DÖNEM: 24                           CİLT: 5                         YASAMA YILI: 2

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

25’inci Birleşim

29 Kasım 2011 Salı

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

I.  - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.-  YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, içinde bulunduğumuz muharrem ayına ve milletvekilliğin sorumluluklarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Çorum ilindeki şeker fabrikalarının özelleştirilmesi nedeniyle yaşanan sorunlara, özel yetkili mahkemelerde yapılan yargılamalara ve uzun süren tutukluluk iddialarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat ili ve ilçelerinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a geçirdiği ameliyattan dolayı acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, tutuklu bulunan 8 milletvekili hakkında vermiş oldukları kanun teklifinin acilen Meclisin gündemine alınmasına ve bir an önce konunun çözüme kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulmuş bulunan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Maliye Bakanlığı ile ilgilendirilmesinin Başbakanın teklifi üzerine uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/651)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 milletvekilinin futbol kulüplerinin ekonomik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/68)

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, usta öğreticilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/69)

3.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 21 milletvekilinin, Tekirdağ sahillerindeki kirlilik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/70)

C) Gensoru Önergeleri

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Van ilinde meydana gelen depremlerde, arama ve kurtarma çalışmaları, yardımların ulaştırılması, hasar tespiti ve süreçteki diğer hizmetlerin yerine getirilmesinde etkin koordinasyon sağlayamadığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/6)

D) Önergeler

1.- Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay’ın, Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/11)

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/11), İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/12)

E) Duyurular

1.- Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince, Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un yargılandığına dair dosyanın, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmasına ilişkin duyuru (3/652)

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından 1937-1938 yıllarında, bugünkü adı Tunceli olan Dersim'de Tedip ve Tenkil uygulamalarının bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 29/11/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı  birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 83 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre Temel Kanun olarak ve bölümler hâlinde görüşülmesine;  (11/6) esas numaralı gensoru önergesinin, Genel Kurulun 1 Aralık 2011 Perşembe günkü gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınmasına ve  gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın,  şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21)

2.- Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/524) (S. Sayısı: 82)

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Bahri Dağdaş Tarımsal Araştırma Enstitüsünün uluslararası statüsünün kaldırılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/675)

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu genelinde kayıtlı kümes sayısı ile üretim yapan ancak ruhsatı olmayan kümeslere ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/693)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depreminden etkilenen vatandaşların tarımsal kredi borçlarının ertelenmesine ve destek primlerine,

- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Trakya Bölgesinin şap hastalığından ari bölge haline getirilmesine,

Kurbanlık hayvan ithaline,

- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ziraat mühendisleri ve veteriner hekimlerin istihdamına,

- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, tarımsal ithalatın ürün dağılımı ve yıllar itibariyle oranlarına,

- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Çin sarımsağının ithaline ve yerli üreticinin mağduriyetine,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/723), (7/724), (7/725), (7/726), (7/727), (7/728)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TEDAŞ’da görevde yükselme sınavı açılıp açılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/793)

5.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, bazı çiftçilere geçmişe dönük elektrik borcu çıkartılmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/874)

6.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, taş kömürü üretimi yapmak üzere anlaşılan bir firmanın taahhütlerini yerine getirememesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/876)

7.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Libya’daki isyancılara hibe olarak para gönderildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/929)

8.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, elektrik faturalarında görülen kayıp-kaçak bedeli adı altında yapılan ödemeye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı   (7/973)

9.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, elektrik ithalat ve ihracatına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/976)

10.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, doğal gaz ithalatında otomatik fiyat ayarlaması sisteminin işlemesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/1066)

11.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, BOTAŞ’ın doğal gazda uyguladığı “al ya da öde” yöntemine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1067)

12.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, doğal gaz depolama tesislerine ve bunların yeterliliğine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1068

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.03’te açılarak iki oturum yaptı.

 

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Van ilinde meydana gelen depremlerde arama ve kurtarma çalışmaları, yardımların ulaştırılması, hasar tespiti ve süreçteki diğer hizmetlerin yerine getirilmesinde etkin koordinasyon sağlayamadığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergelerini (11/5) geri aldıklarına dair önergeleri okundu; gensoru önergesinin geri verildiği ve gündemden çıkarıldığı bildirildi.

 

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkan Vekilleri Yalova Milletvekili Muharrem İnce, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın; CHP’li Belediyelerin Alman Vakıflarından kredi alarak terör örgütüne yardım ettikleri iddiasında bulunduğu hâlde bunu ispatlamadığı ve böylelikle üstlendiği görevi yerine getirmediği iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin (11/4) gündeme alınıp alınmamasına ilişkin ön görüşmeleri tamamlandı; yapılan oylama sonucunda, önergenin gündeme alınmasının kabul edilmediği açıklandı.

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin şahsına,

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin partisine,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin şahsına,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin partisine,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

 

Ardahan Milletvekili Orhan Atalay 24/11/2011 tarihli 23’üncü Birleşim Tutanak Dergisi’nde yer alan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Uluslararası Anlaşma”nın oylamasında sehven “çekimser” oy kullandığına ve oyunu “kabul” olarak  tashih ettiğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın partisine,

Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın şahsına,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Grubuna,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Grubuna,

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın partisine,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

 

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen işleri sırasıyla görüşmek için, 29 Kasım 2011 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 17.02’de son verildi.

 

                                                                   Sadık YAKUT

                                                                   Başkan Vekili

 

             Mine LÖK BEYAZ                                                                 Muhammet Rıza YALÇINKAYA                                     Diyarbakır                                                                                            Bartın      

                   Kâtip Üye                                                                                         Kâtip Üye

II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                No: 37

28 Kasım 2011 Pazartesi

Tasarılar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı ile Kosova Cumhuriyeti Eğitim, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/527) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2011)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sudan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/528) (Milli Savunma ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2011)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 2010-2013 Yıllarına İlişkin Kültürel Değişim Programının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/529) ) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2011)

Teklifler

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/153) (İçişleri ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.10.2011)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; Ticari Taksilerde, Taksi Dolmuş ve Dolmuşlarda Yenileme Yapılması ve Araçların Bir Kereye Mahsus Olarak Değiştirilmesi Sırasında Araç Sahiplerinden ÖTV ve KDV Alınmamasına Dair Kanun Teklifi (2/154) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2011)

3.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir ve 16 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/155) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.10.2011)

4.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; 4081 Sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/156) (Tarım, Orman ve Köyişleri; İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.10.2011)

5.- Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 1 Milletvekilinin; Erciş Adıyla Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/157) (Plan ve Bütçe ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.11.2011)

6.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun; 31.05.2006 Tarih ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/158) (Adalet ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.11.2011)

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/159) (Plan ve Bütçe; Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor; Milli Savunma; Avrupa Birliği Uyum ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.11.2011)

8.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; 6831 Sayılı Orman Kanununun 31. ve 32. Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/160) (Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.11.2011)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 43 Milletvekilinin; Van-Erciş ve Çevresinde Meydana Gelen Deprem Afeti ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/161) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.11.2011)

10.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/162) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2011)

Tezkereler

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/640) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)

2.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici'nin  Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/641) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)

3.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/642) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)

4.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/643) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)

5.- Muş Milletvekili Sırrı Sakik'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/644) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)

6.- Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/645) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)

7.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk'ün  Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/646) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)

8.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/647) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)

9.- Balıkesir Milletvekilleri Mehmet Cemal Öztaylan ve Ahmet Edip Uğur'un Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/648) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)

10.- İstanbul Milletvekili Feyzullah Kıyıklık'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/649) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)

 

Raporlar

1.-  Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/524) (S.Sayısı: 82) (Dağıtma tarihi: 28.11.2011) (GÜNDEME)

2.-  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ile Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ve Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/92) (S. Sayısı: 83) (Dağıtma tarihi: 28.11.2011) (GÜNDEME)

Gensoru Önergesi

1.-  Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Van ilinde meydana gelen depremlerde, arama ve kurtarma çalışmaları, yardımların ulaştırılması, hasar tespiti ve süreçteki diğer hizmetlerin yerine getirilmesinde etkin koordinasyon sağlayamadığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi. (11/6) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011) (Dağıtma tarihi: 28/11/2011)

 

 

                                                                                                                No: 38

29 Kasım 2011 Salı

Teklif

1.- İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 93 Milletvekilinin; Aile Sigortası Kurumu Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/163) (Plan ve Bütçe; İçişleri ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.11.2011)

Tezkere

1.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna ve Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/650) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2011)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 Milletvekilinin futbol kulüplerinin ekonomik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/68) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 Milletvekilinin, usta öğreticilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/69) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)

3.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 21 Milletvekilinin, Tekirdağ sahillerindeki kirlilik sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/70) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)
29 Kasım 2011 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mustafa HAMARAT (Ordu) 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz parlamenter sorumluluk hakkında söz isteyen Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’a aittir.

Buyurun Sayın Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, içinde bulunduğumuz muharrem ayına ve milletvekilliğin sorumluluklarına ilişkin gündem dışı konuşması

ORHAN ATALAY (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde bulunduğumuz ay bütün ilahî orijinli dinlerde kutsi olduğuna inanılan muharrem ayıdır ve özellikle bu ayın ilk on gecesi bütün dinlerde gerçekten kutsiyete sahiptir. “Muharrem” ismi, kendisinde -bugünkü ifadeyle- insanın tüm temel kıymet hükümleriyle dokunulmazlığına vurgu yapan ve bu nedenle derin tarihsel arka plana sahip odak bir terimdir. Bu ismin çağrıştırdığı en önemli anlam, adalet ve özgürlük önderleri olarak beşeriyetin hafızasına derin izler kazımış bulunan büyük peygamberlerin ve onların izini süren Hazreti Hüseyin gibi tüm aile fertlerinin hayatı pahasına da olsa adalet ve hürriyet uğruna destansı kavgalar vermiş büyük şahsiyetlerdir. Onların bize miras bıraktığı en önemli şey ise içinde yaşadıkları dünyanın sorunlarına ilişkin kendilerine düşen sorumluluktan asla geri kalmamış olmalarıdır. Bugün özellikle bu tür kutsal öğretilere sahip büyük dinlerin teşekkül ettiği jeokültürel coğrafyaya baktığımızda, muharremi daha derinliğine anlamanın bir zaruret olduğuna inanıyorum. Zira, bu öğretilerin selamet yurdunu evirmek istediği bu coğrafyaya bakanlar, ne yazık ki buranın sanki de tüm insani kıymetlerin ayaklar altına alınması helal kılınmış gibi bir realiteyle yüz yüze gelirler. Bu toprakların dününü incelediğimizde bugüne ne kadar da benzediğini görüyoruz. Anlaşılan odur ki durağan hiçbir anı bulunmayan bu fiziki evrende yaşayan beşeriyetin de hiçbir sabit zaman dalgası mevcut değildir. Öyleyse bu dinamik tarihsel ve toplumsal değişim ve yenilik taleplerini ciddiye almak, siyaset için de en önemli öncelikli ödev olsa gerektir. Bilelim ki yer de uyanık, gök de uyanıktır.

Değerli arkadaşlar, bu kadar tarihsel bir evrede dağların bile yüklenmekten korktuğu bu denli ağır bir toplumsal yükümlülük altına girmiş bulunan parlamenterler olarak bizler için muharremin anlamı özellikle sorumluluk bilincinde odaklaşır. Tarihin bu evresinin tanıkları olarak biz parlamenterler, bir yolun başındayız. Her yolun olduğu gibi bu yolun da bir sonu vardır, ama bu yolun sonunda bizi bekleyen seçenek sayısı ikiden fazla değildir. Kabul etmeliyiz ki, bu sürecin sonunda bizi bekleyen ya vazifesini yapmış olmanın vicdani huzuru ya da taahhüt ettiğimiz şeyi yapmamış olmanın tarihsel ve toplumsal vebali. Âkif’in ifadesiyle, çalmadan nakusu izmihlalimiz işe koşulmak zorundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplum olarak acil çözüm bekleyen kritik sorunlarımız olduğunu hiçbirimiz inkâr edemez. Zira, inkâr, insan aklını kilitleyen, basiretini körelten ve vicdanını öldüren en büyük hatadır. Öyleyse sorunlarımıza kör, sağır ve dilsiz kesilmek, kendi nefsimize ve neslimize yapabileceğimiz en büyük kötülük olacaktır. Bilelim ki, çözümü yarına bırakılmış her bir sorunun intaç ettiği her suç ve günahtan en büyük pay bizlere düşecektir. Kabul etmeliyiz ki, kardeş kavgasını sonlandırmayan, toplumun adalet ve eşitlik duygusunu tatmin etmeyen, insan hak, onur ve hürriyetlerini teminat altına almayan her yasal ve anayasal eksiklik bizim kusurumuz olacaktır. Umarım ki, kendi kusurumuzu vekâletini üstlendiğimiz milletimize fatura etme sefaletine de düşmemiş oluruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşurken adil olmak, kendi aleyhimize de olsa adaletten ayrılmamak gibi temel kutsi öğretileri bir yaşam biçimine çevirme iradesini ortaya koymak, herkesten önce bizden beklenmektedir. Kanaatime göre, her birimizi ötekinin elinden ve dilinden emin kılacak bir iklimi var etmenin ilk adımı, adil ve emin bir fikriyata ve onu dillendirecek Hüseyinler gibi özgür ve cesur yüreklere ihtiyaç vardır. Bu yürekler, en kutsal savaşın zalim otoriteye karşı hakikati haykırmak olduğunu bildikleri gibi, haksızlık karşısında susmanın da dilsiz şeytanlık olduğuna inanırlar. Yarın çok geç kalmış olmamak için bu demde o yürekler mutlaka konuşmalıdırlar. Bilelim ki konuşmayanımızda da, dinlemeyenimizde de hayır yoktur.

Arkadaşlarım, milletin Meclisine gönderilmiş olmanın bize oldukça ağır bir mesuliyet yüklemiş olduğunu, daha da önemlisi seçilmiş olmanın her şeyden önce bize söz, düşünce ve davranışlarımızın da seçkin olma zorunluluğunu  yüklediğini hatırlatmak istiyorum. Unutmayalım ki yüklenmiş olduğumuz emanet milletin namusudur. O namus bizim sözümüzde, bizim duruşumuz ve davranışımızda tecelli edecektir. Öyleyse mükâfatımızı sadece ve sadece kendi vicdanımızdan beklemeliyiz. Meclisin birtakım kişisel, siyasal veya partisel çıkarlar uğruna uydulaşmasına asla izin vermemeliyiz. Zira, tarihi boyunca yaşadığı muhtıra ve darbelerle onuru yaralı bu Parlamentoya hak ettiği itibar elbisesini bir daha çıkarılmamak üzere giydirmek hepimizin en asil, vicdani mecburiyetidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN ATALAY (Devamla) – Muharreminiz anlamlı olsun.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Atalay.

Gündem dışı ikinci söz özel yetkili mahkemeler ve uzun süren tutuklular hakkında söz isteyen Çorum Milletvekili Tufan Köse’ye aittir.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Çorum ilindeki şeker fabrikalarının özelleştirilmesi nedeniyle yaşanan sorunlara, özel yetkili mahkemelerde yapılan yargılamalara ve uzun süren tutukluluk iddialarına ilişkin gündem dışı konuşması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündem dışı sözü ben özel mahkemeler ve uzun süren tutukluluklar için aldım ama ondan evvel, bu hafta sonu Çorum’daydım, oradan biraz sizlere bahsetmek istiyorum.

Tam bundan seksen beş yıl önce, 26/11/1926’da ülkemiz ilk defa Türk şekerini üretti, seksen beş yıl üç gün sonra da bugün maalesef memleketim Çorum’un da içinde bulunduğu şeker fabrikaları özelleştirilmekte, hem de hiç uygun olmayan, mahkemelerin birkaç kez iptal ettiği bir şartnameyle özelleştirilmekte maalesef.

Şeker terbiyesini aldıklarını söyleyen şeker fabrikasının çalışanları şeker gününde bizleri fabrikaya davet ettiler, gittik, gördük, hakikaten tamamının gözleri dolu, bu özelleştirmeden gerek fabrika çalışanlarının gerekse milyonlarla ifade edilen tarım işçisinin, çiftçinin, nakliyecinin ve hayvancının bu işten geri dönülmez bir biçimde zarar göreceğini söylüyorlar. Ben burada tarihe bir not düşmek istiyorum: Lütfen, bu özelleştirmeyi yapan Bakanlar Kurulu, ilgili bakanlar, Özelleştirme İdaresi, bir kez daha düşünün. Şekerin ülke ekonomisine 3 milyar dolardan fazla katkısı var, 10 milyona yaklaşan insan şekerden ekmek yemektedir. Sözlerimi uzatmayacağım, bu konu bizim gündemimizde devam ediyor. Daha sonra tekrarlayacağız, bu konuda söyleyeceğimiz önemli şeyler var.

Yine Çorum’da -değerli arkadaşlarım, bu çok önemli, eğer bunu dikkatle dinlerseniz- Çorum Belediye Başkanı 2009 yılında bir kamu kuruluşundan yönetim kurulu üyesi olarak almakta olduğu maaşı hacizli olarak geldi Çorum’a, maaşları hacizliydi. İki yılı aşkın süredir Çorum’da Belediye Başkanının imar ve ihale işlerinde yaptığı yolsuzluklar dedikodu olarak dolaşıyordu. Ama 15 Kasımda yerel basındaki bir gazeteci bu işi dedikodu olmaktan çıkarttı ve iddialı bir hâlde Çorum kamuoyunun bilgisine sundu. Bir süre Çorum kamuoyunu oyalayan Belediye Başkanı 2009’da maaşı hacizli olarak geldiği Çorum’da bir hazır beton santraline ortak olduğunu açıklamak zorunda kaldı. Ben Belediye Başkanımızı suçlamıyorum buradan. Belediye başkanları şehir eminleridir, en güvenilir insanlardır. Değil hakkında iddia olması, dedikodu bile çıkmaması gerekir diye düşünüyorum. İçişleri Bakanlığından da özellikle burada rica ediyorum, talep ediyorum: Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin kapılarında neredeyse maaşlı memur gibi çalışan müfettişlerinden bir kısmını da Çorum Belediyesine göndersin de Çorum kamuoyu da Çorum Belediyesinde neler dönüyor, bunları öğrensin. Özellikle bunu istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, hukuk bir gün herkese lazım olacak. Bu çok önemli ve tarihsel bir sözdür. Konuya yalnızca hukuk penceresinden bakarsak hep beraber demeliyiz ki: “Hukuk devletinin varlığı ve hukukun üstünlüğü için özel görevli mahkemeler bir başka isim ve görünümde devam ettirilmeden mutlaka ve hemen kaldırılmalıdır.”

Darbe veya olağanüstü dönemlerde iktidar gücünün uygulayıcısı olarak devreye sokulan olağanüstü mahkemeler, maalesef 2005 yılında CMY’nın, Ceza Muhakemeleri Yasası’nın 250’nci maddesinde yapılan değişiklikle bugün ülkemiz için olağan mahkemeler hâline gelmiştir.

Hepimiz tüm toplum olarak izliyoruz, belki bir kısmımız şimdilik anlamıyoruz ya da anlamamazlıktan geliyoruz ancak bu mahkemelerde yalnızca suçlanmak, tutuklamanın uygulamasında aranan tek koşul olarak kullanılır hâle geldi. Bunu hepimiz izliyoruz ama bir kısmımız anlamıyoruz maalesef. Koşulları oluşturulmadan gerçekleştirilen tutukluluk ve süresi uzayan tutuklamalar cezanın infazına dönüştüğünden, yargılamalar başlarken aslında fiilen de bitmiş oluyorlar.

Ve yine arkadaşlarım, hep beraber izliyoruz ancak bir kısmımız, şimdilik işimize gelmediği için anlamamazlıktan geliyoruz. Bu mahkemelerde yapılan yargılamalarda, yalnızca yurdunu seven, halkını seven, ulusal çıkarlarımızı ödünsüz savunan, iktidara ya da iktidarın bağlı olduğu uluslararası güç odaklarına biat etmeyen aydınlarımız, gazetecilerimiz, yurtsever askerlerimiz uzun süren tutukluluk hâlleriyle yargısız infaz ediliyorlar yani 2000’li yılların Kuvayımilliyecileri haksız infaz ediliyorlar yani Mustafa Kemal’in yoldaşları haksız infaz ediliyorlar. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği maalesef…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Köse, teşekkür ediyorum.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bir dakika daha istiyorum, devam edeceğim.

Değerli arkadaşlarım, sözlerime son verirken on gün önce…

Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Köse, böyle bir uygulamamız yok, biliyorsunuz.

Teşekkür ediyorum.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Son verirken, hangi partiye oy vermiş olursa olsun, hangi siyasi ideolojiden olursa olsun, geçmişte dedeleri, nineleri haksızlığa uğramış…

BAŞKAN – Sayın Köse, lütfen…

TUFAN KÖSE (Devamla) – …yoksullaştırılmış, kimsesiz bırakılmış, bugün de kendileri haksızlığa uğrayan, gelecekte de, eğer bu gidişe dur demezsek çocukları, torunları haksızlığa uğrayacak tüm insanlarımızı, tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köse.

Gündem dışı üçüncü söz, Tokat ili ve ilçelerinin sorunları hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Reşat Doğru’ya aittir.

Buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat ili ve ilçelerinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Tokat ili ve ilçelerinin sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tokat ili İç Anadolu Bölgesi’nin en güzel illerinden birisidir. 2007 yılından itibaren her yıl gündem dışı söz alarak ilimizin sorunlarını dile getiriyorum. Bizi duyanlara ve gerekli tedbirleri alanlara teşekkür ederim. Ancak, her yıl da söylediğim gibi Tokat nüfus kaybediyor, kan kaybediyor. Son yapılan TÜİK araştırmaları ve raporlarında ülkemizde göç veren illerin başında maalesef Tokat ili geliyor. Beş yıl öncesinde 800 binlerde olan nüfus 600 binlere düşmüş ve 7 milletvekilliğinden de 5 milletvekilliğine inmiştir. Bunun başlıca nedenlerden birisi işsizlik, yoksulluk ve fakirliktir. Tarımla uğraşan insanlar zarar etmektedir. Mazot, ilaç, gübre fiyatları, katlanılamayacak durumda, çok yüksektir. Bunun yanında ürün fiyatları da masrafı karşılamamakta ve köylü, çiftçi tarımdan vazgeçmektedir.

Tokat ilinin bütün ilçelerinde, köylerinde hızlı bir göç başlamıştır. İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlere her gün göç olmakta, insanlar ata toprağını terk edip yad ellere gitmektedir. Ancak Tokat ili AKP İktidarının her üç döneminde de bu siyasi partiye çok büyük destek vererek oyunu artırıp ona güvenmiştir. Bundan dolayı, Tokat ili ile ilgili sorunların acil çözülmesini ve göçün bitirilmesini de istemektedir.

Tokat’ta çiftçi, hayvan üreticisi ve esnaf çok zor durumdadır. Ülke genelinde olduğu gibi mazot, gübre ilaç fiyatları mutlaka düşürülmeli, çiftçi reel manada desteklenmelidir. Hayvan üreticisi zor şartlarda üretim yapmış olmasına rağmen üretimini maalesef değerlendirememiştir. Hayvan ithalatından mutlaka vazgeçilmeli, üretici de reel manada desteklenmelidir.

Sayın milletvekilleri, Tokat’ta küçük esnaf dükkânını, iş yerini kapatır konuma gelmiştir. Süpermarketler kanunu küçük esnafın lehine acilen Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalaşmalı, bu insanlar da işsizlik ortamından mutlaka kurtarılmalıdır. Genç işsizler için Niksar ve Erbaa belediyelerinin öncülüğünde yapılan, sokak atölyeleri gibi bayanlara yönelik, üretimi teşvik edici çalışmalar Tokat ilinin her tarafında yapılmalı ve desteklenmelidir.

Tokat merkezde ana yollarda yoğun trafik sorunu vardır. Çevre yolu acilen bitirilmeli, şehir içi ana yolları gidiş ve geliş diye ikiye bölünmelidir. Tokat-Çamlıbel, Niksar-Tokat, Niksar ve Reşadiye’yi Ordu iline bağlayan yollar, Zile-Sungurlu arası yol, Erbaa-Amasya yolları uzun yıllardan beri bitirilmemiştir, acilen bitirilmelidir.

Tokat merkezdeki hastanelerin hepsi kapanmamalı, eski Recep Yazıcıoğlu Hastanesi tam teşekküllü hastane olarak tekrar açılmalı, diş hastanesi de acilen bitirilmelidir.

Son ekonomik krizle beraber Tokat’ta birçok iş yeri kapanmıştır. Teşvik uygulama sıralamasında 3’üncü bölge olan ilimiz kara, deniz ve hava yolu ulaşımı olan illerle aynı gruptadır. Ayrıca, yüksek teşvik ve çok yüksek teşvik uygulama kapsamında bulunmayan ilimize yatırımcılar gerekli ilgiyi göstermemektedir. Ayrıca, Tokat Havaalanı da kapanma durumu ile karşı karşıyadır. İstanbul bağlantısı olmadığından büyük yatırımcılar maalesef Tokat’a gelmemektedir.

Başta Niksar, Turhal, Zile organize sanayileri olmak üzere Reşadiye ve Yeşilyurt küçük sanayi sitelerinin altyapısı tamamlanıp, yatırımlara açılmalıdır.

Teşvik sistemi ülkemizin birçok yeri gibi Tokat için de acil değiştirilmelidir. Büyük göç veren ilimiz, herhâlde teşvik sisteminde gerekli yeri alması gerekir.

Tokat Sigara Fabrikası satılmış ve kapatılmıştır. Turhal Şeker Fabrikası da aynı akıbete uğramamalıdır. Turhal Şeker Fabrikasını kapatmayalım. Araştırıp yeni bir sistem bularak açık, faal hâlde kalmasını sağlayalım. Turhal Şeker Fabrikası özelleştirme kapsamından, ya çıkarılmalı ya da Tokatlılara açık kalmak, çalıştırmak kaydıyla devredilmelidir.

İlimiz kültür, turizm yönünden zengin bir bölgededir. Tokat merkez, Danişmentlilerin başkenti Niksar, Sulusaray Sebastapolis, Pazar Ballıca Mağarası, Zile Kalesi çok iyi değerlendirilmeli, teşvik sistemine geçirilmelidir.

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesine özel ilgi gösterilmeli, okul daha da fazla büyütülmelidir ve öğrencilere yeni imkânlar sunulmalıdır.

Tokat’ta HES projelerinde çok sıkıntı vardır. Irmaklar üstüne kurulan HES’ler çevreyi bozmakta, çiftçiyi mağdur bırakmaktadır. Bu konu geniş katılımla araştırma yapılması gereken çok önemli konuların başında gelmektedir.

Ayrıca, Tokat ili ağır bir deprem kuşağında bulunmaktadır. Kuzey Anadolu fay hattı buradan geçiyor. Geçmiş tarihlerde ağır depremler olduğu görüldüğünden, başta resmî binalar olmak üzere, bütün yerleşim yerleri incelemeden geçirilmeli, depremle ilgili önlemler acilen alınmalıdır.

Bina yapımında belediyelerden alınan ruhsatlarda kolaylıklar sağlanmalı, Tokat’a sonuçta sahip çıkılmalıdır diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Doğru, teşekkür ediyorum.

Sayın Öğüt ve Sayın Işık, söz talepleriniz var ancak İç Tüzük’ün 59’uncu maddesi “Gündem dışı en çok üç kişiye söz verir.” diyor. Onun için veremiyorum. Sadece Sayın Grup Başkan Vekilleri Sayın Vural’la, Sayın Kaplan’a söz vereceğim.

Sayın Vural, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a geçirdiği ameliyattan dolayı acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle Sayın Başbakana geçirdiği ameliyattan dolayı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak acil şifalar diliyoruz, AKP Grubuna da geçmiş olsun dileklerimizi ifade ediyoruz. Bir an önce Sayın Başbakanın sıhhatine kavuşarak aramıza gelmesini diliyoruz.

Tabii, bu vesileyle de, gazete haberlerinden ediniyoruz ama, bir sayın bakan ya da başbakan yardımcısı, Sayın Başbakana yapılan bu operasyonla ilgili Meclise bir bilgi verirlerse… Zannederim doğrudan bilgi edinme konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin böyle bir hakkı var. Böyle bir ortamda Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bilgilendirilmesinde fayda mülahaza ediyorum.

Saygılarımı arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

Sayın Kaplan, buyurun.

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, tutuklu bulunan 8 milletvekili hakkında vermiş oldukları kanun teklifinin acilen Meclisin gündemine alınmasına ve bir an önce konunun çözüme kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Özel yetkili mahkemelerin olağanüstü yargılama yerleri olduğu ve uygulamasından bu yana kamu vicdanında son derece tartışıldığı, yine uzun tutukluluk süreleriyle ilgili olarak başta Mecliste 8 milletvekilinin hâlen tutuklu olduğunu, bu iki konuda da kanun teklifi vermiş bulunmaktayız. Bunun Meclisin acil gündemine alınıp bir an önce çözüme kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

Okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulmuş bulunan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Maliye Bakanlığı ile ilgilendirilmesinin Başbakanın teklifi üzerine uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/651)

                                                                                                                        25 Kasım 2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: Başbakanlığın 22/11/2011 tarihli ve B.02.0.PPG.0.12-300-02/11349 sayılı yazısı.

660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulmuş bulunan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun Maliye Bakanlığı ile ilgilendirilmesi, 27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Kanunun 19/A maddesi uyarınca, Başbakanın teklifi üzerine uygun görülmüştür.

Bilgilerinize sunarım.

                                                                                                             Abdullah Gül

                                                                                                           Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 milletvekilinin futbol kulüplerinin ekonomik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/68)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye profesyonel futbol liglerinde 134 kulübümüz mevcuttur. Türkiye Süper Ligi'nde 18, Bank Asya 1. Ligi'nde 18, İkinci Türkiye Ligi'nde 45 ve Üçüncü Türkiye Ligi'nde ise 53 futbol takımımız mücadele vermektedir.

Türkiye Futbol Federasyonu'nca düzenlenen maç yayın ihalesinden elde edilen hasılatın çok büyük kısmı Türkiye Süper Ligi kulüplerine tahsis edilmektedir. Bank Asya, İkinci ve Üçüncü Lig kulüplerimize çok az pay verilmektedir. Ayrıca, Süper Lig takımlarımızın önemli ölçüde sponsorluk anlaşmaları ve reklam gelirleri olmasına karşın, diğer liglerdeki kulüplerimizin bu gelirleri oldukça sınırlı seviyede kalmaktadır.

Diğer taraftan, spor-toto teşkilatı tarafından düzenlenen oyunlardan elde edilen hasılatın çok önemli kısmı yine süper lig kulüplerine pay edilmektedir.

Ayrıca, amatör kümelerde çok önemli sayıda kulübümüz yoksulluklar içerisinde mücadele vermektedir.

Ülkemizdeki birçok şehrimizin en önemli sosyal aktivitesi olmasına karşın, bu şehirlerimizde yeterli kaynak olmadığı için bu kulüplerimizin yaşama ve liglerde mücadele etme şansı ortadan kalkmaktadır. Her ilimizin farklı ekonomik yapıya sahip olması, Türkiye futbol liglerinde mücadele veren kulüplerimize farklı boyutta yansımaktadır.

Özellikle Spor-Toto Teşkilatı tarafından düzenlenen oyunlardan elde edilen hasılatın sadece yüzde 7'lik kısmı kulüplerimize dağıtılmaktadır, yüzde 85'lik kısmı ise ağırlıklı olarak vergi olmak üzere bloke edilmektedir.

Türkiye'de özellikle amatör liglerde mücadele veren her daldaki takımlarımızın araç-gereç ihtiyaçları mutlaka giderilmeli ve özellikle her amatör daldaki takımlarımızın tesisleri mutlaka yenilenmelidir.

Ayrıca, kaynakları yönünden çok büyük sorunları olan ikinci ve üçüncü lig kulüplerimiz yine Spor-Toto tarafından farklı katsayılar ile desteklenmelidir.

Türkiye futbol liglerinde mücadele veren kulüplerimizin özellikle ekonomik ve mali özerkliklerinin irdelenmesi amacıyla Anayasa'nın 98. maddesi ile İç Tüzüğün 104. ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                               (İstanbul)

2) Candan Yüceer                                            (Tekirdağ )

3) Atilla Kart                                                   (Konya)

4) Erdal Aksünger                                           (İzmir)

5) Kamer Genç                                                (Tunceli)

6) Mehmet Şeker                                             (Gaziantep)

7) Tufan Köse                                                 (Çorum)

8) Mehmet Ali Ediboğlu                                  (Hatay)

9) Haluk Ahmet Gümüş                                  (Balıkesir)

10) Kazım Kurt                                               (Eskişehir)

11) İhsan Özkes                                              (İstanbul)

12) Sinan Aydın Aygün                                                  (Ankara)

13) Aytuğ Atıcı                                               (Mersin)

14) Bedii Süheyl Batum                                  (Eskişehir)

15) Salih Fırat                                                  (Adıyaman)

16) Metin Lütfi Baydar                                    (Aydın)

17) Özgür Özel                                                (Manisa)

18) Nurettin Demir                                          (Muğla)

19) Ramazan Kerim Özkan                             (Burdur)

20) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                         (İstanbul)

21) Ali Özgündüz                                            (İstanbul)

22) Ali Rıza Öztürk                                         (Mersin)

23) Celal Dinçer                                              (İstanbul)

24) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                        (Kayseri)

25) Malik Ecder Özdemir                                (Sivas)

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, usta öğreticilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/69)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Usta öğreticiler; Çıraklık Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü'ne bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde, Okul Öncesi Genel Müdürlüğüne bağlı kurum ve kuruluşlarda, Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğüne bağlı kurum ve kuruluşlarda, ek ders ücreti karşılığı çalışan, Bilgisayar, Giyim, Makine Nakışları, El Sanatları, Kuaförlük, anasınıfı öğreticisi vb. branşlarda uygulamalı meslek eğitimi veren kişilerdir. Türkiye genelinde 20 bine yakın Halk Eğitim Merkezlerinde, 20 bine yakın okul öncesi eğitimde ve 10 bine yakın da Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğü'ne bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapmak üzere toplam 50 bine yakın çalışan usta öğreticiler vardır.

Yaygın Eğitim kurumlarında öğretmen ihtiyacı sebebiyle, öğretmeni bulunmayan meslek dallarında herhangi bir kadroya bağlı olmaksızın ek ders ücreti sayılı Devlet Memurları kanununun 89 uncu maddesine göre çıkarılan 16.12.2006 tarih ve 26378 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararı eki Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen ve yöneticilerin ders ve ek ders saatlerine ilişkin esasların 9. maddesine göre geçici personel olarak istihdam edilmektedirler.

Usta öğreticinin aldığı brüt ücret, asgari ücretin seviyesi altında ise 7,5 saatlik çalışmanın bir gün baz alınması ile sigortaları ödenmektedir. Dolayısıyla ortalama 8 ay boyunca usta öğreticisinin aldığı ücret resmi tatiller, bayramlar vb. günlerde kesintiye uğradığından hem aldıkları ücret asgari ücret seviyesinin altında kalmakta hem de SSK primi her ay için 30 gün üzerinden yatırılmamaktadır.

Aynı mekânlarda aynı işi yapan Kadrolu Usta Öğreticiler 657 sayılı kanunun tanıdığı tüm haklardan yararlanırken, ücretlilerin sosyal güvencelerinin olmayışı, hiçbir güvenlik sisteminde tam ve açık olarak tarif edilmemiş olmaları çalışanlar arasında ayrıma neden olmaktadır.

Bakanlığa bağlı her derece türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarının öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla bir ders yılında 10 ayı geçmemek üzere öğretici görevlendirmesi yapılabilmektedir. Oysa statüsüz çalıştırılan ücretli öğreticilerin, Halk Eğitim Merkez Müdürlerinin inisiyatifleri doğrultusunda bazı illerde 6 veya 8 ay bazı illerde ise 10 veya 11 ay olarak, haftada 15 saat ya da 30 saat arasında görevlendirmeleri yapılmaktadır. Bu adaletsiz dağılım hem ücretlerde hem de SSK pirim ve gün sayılarında eşitsizliğe neden olmaktadır.

Yıllardır kadro tahsisi yapılmadan, ücretli usta öğreticiler sadece genelgeler doğrultusunda kamu hizmeti vermiştir. Yetişmiş, deneyimli çalışanların Halk Eğitimci sıfatıyla başarılı çalışmaları takdir görmemiştir.

Yetişkin Eğitimi, Meslek Eğitimi ve bu amaçla yapılan tüm kursların önemi gün geçtikçe artmaktadır. Halk Eğitim Merkezlerinde Sosyal, Kültürel ve Mesleki Eğitim alanında düzenlemeler ve kurs merkezleri ile ilgili yenilikler bugüne kadar tam anlamıyla yapılamadığı gibi çalışanların da Sosyal Güvenceleri göz ardı edilmiş ve mağduriyetleri devam etmiştir.

Bu uygulamalar sonucunda:

1- Usta öğreticiler, yıllardır çalıştığı kurumlarda her yıl görev alıp alamama kaygısı yaşanmakta, iş güvencesinden yoksun çalıştırılmaktadır.

2- Yönetmelik ve yönergelerde kullanılan esnek ifadelerle, idarecilerin görevlendirmelerde inisiyatif kullanmalarına neden olmakta ve görevlendirme keyfiyete dayandırılmaktadır.

3- Bu dönem uygulanmaya konulan modüler program sistemini özümsemeyen, yeniliklere uyum sağlayamayan, yeni programları kavrayamayan idarecilerin engeline maruz bırakılmakta, usta öğreticilerin görev almasına engel olunmaktadır.

4- Yetişkin eğitimi verilen merkezlerde eğitimin, hâlihazırda ortalama % 80'i sigortalı çalışan tarafından karşılanmaktadır. Tam gün ve tam yıl eğitim verilen kurumlarda, ödenek sıkıntısı bahanesiyle kursların hem geç açılması hem de erken zamanda kapatılması eğitimi aksatmakta ve yetişkin eğitiminin amaç ve kapsamına uygun hareket edilmemesine neden olmaktadır. Yaşam boyu eğitimin önemi ve gerekliliği her geçen gün artmakta ve bu önemli hizmeti ne yazık ki sosyal ve özlük hakları verilmemiş çalışanlarla karşılanmaktadırlar.

5- Usta öğreticilerden işsizlik sigorta primleri kesilmediği için çalışmadıkları dönemlerde işsizlik sigortasından yararlanamamaktadır.

6- Ve en önemlisi geçmiş dönemlerde çalışan usta öğreticilerin, geriye dönük eksik ödenen primlerini, kendileri veya bakanlıkça ödeme hakkı verilmemiş, emekliliği gelmiş çalışanların emekli olma hakları engellenmiştir.

Yukarıda maddeler hâlinde bahsedilen usta öğreticilerin sorunlarının kapsamlı olarak araştırılıp, bu sorunların bir an önce çözüme kavuşturulması amacı ile Anayasa’nın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1)     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                           (İstanbul)

2)     Candan Yüceer                                        (Tekirdağ)

3)     İhsan Özkes                                            (İstanbul)

4)     Erdal Aksünger                                       (İzmir)                    

5)     Atilla Kart                                               (Konya)

6)     Kamer Genç                                            (Tunceli)

7)     Mehmet Şeker                                         (Gaziantep)                             

8)     Tufan Köse                                             (Çorum)

9)     Kazım Kurt                                             (Eskişehir)

10)   Celal Dinçer                                            (İstanbul)

11)   Mehmet Ali Ediboğlu                              (Hatay)

12)   Salih Fırat                                                (Adıyaman)

13)   Sinan Aydın Aygün                                (Ankara)

14)   Nurettin Demir                                        (Muğla)

15)   Özgür Özel                                              (Manisa)

16)   Aytuğ Atıcı                                             (Mersin)

17)   Ali Rıza Öztürk                                       (Mersin)

18)   Metin Lütfi Baydar                                  (Aydın)

19)   Ramazan Kerim Özkan                           (Burdur)

20)   Mustafa Sezgin Tanrıkulu                       (İstanbul)

21)   Sena Kaleli                                              (Bursa)

22)   Mehmet Şevki Kulkuloğlu                      (Kayseri)

23)   Malik Ecder Özdemir                              (Sivas)

3.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 21 milletvekilinin, Tekirdağ sahillerindeki kirlilik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/70)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ekolojik dengelerin korunması, iklimlerin dengelenmesinde önemli bir unsur olması ve insanlığın besin deposu olma özelliği nedeniyle, denizlerin her türlü kirlilikten korunması yaşadığımız coğrafyanın en önemli konusu haline gelmiştir. Bu kirlilik yükü içerisinde, gemilerden kaynaklanan kirliliğin önemli bir payı bulunmaktadır. Türkiye, deniz ulaşımı açısından dünyanın en önemli geçiş bölgelerinden biridir. Marmara denizinde her yıl yapılan kontroller kirliliğin giderek arttığını kanıtlar niteliktedir. Marmara denizinde artan bu kirlilik Tekirdağ kıyılarında da etkili olmaktadır. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenli olarak yapılan analizlerde de insan sağlığını tehdit edecek düzeyde kirliliğe rastlanmıştır.

Özellikle Tekirdağ'da kurulu arıtma tesislerinde arıtılan suların tekrar denize verilmesi, deterjan atıkları ve gübre gibi denizi kirletecek maddelerin akarsular yoluyla denize karışması da kirlenmeye neden olmaktadır. Denize ulaştıktan sonra değişime uğrayan bu maddeler, denize giren yurttaşlarımız için büyük tehlike yaratmaktadır. Tekirdağ merkez başta olmak üzere bölgedeki çok sayıda plajda denize girmek bölge halkının sağlığı açısından önemli riskler taşımaktadır. Bazı bölgelerde ise kirliliğin çok daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Özellikle Yeniçiftlik tarafındaki Şerefli Deresi'nin aktığı bölgeler, Kumbağ Tarım Bakanlığı ve askeri kampları, Barbaros Topağaç Halk Plajı, Altınova, Değirmenaltı Halk Plajları, Salat Yağ Fabrikası Çamlık Plajı, Saray Kastro Halk Plajı, Marmaraereğlisi Vakıflar Kampı ile Şarköy'ün Eriklice köyü halk plajında mikrobiyolojik kirliliğin zorunlu değerlerin çok üzerinde olduğu belirlenmiştir. Deniz suyunda tespit edilen bu kirlilik çok sayıda hastalığı da beraberinde getirmektedir. Temiz olmayan plajlarda denize giren yurttaşlarımız kirli suyu yuttukları takdirde koli basili, kolera, tifo, sarılık, dizanteri gibi birçok enfeksiyona maruz kalmaktadırlar.

Tekirdağ sahillerinde görülen kirlilik yalnızca denize giren bölge halkını etkilememektedir. Evsel, kentsel ve sanayi atıklarının denize ulaşması sonucu deniz tabanındaki habitat ortamının dengesi bozulacak, bu da tek düze bitki ortamının oluşmasına neden olacaktır. Orta ve uzun vadede deniz dibindeki bitki çeşitliliği de yok olacaktır. Bitki çeşitliliğinin yok olması deniz dibindeki oksijeni de arttıracağından balıkların yaşam ortamını da olumsuz etkileyecektir. Bu durumdan en fazla ekmeğini denizden kazanan balıkçılarımız etkilenecektir.

Önlem alınmadığı takdirde denizlerimizin gün geçtikçe daha büyük çevre riskleri ile karşı karşıya kalmaları, kıyılarımızdaki Mavi Bayrak sayısının azalmasına neden olacaktır. Ayrıca bu tür çevre sorunları sağlık, gıda, sosyokültürel, turizm ve ekonomik olmak üzere pek çok alanda denizlerden faydalanma olanağımızı yok edici yönde etki gösterecektir.

Yukarıda belirilen hususlar göz önünde bulundurularak, Tekirdağ sahillerinde kirliliğe neden olan faktörlerin tespit edilmesi, kalıcı çözüm yollarının bulunması ve deniz dibindeki çeşitliliğin korunması için gerekli çalışmaların yapılması amacıyla Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Candan Yüceer                            (Tekirdağ)

2) Tufan Köse                                                 (Çorum)

3) Mehmet Şeker                             (Gaziantep)

4) Bülent Kuşoğlu                           (Ankara)

5) Kazım Kurt                                                 (Eskişehir)

6) Mehmet Ali Ediboğlu                  (Hatay)

7) İhsan Özkes                                (İstanbul)

8) Aytuğ Atıcı                                                 (Mersin)

9) Nurettin Demir                            (Muğla)

10) Atilla Kart                                 (Konya)

11) Sinan Aydın Aygün                  (Ankara)

12) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

13) Ferit Mevlüt Aslanoğlu             (İstanbul)

14) Erdal Aksünger                         (İzmir)

15) Metin Lütfi Baydar                    (Aydın)

16) Salih Fırat                                  (Adıyaman)

17) Mustafa Sezgin Tanrıkulu         (İstanbul)

18) Ali Özgündüz                            (İstanbul)

19) Ali Rıza Öztürk                         (Mersin)

20) Celal Dinçer                              (İstanbul)

21) Mehmet Şevki Kulkuloğlu        (Kayseri)

22) Malik Ecder Özdemir                (Sivas)

BAŞKAN -  Bilgilerinize Sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bir gensoru önergesi vardır. Önerge daha önce bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.

Şimdi, okutacağım gensoru 500 kelimeden fazla olduğu için önergenin özeti okutulacaktır ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi’ne eklenecektir.

C) Gensoru Önergeleri

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Van ilinde meydana gelen depremlerde, arama ve kurtarma çalışmaları, yardımların ulaştırılması, hasar tespiti ve süreçteki diğer hizmetlerin yerine getirilmesinde etkin koordinasyon sağlayamadığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/6) (x)

                            

(x) Gensoru önergesinin tam metni Tutanak Dergisi’ne eklidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay hakkında Anayasa'nın 99'uncu ve İçtüzüğün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasına ilişkin Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına verdiğimiz önerge 22 Kasım 2011 tarihinde dağıtılmış ve 23 Kasım 2011 tarihinde AKP Grup Önerisiyle gensoru görüşmelerinin 25 Kasım 2011 tarihinde yapılması kararlaştırılmıştı.

Anayasamızın TBMM'ye verdiği denetim yetkisinin en önemli araçlarından biri olan gensoru görüşmelerinin çoğunluk partisi tarafından tek başına bir iradeyle, bir diğer gensorunun görüşüleceği ve TBMM çalışmalarının TRT yayınının olmayacağı bir tarihte yapılarak fiilî karartma ile Van depremi gibi sebep ve sonuç ilişkilerinin vatandaşlarımızı yakından ilgilendiren bir konu hakkında toplumun doğrudan bilgi almasını imkânsız kılacağı; gensoru gibi önemli bir denetim yetkisini kullanırken aynı günde iki gensoruyu gündeme almanın, kamuoyunun gensorular hakkında yeterince değerlendirilmesini de temin etmeyeceği dikkate alınarak gensoru konusunda vatandaşlarımızın ve kamuoyunun yeterince bilgi edinmesi ve gensoru gibi önemli bir denetimde etkinliğin temin edilmesini sağlayacak bir görüşmeye zemin hazırlaması için gensoru önergemizi 25 Kasım 2011 tarihinde geri çekmiştik. Geri çektiğimiz bu önerge bu gerekçeleri temin etmek amacıyla tekrar verilmiştir.

Van ilimizde meydana gelen yıkıcı depremler sonrasında kamunun imkân ve kabiliyetlerinin, milletimizin yardımlarının vatandaşlara ulaştırılmasında yeterli etkinliğin ve koordinasyonun sağlanamamasında, depremle ilgili kamu yöneticilerinin sevk ve idaresinde, deprem ve sonuçları ile konusunda kamu görevlilerin çelişen yorum ve ifadeleriyle karmaşıklığın oluşmasında, deprem yöresinde vatandaşlarımızın güveninin azalmasında, özellikle ikinci depremde yıkılarak can kaybına yol açan binalarla ilgili hasar tespitinin sağlıklı yapılmamasında ve yanlış yönlendirme sonucunda oluşan kayıplarda idari ve yasal süreç dışında siyasi sorumluğu bakımından Van depreminde koordinasyondan sorumlu ve Afet ve Acil Yönetim Başkanlığı'nın bağlı olduğu Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay hakkında ekte verilen gerekçelerle Anayasa'nın 99'uncu ve İçtüzüğün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                      Oktay Vural                                                                          Mehmet Şandır

                            İzmir                                                                                        Mersin

            MHP Grup Başkan Vekili                                                           MHP Grup Başkan Vekili

Gerekçe Özeti:

23 Ekim ve 9 Kasım 2011 tarihlerinde Van'da meydana gelen depremlerde 644 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, binlerce vatandaşımız yaralanmış, binalar yıkılmış, insanlarımız evsiz kalmıştır. Van depremi sonrası yaşananlar ve gelişmeler bedeli daha da artırmıştır.

Sayın Başbakan, Van'da meydana gelen ilk depremin ardından yaşanan sıkıntılara değinerek, "ilk 24 saat bir başarısızlık oldu bunu kabul ediyoruz" diyerek ihmalkârlığa işaret etmiştir.

Depremden sonra Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın "Bugün itibariyle diyebilirim ki; deprem açısında en güvenilir Van ve Erciş'tir." "ön hasar çalışmalarının yüzde 95 seviyesinde tamamlandığını, ön hasar tespit çalışmalarının esas gayesinin girilemeyecek ağır hasarlı bina ve evleri tespit etmek, çadır ihtiyacını belirlemek olduğunu" dile getirerek, "vatandaşlarımız az hasarlı evlere girebilirler" beyanından sonra meydana gelen ikinci depremde bu defada ev ve konaklama tesislerinin yıkılması sonucu insanlar hayatını kaybetmiştir.

Van Valisi 26 Ekim 2011 tarihinde bir TV programında "Bakın şehirde bütün oteller şu an dolu. Yer bulamıyoruz. Şehir dışından gelen, genellikle deprem dolayısıyla gelen basın yayın mensupları, araştırma kurtarma ekipleri kalıyor. Onların hiçbir endişesi yok. Binalara giriyorlar ve 7-8 katlı otellerde kalıyorlar." açıklamalarından iki hafta sonra, meydana gelen 5,6'lık bir deprem sonucunda Valinin sözünü ettiği "7-8 katlı" oteller yerle bir olmuş ve 40 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.

Van depreminde geçici barınma için gerekli çadır temininde yetersizlikler, yardımların dağıtımında koordinasyonsuzluklar yaşanmıştır. Halen bu yardımların dağıtımında yaşanan eksiklikler medyanın ve vatandaşın gündeminde olduğu gibi bu yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında etkinlik sağlanmış değildir.

Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay arama kurtarma ekiplerinin; kendi potansiyelimizi görmek amacıyla bekletildiğini itiraf etmiştir.

Sayın Atalay TBMM'de "Şu anda, Mevlânâ evleri, orası daha soğuk olduğu için elverişli görülmedi. Yani Mevlânâ evi burada kullanılmayacak" demiş, ancak bu bölgede daha sonra Mevlânâ evlerinin kurulduğu ve Sayın Cumhurbaşkanının bunları ziyaret ettiği görülmüştür.

3 ve 5 Kasım 2011 tarihli AFAD'ın yayınladığı Van Depremi Raporlarında ön hasar tespit çalışmalarının tamamlandığı ifade edildikten sonra 9 Kasım 2011 tarihinde meydana gelen ikinci depremde ev ve oteller yıkılmış ve can kayıpları yaşanmıştır.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar 15 Kasım 2011 tarihinde "Biz o binalara ‘girin’de demedik, ‘girmeyin’ de demedik." demiştir.

Sayın Başbakan ikinci depremden sonra yaptığı konuşmada "Bizler tabii burada yasal süreci de çalıştıracağız. Kimler olursa olsun, ister üniversite camiasından olsun, ister AFAD'dan olsun, kim burada oturulabilir şeyini vermişse, bunlarla ilgili de yasal süreci başlatacağız." diyerek ihmali bulunanlar için idari ve cezai yönden hesap sorulacağını ifade etmiştir.

Sayın Başbakan'ın söyleminin aslında savcıların görev gereği kendiliklerinden yerine getirmesi gerektiği gerçeği yanında, Sayın Başbakanın sorumluluğu olanlardan  hesap  sorulması  söyleminin  siyasi  bakımdan  da tamamlanması gerekmektedir. Bu bakımdan Van depremi sonrasında yaşananlar hakkında yürüyen hukuki sürece paralel siyasi sorumluluk sahiplerinin de hesap vermesi demokrasinin ve hukukun bir gereğidir.

61. Hükümette Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay "Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı"ndan sorumludur. Afet ve acil durumdan ve Van depreminde koordinasyondan sorumlu Başbakan yardımcısının siyasal sorumluluğu olduğu açıktır. Buna ilişkin daha önce verdiğimiz gensorunun çoğunluk iradesiyle fiili karartma yapılarak vatandaşlarımızın bilgi edinme imkânlarını kısıtlayacak bir zamanda görüşülmesinin yapılmak istenmesi üzerine çektiğimiz gensoru önergesi yenilenerek verilmiştir.

Van ilimizde meydana gelen yıkıcı depremler sonrasında kamunun imkân ve kabiliyetlerinin, milletimizin yardımlarının vatandaşlara ulaştırılmasında yeterli etkinliğin ve koordinasyonun sağlanamamasında, depremle ilgili kamu yöneticilerinin sevk ve idaresinde, deprem ve sonuçları konusunda kamu görevlilerinin çelişen yorum ve ifadeleriyle karmaşıklığın oluşmasında, deprem yöresinde vatandaşlarımızın güveninin azalmasında, özellikle ikinci depremde yıkılarak can kaybına yol açan binalarla ilgili hasar tespitinin sağlıklı yapılmamasında ve yanlış yönlendirme sonucunda oluşan kayıplarda idari ve yasal süreç dışında siyasi sorumluluğu bakımından Van depreminde koordinasyondan sorumlu ve Afet ve Acil Yönetim Başkanlığı'nın bağlı olduğu Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay hakkında ekte verilen gerekçelerle Anayasa'nın 99'uncu ve İçtüzüğün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasına gerek görülmüştür.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergenin görüşme günü daha sonra belirlenerek oylarınıza sunulacaktır.

Komisyondan istifa önergesi vardır, okutuyorum:

D) Önergeler

1.- Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay’ın, Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/11)

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üyesi bulunduğum Plan ve Bütçe Komisyon üyeliğinden istifamın kabulünü arz ederim.

                                                                                                        Hasan Fehmi Kinay

                                                                                                                 Kütahya

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

E) Duyurular

1.- Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince, Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un yargılandığına dair dosyanın, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmasına ilişkin duyuru (3/652)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/11/2011 tarihli ve 2011/111049-2 dosya numaralı yazısıyla Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un 2010/568 esas sayılı dava dosyasında yargılandığı, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereği bildirilmiştir.

Bilgilerinize sunulur.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerilerİ

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından 1937-1938 yıllarında, bugünkü adı Tunceli olan Dersim'de Tedip ve Tenkil uygulamalarının bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 29/11/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı  birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

                                                                                                                        29/11/2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 29/11/2011 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Pervin Buldan

                                                                                                                    Iğdır

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

22 Kasım 2011 tarihinde, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından (193 sıra nolu), 1937-1938 yıllarında, bugünkü adı Tunceli olan Dersim'de Tedip ve Tenkil uygulamalarının bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 29/11/2011 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünlerin yoğun gündem maddesi Dersim. Dersim’le ilgili tartışmalar sürüyor ancak bu konuda bu tartışmaların sürmesine rağmen sağlıklı bir adım atılamıyor. Bizim araştırma önergemiz, 37-38 yıllarında Dersim’de tedip ve tenkil uygulamalarıyla ilgili. Bu araştırma önergemizde, özellikle orada yaşananların tanıkların da anlatımıyla ki İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarından Orgeneral Muhsin Batur’a ve o dönemin şairleri, aydınlarından yaşayanlarına kadar orada ne olup bittiğini Meclisin araştırması, bugünkü önergemiz bu.

Şimdi, bu konuda BDP olarak şunu ifade etmek istiyoruz: Sayın Başbakana geçmiş olsun, rahatsız şu an. Bir ilk gibi gözükse de sözlü olarak yapılan özür dilemesinin anlamını bulması ve sonucunu doğurabilmesi açısından birtakım adımların atılması gerekiyor ve bu konuda bir önceki dönemde ve bu dönemde de Barış ve Demokrasi Partisi olarak Meclise birçok konuda araştırma önergesi ve kanun teklifi verdik.

Önce şunu ifade etmek istiyorum ki bu tür durumlarda, dünyada bu tür acı olaylar karşısında yapılanlar bellidir; geçmişle yüzleşilir, hakikatler komisyonları kurulur, araştırma komisyonları kurulur ve meclisler kararlar alırlar. Bu meclislerin kararları kalıcıdır. Sayın Başbakanın il başkanları toplantısındaki sözleri sadece basına yansıdığı kadarıyla geçerli çünkü dünyada özür örneklerine baktığımız zaman çok farklı şeyler görüyoruz. ABD 2010’da yerlilerden özür dilemiş, Avustralya 2008’de Aborjinlerden özür dilemiş, 2000’de Hollanda Yahudiler, Çingeneler ve Endonezyalılardan özür dilemiş, 98’de Kanada yerlilerden özür dilemiş, Rusya Lideri Boris Yeltsin 43-44’de Çeçen, İnguş ve Tatar gibi halkların sürülmesinden dolayı özür dilemiş, 1993’te Güney Afrika Cumhuriyeti “apartheid” rejiminden dolayı özür dilemiş, Japonya dilemiş, Britanya Kraliçesi II. Elizabeth’in özür dilemesi var, 70’lerde Batı Almanya Şansölyesi Willy Brandt’ın -sosyal demokrat liderin- Varşova gettosunda öldürülen Yahudiler için diz çöküp özür dilemesi var.

Şimdi, bütün bu gerçekler karşısında şunu açıkça ifade etmek istiyorum… Sayın Başbakana grubumuzun soru önergesidir, dikkatinizi çekmek istiyorum. Burada Sayın Başbakana Tunceli’de tedip ve tenkil soruluyor ve uluslararası sözleşmeler gereği bu konuda cevap verilmesi isteniliyor. Bu yasaların, idam edilen insanların mezar yerlerinin bildirilmesi isteniyor ve kaç kişinin öldürüldüğü... Sayın Başbakan bunu Adalet Bakanlığına havale ediyor. Adalet Bakanının verdiği cevap gerçekten utandırıcı bir cevap. Ne diyor? “Bunu aldık, inceledik ve mezar yerleriyle ilgili -Adalet Bakanlığının metni var, isteyen, ilgili arkadaşlara verebilirim-sorduk, araştırdık.” diyor ve “Anayasa 98’e göre, sorular sorulduğunda…” Bu sorulara nasıl cevap verileceğini anlatıyor bize ve “…hükme bağlandığından, önergenin bilgi istemeye yönelik olmayıp kişisel görüş ileri sürülmek suretiyle düşünce öğrenmeyi amaçlayan diğer sorularına cevap verme yasal imkânı görülmemiştir.”

Şimdi, bu Hükûmetin, Başbakanın Bakanının verdiği cevap bu ve diyor ki: “Bilgi Edinme Yasası’na göre istediğiniz bilgiyi edinebilirsiniz.” Buyurun, edinin arkadaşlar, Seyit Rıza’nın arkadaşlarının mezar yerini size birisi çıkar söyler belki.

Bakın, bir soru önergesi daha, o dönem bizim Tunceli Milletvekilimiz Şerafettin Halis tarafından verilmiş. Mezar yerleriyle ilgili soruluyor, yine Adalet Bakanlığına Başbakan havale ediyor. Cevabı okusanız, üzüntü verici bir şey. Elâzığ Savcılığına sorduk, sağlık müdürlüğüne sorduk, belediyesine sorduk -tarih, sayılar var- Tunceli Valilik makamına sorduk, maalesef, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerini bilmediklerini söylemişler, hadi buyurun… Genelkurmayın arşivleri, devletin derinlikleri, her şey belgeli arkadaşlar. Şimdi, Adalet Bakanı bunu söylüyor, onun da Başbakanı özür diliyor. Şimdi, bu cevap 2008’de verilmiş.

Bakın, yine, kanun teklifini verdik Dersim’le ilgili. Burada anlatıyoruz “Neden Dersim adı geri verilmelidir?” Çünkü Dersim Osmanlıya bağlı bir vilayetin adı, tarihî bir anlamı var ve bu ad değişikliğinin işte o dönemin İçişleri Bakanı  Şükrü Kaya tarafından verilen önergeyle 7 Kasım 1935’te yapıldığını… Eski ismin iadesini istiyoruz. Bu da Mecliste duruyor bizim önergemiz. İstediğiniz önergeyi yirmi dört saatte indirip, buradan yirmi dört saatte geçiyor. “Buyurun gereğini yapın.” diyoruz.

Yine, bizim, Seyit Rıza ve arkadaşlarının, Şeyh Said’in ve Saidi Nursi’nin mezar yerleriyle ilgili araştırma önergemiz var. Bu da burada, Mecliste duruyor arkadaşlar.

Dersimli kayıp kızlarla ilgili araştırma önergemiz var, bu da Mecliste duruyor ve bütün bunların üzerine işte insan hakları kuruluşlarının açıklamaları: “Bu konuda özür yetmez.” diyor ve sıralıyorlar “Gereğinin yapılmasını -neler neler yapılsın- mezar yeri gösterilsin, Dersim adı iade edilsin, özür dilensin, başka adlar...” Bu da tabii, Cindoruk Meclis Başkanlığımızı yaptı burada biliyorsunuz. Evet, tek parti döneminden kökleri gelir, Celal Bayar da, rahmetli Menderes de o zaman CHP’de görev yaptılar. Onun için, iki kökten gelen AKP ve CHP, geçmişte bu konuda ortak sorumlu. Yani kimse sıyrılamaz bundan.

Yine, Dersim Dernekleri Federasyonunun bizi ziyaretiyle ilgili burada çok açık ve net talepleri var. Yine mezar yerleri, yine Dersim’in adının iadesi, yine işte bazı havaalanı isimlerine katliamcıların isimlerinin verilmesinin geri alınması ve Meclis Başkanı diyor ki, Çiçek, şimdiki: “Bu konuda bir Meclis araştırması açılabilinir

Şimdi, bütün bunları üst üste koyduğumuz zaman, bizim sayımız bu Meclis araştırma önergesine yetmiyor. Geçmişte hep reddettiniz bütün bunları. Şimdi, Sayın Başbakanın yapacağı bir şey var. Eğer bu konuda adım atılmasını istiyorsa bunu artık yazılı bir metne çevirip, Meclise getirip, Meclis kararı olarak özür dileme faslını ayrıca yapabilir ama bunun için önceden bir araştırma komisyonu kurulması gerekiyor. Bu araştırma komisyonu bizim aslında bütün diğer acı olayları da kapsayacak şekilde hakikatler komisyonu olarak kurulması yönündedir ve bugün bu tartışmalara Meclis bir irade koyarak bu araştırma komisyonu kurulmasına “Evet” derse inanıyorum ki özrün bir anlamı olur, bir şey ifade eder, ondan sonra yol açılır ve yürünülür. Eğer “Yok, bunu bir özürle, sözle geçiştireceğim.” dersek burada yine yanlış yapılmış olur.

Bu nedenle, araştırma önergemizin kabulünü diliyorum.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

BDP grup önerisiyle, 37-38 yıllarında meydana gelen Dersim olaylarıyla ilgili araştırma önergesinin Genel Kurulun bugünkü gündemine alınması talep edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Dersim yakın tarihimizdeki en acı, en trajik olaylardan biridir. Dersim aydınlatılmayı, cesaretle sorgulanmayı bekleyen bir faciadır. 2009 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda demokratik açılım görüşmelerinde konuşan o zamanın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi’ni eleştirirken “Dersim isyanında analar ağlamadı mı?” diyerek âdeta tarihî bir acının küllerini kaldırmasıyla ve Dersim’de meydana gelen olaylarla güneydoğu sorunu arasında benzerlik kurmaya çalışmasıyla bu konudaki tartışmalar gündemimizde geniş yer almaya başlamıştır. Dersim olayıyla ilgili tartışmalar son zamanlarda Cumhuriyet Halk Partisi Tunceli Milletvekili Sayın Hüseyin Aygün’ün beyanatlarıyla da tekrar gündeme getirilmiştir. Sayın Aygün’ün gazetelerdeki röportajları, Cumhurbaşkanımızdan konunun araştırılmasıyla ilgili randevu talepleri ve siyasi parti gruplarıyla görüşmeleri konunun kamuoyunda tartışılmasına neden olmuştur. Sayın Aygün AK PARTİ Grubundan da görüşme talep etmiş, grup yönetimi adına kendileriyle yapılan görüşmede Dersim olaylarının mağduru olan Seyid Rıza’nın torunu Rüstem Polat, Dersim Dernekleri Federasyonu Başkanı Yaşar Kaya da hazır bulunmuşlardır. Gelen heyetle yaptığımız görüşmede Dersim olaylarının araştırılması için Mecliste bir araştırma komisyonu kurulması, mezar yerlerinin tespiti, arşivlerin açılması, Devlet Denetleme Kurulunun devreye girmesi, evlatlık verilenlerin tespiti gibi talepleri içeren bir rapor da sunulmuştur. Dersim Dernekleri Federasyonu Başkanının tarafımıza sunduğu raporun sonuç kısmında CHP’nin katliamdaki rolünü kabul etmesi gerektiği yönünde bir görüş de ifade edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ kurulduğundan ve iktidara geldiği günden itibaren siyasi tabuların, tarihî tabuların, sorgulanamayan konuların üzerine büyük bir kararlılıkla gitmiştir. Kendi tarihiyle, tarihinin karanlık noktalarıyla yüzleşemeyenlerin, yüzleşme cesaretini gösteremeyenlerin iyi bir gelecek inşa edemeyeceğine inanan AK PARTİ İktidarında hiçbir şeyin üzeri örtülmemiştir. Çünkü AK PARTİ, bu ülkenin büyümesinin, güçlenmesinin, dünyanın lider ülkelerinden birisi olabilmesinin önündeki en büyük engellerden birinin, geçmişiyle, tarihiyle, tabularıyla ve korkularıyla, faili meçhullerle yüzleşememesi olduğuna inanır. Onun için, dokuz yıllık iktidarımız sürecinde, başta güneydoğu sorunu olmak üzere ret politikaları ortadan kaldırılmış, inkâr politikaları, asimilasyon politikaları neredeyse sıfırlanmıştır.

Sayın Başbakanımız geçen hafta gerçekleştirilen AK PARTİ il başkanları toplantısında, Dersim katliamının üzerinden güncel siyasi polemikler yapılmasının doğru olmadığını belirtmiş, Dersim olaylarıyla ilgili olarak yazılmış çok sayıda araştırmadan bahsetmiş, bu konuda araştırma yapmak isteyenler için Başbakanlık arşivlerinin de açık olduğunu ifade etmiştir. Sayın Başbakanımız konuşmasında, olayın oluş şeklini gayet açık ve net bir şekilde ortaya koymuş, olayın sorumlularının da mağdurlarının da kimler olduğunu belgeleriyle, delilleriyle, hiçbir tartışmaya mahal vermeyecek şekilde açıklamıştır.

Sayın Başbakanımız konuşmasında, 1969 yılında ilk baskısı yapılan, yakın tarihimizdeki karanlık sayfaları anlatan merhum Necip Fazıl Kısakürek’in “Son Devrin Din Mazlumları” kitabından örnekler vermiş, çeşitli tarihlerde Dersim’le ilgili hazırlanan raporları açıklamış, Dersim’le ilgili çıkarılan kanunları, dönemin sorumlularının verdiği talimatları, Bakanlar Kurulu kararlarını ve ilgili belgeleri  tek tek açıklamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sayısının bugün dahi bilinmediği, binlerce insan, kadın ve çocuğun katledildiği, yuvaların yıkıldığı, binlerce insanın batıya göç ettirildiği, binlerce kız çocuğunun evlatlık verildiği bu acı olaylarla ilgili belgeler ortadadır. Bu belgelerden rahatsız olmadan, belgelerde sorumlularının açık olarak belli olduğu bu olaylarla yüzleşmekten kimsenin kaçınmaması gerekir. Bu karanlık olayların sorumlularının, katliamda görev almış kişilerin kimler olduğunu artık herkes bilmektedir. Bu şahısların, maalesef, bazı belediyelerce isimlerinin parklara dahi verildiğini görmekteyiz. Dersim faciası karşısında yüzleşecek olan AK PARTİ değil, AK PARTİ Hükûmeti de değil, bizzat bu facianın olduğu dönemde iktidarda olanlardır.

BDP’nin grup önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde yerini almıştır. Araştırma önergesinin hemen bugünkü gündemde ele alınmasını talep etmek Genel Kurulun bugünkü gündeminde yer alan konuların görüşmelerinin aksatılmasına yöneliktir.

Bu konu önemli bir konudur. Elbette ki bu karanlık olayların aydınlatılması, tarihle yüzleşmek gereklidir. Bu bir insan hakları sorunudur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin insan haklarıyla ilgili ihtisas komisyonu, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonudur. Bu konuda geniş yetkileri bulunan, insan hakları konusunda uzman milletvekillerimizin görev aldığı, yetkileri geniş, herhangi bir süreyle de kısıtlı bulunmayan ihtisas komisyonunun bir araştırma yapması çok daha doğru olacaktır.

Bu nedenle BDP grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili.

Buyurun Sayın Genç. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

1937 ve 1938 askerî harekâtı sırasında, eski ismi Dersim, sonra 1936’da Tunceli olan, o olayda hayatlarını kaybeden güvenlik kuvvetlerine ve o yöre halkına Allah’tan rahmet diliyorum, yerleri cennet olsun.

Değerli arkadaşlarım, bu iş çok acı bir olay. Geçmişte, yetmiş üç sene önce birtakım olaylar olmuş. Bu olayları devamlı gündemde tutmak kimseye de bir fayda kazandırmaz. O zaman devleti yöneten insanların zafiyetinden, birtakım sıkıntılardan dolayı ve yöre halkının bazı coğrafi yapılarından dolayı burada bir olaylar olmuş.

Şimdi, evvela şunu belirteyim: “İsyan” diyorlar. Burada o zaman isyan yok arkadaşlar. İsyan olabilmesi için, evvela isyanın bir lideri, olacak bir de gayesi olacak. Şimdi, 1937 ve 38 olaylarında Tunceli’de veya Dersim’de herhangi bir amaç yok, yani orada bir hareket, isyan etmeyi gerektiren ne bir devlet kurma şeyi vardır ne şeriat getirme temel ilkesi vardır, hiç böyle bir amaç yok. Bu isyanın bir lideri olması lazım. Şimdi, “Seyit Rıza” diye bir arkadaşımız, oradaki bir kişi var. Bu kişi, o zaman Tunceli’de doksan bir tane aşiret var, her doksan bir aşiretten bir aşiretin başkanı. Yani, o bakımdan, Seyit Rıza o zaman Dersim aşiretlerinin lideri de değildir, Dersim’in de lideri değildir. Yani, şimdi, olay, hep bilgi kirliliği nedeniyle, sağlıklı bilgiler verilmemesi nedeniyle rayından saptırılıyor.

Ben, 2010 yılında bir kanun teklifini verdim. Dedim ki: Bu iş çok acı bir olay. Gelin bu konuda, şöyle, bu 1937 ve 38 yıllarında meydana gelen olaylarda hayatlarını kaybeden, işte asılıp da mezar yerleri belli olmayan, yerlerinden göç eden insanların zararlarını tazmin edelim, bir kanun da çıkaralım, bu zararlarını tazmin edelim. Bu kanun teklifini verdim 2010 yılında. Ondan sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi o zarar gören insanların zararlarını karşılasın. Dolayısıyla bu acı olaydan dolayı böyle bir kanun kabul etmekle Türkiye Büyük Millet Meclisi o yöre halkından da bir nevi, bu bir özür  dileme anlamına geleceği için bu meseleyi kapatalım ama maalesef bu mesele Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığına gelmesinden sonra, özellikle AKP, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısında meşru vasıtalarla mücadele etme imkânını elde etmediği için, bu meselede Kemal Kılıçdaroğlu’nu vurmaya çalıştı.

Şimdi, Tayyip Erdoğan diyor ki: “İnancını ve aşiretini açıkla.” Arkadaşlar, Anayasa’nın 24’üncü maddesinde diyor ki: “Kimse inançlarını açıklamaya zorlanamaz.” Peki, kimse şimdiye kadar Tayyip Erdoğan’a inancını, soyunu açıkla dedi mi? Demedi. Dolayısıyla…

İkinci bir şey: AKP’nin bir hedefi var. Maalesef cumhuriyetin kurumlarından, cumhuriyetten rahatsızlar. Tabii, hedefleri, Atatürk’ü yıkmak istiyorlar. Bunu yıkmak için de ne yapmak lazım? 1937’de, 1938’de, işte, tabii ki tek parti vardı. Tek partide o zaman Cumhurbaşkanı Atatürk’tü, 37’de İsmet İnönü’ydü, sonra İsmet İnönü görevden alındı, Celal Bayar yaptı. En büyük vahşet, en büyük öldürme olayları da 38’de oluyor. Şimdi bunları hesaba, şeye getirerek cumhuriyetin kuruluşuyla hesaplaşmaya çalışıyor Tayyip Bey ve cumhuriyeti, sanki, yani, o zamanki insanlar, bu yabancı, Fransızlarla, İtalyanlarla, İngilizlerle, Yunanlılarla mücadele ederek bu memleketin bağımsızlığa kavuşturulması suçmuş gibi, onların öcünü almak peşinde birtakım hesaplar peşine gidiyor. Şimdi, yiğit olan insanın sözünün eri olması lazım. Biraz önce AKP’li milletvekili diyor: “Efendim, katliamlarda kimlerin yer aldığı belli. Başbakanlık arşivleri de açık.”

Ya arkadaşlar, verilen önerge nedir? Bir kuralım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir komisyon kuralım, resmî bir hüviyeti olsun, bu Komisyon gitsin, her tarafı araştırsın. Hakikaten 38’de nasıl bir hareket meydana geldi? 38’deki Tunceli’nin durumu neydi? Bu askerî harekât niye başladı? Bu askerî harekâtta kaç kişi öldürüldü? Bunun sorumlusu kim? Bunları açıklayalım. Bundan daha doğal, bundan daha makul bir istek var mı? Şimdi bahane aramaya gerek yok. Tayyip Bey çıkıyor, “Özür dilenecekse dilerim.” diyor. Tamam da özür dilemek bir şey ifade etmiyor ki. Evvela bir araştıralım, belki özür dilenecek bir şey yok, belki yok, değil mi? Yani evvela bir araştırmadan, ezbere konuşarak nereye varıyorsunuz? Arkadaşlarımız gayet haklı bir önerge vermişlerdir.

Arkadaşlar, yani, bunu kaçırmanın da gereği yok. Bu büyük bir faciadır, büyük bir insan kitlesi ölmüştür, çocuklar öldürülmüştür, kadınlar öldürülmüştür, insanlar haksız yere öldürülmüştür. Şimdi, olayla ilgili bir İhsan Sabri Çağlayangil’in beyanatları var. İhsan Sabri Çağlayangil diyor ki: “Bir gün Emniyet Genel Müdürü beni çağırdı, dedi ki: ‘Sen -cuma günüydü- Elâzığ’a git, Harput’a, efendim, Atatürk pazartesi günü Elâzığ’a gidecek, Atatürk Elâzığ’a gittiği zaman beyaz donlular gelecekler, Atatürk’ten rica edecekler, Seyit Rıza’yı Atatürk affedecek.” diyor. “Şimdi, bunun üzerine de ben gittim cumartesi günü rica ettim savcı mahkemeyi kurmadı. Ondan sonra ‘Ben mahkemeyi kurmam.’ dedi. O raporu aldı, savcı muavinine kurdurduk. Ondan sonra hâkim kabul etmedi, sonra hâkimi de ikna ettik ve ondan sonra biz cumartesi, pazar mahkemeyi kurduk ve Seyit Rıza ve 7 tane kişiyi mahkûm ettik.” diyor. Şimdi, arkadaşlar, bu olayda esas suçlu kim? Emniyet Genel Müdürü ve İhsan Sabri Çağlayangil. Yani burada kendisine birisi demiş mi ki “yahu, sen git, ondan sonra…” Yapan kendisi, kendi kendine suçunu itiraf ediyor.

Arkadaşlar, bir de şimdi, hakikaten Tunceli’de zehirli gaz kullanıldı mı, kullanılmadı mı? Şimdi, bu İhsan Sabri Çağlayangil’in gazetelerin yazdığına göre bir beyanatında böyle bir şey var. Bunu da araştıralım. Arkadaşlar, bakın, bu devlet bizim devletimiz, bu güvenlik kuvvetleri de bizim güvenlik kuvvetlerimiz, bu halk bizim halkımız. Varsa biz bunlarla hesaplaşalım ama benim gördüğüm kadarıyla bu İhsan Sabri Çağlayangil Atatürk düşmanıydı ve İnönü düşmanıydı. O bakımdan bunları da hesaba katalım. Ayrıca da İhsan Sabri Çağlayangil bu memlekette Dışişleri Bakanlığı yaptı, kendi bir kızını getirdi, bir İranlıya verdi. İran tırları beş sene Türkiye’den bedava geçti. Ben bunları biliyorum.

Arkadaşlar, yani bizim istediğimiz, bakın, o bölgenin milletvekiliyim, en büyük acıları ben yaşıyorum, her gün birtakım insanları… Ama ben de şunu istiyorum: Bu mesele bir hallolsun arkadaşlar çünkü yeni yetişen gençlere birçok yerlerde hep bu konular gündeme geliyor. O yeni yetişen gençler işte, “Geçmişimizde bize böyle katliamlar yapıldı, böyle adamlar öldürüldü, çocuklar yakıldı, kadınlar öldürüldü, bunun bir çaresini…” Bunu artık bir yerde kesmek lazım. Ben de istiyorum ki bundan sonra gençlerimiz artık yani daha yeni hedeflerle büyüsünler, artık o geçmişi unutsunlar. Bunun da unutulacak bir yolu var, Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi ismine, şanına yakışan bir büyüklükle bir kanun… Ya önce bu araştırma önergesini kabul edelim, arkasından bu araştırma önergesinde, kim, ne kadar mağdur olmuşsa onları tespit edelim, ondan sonra da bu tespitlerin üzerine bir kanunla bu işi halledelim. Başka çaresi yok.

Ha, bunu birileri politik amaç olarak kullanmak istiyorlar, gündemde tutmak istiyorlar. Arkadaşlar, yani şimdi bazı şeyler var ki politikanın üstünde. Yani ülkenin birlik ve bütünlüğü, bu ülkenin birlik ve bütünlüğü.

Şimdi, yabancılar gelmişler, Çukurca’da 37 tane PKK’lının öldürülmesinde “Gaz kullandınız.” diye size söylüyorlar.

Peki, yani o zaman, bunu… Yani şimdi bir memlekette birtakım hareketler olduğu zaman, o devleti yöneten kişiler elbette ki o yasa dışı hareketleri önlemekle mükellef. E, şimdi o yasa dışı hareketleri birileri önledi diye o insanları suçlu mu ilan edeceğiz? Etmeyeceğiz. Edeceksek hepsini edeceğiz. Yani onun için, atılan adımlar, yapılan söylemler hakikaten çok tehlikeli.

Benim memleketim, yani eski ismi Dersim, yeni ismi Tunceli olan, burada ciddi olaylar olmuştur. Yani benim, işte, eşimin dedesi de maalesef, hareket bittikten sonra, oradaki bir komutan getirmiş, kesmiştir. Yani bunları biliyoruz, ama burada çok da aşiretler arası kavga var. Getirmiş, para vermişlerdir oradaki komutanlara, onlara, birtakım insanları haksız öldürmüşlerdir. Yani çok büyük vahşet olmuş. Kanun yok, hukuk yok, oradaki insanların tamamen keyfine bağlı olarak birtakım olaylar cereyan etmiş.

E, bunu, şimdi, yetmiş dört sene önce geçmiş, kimden, ne hesap soracağız arkadaşlar? Ortada kimse yok.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi o zaman tek parti. Başka parti var mı? Sizin babalarınız da, dedeleriniz de CHP’de değil miydi arkadaşlar? Tek partiydi. Adnan Menderes o zaman CHP’nin müfettişiydi, Celal Bayar Başbakanıydı. Şimdi, sonradan parti kuruldu. Yani tek parti var. Yani bunu getirip de CHP’ye bağlamanın da kimseye bir faydası yok. Onun için akıl ve mantıkla bu işi çözelim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Metiner, Adıyaman Milletvekili.

Buyurun Sayın Metiner. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin önerisi üzerine konuşmak için söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Birbirimizi kırıp dökmeden de konuşabiliriz, tartışabiliriz elbette. Buna tarihsel olaylar da dâhil. Sonuçta hepimizin geçmişiyle yüzleşmesi bir zorunluluk, her anlamda bir zorunluluk. Tarih tarihçilere bırakılmayacak kadar önemlidir ama bir yanda “vahşet” diyeceksiniz “Çok büyük vahşetler işlendi.” diyeceksiniz, bir yanda da “Nereden biliyorsunuz vahşet işlendiğini ki özür diliyorsunuz?” diyeceksiniz. Buna en hafif tabiriyle çelişki denir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yanlış anlama, dediğim o değil.

MEHMET METİNER (Devamla) – Dersim’de olan nedir? Yani, mesele spesifik olarak Dersim meselesini konuşmak, tartışmak değildir elbette yani tarihsel yüzleşme bir bütündür ama mademki konumuz Dersim, o zaman Dersim’de ne olup bittiğini bilmek için tarihe bir uzanmamız gerekiyor, Şark Islahat Planı’ndan başlayarak uzanmamız gerekiyor. Sayın Başbakanımızın “100 adet basıldı, ilgili yerlere verildi.” diyerek göndermede bulunduğu raporlara bakarak başlamamız lazım.

Dersim, bir tedip ve tenkil harekâtına maruz bırakılmıştır. Bunu çok açık ve net bir biçimde belirlememiz lazım. Bu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin daha doğrusu devletçi seçkinlerimizin modernleşme politikalarıyla bağlantılı bir operasyondur, ret, inkâr ve asimilasyon politikalarıyla bağlantılı bir operasyondur. Şark Islahat Planı’nı yeniden okuduğumuz zaman, Hamdi Bey Raporu’nu yeniden okuduğumuz zaman, 1931’de Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın raporlarını, o tarihte Dâhilîye Vekili olan CHP’li Şükrü Kaya’nın raporlarını okuduğumuz zaman, bunun aslında kelimenin tam anlamıyla bir tedip ve tenkil harekâtı olduğunu görürüz.

Dersim’de bir isyan olduğu söyleniyor. Arkadaşlar, Dersim’de bir isyan yoktu. Dersimliler Türkiye Cumhuriyeti devletine Kürtlük temelli bir anlayışla isyan etmediler. Bunu çok açık ve net bir biçimde konuşmamız lazım. Eğer bu gerçekle yüzleşmezsek, Dersim isyanıyla bugünkü PKK kalkışmasını birbirine benzeterek yol yürümeye devam edersek, tarihsel yüzleşmemizi yanlış bir mecraya çekeriz. Biz, tarihten yeni kinler üretmek için bir yüzleşme çağrısında bulunmamalıyız. Aktüel kinlere, husumetlere ihtiyacımız yok. Ama insanlar nasıl ki günah işlediklerinde, cürüm işlediklerinde tövbe ederler, arınırlar, kendilerini arındırırlar, devletler de günah işlemişlerse, vatandaşlarına karşı hangi nedenle olursa olsun cürüm işlemişlerse, Sayın Kamer Genç’in deyimiyle “Vahşet boyutuna varan” dehşetengiz uygulamalar içine girmişlerse, devletler de tövbe ederler, özür dilerler. Bu, büyük devletlere yakışan bir erdemliliktir arkadaşlar. Özre başkaca bir anlam yüklemenin veyahut da Sayın Başbakanımızın dilediği özrü bir başka mecraya taşımanın gereği de yok, yeri de burası değil.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Allah Allah! Neresi yeri o zaman, neresi yeri? Meclis Genel Kurulu yeri değil mi?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

MEHMET METİNER (Devamla) – Dersim’de bir isyan yoktur arkadaşlar, ama Dersim’de korkunç bir vahşet vardır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Neresi yeri?

MEHMET METİNER (Devamla) - Dersim, 20’nci yüzyılın Kerbelası’dır arkadaşlar. Orada masum insanlar katledilmişlerdir. Ayrıntılarına girmemize gerek yok. Utanç verici anılar yaşanmıştır. Nitekim, o yüzdendir ki genç bir teğmenken Dersim bölgesine gönderildiğini söyleyen Muhsin Batur hatıratında, o yaşantısını anlatmayacağını okuyucularından özür dileyerek anlatır. Orada utanç verici hadiselerin yaşandığını hepimiz biliyoruz. Araştırma komisyonu kurulsun kurulmasın, bu tarihî bir hakikattir. Sırf bize yansıyan bilgilerden bile her birimizin özür dilemesi gerektiğine inanıyorum.

Bakınız “Dersim, gittikçe Kürtleşiyor.” diyor Hamdi Bey, raporunda. “Tehlike büyüyor. Dersim, cumhuriyet için bir çıbandır, ameliyat gerekiyor.” diyor. 1926, Dersim’de isyan yok. Hani ezbere konuşmayalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bilmeden konuşuyorsun ya!

MEHMET METİNER (Devamla) -  “Ezbere konuşmayalım.” denildi ya.

OKTAY VURAL (İzmir) – 1860’lı yıllardan beri…

MEHMET METİNER (Devamla) -  “Dersim cahildir…”

OKTAY VURAL (İzmir) – Sultan Abdülhamit dönemini bilmiyorsun!

MEHMET METİNER (Devamla) – “Zorunlu iskân uygulanmalıdır…”

OKTAY VURAL (İzmir) – Almışsın eline bir fırça tarihi karalıyorsun.

MEHMET METİNER (Devamla) – “Yüksek memurlara koloni yönetimlerindeki yetkiler verilmelidir.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazık, günah ya! Ne işiniz var…

MEHMET METİNER (Devamla) - Bakınız arkadaşlar, “Dersim” diye tanımlanan yere koloni yönetimindeki yetkilerin verilmesi isteniyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde bunları konuşuyorsun! Ayıptır ya! Ayıptır Sayın Başkan ya!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ayıp! Hepimizin geçmişini konuşuyorsun!

MEHMET METİNER (Devamla) – Ve nitekim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ayıptır ya!

MEHMET METİNER (Devamla) - Nitekim, o tarihte 4’üncü umum müfettişi olan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu kadar bir şey olmaz ya! Bu kadar tarihi karalayıp Türkiye Büyük Millet Meclisinde…

MEHMET METİNER (Devamla) - 4’üncü umum müfettişi olan Abdullah Alpdoğan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Şuna bak ya!

MEHMET METİNER (Devamla) - …aynı zamanda korkomutan ve vali rütbesiyle görevlendirilmiştir ve koloni yönetimindeki vali yetkisiyle donatılmıştır. Bunlar ezbere konuştuğumuz şeyler değil. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti devletinin arşivlerinde bulunan raporlarından alınan bilgilerdir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bilmeden konuşuyor oradan! İşiniz gücünüz karalamak milleti!

MEHMET METİNER (Devamla) - Ayrıntıya, detaylara girmeye gerek yok ama şunu bilelim ki Dersim…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) -  Detaylara girmeye gerek var.

OKTAY VURAL (İzmir) - Var, var.

MEHMET METİNER (Devamla) -  Dersim, yüreğimizde bir yaradır.

OKTAY VURAL (İzmir) – İşbirlikçilerin hepsinin detaylarını bilmeye gerek var.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bu Meclis ne karar aldı ona  bakalım, tutanaklar duruyor.

MEHMET METİNER (Devamla) - Biz, Dersim’de yapılan haksızlıkların, ayrımcılıkların, vahşetlerin mutlaka konuşulması…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım yani vahşet işlemişiz, katliam…

MEHMET METİNER (Devamla) -  …tartışılması gerektiğine inanıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bir millete hakaret ediyor! Bilmeden, utanmadan bunları söylüyor!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, konuşmacıya müdahale ediyor. 

BAŞKAN – Sayın Vural, söz vereceğim. Lütfen… Ben kaçırdım doğrusu…

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle bir şey olur mu ya! Elinde bir delil mi var ya?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –  Arkadaşlar, sizlerin de geçmişini konuşuyor ya! Ayıp!

OKTAY VURAL (İzmir) - Şuraya bakın ya! Allah için ya!

MEHMET METİNER (Devamla) – Söyleyecek…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazık, günah ya! Bu laflar yakışmıyor Meclise ya! Bu millete yakışmıyor, vallahi billahi ya!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Neyse gerçek çıksın ortaya, bu laflara gerek yok.

MEHMET METİNER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüce çatısı altında, benim, raporlara dayanarak yapmış olduğum alıntıları bile başka yere çekmeye çalışan arkadaşlarımız var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen çekiyorsun!

MEHMET METİNER (Devamla) - Bu devlet hepimizin devletidir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Millete hakaret etmekten başka bir görevin yok senin!

MEHMET METİNER (Devamla) - Hiç kimsenin bu devlet üzerinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Abdulhamit’e hakaret ediyorsun, Cevdet Paşa’ya hakaret ediyorsun.

MEHMET METİNER (Devamla) -  …bu ortak vatan üzerinde tek başına hak iddia etme yetkisi yoktur arkadaşlar. Sayın Başbakanımızın dilediği özür doğru anlaşılmalıdır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Başbakanın özür dileme yetkisi yok!

MEHMET METİNER (Devamla) - Bu özrü yanlış yere çekerek “Atatürk düşmanlığı, cumhuriyetle hesaplaşmak...”

OKTAY VURAL (İzmir) – O da senin Başbakandan özür dilemene benziyor zaten.

MEHMET METİNER (Devamla) - …biçimine dönüştürmenin sadece bir çarpıtmadan ibaret olduğunu Türkiye toplumu biliyor.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bütün belgeleri çıkaralım, kim, ortaya çıksın. Bütün hepsini koyalım ortaya. Seyit Rıza kim?

MEHMET METİNER (Devamla) - Sayın Başbakanımız “Devlet adına illa da özür dilemem isteniyorsa ki literatürde böyle bir şey varsa özür dilerim ve diliyorum.” dedi.

Şimdi, Sayın Kılıçdaroğlu, ısrarla Sayın Başbakanımızın özür dilemesi gerektiğini söylemişti, Sayın Başbakanımız da “Literatürde yeri varsa ben özür dilerim ve diliyorum.” dedi. Aynı şeyin Dersimli Kılıçdaroğlu tarafından da yapılması gerektiğini söylemek, lütfen başka mecralara çekilmesin. Size, değerli arkadaşlar, bu özrü…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tam bir kayıkçı kavgası.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen nereye çekiyorsun? Hangi mecraya çekiyorsun?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, konuşmacıyı dinleyemiyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Neyini dinleyeceksin, zaten grup önerisi hakkında konuşmuyor ki.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Lütfen, sayın milletvekilleri…

MEHMET METİNER (Devamla) – Sayın milletvekili arkadaşlarım, Türkiye demokratik bir cumhuriyettir, tabuları olan, yasakları olan bir cumhuriyet değildir. Her şeyi özgürce konuşabilmeliyiz, tartışabilmeliyiz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Samimiyseniz kabul edin.

MEHMET METİNER (Devamla) – Ama biz kin ve husumeti çoğaltacak her türlü tartışmadan, her türlü gerilim ve çatışma senaryolarından uzağız. Biz…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – O zaman önergeyi kabul edin.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Karar ne, “evet” mi “hayır” mı? Sayın Metiner, “evet” mi, “hayır” mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu ifadelerle AKP’nin önergeyi kabul etmesi gerekiyor.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kabul edelim, araştıralım gelin hep beraber.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET METİNER (Devamla) – Tabii, sevgili arkadaşlar, burada çok sayıda alıntı yapabilirim, çok alıntı yapabilirim ama burası bir tarih kürsüsü değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne alıntısı yapacaksın, ne anlatacaksın?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Tarih konuşuyorsun, tarih.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tarih konuşuyorsun.

MEHMET METİNER (Devamla) – Burada Dersim katliamından sonra yapılan sürgünler vardır, çok yürek acıtıcıdır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kim yapmış katliamı, atalarımız, dedelerimiz mi?

MEHMET METİNER (Devamla) – Dersim’in çocuk yaştaki kızlarının evlatlık olarak verildiğini biliyoruz, bu yürek acıtıcıdır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Araştıralım.

MEHMET METİNER (Devamla) – Hâlâ bu kızlarımızın kayıtları bile açıklanmış değildir, hâlâ Dersim sürgünleriyle yüzleşebilmiş değiliz arkadaşlar.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O zaman niye “evet” demiyorsun önergeye?

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Evet” de o zaman, “evet” de.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Evet” deyin, araştıralım.

MEHMET METİNER (Devamla) – Biz sözlü özür…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Metiner, teşekkür ediyorum.

MEHMET METİNER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, son söz olarak biz gelip geçici komisyonlarla bu işin çözülebileceği kanaatinde değiliz, çok daha kalıcı araştırmalar yapmalıyız.

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…

MEHMET METİNER (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Hayır” mı, “Evet” mi?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kıvır, kıvır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yiğitseniz kabul edin, araştıralım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Hatip, maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Türk milletinin egemenliğinin kullanıldığı bir Mecliste bu millete “katliamcı” diyebilmiş, kara lekeyi bu milletin ak alnına sürme basiretsizliğini göstermiştir. Kendisini kınıyorum. Kendisi, öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisinden ve Türk milletinden özür dilemelidir.

Ermeni soykırım iddialarını yapanlardan bir farkı olmamıştır bu ifadelerinizin. Sizi kınıyorum, sizi kınıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ben de sizi kınıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazıktır, günahtır. Elinde bir belge yok, “Katliam yaptı.” diyorsunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Tahammül edemiyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kimin elinde ne silah var? 33 asker öldürüldüğü zaman ne için öldürüldü bilmeden bu kürsüyü kullanıyorsunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hepsini lanetliyoruz, her türlü terörist şiddeti lanetliyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – O kininizi bu Mecliste kustunuz. Yazıklar olsun size!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hepsini verin, hepsini araştıralım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Buyurun kabul edin, kabul edin o zaman.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hatip önergemizle ilgili konuşurken “Burası bu konunun…”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, çok ağır suçlamalarda bulundu Sayın Vural.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye… Sayın Kaplan bir şeyler söyleyecek.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Sayın Hatip “Önergeyle ilgili konuşulacak yer burası değildir.” dedi. (Gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Öyle bir şey söylemedim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle bir şey demedi.

ADİL KURT (Hakkâri) – Dedin, dedin. Ne çabuk unuttun?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Dedi efendim, dedi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Öyle bir şey söylemedim. Niye rahatsızlık duyuyorsunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Siz daha çok beraberdiniz. Hayır, bu konuyu araştıralım, bir gerçek varsa bulalım. Bu kadar basit.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, anlaşılmıyor arkadaşlarınızın sesinden.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Sayın Hatip “Araştırma önergesiyle olmaz, İnsan Hakları Komisyonunun işidir.” dedi.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Kaplan, anlaşılmıyor.

Sayın milletvekilleri…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İkinci olarak…

BAŞKAN – İkincisi de ne dedi efendim? Birincisi “Yeri burası değildir.” dedi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Araştırma komisyonunun işi değildir, İnsan Hakları Komisyonunun işidir.” dedi. “Bu önergenin konuşulacağı yer burası değildir.” dedi.

BAŞKAN – Evet…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İfade böyle.

BAŞKAN – “Evet” derken yani sizin söylediğinizi söylüyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Öyle bir ifadem yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Önergemizle ilgili…

BAŞKAN – Konuştunuz önergenizle ilgili. Yani, burada söz istemenizi gerektiren herhangi bir sataşma söz konusu değil ki.

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Zaten Oslo’daki önergelerin nasıl olduğunu anlatacağız, anayasal denetim mekanizmasını anlatacağız, ne anlama geldiğini anlatacağız.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, siz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu tablo yanlış, yanlış  yönlendiriliyor.

BAŞKAN – Anladım da Sayın Kaplan, buradaki bizim usulümüz, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre karşılıklı konuşma usulü değil ki.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, birisi Meclis İnsan Hakları Komisyonuna havale ediyor, birisi de “Yeri burası değildir.” diyor. Başbakanları özür diliyor, bakanları ayrı telden çalıyor. Burada samimiyet konusunda…  Yani özür dileme icraatınız da olur.

BAŞKAN – Tamam, önerge işleme alınırsa gereği yapılacak.

Teşekkür ediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz kimsiniz bizi samimiyet testine tabi tutacaksınız?

BAŞKAN - Sayın Kaplan, sözleriniz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bilgilendirme ve yönlendirme… Bu önergelerin ne olduğunu ifade ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buraya çıkan hatip fikirlerini belirtmeyecek mi? Yani, biz burada konuşan hatiplerin ne söyleyeceğine karar verecek makam değiliz ki.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Meclis araştırması İnsan Hakları Komisyonunda ayrı iki konu burada konuşulup da, arkası kapalı kapılar ardında konuşulmak da ayrı bir sorundur. Burası milletin kürsüsüdür ve başta, milletin kürsüsünde konuşmamız lazım.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Arkadaşlar, buna itirazı olan var mı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Aydın.

Sayın Kaplan, lütfen oturun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hepsi milletin kürsüsünde konuşulur. Diğeri de İnsan Hakları Komisyonuna havale edilmez bu işler. Böyle ucuz kurtulamazsınız.

Özür dileyecekseniz adam gibi özür dileyin. Gereğini yapın.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

MEHMET METİNER (Adıyaman)  – Sayın Başkan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen bir oturun. Sayın Aydın’ı bir dinleyelim ondan sonra. Lütfen…

MEHMET  METİNER (Adıyaman)  – Ama neredeyse “vatan haini” diye suçladı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıp! Ayıp!

BAŞKAN – Ama siz konuşmalarınıza bakmıyorsunuz. Lütfen, bir oturun. Sayın Aydın’a söz vereceğim önce.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bir grup başkan vekili söz istiyor, siz niye bu kadar zorluyorsunuz?

BAŞKAN – Neyi zorluyorum Sayın Kaplan?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ya olmaz Sayın Başkanım. Grup başkan vekili iki ciddi hatadan söz istiyor; bir açıklama yapacak grubu adına ve önergesi adına. Siz grup başkan vekiline söz vermiyorsunuz.

Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, burası karşılıklı konuşma yeri değil. Herhangi bir konuda açıklama istediğiniz takdirde…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bir grup başkan vekilini nezaketen de olsa dinliyorsunuz, söz vermiyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, her grup başkan vekiline ben nezaketen ve İç Tüzük gereği veriyorum. Lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Olmaz Başkanım, taraflı davranıyorsunuz.

BAŞKAN – Ama…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – AKP’nin Meclis başkan vekilleri taraflı davranıyor. Yazık, ayıp…

BAŞKAN – O sözleri size iade ediyorum Sayın Kaplan.

Buyurun Sayın Aydın.

Lütfen oturun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Araştırma önergesi nedir, araştırma komisyonu nedir…

BAŞKAN – Ee, tamam. Öneri kabul edildikten sonra ne söyleyecekseniz söylersiniz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – …insan hakları komisyonu nedir… Yeni olabilir ama bilmiyorsa da anlatırız. Çıkıp adam gibi…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Araştırmadan yana mıdır, değil midir…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet, Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani böyle özür dileyip ayaküstü işte il başkanlarına… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hasip Bey, biraz müsaade edin, biz konuşalım Allah aşkına.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen oturun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz dinlemiyorsunuz. Kusura bakmayın, biz de sizi, sizin dinlediğiniz kadar…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, hatibimiz özgür bir şekilde orada olayı bütün çıplaklığıyla, bütün vahametiyle ifade etmeye çalıştı…

BAŞKAN – Hatip zaten söz istedi Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – …çıkıp ifade etmeye çalıştı. Burada bir milletvekili kürsüde özgür bir şekilde konuşmak durumunda. Orada özgür ifadelerini açıklarken, burada çeşitli çeşitli sataşmalar yapıldı, hatta kınanacak derecede ifadeler kullanıldı…

BAŞKAN – Özgür ifadelerini açıklarken sınırlamalar da var ama Anayasa ve İç Tüzük gereği Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok doğru bulmadığımı ifade etmek isterim. Orada her aykırı fikir söyleniyor, her aykırı fikir orada konuşuluyor. Biz burada saygılı bir şekilde dinliyoruz.

BAŞKAN – Temiz bir dille konuşmak zorunda herkes burada konuşurken, bu kürsüde.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama herkesin bu saygıyı muhafaza etmesi lazım. Oradaki bütün konuşmacılara buradaki bütün milletvekillerine saygılı davranması lazım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Evet, Sayın Metiner…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sataşma üzerine söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne diye sataştı Sayın Metiner?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Neredeyse beni vatan hainliği ile basiretsiz…

BAŞKAN – Hayır, ne söyledi size ki sataştı, onu soruyorum Sayın Metiner.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kürsüden konuşma…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Vatan hainliğinden, basiretsizlikten…

BAŞKAN – Sayın Metiner… Sayın Metiner, bak, sayın milletvekillerimiz şunu bilsinler ki herhangi bir sataşma iddiası varsa ben İç Tüzük gereği her sayın milletvekiline sormak zorundayım.

Sayın Vural size ne söyledi de sataştı, onu izah eder misiniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ermeni soykırımı iddiasıyla eş tuttuğumu, neredeyse ihaneti vataniyeyle suçladı, daha ne desin. “Basiretsizlik”, “Türk milletinden özür dile.”…

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ne var da…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Herhâlde özür dileyecek!

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kaldığı yerden devam hakaretlere…

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın,  şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Değerli arkadaşlarım, ben bu önergenin tartışılacak yerinin bu Meclis çatısı olmadığını söylemedim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Söyledin!

MEHMET METİNER (Devamla) – Bu Meclis çatısı her şeyin özgürce konuşulacağı bir çatıdır, yanlış anlaşılmasın. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Söyledin, kaç defa söyledin.

MEHMET METİNER (Devamla) – İkincisi, değerli arkadaşlar, daha dün Dersim sürgünlerini savunan bir milletvekilimiz çıktı, dedi ki: “İyi ki Dersim’den sürüldüler, hiç değilse Orta Çağ koşullarından kurtuldular, iyi eğitim aldılar, medenileştiler, adam oldular.” dediler.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yalan, yalan, yalan!

MEHMET METİNER (Devamla) - Bu büyük bir zulümdür, bu büyük bir cinayettir, bu faşizmin ta kendisidir. Dersim’in sürgünlerini bu şekilde..

VELİ AĞBABA (Malatya) – Doğru söylemiyor.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, ne alakası var şimdi?

MEHMET METİNER (Devamla) - Ben Dersim’de masum halka yönelik katliamlar olduğunu söyledim. PKK isyanıyla Dersim olayını yan yana iki grup getiriyor.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Mehmet Metiner’in hakaret etme gibi bir hakkı var mı?

MEHMET METİNER (Devamla) - Barış ve Demokrasi Partisiyle Milliyetçi Hareket Partisi çünkü ikisi de bu olaydan farklı bir biçimde nemalanmaya çalışıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hadi oradan.

MEHMET METİNER (Devamla) - Biz, aslanlar gibi hak ve özgürlük temelinde bu olaya çıkıyoruz, insani duyarlılığımızdan dolayı bu meseleye sahip çıkıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METİNER (Devamla) - Bir milletvekilini burada hainlikle suçlamak kimsenin haddi değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Metiner.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Neyi alkışlıyorsunuz? Yazık, yazıklar olsun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Utanmalısınız.

Yazık, daha Atatürk’e geçen gün hakaret ettin burada.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sesini yükselterek kimseyi korkutamazsın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendi milletvekiline tacizde bulundun…

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Ya sus! (MHP sıralarından “Gel sustur, gel!” sesleri)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Emrederseniz, emredersiniz. Sustuk, sustuk. Siz susun, oturun oturduğunuz yerde.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, ne için söz istiyorsunuz Sayın Kaplan?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sataşmadan söz istiyorum, bize sataştı.

BAŞKAN- Sayın Kaplan, her defasında izah ediyorum, ben sormak zorundayım. Tutanaklara geçmesi açısından siz de söyleyeceksiniz.

Buyurun Sayın Kaplan.

Sataşma gereği iki dakika söz veriyorum.

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, partisine sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Buradan, bu kürsüden…. “Dersim burada konuşmanın yeri değildir.” diyen AK PARTİ’li Hatip bir yanda, özür dileyen Başbakanı bir yanda.

Arkadaşlar, bu kürsü, işte, her şeyin yeridir. Özür dilemenin yeri de bu kürsüdür. Başbakan bu kürsüye gelip özür dilemedikçe, bu araştırma komisyonlarına siz “evet” demediğinizce…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Nasıl özür dileyeceğine sen mi karar vereceksin, bunun belirleyicisi sen misin?

HASİP KAPLAN (Devamla) - …Dersim’le ilgili teklifleri getirmediğiniz sürece, kayıp kızların dosyasını açmadığınız sürece, tarihle ve gerçekle yüzleşmediğiniz sürece siz böyle çelişkili ve ne yaptığınızı bilemez durumda kalırsınız. Bir hatibiniz İnsan Hakları Komisyonuna havale ediyor, bir hatibiniz diyor ki: “Burası konuşmanın yeri değildir.” Nerede konuşacaksınız? Kapalı kapıların ardında mı konuşacaksınız…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Oslo’da, Oslo’da.

HASİP KAPLAN (Devamla) - …derin yerlerde mi konuşacaksınız, Millî Güvenlik Kurulunda mı konuşacaksınız? Nerede konuşacaksınız söyler misiniz? Gelirsiniz Mecliste doğru dürüst konuşursunuz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Doğru dürüst konuşmayı biz çok iyi biliriz.

HASİP KAPLAN (Devamla) - İnandırıcıysanız, samimiyseniz, doğruysanız… Bizim grubumuzun getirdiği önerge olduğu için biliyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Siz önce kendi üslubunuzu sorgulayın.

HASİP KAPLAN (Devamla) -  “Allah birdir.” diye önerge getirsem aynen karşı çıkarsınız. Dersim’de de çuvalladınız, samimiyetsizliğiniz ortaya çıktı. Riyakâr davranıyorsunuz, iki yüzlü davranıyorsunuz. Hiçbir sözünüzün samimiyeti yok, arkasında duramıyorsunuz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen kinini kusmaya devam et.

HASİP KAPLAN (Devamla) -  İşte önerge, işte oylama... Bu önergedeki oylarınız sizin icraatınızı gösterecek.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Senin tek özgür konuşabildiğin yer burası.

HASİP KAPLAN (Devamla) -  Kullanacağınız oylar belirleyecek. Gerisi hikâyedir. Samimiyet testindesiniz. Öyle televizyonları, medyaları tekelinize alıp hüküm süremezsiniz, bu kürsüyü susturamazsınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – BDP ile AKP birleşti.

HASİP KAPLAN (Devamla) -  Gerçekler bu kürsüden konuşulacak, özür de bu kürsüden olacak. Başka yolu yoktur.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Metiner grubumuza yönelik bir sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Ne diye sataştı Sayın Vural?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bununla ilgili, bu süreçle ilgili BDP ve MHP’nin bu süreçten nemalandığına ilişkin aslında bir bakıma BDP ile AKP’nin iş birliğini ortaya koyacağız. Sayın Yusuf Halaçoğlu grubumuz adına sataşmaya cevap verecek.

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre buyurun, iki dakika söz veriyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet, yalan söyleyen tarih utansın. Eğer, gerçekten Dersim’de birtakım olaylar olmuşsa herkes  tarih kayıtlarına bakar. Bunun başında da Türkiye Büyük Millet Meclisi zabıtları vardır. Çünkü o kararı veren Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Oradaki harekâtın tüm detayları buradaki Meclis zabıtlarında mevcuttur. Eğer gerçekten, gerçekten doğru bir sonuca ulaşmak istiyorsanız ve gerçekten yiğitseniz…

ADEM YEŞİLDAL (Hatay) - Tek partili dönem…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Tek parti olup olmaması önemli değil, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Sizin partinizde de yer alan, Demokrat Partide yer alan insanlar orada karar vermiştir. Menderes de vardır işin içinde, Celal Bayar da vardır. Ama gördüğüm kadarıyla şunu izliyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bugün özür dileyenlerle BDP’nin verdiği önerge aynıdır.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz birbirinizi besleyin

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Aynı hareket ediyorsunuz ama onun önergesi sizin…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Birleşmeyi ortaya çıkardınız.

BAŞKAN – Sayın Metiner…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - …Başbakanınızdan kaynaklandığı hâlde siz herhangi bir şekilde bunu kabul etmiyorsunuz.

MEHMET ÜNAL (Antalya) – Dinle be! Sus be! Sus!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Yiğitseniz gelin, birlikte bütün arşivleri araştıralım. Bakalım, Hatay meselesinden dolayı Fransızlarla nasıl ilişki kurulmuş? Rus ordusu komutanları Dersim’de nasıl rol almış? Gelin Rus arşivlerine bakalım. Gelin İngiliz arşivlerine bakalım. Gelin Genelkurmay arşivlerine bakalım.

Bakın, gerçeklere ulaşmak istiyorsa Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir komisyon kursun ve bu komisyon da bunu araştırsın. Orada kimler rol almıştır, kimlerin rolü vardır, kimler orduyla savaşmıştır? 33 askeri öldüren kimlerdir?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Evet” diyecek misiniz bu önergeye?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Singeç Köprüsü’nde 33 askeri öldüren kimdir?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Evet” diyor musunuz Hocam?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Askeri birliklere saldıran kimdir? Gelin birlikte araştıralım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, arşivlerin açılmasından niye rahatsız oluyorsunuz? Niye laf atıyorsunuz? Anlaşılır gibi değil yani. Lütfen… (CHP ve MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla neden rahatsız oluyorsun arşivin araştırılmasından? Gerçeklerle yüzleşmekten korkuyor musun? Gelin o zaman araştıralım. Ne var yani karşı çıkıyorsunuz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Evet” deyin o zaman.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Hayır, onlar sizin Başbakanınızın söylediği tarzda. Özür dilemeye karşı vermişlerdir önergelerini.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, teşekkür ediyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Başbakanın sunduğu her belge…

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Hem “Meclis belgeleri” diyorsunuz hem de Başbakanın... Bu nasıl tezat!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Gelin belgeleri açıklayalım beraber.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, lütfen…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından 1937-1938 yıllarında, bugünkü adı Tunceli olan Dersim'de Tedip ve Tenkil uygulamalarının bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 29/11/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı  birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisini oylarınıza sunuyorum…

(AK PARTİ ve MHP sıralarından karşılıklı konuşmalar)

Sayın milletvekilleri, öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Alkışlıyorum, alkışlıyorum hepinizi!

BAŞKAN - Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.44
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mustafa HAMARAT (Ordu) 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 83 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre Temel Kanun olarak ve bölümler hâlinde görüşülmesine; (11/6) esas numaralı gensoru önergesinin, Genel Kurulun 1 Aralık 2011 Perşembe günkü gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınmasına ve  gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

                                                                                                                        29/11/2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Danışma Kurulu'nun 29.11.2011 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                             Ahmet Aydın

                                                                                                      Adıyaman Milletvekili

                                                                                              AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri: 

Bastırılarak dağıtılan ve Gelen Kağıtlar listesinde yayımlanan 82 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı ile 83 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 48 saat geçmeden gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmının 2 nci ve 3 üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

83 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

(11/6) Esas numaralı gensoru önergesinin Genel Kurulun 1 Aralık 2011 Perşembe günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınması, Anayasanın 99 uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü Birleşimde yapılması,

Genel Kurulun;

29  Kasım 2011 Salı günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesi,

29 Kasım 2011 Salı günkü birleşiminde 82 Sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

30 Kasım 2011 Çarşamba günkü birleşiminde 83 Sıra sayılı Kanun Teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

1 Aralık 2011 Perşembe günkü birleşiminde 22 Sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

çalışmalarını sürdürmesi,

22 Sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin 1 Aralık 2011 Perşembe günkü birleşimde tamamlanamaması halinde Genel kurulun; Haftalık çalışma günlerinin dışında 2 Aralık 2011 Cuma günü saat 14:00'te toplanması ve bu birleşimde "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan 22 Sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi,

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'de günlük programların tamamlanamaması halinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi,

Önerilmiştir.

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu olarak bugün vermiş olduğumuz grup önerisinin lehinde söz almış oluyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün Danışma Kurulunu toplantıya davet ettik ve bu arada bütün gruplar Danışma Kurulunda bir araya geldik. Orada aslında, her ne kadar oy birliği sağlanamadı ise de, işin temelinde prensipte de bir uzlaşma sağladık. Zira, özellikle Milliyetçi Hareket Partisinin, vermiş olduğu gensoruyu “Perşembe günü falan görüşelim.” gibi bir ifadeleri olmuştu. Biz de uzlaşmacı tavrımızla, kimliğimizle, diğer gruplarla da aşağı yukarı prensipte aynı şekilde anlaşarak, bu gensorunun da perşembe günü verilmesi noktasında Danışma Kurulundan sonra kendileriyle de görüştük ve bu konuda da bir grup önerisi getirmiş olduk.

Tabii, bu grup önerisini getirmemiz hesabıyla… Ki özellikle yasama faaliyetlerine asıl bugünden itibaren çok daha yoğun başlayacağız. Çünkü önümüzde, artık Meclisin gündemine intikal etmiş, Genel Kurula intikal etmiş yasa teklif ve tasarıları var, akabinde bütçe ve gündem gittikçe de yoğunlaşacak. Hem çalışma saatlerinin artırılması hem gündeme gelecek konular konusunda bir grup önerisi getirme durumu vardı ve bu nedenden dolayı da zaten BDP grup önerisini reddetme durumunda kaldık. Aşağı yukarı, Sayın Başbakanımızın zaten ifadeleri, ortaya koyduğu tavır Dersim konusunda çok açıktır, çok nettir. Bu konuyla ilgili hiçbir şeyden çekinmeden, kaçınmadan gerekli tüm ifadeler kullanılmıştır.

Değerli arkadaşlar, getirmiş olduğumuz grup önerisiyle birlikte biz, öncelikle 82 sıra sayılı Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile yine 83 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin 2’nci ve 3’üncü sıralarına alınmasını, yine Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu gensoru önergesinin Genel Kurulun 1 Aralık 2011 Perşembe günü gündemine alınmasını, 29 Kasım 2011 Salı günü yani bugün sözlü soruların kaldırılması, yapılmaması, yine aynı şekilde bugün hemen grup önerisinden sonra 82 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar yani kamuoyunda “bedelli askerlik” olarak bilinen Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı bugün bitimine kadar görüşeceğiz.

30 Kasım 2011 Çarşamba günü yani yarın 83 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar… Bu da Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilatı Kanunu Teklifi’nin görüşmelerinin yarın saat ikide başlayıp tamamlanmasına kadar devam etmesini öngörüyor.

Yine aynı şekilde, değerli arkadaşlar, 1 Aralık 2011 Perşembe günü 22 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın -ki bu da bir uluslararası sözleşme- tamamlanmasına kadar devam edeceğiz.

22 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 2 Aralık 2011 Cuma günü de toplanarak 22 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tamamlanmasına kadar devam edeceğiz.

Aslında işin doğrusu, eğer çarşamba günü -yarın- bitimine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi teşkilat yasasını bitirebilirsek perşembe günü gensoruyu görüşüp cuma günü de belki görüşme yapamayabiliriz, yapmayabiliriz. Genel Kurulun performansı tabii ki çok önemli. Biz özellikle hem kamuoyunda merakla beklenen bu bedelli askerlik yasa tasarısının bir an önce kanunlaşması hem de aynı şekilde Meclisin ilk açıldığı günden beri üzerinde çalışılan Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilatı Kanunu Teklifi’nin yasalaşmasını sağlayabilirsek salı ve çarşamba günleri, perşembe de gensoruyu görüşüp cuma günü belki görüşmelere ara verebiliriz. Dediğim gibi bütün grupların aslında böyle bir uzlaşısı da var, hem teklifin hem tasarının görüşülmesi noktasında olumsuz bir kanaatlerini de görmedik. Tabii ki tartışmalar olacak, konuşmalar olacak, istişareler olacak ama usuli itirazlara, usuli tartışmalara çok daha fazla boğmadan, böyle, kanunun özüne, tekliflerin, tasarıların özüne uygun bir şekilde burada görüşmeleri, müzakereleri inşallah hep birlikte sağlayabileceğimizi umuyoruz çünkü diğer grupların da bu konuda çok ciddi itirazları yok.

Ben bu hafta inşallah başarılı bir çalışma diliyorum. Çok başarılı bir çalışma yapacağımızı umuyoruz. Bu çalışmaların neticelenmesinden sonra önümüzde bütçe görüşmeleri de var, yine aynı şekilde onlara ilişkin tabii ki uzun müzakereler olacak, artık Meclisi çok daha yoğun günler bekliyor. Halkımızın gündeminde olan, talep ettiği, önerdiği birçok tasarı ve teklifi hep birlikte burada kucaklayıcı, uzlaşıcı bir tavırla çıkarmayı umut ediyorum.

Ben şimdiden bütün gruplara, Parlamentoya hayırlı olsun diyorum, başarılı bir çalışma haftası diliyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok değil, bir hafta önce AK PARTİ Grubu bir önerge vermişti, çalışma saatlerini 5 Ocağa kadar saat 14.00’ten 23.00’e kadar belirlemiştik. O gün bu kürsüden şunu ifade ettik: “Bunu sürdüremezsiniz, bir hafta sonra tekrar önergelerle geleceksiniz.” Nitekim, bugün tekrar yeni bir önergeyle geliniyor ama bu sefer deniliyor ki: Saat 23.00’e kadar değil, bitimine kadar yani belki ertesi güne kadar sarkacak bir çalışmanın yapılması.

Şimdi, Meclisin sağlıklı yasama sürecini dikkate almazsanız ve muhalefet gruplarının bu konulardaki önergelerle katılım sürecini, maddelerin görüşülmesinde sağlıklı bir tartışma sürecini açmazsanız yasama sürecinde ciddi hatalar yaparsınız.

Bunların içinde bugün görüşülecek bedelli askerlik kanunu var. Bütün Türkiye’nin gözü bu yasanın üzerinde. Bu yasayı bu Meclisin sakin bir kafayla doğru dürüst tartışması lazım, bir gün yetmiyorsa iki gün olsun, ama tartışması lazım, sağlıklı önergelerin düşünülmesi lazım. Niye zengin bedelli yapıyor, niye yoksul zor durumda, bunun ikisinin ortası yok mu? Bunlar konuşulabilmeli.

Şimdi, “23.00 yetmiyor” deniliyor ve bu önergede deniliyor ki, “bitimine kadar.” Yaş grubunuza bakın, Meclisin yaş grubuna bakın, elli yaş üzeridir. Bakın, yaşlı üyeleriniz var ve üç gün yirmi dört saat çalışmak üzere öneri veriyorsunuz. Poliste nöbetin belli bir süresi var, askerde de nöbetin belli bir süresi var, Mecliste nöbetin süresi yok, sınırsız! Peki, Meclis, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayıp onaylayan Meclis değil mi?

Peki, o zaman size şunu samimiyetimle sormak istiyorum: Bugünkü bedelli kanunda bizim de önergelerimiz var, sonuçta “evet” oyu vereceğiz, bu ayrı. Yarın Meclisin teşkilat yasası var, şunu göstermek istiyorum arkadaşlar, belki hiç eline almamış milletvekilleri olabilir içinizde. Bu Meclis teşkilat kanunu demek, Meclisin bundan sonraki bütün faaliyetlerinin belirlenmesi demek. Bakın çalışanından, personelinden, komisyonlarından millî saraylara kadar, hastanesinden nizamiyesine kadar, emniyetinden lokantasına kadar, toplantı salonlarından yapılacak yerlere kadar her şey konuşulacak. Siz, bu gece sabah beşte diyelim bedelli askerlik tasarısını görüştünüz, yarın saat ikide geleceksiniz buraya ve “saat ikiden bitimine kadar” deniliyor. Bitimine kadar denilen ve temel yasa da olsa kaç madde biliyor musunuz? 44 madde var. Bu teşkilat yasası salt bir özlük yasası olsaydı ve bunu bir güne sığdırmak mümkün olsaydı “Tamam, gerek yok, konuşmayalım üstünde. Üç tane tartışmalı madde var, onu konuşalım, geçsin.” derdik fakat burada ısrarla şundan kaçınılıyor: Demokraside güçler ayrılığı var; yasama ayrı, yargı ayrı, yürütme ayrıdır. Siz yasamanın işleyişini belirleyeceksiniz. Siz bunu konuşurken Meclisin -bakın, çok açık söylüyorum- yasamanın elinde olması gereken gücü, sağlık ocağında Sağlık Bakanlığıyla, güvenlikte İçişleri Bakanlığıyla, diğer alanlarda farklı bakanlıkla paylaşan bir yasama dünyada gördünüz mü? Yasama kendi kararını verecek. Peki, siz dünyanın başka bir yerinde yasama Meclisine bağlı olan Millî Saraylardan Dolmabahçe Sarayı’nın yürütmenin başı Başbakanın çalışma ofisi olduğunu gördünüz mü? Niye Meclisin çalışma ofisi değil, bunu tartışmayacak mıyız?

Bakın, bitimine kadar… Bunların konuşulması lazım arkadaşlar. Çok sağlıklı tartışmalar yapmamız lazım. Bitimine kadar, sabaha kadar diye bir nöbet yoktur. Sayın Rıza Türmen buradaysa gerçekten ifade etmesini istiyorum. Göremedim… Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4’üncü maddesinin başlığı aynen şöyledir: “Angarya yasaktır.” Siz bu önerinizle Meclise angaryayı dayatıyorsunuz; sadece muhalefete değil kendi milletvekillerinize de angaryayı, köleliği, zorla çalışmayı dayatıyorsunuz. Burada yasama görevini, faaliyetini yapanların hepsi insandır. Sağlık sorunları olan, ailesinin sorunları olan, başka acil işleri olan, farklı durumları olan insanlar da var. Siz eğer yirmi dört saat çalışma temposunu getirirseniz üçüncü günde iflas edersiniz. Üç gün üst üste bu Meclisin toplanamadığı çok zaman biliyoruz.

Şimdi, Meclisin gündeminde “Arı gibi çalışacağız yirmi dört saat.” diyor Sayın Ahmet Aydın Kardeşimiz. Biz çalışmaya karşı değiliz. Gelin, doğru dürüst, Meclisin gündemine Türkiye'nin gündemini, sorunlarını taşıyalım. Sizin vicdanınız rahat galiba? 8 tane milletvekili tutuklu bir Mecliste konuşuyoruz. Düşünce özgürlüğünün olmadığı bir ülkede konuşuyoruz. Herkesin gizli dinlendiği bir ülkede konuşuyoruz. Gizli soruşturmacıların, gizli tanıkların yargı verdiği, olağanüstü mahkemelerin hüküm sürdüğü, astığı astık kestiği kestik bir adaletsizlik düzeninde yaşıyoruz. Hiç mi bunların düzenlenmesinin önemi yok, gündemsel olarak önemli değil? Bu Meclis hiçbir zaman Türkiye'nin gerçek gündemlerine gelmeyecek mi? Uzun tutukluluk süreleri sizi rahatsız etmeyecek mi? Bir gün bir başkasına, bir gün size. Adaletin olmadığı yerde herkesi adaletsizlik buluyor, çarpıyor. Adaletin olmadığı yerde herkes suçlu duruma da düşüyor, adaletin olmadığı yerde barış da kalmıyor. Arkadaşlar, Türkiye'nin gerçek gündemi yeni bir anayasa değil mi? Bu yeni anayasa süreci için size bir yol temizliğini önermedik mi? Yol temizliğini önerirken anayasayı özgürce tartışma ortamını yaratalım demedik mi? Üç dört tane kanunu burada görüşmemeyi iş ediniyorsunuz, bizim karşımıza sağlıksız bir çalışma takvimi ve önergeleri çıkarıyorsunuz. Peki, soruyoruz size: Siz bu Terörle Mücadele Kanunu’yla, TCK’nın, CMK’nın hükümleriyle yeni bir anayasa tartışmasının sağlıklı koşullarını oluşturmadan, nasıl tartışacaksınız? Boş boş konuşmanın bir gereği yok. Bir profesör, bir sivil toplum, yarın, üstelik cüzdan numarasından buraya bilgi verecek. Yüz binlerce sivil toplum, kişi bilgi sunacak buraya. Herkes aykırı fikirler de sunabilir. Aykırı fikirler sunanların hepsini özel güvenlik savcılarına mı ihbar edeceksiniz? Cüzdan numarası üzerinden hepsini oraya mı teslim edeceksiniz? Soruyoruz, bu sorunları çözmemiz lazım. Mecliste bunları konuşmayacak mıyız? Terörle Mücadele Kanunu 91’de çıktı, Türk Ceza Kanunu 95’te çıkınca onun muadili bütün maddeler onun içinde yer alırken, TMK’nın artık gereği kalmazken niye TMK hâlâ yürürlükte? Düşünce özgürlüğünden, dünyanın en çok basın suçlusunun olduğu ülkeyiz. Neden? Basılmamış kitaptan, yazılmamış makaleden, kafadaki düşünceden hâlâ 21’inci yüzyılda çağ dışı koşullarda insanlarımız tutuklu. Terör suçlarında Çin’den daha fazla tutuklusu olan ülkeyiz. Bunların hepsi gündem değil mi, barış gündem değil mi, kardeşliği konuşmak gündem değil mi, gerçek sorunlarımızı konuşmak gündem değil mi? Ne zaman bu gündeme geleceğiz? Eğer sizin gündeminize, AK PARTİ Hükûmetinin gündemine gelirsek sizin gündeminizin hepsi euro ve dolarlar üzerinden çalışıyor. Maalesef, o euro ve dolarlar da hiçbir ülkeye…

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – En son sözü sana iade ediyorum.

HASİP KAPLAN (Devamla) – …tek taraflı selamet getirmez, tek taraflı selamet getirmez. Euro ve dolarların dışında adalet de vardır, eşitlik de vardır, özürlük de vardır, hakkaniyet vardır, insan hakları vardır, insan onuru vardır, insan vardır. İnsanı odağına koymayan hiçbir meclis çağdaş bir meclis değildir. Bunu bu şekilde işletenler de çağ dışı davranmış olurlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Uyarıyorum, bunu siz yarım, yanlış yaparsınız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Son söz senin hayallerindir, hayallerindir.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Milletvekilim…

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – O euro, dolarlar var ya o senin hayallerin, onları aynen iade ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Zeybekci…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen Denizli’nin horozu musun?

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Aynen sana iade ediyorum.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen Denizli’nin horozu musun? Sen horozu musun Denizli’nin herkese laf yetiştiriyorsun?

BAŞKAN - …söz isteyen Ramazan Can.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Denizli’nin horozu bir tek sen mi kaldın?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Kaplan, lütfen…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimizde 82 sıra sayılı Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı gündemin 2’nci maddesine alacağız ve salı günü, bugün, sözlü soruları görüşmeyerek kanun tasarısını bitirinceye kadar çalışmaya devam etmeyi getiriyoruz.

Yine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilat Kanunu Teklifi’ni gündemin 3’üncü sırasına alıyoruz, çarşamba günü bunu görüşmeye başlayacağız. Çarşamba günü bitinceye kadar Genel Kurulda çalışmalara devam edeceğiz, grup önerimizle bunu getiriyoruz.

Yine, Milliyetçi Hareket Partisinin Başbakan Yardımcımız Sayın Beşir Atalay hakkında vermiş olduğu gensoruyu perşembe günü gündeme alıyoruz ve grup önerimizde, perşembe günü, 22 sıra sayılı, Avustralya Hükûmeti ile Türkiye Hükûmeti arasındaki uluslararası sözleşmeyi de gündeme alarak bitinceye kadar, tamamlanmasına kadar Genel Kurulu çalıştırmaya davet ediyoruz. Eğer bütün bunlara rağmen görüşme sonuçlanmazsa, tasarılar tamamlanmazsa, cuma günü de Genel Kurulun çalışmasını öneriyoruz.

Diğer taraftan, 83 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilat Kanunu’nda değişiklik öneren teklifi de üç bölüm hâlinde temel yasa olarak görüşülmesini öneriyoruz.

Bütün bunlar Meclisin çalışmasına yönelik faaliyetlerimiz, grup önerimizde bunu dile getiriyoruz.

Sayın Hasip Kaplan angaryadan bahsetti, biz bu millet için gerekirse angarya oluruz çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisinde illerden buraya seçilerek gelen milletvekilleri olarak “Çalışacağız.” dedik, bu millete hizmet vaat ettik. İnşallah, bu sözümüzü yerine getireceğiz. Bundan kimse gocunmasın. Türkiye Büyük Millet Meclisi gerekirse gece gündüz çalışacak.

Grup önerimizin kabulünü takdirlerinize sunuyor, yüce heyetinizi saygıyla tekrar selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Can.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili.

Sayın Bayraktutan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi aleyhinde söz aldım. Hepinizi öncelikle saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında, biraz önceki Dersim tartışmalarıyla alakalı birkaç şey söylemek istiyorum. Evet, biraz önce, burada değerli konuşmacılar da söylediler, Dersim’i tarihçiler tartışmalıdır, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak herhangi bir gocunmamız yoktur ondan ama öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Dersim’in arkasındaki esas problemin Mustafa Kemal, onun silah arkadaşları olduğunu biliyoruz. Biz kafalarında B planı olan, C planı olanlarla Dersim’i tartışmayız arkadaşlar, bunu bilin, bunu asla unutmayın. Sabiha Gökçen, İsmet İnönü, Mustafa Kemal’in askerleridir, bunu asla unutmayın. Bunu bir tarafa yazın, bunu asla unutmayın.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sevsinler sizi!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Öncelikle bunu ifade etmek istiyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sabiha Gökçen asker miydi yoksa sivil miydi?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Buradaki hedef Mustafa Kemal’dir, üniter yapıdır, ay yıldızdır. Bunu öncelikle buradan ifade etmek istiyorum Mustafa Kemal’in mabedinden, Meclisinden. (CHP sıralarından alkışlar)

Çok değerli milletvekilleri, biraz önce bu çalışma saatleriyle alakalı Adalet ve Kalkınma Partisinin vermiş olduğu grup önerisinden daha önce, burada, tutuklu olan milletvekillerinden de bahsetmemiz gerektiğine yürekten inanıyorum. Burada milletvekili arkadaşlarımız şu anda yasama görevini yapamıyorlar, cezaevlerinde tutuklu olarak bulunuyorlar. Öncelikle, tutuklu milletvekillerinin bu tutukluluk hâllerinin kaldırılması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasının şart olduğuna inanıyoruz. Bir an önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin üzerine düşen bu görevi yapmasını talep ediyoruz buradan. Bu çalışma saatleri konusundaki Adalet ve Kalkınma Partisinin gösterdiği duyarlılığı, öncelikle tutukluluk hâllerinin devamı konusundaki yasal düzenlemelerde de bu çabukluğu ve aceleciliği onlardan beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Bakın, bir örnek vermek istiyorum. Geçenlerde Adalet Bakanına bir soru önergesi verdim, yazılı soru önergesi; bunu Meclis grubuyla tartışmak istiyorum. Ergenekon yargılamalarında yargılanan Hayrettin Ertekin isimli bir tutuklunun başından geçen olayları yüce Meclisin tutanaklarına geçirmek istiyorum. Hayrettin Ertekin “Yargılamalar sırasında hastalanınca birkaç tutukluyla birlikte hastaneye götürüldüm. Muayene işlemleri bitince beni gelip almaları için oturup beklemeye başladım. Saatler geçtiği hâlde hiç ses çıkmadı, beni unutmuşlardı. Bir arabaya binip Silivri’ye, buraya geldim. Üstelik taksi parasını da cebimden ödeyerek geldim.” diyor sayın arkadaşlar. Ben Adalet Bakanına sordum “Sayın Bakan, bu tutuklunun ödemiş olduğu, cebinden verdiği taksi parasını Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılamayı düşünüyor musunuz?” diye. Böyle bir garabetle ve böyle bir komediyle karşı karşıyayız. Bunu empati yapmanızı ve içinde bulunduğunuz durumun değerlendirmesini istiyorum arkadaşlar.

Bakın, biraz sonra burada çok önemli bir yasayı görüşeceğiz. Biraz sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine Askerlik Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin bir yasa teklifi getirilecek Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından. Şimdi bu yasa teklifi getirilmeden önce, öncelikle şunun ifade edilmesini istiyorum: Burada Anayasa’ya aykırı bir işlem yapmamamızı. Bakın, biraz önce Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı da grup toplantısında ifade etti, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” diye bir ibare var. Anayasa’nın 10’uncu maddesini biraz sonra yapacağımız bu görüşmelerde bütün milletvekillerinin kendilerine şiar olarak almalarını ve 10’uncu maddedeki değerlendirmelerini bir an önce gözler önüne sermelerini istiyorum.

Bir şeyi açıkça ifade etmek istiyorum. Bakın -Milliyetçi Hareket Partisinden arkadaşlar da buradalar- 3 Kasım 2002’den evvelki Türkiye’de… Yani 2 Kasım 2002’de -yiğidin hakkını yiğide verelim- terörsüz, terörün olmadığı, terörün sıfırlandığı bir Türkiye’yi teslim aldınız. Hem Cumhuriyet Halk Partisi Grubundaki arkadaşların hem buradaki birçok arkadaşımızın bir şiarı vardı, dediğimiz şuydu: “Şehitler ölmez, vatan bölünmez.” şiarından yola çıkmıştık. Ama gelinen noktada siz bunu değiştirdiniz bu dönemde. Biraz sonra bunu tartışacağız. Ben ufak bir dörtlükle bir ironi yapmak istiyorum. Siz biraz sonra burada diyeceksiniz ki muhtemelen: “Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı / Ver 30 bini, fakir kurtarsın vatanı.” Gelinen çizgi budur arkadaşlar. Bunu tartışacağız, öyle gözüküyor, onu tartışacağız diye gözüküyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Daha güzel bulman lazım, bu çok klasik.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Şimdi, burada önemli olan 12 Eylülün yasalarını değiştirmek değildir arkadaşlar, 12 Eylülün kafalarını da değiştirmek önemlidir. En önemli sorun da odur zaten. O nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak önümüzdeki günlerde veya bugün yapacağımız çalışmalarda bunlara dikkat etmemiz gerektiğine inanıyoruz.

Biraz  sonra yapacağımız görüşmelerde temel noktalardan bir tanesi de 2002 yılından sonra bu terör açılımı konusunda Sayın Cumhurbaşkanının “Güzel şeyler olacak.” ifadesi, arkasından da Habur’da mobil mahkemelerin kurulmasıyla, mobil cumhuriyet savcılarıyla, mobil yargılamalarla gelinen noktadır. Ülkenin gelmiş olduğu nokta açısından bugün çok olumsuz bir tabloyla karşı karşıyayız. En azından Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bunlarda çok ciddi olarak tavır koymamız gerektiğine inanıyorum.

Biraz önce de ifade ettiğim gibi, çalışma saatleriyle alakalı düzenlemeler her ne kadar bazı yasaların çıkarılmasıyla alakalı bir çabukluk arz etse de Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde çok daha önemli meselelerin olduğuna inanıyoruz. İşte, biraz önce demiş olduğumuz, tutuklu milletvekilleri ve terör konusudur. Bu konularda Meclisin ayrıntılı çalışma yapmasını istiyoruz.

Biliyorsunuz, dış politikada da çok önemli gelişmeler var arkadaşlar. Bizim Malatya Milletvekilimizin ısrarla dile getirmiş olduğu füze kalkanıyla alakalı olarak -dün de kendisi bir basın toplantısı düzenledi- İran Genelkurmay Başkanı çok olumsuz bir açıklama yaptı. Aslında kendilerine göre haklı bir açıklama yaptı,  “Bize karşı herhangi bir şekilde saldırı olursa Kürecik’teki gerekli tesisleri vururuz.” dedi. Böyle bir tabloyla da karşı karşıyayız. Bunların düzeltilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Şimdi arkadaşlar, gelinen noktada tartışacağımız şeylerden bir tanesi de ülkenin içinde bulunmuş olduğu durum açısından biraz sonraki konuşacağımız konudur. Bu konuyu tartışıyorken belki saatler olarak bize bugün yetmeyebilir, sabahlara kadar çalışabiliriz ama Anayasa’nın ilgili maddesindeki amir hükümlerin  mutlaka göz önüne alınması gerektiğine inanıyorum.

Bugün insanlara birtakım şeyler vaadinde bulunuyorsak yasalarla alakalı gerekli düzenlemeleri yapıyorsak ekonomik anlamdaki bu ayrımcılığın, Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki bu eşitsizliğin mutlaka giderilmesi gerektiğine de yürekten inanan bir arkadaşınız olarak konuşuyorum. Yarın bir gün bizleri dinleyen, bizleri televizyonları başında dinleyen, radyolarından dinleyen, gazetelerde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin buradaki geçen görüşmelerini dinleyen vatandaşlarımız, şehit aileleri neler düşünecektir diye merak ediyorum.

Bunu cidden vicdanınızda tartıştınız mı? İç dünyanızda bunun ne şekilde olabileceğini görüştünüz mü diye düşünmek istiyorum. Çünkü gelinen noktada ekonomik konuda bir ayrımcılık… Verilen bedellerin ve 30 bin lira miktarındaki bir paranın kimler tarafından ödenebileceği, kimler tarafından ödenemeyeceği ve içinde  bulunduğumuz durum açısından çok önemli bir tespittir. Bu hususun göz önüne alınmasını istiyorum.

Şimdi,  tabii Türkiye'nin çok temel meseleleri de var. Ekonomik anlamda temel meseleleri var, asgari ücretle alakalı temel meseleleri var, işsizlikle alakalı temel meseleleri var, ekonomik standartların düşmesiyle alakalı, Türkiye'nin geleceğiyle alakalı ciddi kaygılarımız var. Türkiye Büyük Millet Meclisinin her şeyden önce bunları çok açık bir şekilde bu Meclis gündeminde, bu demokratik platformda tartışması gerektiğine yürekten inanıyoruz.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ülke meselelerinin önümüzdeki dönemdeki hallinde bugüne kadar üzerimize düşen sorumluluğun gereğini yerine getirdik, bundan sonra da yerine getirmeye çalışacağız. Ama yerine getiriyorken birtakım sorunları da ayrıntılarıyla burada tartışmak, uyarılarımızı yapmak da Cumhuriyet Halk Partisinin Meclis grubunun en önemli görevlerinden bir tanesidir.

Yapmış olduğunuz 2010 düzenlemesinde, 12 Eylül düzenlemesindeki yapmış olduğunuz düzenlemelerle daha iyi bir demokrasiyi Türkiye’ye getirme vaadi içerisinde bulundunuz. Ben bir hukukçu olarak HSYK’daki düzenlemeleri, Adalet Bakanlığının yapısındaki, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki düzenlemeleri burada söylemek istemiyorum ama özel yetkili mahkemelerin garabetinin de bir an evvel Türkiye'nin gündeminden uzaklaştırılmasını, özel yetkili mahkemelerde yapılan yargılamaların, cumhuriyet savcılarının yapmış olduğu soruşturmaların ve kovuşturmaların, Adalet Bakanlığına bağlı bir memur hâline getirilen Adalet Bakanlığı memurlarının yaptığı soruşturmaların da bir an evvel sonuçlandırılmasını, buna ilişkin özel yetkili mahkemeler konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu kanun teklifinin de bir an evvel Meclis gündemine gelmesini ve bu garabetin Türkiye'nin hukuk sistemi içerisinden uzaklaştırılmasını temenni ediyorum. Önümüzdeki dönemde yapacağımız en önemli çalışmalardan bir tanesinin de bu olduğuna yürekten inanıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, biraz önce de ifade ettiğim gibi, bu çalışmaların toplum nezdinde kabul görebilmesi için gerekli her türlü çalışmayı yapacağımızı bir kere daha ifade etmek istiyorum.

Sözlerimi burada fazlasıyla uzatmıyorum, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve bütün milletvekili arkadaşlarım adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayraktutan.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler (Devam)

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/11), İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/12)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/11 Esas Numaralı Kanun Teklifimin İç Tüzüğün 37. Maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması hususunda gereğini bilgilerinize arz ederim.

                                                                                                              Tanju Özcan

                                                                                                                    Bolu

                                                                                              TBMM Başkanlık Divanı Üyesi

BAŞKAN – Teklif sahibi adına söz isteyen Tanju Özcan, Bolu Milletvekili.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanın da ifade ettiği gibi İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca uzun bir süre önce verdiğim Orman Kanunu’nun 40’ıncı maddesindeki değişiklikle ilgili, konu Genel Kurul gündemine gelmediği için, bu konuyu bugün burada gündeme taşımak için bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, Orman Kanunu’nun 40’ıncı maddesindeki değişikliği veriş amacımdan  kısaca bahsettikten sonra diğer hususlara değinmek istiyorum. Orman Kanunu’nun 40’ıncı maddesinde vahidi fiyat yani birim fiyatı uygulaması düzenlenmiş ancak bugüne kadar bu birim fiyat uygulamasının belirlenişinde objektif bir kriter getirilmemiş, bir de elde edilen kârın dağıtımı noktasında orman köylüsü maalesef zor durumda bırakılmış. Bu eksikliği giderebilmek için böyle bir yasa teklifi verdim.

Değerli milletvekilleri, belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz ancak Türkiye’de en çok kâr eden kamu kurumlarından bir tanesi hiç kuşkusuz Orman Genel Müdürlüğü. Özellikle 2004 yılından bu yana devlete vergi verme anlamında, Kurumlar Vergisi anlamında her zaman Türkiye’de ilk on arasına girmiş Orman Genel Müdürlüğü ancak işin diğer tarafına bakıyoruz, Orman Genel Müdürlüğü bu kârı on yıldır veya daha uzun süredir işi yapan orman köylüsüyle paylaşmamış. Şimdi rakamlar üzerinden size somut bir örnek vereceğim.

Benim seçim bölgem olan Bolu’da orman köylüleri yaz çekimi olarak ortalama metreküp başına 55 lira civarında ücret alıyorlar, kış çekimi için de yaklaşık 65-70 lira civarında ücret alıyorlar. Orman işi çok meşakkatli iştir, yapan bir arkadaşınız olarak anlatıyorum. Ormanda ağacı keseceksiniz, sonra bu ağacı soyacaksınız, sonra araçlara yükleyip depoya teslim edeceksiniz, karşılığında 55 lira alacaksınız, dünyanın en pahalı mazotunu kullanarak bunu yapacaksınız. Sizin 55 liraya teslim ettiğiniz emvali Orman Genel Müdürlüğü depodan 300 liraya satacak ve bu  kârı sizinle paylaşmayacak. Şimdi ben bu eksikliği bir vicdan sahibi milletvekili olarak içime sindiremediğim için bu yasa teklifini getirdim. Teklifte şunu  söyledim: Bir, vahidi fiyat orman işletme müdürlerinin veya bölge şeflerinin inisiyatifine bırakılmasın. İkincisi, elde edilen bir kâr varsa bu paylaşılsın. Bir yıl önce dedim ki yasa teklifinde: Bir yıl önce Orman Genel Müdürlüğü emvali depodan kaça sattı, 300 liraya mı? Bunun en azından yüzde 50’sini orman köylüsüne teklif etsin dedim, yüzde 20’sini de masraflar için peşin olarak ödesin dedim. Teklifin özü budur arkadaşlar.

Ancak, tabii, ben bu yasa teklifini verdikten sonra Sayın Orman ve Su İşleri Bakanımızla da görüştüm. Üzülerek ifade ediyorum ve size de şikâyet ediyorum: Orman ve Su İşleri Bakanımız su işlerinden ne kadar anlıyor, tartışılır ama tartışılmayacak bir şey var, Orman Bakanımız orman işlerinden hiç anlamıyor. Sayın Başbakanın “ustalık kabinesi” dediği kabinede yer alan ve ormanlardan sorumlu Bakan “Orman köylüsünün hiç sorunu yok, nereden çıkarttınız bunu?” diyecek kadar da ileri gidiyor.

Bakın, ben size bir çağrıda bulunuyorum: Sayın Başbakanımıza geçmiş olsun diyorum, zannediyorum çalışmayı evinden izliyor. Orman Bakanıyla bizi bu hafta sonu göndersin Bolu’ya, Kastamonu’ya.... Herhangi bir orman köyüne gidelim, orman köylülerini toplayalım, diyelim ki: “Sizin sorununuz var mı?” Eğer “Allah razı olsun, hiçbir sorunumuz yok. Hükûmetimizin yaptığı uygulamalardan memnunuz, verdiği paradan memnunuz.” diyorlarsa, işte ben milletvekili mazbatasını yırtıp sineyimillete dönmeye hazırım. Ama tersini söylerlerse, Sayın Başbakan Sayın Bakanı o koltuktan indirecek mi? Bunu da gerçekten merak ediyorum.

Efendim, son bir cümle daha etmek istiyorum izin verirseniz: Orman köylüsünün bir diğer sıkıntısı da dikiliden yapılan satışlar. Bu tamamen yandaş müteahhitleri, taşeronları kayırmak için AKP döneminde yaygınlaştırılmış bir uygulama ve Orman Genel Müdürü birkaç gün önce Bolu’da diyor ki: “Bunları yüzde 55’e çıkartacağız, yüzde 60’a çıkartacağız.” Yani anlamı ne biliyor musunuz bunun? Ormandan birilerini zengin edeceksiniz, bugüne kadar ormanın sahibi olan orman köylüsünü müteahhidin işçisi hâline getireceksiniz. Bunu hiçbir vicdan kabul etmez. Bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin dikkatine sunuyorum.

Bir diğer konu da orman muhafaza memurları. Şu anda 5 bin tane orman muhafaza memuru var. Bunun 1.500 tanesi diğer kurumlardan, havuzdan gelmiş. Ancak orman muhafaza memurları haftanın altı günü çalışıyorlar ve yirmi dört saat esasına göre çalışıyorlar, hiçbir sosyal güvence de yok. Diğer kolluk kuvvetlerine tanınmış haklar da orman muhafaza memurlarına tanınmamış. Bununla ilgili de hemen bir yasal düzenleme yapılması gerekir diyorum. Teklifim konusunda da bütün grupların destek vermesini, orman köylüsü adına sizlerden talep ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesi gereğince 1 milletvekili adına Metin Lütfi Baydar, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Baydar. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 40’ıncı maddesinde değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi hakkında konuşmak üzere söz almış bulunuyorum.

Orman köylerindeki temel geçim kaynağının tarım olması bu alanlarda yaşayanlar açısından tarım-orman ilişkilerinin ön plana çıkmasını sağlamaktadır. Temel uğraşım alanı tarım olan, bu kesimde kullanılabilir alanların yetersiz olması, mevcut alanlarda da verim düşüklüğü gibi sebeplerden dolayı tarımsal üretimin yapısında değişikliğe gitmenin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Orman köylerinin tarımsal yapısının çözüme ulaştırılması Türkiye tarımının temel yapısının da iyileştirilmesine yardımcı olacaktır.

Hükûmet bu uygulamalarıyla insanların evlerine ekmek götürebilecekleri bir iş elde etmeleri yerine kendi yandaşlarına rant dağıtmayı yeğ tutmaktadır. Bu anlayış yalnızca orman köylüsü için geçerli olmayıp AKP iktidarının tüm uygulamalarına sirayet etmiştir. Sayın Millî Eğitim Bakanı okulları bir işletme mantığıyla kanun hükmünde kararnamelerle yönetirken, rotasını kaybetmiş bir gemi gibi eğitim sistemini belirsizliğe götürmektedir. AKP iktidarı, millî eğitim sistemine 10 kuruşluk kalıcı ve sürdürülebilir bir katkı yapmamıştır.

Bu nedenle, bilim ve teknolojinin kullanımını bir ihale dağıtma aracı olarak gören Hükûmetin en önemli eksiği bir eğitim felsefesinin olmamasıdır. Millî Eğitim Bakanlığının en önemli sorunu öğretmenler ve yeni bilgi teknolojilerinin okullarda kullanımıdır. Bilgi teknolojileri donanım değil, yazılım teknolojilerine dayanan uygulamaların önemli olduğu bir alandır. Bu nedenle gerekli uygulamalar yapılmadan acele düzenlemeler hiçbir zaman amacına ulaşmamaktadır. Zaten iktidarın kafası da bu konuda kesinlikle karışıktır. Daha önce Hüseyin Çelik döneminde iddialı nutuklarla bilişim sınıfları açılmış ve eğitim sistemimizin kurtuluşu olarak sunulmuştu, keza çok ama çok önemli bir projeydi. Bu sınıfların hepsi, Nimet Çubukçu döneminde kaderine terk edilmiş, gerekli düzenlemeler yapılmadığı için işlevsizleşerek yok olmuşlardır, şimdi ise kapanacak hâldedirler. Oysa bugün, çok büyük ümit bağlanan ve kuruluş olarak  sunulan Fatih Projesi için gerekli altyapıyı sağlayabilirlerdi. Bütün bunlar göstermektedir ki eğitim, bu iktidar için sadece bütçesine daha çok para aktarılan bir ticaret alanı gibi gözükmektedir.

Millî Eğitim Bakanlığı, 2012 yılı Plan Bütçe Komisyonuna sunduğu tasarıda, bilişime yönelik olarak okul öncesi ilköğretim ve ortaöğretim düzeyindeki tüm okullarda bilgisayar sınıflarının kaldırılması ve bütün dersliklere aşamalı olarak en az birer dizüstü bilgisayar ve projeksiyon cihazı konulmasını amaçlamaktadır. Öğretmenler üzerinde ciddi şekilde, özellikle bilgisayar teknolojisi öğretmenleri üzerinde ciddi şekilde burada durulmalı ve elimizdeki insan kaynağı bu kadar kolaylıkla harcanmamalıdır. Her sınıfı bilişim sınıfı hâline getirmek hem olanaksız hem de eğitim sistemimizde her ders, bilişim sınıflarında işlenebilir değildir.

AKP’nin son aylarda çıkardığı kanun hükmünde kararname otuz dört olmuştur. AKP çıkardığı bu kanun hükmünde kararnameler ile TBMM’yi baypas etmekte ve “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla tek adam despotizmine giderek uzlaşma aklını yok saymaktadır.

Yapılan değişikliklerin ne anlama geldiğine ilişkin ayrıntılı bir değerlendirme yapmanın ötesinde -teşkilat yasaları başta olmak üzere yüzlerce insanın- kamuoyuyla paylaşılmadan kanun hükmünde kararnamelerle değiştirilmesi kabul edilemezdir. Bu denli önemli ve neredeyse devlet teşkilatını ve ücret sistemini yeniden yapılandıran yasa değişikliklerinin kamuoyuyla paylaşılmak istenmemesinin hangi kamu yararına hizmet ettiğini anlamakta güçlük çekiyoruz.

Kanun hükmünde kararnamelerle ülkenin yönetilmesi, Meclis komisyonları ve Büyük Millet Meclisinin devre dışı bırakılmasının ülkemize hiçbir yararı yoktur, olamaz da. Bakanlıkların teşkilat ve görevlerini baştan aşağıya değiştiren, eğitim, sağlık başta olmak üzere, çeşitli alanlardaki temel kamu hizmetlerini piyasaya uygun içerikle dönüşümünü hedefleyen son kanun hükmündeki kararnameler, önümüzdeki süreçte kamu emekçilerinin, sözleşmeli istihdam başta olmak üzere, esnek çalışma, angarya çalışma, performans değerlendirme ve düzenlemelerle daha fazla hak kaybıyla karşı karşıya kalacağının sinyallerini bugünden vermektedir.

Son olarak, Van’dan bir öyküyle konuşmamı bitirmek istiyorum. Adı Fatmanur. Çukurova Belediyesinin kurduğu Yaşamkent’te, Kızılay çadırında kalıyor. 4 kardeşten 2’ncisi olan Fatmanur altıncı sınıf öğrencisi, ağabeyi yedinci sınıf. İki ve dört yaşlarında bir kız, bir erkek kardeşi var. Babası Mutlu Başbakanın sözünü tutmuş ve 3 değil, 4 çocuk yapmış. Fatmanur’un annesi ev hanımı, babası işsiz. Yaşamkent’te, aşevinde karınlarını doyuruyorlar. 5 Aralıkta…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – …Van’da eğitim öğretim başlıyor. Şimdi sizlere, Hükûmet yetkililerine, siyaset yapmadan soruyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baydar.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Gözleri çakmak çakmak, cin gibi olan Fatmanur okumak istiyor. Bu çocuğumuza sunduğunuz seçenekler nelerdir? Deprem bölgesinde okul öncesi eğitimle ilgili ne yaptınız? Fatmanur’a eğitim ve fırsat eşitliği için, yüreğinizin sızlamaması için ne öneriyorsunuz?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Baydar, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmı”na geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/524) (S. Sayısı: 82) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 82 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bedelli askerliği düzenleyen kanun tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Sözlerime başlarken sizi saygıyla selamlıyorum.

Yine, konuşmama başlamadan önce ameliyat olan Sayın Başbakana şifa diliyorum, sağlık diliyorum, bir an önce normal yaşamına kavuşmasını diliyorum.

Muharrem ayı nedeniyle matem orucu tutan vatandaşlarımızın oruçlarının ve yaptıkları ibadetlerinin kabulünü de Allah’tan diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün bedelli askerlikle ilgili kanun tasarısını görüşeceğiz. Bu konu ilk olarak Cumhuriyet Halk Partisinin Mart 2011 tarihinde konuya ilişkin bir kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermesiyle birlikte kamuoyunun gündeminde çok güçlü bir şekilde yer aldı. O tarihten bu yana da biz bu konuyu tartışıyoruz. Nihayet Hükûmet, geçen hafta 22 Kasım 2011 tarihinde konuyu düzenleyen bir kanun tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisine sundu. 22 Kasımda Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan bu tasarı sunuluşunu takip eden ikinci günde Millî Savunma Komisyonunda ele alındı yani geçen hafta Perşembe günü. Millî Savunma Komisyonunda süratle görüşülerek çoğunluk oylarıyla, iktidar partisi oylarıyla kabul edildi ve aynı tasarıyı bugün burada görüşmeye başlamış bulunuyoruz.

Geçen hafta komisyonda yapılan görüşmelerin İç Tüzük hükümlerine ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin geleneklerine aykırı olarak gerçekleştirildiğini ifade etmeliyim. Gerek İç Tüzük’e göre gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisinin yerleşmiş geleneklerine, teamüllerine göre bir konuya ilişkin bir kanun tasarısı veya teklif komisyonların gündemine alındığında, o konuyla ilgili veya ilişkili olan

                        

(x) 82 S. Sayılı basmayazı tutanağa eklidir.

başka tasarı veya teklif de komisyon gündemine alınır ve görüşmeler bunların hepsinin birleştirilmesi suretiyle yapılır. Ancak Sayın Komisyon Başkanı bu gelenekleri, İç Tüzük hükmünü bir kenara bırakarak, Cumhuriyet Halk Partisinin Mart 2011’de verdiği, bu yasama döneminde yenilediği, yine bir milletvekili arkadaşımızın vermiş olduğu bir başka teklifi Hükûmet tasarısıyla birleştirme yoluna gitmemiş, bu yönde Komisyonda ortaya konulan önerileri elinin tersiyle bir kenara itmiştir. Bunun demokrasiye aykırı olduğunu ifade etmeliyim.

Bedelli askerlik konusu, Hükûmet tasarısındaki gibi değil, ama eşitlik ve adalet ilkelerine uygun bir şekilde Cumhuriyet Halk Partisinin sahibi olduğu bir konudur. Bu konu görüşülürken Komisyonda, siyasi düşüncelerle Cumhuriyet Halk Partisini ve onun tekliflerini bir kenara bırakmak, partizanlık yapmaktır.

Sayın Komisyon Başkanının bürokrasideki tutumuna ve duruşuna uygun bulmadığım bu tutumu Genel Kurulun bilgisine sunmayı bir görev sayıyorum. Ben Komisyon Başkanının koltuğunda Sayın Başbakanın gölgesini gördüm, bunu üzülerek ifade etmek zorundayım.

Değerli milletvekilleri, bu konuyu, yani bedelli askerlik konusunu iyi değerlendirebilmek için birkaç konuyu dikkatinize sunmak istiyorum. Neden bedelli askerlik Türkiye'nin gündeminde vardır, bugüne kadar kaç kez bedelli askerlik düzenlemesi yapılmıştır ve askerlik sistemimizdeki sorunlar nelerdir, buna yönelik sorunlar nelerdir, bunun üzerinde durmayı yararlı görüyorum.

Bugüne kadar 3 kez bedelli askerlik düzenlemesi yapılmıştır, 87, 92 ve 99 yıllarında olmak üzere.

Bedelli askerliğe ihtiyaç duyulmasının temel nedeni askerlik süresinin uzunluğudur. Türkiye'de askerlik süresi uzundur. Bugün on beş ay askerlik süresi, öğrenim, daha doğrusu öğrenimlerini bitirip askerlik çağına gelmiş gençlerimiz için askerliği bir cazibe unsuru olmaktan çıkartmaktadır. İnsanlar mezuniyetlerinden sonra, okullarından sonra iş kuruyor, güç kuruyor, iş sahibi oluyorlar, evleniyorlar, hayata atılıyorlar, uzmanlık sınavlarına giriyorlar, lisansüstü eğitim yapıyorlar, çalışma hayatında, sosyal hayatta yer alıyorlar ve bir anda bu yerlerini boşaltıp çok uzun bir süre askerliğe gitmeleri sorun olabiliyor. Demek ki, ana sorun Türkiye’de askerlik süresinin uzunluğundadır. Bu süreyi Türkiye gözden geçirmek ve çağın, Türkiye'nin ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden düzenlemek zorundadır.

Yürürlükteki Askerlik Kanunu, 1927 yılında yürürlüğe girmiştir, 1111 sayılı Kanun. Bu kanun, temel hükümleri, temel anlayışı itibarıyla yürürlüktedir ancak şunu da ifade edeyim ki, genç cumhuriyetin ilk yıllarında attığı ilk adımlardan birisi askerlik süresini düşürmek olmuştur. 1927 yılında kabul edilen bir kanunla çeşitli sınıflarda farklı askerlik süreleri benimsenmiş olmakla birlikte, piyade ve nakliye sınıfında askerliği cumhuriyet on sekiz aya indirmiştir. Bakın, yıl 1927; Türkiye’de askerlik süresi on sekiz aya inmiştir, belli bir sınıftı ama olsun, önemli bir adımdır. Cumhuriyetin o isyanlarla dolu ilk yıllarında, cumhuriyetin yeni olduğu ilk yıllarında bu adım son derece önemli ve anlamlıdır. Bugün, evet, terörle mücadele ediyor Türkiye, böyle bir gerçeğimiz var ama Türkiye on beş ay askerliğe daha 2000’li yıllardan sonra gelmiştir. 2000’li yıllara kadar uzun zaman on sekiz ay ve daha yüksek askerliklerle devam etmiştir. Savaş yıllarında, olağanüstü dönemlerde bütün bunlar tabii artabilir.

Askerlik Kanunu’nu insanımızın ihtiyaçları ile devletin güvenlik ihtiyaçları arasında bir denge kuracak şekilde yeniden düzenlemeliyiz. Bugün bir birikim var. Basına yansıyan haberlerden bu birikimin yani bedelli askerlikten yararlanabilecek düzeyde olan sayının 465 bin kişi olduğu ifade edilmektedir. Bu birikimin ana nedeni tabii ki, askerlik süresinin uzunluğudur ama güncel nedeni iki tanedir; birincisi, Sayın Başbakanın konuya ilişkin beklenti yaratan sözleri, ikincisi de daha önce üç kez bedelli askerlik düzenlemesi yapılmış olmasıdır.

Sayın Başbakan 12 Eylül 2010 Referandumu’ndan bir gün önce bir televizyon programında kendisine bedelli askerlik konusuna ilişkin bir soru yöneltilince “Referandumdan sonra inşallah.” demiştir; bir umut vaat etmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, 16 Mart 2011 tarihinde bedelli askerliğe ilişkin teklifimizi verdiğimizde ki, ondan altı gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nu kabul etmişti. Terörle mücadelede profesyonel birlikler oluşturulacaktı, yeni bir adım atılmıştı. Böyle bir tabloda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, o teklifi tereddütsüz verdik. Ancak parası olmayanı da gözeten, parası olmayanın bedel ödemediği ve yaş sınırının o günün şartlarında ”1 Ocak 1983’ten önce doğmuş olanlar” denilerek, aşağı yukarı yirmi sekiz yaşa çekildiği bir düzenlemeydi bu.

Bizim bu önerimizden bir gün sonra, Sayın Başbakan bugünlerde kamuoyunda çokça dillendirilen ve konuşulan o meşhur konuşmasını yaptı. Bu konuşmadan birkaç cümleyi, bildiğiniz o birkaç cümleyi tekrar bilginize sunmak zorundayım. Sayın Başbakan 17 Mart 2011 tarihinde şunları söylemişti kendisine “Cumhuriyet Halk Partisinin Bedelli Askerlik Projesi hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusu yöneltilince Sayın Başbakanın cevabı: “Böyle proje mi olur? Ayaküstü, yolda giderken proje mi açıklanır?” Bizim projemizi beğenmedi Sayın Başbakan. Olabilir; daha iyisini yapma iddiası olan kişiler bir başkasının ortaya koyduğu projeyi beğenmeyebilir. Devam ediyor Sayın Başbakan: “Bizim şu anda gündemimizde böyle bir durum yok. Ben şahsen böyle bir sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem çünkü parası olan var, olmayan var. Parası olan bastıracak parayı askerlikten kurtulacak, parası olmayan gidecek askerlik yapacak. Kimlerle görüştüysem, kenar köşedeki, izbe yerlerdeki vatandaşım, onlar bu işe hiç sıcak bakmıyor. Biz yola çıkarken kimsesizlerin kimi olarak çıktık. Çok ısrar edilirse, bu konu çok gündemde tutulursa, seçimden sonra anayasa değişikliği paketi içine bunu koyarım, referanduma götürürüm.” diyor.

Evet, şimdi, üzülerek Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunu belki üzeceğim. Şunu söylemek istiyorum: Değerli arkadaşlar, şimdi, bizim projemizi Sayın Başbakan beğenmedi, “Böyle bir proje mi olur?” Şimdi, Sayın Başbakanın, Hükûmetin getirdiği bu proje, proje midir? Diyor ki Sayın Başbakanın projesi: “30 bin lirası olan parayı verir, askerlikten kurtulur.” Yirmi bir gün askerlik de yok. Şimdi, bizimkine,  ayaküstü, yolda giderken açıklanan proje gözüyle bakıyor Sayın Başbakan. Aradan sekiz ay geçmiş, sekiz ay sonra bir proje açıklıyor Sayın Başbakan: “Parası olan askerlik yapmayacak, 30 bin lirası olan, 30 bin liraya tezkereyi alacak, 30 bin lirası olmayan askere gidecek.” Bizim güzel atasözlerimiz var, onu biraz çevirerek ifade etmek istiyorum: “Alavere dalavere, vatandaş Mehmet askere.”

SIRRI SAKIK (Muş) – Kürt Mehmet…

ALTAN  TAN (Diyarbakır) – Yok, yok… Kürt Mehmet…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Alavere dalavere, vatandaş Mehmet askere.

SIRRI SAKIK (Muş) – Allah’tan kork! “Kürt” kelimesini bile telaffuz etmekten korkuyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, eşitlik şudur: Eşitlik, aynı hukuksal durumda olan kişilere aynı kuralların uygulanmasıdır. Bu bir anayasal kuraldır. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında bunu çok güzel açıklamıştır. Yani, maddi gücü aynı olanlara aynı kuralı uygulayabilirsiniz. “Ben, 30 bin lirada herkesi eşitledim.” derseniz, bunun adı “eşitlik” değil, bunun adı ”Parası olanlara bir imtiyazın verilmesidir.” Bakın, iyi bir düzenleme, baştan böyle bir mantık yürütülmek suretiyle zedelenmiş olmaktadır.

Biz, bir kere, bedelin makul bir seviyeye inmesini öngörüyoruz. Bizim önerimiz, teklifimizde ortaya koyduğumuz öneri -yine, bugün önergelerle, şimdi söyleyeceğim ve diğer önerilerimizi sizlerin takdirine sunacağız- şuydu: “Yıllık geliri 12 bin lira veya onun altında olan veya hiç geliri olmayan vatandaşlarımız hiç bedel ödemeden bu olanaktan yararlansınlar.” 12 bin liranın bir hesabı vardır, yoksulluk hesabını yapmışızdır, TÜİK’in yoksulluk araştırma sonuçlarına dayalı bir hesaptır bu. Şimdi, “Parası olmayan benden değildir.” denebilir mi arkadaşlar? Yani “30 bin liran yoksa benim vatandaşım değilsin.” anlayışı burada ortaya çıkıyor. Bu düzenlemenin sizlerin içine sinmediğini ben tahmin ediyorum.

Bizim Siyasal Bilgiler Fakültesinde bir hocamız vardı, Profesör Safa Reisoğlu, bize ilk derste şunu demişti: “Sevgili öğrenciler, bir şeyin kanuna aykırı olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız kanunu bilmeniz şart değil, bir şeyi mantığa vurursunuz, mantığınıza uygunsa o kanuna uygundur, mantığınıza aykırı geliyorsa o kanuna aykırıdır.” Bakın, çok basit bir kural, doğru bir kural. Şimdi, mantığa vuruyoruz, parası olmayan askere gitsin, on beş ay askerlik yapsın, parası olan gitmesin; bu olmaz değerli arkadaşlar, gelin bunu düzeltelim.

30 bin lira ayrıca çok yüksek bir rakam. Biz “12 bin liranın altındakiler bedel ödemesin, 12 bin lirayla 25 lira arasında geliri olanlar 7.500 Türk lirası ödesin, yıllık geliri 25 bin liranın üzerinde olanlar da 15 bin TL ödesin.” dedik. Bakın, en son bedelli askerlik düzenlemesinde ödenen rakam yani 99 yılında yapılan Türk lirası cinsinden ödemeyi bugüne getirdiğimde döviz cinsinden, avro cinsinden 7.300 avro, aşağı yukarı bizim rakamlar, 87’de 2.700 avro alınmış, 92’de 2.400 avro alınmış, 99’da 7.300 avro. Gelin, bu rakamlar etrafında bir düzenleme yapalım. Bizim rakamlarımızı beğenmeyebilirsiniz, başka bir rakam konuşabiliriz ama parası olmayan insana bu imkânı tanıyalım. Ekonomide krizler yaşıyoruz, insanlar işlerini kaybediyorlar, servetlerini kaybediyorlar. Beni vatandaşlarımız arıyor, mail gönderiyor, size de geliyor bunlar, eminim.

Bakın, ayrıca 30 bin lira değil, şimdi, vatandaşımız bundan yararlanmak için bankaya gidecek, kredi alacak. Bankalardan buna ilişkin kredilerin faizlerini aldım. Ne ödeyecek vatandaşımız? 30 bin liralık askerlik kredisi alırsa vatandaşımız, imkânı yok, parası yok, beş yıl vadeli bu krediyi alırsa, 50 bin lira ödeyecek geriye, faiziyle beraber 50 bin lira. Yani birisine ”30 bin lira” diyoruz; iş adamının çocuğuna, zengin, varlıklı insanların çocuğuna, şarkıcılarımızın çocuklarına, futbolcularımızın çocuklarına, kendilerine, bunların hepsine diyoruz ki: “30 bin lira.” Parası olmayana da yolu gösteriyoruz, siz gösteriyorsunuz, Hükûmet gösteriyor daha doğrusu, diyor ki: “Bankaya git, kredi al imkânın varsa.” Ama o kredinin maliyeti toplam 50 bin TL. Yani orada da bir adalet yok, bakın adaletsiz.

İkincisi, yaştır. Daha evvel 1987 düzenlemesinde herhangi bir yaş sınırı öngörülmemiş. 1992 yılında öngörülen yaş yirmi sekiz, 1999 yılında öngörülen yaş yirmi yedi. Bakın, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşla bir istikrar var 1987’yi saymazsak. Demek ki, bu civarda bir yaş, otuz yaş değil ama. Bunun biraz aşağı çekilebileceğini düşünüyorum. Burada popülizm yapmayalım, Türk Silahlı Kuvvetlerinin asker ihtiyacını gözetelim, bu dengeyi kuralım. Ama yani bunu ay farkıyla kaçıranlar var, üç ay, beş ay farkıyla kaçıranlar var. Gelin, bunu biraz daha aşağı çekelim. Bunu da beraber kararlaştırabiliriz, tümünün üzerindeki görüşmelerden sonra ara veririz veya yemek arasında oturur bu önergeleri müştereken şekillendirebiliriz.

Üçüncü konu da yirmi bir günlük askerlik konusudur; kaldırılıyor. Bunu da doğru bulmuyoruz. Bedelli askerlik talep eden gençlerimizle konuştum, Bedelli Askerlik Platformuyla görüştüm. “Bizi rencide etmeyin. Biz bedelimizi ödeyerek askerliğimizi yirmi bir gün de olsa yapmak istiyoruz. Biz o üniformayı giymek istiyoruz.” diyor gençlerimiz. Bu imkânı, bu onuru niye onlardan alıyoruz değerli arkadaşlar? Daha evvel bunları koymuşuz, yirmi bir gün askerliği koymuşuz. Yani bu, şu mudur: “Ya zaten torpilliler doğru dürüst yerlerde askerlik yapmıyorlar, daha doğrusu zahmetli yerlerde askerlik yapmıyorlar. Bunlar torpilli, bir de bununla uğraşmayalım, gelmesinler bari askere.” Böyle bir mantık mı var? Böyle bir şey olamaz.

Şehitlerimizin çocuklarını gelin, yaş kaygısı olmadan buraya katalım; bunlardan, o aile bir şehit vermiş, gelin, yaş ve bedel olmadan o şehit ailelerimizin çocuklarını buraya katalım.

Gazilerimizin çocukları için bir başka kolaylığı düşünelim, bunu da burada şekillendirebiliriz değerli arkadaşlar. Bu üç konuda bizim bu tasarıya temel itirazımız var. Burada bunları düzeltebiliriz. Bizim amacımız bu tasarıyı iyileştirerek toplumun beklentilerine, milletin vicdanına oturur, yakışır bir hâle getirmek, yaraşır bir hâle getirmektir. Amacımız hakikaten üzüm yemektir. Gelin, bunu iyileştirelim, bunu hep beraber çıkaralım. Bu şekliyle devam ederseniz, bu şekliyle devam eden, bu şekliyle yasalaşmasında ısrar edilen bir tasarıya maalesef destek verme olanağımız bulunmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, yine, Sayın Başbakan o zamanki önerisinde şunu söylemişti: “Ben bunu referanduma götürürüm.” Biraz önce hatırlattım.

Şimdi, sormak istiyorum: Hakikaten Sayın Başbakanın o cümlelerinden Hükûmet vaz mı geçmiştir, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu vaz mı geçmiştir? “Parası olan var, olmayan var.” diyor Sayın Başbakan. Evet, Sayın Başbakanın cümleleriyle söylüyorum, parası olan var, olmayan var. Peki, bunu referanduma götürmeyi düşünüyor musunuz? Bu kadar adaletsiz bir tasarının milletin takdirine, oylarına sunulmasını düşünmüyor musunuz? Yoksa buradan yüz seksen derece farklı bir noktada mısınız? Bundan rahatsız olduğunuzu biliyorum, gelin, burada bir sağduyu gösterelim, bunu düzeltelim değerli milletvekilleri.

Sözlerimi burada bitiriyorum ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Münir Kutluata, Sakarya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kutluata. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Milletimizin muharrem ayını kutluyorum, hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sayın Başbakana ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Bu tasarının 111 sayılı Askerlik Kanunu’na göre yoklama kaçağı ve bakaya duruma düşen yükümlü sayısının her geçen yıl daha da artmakta olduğu gerekçesiyle hazırlandığı açıklanmıştır. “Bu birikimin engellenmesi amacıyla hazırlanan tasarı ile 30 yaşından gün almış olan yükümlüler, bedel ödemek ve temel askerlik eğitimine tabi tutulmamak suretiyle askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacaklar. Hakkında saklı, yoklama kaçağı ve bakayadan dolayı idari ve adli soruşturma ve kovuşturma yapılmayacak ve başlatılmış olanlar ise sona erdirilecek.” denilmektedir. Bu tasarının söz konusu soruna geçici ve kısmi bir çözüm getirmeyi hedeflemiş olduğu görülüyor. Milliyetçi Hareket Partisinin ise daha köklü ve kalıcı bir çözümden yana olduğunu, bunun nasıl gerçekleşeceğini de kamuoyuyla paylaştığını hatırlatmak isterim. Bu tasarı çerçevesinde bir yasal düzenlemeye rıza gösterilse bile kendi içinde adaletsiz pek çok nokta olduğu, en azından onların düzeltilmesi gerektiğini söylemeliyim. Bu konuda değişiklik önergeleriyle daha adil bir hâle getirilmesine gayret edeceğiz.

Sayın milletvekilleri, sizlerle bazı tespitlerimizi paylaşmak istiyorum. Birincisi, ortaya çıkan düzenleme ihtiyacı çok gecikmiş olarak ele alınmıştır. İkincisi, mademki bu kadar gecikilecekti, o zaman keşke köklü bir çözüm getirilerek sorun tamamen gündemden çıkarılabilseydi. Üçüncüsü, böyle bir ihtiyacın arkasına vicdani ret gibi sinsi bir gündemi de takarak, ayrıştırma faaliyetlerine malzeme yapılmasına izin verilmeseydi.

Kamuoyunun belki yüzde 98’inin tam olarak bilmediği “Vicdan” kelimesiyle ambalajlanmış vicdani ret konusu, bedelli askerlik bahanesiyle malum odaklar tarafından eş zamanlı olarak piyasaya sürülmüş olmasaydı vicdanlar bu kadar sızlamayacaktı.

Fevkalade marjinal bir konu olan bu hususu Türkiye’de böyle bir zamanda ve böyle bir tasarıyla birlikte tartışmaya açmak ve yoğun şekilde gündeme getirmekle yıkım sürecine önemli bir destek sağlanmıştır ve Türk milletinin ayrıştırma sürecine gösterdiği kutlu direnci kırma amacına hizmet etmiştir.

Hükûmetin askerdeki evlatlarımızı teröre karşı koruyamadığı, kışlalarında toplu olarak şehit edildiği bir dönemde, tedirginlik içindeki annelerin önüne “Bedellinin yanında bir de asker olmayı reddetme hakkı var.” diyerek çıkmak doğru olmamıştır.

Türk milletini millet yapan hasletleri bu kadar örselemenin kimseye faydası olmayacaktır. Askerliği, parası olanın bedel verip kurtulduğu, olmayanın da kökten reddedeceği bir konu hâline getirmek, kamuoyu vicdanını sızlatmıştır.

Bir ihtiyaçtan kaynaklandığını kabul ettiğimiz için destek verdiğimiz ve zengin-fakir ayrımı yapılmamasını istediğimiz bedelli askerlik yasal düzenlemesini daha baştan malul hâle getirmiştir bu piyasada ortaya çıkan tartışmalar.

Böyle bir konunun gündeme getirilmesine, birden fazla bakanın beyanatlarıyla mahal vermesi yanlış olmuştur. Daha sonra sarf edilen düzeltici ifadelerle Türk milleti teselli olmak zorundadır.

Sayın Başbakanın “Vicdani ret konusu gündemimizde yok.” ifadesini de gündemle ilgili bir açıklama olarak değil, “Kimsenin Türk milletinin vicdanıyla oynamaya hakkı yok, buna izin de vermeyiz.” anlamında almak istiyoruz.

Çeşitli sebeplerle normal süreci içerisinde askerlik hizmetini yerine getirememiş hükümlülere, yaş itibarıyla verimli bir askerlik dönemi ifa etmelerinin zamanının geçtiği de düşünülerek farklı dönemlerde çeşitli imkânlar tanınmıştır. On dört ay olarak icra edilen bu uygulamalar bazen kısa süreli askerlik, bazen bedelli askerlik şeklinde olmuştur. Dört ay olarak uygulanan kısa süreli askerlikler de bu anlamda birikimi, yığılmayı önlemeye yönelik gayretlerdi ve geçici çabalardı.

Bedelli askerlik uygulaması ise bundan önce 3 kere başvurulmuş geçici bir çözüm yoludur. Şimdi, 4’üncü defa Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmiştir. Birincisi 1987’de uygulanmış, 18.433 sorumlu yararlanmıştır. İkincisi 1992 yılında uygulanmış, 35.311 kişi faydalanmıştır. Üçüncü düzenleme ise 1999 yılında yapılmış, faydalanan kişi sayısı 72.290 olmuştur. Son düzenlemeyle bu yasadan faydalanabilecek yükümlü sayısı 460 bin olarak ifade edilmektedir.

Bedelli askerlik konusu son yıllarda sık sık gündeme gelmiş ve hem Başbakan hem de bakanlar tarafından net ifadelerle reddedilmiştir. İlgililerin konuyu net ifadelerle reddetmesi, kimi zaman asker ihtiyaçlarına kimi zaman adalet duygusuna bazen de cesaret meselesine dayandırılmıştır.

Süreç şu veya bu şekilde işlemiş ve tasarı Genel Kurula gelmiştir. Bedelli askerlik olarak ifade edilen Askerlik Kanunu’ndaki bu düzenleme, problem yaşayan yükümlülerin sorununun çözümü ve kamuoyundaki beklentinin cevaplandırılması açısından destek vermekteyiz bu düzenlemeye. Adaletsiz hüküm ihtiva eden maddelerinin düzeltilmiş olmasını da arzu ediyorduk.

Diğer taraftan, konuyu bugüne kadar geciktirip kalıcı bir düzenleme yapmak yerine geçici bir tedbire başvurulmuş olmasını bir eksiklik olarak da görüyoruz. Milliyetçi Hareket Partisinin baştan beri olumlu, destekleyici ve kolaylaştırıcı siyasi tavrı bugünkü aşamaya gelinmesinde önemli bir rol oynamıştır. Ancak, çıkacak bedelli askerlik yasası kapsamında bazı pürüzlerin ve telafi edilmesi gereken tarafların düzeltilmesine fırsat olmamıştır. Parası olanın bedelli askerlik yapabileceği, olmayanın ise bundan yararlanamayacağı görüntüsü netlik kazanmaktadır. Bu tasarıdaki adaletsiz, eşitsiz ve vicdanları sızlatan tablonun düzeltilip yurt dışındaki vatandaşlarımızı da ilgilendiren bedelli rakamının aşağı çekilerek kısmi bir iyileşmeye gidilmesi doğru olacaktır kanaatindeyiz.

Bunun yanı sıra, Türk Silahlı Kuvvetlerinin askerlik sistemi ve genel hâliyle personel rejimiyle ilgili yaklaşımlar, öneriler de sürekli olarak canlı tutulmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi de Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel rejiminin yeniden düzenlenmesini ve bu konunun süratle neticeye ulaştırılmasını istemektedir. Askerlik süresinden profesyonel orduya kadar bazı teklif ya da görüşler kamuoyuna yansımakta ve taraflar kendi ideolojik tutum ve davranışlarına göre fikir oluşturmaktadırlar. Bu kapsamda, millet ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri bazı kesimlerin sinsi ve gizli emelleri çerçevesinde çekişme alanına itilmekte ve yıpratılmaktadır. Her ülkede sahip olunan ordunun gücü ve nitelikleriyle ilgili olumlu istikamette talepler, beklentiler vardır. Sahip olunan ordunun gücü ülkelerin durumuyla yakından ilgilidir. O bakımdan, Türkiye güçlü orduya sahip olması gereken ülkelerin başında gelmektedir. Türk milletinin çağlar aşıp gelmesi güçlü orduları sayesinde olmuştur. Bundan sonra da ordusunun gücünün varlık mücadelesinde en önemli dayanağı olacağı açık şekilde görülmektedir.

Askerliğin hangi ülkede nasıl olduğu, hangi ülkenin ne çapta bir orduya sahip olmak istediği bilinmesi gereken önemli hususlardır. Ama bunların hiçbiri Türk ordusunu zayıf düşürecek sinsi tekliflerin gerekçesi yapılmamalı, tam tersi “Hedefi olan milletlerin güçlü orduları olur.” anlayışı iyi anlaşılmalıdır.

Bu nedenledir ki ordumuzun modernizasyonu, yüksek teknolojiye dayalı savaş gücüne ulaşması, tarihin birçok döneminde olduğu gibi, bugün de önümüze çıkmış olan ateş çemberi içinde kalma hâllerinde milletimizi salimen düze çıkaracak güce sahip olması gerekiyor. Bu anlayışla ordumuzun teknik özellikleri en üst düzeye çıkarılıp, hareket kabiliyeti geliştirilip gücü artırılırken ihtiyaç duyulan asker sayısı yeniden hesaplanabilir.

Bölücülük tehdidinin ve bölgesel çatışma riskinin üst düzeyde şekillendiği bugünkü zaman aralığında Türk ordusunun hırpalanması ve kötü niyetlilerin tacizine maruz bırakılması çok acı ve vahim neticelere neden olacaktır. Bu olumsuzlukların önüne geçilmesi amacıyla partimiz yeni bir askerlik sisteminin samimiyetle ve ihtiyaçlara uygun şekilde hayata geçirilmesini arzulamaktadır.

Bu itibarla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel rejimi sağlam ve güvenli esaslara bağlanmalı ve artık siyasi gündemin tamamen dışına çıkarılmalıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin Türk Silahlı Kuvvetleriyle iş birliği ve diyalog hâlinde yapacağı çalışmalar sonucunda askerlik süresi ve kapsamıyla ilgili belirlenen ihtiyaçların giderilmesi mümkün olmalıdır. Şüphesiz askerlik görevinin ifasında eşitlik ilkesi vazgeçilmez ve asla ikamesi olmayan bir konudur. Nitekim Anayasa’nın 10’uncu maddesi, herkesi dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşit saymaktadır. Yine Anayasa’nın 72’nci maddesi, vatan hizmetini her Türk vatandaşının hem hakkı hem de ödevi olarak tanımlamakta ve hizmetin silahlı kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceğinin ya da getirilmiş sayılacağının kanunla düzenleneceğini ifade etmektedir. Buradan anlaşılacağı üzere vatan hizmeti hak olduğu gibi her Türk vatandaşının vecibesidir de.

Bu durum paralelinde Milliyetçi Hareket Partisinin askerlik sistemiyle ilgili teklifi şu şekildedir:

1) Askerlik görevi Anayasa’nın 10’uncu maddesi sınırları içinde kesinlikle herkesin eşitliğine dayanması gereken ve 72’nci maddede tanımlanan vatan hizmetinin bir gereği, millî ve maddi bir yükümlülüğüdür. Öncelikle askerlik süresi ülkemizin savunma ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yeniden belirlenmeli, kısaltılmalı ve hangi meslek, gelir düzeyi veya eğitim seviyesine sahip olunursa olunsun bu süre bağlayıcı olmalıdır.

Askerliğin millî bir görev olduğu ilkesinden taviz verilmeden Türk Silahlı Kuvvetlerinin insan gücüne fazla ihtiyaç duymayacak bir şekilde modernizasyonu yapılmalıdır. İçinde bulunduğumuz coğrafyada Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcı vasfını kaybetmeyeceği şekilde teknolojik imkânlarla donatılması sağlanmalıdır.

2) Bu şartlar altında her Türk vatandaşı görevi, kökeni, mesleği, durumu ne olursa olsun tam bir eşitlik içinde, gerektiğinde silah altına alındığında askerlik hizmetinin yürütülmesini sağlayacak niteliklere kavuşacağı temel askerlik eğitimine tabi tutulmalıdır.

3) Yükümlülük süresinin temel eğitim aşamasının dışında kalan bölümü için ise iki husus ve alternatif düşünülmektedir. Bunlardan bir tanesi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacına binaen yükümlülüğünün geri kalan kısmını tamamlayacak olanlara, kamu görevi ifa ettikleri yaklaşımıyla, Devlet Memurları Kanunu’na göre göreve yeni başlayan bir memurun alabileceği ölçüde maaş ödenmelidir. Böylelikle, fiilî askerlik görevinin içinde bulunanlar işinden, ailesini geçindirmekten mahrum kalmayacaklar ve aile düzenleri devam edecektir.

İkinci husus, temel eğitimden sonra yükümlülük hizmeti dışında kalacak olanlardan kamuoyunu tatmin edecek belirli bir tutar üzerinden bedel alınmalıdır.

4) Sürekli yurt dışında çalışan vatandaşlarımız bunların dışında tutulmalı ve Türk Milletinin güvenliğini temin edecek profesyonel asker sayısı da kendi mecrasında ele alınmalıdır.

Bu hâliyle, vatan hizmetinin yerine getirilmesinde herkes için eşitlik prensibi nispi olarak sağlanacak, parası olanın bedelliden istifade edeceği, olmayanın da yararlanamayacağı adaletsiz ve insafsız bir süreç ortaya çıkmayacaktır.

Önerdiğimiz bu köklü düzenlemelerin yapılabilmesi, mevcut tasarının adaletsiz hükümlerinin düzeltilmesi için bir alt komisyon çalışması yapılmasını istedik ama bunda alt komisyon kurulması temin edilememiş oldu. Bu talebimiz ilgi görmedi.

Şimdi, yasadaki temel olumsuzluklara temas etmek istiyorum sayın milletvekilleri. Bunlardan bir tanesi, alınacak ücret konusudur. Belirlenen ücretin 30 bin lira olarak belirlenmiş olması, bunu verebilecek olanın askerlik hizmetini yapmış sayılacağı, faizle bulacak olanın büyük yükler altına gireceği, hiç bulamayanın da bu imkândan yararlanamayacağı anlaşılmaktadır. Bu büyük bir adaletsizliktir. Bunun düzeltilmesi için, belirlenen fiyatın 15 bin liraya çekilmesi konusunda değişiklik önergesi teklifimiz var. Bu konuda desteklerinizi rica ediyoruz. Bu adaletsizliğin giderilmesi açısından Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirilen bir fırsat da olmuş olacaktır.

Size burada acıklı bir örnek vermek istiyorum değerli milletvekilleri. 21 Ekimde Çukurca’da şehit edilen 24 evladımızdan Birol Elmas Sakaryalı idi. Birol Elmas’ın şehitlik haberini evine getirenler Birol Elmas’ın fakir ailesinin elektriklerinin üç haftadır kesik olduğunu öğrendiler ve bu sıkıntı ailenin evladı şehit olduktan sonra anlaşılmış oldu çünkü artık elektrik faturalarını yabancı bir özel şirket tahsil ediyordu, ne şehit umurundaydı ne fakir umurundaydı ne asker. Ve o elektriğin açılması elektrik idaresinde çalışan hemşehrilerimizin topladığı, o gün için, alınan tedbir olarak onların topladığı paralarla gerçekleşmiştir. O bakımdan bu düzenlemelerin hem vicdanları sızlatmaması hem fakiri dikkate alması hem de ordumuzun ihtiyaçlarını göz ardı etmemesi gerekiyor.

Bir başka husus otuz yaş meselesi değerli milletvekilleri. Mademki bir yığılmayı, bir problemin ortaya çıkardığı yığılmayı çözmeye çalışıyoruz, o hâlde yaş sınırının belirli kriterlerle daha aşağıya çekilmesi gerekiyor. Bu da lisans eğitimi sonrası yapılacak yüksek lisans eğitimlerini, lisansüstü eğitimi dikkate almak suretiyle, doktorayı dikkate almak suretiyle yirmi yedi yaşına çekilmelidir diye teklif ediyoruz.

Sözlerimi bitirirken tekrar vurguluyorum: Ortaya koyduğumuz köklü çözüm esaslarının dikkate alınarak hem ordumuzun güçlendirilmesi hem de askerlik yapma hakkı ve şerefi üzerindeki tartışmaların sonlandırılmasını istiyoruz. Geçici bir çözüm olarak gündeme getirilmiş olan bu yasanın eksiklerini ve adaletsizliklerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – … giderme şansı vardır. Yüce Meclisin bunu değerlendirmesini bekliyoruz.

Bu yasanın milletimize hayırlı olması dilekleriyle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kutluata.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.23
ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ) 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

82 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nda.

Buyurun Sayın Zenderlioğlu.

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile ilgili ben de Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum, Sayın Başbakana acil şifalar diliyorum, muharrem orucu tutanları kutluyorum.

24 Kasım 2011 Perşembe günü saat 16.00’da Millî Savunma Komisyonu toplanarak gündeminde yer alan Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı -(1/524), dokuz madde, tali komisyon Plan ve Bütçe Komisyonu- görüşerek jet hızıyla karara bağlamıştı.

Millî Savunma Komisyonuna üye milletvekillerinin sayısı 26; 16’sı AKP’den, 6’sı CHP’den, 3’ü MHP’den, 1 de BDP’den ben vardım.

Bu Komisyonda kanun tasarısıyla ilgili fikirlerimizi söylerken bu fikirlerin hiçbirinin dikkate alınmadığını gördük. Bunu sadece muhalefet olduğumuz için söylemiyorum, AKP’li üye milletvekillerinin de dikkate alınmadığını orada gördüm. Yani tek bir kişinin sözüyle hızlı bir biçimde Komisyondan çıkartılarak Genel Kurula indirilmeye hazırlandı. Ben düşündüm, dedim ki: Demokrasi bunun neresinde Allah aşkına?

“İnsan düşüncelerini ifade etmenin veya bu düşünceleri ifade etmenin amacı, niteliği nedir?” diye düşünmek gerekir. Aslında bunu söylerken şunu kastetmek istiyorum: “Eğer burada bütün yasalarda muhalefetin sözü dinlenmeyecekse, bu muhalefetin söylemleri, önerileri dikkate alınmayacaksa o zaman bunun adını ne koyacağız? Genel Kurul buna ne diyecek? AKP milletvekilleri ne diyecekler?” diye düşünüyorum ve merak ediyorum: Yoksa yasa böyle mi geçecek?

Hazırlanan komisyon raporu, kanun teklifi Meclis Başkanlığına sunulurken, şunu arzu etmek istiyordum, diyordum ki, bu kanun tasarısı içerisinde fakir fukaranın, yoksulun, köylünün de bu yasadan yararlanması gerektiğini düşündüm, çünkü herkesin 30 bin lirası yoktur, okulu yeni bitirmiş, yani üniversiteyi, fakülteyi yeni bitirmiş bir insan, otuz yaşını doldurmuş bir insan parası olmayınca ne yapacak, bu kanundan nasıl yararlanacak? Bilindiği gibi, Anayasa’nın 72’nci maddesinde belirtildiği gibi, her sağlıklı vatandaşın vatan hizmetini yapma ödevi vardır. Tabii ki, bu hizmetin ne şekilde, nasıl yerine getirileceği kanunlarda belirtilmiştir. Özünde askerlik hizmetinin nasıl yerine getirileceğine ilişkin hususlar 1076 sayılı Yasa’da da açık ve net konulmuştur, bu yasaya dayanarak… 1111 sayılı Askerlik Kanunu ile Yedek Subay ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu’yla düzenlenmişti. Bu kanuna göre, iki yöntem geçerliydi: Bedel ödeyerek ya da dövizle.

Biliyorsunuz, 1927’den sonra da defalarca bedelli askerlik yasası çıkmıştır. Ancak bu son dönemlerde 1987’de, rahmetli Özal döneminde 16/4/1987 tarihinde 3358 sayılı Yasa’yla bu kanundan 18.433 kişi yararlanmıştır.

Başbakan Süleyman Demirel ve rahmetli Erdal İnönü döneminde 3802 sayılı Kanun’a göre 35 bin kişi bu Yasa'dan yararlanmışlardır.

 2/11/1999 tarihli 4459 sayılı Kanun’la rahmetli Ecevit döneminde çıkarılan ve ayrı ayrı dönemlerde bu yasalardan yararlananların sayısının da 72 bin kişi olduğu yapılan incelemeler sonucu görülmüştür.

Özünde 1111 sayılı Askerlik Yasası’nın 86’ncı maddesine tabi yoklama kaçaklarının, aynı Yasa’nın 89’uncu maddesinde bakaya sayılanların her yıl çoğaldığı ve arttığı bilinen bir gerçektir. Ancak bundan yararlanmak isteyenler, otuz yaşından gün almış kişiler bedel ödeyerek temel askerlik eğitimine tabi tutulmadan hizmetlerini yerine getirmiş sayılacaklardır ve önceden, haklarında idari, adli soruşturma, kovuşturma sona erdirilecektir yani haklarında herhangi bir soruşturma yapılmayacaktır. İşte böyle bir uygulama ile elde edilen gelir, ihtiyacı olanlara verilecektir. Bu ihtiyaç sahiplerini elbette ki yadırgamıyoruz ancak 17 Ağustos 1999 yılında Marmara depremiyle de büyük zarara uğrayan insanlara toplanan paralarla yardım yapılmıştır. Bu yardımların yerini bulup bulmadığı iddia konusudur.

Burada söz konusu edilen konu, özünde eşitliği bozan bir yasa vardır ancak bu yasanın eşitliği bozmasının ana nedeni yoksulların bu yasadan yararlanmaması olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, Van depreminde Ağrı’nın Patnos ilçesi, Bitlis’in Adilcevaz ilçesinde, ailelerden zarar gören veya yaşamını yitiren insanlar bildiğiniz gibi vardır, bunların da bu yasadan yararlanmasını talep ediyorum çünkü nasıl 17 Ağustos 1999 depreminde büyük zarara uğrayanlara yardım yapılmış ise bu insanlara da yardım yapmalarını arzu ediyorum ve de şunu söylüyorum: Yaş sınırı yirmi beş ya da yirmi sekiz olsun önerisini Komisyonda yapmıştım. 5 bin dolar ile 10 bin dolar arasında bir rakam tespit edilmesini ya da tüm partilerin bir konsensüs sağlayarak makul bir noktada anlaşmaya gidilmesini de öneriyorum.

Burada şunu da dile getirmek istiyorum: Van ve çevresindeki depremde yaşamını yitiren ailelerin askere gitmeyen çocuklarının da bu bedelli askerlikten yararlanmalarını da talep ediyorum yani parasız yararlanmalarını istiyorum. Bedel ödeyenler askerlik eğitimine tabi tutulmayacaklarından dolayı bu konumda olan insanların da yararlanması için kanunda herhangi bir değişiklik yapılabilir yahut da bütün partiler anlaşarak bu konuda bu öneri değerlendirilebilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, Avrupa Konseyi üyesi birçok devletten ret ve vicdan yani reddi vicdan olayını, yani zorunlu askerliğe tabi tutulmama konusunu Türkiye ve Azerbaycan devletleri imzalamamıştır. Bu konuda kişi kendini özgür hissettiği oranda, kanunlara uymak kaydıyla, kendi özgür haklarını kullanmalıdır. Örneğin, bir insan kan dökmeyi istemiyor, bir insan düşman olanı öldürmek istemiyor, bir insan düşüncelerinden dolayı yahut da dinsel bakışından dolayı emirle askerlik yapmak istemiyor. Bu vesileyle bu tür insanlara, bu bireylere yardımcı olmak gerekir ve bu konuda özellikle bu yasanın çıkmasını da arzuluyorum. Yani burada biyolojik, kimyasal silahların kullanılmasından nefret edenlerin hatta vicdani ret hakkının yasal ve insani bir hak olduğunu, iç hukuka da uygun bir biçimde bu yasaya ulaşmasını talep ediyorum.

Aslında, siz de bilirsiniz ki bireyi zorla, telkinle kanunlar çerçevesinde veya o statüye tabi tutarak askerliğe zorlama, götürme ahlaki olarak değerlendirilemez. Velev ki bu askerliğin çok zor koşulları da olsa bireyin buradaki tutumu, davranışı, hareketi bence önemlidir çünkü askerlik gönüllülük temelinde olmalıdır.

Vicdani reddi günümüzde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa Parlamentosu insani temel hak olarak kabul etmiştir, günümüzde de artık nasıl olsa ordu uzmanlaşıyor yahut da uzmanlaşmaya evriliyor. Şimdi, 50 bin kişilik uzman ordu kurulacağı söyleniyor, bunun ne kadar doğru olup olmadığını bilmiyorum. Çağımızda artık hantal bir orduya ihtiyaç olmadığını bütün devletler söylüyorlar ve uzmanlar bu konuda görüşlerini zaman zaman her yerde ifade ediyorlar.

Aslında bedelli askerlik uygulamasında insanların, fakir fukaranın da bu yasadan yararlanması gerektiğini düşünüyorum. Yoksulların, kimsesizlerin, hatta bu depremde öksüz kalanların da bu yasadan yararlanmasını talep ediyorum. Askerlik mesleğinin bir meslek olduğu, bu konuda herkesin bu mesleğini yerine getirmekte zorlandığı bilinen bir gerçektir ancak bunu kabul etmek zor bir olaydır. Çünkü daha önce de defalarca Sayın Başbakan “Parası olan var, olmayan var, parası olana bedelli askerlik, buyur kullan diyeceksin, bu da gitsin yapsın diyeceksin.” diyor. Aslında burada Sayın Başbakanımızın ima ettiği şey, bugün fakir olan, yoksul olan insanların da bu yasadan yararlanmasını istediğine eminim. Eğer bu doğruysa ve bu sözün arkasında durulacaksa, sayın AKP milletvekilleri de bu önerimize destek olabilirler.

Bu son yasadan yararlanacak olanların sayısını biraz abartılı olarak görüyorum çünkü sayının 460 bin civarında olabileceği varsayımıyla geçmişteki bedelli askerlikten yararlananların sayısına baktığımızda büyük bir fark olabileceğini görebiliriz çünkü geçmişte de söyleniyordu, işte, 300 bin kişi, 200 bin kişi çok büyük bir rakam olarak görülüyordu ama görünen odur ki bu rakamların hiçbiri birbirini tutmamıştır. Yani doğru bir rakam ortaya çıkmamıştır.

Bedelli askerliğe ilişkin son açıklamalarda da görüldüğü gibi, 400-460 bin kişinin yararlanamayacağı, en fazla 400 bine yakın insanın yararlanabileceği kanaati bende de hasıl olmuştur. Ancak bu rakamın büyüklüğü veya bu rakamın girdisi, getirisi ne olursa olsun mutlaka insanlarımızın mutlaka insanlarımızın bundan yararlanması gerektiği düşüncesindeyim.

Özellikle ekonomik krizin dünyada yaşandığı böylesi bir dönemde 30 bin liranın çok büyük bir para olduğunu siz de bilirsiniz. Bu vesileyle bu bedelli askerliğe ilişkin yasada, bu yasanın “30 bin lira” olan maddesini ve  “otuz yaşından gün almış olmak” maddesini ise aşağıya çekme konusunda bir konsensüs, tekrar ediyorum, bir konsensüs sağlanırsa herkesin yararlanabileceği bir konuma gelebilir. Bunun için, şimdi ekran başında bizi izleyen değerli vatandaşlarımız ve onların aileleri şunu bizden bekliyorlar, diyorlar ki: “Bu otuz yaş büyük bir yaştır, biraz bu yaşı yirmi beşe, yirmi sekize çekme olanağı varsa bunun bu noktaya çekilmesinde fayda vardır.” Ve diyorlar ki: “30 bin lira çok bir paradır, biz bunu ödeyemiyoruz.” Bize faks çekenler, mesaj gönderenler vardır, size de eminim ki bu konuda faks çekenler olmuştur, telefon açanlar olmuştur, hatta size mesaj gönderenler de olmuştur. Onun için –bizim, hepimizin ortak noktasıdır- kbir sefere mahsus… Nasıl olsa bu çıkacaktır. Belki de ileride insanlar bu kadar uzun dönemli askerlik yapmayacaklardır çünkü artık on beş ay gerçekten uzun bir süredir. İnsan ilk etapta bu sürenin çok az olduğunu düşünebilir ama incelediğinde, bu sürenin -on beş ayın- çok uzun bir süre olduğunu… Hatta, askerî karargâhlardan, gazinolardan firar edenlerin sayısı -rakamı yok elimde ama- bir hayli kabarıktır çünkü -bu konuda duyumlar alıyoruz- birçok insanı böyle uzun bir süre zorunlu olarak tutmanın ne kadar zor olduğu söyleniyor.

Bunun için, hem askerlik süresinin kısaltılmasını talep ederken hem de bu rakamın aşağı çekilmesini tekrar arzuluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Böyle bir fırsatı bir daha insanlarımıza tanımamızda fayda vardır çünkü bu insanların bizi beklediklerini hepiniz biliyorsunuz.

Sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Zenderlioğlu.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.52


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ) 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Dördüncü  Oturumunu açıyorum.

82 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası, AK PARTİ Grubu adına Şirin Ünal, İstanbul  Milletvekili.

Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkanım,  değerli milletvekilleri; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında grubum adına lehte söz almış bulunuyorum.  Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bedelli askerlik, Türkiye’de Osmanlı Dönemi’nden bu yana aralıklarla zorunlu askerliğe alternatif olarak süre kısalması karşılığı bir miktar bedel ödenmesi mantığına dayanan bir uygulamadır. Uygulamanın dayandırıldığı gerekçeler, ordunun ve devletin maddi ihtiyaçları ve bireylerin işlerini kaybetmemeleridir. Cumhuriyet Dönemi’nde de değişik zamanlarda bugüne kadar 10 defa bedelli uygulaması yapılmıştır. İnşallah bu 11’inci, bedelli uygulaması olacak. Uygulamanın Anayasa Mahkemesi tarafından eşitlik ilkesini ihlal etmediğine dair karar 2004 yılında 2004/12 sayılı Karar numarasıyla verilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’mızın 72’nci maddesinde vatan hizmetinin her Türk’ün hakkı ve ödevi olduğu belirtildikten sonra, bu hizmetin Türk Silahlı Kuvvetlerinde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağının kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

Askerlik hizmetinin ne şekilde yerine getirileceğine ilişkin hususlar, 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nda düzenlenmiş olup, bu hizmet bedelli veya dövizle askerlik uygulaması şeklinde de yerine getirilebilmektedir.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz üzere, bedelli askerlik uygulaması daha önce -1980 yılından sonrayı kastediyorum- 3 kez uygulanmıştır. 1987 tarihli 3358 sayılı ve 1992 tarihli 3802 sayılı Kanunlar ile büyük miktarlara ulaşan saklı, bakaya ve yoklama kaçağı birikiminin engellenmesi amaçlanmıştır. 1999 tarihli ve 4459 sayılı Kanun ile yapılan uygulama ise 17 Ağustos 1999’da yaşadığımız deprem felaketinde uğradığımız ağır kayıpların ve bu afet nedeniyle doğan zararların giderilmesine katkıda bulunmak amacını taşımaktadır.

Değerli milletvekilleri, 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun 86’ncı maddesine tabi yoklama kaçakları ile aynı Kanun’un 89’uncu maddesine tabi bakaya sayılarının her geçen yıl arttığı gerçeğini hepimiz görmekteyiz. Bu birikimin engellenmesi amacıyla hazırlanan tasarıyla, otuz yaşından gün almış olan yükümlüler bedel ödemek ve temel askerlik eğitimine tabi tutulmamak suretiyle askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacaklar, haklarında saklı, yoklama kaçağı ve bakayadan dolayı idari ve adli soruşturma ve kovuşturma yapılmayacak ve başlatılmış olanlar ise sona erdirilecektir. Bu uygulamayla elde edilen gelir şehit yakınları, gaziler, muhtaç durumdaki erbaş ve er aileleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dâhil olmak üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup vazife malulleri ile emniyet hizmetleri sınıfına mensup vazife malullerine yönelik sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerinin finansmanında kullanılacaktır.

Değerli milletvekilleri, tasarıda öngörüldüğü üzere otuz olan yaş sınırı, terörle mücadelenin etkin bir şekilde yürütülmesine devam edilmesi, herhangi bir zafiyete meydan verilmemesi ve askerî hizmetin gerektirdiği, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu erbaş ve er sayısı dikkate alınarak belirlenmiştir. Diğer taraftan, askerlik hizmetinin gerektirdiği sonuçları doğurmadığından temel askerlik eğitimi uygulamasına son verilmiştir. Bu konuyu biraz sonra detaylı olarak açıklamaya çalışacağım. Yurt dışında oturma veya çalışma iznine sahip olarak işçi, işveren sıfatıyla veya bir meslek sahibi olarak çalışan vatandaşlarımızın askerlik hizmeti nedeniyle iş kaybına uğramamaları amacıyla getirilen dövizle askerlik hizmetinden ise her geçen yıl birçok vatandaşımız istifade etmektedir. Malumunuz olduğu üzere bu uygulama 20 Mart 1980 tarihinde 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun 1’inci maddesinde yapılan bir değişiklikle yürürlüğe girmiştir. Geçen zaman içerisinde birçok vatandaşımız izin ve benzeri nedenlerle temel askerlik eğitimine katılmak için ülkemize gelemediğinden dolayı dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarılmıştır. Askeralma Dairesi Başkanlığı verilerine göre 1980 yılından bugüne kadar yaklaşık 310 bin vatandaşımız dövizli askerlik uygulamasından yararlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, biraz önce de açıkladığım gibi, 1980 sonrası üç kez yapılmış olan bedelli askerlik uygulaması neticesinde vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmiş olmasının yanı sıra söz konusu uygulamalardan devletin de ciddi bir gelir elde etmiş olduğu aşikârdır.

Şimdi izninizle geçmiş dönemlerden alınan sonuçlardan kısaca bahsetmek istiyorum. 1987 yılında 18.433 vatandaşımızın yararlandığı uygulamadan devletin toplam geliri 100 milyon Alman markı olmuştur. 1992 yılındaki uygulamadan 168 milyon Alman markı gelir elde edilirken, yararlanan vatandaşımızın sayısı 35.111’e çıkmıştır. Bir önceki uygulamaya oranla istifade edenlerin sayısında yüzde 91’lik bir artış göze çarpmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Marmara depreminin yaralarını sarma amacıyla 1999 tarihinde yürürlüğe giren kanun doğrultusunda ise 72.290 vatandaşımız bu uygulamadan yararlanmış ve devletimizin kasasına 1 milyar 66 milyon Alman markı gelir olarak kaydedilmiştir. Öte yandan 1999 yılında bedelli askerlikten faydalanan vatandaşlarımızın sayısında da bir önceki, yani 1990’daki uygulamaya oranla yüzde 100’lük bir artış olduğunun altını çizmekte fayda görüyorum. Yani üç dönemi kıyasladığınızda aşağı yukarı doğrusal olarak her birinde ikiye katlayarak yüzde 100’lük artışlar devam etmiş görünüyor.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ olarak bedelli askerlikte olduğu gibi dövizle askerlikte de temel askerlik eğitiminin kaldırılmasının az önce de belirttiğim gerekçelere ek olarak kendi nam ve hesabına serbest meslek faaliyeti icra eden yükümlülerin iş yerleri kapanmak zorunda kalmadan askerlik hizmetlerini yerine getirmelerini sağlayacağı ve böylece yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın iş hayatını olumlu yönde etkileyeceğini değerlendirerek, dövizle askerlikle de birtakım yeni düzenlemelere imza atmış bulunmaktayız.

Bundan yola çıkarak, daha önce otuz sekiz yaş sınırını aşmayarak, 5.112 euro karşılığında yirmi bir gün temel askerlik eğitimini yerine getirmesi gereken yükümlü vatandaşlarımız ve otuz sekiz yaş sınırını aşan, aynı zamanda döviz bedeli olarak da 7.668 euro ödeyen yükümlü vatandaşlarımız olmak üzere, hepsi için de, yaş sınırı gözetilmeksizin, temel askerî eğitim almadan, yükümlülüklerini 10 bin avro karşılığında yerine getirmiş varsayacağız.

Böylece, yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın iş hayatında olumsuz bir etki yaratmamayı, aksine işlerini kolaylaştırmalarını amaçlamaktayız.

Otuz yaş sınırını aşan yükümlülerin tahminî sayısı, Millî Savunma Bakanlığımızın hesaplamalarına göre 460 bin kişi civarındadır.

Biraz önce arz ettiğim üç dönemdeki uygulamalardaki yüzde 100 artışları dikkate aldığımızda, en son 72 bin kişilik bir uygulamanın minimum 150 bin kişiye çıkacağını, şu andaki kredi ve bankalardan yararlanma olanaklarını da dikkate aldığımızda, bu 150 bin rakamının 200 binli rakamlara ulaşıp üzerine de çıkabileceğini tahmin ediyoruz. Dolayısıyla, 200 bin ve üzerinde bir vatandaşımız bu uygulamadan yararlandığında, biraz önce saydığım muhtaç durumdaki insanlarımıza 6 milyar liralık bir kaynağın yaratılabileceğini tahmin ediyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri -sözlerimi tamamlarken- bedelli askerlik ve dövizle askerlik için öngörülen bedelin fazla olduğu yönünde iddialar vardı. Dolayısıyla, bu konuya ilişkin bazı rakamlardan bahsetmenin faydalı olacağına inanıyorum.

Elimde, Türkiye İstatistik Kurumunun 1999 yılından 2010 yılına kadar millî gelir hesapları var. 1999 yılında yaklaşık 4 bin dolar civarında olan millî gelirimiz, yıllar içerisinde ekonomik krizlere bağlı olarak bazen azalmış, bazen artmış, 2010 yılı sonunda da 10 bin dolar olarak gerçekleşmiş. 2011 yılının rakamları ise Mart 2012’de açıklanacak. Bunun da 13 bin ila 15 bin dolar arasında -kişi başına gelirin- olacağını şu anda iktisatçılarımız tahmin ediyorlar.

Önce bedelli askerlik uygulamasına bakalım. 1999 yılındaki son uygulamayı baz alacağım. Bu yıl uygulandığında kişi başına gelir 3.907 dolar. 2010 yılı sonu itibarıyla kişi başına millî gelir 10.067 dolar. İkisini birbirine oranladığımızda artış yüzde 257; dikkatinize sunuyorum.

Diğer taraftan, bedelli askerlik ücretine baktığımızda…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Asgari ücreti söyle, bir üniversitedeki öğretim üyesinin maaşını söyle…

ŞİRİN ÜNAL (Devamla) - …bedelli askerlik 1999 yılında Alman markı üzerinden hesaplanmış, 15 bin Alman markı. Bunu dolara çevirdiğimizde 8.064 dolar. Bugünkü para 30 bin lira, Hükûmetimizin belirlediği. 30 bini bugünkü kurdan dolara çevirdiğimizde 16.242. İkisini birbirine oranladığımızda matematiksel olarak artış yüzde 201. Biraz önceki artış, gelirdeki artış yüzde 257, buradaki artış yüzde 201. Dolayısıyla, aşağı yukarı 0,50 puanlık bir aşağıda kalmış görünüyor.

Dövizle askerlik uygulamasına göz attığımızda ise yine aynı şekilde gelirdeki artış yüzde 257. Vaktinizi almamak için tekrar etmek istemiyorum. Dövizle askerlik ücretleri de yaşa tabi olarak, biliyorsunuz, 5 bin euroyla 7 bin euro arasında değişmekteydi. Şu anda bu 10 bin avro olarak uygulanacak kanun Meclisimizden geçtiği takdirde. Bunları birbirlerine oranladığımızda ise ortalaması aşağı yukarı yüzde 171’lik bir artış öngörüyoruz ücrette.

Millî gelirdeki artış, tekrar ediyorum, yüzde 257 yani aşağı yukarı 100 puandan daha fazla.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir akşamda 10 bin dolara çıktı…

ŞİRİN ÜNAL (Devamla) – Ben rakamları söylüyorum arkadaşım, siz değişik yerlerden alabilirsiniz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Millî gelir değil, kişi başına harcama bu.

ŞİRİN ÜNAL (Devamla) - Bir cümle de 2011 yılı gelir tahmini yönüyle konuya yaklaşmak istiyorum. 2011 yılı gelir tahminimiz, kişi başına 13 bin ila 15 bin dolar arasında gerçekleşmesini umuyoruz. Tabii, bu Mart 2012’de yayınlanacak. Asgarisini, 13 bin doları baz aldığımızda gelirdeki artış yüzde 332. Yüzde 332 çok büyüktür. Yüzde 171…

İDRİS YILDIZ (Ordu) – TÜİK’in verilerinin yanlış olduğunu…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Asgari ücretliler kaç para alıyor?

ŞİRİN ÜNAL (Devamla) – Ben bitireyim arkadaşlar, siz de fikirlerinizi ifade edersiniz. Sizin de konuşma hakkınız olacak gene.

Sayın milletvekilleri, bir diğer husus olarak da temel askerlik eğitiminin devam edip etmemesi konusu tartışılıyor, bu konuda da müsaade ederseniz birkaç cümle söylemek istiyorum. Yirmi bir günlük temel askerlik eğitiminin kaldırılması yararlı olmuştur. Modern orduların savaş yöntemlerini, bir diğer ifadeyle harbe hazırlık eğitimini iki üç hafta içerisinde tamamlamak mümkün değildir. Nitekim, bu hususta hem iktidar hem de muhalefet milletvekilleri tarafından terörle mücadelede etkinliğin artırılması için profesyonel orduya geçiş ve mücadelenin profesyonel eğitim almış personel tarafından yapılması hepimiz tarafından dile getirilmektedir. Nitekim, bu kapsamda da Hükûmetimiz, seçtiği insanlarımızın şu anda eğitimlerine devam ediyor.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin eğitim birliklerinde yaklaşık 150 ila 200 bin bedelli askerin kısa dönemde eğitimi, teçhizi, iaşesi, iskânı, diğer uzun dönem askerlik yapan kardeşlerimizin üzerinde yaratacağı menfi moral bozuklukları dikkate alındığında ve bunların devlete getirdikleri yük dikkate alındığında bu yirmi bir günlük eğitimin kaldırılmasının çok faydalı olduğunu değerlendiriyoruz.

Sayın milletvekilleri, muhalefetimiz, Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyonu, profesyonel ordu, vicdani ret gibi konuları da burada yaptığı konuşmalarda dile getirmişlerdir. Biz AK PARTİ Grubu olarak bunların bu kanunun kapsamı dışında olduğunu düşünerek burada bu konularda herhangi bir tartışmaya girmek istemiyoruz. Yeri ve zamanı geldiğinde, ileride bu konular hakkında da gerekli ve doyurucu açıklamaları yapacağımızı dikkatinize sunmak istiyorum.

Dolayısıyla, dediklerimizi özetlersek… Otuz yaş sınırı, hem Genelkurmay Başkanlığımız hem de Millî Savunma Bakanlığımız tarafından yapılan matematiksel birtakım hesapların sonucunda çıkmış bir değerdir, bir yaş değeridir. Bunun altında veya üstünde belirlenecek bir rakamın devletin ihtiyacını görmeyeceği kanısındayız. Bizce dolayısıyla otuz yaş uygulaması çok güzeldir. Bu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kadrolarının dolmasını sağlar, terörle etkin olarak mücadeleye devam etmemizi sağlar. Ayrıca, 1999’dan 2011 yılına kadar olan on iki yıllık bir birikimin, yaklaşık 460 bin kişinin de askerlik hizmetinin bir şekilde yapılarak eritilmesine kolaylık sağlar diye düşünüyoruz. Malumunuz, tabii, bu bir bedelli askerlik konusu. Bunun bedava olması da mümkün ve uygun değil diye değerlendiriyoruz.

Sayın milletvekilleri, altı madde ve dört geçici maddeden oluşan bu kanun tasarısının yasalaşmasını temenni ediyor, vatanımıza, milletimize, gençlerimiz ve bu gençlerimizin aileleri adına hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Aydın Ağan Ayaydın, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Ayaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

AYDIN AĞAN AYAYDIN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 82 sıra sayılı Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde kişisel görüşlerimi sizlerle paylaşmak üzere söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kamuoyunun gündeminde uzun süreden beri bedelli askerlik var. Bedelli askerlik ilk defa gündeme gelmiyor. Cumhuriyet hükûmeti döneminde 3 kez bedelli askerlik çıkarılmıştır. Her ne kadar biraz önce bu kürsüde konuşan iktidar partisi sözcüsü “10 kez” diye söylediyse de sayın iktidar partisi sözcüsünün söylediği Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki bedelli askerlikten bahsediyor. Cumhuriyet hükûmeti döneminde Türkiye’de 3 kez bedelli askerlik çıkmıştır. 1987 yılında, 1992 yılında ve 1999 yılında bedelli askerlik çıkmıştır. Dolayısıyla biz Osmanlı İmparatorluğu’nun değil, cumhuriyet hükûmeti döneminin yasalarını burada görüşüyoruz.

Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı bana göre şu anda Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygun olarak görüşülmemektedir çünkü bedelli askerlik tasarısı mali hüküm içermektedir. Yani bu tasarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesine bir para girmektedir. Bütün mali hükümlerin görüşüldüğü yasa tasarılarının komisyonu Plan Bütçe Komisyonudur ve bugüne kadar üç bedelli yasası da Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmüş, ilk kez bu 4’üncü olan bedelli yasası Plan Bütçe Komisyonu yerine Millî Savunma Komisyonunda görüşülmektedir. Bu yönüyle, içerisinde mali hüküm olması yönüyle Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmemiş olması son derece sakıncalıdır ve bu yasanın bu şekilde yasalaşması hâlinde, Anayasa Mahkemesine gidilmesi hâlinde Anayasa Mahkemesinin bu yasayı iptal etme durumu söz konusudur.

Ayrıca bedelli yasasıyla ilgili Hükûmetin tasarısından önce benim tarafımdan aynı mahiyette verilmiş olan bir kanun teklifi var, yine Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkan Vekili Sayın Akif Hamzaçebi tarafından verilen aynı mahiyette bir ikinci kanun teklifi vardır. Her üç yani tasarı ve iki kanun teklifi aynı mahiyeti taşıdığı için Meclis İç Tüzük’ünün ilgili maddesi ve bugüne kadarki Meclis teamüllerine göre bu tasarı ve tekliflerin komisyonda birleştirilmesi gerekiyordu. Birleştirilmemiş olması son derece yanlıştır. Meclisin teamüllerine aykırıdır. Bunun olmaması gerekirdi.

Bedelli yasasını görüşüyoruz. Hükûmetin tasarısında sadece 30 bin lira geliri olan otuz yaş ve üstü kişiler bundan faydalanıyor. Bu, Anayasa’nın eşitlik ilkesine de aykırıdır. Yani zenginler askerlik yapmayacak, fakirler askerlik yapacak. Bu son derece yanlıştır. Bunun böyle olmaması gerekirdi.

Keşke, benim ve Sayın Akif Hamzaçebi’nin vermiş olduğumuz kanun teklifleri de bu tasarıyla birleştirilmiş olsaydı ve bizim tekliflerimizde öngörmüş olduğumuz sadece zenginlerin faydalandığı değil, fakir fukara gençlerimizin de faydalanmış olduğu bir bedelli yasası çıkmış olsaydı kamuoyu son derece daha rahat karşılardı ama bugün, bu yasa, bu Meclisten geçerse, bu şekliyle geçerse, ne yazık ki kamuoyu vicdanı yara alacaktır. Sadece 30 bin lirayı veren zenginler bu yasadan faydalanıp bir tek gün askerlik yapmadan askerliğini yapmış olacaklardır ama aynı şartları taşıyıp parası olmayan gençlerimiz bu yasadan faydalanmayacaktır. Bu son derece yanlıştır ve Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır.

Bedelli kanunu, 1111 sayılı Askerlik Yasası’nda değişiklik öngörmektedir. Bence, bugün, eğer askerlik kanunuyla ilgili bir değişiklik yapıyor isek, sadece bedelli yasasını değil -askerlik yasasıyla ilgili değişmesi gereken ve güncellenmesi gereken başka konular da vardır- askerliğin stratejisini yeniden belirlememiz lazım, askerlerin eğitimini yeniden belirlememiz lazım. Bütün bunlar dururken sadece bedelliyi gündeme getirmek yanlıştır. Bu nedenle, benim, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğum kanun teklifinde ve Cumhuriyet Halk Partisinin seçim beyannamesinde sadece bedelli değil, mevcut silah altında bulunanların ve bundan sonra er olarak veyahut da yedek subay olarak askerliklerini yapacak olan gençlerimizin de askerlik sürelerini yeniden belirlememiz gerekiyordu ama bugün burada onları hiç görüşmüyoruz, sadece bedelliyi gündeme getiriyoruz, “parası olan askerliğe gitmesin”i gündeme getiriyoruz.

Belirlenen ücret yüksek bir ücrettir. 30 bin lira gerçekten yüksek bir ücrettir. Bu ücreti verebilecek gençlerimizin sayısı oldukça azdır. Bu ücret mutlaka aşağı çekilmeli, bizim önerdiğimiz gibi 15 bin Türk lirasına bu çekilmelidir. Eğer 30 bin lira olursa şu anda tasarıyla faydalanması gereken 460 bin yükümlüden ancak 100 bin veyahut da 110 bin kişi yararlanmak durumunda kalacaktır. Oysa bu 30 bin liralık ücreti biraz daha aşağı çekersek hem bundan yararlanacak olan gençlerin sayısı daha da artacaktır hem de daha adil bir durum söz konusu olacaktır.

Yaş sınırına da dikkat çekmek istiyorum. Gerçekten, otuz yaş ve üstü çok yüksek bir yaştır. Bundan önce çıkan üç bedelli kanununu da incelediğimizde genellikle yaş sınırları yirmi yedi ve yirmi sekiz yaştır. Gelin bunu iktidarıyla muhalefetiyle el birliği verelim, el birliği yapalım, birlikte hem ücreti hem yaşı daha aşağı çekelim; yirmi yedi yaş veyahut da yirmi sekiz yaş olabilir, bu yaşı birlikte belirleyelim, hiç olmazsa Türkiye Cumhuriyeti’nde, işini kuran veyahut da bir işte çalışan, doktora yapan, yüksek lisans yapıp askerliğini erteleyen gençlerimizin daha fazla faydalanmalarına imkân tanıyacak bir ortak noktada buluşalım. Eğer 30 bin Türk lirasında diretirseniz ve otuz yaşta diretirseniz bundan faydalanacak olan kişiler sınırlı olacaktır, sadece zengin çocukları bedelli askerlik yapacaklardır, fakir çocukları bundan faydalanamayacaktır. Bu son derece yanlıştır. Bu konunun düzeltilmeye ihtiyacı vardır.

Bunun dışında, eğer askerliği görüşüyorsak askerlikle ilgili temel birtakım sorunları da burada gündeme getirmemiz lazımdır. Dört yıllık yükseköğrenimi bitiren bir genç asteğmen olarak askerliğe gittiğinde o mu daha çok askerlik mevzuatını bilecek, yoksa oradaki yirmi yılını askerliğe veren astsubaylar mı daha çok bilecek? Ama o dört yıllık yükseköğrenimi bitiren bir asteğmenimiz, o yirmi yılını askerlikte geçiren astsubaya, ondan çok daha iyi bilmemesine rağmen, talimat verebiliyor. Bunları yeniden düzenleyelim, Askerlik Yasası’nın sadece bedelliyle ilgili bölümünü değil, Askerlik Kanunu’nda askerliğin stratejisini, askerliğin eğitimini, askerliğin sorunlarını yeniden ele alıp günün koşullarına uygun hâle getirelim. Eğer biz bu mevcut şekliyle bunu yasalaştırdığımız vakit, sadece belli bir zümreye, belli bir zümrenin çocuklarına ücreti mukabilinde, yüksek bir meblağ ödeterek onları askerlik yapmaktan kurtarmış oluyoruz. Bu adil bir davranış değildir, adil bir yasa değildir.

Bunun dışında, yine askerliği konuştuğumuza göre ve bedelliyi konuştuğumuza göre, yirmi bir günlük temel askerlik yapmanın da mutlaka bu yasada yine yer alması lazımdır. Eğer insanlar bedelini ödüyorsa bile, mutlaka her Türk genci en az yirmi bir gün temel askerliği yapmalıdır. Bu vatandaşlık hakkıdır, her vatandaşın mutlaka askerlik yapması gerekir. Eminim ki bundan faydalanacak olan gençlerimiz de bundan rahatsız olacaklardır, bunu içlerine sindiremeyeceklerdir. Düşünebiliyor musunuz, bir Türk genci yirmi bir yaşına gelecek, otuz yaşına gelecek, askere hiç gitmeyecek, parasıyla yapacak! Bundan para alıyorsunuz ama hiç olmazsa yirmi bir günlük temel askerliğini de yapmaları gerekir.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayaydın.

Şimdi söz sırası, şahsı adına söz isteyen Ahmet Toptaş’ta, Afyon Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1111 sayılı Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı‘nın geneli üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısından önce de 1111 sayılı Askerlik Yasası’nda yapılan düzenlemelerle 3 kez değişiklik yapılmıştır. On iki yılda bu konuda 3 kez düzenleme yapılmış olmasına karşın AKP İktidarının on yıldır bu konuda bir düzenleme yapmamış olması manidardır. Ancak bedelli askerlik düzenlemesi sürekli bir şekilde canlı tutularak bir yandan askerlik hizmetinin ertelenmesini teşvik etmiş, diğer yandan gençlerimizi “Ha geldi, ha geliyor.” diye diken üstünde bir beklentiye sürüklemiştir. Bu beklentiye çözüm olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Sayın Akif Hamzaçebi ve Sayın Rasim Çakır 23’üncü Dönemde, 16 Mart 2011 tarihinde 2/887 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni vermişler ve bu teklifle bedelli askerliği gündeme getirmişlerdir. Bu teklif ile gençlerimizin mesleki, ailevi ve kişisel sorunları nedeniyle ve on yıldır beklentiye sokulmuş olmalarından dolayı askerliklerini ertelemeleri sonucu oluşan yığılmayı gidermek amacıyla mali gücü olmayanların bedel ödemeden, mali gücü olanların da güçleri oranında bedel ödemeleri suretiyle sosyal devlet ilkesini de gözeterek bu yığınları eritmek ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin planlarını da nesnel verilere göre yapma olanağı sağlamak istenmiştir.

Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin bu teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisine vermelerinden bir gün sonra 17 Mart 2011 günü Sayın Başbakan kameralar önüne geçip verilen bu teklifle ilgili soruya… Sayın Başbakanın ağzından okuyorum, buradaki cümle düşüklükleri ve hatalar Sayın Başbakana aittir, okuduklarımda benim bir hatam yoktur. Sayın Başbakan diyor ki: “Ayaküstü yolda giderken proje açıklanır mı? Şu anda halkımızın bu noktadaki tavrı nedir, ne değildir? Bu ülkede parası olan var, olmayan var. Şimdi siz kalkıp parası olana bedelli askerlik, ‘Buyurun, kullanın.’ diyeceksin, parası olmayan… ‘O da gitsin askerliğini yapsın.’ diyeceksin. Bunu adalet terazisine oturtmak zorundasınız.” Devam ediyor: “Bizim şu anda gündemimizde böyle bir durum yok. Uçakta arkadaşlar sorduklarında da kendilerine ben şunu söyledim; gerçekten böyle bir konunun üzerinde durulması gerekiyorsa biz bunu seçimlerden sonra, bu anayasa meselesinde dahil olmak üzere eğer referanduma gitme durumu olursa, biz kalkarız böyle bir süreyi ancak referanduma taşırız ki halkımız bunun kararını versin. Çünkü ben şahsen böyle bir sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem. Çünkü parası olan var, parası olmayan var. Parası olan bastıracak parayı askerlikten kurtulacak, parası olmayan gidecek askerlik yapacak. Kimlerle görüştüysem ben, kenar köşedeki izbe yerlerdeki vatandaşım onlar bu işe hiç sıcak bakmıyor. Biz yola çıkarken kimsesizlerin kimi olarak çıktık. Sessiz yığınların sesi olarak çıktık. O zaman sormamız lazım, ona göre de adımımızı atmamız lazım.”

Şimdi, Sayın Başbakana soruyorum: Ne değişti de bu ülkede parası olanlar parasını verip askerlik yapacak, parası olmayanlar kuzu kuzu askerliğe gidecek? Sayın Başbakan, bu ülkede kimsesizlerin kimiydiniz, kimsesizlerden vazgeçtiniz, sessiz çoğunluğun sesiydiniz, izbe köşelerindeki insanlara sormuştunuz yani garip gurebaya sormuştunuz, ne değişti de, hangi fikirleriniz değişti de bunlardan vazgeçtiniz, şimdi parası olandan para alıp teskere vereceksiniz ama parası olmayan askere gidecek?

Sordunuz mu bunu kimsesizlere, sordunuz mu bunu izbe yerdekilere? Onlara seçimden önce böyle söylüyordunuz, seçimleri kazandınız, onlara ihtiyacınız kalmadı, onlara sorma gereği de duymadınız.

Yine, bizim milletvekillerimiz bu teklifi verdikten sonra ve AKP’nin bu teklifi gündeme gelmeden kısa bir süre önce Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, kameraların karşısında “Bugün için de, yarın için de soruyorsanız, Hükûmetimizin gündeminde bedelli askerlik söz konusu değil.” diyor. Ne zaman diyor bunu? 14 Eylül 2011 Çarşamba günü, yani Hükûmetin teklifinden aşağı yukarı bir ay önce. Bir ay önce gündemlerinde böyle bir şey yoktu, şimdi gündeme geldi. Diyor ki Sayın Arınç gene devamla: “CHP böyle bir teklif veriyor ki, bu bedelli olmaktan çıkıyor, bedelsiz askerliği, 800 bin kişilik orduyu 50 bine düşürecek sistem ortaya çıkıyor. Asıl amacınız 50 bin kişilik Silahlı Kuvvetler mevcudu bize yeter mi diyorsunuz?” Sayın Bülent Arınç, Başbakan Yardımcısı, Türkiye’de silah altındaki askerlerin sayısını bilmiyor. Türkiye’de silah altına alınanların sayısı 465 bin, şu an görev yapanların, bedelli askerlik yapacak olanların, bundan yararlanabilecek olanların da sayısı 400 bin civarında. Yani, Cumhuriyet Halk Partisinin teklifini 800 bin askeri 50 bine düşürmek gibi bir rakamla manipüle etmek, bunu siyaset malzemesi olarak kullanmak, zaten Sayın Bülent Arınç’ın geçmişten beri gösterdiği davranışlardan biriydi. Ne oldu da şimdi Bülent Arınç, bu fikirlerinden döndü? “Bugün de yoktu, yarın da yoktu.” Yine Başbakan Yardımcısı Bozdağ “Kılıçdaroğlu bedelli atıyor.” diyordu bu süre içerisinde.

Şimdi değerli milletvekilleri, ne oldu da bu kadar laftan sonra, parası olana “buyur kullan” diyorsunuz, şimdi cari açık mı sıkıştırdı? Bir mirasyedi gibi haraç mezat sattınız ülkenin varını yoğunu. Sizin deyiminizle garip gurebaya “Çiftini çubuğunu sat, getir parayı, tezkereyi al.” diyorsunuz, yurt dışında kendi geçimini sağlamakta zorlanan gurbetçilerden aldığınız parayı 2 katına çıkarıyorsunuz, “Git Alman bankalarına borçlan, köleliğe devam et.” diyorsunuz, onları yeşil sermayeye, Deniz Fenerine soydurdunuz, şimdi de siz kalanına gidenine el koymak istiyorsunuz. Eden bulur, unutmayın.

Bu görüşmeler sırasında Komisyonda reddedilen önergelerimiz vardı. Parası olan mali gücüne göre 15.000 lira-7.500 lira arasında bedel ödesin, geliri 12 bin liradan az olan garip gureba bedelsiz askere gitsin, bedelsiz bu yasadan yararlansın ve askerlik çağına gelen her genç nasıl askerlik yapıyorsa bu yasadan yararlanacak olan Türk gençlerinin de hiç olmazsa yirmi bir gün temel eğitim alarak askerliğin havasını solumasını istemiştik. Tüm bunlar reddedildi. Başbakan vicdana gelmedi, belki yüce Mecliste milletvekilleri vicdana gelir, halkın beklentilerine uygun bir oy kullanır ve yasa böyle çıkar diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bu konu polemiğe açık bir konu değildir. Bu konuda gerçekten halkın vicdanı yaralanmıştır. Parası olana tezkere verilecektir, parası olmayan Dağlıca’da, Çukurca’da, Yüksekova’da çocuğunu takip edecektir. Bunun sizin vicdanlarınıza da uygun olmadığını düşünüyorum.

Değişiklik önergelerimize destek vermenizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Toptaş.

Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Soru sorma süresi on dakikadır.

Sayın Işık, Sayın Uzunırmak, Sayın Erdoğan, Sayın Erdem, Sayın Öz, Sayın Vural, Sayın Yılmaz, Sayın Sakık, Sayın Doğru sisteme girmişlerdir.

Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, tasarıya ilişkin hazırlık çalışmalarının sürdüğü bir dönemde Sayın Adalet Bakanı televizyonlara çıkıp Millî Savunma Bakanlığıyla birlikte vicdani ret talepleriyle ilgili çalışma yapıldığını ifade etti. Arkasından da Sayın Başbakan “Ne ilişkisi var bunun vicdani retle?” diye bir çıkış yaptı. Şimdi, size açık yüreklilikle soruyorum: Bu tasarıda yirmi bir günlük temel eğitimin kaldırılması olayı vicdani ret talepçilerinin talebine örtülü cevap verme anlamına mı gelmektedir? Bu konudaki görüşünüzü alabilir miyim?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, iki sorum var. Bunlardan birincisi: Nüfus olarak yüzdeye vurulduğunda kaçak, bakaya, saklı gibi tanımlarda olan yüzde olarak Türkiye’deki ilk 15 il hangileridir?

İkinci sorum: Şehit ailelerine bu paraların gideceği söyleniyor. Bunun içerisinde yurt dışından bedelli olanlar yoktur kanaatini taşıyorum, bu şehit ailelerine gidecek olan paranın içerisinde. Bütçeye konularak hangi fasıldan böyle bir düzenleme yapılabiliyor? Bu şehit ailelerine yardımdaki kriterler nelerdir? Bunları öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, AKP hükûmetleri 2002 yılından bu yana bedelli askerliği hep gündemde tuttular, bugün de Meclis Genel Kurulunda bu konuyu görüşüyoruz. Bundan sonra kaç yılda bir bedelli askerlik meselesini gündeme getirip tekrar yasalaştırmayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Erdem…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bedelli askerlik gibi geçici düzenlemelerin yerine millet ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin askerlik sistemi, personel rejimi, askerlik süresi, profesyonel ordu da dâhil olmak üzere yasal bir zemini oluşturmayı ve siyasi gündemin dışına çıkarmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, benim de sorum şu olacak: Askerlik hizmetinden önce kamu hizmetinde bulunan SSK’lı, emekli veya kamu görevlilerinin askerliklerini yaptıktan sonra emeklilik sürecinde askerlik sürelerinin borçlanmasının devlet tarafından karşılanması yönünde bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, öncelikle bu terör örgütü üyeliğinden kovuşturma ya da soruşturmaya tabi tutulanlar da bundan faydalanacak mıdır?

Diğer taraftan, bu yaş ve miktar konusunda bir indirim yapmayı düşünüyor musunuz? Bundan kaç kişi faydalanacak, ne kadar gelir elde etmeyi umut ediyorsunuz?

Diğer taraftan, bu dövizli askerlik, 10 bin euro’ya çıkartıyorsunuz ama gerçekten, yurt dışında özellikle işsizlik parasıyla geçinenler önemli ölçüde bu artırımdan dolayı şikâyetçiler, bu konuda da bir indirim yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, bedelli askerlik kanun tasarısında bedel 30 bin TL olarak belirlenmiştir. Bu parayı ödeyemeyecek olan insanlarımız çoğunluktadır. Bu, Anayasa’nın eşitlik ilkesine uymakta mıdır, vicdanımız kabul etmekte midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakana sormak istiyorum, 24 Ekim Hakkâri Kazan ovasında 36 PKK’li militan öldürüldü. Bu ölümden sonra bunlar Malatya Adli Tıp Kurumuna sevk edildiler ama hâlâ otuz beş gün otuz altı gün olmasına rağmen, orada kullanılan silahlardan dolayı aileler…

BAŞKAN – Sayın Sakık, konuyla ilgili soru sorma hakkınız var.

SIRRI SAKIK (Muş)- Burada, Sayın Bakan… Konuyla ilgili, ben de konuyla ilgili ve bu ülkenin sorunu…

BAŞKAN – Hayır, ülkenin sorunu ayrı bir konu ama konuyla ilgili soracaksınız, ben herkesi uyarmak zorundayım.

SIRRI SAKIK (Muş) Sayın Başkan, lütfen biraz tarafsız olun. Ben insanlığa karşı bir…

BAŞKAN – Ben tarafsızım Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkanım, bakın, ben burada…

BAŞKAN – Ben, İç Tüzük hükümlerine göre sizi uyarıyorum, uyarmak durumundayım, herkesi uyarıyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) - Ya, bin kez uyarsan ne olur, 100 bin kez uyarsan ne olur Sayın Başkan!

BAŞKAN – Lütfen, tarzınıza dikkat edin.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ayıptır be!

Bütün vekiller hakkını, hukukunu kullanmaz mı?

BAŞKAN – Hayır, sizin yaptıklarınız ne kadar güzelse o ayrı bir şey.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Askerlik göreviyle ilgili bir soru, niye müdahale ediyorsunuz?

BAŞKAN – Müdahale etme hakkım var tabii.

SIRRI SAKIK (Muş) – Burada Ulaştırma Bakanı var, ben de ona soruyorum.

BAŞKAN – Konuyla ilgili soracaksınız. Bak, sizden önce 10 kişi soru sordu, konuyla ilgili sordu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İstemediğiniz şeyleri de soracaklar yani buna niye itiraz ediyorsunuz?

BAŞKAN – Hayır, konu dışına çıkarsanız tabii ki müdahale edeceğim, var böyle bir hakkım benim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Tamamen konu dışında binlerce konu konuşuldu burada…

BAŞKAN - Lütfen ama…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani siz Başkanlık görevinde lütfen biraz tarafsız olun yani Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Doğru, buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan,  bir ülkede 36…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Askerlik göreviyle…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şu andaki bedelli askerlik ücreti çok yüksek olarak görülmektedir.

SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Başkan, buna hakkınız yok. Ben burada görev yapıyorum, bu ülkenin sorunlarını buraya taşımak zorundayım.

BAŞKAN – Sayın Doğru, sürenizi vereceğim.

Sayın Sakık, bir dakikalık sürenizi verdim, İç Tüzük’ün…

SIRRI SAKIK (Muş) – Efendim, ben bitiremedim, siz müdahale ettiniz. Ben bir soru sormak istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, müdahale ettim, doğru. İç Tüzük hükümlerine göre, konuyla ilgili soracaksınız, ben bunu uyarmak zorundayım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Askerlik göreviyle ilgili soru soruyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, burada, bu konuyla ilgili, bir ülkenin bütün sorunlarıyla ilgili her parlamenterin sorabileceği soruları ben de soruyorum. Otuz altı gün geçti ve aileler hâlen Malatya Adli Tıp Kurumu önünde çocuklarını teşhis edemiyorlar. Bu, ülkenin ayıbı değil mi?

BAŞKAN – Bunu başka bir platformda ve başka konuyla ilgili getirirsiniz gündeme.

SIRRI SAKIK (Muş) - Hangi silahın kullanıldığını bir parlamenter olarak, bu ülkenin vatandaşı olarak benim bilme hakkım yok mudur?

BAŞKAN – Sayın Doğru, tekrar sisteme girer misiniz.

Teşekkür ederim Sayın Sakık.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Buna gerek yoktu Sayın Başkan yani hakikaten gerek yoktu buna, bir dakikalık bir soru.

BAŞKAN – Sayın Doğru, sisteme girer misiniz tekrar lütfen.

Buyurun Sayın Doğru.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şu anda, bedelli askerlik ücreti halk tarafından çok büyük bir miktar olarak değerlendirilmektedir. Fakir fukara insanlar da bedelli askerlik yapmak istiyor. Bu yönde olarak miktarı düşürmeyi düşünür müsünüz? Böyle bir önerge versek destekler misiniz?

İkinci olarak da uzman erbaş olarak görevlerini yaparken çeşitli sebeplerden ayrılan insanlar var. Bu insanlara memur hakkı veriliyor biliyorsunuz. Bunların da hepsi beraber bizim kapılarımıza her gün gelip gidiyorlar. Bunlara bir kereye mahsus olmak üzere bir memur hakkı verilemez mi? Bu görüşünüzü almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Doğru.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tasarıyla ilgili olarak en önemli ve ilgili kurum Genelkurmay Başkanlığıdır. Genelkurmay Başkanlığının görüşü alınmış mıdır acaba? Alınmışsa Genelkurmay Başkanlığının görüşü ne şekildedir, öğrenmek isterim.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Adalet ve Kalkınma Partisinin bu tasarıda adaletli davrandığına inanıyor mu? Vicdanen rahat mısınız Sayın Bakan?

Bu ülkede asgari ücret 650 lira iken yaklaşık 30 bin lira elde etmek için altmış ay bir vatandaşın çalışacağı ve bununla bunu karşılayacağı konusunda bir yaklaşımınız var mı, bir öngörünüz var mı?

Bu konularda açıklık istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çelebi, teşekkür ediyorum.

Yanlışlık oldu galiba, Sayın Kuşoğlu, şimdi buyurun.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Ben konuştum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli vekiller…

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vatanı koruyacak olanların yoksul çocuklar olacağını anladık ancak peşinatın düşürülerek taksit olanaklarının artırılması mümkün değil midir?

Yine, kazanacak olanlar bankacılar olacaktır. Vade ve faizleri bankacıların iyileştirmesini sağlamanızı öneriyorum, mümkünse bunun yapılmasını istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanımdan bir şey öğrenmek istiyorum: Bu tasarıdan bu Parlamentoda olan milletvekillerinin üçüncü dereceye kadar hısımları faydalanabilecek mi ya da kaç kişi faydalanacak?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, benim sözüme müdahale etmeseydiniz yani ben… Bir ülkede bir sorun yaşanıyor. Ben bu sorunu Parlamentoya getirmeyip de nereye getireceğim? Burada… Sayın Bakanımız burada.

Şimdi, gerçekten orada hangi silahlar kullanıldı ki otuz altı gündür aileler adli tıp kurumu önünde bekliyor? Biraz empati yapalım. Aynı noktada biz olsak ve çocuklarımız o morgda olsa biz aileler olarak, bu ülkenin vatandaşları olarak bu soruları Parlamentoya taşımaya hakkımız var mıdır, yok mudur? Ben de Sayın Bakanıma soruyorum: Hangi silahlar kullanıldı ki otuz altı gündür aileler çocuklarını teşhis edemiyorlar? Yani bu acılara ne zaman son vereceğiz? Ve savaşın da bir kuralı olmalıdır, bir ahlakı olmalıdır çünkü… İki gün önce oraya uluslararası heyetler geldi. Uluslararası heyetler gelip Hakkâri’de inceleme yapabiliyor, ben bu ülkenin vatandaşıyım ve milletvekiliyim, bu soruyu soramıyorsam o zaman burada oturmamızın bir anlamı yoktur. Bir daha bu konularda biraz daha toleranslı olursanız sevinirim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.

Sayın Sakık, İç Tüzük’ün vermediği bir hakkı kullanmak istiyorsunuz genel anlamda, ben İç Tüzük hükümlerini uyguluyorum; bu bir.

İkincisi, 24 tane Türk askeri şehit edilirken hangi ahlak varsa… (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Onlar için de aynı ahlakı savunacağız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, usul tartışması açarız. Böyle konuşamazsınız!

BAŞKAN – Türk askeri… Türk askeri…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, böyle yapamazsınız!

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz neyi alkışlıyorsunuz!

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye… Dinleyeceksiniz… Bir saniye…

Türk askeri iç hukukun ve uluslararası hukukun verdiği ölçüler içerisinde teröristle mücadelesini yapar.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bu ülkenin insanları ölüyor, askeri ölüyor, polisi ölüyor, subayı ölüyor, genci ölüyor. Bu ülkenin cüzdanını taşıyan herkesle ilgili bu Mecliste konuşacağız.

BAŞKAN – Hukuk çerçevesi içerisinde, hem iç hukuk hem uluslararası hukukun izin verdiği ölçüde mücadele edecektir, buna da kimsenin engel olmaya hakkı yoktur, engel olamaz zaten!

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, bakın, siz burada böyle bir konuşma yapamazsınız!

Sayın Başkanım, İç Tüzük’te de…

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz neyi alkışlıyorsunuz!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz neyi alkışlıyorsunuz burada!

Eğer vicdan varsa, aha burada askerler…

SIRRI SAKIK (Muş) – Ölümleri alkışlıyorsunuz, ölümleri! Yazık!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, asker, polis ve subaylar, şu an PKK tarafından kaçırılanlar var. Eğer vicdan olsa…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, konumuz bu değil. Lütfen…

Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunları Oslo’da görüşün, Oslo’da, Meclis yeri değil.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – …siz bu alkışları tribünlere yapacağınıza, Hükûmet olarak -Bakan burada- o askerlerini, polislerini kurtarmak için bir çaba sarf eder.

OKTAY VURAL (İzmir) –  Oslo’da görüşürsünüz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, buradan soruyorum: Siz ne çaba sarf ediyorsunuz ki… O askeri, polisi ve subayı getirenleri de yargılayan bir sistem var.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen oturun! Teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi, burada İsrail 1 askeri için bin tane Hamaslıyı bırakıyor, siz burada kalkıp tarafgirlik yapıyorsunuz. Böyle bir tartışma yapamazsınız Sayın Başkan!

BAŞKAN – Tarafgirlik yapmıyorum! Ben tarafım, tabii ki devlet tarafıyım! Çok net söylüyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu usul tartışmasına girer. Orada AKP rozetiyle oturmuyorsunuz!

BAŞKAN – Tabii ki asayiş taraftarıyım! Tarafım tabii ki! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – AKP rozetiyle oturmuyorsunuz! Bu ülkenin her insanı bizim için kutsaldır ve yaşatmak zorundayız.

BAŞKAN – Sayın Bakan, cevap verme süreniz on dakikadır.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kimse böyle taraflı konuşmasın. Herkes için yaşama hakkını savunacağız.

Siz o kaçırılan asker ve polisler için bir tane adım attınız mı? Bakan burada, asker burada, herkes burada. Ne yaptınız?

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bakın, bizi itham ediyorsunuz. Siz ki 24 askerin…

BAŞKAN – Sayın Sakık, böyle bir usulümüz yok. Sayın Bakan cevap verecek. Ben kimseyi de itham etmiyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Usul tartışması açarız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tutanaklara bakarsınız. Kimseyi itham etmiyorum.

Sayın Bakan, lütfen buyurur musunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz tarafgirsiniz! İnsanları ayıramazsınız, bu ülkenin insanlarını.

BAŞKAN - Sayın Bakan… Sayın Bakan, sorulara cevap verin lütfen.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ  (Sivas) –  Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekillerimizin sormuş olduğu soruları süremizin yettiği, elverdiği ölçüde cevaplandıracağım. Eğer ki sorusuna cevap alamamış -arkadaşlarım takip edecekler- milletvekili arkadaşlarımıza da yazılı olarak cevaplarını ileteceğiz.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki, bu yasa toplumsal bir gerçeklikten, ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. En somut örneği -artık nasıl yorumlanırsa yorumlansın ama- yaşı kırk beşin üzerinde olan 60 bin kişi bakaya durumunda. Yaşı kırk beşin üzerinde 60 bin kişi. Bu bir sosyal gerçeklik. Devlet vatandaşıyla kavga etmez, devlet vatandaşıyla davalı olmaz ama bunun sonucu devlet vatandaşıyla davalı. Dolayısıyla bizim istediğimiz husus devlet vatandaşıyla barışsın. Bu da bir şekilde bir barış. Sosyal gerçeklikten kaynaklanmıştır.

Konuşan hatiplerden birisi “Bakın bunu çıkarıyoruz ama işte bizim askeriyede ölenlerimiz, şehitlerimiz var, bunların çocuklarını buna tabi tutalım.” gibi bir ibare kullandı. 2009 yılında bir yasal değişiklik yaptık: “Askerlik hizmetini yerine getirmekteyken ölen, akıbeti meçhul kalan, hakkında gaiplik kararı alınan veya maluliyet aylığı bağlanmasını gerektirecek biçimde malul olanların;

Baba ve annesinin müşterek olarak talep ettiği veya baba ya da annesinden biri ölmüş ise sağ olanın talep ettiği kardeşlerinden biri, istekli olmadıkça silah altına alınmaz veya silah altında ise terhis edilir.” Demek ki bir tanesi kesinlikle askere alınmaz istekli olmadan. Askerlik hakkı yok ama buna rağmen “Ben askere gitmek istiyorum.” diyorsa “Hoş geldin, sefa geldin, askerlik yapmak da bir onurdur.” diyoruz.

Yine “Baba ve annenin müştereken anlaşamadıkları veya her ikisinin de ölmüş olması durumunda; öncelikle silah altında olan kardeşi var ise istekli olması halinde terhis edilir, silah altında olan kardeşi yok ise veya silah altında olan kardeşi terhis olmak istemez ise askerlik hizmet sırası gelen ilk kardeş istekli olmadıkça silah altına alınmaz.”

Bir başka -terörle mücadele yaparken de- husus: “Askerlik hizmetini yerine getirmekte iken Terörle Mücadele Kanunu kapsamında hayatını kaybeden yükümlülerin kendilerinden olma erkek çocuklarının hepsi ile aynı anne ve babadan olan kardeşlerinin tamamı, istekli olmadıkça silah altına alınmaz ve silah altındakiler istekleri halinde terhis edilir.”

Bunu neden söyledik? Biraz önce “Bu yasayı getirecekseniz bunlar için getirin.” diye bir tabir vardı. Bilin ki 2009’daki yapılan değişiklikle biz bu askerdeyken hayatını bu vatan için kaybedenlerin yakınları için bir düzenleme yaptık.

Yine bir başka konuşma da vicdani retle ilgili. Sakarya Milletvekilimiz çok sevgili Hocam Münir Kutluata söyledi. Bu yasanın vicdani retle ilgili hiçbir alakası yok. Bunu çok net şekilde… Adalet Bakanlığımızın söylemiş olduğu husus, Avrupa Komisyonunun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye'nin bir mahkûmiyetiyle ilgili bir cezanın teke indirilmesiydi. Dolayısıyla da Sayın Başbakanımız bununla ilgili açıkladı.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan, bunlara konuşmada cevap verirsiniz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bedelli askerlik daha önce üç kez çıktı, kısa dönem askerlik de yapıldı ancak sonuçtaki gelen rakamı söyledim, şu anda 460 binin üzerinde bir insanımız var. Bu insanımızdan ne kadar kişi yararlanır, hep beraber göreceğiz.

Yine bir başkası, yine Hocam söyledi. Birol Elmas, Sakaryalı şehidimiz, yoksul, elektrik faturasını ödeyememiş. İşte biz bu yasayı çıkarıyoruz ki… “Yoksul er ve erbaşların ailelerine belediyelerce, belediye meclis kararıyla, karar alınarak yardım edilebilir, destek edilebilir.” diye kanun maddesi var fakat belediyelerimiz uygulamıyor. Belediyeler uygulayamadığı için de böyle kaldı ancak şimdi bu topladığımız parayı bunda da kullanacağız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sosyal yardımlaşma fonları var Hükûmetin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ona verecek parayı bulamadınız mı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka… Bir başka…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani onlara verecek para bulamadınız mı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yirmi bir günlük eğitimin kaldırılması vicdani retle ilgili bir şey mi? Yani çok net olarak söyledik ki biz herkesin bu ülkeyi sevdiğine hemfikiriz ama bu ülkeyi hiç kimse bizden daha çok sevdiğini söylemesin. Biz, öyle değil… Bu ülke için can veren de bizim evladımız. Dolayısıyla da hiç kimsenin yani “Siz vicdani retçilere buradan bir şey veriyorsunuz, imtiyaz veriyorsunuz.” diye bir düşünceye girmesi doğru olmaz, gerçeği yansıtmaz diye düşünüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Faydalanmayacaklar mı onlar, faydalanmayacak mı? 

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – “Kaç yılda bir bedelli çıkacak?” diye bir soru var. Muhakkak ki biraz önce söyledik. Kaçta çıkmış? 87’de çıkmış, rahmetli Özal döneminde. Kaçta çıkmış? 92’de. Aradan kaç yıl geçmiş? Beş yıl. 92’den sonra 99’da çıkmış. Kaç yıl geçmiş? Yedi. 99’dan bugüne kadar on iki yıl geçti bizim dönemde. Geleceği kim bilebilir, müneccim olan var mıdır? On yıl sonra, yirmi yıl sonra ne çıkar, o ayrı bir şey.

Tabii, bunun dışında bir başka Sayın Vekilimiz, “Bedelli askerlik geçici bir çözümdür…” E doğrudur, olabilir, bir sosyal probleme bir çare… “…kalıcı çözümler yapılsın.” Münir Kutluata da söyledi. Dolayısıyla, dedi ki o da: “Askerlikle ilgili genel, kalıcı bir düzenlemeler yapılsın.” denildi.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sorulara cevap verin Sayın Bakan ya!

Usul hakkında Sayın Bakanı bir uyarır mısınız? Sayın Bakan konuşmalara cevap veriyor, sorulara değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ona da cevap verilir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Konuşmacılara cevap veriyor Sayın Bakan Sayın Başkan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hayır, hayır, sorular da var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Bakanın ona da cevap verme hakkı var, Sayın İdare Amirinin bunları bilmesi gerekir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yok canım sende!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tabii, buradaki kürsüde konuşulanlara da, sorulan sorulara da cevap verecek.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yine, bir başka Sayın Vekilimizin “Acaba suç işleyenler bu yasadan faydalanacak mı?” diye bir cümlesi vardı.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Soru-cevap işlemi ile oradaki konuşma farklıdır Sayın Elitaş. Sayın Bakan çıksın konuşmaya konuşmayla cevap versin, o hakkı var. Niye sorulara cevap vermiyor? Olur mu öyle şey!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Zaten bu soru değil mi? Bu soru değil mi? Çok net olarak da söyledik, herkese, sorusunun cevabını alamadığını düşünenlere pekâlâ yazılı cevap vereceğiz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hükûmet istediği zaman söz alabilir, orada cevap versin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hükûmet istediği şekilde istediği cevabı verebilir. Beğenmiyorsan yazılı cevabı bir daha sorarsın.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bir başka vekilimiz sordu “Suç işleyenler bu yasadan faydalanacak mı?” diyerekten. Bu yasadaki şu şartları yerine getirenler… İkisi farklı husus, ceza kovuşturmasına tabii tutulanlar farklı husus… Bu yasada ne diyoruz? “Otuz yaşından gün almış olanlar, şu kadar…”

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani PKK’lı da faydalanacak mı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Alnında yazıyor mu PKK’lı olduğu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazıyor; kovuşturma, soruşturması var, davası devam ediyor. Cemil Bayık faydalanacak mı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla, bu yasanın şartlarını taşıyanlar bu faydadan… Bu ülkenin vatandaşı olan, bu yasada belirtilen şartları taşıyanlar, herkes, bu yasadan faydalanır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Askere kurşun sıkanları da faydalandırıyorsun ha! Yazıklar olsun!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başkası sordu “Bu yasadan kaç kişi yararlanacak?” diye. Biz, yararlanacak insanların sayısının yaklaşık 460 bin civarında olduğunu söylüyoruz ancak kişilerin işte gelirleri durumlarına göre talepleri durumunda olaraktan bu yasa kapsamına girmiş olmasına rağmen askerlik yapacak olanları biliyorum, mali durumu iyi olanları da yine askerlik yapmak isteyenleri de biliyorum. Dolayısıyla hep beraber göreceğiz.

Tabii, Sayın Sakık’ın bu adli tıpla ilgili vardı. Bununla ilgili, Sayın Sakık, bir milletvekilimiz de soru sormuştu dolayısıyla o soruya da bir yazılı cevap da verilecek. Ancak şunu söylemek istiyoruz ki bu ülkenin insanı hiç ölmesin yani özü bu, bu ülkenin insanı ölmesin. Ha, burada kullanılan silah… Zaten Türkiye Cumhuriyeti yasal… Siz elinizde silahla Almanya’nın dağlarında dolaşabilir misiniz, Amerika’nın dağlarında dolaşabilir misiniz? Oralarda dolaşamıyorsun da Türkiye'nin dağlarında nasıl dolaşırsın! Bununla silahlı kuvvetler, yasal güçler mücadele etmez mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Soruya cevap verin Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla, onların yapmış olduğu yasal bir mücadeledir. Ama diyoruz ki: “İnsanımız ölmesin.” Bakın, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir korkusu olsaydı…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Dersim’de de aynı şey yapılmıştır.” diyorsunuz. Farklı bir şey yok, 21’inci yüzyılda da aynı şeyler yapılıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakanım, siz Genel Kurula hitap edin, Genel Kurula.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka… Dediği gibi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Parası olmayan ne yapacak?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Bakan sorulara cevap veriyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başkası yine  “Uzman erbaşlara memur hakkı tanınabilir mi?” diye. Zaten böyle bir yasal uygulama var. Pekâlâ müracaat oluyor. Fakat talepler çok olduğundan birçok kurum artık bunu uygulamamak istiyor. Yoksa yasal olarak bir engel yok.

Bir başka Sayın Vekilimiz “Genelkurmay Başkanlığının görüşü alındı mı?” dedi. Muhakkak ki bu yasayla en ilgili olan kurum Genelkurmay Başkanlığı. Genelkurmay Başkanlığımızın tabii ki görüşü alınmıştır ve kendisi de bu konuda çok hassastır, onu da bilmek lazım. Ancak, Genelkurmay Başkanımızın çok net bir açıklaması var. Sordu… Lütfen… En son basında da açıkladı. Genelkurmay Başkanımızın açıklamasına bir başka açıklamayı gereksiz buluyorum. (CHP sıralarından “Parası olmayan ne yapacak Bakan?” sesi)

Tabii “Zenginimiz bedel verir, yoksulumuz, askerimiz fakirdendir.” diye… Osmanlı döneminden de çıkan bir sözdü. Bu dönem de… Bir gerçeklik de var. Ancak, şunu söyleyelim ki, zengin olup da askere giden de var benim bildiklerim. Dolayısıyla, kesin böyle bir ayrım yok ama böyle bir imkân var. Ancak, bir sosyal gerçek de… Otuz yaşını da aşmış. Onu diyerek…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan, yardım faslını belediyelere mi aktaracaksınız? Onlar mı yapacaklar yardımı? Hangi fasıldan yapacaklar?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Bakan, parası olmayan ne yapacak?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka soru, bir başka açıklama: “Buradaki milletvekillerinden üçüncü dereceye kadar olanlardan kaç kişi faydalanacak?” diye bir soru var. Yani buna insaf demek lazım. Bu, parlamentonun, siyasetin değerini düşürmek demektir. Bunun içinde siz de varsınız, biz de varız.  Biz şimdi bütün milletvekillerine sorduk mu “Sizin evladınız kaç yaşında? Otuz yaşına, askerlik çağına gelmiş, gitmemiş olan var mı?”… Birinci dereceyi vazgeçtik, ikinci dereceyi, üçüncü dereceyi sorduk mu? Böyle bir şey yaparsak da yanlış olurdu, ayıp olurdu yani.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Bakanım, bir anket yapın, kimin çocuğu o dağlarda?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla, bizim böyle bir anlayışımız yok. Bir genel ilke koyuyoruz. Bu genel ilkeden hangi vatandaş faydalanırsa. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak kaydıyla herkes faydalanır. Bunun içerisinde milletvekilinin oğlu da varsa faydalanır…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) -  Fakir nasıl faydalanacak Sayın Bakan? Ayıp değil mi fakire?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bunun içerisinde Vanlı kardeşim de varsa faydalanır dediği gibi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Zengin-fakir ayrımı yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 12 milyon insan yoksulluk sınırının altında.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne ayıp ya! Kendiniz ayıp yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Akar…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka Sayın Vekilimiz sordu, dedi ki: “Bu bakayalar içerisinde ilk on beşte olan en fazla bakaya veya kaçağın olduğu iller neresidir?”

En fazla göç kabul eden iller, en fazla kaçağın olduğu illerdir. Neresidir? Büyükşehirlerdir; İstanbul’dur, Ankara’dır, İzmir’dir, Adana’dır.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakanım, siz sorunun mantığını anlamadınız. Askerlik şubesinde nüfusa kayıtlı olduğu yerde yüzde olarak sordum ben, yüzde. Yani, şu ilde, 10 bin nüfusu olanla 100 bin nüfuslu yerin arasında fark nedir?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Anladım.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen toparlayınız.

Teşekkür ediyorum.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ali Bey, şimdi buraya gelince arkadaşlar bununla ilgili bir çalışma yapmaları lazım, muhakkak ki bir çalışma yapacaklar. Bunu da zatıalinize göndereceğiz diyoruz.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, cevapları verilmemiş olan vekilleri de takip edeceğiz, yazılı olarak da, herkese de yazılı cevaplarını vereceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Oylamadan önce karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Arayacağım.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

ASKERLİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

Madde 1- 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanununun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “5.112 Euro” ibaresi “10.000 Avro”, üçüncü fıkrasında yer alan “7.668 Euro” ibaresi “10.000 Avro”, dördüncü fıkrasında yer alan “Euro” ibaresi “Avro” şeklinde ve beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin birinci fıkrasında yer alan “ve 21 gün süreli temel askerlik eğitimine tâbi tutulmaları” ibaresi, ikinci fıkrasında yer alan “belirtilen yaş sınırı sonuna kadar temel askerlik eğitimini yapmayanlar,” ibaresi, üçüncü fıkrasında yer alan “veya yönetmelikte belirtilen süre içinde temel askerlik eğitimlerini” ibaresi ve aynı fıkrada yer alan “ve 21 gün süreli temel askerlik eğitimine tâbi tutulmaları” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

“Yükümlülerin ödedikleri dövizler, dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkartılmaları hâlinde tâbi oldukları statüde askerlik hizmetini tamamladıktan sonra; ödemesini tamamlamadan Türk vatandaşlığından çıkmalarına izin verilen veya Türk vatandaşlığını kaybeden, askerliğe elverişsiz hale gelen ya da vefat edenlerin ödedikleri dövizler ise talepleri hâlinde kendilerine, vekillerine veya mirasçılarına iade tarihindeki kura göre Türk Lirası olarak yurtiçinde gösterecekleri banka hesabına iade edilir. Ödemesini tamamladıktan sonra, dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkartılmalarını talep edenlere, askerliğe elverişsiz hale gelenlere, vefat edenlere, Türk vatandaşlığından çıkmalarına izin verilenler ile Türk vatandaşlığını kaybedenlere geri ödeme yapılmaz.”

BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 82 sıra sayılı Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’mıza göre askerlik, her Türk vatandaşının hem bir ödevi hem de bir hakkı niteliğindedir. Anayasa, askerlik vazifesini devlet açısından bir ödev, vatandaş açısından ise bir hak olarak görmektedir.

Nitekim, Anayasa’da bu şekilde ifade edilen askerlik vazifesi, Türk toplumu için erkek çocuklarının artık bir birey, vatandaş, yetişkin kabul edildikleri aşamadır. Türk erkekleri arasında hayatın renkli, heyecanlı, bir o kadar da önemli bir bölümü olarak değerlendirilmiştir. İş hayatı, evlilik gibi önemli kararlar askerlik sonrasına bırakılmıştır. Ancak, değişen dünya, toplumun ve fertlerin ihtiyaçları, eğitim ve istihdamda ortaya çıkan öncelikler, ailevi ve özel şartlar askerlik vazifesini ikinci plana itmiştir. Artık eskisi gibi, bir an önce askere gidip hayatını tanzim etmek yerine, hayatını tanzim edip sonra bir ara askere giderim yaklaşımı daha yaygın hâle gelmiştir. Ertelenen bu vazife bir süre sonra askerlikle ilgili ihlalleri de beraberinde getirmiş ve birçok insan yoklama kaçağı, bakaya suçlusu durumuna düşmüştür. Askerlik, yapacak işi çok, zamanı az insanlar için bir engel niteliği taşımaya başlamıştır. Diğer taraftan, Türk Silahlı Kuvvetleri açısından, artan nüfus, profesyonel askerlik ve teknolojinin insan yerine geçmesi faktörleri bir arada değerlendirildiğinde ihtiyaç fazlası askerliğe tabi bir kitle ortaya çıkmıştır.

Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, hem insanımızın bir an evvel askerlik vazifesini yapma arzusunu karşılamak hem de ihtiyaçları karşılamak için kaynak yaratma isteği çakışmış ve “dövizle askerlik”, “bedelli askerlik” kavramları ortaya çıkmıştır. Çatısı altında bulunduğumuz yüce Meclis 3358 sayılı Kanun, 3802 sayılı Kanun ve 4459 sayılı Kanun’la Askerlik Kanunu’nu değiştirmek suretiyle bedelli askerliğe imkân tanımıştır. Bugün de 4’üncü defa bedelli askerlik düzenlemesi gündeme gelmiştir. Bu tasarı şimdiye kadar kanunlaşan üç tasarıdan farklı yönleri olan bir tasarıdır. Bu tasarıyı bugüne kadar uygulanmış olan bedelli ve dövizle askerlik yöntemlerinden ayıran en temel özellik ne yaşla ne de ödeme tutarıyla ilgilidir. Asıl değişiklik yirmi bir günlük temel askerlik eğitiminin kaldırılıyor olmasıdır. Bu tasarıya gizlenmiş olan tuzak da buradadır zaten. Tasarının bu maddesi, AKP’nin PKK açılımının önemli bir enstrümanı olarak planladığı maddedir bu madde. Yirmi bir günlük temel eğitimi olmadan, kışlaya uğramadan, konsolosluk veya askerlik şubelerine bizzat ya da vekilleri aracılığıyla banka dekontunu iletenler askerlik yapmış sayılacaklardır. Bu durum, şehit ailelerini ve gazilerimizi rencide etmektedir. Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Genel Başkanı kışlaya gitmeden askerliğini yapmış olmayı içine sindiremediğini ifade etmektedir. Kaldı ki bu tasarı temel askerî eğitim olmaksızın kanunlaşması hâlinde 500 bine yakın insan eline silah almadan, Türk Bayrağı üzerine elini koymak suretiyle Türk vatanının bölünmez bütünlüğünü ve Türk milletinin birliği için canını seve seve vereceğine dair yemin etmeden askerlik vazifesini yapmış sayılacaktır. Bunun da adını kısaca “paralı vicdani ret” koymak mümkündür. Bizim merak ettiğimiz şey ise yirmi bir günlük temel eğitimi almadan terhis edilenlere ilişkin düzenlemenin Anayasa’nın 10’uncu ve 72’nci maddesine ne kadar uygun olduğudur. Ayrıca, yirmi bir günlük temel eğitimi almayanların, Allah esirgesin, yarın seferberlik gibi bir durumla karşı karşıya kalındığında durumlarının ne olacağıdır. Seferberlikte de bu kişilere ücret karşılığı muafiyet mi tanınacaktır?

Tasarının bu maddesiyle yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bedelli için ödediği rakam 7.668 avrodan 10 bin avroya çıkarılmaktadır. Yani zam, sizin tabirinizle güncelleme yapılmaktadır. Ayrıca, yurt dışından bedelli askerlik için ödenecek bedellerin şehit, gazi aileleri ve engellilere aktarılmayacağı hususu da bilinmelidir. Yurt dışından dövizle bedelli askerliğin altı ayla sınırlı olmayacağı, kalıcı olacağı düşünülürse bu husus önem arz etmektedir.

Türkiye bugüne kadar 3 defa bedelli askerlik düzenlemesi yapmıştır. Dövizle askerlik ise kalıcı bir düzenleme olarak hâlen devam etmektedir. Her iki yolla da askerlik yapmak isteyen Türk vatandaşları, gerek yasanın belirlediği bedeli askerlik şubelerine müracaat ederek gerekse öngörülen döviz miktarını ödeyip konsolosluklara başvurarak bu hakkı elde etmişlerdir. Ancak bunlardan azımsanamayacak bir kısmı yirmi bir günlük askerlik temel hizmetini yerine getiremedikleri veya getirmedikleri için bu haklarını kaybetmişlerdir. Örneğin, 1999’da çıkan bedelli ile yaklaşık 400 bin kişiye hak sağlanmışken, bu haktan neredeyse yarıdan fazla kişi istifade etmemiştir. Bunlardan bir kısmı ekonomik nedenlerle bu hakkı kaybetmişken, önemli bir kısmı da PKK terör örgütü mensubu olup temel askerlik hizmeti için ülkeye geldiklerinde tutuklanan veya tutuklanacağını bilen kişilerden oluşmuştur.

Kandil’de, Kuzey Irak terör kamplarında yaşayan, hatta Türkiye’nin dağlarında elinde silahla dolaşan, karakol basıp mayın döşeyen, askerimizi, polisimizi ve masum sivilleri katleden eli kanlı teröristler, Avrupa’daki işbirlikçileri yargılanma korkusuyla Türkiye’ye gelememiş, temel eğitimlerini tamamlayamamış ve dolayısıyla bedelli ve dövizle askerlik hakkını kaybetmiştir.

Bu Tasarı, terör örgütü mensuplarının askerliklerinin de Kandil’de, Mahmur’da, Haftanin’de, Hakurk ve Zagros’ta yapabilmelerinin önünü açmaktadır. Avrupa’da yaşayan terör örgütü militanlarının kışla yerine PKK derneklerinde bölücü nutuklar atarak tezkere almaları imkânını tanımaktadır. PKK’lı, Hizbullahçı veya diğer terör örgütlerinden askerlik yapmadığı için vatandaşlıktan çıkarılanların cezaevlerinde yatan teröristlerin bu sebeple siyaset dâhil birçok kamu görevine seçilebilmelerinin, hatta atanabilmelerinin önü açılmaktadır.

Bu Tasarı’nın 1’inci maddesi görüşülürken Hükûmetin kamuoyunda istifham yaratan bazı hususlara açıklık getirmesi gerekmektedir. Tasarı’nın af niteliği taşıyan geçici 46’ncı maddeyi ihtiva eden 4’üncü maddesindeki “Bu madde hükümlerinden yararlanan yükümlüler hakkında saklı, yoklama kaçağı ve bakayadan dolayı idari ve adli soruşturma ve kovuşturma yapılmaz. Başlatılmış olanlar sona erdirilir.” hükmü de göz önüne alındığında;

1) Tasarı’nın bu maddeleri yasalaşırsa bebek katilinin asker kaçağı olarak aldığı mahkûmiyet bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacak mıdır?

2) Parayı verip tezkere alan ve hâlen dağda olan, hatta cezaevinde olup yargılaması devam eden teröristler milletvekili seçilip bu çatı altında görev yapabilecekler midir?

3) Şemdin Sakık, Osman Öcalan, Murat Karayılan, Duran Kalkan, Cemil Bayık ve diğer katil terör elebaşları bu yasadan yararlanacak mıdır?

4) Daha önce tahliye edilmiş olup yurt dışına çıkan Hizbullahçı teröristler, domuz bağcıları bu haktan yararlanacaklar mıdır?

İsterseniz cevabını ben vereyim. Evet, yararlanacaklardır çünkü yasa, bundan önce her ne sebeple olursa olsun bedelli ya da dövizle askerlik hakkını kaybetmiş, yani yirmi bir günlük temel askerliğini yapmak üzere Türkiye’ye gelememiş, gelmişse bile yakalanıp cezaevine konmuş, mahkûm olmuş, vatandaşlıktan çıkarılmış herkesi kapsama almaktadır. Dolayısıyla bu bir bedelli askerlik tasarısı değil. Daha önceki bedelli uygulamalarında yaşı tutmadığı ya da ekonomik nedenlerle bu haktan istifade edememiş vatandaşlarımızı tenzih ederek söylüyorum. Bu tasarı, teröristlerin, katillerin, canilerin ve suçluların askerlikten, vatan borcundan affedilmesine ilişkin bir tasarıdır. Hükûmet namuslu ve masum vatandaşlarımızı bahane ederek terör örgütünün yolunu temizlemektedir. Şayet böyle düşünülmüyorsa ya yirmi bir günlük temel eğitim şartı konulmalı ya da terör örgütü mensubu olmaktan haklarında kamu davası açılanların bu haktan yararlanmaları engellenmelidir.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Siz de bedelli çıkartırken...

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Sabredersen öğrenirsin, az bekle.

Hükûmet tasarısında yirmi bir günlük temel eğitimin kaldırılmasına gerekçe olarak özellikle yurt dışındaki ilgililerin izin alamaması gösterilmektedir. Bu doğru değildir. Yurt dışında çalışan işçilerimizin tamamının yıllık en az otuz gün izin hakları vardır. Temel askerlik için bu süre yeterli bir süredir. Yüz binlerce insanın bu tasarının yasalaşmasını heyecanla beklediği bir atmosferde, yıkım projesinin gizli aşamalarından vazgeçmeyi Hükûmete tavsiye ediyoruz. Bu insanların beklentilerini istismar ederek, yüce Meclisi alet ederek yıkım projesine katkıda bulunmamızı beklemeyin bizden. Bizce yapılması gereken şey, öncelikle tasarının maddesi içindeki yirmi bir günlük temel askerlik eğitimine tabi tutulmayı kaldıran ibareler çıkarılmalıdır. Böylece hem tasarının Anayasa’ya uygunluğu temin edilmiş olur hem de şehit aileleri ve gazilerimizin içini acıtan bir bölüm düzeltilmiş olur.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Özgür Özel, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 82 Sıra Sayılı 1111 Sayılı Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum.

Meclis başkan vekillerimizin demokrasi anlayışlarına ve İç Tüzük’ü yorumlama şekillerine bağlı olarak yerimizden yaptığımız birkaç dakikalık konuşmaları saymazsak yemin töreninden sonra Genel Kurula bu ilk hitap edişim. Bu sebeple 24’üncü Dönemde tüm milletvekili arkadaşlarıma başarılar diliyorum ve bizi buraya gönderen vatandaşlarımızın beklentilerine cevap veren, kişisel hak ve özgürlüklere saygılı, terör ve işsizlik gibi iki yakıcı soruna çözüm bulan, sosyal devlet anlayışını geliştirerek eşitsizliklerin ortadan kalkması için çalışan ve Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Başkanlık ettiği bu yüce Meclise yakışır bir dönem geçirmeyi ümit ediyor, bu duygularla yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Askerlik Kanunu’yla ilgili görüş, öneri ve eleştirilerimi ifade etmeden önce yine ilk konuşma olması sebebiyle, millî iradeyi temsil etme görevinde bir milletvekili olarak bir konuya daha değinmek istiyorum. Partimizden 2, diğer partilerden ve bağımsızlardan da olmak üzere toplam 8 milletvekilinin, duvarında “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.” yazan bir Mecliste, her birisi bölgelerinde 70 bin, 80 bin, 100 bin kişiden oy almış, şu anda burada bulunmayan değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, şunu unutmayınız: Bugün Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki hapishanelerde tutuklu olan, 8 milletvekilinin bedeni değildir; bugün orada tutuklu olan, millî iradedir. Millî iradeye uygun olarak tecelli etmiş seçim sonuçlarına göre burada görev alması gereken 8 tane arkadaşın bulunmaması, millî iradenin tutuklu olması anlamına gelmektedir.

Aynı partiden milletvekili seçildiğim -ve geçmişten gelen dostluğumuzun- ve davalarını takip ettiğimiz süreçte sürekli görüştüğümüz milletvekilimiz Sayın Mustafa Balbay, bizler Askerlik Kanunu’nu görüşürken -ki bu görüşmeler bu gece yarısını geçtiğinde tam da bininci gününe gelmiş olacak- bin gündür tutuklu olacak. Bunu bir kez daha Meclisteki mevkidaşlarının vicdanlarına arz ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Balbay tutuklandığında dokuz aylık olan oğlu dört yaşını geçti, yedi yaşında bıraktığı kızı Yağmur on yaşını geçti. Oğluna Deniz, kızına Yağmur ismini koyan ve eli bugüne kadar kalemden başka bir şey tutmamış bir babadan bahsediyorum. Bu ülkenin seçmeninden 100 bine yakın oy alarak vekil seçilmiş sizlerden birisinden bahsediyorum ve Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri adına Sayın Balbay’ı ve Sayın Haberal’ı saygıyla selamlıyor, onlara buradan özlemle bir selam yolluyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, 19 Haziran 2004 tarihinde Sayın Başbakan yapmış olduğu bir konuşmada “Biz yürütmeyi tüccar bir zihniyetle, tüccar siyaset mantığıyla yapacağız. Bugün de aynı şeyi düşünüyoruz. Fakat gel gör ki hâlâ sistemdeki tıkanıkları aşabilmiş değiliz. Gönlümüzden geçen tüccar siyaset mantığıdır.” demiştir. Hükûmet bu zihniyetle pek çok düzenlemeyi yaptı ama bugün karşı karşıya olduğumuz durum Hükûmetin tüccar zihniyetle yapacağı düzenlemelerde ne kadar ileri noktalara gelebileceğini hepimize bir kez daha kanıtlıyor. Seçimlerden önce Cumhuriyet Halk Partisi, uzun süredir Hükûmetin yaratmış olduğu bedelli askerlik beklentisinin yarattığı tıkanıklıktan ve toplumdaki beklentiye yönelik olarak, hem bedelini ödeme karşılığında bunu yapma gücünde olanların yararlanabileceği hem de bunu ödeme gücü olmayanların da yararlanabileceği bir kanun tasarısını gündeme getirdiğinde ve 23’üncü Dönemde kanun teklifi olarak sunduğunda, Sayın Başbakan meydanlara çıkıp seçim sathı mailinde usta bir oy avcılığı göstererek “Benim vicdanım böyle bir şeyi kabul etmez. Parası olan var, olmayan var. Velev ki böyle bir öneri Meclisten geçse dahi ben bunu referanduma götürmeyi uygun bulurum. Şehit cenazelerinin geldiği böyle bir dönemde bunu kendi kendime izah edemem.” demiştir. Ancak 12 Haziran seçimleri geçmiş, maksat hasıl olmuş ve alınan oylardan sonra bugün, bizi teğet geçtiği, hatta yakınımızdan bile geçmeyeceğini iddia ettiği kriz Türkiye'nin kapılarına dayanmış ve artık sadece ve sadece tüccar siyaset mantığını yürütmeyle ilgili bir kaygı kafası olduğu durumda Sayın Başbakan çıkıp hiçbirimizin aklına bile gelemeyecek, gerçekten de vicdanların kabul etmeyeceği ve hepimizi şaşırtan bir teklif ortaya koymuştur. Bugün sizlerin biraz önce geneli üzerinde görüştüğünüz, tüm eleştirileri duymazdan geldiğiniz, şimdi maddelerine geçtiğimiz ve eninde sonunda da bu Meclisten… Ki Başbakan şu anda ameliyatlı hâldedir ve sizin en büyük sıkıntınızın Başbakana ulaşmak, bakanlara ulaşmak olduğu noktada belki de ilk kez sizleri bu kadar yakından takip ediyor ve o şimdi bakıyor: “Bakalım bizim grup bütün eleştirilere rağmen, bütün düzeltme taleplerine rağmen biz Meclise nasıl sevk ettiysek, en ufak bir kenarına bile bir zarar vermeden bu maddeleri teker teker geçirebilecek mi?…”

ZEYNEP KARAHAN USLU (Şanlıurfa) – Evvel Allah!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ben sizin içinde bulunduğunuz psikolojiyi çok iyi anlıyorum. Çoğunluğu sağlama noktasında en ufak bir zafiyet oluştuğunda bile Sayın Başbakanın meseleye ne kadar sinirlendiğini, bu yüzden oylamaya geçilmeden önce muhalefet partisi milletvekillerinin yoklama istediği durumda şu dışarıdaki döner kapının nasıl döndüğünü, hatta bazen yoklamaya yetişmek için sayın iktidar milletvekillerinin nasıl yaşamsal tehlikeleri o döner kapının başında geçirdiğini görmüş birisi olarak… (AK PARTİ  sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Sen kendi işine bak!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …sizin bugün bu Meclise sevk edilen, Sayın Başbakanın, sizden, size verilen bu görevi yerine getirmeniz dışındaki hiçbir şeyi beklemediği ve…

BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL(Devamla) – …bunu başarısızlık olarak kabul edeceği bir durumda bizim önerilerimizi dinlemeyeceksiniz.

AHMET YENİ (Samsun) – Siz kendi işinize bakın!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ama size çok açıklıkla şunu söyleyeyim: Bugüne kadar yaptığınız beklenti yönetimi, iktidar partisi milletvekili olmanın ne kadar zor olduğunu hep beraber gözlemliyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, sen işine bak ya!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ya, sen oraya gelemezsin ki! Sen nasıl geleceksin oraya, iktidar milletvekili olamazsın ki!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Çünkü bir gün Cumhurbaşkanımız startı veriyor, “Güzel şeyler olacak.” diyor, ardından Ermenistan’da bir maç izleniyor, ardından Türkiye’ye geliyorsunuz, “Tek millet, iki devlet” denilen Azerbaycan’ın bayraklarını Bursa’daki stada sokmuyorsunuz ve bir Ermeni açılımı yapıyorsunuz. Sonra ne oluyorsa oluyor, bir 360 derecelik dönüş yaşanıyor ve gidiyorsunuz, kendi döneminizde yapılmış Ermeni-Türk dostluğunu sembolize eden heykele “Ucube” deyip sonra da seçime kadar alelacele onu yıkıyorsunuz. Çelişkileri yönetiyorsunuz.

“PKK’yla görüştüğümüzü ispat etmeyen şerefsizdir.” deyip Oslo görüşmelerinin memnuniyetle karşılanmasından, yeteri kadar tepki gösterilmemesinden memnuniyet duyuyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Konuya gel, konuya gel!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Yahu, askere gel, askere! Yaptın mı askerliğini?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Şimdi bu çelişkileri yöneten iktidarınız şöyle bir durumla karşı karşıya: “Ben bunu…”

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Gündem bedelli!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “…bedelli askerliği, ben bedelliği askerliği vicdanıma anlatamam. Bunu nasıl izah ederiz? Bunu referanduma götürün.” derken Cumhuriyet Halk Partisi 12 bin liradan az geliri olanlara yani ayda 1.000 liradan az geliri olanlara bedelli askerlik yasasından bedelsiz yararlandırmayı teklif ederken siz “Hayır” diyorsunuz.

Ben hafta sonu Manisa’nın Kırkağaç ilçesindeydim ve Kırkağaç’ta bana köylü vatandaş şunu sordu, dedi ki: “Eskiden biz askerdeyken komutanlar bizi koştururdu, biz de avazımız çıktığı kadar bağırırdık ‘Her Türk asker doğar!’ diye.” Artık bu memlekette her Türk asker doğmuyor, sadece fakir fukaranın çocukları mı asker doğuyor? (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sivil doğuyor! Her Türk sivil doğuyor!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ben verecek bir cevap bulamadım.

Bir başkası dedi ki: “Şöyle bir şeye hazırlıklı olun Sayın Vekilim: Bir babayla, bir devlet memuru babayla karşılaşacaksınız. Bu baba, devlet memurudur ama gidecek belki bir yerde soygun yapıyor olacak, belki zimmetine para geçirmekten yakalanmış olacak. Bir maddi hata, bir maddi yanlışlıkla karşı karşıya olacak. Hâkim ona soracak: “Bunu niye yaptın?” Diyecek ki: “Ben bu devletin memuruyum. Devlet bana, çocuğuma bedelli askerlik yaptıracak kadar bir gelir temin etmedi. Ben de bu gelirim olmadığı için…”

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne alakası var?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne alakası var?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerinize oturunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “…annesi de bir rüya görmüş, bu çocuk askere gidecek ama dönmeyecek diye. Ben tam bu kadarlık bir hırsızlık yapmaya kalktım. Sorumlusu ben miyim?” Ve size şunu söyleyeyim, şunu söyleyecekler: “Siz onu hangi kanunla yargılayacağınızı biliyorsunuz ama hâkim bu durumda vicdanıyla nasıl bir karar verecek?” Bunun cevabını kendi vicdanlarınızda verebiliyor musunuz?

AHMET YENİ (Samsun) – Ne kadar boş konuşuyorsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ben size…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …açıkça şunu ifade edeyim: Cumhuriyet Halk Partisinin değişiklik önergeleri son derece gerçekçi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Özel, teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Gruplar adına bir dakika ek süre vermiyor musunuz?

BAŞKAN – Vermiyorum, yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – O zaman selamlamama izin verin.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ben size şu kadarını söyleyeyim: Elinizi vicdanınıza koyun, teker teker değişiklik önergeleri gelecek, bu değişiklik önergelerinin sonucunda fakir fukaraya “sen askere git” deyip, zengine…

BAŞKAN – Sayın Özel… Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “…sen muafsın” diyecek bir yasa tasarısına onay vermeyin, bunu kendinize ifade edemeyebilirsiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bakın, Sayın Başbakan hakkında böyle konuşmanız son derece yanlıştır. Lütfen… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…

Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Murat Bozlak, Adana milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bozlak. (Gürültüler)

Sayın Bozlak, buyurun.

MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, susarlarsa, konuşacağım ben de.

BAŞKAN – Sayın Bozlak, sürenizi yeniden başlatıyorum, buyurun.

BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 82 sıra sayılı Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde konuşmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla ilgili söz alıp gruplar adına konuşan tüm arkadaşlarımı dikkatlice dinledim. Yasanın özüne karşı kimse durmuyor. “Bedelli askerliğe karşıyım, bu yasa geri çekilsin, bu tasarı geri çekilsin.” diyen hiç kimse yok, ama neye itiraz var: Yaş sınırına itiraz var, otuz yaşa itiraz var, 30 bin liraya itiraz var, bir de temel askerlik hizmeti yönünde bir itiraz var. Bu, şunu gösteriyor: Bedelli askerlik yasasının çıkmasına Meclis bütün gruplarıyla birlikte hemfikir. Şimdi, haklı olarak hem bizim grubumuzun hem diğer gruplar adına söz alan arkadaşlarımızın bu yasanın kimi maddelerine karşı itirazları var ama gördüğüm bir şey var: AKP, sayısal çoğunluğuna dayanarak komisyonlardan gelen yasa tekliflerini veyahut da tasarılarını, noktasına, virgülüne dokundurtmadan aynen geçiriyor dolayısıyla bize kalan da sadece düşüncelerimizi belirtmek ve bu konudaki düşüncelerimizin kayıt altına alınmasını sağlamaktır.

Şimdi, kanun tasarısını ben inceledim. Tasarıda gerekçede aynen şu söyleniyor, deniliyor ki: Bundan önce 3 tane bedelli askerlik uygulaması yapıldı, bu 4’üncüsü. Bundan önceki 3 bedelli askerlik uygulamasının 2 tanesini hükûmetler ihtiyaçtan dolayı getirdiler yani bakaya durumuna düşmüş, yoklama kaçağı veyahut da saklı durumunda olan yüz binlerce genç, askerlik görevini yapamaz duruma gelince, askere gitmeyince bir ihtiyaç doğuyor ve o ihtiyacın karşılığında da 2 kez bedelli askerlik uygulaması yapılıyor. Üçüncüsü ise para toplamak için yapılıyor.

Gerekçeyi okuyun değerli milletvekilleri. Bu yasanın da gerekçesi, bedelli askerliğin getirilmesi yine para toplamaya ilişkin. Açık, net, gerekçede bu belirtiliyor. “İhtiyaç var.” denilmiyor, “Bu ülkede vicdani ret hakkı yok. Askerde bulunan gençler kadar bir sayı genç de şu an için kaçak durumunda. Bunu düzeltmek için biz bu tasarıyı getiriyoruz, bu yasayı getiriyoruz.” denilmiyor “Para toplayacağız.” deniliyor. Parayı nereye harcadıklarını da tasarıda açıkça belirtiyorlar. Geçen sefer, Marmara depremi için harcanmış, şimdi de Van’da deprem var ama Van depremi için bedelli askerlikten dolayı gelecek gelirden herhangi bir para ayırt edilmiyor.

Ben, AKP’nin, bu Hükûmetin bu yasayı getirirken sanki devleti değil de hükûmet bir şirketi idare ediyormuş mantığından hareket ettiğini düşünüyorum. Eğer siz, şirket mantığıyla davranırsanız azami parayı vatandaştan nasıl alabilirim gerekçesiyle, kararlılığıyla hareket edersiniz, işte o zaman da fakir fukara demeden herkesi zengin zannedersiniz, herkesi bizler gibi 14-15 bin lira maaş alan insanlar olarak görürsünüz, onlardan da bu parayı almayı istersiniz, talep edersiniz. Yani işçiyi düşünmezseniz, asgari ücretle çalışan insanları düşünmezseniz o zaman da miktarı istediğiniz seviyede tutabilirsiniz. Ben bu gerekçeye katılmıyorum. Bu gerekçeden ziyade, biz, grup olarak bunun bir ihtiyaç hâline geldiğini düşünüyoruz. Vicdani ret hakkı ülkemizde tanınmıyor. Ayrıca askerde bulunan gençler kadar da gençlerimiz şu an için askere gidemiyorlar, bekliyorlar. Onların sorunlarına çözüm olsun diye bir ihtiyacı karşılamak, gidermek amacıyla grubumuz bu tasarıya olumlu yaklaşmaktadır.

Şimdi bu genel belirlemeyi yaptıktan sonra, özellikle üzerinde söz aldığım 1’inci maddeye ilişkin görüşlerimi belirtmek istiyorum. 1’inci madde de üç tane yeni düzenleme yapılıyor, üç tane değişiklik getiriliyor. Birinci değişiklik, 5.112 euro olan dövizli askerlik bedeli 10 bin euroya çıkarılıyor ve gene 7.668 euro olan dövizli askerlik bedeli de 10 bin avroya çıkarılıyor. Bu maddeyle öngörülen ikinci değişiklik, “’euro’ yerine ‘avro’ diyelim.” deniliyor, değişiklik buna ilişkin. Üçüncü değişiklik de temel askerlik eğitimi kaldırılsın isteniliyor.

Değerli arkadaşlar, yurt dışında birçok akrabası olan bir arkadaşınızım. Sizler de elbette ki yurt dışına gitmişsinizdir, belki birçoğunuz lüks otellerde kalıyorsunuz ama ben gittiğim zaman o işçilerin evlerine çok da misafir oldum. Gittiğimiz yerlerde, adam, çok düşük bir ücretle çalışıyor, milyonlar kazanmıyor, 1.200-1.300 avro bedelle çalışıyor ve çoğu genç de işsiz durumdadır, iş yeri olan insan sayısı çok azdır. Evine gittiğinde üç odası varsa, bir odada oturuyorsa iki odanın elektriğini kapatıyor. Üç odalı evinde eğer bir odada oturuyor ise o odanın sadece kalorifer peteğini açıyor ve gezmiyor, dolaşmıyor, yemiyor, içmiyor, kendinden fedakârlık yapıyor ve o fedakârlık içerisinde 3-5 kuruş biriktirmeye çalışıyor. Orada, düşünün, bir ev kirası 700 avro, yani Avrupa’da hangi ülkeye giderseniz gidin ortalama 700 avro ev kirası veriyorsun, geride kalıyor işçiye, çalışıyorsa, işi varsa, 500 avro. Şimdi, biz dönüp dolaşıyoruz, diyoruz ki: “Bu yurt dışında çalışan kardeşimiz bize verdiği 5.112 avronun yerine 10 bin avro versin. Nereden getirecek bunu? Bu adam keyfinden gitmedi, burada yokluktan çıkmış gitmiş, işsiz olduğu için gitmiş, Avrupa’da iş sahibi olabilmek için, çoluk çocuğunu geçindirebilmek için buradaki malını mülkünü satmış, kendisine yol parası yapmış gitmiş. Şimdi, bunun 5.112 euro olan ücretini 10 bin euroya çıkardığınız zaman, onlara iyilik yapmış olmuyoruz. İşte bu tam bir şirket mantığıdır. Parayı al da nasıl alırsan al. Zora girmiş adam, perişan olmuş, hiç önemli değil. Bu mantığın kabul edilmesi mümkün değil. Ben şahsen, vicdanen rahatsız oluyorum. Perişan olan insanın yakasına yapışacaksın. Ee, demin bir arkadaşımız söyledi “Fakirler asker doğar.” Hayır, hiç kimse anasından asker olarak doğmuyor, fakirler asker yapılıyor, askere gönderiliyor. Bu nedenle, bu konuda da grubumuz adına bir değişiklik önergesi de hazırlandı, bu maddenin görüşülmesi sırasında arkadaşlarımız tarafından verilecektir. Biz, paranın daha çok yükseltilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu maddede öngörülen ikinci değişikliği gerçekten ben anlamış değilim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT BOZLAK (Devamla) - Euro demeyeceğiz, avro diyeceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozlak.

MURAT BOZLAK (Devamla) – Teşekkürler Başkan. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozlak.

Madde üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Mehmet Muş, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde konuşmak için söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, kısa adı kamuoyunda “bedelli askerlik” olarak bilinen ve bugün yüce Meclisin gündeminde olan yasa tasarısını birkaç açıdan ele almak istiyorum.

Hepinizin bildiği gibi, Türkiye’de bugüne kadar ilki 1987, ikincisi 1992 ve son olarak da 1999 yılında olmak üzere üç kez bedelli askerlik konusu Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmiş ve yüce Meclis tarafından onaylanmıştır. Bugün ise dördüncü kez bedelli askerlik hakkında yeni bir kanun tasarısı hazırlanmıştır.

1987 ve 1992 yıllarında kabul edilen yasa tasarılarında, büyük miktarlara ulaşan saklı, bakaya ve yoklama kaçağı birikiminin engellenmesi amaçlanmıştır. 1999 yılında, 4459 sayılı Kanun ile uygulama ise Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilerek, Marmara Bölgesi’nde meydana gelen deprem felaketinde uğranılan ağır kayıpların ve bu afet nedeniyle doğan zararların giderilmesine katkıda bulunmak amacında olmuştur.

Bedelli askerlik uygulamasından 1987 yılında 18.433, 1992 yılında 35.111 ve 1999 yılında 72.290 kişi olmak üzere toplamda 125.834 kişi faydalanmıştır. Bu yasa tasarısıyla birlikte yıllardır tartışılan meselelere bir çözüm getirilmiş olacak, yüz binlerce vatandaşımız bundan faydalanma imkânına sahip olacaktır. Yüz binler diyorum çünkü diğer dönemlerle karşılaştırıldığında bugün bedelli askerlikten faydalanacak vatandaşlarımızın sayısı en az 3 katına çıkmıştır. Bugün bu sayı 460 bin civarındadır.

Bu bakımdan, hem önemli bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmesi hem de önemli ölçüde askere alma konusunda ciddi bir yığılmaya dönüşen ve adli ve askerî kurumlar için bir çözüm üretmesi bakımından bu yasa tasarısı oldukça önemlidir. Her şeyden önce, bu yasa tasarısıyla birlikte buradan elde edilecek gelirin de sosyal sorumluluk alanında kullanılması getirilmiş oluyor. Bu nokta da oldukça önemlidir.

Öncelikle, dikkat ederseniz, yasa tasarısı kendi içinde kendini, elde edilecek gelirin nerede kullanılacağına dair bağlayıcı bir ifade içermesi bakımından dikkati haizdir. Başta şehit aileleri olmak üzere, engelliler, muhtaç erbaş ve er aileleri, Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup vazife malulleri ile emniyet sınıfına mensup vazife malullerine sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerinin finansmanında bu kanun tasarısıyla elde edilecek gelirden faydalanılacaktır. Böylece, özellikle devletin ekonomik yardımlarının yanı sıra birçok dernek ve vakıf çatısı altında da bir araya gelen vatandaşlarımıza buradan elde edilecek gelirle daha fazla olanak sağlanacaktır. Özellikle şehit ailelerine yönelik, gerek toplumun gerekse devletin her an yanlarında olduklarını hissettirmek bu milletin onlara en önemli borcudur. Bu nedenle, bu yasa tasarısını aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesi olarak düşünmek gerekmektedir.

Bu yasa tasarısıyla birlikte elde edilecek gelir, özellikle terörden kaynaklanan mağduriyetlerin daha sistemli bir şekilde giderilmesinde, şehit ailelerine toplumsal alanda daha fazla yapısal kolaylıklar sağlanmasında, en önemlisi de onların ihtiyaçlarının karşılanmasında oldukça kolaylaştırıcı bir katkı sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, yasa tasarısının sosyal, toplumsal ve ekonomik katkılarının yanı sıra, hem askerlik görevini hâlen yapmayanlar için hem de özellikle yüksek eğitimine devam eden, başta üniversite öğretim görevlisi olarak çalışanlar için çok önemli bir işlev sağlayacağı da kesindir. Her iki kategoride de azımsanmayacak bir sayının olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu kategoride olan vatandaşlarımızın bu kanun tasarısını yıllardır beklediğini, malumunuz, hepimiz biliyoruz.

Bir devletin görevi, vatandaşlarının sorunlarına en faydalı ve adil bir biçimde çözüm bulmaktır, vatandaşlarının sorunlarına en faydalı ve adil bir biçimde çözüm ortaya koymaktır. Yasa tasarısına bu gözle baktığımızda, bundan faydalanacak insanların sayılarının hayli yüksek olduğu anlaşılacaktır. Bu insanların sorunlarını ve taleplerini göz ardı etmektense onların sorunlarını çözmek bir devletin en temel görevlerinden biridir.

Yasa tasarısıyla yirmi bir günlük temel askerlik eğitiminin de kaldırılacak olması oldukça önemli bir konudur. Böylece, özellikle yurt dışında çalışan ve bedelli de olsa iş yerlerini kapatarak ülkesine gelmek zorunda olan kişilerle ve akademik çalışmalarına ara vermek zorunda kalacak olan öğretim görevlileri bu tasarıyla üniversitelerde yıllardır tartışılan bu meseleye de çözüm bulmuş olacaklardır. Böylece hem yurt dışında çalışan vatandaşlarımız hem de büyük rakamlara ulaşan öğretim görevlileri çalışmalarına kesintiye uğramadan devam edebileceklerdir.

Bu nedenle bedelli askerliği sadece toplumun belli bir kesiminin faydalanacağı bir imkân gibi görmek de oldukça yanlıştır. Tersine ağırlıklı olarak bedelli askerlikten faydalanan büyük bir kesim ailesini geçindirmek için emeğinden veya küçük işletmesinden başka bir servete sahip olmayan insanlardan oluşmaktadır. Bu insanlar askere alındıklarında yerine kimseyi bırakacak durumda olmayanlardır. Bu haliyle ele alındığında bu yasa tasarısının gerek toplumsal gerekse ortaya çıkan sorunlara çare üretmesi gibi  birçok açıdan fayda sağlayacağı muhakkaktır.

Bu vesileyle yasa tasarısının milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Muş.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Şefik Çirkin, Hatay Milletvekili.

Buyurun Sayın Çirkin. (MHP sıralarından alkışlar)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun çıkışı itibarıyla artık “bedelli askerlik yasası” diye anılma hakkını yitirmiş bulunmaktadır. Buna zaman zaman bazı arkadaşlarımız “bankamatik tezkeresi” diyorlar, zaman zaman başka bir şey söylüyorlar ama bunların arasında bizim, en azından şahsımın en çok aklına yatan, en çok hoşuna giden makbuzla muafiyet dönemi başlamıştır. Yani adı üzerinde bedelli askerlik. Bedelini yatırıyorsunuz ve yirmi bir gün temel eğitiminizi en azından yapmak suretiyle askerliğinizi yapıyorsunuz.

Şimdi, bunun neresi bedelli askerlik? Birileri şubeye gidecek, makbuzunu alacak, parasını yatıracak ve arkasından buna “Bedelli askerlik” denilecek. Bu mümkün değil. Olsa olsa bu “Makbuzla muafiyet” olur.

Biraz evvel Değerli Bakanımız bu yasanın çıkarılma amaçlarından birinin de vatandaşın devletle barışması, devletin vatandaşıyla barışık olması noktasında bir görüş beyan etti.

Şimdi, bu açıdan bakarsak, evet, bu bedelli askerlik yasaları gerekli ki zaman zaman gündeme getiriliyor, ihtiyaçtan hasıl oluyor ama askerliğini bir şekilde yapamamış, yapamayacak durumunda olan kişilerle barışmak düşünülüyor da şu anda askerde olan, karda, kışta kıyamette vatanını, bayrağını bekleyen Mehmetçik’le barışmak niçin düşünülmüyor ve yine bundan sonra bu yasadan yararlanamayacak olan ve daha uzun yıllar, on yıllar, inşallah yüz yıllar, bin yıllar askerlik görevini yapabilecek, yapacak olan, çıkacak bedellilerden hiçbir zaman yararlanamayacak olanların kendisiyle de barışmak niye akla gelmiyor?

İşte, burada, şahsen, Değerli Genel Başkanımız, Sayın Genel Başkanımızın kamuoyuna deklare ettiği, bir nevi Meclise ve bir nevi siz Değerli İktidara yaptığı çağrıda olduğu gibi, bugün askerliğini yapan vatandaşlarımızın, Mehmetçik’imizin kendileriyle, aileleriyle, eşleriyle, onlarla barışmak adına, en azından onlara belli manada ücretler ödenmesi ve aynı zamanda bir kısım kanuni haklardan da öncelikli olarak yararlandırılması, kamu haklarından öncelikli olarak yararlandırılması, askerliğini yapmayanlarla değil yapanlarla da barışmak gerektiği noktasında Hükûmete ve devlete bir fırsat verebilir. Değerli Meclisin bu konuyu gündeme getirmesini önemle rica ediyorum.

Ayrıca, bu kanunla “Artık parası olan askerlik yapmayacak.” devri kapandı. Hangi devir başladı? “Çok parası olan askerlik yapmayacak.” devri başladı yani sadece parası olan değil, çok parası olan. Bu ücret daha düşük tutulabilirdi ama çok yüksek tutulmak kaydıyla da daha az insanın yararlanması ve burada da adaletsizlik söz konusu oldu. Aynı zamanda bu yasada vicdani ret konusunda görüş beyan edenler, fikir beyan edenler, onların da yararlanması söz konusu. Şimdi, bize göre sebebi itibarıyla sadakatsizlik ya da belki de vatana ihanet sayılabilecek, bu memleketin her şeyinden, her imkânından faydalanıp bu memleketi korumak, bu memleketi kollamak, bu memleket için canını ortaya koymak gerektiğinde çeşitli bahanelerin arkasına sığınan vicdani retçiler arasında bile ücreti itibarıyla adaletsizlik yarattınız.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkanım, sizleri de saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çirkin.

Şimdi, madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ali Haydar Öner, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Öner. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; bugün önemli bir yasayı görüşüyoruz, toplum uzun süredir bedelli yasasının beklentisi içinde ancak bu beklenti hakkaniyete dayalı bir yasanın çıkarılması yönünde idi. Ne yazık ki böyle bir eğilim görülmüyor. Uzun süre Sayın Başbakanın muhalefet ettiği yasa Sayın Başbakan tarafından müjdeymiş gibi kamuoyuna sunuldu. Ancak, sunulan yasa adaletsizliklerle, eşitsizliklerle, toplum vicdanını yaralayan maddelerle donanmış bir yasa.

Gerçekten de önce Sayın Başbakan “Ben bunu nasıl izah ederim? Referanduma götürürüm. Memleketi kim savunacak?” derken, sonra herkes sustu, “Sayın Başbakan açıklayacak.” dedi, Sayın Başbakan açıkladı. Sayın Başbakanın açıkladığı yasa zenginler için çıkarılmış bir yasa. Bu Meclis zenginler için yasa çıkarmak üzere oluşturulmadı, bu Meclis “Türk milleti tarafından zenginler yararına yasa çıkarılsın, adalet gözetilmesin.” diye oluşturulmadı.

Şimdi çok enteresan bir süreç izliyoruz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya siz de önerge verdiniz. Karşı mısınız bize?

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Sayın Özel, sen her konuşmamda cevabı aldın benden! Herhâlde uslanmadın! Yine cevabını alacaksın!

Şimdi, değerli milletvekillerimiz, öyle bir kilitlenme içindeyiz ki, akıl, vicdan kabul etmiyor. Şimdi kendilerine “AK PARTİ’li” diyen arkadaşlarımız kendilerinden gelen her konuşmaya parmak kaldırıyorlar ama muhalefetten gelen makul önerilerin hiçbirini kabul etmiyorlar. Tıpkı zalim Uslu’nun suç teşkil eden fiilinde İç Tüzük hükümlerine göre belirlenen cezayı vermedikleri gibi. “Adaletle hükmediniz.” emrine uyulmayan bir süreç yaşıyoruz. Hâkim de adaletle hükmedecek, milletvekili de adaletle hükmedecek, amir de, müdür de, komutan da adaletle hükmedecek. Adaletle hükmetmediğimiz zaman o el kaldırdığımız yasa maddesi bizim vicdanımızda bir yaraya yol açacak.

“Bedelli askerlik” diyoruz, bedelsiz askerlik… Şimdi, her gücü olan 30 bin lirayı verecek, avro bazında da 10 bin avro verecek. Veremeyen ne olacak? “Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir.” türküsü vicdan kanatmaya devam edecek.

Sağduyunun sesi olmalıyız, doğru önerilere destek vermeliyiz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına verilen düzeltici öneriler var. Diğer partilerden de uygun nitelikli öneriler var. Lütfen, ön yargıları bırakalım, doğru önerilere destek verelim.

Bunlardan bir tanesi, yoksula bedelsiz askerlik yapma hakkı verilmesidir. Bir diğeri, postalsız askerlik, silahsız askerlik, şerefli üniformasız askerlik olur mu arkadaşlar? Hiç değilse yirmi bir gün askerlik yapsın ki askerliğin ne demek olduğunu öğrensin, gün gelince nefsi müdafaa yapabilsin, gün gelince seferberlik çağrısına katılabilsin.

Ayrıca bir husus daha var; her askere alınan, askere alındığı tarihten itibaren sigortalansın. Böylece, kan bedeli tarzında bir askerlik yapılma sürecinden çıkılsın, hakkaniyete dayalı bir bedelli askerlik yasası çıksın.

Buna katkı vereceklere teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öner.

Sayın milletvekilleri, Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:21.52
BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mustafa HAMARAT (Ordu) 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

82 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Özkan, Sayın Işık, Sayın Demiröz, Sayın Vural, Sayın Öz, Sayın Serindağ, Sayın Akar, Sayın Canalioğlu, Sayın Çelebi, Sayın Kaplan, Sayın Acar ve Sayın Köprülü’nün söz talepleri vardır.

Sayın Özkan, buyurun.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, yasa mevcut şekliyle yasalaşırsa yirmi bir günlük temel eğitim kalkıyor. Bunun sonucu hem ülkenin hem de Burdur ilinin esnafının ekonomisi ciddi anlamda zarar görecektir. Bakanlar Kurulunun bir üyesi olarak, Burdur ilinin göreceği zararı telafi anlamında, kalkınmada birinci öncelikli iller arasına alınmasını uygun bulur, destek verir misiniz?

Ayrıca, esnafın kamu bankalarına olan borçlarını iki yıl faizsiz ertelemeyi, akabinde yapılandırmayı düşünür müsünüz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Sayın Işık…

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda “yirmi bir gün süreli temel askerlik eğitimine tabi tutulmaları” ibaresinin kaldırılmasının gerekçeniz dışında başka bir amacı var mıdır? Temel askerlik eğitimini verecek, acaba, subaylarımız mı kalmadı? Çünkü bu eğitimi verecek subaylarımız Ergenekon veya Balyoz sanığı mı?

Son sorum da: Bu yirmi bir günlük süreli temel eğitimin kaldırılması Burdur iline verilen bir ceza mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, tekrar Sayın Bakana çok önemli bir çelişkiyi huzurlarınızda ifade ediyorum: Askerimize, polisimize kurşun sıkan, aranan, içeride olan insanlar, mesela son dönemde Çukurca’da, Silvan’da askerlerimizi şehit eden, Bitlis’te polislerimizi şehit edenleri otuz yaşını geçmiş olmak ve 30 bin lirayı vermek kaydıyla askerliğini yapmış sayarak, ondan sonra da bunlardan aldığınız paraları şehit ettiklerine vereceğiz demek vicdanınıza sığıyor mu? Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Lütfen, bu konuda gerekli tedbirleri almasını özellikle İktidar Partisi Grubundan da istirham ediyorum. Daha önce üniversite affı konusunda “Terör suçundan hüküm giyenler hariç olmak üzere.” getirmiştik. Şimdi, gelin, hep beraber, birlikte bu ayıbı da temizleyelim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma sormak istediğim sorum şudur: Bedelliden elde edilecek gelirin şehit aileleri ve gazilere dağıtımı hangi kanalla ve ne kadar şeffaf dağıtılacak ve bu dağıtılan miktarları kamuoyuyla paylaşacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bedelli askerlik nedeniyle tahsil edilecek paranın şehit ailelerine ve gazilere yardım olarak dağıtılacağı ifade edilmiştir.

Sayın Bakana soruyorum: Bu yasa değişikliği yapılmasaydı yani bedelli askerlik olmasaydı şehit aileleriyle gazilerimize yardım yapılmayacak mıydı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın 5.212 eurodan 10 bin euroya, 7.668 eurodan da yine 10 bin euroya çıkartıldığını, bu yasayla çıkartıldığını ifade ettiniz. Avrupa’daki vatandaşlarımız bir önceki rakamları ödemekte güçlük çekerken 10 bin avroya çıkarttığınızda büyükelçiliklerimizin önünde bir yığılma yani yasa çıkmadan eski rakamlardan yararlanmak için bir yığılma olduğunu gördük. Yine, aynı zamanda bu vatandaşlarımız yirmi bir gün askerlik süresinde kendilerinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduklarını hissediyorlardı ve bu işten de memnundular. Acaba, siz de Almanlara ve Avusturyalılara yardım etmek için yani entegrasyonu sağlamak için bu rakamları yukarı çekip “Bir an evvel Türk vatandaşlığından çıkın, sizden kurtulalım.” mantığıyla mı bu kararı aldınız, böyle bir madde koydunuz? Bunu merak ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Canalioğlu, son soru…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, engelli vatandaşlarımızın bir gün de olsa askerlik yapmak için üniforma giymeyi onur saymalarına karşın bedelli askerlik yasasıyla yirmi bir gün temel eğitim dahi yapmadan eve teslim tezkere verilecektir. Yirmi bir gün temel eğitim yaptırılmamasının temelinde maddi tasarruf elde etmek mi vardır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye…

Buyurun Sayın Milletvekili.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, isimlerimizi okudunuz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Biz de talepte bulunduk.

BAŞKAN – Süreye bakın. On dakika toplam süre Sayın Milletvekili. Lütfen, İç Tüzük’ü açar bakarsanız ne yapıldığını görürsünüz burada.

Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Öz’ün sorusunda “Bedellideki dağıtım hangi kanalla yapılacak?” Kanunda çok açık olarak belirtiliyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından bu para kullanılacak. Bu para nasıl kullanılacak? Kullanım esasları Bakanlar Kurulu kararıyla çıkartılan bir Bakanlar Kurulu kararıyla belirtilecek.

Şeffaf olacak mı? Her kime ne ödeme yapılmışsa yıllık olarak Bakanlığın sitesinden ilan edilecek.

Bir başka husus, tahsil edilecek para, şehitlere yardım yapılıyordu, bu ana kadar yapılmıyor muydu diye. Mevcut yasalarımıza göre şehit ve gazilerimize hem Genelkurmay Başkanlığımızın hem İçişleri Bakanlığımızın hem de Bakanlığımızın hem de Mehmetçik Vakfının hem de OYAK’a tabi ise OYAK bölümünden de her birisine katkıları, tazminatları var.

Bir örnek vereyim mesela. Eğer vazife maluliyet derecesi 1 ise, teğmen ise 1 milyon 608 bin alıyor. Yine eğer er ise 1 milyon 72 bin alıyor, astsubay ise 1 milyon 589 bin lira alıyor. Yani maaşlar. Bir başka şey, eğer lojmanı hak etmiş şekilde çalışıyorsa ve hayatını kaybetmişse on yıllık kira bedelini devlet ödüyor.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Yani yasa olmasaydı…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yasa olmadan bile bu imkânlar var.

Peki, yasayla elde edilecekler. İlave imkân sağlamanın bir zararı olur mu? Hiçbir zararı olmaz.

Bir başka husus, Sayın Özkan sordu: “Burdur ekonomisi bundan zarar görür mü?” Muhakkak ki insanlar daha önceki bir alışılmış… Ne kadar geliyordu Burdur’a? Yaklaşık 19-20 bin, yılda yurt dışından bedelli geliyordu Burdur’a. Muhakkak ki bunların Burdur ekonomisine bir katkısı vardır ancak Hükûmetimiz, hiçbir ili ihmal etmediği gibi bundan sonra da Burdur’u ihmal etmeyecektir. Bundan dolayı Burdur’un bir kaybı olacağı düşünülecekse onu giderebilmek için teşvik kapsamının değiştirilmesi mi veya sair bir hususla mı üzerinde bir çalışma yapılacaktır. Burdur bu düzenlemeden dolayı bir mağduriyet hissetmeyecektir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, fotoğrafçıya teşvik verip fabrika mı kurduracaksınız?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka husus, yirmi bir günlük temel askerlik eğitim entegrasyonu sağlıyordu, siz şimdi bunu kaldırınca entegrasyon ortadan da kalkar diye düşünülüyor. Bu düşüncenin eksik olduğu düşüncesindeyim. Biz, sadece yirmi bir gün askerle entegrasyonu sağlamıyoruz. Bütün Türkiye’de sekiz yıllık temel eğitim var, üzerine dört yıllık lise var, on iki yıl var. Ama sekiz yıldır bütün insanlarımızı okullarda eğitiyoruz, doğru mudur? Okullarda entegrasyonu sağlayamamışız, lisede sağlayamamışız, üniversitede sağlayamamışız da yirmi bir günlük burada mı sağlayacağız? Dolayısıyla bu bir entegrasyon değildir. Fayda olmayacağı düşünüldüğünden bu kaldırıldı.

Bir başka husus…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, yanlış anlamışsınız. Ben Türkiye’de entegrasyonu kastetmiyorum. Almanya ve…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yani buna benzer kelime kullandınız da. Birbiriyle insanlar tanışıyordu, uyum hâline geliyordu diye.

Bir başka husus, yurt dışında parlamenter olan Türk vatandaşları var veya bakanlık yapan Türk vatandaşları var. Bakanlar kurulundan bekleniliyor ki bana izin verin, gideceğim. Nereye gideceğim? Türkiye’ye, askerlik yapacağım diye. Türkiye bu durumda. Dolayısıyla siz kendi vatandaşlarınızı bir başka bakanlar kurulundan izin alma durumuna düşürmeyin. İki…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Öyle vatandaşımız yok, onlar Türk vatandaşlığından çıkmış.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hayır, hayır, öyle değil. Çifte vatandaşlığı olanlar da var. Çıkmış değildir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yanlış örnek veriyorsunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hayır, var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz bedeli artırdınız, vatandaşlıktan çıkmayı da artırdınız.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla hem parlamenter olan var hem bakan olanlar var…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir tane örnek gösterebilir misiniz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hem yurt dışında çalıştığı için, yirmi günlük buraya geldiği için işini kaybedenler vardı. Gidin, onlardan sorun, anketi yapın. Dolayısıyla bunda bir sıkıntı yoktur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Öyle bir tane vatandaş yok.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ben yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa düzenlemesi ülkemizin lehine olmuştur, sonuçları da inşallah yaşayarak hep beraber göreceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, benim soruma cevap vermediler. “Terör örgütü mahkûmu olanlar ve kurşun sıkanları faydalandırıyor musunuz?” diye soru sormuştum.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yazılı olarak söyleriz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onu söylemediniz de. Bu konuda bir itiraz yok mu?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 99’da çıkmış Yasa’da böyle bir madde var mı? Yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yirmi bir gün temel askerliğin olduğu yerde nasıl gelecek? İnsafsız!

BAŞKAN – Madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına,

Görüşülmekte olan 82 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1. maddesinin 1. paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“21/6/1927 tarihli ve 1111 Sayılı Askerlik Kanununun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “5.112 Euro” ibaresi “5.112 Avro”, üçüncü fıkrasında yer alan “7.668 Euro” ibaresi “7.668 Avro”, dördüncü fıkrasında yer alan “Euro” ibaresi “Avro” şeklinde değiştirilmiştir.”

Arz ve teklif ederiz.

                   A. Şefik Çirkin                            Alim Işık                            Mehmet Şandır

                           Hatay                                     Kütahya                                    Mersin

                     Oktay Öztürk                      Hasan H. Türkoğlu                     Münir Kutluata

                         Erzurum                                 Osmaniye                                  Sakarya

                       

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

 

 

 

 

                     Veli Ağbaba                            Tanju Özcan                           Mehmet Şeker

                         Malatya                                      Bolu                                    Gaziantep

                    Ahmet Toptaş                  Ferit Mevlüt Aslanoğlu                R. Kerim Özkan

                   Afyonkarahisar                             İstanbul                                    Burdur

                                                 Mahmut Tanal                       Namık Havutça

                                                      İstanbul                                  Balıkesir

21/06/1927 tarih ve 1111 sayılı Askerlik Kanununun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “5.112 Euro” ibaresi “7.000 AVRO”, üçüncü fıkrasında yer alan “7.668 Euro” ibaresi “10.000 AVRO”, dördüncü fıkrasında yer alan “Euro” ibaresi “AVRO” şeklinde ve beşinci fıkrasındaki “Yeni Türk Lirası” ibaresi “Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 82 sıra sayılı kanunun 1 maddesindeki birinci ve üçüncü fıkrasındaki “10 000” ibarelerinin “5000” olarak değiştirilmesini ve maddeye aşağıdaki 6 ncı fıkranın eklenerek çerçeve maddenin buna göre düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

 

                     Hasip Kaplan                             Altan Tan                     Hüsamettin Zenderlioğlu

                          Şırnak                                  Diyarbakır                                   Bitlis

                      Demir Çelik                            Murat Bozlak                          Pervin Buldan

                            Muş                                       Adana                                       Iğdır

                                                                      Halil Aksoy

                                                                            Ağrı

“Vicdani ret hakkını  kullanmak isteyen yükümlüler, herhangi bir bedel ödemeksizin askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılırlar. Bu hizmetin yerine kamu kurum ve kuruluşlarında hizmet yükümlülüğü getirilmesi Bakanlar Kurulunun çıkaracağı yönetmelikle belirlenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Merhaba arkadaşlar.

Peşinen, yani bizden bir öneri geldiğinde tepki göstermenizi, neden bu kadar tepki gösterdiğinizi anlayamıyorum. Yani Sayın Başkan, ne kadar burayı yönetirse muhakkak bize bir laf yetiştirmeye çalış…

Şimdi, Sayın Başkanım, sizin tribünlere oynamaya hakkınız yok. Zaten tribünlerin en yukarısındasınız, üç dönemdir de bu görevi yapıyorsunuz. Tüzüğünüze göre yeniden milletvekili de seçilemezsiniz. Biraz sizi hakkaniyete davet ediyoruz. Yani Kenan Evren demokrasisini uygulamayın bize. Biz, bakın…

BAŞKAN – Sayın Sakık, bizim seçilip seçilmeyeceğimize millet karar verecek, siz karar verecek değilsiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Hayır. Şunun için: Sizin tüzüğünüz öyle diyor, üç dönem seçilenler…

BAŞKAN – Şu anda televizyonlar vermiyor, tribünlere de oynamıyoruz. Tribünlere oynayan varsa o da sizsiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, sizin tüzüğünüz öyle değil mi, Sayın Başbakan demiyor mu? “Üç dönem vekillik yapan bir daha yapamaz.” Bunu Başbakan söylüyor.

BAŞKAN – Siz bir başka partinin adına karar vermeyin lütfen.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sizin hâlâ gözünüz var, bir dönem daha…

BAŞKAN – Kendi partiniz adına karar verme hakkınız varsa onu verin.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben sizin tüzüğünüzü size hatırlatıyorum.

BAŞKAN – Hatırlatmanıza gerek yok, siz kendi partiniz adına karar verin.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, bakın, benim sorduğum soruya Sayın Bakan…

BAŞKAN – Öyle bir yetkiniz varsa, onu da söylüyorum.

SIRRI SAKIK (Devamla) – …Millî Savunma Bakanı burada oturuyor. Kendisine bir soru sordum: Ne kadar mülayim bir geçişle… Acı çektiğini, bu ülkenin barışa ihtiyacı olduğunu söyledi ve biz de mutlu olduk, o tınılardan etkilendik ama sizin her şeye laf yetiştirmeye hakkınız yok ki. Adil davranmanızı istiyoruz. Ne yazık ki yapmadığınız için biz de çıkıp burada bunları söylemek zorunda kalıyoruz. Yani bizim söylediklerimiz bu ülkenin sorunları, bu ülkenin acıları. Biz ülkenin acılarını söylüyoruz, ”Morgların önünde otuz altı gündür anneler, babalar çocuklarının cesetlerini bekliyorlar ve bulamıyorlar, bu ülkenin çocuklarıdır.” diyoruz. Beni daha fazla konuşturursanız sizin milletvekillerinizin akrabalarının da olduğunu da söylerim. Bu kadar bizim realitemiz. Lütfen, bunlara kulak veriniz.

Şimdi, burada bir yasa görüşülüyor. Daha önce de -birkaç gün önce- burada bir şike yasası görüşüldü. Ona dedim ki: “Sırtı kalınların yasası.” Bu da aynen öyle. Parası pulu olanlar bu işten men olacak, parasız olanlar tekrar ya kaçak kalacak ya da gidecekler bankalara borçlanacaklar. Bir hesap çıkarttım, asgari ücretle geçinen, bu yasadan faydalanan bir yurttaşımız tam elli ay tek lirasını harcamadan ödese elli ay bu yasayla ilgili… Peki, ne yiyecek, ne içecek?

Şimdi, yurt dışından gelenlerle ilgili -verdiğimiz değişiklik önergesi bununla ilgili- “10 bin euro.” diyorsunuz. Bu çok para, biz 5 binin daha uygun olabileceğini düşünüyoruz.

Mesela “Otuz yaş” diyorsunuz, 30 bin TL… Peki, yirmi yaşındaki insanları milletvekili seçiyorsunuz, neden bu yaşı yirmi beşe getirmiyorsunuz? Neden yoksulları bu işten muaf etmiyorsunuz? Çünkü kafanızda toptancı bir anlayış var.

Vicdani ret… Yani dünyanın her yerinde bir haktır, bir hukuktur, insani bir taleptir ama ne yazık ki bizim ülkemizde vicdani ret talebinde bulunanlar vatan hainliğiyle suçlanıyorlar ve acı bir gerçektir, sol, sosyal bir demokrat olduğunu iddia eden bir partinin milletvekili bile çıkıp “Bu ülkede o kadar ‘vatan’ ve ‘ihanet’ sözcükleri yan yana geliyor ki kim ki vicdani reddi savunursa bu ülkeye ihanet ediyor.” diyor.

Şimdi, Avrupa’nın bir parçası olmaya çalışıyoruz, Avrupa’da vicdani ret bir haktır, AİHM aynı kararı veriyor ama benim ülkemde yani bırakın sağ gelenekten gelenleri, sol gelenekten gelenler bile bir insan hakları ihlali içerisindedirler. Onun için, bu yasada vicdani ret bir hak olarak kabul edilmelidir. Bu yasa eğer böyle olursa… Çünkü savaşın kaynağı insandır. Eğer siz o kaynağı kurutursanız askere de adam bulamazsınız, dağa da adam bulamazsınız, o zaman savaş da olmaz. Hepimiz eğer savaşın önünde bir barikat oluşturacaksak bunları hayata geçirmeliyiz.

Şimdi, vicdani retçiler sadece askerle ilgili değil, vicdani retçiler “Ben silaha karşıyım. Ben ne dağa giderim gerilla olarak savaşırım ne de asker olarak savaşırım.” diyor. Bence vicdanı olan herkes buna “evet” demelidir, daha hakkaniyetten, daha hukuktan yana olmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Hepinize iyi akşamlar diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Veli Ağbaba (Malatya) ve arkadaşları

“21/06/1927 tarih ve 1111 sayılı Askerlik Kanununun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “5.112 Euro” ibaresi “7.000 AVRO”, üçüncü fıkrasında yer alan “7.668 Euro” ibaresi “10.000 AVRO”, dördüncü fıkrasında yer alan “Euro” ibaresi “AVRO” şeklinde ve beşinci fıkrasındaki “Yeni Türk Lirası” ibaresi “Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; hepinize iyi akşamlar.

Ben sözlerime Yemen türküsünün bir parçasıyla başlamak isterim: “Yemen yolu çukurdandır/Karavanı çamurdandır/Zenginimiz bedel öder/Askerimiz fakirdendir.” (CHP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar, önümüze gelen bu teklif, şu açıdan eksikliklerle dolu: 81’inci maddede, askerlik çağına gelmemiş olanlar, çocuklarının askerlik yaşını eğer büyütürlerse, gayet rahat bu bedelli askerlikten yararlanırlar. 81’inci maddede bu konuda büyük bir eksiklik var; bu bir. İkinci bir hadise…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yararlanamazlar… Yararlanamazlar…

MAHMUT TANAL (Devamla) - “Yararlanamazlar”, kanunu ben size vereyim Değerli Ahmet Bey, okursunuz.

İki: Değerli arkadaşlar, bizim Türk parasını koruma mevzuatımız denilen bir mevzuatımız var. Değerli bakanlık ve bu yasayı hazırlayan arkadaşlarımız, herhâlde bundan da bihaber. Bu yasamızın geçici 3’üncü maddesinde, 4077 sayılı Tüketiciyi Koruma Kanunu’nun, bütün mal ve hizmetler de TL olarak gösterilmek zorundadır. Bu bir hizmet ise, bunun karşılığını euro olarak gösteriyor iseniz, Tüketici Kanunu’nun 25’inci maddesine göre, sizi şikâyet edeceğim, suç işliyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var olan hüküm o ya!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Üçüncü bir hadise değerli arkadaşlar: Burada askerliği paraya tahvil etmekle Türk Ceza Kanunu’nun 318’inci maddesi uyarınca, halkı askerlikten soğutma suçu işlenmekte değerli arkadaşlar. Yani bu anlamda, gerçekten, hazırlanan tasarı çok doğru bir tasarı değil. Değerli Bakan şunu söyledi: “Yirmi bir günlük süre, efendim, o dönemde okuma-yazma öğretiliyordu, meslek öğretiliyordu, buna gerek yok.” O zaman Değerli Bakan şunu da yapsınlar, Askerlik Kanunu’nun 41’inci maddesi var, o fıkranın başını okurken sonunun da okunmasını öneririm, “Erbaş ve erlere askerliğe ait bilgilerden başka, okuyup yazmak, yurt ve hayata ait genel kültür bilgilerini öğretir.” Buradaki amaç ise zengin, fakir aynı karavanada yemek yer, aynı yatakhanede yatar, yani böyle bir kültür, böyle bir birleşme, böyle bir hâlden anlama anlamında, sosyalizasyon anlamında bir görevi de vardır. O zaman madem bu kadarını düşündünüz 41’inci maddeyi niye yürürlükte bıraktınız da onu kaldırmadınız? Yani bu anlamda getirilen tasarı gerçekten Anayasa’mızın 10’uncu maddesindeki “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınamaz.” hükmüne aykırılık teşkil etmekte. Bu anlamda hem Anayasa’mıza aykırı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı, Evrensel İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı.

Bu anlamda hepinize saygılarımı sunuyorum, iyi akşamlar diliyorum.

Bu tasarının bir daha gözden geçirilmesine ihtiyaç vardır, aksi takdirde Sporla Şiddet Yasası’nda nasıl o dönem “Efendim, biz hata yaptık. Çok geç vakitti, hepimiz oy kullandık.”, bu tasarıyı da aynı şekilde “Efendim, vakit yoktu, acilendi. Biz bunu çıkarmak zorundaydık.” Yani bu kadar, yangından mal kaçırırcasına bunun bir anlamı yok. Sayın Başbakanın iki dudağının arasından çıktı, “Ben bedelli askerlik yapacağım.” diye… Tüm milletvekillerinin uyma mecburiyeti yok. Elimizi vicdanımıza koyalım, vicdanımızla hareket etmemiz gerekiyor.

Hepinize saygılar arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına,

Görüşülmekte olan 82 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1. maddesinin 1. paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“21/6/1927 tarihli ve 1111 Sayılı Askerlik Kanununun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “5.112 Euro” ibaresi “5.112 Avro”, üçüncü fıkrasında yer alan “7.668 Euro” ibaresi “7.668 Avro”, dördüncü fıkrasında yer alan “Euro” ibaresi “Avro” şeklinde değiştirilmiştir.”

Arz ve teklif ederiz.

                                                                                        A. Şefik Çirkin (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Şefik Çirkin, Hatay Milletvekili.

Buyurun Sayın Çirkin. (MHP sıralarından alkışlar)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Değerli Başkanım, yüce Meclis; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan 82 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin birinci paragrafının aşağıdaki şekilde değiştirilmesi noktasında söz alıyorum.

“21/6/1927 tarihli 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun ek 1’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan ‘5.112 euro’ ibaresi ‘avro’, üçüncü fıkrasında yer alan ‘7.668 euro’ ibaresi ‘avro’, dördüncü fıkrasında yer alan ‘euro’ ibaresi ‘avro’ şeklinde değiştirilmiştir.”

Şimdi, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız için de -aynı zamanda yurt içinde olduğu gibi- ortaya konan bu ücretin ve bedelin yüksek olduğu kanaatindeyiz. Zaman zaman Hükûmetin çeşitli sayın bakanlarının, ekonomiden sorumlu sayın bakanların, Sayın Başbakanın ifadesinde olduğu üzere, dünya üzerinde yaşanan küresel krizden ülkemizin gerektiği kadar etkilenmediği yani bir başka deyişle teğet geçtiği, Avrupa’nın şu durumda olduğu, bu durumda olduğu, Avrupa ekonomisinin çökmekte olduğu, Avrupa ekonomisinin yaşadığı sıkıntıların Türkiye’de yaşanmadığı ifade edilmekte. Yani bir başka deyişle, Avrupa’daki ekonomide sıkıntı olduğunu kabul etmekteyiz Hükûmet olarak. O zaman, bu durumu bile bile niçin, neden, hangi saikle, hangi akılla ya da hangi gerekçeyle gurbetçi vatandaşlarımızın ödeyecekleri bedeli yükseltiyoruz? Bu makul bir gerekçe olmasa gerek. Yani yurt dışında yaşayan, orada da belki işini kaybeden veyahut herhangi bir işe giremeyen sayısız vatandaşımız varken yine bu yasayı yurt içinde olduğu gibi yurt dışındaki vatandaşlarımız adına da adaletsiz bir şekle getiriyoruz.

Değerli Meclis, bu yasanın bu şekliyle değişmesi yurt dışındaki gurbetçilerimiz adına da yasanın adaleti açısından önemli bir gösterge olacak, vicdanlara su serpecek ve aynı zamanda adaleti bir nebze olsun tesis edecektir. Ayrıca, temel eğitim noktasında son günlerde biz tam temel eğitimin bu yasa içerisinde olmamasına itiraz ettiğimiz, teklif gelir gelmez ve sadece siyasi partiler olarak değil, toplumun çeşitli kesimlerinden buna itiraz geldiği bir dönemde çeşitli gazeteler, çeşitli basın organları tarafından Genelkurmay Başkanlığından geldiği, yani bedelli askerlik ya da bir başka deyişle makbuzla muafiyet yasasından temel eğitimin çıkarılması noktasında esas talebin Genelkurmay Başkanlığından geldiği kamuoyuna ifade edilmiştir, çeşitli basın-yayın organları bunu söylemiştir. Şimdi, buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum: Bunu öğrenmek milletin hakkı, bunu öğrenmek bu yasa üzerinde sabahlara kadar çalışan Meclisin hakkı. Biz bu talebin kimden geldiğini bilmek istiyoruz ve Genelkurmay Başkanlığının Hükûmetten bedelli askerlikte temel eğitimin kaldırılması, temel eğitimin ortadan kaldırılması adına bir talebi olup olmadığını merak ediyoruz ve bunu huzurlarınızda Sayın Bakana soruyoruz. Bu açıklığa kavuşmalıdır. Hoş, bu talep kimden gelirse gelsin yanlış bir taleptir ama muhatabımızın Hükûmet mi Genelkurmay mı olduğu noktasında biz muhatabı Meclis olarak alırız. Demokratikleşmede, her fırsatta sivil demokrasiden, ileri demokrasiden bahsettiğimiz bir ortamda yani Genelkurmaydan -eğer hakikaten geldiyse- her gelen talebi bu şekilde süratle değerlendiriyor muyuz ve bir dahaki taleplerde de her talebe her zaman süratle değerlendirecek miyiz, doğrusu bunu merak ediyoruz.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Başkan, zatıalinizi de saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- 1111 sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “celp, sevk, eğitim, izin, sağlık, özlük hakları, geçici ve kesin terhis işlemleri,” ile “hizmet hesabı,” ibareleri yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Orhan Düzgün, Tokat Milletvekili.

Buyurun Sayın Düzgün. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, seçim öncesinde ve seçim sonrasında, bugün bu Mecliste bulunan siyasi partilerin bedelli askerlikle ilgili birtakım söylemleri vardı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim de aynı konuyla ilgili seçmene vermiş olduğumuz sözler vardı. Biz, bugün de bu sözlerimizin arkasındayız.

Değerli arkadaşlarım, seçme ve seçilme hakkı olan herkes siyaset yapabilir, siyasetçi olabilir ancak devlet adamı olmak bir tutarlılık gerektirir, bir kararlılık gerektirir, güvenilirlik gerektirir, inandırıcılık gerektirir. Benden önce konuşan hatipler Sayın Başbakanın seçim öncesinde bedelli askerlikle ilgili düşüncelerini bu kürsüden okudular. O nedenle ben tekrar okumayacağım ancak kısa bir bölüme değinmek istiyorum: “Gerekiyorsa biz bunu seçimlerden sonra, bu Anayasa meselesinde dâhil olmak üzere, eğer referanduma gitme durumu olursa, biz kalkarız böyle bir süreci ancak referanduma taşırız ki halkımız bunun kararını versin çünkü ben şahsen böyle bir sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem çünkü parası olan var, parası olmayan var. Parası olan bastıracak parayı askerlikten kurtulacak, parası olmayan gidecek askerlik yapacak. Kimlerle görüştüysem ben, kenar köşedeki, izbe yerlerdeki vatandaşım, onlar bu işe sıcak bakmıyor.”

Değerli arkadaşlarım, bu arada Sayın Başbakana da geçmiş olsun dileklerimi iletmek isterim.

Arkadaşlar, siyaset yapabilirsiniz, seçim kazanabilirsiniz, seçimlerde meydanlarda söz verebilirsiniz ancak bu ülkede siyaseti dürüst yapmak lazım, doğru yapmak lazım. Artık bu ülkede bir klasik oluşturdunuz; seçim meydanlarında başka konuşuyorsunuz, uygulamaya gelince başka şeyler yapıyorsunuz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Vatandaş takdir ediyor.

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Seçim meydanında “Bedelli askerlik yok.” diyorsunuz, buraya gelince “Parası olanlar bedelli askerlik yapsın.” diyorsunuz. Seçim meydanlarında “Teröristlerle görüşecek kadar şerefsiz değiliz.” diyorsunuz, sonra Oslo’ya gidip protokoller imzalıyorsunuz. Bu dürüst bir siyasi yaklaşım değildir.

Değerli milletvekilleri, biz bu tasarı Komisyona geldiğinde… Ki Komisyona gelişi bile hatalıdır. Cumhuriyet Halk Partisinin önergesi görmezden gelinmiştir Komisyonda. Buna rağmen bu tasarının doğru dürüst çıkabilmesi için üç tane teklif önerdik. Bunlardan birisi son derece basit bir teklifti. Dedik ki: “Bu kanun yayımlandığı tarihten değil, 1/1/2012 tarihinden itibaren yürürlüğe girsin.” Şimdi, değerli milletvekilleri, insanlar şu anda elleri yüreklerinde bekliyorlar, “Acaba bu kanun ne zaman çıkacak, ne zaman yayımlanacak? Biz faydalanacak mıyız, faydalanmayacak mıyız?” Bu kadar basit bir öneri bile AKP’li Komisyon üyelerince reddedildi. Başka bir öneri daha sunduk, dedik ki: “Bugün silah altında bulunanlar, devlete olan yükümlülüğünü yerine getirmiş olan kişiler…” Vatandaş kaçmamış, göçmemiş, bahane uydurmamış, kalkmış, askere gitmiş. Şimdi, bir kanun çıkaracağız bugün bu Mecliste, bu insanlar askerlik yapmaya devam edecekler, 30 bin lirayı verenler askerlik yapmayacaklar.

Sayın milletvekilleri, bu vicdani bir durum değildir. Biz bu önerimizi tekrarlıyoruz. Bu insanları, devlete olan görevini, yükümlülüğünü yerine getiren insanları cezalandırmayalım. Gelin, bu insanlar da bundan yararlansınlar. Onlar da eğer şartları taşıyorlarsa, ücretlerini ödesinler ve askerlik görevlerini yapmış sayılsınlar. Bunun kime, ne zararı var?

Yine, değerli milletvekilleri -akşamdan  beri konuşuluyor- burada konuşulan rakamlar yüksek rakamlar. Bu ülkede, gerçekten, dişinden tırnağından para artırarak çocuğunun askerlik yapmasını istemeyen insanlar var. Gelin, bunlara kolaylık yapalım -inatlaşmanın hiçbirimize bir faydası yok, hiç kimseye bir faydası yok- bu rakamları düşürelim, daha çok kişi bu haktan yararlansın.

Değerli milletvekilleri, bütün bu önerilere kulak tıkıyorsunuz ama millet de bütün bunları görüyor, bilmenizi isterim.

Aslında, bunun böyle olacağı seçim öncesinde de belliydi. Nasıl belliydi? Sayın Başbakan Kuzey Irak ziyaretinde Barzani’yle bir türkü söylüyordu. Türküyü biliyorsunuz. Ne diyordu türkü: “Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir.” Evet, gözüken o ki askerimiz fakirden olacak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizler de -hepiniz- çok iyi biliyorsunuz ki ordu peygamber ocağıdır. Bu ocakla ilgili konuşurken herkesin iki kere düşünüp konuşması gerekir. Hele de bizim gibi bu orduyla ilgili kararlar alacak olan kişilerin mutlaka ve mutlaka çok ciddi düşünmeleri gerekir.

Şimdi, arkadaşlar, biliyorsunuz, uygulamış olduğunuz “sıfır sorun politikası” sayesinde bütün komşularımızla gırtlak gırtlağayız. Nasıl gırtlak gırtlağa geldik? Irak bombalanırken mübarek bir ramazan ayında camilerde ezan okunurken bombalanan Irak’ta siz burada dediniz ki: “Amerikan ordusunun başarılı olması için dua ediyorum.”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kim dedi?

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Bakın o günkü gazetelere kimin dediğini görürsünüz, görürsünüz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bizden kimse demedi.

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Görürsünüz, açın gazetelere bakın.

Değerli milletvekilleri, 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekâtında varını yoğunu her şeyini ortaya döken Kaddafi’yi bir lağım çukurunda linç edenlere çuvalla para gönderdiniz. Bugün bütün dünya basınında, Suriye’de terör eylemi yapan kişilerin Türkiye tarafından desteklendiği yazıyor, hem de çarşaf çarşaf  yazıyor.

Sayın milletvekilleri, çok ciddi endişe ederim ki bu uygulamanızın sonucu bize yeni fakir asker tabutları olarak önümüze konulacaktır. Artık bu İsrail taraftarı, bu emperyalist taraftarı politikanızdan vazgeçiniz. Eğer bunu yapmazsanız bunun bedelini yine bu coğrafyanın çocukları ödeyeceklerdir.

Bu nedenle hepinizin yeni baştan bunları tekrar düşünüp, kendi vicdanınıza göre oy kullanmazını istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Düzgün.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle de tüm İslam âleminin ve aziz milletimizin muharrem ayını tebrik ediyorum. Ülkemize ve insanlığa huzur, barış ve hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başında tarihî bir vakayı sizlerle paylaşmak ve yorumunu da sizlerin takdirine bırakmak istiyorum. Herhâlde aramızda Topal Osman ismini yani Giresunlu, istiklal mücadelesinin bu yiğit kahramanını bilmeyen yoktur. 1912 Balkan Savaşı esnasında devlet, her haneden ya erkek evladını askere alıyor ya da bedelini. Osman’ın babası, her baba gibi evladına düşkün, oğlunu askere göndermek istemiyor. Parayı Osman’ın eline veriyor ve asker alma şubesine yatırmasını istiyor. Osman, bunu onur meselesi yapıyor, babasından aldığı parayı devlete yatırmıyor, dikkatinizi çekiyorum arkadaşlar, bu parayla çevreden asker toplayıp Trakya’ya geçiyor. Kadere bakın ki Çorlu yakınlarında dizine gelen bir şarapnel parçasıyla dizinden yaralanıyor, “Topal” namını da işte bu yüzden alıyor. Aynı Topal Osman, Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslara karşı Kafkaslarda savaşıyor, 1920’deki Koçgiri isyanının bastırılmasında önemli faydalar temin ediyor. Değerli Karadeniz milletvekilleri, Pontus çetesine karşı da Karadeniz halkını savunuyor.

Bu anıyı ve bu kahramanı neden sizlere anlattım? Hem bedelli askerlik hem vicdani ret hem de Sayın Başbakanın, adına özür diledikleri, milletvekilinizin de katliamla suçladığı Dersim meselesindeki atalarımız, dedelerimizle ilgili konuşurken daha dikkatli olmaya, daha merhametli olmaya davet ediyorum hepinizi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ali Şükrü Bey’i kim öldürdü?

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bir devleti ayakta tutan güç ne ekonomik varlığı ne stratejik coğrafyası ne de topu tüfeğidir. Bir devleti ebet müddet kılan şey, adaletle yönetiliyor olması, adaletle hükmediliyor olmasıdır. Vatandaşlar arasında devleti yönetenlerin adil olduğu ve tüm vatandaşlarına eşitlik içerisinde davranıldığı inancı var ise o devlet ayakta durur ve ilelebet yaşar. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” sözünün arkasındaki temel felsefe de budur.

Kimselere danışmadan, Meclis gruplarının katkılarını temin etmeden Meclise getirdiğiniz bu tasarının bu ölçülere uyduğuna gerçekten inanıyor musunuz değerli milletvekilleri? Eğer “Vicdanım rahat.” diyorsanız, o zaman milletin vicdanı ile sizinki ayrı düşmüş demektir. Hafta sonlarında birçoğumuz seçim bölgesindeydi, ben de öyle, vatandaşa sorduk bu tasarıyı, bir dokun bin ah işit sanki, vatandaş burnundan soluyor, kendi evladı faydalansın ya da faydalanmasın bu haksızlığa karşı çıkıyor. Diyor ki: “Fakir fukara bu ülkenin vatandaşı değil mi? Bu nasıl bir uygulama? Fakiri, zenginiyle dedelerimiz hep beraber kan döküp, can vererek bu devleti birlikte kurmadık mı? Çanakkale’de kucak kucağa yatan askerlerin evlatları, torunları arasında bu ayrımcılık niye? Bu yetkiyi kim verdi size Sayın Hükûmet?” Bu sese kulak vermek mecburiyetindesiniz. Bu rahatsızlığı gidermek ve insanları ikna etmek mecburiyetindesiniz. Bu tasarının vatandaşımızı huzursuz ettiği ortada. Şeyh Edebali’nin sözünü tekrar hatırlarsak, insanı yaşatmak sadece onun sırtını pek, karnını tok tutmakla mı olur? Elbette hayır. Vicdanını, yüreğini fethedip, aklı ile inançları arasında bir köprü kurmak da gerekmez mi? Bu tasarının parası olanlar ile olmayanlar arasında büyük bir haksızlığa yol açtığını aslında sizler de görüyorsunuz, vatandaşın tepkisini azaltmak için milletin kulağına hoş gelebilecek tatlı sözlerle aklını çelmeye çalışıyorsunuz. “Efendim, bedelliden elde ettiğimiz geliri şehit yakınları ve gazilerimize aktaracağız.” diyorsunuz. Bu kesimleri istismar ederek haksız bir uygulamayı meşrulaştırmaya çalışıyorsunuz. Bunun adı düpedüz siyasal rüşvettir. Şehit yakınları ve gaziler evlatlarını ebet müddet devlet ülküsü ve al bayrağına duyduğu sevgisi için kurban verdi, aktaracağınız üç beş kuruş için değil, adaletsiz uygulamalar ile devletin altı oyulsun, boşaltınsın diye hiç değil. Kaldı ki bu istismarı Anayasa değişikliğinde de yaptınız yani ilk vukuatınız değil. O zaman da Anayasa değişikliğini kabul ettirmek için “Bu değişikliği şehit ve gaziler için de yapıyoruz.” diyordunuz, Anayasa değişikliğini yaptıktan sonra bugüne kadar bu kardeşlerimiz için ne yaptınız? Şehit yakınları ve gazilerimize yardımcı olacaktınız da elinizi tutan mı oldu? İllaki onları yeniden hatırlamak için bir deprem mi olması gerekiyordu? Yani bedelli askerliği haksız bulanlar, devletin hayrına olduğunu düşünmeyenler bu oylamada “hayır” derse sizin mantığınıza göre şehit ve gazilere hürmetsizlik mi yapmış olacak? Bu oyunu onlara sevgisizlik olarak mı telakki edeceksiniz? Bu sakat bir mantıktır arkadaşlar. Bu Meclise şehit yakınları ve gazilere destek olmak üzere ne getirdiniz de Milliyetçi Hareket Partisi “hayır” demiştir? Milleti birbirine düşürerek hükûmet etmeyi daha ne kadar içinize sindireceksiniz? Bedelli askerlik hususunda getirin teklifinizi, milleti memnun edecek olgunlukta bir kanun için Meclis gerekli katkıyı sunsun, herkes eteğindeki taşı döksün ve kanunu tüm millet sahiplensin. Ayrıca, Milliyetçi Hareket Partisinin çok daha önceden, ordunun ihtiyaçları dikkate alınarak ve adalet duygusu da göz ardı edilmeden bir bedelli askerlik çıkarılması teklifi de var. Sayın Genel Başkanımız da bu meseleye mümkün olduğu ölçüde olumlu yaklaştığını söylemişti zaten. Fakat muhalefetle birlikte çalışabilme ve bu demokratik üslubu içselleştirme gibi bir kültürden maalesef uzak olduğunuz için, Meclise karga tulumba getirdiğiniz tasarı birçok eksiklik ve haksızlıkla dolu. Bu tasarıdaki eksiklik ve adaletsizlikleri de millete anlatmak durumundayız.

Değerli milletvekilleri, bir taraftan Hükûmetin İsrail’e, diğer taraftan Suriye’ye yaptığı boş ve anlamsız meydan okuyuşlar dolayısıyla hedef ülke hâline geldik. Hani Başbakan diyordu ya “Nereden nereye.” diye. Kendi ifadenizle “örnek ülke”den hedef ülke hâline gelmek nasıl bir başarıdır, milletin takdirine arz ediyoruz. Rusya’nın, İran’ın, Suriye’nin birleşerek aynı anda ülkemizi tehdit ettikleri başka bir zaman dilimini hatırlamıyorum. Herhâlde sıfır sorundan kastınız bu olmasa gerek. Herhâlde böyle bir şeyi siz de hayal etmiyordunuz. Milleti sıcak bir çatışmanın eşiğine getirmiş tavır ile şimdi milletten özür dileme sırası Sayın Erdoğan’dadır. Kendi bileceği iş. Ama bizi enterese eden şey, bu kadar hassas günler yaşanır iken bize en çok lazım olacak silahlı kuvvetlerimiz, ordumuz olmayacak mı? Soruyorum kıymetli arkadaşlar: Bu bedelli askerlik tasarısını beklediniz beklediniz, tam bu anı mı buldunuz Meclise getirmek için?

Silahlı kuvvetlerin komutanlarıyla görüşürseniz, bedelli askerlik dolayısıyla bundan faydalanamayan erlerin morallerinin son derece bozuk olduğunu göreceksiniz. “Bu moral bozukluğunu gidermek kolay olmayacak.” diyorlar. Bu tasarıyı Meclise getirirken böyle bir sonucu herhâlde düşünmemiş olmalısınız ki silah altındaki erlerin maneviyatının bozulmaması için herhangi bir şey düşünülmemiş tasarıda.

Örneğin, bu tasarıda, hâlihazırdaki erlerin de daha erken terhisi gündeme getirilebilir ve belki birazcık da gönüllerin alınmasına vesile olunabilirdi. Böyle bir dengeleme mekanizması düşünülmediği gibi, bedelli askerlik süresinde geçirilen yirmi bir günlük eğitim safhasının da kaldırıldığını görüyoruz âdeta milletin nasırına basarcasına ve millet infial içinde.

Yurt dışında yaşayan kardeşlerimiz hariç olmak üzere, yurt içinde bedelli askerlik statüsünden faydalanacak olanların bu eğitimi almaları, sorumluluk ve yükümlülüğün bir nebze de olsa paylaşılması daha iyi olmaz mıydı?

“Postal giymeden parayla tezkere.” diyor vatandaş bu tasarıya. Devleti ve Meclisi bu kadar yıpratma hakkını, millî değerlerimizi yozlaştırma ayrıcalığını nereden buluyorsunuz değerli AKP milletvekilleri?

Ordu ve milletin el ele olduğu toplumlarda güçlü güvenlik konseptinden bahsedilebilir. “Gençlere de bir kolaylık göstereceğim.” diye milletiyle ordusunun arasını açmaya, askerin maneviyatını kırmaya hiç kimsenin hakkı olmasa gerek.

Gelelim otuz yaş üzerindekilerin yapacakları 30 bin lira ödemeyle yükümlülükten kurtulma hususuna. Otuz yaşını 31 Aralıkta doldurmuş, bir gün önce doğanların günahı ne kıymetli arkadaşlar?

Bu ve benzeri birçok haksızlıklarla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - …dolu bu tasarıya Milliyetçi Hareket Partisi olarak, doğrusu millete de şikâyet ederek, uzaktan, mesafeli yaklaştığımızı belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen İbrahim Binici, Şanlıurfa Milletvekili.

Buyurun Sayın Binici.

BDP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tipik bir Başbakan Erdoğan klasiğini bu tasarıyla bir kez daha yaşıyoruz. Neden mi? Tarih 15 Ağustos 2005, yer Diyarbakır: “Kürt sorunu ne olacak?’ diyenlere diyorum ki bu ülkenin Başbakanı olarak herkesten önce benim sorunumdur.” diyerek Kürt seçmenlere göz kırpan Başbakan Erdoğan 15 Temmuz 2011 tarihli İstanbul konuşmasında partimizi de tehdit ederek “Bu ülkede Kürt sorunu yoktur.” diyor ve Kürtlere aba altından sopa gösteriyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yanlış söylüyorsun.

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Evet, yanlışsa siz değerlendirin.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Başbakanın söyleyeceklerini anlayabilecek kapasitede değilsin.

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Sen kimsin? Sen kürsüye karışamazsın.

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen… Lütfen Sayın Metiner.

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) - Kürsüye karışamazsın… Kürsüye karışamazsın, bu, halkın kürsüsüdür.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çarpıtma!

BAŞKAN – Sayın Metiner…

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Konuşma. Başbakan sana ne söyledi, onu hatırlatmayayım sana.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kürt sorunu yokmuş varmış, ne anlarsın sen.

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Sen ne anlarsın, sen bundan ne anlarsın?

Lütfen Başkan, müdahale edin.

BAŞKAN – Ediyorum.

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Lütfen müdahale edin.

BAŞKAN - Sayın Metiner, lütfen…

Sayın Binici, buyurun, siz Genel Kurula hitap edin.

SIRRI SAKIK (Muş) – İbrahim, bu tarafa konuş.

BAŞKAN - Lütfen Sayın Metiner.

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Ne demek oluyor?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İbrahim, muhatap alma.

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – 15 Ağustos 2005, yer Diyarbakır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yakışıyor mu sana?

Sayın grup başkan vekilleri, ayıptır ya, iki laf söyleyin…

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) - “Kürt sorunu ne olacak?’ diyenlere diyorum ki bu ülkenin Başbakanı olarak herkesten önce benim sorunumdur.” diyerek Kürt seçmenlere göz kırpan Başbakan Erdoğan 15 Temmuz 2011 tarihli İstanbul konuşmasında partimizi tehdit de ederek aba altından sopa göstermektedir.

Tarih 11 Şubat 2008, yer Almanya Köln, Arena Stadyumu.  “Asimilasyon bir insanlık suçudur. Kimse Türkleri asimile edemez.” diyerek Almanya’da Türkçe öğrenim gören ortaöğretim kurumlarının açılması gerektiğini savunan Başbakan Erdoğan, 24 Eylül 2010 tarihli Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında “Anadilde eğitim isteyenlere sesleniyorum: Türkiye’de resmî dil Türkçedir. Anadilde eğitim yok.” diyerek ikinci yüzünü sergilemektedir. Başbakan Erdoğan bunu hep yapıyor, karakolda doğru söylüyor ama mahkemede şaşıyor.

Başbakan Erdoğan, 17 Mart 2011 tarihinde bedelli askerlik konusu için kendi ifadeleriyle aynen bunları söylüyor: “Biz kalkarız da böyle bir süreyi ancak referandumda tartışırız ki halkımız bunun kararını versin.” diyor ve devamla “Ben şahsen böyle bir sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem çünkü parası olan var, parası olmayan var. Parası olan bastıracak parayı askerlikten kurtulacak, parası olmayan gidecek, askerliği tıpış tıpış yapacak.” diyerek yoksul kesimlere de selam göndermeyi ihmal etmiyor.

Şimdi, sormak istiyorum: “Ben şahsen böyle bir sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem.” diyordun, söyle Allah aşkına Sayın Erdoğan, Başbakan olarak mı, AKP Genel Başkanı olarak mı yoksa Tayyip Erdoğan olarak mı bu sorumluluğunuzun altına girdiniz? Gerçi bizleri bu kimliğine, kapatılan DTP eski Genel Başkanı Sayın Ahmet Türk’le yaptığın görüşmede AKP Genel Başkanı sıfatını kullanarak alıştırmıştın.

Yine sormak istiyorum Sayın Başbakana: “Parası olan var olmayan var.” diyordun. Şimdi, parası olmayana para dağıtıp adalet mi sağlayacaksın? Bedel veremeyen fakirlerin isyanı meşhur bir Urfa türküsünde ne de güzel dile getirilmiş: “Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir.”

Üzerinde yaşadığımız bu topraklar da çok büyük değerler yetiştirdi. Nasreddin Hoca da bunlardan biridir. Ne güzel de demiş Nasreddin Hoca hikâyesinde: “Parayı veren düdüğü çalar.” Anlaşılan o ki AKP bu düdüğü çok pahalıya çaldırmaya niyet etmiş. Vicdani reddi tartışmaktan korkarak gündeminden çıkaran AKP Hükûmeti bu tasarıyla cüzdanı reddi kanunlaştırmakta sakınca görmemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin malumu olduğu üzere günümüze kadar bedelli askerlik uygulaması 1987, 92 ve 99 yıllarında çıkarılan kanunlarla toplam 3 kez yapılmıştır. Çıkarılan kanunlardan yarar sağlayanların sayısı ise 1987 yılında 18.433 kişi, 1992 yılında 35.111 kişi, 1999 yılında ise 72.290 kişidir.

Çıkarılan bu kanunlardan yarar sağlayanların sayısında bir noktayı dikkate çekmek istiyorum: Yapılan her düzenlemede yarar sağlayan kişi sayısı bir önceki düzenlemeden yarar sağlayan kişi sayısının tam 2 katıdır. Yani katlanarak büyümekte olan bir yığılma olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Başbakan Erdoğan bu tasarıyı kamuoyuna açıklarken bakaya kalanların sayısındaki artışın ciddi boyutlara ulaştığını ve bedelli askerlik uygulamasıyla bu yığılmanın azaltılmasını hedeflediklerini ifade etti.

1987 ve 92 yıllarında yapılan düzenlemelerle amaçlanan, ortaya çıkmış olan bu yığılmanın eritilmesine yöneliktir. 1987'deki ilk düzenlemeden beş yıl sonra 92 yılında aynı şartlardan dolayı yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur.

Arkasındaki amacı farklı lanse edilse bile yığılmanın eritilmesinde önemli bir işlev gördüğü anlaşılan 1999 yılındaki 3’üncü uygulama, şimdi görüşmekte olduğumuz Tasarı’nın, kronikleşmiş olan bu sorununa kalıcı çözüm getirmediği ortadadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzunca bir süreden beridir bedelli askerlik beklentisi yazılı ve görsel medyanın da gündemini meşgul etmektedir. Medyada yer alan kimi haberlere göre yirmi altı yaş sınırı olup askerliğini henüz yapmayan yükümlü sayısının 500 bini aştığı belirtiliyor. Yaş sınırının otuz olması hâlinde ise yükümlü sayısının 400 bin civarında olduğu belirtiliyor ama bu insanların kaçında 30 bin lira ödeme gücü var, işte o belirtilmiyor.

Yine, hepimizin malumu üzere Genelkurmay Başkanlığı bir ilke imza atarak personel mevcudunu kamuoyuna açıkladı. Bu açıklamaya göre toplam yükümlü personel sayısı 467 bin 197 kişidir.

Şimdi sormak istiyorum…

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hamaset dolu laflarla kendimizi ne de başkalarını kandıramayız. Kimseye bir faydası da yok.

“Her Türk asker doğar" veya "Her millet" gibi laflarla birbirimizi kandırmayalım. Ne her Türk asker doğar ne her Fransız asker doğar ne her Alman asker doğar ne her İngiliz asker doğar ne de her Kürt asker doğar, olsa olsa hepsi insan doğar.

Bu bağlamda vicdani ret konusunu içeren, alternatif sivil...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – …hizmet seçeneklerinin yer aldığı kalıcı çözümler üzerinde çalışmak gerektiğini düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Binici.

Madde üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 72’nci maddesinde askerlik hizmeti tanımlanmıştır. “Vatan hizmeti” adı altında geçen bu maddede askerlik hizmetini bir görev, bir hak olarak tanımlamaktadır. Yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için askerlik hizmeti bir hak, aynı zamanda bir görevdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bedelli askerlik tarihine baktığımızda, ilk bedelli askerlik, Islahat Fermanı, 1856 tarihinde çıkmıştır. 1856 tarihinde gayrimüslimler için askerlik bir görev olmuştur. Bununla birlikte, o dönemde çıkarılan kanun metniyle gayrimüslimlere ve Müslim tebaaya “bedeli askeriye” adı altında bir meblağ tutarında bedelli askerlik ilk defa Osmanlı devrinde tanımlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti dönemindeki uygulamalara baktığımızda, 1987 yılında yine bedelli askerlik çıkartılmıştır. Dönemin iktidarı Anavatan Partisi. 1992 yılına geldiğimizde yine Askerlik Kanunu’nda değişiklik yapılmıştır. Dönemin iktidarı, Doğru Yol Partisi ve Sosyaldemokrat Halkçı Parti koalisyonu iktidarıdır. 1999 yılına geldiğimizde yine Askerlik Kanunu’nda değişiklik yapılmıştır ve bu değişiklikte bir bedel karşılığında askerlik imkânı tanınmıştır. Burada da koalisyon var. Koalisyonda Milliyetçi Hareket Partisi, Anavatan Partisi ve DSP iktidarı bulunmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi sözcüleri, burada gelip konuşuyor ve açıkça kanuna karşı olup olmadıklarını da belirtmiyorlar ancak sanki AK PARTİ İktidarının bedelli askerlikle ilgili bir durumu söz konusuymuş gibi bahsediyorlar. Hâlbuki 1999 yılında da koalisyonun bir parçası idiler.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Biz, PKK’lıların affedilmesine, PKK’lıların askerliklerine itiraz ediyoruz kardeşim, anlamadın mı?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Başka bulaşacak yerin yok mu?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1987 yılında 198 bin kişi müracaat hakkını kazanmış iken, müracaat edebilecekken, 18 bin kişi yararlanmıştır; 1992 yılında 243 bin müracaat olabilecekken 35 bin kişi; 1999 yılında da 344 bin kişi müracaat edebilecekken 74 bin kişi yararlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yabancı devletlerdeki askerî tanımlamalarla ilgili de örneklemek gerekir ise: Çin Halk Cumhuriyeti’nin ordusu büyük bir ordu. Çin Halk Cumhuriyeti’nin nüfusu da dünyanın en büyük nüfusu. Buna rağmen askerlik orada zorunlu değildir, orada gönüllüler fazla olduğu için, ordu da büyük olduğu hâlde bu ihtiyacı karşılamaktadır. Diğer taraftan, İsviçre gibi ordusu bulunmayan devletlerde ise bir hafta, on beş günlük, yükümlülerin yaşam süresinde belli bir dönemde bu ihtiyaç giderilmektedir. Ordusu olup İsrail gibi ülkelerde ise askerlik zorunludur, hem bay hem de bayan için zorunludur.

Dünyada bu örneklerden sonra Türkiye'ye geldiğimizde de, Türkiye'de askerlik zorunlu olduğu için -Sayın Bakanımız da burada bahsetti- yaklaşık kırk beş yaşın üzerinde 70 bin civarı bakaya ve saklı bulunduğu göz önüne alındığında dönem dönem bedelli askerliğe maalesef ihtiyaç hasıl olmaktadır. Bu bir gerçektir; bu bir, Türkiye'nin realitesidir. Buradan siyaset çıkarmak doğru değildir diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer taraftan, buradan sağlanacak gelirlerin kamu yararına, şehit yakınlarına, er ve erbaş mağdur olanların ailelerine, özürlülere harcanacak olması da bu kanun için bir artı durumdur diye düşünüyorum.

Diğer taraftan, dövizli askerlikle ilgili kanun düzenleyicisi tasarı hâlindeki bu metni güzel kaleme almıştır diye düşünüyorum. 5 bin avro karşılığında meri kanun uygulanacakken, yirmi bir gün askerlik yapmayla ilgili de ileri kanundan yararlanılacaktır. Yani şöyle ki: Kanun yürürlüğe girmeden önce müracaat eden, yurt dışındaki, dövizli askerlik yapan yükümlüler 5 bin avro verecektir; diğer taraftan yirmi bir günlük zorunlu askerliği de yapmayacaktır. Bu şu manada çok önemlidir: Mevcut askerin moral durumu ve yükümlünün hayatında, yaşamında bir kesinti olmaması anlamında da kanun tasarısının lehinde bir hükümdür diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Can.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, Hatip, bizim bedelli askerlikle ilgili duruşumuzu anlayamamış, sayın milletvekillerimize yanlış bilgi veriyor. Burada bedel ödeyip askerlik yapmamak var. Bundan öncekilerde bedel ödeyip askerlik yapılıyordu. Terör örgütü mensuplarının bile faydalanacağı bir bedelli askerlikten elbette Milliyetçi Hareket Partisi olarak memnun olmamız mümkün değildir. Arada çok büyük farklar var.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Engin Özkoç, Sakarya Milletvekili.

Buyurun Sayın Özkoç. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı, orduların Başkomutanı Sayın Abdullah Gül AKP Hükûmetine seslenerek dedi ki: “Bu yasa çıkarken vicdanlarımız rahat olmalı.” Bu yasa, bu akşam, AKP Hükûmetinin Türkiye’den gizleyerek sabaha kadar çarçabuk çıkarttığı bu yasa vicdanları rahatlatan değil, ömür boyu vicdanları sızlatan bir yasa olacaktır.

Hükûmet şöyle diyor, Sayın Başbakan diyor ki: “Biz bu yasadan elde ettiğimiz paralarla şehit ailelerine yardımcı olacağız.” Ne bu yasa? Bedelli askerlik. Şehit ailesine verilen para ne? Bedel. Neyin bedeli? Kanın bedeli. Yani şehit oldukları için, fakir oldukları için, parayı ödeyemedikleri için askere gidip de ölenlere zengin oldukları için, parayı ödeyebildikleri için ailelerin verdiği kan bedelidir, ölüm bedelidir. Bu akşam bunu oylayacaksınız. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekili arkadaşlarım, aranızda analar var, fakir olup da milletvekilliğine basamak basamak gelen vekiller var. Gözlerinizi kapatın, siz bir mahallede yaşıyorsunuz, sizin evladınız askere gidecek ve paranız yok. Şimdi, hemen yanınızdaki komşuysa 30 bin lirayı çıkartıp, bedelini ödeyip evladını askere göndermeyecek. Sizse evladınızı gönderiyorsunuz. AKP’deki analara sesleniyorum: Gönderdiğiniz evladınız üç ay sonra, dört ay sonra tabutuyla karşınıza geldiğinde yandaki komşunuzun kan parasını kabul eder misiniz, içinize sindirir misiniz? Yüreğiniz gerçekten bu kan parasını, kan bedelini, ölüm bedelini içinize sindirir mi? Bu telaş nedir, nedir bu telaş? (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var ya! Demagoji yapma!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Bakın, ben bir şeyi daha merak ediyorum. Bu ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Sayın Tayyip Erdoğan diyor ki: “Ben ağzımdan çıkan lafın sahibiyim, sözümün eriyim, ben kabadayı bir başbakanım, ben halkımdan yana bir başbakanım.”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangi sözünde durmuş!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Ve diyor ki: “Ben bu bedelli askerliğin altına imzamı atmam, elimi sokmam.” Kim bu Başbakana tükürdüğü tükürüğü yalattı, tam üç ay sonra kim yaptı? Nasıl geriye adım attı? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, lütfen…

BAŞKAN – Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Sayın Başbakan geldiği bu noktanın gelip de Türkiye Büyük Millet Meclisinde hesabını vermek zorundadır. Sayın Başbakan şimdi eğer böyle bir bedel ödüyorsa bu bedeli kime ödediğini açıklamalıdır. Egemen güçlere mi ödüyor?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var ya, bu kadar demagoji yapıyorsun.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Kendisini destekleyen bir avuç zengine mi ödüyor?

Sayın Başbakan dün söylediği sözü bugün geriye çekiyorsa, bunu ona geriye çektirten gücü Türk Milletine söylemeye mecburdur. Eğer söylemezse vebal altında kalacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEYNEP KARAHAN USLU (Şanlıurfa) – Bugün polemik yapıyorsun, başka da bir şey yapmıyorsun.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Analar, babalar, fakir evlatlar sizleri unutmayacaktır. Anaların iki eli öbür dünyada da yakanızda olacaktır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkoç.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Konuşmacı, Grup Başkanımız, Başbakanımız hakkında ağza alınmayacak sözler söylemiştir, burada kendisini özre davet ediyorum, özür dilemesi lazım ve aynı şekilde, sataşmadan dolayı da söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sataşmadan dolayı 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Değerli milletvekilleri, burada gecenin bu saatinde bir yasa tasarısını hep birlikte görüşüyoruz. Eleştirilerimiz olacak ve katıldığımız, katılmadığımız tarafları olacak. İşin prensibine baktığınızda, doğallığına baktığınızda sizlerin de genel başkanlarınızın, grup başkan vekillerinizin, aynı şekilde, bedelliyle ilgili tekliflerinin olduğu ve buraya vermiş olduğu teklifler var. Katılmadığınız hususlar var. Siz o bedelliyle ilgili teklifleri verirken kan parası olarak mı verdiniz onu? Size sormak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Biz yoksula da verdik.

AHMET AYDIN (Devamla) – Burada demagoji yapmaya kimsenin hakkı yok. Siz de bedel istediniz. Siz de bedel istediniz. (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bizim teklifimizde öyle bir şey yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yüreğiniz varsa yarın üçte görüşelim.

AHMET AYDIN (Devamla) – Kaldı ki bu kürsüde tükürdüğünü yalayıp gelip yemin edenler sizlersiniz. Eğer tükürdüğünü yalamaksa… (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yüzde 50 oy aldınız; haydi halka gidelim, halka. Haydi referanduma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AHMET AYDIN (Devamla) – Eğer bu tükürdüğünü yalamaksa kimin tükürdüğünü yaladığını bütün Türkiye kamuoyu çok iyi biliyor, burada demagoji yapmaya gerek yok.

Değerli arkadaşlar, referandumla ilgili hususa gelirseniz, Sayın Başbakanımız… Eğer bu konu Anayasa, yeni Anayasa yapım süreci içerisinde değerlendirildiği takdirde referanduma o şekilde gidilebilir. Bir kanun değişikliği arkadaşlar, referanduma gitmez.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Olsun, biz gideriz!

AHMET AYDIN (Devamla) – Referanduma giden Anayasa’dır, bir defa okuyun, öğrenin, öyle gelin konuşun! Burada bağırmaya, çağırmaya, hakaret etmeye hiç kimsenin hakkı yok.

Biz burada bir kanun tasarısı hazırladık ve gerekçesini açıkladık. Sayın Başbakanımız da açıkladı, bizler de açıkladık. Bu bir beklenti, kamuoyunda oluşan bir beklenti ve bunu daha önce 1987’de, 1992’de, 1999’da sizler hepiniz çıkardınız. Sizlerin iktidar ortak olduğunuz dönemlerde de çıktı. Sizler bunu çıkarırken, başka amaçlarla mı çıkardınız?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onlardan farklı bu!

BAŞKAN -  Sayın Akar, lütfen…

AHMET AYDIN, (Devamla) – Değerli arkadaşlar, olayı bu kadar saptırmayalım, olayı başka mecralara çekmeyelim, lütfen samimi konuşalım, dürüst konuşalım. Hakaretvari bir şekilde de konuşmayalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada askerlik filan yok; mektuplu askerlik, makbuzlu askerlik var!

AHMET AYDIN (Devamla) - Yoksa burada her söze verilecek cevabımız var ama biz Parlamentoyu çalıştıralım istiyoruz, halkın beklentilerine uygun bir şekilde çalışmaları sürdürmek istiyoruz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İSTANBUL) – Sayın Başkan, Sayın Aydın konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisinin daha önce vermiş olduğu teklifin bedel bölümünün kendi Hükûmet tasarısıyla aynı mahiyette olduğunu…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Aynı mahiyette demedim, sizde de bedel var dedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Sizde de para var” dedi.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – “Aynı mahiyette” dediniz, tutanaklara bakarız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru, sizde bedel yok mu?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sataşma nedeniyle söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, sataşma nedeniyle buyurun iki dakika söz veriyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, doğru ama onlarda da bedel var.

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Aydın konuşmasında bizim Sakarya Milletvekilimiz Engin Özkoç’un yaptığı konuşmayı değerlendirerek, Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu teklifte de bir bedel olduğunu ifade etti. Evet, doğru, bizimkinde bir bedel var, karşılığında yirmi bir gün temel askerlik var, Sayın Engin Özkoç’un kastettiği bedel bu değil. Siz, buradan elde ettiğiniz gelirlerle şehit ailelerine bir yardım yapacaksınız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne güzel bir şey işte.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yani, bunun şehit ailelerinde yaratacağı rahatsızlığa dikkat çekti Sayın Özkoç.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz ne yapacaktınız parayı, turşusunu mu kuracaktınız?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ayrıca devam ediyorum: Sizinkinde bir bedel var ama askerlik yok. Askerlik nerede arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Mektupta, mektupta…

ALİM IŞIK (Kütahya) – İadeli taahhütlü!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yani bir bedel var ama askerlik yok. Bizimkinde bir bedel var; parasız olan, parası olmayan vatandaşa hitap eden bir bölüm var. Eşitliğe, adalete uygun bir düzenleme. Sizde o yok, sizde 30 bin liran varsa “Gel kardeşim.”, 30 bin liran yoksa “Benim vatandaşım değilsin.”; bu anlayış var.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Çağdaş bu, çağdaş.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İkisi arasında çok temel bir fark var yani siz şunu diyorsunuz: Hani vatandaş demiş ya: “Ben benzin zammından etkilenmiyorum, her zaman 100 liralık alıyorum.” Sizinki bu mantık, yani “Ekmek bulamıyorsa pasta yesinler.” demiş Fransız Kraliçesi, onun gibi bir şey.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Paranın turşusunu mu kuracaktınız?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İkisi arasında böyle çok ciddi bir fark var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Topladığınız parayı ne yapacaktınız, topladığınız parayı?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ben yine sizin grubunuzda çok büyük bir kesimin vicdanına bu tasarının sinmediğini biliyorum, bunu biliyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sen kendi grubuna bak, bizim grubumuzda problem yok.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – O vicdanlara sesleniyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/524) (S. Sayısı: 82) (Devam)

BAŞKAN – Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Veli Ağbaba, Malatya Milletvekili.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bedelli askerlik konusuna geçmeden, bugün sıkça tartışılan Dersim’le ilgili düşüncelerimi kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ayrımcılık ve nefret konusunda tescili olanlar Dersim’le yüzleşemezler. Her fırsatta kin ve nefret kusanlar aynaya bakıp önce kendileriyle yüzleşsinler.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – İlk önce kendi içinizi düzeltin.

VELİ AĞBABA (Devamla) – “Alevilerin katli vaciptir.” diyen Ebussuud’u yere göğe sığdıramayanlar Dersim’le yüzleşemezler. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz yüzleştik, siz de yüzleşin.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Çoluk çocuk demeden Alevileri kılıçtan geçiren Kanlı Yavuzların, Kuyucu Muratların…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Genel Başkanına bak, Genel Başkanına, o ne dedi?

VELİ AĞBABA (Devamla) – …siyasi torunları Dersim’le yüzleşemezler. (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ya bırak!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Geç onu!

VELİ AĞBABA (Devamla) – İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı sırasında Karacaahmet Cemevinin inşaatına kepçeleri, dozerleri sokanlar Dersim’le yüzleşemezler.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok komik oluyor!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sivas’ı yakanlar, Maraş’ı insan mezbahasına çevirenler Dersim’le yüzleşemezler.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Genel Başkanına git söyle, Genel Başkanına.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kim çevirmiş, kim?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sivas canilerinin avukatlarını bakan yapanlar, milletvekili yapanlar Dersim’le yüzleşemezler. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Yanlış gruba bakıyorsun. Yanlış yere bakıyorsun.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir siyasi partinin genel başkanının inancını, etnik kimliğini sorgulayanlar, miting meydanında yuhalatanlar Dersim’le yüzleşemezler.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Dersim’le siz yüzleşin.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sen sus! Sen konuşma Mehmet’çiğim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizin döneminiz…

BAŞKAN - Sayın Metiner…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sen bu işlere girme. Sen bu işlere girme.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sen bu işlere girme.

BAŞKAN - Sayın Ağbaba, lütfen Genel Kurula hitap edin.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bak karşınızda konuşan milletvekili. Karşınızda konuşan milletvekili.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizin utancınız, siz yüzleşin.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Hiçbir zaman eğilip bükülmemiş, hiçbir zaman siyasi görüşlerini milletvekilliğine satmamıştır birileri gibi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz katlettiniz, siz yüzleşin.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sus! Otur yerine Metiner! Sus, otur yerine!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Geç, onu geç! Sen Nazım Hikmet’in hesabını ver!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sen herkese laf atmak zorunda mısın ya!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Karşındakini başkasına benzetme sen Metiner. Karşında solcu, devrimci bir milletvekili var. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kim, devrimci kim!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sen sus! Konuşma sen! Konuşma! Sus!

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen, Hatib’e…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kim, devrimcilik kim!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Haddini bil, konuşma.

Sen, dün, kendi katillerine, kendi cellatlarına ip atansın sen.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen, konuya gelir misiniz. Sayın Ağbaba…

Değerli arkadaşlar…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kim, devrimcilik kim!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Devrimciyi sana öğretirim. Devrimciliği sana öğretirim. Nazım Hikmet’i sana okuturum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Nazım Hikmet’i hapislerde çürüttünüz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sen dünkü siyasi görüşlerini bir milletvekilliği uğruna satan adamsın! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Geç şunu! Terbiyeli ol!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Evet… Bu işleri iyi bilen sensin.

Değerli arkadaşlar…