DÖNEM: 24                           CİLT: 8                         YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

33’üncü Birleşim

10 Aralık 2011 Cumartesi

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87)

 

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu (1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88)

 

 

A) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI

 

1.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim

Bütçesi

 

2.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI

 

1.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

 

1.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI

 

1.- Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

 

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI

 

1.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

 

1.- Hazine Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Hazine Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

H) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU

 

1.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) SERMAYE PİYASASI KURULU

 

1.- Sermaye Piyasası Kurulu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) ADALET BAKANLIĞI

 

1.- Adalet Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Adalet Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU

 

1.- Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim  Bütçesi 

 

2.-   Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

 

1.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU

 

1.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

M) İÇİŞLERİ  BAKANLIĞI

 

1.- İçişleri Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- İçişleri Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

N)  EMNİYET  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

 

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

 

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş’in, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Genel Kurul çalışmaları sırasında foto muhabirlerine yönelik sarf etmiş olduğu sözlere ilişkin açıklaması

2.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, şahsına yönelik olarak “Mahalle karısı gibi car car konuşuyor.” şeklinde günlük bir gazetede çıkan haber üzerine, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin böyle bir söz söyleyip söylemediği konusunda açıklama yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in konuşmasına istinaden Meclis tutanaklarında söz konusu ifadenin olmadığına ilişkin açıklaması

4.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’a konuşması sırasında attığı laf nedeniyle kastını aştığına ve sözünü geri aldığına ilişkin açıklaması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, konuşan hatiplerin “cumhuriyet dönemiyle hesaplaşma derdine” girmemeleri ve 2012 bütçesini tartışmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, cumhuriyetle bir sorunu olmadıklarına ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, sözlerini yanlış anladığına ilişkin açıklaması
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00’de açılarak on oturum yaptı.

 

Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından uygulanmakta olan HES projesinin, insanlarımız, doğal çevremiz ve su kaynaklarımız üzerindeki olumsuz etkilerinin incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, 21 Ekim 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 9/12/2011 Cuma günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

Bastırılarak dağıtılan ve gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan 103 sıra sayılı Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun, 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 9/12/2011 Cuma günü, bütçe görüşme programına göre kamu idareleri bütçeleri üzerindeki II. tur görüşmelerin tamamlanmasından sonra gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmındaki işlerin görüşülmesine ve bu kısımda yer alan 103 sıra sayılı işin tümünün oylamasının tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin AK PARTİ, CHP ve MHP Grupları müşterek önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

 

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/470) (S. Sayısı: 87) ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi’nin (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) görüşmelerine devam edilerek;

 

Cumhurbaşkanlığı,

Türkiye Büyük Millet Meclisi,

Sayıştay,

Anayasa Mahkemesi,

Yargıtay,

Danıştay,

Başbakanlık,

Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı,

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği,

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu,

Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü,

Vakıflar Genel Müdürlüğü,

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,

Atatürk Araştırma Merkezi,

Atatürk Kültür Merkezi,

Türk Dil Kurumu,

Türk Tarih Kurumu, 

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçeleri ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesapları ile

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı,

Kabul edildi.

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın Grubuna,

Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin şahsına,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın partisine,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın partisine,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın partisine,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın partisine,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün partisine,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin şahsına,

Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin şahsına,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin partisine,

Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın partisine,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

 

Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda açık bulunan ve Barış ve Demokrasi Partisi Grubuna düşen 1 üyeliğe Van Milletvekili Nazmi Gür,

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda açık bulunan ve Barış ve Demokrasi Partisi Grubuna düşen 1 üyeliğe İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel,

Seçildiler.

 

Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderilen ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınan 24/11/2011 tarihli ve 6250 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun üzerindeki (1/535) (S. Sayısı: 103) görüşmeler tamamlanarak yapılan açık oylama sonucu kabul edildi ve kanunlaştı.

 

Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

 

Genel Kurulun 10/12/2011 Cumartesi günü saat 13.00’te toplanmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

 

Alınan karar gereğince 10 Aralık 2011 Cumartesi günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 05.00’te son verildi.

 

                                                                    Mehmet SAĞLAM

                                                                       Başkan Vekili

 

                  Tanju ÖZCAN                         Bayram ÖZÇELİK                             Fatih ŞAHİN

                          Bolu                                          Burdur                                           Ankara

                      Kâtip Üye                                    Kâtip Üye                                      Kâtip Üye

10 Aralık 2011 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.

Üçüncü turda, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu bütçeleri yer almaktadır.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (x)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu (1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (x)

A) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI

1.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI

1.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI

1.- Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI

1.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

1.- Hazine Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Hazine Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

                             

(x) 87 ve 88 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 08/12/2011 tarihli 31’inci Birleşim Tutanağına eklidir.

H) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU

1.-  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) SERMAYE PİYASASI KURULU

1.-  Sermaye Piyasası Kurulu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, 06/12/2011 tarihli 29’uncu Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin, konuşmalarının bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra soru sahipleri ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır, cevap verme için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Üçüncü turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına: Ayla Akat Ata, Batman Milletvekili, süresi on beş dakika; Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili, on dakika; Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili, on beş dakika.

AK PARTİ Grubu adına: Muammer Güler, Mardin Milletvekili, beş dakika; Mustafa Bilici, Van Milletvekili, beş dakika; Hasan Karal, Rize Milletvekili, beş dakika; Mustafa Kabakcı, Konya Milletvekili, beş dakika; Rıfat Sait, İzmir Milletvekili, beş dakika; Ahmet Tevfik Uzun, Mersin Milletvekili, beş dakika; Ahmet Yeni, Samsun Milletvekili, beş dakika; Recai Berber, Manisa Milletvekili, beş dakika.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili, on dakika; Sinan Oğan, Iğdır Milletvekili, on beş dakika; Sümer Oral, Manisa Milletvekili, on beş dakika.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili, yedi dakika; Haluk Eyidoğan, İstanbul Milletvekili, on dakika; İhsan Özkes, İstanbul Milletvekili, yedi dakika; Haluk Ahmet Gümüş, Balıkesir Milletvekili, yedi dakika; Hurşit Güneş, Kocaeli Milletvekili, dokuz dakika.

Şahısları adına: Lehinde olmak üzere Ali Küçükaydın, Adana Milletvekili, beş dakika; aleyhinde olmak üzere Alim Işık, Kütahya Milletvekili, beş dakika.

Soru-cevap işlemi yirmi dakika.

Şimdi, ilk söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ayla Akat Ata’da.

Buyurun Sayın Ata. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı bütçesi hakkında konuşmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi adına söz hakkı almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, 2010 yılının ilk aylarında 5292 sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile İçişleri Bakanlığına bağlı olarak kurulmuştur, 31 Mayıs 2010 tarihi itibarıyla da faaliyetlerine başlamıştır. “Terörle mücadeleye ilişkin politika ve stratejiler geliştirmek, bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak.” görev tanımlarıyla kurulan Müsteşarlık, 8/7/2011 tarihinde yapılan değişiklikle Başbakanlığa bağlanmıştır.

Ülke kamuoyunda “Süper Müsteşarlık” adıyla da tartışılan bu Müsteşarlık, Genelkurmay İkinci Başkanı, Jandarma Genel Komutanı, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı, Adalet, Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarları, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Sahil Güvenlik Komutanlığından oluşan Bakanlığa bağlı Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulunun da sekreterya görevini yürütmektedir. En önemli görevlerinden biri MİT-emniyet-jandarma kurumları arasındaki istihbarat bilgilerini bir merkezde toplayıp koordine etmektir. Bağımsız bir istihbarat birimi olmamıştır, değildir ve yine güvenlikle ilgili operasyonel bir faaliyeti de bulunmamaktadır ki buna da gerek yoktur çünkü aynı zamanda koordinasyonun sekreterya görevini de gerçekleştirmektedir.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının görev tanımına baktığımızda saygıdeğer milletvekilleri, terörle mücadele alanında araştırma, analiz, izleme ve değerlendirme çalışmaları yaparak, politika ve stratejiler üretmek gibi bir görevinin olduğunu da görmekteyiz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, peki, toplumsal alana nasıl yansıyor bu görev? Toplumsal alana “KCK” adı altında yürütülen operasyonlarla yansıyor. Peki, bu konuda Hükûmetin bir başarısından söz edebilmek mümkün müdür? Bizce değildir ve görünen odur ki bu ülkeyi takip eden ulusal ve ulusal üstü kamuoyu tarafından da bir başarı olarak görülmemektedir.

Avrupa Parlamentosunun araştırmasına göre 11 Eylülden bu yana tüm ülkelerde 119.044 kişi tutuklanmış, 35.117 kişi de terörist olarak hüküm giymiştir. Bu süre içerisinde Türkiye’de ise 12.897 kişi terörist olarak hüküm giymiş ve Türkiye bu performansıyla bütün ülkeler içerisinde ilk sırayı almıştır. Listenin 2’nci sırasında ise 7 bin kişi ile 1,5 milyar nüfusu olan Çin yer almaktadır. Üstelik bu sayı Türkiye'nin ileri demokrasiye geçtiği yıllar olarak gösterilen 2006’dan sonra birdenbire fırlamıştır. Nitekim, aynı rapora göre 2005’te 273 olan terörizmden mahkûmiyet alanların sayısı 2009’da 6.345’e çıkmıştır, son sekiz ayda ise 4.815 gözaltı, 2.057 tutuklama gerçekleştirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bugün ifade edebileceğimiz KCK soruşturmalarına dair şudur ki: “KCK” adı altında açılan dava ve sürdürülen yargılamalar stratejik amaçları olan bir planın konjonktürel sonucudur. Hukuki hiçbir altyapısı yoktur; AKP, siyasal, demokratik çözümün önünü tıkamayı tercih etmiştir. BDP’ye, DTK’ya ve diğer sivil organizasyonlara yönelirken “KCK operasyonu” adını bilinçli olarak kullanmış ve yönelimlerin yaratacağı ağır örgütlenme problemleri altında ezerek, uğraştırarak Kürt sorununun çözümünde muhataplık işlevini göremez hâle getirmeyi hedeflemiştir.

Biliyoruz ki korkulan, Kürtlerin siyasal olarak örgütlenmesi değildir, Kürtlerin mevcut, egemen, tekçi, asimilasyoncu sistemin dışında örgütlenmesidir. Kürtlerin “KCK” adı altında terörize edilmeye çalışılan ancak yaşamsal olarak gördüğü demokratik yönetim anlayışı hem ulus devlet statükoları için hem de küresel sermayenin bölgesel çıkarları için bir tehdit olarak görülmüştür. Bu algı değişmediği sürece siyasal anlamda bir başarı ve çözüm de mümkün görünmemektedir.

Yine, yürütülen yani yapılan araştırma, analiz ve izleme, değerlendirme sonucu üretilen politika ve stratejilere baktığımızda din olgusunun ciddi bir şekilde kullanıldığını görmekteyiz ama unutulmamalıdır ki gerek Osmanlı döneminde gerekse cumhuriyet tarihi boyunca Türk ve Kürt halklarını bir arada tutan en önemli değer manevi değerlerdir. Bu değerler üzerinden yapılacak bir yıpratma, bu değerler üzerinden yapılabilecek bir siyasetsiz ve iradesiz bırakma girişimi ne yazık ki tam ters etkiyi gösterecektir. Bugün için bu çalışmayı yürüten, bunun politikalarını din adamlarını da bu işin içine katarak sürdürmeyi hedefleyen devletin ve ilgili birimlerin dikkatini bu konuda çekmekte yarar görüyoruz. Manevi değerler, üzerinde siyaset yapılamayacak kadar önemlidir, Hükûmetin de bu konuda gerekli hassasiyeti göstermesi gerekmektedir.

Yine, değerli milletvekilleri, ikinci görevine baktığımızda, güvenlik kuruluşları ve istihbarat birimlerinden gelen stratejik istihbaratın analizi, paylaşımı ve etkin kullanımını sağlamak olduğunu görüyoruz. Şimdi, istihbarat bilgilerinin tek elde toplanarak siyasi iktidarın hizmetine sunulması gibi bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Peki, bunun bir faydası oluyor mu? Siyasi iktidar bugüne kadar her biri kendi açısından istihbarat değerlendirmesi yapmış ve dosyalamış olan birimlerin hepsinin elde etmiş olduğu bilgileri kullanınca, siyaseten kullanınca, ülkemizde bugün olduğu gibi, içerisinden çıkılmaz birtakım sorunlarla karşılaşma durumu yaşanmıştır. Sayın Başbakan istihbarat birimlerinin ortaklaşarak kendisine ulaştırmış olduğu bilgiler üzerinden henüz soruşturma açılmayan, henüz yargının karar vermediği konularda birtakım ifadelerde bulunma özgürlüğünü ve cesaretini göstermiştir. Bu, ülkenin içinde bulunmuş olduğu vizyona da, tartıştığı değerlere de, ki Sayın Başbakan bunu son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye Kararları, Sorunlar ve Çözüm Önerileri Konferansında 15 Kasım 2011’de gerçekleştirilen Konferansta şu ifadeleri kullanarak belirtmiştir: “İnsanların fikirlerini özgürce ifade edebildiği, özgürce yazabildiği, çizebildiği, söyleyebildiği, özgürce yayın hakkını kullanabildiği bir Türkiye inşa ediyoruz. İdeal seviyeye henüz ulaştığımız iddiasında değiliz.” Şimdi, Sayın Başbakanın eğer bu amaca ulaşma aracı kendisine ulaştırılan istihbarat bilgilerini siyaseten kullanmaksa yanlış bir yoldadır. Niye? Çünkü verilen istihbarat bilgilerinin her zaman için doğru ve siyaseti doğru kanalize edebilecek bir yönde kendisine ulaşacağının garantisi yoktur.

Bugüne kadar, evet, iktidar partisinin ifade ettiği darbelerle, yargı yoluyla bir şekilde siyasetsiz bırakma arayışı vardır. Bu konuda henüz bir yargı kararı yoktur. Ama şu unutulmamalıdır ki her zaman dışarıdaki nedenlere bakılmamalıdır. Kürt sorununun çözümü noktasında kendisine ulaştırılan istihbarat bilgilerinin doğruluğu ve yönelimi noktasında oluşturulacak politika konusunda doğru bir stratejinin belirlenmesi de en az darbe girişimleri kadar tehlikelidir. Sayın Başbakan bu konuda da, siyasi iktidar bu konuda da, Kürt sorununun çözümü noktasında karşı karşıya olduğu tehditle ve tehlikeyle bir şekilde yüzleşmek ve bunun önlemlerini almak durumundadır.

Ortaya çıkan tablo, kimsenin tasvip etmediği, bugün itibarıyla çözüm üretmeyen ve geçmişte denenmiş, sonuç alınamamış, çürümüş yöntemlerin tekrarından ibarettir. Bu noktada bu Müsteşarlığın görevini bir bütün yerine getirebildiğini belirtmek ya da ifade etmek mümkün değildir. Öyle ki değerli milletvekilleri, bugün dünyada hiçbir ülke çok büyük orduya sahip olduğu için güçlü sayılmıyor. Büyük bir ordunuz varsa güçlü değilsiniz ama bilgiye sahipseniz güçlü bir ülkesiniz. Ama bunun bir koşulu var, bu bilgiyi doğru kullanmak kaydıyla. Eğer bilgi sahibi olmak isteniyorsa Başbakanın ve siyasi iktidarın yapabileceği, bu konuda yapması gereken tek şey vardır, o da, kendisine bu konuda çözüm yolunu gösteren tüm muhalif kesimleri susturmak, yargıyı kıskacı altında bastırmak yerine bu kesimlerin söylem ve taleplerine dikkat çekerek, kulak vererek, çözümü hep beraber, Türkiye'nin bütün dinamiklerini içine katarak bulmaktan geçmektedir. Bu konuda biz yine üzerimize düşen sorumluluk gereği uyarı yapmayı gerekli gördük.

Yine bir diğer görev, ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonun sağlanarak etkinlik ve verimliliğini sağlamak. Değerli milletvekilleri, size pratikten bir örnek verelim. Biz hâlâ yaptığımız basın açıklamalarında, yaptığımız eylem ve etkinliklerde en az beş kamera tarafından çekiliyoruz, çok basit bir basın açıklamasında bile. Yani MİT’in, jandarmanın, emniyet güçlerinin, emniyet güçleri içerisindeki değişik birimlerin ayrı ayrı kameraları tarafından takip ediliyoruz. Şimdi, burada bu koordinasyonun sağlanması için bir bütçeden bahsediyoruz. Ama bu ilgili birimlerden kişilerin ellerindeki teknik donanımla o eylemlerde, o etkinliklerde bulunması birer kadro ve ekonomi demektir. Kadrosu ve ekonomisi her birim tarafından ayrı ayrı tespit edilen bir birimin tekrar aynı çatı altında toplanarak ayrı bir bütçe hazırlanması bizler açısından kaygı vericidir.

Kaldı ki Sayın Atalay da burada, kendisi bu teşkilatın kurulması sırasında yapmış olduğu açıklamada yani Güvenlik Müsteşarlığının kurulması sırasında şu ifadeyi kullanmıştır: “Bu kuruluş etkili olacak, etkili kılacağız, bu konuda belki her şey yasa metnine geçirilmiyor, biraz da çok bağlayıcı olmayalım, biraz esnek çalışalım.” diye tarif etmiştir.

Şimdi, bağlayıcı olmayan yani kanunla bağlı olmayan ve esnek çalışma, bizim aklımıza, geçmişte yaşadığımız ve ders çıkarmamız gereken birçok olguyu beraberinde getiriyor. Eğer, geçmişte hukuk dışı yapılanmaların bu ülkeye ne getirdiğini ne götürdüğünü tahlil edemiyorsak, geçmişte esnek çalışma koşullarının bu ülkeye ne getirip ne götürdüğünü tahlil edemiyorsak ve bunu, bu teşkilat yasası geçerken, kurulması noktasında yasa geçerken tekrar ifade etme gereğini duyduysak, bu ciddi bir problemdir. Bu, geçmişteki politikanın bugün resmî bir şekilde ifade edilmesi ve bunun savunulması anlamına gelir ki oldukça tehlikeli görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, eğer bu kadar ayrı birim tarafından bu işlem yerine getiriliyorsa, bir araya geldiğinde çok doğaldır ki herkesin bir talep ve beklentisi olacaktır koordinasyonun sağlanması noktasında. Peki, amaç eğer koordinasyonu sağlamaksa, neden koordinasyon sağlama tartışmaları yürütürken, terörle mücadele konusundaki yetkinin askerden alınarak polise verilmesi gibi bir tartışma, suni bir tartışma yürütülmüştür?

Deneyim yok mudur, bilgi yok mudur, birikim yok mudur? Süreç, bu bilgi, birikimin kullanılması dönemi değil midir? Amaç, eğer -bunu tekrar belirtiyorum, Sayın Bakan da cevap verebilirler- bu ad altında yürütülen -kendisine sağlanan fon, kadro, ekonomi hepsi- bu amaç adında yürütülen faaliyetlerin bir iktidar elinden alınıp diğer bir iktidar aygıtına verilmesi değilse, başka hangi anlamı ifade eder? Amaç eğer koordinasyonun sağlanmasıysa, yetkinin bir birimden alınıp diğerine verilmesi değil, çok etkin ve etkili yöntemlerle, bugüne kadar sonuç alınan ya da sonuç alınmamış olanların ayıklanarak kalınan yerden devam edileceği bir sürecin örgütlenmesi olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bir diğer görev de ulusal ve uluslararası alanda yapılan çalışmaların kamuoyunu bilgilendirmek ve toplumsal desteği sağlamak amacıyla kullanılmasıdır. Şimdi, bu görev tam da psikolojik harbin ve propagandanın üretilip, toplumun ve kamuoyunun maniple edilmesini amaçlamaktadır.

1990’lı yıllarda medya Genelkurmay tarafından andıçlanırdı, askerî kaynaklarla üretilmiş haberler zorla yayınlatılırdı. Bugün de durum çok farklı değildir. Yandaş basın, yargılamayı yapan hâkimin elinde olmayan bilgileri kullanma durumundadır ve yine gözaltına alınan ve tutuklanan şahsiyetlerin aile şeceresi, etnik kökeni, dinî inancı, tarihi, akrabaları, eniştesi, dayısı, kimliği polisler aracılığıyla gazetelere verilmektedir. Medya patronları “brifing” adı altında bir araya getirilip hassasiyete davet edilerek genel yayın yönetmenlerinin kulakları çekilmektedir. Yazarlar uyarılmakta, bu politikaya uymayanların yaptırımı da vergi cezası, işsizlik ve tutukluluk olmaktadır.

Bunların dışında bir de son görev var ki mevzuat ile verilen görevlerin hukukun üstünlüğü, insan hakları ve saygı ilkeleri çerçevesinde yerine getirilmesidir. Sayılan bu görevlerin hepsinin uygulamadaki pratiklerinden, süre elverdiğince bir iki örnek vermek durumunda oldum. Peki bunların hangisi insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir temelde ele alınmıştır? Kişi güvenliğinin kalmadığı, bu ülkede hiç kimsenin kendisini güvende hissetmediği, özel hayatın gizliliğinin kalmadığı ve bunların bir koordine etrafında ve siyasi iktidarın bilgisi dahilinde gerçekleştiğinin bu Müsteşarlık tarafından tespitte olduğu bir dönemde, bunun gerçekleştiğini ifade etmek çok da mümkün değildir.

Türkiye’nin böyle bir Müsteşarlığa ihtiyacı yoktur ama Türkiye’nin tam da bu Müsteşarlığın görevleri arasında sayılan insan hakları ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde yönetilme gereği vardır. Bunun tabii ki bir ana sözleşmesini yapmak gerekiyor bir anayasa çalışmasıyla ama alt hukuk normlarında bir iyileştirme yapılmadan, ne yazık ki Anayasa’da sayılan herhangi bir hakkın ve ödevin yerine getirilmesi mümkün değildir.

Biz, iyi bir anayasa yapmak durumundayız ama aynı zamanda bu anayasanın, yasalarla nasıl, Meclis çatısı altından hangi yasalarla çıkarılacağı konusunda kafa yormak durumundayız ve yine bu yasaların yürütme tarafından nasıl uygulanacağını denetlemek, yargının yorumunda da tarafsız ve bağımsız olmasını sağlamak durumundayız.

Bugün gerçekleşen bu değildir. Bu Müsteşarlığın, bugün itibarıyla aradan geçen iki yıla yakın zaman dilimi içerisinde, ülkenin menfaatine, çıkarına herhangi bir icraatı söz konusu olmamıştır.

Bu nedenle, bu Müsteşarlık için ayrılan bütçe kaleminin, biz konunun, ilgili alanın, düzenlendiği alanla ilgili diğer birimlere aktarılması gerektiğini ifade ediyoruz ve ülkenin içinde bulunmuş olduğu sıkıntılı durumundan çıkışının operasyonel yöntemlerle değil, aksine, diyalog ve müzakerenin egemen olduğu, tarafların birbirini dinlediği ve hak verdiği, hoşgörü değil, saygının egemen olduğu bir süreçten geçeceğine inanıyoruz.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ata.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili.

Buyurun Sayın Kurt. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, ülkemiz çok yakın dönemde, yakın tarihlerde büyük afetler yaşadı. Ülkemiz aktif deprem kuşağı üzerinde kabul gören bir ülke ve sıkça depremlerle yüz yüze kalıyoruz. 99 depreminden bugüne kadar ülkemizde muhtelif zamanlarda çok sıkça depremler oldu ve bu depremlerde maalesef insanlarımız yaşamlarını yitirdiler.

Tabii ki 1970’li yıllarda Lice’de meydana gelen depremi, aslında bizim depremler karşısında, sonraki müdahalelerde ne kadar adaletli, ne kadar insancıl yaklaştığımızın bir göstergesidir diye düşünüyorum.

Tarihi yanlış hatırlamıyorsam 1976’da Lice’de meydana gelen deprem sonrasında, o günden bugüne kadar, Lice’de yaşayan insanlar geçici konutlarda yaşıyorlar. O günler Lice’de yapılan geçici konutlar -yaklaşık otuz küsur yıl geçti- hâlâ geçici olmaktan çıkmadı, Lice’nin mağduriyeti ortadan kaldırılmadı.

Lice örneğini niye veriyorum biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Lice örneği, o dönem, o dönemin siyasal mülahazaları açısından çok önemli bir dönemdir. Lice’ye dönemin iktidarı -ki dönemin Başbakanı Sayın Süleyman Demirel’dir- Liceliler kendisine oy vermediği için, Sayın Ecevit’e oy verdikleri için cezalandırılmak şartıyla o günden bugüne kadar geçici konutlarda yaşıyorlar.

99’da ülkemizde meydana gelen depremde biz elbette ki olumlu bir sınav vermedik. 99’da meydana gelen depremde de biz aynı tabloyu yaşadık; enkaz altında insanlarımız can verdi, biz yine siyasi mülahazaları konuşmak durumunda kaldık. Bolu’da, Gölcük’te, Sakarya’da deprem felaketini yaşayan bu ülkenin vatandaşlarının yaraları hâlâ sarılmış değil.

23 Ekim 2011’de Van’da bildiğiniz üzere bir deprem meydana geldi. Bu depremde, bugüne kadar… “Yaklaşık rakam” diyoruz çünkü ne yazık ki 23 Ekimden bugüne kadar, hâlâ, Van depreminde -peş peşe meydana gelen iki depremde- kaç vatandaşımızın yaşamını yitirdiği konusunda net bir rakama sahip değiliz. O nedenle diyoruz ki yaklaşık 700 civarında Vanlı yaşamını yitirdi bu depremde. Cenazeler karıştırıldı, insani bir durumdur, olabilir diyoruz ama Van depreminde hâlâ kaç vatandaşımızın yaşamını yitirdiğini bilmiyorsak yaşayan Vanlıların durumunu düşünmek gerekir.

Değerli arkadaşlarımız, Van depreminden sonra biz, bariz bir bölücülük vakasıyla karşı karşıya kaldık, bariz bir ayrımcılık vakasıyla karşı karşıya kaldık. Van depreminden iki gün sonra bu Meclis kürsüsünde gerçekleştirilen konuşmaları hepiniz hatırlarsınız, hep birlikte buradaydık. Bakınız, arkadaşlar, biz kırk sekiz saat sonra bazı köylere ulaşılabildiği bilgisini burada verirken Sayın Bakan: “Abartıyorsunuz, siz Van’a gitmediniz.” dediler bize. Olabilir, kürsüden bu tarz siyasi atışmalar olur, hoş karşılarız. Bir gün sonra Van Valisinin açıklaması oldu: “Efendim, ulaşamadığımız köyler var.” dedi. Biz de çıkıp Sayın Bakana sorduk: “Sayın Bakan, biz sizin sözünüze güveniyoruz, sizin sözünüze inanıyoruz ama Valinin yaptığı açıklama neyin nesi?”

Şimdi, polemik konusu edilen birçok sorun var ama hakikaten biz onun polemik konusu olmaktan çıkarılmasını istiyoruz. Van -maazallah, Allah göstermesin- “İstanbul’da bir deprem olursa müdahale kabiliyetimiz ne kadardır?” diye onun ölçümü için kobay kent olarak orada uygulama baş gösterildi. Sayın Bakan kendisi ifade etti: “Kapasitemizi görmek için.” Kapasitenizi niye görecektiniz? Van depreminde niye ihtiyaç duydunuz o kapasite ölçümüne? “Maazallah, İstanbul’da bir deprem olursa reflekslerimiz nelerdir onu bilelim.” diye.

Değerli arkadaşlarım, bugün bile Van’da yardım eden yardım kuruluşlarıyla ilgili Valilik raporlar yayınlıyor, Barış ve Demokrasi Partisinin, ki mevcut durumda Van’ın her mahallesinde kümeler hâlinde belediyelerimiz acil durum çadırları kurmuş, acil müdahale çadırları kurmuş ve orada insanlara yardım ediyor, Van Valiliği yayınladığı raporda hâl⠓Barış ve Demokrasi Partili belediyeler de buraya yardımda bulunmuştur.” demeyi kendine yediremiyor. Böyle bir ifadeden imtina ediyor.

Değerli arkadaşlarım, Van üzerine çok tartışmalar yapılacak. Sayın Bakan da çıktığında eminim ki bu konuya değinecek ve Van’ın durumuna ilişkin gerçek tablo bugün nedir bizimle paylaşacak. Öğreneceğiz, hakikaten de öğrenmek istiyoruz ama iki önemli şeye dikkat çekmek istiyoruz: Değerli arkadaşlar, Erciş’in il olması Van’ın sorunlarını çözmez. Dolayısıyla bu teklife, bu öneriye sıcak bakmadığımızı ilk günden itibaren ifade ettik. Bu tablo içerisinde Van’ın büyükşehir olacağını ilan etmek de gerçekçi değildir. Yine soruna çözüm olmaz, buna da mesafeliyiz. Van’ın sorununu gerçekçi bir zeminde tartışmamız gerekir diye düşünüyoruz.

Sayın Atalay için Meclis gündemine getirilen gensoru önergesine karşı olduğumuzu da ifade ettik çünkü Van’ın politik mülahazaların malzemesi yapılmasını da istemiyoruz, arzulamıyoruz. Farklı zeminlerde birbirimizle tartışırız, varsa eleştirimizi de sonuna kadar yaparız ama insani bir durumu politik mülahazanın malzemesi yapmayız, buna taraf olmayız en azından. Dolayısıyla, eğer bugüne kadar Van afet bölgesi ilan edilmemişse, bu Hükûmetin ayıbıdır. Yasal olarak, 7 üstü depremlerde deprem felaketi yaşayan bölgeler afet bölgesidir değerli arkadaşlarım ama afet bölgesi ilan edilmedi. Hadi, her söylenen sözden nem kapmayalım ama Sayın Başbakan çok açık, net söyledi: “Afet bölgesi ilan etmemizi istiyorlar. Nedenini size söyleyeyim değerli vatandaşlarım çünkü belediyelere çok para vermek durumunda kalacağız, onlar da malum yerlere aktaracaklar.” diyor. Yenilir, yutulur cinsten laflar değil değerli arkadaşlarım, yenilir, yutulur cinsten laflar değil bunlar. Evet, siyaset yapıyoruz, birbirimizi eleştireceğiz, rekabet edeceğiz ama bu lafları da, insani durumlar üzerine, sarf etmememiz gerekiyor. Herhangi bir belediyemiz bir yere tek kuruş para göndermişse -ki her gün inceliyorsunuz- cezasını kesersiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL KURT (Devamla) – Sayın Başkan, sanırım süreler bitti. Bu konuyu herhâlde çok tartışmak durumunda kalacağız.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurt.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Tan.

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bugün diyanet işleriyle ilgili bir sunumda bulunacağım.

Sevgili arkadaşlar, din-devlet ilişkileri tarihin ilk dönemlerinden beri en fazla tartışılan, iktidarları belirleyen, toplumda büyük çalkantılar meydana getiren meselelerin başında yer alıyor. Çok kısa olarak bir tarifle başlayacağım. Bir ilkokul talebesine bile sorsanız “Teokrasi nedir?” “Teokrasi, devletin dinin emrinde olmasıdır.” diyecek. Yine aynı ilkokul öğrencisi “Laiklik nedir?” sorusuna ise şu cevabı verecek: “Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması.” Peki, dinin devletin emrinde olmasıyla ilgili bir izahat var mı? Maalesef yok. Ama tarih boyunca en büyük tartışma ve dinlerin felaketi -bunun altını çizerek tekrar ifade edilmesi gerektiğini söylüyorum- dinin, devletin veya statükonun, güçlerin emrine girmesi olmuştur. Çok uzun uzadıya bir dünya tarihi anlatacak değilim, hızla bugüne geleceğim.

İlk büyük felaket Yahudilikte olmuştur. Yahudi hahamlar faizcilikten, bankerlikten, kendi yargı yetkilerini kötüye kullanmaya kadar her türlü ilişkileri azıtma noktasına getirdiklerinde Hazreti İsa gelmiştir ve Hazreti İsa’nın esas görevi Yahudi şeriatını aslına döndürmektir. Ama maalesef aynı felaket Hristiyanlığın da başına gelmiştir. Milattan sonra 313 yılında Milano fermanıyla Hristiyanlık din olarak kabul edilmiştir Roma İmparatorluğu tarafından, tanınmıştır ama o güne kadar gladyatörlere parçalatılan Hristiyanlar ve Hristiyanlık akidesi maalesef Roma’nın putperest, pagan inancı içerisinde orijinalitesini kaybetmiştir.

İslam tarihinde ise bu acı tecrübeler Emeviler döneminde başlar. İlk olarak düzenli orduların kurulması, dinin devletin emrine girmesi, iktidarın, sultanın, padişahın, kralın görüşleri doğrultusunda bir formata girmesi Muaviye’den itibaren Yezid dönemi ve ondan sonra Abbasi döneminde de devam eder. Buna bütün İslam âlimleri karşı çıkarlar. İmamıazam resmî görevi kabul etmez Abbasi halifesinin, “Bu haramdır.” der ve işkence altında ölür. İmamı Şafii’nin başına gelen aynı şeydir, İmamı Hanbel’in başına gelen aynı şeydir, İmamı Malik yine aynı şekilde “Zorla alınan biat biat değildir.” fetvasını verince mevcut kendine halife diyen padişah gayrimeşru duruma düşer ve İmamı Malik’in bir kolu sakatlanır işkencede.

İmamı Gazali Selçuklu Sultanı Sencer’in davetine katılmaz ve saraya sultanların sofrasına oturmaz. Caferi Sadık ve 12 imam da yine Şii akidesinde ve fıkhında aynı yolu takip ederler.

Dinin imparatorun emrinde olduğu en önemli örneklerden birisi Bizans modelidir ve Selçuklu dönemi de dâhil resmî devletin emrinde bir şeyhülislamlık makamı yok iken, Fatih Sultan Mehmet’ten sonra Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde tam kurumlaşarak devletin emrinde bir şeyhülislamlık kurumu meydana getirilir ve bu şeyhülislam sadrazamın da altında bir statüye tabidir; yani padişah vardır, sadrazam, başbakan vardır ve onun altında üçüncü sırada, onlara bağlı şeyhülislam vardır. Padişah ve sadrazam onu atar, istediği zaman azleder istediği zaman şeyhülislamın da kellesi gidebilir.

“Dinin felaketi.” dedim. Niye dinin felaketi? Çünkü bağımsız, hür, devletten, iktidardan, paradan, güçten ve mevkiden azade bir inanç olmayınca egemenlerin istedikleri noktasında bir din ve fetva dönemi devreye girer. Bir Osmanlı padişahı III. Mehmet 19 kardeşini katleder, buna da fetva alabilir.

Yine, aynı şekilde cumhuriyetten sonraki dönemde de cumhuriyet Osmanlının bu şeyhülislamlık makamını önce Evkaf Vekaleti, bakanlığı olarak kurar sonra ise diyanet işleri teşkilatı kurulur. Bu, dinin emrinde bir devlet anlayışıdır. Öyle bir din ki 1932’de ezan Türkçeleştirilir. Dersim, Şeyh Sait, Ağrı olayları olur, on binlerce insan öldürülür, İskilipli Atıf Hoca, Maşallah Ali Efendi idam edilir ama o dönemdeki Diyanet İşleri Başkanından çıt çıkmaz, çıkamaz.

Peki…

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Dinle alakası yok, şahıslarla ilgili.

ALTAN TAN (Devamla) – Neyle alakası var? Şahıslarla alakası. Bir de AK PARTİ sıralarından söyleniyor. Çok ayıp.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Din bunu emretmiyor.

ALTAN TAN (Devamla) – Din özgür olmazsa, devletin emrinde olursa, işte Pir Sultan’ın başına gelen de gelir, Hızır paşalar gelir kendi hocasını asar. Bu, Alevilikte de böyle, Şiilikte de böyle, Hristiyanlıkta da böyle, Müslümanlıkta da böyle. Sizin alkışlamanız lazım beni. Bunları sizin için söylüyorum.

Dini devletin elinden çıkarınız. Diyanet İşleri Başkanlığı özerk olsun çünkü Şeyh Edebali, İmam Gazeli, Şahı Nakşibendi, Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Muhiddin Arabi, mevlitin yazarı Süleyman Çelebi, bunların hiçbirisi devletin emrinde çalışmadılar. Âlimin hür olması lazım. Dinin özgür olması lazım. Onun içindir ki bugün bizim ısrarla savunduğumuz ve söylediğimiz, bugüne gelirsek, Diyanet İşleri Başkanlığı yeni düzenlemelerde mutlaka din hizmetleri devletin herkese, bütün din, mezhep ve kurumlara, cemaatlere eşit mesafede olduğu eğer laiklik savunuluyorsa, gerçek laiklik ve nötr anlamında olmalıdır. Din hizmeti sivil alana bırakılmalıdır. Bu hizmeti görecek cemaatler, gruplar, kuruluşlar, mezhepler özgürce çalışmalıdır ve bu noktada devlet bütün dinlere, mezheplere, inançlara aynı mesafede olmalıdır.

Bugün bir düzenlemeye gidilirse, eğer Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılarak doğru bir şekilde yeni bir modelin ihdas edilmesi eğer çok zor geliyorsa, o hâlde bugünkü diyanet işleri yeniden düzenlenmelidir. Bu yeniden düzenlenmede diyanet işlerini mutlaka din âlimlerinin… Bakın, din adamı da demiyorum çünkü İslam’da bir ruhban sınıfı yok, tamamı seçmelidir. Diyanette Şiilik, Alevilik, Şafiilikle ilgili hizmetler, bölümler olmalıdır çünkü bizim Iğdır’da Şii kardeşlerimiz var Kars yöresinde, Kürt kardeşlerimizin büyük bir kısmı Şafii, aynı şekilde ciddi bir Alevi nüfusumuz var. Diyanet bunların tamamına hizmet vermelidir. Sadece bir mezhebin ve bir düşüncenin hizmetinde kesinlikle olmamalıdır. Eğer bütçeden bir aktarım olacaksa -ki, doğru olan birinci modelde tamamen sivil alana bırakılmasıdır- ama bütçeden bir destek olacaksa bu destek de yine cemaatlerin ve inançların, dinlerin nüfus ve temsil oranlarına göre eşit oranda olmalıdır, şahıs başına olmalıdır.

Din eğitiminin önü açılmalıdır. Şimdi, cumhuriyetin en netameli konularından birisi budur. Din eğitiminin önünün açılması ne demek? Çok açık şunu söylüyorum: Cemevleri de açılmalıdır, Heybeliada Ruhban Okulu da açılmalıdır; diğer Sünni bütün tarikatların ve cemaatlerin çalışmaları da yine -bugün illegal, gayriresmî, iç içe olan- legal bir şekilde olmalı ve serbest bırakılmalıdır.

Hiçbir devletin, bir dinin kendi eğitimini, YÖK’e göre, Millî Eğitim Bakanlığına göre müfredatını belirleme yetkisi yoktur. Yani isteyen istediği tefsiri, hadisi, fıkhı, istediği kitabı okutur, isteyen Hristiyan, Yahudi, Alevi, Şii veya başka bir inanca mensup bir cemaatte yine kendi müfredatını kendisi belirler çünkü bu bir özel alandır.

Şafiilikle ilgili mevzuda da yine en önemli noktalardan birisi, bugün, Türkiye’nin yaklaşık yüzde 20’si, 25’i Şafii iken bu konuda ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. En büyük Şafii âlimlerinden büyük din âlimi Saidi Kürdi, Saidi Nursi uzunca bir dönem cuma namazlarına gitmemiştir. Yani çok az kimsenin bildiği bir konudur belki. Bazen gitmiştir cuma namazlarına, hayatının bu son dönemlerini kastediyorum, kırk yıllık dönemi kastediyorum. Sorulmuştur: “Niye gitmiyorsun?” Şunu söylemiştir: “Ben Şafii’yim. Kırk kişinin cuma namazında Fatiha Suresini okuması lazım. Hanefi mezhebine göre camilerde kıldırılıyor. Ben, o Fatiha’yı imamdan sonra yetiştiremiyorum.” Bu kendi eserlerinde var. Bir başka örnek: Yine kendi arkadaşlarıyla ayrı cuma namazı kılmak istemiştir, jandarmalar, polisler basmıştır. Bu olaylarla ilgili takibatı vardır. Mektubat adlı kitabına da başvurabilirsiniz. Bunlar tevatür veya dedikodu değil.

Dolayısıyla, özet olarak konuyu toparlarsak, bugün, dinin tamamen kendi asli mecrasında, hangi din olursa olsun -tekrar söylüyorum- hangi mezhep olursa olsun, devletten ayrı, özgür, kendi inancına, akidesine göre serbest olması lazım, kendi eğitimini, müfredatını kendisinin belirlemesi lazım, kendi ibadetlerini ve ritüellerini de kendi inancına ve geleneklerine göre kendisi uygulaması lazım. Ki Saidi Nursi, kendisine yapılan bu müdahaleyi, yine kendi tabiriyle bir cinayet olarak tabir ediyor, arkadaşlarıyla kıldığı cuma namazına yapılan müdahaleyi. Aynı şeyler Hristiyanlar ve Yahudiler için de tabii ki uygulanmalıdır. Dediğimiz gibi, devlet nötr bir durumda kalmalıdır.

Bugünle alakalı olarak da, bugün en büyük sorunlardan birisi, dinî, İslami hiçbir engel yok iken Kürtçe vaaz verilememektir camilerde. Hâlbuki bin dört yüz yıllık İslam tarihi boyunca Kürtçe, Zazaca, Arapça, Çerkezce, Çeçence, Boşnakça, Arnavutça kim hangi dili ne kadar anlıyorsa o bölgelerde o dille vaaz verilmiştir. Bunun önünde dinen hiçbir engel yoktur. Diyanet İşleri Başkanlığını da eğer böyle bir engel varsa fetvasını açıklamaya davet ediyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığı, devletin emrinde bir kurum olduğu müddetçe tabii ki serbest olarak konuşamamakta, İslam dininden anladığını tam olarak ifade edememekte; çok büyük bir kadrosu, Türkiye’nin en büyük kadrosu ve en büyük bütçesine sahip olmasına rağmen de yeteri kadar hizmet maalesef verememektedir.

Yayınlar konusunda ciddi sıkıntılar vardır. İslam tarihi boyunca on binlerce cilt klasiğin, maalesef bu kadar büyük bütçeye rağmen, çok az bir kısmı henüz İslam toplumunun, Müslüman kardeşlerimizin hizmetine sunulabilmiştir. Zaten Şii kaynaklarıyla ilgili neredeyse yok mesabesinde bir çalışma vardır. Çünkü Şiilerin de kendine göre çok ciddi kaynakları, hadiste, tefsirde, kelamda ciddi eserleri vardır.

Yine aynı şekilde, İslam dininin temsilcisi olduğunu söyleyen din âlimleri, hiçbir toplumsal, hiçbir ekonomik, hiçbir ciddi meselede tarafsız kalamazlar çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem’in ifadesiyle, bir hadisiyle âlimler enbiyaların varisleridirler. Bugün memleketimizin en büyük sorunlarından biri olan Kürt sorunuyla da ilgili bütün İslam âlimlerinin kavimlerin haklarıyla ilgili söyledikleri üçtür. Bütün kavimler, Arnavut, Boşnak, Kürt, Arap, Türk, Laz, Çeçen, Gürcü, Pomak üç hakkını kullanabilir.

1) Ana dille eğitimin önünde hiçbir engel olmaz.

2) Bu dili kamusal alanda kullanabilir.

3) Yönetime katılma iradesi vardır. Müslüman Müslüman’ın zimmisi yani ayrıcalıklı bir unsuru -gayrimüslimler gibi- olmaz, olamaz. Hiçbir Müslüman diğer bir Müslüman’ın zimmisi olamaz; siyasi olarak eşit haklara sahiptir, yönetime katılmada eşit haklara sahiptir. Eğer bu konuda da söylediklerimde bir ihtilaf, çarpıtma veya yanlışlık varsa yine Diyanet İşleri Başkanlığının bu tashihi yapmasını talep ediyorum.

Sevgili arkadaşlar, son olarak da Diyarbakır’la, bölgemizle ilgili birkaç talebim var. Burada da sekiz aylık Kur’an kursunu veren kadın arkadaşlarımıza ve fahri imamlara kadro verilmesi lazım. Bir de Diyarbakır’da Diyanetin hiçbir ciddi kurumu yok. Şafiilikle ilgili bir enstitü kurulmasını, ciddi ve büyük bir enstitü kurulmasını talep ediyorum.

Hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tan.

AK PARTİ Grubu adına birinci konuşmacı Muammer Güler.

Buyurun Sayın Güler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kamu Düzeni Ve Güvenliği Müsteşarlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına görüşlerimi belirtmek üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Terörle mücadelede koordinasyonu güçlendirmek üzere yeni bir kurumsal yapılanmaya gidilmesi zorunluluğu göz önünde bulundurularak 17 Şubat 2010 tarihinde 5952 sayılı Kanun’la İçişleri Bakanlığının bağlı kuruluşu olarak Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kurulmuştur. Kurucu Müsteşarı olarak görev yapmaktan onur duyduğum Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 8 Temmuz 2011 tarihinde Başbakanlığa bağlanmıştır. Müsteşarlığın kuruluş amacının daha etkin bir şekilde yerine getirilmesi ve koordinasyonun en üst seviyede gerçekleşebilmesi açısından söz konusu bağlılık değişikliliğinin yararlı sonuçlar getireceğine inanıyoruz.

Kuruluş çalışmalarını tamamladığımız dönemi takiben Müsteşar Vekilliğini yürüten Vali Niyazi Tanılır'a ve Müsteşarlık personeline değerli çalışmaları ve katkıları nedeniyle teşekkür ediyor ve Müsteşarlığa, geçtiğimiz günlerde asaleten atanan Büyükelçi Murat Özçelik'in, engin devlet deneyimi ve kariyeri itibarıyla bu görevi en iyi şekilde yürüteceğine olan inancımızı belirterek çalışmalarında başarılar diliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kuruluş döneminde teşkilat kanununun 6’ncı maddesine göre Terörle Mücadele Strateji Belgesi hazırlanmıştır. Kanaatimizce Müsteşarlığın bu dönemdeki en önemli faaliyetlerinden birisi bu olmuştur. Belge hazırlanırken ulusal ve uluslararası strateji belgeleri ve eylem planlarından, sivil toplum örgütlerince hazırlanan raporlardan, bilimsel araştırmalardan ve uzman değerlendirmelerinden yararlanılmıştır. Bu belge doğrultusunda hazırlanacak eylem planı çalışmaları da devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin bu bölümünde Müsteşarlığın yapısı ve çalışmaları hakkındaki önerilerimizi de dile getirmek istiyorum.

Kurumun ismi ve faaliyet alanı görsel medyada, dizilerde ve özellikle sanal dünyada, sosyal paylaşım sitelerinde farklı örgütlerle ve yapılanmalarla benzeştirilmekte ve olumsuz bir imaj yaratılmaktadır. Bu nedenle kurumun gerçek görev ve misyonunun kamuoyuna doğru bir biçimde anlatılması önem arz etmektedir.

Müsteşarlık daha sivil bir görünümle ve yeni bir yaklaşımla sorunlara odaklanmalıdır.

Kanuni dayanağa sahip Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu periyodik olarak toplanmalı ve daha işler hâle getirilmelidir. Bu meyanda, henüz yasal bir zemini olmayan Terörle Mücadele Yüksek Kurulunun sekreteryası da Müsteşarlıkça yürütülmelidir.

Müsteşarlığın görev alanı ile ilgili araştırma ve geliştirme projeleri ile sosyal destek projelerine fon desteği verilmesine yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Ayrıca Müsteşarlık uzmanlarına kariyer olarak meslek memurluğu statüsü verilmeli ve kurumun geleceği açısından uzman yardımcısı olarak alınıp yetiştirilmeleri sağlanmalıdır.

Terörle mücadele konusunda fikir üretmesi gereken bir yer olan Müsteşarlıkta nitelikli ve yeterli uzman sayısının artırılması gerekir. Bu arada, geçici statüdeki uzmanlar kadroya geçirilmeli ve kurumun asli elemanı hâline getirilmelidir. Müsteşarlık, terör ve güvenlik konularında çalışan üniversite, enstitü ve düşünce kuruluşlarıyla daha etkin bir iş birliği sağlamalı ve terör konusunda devletin bir düşünce kuruluşu gibi çalışmalıdır. Yine kanunda öngörülen İstihbarat Değerlendirme Merkezine süratle işlerlik kazandırılmalıdır. Müsteşarlık bünyesinde mülki idare amiri kökenli personelden daha yoğun bir şekilde istifade edilmeli ve uygulamadan gelen idarecilerin özellikle terörle mücadele alanındaki tecrübelerinden mutlaka yararlanılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak ifade etmek istediğim konu, Müsteşarlıkta kurulması öngörülen arşiv ve dokümantasyon merkeziyle ilgilidir. Türkiye terörle uzun yıllardan beri meşguldür. Terörle ilgili her türlü tespit ve çalışmaların, bu konudaki araştırmaların, önerilerin, raporların, farklı kurumlardaki bilgilerin toplanacağı bir hafıza merkezine, yani veri depolama ve yönetim merkezine ihtiyaç vardır. Bu merkezden hem resmî kurumların hem de araştırmacıların yararlanacağı düşünüldüğünde, merkezin önümüzdeki dönemde mutlaka hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını ve Müsteşarlığın başarılı çalışmalara imza atmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güler.

AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı, Mustafa Bilici, Van Milletvekili.

Buyurun Sayın Bilici. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA BİLİCİ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçesi üzerinde grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde meydana gelen büyük depremler Türkiye’de afet yönetim sisteminin gözden geçirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmış, yapılan araştırma ve etütlerde dile getirilen öneriler ile 2003 Yılı Hükûmet Acil Eylem Planı’nda yer almıştır. 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’la, Başbakanlık Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü kapatılarak merkezde Başbakanlığa bağlı olarak Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurulmuş ve nihayet ülkemizde yeni bir afet yönetim modeli uygulanmaya konulmuştur.

23 Kasım 2011 tarihinde Van’da meydana gelen deprem felaketinde AFAD’ın hızlı ve etkin müdahalesi, deprem sonrası aldığı tedbirler, kurum ve kuruluşlar arasında sağladığı koordinasyonla, kuruluş gerekçesinin ne kadar haklı ve önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Bir kez daha acı gerçeğiyle yüzleştiğimiz deprem Van’da yıkıma, can ve mal kaybına yol açmış, vatandaşlarımız için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara neden olmuş, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini kesintiye uğratarak toplumu derinden etkilemiştir. Yaşadığımız deprem felaketinden etkilenen vatandaşlarımızın hayatlarını kolaylaştıracak ve sıkıntılarını hafifletecek bir dizi tedbirler alınmış ve bunlar Sayın Başbakanımız tarafından kamuoyuyla paylaşılmıştır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Prefabrik ev yaptınız mı?

MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) – Aynı şekilde, Van’ın yeniden inşa edilmesi süreci süratle başlatılmış…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Van’ın barınmasından biraz bahsedin.

MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) – … yeni yapılaşma alanları deprem riski göz önüne alınarak belirlenmiştir. Yaşadığımız bu zor ve acı günleri, inanıyoruz ki ülkemizin bütün dinamikleriyle en kısa süre içerisinde geride bırakacağız. Önemli olan husus ise, ülkemizin değişmez gerçeği olan deprem riskinin farkında olarak yaşamak ve yaşam alanlarını bu gerçeklerle yeniden inşa etmektir.

Deprem sonrası bugüne kadar görülmemiş bir şekilde bölgeye hızlı bir müdahale gerçekleşmiştir. Eksikler olsa da bunlar kısa süre içerisinde tespit edilerek süratle müdahale edilmiştir. Sayın Başbakanımız Van halkını yalnız bırakmayarak deprem bölgesini iki kez ziyaret etmiş, vatandaşların sıkıntılarını kendilerinden dinlemiş, çalışmaları bizzat yerinde incelemiştir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kaç tane prefabrik ev yaptınız? Onu bir söyleyin bize. Van Milletvekilisiniz, onu bir söyleyin.

MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) – Söyleyeyim, söyleyeyim.

Bu kürsüden, bir kez daha, depremde hayatını kaybetmiş vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Van halkı adına, sizlerin huzurunda, bu soğuk kış günlerinde sıcak kalpleriyle yardıma koşan aziz milletimize de teşekkür ediyorum.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Gerçek sayısını söyleyin.

MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) - Şu ana kadar deprem bölgesine barınma amaçlı olarak 73.679 çadır, 7.907 yaşam konteyneri, 480 genel maksat çadırı, 260 prefabrik ev, 3.794 Mevlânâ evi gönderilmiş ve kurulumu tamamlanmıştır, toplamda 22 bin konteyner kurulacaktır.

Yine, Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay sürekli Van’da hazır bulunmuş, çalışmaları gözlemleyerek koordinasyon akışını hızlandırmıştır. Aynı şekilde diğer kabine üyesi bakanlarımız da bizleri hiç yalnız bırakmamış, sürekli deprem bölgesinde halkımızla beraber olmuşlardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bulunan tüm milletvekillerine ilgi ve katkılarından dolayı Van halkı adına teşekkürlerimi sunuyorum. Afet bilinci yüksek bir millet olma yolunda herkesin, hepimizin yapacağı bir şeyler olduğuna inanıyorum.

Bu vesileyle, görüşmekte olduğumuz 2012 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bilici.

AK PARTİ adına üçüncü konuşmacı Hasan Karal, Rize Milletvekili.

Buyurun Sayın Karal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN KARAL (Rize) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 yılı bütçesi ile ilgili grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasa, kanun ve diğer mevzuatla kendisine verilen görev ve yetkiler doğrultusunda, İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürüten, toplumu din konusunda aydınlatan ve ibadet yerlerini yöneten bir kurumdur.

Diyanet İşleri Başkanlığının yurt içi ve yurt dışındaki vatandaşlarımıza, soydaşlarımıza ve dindaşlarımıza yönelik irşat ve eğitim hizmetleri, sadece dinî açıdan değil, millî, tarihî, sosyal ve kültürel değerler açısından da önem arz etmektedir.

AK PARTİ İktidarı süreci ile Hükûmetimiz döneminde, kurum sadece ülke içinde değil, dünya genelinde de görünür bir prestije kavuşmuştur. Yurt içinde halkımızın, aydınlarımızın ve bilim insanlarımızın kuruma olan teveccühleri somut bir şekilde görülmektedir. Atama veya görevlendirme yoluyla yurt dışında vazife icra eden personelimize yönelik, ilgili ülkelerin siyasi ve bürokratik temsilcilerinin, dinî idare başkanlarının, sivil toplum kuruluşlarının, aynı şekilde üniversite çevrelerinin gösterdiği ilgi ve alaka bu itibarın açık bir göstergesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet işleri Başkanlığına verilen asli görevlerden birisi de yaygın din eğitimi konusudur. Bu alanda Kur'an kursları ve eğitim merkezleri fiziki ve eğitsel açıdan yeniden gözden geçirilerek iyileştirme çalışmaları devam etmekte olup, gerek Kur'an kurslarında gerekse hizmet içi eğitimlerde uygulanan programlar Hükûmetimiz döneminde güncellenmiştir.

Kur'an kursları, toplumsal talepler sonucu ortaya çıkan hizmet çeşitliliği göz önünde bulundurularak eğitim, öğretim ve sosyal etkinlikler açısından geçmişte uygulanan yasaklar Hükûmetimiz döneminde kaldırılarak yeniden yapılandırılmış ve daha da işlevsel hâle getirilmiştir

Başkanlığın yurt dışı hizmetlerini koordine etmek üzere hâlen 22 ülkede büyükelçiliklerin bünyesinde din hizmetleri müşavirliği ve 24 başkonsolosluk bünyesinde din hizmetleri ataşeliği bulunmaktadır.

Bugün Avrupa, Amerika ve Avustralya gibi ülkelerde yoğun olarak karşılaştığımız insan profilini, 60'lı, 70'li, 80'li ve 90'!ı yıllarda bu ülkelere yerleşmiş birinci ve ikinci kuşak orta yaş ve üstü vatandaşlarımız değil, bulunduğu ülkeye daha fazla entegre olmuş, Batı dillerini iyi bilen, kendi akranları ile meslek ve eğitim konusunda yakın düzeyde bulunan üçüncü ve dördüncü kuşak gençler oluşturmaktadır. Kabul etmek gerekir ki bu kitleye etkili bir din hizmeti sunabilmek öncekilere göre daha zor ve karmaşıktır. Önceki kuşakların karşılaşmadığı problemlerle üçüncü ve dördüncü kuşak soydaşlarımız karşılaşmaktadır. Bu aşamada bilgiye dayalı, evrensel değerleri içselleştirmiş, hedef kitle ile sağlıklı iletişim yollarını kullanan, donanımlı din görevlilerine ihtiyaç vardır. Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı, yurt dışına gönderilecek personel için kriterlerini yükseltmiş, mesela ilgili ülkenin şartlarına göre kısmen yüksek lisans yapmış olma şartı getirilmiştir.

Hükûmetimiz olarak hedefimiz, soydaşlarımız ve insanlığın ihtiyaç duyduğu her ülkeye din hizmeti sunmak ve çağlar üstü olan İslam'ı bütün insanlığın doğru algılamasına vesile olacak çalışmalara destek olmaktır.

633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'da 6002 sayılı Kanun'la yapılan değişikliklerle Diyanet İşleri Başkanlığı yeniden yapılandırılmıştır. Parlamentoda grubu bulunan bütün siyasi partilerin desteğiyle bu Kanun çıkmıştır. Ben bu vesileyle 23'üncü Dönem Parlamentosunda bu Kanun'a destek veren bütün gruplarımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığının asli görevlerinden birisi de hac ve umre organizasyonlarını gerçekleştirmektir. Hükûmetimiz bu konudaki yoğun talebi, ticari kazanç ve çıkar ilişkisine feda etmeksizin şeffaf ve objektif ölçüler içinde karşılanması için azami özen göstermekte, büyük bir titizlikle düzenleme ve planlama yapılmasına özen göstermektedir. AK PARTİ İktidarı süreç içerisinde bu hizmetlerin önünü açarken birçok Müslüman ülke tarafından izlenmekte ve takdir edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının 2012 yılı bütçesi, 2011 yılına göre yüzde 22,40 artırılarak 3 milyar 891 milyon 166 bin TL'ye yükseltilmiştir. 2012 yılı bütçe tasarısına baktığımızda, tasarının yüzde 95,42'sini personel giderleri ile sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri oluşturmaktadır.

Son olarak, iktidar-muhalefet bütün siyasi partilerimizin üstüne titrediği, zarar görmesini istemediği toplumumuzun mozaiği olan Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 yılı bütçesinin, milletimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karal.

AK PARTİ Grubu adına dördüncü konuşmacı Mustafa Kabakcı, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kabakcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nda Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

TİKA, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Orta Asya cumhuriyetlerinin değişim, uyum ve kalkınma ihtiyaçlarına cevap vermek üzere 1992’de Ulusal Teknik Yardım Teşkilatı olarak kurulmuştur. Özellikle 2002 yılından sonra artan bir ivmeyle Türkiye'nin yurt dışında hayata geçirdiği kalkınma, iş birliği ve acil insani yardımlar hamlesi ile TİKA etkinliğini ve yaygınlığını arttırarak çalışmalarına devam etmektedir.

TİKA, kuruluşunun ilk yıllarında Kafkaslar ve Orta Asya ağırlıklı bir çalışma alanına sahipken 2002’den sonra faaliyet coğrafyasını kardeş devletler başta olmak üzere Balkanlar, Orta Asya ve Afrika’ya, kalkınma yolundaki tüm ülkeleri kapsayacak şekilde genişletmiştir.

İktidarımız döneminde Türk dış politikası büyük gelişme ve ivme kazanmış, uluslararası platformda dikkatle izlenir hâle gelmiştir. Küresel gelişmelere ve ulusal önceliklerimize paralel olarak Orta Asya, Kafkaslar, Orta Doğu, Balkanlar ve Afrika’da yeni açılımlar gerçekleştirilmiştir. Dünyanın her noktasını dikkatle izleyen kuşatıcı, bütünleştirici ve kardeş bir yaklaşım benimsenmiştir.

2004-2010 yılları arasında yapılan çalışmalar neticesinde Türkiye'nin resmî kalkınma yardımlarının tutarı yaklaşık 1 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir. TİKA’nın bütçesi 2002 yılında 15 milyon dolar iken 2010 yılında genel bütçeden tahsis edilen ödeneklere ilaveten Başbakanlık ve diğer kurumların bütçelerinden yapılan aktarımlarla birlikte 100 milyon doları aşmaktadır. 2002 yılında TİKA program koordinasyon ofislerinin sayısı 12 iken 2010 yılında bu sayı yirmi beş ülkede 28 büroya ulaşmıştır.

Değerli milletvekilleri, TİKA’nın yürütmüş olduğu projelere beraberce göz atarsak, TİKA’nın Somali’de gıda krizine yönelik çalışmalarını, Libya’da yeniden inşaat süreciyle ilgili katkılarını, Almatı’daki Talgar Kazak Türk Lisesi'nin açılışını, Sudan Suakin Adası Osmanlı Dönemi tarihî eserler restorasyonu, Bulgaristan’da Razgrad Makbul İbrahim Paşa Camisi restorasyonu, Afganistan’da Hoca Bahaeddin Veled, Mevlânâ Evi Medresesi restorasyonu bunlardan sadece birkaçıdır.

Faaliyet alanı olarak baktığımız zaman, sosyal altyapıların genişlettirilmesi, ekonomik altyapıların geliştirilmesi, insani acil yardımlarını, enformasyon, tanıtım ve yayın faaliyetlerini başlıca alanlar olarak sayabiliriz.

Bu projeler kapsamında 2010 yılında TİKA’nın çalışma yaptığı bölgelerde gerçekleştirdiği proje sayısı 1.673’e ulaşmıştır. Bu projelerin önemli bir kısmı ortak tarihî ve kültürel geçmişe sahibi olduğumuz Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Orta Doğu bölgelerinde gerçekleştirilmiştir.

Yükselen ülke Türkiye, kültür coğrafyasının bütün noktalarında faaliyetine, girişimlerine devam etmektedir. Biz, yaşadığımız daha önceki dönemlerde yabancıların ülkemizin çeşitli bölgelerinde faaliyetlerde bulunduğuna, kütüphaneler kurduğuna, sağlık ocakları açtığına şahit olduk. Bunların o zamanki niyetlerini insani amaçlar olarak açıklarken sonradan kardeşi kardeşe kırdırmak gibi bir niyetlerinin olduğunu fark ettik. TİKA, şu anda kardeşi kardeşle buluşturma amacı doğrultusunda yoluna devam ediyor, gelişmeye de, güçlenmeye de devam edecek. TİKA’nın bu seviyeye gelmesinde emeği geçen başta Sayın Başbakanımıza, Dışişleri ve Devlet Bakanlarımıza, TİKA Başkanımıza ve tüm çalışanlarına milletimiz adına teşekkür ediyorum.

Afganistan’a uzanarak Mevlânâ Evi’nin restorasyonunu gerçekleştirmiş olan TİKA’nın Mevlânâ’ya yaptığı bu katkıyla bir başka şeyi de gündeminize taşımak istiyorum: “Akıl aydınlık bir kandile benzer. Elbette 20 kandilin aydınlığı 1 kandilin aydınlığından daha fazladır.” diyerek âdeta milletimizin ortak aklı olan yüce Meclisimizi işaret eden, bizlere seslenen Hazreti Mevlânâ’nın 738’inci vuslat yıl dönümü törenleri vardır. Konya adına, bütün vekillerimizi Konya’ya davet etmekten de şeref duyarım.

Sözlerime son verirken 2012 mali yılı bütçesinin hayırlı olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kabakcı.

AK PARTİ Grubu adına beşinci konuşmacı Rıfat Sait, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Sait. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RIFAT SAİT (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı çerçevesinde Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ülkemiz, medeniyetlerin kesişim bölgesinde stratejik açıdan önemli bir coğrafyada bulunmaktadır. Çoğunluğu bu coğrafyada olmak üzere, dünyanın dört bir yanında 200 milyona yakın soydaş ve akraba topluluğumuz bulunmaktadır. Bu konunun önemine binaen yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız ve soydaşlarımız ile ilgili konularda koordinasyon görevi yapmak üzere, her dönemde bir devlet bakanlığı kurulmuştur.

Değerli  milletvekilleri, Başkanlık kurulmadan  önce, bu konu ile ilgili çalışan, sayıları onu aşan, farklı bakanlıklara bağlı kamu kurum ve kuruluşları bulunmaktaydı. Soydaşlarımız, kurumların sunduğu hizmetlerin farklılık arz etmesinden dolayı çeşitli sorunlarla karşılaşmaktaydılar. Bu sorunların çözümüne yönelik, tek bir çatı altında toplanmış merkezî  bir  yapılanmanın    olmayışı kurumsal hafızanın oluşmasını ve hizmetlerin etkin bir şekilde sürdürülmesini engellemekteydi.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla ilgili çalışmalar yapmak ve sorunlarına çözüm üretmek, sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilerin bir plan dâhilinde geliştirilmesini sağlamak, ülkemize gelen yabancı öğrencilerin sorunlarına çözüm bulmak amacıyla, 24 Mart 2010 tarihinde kabul edilen 5978 sayılı Kanun’la Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı kurulmuştur.

Ailesi 1956 yılında Kosova’dan Türkiye’ye göç etmiş bir Rumeli Türk’ü olarak Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığına özel önem veren bir milletvekiliyim. Bir gazeteci olarak da bu konuda birçok makalemiz yayınlanmıştır.

Aslında Başkanlığın ilk temelleri Şubat 2010’da Sayın Başbakanımızın da katılımıyla İstanbul'da 1.700 Türk dünyası sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve dünyanın çeşitli bölgelerinden katılan farklı temsilcilerle yapılan toplantıda atılmıştır. Bu toplantıya ben de katılmıştım.

Başkanlık kurulduktan sonra, Ocak 2011 tarihinde İzmir’de, bizim de organizasyonunun içinde olduğumuz Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi ve 9 Eylül Üniversitesinin ortak çalışmasıyla Başkanlık İzmir'de ilgili STK'lara tanıtılmıştır.

Gelecekte Başkanlığın başlı başına bir bakanlığa dönüşebilecek kadar önemli olduğunu düşünüyorum.

Başkanlığın kurulması ile birlikte, başta Avrupa olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri'nden Avustralya'ya kadar geniş bir coğrafyada yaşayan soydaşlarımızın beklentilerini karşılama adına son derece önemli adımlar atılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluğu Başkanlığı 2010 ve 2011 yılında, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza yönelik anket uygulamaları, Almanya'ya göçün 50. yılı etkinlikleri kapsamında Sayın Başbakanımızın Almanya'daki vatandaş buluşmaları, Türk-Alman gençleri müzik topluluğu konseri, seçimlerde yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın oy kullanabilmelerini sağlamak  amacıyla gerekli yasa tasarılarının hazırlanması, Türk vatandaşlarının  özel  araçları ile Türkiye'de bulunma sürelerinin altı aydan iki yıla çıkarılmaları, Avrasya'da İnşa Edilen Kimlikler ve Türkiye Projesi, 1. İngiltere-Türk Eğitim Çalıştayı, Yurtdışında Yaşayan Vatandaşımızın El Kitabı’nın basımı, yurt dışında görevlendirilen din görevlileriyle ilgili seminer, yurt dışında yaşayan  vatandaşlarımızın Okul Öncesi Eğitimde Çift Dillilik ve Çok Kültürlülük Projesi çalışmaları ve bu kapsamda oluşturulan eylem planı taslağı, Türkiye Cumhuriyeti ile Türk Akraba Toplulukları Sınavı hazırlık kursları, sınavın Başkanlığımız koordinasyonunda yurt içinde yedi ilde, yurt dışında ise on dört ülkede toplam on sekiz merkezde gerçekleştirilmesi, Başkanlığın görev alanı ile ilgili bölgelerde kurulan sivil toplum kuruluşlarının tespit edilmesi ve envanterlerinin çıkarılması, bunların irtibat bilgilerinin oluşturulması  çalışmaları yapılmıştır.

Başkanlığın 2012 ve daha sonrası için kısa, orta ve uzun vadede yapılmasını düşündüğü birçok faaliyeti vardır. Ben süremin kısıtlılığı nedeniyle onlardan bahsetmek istemiyorum. Ancak özetle şunu söylemek istiyorum: Başkanlığın TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü ile birlikte yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve soydaşlarımıza yaptıkları ve yapacakları güzel hizmetlerden dolayı kendilerini tebrik ediyor, başarılar diliyorum.

Özellikle Başkanlığın evladı fatihan için çok değerli çalışmalar yapacağını düşünüyorum.

Yurt dışında yaşayan akraba ve soydaşlarımız açısından çok önemli olan bu kurumun bütçesi vesilesiyle yaptığım konuşmama son verirken, yüce heyetinizi ve dünyanın dört bir yanında bulunan Türk dünyası mensuplarını saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sait.

AK PARTİ Grubu adına altıncı konuşmacı Ahmet Tevfik Uzun, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Uzun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET TEVFİK UZUN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe Tasarısı görüşmelerinin üçüncü turunda, Hazine Müsteşarlığı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kurumsal kökleri Osmanlı Devleti’nde Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar uzanan Hazine Müsteşarlığı, ekonomik kalkınmanın sağlanmasında öncü kurumlarımızdan biridir. Ekonominin tüm aktörleriyle iş birliği içerisinde, şeffaf, hesap verebilir ve etkin bir şekilde kamu mali varlık ve yükümlülüklerini yönetme, ekonomik, finansal ve sektörel politikalar ile düzenlemeleri oluşturma, uygulama, denetleme ve uluslararası ekonomik ilişkilerin koordinasyonunu sağlama gibi fonksiyon ve görevleri vardır.

Değerli arkadaşlar, küresel finansal piyasalar son dört yıldır dünyayı hem mali hem de sosyoekonomik açıdan ağır şekilde sarsan ciddi bir kriz ile karşı karşıya kalmıştır.

Hatırlarsınız, bu kriz IMF tarafından 1929 bunalımından sonraki en büyük, Birleşmiş Milletler tarafından ise yüzyılın en büyük ekonomik krizi olarak görülmüştür. Küresel ekonomide likidite şartları olumsuz bir çizgiye girmiş ve risk algılamaları bozulmuştur. Risk algısında meydana gelen bu bozulma doğal olarak kredi piyasalarında ciddi bir daralma yaşanmasına sebep olmuştur. Türkiye bu küresel belirsizlik ortamında sağlam mali duruşu ile birçok ülkeden olumlu yönde ayrışmıştır. 2002 yılından bu yana uygulanmakta olan yapısal politikaların bir sonucu olarak kamu dengeleri Türkiye'de bir sorun teşkil etmekten, kamu borcunun sürdürülebilirliği bir endişe kaynağı olmaktan çıkmıştır. Bütçe göstergelerinde belirgin bir iyileşme sağlanmış, borçlanma azalmıştır.

Kamu dengelerindeki iyileşmeye paralel olarak, AB tanımlı genel borç yönetim stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2010 yılında yüzde 42,2 olmuştur. Bu oran 2002 yılında iktidara geldiğimizde yüzde 73,7’dir. Pek çok Avrupa ülkesinde borçların sürdürülebilirliği konusunda endişeler artarken ve borç stokunda orta vadede artışın devam etmesi beklenirken, Türkiye'de AB tanımlı genel yönetim borç stokunun 2011 yılında yüzde 39,8; 2014 yılına kadar kademeli olarak düşerek yüzde 32 olması tahmin edilmektedir.

Değerli milletvekilleri; ülkemizin dış borçlanma koşullarında da olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. 2011 yılı başında yapılan ABD doları cinsinden otuz yıl vadeli tahvil ihracı bu vadede şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz en düşük maliyetli işlem olmuştur. Ayrıca on yıl aradan sonra, 2011 yılında Japon yeni piyasasında 180 milyar yen tutarında on yıl vadeli bir tahvil ihraç edilmiştir.

Değerli Başkan ve değerli milletvekilleri; Türkiye-Avrupa Birliği Mali İşbirliği, 2007 yılında yürürlüğe konulan Katılım Öncesi Mali Yardım Aracıyla yeni bir safhaya girmiştir. Söz konusu iş birliği kapsamında 2007-2013 dönemi için ülkemize tahsis edilen toplam fon miktarı 4,9 milyar avrodur.

Hazine Müsteşarlığının önemli bir görevi de portföyünde bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu işletmelerinin pay sahipliğinin gerektirdiği görev ve sorumlulukları yerine getirmektir. 2010 yılında 5,8 milyar olarak gerçekleşen KİT yatırım harcamalarının 2011 yılı sonu itibarıyla 6,9 milyar TL'ye, 2012 yılında ise 9,1 milyar TL'ye ulaşması öngörülmektedir. Bu artışta özellikle yüksek hızlı tren projesi yatırımları ve derin deniz petrol arama ve sondaj yatırımlarının hız kazanması rol oynayacaktır.

Çiftçilerimize yüzde sıfır ila yüzde 5 arasında verdiğimiz düşük faizli kredilerle 2011 yılı Kasım ayı sonuna kadar yaklaşık 1 milyon 200 bin çiftçimiz 19,8 milyar TL dolayında kredi kullanmışlardır.

Halk Bankası üzerinden yine esnaf ve sanatkarlarımıza verilen düşük faizli krediler neticesinde de 5,5 milyar TL kredi kullandırılmış, bunun neticesinde de bu 2011 yılının ilk on bir ayında da 245 bin esnafımız yararlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dokuz senelik AK PARTİ İktidarı döneminde tesis edilen güven, inşa edilen istikrar, büyük azim ve gayretlerle elde edilen demokratik itibar, ülkemizin tüm meselelerini cesaretle çözme iradesini gösteren bir siyasetin eseridir.

Ülkemizde bugün bir demokratik düzen kökleşmeye başlamışsa, ekonomimiz dünyanın en istikrarlı büyüyen ekonomileri arasında yer aldıysa, global kriz karşısında şaşırtıcı bir mukavemet sergilediyse, gelecek vizyonumuz sağlam adımlarla netleşmişse, bu başarının ana dinamiği hiç şüphesiz, millet adına, milletle beraber ortaya konan ak siyasettir.

Hazine Müsteşarlığı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzun.

AK PARTİ Grubu adına yedinci konuşmacı Ahmet Yeni, Samsun Milletvekilli.

Buyurun Sayın Yeni. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun 2012 yılı bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken bütçenin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkürlerimi arz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 sonrasında Türk bankacılık sektörü ciddi bir yeniden yapılanma döneminden geçmiştir. Bu dönemde kamu bankaları yeniden yapılandırılmış, düzenleyici ve denetleyici çerçeve sağlamlaştırılmıştır. Sektörün sermaye tabanı güçlendirilmiş, problemli bankaların sistemden çeşitli yöntemlerle uzaklaştırılması gibi yapısal değişiklikler yapılmıştır.

Bu itibarla, 2005 yılında çıkarılan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu finansal istikrarın sağlanması, sektörün geliştirilmesi, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması açısından son derece önemli bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na dayanılarak yapılan düzenlemelerle sektörün düzenleme çerçevesi uluslararası alandaki en iyi uygulamalarla uyumlaştırılmış ve Basel ilkeleri çerçevesinde belirlenen standartlara uygun hâle getirilmiştir.

Tüm bunlar sayesinde bankacılık sektörü büyümeye başlamış, krizlere karşı bağışıklık kazanmış bir duruma gelmiştir. Günümüzde pek çok gelişmiş ülkelerin bankacılık sektörünün karşı karşıya kalmış olduğu zafiyetler, AK PARTİ hükûmetlerinin vaktinde aldığı tedbir ve düzenlemeler sayesinde Türk bankacılık sektörü için söz konusu olmamıştır. Bugün Türk bankacılık sektörü dünyadaki birçok ülkeyle karşılaştırılamayacak kadar önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri döneminde bankacılık sektörümüzün öz kaynakları, net kârları, mevduat miktarları, personel ve şube sayıları, kullandırılan bireysel, tarımsal ve ticari krediler ve reel sektöre verilen destek sürekli artış göstermiş, takipteki kredi oranları sürekli düşüş göstermiştir.

Şimdi sizlerle paylaşacağım rakamlar, Türk bankacılık sektörünün kaydettiği büyümeyi net olarak ortaya koymaktadır.

2002 yılında 6.321 olan şube sayısı bugün 10.546'ya, 140 bin 879 olan personel sayısı 195 bin 250'ye yükselmiştir. 2002’den bugüne kadar 4.255 yeni şube açılmış, 54.371 kişiye iş imkânı sağlanmıştır bankacılık sektöründe.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bankaların yüzde 56’sı yabancılara ait. Bu nasıl iş ya!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ahmet Bey, kitapları merak ettik ya!

AHMET YENİ (Devamla) – Bankacılık sektörünün 2002 yılında 129 milyar dolar olan aktif toplamı Ekim 2011 itibariyle 697 milyar dolar düzeyine ilerlemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kullandırılan bireysel, tarımsal ve ticari kredilere baktığımızda da çok büyük artışların olduğunu görüyoruz. 2011 yılında kredi artışı 2010 yılına göre yüzde 27 olmuştur. Bu artış Halk Bankasında yüzde 30,3 tür.

Kredi miktarları artış göstermesine rağmen, 2002 yılında ortalama yüzde 17 olan takipteki kredi miktarı, bugün itibarıyla yüzde 2'ye düşmüştür. Bu miktar Ziraat Bankasında yüzde 1,3'tür. Takibe düşen krediler Avrupa ülkelerinde çok daha yüksektir.

Yine sermaye yeterliliği rasyosuna baktığımızda, yasal sınır yüzde 8, hedef yüzde 12 olmasına rağmen, bugünkü yüzde 16,6 seviyelerine ulaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya çeşitli krizlerle sarsıldı. Bu krizler dünya bankacılık sektöründe yıkıcı etkiler oluşturmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nde 400’ün üzerinde banka batmış, Avrupa ülkeleri bu süreçte finans kesimine kaynak aktarmak zorunda kalmışlardır ve bütçelerine ilave rakamlar gelmiştir. OECD ülkeleri arasında bankacılık sektörüne kaynak aktarmayan tek ülke, evet, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetidir.

Değerli milletvekilleri, dokuz yıldır bu bankaların denetimlerini yapıyorum KİT Komisyonu alt komisyon başkanı olarak. Bugüne kadar çok şükürler olsun hiç banka batmamış ve fona devredilmemiştir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Vatandaş batırılmıştır.

AHMET YENİ (Devamla) – Benim size şimdi bu kitapları anlatmaya vaktim yok, nasıl anlatayım? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

2002 öncesi batırılan bankaların kitaplarını her milletvekilinin okumasını istirham ediyorum. Bir bakın, ülke 2002 öncesinde nasıl soyulmuştur. İmar Bankası, Marmarabank, Bayındırbank, saymaya… (CHP sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – O kitaptakileri 57’nci Hükûmete borçlusunuz!

AHMET YENİ (Devamla) – Evet, 2000 öncesi, 2002 öncesi bu bankalar batırılmıştır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Vatandaş batırılmış, bankalar satılmıştır.

AHMET YENİ (Devamla) – Bizim dönemimizde hiçbir banka batmamış ve fona devredilmemiştir. Onun için, yüce Türk milleti Adalet ve Kalkınma Partisine “Yoluna devam.” diyor, her seçimde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Devamla) - …oylarını artırarak devam ediyor.

İşte, siyasi ve ekonomik istikrar devam ettikçe hem bankalarımız hem milletimiz kazanmaya devam edecek.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen… Lütfen…

AHMET YENİ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O kitaplar ne içindi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama bak, fotoğraf çektirmek okumuş adam imajı veriyor! Tahsilli adam, okumuş adam!

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına sekizinci konuşmacı Recai Berber, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Berber. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Sermaye Piyasası Kurulunun 2012 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sermaye Piyasası Kurulu, tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde aktarılmasını sağlamak ve sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunmasını düzenlemek ve denetlemek amacıyla 1981 yılında çıkarılan 2499 sayılı Kanun’la kurulan bağımsız, idari ve mali özerkliğe sahip ilk kuruldur.

Değerli milletvekilleri, SPK, sermaye piyasasının gerek arz gerekse talep tarafını genişleterek piyasalarda araç çeşitliliğini ve halka açık şirketlerin sayısını artırmaya, özel sektör borçlanma araçlarını, piyasalarını geliştirmeye yönelik olarak birçok çalışma gerçekleştirmiştir.

Piyasalardaki büyüklükleri ve çeşitliliği artırmanın yanında, yatırımcıların haklarını korumaya ve piyasalardaki şeffaflığı da artırmaya yönelik çeşitli yeni düzenlemeler getirmiştir. Son dönemde, özellikle ikinci el piyasalarda manipülasyonu önlemeye yönelik olarak birçok yeni tedbir alınmıştır.

Halka açılma süreçlerinin daha hızlı ve kolay hâle getirilmesine yönelik olarak alınan tedbirlerle hem Türkiye'nin önde gelen şirketlerinin hem de KOBİ’lerin halka açılmaya teşvik edilmesi amaçlanmıştır. SPK ve İMKB tarafından sürdürülen halka arz seferberliği kapsamında borsamıza gelen şirketlerde ciddi bir artış yaşanmıştır. Dünyadaki finansal krize rağmen, halka açılan şirket sayısı 2010 yılında 22; 2011 yılında 25 olarak gerçekleşmiştir. Öte yandan, şu anda yatırım fonlarımızın büyüklüğü yaklaşık olarak 31 milyar TL, emekli yatırım fonları ise 11 milyar TL civarında bir büyüklüğe ulaşmıştır.

Değerli milletvekilleri, nominal ve reel faizlerin oranlarındaki düşüş sebebiyle sermaye piyasalarına yerli yatırımcı ilgisi her geçen gün artmaktadır. Hisse senedi, yatırım fonu ve benzeri sermaye araçlarının toplam bakiyeli yatırımcı sayısı kasım ayında 2 milyon 470 bin iken, yaklaşık olarak 200 bin artarak Kasım 2011’de 3 milyon 670 bin civarına yükselmiştir. Son bir yıl içinde özel sektör tahvillerine yatırım yapan kişi sayısı 100 bin, hisse senetlerine yatırım yapan yerli yatırımcı sayısı 60 bindir.

Ülkemiz, sermaye piyasaları, yaşanan dünya çapında krize rağmen, İstanbul Uluslararası Finans Merkezi hedefi doğrultusunda doğru rotada ilerleyişini sürdürmektedir. Son yıllarda artan halka arzlarla beraber İMKB’de işlem gören şirket sayısının 360’ı aştığını ve bu şirketlerin piyasa değerinin 300 milyar dolara yaklaştığını görmek memnuniyet verici olsa da bu durum ülkemiz açısından yeterli değildir. Daha çok şirketimizin sermaye piyasası aracılığıyla kaynak temin etmesini ve sermayenin daha geniş bir tabana yayılmasını arzu ediyoruz.

Son yıllarda sermaye piyasası mevzuatında yapılan değişikliklerle piyasamıza aracı kuruluş varantı, kira sertifikası gibi birçok yeni enstrüman da kazandırılmıştır. Bilindiği üzere, İMKB’de işlem gören hisse senetlerinin yüzde 60’ından fazlası yabancı elindedir. Bu rakam, bir yandan yabancı yatırımcıların ülkemize ilişkin güvenini ve olumlu beklentilerini yansıtırken, diğer yandan sermaye piyasamıza olan iç talepteki darlığa da işaret etmektedir.

Ülkemiz sermaye piyasalarının küresel piyasalara entegrasyonunu hızlandırmaya yönelik olarak özellikle küresel piyasalarda güvenirliği yüksek şirketler ve kurumlarca İMKB’de yabancı sermaye piyasa araçlarının ihraç edilmesini teminen SPK tarafından yeni bir tebliğ yayımlanmış ve bu tebliğin yürürlüğe girmesinin ardından, ilk kez yabancı bir şirketin hisse senetleri borsamızda işlem görmeye başlamıştır.

Sermaye Piyasası Kurulunun, Uluslararası Menkul Kıymetler Örgütü (IOSCO) çalışmaları çerçevesinde gerek bölge coğrafyasında yer alan ülkelerde gerekse gelişmekte olan piyasalarda önümüzdeki dönemde çok daha sıkı iş birliği gerçekleştirmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ayrıca, ülkemizin üyesi bulunduğu ve çalışmalarına katkı sağladığı uluslararası oluşumların benimsediği uluslararası standartların uygulanmasında öncü olunması Kurulun önümüzdeki dönem planları arasındadır. Bu çerçevede, özelikle OECD ve Dünya Bankasıyla ortak projeler gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir.

Değerli milletvekilleri, son olarak bu yıl İMKB’de kotasyon şartlarını sağlayamayan ancak gelişme ve büyüme potansiyeline sahip şirketlerin sermaye piyasalarından fon sağlamak amacıyla ihraç edecekleri menkul kıymetlerin işlem göreceği yeni bir piyasa kuruldu. İMKB bünyesinde ayrı bir piyasa olarak kurulan Gelişen İşletmeler Piyasasında KOBİ’ler bu yıl işlem görmeye başlamıştır.

Değerli milletvekilleri, SPK Kanunu’yla ilgili de çok ciddi bir çalışma var, temennimiz bir an önce Sermaye Piyasası Kanunu’nun da yüce Meclisimize gelmesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECAİ BERBER (Devamla) – Sözlerime son verirken, 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, sizleri ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Berber.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) - Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı görüşmeleri kapsamında Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçe ve kesin hesabı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İçişleri Bakanlığı bağlı kuruluşlarına ilave olarak 5952 sayılı Kanun’la Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kurulmakla beraber,  08/07/2011 tarihinde yapılan değişiklikle bu kuruluşun bağlılığı Başbakanlık olarak değiştirilmiştir.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının amacı, terörle mücadeleye ilişkin strateji ve politikayı geliştirmek ve bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamaktır. Kurum bünyesinde Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu, İstihbarat Değerlendirme Merkezi gibi Türk devletinde son otuz yılda büyük acılara sebep olmuş terör belasını ortadan kaldırmaya yönelik mekanizmalar getirilmiştir.

AKP tarafından kurulmuş bütün hükûmet programlarında, devletin hacim olarak küçültüleceği, merkezî yönetimlerdeki gereksiz kuruluşların eleneceği, benzer işlevleri gören yapıların birleştirileceği ifade edilmiştir. Ancak dokuz yılı aşan AKP hükûmetlerinde gördük ki devletin hacimsel olarak küçülmesini bırakın, yeni kurumlar ihdas edilmek suretiyle şişkinlik daha da arttırılmıştır.

Örneğin, Başbakanlıkta iç güvenlik, dış güvenlik, terörle mücadele gibi konularda araştırmalar, toplantılar yapmak görevini ve bu konularda koordinasyonu sağlamak fonksiyonunu icra etmek üzere Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü ihdas edilmiştir. Bugün bütçesi hakkında görüşlerimizi arz ettiğimiz Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı da sözüm ona benzer işleri yapan kurumların birleştirilmesi yerine, tersine ortaya çıkan bir kurumdur.

Bu çerçevede ifade edebilirim ki AKP hükûmetleri öncesinde var olan, benzer ya da aynı görevleri yapan kurumlarda bir azalma olmamış, bilakis artış olmuştur.

Söz konusu Müsteşarlıkla ilgili ifade edebilirim ki henüz terörle mücadele konusunda herhangi bir koordinasyon başarısı ya da kanunda öngörülen İstihbarat Değerlendirme Merkezinin işlev kazandığına dair herhangi bir bilgi, belge de mevcut değildir.

Bunlara ilave olarak Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının başına iç güvenlikle ilgili bilgi birikimi olan, terörle mücadeleyi ve mücadele eden kurumları tanıyan valiler yerine bir büyükelçinin atanması da şaşkınlığımıza vesile olmuştur.

AKP hükûmetleri bugüne kadar yaptığı plansız, hesapsız, deneme yanılma yöntemiyle ya da el yordamıyla devlete şekil verme ve kadrolaşma niyetleri yerine, gerçekten hizmeti ve Türk milletinin çıkarlarını hedefleyen yapılanmaya yönelmelidirler.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi görüşlerini aktaracağım bir diğer kurum da Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığıdır.

2009 yılında AKP İktidarı tarafından Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, mülga Bayındırlık ve İskân Bakanlığına bağlı Afet İşleri Genel Müdürlüğü kapatılarak, afetlerle mücadele amacıyla oluşturulan Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 5902 sayılı Kanun’la ihdas edilmiştir.

Bu Kanun’un görüşülmesi sırasında Mecliste gurubumuzca ifade edilen bütün öneriler, maalesef kabul görmemiştir. Afetler gibi toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bir konuda siyasi amaç güdülerek gurubumuz görüş ve önerileri dikkate alınmaksızın oluşturulan bu kurum, yaklaşık olarak geçen üç yıllık zaman dilimi içerisinde Rize ve Giresun’da meydana gelen sel felaketleriyle, Elâzığ, Kütahya-Simav ve son olarak Van depremlerinde ilk yardım, müdahale, sevk, idare ve koordinasyonda gösterdiği zafiyet, Hükûmetin bu konuda gösterdiği aymazlığı hepinizin takdirlerine bırakıyorum.

Bugün AKP İktidarı tarafından uygulanan politikalar sonucu ülkemiz planlama, kentleşme, yapılaşma ve denetim konularında bilim ve mühendisliğe aykırı uygulamalar ve rant politikaları nedeniyle bir afet ülkesine dönüşmüştür. Gerçekte hepsi birer doğa olayı olan deprem, heyelan, çığ, kaya düşmesi, su baskını gibi olaylar, bilinçsizce verilmiş yer seçimi kararları, mühendislik verilerinden yoksun imar planları,  mühendislik hizmeti görmemiş düşük standartlardaki yapı üretimi ve denetimi süreciyle uygulanan sosyoekonomik politikalar sonucu insani, sosyal ve ekonomik yıkımlara dönüşmektedir.

Ülkemizde her depremden sonra olduğu gibi Van’da meydana gelen depremden sonra da benzer olaylar tekrar yaşanmaya başlanmış, tartışmalar çoğunlukla depreme kaynaklık eden fayların niteliği, büyüklüğü, merkez üssü, konumu, oluşum mekanizması, odak derinliği, şiddeti ve şiddet dağılımı gibi konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Tüm bu tartışmaların yanı sıra ilk yardım, müdahale, sevk, idare ve koordinasyon konularında da önemli sorunlar ve zafiyet yaşanmıştır. Yıllardan beri yaşanan bu olumsuzlukların çözümü konusunda AKP İktidarı sorumluluklarını yerine getirme yerine laf üretmeye devam etmiş, düzenlenen onca şûralara, hazırlanan onca raporlara karşın maalesef ülkenin planlama, kentleşme, yapılaşma ve yapı denetimine ilişkin konuların da herhangi bir düzenleme yapmamıştır.

Bu sorunların çözümü için AKP İktidarı laf üretmeyi bırakmalı, toplumsal, sosyal, kurumsal altyapımızın afetlere karşı dirençli hâle  getirilmesi için afet, imar, yapılaşma, kentleşme, yapı denetimi ve iskân kanunlarında gerekli değişiklikleri hızlı bir şekilde yapmalıdır. Ayrıca, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Başbakanın efelenmeleri sonucu oluşan krizlerin finansmanını sağlama yerine, önceliğini afetlerle mücadeleye vermelidir.

Yaşanan her deprem sonucunda halkı korku ve paniğe sevk etmeden bilgilendirmenin çok önemli olduğu hepimizin bildiği ve önem verdiği bir konudur. Ancak, son Van depreminde bir sayın bakanın yaptığı açıklamalar ve sonucunda yaşanan depremin neden olduğu can kayıpları hepimizi derinden üzmüştür.

Kanun hükmünde kararnameler ile devleti dönüştürüp AKP’lileştiren mevcut siyasi erk, TÜBİTAK’ın, üniversitelerin, kamu kurumlarının içini boşaltmış, öyle ki depremin yeri, mekanizması, büyüklüğü, derinliği gibi konularda halka doğru bilgi aktarması beklenen kurumlar ancak Amerikalı bir kurumun büyüklüğü değiştirmesiyle, toplumun tüm kesimlerini hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu kurumların içinde bulunduğu durumun müsebbibi AKP hükûmetleridir.

Öncelikle yapılması gereken işlerden birisi, AFAD’ın, görevi koordinasyon olan Başbakanlıktan alınarak, acilen, icracı bir bakanlığa, en uygunu olan İçişleri Bakanlığına bağlanması uygun olacaktır.

Van’da meydana gelen depremde de görüldüğü üzere, bir deprem anında, 80-100 binanın göçmesi durumunda bile ülkemizdeki acil müdahale ekip sayısının az ve yetersiz olduğu görülmüştür. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığında, arama-kurtarma ve müdahale ekip sayısı arttırılmalıdır.

Van depremi sonucunda yaşanmış, hasar tespiti konusunda tecrübe sahibi olmayan, sadece mühendis unvanıyla bulunan kişilerin  sahada görevlendirilmesi maalesef isabetsiz hasar tespitlerine sebep olmuş ve bunun sonucunda da 5,6’lık bir dereceyle ortaya çıkan deprem sonucunda 40 civarında insanımız hayatını kaybetmiştir.  Bu sorunun çözümü için de Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bünyesinde mutlaka hasar tespit dairesi başkanlığı kurulmalıdır.

Son yıllarda, başta büyük şehirlerimiz olmak üzere, ülke genelinde yaşanan sıkıntıların temelinde imar rantları gelmektedir. Hatta son yirmi yıl içinde İstanbul’da oluşan imar rantının 500 milyar dolara ulaştığı ifade edilmekte ve belediye meclisinin bu rantı yaratmak için kişilere yönelik olarak 5 binin üzerinde imar ve parselasyon değişikliğine neden olduğu söylenmektedir. Ülkesel, bölgesel ve yerel kalkınma planları ile bu planlar çerçevesinde oluşturulmuş kentsel gelişim ve yerleşim stratejileri dikkate alınarak belediyeler, il özel idareleri ile Millî Emlak Genel Müdürlüğü iş birliği  içinde, her yıl belirli sayıda arsa üretme zorunluluğu getirilmeli ve arsa ve arazi rantı engellenmelidir.

1999 yılında yaşanan Marmara depremlerinden sonra afetlerle mücadele ve yeniden yapılanma amacıyla partimizin de içinde yer aldığı hükûmet tarafından bazı mal ve hizmetlere getirilen özel tüketim vergisi, zaman ve süreç içinde AKP Hükûmeti tarafından hem zorunlu hâle getirilmiş hem de elde edilen kaynak çoğunlukla kamu maliyesinin finansmanında kullanılmıştır. Afetlerle mücadele ve yeniden yapılanmanın sağlanması için, ÖTV’den elde edilen kaynağın belli bir oranı, daha önce var olan ancak mevcut Hükûmet tarafından kaldırılan fona aktarılmalı, Maliye Bakanlığı, TÜBİTAK, yeniden yapılandırılacak Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığının koordinasyonunda, afetlerle mücadeleye yönelik projelerde kullanılmalıdır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hızlı bir şekilde 5543 sayılı İskân Kanunu’nda değişiklik yapılarak kırsal yerleşim birimlerinin altyapısı ve üstyapısı uygun finansal araçlar yaratılarak yenilenmelidir.

TOKİ son yıllarda amacından uzaklaşarak devlet müteahhitliği ve rant projeleri ihaleleri yapan bir kuruluş hâline gelmiştir. TOKİ, kuruluş felsefesine dönmeli, zaman ve süreç içinde kentsel yerleşim birimleri içinde kalan çöküntü alanları ile yerleşime açılmış jeolojik riskli alanlarda kurulu yapılar bertaraf edilmeli ve bu alanlarda yerleşen vatandaşlar için, kent yoksulları için sosyal konutlar üreten bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Bunlar ve burada zaman yetersizliği sebebiyle sayamadığım önerilerimizin dikkate alınmasını arzu etmekteyim.

Bu vesileyle yüce Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlar, bütçenin hayırlı uğurlu olmasını dilerim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Iğdır Milletvekili Sinan Oğan.

Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının 2012 yılı bütçeleriyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin yurt dışında faaliyet gösteren kuruluşlarıyla Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütçesine ilişkin görüşlerimi arz etmeden önce görevini ifa etmekte iken vefat eden Kuveyt Büyükelçimiz Mehmet Hilmi Dedeoğlu’na Allah’tan rahmet diliyorum, acılı yakınlarına ve Dışişleri camiamıza da sabır diliyorum.

Ayrıca, konuşmama başlamadan önce yine dün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü de kutluyorum. Haksız yere hapiste tutuklu bulunan gazeteciler, milletvekilleri ve ordumuzun kahraman generali ve partimizin de İstanbul Milletvekili Engin Alan’ın da insan hakkının, seçilme hakkının hâlâ gasp edilmeye devam ettiğini de bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir hususa daha vurgu yapmak durumundayım. Hükûmeti buradan milletin iradesine saygılı olmaya davet ediyorum. Dün Cumhurbaşkanlığı bütçesi görüşülürken hem İç Tüzük’ten olan hakkımız sebebiyle hem Meclis çalışmaları sebebiyle bize verilen yetkiden dolayı soru sorduk ve bu sorunun Hükûmet tarafından cevaplandırılmasını bekledik. Bırakınız sorumuzun cevaplandırılmasını, Sayın Başbakan Yardımcısı lütfedip “Sorunuza yazılı cevap vereceğim.” deme nezaketinde dahi bulunmuyor. Sizin, muhalefeti bu anlamda görmeye gözünüz yok, bunu biliyoruz, Meclisi kanun hükmünde kararnameyle yönetme sevdanızı da biliyoruz ama biz buraya milletimizin reyiyle geldik ve siz milletimizin reyine saygı göstermek, milletimizin iradesine saygı göstermek zorundasınız. Burada milletvekilleri soruları millet adına soruyor ve siz de buna cevap vermek zorundasınız.

Değerli milletvekilleri, dünkü sorumu buradan tekrar ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanının bir futbol diplomasisi, bir Ermenistan açılımı vardı. Hatırlarsanız o günlerde Bursa’da Azerbaycan Bayrağı çöpe atılmış, Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan’a ise ev yapımı özel dolmalar ikram edilmişti. Bundan bir süre sonra Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan bir konuşmasında dedi ki: “Dağlık Karabağ’ı biz aldık, biz işgal ettik, Ağrı Dağı’nı almayı Ermeni gençlerine havale ediyorum.” Sorumu tekrar ediyorum: Sayın Cumhurbaşkanı hâlâ bu Ermeni açılımının arkasında mıdır?

Değerli milletvekilleri, eski ismi “Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı” olan ve şimdi “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı”na çevrilen ama içerisindeki “Türk” kelimesi artık sadece isimde kalan kurumumuzla ilgili konuşmak istiyorum. Bu kurumumuz kuruluş alanlarını genişletirken eş zamanlı olarak da özellikle Türk coğrafyasında etkisizleşmeye devam etmektedir. Hükûmetin “Türk” kelimesinden duyduğu rahatsızlığın biz farkındayız. Anayasa’dan “Türk” kelimesini çıkarmak için nasıl bir çaba içerisinde olduğunuzu bizim gibi milletimiz de görüyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Nereden biliyorsun?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Nasıl ki Millî Eğitim Bakanlığının “millî” kelimesinin içini boşalttıysanız Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının da “Türk” kelimesinin içi boşaltılmaktadır. Dolayısıyla da TİKA’nın kuruluş amacı “Başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve topluluklar olmak üzere…” diye başlar. Dolayısıyla da TİKA, çalışmalarının ağırlığını buralara vermek durumundadır değerli milletvekilleri.

Ayrıca TİKA’nın bu coğrafyalardan ne kadar uzaklaştığını da yaptığı çalışmalardan görmekteyiz. TİKA, artık Türk cumhuriyetlerine, akraba topluluklarına destek olan bir kurum olmaktan uzaklaşmıştır. TİKA, Hükûmetin kendisine Türk coğrafyasından çok daha yakın hissettiği Arap coğrafyasına yönelmiştir, Orta Doğu coğrafyasına yönelmiştir. Hani o devrimcilik hevesinde olduğu coğrafyalara yönelmiştir. Bugün TİKA’nın Ahıska Türklerine, Kırım Türklerine, Irak Türkmenlerine, Gagavuz Türklerine, Uygur Türklerine, Bulgaristan Türklerine, Batı Trakya Türklerine öncelikli destek olması gerekirken TİKA’nın öncelikle Somali’de, Filistin’de, Afrika’da faaliyet gösterdiğini görmekteyiz. Sakın yanlış anlaşılmasın; “Buralarda olmayalım.” demiyoruz, elbette buralarda olacağız. Bizim iddiamız büyüktür, Türkiye büyük bir devlettir, coğrafyası, misyon coğrafyası büyüktür, buralarda da olacağız ama bir şeyi unutmayacağız: TİKA’nın kuruluş faaliyetleri, kuruluş felsefesi Türk cumhuriyetleri, Türk akraba topluluklarıdır. Sıklet merkezimiz, ağırlık merkezimiz burası olacaktır ama diğer yerlerle de ilgili olacağız. Şimdi ifade ediliyor, deniliyor ki: “Efendim, Türk cumhuriyetleri zenginleşmiştir. Bu sebeple Türk cumhuriyetlerinin olduğu coğrafyalara ilgimiz azalmıştır.“ Eğer hakikaten böyle düşünüyorsanız siz teknik yardımın mantığını hâlâ anlamamışsınız, çözememişsiniz demektir.

Bendeniz, TİKA’nın ilk yurt dışı koordinatörlüğünü açan bir kardeşinizim burada. Yıllarca bu şerefli kurumun, şerefli bir üyesi olarak çalıştım. Maalesef, TİKA’nın son dönemlerde hizmet ettiği coğrafya açısından ciddi bir sıkıntı içerisinde olduğunu görmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, TİKA bir yardım kuruluşu değildir. Bu manada TİKA, Kızılay değildir, insani yardım dernekleri değildir. TİKA’nın bunlardan farkını bilmeniz lazım, farkını ortaya koymanız lazımdır. Basit bir örnek vereyim, 2010 yılı TİKA faaliyetlerinden çıkardık bunu. Örneğin, Sırbistan’ın kuzeyinde Voyvodina bölgesinde Novi Sad’da bulunan 4 Temmuz Meslek Lisesine TİKA tarafından bir yardım yapılmış. Bu yardımın içeriği nedir biliyor musunuz? Boya badana yapılmış oraya. Değerli arkadaşlar, TİKA, boya badana yapan bir kuruluş hâline sokulmamalıdır.

Yine TİKA, aynı zamanda bu coğrafyalarda Amerikan dolarıyla Japon bilgisayarını alıp hibe eden bir kuruluş hâline de gelmemelidir. TİKA, bu coğrafyalarda yabancı ülkelerden dövizle satın aldığımız malzemeleri de hibe edecek bir kuruluş hâline gelmemelidir. Siz eğer TİKA’ya bu mantıkla bakarsanız TİKA’nın mantığını, dış yardımın mantığını bu manada daha çözememişsiniz demektir.

TİKA, aynı zamanda 50 milyon dolar harcayıp Bağdat Al Razi Hastanesini yapacak bir kurum da olmamalıdır. TİKA’nın işi bu değildir. TİKA, bu coğrafyalarda Türkiye'nin altyapısının hazırlanmasına, ihracatçımızın altyapısının hazırlamasına, bu ülkelerin kalkınmasının altyapısının hazırlanmasına yönelik çalışmalar yapmalıdır. Oysa TİKA bu işin kolayını bulmuş. Dövizle, dolarla, euroyla Amerika’dan, Avrupa’dan, Japonya’dan malzemeyi alıyor -kimin parasıyla alıyor? Bu milletin parasıyla- bu ülkelere hibe ediyor. Soruyorum size değerli milletvekilleri: Bunun bir izahını bana kim yapar acaba?

TİKA’nın 2010 yılı faaliyetlerinden birisi, Suriye’de estetik cerrahi merkezî yapmak. Allah aşkına Suriye’de estetik cerrahi merkeziyle teknik yardım mantığının ne alakası var? O estetik cerrahi merkezînin bugün Suriye’de oynadığınız o devrimcilikle bir alakası olsa gerek.

Bir başka husus daha var değerli milletvekilleri: Zaman gazetesinde birkaç gün önce çıktı. Şimdiye kadar 500 milyar lira harcamışız. Kimler harcamış? TİKA. Kimler harcamış? AFAD. Kimler harcamış? DSİ. 500 milyar lirayı, siz bu milletin parasını harcıyorsunuz, tam bir beceriksizlik örneği. Bir kuyu dahi açamamışsınız, Zaman gazetesine de manşet olmuşsunuz. 500 milyar lirayı harcayıp bir su kuyusu dahi açamayanların hesabını bu Meclis sormayacak mı? Ne yaptınız bu beceriksizlerle ilgili? Sayın Başbakan Yardımcısı, Sayın TİKA Başkanı, nasıl bir beceriksizliktir bu Allah aşkına?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Başkaları Kıbrıs’ta sondaj yapıyor petrol ve doğal gaz için.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Evet, başkaları Kıbrıs’ta burnumuzun dibinde sondaj yapıyor, siz üç kurum bir araya geliyor, üç kafadar bir araya geliyorsunuz bir kuyu dahi açamıyorsunuz ve 500 milyar lira da bu milletin parasını harcıyorsunuz. Dolayısıyla da TİKA maalesef son dönemlerde tam bir beceriksizlik örneği sergilemektedir.

Son dönemlerde Filistin’e yapılan yardımların ciddi bir oranda arttığını görmekteyiz. Şunu ifade edeyim: Filistin bizim Osmanlı’nın oradaki bakiyesidir. Bizim için Filistin önemlidir, ancak TİKA’nın yapması gereken şeyler farklıdır. TİKA Filistin’de hastane yapacak kuruluş değildir. Kızılay yapsın, Sağlık Bakanlığı yapsın, başka bir kuruluş yapsın. TİKA bir kalkınma ajansıdır. Bunu anlamanız lazım, bunu algılamanız lazım. Ama TİKA ne yapıyor? Oraya gidiyor, hastane yapıyor.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne yapsın?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ne yapıyor? Kalkınmasına yardımcı olacaksınız.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kalkınması için ne yapsın, onu söyle.

SİNAN OĞAN (Devamla) – TİKA orada helva dağıtan bir kuruluş değil.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne yapsın?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Anlamıyorsunuz işte, sorun orada. TİKA helva yapmasını öğretecektir. TİKA ilk defa yurt içinde de yardımlar yapmaya başlamış. Ne yapmış merak ediyorsunuz, söyleyeyim: Kavurma dağıtmış. Allah aşkına TİKA kavurma dağıtan bir kurum mudur?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ya söyle, ne yapsın?

SİNAN OĞAN (Devamla) – TİKA kavurma dağıtan bir kurum değildir.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Somut bir şey söyle ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz.

BAŞKAN - Müdahil olmayın lütfen.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Somut bir şey söyle.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Arkadaşlar, öğreneceksiniz dış yardımın mantığını.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Onların zamanında ne yapılmış?

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekili, lütfen…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Japonya’da bunlar yapılıyor, Danimarka’da bunlar yapılıyor. Başka ülkelerin dış yardım kuruluşları neyi yapıyorsa onu yapacaksınız.

Şimdi, TİKA’da yeni bir yönetim işbaşına geldi ve bu yeni yönetim bütün tecrübeli personelleri aldı bir kenara koydu. Neden? Daha yandaşlara yer açmak için. Kurumun hafızasını silerseniz, tecrübeli memurları alır bir tarafa koyarsanız üç ayda 500 milyar lira harcayarak işte sudan çıkmış balık gibi bir kuyu dahi açamazsınız. Bu sebeple nane, limon işlerine girmeyeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından “Anlayamadık.” sesi)

Anlayan anlıyor ne dediğimi.

Nane, limon işlerine girmeyeceksiniz. TİKA’yı yandaş STK’lara kaynak aktaran bir kurum hâline getirmeyeceksiniz. Bu milletin parasıyla Bilkent’teki TİKA konutuna 100 milyarlarca lira civarında -eski parayla diyorum- tadilat, yeniden tefrişat işleri yapamazsınız, bu milletin parasını böyle çarçur edemezsiniz, zevküsefanıza harcayamazsınız.

TİKA, ayrıca örtülü ödenekten para harcayan da bir kurumdur değerli milletvekilleri. Bunun da hesabının verilmesi lazım. TİKA, hangi gerekçelerle örtülü ödenekten para kullanır hâle gelmiştir? Nerelere harcamıştır örtülü ödenek parasını TİKA? Bunun da hesabını vermek durumundasınız. 9 vatandaşımızı haince, hunharca götürüp İsrail kurşunlarına hedef eden İHH’nın masraflarını TİKA ne amaçla karşılıyor? Deniz Fenerinin masraflarını TİKA neden karşılıyor? Bunun hesabını da vermek durumundasınız.

Değerli milletvekilleri…

MUHARREM VARLI (Adana) – “Deniz Feneri” deme seni de atarlar içeriye ha, Sinan!

SİNAN OĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, milletimiz her şeyi görüyor.

Değerli milletvekilleri…

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Türki cumhuriyetlere gideceksiniz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – “Türki cumhuriyetler” değil onun adı, “Türk cumhuriyetleri”dir, doğru kullanacaksınız, öğrenip geleceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Amerikan ağzıyla konuşuyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Oğan, Genel Kurula hitap edin lütfen.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımıza da şunu tavsiye ediyorum: Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımız “Yandaş Yurtdışı Türkler Başkanlığı” değildir. Yıllardır Almanya’da bütün Türklerin iyi gününde, kötü gününde yanında olmuş, en köklü, en kucaklayıcı kurum olan Türk Federasyonunu siz nasıl çağırmazsınız? Almanya’da göçün 50’nci yılıyla ilgili toplantı yapacaksınız ama Türk Federasyonunu çağırmayacaksınız. Kimleri çağıracaksınız? Yurt dışındaki “yandaş” gördüğünüz vatandaşlarımızı.

AHMET YENİ (Samsun) – Bizim bileceğimiz iş!

SİNAN OĞAN (Devamla) - Siz vatandaşları bu şekilde ayıramazsınız. Bunun adı “Yurtdışı Türkler Başkanlığı”dır, “yurt dışı yandaş Türkler başkanlığı” değildir.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığımızın da bu manada siyasetin dışına çıkarılması lazım. Vaktimin sonuna geldiğim için sadece bir cümle şunu ifade etmek istiyorum: Türkiye’de hangi kuruma siyaset bulaştırırsanız bulaştırın, Diyanete bulaştırmayın. (MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİNAN OĞAN (Devamla) – Diyanet bizim ortak harcımızdır. Diyanet İşleri Başkanlığımıza lütfen siyaset bulaştırmayın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum ve biz yeterli bulmadığımız için hem Yurtdışı Türkler Başkanlığının hem TİKA Başkanlığının hem de Diyanet Başkanlığının bütçesini yeterli bulmadığımız için maalesef biz “hayır” oyu kullanacağız.

AHMET YENİ (Samsun) – Başka ne yapabilirsiniz ki zaten!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Oğan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Ahmet Kenan Tanrıkulu, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hükûmet program ve bütçeleri ülkelerin doğal olarak geleceğini belirleyen en önemli siyasi belgelerdir ve bütün gelişmiş ülkelerde bu belgeler iki analiz yönteminden ve bunun sonucunda da bir sentezlemeden meydana gelen uygulamaya tabi tutulurlar. Birinci analiz yönteminde dünyadaki değişimler, ülkelerin gelişimi, talep ve kaynak öncelikleri ele alınır ve buradan teknolojik ve bilimsel bütünlemelere gidilir.

İkinci analiz yönteminde ise bu kaynak ve talepler, sorunlar, bir öncelikler silsilesine tabi tutulur. Doğal olarak bunların uygulamasında, bunların sentezinde ise hepsi bütünsel olarak bir stratejik hedefe dönüştürülür. İşte o stratejik hedef, o ülkenin program ve bütçesi ve ona bağlı olan bütün ekonomik, sosyal planlarıdır.

Değerli arkadaşlarım, tespit edilen bütün hedefler net ve öncelikli olmak zorundadır. Eğer burada netleşip önceliğinizi doğru tespit ederseniz, o ülkedeki toplumsal güveni, istikrarı ve uzlaşmayı da sağlayarak bütçenizin hedeflerine bütün toplumu peşiniz sıra koşturabilir, bütün toplumu bu hedefe doğru yönetebilir, yürütebilirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, bugüne kadarki yaklaşık on yıllık süre içerisindeki bütün bütçelere ve geçtiğimiz yasama döneminden bugünkü yasama dönemine kadar burada değerlendirdiğimiz bütçelere baktığımız zaman, her seferinde Hükûmet tarafından getirilen plan, program ve bütçelerin yıl ortasında dahi revize edildiğini, yıl sonunda âdeta yüzde 100 bütün başlangıç hedeflerinden olumsuz anlamda sapmalar olduğunu da görüyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bütçe görüşmeleri bitmeden revize edildi.

AHMET KENAN TANRIKULU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu görüşmekte olduğumuz 2012 bütçesinin de biraz önce bahsettiğim analiz ve sentezden maalesef yoksun olduğunu görüyoruz. En önemlisi, ilerleyen dönemlerde karşımıza çıkabilecek olan herhangi bir ekonomik olumsuzluğa karşı da maalesef bu bütçede gerekli tedbirler getirilmemiş ve bu esneklik de gösterilememiştir. Dolayısıyla, toplumsal güveni ve gelişmeyi tesis edebileceğini bugün itibarıyla bu bütçenin sağlayacağından parti olarak kuşkuluyuz.

Diğer yandan, bu bütçede -geçtiğimiz yıl bütçelerinde olduğu gibi- 5018 sayılı Kanun hükümleriyle performans esaslı bütçeleme kriterlerinin de yerine getirilmediğini görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün küresel ekonomi, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin genel ekonomik ve finansal politikalarını belirgin olarak birbirinden ayrıştırmaktadır ve ona göre ortaya koymaktadır.

Finansal politikalar, bu belirgin ayrışmanın sonucunda doğal olarak makroekonomik dengesizlikleri de tetikleyen finansal bir istikrarsızlığın da ortaya koyduğu bir sürecin içerisine bizi itmektedir. İşte, böyle bir süreç içerisinde Türkiye ekonomisi de makroekonomik göstergelerde ifade edildiğinin aksine, maalesef oldukça kırılgan da bir yapı göstermektedir.

Ekonomi politikaları yatırımları, üretimi ve kalkınmayı destekler bir biçimde oluşmamakta, sıcak para akımları, dış borçlanmayla gelen, kısa vadeli sermaye akımlarıyla gelen birtakım kaynaklarla günler geçiştirilmekte ve dolayısıyla, durum âdeta idare edilir bir hâle getirilmektedir.

Esas önemlisi, ekonominin can damarını teşkil eden işletmeler bir taraftan o küresel rekabetin acımasız ortamıyla karşı karşıya kalmakta, öbür taraftan da devletten gerekli teşvik ve desteği alamamanın ıstırabını yaşamaktadırlar.

Türkiye İstatistik Kurumunun bir verisini sizlerle paylaşmak istiyorum değerli milletvekilleri. Gelir ve yaşam şartlarına göre hâlen şu anda Türkiye’de en zengin yüzde 20’nin millî gelirden aldığı pay yüzde 47,6’dır, en fakir yüzde 20’nin aldığı pay ise yüzde 5,6’dır.

Gelir dağılımıyla ilgili bütçe sunuşunda burada birtakım düzeltilmiş rakamlardan bahsedildi. Bu da devletimizin bir başka kurumunun ortaya koyduğu gerçek tablodur.

İç talep borçlanarak yaratılabilirken gerek özel işletmeler gerekse hane halkı bazında bu borcun nasıl ödeneceğine dair, nasıl döndürüleceğine dair, herhangi bir çalkantı esnasında, ekonomik bir sıkıntı esnasında da geri nasıl ödenebileceğine ve risklerin nasıl karşılanabileceğine dair belirsizlikler hâlen gündemini korumaktadır.

Değerli milletvekilleri, 2003 yılından bugüne kadar düşük kura dayalı bir ithalat sistemi büyümeyi finanse etmektedir. Büyümenin alt kaynaklarına baktığımız zaman daha çok ithalatla büyümenin oluştuğunu görüyoruz. Bunun doğal sonucu olarak ithalat yapılan ülkelerin üretim ve istihdamının da arttığını görüyoruz, bu dolaylı bir sonuç. Ortaya konulan çarpık büyümenin veya genel olarak halk arasında söylendiği gibi hormonlu veya sanal büyümenin ortaya getirdiği bir gerçek ve yapı bozukluğudur bu. Neticede düşük kur üzerinden gayrisafi millî hasılayı artırabilirsiniz, kişi başına millî geliri de 10 bin dolarlara kadar çıkarabilirsiniz ancak bunun halka ve vatandaşa yansıyan kısmına, geri planına baktığımız zaman maalesef tablo farklı çıkmaktadır. Ne yazık ki bu söylenilen ekonomik büyüme, sonuç itibarıyla, bir ekonomik kalkınmaya dönüşememiştir. Bunların ikisi farklı kavramlardır. Büyüme ve kalkınma arasındaki ilişki maalesef doğru bir şekilde ve yerinde kurulamamıştır. Ülkede, bunun sonucunda, biraz önce belirttiğim gelir dengesi bozukluğu, iç ve dış borç artışı tablosuyla da karşı karşıyayız. Önemli olan nedir? Bu büyümenin ithalat sonucunda dış ticaret ve cari işlemler açığını da getirmesi ve bu açıkların artık sürdürülemez boyutlara ulaşmasıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz 2000’li yıllara kadar yaklaşık 2 milyar dolar civarında bir cari açık seyriyle süregelmiştir. Fakat 2002’den sonra müthiş bir sıçrama yaparak, bu cari açık, 2011’in bu çeyreği itibarıyla baktığımız zaman veyahut Merkez Bankası gibi resmî kurumların beklenti anketlerine göre değerlendirdiğimiz zaman 75-80 milyar dolar civarında bir cari açık beklentisiyle karşı karşıyadır. Müthiş bir gelişme ve müthiş bir sıçramadır. Buna bağlı olarak ekonomi dünyasındaki genel kanaat ise, bu cari açığın gayrisafi millî hasılanın yüzde 5’ini geçmesi durumu ise artık alarm zillerinin, tehlike çanlarının çaldığını bize gösterir. Türkiye’ye baktığımız zaman; Türkiye’de şu anda gayrisafi millî hasılamızın neredeyse yüzde 10’una gelecek şekilde bir cari açık problemiyle karşı karşıyayız. Demek ki gelecekte Türkiye’yi bu anlamda da büyük bir kriz bekliyor demektir. Üstelik cari açık para bulunduğu sürece, döviz bulunduğu sürece açık değildir. “Ne olabilir?” de denebilir, “Sürdürülebilir.” de denebilir. Ancak cari açığın finansmanına ve kalitesine de baktığımız zaman orada da birtakım problemlerle karşı karşıyayız. Burada uzun vadeli borçlanma ve doğrudan sermaye yatırımları yerine daha çok Merkez Bankası rezervleri, kısa vadeli birtakım sermaye hareketleri, portföy yatırımları bir başka deyişle ve daha da ilginci son yıllarda bir türlü analistlerin bulamadığı, ne olduğunu çözemediği, herhâlde Merkez Bankası kaynaklarında biraz daha derinlemesine bakılırsa bulunabilecek olan net hata noksan kalemi. Artık cari açık net hata noksan kalemiyle finanse edilir hâle gelmiş.

Değerli milletvekilleri, bugün bazı ilgililer Türkiye’nin ihracat rekorlarından bahsetmektedir. Hiç kimse ithalatı masaya yatırıp ciddi bir şekilde analiz yapmamaktadır. 100 milyar dolar ihracat için neredeyse 190 milyar dolar ithalat yapıyoruz ve büyük bir rakam, giderek de sıkıntı yaratabilecek bir noktaya geliyor. Bunun sonucu korkunç bir dış ticaret açığı ve doğal olarak cari işlemler açığı. Bizi gelecekte eğer bir küresel krizden ayrıştıracak unsur olacaksa işte bu ihracat-ithalat arasındaki dengesizliğin ve yapısal bozukluğun bir şekilde düzeltilmesi olacaktır diye düşünüyorum. Bu anlamda portföy yatırımlarına baktığımız zaman da sıkıntı var değerli milletvekilleri. Son altı buçuk ayda ciddi bir azalma olmuş. Özellikle Ağustos 2011’ten sonra neredeyse bıçak gibi kesilir bir portföy yatırımı görüyoruz ve 29 milyardan fazla bir gerileme var. Geçtiğimiz dönemsel itibarıyla baktığımız zaman 100 milyar doların da altına inmiş görünüyor.

Sayın milletvekilleri, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak 2008 yılında Küresel Krizi İzleme ve Değerlendirme Komisyonu kurduk ve burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bu komisyonumuz hem ekonomi yönetimine hem Hükûmet yetkililerine gayet samimi ve içten bir şekilde önerilerini ve tedbirlerini getirdi. Ancak o dönem ekonomi yönetimi ve iktidar partisinin yetkilileri bizi kriz tellallığıyla suçlamıştı ancak görüyoruz ki geçen süre zarfında, ne ilginçtir ki, hem ekonomi yönetiminden sorumlu siyasi kadrolar hem de partinin yönetiminden sorumlu, iktidar partisinin yönetiminden sorumlu siyasi kadrolar şu anda geçmişte bizi suçladıkları tanımlamalar içerisine girmiş durumda ve 2012 için birbiri ardı sıra demeçler verilerek olumsuz tablolar çizilmektedir; ancak, kimse, alınması gereken gerçek tedbirlerden ve bu tedbirlerin etkilerinden bahsetmemektedir. Bu tedbirler yetersiz olduğu için bugünlerde enflasyonla ilgili uyarılar gelmektedir, hatta bu uyarıları Merkez Bankası değişik dokümanlarında da ifade etmek gereği duymuştur değerli milletvekilleri. Bu anlamda da, yani enflasyon hedeflemesinde de Hükûmet yüzde 100 hedefinden sapmış görünmektedir.

Geriye doğru baktığımız zaman 1923-2002 yılları arasında sayın milletvekilleri, Türkiye, yani yaklaşık yetmiş dokuz yıllık bir süre içerisinde 130 milyar dolar civarında bir dış borç yapmış, dış borç stokumuz bu kadar ancak o günden bugüne geldiğimiz zaman, 2011’in ikinci çeyreği itibarıyla bunun üzerine, AKP hükûmetleri büyük bir başarıyla 180 milyar dolarlık bir borç eklemiş ve olmuş bu borç 310 milyar dolar yaklaşık. Ancak burada dikkat çekilmesi gereken -borç yiğidin kamçısıdır deyip geçebilirsiniz, o değil- borçlanma artık kamu sektöründen özel sektöre geçmiş ve özel sektör eliyle yapılan bu borçlanma hem kısa vadeli oranlarında artış göstermiş hem de daha ilginci, dikkatinizi çekmek istiyorum, doğrudan finansal olmayan kuruluşlar tarafından bu borçlar yapılmaya başlanmış. Bu ne demek? Reel sektör artık borçlanıyor. Reel sektörün borçlanma sebeplerinin arkasındaki bir sebep de kendi yurt içi üretim yetersizliğinin ve Hükûmet tarafından bu konularda uygun makroekonomik şartların girişimcimize sağlanamaması sebebiyle girişimcimiz hem işletme hem öz sermayesini kaybetmemek için artık dış kaynağa başvurmak zorunda kalıyor. Bunun anlamı bu.

Değerli milletvekilleri, bugün görüştüğümüz Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ve Sermaye Piyasası Kurulu da faaliyetleri itibarıyla, zaman zaman Hükûmet yetkililerine haklı olarak övünç kaynağı olan kurumlardır. Bunlar güzide kurumlardır; ancak geriye baktığımız zaman bu kurumlar 2001 yılındaki bir dizi yapısal reformlar sonucunda oluşmuş bazı kurumlardır. Özellikle BDDK’yı kastediyorum. SPK da gene o dönemde, Mayıs 2001’de açıklanan Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı’nın sonucunda kendini revize etmiş, geliştirmiş ve bugünkü İstanbul Finans Merkezi Projesi’ni yapar hâle, sunabilir hâle gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, bankacılıkla ilgili analizler şube sayısının azlığı ve çokluğuyla da yapılabilir. Tabii böyle bir değerlendirme de vardır ancak finans sektörünü değerlendirirken başka rasyolara da bakmak lazım. Yani bu bankalar kime kredi veriyor? Esnafa, KOBİ’ye, ihtiyaç sahibi olan kimlere, reel sektörün hangi kesimine ne miktarda kredi veriyor? Bunlara da doğru bir şekilde bakmak lazım. Ayrıca burada sürekli söylenen bu batan bankalar meselesine de değinmek istiyorum. Bakın, BDDK 2005 yılında kurulan bir kurum değil değerli milletvekilleri. Hafıza kaybına uğrayan bazı sayın milletvekilleri olabilir ancak bu kurum bizim dönemimizde, yani Milliyetçi Hareket Partisinin de içinde bulunduğu 57’nci Hükûmet döneminde 2001 yılından itibaren yapılanmış ve bugün bu güzide yapı daha güçlü hâle gelerek finans sektöründe dünyadan ayrışmamıza katkı yapmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET KENAN TANRIKULU (Devamla) – İyi şeyleri de söylemekte fayda vardır diyor, bütçenin hayırlı olmasını temenni ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanrıkulu.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.12
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Şimdi üçüncü tur üzerinde söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, kitapçılar çoğaldı.

CHP GRUBU ADINA MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kitaplar çoğaldı ama bendeki kitap bütçe değerli arkadaşlar, başka bir kurumun değil, bugün ve bundan sonra üzerinde tartışacağımız konular.

Bütçe derken, değerli arkadaşlar, bize dağıtılan kitapların sayfalarına biz baktığımız zaman rakamların hiçbirisi…. Gider kısmında, harcama kısmında gösterilenler çok küçük ve ufak yazılmış, okunmuyor, gelirler kısmı gerçekten büyük yazılmış, bunlar okunuyor. Yani bu bütçe kitaplarını, bize dağıtılan bu kitapları okuyabilmek için büyüteç şart değerli arkadaşlar, büyüteçsiz bunu okuma şansınız yok. Bunu gerçekten söylerken, ben size tek tek sayfa numaralarını söyleyeyim, en azından bilginiz olması açısından: 2’nci cildin sayfa 23 ile 32 arasını büyüteçsiz okuyamazsınız değerli arkadaşlar. Geliyoruz, yine sayfa 249 ile 259 arası hiç okunmuyor. Yani biz gidip bir buzdolabını, çamaşır makinesini krediyle alırken, bir kredi sözleşmesini yaparken Tüketici Kanunu diyor ki: “12 puntoyla bunun yazılı olması gerekir.” 12 puntoyla yazılı olması bir buzdolabı kredisi almak için bu kadar önemli iken, ülkemizin bütçesi için bu kadar, 12 puntoyla yazma zahmetine niçin girmediler? Gerçekten bu büyük bir eksiklik. Bu sadece bu yıla özgü değil değerli arkadaşlar. Önceki yılları getirdim, önceki yıllar da aynı şekilde. Yani bu anlamda benim hem Maliyeden hem Hazineden hem Meclis Başkanlığından istirhamım, lütfen, bundan sonra düzenlenecek olan bu şekilde bütçeyle ilgili kitapların, bize dağıtılacak bilgilerin okunacak bir vaziyette yazılması gerekiyor, bize dağıtılması gerekiyor, yanımızda büyüteçle Meclise gelip bunu okumayalım. Bu gerçekten büyük bir sıkıntı.

İkinci bir hadise, yine dağıtılan bu kitaplarda bugüne kadar… Ben Sayıştaya teşekkür ediyorum. Gerçekten geçmiş yıllarda ve bu sene mesela 29 tane öneri var. 29 tane önerisinin, bir önceki yıllarda da aynı öneriler… Bir: “Kapanış, tasdik anlamında, sıra sayı numara anlamında, faturaların düzenli işleyişi anlamında usulüne uygun yapılmamıştır.” deniliyor. Önceki yıllar da aynı şekilde, bu sene de aynı şekilde.

Peki, normal bir tacir, bir işletme sahibi bunu yapınca ne olur? Hemen vergi dairesi denetmenleri gönderir, “Sen şaibeli ticaret yapıyorsun, defterlerin şaibelidir, bütçen şaibelidir.” der, hemen incelemeye alınır ve gerçekten inceleme sonucunda büyük para cezaları o esnafa kesilir. Bu açıdan baktığımız zaman basiretli, özenli bir tacirin göstermesi gereken özen ve ihtimam bu bütçe hazırlanırken gösterilmemiştir. Bu açıdan bu bütçenin tamamı, görebildiğim kadarıyla, bir önceki yıllar ve şimdiki Sayıştayın düzenlediği o 29 önerinin birebir aynı olması nedeniyle şaibeli olduğunu gösteriyor.

Konuya giriyorum değerli arkadaşlar:

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığıyla ilgili 5952 sayılı Yasa’nın, önemli mesela, 13’üncü maddesinde “Yabancı uzman çalıştırılabilir.” deniyor.

Değerli arkadaşlar, bu bizim hukukumuza ilk olarak giren bir hadise. Yabancı uzman demek, MOSSAD’ın, CIA’in elemanlarının en üst bir kuruma yerleşmesi demek. Bunun da sayısı 81 tane, şu anda bulunan 71 kişi.

AK PARTİ adına söz alan Değerli Sayın Güler şunu söyledi: Bunların bu geçici kadroya… Aslında kanun diyor, bu geçici kadronun kadroya alınması şeklinde bir önerileri oldu. Yani CIA’in ve MOSSAD’ın kadrolu olmasını önerdiler.

MUAMMER GÜLER (Mardin) – Onlar uzman değil Sayın Tanal, uzmanlık o değil.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ama burada uzman… Neticede bu ajanların, yabancı ajanların en üst kuruma girmesinin adı teknik ibaresiyle yapıştırılabiliyor. Başka türlü gelmesi zaten imkânsız, teknik kavramı kullanılarak ajanlar bizim en üst kuruma yerleştiriliyor.

Peki, niye ihtiyaç duyuldu? İlk önce İçişleri Bakanlığına bağlandı. 3046 Yasa diyor ki: Bakanlık ancak bir tane müsteşarlık kurabilir, ikinci müsteşarlık kuramaz. Aa, baktılar, hakikaten bir hata yaptılar. Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine gidince bunun farkına vardılar, aldılar onu Başbakanlığa bağladılar, 3056 sayılı Yasa’ya.

Arkadaşlar, hukukla oynamak ateşle oynamaktır. Ateşle oynayanın eli yanar. Burada AKP Hükûmeti resmen hukukla oynuyor değerli arkadaşlar. Niye? İlk önce İçişleri Bakanlığına bağladınız Müsteşarlığı, hata yaptınız, kalktınız, Başbakanlığa bağladınız. Başbakanlığa bağlı özel bir ekip, özel bir ajan, özel bir örgüt kurulmuş durumda. Bunların içerisinde kimlerin olacağı belli değil.

Daha ötesine geliyorum, 16’ncı maddede bunun bütçesi, maaşları örtülü ödenekten… Arkadaşlar, suç karanlıkta işlenilir, suç kapalılıkta işlenilir. Denetlenebilir, şeffaf, açık olan toplumlarda örtülü ödenek bu kadar olmaz.

Peki, bunun görevi bizim yasalarımızda yok mu? Var, bunun görevi gayet rahat… Yine bunun içerisinde, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının içerisinde Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu var. Peki, Anayasa’nın 118’inci maddesinde Millî Güvenlik Kurulu zaten bu görevi yapıyor idi. Millî Güvenlik Kuruluna inanmadınız, güvenmediniz, kendinize bağlı bir örgüt kurdunuz.

Geliyoruz, bunun içerisinde, yine aynı şekilde bu Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının görevini gören bir yasal boşluk mu vardır? Yok. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Yasası vardı. Aynı görevleri yapıyor değerli arkadaşlar, aynı görevler orada var ama burada neler yapıldı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Özür diliyorum, hemen bitiriyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yasama organının nasıl tüm yetkileri kanun hükmünde kararnameyle yürütmeye geçtiyse, HSYK’nın üyesi buranın da doğal, müsteşar olarak üyesidir, yargıyı da bu şekilde yine yürütmeye bağladılar.

Saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Haluk Eyidoğan, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Eyidoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) 2012 bütçesi üzerinde CHP Grubu adına görüş bildirmek üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, 17 Ağustos 1999 depreminden alınan önemli derslerden bir tanesi de, deprem öncesi, anı ve sonrası koordinasyonu sağlayacak, çok başlılığı giderecek bir üst afet yönetim sisteminin kurulması gerekliliği idi. Bu çerçevede çeşitli tartışmalar yapıldı ve bu afet yönetim sistemini oluşturmakla ilgili olarak özellikle 2004 Deprem Şûrası’nda ayrıntılı analizler yapıldı. Depremden bir müddet sonra, bu eksiklik çerçevesinde, Dünya Bankasının birkaç yüz milyon dolar desteğiyle, Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğünün ihdas edilmesiyle ilgili bir girişimde bulunuldu ve “TAY” adıyla belirlenen bu Genel Müdürlük Türkiye’de afet yönetim sistemini temsil etmeye başladı. Ancak bunun işlerliğinin olmadığı görüldü çeşitli nedenlerden ve daha sonra oldukça fazla bir gecikmeyle, 2009 yılında AFAD kuruldu.

AFAD’ın yasasına baktığımız zaman “Afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli önlemlerin alınması ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık ve zarar azaltma, olay sırasında yapılacak müdahale ve olay sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonun sağlanması ve bu konularda politikaların üretilmesi ve uygulanması hususlarını kapsar.” paragrafı altında amacını görüyoruz.

Şimdi, gerçekten, AFAD, bu afetlerle ilgili hazırlık ve zarar azaltma    -Ki “zarar azaltma” yerine aslında “risk yönetimi”, “risk azaltma” kullanılması lazım- müdahale ve olay sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını gereği gibi yapıyor mu?

Şimdi, bütçe önemlidir ama ilgili kurumun yasası bu bütçenin randımanlı kullanılması açısından daha da önemlidir. Bütçenin hangi amaçla ve nasıl harcanacağını kurumun yasası belirleyecektir.

Bütçesini onaya sunduğunuz bu kurumun yasasının öncelikle dünyadaki afet risklerini azaltma anlayışı, teşkilatı ve kültürü açısından yeniden düzenlenmesi gerekliliği ortaya çıkıyor özellikle Van depremiyle ilgili uygulamalardan sonra. Yasa, bugünkü hâliyle hazırlık ve risk azaltma içeriği oldukça zayıf, bir afet sonrası müdahale yasası hüviyetine bürünmüş vaziyette. Ne kadar para harcarsanız harcayın bu anlayışla afet risklerini azaltamazsınız.

AFAD yasasında dikkat çeken birçok eksiklikler var. Afet öncesi risk azaltma -Zarar azaltma değil, risk azaltma- acil durum ve afet sonrası iyileştirme işlerine ilişkin çalışma kapsamları okuduğunuz zaman kafa karıştırıcı ve yeteri kadar anlaşılamamaktadır. Bu kavramlar anlaşılabilir olmalı.

Nedeni ve hedefleri açık belirlenmeden her ölçekte planlama yetkilerine kifayetsiz bir ihtiras ile el koyma çabası gözlenmektedir.

Yürürlükteki İmar Kanunu ve yerel yönetimlere ilişkin mevcut yasaların verdiği yetki ve sorumluluklar, KENTGES ve bununla ilgili Yüksek Planlama Kurulu (YPK) kararları yok sayılmaktadır. Yasa, afetler politikasında 10-15 yıldır yer alan uluslararası gelişmeleri ve çabaları göz ardı etmektedir. Uluslararası gelişmelere ve Türkiye’de yürütülen çalışmalara uyumlu bir kavramsal yapı ve dil geliştirilmesi ve güncelleştirilmesi gerekmektedir. Yasadaki tanımlar afet sonrası uzmanlık konularıyla ilgili görünmektedir. Afet öncesi risk azaltma ve sakınım konularını ve kavramlarını içselleştirmeyen bu yasa, ancak afet sırası ve sonrası çalışmalara yarayacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu yasada afet çalışmalarıyla ilgili kaç plan türü olduğu, bunların neleri kapsadığı, sistemin hangi noktasında ve hangi ölçekte yer alıp hangi işlevleri göreceği, bunların hazırlanmasında kimlerin yetkili olacağı belirsizdir. AFAD teşkilat şemasında afet öncesi, anı ve sonrası işlerle ilgilenecek daire başkanlıkları vardır, son düzenlemelerle sanıyorum sayısı 9’a çıktı. Şu ana kadar yapılanlara bakıldığında personel uzmanlık ve eğitim düzeyleriyle bu daire başkanlıklarının görevlerinin yürütülmesinin mümkün olmayacağı anlaşılmaktadır. Lağvedilen afet işleri uzman personeli Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile valilikler emrindeki diğer illere gönderdiler. Mülga TAY ve Afet İşleri Genel Müdürlüğünün işleyen yapı ve kadrosunu AFAD’a entegre edemediler. AFAD il müdürlüklerine eski sivil savunma müdürlerini atadılar ve hâlâ bu il müdürlükleri istenen düzeyde teşkilatlanamadı. Risk azaltma planını müdahale planı sandılar ama müdahaleyi de, Van’da gördüğünüz gibi, tam olarak yerine getiremediler.

AFAD’a katılan TAY’a altı yıl önce alınan Başbakanlık uzman yardımcılarının şu anda hiçbiri yok. Dünya Bankasından önemli miktarda para alınmasına karşın 2002’den bu yana TAY’ın bu personeli neden afet uzmanı olarak yetiştirilip AFAD’a aktarılmadı? Şimdi ben merak ediyorum: Van’daki krizi gerçekten afet uzmanı diploması olan kaç kişiyle yönetiyorsunuz? Kanun Hükmünde Kararname’yle uzman yapılanlar ama afet uzmanlık diploması olmayan kaç kişi var? Bakınız sayın vekiller, AFAD’ın kanununda ve kadrolaşmasında adı geçen afet uzmanının resmî tanımı yok ama kadrosu var! Afet uzmanı nedir, hangi üniversite bölümünden mezun olur? Mühendis midir, sosyolog mudur, peyzajcı mıdır, doktor mudur, jeolog mudur, jeofizikçi midir, arama-kurtarmacı mıdır? AFAD’ın şu an bir yıllık asıl memurlar listesinde peyzaj mimarlığı, bahçe bitkileri, Türk halk müziği, ilahiyat mezunları var. Liste burada, ayrıntısını inceleyebilirsiniz. Şu anlayışa bakınız bu anlayışla afet  risklerinin azaltılması, müdahale ve iyileştirme çalışmaları olması gereken gibi nasıl yapılacaktır? En ilginci ise bahçe bitkileri uzmanıdır. Deprem enkazlarının kaldırıldığı yere bahçe mi yapacaksınız?

Van depreminden sonra tabii durumu görünce Hükûmet tutuştu. AFAD Van depreminden hemen sonra alelacele 25 Kasım 2011 tarihinde uzman eğitim semineri başlattı. Güzel, olması gereken de budur ama 2009’da kurulan bir kurum, bu eğitimi neden bu kadar geciktirdi? Bu açıklarını kapatmak için Van depreminin mi olması gerekiyordu? Bu, iyi yönetememe durumunun göstergesidir. Size bir katkım olsun: Hemen hasar tespiti uzmanı yetiştirme kursu da açınız. Burası Türkiye ne zaman deprem olacağı belli olmaz.

Değerli milletvekilleri, bölgeye gittik, çok enteresan gözlemler, ilginç gözlemler yaptık: Valimize göre bölgeden 40 bin kişi göç etmiş, Sanayi ve Ticaret Odası, belediyelere göre 400 bin kişi göç etmiş! Bilgi mi yok, yoksa bilgi kirliliği mi yaratılıyor? Gerçekten sayılar nedir? Medya bununla neden ilgilenmiyor? Van’da ortaya çıkan, sorunu değil, afetleri yönetememe sorunudur. Şu anda hiçbir Vanlı, düştüğü durum nedeniyle, size inanmıyor. Çadırlara düşen her kar tanesinde Vanlının umutları giderek sönüyor. Van’dan göç edemeyenlerin, şimdi konteynır bulma ve kapma mücadelesi başladı. Soğuk ve kar arttıkça çadırlar işlevsiz kalıyor.

AKP’nin değerli milletvekilleri, sayı itibarıyla sizler bu bütçeyi muhtemelen buradan geçireceksiniz ama biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yasası ve uygulamaya yetersiz olan bu kurumun bütçesini onaylamıyoruz ama lütfen bir değil iki kere düşünün. Yanlış afet yönetimi için kullanılan bütçenin her kuruşunda afetlerde kaybettiğimiz vatandaşlarımızdan aldığımız vergiler vardır, yetimin hakkı vardır. Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün afet risklerinin azaltılmasında bize öncü olan ve ne güzel ki AFAD’ın web sayfasında yer alan şu sözüyle konuşmamı bitirmek istiyorum: “Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.”

Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Eyidoğan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, İhsan Özkes, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Özkes. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesiyle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kışlanın, yargının, okulun ve caminin siyaset üstü olmasına özen gösteriyoruz. Saygın din görevlilerimizin Mevlânâ gibi herkesi kucaklamasını önemsiyoruz çünkü İslam ilahî bir dindir, evrenseldir ve tüm insanlığa gelmiştir. Partiler üstüdür, hiçbir partinin tekelinde olamaz, siyasi vesayet altına alınamaz.

Anayasa’nın 136’ncı maddesi şöyledir: “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.” Ancak Diyanetin uygulamalarına baktığımızda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalıp kalmadığı, milletçe dayanışma ve bütünleşme amacını taşıyıp taşımadığı tartışılır hâle gelmiştir.

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Görmez "Yüz bin insanın din görevlisi olduğu bir memlekette din konusunda cehalet olur mu? Olmaması lazım. Yüz bin insanın görev yaptığı bir memlekette kardeş kavgası olur mu? Olmaması lazım. Öyleyse biz görevimizi henüz tam yapamıyoruz." demiştir. Sayın Görmez, doğru söylüyor, görevini tam yapamıyor. Diyanet, siyasetten ve ticaretten uzak olursa ancak o zaman görevini tam yapabilir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Doğru Hocam, bravo! (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ÖZKES (Devamla) - İktidarın 23’üncü Dönem bir milletvekili bir il müftüsüne “Bak, beni sinirlendirme. ‘Yap’ diyorsam, yapacaksın. Yoksa, gelip seni o müftülüğün penceresinden aşağı atarım.” diyor. Bir diğer milletvekili bir başka müftüye “Bir saat seni orada bıraktırmam ha, bir saniye bıraktırmam. Bütün Beşiri’yi senin başına musallat ettiririm, seni kepaze ettiririm ha. Nokta nokta ol git.” diyor.

12 Haziran seçimleri öncesi bazı müftülerin görev yerleri değiştirildi. İktidar, müftülerin birer il başkanı gibi siyaset yapmasını istiyor. Müftü seçiminde âdeta AKP'ye bağlılık andı içenler tercih ediliyor.

Diyanet, iktidarın bir kurumu, arka bahçesi, arpalığı, camiler de siyasi bürosu değildir. İslam bir partinin flaması altına girecek kadar küçüklükte asla olamaz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Allah, bu yüce dini insanların dünya ve ahiret mutluluğu için göndermiştir; birileri iktidar hırsı için kullansın diye göndermemiştir.

İktidar, Diyaneti açılımlar koordinatörü olarak görüyor. Sayın Görmez, tüm bunları görmezlik edemez. Diyanet iktidara değil, Allah'a yakın olmaya çalışmalıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Diyanet, iktidarın koltuk değneği değildir…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Senin gibi…

İHSAN ÖZKES (Devamla) - …iktidarın siyasi ihaleleri altında asli görevini unutmamalıdır. Atatürk'ün, makamına gelince ayağa kalktığı Diyanet İşleri Başkanı ancak siyaset üstü kalmakla saygınlığını koruyabilir. Diyanet, siyaset, ticaret sacayağının kurulması, öncelikle Allah'ın yüce dinine ve bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük olur. İktidarın toplum mühendisliği projesinin taşeronluğu için Diyaneti seçmesi İslam tarihinin en büyük yanılgılarından birisi olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bidat ve hurafeler, batıl inanışlar ülkeyi kasıp kavurmaktadır. Falcılar, muskacılar, medyumlar, cinciler, üfürükçüler kol geziyor.

İnsan Hakları Haftası’ndayız. Hak, hukuk, adalet, eşitlik, insan hakları, kul hakkı, yetim hakkı, rüşvet, devlet malını aşırma, kula kulluk etmek, iftira etmek, özel hayatın gizliliği gibi, baskı, şiddet, muhaliflere hayat hakkı tanımamak gibi konularda Diyanet suskun kalmaktadır.

Diyanet, Allah ile manevi bağ kurulacak yer olan camilerde baz istasyonları kurdurup, başka bağlantılardan, frekanslardan para kazanma çabasında olmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Ayyuka çıkan tarihî camilerin tamiratlarındaki yolsuzluklar karşısında derin bir sessizliğe bürünenler layüsel davranamazlar çünkü sorgulanamaz olan ve dokunulamaz olan sadece Yüce Allah'tır. (CHP sıralarından alkışlar)

Diyanet fakir fukaranın, garip gurebanın vergilerinden oluşan bütçe paralarını lüks otellerde düzenlediği etkinliklerle yememelidir. Haram olan israfı anlatmakla mükellef olan Diyanet, israf batağında yüzmemelidir.

Dişinden tırnağından artıran insanımıza, dünyanın en pahalı haccını yaptıran Diyanet, ibadeti ticarete dönüştürmekten vazgeçmelidir, hacıları sermaye ve kazanç kapısı olarak görmemelidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Diyanet denetlenemeyen para kasası olmamalıdır, kötü kokuların geldiği yer asla olmamalıdır, aksine böyle kokulara tuz olmalıdır.

İnsan hakları ve inanç özgürlüğü temelinde Alevilerin hakları tanınmalıdır. Evrensel değerlerin gerisinde kalmış ve ilkelleşmiş siyaset argümanlarıyla Aleviler oyalanamaz. Dinler arası diyalogdan önce kendi insanımızla diyalog olmalıdır. Diyanetin sayın başkanları yıllardır sarık ve cübbeleriyle Yahudi hahamları ve Hristiyan papazlarıyla sarmaş dolaş oluyorlar fakat aynı sevgiyi ve saygıyı Alevi dedelerine göstermiyorlar. (CHP sıralarından alkışlar)

AKP İktidarı döneminde kilise evler çığ gibi yayıldı. Misyonerler cirit atıyor ancak cemevi söz konusu olunca, iktidarın ve Diyanetin kimyası değişiyor. Herkese şapur şupur, Alevilere gelince Yarabbi şükür!  (CHP sıralarından alkışlar) Cemevlerinin ibadet yeri sayılması için bir an önce gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

İktidarın Hacı Bektaşi Veli'yi belli saatlerde ziyaret etmeyi zorunlu kılan uygulaması yanlıştır. Camilerde olduğu gibi, cemevlerinin de elektrik, su gibi giderleri devlet tarafından karşılanmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkes.

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Diyanet kendi çalışanlarına torpilli olup olmamalarına göre öz veya üvey evlat muamelesi yapmamalıdır. Yurt dışı ve hac görevlendirmelerinde adaletli davranmalıdır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – 28 Şubatta arkadaşlarının ne çektiğini en iyi sen biliyorsun. AK PARTİ’den önce…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Lütfen, sayın milletvekilleri… Lütfen…

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Dinî hizmette asıl yükü çeken din görevlileri ihmal edilmemelidir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hocam, hutbe bitti, zaman doldu.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, bütçe görüşülüyor. Sayın hatipler eleştirecekler, tenkit yapacaklar, önerilerde bulunacaklar.

Sayın Özkes, lütfen…

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Bayram ve resmî tatili olmayan, mesai mefhumu bulunmayan, her an görevi başında olan din görevlilerinin özlük hakları iyileştirilmelidir.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – 28 Şubatta ne olduğunu…

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Sen önce, Başbakan Erdoğan’a dokunmak ibadet midir, onu açıklar mısın? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen kürsüyü terk ediniz. Sayın Özkes…

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Otur yerine! Yürü hadi!

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, kürsüyü işgal ediyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, Meclisi geriyor, lütfen… Lütfen… (CHP sıralarından “Bravo Hocam” sesleri, alkışlar)

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Sen dini saptırıyorsun ve satıyorsun.

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen…

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Senin yüreğin yok, yüreğin. Önce yürek lazım, yürek. Ben yüreksizlerle konuşmam. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Haluk Ahmet Gümüş, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Gümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli üyeler; CHP adına söz almış bulunuyorum.

Konuşmam 2012 Merkezî Yönetim  Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Türk İşbirliği ve Koordinasyon Başkanlığı -kesin hesap- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon  Ajansı Başkanlığı üzerinedir.

Öncelikle belirtelim ki TİKA, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı iken sonra Türk İşbirliği ve Koordinasyon Başkanlığına dönüştürülmüştür. Bütçe, TİKA’nın eski hâline göre, yani 4668 sayılı Yasa’ya göre hazırlanmıştır. TİKA'nın bu eski hâlinde 100 civarında kadro varken bu kadrolar 400 civarına çıkarılmıştır. Dolayısıyla, önümüzdeki bütçenin bugünkü kadroyu kaldırmayacağı açıktır.

Son çıkarılan kararname ile TİKA'nın faaliyet alanı genişletilmiştir. Faaliyet konuları Dış Türkler ve Akraba Toplulukları ile sınırlı iken son değişikliklerle bu sınırlama kaldırılıp kapsama alanı genişletilmiştir.

Değerli arkadaşlar, Dünyamız yeniden kaos ve değişim dönemine girmektedir. Ülkeler arası ilişkilerin yeniden düzenlenmesi ve dengelenmesini gerektirecek düzensizlik ve belirsizlik ortamı tüm ülkeleri ilgilendirmektedir. Çoğu dünya ülkesi, gelecekte nasıl ilişki ve etkileşim ortamında olabileceklerini kestirmeye çalışmakta ve bu yönde hazırlıklar yapmaktadır. Sermayenin ve ekonomik gücün bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya hızla göç etmesi diğer coğrafyaların bu değişime göre yeniden pozisyon almalarını gerektirmektedir. Bu ülkelerin çoğunluğu söz konusu değişimi yıkıcı değil, yeni iş birlikleri ve önlemler ile olumlu bir sürece çevirmek arzusunda olacaklardır. Dünyanın gelişmiş ülkeleri ekonomik gücünü sürdürebilme sıkıntısı yaşarken diğer sınırlı bir kaç bölgenin olağanüstü ve durmayan hızda büyümesi değişim ve endişelerin ana kaynağıdır.

Bu yeni gelişmeler sonucunda dünyanın bir bölgesinden gelen olağanüstü büyümenin ve yıkıcı rekabetin dengelenebilmesi için ülkeleri yeni gelişme fırsatlarına kavuşturabilecek kalıcı çözümlere ihtiyaç vardır. Bu şartlarda ülkeler arası bölgesel ekonomik iş birliklerinin oluşturulması ve bunların güçlendirilmesini en temel çözümler arasında saymamız gerekmektedir. Ülkeler arası bölgesel entegrasyonlar bizler ve diğer ülkeler tarafından yapılmadığı takdirde Dünyamız giderek daha tehlikeli çözümsüzlüklerin içine girecektir. İşte bu noktada Türkiye, ilişki kurup geliştirebileceği, tarihsel, kültürel açıdan ortak noktalarımız bulunan ve iktisadi olarak uygun şartlarda dayanışma ve iş birliği sağlayabileceği ülkelerle ilişkilerini geliştirmelidir. Bu ülkeler tespit edilirken Balkanlar, Karadeniz ülkeleri, Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri doğal olarak öncelikli alanları oluşturmalıdırlar ancak tabii ki bölgesel yakınlığı olan her ülke potansiyel entegrasyon özelliği taşımayacaktır.

Şimdi bir bakalım, ülkemiz için önemli olan Orta Asya ülkelerinde durum nedir? Hemen kısaca girelim: Orta Asya ülkeleri yapılmakta olan yatırım hazırlıkları ve 2015-2020’de bitirilmesi planlanan ulaşım projeleri sonucunda -bu projelerle tüm Orta Asya hem Çin’e hem de Avrupa’ya doğru bağlanıyor arkadaşlar- Orta Asya ülkeleri, bunun sonucunda Çin'in ekonomik hegemonyasına girme ve Çin'in arka bahçesi olma durumuyla karşı karşıyadır, bu önemli bir meseledir.

Çin'in Orta Asya politikasının özeti şöyledir: Çin, Orta Asya ülkeleri ile sıkı ilişkiler kurmak, bölgeye yatırım yapmak ve bölgeyi enerji kaynakları konusunda tedarik alanı olarak değerlendirmek istemektedir. Daha önemlisi, Çin, Orta Asya ülkeleri ile serbest ticaret alanı oluşturmak hedefindedir. Çin'in yumuşak karnı olarak kabul edilen Uygur meselesinin Çin açısından çözümlenmesi Çin'in Orta Asya ülkeleriyle entegrasyonundan ve bölgede hâkim devlet olmasından geçmektedir.

Sonuç olarak Türkiye için çok az zaman kalmıştır, bu projelerin bitmesi çok yaklaşmıştır. Bu projeler bitene kadar bizim bölge ile ekonomik entegrasyon şartlarını Rusya'yı da dahil ederek görüşmemiz ve sonuçlandırmamız gerekmektedir.

Oysa ki durum nedir? Hükûmet, Orta Doğu ülkelerinde laiklik çağrıları yaparken Orta Asya ülkelerinde faaliyetlerini yoğunlaştıranlar Türkiye çıkışlı dinî cemaatler olmuştur.

Sonuçta, Orta Asya ülkelerinde ve hatta Rusya'da, Türkiye kaynaklı sosyal ve kültürel organizasyonlara tepki duyulan bir ortam oluşmuştur. İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisi-Özbekistan ile parlamentolar arası dostluk grupları artık yoktur. Sorunlar diğer Orta Asya ülkelerinde hızla ilerlemektedir. Bazı yerlerde çok önemli yanlışlıklar yapıldığı anlaşılmaktadır. Türk cumhuriyetleri ile yakınlaşacağımıza aramızdaki mesafeler açılmıştır.

Dost ve akraba topluluklar ile ilişkilerimiz, karşılıklı güven ortamını artırıcı şekilde geliştirilmeliydi. Muhataplarımızın hassasiyetlerine önem verilmeliydi, hassasiyetlere önem verilmedi, çeşitli işler yapıldı orada. Hükûmet bu konularda önemli özensizlik ve yanlış politikalar izlemiştir. Tabii ki dost ve akraba topluluklar derken milletimizi oluşturan tüm unsur ve topluluklar bu kavramın içerisine girmelidir, bunun böyle anlaşılmasında yarar vardır.

Yine de burada altını çizmemiz gerekiyor ki, Balkanlar, Karadeniz ve Kafkasya ülkelerinin siyasal ve ekonomik özellikleri, güneyimizdeki ülkelere göre bize daha dengeli ve hızlı entegrasyon potansiyelleri vaat etmektedir. Türkiye'nin kaynaklarının kullanılarak Orta Afrika ülkelerinde yapılan çalışmaların, gelişmiş ülkelerin global hesaplarına paralellik gösterdiğini bizler çok iyi bilmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gümüş.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) - Buradan Hükûmeti uyarmak isteriz ki, Doğu Akdeniz'de güçlenmek hevesiyle…

BAŞKAN – Sayın Gümüş, lütfen…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) - …müdahaleci anlayışla yapılan davranışlar, sonunda sıkıntılı sonuçlar doğurmaya mahkûmdur.

Ayrıca, şu noktaya dikkat ediniz: Siyah Afrika, farklı ve öfkesi nüfusuyla giderek büyüyecek bir coğrafyadır.

BAŞKAN – Sayın Gümüş…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) - Yanlışlıkların izleri Güney Afrika’da uzun zaman kalabilecektir.

Teşekkür ederim Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına beşinci konuşmacı Hurşit Güneş, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Güneş.

CHP GRUBU ADINA HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

SPK ve BDDK hakkında benden önceki muhalefet milletvekillerinden konuşanlar oldu. Bunlar özerk kurumlar, bunlara fazlasıyla değinmeyeceğim ancak Hazine çok önemli çünkü bildiğiniz üzere Hazine devletin kasası. Hazine devletin kasası ve bildiğiniz üzere devletin kasası demek, ekonominin tam odağını, yüreğini görebilmek demektir. Dolayısıyla, Hazineyi değerlendirmek için ekonominin tümüne bakmakta yarar vardır.

Şimdi, 2012 bütçesi çok zorlu bir dönemde yürürlüğe giriyor. Ben metinlere baktım, 2012 bütçesinin hazırlığında 2012’nin küresel konjonktürü değerlendirilmiş yani Avrupa Birliğinin ve avronun bir borç krizinde olduğu ve bu borç krizinin küresel konjonktürü etkileyeceği ve 2012’nin de makroekonomik hedeflerini etkileyeceği söyleniyor, belirtiliyor. Bununla beraber, iki şeyin altını çizmem gerekiyor: Bunlardan bir tanesi, Avrupa’daki krizin ne kadar süreceği ve ne kadar derin olacağı açıklıkla belirtilmemiş. Bu çok önemli çünkü 1993’ten bu yana Avrupa Birliği ülkelerinin önemli bir kısmı Maastricht Kriterlerine uymadılar. Uymadıkları için yani yirmi yıla yakın süredir uymayan bu ülkelerin birdenbire bir uyum sağlaması beklenemez. Nitekim önceki gün gördünüz, İngiltere uyum sağlamadı.

Şimdi, 2012 bütçesine baktığım zaman, bu küresel krizin etkilerinin de tam anlamıyla temel hedeflere konulmadığını görüyorum. Örneğin bir şey söyleyeyim, yüzde 4 civarında büyüme bekleniyor ama uluslararası kuruluşlar, örneğin IMF, Türkiye'nin ekonomik büyümesinin yüzde 2 civarında olacağını düşünüyor. Bu son derece önemli.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin Hükûmet programlarında ve söylemlerinde ne yazık ki bazı hayaller öteden beri var. Mesela, hepiniz şöyle biliyorsunuz çünkü biz de zamanla medyada duya duya inanıyoruz. AKP’nin iktidarı olan dokuz yıllık dönemde ekonomik büyüme çok yüksektir sanıyoruz. Oysa bu doğru değil yani 1980 sonrası ekonomik büyümenin ortalamasının altında bir ekonomik büyüme olmuştur. Tekrarla söylüyorum… (AK PARTİ sıralarından “Allah Allah!” sesi)

Beyefendi, hesaplarsınız, öğrenirsiniz.

Dolayısıyla, 1980 sonrasının ortalama büyümesinin altındadır, üstünde değildir; bunu bilmek gerekir.

İkincisi: 2002’den bu yana olan, gelişmekte olan ülkelerin ortalama büyüme hızı bu dönemden yüksektir.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Avrupa Birliğiyle kıyaslayın Hocam.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Üçüncüsü: Bu dönemde, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik daralması -ki 2009’da ve bu yıl olacak- Türkiye'nin ekonomik daralmasından çok daha az olmuştur, onlar etkilenmemiştir. Kaldı ki bu ülkeler cari işlemler açığı da vermemiştir. Kaldı ki o ülkeler işsizliğini azaltabilmiştir.

Bakınız, bir başka nokta da şu sayın milletvekilleri: Önceki gün buraya geldi AKP’nin Grup Başkan Vekili ve aynı zamanda Maliye Bakanı dedi ki: “Biz işsizliği azaltıyoruz.” 2000 yılında Türkiye'nin işsizlik oranı yüzde kaçtı biliyor musunuz? Yüzde 6,5. Bu yıl ne kadara indi? Yani yüzde 11,4’e kadar çıktı, kabul. 2002 yılında yüzde 11,4’e kadar çıktı. Bu yılın ortalaması kaç? Bu yılın ortalaması yüzde 11.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Yüzde 9,6.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – O son, mevsimsel etkileri geç kardeşim, yılın ortalamasına bak, yüzde 10’a kadar indirdin. Topu topu 1 puan indirmişsiniz işsizliği, kalkıp burada diyorsunuz ki: “Biz işsizliği indirdik.” Yüzde 6,5 nerede, yüzde 10 nerede? Kaldı ki bu yıl ne olacak? 2012 yılında ekonomi daha yavaş büyüyünce -ki hedefiniz o yönde- daha yüksek bir işsizlik oranı ortaya çıkacak.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Avrupa Birliğiyle kıyaslayalım Hocam.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Nereyle kıyaslarsan kıyasla kardeşim, rakam ortada.

Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: Bu yılın millî geliri dolar bazında ne kadar olacak geçen yıla göre? Ben kaba bir hesap yaptım, 60 milyar dolara yakın daha düşük olacak.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Büyümeyi de biraz açalım Hocam.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Ekonomi yüzde 7,5 civarında büyüyecek; var, metinlerinizde var. Gerçekten o civarda reel olarak ekonomi yüzde 7,5 civarında büyüyecek ama dolar bazında ekonomi küçülmüş olacak.

Siz şimdi baştan itibaren kişi başına düşen geliri, dolar bazında millî geliri ifade edip Türkiye ekonomisinin ne kadar büyüdüğünü söylüyordunuz. Şimdi bu sene ne diyeceksiniz? Ekonomi büyüdü mü diyeceksiniz, küçüldü mü diyeceksiniz? Eğer büyüdü diyecekseniz şimdiye kadar ifade ettiğiniz rakamların tamamının yanlış olduğu ortaya çıkar.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Dolar yükseldi.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Evet, bu yıl kişi başına gelir, ne yazık ki, bin dolara yakın düşecek ekonominin büyümesine rağmen.

Sayın milletvekilleri, bu yıl çok büyük bir rekor ortaya çıkacak, onu itiraf etmeliyim. Olağanüstü bir rekor ve bir dünya rekorunu Türkiye başarmış olacak. Bakınız, dünyanın en büyük dış açığını, cari işlemler açığını veren ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir. Ama bu Amerika Birleşik Devletleri’nde herhangi bir risk yaratmaz çünkü niye? Amerika bu açığı kendi parasını basarak karşılar. Oysa dünyanın 2’nci büyük cari işlemler açığını veren Türkiye’nin -ki bu yıl 80 milyar doların üzerinde dış açık verecektir- bunu kendi parasını basarak karşılaması olanaklı değildir. Dolayısıyla, aslında Türkiye dünyanın en büyük dış açığını veren ülkesi hâline gelecektir 2011 yılında, 80 milyar doları aşan rakamla. Millî gelire oranı da bir dünya rekoru olacaktır, yüzde 10’u aşmış olacaktır.

Şimdi, öteden beri biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak söylüyoruz, “Bu dış açık büyük sorun.” diye. Ne yaptınız? AKP iktidara geldiğinde 230 milyon dolardı dış açık, bugün 80 milyar dolar. Dün bir hesap yapayım dedim kaç misli artmış diye, 10, 20, 30, 40, 400 kat. Bu ciddi bir sorundur ve bu sorunu ne yazık ki çözemediniz.

Çözemediniz ve bir şey daha söyleyeyim: Öylesi bir hâle geldi ki son aylarda döviz kuru yükselmesin diye Merkez Bankası satabildiği kadar satıyor. 10 milyar dolara yakın döviz sattı, dövizde harareti durduramadı. Döviz rezervleri düştü, kısa vadeli borçlar döviz rezervlerinin üstüne çıktı. Sonra ne yaptılar? Sonra dediler ki: “Türk lirası mevduatların bir kısmını Merkez Bankasına döviz olarak yatırsınlar.” Biraz da altın makyajı, rakamlar birbirine denk gelsin yapıldı. Ortada olağanüstü bir risk duruyor.

Şimdi gelelim bu bütçenin tutup tutamayacağına. 21 milyar TL… 22 milyar TL’lik bütçe açığı, 21 milyar TL’ye inecekmiş. İnebilir ama bu rakamlarla zordur. Neden zordur, onu ifade edeyim. Çünkü eğer ekonomi yüzde 4 büyüyecekse -ki bence yüzde 2 civarında büyüyecektir- siz oturup vergi gelirlerini yüzde 12-13 artıramazsınız. Ancak öylesi bir ortamı elde etmek istiyorsanız da yüzde 5’lik bir enflasyon hedefini tutturamazsınız. Dolayısıyla enflasyon hedefleriniz, yüzde 5 koyarsınız bu yıl olduğu gibi veya 5,5 koyarsınız, 10 çıkar; iki haneli enflasyon ortaya çıkmış olur.

Dünyadan alırken, 150 milyar dolarlık ihracatı 2012 yılında yapabilir misiniz? Bu mümkün değil. Bu da afaki ve hayalî.

Şimdi, deniyor ki: “Biz kamu açığını daralttık ve kamu borcunu, yüzde 70’lerden aldık, yüzde 40’lara indirdik.” Bu doğru mu? Doğru. Peki, nasıl yaptınız? Nasıl yaptığınızı ben size söyleyeyim. Dünyanın en pahalı benzinini Türk halkına sattınız, dünyanın en pahalı mazotunu Türk halkına sattınız…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Eskiden en ucuzu muydu?

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – …34 milyar dolarlık özelleştirmeyi yaptınız -dolayısıyla kamu serveti erimiş oldu- bununla yetinmediniz -bakın, bir şey daha söyleyeyim- muazzam bir ithalat yaptınız, o muazzam bir ithalatla muazzam bir ithalden alınan KDV elde ettiniz ve onunla kapattınız. Dolayısıyla biz, dış açık vermeden bütçe açığını kapatamaz hâle geldik. Oysa doğrusu ne? Dış açık vermeden kamu açığını kapatabilmektir.

Şimdi ben soruyorum: 2012 yılında Türkiye dış açığını kapatabilecek mi? Hiç sanmıyorum.

Şimdi, son olarak -vaktim daraldı, kapatmak üzereyiz- şunu söyleyeyim: Sayın Bakan, Başbakan Yardımcısı, çok yetenekli bir başbakan yardımcısıdır. Bürokraside öyle, uzun yıllardır tanırım, kendisinin yeteneğinden hiç kuşkum yoktur fakat ne yazık ki elindeki metinleri biraz şaşırtmışlar. Deniyor ki: “Biz enerjide dışa bağımlılığı engellemeye çalışıyoruz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güneş.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Müsaade edin, kapatayım efendim.

“Enerjide dışa bağımlılığı kapatmaya çalışıyoruz.” Oysa 5 puan enerjide dışa bağımlılığımız artmış, bu bir.

İkincisi: Tarımla ilgili veriler yanlış. Tarımda ne yazık ki artışımız öyle yüzde 230 değil, ne yazık ki tarımdaki artış kişi başına yüzde 13 civarındadır.

Dolayısıyla, afaki bir bütçe, afaki bir hazine rakamı, afaki bir 2012 yılı ekonomisi gözükmektedir.

BAŞKAN – Sayın Güneş, lütfen…

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, ya süre verin ya da konuşmasın.

BAŞKAN – Şimdi söz sırası, şahsı adına ve bütçenin lehinde söz isteyen Adana Milletvekili Ali Küçükaydın’da.

Buyurun Sayın Küçükaydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ KÜÇÜKAYDIN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 bütçe kanun tasarısı üzerinde üçüncü tur kurumlar bütçesiyle ilgili olarak şahsım adına lehte söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu bölümde Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının bütçesi görüşülüyor. Şüphesiz, bu Müsteşarlık yeni kurulmuş bir müsteşarlık. Kuruluş sebebi de: Başta kamu düzenini, kamu güvenliğini bozan birtakım terör örgütleriyle mücadele etmek üzere kurulmuş ve ona göre de teşkilatlanmış.  Buradan maksadımız şu: Bütün istihbari bilgilerin bir çatı altında toplanması, analizinin yapılarak ilgili olan birimlere sunulmasından ibaret.

İkinci sırada Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı var. “AFAD” da diyoruz buna kısaca. Bizim ülkemiz yüzde 90’ı itibarıyla afete maruz bölgede. Dolayısıyla bu afetler arasında, başta deprem, sonra sel felaketleri ve heyelan geliyor.

Şimdi, burada, tabii, bu kısa süremde söyleyebileceğim şu: Aslında, risk azaltıcı bazı tedbirlerin afetten önce alınması gerekiyor. Bu tedbirleri alacak kurumların başında da şüphesiz yerel yönetimlerimiz geliyor. Ama maalesef, bir asırdan beri belediyecilik sistemi bu ülkede olduğu hâlde, belediyelerimizin tedbir niteliğindeki bu riski azaltıcı faaliyeti yeterince yapamadığını görüyoruz. Bu üzücü. Neden üzücü? Belediyelerimizin yapamadığını ya da yıkarak yapamadığını afet geliyor yıkıyor ama oradan çığlıkların, feryatların yükseldiğini görüyoruz. Bu acı tablolarla mütemadiyen, gerçekten karşılaşıyoruz. İnşallah, bu felaketlerden sonra, işte bu AFAD’ın da koyacağı katkılarla belediyelerimiz ya da kırsalda özel idarelerimiz artık bu görevini yapar da bu acı çığlıkları, bu feryatları biteviye duyup durmayız diyorum ben.

Bir başka husus da benim… Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütçesi de görüşülüyor.

Değerli arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığımız Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından ta 1924’lerde  kurulan bir Başkanlık, teşkilat. Bu teşkilatın da uzun bir geçmişi var. Bana göre bu teşkilat hep böyle mezhebi ve meşrebi duyguların da üstünde ve siyasetin de hepten üstünde kalarak bu kadar uzun zamandan beri köklü geçmişi itibarıyla Anadolu’nun en ücra köşelerinde, kılcal damarlarının en uç noktasında ve diğer taraftan da dünyanın gelişmiş değişik ülkelerinde ve özellikle Türk soylu vatandaşlarımızın bulunduğu ya da akraba topluluklarının bulunduğu yerlerde çok ayrıntılı hizmet veren bir kuruluş olarak ben tanıyorum şahsen, öyle biliyorum.

Elbette bu kuruluş, bu hizmetini yaparken kuruluşun bünyesinde de ufak tefek arızalar da belki olabilir diye düşünüyorum ama kurumun aynı zamanda bu coğrafyada bir yaygın eğitim verdiği kanaatini de  ben taşıyorum dolayısıyla. Yani Diyanet İşleri Teşkilatımız her hafta, her cumada milyonlara hitap ediyor. Dolayısıyla milyonları irşat ediyor. İrşat etmekle kalmıyor sosyal, beşerî birtakım faaliyetleri de organize ediyor, yapıyor diye düşünüyorum. Ama benim de mesela tenkit ettiğim -ufakça- tenkit değil belki düzeltilmesini arzu ettiğim ya da bana öyle gelen- mesela bu tek merkezden vaaz, tek merkezden ezan okuma gibi, bu biraz da din adamlarımızı pasifize edecek ya da onların yetişmesinin önünde engel olacak birtakım durumların da ben kaldırılmasını doğrusu arzu ediyorum.

Bir başka husus, bizim kısaca TİKA dediğimiz örgüt… Ben TİKA’nın faaliyetlerini, bütün Türk dünyasında, Türk cumhuriyetlerinde yapmakla beraber bazı dostlarımıza, mesela Balkanlara doğru gidip TİKA’nın orada, Türkiye’den yani bu coğrafyada tanındığından daha fazla tanınacağını göreceklerine inanıyorum. Mesela, Balkanlara doğru bir uzanmak lazım. Orada TİKA’yı bir sormak lazım. Bu kuruluşu orada herkesin tanıyacağına ben inanıyorum. Ama TİKA bununla kalmıyor Afrika’da da faaliyetini yapıyor, Orta Doğu’da da yapıyor, efendim bizim Balkanlar’da da yapıyor, Kafkaslar’da da yapıyor, dünyanın bütün bu  değişik ülkelerinde de bu tür faaliyetlerini yapıyor, organize ediyor.

Bu duygularla ben diğer söyleyemediğim kuruluşların da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – …bütçelerinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Küçükaydın.

Şimdi söz sırası, Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’da.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, sürenin kaç dakikasını kullanacaksınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ  BABACAN (Ankara) –  Yirmi dakika…

BAŞKAN –  Peki, yirmi dakika, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ  BABACAN (Ankara) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçe ve 2010 yılı kesin hesap tasarısının tartışıldığı, görüşüldüğü bu Genel Kurul oturumunun hayırlı olmasını diliyorum. Hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum.

Biliyorsunuz, dünya ekonomisi ve özellikle de Avrupa ekonomisi son derece sıkıntılı bir dönemden geçmekte ve son yüz yıllık döneme baktığımız zaman aslında bu nitelikte, bu özellikte bir kriz de dünya yaşamış değil. Krizin ilk başlangıcı bankacılık sektörüyle oldu fakat hemen arkasından devletlerin kredibilitesinin sorgulandığı bir kriz hâline dönüştü. 2008-2009’da bankalar sarsıldığında devletler: “Biz bu bankaların arkasındayız, biz bu bankaların batmasına izin vermeyiz, korkmayın.” deyip, bankaların imzasının yanına kendi imzalarını atarak krizin daha derinleşmesini geçici olarak önlediler fakat içinde bulunduğumuz bugün maalesef artık o devletlerin imzasının da değerini yitirdiği, gücünü yitirdiği bir döneme girmiş durumdayız. Yani hem bankaların hem de devletlerin aynı anda sallantılı olduğu bir dönem geçmiş yakın tarihimizde pek görülmüş bir konu değil.

Burada problemin iki temel  unsuru var: Birisi bankacılık, birisi de kamu maliyesi. Yani sorunun kaynağı bu iki temel alan. Kamu maliyesi dediğimizde yüksek borçlar ve yüksek bütçe açıkları.

Türkiye’ye baktığımızda, çok şükür, Türkiye her iki alanda da güçlü. Zamanında, Türkiye, hem kamu borç sorununu hem bütçe açığını oldukça düşük seviyelere indirdi, 2008-2009 krizine güçlü bir kamu maliyesi yapısıyla girdi, aynı zamanda yine bankalarını da güçlendirmiş bir ülke olarak bu kriz dönemine girdi. Dolayısıyla bizim nispeten az etkilenmemizin ve krizden hızlı bir şekilde çıkmamızın temelinde de bu iki alandaki gücümüz bulunmakta.

Bu sorunlar var ama “Nasıl çözülecek?” diye baktığımızda da aslında sorunların çözümü için yapılacaklar belli. Böyle çok detaylı, çok uzmanlık gerektiren, uzun uzun çalışılması, akademisyenlerin yıllarca uğraşıp da yeni bir şeyler icat etmesine gerek yok, çok açık yapılacak işler var  fakat bu çözüm için yapılacaklar belli olduğu hâlde özellikle Avrupa’da bu çözüm için irade koyabilen hükûmet sayısı maalesef çok çok az. Gerekenleri bildikleri hâlde, yapılacakları gördükleri hâlde adım atamama ve bir bakıma kendilerinden korkarak, kendi şahsi ya da partilerinin bekasından korkarak doğruları yapamama. İşte bugünlerde en önemlisi, özellikle Avrupa’da, çözüm için güçlü bir siyasi liderlik ortaya koymak.

Yine Türkiye’ye bakacak olursak, sorunların çözümü için madem özellikle güçlü bir siyasi karar alma mekanizması gerekiyor, çok şükür, Türkiye’de güçlü bir iktidar var, halkın güvenini tam olarak sağlamış, hatta daha yeni, haziran seçimleriyle bu güveni tekrar teyit etmiş bir Hükûmet var ve gerektiği zaman korkmadan adım atabilen, o gün için doğru neyse bunları yapabilen bir iktidar, çok şükür, iş başında. Yani hem sorunların özüne baktığımızda hem de çözüm şekline baktığımızda Türkiye çok çok farklı bir konumda ve bunun da olumlu sonuçlarını zaten görüyoruz, alıyoruz.

2009 yılında, krizin o en derin döneminde Türkiye, pek çok Avrupa ülkesinin yaptığından farklı şeyler yaptı. Avrupa’da pek çok ülke ekonomiyi canlandırma adına harcama artışına giderken ki o günleri şöyle bir hatırlayalım: İspanya Başbakanı, Portekiz Başbakanı, İtalya Başbakanı, Yunanistan Başbakanı, İrlanda Başbakanı, şu anda sorun yaşayan ne kadar ülke varsa bu ülkelerin başbakanları, o günkü başbakanları çıktılar dediler ki “Biz tedbir alıyoruz.” Ne yapacaksınız? “İşte, vatandaşlarımıza harcama çeki dağıtacağız.” Ne yapacaksınız? “Biz, vergileri düşüreceğiz.” Ne yapacaksınız? “Daha çok kamu yatırımına para harcayacağız ki ekonomi büyüsün.” İşte o gün o yanlış tezleri savunan ülkelerin tümü, bugün çok ciddi bir borç kriziyle karşı karşıya.

Burada önemli olan devlete güvendir. Kamu borcu, eğer bir ülkenin kamu borcu piyasalar açısından bir risk unsuru olarak görülüyorsa, bir tehdit olarak görülüyorsa, bir tehlike kaynağı olarak görülüyorsa o ülkenin daha fazla para harcayarak, daha fazla bütçe açığı vererek, daha fazla kamu borcuna girerek toparlaması, ekonomik büyümeyi sağlaması mümkün değildir.

İşte, biz, 2009 yılında ortaya koyduğumuz orta vadeli programla bu açıklarımızı nasıl daha da düşük seviyeye çekeceğimizi –ki söylemiştim, zaten düşük bir açıkla girdik- ve borç stokumuzu da daha nasıl aşağı seviyelere çekeceğimizi ortaya koyduk ve büyüme Türkiye’de özel sektör eliyle gerçekleşti. Türkiye’de büyümenin temel kaynağı özel sektör yatırımlarıdır ve özel sektör harcamalarıdır. Kamu harcamalarının Türkiye’deki büyümeye etkisi yoktur. Dolayısıyla böyle bir yapıda devletin görevi zemini güçlendirmek, güven ortamını sağlamak ve o sağlam güven ortamının üzerine özel sektörün aktivitesiyle, çabalarıyla büyümeyi elde etmektir ve bizim uyguladığımız politikaların sonuçları da, çok şükür, ortada. Geçtiğimiz yıl yüzde 9 bir büyüme, bu sene yüzde 7-8 arası bir büyüme ve gelecek sene, Avrupa’daki bunca olumsuz beklentiye rağmen gelecek yıl için yüzde 4 civarında bir büyüme.

Krizin o en derin dönemiyle bugünü karşılaştıracak olursak, toplam istihdam Türkiye’de 3,5 milyon arttı, işsizlik oranımız yüzde 5,3 düştü ve Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine bakacak olursanız tüm üye ülkeler içerisinde işsizliği en hızlı düşüren birkaç ülkeden birisi Türkiye oldu.

Bütçe açığımız, inşallah bu sene millî gelirimizin sadece yüzde 1,7’si olacak, 2014’te de bunu yüzde 1’e düşüreceğimizi zaten orta vadeli programla ilan etmiş durumdayız. Yüzde 39,8 olacak borcumuzun millî gelire oranını -bu yıl sonu itibarıyla- 2014 sonunda inşallah yüzde 32’ye indiriyoruz. Orta vadeli programımızın hedefleri bu.

Kuşkusuz, Türkiye'nin bunca olumlu gelişmelerine rağmen, bu hızlı büyüme ve olumlu gelişmelere rağmen cari açık rakamları da yükselmiştir ve bu bizim dikkatle takip ettiğimiz, önem verdiğimiz bir konudur.

Cari açığın konjonktürel sebepleri vardır, yapısal sebepleri vardır. Konjonktürel sebepleriyle ilgili neler yaptık diye bakacak olursak, öncelikle kamu maliyesindeki sıkı duruşumuzu devam ettireceğiz, bunu açık bir şekilde ortaya koymuş durumdayız. Makro ihtiyati tedbirleri gerektiği zaman, gerektiği yönde kullanacağız ki, özellikle bankacılık sektörü üzerinden tedbirlerdir. Geçtiğimiz bir yıl, bir buçuk yıl içerisinde çok aktif bir şekilde bu politikalar uygulanmıştır. Para politikalarında yine şartlara göre, günün gereğine göre Merkez Bankamız uygulamaya devam edecek. Burada dikkat etmemiz gereken konu bir yandan cari açığın kontrol altında tutulması ama öte yandan da Türkiye’nin bir resesyon dönemine düşmesini önlemektir. İşte bu iki riskli alan arasında doğru politikaları tercih etmek ve bu iki alan arasında dengeli bir tutum izlemek son derece önemli olacaktır.

Kati çözüm dediğim gibi yapısal reformlarda. Özellikle iş gücü piyasasıyla ilgili reformlar, Türkiye’de verimliliği artıracak reformlar, enerjide mutlaka daha çok yenilenebilir enerji ve daha çok nükleer enerji kullanabilmek, yatırım ortamının iyileştirilmesi, Türkiye’nin yatırımcılar için daha kolay iş yapılan bir ülke hâline gelmesi, teşvik sistemimizin Türkiye’nin özellikle yüksek miktarda ithal ettiği ürünlerin üretileceği bir ülke olması yönünde revize edilmesi -ki, birkaç aya kadar bu teşvik sistemimizi de tamamlayıp açıklayacağız- ihracat pazarlarımızı mutlaka çeşitlendirmemiz gerekecek, Avrupa’ya olan bağımlığımızı ihracat konusunda azaltmamız gerekecek, tasarrufu artırıcı adımlar şart olacak, İstanbul’un uluslararası bir küresel finans merkezi olması için yoğun çabamıza devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enflasyonla ilgili bu sene rakam hedefin bir miktar üzerinde gerçekleşecek. Ancak sebebine inip bakacak olursak burada küresel emtia fiyatlarındaki artış rol oynamıştır, kurdaki artış rol oynamıştır, vergi ve fiyat ayarlamaları rol oynamıştır, özellikle son ayda işlenmemiş gıda fiyatlarında, bu bazı bölgelerimizde meydana gelen sel sebebiyle üretimin hızlı bir şekilde düşmesi yine bu enflasyonun yüksek seyretmesine yol açmıştır ancak bunların her birisi tek tek geçici ve bir defalık etkilerdir. Dolayısıyla biz, 2012 yılında enflasyon rakamının yıl sonu hedefi olan yüzde 5’le uyumlu bir patika içerisinde devam etmesini bekliyoruz. Özellikle 2012’nin ikinci yarısından itibaren enflasyonda daha olumlu rakamlar, hedefe daha uyumlu rakamlar göreceğimizi bekliyoruz.

Nereden bakarsak bakalım Türkiye’nin şu anda risk primi ki, kredi temerrüt takas oranlarından biz buraya bakıyoruz yani Türkiye’nin kamu borcunu sigorta ettirmek için ne kadarlık sigorta primi ödüyor insanlar? Piyasada bunun değeri nedir diye bakıyoruz. Bunlara baktığımızda şu anda Türkiye on beş Avrupa Birliği üyesinden daha düşük bir risk primine sahiptir yani Avrupa Birliği’ne üye on beş ülke Türkiye’den daha riskli görünmektedir. Üstelik bu risk göstergeleri yabancı para cinsinden, borçlanmayla alakalıdır. Avrupalıların kendi parasıdır, bizim için yabancı bir paradır. Onlar sıkıştığı zaman bu parayı basıp ödeyebilmektedirler ki, son aylarda yoğun bir şekilde bunu yapıyorlar, Avrupa Merkez Bankası para basıyor, borç ödemede bu paralar kullanılıyor, hatta son operasyonda Alman Merkez Bankası Alman Hazinesine doğrudan kredi açtı ki, bizde kanunen yasaktır, bizde bu mümkün değildir. Bütün bu olağanüstü uygulamalar Avrupa Birliği’nde olduğu hâlde, biz, onların parasıyla borçlanırken kendilerinden daha düşük risk primi ödüyoruz ki, o da bütün bu göstergelerin aslında piyasalar tarafından nasıl değerlendirildiğini, ekonomik aktörler tarafından nasıl ölçüldüğünü gösteriyor ve nereden bakarsak bakalım Türkiye’nin gerçekten güvenilir bir liman olduğunu bize gösteriyor.

Sayın Güneş’in bu seneki millî gelirimizle alakalı bazı yorumları oldu. Biliyorsunuz bir yılın toplam millî geliri, gayrisafi yurt içi hasılası dolar cinsinden hesaplanırken yıllık ortalama kura bakılıyor, yıl sonu kuruna bakılmıyor. Yıllık ortalama kura baktığımızda da bizim bu yıl millî gelirimiz dolar olarak geçen yıldan daha düşük olmayacaktır, bir miktar artış yine orada da sağlanacaktır. Belki Sayın Güneş yıl sonu rakamlarına bakmış olabilir ama tekniği biliyorsunuz -ki, dört ayda inşallah unutmamışsınızdır diye düşünüyorum bunları- ortalama kur baz alındığı için bir problem olacağını orada beklemiyoruz.

Yine, bu mali disiplinin ağırlıklı olarak vergi artışlarından kaynaklandığıyla ilgili bir yorum vardı. Ben sadece OECD’nin tablolarından size iki rakam okumak istiyorum, takdiri size bırakıyorum.

Yıl 2002. Türkiye’nin toplam vergi tahsilatı yani -doğrudan vergiler, dolaylı vergiler, hepsi- bunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 24,6. 2009 en son OECD’nin verileri çünkü 2009’a kadar yayınlanmış durumda. 2009 yılına gelmişiz, yine yüzde 24,6. Yani Türkiye’de vergi yükü, Türkiye’de devletin vatandaşlarından aldığı toplam vergi, millî gelire oran olarak yüzde 24,6’ymış, yine yüzde 24,6. Tabii, aralarda küçük küçük değişiklikler var; yüzde 24,1’e düşüyor, yüzde 25’e çıkıyor, ara ara inişler çıkışlar var ama baktığımızda aşağı yukarı sabit bir seyir var.

Peki “OECD ortalamasında bu rakam kaç?” diye bakacak olursak, tüm OECD ülkelerinin ortalaması ancak yüzde 34,1. Yani Türkiye, vatandaşlarından, gayrisafi yurt içi hasılasına oranla yüzde 24,6 vergi toplarken, OECD ülkelerinin ortalaması yüzde 34,1’dir. Dolayısıyla biz bu mali disiplini sağladıysak, daha çok vergi alarak değil, harcamalarımıza dikkat ederek, daha verimli bir kaynak kullanımını planlayarak ve güveni sağlayıp faizleri düşürerek ve faiz ödemelerini düşürerek bu bütçe disiplinini sağlamış durumdayız. Türkiye’nin daha önceki dönemlerde ödediği faizle bugünkü ödediği faizi mukayese edecek olursak -ki ben dün ve evvelsi gün verdiğim rakamlarda da bunu ifade ettim- bir zamanlar yüzde 14’e çıkan faiz ödemelerinin millî gelire oranı, bu yıl yaklaşık yüzde 3 küsurlara inmiş durumdadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Beşir Atalay, Başbakan Yardımcımızın -daha önceden yurt dışında ki Doha’da yapılan bir toplantıdır, uluslararası bir konferanstır ve Medeniyetler İttifakıyla ilgili bir konferanstır- konferans için ayrılması sebebiyle, ben Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığıyla ilgili, burada yapılan görüşmelerle ilgili ortaya konulan sorulara ve eleştirilere kısa kısa da olsa cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığımızın temel görevleri nedir?” diye bakmamız gerekiyor. Terörle mücadelede ve ilgili konularda koordinasyonu sağlamak ve strateji belirlemektir, temel görevi budur Müsteşarlığımızın. Yeni bir birimdir ve özellikle terörle ilgili stratejik istihbarat da burada toplanmaktadır, bu da yeni bir konudur. Biliyorsunuz, bizim farklı farklı istihbarat birimlerimizin farklı farklı çalışmaları varken ilk defa bu kurumla bu stratejik istihbarat tek bir kurumda toplanmakta, değerlendirilmekte ve teröre karşı daha etkili bir mücadele için hazırlık böylece yapılabilmektedir.

İlgili kurumların temsilcilerinin olduğu bir koordinasyon kurulu bu kurum içerisinde teşkil edilmiştir. Ayrıca, Sayın Atalay Terörle Mücadele Yüksek Kurulunun da Başkanıdır. Gerçek anlamda ve genel anlamda güvenlik meselelerinin ötesinde ve özelinde terörle mücadelede de en yüksek seviyede, Başbakan Yardımcısı seviyesinde güzel bir eş güdüm oluşmuştur. Bu çalışmalarımız belki sessiz ama çok etkin bir şekilde yürümektedir.

Terörle mücadelede, değerli milletvekilleri, entegre bir strateji uygulamak, kapsamlı ve çok boyutlu bir yaklaşım temel esastır. Terörle mücadelede sadece tek bir yönden baktığınızda, sadece tek bir perspektiften konulara yaklaştığınızda başarıyı elde etmek de mümkün değildir. Güvenlik birimlerimizin operasyonları en etkili şekilde yürümektedir ve yürütülecektir de. Burada asla bir zafiyet, asla bir rehavet söz konusu değildir, olmayacaktır.

Öte yandan, terörle mücadelenin diplomatik boyutunu da asla ihmal etmemek zorundayız çünkü burada temel hedeflerden birisi de terör örgütünü yalnızlaştırmaktır; uluslararası kamuoyu önünde, komşu devletler önünde örgütü artık desteğini kaybetmiş, yalnızlaşmış bir örgüt olarak ortada bırakabilmektir. Bu, bizim hükûmetlerimiz döneminde çok etkili bir dış politikayla ve diplomasiyle önemli ölçüde gerçekleştirilmiştir.

Bütün bunlar bir yana, öte yandan bizim devlet olarak, Hükûmet olarak en önemli görevlerimizden birisi de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin hakkı olan temel hak ve özgürlüklerin alanını hızla genişletmeye devam etmektir. Terör olsun ya da olmasın bu zaten bizim temel bir görevimizdir ve bu konudaki çalışmalarımızı da aynı kararlılıkla devam ettireceğiz.

İnsanımızın özgürlüklerini doyasıya yaşaması, bu konularda dünyanın en ileri standartlarına ulaşmamız bizim temel hedeflerimizden birisidir. Yine, ülkemizde demokrasinin daha da ilerlemesi için her türlü gayreti göstermeye devam edeceğiz. Türkiye'nin gerçek anlamda bir hukuk devleti olması için reformlarımıza devam edeceğiz. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgemizde altyapı yatırımlarına devam edeceğiz, bölgede refahın artması için özel sektörün yatırımlarını ve tarımı desteklemeye devam edeceğiz. Tüm bunlar, örgütün istismar zeminini zayıflatan, istismar zeminini ortadan kaldıracak çok önemli adımlardır.

“Müsteşarlığımızın başına neden bir büyükelçi getirildi?” gibi bir soru sordu Sayın Türkoğlu. Terörle boyutun eğer iç boyutuyla dış boyutunu beraber, aynı anda, kapsamlı bir şekilde ve bütünleşik bir şekilde ele almazsak burada başarı mümkün değildir. Kaldı ki Dışişleri Bakanlığımız ve özellikle eskiden Irak, son görevi Irak Büyükelçiliği olan yeni Müsteşarımız bu konuya gerçekten hâkim olan, konunun iç ve dış boyutlarına derinlemesine vâkıf olan bir arkadaşımızdır ve bu konuda bizim en ufak bir soru işaretimiz yoktur. En başarılı bir şekilde bu Müsteşarlığımızın görevini yapacağını, devam edeceğini düşünmekteyiz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – İnşallah yanılırız efendim, inşallah.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Yine, Sayın Tanal’ın bir sorusu vardı, daha doğrusu konuşmasında değindiği bir konu: “Yabancı uzman çalıştırılmasına neden ihtiyaç duyuluyor?” diye. Şimdi, değerli milletvekilleri, bu konuda gerçekten işin özüne yönelik, sonuç almaya yönelik çalışmak zorundayız. Kuruluş Kanunu’nun 13’üncü maddesi ne diyor, önce onu dikkatle bir okumamız gerekiyor. “Belli bir konu veya proje bazında,  konu veya projenin süresiyle sınırlı olmak şartıyla yabancı uzman çalıştırılabilir.” diyor. Bu personelin daimî kadrolara atanması söz konusu değil. Görüleceği gibi, bir yabancı uzman çalıştırılması araştırma faaliyetlerinde ve projeyle sınırlı olarak mümkün olacak. Kaldı ki bugüne kadar da Kanun izin verdiği hâlde tek bir kişi henüz çalıştırılmış değil ama bu opsiyonun da açık olması, bu kapının da açık olması özellikle -içeride olsun, dışarıda olsun- yapılacak bazı çalışmalarda katkı verebilir, bundan istifade edilebilir. Dolayısıyla, biz terörle mücadelede ne gerekiyorsa yapmalıyız. Terörle mücadelede ne gerekiyorsa yapmalıyız, kendimizi dar kalıplardan ve basmakalıp düşüncelerden uzak tutmalıyız, gerekeni gerektiği zaman yapabilecek esnekliğe ve güce de mutlaka sahip olmalıyız.

Terörle mücadele gerçekten Hükûmetimizin en önemli konularından bir tanesi. Hükûmetimizin kurulduğu ilk günden bu yana çok boyutlu ve çok yönlü bir strateji yürüttük ve burada da önemli başarılar elde ettik. Bugün örgütün içine düşmüş olduğu durum, kendi içinde yaşadığı sıkıntılar, artık, içeride ve dışarıda destek zemininin hızla eriyip yok olması, bir çaresizlik, bir bıkkınlığa da hızla sürüklenmekte ve dediğim gibi, artık, varlık sebebi, iddia ettiği şeyler her neyse, meşruiyet zemini, dış destek, bunlar tamamen eriyip gitmekte. Biz bu mücadelede kararlıyız ve en iyi şekilde mücadelemize devam edeceğiz. Bu mücadelede de her türlü enstrümanı ve her türlü politika alanını etkin bir şekilde kullanmaya devam edeceğiz.

Ben hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince söz istiyorum çünkü Sayın Başbakan Yardımcısı benim yaptığım konuşmaya atfen bir iddiada bulundu, onu açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Nasıl bir iddiada bulundu Sayın Güneş?

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Yanlış söylediğimi söyledi, oysa… Ben onu düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi de yanlış söyledi yani? Onu sormak istiyorum. 

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Millî gelir hesabıyla ilgili…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yanlış söylemesi yeter Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

Sayın milletvekilleri, o zaman benim şunu açıklamam gerekiyor tekrar.

Sayın Güneş, siz kusura kalmayın.

Önce, açın, lütfen ama, İç Tüzük’e bakın. Ben burada Başkan Vekili olarak sormak zorundayım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Ben de yanıtlıyorum.

BAŞKAN – Hayır Sayın Güneş, size söylemiyorum, tepki koyan arkadaşlara söylüyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tepki koyan yok.

BAŞKAN – Niye hemen alınıyorsunuz?

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Alınmadım.

BAŞKAN – Size demiyorum Sayın Güneş, lütfen.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam Başkanım, germeyelim.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Siz beni muhatap alın.

BAŞKAN – Sizi muhatap almıyorum, onu öncelikle belirttim zaten.

Buyurun.

İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince iki dakika söz veriyorum.

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş’in, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Evet, konuşmamda, değerli milletvekilleri, söylemiştim, Sayın Başbakan Yardımcısı yetenekli birisidir, ben kendisini eskiden tanıyorum. Bürokratları da öyledir, onlara da güvenim tamdır, onu da söylemek isterim.

Tabii, bir siyasi partinin, bir iktidarın bütün icraatlarına katılmak zorunda değilsiniz. Bizim görevimiz muhalefet, dolayısıyla, doğruları söylemek.

Sayın Başbakan Yardımcısı, tabii, doğru söyledi, dedi ki: “Millî geliri biz yıl sonunun döviz kuruyla değil, yılın ortalaması döviz kuruyla hesaplarız.” dedi. Zaten benim söylemek istediğim de şuydu: Bu döviz kuruyla hesapları bir kenara bırakın demek istiyordum.

Şimdi, bakınız, Sayın Başbakan Yardımcısının konuşmasının 34’üncü sayfasında Türkiye'nin  tarımsal hasılası var. O tarımsal hasılada diyor ki: “2002 yılında tarımsal hasılamız 23,7 milyar dolar, bugün 61,8 milyar dolar.” Şimdi, bunu neyle hesaplıyorsunuz? Döviz kuruyla hesaplıyorsunuz. Ben bunu deflate etmeye çalıştım. Deflate edip de kişi başına getirdiğim zaman Türkiye'nin tarımsal hasılası -kişi başına- yüzde 13 artmış. Oysa bu kitapçıkta yazan yüzde 160 artmış gözüküyor.

Burada söylemek istediğim hadise şuydu: Eğer döviz bazında hesaplarsanız yanıltıcı şeyler ortaya çıkabilir, dolayısıyla onları bir tarafa bırakın, dövizle hesap yanlıştır demek istemiştim. Kişi başına düşen gelirde olsun millî gelirde olsun deflate edin, reel rakam çıksın. Kaldı ki bu senenin büyüme hızı kendisinin de ifade ettiği gibi yüzde 7,5 civarında çıkacak. Oysa kendisi ifade etmedi, sanıyorum Sayın Hazine Müsteşarı not etmiştir, belki kendisi de biliyordur. Döviz bazında millî gelirimizi hesapladığınız zaman yüzde 7,5 çıkmayacaktır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İnce, bir söz talebiniz var İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Genel Kurul çalışmaları sırasında foto muhabirlerine yönelik sarf etmiş olduğu sözlere ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu sabaha karşı, on sekiz saatlik çalışmadan sonra, kürsüde “Biz çalışıyoruz, personel çalışıyor ama bu on sekiz saatlik çalışmanın sonucunda foto muhabirleri de bizim uyuklarken resmimizi çekiyorlar, esniyoruz. Esnemeyecek miyiz, yorulmayacak mıyız? Bunu da sonra haber yapıyorlar.” dediğim için foto muhabiri arkadaşlarım bundan bir alınganlık göstermişler.

Şöyle bir düzeltme yapalım: Onun altına şöyle yazılsa “On sekiz saatin sonunda yoruldular.” deyip uyuklayan bir fotoğrafı koysalar daha güzel olur ama “Uyudular.” diye yazınca hoş olmuyor gerçekten. Belki de foto muhabirlerinin suçu değil bu, o yazanların suçu. Onlar da çalışıyordu çünkü, biz on sekiz saat sabahın dördünde buradayken foto muhabirleri de buradaydı, onlar da çalışıyordu. Çalışanların arasına onları dâhil etmedim, onların da bir gönlünü almak istedim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildi-rimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu (1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (Devam)

A) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Hazine Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Hazine Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1.- Sermaye Piyasası Kurulu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçesi üzerinde görüşlerimi açıklamak ve burada serdedilen görüşlere ve eleştirilere cevap vermek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı ülkemizin çimento kuruluşlarından bir tanesidir. Birliğimizin, beraberliğimizin, kardeşlik hukukumuzun güçlenmesi adına en önemli görevlerden birini ifa etmektedir. O nedenle, cumhuriyetin başında rahmetli Atatürk kurumları kurarken, bir kanunla, hem Genelkurmay Başkanlığını hem Diyanet İşleri Başkanlığını eş zamanlı ve aynı kanunla kurmuş. İkisinin de önemi ortada. Ülkenin bekası için ordunun ne kadar önemi varsa, Diyanet İşleri Başkanlığının da o kadar büyük önemi vardır.

Bu nedenle, Diyanet İşleri Başkanlığının Türkiye'de yaşanan sorunlarla ilgili toplumu din konusunda aydınlatırken, elbette ki dinin o konudaki kanaatlerini paylaşması zaten Anayasa’yla kendisine verilmiş görevlerden bir tanesi.

Diyanet İşleri Başkanlığı çimento kurum dedim. Diyanet İşleri Başkanlığını mezheplere veya tarikatlara veya başka yapılara göre yapılandırdığınız takdirde, o zaman çok parçalı bir yapının ortaya çıkacağı da aşikârdır. O zaman birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize ne kadar hizmet edeceği ayrı bir tartışma konusu olabilir, ama bugün herkes şunu açıklıkla ifade ediyor ki Diyanet İşleri Başkanlığı, mezheplerin ve tarikatların üzerinde İslam’ı Kur’an ve sünnete ve İslam’ın temel kaynaklarına göre inanç, kültür ve ahlakıyla ilgili toplumu aydınlatmak, bilgilendirmek ve ibadet yerlerini yönetmekle önemli görevlerini ifa ediyorlar. Bu görevlerinden dolayı, görev yapan bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Tabii, burada çok talihsiz bir açıklama yapıldı. Diyanet İşleri Başkanlığının taşeron olarak nitelendirilmesinin, ben bu kürsüden söylenmiş talihsiz bir ifade olduğunu düşüyorum.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O zaman, taşeron yapmayın Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Çünkü, şimdiye kadar, hatırladığım kadarıyla…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O zaman Diyanete taşeron gibi bakmayın, taşeron yapmayın.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığıyla alakalı bugüne kadar bu kürsüden hiç kimse böyle bir beyanda bulunmadı. Ben üzüntümü ifade etmek isterim.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Talihsizliği siz yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) - En büyük talihsizliği siz yapıyorsunuz. O zaman, Diyanete taşeron gibi bakmayın.

BAŞKAN – Sayın Özkes…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Tabii, Diyanet İşleri Başkanlığı, toplum mühendisliği de yapmaz.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Lütfen… Taşeron gibi bakmayın Diyanete. Talihsizliği siz yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Özkes…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yapması da mümkün değildir.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – En büyük talihsizliği siz yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen… Sayın Bakan icraatları anlatıyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığının vazifesi toplumumuzda İslam esasları çerçevesinde, Anayasa ve kanunla verilen görevleri ifa etmektir; onu yapıyor.

Biz de Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığının hizmetlerini daha etkin, verimli yapabilmesi için önemli adımlar attık.

1935 yılında çıkan teşkilat kanunu, daha sonra 1965 yılında yenilenen yeni teşkilat kanunu, 1979’da Anayasa Mahkemesinin iptali nedeniyle yaklaşık otuz yıldır ağır aksak yürüyen bir yapıyı 2010 yılında Parlamentoda değiştirdiğimiz yeni bir teşkilat kanunuyla çağın gereklerine ve ihtiyaçlara göre yeniden donattık, önemli bir adımı attık; hizmetlerin daha etkin, daha verimli sağlanması için katkı sunduk.

Öte yandan, çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle, görülen bazı eksiklikleri de orada giderme imkânı bulduk.

Peki, neler oldu bu değişmeler içerisinde diye baktığınızda, önemli olan birkaç tanesini ifade etmek isterim.

Örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığında görev yapan vaizler, imam hatipler veya başka bazı görevliler herhangi bir suç isnadı olduğu zaman diğer devlet memurları gibi ceza hukuku anlamında memur kabul edilmiyorlardı. Onlarla ilgili doğrudan inceleme, soruşturma, yargılama yapılabiliyordu. Eşitlik ilkesine aykırı bir durum ve bunu Anayasa’nın eşitlik ilkesi ve hukuk devletinin gereklerine uygun yeniden düzenledik.

On iki yaş sınırıyla alakalı, Kanunda yer alan ve insan hakları ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan bir yapı vardı. Çocuklar Kur’an öğrenmeye gittiği zaman on iki yaş engeli yaz Kur’an kursları için söz konusuydu. Onunla ilgili adım attık, böylesi bir yasağı ortadan kaldırdık.

Başka pek çok konularda Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili önemli gelişmeler sağlandı. Bir tanesi de şu: Vekil görevlendirme durumu Diyanette sadece köy ve kasaba imamlığı için söz konusu idi. Ama Kur’an kursu öğreticiliği veya şehirdeki görevlilerle alakalı böyle bir uygulamanın imkânı yoktu. Yapılan değişiklikle Kur’an kursu öğreticiliği, vaizlik, imam hatiplik, müezzin, kayyımlık gibi her alanda vekil görevlendirmenin yolu açıldı. Çünkü toplumun ihtiyacı var. Biz oraya sözleşmeli veya kadrolu imam hatip veya bir din görevlisi görevlendiremediğimiz zaman sorunlar çıkıyor. Bu sorunları gidermek, hizmetlerin aksamasını ortadan kaldırmak için atılmış önemli adımlardan bir tanesi de bu oldu.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Öğretmenlere de ihtiyacı var. Sayın Bakan, öğretmenlere de ihtiyacı var bu toplumun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Öte yandan, değerli milletvekilleri, hem din eğitimi konusunda hem ibadethanelerin yönetimi konusunda hem diğer pek çok konularda Diyanet İşleri Başkanlığımız çok önemli fonksiyonları yerine getiriyor. Burada Diyanet İşleriyle alakalı genel ve soyut ifadeler kullanırken veya birtakım sözler söylerken onun altının somut şeylerle doldurulması lazım.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Müsaade edin anlatayım. Sen yirmi dakika konuştun, ben beş dakika. Müsaade et anlatayım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığının genel ve soyut ifadelerle itham edilmesi gerçekten büyük bir haksızlık, büyük bir yanlışlık.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ben altını çok iyi doldururum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığımız, sadece yurt içinde değil, yurt dışında da önemli görevleri ifa ediyor. Bugün 22 ülkede büyükelçiliklerin bünyesinde din hizmetleri müşavirlikleri, 28 ülkede başkonsolosluklarda din hizmetleri ataşelikleri …

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Atanamayan öğretmenleri de atayalım Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Pek çok ülkede, Kanada, Japonya, Avustralya, Türk cumhuriyetleri, Balkanlar ve pek çok ülkede, 39 ülkede vatandaşlarımıza hizmet veriyor. Bugün, Azerbaycan’da ilahiyat fakültesi, Türk lisesi; Kırgızistan’da ilahiyat fakültesi, Kazakistan’da ilahiyat fakültesi, Romanya’da yüksek İslam enstitüsü ve pedagoji lisesi, Bulgaristan’da yüksek İslam enstitüsü, ilahiyat koleji; Rusçuk, Şumlu ve Mestanlı’da üç tane imam hatip lisesi, Diyanet Vakfı tarafından bütün ihtiyaçları karşılanmakta. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza daha iyi hizmet sunmak maksadıyla, oradaki vatandaş olanların çocuklarını Türkiye’de eğiterek, orada daha kaliteli hizmet vermek için de önemli adımları attı, atmaya da devam edecektir.

Diyanet İşleri Başkanımızın cemevleriyle hiç bir araya gelmediği, birtakım başka dinlerin, işte, Yahudilik, Hristiyanlık dinlerinin önde gelenleriyle fotoğrafı olduğu hâlde, hiçbir cemevine gitmediği söylendi.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Öyle demedim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Diyanet İşleri Başkanlığımızın…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Bak, o cümleyi o şekilde kullanmadım!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığımızın…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) - Yalan konuşmayın Sayın Bakan!

BAŞKAN – Sayın Özkes… Lütfen ama…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O cümleyi o şekilde kullanmadım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …cemevlerine de gittiği ve onlarla görüştüğü…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O şekilde kullanmadım o cümleyi.

BAŞKAN – Sayın Özkes…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ama olmaz… Söylemediğim bir şeyi söylüyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …çok açık, çok net bir biçimde ortada. Bakın, Türkiye’de Alevi inanışına sahip kardeşlerimizin sorunlarıyla biz ciddi olarak ilgilendik.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) - Söylemedim.

BAŞKAN – Sayın Özkes, Sayın Bakanı konuşturmayalım mı?

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Konuşsun ama benim söylemediğim sözü söylüyor.

BAŞKAN – Lütfen ama…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – İlk defa, ülkemiz, hükûmet düzeyinde, bu sorunla, muhataplarını bir araya getirerek hem kendi aralarında hem de hükûmetin temsilcisinin olduğu bir ortamda yüz yüze gelip konuşma imkânı buldular. Yedi tane çalıştay yapıldı, nihai rapor yayınlandı. Alevi Bektaşi Klasikleri ilk defa Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Türkçeye kazandırıldı. Ortaöğretimde okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi derslerindeki Alevi inanışına ilişkin bölümler o konunun saygın insanları tarafından, onların kabulüne göre yeniden yazıldı ve şu anda okutuluyor. Üniversitelerimizde Alevilik ve Bektaşilikle ilgili merkezler oluşturuldu. Hazreti Hüseyin Efendimizin şehit edilişinin yıl dönümü ve aşure günü münasebetiyle, ilk defa, Diyanet İşleri Başkanlığı mevlidi şerif düzenledi ve bunu bütün Türkiye’de yaygınlaştırmak için talimat gönderdi ve…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Cemevinde mi yaptılar?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …TRT de bu çerçevede yayınlar yaptı ve bunlar çok çok önemli adımlar. Biz ilk defa bunları yapıyoruz. Bugüne kadar pek çok hükûmetler geldi, bunları biz hayata geçirdik ve doğru adımlar attık, daha atılması gereken adımlar varsa onları da biz yapacağız.

Madımak Oteli ile ilgili Alevi kardeşlerimizin dile getirdiği talepleri de herkes dinledi, hayata geçiren, onu uygulayan da biz olduk ve Madımak Oteli onların talepleri doğrultusunda yeniden yapılandırıldı.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sivas katliamının failleri nerede?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Faillerini de milletvekili yaptınız, onu da söyleyin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, TİKA ve Yurtdışı Türkler Akraba Topluluklar Başkanlığı da bizim yüz akı kurumlarımızdan bir tanesi. Nereye giderseniz gidin yurt dışına, sizin karşınızda TİKA’nın eserleri ay yıldızlı al bayrakla sizi saygıyla selamlayacaklardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Gittiğiniz her ülkede insanlar sizi takdirle karşılayacaklardır. Ülke yöneticileri, oradaki soydaşlarımız, vatandaşlarımız, akrabalarımızın hepsinin minnet ve şükranla sizi alkışladıklarını, ağırladıklarını göreceksiniz. Bakın, biz hem Türk dünyasında hem akraba topluluklarla ilgili hem de ilgimiz olan her yerle alakalı önemli adımlar attık. Bizim dönemimizde Türk Konseyi kuruldu, önemli bir adım gerçekleştirilmiş oldu. Bizim dönemimizde TÜRKPA kuruldu, Türk Parlamenterler Asamblesi, önemli bir adımı yine beraber attık. Türk kültürüne hizmet için Yunus Emre Vakfını hayata geçirdik, şu anda Yunus Emre Türk Kültür Merkezleri dünyanın dört bir yanında insanlara hizmet veriyor. Bugün on beş ülkede on sekiz tane Yunus Emre Türk Kültür Merkezini açtık, orada hizmet veriyor, bunu bütün Türklerin olduğu yerlere ve olmadığı yerlere de Türk kültürünü yaymak, dilini öğretmek, kendimize ait değerleri oraya taşımak için yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz; ilk defa bunu biz yaptık, ilk defa biz hayata geçirdik. Bugün Bosna-Hersek’te, Arnavutluk’ta, Mısır’da, Makedonya’da, Kazakistan’da, İngiltere, Belçika, Suriye, Kosova, Romanya, Lübnan, Ürdün ve İran’da var; yakında Almanya’da açıyoruz, başka yerlerde de çalışmalarımız devam ediyor. Yine Yunus Emre Vakfıyla beraber Türkoloji Projesi devam ediyor, daha önce TİKA tarafından devam edilen bu proje şimdi Yunus Emre Vakfı tarafından devam ettiriliyor ve önemli adımlar atılıyor. Türk dilini dünyanın dört bir yanında öğretmek için adımlarımızı atıyoruz, çalışmalarımızı yapıyoruz. Şu anda binlerce öğrenci buralarda okuyorlar. Türklüğün altını doldurmak böyle olur; bir kurum kurarak ve bunları kurumsallaştırarak, bu millete ve değerlerine hizmet edecek yapıları ayağa kaldırarak olur. Yunus Emre Vakfını da biz kurduk, şimdi daha önemlisini yaptık.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığını kurduk. Müsteşarlık düzeyinde yapılan bir yapı ve bu yapıyla beraber yurt dışında bulunan ne kadar vatandaş, ne kadar soydaş, ne kadar akraba varsa orada olmayı, onlara hizmet etmeyi bir vazife bildik ve orada alanında uzman, dünyanın hemen hemen her dilini bilecek, Türklerin olduğu yerdeki dilleri bilecek uzman kardeşlerimizle, görevlilerimizle beraber hizmet ediyoruz, hizmet etmeye de devam edeceğiz.

TİKA’nın yeniden yapılandırılması bir zaruretin gereğidir. TİKA dün öyle kurulmuş olabilir ama Türkiye'nin bugün artan itibarı, gelişen yapısı, ortaya koyduğu vizyon ve misyona 92’de biçilen bu gömlek dar geliyordu. Onun için de dar gelen gömleği değiştirdik.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Millî görüş müydü?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi yakışan elbiseyi diktik ve koyduk, o da yakışıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dar gelen millî görüş müydü?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bugün Türkiye, bölge devleti değil, dünya devleti. O yüzden, Orta Asya ve Kafkaslar Dairesi Başkanlığı, Balkanlar ve Doğu Avrupa Dairesi Başkanlığı, Orta Doğu ve Afrika Dairesi Başkanlığı, Doğu ve Güney Afrika Dairesi Başkanlığı, Dış İlişkiler ve Ortaklıklar Dairesi Başkanlığı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı kurduk ve dünyanın her yanında TİKA’nın olmasına özen gösteriyoruz. Bundan sonra da adımlarımızı atacağız. Bugün 25 ülkede tam 28 tane TİKA’nın koordinasyon ofisi var. Bunların 18 tanesi, Türk cumhuriyetlerinde ve akraba toplulukların yaşadığı yerlerdedir. Nerede ihmal var, nerede var? 28 tane, bunun 18 tanesini kurduğumuz yerler ortada. Biz  devraldığımızda da 1992’den 2003’e kadar -diyelim 1 Ocak’a kadar, bir iki ay var- toplam 12 taneydi; biz bunun üzerine 16 tane ofis kurduk ve her yerde ay yıldızlı al bayrağımızı dalgalandırıyoruz, dalgalandırmaya da devam edeceğiz.

Bugün dünyanın dört bir yanında ecdat yadigârı eserleri ayağa kaldırırken, onları yeniden insanların hizmetine sunarken biz TİKA’yla bunu yapıyoruz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Arabistan’da Osmanlı eserlerini yıkıyorlar, ne yaptınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, 1992’yle 2003 arasında TİKA’nın gerçekleştirdiği toplam proje sayısı 2.506 tane. Bizim, şu ana kadar gelen süre içerisinde -dokuzuncu yılımızı doldurduk- gerçekleştirdiğimiz proje sayısı 10 bini aştı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Allah aşkına, yaklaşık on senede 2.506 proje, şimdi dokuz senede bizim ortaya koyduğumuz 10 binden fazla proje. Türklüğün altını doldurmak böyle olur böyle, hamasetle olmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Öte yandan, 2010 yılında TİKA 1.673 tane proje gerçekleştiriyor. Baktığınız zaman, bu projelerin 862’sini Kafkaslar, Orta Asya ve Orta Doğu bölgelerinde gerçekleştirmişiz; ama 488’ini Balkanlarda, 314’ünü Orta Doğu ve Afrika bölgelerinde gerçekleştirmişiz. Bunu rakama döktüğünüzde ne çıkıyor ortaya: TİKA bütçesinin yüzde 36,55’ini Kafkasya ve Orta Asya, 29,79’unu Balkanlar bölgesinde, yani akraba toplulukların ve soydaşların olduğu yerde harcadığımız çıkıyor. Rakam ortada, neredeyse yüzde 70’ini biz buralara harcıyoruz. Nerede ihmal var?

Öte yandan, baktığınız zaman, her bir yanda eserlerimiz sizi selamlıyor ve oraya gittiğinizde de bunu yakından görme imkânınız var.

Bakın, bana büyükelçiler geliyorlar, soruyorlar “Bu TİKA ne yapıyor, iş birliği yapabilir miyiz” diye; çünkü TİKA’nın yaptığı hizmetler bütün dünyanın takdirinde, herkes övgüyle bahsediyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizden başka takdir eden yok!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama bakın, dünyada da TİKA benzeri örgütler var. Burada konuşuluyor; boya, badana yapıyor. Doğru, TİKA’nın boya, badana yaptığı yerler var, cam taktığı yerler var, su getirdiği yerler var, asfalt yaptığı yerler var, hastane yaptığı yerler var, okul yaptığı yerler var, yol yaptığı yerler var, ilaç malzemesi sunduğu yerler var. Niye var? Çünkü bu tip kuruluşların yaptığı işler bunlar. Japonya’nın JIKA’sına bakın aynısını görürsünüz, Amerika’daki ilgili kuruluşa bakın aynısını görürsünüz, Almanlarınkine bakın aynısını görürsünüz çünkü “kalkınma yardımı” derken gidip de ülkelere fabrikalar kurup bir şeyler yapmıyorlar, kalıcı yatırımlar yapıyorlar; ülkelerini görünür kılmak, yaptıkları yardımları orada göstermek de bu açıdan önemli, bir propaganda açısından da son derece önemli bir adım. Bir okulu düşünün, insanlar bulunduğu yerde çok fakir, kış da var ama camını takacak güçleri yok, onlar için en önemli yatırım o camın takılmasıdır. İşte TİKA, vakti geldi soğuktan donan çocukları kurtarmak için onların okulunda cam oldu…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Van’daki soğuktan ölen çocukları söyle.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …vakti geldi onların sobasını ısıtmak için odun oldu, orada onları ısıttı; vakti geldi orada ilaç oldu, hastane oldu. Biz şimdi Lübnan’da yapıyoruz. Doğru, yapıyoruz, bir bakarsanız Türkmenlerin olduğu yerde ne yaptığımızı görürsünüz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biliyoruz, sizi sokmuyorlar ülkelerine…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Sayın Başbakan oraya gitti, orada alkışlarla insanlar Sayın Başbakanımızı karşıladı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Okulları kapatıyorlar, görüyoruz onları. 

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bakın, Afganistan’da Özbekler var, Türk asıllı kardeşlerimiz var, başkaca… 87 tane okul yaptık biz Afganistan’da. Daha, ben kendim, geçenlerde Kazakistan’da Talgar bölgesinde Ahıska Türklerine yaptığımız okulun açılışını yaptık. Gidin sorun siz Ahıskalıların temsilcilerine; neler yapıldı, nasıl yapıldı, size onlar gayet iyi anlatacaklardır. Biz yaptığımız hizmetlerle hem Türk milletinin onurunu, haysiyetini yükseltiyoruz hem de milletimizin ay yıldızlı al bayrağını onurla dalgalandırıyoruz. O yüzden de her yerden destek, her yerden dua, her yerden alkış alıyoruz.

Somali’yle ilgili de bir şey söyleyeceğim. Somali’de biz 500 bin TL para bir yere harcamadık şu ana kadar, harcadığımız bütün para şu ana kadar Somali’de 87,4 milyon. O da ne için? Gıda göndermişiz, başka şeyler göndermişiz, Kızılay çadırı göndermişiz, aşhane göndermişiz, hastane açmışız, pek çok şeyler açmışız.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Önce demokrasi gönderseniz ya Amerika’yla, asıl orada ihtiyaç var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi, bakın,  bizim topladığımız para burada. Ne kadar toplamışız paraya baktığınız zaman? Vatandaşlarımızdan değişik yollarla 433,5 milyon toplanmış.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Demokrasi var mı demokrasi Somali’de? Petrol mü yok yoksa orada!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - 102 milyon 100 bin TL de STK’lar toplamış. Biz bunlarla orada toplu konut yapacağız, biz bunlarla orada hastane yapıyoruz, biz bunlarla orada yetimhane işletiyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …biz bunlarla orada Türk milletinin ay yıldızlı al bayrağını gururla, onurla dalgalandırıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyor, bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Somali’ye ne zaman demokrasi geliyor?

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkes.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Bakan bana “talihsiz konuşma” diye sataşma yaptı. Ayrıca, cemevleriyle ilgili verdiğim bilgiyi yanlış şekilde söyleyerek yanlış bilgilendirme yaptı.

BAŞKAN – Sayın Özkes, bütçe görüşmeleri…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Olabilir efendim.

BAŞKAN – Bir saniye.

Barış ve Demokrasi Partisi, AK PARTİ, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi temsilcileri çıktılar tüm konuşmaları yaptılar, eleştirileri yaptılar, 2 Sayın Bakan da cevap verdi bunlara. Bütçe görüşmelerindeki her konuşmanın “sataşma” olarak değerlendirilmesi mümkün değil.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ama bunların kimyasını ben bozuyorum, dolayısıyla bana laf atıyorlar. Rica ederim. (AK PARTİ sıralarından “Sen kendi kimyana bak!” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Özkes, buyurun İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince. Yalnız lütfen sataşmaya mahal vermeyin, istirham ediyorum.

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben Diyanet İşleri Başkanlığının taşeron olarak görülmemesini söyledim, yapılmamasını söyledim. Hem yapıyorlar, yapanlar “talihsizlik” olmuyor, “talihsiz” olmuyor, bunu söyleyen “talihsiz” oluyor. Allah’tan korkun be, Allah’tan korkun!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kim yapıyor kim?

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Siz yapıyorsunuz. Bu bir.

İkincisi: Cemevinde mi yapıldı aşure günü? Hacıbayram Camisi’nde yapıldı. Neden Sayın Diyanet İşleri Başkanımız madem bu kadar dedeleri seviyor, madem cemevleriyle bu kadar içli dışlı, onu cemevinde yapmıyor? Eğer samimiyseniz cemevlerini ibadet yeri açın. Niye açmıyorsunuz? Niye açmıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Müftülüğün süresince kaç kere gittin cemevlerine? Kaç sefer cemevine gittin görevin esnasında? Söyle…

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Öte yandan, bakın elimde resimler var. Dört yüz elli üç yıllık Süleymaniye Camisi’ni Sayın Başbakan Recebiye Camisi gibi yeniden açmaya kalkıştı. (CHP sıralarından alkışlar)

Orada bayramlaşma var. Sayın Diyanet İşleri Başkanı gözüküyor mu Başbakanın arkasından? Gözükmüyor.

Hacı Bayram Camisi’nin onarım açılışı var; bakanlar açıyor, Diyanet İşleri Başkanı gözükmüyor. Ben, Diyanet İşleri Başkanının, istiyorum ki siyaset üstü kalarak saygınlığı olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İşte, siyaset üstü, siyasetçilerle beraber…

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Ben, Diyanet İşleri Başkanlığından emekli olan, yirmi altı buçuk yıl üzerinden emekli olan bir müftüyüm. Diyaneti senin kadar mı biliyorum Sayın Bakan?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Maalesef öğrenememişsin.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Siz öğrenememişsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkes.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildi-rimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

A) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Hazine Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Hazine Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1.-  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1.-  Sermaye Piyasası Kurulu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Şimdi, şahsı adına…

ADİL KURT (Hakkâri) - Sayın Başkan, çok özür dilerim.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen, yok böyle bir usulümüz. Vermeyeceğim hiç…

ADİL KURT (Hakkâri) - Kayıtlara geçmesi açısından bir açıklamada bulunmak istiyorum, lütfen.

BAŞKAN - Hayır, öyle bir usulümüz yok Beyefendi, Sayın Milletvekili.

ADİL KURT (Hakkâri) - Burada muhalefet parti temsilcilerinin…

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen oturur musunuz yerinize.

ADİL KURT (Hakkâri) - …yaptığı konuşmalara Hükûmet adına cevap verilmesi gerekiyor.

BAŞKAN – Veriyor cevap, verdiler 2 Sayın Bakan.

ADİL KURT (Hakkâri) – Verilmedi.

Hükûmet temsilcisi kürsüden önceden hazırladığı metni bize okumuştur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın bakanlara ne konuşacağını, ne anlatacağını biz söyleyemeyiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen oturun.

ADİL KURT (Hakkâri) – Muhalefetin görüşlerine ön yargılı yaklaşmıştır. Van depremiyle ilgili biz söyledik, sorular sorduk. O sorularımızın hiçbirine cevap verilmemiştir. Bu sorulara cevap verilmesi gerekir.

BAŞKAN – Şahsı adına ve bütçenin aleyhinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, ama bakın bir dakika, özür diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, yok böyle bir usulümüz, lütfen. Lütfen oturun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın 12 sayfalık bir kitapçık bize dağıtıldı, burada Sayın Bakanın 10 tane fotoğrafı var.

BAŞKAN - Sayın Işık, buyurun lütfen. Siz buyurun Sayın Işık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Fotoğraf albümünü bize dağıttı.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen oturur musun?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Olacak şey mi? 12 sayfada 10 tane fotoğraf var.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun.

Sayın Tanal, lütfen yol verin.

Buyurun Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi Kanun Tasarısı’nın aleyhine şahsım üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, genel olarak sosyal adaletten uzak, hastanın, yoksulun, işsizin, fakir fukaranın, çiftçinin, emeklinin, çalışanın, üretenin ve kısacası dürüst vatandaşın unutulduğu 2012 bütçesi, bir avuç mutlu azınlığın… (AK PARTİ ve CHP milletvekilleri arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

(CHP’li bir grup milletvekili TİKA tanıtım broşürünü CHP sıraları önüne bıraktı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ayıptır ya, her sayfada Bakanın resmi var.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ay yıldız var…

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Ay yıldız var onun üstünde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Geç… Geç…

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Ay yıldız var, yere attığınızın üzerinde ay yıldız var.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bayrağı yere attınız.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Saygısızlık yaptınız arkadaşlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz Bayrak yaktırıyorsunuz Suriye’de. Geç onları, geç…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, lütfen sükûneti sağlayın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gerçekten Meclisin mehabetine yakışmıyor yani. Lütfen…

ALİM IŞIK (Devamla) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sürenizi tekrarlarım. Bir saniye…

Lütfen sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum, 75 milyonluk milletimiz seyrediyor, Türk cumhuriyetleri seyrediyor, tüm dünyada yaşayan vatandaşlarımız seyrediyor ve dünya bizi seyrediyor. (CHP sıralarından gürültüler)

Lütfen… Lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dünyanın başka işi yok mu Sayın Başkan?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir de Bakanı seyrediyor, bir de Bakana bakıyor Sayın Başkan, onu da söyle.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Alkışlıyor Bakanı.

BAŞKAN – Herkes seyrediyor, tüm Genel Kurulu seyrediyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Devletin vergileriyle yapılan, vatandaşımızın vergileriyle yapılan bu kitapçığın her sayfasında resmi var. Ayıp ya!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Alkışlıyor Bakanı.

BAŞKAN – Sayın Işık, sürenizi yeniden başlatıyorum.

Buyurun.

ALİM IŞIK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Genel olarak 2012 bütçesi sosyal adaletten uzak, hastanın, yoksulun, işsizin, fakir fukaranın, çiftçinin, emeklinin, çalışanın, üretenin, velhasıl, dürüst vatandaşın unutulduğu ancak buna karşın bir avuç mutlu azınlığın daha da mutlu edileceği, iktidar yandaşlarının servetlerine servet katacağı, ithalata dayalı bir büyümenin hedeflendiği ve her sayfasında âdeta tüccar zihniyetinin koktuğu bir bütçedir.

Millet iradesi hiçe sayılarak son altı ayda tam otuz beş adet kanun hükmünde kararnamenin çıkartılmasıyla devletin temelleri sarsılmış, birçok kurum yok edilmiş, egemen güçlerin ve terör örgütünün taleplerinin tek tek yerine getirilmiş olduğu bir dönemde hazırlanan bu bütçeyi, içinde bulunduğumuz bu sürecin birlikte değerlendirilmesiyle anlayabiliriz.

Süremin kısıtlılığı nedeniyle sadece bir kurumun, kısa adı “AFAD” olan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının bütçesini örnek alarak görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu vesileyle, anılan kurum çalışanlarına da başarılar diliyorum. Afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere 5902 sayılı Kanun’la Başbakanlığa bağlı olarak kurulan bu kurumun görevleri ve teşkilat şeması kanunda açıklanmıştır. Ayrıca ilgili mevzuat ve kurumun faaliyetleri de kurumun resmî web sitesinden yayınlanmıştır. Ancak kurum sitesinin bir an önce güncellenerek Hükûmetin âdeta bir reklam sitesi olmasından çıkartılması gerekiyor.

Peki, bu önemli kurumumuz kanunda belirtilen görevleri yerine getirebilmiş midir? Bunu sadece son altı ayda yaşanan Simav depremi, Antalya ve Muğla sel baskınları ve Van depremi gibi üç büyük felakette yaşananlarla anlatmak mümkündür. Yaşanan bu afetlerde kurum, maalesef, kendi iradesiyle çalıştırılmamış, kurumun iç işlerine siyaset karıştırılmış, insan olarak hepimizi üzen ve utandıran görüntülerin yaşanmasına neden olunmuştur. Bunların en son yaşananı, “Depremzede reklam için gönderilen AKP battaniyesini yırttı.” başlığıyla on gün önce medyada çıkan bu görüntüdür. Bu görüntü, bir camiden dağıtılan, Van’daki depremzedelerin açtığı paketten çıkan AKP yazılı AK PARTİ reklamını veren battaniye görüntüsüdür. Bu utanç vericidir, bu çağda bu ülkede böyle bir görüntü hiç kimseye yakışmıyor.

Bir bakanının maalesef “Van ve Erciş en güvenilir bölgedir, az hasarlı binalara girilebilir.” diye ifade ettiği bir tavsiyenin ardından onlarca vatandaşımız göçük altında canını kaybetmiştir. Mayıs ayında Simav’da meydana gelen ve bölgedeki on dört bin dolayındaki konutun yüzde 55’inin hasar gördüğü bir deprem sonucu feryatlar duyulmamış, her türlü girişim ve başvurular sonuçsuz kalmış, vatandaşın mağduriyeti bugüne kadar çözülememiştir. Sayın Maliye Bakanının Van depreminden zarar gören depremzedelere Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici maddeyle kurumca aylık bağlanacağı yönündeki bir kanun tasarısının hazırlandığı ve Van merkez ve Erciş’te görev yapan kamu çalışanlarına altı ay süreyle 300 TL tazminat ödeneceği yönündeki açıklamaları Van’daki depremzedeler için sevindiricidir, daha fazlası yapılmalıdır. Ancak aynı konuda Kütahya Valiliğinin 27/6/2011 tarih ve 521 sayılı resmî müracaatına rağmen Simav depreminde çalışan devlet memurlarının yok sayılması, bu açıklamalara dâhil edilmemesi zihniyetin ne olduğunu tüm milletimize açıkça göstermektedir. Bu ayrımcı zihniyetin derhâl bitirilmesi lazımdır.

Sayın bakanlara buradan soruyorum: Sayın bakanlar, Van’da yaşanan deprem de Simav da yaşanan deprem değil mi? Van’da çalışanlar devlet memuru da Simav’da çalışanlar, Kütahya’nın diğer ilçelerinde çalışanlar devlet memuru değil mi? Bu nasıl adalet? Bu nasıl kalkınma? Bu nasıl bir anlayış? Lütfen, derhâl bu ayrımcılığa son veriniz. Kafanızda insanları bölmek isteyebilirsiniz ama 75 milyon kardeştir, bunu bölemeyeceksiniz.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 11 dolayında artırılarak 768 milyon TL’ye çıkarılan bütçesi, maalesef bu kurum için son derece yetersizdir. Daha birçok acının ve kötü görüntünün yaşanmasına neden olacaktır.

Bu vesileyle, tekrar, ülkemizde bir afet daha yaşanmamasını diliyor, 2012 bütçesinin hayırlara vesile olması temennisiyle saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.14
ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 yılı Merkezî Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, üçüncü turda, tur üzerinde yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. On dakika soru sorma süresi.

Sayın Işık, Sayın Varlı, Sayın Kuşoğlu, Sayın Yılmaz, Sayın Eyidoğan, Sayın Işık, Sayın Özgündüz, Sayın Dinçer, Sayın Canalioğlu, Sayın Çelebi, Sayın Özkes, Sayın Vural, Sayın Türkoğlu, Sayın Oğan, Sayın Gümüş, Sayın Şandır, Sayın Ata, Sayın Demiröz, Sayın Eryılmaz, Sayın Erdem, Sayın Çavuşoğlu sisteme girmişlerdir. On dakika içerisinde kaç sayın milletvekilimiz soru sorabilirse…

Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, son dönemde çıkartılan bir kanun hükmünde kararnameyle KPSS ve yeterlilik belgesi aranması şartı kaldırılarak sekiz aylık çalışma esasına bağlanan imam-hatip ve din görevlilerinin ataması bu konuda yıllarca hazırlık yapmış binlerce vatandaşı mağdur etmiştir. Bu son uygulamayla ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? Bu mağdur olan vatandaşların mağduriyetini nasıl gidereceksiniz?

İkincisi, hac ve umre kontenjanlarının dağıtılmasında ve organizasyonunda yaşanan olumsuzlukların önlenmesi konusunda Bakanlığınızca veya Hükûmetinizce ne tür tedbirler alınmış ya da alınmaktadır?

Ekonomiden sorumlu Sayın Başbakan Yardımcısına: Son dokuz yılda ülkemizdeki milyarder sayısı kaç kişi olmuştur? Bu milyarderler hangi işleri yapmaktadırlar?

Son olarak da 100 milyar dolarlık cari açığın milyonlarca işsize ve vatandaşa yansıması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Varlı, buyurun.

MUHARREM VARLI (Adana)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Van depreminden sonra hayatını yitiren vatandaşlarımızın emeklilik şartlarını dolduramamış olanları için Sosyal Güvenlik Bakanının bir açıklaması olmuştu. Bunların emekli edileceğini, bununla ilgili kanuni düzenleme yapacaklarını söylemişti.

Birinci sorum: Bu kapsama kaç kişi girmektedir, bu mağduriyet sayısı kaçtır, kaç kişi faydalanacaktır bundan?

İkinci sorum: Sadece Van depremi mağdurları mı bundan faydalanacaktır, yoksa 17 Ağustos Marmara depremi ve 98 Adana-Ceyhan depreminde bu tip mağduriyeti yaşayan vatandaşlarımız da bundan faydalandırılacak mıdır?

Diğer sorum: Adana-Ceyhan depreminden sonra orta hasarlı ve çok hasarlı binalarda yapılan güçlendirmeden kaynaklı birçok insanımız hâlâ devlete borçludur. Tapu işlemlerinde hacizle karşılaşmaktadırlar. Bu konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Bozdağ, son iki Genel Kurul konuşmanızda “Türk milletinin şeref ve haysiyetini yükseltiyoruz.” diye söylediniz özellikle. Çok yatırım yapmakla, para harcamakla şeref ve haysiyet yükselmez. Özellikle bu cümleleri lütfen kullanmayın. Görevlerinizi yapıyorsunuz. Şeref ve haysiyet farklı konudur.

Sayın Babacan’a sormak istiyorum. IMF’den yapılan açıklamada 30 Kasımda 4’üncü madde gözden geçirmeleri tamamlandı. IMF gözden geçirmelerinin ne anlama geldiğini kamuoyunun bilmesi açısından lütfen açıklayabilir misiniz?

Bir de afete maruz bölge ile tabii afete maruz yöre arasında ne fark vardır? Bununla ilgili bir açıklama yapabilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumumuzda her siyasi kesim tarafından saygı duyulan bir makamdır. Yeni Diyanet İşleri Başkanının “Kürt açılımı” denilen yıkım projesinde de siyasi bir ivme kazandırmaya yönelik çabaları ve siyasi konular hakkında fikir beyan etmesini Diyanet İşleri Başkanlığı makamının saygınlığına zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

Trabzon Sümela Manastırı’nı ve Van Akdamar Kilisesi’ni açarken ve ayin izni verirken acaba Yunanistan’da veya Ermenistan’da bir cami açılması için girişimde bulunuyor musunuz?

Üçüncü sorum da: İktidarınız döneminde belediye İmar Kanunu’nda yapılan değişiklikle “Gereken yerlere cami yapılır.” ibaresi kaldırılıp “İbadethaneler yapılır.” cümlesi konmuştur. Bu değişiklik sonrasında ülkemizde başta büyük şehirler olmak üzere yüzlerce ev kilisesi açılmıştır. Bu misyonerlik faaliyetleriyle etkin bir mücadele yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Bugün Van depreminin ellinci günü. Bölgede ön ve kesin hasar tespiti yapılmış, yıkık, ağır, orta ve hafif hasarlı bina sayısı nedir?

Bu yıl açılan beş yüz yataklı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uzmanlar hasarsız raporu vermesine rağmen halk hastaneye girmemektedir, ameliyatlar yapılmamaktadır. Bu sorunu nasıl çözersiniz?

BAŞKAN – Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Deprem” deyince aklımıza ilk gelen şehir Erzincan’da en son 22 Eylül 2011 yılında 5,6 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Köylerimizde orta ve hafif hasarlılar var. Yalnız, buradaki binaların toprak olması ve taş olan binaların da topraktan tutturulmasından dolayı yeni bir depremde tekrar yerle bir olacağı kesindir. Bu konuda bir çalışmanız var mı? Diğer köylerimiz ve 92 depreminde tadilat görmeyen binalarla ilgili bir çalışmanız var mı?

İkinci sorum: Yedi tane Alevi çalışması yaptığınızı söylüyorsunuz. Bu çalışmalarda alınan sonuçlar kimseyi tatmin etmemiştir. Cemevlerinin ibadethane yapılmasını düşünüyor musunuz?

Bir diğer sorum: Daha önceki TİKA Başkanıyla ilgili, bir gazetede çıkan bir röportajda “Fethullah Gülen’in okulları, iş yerleri ve fabrikalarıyla ilgili bir birliktelik, iş birliği var mı?” diye sorulduğunda “Evet.” cevabını vermişti. Bu iş birliği nasıl bir safhada? Parasal bir yardımlaşma var mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bozdağ, nüfusumuzun yaklaşık üçte 1’inin yüzyıllardır “Hak, Muhammed, Ali” diyerek ibadetlerini yaptıkları ve bugün yaklaşık iki bin adedi faaliyette olan cemevlerine yasal statü kazandırılması yolunda bir çalışmanız var mı?

Bir başka nokta: Cemevlerine ödenek ayrılması konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu konuda bizim verdiğimiz bir yasa teklifi var, destek verecek misiniz?

İkinci bir sorum: Suriye’den gelen göçmenler için eksi 20 dereceye dayanıklı, altları halıfleks döşeli, katalitik sobalı çadırlar kurulduğu söylendi. Van’daki evlerini kaybeden yurttaşlarımız için bu yönde bir çalışma var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Dinçer…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Benim iki sorum olacak Sayın Başbakan Yardımcısı ve Diyanetten sorumlu Bakanımız Bekir Bozdağ’a.

Soracağım birinci soruyu yazılı olarak da sormuştum ama cevabımı alamadım.

Sayın Bakanımız basına yansıyan bir konuşmasında, ilköğretimi bitirmeyen çocukların Kur'an kurslarına gidebilmesi için mevcut yasanın değiştirileceğini beyan etmiş ve “Bir baba, bir anne çocuğunu yazın her türlü kursa, etkinliğe rahatlıkla gönderirken kendi dininin kitabını öğretmek istediğinde engelle karşılaşıyor. Bu, demokrasi ayıbıdır, hukuk ayıbıdır, insan hakları ihlalidir. Türkiye’yi bu ayıptan kurtarmak için gerekeni yapacağız, bu uyduruk yasaları değiştireceğiz, bu sorunu çözeceğiz.” demiştir. Geçmişte Sayın Başbakan ve Sayın Faruk Çelik de buna benzer yorumlar yapmıştı.

Şimdi soruyorum: Bir Alevi babanın kendi çocuğuna, kendi inancını öğretmek istediğinde, kendi inancını yaşatmak istediğinde cemevi engeliyle karşılaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durumu da demokrasi ayıbı, hukuk ayıbı olarak görüyor musunuz, insan hakkı ihlali olarak görüyor musunuz? Türkiye’yi bu ayıptan kurtarmak için gerekeni yapacak mısınız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Bakan, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili heyeti olarak Van’dan geliyoruz. Halk donuyor, çocuklar zatürre oluyor. İktidarın adil davranmadığı, yandaşlara her türlü imkânın sağlandığı konusunda şikâyeti iletmemi istediler. Biraz önce burada TİKA’nın birçok faaliyeti sunulmaya çalışıldı. Esas sunulması gereken faaliyet sanıyorum Van’daki yurttaşlarımızadır. Orada yerel yönetimler baypas edilmiş durumda. Van halkı SOS veriyor, esnaf, çiftçi orada şikâyetlerini dile getiriyor. Halk barınma sorunu yaşıyor, beslenme sorunu yaşıyor, ısınma sorunu yaşıyor, eğitim sorunu yaşıyor. Laf değil, icraat istiyorlar. Bu nedenle bu konuda acil önlem alınması talebi konusunda ne düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Canalioğlu…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Benim sorum Sayın Bozdağ’a.

Sayın Bakanım, bilindiği gibi camilerimizde iki türlü uygulama yapılıyor. Birincisi ısıtıcılar için para alınıyor, aydınlatma için para alınmıyor ve çifte saat uygulaması yapılıyor. Bu durumdan imam-hatiplerimiz çok mutsuz çünkü her cuma günü para toplamak durumunda kalıyorlar. Bunun çözümü için bir öneriniz olacak mı? Tek saat uygulamasına geçip bütün bu ısıtma, elektrik giderlerini tek elden devletçe karşılamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Aygün… Yok.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Sorum şu: Bu Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı bünyesinde terörle ilgili bir kurul var. Kurulun içerisinde Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı var. Bu, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı değil mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özkes…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Allah katında yegâne din İslam’dır.” anlamındaki ayetin hutbelerde okunması geleneği vardı. AKP döneminde bu ayetin okunması uygulamasına son verildi. Bu ayetin kaldırılmasını Avrupa Birliği istedi, AKP de kaldırdı, tıpkı zinanın suç olmaktan çıkarılması gibi. İslami hükümlerden ve ayetlerden duyulan rahatsızlık nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkes.

Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Işık’ın sorduğu iki soru vardı. Birincisi, “Türkiye’de kaç tane milyarder var?” diye sordu.

Bunlar, ara ara, biliyorsunuz, bazı dergiler, basın kuruluşları tarafından yayınlanıyor ama bizim yaptığımız bir çalışma yok. Yani devlet olarak bu konuda bir servet araştırması, servet çalışması yapmıyoruz ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki bir Latin Amerika’yla mukayese ettiğinizde, bir Asya’yla mukayese ettiğinizde, gelişmekte olan ülkelere şöyle bir baktığınızda milyar doların üzerinde serveti olan iş adamının sayısı Türkiye’den çok daha fazladır. Türkiye’de bir rekabet ortamı vardır, Türkiye’de kıyasıya bir mücadeleyle iş hayatı yürümektedir dolayısıyla böyle bir ortamda aşırı zenginlerin sayısı da ancak sınırlı kalabilmektedir.

Dün ben konuşmamda da söylediğim gibi, OECD verilerine göre gelir dağılımı geçtiğimiz yıllarda düzelen iki ülkeden biridir Türkiye ve Gini katsayısına baktığımızda da benzer ülkelere göre en düzgün gelir dağılımına sahip ülke Türkiye’dir.

Sayın Işık cari açığın 100 milyar dolar olduğundan bahsetti. Yani rakam şu anda yaklaşık 75 milyar dolar civarında, biz bu senenin toplam olarak bunu bekliyoruz ama gelecek sene ve daha sonraki senelerde bunun tedricî olarak düşeceğini bekliyoruz.

Sayın Kuşoğlu’nun “4’üncü madde göz geçirmesi ne demek?” diye bir sorusu vardı.

O şu demek: Uluslararası Para Fonunun kuruluş anlaşmasının bir 4’üncü maddesi vardır ve kuruluşa üye 187 ülkenin tümü yılda bir defa olmak üzere bir gözden geçirme çalışması yapar. Bu çalışmada o ülkenin ekonomisiyle ilgili bir değerlendirme yapılır ve Uluslararası Para Fonunun teknik heyetinin yine bazı önerileri o raporda yer alır. 187 üyenin tümü bu çalışmayı yılda bir defa yapar. Türkiye de bu çalışma çerçevesinde Uluslararası Para Fonu heyetiyle bunu yapmıştır ve bununla ilgili raporun özeti de geçtiğimiz günlerde yayınlanmıştır.

“Yeni kurulan Müsteşarlıkta Adalet Bakanlığı Müsteşarı niye var? Bu güçler ayrılığı ilkesine ters değil mi?” gibi bir soru vardı.

Biliyorsunuz, Adalet Bakanlığımız bir yürütme birimidir. Adalet Bakanlığı Müsteşarı da bu yürütme biriminin bir görevlisidir. Dolayısıyla, bu Müsteşarlık bünyesinde yapılacak koordinasyon çalışmalarında yasal düzenlemeler gerektiğinde ya da hukukla ilgili bir konu gerektiğinde kuşkusuz Adalet Bakanlığının da mutlaka resmin içerisinde, çalışmaların içerisinde olması lazımdır ve burada olma sebebi de budur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bana sorulan sorular oldukça fazla, süre yetmezse kalanlarına yazılı cevap vereceğim, onu öncelikle ifade etmek istiyorum.

Tabii, Süleymaniye Camii’nin restorasyonu sonrası açılışı yapılmamıştır. Sadece restorasyon sonrası ibadete açıldığında Sayın Başbakanımız, Süleymaniye Camii’nde bayram namazı kılmıştır. Namazdan sonra da halkla bayramlaşmıştır. Herhangi bir açılış merasimi kesinlikle yapılmamıştır. Bunu öncelikle ifade etmek isterim.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Yapmayın ya, ilanlar verildi Sayın Bakan!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Işık’ın söylediği KPSS ve yeterlik sınavı şartı aranmaksızın Kur’an kursu öğreticilerinin kadroya geçirilmesiyle ilgili konu, doğrudur, kanun hükmünde kararnameyle bu yönde bir düzenleme yapıldı. Hatırlarsanız Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Parlamentoda görüşülürken de bu yönde MHP Grubunun bir önergesi vardı ama o dönemde bu önerge kabul görmedi, sadece imam-hatip ve müezzin kayyımlarla ilgili bir kabul oldu Parlamentomuz tarafından, orada bir eksiklik olmuştu. Biz bu eksikliği gidermiş olduk, eşitliği sağlamış olduk.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vekil imamların hepsini atamadınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Tabii, diğerleriyle alakalı da sözleşmeli pek çok personele kadro verildiğini siz biliyorsunuz, diğer konularla ilgili elbette gönül arzu ediyor ki, imkânlar olsa, herkesle ilgili sorunları çözsek, bizim de arzumuz o, ancak tabii bu biraz da imkân meselesi.

Hac ve umreyle ilgili konu: Tabii, bu, milletimizin de büyük talebi, bizim de gerçekten büyük sıkıntımız, çok büyük bir organizasyon ama bütün problemleri çözdük dersek yanlış olur. Pek çok problem var, pek çok aksama var ama her geçen gün daha iyiye gidiyor. Umre konusunda kota sınırlaması yok. İsteyen vatandaşlarımız umreye gidebiliyorlar. Organizasyonda da bir sıkıntıya şu ana kadar rastlamadık ama hacla ilgili bir kota meselesi var. Türkiye’ye uygulanan kota 74 bin vatandaşımıza tekabül ediyor. Tabii, zaman zaman değişik görüşmelerle buna birtakım ilaveler yapılabiliyor ama bizim ana kotamıza baktığınız zaman 74 bin olduğunu görüyoruz.

Tabii, depremle alakalı, Van’la ilgili de, arkadaşlarımız, değişik arkadaşlarımız birtakım şeyler ifade ettiler. Benim elimdeki rakamlara göre, Van merkez ve Erciş ilçesinde 14 çadır kentte yaklaşık 17 bin vatandaşımız yaşamaktadır. 22 bin konteyner siparişi verildi, bunun 8 bini şu anda teslim edildi. Aralık sonuna kadar çadırda herhangi bir vatandaşımız kalmayacaktır. Vatandaşlarımızın 20 binden fazlası şu anda kamu kuruluşlarına nakledilmiş durumda. Bununla beraber, bakiyesinin 30 bini -nakil bekleyenler de var- geçeceğini tahmin ediyoruz.

Şu anda orada konut yapımıyla ilgili de önemli adımlar atılıyor. 3 bin konutun temeli atıldı, 12 bin konutun temel atılma çalışmaları sürüyor. Örnek köyler yapılacak orada. Ağustos ayı sonuna kadar da konutların yetişmesi planlanıyor.

Diğer çalışmaların hepsi de orada devam ediyor. Bizim vatandaşımıza şu ana kadar 73.679 tane çadırın dağıtıldığını görüyoruz.

Hasar tespitleriyle ilgili soru soruldu. Tabii, çok uzun rakamlar ama hasar tespitleri, kesin hasar tespitleri Van merkezin dışındaki bütün yerlerde yapılmış durumda. Yapılan tespitlere baktığımızda, Van ili merkez köylerinde toplam 10.890 konut incelenmiş; bunlardan 6.090’ı yıkık, ağır hasarlı, 294’ü orta hasarlı, 3.210’u az hasarlı, 1.296’sı ise hasarsız olarak tespit edilmiştir.

Van ili merkez ilçesinde toplam 1.250 iş yeri incelenmiş; bunlardan 295’i yıkık, ağır hasarlı, 480’i orta hasarlı, 352’si az hasarlı, 123’ü hasarsız olarak tespit edilmiş, ayrıca toplam 5.528 bina incelenmiş, bunlardan 979’u yıkık, ağır hasarlı, 996’sı orta hasarlı, 2.420’si az hasarlı, 1.333’ü ise hasarsız olarak tespit edilmiştir.

Yine, Erciş ilçesinde 13 mahalle ve 2 beldede kesin hasar tespit çalışmaları tamamlanmıştır. Yapılan kesin hasar tespit çalışmasında, Erciş ilçesinde toplam 3.110 iş yeri incelenmiş, bunlardan 1.080’i yıkık, ağır hasarlı, 443’ü orta hasarlı, 1.167’si az hasarlı, 420’si hasarsız olarak tespit edilmiştir. Ayrıca, toplam 16.614 konut incelenmiş, bunlardan 4.413’ü yıkık, ağır hasarlı, 1.326’sı orta hasarlı, 6.723’ü az hasarlı, 4.152’si hasarsız olarak tespit edilmiştir.

Erciş’e bağlı köylerde, 84 köyün tamamında hasar tespit çalışmaları tamamlanmıştır. Yapılan kesin hasar tespit çalışmalarında toplam 9.883 konut incelenmiş, bunlardan 3.287’si yıkık, ağır hasarlı, 299’u orta hasarlı, 4.750’si az hasarlı ve 1.617’si ise hasarsız olarak tespit edilmiştir.

Tabii emeklilikle ilgili bir soru sordu Değerli Milletvekilimiz. Bununla ilgili Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız bir çalışma yapıyor. İşin doğrusu, açıklamaya baktığımızda, benim aldığım bilgide, Van depremiyle ilgili ve sınırlı olmak üzere, otuz gün SGK’ya prim ödemiş veya oraya kaydı olan bütün vatandaşlarımızın bundan istifade etmesi öngörülüyor ama sizin sorunuz çevresinde, başka yerlerde olanlara teşmil edilebilir mi, şu anda bir bilgim yok ama ben Sayın Bakana, bu çalışmayı yapan Bakanımıza da bu konuyu hassaten iletmek istiyorum ve kendisine de ileteceğim, onlarla ilgili ne yapılabilir.

Cemevlerinin statüsüyle ilgili önemli bir soru. Tabii, her zaman burada da konuşuldu, dışarıda da konuşuldu. Biz, cemevlerimizin elbette belli bir statüye kavuşturulması taraftarıyız ve bu noktada da önemli çalışmaları, önemli adımları attık atmaya da özen gösterdik, sorunu konuştuk ama cemevlerinin ibadethane olarak tanınması konusunu siyasetin bir konusu olarak görmüyoruz. Bu, teolojik bir tartışmadır.

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz tamamlandı, lütfen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bitiriyorum.

Bir dinin ibadethanesiyle ilgili veya o dinin içerisindeki inanışlarla alakalı yerlerle, kutsal olan yerlerle ilgili, parlamentoların veya kanunların karar vermesinin doğru olmadığı kanaatindeyiz ama bu konuda karar verecek olan tabii, teolojik tartışmaları yapanlardır, onlar o noktada karar vereceklerdir ama biz, İslam dininin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Bakan, hiçbir mahzur yoktur, ibadet yeri olmasında hiçbir mahzur yoktur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …tartışmalarını biz siyasetçiler yapamayız, kanunla çözülemez.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bir Budist eğer Budist tapınağına “ibadethane” diyorsa orası onun ibadethanesidir.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İbadethanelere halk karar vermez.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Cemevlerinin ibadethane, ibadet yeri olmasında hiçbir mahzur yoktur.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bu tamamen yanlış Sayın Bakan, buna halk karar vermeli, tamamen yanlış.

BAŞKAN – Şimdi, sırasıyla üçüncü turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bu sizin zihniyetiniz, devletçi bir zihniyet. Devlet nasıl kabul ediyorsa öyle…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Her dinin kutsal kitabında vardır, peygamberinin öğretisinde vardır.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Nasıl inanıyorsa öyle olur, tamamen yanlış bir bilgi. İlahiyat fakültesi mezunusun, tamamen yanlış.

BAŞKAN - Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

10-84  KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI

1.– Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                                                       Açıklama                                                   (TL)

03                                         Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri               19.123.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.                                           

                                             TOPLAM                                                          19.123.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

2.– Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

                                                                             (TL)

- Toplam Ödenek               :                    6.671.000.00

- Bütçe Gideri                    :                     4.304.367.69

- İptal Edilen Ödenek        :                     2.366.632.31

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.96 - AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI

1.– Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                                                       Açıklama                                                    (TL)

01                                Genel Kamu Hizmetleri                                               12.755.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02                                Savunma Hizmetleri                                                   176.516.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03                                Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                          1.150.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10                                Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri          577.440.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.                                           

                                    TOPLAM                                                                   767.861.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

                                                                             (TL)

- Toplam Ödenek           :                      797.152.847.00

- Bütçe Gideri                :                       751.862.330.57

- İptal Edilen Ödenek    :                        45.290.516.43

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.86 - DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1.– Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                                                       Açıklama                                                    (TL)

01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                            29.713.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02                                    Savunma Hizmetleri                                                       170.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                        6.150.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07                                    Sağlık Hizmetleri                                                           297.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

08                                    Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                     3.854.255.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09                                    Eğitim Hizmetleri                                                           580.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.                                          

                                        TOPLAM                                                             3.891.166.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

                                                                             (TL)

- Toplam Ödenek             :                   2.287.177.581.00

- Bütçe Gideri                                                             :                 2.733.107.932.55

- Ödenek Üstü Gider       :                     464.571.483.42

- İptal Edilen Ödenek      :                      18.641.131.87

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

42.32–TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI

1.– Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                                                          Açıklama                                           (TL)

01                                      Genel Kamu Hizmetleri                                         85.902.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03                                      Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                       341.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

                                          TOPLAM                                                              86.243.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR  CETVELİ

KOD                                                          Açıklama                                           (TL)

03                                          Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                            100.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04                                          Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler      86.143.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                              TOPLAM                                                         86.243.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.– Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

                                                                             (TL)

- Toplam Ödenek                       :           69.180.734.76

- Bütçe Gideri                                                                  :                 47.361.928.12

- İptal Edilen Ödenek                :            17.870.986.73

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek :              3.947.819.91

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

                                                                             (TL)

- Bütçe Tahmini           :                          64.351.000.00

- Yılı Net Tahsilatı       :                          65.238.319.86

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.51 - YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI

1.– Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                                                          Açıklama                                           (TL)

01                                          Genel Kamu Hizmetleri                                     32.833.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03                                          Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                   250.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09                                          Eğitim Hizmetleri      200.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                              TOPLAM                                                         33.283.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR  CETVELİ

KOD                                                          Açıklama                                           (TL)

03                                         Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                25.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04                                         Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler      33.208.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05                                         Diğer  Gelirler                                                          50.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                             TOPLAM                                                          33.283.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

                                                                             (TL)

- Toplam Ödenek                          :        10.419.455.56

- Bütçe Gideri                               :          3.943.832.34

- İptal Edilen Ödenek                   :          6.475.623.22

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek    :                    

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, kabul etmemek de bir haktır, bizim hakkımızı kullanmamıza saygı gösterin! 

 BAŞKAN – (B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

                                                                             (TL)

- Bütçe Tahmini                      :                         

- Yılı Net Tahsilatı                  :               10.419.455.56

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, kabul etmemek de bir haktır. Bize bakmıyorsunuz, kimler kabul etmedi, görmüyorsunuz. Bu kadar ucuz değil bu iş! Lütfen, bizim hakkımızı kullanmamıza saygı gösterin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Milletvekilim. Lütfen Sayın Milletvekili…

Sayın Milletvekilim, sizin bizi görüp görmediğinizi bilmiyorum ama biz sizi görüyoruz buradan, bakıyoruz size, merak etmeyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bakmıyorsunuz Sayın Başkan. Bu saygısızlıktır! Bize de bakın.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekilim… Benim bakıp bakmadığıma siz değil, herhâlde…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Biz de saygıdeğer bir iş yapıyoruz, muhalefet etmek de bir görevdir ve bir haktır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Hakkınıza riayet ediyorum, saygı duyuyorum, tabii ki hakkınız.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Hazine Müsteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.82 - HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

1.– Hazine  Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                                                          Açıklama                                           (TL)

01                                         Genel Kamu Hizmetleri                                  51.838.133.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03                                         Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                      907.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04                                         Ekonomik İşler ve Hizmetler                          9.872.223.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

06                                         İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri                 1.165.938.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

10                                         Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri 1.828.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                             TOPLAM                                                       64.705.201.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Hazine Müsteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Hazine Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Hazine Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

                                                                                (TL)

- Toplam Ödenek                         :      69.974.552.293.00

- Bütçe Gideri                                                                   :         60.746.551.638.64

- İptal Edilen Ödenek                  :         9.228.000.654.36

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek   :              18.201.220.00

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Hazine Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

42.04–BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU

1.– Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                                                          Açıklama                                             (TL)

01                                         Genel Kamu Hizmetleri                                       9.835.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04                                         Ekonomik İşler ve Hizmetler                            155.165.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

                                             TOPLAM                                                         165.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR  CETVELİ

KOD                                                          Açıklama                                           (TL)

05                                         Diğer  Gelirler                                                   165.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                             TOPLAM                                                         165.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

                                                                              (TL)

- Toplam Ödenek          :                       165.000.000.00

- Bütçe Gideri               :                        141.759.273.35

- İptal Edilen Ödenek   :                           23.240.726.65

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

                                                                              (TL)

- Bütçe Tahmini            :                         90.000.000.00

- Yılı Net Tahsilatı        :                       155.824.120.79

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Sermaye Piyasası Kurulu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

42.03–SERMAYE PİYASASI KURULU

1.– Sermaye Piyasası Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                                                          Açıklama                                                (TL)

01                                         Genel Kamu Hizmetleri                                     30.483.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03                                         Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                7.042.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

04                                         Ekonomik İşler ve Hizmetler                             45.257.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

                                             TOPLAM                                                          82.782.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR  CETVELİ

KOD                                                          Açıklama                                           (TL)

03                                         Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                          63.079.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05                                         Diğer Gelirler                                                     19.703.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                             TOPLAM                                                          82.782.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sermaye Piyasası Kurulu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Sermaye Piyasası Kurulu 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

                                                                            (TL)

- Toplam Ödenek                          :        69.426.000.00

- Bütçe Gideri                               :         58.288.483.42

- İptal Edilen Ödenek                   :         11.137.516.58

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek    :                    

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

                                                                             (TL)

- Bütçe Tahmini                            :         69.426.000.00

- Yılı Net Tahsilatı                        :         69.381.081.23

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Sermaye Piyasası Kurulunun 2012 yılı Merkezî Yönetim bütçeleri ile 2010 yılı Merkezî Yönetim kesin hesapları ve Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2010 yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı kabul edilmiştir, hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Sayın Metiner, bir söz talebiniz vardı İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre, yerinizden… Yerinizden lütfen…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Metiner, itiraz etmeyin, buyurun, yerinizden söz veriyorum İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince.  Niye itiraz ediyorsunuz her şeye?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Neye her şeye itiraz ediyoruz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Metiner, grupların anlaşması üzerine dünkü yapılan bir, aranızdaki, konuşmayı düzeltmek için söz verdim ve yerinizden vermem gerekiyor.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, şahsına yönelik olarak “Mahalle karısı gibi car car konuşuyor.” şeklinde günlük bir gazetede çıkan haber üzerine, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin böyle bir söz söyleyip söylemediği konusunda açıklama yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Evet.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün günlük bir gazetede çıkan bir haber var. Bu haberin mahreci Anadolu Ajansı. Anadolu Ajansı biliyorsunuz bir devlet ajansı, saygınlığından hiçbirimizin kuşku duymayacağı bir haber ajansı. Burada CHP Grup Başkan Vekilinin şahsıma yönelik olarak “Mahalle karısı gibi car car konuşuyor.” dediği söyleniyor. Bu haberin doğru olup olmadığını, böyle bir ifadenin doğru olup olmadığını bilmiyorum ama bu son derece kaba, yaralayıcı, yakışıksız, ancak bir sokak çocuğunun söyleyebileceği tarzda terbiyesizce bir sözün bir grup başkan vekili tarafından söylenmiş olabileceğine ihtimal vermiyorum. Bu yüzden, Sayın İnce’yi…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İhtimal vermiyorsan niye “Sokak çocuğu” diyorsun? Madem ihtimal vermiyorsun, niye diyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Bir saniye… Sayın İnce cevap verirler, lütfen…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hem “İhtimal vermedim.” diyor hem “sokak çocuğu” diyor!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – …böyle bir söz söyleyip söylemediği konusunda açıklamaya çağırıyorum.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bu Mecliste senin yaptığın ıstırap nedir ya?

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen yerinizden cevap vereceksiniz.

Buyurun.

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in konuşmasına istinaden Meclis tutanaklarında söz konusu ifadenin olmadığına ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Meclisin gelmiş geçmiş en büyük laf atıcısıyla, insanları sürekli rahatsız eden, ön sıraya kombine bilet almış, yerine oturup sürekli insanları rahatsız eden birisiyle değerli milletvekillerini meşgul ettiğim için, rahatsız ettiğim için gerçekten onlardan özür dilerim. Az önce de konuşması “Sokak çocuğu” falan... Kötü söz sahibine aittir. Şunu söyleyeyim: Bizim için esas olan…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Söylemişsen söylediğini söyleyeceksin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) - …milletvekilleri için esas olan gazete kupürü değil Meclis tutanaklarıdır. Meclis tutanaklarında böyle bir şey yok, dolayısıyla ben böyle bir şey demedim. Uzatacak bir şey yok.

Mehmet Metiner’le de muhatap olduğum için üzgünüm, keşke başka bir arkadaşımla söz dalaşına girişseydim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygısızlık yapma! Saygısızlık yapma!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Gündemimize göre, 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yüreğini varsa söylediğinin arkasında dur!

BAŞKAN – Lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Senin yüzünden Meclise gelmek istemiyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ses kayıtları var, ses kayıtları… Bunun hesabını soracağım senden!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoğurt kesesi ağzından eskir!

BAŞKAN - Sayın İnce, lütfen… Sayın Metiner… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Salim Uslu’yu göreve çağırın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben adamım.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ses kayıtları var, ses kayıtları!

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen tutanaklara bak… Sen tutanaklara bak…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Senin yüreğin varsa söylersin. Sende o yürek yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Benim yüreğimin zekâtını sana versem cesur olursun.

BAŞKAN – Görüşmelere devam edeceğiz, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen kimsin? Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın İnce…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Açıklıyorum bu ses kayıtlarını.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Beni niye bununla muhatap ediyorsunuz? Bak, kabahat grup başkan vekillerinin, bana “Şunu yumuşatalım.” dediniz. Yaptım, adamınızı gördünüz mü?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.11
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemimize göre, 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Dördüncü turda Adalet Bakanlığı, Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu, Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçeleri yer almaktadır.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildi-rimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu (1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (Devam)

İ) ADALET BAKANLIĞI

1.- Adalet Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Adalet Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU

1.-  Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim  Bütçesi 

2.- Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

L) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU

1.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

M) İÇİŞLERİ  BAKANLIĞI

1.- İçişleri Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

N)  EMNİYET  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

O) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ö) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Soru sorma işlemiyle ilgili açıklamalar daha öncelerde yapıldığı için tekrarlamıyorum. Soru sormak isteyen milletvekilleri görüşmelerin bitimine kadar yerlerinden soru için giriş yapabilirler.

Soru sorma işlemini başlatıyorum.

Bilgilerinize sunulur.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi gruplarının ortak talepleri üzerine iki grubun konuşma sırası, bu tura münhasır olmak üzere yer değiştirilmiştir.

Dördüncü turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin söz taleplerini bu sıraya göre okuyorum:

Milliyetçi Hareket Partisi adına Faruk Bal, Konya Milletvekili; Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili; Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili; Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Murat Bozlak, Adana Milletvekili, süresi on beş dakika; Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili, on beş dakika; Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili, yirmi dakika.

AK PARTİ Grubu adına Mehmet Doğan Kubat, beş dakika -AK PARTİ konuşmacılarının tümü beş dakika- Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili; Fehmi Küpçü, Bolu Milletvekili; Ali Aşlık, İzmir Milletvekili; Yusuf Başer, Yozgat Milletvekili; Feyzullah Kıyıklık, İstanbul Milletvekili; Hüseyin Bürge, İstanbul Milletvekili; Mehmet Ersoy, Sinop Milletvekili; Şirin Ünal, İstanbul Milletvekili ve İhsan Şener, Ordu Milletvekili.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ali Özgündüz, İstanbul Milletvekili, dokuz dakika; Malik Ecder Özdemir, Sivas Milletvekili, sekiz dakika; Ömer Süha Aldan, Muğla Milletvekili, sekiz dakika; Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili, dokuz dakika; Mehmet Siyam Kesimoğlu, Kırklareli Milletvekili, sekiz dakika; Celal Dinçer, İstanbul Milletvekili.

Şahıslar adına lehinde söz isteyen Hüseyin Cemal Akın, beş dakika; aleyhinde Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili, beş dakika.

Şimdi söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adalet Bakanlığı, ceza infaz kurumları, Türkiye Adalet Akademisi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bütçeleri hakkında görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle, adalete hizmeti şerefli bir hayat tarzı olarak benimsemiş olan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, salonda uğultu var, lütfen…

FARUK BAL (Devamla) - …yüksek mahkemelerimizin değerli başkanlarını, üyelerini, hâkimlerimizi, savcılarımızı, yazı işleri müdürlerimizi, kâtiplerimizi, infaz koruma memurlarımızı, mübaşirlerimizi saygıyla selamlıyorum. Zor şartlar altında görev yapan yargı çalışanlarına sağlık ve mutluluk diliyorum.

Değerli milletvekilleri, yargının sorunları madalyon gibidir ve iki yüzlüdür, bir yüzüne baktığımızda yargının ve yargı mensuplarının sorunu, diğer yüzüne baktığımızda ise adalet hizmeti bekleyen, adaletle yüzleşmek isteyen ve adalet arayan insanların sorunları olarak karşımıza çıkmaktadır. Meselenin cesametini ve vahametini sizlerle paylaşabilmem için bir kısım rakamları takdirlerinize sunmak istiyorum.

2009 yılı rakamlarına göre, tabii 2010 ve 2011 rakamlarına ulaşmamız mümkün değil çünkü Adalet Bakanlığının verileri ancak iki yıllık bir gecikmeyle yansıyabilmekte ve bundan dolayı da iki yıl geriden  başlamak zorundayız. İşte, bu 2009 yılının rakamlarını 2011 yılına yüzdelik artış oranları itibarıyla taşıyarak ifade ettiğimizde ceza mahkemelerine, hukuk mahkemelerine, Yargıtaya, Yargıtay Başsavcılığına, Yargıtay hukuk ve ceza genel kurullarına, idare mahkemelerine, bölge idare mahkemelerine, Danıştaya ve icra dairelerine gelen iş sayısı yaklaşık olarak 10 milyona yaklaşmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu 10 milyonun -yargıya, mahkemelere, icra dairelerine, savcılıklara intikal eden, 2011 rakamlarına taşınarak ölçüldüğünde, 10 milyona yakın iş bulunmaktadır- alacaklısı vardır, borçlusu vardır, davalısı vardır, davacısı vardır, müştekisi vardır, şüphelisi vardır, mağduru vardır, müdahili vardır, şahidi vardır, avukatı vardır ve bunlardan alacaklı olanlar ya da borçlu olanlar vardır. Bunları değerlendirdiğimiz zaman ve ortalama en asgari rakam olan 3’le çarptığımız zaman, 30 milyon insan yargıdan iyi hizmet, yargıdan iyi adalet ve yargıyla ilgili işlerinde verimli ve kaliteli hizmet beklemektedir. 30 milyon nüfusumuzun yarısıdır ve yargıyla ilgili görüştüğümüz bugünkü bütçe, demek ki nüfusumuzun yarısından fazlasını ilgilendiren bir cesamete ve yargı hizmetlerindeki zafiyet itibarıyla da o nispette bir vahamete sahiptir.

Değerli arkadaşlarım, yargıdan hizmet bekleyenlerin boyutunu bu şekilde izah ettikten sonra, madalyonun ikinci yüzünde bulunan yargının ve yargı mensuplarının sorunlarına değinmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 10 milyona yakın dosya ya da adli işin büyük bir fedakârlıkla altından kalkmaya çalışan Yargıtay üyesinden Danıştay üyesine, hâkiminden savcısına, yazı işleri müdüründen, icra müdüründen, cezaevi müdüründen, seçim müdüründen, kâtibinden mübaşirine, infaz memuruna kadar herkes ama herkes hayat standardından şikâyetçidir.

Yargı mensupları yapmış oldukları işin mehabetiyle bulundukları hayat standardının birbirleriyle örtüşmediğinden şikâyet etmektedirler, açıkça maaşlarından şikâyet etmektedirler, bunların emeklileri emekli maaşlarının yetersizliğinden şikâyet etmektedirler. Yargı mensupları, pek çok diğer benzer kamu görevlilerinin almış olduğu, kendilerinin henüz ulaşamadığı nöbet ücretinden, fazla mesai ücretinden, yargı ödeneğinden, iş riski tazminatından, adalet hizmeti tazminatından, ek göstergeden, teknik destek hizmetinden, kreşten, servisten, yiyecek ve giyecek yardımından talepte bulunmaktadırlar, bunların kendilerine bir hizmet olarak sunulması gerektiğini ifade etmekte ve sunulamamasından dolayı da şikâyet etmektedirler.

Yargının ayrı bir sorunu, yargıda 4/B ve 4/C kapsamında çalışan personelin sorunları çözüm beklemektedir.

Yargının personel olarak yaşadığı bu sorunların yanı sıra, bir kısım iyileştirmeler yapılmasına rağmen -sadece bina açısından- araç gereç ve altyapı ve teknoloji hizmetlerinde çok büyük zafiyet bulunmaktadır. Övünülen UYAP yetersizdir, teknolojisi kifayetsizdir, yargıya teknolojik yardım yerine çoğu yerde yargının önünde ciddi bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bilirkişilik müessesesi tefessüh etmiştir. Bilirkişilik müessesesi yargının önüne geçmiştir. Bilirkişilik müessesesi artık kendi hakkını kendi alma gayreti içerisinde bulunan insanların yargı dışında sorunlarını çözüm aracı hâline getirilmiştir.

Hazine avukatlığı, hukuk müşavirliği, sorunlarının çözümünü beklemektedir.

Avukatlar, delil toplama yetkisini beklemekte ve yargının üç unsurunu teşkil eden iddia, karar ve savunma üçgeninde delil toplama yetkisinin kendisine verilmesini beklemektedir.

Adli hizmetler içerisinde tutukluluk süresi artık mahkûmiyete dönüşmüş bulunmaktadır. Çok uzun olan tutukluluk süresi aynı zamanda ceza ve infaz kurumlarında da ayrı bir sorunun temelini teşkil etmektedir.

Cezaevi kapasitelerinin çok üzerinde tutuklu ve hükümlü bulunmakta ve bunların hayat standardı cezaevinde bulunmalarını gerektiren suçlardan daha büyük cezaya çarptırılması gibi bir sonucu doğurmaktadır.

İcra ve iflas dairelerinde takip sayısı patlamıştır. Vatandaşın adalete ulaşımı engellenmiştir.

136 ilçede adalet binaları kapatılmış, pek çok ilçede ceza ve infaz kurumları kapatılmıştır. Bu kapsam içerisinde Konya’nın Çeltik, Tuzlukçu, Emirgazi, Akören, Güneysınır, Taşkent, Ahırlı, Derebucak ve Yalıhüyük ilçelerinde artık adliye binası bulunmamaktadır. Vatandaşlar adaleti başka ilçelere giderek aramak durumunda ve dolayısıyla zulüm ile ifade edilebilecek bir sorunla karşı karşıya bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, özetlemeye çalıştığım tüm bu sorunlar herkesin bildiği, herkesçe malumumuz olan sorunlardır. Bu sorunların tümünün muhatabı Adalet ve Kalkınma Partisidir. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi on yıldır bu ülkede tek başına iktidardır. Bu sorunların çözümü için önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Dolayısıyla demokratik parlamenter sistemde, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında bu sorunların diğer muhatabı doğrudan Sayın Adalet Bakanıdır.

Değerli arkadaşlarım, on yıl geçmesine rağmen adaletin bu sorunları bütün haşmetiyle karşımızda bulunmaktadır. Haşmet cesametindeki yargıyı ve yargıdan hizmet bekleyenleri memnun edecek hizmet kalitesi ve sorunlarını çözebilmek için Adalet Bakanlığına ayrılmış olan 5 milyar 277 milyon 312 bin liralık ödenek yeterli değildir.

Değerli arkadaşlarım, bu ödeneğin -devasa boyuta ulaşmış olan adli sorunlara çözüm bulabilmek için- artırılmasında fayda bulunmaktadır.

Diğer taraftan, ceza ve tevkif evleriyle ilgili takdir edilen, 2012 yılı bütçesinden ayrılan 772 milyon 457 bin liralık bütçe de yeterli değildir. Çünkü cezaevlerinde hâlen 53.913’ü tutuklu, 73 bin hükümlü olmak üzere; 120 bin küsur insan bulunmaktadır.

Dolayısıyla bu insanların birinci olarak insani şartlar içerisinde cezaevlerinde barındırılması, ikinci olarak da hükümlülerin ıslah edilerek, rehabilite edilerek topluma tekrar kazandırılabilmesi için, onların bu hizmetlerden yararlandırılabilmesi için bütçenin artırılmasında fayda olduğunu mülahaza etmekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, bu kapsamda iş yurtlarıyla ilgili bazı sorunlara temas etmek istiyorum. İş yurtları on yıllık AKP İktidarı boyunca müflis bir KİT hâline dönüştürülmüştür ya da iflas etme eğiliminde olan bir KİT hâline dönüştürülmüştür. Buradan çıkarılarak, iş yurtlarının, Adalet Bakanlığına kaynak aktaran bir kurum hâline dönüştürülebilmesi için haksız rekabet hükümlerini doğurabilecek birtakım teşebbüsleri duymaktayız. Yani iş yurtlarına, un fabrikası kurmak, ekmek fabrikası kurmak, yem fabrikası kurmak ya da temizlik işçiliği ile birtakım kamu kurumlarının hizmetine talip olmak gibi faaliyetlerin tasarlandığını ya da yapıldığını duymaktayız. Bütün bunlar, değerli arkadaşlarım, KİT özentisinin Adalet Bakanlığına yansımasının ürünüdür. Dolayısıyla iş yurtları, kader mahkûmu olan, cezaevine girmiş hükümlü olan insanlara meslek edindirerek, kurslar düzenleyerek bunları birer eğitilmiş insan olarak topluma iade amacını taşımaktadır. Onun yerine, piyasada, devlet gücünü arkasına alarak haksız bir rekabet neticesinde piyasaya müdahale yapma aracı değil, aynı zamanda da Adalet Bakanlığına bir kaynak yaratan, fon yaratan bir kurum hâlinde de değildir.

Değerli arkadaşlarım, kısaca ve hepimizin bildiği, yargıyla ilgili sorunları, hem yargının kendi içerisinde şikâyet mevzusu olan sorunlarını hem de yargıdan hizmet bekleyen vatandaşlarımızın sorunlarını sizlerle paylaşmaya çalıştım. Bu süre içerisinde de, on yıl içerisinde Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına iktidarında yargının bu sorunlarını çözemediğini ifade ettim.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi on yıl içerisinde bunlarda başarısız olurken başardığı hiç olmadı mı? Başardığı çok şey oldu. Bunlardan üç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum:

AKP’nin başardığı birinci iş, yandaş sermaye yaratmaktır. AKP bunu kâmilen başarmıştır ve bir ekonomik ihtilal anlamına gelen sermaye transferini gerçekleştirmiştir.

İkinci olarak AKP, devleti partileştirmiştir. Devlet içerisinde partizan uygulamalarla temayüz etmiş ve bunda da kâmilen başarılı olmuştur.

Üçüncü olarak da AKP, basını siyasallaştırmıştır ve basının siyasallaştıramadığı cüzi bir kısmını da korkutmuştur. İşte, AKP, on yıllık iktidarı boyunca, siyasallaştırdığı ve yandaş hâle getirdiği sermayeye, siyasallaştırdığı devlet organlarına, siyasallaştırdığı basına ya da korkuttuğu basına bir şey arıyor. Aradığı nedir? Bunları koruyacak hukuk. Oysa parlamenter demokratik sistemde bu insanların arasında bir farklılık gözetilmez, herkes diline, dinine, felsefesine, soyuna, geçmişine ve bu arada siyasi düşüncesine bakılmaksızın eşittir. Bu, hukukun üstünlüğünün ve hukuk devletinin temel prensibidir. Adalet ve Kalkınma Partisi, işte bu on yıllık iktidarında hukukun üstünlüğü yerine üstünlere bir hukuk yaratmıştır. Şimdi, üstünlere hukuk yaratan bu on yıllık iktidarın gerisine de bir bakmak gerekmektedir. AKP İktidarından önce yargıda siyasallaşma sorunu yok muydu? Evet, vardı. AKP’den önce yargının ideolojik tavrı yok muydu? Evet, vardı. AKP’den önce yargının vesayet makamı gibi davrandığı hâller yok muydu? Evet, vardı. Hatta yargının da üzerinde vesayet makamı gibi davrananlar yok muydu, 28 Şubat örneğinde olduğu gibi? Evet, vardı. Bütün bunların çaresi yargıyı bağımsızlaştırmak, yargıyı tarafsızlaştırmak ve yargıyı peygamber postunda oturan herkesin günü geldiğinde, bir haksızlığa uğradığında, bir itham altında kaldığında güvenle sığınabileceği bir liman hâline getirmek gerekir iken Adalet ve Kalkınma Partisi on yıllık iktidarı sürecinde yapmış olduğu uygulamalarla kanı kanla yıkadı, yargıyı bağımsızlaştırmak, yargıyı tarafsızlaştırmak ve yargıyı herkesin günü geldiğinde sığınabileceği güvenli bir liman hâline getirmek yerine yargıyı kendi yandaşı kurumu hâline getirebilmek için çaba sarf etti.

Değerli arkadaşlarım, AKP’den önce yargıda güven sorunu yok muydu? Evet, vardı. “Vicdan ile cüzdanı arasına sıkıştırılan hâkim” sözü bir Yargıtay başkanına aittir. Diğer taraftan “Avukat tutma, hâkim tut.” şeklindeki güvensizliğin şahikasına ulaşmış olan söz de halkımızın güven duyusunu ifade eden bir hissiyatını ortaya koymaktadır.

İşte bu iki dönem arasında ortaya çıkması gereken bağımsız ve tarafsız yargı, tahterevalli siyasetine kurban edilmiştir. Bazı siyasi tartışma mevzusu olan davalar, tahterevalli siyasetinde araç olarak kullanılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, “Ümraniye” diye bildiğimiz birilerinin “Ergenekon” olarak adını koyduğu davada bir taraf savcı, bir taraf avukatlığı üstlenmiş ve yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı işte böyle örselenmiştir.

Değerli arkadaşlarım, “Yargıyı 28 Şubatın ve daha öncekilerin vesayet makamından kurtaracağım.” derken yeni bir vesayet makamı yaratılmıştır. Yargının üzerindeki vesayet makamının yerine de Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasi baskısı ve yandaşlarını etkin mevkilere getiren, yandaşı olmayanları da korkutan yapısıyla yeniden tecelli etmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bunlara birkaç tane örnek vermek istiyorum:

2007 yılında Yargıtay üyelerinin ve dairelerinin sayısının azaltılmasına ilişkin bir kanun tasarısı verdi AKP, yani Yargıtayı küçültmek istedi. Yine 2007 yılında Danıştayı küçültmek istedi. Ancak 2010 yılına geldiğimizde, Danıştaya 80, Yargıtaya da 160 hâkim atamak suretiyle dünyanın en obez mahkemesi yaratıldı. Değerli arkadaşlarım, 387 üyeli bir mahkeme dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur ve bunun yargıyla da hiçbir alakası yoktur. Sadece yargının siyasallaştırılması için, yandaş yargıya eleman temini için başvurulmuş bir metottur.

Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinde raportörlükten hülle yoluyla müsteşar muavinliğine, arkasından bir ay sonra Anayasa Mahkemesi üyeliğine ve altı ay sonra da başkan vekilliğine getirilen insanları gördük.

Kayseri il başkanının referandumda evet çalışması nedeniyle tebrik ettiği, siyasi rengini ortaya koyduğu bir şahsiyetin de HSYK üyeliğine getirilmiş olduğunu gördük. Balyoz davasında, Dink davasında, Deniz Feneri davasında ve süre yetmediği için isimlerini sıralayamayacağım pek çok kamunun ilgilendirdiği davada bir kısım hâkimlerin ve savcıların yerlerinden edilmesi, zülfüyâra dokunan karar veren hâkimlerin tenzilirütbeyle küçük değerdeki mahkemelere sürülmesi ama yandaşlık görevini yerine getiren insanların ise önemli mevkilere getirilmesi bunun en çarpıcı örnekleridir.

Değerli arkadaşlarım, Deniz Feneri skandalı dünya hukuk tarihine geçebilecek cesamette bir skandaldır. Özellikle seçilmiş belediye başkanlarına ve bilhassa Milliyetçi Hareket Partisi belediye başkanlarına, Adana’da, Erdemli’de, Konya Ereğli’de, Isparta’da, son olarak İlkadım Belediyesinde yapılan zulümler, yargının artık yandaş hâlden çıkarıldığını ve silah hâline getirildiğini ortaya koymaktadır.

Tabii ki bütün bunların bir hesabı olacaktır. Nasıl Sayın Başbakan, Çanakkale toplantısında ayağa kalkmayan Sayın Engin Alan’ın “Şimdi gittiği yeri görüyorsunuz.” şeklinde tutuklanması sonucunu doğuran bir muameleye tabi olduğu gibi, siz de günü geldiğinde bir yargıdan geçeceksiniz. Siz de günü geldiğinde en azından Cenabıallah’ın mahkemei kübrâsında ama burada da Yüce Divandan geçeceksiniz. Yargıyı siyasallaştırmanın, yargı içerisinde böyle oynamanın hiçbir anlamanın olmadığını işte o zaman fark edeceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, zaman yetmediği için kısaca ifade ediyorum ve milliyetçi hareketin gözünde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) – Ek sürem yok mu Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Buyurun. Aslında ek süre verecek bir şey yok ama bir dakika veriyorum.

FARUK BAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

…aynen Mecellede geçtiği gibi biz, hâkimin, hakim, fehim, müstakim, emin, mekin ve metin olduğu günleri görmek istiyoruz.

Diğer taraftan, sizin, geçen defa da okumuştum, şimdi yine sizlere okuyarak, hali pür melalinizi ifade edecek bir Osmanlı valisinin bir Osmanlı hâkimine yazmış olduğu şiiri de hatırlatmak istiyorum. O şiirde yargının siyasallaştırılmasının ve baskı altına alınmasının vahametini hep birlikte görmüştük, belki bugünlerde alınacak ders vardır.

Osmanlı valisi diyor ki Silivri’deki naibe, tesadüfen bugün de bir Silivri var ama o zamanki de Silivri: “Silivri Naibi, şeriat haini/İlamını okudum, kahkaha ile güldüm/Meali hezeyan, hükmü hilâfı Kur’an/Mührü müeyyidemi basarım/Gelir seni mahkeme kapısına asarım.”

İşte, hâkimlerin korkutulmadığı, hâkimlerin dışlanmadığı…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – …ötekileştirilmediği günleri hep birlikte yaşamak arzusuyla Adalet Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime İçişleri Bakanlığının görev ve yetkilerini hatırlatarak başlamak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, bağlı ve ilgili kuruluşları aracılığıyla, ülke sathına yayılmış teşkilat yapısıyla birlikte yurdun iç güvenliğinin ve asayişinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, Anayasa’da yazılı hak ve hürriyetlerinin, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması, sınır, kıyı ve kara sularımızın muhafaza ve emniyetinin sağlanması, yurdun iç politikası, mülki idare bölümlerinin kurulması ve kaldırılması ile ilgili çalışmaların yapılması, mahallî idarelerin merkezî idareyle olan alaka ve münasebetlerinin düzenlenmesi, yönlendirilmesi, koordinasyonu ve denetimi, kaçakçılığın men ve takibi, dernekler, nüfus ve vatandaşlık ile ilgili görev ve hizmetlerini ifa eder.

Değerli milletvekilleri, bu hatırlatma üzerine İçişleri Bakanlığının ülkemizin her yerinde bütün vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini temin etmesi gerektiği açıktır. 13 Ağustos 2011 tarihinde terör örgütü PKK tarafından kaçırılan bir kaymakam adayımızın akıbetinden bugüne kadar haber alınamamıştır. Kendi memurunun, hele bir de bu bir kaymakam ise, can güvenliğini temin edemiyorsa bu Bakanlık, kenar mahalledeki, Fırat’ın kenarındaki, ücra köylerdeki vatandaşlarımızın akıbeti nasıl olacak, bunu yüce heyetinizin takdirlerine sunuyorum. Bunu da varın siz sorun.

Değerli milletvekilleri, elbette ki terörü şımartan bir iktidar, kardeşlik duygusunu zedeleyen bir açılım projesiyle terörü ziyadesiyle azdırmış, bu da bin yıllık kardeşlik duygularımızı zedelemekten başka bir işe yaramamıştır. Bu ihanet projesinin bütün tahribatını en kısa zamanda ortadan kaldıracak çalışmalar bir an önce başlatılmalı, bu yanlıştan dönülmeli ve milletimizden süratle özür dilenmelidir. Aksi takdirde ülkemiz karanlık günlere doğru gitmeye devam edecektir. İleride daha nice kaymakamların, kamu görevlilerinin, vatandaşlarımızın akıbetini merak etmeye devam etmeyeceksek bunun süratle yerine getirilmesi gerekmektedir.

Bu açılım saçmalığından cesaret alan terör örgütü dağdaki kanlı eylemleriyle yetinmemiş, kamuoyunda “KCK” diye bilinen şehir yapılanması örgütlenmesine de başlamıştır. Yıllardır faaliyet gösteren alternatif devlet yapılanması KCK, terör örgütünden ve İmralı’dan talimat alarak ülkemizin bölünmez bütünlüğünü, bin yıllık kardeşlik duygularını zedelemeyi amaçlamış, bu hususta da maalesef çok mesafe almıştır. Bugünlerde terör örgütünün şehir yapılanmasına karşı yürütülen operasyonlar ve tutuklamalar yandaş medya tarafından kamuoyunu memnun etmiş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Ama tecrübelerimiz bundan önceki dönemlerde İmralı canisiyle yapılmakta olan pazarlıklardan dolayı bizi ister istemez kuşkuya sevk etmektedir.

Bu yapılanlar, gerçekten teröre ve terörizme karşı bir mücadele mi yoksa iktidarın önümüzdeki günlerde yeniden başlamayı düşündüğü pazarlıklar için bir altyapı mı oluşturmaktadır? Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda ciddi endişelerimiz vardır.

Kıymetli milletvekilleri, konuşmamın başında yaptığım İçişleri Bakanlığının görev tanımı içinde yer alan kaçakçılıkla mücadele konusunda, Bakanlığımızın iyi bir sınav verdiği kanaatinde değilim. Otuz yıla yakındır milletimizin huzurunu, refahını bozan terör ve terörizmin kaçakçılıktan beslendiğini cümle âlem bilmektedir. Ancak kaçakçılıkla mücadele konusunda, Ankara’nın göbeğinde, ülkemize kaçak yollardan gelen sigara, akaryakıt ve bunun gibi emtialar da maalesef satılmaya devam etmektedir.

İdare merkezi Ankara’da olan bir bakanlık, kendisinden otuz-kırk kilometre uzaklıktaki akaryakıt istasyonlarında hem de ucuz mazot levhalarıyla reklamı yapılan bu açık kaçakçılığı görmüyorsa, göremiyorsa, Allah aşkına size soruyorum, neyi, nereyi, ne zaman görecek?

Gözünün önündeki kaçakçılığı göremeyen iktidar, suçlulara müsamaha gösterirken, suçsuz ve masum insanları dinlemekten imtina etmiyor.

Değerli milletvekilleri, mahremiyet çok önemlidir. Özel hayata saygı, hem yüce dinimizin hem millî kültürümüzün hem de evrensel insanlık değerlerinin bir gereğidir, sonucudur. Bundan dolayıdır ki dün de, bugün de bütün devletler, kişi mahremiyetini ve özel hayatını kanunla koruma altına almıştır. Bu konu ülkemizde de kanunlarla teminat altına alınmışken, kolluk kuvvetleri ve mahkemeler tarafından tam tersi bir uygulamaya şahit olmaktayız.

Kişilerin özel hayatına müdahale AKP İktidarı döneminde sanki meşru bir hâl almıştır. Kamuoyunda “telekulak” olarak bilinen dinlemeler, ilgili birimlerin vurdumduymazlığından cesaret alınarak, özel hayatlar İnternet sitelerinden gazete köşelerine kadar tefrikalar hâlinde yayınlanmaya başlanmıştır. Toplumda hemen herkes “Ben de izleniyorum, ben de dinleniyorum.” paranoyasına kapılmıştır. Son derece istisnai hâllerde başvurulması gereken bu yöntem, AKP İktidarı döneminde genel bir uygulama hâline gelmiş, kurumsallaşmıştır.

Yasaların en kısa zamanda uygulanması, kişi hak ve özgürlüklerinin en üst saygıyı görmesi elzemdir. AKP İktidarının bu yasa dışı ve gayriahlaki metotlardan beslenmeye son vermesi şarttır. Eğer bu meselelerde iktidarın dahli yoksa, kanunları uygulayarak suçluların cezalandırılmasını sağlamalı ve toplumda yeniden huzur ortamı oluşturmalıdır.

İnanıyoruz ve biliyoruz ki siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın herkesi dinleyemiyor ve kaydedemiyorsunuz ama siz de biliniz ki yüce Mevla’m kainatta olan her şeyi görüyor, duyuyor ve kaydediyor. Buna sizin yaptıklarınız da dâhil. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığının yerel yönetimler üzerindeki mali denetimle ilgili görevi 5018 sayılı Kanun’la Sayıştay Başkanlığına devredilmiştir ancak bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana Sayıştay Başkanlığı bu görevini bihakkın yerine getirmeyi hâlihazırda becerememiştir.

İktidar, Kanun’un istisnai hükümlerinden istifade ederek muhalefet belediyeleri üzerinde baskı oluşturmakta ve özel denetim yaptırmaktadır. Bu denetim, ya tekrar İçişleri Bakanlığına yeniden devredilmeli ya da muhalefeti sindirme amaçlı özel denetimlerden bir an önce vazgeçilmelidir.

Ayrıca, taşrada vatandaşın teveccühünü kazanan ve her birisi birer hizmet abidesi olan Milliyetçi Hareket Partili belediyelerimiz ve değerli başkanları partimizin göz bebeğidir. Bu başkanlarımızı ve onların hizmetlerini engellemekle iktidar, sadece Milliyetçi Hareket Partili belediyeleri değil, onların görev yaptığı beldelerdeki vatandaşlarımızı da cezalandırmaktadır.

Sayın Bakan, bu hizmet gasbını, asil Türk milletine ve Milliyetçi Hareket Partisine oy veren seçmenlerimizin vicdanına şikâyet ediyorum. Size tekrar sesleniyorum: Vakit geçmeden, Milliyetçi Hareket Partili belediyelerin üzerinden elinizi çekin. Sebep ne olursa olsun belediye başkanlarımız en adil ve en doğru hizmeti vermeye devam edecektir. İktidarın baskısı, ülkücü belediye başkanlarımızı asla sindiremeyecektir.

İktidar, vali yardımcısı ve kaymakamların üstün çabalarıyla uygulanan KÖYDES ve BELDES projesinin gerçek kahramanlarını yok saymıştır.

Değerli milletvekilleri, ben de mülki idare amiri mesleğinden gelen bir arkadaşınızım. Kendisi de mesleğin içinden gelen Sayın İçişleri Bakanının bakanlığı döneminde çıkartılan kanun hükmünde kararname ile vali yardımcısı ve kaymakamlarımızın özlük haklarının geriye götürülmesi beni ve bütün meslek camiasını derinden üzmüştür. Zaman kaybetmeden birinci sınıf mülki idare amirleriyle birinci sınıf hâkimlerin özlük haklarının eşit hâle getirilmesi taşrada benzer şartlarda görev yapan iki meslek grubu arasındaki adaletsizliğin ortadan kalkmasını sağlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasimizin en temel noktasında, vatandaşlarımıza en yakın mesafede görev yapan mahalle ve köy muhtarlarımızın özlük hakları hakkında bugüne kadar ciddi bir adım atılmamıştır. Hem vatandaşlarımızın hem de kamu görevlilerimizin gece gündüz hizmetinde olan muhtarlarımız acilen sosyal güvenceye kavuşturulmalıdır. Emeklilik kesenekleri bütçeden karşılanmak kaydıyla muhtarımıza en az asgari ücret kadar maaş ödenmelidir. Gene demokrasimizin temel taşlarından olan il genel meclis üyelerinin özlük haklarında görevlerine mütenasip bir düzenlemenin süratle yapılması elzemdir.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki günlerde Meclis gündeminde yer alacak olan yeni büyükşehir belediye yasası hakkında Milliyetçi Hareket Partisi olarak ciddi endişelerimiz vardır. Umut ediyoruz ki bu tasarı terör örgütünün yerel özerklik talebinin altyapısını hazırlayıcı nitelikte olmasın.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Saygıyla selamlıyorum yüce heyetinizi. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bütçe görüşmeleri Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli görüşmelerinden biridir. Buraya siyasal sorumluluğu olan bakanlar gelmeli ve sorulara cevap vermelidir ama Sayın Bakan, maalesef, bakın grubumuzun konuşmaları sırasında daha yeni geliyor. Dün Sayın Bülent Arınç yoktu, bugün de Beşir Atalay bir göründü sonra kayboldu. Türkiye Büyük Millet Meclisine gereken saygıyı göstermelerini sayın bakanlardan özellikle istirham ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural, tutanaklara geçti.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 yılı kesin hesabı, 2012 yılı bütçe kanun tasarısı için Milliyetçi Hareket Partisi görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Emniyet Genel Müdürlüğü 1845 yılından bu yana bugünkü yaklaşık sayısıyla 230 bin civarında personeli ve 1.300’ün üzerinde polis merkeziyle vatandaşın huzuru, can ve mal emniyeti için hizmet vermektedir.

Bugün, AKP Hükûmeti tarafından hazırlanan bütçesi üzerinde değerlendirme yapacağımız Emniyet Genel Müdürlüğünün kurumsal ve mesleki olarak çeşitli sorunları vardır. Emniyet teşkilatı çalışma şartları itibarıyla maalesef ulusal ve uluslararası standartların dışında hizmet vermektedir. Bir emniyet mensubu için çalışma saati, mesai belli bir saatte başlamakta ama ne zaman biteceği bilinmemektedir. Dolayısıyla ulusal ve uluslararası standartların dışında bulunan bu çalışma saatleri herhangi bir fazla ödemeyle de, ilave ödemeyle de karşılık bulunamamaktadır. Bu açıdan, Emniyet Genel Müdürlüğü çalışanlarının, ya ilave ödemelerle ya da çalışma saatlerinin düzenlenmesiyle bir huzura, bir düzene kavuşturulması gerekmektedir.

Özlük hakları açısından da emniyet personelimiz maalesef çok da iyi durumda değildir.  Ek göstergeleri  2200 civarında olan emniyet amirinden polis memuruna kadar olan kesim diğer mesleklerdeki muadilleri 3600 ek gösterge almakta iken buna razı durumdadırlar. 

Yüzde 85’i yüksekokul mezunu olduğu söylenen ve bununla övündüğümüz emniyet mensuplarının ek göstergelerinin en az 3600 olarak düzenlenmesi, diğer rütbelerin de buna göre teselsül ettirilmesi hakkaniyet açısından doğru bir yaklaşım olacaktır. 

Bu arada, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile özlük haklarında yapılan düzenlemelerde polis başmüfettişleri ve merkez emniyet müdürlerinin hariç tutulmasını da anlamak mümkün değil. İktidar partisi isminde bulunan “adalet” kelimesiyle ilgili en ufak bir fikir sahibi ise lütfen bu adaletsizliği düzeltsin.

Diğer yandan, son dönemde  emniyet teşkilatına terörle ilgili yapılan ödemelerde  adı  terör olaylarıyla daha çok zikredilmeye çalışan illerin de dâhil edilmesinin, özellikle Osmaniye gibi illerin, oradaki personelin  terör tazminatıyla  ödüllendirilmesinin ya da hizmetlerinin karşılığının verilmesinin uygun olacağını düşünüyorum.

Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan sivil memurların da durumları pek iç açıcı değildir. Muadilleri olan diğer kurumlarda çalışan personele göre çok daha zor ve adaletsiz çalışma şartları vardır.

Çarşı ve mahalle bekçilerimiz hâlâ iltifat beklemektedirler.

Özel kuruluşlarda çalışan özel güvenlik personeli sosyal güvenlik açısından ciddi sıkıntılara sahiptirler.

Emniyet personelinin hemen yanı başında bulunan ve benden önceki hatibin de ifade ettiği gibi, mülki idare amirlerinin 6400 ek göstergesi konusunda da Sayın Bakana ve Hükûmete olan inancımı muhafaza etmek istiyorum.

Polis meslek yüksekokullarında geçmiş yıllarda yaşamış olduğumuz hırsızlık, soru hırsızlığı, belli grupların bu soruları alıp yandaşlarına vermesine ilişkin olaylarla bir daha karşılaşmak istemediğimizi ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; iç güvenlikle ilgili en önemli kurumlardan birisi olan emniyet teşkilatı şüphesiz ki terörle mücadelede devletin en önemli organlarından birisidir. Türk devleti ve Türk milleti yirmi sekiz yıldır terörle geçen bir sıkıntıya muhatap olmuştur ve bu yirmi sekiz yılın on yılı AKP hükûmetleri tarafından Türk devletinin yönetilmesiyle geçirilmiştir fakat bu terörle ilgili sıkıntılarımız maalesef hâlâ devam etmektedir. Burada en önemli sorunun ben Hükûmetin terörü teşhis etmede büyük bir hata yaptığı kanaatindeyim. Terörün etnik temelli bir sorun mu, bir insan hakları ve demokrasi sorunu mu, yoksa bir terör sorunu mu olduğu konusunda seçenekler arasında bocalayan Hükûmet, maalesef doğru bir teşhis koyamamış, dolayısıyla tedaviyle ilgili de ciddi programlar ortaya koyamamıştır.

2002 yılından bu yana iktidar ile başlayan millî değerler ve anayasal kurumlar üzerinden yürütülen gerilimden beslenen siyaset üretme modeli, bugün toplumumuzun barış ve huzurunu tehdit eden bir seviyeye ulaşmıştır.

Hükûmetin iktidar hırsının tahrik ettiği seçim kaybetme endişesi, Türkiye’nin güvenlik kaygılarını ikinci plana itmesine neden olmuştur. Her seçim öncesi artan terör eylemleri Hükûmetin geçici bir rahatlama sağlama adına terör örgütü ve İmralı’ya tavizler vermesine neden olmuştur. 2005 terör, hükûmete terör sorununun siyasal bir sorun olduğunu ve güvenlik merkezli tedbirlerin bir tarafa bırakılarak siyasi çözüme yönelmesini dayatmıştır. Terör karşısında acze düşen Hükûmet bu dayatmaya “eyvallah” demiş ve PKK’nın dayattığı bölücü siyasi çözümü bir hükûmet projesi haline getirmiştir.

Sayın Başbakanın, Anayasa’da yer alan “Türk vatandaşlığı” kavramını basit bir etnik kimlik olarak kabul edip, bunun yerine Türklüğü tasfiye edecek olan “Türkiye vatandaşlığı” tanımını yüceltmesi, Hükûmetin teröre teslim oluşunun bizzat Sayın Başbakanın ağzından kabul ve ilan edilmesidir.

Hükûmetin teslimiyetini Türk devletine karşı kazanılmış bir zafer olarak ilan eden PKK, Habur’da düzenlediği terörist karşılama törenlerine eli kanlı, üniformalı teröristlerini göndermiş ve bütün Türk milletine açıkça meydan okumuştur. Hiçbir pişmanlık duymadığını ve PKK’nın sözde mütareke ve barış şartlarını getirdiğini söyleyen teröristler için mobil mahkemeler kurulmuş ve birer birer hepsi serbest bırakılmıştır. Bu durumun Sayın Başbakan tarafından memnuniyetle karşılanması, Hükûmetin içerisinde bulunduğu âciz, çaresiz ve teslimiyetçi durumun açıkça ilanı olmuştur.

Başbakan, İmralı canisi ve PKK ile müzakerelere başladığını artık saklamamaktadır. Hükûmetle müzakere yürüttüğü yolunda -İmralı ve Kandil’in- ileri sürülen iddialar, bizzat Sayın Başbakanın ağzından ikrar edilmiş, görüşme tutanakları medyaya yansımıştır. KCK soruşturmalarının neden dört beş yıl bekletildiği bu şekilde anlaşılmıştır. Artık merak edilen şey, Oslo görüşmelerinde varılan mutabakatın içinde daha neler olduğudur.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; devletlerin temel görevi, terör tehdidine karşı vatandaşlarının can ve mal emniyetini sağlamaktır. İster dağda olsun ister şehirlerde yaşasın, vatandaşını koruyamayan devlet varlık nedenini kaybetmiş olan bir devlettir. Devleti yönetme hak ve yetkisini elinde tutan hükûmetler, terör örgütlerinin yarattığı tehdit ortamını defetmek için, bir yandan güvenlik kuvvetleri eliyle teröristi imha etmek, bir yandan da ekonomik, sosyal ve psikolojik tedbirlerle terörün istismar ettiği sorun alanlarını ortadan kaldırmak durumundadırlar. Teröristle mücadele silahla yapılırken, terörizmle mücadele ekonomik ve sosyal enstrümanlarla birlikte yürütülmek zorundadır. Buna karşılık, güvenlik ve diğer sosyal tedbirleri bir yana bırakarak sadece terörle siyasi müzakere yöntemini benimseyen çözümler yenilmişlerin, âcizlerin ve güçsüzlerin çözümüdür. Terör örgütünün silahlı güçlerini imha etmeden, şiddetin pazarlık gücünü ortadan kaldırmadan müzakereleri başlatma anlayışı, terörü bitirme değil, terörle silahlı mücadelenin kaybedildiğini itiraf eden ve tek çarenin teröristle anlaşmak olduğunu kabul eden bir anlayıştır. Türk milleti böyle bir anlayışı kabul ve tasvip edemez.

Türk devleti ve emniyet güçlerimiz PKK karşısında yirmi sekiz yıldır şerefli ve fedakâr bir mücadele yürütmektedir. Bu mücadelede terör örgütü defalarca mağlup edilmiş, liderleri yargılanmış ve cezalandırılmıştır. Dağda eli silahlı terörist, bölücü tehditlerine ve cinayetlerine devam ederken, terörist silahlarının gölgesinde eşkıya başlarıyla müzakere yürütme yöntemi Türkiye devletinin kabul edebileceği bir yöntem değildir.

Buradan yüce Meclise soruyorum: Binyıllık coşkuların ve kederlerin, ortak sevinçlerin, hüzünlerin mayaladığı büyük Türk milleti ailesini etnik kalıntılara, kabilelere, kabile artıklarına, aşiret bozmalarına ve ilkel topluluklara ayrıştıracak, ülkemizde suni azınlıklar yaratacak ve bu sözde azınlıkları anayasal statüye kavuşturacak etnik menşeli siyasal bombaları patlatan bu Hükûmet değil midir? Devletimize adını, karakterini, kokusunu veren, köklerimizin, kökenlerimizin, ana dillerimizin ve mezheplerimizin üstünde bir maddi-manevi bağ ile bizi birleştiren, hepimizi bu ülkenin eşit ve onurlu bireyleri yapan “Türk vatandaşlığı” anlayışımızı, “Türkiyelilik” tezi gibi bölücü ve ayrıştırıcı mayınlarla tahrip eden bu Hükûmet değil midir?

Terör örgütü bu ülkede yirmi sekiz yıldır bomba patlatmakta, yirmi sekiz yıldır milletimize ve devletimize kurşun sıkmaktadır. Ancak hiçbir dönemde Türk milleti ve Türkiye devleti bu kadar yaralanmamış, bu kadar hırpalanmamıştır. Hiçbir terörist bomba Türk milletinin millî ve manevi varlığı üzerinde bu kadar tahribata yol açamamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Sayın Başbakanın ve Hükûmetinin açılım süreci ile milletimiz ve devletimiz üzerinde yarattığı tahribat yirmi sekiz yıldır PKK’nın patlattığı bomba ve mayınlardan daha büyük millî hasarlara sebep olmuştur.

Bu duygu ve düşüncelerle 2012 bütçesinin hayırlı olmasını diler, yüce Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Jandarma Genel  Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının bütçelerinin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Jandarma Genel Komutanlığının bütçesi üzerinde konuşurken, öncelikli olarak terörle mücadele hususu üzerinde hassasiyetle durmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Bu vesileyle de, yılmadan ve usanmadan, canları pahasına terörle mücadele eden Jandarma teşkilatının erinden Jandarma Genel Komutanına kadar bütün mensuplarını saygıyla selamlıyorum.

Terörle mücadele öncelikle beyinlerde kazanılması gereken psikolojik bir savaştır. “Terörle mücadelede askerî yoldan sonuç alınamaz.”, “Demokratik haklar verilmelidir.”, “Siyasi çözüm bulunmalıdır.” gibi ifadeler, PKK’nın askerî yollardan elde edemediği sonuçları siyasi yollardan elde etmesini, muhatap alınmasını, pazarlık yapılmasını amaçlayan ifadelerdir. Terörle mücadelenin beyinlerde kazanılabilmesi için PKK ve Kürdistan fikri beyinlerden silinmeli, bunun için de Türkiye, Kuzey Irak’ta kurulmuş ve diğer parçaları ile bütünleştirilmek istenen bu hayali, yani Büyük Kürdistan hayalini bitirip bu rüyadan herkesin uyanmasını sağlamalıdır.

Türkiye’nin terörle mücadelede yeni politikalar ve stratejiler uygulama zamanı gelmiştir. Bu politikaların başında Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin dümen suyundan giderek terörle mücadele edilemeyeceğini kabul edip kendi çıkarlarına, kendi gücüne ve kaynaklarına dayanarak hareket etmek gerekmektedir. Kimse bizim için terörist yok etmez, bize doğru bilgi vermez, bize terör konusunda yardım etmez, hele hele o teröristler kendilerinin o bölgede kalmalarına ve çıkarlarına hizmet ediyorsa veya o terörist örgütü kendileri kurmuş veya hâlâ destekliyorlarsa.

Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike ve tehdit sanıldığı gibi sadece PKK değil aynı zamanda Barzani ve onun bağımsız devlet kurma hayalidir. Türkiye, gerek Irak gerekse Kuzey Irak’taki menfaatlerini Amerika Birleşik Devletleriyle uyum içerisinde gerçekleştirme şansı olmadığını artık görmelidir. Bugün PKK’nın ve uzantılarının hedef ve söylemleri netleşmiştir. Önce kültürel hakların elde edilmesi, ikinci olarak özerklik, üçüncü olarak federasyon ve son aşamada dört ülkeden ayrılan parçalardan kurulacak olan bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasıdır. Bu stratejik hedefler karşısında Hükûmetin de tavrını net  olarak ortaya koyması gerekmektedir. Bizim de vazgeçilmezlerimiz bellidir. Biz de Türkiye Cumhuriyeti’nin tek dil, tek devlet, tek millet ve tek bayrak ve üniter yapısını elbette pazarlık konusu yapmıyoruz. Bu hususta AKP iktidarları çok sayıda hatalar yapmışlardır. Bu hatalar da milletimize çok pahalıya mâl olmuştur. “İyi şeyler olacak.” diye başlatılan açılım projesinin bir yılı aşan seyri maalesef kan, gözyaşı, eylem, ihanet ve şehadet olarak geri dönmüştür. Açılımdan itibaren geçen süre içinde şehit olan güvenlik görevlilerimizin sayısı maalesef 300’e yaklaşmıştır. Terör saldırılarında şehit olan askerlerimize ve polislerimize bir kere daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Açılım hatasının bir sonucu da 25 Mayıs 2007’de KONGRA-GEL tarafından onaylanıp yürürlüğe konulan KCK sözleşmesinin ve KCK yapılanmasının uygulanmasına müsaade edilmiştir. Devlet içinde başka bir devlet yapılanmasına zamanında müdahale edilmemiştir. Bu KCK yapılanması, terör örgütünün köklerinin, sahiplerinin ve fikir babalarının da Amerika'da olduğunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Çünkü bu KCK modeli, Amerikalı sosyalist Murray Bookchin’in “Toplumsal Ekoloji” felsefesinin terör örgütünce keşfedilip çevirisi yapılmak suretiyle hayata geçirilmesinden ibarettir. Bu çeviri, düşünce temelinde ve ideoloji üretmede çıkmaza giren terör örgütüne de sıkı sıkıya sarılacağı bir can simidi olmuştur.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarlarının terörle ilgili yapmış olduğu en büyük hatalardan birisi de teröristlerin yuvalandığı Kuzey Irak bölgesinde bulunan Peşmerge yapısına müsaade etmesidir.

Dikkatinizi çekmek istediğim diğer bir husus da küresel güçler tarafından Türkiye‘ye “Siz büyüdünüz, güçlendiniz hatta bölgesel güç oldunuz.” denilirken, diğer taraftan Büyük Orta Doğu Projesi’nde bölgesel aktör olma vizyonları biçilirken, bir diğer taraftan da ülkemizin bölünmesi ve parçalanması sonuçlarını doğuracak açılım, yeni anayasa ve Kuzey Irak politikası da ne yazık ki adım adım uygulamaya konulmuştur.

Kuzey Irak’tan ülkemize yönlendirilen, esas adı savaş olan terörist saldırıları karşısında Hükûmetimiz tarafından Suriye’ye gösterilen tepkiler Barzani'ye gösterilmemiştir. Habur Sınır Kapısı kapatılmıyor, Ovaköy Sınır Kapısı açılarak o bölgedeki Türkmenler rahatlatılamıyor. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti avuç kadar Peşmerge’nin güneyde Türkmenlere, kuzeyde Türk milletine kan, gözyaşı ve acı çektirmesine seyirci kalıyor.

Bundan daha elim ve daha vahimi de PKK terör örgütünün sona erdirilmesi için PKK'yı Bekaa vadisinden çıkarıp 1980’li yıllarda topraklarına yerleştiren Mesut Barzani’den yardım isteniyor.

Yeri gelmişken Türkiye'nin uluslararası güç ve bölgesel güç olduğu, küresel güçlerle beraber veya onların projelerinin hayata geçirilmesi için ortaya konan politikalara katılmadığımızı da belirtmek istiyorum.

Bölgesel güç olabilmek için önemli iki şartın birlikte mevcut olması gerekir. Bunlardan birincisi askerî güç, ikincisi ekonomik güç. “Askerî güç” denince bölgesinde her türlü askerî operasyonları yapabilecek kara, hava ve deniz kuvvetlerine sahip, her türlü modern konvansiyonel silahlara, aynı zamanda nükleer silahlara sahip bir askerî güçten bahsedilmelidir. Türkiye'nin askerî gücünden bahsedilirken son nesil savaş uçaklarından, tanklardan ve nükleer silahlardan bahsetmek pek de mümkün görünmüyor.

Bir de Türkiye'nin Ortadoğu, Balkanlar, Orta Asya ve Kafkasya bölgesindeki hinterlantta böyle bir operasyonel yeteneğe sahip olduğunu söylemek de pek mümkün görünmüyor. Ayrıca, Türkiye askerî operasyonlar yapan değil, maalesef ülkesi üzerinde askerî operasyonlar yapılan bir ülke konumunda.

Bölgesel güç olmanın ikinci şartı da bölgesel ekonomik güç olmaktır. Dünya ekonomik büyüklüğü içerisinde Türkiye ekonomisinin büyüklüğü maalesef istenen büyüklükte değildir. Dünya ekonomisi içerisinde yüzde 0,5’lik bir büyüklüğe sahiptir. Gayrisafi millî hasılası 15 trilyon dolar olan Amerika Birleşik Devletleri, 6 trilyon dolar olan Çin, 5,5 trilyon dolar olan Japonya, 3,5 trilyon dolar olan Almanya, 2,5 trilyon dolar olan İtalya, İngiltere… Bunların yanında henüz 1 trilyon dolara varmamış ekonomik büyüklüğüyle Türkiye’nin bölgesinde ekonomik bir güç olduğundan da bahsetmek maalesef mümkün değildir. Ekonomik açıdan bölgesel güç olmanın diğer şartları da bölgesinde ortak pazar konumunda bir ülke olmak gerekmektedir. Türkiye’nin bölgesel güç olması, elbette ki Türk milliyetçileri olarak en çok bizim istediğimiz, bizim arzuladığımız bir konudur.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, terörle mücadeleye yönelik her ciddi ve kararlı tutumun yanında Hükûmete geçmişte destek verdik, bundan sonra da ciddi ve kararlı olmak kaydıyla getirilecek her projeye destek vereceğimizi bir kere daha buradan hatırlatmak istiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.

Sayın milletvekilleri, birleşime saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.13
BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, dördüncü tur üzerinde söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Murat Bozlak, Adana Milletvekili.

Buyurun Sayın Bozlak. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Bakanlığının 2012 yılı bütçesi üzerine, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Demokratik ülkelerde adalet her şeyin üstündedir. Toplumun huzuru ve güveni için adaletin etkin bir biçimde işlemesi gerekir. Demokratik hukuk devletlerinde adalet, bağımsız, tarafsız, adil yargıyla sağlanır.

Ülkemizde yargının içinde bulunduğu durumu, fiziki koşulları, yargı personelinin durumu, yargı mensuplarının tayin, terfi, atama durumlarının düzenleniş tarzı, bağımsız yargı açısından ciddi olumsuzluklar yaratmaktadır.

Bugüne kadar çoktan giderilmiş olması gereken yargının sorunlarının giderilmemesinin temelinde, mevcut bugünkü Hükûmet de dâhil olmak üzere gelip geçen tüm hükûmetlerin yargıyı biraz da olsa arka bahçeleri olarak görmek istemelerinden kaynaklanmaktadır. Bundan derhâl vazgeçilmesi gerekir. Bağımsız yargı herkes için gereklidir. Yargının asla ve katiyetle siyasal iktidarların yönlendirmesine açık bırakılmaması gerekir.

2012 bütçesinden Adalet Bakanlığına önemli bir pay ayrılmış durumdadır. Birçok il ve ilçede hâlâ mahkemeler çalışma koşulları açısından müsait olmayan binalarda bulunmaktadırlar. Bunlardan bir tanesi de Adana Adliyesidir. Umarım Adalet Bakanlığı, bütçesinin belli bir kısmını bina problemlerinin çözümüne ayırır ve bina sorununa kısa sürede çözüm getirilir.

Sayın Bakan, sizden ayrıca, birey olarak bir ricam var. Birkaç tane de ring aracı alırsanız, belki cezaevi nakilleri sırasında insanlar ring araçlarının içinde cayır cayır yanmaktan kurtulurlar. Fiziki koşulların öyle veya böyle düzeltileceği, bina probleminin kısa sürede çözüleceği kanaatindeyim, ancak yargıdaki personel probleminin, özellikle hâkim ve savcıların mesleğe kabullerinden tutun tayin ve terfi işlerine kadar kolay kolay düzeleceği kanaatinde değilim. Zira, buradan hareketle yargı bağımlı hâle getirilmek istenmektedir. Bu yolla yargı üzerinde baskı ve hâkimiyet sağlanmaktadır.

Tam bu noktada da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşum tarzı Hükûmete bu imkânı sunmaktadır. Bir hukukçu olarak dışarıdan izlediğim kadarıyla, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin seçiminde, daha doğrusu belirlenmesinde Adalet Bakanlığı tarafgir, titiz bir çalışma yapmıştır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilen üyelerin AKP ile ideolojik yandaşlık içerisinde oldukları konusunda toplumda oluşmuş genel bir algı vardır. Yargının en tepesinde yer alan, hâkim ve savcıların tayin, terfi, atama ve özlük işlerine bakan kurum tarafsız değilse böylesi bir durumda yargı bağımsızlığından bahsetmek asla mümkün değildir. Balık baştan kokar misali, tepe bağımsız değilse alt kademede bağımsızlık aramak beyhudedir.

Tayin ve terfi işlerinde HSYK tarafsız ve eşit davranmayıp kendi anlayışlarına yakın olanları korur, kollarsa “Bizim bölük” hesabı, aynı bölüğe dâhil olan yargıçlarla adil ve tarafsız yargılama yapılabilinir mi? Yapılamayacağını AKP’li sayın milletvekilleri bizden daha iyi bilirler. “Yok böyle bir şey, hakîm ve savcı atamalarında asla ayrım yapılmıyor.” diyenler için bir örnek vermek istiyorum, özellikle Sayın Adalet Bakanının olaydan haberi yok ise duyup düzeltmesi için örnek vermek istiyorum:

Bundan kısa bir süre önce yol boyundaki bir mola yerinde on beş yıldır hiç görmediğim tanıdık bir savcıyla rastlaştık. Bu savcı birçok il ve ilçede görev yaptıktan sonra Ankara’ya tayin olmuş. Uzun yıllar Ankara’da görev yaptıktan sonra, Refahyol Hükûmeti döneminde rızası dışında Afyon’a tayin ediliyor. Nedenini merak ediyor, soruyor ve kendisinin Afyon’a gönderilmesinin isminden kaynaklandığını öğreniyor. İsim ve soyadı Sünnilerin çok kullandığı bir isim değilmiş; oysa kendisi Sünni ve Karadenizli. Epey uğraştan sonra tekrar Ankara’ya dönüyor. Bundan üç dört ay önce de bu kez Adana’ya tayin ediliyor. Savcının evi Ankara’da. Çocukları Ankara’da ve meslekte de otuz altı yılını doldurmuş bir savcı. “Gideceksin” deniliyor kendisine ve mecburen Adana’ya gidip, görevine o da başlıyor. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun hışmına uğradığını bu arkadaşımız düşünüyor. Bu savcının ismini de Sayın Bakan vaki haksızlığı gidermesi için kendisine vereceğim.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yandaş oluşturmak kurulu değildir. Bu savcıya yapılan haksızlıktır, keyfîliktir. Umuyorum, Sayın Bakan bu haksızlığın üzerine gidecektir.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana iktidara gelen siyasi partiler her ne hikmetse özel mahkemeler sevdasından hiç vazgeçmediler. 1920 yılından itibaren istiklal mahkemeleriyle başlayan özel mahkemelerin tamamı statükoyu korumak amacıyla kurulan, resmî devlet ideolojisi doğrultusunda karar veren, statükoya ve resmî devlet ideolojisine muhalif olan herkesi cezalandırma amacı güden mahkemelerdir. Statükocuların oluşturduğu mahkemelerdir. Bu mahkemeleri koruyan, bu mahkemelerin varlığına son vermeyen hükûmetler de statükoyu savunan hükûmetlerdir. Bu anlamda, özel görevli mahkemeleri oluşturan AKP Hükûmeti de maalesef statükocudur.

Özel mahkemeler demokrasiye, hukuk devletine, düşünce ve ifade özgürlüğüne, örgütlenme özgürlüğüne katkı sunan mahkemeler değildir; tam tersi bunları darbeleyen, bağımsız ve tarafsız yargıyı zedeleyen mahkemelerdir.

İstiklal mahkemeleriyle başlayan özel mahkemeler uygulamasına sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemeleri ve günümüzde de “özel görevli mahkemeler” adı altında devam edip, gelinmiştir. İstiklal mahkemeleri muhalif olan yurttaşların kellesini koparmaktan, sıkıyönetim mahkemeleri ile devlet güvenlik mahkemeleri gencecik insanların ölüm fermanlarını yazmaktan başka hangi işe yaramışlardır? Şimdiki özel görevli mahkemeler de tekçi zihniyete dayalı resmî devlet ideolojisine, diğer bir deyimle statükoya muhalif olan on binlerce insanı cezaevine atmaktan başka hangi işe yaramaktadırlar? Demokrasimize katkı sunmuşlar mıdır? Yargı bağımsızlığına mı katkı sunmuşlardır? Muhalifleri susturmaktan başka hangi işe bu mahkemeler yaramışlardır? Bu mahkemeler için, halkın sırtından, boğazından çekip aldığınız vergi paralarıyla oluşan bütçeden pay ayırmak bana göre günahtır, yazıktır. Yapılacak tek şey, bu mahkemeleri derhâl kapatmaktır. Ziya Paşa der ki: “Kadının davacı olduğu, mübaşirin de şahit olduğu mahkemenin adaletinden kuşku duyulmaz mı?” Tam da Ziya Paşa’nın dediği gibi, özel görevli mahkemeler, hâkimin davacı, mübaşirin şahit olduğu türden mahkemelerdir. Bu mahkemeler var olduğu sürece toplumsal barışı sağlamamız asla ve asla mümkün olmadığı gibi, adalet ekseninde devletin güvenilirliğini de sağlayamayız.

Değerli milletvekilleri, bu mahkemeler üzerinden, AKP Hükûmeti, muhalif siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, sendikalar, aydınlar, gazeteciler, yayıncılar, bilim adamları, üniversite gençliği üzerinde terör estirmektedir. Demokratik yollarla susturamadığı muhalefeti bu mahkemeler üzerinden susturmaya, baskı altında tutmaya çalışmaktadır. Yüz binlerce oy almış, seçilmiş milletvekillerinin tutukluluklarının devamında ısrar eden, ne yazık ki bu mahkemelerdir. Seçilmiş belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini, il genel meclis üyelerini, siyasi parti üst düzey yönetici ve üyelerini, gözünü kırpmadan topluca tutuklayan yine bu mahkemelerdir. Saçını kesen üniversite öğrencilerini, poşu takan üniversite öğrencilerini, üniversite profesörlerini, bilim adamlarını, yazarları, yayıncıları, gazetecileri tutuklayan işte bu mahkemelerdir.

Değerli milletvekilleri, adaletsizliğin alabildiğince yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Yargılamanın her aşamasında adaletsizlik, hukuksuzluk diz boyudur. Öyle bir ülke hâline getirildik ki takip edilmeyen, gizlice dinlenilmeyen, mahremiyetine kadar izlenmeyen tek kişi kalmadı. Bunun hesabını yarın AKP nasıl verecek, işin doğrusu anlamış değilim. Toplum giderek adaletsiz ve karanlık bir ortama doğru sürüklenmektedir. Soruşturması gizli, takibi gizli, dinlenmesi gizli, tanığı gizli kovuşturma ve soruşturmalara uğramayan neredeyse tek muhalif kişi bu ülkede kalmamıştır. Yargılamada taraf olan, savunma görevi yapan, mesleklerini ifa eden avukatların topluca suçlanıp tutuklandığı, savunma haklarının ortadan kaldırıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Hazırlık soruşturmaları toplu gözaltılarından dolayı çok uzun sürüyor, iddianameler geç hazırlanıyor, davalar geç açılıyor. Pratikte ne yazık ki önce sanık veya sanıklar bulunuyor, sonra deliller toplanıyor, insanlar mağdur ediliyor. Cezaevlerine konan tutuklular cezaevi koşullarından dolayı âdeta işkence görmektedirler. Cezaevleri kapasitelerinin çok üstünde tutuklu veya hükümlerle doldurulmuştur, 6 kişilik koğuşta 18 kişi kalıyor, bu bile tek başına işkencedir. Adana Kürkçüler Cezaevinden, Osmaniye Cezaevinden, Gaziantep ve