri ÖSYM’ye alabilme imkânı da tanındı. Buna rağmen her sınav ayrı bir skandal oldu.

Hatırlatayım mı bilmiyorum ama hatırlatmak istediğim başka bir şey var: Bütün bu süreç işlerken yani Yarımağan, sorular dışarı verildi, satıldı diye görevden ayrılırken ağzını açıp hiçbir şey söylemedi. Aradan birkaç ay geçti, ondan bir açıklama geldi: “Korkudan konuşamadım.” dedi. Acaba onu korkutan neydi? Acaba eğitim bilimleri sınavında soruların satılmasının arkasında ne vardı ve kim vardı da alelacele bir yeni yasanın çıkarılmasına gerek duyuldu ve yeniden yapılanma gerçekleşti? Bütün bunlar aydınlığa kavuşmamıştır. Burada bir karanlık, bir sis perdesi vardır ve ne yazık ki o dönemde eğitim bilimleri sınavının bütün sorularını gören ve bilen kişi yurt dışına görevle gönderilmiş, savcılık soruşturmasından muaf tutulmuş, geri dönüp tekrar aynı pozisyonuna getirilmiştir. Bunu defalarca söyledik, defalarca sorduk ama yapılan bir şey yok.

Şimdi, ÖSYM sınav skandallarını ardı arkasına burada sıralamak istemiyorum, liste var ama zaman harcamak istemiyorum. Yalnız bir şeyin de hakkını vermek lazım, ÖSYM bir şeyi çok iyi yaptı: Sınav girişlerinde müthiş önlemler aldı. Üst baş araması yapıldı. Neredeyse röntgene sokulacak öğrenciler, olur a bir şeyi yutmuşlardır belki sonra geri çıkarırlar da kopya aracı olarak kullanırlar diye; bunu çok iyi yaptı. Bir de bir şeyi daha çok iyi yaptı: Şu anda çalışan personelinin bütün telefon konuşmalarını dinleterek onların bütün hareketlerini çok iyi kontrol ediyor. Bunu niye söylüyorum? Şunun için söylüyorum: Oradaki uzmanlardan tamamıyla istatistiksel bilgi almak için, başka hiçbir şey değil. Meslek liselerinin dört yıllık programlara yerleşmelerinde ayrıntılı dökümünü almak için aradık. Aradığımız ve bizimle konuşan uzmanların hepsi bir gün sonra veya aynı gün ne yazık ki sorguya çekildiler Sayın Başkan. Bilmiyorum, haberiniz var mı?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Kameraya da alındı mı?

FATMA NUR SERTER (Devamla) - ÖSYM kozmik bir kuruma dönüşmüştür. Buna bir mazeret boşuna zahmet edip aramayın arkadaşlar. Yanlışın altını da bir kere “yanlış” deyip çizin yani insaf ediyorum, çizin.

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Önce siz o yanlışı kabul edin.

FATMA NUR SERTER (Devamla) - Bakın, artık biz ÖSYM Başkanını Başbakana havale etmiyoruz, bakana havale etmiyoruz; bundan sonra sadece Allah’a ve kendi vicdanına havale ediyoruz hâlâ o koltukta oturduğu için. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, gelelim YÖK’e. YÖK, üniversitelerin en ciddi meseleleriyle hiçbir şekilde ilgilenmemiştir. Üniversitelerin ekonomik sorunlarıyla, üniversite öğretim üyelerinin maaşlarıyla… Bakın, biraz önce Sayın Baydar da ifade ettiler ama tabii, maaş derken bir şeyin de altını lütfen çizelim. Yoksulluk sınırı altında maaş alan yardımcı doçentler, araştırma görevlileri, doçentler var. Ama Allah için, hak yemeyelim, profesörler yoksulluk sınırının üstünde maaş alıyor üniversitede, şimdi haksızlık yapmak da istemem.

Umuyoruz ve diliyoruz ki yeni YÖK Başkanı biraz da üniversitelerin gerçek sorunlarıyla ilgilensin ve YÖK’ü artık gerçekten üniversitelerin sorunlarına eğilen bir kurum hâline getirsin. YÖK’ü Hükûmeti temel alan, Hükûmet odaklı, Hükûmetin emir ve buyruklarını yerine getiren bir kurum olmaktan çıkarsın da, gerçekten üniversitelerin sorunlarıyla ilgilenen bir kurum hâline getirsin. Örneğin, üniversitelerde acaba, vakıf üniversitelerinde neden bazı vakıf üniversitesi 30 bin lira yılda eğitim öğretim ücreti alırken bir diğeri 12 bin lira alıyor? Bunu, mesela, YÖK bir irdelesin. Bir vakıf üniversitesinde parasızlık nedeniyle kaydını dondurmak isteyen bir öğrenciye o vakıf üniversitesi yönetimi “Bir yıllık ücretini peşin ödemezsen kaydını dondurmam.” diyor. Mesela bunu bir incelesin bir zahmet ama tabii yeni YÖK Başkanı da bir vakıf üniversitesi rektörü olduğu için bakalım bu konu üzerine ne şekilde eğilecektir.

Değerli milletvekilleri, evet, bunların hiçbiriyle YÖK ilgilenmiyor, onun meselesi değil. O sadece siyasi iktidara şirin görünmek, hoş görünmekle meşgul. Onun için de sürekli katsayı olayını durup durup gündeme getirmiştir ve bu konudaki sadakati ne yazık ki Cumhurbaşkanı tarafından ödüllendirilmemiştir bir önceki YÖK Başkanının çünkü katsayı konusunda gösterdiği sadakat AKP Hükûmetinde gerçekten çok dikkat çekici olmuştur.

Şimdi, katsayı meselesi Türkiye’de, önce de sonra da, sürekli olarak siyaseten irdelenen bir konu olmuştur. Birileri katsayıyı siyaseten kullanmak isteyenlere karşı tedbir almış, ne yazık ki, Türkiye’de şu anda iktidarda olan parti de belli bir meslek lisesi grubunu yüksek bir yere taşıyarak geleceğin gücünü ve arka bahçesini oluşturmak için katsayı olayından yararlanmak istemiştir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Oysa işin aslı bu…

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Adını verin, adını.

FATMA NUR SERTER (Devamla) - Durun, dinleyin. Bilmiyorsunuz. Öğrenin, öğrenin.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sizden mi öğreneceğiz Nur Hanım?

FATMA NUR SERTER (Devamla) - Oysa katsayı meselesi başka bir şeydir. Katsayı uygulamasıyla siz Türkiye’de genel liselere devam eden ve toplam lise öğrencilerinin yüzde 60’ını meydana getiren zavallı, terk edilmiş, kaderine terk edilmiş, sınavla girilmeyen bu öğrencilerin karşısına koskoca bir meslek lisesi grubunu çıkarıyorsunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – Hâlâ orada mı kaldınız?

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Yazık, yazık…

FATMA NUR SERTER (Devamla) - Koskoca bir meslek lisesi grubunu çıkararak elinde zaten altın bileziği olanları sırf imam-hatip uğruna ödüllendiriyorsunuz, o çocukları da görmezden geliyorsunuz.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATMA NUR SERTER (Devamla) - Yazıklar olsun! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Size yazıklar olsun.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Hâlâ yazık…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Biraz daha bağır, anlaşılmıyor.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Bütçeye ret oyu vereceğimizi bildirir, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Serter.

Sayın milletvekilleri, lütfen daha nazik davranınız.

Edirne Milletvekili Recep Gürkan…

Buyurunuz Sayın Gürkan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz dokuz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA RECEP GÜRKAN (Edirne) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında devlet üniversitelerinin bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyeti grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle her türlü zorluğa, engellemelere, düşük ücret ve kötü çalışma koşullarına rağmen, özverili ve başarılı çalışmalarından dolayı tüm öğretim üyelerimize ve üniversite çalışanlarına teşekkür ediyor, sevgili öğrencilerimize de başarılar diliyorum.

Üç gün önce Van’daydık değerli milletvekilleri. Derler ya “Hayatta bazı şeyler anlatılmaz, yaşanır.” Gerçekten yaşadık. Van için söylenebilecek tek kelime bu. Üzülerek söylüyorum, Van’da hâlâ eğitim-öğretime başlayabilmiş değiliz. Ne ilköğretim ne ortaöğretim ne de üniversitede eğitim başlamamış. Hiçbir şey televizyonlarda göründüğü gibi değil. Bu nedenle ivedilikle, Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencilerinden isteyen öğrencilere, bu eğitim-öğretim yılına mahsus olmak üzere, başka bir üniversitedeki eş değer programlarda eğitimlerini tamamlayabilme imkânı verilmelidir. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi olarak vermiş olduğumuz kanun teklifini gündeme alıp yasalaştırarak öğrencilerimizin eğitim hayatından bir yıllarını kaybetmelerine engel olmalıyız çünkü bu gençler ülkemizin geleceğidir.

Değerli milletvekilleri, üniversite, özgür düşünce ile gerçeğin arandığı, sorgulamanın, tartışmanın, eleştirel düşünmenin öğretildiği, bilimsel düşüncenin ortaya konulduğu, topluma da bu becerileri kazandırmayı amaçlayan bir eğitim kurumudur. Üniversite, bilim aracılığıyla dünyaya yeniliğe kapı açan, her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı, yaratıcılığın gerçekleştirildiği, unvan ve makamların fazlasıyla önem taşımadığı, hiyerarşinin bulunmadığı, bilimsel özgürlüğün ve bilgi birikiminin oluştuğu bir ortam olmalıdır. Üniversitelerimizi bu noktaya taşıyabilmek için bilimsel araştırmalar desteklenerek uluslararası deneyim eksikliği ve teknik yetersizlikler giderilerek toplumda bilim kültürü oluşturulmalı, taşra üniversiteleri sorunu çözülerek bilim yöneticilerinin kalitesi artırılmalıdır; kaynaklar artırılarak öğretim üyesi niceliği ve niteliği artırılmalı, özerklik sorunu çözülerek bu sağlanmalıdır. Tabii ki öncelikle bir karar vermemiz lazım. Bize bilim adamı mı lazım, bizden adam mı lazım? Tehlikeli olan bu anlayış, iktidar mücadelelerinin bir yansıması olarak ortaya çıkan bu anlayış üniversite gibi en eğitimli, en hoşgörülü ve vizyon sahibi olması gereken bir kuruma ve bilim hayatına büyük bir darbe vurmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; OECD’nin Bir Bakışta Eğitim 2011 Raporu’ndan bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugün ülkemizde 400 bine yakın, atanmayı bekleyen öğretmenimiz vardır. Görev alabilmiş öğretmenlerimizin maaşlarının 1995-2009 yılları arasındaki değişimine baktığımızda maaşlarının 1995 yılının çok gerilerinde olduğunu görmekteyiz. Ayrıca bu raporda önemli olan bir konu da işsizlik rakamlarıyla ortaya çıkmaktadır. Rapora sadık kalmak açısından aynen aktarıyorum: Üniversite mezunlarının işsizlik oranı 1997’de yüzde 3,9 iken 2009 yılında yüzde 9,9’a çıkmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; ekonomik, sosyal ve eğitim hayatının lokomotifi olan üniversitelerimiz için ayırdığımız kaynak yani bütçe büyüklükleri bulundukları bölgeler açısından da son derece önemlidir. 2012 bütçemizde eğitime ayrılan kaynakların gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 3,64’tür. Bu rakamı OECD ortalaması olan yüzde 5,5’a çıkarmak zorundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; üniversite bütçelerinin, özellikle yatırım bütçelerinin artırılması gerekmektedir. Yıllar itibarıyla üniversite bütçelerinin rakamsal olarak artıyor olması tek başına bir anlam ifade etmemektedir. Önemli olan, yatırım bütçe rakamlarındaki artıştır ki ne yazık ki bu konuda da büyük sıkıntılar yaşamaya devam ediyoruz. Millî Eğitim Bakanlığının yatırım bütçesine baktığımızda 2002 yılında yüzde 17,18 olan oranın 2006’da 7,49’a, 2011’de ise 5,85’e düştüğünü görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, ülkemizi 2023 vizyonuna, 2023’e bu rakamlarla mı hazırlayacağız? Hiç hamasete, rakamları farklı yerlerden okumaya gerek yok.

Üniversitelerin toplam yatırım bütçelerine baktığımızda ise daha da vahim bir tablo karşımıza çıkıyor.

Toplam 103’e çıkmış olan devlet üniversitesi için ayrılan kaynak 2 milyar 758 milyon TL’dir arkadaşlar. Bunun içinde sağlığa ayırdığımız pay, yani üniversite hastanelerine ayırdığımız pay 440 milyon, çok övündüğümüz ARGE’ye ayırdığımız pay 455 milyon, kültüre ayırdığımız pay ise maalesef, sadece ve sadece 15 milyondur. Bir düşünün, dünyanın 17’nci büyük ekonomisi olmakla övünüyoruz, “Yakında 10’uncu büyük ekonomisi olacağız.” diyoruz ama kültüre ve ARGE’ye ayırdığımız para bir holdingin bütçesine neredeyse eşdeğer.

Dokuz yılda 50 adet yeni devlet üniversitesi kuruldu. Artık her ilimizde bir üniversitemiz var. Tabii ki hayırlı olsun, bir eğitimci olarak yeni bir eğitim kurumu açılmasını yadsıyacak, karşı çıkacak hâlimiz yok. Dilerseniz bir de yeni açılan, yeni kurulan üniversitelerimize bakalım. Bakalım ki Hükûmetimiz bu üniversiteleri ne kadar önemsiyor.

2006’da kurulan 15 üniversiteye toplam 338 milyon yatırım bütçesi ayırmışız. Bunların ARGE için 27 milyon, kültür için 500 bin, sadece 500 bin, yani 500 milyar arkadaşlar…

2007’de kurulan 17 üniversitemiz var. Yine bu 17 üniversitenin yatırım bütçesinin toplamı 342 milyon. Bu 17 üniversitenin ARGE’si için 28, kültürü için de 1,3 milyon TL ayırmışız.

Daha sonra kurulan 9 üniversitemiz var. Bunların toplam yatırım bütçesi 179 milyon TL. ARGE için 14 milyon TL, kültür için ayırdığımız rakamsa muhteşem, sıfır TL. Yani bu yeni kurulan 9 üniversitemizin bulundukları illerde öğrencilerin, o ilde yaşayan yurttaşların kültür diye bir derdi yokmuş, çözmüşler o sorunu. Hükûmetimizin tespiti bu olsa gerek ki kültüre ayırdıkları para sıfır.

Bir de en son kurulan 9 üniversitemiz var, o biraz daha ironik. En son kurulan 9 üniversitemize yatırım için toplam 91 milyon ayırmışız, ARGE için sıfır, kültür için sıfır.

Tabii ki olayın bir de öğretim elemanı boyutu var. O konuya hiç girmeden tek bir cümleyle bunu ifade etmek istiyorum. Yeni kurulan 50 üniversitemiz içerisinde 7 tane, sadece 7 tane yardımcı doçentle kurulmuş olan üniversiteler kendini şanslı saymaktadır arkadaşlar. Sadece 7 tane yardımcı doçent…

Değerli milletvekilleri, bu durumu değiştirmek zorundayız. Günümüzde ülkelerin rekabetçi ortamda gelişebilmesi için eğitim, öğretim ve araştırma geliştirme faaliyetlerine, dolayısıyla bilgi toplumunun temel kurumu olan üniversitelere daha fazla kaynak ayrılması gerekmektedir. Üniversiteler bir öğretmen-öğrenci topluluğu değildir, bilgi ekonomisinin beyni niteliğinde bilgi fabrikaları ve karmaşık yapıya sahip işletmelerdir. Hepimiz bunu böyle bilir ve böyle kabul edersek ancak bir yerlere varabiliriz. Yoksa bütün üniversitelerimizin bütçe toplamı bir Harvard Üniversitesi etmiyorsa bu konuda daha çok düşünmemiz gerekmektedir.

Bugün dünyadaki ilk 500 üniversite arasına girememekten hepimiz şikâyetçiyiz. Peki, bu rakamlarla mı gireceğiz ilk 500’e? Bu ARGE, bu kültür bütçeleriyle mi gireceğiz ilk 500’e?

Değerli milletvekilleri, üniversitelerin önemli bir ayağını oluşturan hastaneler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gürkan. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, başta ÖSYM Başkanı olmak üzere bütün bürokratlar ellerinde telefon, sürekli dışarıdan kopya çekiyorlar. Yani kopya çektirdiklerini biliyorduk da çektiklerini bilmiyorduk. Uyarırsanız, burada telefonla kopya çekmek yasak, bürokratlar için yasak çünkü buranın kurallarında böyle, ne yazık ki böyle. Öğrencileri didik didik arayıp kendileri burada kopya çekerlerse ters olur. Uyarırsanız sevinirim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnce.

Arkadaşlarımız dikkat edeceklerdir herhâlde.

Sayın milletvekilleri, bir saat ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 12.50

 

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’a aittir. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Aksoy, süreniz yirmi dakikadır.

BDP GRUBU ADINA HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 2012 yılı bütçesi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

2012 yılı bütçesi de tıpkı önceki yılların bütçesi gibi ülkenin en büyük gereksinimi olan iç barışa ve ekonomik refaha hizmet etmeyecektir. Ne yazık ki bu bütçe de AKP’nin savaş ve rant bütçesidir, adil bir bütçe değildir; halkların kardeşliğini pekiştiren, bölgeler arası eşitsizliği ortadan kaldıran bir bütçe de değildir. Türkiye halklarının acil ihtiyaçlarına cevap veren, halkçı, yoksulu, emekçiyi, işçiyi, köylüyü, çiftçiyi, üreticiyi koruyan, destekleyen bir tasarıdan çok, AKP’nin kendi özel bütçesidir. Bu bütçe tasarısı Türkiye'nin gerçekleriyle uyuşmamaktadır. Bütçe tasarısında eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe, adalete, üreticiye ayrılan pay yine çok azdır ve halkçı değildir. Bütçe yurttaşın ihtiyacını karşılamaktan da çok uzaktır. Bu bütçe AKP’nin ihtiyaç bütçesidir, belli ki AKP’nin ihtiyaçları da yeni cezaevleridir. Bu anlayışla, AKP, 2012 yılı bütçesinin tamamını yeni ve yüksek güvenlikli cezaevlerini inşa etmeye ayırsaydı yeriydi, hatta TOKİ’nin bu işleri iyi yaptığı da göz önüne alınırsa, 2012 yılı bütçesinin tamamı TOKİ’ye verilseydi yandaş sermayedarla bu iş kotarılabilirdi. Çünkü hâlihazırda Türkiye’de yaşayan 20 milyon Kürt’e ve vicdan sahibi, aydın, demokrat, yazar ve gazetecilere, onları alacak kadar, onlara yetecek kadar cezaevi bulunmamaktadır. Bugün Türkiye’deki tutuklu ve hükümlü sayısı 150 bine yaklaşmıştır. Cumhuriyet tarihinin en yüksek rakamıdır bu. Darbe dönemlerinde dahi bu kadar tutuklu ve hükümlü yoktu. Her gün, onlarca kişi “KCK operasyonları” adı altında düzenlenen siyasi soykırım operasyonlarıyla gözaltına alınıp tutuklanmaktadır. Dalga dalga operasyonlar yapılıyor, herkes sıranın kendisine geleceğini düşünüyor ve kapılarının ne zaman çalınacağını doğrusu merak ediyor.

Bakınız, sadece, seçim bölgem olan Ağrı’da üç dört gün önce 21 kişi gözaltına alındı ve bunlardan 16 kişi tutuklandı. Bunların arasında belediye başkan yardımcıları, partimizin merkez çalışanları, il ve ilçe başkanları bulunmaktadır. Partimizin yapmış olduğu çalışmaya göre de yedi ay içerisinde 7.748 kişi gözaltına alındı ve bunların 3.894 kişisi tutuklandı. Yani bu demektir ki ayda 1.100 kişi tutuklanıyor. Son yedi ayda partimizin 5 MYK üyesi, 12 Parti Meclisi üyesi, 28 il ve ilçe başkanı, 13 belediye başkanı ve yardımcısı tutuklanmış bulunmaktadır. Bu sayılar gün geçtikçe de güncelleşiyor ve artıyor. 12 Eylül darbe günlerini aratmayan, hukuki dayanaktan yoksun bu operasyonlar sonucu günde ortalama 10 kişi gözaltına alınırken 5’i ya da 6’sı tutuklanıyor. Halkın iradesini temsil eden milletvekillerinin hâlâ cezaevinde tutuklu olmaları ve iktidar partisinin bu konuda en ufak bir adım atmaması bu Parlamentonun en büyük ayıbı olsa gerektir. Bu kürsüden cezaevindeki tüm arkadaşlarımıza selamlarımızı iletiyoruz, gönlümüz onlarladır. Haklı mücadelemize hiç durmadan devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, adil bütçeler hukukun ve sosyal devletin egemen olduğu demokratik ortamlarda hazırlanabilir. Olağanüstü rejimin hüküm sürdüğü bir ortamda, her gün katliamların yapıldığı, genç bedenlerin toprağa düştüğü, anaların gözyaşı döktüğü bir sistemde, siyasi soykırım operasyonlarıyla binlerce kişinin tutuklandığı bir ülkede demokratik bir anayasa yapılamayacağı gibi adil ve dengeli bir bütçe de hazırlanamaz. Bu nedenle, Hükûmetin öncelikli olarak Kürt sorununu ve onun sonuçlarından biri olarak ortaya çıkan çatışmalı ortamın nedenini ve çözümünü iyi araştırmalıdır. Bu anlamda, maddi ve manevi her türlü kaynak da seferber edilmelidir.

Bakınız, yıllardır bölgeler arasında yapılan haksızlıklar ve eşitsizlikler bu bütçe tasarısında da kendisini göstermektedir. Bölgede hızla artan işsizliğe, özellikle yüzde 70 dolayındaki genç işsizliğe çözüm üretilmiş değildir. Bölgedeki tarım dışı işsizlik oranı Türkiye'nin diğer bölgelerinin de üstündedir. Bölge nüfusunun yarısından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Yoksulluğun bir göstergesi olan, yeşil kartla tedavi olan nüfus Türkiye genelinde yaklaşık 10 milyon olarak belirlenirken bunların yüzde 50’ye yakını Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı 21 ilde görülmektedir. Yeşil kart oranı Hakkâri, Ağrı, Van ve Bitlis’te nüfusun yarısının üzerindedir. Konusu açılmışken yılbaşından itibaren yeşil kart uygulamasına son veriliyor. Peki, 10 milyon kişi sağlık hakkından nasıl yararlanacak, bunu hiç düşündünüz mü?

Bölgeye aktarılmış görünen kamu kaynaklarının ağırlıkla savunma ve güvenlik için harcandığı, bölge insanının iş ve aş beklentisine cevap vermediği de ortadadır. Bölgeye yapılmış görünen sınırlı miktardaki kamu yatırımları bölgenin kalkınmasına ve insanının istihdamına yönelik değildir. Bunlar enerji sektörü ağırlıklıdır ve bölgeye doğrudan yararlı olmayan bu yatırımların bölgenin ekolojik dengesine verdiği zarar ve kültürel varlıklarına yaptığı tahribat ise göz ardı edilmemelidir.

Türkiye nüfusunun yüzde 16’sına yakınını oluşturmasına karşın kamu harcamalarından Türkiye ortalamalarının çok altında pay alan bölge, mahallî idare harcamalarında da öteki muamelesi görmektedir. Kentleşme oranı yüzde 60’a yaklaşan, bazı illerinde Türkiye ortalamasını geçen bölgenin kent sorunları hızla büyürken sorunları çözmeye dönük altyapı yatırımları, mahallî idarelere merkezden aktarılan paylar hep düşük tutulmuştur. Ekim ve kasım aylarında iki büyük depremle sarsılan, en büyük felaketi Hükûmetin ilgisizliği karşısında yaşayan Van’ın yaraları hâlâ sarılmamış iken depremzedenin can damarı olan Van Belediyesinin geliri de bitme noktasına getirilmiştir. Bakıyoruz şimdi, 2012 bütçesinde Van’daki deprem için bir tek kuruş ayrılmış mıdır? Bu nasıl bir adalet duygusudur? Van Belediyesi, İller Bankasından 15 milyon Türk lirası kredi talep etmektedir. Bakalım, bu taleplerine nasıl bir cevap verilecektir, hep beraber göreceğiz.

Bölgenin çok acil kaynak girişine ihtiyacı vardır. Bu kaynak girişi, hem bölge yoksullarının kendilerini adil bir toplumun eşit vatandaşları olarak hissetmeleri hem de gündelik hayatlarını idame ettirmeleri için kaçınılmazdır. Bölgenin acil ihtiyaçları sağlık, eğitim ve ulaşım altyapı yatırımlarıdır. Bu alanlarda yapılacak yatırımlar bölge iş gücü vasfını geliştirecek, çeşitli sektörlerde gelişmenin önünü de açacaktır.

Değerli milletvekilleri, gelişme ekonomik olduğu kadar sosyal, siyasal, kültürel düzeylerde de olmalı ve bunların önü açılmalıdır. Kürtlerin ağırlıkta yaşadığı bölgede, farklılığın reddedilmediği, farklılıkları meşru kabul eden bir siyasal, sosyal ve kültürel yaşam ortamı yaratılmalı, bunun için gerekli düzenlemeler bir an önce gerçekleşmelidir. Siyasal, ekonomik ve kültürel haklarla kendini geliştirme hakkı toplumun tümü için eksiksiz ve eşit olarak kullanılabilir olmalıdır. Türkiye’de yaşayan tüm yurttaşların ana dillerini geliştirebilmesi için kamusal eğitim, öğretim alanlarının olanaklarının sunulması, bütçeden pay ayrılması, toplumsal gelişmenin olmazsa olmaz koşullarından biridir. Bölgenin sınır ülkeleriyle ticaretle katedebileceği çok önemli bir mesafesi vardır. Sınır ticaretini geliştirecek düzenlemelere ivedilikle geçilmelidir ve ona fırsat tanınmalıdır.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi bitkisel üretim, Doğu Anadolu Bölgesi ise hayvancılık bölgesidir. Tarım ve hayvancılık bölgede önemli bir potansiyele sahip olmakla birlikte, tarımda istihdam olanaklarının kısıtlı olması nedeniyle bu potansiyel bölgenin ekonomik kalkınması için bir çare oluşturamamaktadır. Özellikle hayvancılık bölgede bitme noktasına getirilmiştir.

Sayın Bakan, bölge insanıdır ve biliyor. Türkiye’de hayvancılık sektöründe yaşanan sorunların en büyük nedeni son otuz yıldır bölgede devam eden çatışma ve şiddet ortamıdır. Bu çatışma süreci bölge ekonomisini çok ciddi boyutlarda sarsmıştır.

Yine, getirilen mera ve yayla yasakları bölgede tarım ve hayvancılığı durma noktasına getirmiştir. Binlerce hektar mera ve yayla güvenlik gerekçesiyle yasaklanmış, bu yasaklar ise hâlâ devam etmektedir.

Yine, binlerce dönüm arazi mayınlanmış ve bu mayınlar hâlâ temizlenmemiştir. Hükûmet mayınların temizlenmesi için gerekli kaynağı 2012 yılı bütçesine koymalıdır. Temizlenecek bu araziler de yöre halkına tarımsal üretim için tahsis edilmelidir.

Birinci ve ikinci sınıf tarım arazilerinin çoğunlukta olduğu bölgenin mayınlardan temizlenmesi için yapılacak harcama beş yıl gibi kısa bir süre içerisinde geri dönecek bir karakter taşımaktadır. Ayrıca bölgede hem 15 binin üzerinde üretici ve mühendis istihdamı sağlanacak hem de gerçekleştirilecek 100 binlerce tonluk üretimle giderek artan tarım ürünü ithalatı azalacaktır.

Zira mayınlı arazilerin tarıma açılması durumunda yıllık 20 milyon dolarlık net gelir elde edilebileceği uzmanlar tarafından tespit edilmiş ve dile getirilmiştir. Buna rağmen AKP Hükûmetinin bu arazileri yabancı şirketlere yok pahasına peşkeş çekme niyetini anlamış da değiliz.

Özellikle 1990-95 arası yaşanan zorunlu göç de eklenince bölge kırsalı iyice boşalmış, kaynaklar yok edilmiş, insanlar üretimden kopmuş ve üretim yerine mevsimlik işçi, inşaat işçisi ya da çöp toplayıcı olmak üzere batıya göçe zorlanmıştır. Zorunlu göç ile birlikte kırsalda birçok potansiyel -ki bunların başında hayvancılık gelmektedir- atıl kalmıştır.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; tarım stratejik bir sektördür. İnsanoğlu için vazgeçilmez bir konumda olup değeri ve önemi her geçen gün daha da artmaktadır. Bunun en büyük göstergesi de dünya tarım ve gıda fiyatlarının son dönemlerde sürekli olarak artıyor olmasıdır.

Dünya için bu kadar önem arz eden tarım sektörü ülkemiz için de yaşamsal bir alandır. Bu anlamda ülkemiz şanslı sayılabilecek ülkelerden biridir. Bir başka ifadeyle, tarımın ülkemiz için olağanüstü bir sosyal ve ekonomik değeri vardır ancak AKP İktidarının tarım ve hayvancılıkla ilgili yanlış politikaları ve uygulamaları gösteriyor ki bu İktidar bu önemin farkında değildir.

Hükûmetin tarım ve tarım kesimini gözden çıkardığı yaptığı uygulamalardan da bellidir. Bunun içindir ki bugün bu ülkede üretici, çiftçi perişandır. Üretim düşmüştür. Temel ürünler dâhil, Türkiye dışa bağımlı hâle gelmiş ve ithalatçı konuma düşürülmüştür. Türkiye'nin dört bir yanında tarımla uğraşan çiftçi kesimi iktidarın yanlış politikaları yüzünden kan ağlamaktadır. Ne feryatlarını duyan var ne de yardım edenleri.

Çiftçiler yalnızlığa itildi. Özellikle de bölgedeki çiftçilere yıllardır üvey evlat muamelesi yapıldı ve hâlen de yapılmaktadır. Bölgedeki tütün ve pancar üreticileri uygulanan kotalar nedeniyle zarar ediyor, bitme noktasına getiriliyor. Üretici, tarlasını sürüp ekmesi için tohumunu, gübresini, mazotunu alamıyor. Türkiye çiftçisi dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor. Tarlasını ekenler ise Hükûmetin tarım ürünlerine koyduğu kotalar yüzünden, mahsule verdiği düşük fiyat politikalarından dolayı tarlasına yaptığı gideri dahi karşılayamıyor. Kısacası, tarım üreticisi yani çiftçi kan ağlıyor ve çiftçinin feryadını da duyan yok. Çiftçimizin feryadını herkes duyuyor, duymayan biri varsa o da AKP İktidarıdır.

Eskiden ''Dünyada tarımda kendine yeten yedi ülkeden biriyiz." diye sevinen ve gurur duyan bir ülke olan Türkiye, ne yazık ki IMF, Dünya Bankası ve basiretsiz, beceriksiz iktidarların politikaları nedeniyle bitme noktasına gelmiştir. Sayın Bakan bugün hâlâ tarımda dünya yedincisi olduğumuzu iddia ediyor ancak ekonomik göstergeler ve sokağın dili bunun böyle olmadığını gösteriyor. Demin de sözünü ettiğim gibi çiftçi, köylü feryat ediyor, pancar üreticisi, tütün üreticisi, fındık, zeytin, çay ve buğday üreticisi kan ağlıyor.

Ayrıca Sayın Bakan 2023 vizyonunu "Tarımsal ekonomik büyüklük açısından dünyanın ilk 5 ülkesi arasında yer alan, 150 milyar dolar tarımsal hasılaya, 40 milyar dolar tarım ihracatına sahip, büyümesini devam ettiren bir tarım sektörü" olarak açıklıyor.

Sayın Bakanın Türkiye tarımı için hedeflediği bu temenninin gerçeklemesini canıgönülden isteriz ve destekleriz. Ancak AKP İktidarının bugüne kadar ki tarım politikaları ve yanlış uygulamaları, bu vizyonun bir hayalden öteye geçmeyeceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca bu iktidar sürekli rakamlarla oynayarak kurumlarına pembe tablolar çizdiriyor, Türkiye'yi bir gecede bile aniden zenginleştirebiliyor.

Değerli milletvekilleri, ülke topraklarının yüzde 60'ı tarıma elverişli topraklardır. Ne yazık ki bu toprakların sadece yüzde 20'sini ekilebilir topraklar olarak değerlendirebiliyoruz. Oysa ki topraklarının bir bölümü deniz doldurularak kazanılmış, Türkiye yüzölçümünün sadece yüzde 7'si kadar büyüklükte tarım arazisine sahip Hollanda, Türkiye'nin 5 katı, yani yıllık 53,3 milyar dolarlık tarım ürünleri ihracatını nasıl gerçekleştiriyor?

Türkiye'nin bu konuda çok düşünüp çok çalışması gerekmektedir. Nüfusu sürekli olarak artan bir ülke olan Türkiye'nin tarım, gıda ve hayvancılık politikalarında öncelikli amacı kendi nüfusuna yetecek gıdayı temin etmek olmalıdır. Ayrıca çevreci ve ileri teknikler kullanmak suretiyle üretimini artırmak ve tarımsal alandaki üreticileri bilimsel ve sistematik bir şekilde desteklemek de gerekir.

2002 yılında tarımsal üretimin Türkiye'nin gayrisafi yurt içi hasılasındaki payı yüzde 10,3 iken bu rakam 2009'da yüzde 8,3'e, 2010 yılında ise yüzde 7,8'e gerilemiştir.

Değerli üyeler, ülkemizde tarım sektörü istihdam alanında da önemli bir yer tutmaktadır. Tarımda çalışan nüfusun toplam istihdamdaki payı ABD'de yüzde 1,6; G7 ülkelerinde yüzde 2,3; Avrupa'da yüzde 3,6; OECD ülkelerinde ise ortalama yüzde 5,1 oranındayken Türkiye nüfusunun dörtte 1’i yani yüzde 25'i tarım sektöründe çalışmaktadır. Bu tablo, tarım sektörünün Türkiye için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak AKP Hükûmeti, tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak kaynağı her geçen yıl daha da azaltmayı düşünüyor.

2012 yılı bütçesinde tarım kesimine toplam 11 milyar lira düzeyinde destek öngörülmüş olup bu tutar millî gelirin yüzde 1’inin altında bir rakamdır. Oysa Tarım Kanunu’na göre, tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak kaynağın gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'inden az olmayacağı şeklinde bir belirleme vardır. Bu belirmeyi AKP’nin kendisi yapmış, bu belirlemeye uymayan da yine AKP’nin kendisidir.

Değerli milletvekilleri, AKP döneminde buğday üretimi 2010 yılında 2002 yılındaki düzeyinde kalmıştır. Bakliyat, tütün ve pamuk üretimi düşmüştür, şeker pancarı üretimi ve üreticisi gözden çıkarılmıştır. Büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayısında ciddi bir azalma yaşanmıştır. Yaşanan bu üretim düşüşleri sonucu ülke et ithalatına mahkûm edilmiştir.

Başta AKP Hükûmetinin yanlış tarım politikaları sonucu, geniş yüz ölçümü, farklı ekolojileri, değişik tür ve ırktan hayvan varlığıyla avantajlı bir konuma sahip olan ülkemizdeki hayvancılığı ve tarımsal ürünler üretimini tehlikeye sokmuştur. Tarımdaki nüfusu yüzde 25 olan ülkemizde, siyasal iktidarın canlı hayvan sayısındaki düşüşe acil çözüm üretmesi gerekmektedir. Türkiye'de uygulanan yanlış politikalar neticesinde, 1980'de 16,5 milyon olan büyükbaş hayvan sayısı 10,5 milyona, 50 milyon olan koyun sayısı da 25 milyona gerilemiştir.

Bütün bu sorunlara karşı, Hükûmet, Türkiye'de hayvan arzını artırma seçeneğini bir kenara koyarak, doğrudan canlı hayvan ithal yoluna gitmektedir. Yanlış ve yetersiz destekleme politikaları, yüksek girdi, özellikle yüksek yem fiyatları, buna karşılık seyreden düşük süt fiyatları sonucu ülkemizde bulunan on binlerce damızlık ve süt hayvanı kesime sevk edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, IMF ve Dünya Bankasının dayatmaları neticesinde ülkemizde neoliberal politikalar endüstriyel tarımı zorlamaya başlamışlardır.

Küçük toprak sahibi çiftçiler tasfiye süreci yaşamakta ve bu sürecin kazananı egemenliklerini tüm dünyada sürdüren çokuluslu tarım gıda şirketleri olmaktadır.

Türkiye'de tarımın bu sarmaldan kurtarılması kendi insanımızın ihtiyaçlarına ve ülkemizin özgül ekolojik koşullarına uygun emek ve üretim odaklı bir program uygulanmasına bağlıdır.

Konuşmama son verirken, Van depremi neticesinde büyük bir felaket yaşayan Van halkının, tarım ve hayvan üreticisinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL AKSOY (Devamla) - …destek ve büyük yardımlara ihtiyacı olduğunun altını çizmek istiyorum. Sayın Bakanımızın bu konuda özel bir çaba göstereceğine inanmak istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aksoy.

Kars Milletvekili Mülkiye Birtane. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Birtane, süreniz on beş dakikadır.

BDP GRUBU ADINA MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığının 2012 bütçesi hakkında partimizin görüşlerini paylaşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama Millî Eğitim Bakanlığının kronikleşmiş sorunlarına dikkat çekerek millî eğitimin 21’inci yüzyılın ruhuna uygun demokratik, bilimsel ve köklü yapısal değişikliklere ihtiyacı olduğunu belirterek başlamak istiyorum.

Toplumu şekillendiren, bireyi hayata hazırlayan bu kurumun Türkiye’de insanın geleceğe dair umudunu tüketen, canından bezdiren, bilimsellikten uzak, yaşam becerisi kazandırmayan bir misyon yüklendiğini vurgulamak isterim. AKP Hükûmetinin iktidara geldiğinden beri eğitimle ilgili övündüğü en önemli icraatı ders kitaplarının ücretsiz olarak dağıtılması olmuştur. Bundan başka da dişe tırnağa dokunur tek icraatı yoktur. Öyle ki sanki bütün mesele ders kitaplarının ücretli olmasıymış gibi bu icraatını politik bir malzeme olarak da kullanmış, özellikle köylerde bunu bir oy propagandası olarak devreye koymuştur.

Bir taraftan ders kitaplarını ücretsiz vermiş, diğer taraftan da ders kitaplarının ücretlerini 10’a, 20’ye katlayacak oranlarda dergiyi ve ek kitapları alma zorunluluğu getirmiştir.

Bir taraftan kayıt parası alınmayacağını söylemiş, diğer taraftan kayıt parası vermeyen öğrencinin kaydının yapılmasında sorunlar yaşatmıştır.

Okulların hizmetli, temizlik ve ısınma gibi giderlerine yeterince ödenek ayrılmamıştır.

Eğitimin kalitesi yükseltilecek, eğitimde köklü reformlar yapılacak denmiş, diğer taraftan okullar işlevsizleştirilmiş, öğretmenler ekonomik koşullarının zorluğu nedeniyle, kendi öğrencisine sınıfta değil de kurslarda paralı ders vermeye mecbur edilmiştir. Okullar eğitim veren yerler değil, diploma veren, işlevsiz ve teknik işleri yürüten kurumlar hâline getirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kız çocuklarının okullaşma oranları ile ilköğretimden ortaöğretime geçiş oranlarını artırmak amacıyla kız çocuklarına ve ortaöğretime devam eden öğrencilere destek verilecek denmiş, üç ayda bir 25-30 lira ya verilmiş ya da verilmemiştir. Bu incitici uygulama ballandıra ballandıra anlatılmış, bir kitap parası bile etmeyen 25 lira eğitimde reform adımı sayılmıştır. Kahvelerin işsizlerle dolduğu, ailesinde tek çalışanı bile olmayan, bir geliri bile bulunmayan Kars’taki, Iğdır’daki, Hakkâri’deki, Sinop’taki, Tokat’taki çocukları 25-30 lira ile mi kurtaracaksınız? Bu kandıran, göz boyamacı uygulamalarla bir enkaza dönüşmüş eğitim sisteminde işlerin yolunda gittiğine kimleri inandıracaksınız?

Bugün Türkiye’de hâlâ okulların üçte 2’sinde ikili eğitim yapılmakta, birleştirilmiş sınıflarda eğitim ve taşımalı eğitim uygulamaları sürmektedir. Taşımalı eğitimde öğrenciler servislere balık istifi şeklinde bindirilmekte, öğlen yemeği verilmemekte ya da öğün bir meyve suyu bir kraker ile geçiştirilmektedir.

Zorunlu olan ilköğretimde okullaşma oranı yüzde 98’lerde, ortaöğretimde okullaşma oranı hâlâ yüzde 60’larda. Okula gitmeyenlerin önemli bir bölümünü yine kız çocukları oluşturmakta. “Haydi Kızlar Okula”, “Anne-Kız Okuldayız” projeleri birer asimilasyon projesi olmaktan öteye gitmemiştir. Bu kapsamda okula kaydı yapılan öğrencilerin sayısı ile okula devam eden öğrenci sayısı arasında büyük bir farklılık vardır.

Değerli milletvekilleri, bilimsel olarak biliyoruz ki bir çocuğun kişilik oluşumu sıfır-altı yaş aralığındadır. Ana diliyle eğitim görmeyen çocukların zihinsel gelişimleri, öğrenme yetenekleri ve sağlıklı bir kimlik edinme şansları ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca, asimilasyonun boyutlarını daha da derinleştirerek ana dili unutturmak için okula başlama yaşı küçültülmüştür. Erken yaşta okula başlama öğrenmede etkili bir yöntem olabilir ancak çocuk eğer kendi ana diliyle eğitim görürse.

Değerli milletvekilleri, diğer taraftan, engellilerin eğitim hakkından yararlanmalarında yaşadıkları sorunları gidermek için bütçeden yeterli kaynak ayrılmıyor. Engellilere ait eğitim merkezi ihtiyaca cevap verecek sayıda değil. Öğretmen, rehberlik uzmanı, psikolojik danışman ve yardımcı hizmet personeli istihdamı son derece yetersizdir.

Türkiye’de okul ve derslik sayısında da hâlâ yetersizlikler mevcut. Köylerin çoğunda sıralarda üçerli, dörderli oturulmakta, çocukların spor yapacakları, kültürel aktivitelerde bulunacakları fiziki ortamlar bulunmamaktadır. Okulların fiziki yapı ve donanım açısından yaşadıkları eksiklikler henüz giderilmiş değildir. En son yaşadığımız Van depreminde, deprem tehlikesine karşı güçlendirildiği iddia edilen bütün okullar çökmüş, barınma yerleri olmayan, âdeta zulüm yaşatılan öğretmenler, enkaz hâline gelen bu eğitim sisteminin kurbanları olmuştur.

Evet, bir başka sorun da eğitimin kanayan bir yarası olan çocuklara cinsel taciz ve tecavüzlerle gündeme gelen YİBO’lar. Bu okullar, kalitesiz eğitimin, asimilasyonun merkezleri olmaya devam etmektedir. Yerleşim yerlerinden uzak, hiçbir ihtiyacı tam olarak karşılanmayan öğrenciler buradaki zor koşullara dayanamaz hâle gelmekte ve okuldan ayrılmayı tercih etmektedirler.

Bölgeler arası makasın gittikçe açıldığı Türkiye’de ilköğretimde okullaşma oranı Türkiye genelinde yüzde 98 iken Hakkâri’de yüzde 85, Bitlis ve Muş’ta yüzde 87, Van’da yüzde 88, Bingöl’de yüzde 91, Ağrı’da yüzde 93’tür.

Ortaöğretimde okullaşma oranı çok daha düşüktür. Türkiye geneli yüzde 65 iken Ağrı’da yüzde 22, Muş’ta 23, Van ve Bitlis’te yüzde 28, Bingöl’de yüzde 36, Hakkâri’de yüzde 41 ve Kars’ta yüzde 48’dir.

Ortaöğretimde okula devam etme oranı da oldukça düşük olup 2008-2009 öğretim yılında 360 bin gencimiz liseleri diplomasız olarak terk etmiştir. Eğitim Reformu Girişimi’nin verilerine göre, her gün 2 bin öğrenci okulu terk etmektedir.

Türkiye’de on beş-on dokuz yaş arası ne öğrenci ne de çalışan konumunda olan gençlerin oranı kızlarda yüzde 40, erkeklerde yüzde 25’tir. Oysa, OECD ortalamalarına baktığımızda bu oranın yüzde 9, yüzde 8 olduğunu görmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de dershaneye gitmeyen öğrencinin üniversiteye girmesi neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Üniversiteyi bitiren öğrenci de dershaneye gitmeden KPSS’yi kazanamaz olmuştur. Peki, öğrenciler ilkokulda, lisede, üniversitede acaba ne öğreniyor ki bu sonuçlar yaşanıyor? Bu durum doğrudan ezberci ve bilimsellikten uzak olan eğitimin kalitesiyle bağlantılıdır diyoruz. Madem okuldan aldığı bilgiyle öğrenci bir yere yerleşemiyor, yaşam becerisi kazanamıyor, bir mesleği yapma yeterliliğine kavuşamıyor, o zaman okulların ne fonksiyonu var? Okullar öğrenme kurumları değil midir? Dershaneye gidemeyen öğrenci ne yapacaktır? İlköğretimden başlayarak bir yarış içine sokulan çocuklarımız arasındaki eğitim rekabeti dershanelerle daha da artmış, dershaneler okullarda verilen eğitimin niteliğini tamamen yitirmesine neden olmuşlardır.

Değerli arkadaşlar, eğitimdeki bu kötü gidişatın en önemli nedenlerinden biri de öğretmen açığıdır. Millî Eğitim Bakanının yaptığı açıklamaya göre, 146.194 öğretmen açığı mevcut. Diğer taraftan, 400 bine yaklaşan atanamayan, işsiz öğretmen var. Peki, bu öğretmen açığı nasıl giderilmeye çalışılıyor? Kadrolu öğretmen yerine sözleşmeli, ücretli ve vekil öğretmenlerle. Üstelik Sayın Millî Eğitim Bakanı bu bin bir zahmetle okulu bitiren öğretmen adaylarına “Atanmayacaksınız, kendi ilgi ve yeteneklerinize göre iş bulun.” talimatını da vermiştir.

Sayın milletvekilleri, bugün hâlâ ders kitapları yenilenmiş değil. Bu konuda birkaç yüzeysel çalışma dışında bir ilerleme sağlanmamıştır. Ders kitaplarındaki ırkçı, cinsiyetçi, ayrımcı, bilimsellikten uzak unsurlar ayıklanmış değildir.

AKP’nin eğitim politikasına baktığımızda, eğitimde ticarileştirme ve özelleştirme uygulamalarının arttığı görülmektedir. Esnek ve güvencesiz istihdamın arttığı, kamu okullarının satışa çıkartıldığı, kamu kaynaklarıyla özel okullar ve üniversitelerin desteklendiği, müfredatın piyasacı ve gerici bir içerikte yeniden oluşturulduğu, Millî Eğitim Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatlarında yaşanan yoğun siyasi kadrolaşma uygulamalarının yaşandığını görmemiz mümkündür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi Türkiye’de eğitim sistemini özetleyen ve Türkiye’de olduğumuzu hissettiren öğretmenlerin, öğrencilerin yaşadıklarını sıralayarak sürdürmek istiyorum.

Eğer ilkokuldan başlayıp üniversiteye kadar onlarca sınava tabi tutuluyor ve üniversiteyi bitirdikten sonra hâlâ işsiz kalıyorsan sen Türkiye vatandaşısın.

Eğer ülkende okullarda, ana sınıfında Efe Boz gibi minik yavrular kazalarda hayatını kaybediyor, YİBO’larda tecavüze uğruyor, öğretmenin tarafından darp ediliyorsan sen Türkiye’de öğrencisin.

Öğrenciler Şili’de devrim yapıyor değerli milletvekilleri. Eğer sen parasız eğitim istediğin için on sekiz ay cezaevinde kalıyorsan, okullarda bilimsel eğitimi yasaklayan zihniyetin temsilcilerini okulunda istemediğin için gözaltına alınıyorsan Türkiye’de protestocu öğrencisin.

En doğal hakkın olan ana dilinde eğitim istediğin için saldırı ve hakarete maruz kalıyorsan, inkâr ediliyorsan sen Türkiye’de Kürt’sün ve ötekisin.

Eğer Şerzan Kurt, Aydın Erdem, Murat Elibol gibi sırtından vurulup öldürülüyorsan, Amara’da Mahsum Karaoğlan gibi gaz bombasıyla kafan paramparça ediliyorsa ve hâlâ ceza almıyorsa katillerin, Kürt ve demokrat olduğun için linç ediliyorsan okulunda sen Türkiye’de üniversitelisin.

Eğer binbir güçlükle okuyup öğretmen olup da işsiz kalıyorsan, unutulan bir kentte maden işçisi gibi göçük altında kalıp annene bir tabut içinde dönüyorsan, sen Türkiye'de öğretmensin.

Eğer okulların çöküyor, kitap, defter, kalem alacak para bulamıyorsan ve bir İnternet kafede gözlerin açık göçüyorsan Vanlı küçük Yunus gibi, Kızıltepe’de Uğur Kaymaz gibi babanla beraber kurşuna diziliyorsan, Lice’de Ceylan Önkol gibi askerin attığı havanla cesedin paramparça oluyor ve inceleme için savcı köyüne gelmiyorsa ve Cizre’de Mehmet Uytun gibi annenden süt emerken kafana yasal gaz fişeği dedikleri fişek saplanıyor ve katilin bulunmuyorsa, sen Türkiye'de çocuksun. Evet, bu olaylardan biri başına geliyorsa, Uşaklısın, İzmirlisin, Karslısın, Hakkârili, Sinoplu, Zonguldaklı, Vanlısın, kısaca sen Türkiyelisin.

Evet, sayın milletvekilleri, bu tablo karşısında kalkıp Türkiye'de eğitim sistemini övmek, mevcut sistemi savunmak işlerimizi daha da zorlaştıracaktır. Hepimizin bu görünen, ancak işin asıl görünmeyen kısmının daha içler acısı olduğu mevcut eğitim sisteminde işlerin yolunda gitmediğini olgunlukla kabul etmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜLKİYE BİRTANE (Devamla) – Bu son derece ciddi sorunun çözümü için neler yapılması gerektiğini hep birlikte düşünmemiz gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Birtane.

Van Milletvekili Özdal Üçer. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Üçer, süreniz on beş dakikadır.

BDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime Genel Kurulu selamlayarak başlıyorum.

Yükseköğretim Kurulu, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi ve üniversitelerin bütçesiyle ilgili grubumuz adına söz almış bulunmaktayım.

Bu bütçe programı ve bu bütçe üzerine konuşurken canı gönülden şunu söylemek isterdik: İşte, hazırlanmış olan adil ve eşit bütçe ile demokratik yönetim ile lağvedilmesi gereken YÖK -zaten lağvedilmiş olacak- Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi deyince insanların aklına ÖSYM kısaltması geliyor, bununla birlikte, böyle sanki KÇM gibi bir kısaltmayı da aklımıza getiren kopya çekme merkezi gibi bir anımsatmayı da yapan bir kurumun bütçesi ve neredeyse her ile tabela düzeyinde kurulmuş üniversitelerin bütçesiyle ilgili konuşurken çok iyi bir bütçe hazırlanmış, adil, eşit bir bütçe hazırlanmış, bu bütçeyle eğitimin bütün sorunları giderilecek, akademisyenlerin bütün sorunları giderilecek, eğitime ayrılan pay sonucu eğitimin bütün sorunları bertaraf edilecek, araştırma görevlilerinin hiçbir sorunu kalmayacak, bu yıl bütün öğrencilere yüksek düzeyde krediler, burslar verilecek, öğrencilerin bütün sorunları giderilecek diyebilmeyi çok isterdik. Ama on yıllık Hükûmetiniz boyunca, AKP İktidarının on yıllık Hükûmeti boyunca, nasıl ki, eğitim bütün kurumları ve bütün alanlarıyla özel sermayeye peşkeş çekilen bir ticari alan yapılmaya çalışıldıysa bugünden sonra da aynısının devam edeceğini çok iyi bilmekteyiz.

Üniversite öğrencileri demokratik bir eğitim, ana dilde eğitim, özgür eğitim, bilimsel eğitim ve benzeri herhangi bir konuyla ilgili bir basın açıklaması yaparken ve o üniversite öğrencileri üniversite eğitimlerini tamamlayabilmek koşullarına sahip değilken, kalacak yurt sorunu varken, ceplerinde harçlık sorunu varken, kantinlerde birtakım perişanlıklar yaşarken, o YÖK bütçesinden özel güvenlik şirketlerine milyonlarca lira aktarılacak ve o özel güvenlik görevlileri de basın açıklaması yapan üniversite öğrencilerine uçan tekme atacak.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Nasıl yani?

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Bunlar yaşanan bir olay; ben bunu… Basında da geçmiş, bilmeniz gereken bir olay. Dün, haberlere de konu olmuştu.

Evet, Bologna süreci diye bir süreç var. Aslında Bologna süreciyle Avrupa’da, Avrupa’yı ticaret merkezi, öğrenciler için ticaret merkezi ve öğrenciler üzerinden döngüsünü sağlayan bir ticaret merkezine dönüştürme şeklinde bir proje var. Türkiye’nin en büyük emellerinden biri de buna dâhil olmak. Neden? Öğrencileri, dar gelirli aile çocuklarını üniversite kantinlerinde harcama yapabilecek bir düzeye getirecek bir oluşuma imza atma gayreti içerisinde.

Üniversitelerde akademisyenler bir şekilde kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar ne bilimsel araştırmaları için ne kendi sosyal yaşamları için. Araştırma görevlileri ha keza. Eğitim emekçileri, değişik kurum ve kuruluşlarda değişik hizmetlerde görev yapan eğitim emekçileri ha keza. Zaten öğrencinin durumu açıkça ortada. Ama üniversitelerde birileri çok büyük bir çıkar sağlayabilecek bir mekanizmayı bulabiliyor. Kantin ticaretleri, özel güvenlik şirketleri, özel yemek firmaları ve bunlar her ne hikmetse bir şekilde iktidarla yakın ilişkisi olan ve sonradan sermayedar çevreye dönüşmüş belli rant çevresi. Ama üniversite öğrencisi KCK’li diye gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, uzun yargılama sürecinde haksızlığa uğruyor ve bir şekilde o öğrenci için adalet bile tecelli etmiyor. Ama üniversitelerde rant için dört nala at koşturanlar ve bu üniversitelerin mali kaynaklarının tümünü kendi siyasi çıkarları ve kendi ekonomik çıkarları için bir fırsat avcılığına dönüştürenler ve hatta kanuni suç işleyenler elini kolunu sallayıp girebiliyor. Sadece KCK’li üniversiteliler değil, muhalif olan herkes bu şekilde bu sistemden darbını alıyor. KCK’li akademisyenler de var. Mesela Sayın Hocamız Büşra Ersanlı’nın şahsında bütün KCK’li tutsakları da selamlıyorum. Yani bu nereye kadar olacak? Sizce kaç milyon KCK’li vardır Türkiye’de? Bunlardan da biri biziz. Bitmeyecek. Milyonlarca KCK’li tutuklamak zorunda kalacak, eğer bu sistem bu şekilde devam ederse.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – O kadar KCK’lı mı var?

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – İsterseniz deneyin, devam edin, her gün yenileri çıkıyor.

İnsanlar, bu ülkede, evet, baskılar yaşadılar, zulümler yaşadılar ama özgürlük uğruna her zaman da mücadele vermekten geri durmadılar. Bu böyle devam edecek. Nasıl ki sistem, egemen sistem, bugün iktidar partisi AKP eliyle neoliberal politikaların ağlarını örüyor ve bu sisteme muhalif olan herkesi bir şekilde zindanlara tıkmaya çalışıyorsa, bunun karşısında, özgürlüğe tutkun bir halk, çocuk olsun, genç olsun, yaşlı olsun, öğrenci olsun, kim olursa olsun özgürlük mücadelesini devam ettirecektir.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Demokrasi…

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Demokrasi size kalsın, sizin ne kadar demokrat olduğunuzu herkes çok iyi biliyor.

Üniversite sorunları üzerine konuşmak aslında herkesin çok rahatlıkla yapabileceği bir şey çünkü bir üniversite öğrencisini çevirin, burada 550 milletvekilinden daha iyi bir şekilde öğrenci sorunlarını tanımlar ya da herhangi bir akademisyenin sorunlarını akademisyenin kendisi çok iyi tanımlar ama biz, ne öğrenciyi dinleyen bir sistem kurabilmişiz ne akademisyeni. Yalnızca bir sistem işliyor, neoliberal, kapitalist, kâr döngüsüne hizmet eden bir ekonomik rant sistemi oluşturulmuş ve bu sistem de sonlu bir sistemdir, bitmeyen bir sistem değil. Bu sistem içerisinde elbet birileri kendi çocuklarına gemiler alıyor olabilir ama bütün çocukların gemi sahibi olamadığı bir sistemde, bu sisteme kafa tutacak insanlar da gelişecektir. Bu sistemde birileri çocuklarını yurt dışı üniversitelerinde büyük ekonomik giderler harcayarak okutabilir ama Anadolu’nun ve Mezopotamya’nın değişik yerlerinde yaşayan ve ortak kader çizgisi yoksulluk olan insanlar bu sistemden mustarip olacaklar ve bu ıstıraplarını dile getirecekler.

Yakın bir zamanda, kırk küsur gündür etkisini çok ağır bir şekilde hissettiren binlerce artçı deprem oldu Van’da, büyük şiddette depremler oldu, büyük yıkımlar oldu, insanlar yaşamını yitirdi, yakınlarını kaybedendenler oldu, yaralananlar oldu. Bütün bu sıkıntılara rağmen vakur duran Van halkını saygıyla selamlıyor, bütün Van halkına, bütün halkımıza baş sağlığını diliyorum, yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet diliyorum, yaralı olanlara hayırlı şifalar diliyorum. Ama şunu çok iyi biliyorum ki: Van’da yaralar sarılmadı, Van depremi iktidar partisi ve bizzat Sayın Başbakan tarafından siyasi rant malzemesine dönüştürülmeye çalışıldı. “Öğrenciler KCK’liydi.” dedi, tutuklandı, akademisyenler de KCK’liydi dedi, tutuklandı ama KCK’li literatürüne yeni bir kavram girdi: “Çadır bekleyen KCK’li depremzedeler” onlar da çadır almak için sıraya girdiklerinde coplandılar, eksi 11 derece hava soğukluğunun olduğu bir günde tazyikli suyla ıslatıldılar ve birçok insan şunu dedi: “Biz keşke depremde göçük altında kalsaydık, biz bugünü yaşamasaydık.” Bunu bir siyaset olarak söylemiyorum, insanların yaşadığı gerçek bir trajedi olarak dile getiriyorum. Ben bir vekil olarak Ankara’ya yerleşmedim, çoluk çocuğumu da getirmedim. Ben bir Vanlıyım, ailem de bir depremzede, bizim şu anda kalacak bir çadırımız da yok, aynı Vanlılar gibi. Şu an naylon baraka altında yaşamını sürdüren ve kendisinin kurmuş olduğu naylon çadır altında -kendisince çadır yapmış- yaşamını sürdüren binlerce aile var. Bunu biliyor musunuz? Ama Hükûmet sözcüleri, her nedense, çıkıyor açıklıyor. Dün, öylesi utanılacak bir açıklamayı nasıl yaptı bilmiyorum ama Sayın Van Milletvekilimiz “260 konteynır göndermişiz, prefabrik ev yapmışız.” diyor. Van’da 1 milyonu aşkın nüfus yaşıyordu ve bunun 600 bininden fazlası Van şehir merkezinde yaşıyordu, Erciş’te yaşıyordu. Taş üstünde taş kalmamış birçok bina var ve binaların yüzde 90’ı kullanılamaz bir şekilde. Nüfusun yarısı, depremden dolayı değil, soğuktan barınamadığı için göç etmek zorunda kalmış. Dün Çankırı’dan beni arıyor diyor ki: “Ben buraya gelmişim ama buradaki perişanlığım, benim Erciş’te yaşadığım perişanlıktan daha fazla.” Şimdi bu nasıl yara sarmak, bu nasıl depremzedeye yardım etmektir? Biz biliyoruz, İstanbul depreminin yarası da sarılmadı, Simav depreminin yarası da sarılmadı. Çünkü bu ülkede halk hizmeti için bir mantalite gelişmiş değil. Bir lise öğrencisi genç kız -televizyon kayıtlarında vardır, kamera kayıtlarında vardır- bana şunu söyledi, ben aynı zamanda bir öğretmenim: “Hocam, ben bu sefaleti yaşayacağıma keşke göçük altında kalsaydım, kurtulmasaydım.” dedi. Kamera kayıtları var, lütfen bunun üzerine şey yapmayın. İsterseniz sizi bizzat Van’da bütün evleri teker teker ziyaret ettiririm ve o vakur Vanlı keledoş ısmarlar size o çadırda, size keledoş ikram eder. (BDP sıralarından alkışlar)

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Size ihtiyacımız yok. 500 tanesi bizim şehrimizde zaten.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Evet, size keledoş ikram eder.

Değerli arkadaşlar, söylenecek o kadar çok şey var ki; ama bazı hâller vardır, sözün bittiği andır. Bazı hâller vardır, sözün bittiği andır. Keşke bu deprem olmasaydı. Keşke bu insanlarımız ölmeseydi: Keşke kimse yaralanmamış olmasaydı. Keşke kimse Van’a yardım etmek zorunda kalmasaydı. Ama, bu deprem oldu, insanlarımız öldü, insanlarımız yaralandı ve hâlâ o depremden dolayı yaşamını yitiren o 6 bin yaralıdan insanlar var ve bunlar da deprem ölü sayısına sayılır.

Depremden kurtulduğu hâlde çadırda yanarak ölen bebeklerimiz var. Bunlar için eğer gülüyorsanız, ben sadece sizi kutlarım, sadece kutlarım. Bravo, helal olsun derim, çok iyi bir bütçeniz var derim.

Evet, evet; bizim derdimiz o kadar büyük ki. Van’da insanlar o kadar büyük bir insanlık trajedisi yaşıyor ki. Erciş’te seksen yıl önce devlet daha büyük bir trajedi yaşatmıştı. Erciş’te Zilan katliamı vardı ve Zilan katliamı için katledilen Kürtlerin çocukları şöyle bir ağıt yakmışlardı:

“………..

…………” (*)

Aynı ağıt şu an Erciş’te yeniden yankılanıyor. Kardeşini yitiren kişi “Anneciğim kardeşim nerede” diye ağıt yakıyor.

Şimdi “Erciş’te yaralar sarıldı” diyenler utansın. “Van’da yaralar sarıldı” diyenler utansın. “Erciş’te, Van’da depremin bütün etkileri ortadan kaldırıldı” diyenler utansın. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Üçer.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Yunus Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Kılıç, süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bütçe görüşmeleri yapılıyor, bütçe demek para demek, kaynak demek; biz, tabii ki bu kaynağın en hak edenlerin eline en fazlasıyla ulaşması için gayret sarf eden bir anlayış içerisindeyiz. AK PARTİ böyle bir düşünceler içerisinde bu kaynakları hazırlıyor.

Şimdi, sayın konuşmacılardan bir iki tanesine çok kısa cevaplar vererek… Sayın Vahap Seçer dedi ki: “Kredi dönüşleri olmuyor yani vatandaşa kredi veriliyor fakat bunların dönüşleri söz konusu olmuyor.” Oysa -rakamları bilmeden söylediğini düşünüyorum- AK PARTİ’den önce tarım ve hayvancılığa kullandırılan kredilerde geri dönüş oranı yüzde 38, şu anda yüzde 98 civarındadır.

Ramazan Kerim Bey’i dinlerken, tabii güzel sunumu var, heyecanla izledik…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ziraat Bankasının kuruluş felsefesi “Köylünün kara gün dostudur.” Değerli Arkadaşım.

YUNUS KILIÇ (Devamla) - …her cebinden birkaç tane değişik hayvanlar çıkardı, ben bunun arkasından şunu da bekliyordum açıkçası: Şapkasından da tavşan çıkaracak diye bekliyordum. Bu beklentim nedendi biliyor musunuz?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hayvanların canlısı kalmayınca maketiyle örnek verdi, ne yapsın yani.

YUNUS KILIÇ (Devamla) - Bu beklentim nedendi saygıdeğer milletvekilleri? Çünkü bu gelenek birileri tarafından CHP’ye son günlerde… Bu ülkenin elli yılını “Benim köylüm, benim çiftçim, benim vatandaşım.” diyerek heba eden Demirel’den ders aldıklarını bildiğim için şapkasından tavşan çıkabileceğine de inandım açıkçası.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, duyuyor musunuz?

 

                         

(*) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade edildi.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Halil Aksoy Bey “Çiftçi üretim yapmıyor, her şeyi ithal ediyor.” dedi. Oysa, bilgiler hiç de böyle değil, şu anda Türk çiftçisi 13 milyar dolar ihracat yapıyor, 4 milyar dolar ithalat yapıyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şapkadan tavşan çıkarır mı bilmem ama seni cebinden çıkaracağı kesin.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Saygıdeğer Milletvekili, 13 milyar dolar ihracat, 4 milyar dolar ithalat yapıyor.

“Hayvan sayıları azalmış.” dedi Halil Aksoy Bey. Evet, doğrudur, Türkiye’de hayvan sayıları 50 milyon koyundan 24 milyona düşmüştür, 15 milyon sığırdan 9 milyona düşmüştür, 1 milyon mandadan 80 bine düşmüştür, 15-20 milyon keçiden 5 milyona düşmüştür ama ne zamana kadar biliyor musunuz? 2002 yılına kadar sayın milletvekilleri. Bu yıllarda Türkiye’deki hayvan sayısındaki azalmalara baktığınız zaman Türkiye dünyadaki birinci sıradaki ülkedir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bu yakışmıyor Sayın Milletvekili! Çok yalan söylüyorsunuz ve milleti kandırıyorsunuz. Yakışmıyor size! Yazıklar olsun size!

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani ondan sonra mı artmış, 2002’den sonra mı artmış!

ALİM IŞIK (Kütahya) – 2002’den sonra artmış! Yazıklar olsun!

YUNUS KILIÇ (Devamla) - Ama 2002 yılından bugüne kadar hayvan sayılarında sığırda 9 milyondan 11 milyona doğru bir çıkış vardır. Yani AK PARTİ aşağıya doğru inişi durdurmuştur, yukarıya çıkmaya başlamıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yalan bari söyleme! Kocaman milletvekilisin!

YUNUS KILIÇ (Devamla) - Saygıdeğer milletvekilleri, mesele bu kadar da basit değildir. Bakın, dinlerseniz eğer, ben size bugüne kadar hiç duymadığınız iki tane kavram üzerinde durmak istiyorum. Bunlardan bir tanesi…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Böyle yalan söylerseniz kimse dinlemez. Rakamlar öyle demiyor, yalan söylemeyin.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bir bilim adamına “yalancı” demekten daha büyük bir saygısızlık olamaz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hayır, yalan söylüyorsun.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Bir bilim adamı yalan söylemez, söylememesi lazım. Rakamları çarptırmamanız lazım.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – O zaman doğruyu söyle.

YUNUS KILIÇ (Devamla) - Şimdi, saygıdeğer milletvekilleri, önemli olan şudur: Bakın bunu dünyada ilk defa ben literatüre yerleşsin diye söylüyorum. Bu daha önce söylenmiş bir şey değil: “Hayvanlar için gıda güvenliği.” Bakın, bunu insanlar için kullanırlar ama şu anda dünyada biliyorsunuz en önemli şeylerden bir tanesi, stratejik ürün hâline gelmiş olan gıdanın arzındaki sürdürülebilirlik sıkıntısıdır. Bu gıda güvenliği demektir. Şeyh Edebali’nin bir lafı vardır biliyorsunuz: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” der. Saygıdeğer milletvekilleri, ben bunu tarım ve hayvancılık noktasından baktığım zaman şöyle değiştiriyorum: “Hayvanı yaşat ki insan yaşasın, insanı yaşat ki devlet yaşasın.” Bu çok önemli bir kavram.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sizin kullandığınız literatürde ben size kitabı göstereyim!

YUNUS KILIÇ (Devamla) - Şimdi Türkiye’de bu gıda güvenliği arz noktasında sıkıntılarımız var. Evet, tarım ve hayvancılık noktasında Türkiye’de 2002 ila 2011 arasındaki karşılaştırmalarımıza muhalefet milletvekilleri nedense tabanlarından kızıyorlar. Çünkü rakamlar o kadar güzel ki, söyleyecek bir şey yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sevgili kardeşim, ithalattan bahset, projeden bahset, Angustan bahset! Bunları söyle biraz!

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Ama bir önemli şey daha var: Türkiye gözünü başa dikmiş bir ülkedir, Türkiye artık iddiaları büyük olan bir ülkedir ve Türk insanına daha fazla tarımsal ve hayvansal ürün sağlama mecburiyeti vardır. Bu noktada hâlâ yeterli miyiz? “Yeterliyiz.” diyebilir miyiz?

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Burnunuz uzadı burnunuz!

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Türkiye’de kırmızı et tüketimi noktasında hâlâ ciddi bir sıkıntımız vardır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Allah’tan tüketmiyoruz! Tüketsek yandınız!

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Ama bakın saygıdeğer milletvekilleri, ben bunu seçim bölgem olan Kars’ta uzun uzun anlattım. Kars bunu anladı, Kars köylüsü bunu anladı ve bu seçimde bizim oylarımızı yüzde 22 artırarak beni buraya yolladı, bakın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve bu CHP ve MHP…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bir Kars Vekili daha var burada!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kılıç.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Tarım ve hayvancılıkta gidilen yol iyidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kılıç, teşekkür ediyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ne kadar para dağıttınız siz? Ne kadar para dağıttınız Kars’ta siz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Milletvekili, Grubumuz üyesi Sayın Özkan’ı şapkadan tavşan çıkartmakla suçladı. İzin verirseniz, grup adına cevap vermek istiyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, grup adına değil şahıs adına alması lazım.

BAŞKAN – Kendisi konuşabilir Sayın İnce.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kendisi konuşabilir efendim. Sayın İnce, kendisi konuşabilir.

BAŞKAN – Kendisi cevap versin, sataşma ona ait.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Grubumuzu, CHP’li milletvekillerini de anlamadığını söyledi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, öyle bir şey söylemedi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Partinin adını söyledi.

BAŞKAN – Razı gelmişse buyurunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şapka grubun şapkası mı? Hayır…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın İnce.

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Milletvekili, şapkadan tavşan çıkarma devirleri geride kaldı ama yumurtadan Ergenekon çıkaranları biliyoruz biz; birincisi bu.

İkincisi; Sayın Ramazan Kerim Özkan dokuz yıldır milletvekili. Şapkadan tavşan çıkarmaz ama tarım konusunda sizi cebinden çıkaracağı kesin. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir üçüncüsü, o da şudur; şapkadan tavşan çıkaranları biliyoruz da son dönemde sarıktan yeşil dolar çıkaranlar var, onlara dikkat edin diyorum.

Konuşmalarınızda sataştığınızda, Cumhuriyet Halk Partisinin kökleriyle, temeliyle, ana felsefesiyle, bunlarla ilgili dalaştığınızda, cumhuriyetle hesaplaştığınızda, Cumhuriyet Halk Partisine her tür söyleminizde anında cevabınızı, katıyla, misliyle vereceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İnce.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan…

HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan…

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika… Bir dakika… Dinliyorum, sırayla.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın konuşmacı benim yalan söylediğimi ifade etti, sataşma var.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Tutanaklara bakın.

HALİL AKSOY (Ağrı) – Konuşmacı yalan söylediğimi söyledi, rakamları çarpıttı. Bunun için söz istiyorum.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Hayır, yalan…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, Hatip, Sayın Aksoy’un söylediklerinin aksini söyledi. Konuşmaya cevap verecek.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

Yeni sataşmalara mahal vermeyin Sayın Aksoy.

Buyurunuz Sayın Aksoy.

2.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii Kars’tan sadece Sayın Hatip tek milletvekili değil, başka milletvekilleri de var ama o milletvekillerinden de biz yer yer bilgi aldık. Onların söyledikleriyle Sayın Hatibin söyledikleri denk düşmüyor. Zira, benim vermiş olduğum rakamlar yine AKP kaynaklarından almış olduğumuz rakamlardır.

Şimdi, bir şeyi bu kadar rahat ters yüz etmek de ancak marifetli insanların işidir. Belli ki Sayın Hatip de bu konuda bayağı marifetlidir.

1980 itibarıyla sığır, 16,5. Bu, sizin rakamlarınız. 2010 itibarıyla 10,5. Bu kadar net.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – 2002’yi söyle.

HALİL AKSOY (Devamla) – 2002’ye gitme, gitme, tamam. Savaşın yoğunlaştığı, çatışmaların yoğunlaştığı dönemde daha fazla olmuş, doğrudur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Hangi savaş?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Savaş işte…

HALİL AKSOY (Devamla) – Daha da aşağılara inmiştir, onlar doğrudur ama bugün de hâlâ 1980’lerin çok çok altındadır, hatta denilebilir ki yarısı oranındadır.

YUNUS KILIÇ (Kars) – 2002’yi söyle.

HALİL AKSOY (Devamla) – Bu rakamlar kendi rakamlarıdır. Onlara itibar etmiyorlarsa bir şey söylemek çok mümkün değil.

Yine, koyun noktasında da öyledir. Aynı rakamlar koyunda da öyle. Birisi 50 milyondur 80’de; 2010 rakamları açısından bu rakam 23’tür. Herhâlde, 23’le 50 arasındaki farkı…

ALİ ÖZ (Mersin) – 23 daha büyük [!]

HALİL AKSOY (Devamla) – …Sayın Hatip takdir edebilecek kadar bilgilidir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Takla attıramazsınız. Tersten okumaya alışmış arkadaşımız.

HALİL AKSOY (Devamla) – Alışmışlar evet, alışmışlar çünkü onun altını üstüne, üstünü de altına getirdiği zaman öyle bir sonuç doğuyor.

Keza, daha bu noktada sayacağımız çok şey var. Zaman yeterli olsaydı tarım politikalarıyla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aksoy.

HALİL AKSOY (Devamla) – …yapılanları çok rahatça ifade edebilirdim…

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aksoy. (BDP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkanım…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Seçer.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkanım…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Hatip yanlış bilgi verdiğim yönünde beyanda bulundu. İzin verirseniz, kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, Grup Başkan Vekili onların adına konuştu zaten.

BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri. Sırayla önce bir isteklerini öğreneyim.

Sayın Seçer, buyurunuz.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Hatip yanlış bilgi verdiğim konusunda beyanda bulundu. İzin verirseniz düzeltmek istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

Sayın Özkan, ben demin size sordum, siz hakkınızı Sayın İnce’ye devrettiniz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Hayır.

BAŞKAN – “O konuşabilir.” dediniz, onun için teşekkür ederiz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, o grup adına konuştu, ben şahsım adına… Sataşma yok, sadece gerçekleri…

BAŞKAN – Olmaz efendim, ben öyle söylemiştim.

Buyurunuz Sayın Seçer.

3.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VAHAP SEÇER (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Hatip tarımsal kredilerin dönüşünde sorun yaşandığını söylediğimi ifade etti, ben aynen şunu söyledim: “Hayvancılık sektöründe yaşanan sorunlardan dolayı sorunlara günlük çözüm bulmak için kesenin ağzını açtılar, 4,5 milyar lira kredi dağıttılar. Bu krediler de aslında hayvancılık yapmayan işletmelere gitti. Yarın bir gün bu işletmelerde sorun yaşanacak ve bu kredi dönüşlerinde sorun olacak.” dedim. Tutanaklarda var, bu bir.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Doğruyu söylemiyorsun, hâlâ söylediğinin aynısı. Hâlâ yalan söylüyorsun. Hem düzeltmek için çıkıyorsun hem yanlışı tekrarlıyorsun.

VAHAP SEÇER (Devamla) – İki, Sayın Hatip, kredi dönüşlerinde yüzde 98 bir oranın olduğunu söylüyorlar. Şimdi, bürokratlar Bakanlığı aldatıyor, Sayın Bakanı aldatıyorlar.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Ziraat Bankası teminat almadan kimseye kredi vermez.

VAHAP SEÇER (Devamla) – Bakın, olay şu: Tarımsal krediler mevsimlik kullanılır, yıllık kullanılır. Üretici kredisini alır, ürününü kaldırdıktan sonra, altı ay sonra, sekiz ay sonra, on iki ay sonra bankaya borcunu ödemeye gider. O ödediği para, cebindeki para kendi parası değildir. Gider üç günlük, beş günlük borç bulur ya da bir özel bankadan kredi alır, götürür zirai kredisine yatırır, tekrar bir hafta sonra gider, aynı zirai krediyi tekrar alır cebine koyar. Yani bu bir aldatmacadır, aslında çiftçinin borcu devam ediyor demektir.

Şimdi, biz burada muhalefet olarak tarım sektörüne yönelik sorunlarda tespitler yapıyoruz, fikirlerimizi ortaya koyuyoruz. Siz ne yapıyorsunuz? Siz ret ve inkâr politikaları güdüyorsunuz. Kafanızı kuma gömüyorsunuz, kendi kendinizi kandırıyorsunuz. Bu anlayışla tarım sektöründe sorunlara çözüm bulamayız.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Seçer.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan…

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kılıç.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Efendim, Sayın İnce cevaben yaptığı konuşmada “o milletvekili” diyerek, beni kastederek…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, ben öyle demedim.

YUNUS KILIÇ (Kars) – …Ramazan Kerim Özkan Bey’in beni cebinden çıkarabileceğini söyleyerek hakarette bulunmuştur. Buna cevap vermek istiyorum izninizle.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, cep meselesinden önce...

BAŞKAN – Sayın Özkan, lütfen…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Ben konuyu bitireceğim.

BAŞKAN - Ben demin sordum size. Siz dediniz ki: “Sayın Grup Başkan Vekili konuşacak.”

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkanım, arkadaşım grup adına istedi.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

4.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, Sayın İnce konuşmasında şöyle dedi: “Ramazan Kerim Özkan Bey Sayın Kılıç’ı -beni kastederek- cebinden çıkarır.” dedi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şimdi oldu…

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Çok yanlış bir ifadedir. Çünkü Ramazan Kerim Özkan Bey çok sevdiğim bir ağabeyimizdir, veteriner hekim arkadaşımızdır. Ama ben üniversitede profesör idim, 2 bin tane veteriner hekim yetiştirdim, 2 bin tane sağlık memuru yetiştirdim… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2 bin tane laborant yetiştirdim, 2 bin tane de hemşire yetiştirdim sevgili arkadaşlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz yetiştirmediniz. Onları yetiştiren devlet, devlet. Kimsiniz siz yahu?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bizim böyle kimseyi cebinden çıkarma, kimsenin de cebinden çıkamayacak kadar bilimsel bir altyapımızın olduğunu bilmenizi isterim.

Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kılıç.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aman Hocam, yanlış bilgilerle yetiştirirsen, olmaz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Kılıç’ın profesör olduğuyla ilgili hiçbir sıkıntımız yok, kendisini kutluyoruz. Fakat siyasetin profesörü o, dokuz yıldır milletvekili, sizin daha dokuz ay olmadı. Siyaseten “Sizi cebinizden çıkarır.” dedim. Yoksa bilginizi tartışacak konumda değilim.

BAŞKAN – Sayın İnce, teşekkür ederiz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkanım, grup adına Sayın İnce…

BAŞKAN – Sayın Özkan, konu kapanmıştır. Lütfen, çok rica ederim. Demin sorduğum zaman şahsınız adına konuşmak istemediniz.

Şimdi konumuza geri dönüyoruz, lütfen…

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

A) GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI (Devam)

1.- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

B) TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1.- Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TARIM REFORMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Tarım Reformu Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜTÜN VE ALKOL PİYASASI DÜZENLEME KURUMU (Devam)

1.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1.- Milî Eğitim Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Eğitim Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1.- Yükseköğretim Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yükseköğretim Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Ölçme, seçme ve Yerleştirme Merkezî Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

H) ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ (Devam)

1.- Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezî 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) ÜNİVERSİTELER (Devam)

 

BAŞKAN – Osmaniye Milletvekili Durdu Mehmet Kastal…

Buyurunuz Sayın Kastal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kim kimi cebinden çıkarır bilmeyiz ama buradaki konuşulanların önce bir doğru olması lazım. Çünkü millet sokakta veya çiftçiler memleketlerinde cebine bir girene bakıyor ve biz, ben de… Şimdi usta olduk Sayın İnce, dokuz yıldır siyasetle uğraşıyoruz ama 2002’den önce tarım bakanları veya diğer bakanlar da o mazot kuyruklarında bizim bölgemizde fıçı itiyorlardı ama şimdi Tarım Bakanlığı ve tarımla ilgili konularda gelen yetkililer alkışlarla karşılanıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şimdi yumurtayla karşılıyorlar. Yumurta, yumurta…

DURDU MEHMET KASTAL (Devamla) – Şimdi, şunu bilmek lazım: Dokuz yıldır biz taban milletvekiliyiz, Ankara’dan gitmedik, artı, bu işin profesörü değiliz ama bu işin içindeyiz.

Nedir? Osmaniye’de fıstık 3.200 lira, buğday 600 lira, mısır 600 lira. Nedir?

MUHARREM VARLI (Adana) – Durdu, pamuk kaç lira, pamuk?

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Mazot kaç lira? Mazota gel.

DURDU MEHMET KASTAL (Devamla) – Fıstık 3 bin lira olduktan sonra istersen mazot 5 bin lira olsun, hiç önemli değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Süt, süt…

MUHARREM VARLI (Adana) – Pamuğu söylesene, pamuğu. Sizin Kadirli’de pamuk yok mu Durdu?

DURDU MEHMET KASTAL (Devamla) - Tarım sektörü son yedi yılın altısında büyüyerek ekonominin ve Türkiye’nin lokomotif sektörü olmuştur. 2011 yılında ise ilk altı aylık dönemde tarım sektörü 6,8 büyüme göstermiştir. Türk tarım sektörü dünyada tarımsal ekonomik büyüklük açısından 2002 yılında 11’inci sıradayken son sekiz yılda 7’nci sıraya, Avrupa’da ise 1’inci sıraya yükselmiştir.

2002 yılında yüzde 59 olan tarımsal kredi faiz oranları sulama ve hayvancılık faaliyetlerinde sıfıra, diğer tarımsal faaliyetlerde yüzde 5’e düşürülmüştür. Tarım Kredi 2002 yılında 300 milyon kredi verebilirken şu an Tarım Kredinin 3,5 katrilyona kredibilitesi çıkmıştır. Kredilerin geri dönüşümü 2002’de yüzde 40’ken, şimdi yüzde 90’lara yükselmiştir. Herkes biliyor ki 2002 yılından önce Tarım Kredide millet perişandı, AK PARTİ iktidara geldi ve faizler düşürüldü, belli bir yapılanma yapıldı ve paralar üçte 1’e düştü.

Tarımsal destekler, kalite, sağlık, verimlilik ve kırsal kalkınma esas alınarak yeniden düzenlendi. 52 yeni destek uygulaması başlatıldı. Mazot desteği ve gübre desteği doğrudan çiftçimize ödendi. Stratejik öneme sahip yağlık ayçiçeği, soya fasulyesi, mısır ve zeytinyağına önemli miktarda prim desteği verildi.

Hayvancılık hak ettiği desteğe kavuştu. Destekler içinde hayvancılığın payı yüzde 4’ten 2011 yılı içerisinde yüzde 26’ya çıkarıldı. Küçükbaş hayvancılık işletmeleri ilk kez destekleme kapsamına alındı. Hayvancılıkta faizsiz finansman dönemi başlatıldı, kredi faizleri sıfırlandı.

Tarım havzaları üretim ve destekleme modeli oluşturuldu. Tarım havzalarında doğal kaynakları koruyarak üretimi planlamak ve artırmak, etkin ve rasyonel bir destekleme politikası uygulamak üzere geliştirildi. Türkiye’de otuz adet tarım havzası belirlendi. Her havza için stratejik arz açığı ve rekabet şansı olan ürünler ile özel ürünler belirlendi ve tarım havzalarına dayalı haritalar oluşturuldu.

Tarım sigortası uygulamaları 2006 yılında başlatıldı, 2011 yılında tarım sigortasının kapsamı genişletildi, açıkta yetiştirilen meyvelerde, tarımda ve süt sığırlarına ilave olarak erkek besi sığırları sigorta kapsamına alındı ve poliçe bedelinin 2/3’ü devlet tarafından karşılandı.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Yüzde kaç o bedel? Hâlâ yüzde 6’sı sigortalandı.

DURDU MEHMET KASTAL (Devamla) – Şimdi, sigorta yaptırana veriliyor zaten bu. Sigorta yaptırırsan yüzde 50’sini veriyor zaten.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Öyle mi! Ne kadar güzel!

DURDU MEHMET KASTAL (Devamla) – Hayvan hastalıklarıyla daha etkin mücadele edildi. Ülkemizde ilk defa bir bölge, Trakya bölgesi, şap hastalığından ari hâle getirildi ve bu durum Dünya Hayvan Sağlığı Teşkilatı ve Avrupa Birliği tarafından onaylandı.

Tarım, sanayi entegrasyonunu sağlayan, yüzde 50 hibe destekli Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı 2006 yılında başladı. Nasıl? Salça fabrikası, fıstık fabrikası ne yaparsan yap yüzde 50’sini devlet veriyor.

MUHARREM VARLI (Adana) – Durdu, Kadirli’de pamuk yok mu, Allah’ını seversen? Pamuk kaç lira?

DURDU MEHMET KASTAL (Devamla) – Pamuk artık doğuya kaydı, bundan sonra Çukurova’da da pamuk üretilecek inşallah.

MUHARREM VARLI (Adana) – Pamuk kaç lira? Onu bir söylesene sen.

DURDU MEHMET KASTAL (Devamla) – Böylece tarımsal üretimlerin işlenmesi, paketlenmesi, ambalajlanması, depolanması ve makine ekipmanları gibi ekonomik yatırımlar desteklendi.

Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Katsal.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan.

Buyurun Sayın Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 2012 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Tarım, stratejik, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan önemli bir sektör. Tarımsal üretimde kendi kendine yeterli olma kaygısı artık yerini dünya için üretim ve pazarlama yaklaşımına bırakmıştır. Sektörde rekabetçilik ve sürdürülebilirlik ön plana çıkarken küresel iklim değişikliği, gıda fiyatlarındaki artış, artan nüfus ve uluslararası organizasyonların etkinliğinin artması sektöre yön veren temel dinamiklerdendir.

AK PARTİ ile tarımda gündelik kararlardan stratejik planlamaya geçen bir süreç başlar; tarımsal potansiyel üretime kazandırılır, tarımsal kaynaklarımız korunur ve geliştirilir; bilimsel ve teknolojik gelişmelere önem verilir; verimli bir tarım sektörü için sürdürülebilir doğru politikalar ortaya konur; çıkarılan yasal düzenlemelerle kırsal kalkınmanın sağlanması, biyoçeşitliliğin, tarımsal çevre ve ekolojinin korunması, tarımsal ürünlerin katma değerinin artırılması ve sosyal gelişmeler konusunda önemli mesafeler alınır. 74 milyon insanımızın, 30 milyon turistimizin gıda ihtiyacını karşılayan, küresel ekonomik krize rağmen son altı yılın beşinde büyüyerek Türkiye'de ön plana çıkan sektörlerden biri olan tarım, dünyanın 7’nci büyük tarımsal ekonomisi olan ülkemizin yirmiden fazla ürünün üretiminde dünyada ilk 5’te yer alması, 184 ülkeye 1.525 çeşit ile 12,7 milyar dolar tarım ürünleri ihracatı yapması ile dünya tarımında söz sahibi, küresel ölçekte rekabet edebilecek bir sektör konumundadır.

AK PARTİ döneminde yapılan çalışmaların birkaçından bahsetmek isterim. Sektörün sorunlarına bizim dönemimizde kalıcı ve etkin politikalar geliştirilerek kalite, sağlık, verimlilik ve kırsal kalkınma odaklı tarımsal destekler uygulamasına geçildi. Çiftçilerimize ilk kez mazot ve kimyevi gübre desteği verildi. Stratejik öneme sahip ve tarımsal endüstride ham madde olarak kullanılan yağlı tohum prim destekleri artırıldı. Sertifikalı tohum, fide ve fidan destekleri başlatıldı. Meyve bahçelerinin bakım ve yenilenmeleri destek kapsamına alındı. Hayvancılığın desteklemeler içerisindeki payı artırıldı. Tarım havzaları üretim ve destekleme modeline geçildi. TARSİM ile tarımda sigorta dönemi başladı. Bitki ve hayvan sağlığını korumak için yeni modeller geliştirilip başarılı aşılama kampanyaları yapıldı. Gıda güvenliği ve denetimi konusunda önemli mesafeler katedildi. Çiftçilerimizin teknolojik tarım yapabilmeleri amacıyla yüzde 50 hibeli makine ve ekipman destekleri sağlandı. Et üretiminden süt üretimine, arıcılıktan seracılığa kadar otuz yedi tip projeyle, üretim için tarımsal kalkınma kooperatifleri desteklendi. Tarım sektöründe yapısal sorunların başında yer alan işletmelerin ölçek küçüklüğü ve parçalılık sorununa karşı arazi toplulaştırma çalışmalarına önem verildi. Tarladan sofraya, çiftlikten çatala güvenilir gıda elde edilmesine yönelik kayıt ve izleme çalışmalarına başlandı.

Kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi programı kapsamında desteklenen binlerce tesis, on binlerce insanımızın çalıştığı, millî gelire önemli katkı sağlayan, tarım-sanayi entegrasyonunu gerçekleştiren birer fabrikaya dönüşmüştür.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Tütüne gel, tütüne. Adıyaman tütününe gel.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, dünyanın önemli ekonomik organizasyonlarından biri OECD, 2011 yılında Türkiye raporundan bahsederken şunu der: “Tebrikler Türkiye, başarılısınız. 80’den bu yana tarımda yaptığınız uygulamalar, politikalar, desteklemelerde isabetli kararlar aldınız.”

ALİM IŞIK (Kütahya) – Et ithal ediyoruz, hayvan ithal ediyoruz!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Örgütü, başarıya giden yollar, tarımsal üretim ve gıda güvenliğinde başarı öyküleri raporunda ciddi ilerleme ve başarılardan bahseder.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Reklam vermişsinizdir! Reklamdır o, reklam!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Ama ne yazık ki, muhalefet milletvekillerini izledim, yalandan bahsettiler. Hazreti Mevlânâ der ki değerli dostlar: “İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Hayır. Sen göremiyorsun diye âlem yok değil ki kardeşim.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Tıpkı AKP gibi!

MUHARREM VARLI (Adana) – Mehmet Bey “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.” da der Hazreti Mevlânâ.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Türkiye yapılan bu çalışmalar ve sağlanan destekler ile sektörde küresel bir aktör olmaya devam ediyor.

MUHARREM VARLI (Adana) – Çiftçi şehre gidemez oldu be!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Tüm bu başarılara rağmen daha yolun başındayız. Hedefimiz, gelişen tarımın büyüyen Türkiye’ye damgasını vurmasıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle 2012 bütçesinin hayırlı olmasını temenni eder, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

Kocaeli Milletvekili Fikri Işık…

Buyurunuz Sayın Işık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığının 2012 bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Küresel krizin etkilerini devam ettirdiği, özellikle Avrupa’yı derinden etkilediği, pek çok gelişmiş ülkenin kamu yatırımlarını azalttığı, hatta durdurduğu, memur ve emekli maaşlarını dondurduğu veya düşürdüğü, eğitim harçlarını artırdığı, bundan dolayı kitlesel pek çok eylemin yapıldığı bir dönemde 2012 yılı bütçe kanun tasarısını görüşüyoruz. Böyle bir dünya konjonktüründe sevindirici olan ve gurur verici olan, Türkiye'nin büyümeye, üretmeye ve istihdam sağlamaya devam ederek gelişmiş ülkelerden olumlu bir şekilde ayrışmasıdır. Özellikle Avrupa’nın eğitim bütçelerinde ciddi kesinti yaptığı bu dönemde eğitim bütçesini yüzde 14,8 artıran bir iktidara mensup olmaktan da doğrusu kıvanç duyuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Güçlü toplum, güçlü Türkiye” hedefimizin gerçekleşmesinde hiç kuşku yok ki en önemli hizmet alanımız eğitimdir. Bu hedefi gerçekleştirmek için göreve geldiği günden beri gece gündüz çalışan AK PARTİ İktidarı bugüne kadar önemli başarılara imza atmıştır. Eğitimin fiziki ve teknolojik altyapısı geçmişle mukayese edilemeyecek ölçüde iyileştirilip geliştirilmiştir. Eğitime tüm bireylerin erişiminin sağlanması ve eğitimde fırsat eşitliğinin gerçekleşmesi için, diğer bir ifadeyle ülkemizin dar gelirli ve yoksul insanlarının eğitim olanaklarından en geniş anlamda yararlanması için her türlü tedbir alındı, tüm imkânlar seferber edildi. Okuyan, anlayan, kavrayan, yorumlayan, analiz ve sentez yapan, değerlendirme yapan bireylerin yetişmesi için müfredat komple yenilendi. Muhakemeyi, bilgiye ulaşmayı, öğrendiğini uygulamayı esas alan yeni bir anlayış hayata geçirildi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitimde nitelik yani kalite en az nicelik kadar önemlidir. Eğitimde kalitenin artırılması, özellikle eğitim altyapısının, fiziki şartların ve eğitim aktörlerinin yeterliliği ve donanımıyla çok yakından ilişkilidir. Burada zaman darlığından dolayı sayamayacağım eğitim kalitesinin artırılmasın yönelik pek çok çalışma yapıldı, pek çok adım atıldı.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma.” ideali ve bu ideali gerçekleştirmek için partimizin ortaya koyduğu 2023 vizyonu çerçevesinde daha yapacak çok işimiz var.

Bu noktada partimizin Millî Eğitim Bakanlığı açısından hedeflerini bazı başlıklarla sizlere sunmak isterim:

Eğitimde çağın en gelişmiş teknolojilerinin kullanılması, elektronik ortamdan azami şekilde yararlanılması,

En kısa zamanda seksen bir ilde okul öncesi eğitimin zorunlu hâle getirilmesi,

Okullaşma oranlarında ilköğretimde yüzde 100, ortaöğretimde yüzde 85 oranına ulaşılması,

Mesleki eğitimin ortaöğretimdeki payının yüzde 65’e çıkarılması,

Tüm iller için derslik başına düşen öğrenci sayısının maksimim 30 olması,

Engelli dostu eğitim ortamlarının oluşturulması,

Geleneksel, yerel ve modern mimariyi sentezleyen, yavrularımızın içinde mutlu olduğu eğitim mekânlarının inşa edilmesi,

Burs, yurt ve parasız yatılı imkânlarının artırılarak sürdürülmesi,

Dar gelirli ve yoksul vatandaşlarımıza daha fazla kamu kaynağı ayırabilmek için eğitimde özel kurumları özendirici düzenlemeler yapılması,

Uluslararası öğrenci başarı değerlendirmesi PISA sonuçlarında ülkemizin en başarılı on ülke arasında yer almasının sağlanması.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şu anda kaç başarı?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bugün sana cevap vermeyeceğim Haydar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm bu hedeflere bağlılığın, samimiyetin, iradenin ve kararlılığın en önemli göstergesi iktidar dönemimiz boyunca bütçeden eğitime ayrılan paylardır. Dokuz yıldır olduğu gibi, 2012 yılında da bütçeden en büyük payı eğitim almıştır. Toplam eğitim yatırımları 56,3 milyar TL ile sadece AK PARTİ İktidarının değil, cumhuriyet tarihinin de rekorudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, bölgemizin tartışmasız en önemli gücü hâline gelen küresel güç olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Türkiye’nin, dünya ticaretinde hak ettiği payı alması ve etkinliğinin artırılması açısından gençlerimizin, en az, yazılı ve sözlü iletişim kurabilecek düzeyde yabancı dil bilmesi çok önemlidir. Yabancı dil eğitiminin bu bağlamda ele alınmasını önemle vurgulamak isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 bütçemizin eğitim camiamıza, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Amasya Milletvekili Avni Erdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Erdemi.

AK PARTİ GRUBU ADINA AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ İktidarı olarak ekonomik, kültürel ve beşerî kalkınmanın, kısaca her türlü gelişmenin en önemli unsurunun eğitim olduğuna inanıyoruz. Bu bilinçle ülkemizin siyasi, bilimsel, teknik ve ekonomik alanda olduğu kadar insani değerler açısından da gelişmesi için eğitim politikalarına büyük önem verdik. Nitelikli ve donanımlı bireylerin yetişmesine imkân sağlayacak bir eğitim politikası takip ettik. Eğitimde fırsat eşitliğini ve kaliteyi sağlamak için önemli yapısal değişiklikler ve eğitimde fiziki altyapının güçlendirilmesine yönelik yenilikler gerçekleştirdik.

Hiç kimse ama hiç kimse bugün eğitimin 2002’den daha kötü şartlarda yapıldığını, eğitim altyapısının 2002’den daha kötü olduğunu söyleyemez, iktidarı devraldığımız Türkiye ile günümüzü eğitimde fırsat eşitliğinde kaydedilen mesafe bakımından asla mukayese edemez. Okul öncesi eğitimde yüzde 11’de aldığımız okullaşma oranını yüzde 43’e, ilköğretimde yüzde 90’dan yüzde 98’e, ortaöğretimde yüzde 50’den yüzde 70’lere biz taşıdık. Okullaşma oranlarındaki artışa rağmen -2002’ye göre- derslik başına düşen öğrenci sayısında, öğretmen başına düşen öğrenci sayısında önemli azalmalar sağladık. Ücretsiz Ders Kitabı Projesi’yle velilerimizi kitap alma çilesinden AK PARTİ İktidarı kurtardı. Okulların açıldığı gün öğrencilerimizin masasının üzerine kitaplarını AK PARTİ hükûmetleri verdi.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Velilere bir sorun bakalım.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Sağlık problemleri nedeniyle okula gidemeyen okul öncesi ve ilköğretim çağındaki yavrularımızı, evet, evde eğitimle AK PARTİ İktidarı tanıştırdı.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Dershanelere mahkûm ettiniz.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Özel eğitime ihtiyaç duyan öğrencilerin okullara ücretsiz taşınması projesi AK PARTİ hükûmetlerinin projesidir. Özellikle kız çocuklarımızın ortaöğretime teşvik edilmesi amacıyla ortaöğretimde öğrencilerimizin ücretsiz taşınması projesi bir AK PARTİ İktidarı projesidir.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sizden önce de vardı o.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Eğitimi teşvik amacıyla şartlı nakit yardımlarını AK PARTİ İktidarı verdi. Bugün ortaöğretime devam eden bir kız öğrencimizin annesinin hesabına aylık 55 lirayı AK PARTİ hükûmetleri yatırıyor.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Ne kadar çok, ne kadar çok.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Ortaöğretim bursu 2002 yılında öğrenci başına 12 lira iken bugün 117 liralara çıkmışsa bunu AK PARTİ İktidarı ve hükûmetleri başarmıştır. Yatılı öğrenciler için öğrenci başına günlük ödenen yemek ve yatak bedelleri 2002 yılında 1,42 lira iken bugün 7 liraya çıkmışsa bunların arkasında AK PARTİ İktidarı vardır.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – 7 lirayla övünüyorsunuz, yazıklar olsun!

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Özürlü yavrularımızdan eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam etmeleri uygun görülenlerin eğitim giderleri -ki bugün aylık 475 liradır- devlet tarafından karşılanıyorsa bunun arkasında AK PARTİ İktidarı vardır.

Değerli milletvekilleri, kısaca, dokuz yıllık İktidarımız döneminde; okullaşma oranında önemli artışlar yaşandı, ilköğretimde cinsiyet eşitsizliği aşıldı, okul öncesi eğitimde büyük gelişim sağlandı, bölgesel farklılıkların eğitime erişimdeki etkileri azaltıldı, Türkiye eğitime daha fazla para harcadı ve güzel sonuçlar elde etti. Bugün, millî eğitimde kullanılan toplam 473 bin dersliğin 169 bini yani kullanılan dersliklerin üçte 1’inden fazlası AK PARTİ iktidarları döneminde yapıldı. Bugün, kadrolu olarak çalışan 662 bin öğretmenin 301 bini bizim İktidarımızda, AK PARTİ İktidarı döneminde atandı.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Almayaydınız madem!

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – İnşallah, 2012 yılı sonu itibarıyla, çalışan öğretmenlerimizin yarısı AK PARTİ İktidarı döneminde atanmış olacak. Bütün bunları yeterli buluyor muyuz? Elbette yeterli bulmuyoruz çünkü hedef 2023. O zaman çok çalışmamız gerekiyor. Öğretmenlerimiz, çocuklarımız, gençlerimiz daha fazla ilgiyi ve daha fazla yatırımı hak ediyor. Bugüne kadar fedakârca çalışan öğretmenlerimizin sorunlarının farkındayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdemir.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – İnşallah, bugüne kadarki sıkıntıları nasıl onların rehberliğiyle aşmışsak, önümüzdeki sorunları onlarla birlikte aşacağız diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Düzce Milletvekili Osman Çakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Çakır.

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Allah’a hamdolsun, milletimize bu kürsüden hitap etme şansını bu millet bize verdi, Allah da nasip etti. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Hayırlı uğurlu olsun.

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Yolun açık olsun.

OSMAN ÇAKIR (Devamla) - Evet, acemiyiz biz siyasette, yeni başladık. Allah razı olsun.

Günümüzde, insanlar bilgiyi arıyorlar ama hikmeti hiç kimse aramıyor. Hikmet aslında müminin yitik malıdır ve insan bilgi toplayabilen, alet kullanabilen bir varlıktır ve insanlar kurumlar oluşturdular, bu kurumlar içerisinde nelerin öğrenilebileceği konusunda çalışmalar yaptılar, bunları kimin öğretebileceği noktasında birtakım kurallar koydular ve bu öğretilen şeylerin de kime aktarılacağı konusunda da kararlar verdiler ama bir şeyi unuttular, insan gerçeğini ve herkes kendi yaşam felsefesine göre insan şekillendirmeye çalıştı. Oysa insanın doğuştan getirmiş olduğu birtakım temel hakları noktasında bakıldığında eğitim ve öğretimin ve yine insanlığın geliştirmiş olduğu devletin ve kurumların, bu kurumların insanın, her bir bireyinin bu haklarını koruma ve bu noktada, eğitim hakkı noktasında da onun isteklerini göz önünde bulundurmak durumundaydı. 32 yılından 50 yılına kadar bu ülkede birtakım yasaklar yaşandı, 28 Şubat sürecinde bu ülkede birtakım sıkıntılar yaşandı, çok şükür bunları yavaş yavaş aşıyoruz, bunları yavaş yavaş aşıyoruz çünkü bizim milletimiz farklı bir millet. Yolda araçla seyrederken karşıdaki birtakım şoförlerin size selektör yaptığını görürsünüz, sizi uyarırlar, derler ki: “Hızını kes, ileride trafik polisi var.” Bu, bizim milletimize has bir özelliktir, bunu anlayabilmek lazım, bunu kavrayabilmek lazım.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Hangi açıdan?

OSMAN ÇAKIR (Devamla) – Bu milletin özelliklerini anlamak ve ona göre bu milletin sahip olmuş olduğu değerler çerçevesinde bir eğitim vermek lazım.

Şimdi, geçen aylarda güzel şeyler yapıldı, kat sayı kaldırıldı, on iki yaş uygulaması Kur'an öğretimi konusunda kaldırıldı. Bunlar bu milletin on üç yıldır on beş yıldır hep dua ettiği, gözyaşı döktüğü, insanlarımızın, çocuklarımızın gözyaşı döktüğü alanlardı. İnsan Hristiyan olabilir, Yahudi olabilir, farklı bir inanca sahip olabilir, hiçbir inancı da olmayabilir ama bu ülkenin Müslüman çocuklarından ve Müslüman halklarından eğitim noktasında birileri artık elini çeksin, çekmesi gerekiyor, ülke huzuru için, ülke barışı için bunlar gerekiyor.

Ana dilde eğitim konusu gündeme getiriliyor. Düzce’de on dört ayrı dil konuşuluyor, on dört ayrı dil. Saidi Kürdi ne güzel söylemiş “Arapça farz, Türkçe vacip, Kürtçe de caiz.” demiş. Bu ülkenin millî değerlerine sahip çıkmak lazım. Bu ülkenin resmî dili Türkçedir…

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – “Konuşma yetmez, ana dilde eğitim şart.” diyoruz.

OSMAN ÇAKIR (Devamla) – …eğitim dili de Türkçedir ve bu çerçevede inşallah, çok güzel çalışmalar olacaktır. Okul kitaplarına bakın, ilkokul birden, belki okul öncesinden lise sona kadar, Allah aşkına, kelime sayısına bir bakın. Üniversitelerde okutulan kitaplar noktasında, alanlara girmek istemiyorum ama Türkçenin, 120 binler noktasında kelimesi olan bir dilin 3 binlere, 3.500’lere çekilmiş olması gerçekten düşünülmesi gereken konulardan bir tanesi.

Bu ülkede öğretmenlerin hakları noktasında çok şey söylendi. Atanamayan öğretmenler noktasında, atanacak öğretmenlerin nasıl, hangi şartlarda, hangi koşullarda atanacağı konusunda. Buna inanın, 90’lı yıllardan beri bütçe görüşmelerinin tümünü okudum desem mübalağa etmiyorum, Millî Eğitim Bakanlığının görüşmelerinin tümünü okudum ve 91 yılında bir çalışma yapılmış. Çok gariptir, 91 yılında yapılan çalışmada, öğretmenlerin sorunları üzerinde durulmuş. Bu sorunlarla alakalı…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O her yıl yapılıyor.

OSMAN ÇAKIR (Devamla) – Evet, aslında yirmi sene önce tespit edilen konularla bugünkü konular çok farklı değil. “Bunlar çözümlenmiştir, bitmiştir.” demek zaten durağanlıktır, bu mümkün değildir ama 400 bin öğretmen var diye bunu suistimal etmek ve bu çocuklara birtakım sanki böyle ümitler vermek, gerçekten büyük haksızlıktır. Bu ülkede ziraat mühendisleri var…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çakır.

OSMAN ÇAKIR (Devamla) – …bu ülkede hukukçular var, çok sayıda yetişmiş eleman var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama kardeşim, son dokuz yılda sizin yanlış üniversiteleşme nedeniyle bu birikim oldu. Bunu niye söylemiyorsunuz?

OSMAN ÇAKIR (Devamla) – Bu çocukların lütfen ümitleriyle oynamayınız.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Ardahan Milletvekili Orhan Atalay.

Buyurunuz Sayın Atalay.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ATALAY (Ardahan) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, üniversite, bilim, düşünce, sanat ve estetiğin üretilip öğretildiği mekânlardır. Bu nedenle özgürlük ve özerklik, özellikle üniversitelerin olmazsa olmazıdır. Tarih bu değerlerin ancak özgür ortamlarda neşvünema bulduklarını gösterir. Bilim ve düşüncenin, çoğu zaman, egemen, dinsel, siyasal ve toplumsal yapılar tarafından engellendiğini, yozlaştırıldığını ve çarşı putlarına kurban edildiğini de biliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyeti kurduğumuzda İstanbul Darülfünundan dönüşmüş tek bir üniversitemiz vardı, İstanbul Üniversitesi. İlginçtir: “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözüne rağmen, CHP yirmi yedi yıllık iktidar döneminde, o da ahir ömründe tek bir üniversite kurabilmişti, Ankara Üniversitesi, 1946. Oysa biz AK PARTİ olarak dokuz yılda 89 üniversite kurduk, 76 sayısını 165’e çıkardık.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hepsi tabela üniversitesi, tabela! Sadece isimleri var, başka bir şeyleri yok!

ORHAN ATALAY (Devamla) – Bir akademisyen olarak söylüyorum: Asıl çılgın proje bu projedir. Marmara’yı Karadeniz’e bağlamaktan daha büyük bir projedir çünkü gerçekten, üniversite kurup onu yürütmek, onu yaşatmak, onu büyütmek ancak kara sevdalıların işidir. Biz bununla yetinmedik, üniversitelerimizi gerçek kimliklerine de ulaştırdık çünkü üniversitelerimiz tıpkı demokrasimiz gibi geçmişte çok ağır trajediler yaşamıştı.

Hatırlarsanız, ilk trajedi: 1932 yılında, dönemin Maarif Vekili Doktor Reşit Galip’in bizzat kendi sözüyle, kendi ifadesiyle “Üniversite siyasal iktidarın arkasında durmuyor.” gerekçesiyle reforma gidilmiş, 152 tane öğretim üyesinden 90’ı ihraç edilmişti. Ne var ki bu kıyım sonraki dönemlerde de bilgiyi soysuzlaştıran, haysiyetsizleştiren bir geleneğe dönüşmüş. 1402’ler, 120’ler ve en son 28 Şubatta yaşanan rezillikleri gördük.

Hatırlayın, bilimin, inancın, hakkın, hukukun, onurun önünde değil; silahın, apoletin ve postalın karşısında selam durmayı izzet addeden koca koca rektörlere, dekanlara, prof.’lara kara cübbelerini giydirip “Ordu göreve!” dövizlerinin arkasında yürüme sefaletini yaşattılar. Üniversite kapılarında on binlerce kız çocuklarımıza reva görülen ilkel ve barbarca muamele, ikna odaları, teftişler, soruşturmalar, fişlemeler, ihraçlar daha modern Türkiye'nin dün yaşadığı gerçeklerdi. Engizisyonları aratan boyutlara ulaşan bu vahşet hafızalarımızda asla silinmeyen izler bıraktı. Bugün, hamdolsun, artık o tür manzaralar, aktörlerinin yüzlerini kıyamete dek karartacak birer tarihî vesika olarak yerlerini almıştır.

Öte yandan, geçmiş yıllarda herhangi bir şekilde üniversiteyle ilişiğini kesmiş olan yüzlerce, binlerce, onbinlerce öğrencimize üniversitenin yolunu tekrar açtık çünkü birilerine zulmetmek, bize ise affetmek yaraşırdı. Ne mutlu ki artık üniversite hocası bizzat dersine girmiş olduğu öğrencisini fişleme sefaletine mecbur kalmamıştır. Ne mutlu ki artık hiçbir öğrencimiz “Ya inancından ya da okulundan vazgeçeceksin.” şeklinde faşist, ilkel ve o oranda barbarca bir dayatmayla karşı karşıya değildir. Ne mutlu ki artık eşit cevaba eşit puan getiren bir sınav sistemine kavuştuk.

Değerli arkadaşlarım, Hamdullah Suphi’yi bilirsiniz, ilk Maarif Vekilimizdir. Diyor ki: “Keçiören’de evime kömür taşıyan Ankaralı bir köylüye sordum, ‘Efendi, cumhuriyetten, Ankara’nın başkent olmasından memnun musun?’ dedim. ‘Memnunuz Beyim çünkü eşeğin sırtına ne yüklersek Ankara’ya gelip para ediyor, çalısı da çırpısı da.’ dedi. ‘Hayır, onu demek istemedim, cumhuriyet döneminden memnun musunuz?’ dedim, ‘Beyim, Abdülhamid döneminde bize öl dediler öldük, ver dediler verdik. Meşrutiyet geçti, İttihat Terakki iktidara geldi, onlar da bize öl dediler öldük, ver dediler verdik. Arkasından siz geldiniz, siz de bize öl dediniz öldük, ver dediniz verdik. Şimdi, ömrüm bitmeden, bekliyorum, acaba hangi gün bize al diyeceksiniz?’ dedi.” İşte, AK PARTİ, vatandaşa “Al.” dediği dönemlerin partisidir, bu dönemlerin iktidarıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi siyasiler olarak bize düşen, üniversitelerimizi tamamen özgür ve demokratik bir iklimde, insan ve evren için en iyisini üreten bir ortama kavuşturacak anayasal düzenlemeyi bir an önce hep birlikte gerçekleştirmektir.

Teşekkür ediyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atalay.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Milletvekili yine cumhuriyetin ilk yıllarına döndü, o yıllarda yine…

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Ya nereye döneceğiz? Cumhuriyet bizim kazanımımızdır, sizin değil; hepimizin, Türkiye’nin kazanımıdır.

BAŞKAN – Evet, dinliyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bakınız, bu kadar cehalet doğrusu anlaşılır değil. Bu ülke, 1920’lere geldiğinde, Kurtuluş Savaşı’nda ve diğer savaşlarda 300 bin eğitilmiş insanını yitirmişti. Cumhuriyet kurulduğunda bırakın üniversite açmayı, okul açmak bile problemdi. Ama bu cumhuriyeti kuranlar 300 bin eğitilmiş insanını savaş meydanlarında kaybetmesine rağmen Ankara’da üniversite kurmuşsa, üniversite reformunu gerçekleştirmişse, İstanbul’da üniversite kurmuşsa buna dua etmeleri lazım…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Siz cumhuriyetle Cumhuriyet Halk Partisini karıştırdınız galiba.

MUHARREM İNCE (Yalova) – …şükretmeleri lazım. Bu kadar nankörlük doğrusu anlaşılır değil.

BAŞKAN – Sayın İnce, tutanaklara geçmiştir.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, Grup Başkan Vekilinin, Sayın Muharrem İnce’nin her konuşmacımızın arkasından kalkıp cumhuriyetin sorgulanmasına, konuşmayı cumhuriyetin sorgulanmasına indirgemesini doğrusu anlamak mümkün değil.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz sorguluyorsunuz, ben cevap veriyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – “Cehalet ve nankörlük” kelimelerini kendisine iade ediyorum. Doğrusu yakıştırmadığımı da kendisine bildirmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Nankörler alınsın!

BAŞKAN – Malatya Milletvekili Mustafa Şahin.

Buyurunuz Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Sayın Başkan, değerli Milletvekilleri; ÖSYM bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 1750 sayılı Kanun’un 52’nci maddesine dayanılarak 19 Kasım 1974 tarihinde üniversitelerarası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi adıyla bu kurum kurulmuştur. Böylece üniversite ve yüksekokullara giriş sınavları tek merkez tarafından yapılmaya başlanmıştır. 1981 yılında 2547 sayılı Yasa ile YÖK'e bağlanmıştır. Bugün ayrıca göreve başlayan yeni YÖK Başkanımıza da görevlerinde başarılar diliyorum. Ayrıca yapmış olduğu sınavlara baktığımızda, on bir farklı kurumun sınavlarını her yıl yapan ÖSYM, 2011 yılında 40 sınavda 5.241.069 adayı sınava almıştır. 18.316 binada, 258.179 salonda yapılan bu sınavlarda 849.157 sınav görevlisi görevlendirilmiştir. Alınan tedbirlerle ÖSYM artık her zamankinden daha güvenli bir kurum haline getirilmiştir. Kurumun Türkiye’ye yakışan saygın bir kurum olma yolundaki azimli çalışmaları devam etmektedir. Toplumun özlediği saygınlığa kavuşma yolunda önemli projeler gerçekleştirmektedir.

AK Parti iktidarları öncesinde katsayı marifetiyle toplum mühendisliği yapılmıştır. Katsayı uygulamasıyla üniversitede okumayı, bir meslek sahibi olmayı, dört yıllık lisansı bitirmeyi akla, zekaya, cesarete, çalışkanlığa değil, geldikleri kökene, kimin nerede okuduğuna, kimin hangi okuldan mezun olduğuna bağlı olarak yapılan düzenleme, geçen hafta YÖK'ün aldığı kararla katsayı adaletsizliği ve bu yanlıştan dönülmüştür. Fırsat eşitliği sağlanarak, akla, zekaya ve bilgiye bağlı olarak herkesin bu toplumda geleceği en yüksek seviyeye ulaşması sağlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, ÖSYM, son bir yılda bugüne kadar hiç olmadığı kadar tartışma konusu oldu. 2010 KPSS'de ortaya çıkan kopya olayı ile hepimizin güven duyduğu ÖSYM'nin aslında öyle göründüğü gibi sağlıklı bir kurum olmadığı ortaya çıktı. Yaşanan kopya skandalından sonra görevinden istifa eden ÖSYM Başkanının yerine yeni atanan Değerli Başkanımız Sayın Ali Demir ve ekibine de başarılar diliyoruz. Toplumumuzun bugüne kadar bilmediği bazı gerçekleri bundan sonra da öğrenmeye başladık. Aslında zamanın darlığından dolayı o konulara girmek de istemiyorum.

Maalesef bir uzay üssü gibi korunduğunu düşündüğümüz ÖSYM’nin hâli içler acısıydı. Bu çerçevede ciddi tedbirlerin alınması gündeme gelen ÖSYM'de yapılan çalışmalara baktığımızda:

Her adaya farklı soru kitapçık uygulamasını hayata geçirerek kopya çekilmesini imkânsız hâle getirmesi.

ÖSYM'nin yaptığı tüm sınavlardaki güvenlik zafiyetlerini ortadan kaldırarak, bir dizi güvenlik tedbiri alınarak kopya çekmek isteyenlere fırsatın verilmemesi.

Sınav sonrasında sınava giren adayların cevap kâğıtlarını İnternet üzerinden yayınlayarak herkesin kendi puanını kendisinin hesaplaması.

ÖSYM herkesi eşit, adil ve hakkaniyet çerçevesinde sınav olma ve sınav sonuçlarını alma hakkını, kapalı dönem uygulamasını yeniden düzenleyerek soru kitapçıklarının kapalı dönemde oluşturulmasını, dış dünya ile hiçbir koşulda iletişimin olmadığı bir ortamda her adaya farklı soru kitapçıkları oluşturularak sınav evrakının güvenliğini ve gizliliğini koruma altına alması.

ÖSYM soru hazırlama, bilgi işlem ve optik değerlendirme birimlerinin dış dünya ile iletişimini kesmiştir. Giriş çıkışları kontrol altına alınmıştır. Çalışanların dahi cep telefonlarıyla oralara girmesini yasaklamıştır. Her türlü çalışma kayıt altına alınmakta ve çalışanlar ancak kendilerine ait işlere ve bilgilere ulaşabilmektedirler.

Değerli arkadaşlar, ÖSYM bu şekilde tam güvenli ortamlarda soru havuzu oluşturduğu ve sınavların değerlendirmesini gerçekleştirdiği, çok sayıda soru yazarından soru topladığı ve yeterli sayıda bilimsel  denetçi çalıştırdığı, sınavlarda sorulacak soruları korumaya aldığını bilmekteyiz. ÖSYM sınav öncesinde, hemen akabinde illerdeki saklama merkezlerini hem de bazı sınav salonlarında sınavların yürütülmesini kamerayla kesintisiz izlemektedir. Ayrıca ÖSYM, sınava girecek öğrencilerin cevap kâğıtları üzerine adayların fotoğrafları yapıştırılmakta yani bir başkasının yerine sınava girmesi engellenmiş olmakta. Yapılan tüm bu çalışmalar geleceğimiz olan gençlerimizin sınavlara girmelerini sağlamış oldu. Fakat daha önceki süreçlerde bu kurumda çalışıp aynı zamanda özel dershane kurucusu veya ortağı olanların, güvenlik zafiyetinden dolayı rant elde edenlerin, alınan tüm bu tedbirler karşısında tepki göstermelerini şaşırtıcı bulmadık çünkü yapılan sınavların son derece kendileri için öneme sahip olması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) - …nedeniyle bu sınavlar üzerinden haksız kazanç temin etmek isteyenler için önemli bir cazibe merkezî hâline gelmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Sonuç olarak, hızla gelişen ve genç nüfusu yüksek olan ülkemizde ÖSYM gibi tarafsız, tartışmasız, hak ve adaleti tüm adaylar arasında tesis etme ile görevlendirilmiş bir kurumdur.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) - 2012 bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyor ve saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

İstanbul Milletvekili Muhammet Bilal Macit. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Macit.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize merhabalar.

2012 üniversiteler bütçesi üzerine parti grubum adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama da bir örnekle başlamak istiyorum. 19’uncu yüzyıl başlarında Fransa hem askerî alanda başarılar kazanıyorken bir yandan da eğitim reformu yapıyordu. İşte bu dönemde Fransa orduları Prusya Krallığını müthiş bir mağlubiyete uğratıyor ve Prusya Krallığının topraklarını işgal ediyor. Prusya Krallığı mağlubiyetle kalmıyor aynı zamanda da ağır bir tazminat ödemeye mahkûm ediliyor ancak Prusya Krallığı öyle bir durum içerisinde ki bu tazminatı ödeyemeyecek durumda. Bunun üzerine, Fransa tazminatı almak için, Prusya halkına ait evlerinde bulunan, paraya çevrilebilecek olan metal ya da gümüş çatal, bıçak, kaşık, hepsinin kendilerine iade edilmesini istiyor. İşte, bu son derece Prusya halkı için onur kırıcı, küçük düşürücü ve alçaltıcı bir durum. Bundan sonra yapılansa çok daha enteresan. Tarihteki benzer örneklerde, belki de günümüzde bile ülkeler bu durumu atlatmak için önce orduda reforma gider, “Güçlü ordu, güçlü Prusya.” diyebilirlerdi. Fakat Prusya devleti bu mağlubiyet sonrası eğitim sisteminde reform yapılmasının kaçınılmaz olduğu sonucuna varıyor. Bugün Avrupa’nın ortasında Kuzey Kore gibi totaliter bir Almanya yoksa, sanırım bu çıkarımın payı bunda çok büyüktür, yani “Güçlü eğitim, güçlü ülke.” demek oluyor.

Prusya eğitim sistemini reforme etmek için Humboldt’u görevlendiriyor ve Humboldt’un çok güzel bir sözü var: “Bana hep öyle geliyor ki hayattaki olayları karşılayış biçimimiz mutluluğumuzu ve mutsuzluğumuzu bu olayların kendisi kadar etkiler.” İşte, bizim farkımız da burada yatıyor çünkü biz olayları nasıl karşıladığımız ve kavramları nasıl değerlendirdiğimizde diğer siyasi partilerden ayrıldığımızı düşünüyorum. Aynısı üniversiteler için de söz konusudur.

Türkiye’de üniversiteler yıllarca yasaklarla, tek tipleştirmelerle, toplum mühendisliğiyle ve otoriteye itaatle anıldı. “Ordu göreve” pankartı altında yürüyen, 27 Nisan muhtırasına sevinen ve bunun arkasında durduğunu ifade eden sözde akademisyenler oldu. Kampüse değil de kışlaya girermiş gibi kılık kıyafet, saç sakal kontrolleri yapıldı. İlkel başörtüsü yasakları uygulandı, hatta daha da ilkeli olan ikna odaları kuruldu. “Herkes eşittir ama kimileri daha da eşittir.”den yola çıkarak sanırım katsayı saçmalıkları uygulandı. Otoriter rejimlerdeki gibi talimatları sorgulamadan yerine getiren, eleştirmeyen ve birbirine benzeyen, sonuç olarak sorun çıkarmayan bireyler yetiştirilmeye çalışıldı.

Ancak üniversite tüm bu yapılanlara inat, kendi başlarına düşünebilen bireyler yetiştirebilmek demek, özgürce araştırabilmek, çok seslilik ve renklilik demek. Bütün görüş, ideoloji ve yaklaşım tarzlarının serbestçe tartışılabildiği, fikirlerin serbestçe mukayese edilebildiği… Meslek edindirme kursu değil ancak insanoğlunun sorularına ve sorunlarına cevap bulabilmek demek ve üniversite öğrenmekle başlıyor, daha da önemlisi öğrenmeyi öğrenmekle ama özgürlükler olmadan bunlar da bir anlam ifade etmiyor.

Üniversite, aynı zamanda Türkiye’de sosyal mobilizasyonu, sınıflar arası geçişi sağlayan en önemli araç. Bu sosyal mobilizasyon her karanlık köşede karşımıza öcüler çıkacak korkusundan ve birbirimizi tehdit olarak görmekten kurtulabilmek demek aynı zamanda.

Çok kontrollü bir sınıflar arası geçiş, küçük ama mutlu bir azınlık, bir tür kast sistemi hayal eden cumhuriyetçi elitler bu nedenle pek üniversite açmadılar, yeni üniversitelere çeşitli bahanelerle karşı çıktılar ve üniversitelere girişi engelleyen yasakları savundular. Ne zaman ardında halk olan partiler iktidara gelmeye başladı, o zaman birer birer üniversiteler açılmaya başladı ve AK PARTİ döneminde ise bu tavan yaptı. Bu yeni üniversitelere “tabela üniversiteleri” dediler, şehirler üniversitelerine sahip çıktılar, muazzam kampüsleri olan, burs veren, hatta iyi öğrenci çekmek için fuar fuar gezen devlet üniversiteleri ortaya çıktı.

İşte, bu felsefeyle, bilgi zengini ile bilgi fakiri arasındaki farkı kapatmak için AK PARTİ olarak biz 2002 yılında 53 devlet, 23 vakıf olmak üzere 76 olan üniversite sayısını 2011’de 103 devlet ve 62 vakıf olmak üzere 165’e çıkardık. Üniversitenin toplam ödeneğini ise 2012’de 12,7 milyar Türk lirasına çıkardık.

Gelişmiş ülkeler dünyaya, insanlığa yetiştirdiği iş adamları, profesyonelleri, edebiyatçıları, düşünürleri ile katkı sunuyorlar. İşte, bu bütçeyi kabul etmek de bence üniversiteleri bu insan kaynağını yetiştirme konusunda fırsat tanımak oluyor. Gelin, oy birliğiyle bence bu bütçeye onay verelim, zira yaptıklarımız ve yapmadıklarımız geleceğimizi şekillendirecektir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Macit.

Zonguldak Milletvekili Ercan Candan.

Buyurun Sayın Candan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ERCAN CANDAN (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Tasarısı çerçevesinde üniversiteler bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Üniversiteler yapısı ve işleyişi açısından ülkelerin gelişmişlik düzeyine işaret etmektedirler, doğru bilgi edinme ve bu bilgiyi kullanma yeteneğinin geliştirilmesini hedefleyen merkezlerdir. İçinde bulunduğumuz bilgi çağında en üst düzeyde bilgi üretme, öğretme ve bu bilgiyi bütüne yaymak üniversitelerimizin en temel görevidir.

Sayın milletvekilleri, iktidara geldiğimiz 2002 yılından sonra üniversitelerimizin fiziki altyapısında ve bilimsel çalışmalarında çok önemli gelişmeler yaşanmıştır. 2002 yılında 53’ü devlet, 23’ü vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 76 üniversite var iken; 2011 yılında 103’ü devlet, 62’si vakıf olmak üzere toplam 165 üniversiteye ulaşılmıştır.

Ayrıca, Türkiye’de üniversitelerin tüm illere yayılması sağlanmıştır.

Örgün yükseköğretim kontenjanlarının ise yüzde 65,5 oranlarında artırılması sağlanmıştır.

2002 yılında Yükseköğretim bütçesi, 2,5 milyar civarında iken, 2011 yılında 11,5 milyar civarına yükseltilmiştir. 2012 yılı bütçesi ise 12 milyar 743 milyon 603 bin lira olarak öngörülmüştür ki artış oranı 2002 ile kıyaslandığında yüzde 410 civarındadır.

Üniversite bütçeleri gelirlerinin, yaklaşık olarak yüzde 56’sı merkezî yönetim bütçesinden, yüzde 33’ü döner sermayeden, yüzde 11’i ise özel gelirlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla, üniversitelerin kendi kaynaklarını oluşturmasında kapasitelerinin düşük kaldığını gözlemlemekteyiz. Bu nedenle üniversite-özel sektör ilişkisini artırmak mecburiyetindeyiz.

Üniversitelerin değerlendirilmesinde aslında üç tane kriter vardır. Bu kriterlerden en önemlisi, ARGE çalışmaları ve bunlardan üretilen patent ve uluslararası yayınlar en önemli verileri oluşturmaktadır.

Üniversite bazında yerli patent başvuru ve tescillere bakıldığında –burası çok önemli, çok ilginç aslında- 2003 yılında –ki veriler buraya kadar var- 6 tane, sadece 6 tane başvuru ve 2 tane tescil var. 2010 yılında ise 113 başvuru ve 29 tescil yapılmıştır. Her ne kadar 2003-2010 yılları arasındaki bu artış gözümüze çarpsa da aslında yeterli bir veri değildir.

Üniversitelerimizin uluslararası yayınlarına bakıldığında, 2002 yılında 8.404 yayın varken, 2010 yılında bu sayı 27.364’e yükselmiştir. Bu rakamlar göstermektedir ki üniversitelerimizin uluslararası bilimsel yayınlarda değerli katkıları bulunmaktadır.

Peki, bunlara nasıl ulaşılmıştır? Üniversitelerin ARGE bütçesi 2002 yılında sadece 86 milyon civarındayken 2011 yılında bu 547 milyona çıkmıştır. Yani bu yayınlar ve ARGE’nin artışının arkasında gerçekte ciddi bir destek bulunmaktadır. Bu artış oranı yüzde 531 demektir. 2012 yılı bütçesinde ise 586 milyonla yüzde 576’ya çıkacaktır bu destek. Yeterli midir? Hayır. İlk 500’de, dünyanın ilk 500 üniversitesinde daha çok üniversiteyi görmek istiyoruz.

2002’den önce böyle bir şey var mıydı? Hayır. Bunun arkasında ne var? Tabii ki Hükûmetimizin vermiş olduğu destekler var.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ateşi de siz buldunuz, pusulayı da, tekerleği de…

ERCAN CANDAN (Devamla) – Sayın milletvekilleri, üniversitelerimizin tamamına yakını Avrupa Üniversiteler Birliği üyesidir. Rektörlerimiz de merkezî Avrupa akademik kurumlarının en tepe kurullarında görev almaktadır.

Aslında Avrupa Birliğinin hayata geçirdiği en önemli proje olan Erasmus’ta, 2004’ten bu zamana kadar, altı yılda 8 kat öğrenci sayımızı artırarak Avrupa’ya tam 40 bin öğrenci göndermişiz, tam 40 bin öğrenci. Bunun yanında 9 bin kişi de, 9 bin personelimiz de, üniversite personeli de yine Avrupa’ya gönderilmiştir.

2012 yılında üniversitelerimizin personel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için 5 bin memur ve 9 bin öğretim elemanı kadrosuna açıktan atama izni verilmiştir.

Sayın milletvekilleri, iktidarımız döneminde üniversitelerimizde fiziki ve eğitim alanında büyük gelişmeler yaşanmış olmasına rağmen, üniversitelerimizin sorunlarını tamamen bitirmiş değiliz. Bunların çözümlerini biliyoruz ve yine bunu AK PARTİ çözecektir, bunu iyi bilin.

Büyük hedeflerimize ulaşmamızda önemli bir adım olan 2012 bütçesinin hazırlanmasında emeği geçen herkese buradan teşekkürlerimi sunar, 2012 bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diler, yüce Meclisimize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Candan.

Şahsı adına, lehinde Muğla Milletvekili Yüksel Özden. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Özden.

YÜKSEL ÖZDEN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 2012 yılı bütçe kanunu tasarısı görüşmelerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben özellikle üniversite üzerinde, birkaç nokta üzerinde durmak istiyorum. Biraz önce konuşan arkadaşlarımız da işaret ettiler. Hep vurguladığımız gibi geldiğimiz nokta var ve ulaşmak istediğimiz hedefler var. Bugün geldiğimiz noktada öğrenci sayısı ve artışlarıyla ilgili rakamları tekrar etmeyeceğim ama şunun altını çizmek istiyorum: Bugün, liselerden mezun olan öğrenci sayısı kadar üniversiteye yeni öğrenci alabilecek noktaya geldik. Bunun önemi şu: Bakın, biliyorsunuz, yıllardır her sene üniversite sınavına 1,5 milyon, 1,7 milyon kadar öğrenci girer, 300 bini, 400 bini, 200 bini yerleşirdi. Bu kez, bu sene üniversite sınavına giren öğrenci sayısı 1.750, liselerden yeni mezun olan öğrenci sayısı yaklaşık 750, yerleşen sayısı da 750. Yani yıllardır oluşan birikim bu yıldan itibaren artık hızla azalmaya başlayacaktır çünkü…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hocam, mezun olanların yüzde kaçı iş buluyor, bir de onu söyle.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – …mezunların sayısı kadar artık üniversitelere öğrenci yerleştirebilir hâle geldik.

Gelelim…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sizin zamanınızda mezun olan kaç kişi iş buluyordu, şimdi kaç kişi iş buluyor, bir de onu söyle.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – 100 binlerce insan buluyor.

Bakın, diğer tarafta, deniyor ki “Kalite nerede?” Onun da cevabını verelim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O sizin derdiniz değil zaten, size söylemiyoruz onu.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Bakın, bu ülkede yüzde 10’un üniversiteye gittiği dönemleri biliyoruz. Yüzde 10-15 sadece elit bir grubun üniversiteye gittiği durumdaki öğrenci kalitesi ve o üniversitedeki durum ile yüzde 60’ın gittiği durumda elbette ki farklılık olacaktır ve bugün geldiğimiz rakam yüzde 58’dir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sizin kalite gibi bir kaygınız yok zaten.

OKTAY VURAL (İzmir) – Okuma-yazma oranının yüzde 10 olduğu dönem de vardı.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Aynı kaliteden, bakın, madem kaliteyse biraz da oturduğumuz yerde dinleyelim, ben de konuşurum, siz de konuştunuz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ama hakkaniyetle konuşmak lazım Hocam.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Bugün, gelişmiş ülkelerdeki üniversitelileşme hedeflerine bakıyoruz çünkü toplumun hızla böylesine yıllar önceki yüzde 10-15’lerden yüzde 50’ye, 60’a, 80’e varması lazım üniversitelileşme oranının. Gelişmiş ülkelerdeki birkaç tanesi, Amerika Birleşik Devletleri 2020 yılı için toplumdaki toplam nüfusun yüzde 60’ının üniversite mezunu olmasını öngörüyor.

Peki, 2012 yılında bu rakamlara rağmen Türkiye'deki oran nedir? Yüzde 6,2’dir. Onun için, bizim hızla daha üniversite sayısının ve programlarının artmasına devam etmemiz lazım. Deniliyor ki: “Sadece rakamlarla, sayılarla ifade ediyorsunuz.” Oysa biz bu ülkede kaliteli bilim adamı yetiştirmek ve yayın sayısını artırmak için, biraz önce arkadaşımızın söylediği rakamlara ulaşabilmek için çok büyük yenilikler, değişiklikler yaptık.

Bakın, 2008 yılında ÖSYM’nin bütçe fazlasının yüzde 25’ini YÖK’e aktardık ve o zamandan bu zamana yurt dışına 2.380 akademisyeni gönderdik, 42 milyon maliyetle. Yabancı dil için 1.500 kişiyi yurt içinde ve yurt dışında yetiştirdik, 15 milyon TL maliyetle ve Farabi Programı’yla da yurt içinde öğrenci ve öğretim üyesi yetiştirmeye, geliştirmeye devam ediyoruz, ama önümüzde daha yapacağımız çok şeyler var.

Evet, ben de katılıyorum, sayıların ötesine geçmemizin zamanı geldi. Bugüne kadar aşılamaz zannedilen derslik meselesi halledilmiştir çok büyük oranda. Elde edilemez zannedilen bilgisayar her tarafta vardır, İnternet her tarafta vardır. Ben de bundan sonrasında eğitim sistemi dediğimizde, “derslik”, “bilgisayar” ve “kitap” kelimelerinin de ötesinde niteliği ifade eden 2023 vizyonuna uygun geleceğin Türkiye’sinde öğrencilerimizin hangi rolü oynamasını istiyorsak, ona uygun insanlar yetiştirmemiz gerektiğine inanıyorum. Tarihimizle, dilimizle, değerlerimizle ve bugüne kadar sahip olduğumuz deneyimlerimizle, biz hızla bir insan gücü yetiştirme politikası belirlemek zorundayız. Bunu, hem böylesine bir vizyoner çalışma için yapmamız gerekiyor hem de kendi ülkemizdeki kaynak israfını önlemek için.

Ben, bütçenin hazırlanmasında emeği geçen tüm arkadaşlarımı huzurlarınızda bir kez daha kutluyor, bu bütçenin ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özden.

Hükûmet adına, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker.

Buyurunuz Sayın Eker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi beş dakikadır.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; 2012 yılı Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bütçesinin hayırlara vesile olmasını dileyerek sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eskiden Tarım Bakanlığı, Tarım Bakanlığının bütçesi, tarım sektörünün bütün meseleleri, daha çok bir kanunla değil de biraz popülizmle birlikte ele alınırdı. Eğer öyle olmasaydı Türkiye bir tarım kanununa cumhuriyetin kuruluşunun seksen üçüncü yılında kavuşmazdı. Türkiye, Tarım Kanunu’nu cumhuriyetin seksen üçüncü yılında, 2006 yılında çıkardı, bu Meclis çıkardı ve biz Hükûmetimiz döneminde meseleyi bizden öncekilerden çok farklı olarak ele aldık, buna bir stratejik sektör gözüyle baktık ve bakın ne yaptık:

Önce, bir sektörel derinlik analizi çalışması yaptık, aynayı kendimize tuttuk. Türkiye’de tarım sektörü nedir? Bunu bütün şeffaflığıyla, elli bine yakın görüşme sağlayarak, sektörün bütün paydaşlarıyla, kamu tarafı, özel sektör tarafı, çiftçi tarafı, üretici tarafı, elli bin civarında, bugüne kadar tarımda yapılan en büyük anket çalışmasını yaptırarak bir derinlik analizi çalışması yaptık.

Arkasından, bir değişim ve dönüşüm programı hazırladık. Bu değişim ve dönüşüm programının bir ayağı yeni kanunlar çıkarılmasıydı. 14 tane tarımla ilgili, tarım sektörüyle ilgili kanun çıkardık. Bunun 1 tanesi Tarım Kanunu. Destekleri daha etkin hâle getirdik. Eskiden sadece o destekler, seçim yılı bir şekilde, seçim olmadığı yıl bir başka şekilde Bakanlar Kurulu kararıyla verilirken, biz bunları belirli bir çerçeveye oturttuk ve arkasından projeler uyguladık, hazırladık. Bununla ne oldu biliyor musunuz? Bununla, gerçekte Türkiye’de tarım sektörü gayrisafi hasılasını, biraz önce arkadaşlarımın da belirttiği gibi, dünyadaki 11’inci sıralamadan, 23 milyar dolarlık hasılayla, 11’inci sıradaki sıralamadan 7’nci sıraya, 62 milyar dolarlık bir hasılaya çıkardık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tarım alanı aynı, çalışan insan sayısında artış yok ama Türkiye’de tarım sektörünün hasılasını 23 milyar dolardan 62 milyar dolara çıkardık.

Bunu iki şekilde ölçüyoruz: Bir; milletimiz ölçüyor. Ne zaman ölçüyor? Seçimlerde ölçüyor. En son ne zaman ölçtü? 12 Haziran 2011’de. Biz başkalarının yaptığı gibi uygulanamaz vaatlerle, uçuk vaatlerle değil, gerçekçi vaatlerle, projelerle milletimizin karşısına çıktık. Yaptıklarımızı anlattık, yapacaklarımızı söyledik ve milletimizin oy kullananın her 2 kişiden 1 kişisi bize oy vermek suretiyle bu politikaları desteklediğini söyledi; bu bir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu, içeride bizim için asıl olan, bizim için asıl olan desteğin kaynağını, bizim aslında icraatlarımızın doğruluğunu sağlayan, sağlamasını gösteren en önemli kıstas. Ölçü bu; bu bir. Ama sadece bununla değil. Bakalım dünya ne diyor?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Seçim öncesi angus ithal edeceğinizi söylediniz mi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bakın, bu OECD’nin Raporu, 2011. OECD, 2011 yılında Türkiye tarım sektörüyle ilgili bir rapor hazırladı. Sadece Türkiye ile ilgili değil, bunu Amerika Birleşik Devletleri ile ve Avrupa Birliği ile ilgili de hazırladı ve bakın burada ne diyor? Burada diyor ki: “Türkiye son on yılda çok büyük ilerlemeler kaydetti ve dünyada tarımsal hasıla büyüklüğü açısından dünya ülkelerinde 7’nci sıraya geldi.” Bunu OECD söylüyor, bu sene de yayınlandı, sizlere de tavsiye ederim, açın, bakın, okuyun.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Size “İthalat Bakanı” diyorlar, “İthalat Bakanı.”

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – İthalat değil burada. Burada, ihracatın arttığını söylüyor, aksine, onun grafikleri var, burada, bakarsın, bakarsın görürsün. Grafikler var, ithalat, ihracat grafikleri burada. Onlara biraz sonra geleceğim.

İki: Bu da değerli arkadaşlar, Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Teşkilatı FAO’nun raporu. Bakın, burada -orijinalini getirdim özellikle, bunun Türkçesi de var- “Başarıya giden yollar.” Türkiye'nin başarı hikâyesi burada yayınlandı arkadaşlar. Türkiye'nin tarımdaki başarı hikâyesi bu raporda hazırlandı.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – İthalat rekorları kırdınız, ithalat.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, söyleyeyim, söyleyeyim, geleceğim oraya.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – İthalat rekorları kırdınız.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, biz buraya, bütün bunları -uluslararası ölçekte de, ulusal ölçekte de bizim yaptıklarımız ortada- bugüne kadar biz, Türkiye’de bunu getirdik.

Şimdi, arkadaşlarımız diyorlar ki konuşmalarında, değerli muhalefet temsilcileri, “Efendim, siz hep 2002’den bahsediyorsunuz, hep 2002’den çıkışla bahsediyorsunuz.” Değerli arkadaşlar, biz 2002’yi şunun için -bir tarih, bir kronolojidir- biz o tarihte, 18 Kasım 2002 tarihinde, AK PARTİ Hükûmeti görevi devraldı, Türkiye’yi yönetme sorumluluğunu üstlendi. Dolayısıyla o yıl başladığımız için göreve, biz 2002’yi esas alıyoruz ama isterseniz, bunu 2001’e götürelim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Cumhuriyeti de 2002’den mi başlatıyorsunuz Sayın Bakan?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bakın, isterseniz 2001’le mukayese edelim, isterseniz 2000’le mukayese edelim. O zaman vaziyet daha kötü. Bakın, size söyleyeyim: Şimdi, Türkiye 2000 yılında çiftçisine 344 milyon lira destek vermiş. 2000 yılında 344 milyon, tamamı bu. Türkiye’de bütün çiftçilere verilen desteğin tamamı 344 milyon. 2001 yılı ne kadar biliyor musunuz? 590 milyon. “2002” diyoruz biz bak, 2002’den başlatıyoruz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Peki, millî gelir ne kadar arttı?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – O millî geliri de biz yükselttik, siz yükseltmediniz, biz yükselttik.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Anladım da çiftçiye ne kadar pay verdiniz?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, 2002’de 1 milyar 868 milyon. Ben 2002’den başlamakla aslında muhalefete iyilik yapıyorum. Çünkü yüksek bir yerden yüksek bir ölçeği esas alıyorum, oradan mukayese yapıyorum, 2000’le, 2001’le yaparsam durum çok daha vahim olur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bence 1800’den başlasan daha iyi olur, daha verimli olur.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Yalnız bir şey söyleyeyim, bu arada bu tarımla ilgili konuşulurken biraz tabii hesabı, kitabı da bilmek lazım, devletin belgelerini de bilmek lazım. Şimdi, bakın, burada, elimde bir mektup var. 2001 yılında tarım desteklerinin kaldırıldığını söyleyen, taahhüt eden 3 tane o günkü Hükûmetin Bakanının isimleri ve imzası var -bu, mektubun orijinal nüshası- burada: Sayın Kemal Derviş, Sayın Hüsnü Yusuf Gökalp, Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu; Sanayi ve Ticaret Bakanı; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı; bir de o günün Ekonomi Bakanı. Onlar diyorlar ki, 2001 yılında… “Dünya Bankasının Başkanı Mister James Wolfensohn” diye yazmışlar. Türkçesi de burada, İngilizcesi de burada. Burada hangi desteklerin kaldırıldığı, hangi desteklerin kaldırılmasının planlandığı, gübre desteğinin, diğer kredi desteklerinin, faiz desteklerinin, bunların hepsinin kaldırıldığı burada yazıyor. Yani biz geldiğimizde…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, desteği toprak ağalarına veriyorsunuz, üreticiye vermiyorsunuz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz geldiğimizde….

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Toprak ağalarına veriyorsunuz, üreticiye vermiyorsunuz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sabırlı olun, sabırlı olun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Madem destekler kaldırıldı, nasıl arttı destekler?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz, sakin olunuz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Kimyevi gübre desteği 1/1/2002’de kaldırıldı. Zirai mücadele ve veterinere ilaç desteği 1/1/2002’de kaldırıldı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, Adıyaman Milletvekili Arkadaşımız burada. Ağalar alıyor, üreticiler alamıyor orada. Bakın, arkadaşımız burada, biliyor.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şeker pancarı, tütün, fındık, pamuk gibi ürünlerde uygulanan pazar fiyat desteği ve taban fiyat uygulamaları 2001’de kaldırıldı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hesap da bilmiyor, kitap da bilmiyor.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Tarımda kullanılan elektrik desteği, ucuz elektrik kullanım desteği 2002 yılında kaldırıldı. Doğal afetlerden zarar gören çiftçilere verilen tohumluk yardımı ve kredi borçlarının ertelenmesi uygulamaları 2002 yılında kaldırıldı. Tarımda faiz sübvansiyonu kaldırıldı, zirai krediler ticari kredi gibi yüksek faize terk edildi. Şimdi, şu anda da aramızda o gün bürokrat olarak çalışıp bugün milletvekili olan arkadaşlarımız var, bu salonda. Bakın, Tarım Kredinin eski Genel Müdürü de burada. Faiz haddi yüzde 69’du. Çiftçiye Tarım Kredinin uyguladığı faiz yüzde 69’du, Ziraat Bankasınınki yüzde 59’du. Bütün bunlar bizim tarafımızdan kaldırıldı.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Çok çabuk da borçlar ödeniyordu ama.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi paritelerden bahsediliyor. “Efendim, o gün şu tarihte şu ürünle şöyle alınıyordu, bu ürünle böyle alınıyordu.” Arkadaşlar, Türkiye yüz elli tane tarım ürünü üretiyor. Bunun hepsini pariteyle yaparsınız, işinize geldiğini anlatır, işinize gelmeyeni saklarsınız. Bu, bu şekilde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi ben size söyleyeyim. Bakın, benim elimde iki tane liste var, ben bunların hepsini size okuyabilirim ama vaktimin hepsini buraya harcamayacağım, kusura bakmayın. Ben size sadece iki tane örnek vereceğim. Çiftçi 2002’de 65 ton buğday satıyordu, 1 tane traktör alıyordu. Traktörün markasını da söyleyeyim: New Holland TT50.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Reklama girer.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Onu alabiliyordu. 2011’de 51 ton buğdayla aynı traktörü alıyor değerli arkadaşlar. Şimdi, bu, çiftçinin geliri, buğday üreticisinin geliri arttı mı demek, azaldı mı demek? Bunu sizin ve milletimizin takdirine bırakıyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Gübreyle kıyasla, gübreyle.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – İki: Mısır; 2002 yılında…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Traktör ucuzladı, traktör.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – İyi ya işte! Niye ucuzladı? Çok teşekkür ediyorum, çok teşekkür ediyorum; sağ olun, eksik olmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Benim yerime siz söylediniz.

2002’de 76 ton mısır satılıyordu 1 traktör alınıyordu, 2011’de 50 ton mısır satılıyor 1 traktör alınıyor.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Gübreyle kıyasla, gübreyle.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Benim bu fasılda size söyleyeceğim bu. İnanın sütle ilgili de, diğer ürünlerle ilgili de şeyler burada.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Mazota gel, mazota.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz Hükûmetimiz döneminde kalite, sağlık, verimlilik ve kırsal kalkınmayı esas alan elli iki tane yeni destek uygulaması başlattık. Bugüne kadar Türk çiftçisine -nakit söylüyorum- keş, nakit 43 milyar 133 milyon lira para ödedik. Yani eski parayla 43 katrilyon arkadaşlar çiftçinin cebine giren para.

Değerli arkadaşlar, 2009 yılında biz bir uygulama başlattık, dedik ki: “Artık yılbaşında açıklıyoruz.” Ve desteklerin önemli bir kısmını da, mümkün olanlarını da biz uygulama geçmeden, yılı içerisinde çiftçiye ödüyoruz. 2009 yılında desteklerin çok büyük bir kısmı yılın ilk altı ayında ödenir hâle geldi.

Değerli arkadaşlarım, şimdi biz hangi destekleri başlatmışız? Bakın demin size kaldırılanları söyledim, şimdi bizim kendi başlattıklarımızı söyleyeceğim: 2003 yılında ilk kez mazot desteğini biz başlattık. Kimyevi gübre desteğini 2005 yılında biz başlattık, yoktu.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, şu anda çiftçi 1 litre mazot almak için kaç kilo buğday satmak zorunda?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sertifikalı tohum kullanımını 2005 yılında ilk kez biz başlattık. Sertifikalı fidan kullanımı desteğini 2005 yılında biz başlattık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 2002 yılında 2 kilogram buğdayla 1 litre mazot alınırken bugün 8 kiloyla alınıyor. Bunu da söyleyin de dürüstçe millet öğrensin.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sulamaya faizsiz kredi ve hibe desteğini 2006-2007 yıllarında ilk kez biz başlattık. Makine ekipmanı, çiftçinin kullandığı yüzde 50 hibe desteğini ilk defa 2007 yılında biz başlattık.

Kredi uygulamasını, bütün zirai kredi faiz oranlarını yüzde 5’e düşürdük; hayvancılıkta sıfır faiz ve damla sulama yatırımlarında da sıfır faiz uygulamasını biz başlattık. Bunu da değerli arkadaşlarım bütün milletimiz biliyor.

Geri dönüş oranı… Şimdi bak, ne kadar biz kredi kullandırmışız? 529 milyonmuş 2002 yılında bütün çiftçilerin kullandığı toplam tarımsal kredi, 529 milyon. 2011’de 21,9 milyar, milyar, 42… (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Çiftçilere “Ananı da al git” dediniz; “Gözünü kara toprak doyursun” dediniz!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Çiftçinin durumunu düzelttiniz ya aferin, aferin!

MUHARREM VARLI (Adana) – Vatandaşın durumu iyiyse niye kredi kullansın?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, sizin zamanınızda onun adı kredi oluyor da bizim zamanımızda niye borç oluyor.

MUHARREM VARLI (Adana) – Onunla niye övünüyorsunuz ya! Çiftçi niçin kredi kullanıyor Sayın Bakan?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli kardeşlerim, sizin zamanınızda Ziraat Bankası verdiği kredinin yüzde 38’ini geri alabiliyordu, esas çiftçinin durumu o zaman kötüydü. Yüzde 38, 100 lira çiftçi kredi alıyordu 38’ini geri getirebiliyordu, ödeme gücü yoktu. 38… 62 lirası havaya gidiyordu.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Şimdi takla atıyor, takla atıyor!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi yüzde 98,8; Ziraat Bankasının tarım kredilerinde yüzde 98 geri geliyor. Yani 21 milyar lira çiftçi kredi alıyor, bunun yüzde 98,8’ini geri ödüyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Çiftçi yeni traktörü alıyor, satıyor!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bu, onun gücünün eriştiği yeri gösteriyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, tarımsal sigorta uygulamasını biz başlattık, cumhuriyet tarihinde ilk. 1930’larda konuşulmaya başlanıyor, 1 Haziran 2006 tarihinde biz başlattık. Bugüne kadar da, değerli kardeşlerim, bu ay itibarıyla ödenecekle birlikte 539 milyon lira hasar tespiti ödendi. Kime? Bizim yüzde 50 sigorta prim bedelini ödediğimiz çiftçiye hasar karşılığı olarak sigortanın ödediği para.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Yüzde kaçı sigortalı? Yüzde 6’sı ancak sigortalı.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Şimdi, değerli kardeşlerim, bizim, tabii, hep şu söyleniyor: “Efendim, işte Türkiye’de tarımsal destekler şu şekilde, bu şekilde.”

Değerli arkadaşlar, bakın, OECD diyor ki: “OECD ülkelerinde ortalama millî gelirlerin yüzde 0,85’i destek olarak ödeniyor, Türkiye’de yüzde 3,15.” Tarımsal destek sadece çiftçinin cebine nakden konan para değil. Kanun’dan bahsediliyor, Kanun maddesi burada, o Kanun burada çıktı. O Kanun aynen şunu söylüyor: “Bütçeden ayrılacak kaynak.” diyor.

Şimdi, ben size söyleyeyim değerli arkadaşlar, görev zararı çiftçiye destek değil mi? Alımdan dolayı Toprak Mahsulleri Ofisinin uğradığı zarar çiftçiye destek değil mi? Kredi faiz sübvansiyonu çiftçiye destek değil mi?

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Peki, bankaların özel görev zararı vardı o zaman. Her zaman olur özel görev zararları.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Bunları niye saymıyoruz? Bunları da sayacağız. Bunları sayınca ne oluyor? Bu sene 10 milyar 763 milyon lira Türk çiftçisine ve Türk tarımına devletin bütçeden ayırıp gerçekleştirdiği kaynaktır.

MUHARREM VARLI (Adana) – Fındığı almasaydın Sayın Bakan. Fındıkla ne işi vardı TMO’nun Allah’ını seversen ya?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - 700 küsur milyon lira da fındıkçıya ödedim.

MUHARREM VARLI (Adana) – E, işte, tamam, onun için görev zararı çıkartıyorsunuz zaten bunlara.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şimdi hayvan sayısıyla ilgili bir şeyler söylendi. Önce şunu söyleyeyim arkadaşlar: Burada maalesef bizim bu tarımla ilgili yani rakamlara çok da itina edilmeden konuşuluyor. Türkiye’de hayvan sayımı 1984 yılında yapıldı arkadaşlar, 1984. Şimdi, “1980” diyenler özellikle diyor çünkü Türkiye'nin resmî bir hayvan sayımı yok o tarihte. O tarihte hayvan sayımı yok ve siz o tarihin rakamını söylüyorsunuz. Ne zaman bu? Otuz iki sene önceki rakam. Otuz iki sene önceki rakamı söylüyorsunuz, sanki o geçen otuz iki yılın yirmi iki yılında AK PARTİ onun iktidarında yok ki, AK PARTİ’nin sorumluluğunda değil ki o. Biz, nereden devraldık, nereye getirdik, bunu söyleyeceğiz.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Beğenmezseniz yükseltirsiniz, bir daha sayarsınız, bir daha sayarsınız!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Değerli arkadaşlar, değerli kardeşlerim, benim Hükûmetimin döneminde Türkiye’de hayvan sayısında, sığırlarda, büyükbaş hayvanda 1,5 milyon civarında artış oldu. Fakat en önemli şey şudur: Kalite arttı, verimlilik arttı. Aynı hayvandan 8 milyon ton süt alınıyordu, şimdi 13,5 milyon ton süt alınıyor. Hayvanın verimliliği ve kalitesi arttı. Bunu, hayvan sayısını değerlendirirken böyle konuşacağız.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Onun için süt tozu giriyor değil mi! Onun için et giriyor, hayvan giriyor!

MUHARREM VARLI (Adana) – İthal hayvan sayısını da söyleyin Sayın Bakan. Onu da söyleyin, onu da söyleyin!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – 11,5 milyon sığır var şu anda. 1984 yılında ilk sayım yapıldığında Türkiye'nin sığır varlığı 12,4 milyon, 16 milyon değil.

MUHARREM VARLI (Adana) – Size göre öyle!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –                    12,4 milyon sığır varlığı var o gün ve değerli arkadaşlar, bunun yüzde 95’i düşük verimli ırklardan oluşuyor. Bugün yüksek verimli kültür ırkları oranı yüzde 40. Dolayısıyla, bir de bunun hesabını yapacağız.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Yeter mi yüzde 40? Yüzde 60-70 olması lazım.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, hayvan sayısında da, küçükbaşta da, büyükbaşta da artışlar var. Bunu da özellikle söyleyeyim.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Küçükbaşta… Kendiniz söylüyorsunuz “Yüzde 50 düştü.” diye.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Ha, bir şey daha söylüyorlar, “Siz hayvan ithal ettiniz.” diyorlar. Değerli arkadaşlar, şimdi bakın ben size bir rakam söyleyeceğim. 1925 yılında Türkiye ilk hayvan ithalatını yapmış. 25, bak.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ya 25’i bırak sen, 25’i bırak!

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – 25’i bırak, 2010-11’e gel!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Dinle… Dinle… Dinle… Şimdi bak… Sen benim dönemimi söylüyorsun da, sanki ilk defa… Burada Genel Başkanınızı da yanlış yönlendiriyorsunuz, ona da yanlış bilgiler veriyorsunuz. O da doğru değil.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Geç onları geç! Hep aynı şeyi söylüyorsun.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – 1935 yılında da Türkiye hayvan ithal etmiş, 1986-96 yılları arasında ithal edilen kasaplık hayvan sayısı 1 milyon 432 bin. Kasaplık hayvan… Sadece 86-96…

MUHARREM VARLI (Adana) – Ama hiç kurbanlık ithal edilmedi Sayın Bakan, hiç kurbanlık ithal edilmedi. Onu siz başardınız ama!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bak, 267 bin de damızlık hayvan ithalatı yapılmış bizden önceki hükûmette. O dönemde o hükûmette Sosyal Demokrat Halkçı Parti 91-95 arasında iktidardaydı ve bunlar o dönemin rakamları.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, yani bu yanlış da değildir. Eğer ülkenin ihtiyacı varsa, ülke büyüyorsa, damızlık ihtiyacı varsa, sanayi ihtiyacı varsa, talep artıyorsa ve sizin ülkenizdeki ham madde yeterli değilse bunu ithal edersiniz. Bunda ayıp bir şey yok, yanlış bir şey de yok.

Şimdi bir arkadaşımız dedi ki: “Efendim, Hollanda Türkiye'nin şu kadar küçüğü, Türkiye’den şu kadar fazla üretiyor.” şeklinde… Değerli arkadaşlarım, bakın, Hollanda’nın gayrisafi tarım hasılası 12 milyar dolar, bizimki 62 milyar dolar.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Mazot fiyatlarına gel, yem fiyatlarına gel, gübre fiyatlarına gel Sayın Bakan!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, Hollanda’nın tarım ithalatı ne kadar biliyor musunuz? Değerli Milletvekilimiz burada. Hollanda’nın tarım ithalatı 46,7 milyar dolar.

Değerli arkadaşlar, 46,7 milyar dolarlık tarım maddesi ithal ediyor, bunun bir kısmını işliyor büyük bir kısmını, ondan sonra ihraç ediyor. Şimdi, aynı ihracatı, aynı ithalatı biz yaptığımızda “Efendim, siz buğday bile ithal ediyorsunuz.” diyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın size buğday ithalatının hikâyesini de anlatayım çok kısaca. Burada eğri oturup doğru konuşacağız.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, mazota, gübreye bir gel de vatandaş bir duysun.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bak, kimse kimseyi kandırmasın. Millet zaten kanmıyor da, onu söyleyeyim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, Başbakan size “Bana bildiğim matematiği bile unutturdunuz.” dedi mi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, bakın, değerli kardeşlerim, Türkiye 2010 yılında 2,6 milyon ton buğday ithal etti, doğru…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başbakan size ne dedi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - …ama 4 milyon 700 bin ton buğday ihraç etti, ihraç.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Vatandaş arıyor, diyor ki: “Şu Sayın Bakana mazotu, sütü, gübreyi, yemi söyleyin.”

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – 4 milyon 700 bin ton. Aradaki fark ne? Aradaki fark 2 milyon 100 bin ton. Türkiye, 2 milyon 100 bin ton daha fazla, aldığından, satmış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, bunu, sen bu kısmını kapatacaksın, söylemeyeceksin, gizleyeceksin kamuoyundan; ondan sonra diyeceksin ki: “Türkiye buğday bile ithal eder hâle geldi, eyvah!”

VAHAP SEÇER (Mersin) – Un mu ihraç ettik, buğday mı Sayın Bakan? Bir karışıklık var.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, bunlar doğru değil değerli kardeşlerim.

Şimdi, aynı şey pamukla ilgili, bakın onu da söyleyeyim size.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Yanlış bilgi.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, bakın, pamuğu Türkiye 1991 yılında ithal etmeye başlıyor, 1991’de. Niye? Türkiye’nin tekstil sanayisi büyüyor onun için.

Eskiden Türkiye’nin ürettiği, tekstil sanayisine yetiyor, karşılıyor ama ondan sonra tekstil ihracatı büyüyor, artıyor, sanayi kapasitesi gelişiyor; Türkiye, ürettiği yetmiyor, ilave olarak ithal ediyor, işliyor, satıyor.

Şimdi, bakın, Türkiye geçen sene 1,7 milyar dolar değerinde 895 bin ton lif pamuk ithal etmiş, lif pamuk. Tekstil ihracatı ne? 9,5 milyar dolar. Arkadaşım, 9,5 milyar dolar ihracat yapacaksan buna senin ham madden de yeterli değilse bu ham maddeyi dünyadan alacaksın.

Türkiye artık büyük bir ülke yani “Efendim, ben dışarıdan bir şey almayacağım.” diye kalkıp da sanayini küçültmenin, ekonomini küçültmenin, daraltmanın, istihdamı azaltmanın, millî geliri düşürmenin bir manası var mı? Yoksa, siz iktidara geldiğinizde böyle mi yapacaksınız? Yani Türkiye’yi böyle mi küçülteceksiniz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Aman Allah’ım! Eğer böyle bir şeyse, bunu düşünüyorsanız gerçekte çok hazin bir durum söz konusu. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Şimdi, GAP ve DAP illeriyle ilgili kredi miktarından bahsedildi, oralarda olmadığını. Değerli kardeşlerim, Ziraat Bankası 2002 yılında GAP ve DAP illerine -yani 16 Doğu Anadolu, 9 tane de Güneydoğu Anadolu vilayeti- toplam 14 milyon lira kredi kullandırmış, 14 milyon! 2011’de ne kadar biliyor musunuz? 2 milyar 200 milyon DAP ve GAP illerine; 2,2 katrilyon. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, o zaman geri dönüş oranı ne? Sadece yüzde 14, yani yüzde 86’sı geri gelmiyor. Bugün geri dönüş oranı yüzde 99; GAP ve DAP illerinde geri dönüş oranı yüzde 99. Türkiye'nin geneli, demin söyledim, yüzde 98’di.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Rakamlara takla attırıyorsunuz Sayın Bakan, torbadan tavşan çıkarıyorsunuz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, ben tabii zamanımın sınırlı olduğunu biliyorum. Tarım konusu çok geniş bir konu, tarımla ilgili herkes sürekli eleştiriler yapıyor. Şimdi, ben size sadece şunu anlatmakla kalan süremi…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Tarım Bakanlığı çalışanları çok mutsuz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Anlatacağım…

2023 yılında Türkiye için ben bir vizyona sahibim Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olarak. Ben 62 milyar dolarlık hasılayı, değerli arkadaşlar, 150 milyar dolara çıkarma hedefine, vizyonuna sahibim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İhracatım 13 milyar dolar. Bunu, ihracatımı 40 milyar dolara çıkarmayı hedefliyorum. Bunlar böyle uçuk hedefler de değil, gerçekçi hedefler.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Yatırımdan bahset.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bugüne kadar yaptıklarımız bundan sonra bunları rahatlıkla yapacaklarımızı gösteriyor, onun teminatıdır.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Ne yatırım yaptınız? Sulama yatırımları, arazi toplulaştırma ne durumda?

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Çiftçiler bekliyorlar.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, telefon geliyor: “Sayın Bakan şu mazotu açıklasın, gübreyi açıklasın, yemi açıklasın, süt ne kadar, bir açıklasın.” diyorlar. Onları niye söylemiyorsunuz?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, yeni işler yapıyoruz, bak, yeni projeler getiriyoruz.

Tarımda, değerli kardeşlerim, kırsal kalkınma hamlesinde hedefimiz 3 bin tane yeni tarımsal tesis.

MUHARREM VARLI (Adana) – Fred Çakmaktaş sizinle gurur duyuyor Sayın Bakan!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – 3 bin tane yaptık, 3 bin tane yeni yapıyoruz.

MUHARREM VARLI (Adana) – Taş Devrinde kalmışsınız.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çiftçinin birisi televizyonu kırmış senin yüzünden. “Televizyonu kırdım.” diyor çiftçi, mesaj atıyor.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli kardeşlerim, organize tarım bölgeleri kuruyoruz Türkiye’de. Yeni dönemde hayvancılık, fidancılık, süs bitkileri, jeotermal seracılık konularında organize tarım ve hayvancılık bölgeleri kuruyoruz. Güvenilir gıdayla ilgili Türkiye çok önemli bir aşama kaydediyor. 13 Aralıktan itibaren doksana yakın yeni ikincil mevzuat uygulamaya giriyor ve artık Bursa’da ne ise, Belçika-Bursa arasında gıda güvenliği açısından bir fark olmayacak, Ankara’yla Amsterdam arasında da bir fark olmayacak. Avrupa Birliğinin standartları bütünüyle burada uygulamaya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eker.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)