DÖNEM: 24                                                                    YASAMA YILI: 2

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 5

23’üncü Birleşim

24 Kasım 2011 Perşembe

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Oturum Başkanı Sadık Yakut’un, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle konuşması

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Elâzığ Milletvekili Şuay Alpay’ın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı

3.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, Doğu Anadolu fay hattı ile ilgili çalışmaların incelenmesi ve olası depremlere karşı alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/65)

2.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 23 milletvekilinin, su kaynaklarının potansiyelinin tespit edilerek korunması ve bilinçli kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/66)

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 20 milletvekilinin, arıcılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/67)

B) Duyurular

1.- Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yazısı ile Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince, Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım ve Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın, tutuklu olarak yargılanmalarına devam edildiğine dair dosyaların, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmasına ilişkin duyuru (3/639)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve arkadaşları tarafından, kadına yönelik şiddetin tespiti amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24/11/2011 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin 24/11/2011 Perşembe günü Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran ve arkadaşları tarafından, AB ile tam üyelik sürecinde yaşanılan sorunların tespiti hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24/11/2011 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- 81 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın, gündemin üçüncü sırasına alınmasına ve görüşmelerinin 24/11/2011 Perşembe günkü birleşimde yapılmasına, görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

VIII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- İç Tüzük’ü uygulamadığı, keyfi davrandığı gerekçesiyle Başkanın tutumu hakkında

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/138) (S. Sayısı: 80)

3.- Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/510) (S. Sayısı: 81)

 

X.- SÖYLEVLER

1.- Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek’in, Genel Kurula hitaben konuşması

 

XI.- OYLAMALAR

1.- Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bazı davalarda görev yapan savcılara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/160)

2.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Devlet memurlarına verilen çocuk yardımına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/569)

3.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Anadolu Ajansı yayınlarına ve çalışanlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/577)

4.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, memur ve işçi sendikalarında üye sayılarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/579)

 

5.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, emeklilerin sorunlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/715)

6.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, kadın istihdamının artırılmasına yönelik projelere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/716)

7.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Başbakanlığa alınacak bir uçağa ve bir açıklamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/841)

8.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Başbakanlık tarafından kullanılan özel uçakların maliyeti, giderleri ve kullanım alanlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/936)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak yedi oturum yaptı.

Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu,

Niğde Milletvekili Doğan Şafak,

Niğde ilinde meydana gelen don afetinden zarar gören patates üreticilerinin mağduriyetlerinin giderilmesine;

Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’ne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin toplumsal olaylarda kullanılan gaz bombasının insan sağlığına etkilerinin (10/62),

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 milletvekilinin, yerel basın ve yayın kuruluşlarının sorunlarının (10/63),

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, futbol kulüplerinin yönetimini düzenleyen mevzuattan kaynaklanan sorunların (10/64),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek’in resmî davetlisi olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek’in, 24 Kasım 2011 Perşembe günkü birleşimde Genel Kurula hitaben bir konuşma yapma isteğine ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.

20 Ekim 2011 tarihinde, Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve arkadaşları tarafından (100 sıra no.lu) cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin tespiti amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 23/11/2011 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

20 Ekim 2011 tarih ve 475 sayı ile hayvansal üretimimizdeki düşüşün asıl sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün çıkarına olup olmadığının ortaya konması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin 23/11/2011 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ile,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır,

Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın partilerine;

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin Genel Başkanına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu ve arkadaşları tarafından 27 Ekim 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına kadına yönelik şiddetin nedenlerinin araştırılması hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (95 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 23/11/2011 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Bastırılarak dağıtılan ve gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan 80 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 2’nci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun haftalık çalışma günlerinin dışında 25 Kasım 2011 Cuma günü saat 14:00'te (11/4) ve (11/5) esas numaralı gensoru önergelerini görüşmek üzere toplanmasına ve bu birleşimde (11/4) ve (11/5) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 17/11/2011 tarihinde dağıtılan ve Genel Kurulun 17/11/2011 tarihli 20’nci birleşiminde okunan (11/4) ve 22/11/2011 tarihinde dağıtılan ve Genel Kurulun 22/11/2011 tarihli 21’inci birleşimde okunan (11/5) esas numaralı gensoru önergelerinin Genel Kurulun 25/11/2011 Cuma günkü gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınmasına, Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ve Genel Kurulun 24 Kasım 2011 Perşembe günkü birleşimde 22 sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün Grubuna,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmelerine devam olunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/423) (S. Sayısı: 21) görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

2’nci sırasına alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (2/138) (S. Sayısı: 80) 1’inci maddesi kabul edildi, 2’nci maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.

İstanbul Milletvekili Celal Adan, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın şahsına,

İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin Grubuna,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

24 Kasım 2011 Perşembe günü alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 22.58’de son verildi.

 

                                                                    Sadık YAKUT

                                                                    Başkan Vekili

                Bayram ÖZÇELİK                                                                  Mine LÖK BEYAZ                 

                          Burdur                                                                                  Diyarbakır                       

                       Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye


II.- GELEN KâĞITLAR

            No: 35

24 Kasım 2011 Perşembe

Rapor

1.- Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/510) (S.Sayısı: 81) (Dağıtma tarihi: 24.11.2011) (GÜNDEME)

 

 

            No: 35’e Ek

24 Kasım 2011 Perşembe

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 Milletvekilinin Doğu Anadolu Fay Hattı ile ilgili çalışmaların incelenmesi ve olası depremlere karşı alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/65) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)

2.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 23 Milletvekilinin, su kaynaklarının potansiyelinin tespit edilerek korunması ve bilinçli kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/66) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 20 Milletvekilinin, arıcılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/67) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)

 

 


24 Kasım 2011 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere geçiyoruz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Oturum Başkanı Sadık Yakut’un, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle konuşması

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, bugün Öğretmenler Günü. Öğretmenler tarih boyunca bilginin, medeniyetin, sevginin, barışın timsali ve örnek insanlar olmuşlardır. Milletimizin ahlaki ve kültürel yönden güçlü, medeniyet bakımından gelişmiş, küresel rekabette başarılı olmasının yolu öğretmenlerimizin üstün çalışmalarına bağlıdır. Çağdaşlık yarışını kazanmanın anahtarı toplumu inşa etme faaliyetlerini yürüten öğretmenlerin elindedir. Öğretmenlerimizi aklın ve bilimin öncülüğünde, akademik ve sosyal yönden donanımlı bireyler olarak yetiştiren, kişilik hamurumuza biçim vererek dünyayı kavramımızı sağlayan, özgürlüğü, bağımsızlığı, ulusal egemenliği, cumhuriyeti ve demokrasiyi koruyan ve yücelten kuşaklar yetiştiren öğretmenlerimize borcumuz oldukça büyüktür. Geçmişte eğitim-öğretime hizmet etmiş öğretmenlerimiz başta olmak üzere yurdumuzun her köşesinde görev yapan öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü yürekten kutluyor, ebediyete kavuşmuş olan öğretmenlerimizi rahmetle anıyor, tüm öğretmenlerimize başarılar diliyor, saygılar sunuyorum.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle söz isteyen Elâzığ milletvekili Şuay Alpay’a aittir.

Buyurun Sayın Alpay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Elâzığ Milletvekili Şuay Alpay’ın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti ve Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Bizi büyük yıkımlara ve acılara uğratan Van ve Erciş depremlerinde 600’ü aşkın vatandaşımızla birlikte 75 öğretmenimizi, 75 meşalemizi kaybettik. Çoğu hayatının ilkbaharında olan o genç kardeşlerimiz, bugünkü Öğretmenler Günü’ne ulaşamadan, öğrencilerine doyamadan, ideallerine kavuşamadan ve ruhlarındaki ışığı ülke sathına yayamadan, aktaramadan genç yaşta hayata veda ettiler.

Van’ın ve Erciş’in evlatlarını, bizim evlatlarımızı ve yavrularımızı eğitmek için Türkiye'nin dört bir yanından yollara düşmüşlerdi, ama üzerlerine çatılar çöktü, duvarlar yıkıldı, dönüş yolları kapandı ve ebedî yolculuklarına çıktılar.

Depremlerde şehit olan öğretmenlerimizin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum, şehit öğretmenlerimizin ailelerine, yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Acımız büyük, mahzun ve kederliyiz. 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü de böyle hüzün içerisinde ve acılarla kutluyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’mizin gücüne güç kattığı bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçiyoruz. Türkiye'nin, dünyanın en güçlü ülkeleriyle rekabet edebildiği, demokrasisini kurumsallaştırarak hızla geliştirdiği ve bu büyüyen tabloda hiç şüphesiz en önemli ve en kıymetli rol ve fedakârlık öğretmenlerimizindir.

Bu sebeple, öğretmenlerimizi daima minnetle ve şükranla anmak ve onlara vefa borcunu mutlaka ödemek zorundayız. Göstermek zorunda olduğumuz bu vefa, aslında bizim kendi geleceğimize ve kendimize verdiğimiz önemle de doğrudan ilişkilidir, çünkü kalkınmanın en önemli taşıyıcıları öğretmenlerdir. Toplumun esas rehberleri ve önderleri de öğretmenlerdir.

Hayat içerisinde anne-baba olarak karşı karşıya kaldığımız sorunlarla başa çıkamadığımızda ve mümkünsüz yollara girdiğimizde aklımıza ilk gelen öğretmenlerdir ve evlatlarımız için ilk teslim ettiğimiz emanetler de öğretmenlerdir.

Unutmayalım ki hiçbir öğretmen sadece belli bir dersin, sadece belli bir bilim dalının öğretmeni değildir. Her öğretmen hayatın dönüşümünde çocuklarımıza ve gençlerimize rehberlik yapmaktadır. Bize millî ve manevi değerleri aktaran, evrensel doğruları öğreten, aidiyetimizi güçlendiren, bilginin şekillendirdiği dünyada bizi rekabete hazırlayan ve toplumun damarlarına nüfuz etmiş olan öğretmenlerimiz ve öğretmenlerimizin yaptığı işler sadece sınıfla, okulla sınırlandırılamaz. Onların Anadolu’nun en ücra köşelerinde başlayan maceralarının bin bir ağır şartlarda nasıl bin bir renkli öykülere taşındığını hepimiz yakın biliriz ve şahitlik etmişizdir.

Evet, bu yönüyle öğretmen hayatın rehberidir. Bu nedenle, öğretmenlerimize olan borcumuzu onlara sadece bugünde olduğu gibi güzel sözler söyleyerek ve günde bir defa anarak ödemiş olmayız.

Öğretmenlerimiz için daha ileri adımlar atmak, onların toplumsal statülerini, itibarlarını mutlaka daha fazla güçlendirmek zorundayız. Zira, öğretmenlerin itibarı bilginin, bilimin ve sanatın itibarıdır. Hepimizin bildiği ve dağarcığımızda var olan bilgilerle biliriz ki, bizim geleneksel terbiye sistemimizde öncelik öğretmenin, alimindir. Bunun içindir ki, ilmin kapısı olan, Hazreti Ali Efendimizin ifadesiyle bize bir harf öğretenin kulu ve kölesi oluruz. Öğretmen bu sebeple kutsaldır.

Yetiştirdiği her insanı yeniden kullanabilen toplum akılcı, uygar bir toplumdur ancak yetişkin insanların en iyilerini öğretmenlik mesleğine seçebilen toplumlar en güçlü toplumlardır. Bilgiye erişimin çok çeşitlenmiş olması, İnternet üzerinden bilgiye erişiyor olmanın kolaylığı, öğretmenlerin değerini ve kıymetini asla gözden uzak tutturmamalıdır ve konuda asla bir sapmaya yol açmamalıdır.

Ben, AK PARTİ hükûmetlerinin ilk günden itibaren eğitime sağlamış olduğu katkıyı, ilk günden itibaren bütçeden aldığı payın ne noktaya geldiğini hatırlatıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum, Öğretmenler Günü’nü yeniden kutluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Alpay.

Gündem dışı ikinci söz, 24 Kasım Öğretmenler Günü ve öğretmenlerin sorunları hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Zühal Topcu’ya aittir.

Buyurun Sayın Topçu. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne yönelik olarak Milliyetçi Hareket Partisi adına gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime Van depreminde yaşamlarını kaybeden 75 öğretmenimizi, 75 fidanımızı, 75 eğitim neferimizi anarak başlamak istiyorum. Ruhları şad olsun, Allah rahmet eylesin.

Hayatlarını kaybeden öğretmenlerimizin adlarını ve yaşam öykülerini Sayın Bakanımızdan her ne kadar duymasak da gönlümüzdeki ve dağarcığımızdaki yerleri hep taze kalacaktır.

Bir milletin millî, ahlaki ve kültürel yönden güçlü ve medeniyet bakımından kalkınmış olması öğretmenlerinin üstün çabalarına bağlıdır. Millî birlik ve beraberliğimizin teminatı saygıdeğer öğretmenlerimizdir.

Öğretmen, en genel tanımıyla öğrenmeye rehberlik eden kişidir. Bu süreçte öğretmenin önemli sorumlulukları, büyük fedakârlıkları vardır. Öğretme, evrensel bir uğraştır. Yaşadığımız çevrede her ebeveyn çocuklarına, usta çırağına, öğretmenler öğrencilerine sürekli bir şeyler öğretirler; yani sürekli bir öğretme ve öğrenme durumu söz konusudur.

Her Öğretmenler Günü’nde öğretmenler anılır ve vaatler birbirini izler. Diğer taraftan, eğitim sistemindeki tüm olumsuzlukların ve başarısızlıkların nedeni olarak da maalesef öğretmenler görülür. Göreve gelen her bakan öğretmenlerin üç ay tatil yaptığını, kahvehanelerden çıkmadığını, gelişim ve değişime kapalı oldukları söylemlerini sıklıkla dile getirirken, toplum gözünde öğretmenler hedef gösterilmekte ve itibarsızlaştırılmaktadır.

Böylece, belli bir eğitim politikası oluşturulamayan, bir nevi yapboz tahtasına dönen millî eğitimin arka planda kalan büyük ve gerçek sorunlarının üstü örtülmekte ve âdeta kasıtlı olarak hedef saptırılmaktadır. Maalesef bu yapılırken de büyük bir özveri ve fedakârlıklarla görevlerini yerine getiren öğretmenlerimiz acımasızca eleştirilmekte, en amiyane tabirle, harcanmaktadırlar. Öğretmenin bir makine olmadığı, insan olduğu, bir ailesinin olduğu ve de en önemlisi yaşamsal ve yasal haklarının olduğu, bilerek ya da bilmeyerek, göz ardı edilmektedir.

Öğretmenlerimizin bugünlerde yaşadıkları bazı sorunları da birkaç başlık altında toplayabiliriz:

Öğretmenlerin gelir durumu, ülkemiz şartları göz önünde bulundurulduğunda, çok da iyi durumda değildir. Öğretmenlerin ücretleri, OECD ve Avrupa ülkelerinden daha düşüktür. Bu durum, kendini geliştiren, yenileyen öğretmen modelinin önüne geçen en büyük engeldir. Son yapılan eşit işe eşit ücret kanununda da öğretmen ve akademisyenler unutulmuş, ek ödemeleri de artmamıştır. Aynı unvan arasındaki ücret farklılığını gidermek adına çıkarılan kanun hükmündeki kararname ile üst düzey bürokratlar arasındaki ücret farklılıkları giderilmiş ancak eğitim ve öğretimin yükünü taşıyan eğitimciler göz ardı edilmiştir.

İktidarın istihdam anlayışı, her türlü güvenceden mahrum, tayin hakkı olmayan, aile bütünlüğünün korunmadığı -özellikle bunu vurgulamak istiyoruz- türlü istismarlara açık, sendikasız, güvensiz ve güvencesiz bir sisteme zemin hazırlamaktadır.

Bugüne kadar, millî eğitim bakanları, her öğrenci kayıt döneminde, kayıt parası ve zoraki bağış alınmayacağına dair genelge ve açıklamalar yapmışlardır. Bu sene de yine aynı açıklamalar yapılmasına rağmen, öğretmenler sorumlu tutulmuş, okul yöneticileri sorumlu tutulmuş ve valiliklere gönderilen genelgeyle de bu öğretmen ve yöneticiler hakkında soruşturmalar açılmıştır.

Ataması yapılmayan öğretmenler konusu ayrı bir yara olarak ülkenin gündeminde yerini işgal etmektedir.

Ayrıyeten, ücretli öğretmenlerle eğitim-öğretim hizmeti yürütmeyi marifet sayan iktidar, atama bekleyen öğretmenlerin Bakanlığın ihtiyaçlarını karşılayacak kadrolar olduğunu da göz ardı etmektedir.

Genel olarak bakıldığında kalabalık sınıflar, lojman ihtiyaçlarının karşılanmaması gibi birçok sorunlar hâlâ dağ gibi karşımızda durmaktadır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Topcu.

Gündem dışı üçüncü söz yine Öğretmenler Günü münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Turhan Tayan’a aittir.

Buyurun Sayın Tayan. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı

TURHAN TAYAN (Bursa) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Atatürk’ün “Başöğretmen” unvanını kabul ettiği 24 Kasımı otuz yıldan bu yana Türkiye genelinde Öğretmenler Günü olarak kutluyoruz. 24 Kasım 1928’de açılan millet mekteplerinde yediden yetmişe herkese okuma yazma öğretilebilmesi için seferber olundu. Yüce Önder Atatürk, millet mekteplerinde bizzat yazı tahtasının başına geçerek dersler verdi.

Bu yıl 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü hüzünle kutluyoruz, çünkü geçtiğimiz günlerde Van depreminde 75 öğretmenimizi şehit verdik, güneydoğuda onlarca öğretmenimiz teröristlerce şehit edildi. Acımız büyüktür. Başta Başöğretmen Atatürk olmak üzere tüm şehit öğretmenlerimizi ve kaderiyle ölen öğretmenlerimizi saygı, rahmet ve şükranla anıyoruz.

Bilindiği gibi öğretmen varlığıyla ülkeleri aydınlığa kavuşturan insandır. Öğretmenin olduğu yerde çatışma yoktur, uzlaşma vardır çünkü öğretmen bilginin, sevginin simgesi, cehaletin düşmanıdır. Öğretmenlerimiz, bu bilinç ve inançla yurdumuzun en ücra köşelerine kadar uygarlık savaşçıları olarak gururla çalışmaktadırlar.

Sayın milletvekilleri, öğretmenlik mesleklerin sorumluluğu en yüksek olanı ve en onurlusudur, çünkü insanların ve toplumların yegâne mimarları öğretmenlerdir, çünkü çocuklarımızın körpe dimağlarını Atatürk ilke ve inkılaplarıyla süsleyen yine öğretmenlerdir.

Teknoloji ne denli gelişirse gelişsin eğitimde öğretmenin alternatifi yoktur ve olamaz. Çünkü öğretmen, sadece bilgi yükü, sadece veri deposu değildir; o, bunun ötesinde sevgisi, içtenliği ve davranışıyla çevresinde örnek ve önder olan kişidir. Öğretmen, eğitim sisteminin temel direğidir. Bu gerçeklerden dolayıdır ki Başöğretmen Atatürk “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin değeri, sizin beceriniz ve özverinizin derecesiyle orantılı olacaktır. Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” diyerek öğretmenlik mesleğinin büyüklüğünü vurgulamıştır.

Sayın milletvekilleri, bu denli önemli ve onurlu bir mesleğin mensuplarına onların layık oldukları sosyal ve ekonomik imkânları veriyor muyuz? Üzülerek “Hayır” diyorum. Yüz binlerce öğretmen açığına rağmen, öğretmenler atanamamakta, itilip kakılmaktadır. Seçimlerde verilen sözler unutulmaktadır. Sözleşmeli öğretmen çalıştırmaya ilişkin uygulama yaygın bir biçimde sürmekte, öğretmenler maddi sıkıntı içinde kıvranmaktadırlar. Meslek yükselmelerinde bilgi, beceri ve yeterlilik gibi önemli ölçütler değil, maalesef siyasi tercihler etkili olmaktadır. Birçok öğretmen eşlerinin bulunduğu yerleşim birimlerinden yüzlerce kilometre uzaklarda aile özlemi çekerek yaşamaktadır. Maalesef öğretmen moral çöküntü içindedir. Hizmet içi eğitim için yeterli ve geçerli önlemler alınmamaktadır.

Öte yandan, eğitimin millîliğini ve laik eğitim sistemini delme gayretlerini endişeyle izliyoruz. Endişelerimizi ve önerilerimizi beş dakikalık gündem dışı konuşmaya sığdırmak elbette mümkün değildir. Maalesef, tek başına iktidar, eğitimde reform yerine yaz boz getirmiş ve geriye gidilmiştir.

Öğretmenler Günü vesilesiyle, son önerimiz şudur: Terör ve deprem ile şehit olan 250’ye yakın öğretmenimiz vardır. Bu eğitim kahramanlarının isimlerini yapılan ve yapılacak okullara vererek onları ölümsüzleştirmeliyiz. Bunu, cefakâr öğretmen camiası, eğitim ordusu, Türk millî eğitiminden ve devletinden beklemektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tayan.

Gündem dışı konuşmalara Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bugün, 24 Kasım Öğretmenler Günü. Atatürk’ün Başöğretmen oluşunun 83’üncü yıl dönümünü kutluyoruz. Ben, buradan, sizler vasıtasıyla ve sizlere yönelik olarak da tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutluyorum ve daha nice Öğretmenler Günü’nde mutlulukla, huzurla ve bugünkü yaşadığımız acıları yaşamadan ulaşmayı temenni ediyorum.

Çok değerli milletvekilleri, gerçekten bu yıl Öğretmenler Günü’ne biraz buruk bir yapıyla girdik. Hakikaten, Van’da kaybettiğimiz öğretmenlerimiz bizim içimizde derin bir acı bıraktı. Ben, tekrar Van’daki kaybettiğimiz öğretmenlere, onlara görev şehidi diyoruz, görev şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralı olanlara şifa diliyorum ve ailelerine sabır temenni ediyorum.

Çok değerli arkadaşlar, hayatını kaybeden öğretmenlerimizle ilgili olarak şu ana kadar Millî Eğitim Vakfının yaptığı yardımların ötesinde, Hükûmetimiz de, biliyorsunuz, yaptığı ve yapmakta olduğu birtakım hukuki düzenlemelerle, onların sosyal güvenlik ve bundan sonraki ihtiyaçlarıyla ilgili tedbirleri almış bulunuyor. Yaralı öğretmenlerimizle ilgili olarak da her türlü tedavi hizmetini sunuyor ve onların bundan sonra sağlığa kavuşması için elimizden gelen neyse yapmaya çalışıyoruz.

Daha da önemlisi, yaralı öğretmenlerimizle ilgili, onların bana talebi vardı, enkazdan, sadece enkazdan yaralı olarak kurtulan öğretmenlerimizi de, yine kendi illeriyle veya istedikleri yerde görevlendirerek onların tekrar deprem sendromu yaşamamaları için gerekli tedbirleri almış bulunuyoruz.

Çok değerli arkadaşlar, gerçekten Van depremi bizim üzerimizde büyük bir etki bıraktı eğitim camiası olarak. Normalde biz bu etkiden kurtulmak hem de Van’da hayatın normale dönmesini sağlamak için bir an önce de eğitime başlamayı arzu ediyoruz. Hakikaten bugüne kadarki yaptığımız tespitlerde, size birinci depremden sonra bilgi vermiştim, bugün tazelemek ve ikinci depremden sonraki durum hakkında ayrıntısıyla bilgi sunmak ve ne yapmak istediğimizi anlatmak da istiyorum.

İkinci deprem maalesef birinci depremden daha yıkıcı oldu bizim için. Bu depremde aşağı yukarı 44’e yakın okulumuzun artık kullanılamaz hâle geldiğini gördük, ağır hasarlılar. İlk depremde bu sayı 20’di. Ama her şeye rağmen bizim Van’da 1.018 okulumuz bulunuyor ve bu 1.018 okuldan sadece 44 tanesini kullanamayacak gözüküyoruz. Diğerleri içinse mühendislerin yaptığı teknik incelemeler ve hasar tespitiyle ilgili durumlar tespit edildi ancak orada artçıların devam ediyor olması ve ayrıca binaların daha ayrıntılı bir şekilde analizlerinin yapılarak daha sağlam bir karar verebilmek maksadıyla teknolojiye dayalı bir hasar tespiti yapma gibi bir çalışma da yürütüyoruz. Dolayısıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sahip olduğu deprem analizleri yapabilecek teknolojiyle birlikte yeniden Van’da bir gözlem daha yapacağız ve binalarımızı tek tek kontrol edeceğiz. Bunu da 5 Aralığa kadar tamamlamayı planlıyoruz.

Onun ötesinde, şu ana kadar aşağı yukarı onar derslik olmak üzere 2 tane prefabrik okulumuz hazırlandı, yaklaşık 80’e yakın da ayrıca çadır derslikler, kışlık çadırların derslikleri hazırlanmış vaziyette. Öğrencilerimizin önemli bir kısmı ilgili en yakın okullara naklini yapacak ve taşımalı sistemle eğitimlerini götürecek şekilde tanzim edildiler ama daha da önemlisi eğer Van’dan dışarıya göç eden ister misafir olarak gitmek isteyen veya kalıcı olarak göç etmek isteyen vatandaşlarımız, aileler ve onların çocuklarıyla ilgili de tedbirleri aldık. Şayet imtihanla öğrenci alan okullara taşınacaklarsa, şartları taşıyorlarsa, kayıtlarını yapmak suretiyle, şartlarını taşımıyorlarsa misafir öğrenci olarak kayıtlarını yapmak suretiyle nakillerini yapıyoruz. Ayrıca, özellikle sekizinci ve on ikinci sınıftaki çocuklarımızın istemeleri hâlinde yine istedikleri illerde pansiyonlara yerleştirilerek eğitimlerine başlamalarıyla ilgili tedbirleri de aldık. Bu gönüllü bir şekilde yürütülüyor. İsteyen aileler ve çocuklarını götürüyoruz çünkü biliyorsunuz sekizinci sınıf ve on ikinci sınıf üniversiteye hazırlık ve SBS sınavları için çok önem arz eden sınıflar, onlar için ayrıca özel tedbirler aldık.

Çok değerli arkadaşlar, biz Van’da kaybettiğimiz öğretmenlerimizin hatırasını da yaşatacağız, onları hiçbir zaman unutmayacağız çünkü onlar müstesna bir güç olarak, müstesna bir hizmet sunarken hayatlarını kaybetmiş oldular. Bizim onları unutmamız mümkün değil. Bu vesileyle arkadaşların sıklıkla dile getirdiği birtakım talepleri veya unutulmamalarıyla ilgili teklifleri biz göz önünde bulunduruyoruz ve değerlendiriyoruz.

Öncelikle şunu söylemeliyim: Bugüne kadar görev başında hayatını kaybetmiş, Van depremine kadar -onu kastediyorum- hayatını kaybetmiş -görev başında- veya şehit olmuş öğretmenlerimiz varsa onların ismini zaten biz okullarda yaşatıyor idik. Ayrıca Van depreminde hayatını kaybeden öğretmenlerimizin isimlerini de kendi illerindeki okullarda yaşatmaya devam edeceğiz. Bunu daha önceden kamuoyuyla paylaşmıştım, burada tekrar vurguluyorum ama daha da önemlisi çok güzel bir karar olarak Millî Piyango İdaresi öğretmenlerimizin isimlerini kendi okullarına vermeye karar verdi.

Biliyorsunuz Millî Piyango İdaresi şimdiye kadar kendi reklam bütçesinden Millî Eğitim Bakanlığına okullar yapıp hediye etmekteydi. Bugüne kadar 1 anaokulu, 1 ilköğretim okulu, 41 tane de ortaöğretim okulu olmak üzere yaklaşık 43 tane okul ve 15-16 civarında da pansiyonu bize yapıp teslim etmişti. Millî Piyango İdaresi bir karar verdi. Bu karar doğrultusunda “Millî Piyango” ismi taşıyan okulların isimlerini Van’da hayatını kaybetmiş öğretmenlerimizin isimleriyle değiştirecekler. Ben burada sizlerin huzurunda Millî Piyango İdaresine ve Maliye Bakanımıza bu konudaki hassasiyetleri ve katkıları için teşekkür ediyorum.

Çok değerli arkadaşlar, tabii, öğretmenlerimizin içinde bulunduğu durumu analiz ettiğimizde üzerinde konuşabileceğimiz pek çok sorundan bahsetmemiz mümkün. Bu sorunların her birisini tek tek konuşmak, her birisine dair çözümler getirmek de zaman içerisinde diğer sorunların daha büyümesine sebebiyet verebiliyor. O yüzden, biz, öğretmene verdiğimiz değer ve öğretmenlik mesleğine verdiğimiz önem sebebiyle, öğretmenlikle ilgili meseleleri tek tek ele almak, onlara ayrı ayrı çözümler üretmek yerine, bir bütünlük içerisinde ele almayı ve o doğrultuda bir strateji geliştirmeyi öngördük. O yüzden, Millî Eğitim Bakanlığı tarihinde ilk defa öğretmene odaklanmış bir çalıştay hazırlandı. “Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı” ismini verdiğimiz bu çalıştayı geçtiğimiz hafta biz Antalya’da topladık. Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuyla ilgili, geçmişinde öğretim üyeliği veya öğretmenlik olan milletvekillerimizin daveti yanında, ayrıca, sendika temsilcilerini, üniversite öğretim üyelerini, konuyla ilgili uzmanları, sivil toplum örgütlerini, köşe yazarlarını, aklınıza kim geliyorsa, hatta Atama Bekleyen Öğretmenler Platformunun temsilcilerini, yani bu konuda taraf olarak görebileceğimiz ne kadar kesim varsa bunların tamamının temsilcilerini davet ettik ve iki buçuk, üç günlük bir çalıştay tertip ettik. Bu çalıştay süresince ana hatlarıyla dört ana bölümde konularımızı tartıştık.

Onlardan bir tanesi, eğitim fakültesine gidecek yahut da öğretmen olmak isteyen öğrencilerimizin eğitim fakültelerine gitme süreci ve eğitim fakültelerindeki eğitim süreciyle alakalı alandı. Öğretmenlerin yetiştirilmesiyle ilgili sorunlar bütün ayrıntısıyla tartışıldı ve bu tartışmalarda daha etkin ve verimli hâle getirebileceğimiz eğitim sistemi üzerinde fikirler tespit edildi.

İkinci boyutu: “Öğretmenlerimizin yetişme sürecinde staj yapmalarının acaba usta-çırak ilişkisi içerisinde daha etkin hâle getirilmesi mümkün mü, değil mi?” sorusuna cevap aranmaya çalışıldı.

İkinci ana konu, ana hatlarıyla, öğretmenin seçimi, yerleştirilmesi ve oryantasyon eğitimi ile ilgili konulardı. Bugün, sizlerin bildiği gibi sadece KPSS sınavına dayalı olarak öğretmenlerimiz seçilmekte ve atamaları yapılmakta. Bunun yetersizliği üzerine vurgu yapıldıktan sonra öğretmenlerin nasıl seçilmesi gerektiği, onların Bakanlıkta nasıl yerleştirilecekleri ve istihdam edilecekleriyle alakalı hususlar ayrı bir tartışma mevzusu oldu ve nihayet yine öğretmenlerimizin çalışma hayatları boyunca mesleki gelişimlerinin sağlanması, çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve daha etkin hâle getirilmesi gibi konular ayrı bir tartışma mevzusu oldu.

Son olarak da öğretmenlerin kariyer mesleği, ders vermeleri ve yetişmeleriyle alakalı hususlar üzerinde çok geniş kapsamlı tartışmalar yapıldı. Bu çalışmalardan sonra biz ulusal bir öğretmen stratejisi geliştirmeyi ve bu strateji üzerinde de tedbirlerimizi almayı varsayıyoruz. Bu açıdan bakıldığında az önce milletvekili arkadaşlarımızın gündeme getirdiği öğretmenlikle ilgili meselelerin tamamına dair çok kapsamlı ve çok ayrıntılı bir çözüm stratejisini ortaya koyacağız. Tabii, vaktiyle bununla ilgili belki başka tedbirler alınmış olabilir ama sizler de biliyorsunuz ki dünya sürekli değişmekte ve gelişmekte, yeni teknolojiler ortaya çıkmakta ve yeni yöntemler, yeni öğretme teknikleri ortaya çıkmakta. Bütün bunlarsa uygulamakta olduğumuz mevcut stratejileri değişmeye zorluyor. Bizim yaptığımız bu çalışma dünyadaki değişme ve gelişmeleri de göz önüne alarak millî eğitim sisteminin daha etkin ve verimli hâle getirilmesiyle ilgili, öğretmenin rolünü yeniden tanımlamaya yönelik bir çaba olarak ortaya çıktı.

Tabii, bu süreçte şunu söylemek lazım: Hakikaten öğretmenlerimizle alakalı önümüzde bekleyen bir sorun var, hemen hemen sıklıkla dile getirilen bir mevzu, atama bekleyen öğretmenler meselesi. Bununla ilgili bir fotoğraf size çizmek istiyorum. Daha önceden gündeme gelmesi sebebiyle burada bilgi vermiştim, hem de bilgilerimizi yeniden tazeleyelim diye, son olarak bütçe hazırlıkları sebebiyle 2011-2012 öğretmen kayıtlarını da gözden geçirerek o bilgileri de yeniden tazelemek istiyorum.

İçinde bulunduğumuz durum şu, arkadaşlar: Millî Eğitim Bakanlığı olarak bahsediyorum, tüm Türkiye’deki öğretmenler olarak bahsetmiyorum; Millî Eğitim Bakanlığının bu yıl itibarıyla kadrolu 662 bin öğretmeni bulunuyor, 662 bin kadrolu öğretmenimiz var, 60 bin civarında da ücretli öğretmenimiz bulunuyor. Toplam 722 bin civarında öğretmenle bugün eğitimimizi aksatmadan sürdürmek için çaba sarf ediyoruz. Dışarıda ise eğitim fakültelerinden mezun olmuş, fen edebiyat fakültelerinden mezun olmuş ve öğretmen olma vasfını kazanmış aşağı yukarı 264 bin öğretmen bulunmakta. Şimdi bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum, şu anda bizim ücretle istihdam ettiğimiz sadece 60 bin öğretmen bulunuyor ama dışarıda öğretmen olmak üzere kadro bekleyen yahut da Millî Eğitim Bakanlığından öğretmen olmak için talepte bulunan öğrenci sayımız 264 bin. Bu 264 bin rakamının üzerine iki şeyi daha ilave etmek istiyorum: Onlardan bir tanesi, sadece eğitim fakültelerinden her yıl yaklaşık olarak 44 bine yakın öğrencimizin mezun olduğudur. Yani mesela 2011 yılında 44 binden biraz daha fazla öğrencimiz öğretmen olabilmek için eğitim fakültelerini tamamlamışlardır. Fen edebiyat fakülteleri, fen fakülteleri, edebiyat fakülteleri, ilahiyat fakülteleri, spor ve eğitimle ilgili diğer bölümlerden mezun olan öğrencilerle birlikte baktığınızda, yıllık olarak, öğretmen olabilecek 73 bin insanımız mezun olmaktadır. Hâlbuki Millî Eğitim Bakanlığının bugün toplam ihtiyaç duyduğu kadrolu öğretmen sayısı 40 bin civarında, 60 bin ücretli öğretmene tekabül eden kadrolu öğretmen sayısıdır bu rakam. Millî Eğitim Bakanlığının hedeflerini esas aldığımızda, yani anaokulu, okul öncesi eğitimde eğitim hedefinin okullaşma oranı itibarıyla yüzde 100 olduğunu, ilköğretimde yüzde 100 olduğunu, ortaöğretimde de yüzde 90’ın üzerine çıkmayı hedeflediğimizi göz önünde bulundurursak o zaman bizim öğretmen ihtiyacımız 126 bin civarına çıkmaktadır. Yani bugün bizim yaklaşık 130 bin, hadi bilemediniz, biraz daha rahat çalışacağımızı varsayınız, 150 bin civarında öğretmene -maksimum- ihtiyacımız bulunmakta. Şu anda bile dışarıda kadro bekleyen, atama bekleyen öğretmen sayısının 264 bin olduğunu hesap edecek olursak bu problemin sistemik bir problem olduğunu ve bu problemin çözülmesiyle alakalı olarak da bizim çok daha bütüncül bir perspektif geliştirmemiz gerektiğini ortaya koyuyor. Bu yüzden, eğitim fakültelerinin bölümlerinin kontenjanlarının gözden geçirilmesi, öğretmen ihtiyacı veya öğretmen yetiştirilmesiyle ilgili düzenlemelerin yeniden gözden geçirilmesiyle ilgili kapsamlı bir çalışmaya da ihtiyacımız vardı. Belki Öğretmen Çalıştayı ile ilgili bizim temel gerekçelerimizden birisi de bu olmuştu. O açıdan bu meseleye biz çok daha köklü ve sistemik bir çözüm getirmek için çaba sarf ediyoruz.

Tabii yine belki bu meseleyle alakalı üzerinde duracağım başka bir husus da 2002 yılından bugüne kadar aşağı yukarı 320 bin civarında öğretmenimizin eğitim camiamıza, eğitim ailemize katılmış olduğunu ifade etmektir. 320 bin civarında öğretmen aldık bugüne kadar biz. Dolayısıyla, hele hele son iki yılda yani 2010 ve 2009 yıllarında ise her yıl yaklaşık olarak 40 bin civarında öğretmeni ailemize dâhil ettik. Bu açıdan bakıldığında, son yıllarda oldukça yoğun bir şekilde öğretmen almaya devam ediyoruz. Tabii bu, aynı zamanda öğretmenlerimizin göreve başlamalarıyla birlikte fırsat eşitliğini artıracak bir sonuç da doğuracak. Bu açıdan eğitimin kalitesine çok olumlu etki yapacak diye varsayıyoruz.

Tabii burada şunu hatırlatma ihtiyacını da hissediyorum: Aslında biz eğitim sorunlarından bahsediyorsak sadece öğretmen meselesi üzerinde durarak eğitim problemlerimizi çözemeyeceğimizi de fark etmeliyiz. Öğretmenlerimizin ne kadar fedakârca çalıştıklarını biliyoruz. Öğretmenlik mesleğinin ne kadar bizim toplumumuz içerisinde yüce bir yerde durduğunun, nasıl bir saygınlık taşıyan konumda olduğunun farkındayız. Ama sadece öğretmene bakarak, sadece öğretmen sorununa odaklanarak biz eğitim sisteminin sorunlarını konuşamayız. Şimdi, az önce arkadaşlar, birazcık da duygusal bir perspektifle çocuğundan veya ailesinden ayrı kalan öğretmenlerin atamalarıyla alakalı hususları dile getirdiler. Ben şimdi tüm Türkiye’ye buradan, öncelikle sizlere olmak üzere, bir soru sormak istiyorum. Mesela çocuklarınızın her yıl bir öğretmen değiştirmesini veya her yıl yeni bir öğretmenle yüz yüze gelmesini ister misiniz? Bu soru eğitim sisteminin kalitesi ve çocuklarımızın pedagojik yapısı açısından çok önemli bir sorudur ve bu soruyu lütfen öğretmenlerin ayrı kaldıkları zaman dilimini hesap ederek konuşanlar göz önünde bulundursunlar.

Başka bir soru: Çocuklarınızın eğitime başladıktan sonra, mesela bir 1’inci sınıf çocuğunun sınıf öğretmeni, ilk defa okula başlamış, belki bir aylık, bir buçuk aylık alıştırma sürecinden sonra o öğretmenin o sınıftan alınıp başka bir sınıfa veya başka bir ile gönderilmesini ister misiniz?

Yine, o sınıfa yeni bir öğretmenin geleceği kadar, beş günlük, on günlük, on beş günlük, belki bir aylık bir sürenin eğitim açısından kaybedilmesini kim arzu eder!

Ayrıca, eğitim başladığı hâlde öğretmeni alıp başka bir yere gönderdiğimizde o sınıfa ücretli öğretmen statüsünde bazı PKK yanlısı insanların girmesini arzu eder misiniz?

Öyleyse, eğitim sistemi ve öğretmen meselesiyle ilgili konuları gündeme getirirken hep beraber dikkatli olmalı ve öğretmenlerimizin sorunlarına hep birlikte ortak çözüm için el birliği yapmalıyız. Birbirimizden farklı stratejiler ortaya koyduğumuzda aslında sorun çözülemiyorsa sadece öğretmenlerimizin duygularını kullanmış veya istismar etmiş olabiliriz. Bu açıdan bakıldığında, ben sizlerden destek istiyorum bu anlamda.

Çok değerli arkadaşlar, bir başka hususun üzerinde durmak istiyorum. Hakikaten eğitimin kalitesini artırmak istiyorsak, onun en önemli temel taşının öğretmen olduğunu burada herkes ifade etti. Sugötürmez bir gerçek olarak öğretmen, eğitim kalitesinin en belirleyici ögesidir. O yüzden, öğretmenin kendi mesleki gelişimi kadar öğretmenin sınıfında olması, öğrencilerini sahiplenmesi ve öğrencilerine eğitimi vermesi, onlara rehberlik etmesi de önemlidir. O yüzden, öğretmenlerimizin pek çoğunun değişik alanlarda öğretmenlik kazandıktan sonra değişik alanlarda görevlendirme talep ettiklerini görüyoruz. Size şunu söylemeliyim: Bugün Millî Eğitim Bakanlığında 70 bine yakın öğretmen kendi kadrosunda görev yapmıyorsa, o zaman sürekli olarak görevlendirmeyle ilgili yapılacak taleplerin eğitimin niteliğini bozma konusunda ne kadar etkili olduğunu tahmin etmeyi size bırakıyorum ben.

Bu açıdan bakıldığında, öğretmen sınıfında olmalı, öğretmen öğrencisinin karşısında olmalı ve öğretmen öğrencisi için kendi sevgisini ve kendi emeğini, alın terini ortaya koymalı kanaatindeyim ben. O yüzden, öyleyse, bizim topyekûn odaklanacağımız alan belki öğrenci, belki öğretmen, belki veli ayrı ayrı olabilir ama bir bütünlük içerisinde eğitimin kalitesi olacaksa hepsine birlikte bakmalıyız diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Ben bu vesileyle hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

Sayın Türkmenoğlu, Sayın Özgündüz, Sayın Alim Işık, Sayın Muharrem Işık, Sayın Bürge, Sayın Ağbaba ve Sayın Yeniçeri, söz talepleriniz var ancak İç Tüzük’ün 59’uncu maddesi gereğince gündem dışı en çok üç kişiye söz verebiliyoruz.

Böylece gündem dışı konuşmalar tamamlanmış oldu.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, Doğu Anadolu fay hattı ile ilgili çalışmaların incelenmesi ve olası depremlere karşı alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/65)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

08.03.2010 tarihinde Elâzığ'da yaşanan deprem felaketi ülkemizde derin bir acıya yol açmıştır. Ülkemiz önemli bir deprem kuşağında olmasına karşın, ayrıca Doğu Anadolu Fay Hattı'nın çok aktif olduğu açık ve net ifade edilmesine karşın bugüne kadar bu bölgede hiçbir önlem alınmadığı açıkça görülmüştür.

Doğu Anadolu Fay Hattı; Muş-Varto, Bingöl-Karlıova, Elâzığ-Kovancılar ve Sivrice, Malatya-Doğanyol, Pütürge, Doğanşehir, Adıyaman-Gölbaşı, Maraş ve Hatay'a kadar uzanmaktadır.

Bu hatta, yıllardır oluşan birikimin boşalmasının her an olabileceği Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nün daha önce hazırladığı raporlarda açık ve net olarak ifade edilmesine karşın, bu fay üzerinde çok geniş yerleşim alanları olmasına karşın hiçbir önlem alınmadığı açıkça görülmüştür.

Sonuçta; Elâzığ'da oluşan depremin bu fay hattı üzerinde her an olabileceği mevcut raporlarda yer almıştır. Ancak, sonuçta bu bölgede depreme karşı hiçbir önlemin alınmadığı gerçeği ile karşı karşıya kalmamız, depremin acısı kadar üzüntü duyulacak diğer bir gerçektir.

Bu fay hattında, son on yılda, farklı bölgelerde değişik ölçeklerde depremler oluşmuş, bu depremlerde önemli ölçüde can ve mal kayıpları olmasına karşın, depremin yaraları yeterince sarılmadan, vatandaşlar kendi kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Oluşacak yeni depremlere karşı her şey unutulmuş ve hiçbir tedbir alınmamıştır.

Bu fay hattı ile ilgili hazırlanan raporda, bu hattaki enerji boşalmasının her an olabileceği açık ve net ifade edilmiş olmasına karşın bu rapor dikkate alınmamıştır.

Doğu Anadolu Fay Hattı ile ilgili olarak hazırlanan detaylı raporlar ve alınması gereken önlemler açıkça belirtilmesine karşın bu raporun neden işleme konulmadığının belirlenmesi, bu fay hattında önümüzdeki süreçte oluşabilecek yeni ve büyük depremlere karşı alınacak önlemlerin tartışılması için Anayasanın 98. Maddesi ile İç Tüzüğün 104. ve 105. Maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (İstanbul)

2) Candan Yüceer                           (Tekirdağ)

3) İhsan Özkes                               (İstanbul)

4) Erdal Aksünger                          (İzmir)

5) Atilla Kart                                  (Konya)

6) Mehmet Şeker                            (Gaziantep)

7) Tufan Köse                                (Çorum)

8) Metin Lütfi Baydar                     (Aydın)

9) Mehmet Ali Ediboğlu                 (Hatay)

10) Kazım Kurt                              (Eskişehir)

11) Salih Fırat                                 (Adıyaman)

12) Sinan Aydın Aygün                 (Ankara)

13) Aytuğ Atıcı                              (Mersin)

14) Nurettin Demir                         (Muğla)

15) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

16) Özgür Özel                               (Manisa)

17) Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

18) Rıza Türmen                             (İzmir)

19) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

20) Celal Dinçer                             (İstanbul)

21) Mehmet Şevki Kulkuloğlu       (Kayseri)

22) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

2.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 23 milletvekilinin, su kaynaklarının potansiyelinin tespit edilerek korunması ve bilinçli kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/66)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bilim insanlarının 1960'dan günümüze kadar düzenli olarak tuttukları kayıtlarının sonucunda, dünyanın her yıl ortalama 0,5 ila 0,8 derece arasında sıcaklığının arttığı izlenirken, bu veriler ışığında 2100 yılına kadar ise yılda ortalama 1,8 ila 4 derece arasında sıcaklık artışlarının olacağı varsayılmaktadır. Sanayileşmiş ülkelerin de atmosfere saldıkları sera gazlarındaki artışında dünyamızı olumsuz etkileyerek, küresel ısınmaya neden olduğu ifade edilmektedir.

Dünya yüzeyindeki sıcaklığın artmasına neden olan bu sera gazlarının, bilim insanlarının iddialarına göre 2025 yılından itibaren, dünya nüfusumuzun % 50 sinin susuzlukla karşı karşıya kalacağını, hatta bu durumun 2020 yılından itibaren Asya ülkelerinde daha belirgin hissedilerek 1,2 milyar kişiyi etkileyeceği iddia edilmektedir. Durumun ciddiyetine inanan devlet ve hükümet adamları, bilim insanlarının bu uyarıları karşısında "Kuraklıkla Mücadele", "Küresel Isınma", "Kıt olan su kaynaklarının dikkatli kullanılması", "Doğayı koruma ve Çevreye duyarlı olma" konularında acilen önlemler alınması konusunda açıklamalar yapmalarına karşın, bu güne kadar elle tutulur somut bir adım atılamamıştır. Buna karşın kıt olan su kaynaklarımız savurganca kullanılmaya, küresel ısınma, doğanın tahrip edilmesi ve çevrenin kirletilmesi hızla devam etmektedir.

Bugün dünyada petrol denince ne akla geliyorsa su da aynı şeye gelmekte, hatta petrolsüz yaşanabilirken susuz yaşanamayacağı gerçeğini ifade etmektedir. Artık ülkeler gelecekler ile ilgili oluşturdukları ulusal politikalarını belirlerken, suyu dikkate almak zorunluluğunu hissetmektedirler.

Dünyadaki okyanuslar, denizler, akarsular, göller ile yer altı ve yer üstü su kaynaklarının ancak %3'ünün içilebilir su kaynaklarını oluşturduğunu göz önüne alırsak, konunun ne derece önemli olduğunu daha iyi ortaya koyabiliriz. Bugün dünyada kişi başına yıllık su tüketimi 7.600 m3/yıl iken ülkemizde bu oran 1.700 m3/yıl gibi çok düşük bir orandadır. Mevcut tüm su kaynaklarımızın potansiyeli ise kişi başına yıllık 3.700 m3/yıl'dır ki bu bile su tüketiminin ve mevcut kaynaklarımızın dünya ortalamalarının çok çok altında ve aslında su fakiri bir ülke olduğumuz gerçeğini ortaya koymaktadır.

Su fakiri bir ülke olmamıza karşın, bunun yanında bir taraftan küresel ısınma, çevre kirliliği, doğanın tahrip edilmesi ile birlikte diğer taraftan da mevcut su kaynaklarımızı bilinçsizce kullanmamız sonucu, verilerin de ortaya koyduğu gibi çok yakın bir tarihte su kıtlığı ve su savaşları ile karşı karşıya kalabileceğimiz aşikârdır. Komşularımıza göre daha şanslı olmamıza karşın çok yakın bir tarihte suya olan ihtiyacın bağımsızlığımızı çok ciddi tehdit altına sokabileceği görülmektedir.

İşte bu nedenlerle; Ülkemizin nüfus artışı da göz önüne alınarak, Ülkemizde mevcut su kaynaklarımızın gerçek kapasitelerinin tespit edilerek, gelecekte karşılaşacağımız tehlike ve tehditleri de göz önüne alarak, zaten kıt olan su kaynaklarımızın korunması, bilinçli kullanılması ve ileride su kıtlığına karşı alınması gereken tedbirlerin belirlenerek bir an önce hayata geçirilerek çözümlenmesi için Anayasamızın 98. İçtüzüğümüzün 104. ve 105. Maddeleri gereğince bir komisyon kurularak araştırılması için önergemizin kabulünü arz ederiz.

Saygılarımızla.

1) Ali Sarıbaş                                 (Çanakkale)

2 )Tufan Köse                                (Çorum)

3) Mehmet Şeker                            (Gaziantep)

4) Bülent Kuşoğlu                          (Ankara)

5) Aydın Ağan Ayaydın                 (İstanbul)

6) Candan Yüceer                           (Tekirdağ)

7) İhsan Özkes                               (İstanbul)

8) Erdal Aksünger                          (İzmir)

9) Metin Lütfi Baydar                     (Aydın)

10) Mehmet Ali Ediboğlu               (Hatay)

11) Kazım Kurt                              (Eskişehir)

12) Salih Fırat                                 (Adıyaman)

13) Aytuğ Atıcı                              (Mersin)

14) Özgür Özel                               (Manisa)

15) Nurettin Demir                         (Muğla)

16) Atilla Kart                                (Konya)

17) Sinan Aydın Aygün                 (Ankara)

18) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

20) Ali Özgündüz                           (İstanbul)

21) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

22) Celal Dinçer                             (İstanbul)

23) Mehmet Şevki Kulkuloğlu       (Kayseri)

24) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 20 milletvekilinin, arıcılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/67)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Beş milyonu kayıtlı olmak üzere on milyondan fazla arı kovanının olduğu ülkemizde, genelde örgütlenen arıcılar, ilimizde de 'Çanakkale Arı Yetiştiriciliği Birliği' çatısı altında birleşerek örgütlenmeye çalışmışlardır.

Bir tarım ülkesi olan ülkemizde arıcılığın önemi çok büyük olup, arısız tarım düşünülemez. Coğrafik konumu itibarıyla arı yetiştiriciliğine çok uygun olmasına karşın, ülkemizde arı yetiştiricilerinin saymakla bitmeyen sorunları bulunmaktadır.

Bölgeler için en iyi arının seçiminden, bölgelerin şartlarına uyum sağlayan arının seçimine kadar. Bölge dışından taşıma yolu ile getirilen arıların taşıdığı risklere, arıcıların eğitimine, modern araç gereç kullanımına, kovanların bakımı ile hijyenikliğinin sağlanmasına kadar birçok sorun yaşanmakta. Daha doğrusu arı yetiştiriciliğinden, bal üretimi ve pazarlanmasına kadarki geçen süreçte saymakla bitmeyen pek çok sorunlar yaşanmaktadır.

Ülke ekonomimiz ve istihdama çok büyük katkısı olan arıcılık sayesinde elli binin üzerinde aile direkt olmak üzere yüz binlerce kişi geçimini sağlamaktadır. Milyonlarca kişinin faydalandığı arıcılık son yıllarda ülkemizin yükselen değeri olması sebebi ile;

İstihdam başta olmak üzere, ülkemize birçok faydası olan arı yetiştiriciliğinin daha bilinçli yapılabilmesi için eğitim ve örgütlenmeleri başta olmak üzere, modern araç ve gereçlerden daha fazla yararlanmaları, üretimde verim ve kalitenin artırılması, maliyetlerin düşürülerek halkımızın daha fazla bal tüketmesi, ülkemiz tarım ve ekonomisine daha çok katkıda bulunabilmesi, ihracata yönelik çabaların yoğunlaştırılarak, yabancı ülke üreticileri ile rekabet edebilmeleri için arıcılarımızın sorunlarının tespit edilerek, çözümlenmesine yönelik gerekli tedbirlerin alınarak, arıcılarımıza ve arıcılık sektörümüze sahip çıkılması amacı ile Anayasamızın 98. İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir komisyonunun kurulabilmesi için araştırıma önergemizin kabulünü arz ederiz.

Saygılarımızla.

1) Ali Sarıbaş                                 (Çanakkale)

2) Candan Yüceer                           (Tekirdağ)

3) Atilla Kart                                  (Konya)

4) İhsan Özkes                               (İstanbul)

5) Erdal Aksünger                          (İzmir)

6) Tufan Köse                                (Çorum)

7) Mehmet Şeker                            (Gaziantep)

8) Salih Fırat                                   (Adıyaman)

9) Özgür Özel                                          (Manisa)

10) Metin Lütfi Baydar                   (Aydın)

11) Mehmet Ali Ediboğlu               (Hatay)

12) Kazım Kurt                              (Eskişehir)

13) Aytuğ Atıcı                              (Mersin)

14) Nurettin Demir                         (Muğla)

15) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

16) Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

17) Ali Özgündüz                           (İstanbul)

18) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

19) Celal Dinçer                             (İstanbul)

20) Mehmet Şevki Kulkuloğlu       (Kayseri)

21) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

B) Duyurular

1.- Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yazısı ile Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince, Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım ve Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın, tutuklu olarak yargılanmalarına devam edildiğine dair dosyaların, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmasına ilişkin duyuru (3/639)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 16/11/2011 tarih ve 2011/11105-5 sayılı yazısı ile;

Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/516 esas sayılı derdest dosyası kapsamında Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım’ın,

2011/46 esas sayılı derdest dosyası kapsamında ise Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın, tutuklu olarak yargılanmalarına devam edildiği, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereği bildirilmiştir.

Bilgilerinize sunulur.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve arkadaşları tarafından, kadına yönelik şiddetin tespiti amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24/11/2011 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

                                                       24.11.2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 24.11.2011 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Pervin Buldan

                                                                                                                    Iğdır

                                                                                                         Grup Başkanvekili

Öneri:

22 Kasım 2011 tarihinde, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve arkadaşları tarafından (195 sıra nolu), Kadına yönelik şiddetin tespiti amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24.11.2011 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ayla Akat Ata, Batman Milletvekili.

Buyurun Sayın Ata. (BDP sıralarından alkışlar)

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi üzerine söz hakkı almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün 24 Kasım, 25 Kasımın arifesindeyiz. Bu vesileyle grup olarak biz de kadına yönelik fiziksel, ekonomik, siyasal ve benzeri her türlü şiddetin kadın sağlığı üzerinde yarattığı etkilerin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması için bir grup araştırma önergesi sunmuştuk, bunun da gündeme alınmasını talep ediyoruz.

Takdir edersiniz ki ayın 22’sinde ve 23’ünde de önce MHP Grubu, daha sonra CHP Grubu da gündem dışı olarak, gündeme alınması yönünde talepte bulunmuşlardı ama biz gerek basın yayından takip ettiğimiz oranda gerekse buradaki tartışmalar boyutuyla da ve iktidar partisinin bu konudaki tavrı dolayısıyla bir gündem yaratabilmiş değiliz henüz, bunun da altını çizmek gerektiğini belirtmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, 1960, Dominik Cumhuriyeti, 3 kız kardeş bir vahşetle kurban edildiler. Eğer bugün 25 Kasım bir mücadele, uluslararası mücadele ve dayanışma günü olarak biliniyorsa bunun arkasında yatan bir mücadele gerçeği vardır, kadın mücadele gerçeği. Tıpkı 8 Martta olduğu gibi New York ve tekstil işçileri açısından değerlendirdiğimizde. Kadınlar eğer bugün kendilerine yönelik şiddetin tartışılmasını bir mücadele günü olarak yahut bir kutlama günü olarak kabul ettirebildilerse bunun arkasında bir direnen kadın gerçeği vardır. Biz buradan kadın özgürlük mücadelesi uğruna yaşamını yitirmiş olan tüm kadınların anısı önünde saygıyla eğilerek konuşmamıza başlamak istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, “Gündem oluşmuyor.” dedik. Evet, öncelikle Meclis Başkan Vekilimizin tavrı dolayısıyla Türkiye gündemine getirmek istediğimiz kadına yönelik şiddet provoke edildi, dün de Sayın Başbakanın Dersim yönündeki açıklamasıyla. Ama kadına yönelik şiddet gerçekten -Türkiye'nin karnesi dikkate alındığında- en öncelikli konulardan biri olarak düşünülmeli ve bununla mücadele noktasında da tüm siyasi partilerin ortaklaşması gerekmekte.

Değerli milletvekilleri, kadınlar evde, okulda, iş yerinde, sokakta, göz altında şiddete maruz kalıyorlar. Ama bu şiddetin gerek farkındalığının yaratılması gerek kovuşturulması gerek soruşturulması gerek faillerin cezalandırılması noktasında çok iyi bir karne sahibi değiliz. Bir kız çocuk olarak, bir kız kardeş olarak, bir abla olarak, bir anne, bir eş olarak, hatta bir nine olarak sahip olduğumuz sıfatlarla bizler toplumun yarısıyız ama maruz kalmış olduğumuz şiddet toplumun bilgisinden ve görgüsünden uzak tutulmaya çalışılıyor. Bu bir gerçek ve yine toplumun yarısı olmakla birlikte, yine birlikte yaşadığımız ve çoğu sevdiğimiz olan aile bireyleri tarafından şiddete maruz kalıyor olmamız açık ve ortadayken bununla ortak mücadele mekanizmalarını geliştirme noktasında ne yazık ki çok iyi bir noktada değiliz. Nasıl gerçekleştirebiliriz kadınların bu noktada var olan haklarının farkında olmasını ve bunun diğer insanlar tarafından da bilinir ve saygı duyulur olmasını? Bu konuda çok ciddi ve toplumun tüm kesimlerini içine katan bir mücadele içerisinde olmamız gerekiyor. Bugün evrensel anlamda güvence altına alınan ve bizim de çoğunu imzalamış olduğumuz ve Anayasa’mız hükmünde olan, iç hukukumuzun bir parçası hâline gelen ve yine kendi iç mevzuatımızda da -başta Anayasa olmak üzere- düzenlemeye kavuşturmuş olduğumuz birçok hak, insan hakkı kadınlar söz konusu olunca ne yazık ki aile bireylerinin isteği, aile bireylerinin bu hakkını tanıması, aile bireyleri tarafından bu hakkın kadınlara verilmesi şeklinde tezahürünü buluyor. Herkes temel insan haklarına sahiptir ama bir kadının bu insan haklarından yararlanabilmesi bazen aile içerisinde babanın, erkek kardeşin, bazen akrabaların bazen içinde yaşamış olduğu toplumun bu konudaki onayına bırakılır. Bu da esasında bir bütün olarak bunun üzerine nasıl gitmemiz gerektiği noktasında bir ipucu veriyor. Nasıl gündem oluşturabiliriz? Bunun için birden fazla kanal var. Evet, biz siyasetçiler olarak gündem oluşturabiliriz -ki bu konuda çok büyük bir acziyet içerisindeyiz- ama bunun dışında değişik araçları da kullanabiliriz.

Kadına yönelik şiddet haberleri artık sadece gazetelerin üçüncü sayfa haberi olarak ele alınmamalı. Şunu unutmamalıyız ki bu haberler tamamen şiddeti besleyen ve şiddetin tekrar tekrar kendisini üretmesine vesile olan haberler. Bu haberlerin kadına yönelik şiddet vakasını toplumun gündeminden ve ülkemizin gündeminden çıkarmamız için bir faydası olmadığını bilmekle beraber haberlere yer ve yön verilmesi gerek yazılı gerek görsel medyada bunun denetiminin sağlanması noktasında defalarca kez ilgili kuruluşların uyarılmış olmasına rağmen -en azından bizim partimiz tarafından- bir mesafe katedilemediğini görmekteyiz.

Çok açık ve net ortada oranlar var değerli milletvekilleri, biz çok rahat elde edemedik bu verileri. Yani çoğu zaman bakanlıklara kadına yönelik şiddet noktasında sormuş olduğumuz soruların cevaplarını alamıyoruz ama Adalet Bakanımız Sayın Sadullah Ergin bize bir cevap verdi 2002-2009 yılları arasındaki verilere dair. 2002-2009’a ait toplam veri 66 iken 2009 yılında bu veri 953’e tırmanmış. On iki aya böldüğünüzde neredeyse 100’e yakın bir rakamla karşı karşıyayız. Yani bu ülkede bu tablonun çok açık bir şekilde görünür olmasını sağlamak da bizlerin görevi. Eğer bir yıl içerisinde 953 kadın katlediliyorsa, cinayet işleniyorsa ve biz, bu noktada, hâl⠓Sorumluyuz, bunu gündeme alalım, bunu araştıralım.” demiyorsak, biz bu topluma, en azından bu koltuklarda oturmak için bize vermiş oldukları emanete çok da layık bir hizmet üretebildiğimizi ifade edemeyiz.

953 kadın değerli milletvekilleri. Bu 2009 verileri ve bu verinin sürekli arttığını da, yani 2000’den 2009’a kadar sürekli arttığını ve henüz 2010-2011 verilerine de ulaşamadığımızı varsaydığımızda ciddi bir problem bu.

Şunu da ifade edebiliriz, şöyle bir ters orantı da var: Kadına yönelik şiddetle mücadele ettikçe bu sorunun bilinir olmasını da sağlayabiliyoruz. Mesela 2002 yılındaki 66 rakamı, bu şiddete karşı mücadele kanallarının genişletilmesi ve mücadele ortamlarının daha da artırılması vesilesiyle daha görünür olmuştur. En azından “Fare zehiri içti.” denilerek doğal bir ölüm gibi gösterilmesi engellenmiş, bunun arkasında yatan bir katliam zihniyetinin, bir cinayetin olduğu da açığa çıkmıştır. Ama yeterli midir? Değildir. Bizler bir bütün, bu süreçle mücadele etmeliyiz.

Nasıl yapacağız? Şu an hâlâ komisyon çalışmaları devam ediyor, ülke bütçemizi tabii ki kadın sorunlarına duyarlı hâle getirebilmeliyiz. Sadece ilgili Bakanlığın bütçesiyle değil ki bu Bakanlığın bütçesine baktığımızda ayda 100’e yakın kadının katledildiği bir bakanlık bütçesinin Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin dörtte 1’i olduğunu görüyoruz. Bu ciddi bir rakam arkadaşlar. Bunun üzerine gerçekten düşünmek, bütçenin kadına duyarlı hâle getirilmesini sağlayabilmek için ortak mücadele vermek gerekiyor.

Ve yine nasıl yapacağız? Toplumun bilgilendirilmesi ve bu bilginin bilince çıkartılması çok da kolay bir olay değil, çünkü bugüne kadar dinin yanlış yorumu ve feodalizmin etkisi dolayısıyla oluşmuş toplumsal değer yargılarını -bunlar on yıllar, hatta bazıları yüzyıllara dayanıyor- bir anda değiştirebilmek mümkün değil değerli milletvekilleri. Bunu yapabilmek için, evet, bir kuşağı gözden çıkartabiliriz, ama hangi araçları kullanacağımızı bugün tespit etmek zorundayız. Medyayı kullanacaksak doğru bir şekilde…

Eğer bu süreçle ciddi bir şekilde mücadeleyi önümüze hedef koyduysak, bunun bütçesini, ekonomisini ve en önemlisi kadrosunu, toplumsal cinsiyet eşitliğine inanan, bunu pratikte, yaşamda gösterebilmiş kadrolarla bu işi yürütebilmemiz gerekiyor. Hem kadrosunun hem ekonomisinin bir şekilde tekrardan, tekrardan gözden geçirilerek yenilenebilmesi gerekiyor çünkü bilinçlendirme dediğimiz olay bir anda gelişmiyor.

Evet, ilgili ceza maddeleri var. Bu ceza maddelerinden dolayı yargı önüne çıkma durumu da söz konusu ama bir ucunun da eğitim olduğunun ve ilkokuldan başlayarak eğitim materyallerinde kadına yönelik şiddet ve ayrımcı politikalara karşı bir bilgilendirmenin söz konusu olması gerekiyor.

Tabii, bunun dışında uygulama da çok önemli. Bir kadının maruz kalmış olduğu şiddet sonrası birlikte yaşadığı aile bireylerinin tavrı, daha sonra bir araya geldiği kolluk görevlileri ve daha sonra yargı önüne çıktıysa, eğer çıkabildiyse fail, oradan çıkan sonuç çok çok önemli, toplumun geneli açısından çok önemli. Tabii, bu noktada biz çok önemli bir mesafe katedebilmiş değiliz değerli milletvekilleri.

Mesela, erken yaşta evliliklerle ilgili, ben de bir önceki dönem Kadın Erkek Eşitliği Komisyonunun üyesiydim. Bir alt komisyon çalışması da yürüttük. O süreçte vermiş olduğumuz bir soru önergesine verilen cevap var. Erken yaşta evlilikle mücadele ediyoruz ama biliyoruz ki kıyılan dinî nikâh bunun toplumsal meşruiyetini beraberinde getiriyor. İlgili yasal düzenlememiz var. On sekiz yaş altı genç bayanlara, genç kadınlara dinî nikâh kıyanlara ceza öngörüyor bizim Ceza Kanunu’muz ama aldığımız cevap bu: “2002-2009 yılları arasında resmî nikâh belgesini görmeden dinî nikâh yaptığı iddiasıyla ilgili olarak 15 din görevlisi hakkında tahkikat yapılmıştır. Bunlardan 10 kişi hakkında iddianın asılsız olduğu anlaşılmıştır, 4 kişi hakkında disiplin yönünden gerekli cezai işlemler yapılmıştır, 1 kişi hakkında da hâlâ tahkikat devam etmektedir.”

Değerli milletvekilleri, biz, cezanın henüz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Şunu bitirebilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Ata, teşekkür ediyorum, uzatma yok.

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Konuşacak çok şey var değerli milletvekilleri. Kadına yönelik şiddeti önleme konusunda hepimizi bekleyen sorumluluklar var.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Öznur Çalık, Malatya Milletvekili.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Öznur Hanım, siz aleyhinde konuşmasaydınız, destek verseydiniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çalık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadına yönelik şiddetin kadın sağlığı üzerinde yarattığı etkilerin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması için Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması konusunda verilen önerge aleyhine grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yarın 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma Günü. Bu vesileyle tüm kadınlarımızın yanında olduğumuzu bir kez daha tekrarlamak istiyorum ve tüm kadınlarımıza sesleniyorum: Şiddetsiz bir dünyada yaşayabileceğimiz günler var gelecekte. Bunun için içimizde taşıdığımız ümide sıkı sıkı hep beraber sarılalım.

Öncelikle, kadından bahsederken bir nesneden bahsetmediğimizin altını sıkı sıkı çizmek istiyorum. Kadın dediğimiz varlık, insanlık âleminin yarısını teşkil eden, sadece bedeni değil ruhuyla, duyarlılığıyla, merhametiyle, aklıyla dünyayı dönüştürendir. Kadın annedir, kadın yârdir, kadın bacıdır, kadın kardeştir. Dünyaca ünlü bir söz vardır, hepiniz bilirsiniz. “Erkekler, yapmak zorunda olduklarını yaparlar. Kadınlar ise erkeklerin yapamadıklarını.”

Örf ve âdetlerimize göre yuvanın esas sahibi kadındır. Ailenin ve toplumun temel direği kadındır. Ülke nüfusumuzun yüzde 50’sinden fazlasını oluşturan kadınlar hepimizin ulusal gücüdür. Bugün ne yazık ki toplumumuzda şiddet ve töre cinayetlerinin odağında da maalesef kadın vardır. Bu da insanlığın maalesef bir ayıbıdır ve utancıdır.

Kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet kalıplarından kaynaklandığı gibi fiziksel, cinsel, ruhsal hasarlar vermektedir. Kadını toplum içerisinde ya da özel yaşamında baskılayarak özgürlüklerini kısıtlamaktadır. Birçok şiddet eylemi, töre cinayetleri, küçük yaşta evlilikler ki geçen dönem Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda Alt Komisyon Başkanlığını yaptığım erken yaştaki evliliklerle ilgili olarak yapmış olduğumuz çalışma ve rapor, gerçekten Komisyonumuzun çok önemli çalışmalarından biriydi ve sunmuş olduğumuz çözüm önerileriyle de sayın bakanlarımız hem eğitim konusunda, eğitimin on üç yıla çıkarılmasıyla ilgili olarak, hem Adalet Bakanlığımızdaki yasal düzenlemeler açısından çözüm önerilerimizi dikkate alacaklarını çok net bir şekilde ifade etmişlerdir.

Gerekirse erken evlilik, gerekirse berdel ve beşik kertmesi de dâhil, zorla evlendirme gibi geleneksel uygulamalardan kaynaklanmaktadır şiddet maalesef. Tahminlere göre, dünyada her 3 kadından 1’i şiddet görmektedir. Maalesef taciz edilmektedir. Tacizi yapan kişi, genellikle ailesinden biri ya da tanıdığı bir kişidir.

Değerli milletvekillerim, kadına yönelik şiddet sadece fiziksel uygulanan şiddetten ibaret değildir. Yok saymaktan daha kötü bir şiddet biçimi düşünebiliyor musunuz? Varsınız, yaşıyorsunuz, soluyorsunuz, paylaşıyorsunuz ama yok sayılıyorsunuz. Dâhilsiniz ama müdahil değilsiniz. Kadının dâhil olmadığı bir sistemi dayatmak da kadının psikolojik olarak şiddete maruz kalmasıdır. Bu sebeple, kadın haklarının ihlali ve kadına yönelik her türlü ayrımcılığın önlenmesine yönelik çalışmaların odağında da kadınların maruz kaldıkları şiddetin ortadan kaldırılması bulunuyor ve bulunmalıdır. Öncelikle, kadınlarımızın kendilerini güçlü ve özgür hissedecekleri ortamı hep birlikte temin etmeliyiz. Onlara sağlayacağımız eşit fırsatlara onları kavuşturmalıyız.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; şunu açıkça ifade etmeliyim ki kadına yönelik şiddet yalnızca ülkemizde değil, tüm dünyada tartışılan, çözüm önerilerinin sürekli gündeme taşındığı ancak uygulamada yeterli sonuçların alınamadığı, âdeta kronikleşen, evrensel boyutlarda bir yaradır. Kadının maruz kaldığı şiddetin milleti olmadığı gibi, dili, ırkı ve mezhebi de yoktur. Hiçbir kültürel gelenek, örf, âdet, kadına bu zulmü önermemekte ve mazur göstermemektedir. Kadınların karşı karşıya kaldığı şiddetin ülkelerin gelişmişlik düzeyleriyle de ilişkisi maalesef yoktur. Kalkınmış devletlerde, eğitim seviyeleri daha yüksek toplumlarda dahi sorunun varlığını görmekteyiz. Bu nedenle, çok uluslu örgütlerin konuyla ilgili çok çalışma yaptığını biliyoruz. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun hazırladığı ve 10 Aralık 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde “İnsanlara karşı ayrımcılığın kabul edilmezliği” prensibinin teyit edildiği ve tüm insanların özgür doğduğu ve eşit itibar ve haklara sahip olduğu ifade edilmiştir. Türkiye, bu meseleyi her vesileyle tartışmaya devam ediyor ve son on yılda çok büyük mesafeler katetmiştir. Tartışmanın boyutları her geçen gün daha makul boyutlara geliyor ve bu boyut… Bu tartışmayı yaparken bütün insanların şiddetten uzak durmasını temenni ediyoruz. Bütün insan hak ve hürriyetlerine, adalete ve merhamete öncelik veriyoruz ve Hükûmetimiz bu konuda vermiş olduğu öncelikler çerçevesinde de çok önemli çalışmalar yaptı. Özellikle Türk Ceza Kanunu’nda, İş Kanunu’nda, aile mahkemelerinin kurulmasında, çalışan kadınların annelik haklarında, Belediye Kanunu’nda, Devlet Memurları Kanunu’nda, ailenin sağlığını, mutluluğunu esas alan devrim niteliğinde yenilikler yaptık.

Şiddete karşı başlattığımız mücadelede iki çok önemli gelişme var, bunları da sizlerle paylaşmak isterim. Kadın ve aile bireylerinin şiddetten korunmasına dair hazırladığımız ve yakın zamanda Meclisimizde kanunlaşacak tasarımızdan herkes haberdar. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Sayın Fatma Şahin’in öncülüğünde biz bu alanda hukuki alt yapıyı güçlendirmemiz gerektiğine inandık ve bununla ilgili 23’üncü Dönemde teklif, bu dönemde de tasarıyı hazırlamış bulunmaktayız. Bunun, 4320’nin üç maddelik hâlini otuz maddelik bir temel kanun hâline getiriyoruz ve değerli arkadaşlarım, bu kanunla birlikte İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Diyanet İşleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, üniversitelerimiz, sivil toplum örgütlerimiz, herkesten görüş alınarak hazırlandı ve özellikle ailenin kadının yanında olmak gibi çok önemli bir görevimizin olduğunu hepimize, hepinize hatırlatmak isterim ve bu kanunda yapılan en önemli değişiklerden bir tanesi şiddete uğrayanlarla birlikte uğrama tehlikesi bulunanlar da korunacak, sadece eşler değil, kadın, çocuk, eş, nişanlı ya da birlikte yakın ilişki içerisinde yaşayanlar, evliliği ya da birlikteliği bitmiş bütün bireyler ve diğer aile bireyleri de korunacaktır. Aynı zamanda koruma işini biz çift taraflı yapmak istiyoruz. Daha önce, yalnızca şiddete uğrayanı koruma şeklinde bir sistemimiz vardı. Şu anda şiddet uygulayanı da öfke kontrolü, stresle baş etme, ciddi psikolojik sorunu varsa tedavi altına alma zorunluluğunu getiriyoruz.

Hem İçişleri Bakanlığında hem Emniyet Genel Müdürlüğünde hem de Adalet Bakanlığında cumhuriyet savcılarımızın kendi içinde şiddetle mücadele birimleri kuruluyor. Yani kurumsal olarak aynen bugün çocuk polisi gibi bir altyapı oluşturuyoruz ve gizlilik maddesine çok önem veriyoruz. Bununla birlikte, şu an mevcut durumda mahkeme kararları çıkarılıyor, koruma kararı alınıyor, aile mahkemesi hâkimi şiddeti uygulayana uzaklaştırma veriyor. Kolluk kuvvetlerinin yalnızca gözetleme hakkı vardı. Şimdi yaptığımız müdahaleyle kolluk kuvvetinin yetkisini artırıyoruz ve bu artırmayla birlikte eğer bu karara uymuyorsa tutuklama getiriyoruz ve cezai yaptırım yapıyoruz.

Artık bilgi ve teknolojiyi kullanacağız. Teknik takip kısmıyla birlikte elektronik kelepçe de yine gündemimizde olan maddelerden. Yine call center merkezi oluşturulacak, yalnızca evde değil, cadde değil, kadının yerini tespit edecek ve sinyalizasyona bağlı olarak bastığı zaman hemen adresini bulup yardıma koşacak bir sistem geliştiriyoruz. Bunun dışında şiddeti gerçekleştirenlerin telefonlarını da dinlemeye alabiliyoruz.

Bütün bunlar ne demek değerli milletvekillerim? Fark ettiğiniz gibi her veriyi, her gelişmeyi artık kayıt altına alıyoruz. “Son günlerde kadına şiddet yüzde 1.400 arttı.” deniliyor. Bunun ana sebebi, kadına yönelik şiddetin artmasından değil, şiddetin artık kayıt altına alınmasından kaynaklanmaktadır. Bu konu da Sağlık Bakanlığımızın, İçişleri Bakanlığımızın, Adalet Bakanlığımızın yapmış olduğu çalışmalardan kaynaklanmaktadır. Bu şiddet verilerindeki rakamlar, sadece kayıt altına alınanlardan kaynaklanıyor.

Yine çok önemli gelişmelerden bir tanesi, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonumuzla birlikte Dışişleri Komisyonumuzdan da geçen İstanbul Sözleşmesi’dir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Bununla ilgili olarak da özellikle 1985 yılında imzaladığımız Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi gibi Avrupa Konseyinin İstanbul Sözleşmesi de Türkiye için çok önemlidir. Bu konuda emeği geçen başta Başbakanımız, İçişleri Bakanımıza çok teşekkür ediyorum ve tüm insanlığa şiddete hayır diyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çalık.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Sedef Küçük, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin lehine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Bugün Öğretmenler Günü. Konuşmama başlamadan önce, tüm öğretmenlerimizin, eğitim emekçilerinin Öğretmenler Günü’nü yürekten kutluyorum. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi, “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.” Atatürk’ün bu sözlerini daha sık hatırlamalıyız diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, kadınların şiddet sarmalında yaşamak zorunda bırakıldıkları bir ülkenin temel hak ve özgürlükleri sağlayabildiğini söylemek olanaksızdır. Ne yazık ki ülkemizin kadına şiddet konusunda sabıkası bir hayli kabarıktır. Elbette bu durumun siyasi, toplumsal, ekonomik birçok nedeni vardır. Bu sorun, elbette çok boyutlu bir sorundur. Ancak, ne çok sayıda neden olması ne de çok boyutlu olması, bu sorunun can acıtıcılığını kabul edilebilir kılmamaktadır. Eğer bir ülkede kadınların yarıya yakını hayatının bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddet görüyorsa, bir ülkede kadın cinayetleri son yedi yıl içinde 14 kat artmışsa ve bu şiddet bir türlü ortadan kaldırılamıyorsa, son yedi yılda 4.200 kadınımızı şiddete kurban vermişsek, resmî rakamlara yansıdığı kadarıyla 2011 yılının ilk altı ayında 27.000 aile içi şiddet olayı meydana gelmişse ve bu kadınların dörtte 1’i hastaneye başvuracak denli yaralanmışsa, eğer bir ülkede her dört evlilikten biri çocuk yaşta yapılıyorsa, kadınlarımız, çocuk yaşta evlilikten başlayan ve töre cinayetlerine kadar uzanan çok boyutlu bir sorunlar yumağının içinde yaşamak zorundaysalar, bunlar o ülkede yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun göstergesidir.

Değerli arkadaşlar, şiddet gören 2 kadından 1’isinin “Dünyaya yeniden gelsem kadın olmam.” dediği bir ülkede yaşıyoruz. Şiddet gören 3 kadından 1’isinin intihar etmeyi düşündüğü bir ülkede yaşıyoruz. Kadına yönelik cinsel saldırı suçlarının son beş yılda yüzde 30 arttığı bir ülkede yaşıyoruz. Bunlar en hafif tabiriyle utanç verici bir durumun göstergesidir. Bunları sadece birer rakam olarak değerlendirmek mümkün ancak bu rakamların ardında yatan trajediyi de görmek durumundayız. Bu rakamların her birinin bir insanı ve onun çektiği acıyı ifade ettiğini unutmamalıyız. Her yıl yüzlerce kadınımızı aile içi şiddete, sokaktaki şiddete kurban verdiğimizi unutmamalıyız. Evet, birileri o kadınları öldürüyor. Ancak, şunu da bilmemiz gerekiyor: Bu konuda önlem almayan devlet de suç ortağıdır, bunları görmezden gelen siyasetçi de suç ortağıdır, yaşanan dramlara bir magazin malzemesi olarak yaklaşan medya da suç ortağıdır. Kadına şiddet sorununda hiçbirimiz masum değiliz. Şu anda ülkemizde bir yerlerde bir kadının şiddet gördüğünü aklımızdan çıkarmamalıyız. O kadın orada şiddet gördükçe bizim de insanlığımızdan bir şeyler yitirdiğimizi de aklımızdan çıkarmamalıyız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eşinden, babasından, sevgilisinden şiddet gören kadınların büyük çoğunluğu kendi çocuklarına da şiddet uygulamaktadır. Bu da içinden çıkılmaz bir şiddet sarmalı yaratmaktadır. Şiddet şiddeti doğurmaktadır ve bu şiddet yalnızca aile içinde değildir, sokaklarda da bu şiddet vardır, okulda da şiddet vardır. Eğer böyle bir ülkede yaşıyorsak bunda temel sorumluluk karar alıcıların ve uygulayıcıların üzerindedir. Siyasal kimliklerimizi bir kenara bırakarak bu sorunu ortadan kaldırmak, gördüğü şiddet yüzünden yaşamını yitirmiş, şiddetten zarar görmüş tüm kadınlarımıza ve daha önemlisi gelecek kuşaklara olan borcumuzdur.

Bu konuda hepimiz siyasetçisiyle, sivil toplum örgütüyle, medyasıyla elimizden geleni yapmak zorundayız. Kadınlarımızın talebi ve beklentisi budur.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kadına şiddeti engelleyecek her girişime destek verme taahhüdünde bulunuyoruz. Bu, bizim için siyasetler üstü bir meseledir. Sizler için de siyasetler üstü bir mesele olduğuna yürekten inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, KONDA araştırma şirketinin 2009 yılında yaptığı, Türkiye’de kadınların insan hakları farkındalığı ve davranışları araştırması, kadınların, devletin toplumsal düzende değişiklik yapma ihtimalini, kendi babalarının, kocalarının ya da komşularının zihniyetindeki değişme ihtimalinden fazla gördüklerini ortaya koymuştur. Bu da kadınlarımızın Meclisten, bu şiddetin önlenmesi konusunda çözüm üreten, sağlıklı ve sürdürülebilir bir düzenleme beklediğini göstermektedir.

Bu can yakıcı sorunun ortadan kaldırılması için tüm gözler artık Türkiye Büyük Millet Meclisine çevrilmiş durumdadır. Bu noktada yeterli kamuouyu desteğinin var olduğunu da hepimiz biliyoruz.

Bildiğiniz gibi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bir tasarı taslağını tartışmaya açtı. Bakan Sayın Fatma Şahin, geçmiş yıllarda tanık olmadığımız bir gayretle uzlaşma zemini yaratmaya çalışıyor. Cumhuriyet Halk Partisi başta olmak üzere bütün siyasi partiler, buna katkı vermek için çaba gösteriyor. Aynı çabayı sivil toplum kuruluşlarında da görüyoruz, medyada da görüyoruz.

Ben, son yıllarda, çözülmesi konusunda hemen her kesimin hemfikir olduğu, üzerinde bu denli uzlaşma sağlandığı başka hiçbir konu hatırlamıyorum.

Elbette farklı bakış açılarına sahip olacağız, başka çözüm yöntemleri önereceğiz, başka yaklaşımlar getireceğiz ama umuyorum ki bu konuda toplumun beklentileri doğrultusunda ortak bir noktada buluşarak kısa zamanda çözüm üreteceğiz.

Değerli arkadaşlar, şu gerçeğin altını da çizmek gerekmektedir: Yalnızca yasal çerçevenin düzenlenmesi, bu sorunun tam anlamıyla ortadan kaldırılması için yeterli değildir. Yasalarla ve imzaladığımız uluslararası sözleşmelerle kazanılmış haklar mevcuttur ancak bu haklara ve sözleşmelere rağmen kadınlarımızın, yaşamın her alanında ve her ayrıntısında dışlandığı, ayrımcılığa uğradığı da ortadadır.

Sorun, yalnızca yasal düzenlemelerle aşılabilecek bir sorun olmanın ötesindedir. Toplumsal bir zihniyet değişikliği gerekmektedir.

Bunu gerçekleştirebilmek için, her şeyden önce, kadın özgürleşmeden toplumun özgürleşmiş sayılmayacağını ve kadınsız bir demokrasi ve uygarlık arayışının mümkün olmadığını vurgulamamız zorunludur.

Uygulanan veya görmezden gelinen her şiddet olayının toplumumuzu çağdaşlıktan biraz daha uzaklaştırdığını her fırsatta ortaya koymamız gerekmektedir. Bizim açımızdan, bu şiddete karşı çıkmak insan onuruna sahip herkesin temel sorumluluğudur.

Bu nedenle, kadını hiçe sayan her anlayışın, her dünya görüşünün kabul edilemezliğini ortaya koymak zorundayız. Kadınların ve erkeklerin eşit olmadığı bir dünyanın eksik bir dünya olduğunu, kadınlarımızın gördüğü şiddetin hiçbir koşulda, hiçbir siyasi veya dinsel anlayışın arkasına saklanarak hoş görülemeyeceğini, meşru kılınamayacağını ısrarla vurgulamamız gerekmektedir. Hedefimiz ve taahhüdümüz, kadınların önündeki bütün engelleri kaldırmak, kadınlarımızı çağdaş ülkelerdeki hemcinsleri gibi yaşamın her alanında erkeklerle eşit hâle getirmek olmalıdır. Toplumsal ve ekonomik yaşamın her alanında kadınlara erkekler ile eşit haklar ve eşit fırsatlar sağlanmadan tam bir demokrasiden ve insan haklarından söz edilemeyeceği her platformda dile getirilmelidir. Şiddetin gizli ya da açık hiçbir türünün kabul edilemez olduğu, bunu meşru kılmaya çalışmanın dahi ağır bir insan hakları ihlali olduğu bilinmelidir.

Değerli arkadaşlar, yarın Dünya Kadına Şiddetle Mücadele Günü’dür. Saydığım bütün olumsuzluklara karşı, kadının şiddet görmediği, eşit bir dünyaya dair umudumuzu hiç yitirmememiz gerektiğini belirtiyor, yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (CHP, MHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Küçük.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Nurdan Şanlı, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Şanlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURDAN ŞANLI (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; kadına yönelik her türlü şiddetin kadın üzerinde yarattığı etkileri araştırmak ve gerekli önlemlerin alınmasıyla ilgili verilen Meclis araştırma önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Kadına yönelik şiddete karşı ciddi tedbirlerin alındığı günümüz dünyasında, AK PARTİ Hükûmetleri olarak bizler de kadınlarımız ile ilgili dünya konjonktürünü yakalayan ciddi yasal düzenlemeler getirdik. Yasal düzenlemelerin paralelinde aileden sorumlu Devlet Bakanlığımızı icracı bir bakanlık konumuna getirip Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hâline getirmemiz bunların en net delilidir, ki Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu da bizim Hükûmetimiz döneminde kurulmuştur.

Şu belirtmek isterim ki kadına yönelik şiddetin karşısında somut ve net kanunlar Sayın Başbakanımızın önderliğinde AK PARTİ Grubu olarak bizlerin icraatıdır ve burada BDP Grubu tarafından verilen bu öneriyi incelediğimizde belirtilen hususlar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız tarafından hazırlanan kanun teklifi ile giderilen hususlardır.

Ülkemizde önemli sorunlarımızdan birisi kadına yönelik şiddettir. Bu bir realitedir. Hükûmetimiz tarafından çıkarılan kanunlar, gerekli önlemlerin Meclis çatısı altında yerine getirildiği ancak reel hayata bunların uygulanmasında ve uyulmasında bazı sorunların olduğu anlaşılmaktadır. Kadına yönelik şiddet, kadınları en temel insan haklarından mahrum etmektedir, kadınlarla erkekler arasında eşit olmayan güç ilişkilerinin sonucu ortaya çıkan toplumsal bir sorun ve önemli bir halk sağlığı problemidir. Uluslararası kamuoyunda kadına yönelik şiddetin bir insan hakları ihlali olarak ele alınmasının en önemli sonucu bu konuda devletin sorumlu hâle getirilmesidir.

Kadına yönelik şiddet artık sadece kadın meselesi değil, tüm insan hakları savunucularının üzerinde çalıştıkları bir konudur. Bu nedenle, kadına yönelik şiddet konusunu bütüncül bir yaklaşımla ve tüm sektörlerin iş birliğiyle ele alması gerekmektedir. Bu konu özellikle 1980’li yıllardan itibaren kamuoyunun ve devletin gündeminde olmuştur ancak son yıllarda özellikle Hükûmetimiz tarafından yasal anlamda birçok çalışma yürütülmüş ve olumlu gelişmeler izlenmeye başlanmıştır.

Kısaca bahsedecek olursak, aile içinde şiddete maruz kalan kadınların korunması amacıyla yürürlüğe giren ve 2007 yılında yeniden düzenlenen 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun önemli bir dönüm noktasıdır. Söz konusu Kanun ile aile içinde şiddete maruz kalan bireylerin korunmasına yönelik olarak aile mahkemesi hâkimleri tarafından alınabilecek tedbirler düzenlenmiştir ve dört maddeden oluşmaktadır.

Geçen dönem Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun alt komisyon olarak çalıştığı ve kadına yönelik şiddetin önlenmesinde mevzuattaki ve uygulamadaki noksanların tespitine ilişkin rapor bulunmaktadır. Bu rapor doğrultusunda Komisyonumuz, alanında uzman, başta aile mahkemesi hâkimleri olmak üzere sivil toplum kuruluşları temsilcileri, öğretim üyeleri, bakanlık temsilcilerini dinlemiş, sorunu yerinde görmek üzere kadın sığınma evlerine çalışma ve inceleme ziyaretleri gerçekleştirmiştir. Çok ses getiren bu çalışmanın sonuçlarını değerlendirmek üzere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm kurum ve kuruluşlara dağıtmış bulunmaktayız. Ve Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü Bildirisi’ne ilk imzayı da yine Sayın Başbakanımız atmıştır.

Ve ben bu arada komisyonlarımızda yapılan çalışmalardan kısaca bilgi vermek istiyorum. İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığında kadına şiddetin önlenmesiyle ilgili alt komisyon kurulmuş ve bu anlamda çalışmalar yapılmaktadır ve Başkanlığını da Ülker Güzel Arkadaşımız, Ankara Milletvekilimiz üstlenmiştir. Bir başkası yine Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda görüşülmektedir. Ve yine 23’üncü Dönemde Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda kadına karşı şiddet ile ilgili yazılı rapor hazırlanmıştır.

Ben, değerli arkadaşlarım, son olarak, Mecliste kurulan Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonumuzun ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın son derece hassas davranarak ortaya koyduğu çözüm politikalarına inandığım için bu önergeye destek vermeyeceğimizi buradan açıklıyorum.

Meclisin yoğun çalışması gündemi içerisinde Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonumuz ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız tarafından ortaklaşa hazırlanan kanun tekliflerinde şu an için verilen araştırma önergesinin gereklerinin yapıldığı düşüncesiyle, yeni bir kanun çalışmasının altyapısını oluşturacak Meclis araştırmasının gerekli olmadığını düşünüyor, kadına karşı şiddetin daima karşısında olduğumuzu belirtiyor ve yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

SIRRI SAKIK (Muş) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Arayacağım.

…Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.36

 

 

 

 

 

 

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verdiği önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2.- Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin 24/11/2011 Perşembe günü Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 24.11.2011 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                            Mehmet Şandır

                                                                                                                  Mersin

                                                                                                   MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

23 Kasım 2011 tarih ve 901 sayı ile "Millî Eğitim Bakanlığı Bünyesinde Görev Yapan Öğretmenlerin Sorunlarının Araştırılarak Çözüm Yollarının Belirlenmesi" amacıyla verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 24.11.2011 Perşembe (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ahmet Duran Bulut, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Bulut. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” sıfatını alışının 83’üncü yıl dönümü bugün. 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanan bu günün de 30’uncu yılı. 1994 yılında dünya bu günün farkına varıyor, 5 Ekim 1994 gününden itibaren UNESCO tarafından da Dünya Öğretmenler Günü olarak bu belirleniyor. Yani bu gün, tüketim toplumu adına birtakım kapitalist çevreler tarafından üretilmiş bir gün değil. Çok önemli bir doku, çok önemli bir konu üzerine gündeme getirilmiş, toplumun en önemli kesimi, hayatımızda hepimizin var olan anne ve babamızdan sonra bizim yolumuzu aydınlatan, bize yol çizen bu değerli insanları, öğretmenlerimizi hatırlama günü. Bu sebeple başta Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere ebediyete intikal eden tüm öğretmenlerimizi rahmetle anıyorum. Emekli olan tüm öğretmenlerimize sağlık, mutluluk diliyorum. Görev başında inançla, kararlılıkla, inatla, her şeye rağmen, kendilerine emanet edilen çocuklarımıza bilgiyi elde etmeyi, öğrenmeyi öğreten, ülkenin gerçeklerini gösteren, bilimi onlara rehber olarak edindiren bu değerli öğretmenlerimizin de 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyor, önlerinde saygıyla eğiliyorum.

Bugünün özelliğine uygun olarak Türkiye’de öğretmenlerimizin sorunlarının değerlendirilmesi, araştırılması, çözüm önerilerinin Parlamento tarafından tartışılarak sunulması adına Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bir araştırma önergesi verdik. Bu konuya partiler üstü, siyaset üstü bakılmasını, sayıları 600 binin üzerinde, eğitim çalışanlarıyla birlikte neredeyse 1 milyona yakın insanın sorunlarının değerlendirilmesi adına bu hassasiyetin gösterilmesini istiyoruz. Öğretmenler toplumun temel taşları, yolumuzu aydınlatan, aydınlatırken kendileri eriyen mumlar. Bir insan kurtarmanın bir hayat, bir toplum kurtarmak olduğunu bilen bu değerli şahsiyetlerin yetiştirilmesi, hayata kazandırılması, eğitim hayatında hizmete sunulmaları, çalışırlarken karşılaştıkları problemler, özlük hakları, atamaları, maaşları, bütün bunlar hepsi birer sorunlar yumağı hâlinde.

Nereden başlayalım derseniz, Türkiye'nin bir öğretmen yetiştirmek gibi bir politikası yok. Köy enstitüleri denen bir model vardı, Türk milletinin özelliğine uygun bir model. Bir yerinde hata görüldü, pire için yorgan yakıldı, o kurumlar kapatıldı. Yerine öğretmen okulları açıldı. Öğretmen okulları da kapatıldı, adı “öğretmen lisesi” oldu. Anadolu’nun en seçkin, en zeki çocuklarının alındığı marka okullar oluşmuştu, Alpaslan Öğretmen Lisesi gibi, Savaştepe Öğretmen Okulu gibi. Bu marka okullardan yetişmiştir bizi yetiştiren birçok öğretmen. Şimdi öğretmenler memur alınır gibi KPSS puanıyla alınıyor. Nereden yetişiyor bunlar? Her yerden yetişiyor.

Uzun yıllar Millî Eğitim Müdürlüğü görevi yaptım. Bir veteriner öğretmen olarak atanmıştı. İki ay sonra geldi, karşımda ağladı “Öğretemiyorum ben çocuklara bir şey.” diye. Demek oluyor ki öğretmenlik bir uzmanlık mesleği. Doktora “doktor” unvanını veriyorsun, avukatın önüne “avukat” yazdırıyorsun, unvansız insan öğretmenler.

Öğretmenleri yönetmek çok ayrı bir hususiyet ister. Bu insanların moralini bozmamak, motivasyonunu kırmamak, yaşama sevincini yok etmemek adına çok özen gösterecek yöneticiler gerekir. Türkiye’de eğitim yönetimi yöneticisi yetiştiren kurum da yoktur. Üniversite mezunlarını, işte, KPSS puanıyla alırız. Mübaşir alırken bile, karşımıza getiririz, boyuna bosuna, konuşmasına, diksiyonuna bakarız, öğretmenlikte bu yoktur.

Öğretmenleri alırız, Türkiye'nin, devletin kendi güvenliğini sağlayamadığı yerlere, “Git orada öğretmenlik yap, çocuklarımızı eğit.” deriz. Hayata, mesleğe ilk defa başlamış bu insanlar oralarda ne yapacağını bilemezler. Meslek konusunda zaten yenidirler ve yabancıdırlar. Önceden hatırladığı öğretmenlerini taklit etmeye çalışırlar.

Değerli milletvekilleri, öğretmenlerin biriken büyük sorunlarını tek tek ele almak, bunlara çözüm bulmak zorundayız. Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye’de hükûmet, iktidar olduğundan bu yana AKP Grubu eski bakanlar grubu oluştu orada. Aynı iktidar döneminde Millî Eğitim bakanları değişti. Her yeni bakan, iyi niyetle, bir heyecanla, bu Bakanlıkta bir şeyler yapmaya çalıştı. Nimet Hanım “Şu kadar öğretmen alacağız.” dedi, Maliye Bakanı “Vermem kadro sana.” dedi, Hükûmetin bakanını öğretmen camiası karşısında mahcup duruma düşürdü. Yeni Bakanımızın annesi babası Hazreti Ömer gibi adaletli olsun diye adını “Ömer” koydu ve bu adaleti, partisinin de simgesi hâline gelen bu adaleti Millî Eğitim Bakanlığında uygulasın diye Millî Eğitim Bakanlığına getirdi. Hoş geldi, sefa geldi. Dileğimiz, umudumuz Bakanı baştan eleştirmek değil; onun heyecanlarına ve önümüzde ülkemiz adına, eğitim adına yapacağı hizmetlere, olumlu hizmetlere katkı vereceğimizi belirtiyorum.

Geçtiğimiz cumartesi günü Antalya’da Öğretmen Stratejileri Çalıştayı’na katıldım, orada Sayın Bakanı dinledim. Çok güzel bir açılış konuşması yaptı, konuşmasını takdir ettim. Umuyorum, diliyorum, bu konuşmalarını başarır. Ama Sayın Bakan baştan düğmeyi yanlış ilikledi. Özle değil, kabukla uğraşmaya başladı, hiç yöneticiliği olmayan birini, tuttu, genel müdür yaptı. Millî Eğitim Bakanlığı bir uzmanlık bakanlığıdır. Dışarıdan, sanki 600 küsur bin eğitimci, yönetici yokmuş gibi bu Bakanlıkta, başka yerlerden müsteşar getirdi. Yanlışları size kim gösterecek Sayın Bakanım? Grubunuzdaki milletvekillerini en azından dinleyiniz, onların tavsiyelerini dikkate alınız, konuya iktidar muhalefet açısından bakmayınız, bu yeni dönemi yeni bir umut olarak yeni bir şans olarak değerlendiriniz diyorum Sayın Bakana.

Sayın Bakan demin burada sizlere sorular sordu, o sorarken ben de Sayın Bakana sorayım diye birkaç soru hazırladım: Hiç idareciliği olmayan birisi genel müdür yapılır mı? Etik midir bu? Sayın Bakan, Millî Eğitim Bakanlığında 600 bin kişinin üstünde yetişmiş personel varken ana komuta merkezine, müsteşarlığa bu Bakanlıkla alakası olmayan biri getirilir mi? Geçim sıkıntısı çeken bir öğretmen sınıfta başarılı olabilir mi? Ailesi parçalanmış, çocuğundan ayrı kalmış öğretmen sınıfta nasıl başarılı olabilir Sayın Bakanım? Elinde şiddet gördüğüne dair raporu olduğu hâlde, eşi mahkeme kararıyla evinden uzaklaştırılan, evden can güvenliği sebebiyle uzaklaştırılan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bulut.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – Süre çok kısıtlı…

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hüsamettin Zenderlioğlu, Bitlis Milletvekili.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Öğretmenler Günü dolayısıyla Barış ve Demokrasi Partisi adına aleyhte her ne kadar söz almış bulunmaktaysam da lehte konuşmaya çalışacağım. Sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Doğrusu bugün 24 Kasım Öğretmen Günü. Buruk da olsa öğretmen arkadaşların gününü en içten, en arı duygularımla selamlıyor ve kutluyorum.

Saygıdeğer öğretmenim, bugünün nasıl Öğretmenler Günü olarak kutsandığı hakkında yeterli bir bilgim yok. Umarım beni bağışlarsınız ama öğretmenlerimizin çektikleri acılar hakkında bazı bilgilerim var. Bazılarınızın eşlerinizden ve çocuklarınızdan zorunlu olarak ayrı yaşadığınızı biliyorum. Yer değiştirme sorunu hâlâ devam ediyor. Bu konuda inşallah Sayın Millî Eğitim Bakanımız sesimizi duyar ve bir çözüm üretir diye düşünüyorum.

Sevgili öğretmenim, özlük haklarındaki eksikler öyle duruyor. Hasta olanlarının tedavi masrafları, yol harçlıkları ve diğer tüm özlük hakları, yamalı bir bohça gibidir. Nereye elinizi atarsanız elinizde kalıyor. Yeni atamayı bekleyen 44 bin meslektaşımın atamalarının da başka bir bahara emanet edildiği söyleniyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün öğretmenlerimizin mutlu oldukları söylenemez çünkü ekonomik olarak sıkıntı içindedirler, aile, okul, çevre sıkıntıları vardır. Beş yıllık ilköğretim sekiz yıla çıkarıldı ama öğretmen atamasını henüz gerçekleştiremediler. Hâlen sekiz yıllık ilköğretim okullarında ya 1 ya 2, en fazla 3 öğretmen bulunmaktadır. El vicdan!

Hâlen birçok öğretim okulu eski usule göre yönetilmektedir yani her okulda, söylediğim gibi, birkaç öğretmenin bulunması dışında kimseler yok.

İlkel, taşımalı eğitim devam ediyor, kara tahta hiç yerinden ayrılmamış, hâlâ orada duruyor. Akıllı tahtayı bilen yok, çağdaş iletişim sağlanmamıştır. Birçok okulda tezek ve odun yakılıyor. Yıl sonunda verilen raporlar, başlangıçta sunulan raporlar gibi öyle duruyor çekmecelerde. Akıllı tahtalar ne zaman Doğu ve Güneydoğu’ya gidecek diye merak ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geleceğin yaratılmasında, mutluluğun gerçekleştirilmesinde en büyük etkili rol kuşkusuz öğretmenlerindir; çünkü toplumu değiştiren, dönüştüren, ekonomik kalkınmayı destekleyen, çağdaş, bilimsel teknoloji ile yarışan, eğitim hizmetlerini geliştiren, kalitenin çıtasını yükselten, katkı sunan, çevresini aydınlatarak bir mum gibi eriyen, maddi ve manevi değerleri gelecek kuşaklara ulaştıran öğretmendir. O nedenle öğretmen kutsaldır ana gibidir, öğretmen kutsaldır baba gibidir, eli öpülecek olan yine öğretmendir.

Bu ülkenin kendisini nasıl tanımladığının, kendisini nasıl bir geleceğe hazırladığının en önemli göstergesi kuşkusuz o ülkenin eğitim sistemi ile özdeştir. Bu, sistemin yaşama nasıl geçtiğine bağlıdır.

Gelişmenin, değişmenin dinamosu eğitimdir.

Eğitim sadece davranışların değişimi değildir, öğrenmesi ve kavranması ile ilgilidir.

Özünde bu halkın değerlerini motive eden, benimseten unsur öğretmendir. Dolayısıyla uygulamada onu gerçekleştiren tabii ki yine öğretmendir, yeni kuşağı yetiştiren yine odur. Bunun içindir ki eğitim sisteminin en önemli unsuru toplumun mimarı, mühendisi, yapılandıranı yine öğretmendir.

Dünyanın en iyi altyapısını kursanız, programlar düzenleseniz başarıya ulaşmanın en temel taşı öğretmendir.

Gelişim için değişim zorunludur. Yaşamın vazgeçilmez kuralı olan değişim, bireyi, toplumu, sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel olarak etkilemektedir. Bu gelişim ister istemez eğitim sistemini de etkiler. Öğretmenin sınıfta, okulda ve toplumdaki yerini bu belirler. Hatta bilimsel ve teknolojideki hızlı gelişmeler, günümüzde bireyin ve toplumun sosyalitesi okul duvarlarını aşmıştır.

Çağdaş, uygar toplulukların uyanışı kuşkusuz öğretmenlerin öncülüğünde gelişmiştir.

Ama ne yazık ki eğitim sisteminin aksayan yönleri değişmekte tereddüt ediliyor, hatta direniliyor. Yaparak, yaşayarak eğitim sistemi taşları yerine oturtulmadı.

Üniversiteler hâlâ özerk değil. YÖK hâlâ heykel gibi duruyor orada. Bilimsel araştırmalar yeterli yapılmıyor.

Bugün Türkiye'de 172 üniversite vardır. 105’i devlet, 61’i vakıf üniversitesidir, 6 tanesi de vakıf meslek yüksekokuludur. Tabii ki bu sayı her geçen gün artmaktadır.

Millî Eğitim Bakanlığımızın açıklamalarına göre 150 bin öğretmen açığı var, bazı kuruluşlara göre ise 300 bindir.

Atama bekleyen öğretmen sayısı ise hayli kabarıktır, 350 bin civarında olduğu iddia edilmektedir.

Öğretmen ihtiyacı olduğu gerçeği göz önündedir. Ne acıdır ki bu politikalar yüzünden eğitim ve öğretim aksamaktadır. Eğitime gerekli önem verilmemektedir.

Öğretmen lisesinden öğrenciler, tolerans tanımak suretiyle eğitim fakültelerine alınmalıdır.

Eğitim raporu iç açıcı değildir. Türkiye’de derslik sayısına düşen öğrenci sayısı ortalama 32’dir. Adana’da 39, Bitlis’te 42, Van’da 45, OECD ülkelerinde öğrenci başına yapılan harcama ise 6 bindir; Türkiye ise 1.150 dolar olduğu söyleniyor ve iddia ediliyor.

Bilindiği gibi, okuma yazma bilmeyenlerin sayısı yüzde 79’dur. Kadınlar bu sayı içinde en fazla yeri kaplamaktadır. Okuma yazma öğrenecek yaştakilerin oranı ise yüzde 7,68’e denk düşmektedir. Bugün eğitim sistemi toplumun ihtiyacına cevap olamamaktadır.

Öğretmenlerin sorunu gün gittikçe artmaktadır. Ücretli öğretmenler, sözleşme ile sorun çözülmüyor, nitelik de düşüyor. Psikolojik yansıması ise ayrı bir sorundur. Ayrıca, ataması yapılmayan öğretmenlerin mağduriyetinin giderilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasına inanıyorum.

Uygar ve çağdaş toplumların en fedakâr insanları öğretmenlerdir. Öğretmenler, çağın gereksinmelerine göre toplumun ekonomik ve sosyal istemlere uygun eğitim sistemini oluşturmak gerektiğini ifade ederler. Tabii ki bu sistemi yaşama geçirebilecek niteliklere sahip öğretmene ihtiyaç vardır. Bu da eğitim kurumlarının niteliğine bağlıdır. En önemli kanun eğitimin temel kanunudur.

Ahlaki, insani, maddi ve manevi değerleri topluma benimseten temel insan haklarını kavratan, bilimsel düşünce gücünü olgunlaştırarak genişleten odur.

Herkes bilir ki insan önce ana dili ile algılayabilir. O nedenle ana dilde eğitim isteme hakkı yasal ve doğal bir haktır. Aynı zamanda evrensel bir haktır. Bu demokratik haklar gasp edilmemelidir. Sezar'ın hakkı Sezar'a verilmelidir.

Öğretmen ve öğretmenlik mesleği yeterli niteliğe ulaşmadıkça, o ülkede en iyi eğitim sistemi de olsa öğretmene ekonomik olanaklar sağlamadıkça o ülkenin kalkınması zor olur.

Son on yılda öğretmen kalitesini yükseltmek amacı ile öğretmen yetiştiren bütün kurumlar belli bir çatı altında toplanmasına rağmen yeterli ve nitelikli öğretmen yetiştirilmediği ortadadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Geçmişten bir farkı yoktur. Eğer bir fark varsa ortaya konulmalıdır. İşte, eğitim sistemimizin içine düşmüş olduğu…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Zenderlioğlu.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Saygılarımla hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Engin Özkoç, Sakarya Milletvekili.

Sayın Özkoç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli öğretmenlerim; sizlerden çok özür diliyorum. Bakın, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Öğretmenler Günü’nde, Milliyetçi Hareket Partisi bir önerge vermiş, diyor ki: “Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi” diyor. Sizlerin sorunlarıyla ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, üstelik de böyle bir günde, tartışacağımız bir zamanda Sayın Millî Eğitim Bakanımız aramızda yok. Bundan dolayı sizden özür diliyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bakın, AKP sıralarına bakın.

Değerli öğretmenlerim, AKP sıralarının üçte 2’si boş. Neredeler biliyor musunuz?

AHMET YENİ (Samsun) – Komisyondalar.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Kulisteler. Ne yapıyorlar biliyor musunuz? Dedikodu yapıyorlar. Ne zaman gelecekler biliyor musunuz? Sizin haklarınızın reddedileceği zaman işareti alacaklar, gelecekler ve bu önergeye ret için ellerini kaldıracaklar. O zaman buraya gelecekler. Bunun için sizden özür diliyorum değerli öğretmenlerim. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Siz yemin etmediniz. Niye yemin etmediniz onu izah edin.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Atanması yapılmayan, öğretmen platformunun kurucusu Şafak Bay atanması yapılamadan kanserden öldü. Atanması yapılamayan 27 öğretmenimizden 21 tanesi intihar etti. Bunun için de sizden özür diliyorum.

Az önce burada başka bir konuyla ilgili yine Millî Eğitim Bakanımız gözdağı verdi bizlere. Geldi, dedi ki: “Van depremiyle ilgili çok üzücü bir günde buradayız.” dedi, “Çok üzülüyorum.” dedi. Türkiye Cumhuriyetinin dirayetli Millî Eğitim Bakanı dedi ki: “Van’da 75 öğretmenimizi kaybettik ama hiç merak etmeyin, Millî Piyangodan bir haber aldım, o haber doğrultusunda, onların adları o okullara verilecek ve onları unutturmayacağız.” dedi. Bravo! Bravo Sayın Bakan, alkışlıyorum sizi! Gerçekten, 75 tane öğretmenimiz depremde enkaz altında kaldı ve siz müthiş bir fikirle Türkiye Büyük Millet Meclisine seslendiniz, bravo size! Şimdi, daha sonra dedi ki: “Bundan sonra atama bekleyen öğretmenlerin temsilcilerini biz çağırdık, onlarla beraber toplantı yaptık ama ücretli öğretmenler konusunda sakın ha bize baskı yapmayın, onlar PKK’lıdır, derslere girerler, onlar ondan sonra iyi şeyler yapmazlar.” Neden? Öğretmen haklarını savunacağız ya. Bir keresinde de “Öğretmenlerin bir yıl içerisinde aldıkları maaşları da göz önüne alarak, çalışmadığı günleri de göz önüne alarak haklarını savunmak gerekir. Şimdi, bunun için, buna dikkat ederek öğretmenleri savunun.” diyor. Yani arkadan diyor ki, bakın, 662 bin kadrolu öğretmen var, 60 bin civarında ücretli öğretmen var, yahu, bize 40 bin öğretmen lazım, Türkiye’de her yıl 74 bin öğretmen mezun oluyor, ne yapacağız şimdi? Bunu kim söylüyor? Türkiye Cumhuriyeti’nin Millî Eğitim Bakanı söylüyor. Ne diyor? Türkiye’de öğretim kurumlarından her yıl 75 bin öğretmen mezun oluyor, biz bunları nerede çalıştıracağız diye bize soruyor. Nasıl soruyor? On yıldan beri iktidarda, tek başına yöneten, tek kişiyle yönetilen bir Hükûmetin Millî Eğitim Bakanı soruyor bu soruyu değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, bizlere her konuda sıkıştıklarında nasıl davranıyorlar, ben size söyleyeyim: Hükûmet sosyal haklar ve kamusal hizmetler anlayışını terk ettiğine göre yurttaşlara hizmette yaşanan sorunları çözemediği zaman özellikle sağlık sorununda ve doktorlarımız bu ülkenin doktorları olmaktan dolayı gururla hizmet edilecek sosyal haklara sahip olamayınca, nasıl dışarıdan ithal buğday getiriyor, ithal mısır getiriyor -diğerini söylemek istemiyorum- bu sefer de diyor ki “İthal doktor ve hemşire getiririz.” Bunların Türkiye'de yetiştirilen öğretmenlere ihtiyacı yok, kızarlarsa dışarıdan ithal öğretmen de getirirler.

Şimdi, bakın, bu arkadaşlarımız, deprem olunca, yüzlerce yurttaşımız ölünce diyorlar ki: “Bundan sorumlu olan profesörlerdir, bundan sorumlu olan o uzmanlardır.” Türkiye'de eğitim içler acısı durumda “Bundan sorumlu olanlar öğretmenlerdir.” diyorlar.

Bu örneklerden şu sonucu çıkartmak mümkün: Eğer bir gün Türkiye Cumhuriyeti’nde, bizi dinleyen sevgili vatandaşlarımız, gerçekten AKP Hükûmetinin Sayın Başbakanının ifade ettiği gibi “ben Orta Doğu Projesi’nin eş başkanıyım ve bize verilen görevler var, onları yapıyoruz.” diyor ya ve burada, öğretmenlerimiz, kendi emeklerinin karşılığını alamadan simit satmak zorundayken ve emeklerinin karşılığını alamadığından dolayı intihar ediyorken, o başka ülkelere bavullara para gönderiyor ya, ondan sonra da Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesini 39 milyara bağlıyoruz ya, işte, böyle bir Hükûmete bizim vatandaşlarımız oy vermediği zaman, o zaman diyecekler ki “Bu vatandaş suçludur.” diyecekler, “Bunlar haindir.” diyecekler.

Ama biz de buradan diyoruz ki, oy verseler de vermeseler de Türkiye Cumhuriyeti’nin her bireyi, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan ve ben bu ülkenin evladıyım diyen herkes bu ülkenin çocuğudur, Cumhuriyet Halk Partisi öğretmenleriyle birlikte onların arkasında dimdik duracaktır, bundan kimsenin şüphesi olmasın. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu tehditlerin ardı arkası kesilmiyor. Bakın, grevli, toplu sözleşmeli sendika hakkını talep ettikleri zaman dövülen öğretmenlerimize karşı hiç kimse sesini çıkarmadı. Ama bugünlerde görüyorsunuzdur, biliyorsunuzdur, Sayın Başbakanımız dâhil olmak üzere, bazı bakanlarımızda timsah gözyaşları var, ağlıyorlar konuşurken, ağlıyorlar. Bunlar öğretmenlerimiz için de ağlarlar ama kimin için ağladıklarını pek anlayamazsınız. Ondan sonra da özür diliyorlar.

Ben de diyorum ki: Grevli, toplu sözleşmeli sendika hakkını talep ettiği için yerlerde sürüklenen öğretmenlerden özür dileyecek misiniz?

Daha düne kadar karşı çıktığınız, kaldırılmasını talep ettiğiniz YÖK’ü kendinize bağımlı bir kurum hâline getirerek bilimsel özerkliği yok ettiğiniz için özür dileyecek misiniz?

Öğretmenlere insanca yaşayabilmeleri, nitelikli hizmet verebilmeleri, çalışma ve yaşama koşullarını yaratamadığınız için onlardan özür dileyecek misiniz?

Onların ölümüne neden olduğunuz için, onların intihar etmesine neden olduğunuz için, öğretmen olduklarından dolayı iş bulamadıkları için, evlatlarının yüzüne bakamadıkları için, bunun müsebbibi, on yıldan beri çare üretemediğiniz için siz gerçekten bu insanlardan özür dileyecek misiniz?

Cumhuriyet Halk Partisi için eğitim sadece toplumsal bütünleşmenin temel kuramı değildir, aynı zamanda, zayıf konumda olanların güçlenmesinin temel aracıdır yani eğitim, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanlarımızın onurlu bir duruşunun olabilmesi için şarttır ve gereklidir. Cumhuriyet Halk Partisi, on yıldan beri gösteremediğiniz bu iradeye karşı hem öğretmenlerinin, hem işçilerinin hem emeklilerinin, hem çiftçilerinin yanında ve arkasında dimdik duracaktır.

Siz, timsah gözyaşlarınızı akıtmaya devam edin. Biz, ülkemiz, milletimiz ve öğretmenlerimiz için çalışmaya devam edeceğiz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Niye millet size oy vermiyor?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkoç.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mustafa Şahin, Malatya Milletvekili.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, öncelikle terör örgütü PKK’nın tek amaçları o bölge insanımızın evlatlarının yetişmesine vesile olan ve görevleri başında ya da kaçırıldıktan sonra şehit edilen ve Van Erciş depreminden dolayı hayatlarını kaybeden öğretmenlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, sabır dileklerimi sunarken, onlarsız geçen 24 Kasım Öğretmenler Günü içimiz buruk bir şekilde kutlanmakta.

Değerli milletvekilleri, eğitim, bireyleri öngörülen hedefe yönelten, onlara bilgi, beceri değişikliği kazandıran bir süreçtir. 21’inci yüzyılda bütün dünyada milletlerin yetişmişlik ve gelişmişlik düzeyleri eğitimlerine verdikleri önemle ölçülmektedir.

Dolayısıyla, milletlerin belirlemiş oldukları hedeflere ulaşmalarında ve çağdaşlaşmaları yolunda en önemli etkenlerden biri de öğretmenlerdir.

İçinde yaşadığımız bu çağda toplum, teknoloji, bilgi, ihtiyaçlar ve sorunlar sürekli değişiyor. Öğretmenler değişen bu koşulları sürekli takip ederek ve bu değişimleri öğrencilerine sistematik ve planlı bir şekilde aktararak gelişmelerine katkıda bulunmaktadırlar. Dünyada ve içinde yaşamış olduğumuz toplumda meydana gelen değişmeleri ve gelişmeleri sürekli takip eden öğretmenlerimiz, aynı zamanda toplumda bir yol gösterici rolünü de üstlenmektedirler.

Türkiye’nin yarınları, geleceğimizin teminatı olan sevgili gençlerimizin daha nitelikli ve donanımlı yetişmeleri için AK PARTİ iktidarları zamanında öğretmenlerin hayat standartlarını yükseltmek, çalışma saatlerini daha da iyileştirmek, eğitimde verimliliği artırmak için imkânlarımızı zorlayarak büyük adımlar atılmaktadır ve atılmaya da devam edecektir. Bu doğrultuda, öğretmenlerimizin özlük haklarında ciddi iyileştirmeler yapılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, buradan bir iki örnek vermek istiyorum: 2003 yılından 21/10/2011 tarihine kadar, 300.924 kadrolu öğretmen alımı sağlanmıştır. Ayrıca, kısmi zamanlı geçici öğretici, İngilizce dil öğreticisi, bilgisayar dil öğreticisi, vekil öğretmen, Okul Öncesi Eğitim Genel Müdürlüğü ücretli usta öğreticisi, Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü ücretli usta öğreticisi olmak üzere, 256.491 personel görevlendirilmiştir. Kadrolu öğretmen, eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfı dışındakiler, özürlü personel istihdamı, terör mağduru korunmaya muhtaç çocuklar, özelleştirmeden yönlendirilen geçici personel, 657-4/C özelleştirme sonucu 4046 sayılı Kanun gereğince olmak üzere, toplam 29.964 personel istihdam edilmiştir. 2003-2011 yılları arasında, 11/10/2011 tarihine kadar olan süreçte, kadrolu ve geçici olarak toplam 587.379 kişi istihdam edilmiştir. 02/11/2011 tarihinde Van iline 800 kadrolu öğretmen ataması gerçekleştirilmiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın konuşmacı, bunları başka Hükûmet de olsa yapacaktı.

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Çıkarsan sen de konuşursun arkadaşım.

9’uncu derecenin 1’inci kademesinde olan bir öğretmenimizin maaşı 2002 yılında 470,20 TL iken 01/07/2011 tarihi itibarıyla 1.592,89 TL’ye yükseltilmiştir. 2002 yılında aynı öğretmenin haftada on beş saat karşılığı ek ders ücreti 165 TL iken 01/07/2011 tarihi itibarıyla 456,67 TL’ye yükseltilmiştir. 2002 yılında ek ders ücretiyle birlikte bir öğretmenin eline toplam 635,20 TL geçerken 2011 yılı ikinci döneminde 2.049,56 TL geçmektedir. 2002 yılına göre, aynı öğretmenin eline geçen parada yüzde 22,6’lık artış sağlanmıştır. 9’uncu derecenin 1’inci kademesinde olan bir öğretmenimizin 2002 yılında 470,20 TL olan maaşının Maliye Bakanlığının 2002 ortalama dolar döviz kuru olan 1.640 TL’ye göre 286,5 dolara, ders ücreti olan 165 TL ise 100,5 dolara ve toplam maaş artı ders ücreti 387 dolara karşılık gelmekteydi. 2011 yılı ikinci döneminde 9’uncu derecenin 1’inci kademesindeki öğretmenimizin maaşı olan 1.592,89 TL 11 Temmuz 2011 dolar döviz kuru olan 1.640’a göre hesaplayacaksak olursak 971 dolara, 456,67 TL olan ders ücreti ise 278 dolara karşılık gelmektedir, toplamda ise maaş artı ders ücreti şu anda 1.249 dolara yaklaşık gelmektedir. 2002 yılına göre maaş artı ders ücreti dolar bazında artış miktarı 862 dolardır. 2002 yılında bir öğretmenin eğitim ve öğretim hazırlık ödeneği 175 TL iken 2010-2011 eğitim ve öğretim yılında 570 TL’ye, 2012 yılında ise 600 TL’ye yükseltilmiştir. 2002 yılına göre artış yüzde 243’lük bir orana ulaşmıştır.

Ayrıca, biraz önce arkadaşlarımızın değinmiş olduğu konularda öğretmenlerimizin sorunlarıyla alakalı olarak bir konuyu dikkatlerinize, öğretmenlerimizin dikkatine sunmak istiyorum. Özellikle tek amaçları doğu ve güneydoğuda cehaletle, geri kalmışlıkla terör örgütünün eline malzeme olan, bölgenin geri kalmışlığından şikâyet eden, o terör örgütünün bugüne kadar gerek kaçırarak gerek görevleri başında şehit ettikleri o kutsal görevi yapan öğretmenlerimiz hakkında tek kelime konuşmayan değerli konuşmacılara da saygıdeğer öğretmenlerimizin huzurunda saygıyla eğilirken onların bilgilerine sunuyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Öğretmenler deli mi, öğretmenler niye eylem yapıyorlar, açlık grevi yapıyorlar?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öğretmen hâlinden memnun mu?

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Yine bu süreçte yetmiş dokuz yeni öğretmenevi, yetmiş dokuz öğretmen lokali yapılmıştır.

Yeni okullarımızın yapılması: Önceden 50-60, hatta Malatya’mızda bile 70-80 kişilik sınıflarda ders yapılırken, öğretmenlerimizin onların her birine bile bir dakika ayırma şansları yokken bugün bu standartlar inşallah 25-30’lara yaklaşmaya devam etmektedir.

Ayrıca, doğu ve batı arasındaki insanlarımızın birbirleriyle bir gönül bağının oluşması, birbirlerini sosyal etkinliklerle tanımaları noktasında yapılan Gönül Köprüsü’nün de ayrıca takdire şayan bir gelişme olduğunu saygılarımla sunmak istiyorum arkadaşlarıma.

Ezberci yapıdan analitik düşünmeye ve öğrenmeye yönelik yapıya geçilmesi ve sayacağımız birçok alanda yapılan çalışmaların, öğretmenlerimizin daha iyi çalışmaları konusunda iyi bir altyapı oluşturduğunu görmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii yapılan bu çalışmalar ve yatırımlar için Millî Eğitim Bakanlığının bütçeden ciddi bir pay alması gerekiyordu. Bütçede en büyük pay günümüze kadar, önceki hükûmetlerin tamamında -elbette ki yurt savunmamızın ne kadar önemli olduğunu biliyorduk- yurt savunmasına ayrılmışken ama içeride de cehaletle mücadelede bu savunmanın ne kadar önemli olduğunu bilen Sayın Başbakanımız ve ekibi sayesinde bütçedeki tabiri caizse aslan payı, bugün millî eğitime verilmektedir.

Öğretmenlerimizin öğrencilerimizi aklın ve bilimin rehberliğinde hızla değişen dünyaya ayak uydurabilmeleri için, bilgili, donanımlı, açık fikirli, sorgulayan bireyler olarak yetiştirmeleri çok önemlidir. Öğretmenlerimiz, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de cehaletin ve cahilliğin sona erdirilmesi için canları pahasına gayret gösteriyorlar. Çünkü öğretmenlerimiz şunu çok iyi biliyorlar: Millî, manevi değerlere sahip olan, değişen dünyaya adapte olan, değişim ve yeniliği takip eden, hayallerinin peşinde koşan, kin ve nefret tohumlarının atılmadığı, kardeşlik, birlik ve beraberlik ruhunun aşılandığı bir toplumda yobazlığın ve cehaletin yeri yoktur ve bundan sonra da olmayacaktır. Türkiye'nin çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarılması için öğretmenlerimiz fedakârca çalışıyorlar. Onların göstermiş olduğu bu gayreti manipüle etmek için korkutarak cehaletin devam etmesini sağlayanlara ve cehalete ve karanlığa savaş açan, görev başında ya da kaçırılarak canlarını feda eden öğretmenlerime selam olsun.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Ancak selam gönderirsiniz!

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Göndeririz beyler, size de göndeririz.

Sürem yetişmediği için, aydınlık bir geleceği hep beraber inşa edeceğimize olan inancım ile eserlerinin üzerine hiçbir zaman imza atamayan tek sanatkâr olan bütün öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü en içten dileklerimle kutlar, sevgi ve saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sayın milletvekili, bütçeden en büyük payın Millî Eğitim Bakanlığına ayrıldığını söyledi. Bu bilgi doğru değildir, izninizle bu bilgiyi düzeltmek istiyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sataşma yok Sayın Başkan. Öyle bir usul yok Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen Sayın İnce, yani bu verilen bilginin doğru olup olmadığı veya size karşı herhangi bir şey var mı, grubunuza karşı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Büyük Millet Meclisini yanıltmaktadır, bu bilgi doğru değildir. İki dakika süre verirseniz grubumuz adına bunu açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Sözleriniz tutanaklara geçti efendim, teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, niye halkımız doğruyu bilmesin.

BAŞKAN – Hayır, doğruyu bilmesini…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bu bilgi doğru değildir. Ben, yalan söylüyor demiyorum ama bu bilgi doğru değildir, bunun düzeltilmeye ihtiyacı vardır.

BAŞKAN – Sayın İnce, sözleriniz tutanaklara geçti, yeteri kadar aydınlatıldı konu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, neden olduğunu açıklamam gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın İnce, şimdi ne yapmak istiyorsunuz anlaşılır gibi değil. Şimdi şöyle; bak…

MUHARREM İNCE (Yalova) – O zaman buradan anlatayım.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, bir bakanlığa bütçeden ayrılan pay, ona hemen bakarak söyleyemezsiniz. Önemli olan gerçekleşme oranıdır. Yani, 2012 bütçesinde Millî Eğitime şu kadar pay ayırdığınız zaman o parayı oraya harcamış sayılmazsınız. Yılın sonunda gerçekleşme oranına bakacaksınız. Gerçekleşme oranına bakıldığında, Millî Eğitim Bakanlığı hiçbir zaman birinci sırada değildir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Birincisi bu.

Sayın Başkan, ikincisi de…

BAŞKAN – Lütfen Sayın İnce, anlaşıldı konu, tutanaklara geçti.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yani her aklına gelen…

BAŞKAN – Yani Sayın İnce, yapmak istediğiniz ne burada?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yani, Meclisi çalıştırmak mı istemiyorsunuz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen ama…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, siz Millî Eğitim Bakanlığını bilmiyor olabilirsiniz.

BAŞKAN – Bak, dikkat çekici bir konu: İki günden bu tarafa siz yokken Meclis sonuna kadar çalışıyordu ve itiraz da yoktu, lütfen… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer maksadınız Meclisi çalıştırmamaksa, başka bir şey.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Burada İç Tüzük hükümlerine göre istenilen söz veriliyor…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – …grup başkan vekilleri de çıkıp düşüncelerini ifade ediyorlar.

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, ben nasıl grup başkan vekilliği yapacağımı sizden öğrenecek değilim…

BAŞKAN – Kimseye grup başkan vekilliği yapacağını öğretmiyorum ben burada.

MUHARREM İNCE (Yalova) – …ama siz Meclis Başkan Vekilliğinin küfürsüz yapılması gerektiğini arkadaşınıza anlatın.

BAŞKAN – O başka bir şey, siz anlatırsınız.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sizden öğrenecek değilim.

BAŞKAN – Lütfen…

Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben burada… Sayın Başkan… Sayın Başkan, o kürsüye çıkan her…

BAŞKAN – Sayın İnce, böyle bir usulümüz yok. Lütfen oturur musunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Nasıl yok efendim, nasıl yok!

BAŞKAN – Sözleriniz tutanaklara geçti ve konu anlaşıldı, aydınlatıldı konu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, az önceki tutumunuz nedeniyle usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Ben, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Grup önerisi kabul edilmemiştir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tutumunuz hakkında konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Hangi tutumum hakkında Sayın İnce?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Az önce ben burada olmadığım zaman Genel Kurulun işleyişi, olduğum zaman işlemeyişi hakkında şahsıma yaptığınız hakaret hakkında, tutumunuz hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, hakaret değil Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tutumunuz hakkında usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Öyle bir maksatla da söylemiş değilim yani çok net söylüyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bundan büyük hakaret mi olur! “Siz olmayınca iyi çalışıyor.” diyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bundan büyük hakaret mi olur!

BAŞKAN – Ama iki günden bu tarafa şey ortamda…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, şimdi biraz önce bizim grubumuzun önergesini oyladınız değil mi?

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama siz burada bir Grup Başkan Vekili anlatırken hemen oya sunuyorsunuz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Önergeyi verenler duymadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani daha önce bu konuda oylamaya geçeceğinizi söylerseniz biz de…

BAŞKAN – Söyledim, oylamaya sunacağımı söyledim efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bakın, burada bir Sayın Milletvekiliyle görüşüyorsunuz, araya girip oylamaya sunuyorsunuz ya, bırakın da biz de önergemiz lehinde…

BAŞKAN – Ne yapmam gerekir? Ben oylamaya sunacağımı söyledim, herkes duydu burada yani Genel Kuruldaki tüm sayın milletvekilleri duydu. Nasıl yapmam gerekirdi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, kendi grup önergemizin oylanmasını oldubittiyle yapıyorsunuz ya! Biraz bekleseniz. Haber bile vermiyorsunuz ya!

BAŞKAN – Hayır, Sayın Vural, niye oldubittiyle yapayım, herkes duydu, gizli kapaklı yapmadım ki, mikrofonu kapatmadım ki ben, herkes duydu burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunu bitirin, bu tartışmaları bitirin, deyin ki “Yok.” deyin, ondan sonra oylamayı yapın.

BAŞKAN – Hayır, ben oldubittiye getirmedim, lütfen yani bu sözü kabul etmiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, keyfî tutumunuz hakkında usul tartışması açmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP Sıralarından alkışlar)

İki dakika söz veriyorum.

VIII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- İç Tüzük’ü uygulamadığı, keyfi davrandığı gerekçesiyle Başkanın tutumu hakkında

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Önce lehte mi, aleyhte mi Sayın İnce, onu söyleyin?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sizin tutumunuzun aleyhinde.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Aleyhte.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Süremi herhâlde yeniden başlatacaksınız.

BAŞKAN – Buyurun, başlatıyorum.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Evet, teşekkür ederim.

Şimdi, Sayın Başkan, az önceki açıklamanız hiç hoş değil. Ben burada olduğum zaman Meclis geriliyormuş, olmadığım zaman sakin çalışıyormuş! (AK PARTİ sıralarından “Doğru… Doğru…” Sesleri) Aslında bu bir iltifat. Evet, ben bundan üzülecek değilim, bundan sevinirim ben. Bu bir iltifat. Bu bir iltifat. (CHP sıralarından alkışlar) Bundan üzüleceğimi mi zannediyorsunuz siz?

Burası yolgeçen hanı değildir. (AK PARTİ sıralarından “Doğru söylüyorsun.” sesleri) Burası babanızın çiftliği de değildir.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sizin babanızın çiftliği mi!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Hiç merak etmeyin, sizi çalıştıracağım burada, çalıştıracağım. Buraya geleceksiniz. Oy kullanmaya da geleceksiniz, tıpış tıpış geleceksiniz buraya! Hiç merak etmeyin! (CHP sıralarından alkışlar) Orada kulislerde oturup… Yok öyle yağma! Buraya geleceksiniz, her sözün hesabını vereceksiniz.

Şimdi bakınız. Bir: Millî Eğitim Bakanlığına…

Sayın Başkan, sizin tutumunuz hakkında daha fazla sürdürmek istemiyorum. Sizden önceki Meclis Başkan Vekili gibi siz de bu tür davranmaya devam ederseniz biz de gereğini yapacağız. Ondan hiç kuşkunuz olmasın.

Şimdi şu Millî Eğitim Bakanlığını bir açıklayayım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri… Hatibin sözünü kesmeyelim lütfen.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bir: Bütçe tekniğinden kaynaklanan bir şey. Birtakım fonlar önceden bütçenin dışında tutuluyordu, şimdi bütçenin içine alındı. Dolayısıyla bütçe kabardı. İki: Gerçekleşme oranına bakacaksınız. 100 lira ayırmışsın da, o 100 lirayı millî eğitime harcamış mısın? Halk diliyle anlatayım. Hayır, harcamamışsın; 12-13 lirasını harcamamışsın. Yıllara göre değerlendirin, son dokuz yıla bakın iktidarınız döneminde, gerçekleşme oranında hiçbir zaman Millî Eğitim Bakanlığı birinci sırada olmamıştır. Bu milletin kandırılmasını istemedim. Onun için söz isteyip bunları açıklamak istedim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Tutumum lehinde söz isteyen Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili.

Buyurun Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz, bu Meclisi çalıştırmaya çalışıyoruz, AK PARTİ Grubu olarak bu Meclisi çalıştırmaya çalışıyoruz. Dün de konuşuldu, bu görev doğal olarak en büyük grup olan AK PARTİ Grubuna ait. Biz, bunu yapmaya çalışıyoruz, engellemelere rağmen yapmaya çalışıyoruz, müdahalelere rağmen yapmaya çalışıyoruz. Çalıştırılmama çalışmalarına rağmen yapmaya çalışıyoruz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hapishaneden çalışacaklar.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, milletimiz de rahat olsun. Bu Meclisi biz çalıştıracağız arkadaşlar, içiniz rahat olsun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Meclise ne gerek var kanun hükmünde kararnamelerle yönetiyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, bakın, ben size gerçek rakamları vereyim değerli arkadaşlar.

Bakın, biz devraldığımızda bütçe harcamalarının toplamı içinde millî eğitime ayrılan pay yüzde 6,93 iken…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Gerçekleşme oranını söyle.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Aynen öyle, gerçekleşen rakamlar. Bütçe sonuçlandığı için Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Millî savunmayı da söyle.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bütçe sonuçlandığı için bunlar yani sonuçlanmış rakamlar, realize olmuş rakamlar, gerçekleşmiş rakamlar.

Gerçekleşmemiş rakamlar 2011 ya da bundan sonraki bütçeler için geçerli. 2010 ve öncesi sonuçlandığı, kati hesaba bağlandığı için gerçekleşmiş rakamlardır. Onun için 2010 rakamını vereceğim en son yani 2011 rakamını vermeyeceğim bakın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tamam. Millî savunmayı da vereceksin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepsini veriyorum.

6,93 iken devraldığımızda yani 100 liralık harcamanın sadece 6,93 lirası millî eğitim camiasına, öğretmenlerimize giderken, 2010’da bu rakam -gerçekleşme oranı olarak söylüyorum- yüzde 9,8’e çıkmış, yaklaşık yüzde 50’ye yakın. Bakın, oran olarak yüzde 50’ye yakın bir artış söz konusudur değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Onun ne kadarı Ülker’e ne kadarı Telekom’a gitti? Öğretmene gitmedi, ihale yaptığınız şirketlere gitti. Kimi kandırıyorsunuz? Bu para Ülker’le Telekom’a gitti, Datateknik şirketine gitti. Kimi aldatıyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İcraat önemli. Nutuk atmakla bu sorunlar çözülmüyor. Nutuk atılabilir ama önemli olan sonuç, intihac, netice. Netice bu. Konuşmaların hiçbir anlamı yok.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Netice, bu paranın Telekom’a gittiği, bu özelleştirme yatırımlarını oradan finanse ettiğiniz. Biz aptal mıyız? Yer miyiz biz onu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, bir örnek daha vereyim değerli arkadaşlar.

2002’de kadrolu öğretmen sayısı ne kadardı Türkiye’de? Kadrolu öğretmen sayısı Türkiye’de 361 bin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şu anda 662 bin; 2’ye katlamış kadrolu öğretmen sayısı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Doğru değil.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İdare amirleri… İdare amirleri…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Nutuk atmanın anlamı yok, önemli olan rakamlardır. Rakamlar zaten gösteriyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Salim Bey, göreve lütfen.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tutumum aleyhinde söz isteyen Oktay Vural, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce Milliyetçi Hareket Partisinin, öğretmenlerimizin sorunlarıyla ilgili araştırma önergesinin ön görüşmelerinin yapılmasına ilişkin bir önerimiz vardı. Öneri konusunda lehte ve aleyhte görüşmeler yapıldı ve bir Sayın Milletvekili Grup Başkan Vekili bunlarla ilgili sizinle bir karşılıklı usul tartışması açılmasına, isteğine ilişkin bir değerlendirme yaparken, siz bu konuyla ilgili daha henüz bir karara varmadan birdenbire “Oylarınıza sunuyorum.” dediniz.

Yani müsaade edin, saygı gösterin. Bir grubun önerisini yani eğer burada bu konuyla ilgili tartışma sona erdirilmeden, daha milletvekillerinin bu konuda kendi grup önerisi üzerinde iradelerinin belirlenmesine imkân vermeden oldubittiyle yapmanız hiç doğru değil Sayın Başkanım.

O bakımdan, yani bakın, yanlış olduğu şuradan ortaya çıktı: Nitekim, Sayın Grup Başkan Vekilinin bu iradesini, oylamadan sonra usul tartışması açarak devam ettirdiniz.

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Onunla alakası yok.

OKTAY VURAL (Devamla) – Dolayısıyla, yani bu konularda zaman kazanmaya gerek yok. “Kabul edenler… Etmeyenler…” Ya, biz parmakçı değiliz ki yani. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Parmak kaldırırken önce vicdana, sonra aklımıza bakarak kaldırıyoruz.

Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, Türkiye'nin meselelerini burada konuşturacağız. Öğretmenin, çiftçinin, işsizin, emeklinin derdini, inadına…

AHMET YENİ (Samsun) – Vay, vay… Helal olsun.

OKTAY VURAL (Devamla) – …siz getirmek istememenize rağmen, Milliyetçi Hareket Partisi emeklinin, herkesin sorununu…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Konuşacağız…

OKTAY VURAL (Devamla) – Bu Meclis onların kürsüsü. Dolayısıyla, bu kürsüde elbette öğretmenin, elbette işçinin, elbette çiftçinin, hepsinin sesi burada dile getirilecek. Bunu iktidar partisi parmaklarıyla yok etmeye çalıştığı müddetçe bütün imkânları kullanacağız, onların sesi ve sözcüsü olmaya da devam edeceğiz Sayın Canikli.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumum lehinde söz isteyen Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Önder.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, Değerli Kurul; usulen lehinde söz aldım.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Lehe mi, aleyhe mi? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Başkan ne diyorsa doğrudur. Siz bu kültürü iyi bilirsiniz, biat deniliyor buna. (CHP sıralarından gülüşmeler)

Şimdi, Sayın İnce de yanlış söyledi, AK PARTİ’li hatip de. İki hesaplama şekli de mazide kaldı. Savunma sanayi fonlarıyla ve bütçe dışı kalemlerle Sayıştayın bile denetimine tabi olmadan hazırlanan savunma ve savaş harcamaları bu Meclisin önüne gelmedikçe Sayın İnce’nin söylediği de, AK PARTİ’lilerin söylediği de lafügüzaftır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 2002 de aynı, aynı bazda.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Hiç fark etmez ki. Yanlışın uzun sürmesi o yanlışı doğrulamaz Sayın Canikli. Yanlışsa yanlıştır, her zaman yanlıştır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 2002’de de dışarıda, şimdi de dışarıda yani, aynı şey.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Siz bunu düzenleseydiniz. Askerî vesayet diye bir sürü şey yapıyordunuz. İşte, tam askerî vesayetin kaldırılması, savunma harcamalarının, savaş harcamalarının Meclis denetimine yani milletin en üst temsil organına getirilmesi lazımdı.

Millî eğitime gelince… Millî eğitim için başka bir ölçüye müracaat etmek lazım. Bir memlekette okuldan fazla dershane varsa kimse “Ben, bu ülkede millî eğitimi idare ediyorum.” demesin. Bu ayıp gelmiş geçmiş bütün millî eğitim bakanlarına aittir. Hiçbir yerde okul sayısından fazla dershane olmaz, bunda bir garabet yok mu bunu düşünün.

Saygılar, sevgiler. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumumda bir değişiklik olmadı.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran ve arkadaşları tarafından, AB ile tam üyelik sürecinde yaşanılan sorunların tespiti hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24/11/2011 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 24.11.2011 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        M. Akif Hamzaçebi

                                                                                                                 İstanbul

Öneri:

İstanbul Milletvekili Umut Oran ve arkadaşları tarafından, 18 Kasım 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “AB ile tam üyelik sürecinde yaşanılan sorunların tespiti” hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (138 sıra nolu) Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24.11.2011 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Umut Oran, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Oran. (CHP sıralarından alkışlar)

UMUT ORAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü ben de kutluyorum ve Hükûmetin ataması yapılmayan öğretmenlerimize sözünü tutmasını beklediğimi ifade ederek sözlerime başlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz başlayalı 20 başbakan, 30 hükûmet, yarım yüzyıl geçti. Bu çorbada Adnan Menderes’ten İsmet İnönü’ye, Turgut Özal’dan Bülent Ecevit’e, sağıyla soluyla bütün hükûmetlerin tuzu var. Çünkü Avrupa Birliği bir hükûmetin değil bütün hükûmetlerin politikası, bir başbakanın değil bütün milletin politikası. Avrupa Birliği üyeliği bir devlet politikası. Bu yüzden, 1999 yılında adaylığımız açıklandığı zaman hep birlikte siyasi reformları başlattık. Bu adımları 74 milyon hep beraber verdik, iktidarıyla muhalefetiyle hep birlikte. Geldik 3 Ekim 2005 tarihine. Tam üyelik için masaya oturduk. Hükûmet ne yaptı? “2012 yılında tam üye oluyoruz.” dedi, bayram ilan etti. Tandoğan Meydanı’nda, Ankara’da gündüz gözüyle havai fişeklerle kutladı. Hatta o tarihte Kızılay Meydanı’nda bir de saat dikti. “2012’de tam üye olacağız.” diye o saati kurdu. Bilmiyorum, o saat yerinde durmuyor, herhâlde o saat bozuldu.

Bugün nereye geldiğimize baktığımız zaman eleştirmemiz gereken bir husus var, özeleştiri yapmamız gereken bir husus var. Bu konuda Hükûmet samimi davranmadı. Halkı, halkımızı kandırdı. Tabii, bu konuda Avrupa Birliği de samimi davranmadı. Avrupa Birliği de bu konuda masum değil. O da çifte standartlı davrandı ve ipe un serdi. Aradan tam altı yıl geçti değerli arkadaşlarım, tam üyelik için kapatmamız gereken 33 tane fasıldan sadece 1 tanesini kapattık.

Geçen yıl Bütçe Plan Komisyonunda Sayın Bakan Bağış konuşmasında “Hedefimiz 2014-2020 bütçesine dâhil olmak.” diyordu. Ne demek bu? Yani tam üye olmak. Peki, ben sormak istiyorum, hiçbir fasıl kapatmadan nasıl tam üye olunuyor, var mı bunun bir örneği?

Bir ay önce Avrupa Komisyonu İlerleme Raporu açıklandı. Siyasi alanda, demokratikleşme alanında ileri gitmemişiz, tam tersi geri gitmişiz. Sayın Egemen Bağış alınmasın ama direksiyon onda ancak taşıdığı uçakta bütün bir millet var, 74 milyon var. Millet bize, yüce Meclise bir görev vermiş. İktidar icraatını yapacak, muhalefet de uyarısını yapacak. Yani millet diyor ki, bize diyor ki: “Hükûmeti uyar, kaza bela gelmesin.” Pilot, Hükûmet bu noktada, uçuş kulesi de muhalefet. Peki, biz de bunu yapacağız, biz de muhalefet olarak uyarımızı yapacağız.

Şimdi, yine, Sayın Bakan ifadesinde “Biz bu reformları Avrupa Birliği üyeliği için değil, vatandaşlarımızın hak ettiği yüksek yaşam seviyesine kavuşmaları için yapacağız.” dedi. Şimdi, gelin bir bakalım neymiş bu yüksek yaşam seviyesi.

Bakın, iki hafta önce Londra’da sokaklarda binlerce genç protesto ettiler, hükûmeti protesto ettiler. Ne istiyordu bu gençler? Parasız eğitim. Gösterilerini yaptılar, dertlerini anlattılar ve dağıldılar. Peki, bizde ne oldu? “Parasız eğitim istiyoruz.” pankartı açan 2 öğrenci, Berna ile Ferhat on dokuz ay tutuklu kaldı. Bugün tam 500 öğrenci, 1 değil, 5 değil, 15 değil, 500 öğrenci tutuklu. Tek talepleri parasız eğitim. Türkiye'nin hak ettiği seviye bu mu değerli arkadaşlar?

Bir başka konu: Basın özgürlüğü. Hükûmete sormak istiyorum: Avrupa’da, basılmamış kitabın toplatıldığı başka bir ülke var mı? Avrupa’da, basılmamış kitabın yazarının tutuklu bırakıldığı başka bir ülke var mı? Peki, bir başka soru… Nedim Şener dünyada basın kahramanı ama Türkiye'de tutuklu. Basın özgürlüğü listesini açıp bakıyorum. Listeye baktığım zaman ilk sıralarda İsveç, Hollanda; Hükûmetin beğenmediği Hırvatistan 62’nci sırada; daha ilginci, Gabon 107’nci, Zimbabwe 123’üncü sırada. Peki, soruyorum: Türkiye kaçıncı sırada? Türkiye 138’inci sırada basın özgürlüğünde. Türkiye'nin hak ettiği seviye bu mu değerli arkadaşlar?

Değerli milletvekili arkadaşlarım, geçen gün gazilerimizle beraberdim. 19 Ekim tarihinde gazilerimiz terörü lanetlemek için -24 şehit verdiğimiz günün ertesi günü- ve şehitleri anmak için bir gösteri yaptılar. Maalesef gösteride tekerlekli sandalyeli gazilerimize Başbakanlık koruma polisleri müdahale etti. Vatan uğruna kolunu bacağını feda eden gazilerimizin protezleri yerlere dağıldı. Bunun adı ne? Bunun adı işkence, bunun adı faşizm. Bu Hükûmet döneminde depremzededen gaziye, hamile kadınlardan işçilere kadar herkes biber gazı yedi, herkes cop yedi, herkes dayak yedi. Var mı bunun Avrupa’da bir örneği? Bu mu Türkiye'nin hak ettiği çağdaş uygarlık?

Değerli milletvekilleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en çok ceza alan ülke maalesef Türkiye. En çok başvuru yapan 2’nci ülke yine maalesef Türkiye çünkü uzun tutukluluk süreleri ile insan hakkı çalınıyor. Sadece insanların hakkı çalınmıyor, insanlar canını da kaybediyor. İşte, Kaşif Kozinoğlu, işte Kuddusi Okkır. Bu millet buna layık mı?

Masumiyet karinesi kalmadı. Bu ülkede savcılar suçu ispatlamaya çalışmıyor, insanlar suçsuz olduklarını ispatlamaya çalışıyorlar. Adil yargılama yok ama özel yetkili mahkeme var. Türkiye bunu hak ediyor mu?

“Kuvvetler ayrılığı” ilkesi yok oldu. Kanun hükmünde kararnamelerle Meclis baypas edildi. Özerk kurumlar Hükûmete bağlandı. Eskiden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda bir adalet bakanı, bir de müsteşar vardı. Şimdi, Adalet Bakanı var, Müsteşar var, Müsteşar Yardımcısı var, Personel Müdürü var, Akademi Başkanı var, yok yok. Yüksek yargı ilk kez blok oylamayı gördü bu dönemde. Deniz Fenerinde savcı görevinden alındı, siyaset adalete dokundu. Çocuk yaşta kıza tecavüz eden 26 kişi de Yargıtayda iyi hâlden sebep buldu. Yani bu uçak Brüksel diye havalandı 2005 tarihinde ama rota şaştı. Çağdaş demokrasi derken, totaliter bir sisteme doğru yol alıyoruz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu Hükûmet döneminde kadının çalışma hayatına katılımı düştü ama kadına şiddet yüzde 1.400 arttı. Engellilerin sosyal ve siyasal yaşama katılımını sağlayacak fiziksel düzenlemeler maalesef yapılamadı. Gelir adaletsizliği arttı, sosyal devlet çürüdü. Bakın Van’da yaşananlara; depremden ölmeyen soğuktan ölüyor, depremden ölmeyen açlıktan ölüyor ya da kış günü yazlık çadırlarda yangından ölüyor.

Türkiye'nin çocukları her alanda iyi yaşamayı hem de çok iyi yaşamayı hak ediyorlar. Bu yüzden Avrupa Birliği politikası bir devlet politikası. Bu işi Hükûmet tek başına götüremez. Benim önerim, bir Meclis araştırması komisyonu kuralım, süreci araştıralım, nerede sorun var, birlikte ortaya koyalım.

Bakın, Hırvatistan ne yaptı? Aynı tarihte üyelik sürecine başladığımız Hırvatistan 2013 yılında tam üye oluyor. Bir ulusal izleme komitesi kurdu. Bu komitenin başkanlığını da ana muhalefet partisine verdi. Biz tabii bunu sizden istemiyoruz, böyle bir şey de beklemiyoruz. Ama diyoruz ki: Gelin, birlikte bir izleme komitesi kuralım, hep birlikte bu süreci yürütelim. Ayrıca, geçen de Plan ve Bütçe Komisyonunda da rica ettim, Sayın Bakan Bağış buraya gelsin, bu kürsüye çıksın ve yüce Meclisi, Türk milletini Avrupa Birliği sürecinde hem ilerleme raporuyla ilgili bilgilendirsin hem bundan sonraki yol haritasıyla ilgili bilgi versin.

Değerli arkadaşlarım, Büyük Atatürk ne diyor: “Bizim başka milletlerden eksiğimiz yok, cesuruz, zekiyiz, çalışkanız.” Gelin, hep birlikte bu millet için çalışalım, zekamızı kullanalım, cesur olalım, bütün duvarları el birliği ile yıkalım ve bu hedefe hep birlikte ulaşalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Oran.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Abdullah Çalışkan, Kırşehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Çalışkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen grup önerisinin aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Avrupa Birliği süreci hepinizin bildiği gibi 1959 yılında yaptığımız üyelik başvurusuyla başlayan ve inişli, çıkışlı çok uzun bir süreç. Bu süreç neticesinde ne zaman ki partimiz 2002 yılında iktidara geldiğinde bu süreç çok ciddi bir şekilde hızlanmış ve kırk üç yılda yapılamayan gelişmeler, çalışmalar bu iki yıl içerisinde yapılmış ve hepimizin de bildiği gibi Türkiye 2005 yılında aday ülke olma statüsünü kazanmış ve müzakereler Avrupa Birliğiyle başlamıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangi çalışmalar aday olma sürecini hızlandırdı, hangi çalışmalar? Bir çalışma yapılmadı.

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Devamla) – Tabii, hepimiz, Avrupa Birliği konusunda bütün partilerin hemfikir olduğundan hiçbir şüphemiz yok. Aslında bu konu hep birlikte konuşulması, tartışılması ve gerçekten bu anlamda eksiklerimiz varsa birlikte aynı yöne doğru bakarak bu süreci en kısa zamanda nasıl bitiririz, nasıl tamamlarız, hep birlikte konuşmamız gereken bir konu.

Tabii, biz bu konuya önem verdiğimizi her şekilde en üst düzeyde dile getirdik ve ortaya koyduğumuz güçlü siyasi iradeyle, kararlılıkla yıllardır Türkiye'nin başaramadığını iki yılda başararak Türkiye’yi Avrupa Birliğiyle müzakere eden ve aday ülke statüsüne kavuşturan sonuca ulaştırdık.

Biz her yerde şunu söylüyoruz: Avrupa Birliği bizim açımızdan bir süreç. Bunun sonucunun nasıl olacağını tartışmamız mümkün değil. Biz, Avrupa Birliği sürecine Türkiye'nin belli standartlara kavuşması, Türkiye'nin her alanda ilerlemesi, gelişmesi ve her alanda çağdaş bir ülke seviyesine bu standartla kavuşması için gerekli yapısal düzenlemelerin, kanuni düzenlemelerin, mevzuatların yapılması ve Avrupa Birliği müktesebatına Türkiye’yi bir an önce ulaştırmamız şeklinde bakıyoruz. Bunun sonucu nasıl olur, bu süreç tamamlandığı zaman Avrupa Birliği nasıl bir karar alır, Türkiye nasıl bir karar alır, o zaman hangi liderler olur, nasıl bir durum olur, tabii ki bunlar tartışılacak konular değil ama biz her zaman Avrupa Birliği projesini cumhuriyet tarihimizin en önemli projesi olarak gördük ve Başmüzakereci atayarak ve işte son düzenlemelerle Avrupa Birliği Bakanlığı kurarak bu sürece ne kadar önem verdiğimizi ortaya koyduk ve Bakanlığımızın personel sayısını 187 yeni uzman alarak ciddi bir rakama ulaştırdık ve her alanda bu müzakere sürecinin, fasılların, tarama süreçlerinin her alanda etkin bir şekilde, yakın bir şekilde takip edilmesi için Hükûmetimiz adına ne gerekiyorsa yaptık ve yapacağız. Buradan geri adım atmak veya bu süreci yavaşlatmak, bu süreçte farklı söylentilere sebep verecek şeylere hiçbir şekilde kapı aralamıyoruz ama ortada hepimiz açısından istenmeyen bir durum olduğunda, hepimizi üzen bir durum olduğunda hep birlikte görüşmemiz lazım.

Şu anda 33 tane teknik fasıldan 13 fasıl açılmış durumda ve 17 fasılda da maalesef birtakım nedenlerle, Kıbrıs gibi birtakım siyasi nedenlerle veya bazı ülkelerin Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecini iç politika malzemesi yapmaları, Türkiye’yi bu anlamda siyasi olarak görmeleri, Türkiye'nin üyeliğini farklı değerlendirmeleri ve çeşitli şekillerde Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecini ve bu müzakere sürecini maalesef siyasi olarak tıkamaları nedeniyle şu anda bizimle aynı zamanda sürece başlayan Hırvatistan’dan geri olduğumuz bir gerçek. Bu, tabii, Hükûmetin bir başarısızlığı değil. Biz irademizi ortaya koyduk -az önce de söyledim- kırk üç yılda birçok hükûmetin yapamadığını iki yılda yaptık ve Türkiye’yi bu seviyeye, aday ülke seviyesine yükselttik. Bundan sonra hep beraber mücadele edeceğiz, iktidarıyla muhalefetiyle, hep birlikte bu süreçte üzerimize düşen çalışmaları yapmak ve aynı yöne bakarak bu süreci başarıyla sonuçlandırmak zorundayız.

Biz hiçbir zaman tarih vermedik, şu tarihte, bu tarihte, şu yılda Avrupa Birliğine tam üye olacağız demedik. Biz güçlü irademizi ortaya koyduk ve bu anlamda hiçbir şekilde hiçbir tereddüt göstermeden, hiçbir bahaneye de mahal vermeden bir ülkenin ne yapması gerekiyorsa onu yaptık ama maalesef, az önce de söyledim, karşımızda hiç de hak etmediğimiz, hiç de adil olmayan siyasi görüşler var, siyasi müdahaleler var. Biz diyoruz ki eğer bu siyasi müdahaleler olmasa biz Türkiye olarak bu fasılları çok kısa bir sürede bitirecek, kapatacak teknik bilgiye, insan kaynağına, tecrübeye sahibiz ve on sekiz ayda da 15 faslı açabilecek durumdayız. Bu fasılların tarama süreçleri yapıldı, her şekilde biz buna hazırız ama maalesef, karşımızda hak etmediğimiz bir tavır var.

Biz Avrupa Birliği tarafına bunu her zaman söylüyoruz, Başbakanımız da söylüyor, Sayın Bakanımız da söylüyor: “Diğer ülkelere nasıl davrandıysanız bize de aynı şekilde adil davranın, tarafsız davranın ve Türkiye'nin üyeliğini hiçbir şekilde, hiçbir yerde, hiçbir platformda siyasi malzeme yapmayın.” Bu gerçekleştiği zaman, biz inanıyoruz ki hep birlikte bu süreci de başarıyla tamamlayacağız. Sayın Başbakanımız da her zaman söylüyor, bizim için önemli olan bu süreçtir. Sonucunda belki Türkiye olarak biz diyeceğiz ki “Biz Avrupa Birliğine üye olmak istemiyoruz.” veya Avrupa Birliği farklı görüşler, düşünceler ortaya koyacak ama sonuç olarak Türkiye bu süreçte her anlamda, teknik anlamda gelişmeler kaydedecek, ilerlemeler kaydedecek ve bu standartlara inşallah ülkemizi hep birlikte ulaştıracağız.

İşte geçtiğimiz günlerde Türkiye hakkında bir ilerleme raporu yayınlandı. Tabii eksiklikler var, eleştiriler var. Bu rapor hangi ülke hakkında yazılsa mutlaka eleştiriler olabilir ama vurgulanması gereken şu ki: Her fasılda Türkiye’de ilerlemeler olduğunu, gelişmeler olduğunu, reformlar yapıldığını, birincil ve ikincil düzenlemeler yapıldığını belirten ve Türkiye'nin her fasılda ilerleme kaydettiğini gösteren bir rapor. Biz ilerleme hâlindeyiz. Koşabiliriz ama izin verildiği zaman. Bunu da siyasi nedenler karşımızdan çıktığı zaman… Hep birlikte, bütün partiler aynı şekilde, gerekli tüm düzenlemeleri birlikte yaptık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim izin verecek kardeşim, kim izin verecek? Bunu söyle, kim izin verecek?

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Devamla) – Türk Ticaret Kanunu gibi gerçekten önemli bir reform yaptık. Sayıştay Kanunu gibi, RTÜK Kanunu gibi diğer düzenlemelerle bu fasıllarda yapmamız gereken reformları, düzenlemeleri bu Parlamento geçmişte başarıyla yaptı, bundan sonra da başarıyla yapacağımıza ve bu vizyonumuzdan hiçbir şey kaybetmeden ülkemizi bu seviyeye ve inşallah gelecekte Avrupa Birliği üyeliği seviyesine hep birlikte çıkaracağımıza ben gönülden inanıyorum. Yeter ki bu süreçlerde birbirimize destek olalım, bu kanunların hızlı bir şekilde çıkması yönünde gruplar olarak aynı ortak iradeyi ortaya koyalım. Bu süreçte hiçbir şekilde dışarıdan birinin bir bahane üretmeden, “Gerçekten Türkiye bu iradeyi ortaya koyuyor ve üzerine düşeni en iyi şekilde yapıyor.” dedirtecek şekilde bu süreci birlikte yürütmemiz ve inşallah sonuçta da birlikte başarıya ulaşmamızın ben mümkün olacağına inanıyorum.

Tabii, bu grup önerisinde bu sürecin izlenmesi açısından bir komisyon kurulması öneriliyor. Tabii, az önce de söyledim, Avrupa Birliği uyum sürecini, Avrupa Birliği müzakere sürecini, bütün fasıllardaki ilerlemeleri ve Avrupa Birliğiyle ilgili bütün konuları takip eden bir bakanlığı Hükûmet olarak biz tesis ettik ve uzman sayısını da artırdık. Şu anda 300’e yakın personeliyle Bakanlığımız hizmet veriyor. Bunun 187 tanesi uzman personel, yabancı dili olan, yüksek lisansı olan, doktorası olan ve bütün bu uzman kadrosuyla bu süreç gerçekten çok iyi bir şekilde yürütülmeye çalışılıyor.

Buna ek olarak Parlamentomuzda Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonumuz var, Avrupa Birliği Uyum Komisyonumuz var. Burada sayın milletvekillerimiz iktidarıyla muhalefetiyle bu komisyonlarda yer alıyorlar, yabancı heyetlerle, yabancı parlamenterlerle bütün bu süreci birlikte takip ediyorlar, gerekli brifingleri alıyorlar, gerekli toplantıları yapıyorlar ve bu süreç de zaten Parlamentomuzdaki bu komisyonlar tarafından takip edilen bir süreç olduğu için Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu bu grup önerisinin aleyhinde söz aldım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – E, biraz evvel dedin “Birlikte çalışalım.” diye. Biz hazırız, haydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Devamla) – Böyle bir Komisyonun kurulmasına şu aşamada gerek olmadığını düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çalışkan.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından Avrupa Birliğiyle tam üyelik sürecinde yaşanılan sorunların tespiti hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin lehinde konuşmak üzere grubum adına söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, sözlerime başlamadan evvel, benim için, grubum için, yapılan tüm bu çalışmaların boş bir çalışma olduğunu göstermek açısından Avrupa Birliği Komisyon Başkanı Barroso’nun 2007’de sarf ettiği bir cümleyle konuşmama başlamak istiyorum. Barroso diyor ki: “Kararımız onları içeri almak değildi zaten ama sadece onlarla görüşüyoruz. Bundan sonra yapılacak çalışmaların ne anlam ifade ettiğini de sizlerin takdirine bırakıyorum.”

Türkiye, Avrupa Topluluğunun kuruluşundan iki yıl sonra, 31 Temmuz 1959’da ortaklık başvurusunda bulundu. 12 Eylül 1963’te Avrupa Ekonomik Topluluğu-Türkiye arasında bir ortaklık ilişkisi kuran Ankara Anlaşması imzalandı. Avrupa gümrük birliğine ilişkin kuralları içeren Katma Protokol’ün 1970’te imzalanıp 1973’te yürürlüğe girmesiyle ekonomimizin Avrupa Topluluğu ve sonraki versiyonları arasındaki ekonomik ilişkileri düzenlemeye, gümrükler tedricen indirilmeye veya kaldırılmaya başlandı. Türkiye, 1987’de Avrupa Topluluğu ve bağlı kurumlarına tam üye olmak üzere başvuru yaptı ancak Avrupa Topluluğunun kendi iç pazarını tamamlama sürecinden yani 1992’den önce yeni bir üyeyi kabul edemeyeceğini ve Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve sosyal alanda daha gelişmesine ihtiyaç duyulduğunu duyurdu. 1997’de Lüksemburg zirve toplantısında ikinci kez reddedildi Türkiye'nin başvurusu ve ancak Aralık 1999’da Helsinki zirvesinde tam üye adayı ilan edildi. 2002 Kopenhag zirvesinde ise Türkiye'nin Kopenhag Siyasi Kriterleri’ni yerine getirmesi koşuluyla müzakerelerin gecikmeden başlatılacağı bildirildi. Nihayet 2004 Brüksel Zirvesinde Türkiye ile katılım müzakerelerine 3 Ekim 2005’te başlanması kararı alındı. Ancak bu kararın alınması karşılığında dayatılan, daha önce hiçbir aday ülkenin katılım müzakerelerinde söz konusu edilmeyen koşullar görünebilir bir gelecekte Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin hayal olmaktan öteye geçemeyeceğini de ortaya koydu.

Şöyle ki: Açık uçluluk ve hazmetme kapasitesi koşulu. Müzakereler açık uçlu olacaktı yani bütün şartlar yerine getirilse bile AB sürecin sonunda Türkiye’yi üyeliğe kabul etmeyebilirdi. Referandum engeli vardı. Fransa ve Avusturya Türkiye'nin AB üyeliğini ülkelerinde referanduma götüreceklerini ilan etmişlerdi. Teknik görüşmeler başarıyla sonuçlansa ve AB organları üyeliğimizi onaylasa bile bu ülkelerdeki referandumda çıkması neredeyse kesin olan “Hayır” kararı üyeliğimizi engelleyebilecekti.

Bir de Türkiye’ye uygulanan serbest dolaşım rezervi var. Türkiye üyeliğe kabul edilse bile vatandaşların AB içinde dolaşımına uzun vadeli sınırlamalar getirilebilecekti. Oysa Birliğe üye olmayan Sırbistan, Makedonya ve Karadağ vatandaşlarına dahi 2009 yılında Avrupa Birliğinin yirmi yedi ülkesinde vizesiz dolaşım hakkı tanındı. Bir de Türkiye'nin önüne Kıbrıs yükümlülükleri konuldu. Türkiye için millî bir mesele, aynı zamanda bir ulusal güvenlik ve çıkar sorunu olan Kıbrıs sorunu ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri konusunda önemli bir dönemece yaklaştığımız anlaşılmaktadır.

Kıbrıs konusunun Türkiye gündeminden, kamuoyunun bilgisinden bilinçli bir şekilde uzaklaştırılması ve Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin politikalarındaki belirsizlikler, Kıbrıs’taki müzakere süreciyle varılmak istenen nokta ve Türkiye-Avrupa Birliği müzakerelerindeki Kıbrıs şartları açısından hassasiyet yaratmaktadır.

1999 Helsinki Zirvesi’nde tam üye adayı ilan edilmişken, 3 Ekim 2005’te tam üyelik için müzakerelere başlanmışken geldiğimiz noktayı size kısaca anlatmak istiyorum. Türkiye'nin üyeliği söz konusu olunca üyelik müzakerelerinin sadece teknik bir olay değil, siyasi ve stratejik bir olay olduğunu görüyoruz. 3 Ekim 2005’te müzakerelerin açılmasından bu yana yaşanan ilerlemeler, dondurulan başlıklar ve getirilen yeni şartlar, siyasi ve stratejik bir olay olduğunu açıkça vurguluyor. Keza 80 bin sayfadan oluşan Avrupa Birliği yasalarını 35 başlık altında görüşüp uyarlamaya sıra geldiğinde, bütün başlıklar kapatılmadan hiçbir başlık kapatılmış sayılmayacak olması koşulu mevcuttur. 35 başlıktan 33 tarama faslında durum nedir?

2011 İlerleme Raporu’ndan okuyorum size: “Türkiye ile katılım müzakereleri devam etmiştir. Hazırlık niteliğindeki analitik evrede, münferit fasıllarda müzakerelere başlamak için gerekli hazır olma düzeyi tarama raporlarına dayanarak değerlendirilmiştir. Toplam 33 tarama raporundan 9’u Konsey’de görüşülmekte ve biri hâlâ Komisyon tarafından Konsey’e sunulmayı beklemektedir. Bugüne kadar, on üç fasıl müzakereye açılmış olup bunlardan biri (Bilim ve Araştırma Faslı) geçici olarak kapatılmıştır.”

Yani AB ile 3 Ekim 2005’te başlatılan ucu açık müzakerelerde altı yıl içinde gelinen son nokta: Müzakere edilen başlık sayısı on iki, Kıbrıs sorunu nedeniyle açılmayan başlık sayısı sekiz, Fransa ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin açılmasını veto ettiği başlık sayısı dokuz, Türkiye hazır olmadığı için açılamayan başlık sayısı üç. 33 başlıktan sadece bir tanesi açılıp kapatılabilmiştir ancak tüm bu başlıklar açılıp kapatılmadan hiçbir başlık kapatılmış sayılmayacağı için bu bir başlığın kapatılmış olmasının da ayrıca bir önemi bulunmamaktadır.

Şu anda izlediğimiz yöntem bizi üyeliğe yaklaştırmak yerine uzaklaştırmaktadır. Edilgen konumumuzdan kurtulup farklı inisiyatifler kullanmaya başlamalıyız. Hükûmetler artık “gibi” politikası yerine yeni bir Avrupa Birliği yol haritası ve Avrupa Birliği ötesi bir Türkiye vizyonu sergilemek zorundadır. Türkiye’nin süratle stratejik bir karar alıp Avrupa Birliği’ne hızlandırılmış bir süreç ve kesin kabul tarihi teklif etmesi, icabında aramızdaki tüm sorunların görüşülüp stratejik bir çerçeve takviminin çizileceği bir konferans toplanmasını önermesi, bu gibi teklifler kabul edilmediği takdirde bugüne kadar kazanılmış tüm haklarımız saklı kalmak kaydıyla süreci dondurması, Avrupa Birliğiyle Avrupa Birliği düzeninin organik uzantıları olan NATO, AGİK ve benzeri kurumlar ve tüm Avrupa Birliği ülkeleriyle olan ilişkilerini yeni bir sisteme oturtması gerekmektedir. Olumlu bir gelişme sağlanamadığı takdirde diplomasinin içerik ve üslubunda ince ayarlar yaparak Avrupa Birliğine bütünlük içindeki bir blok gibi yaklaşmak yerine ülkeleri kümeleyip triaj sistemine geçebiliriz.

Özetle, karşımıza yirmi yedi ülkeyi bir blok olarak almak yerine ilişkilerimizin nitelik ve niceliğini ülke bazında farklılaştırmak, dosta dostça düşmana da düşmanca davranmak gerektiğini düşünüyoruz.

Mevcut tempoyla bloke edilen fasıllar açılsa bile müzakerelerin tamamlanması 2020 yılını geçebilir. Üyeliğimizin Avrupa Birliği’nin 2014-2020 dönemi bütçesine alınması mümkün gözükmüyor. Bu, en az on beş yıl daha müzakere demektir. Bu, uzun bir dönem daha Avrupa Birliği’nin kararlarına katılamamak ama onların normlarına uymak, yardımlardan yararlanamamak ve Avrupa Birliği yükümlülüklerinin getirdiği masraf ve maliyetlere katlanmak, olası diğer fırsatlardan feragat etmek ve en kötüsü dışlayıcı söylemlerine sabretmek anlamına gelir. “Sonuç önemli değil, süreç yararlı.” tezi geçerliliğini yitirmiştir. Dört temel bilinmez geleceğimizi etkileyecektir: Kalan sürenin uzunluğu, yaşanılan sürecin niteliği, sürecin sonunda elde edilecek netice ve o noktada Avrupa Birliğinin durumu.

Uzun ve eziyetli bir süreçten sonra reddedilmek Türkiye’yi iki açıdan derin şekilde yaralar: Biri, ulusal gururumuza olan etkisi, diğeri de üyelik ümidiyle geçirdiğimiz uzun süre içinde kaçırdığımız fırsatların Türkiye’ye ödeteceği ağır bedel.

Süreç üyelikle sonuçlansa bile, uzun bir süre sonunda katılacağımız Avrupa Birliğinin bizim için değeri bugünkü Avrupa Birliğinden daha az olacaktır. Zira, dünya dengeleri Avrupa Birliğinin aleyhine, başta Çin olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin lehine değişiyor artık. Üyelerin sayısı arttıkça Avrupa Birliğinin yeni üyelere ayırabileceği destek azalıyor. Zaman geçtikçe Avrupa Birliğinin pusulası şaşıyor. Yirmi yedi ülkeye çıkmasına rağmen, Avrupa Birliğinin itici gücü ve temel kararları veren çekirdeği hâlâ Almanya ve Fransa. Ancak sonucu belirleyici bu iki büyük üye ülke Türkiye aleyhtarlıklarını deklare etmekle kalmamış, parti, devlet ve Avrupa Birliği belgelerine geçirmişlerdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun verdiği önerge üzerine sizlere hitap ettim. Sabrınız için teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkkan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Abdulkadir Emin Önen, Şanlıurfa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Ören.

ABDULKADİR EMİN ÖNEN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin AB ile müzakerelerini izleme komisyonu kurulması yönünde Meclis araştırması teklif edilen konu hakkında söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, öğretmenlerimizin, değerli öğretmenlerimizin gününü en içten dileklerimle kutluyor, bizlerin bugünlere gelmesine vesile olan değerli hocalarımıza saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.

Teklifin sahibi Sayın Oran’ı ben burada dikkatle dinledim. İnşallah kendisiyle AB Uyum Komisyonunda uyumlu çalışmalara imza atacağımıza canıgönülden inanıyorum ama bu teklifin burada içeriğiyle alakalı pek fazla bir şey göremedim, neden gerektiğiyle alakalı. Farklı konulara temas etti. Ben sözlerimin içinde, konuşmamın içinde, inşallah, neden böyle bir komisyona da gerek yok onu da belirtmeye çalışacağım.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda uluslararası konjonktürdeki gelişmeleri yakından takip etmiştir. Avrupa Ekonomik Topluluğunun 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra Türkiye 31 Temmuz 1959′da Topluluğa ortaklık başvurusunda bulunmuştur. AET Bakanlar Konseyi Türkiye'nin yapmış olduğu başvuruyu kabul ederek üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması’nı imzalamıştır.

AK PARTİ iktidara gelinceye kadar tarihsel süreç içerisinde çeşitli anlaşmalar imzalanmış, ancak 2002 yılı Kasım ayında AK PARTİ’nin iktidara gelmesiyle Avrupa Birliği müktesebatına uyum, adaylık süreci, reformlar ve fasılların açılmasıyla büyük ilerleme kaydedilmiştir. Hükûmetimiz kırk üç yılda yapılamayanları iki yılda başararak Türkiye’yi müzakerelere başlatan Hükûmet olmuştur.

Müzakerelerin açılması için ön şart olan siyasi kriterlerin karşılanmasına yönelik uyum yasası paketleri ve Anayasa değişiklikleri Meclisten geçirilmiştir. Temel hak ve özgürlüklerin kapsamını genişleten, demokrasi, hukukun üstünlüğü, düşünce, ifade özgürlüğü ve insan hakları gibi alanlarda mevcut düzenlemeleri güçlendiren ve güvence altına alan reformlara devam edilmiştir.

Türkiye AK PARTİ iktidarı döneminde Avrupa Birliğine katılım sürecini kararlılıkla yürütmekte ve cumhuriyet tarihinde, üyelik hedefine ulaşmak için süreci en ileriye taşıyan hükûmet yine AK PARTİ Hükûmeti olmuştur. Bazı Avrupa Birliği ülkelerinin objektif kriterlerden uzak yaklaşımları olsa da Hükûmetimiz Avrupa Birliği standartlarına uyum konusundaki çalışmalarını samimi olarak devam ettirmektedir.

Türkiye bugün sadece AB müktesebatının gereklerini yerine getirmeye çalışmıyor, Türkiye bu süreçte daha önce müzakere yapılan hiçbir ülkenin karşılaşmadığı uygulamalar ve AB’nin çifte standartlarıyla da mücadele ediyor. Önümüzdeki dönemde de sürdürülecek reformlar, ekonomik gelişme ve aktif dış politikanın Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerini olması gereken noktaya taşıyacaktır. Avrupa Birliği Türkiye'nin Birliğe üyeliğini adalet ve hakkaniyet ilkeleri doğrultusunda karara bağlamalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye bugün itibarıyla Avrupa Birliği standartlarını yakalamada en yakın noktada olduğu dönemdedir. Ama az önce de bahsedildi, değerli konuşmacılar da bahsetti, açılan ve açılamayan kriterlerin, fasılların hangi kriterlere takıldığı hepinizin malumudur. Bunlar siyasi kriterler, Güney Kıbrıs’ın öne sürdüğü birçok siyasi kriterler bunların arasındadır. 2006 yılı sonundan itibaren yaşadığımız gelişmeler gösteriyor ki siyasi olaylar bütün süreci etkisi altına alabilmektedir. Türkiye son üç yılda, siyasi blokajlara rağmen, mevzuat uyumundan siyasi kriterlere, sivil toplum diyaloğundan mali iş birliğine kadar her alanda adımlar atmıştır, atmaya da devam edecektir. Türkiye'nin AB’ye üyelik süreci her iki tarafın da yoğun gayretini gerektiren zorlu bir süreçtir. Müzakere sürecinde adaletli bir ortağa sahip olmamız bizim açımızdan son derece önemlidir. AB‘nin önümüzdeki dönemde kamu alımları, sosyal politika ve istihdam ile rekabet politikası fasıllarına yönelmesi ve bu fasıllar üzerinde yoğunlaşması her iki taraf için doğru bir yaklaşım olacaktır. Türkiye, Ulusal Program ve Türkiye'nin katılım süreci için Avrupa Birliği stratejisi doğrultusunda kararlı bir şekilde reform sürecine devam edecektir. Bu çerçevede, fasılların açılıp açılmadığına bakmaksızın, askıya alınıp alınmadığına bakmaksızın, blokajların olup olmadığına bakmaksızın bizler bu sürecin sonunda AB’ye katılsak da katılmasak da toplumumuzun refahı noktasında büyük kazanımları olacağı için son derece önem atfediyor ve devam ettiriyoruz. İktidarımız Avrupa Birliğine tam üyelik sürecine verdiği önemin bir gereği olarak da ayrıca bir Avrupa Birliği Bakanlığı kurmuş ve değerli Bakanımız Egemen Bağış bakanımız olmuştur.

Müzakere sürecinde AB’den beklentilerimiz vardır. AB, Türkiye için objektif kriterlere dayalı net bir yol haritası çizmelidir. Tıkanma aşamasına gelen müzakere sürecinin bir an önce aşılması gerekmektedir. Bugüne kadar gösterdiğimiz katılım müzakereleri konusunda kararlılığımızı ve ciddiyetimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Aynı tutum ve kararlılığı AB tarafından da görmek istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz 2007 yılında yedi yıllık bir çerçeve program hazırlayarak ülkenin AB müktesebatına uyumunun yol haritasını hazırlamıştır. 2013 yılı sonunda tamamlanacak olan Türkiye'nin AB müktesebatına uyum programının hangi tarihte neler yapılması, hangi kurumun, hangi kuruluşun, hangi düzenlemeleri yapmasını gerektiren bu husus Avrupa müktesebatına uygun hâle getirerek kurumların yol haritasını hazırlama amacını gütmektedir.

Yine, bu doğrultuda İçişleri, Adalet ve Avrupa Birliği bakanlıklarından oluşan AB İnceleme Komitesi düzenli aralıklarla toplanarak mevzuatın AB müktesebatına uygunluğunu gözden geçirerek 2007 yılından bu yana uygulanan yol haritasının uygunluğunu incelemektedir. Yasal düzenlemelerin yapılmasını gerektiren konularda gerekli çalışmaları da yürütmektedir. Araştırma komisyonu kurulmasını teklif edilen görevi AB İnceleme Komitesi yerine getirmektedir. O yüzden bu müzakereleri izleme komisyonunun görevlerini biz en üst düzeyde, bakanlıklar seviyesinde yaptığımız için böyle bir tasarıya, böyle izleme komitesine gerek olmadığını düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

UMUT ORAN (İstanbul) – Sayın Başkan, söz alabilir miyim acaba?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oran.

UMUT ORAN (İstanbul) – Sayın Hatip, benim anlatamadığımı ifade etti. Bir cümleyle ifademi yenileyebilir miyim, müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oran.

UMUT ORAN (İstanbul) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, şöyle bir süreç var. Yani benim ifade etmek istediğim şey bu işi birlikte çözmek. Bir öngörü sorunu var Hükûmetin. Yani altı yıl önce bir yola çıktı, Ankara’dan kalktı, “Brüksel’e gidiyoruz, 2012’de Brüksel’e varacağız.” dedi. Altı yıl sonra bugün neredeyiz diye baktığınız zaman, Ankara’yla Brüksel arası 3.196 kilometre, biz bugün 96’ncı kilometrede Gerede yokuşunu, Bolu Dağlarını daha çıkamıyoruz, tıkandı kaldı, motor su kaynatıyor. Biz de ana muhalefet olarak diyoruz ki: “Gelin, birlikte bu işi çözelim.” Eğer Sayın Bakan “Ben istersem, siyasi kriterler olmasa, siyasi blokaj olmasa, ben on sekiz ayda 15 fasıl açabilirim.” diyor ise o zaman açsın.

3 Ekim 2005 tarihinde Güney Kıbrıs yönetimi tam üyeydi zaten. Dolayısıyla, bu blokajın olacağı biliniyor idi. Yine, 3 Ekim 2005 tarihinde tam üye olan Güney Kıbrıs yönetiminin, 2012’de, Temmuz ayında dönem başkanı olacağı biliniyordu.

Burada bir ikilik var. Yani bir taraftan Hükûmetin veya Adalet ve Kalkınma Partisinin bazı üyeleri diyorlar ki: “Efendim, Avrupa Birliği ayak bağı, işte o vagona binersek geri ineriz.” Veya Sayın Başbakan diyor ki: “Biz bu süreci askıya alırız.” Bazı bakanlar da diyorlar ki: “Efendim, biz istersek on sekiz ayda 15 fasıl açarız.” Biz de ana muhalefet partisi olarak diyoruz ki: “Gelin, beraber bu yolu açalım. Yani hep beraber ya bir yol bulalım, ya bir yol açalım.” Benim ifade etmek istediğim husus bundan ibaret.

Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda uyumlu çalışıyoruz arkadaşlarımızla, teşekkür ederiz. Orası tali bir komisyon. Biz diyoruz ki bütün Meclisi, Parlamentoyu birleştirecek bir komisyon kurulsun, bu çalışmayı beraber yürütelim.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Oran.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.30

 

 

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- 81 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın, gündemin üçüncü sırasına alınmasına ve görüşmelerinin 24/11/2011 Perşembe günkü birleşimde yapılmasına, görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

                                                                                                               24/11/2011

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 24/11/2011 Perşembe günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                              Cemil Çiçek

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

           Nurettin Canikli                                                                       Muharrem İnce

   Adalet ve Kalkınma Partisi                                                        Cumhuriyet Halk Partisi

        Grubu Başkanvekili                                                                Grubu Başkanvekili

              Oktay Vural                                                                           Pervin Buldan

    Milliyetçi Hareket Partisi                                                       Barış ve Demokrasi Partisi

        Grubu Başkanvekili                                                                Grubu Başkanvekili

Öneriler:

Bastırılarak dağıtılan 81 sıra sayılı Kanun Tasarısının, 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının üçüncü sırasına alınması ve görüşmelerinin 24/11/2011 günkü (bugün) Birleşimde yapılması, 81 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin 24/11/2011 günkü (bugün) Birleşimde tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/138) (S. Sayısı: 80) (X)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Dünkü birleşimde teklifin 2’nci maddesi üzerindeki şahıslar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır on dakika süreyle, beş dakika soru sorma, beş dakika cevap verme süresi.

Ancak, dün Sayın Canalioğlu, Sayın Karaahmetoğlu ve Sayın Ömer Faruk Öz sisteme girmişlerdi. Tekrar, lütfen girsinler.

Evet, soru yok.

Dolayısıyla soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- 6222 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında geçen “altı aydan iki yıla kadar” ibaresi “üç aydan bir yıla kadar” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Volkan Canalioğlu, Trabzon Milletvekili.

Buyurun Sayın Canalioğlu.

CHP GRUBU ADINA MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisimizde görev yapan siz değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün 24 Kasım. Bugün aynı zamanda, Büyük Önder Atatürk’e seksen üç yıl önce “Millet Mekteplerinin Başöğretmeni” unvanının verilmesi münasebetiyle tüm öğretmenlerimize armağan edilen Öğretmenler Günü. Bu nedenle, büyük özveri ve fedakârlıklarla bizleri yetiştiren öğretmenlerimizin bu anlamlı günlerini kutluyorum. Aramızdan ayrılan değerli öğretmenlerimiz ile Van depreminde enkaz altında yitirdiğimiz gencecik öğretmenlerimizi rahmetle anıyor ve tüm eğitim camiasına başsağlığı diliyorum. Umuyor ve bekliyoruz ki eğitimlerini tamamlayarak öğretmen olmuş, ancak atanamamış öğretmenlerimizin atamaları da en kısa zamanda yapılsın.

Sayın milletvekilleri, 23’üncü Yasama Döneminde çıkarılan 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasa 31/3/2011 tarihinde yürürlüğe konulmuştur. Yasa’nın yürürlüğe girmesinden bu yana sekiz ay gibi kısa bir zaman geçmiş, sekiz ayda bu yasanın uygulanmasında ne gibi aksaklıklar görüldük ki sekiz ay sonra, 24’üncü Yasama Döneminde bu aksaklıkların giderilmesi gündeme getirilmiştir?

                                   

(x) 80  S. Sayılı Basmayazı 23/11/2011 tarihli 22’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Sevgili milletvekilleri, aslında bu Yasa çıkarıldığında adı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun” değil, bunun adı “Futbolda Şiddet Yasası” olmalıydı. Hemen “Niye?” diye sorduğunuzda, bu sorunun cevabı olarak da şunu söylemek istiyorum: Siz hiç spor dallarından teniste, yüzmede, halterde, boksta, golfte, voleybolda, hentbolda şiddete ve düzensizliğe tanık oldunuz mu? Bugün gündeme gelen sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair yasa değişliğine neden gereksinim duyuldu? Biraz önce sözünü ettiğim spor dallarıyla ilgisi var mı? Tabii ki yok. Bunun yalnızca futbolla ilgili olduğunu hepimiz biliyoruz.

2010-2011 Süper Lig futbol sezonunda gelişen olaylar sonucu bazı kulüp başkanları ve yöneticileri, teknik adamları, futbolcuları gözaltına alınarak ifadeleri alınmış, bazıları tutuklanmış ve hâlen tutukluluk hâlleri devam etmektedir. Bakınız, henüz şampiyonu belli olmayan ve de tartışılan ancak UEFA tarafından Futbol Federasyonuna Şampiyon Kulüpler Kupası müsabakalarına Trabzonspor’un katılması talimatı verilmiş ve şampiyonaya katılan Trabzonspor ülkemizi şu ana kadar yaptığı maçlarda başarıyla temsil etmiş ve etmeye de devam etmektedir.

Bütün bunlar yaşanırken taraftarlarda 2011-2012 futbol sezonu için eski yıllardaki heyecan ve duyarlılık azalmıştır. Yani taraftarlar, bu yaşanan olaylar nedeniyle artık futbola eskisi gibi merak ve heyecan duymamaya başlamışlardır. Oysa günümüzde futbol, bir gösteri sporu olmasının yanı sıra aynı zamanda endüstri, yani futbol endüstrisidir. Böylesine her kesimi ilgilendiren futbolda geçen sezon yaşanan olaylar elbette tasvip edilemez. Ancak, ne yazık ki, günümüzde tutukluluk hâlleri hükme dönüşmüştür. Bu, yalnız sporda şike olaylarında değil; Ergenekon, Balyoz ve diğerlerinde de aynıdır. Bu durumlar hukukun üstünlüğünü savunan ve ileri demokrasi dediğimiz anlayışla örtüşmemektedir. Bu nedenle, iddianameler bir an önce hazırlanmalı, suçluluk hâlleri tespit edilenler cezalandırılmalıdır.

Sayın milletvekilleri, bu olaylar ülke gündemini meşgul ederken Futbol Federasyonu, taraftarlarla ilgili olarak “Dört büyük kulübün birbirleriyle yapacağı maçlarda deplasmanda oynayan takımın taraftarları stada alınmayacak.” diye bir karar almıştır. Şimdi soruyorum değerli milletvekilleri: Böyle bir saçma karar olur mu? Siz, insanların güvenliğini sağlayamayacaksınız ve bunun kolaycılığına kaçıp insanların özgürlüğünü kısıtlayacaksınız.

Değerli milletvekilleri, burada bizim yaş kuşağımızdan olan arkadaşlarımız çok iyi hatırlayacaklardır; geçmişte bizler tüm takım taraftarlarıyla birlikte maçları aynı tribünlerde izler ve birbirimize takılırdık. Şimdi taraftarlar, bırakın ayrı tribünlerde takımlarını izleyip desteklemelerini, statlara bile alınmıyorlar; nereden nereye!

Değerli milletvekilleri, bu yasanın spor alanlarının güvenlik ve düzenine ilişkin başlığında belirtilen hususlarda müsabakaların bütün sorumlulukları yöneticilere yüklenmiştir. Bu kadar sorumluluğun altından kalkacak yönetici bulunması ileride mümkün olamayacak ve bilhassa alt kategorideki kulüpler yönetici bulmakta sıkıntı çekeceklerdir. Çünkü, stadın ve müsabakanın bütün ağırlığı, bütün yükü kulüp yöneticilerine ve başkanına getirilmiş ve ardından onlara ceza hükmü bağlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, aynı zamanda, yine, bu kanunun hükümleri arasında, statlarımızda elektronik girişler biletlerin şekilde girecektir ifade edilmekte ve herkesin yerleri belirleneceği belirtmektedirler. Ancak, şimdi buna da bir yerden baktığın zaman, statların henüz fiziki şartları tam yeterli değil. Statlara girişler, çıkışlar, kapalı tribünler, açık tribünler, sosyal tesisler ve neticede bunların hiçbiri tam yeterli donanıma sahip olmadığından, bunun uygulamasını da, bir an önce alt ve üst yapılarının iyileştirilmesi gerekmektedir.

Yine bir konu da değerli arkadaşlarım, statlarda özel güvenlikçiler görev yapmakta. Ancak, güvenlik kuruluşları yeterli ekonomiye sahip olmadığından çalışanlarını yeteri kadar eğitememekte ve aynı zamanda gerekli teçhizatla donatamamaktadırlar. Bu nedenle, bunların ekonomik şartları da bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir.

Sonuçta değerli milletvekilleri, bu değişikliğin öngörüldüğü yasanın adı, kamuoyunda, hepimizin çok iyi bildiği gibi, şikecileri kurtarma yasası olarak konuşulmaktadır; bu da kamuoyunda yüce Meclisimize yara aldırmaktadır. Yasaların kişilere endeksli olarak değil, toplumun gereksinimlerine göre çıkarılması gerekmekte olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Sayın Başbakan, Güney Afrika ziyaretinin son gününde, kendisine eşlik eden köşe yazarlarıyla sohbette konuyla ilgili olarak “Böyle yazboz olmaz, bizim kanun yapma anlayışına yakışmıyor.” demişti, Sayın Arınç da bu sözlere paralel konuşmalar yapmıştı. Şimdi, hemen şu söylenebilir: Bu önce dört partinin grup başkan vekilleri ve sonra da birinin geri çekilmesiyle üç partinin grup başkan vekillerince verilmiş bir önergedir.

Değerli arkadaşlarım, öyle ama bizim yemin mutabakat metninde, altında AKP’nin ve Cumhuriyet Halk Partisinin grup başkan vekilleri ve milletvekillerinin imzası olmasına rağmen henüz daha Mecliste bu konuyla ilgili tek bir hareket sağlanmamıştır. Yani şunu söylüyorum: Sayın Başbakan bu yasanın çıkmasını istemese siz bu yasanın çıkarılması için bunun altına imza koyamazdınız. O nedenle, bu yasa aynı zamanda sekiz ay gibi kısa bir sürede aksaklıkları çözecek bir yasa değildir. Sporun elbette ki gelişmesini, altyapının oluşmasını istemekteyiz ancak ne yazık ki bunların altyapısı için Spor Bakanımızın elbette ki çalışmaları gerçekleştireceğine inanıyoruz. Ancak şunu söyleyeyim: Sekiz ay gibi kısa bir sürede aksaklıklar var diye çıkarılan ve bugün gündemimize gelen bu yasa değişikliğine elbette belki grup olarak imza koymuş olabilirler ama ben şahsım olarak bu yasaya ret oyu vereceğimi ifade ediyor; yüce Meclisi saygılarımla, sevgilerimle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Canalioğlu.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek’in resmî davetlisi olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Avrupa Parlamentosu Başkanı Sayın Jerzy Buzek şu anda Meclisimizi onurlandırmışlardır. Kendilerine Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

Alınan karar gereğince Sayın Başkanı konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Başkan. (Alkışlar)

X.- SÖYLEVLER

1.- Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek’in, Genel Kurula hitaben konuşması

AVRUPA PARLAMENTOSU BAŞKANI JERZY BUZEK – Sayın Meclis Başkanı, saygıdeğer milletvekilleri ve sayın konuklar; her şeyden önce Türkiye Büyük Millet Meclisine hitap ediyor olmaktan dolayı büyük bir onur duyduğumu ifade etmek istiyorum ve öncelikle de Türk halkına başsağlığı dilemek ve sizlerle dayanışma içinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum Van’da yaşanan iki deprem sonrasında hayatını kaybedenler ve sorun yaşamaya devam edenlerle ilgili olarak.

Elbette çok derin bir trajedi yaşandı ama bu beraberinde bana umut da aşıladı. Çünkü Van halkı için büyük bir dayanışma ortaya kondu; vatandaşlarınız tarafından yardım paketleri gönderildi, gönüllülerin oluşturduğu konvoylar ülkede yüzlerce kilometre kat ederek hayatta kalanlara yardıma koştu. Avrupa Birliği de burada olmaya ve sizlere yardımcı olabileceği her noktada yardımcı olmaya devam edecek. Bu bağlamda “Avrupa sivil koruma mekanizması” olarak adlandırdığımız sistemi depremin ardından birkaç saat içerisinde devreye soktuk. Çünkü sizler yalnız değilsiniz.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer mensupları, hanımefendiler, beyefendiler; ben Avrupa Birliğinin temsilcisi olarak zor bir dönemde Türkiye’ye geldim ikili ilişkilerimiz açısından değerlendirildiğinde. Bunun farkındayım. Türkiye'nin katılım müzakereleri aylardan beri bir açmaz içerisinde ve inanıyorum ki eğer ileriye dönük adımlar atabilirsek, bu, herkesin tercih edeceği ve her iki taraf için de faydalı olacak sonuçlar doğuracaktır.

Arap dünyasında giderek artan, Orta Doğu’da giderek artan gerilimin Türkiye ve AB arasındaki yakın iş birliğiyle çözümlenmesi gerekiyor çünkü her ne kadar sizin ekonominiz iyi durumda da olsa, yine her iki yapının ekonomisinin de bir arada işliyor olması kanımca önem taşımakta.

İşte, bu bağlamda ikili konuları görüşmek ve çözümüne katkı sağlamak maksadıyla ziyaretimi gerçekleştiriyorum.

Ülkenizle ilişkiler konusunda çok iyi deneyimler sahibiyim. Sadece kişisel olarak ülkenizi ziyaret etmekle kalmadım, Polonya’nın Başbakanlığını yürüttüğüm dönemde eski Başbakanınızı da ağırlama onuruna eriştim ve o dönemde de her iki ülke için çok iyi çalışmalar yapıldı. Hatta ikili ilişkilerimiz açısından, 2006 en iyi yılımızdı. Özellikle kalkınmayla ilgili 54 milyar avroluk, Avrupa Birliğinin Yedinci Kalkınma Programı kapsamında raportör olarak da görev yaptım. Aynı zamanda, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi tarafından fahri doktorluk unvanına da layık görüldüm ve şu an bu değerli Üniversitenin eski değerli Rektörü de burada bulunmakta ve birkaç saat önce kendisiyle havaalanında tekrar karşılaşmış olmaktan da büyük memnuniyet duymaktayım. (CHP sıralarından alkışlar)

Her şeyden önce, ben Avrupa Parlamentosunu temsil etmekteyim ve Avrupa Parlamentosu her zaman Türkiye’nin savunucusu olmuştur ve Avrupa Birliğinin genişlemesini desteklemiştir.

Ben, buraya bir dostunuz olarak gelmiş durumdayım, açık görüş paylaşmak amacıyla buradayım Türk makamlarıyla ve elbette Türkiye Büyük Millet Meclisiyle. Dolayısıyla, ben bir kez daha, davetinizden büyük bir onur duyduğumu ve bana sizlerle konuşma fırsatı verdiğiniz için ne kadar mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum.

Bence her zaman şunu hatırlamalıyız: Gerçekten de iş birliğimiz sayesinde birbirimize çok şey borçluyuz. Öte yandan, iş birliğimizi en iyi şekilde geliştiremeyerek de çok şey kaybetmekteyiz düşüncesindeyim.

Değerli dostlar, ben bu yüce Mecliste konuşuyor olmaktan onur duymaktayım çünkü bu Meclis, Türkiye'nin güçlü demokratik geleneklerinin, reformcu ve ilerici politikalarının ve aynı zamanda, geride bıraktığımız yıllarda kaydettiği inanılmaz başarılarının anıtı niteliğinde ve ben, tüm bunlardan dolayı sizleri kutlamak istiyorum.

Türkiye'nin gerçekten gurur duyması gereken pek çok husus var. Ekonominiz, geride bıraktığımız on yıllık dönemde 3 kat büyüdü. Çok önemli sosyal reformlar hayata geçirdiniz. Örneğin sağlık hizmetleri tüm ülke nüfusunu kapsayacak şekilde geliştirildi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Laik demokrasiniz…

Maalesef, şu an kendi aranızda ne konuştuğunuzu anlayamıyorum. Yani aslında bu heyecanlı görüşmeye maalesef dâhil olamıyorum ama gülümsemelerinizden anlıyorum ki bu dostane bir tartışma. (Alkışlar)

Evet, laik demokrasiniz, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da otoriter yönetimlerden kurtulmak isteyen milyonlar için bir ilham kaynağı oldu.

Değerli hanımefendiler, beyefendiler; elbette mevcut anlaşmalar ve politikalar sayesinde Türkiye ve AB olağanüstü güçlü ekonomik ve siyasi bağlar oluşturmuş durumdalar ve bu bağlar büyük stratejik önem taşımakta. Hemen bir örnek vermek istiyorum: Avrupa Birliği, Türkiye’nin ticaretinin neredeyse yüzde 50’sini ve ülkenize yönelik yabancı doğrudan yatırımların yaklaşık yüzde 80’ine ev sahipliği yapmaktadır ve AB kaynaklı teşebbüsler Türkiye’de 13 binden fazla iş kurmuş durumdadır.

Tabii, Türkiye aynı zamanda Kafkas ve Hazar petrol ve doğal gazı için de bir enerji koridorudur, bizim için çok önemli bir koridordur. Nabucco Projesi’nin imzalanması AB, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkeler arasında enerji alanında daha yakın bir iş birliğine yönelik büyük bir adım niteliğindedir. Nabucco, enerji güvenliği konusunda önde gelen bir önceliğimizdir ve Türkiye olarak sizler de Avrupa’nın enerji güvenliğine katkıda bulunabilirsiniz. Beraberce enerji alanında iş birliğine yönelik daha stratejik bir plan üzerinde çalışmamız gerekiyor.

Ancak, iş birliğimiz ve her iki tarafın iş birliğinden sağladığı faydalar sadece politik veya ticari alanlarla sınırlı değil. Eğitim ve kültür bağlamında da çok etkileyici bir temasımız, irtibatımız var. Her yıl yaklaşık 40 bin Türk vatandaşı Avrupa Birliğinin değişim programlarına katılmakta. Bu sayede insanlarımızı birbirlerine daha fazla yakınlaştırıyoruz ve bunun da ötesini yapabiliriz. Avrupa Birliği Komisyonunun entegrasyonun artırılmasından dış politikaya, terörle mücadeleden ticarete ve vize koşullarının hafifletilmesine kadar pek çok konuda ortaklığımıza yeni bir ivme kazandırması en büyük beklenti.

Sevgili dostlar, bir başka önemli konu daha var: Şimdi de Türkiye’nin yükselen bölgesel ve uluslararası konumuna ilişkin bazı şeyleri sizlerle paylaşmak arzusundayım.

Bu arada açıkça ifade etmek isterim ki Türkiye’nin uluslararası topluma sunabileceği çok şey var. Ancak Türkiye ile Avrupa Birliğinin birlikte çalışması esas önem taşımakta ki dış politikalarımızda daha iyi bir eş güdüm var olabilsin. Özellikle bu zorlu zamanlarda beraber daha fazla çalışmalı ve stratejik düşünmeliyiz. Birlikte sadece daha güçlü olmakla kalmayıp aynı zamanda daha fazla güvenlik içinde de olacağız.

Geçtiğimiz aylarda ülkenizin liderleri Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki özgürlük mücadelesini desteklediklerini vurguladılar. Orta Doğu’da pek çok kişi sizleri bir ilham kaynağı olarak görmekte başarıyla modernleşen bir toplum örneği olarak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Başbakan Erdoğan ilk Müslüman lider olmuştur Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e görevi bırakması yönünde çağrıda bulunan. Ülkenizin liderleri Mısır’a, Libya’ya, Tunus’a ziyaret gerçekleştirmiş ve laikliği teminat altına alan bir anayasanın kabul edilmesi yönünde ikna çalışmaları yapmışlardır. Son olarak da kapılarınızı ve gönüllerinizi Suriye muhalefetine de açtınız.

Bir Polonyalı olarak çok iyi hatırlıyorum 19’uncu yüzyılda -bir kez daha altını çizmek isterim- Türkiye bizler için Adampol’de güvenli bir alan yaratmıştı. Bir başka deyişle Polonezköy’de 19’uncu yüzyılda yaşanan kasım ayaklanmalarının ardından Polonyalı askerlere güvenli barınak sağlamıştınız. Yani tam olarak yüz seksen yıl önce, tam olarak yüz seksen yıl önce. Ama gerçekten de ulusların hafızaları kuvvetlidir ve kuşaklar boyunca aktarılır. Sizler Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları kuşkusuz bunu herkesten daha iyi bilmektesiniz. Dolayısıyla benim ülkemde herkes bu davranışınızı hatırlamakta, anmakta. Ancak bugüne baktığımızda aslında benzer bir dayanışma ruhunu Esad rejimine muhalif kişilere de gösteriyorsunuz ki bu uluslararası camia içinde büyük önem taşımakta. Bununla birlikte Suriye’deki gelişmeler ışığında politikalarınızı uyumlaştırabilmeyi ummaktayım. Kendi deneyimlerimden de biliyorum ki düşen bir diktatörlük hem tehlikeli hem de öngörülemez olabilir. Sadece Suriye’de değil, Doğu Akdeniz genelinde birden fazla kıvılcım noktası mevcut ve bölgenin istikrara kavuşturulmasına yardım etmesi için Türkiye’ye güvenmekteyiz.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer mensupları, şimdi oldukça zor bir konuya değinmek istemekteyim. Özellikle zor olduğunu biliyorum her iki taraf için de. Avrupa Birliği içinde de Türkiye’nin önemli bir rolü var oynayacağı. Kıbrıs şu anda Avrupa Birliğinin ayrı, son üye devleti konumunda, birleşmemiş son üye devleti konumunda ve bizler yapıcı bir yaklaşımla bu anlaşmazlığı çözmeyi ummaktayız.

Sayın Meclis Başkanınızla yaklaşık yarım saat önce tüm bu zorlu konuları görüşme imkânı buldum. Görüşlerimizi paylaştık bu önemli sorunlara ilişkin, her iki taraf için de önemli sorunlara ilişkin.

Son aylarda Türkiye ile Kıbrıs arasında yaşanan gerilim beni ciddi olarak endişelendirmekte. Bir kez daha tekrarlamak isterim, Avrupa Parlamentosu tarafından Hükûmetinize yapılan bir çağrı vardı: Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri himayesinde Kıbrıs’taki iki toplumun liderleri arasında yürütülen görüşmeleri aktif bir şekilde desteklemeye devam etmenizle ilgili ve ben bu çağrıyı yinelemek istiyorum, ki böylece Kıbrıs meselesi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında da ifade edildiği üzere siyasi olarak eşit, iki toplumlu, iki kesimli bir federasyon temelinde adil ve yaşatılabilir bir çözüme kavuşturulsun çünkü bu konu artık aciliyet taşımaktadır.

Sürecin şu an içinde bulunduğumuz bu önemli aşamasında tüm çabaların ve fikirlerin kapsamlı bir çözüm üzerine yoğunlaştırılması ve bu öncelikten asla uzaklaşılmaması, sapılmaması gerekmektedir. Bu bağlamda görüşmelerin başarılı bir şekilde neticelendirilmesini kolaylaştıracak pozitif bir ortamın yaratılabilmesi için tüm tarafların ellerinden gelen her şeyi fazlasıyla yapmaları kesin suretle gerekmektedir. İşte bu nedenle Avrupa Birliği olarak Temmuz 2012’deki Kıbrıs Dönem Başkanlığından önce çözüm konusu dışında başka hiçbir seçeneği düşünmek veya bununla ilgili spekülasyonda bulunmak istemiyorum ve özellikle 2008’den yana kaydedilen olumlu ilerlemenin ışığında da bunun mümkün olduğuna inanıyorum. Tıpkı Avrupa Birliği gibi Türkiye'nin de görüşmelerin bu nihai aşamasına tam destek vermeye devam edeceğine olan inancım da tamdır. Sizler de bizler de biliyoruz ki ikili ilişkilerimiz gerçekten de bu müzakerelerin olumlu sonuçlanmasına bağlı ve eminim ki her iki taraf da bu süreci desteklemeye hazır. Kıbrıs meselesinin halli Türkiye'nin katılım müzakerelerine de memnuniyet verici bir canlılık getirecek ve aynı zamanda tüm Kıbrıslılar için de aydınlık bir geleceği teminat altına alacaktır. İşte bu yüzden bu konunun çözümü herkesin menfaatinedir.

Sevgili dostlar, şimdi izninizle şahsen çok önemli bulduğum bir konuya değinmek istiyorum. Bu aynı zamanda sizlerin de bir diğer büyük başarısını temsil etmekte çünkü önünüzde gerçekten de tarihî bir fırsat var. Bahsettiğim, Anayasa’nızı değiştirme fırsatı, yani bir çatışma zamanında yazılmayacak olan ilk Türk anayasası. Bu sayede, etnik menşei veya inancı ne olursa olsun, Türkiye'nin tüm vatandaşlarını koruyacak ve tüm vatandaşların hak ve özgürlüklerini teminat altına alacak bir çerçeve oluşturma fırsatından bahsediyorum. (BDP sıralarından alkışlar) Ben bu bağlamda, Hükûmetiyle, muhalefetiyle ve sivil toplumuyla birlikte Türkiye'nin kapsayıcı bir süreç izleyerek -ki kapsayıcı süreç çok önemli- sivil bir anayasa hazırlama yönündeki çabalarını güçlü biçimde desteklemekteyim.

Şu ana kadar bu Mecliste yeni anayasayla ilgili geçtiğimiz ay içerisinde başlatılan süreç ve yapılan görüşmelerden çok etkilendiğimi de ifade etmek isterim. Bu konuyu Sayın Başkanla görüşme imkânı bulamadım çünkü daha ziyade zorlu konuları ilk olarak görüşmeye başladık. Muhtemelen daha iyi ve daha sorunsuz konuları, daha olumlu konuları akşam yemeğine bıraktık.

Müsaadenizle devam etmek istiyorum. Bu başarılarından dolayı hem Sayın Meclis Başkanını hem de tüm siyasi parti başkanlarını kutlamak istiyorum. Ben yaklaşık yarım saat içerisinde tüm siyasi parti liderleriyle de bir araya geleceğim ve ikili birçok hususu görüşme imkânı bulacağım AB ve Türkiye arasında ve elbette bu önemli konuyu da.

Yeni anayasanın yazılması kolay olmayacaktır. Ancak bunun başarılması ülkenizin demokratik yapılarını perçinleyecek ve Türk toplumunun, merkezinde insan hakları ve temel özgürlüklerin yer aldığı çoğulcu bir demokrasiye dönüşümüne de yardımcı olacaktır. Bu çatı altında temsil edilen tüm siyasi partiler, uzlaşmaya varmak üzere ellerinden gelen en yoğun çabayı sarf etmelidir. Bir kez daha altını çizmek isterim ki bu tarihî bir fırsattır ve bu konuda bence başarısızlık lüksü yoktur.

Yirmi yıl önce kendi ülkemdeki gelişmeleri hatırlıyorum ve dolayısıyla bu söylediklerimi kişisel deneyimlerime dayandırıyorum. Bu sürecin ne kadar zorlu olduğunu çok iyi hatırlıyorum yani ülkemde o dönemde geçen günleri hatırlıyorum. Avrupa Birliği ve özellikle Avrupa Parlamentosu bu bağlamda mümkün olan her konuda size yardımcı olmaya hazırdır. Özellikle de sizlerin desteğe ihtiyaç duyacağınızı hissettiğiniz alanlarda yardımcı olmaya hazırız. Yani zorlu demokratik reform süreçlerini hatırlıyorum kendi ülkemde ve o dönemde batı demokrasileri gerçekten büyük bir destek sağlamışlardı ve o destek bize çok yardımcı olmuştu karar alma süreçlerinde, özellikle de demokratik kurumların ve usullerin tesisi bağlamında ki bunların tesisi kolay değildir. Yıllar boyunca bunun uygulamasını gerçekleştirmeye çalıştık.

Bu yılın başlarında Avrupa Parlamentosu yargı reformu, ordu üzerinde sivil gözetiminin artırılması ve azınlıkların mülkiyet hakları konusunda kaydetmiş olduğunuz ilerlemeyi memnuniyetle karşılayan bir karar yayımlamıştır. Bunlar doğru yönde atılmış önemli adımlar olup aynı zamanda katılım süreci açısından ve uluslararası camia açısından da ehemmiyet taşımaktadır.

Değerli dostlar, elbette ki AB içerisinde bizler bundan daha fazlasını görmek istiyoruz. Yani arkadaşlar, dostlar arasında her şeyin açık konuşulması çok önemli. Tıpkı benim gibi Türkiye'nin dostları sizleri reformları hızlandırmaya teşvik ediyor. Zira Avrupa Parlamentosu ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve din özgürlüğü ile azınlıkların korunması konularında taşıdığı endişeleri dile getirmiştir ve bu konular da ele alınması gereken konular niteliğindedir.

Kısa bir süre önce Hırvatistan, Sırbistan ve Bosna-Hersek’i kapsayan ziyaretlerim esnasında da ifade ettim ve bugün de tekrarlamak isterim: İfade özgürlüğü ve çoğulcu basın bizim tüm değerlerimizin kalbinde yer almaktadır ve bu, Avrupa Birliğine üye devletler için geçerlidir. Birlik içerisinde her zaman bunun denetimi, kontrolü gerçekleştirilir ama aynı zamanda müzakere gerçekleştiren aday ülkelere veya potansiyel aday ülkelere de uyguladığımız bir değerler bütünüdür. Aslında, birçok kişiden çok daha fazlasını biliyorum kendi deneyimlerimden dolayı. Bağımsız basın demokratik bir toplum açısından hayati bir önem taşımaktadır ve ifade özgürlüğü hepimizin de üyesi durumunda olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı uyarınca da teminat altındadır, hepimiz bu Mahkemenin üyesiyiz. (CHP sıralarından alkışlar) Elbette, dayanışma hareketi içerisinde yirmi-yirmi beş yıl önce elde ettiğim deneyimlere dayanarak bunları sizlerle paylaşmaktayım.

Saygıdeğer konuklar, sözlerime son vermeden önce yine son derece hassas bir diğer konuya değinmek istiyorum, bu da Kürt kökenli vatandaşlarınızla alakalı konu. Bu konunun zor bir konu olduğunu biliyorum. Bu konuya değinirken ülkenizin geçtiğimiz on yıllar içinde ne denli büyük acılar çektiğinin bilinciyle ve büyük bir tevazuyla konuştuğumu ifade etmek isterim ki buna yakın zamanda yaşanan sorunlar da dâhil. Bizler de Avrupa Birliğinde etnik, dilsel ve kültürel farklılıklar temelinde büyük acılara tanıklık ettik. Londra’da, Madrid’de ve Avrupa’nın diğer kentlerinde meydana gelen terör saldırıları sonsuza dek hafızamıza kazınmış durumdadır. Demokrasilerde terörün ve silahlı mücadelenin yeri yoktur. Avrupa Birliği kati suretle terörü kınamakta ve her zaman için teröre karşı hareket etmektedir. Yani genel algı ve kamuoyuna dönük bazı açıklamaların aksine, Avrupa Birliği terörle mücadele alanında ülkenizle iş birliğini önemli ölçüde ilerletmiştir çünkü neticede şiddetin durdurulması ortak menfaatimizedir. Az önce de ifade ettiğim gibi, bizim de geçmişte ve hâlen zaman zaman benzer sorunlarımız Avrupa Birliği içerisinde oldu ve olmaya devam etmekte. Ancak, Kürt sorunu sadece bir terör sorunu olmayıp aynı zamanda kültürel ve dilsel çeşitlilik alanında da derinliği olan bir konudur, bir yandan iktisadi kalkınmayla alakalı, diğer yandan ise insan haklarıyla alakalıdır. Avrupa Birliğine üye devletler, farklı kültürel yapılara sahip grupların hak ve özgünlükleri konusunu, federal yapıdan kendini yönetmeye, yetki devrinden yerelleşmeye kadar uzanan farklı yöntemlerle düzenlemektedirler ve bunun kolay bir iş olmadığının da farkındayız ama bu konunun çözümlenebileceğine inanıyoruz kendi deneyimlerimiz ışığında, insan hakları temelinde ortak bir yaklaşım ve müzakere ve diyalog yoluyla.

Ben de kendim, ülkemde bir dinî azınlığa mensubum, kendi ülkemde. Ben bir Protestan’ım ki sadece Polonya nüfusunun yüzde 0,2’si Protestan yani bu da 38 milyonluk nüfusta, yaklaşık 40 milyonluk nüfusta sadece 80 bin vatandaş anlamına gelmekte. 40 milyon içerisinde 80 bin vatandaşa denk gelmekte ama buna rağmen, Polonya Başbakanı olmamın önünde hiçbir engel olmadı.

Burada bulunmamın sebebi, kesinlikle ders vermek veya vaazda bulunmak değil, bir çözüm de önerecek değilim, hepimiz sorunun kompleks yapısının farkındayız ama belki de deneyimlerimizi paylaşarak herkes için adil olacak bir sonuca ulaşabiliriz. Biliyorum ki hazırlamakta olduğunuz yeni anayasanın birlikte yaşamak adına yeni bir çerçeve sağlayacak önemli bir şans olma niteliği var. Bu yıl, komşumuz olan bölge ülkelerinde meydana gelen olaylar bizlere önemli bir ders verdi. İnsanlar her zaman onurlarını -demokrasi ve ifade özgürlüğü de dâhil olmak üzere- ve insan haklarını talep edeceklerdir. Avrupa’nın ve dünyanın birleşik, demokratik ve dinamik bir Türkiye’ye ihtiyacı var; tüm etnik kökenlerden, inançlardan ve dillerden gelenlerin barış içinde ve bir arada yaşadığı bir Türkiye; birey haklarının ve kültürel farklılıkların tanındığı ve teminat altına alındığı bir Türkiye.

Bir kez daha tekrarlamak isterim çünkü çok önemli bir cümle ve kısaca özetlemek isterim: Avrupa Birliğinin Türkiye’ye ihtiyacı var ve inanıyorum ki Türkiye'nin de Avrupa Birliğine ihtiyacı var. Gelin, kazan-kazan stratejisini uygulayalım ve daha da iyi çalışmalar sergileyelim.

Sevgili dostlar, üzerinde yaşadığımız kıtanın geçmişi fedakârlık ve cesaret içeren kararlarla doludur ama bu aynı zamanda geleceğe dönük bir umut ve iyimserliğin de tarihi ve öyküsüdür.

Son bir örnek paylaşmak isterim: Yüz yirmi üç sene boyunca, 18’inci yüzyılın sonundan 20’nci yüzyılın başına kadar padişahlarınız, sultanlarınız benim ülkemin büyükelçisini her yıl bir kere huzuruna çağırırdı. Bu yüz yirmi üç sene boyunca aslında benim ülkem var olmamaktaydı, Avrupa haritası üzerinde benim ülkem var değildi. Her zaman Osmanlı padişahına Polonya büyükelçisinin geçici bir mazeret nedeniyle huzura çıkamadığı söylenirdi ama siz çağırmaya devam ettiniz ve bizden asla ümidinizi kesmediniz, bağımsız Polonya’ya inancınızı hiçbir zaman kaybetmediniz. (Alkışlar)

Bugün Avrupa Birliği ve Türkiye’nin de umut ve iyimserlik göstermeleri gerektiğini biliyorum. Yine biliyorum ki beraberce, birlikte güvenli, güçlü ve dayanışma içinde bir gelecek yaratabiliriz, biliyorum ki birlikte gelecek nesiller için müreffeh ve demokratik bir gelecek çizebiliriz.

Çok teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.28

 

 


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

80 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/138) (S. Sayısı: 80) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası 3’üncü madde üzerinde söz isteyen Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adnan Şefik Çirkin’in, Hatay Milletvekili.

Sayın Çirkin, buyurun.

MHP GRUBU ADINA ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; öncelikle bugün, hepimizi yetiştiren, hepimize büyüklük yapan, hayata atılmamızda büyük katkıları olan öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Tabii, ondan evvel -izniniz olursa- biraz evvel Meclisimize katılan ve konuşma yapan Avrupa Birliği Heyeti Temsilcisinin bazı görüşleri hakkında kendi görüşlerimi de ifade etmek istiyorum.

Şimdi, Değerli Temsilci, yaptığı konuşmada laik Türkiye Cumhuriyeti demokrasisinin diktatörlükten kurtulmak isteyen Orta Doğu ülkelerine örnek olduğunu ifade etti. Şimdi, demokrasimizin önemli sıkıntılar yaşadığı, bir başka deyişle dine, dindara cumhuriyet tarihinde en soğuk bakıldığı, bir başka deyişle laikliğin tavan yaptığı dönemde örnek olamamışız ama şimdi farklı çevrelerin “Laiklik elden gidiyor.” diye -ki kendi görüşleridir, katılırız, katılmayız- seslerini en yükselttiği dönemde, laik demokrasimiz Orta Doğu ülkelerine örnek oluyor. Bu bir garabettir, çelişkidir.

Ayrıca, yakın planda komşumuz olan Suriye’nin yönetiminin devrilmesiyle ilgili belli ki Avrupa Birliği ülkeleri tarafından da Türkiye'ye bir misyon biçilmiş, bu konuda Türkiye'nin etkisinden bahsediliyor. Suriye’de yönetim değişikliği noktasında Türkiye'ye misyon biçilmesi noktasında da bir iki cümle ifade etmek istiyorum.

Bir tarafta 1998 Adana Anlaşması’ndan beri…

BAŞKAN – Sayın Çirkin, lütfen konuyla ilgili konuşur muyuz.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

…PKK’yla ilgili meselelerde, Türkiye Cumhuriyeti devletine her konuda sadakatle, bu anlaşmaya sadık kalmak suretiyle hizmet etmiş bir devlet, bir tarafta Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan Bey’in de ifadesiyle PKK’ya kucak açmış Avrupa Birliği ülkelerinin temsilcisinden gelen istek. Bu da bir çelişkidir, bundan sevinmeyi onur kırıcı bulurum.

Değerli milletvekilleri, 6222 sayılı Kanun’un mevcut 14’üncü maddesinin ikinci fıkrası “Spor alanlarında veya çevresinde toplum kesimlerini dil, din, ırk, etnik köken, cinsiyet veya mezhep farkı gözeterek hakaret oluşturan söz ve davranışlarda bulunan kişi, fiili daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturmadığı takdirde altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.” hükmünü içermektedir. Şimdi yapılan düzenlemeyle “altı aydan iki yıla kadar” ibaresi “üç aydan bir yıla kadar” şeklinde değiştirilmek istenmektedir.

Kanun teklifinin geneline bakıldığında, bu kanun kapsamına girecek suçların cezalandırılmalarında bir indirim yapıldığı görülmektedir ancak kanunun bu maddesi ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulmalıydı. Taraflar spor kulüplerini eleştirebilir, hakemlerin kararlarını eleştirebilir, sporcuları eleştirebilir. Buradaki suçların cezası bu kadar yüksek olmamalıdır. Ama spor suçlarını içermeyen, toplumda ayrımcılığı körükleyen bir fiilden bahsedilmekte. Bu husus, bence dikkate alınmalıydı.

Öte yandan, bu Kanun’un çıkmasında, daha evvel Mecliste yapılan görüşmelerde, tutanaklara baktığımda, Değerli Milletvekilimiz Sayın Ali Uzunırmak Bey’in bir ifadesini buldum. Ne diyor Sayın Ali Uzunırmak Bey, mart ayında bu kanun görüşülürken yaptığı konuşmada: “7 Mayıs 2004 tarihinde iktidarda kim var -Biz o zaman yoktuk milletvekili olarak ama demek ki o zaman da bir kanun çıkarılmış bu konuyla ilgili- Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti. 7 Mayıs 2004 tarihinde 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı kabul ediliyor Mecliste. Bu tasarı kimin tasarısı? AKP Hükûmetinin tasarısı. Peki, 2004’ten 2011’e, yedi yılda ikinci bir defa daha bütün hatlarıyla değiştirilen bir tasarı geliyor tekrar Meclis gündemine. Bu da AKP İktidarının tasarısı. Peki, acaba Parlamento mantığı açısından, meselelerini doğru tartışmayıp, yerinde tartışmayıp ‘Göç yolda düzülür.’ hesabıyla kanun yapmak ‘21’inci yüzyılda ileri demokrasi, çağdaşlaşıyoruz.’ diyen bir hükûmet başkanına yakışır mı değerli arkadaşlar? Böyle bir mantıkla milletin geleceği, yasa yapma tekniği inşa edilebilir mi?” Böyle diyor Sayın Ali Uzunırmak.

Şimdi aynı konuda sekiz ay evvel çıkarılan bir kanunu tekrar değiştiriyoruz. Herhâlde Sayın Ali Uzunırmak bu söylediğinden pişman olmuştur, yedi sene sekiz aya düştü çünkü. Böyle kanun çıkarılmaz. Ülkenin menfaatlerini ilgilendiren -elbette bu Meclis bu menfaatlerle ilgili kanunları çıkaracak ama- böyle önemli konularda günün ortamına, günün konjonktürüne göre kanun çıkarılmamalıdır. İncelenmeli, tartışılmalı, bir sürece yayılmalı ve ondan sonra çıkarılmalıdır. Ne oldu alelacele çıkan bir kanunda? Koskoca Fenerbahçe Spor Kulübü lekelendi. Tabii, sonuçta kararı yargı verecek. Bu Kulübün Başkanı şu anda farklı yöneticileriyle birlikte hapiste yatıyor ve şimdi biz ne yapıyoruz? Kamuoyunda algılandığı kadarıyla, bunları hapisten çıkarmak için tekrar Mecliste kanun yapıyoruz. Hiç olmazsa, bundan sonra çıkacak kanunların daha dikkatli, daha intizamlı ve daha kararlı bir şekilde, iyi incelenip çıkarılması gerektiği kanaati şahsen bende hâkim oldu.

Yani, değerli iktidarımızın bu yaptığı ilk şey değil. Mecliste birçok konuyla ilgili çıkardığı kanun hatta Anayasa değişikliklerinde dahi bu hatalar yapılıyor. En yakın örnek; 2007 seçimlerinden sonra gittiğimiz Cumhurbaşkanımızı halkın seçmesiyle ilgili referandum. Ne yaptık Anayasa değişikliğiyle? 11’inci Cumhurbaşkanını halkın seçmesine dair bir Anayasa değişikliği yaptık değil mi? Oysa 2007 seçimlerini müteakip Milliyetçi Hareket Partisinin de katılımıyla bu Meclis bir Cumhurbaşkanı seçmiştir. O referandum oylansa, o hâliyle oylansa kendi elimizle kendi Cumhurbaşkanımızı görevden düşürecektik. Böyle bir yasa olmazdı. Ama ne yaptı Milliyetçi Hareket Partisi? Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli eliyle ve Meclis Grubuyla size yardım elini uzattı ve bu yasada gerekli değişiklikleri yaptı. Ne oldu? Cumhurbaşkanının makamının itibarı kurtarıldı. Ne oldu? Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarı kurtarıldı. Bunlar sizin çapsız bulduğunuz, grubun tamamına teşmil etmiyorum ama bazı sözcülerinizin “çapsız” bulduğu muhalefet partileri tarafından gerçekleştirildi. Ne gerçekleştirildi? Sizin “çaplı” hukuk profesörlerinizin “çaplı” Anayasa profesörlerinizin yaptığı yanlış anayasa çapsız bulduğunuz muhalefet tarafından düzeltildi.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum ve yüce Meclisi saygı ve sevgiyle tekrar selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çirkin.

Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Sakık.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünden beri, bu görüştüğümüz yasayla ilgili buraya çıkan her arkadaşımızın konuştuklarıyla gruplarının davranışı arasında büyük bir farklılık var ve hiç kimse içine sindirmiyor. Dün de söyledim, Sayın Bakanımıza da bir soruyla ilettim, dedim ki: “Bakın, dünyada 222 ülkede 654 tane tutuklu yazar ve gazeteci var. Bunlardan 70 tanesi bu ülkede, içeride. Bunlarla ilgili -ve sizin gazeteci kimliğiniz de var, hukukçusunuz da- bunlarla ilgili hiç kimsenin kılı kıpırdamıyor ama sırtı kalınlar olunca kıyamet oradan kopuyor.” Biz kimsenin mağdur olmasını istemiyoruz yani biz, sefalette eşitliği de asla istemeyiz ama bir hakkaniyet de aramak bizim de görevimizdir.

Şimdi, bu şikeyle ilgili başlayan operasyon, sekiz ayda, bu veya ikinci kez, hangi güçtür bunları getirip tartıştıran? Ve burada, bizim dışımızda oy birliğiyle bir karar alınıyor. Demek ki bu insanların sırtı kalın. Bu insanlar bu ülkeye hâkim, siyasi partilere hâkim, egemen, istedikleri gibi yön veriyorlar. Onun için, biz de diyoruz ki: “Gerçekten eğer siz, vicdanınıza karşı bir sanık sandalyesine oturmak istiyorsanız, ilk önce…” Düşüncelerini ifade edenlerin bu ülkede cezaevinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Son günlerde “KCK operasyonu” adı altında binlerce insanın nasıl tutuklandığını biliyoruz. Şu an 50’ye, 60’a varan hukukçu gözaltında İstanbul’da, yarın özel mahkemelere çıkacak. Ne söyleniyor? “Efendim, diyalog kuruldu.” E, peki, günaydın, bu avukatlar her gün İmralı’ya gidip görüştüklerinde, daha onlar İstanbul’a gelmeden onların görüşmeleri Adalet Bakanlığının masasına konulmuyor muydu, Sayın Başbakanın önüne koyulmuyor muydu veyahut da MİT’in veyahut da Genelkurmayın, yetkili birimlerin masasına bu notlar gitmiyor muydu? Gidiyordu. “Efendim, o notlarda ‘Vurun, öldürün.’ talimatı vardı.” Eğer bu altı yedi yıllık süre içerisinde bu notlar size geliyorsa ve bunlar, avukatlar daha bu mesajı iletiyorsa sizin buradan yargılanmanız lazım. Demek ki siz bu suça gözünüzü yumdunuz, siz bu suça dâhil oldunuz.

Bir taraftan çıkıp diyorsunuz ki: “Efendim, biz, 1938’lerdeki, 1937’lerdeki Dersim’de yaşanan olaylardan dolayı özür diliyoruz devlet adına.” Büyük bir erdemliktir, kutluyorum. Eğer 1915’lerle yüzleşmiş olsaydık 1938’ler yaşanmayacaktı, 1938’lerle yüzleşmiş olsaydık PKK süreci yaşanmazdı, bugün çatışmalar yaşanmazdı. Bir özür erdemliktir ama siz bir taraftan bir özür derken… Bugün dağda bulunanlar işte Seyit Rızaların torunlarıdır, Dersimlidirler, Kürtlerdirler. Yani dün Sason’dan bahseden Sayın Başbakan, Sason’da ne olup bittiğini bilmiyor mu? Biliyor. Sason’da da olup bitenler… O coğrafyada yaşayanların torunlarıdır bugün kavga edenler. Şimdi, onların torunlarını yok etmeye çalışacaksınız, bir taraftan da dönüp diyeceksiniz ki: “Olanlardan dolayı özür diliyoruz.” Bunlar birbiriyle çelişir. Eğer bu politikalardan dolayı insanlar dağa gitmişse, ret ve inkâr politikalarından ve asimilasyon politikalarından ve atalarına karşı uygulanan zalimane politikalardan dolayı dağa gitmişlerse sizin de dönüp onları hayata dâhil etmek gibi bir göreviniz vardır.

Siz, Terörle Mücadele Yasası’nı hayata geçirerek… Bakın, bu çifte standartlardan birkaç örnek vermek istiyorum. Yıl 2009; Demokratik Toplum Partisini Anayasa Mahkemesi kapattı. Benim seçim bölgemde, Muş’ta insanlar sokağa çıktılar “Hayır, bizim demokratik zemindeki temsilcilerimizi Parlamentodan atamazsınız, partimizi kapatamazsınız.” dediler. Bulanık’ın merkezinde bir iş yerinden ateş açıldı, 2 insan yaşamını yitirdi ve 10 insan da yaralandı. Arkasından, o saatlerde güvenlik önlemleri almayan devlet, ölümden hemen sonra bir tankla, bir panzerle gitti o katilleri oradan aldı, bir helikopterle ta Mardin’e kadar götürdü. Sonra ne oldu biliyor musunuz? O katilleri alıp götürdüler, mahkemeyi Muş’tan Samsun’a -Samsun’a gittik, saldırıya maruz kaldık- Samsun’dan Ankara’ya aldılar. Altı ay içerisinde katiller aklandı ve sokağa çıkıp “Benim partimi, demokratik zemini bize kapatmayın." diyen insanlar, 50 tane insan şu anda sekiz ve on yıl arası ceza aldılar. 50 insan şu an Muş cezaevinde yatıyor ve bunlar masum. Bir tek basın açıklaması yaptıkları için bu insanlar şu anda cezaevinde ama bunların sorunlarıyla ilgilenmiyorsunuz. Küçücük bir pankart açıp beş yıldır cezaevinde olan okuryazar olmayan anneler cezaevinde ama bunlara körsünüz, bunlara sağırsınız, bunlarla ilgili küçük bir şey yapmazsınız.

Mesela cezaevlerinde şu anda 200 insan ölümle pençeleşiyor Sayın Bakanım ve alınan raporlar sonucu bunların, bu insanların büyük bir çoğunluğu üç beş ay ya yaşar ya yaşamaz. Bunları Adalet Bakanlığına sunduk. Hani “Hukuk devletiyiz.” diyorsunuz, hukuktan bahsediyorsunuz. Geçenlerde bu insanlardan birini kaybettik. Bu insanların çoğu on sekiz, yirmi yıldır cezaevinde, artık ölümle pençeleşiyorlar ve kimi kanser, kiminin gözü görmüyor, kiminin kasları tutmuyor. Bu insanlarla ilgili kılınız kıpırdamıyor ama bu ülkede imparator olanlara karşı özel yasalar çıkarıyorsunuz. Bakın, PKK’den veyahut da siyaseten cezaevinde olanların bir doktora gidiş gelişinde yaşanan o hayat hikâyesini bir bilseniz, bir vahşet yaşanıyor ama Ergenekon’dan ve şikeden cezaevinde olanların nasıl bir muameleyle karşı karşıya olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bakın, asker olanlar, elini kolunu sallayarak, tutuklu da olsa, gidip GATA’da yatıyor. GATA’dan taburcu olduğu zaman da “Ben bir hafta daha evimde dinleneceğim” diyor, gitmiyor. Yargı buna karışmıyor, kolluk kuvvetleri buna karışmıyor. Hatta, geçen gün, bir asker, GATA’dan, gıyabi tutuklaması olmasına rağmen… İçinizde… Arkadaşlar hukukçusunuz, bakın, bizi buradan alıp götürdüklerinde milletvekiliydik, kapıda elimize kelepçeleri vurdular ama o adamlar elini kolunu sallayarak gidip GATA’da yatıyor, çıkıp evine gidiyor, sonra çıkıp nereye gidiyor? Rusya’ya gidiyor, bilmem Orta Doğu’nun hangi ülkesinden geçiş yapıyor ve bunun adına hukuk diyorsunuz! Gücü olanlar bu işte.

Ergenekon’dan da, yani generallerin nasıl pazarlık sonucu tahliye olduklarını hepiniz biliyorsunuz. Güçlülerin, sermayenin nasıl devreye girdiğini, kendi adamlarını nasıl kurtardıklarını hepimiz biliyoruz ama… Hani cumhuriyet kimsesizlerin cumhuriyetiydi; cumhuriyet demek ki zenginlerin cumhuriyeti, cumhuriyet sırtı kalın olanların cumhuriyetidir. İşte böyle bir cumhuriyete karşı isyanımız var. Onun için, diyoruz ki, bu olup bitenlere karşı…

Bakın, ben, kırk, kırk beş yıllık Fenerbahçeliyim, bu akşam bu kimliğimi bu masada bırakıp ayrılıyorum. Yolculuğum da Çarşı’ya doğru gitmektir. Daha vicdan sahibi olanlara, oraya doğru gitmektir.

Şimdi Futbol Federasyonu buralarda tur atıyor değil mi. Ne yaptı geçen gün? Bu, Çarşı denilen grup, Van depremiyle ilgili ne yaptı? Beresini, atkısını, eldivenini attı “Duyarlı hâle gelin toplum” dedi. Aynı Futbol Federasyonu, hani bugün özgürlüklerden bahseden, Beşiktaş’ı 20 milyar lira mahkûm etti. Şimdi, bu kadar zalimsiniz, bu kadar zalim davranırsınız, gelir buradan da hak, hukuk ve adalet ararsınız.

Ben, herkesin vicdanına karşı sanık sandalyesine oturup…

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Beşiktaşlı oldun mu?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Oldum. Eğer tabii kabul edilirse ben Çarşı’ya doğru hareket hâlindeyim çünkü bu haksızlığı içime sindiremiyorum. Ben, çünkü, güçlülerden yana değilim, ben mazlumlardan yanayım, ben herkesin başını yastığa koyduğunda biraz önce bu saydığım olayları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçirmesini düşünüyorum. Herkesin hukukun ve huzurun ülkesine ihtiyacı var. Benim de son sığınacağım liman hukuktur ama ne yazık ki burada hukuk da gasbediliyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Hukuk değil, tam tersine egemenlerin gücü var.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Hakan Çavuşoğlu, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Çavuşoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Ben de 24 Kasım münasebetiyle çok değerli öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü tebrik ediyorum.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, spor alanındaki faaliyetlerde meydana gelen şiddet, düzensizlik, hak ihlalleri ve gerçek şahıs ya da spor kulüplerinin haksız surette menfaat teminine yönelik her türlü eylem ve işlemlerinin önlenmesine ilişkin olarak 31/03/2011 tarih ve 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun geçtiğimiz yasa döneminde yürürlüğe girmiştir. Ancak söz konusu Yasa henüz komisyonda görüşüldüğü sırada dahi, suç olarak tanımlanan fiillere tayin olunan cezaların fahiş olduğu endişe ve tereddüdüne yol açmış fakat o günkü spor camiasının içinde bulunduğu durum ve spor kamuoyunun talepleri de nazara alınarak Yasa mevcut hâliyle yürürlüğe girmiştir. Nitekim, Yasa’yla getirilen cezaların ağırlığı işlenen fiil ile ceza arasındaki orantısızlık kamu vicdanını da zedelemiştir.

Değerli milletvekilleri, gerçekten de suç işleyen kişinin işlediği fiilin ağırlığıyla orantılı olarak cezalandırılması hem hukuk devletinin hem de ceza hukukunun temel gereklerindendir. İşte bu nedenledir ki, Mecliste grubu bulunan tüm siyasi partiler bu yasa teklifinin altına imza koymuştur.

Öte yandan “suç ve cezaların orantılılığı ilkesi” gereğince suça verilecek cezanın fiilin ağırlığıyla orantılı olmasının yanı sıra diğer kanunlarda öngörülen benzer suçlara verilen cezalar da dikkate alınmak suretiyle o cezaların da adil ve hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi gerekmektedir. Bu ilke doğrultusunda Meclisimizin gündemindeki değişiklik teklifinin gerekliliğine işaret etmek bakımından ben 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un yürürlüğünden önceki durum ile yürürlükten sonraki durumu şike ve teşvik suçları yönünden kıyaslama yapmakta fayda görüyorum.

Sayın milletvekilleri, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasa’nın yürürlüğe girmesinden evvel şike ve teşvik suçları benzer suç fiili teşkil eden 5237 sayılı Ceza Yasası’nın 157’nci maddesinde yer verilen dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilmekteydi. 5237 sayılı Ceza Yasası’nın 157’nci maddesinde tanımlanan dolandırıcılık suçu için ise öngörülen ceza bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıydı. Buna karşılık sonradan yürürlüğe giren 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Hakkında Kanun’un 11’inci maddesinde düzenlenen şike ve teşvik suçlarının ise beş ila on iki yıl arasındaki hapis cezasıyla cezalandırılması öngörülmüştür. Bu iki maddeyi kıyasladığımız zamanda bile her iki benzer suç hakkındaki büyük orantısızlık açıkça ortada görülmektedir.

Öte yandan bu teklifle şike ve teşvik suçlarının toplumda meydana getirdiği infial de dikkate alınarak bir denge gözetilmiştir. Gerçekten de 5237 sayılı Ceza Kanunu’nun 157’nci maddesindeki dolandırıcılık suçunun aksine, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’la şike ve teşvik için hapis cezası dışındaki seçenek yaptırımların uygulanması engellenmiş ve bir yandan fiille cezanın orantılı hâle gelmesi sağlanırken, diğer yandan eylemi gerçekleştirenlerin mutlaka cezaevine girmesi sağlanmaktadır.

Kısacası, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi, bu teklif bir örtülü af olmadığı gibi bazı şüphelilere matuf bir değişiklik de değildir. Bu kabil iddialar, adalet, hakkaniyet ve nasfet ölçüleriyle de bağdaşmamaktadır. Bu teklif ile murat olunan husus, fiille ceza arasındaki dengenin sağlanmasıdır.

Üzerinde söz aldığım 3’üncü maddede de cezalar, diğer maddelerle mukayeseli olarak makul seviyeye çekilmektedir.

Ben, bu vesileyle teklifin yasalaşmasını ve hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen İdris Şahin, Çankırı Milletvekili.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de buradan, 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle, bütün öğretmenlerimizin bu anlamlı gününü kutluyorum.

Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun 5149 sayılı Kanun’la düzenlenmiş olup, özellikle 2010 yılının sonları 2011 yılının başlarında sporda var olan şiddetin artış göstermesi ve buna dair düzenlemelerle bu şiddet önlemlerine engel olunamaması sebebiyle -geçtiğimiz dönem- 2011 yılının nisan ayında 6222 sayılı Yasa’yla tekrar bir düzenleme yapılmış ve burada bir kısım eksikliklerin giderilmesi öngörülmüştür.

Ancak, biraz önceki değerli milletvekili arkadaşımızın da ifade ettiği gibi, gerek komisyon aşamasında gerekse sonrasında “suç ve cezadaki orantılılık” ilkesinin aşıldığı ve ciddi anlamda, cezaların yüksek bir seyir içerisinde bu suçtan yargılanan kimseleri zorunlu olarak sıkıntıya soktuğu aşikâr bir duruma gelmiştir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Düşünce suçuna beş yıl veriyorsunuz, şikede bir yıl…

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Bununla birlikte bu süreç içerisinde bu düzenlemeler Meclisten geçtiği tarih sonrasında, tekrar bugün özellikle sporun tarafları olan tüm kulüplerin imzası ve biraz önce burada Avrupa Birliği Parlamentosu Başkanının da ifade ettiği gibi, her yönüyle iş birliğine gereksinim duydukları Türkiye Cumhuriyeti Meclisinin değerli parti grupları birlikte teklife imza koymuşlar ve komisyon aşamasında -BDP haricinde- ülkemizde var olmasını umut ettiğimiz konsensüs gerçekleşmiş ve olayın taraflarıyla birlikte yeniden bir düzenlemeye gereksinim duyulmuştur.

Özellikle Ceza Kanunu’nun 3’üncü maddesinde yer aldığı üzere, Ceza Kanunu’nun temel ilkelerinden olan “suçun karşılığı cezanın orantılılık” ilkesi, komisyonda yapılan görüşmeler neticesinde Genel Kurula geldiğinde çok daha anlamlı bir hâle gelmiştir ve özellikle burada, 3’üncü maddedeki değiştirilmesi teklif edilen 6222 sayılı Kanun’un 14’üncü maddesinin ikinci fıkrasında “altı aydan iki yıla kadar hapis” ibaresi “üç aydan bir yıla kadar” şeklinde değiştirilmiştir.

Bu değiştirmeyle birlikte, bilindiği üzere, ceza verildikten sonra iki yıla kadar olan hürriyeti bağlayıcı cezalar, diğer para cezasına çevrilebildiği gibi Ceza İnfaz Kanunu’muz çerçevesinde de ertelenebilen suçlardandır ve özellikle yine yüce Parlamentonun geçmiş dönemde çıkartmış olduğu bir düzenlemeyle de iki yıla kadar olan hapis cezalarında “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi var.

Bu yasayla yapılan değişiklikte, verilecek hapis cezasının niteliği ne olursa olsun hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair bir yola başvurulamayacağına dair hüküm konulmuş olması, kamuoyunda bir nevi af niteliğinde gibi değerlendirilen bu yasada gerçek amacın af olmadığını ve spordaki şiddetin önlenmesi adına adil olarak verilecek olan cezada bir gün dahi hürriyeti bağlayıcı ceza almış olan kişinin cezasının infaz edilebileceği hükmü yer almıştır ve özellikle burada bunu oldukça önemsiyorum. Zira buradan mahkûm olabilecek bir spor derneğinin yöneticisi, kulüp idarecisi veyahut da sporcuların bir daha hiçbir şekilde dernek yöneticisi olamayacağı ve Türk Ceza Kanunu’nun 53’üncü maddesinde ifade edilen sınırlamaların bir şekliyle burada getirilmiş olması da çok önemlidir. Zira spor camiasının içerisinde bulunacak insanlara verilebilecek en önemli ceza bu tür hizmetlerden mahrum bırakılmakla gerçekleşebilecektir ve buradan böyle bir yolla ceza alan bir kimsenin bir daha bu tür sosyal aktivitelerde bulunamayacak olması onlar için en önemli cezadır diyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle ülkemizde sporseverlerin ve spor camiasının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – …uzun süredir gündeminde bulunan böylesi bir yasa değişikliğinin Mecliste grubu bulunan tüm partilerle huzurunuza getirilmiş olmasını oldukça önemsiyorum ve ben bu tür birlikteliklerin diğer alanlara da yayılmasını ve Meclisimizde el birliğiyle tüm yasaların geçirilmesini önemsiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- 6222 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında geçen “hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” ibaresi “verilecek adli para cezasının miktarı elli günden az olamaz.” şeklinde ve ikinci fıkrasında geçen “üç aydan bir yıla kadar hapis” ibaresi “elli günden az olmamak üzere adli para” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanal.

Sayın Tanal? Yok.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Necati Özensoy, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Özensoy. (MHP sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 80 sıra sayılı kanunun 4’üncü maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü. Bütün öğretmenlerimizin de bu gününü kutluyor, görevlerinde başarılar diliyorum. Şehit öğretmenlerimize de Allah’tan rahmet diliyorum.

Ben, daha önce Bursaspor’da yöneticilik yapmış bir insanım. Dolayısıyla aynı zamanda amatör kulüplerde yöneticilik yaptım. Spordaki şiddetin, spordaki problemlerin ne olduğunu az çok yaşayarak bilen, gören insanlardan bir tanesiyim.

Tabii, bu yasalarla sporda şiddet ve düzensizliğin önüne geçilmesiyle ilgili birtakım tedbirler alınması noktasında bu yasalar getirildi ama bazen böyle apar topar gelince, işte, geçen sene Mecliste seçim kararı alındıktan sonra pek üzerinde tartışılmadan bu yasa geçince, maalesef, bu yasa dar geldi. Şimdi, bu dar gelen yasadaki sıkıntıların bir kısmını atmak üzere de bu değişiklikleri konuşuyoruz.

Özellikle 4’üncü madde, bu 6222 sayılı Yasa’da elektronik bilet uygulamasına geçildikten sonra sahaya, futbol müsabakasına biletsiz giren, işte, yasaklıysa özellikle üç aydan bir yıla kadar hapis cezası veya ona müsaade eden veya elektronik biletini başkasına verenlere bu anlamda hapis cezasını gerektiren bir maddeydi. Gerçekten böyle bir uygulama için ağır bir ceza diye düşünüyorum. Yani bu maddenin gerçekten bu şekilde para cezasına dönüştürülmesi de isabetlidir diye düşünüyorum.

Şimdi, yine, tabii, spor konuşacağız ama dün Sayın Bakana Bursa’daki stadyumla ilgili bir soru sordum, mevcut stadyumla ilgili ve sorarken de dedim ki: “Bursa Türkiye’nin 4’üncü büyük vilayeti ve ciddi anlamda da ekonomiye katkısı var. Bütçe fazlası veren bir il ama genel bütçeden de hak ettiğini alamayan, hatta bu anlamda mağdur olan bir il. Yeni stadyumla ilgili de Sayın Başbakan, 350 milyonluk projesi olan stadyuma sadece 50 milyon vereceğini, 50 milyon genel bütçeden verileceğini, gerisini de Bursalıların halledeceğini ifade etti.” Bu soruya karşılık Sayın Bakan “Biz, işte, duble yollar yaptık, hastaneler yaptık, okullar yaptık Bursa’ya.” diyerek cevap verdi bana.

Şimdi, Sayın Bakan Bursa’yı benim kadar bilemez. Ben doğma büyüme Bursalıyım. Şimdi, bakın, geçtiğimiz dört yıl Bursa’nın tahakkuk eden vergilerini söylüyorum size: 7 milyar 341 milyon 615 bin, 5 milyar 928 milyon, 5 milyar 424 milyon, 5 milyar 345 milyon. Toplam 22 katrilyona tekabül ediyor eski parayla. Peki, son dört yıl bütçeden, bu genel bütçeden ayrılan paylar ne Bursa’ya? Çok uzatmayayım. Toplam 400 milyon lira. Gerçekleşme rakamının üzerine bir de ek ödenekler çıksın, hadi olsun 600 milyon lira. Yani, şimdi, bakın, 22 katrilyon liraya karşılık Bursa’ya gelen 500-600 milyon lira. Yani verdiğimizin yüzde 3’ünü bile geçmiyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi Sayın Bakana soruyorum: Diğer illere de bir bakın. Bu verdiğini geri alan iller arasında Bursa sonuncu sıralarda mı geliyor, gelmiyor mu?

Şimdi, Bursa’yı da size söyleyeyim. Bursa’nın üç yönü de, İnegöl tarafı 2002’de duble yoldu, Yalova tarafı duble yoldu, Karacabey tarafı duble yoldu. Zaten duble yola ihtiyacı olmayan bir il. Çevre yolu 2002’de bizim Hükûmetimiz döneminde -sizin milletvekilinizin ifadesiyle söylüyorum- yüzde 54’ü tamamlanmış bir şekilde bırakıldı, siz yüzde 46’sını hâlâ bitiremediniz, yatırım programlarında hâlâ bütçeden paylar vererek bitirmeye çalışıyorsunuz, dokuz yıl geçti.

Dolayısıyla Bursa bu anlamda merkezî bütçeden hak ettiğini alamayan bir il. Okullara bakın, hepsinin üzerinde bir hayırsever ismini görebilirsiniz Bursa’da. Hatta hastane son dönemde pek yapılmadı ama onlarda da hayırsever isimlerini göreceksiniz bitmek üzere olan hastanelerde. Bursa’nın…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Necati Bey ne yaptın? Batırdın Allah aşkına Bursa’yı!

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Sen daha iyi biliyorsun, bu konuda…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Biz de Bursa’da yaşıyoruz.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Bursa Ticaret ve Sanayi Odası 15 milyon dolarlık bir eğitim vadisi kazandırdı. Yani, Bursa verdiği bu vergiler yetmiyormuş gibi hayırseverler vasıtasıyla bir daha vergilendirilerek yani gönüllü olarak vergilendirilerek yapıyor.

Şimdi, benim itirazım şurada: Bursa’ya bir stadyum yapılacak. Sayın Başbakan Yardımcımız ve Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı bir Korupark… Korupark da bir faciadır. Bunu Bursa Milletvekili arkadaşlarımız bilir. İmar rantının çok güzel bir örneğidir Korupark. Yani 142 dönümlük arazinin kaça satıldığını, neler olduğunu falan kürsüden 2 defa anlattım, bir daha anlatmayayım. Bakın, Korupark…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bu yasayla ne ilgisi var?

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Bursa’yla ilgili konuşuyorum, Bursa’ya gelen yatırımlarla alakalı konuşuyorum.

Oranın alt geçidinin açılışında -stadyumla ilgili konuşuyorum- stadyum yapılışında “Bursalılar Bursa’dan kazandıkları için tabii ki Bursa’ya verecekler.” diye âdeta aba altından sopa gösterir konuşmalar yapıldı. İşte, ifade ediyorum: Bursa’nın verdiği vergiler ortada, hayırseverlerin yaptırdıkları ortada. O da yetmiyormuş gibi İl Genel Meclisinin bütçesinden SGK’nın binasını yaptırdınız yani İl Genel Meclisinin bütçesine bile göz diktiniz. Oradan verilen binaları da ondan sonra belediyeye hibe ettiler. Bursa bu anlamda ciddi şekilde mağdur bir il. Bakın, Bursaspor açısından da değerlendirelim. O anlamda da mağdur.

Şimdi, Bursa ile Beşiktaş arasında maalesef, Bursa’nın, cumhuriyet tarihinde demeyeyim de lig tarihinde 40 puanla düşen ilk takım olması hasebiyle bir husumet oluştu. Bursa seyircisi İstanbul’a gitmez, İstanbul seyircisi de Bursa’ya gelmez. Ama son, İstanbul’a Bursa seyircisi gidince orada olaylar oldu, 4 kişi bıçaklandı. Neyse, akabinde Beşiktaş seyircisinin de Bursa’ya gelmesiyle ilgili Sayın Vali ısrarla davet etti. Beşiktaş seyircisi Bursa’ya gelmeden Bursa seyircisi yollarda birtakım gösteriler yaptı. Daha sonra, o televizyonlardaki görüntüleri kesinlikle tasvip etmeniz mümkün değil ama seyirci karşı karşıya hiç gelmedi, tamamen stadın dışında olan olaylar. Ama bir baktık ki Federasyon beş maç ceza verdi. Yani Bursaspor’un ne günahı var? Şimdi, uygulamaları yaparken Federasyonun da bu anlamda dikkatli olması… Akabinde de o seyircilerden ciddi anlamda, sayıda tutuklanan oldu.

Bakın, bu tutuklanan seyircilerle ilgili başka bir uygulamayı anlatayım. Bursa’da Ermenistan’la bir millî maç gerçekleşti. Ermenistan Millî Maçı’ndan önce Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda bir hassasiyet gösterdi. Ben Bursa’nın bütün tribün liderlerini tanırım. Hepsine takım elbiselerini aldılar, kravatlarını taktılar, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne getirdiler. İşte orada tembihlerde bulundular “Aman öyle olmasın, böyle olmasın…” Bursa seyircisi millî maçlarda gerçekten hassasiyetini korur ve Millî Takım’ı da sonuna kadar destekler, yense de, yenilse de arkasında durur. Ama bakın, Bursa seyircisi Ermenistan Millî Maçı’nda bu hassasiyetlerle buralara davet ediliyor da Beşiktaşla bu husumet bilindiği hâlde Beşiktaş seyircisiyle bir araya getirilip niye bir ön hazırlık yapılmıyor?

Ermenistan maçında yapılan başka bir garabeti, sizlerin de üzüleceği bir şeyi burada ifade edeyim, açıklayayım. Siz de belki biliyorsunuz, oraya bazı seyirciler de Azerbaycan bayraklarıyla geldiler. Kapıdan girerken Azerbaycan bayraklarını polisler çöp kutusuna attılar.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kimdi o seyirciler?

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Hakan Bey, sizin yüreğiniz sızlamadı mı bir Batı Trakya Türkü olarak o Azerbaycan’ın bayrağının, Türk Bayrağı'nın, yani Türklerin bayrağının çöp kutusuna atılmasıyla ilgili vicdanınız sızlamadı mı?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Seyirciler kimdi?

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Dolayısıyla, bu tür şeyler sporda maalesef olmaması gereken şeyler. İnşallah bu yasa bazı şeyleri de düzeltir.

Bu yasanın hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özensoy.

Madde üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Buyurun Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi için Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyor, bütün öğretmenlerimizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz ciddi ve büyük sorunlarla boğuşurken Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da değişiklik yapılması, açık ve net bir şekilde ifade etmek gerekir ki şikecilere prim vermekten başka bir işe yaramayacaktır. Futbol lobilerinin baskısına dayanamayan Meclis böyle bir yasayla ciddi bir kurum olma vasfına da gölge düşürmüş bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de son günlerde giderek artan şiddet ortamı vatandaşlarda 90’lara geri dönme korkusunu yaşatmaktadır. KCK operasyonları adı altında haksız gözaltı ve tutuklamalar tam bir cadı avına dönüştürülmüş durumdadır. Bu cadı avının son kurbanları akademisyenler, yazarlar ve avukatlar olmuştur. Türkiye'nin demokratikleşmesinde ve temel sorunlarının çözümlenmesinde büyük rol oynayacak olan yeni anayasa yapım süreci bu operasyonlarla baltalanmaya çalışılmaktadır. Anayasa hazırlık sürecine hiçbir ön şart getirmeden katılmayı kabul etmiş partimizin Anayasa Komisyonu Üyesi, değerli akademisyen Profesör Doktor Büşra Ersanlı tutuklandı. Yine değerli yayıncı ve insan hakları savunucusu Ragıp Zarakolu ve akademisyen, Barış Meclisi üyesi Ayşe Berktay tutuklanarak cezaevine gönderildi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan ve şu anda Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakerelerinin devam ettiği bir süreçte, ülkemizde insanların düşüncelerinden dolayı tutuklanması Türkiye'ye yakışmayan bir durumdur ve kabul edilmesi de mümkün değildir.

Şu anda önümüzde bir anayasa yapım süreci bulunmaktadır. Yapılacak olan yeni anayasanın önceki anayasalardan farklı ve ileri düzeyde olması gerekmektedir. Dileğimiz o ki yeni anayasa bu ülkede yaşayan bütün kimliklerin ve inanç gruplarının anayasası olsun. Yeni anayasa, anayasal vatandaşlık temelinde, herhangi bir etnik kimliğe vurgu yapmayan, bu ülkede yaşayan bütün vatandaşların kendilerini dâhil hissedebilecekleri ve "işte, benim anayasam bu" diyebilecekleri bir anayasa olmalıdır. Evrensel hukuk ve insan haklarının gözetildiği, bütün farklılıkları kapsayan demokratik ve sivil bir anayasa bu ülkenin en büyük ihtiyacıdır. Ancak böyle bir anayasayla eşitlik temelinde kardeşliği inşa edebiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halkın oylarıyla buraya gelmiş vekiller olarak amacımız ülkeyi tam demokratik ve özgür bir ülke hâline getirmektir. Demokrasinin işlemesi, Meclis çatısı altında eksiksiz ve tam temsiliyetin sağlanmasıyla yakından ilgilidir. Ancak görüyoruz ki birilerini içeriden çıkarmaya çalışan bu kanun teklifini Meclisten geçirmeye çalışanlar aynı hassasiyeti şu anda içeride olan vekiller için göstermemektedirler. Hukukta tutukluluk hâli bir tedbirdir, ancak Türkiye'de tutukluluk hâli, maalesef bir cezaya ve infaza dönüşmüş durumdadır. Şu an Meclis çatısı altında görev yapması gereken 8 vekil arkadaşımız cezaevinde bulunmaktadır. Bu durum temsiliyet açısından Meclisin meşruiyetini zedelemektedir. Halkın oylarıyla seçilmiş vekillerin durumu, evrensel insan haklarına da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin konuyla ilgili içtihadi kararlarına da aykırıdır.

Burası çok net bir şekilde ortadayken, bu Meclis hâlâ neyi beklemektedir? Ülke olarak çok ciddi sorunlarla karşı karşıya iken Meclisin şikecilerin derdine düşmesi manidardır.

Açık söylüyorum, bu kanun teklifinin Meclisten geçerek yasalaşması, Meclisimizin bir ayıbı olarak tarihe geçecektir. Meclisin ilk yapması gereken şey, bizler gibi halkın teveccühünü kazanmış, aldıkları oylarla Meclise girmeye hak kazanmış tutuklu vekillerin acilen Meclis'e gelebilmeleri için gerekli olan yasal zemini hazırlamaktır. Her geçen zaman Meclisimizin meşruiyetine gölge düşürmektedir.

Ama ne oluyor? Örneğin Urfa Vekilimiz Sayın İbrahim Ayhan mahkemelere eli kelepçeli bir şekilde getirilip götürülüyor. Tutukluluk hâlinin cezaya dönüşmüş olması yetmezmiş gibi, bu halkın bir vekili saygısızca, insanlık onuruna yakışmayan bir muameleye maruz bırakılıyor.

Ayrıca, bildiğiniz gibi CMK'da adli kontrol sistemi mevcuttur. Tutukluluk hâlinin infaza dönüşmemesi ve bu durumun telafisi mümkün olmayan mağduriyetlere yol açmaması için adli kontrol sistemi uygulanıp tutuklu vekillerimiz tahliye edilebilecekken, ne hikmetse tutuklu vekiller için adli kontrol sistemi uygulanmamaktadır.

Halkın oylarıyla seçilmiş olan vekiller, unutmayalım ki hükümlü değil sanıktırlar ve suçları mahkeme tarafından sabit görülüp hükümlü duruma gelmeleri anına kadar masumluk karinesi gereğince suçsuzdurlar.

En son deniz feneri davasında tutuklu bulunan sanıklar kısa sürede serbest kaldılar. Bu karar Türkiye'de mahkemelerin çifte standart içinde olduklarını göstermektedir. Deniz feneri davasında adli kontrol tedbiri uygulamasıyla serbest kalan sanıkların durumu, mahkemelerin gerekirse nasıl kısa sürede tahliye kararı verebileceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, burada mesele kişilere özel yasa çıkarmaktır. Kişiye özel yasa çıkarmak evrensel hukuk kurallarıyla bağdaşmamaktadır. Üstelik içeride tutuklu vekiller varken Meclisin böyle bir girişime kalkışmasının izahı gerçekten mümkün değildir. Demokrasi ve özgürlükler konusunda duyarlı olması gereken ve bunun için çalışması beklenen Meclisin sanki böyle bir mesele yokmuş gibi davranmasını kabul etmek mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizlerin ilk işi içeride olan, tutukluluk hâlleri işkenceye dönüşmüş olan vekil arkadaşlarımızın bir an önce aramıza katılmaları için yasa çıkarmak olmalıdır. Bu konuda, başta iktidar partisi olmak üzere, Mecliste bütün partileri bir an önce harekete geçerek, tutuklu 8 milletvekilinin tahliyelerini sağlayacak yasal düzenlemeleri yapmaya acilen davet ediyorum.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.(BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dora.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Öğretmenler Günü ancak seçimler olmadan önce Millî Eğitim Bakanı “Biz eğer iktidara gelirsek 55 bin öğretmen atayacağız.” demişti ancak bugün Türkiye’de 300 bin öğretmen var. O dönem, 55 bin öğretmenin sözü verildi ancak 11 bin öğretmen atandı, atanamayan 44 bin öğretmen var.

Tüm öğretmenlerin Öğretmenler Gününü kutluyorum. Ancak, eğer oy uğruna, yapılamayacak olan taahhütler var ise ve bu taahhütler de yerine getirilmemişse bunun hukuktaki adı siyasi dolandırıcılıktır değerli arkadaşlar yani yapılamayacak olan bir hususla ilgili bu taahhüdün dile getirilmemesi gerekirdi, bu anlamda, eğer bu vebalin altından siyasal iktidar kurtulmak istiyorsa atanamayan 44 bin tane öğretmenimizin atanmasını talep ediyorum.

Değerli arkadaşlar, sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesiyle ilgili 15’inci maddeyle ilgili söz almış bulunmaktayım, yani 4’üncü maddenin 15’inci maddesi.

Şimdi, 15’inci maddede daha önce unutulan bir hüküm vardı, o hüküm de şuydu: Birinci fıkradaki adli para cezası, kaç günlük adli para cezası verileceği hükmü yok idi. Ancak yeni tasarıda bu, elli günle sınırlandırılmış durumda. Bu elli günde, örneğin diyelim siz maça gideceksiniz biletinizi aldınız ancak vaktiniz denk düşmedi, o biletinizi alıp ya danışmanınız veya bir arkadaşınıza biletinizi, elektronik biletinizle girecek ise ve o elektronik biletle birlikte içeri giren kişi yakalanır ise siz hem üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına mahkûm olacaksınız hem de elli gün adli para cezasına mahkûm olacaksınız.

Değerli arkadaşlar, kaş yapayım derken siyasal iktidar bu arada gözü çıkarmış durumda. Yani bu anlamda eğer maddeyi, 15’inci maddenin dördüncü fıkrasını eğer okur iseniz karşılaşacağınız tablo budur. Yani burada bugüne kadar yapılan tablo hep şuydu: Kanunların üzerinde tartışılmadan, incelenmeden, rehberi, kılavuzu belli olmayan kişilerle kanun yapılırsa, bugün yaptığımız kanun yine eksik ve tutarsız bir şekilde karşınıza gelmiş durumda. Yani bu anlamda bunun, bir teklif sunduk, bu teklif eğer bu şekliyle değiştirilebilirse gerçekten yararlı olur.

Gelelim 22’nci madde basın mensuplarıyla alakalı. Basın mensuplarıyla alakalı, herhangi bir mahalli yerdeki bir basın mensubunun orada yapacağı bir haber 100 bin ile 500 bin liraya kadar bir para cezasına mahkûm olmuş olacak.

Peki değerli arkadaşlar, bugün 11’inci maddede düşündüğümüz o ağır ceza, 22’nci maddedeki 100 bin ile 500 bin liralık ağır ceza ondan daha vahametli.

Kanunlar nasıl yapılır? Bir, genel olmalı. İki, eşit olmalı. Üç, objektif olmalı, yani subjektif olmamalı. Biz baktığımız zaman, eğer mademki bu kanun, gerçekten böyle bir imkân var. Hükûmet “Efendim, biz yanlışlık yaptık.” diyorlar. Yanlışlık yapmayla bu iş olmaz. Parlamentonun aslında hukuksal bir sorumluluğu var yani Parlamento bir yazboz tahtası değil. Parlamento bunu kaçırdıysa, peki, Cumhurbaşkanı ne iş yapar? Cumhurbaşkanı yani orada bir noter vazifesi mi görüyor? Yani, Cumhurbaşkanının dünya kadar danışmanları var. Biz ne yapıyoruz? Bir memur hata yaptığı zaman hukuksal sorumluluğu var. Bir yargıç hata yaptığı zaman hukuksal sorumluluğu var. Peki, Parlamentoda çoğunluğu bulunan siyasal iktidar, muhalefet partilerinin sözlerini, düşüncelerini, görüşlerini almadan “Eh, biz yaptık, bir şey olmaz, bir daha bunu değiştiririz…” Değerli arkadaşlar, bunun adı istikrarsızlıktır. Hep şunu dersiniz: “Efendim, biz istikrar yapıyoruz, istikrar…” İstikrarla alakası yok değerli arkadaşlar. Yani, insanoğlunu hayvan âleminden ayıran bir olay, tamamen, uzun vadeli, planlı, programlı yaşamasıdır. İnsanların uzun vadeli, planlı, programlı yaşaması da kanunlar dâhilinde olur.

Yani, nisan ayında değiştirilen kanun, bugün Kasımın 24’ünde, her tarafı sakat, yamalı bohça. Örneğin, 11’inci madde dün geçti. 11’inci maddeyle ilgili hemen, ben size yani burada üzerinde düşünülmeden, incelenmeden geçti ikinci fıkradaki katkı. Değerli arkadaşlar, metinde kullanılan “katkı” ibaresi, “katkı” sözcüğünün anlamı açısından, yine bir yanlış çünkü katkı sağlamak olumlu sonuçlar içindir. Oysa, şike gibi istenmeyen bir sonuca katkı sağlanmaz fakat şikeye neden olunur. Mademki bu 11’inci madde önümüze geldi ve burada “katkı” kelimesini çıkarmak gerekir idi.

Örneğin, yine burada, 14’üncü madde var. 14’üncü madde de hemen şunu söylüyor: Yani siz alana girdiğinizde orada herhangi bir cümle söylediğinizde, bunu duyan 2 kişi eğer bunu hakaret olarak nitelendirirse yine ceza yiyorsunuz. Yani bu, kişiden kişiye, duyan kişilerden kişilere subjektif bir anlam çıkar. Atıyorum, Ankara’da 2 kişinin duyduğu ve o cümleye verdiği mana hakaret teşkil edebilir, İstanbul’da etmeyebilir, Urfa’da edebilir, Diyarbakır’da etmeyebilir, Edirne’de edebilir, Mersin’de etmeyebilir.

Yani bu anlamda herhangi bir objektif bir kriter yok 14’üncü maddede. Yine orada objektif bir kriter getirmek lazım değerli arkadaşlar.

Yine 15’inci maddenin 5’inci fıkrasında 10 bin güne kadar ağır para cezası, 10 bin güne kadar adli para cezası… Bunun alt limiti belli değil değerli arkadaşlar. Alt limitte de en azından bir ya bir “beş gün” denilirdi, “on gün” denilirdi, “on beş gün” denilirdi. Aynı eylemi yapan bir kişi için A şehrinde üst limit olan 10 bin gün olabilir, B şehrinde 5 bin gün olabilir, C şehrinde 100 gün olabilir. Yani bu anlamda objektif kriterlere bağlanmayan bu yasanın gerçekten ele alınıp bu şekilde değiştirilmesine ihtiyaç var ise bu yapılması gerekirdi, aksi taktirde bu şekliyle bu yani hangi koşullar doğdu da… Gerçekten nesnel olmayan, objektif olmayan, genel olmayan, sadece kişiye özgü soruşturması başlamış olan bir davayla ilgili böyle bir hususun gündeme gelmesi,

1) Yargıçların görev yapmasını engellemekte,

2) Savcıların görev yapmasını engellemekte,

3) Zamanı olmadığından dolayı kamu vicdanını da zedelemekte.

Peki, bu ceza bu kadar ağır, bundan şikayetçiyiz, Türkiye’de cezanın ağırlığından, tutukluluğun ağırlığından şikâyetçi olan başka kimseler yok mu? Yani bu anlamda eğer objektif olacaksak, gerçekten adaletin terazisi için uğraşıyor isek Türkiye’de buna benzer zulüm anlamına gelebilecek, cezayı zulme dönüştürebilen çok ceza maddeleri var, çok hükümler var, en azından bunlar da bununla birlikte gündeme gelmiş olsaydı gerçekten çok yararlı olurdu, samimiyete inanılır idi ama burada demek ki herhâlde bir yerde bir güç işaret verdi ki hele hele geçen hafta Başbakanın bir yakınının yakalanmasından sonra serbest bırakılıp bu tasarının gündeme gelmesi de apayrı bir hadise. Aynı şekilde, biletsiz olarak tribüne giren bir kişinin alabileceği ceza üç ayla bir yıl arası arkadaşlar. Döner bıçağıyla girerseniz ise alacağınız ceza yine üç ayla bir yıl arasında! Yani bileti olmayan ile döner bıçağı olanın aynı cezai maddeyle cezalandırılması yine vicdanları yaralar.

Yani gerçekten kimler bu tasarıyı önünüze getirdi, imza atıldı ama, yani kılavuz kim? Yanlış bir kılavuz seçilmiş durumda. Bu kılavuz sizi doğru bir yola götürmüyor. Ceza adaleti açısından bu sakıncalı.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, iyi akşamlar diliyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Bülent Turan, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan kanun teklifinin 4’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün özel bir gün. Bugün dolayısıyla da tüm öğretmenlerimizin bu özel gününü kutlamak istiyorum.

Malumunuz sporun iki büyük düşmanı vardır. Bunlar, hepimizin bildiği gibi şiddet ve şikedir. Bu iki garabet önlenmeden sporu gerçekten eğlendiren ve eğiten bir toplumsal gerçeğe dönüştürmek mümkün değildir. Bu konuştuğumuz maddenin, revizyonu üzerinde çalıştığımız bu maddenin bu Meclis tarafından kısa bir süre önce yasalaştırıldığını hepimiz biliyoruz. Amacımız, o zaman da olduğu gibi, şike ve şiddete çözüm bulmaktı.

Fakat hepinizin bildiği gibi, cezalar söz konusu olduğunda iki ilke çok öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki caydırıcılıktır, diğeri ise bunu dengeleyen ve engelleyen adalettir. Buradaki adalet ölçütü, bir suça verilen cezanın diğer suçlara verilen cezayla mukayese edilmesi sayesinde anlaşılabilmektedir. Peki, değişen nedir? Ceza hukukunun genel ilkelerinden biri de orantılılık ilkesidir. Yani suç işleyen kişinin fiili ile cezanın veya güvenlik tedbirinin orantılı olması gerekmektedir. Çok daha ağır fiille işlenen suçlara verilmeyen cezaların futbola verilmesi, hukuk devleti olmanın önemli bir ilkesinin ihlalidir. Ceza yargılamasının temel kanunu olan Ceza Kanunu’nun 3’üncü maddesi, Anayasa’nın 38’inci maddesi bu durumu, yani cezaların işlenen suçla orantılı, adil ve hakkaniyete uygun olmasını düzenlemektedir. Tekrar ediyorum, görüştüğümüz yasa asla bir af değildir, şahsa özel bir kanun düzenlemesi değildir, hiçbir suç tanımı değişmemektedir. Mutabakatla hazırlanan bir metin vardır ve herkes bu mutabakata bağlı olarak bugün gereğini yapmaktadır.

Ben, bu yeni düzenlemenin, tüm milletimize, futbol camiamıza hayırlı olmasını ve futbolumuza katkı sağlamasını ümit ediyor, hepinize iyi akşamlar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Turan.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Murat Göktürk, Nevşehir Milletvekili.

Sayın Göktürk buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Değişikliği’ndeki 4’üncü maddesiyle ilgili şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nün bütün öğretmenlerimize hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum.

Spor, vücudun ve zihnin ortak çalışmasıyla güç ve beceri gerektiren yarışmalı ve eğlenceli etkinlikler olarak tanımlanmaktadır. Zaman içerisinde, spor, gelişerek sadece bireysel olarak yapılan bir etkinlik olmaktan çıkmış ve seyircisiyle birlikte bir toplumsal eylem hâline dönüşmüştür. Burada, toplumsal düzensizliklere ve şiddete sebep olacak durumlar oluşmaya başladığı için yasal olarak düzenleme yapma gereği ihtiyacı doğmuştur ve bu ihtiyaçtan hareketle 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun kabul edilerek 2004 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun’la yapılan değişikliklere rağmen sporda düzensizliğin ve şiddetin önüne geçilemediği için, zaman içerisinde ortaya çıkan gelişmeler, uluslararası uygulamalar ve uluslararası spor örgütlerinin düzenlemeleri dikkate alınarak 31 Mart 2011 tarihinde 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun kabul edilerek yürürlüğe girmiştir ancak bugün gelinen noktada bunun da toplumsal olarak vicdanları rahatsız ettiği ortadadır. Benden önce burada görüşlerini bildiren hatiplerin de kısaca değindikleri gibi, sporda işlenen suçlarla ilgili verilecek cezalarda orantılılık ilkesine ve buna bağlı olarak adaletin gerçekleşmesine dikkat etmek gerekir.

Kanun teklifinin 4’üncü maddesi, 6222 sayılı Yasa’nın 15’inci maddesini şu şekilde değiştirmektedir: “Kanun hükümlerine göre temin edilmiş bileti olmaksızın spor müsabakalarını izlemek amacıyla spor alanlarına giren kişi, adli para cezası ile cezalandırılır. Suçun spor müsabakalarına seyirci olarak katılmaktan yasaklanmış kişi tarafından işlenmesi hâlinde ise hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” denilmektedir. Burada verilecek hapis cezası, “Verilecek adli para cezasının miktarı elli günden az olamaz.” şeklinde değiştirilmiştir yani hürriyeti bağlayıcı ceza adli para cezasıyla değiştirilerek hukuksal olarak orantılılık ve denge, adil olma yöntemi tercih edilmiştir.

Yine, 15’inci maddenin ikinci fıkrasında, devam eden fıkrada “Spor alanlarına spor müsabakalarını izlemek amacıyla bu Kanun hükümlerine aykırı olarak seyirci kabul eden veya kabul edilmesini sağlayan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde bulunan hükmü “Elli günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.” şeklinde düzenlemiş bulunmaktadır.

Bilindiği gibi, ceza hukukunda cezanın fiilin ağırlığıyla orantılı olması gerekliliği esastır. Maddede öngörülen cezalar esas itibarıyla ağır olduğu için adli para cezası şeklinde daha hafif ceza tertibi yoluna gidilmektedir.

Şahsi kanaatimce kanun teklifinin kabul edilmesi toplumumuz ve milletimiz için faydalı olacaktır. Milletimize hayırlı olmasını diler, yüce Meclisinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Göktürk.

Şimdi madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, son iki sezondur Kütahya’yı Bank Asya Birinci Lig’de başarıyla temsil eden Tavşanlı Linyitspor’un maalesef kendine yakışır bir stadyumu bulunmamaktadır. Geçen yıl derme çatma bir onarım sonucunda şu anda maçlarını yaptığı stadyumun yenilenmesi konusunda Bakanlığınızın bir düşüncesi var mıdır? Bu konudaki fikrinizi alabilir miyim?

İkincisi: Kütahyaspor 2007-2008 sezonunda kendisine yapılan bir haksızlık sonucunda kümeden düşürülmüştür. Şimdi de bölgesel amatör ligde Kütahya’yı temsil eden bu takımın maçlarını yaptığı şehir merkezindeki stadyuma göz dikilmiş ve bunun arazisi TOKİ’ye verilerek şehir dışında yeni bir stadyum yapılacağı iddiaları hem Kütahyaspor’u hem de Kütahyasporluları gerçekten üzmektedir. Bu konudan Bakanlığınızın bilgisi var mıdır? Varsa, bu konunun detayı nedir? Açıklarsanız sevinirim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Karaahmetoğlu…

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Bakan, 12 Haziran genel seçimleri öncesi seçim bölgem Giresun’da iktidar partisi mensuplarınca adı “Çotanak Arena” olarak konulan bir stadın yapılacağı sözü verilmiştir. Bakanlığınızın 2012 yılı hedef yatırımlarında Giresun iline bir stat projesi var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un futbolda şikeyi önlemesi hepimizin en büyük arzusudur. MHP Bursa Milletvekili Sayın Necati Özensoy’un da az önceki konuşmasında son derece isabetli bir şekilde vurguladığı gibi, Bursaspor lig tarihimizde rakip takımların şikesi nedeniyle en büyük mağduriyeti yaşayan ve haksız yere küme düşen bir futbol takımıdır. Rakip takımların şike yaptığı 15 Mayıs 2004 tarihinde teknik takibe takılan çok sayıda telefon kaydıyla ve somut delillerle ispatlanmış olmasına rağmen şikenin sorumluları cezalandırılmamış ve Bursaspor’un mağduriyeti giderilmemiştir.

Bugün sizden şu sorunun yanıtını öğrenmek istiyoruz: Yeni düzenlemede ve uygulamalarda, futboldaki mevcut eşitsiz yapılanma ve kast sistemi korunacak mıdır? Yoksa bazı takımlar daha eşit olmaya devam mı edecektir?

Yandaş anlayışının son bulduğu ve tüm sporcuların ve takımların arkadaş olduğu bir lig özlemiyle, saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Başka soru? Yok.

Buyurun Sayın Bakan.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Tavşanlı Linyitspor’un stadyumuyla alakalı Sayın Işık’ın sormuş olduğu bir soru var. Bu soruya bilahare yazılı olarak, ayrıca ayrıntılı cevap vermeyi tercih ediyorum.

Burada bilinmesini isterim ki Bank Asya Lig’inde Tavşanlı Linyitspor, gerçekten Kütahya’nın ve çevre ilçelerin aynı zamanda iyi bir temsilini yürütmektedir. Bu, sadece bu sezonla sınırlı olan bir durum değildir. Son birkaç sezondur iyi bir performans ortaya koymaktadır. Burada bize düşen bir görev varsa, bu görevden imtina etmeyeceğimizin bilinmesini arzu ederim.

Kütahya kent merkezinde bulunan stadyumla alakalı konu, değerli milletvekilleri, neredeyse tüm illerimizden gerek yerel yönetimler gerekse milletvekillerimizden, kent merkezindeki stadyumların yerine, kente yakın yeni gelişim sahalarında yeni stadyum ve spor tesislerinin inşa edilmesine yönelik talepler gelmektedir.

Dolayısıyla, Kütahya’da stadyumun yerinin değiştirilmesi ve başka bir arsa üzerinde daha geniş sosyal ve sportif donatılara sahip olan yeni bir stadyumun inşa edilmesinden, Kütahyalıların rahatsızlık duyacağı kanaatinde değilim. Yapılacak olan, Kütahya’ya kazandırılacak olan projenin standardı burada belirleyici olacaktır.

Giresun ilimizin stadyumu noktasında ifade edilen soruya istinaden şunları ifade etmek isterim cevaben. Sayın Karaahmetoğlu’nun sorusu; Giresun Stadyumu’nun aydınlatma, çimlerinin yenilenmesi, tribünlerin ve kapatma işlemlerinin modernize edilmesi noktasında çok kapsamlı bir restorasyon projesinin imalatını talimatlandırmış bulunuyoruz. Giresun Stadyumu, mevcut hâliyle, yeni baştan inşa sürecine eşit sayılabilecek bir konfora kavuşmuş olacak ama ayrıca yeni bir stadyum kentin ihtiyacıysa bununla ilgili değerlendirmelerin daha sonra yapılabilmesi mümkün olacaktır.

O bölgede, biliyorsunuz, Ordu ve Giresun illerimizin arasında birlikte kullanılacak bir havaalanının inşaatı başlamış durumda. Havaalanını esirgemeyen bir iktidarın, bir başka yatırımı esirgemesi söz konusu bile olmayacaktır.

Sayın Erdemir’in Bursaspor’la ilgili soruları dün de vardı, bugün de var, teşekkür ediyorum.

Bursasporlu değilim ama Bursaspor’u çok önemsiyorum. Bursaspor’un şampiyonluk başarısını da aynı şekilde Anadolu sporunun canlanması ve yeniden Anadolu’daki o dinamizmin harekete geçmesi adına çok önemli buluyorum. Eğer ki Bursaspor bir eşitsizliğe maruz kalacak olursa, burada eşitsizliğe neden olanlar karşılarında bizi de bulacaklardır, hiç kimsenin tereddüdü olmasın.

Kanun teklifindeki cezaların hafif olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapıldı. Burada şunu ifade etmek isterim, kanun değişikliğine ilişkin teklif metni baştan sona okunacak olursa görülecek olan hukuki gerçeklik şudur: Kanun teklifinde apaçık bir ibare var; ceza kanunlarında tanımlanmış başka bir suçun kapsamına girmediği takdirde bu kanun teklifindeki cezalar geçerlidir ama eğer sporda düzensizlik nedeni olan bir fiil, ceza kanunlarındaki bir başka suçun tanımı kapsamına girecek olursa, yani adam öldürme, adam yaralama ya da başka bir suçun kapsamına girecek olursa bu özel kanundaki cezalar değil, daha ağır cezanın tanımlanmış olduğu Türk Ceza Kanunu maddeleri uygulanma imkânına kavuşmuş olacaktır.

Diğer davalardan tutuklu olanlarla futbolda şike soruşturması kapsamında tutuklu olanlar arasında dünden bugüne devam eden paralellik kurma arayışı var.

Burada şunu ifade etmek lazımdır: Herkes Türk Ceza Kanunu’na ya da genel ceza normlarına göre, işlediği fiilin karşılığı olan suçlardan yargılanmaktadır. “Kanun önünde eşitlik” prensibi vardır. Kanun önünde hiç kimsenin eşitsiz bir muameleye maruz bırakılabilmesi söz konusu değildir. Futbolda şike soruşturmasıyla diğer soruşturmaları aynı kefede değerlendirebilmek, hukuk bilgisiyle bağdaşmayan bir yaklaşım olacaktır.

Diğer taraftan, KCK tutukluları ya da operasyonlarıyla bu kanun teklifi arasında paralellik kurmayı da kesinlikle çok zorlama bir çaba olarak değerlendiriyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal nizamı ve bu anayasal düzeni korumaya yönelik anayasal ve hukuksal prensipler herkesin malumudur. Elbette ki cumhuriyetin savcıları ve hâkimleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak üzere kanunlardan doğan yetkilerini, kanunların tanımladığı sınırlar içinde kullanmaya devam edeceklerdir.

Son olarak şunu ifade etmek isterim: Beşiktaş taraftarlarının, bizce de çok doğru olan, haklı bir tavrı oluştu. Bunun bütün kulüplerimize örnek olmasını yürekten arzu ederim. Van ilimize yönelik bir duyarlılık Beşiktaş tribünleri tarafından çok güzel canlandırıldı. İlk olarak, atkıların sahaya atıldığı Beşiktaş-Fenerbahçe maçında ben de izleyici olarak oradaydım, tribündeydim. İki kulübün başkanlarıyla birlikte o karşılaşmayı izledik. Bizde, bize armağan edilen bir Beşiktaş atkısını o gün sahaya gönderdik. Yani eğer burada bir kabahat varsa biz de o gün itibarıyla ihlal yoluyla bu kabahatin ortağı olmuş olduk. Fakat burada bir şeyin istismar edilmemesi lazım: Türkiye Futbol Federasyonu tarafından Beşiktaş Kulübüne verilmiş olan ceza kesinlikle Van’a gönderilmek üzere atkıların sahaya atılmasıyla alakalı bir şey değildir -tırnak içinde- sahaya yabancı cisim atılmasıyla alakalı bir konudur. Çünkü maçın henüz bitiş düdüğü çalınmadan evvel sahaya atkıların atıldığını orada bulunan herkes, maçı izleyen herkes tanıklık etti. Bu vesileyle Sayın Sakık takım değiştirmiş oldu. Kendisine hayırlı olsun diyorum ama Fenerbahçeliler bu durumu iyi karşılamayacaktır muhtemelen. Gene de Beşiktaş taraftarının sergilemiş olduğu tavır doğru bir tavırdır. Van’a yönelik olarak sergilenen duyarlılık bütün, esasında, spor kamuoyu tarafından sergilenen bir duyarlılıktır.

Bu kapsamda, son iki cümle -Sayın Başkanım, hoşgörünüze sığınarak ifade etmek istiyorum- Fenerbahçe Kulübü de kapsamlı bir şekilde Van’a kolilerini göndermiştir. Van’a yaptığım ziyaret sırasında Trabzonspor Kulübü tarafından gönderilen çok sayıda armağanın ve sportif malzemenin de Van’da dağıtımda olduğunu bizzat gördüm. Yine Galatasaray Kulübü adına da gönderilen belli sportif ürünlerin Van’da bulunduğunu yani bu sporun kardeşlik ruhu, kulüpler üzerinden Van halkına yönelik olarak çok kararlı ve samimi bir şekilde sergilendi. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Şimdi, madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 4. maddesine “para şeklinde” ibaresinden sonra gelmek üzere dördüncü fıkrasında yer alan “birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır” ibaresi “elli güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır” şeklinde ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz. 24/11/2011

            Mahmut Tanal                          Ali Serindağ                           Kemal Ekinci

                 İstanbul                                  Gaziantep                                   Bursa

           İhsan Kalkavan                        İlhan Demiröz                           Veli Ağbaba

                 Samsun                                     Bursa                                     Malatya

             Ercan Cengiz                                                                           Haydar Akar

                 İstanbul                                                                                    Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilmesinin unsurlarından biri; "suç ve cezalar arasındaki ölçülülük" ilkesidir. Buna göre, öncelikle yasa koyucu norm koyarken insan hak ve özgürlüklerine getirilen sınırlandırmanın sınırı olarak ölçülülük ilkesi ile bağlıdır. İlke, ceza hukukuna ilişkin yasal düzenlemeler açısından bir suç için öngörülen cezanın, bu suçun işlenmesi sonucu bozulan kamu düzeninin yeniden tesisi amacına elverişli, gerekli ve bu amaçla orantılı olması şeklinde tanımlanabilir. Bir başka deyişle "Yasa koyucunun ceza saptamadaki yetkisinin sınırını hukuk devleti ilkesi oluşturur. Cezaların, suçların ağırlık derecesine göre önleme ve iyileştirme amaçları da göz önünde tutularak, adaletli bir ölçü içerisinde konulması ceza hukukunun temel ilkelerindendir." "Suç ile ceza arasındaki oranın adalete uygun bulunup bulunmadığını, o suçun toplum hayatında yarattığı etkiye ve kamu vicdanında aldığı tepkiye göre takdir etme zorunluluğu vardır. Bu orantısallık bağının bulunması, hukuk devleti ilkesinin ve adalet anlayışının bir gereğidir. Yasa koyucu cezaların türünü seçerken ve sınırlarını belirlerken mutlak adalet ölçülerini izlemek zorundadır." Yine kural olarak, suçun ve ortaya çıkan toplumsal ve şahsi zararın ağırlığına, failin kişiliğine ve fiilin özelliklerine göre cezanın şahsileştirilmesi olanağının hâkime verilmesi de ölçülülük ilkesinin gereğidir. Yasa koyucunun bu kuralları açıkça ihlal eder nitelikte yasa koyması Anayasa'ya aykırı olacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5- 6222 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında geçen "üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para" ibaresi "yirmi günden az olmamak üzere adli para" ve ikinci fıkrasında geçen "bir yıldan üç yıla kadar hapis" ibaresi "üç aydan bir yıla kadar hapis" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, sporda şikenin de şiddetin de temeli ekonomik özgürlüğü olmayan takımlardır. Olaya bu pencereden bakın. Siz 20 kiloluk bir güreşçiyi -20 olmaz da- 50 kiloluk bir güreşçiyi 120 kiloyla güreştirirseniz yazık ediyorsunuz Sayın Bakanım, yazık ediyorsunuz. Siz 50 kiloluk güreşçiyi ağır sıklet güreşçisiyle aynı kefeye koyup güreştiriyorsunuz.

Ha, liglerde takımlar arası dengesizlik, ekonomik dengesizlik var arkadaşlar. Bu, her şeyi bu yapıyor. Eğer bu kulübün ekonomik özgürlüğü yoksa, başına gelen öncelikle her şey budur. O zaman, parayı veren başkanın önünde herkes önünü ilikliyor, onun emrini yerine getiriyor.

Siz eğer sahalardaki güvenlik görevlilerini o kulübe bırakıyorsanız, güvenlik görevlilerini o kulüp seçiyorsa, bunu Federasyon seçmiyorsa, güvenlik görevlisi şirketler kimin dediğini yapacak? O kulübün dediğini yapacak. Bir başka takım, deplasman takımının seyircisine ve deplasman takımına karşı iyi mi davranacak? Çünkü parayı ev sahibi kulüpten alıyor. Bir kere bunu, güvenlik görevlisi şirketi, Federasyonun herkese eşit davranacak şekilde yapması lazım. Bir kere şiddetteki birinci sorun buradan geliyor. Mutlaka güvenlik görevlisiyle anlaşma yapan takım kendi takımı oluyor, güvenlik görevlileri de kendisini kiralayan şirketin emrinde oluyor; bir.

İki: Sayın Başkan, geçen yıla kadar bir kulübe bir başkan geliyordu, güya “Para verdim.” diyordu, gittiği zaman da sonuna kadar temliği koyup gidiyordu ve o takım batıyor artık, o takımdan hayır gelmiyordu. Daha o takımda şike de olur, şiddet de oluyordu.

Ben burada birkaç duyarlı arkadaşıma teşekkür ediyorum buna önayak olan kişilerden biri benim, başından beri, dokuz yıldır söylüyordum. Geçen dönem… Artık kulüplerin Spor Toto’daki isim hakkına kesinlikle hiç kimse temlik koyamayacak. O, artık Spor Toto’daki isim hakları kulüplerin can suyu. Onurlu yaşamaları için, kimseye muhtaç olmamaları için artık o paraya kimse temlik koyamayacak. Bir kere bu sorun çözüldü ama esas sorun Sayın Bakanda, esas sorun Sayın Bakanda.

Arkadaşlar, Spor Toto’da bugüne kadar Türkiye'de -geçen yıl sonu itibarıyla söylüyorum- 12 milyarlık İddaa geliri elde edilmiş, 12 milyar. Kulüpleri koşturuyor at gibi, canları çıkıyor, 50 kiloluk güreşçiyi 120 kiloyla güreştiriyor, kulüplere verdiği para yüzde 7 arkadaşlar. Mesele bu. Ya, Sayın Bakan, kulüpler üzerinden bu parayı kazanıyorsun, kulüpleri oynatıyorsun, at gibi koşturuyorsun, hiç değilse bu kulüplerin kimseye muhtaç olmadan, kulüplerin eşit bir şekilde yarışmaları için sen kulüplerin payını yükseltmek zorundasın. Arkadaşlar, mesele burada. 120 milyondan alınan para yüzde 7. O da Birinci Lig kulüplerine verdiği para yılda 5 milyon -“Süper Lig” dediğimiz yani- “Bank Asya Ligi” denilen kulüplere verdiği para 1’le 1,5, ikinci lig kulüplerine 500’le 700, üçüncü lig kulüplerine verdiği para 350 bin lira.

Şimdi, bir kere, aşağıdan daha takım gelir mi arkadaşlar? Demin bir arkadaşım Tavşanlı Linyitspordan bahsetti. Kiminle güreştiriyorsun? Tavşanlı’nın ekonomik potansiyeli bu takımı eğer yaşatıyorsa, ben o insanları kutluyorum. Ama böyle gitmeyecektir. Yarın, bugün verilen eğer bir kurum desteği yoksa, bugün verilen desteği yarın çektiğin zaman apar topar gidiyorsunuz arkadaşlar. Onun için şiddetin de, şikenin de ilacı kulüplerin ekonomik özgürlüğü. Bunu sağlamazsanız, kulüpleri eşit koşullarda yarıştırmazsanız her şey olur arkadaşlar. Bunu söylemek benim boynumun borcu. Yukarıdaki görüşmemi kestim, geldim. Bunu not düşmek için bu yasa geçerken söylemek zorundayım.

Sayın Bakan, İddaa gelirlerindeki kulüplerin payını mutlaka fazlalaştırmak zorundasınız. Bu sizin boynunuzun borcu. Özellikle küçük ilçelerimizin, beldelerimizin takımları var, bunların ekonomik özgürlüğü yok, hep birilerinin eline bakıyorlar. Sporcuyu ve sporu kimsenin eline baktırma, kimseden para dilendirme bu insanlara. Çünkü, birisi desteğini çektiği zaman neler oluyor, neler. Bugüne kadar o haciz koyan, temlik koyan insanlardan hesap sormadı kimse.

Eşit koşulda eğer yarışılmayan ligler varsa, arasında maddi olanağı olan olmayan ligler varsa, arkadaşlar, bu çıkardığınız yasa hiçbir işe yaramaz. Bunun temeli ekonomik özgürlüktür. Özgürlük olmayan bir yerde yaşam olmaz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü. Ben de tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutluyorum ve ilerideki dönemde, öğretmen atamaları ve tüm öğretmenlerle ilgili sıkıntıların bir an önce giderilmesini temenni ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle, yüce Meclisi tekrar saygılarımla selamlıyorum.

Bundan daha önceki kanunumuz 31 Mart 2011 tarihinde çıkarılmış ve üstünden de sekiz ay bir zaman geçmiş. Milletvekili olmadan önce Türkiye Görme Engelliler Spor Federasyon Başkanlığını dört yıl yürüttüm ve Türkiye Futbol Federasyonunun da yıllarca doğal delegeliğini yaptım. 23’üncü Dönemde de Türkiye Büyük Millet Meclisinin Meclis araştırma önergesiyle açmış olduğu araştırmaya da konuşmacı olarak katıldım ve fikirlerimizi söyledik Federasyon Başkanı olarak. Orada söylediğimiz en önemli noktalardan bir tanesi, sporda şiddetin ve şikenin tamamen eğitimle ilgili olduğu, mutlaka bu eğitimin verilmesi gerektiği. Devamlı bunu vurguladık. Ancak o tarihlerde bu kanun maddelerinin içerisine böyle bir şey girmedi ve şu anda da görüyorum ki, alelusul, acelece bu kanun teklifi tekrar değiştirilerek devam edecek.

Federasyon Başkanlığı dönemimizde Türkiye’de bulunan Spor Bakanlığına bağlı altmış federasyonun içerisinde, hepsinin içerisinde disiplin kurulu başkanlıkları var. Disiplini var kendi içerisinde, iç bünyesinde. Bu “sporda şiddet” denilince akla gelen sadece Futbol Federasyonundaki şiddet. Diğer branşlarda, amatör spor branşlarında disiplin kurulu başkanlığı ve yönetim kurulu tarafından verilmesi gereken bir ceza veya gündeme gelmesi gereken bir konu varsa otomatikman kendi iç bünyesinde halledilen bir nokta, bir konudur.

Şimdi, bu kadar alelacele çıkartılan bir kanunda, önümüzdeki dönemlerde, sekiz ay geçmiş üstünden ve tekrar önümüzdeki dönemde yine aynı şekliyle karşımıza gelecek, bunun endişesini yaşamaktayız.

Sporda şiddette çok acı günler yaşadık hem futbol içerisinde, değişik şehirlerde yapılan futbol karşılaşmalarının içerisinde gerekse de uluslararası yaptığımız karşılaşmalarda yine ölümlü sonuçlarını doğuran çok acı günler yaşadık. Temenni ediyorum ki bir daha böyle günler olmasın ama bu hazırlanan, bundan sekiz ay önce hazırlanan ve şu anda da değişikliğini yaptığımız bu kanunlarla bunların önüne geçmemiz mümkün değildir. Gönül isterdi ki bu kanunun enine boyuna, haftalarca ve özel komisyonlar kurularak hazırlanmasını biraz daha geciktirmekti.

Sporda yan yana gelmemesi gereken iki konu: Birincisi şiddet, ikincisi şike. Şu anda, şu son geçtiğimiz dönemin içerisinde Türkiye'nin gündemine oturmuş ve her vatandaşımızın konuştuğu bir konu. Gönül isterdi ki bunlar olmasın ama maalesef şu anda önümüzde. Devletimiz seksen yıldan beri bu konuda bir boşluk bırakmış. Kendi iç bünyelerinde kanunlar olmasına rağmen bu konuya el atılmamış, bu olaylar karşımıza çıktıktan sonra özellikle şiddet konusunda işte, hepimizin bildiği üzere 31 Mart 2011 tarihinde böyle bir kanunumuz çıkmış.

Spor insanların vazgeçemediği en önemli uğraş alanları arasında yer almaktadır. Spor tek başına, toplu veya takım hâlinde yapılan, kendine özgü kuralları, teknikleri olan bedensel ve zihinsel yetilerin gelişmesini sağlayan eğitici, eğlendirici en önemli faaliyetlerimizdir.

Türkiye'de de spor deyince ilk akla gelen futbol, çünkü bütün insanların ilgisini bu noktada toplayan bir spor branşımız.

Bunun yanında spor kavramıyla yan yana gelmemesi gereken iki kavramdan bahsettik. Yine, bu iki kavram üzerinde, hem Türkiye'de hem de dünyada bir çözüm noktasına ulaşılmış herhangi bir ülke de yok, onu da belirtmeden geçemeyeceğim, çünkü bu sekiz ay önce çıkarttığımız kanunla, Meclisin çıkarttığı kanunla ve bu yeni düzenlemesini yapmaya çalıştığımız bu kanunla, nereye kadar gidecek? Nasıl olacak?

Burada en önemli vurgulamak istediğim olaylardan bir tanesi şu: Şu anda bile neler yapıldığını şikeyle ilgili, hiç kimsenin bir bilgisi yok. Bu tamamen insanların iç huzuruyla, sporu spor olarak görüp öyle algılamasından başka yapılacak hiçbir şey yok diye düşünüyorum.

Bu bağlamda, genellikle tüm dünyada ve ülkemizde spor faaliyetleri kalabalık seyirci gruplarıyla yapılmaktadır. Müsabaka esnasında hem taraftar hem de oyuncular elinde olmayan nedenlerle heyecanlanmakta ve belki de ruh hâliyle yanlış davranışlar içerisine girebilmektedir, çünkü her iki taraf da hem sevinci hem de üzüntüyü aynı anda yaşamaktadır. Bu nedenle cezaları artırarak spor müsabakalarında ortaya çıkan şiddet olaylarını ortadan kaldırmamız mümkün değildir. Şiddet olaylarını ancak topyekûn bir eğitim ortamında kaldırabiliriz. Bunun için de toplumun hemen hemen her kesimine görev düşmektedir. Spor kulüpleri, başkanları özellikle, yönetimi, teknik direktörleri, hakemlerin çok dikkatli olması gerekiyor, özellikle de amigoların en ufak bir davranışları bu tribünlerde bulunan seyircilerimizi negatif yönde etkileyebiliyor ve şiddete karşı yönlendirebiliyor.

Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dedeoğlu.

Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Kürkcü.

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; benden önce birçok konuşmacının birden çok maddenin görüşülmesi sırasında söylediği gibi, bu değişiklik tasarısı aslında güç sahiplerini ağır cezalardan kurtarmak amacı gütmüyorsa bile böyle algılanmaması imkânsız değişiklikler. Daha açık bir ifadeyle söyleyecek olursam, şu an bu nedenle yargılanmakta olan kişilerin karşı karşıya kaldıkları cezaların ağırlığı ile bu önerilen yasa değişikliklerinin hafifliği kıyaslandığında, bunun sadece adalet duygusunu tatmin için ortaya konulmuş olduğunu düşünmek neredeyse imkânsız.

Sayın Bakan bunun diğer yasalar ve diğer kovuşturmalarla ilişkisinin kurulamayacağını, her birinin ayrı ayrı konular olduğunu söyledi ama doğrusu, insanlar genel olarak adalet hakkında düşünürken hep şunu gözetiyorlar: “Niçin hep güç ve iktidar sahipleri kayrılıyor? Niçin güç ve iktidardan en uzak olanlar daima en ağır cezalarla karşılaşıyorlar?” sorusunu sorduklarında vicdanlarında buna karşılık bulamıyorlar. Yoksa, yasa teknikalitesi meselesi değil karşı karşıya olduğumuz. O nedenle, sadece KCK davaları değil, Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlanmasına yol açan, gösteri ve örgütlenme özgürlüğünün sınırlanmasına yol açan bütün yasaların mağdurları, aslında bu şike iddiasıyla yargılananlardan hiç de daha az bu Türkiye'nin yurttaşı, hiç de daha az bu Türkiye'nin temiz yurttaşı değiller. Ne yazık ki, kanun koyucunun, çok uzun yılların geleneği olarak kanun koyucunun, esasen kişilere karşı işlenmiş suçlar ya da toplumsal suçlarla, devlete karşı işlenmiş suçlar arasında devleti kayıran, kişiyi ve toplumu gözetmeyen tavrı dolayısıyla, Türkiye’de esasen devlete karşı suçlar bahsindeki cezaların şeditliğiyle bunlar karşısındaki kayırıcılık arasındaki çelişkidir kamu vicdanını kanatan. Dolayısıyla, bu vesileyle dile gelmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Çünkü yasanın gerekçesi esasen suç ve ceza arasındaki mütekabiliyet, adalet ve vicdan gibi çok genel kavramlara başvurduğu için ister istemez böyle kıyaslamalara maruz kalacak.

Bu maddede de gördüğümüz şey şudur: Şike ve şiddet ilişkisi bakımından burada daha çok şiddetle ilgili bir bahis var. Şiddetle ilgili bahis de bize buna tevessül edenin daha az ceza almasını tavsiye ediyor. Niçin? Niçin daha az?.. Niçin o zaman daha çoktu? Bu soruyu sorduğumuz zaman ben şahsen şunu görüyorum: Esasen bu yasa ilk şekliyle toplumun hilekârlığa, kendisinin aldatılmasına, kendisinin sürekli olarak şiddetle beslenmesine karşı gösterdiği reaksiyonu yasal düzlemde temsil etmeye çalışıyordu. O nedenle bu yasadaki hükümler, şimdi bakınca, bunu uygulayanlar bununla karşı karşıya kaldıkları zaman onlara ağır gözüküyor. Ama toplumun olduğu yerden bakalım, böyle mi acaba? Milyonlarca insanı göz göre göre kandırmak, daha çok kâr, daha çok güç, daha çok iktidar için yalan söylemek, yalanı örgütlemek, hileyi örgütlemek, hileyi kurumsallaştırmak. “Daha hafif bir ceza alsın.” diyenler bunu niçin söylüyorlar? Bana sorarsanız bunun iki nedeni var. Bu, sporla piyasa arasında kurulmuş olan ilişkidir. Spor, piyasanın nesnesi olduğu sürece kaçınılmaz bir biçimde şike bu spor dünyasının bir parçası olacaktır. Bunun başka hiçbir çaresi yoktur. Tıpkı şirketler arasındaki ilişkilerde hile, damping, tekel, vergi kaçakçılığı olduğu gibi, sporla piyasa arasında ilişki olduğu sürece bu olacaktır. O nedenle, toplumun buna karşı, hiç değilse, verebileceği en ağır cezayı verme arzusunu, bence, toplumsal adaletin vicdani yankısı olarak görmek lazımdır. O yüzden, bunu değiştirmek hiç de gerekmez. Bu gerekçeler geçerli değil.

İkinci mesele, şiddet bahsi. Şimdi, şiddet bahsini dikkatle düşünelim. Bu, nerede ortaya çıkıyor? Genel olarak Türkiye'nin şiddetten beslenen iklimi içerisinde… Ben kendi payıma, sporla gençliğimde uğraştım. İlkokuldan işte, buna, yaşım ve imkânım elvermeyinceye kadar spor içinde yer aldım. Ben, hiçbir zaman, Türkiye'nin son yirmi yılında olduğu kadar, şiddet ile spor arasında bir ilişki kurulduğuna tanık olmadım. Elbette her zaman gerginlikler olur çünkü genel olarak Türkiye’de spora erkek çocukları teşvik edildiği için, spor, esasen maço bir dünya olduğu için, bu maço dünyanın değerleri, çoğu kez, kendini yırtıcılık, hırçınlık olarak açığa vurur ama genel olarak sporun öğrenildiği yer olan okulda en önce öğretilen şey, kardeşlik, sporcu dostluğu vesaire gibi şeyler genç insanlarda iz bırakır. Bu kadar çok şiddet ile spor arasında bağ kurulmazdı ama ne zaman ki, Türkiye’de, spor, siyasi gösterinin arenası hâline geldi, Türkiye’yi saran toplumsal çatışmalar, Türkiye’yi saran siyasi gerilimler, esasen, devletin en yüksek kademelerinden, Millî Güvenlik Kurulunun devreye girdiği psikolojik harekât mekanizmaları içerisinde, spor sahaları, millî heyecanların, millî hislerin, millî ayrımcılıkların geliştirildiği yerler olmaya başladı, o zaman, bu maço dünya, bir yandan da ırkçı bir dünyayla kaynaşmaya başladı. O nedenle, eğer bunun sonunu getirmek istiyorsak, sporla piyasa arasında olduğu kadar, sporla devlet güvenliği arasındaki bağı da kesmek gerekir; ama bunlar kesilene kadar bu sert yasalar uygulansın, bir görelim bakalım bunlara tevessül etmek… Bir şehrin bütün oyuncularını, bütün seyircilerini birden taş yağmuruna tutmak ve onları linç etmeye kalkmak o kadar kişinin yanına kâr kalmasın, bir görelim.

Bütün Türkiye’yle dalga geçmek, maç satın almak, maç satın almak için her türlü tertibatı kurmak, bunun için bütün dünyayı kendi hizmetine sokmak gücü ve kudretini kendine vehmedenler kendilerini güçsüz ve kudretsiz olarak görsünler bakalım, bakalım o zaman biraz daha kamu vicdanı tatmin olacak mı? Elbette, ben de benden önce konuşan arkadaşlar gibi biliyorum bunlar kesmez, bunlar bitirmez, bunlar temeldeki büyük toplumsal eşitsizliklerin yankılandığı büyük uygarlık açıkları kapatılmadığı sürece içinde cereyan edeceği alanlar. Ama bütün bunlarla birlikte düşünülmediği için de bu yasa değişikliği bizim için problem olmaya devam ediyor. Bir futbol maçındaki gençleri düşünün, içlerinde aktif olarak spor yapanlar bu seyircilerin sadece yüzde 1’idir. Bunlar kendileri gerçek sporcular olsalar hiçbir zaman bu spor müsabakaları bu kadar çok maçoluğun, bu kadar çok karşısındakine hak tanımazlığın, bu kadar çok rakibini yok etme duygusunun tribünlere yaygın olarak yansıdığı yerler olmaz. Eğer kadın katılımı teşvik edilebilse, önü açılabilse bütün spor yarışmalarında hem yarışanların hem bunu izleyenlerin, buna katılanların yarısı kadın olsa bakın bakalım bu şiddet bu şekilde yansır mı? O zaman sporu bu şekilde çekip çevirmek, bu kadar adaletsizce, hilekârca çekip çevirmek de hiçbir zaman taraftar vicdanında yankı bulmaz. Ama ne yazık ki az sayıda kadın izleyici, kadın taraftar da gitgide bu maço değerlerle örtüşüyor. Televizyonlardaki spor programlarının sunucuları arasında kadın sunucuların sayısının her geçen gün ne kadar arttığını görüyorsunuz, fakat kullandıkları lisana dikkat ediyor musunuz? Aşağı yukarı hepsi erkek lisanı kullanıyor. Çünkü futbolun doğasındaki, daha doğrusu doğasında demeyeyim, bugünkü futbol dünyasını belirleyen değerlere onlar da katılmış oluyorlar. Dolayısıyla, böyle rozet gibi sosyolojide “tokenizm” dediğimiz, işte olsun da bir tane mavi boncuk bulunsun diye kadınları spor programlarına katmak değil, kadınların spordaki yolunu açmak şiddetin en önemli ilacı olabilir diye ben düşünüyorum. Ama bütün bunlar uzun bir dönemin, daha yaygın ve geniş bir spor siyasetinin, piyasayla spor arasındaki bağın kesilmesine bağlı uzun bir süreç.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – O nedenle, ben bu süreç tamamlanana kadar hilenin ve şiddetin ve ayrımcılığın eskiden olduğu kadar ağır bir biçimde cezalandırılması için oy kullanmanızı teklif ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kürkcü.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ziver Özdemir, Batman Milletvekili.

Buyurun Sayın Özdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.

80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerinde şahsım olarak görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Gerek ülkemizde gerekse dünyada spor maçlarının manipüle edilmesinin ve şike karıştırılmasının en büyük nedenlerinden birisi de bence bahis oyunlarıdır. Tüm bu yasal düzenlemelerle birlikte sporda şiddeti önlemek ve sonuç almak için bahis oyunlarının ve bunlara uygulanacak cezaların da ayrı bir yasayla düzenlenmesi gerektiğine inanıyorum.

Ben de bir Fenerbahçeli olarak Çarşı hareketini takdir ediyorum ama…

SIRRI SAKIK (Muş) – Benim gibi gel, sen de gel.

ZİVER ÖZDEMİR (Devamla) – Ama Fenerbahçe’de toplumsal olaylara karşı bu camianın duyarlı hâle gelmesi için de yerimde kalarak çaba sarf edeceğimi beyan etmek istiyorum.

Teklifin yasalaşmasını ve hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özdemir.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Fehmi Küpçü, Bolu Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle de tüm öğretmelerimizin Öğretmenler Günü’nü yürekten, kalben tebrik ediyorum.

Spor alanında faaliyet gösteren kişilerin, tarafların hak ve hukuklarının korunması, şiddet ve düzensizliğin önlenmesi sosyal bir vakıa, yadsınamaz bir gerçektir. 5149 sayılı eski Yasa’dan sonra 31/03/2011 tarih ve 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’la yeniden düzenlenmiş ve hâlen de derdest ve yürürlüktedir.

Değerli milletvekilleri, hâl bu olmakla birlikte, 6222 sayılı Kanun’un yapılış tarihine rastlayan ve dün Adalet Komisyonu raporuna da yansıyan hâliyle, bu kanunun yapılış tarihinde spor olaylarındaki aşırı şiddet ve bu olayların ciddi oranda artması keyfiyetiyle ve bu duygusallıkla;

1- Kapsamlı bir inceleme yapılamamış mevcut yasayla ilgili,

2- Mukayeseli hukuk verileri de göz önünde bulundurulmadan iş bu kanun kaleme alınmıştır.

Netice olarak, suç ve ceza adaletiyle bağdaşmayan orantısız cezalar öngörülmüş, tabiri caizse, kanun koyucunun lafzıyla ruhu arasında bir tenakuz husule, meydana gelmiştir. Bu da, kanun koyucunun adalet ve hakkaniyet arayan adalet anlayışıyla ve iradesiyle de şüphesiz örtüşmemektedir.

Söz aldığım teklifin 5’inci maddesin de, “Yasak alanlara girme” başlıklı 6222 sayılı Yasa’nın 16’ncı maddesinde tekabül etmektedir ki, yine bu kapsamda ceza miktarlarında bir indirim düzenlenmektedir.

Şüphesiz, bu kanun teklifiyle ilgili takdir ve taltif yüce Meclise aittir.

Ben, 80 sıra sayılı bu Kanun Teklifi’nin, bu milletin birlik ve beraberliğine, memleket insanlarına ve spordaki kardeşlik hukukuna emek ve katkı vermesini yürekten murat ediyor, hepinizi en kalbi duygularımla tekraren selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Küpçü.

Şimdi, soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Akar, buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Türkiye'nin en büyük sanayi tesislerinin bulunduğu, 16 adet OSB’si olan, sonra da nüfus yoğunluğu bakımından 2’nci kent olan, yine İstanbul’dan sonra en çok vergi veren kent olan Kocaeli, devlete 10 verirken 1 alıyor, buna da örnek olarak kent stadyumundan bahsedebiliriz. Kent merkezinde olan bu stadyum 10 bin kişilik olup derme çatma bir çatıya da sahiptir, Kocaeli’ne yakışmamaktadır. Ben, dün bunu size sözlü olarak iletmiştim ama tutanaklara geçmesi için bir kez daha iletiyorum.

Yine, açıklamalarınızda 14 tane kente stadyum yapacağınızı söylediniz ama Kocaeli’nden bahsetmediniz. O stadyumların kaynağı olan Kocaeli kentine de bir stadyum yaparsanız mutlu oluruz Kocaeli halkı adına.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çavuşoğlu…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Bakanım, Spor Toto Teşkilatının Süper Lig takımlarına isim hakkı karşılığında ödediği rakamın tutarı nedir, öğrenebilir miyiz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çavuşoğlu.

Sayın Bakan, buyurun.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Önce Sayın Çavuşoğlu’nun sorusuyla başlamak istiyorum. Esasında Sayın Aslanoğlu’nun konuşmasında da Spor Toto’nun gelirleri ve futbol kulüplerine yapılan katkılar hususunda belli değerlendirmeler vardı, bunu da aynı kapsamda değerlendirmek istiyorum.

Sayın Aslanoğlu’nu gerçi şu an Genel Kurulda göremiyorum ama ben gene de temas ettiği konudaki bilgilerimi Genel Kurulla paylaşmak arzusundayım.

Değerli arkadaşlar, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı Bakanlığımıza bağlı olarak faaliyetlerini sürdürmektedir ve aynı zamanda Spor Toto, Türkiye futbol liginin, Süper Lig’in isim hakkı sahibidir yani “Spor Toto Süper Lig” olarak büyük takımların bulunduğu ligi adlandırmak gerekecektir.

“Futbol finanse edilmiyor, Spor Toto’nun gelirleri futbola aktarılmıyor.” dedi Sayın Aslanoğlu. Bir bilgi eksikliği olduğu kanaatindeyim zira rakamlarla ilişkisinin esasında iyi olduğunu biliyorum. Spor Toto üzerinden Spor Toto Süper Lig’de bulunan kulüplerimize ödenmek üzere Türkiye Futbol Federasyonuyla karşılıklı görüşmeler çerçevesinde isim hakkı karşılığı olarak aktardığımız kaynak 124,5 milyon TL. Bunu öncelikle ifade edeyim. Yani Spor Toto Süper Lig’in esas finansörü Bakanlığımızdır, Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı olan Spor Toto Teşkilat Başkanlığıdır. Bununla birlikte isim hakları dışında ayrıca kulüplerimize galibiyetler, mağlubiyetler ve beraberlikler sırasında ödenen rakamlar vardır. Her bir takımımıza İddaa üzerinden galibiyet hâlinde 100 bin -Süper Lig olarak bunu ifade ediyorum- beraberliklerde 80 bin, mağlubiyet hâlinde bile 60 bin lira olmak üzere ödemeler yapılmaktadır. Bank Asya Ligi, yani Birinci Lig olarak bildiğimiz Bank Asya Birinci Lig, İkinci Lig ve Üçüncü Lig’de mücadelesine devam eden her bir takımımıza her karşılaşmada deplasman galibiyetleri için 60 bin lira, ev sahibi takımın galibiyeti için 50 bin lira, beraberlikler hâlinde 40 bin lira, kaybeden takıma da ayrıca 30 bin lira müsabaka başına düzenli olarak ödenmektedir. Bunlar önemli rakamlardır diye düşünüyorum. Esasında toplamına yönelik bir hazırlık da ayrıca yapılıp toplamına dair de bir bilgilendirme yapılabilir.

Bütün bunların dışında Spor Toto üzerinden amatör kulüpler de dâhil olmak üzere imkânlar nispetinde kulüplerimize yönelik sportif faaliyetler nakit likit kaynaklarla desteklenmektedir. Ayrıca, belli zamanlarda kulüplerimize yönelik tesisleşme noktasında ilave katkılar sağlanmaktadır. Süper Lig’e çıkmasından dolayı Mersin İdmanyurdu stadyumunun bu kapsamda 7 milyon TL harcanarak restorasyonu gerçekleştirilmiştir. Trabzon Avni Aker Stadyumu keza benzer şekilde toplamda 8,5 milyon TL’ye ulaşan rakamlarla hem Şampiyonlar Ligi’ne hem de Süper Lig’deki müsabakalara hazır hâle getirilmiştir. Aynı şekilde Fenerbahçe’nin Topuk Yaylası’nda bulunan tesislerinin tamamlanması için 10 milyon TL’nin üzerinde bir rakam buraya aktarılmıştır nakit likit kaynak olarak. Benzer şekilde Galatasaray stadyumu, benzer şekilde Beşiktaş İnönü Stadyumu’na yönelik katkı ve desteklerimiz de diğer bütün Anadolu takımlarına olduğu gibi kuvvetli rakamlarla sürdürülmektedir. Bunu ifade etmek istiyorum.

Kocaeli stadyumuyla ilgili, değerli arkadaşlar, ben burada yapılacak olan stadyumların tamamını saymadım. Dün Malatya’yla ilgili olarak da söz konusu edildi. Malatya ilimizde stadyumun yapılmasıyla ilgili bir temerrüt yaşanmayacaktır, bir gecikme söz konusu olmayacaktır. Malatya, Toplu Konut İdaresiyle protokol safahatını büyük ölçüde tamamlamış durumdadır.

Ben, bütün illerimizi saymadım ama bu vesileyle dikkatin stadyumlar üzerine çekilmesinden, doğrusu ziyadesiyle memnunum. Yapılacak olan iller kendilerini zaten biliyor, bu illerimizden bir tanesi de Kocaeli’dir.

Kocaeli ilimizde yeni bir stadyumun yapılmasına yönelik protokol, Toplu Konut İdaresi ile imza safahatında bulunmaktadır. Dolayısıyla, Kocaeli ilimizde stadyum yapılmasıyla ilgili bir geri düşme durumu söz konusu olmayacaktır.

Kocaeli’nde, ayrıca, 2 bin seyirci kapasiteli bir olimpik yüzme havuzunu da büyükşehir statüsündeki bu ilimize kazandırma vizyonuyla hareket ediyoruz.

Paralelinde bir iki cümleyle Sayın Başkanım, sadece bir dakika alarak tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlarsanız Sayın Bakan çünkü yeni sorular var.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Bir dakikayla tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, kanunun dün ve bugün görüşmelerine başlanmış olmasıyla Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekili Göksel Gümüşdağ’ın adliyeye çağrılması, emniyette sorguya alınması arasında paralellik kuran milletvekilleri oldu. Doğrusu, bu zorlama girişimleri fevkalade üzücü bulduk. Her şeyden evvel, bu kanun, buraya dört grubun ortak imzasıyla getirildi. Hani -şikeyi konuşuyoruz- esasında BDP Grubu imzasını geri çekmekle birlikte diğer üç siyasi parti grubunu ofsayda düşürmüş oldu, futbol diliyle konuşacak olursak.

Değerli milletvekilleri, Göksel Gümüşdağ’ın adliye ve emniyet sorgusuna davet edilmiş ve götürülmüş olması -davet de değil, bizzat polis tarafından- diğerlerine ne yapıldıysa aynı hukuki işlemle kolluk kuvveti tarafından alınmış, emniyete ve adliyeye yine polis nezaretinde götürülmüştür. Özel bir muamele söz konusu değildir. Gümüşdağ’ın Sayın Başbakanımızla yakınlığı üzerinden birtakım vurgular yapmak, işi başka bir çerçevenin içerisine taşımaya çalışmak gerçekten büyük bir haksızlıktır. Hem kişilik haklarına yönelik önemli bir ihlaldir hem de uzlaşıyla gündeme getirilen bir kanunun safahatı noktasında haksız ve gereksiz bir yaklaşımdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Tanal, sorunuz kısa olsun yalnız, süre kalmadı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlar, sorum: “231’inci maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez, hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez.”

Değerli arkadaşlar, ceza hukukunda temel bir ilke var: “Lehe olan kanun uygulanır, aleyhe ise uygulanmaz.” Şimdi bu madde, ancak bundan sonra işlenen suçlarla ilgili bu geçerli olur. Bundan da önce işlenmiş bir suç varsa bu ceza hem ertelenir hem hapis cezasındaki seçenek yaptırımları uygulanır. Bu anlamda, gerek dün gerek bugün arkadaşlarımızın “Şu ana kadar suç işleyenler bundan yararlanamaz.” demeleri, hukukun temel ilkelerinin ihlalidir. Bu anlamdaki düşüncelerinizi öğrenmek isterim.

Teşekkürler, saygılar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ben de Sayın Bakanıma sormak istiyorum. Stadyumlarla ilgili önemli bir projesi olduğunu söyledi. Acaba bu projede Muş da var mı, eğer bizi bilgilendirirse sevinirim.

İkincisi: Plan Bütçe görüşmelerinde Van’daki deprem mağdurlarıyla ilgili, yanılmıyorsam, bir iki yıllık bir şey vardı, muaf yani yurtlardan. Böyle bir açıklamanız vardı. Bunu bir döneme çıkarsanız yani dört yıllık döneme, daha uygun olur diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Benimkisi soru değil Sayın Bakana bir tavsiyede bulunmak istiyorum yalnız.

Statlar yapılırken güvenlikten başka alanlara varıncaya kadar ta başlangıçta birtakım tedbirlerin öngörülmesi gerekiyor. Bizim komisyon olarak gezdiğimizde İspanya’daki Espanyol Stadı hem güvenlik açısından hem kalite açısından, yerleşke olarak, zemin paylaşımı, girişler ve başka alanlarda en iyi stattı. Projeler, mantalite açısından ta baştan sağlıklı kurulursa faydalı olacağı kanaatini taşıyorum. Espanyol Stadı’nın projesine bir örnek proje olarak bir bakmakta fayda olduğu kanaatini taşıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunırmak.

Sayın Bakan, iki dakikalık süre içerisinde çünkü süre tamamlandı.

Buyurun.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Tamam Sayın Başkan.

Önce, Sayın Başkanım, ceza süreleriyle ilgili olarak milletvekilimizin tevcih etmiş olduğu soruya cevap vermek istiyorum. Bir kanundaki ceza limitlerini münferiden içinden çekip çıkarmak suretiyle tek başına değerlendirmek hukuki açıdan doğru bir yorumlama olmayacaktır. Kanunun yekûnunda bahse konu edilen ceza sürelerini birlikte mütalaa etmek lazımdır. Burada beş ila on iki yıl olan ceza süresi, toplamda bir-üç yıla indirgendiğinden dolayı yani toplam uzun ceza süresi bir-üç yıl gibi kısa bir zaman dilimine indirgendiğinden dolayı lehe olan hüküm uygulanır karinesi burada işletilemeyecektir. Uzun ceza süresi kısaldığından dolayı hükmün açıklanmasının geriye bırakılması ve seçenek yaptırımlara çevrilmesi mümkün olmayacaktır. Biz bu durumu mütalaa ederek bu kanunu dizayn ettik.

Sayın Uzunırmak’ın sorusuyla alakalı olarak hemen ifade edeyim: Mevcut yeni yapılmakta olan stadyumların tamamında yani Gaziantep’te de bir maç izlemeye gitseniz, Mersin’de de, Kocaeli’de de, Türkiye’nin bir başka yerinde de yeni yapılacak stadyumlarda maç izlemeye gittiğinizde sosyal donatılarını, ıslak hacimlerini, giriş-çıkışlarını aynı mıntıkalarda bulacaksınız. Kendi şehrinizin stadyumu gibi gittiğiniz yerlerde aynı girişlerden, aynı çıkışlardan, aynı ıslak hacimlerden, aynı sosyal donatılardan yararlanma imkânı olacak. Yani el haritası ve bilinci olan akıllı binalar inşa etme düşüncesindeyiz.

Sayın Sakık’ın Kredi Yurtlarla ilgili ertelemesi hususunda… Hemen ifade etmek istiyorum Sayın Başkanım. Vanlı, ikametgâhı Van ili olan öğrenciler yani ailesi Van kentimizde ikamet eden öğrencilerimizin tamamı, Türkiye’nin neresinde okuyor olurlarsa olsunlar önce “2011 yılı sonuna kadar.” dedik fakat sonra 2011-2012 eğitim öğretim yılının sonuna kadar uzattık. Ailesi Van’da ikamet ediyor olmak kaydıyla, depremden zarar görüp görmediğine ayrıca bakmaksızın bütün Vanlı öğrencilerimizin Türkiye genelindeki KYK’larda, Kredi Yurtlar Kurumu bünyesindeki yurtlarda ücretsiz kalmasına zemini hazırladık. Bununla birlikte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, bir cümleyle tamamlayacağım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakanım.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – …memleketi neresi olursa olsun, Yüzüncü Yıl Üniversitesinde okuyan öğrencilerimizin de Van’daki Kredi ve Yurtlar Kurumuna ödedikleri paraları 2011-2012 eğitim öğretim yılının sonuna kadar kaldırdık. Tamamen misafir statüsünde mevcut yurtlarından hizmet alacaklar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan, ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve Komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük'ün 87'nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür.

Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun teklifine 5. maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     Ali Serindağ                           İlhan Demiröz                         Mahmut Tanal

                        Gaziantep                                   Bursa                                     İstanbul

                   İhsan Kalkavan                         Ercan Cengiz                           Kemal Ekinci

                         Samsun                                   İstanbul                                     Bursa

                     Veli Ağbaba                                                                            Haydar Akar

                         Malatya                                                                                    Kocaeli

“Madde 6- “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun 22. Maddesinin 4. fıkrasında yer alan “yüzbin” ibaresi “onbin”, “beşyüzbin” ibaresi “yüzbin” olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Salt çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6- 6222 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında geçen “asliye veya ağır” ibaresi “sulh veya asliye” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerinde MHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün bildiğiniz gibi Öğretmenler Günü. Bu vesileyle bütün öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutluyor, hepsine başarılar diliyorum.

Sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesi sadece bir asayiş olayı değildir. Sporda düzenin sağlanması yalnız ülkemizdeki spor müsabakalarıyla sınırlı değildir. Takımlarımızın katıldığı uluslararası organizasyonlar açısından da bu olay önemlidir. Mart ayında alelacele çıkartılan 6222 sayılı Spor Kanunu, spor camiasının sorunlarını çözmekte aciz kalmıştır. Tabii, burada, Kanun’un uygulanmasından kaynaklanan sorunları da gözden kaçırmamalıyız. Sporda şike yapıldığını tespit edenler, şikecilerin üçer beşer şike yapmalarını bekleyip ondan sonra operasyon yapmışlardır âdeta şikeyi takip edenler suçun işlenmesini teşvik etmişlerdir.

Şimdi Sayın Bakana sormak istiyorum: Eğer birisinin cinayet işlemeye başladığını tespit ediyorsanız, caniyi yakalamak için o caninin birden fazla cinayet işlediğini beklemek durumunda mısınız? Bu nasıl bir mantıktır?

Ayrıca, Sayın Bakan, dünden beri üzerinde konuştuğumuz Yasa Teklifi’nin bütün parti gruplarının teklifi olduğunu söyleyip eleştirileri kulak ardı etmektedir. Sayın Bakan, bu Yasa Teklifi hazırlanırken siz neredeydiniz? Sayın Bakan, siz bu değişikliğe karşı mısınız? Bunu Meclisin huzurunda ve kamuoyunun huzurunda lütfen açıklayınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; spordan maksat toplumun beden ve ruh sağlığının iyileştirilmesidir. Bunun yolu da geniş kitlelerin spor yapabilecekleri ortamın hazırlanmasıdır. Toplumun her kesiminin spor yapması, kitlelerin amatör sporla ilgilenmesinin sağlanması, amatör spora olan ilgiyi arttıracak, profesyonel spor üzerindeki kitle baskılarını azaltacaktır. Bunun için altyapı gerekir.

Sayın Bakan dün kendisine sorulan bir soruyu cevaplarken 2012'de profesyonel spor için on dört stadyumun programa alındığını söyledi. Ben şimdi kendisine soruyorum: 2012'de amatör sporcular için ve bireysel spor yapmak isteyenlerin kullanabileceği hangi tesisleri yapacaksınız? Amatör spor dallarının gelişimi ve sporcularının gelişimi için bu tesisler oldukça önem arz etmektedir. Uluslararası müsabakalarda, olimpiyatlarda var olabilmemiz için her spor dalında sporcu yetiştirmemiz gerektiğinin bilincinde olmalıyız. Bunun yolu da amatör sporlardan başlar, bunun yolu sporu yaygınlaştırmaktan geçer. Siz bunlar için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Kanun hükmünde kararnamelerle bir adet Şehircilik Bakanlığımız oldu ama şehirlerimizde bireysel spor yapmak isteyenler açısından ne değişti? Bunu da önümüzdeki günlerde göreceğiz ama bildiğimiz o ki hiçbir şey değişmedi, amatör sporcular ve bireysel spor yapmak isteyenler yine çaresiz. Hâl böyle olunca da kitleler bütün enerjisini profesyonel sporları takip etmeye yönlendiriyorlar, o da sporda gerginliği artırıyor.

Sporda düzenin sağlanması, şiddetin, şikenin gündemden kalıcı olarak çıkarılması için rüzgâra göre düzenleme yapma alışkanlığından kurtulmamız gerekmektedir. Bunun için kanun tasarı ve tekliflerini hazırlarken spor camiasının bütün taraflarını ve uygulamacılarını dinlemek lazım. Her kesimin ihtiyaçlarını karşılayacak, sıkıntılarını giderecek, çözüm üretecek ve herkesin üzerinde mutabık kalacağı bir metin üzerinde anlaşmak lazım, ortak akla ve bu sahadaki uluslararası birikime itibar etmek lazım. Bu olgunluğa ulaştığımızda uzun süre kullanabileceğimiz kanunlar yapabilmemiz ancak mümkün olacaktır. Yoksa bir gün yazarız, bir gün bozarız.

Üzerinde anlaştığımız değişiklik bugünkü sıkıntıların giderilmesi bakımından önemlidir ama bu konuda kalıcı çözüm olup olmadığını hep birlikte göreceğiz. İnşallah gerçekleştirdiğimiz bu değişiklikler spor camiasında yaşanan tatsızlıklara son verir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6222 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin Türk spor camiasına hayırlar getirmesini diliyor, bu vesileyle hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Sarıbaş, Çanakkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Sarıbaş… (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Alkış geldi ama Sayın Sarıbaş yok.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Kuliste.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Muharrem İnce’yle beraber teşvik çalışması yapıyor.(CHP sıralarından “Sözünü geri al” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Bilal Uçar, Denizli Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BİLAL UÇAR (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; düzenleme ile genelde spor müsabakalarında şiddet konusu ele alınırken, özelde futbol karşılaşmalarında gerek saha içinde gerekse saha dışında şiddete varan fanatizm ve holiganizm önlenmek istenmiştir. Bunun yanında, spor müsabakalarında şike ve teşvik primi gibi sporda haklı ve tatlı rekabeti engelleyen, centilmenliği yok eden gayriahlaki girişimlerin de önünü kesmek amaçlanmıştır.

6222 sayılı Kanun’un bu manada çok adil olmadığı ve cezanın alt ve üst sınırı arasındaki orantısızlık yeni bir düzenleme yapılması ihtiyacını ortaya koymuştur. Nitekim, başta Türkiye Futbol Federasyonu olmak üzere, futbol kulüp yöneticileri yeni bir düzenleme yapılması talebinde bulunmuşlar ve bu kanun teklifi de tüm partilerin mutabakatı ile Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiştir.

6’ncı maddeyle, verilecek cezaların alt ve üst sınırının yeniden belirlenmesi istikametinde görevli mahkeme de sulh ve asliye şeklinde düzenlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasal düzenlemenin kamu vicdanında rahatsızlık meydana getirdiği yönünde görüşlere rastlamaktayız. Ancak, gerek yazılı ve gerekse görsel basında bu konuyu yazanların ve yorumlayanların kamuoyunu doğru bilgilendirmesi gerekir. Basında çıkan yorumlardan sadece bir tanesini örnek olarak aktarmak istiyorum. Bir spor yorumcusu şöyle diyor: “Bundan sonra şike yapan bir yönetici yeni yasa ile hapis cezasına da çarptırılsa günde 20 lira verecek, hapis yatmayacak. Yani artık, şike yapmanın hiçbir cezası kalmadı, isteyen şike yapabilir, insanların futbola inancı kalmadı.”

Değerli milletvekilleri, 11’inci maddeye eklenen dokuzuncu fıkrayla şike suçu ve teşvik primi bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemeyeceği, verilen hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilemeyeceği ve ertelenemeyeceği düzenlenmiştir. Buna rağmen, bu tür yorumların yapılmasını iyi niyetle izah etmek mümkün değildir.

Yasa’nın hayırlı olması ve sporda şiddetin son bulması dileklerimle, Öğretmenler Günü’nde tüm öğretmenlerimizin bugününü kutluyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uçar.

Yine şahsı adına söz isteyen İsmail Kaşdemir, Çanakkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaşdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hazırlanan Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesiyle, 6222 sayılı Kanun’un 23’üncü maddesinin birinci fıkrasında geçen “asliye veya ağır” ibaresi “sulh veya asliye” şeklinde değiştirilmiştir. Yapılan bu değişiklik mahkemelerin görev alanlarına istinaden yapılan bir değişikliktir. Mahkemelerin görevleri 5235 sayılı Kanun’da belirtilmiştir. İşlenecek suçlara verilecek cezalar, uygulanacak yaptırımlar göz önüne alınarak daha önceden ağır ceza veya asliye ceza olarak belirlenen bu mahkemelerin bu değişiklikle asliye veya sulh olarak değiştirilmesi zorunluluğu doğmuştur. Cezalarda yapılan değişiklikle ilişkili olarak, bu husustaki görevli mahkemelerin de değişmesi hukuki bir gerekliliktir. Kaldı ki Anayasa’nın 142’nci maddesi “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” hükmünü amirdir. Yani Anayasa’nın 142’nci maddesi yasama organına bu konuda güçlü bir yetki vermiştir. Kanun teklifinin 6’ncı maddesi Anayasa’nın 142’nci maddesine de uygundur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken mezkûr kanun değişikliğinin Türk spor kamuoyuna hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaşdemir.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Çavuşoğlu, buyurun.

Soru sorma süresi beş dakikadır.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Bakanım, amatör sporun geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için tesisler yapmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, 2017 Üniversite Oyunları için Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bu oyunlara, kentimizde yapılması için talip olmuş, bu süreçte yurt dışı seyahatleri yapılmış büyükşehir belediye personeli tarafından ve kent kamuoyunda da bu oyunlar için bir çalışma yapıldığı ifade edilmiştir, kamuoyu da oluşturulmuştur. Fakat daha sonra 20 milyon euroluk bir teminat bulunamadığı için de bu adaylıktan çekilinmiştir. Yine bir kez daha tekrarlıyorum, bu 20 milyonu veremeyecek kadar âciz miydik? Niye bu 20 milyon teminatı veremedik? Sizin bu konuda bir bilginiz var mı veya bu paranın verilmemesi veya verilmesi konusunda ne gibi bir görüşünüz oldu? Ülkemizin ve kentimizin tanıtımına büyük katkı sağlayacak olan 2017 Üniversite Oyunları’nın kentimizde 20 milyon euroluk bir teminat yüzünden yapılamamasını nasıl karşılıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, sakın endişe etmeyin, bu sefer Bursaspor’la ilgili bir soru sormayacağım. Kamuoyunun malumu olduğu üzere Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili olmamın yanı sıra aynı zamanda Batman ilinin gönüllü milletvekiliyim. Batman ilimiz de aynı Bursa’mız gibi futbol aşığı bir şehir. Batman’a ve Bursa’ya baktığımızda ülkemizde Türk, Kürt, Arap bütün yurttaşlarımızın kalbinin futbola aynı sevgiyle attığını görüyoruz. Batman ilinin futbol stadında bir yenileme çalışması sürüyor ve aralık ayında inşallah hizmete girecek. Bu noktada hep olumsuz yönleri, eleştirileri dile getirdik. Bir olumlu yön vurgulamak isterim.

Batman Stadı’nın tadilatı nedeniyle Siirt Atatürk Stadı’nda gerçekleşen Batman Petrolspor-Orhangazispor maçında, gerçekten Bursalı ve Batmanlı futbolseverler, sporcular, dostça, kardeşçe, birlik beraberlik içindeydiler, bu da futbolun, sporun unutmamamız gereken güzel yüzü diyorum. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, gençlerimizin sadece izleyici olmak yerine futbol aşkıyla ve büyük bir özveriyle kurdukları ve fiilen futbol oynadıkları her mahallede, her köyde bulunan amatör spor kulüplerine maddi destek sağlamayı düşünüyor musunuz? Gençler bu konuda çok ciddi anlamda desteğe ihtiyaç duyuyorlar. Sadece köylerde ve mahallelerdeki biraz hâli vakti yerinde olan insanlar yardım ederlerse, bu amatör spor kulüpleri, futbol kulüpleri devam edebiliyor. Bu konuda ciddi anlamda destek verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Görüşünüz nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Canalioğlu…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce Trabzon Avni Aker Stadyumu’na 8,5 trilyon para gönderdiğinizi söylediniz, çok teşekkür ediyoruz.

Ancak sorum şu: Avni Aker Stadyumu biliyorsunuz Avrupa Şampiyonasına da sahne oluyor ve şu anda maraton dediğimiz tribünler, açık tribünlerin üstü kapatılmadığından vatandaşlarımız yağmurda, karda müsabaka izleme durumunda kalıyorlar ve kulüp tarafından yağmurluk verilme durumunda. Bu proje içerisinde açık tribünlerin üzerinin kapatılması var mıdır?

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Bakanım, ben de Çorum’la ilgili birkaç şey soracağım.

Öncelikle Çorum’un Stadyumu gerçekten neredeyse tarihî bir stadyum hâline geldi, bununla ilgili bir çalışmanız var mı? Yeriyle ilgili ödenek ayrıldı mı? Projesi var mı? Çorum’da buna benzer sözler dolaşıyor ama, tabii net bir bilgimiz yok.

İkincisi de Çorumspor uzun yıllardır kötü yönetim ve borç kıskacının altında. Bu konuda yapılan girişimlerin de tamamı başarısızlıkla sonuçlandı, özellikle de son iki yıl içerisinde Çorum Belediyesinin de Çorumspor’un üzerinden eline çekmesiyle, Çorumspor şu anda yönetim zafiyeti içerisinde. Bu konuda Bakanlığınızın ilgili personelini göndererek bir inceleme yaptırmayı düşünür müsünüz?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köse.

Sayın Bakan, buyurun.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, izninizle, sondan başlayarak devam etmek istiyorum.

Sayın Köse’nin Çorum Stadyumu’yla ilgili sorusu… Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Çorum Belediyesi arasında protokol imzalandı. Çorum ilimizde bir adet yeni stadyum, bir kamp eğitim merkezi, 3 bin kişilik bir spor salonu, bir yüzme havuzu, bir tenis kortu ve birden fazla sentetik çim yüzeyli futbol sahasını kapsayan bir paket hâlinde mevcut stadyumun arsasıyla bir takas programı uygulayacağız ve Çorum’un bütün spor altyapısı Samsun yolu üzerindeki Bakanlığımıza tahsisi gerçekleştirilmekte olan bir arazi üzerinde gerçekleştirilecek.

Sayın Canalioğlu’nun Avni Aker Stadyumuyla ilgili sorusu…

Sayın Canalioğlu, esasında Avni Aker’in sorunu o tribünlerin kapatılması değil, Akyazı Projesi’nin ivedilikle bitirilmesidir. Ben Gençlik ve Spor Bakanlığı adına sizden biraz yardım isteyeyim bu konuda. Trabzon Mimarlar ve Mühendisler Odasıyla bir irtibat sağlayabilirseniz, artık Akyazı Projesi’ni engelleme noktasındaki girişimlere bir son nokta konulsun ve Akyazı dur durak bilmeksizin bundan sonra yoluna devam etsin. Esas sorun, Akyazı’yı Trabzon’a kazandırmaktır diye düşünüyorum.

Sayın Yılmaz’ın amatör spor kulüplerine mali destek sağlanması hususundaki sorusu… Onu da ifade edeyim hemen. Amatör spor kulüplerine mümkün mertebe katkı sağlama çabası içerisindeyiz ancak bütün futbol kulüplerinin ya da amatör spor kulüplerinin tamamen devlet desteğiyle hayatiyetlerini devam ettirebilmesi mümkün değil. Bu konularda sponsorluk ve toplum gönüllülüğü desteğinin de özellikle amatör branşlara yönelik olarak, iktidar-muhalefet, ayrım yapmaya lüzum yok, hepimiz tarafından desteklenmesi gerektiği kanısındayım.

Amatör spor branşları sporun özünü, ruhunu esasında, iskeletini oluşturmakta ama Türkiye’de özellikle son dönemlerde gittikçe artmakta olan yabancı transferleri yüzünden maalesef amatör branşlara gereken ilgi aktarılamamakta, gösterilememekte. Ama Türkiye Futbol Federasyonunun bu yönde bir çabası var, biliyorum, amatör branşlardan gelen sporculara ilk 11’lerde, özellikle futbolda daha fazla yer açmak üzere. Yani bu konuda el birliğiyle hareket etmemiz lazım. Sadece Hükûmete, sadece Gençlik ve Spor Bakanlığına bırakmak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Yerel yönetimler, iktidar, muhalefet milletvekilleri, hepimizin elimizin ulaşabildiği yerdeki sponsorluk katkısını verebilecek olan iş adamlarını da bu noktada harekete geçirmemizde fayda var diye düşünüyorum.

Sayın Erdemir’in Batman’la ilgili bir teşekkürü oldu; ben de kendisine kalben teşekkürümü ifade ediyorum. Batman Stadyumu âdeta yeni baştan yapılıyorcasına yenilenmektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde Sırrı Bey’in de “Muş ile ilgili neler olacak? diye sorusu olmuştu cevaplayamamıştım. Türkiye’nin her tarafında ama özelde de Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde eksikliği büyük ölçüde hissedilen gençlik ve kültür merkezlerini çok sayıda inşa etmenin çabası içerisindeyiz. Proje mahalleri yakında açıklanacak ve bu gençlik merkezleri gençlerimiz arasındaki kaynaşmaya da çok önemli katkılar sağlayacak.

Sayın Akar’ın Kocaeli ile ilgili sormuş olduğu, Universiade ile ilgili soru.

Sayın Akar şunu ifade etmeliyim: Dünya genelinde esasında etkinliği büyük ölçüde azalan, biraz unutulmaya yüz tutan çok sayıda sportif etkinlik Türkiye tarafından alındıktan sonra öylesine nitelikli tesisler inşa edildi ve bu organizasyonlar Türkiye’deki aktörler tarafından o kadar yüksek kalitede gerçekleştirildi ki, unutulmaya yüz tutan sportif etkinlikler yeniden hatırlandı, yeniden kuvvetlendi.

Universiade yazı biz İzmir’e yaklaşık 3 milyon euro bedel ödeyerek getirdik. Universiade kışı Erzurum ilimize yaklaşık 4,5 milyon euro bedel ödeyerek taşıdık. Ama Türkiye’nin yaptığı etkinliklerin kalite ve niteliği sayesinde Universiade’a yönelik ilgi ve talep arttı.

Kocaeli için biz yaz Universiade etkinliğini yapmak üzere talepte bulunduğumuzda, bu, sadece isim hakkı parası 20 milyon euro olarak önümüze çıkarıldı. Benzer bir konu Formula 1 pistiyle alakalı Bernie Ecclestone tarafından, F1’in uluslararası patronu tarafından İstanbul’da önümüze çıkarıldı. 13,5 milyon dolara biz yıllık isim hakkı bedeliyle bu işi yaptığımız hâlde ve beş yıl süreyle bunu götürdüğümüz hâlde Türkiye nasılsa bu işe istekli ve nasılsa bu parayı ödeyecek kuvveti var düşüncesiyle rakam 26 milyon dolara çıkarıldı ve biz o noktada vazgeçtik. Formula 1 etkinliğinden de vazgeçtik. Burada Kocaeli’ye 20 milyon euro rakamı dayatılınca, ben şahsen şu görüşü başta Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere, bütün Kocaeli milletvekillerimizle paylaştım. Biz bu kaynağı Kocaeli’de spora yatırım olarak yönlendirelim, Kocaeli bu kaynakla eksikliklerini tamamlasın, isim hakkı bedeli olarak bu parayı boşu boşuna ödemeye gerek yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onu da yapmadınız.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Emin olun, Türkiye almadığında, bu etkinliklerin maliyeti günden güne azalacaktır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, 20 milyonu veriyor musunuz?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Bursa Milletvekilli Sayın Hakan Çavuşoğlu’nun “Amatör sporun desteklenmesine yönelik tesisler var mı, yok mu?” şeklinde bir sorusu oldu. Zaman yetmeyecek, Sayın Başkan da biliyorum tolerans göstermeyecek bu defa. Sadece 2011 ve 2012’yi söylüyorum: 2011 yılında yapılan -2009’u, 2010’u saymıyorum- yapılmakta olan, inşasına başlanan, ihalesi yapılan sentetik çim yüzeyli nizami futbol sahalarının Türkiye genelindeki adedi 125. 2012 yatırım programına dâhil ettiğimiz, yine, nizami sentetik çim yüzeyli futbol sahalarının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – …Türkiye genelindeki adedi 175. Toplamda sadece bu branşta 300 adet tesis.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, 20 milyonu veriyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen.

7’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kemal Ekinci, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Ekinci. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL EKİNCİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşülmekte olan 80 sıra sayılı sporda şiddetle ilgili yasa değişikliği hakkında grubum adına söz aldım. Teşekkür ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, arkadaşlar, dünden beri konuşuluyor. Şiddetten söz ediliyor ama şiddeti çağrıştıran temel nedenler, sosyal nedenler, psikolojik nedenler, hiç kimse bunun üzerinde durmuyor.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ertuğrul Kürkçü anlattı.

KEMAL EKİNCİ (Devamla) – Futbolun dışında hiçbir spor dalında -zaman zaman baskette görüyoruz- şiddet yok. “Şiddeti çağrıştıran temel nedenler nedir?” diye konuştuğumuzda herkes siyaset yapıyor. 12 Eylüle kadar sporu bir gözden geçirin: Stadyumlarda herkes birlikte maç seyrediyordu, hatta yiyeceğini, içeceğini alıyor, stadyumun kenarındaki köfteciden köftesini alıyordu, affınıza sığınarak söylüyorum, içkisi dâhil gidip orada stattaydı, hiç kavga da çıkmıyordu. 12 Eylülden sonra bir depolitizasyon gençleri bir yerlere itti, birincisi bu. Gençler, 12 Eylül hareketiyle birlikte ülke meselelerini düşünmek, çözmek, o konuda eylemde bulunmak yerine, o enerjiyi atabilecekleri yer stadyumlardı, stadyumlarda atmaya başladılar, şiddete dönüştürdüler.

İki, şiddeti çağrıştıran bir başka şey, ne yazık ki devletin kolluk güçlerinin uygulamaları, ya yanlış uygulamaları ya da “Bana dokunmayan bin yaşasın.” anlayışı içerisinde idareyi maslahat ederek zaman zaman şiddete önayak oldular.

Bir başka olay da -hiçbir arkadaştan gelmedi- şiddeti çağrıştıran temel nedenlerden birisi televizyon yorumculuğuyla ilgili. Televizyon yorumcuları çıkıyor, bir hakemin kararı hakkında beş ayrı görüş ortaya koyuyor, ertesi gün şiddet kahvede başlıyor: “İşte falan yorumcu böyle dedi, filan yorumcu böyle dedi.”

Ayrıca, müeyyide uygularken şiddeti hiç kimse savunmaz ama o şiddete önayak olan birtakım basın mensuplarının, televizyon yorumcularının hiçbir tanesi ne sorgulanıyor ne yargılanıyor ne eleştiriliyor ama onların eleştirme gücü var o camdan eleştiriyorlar. Kulüp başkanları taraftar kazanmak adına şiddeti teşvik edenlerin başında geliyor ama dünden beri konuşan arkadaşlarımız sadece Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım’ı kurtarma yasasıymış gibi bunu değerlendiriyorlar. Eski İstanbul Valisi burada, Sayın Valim bilir; Fenerbahçe stadyumunda küfrün önüne Aziz Yıldırım geçti; ciddi küfür vardı, bu küfrün önüne geçen Aziz Yıldırımdı. Ama ne yazık ki, bu yasanın çıkmasında da ön ayak olan Aziz Yıldırım’dı, ilk duvara toslayan da Aziz Yıldırım oldu. Aziz Yıldırım, acaba sporda şike yaptığı için mi, ticarete şike karıştırmak istemediği için mi yargılanıyor? Merak ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Onların ticareti A’dan Z’ye şikedir Allah adına. Bu ülkeyi yediler, soğana çevirdiler.

KEMAL EKİNCİ (Devamla) – Sırrıcığım, kulüplerin iç işlerine karışan basın mensupları ve yorumcular var.

Şimdi, soruyorum arkadaşlara: Bu kulüplerin iç işlerine karışan spor yorumcuları acaba oradan besleniyorlardı da o beslenme damarları kesilince mi birden Aziz Yıldırım’a ve Fenerbahçe’ye yüklendiler, yoksa kendi özgür beyinleri ve vicdanlarıyla mı Fenerbahçe’yi linç ettiler?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL EKİNCİ (Devamla) – Onu bilmekte zorluk çekiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ekinci.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, toparlıyor efendim.

KEMAL EKİNCİ (Devamla) – Son sözümü söyleyebilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Ekinci, lütfen; daha sonra örnek gösteriliyor, teşekkür ediyorum.

(CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

Zaten yeteri kadar, fazlasıyla da alkış aldınız. Bu güzel konuşmadan dolayı ben de teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Harun Tüfekci, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Tüfekci.

HARUN TÜFEKCİ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Teklif’le alakalı yürürlük maddesinde söz almış bulunuyorum.

Şu ana kadar gruplar gerekli konuşmayı yaptılar. İmza atmış oldukları teklifle alakalı düşüncelerini serdettiler. Daha fazla söze hacet olmadığını düşünüyorum.

İnşallah kanunlaştığı zaman hayra vesile olacağını düşündüğümüz yasa teklifinin şimdiden hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tüfekci.

Şahsı adına söz isteyen Ali İhsan Yavuz, Sakarya Milletvekili.

Buyurun Sayın Yavuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ İHSAN YAVUZ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sporda Şiddetin ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi ben de saygıyla selamlıyorum.

Bu arada, milletimizin esas sermayesi gençliğimizi yarınlara taşıyacak olan geleceğimizin teminatı öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü ben de tebrik etmek istiyorum, kutluyorum.

Hakkında söz aldığım madde kanunun yürürlük tarihine ilişkindir. Buna göre “Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer” hükmü söz konusudur.

Bu yasa teklifi, Mecliste grubu bulunan tüm partilerin ortak mutabakatıyla Adalet Komisyonuna gelmiştir. Her ne kadar Barış ve Demokrasi Partisi komisyonda imzasını geri çekmişse de, bu yasa teklifi üzerinde büyük bir mutabakatın olduğu söz konusudur.

Burada zaman zaman bu yasanın bir af yasası olduğu söylendi. Ben de bir kez daha ifade etmek istiyorum ki, bu yasa asla bir af yasası değildir. Bilindiği üzere, suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlıyla orantılı bir şekilde ceza vermek ceza hukukumuzun ana ilkelerinden biridir. Aynı şekilde işlenen suça verilecek cezanın diğer kanunlarda öngörülen suçlara verilen cezalar dikkate alınmak suretiyle adil ve hakkaniyete uygun bir şekilde belirlenmesi gerekir.

31/03/2011 tarihinde kabul edilen 6222 sayılı Yasa’da öngörülmüş olan cezaların fahiş olduğu şeklinde neredeyse toplumun tüm katmanlarında bir kanaat vardır. Yeni düzenlemede ise öngörülen ceza miktarlarının ilk etapta biraz fazla düşürüldüğü düşünülse bile bu asla doğru değildir. Zira, 6222 sayılı Yasa’nın 11’inci maddesine eklenen (9) numaralı fıkrayla suç ve ceza dengesinin oluşturulduğu muhakkaktır. Her ne kadar söz konusu değişiklikle ceza miktarları düşürülmüş olsa da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği, verilen hapis cezalarının seçenek yaptırımlarına çevrilemeyeceği ve ertelenemeyeceği hükmü söz konusu suçlar açısından caydırıcı ve suç işleyenlerle ilgili kâfi miktarda mütenebbih olacağı kanaatindeyiz.

Bu itibarla, bu değişikliğin tekrar hayırlı olmasını diliyor, bir kez daha yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yavuz.

Madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Bayraktutan, buyurun.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Evet, Sayın Bakan, Artvin merkezde yıllardır spora hizmet veren Artvin İskebe Stadı var. Bu stat coğrafi konumu itibarıyla çok yoğun bir rüzgâr aldığından dolayı yıllardır sadece futbol maçlarının dışında helikopterlerin inip kalktığı bir yer olarak hizmet veriyordu ama son bir yıl içerisinde yeni bir stadın yapımına başlandı.

Sayın Bakan, yeni yapılan stadın yeri de aynı olduğu için aynı kaygıyı taşıyoruz yani spora hizmet etmeyeceği, futbol maçlarının orada oynanmayacağı konusunda bir kaygımız var. Bu yeni yapılan inşaat konusunda… İnşaat ne zaman bitecektir? Yeni stat yerinin başka yerde yapılmasını düşünüyor musunuz?

Bir de bunun dışında… Bolu’da da hemşehrilerimiz var, ben Bolu’nun da fahri milletvekiliyim. Oradan soruyorlar ki: “Bolu’da yeni bir stat yapılmasını düşünüyor musunuz? Bolu’daki mevcut stat itibarıyla neden gece maçları oynanmıyor? Bu konuda Hükûmet olarak bir tedbiriniz var mıdır?”

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özdemir…

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Sayın Bakanım, Batman’daki eski stadyumun yenilenmesi işlemi için teşekkür ediyorum. Eski stadyumumuzun 350 bin nüfusu aşan Batman’ımız için yetersiz olduğunu ifade etmek istiyorum. Özellikle bir önceki bakanımız Sayın Faruk Özak döneminde 15 bin kişilik yeni bir stadyumun yapılmasıyla ilgili protokol imzalanmıştı. Bu imzalanan protokolle 15 bin kişilik yeni stadyumumuza Batman’da ne zaman başlanacağını sormak istiyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yine söz bende.

BAŞKAN – İyi ki anladınız yani Sayın Akar!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakanım, bu bir arz/talep meselesidir. Eğer biz 2011 yılında 2017 yılına talip oluyorsak bu parayı da vermek zorundayız. Çünkü altı yıl, yedi yıl sonraya talip oluyoruz. Yine biz F1 yapmaz isek… Dünyanın çeşitli ülkelerinde F1’e zaten talep var. Bu bir tanıtım olayı. Dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olarak övünüyoruz, her yerde bunları söylüyoruz, eğer bir F1’i organize edemiyor isek, eğer bir Universiade’ı organize edemiyorsak böyle şeylerde de övünmeyeceğiz.

Ama sizden bir söz aldım. Yanlış duymadım değil mi? Bu 20 milyon euroyu veriyorsunuz Kocaelispor’a. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Yoksa bir daha söz alır!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Veriyor musun Sayın Bakanım?

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen… Burası pazarlık yeri değil.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – “Canın sağ olsun.” diyor Sayın Bakan. Değil mi efendim?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Milletin parası üzerinde bu kadar kolay tasarruf edemem.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Vermeyecekmiş!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akar.

Sayın Tamer, buyurun.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Bakanım, Kayseri olarak 75 dönümlük bir arazi daha önceki yıllarda bize tahsis edilmişti. Bunda emeği geçen Başbakanımıza ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Bu 75 dönümlük arazi içerisinde, Büyükşehir Belediyesine tahsis etmiş olduğunuz bu arazide bir şart koşulmuştu; on tane tesis yapma şartı. Birincisi, 33 bin kişilik modern bir stat yapıldı. Hemen akabinde, 7.500 kişilik ikinci bir stat yapıldı. Yine, 3 adet olimpik yüzme havuzu yapıldı, 4 adet futbol sahası ve 1.500 kişilik de kapalı bir stat yapıldı. Tüm bunların yanında, tabii, şehirdeki kötü görünümde dönüşüm gerçekleşmiş oldu, şehir yeni bir çehre kazanmış oldu bunun sonucunda; 3 bin kişiye de istihdam alanı sağlandı.

Bunlar adına size teşekkür etmek istiyorum ama bir de isteğimiz var, sorumuz var. 2022 yılındaki olimpiyatlara da Kayseri için talibiz, söz almak istiyorum.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tamer.

Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanımdan şu bilgiyi almak istiyorum: Adıyaman ili, 1975 yılında nüfusu yaklaşık 30 bin iken bir kapalı spor salonuna, bir yüzme havuzuna sahipti; bugün nüfusu 200 bin, hâlâ aynı spor salonu ve aynı yüzme havuzu var. Bu konuda bir çalışmaları var mı? Adıyaman’a bir şey verecekler mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, buyurun.

Yalnız, Sayın Tamer’in açıklamasıyla ilgili, Sayın Bakan, Kayseri Milletvekili olmam sebebiyle bir açıklama getirmek istiyorum.

Bütün bunlar, devletten bir kuruş almadan, Kayseri’nin kendi öz kaynağıyla yapıldı. Onu belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bakan.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bir Kayserili olarak mı açıkladınız?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Evet, Sayın Başkanım, Kayseri’den biz bir teşekkür aldık. Ben de Kayseri’ye teşekkür etmek istiyorum. Doğrusu, Kayseri’ye teşekkürümün esas nedeni, Kayseri Büyükşehir Belediyesi ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imza altına alınan ve sonra gerekleri yerine getirilen protokolün, Türkiye’de benzer projelere örnek teşkil etmesinden dolayıdır. Buna bir “Kayseri modeli” adını vermemiz mümkündür. Müteakip bütün projeler Türkiye genelinde benzer sistemle yürütülmüştür. Doğrudur, Kayseri’de bahse konu edilen stadyumlar için devletin kesesinden, kasasından para çıkmamıştır ama mülkiyeti Bakanlığımıza ait olan arsanın ekonomik, rantabl bir şekilde, verimli bir şekilde dönüştürülmesiyle bütün bu tesisler Kayseri’ye kazandırılmıştır. Kayseri Büyükşehir Belediyesinin burada takdire şayan bir başarısı var.

Yine, bu modele destek vermesinden dolayı Gençlik ve Spor Bakanlığının da burada önemli bir başarısı var, bunu ifade etmek isterim.

Sayın Akar’ın sorusu: Uluslararası organizasyonlar ve bu kadar ekonomimiz kuvvetli ise, dünyanın en büyük 16’ncı ekonomisi hâline Türkiye’yi getirebildiyseniz bu uluslararası organizasyonlara devam etmeli değil miyiz?

Evet, devam etmeliyiz ama biz şaşırtmaya da devam ediyoruz aynı zamanda. Dünya Kadınlar Tenis Şampiyonası’nı 2011, 2012, 2013 yıllarında üç yıl üst üste İstanbul’a getirdik, ilki icra edildi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hiç kimse talip olmadı demek ki.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Dünya Salon Atletizm Şampiyonası…

Çok taliplileri vardı ama ekonomisini iyi koordine ederek… Bundan sonra, emin olun, buraya da çok talep gelecek, Dünya Kadınlar Tenis Şampiyonası’na da çok talep gelecek, atletizme de çok talep gelecek, basketbola da golfe de çok talep gelecek.

Türkiye'nin iki branş dışında yapmadığı uluslararası organizasyon kalmadı. Bunlardan bir tanesi, Avrupa Futbol Şampiyonası, bir diğeri olimpik oyunlar ve bünyesindeki Paralimpik Olimpiyat Oyunları. Buna da 2020 noktasında biz adayız; 2020 Olimpiyat Oyunları’na İstanbul kentiyle birlikte adayız.

Diğer sorunuz “20 milyon euro Kocaelispor’a verilecek mi?” noktasında.

Değerli arkadaşlar, milletin parası üzerinde bu kadar kolayca tasarruf edebilmek mümkün değildir. Popülizm adına da bunu yapmak doğru değildir. İktidarın da muhalefetin de milletvekili olsak, kamuoyunda bizim için “Şu parayı istedi.” dedirtmek için, bunu gündeme bu şekilde taşımanın kesinlikle doğru olduğu kanaatinde değilim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, söz hakkı doğdu.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Ben “Kocaelispor” demedim, Kocaeli vilayetimize spor tesisleri kazandırmak için 20 milyon euronun katlarıyla yatırım yapacağımızı, buna hazır olduğumuzu ifade ettim.

Sayın Özdemir’in Batman’a stadyumla ilgili bir sorusu var. Batman ilimize, biz mevcut stadyumu bir an evvel Batmanspor’un kullanımına hazır hâle getirebilmek için paradan imtina etmedik, bir an evvel stadyumu müsabaka yapmaya hazır hâle getirmenin gayretini veriyoruz çünkü Batman’da bu stadyumun bir yedeği, bir alternatifi söz konusu değil. Bunu CHP milletvekili arkadaşımız da bir önceki maddede soru sırasında ifade etti. Fakat bununla birlikte, Batman ilimize yeni bir stadyum kazandırmak için, mevcut stadyumu yenilemeye başlamış olmakla birlikte büyük ölçüde standartlarını kaybetti, uluslararası standartlarını kaybetti. Batman’a 15 bin kişi kapasiteli yeni bir stadyum kazandırmak üzere Bakanlığımızla Başbakanlık Toplu Konut İdaresi arasında protokol süreci devam etmektedir. Hedefimiz, 2012 yılında mümkün olursa, olmadığı takdirde takip eden 2013 yılında Batman’ın yeni stadyumuna başlayabilmektir.

Adıyaman’la ilgili Sayın Fırat’ın bir sorusu oldu. Adıyaman’da bir gençlik merkezinin yapımına başlıyoruz. Bununla birlikte, 2.500 seyirci kapasiteli bir spor salonunun yapımına eş zamanlı olarak başlıyoruz. Takip eden süreçte yeni yatırımlar Adıyaman’a planlanacak.

Bolu’da yeni stadyum meselesi… Değerli arkadaşlar, Bolu, bildiğiniz gibi Bank Asya Ligi’nde mücadelesine devam eden bir kulüp ve iddialı takımlardan bir tanesi. Stadyumunda maç izleyenlerden biriyim. Bolu stadyumunun yenilenmesi gerektiği kanaatindeyim. Bolu’da da yine stadyumun kent merkezi dışına taşınması ve arazisinin değerlendirilmesi yoluyla finansman oluşturulması gündemimizde. Stadyumun aydınlatılması daha acil konudur yalnız. Burada bir teftiş süreci yaşanıyor. Bu teftiş süreci teknik ve hukuki sorunu ortadan kaldırdığı takdirde, bütün malzeme tedariki yapılmıştır. Bolu stadyumunun ivedilikle aydınlatılması söz konusu olacaktır.

Artvin ilimizdeki stadyumun Nisan ayında bitirilmesi hedeflenmektedir. Alınan önlemler -rüzgâr noktasında- benzer problemlerin, önceki stadyuma paralel problemlerin yaşanmayacağı noktasındadır.

Cevabını vermediğim soru kalmadı.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

Sayın Bakan popülizm yaptığımı ifade etti, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, ifademi yenileyebilirim.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Ne için söz istiyorsunuz Sayın Akar?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan popülizm yaptığımı ifade etti. Bu nedenle söz istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, o şekilde değil. İktidar ve muhalefet olarak popülizm yapmayalım diye…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Popülizm yaptığını ifade etmedim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama burada benim popülist… Bunu söylemek de, bu problemi aktarmak da popülizm. Bunu söylerken popülizm yaptığımı ifade etti.

BAŞKAN – Ben cümleyi iyi hatırlıyorum ve biraz önceki söylediğim şekilde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben de hatırlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kimseyi de suçlamadı, herhangi bir sataşma da söz konusu değil.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başkan, lütfen…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Akar…

8’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Sarıbaş, Çanakkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Sarıbaş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi selamlıyorum.

Gündeme geçmeden önce, bugünkü Öğretmenler Günü’nü, açlık sınırı ile yaşam savaşı veren, yeterince sahip çıkmadığımız, Yüce Atatürk’ün cumhuriyetimizi ve cumhuriyetimizin nesillerini emanet ettiği eli öpülesi saygıdeğer öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyanın göz bebeği, içinden denizi geçen, ülkemizin iki boğazından biri, Marmara Denizi ile Ege Denizi’ni birbirine bağlayan Çanakkale Boğazı’nı içinde barındıran, yedi düvele karşı üzerinde nice kahramanlık destanlarının yazıldığı, her santimetrekaresinde nice isimsiz yiğitlerin yattığı, barışın kenti, ilinin Çanakkale Milletvekili olarak gündemdeki kanun teklifi üzerinde görüşlerimi açıklamadan önce izninizle bugünkü ülkemizde yaşanan acı gerçeklerle birkaç konuya değinmek istiyorum.

Tüm ülkemiz genelinde olduğu gibi Çanakkale ilimizde de seksen sekiz yıllık cumhuriyetimizin tüm değerleri yok edilerek, kapatılarak ya da peşkeş çekilerek Türk halkı cezalandırılmaya çalışılıyor. Çanakkale’de tarihî değerlerimizin, millî parklarımızın talan edilmesiyle başlayıp Kazdağlarının Ege’mizin akciğerleri, dünyanın en önemli oksijenini üreten ormanlarımızı, uluslararası tekellere altın arama ruhsatlarıyla, altını üstüne getirerek yok etmeye çalışmaktadırlar.

Son günlerde, çoğunluğunuza güvenerek, Türkiye Büyük Millet Meclisini devre dışı bırakarak, yok sayarak, kanun hükmünde kararnameler ile daha önce ele geçiremediğiniz kurumları birer birer kapatarak, arkadan dolanarak kadrolaşmanıza yeni kapı oluşturmak üzere Çanakkale ilimizde Vakıflar Bölge Müdürlüğünü kapattınız. Yüzde 52’si orman olan ilimizde Orman Bölge Müdürlüğünü kapatarak Balıkesir’e bağladınız. Aynı zamanda yüzde 1 orman alanı olan Kayseri ve binde 8 orman alanı olan Şanlıurfa’ya yeni Orman Bölge Müdürlüklerini aynı zamanda açtınız. Bunu Çanakkale halkına nasıl anlatırsınız, bilemiyorum.

Millî parklar ve Kazdağları orman alanlarında bir yangın çıksa 300-400 kilometre uzaklıktaki Balıkesir Orman Bölge Müdürlüğünden nasıl müdahale edeceksiniz; yoksa, uzaktan kumanda ile mücadele mi yapmayı planlıyorsunuz? Bu değerli orman alanlarımızı vasıflarından çıkararak 2/B maddesi gibi diğer yeni çıkan yasalarla peşkeş çekmenin zeminini mi oluşturmaya çalışıyorsunuz?

AHMET YENİ (Samsun) – Ali Bey, maddeyle ne alakası var?

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Şimdi geleceğim. Maddeye de geleceğim efendim. Heyecanlanma. Siz alışkınsınız efendim, biliyorsunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – Bir türlü maddeye gelemiyorsunuz.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Ben maddeyi her gün anlatıyorum KİT Komisyonunda size.

Çanakkale Denizcilik Müsteşarlığı Müdürlüğünü de kapattınız. Dinleyin. İki ay içerisinde olanları anlatıyorum sizlere. Gözünüzü bundan sonra Çanakkale’de…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Çan’dan da bahset, Çan’dan.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Gel anlatayım size de. Özel anlatırım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Bir arkadaşımız daha var. Zülfü Demirbağ da az önce benimle ilgili “Muharrem Bey’le beraber teşvik çalışması yapıyorlar.” diyor. Teşvik çalışmasını Muharrem İnce arkadaşımla birlikte yaptığımı ima eden Zülfü Bey acaba ne anlam kastetti onu da merak ediyorum. Eğer bu anlamı başka türlü kastediyorsa onun cevabını veririm. (CHP sıralarından alkışlar)

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ama sataşmaya devam edecekseniz, ona da cevap vereyim.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, lütfen Genel Kurula hitap edin.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Efendim, siz de söz atmayı önleyin.

Daha dün seçim sürecine kadar… Çok değerli arkadaşlarım, bugün tabii, spordaki değişiklikle ilgili 8’inci madde üzerinde söz aldım. Ancak, tabii ki burada, dün, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun askerlikle ilgili yaptığı açıklamalarda -parası olandan alınsın, olmayandan hiç alınmasın- paralı askerlik teklifiyle dalga geçiyordunuz. Böyle bir teklif gelirse referanduma gidileceğini söylüyordunuz. Siz bugün ne yaptınız? “Parası olan, askere, hiç gitmeden al sana teskere.” diyorsunuz, parası olmayan gariban çocuklara da “Buyurun askere.” diyorsunuz. Sizin kime hizmet ettiğiniz ortada.

Şimdi, gündem değiştirerek yarattığınız, yandaş medyanızda yarattığınız, halkımızın dikkatlerini başka tarafa çekmeye hep sürekli alıştınız. Halkımızın gerçek gündemi hayat pahalılığı, yoksulluk, yolsuzluk, işsizliktir. Bunları konuşalım, gündemimizi suni konularla meşgul etmeyelim.

Değerli milletvekilleri, 24’üncü Dönemden bugüne kadar yüce Mecliste ilk defa kanun teklifini görüşüyoruz. AKP’nin, Hükûmetinin, 24’üncü Dönemin başından beri bugün, elli dördüncü gününde ilk defa bugün Parlamentonun bir mensubu olarak, milletvekili olarak yasama görevini yapmanın mutluluğunu hissediyorum. Çünkü elli dört gündür, buradaki, tüm Parlamentodaki milletvekili arkadaşlarımızın yasama görevini hiç yerine getirmediğinin üzüntüsünü yaşıyorum.

Çok değerli milletvekilleri, şimdi, Arkadaşımın 8’inci maddeyle ilgili, sporla ilgili konusuna geliyorum, iyi dinlesin.

Bugün burada görüştüğümüz kanun teklifi, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Teklifi. Bu vesileyle, şike operasyonu başlamadan önce, Sinan Erdem Spor Salonu’nda Başbakana iki saat süreyle brifing verildikten sonra şike operasyonunun başlatıldığı ve bugüne kadar da bu toplantının basında ve bir başka toplantıda yalanlanmadığı görülmüştür. Bu demek ki Başbakana brifing verilerek, yargı ya da savcılarımızın düğmeye basacağı saate kadar siyasi iradenin yargıya müdahalesiyle birlikte başlattığını görüyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Bir başka deyişle, savcılarımız siyasilerden aldıkları, yani Başbakandan aldıkları talimatla hareket etmişlerdir. Bu çok kaygı verici bir durumdur. Mademki sporda şike operasyonunu başlatacaktınız, düğmeye basacaktınız bunu seçimlerden önce niye yapmadınız? Seçimlerden sonraya niye bıraktınız? Oy kaygısından dolayı mı, halkın gözünden kaçırmaktan dolayı mı? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yeni bir şey söyle.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Dinleyeceksiniz efendim, dinleyeceksiniz. Meclis burası, halkın kürsüsü!

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, ama siz de konuyla da ilgili konuşun lütfen.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Bilindiği üzere, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun daha yeni yürürlüğe girmişti, 31 Mart 2011’de. Aradan yedi ay süre geçtikten sonra… Buradaki diğer milletvekillerinin söylediği gibi ben de söylemeye devam edeceğim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Grubun imza attı.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sen niye attın?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Birazdan dinlersin, öğrenirsin.

Neden aradan yedi ay gibi süre geçmesine rağmen alelacele çıkarılan bu Kanunun “Ben yaptım oldu.” mantığıyla ve “Sadece benim teklifim.” anlayışıyla Hükûmet tasarısı olarak getirilen ve o zaman da çok çağdaş ve spordaki şiddeti önleyeceğinizi belirtmesine rağmen niye yedi ay sonra bugün değişiklik konusunda gündeme sizler de imzanızı attınız?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Grup Başkanınıza sorun.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Gayet basit, sizin yanlışınızı düzeltmek için. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Çok değerli milletvekilleri, o zaman 8’inci maddenin -arkadaşım sordu- aynen kabulünü, geçmesini Grup adına söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sarıbaş.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ramazan Can Kırıkkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İki gündür teklif üzerine konuşulacak her şey konuşuldu, amaç hasıl oldu. Teklifin yasalaşmasını takdirlerinize sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Mustafa Kemal Şerbetçioğlu Bursa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi  saygıyla selamlıyorum.

Malumunuz bu Yasa geçen dönem yapıldı ve yapıldığı dönemde Komisyon Başkanlığını yapan Hakkı Köylü Beyefendi olsun Cumhuriyet Halk Partisinde Turgut Bey olsun ve diğer komisyon üyeleri dün açık yüreklilikle kantarın topuzunu kaçırdıklarını burada ifade ettiler. Bu samimi ifadeler tüm grupların umumi kanaati hâline gelmiş olacak ki ortak bir teklifle bu değişiklik gündeme alındı. O zaman Yasa’nın değiştirilmesinin kime fayda sağlayacağı üzerinden demagoji yapmak yerine, muhatap kim olursa olsun mağduriyete sebep olan hükümlerin yeniden düzenlenmesi gerekir.

Hukukçu olanlar bilir, suç ve cezada orantı olması lazım. Mesela, hırsızlıkta -bilgi olsun diye söyleyeceğim- bir yıldan üç yıla, dolandırıcılıkta bir yıldan beş yıla, nitelikli dolandırıcılıkta iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla suçlu cezalandırılırken şike için beş yıldan on iki yıla kadar ceza öngörülmüştür. Bu adalet değildir, adalet değildir arkadaşlar. Bu Yasa’dan mağdur olanın kim olduğu da önemli değildir. Önemli olan mağduriyete sebep olan bir yasanın değiştirilmesidir. Bizler de onun için şu an toplanmış durumdayız.

Benim şahsi kanaatim, kamu vicdanını rahatsız etmeyecek şekilde adil ve hakkaniyete uygun olarak değişikliğin yasalaşmasını yüce Meclisin vebal altında kalmaması için en doğru yöntem olarak görüyor, şimdiden hayırlı olmasını diliyor, tekrar hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Şerbetçioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, özür dilerim.

Sayın Hatip şunu söyledi: “Konuşmacılar demagoji yapıyorlar.” dedi. Buradaki her hatibin demagoji yaptığı konuşma bir yasama faaliyetidir. Yasama faaliyetini demagoji diye nitelendirmek yani bu çok ağır bir laftır. Ben bu konuda söz istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal, tutanaklara geçti.

Soru-cevap işlemi yapacağız.

Sayın Canalioğlu, buyurun.

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce Akyazı Projesi’yle ilgili sivil toplum kuruluşlarımızın mahkemeye gittiğini ifade ettiniz. Sivil toplum kuruluşlarının elbette görevleri vardır, onlar yatırımları engellemeyi düşünmezler ancak yapılan yatırımların rantabl ve araziye uygun ve kent geleceğini de ilgilendirecek şekilde başvurular yapabilirler. O nedenle, sivil toplum kuruluşları görevlerini yapmışlardır.

Benim ifade etmek istediğim, Avni Aker Stadyumu’nda şu anda en az iki üç sene daha maçlar oynanacaktır. Onun kapatılması açısından sormuştum.

Bir de teşekkür ediyorum. Biliyorsunuz, 2011 Avrupa Gençlik Oyunları Trabzon’da yapıldı ve siz Bakan olarak geldiniz, açılış yaptınız. Burada emeği geçenlere değil, yalnızca Sayın Başbakanımıza teşekkür ettiniz. Oysa sizden önceki Spor Bakanı da AKP’nin ve Trabzon’un milletvekiliydi ama atladınız. Hadi biz neyse, onu atlamanızın bir sebebi unutkanlık mıydı, yoksa dil sürçmesi mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akgün…

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sayın Bakanım, ilkin kolay gelsin, iyi çalışmalar diliyorum.

60’lı yıllarda inşa edilen ve yıkılmaya yüz tutan Karaman Şehir Stadı’nın yıkılması ve yeniden inşasıyla ilgili olarak belediyemizin projesine destek vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Sayın Bakana: Son dönemde Türk sporunda aşama kateden dallardan, branşlardan birisi de hokey, eski adıyla çim hokeyidir. Çim hokeyi hem sporcu sayısı hem kulüp sayısı hem de uluslararası başarılar açısından bir başarı trendine girmiş bir daldır. Fakat, ne yazık ki Türkiye’de çim hokeyinin uluslararası standartlarda müsabakalara açık bir sahaya sahip olmadığını görmekteyiz.

Çim Hokeyi Federasyonu ve başarılı sporcu ve kulüplerin olduğu Osmaniye ili Belediyesi bir protokolle bir saha yapma çabası içerisinde. Sayın Bakanın projeleri kapsamında acaba bu iş birliğine bir katkısı var mıdır? Türkiye’yi uluslararası standartlarda bir çim hokeyi stadına kavuşturma planları arasında mıdır merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Bakanımız dedi ki: “Kocaeli’ye 20 milyon avro para gönderince bu popülist bir politikadır.” Peki, bavulla Libya’ya para gönderince bu popülist politika olmuyor mu? Bu bir.

İki: Sayın Hatip şunu söyledi -biraz önceki Adalet ve Kalkınma Partisinden- yasama faaliyetini gösteren arkadaşlar konuşma yaparken “demagoji” denildi. Gerçekten, yani bu arkadaşlarımızı biraz daha nezaketli konuşmaya davet ediyoruz. Grup başkan vekillerinin hatiplerle konuşmalarını istirham ediyoruz. Bu anlamda, burada gerçekten çalışmalarımızı bu şekildeki, Meclisin ulviliğine yakışmayan şekildeki açıklamalar bizi rahatsız ediyor.

Saygılarımı sunuyorum.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Kendilerini ifade ediyorlar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun Sayın Bakanım.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Önce Sayın Canalioğlu’nun sorusuna cevap vermek isterim.

Sayın Canalioğlu, Trabzon için Akyazı Projesi gerçekten çok önemli bir proje. Siz bir dönem Trabzon’da belediye başkanlığı görevini yürüttünüz. Ben nerede, hangi Trabzonluyla karşılaşsam, herkesin, mutlak surette, birinci öncelik olarak akıbetini merak ettiği konu Akyazı Projesi’dir. Akyazı Projesi’nin yürütüleceği yer ve yürütme esasları hususunda Trabzon kamuoyunda ve Trabzon’da yaşamayan Trabzonlular arasında da tam bir mutabakat var. Belediye başkanlığınız döneminden de çok iyi biliyorsunuz bu mutabakatı esasında. Dolayısıyla, bu konuda benim söylediklerimden farklı bir düşüncenin sizde de olduğu kanaatinde değilim. Trabzon Mimarlar ve Mühendisler Odasını müdafaa gereği duymuş olabilirsiniz belki ama siz de biliyorsunuz ki bu konu yargı sürecine taşındığından dolayı önemli gecikmeler yaşanmıştır. Neyse ki yargı süreci proje lehine cereyan etmektedir ve inşallah Trabzon kenti sıkışmışlıktan Avni Aker’i Akyazı Projesi sayesinde kurtarma imkânına kavuşmuş olacaktır.

Avrupa 11’inci Gençlik Olimpik Oyunları açılış seremonisinde, Sayın Başbakanımızın da bulunduğu etkinlik sırasında, Sayın Faruk Özak’a teşekkür etmediğim hususu doğrudur. Genel olarak konuşmalarımı metin üzerinden değil irticalen yapıyorum, metin kullanmıyorum. Trabzon’daki açılış seremonisindeki konuşmamda da zihnimde Sayın Özak’a teşekkür mutlak surette bulunduğu hâlde konuşmam sırasında bu teşekkür görevini ifa edemedim. Bundan dolayı da gerçekten üzüldüm. Yerime oturduktan hemen sonra fark ettim. Sayın Özak AK PARTİ hükûmetlerinde, dokuz yıllık zaman dilimi içerisinde, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı görevinde bulundu başlangıçta, sonra Gençlik ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı görevini yürüttü ve ben de, AK PARTİ ailesi de, Trabzonlular da biliyor ki AK PARTİ Hükûmetinin imkânlarından Trabzon kentinin istifade etmesi için ciddi çabalar sarf etti ve bu imkânların da Trabzonlular yatırım olarak farkında. Yerime oturduktan hemen sonra, konuşma metni içerisinde, kendi yapacağı konuşma içerisinde Sayın Başbakanımızın Sayın Özak’a teşekkür edeceğini bildiğim hâlde gene de ben sağlama almak üzere, nezaket kurallarını da bir anlamda ihmal ederek, Sayın Başbakanımızın kulağına eğildim, “Efendim…” dedim, “…benim teşekkür etmem lüzumlu bir hadiseydi fakat ben unuttum. Bu teşekkür sizin metninizde, konuşmanızda mutlaka yer alacaktır.” Yani ben bunu bir kul hakkı olarak da görürüm ayrıca. Çünkü iki haftalık Bakandım Trabzon’daki etkinliğin nihayetine ermesine katkı verdiğimiz zaman dilimi içerisinde.

Sayın Akgün’ün sorusu, Karaman Stadyumu’yla ilgili belediyenin girişimlerine katkı vermeyi düşünüyor musunuz noktasında.

Sayın Akgün, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, yine Karaman milletvekili olan Sayın Lutfi Elvan’ın bu konuda bir talebi oldu, Bakanlığımız bütçesinin Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri sırasında. Sayın Lutfi Elvan’ın talebi doğrultusunda, Karaman iliyle ilgili bir çalışmanın başlatılması talimatını verdik. Bununla birlikte Karaman ilimizde açık bulunan yüzme havuzunun üzeri kapatıldı ve yine sentetik çim yüzeyli bir futbol sahası Karaman’a kazandırıldı, yeni hizmetlerimiz de inşallah devam edecek.

Sayın Türkoğlu’nun Osmaniye’de belediyenin bizden talebi olan çim hokeyi yatırımlarına destek verip vermeyeceğimiz noktasındaki sorusu:

Geçen cumartesi günü Osmaniye Milletvekilimiz Sayın Mehmet Kastal’la birlikte Osmaniye ilimize bir program gerçekleştirdik. Orada, valilik ayağında Sayın Belediye Başkanı, Osmaniye’deki spor yatırımı ihtiyaçları noktasındaki bütün proje ve düşüncelerini bizimle paylaştı. Biz sadece çim hokeyi yatırımı noktasında değil, eğer ki yatırıma uygun bir arazi ise Bakanlığımıza devredebileceğini ifade ettiği 90 bin metrekarelik arazinin Bakanlığımıza devredilmesiyle birlikte, Osmaniye ilinde ihtiyaç duyulan diğer spor altyapılarını da tamamlamaya hazır olduğumuzu hem Osmaniye Valisine hem Belediye Başkanına hem de Sayın Kastal milletvekilimizin bulunduğu ortamda ifade ettik, ilginize teşekkür ediyorum.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Çim hokeyi sahası…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Çim hokeyini o 90 bin metrekarelik alan bize verilirse, orada bir çim hokeyi sahasını Osmaniye’ye kazandıracağız, çünkü Osmaniye, Türk Millî Çim Hokeyi Takımı’na en fazla sayıda sporcuyu veren ilimiz. Böyle de bir bilgiyi sizinle paylaşmak isterim, siz muhtemelen bu bilginin farkındasınız.

Sayın Tanal’ın sorusu olmadı aslında, bir dileği oldu; burada yapılan konuşmaların her biri bir yasama faaliyetidir, bunlara demagoji olarak bir yakıştırma yapılmamalıdır noktasında.

Sayın Tanal’ın bu talebine doğrusu katılmak isterim, ama gönül arzu eder ki iktidar değil sadece, muhalefet milletvekillerinin de bu kürsüde kullandığı en ağır kelime keşke “demagoji” olsa birbirimize yönelik hitaplarımızda. Bu konuda hepimizin azami özen ve dikkat içerisinde hareket etmemizde çok büyük fayda var çünkü sıradan insanlar değiliz, milletvekilleriyiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Mehmet Sağlam’a söyle.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Sıradan insanlarız ama milleti temsil makamında olan milletvekilleriyiz, davranışlarımız örnek olmalıdır diye düşünüyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Mehmet Sağlam’a söyle.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Futbolda şike soruşturmasıyla ilgili süreç Sayın Başbakanımızla ilişkilendirilmek istendi.

Değerli milletvekilleri, sizleri temin etmek isterim, adli soruşturma süreçlerinin, takibatların, tahkikatların Sayın Başbakanın Hükûmet Başkanı olarak ya da Sayın Adalet Bakanının ya da ilgili bakanların bilgisi tahtında yürütülmesi gibi bir eylem, bir işlem söz konusu değildir. Ama belki Sayın Başbakanın ya da ilgili bakanın hepimizden tek farkı henüz kamuoyu duymadan önce belki bu bilginin belki birkaç dakikalık farkla kendilerine önceden intikalidir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yapma! Enayi yerine koymayın bizi.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Kaldı ki, bu görüşmenin yapıldığını iddia eden milletvekilimiz açısından şunu da ifade etmek isterim…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Futbol Federasyonu seçimlerinin ertelenmesine kadar her şeyden haberi vardı. Yapmayın!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Eğer ki, böyle bir görüşme yapıldıysa bunu, Sayın Başbakanın izni dahilinde soruşturmanın başlatıldığını iddia edebilmek mümkün müdür? Ne izni vardır ne engellemesi söz konusudur.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Futbol Federasyonu pazarlıkları da var işin içinde. Yapmayın Sayın Bakan!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Cumhuriyetin savcıları delil yoğunluğuna ulaştıklarını düşündükleri andan itibaren bu soruşturmayı açmışlardır. Soruşturmanın nihayetinde, iddianame mahkeme makamına teslim edildikten sonra gereği mahkemece takdir edilecektir.

Saygılarımı sunuyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru-cevap işlemi bitmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Şimdi, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince, oyunun rengini belirtmek üzere ve lehinde olmak üzere söz isteyen Kemal Ekinci, Bursa Milletvekili.

Sayın Ekinci, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL EKİNCİ (Bursa) – Sayın Başkan, bir hak mahrumiyetine uğramıştım. Onu telafi için…

BAŞKAN – Bir yanlışlıkla size daha önce on dakika yerine beş dakika verildi, doğru.

Buyurun.

KEMAL EKİNCİ (Bursa) – Değerli arkadaşlar, önce bu yasa değişikliği teklifi üzerinde grupların ittifakından dolayı bütün grup başkanlarına teşekkür ediyorum. Esasında bir hatayı düzeltiyorlar. Doğrudur. Bir şey, bir anekdot sunacağım gecenin bu saatinde, bitireceğiz:

Aziz Nesin’in Fil Hamdi hikâyesi var: Merkez teşkilatı taşra teşkilatına bir telgraf çekiyor. “80 kilo ağırlığında, sarışın, seyrek dişli, işte şöyle birisi. ‘Fil Hamdi’ adıyla anılan bir azılı katili aramaktayız.” diye.

Ertesi gün bir taşra kahvehanesinde iki polis konuşuyor. Diyor ki: “Bu Fil Hamdi…” “Yahu, bu sarışın değil. Seyrek dişli değil.” “Saçını boyatmıştır. Dişini yaptırmıştır.” falan yakalıyorlar. Üç gün sonra merkez teşkilatından taşra teşkilatına bir telgraf daha: “Yeterince Fil Hamdi yakalanmıştır. Başka Fil Hamdi yakalanmasın.”

Şike davasında yeterince, bilerek veya bilmeyerek bir sürü Fil Hamdi yakalandı. O Fil Hamdilere bundan sonra özgürlük yolunda başarılar diliyoruz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ekinci.

Şimdi, sayın milletvekilleri, teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.47


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

3’üncü sıraya alınan, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

3.- Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/510) (S. Sayısı: 81) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 81 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ayşe Gülsün Bilgehan, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bilgehan.

CHP GRUBU ADINA AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gecenin bu saatinde çok önemli bir uluslararası sözleşmeyi hep birlikte onaylayacağız. Bugün, biraz öğleden sonra, Avrupa Parlamentosu Başkanını burada dinledik. Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliğinin Parlamentosu. Bizim elli sene, neredeyse elli seneye ulaşan bir süremiz var adaylık için beklediğimiz. Oysa, Avrupa Konseyi öyle değil. Avrupa Konseyi, 1949’dan itibaren Türkiye'nin kurucu üye olarak görev aldığı çok daha geniş bir kurum. Şu anda Avrupa Konseyinin Başkanı bir Türk, Adalet ve Kalkınma Partisinin bir milletvekili ve bu sözleşme de Avrupa Konseyi sözleşmesi. Avrupa Konseyinin 11 Mayısta İstanbul’da imzalanan kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin sözleşmesi. Bu sözleşmeyi İstanbul’da on üç ülke imzalamıştı, daha sonra üç ülke daha imzaladı ama sözleşmenin yürürlüğe girmesi için Avrupa Konseyine üye on ülkenin onaylaması, meclislerinin onaylaması gerekiyor. Şimdi gecenin bu saatinde biz işte bu onaylamayı yapacağız ve bence Türkiye için bu çok önemli, çünkü Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kadına yönelik şiddetle ilgili olarak mahkûm edilmiş tek ülke.

Bunun dışında, dün, işte bugün, yarın da konuşulacak; kadına yönelik şiddet hakkında çok gündemdeydi, çok konuşuldu, bir daha o noktalara dönmek istemiyorum. Herkes biliyor ki yüzde 1.400 arttıysa bu sorun gerçekten bir insanlık sorunu bizim ülkemiz için ama başka ülkeler için de böyle.

Şimdi hep birlikte bu sözleşmeyi imzalayacağız, onaylayacağız. Bu sözleşmenin bugün bu saatte gelmesinin anlamını biliyorum, çünkü yarın 25 Kasım, birçok sivil toplum kuruluşu ve özellikle kadın dernekleri bu sözleşmenin 25 Kasımdan önce onaylanmasını istediler. Güzel yani biz de demek ki bunu yerine getiriyoruz, bu da çok önemli.

Gerekçeye baktım, gerekçe diyor ki: “Bu sözleşme ülkemize ilave bir yük getirmeyecek, ülkemizin gelişen uluslararası saygınlığına olumlu katkıda bulunacak.” Bu da gayet güzel.