DÖNEM: 24                           CİLT: 6                         YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

29’uncu Birleşim

6 Aralık 2011 Salı

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

I.  - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III.  - YOKLAMALAR

IV.   - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, Kayseri Kış Sporları ve Turizm Merkezi Projesi’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye ilinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem konuşması

3.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, patates üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- 24/11/2011 tarihinde kabul edilen 6250 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un Türkiye Büyük Millet Meclisince bir daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/653)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, tüketici hakları alanında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/77)

2.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, güvenlik güçlerince toplumsal gösterilerde kullanılan plastik mermi, gaz bombası ve biber gazının yol açtığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/78)

3.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Yargı bağımsızlığı ile yargı sistemine ilişkin sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/79)

C) Önergeler

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/12) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/15)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşme gün ve saatleri ile konuşma sürelerine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

B) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, 30 Kasım 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına TRT ile ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6/12/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Erzurum-Pasinler Kurdu Deresi üzerine gölet yapılıp yapılmayacağına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/4) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul-Esenyurt Devlet Hastanesinde doktorların darp edilmesine ve alınan önlemlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/6) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki uzman doktor sayısının artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/29) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, deniz ve havuzlardaki kirliliğe karşı alınacak önlemlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/39) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

5.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Beydağ ve Bayındır’daki sağlık hizmetlerinin yetersizliği iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/45) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

6.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Karaburun’daki sağlık hizmetlerinin yetersizliği iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/47) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

7.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, aile hekimlerinin ve yanlarında görev yapan sağlık personelinin yetersizliği iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/50) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

8.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, sezaryen doğum oranına ilişkin sözlü soru önergesi (6/51) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

9.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat Diş Hastanesi yapımına ve diş hekimi istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/59) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

10.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, internet bağımlılığını önlemek için yapılan çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/208) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, muayene ücretlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/221) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

12.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Kozan Devlet Hastanesinin doktor ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/237) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

13.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Esenyurt Devlet Hastanesinin kapasitesinin artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/262) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

14.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul-Bahçeşehir’in hastane ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/266) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

15.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, kamu hastaneleri ve tıp fakültelerinden ayrılan doktorlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/277) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

16.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Devlet ve üniversite hastanelerinde görev yapan doktorların istifalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/284) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

17.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, İstanbul Esenyurt Devlet Hastanesinin kapasitesinin artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/292) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

18.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, İstanbul-Başakşehir’in Devlet hastanesi ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/294) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

19.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, Antalya’da açılan Talasemi Merkezine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/296) (Cevaplanmadı)

20.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Datça Devlet Hastanesinin uzman doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/298) (Cevaplanmadı)

21.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul-Büyükçekmece’nin Devlet hastanesi ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/302) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

22.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, sözleşmeli personel uygulamasına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/348) (Cevaplanmadı)

23.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’daki sağlık personeli ile araç ve gereç ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/351) (Cevaplanmadı)

24.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, hekimlerin ve sağlık personelinin maruz kaldığı şiddet olaylarına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/355) (Cevaplanmadı)

25.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, bazı mahallelerin sağlık tesisi ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/374) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

26.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, bazı mahallelerin sağlık tesisi ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/399) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

27.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul’da bir semt polikliniğinin hizmet kapasitesinin geliştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/435) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

28.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, İstanbul’da bir semt polikliniğinin hizmet kapasitelerinin geliştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/445) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21)

 

X.- OYLAMALAR

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli’nin, Trakya’da kanser vakalarının arttığı iddialarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/665)

2.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, üniversite hastanelerinin Bakanlığa devredileceği iddialarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/751)

3.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, Tekirdağ Çorlu bölgesinde artan kanser vakalarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/753)

4.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, TBMM Genel Kurulunda terörle ilgili yaptığı bir konuşmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/1012)

5.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı’na ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/1032)

6.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, doğal gaz alım ve satımının özel sektöre devrinin yaratacağı sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1065)

7.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Türkiye Taşkömürü Kurumunda çalışan işçilerin kömür alacaklarına ve yoksul ailelere yapılan kömür yardımına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1071)

8.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, kamuda çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesiyle ilgili bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1188)

9.- Ankara Milletvekili Zühal Topçu’nun, uzman yardımcılığı mülakat sınavlarına ve bu sınavlara yapılan itirazlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1285)

10.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Florya Atatürk Deniz Köşklerinde düzenlenen bir yemeğe ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/1365)

 


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açıldı.

 

Başkanlık Divanı teşekkül etmediğinden 6 Aralık 2011 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 14.01’de son verildi.

 

 

Sadık YAKUT

Başkan Vekili

 

 

 

II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                        No: 41

5 Aralık 2011 Pazartesi

Raporlar

1.- Güneydoğu Avrupa Afetlere Hazırlık ve Önleme Girişiminin Kurumsal Çerçevesi Hususunda Mutabakat Muhtırasının ve Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/346) (S. Sayısı: 84) (Dağıtma tarihi: 05.12.2011) (GÜNDEME)

2.- İslam Konferansı Örgütü Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/443) (S. Sayısı: 85) (Dağıtma tarihi: 05.12.2011) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İzinsiz İkamet Eden Şahısların Geri Kabulüne Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/455) (S. Sayısı: 86) (Dağıtma tarihi: 05.12.2011) (GÜNDEME)

4.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Dağıtma tarihi: 05.12.2011) (GÜNDEME)

5.- 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Dağıtma tarihi: 05.12.2011) (GÜNDEME)

 

Sözlü Soru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, bir caminin elektriğinin kesilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/570) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

2.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, Sincan-Kayaş hattında çalışan banliyö trenlerinin hizmet vermemesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/571) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’a köprülü kavşak yapılmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/572) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Klavuzlu Barajı’nın elektrik üretimi ihalesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/573) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’a yeni bir organize sanayi bölgesi kurulmasına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından sözlü soru önergesi (6/574) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, TEİAŞ’ın Kahramanmaraş İşletme ve Bakım Müdürlüğünün grup müdürlüğü yapılmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/575) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş Organize Sanayi Bölgesine doğal gaz bağlanmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/576) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

8.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Seyhan Ovası Projesine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/577) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’ya yapılan ve yapılacak yatırım ve projelere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/578) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

10.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, ataması yapılmayan öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/579) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Doğu Akdeniz’de yürütülen petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/580) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

 

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Kartepe Deniz Otobüsünün kaçırılması sonrasında düzenlenen operasyonla ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1457) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)

2.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, Suriye’deki muhalif gruplara silah ve lojistik desteği sağlandığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1458) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Kahramanmaraş’ta eğitimin fiziksel altyapısı ve okur yazar oranlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1459) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

4.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, yabancı sermayeli bankalara borçları olan çiftçilerin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1460) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, çiftçilerin kredi borcu nedeniyle yaşadıkları mağduriyete ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1461) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

6.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Türk Akreditasyon Kurumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1462) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

7.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, küçük esnafın büyük mağazalar ile alışveriş merkezlerinden kaynaklanan mağduriyetine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1463) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

8.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, İstanbul’da faaliyet gösteren ticari taksilerin sorunlarına ve korsan taksiciliğin önlenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1464) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

9.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, Abdullah Öcalan’ın avukatlarının gözaltına alınmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1465) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)

10.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, cezaevinde yaşamını yitiren MİT eski görevlisiyle ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1466) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)

11.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, cezaevinde yaşamını yitiren MİT eski görevlisiyle ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1467) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)

12.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Anadolu Ajansı Genel Müdürüyle ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1468) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)

13.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, Suriye’deki muhalif gruplara çeşitli taahhütlerde bulunulduğu iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1469) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

14.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün, Van depremzedelerinin sorunlarına ve hasar tespit çalışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1470) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

15.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Hatay ve ilçelerinde yapılan kömür yardımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1471) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

16.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, görev yeri değiştirilen ve emekliliğini isteyen hâkim ve savcılara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1472) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

17.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, cezaevlerindeki kadın tutuklu ve hükümlüler ile çocuklara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1473) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

18.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Abdullah Öcalan ile terör örgütü arasında kuryelik yaptığı suçlaması ile tutuklanan avukatlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1474) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

19.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, usulsüz dinlemelere ve teknik takibe alınanlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1475) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

20.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, cezaevlerinde meydana gelen ölümlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1476) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

21.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, elektrik fatura bedelleri ile ilgili açılan davalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1477) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

22.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, bölücü terör örgütü lideriyle ilgili yeni açılan dava olup olmadığına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1478) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar Ceza İnfaz Kurumu Projesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1479) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

24.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, icra takip dosyalarının sayısına ve bu verilerin ekonomik gelişmelerle bağlantısına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1480) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)

25.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Bakanlığın cezaevlerindeki kadın tutuklu ve hükümlüler ile çocuklara sağladığı desteklere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1481) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

26.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1482) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

27.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/1483) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

28.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, pamuk üreticilerinin ve tekstil sektörünün sorunlarına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/1484) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

29.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar Organize Sanayi Bölgesinin altyapı çalışmalarına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/1485) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

30.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’ün bazı mahallelerindeki tapu ve yapı ruhsatı sorununa ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1486) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

31.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, yapı denetim firmalarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1487) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

32.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1488) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

33.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, çevre ve şehircilik il müdürlerinin mezun oldukları okullar ve uzmanlık alanlarına ve bir biyoloğun il müdürü olarak atanmasına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1489) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)

34.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1490) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

35.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, terör örgütünün ilaçta yaşanan yolsuzluklarla bağlantısına ve alınan önlemlere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1491) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

36.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ilaç takip sistemine ve terör örgütünün ilaçta yaşanan yolsuzluklarla bağlantısına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1492) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

37.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1493) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

38.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, elektrik faturalarına yansıtılan bazı bedellere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1494) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

39.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TKİ tarafından toz kömür satışlarının yapılmaması nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1495) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

40.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, zeytin üreticilerine prim desteği verilmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1496) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

41.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1497) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

42.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, TKDK’nın Uzman ve Destek Personel Alımı Seçme Sınavının iptali ve yaşanan mağduriyete ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1498) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

43.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, zeytinyağı üretimine ve lisanslı depoculuğun desteklenmesi ve yaygınlaştırılmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1499) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

44.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, tütün üreticilerinin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1500) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

45.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, zeytin ve zeytinyağı üretimindeki hedeflere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1501) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

46.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2012 yılı kamu yatırımları programındaki tarımsal yatırımlara ve Manisa’nın payına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1502) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

47.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar’da kurulması planlanan Zeytin ve Zeytinyağı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi çalışmalarına ve zeytinyağı destekleme primlerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1503) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

48.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’da tütün üretimi ve üreticisi sayısındaki azalmaya ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1504) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

49.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, zeytinyağının iç tüketiminin artırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1505) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

50.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’da pamuk üretim alanı ve üreticisi sayısındaki azalmaya ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1506) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

51.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, TKDK’nın Uzman ve Destek Personel Alımı Seçme Sınavının iptali ve yaşanan mağduriyete ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1507) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)

52.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da meydana gelen depremler sonrasında yaşanan mağduriyete ve bunun sorumlularına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1508) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)

53.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Dicle’de düzenlenen bir askerî operasyon sırasında bir sivilin hedef alındığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1509) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)

54.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’ün bazı mahallelerindeki tapu ve yapı ruhsatı sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1510) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

55.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İstanbul’da servis taşımacılığı yapan esnafın mağduriyetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1511) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

56.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Ümraniye’nin mülkiyet ve altyapı sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1512) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

57.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Ümraniye’de ulaşımda yaşanan bazı sorunlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1513) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

58.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Tuzla’da ulaşımda yaşanan bazı sorunlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1514) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

59.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, dijital ekranlı radar sistemi uygulamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1515) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

60.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, İstanbul’daki depreme karşı güçlendirme çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1516) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)

61.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Van Valisinin kişisel internet sitesindeki 365 yeni yatırımla ilgili dosyaya ve bu yatırımların akıbetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1517) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)

62.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Bakanlıktaki bazı kadroların uzman kadrosunda birleştirilmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1518) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

63.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar Sigara Fabrikasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1519) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

64.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, 2002’den bu yana öğretmen maaşlarının reel artış oranına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1520) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)

65.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Öğretmen Yetiştirme Türk Milli Komitesinin çalışmalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1521) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)

66.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da deprem sonrasında öğretmenlerin yaşadıkları sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1522) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

67.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da eğitim ve öğretime ara verilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1523) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

68.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1524) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

69.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, öğretmenlere yapılan ek ödeme oranlarının artırılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1525) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

70.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’ya yapılan eğitim yatırımlarına ve bunun yeterliliğine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1526) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

71.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1527) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

72.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’da yapımı devam eden ve planlanan projelere ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1528) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

73.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’daki depolama ve sulama projelerine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1529) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

74.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar-Gördes Sulama Projesine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1530) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

75.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, biber gazının insan sağlığına etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1531) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

76.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1532) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

77.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, terör örgütünün ilaçta yaşanan yolsuzluklarla ve aile hekimliğinin uygulamasının suiistimali ile bağlantısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1533) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

78.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Bursa-Balıkesir-İzmir Otoyol Projesinin Bursa il sınırlarındaki otoyol güzergâhına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1534) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

79.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1535) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

80.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa-Akhisar-Balıkesir yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1536) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

81.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın kamu yatırımları programı kapsamında ulaştırma ve haberleşme alanında aldığı paya ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1537) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

82.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar-Gördes-Köprübaşı yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1538) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

83.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bandırma-Balıkesir-Manisa-Menemen yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1539) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

84.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bergama-Soma-Akhisar yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1540) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

85.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, elektrifikasyon sinyalizasyon ve telekomünikasyon tesisleri yapımı ve altyapı iyileştirmesi projesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1541) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

86.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar-Sındırgı yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1542) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

87.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Salihli-Gölmarmara-Akhisar yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1543) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

88.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Aday Konsolosluk ve İhtisas Memurluğu Sınavına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1544) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

89.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1545) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

90.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/1546) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

91.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Adana RTÜK Bölge Temsilciliğinin tasfiye edilmesine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/1547) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)

92.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Iğdır Borolan Sınır Kapısının açılmasına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/1548) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)

93.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konyaspor-Güngörenspor futbol maçının yayınına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/1549) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/11/2011)

 

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.-    Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, 12 Haziran seçimleri nedeniyle görevlerinden istifa eden kamu görevlilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5)

2.-    Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, kayıt dışı ekonomiye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/56)

3.-    İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, tutukluluk sürelerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/57)

4.-    Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, gözaltına alınan ve tutuklanarak ceza alan gazetecilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/144)

5.-    Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli ceza ve tutukevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler ile davalarla ilgili istatistiki bilgilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/146)

6.-    Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, spor kulüpleri ile hâkim ve savcılar arasındaki bağlantı iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/147)

7.-    İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, cezaevlerinde bulunan tutukluların tutukluluk sürelerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/148)

8.-    Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Adalet Bakanlığı personeline ödenen yol harcırahlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/149)

9.-    Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta meydana gelen olaylara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/151)

10.-  İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Hayata Dönüş Operasyonunda kimyasal silah kullanıldığı iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/152)

11.-  Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, eski hükümlülerin çalışma haklarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/153)

12.-  Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Ergenekon davası tutuklularının cezaevi koşullarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/154)

13.-  Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depremi hasar tespit raporları sebebiyle ortaya çıkan uyuşmazlıklara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/155)

14.-  İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın, İstanbul Adalet Sarayına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/156)

15.-  İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısına suikast iddiasıyla açılan soruşturmanın akıbetine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/157)

16.-  Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, Deniz Feneri ve Balyoz davalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/158)

17.-  İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, İstanbul Çengelköy’de yapılan Hâkimevine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/159)

18.-  Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Eti Gümüş A.Ş. İşletmesine açılan davalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/161)

19.-  Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin aldığı bir kararla ilgili iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/162)

20.-  Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Deniz Feneri davası ile ilgili bazı iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/163)

21.-  İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, terör örgütü ile yürütüldüğü iddia edilen müzakerelere yönelik yapılan çalışmalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/164)

22.-  Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, yanarak hayatını kaybeden tutuklu ve hükümlülerin nakillerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/165)

23.-  İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Kütahya, İzmir ve Uşak’ta çeşitli madenlerin yol açtığı zehirlemelere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/388)

24.-  İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Etlik Sağlık Kompleksinin ihalesi hakkındaki iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/390)

25.-  Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/392)

26.-  Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Niksar’a yapılacak yeni hastaneye ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/393)

27.-  Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Aile Hekimliği Bilgi Sistemindeki bilgilerin korunmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/395)

28.-  Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Lüleburgaz, Kırklareli ve Babaeski hastane projelerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/396)

29.-  Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Eti Gümüş A.Ş. üretim tesislerinde çalışan personelin sağlık sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/397)

30.-  İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, özel hastaneler ve Devlet hastanelerinde vatandaşlardan alınan katılım payına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/398)

31.-  Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’da tetanoz aşısı sıkıntısı yaşandığı iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/399)

32.-  İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Ödemiş ve Bayındır’ın hastane ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/400)

33.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin yaşam koşullarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/414)

34.-  Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Cumhurbaşkanı seçimi takvimi ve Anayasa değişikliğinin amacına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/762) 

35.-  Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, belediyeler ve mahalli idarelerde çalışan sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/763) 

36.-  İstanbul Milletvekili İhsan Barutçu’nun, terör ve terörle mücadele kapsamında pişmanlık yasalarına ve uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/764) 

37.-  Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, bazı bürokratlar hakkındaki çeşitli iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/765) 

38.-  Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa Teknik Üniversitesi kampüsünün yapımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/766) 

39.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, SHÇEK Manisa İl Müdürlüğü binası inşaatına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/767) 

40.-  Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, olağanüstü hal şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/771) 

41.-  Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, terör olaylarındaki istihbarata ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/772) 

42.-  Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, terör örgütüyle ilgili bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/773) 

43.-  Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, demokratik açılım projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/774) 

44.-  Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, bazı soruşturma ve davalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/778) 

45.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 633 sayılı KHK’ye ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/779) 

46.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, sosyal yardımların ve hizmetlerin tek çatı altında toplanmasına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/780) 

47.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, özürlülerin istihdam oranına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/781) 

48.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, özürlülerin sorunlarına ve alınacak önlemlere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/782) 

49.-  Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, özürlü kadınlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/783) 

50.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, kredi kartı kullanımına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/784) 

51.-  Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, otomobil ve ev kredisi kullanan vatandaşlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/785) 

52.-  İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, GDO’lu ürünler ve olumsuz etkilerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/788) 

53.-  Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, tohum üreticileri ve ithalatına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/789) 

54.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, tarım ve kırsal kalkınma yatırımlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/790) 

55.-  Van Milletvekili Özdal Üçer’in, kaçakçılık yapan bir kişinin İran askerleri tarafından öldürülmesi iddialarına karşı yapılan işlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/795) 

56.-  Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, taziye ziyaretinin emniyet güçlerince engellendiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/796) 

57.-  Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, 4483 sayılı Kanun gereğince incelemeye alınan belediyelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/797) 

58.-  Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, bir kaymakamın sendika temsilcisi olan bir eğitimciye hakaret ettiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/798) 

59.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, özel harekât polislerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/799) 

60.-  Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’de uyuşturucu kullanma oranına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/800) 

61.-  Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Mardin-Nusaybin’de barikat kurdukları iddiasıyla gözaltına alınan çocuklara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/801) 

62.-  Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, yerel yöneticiler hakkında açılan soruşturmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/802) 

63.-  Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat İl Özel İdaresi personelinin mağduriyetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/803) 

64.-  Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Diyarbakır-Kocaköy Sağlık Merkezinde nöbetçi doktorun darp edildiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/804) 

65.-  İstanbul Milletvekili Ercan Cengiz’in, Sultangazi’nin bazı mahallelerinde iptal edilen tapu tahsis belgelerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/805) 

66.-  Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu Şeker Fabrikasının özelleştirme sonrası kapatılacağı iddialarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/806) 

67.-  Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TEDAŞ ve bağlı şirketlerde çalışan kapsam dışı personelin mağduriyetlerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/807) 

68.-  Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, müdür yardımcılığı ve başyardımcılığı sınavına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/808) 

69.-  Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, öğretmen açığına ve ikili öğretim yapan okul sayılarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/809) 

70.-  Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, kayıt döneminde veliden para talep eden okullara açılan soruşturma ve verilen cezalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/810) 

71.-  Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, il milli eğitim müdürü, ilçe milli eğitim müdürü, okul ve kurum müdürü olarak görev yapanlara yönelik rotasyon uygulamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/811) 

72.-  Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, yurt dışında sürekli görevlendirilecek personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/812) 

73.-  Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, kamu kurum ve kuruluşlarındaki taşeron firma çalışanlarının sorunlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/818) 

74.-  Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, terör örgütünün arkasındaki uluslararası güçlerle ilgili bir açıklamasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/820) 

75.-  Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, THY uçaklarında 13 numaralı koltuk bulunmamasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/823) 

76.-  Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, bazı hızlı tren projelerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/824) 

77.-  İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, tren teşkil memurlarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/825) 

 

 

 

                                                                                                                             No: 42

6 Aralık 2011 Salı

Cumhurbaşkanınca Geri Gönderilen Kanun

1.- 24.11.2011 Tarihli ve 6250 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi (1/535) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2011)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, tüketici hakları alanında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/77) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/10/2011)

2.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, güvenlik güçlerince toplumsal gösterilerde kullanılan plastik mermi, gaz bombası ve biber gazının yol açtığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/78) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/10/2011)

3.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, yargı bağımsızlığı ile yargı sistemine ilişkin sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/79) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/10/2011)

 

 

 

 

06 Aralık 2011 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati:15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 29’uncu Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kayseri Kış Sporları ve Turizm Merkezi Projesi hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili İsmail Tamer Bey’e aittir.

Buyurun Sayın Tamer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, Kayseri Kış Sporları ve Turizm Merkezi Projesi’ne ilişkin gündem dışı konuşması

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kış turizmi master planının üçüncü ayağı olan kış turizm merkezinin tanıtımını yapmak adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kayseri Büyükşehir Belediyesi turizm mastır planı üç ayaklı bir projeden oluşmaktadır. Bunlardan birincisi Kapadokya bölgesi projesi, ikincisi Kayseri projesi, üçüncüsü de, bugün bahsedeceğimiz Erciyes kış turizmi projesidir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde kış turizmi denince akla, Uludağ, Kartalkaya, Palandöken, Erciyes, Kartepe, Sarıkamış, Saklıkent, Elmadağ, Bolkar, Davras, Bitlis, Bingöl, Zigana ve Bubi dağlarındaki kayak merkezleri gelir; ancak Erciyes’in çok özel bir yeri vardır.

Erciyes Dağı, 2005 yılında yürürlüğe giren Büyükşehir Belediye Kanunu ile belediye sınırlarına dâhil olmuştur ve 2007 yılında iki yıl süren bir proje ortaya konmuştur.

Değerli milletvekilleri, Erciyes Dağı, 3917 metre yükseklik ile Kayseri’nin bir sembolüdür.

Bu proje beş ana başlık altında toplanmaktadır ve 26 milyon metrekareye yapılmaktadır: Birincisi mekanik tesisler, yani lifler ve teleferik sistemleri; ikincisi karlama üniteleri, on adet karlama ünitesi mevcuttur; diğeri sosyal tesisler, bunlar, restoranlar, otoparklar, sağlık üniteleri, alışveriş merkezleri, günübirlik alanlar, kayak tesisleri, cami, futbol sahaları ve 8.000 kişilik kongre merkezinden oluşmaktadır; konaklama tesislerinde, bugün mevcut 800 adet civarında olan yatak kapasitesini 5.000 adede çıkarmak hedeflenmektedir; bir başka, 235 bin metreküp hacimli ve 65 bin metrekare alana gölet yapım projesi de bu proje içerisindedir. Bu projenin tamamı için 276 milyon avroluk bir yatırıma ihtiyaç vardır.

Bugün kayak merkezimizde mevcut pist uzunluğu 9 kilometredir, çok çarpıcı bir ifadeyle, 160 kilometre pist yapımı hedeflenmektedir.

Tabii, kış turizmi denince, burada neler yapılacak? Alp tarzı kayak, kar sörfü, dönüş kayağı, serbest stil kayak turları, kuzey disiplini, biatlon gibi kış sporu aktiviteleri yapılabilir hâle gelecektir, ama bunun yanında yazla ilgili olarak tırmanma, dağ yürüyüşü, dağ bisikleti, uçurtma ve paraşüt gibi yaz spor aktiviteleri de burada yapılmaya başlanacaktır.

Proje ile 8 bin kişilik bir kongre merkezi hedeflenmektedir. Yine, futbol sahaları ve futbol sosyal tesisleri yapımı planlanmakta, özellikle futbol takımlarımıza burada kamp yapma imkânı sağlanmış olacaktır. Kayak pistleri FIS kriterlerine göre yapılmış olacak, bugün için 59 kilometresi de bitirilmiş durumdadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu proje ile böylece Erciyes’te 15 Kasım ile 15 Nisan tarihleri arasında beş aylık süresiz ve kesintisiz bir kayak sezonu öngörülmektedir. Buraya 235 bin metreküplük bir gölet düşünülmekte, bu göletin ana hedefi suni karlama ünitelerine de su temin ihtiyacını karşılamak olacaktır. Hiçbir kayak merkezinde FIS kriterleriyle yapılan 160 kilometrelik ve 5 bin yatak kapasiteli bir merkez de yoktur.

Erciyes Projesi’nin ana hedefleri: Kayseri şehrini turizmden istifade edilebilir hâle getirebilmek, 3 bin kişiye iş imkânı sağlamak, 100 milyon avroluk doğrudan, 100 milyon avroluk da dolaylı olarak gelir sağlamak, kış turizmi ve kayak yapmaya özgü araç ve gereçlerinin sanayisini buraya kurabilmek, şehirde sosyal aktiviteyi canlandırabilmek ve her şeyden önemlisi de değişik şampiyonalara, özellikle 2022 Kış Olimpiyatları’na aday bir şehir hâline getirebilmek en büyük amaçlarımızdır.

Sayın Başbakanımız bu projeye büyük destekler vermiştir, kendisine teşekkürlerimizi de arz etmek istiyorum. Bu projenin önce Kayseri’ye, sonra ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyor, tüm Genel Kurula saygı ve sevgilerimi iletiyorum.

Saygılarımla. (AK PARTİ ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tamer.

Sayın Sakık ve Sayın Önder, söz talepleriniz var ama konuşma Erciyes’le ilgiliydi, merak ediyorum Erciyes’le ilgili ne söyleyeceksiniz.

Gündem dışı ikinci söz, Osmaniye ili ve sorunları hakkında söz isteyen Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye ilinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem konuşması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye)- Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; Osmaniye ili ve sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yukarı Çukurova’da Ceyhan Nehri’nin doğu yakasında Gaziantep, Hatay, Adana ve Kahramanmaraş illeriyle çevrili bulunan Osmaniye, tarihî İpek Yolu ve Türkiye'nin Orta Doğu’ya bağlantısını sağlayan yol üzerinde kurulmuştur. Türklerden evvel sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış Osmaniye ve çevresine Türkler ilk defa 7’nci yüzyılda Abbasi ordularıyla gelmiştir. Halife Harun Reşit’in uç beyi Faraç Bey başta bugünkü Düziçi ilçesindeki Haruniye olmak üzere bölgede birçok kale ve yerleşim yeri kurmuştur. 1850’li yıllarda asayişi tesis etmek amacıyla Derviş Paşa komutasındaki Fırkai Islahiye Osmaniye ve çevresindeki aşiretleri şehrin bugünkü yerinde bulunan Hacıosmanlı köyüne yerleştirmiştir. 1866 yılında Payas Cebelibereket Sancağı’na bağlı olan Osmaniye 1874 yılında Cebelibereket Sancağı adını almıştır. Cebelibereket Sancağı cumhuriyetin ilanıyla beraber 1924 yılında vilayet olmuş, 1933 yılında ise Osmaniye Adana iline bağlı bir kaza olmuştur. 1996 yılında tekrar il statüsü alan bugünkü Osmaniye, 7 ilçesi, 9 beldesi, 161 köyü ve 480 binin üzerinde nüfusuyla Doğu Akdeniz havzasında ve Çukurova’da parlamaya hazır bir yıldız olarak beklemektedir.

Osmaniye, rakamları itibarıyla hak ettiği yerde bulunmamaktadır. Sahip olduğu nüfus miktarı açısından bugün 42’nci sırada bulunan Osmaniye, DPT’nin sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında 2003 yılında 47’nci sıradayken, 2010 yılında yeniden yapılan değerlendirmede 51’inci sıraya gerilemiştir. Osmaniye, sağlık sektörü gelişmişlik sıralamasında ise 62’nci sıradadır.

Sahip olduğu araziler ve coğrafi ve konum itibarıyla Osmaniye göç alan ve hızla kentleşen bir vilayetimizdir. Bu çerçevede, işsizlik devletin rakamlarıyla Türkiye’de yüzde 11’lerde seyrederken, Osmaniye’de yüzde 15’lerde seyretmektedir. Buna rağmen yeşil kartlı insan sayısı oran olarak diğer illerde ortalama yüzde 20’nin üzerindeyken Osmaniye’de yüzde 16 civarındadır.

Tarıma dayalı ekonominin hâkim olduğu Osmaniye’de Türkiye toplam yer fıstığı üretiminin yüzde 50’ye yakını, toplam kırmızı turp üretiminin yüzde 80’i -daha doğrusu Kadirli ilçesinde- yapılmaktadır. Ancak Osmaniye’nin denize kıyısı olmaması, dolayısıyla da ürettiklerini kendi limanından ihraç edememesi, ekonomisinin gelişmesini engelleyen en büyük etkenlerden birisidir.

Osmaniye’nin en büyük sorunlarından bir diğeri ise yayla evlerinin orman arazileri üzerinde olmasıdır. Yayla sorunu, bölgede yaşayan 30 bin ailenin sorunudur. Osmaniye halkı, tüm diğer yayla sorunu olan bölgeler gibi, yüce Meclisten bu sorunun çözümüne ilişkin yasal düzenleme beklemektedir.

Türkiye’de toplam duble yol 20 bin kilometre civarında iken maalesef Osmaniye duble yolun ancak 55 kilometresine sahiptir. Osmaniye-Gaziantep duble yolu inşaatı çok yavaş bir şekilde ilerlemektedir. Ayrıca yol üstünde bulunan Çardak, Çona, Dereli, Issızca, Dervişiye, Tehçi ve Aslaniye köylerinde yaşayan halkın tarım alanlarına ulaşması için duble yol geçişleri de önemli bir problem teşkil etmektedir. Osmaniye-Kadirli, Kadirli-Andırın duble yolları ve bunun yanı sıra Düziçi’nden Andırın’a ve köylerine giden yolların da kara yolu ağına alınarak yapılması gerekmektedir.

Yüksekliği 12,60 metre yükseltilmek suretiyle 3.112 hektar alanın ilave olarak sulanmasına imkân sağlayacak olan Mehmetli Barajı’nın yükseltilmesi işi bir an evvel hayata geçirilmelidir. Düziçi Çatak Barajı’nın da ne olacağı açıklığa kavuşturulmalıdır.

Tek başına Türkiye yer fıstığı üretiminin yüzde 50’ye yakınını gerçekleştiren Osmaniye çiftçisinin, sertifikalı tohumluk, hasat sonrası yer fıstığının ilkel yöntemlerle kurutulma sorunu, üreticinin elinde yer fıstığı mevcut iken ithalata müsaade edilmesi ve teşvikten yoksun bırakılan yer fıstığı ihracatı hususları belli başlı sorunlarıdır. Bu çerçevede, yer fıstığı üretici birliklerinin kurulması ve yer fıstığının diğer yağlı tohumlar gibi destekleme kapsamına alınması önem arz etmektedir.

Mersin, Adana ve Hatay’la birlikte Osmaniye’nin de istihdam, üretim gibi birçok alanda sorunlarına çözüm olacak Doğu Akdeniz havzasındaki Ceyhan enerji ihtisas bölgesinin bir an evvel faaliyete geçmesi gerekmektedir.

Bu bölgede, lüzumsuz siyasi polemikler ve rant beklentisi içindeki siyasetçileri bir kenara iterek, bölgenin kalkınmasına hizmet edecek organize sanayi bölgelerinin desteklenmesi gerekmektedir. Bununla da yetinilmeyerek enerji ihtisas bölgelerinden başka tarım ihtisas bölgelerinin de yasal altyapısının oluşturulması ve hayata geçirilmesi millî ekonomiye ve bölgeye önemli katkı sağlayacaktır.

Osmaniye, kamu binalarının deprem açısından gözden geçirilmesi gereken, ilk, orta ve yükseköğrenim öğrencileri için barınma sorununun hat safhada olduğu, Bahçe ilçesinde ıslaha muhtaç ve şehri tehdit eden dere yataklarının bulunduğu, spor tesisleri açısından oldukça yetersiz bir ildir. Bu konuda devlet kurumlarının ilgi ve desteğine muhtaç…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – 61’inci Hükûmetin de programında 57’nci cumhuriyet Hükûmeti gibi Osmaniye’ye öz evlat gibi yaklaşacağı umuduyla Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, patates üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Bolu Milletvekili Tanju Özcan’a aittir.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, patates üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün buraya önemli bir yönetmelikten bahsetmek üzere çıkmış bulunmaktayım.

Bu Yönetmelik 13 Ocak 2011 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanan ve 31 Aralık 2011’de yürürlüğe girecek olan bir yönetmelik. Adı: Bitki Pasaportu Sistemi ve Operatörlerin Kayıt Altına Alınması Hakkında Yönetmelik.

Değerli milletvekilleri, bu Yönetmelik’in iki tane hedefi var. Bunlardan bir tanesi, üç kuruşluk geliri olan Türk köylüsünü kayıt altına almak, vergi mükellefi yapmak, diğeri de patates üreticilerine ağır bir darbe vurmak.

Şimdi, değerli milletvekilleri, hepiniz biliyorsunuz, Türkiye'nin yüzde 70’i kayıt dışı. Siz Türkiye’de AKP Hükûmeti olarak zengini -düzenden beslenen zengini- yandaş firmaları, bıyıklı yabancıları kayıt altına alamazken üç kuruşluk geliri olan Türk köylüsünü vergi mükellefi hâline getirmeye çalışıyorsunuz. Köylünün patatesten, buğdaydan elde ettiği üç kuruşluk gelirin bir kısmını da vergi olarak almaya çalışıyorsunuz, sinekten yağ çıkartıyorsunuz. Bu sebeple, benim bu Yönetmelik’i kabul edebilmem mümkün değil.

Bu Yönetmelik’in bir de ikinci yönü var değerli milletvekilleri. Bu Yönetmelik, gerçekten patates üreticilerine çok ciddi anlamda bir darbe vuruyor. Bu Yönetmelik’in 6’ncı maddesine bakarsanız, yemeklik patates üretiminin, ekiminin üç yıl süreyle bu yıldan itibaren yapılamayacağını görürsünüz. Bu da demektir ki 2015 yılına kadar Bolu’daki, Niğde’deki patates üreticisi patatesten 1 kuruşluk gelir elde edemeyecek demektir.

Sayın Bakanım burada, ben kendisine açıkça sormak istiyorum: Siz köylüyü hazırlıksız olarak yakaladınız. Bu yıldan itibaren patates ektirmeyeceksiniz. Tebligatlar yapıldı il müdürlükleri tarafından ama köylü patatesten elde edeceği gelire güvenerek oğlunu evlendirdi veya bir borç yükü altına girdi. Yarın, herhangi bir köylünün evine haciz gelirse, icra memuru o köylünün evinden mal kaldırırsa siz, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı olarak başınızı yastığa huzurla koyabilecek misiniz? Bunun cevabını sizden istiyorum.

Değerli milletvekilleri, maalesef Türkiye enteresan bir ülke hâline geldi. AKP döneminde oyu veren köylü, cezalandırılan köylü. AKP döneminde Uruguay’dan angus ithali serbest, patates ekmek yasak. Yine AKP döneminde İsrail’den sıfır gümrük vergisiyle süt tozu ithal etmek serbest, köylünün sütünü makul bir fiyatla satması yasak. Kusura bakmayın ama böyle yönetmelikler, böyle düzenlemeler olmaz.

Değerli arkadaşlar, burası Türkiye Cumhuriyeti, burada kurullar var, kurallar var. Sayın Bakan kusura bakmasın ama Türkiye Cumhuriyeti Mehdi Ağa’nın çiftliği değil, Türk köylüsü de Mehdi Ağa’nın marabası değil. Böyle düzenlemeler olmaz. Ben Sayın Bakana şunu söylemek istiyorum: “Akşam düşündüm, sabah hayata geçirmek istiyorum. Ben nasıl istersem bu şekilde yönetmelikler olur.” diyemezsiniz. Köylünün menfaatini korumak zorundasınız. Bunu özellikle sizlere hatırlatmak istiyorum. Size de bir çağrıda bulunuyorum: Ne olur sakin bir kafayla şu yönetmeliği okuyun. Vicdanınızın sesini dinleyin. Gerçekten Türkiye’de köylüye ne kadar büyük zarar verdiğini görün, ondan sonra ne yaparsanız yapın. Size başka bir şey söylemiyorum.

Değerli milletvekilleri, bir konu daha var, Sayın Tarım Bakanı buradayken bunu da hızlı bir şekilde gündeme getirmek istiyorum: Belki biliyorsunuz, belki bilmiyorsunuz, Türkiye’deki fındık üretiminin üçte 2’si Batı Karadeniz Bölgesi’nde yapılır, Giresun ve civarında değil. Bu fındık üretiminin bir kısmını da Bolu’nun Mudurnu ilçesinin Taşkesti beldesi yapıyor. Taşkesti beldemizin 22 tane köyünün 22’sinde de her hanenin fındık bahçeleri var. Hemen yanında Sakarya’nın Dokurcun ilçesi var. Sakarya’nın Akyazı ilçesinin Dokurcun beldesi var. Burada fındık destekleme kapsamında 22 köyün 22’sinde fındık üretimi yapılan Taşkesti’ye herhangi bir destek yok. Sayın Bakana gittim, bunu anlattım. “Sayın Bakanım öyle görünüyor ki sizler Taşkesti’yi unutmuşsunuz. Bizden önce görev yapan Bolu milletvekilleri bunu size hatırlatmamış. Lütfen bu durumu düzeltin.” dedim. Orası da Türkiye Cumhuriyeti’nin  bir parçası, Taşkesti de Türkiye Cumhuriyeti’nin bir parçası. Oradaki insanlar da ağırlıklı olarak AKP’ye oy veriyor, Taşkesti’dekiler de. Peki, o zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı olarak neden Taşkesti’yi ve Taşkestilileri cezalandırıyorsunuz? Niçin Taşkesti’nin çoktan hak ettiği fındık destekleme kapsamına girme ve destek alma hakkını Taşkestililere vermiyorsunuz? Bunun cevabını bekliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı konuşmaya Hükûmet adına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker cevap vereceklerdir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyoruz vermiyorsunuz. Sayın Bakan kürsüye geldi, küçük bir sorunumuz var. Dört ilin, Van, Ağrı, Bitlis, Muş, bu yıl pancarların hepsi tarlada. İnsanlar mağdur. Deprem bölgesi… Bu konuda bir açıklama yaparsa çok sevinirim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gündem dışı konuşmaya cevap vermek üzere huzurlarınızdayım. Önce, Sayın Sırrı Sakık’ın söylediği hususla ilgili bir açıklama yapayım.

Geçtiğimiz tarihlerde, haftalarda bir beklenmedik don hadisesi vuku buldu Türkiye’nin bazı bölgelerinde, illerinde. Özellikle, gerek patates gerekse bazı bölgelerde pancar bundan olumsuz etkilendi. Bununla ilgili olarak bu bölgelerde mağdur olan vatandaşlarımızın zirai kredi borçlarının ertelenmesiyle ilgili Bakanlar Kurulu kararı hazırlandı. O konuda kendilerine, o bölgede yaşayan vatandaşlarımıza Hükûmet olarak bu şekilde bir yardımcı oluyoruz. Zaten genellikle bu tür afetlerle ilgili olarak yapılabilen yardım bu. Biliyorsunuz sigorta da var. Gerçi bazı ürünler sigorta kapsamında değil. Onlara da biz bu şekilde kararnameler yoluyla yardımcı oluyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; patates ile ilgili olarak Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon dekar alanda, Nevşehir, Niğde, Ordu, Kayseri başta olmak üzere yurdumuzun bazı bölgelerinde patates üretimi yapılıyor ve ortalama 4,5 milyon ton civarında da, bu seneki tahminimiz de, TÜİK’in tahmini de 4,6 milyon ton civarında patates üretiminin gerçekleşmesi. Bu son dört yıl içerisinde yaklaşık patates üretiminde yüzde 10’luk bir artış var. Burada, Türkiye’de geçtiğimiz yıllarda patates siğili denilen bir hastalık vuku buldu. Büyük bir ihtimalle tabii bu önceki, eski tarihlerde meydana gelen bir hastalık. Bununla ilgili tabii tedbir alınması lazım. Eğer bu tedbir alınmazsa bu hastalığı yapan etken hızla yayılıyor ve o ülkede artık sağlıklı patates üretilemez hâle geliyor. Bütün dünya bunu yaşamış. Yani bu hastalığın çıktığı bölgelerde, dünyada böyle olmuş. Türkiye’de de 2004 yılında Nevşehir, Niğde, Ordu ve Kayseri illerinde bu hastalık tespit edilmiş. Dolayısıyla bir tedbir alınması lazım böyle zamanlarda.

Peki, dünya nasıl tedbir alıyor? Dünya bu hastalığın çıktığı bölgelerde üç yıl süreyle asgari patates ekilmemesini öngörüyor, ki toprak bu etmenlerden arınsın, temizlensin ve risk oluşmasın, ki gelecekte de bu yapılabilsin, sürdürülebilsin. Aksi takdirde, biz eğer bu tedbiri almazsak bu hastalık yayılır ve gelecekte hiçbir şekilde bu defa, hiçbir zaman, değil üç yılda bir, hiçbir zaman hastalık sebebiyle üretim yapılamaz hâle gelir.

Şimdi, bu virüsten arınılması yaklaşık yirmi yılı buluyor. Bu kadar tehlikeli bir virüs. Peki, biz ne yaptık? Gerçekte iddia edildiği gibi üreticileri mağdur mu ettik? Hayır, doğru değil, gerçek değil. Bilgileri doğru kullanmak lazım. Biz alternatif ürün desteği verdik. Patates siğili sebebiyle üretim yapılamayan, patates ekilemeyen yerlerde üreticilerimize dedik ki: “Patates ekmeyin, patatesin yerine hububat, baklagil, tek yıllık yağlı tohumlar vesaire, bu tür ürünleri ekin ve size patates ekmediğiniz yılla ilgili olarak da bir para desteği verelim.” Bugüne kadar da 2005-2010 yılları arasında toplam 78 milyon 800 bin lira yani eski parayla 78 trilyon 800 milyar lira patates üreticisine biz para ödedik, destek olarak ödedik. Niye? Alternatif ürün desteği. Yani patates ekemiyor hastalık sebebiyle, başka ürün ekiyor; patatesin geliri yüksek, dolayısıyla başka bir ürün ektiğinde o kadar yüksek gelir elde edemez, ona bir destek olsun diye patates yerine ektiği ürünle arasındaki farkı karşılamak maksadıyla da para veriyoruz.

Şimdi, tabii, burada bahsedilen yönetmelikler birbirine karıştırılıyor. Belli ki konu iyi çalışılmamış, iyi incelenmemiş. Bu, bitki pasaportu meselesi değil. Bu, 2009 yılında, 29/4/2009 tarihinde 27.214 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe giren Ticari Amaçlı Patateslerin İzlenebilirliği Hakkında Yönetmelik hükmü. Burada, üç yılda bir yemeklik patates ekimi şartı getiriliyor. Bunu da sadece bizim ülkemizde değil, Avrupa Birliği başta olmak üzere dünyanın diğer coğrafyalarında, diğer ülkelerinde, hangi ülkede bu hastalık meydana gelmişse üç yıl, dört yıl, patates tohumluğu eğer ekilecekse dört yılda bir, yok ticari patates üretilecekse de üç yıl münavebeyle ekiliyor. Dolayısıyla biz de bu hastalıkla mücadele etmek için bunu yapıyoruz. Ekilmeyen yılda da alternatif ürün desteğini zaten veriyoruz.

Bitki pasaportu meselesi başka bir şey. Bitki pasaportu meselesi aslında çok önemli ve çağdaş bir adımdır. Türkiye'nin aslında bu alanda çok büyük bir hamle içerisinde olduğunu gösteriyor. O da 1 Aralıkta zaten yürürlüğe girdi, 31 Aralık değil, 1 Aralıkta yürürlüğe girdi. Bitki pasaportu nedir? Özellikle meyvelerle ilgili, bazı tohumluklarla ilgili, bunların fide, fidanı vesaire bir yerden bir yere nakledilirken artık bunların izlenebilirliliği, bunların kayıt içinde tutulması, bunların takip edilmesi, hem hastalıklar açısından hem ticari olarak bunların takibini yapabilelim diye, artık bir yerden bir yere fidan vesaire nakledildiğinde veya onun tohumu, tohumluğu nakledildiğinde bitki pasaportuyla gidiyor. Bu, köylünün de, çiftçinin de, Türk tarım sektörünün de, bütün Türkiye'nin de yararına olan bir durumdur. Dolayısıyla, bunu da doğrusu, tenkit etmeyi, eleştirmeyi akıllara ziyan bir davranış olarak görürüm, bunu da ifade etmek istiyorum, doğru bir şey değil çünkü. Öyle olması gerekiyor, yani kim olursa olsun bu adımı atması gerekiyor ki biz, bir yerden bir yere bir ürün nakledildiğinde, bir üretim materyali nakledildiğinde kayıtlı olsun, bilgi sistemine girsin, hangi ürün, hangi vasıftaki, hangi özellikteki ürün Türkiye’de nereden nereye gidiyor, bunu bilelim, bir hastalık çıktığında, herhangi bir problem çıktığında bunu izleyebilelim, takip edebilelim ve ona göre de anında müdahale edebilelim. Bitki pasaportu böyle bir şeydir ve çok faydalı bir şeydir, çok gerekli bir şeydir. Türkiye geç bile kaldı. Keşke Türkiye yirmi sene önce, on beş sene önce bu uygulamaya geçebilseydi ama birçok şey gibi, birçok ilk gibi bize nasip oldu, onu da Türkiye’ye biz kazandırdık ve bizim dönemimizde bu başladı.

Birçok konuyla ilgili aslında bizim Tarım Bakanlığı olarak yeniliklerimiz var. Kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesini biz başlattık. Köylerde yaşayan, kırsal alanda yaşayan vatandaşlarımıza 3.165 tane tesis, tarıma dayalı sanayi tesisi kurdurduk. Bunu ilk defa biz yaptık, ilk defa biz başlattık. Yüzde 50 hibe destek veriyoruz. Tarıma dayalı bir ürünü… Bu bir patates de olabilir, bir meyve de olabilir, bir sebze de olabilir, bir hububat da olabilir, bir hayvansal ürün de olabilir, et, süt, vesaire de olabilir. Dolayısıyla bunları işleyen, paketleyen, ambalajlayan tesisler kurulduğu takdirde bunlara yüzde 50 hibe destek veriyoruz ve Türkiye’ye 3.165 tane tesis kazandırdık. Bunlarda şu anda 32 bin kişi de çalışıyor. Bir istihdam yaratıldı, tarım ürünleri değerlendirildi, bundan sonra da değerlendirilmeye devam edilecek.

Şimdi, muhalefet icabı bir şeyi söylemek aslında insanın sorumsuzluğunu, siyasetçinin sorumsuzluğunu getirmez yani muhalefette de olsak eğer bir bilgi söylüyorsak bunun doğru olması gerekiyor.

Şimdi, demin burada dendi ki: “Efendim, İsrail’den sıfır gümrükle süt tozu ithal ediliyor.” Arkadaşlar, 2011 yılında da 2010 yılında da biz süt tozunu içeriden destekledik ve Türkiye’deki bütün süt tozunu, ihtiyaç olan bütün süt tozunu içeriden desteklemek suretiyle biz destekleme kapsamına aldık ve aldığımız bu tedbir sayesindedir ki Türkiye’de süt tozunun litresi bazı yerlerde 55 kuruşa kadar düşmüşken tekrar 74-75 kuruşa kadar çıktı. Bizim verdiğimiz destekle birlikte 81 kuruşa çıktı.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Bakanım, nerede var 74-75 kuruşa? Haberiniz yok, haberiniz yok, hiçbir şeyden haberiniz yok!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – İsrail’le ilgili söyleniyor hep. Ben de hep söylüyorum ama niyeyse insanların duymak istemedikleri, anlamak istemedikleri konuya kulakları kapalı kalıyor. Biz geçen sene İsrail’e 141 milyon dolarlık tarım ürünü ihraç ettik, 27 milyon dolarlık da ithalatımız var; dolayısıyla, ihracatımız ithalatımızdan neredeyse 4 kat fazla. Eğer bir ülkeyle ticaret yapacaksanız bir şey sattığınızda bir şey de alacaksınız ama ihracatımız ithalatımızdan o ülkeyle ilgili olarak yaklaşık 4 kat fazla; bunu da burada bir kez daha söyleyeyim. Yani süt tozunun İsrail’den geldiği falan meselesi de, sadece bu, gerçekleri yansıtmamaktadır. Özellikle 2011 yılında biz bunu bütünüyle ortadan kaldırdık.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ne zaman kestiniz, onu söyleyin, 2009’da…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, gerek tarımla ilgili gerekse gıda güvenliğiyle ilgili -ki bu günlerde 13 Aralıkta Türkiye gerçekten gıda güvenliğiyle ilgili de- önemli bir aşama kaydediyor. Neden? Çünkü 70 tane yönetmelikten oluşan bizim bir dörtlü paket Gıda Kanunu’muz çıkmıştı on sekiz ay önce ve bunun uygulaması şimdi 13 Aralıkta başlıyor. Burada bütünüyle Avrupa Birliği standartlarında artık gıdayla ilgili, hijyenle ilgili, tüketici sağlığıyla ilgili tedbirler alınıyor, bunlar devreye giriyor. Bakanlıkta birçok tüketicinin bilgilendirilmesinden tutun işletmelere özel yönetici tayin edilmesi, bütün işletmelerin, gıda işletmelerinin kayıt altına alınması veya bir kısmının onaylı işletme hâline dönüşmesine kadar, gıda güvenliği bilgi sisteminden tutun birçok alana kadar gıdayla ilgili yeni tedbirler devreye giriyor.

Türkiye tarımda aslında önemli mesafe katetti. Bunu bütün dünya biliyor, bütün dünya söylüyor, bütün dünya Türkiye’yi örnek gösteriyor, Türkiye’deki tarımla ilgili sağlanan gelişmeleri ve Türkiye, bugün 62 milyar dolara varan tarımsal hasılasıyla dünya ülkeleri içerisinde Dünya Bankasına göre 6’ncı sırada, OECD’ye göre 7’nci sıraya oturmuş durumda. Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde de Türkiye 1’inci büyük ülke hâline geldi tarımsal hasıla açısından; Fransa’yı da, İspanyayı da, İtalya’yı da bu arada geride bıraktı. Bütün bunlar, tarıma dönük yapılan ciddi bir stratejik çalışmayla, uygulanan politikalarla ve sağlanan desteklerle gerçekleşti. Hayvancılıkla ilgili olarak, Türkiye’de işletme sayısı, orta ve büyük boy işletmelerin miktarı 4.300’den 24 bine çıktı. Hangi işletmeler? İçinde 50 başın üzerinde büyükbaş hayvan bulunan işletme sayısı yani 50 başın üzerinde -50, 100, 150, 200- büyük ölçekli işletmelerin sayısı, çiftlik sayısı Türkiye’de 4.300’dü bundan dokuz sene önce, bugün 24 bine çıktı. Bu, bu alanda hem büyük yatırımların yapılmasıyla hem sağlanan desteklerle oldu. Şimdi, önümüzdeki pazar günü inşallah Tarım Bakanlığının bütçesi görüşülecek ve orada, bizim tasarımızda, tarımsal desteklerimizin önceki yıla göre yüzde 20 oranında bir artışı yine öngörülüyor. Bütün bunlar Türk çiftçisine ödenen desteklerle oldu ki bu sene biz 6,5 milyar lira civarında bir destek ödemesi yaptık ve bunun da şu an itibarıyla neredeyse tamamı çiftçiye ödenmiş oldu.

Şimdi, gerek hayvancılıkta, gerek bitkisel üretimde, gerek su ürünleri üretiminde Türkiye çok büyük mesafe katetti, çok önemli bir mesafe katetti. Bundan sonra da bu reformlarla bu süreç devam edecek. Biz Hükûmet olarak bu konuyla ilgili bütün bu meselelere stratejik yaklaşıyoruz. Hazırladığımız stratejik planla bugüne kadar getirdik. Tarımsal hasılamızı 23 milyar dolardan 62 milyar dolara çıkardık. Alanımız aynı. Aynı alandan Türk çiftçisi 23 milyar dolarlık hasıla elde ederken, bugün 62 milyar dolara çıkardık bu hasılayı. Şimdi, verimlilik artışıyla bu oldu, çiftçiyi ve kırsal alanda yaşayan vatandaşlarımızı yani köylerde yaşayan vatandaşlarımızı desteklemekle bu oldu; bu, durup dururken elbette ki olmadı.

Burada patates üreticileri… Onların, tabii, alternatif ürünlerle ilgili olarak yaptıkları üretim üç yılda bir olacak çünkü sağlık için bu şarttır, bu gereklidir. Bu, bizim kendi keyfimizle aldığımız bir karar da değildir, onu da söyleyeyim. Biz Türkiye’yi ne düşmanımızın çiftliği olarak ne babamızın çiftliği olarak görüyoruz. Biz, Türkiye’yi 74 milyon insanın içinde yaşadığı ve o milletimizin istekleri, talepleri doğrultusunda, onların destekleri ve dualarıyla, aldığımız güçle Türkiye’yi yönetiyoruz. Aldığımız noktadan da Türkiye’yi çok daha iyi bir noktaya getirdik. Milletimiz de zaten bu politikaları destekliyor, destekliyor ki biz her girdiğimiz seçimde bir öncekinden daha fazla milletin oyuna, desteğine mazhar oluyoruz, bunun en güzel cevabını da milletimiz sandıkta zaten veriyor. Onun için, doğrusu bu tür değerlendirmeleri yaparken de insafla ve sağduyuyla yapılması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özcan.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Söz istiyorum efendim. Hem sorumsuz davranmakla itham edip sataştı hem de Genel Kurulu Sayın Bakan yanlış bilgilendirdi.

Sayın Bakanın bahsettiği, “Yürürlüktedir.” dediği  yönetmelik benim bahsettiğim yönetmelikle yürürlükten kaldırılmış, Sayın Bakanın bundan haberi yok, bu bir.

İkincisi, yemeklik patates üretiminin, ekiminin yasaklandığına ilişkin düzenlemenin benim bahsettiğim 27813 sayılı Yönetmelik’in 6’ncı maddesinin son bendiyle yasaklandığının farkında da değil.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Tutanaklara geçti. Sağ olun. Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bakan bunları bilmiyor mu?

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, özür diliyorum.

Sayın Bakan kendi çıkarttığı yönetmelikten haberdar değil. Bunu Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özcan, teşekkür ediyorum. Böyle bir usulümüz yok.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ gündemin “Sözlü Sorular” kısmında yer alan sorulardan 1,2, 18, 27, 32, 34, 37, 38, 39, 152, 165, 181, 206, 210, 221, 228, 236, 238, 240, 242, 246, 292, 295, 299, 318, 343, 379 ve 389’uncu sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- 24/11/2011 tarihinde kabul edilen 6250 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un Türkiye Büyük Millet Meclisince bir daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/653)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca 24/11/2011 tarihinde kabul edilen 6250 sayılı "Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun" incelenmiştir.

Sportif faaliyet ve organizasyonlarda düzenin sağlanarak sporun kitlelere yayılmasının teşvik edilmesi amacıyla yürürlüğe konulan 5149 sayılı Kanunun, yürürlüğe girdiği 2004 yılından itibaren spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliği önlemede yetersiz kaldığı görülmüş ve anılan yetersizlikler ile uygulamada karşılaşılan noksanlıkların giderilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisince 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun kabul edilerek 14/4/2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Genel gerekçesinde, diğer ülkelerin ve uluslararası spor örgütlerinin düzenlemeleri ile teamüllerinin göz önünde bulundurularak hazırlandığı ve uluslararası sözleşmeler ile gelişmelere paralellik sağlandığı belirtilen 6222 sayılı Kanunla spor alanında faaliyet gösterenlerin ve taraftarların haklarının korunması, düzensizlik ve şiddet olaylarının önlenmesi amacıyla bu alana özgü suçlar ve cezaları düzenlenmiştir.

İncelenen Kanunla ise, şike ve teşvik primi suçu başta olmak üzere 6222 sayılı Kanunda çeşitli suçlar için getirilen hapis cezalarının indirilmesi, bazı fiiller için öngörülen hapis cezalarının yerine adli para cezası verilmesi ve bu değişikliklere bağlı olarak görevli mahkemelerin değiştirilmesi öngörülmüştür.

Bilindiği gibi, hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun temel ilkeleri ile Anayasanın ilgili hükümleri başta olmak üzere, ülkenin sosyal ve kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın ihtiyaçları göz önüne alınarak tespit edilecek ceza siyasetine göre belirlenir.

Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken hangi fiillerin suç sayılacağı, bunların hangi tür ve ölçüdeki ceza müeyyideleri ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği konularında takdir yetkisine sahiptir. Bu yetki kullanılırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunmasının sağlanması ve öngörülen cezanın, cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması gibi esaslar dikkate alınır. Suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının tespitinde ise o suçun toplumda doğurduğu infial ve etki, kişiler üzerinde oluşturduğu tehlike ve zarar ile bunların azlığı veya çokluğu, suçun işlenme oranındaki azalma veya artış gibi faktörlerin de dikkate alınması gerekir. Aksi takdirde, yapılan düzenleme gerçek amacının dışında sonuçlar doğurabileceği gibi toplumun adalete olan güven duygusunun sarsılmasına da sebep olur.

Bu itibarla, incelenen Kanunla öngörülen değişikliklerin, ölçülülük ve caydırıcılık gibi ceza hukukunun temel prensiplerini etkisiz kılacağı ve yukarıda belirtilen sakıncaları doğurabileceği düşünülmektedir.

Diğer taraftan, 6222 sayılı Kanunda değişiklik öngören bu Kanunun gerekçesinde, yapılan değişikliklerin, diğer kanunlarda öngörülen suçlara verilen cezalar dikkate alınmak suretiyle adil ve hakkaniyete uygun cezalar belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildiği belirtilmekte ise de, kamuoyunda, genel ve gereklilikten doğan bir düzenleme olmaktan ziyade, hâlen yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında bulunan kişilere yönelik özel bir düzenleme olduğu intibaını uyandırdığı, bu durumun da değişikliğin esas amacı dışında özel bir saikle hazırlandığı eleştirilerine sebebiyet verdiği görülmektedir.

Yayımlanması yukarıda açıklanan gerekçelerle uygun görülmeyen 6250 sayılı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” Türkiye Büyük Millet Meclisince bir kez daha görüşülmesi için, Anayasanın değişik 89 ve 104 üncü maddeleri uyarınca ilişikte geri gönderilmiştir.

                                                                                                                 Abdullah Gül

                                                                                                               Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın Şeker ve Sayın Akar, gündem dışı konuşmalar sırasında, Sayın Kaplan da “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” sırasında söz istemişlerdir. Biliyorsunuz yerine getiremiyoruz.

Teşekkür ederim.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, tüketici hakları alanında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/77)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

"Tüketici Hakları" alanında yaşanan sorunlarının araştırılması, bu konuda yürütülecek çalışmaların ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması için gereğini arz ve talep ederim.

                                                                                                                 Hasip Kaplan

                                                                                                            Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Türkiye’de tüketici hakları konusunda yeterli sivil toplum örgütlenmeleri olmadığı gibi, yasal düzenlemeler yetersiz kalmaktadır. Tüketici hareketlerinin zayıf kalması, aralarında yeterli işbirliği ve ortaklığın olmaması sonucu tüketiciler ağır hak ihlallerine uğramaktadır.

Ürün güvenliği konusu sorunludur, ürünlerin piyasa gözetimine ilişkin yönetmelik ve düzenlemeler yetersizdir. Güvenli olmayan ürünlere karşı önleyici tedbirlerin alınması, piyasa gözetimi, riskli ürünlerin tespiti konuları hâlâ sorunludur.

Ticari reklam, ilan ve promosyonlar, banka kredilerini özendirici reklamlar, kampanyalar, yeterince denetlenememekte, müeyyideler caydırıcı olamamaktadır. Aldatıcı, yanıltıcı, dolandırıcı reklam ve promosyonlar konusunda denetim yetersizdir.

Tüketici mevzuatı, mahkemeler, hakem kurulu kararları arasında bir uyum bulunmamaktadır. Tüketici haklarının ihlali sonucu mal kaybı yanı sıra, sağlık sorunları gündeme gelmekte yaşam hakkını ihlal eden ağır sonuçlar doğurmaktadır.

Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi, zararlı ürünlerin kullanım ve denetimi, halk sağlığı önleyici tedbirler konusunda yeterli bir ilerleme sağlanamamıştır. Kan, kan ürünleri, doku ve hücreler konularında AB müktesebatı uygulanmamakta, mevzuat uyumu sağlanamamaktadır.

İthal sonucu yurt dışından getirilen malların garanti, güvenlik ve kullanımı konusunda standart koşulların oluşmaması sonucu tüketiciler zarara uğramaktadır.

Elektronik eşyalar, cep telefonları bilgisayarlarda, kaçak, çakma mallar piyasayı sarmış durumdadır. Toplumun güvenliğini, kişilik haklarını ihlal eden, dinleme cihazları, jamer aletler kaldırımlarda, işporta tezgâhlarında ekmek peynir gibi rahatlıkla satılmaktadır.

Gıda sektöründe kullanım tarihlerine riayetsizlik, ürünlerin muhafaza ve dolaşımı, genetiği bozulan meyve ve ürünler, ilaçlama ve zehirlenmeler ağır sonuçları her gün basında yer almaktadır.

Sinema, müzik endüstrisi korsan malların üretilmesi ve satılması ile bir yandan telif hakları ihlal edilirken, diğer yandan ürünlerin kalitesiz olması sonucu tüketiciler zarara uğramaktadır.

Tüketicinin ve sağlığın korunması alanında ürün güvenliğinin sağlanması, tüketicilerin uyarılması, hakları konusunda bilinçlendirilmesi, mevzuatın etkinleştirilmesi gerekmektedir.

Bu amaçla bir meclis araştırması açılarak tüketicilerin haklarının korunması için etkin önlemlerin alınması için bir araştırma komisyonu kurulması gerekmektedir.

2.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, güvenlik güçlerince toplumsal gösterilerde kullanılan plastik mermi, gaz bombası ve biber gazının yol açtığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/78)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Güvenlik güçleri tarafından toplumsal gösterilerde yaygın olarak kullanılan biber gazı, gaz bombası ve plastik merminin yol açtığı yaralanma, sakatlanma ve ölüm gibi ağır sonuçların bütün boyutlarıyla araştırılması, temel yaşam hakkını tehdit eden bu orantısız güç kullanımının önlenmesi için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98'nci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                                                 Hasip Kaplan

                                                                                                            Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Türkiye'de demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılmasında, işçi sendikalarının eylemlerinde, siyasi partilerin faaliyetleri esnasında; eylem ve etkinlikleri dağıtmak amacıyla polisin kullandığı plastik mermiler, gaz bombası ve biber gazı ölüm saçıyor. 2000 yılından beri onlarca kişinin ölümüne yol açan ve son olarak Şırnak'ın Cizre İlçesi'nde 18 aylık Mehmet Uytun'un yaşamına mal olmuştur.

İnsan yaşamını ve sağlığını tehdit eden ve güvenlik güçlerinin eylem ve etkinliklerde en önemli 'dağıtma' aracı olarak bilinen göz yaşartıcı, bayıltıcı, nefes kesici gibi gazlar, insanların yaralanmasına ve ölümlerine yol açıyor. Hekimler, özellikle biber gazlarının yoğun olarak kullanılması halinde, fiziksel rahatsızlık, kan basıncında yükselme gibi rahatsızlıkların yanı sıra ölüme bile neden olabileceğine dikkat çekiyor. Yine biber gazının hipertansiyon krizine de yol açabileceğine dikkat çeken hekimler, özellikle alerjik bünyeli kişiler, astım ve benzeri solunum sistemi hastaları ile kalp hastaları tarafından yüksek oranda solunması halinde ise, ölümün kaçınılmaz olduğuna işaret ediyor.

Avrupa İşkence ve Kötü Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT), 2001 yılında yayınlandığı bir raporda, biber gazının potansiyel olarak tehlikeli bir madde olduğunu belirtirken, kapalı alanlarda kullanılmaması gerektiği, açık havada kullanılması konusunda da çekinceleri olduğunu kaydetmişti. Türkiye'de polisin bolca kullandığı biber gazı (CS) ve gaz bombaları, öldürücü kabul edilmese de son yıllarda ortaya çıkan tablo bunun bu kadar masum bir silah olmadığını da ortaya koyuyor. İstanbul'da 1 Mayıs 2007'de yaşanan olaylarda polisin Taksim-Gülleci Sokakta attığı gaz bombası, bir kahvehanenin önünde oturan 75 yaşındaki İbrahim Sevindik'in fenalaşmasına ve hayatını kaybetmesine neden olmuştu. Son olarak 6 Ekim'de İstanbul'daki IMF protestoları sırasında Taksim'de polisin kullandığı gaz bombaları sonucu 55 yaşındaki İshak Kalvo kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. İstanbul'da 29 Mart 2006'da Ümraniye İlçesi'ne bağlı 1 Mayıs Mahallesi'nde yapılan bir anma töreninde polisin onlarca gaz bombası kullanarak yaptığı müdahalede, Hüseyin Demir (24) adlı yurttaş gaz zehirlenmesi sonucunda yaşamını yitirdi.

Kullanılan gaz bombalarının cinsi kamuoyuna açıklanmasa da yaşamını yitirenlerin çoğunun beyinlerinin patlaması sonucu ölmesi, bombanın insan vücuduna isabet etmesi sonucunda kurşundan daha tehlikeli bir etkiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. 28 Mart 2006'da Diyarbakır'da 3 gün süren olaylarda kullanılan gaz bombaları 2 kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı. Döner başlıklı gaz bombası 22 yaşındaki Tarık Atakaya adlı mobilya işçisinin başına isabet etti. Başının sol kısmından içeri giren gaz bombası Atakaya'nın yaşamını yitirmesine yol açarken, gaz bombası otopsi ile başından çıkarıldı. 30 Mart günü de Mahsum Mızrak adlı genç de polisin attığı gaz bombalarının hedefi oldu. Otopsi tutanağına göre, Mızrak'ın başına isabet eden gaz bombasının yol açtığı yaralanmaya bağlı olarak beyin harabiyeti ve kanaması sonucu yaşamını yitirdiği belirtildi. Hükümetin muhaliflerin hak aramasını engellemesi, yasalardan kaynaklanan gösteri ve düşünce açıklama hürriyetlerini engellemesi dikkat çekici şekilde artmaktadır. Taş atan çocuklara izinsiz gösteriler nedeniyle verilen ağır cezalar kamu vicdanını rahatsız etmektedir.

Gaz bombası, gaz fişeği, biber gazlı saldırı en son 4 Haziran 2010 da Silopi'de BDP Milletvekilleri Sevahir Bayındır, Hasip Kaplan, Hamit Geylani'ye, Belediye Başkanlarına ve halka karşı kullanıldı, otuzu aşkın kişi yaralandı. Demokratik toplum olmanın gereği yapılan gösteri ve açıklamalarda, hükümetin taraf tuttuğu, İsrail olaylarında olduğu gibi haftalarca bazı kesimleri kayırdığı, destek verdiği, diğer taraftan muhaliflerine karşı acımasızca saldırıda bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle meclis araştırması açılması ve araştırma komisyonu kurulmasında yarar bulunmaktadır.

3.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Yargı bağımsızlığı ile yargı sistemine ilişkin sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/79)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Bağımsız Yargı" sorunlarının araştırılması, bu konuda yürütülecek çalışmaların ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98'nci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması için gereğini arz ve talep ederim.

                                                                                                                 Hasip Kaplan

                                                                                                            Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Bağımsız yargı "adalet mülkün" temelidir, Yurttaşın uğradığı haksızlıklar karşısında sığınacağı tek limandır. Ulusal yargı ne kadar sağlıklı işlerse, AİHM'e ulusal üstü yargıya başvurularda o oranda azalacaktır.

Adil bir yargılanma için, hazırlık soruşturmasından, son soruşturma evresine kadar bir bütündür. Bu işleyişin bir çarkında ki sakatlık usulde hatalar esası etkilemektedir. Bu nedenle adli kolluktan, polis ve jandarma kolluğuna kadar, adli personelden yargıç, savcı ve avukatlara kadar, bina araç, gereç ve kırtasiyeden teknolojiye kadar; eğitimden,staja, içtihatlardan evrensel hukuka bir bütün olarak ele alınması ve sorunlarının irdelenmesi gerekmektedir.

Gizli dinlemeden, Özel Ağır Ceza mahkemelerine, yargının siyasallaşmasına, bürokratlaşmasına, uzun gözaltı ve tutukluluk sürelerine, cezaevlerinde hak ihlallerine, rüşvetten, iş yoğunluğuna, müruru zamana uğrayan davalara; yargıç teminatından bağımsız, tarafsız, hakkaniyete uygun makul sürede yargılamalara sorunların bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir.

İstinaf mahkemelerinin kuruluşunun gecikmesinden, Yargıtay'ın yeni yapılanmasına, Anayasa reformundan, HYSK'nin yapılanmasına, Baroların vesayetten arınmasına, İcra dairelerinin keşmekeş ve rüşvet iddialarından arınmasına, bilirkişilik konusunun ve Adli-Tıp yapılanmasına, tebligattan, kararlara, infazlara kadar devasa sorunların araştırılması gerekmektedir.

72.5 milyon nüfusun yükünü taşıyamayan yargı, sorunlar yumağı haline gelirken, olağan üstü yargıda, çete ve siyasi davalarda siyasi iktidarların tehdidi, ulusal üstü yargı sorunları hükümetin temsili ve yargıç seçimlerine kadar, acil olarak çözülmesi gereken sorunlar bulunmaktadır.

Çocukların yargılanmasından, bileşim suçlarına, özel yetkili mahkemelere, yargı birliğinden, yargıç teminatının her alanda sağlanmasına kadar, sorunların tespiti ve çözümü için yeniden bir planlamaya gidilmesi zorunlu olmuştur.

Adalet Bakanlığının vesayetinin sorgulanması, "kuruyla beraber yaşta yanar" yaygın inanışının kırılması, Duverger’in deyimiyle "adaletin olmadığı yerde herkes suçlu duruma düşebilir" anlayışının kamu vicdanında tartışıldığı günlerden geçiyoruz.

Bu amaçla bağımsız yargı sorunlarının sağlanması ve adil yargılanma koşullarının sağlanması için;

Bir Meclis araştırması açılması ve komisyon kurulması yararlı olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 yılı Merkezî Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı’nın görüşme gün ve saatleriyle, konuşma sürelerine ilişkin bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşme gün ve saatleri ile konuşma sürelerine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

                        Tarih: 6/12/2011

Danışma Kurulunun 6/12/2011 Salı günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                                        Cemil Çiçek

                                                                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                           Başkanı

                                Mahir Ünal                                                                M. Akif Hamzaçebi

                    Adalet ve Kalkınma Partisi                                                 Cumhuriyet Halk Partisi

                         Grubu Başkanvekili                                                         Grubu Başkanvekili

                             Mehmet Şandır                                                                  Hasip Kaplan

                     Milliyetçi Hareket Partisi                                                Barış ve Demokrasi Partisi

                         Grubu Başkanvekili                                                         Grubu Başkanvekili

Öneriler:

1- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1 inci ve 2 nci sıralarında yer alması; bütçe görüşmelerine 8/12/2011 Perşembe günü saat 14.00'te başlanması ve bitimine kadar, resmî tatil günleri dahil her gün saat 11.00'den günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalara devam olunması ve görüşmelerin on dört günde tamamlanması; bütçe görüşmelerinin son günü olan 21/12/2011 Çarşamba günü görüşmelere saat 14.00'te başlanması ve bitimine kadar çalışmalara devam olunması,

2- Başlangıçta Bütçenin tümü üzerinde gruplar ve Hükümet adına yapılacak konuşmaların (Hükümetin sunuş konuşması hariç) 1’er saat (Bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir.), kişisel konuşmaların ise 10'ar dakika ile sınırlandırılması,

3- Kamu idarelerinin bütçeleri üzerindeki görüşmelerin on iki turda tamamlanması, turların bitiminden sonra Bütçe ve Kesinhesap Kanunu Tasarılarının maddelerinin oylanması,

4- İçtüzüğün 72 nci maddesi gereğince yapılacak görüşmelerde, gruplar ve Hükümet adına yapılacak konuşmaların 1, 4, 5, 6, 7, 8 ve 11 inci turlarda 50'şer, diğer turlarda 40'ar dakika (Bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir.), kişisel konuşmaların 5'er dakika olması, kişisel konuşmalarda her turda İçtüzüğün 61 inci maddesine göre biri lehte, biri aleyhte olmak üzere iki üyeye söz verilmesi ve bir üyenin sadece bütçenin tümü üzerinde veya sonundaki görüşmelerde ya da bir turda söz kaydı yaptırması.

5- Bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin 20 dakika ile sınırlandırılması,

6- Bütçe görüşmelerinin sonunda gruplara ve Hükümete 1 'er saat süre ile söz verilmesi (Bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir.). İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre yapılacak kişisel konuşmaların 10'ar dakika olması,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri üzerinde ve aleyhte söz isteyen Haluk Koç, Samsun Milletvekili.

Buyurun Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilimizin de imzasıyla, herkesin onayıyla gelen bir grup önerisi. Ben bazı düşüncelerimi paylaşmak üzere söz aldım. Onuncu yılını tamamlıyorum Parlamentoda ve bu onuncu bütçe görüşmeleri olacak.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle hemen şunu vurgulayayım: Bütçeler siyasetin özü, aynasıdır. Diyeceksiniz “Komisyonlarda bunlar uzun süre tartışılıyor.” Komisyon tartışmaları bir kısmı tekniktir, bir kısmı orada kalan görüşmelerdir. Bütçelerin 1980 öncesinde -Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarına bakacak olursanız- görüşmelerinde oldukça geniş bir zaman diliminde, teknik ve siyasi her türlü analizin yapıldığı, siyasi iktidarın da, siyasi muhalefet partilerinin de her türlü görüşlerini yansıttıkları birer alan hâline gelmiştir, ama bugün baktığımızda -bu, bu sene değil, daha önceki senelerde de aynıydı- elli dakikalık turlar hâlinde, elli dakika içerisinde -bir siyasi parti grubuna verilen süre- ve en aşağı iki bakanlık ve bağlı kuruluşlarının bütçelerine zaman ayrılıyor. Yani elli dakikayı, yirmi beş-yirmi beş, iki bakanlığa bölüyorsunuz, buradaki konuşmacılar altı dakika, yedi dakika, sekiz dakika ve bu sürelerde, demin söylediğim gibi, siyasetin özü olması gereken en temel konuda orada lehte  ve aleyhte görüş belirtiliyor.

Değerli arkadaşlarım, öz eleştiri yapmadan siyaset olmaz. Hepimiz öz eleştiri yapmak da zorundayız. Şimdi, bakın, 1 Ekim 2011’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Bugün 6 Aralık 2011. Aradan geçen süre içerisinde Sporda Şiddet Yasası -ki o da geri döndü- onun dışında -uluslararası sözleşmeleri dışında tutuyorum- ciddi bir kanun tasarı ve teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmedi. Belki de en ciddi kanun tasarısı Bütçe Kanun Tasarısı olarak önümüze gelecek. Burada da zaman kısıtlamasıyla karşı karşıyayız. Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Parlamento kürsüsü nasıl kullanılıyor? Bu öz eleştiriyi hep beraber yapmak zorundayız. Hepimiz havanda su dövüyoruz değerli arkadaşlar, hepimiz çeşitli polemiklerin tarafı olarak bu kürsüde zaman dolduruyoruz. Grup önerileriyle gelen, iktidarın tavrının belli olduğu çeşitli noktalarda onar dakikadan yirmi dakika iki arkadaş söz alıyor, iktidardan da iki arkadaş söz alarak o günü tamamlamış oluyoruz. Herkes eteğindeki taşları dökmek için Parlamento kürsüsünü, maalesef, hepimiz kullanıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bütçenin siyasi uygulamaların, tercihlerin yansıdığı en önemli belge olduğunu biliyoruz. Burada çok ciddi siyasi tartışmaların yapılması için mutlaka gerekli zamanın verilmesi, tanınması veya birlikte kararlaştırılması gerektiğine ben inanıyorum. Aslında tartışmaktan korkan bir yapımız var hepimizin. Tartışmayı mensup olduğumuz siyasi kampın temel görüşü doğrultusunda yürütmek hepimizin temel görevi olmuş durumda. Onun dışında başka bir dünya, onun dışında başka bir görüş, onun dışında başka bir siyasi boyut katabilir miyiz biz bu işe? Hiçbirimizin böyle bir arayışı yok. Bu, biraz da -öz eleştiri yapıyoruz- Türkiye’deki Siyasi Partiler Kanunu’nun ve siyasi partilerin “Aslında yok birbirimizden farkımız, hepimiz Osmanlı Bankasıyız.” deyişindeki gibi iç tüzüklerinden, kendi tüzüklerinden, birbirinin aynısı, tıpatıp kopyası sayılabilecek tüzüklerinden kaynaklanıyor. Yani konuşan, tartışan, sorgulayan milletvekili istemiyoruz. Mutlaka merkezî otoriteye bağlı, merkezî otoritenin çizdiği çizgi üzerinde -tabii ki disiplin olacak, benim söylediğim disiplin kavramı dışındaki bir nokta- kendisinden bir şey katması için hiçbir ortam sağlamıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, o yüzden bu “demokratikleşme”, “demokrasi” kavramlarını da herkesin tekrar bir sorgulaması gerekiyor özellikle iktidar partisinin. Burada da ciddi bir samimiyet gerekiyor. Gerçekten demokratikleşme, gerçekten demokratik kurum ve kuralların yerleşmesini istiyorsak öncelikle Siyasi Partiler Yasası’nı ve siyasi partilerin  bu yasaya bağlı olarak tüzüklerini demokratik hâle getirmeleri gerekiyor. Parti içi üyelik hakkını mutlaka hukuken teminat altına almaları gerekiyor. Mutlaka parti içinde katılımcılığı sağlamaları gerekiyor. Seçimle gelenlerin seçimle gitmesi gibi bir süreci mutlaka tüzük yükümlülüğü hâline getirmeleri gerekiyor. Yoksa kim ki demokratikleşmeden bahseder, kim ki demokratik temayülleri kendisine bayrak edip çeşitli sloganlarla süsleyerek kürsü kürsü dolaşıp ağdalı kelimelerle anlatır, sadece kendisini değil herkesi yanıltıyor demektir.

Değerli arkadaşlarım, bu benim katılacağım 10’uncu bütçe görüşmeleri olacak. Ben sizin insafınıza bırakıyorum, elli dakika bir siyasi parti grubuna, iki bakanlık ve onlara bağlı olan kuruluşların bütçelerinin görüşüldüğü bir takvim yani altı dakika, yedi dakika Sağlık Bakanlığında bir arkadaşımız konuşacak muhalefet partisi adına ve şöyle sahnelerle de karşılaşacaksınız: Altı dakikada ne söyleyebilir? İşin özünden sapacak, yerel birtakım sorunları dile getirecek, ondan sonra ilginç bir tiyatro sahnesi ortaya çıkacak. Muhalefet partisi bunu söyleyince iktidar partisi milletvekili de gelecek, sadece iktidarın uygulamalarını kendisine ayrılan sürede övecek, soru-cevap kısmında da hazır sorular, hazır cevaplarla, çanak sorular, çanak cevaplarla bu süreyi tamamlayacağız. İşin özüne dönük, siyasi tercihlerin ekonomik boyutlarıyla tartışıldığı bir Parlamento gündemi olmayacak. İlk defa katılacak arkadaşlarımız var, ben şimdiden onlara biraz yaşayacakları hayal kırıklığını anlatmak istedim.

Maalesef, milletvekilleri böyle yapıyor da siyasi partilerin genel başkanları ne yapıyor? Aynı şekilde, onlar da bu hava içerisinde, genel anlamın çok az bir kısmını konuşmalarına koyuyorlar ve günlük polemiklerin içerisinde tüketiyorlar ve maalesef, Sayın Başbakanda dokuz senedir izlediğim konuşma, akşam saat 19.00 sıralarında ayarlanıyor cevap konuşması ve 19.00 sıralarında Sayın Başbakan da çıkıp, bütçenin dışında, tamamen siyasi polemiklerle dokunmuş bir konuşmayı bu kürsüden yapıp, alkışlar arasında gidiyor. Birbirimizi kandırıyoruz, demokrasicilik oynamaya devam ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin de, parlamenterliğin de saygınlığını hepimiz korumak zorundayız. Bunlar tutanaklara geçsin, belki daha sonraki dönemlerde görev yapacak arkadaşlarımız, hiç olmazsa birileri bu sözleri bu kürsüden söyleyebilmiş desin.

Benim sizden ricam, bu tüm grupların ortak kararıyla geliyor -hep öyle olmuştur- ben de grup başkan vekilliğindeyken sürelerin artırılması için o zamanki muhatap grup başkan vekili arkadaşlarıma söylemiştim, ama “mümkün değil” dediler. Ben ne kadar boş zaman kullandığımızı söyledim Mecliste, bunun yerine bir Sağlık Bakanlığı bütçesini, bir Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesini, her parti kalkıp her boyutuyla bir saat, iki saat tartışılmasını istemez misiniz? Altı dakikada ne olacak, yedi dakikada ne olacak? Bir de herkese söz vermek gibi grup yöneticilerinin bir zorluğu var. Burada birbirimizi kandırıyoruz gibi geliyor ve demin de söylediğim gibi, bugünkü sistem içerisinde asıl görevimizi milletvekili olarak yapamadığımızı ben ifade etmek istiyorum.

Hepinizin bu söylediklerimi değerlendireceğinizi umuyorum. Bütçe görüşmelerinde bir karşı, muhalif görüş olarak değil, sadece uygulamadaki sıkıntıları, daha farklı olmalı görüşüyle dile getirmek için söz almıştım.

Görüşmelerde başarılar diliyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Başka söz talebi yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Genel Kuruldaki görüşme programı Türkiye Büyük Millet Meclisi “İnternet” sayfasında yer almakta olup, ayrıca bastırılarak bugün dağıtılacaktır.

Bütçeler üzerinde şahıslar adına söz almak isteyen sayın üyelerin söz kayıt işlemleri 07/12/2011 Çarşamba günü 09.45-10.15 saatleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu toplantı salonunda Başkanlık Divanı kâtip üyelerince yapılacaktır.

Söz kaydını her sayın üyenin bizzat yaptırması gerekmektedir. Başkası adına söz kaydı yapılmayacaktır.

07/12/2011 Çarşamba günü saat 09.45 ile 10.15 saatleri dışındaki söz kayıtları Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğünde yapılacaktır.

Genel Kurulun aldığı karara uygun olarak, bütçenin tümü üzerinde her tur için ve bütçe görüşmelerinin sonunda lehte ve aleyhte olmak üzere ve bunlardan sadece biri için kişisel söz kaydı yapılacaktır.

Sayın üyelerin bilgilerine sunulur.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

B) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, 30 Kasım 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına TRT ile ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6/12/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

                                                                                                                             06/12/2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun, 06/12/2011 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                          Muharrem İnce

                                                                                                                                Yalova

                                                                                                                       Grup Başkanvekili

Öneri:

İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, 30 Kasım 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "TRT ile ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması" hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (150 sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 06.12.2011 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen İzmir Milletvekili Aytun Çıray.

Buyurun Sayın Çıray. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Birçok yandaş kalem ve yorumcuya göre AKP İktidarı tarihe ileri demokrasi getirmesiyle geçecekmiş, halkımıza her gün yazılı ve görsel medyada anlatılan hikâye budur. Kanal gezgini seçilmiş yorumculara göre doksan yıllık tabular yıkılmakta, ezberler bozulmakta, olağanüstü bir değişim dalga dalga yayılmaktadır. Bu yorumculardan ana muhalefet partisinin payına düşen ise statüko savunuculuğu, değişim karşıtlığı ve vizyonsuzluk eleştirisidir. Dünyada bu kadar çok seslilik övgüsü yapıp da tam bir ikiyüzlülükle sadece muhalefete yüklenen bir medya görülmemiştir. Eğer buna “bir iletişim başarısı” diyorsanız, bu medya bana göre AKP’nin tarihe geçecek bir başarısıdır ama utanç verici bir başarısı. Yakın geleceğin tarihçileri bu başarının ibret verici nedenlerini herhâlde inceleyecekler, tarih için gerekli notu düşeceklerdir ama biz tarihçi değiliz, biz siyasetçiyiz, sorumluluğumuz ve görevimiz insanımıza gerçeklerin penceresini sonuna kadar açmaktır. O hâlde hemen söyleyeyim, ben bu yeni düzenin adına “yeni medya düzeni” diye bir isim taktım. Bugün cari olan düzen, yeni medya düzenidir. Kendisi yeni dünya düzeninin eseri olan AKP, ilk iş olarak yeni medya düzenini kurmuştur. Milletimizin haber alma özgürlüğü âdeta yok edilmiştir. Hedefi, iktidarını sürekli kılacak mekanizmalardan en önemlisini oluşturmaktır, nitekim oluşturdu. Yeni medya düzeninin merkezine TRT’yi, anayasal olarak tarafsız olması gereken TRT’yi oturttu. TRT, Anayasa’ya ve TRT Yasası’nın 5’inci maddesine aykırı olarak, tek yönlü ve taraflı yayın yapmama ilkelerini sonuna kadar çiğnedi. Bunu tam olarak sağlamak için Sayın İbrahim Şahin Genel Müdür yapıldı. Sayın Şahin, kurumda son derece stratejik görevlere sadece kendisiyle ideolojik yakınlığı olanları getirmedi, aynı zamanda akrabalık, eş dost ve hemşehrilik bağları da bu atamalarda rol oynadı. Şimdi deneyimli kadroları tasfiye ediyorlar.

Ayrıca, bu dönemde TRT’nin hukuk dışına çıktığı tespit ve tescil edildi. 14 Ocak 2009 tarihinde “Ergenekon” adı verilen operasyonlar zincirinin ne idüğü belirsiz halkalarının birini teşkil eden Tuncay Güney adlı şahıs yaklaşık dört saat boyunca TRT ekranlarında konuşturuldu. Bu ne idüğü belirsiz kirli şahıs, operasyonel maksatlı pisliklerini CHP’nin kurumsal şahsiyetine bulaştırmaya kalkıştı. Cumhuriyet Halk Partisi, hem TRT Genel Müdürünü hem TRT’yi mahkemeye verdi ve hukuksuzluk kesin bir yargı kararıyla tescillendi.

TRT, bütün bunların yanında AKP yandaşlarına maddi çıkar sağlama fonksiyonunu da üstlendi. Sanki gelirlerini piyasa koşullarında reklam gelirlerinden elde ediyormuş gibi özel televizyon kanallarıyla rekabete girişti. Mesela, sporculuğuna söyleyecek tek sözümüz olmayan ve aramızda milletvekili olarak bulunan bir futbol adamına, Sayın Hakan Şükür’e bir yıl için tam 728 bin lira para ödedi. Hakan Şükür, keşke bu yorumculuk hevesini başka kanallarda tatmin etseydi. Fakat Şahin’in TRT’si bununla da kalmadı. Neymiş? Muhteşem Yüzyıl’ı beğenmemişler! Bunun üzerine yeni bir dizi çekme kararı aldılar ve dizinin adı da “Burası Osmanlı” diye konuldu. “Destan başlıyor” diye billboardlarda ilanlar yaptılar. Peki sonuç ne? TRT Genel Müdürü Sayın Şahin beğenmemiş, üçüncü bölümden sonra kaldırdılar. Peki milletin cebinden ne ödendi bu üç bölüme? Tam 2 milyon 400 bin lira.

Bir de, Sayın Turgut Dibek’in ortaya çıkardığı, Sayın Cumhurbaşkanımızın danışmanına verilen paralar var, onları da sormayın gitsin!

İnsan bu olan bitene bakınca, Sayın Bülent Arınç’ın vicdanının seçici olduğunu düşünüyor. Kul hakkı yenirken Sayın Bülent Arınç’ın vicdanı çalışmıyor. Allah’ı var, ne TRT’ye ne de Deniz Fenerine kendi Allah korkusunu karıştırmadı.

Sayın milletvekilleri, bütün bu skandallara göz yuman kalem erbabı arasında kendilerine liberal diyenlerinse hâli tam bir rezillik; çünkü bir liberal, hukukun üstünlüğüne karşı yapılan hiçbir hareketi desteklemez. Öyle anlaşılıyor ki bazılarının aklı ceple cüzdanları arasında sıkışmış kalmış.

Değerli vekiller, yeni medya düzeni, yeni Türkiye düzenini kuranların Wikileaks belgelerine yansıyan bir tavsiyesiydi, aşağı yukarı bu tavsiyeyle tüm medya hizaya sokuldu. Bazıları, muhalefet etme içgüdülerini karşılamak için iktidara muhalefet edemeyince muhalefete muhalefet etmeye başladılar. Bazı yazarlar kendilerine dayatılan sansürü ve zorbalığı bir demokrasi devrimi gibi sunmayı da maharet bildiler. Bu kalemlerin, içinden geçtiğimiz zorbalık ve sansür sistemiyle yüzleşmeye cesaretleri yok çünkü. Bu yüzden sürekli cumhuriyetin kurucu değerlerine saldırıyorlar, akılları sıra korkaklıklarını ve yıkıcı tabiatlarını kamufle ettiklerini zannediyorlar.

Sayın milletvekilleri, ne kadar tekrarlasak az; TRT, AKP’nin kurduğu medya düzeninin merkez unsurudur, en operasyonel aracıdır; misyonu, Türk milletini AKP’nin başarılarına ikna etmektir, Haçlı zihniyetinin Müslüman dünyasına zarar verdiğini perdelemektir. Meclis yayınlarının sürelerinin kısaltılması ve yayın formatının değiştirilmesi tesadüfi değildir, sansürün daniskasıdır; bu kutsal çatı altında olan bitenleri milletten saklamak istiyorsunuz, bunu kabul edip susmayacağız değerli arkadaşlar.

TRT, bugün ortak paydaları kurucu ruha ve Atatürk’e sonsuz bir nefret ve düşmanlık duygusu olan güçlerin ideolojik bir aygıtına dönüşmüştür. TRT, artık yeni Anayasa çalışmalarında lağvedilmelidir, bunun yerine kamu yayıncılığı yapan yeni bir kurum oluşturulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli vekiller; yeni medya düzeninin anlaşılmasında katkısı olur diye bir örnek vermek istiyorum. Sayın Başbakanın Hasan Ağabeyini hepiniz tanırsınız, Hasan Cemal Beyefendi’yi, işte o, geçenlerde yazdığı bir yazısında kamuoyunun hazırlanmasından söz etti. İşte AKP’nin yeni medya düzeninin kilit noktası tam burasıdır yani kamuoyunun bilgilendirilmesi değil, hazırlanması ve yeniden inşa edilmesi. Bunun için doğrular ters yüz ediliyor, en temel ahlaki değerler çiğneniyor, fikir ve ifade özgürlüğü AKP medya düzeninde karşılıksız bir çek gibi kullanılıyor, en olmayacak şeylerden muhalefete hesap soruluyor. Peki niçin? Zaman gazetesi yazarı Sayın Etyen Mahçupyan’a göre AKP’yi tarihsel ve ideolojik açıdan meşrulaştırma ve hatta tek meşru aktör kılmak için.

Yüce Meclisin değerli üyeleri, tezgâh, dolayısıyla milletimizin başına örülmek istenilen çorap büyüktür. Yeni medya düzeni, despotik bir cumhuriyetin insanımıza kabul ettirilmesine yönelik bir propaganda aygıtıdır. Serdar Turgut, Mustafa Kemal posterlerinin yanına Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın posterinin asılmasını önermişti; bazılarının hedefleri ise daha farklı, tarihi kendilerine göre yeniden yazmak istiyorlar ve Mustafa Kemal’in resimlerinin olmayacağı otoriter bir cumhuriyet hayali kuruyorlar. Ama bu hayalperestlerin hepsi avuçlarını yalayacaklar.

Hepinize en derin saygılarımı sunuyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çıray.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yılmaz, bakan olmayacaksın, hiç merak etme!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Benden önce konuşan, grup önerisinin lehinde konuşan milletvekili arkadaşımızın beyanlarını kabul etmemiz mümkün değildir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çünkü, doğru! Doğru oldukları için kabul etmiyorsun!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Türkiye son dokuz yılda demokratikleşme alanında çok önemli mesafeler almıştır. Basın özgürlüğü alanında da alınan mesafelerin, basında çok sesliliğin, TRT’deki kalitenin arttığını bütün milletimiz yakinen takip etmekte ve takdir etmektedir.

CHP grup önerisi aslında Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarını aksatmaya yönelik bir grup önerisidir. Muhalefet partilerimiz bu alışkanlığı yaklaşık üç yıldır devam ettirmektedirler. İktidar partisi olarak, iktidar milletvekilleri olarak Meclisin çalışmasını, bu ülkenin, bu milletin yararına kanunların gecikmeden burada görüşülmesi ve kanunlaşmasını istiyoruz. Ancak, bu kanunların geciktirilmesi noktasında İç Tüzük’ün de verdiği bir yetkiyle grup önerisi alışkanlık hâline getirilmiştir. Meclisin çalışmalarının aksatılmasına yönelik bu tekliflerin burada TRT gibi güzide bir kurumumuz kullanılarak konu edilmesini ve TRT’nin, anayasal bir kurumumuzun yıpratılmasını da doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum.

Çağımız demokrasilerinin vazgeçilmez şartlarından biri de özgür medyanın varlığıdır. AK PARTİ, bütün vatandaşlarımızın özgür haber alma ve düşüncelerini yansıtma hakkını esas kabul eder.

Medyaya ilişkin tüm yasal çerçeve ele alınarak, medyanın ifade özgürlüğüne getirilen ve demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayan yasakların kaldırılacağı, yazılı ve görsel medyanın özgürlüklerinin titizlikle korunacağı ve tekelleşmeye fırsat tanınmayacağı yönündeki taahhütler AK PARTİ’nin programında yerini almış ve bu taahhüdün gereği dokuz yıl içerisinde büyük ölçüde hayata geçirilmiş, medyada özgürlük ortamı sağlanmış, tekelleşme ortadan kalkmış, çok sesli medya ortaya çıkmıştır.

2008 yılında, 2954 sayılı TRT Kanunu’nda 5767 sayılı Kanun’la önemli değişiklikler yapılmıştır. Radyo ve televizyonlar ile tüm medya araçlarından yapılan yayınların düzenlenmesine ve özerkliği ve tarafsızlığı Anayasa’da hükme bağlanan Türkiye Radyo Televizyon Kurumunun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esas ve usuller yeniden belirlenmiştir.

TRT Kanunu’nda yapılan yeni düzenlemeye göre yayın esasları yeniden belirlenmiştir. Anayasa’nın sözüne ve ruhuna bağlı olmak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, millî egemenliği, cumhuriyeti, kamu düzenini, genel asayişi, kamu yararını korumak ve kollamak esaslarına bağlı kalan TRT, kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu ilgilendiren konularda yeterli yayını yapmakta; tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamaya büyük bir özen göstermektedir.

5767 sayılı Kanun’la TRT Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı maddelerinin tarafsızlık hükümlerine aykırı bulunduğu gerekçesiyle, ana muhalefet partisi, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Anayasa Mahkemesine dava açılmış, mahkeme, yapılan düzenlemelerin tarafsızlık ilkesine aykırı olmadığını tespit ederek yürürlüğü durdurma talebini reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi kararında, demokratik ülkelerde özerk kurumlar da hukuki ve demokratik denetime tabi tutulmak suretiyle keyfîliğe sapmaları engellenmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle, ülkemizde diğer özerk kuruluşlarda olduğu gibi TRT de denetim altına alınmıştır.

2954 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Kurum, Hükûmet ile ilişkilerini Başbakan aracılığıyla yürütür. “Denetimin amacı, kurumun kamu yararı ve mesleğin evrensel ilkelerine uygun olarak işleyişini güvence altına almaktır. Bu denetim, kurum yayınlarının, yürütme organlarının tercih ve çıkarları doğrultusunda yönlendirilmesini sağlamaya yönelik bir yetki olarak nitelendirilemez.” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisinin iddialarını yerinde görmemiştir.

Özerkliğin, kişi ve kuruluşların kendi faaliyetlerine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olması anlamına geldiğini, aynı zamanda kurumların dış etkilere karşı korunmasını ifade ettiğini Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararında belirtmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri TRT’ye büyük önem vermiştir. TRT, kamu yayıncılığı yapan, Anayasa’da düzenlenen, kanunu olan bir kuruluşumuzdur. Güçlü kaynaklara sahip ve bu kaynakları en iyi şekilde milletimiz için kullanmaktadır.

Geçmişte TRT hep eleştiri konusu yapılmış, gerek yayınları gerekse tarafsızlığı noktasında olumsuz eleştirilere muhatap olmuştur. Son yıllarda Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, sorumlu ve tarafsız yayıncılığın gereğini yapmaktadır.

TRT bugün 14 kanalıyla milyonlarca insan tarafından dünyanın bütün kıtalarında izlenen bir televizyon hâline gelmiştir. Bunların içerisinde sadece Türkçe değil, Arapçası, Kürtçesiyle, TRT Avaz’da 8 ayrı diliyle, 30’dan fazla farklı dilde yayın yapan radyolarıyla, web sayfalarıyla TRT büyük bir atılım içine girmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisinin TRT’yle ilgili vermiş olduğu araştırma önergesinde belirtilen hususları kabul etmemiz mümkün değildir. TRT’nin son yıllardaki başarısını, tarafsız yayın anlayışını milletimiz takdir etmektedir. Verilen araştırma önergesi, TRT gibi önemli bir kurumumuz kullanılarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını aksatmaya yönelik bir grup önerisidir. Bu nedenle grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Milletvekili verilen önergenin Meclisin çalışmalarını aksatmak, engellemek için verildiğini söyleyerek grubumuza açıkça hakaret etmiştir.

BAŞKAN – Lütfen Sayın İnce.

Hayır, söylediğiniz konunun hakaretle hiçbir ilgisi, alakası…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Meclis araştırması önergesi Meclis çalışmalarını aksatmak, engellemek için verilmez. Bu hakarettir. Lütfen bu konuda bir açıklama yapmama izin verin.

BAŞKAN – Hayır ama bunun hakaretle yakından uzaktan ilgisi…

Ne demek yani Sayın İnce şimdi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Meclis araştırma önergesini biz Meclis çalışmalarını engellemek için mi veriyoruz yoksa bunu araştırmak için mi veriyoruz? Biz araştırmak için veriyoruz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Engel” ifadesini kullanmadı Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Ünal, lütfen. Siz bir oturun.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Milletvekili “engellemek” de dedi, “aksatmak” da dedi. Her iki ifadeyi de kullandı. İzin verirseniz açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Tutanaklara geçti zaten Sayın İnce ifadeniz. İfade ettiniz zaten sözlerinizi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, ben partinin Grup Başkan Vekiliyim.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekilisiniz, buna itirazımız yok zaten. Grup Başkan Vekilliğinizi tartışmıyoruz, kimse de tartışacak değil yani.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Partinin tüzel kişiliğine yapılmış bir hakaret vardır. O önerge tek başına bir milletvekili tarafından verilmemiştir, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilmiştir. Dolayısıyla, gruba bir ithamda bulunmuştur. İzin verirseniz açıklayayım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

İki dakika veriyorum İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince sataşma nedeniyle. Gerçi ortada sataşma var mı, yok mu o da belli değil.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, biz bir özel televizyon kanalına ancak sitem ederiz, deriz ki:”Taraflı yayın yapıyorsunuz. İktidara çok fazla yer veriyorsunuz, bize yer vermiyorsunuz.” diyebiliriz. TRT böyle değil. TRT kimsenin babasının çiftliği değil. TRT’de 74 milyonun payı var, bizim de payımız var. Biz hakkımızı istiyoruz. Biz elektrik faturamızda TRT’ye para ödüyor muyuz? Herkes ödüyor mu? Trabzon’daki vatandaşım, Mersin’deki vatandaşım, Yalova’daki vatandaşım, Hakkâri’deki vatandaşım, herkes bu TRT payını ödüyor. Biz bunu söylüyoruz. Bizim derdimiz Meclisi engellemek, Meclisin çalışmamasını sağlamak değil. Biz bunları araştırmak istiyoruz. Gelin, bakalım. Başbakan her kürsüye çıktığında canlı yayınlar devam ediyor, muhalefet yok. Peki, Meclis TV’nin sesi neden kısılıyor, neden halktan gizleniyor buradaki konuşmalar? Saat 19.00’dan sonra burada kimse yok. İktidara saatlerce TRT yayını; muhalefete geldi mi yok. Bizim derdimiz, yayınlarda sürekli CHP’ye hakaret ediliyor. Bu konuda mahkûm oldu TRT, mahkûm. Bu konuda para ödedi bize. Bunları görmüyor muyuz? Biz bütün bunları…

TRT’yi biz izlemiyoruz. Vatandaşlarımızın da izlemesini istemiyoruz. İzlemeyin. Burası iktidarın borazanıdır, burası iktidarın vuvuzelasıdır. Biz bunları Türkiye Büyük Millet Meclisi gelsin, araştırsın diyoruz.

Geçtiğimiz günlerde 13 arkadaşımla birlikte TRT’nin önüne gittik, basın açıklamamızı orada yaptık. “Siz, iktidarın borazanı olmaktan çıkın, bundan vazgeçin.” dedik. Bizim paramız var orada, biz hakkımızı istiyoruz, kimseden bir şeyde bulunmuyoruz. Biz lütuf filan istemiyoruz. 74 milyonun hakkını istiyoruz, onun araştırılmasını istiyoruz. Ama tabii, yine, çoğunluk parmaklarınızla bu araştırmayı yaptırmayacaksınız, Meclis TV’de sesimizi kısmaya devam edeceksiniz. Ama bunun nereye kadar olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Sayın Değirmendereli, söz talebiniz var ancak Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini görüşüyoruz. İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi açık. iki lehte ve iki aleyhte söz verebiliyoruz. Onun için söz veremiyorum.

Teşekkür ediyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

B) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, 30 Kasım 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına TRT ile ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6/12/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar,  nafile bir tartışma daha yaşıyoruz. Bu TRT’yle ilgili verilen kaçıncı grup önerisi, kaçıncı araştırma önerisi, ben hatırlamıyorum. Her seferinde burada konuşuyoruz. Tabii ki AKP’nin grup başkan vekili arkadaşlarımız memnun. Bunun araştırılmasını da istemiyorlar, tartışılmasını da istemiyorlar. Onlarla ilgili sorun yok. TRT zaten Başbakanın bütün toplantılarını veriyor, bakanların toplantılarını veriyor ve AKP yetkililerinin görüşlerini de veriyor.

Bu nasıl bir demokrasi anlayışı? Ben sizlerin vicdanına hitap ediyorum. Muhalefetsiz demokrasi olur mu? Yani nerede peki muhalefet seslenecek? Sesini nerede duyuracak? Bir grup toplantılarının yayınına dahi tahammül edemiyorsunuz. Hakikaten nerede konuşacağız? Yani medyanın yüzde 90’ı yandaş hâle gelmişse, geri kalanlar susturulmuş, bastırılmış, sindirilmişse. Burada en azından sizi millete şikâyet etme şansımız vardı. Onu da alın, sıkın ümüğünü.

Şurada araştıralım, ne var? Zaten AKP’den üye olmayacak mı bu araştırma komisyonunda? Yani geldiğiniz zaman siz de orada görüşünüzü söyleyeceksiniz.

Muhalefetsiz bir demokrasi olmaz. Gelin bizi dinleyin. Söylediğimiz şeylerden faydalanın. İktidar taassubu içerisinde olmayın. Yani ben merak ediyorum. Burada “Her şey düzgün, her şey güzel.” diyor Sayın Tunç. Geçen sefer de sorduk. Şimdi bakan oldu, Sayın Suat Kılıç buradaydı. Hâlâ bana cevap gelmedi. Sordum, “Göndereceğim.” dedi ama. Merak ediyorum, bir yıllık ya da aylık olarak döküm istiyorum, yetkililer varsa. Madem bu kadar iktidar grubu olarak TRT’yi savunuyorsunuz. Özerk bir kurum güya ama. Ben merak ediyorum, yetkililerden -kendileri de izliyordur şimdi- ey TRT Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı -kim izliyorsa- Milliyetçi Hareket Partisinin haberlerini kaç dakika verdiniz, ayda kaç dakika verdiniz, 2011 yılında kaç dakika verdiniz? Merak ediyorum. Bir de, AKP’nin tabii parti olarak değil, bakanların, Başbakanın, başbakan yardımcılarının haberleri kaç dakika geçti; hangi haber programına, hangi toplantıya kaç tane MHP’li yetkili çağırdınız? Kaç tanesine MHP’li yetkili katıldı? Bize bir döküm göndermelerini istiyorum. Buradan bizi seyrediyorlardır, kendilerini konuşuyoruz.

Şimdi, burada, TRT kamu kurumu. Arkadaşlarımız önergenin gerekçesinde de saymışlar. Sekiz ayrı gelir kaynağına sahip. Bu gelirlerin çoğu bizden kesilen vergiler, kesintiler, harçlar neyse, bunlardan oluşuyor. Bütün Türk milletinin ödediklerinden oluşuyor. Peki, niye muhalefetin sesini kesiyorsunuz? Muhalefet milleti temsil etmiyor mu? Yani bunu vicdanınız gerçekten kabul ediyor mu? Ben anlamıyorum. İktidar taassubu içerisinde mi şimdi parmak kaldıracaksınız, yoksa gerçekten inandığınız için mi böyle düşünüyorsunuz? Bunu algılayamıyorum. Yani bütçesi vatandaştan gelecek ama vatandaşın bilgilenme hakkı, muhalefetin söylediğini dinleme hakkı elinden alınacak.

Öbür taraftan bir sürü atama var. Şimdi, yeni çıkan KHK’yla beraber Sayın Genel Müdür Yardımcısı yazı göndermiş, nerede fazlalık var, nerede ihtiyaç var bildirin diye. Sanki o fazlalıkları biz aldık. Aynısı Meclis Kanunu’nda da görüşüldü. O personeli kim aldı, kim fazlalaştırdı? Sürekli duruyor. Bu vesileyle şimdi onlar da yerlerinden edilip emekli edilecek ama yerine yenileri alınacak. Maalesef böyle bir karmaşayla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, yeni milletvekili arkadaşlarımız var. Geçtiğimiz yıllarda bu konuşuldu. Ben, sizlere TRT’nin artık “Ak RT” olduğunu söylemiştim. Bilmeyenler için tekrarlamış olayım ama orayı da geçtik, iyice iktidarın borazanı oldu maalesef. TRT izlenmiyor. TRT izlenmiyor. Biz sürekli olarak eskiden en azından TRT Haber’i, TRT2’yi izlerdik, şimdi onları da izleyemiyoruz çünkü artık farklı bir şey söylemiyor, iktidarın manipülasyonunu bize yapıyor. Sadece haber de yapmıyor. Bakın, iktidarın haberini yapsa ona itirazımız yok ha! TRT, artık habercilik değil, yönlendirme yapıyor, manipülasyon yapıyor, haberler üzerinden bilgi kirliliği yaratıyor. Maalesef “Ak RT” olmanın da ötesine gitti. O zamanlar Sayın Başbakanın bir uyarısı vardı: “Bize ‘AKP’ demeyin, ‘AK PARTİ’ deyin.” diye. Onun için ben de “Ak RT” demiştim ama artık “Kara RT” diyorum. “Ak”ını aldım geriye. Bu saatten sonra, eğer böyle borazanlığa devam ediyorsa, iktidar partisinin yayın organı gibi, Pravda’sı gibi devam edecekse ben “Ak RT”den vazgeçtim, bundan sonra “Kara RT” diye artık radyo televizyonu nitelendireceğim.

Değerli arkadaşlar “TRT bizim sesimizi kesiyor” dedik. Yukarıda TRT Kanunu görüşülürken 2008 yılında konuştuk, burada yine önergelerde konuştuk. Şimdi, TRT Şeş var, güzel, frekans yapıyorsunuz; TRT’nin Arapçası var. Biz diyoruz ki “Meclis TV’ye bir kanal frekansı verin.” “Bizim frekans sıkıntımız var.” diyor. Niye şimdi 19.00’dan sonra yayınlamıyorsunuz?

Ben, size geçen TBMM Teşkilat Kanunu konuşulurken söyledim. Ben önerimi yineliyorum. Değerli arkadaşlar, bayağı televizyon kuruluşlarından tebliğ geldi. Gelin, Meclis Başkanlığı burada, bunu maç ihalelerini verdiği gibi, maç yayınlarını verdiği gibi özel televizyonlara ihale açsın. Meclisin tüzel kişiliği var. Meclis Başkanlığı burada, TRT’ye bizi mahkûm etmesin. Eğer onlar yayınlanabilir bulmuyorsa, bakın, bırakın, özel televizyonlardan ne kadar talep gelecek. Bir numaralı rating kıracak. Eğer siz müsaade eder, konuşmamıza izin verirseniz, her seferinde muhalefetin yaptığı önerileri yasamayı engelleme olarak görmeden muhalefetin de söz söyleme hakkı olduğunu eğer kabul ederseniz o zaman burada muhalefet de sesini çıkarır ve oradan yapılan uyarılardan sizler de derslerinizi alırsınız, eksik olanları tamamlarız. İşinize gelmeyenleri yine almayın, parmak çoğunluğunuz var nasıl olsa, indirin kaldırın; “Kabul ettik.”, “Etmedik.” dersiniz.

Onun için, değerli arkadaşlar, burada bir taraftan TRT Şeş’e frekans tahsisi yapılırken, bir taraftan Arapça yayınlar yapılırken, bir taraftan bir sürü, on dört tane ayrı kanal yayın yaparken TRT’nin övündüğü şekliyle, TBMM TV’ye frekans verilmemesi ve Meclis Başkanlığının da bu şekliyle, geçtiğimiz hafta buna müdahale ettirerek grup toplantılarının bile yayınlanmasını yukarıda anlaştığımız kanun teklifi içerisinden çıkarttırması gerçekten hicap duyulacak bir gelişme olmuştur değerli arkadaşlarım.

Burada “TRT bunları vermiyor.” dedik. TRT gelip bizim çalışmalarımızı yayınlamaktan feragat ediyormuş. Öbür taraftan, bakıyoruz şimdi TRT’nin yayınlarına: Yönlendirme maalesef devam ediyor ve önceki gün akıl almaz bir şekilde -az önce arkadaşlarım gönderdiler- TRT Haber’de Taraf gazetesinin ve PKK’nın yayın organı olan Günlük gazetesinin muhabirleri çıkıp burada, haber programında Dersim’le ilgili yönlendirmelere, karşılıklı, Türklüğe, Türk tarihine hakaret eden ve bir isyanı katliam gibi göstermeye çalışan, Sayın Başbakanın açtığı yoldan devam eden yayınlar yapılmasına müsaade ediyor TRT. Öbür tarafta, bakıyoruz, Türk kültürüyle ilgili, eski, bizim çocukluğumuzda kulaklarımızda kalan birkaç tane TRT’nin müzik kanalının dışında bize Türkçe hitap eden bir şey kalmadı, sadece TRT Müzik’te zaman zaman koroları izleme şansımız var. Maalesef içerik olarak içi boşaltılmış ve İbrahim Şahin’in çiftliği hâline gelmiş. Maalesef burada önümüzdeki süreçte değerli arkadaşlar, ciddi anlamda personel anlamında da sürgünlerin başlayacağı, geri kalanlarla ilgili de kıyımların olacağı ilgili yazışmalardan ortaya çıkmış bulunuyor, maalesef bu yönlendirmelere de TRT aracı olmuş. Bu programda aynen şu meyanda sözler ediliyor: “38 tane askerin şehit edildiği iddia ediliyor.” Öbür tarafta, yapılan olayın bir isyan olarak değil, sanki katliam gibi sunulmasına… Sizlerin de söylediği şekliyle, orada çıkarılıp tartıştırılıyorlar. Bu tarafta, az önce söyledim, MHP’yle ilgili bir çalışma var mı? Yok. Toplantılara bizi çağırıyorlar mı? Hayır. Daha önce, zaman zaman burada, TRT’nin Mecliste bürosu var, arkadaşlarımız öğleyin falan böyle on beş dakika, yarım saat çağırıp, bütçe zamanı olduğu zaman bize diyorlardı ki: “Hocam, gel, bütçeyle ilgili bir değerlendirme yapalım.” Siyaseti bıraktık, ekonomiyle ilgili görüşlerimize dahi iktidar borazanı TRT’de maalesef bize karşı nedense bir… Neden olduğunu biliyoruz gerçi,  sizlerin baskısıyla ve Başbakandan korktuklarından mı, yoksa hakikaten öyle yaparlarsa takdir göreceklerine mi inanıyorlar, bilmiyorum. Arşivler burada Sayın Başkanım, sorun, bakın. Bu yıl bütçe bitti. Ben Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim, orada arkadaşlarla bir ay boyunca çalıştık. Bugün TBMM TV’den arkadaşlarımız sadece geldi. TRT’den bahsediyorum. TRT2’nin burada haber kanalı var; öğlen buradan, Parlamentodan programlar yapıyorlar. Yani bir gün olsun, işte Plan ve Bütçe Komisyonundaki arkadaşlarım burada, CHP’li üyeler de burada, ayaküstü orada aldıkları haberlerin dışında diğer muhabirlerin, oturup da bir haber programı maalesef yapılmadı.

Onun için, değerli arkadaşlarım, gelin, elinizi vicdanınıza koyun -bu TRT, adı üstünde kamu kurumu, özerk bütçesi var, bizlerin paralarıyla buradan yayın yapıyor- bunların soruşturulmasına karşı çıkmayın. Sizler de bu komisyonun içerisinde üye olacaksınız, haksızlık varsa onların da giderilmesi ve TRT kurumunun da gerekli şekilde yayın yapması sağlanmış olur. Artık iktidarın borazanı olmaktan TRT vazgeçsin arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Günal.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Recep Özel, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Konuşmama başlamadan önce biraz önce burada konuşan Arkadaşımız Yılmaz Tunç Bey’in konuşmasına -Sayın Grup Başkan Vekilimiz, CHP’nin Grup Başkan Vekili- bir yanlış algılamayı düzeltmek anlamında bir açıklık getirmek istiyorum. Burada bir Meclis araştırması açılmasına dair verilen önergenin Meclis çalışmalarını aksattırıldığına dair bir ifade burada kullanılmamıştır. Burada kullanılan ifade… Elbette ki bütün milletvekili arkadaşlarımız her konuyla ilgili Meclis araştırması açılmasına yönelik İç Tüzük’ten, Anayasa’dan kaynaklanan haklarını kullanarak araştırma önergesi verebilirler. Bu da verilmiştir ve gündemdeki yerini almıştır. Bizim karşı çıktığımız konu, bugün itibarıyla Meclisin çalışma takvimi, çalışma saati, çalışma konusu bellidir. Çok önemli olan uluslararası sözleşmeler Meclisimizin gündemindedir. Bugün görüşülmesinin bugünkü Meclis çalışmalarını aksattığı noktasında, her gün grup önerilerinin getirilip… Burada daha çok sözlü soruların cevaplanabildiği, gündemdeki konuların görüşülebildiği bir imkân oluşturulabilmesi anlamında, bir konuşmaya açıklık getirebilme anlamında bu açıklamayı yapmış bulunmaktayım.

Dönemimizde çıkan TRT yasasıyla TRT gerçekten de dinamik bir yapıya kavuşmuş, idari ve teknik düzenlemesinin ardından yayıncılık başarılarıyla da son yıllarda kendinden sıkça bahsettiren bir kamu kurumu olmuştur. TRT’nin idari ve mali yapısında düzenlemelere gidilmiş ve işletme verimi artırılarak yetki ve sorumluluk dengesi kurulmuş, fayda ve maliyetleri hesaplanabilir, yönetilebilir dinamik bir teşkilat yapısı oluşturulmuştur.

Kadrolaşma amacı güdülmemiş, bilakis 200’ün üzerinde müdür, müdür yardımcısı, başkan, bölge müdürü unvanı iptal edilmiştir. Kurumda bundan on yıl önce 7.500 kişi çalışırken şu anda bu sayı 7.200’ler civarına kadar gelmiştir. TRT’ye alınan kadroların yüzde 95’i KPSS sınav ilanıyla en iyi üniversitelerin en iyi puanı almış gençlerinden oluşmaktadır. KPSS sınavından en yüksek puanı alan gençler, TRT’ye yerleştirilerek geleceğin yayıncıları da yetiştirilmektedir.

TRT mevcut gelir kalemleriyle büyümüş, bir dönem memur maaşlarını ödeyemeyen TRT, bugün teknik yatırımını 20 milyon TL’den 160 milyon TL’ye, kanal sayısını ise 15’e, radyo kanal sayısını da 15’e çıkarmıştır.

Mevcut elektrik paylarından kesintilerin olduğu burada söylendi. Dönemimizde elektrik paylarında da düşme olmuş olmasına rağmen TRT’nin gelirleri artmış, reklam gelirleri yüzde 350 gibi bir artışla rekor seviyelere ulaşmıştır. Burada biraz önceki Sayın Konuşmacı “TRT seyredilmeyen bir kanal hâline geldi.” diyor. Seyredilmeyen bir kanala acaba hangi büyük firma reklam verir? Yüzde 350 oranında artan bir reklam geliri TRT’nin bilançosunda durmaktadır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yüzde 86’sını vatandaş ödüyor!

RECEP ÖZEL (Devamla) - TRT’nin tek kanallı olduğu ve 10 bin çalışanının olduğu dönemlerde seslerini çıkarmayanlar, bugün 15 TV kanalının, 16 radyo kanalının 7 bin çalışanla yürütüldüğünü, herhâlde gözleri kapalı, görmüyorlar.

Yeterli yatırım yapılmaması nedeniyle çalışamaz duruma gelmiş ses ve ışık sistemleri bu dönemde yenilenmiş, çağdaş yayıncılığa uygun otomasyon sistemleri kurulmuştur. Mevcut stüdyolar yenilenmiş, kullanılmayan atıl alanlar geleceğin yayıncılık anlayışını yakalayarak HD uyumlu yeni stüdyolar kurulmuştur. Bugüne kadar 10 yeni stüdyo kurularak tüm kameralar yenilenmiş, canlı yayın araçları alınmıştır. Bugün TRT 15 televizyon kanalı, 15 radyosu, 3 dergisi olan büyük bir medya grubu olmuştur.

TRT yayınlarında günlük ortalama 617 adet, haftada ortalama 4.319 adet, ayda ortalama 18.510 adet farklı program yayınlanmaktadır. Türkiye’de bu rakamlara yaklaşabilen herhangi bir medya grubu da bulunmamaktadır.

TRT’nin yayınlarında tarafsızlık ilkesini zedelemesi de söz konusu değildir; TRT, yayınlarında tarafsız, yorumsuz, hızlı habercilik ilkelerini benimsemiş ve uygulamıştır. Burada araştırma önergesine konu olan 82 bin liralık para cezasıyla ilgili olarak da, bu bir canlı yayın kazasıdır ve canlı yayın konuklarının sarf ettiği sözün cezası TRT’ye kesilmiş bulunmaktadır. Sözü sarf edene CHP’liler hiçbir dava açmamış, sözün sahibine bir şey söylenmez ve yapılmazken, canlı yayın esnasındaki bu eylem sebebiyle TRT cezalandırılmıştır.

TRT’nin haber ve yorumlarında da tarafsızlık esastır. Bu husus referandum ve seçim sürecinde de tescillenmiştir. Bununla ilgili olarak, referandumda yanlı yayın yapıldığı, taraflı yayın yapıldığına dair yöneticiler hakkında açılan dava, Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/747 esas ve 2011/405 esas sayılı Kararı’yla da karara bağlanmış ve söz konusu yöneticiler beraat kararı almışlardır.

Ayrıca, kurumun kadrolaştığı iddialarıyla ilgili olarak da, Oda TV yöneticileri Soner Yalçın ve Barış Terkoğlu ile KESK Haber-Sen Sendikası hakkında kurumda akraba ve cemaat kadrolaşması yapıldığı iddiasıyla ilgili açılan tazminat davası ise Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/2222 esas, 2010/195 esas sayılı mahkeme kararlarıyla neticelenmiş, bu davada istenen belgelerle kurumun son yedi yıllık personel hareketleri ayrıntılı incelenmiş ve davalıların tarikat, cemaat ve akraba kadrolaşmasına ilişkili iddiaları çürütülmüştür.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O kâğıt TRT’den mi geldi?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Söz konusu karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 16/12/2010 tarihli…

MUHARREM İNCE (Yalova) – O kâğıdı TRT’den mi gönderdiler?

RECEP ÖZEL (Devamla) – …ve 2010/14243 esas sayılı…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Üstünde “TRT” yazıyor bak kâğıdın, vallahi “TRT” yazıyor üstünde.

RECEP ÖZEL (Devamla) – …onanarak derecâttan da geçmiş ve kesinleşmiştir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Üstünde “TRT” yazıyor kâğıdın, “TRT” yazıyor, bak. Görülüyor buradan, “TRT” yazıyor.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Ayrıca, Tufan Türenç’in, TRT’nin iktidar yanlısı yayın yaptığı…

MUHARREM İNCE (Yalova) – TRT’nin antetli kâğıdı ya!

RECEP ÖZEL (Devamla)  - …ve kurumda kadrolaşma yaptığına yönelik iddiası da Ankara 4. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından reddedilmiş bulunmaktadır.

Şimdi, burada TRT’yle ilgili, AK PARTİ’yle ilgili bütün söylenen kötü sözleri ben kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Bizim yaptığımız işler ortada, AK PARTİ’nin yaptığı ortada, daha doğrusu TRT’nin yapmış olduğu yayıncılık ilkeleri ortada. Yüzde 350 gibi reklam gelirini artıran bir kuruluşta seyredilme oranlarının düştüğünü iddia etmek herhâlde gerçeklerle bağdaşmamaktadır diyorum.

Ben CHP’nin bu grup önerisine katılmadığımızı, Meclisimizin kendi olağan gündemine devam etmesi gerektiğini belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel, teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

III. – YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, oylama yapacaksınız, biz de yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Tamam, yerine getireceğim.

Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var onu yerine getireceğim.

Sayın Özcan, Sayın Ayaydın, Sayın Tezcan, Sayın Canalioğlu, Sayın Tayan, Sayın Çıray, Sayın Kaplan, Sayın İnce, Sayın Öner, Sayın Öğüt, Sayın Yüceer, Sayın Toprak, Sayın Gök, Sayın Ekşi, Sayın Bayraktutan Sayın Işık, Sayın Serindağ, Sayın Havutça, Sayın Susam, Sayın Akova.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

B) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, 30 Kasım 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına TRT ile ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6/12/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/12) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/15)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/12 Esas Numaralı Kanun Teklifimin İç Tüzüğün 37. Maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması hususunda gereğini bilgilerinize arz ederim.

                                                                                                                  Tanju Özcan

                                                                                                                        Bolu

BAŞKAN – Teklif sahibi Tanju Özcan, Bolu Milletvekili.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hatırlarsınız belki, geçen hafta da bu verdiğim kanunla ilgili, İç Tüzük’ün 37’nci maddesi gereğince, değişiklik önergemin ilk ayağını oluşturan Orman Kanunu’nun 40’ıncı maddesiyle ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmıştım. Bugün de yine teklifimin bir parçası olan Orman Kanunu’nun 82’nci maddesiyle ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için burada bulunuyorum.

Efendim, Orman Kanunu’nun 82’nci maddesindeki değişiklik önerimin temelinde şu yatıyor: Orman köylüsü ile iç içe yaşayan sayın vekillerim bilir, diğerleri belki bilmeyebilir; Türkiye’de orman suçundan dolayı haksız olarak ceza almış çok sayıda vatandaşımız var, binlerce vatandaşımız var. Bunun temelinde de orman muhafaza memurunun tuttuğu tutanağın aksini ispat yükümlülüğünün vatandaşa verilmiş olması var. Ben burada yapılacak düzenlemeyle “Eğer orman muhafaza memuru bir tutanak tuttuysa bu tutanağın doğruluğunu kendisi ispatlasın, ispat yükünü vatandaşa bırakmasın.” diyorum. Hiç kimsenin ormanda tanık bulma şansı yok. O anlamda, bu düzenleme bu şekilde yapılırsa bana göre masum olan binlerce insanın da ceza almadan kurtulma şansı doğar diye düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, tabii sizlerle özel bir mutluluğumu da paylaşmak istiyorum. Ben daha önce de ifade ettim, orman köylülerinin çok yoğun olarak yaşadığı bir şehrin temsilcisiyim, Bolu’nun temsilcisiyim: Sayın Orman Genel Müdürünün ifadesine göre de Orman Genel Müdürlüğünün en çok gelir elde ettiği il olan Bolu’nun temsilcisiyim.

Üzülerek ifade ediyorum, özellikle 2004’ten bu yana, AKP Hükûmetinin iktidarının ikinci yılından bu yana, maalesef, AKP İktidarı ormanlara orman gözüyle değil, rant elde edilecek veya yandaşlara rant elde ettirilecek alanlar olarak bakmaya başladı ve bu durum sonucunda ne oldu biliyor musunuz? Orman köylüsü on yıl önceki durumundan çok daha geriye gitmiş oldu.

Bugün rakamlar ortada arkadaşlar. Orman köylüsünün on yıl önceki üretim fiyatlarına bakın, on yıl sonraki üretim fiyatlarına bakın; orman köylüsünün on yıl önce mazotu kaça aldığına bakın, bugün mazotu kaça aldığına bakın; on yıl önce dikiliden satış ne kadardı, buna bakın, şimdi dikiliden satış ne kadar buna bakın, bir de Orman Genel Müdürlüğünün dikiliden satış hedefini dinleyin, ondan sonra bu arkadaşınız doğru mu söylüyor, yanlış mı söylüyor, buna karar verin. “Dikiliden satış” deyince, çoğunuz belki anlamadınız ne demek istediğimi. Dikiliden satış -geçen hafta da ifade ettim- ormanları sadece yandaşlara, müteahhitlere peşkeş çekmek demek. Ormanlar bugüne kadar köylünün ormanlarıydı, bundan sonra müteahhidin ormanı hâline getirilmeye çalışılıyor. Orman köylüsü bugüne kadar orman köylüsüydü, bu düzenlemeyle birlikte orman işçisi, müteahhidin işçisi hâline getirilmeye çalışılıyor ve Orman Genel Müdürü on gün önce Bolu’da diyor ki: Dikili satışımız şu anda yüzde 10 civarında, bunu  bu sene yüzde 30’a, önümüzdeki dönemde yüzde 50’ye, 60’a çıkartma hedefini taşıyoruz.” Daha açık anlatayım anlaşılmadı diye, bu şu demektir arkadaşlar: Bugün ormandan hâlâ orman köylüsü faydalanıyor, “Biz bundan sonra daha çok müteahhitlere faydalandıracağız. Orman köylüsü, orman işçisi olarak kalsın, müteahhit ona ne verirse bununla yetinsin.” diyor, ben bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tabii, değerli arkadaşlar, ormanla ilgili söylenecek çok şey var ama bir dakikalık bir süremiz kaldı, beni çok rahatsız eden bir hususu da sizinle paylaşmak istiyorum: Biz geçen hafta burada gece yarılarına kadar, sabaha kadar çalışıp kamuoyunda “şike yasası” olarak adlandırılan maalesef bir yasa çıkardık. Sayın Cumhurbaşkanı -gerekçesi okundu az önce- “kişiye özel düzenleme” diye bunu veto etti. Tabii, bu yasada kişiye özel düzenleme nerede vardı? Ben bilmiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı bunu nasıl çözdü? Bunu da anlayamadım ama ister istemez aklıma şu geldi: Biz sizin gündeminizi, gizli gündeminizi belki çok iyi anlayamıyoruz ama daha düne kadar sizlerle birlikte şu sıralarda oturan Sayın Cumhurbaşkanı bunu bizden daha iyi mi anlıyor diye düşünüyorum. Acaba gerçekten bunun içinde kişiye özel bir düzenleme mi var diye düşünüyorum. Aklıma da -kusura bakmayın ama- iki tane görme engelli vatandaşımızın birlikte dolma yeme hikâyesi geliyor.

Ben buradan soruyorum: Bu yasanın içinde gerçekten  bizim bilmediğimiz kişiye özel bir düzenleme mi var? Bunun cevabını istiyorum. Yoksa böyle bir şey, Sayın Cumhurbaşkanı sizin dolmaları ikişer ikişer nasıl götürdüğünüzü anladı. Bunun cevabını bekliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Bir milletvekili adına  söz isteyen Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili.

Buyurun Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Ercoşkun söz talebiniz var ama burada da teklif sahibi ve bir milletvekiline söz verebiliyoruz.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin)- Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Bolu Milletvekilimiz Tanju Özcan’ın Orman Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin lehte söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bugün sabah Türkiye yeni bir güne uyandı. Biliyorsunuz Aydınlık gazetesine sabah erkenden bir baskın yapıldı. Bunun haricinde yine bugün Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden yapılan operasyon kapsamında Atakum Belediyesine bir operasyon yapıldı. Bu operasyonu yapanları kınıyorum, öncelikle bunu ifade etmek istiyorum.

Şimdi bu grup önerisiyle milletvekilimizin kanun değişikliğiyle alakalı olarak Karadeniz’de kanayan yara olan Orman Kanunu’yla alakalı bazı uygulamaları yani özellikle yargılamalarla alakalı bazı uygulamaları gündeme getirmek istiyorum.

Orman Genel Müdürlüğünün dahil olmuş olduğu bütün davalarda ne yazık ki Türkiye ortalamalarına, özellikle Karadeniz’deki ortalamalara bakarsanız birçok davanın avukat tarafından takip edilmediğini, avukatla takip edilen davalarda vekâlet ücretlerinin davalı tarafa yüklendiğine ilişkin bir somut gerçekle karşı karşıya kaldığımızı biliyoruz. Ormanın dahil olduğu davalarda ne yazık ki avukatlar bu davalara girmekte bir çekince koyuyorlar ve bu davaları almıyorlar ve bu davalar büyük bir ihtimalle, büyük bir çoğunlukla da orman lehine sonuçlanıyor. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları karşısında Karadeniz’in büyük bitki örtüsü  olan ormanın varlığında bir mülkiyet sorunuyla karşı karşıya kalınmakta ve ne yazık ki mülkiyet davaları olumsuz olarak sonuçlanmaktadır. Yerel mahkemeler bu davalarda lehte karar verememekte, harici görüşmelerde vicdanlarının seslerine uysalar lehte karar vereceğiz denmesine rağmen ağır birtakım duvarlarla karşılaşmaktadırlar diye düşünüyoruz arkadaşlar.

Şimdi burada yerel mahkemeler bazı bu kararları veriyorken bazı doneleri kendilerine baz olarak almaktadırlar. Yerel orman işletme müdürlüklerinden gelen yeşil alan, boyalı alanlar ne yazık ki aleyhte delil olarak mahkemeler tarafından değerlendirilmektedir. Yine mahkemeler bu kararlarını veriyorlarken iki tane temel noktayı kendilerine baz olarak almaktadırlar. Bunlardan bir tanesi hava fotoğraflarıdır, bir tanesi de memleket haritalarıdır. Hava fotoğrafları 1956 ve öncesi tarihine ait haritalar olduğu için ne derecede sağlıklı olduğunu yüce Meclisin takdirlerine sunuyorum. Bunun dışında memleket haritaları olarak tabir edebileceğimiz Harita Genel Komutanlığı tarafından düzenlenen ve burada baz olarak alınması gereken haritalar da ne yazık ki objektif değerlendirmeler getirmekten uzak birtakım tespitler içermektedir, neden? Çünkü bu haritalar askerî amaçlı düzenlenmiş haritalardır ve hiçbir şekilde botanik değeri olmadığı için, bu haritalardan ortaya çıkan sonuçlar nedeniyle de verilen kararlar sağlıklı olmamakta, objektif bir karar niteliği taşımamaktadır.

Burada mahkemelerin nazarıitibara almış olduğu bilirkişi kurulları, ne yazık ki uygulamadan gelen, Orman Mühendisleri Odasının üyeleri olan kişiler tarafından değil, bunlar daha çok üniversite, akademik kariyeri olan, uygulamada olmayan, kendi orman formasyonu içerisinde yetişmiş katı kuralları olan bir bilirkişi düzlemi içerisinde olaylar götürülmektedir. Mali bilirkişilerin ifadelerine, tanıkların beyanlarına ve bunların düzenlemiş olduğu ellerindeki mülkiyet belgelerine ne yazık ki itibar edilmemektedir.

Şimdi gelinen noktada, özel idare kayıtları, kişilerin elinde özel idare kayıtları vardır, belediye ve emlak müdürlüğüne ödemiş oldukları vergiler vardır ama bunlar da ne yazık ki mahkeme kararlarında nazarıitibara alınmamaktadır. Bunlar için en önemli belge niteliğinde olan eski tapu kayıtları da şöyle bir gerekçeyle göz ardı edilmektedir: Eski tapu kayıtlarında coğrafi ve koordinat uyumunun beraber aranması nedeniyle, eski tapu kaydıyla yeni mevcut durum birbiriyle karşılaştırılmakta, coğrafi ve koordinat uyumu olmadığı için kesin hüküm teşkil etmesi gereken, maddi anlamda kesin hüküm, delil niteliği taşıması gereken eski tapu kayıtları da göz ardı edilmekte, bunlar ancak zilyetlik belgesi kapsamında değerlendirilmektedir.

Bütün bu anlatmaya çalışmış olduğum hususlarla bu beş dakika içerisinde şunu ifade etmek istiyorum: Karadeniz’de çok ciddi bir mülkiyet sorunu vardır. İnsanlar yıllarca kullanmış olduğu, atalarından, dedelerinden kendilerine kalan yüzyıllardır zilyetlik etmiş oldukları, o topraklar içerisinde tarım yapmış oldukları alanları 6831’deki bu eksiklikler nedeniyle kaybetmektedirler.

Gelinen noktada, Karadeniz’deki orman vasfının, orman davalarının sorunu artık o kişilerin sorunu olmaktan çıkmış, bir sosyal boyutu olan, neredeyse patlama noktasına gelmiş bir sorun hâline gelmiştir. Düşünebiliyor musunuz, bir dosyada hem tarım arazisi raporu verilmekte hem orman denilmekte ve ne yazık ki Yargıtay tarafından o tarım raporu verilen rapora itibar edilmemekte, orman denilen raporla davalar sonuçlandırılmakta ve olumsuz bir tabloyla karşı karşıya kalınmaktadır.

Önümüzdeki dönemde Meclisin bu sorunları çözeceğine inanıyorum. Milletvekili arkadaşımın vermiş olduğu bu önergenin gündeme alınması için desteğimi ifade ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 17.10

 

 

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 29’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin sözlü sorular kısmına geçiyoruz.

Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ, gündemin sözlü sorular kısmında yer alan sorulardan 1, 2, 18, 27, 32, 34, 37, 38, 39, 152, 165, 181, 206, 210, 221, 228, 236, 238, 240, 242, 246, 292, 295, 299, 318, 343, 379 ve 389’uncu sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırmak istemişlerdir.

Şimdi bu soruları sırasıyla okutuyorum:

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Erzurum-Pasinler Kurdu Deresi üzerine gölet yapılıp yapılmayacağına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/4) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Orman ve Su İşleri Bakanı tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 12.7.2011

                                                                                                                   Ensar Öğüt

                                                                                                                     Ardahan

Erzurum Pasinler'de vatandaşlarımızın tek geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır. Pasinler’deki Sürbahan Barajı Aşağı Pasin Ovası’nın bir bölümünü sulamaktadır. Ancak Yukarı Pasin Ovası’nı sulamıyor. Bu durum geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlayan Otlakköprü ve Alver köylüleri arasında gerginliğe neden olmaktadır. Bu durumun devam etmemesi için DSİ bir gölet yaparak köylüleri rahatlatmalıdır.

1- Erzurum Pasinler Kurdu Deresi üzerinde bir gölet yapılacak mı?

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul-Esenyurt Devlet Hastanesinde doktorların darp edilmesine ve alınan önlemlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/6) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla

                                                                                                          Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                      İstanbul

Esenyurt Devlet Hastanesinde sürekli olarak doktorlarımız dövülmekte ve darp edilmektedir. Bu hastanemizde doktorlarımıza karşı yapılan bu saldırılar için,

1- Bakanlığınızca bugüne kadar ne önlem alınmıştır?

2- Defalarca yapılan saldırıların nedenleri Bakanlığınızca araştırılmış mıdır?

3- Can güvenliği nedeni ile bu hastanemizden kaç doktor ayrılmıştır?

4- Bugüne kadar Bakanlığınızca konuya neden duyarsız kalınmıştır?

5- Bu saldırıların sebepleri nelerdir? Hastalara yapılan muamele ve verilen hizmetle ilgisi var mıdır?

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki uzman doktor sayısının artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/29) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 15.7.2011

                                                                                                                    Ensar Öğüt

                                                                                                                      Ardahan

Yurt genelinde 29 bin 526 uzman 30 bin 830 pratisyen hekim ve 7 bin 311 asistan olmak üzere 67 bin 667 doktor Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarında, 25 bin 15'i üniversite hastanelerinde, 22 bin 574'ü özel sağlık sektöründe çalışmaktadır.

1- Ardahan’da 87 doktor çalışmaktadır. 105 binin üzerinde nüfusa sahip Ardahan’da 5 ilçe ve 230 köy bulunmaktadır, geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Onun için doktor sayısı yetersiz kalmakla beraber uzman doktor sayısı daha fazla olması için bir çalışmanız olacak mı?

4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, deniz ve havuzlardaki kirliliğe karşı alınacak önlemlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/39) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 20.7.2011

                                                                                                                    Ensar Öğüt

                                                                                                                      Ardahan

Yazın sıcağından bunalıp serinlemek için deniz ve havuza girenler boğulmaları, omurilik zedelenmeleri, kırıklar ve felç gibi hasarlara yol açan kazalarla karşı karşıya kalabilirlerken artan seyahatler de zehirlenme, böcek sokmaları ve enfeksiyon hastalıklarını beraberinde getiriyor. Özellikle kirli denizler ve havuzlar çeşitli hastalıklara yol açıyor.

1) Yaz tatilini geçirmek için deniz ve havuzlara giden vatandaşların sağlıklı bir şekilde tatillerini yapmaları için önceden denizlerin ve havuzların temizlenmesi ve bu tür yerlere girenlerin sayısının her geçen gün artması bilindiğinden gerekli önlemlerin alınması için bir çalışma yaptınız mı?

5.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Beydağ ve Bayındır’daki sağlık hizmetlerinin yetersizliği iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/45) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplanmasını arz ederim.

                                                                                                          Prof. Dr. Hülya Güven

                                                                                                                         İzmir

İzmir'e bağlı Beydağ ve Bayındır ilçelerinin toplam nüfusu 55 bin civarındadır. Bu nüfusun büyük çoğunluğu tarımla geçimini sağlamakta ve dağınık köy yerleşimlerinde yaşamaktadırlar.

Hastane bulunmayan iki ilçemizde toplam köy sayısı 57 olup, ilçe ve köylerde yaşayan vatandaşlar sağlık hizmeti alabilmek için diğer ilçelere gitmek zorunda kalmakta ve ulaşım güçlüğü çekmektedirler. Bu nedenle sağlık hizmeti verilirken, bu iki ilçenin coğrafi konumları, yöre halkının çiftçilikle uğraşması göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

1) Beydağ ve Bayındır ilçelerine, ilçe hastaneleri kurulması mümkün müdür?

2) Acil durumlarda köylerde sağlık hizmeti nasıl verilmektedir?

3) Özellikle köylerde ambulans hizmeti verilmekte midir? Veriliyorsa ambulansın köylere ulaşım süresi kaç dakikadır?

6.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Karaburun’daki sağlık hizmetlerinin yetersizliği iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/47) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

                                                                                                          Prof. Dr. Hülya Güven

                                                                                                                         İzmir

13 köy ve bir beldesi bulunan, İzmir'e 105 km uzaklıkta olan Karaburun ilçesinin toplam nüfusu 10.000 iken yaz aylarında 50 bini geçmektedir. İlçede görev yapan aile hekimi sayısı 3 olup bu aile hekimlerinden biri Karaburun'a bağlı olan Mordoğan beldesinde görev yapmaktadır.

Nüfusun % 41'inin, 50 yaş üzeri olduğu ve birçoğunun çeşitli kronik hastalıklarının olduğu bilinmektedir. Bu nedenle hastalar aile hekiminin yetmediği durumlarda, sağlık hizmeti almak için en az 85 km. uzaklıktaki Urla ilçesinde bulunan hastaneye gitmeleri gerekmektedir.

1- Karaburun ilçesine en az 100 yataklı bir Devlet Hastanesi kurmayı planlıyor musunuz?

2- Karaburun ilçesinde yaşlılara yönelik ne tür sağlık ve sosyal hizmetler verilmektedir?

7.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, aile hekimlerinin ve yanlarında görev yapan sağlık personelinin yetersizliği iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/50) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

                                                                                                          Prof. Dr. Hülya Güven

                                                                                                                         İzmir

Hastalıkların oluşumunda sosyal ve psikolojik faktörlerin de etkili olduğunun anlaşılması, hastanede kalmanın yüksek maliyetlere neden olması gerekçesi ile aile hekimliği gündeme getirilmiştir. Aile hekiminin yanında hizmet vermek üzere yalnızca bir sağlık elemanı bulunmaktadır. Hâlbuki aile hekimliğinin donanımlı, geniş sağlık personeli kadrosuyla hizmet vermesi gerekmektedir. Örneğin Portekiz’de 1.500 kişiye bir aile hekimi düşmekteyken ülkemizde bu rakam 2.500 kişi olarak belirlenmiştir.

1- Ülkemizde en fazla bin kişiye bir aile hekimi ve sağlık ekibi olarak da hemşire, ebe, tıbbi sekreter ve laborant desteği devlet tarafından yapılacak şekilde yeni bir düzenleme yapılabilir mi?

Nüfus yoğunluğunun düşük olması gerekçesiyle sağlık birimlerinin oluşturulmaması yöre halkı için tehdit oluşturmaktadır. Köy ve beldelerde acil destek eğitimi almış sağlık elemanı bulunan birimler oluşturulabilir mi?

8.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, sezaryen doğum oranına ilişkin sözlü soru önergesi (6/51) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                                Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                        Tokat

Soru:

2010-2011 yılları arasında Türkiye genelinde sezaryen sayısı ve oranı nedir?

Tokat ilinde sezaryen sayısı ve oranı nedir?

9.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat Diş Hastanesi yapımına ve diş hekimi istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/59) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                                Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                        Tokat

Soru: Tokat ilinde kaç tane ağız ve diş sağlığı merkezi ve diş hekimi vardır? Tokat Diş Hastanesi yapımına ne zaman başlanacaktır? Aile hekimliği bünyesinde diş hekimi istihdamı düşünüyor musunuz?

10.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, internet bağımlılığını önlemek için yapılan çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/208) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                    Ali Sarıbaş

                                                                                                                     Çanakkale

Araştırma sonucu; günde 4 saatten fazla internetin başında kalıp kendi isteği ile kalkamayanların bağımlı, 3 saatini internetin başında geçirenlerin ise bağımlılık sınırında sayıldığı, bağımlılığın gittikçe arttığı, önlem alınmaz ise ileride uyuşturucu ve alkol bağımlılığı kadar tehdit oluşturacağı iddia edilmektedir.

Buna göre;

1) Ülkemizde bu doğrultuda bir araştırma yapılmış mıdır? Araştırmadaki iddialara katılıyor musunuz?

2) Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı kadar tehlikeli olduğu iddia edilen internet bağımlılığını önleme adına bir çalışmanız var mıdır? Yoksa bu doğrultuda bir hazırlığınız var mıdır?

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, muayene ücretlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/221) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirtilen sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                     Alim Işık

                                                                                                                      Kütahya

Bilindiği gibi resmî sağlık kurumlarında veya özel sağlık kuruluşlarında muayene olan hastalarımızdan belirli miktarlarda muayene ücreti alınması ve bunun bir kısmının eczaneler aracılığıyla tahsil edilmesi uygulaması gerek vatandaşlarımızın gerekse eczacılarımızın değişik sorunlar yaşamasına neden olmaktadır.

Bu uygulamayla ilgili olarak;

1) Halen resmî veya özel sağlık kurumlarında muayene olan vatandaşlarımızdan alınan muayene ücretlerinin miktarı ne kadardır?

2) Bu uygulamanın kaldırılması ya da her iki sağlık kurumunda da eşit miktarda uygulanması yönünde bir çalışmanız var mıdır? Varsa çalışmanın içeriği ve uygulama takvimi nasıldır?

3) Muayene ücretlerinin belirli bir bölümünün eczaneler aracılığıyla tahsil edilmesinin gerekçesi nedir?

4) Bu konunun vatandaşlarımızla eczacılarımız arasında tatsızlıkların yaşanmasına yol açtığı bilinmekte midir? Bu uygulamanın kaldırılması düşünülmekte midir? 

12.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Kozan Devlet Hastanesinin doktor ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/237) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 10.10.2011

                                                                                                                   Ali Halaman

                                                                                                                        Adana

1) Kozan Devlet Hastanesinde doktor yetersizliğinden hastaların özel hastanelere yönlendirildiği söyleniyor.

2) Bakanlık olarak ne gibi önlemler alacaksınız?

13.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Esenyurt Devlet Hastanesinin kapasitesi-nin artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/262) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                          Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                      İstanbul

İstanbul Esenyurt ilçemiz Devlet Hastanesi, Esenyurt ilçemizle birlikte Beylikdüzü ve Başakşehir ilçelerimizin belirli mahallelerinde de hizmet vermektedir. Bu hastanemiz çok yoğun bir çevreye hizmet verdiğinden kapasite olarak çok yetersiz kalmakta, dönem dönem hasta yakınları tarafından sorun yaratılmakta, doktorlarımız ve hastane çalışanlarımız dövülmektedir.

Bu nedenle;

Esenyurt Devlet Hastanemizin yatak ve hasta kabulü ile ilgili olarak kapasitesinin öncelikle artırılması gerekmektedir.

Bakanlığınızın bu konuda herhangi bir çalışması var mıdır?

Esenyurt Devlet Hastanesindeki yoğunluk hangi önlemlerle çözülecektir?

14.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul-Bahçeşehir’in hastane ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/266) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                          Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                      İstanbul

İstanbul Başakşehir ilçemiz çok dağınık bir bölgeye sahiptir. Boğazköy, Bahçeşehir, Güvercintepe ve Sancaktepe ilçe merkezine ve devlet hastanesine 30 km uzaklıktadır. Ayrıca, toplu ulaşım olanağı yoktur.

Bu nedenle;

Bu bölgelerde yaşayan vatandaşlarımız hastane konusunda önemli güçlükler çekmektedir. Sorunun acil çözümü için Bahçeşehir'de bir devlet hastanesi yapmak gerekmektedir. Bakanlığınızın bu konudaki görüş ve düşünceleri nelerdir?

15.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, kamu hastaneleri ve tıp fakültelerinden ayrılan doktorlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/277) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                          Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                      İstanbul

Kamu hastaneleri ile üniversitelerimizin tıp fakültelerinde görev yapan doktorlarımız görevlerinden ayrılmaktadır.

Bu nedenle;

30.06.2011 tarihinden günümüze kadar kamu hastanelerinden ve ülkemizdeki tıp fakültelerinden kaç doktorumuz ayrılmıştır? Ayrılan hekimlerimiz hangi unvanlardadır, hangi kamu hastanelerinden ve hangi tıp fakültelerinden ayrılmışlardır?

16.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Devlet ve üniversite hastanelerinde görev yapan doktorların istifalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/284) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                               Süleyman Çelebi

                                                                                                                      İstanbul

26 Ağustos 2011 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 657 Sayılı "Adalet Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname" ile değişik kurumlarda çalışan hekimlere çalışma yasakları getirdi.

657 Sayılı Yasanın 28. maddesinde düzenlenen yasağın kapsamına birçok sağlık kuruluşu girmektedir.

Bu nedenle;

30.06.2011 tarihinden günümüze kadar kamu hastanelerinden ve ülkemizdeki tıp fakültelerinden kaç doktorumuz ayrılmıştır? Ayrılan hekimlerin boşluğunu doldurmaya yönelik çalışmalarınız nelerdir? Görevi bırakan tıp fakültesi hocalarının akademik çalışmalarının akıbeti ne oldu? Sağlık hizmetindeki aksamaları gidermeye yönelik çalışmanız var mıdır?

17.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, İstanbul Esenyurt Devlet Hastanesinin kapasitesinin artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/292) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                               Süleyman Çelebi

                                                                                                                      İstanbul

İstanbul Esenyurt ilçemiz Devlet Hastanesi, Esenyurt ilçemizle birlikte Beylikdüzü ve Başakşehir ilçelerimizin belirli mahallelerine de hizmet vermektedir. Bu hastanemiz çok yoğun bir çevreye hizmet verdiğinden kapasite olarak çok yetersiz kalmakta, dönem dönem hasta yakınları tarafından sorun yaratılmakta, doktorlarımız ve hastane çalışanlarımız dövülmektedir.

Bu nedenle;

Esenyurt Devlet Hastanemizin yatak ve hasta kabulü ile ilgili olarak kapasitesinin öncelikle artırılması gerekmektedir.

Bakanlığınızın bu konuda herhangi bir çalışması var mıdır?

Esenyurt Devlet Hastanesindeki yoğunluk hangi önlemlerle çözülecektir?

18.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, İstanbul-Başakşehir’in Devlet hastanesi ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/294) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                               Süleyman Çelebi

                                                                                                                      İstanbul

İstanbul Başakşehir ilçemiz çok dağınık bir yapıya sahiptir ve içinde bir çok semti barındırmaktadır. Boğazköy, Bahçeşehir, Güvercintepe ve Sancaktepe gibi semtler ilçe merkezine ve devlet hastanesine 30 km uzaklıktadır. Ayrıca, toplu ulaşım olanağı kısıtlıdır.

Bu nedenle;

Bu bölgelerde yaşayan vatandaşlarımız hastane hizmetinden yararlanma konusunda önemli güçlükler çekmektedir. Sorunun acil çözümü için Başakşehir'e bir devlet hastanesi yapmak gerekmektedir. Bakanlığınızın bu konudaki görüş ve düşünceleri nelerdir? Adı geçen bölgelere hastane yapılması konusunda bir projeniz var mıdır?

19.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, Antalya’da açılan Talasemi Merkezine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/296) (Cevaplanmadı)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sn. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim. 13.10.2011

                                                                                                              Op. Dr. Arif Bulut

                                                                                                                       Antalya

Antalya iline büyük güçlüklerle ve zorluklar neticesinde kazandırılan tüm ülkeye hizmet etmesi planlanan Talasemi Merkezi bugün kuruluş gerekçelerinden hiçbirinin gerçekleştirilmemesi, amacına uygun kullanılmaması ve hastaların mağdur ve perişan olmaları ile ilgili Adem Tolunay Talasemi ve Kan Merkezi hakkında basında birçok haber yayınlanmıştır.

Bu bilgiler neticesinde;

1)  Hayırseverlerin Talasemi Merkezi olarak yaptırdıkları bina neden ve hangi amaçla Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Hematoloji bölümü olarak çalıştırılmaya başlandı?

2)  Ülkemiz ve Antalya için çok önemli ihtiyaç olan Talasemi Merkezi içinde yapılmış olan 7 adet Kemik İliği Nakil Odasının donanımı tamamlanarak hizmete açıldı mı? Açılmadıysa sebepleri nelerdir?

3)  Talasemi Merkezinde yataklı üniteler hastalar için niçin kullanıma açılmamıştır, hastalar için yapılan bu üniteler niçin amacına yönelik kullanılmamaktadır?

20.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Datça Devlet Hastanesinin uzman doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/298) (Cevaplanmadı)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim.

                                                                                                         Prof. Dr. Nurettin Demir

                                                                                                                        Muğla

Tatilde Datça’da bulunan Emekli Gazi Hava Astsubay Seyfi Togo (52), 12.08.2011’de rahatsızlanınca Datça Devlet Hastanesinde yeterli uzman doktor olmadığından 71 km. uzaklıktaki Marmaris Devlet Hastanesine sevk edildi. Burada teşhis konulamayıp rahatsızlığı artınca 02.00’de sevk edildiği Muğla Devlet Hastanesinde kalp damarında yırtılma olduğu tespit edildi. Ameliyat için sevk edildiği Denizli’ye giderken saat 05.00 sıralarında yolda hayatını kaybetti.

1- Seyfi Togo’nun ölümünden kimler sorumludur?

2- Datça Devlet Hastanesinde 10 acil tıp teknisyeni kadrosu açık olmasına rağmen, KPSS atamalarında acil tıp teknisyeni gönderilmemesinin nedenleri nelerdir?

3- Datça Devlet Hastanesi’nde neden yeterli sağlık hizmeti verilmemektedir?

4- Ülkemizde “uzman hekim” olmayan kaç ilçe devlet hastanesi vardır?

21.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul-Büyükçekmece’nin Devlet hastanesi ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/302) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                          Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                      İstanbul

İstanbul, Büyükçekmece İlçemiz, yerleşim yeri olarak İstanbul’un en büyük ilçelerinden birisidir. İlçemizde yaşayan vatandaşlarımız çok geniş bir alana yayılmaktadır. Silivri, Çatalca ve Beylikdüzü ilçelerimize komşu olan bu ilçemizde devlet hastanesi sorunu en önemli sorunların başında gelmektedir. Büyükçekmece’de yaşayan vatandaşlarımız son derece zor durumdadır.

İlçede tam teşekküllü bir devlet hastanesi olmadığı gibi, bölgeye yakın hiçbir devlet hastanesi de bulunmamaktadır. İlçe halkı bu konuda son derece güç durumdadır.

Bu nedenle;

Bakanlığınızca Büyükçekmece’de tam teşekküllü bir devlet hastanesinin yapılması konusunda herhangi bir çalışma var mıdır? Vatandaşlar açısından en önemli bir sorun olan bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?

22.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, sözleşmeli personel uygulamasına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/348) (Cevaplanmadı)

                                                                                                                    24/10/2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirtilen sorularımın, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                              Prof. Dr. Alim Işık

                                                                                                                      Kütahya

Bakanlığınız bünyesinde sözleşmeli olarak istihdam edilen sağlık personelinin sorunlarının ve bu sorunlar nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin her geçen gün arttığı kamuoyunca bilinmektedir. Bu konuyla ilgili olarak;

1) Hâlen Bakanlığınız bünyesinde sözleşmeli olarak çalıştırılan personel sayısı ne kadardır? Sözleşmeli personelin toplam personel içindeki payı nedir?

2) 2003-2011 döneminde işe başlayan sözleşmeli personelin yıllara ve unvanlarına göre dağılımları nasıldır?

3) Ülkemizin doğu ve güneydoğu illerinin personel ihtiyacının karşılanması amacıyla başlatılan sözleşmeli personel uygulamasının yol açtığı aile parçalanması sorununun çözümüne yönelik bir çalışmanız var mıdır?

4) Varsa çalışma ne aşamadadır?

23.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’daki sağlık personeli ile araç ve gereç ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/351) (Cevaplanmadı)

                                                                                                                    24/10/2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirtilen sorularımın, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                              Prof. Dr. Alim Işık

                                                                                                                      Kütahya

Bilindiği gibi, Kütahya ili AKP iktidarları döneminde verdiği yüksek orandaki oy desteğine karşılık hak ettiği sağlık hizmetlerini alamayan bir il olmuştur. AKP öncesi hükûmetler döneminde yapılmış birçok sağlık ocağı, sağlık evi ya da hastane, personel yokluğu ya da eksikliği nedeniyle hizmet verememektedir. İlin sağlık personeli eksikliğinin giderilmesiyle ilgili olarak;

1) Hâlen Kütahya ilinde görev yapan ve eksikliği duyulan uzman hekim, pratisyen hekim ve yardımcı sağlık personeli sayısı ne kadardır?

2) Bunların ilçelere göre dağılımları nasıldır?

3) Bakanlığınız döneminde Kütahya ilinde kullanılamaz hâle gelmiş sağlık ocağı, sağlık evi ya da hastanelerin sayısı nedir? Bunların nasıl değerlendirilmesi düşünülmektedir?

4) Bakanlığınızca Kütahya ili genelinde eksikliği duyulan sağlık personeli ve araç-gereç eksikliğinin giderilmesi konusunda ne tür tedbirler alınmış ya da alınmaktadır?

24.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, hekimlerin ve sağlık personelinin maruz kaldığı şiddet olaylarına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/355) (Cevaplanmadı)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 24/10/2011

                                                                                                                   Ali Halaman

                                                                                                                        Adana

1) Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli doktorun saldırıya uğramasıyla ilgili ne gibi işlemler yaptınız?

2) Hekimlere ve sağlık çalışanlarına yapılan şiddet olaylarının üzerine gidiliyor mu?

3) Sorumlular bulunup yargılanıyorlar mı?

4) Şiddet uygulayanlara gerekli cezalar veriliyor mu?

5) Yetkililer olayların vahametini algılamakta samimi davranıyorlar mı?

6) Sağlık kurumlarındaki düzensizliklerin, sağlıktaki kötü yönetimlerin sorumlusu hekimler olarak gösterilmek istendiği söylenmektedir? Doğru mudur?

25.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, bazı mahallelerin sağlık tesisi ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/374) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                          Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                      İstanbul

Hadımköy, İstasyon ve Hastane mahalleleri, Arnavutköy ilçemize bağlanan mahallelerdir. Bu bölgemizde 500-600 tane üretim tesisi mevcut olup, on binlerce kişiye istihdam yaratılmaktadır. Ancak, çok geniş bir nüfusa sahip olmasına karşın bölgede bir sağlık ocağı ile sağlık hizmeti verilmemektedir. Bölgeye en yakın hastane 20 km uzaklıktaki Arnavutköy Devlet Hastanesidir.

Bu nedenle;

1) Üretimin ve istihdamın merkezi olan Hadımköy’e yeni bir sağlık tesisinin acilen gerekli olup olmadığı konusunda öncelikle bir çalışma yaptıracak mısınız?

2) Bu bölgede acil ihtiyaç olan yeni bir hastane yapılması konusunda çalışma yapacak mısınız?

3) Daha önce bölgede hizmet veren, hâlen kullanılmayan ve boş olan askerî hastanenin bu ihtiyaç için öncelikle kullanılmasını düşünür müsünüz?

26.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, bazı mahallelerin sağlık tesisi ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/399) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                               Süleyman Çelebi

                                                                                                                      İstanbul

Hadımköy, İstasyon ve Hastane mahalleleri, Arnavutköy ilçemize bağlanan mahallelerdir. Bu bölgemizde 500-600 tane üretim tesisi mevcut olup, on binlerce kişiye istihdam yaratılmaktadır. Ancak, çok geniş bir nüfusa sahip olmasına karşın bölgede bir sağlık ocağı ile sağlık hizmeti verilmemektedir. Bölgeye en yakın hastane 20 km uzaklıktaki Arnavutköy Devlet Hastanesidir.

Bu nedenle;

1) Üretimin ve istihdamın merkezi olan Hadımköy’e yeni bir sağlık tesisinin acilen gerekli olup olmadığı konusunda öncelikle bir çalışma yaptıracak mısınız?

2) Bu bölgede acil ihtiyaç olan yeni bir hastane yapılması konusunda çalışma yapacak mısınız?

3) Daha önce bölgede hizmet veren, hâlen kullanılmayan ve boş olan askerî hastanenin bu ihtiyaç için öncelikle kullanılmasını düşünür müsünüz?

27.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul’da bir semt polikliniğinin hizmet kapasitesinin geliştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/435) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                          Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                      İstanbul

İstanbul, Başakşehir, Güvercintepe, Altınşehir ve Şahintepe Mahallelerinde yaklaşık 130 bin vatandaşımız ikamet etmektedir. Bu mahallelerimiz E-6 Devlet Karayolu kenarında olup en yakın hastane 20 km uzaklıktaki Başakşehir Devlet Hastanesidir. Bu bölgede, Güvercintepe Mahallemizde bir semt polikliniği olup her gün Başakşehir Devlet Hastanesinden gelen nöbetçi doktorlarla hizmet verilmektedir. Ancak tüm bölgeye yeterli hizmet verilememektedir.

Bu nedenle;

Bölgenin en uygun yerinde hizmet veren Güvercintepe Semt Polikliniğinin daha kapsamlı hale getirilerek bölge halkı için yeterli olabilecek bir konuma getirilmesi, bir acil merkezi olarak hizmet vermesi yönünde çalışma yapacak mısınız?

28.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, İstanbul’da bir semt polikliniğinin hizmet kapasitelerinin geliştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/445) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                               Süleyman Çelebi

                                                                                                                      İstanbul

İstanbul, Başakşehir, Güvercintepe, Altınşehir ve Şahintepe Mahallelerinde yaklaşık 130 bin vatandaşımız ikamet etmektedir. Bu mahallelerimiz E-6 Devlet Karayolu kenarında olup en yakın hastane 20 km uzaklıktaki Başakşehir Devlet Hastanesidir. Bu bölgede, Güvercintepe Mahallemizde bir semt polikliniği olup her gün Başakşehir Devlet Hastanesinden gelen nöbetçi doktorlarla hizmet verilmektedir. Ancak tüm bölgeye yeterli hizmet verilememektedir.

Bu nedenle;

Bölgenin en uygun yerinde hizmet veren Güvercintepe Semt Polikliniğinin daha kapsamlı hale getirilerek bölge halkı için yeterli olabilecek bir konuma getirilmesi, bir acil merkezi olarak hizmet vermesi yönünde çalışma yapacak mısınız?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkanım, otuz beş dakikam mı kaldı? Buradan öyle görünüyor.

BAŞKAN - Evet Sayın Bakanım.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Peki, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Daha önce bitirirseniz, daha önce sorusu olan arkadaşlarımız açıklama talebinde bulunabilirler sizin cevabınıza göre.

Buyurun.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Tabii, sorular çok uzun olduğu için aslında sürenin yarısını sorular almış oldu. Elimden geldiği kadar özetlemeye çalışacağım.

BAŞKAN – Zaten yarısı soru sorma, yarısı da cevap verme süresi.

Buyurun.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Peki efendim.

(6/4)’te Sayın Ensar Öğüt’ün sorusuna cevap veriyorum, Erzurum’la ilgili bir soru.

Erzurum Pasinler ilçesi Kurdu Deresi üzerinde gölet yapılmasıyla alakalı olarak Devlet Su İşlerinin Erzurum Bölge Müdürlüğüne etüt çalışması için gerekli talimatlar verilmiş durumdadır.

Ayrıca, Kurdu Deresi’nin taşkınlardan korunması maksadıyla 9 milyon 200 bin Türk lirası keşif bedelli Erzurum Pasinler Otlukkapı ve Altınbaşak Köyleri Kurdu Çayı Taşkın Koruma işi, 2012 yılı Yatırım Programı ve Uygulama Planı’nda dikkate alınacaktır.

(6/6)’da Sayın Aslanoğlu’nun sorusu Esenyurt Devlet Hastanesi ve buradaki bazı olaylarla ilgili.

Şiddet nerede olursa olsun, kime karşı olursa olsun asla hoş görmüyoruz.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda toplumda farkındalık artışına paralel olarak şiddet konusunda duyarlılığın arttığını görüyoruz, bu güzel bir şey. Bu bağlamda, sağlık alanında da şiddet konusunda artan bir hassasiyet görmekteyiz. Bu durumun şiddeti azaltmaya yararı olacağına da inanıyoruz. Biz de Bakanlık olarak, tek gayesi insanların sıkıntılarını gidermek olan sağlık personeline karşı sözlü ya da fiilî şiddetin hiçbir türüne asla tolerans göstermiyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Meclis kürsüsündeki şiddet de dâhil mi Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Şiddetin toplum hayatından tamamen çıkarılması önemli bir hedefimizdir. Bu konuda en başarılı örnekleri sağlık alanında elde edeceğimize de inanıyoruz çünkü mesai kavramı gözetmeksizin vatandaşlarımıza sağlık hizmeti vermek adına görev yapan fedakâr sağlık çalışanlarımıza, toplumun genelinde bir şükran duygusunun hâkim olduğunu da biliyoruz.

Dolayısıyla, şiddeti önleme konusunda dünya örneklerini ve ülkemizde yapılan çalışmaları, sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte oluşturduğumuz bir komisyonla değerlendirdik.

Sağlık personeline karşı şiddetle ilgili olarak sadece Esenyurt Devlet Hastanesinde değil tüm hastanelerimizde çalışmalar yapıyor, meydana gelebilecek şiddet eylemlerine yönelik tedbirler alıyoruz.

Bu kapsamda, 24 Eylül 2011’de İstanbul’da Emeğe Saygı Şiddete Sıfır Tolerans Sempozyumu’nu düzenledik. Bu sempozyumda sorunları ve çözüm önerilerini de bütün boyutlarıyla tartıştık. Konuyla ilgili olarak vatandaşlarımızı bilinçlendirmek amacıyla “Emeğe Saygı Şiddete Sıfır Tolerans” afişleri hazırlayarak bunları başta acil servislerimiz, polikliniklerimiz olmak üzere vatandaşlarımızın yoğun olarak hizmet aldığı yerlere asarak bu husustaki duyarlılığı artırmaya gayret ettik.

Esenyurt Devlet Hastanesinde görev yapan hekimlerden can güvenliği sebebiyle ayrılanların olduğuna dair bize herhangi bir bilgi ulaşmış değildir. Her kurumda olduğu gibi bu kurumumuzda da istifa, geçici görev ya da emeklilik gibi sebeplerle hastaneden ayrılışlar olmaktadır. Bakanlığımca konuya duyarsız kalınması asla söz konusu olmamıştır. Bu tarz olayların olmaması için her türlü tedbirleri almaya devam ediyoruz. Hasta ve Çalışan Güvenliğinin Sağlanmasına Dair bir yönetmelik hazırladık ve bunu yayınladık. Bu yönetmelikte, özellikle hastanelerimizin acil servisleri, 112 acil sağlık hizmeti veren kuruluşlarımız ve bütün ağız, diş sağlığı merkezlerimizde çalışan güvenliği komiteleri oluşturduk. Çalışanlara yönelik fiziksel şiddetin kontrol altına alınması için “Beyaz Kod Sistemi” dediğimiz anında, güvenlik görevlilerinin, müdahalesine imkân veren bir erken uyarı sistemi geliştirdik. Çalışanlarımızın beyaz önlüklerinden ilham alınarak, uluslararası uygulama örnekleri bulunan bu sistemde çalışanımıza yönelik herhangi bir fiziksel şiddet meydana geldiğinde güvenlik güçleri anında olaya müdahale etmektedir. Bu uygulamayı büyük hastanelerimizde başlattık ve şimdi bütün hastanelerimize yaygınlaştırıyoruz. Hasta ve çalışan güvenliği sempozyumları düzenledik. Bakanlığımca her yıl düzenlenen sağlıkta performans ve kalite kongrelerinde yine hasta ve çalışan güvenliği uygulamalarıyla çalışanlarımıza kurslar veriyoruz.

Nihayet değerli milletvekilleri, 2 Kasım 2011 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığımızın yeni teşkilat kararnamesiyle çok önemli bir ilke imza attık. Kamuda bu bir ilk oluyor. Bundan böyle sağlık hizmeti sunumunda veya bu görevlerden dolayı sağlık personeline karşı işlenen suçlar sebebiyle ceza hukuku kapsamında yürütülmekte olan işlemler ve davalarda, şiddete maruz kalan personelimize Bakanlığımızca gerekli hukuki destek verilecek. Bakanlığımızın hukukçuları ve avukatları doğrudan müdahil olacaklar. Biliyorsunuz, normalde bu suçlar kişiye karşı işlenmiş suçlar olarak kişinin kendi hukukunu koruması esasıyla bugüne kadar gelmişti. Artık, Sağlık Bakanlığında personelimize Sağlık Bakanlığı olarak hukuk hizmeti verebilecek bir düzenlemeyi yapmış olduk.

(6/29)’da Sayın Ensar Öğüt’ün, Ardahan iliyle ilgili bir sorusu var. Ardahan ilimizin nüfusu 105.454’tür. 2002 yılında Ardahan’da Sağlık Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarımızda 14 uzman hekim varken, 1 Aralık 2011 tarihi itibarıyla 51 uzman hekim aktif olarak görev yapmaktadır. Yani uzman hekim sayımızı Ardahan’da 3 katından da daha fazlaya çıkarmış durumdayız. Uzman başına düşen nüfusa göre iller sıralandığında Ardahan ili Türkiye genelinde 13’üncü sıradadır.

Şu bir gerçek, ülkemiz OECD ülkeleri ya da Avrupa’yla kıyaslandığında maalesef doktor sayısı açısından bir yetersizlik gösteriyor. Dolayısıyla bizim şu anda yaptığımız, elimizden geldiği kadar mevcut doktorlarımızı dengeli bir biçimde, hakkaniyetli bir biçimde ülkenin her yöresinde hizmet verebilecek bir şekilde dağıtmaktır. Ardahan’da da bunu yaptığımıza inanıyoruz.

Sayın Öğüt’ün (6/39) sayılı sorusunda özellikle denizler ve havuzlarla ilgili bir soru var. Deniz suyu kalitesini yüzme sezonu süresince, mayıs-ekim ayları arasında, on beş günde bir, mikrobiyolojik yönden Sağlık Bakanlığı olarak il müdürlüklerimizce izliyoruz. Bu izlemeler Yüzme Suyu Kalitesi Yönetmeliği hükümleri doğrultusunda yapılıyor. Sonuçlar bir otomasyon yazılımıyla merkezî olarak Bakanlığımız tarafından da izleniyor. Uygunsuz sonuçlar, denize kıyısı olan illerin sağlık müdürlüklerinin web sitelerinde yayınlanıyor. Herhangi bir uygunsuzluk durumunda belediyeyle ya da ilgili kurumlarla iş birliği yaparak yüzme alanlarının kullanımını yasaklıyoruz.

Yüzme havuzuyla ilgili fiziki mekânların yeteri kadar aydınlatılması, temizlenmesi, havalandırılması, ısıtılması, yüzme havuzu suyunun yılda bir kez boşaltılarak genel temizliğinin yapılması, boğulmalara karşı can kurtarmaya mahsus ilk yardım malzemelerinin hazır bulundurulması tedbirlerini de aldırıyoruz ve bunları takip ediyoruz.

Sayın Hülya Güven’in (6/45) sayılı sorusunda İzmir’in iki ilçesiyle ilgili sağlık hizmetleri sorulmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılı TÜİK verilerine göre Beydağ ilçemizin nüfusu 12.977’dir. Beydağ ilçesinde sağlık hizmetlerini aile hekimliği düzeyinde veriyoruz. İlçe yataklı tedavi hizmetlerini güçlendirilmiş bir ilçe konumunda olan ve kendisine 29 kilometre mesafede olan Ödemiş ilçesindeki 250 yataklı hastanemizden almaktadır. Bundan böyle de bu hastanemizden hizmetlerini alacaktır.

Yine, 2010 TÜİK verilerine göre nüfusu 41 bin olan Bayındır ilçemizde ise 61 yatak kapasiteli bir devlet hastanemiz hizmet vermektedir. Bu hastanemizde 16 uzman hekim ve kendisiyle birlikte 7 pratisyen hekim, 2 diş hekimi, 1 eczacı ve 50 diğer sağlık personeli görev yapmaktadır. Bu hastanemizde MR, tomografi, ultrasonografi, kemik dansitometresi, mamografi gibi görüntüleme hizmetleri sunulmaktadır ki değerli milletvekilleri, bu hizmetler bizden önceki dönemlerde büyük şehirlerimizdeki hastanelerimizde bile aksayan hizmetlerdi. Bugün bu hizmetler Bayındır Hastanemizde verilmektedir.

Her iki ilçemizde 112 istasyonu mevcuttur. Acil durumlarda Bayındır ve Beydağ ilçelerinde bulunan 112 acil sağlık hizmetleri istasyonları yirmi dört saat vatandaşımıza hizmet vermektedir. Köylerin tamamına ambulans hizmeti verilmektedir.

Şunu da ifade etmeliyim ki değerli milletvekilleri, yine AK PARTİ İktidarımızdan önce Türkiye’de köylere ambulans hizmeti verilmemekteydi, hiçbir köye ambulans hizmeti verilmiyordu. Bugün Türkiye genelinde hem kara yoluyla hem hava yoluyla bütün köylerimize ambulans hizmeti vermekteyiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Eskiden de veriliyordu Bakan, eskiden de veriliyordu.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – En uzak köye on beş, otuz dakika içerisinde kara yolu ambulansıyla ulaşılabilmektedir. Ayrıca İzmir ilinde konuşlanmış olan ambulans helikopterle bu ilçelerin en uzak köylerine de ulaşılmaktadır. Nitekim, 2011 yılı içerisinde, Bayındır ilçesinden 28, Beydağ ilçesinden de 6 adet acil vaka bu şekilde nakledilmiştir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ambulanslarda doktor var mı Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, (6/47) sayıda, Sayın Hülya Güven, yine Karaburun ilçesiyle ilgili bir soru sormaktadır. Karaburun ilçemizin nüfusu 8.689’dur. Sayın Milletvekilimizin söylediği gibi, Karaburun ve benzeri ilçelerde yaz nüfusları artmaktadır. Bu, yaz aylarında artan nüfus ile ilgili olarak ilçemize, diğer ilçelerimize olduğu gibi uzman hekim desteği yapmaktayız. İki gün, aile hekimliği uzmanları burada haftada iki gün olarak görevlendirilmektedir. İlçemizde hâlen 3 aile hekimi ve 2 acil sağlık istasyonuyla yirmi dört saat kesintisiz hizmet verilmektedir. Bu ilçemize, bütün hizmetlerin, hem birinci basamak hem yataklı tedavi hizmetlerinin birlikte verileceği, ağız diş sağlığı hizmetlerinin de birlikte verileceği bir ilçe devlet hastanesi planlıyoruz. Ayrıca hâlihazırda evde bakım hizmetleri kapsamında, yatağa bağlı olan vatandaşlarımıza, 23 kişiye evlerinde hizmet verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu şekilde Türkiye’de 100 bine yakın vatandaşımız evinde sağlık hizmeti almaktadır. Bu da yine İktidarımız döneminde başlattığımız bir yeniliktir.

Değerli milletvekilleri, Sayın Reşat Doğru, 2010-2011 yıllarında Türkiye genelindeki sezaryen sayılarıyla ilgili ve Tokat’taki sayılarla ilgili bir soru sormuştur. Başından beri Sayın Doğru bu meseleyi çok yakından takip eden değerli bir milletvekilimizdir. Bizim bu husustaki hassasiyetimizi paylaştığı için de kendisine teşekkür ediyorum.

Evet, Türkiye’de sezaryen meselesi önemli bir mesele. Bütün dünyada sezaryen sayılarında son otuz yıl içerisinde artış oldu, Türkiye'de de artışlar oldu. 2009 yılında sezaryenlerin tıbbi ihtiyaca uygun olarak yapılmasını sağlamak amacıyla özel bir program başlattık. Bu programda meslek birlikleriyle de iş birliği yapıyoruz.

2008 yılından bu tarafa yürütülen programlar etkisini göstermeye başladı. Şöyle ifade edeyim: Özellikle ilk sezaryen oranlarını, primer sezaryen oranlarını dikkatli takip etmek lazım çünkü daha önce sezaryen olan vatandaşlarımız, kardeşlerimiz sonraki doğumlarında da genellikle sezaryen ihtiyacı gösterdiklerinden bu sezaryen oranlarında bir düşüş sağlamak çok güç. Dolayısıyla “İlk sezaryen oranları yani ilk hamilelikte sezaryen oranı nedir?” bunun takibi önem taşımaktadır. Türkiye'de 2009 yılında, ilk gebelikte sezaryen oranı yüzde 27 idi. Bu, aldığımız tedbirlerle 2010’da yüzde 25’e, 2011’de de yüzde 24’lere düşmüş durumdadır.

Tokat iliyle de ilgili olarak Değerli Milletvekilimiz sormuş. Tokat ilinde durum daha iyi. Yüzde 30’larla 2009’da çalışmalarımıza başlamışız, 2010’da yüzde 25’lere, 2011’de de yüzde 23’lere düşmüş durumda.

Bu çabayı hep birlikte devam ettireceğiz değerli milletvekilleri. Gerçekten, gereksiz sezaryenlerin hem annelere hem bebeklere zarar verdiğini biliyoruz. Ben buradan hekimlerimizle birlikte vatandaşlarımıza da sesleniyorum: Sezaryen kararını mutlaka sorgulasınlar. Yani kozmetik sebeplerle -“Sezaryenle ameliyat olursam vücudum bozulmaz.” falan gibi- yapılan sezaryenler son derece yanlış işlemlerdir. Aslında tabii doğumun hem anne sağlığı açısından hem annenin beden görünümünü daha sonra devam ettirebilmesi açısından hem bebek açısından son derece faydaları olduğunu biliyoruz. Sezaryen ancak ihtiyaç olduğunda başvurulması gereken bir ameliyattır. Dolayısıyla bu konudaki programımızı devam ettireceğiz.

Sayın Reşat Doğru’nun (6/59) esas numaralı sorusunda Tokat ilindeki ağız diş sağlığı hizmetleriyle ilgili bir soru soruyor. Şu anda Tokat ilinde otuz üniteli Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz faaliyet göstermektedir.

Sayın milletvekilleri, yine dönemimizde Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla, AK PARTİ iktidarları olarak, şükürler olsun, her ilimizde ağız ve diş sağlığı hizmetlerini çok önemli oranda geliştirdik. Bu meyanda Tokat ilinde de bunu çok ciddi ölçüde geliştirmiş durumdayız. Tokat ilimizde 69 diş hekimimiz var bugün. Bunların 35’i Tokat Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde görev yapıyor. Bu Merkezin beş yataklı ve elli üniteli bir ağız ve diş sağlığı hastanesine dönüştürülmesini yatırım programımıza almış durumdayız. Söz konusu işe 2012 yılında inşallah  başlayacağız.

Sayın Ali Sarıbaş’ın (6/208) esas sayılı sorusunda İnternet bağımlığıyla ilgili bir soru var.

Değerli milletvekilleri, Sayın Milletvekilimizin, Sayın Sarıbaş’ın sorusu çok önemli. Biliyoruz ki “İnternet bağımlılığı” İnternetin kontrol dışı ve zararlı kullanımını tanımlayan bir terim. Ancak, tıp dünyasında hâlen tartışılmakta olan bir konu olduğunu da ifade etmek isterim. Son yıllarda artan İnternet kullanımıyla bağımlılıktan söz edilebilecek boyutlara bu konunun ulaştığına dair yayınlar ve vaka bildirimleri bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar İnternet bağımlılarının yaklaşık olarak yarısında, yüzde 50’sinde aynı zamanda başka bir psikiyatrik bozukluğa da işaret etmektedir. Ülkemizde de bu konuda çalışmalar yapılıyor. Özellikle genç yaş grubunda birtakım psikiyatrik bozukluklarla birlikte ailede bağımlılığa yatkınlık olduğu ülkemizde de gösterilmiş durumdadır.

Bu konuda yapılan en önemli araştırmalardan biri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan “İnternet Kullanımı ve Aile” araştırmasıdır. Türkiye’de psikiyatri hekimlerimizin de yaptığı birçok çalışma var. Hekimlerimiz hastalık seviyesinde İnternet kullanımıyla ilgili klinik tecrübelerini paylaşıyorlar. Ancak diğer bağımlılık tiplerinde olduğu gibi çerçevesi tam çizilmiş bir teşhis ve değerlendirme ölçütünün olmadığını da biliyoruz. Bu sebeple, Türkiye’deki hekimlerimiz normal ve hastalık seviyesinde İnternet  kullanımının sınırlarını çizmek açısından dikkatli davranıyorlar ve hastalık seviyesinde kullanım konusu üzerinde de önemle duruyorlar. Bütün bu bilgileri göz önünde bulundurarak ailelerin yakınmalarını dikkatle izliyoruz, bilim dünyasındaki araştırmaları da kayıt altına alıyoruz. Bu doğrultuda Bakırköy Ruh Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bir pilot çalışma başlattık. İnternet  bağımlılığına yönelik bilişsel davranışçı tedavi uygulamak üzere başlatılan poliklinik hizmetinin sonuçlarını 2012 yılında değerlendirerek ülke genelinde ne yapacağımızı daha iyi tespit etmiş olacağız. Böylece 2012 yılında bilim adamlarıyla ortak bir çalışma grubuyla yeni adımlar atmak üzere de bir planlama yapmış durumdayız.

Sayın Alim Işık’ın, hastalarımızdan alınan katkı paylarıyla ilgili bir sorusu var. Gerçi Sayın Işık bunları “muayene ücreti alınması” şeklinde değerlendirerek soruları sormuş. Şunu ifade etmeliyim ki Türkiye’de kamu hastanelerimizde hiç kimseden muayene ücreti alınmamaktadır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Katkı payı, katkı payı!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Özel hastanelerde de eğer sigortayla, sosyal güvenlikle anlaşma varsa yine muayene ücreti alınmamaktadır.

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Eczanede ne alıyorlar Sayın Bakan?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – O da muayene ücreti değil mi Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Dolayısıyla, doğrudur, katkı payları alınıyor. İfadeyi net olarak “katkı payı” şeklinde belirleyip sonra bunlar ne kadardır şimdi sizlere de bildirmiş olacağım.

Aile hekimliği muayenelerinden bir katılım payı alınmamaktadır. İkinci basamak, Sağlık Bakanlığımıza bağlı resmî hizmet sunucularında, hastanelerde 5 lira katkı payı alınmaktadır. Eğitim araştırma hastaneleri, üniversitelerde de 5 lira katkı payı alınmaktadır muayenelerde ama özel sağlık hizmeti sunucularında ise 12 lira katkı payı alınmaktadır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Reçete yazılırsa?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Reçete yazılmışsa bunlara 3’er lira da eklenmektedir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – On gün içinde ikinci muayene yapılırsa?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – On gün içerisinde de ikinci muayene yapılmamaktadır çünkü on gün içerisinde olan kontrol muayenesidir ve bu muayenenin sosyal güvenliğe fatura edilmemesi gerekmektedir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Başka doktora giderse ne ödüyor Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Katılım payı getirilmesinin bir temel amacı var sayın milletvekilleri.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sürekli katkı payı alıyorsunuz Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bizim dönemimizde vatandaşımız muayenehane çilelerinden kurtulmuştur. Şimdi, bu soruların tamamen iyi niyetle sorulduğundan ben eminim ancak şunu da göz ardı etmemeliyiz değerli milletvekilleri: Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan önce, AK PARTİ iktidarlarından önce hepimiz muayenehanelere mahkûmduk. İşçiyken de böyleydik, memurken de böyleydik, emekliyken de böyleydik. Bir yerde bir hastanız, önemli bir hastalığınız varsa mutlaka bir muayenehaneye gitmek zorundaydınız, günün rayicine göre 100 lira, 150 lira, 200 lira, 500 lira, ameliyatlar için vatandaşın adını koyduğu “bıçak parası” şeklinde 500 lira, bin lira, 2 bin lira 5 bin lira vermek zorundaydınız. Türkiye’de vatandaşlarımız Allaha şükürler olsun bu çileden kurtulmuştur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bugün bıçak parasını devlet alıyor ama! Devlet alıyor o parayı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Neden katkı payı, neden 5 lira, neden 12 lira?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – O aldığınız 5 lira, 8 lira bıçak parası değil mi Sayın Bakan? Ne alakası var, o da para değil mi? (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı konuşmalar)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Türkiye’de hekim sayımız yetersizdir, dolayısıyla biz vatandaşlarımızı önemli olmayan hastalıkları için aile hekimlerinden hizmet almaya yönlendirmeliyiz. Bakınız değerli milletvekilleri, daha basit hastalıklar için vatandaşlarımız hastanelere gittiğinde ağır hastalığı olan vatandaşlarımıza ayrılacak süreler azalmaktadır. Onun için bu katkı payları son derece iyi niyetle konmuş rakamlardır ve vatandaşlarımızın basamaklı sevk sistemini benimsemelerini teşvik etmek amacıyla konulmuştur.

Değerli milletvekilleri, herkes biliyor ki, Türkiye’de bugün, hastalanmışsanız, bir köyde yaşayan çoban da olsanız, size bir helikopter ambulans gelir, sizi bir merkeze ulaştırır. Bugün Türkiye’de acil sağlık hizmetleri almak için bir özel hastaneye de gitseniz sizden hiç kimse para tahsil edemez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yapmayın Sayın Bakan!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Sağlık Bakanlığı olarak acil hastalardan, yoğun bakım gerektiren hastalardan para alan özel hastanelere, 2011 yılı içinde birçok özel hastaneye on gün hasta almama cezası verdik. Bakınız, bir özel hastane ama elimizde bununla ilgili kanunlar var, yönetmelikler var, Başbakanımızın genelgesi var; dolayısıyla, vatandaşımızı biz asla piyasanın geçmişte olduğu gibi ezici şartlarına terk etmedik, bundan sonra da terk etmeyeceğiz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Aldığınız katkı payları nedir Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Dolayısıyla katkı paylarını…

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen dinleyiniz, lütfen…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, ama doğru şeyleri söylesin Sayın Bakan, doğru söylemiyor.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – …vatandaşın verdiği bu katkı paylarını…

BAŞKAN – Sorulara cevap veriyor Sayın Bakan.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğru söylemiyor efendim.

BAŞKAN – Dinleyeceksiniz tabii ki.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – …geçmişle kıyaslayarak düşünmek lazım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğru söylemiyor. Doğru söylesin, dinleyelim.

BAŞKAN – Lütfen ama…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Peki, katılım payları eczanelerden neden tahsil ediliyor?

Değerli milletvekilleri, eczaneleri sadece vatandaşa ilaç veren, hatta        -tırnak içinde söylüyorum- yanlış bir değerlendirmeyle, ilaç satan yerler gibi düşünmeyelim, eczaneler de vatandaşa sağlık hizmeti sunulan yerlerdir. Dolayısıyla zaten eczanelerde vatandaşın ilaçları için bildiğiniz gibi eğer bir raporu yoksa yüzde 10, emekliler için; çalışanlar için yüzde 20 ilaç katkı payları var. Buralarda diğer katkı paylarının da ödenmesi, hastanelerimizde yığılmaları, hastanelerimizde gereksiz kuyrukları önlemektedir. Bunu değerli eczacı kardeşlerimizle, eczacı birliklerle görüştük, zaman zaman itirazları oldu ama nihayetinde bunun vatandaşa bir hizmet olduğunu herkes kabullenmiş durumda. Dolayısıyla bu uygulamalarımız bundan sonra da devam edecektir.

Esas numarası (6/237) olan…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ödenmeyen ilaçlar ne olacak? Reçete edilmiş, ödenmiyor ilaçlar.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi bu kürsüden ben konuşurken sürekli olarak oradan, konuşmaya müdahale eden bir milletvekilinin konuşmasını vatandaşlarımız duymuyor ama vatandaşlarımız verilen hizmeti görüyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakınız, 2003 yılında İstatistik Kurumunun yaptığı değerlendirmelerde, Türkiye’de vatandaşımızın sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı, “Ben memnunum bu hizmetlerden.” diyenlerin oranı yüzde 39,5’tur, 2010 yılında yapılan değerlendirmede bu yüzde 73’tür. Bunun için biz Allah’a şükrediyoruz; bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir başarısıdır, bununla hepimiz iftihar ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Esas numarası (6/237) olan, Sayın Halaman’ın sorusunda Kozan Devlet Hastanesindeki doktor sayılarından, yetersizlikten bahsediliyor. Daha önce de söyledim, ülkemizde yetişen hekim sayısı henüz beklentilerimizi karşılayacak düzeyde değildir. Yıllarca tabip örgütlerinden, üniversitelerden hekim sayılarının artırılmasına karşı bir direnç olmuştu. Maalesef, bu sayıyı artırmak görevi olan, bu hizmeti vermek görevi olan Yükseköğretim Kurulu da -YÖK yani - bu hususta gerekenleri yapamamıştı. 2008’den itibaren durum değişti değerli milletvekilleri. Sağlık Bakanlığı olarak, Hükûmet olarak sürekli taleplerimiz YÖK tarafından da doğru algılanmaya başlandı ve tıp fakültelerinde kontenjanlar artırıldı. 5 binlerde olan kontenjan sayıları bugün 9 bine yaklaşmış durumdadır. Bunun 10 bini de aşması lazım ama takdir edersiniz ki bir hekimin yetişmesi altı yedi seneyi alıyor. Bir uzman hekimin yetişmesi on bir, on iki seneyi alıyor. Dolayısıyla biz bir 2023 vizyonu koymuş durumdayız. 2023’te ülkemizde 200 bin hekim olsun ve bu şekilde vatandaşlarımız da hizmeti daha iyi alsın, hekimlerimiz de ağır bir iş yükünden kurtulsun istiyoruz ama çok açık ifade ediyorum…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İthal hekimler bunu yapar Sayın Bakan, merak etmeyin!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -  Değerli milletvekilleri, ben dokuz sene boyunca bu kürsüden bu meseleleri çok anlattım, Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarında var. Muhalefet partilerimizden, değerli Milliyetçi Hareket Partisinden değerli üyelerden, Cumhuriyet Halk Partisinden değerli üyelerden çıkıp burada “Esef ediyoruz, bir akademisyen Sağlık Bakanı nasıl Türkiye’de doktor sayısının artırılmasını ister?” diye konuşanlar oldu çünkü hepimize böyle inandırmışlardı ama biz bugün biliyoruz ki Türkiye’de doktor sayısının artması lazım, bunun için de hepimiz gayret ediyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Önce altyapı lazım.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -  Kozan ilçemizin nüfusu yaklaşık 127 bindir. Kozan Devlet Hastanesinde 39 uzman hekimimiz görev yapmaktadır. Kozan ilçemizde bugün itibarıyla 3.200 kişiye 1 hekim düşmektedir. Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan önce, 2002 yılında 6.500 kişiye 1 uzman hekim düşmekteydi. Yani uzman hekim sayısı Kozan’da da 2’ye katlanmıştır ama Milletvekilimiz haklı, bu değerli heyetten her kim “Benim şehrimde, benim ilçemde doktora ihtiyaç var.” diyorsa haklı. Bizim yapabileceğimiz, Türkiye’deki mevcut doktorlarımızı olabildiğince hakkaniyetli ve adaletli olarak yurdun her yerinde hizmete göndermektir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İthal hekimlerle de çözersiniz sorunu!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Sayın Aslanoğlu ve Çelebi’nin (6/262, 266, 302, 374, 292, 294 ve 399) esas numaralı soruları son derece önemli bir hususa işaret etmektedir. Bu sorular bizim, İstanbul’da “Çekmece bölgesi” dediğimiz Çatalca, Silivri, Büyükçekmece, Beylikdüzü, Esenyurt, Avcılar, Küçükçekmece ve Başakşehir ilçeleriyle ilgili sorulardır. İstanbul’un bu bölgesinde yatak sayısı İstanbul’da en az olan bir yoğunlukla karşı karşıyayız. Dolayısıyla, Bakanlık olarak bu bölgede yatak sayısını artırmak için çok ciddi bir çabanın içerisindeyiz. Özellikle Avcılar’da, Esenyurt’ta arsa bulma konusunda çok sıkıntı çektik çünkü buralar hızlı şehirleşmeyle arsaların büyük kısmı kullanılmış olan yerlerdi ama uzun çabalar sonucunda, değerli milletvekilleri, arsaları da temin ettik. Şöyle ifade edeyim: Başakşehir’de 100, Esenyurt’ta 175, Büyükçekmece’de 50 yataklı hastanelerimiz şu anda hizmet veriyor ama bunların yetersiz olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, Büyükçekmece’ye 200, Esenyurt’a 300, Çatalca’ya 100, Beylikdüzü’ne 300, Avcılar’a 300 yataklı yeni hastane yapımını planlamış durumdayız. Bütün bunları 2012 yılında başlatabileceğimize inanıyoruz, hazırlıklarımızı bu şekilde geliştirdik ancak Avcılar’daki 300 yataklı hastane için henüz bir arsa temin edebilmiş değiliz, orada sıkıntımız var, diğer bölgelerde arsa meselelerini hallettik, projeleri yapıyoruz ve yakında ihalelerini yapacağız. Ayrıca, bu bölgeye 2.682 yataktan oluşan büyük bir sağlık şehri planlamış durumdayız. İstanbul’un bu bölgesinde “İkitelli sağlık kampüsü” ya da “sağlık şehri” diyebileceğimiz ya da “Büyükçekmece sağlık şehri” diyebileceğimiz büyük bir sağlık şehrinin ihalesini başlatmış durumdayız. Öyle ümit ediyorum ki altı ay içerisinde bu büyük tesisin -tekrarlıyorum, 2.682 yataklı bu muhteşem tesisin- inşallah yapımına başlamış olacağız.

Fatih ilçesinde, Gaziosmanpaşa’ya 550 yataklı iki hastane, Sultangazi’ye de 600 yataklı yeni bir hastane planlamış durumdayız.

Hadımköy’de, Arnavutköy ilçesinde 211 yataklı bir hastane yaptık, bu hastaneden hizmetlerin alınmasına devam edilecek.

Sayın Aslanoğlu’nun (6/277) sayılı sorusunda, kamudan ayrılan hekimlerle ilgili bir ifade var.

Değerli milletvekilleri, Bakanlığımız kadrolarında, 30/6/2011 -yani haziranın son gününden itibaren kasımın son gününe kadar- 30/11/2011 tarihleri arasında, klinik şefi, klinik şef yardımcısı, uzman tabip, tabip, başasistan ve asistan olarak görev yapan hekimlerden 407’si emekli olmuş, 1.859’u da istifa olmak üzere toplam 2.266 kişi ayrılmıştır ancak bu tarihlerde, aynı tarihlerde, 7.196 hekim de Bakanlığımız kadrolarına atanmıştır. Şimdi bu son derece tabii bir iş.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Üniversiteler dâhil mi?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Biraz sonra, bir başka karşılaştırma da yapacağım bir başka soru vesilesiyle.

Değerli milletvekilleri, bu Tam Gün Kanunu’ndan dolayı kamudan önemli sayıda ayrılış falan yoktur, hizmetler devam etmektedir. Ben, muhalefetimizin tam gün konusunda bize yani AK PARTİ’ye desteğini bekliyorum çünkü tam gün halkın yararına bir kanundur.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Üniversiteler dâhil mi Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Tam gün, vatandaşlarımızı ister üniversite hastanelerinde olsun isterse kamuya ait diğer hastanelerde olsun, muayenehanelere yönlendiren köhnemiş bir sistemin sonlandırılmasıdır. Ben bu hususta değerli muhalefetimizden de destek bekliyorum çünkü tam gün şu anlama geliyor…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kanun teklifi verin Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Ben vatandaş olarak devletin hastanesine gittiğimde ayrıca para ödemek zorunda kaldığım bir muayenehaneye yönlendirilmeyeceğim, bunun çilesini çekmeyeceğim.

Değerli milletvekilleri, bizi izleyen vatandaşlarımız, Türkiye Büyük Millet Meclisini izleyen vatandaşlarımız bu konuşmanın anlamını çok iyi biliyor.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Doktor maaşları ne olacak Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Biz yıllarca çile çektik, yıllarca çile çektik; bu çile sonlandırılmıştır. Bugün Sağlık Bakanlığında 31 bine yakın hekim devletinin hastanelerinde vatandaşımıza hizmet etmektedir. Evet, haklısınız, bu hizmetin karşılığında biz vatandaşımızdan 5 lira katkı payı alıyoruz ama 5 bin lira ameliyat parası almıyoruz, 500 lira muayene parası almıyoruz. İşte AK PARTİ’nin farkı bu, değerli milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Onu da almayıver ne olur!

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz çok azaldı, lütfen…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Sayın Süleyman Çelebi’nin sorusuna cevap veriyorum: Değerli milletvekilleri, 2011 yılı Mart, Nisan, Mayıs, Haziran aylarında, dört ayda çeşitli sebeplerle Sağlık Bakanlığından ayrılan uzman sayısı 1.476 olup, değişim oranı yüzde 4,7’dir. Tam Gün Kanunu ile ilgili bir kararname yaptık biliyorsunuz. Bu kararnameden sonra ayrılan uzman hekim sayısı 1.424 olup, değişim oranı yüzde 4,6’dır. Yani gördüğünüz gibi, tam gün sayısı kamudan ayrılan hekimlerin sayısı itibarıyla bir farklılık oluşturmamıştır.

Ülkemizde hâlen toplam öğretim üyesi sayısı, üniversitelerde tıp fakültesi öğretim üyesi sayısı 12.993 olup -bize bildirilen sayılarla- tıp fakültelerinde 630 kişinin muayenehanesinin olduğu ifade edilmiştir. Dikkatinizi çekiyorum: Ortalıkta koparılan gürültü aslında beyhude bir gürültüdür. Biz vatandaşımızı bir daha bu çileyi çekecek bir köhne sisteme -biraz önce de söyledim- asla döndürmemeliyiz.

Şunu da yaptık: Bu dönüşüm sürecinde bir problem olursa bize müracaat edilmesi için hem vatandaşımıza hatlarımızı açtık -bu hususta müracaat edebileceği hatları- hem üniversitelerimize, YÖK’e yazı yazdık. Dolayısıyla, vatandaşımızı mağdur etmedik, bundan sonra da asla mağdur etmeyeceğiz. Tıp fakültelerinden bir öğretim üyesi ayrılıp da piyasada para kazanmayı kendisi için daha uygun görmüşse bu kendi tercihidir.

Soruda akademik çalışmalarının ne olduğu soruluyor. O değerli tıp fakültesi üyesi bu hususta tercihini yapmıştır, tercihini yapmakta da hürdür.

Evet, sorularımın bir kısmı herhâlde yetişmeyecek Değerli Başkanım. Müsaade ederseniz ben burada sonlandırayım, daha sonraki bir zamanda da kalan soruları sonlandırmaya gayret edelim.

Değerli heyetimizi ve Değerli Başkanımızı saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Güven, Sayın Çelebi ve Sayın Sarıbaş’ın sorularıyla ilgili açıklama talepleri var.

Sayın Çelebi, buyurun.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle “Şiddet gören hekime hukuki destek yerine şiddete neden olan politikalarınızı değiştirmeniz gerekmez mi?” diye Sayın Bakana sormak istiyorum. Ayrıca, Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulamaya konduktan sonra şiddet artarak devam etmiştir. Bunun nedenleri konusunda Sayın Bakan bizi aydınlatıcı bir bilgi verebilir mi?

Tıp fakültelerinin altyapısını, öğretim üyesi sayısını artırmadan öğrenci sayısını artırdınız. Yetişen hekimlerin yeterli donanımlı olduğunu düşünüyor musunuz?

Bunları sormak istiyorum Sayın Bakandan ve en son da Van’da özellikle soğuk nedeniyle insanların donduğunu ve orada ciddi ölümcül nedenlere doğru sorunlar yaşandığını sürekli bize aktarıyorlar. Bu konuda bir tedbir almayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Güven…

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim Sayın Bakana sormak istediklerim: “Karaburun ilçesinde yatağa bağlı 23 kişiye evde hizmet verilmektedir.” deniliyor. Bu hizmeti aile hekimleri mi veriyor, yoksa ayrı bir grup tarafından mı veriliyor? Aile hekimleri veriyorsa nasıl yetişiyor? Ve toplam oradaki yatağa bağımlı, evde bakım gerektiren hasta sayısı 23 kişi mi, yoksa bir kısmı mı, onu öğrenmek istiyorum.

Ayrıca, bu sevk zinciri başlamadan önce söylenen bir slogan vardı “Hekim seçme özgürlüğü.” diye. Sevk zinciri geldiği zaman hekim seçme özgürlüğü bitmiş olmuyor mu? O zaman neden bahsediyoruz hekim seçme özgürlüğünden?

Bir de aile hekimleri, biliyorsunuz, tek hekim ve genellikle tek yardımcı sağlık elemanıyla birlikte çalışmaktadırlar. Bütün bu koşullarda 3 bin nüfusa hatta yetmediği yerde 4 bin nüfusa da aile hekimi hizmet verebilmektedir. Köyleri de katarsak 10’ar kilometrelik, 20’şer kilometrelik mesafeler söz konusu olabilmektedir. Aile hekimi nasıl yetişiyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Sarıbaş…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Bakan, öncelikle İnternet’le ilgili Sağlık Bakanlığımızın sorularımın karşısında aldığım cevapta, bu konuda dünya çok ilerlemesine rağmen Türkiye’de bu konuda daha çok geride kaldığımızı, hâlâ incelemede ve bilimin bu konuda çok net olarak kesinleştirmediğini gördük. Sadece, verdiğiniz yanıtlarda Sağlık Bakanlığında bu konuda özel bir birim açılmadığını, üniversitelerle ilişkiye geçilmediğini anlamaya çalıştım ve bu sorum içerisinde çağımızın hastalığı olan ve gençlerimizin özellikle İnternet’e bağımlılığını, dünya bunu çok ciddi bir konum içerisine almışken Bakanlığımızın bu konuda ciddi bir araştırma ve ciddi bir önlem içerisinde olmadığını görüyorum. Gelecek nesillerin -Türkiye genç bir nüfus bu anlamda da- gelecek gençlerimizin tehlikeli olduğunu uyarmak istiyorum.

İkinci özel bir sorum: Çanakkale’de özellikle Çanakkale Devlet Hastanesi yerinden kaldırılarak taşınacak mıdır? Çanakkale Devlet Hastanesi dokuz tane ilin içerisinde pilot bölge seçilmiş midir ve seçildiyse Çanakkale Devlet Hastanesi bir başka deyişle özelleştirilecek midir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Son soru, Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkanım,  teşekkür ediyorum. Sayın Bakana da verdiği cevaplar nedeniyle ayrıca teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, devlet hastanelerinde ve üniversite hastanelerinde 5’er lira, özel hastanelerde 12 TL alınan katkı payının basamaklı sevk sistemini teşvik için konulduğunu ifade etmiştir. Ayrıca 3 TL’lik reçete payını da eczanelerimizin ayrıca bir eğitim hizmeti kapsamında topladığını ifade etmiştir ama eczaneler ve hastalar, gerçekten bu uygulamadan çok rahatsızdırlar. Yani eczanelerde toplanan, verilen ödemenin 3 liralık kısmının hastanelerde yığılmaya neden olacağı yönündeki bir gerekçenin çok doyurucu olmadığını ifade ediyorum. Ayrıca uygulamalara devam edileceği yönündeki kararlı tutumunun da tekrar gözden geçirilmesi hâlinde milletimiz adına daha yararlı olacağını düşünüyorum.

Sayın Bakanım, tabii, süreniz yetmediği için açıklayamadınız ama Kütahya’nın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Akar, Sayın Değirmendereli, Sayın Baluken ve Sayın Demir; sisteme girdiniz ama burada hangi sayın milletvekillerimize söz veriyoruz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Akar.

Daha önce yazılı sorusu olup Sayın Bakanımızın cevaplandırdığı sorularla ilgili sayın milletvekillerimiz yeniden bir açıklama talebinde bulunabilir. İç Tüzük bunu istiyor.

Buyurun Sayın Bakan, yerinizden, daha sonraki açıklama taleplerine cevap veriniz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Şimdi, Sayın Çelebi’ye şunu söylemek isterim: Şiddete karşı durmak, şiddeti bir şekilde önlemeye çalışmak için ne söylesek doğrudur. Size bu konuda tamamen katılıyorum. Yalnız, Sağlık Bakanlığının ya da Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uyguladığı yeni politikalar dolayısıyla şiddetin arttığı düşüncesi yanlış bir düşünce, hiçbir bilimsel temeli olmayan bir düşünce.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Var ama Sayın Bakanım, yoğunlaştı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Bu hususta özellikle bazı örgütler sürekli bunu pompalıyorlar. Ben, yıllarca metotla çalışmış bir bilim adamıyım. Dolayısıyla şiddetin arttığına dair elimizde bir bulgu yok.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Biz verelim Sayın Bakan, bizde var.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Ama ben şunu ifade ediyorum: İster artsın ister azalsın ister aynı kalsın, Sayın Çelebi, isterse Türkiye’de yılda bir defa olsun, bu bizim için çok önemli.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Bizim de söylemek istediğimiz bu.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Şimdi, bir değerli sağlık çalışanımıza kendini bilmez, haddini bilmez bir kişi saldırdığı zaman, sözlü, fiilî bir müdahalede bulunduğu zaman bunu sağlık politikalarına bağlamak gerçekten insafsızlık, açık söyleyeyim. Hiçbir delili yok. Bunu söyleye söyleye, çamur at bir yerde kalır diye düşünülüyor. Hangi sağlık politikasına bağlayacaksınız? Siz sendikacılık yaptınız uzun yıllar.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Evet.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Yani eski SSK hastanelerindeki çileyle şimdi o hastanelerde verilen hizmet arasındaki farkı siz görmüyor musunuz? Hepiniz görüyorsunuz bunu.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Bakan, ben şiddetten bahsediyorum.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Dolayısıyla “Şiddete sebep olan politikalarınızı değiştirmek gerekmez mi?” sorusu beyhude bir sorudur. Sağlık Bakanlığının bütün politikaları vatandaşımıza hizmet etmek, sağlık çalışanlarını rahat ettirmek, sizin de ifade buyurduğunuz gibi şiddeti önlemeye çalışmaktan ibarettir.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Biz de bunu istiyoruz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Öğrenci sayısıyla ilgili olarak, özellikle büyük üniversitelerimizde, gerçekten çok daha fazla sayıda öğrenciye hizmet verilebilecek bir alan var Sayın Çelebi. Şu ifadenizi doğru karşılıyorum: Yeni kurulan tıp fakültelerinde öğretim üyesi sıkıntısı çekilebilmektedir. Biliyorsunuz YÖK bunu halletmek için bir rotasyon uygulaması başlatmak istedi maalesef idare hukukundan bu döndü. Gelin elbirliği yapalım. Değerli üniversite hocalarımızın geçmişte olduğu gibi -biz böyle yetiştik Erzurum’da- taşrada yeni kurulmuş olan üniversitelerimizde hizmet etmesi için YÖK’e destek olalım. YÖK’e bu desteği vermek zorundayız ancak şunu ifade edeyim: Türkiye’de 1 öğretim üyesi başına düşen öğrenci açısından meseleyi değerlendirirsek, mesela Almanya’da 1 tıp fakültesi öğretim üyesine 22 öğrenci düşerken Türkiye’de bu sayı bundan yaklaşık olarak sekiz sene önce 4’tü, şimdi 6’lara doğru yükselmiş oldu. Onun için Türkiye’de yeteri kadar öğretim üyesi var, bunların dağılımını bence iyi bir şekilde gerçekleştirmeliyiz.

Van’da sağlık sebebiyle insanların donduğu gibi bir ifadeniz oldu.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Evet, aynen öyle.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Şükürler olsun bugüne kadar Van’da donan bir vatandaşımız olmadı, inşallah bundan sonra da olmaz, deprem şartlarında.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Bize sürekli… Yarın tekrar gideceğim. Yanarak ölen de var.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Şunu ifade edeyim Sayın Çelebi… Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) –  Neden yanarak ölüyor? Soğuktan dolayı, buzlandığı için.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Siz konuştunuz, müsaade ederseniz ben cevap vereyim. Cevap verebilir miyim size efendim?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Tabii ki efendim.

Biz de yarın bir daha gideceğiz. Oradaki gözlemimizi buraya yansıtacağız.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sağlık hizmetleri açısından Van’da verilen hizmetler hem Vanlı kardeşlerimiz tarafından hem Türkiye tarafından hem de dünyada bu meseleyi izleyen örgütler tarafından çok büyük takdir görmüştür. Deprem şartlarında hakikaten işler çok zor, herkesin işi çok zor. Orada çalışan bütün değerli kardeşlerimize de Allah kolaylık versin, Vanlı kardeşlerimizle, hemşehrilerimle beraber. Ama şunu ifade edeyim: Sağlık çalışanları mükemmel bir organizasyon. Başlangıçtaki kurtarmadan daha sonraki hastane çalışmaları, sanitasyonlar, çevre sağlığı, temel sağlık, toplum sağlığıyla ilgili çalışmalar, aşılamalar olmak üzere mükemmel bir başarı göstermişlerdir. Hepsinin alınlarından öpüyorum ve yüce Meclisin huzurunda da o sağlık çalışanlarına teşekkür ediyorum.

Sayın Güven, Karaburun’daki bu 23 değerli kardeşimize, aile hekimleri ve toplum sağlığı tarafından evde sağlık hizmetleri verilmektedir. 444 38 33 numaralı telefonumuzu arayan her vatandaşımıza bu hizmet veriliyor. Buradaki hedefimiz, kimin ihtiyacı varsa bunu vermektir. Eğer bu ilçemizde de eksik kalmışsa, siz de lütfen yardımcı olun, evde sağlık bakımını o kardeşlerimize, vatandaşlarımıza da verelim.

Şu anda bir sevk zincirinden, aktif bir sevk zincirinden bahsetmiyoruz. Biz sadece basamaklı bir müracaatı teşvik etmek açısından katkı payları alıyoruz. Bu İsveç ve benzeri ülkelerde uygulanan bir modeldir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bir dakika daha verir misiniz.

BAŞKAN – Buyurun.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Teşekkür ediyorum.

Aile hekimlerinin 3 bin nüfusa yetişmesinin zor olduğunu biliyoruz, diğer personelin de ama Türkiye’deki sağlık personelinin sayısı ve aile hekimlerinin sayısı itibarıyla böyle bir dağılım yapmak zorundayız. Yalnız özellikle kırsala dağılım yaparken, 2 bin kişiye hatta 1.500 kişiye hizmet verecek şekilde yeni bir planlamayı da şu anda yapıyoruz. Bununla ilgili mevzuatımızı değiştirdik.

İnternet’le ilgili hassasiyetine teşekkür ediyorum Sayın Sarıbaş’ın. Bizim de bu husustaki hassasiyetimizin devam edeceğini ve artacağını size ifade edebilirim.

Çanakkale Hastanesi, evet, yeni bir hastane yapacağız. Tabii ki yeni bir hastane yaptığımızda eski hastaneyi oraya taşıyacağız ama Çanakkale’de de eski hastanemizin bulunduğu yerde yine bir sağlık hizmetini de vatandaşımıza vermeye devam edeceğiz.

Sayın Işık basamaklı sevk sisteminden ve bu arada eczanelerin uygulamadan rahatsız olduğunu söyledi. Tekrar ifade ediyorum: Evet, bundan rahatsız olan eczaneler olmuş olabilir ama gerçekten biz bunu tecrübe ettik, başlangıçta SSK hastanelerinde ya da diğer hastanelerde vatandaştan alınan bu katkı paylarının çok ciddi bir mağduriyete yol açtığını gördük. Bu meselenin ilaç alınması sırasında halledilmesi daha pratik görünüyor birtakım mahzurlarına rağmen.

Çok teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru önergesi cevaplandırılmıştır.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Bakan, şimdi bir daha Van’dan aradılar.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

Kapanma Saati: 18.43

 

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 29’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Birinci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

17 Kasım 2011 tarihli 20'nci Birleşimde 1’inci madde üzerindeki görüşmelerle, soru-cevap işlemi tamamlanmıştı.

Şimdi 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Candan Yüceer, Tekirdağ Milletvekili.

Buyurun Sayın Yüceer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun 3’üncü maddesine ilişkin söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısıyla Yeni Zelanda Hükümeti ile ilişkilerimizin daha da pekişeceği, bu kanun tasarısının her iki ülkenin siyasi, ticari ve kültürel ilişkilerini olumlu etkileyeceği görülmektedir.

Yeni Zelanda ile Türkiye'nin tarihten gelen dostluğu bulunmaktadır. Türkiye ile Yeni Zelanda arasındaki ilişkilerin tarihi Türk-Anzak ordularını karşı karşıya getiren Çanakkale savaşlarına dayanmaktadır. Her iki ülke arasındaki karşılıklı iyi duygular o büyük çatışma ortamında filizlenmiş, gelişerek devam etmiştir. Tarihte büyük bir savaşla başlayan bu dostluk her yıl her iki  ülkenin insanlarının o günlerin anısına gerçekleştirdiği etkinliklerle hatırlanmaktadır.

                                   

(x) 21 S. Sayılı Basmayazı 17/11/2011 tarihli 20’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Değerli milletvekilleri, yabancı ülke insanlarının etkinlik düzenleyerek yaptığını biz bu yıl gerçekleştiremedik. Bilindiği gibi bu yıl, şehitlerimiz ve Van depremi nedeniyle, tüm yurtta Cumhuriyet Bayramı kutlamaları iptal edildi.

Ben öncelikle şehitlerimize ve Van’da meydana gelen depremde ve hemen hemen her gün çadırlarda yaşamlarını yitiren yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı, yaralılara acil şifa diliyorum.

Tüm yurtta olduğu gibi Tekirdağ’ın da birçok ilçesinin kurtuluş günleri iptal edilmiştir. AKP Hükûmeti şehitlerin ve depremin arkasına sığınarak bir şey yapmaya çalışmıştır. Hatırlarsanız, tüm yurtta törenler iptal edilirken Sayın Bakan oğlunun düğününü iptal etmedi, devlet erkânı da bu düğüne katılmaktan geri kalmadı. Bu büyük acıları yaşadığımız günlerde düğün yapabilenler Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayamadılar.

Değerli arkadaşlar, galiba niyet başka olunca, akıl bahane, dil yalan üretiyor. 13 Kasım 1922, düşman işgalinden kurtulduğu günden bugüne tam seksen dokuz yıldır Tekirdağlılar Tekirdağ ve cumhuriyete nasıl sahip çıktıysa bugünden yarına da bu topraklara, bu değerlere sahip çıkacaktır. Çünkü Tekirdağ, Tekirdağlılar bu aydınlık yoldan hiçbir zaman şaşmamıştır, şaşmayacaktır. Tekirdağ’ımızla beraber tüm ülkemizde bu zaferin kolay kazanılmadığını, cumhuriyetin kolay kurulmadığını biliyoruz. Bu sebepledir ki cumhuriyetimiz, vatanımızın her karış toprağı, dökülen şehit kanlarıyla tesis edilmiş birlik ve beraberliğimiz bizim için her şeyden önemlidir. Herkes şunu iyi bilmelidir ki cumhuriyetimiz ilelebet var olacak, Atatürk ilke ve devrimlerine olan bağlılığımız kararlılıkla devam edecektir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu millet kanıyla, bedel ödeyerek kazandığı bağımsızlığına, cumhuriyetine her zaman, her koşulda sahip çıkacaktır. Halkımız Hükûmetin tüm çabalarına rağmen sokaklara dökülerek tarihine ve cumhuriyetine nasıl sahip çıktığını ve çıkacağını göstermiştir. Böyle atalara, böyle bir tarihe sahip olmak en karanlık günlerde bile bizim için bitmeyen bir umut ve mücadele sebebidir. Üstün bir mücadeleyle bu güzel vatanı ve güzel ilimizi bizlere bırakan atalarımızı minnetle ve şükranla anmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu topraklarda, güzel Trakya’mızda çevre şartları son on yıldır insan sağlığını tehdit eder boyutlara ulaşmış durumdadır. Ergene Nehri doğduğu noktada içilebilir nitelikteyken söz konusu kirlenme sonucu âdeta zehir saçmaktadır. Bölgemizde kanser vakaları arttı, yer altı suları kirlenme sebebiyle kullanılmamakta, Ergene sanayi lağımına dönüşmüş hâldedir. Ergene Nehri’nden sulu tarım yapılamamaktadır. Trakya topraklarının verimliliği düşmüştür. Ürünlerde ağır metallerin varlığı bilimsel çalışmalarda yayınlanmıştır. Son günlerde yapılan araştırmada, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalının yaptığı Ergene’nin su ve toprak kirliliğinin verdiği zararları saptamak için hazırlanan  rapor çok çarpıcı, bölgedeki kanser vakalarının arttığı ve bir an önce kanser kayıt ve araştırma merkezinin kurulması yönündedir.

Değerli milletvekilleri, bölgemizdeki kanser, bir deprem gibi, tsunami gibi bir felakettir, artık o boyutlara ulaşmıştır ve bir kez değil, şiddetini ve bölgesel genişliğini arttıran bir felakettir. Hemen hemen her gün, her 4-5 evden birinde kanser hastası vardır. Bölge insanlarımız büyük acılar içindedir. Ülkemizin ayçiçeği, pirinç, buğday üretiminin büyük bir kısmının bölgemizde yetiştiği düşünülürse artık bu sorunun bölgesel bir sorun olmadığı da açıktır.

Bu gerçeğin temelinde yatan neden, Sayın Bakanın ifade ettiği gibi Cumhuriyet Halk Partili belediyeler değil, plansız, kontrolsüz sanayileşme, endüstriyel, evsel, tarımsal kökenli atık suların doğrudan ya da dolaylı olarak Ergene’ye deşarj edilmesidir. Planlama eksikliği bölgemizin verimli topraklarının amaç dışı kullanılmasına sebep olmuştur.

Değerli milletvekilleri, doğa tüm insanlığın ortak mirası. Biz bu emaneti atalarımızdan nasıl aldıysak, kirletmeden bizden sonraki nesillere, çocuklarımıza aktarmak hepimizin görevidir. Trakya’mızda maalesef yıllardır çözüme yönelik adımlar yetersiz, çoğu zaman da göstermelik olmuştur. Sayın Bakanın Ergene’nin temizlenmesiyle ilgili son açıklamalarının sözde kalmamasını tüm samimiyetimle diliyorum. Bunun muhalefeti iktidarı olmaz ve Ergene hepimizin. Bu sorunu gelin hep beraber çözelim, çünkü bu sorun hepimizin boynunun borcu.

Değerli milletvekilleri, bu anlaşmanın yanı sıra Türkiye Büyük Millet Meclisinde Yeni Zelanda’yla kurulan dostluk grupları da bu ülkeyle olan ilişkilerimizi olumlu etkilemekte. Komisyondan geçerek Genel Kurula inen bu tasarıyla daha olumlu adımların atılacağı görülmektedir.

Tabii ki bizim ümidimiz dış politikada tüm ülkelerle olumlu adımların atılmasıdır. AKP Hükûmeti döneminde dış politikalarımız her ne kadar olumlu gösterilmeye çalışılsa da bunun böyle olmadığı açıktır. Hükûmetin izlediği politikalar nedeniyle birçok ülkeyle savaşın eşiğine gelinmiştir. “Sıfır sorun” diyerek, sıfır dostumuz kalmıştır. Seksen sekiz yıllık cumhuriyet tarihimizde “Yurtta sulh, cihanda sulh.” anlayışında olan, otuz yıldır terörün tüm acılarını yaşayan bir ülke olarak, nasıl oluyor da daha düne kadar kardeş, komşu ülke dediğimiz Suriye’de, sebebi ne olursa olsun silahlı güç kullanarak Suriye yönetimini devirmeye çalışan muhaliflere destek oluruz? Mısır’a, Libya’ya, Tunus’a gelen demokrasi ortada. Demokrasi adı altında kan, hamaset, bölme, ayrıştırma, istediği gibi yönetme politikasıyla oradaki kardeşlerimizin hayatları altüst edilmektedir. Yoksa Müslüman coğrafyamızda “Kâğıtların yeniden karıldığı zamanlar.” olarak ifade edilen bugünlerde kan ve gözyaşı üzerinden, komşularımızın kan ve gözyaşı üzerinden iyi bir el mi çıkarmaya çalışıyoruz? Biz, komşularımızın kan ve gözyaşı üzerinden gelecek bir dış politika ya da bize gelecek bir çıkar istemiyoruz. Hem unutulmamalıdır ki, bugün onlara yapılmak istenen yarın bize de yapılmak isteniyor olabilir.

Değerli milletvekilleri, bir toplumun tarihini doğru bilmesi, doğru bir şekilde öğrenmesi doğruları ve yanlışları bilmesiyle olur. Çünkü doğrulardan yararlanarak, yanlışlardan uzaklaşarak ve bir kez daha yapılan yanlışlar yapılmasın diye uğraş vererek bu yolda çalışması gerekir.

Değerli milletvekilleri, ne olursak olalım samimi olalım. Bir yandan, inanç temelli, ırk temelli ayrım yapacaksınız. “Beni bir mezhebin mensupları mahkûm etti.” diyeceksiniz. Katliam sanıklarını yargının önüne getirmeyeceksiniz, sonra da dönüp “Özür dilenmesi gerekiyorsa özür dileriz.” diyeceksiniz. Sözlerinizle yaptıklarınızın inandırıcı olması gerekli. Tarihi konuşmak, doğru öğrenmek, bilmek ayrı bir şey; bunu, tarihi siyasi bir malzeme olarak kullanmak ayrı bir şeydir.

Bakınız, geçtiğimiz günlerde bunun bir örneğini yaşadık. 2 Temmuz 1993 günü –Polis kayıtlarında 15 bin kişinin katıldığı- Sivas Madımak Oteli’nin yakılması sonucu aralarında 2 çocuk, birçok gencin ve yurttaşımızın bulunduğu 35 kişinin katledilmesinin firari sanığı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Vahit Kaynar 26 Eylül’de Polonya’da, Polonya sınırında yakalandı. Dava avukatları Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine, Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısına, Adalet Bakanlığına dilekçe vererek, Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 16’ncı maddesine göre tutukluluk süresinin kırk gün olduğuna dikkat çekerek, iade işlemlerinin tez elden yapılmasını talep etti. Ancak sanığın iadesi için gerekli evraklar Polonya makamlarına geç ulaşmış ve firari sanık Vahit Kaynar 4 Kasım tarihinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yüceer.

CANDAN YÜCEER (Devamla) – Hepinize saygılar sunarım. (CHP, MHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Uzunırmak.

Buyurun Sayın Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Yeni Zelanda Hükûmeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasına Dair Tasarı üzerinde söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben bu anlaşma vesilesiyle bir dış politika değerlendirmesi yapmak istiyorum. Hepimizin bildiği gibi dış politika bir vizyon, bir misyon ve buna dayalı strateji, taktik ve metotların içerdiği bir manzumdur. Eğer sizin strateji ve taktikleriniz vizyonunuzla örtüşmez, uyuşmaz ve kesişirse o zaman dış politikanın en önemli unsuru olan güvenilirlik kat sayınızı yitirdiğinizde, bu çok zor inşa edilen, hele hele bir ülke için uluslararası arenada çok zor inşa edilen bu kat sayıyı düşürdüğünüzde gelecekteki nesillere ve ülkenize en büyük kötülüğü yapmış olursunuz ve bilinmelidir ki dış politika strateji, taktik, vizyon, misyon gibi unsurları sadece dilek ve temennilerle temin edilemez ve iyi niyetlerle temin edilemez, bunlar kaynağını mutlaka tarihî olaylardan ve bilimden almak zorundadır. Eğer tarihî olaylardan ve gelecekten, bilimden kaynağını almazsa, gerçeklikten kaynağını almazsa bunlar bir hayal ürünü olarak kalır ve uygulanamaz olur; aynı bugün Türkiye'nin dış politikada geldiği noktaya gelinir ve o zaman dış politika eğer içerideki senin menfaatlerini dizayn etmek için ülkeler arasındaki dostluklar veya düşmanlıklar iç politika dizaynında esas unsur olarak kullanılmaya başlarsa o ülkeyi felaketler bekler.

Değerli milletvekilleri, bu açıdan AKP çok tehlikeli gitmektedir. Çünkü nasıl ki Osmanlı’nın son dönemlerinde uygulanan çaresizlik politikaları içerisinde günübirlik geliştirilen akıldan, tarihî gerçeklikten yoksun dış politikalar bir umut kaynağı gibi aşılanmaya çalışılmış ve sonu hüsran olmuşsa; günübirlik dostluklar, günübirlik sözde düşmanlıklar veya göstermelik düşmanlıklar veya göstermelik dostluklar ülkeleri felaketlere sürüklemektedir. Sizlerle, Osmanlı’nın son zamanlarındaki yönetimdeki anlayışın tesir sahalarından olması açısından bir şeyi paylaşmak istiyorum: Sultan Abdülhamid tahttan inmiştir ve Selanik’te misafir edilmektedir. Fethi Okyar Bey emir subayıdır ve fırsat bulduğunda Sultan Abdülhamid’le ülke politikaları hakkında sohbet etme fırsatları olmaktadır. O zaman İttihat ve Terakki Balkanlardaki birtakım gelişmelerle ilgili olarak sözde Bulgar kilisesi ile Yunan kilisesinin düşmanlığını ortadan kaldırmış, anlaştırmış ve sözde dostluk başlamıştır. Fethi Okyar Bey bunu övünçle Sultan Abdülhamid’e bahseder, der ki: “Sultanım, artık Balkanlara barış geliyor.” Ama işte o tecrübeli Sultan “Eyvah, desene Balkanlar tehlikeye girdi. Çünkü ben bütün Osmanlı siyasetini Balkanlarda Yunan ve Bulgar kiliselerinin anlaşamaması üzerine kurmuştum. Eğer bu iki kilise anlaşırsa, bu iki kilise dostluğa başlarsa o zaman…”

Sayın Bakan, belki görev alanınız değil ama belki dinlerseniz Hükûmette bir şeyler olabilir.

Sayın Volkan Bey, burada AKP’li bazı milletvekili arkadaşlarımızın konuşmalarını dinliyorum. Geçenlerde dış politikayla ilgili bir konuşmada AKP Hükûmetinin dış işlerinde çok büyük vizyonlar, misyonlar, hizmetler ortaya koyduğunu yurt dışında yaşamış bir milletvekili arkadaşımız anlatıyor ve çok büyük yaman çelişkilerle bu işlerden bahsediyorlar. Biraz önce, yine bir arkadaşımız geçmiş hükûmetleri eleştiriyor, geçmiş politikaları eleştiriyor ama sizlere şunu söylemek istiyorum: Volkan Bey’in öz geçmişine baktığınızda, o arkadaşımızın eleştirdiği yıllarda Sayın Volkan Bey Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Volkan Bey Dışişlerinde büyükelçi, Volkan Bey bir yerde büyükelçi, bir yerde konsolos, başkonsolos. Değerli arkadaşlar, sizin arkadaşlarınız.

Bu sıralara baktığınız zaman, sizin aranızdaki geçmiş hükûmetlerde görev yapan gerek üst düzey bürokrat gerekse bakanlık, milletvekilliği seviyesinde olan arkadaşlarımız muhalefet sıralarından çokta. Yani siz, böyle yaman çelişkilerle bu ülkede eğer politik gerçekliği resmetmek istiyorsanız, bu resim yanlış bir resim değerli arkadaşlar, siz kendinizi eleştiriyorsunuz.

Dolayısıyla, buradan tekrar şu noktaya gelmek istiyorum: Sayın Başbakanımız veya çıkan bakan arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarımız “Yakın coğrafyamızda gelişen birtakım olaylarda biz halkın yanındayız” diyorlar.

Değerli milletvekilleri, eğer gazeteleri okuyorsanız ve biraz gündemi takip ediyorsanız… Bu gazete, daha yakın tarihte, 21 Kasım 2011 tarihinde… Suriye’de Türk hacılarının yolları kesiliyor. Suriye’de Türk hacıları öldürülmeye kalkılıyor. Peki… (AK PARTİ sıralarından “Kim tarafından” sesi)

Kim tarafından? Onu siz tespit edeceksiniz, Hükûmet tespit edecek. Neden bu hâle geldik, nasıl bu hâle geldik? Önce bu soruyu siz sormalısınız. Bugüne kadar, o kutsal topraklardan gelen, görev için gelen İslam şuuru içerisindeki hacılara saldırılmadı, saldırılmıyordu. Eğer halkın yanındaysanız hangi halkın yanındasınız? Suriye’de konsolosluklar basılıyor, büyükelçilikler basılıyor, bunu herhâlde uzaylılar gelip basmıyor, o ülkenin halkından bir kesim basıyor. Dolayısıyla bu yanlış söylemlerden vazgeçmek gerekir.

Ülkeler arasındaki dış politika devletten devlete olur. Ülkeler birbirlerinin içindeki halklara… Belki halklar arası dostluklar olabilir, ama bir ülkenin devleti, diğer bir ülkenin içerisindeki o ülkenin hükûmetlerine, devletine, rejimine rağmen ülkesinin halkına dost edinmeye başladığında, başka bir kesim halkın, o iktidarın yanında olan halkın karşısına dikilmiş olur. Aynı bugün, Libyalıların bir kısmının Türkiye hastanelerinde tedavi ettirilip, bir kısmının ölüme mahkûm edilmesi Türkiye'nin vizyonuna yakışmayan bir davranıştır.

Değerli milletvekilleri, “Topkapı Sarayı’nın önünde bir meczup.” dendi ama Hükûmeti uyarmak istiyorum. Neden Topkapı Sarayı? Neden Libyalı bir vatandaş ve Suriye plakalı? Çünkü bu Hükûmetin sözde bir iddiası vardır. Nedir? Türkiye Cumhuriyeti devletinin tarihî bazı yeni politikalarının, millî çizgisi diyebileceğimiz “Yurtta sulh, cihanda sulh”a uymayan birtakım uygulamalarının neticesinde sözde Osmanlı vizyonunu hatırlatan birtakım dış politika çağrışımları ortaya çıkmıştır ve bu vatandaş gelip Osmanlı vizyonu Topkapı Sarayı aklı selimi içerisinde veya bağlantısı içerisinde düşündüğünüzde senin Osmanlı sultanlarının yönettiği Topkapı Sarayı’nın önünde silah çekmiştir. Bu, dikkate alınması gereken bir eylemdir ve dikkate alınması gereken bir davranıştır Türkiye'nin dış politikası açısından.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan Mısır’a gitti. Mısır’da Sayın Başbakan ne olarak karşılandı? İslam’ın kurtarıcısı olarak karşılandı. Peki, ne olarak karşılanmasını isterdim ben bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve milletvekili olarak? Keşke Sayın Başbakan Suriye’de, Mısır’da, Libya’da Obama’nın teşekkürleriyle dün NATO’da “Ne işi var NATO’nun Libya’da?” derken, bugün Obama’nın NATO’yla beraber hareket ederek teşekkürlerine mazhar olmak yerine, İslam âleminde İslam’ın kurtarıcılığı yerine, demokrasinin, insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün inşacısı bir Türk Başbakanı olarak karşılansaydı ama oralar gene uyutuluyor, oralarda demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğünün inşacısı bir vizyon ve misyondan bahsedilmiyor, Türkiye buna soyunmamış, Türkiye, sözde İslam’ın kurtarıcılığına Sayın Başbakanın şahsında bir macera politikasına soyunmuş.

Değerli milletvekilleri, eğer Amerika Birleşik Devletleri kendi sınırları içerisindeki halkına yaşattığı refahı kendi sınırları dışındaki halklara yaşatabilseydi, oralarda imajı öyle olsaydı bu kadar antipatik görünmezdi. Eğer dün Sovyetler Birliği kendi sınırları dışında halklara vaat ettiği refahı, özgürlüğü ve demokrasiyi kendi sınırları içerisindeki halkına yaşatabilseydi bugün Sovyetler Birliği dağılmazdı. Eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti, sözde soyunduğu misyonla, yurt dışındaki vaatlerini, kendi içindeki ileri demokrasiyi yaşatabilse inanın ki Türk milleti daha mutlu olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Sayın Başbakan bunları becermekten mahrumdur ve bunları becermekte imkân ve kabiliyetlerini kullanamamaktadır.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, Anlaşma’nın hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ruhi Açıkgöz, Aksaray Milletvekili.

Buyurun Sayın Açıkgöz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RUHİ AÇIKGÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sıra sayısı 21 olan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Yeni Zelanda Hükûmeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsım üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Tabii, kürsüye gelen arkadaşlar kanunun içeriğinden çok fırsat buldukça kendilerinin uygun bulduğu konulara giriyorlar. Fakat, görüşmekte olduğumuz tasarı havacılıkla ilgili. Zannediyorum muhalefet partileri havacılıktaki başarımızı eleştirecek yön bulamadıkları için kendilerinin eksik gördükleri konulara giriyorlar.

Türkiye havacılık konusunda son yıllarda çok önemli atılımlar gerçekleştirmiştir. Son on yılda özellikle de Türk Hava Yollarımızı, millî hava yollarımızı bir marka hâline getirdik. Bugün burada görüştüğümüz uluslararası anlaşmayla artık Türkiye Yeni Zelanda’ya uçabilecek duruma gelecek.

Son yıllarda Hükûmetimizin havacılığa verdiği destekle hava aracımız, yani uçaklarımız 3 katına çıktı. Yolcu sayısında yine buna benzer 3 katına çıkmış rakamlar var. Bunlar Türkiye’nin kapasitesini yansıtmıyor aslında. Biz bunlardan daha iyisini başarabilecek durumdayız. Hem ekonomik olarak hem nüfus olarak daha yüksek rakamlara ulaşabileceğimizi ben zannediyorum. Zaten bu anlaşmalar da bu yolları açmak için yapılan anlaşmalar.

Ben, bu anlaşmanın hem Yeni Zelanda’ya hem ülkemiz olan Türkiye’ye hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ekrem Çelebi, Ağrı Milletvekili.

Buyurun Sayın Çelebi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Türkiye Cumhuriyeti ile Yeni Zelanda Hükûmeti arasında sivil havacılık alanındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve daha ileriye götürülmesini sağlayacak bu anlaşmayı olumlu bulduğumu ifade etmek istiyorum.

Türk sivil havacılık sektöründe son yıllarda yaşanan gelişmeler ve uçak filosundaki büyümeye paralel olarak, Türkiye’nin yurt dışı uçuş ağı da hızla gelişmektedir. Sayın Başbakanımızın talimatlarıyla Türk sivil havacılığında başlatılan serbestleşme dönemiyle birlikte büyük bir atılım içerisine girmiş ve Türk sivil havacılığı dünyada gıpta edilen bir süratle büyümeye başlamıştır.

Sivil havacılıktaki 2002 yılından itibaren gerçekleşen büyümeleri dikkatlerinize sunmak istiyorum. Kısaca gelişmelere bakarsak, 2002’de 110 olan yolcu uçak sayısı bugün itibarıyla 350’ye, 2 noktadan 25 noktaya yapılan iç hat yolcu taşımacılığı 8,5 milyon yolcudan, bugün itibarıyla 6 hava yolu tarafından, 7 merkezden, yeni açılan Cengiz Topel Havaalanıyla birlikte 47 noktaya ve 2010 yılı sonu itibarıyla da 50,5 milyon iç hat yolcusuna ulaşmıştır.

Taşınan kargo miktarı da 2002’de 896 bin ton iken, 2010 sonu itibarıyla bu miktar 2 milyon ton üzerine çıkmıştır. Bu kargodaki yıldaki artış, geçen yıllara nispeten yüzde 10 artış göstermektedir.

Aynı hızlı gelişmeyi büyük bir mutlulukla dış hatlarda da görmekteyiz. 2002 yılında 2 hava yolu tarafından tek merkezden 60 noktaya yapılan dış hat uçuşları bugün itibarıyla 5 Türk tescilli hava yolu tarafından 174 noktaya yapılmaktadır.

Dış hat yolcu sayısı da bu dönemde 2 kat civarında artarak 75 milyondan 52 milyona çıkmıştır. Bu gelişmelerin 2011 yılı itibarıyla da sürdüğünü görmek sevindiricidir.

Bununla birlikte biraz da Ağrı Havaalanıyla ilgili sizlere bilgi vermek istiyorum. Ağrı’yla ilgili 2001’de 8.538 olan yolcu sayısı 2008’de 60.360’a ulaşmıştır. 2011 yılında şu ana kadar toplam 75.826 kişiye ulaşmıştır.

Ağrı ilimize Anadolujet ve Türk Hava Yolları tarafından Ankara ve İstanbul’dan haftada toplam on iki sefer yapılmaktadır.

Bununla birlikte Ağrı merkeze yine yapılan bazı hususları sizlere arz etmek istiyorum.

Özellikle Sayın Sağlık Bakanımız da buradayken, ben kendilerine bu konuda çok teşekkürüm, ilimiz adına da müteşekkirim. Bizim -hem Adalet Bakanlığı hem Sağlık Bakanlığı- Ağrı, tabii yıllardan beri ilk kez bir adli tıbba kavuştu. Dolayısıyla, bizim şimdiye kadar ki Ağrı merkezde veya ilçelerde olan cenazelerimiz ta buradan Trabzon’a kadar gidiyordu ama bundan sonra, 13/10/2011 tarihinde yapılan kura çekimiyle birlikte -Ağrı’da bir adli tıp bürosu kurulmuş olup- doktorumuz da önümüzdeki hafta itibarıyla başlayacak. Ben burada tekrar teşekkürlerimi Sayın Bakanımıza arz etmek istiyorum.

Ayrıca bir teşekkür de Patnos Devlet Hastanesi için. Hastanemiz de 150 yataklı olarak açıldı. Hakikaten, birinci sınıf konumunda olan bir hastane. Ben burada kendilerine müteşekkirim.

Yine, bir teşekkürümü burada Sayın Başbakanımıza iletmek istiyorum. Bizim Kağızman Caddemiz vardı. 98’den beri sıkıntılı olan bir yerimizdi. Sayın Başbakanımızın da talimatıyla Kağızman Caddesi’nin kamulaştırması yapıldı. İnşallah önümüzdeki 2012 yılında da oranın yıkılması başlayacak ve Ağrı farklı bir suhulete gitmiş olacak.

Yine, bizim Ağrı merkezde TOKİ kentsel dönüşümümüz vardı ki Sayın Bakanım da burada, yeni bakanımız olduklarından dolayı inşallah bundan sonra Ağrı’da çok daha fazla bir kentsel dönüşüm olur. Ben bu kentsel dönüşümden dolayı Sayın Başbakanımıza ve Sayın Bakanımıza çok müteşekkirim ama bunun aynı şekilde diğer ilçelerimize de yansıması hususunda, kendilerinden de burada rica ediyorum.

Yine, bizim özellikle Ağrı merkezde İbrahim Çeçen Üniversitemiz var. Tabii Ağrı merkezdeki özellikle, birçok iş adamımız var, ben hassaten İbrahim Bey’e burada çok teşekkürlerimi sunuyorum. Özellikle Patnos merkezde -biz onun kararını da çıkardık- bir tane dört yıllık ve bir tane de iki yıllık yüksekokul olmak üzere 2012 yılları arasında buranın kampüsünün de yapılması hususunda biz gerekli çalışmalarımızı yapacağız. Onun için de Patnos’a güzel bir yatırım getireceğiz.

Ben bu vesileyle anlaşmanın hayırlı, uğurlu olmasını diler, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler….Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Yeni Zelanda Hükûmeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde söz aldım, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Tabii, bu hava hizmetlerini, bizim, Türkiye’de genellikle Türk Hava Yolları çekiyor ama orada da bir adaletsizlik yapılıyor, ben onu söylemek istiyorum. Türk Hava Yollarının bu yurt dışı gezilerinde, yurt dışı seyahatlerinde aşağı yukarı tüm gazeteler uçaklarda veriliyor ancak Sözcü gazetesi, Aydınlık gazetesi ve Yeniçağ gazetesi istenilmesine rağmen verilmiyor. Bunu soru önergesiyle Sayın Bakana yönelttim. Türk Hava Yollarının özel bir şirket olduğunu söylediler, “Bu, onların takdiridir.” dediler. Bunun çok doğru bir uygulama olmadığını düşünüyorum. Umuyorum ve diliyorum ki Türk Hava Yolları bu uygulamasından derhâl vazgeçer, Sözcü gazetesinden, Aydınlık gazetesinden intikam almayı bırakır; onların da okuyucularının Türk vatandaşı olduğunu, onların da vergi mükellefi olduğunu hatırlar diye düşünüyorum. Dolayısıyla diğer gazetelerle aynı uygulamayı yapar.

Bu arada değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın hastalanması ve bir ameliyat geçirmesi hepimizi üzmüştür. Sayın Başbakana öncelikle acil şifalar diliyorum. Bir an önce sağlığına kavuşmasını ve görevinin başına dönmesini Allah’tan diliyorum.

Yalnız, burada Sağlık Bakanımız da var. Sayın Başbakanımız Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanıdır. Kişisel olarak Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın hastalığı, rahatsızlığı kamuoyunu çok fazla ilgilendirmez. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanının sağlığı hakkında doğru bilgilendirme talep etme hakkı her Türk vatandaşının vardır. Her vatandaşımız, halkımız kendi Başbakanlarının  sağlık durumuyla ilgili ciddi bir tıp otoritesinin açıklama yapmasını beklemektedirler. Bu, halkın en doğal hakkıdır. Kendi Başbakanlarının sağlık durumunu bilmek durumundadırlar. Bu konuda böyle bir açıklama yapılması Sayın Bakanım, en azından meydana gelecek veya gelmekte olan spekülasyonları da önler diye ben düşünüyorum. Tekrar Sayın Başbakanımıza acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, yine 4 Aralık, içinde bulunduğumuz bu hafta Dünya Madenciler Günü. Biliyorsunuz, 4 Aralık tüm dünyada Madenciler Günü ve 4 Aralıkla başlayan hafta da Madenciler Haftası olarak ilan edilmiştir. Roma devrinde, gerçekten mavi gözlü, ipek saçlı, sarışın bir Santa Barbara, dünya güzeli Santa Barbara babasının gazabından kaçıyor, Roma devrinde bir galeriye sığınıyor. Madencilerin çalıştığı, yaşadığı bir galeriye sığınıyor. O galeride madencilerin koruduğuna inanılıyor ve daha sonra da madencilerin koruyucu azizesi olarak, 4 Aralık Madenciler Günü olarak kutlanılıyor. Yani Santa Barbara’nın madencilerin koruyucu azizesi ilan edildiği gündür 4 Aralık ve Santa Barbara Anadolu topraklarında, bu öykünün Anadolu topraklarında geçtiği, özellikle İzmit yöresinde geçmesi nedeniyle 4 Aralık Dünya Madenciler Günü ilk defa Türkiye’de kutlanıyor, daha sonra da tüm dünyada Dünya Madenciler Günü olarak kutlanmaktadır.

Tabii, bizim bu oturduğumuz sıralarda bile, bu konuştuğumuz kürsüde bile madencilik sektörünün ve madencilerin çok ciddi emekleri vardır. Bizim ülkemizde bugün gerçekten yer altında bin bir zorluklarla çalışan madencilik sektörü yer altı bir faaliyet sektörü, sanki -herhâlde yer altında olmasından kaynaklanmış olacak ki- bir yasa dışı faaliyetmiş gibi, madencilikle uğraşanlar da gerçekten yer altı, yasa dışı işlerle uğraşıyor gözüyle görülüyor. Bu çok doğru değildir.

Bir ülkenin kalkınmasının seviyesi o ülkenin yer altı kaynaklarını ne kadar etkin, verimli değerlendirdiğiyle ve yer altı kaynaklarını ekonominin hizmetine ne kadar sunduğuyla bağlı bir durumdur. Kendi yer altı kaynaklarını değerlendirmeyen ve bunu etkin ve verimli şekilde halkın hizmetine sokamayan, ekonomiye kazandıramayan ülkeler gelişmesi mümkün olmayan ülkelerdir.

Madencilik sektörü gerçekten ağır bir sektördür. En tehlikeli iş kollarındandır. Yalnız bunu böyle deyip geçiştirmek çok doğru değildir. Madencilik sektöründe en tehlikeli iş kazaları meydana gelmektedir. Bugün dünyada 3’üncü, Avrupa’da 1’inci sıradayız iş kazaları yönünden. Önemli olan bu insanlar ölmeden önce tedbir almaktır, öldükten sonra “ah, vah, tüh” diye bağırmak çağırmak ister iktidar tarafından ister muhalefet tarafından hiçbir faydası yoktur. Önemli olan, iş kazaları meydana gelmeden bu iş kazalarının önlemini almaktır. Geçen yıl 79 madenci ölmüştür. Hâlen daha yer altında birisi maden mühendisi, birisi jeoloji mühendisi olmak üzere 9 tane maden emekçisi tonlarca metreküp toprağın altında beklemektedir. Zonguldak Karadon bölgesinde meydana gelen bir maden kazasında 2 işçimiz altı ay sonra çıkarıldı. O günün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, bu konudaki eksiklikleri gidermesi ve önlemleri alması gerekirken “Çok güzel öldüler. O konuda ben acı çekmediklerini ve fiziki olarak da güzel öldüklerini buradan rahatlıkla söyleyebilirim.” dedi.

Bu anlayışlarla, değerli arkadaşlarım, biz, gerçekten bunların önüne geçemeyiz. Önemli olan önümüzdeki 4 Aralıkta kutlanacak madencilik gününün, madencilik bayramının acısız bir ortamda, gerçekten zevk içerisinde kutlanmasını diliyorum. Burada maden fakültesinde okuyan öğrencilerimizden hocalarımıza ve yer altında çalışan işçilerimizden mühendislerimize kadar, işverenlerimize kadar tüm madencilik sektörüne katkı veren herkesi saygıyla selamlıyorum, herkese selamlarımı gönderiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlarım, bir konuyu daha dikkatinize sunmak istiyorum. Biliyorsunuz, bu faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerde ölenlerin yakınları “Toplumsal Bellek Platformu” adı altında bir platform oluşturdular. Bunlar, geçen sene buraya geldiler, bütün grupları ziyaret ettiler, Meclis Başkanımızı ziyaret ettiler ve Meclisten bu faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılması için bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını istediler, yani Meclisten ihale istemediler, bizden başka bir şey de istemediler, iş istemediler. Sadece dediler ki: “Siz bir araştırma komisyonu kurun. Bizim bu yakınlarımız neden öldü, bunu bilmek istiyoruz.” dediler ve aradan geçen zaman zarfında, 23’üncü Dönemde tam 6 kez, ben ve arkadaşlarımla birlikte araştırma komisyonu kurulması için önerge verdik, reddedildi. 3 kez de BDP Grubu verdi, reddedildi. Bu dönem gene getirdik ve bu insanların beklentileri bizden bitmedi. Bu insanlar yani bu faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerde ölenlerin yakınları dün Meclisi tekrar ziyaret ettiler. Mecliste grubu bulunan BDP ve CHP ile görüştüler, AKP ve MHP ile görüşüp görüşmediklerini bilmiyorum ancak Meclis Başkanımızla da görüştüler.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Görüşemediler, randevu vermedi AKP’liler!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Ve bunlar taleplerini tekrar yenilediler, “Mademki Meclis millî iradenin yansıdığı odak noktasıdır, mademki bu Meclis demokratik hukuk devletinin geçmişindeki karanlıkları aydınlatacak tek ışık kaynağıdır, o hâlde biz yakınlarımızın, babalarımızın, eşimizin, çocuklarımızın, kocamızın, analarımızın neden öldüğünün, kimler tarafından öldürüldüğünün ve arkasındaki karanlık ilişkilerin açığa çıkarılmasını istiyoruz.” dediler, “Bunun için, bizim irademizi yansıtan bu Meclisin araştırma komisyonunu kurmasını istiyoruz.” dediler. Bu beklentiye bu Meclisin -umuyorum ve diliyorum ki- en kısa zamanda olumlu yanıt vereceğini düşünüyorum. “Bu konuda da bütün sorumluluk iktidar partisi ve çoğunluk partisi olarak Adalet ve Kalkınma Partisinin omuzlarının üstündedir.” diyorum ve buna olumlu yaklaşacaklarını düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yeni Zelanda Hükûmeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti arasında 4 Mart 2010 tarihinde imzalanan bu sözleşme ile kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Yeni Zelanda ile Türkiye arasında doğrudan uçuş, olmazsa dolaylı uçuş imkânı sağlanacak.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Yeni Zelanda ile Türkiye arasında tarihî ilişkiler, biliyorsunuz, 1915 yılında, devlerin savaşı Çanakkale’de iki millet karşı karşıya geldi. Maalesef o zamanki “Anzaklar” diye adlandırılan orduda Yeni Zelanda birlikleri ve Avustralya birlikleri vardı. Bunlar ulus devlet olma yolunda kendi adlarına millî bir mücadele içerisine girmişlerdi. Ancak tabii bunlar İngiliz sömürüsüydü. Osmanlı İmparatorluğu’nun askerleri ile Anzaklar karşı karşıya geldiler Çanakkale Harbi’nde. Öyle bir savaştı ki bu savaşın eşiğinde, bir savaştan öte bir kardeşlik, bir dostluk ilişkisi ilk defa bu devlerin savaşında ortaya atıldı.

Tarihî süreç bu şekilde devam etti ve günümüze geldiğimizde, biliyorsunuz, Yeni Zelanda ile Türkiye arasındaki uçuş mesafesinin çok uzun olması hasebiyle uluslararası bu anlaşma, Chicago’da 1944 yılında imzalanan, üye devletlerin taraf olduğu ve… Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti de 4 Mart 2010 tarihinde Yeni Zelanda Hükûmetiyle bir araya gelerek bir sözleşme imzaladı. Bu sözleşme çerçevesinde, hava rekabetini olabildiğine geliştirmek, hava ticaretini geliştirmek ve hava uçuş güvenliğini sağlamak için bu sözleşme imzalandı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ 3 Kasım 2002 yılında iktidara geldi. AK PARTİ Hükûmeti iktidara geldikten itibaren, içeride itibar, istikrar, dışarıda itibar, istikrar, siyasette istikrar sağlandı, ekonomik istikrar  sağlandı ve dış ticaret hacmimiz gelişti. İhracatımız 130 milyar doları aştı bugünün tarihi itibarıyla. Bütün bunlar uluslararası sözleşmelerle, dışarıdaki itibarımızın, ekonomik istikrarın sağlanmasıyla beraber gelişti.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; istikrarımızın devamını temenni ediyor, bu uluslararası anlaşmanın, sözleşmenin iki ülke halkına hayırlara vesile olmasını diliyor, tekrar yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Can.

Şimdi, şahsı adına söz isteyen Şirin Ünal, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Yeni Zelanda Hükûmeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi tasarının uluslararası dayanağını oluşturmaktadır. Malumunuz olduğu üzere İkinci Dünya Savaşı sonrasında hava taşımacılığında meydana gelen politik ve teknik sorunların çözümüne esas genel düzenlemenin yapılması amacıyla Kasım 1944’te Chicago’da yapılan çalışmalar sonucunda elli iki ülke temsilcisi tarafından hazırlanan Uluslararası Sivil Havacılık Anlaşması 7 Aralık 1944’te Washington’da ülkelerin imzasına açılmıştır. Chicago Sözleşmesi olarak da anılan anlaşmanın amacı uluslararası sivil havacılığın emin ve düzenli bir şekilde gelişebilmesi ve sivil havacılık hizmetlerinin eşit imkânlar esası üzerine tesciliyle sağlam ve ekonomik bir şekilde işletilebilmesi için bazı düzenlemeler hususunda mutabık kalınması şeklindedir. Söz konusu anlaşmanın 43’üncü maddesiyle biraz önce sunduğum esas amaca ulaşılmasını teminen Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı ICAO’nun kurulması öngörülmüş, daimi yapı oluşturulana kadar geçici ICAO adıyla çalışma şekli benimsenmiştir. Türkiye, 5 Haziran 1945 tarih ve 4749 sayılı Kanun ile anılan anlaşmaya taraf olmuştur. Bugün itibarıyla ICAO’ya üye ülke sayısı 190’a ulaşmıştır. Yeni Zelanda Hükûmeti de ICAO Anlaşmasına üye ülkelerden birisidir bizim gibi.

Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatının giderleri esas olarak üye ülkelerin katkı paylarıyla karşılanmaktadır. Buna ülkemiz binde 43’lük bir oranda yani 318 bin dolar civarında bir katkı payı ödemektedir.

Değerli milletvekilleri, vakit darlığından Chicago konvansiyonunun bazı amaçlarını size sunacaktım, onları geçiyorum.

Tasarımızın ulusal hukuk açısından dayanağını ise 1983 tarihli 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 4 Mart 2010 tarihinde imzalanan, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Yeni Zelanda Hükûmeti arasında hava hizmetlerine dair anlaşma ile her iki ülke arasında sivil havacılık alanında ilişkilerin daha ileriye götürülmesi hedefi doğrultusunda, hava yolları alanında rekabete dayalı uluslararası havacılık sistemlerini ilerletmek ve hava yollarını yenilikçi ve rekabetçi hizmetlerle geliştirmek amaçlanmaktadır.

Yeni Zelanda ile aramızda henüz doğrudan uçak seferleri bulunmamaktadır. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi hâlinde iki ülke arasında kod paylaşımlı ve diğer ülkeler üzerinden olacak şekilde uçuşların yapılmasının planlanabileceği aşikârdır. Tasarının onaylanması hâlinde bu hukuki düzenlemeden hem Türk özel sektör havacılık işletmeleri hem de Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı yararlanabilecektir.

Özel sektör havacılık hizmetleriyle ilgili olarak, müsaadenizle birkaç rakamı dikkatinize sunmak istiyorum. Yolcu kapasitemiz 30 bini geçmiş, yolcu uçak sayısı 157’ye ulaşmış, kargo kapasitesi 888 tona ulaşmış, kargo uçak sayımız 21’e ulaşmış, toplam üye şirket sayımız ise şu anda 28’dir.

Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı filosu ise Ağustos 2011 tarihi itibarıyla kendi malı 171 modern uçak ve 62 kiralık statüsünde olmak üzere büyük bir ulaştırma kapasitesine kavuşmuştur.

Hava yolu işletmelerimizin toplam uçak sayıları 2002 yılında 110 iken dokuz aylık AK PARTİ İktidarı döneminde 347’ye ulaşarak yüzde 215’lik bir artış göstermiştir.

Bu meyanda, 2002 yılı ile 2011 yılları arasında meydana gelen sektörel büyüklüğe de değinmek gerekir. Sadece iki rakamı dikkatinize sunmak istiyorum: Koltuk kapasitesi yaklaşık 27 binden 61 bine, kargo kapasitesi ise 215 tondan 1.250 tona ulaşmış durumdadır.

Dolayısıyla, 2011 yılında sektördeki personel sayısı da 110 bine ulaşırken 2002’de 2,2 milyar dolar olan sektör cirosu bugün itibarıyla 12 milyar doların üzerine çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak 21 madde ve 1 ekten oluşan Hükûmetimiz ile Yeni Zelanda Hükûmeti arasında yapacağımız bu hava yolu anlaşmasının hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince oyunun rengini belli etmek üzere ve aleyhte olmak şartıyla söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili… Yok.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                 :          254

Kabul                                        :          252

Ret                                            :               2 (x)

                               Kâtip Üye                                                            Kâtip Üye

                           Özlem Yemişçi                                          Muhammet Rıza Yalçınkaya

                                Tekirdağ                                                                Bartın”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, çalışma süremizin tamamlanmış olması yeni bir tasarıya başlamış olsak bile bitiremeyeceğimizden dolayı, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 7 Aralık 2011 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 19.45