DÖNEM: 24                           CİLT: 4                         YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

  18’inci Birleşim

15 Kasım 2011 Salı

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.-  YOKLAMALAR

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif eden Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Schmitt ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz.” denilmesi

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin süt üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/50)

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, ortaöğretim sistemindeki aksaklıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/51)

3.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 milletvekilinin, mermercilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/52)

C) Tezkereler

1.- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Dr. Hasan Bozer'in vaki davetine icabetle, "KKTC'nin 28. Kuruluş Yıl Dönümü Kutlamaları"na, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığını temsilen TBMM İdari Amiri Salim Uslu'nun, resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/629)

2.- Azerbaycan Cumhuriyeti Millî Meclisinin vaki davetine icabetle TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir parlamenter heyetin 20-22 Kasım 2011 tarihleri arasında Azerbaycan'a resmî bir ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/630)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır ilinin düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Van ilinde meydana gelen depremlere ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Van ilinde meydana gelen depremlere ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya Meteoroloji Bölge Müdürlüğünün kapatılarak Sivas’a bağlanmak istenmesine ilişkin açıklaması

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Başbakanın AK PARTİ Grup toplantısında CHP Grubunu ve milletvekillerini kastederek “Genel Kurulu terörize ediyorlar.” şeklindeki ifadesinden dolayı kendisini kınadığına ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, öğretmeninden dayak yiyen lise öğrencisi Burak Kul’un öğretmeni Zeki Yılmaz’a karşı açtığı dava ile aleyhinde bir delil bulunmamasına karşın yirmi iki aydır tutuklu bulunan Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül’ün 16 Kasım’da görülecek olan davalarına ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, diş hekiminden hizmet bekleyen yurttaşlarımızın istediği hekimi seçemediğine ve serbest çalışan diş hekimlerinden hizmet almalarının engellendiğine ilişkin açıklaması

5.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Iğdır ilinin düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması

6.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Erzincan ilinde 1992 yılında meydana gelen depremden sonra destekleme yapılan binaların tekrar elden geçirilmesi gerektiğine; araştırma hastanesi yapıldığına ancak diğer hastanelerin de kapanmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Van ilinde meydana gelen depremin Simav depremini unutturduğuna, Simav depreminden etkilenen ilçe ve belde belediyelerinin çok zor durumda olması nedeniyle bu bölgeye de hizmet edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanının “Van ve Erciş en güvenli bir yerdir, herkes evine girsin.” açıklaması üzerine otel ve evlere yerleşen vatandaşların ikinci depremde hayatlarını kaybetmesinden Bakanın sorumlu olduğuna ve istifa etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, deprem afeti düşünülerek tedbir alınmadığına; deprem yardımlarının koordine edilemediğine ilişkin açıklaması

10.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın gündem dışı konuşmasında söz ettiği Dersim İsyanında görevde bulunan Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerini Hitler’le özdeşleştirmesini kendisine yakıştıramadığına ilişkin açıklaması

11.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un ekümenik patrik oluşunun 20’nci yılını 9 Kasım 2011 tarihinde TBMM sosyal tesisi “Florya Deniz Köşkü”nde kutlanmasında TBMM Başkanının izni olup olmadığına ilişkin açıklaması

12.- Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, Van ilinde meydana gelen deprem nedeniyle yapılan hizmetlere ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Van depremi nedeniyle bölgede yapılan hasar tespit çalışmalarının yapılamadığına ilişkin açıklaması

14.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Meclis idare amirlerini topyekûn olarak suçladığına ilişkin açıklaması

15.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında vermiş olduğu gensoru önergesi üzerindeki görüşmelerin halka yansımaması için, başka konular uzatılarak, Meclis TV yayınlarının kesildiği saat 19.00’dan sonraya bırakılmaya çalışıldığına ilişkin açıklaması

16.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ile kendisine fiili saldırıda bulunduğuna, bu fiilinden dolayı kınama cezası verilmesi gerektiğine ve kendisini özre davet ettiğine ilişkin açıklaması

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin, Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Antalya Milletvekili Mehmet Vecdi Gönül’ün, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle  konuşması

11.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

12.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

13.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

16.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

17.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, partisine sataşması nedeniyle konuşması

18.- Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın’ın, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in,  partisine sataşması nedeniyle konuşması

19.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

20.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, partisine sataşması nedeniyle konuşması

21.- İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve arkadaşları tarafından, (46 sıra no.lu)  “Okullarda yaşanan şiddet olaylarının ve madde bağımlılığı gibi tehlikelerin nedenlerinin araştırılması” hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 15/11/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’ne uygun olarak davranmadığı ve çalışma usullerine uymadığı gerekçesiyle Başkanın tutumu hakkında

X.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın; bazı soruşturma ve operasyonlarda kolluk güçlerine hukuka aykırı uygulamalar yaptırdığı, yargıya müdahale ettiği, açıklamalarında kullandığı bazı ifadelerle devlet adamı ciddiyetinden uzaklaştığı ve yetkilerini hukuka aykırı olarak kullandığı iddialarıyla İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/2)

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, stajyer avukatlara yapılan bir uygulamayla ilgili basında çıkan bir habere  ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/150)

2.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, yabancı uyruklu hekim kontenjanındaki artışa ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/394)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde görev yapan bazı öğretmenlerin PKK terör örgütü tarafından kaçırılması ve bu konuda alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/452)

4.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, ulusal eğitim politikasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/455)

5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, bir sendika şube yöneticisinin bilgisi ve onayı alınmaksızın görev yerinin değiştirilmesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/480)

6.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yaş üzüm ihracatındaki sorunlara,

- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, 2011 yılı kütlü pamuk ürünü fark ödemesi destek miktarına,

- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, süt hayvancılığına,

- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Hatay-Dörtyol’da yağan dolu nedeniyle meydana gelen zarara,

- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, TMO tarafından yapılan 2003-2011 yılları arasındaki ihracat ve deniz nakliyelerine,

- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ziraat mühendisleri ve veteriner hekimlerin istihdamına,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/486), (7/487), (7/488), (7/489), (7/490), (7/491)

7.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, okul öncesi eğitimdeki öğrencilerin bazı ihtiyaçlarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/511)

8.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, öğretmenlere verilen öğretim yılına hazırlık ödeneğine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/512)

9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Seyhan’da kurulan HES’lere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/545)

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Beşkarış Sulama Barajı’yla ilgili sulama projesine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/548)

11.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, hayvan ithalatına ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/550)

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kadın koruma evi açma yükümlülüğünü yerine getirmeyen belediyelere ilişkin sorusu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı   (7/556)

13.- Muğla Milletvekili Tolga Çandar’ın, engellilerin sorunlarına ve engelli personel kadrolarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı   (7/573)

14.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya’daki Tarımsal Araştırma Enstitüsünün kaldırılmasına,

- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, besicilik sektörüne,

- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, kuru incir üreticilerinin sorunlarına ve desteklenmesine,

- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, ithal edilen canlı hayvanlar için menşe şehadetnamesi aranmamasına,

Bir çiftliğin faaliyetlerinin durdurulmasına,

Usulsüz bir işlem yapıldığı iddiasına,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı  (7/592), (7/594), (7/595), (7/596), (7/597), (7/682)

15.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki orman yangınlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/652)

16.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün Uludağ’daki tesislerinin devir teslim haberlerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/653)

17.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa sınırlarında bulunan orman arazilerine verilecek maden arama ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/655)

18.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da meydana gelen orman yangınlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/656)

19.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, Kredi Yurtlar Kurumunun yurt kapasitesine ve başvuran öğrenci sayısına,

- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, üniversite öğrencilerinin beslenme ve barınma ile ilgili sorunlarına,

- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun Türkiye genelindeki kapasitesine,

İlişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/720), (7/721), (7/722)


 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak üç oturum yaptı.

 

Ulu Önder Atatürk’ün ölümünün 73’üncü yıl dönümü münasebetiyle iki dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

Ankara Milletvekili Levent Gök’ün,

İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın,

İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın,

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 73’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşmalarına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç cevap verdi.

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan,

Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır,

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 73’üncü yıl dönümüne ilişkin birer açıklamada bulundular.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna ilişkin yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname’yle ilgili yaptığı konuşmasına ilişkin bir açıklamada bulundu.

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin taş ocaklarının yol açtığı sorunların araştırılarak (10/47),

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, emeklilerin sorunlarının araştırılarak (10/48),

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin çalışma ortamlarının güvenliği ile ilgili (10/49),

Alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; bazı soruşturma ve operasyonlarda kolluk güçlerine hukuka aykırı uygulamalar yaptırdığı, yargıya müdahale ettiği, açıklamalarında kullandığı bazı ifadelerle devlet adamı ciddiyetinden uzaklaştığı ve yetkilerini hukuka aykırı olarak kullandığı iddialarıyla İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/2) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme gününü de kapsayan Danışma Kurulu önerisinin daha sonra Genel Kurulun onayına sunulacağı açıklandı.

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır'ın, beraberinde bir heyetle, İtalya Senatosu Dışişleri ve Göç Komisyonu'nun vaki davetine icabetle İtalya'ya,

TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in, Çek Cumhuriyeti Temsilciler Meclisi Başkanı Miroslova Nemcova ile Almanya Federal Meclisi Başkanı Norbert Lammert'in vaki davetlerine icabet etmek üzere beraberinde bir Parlamento heyetiyle, Çek Cumhuriyeti ve Almanya'ya,

Resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkereleri kabul edildi.

6/11/2011 tarihinde dağıtılan ve Genel Kurulun 10/11/2011 tarihli 17’nci birleşiminde (bugün) okunan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkındaki (11/2) esas numaralı gensoru önergesinin 15/11/2011 Salı günkü gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer almasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin de bu birleşimde yapılmasına ve bu birleşimde başka bir iş görüşülmeyerek bu görüşmelerin tamamlanmasından sonra çalışmaların sona erdirilmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, konuşması sırasında konudan ayrılmamaya davet edilmesine rağmen konuya gelmemesi nedeniyle İç Tüzük’ün 66’ncı maddesi gereğince konuşmaktan men edilmesi yapılan oylama sonucu kabul edildi.

Çorum Milletvekili Salim Uslu’ya, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in konuşması sırasında saldırıda bulunması nedeniyle İç Tüzük’ün 160’ıncı maddesinin dördüncü fıkrası gereğince kınama cezası verilmesi, yapılan oylama sonucu kabul edilmedi.

Çorum Milletvekili Salim Uslu’ya, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’e konuşması sırasında saldırıda bulunmasından dolayı kınama cezası verilmesi hususunu Genel Kurulun oyuna sunması nedeniyle Başkanın tutumu hakkında usul görüşmesi yapıldı. Başkanlığın tutumunda herhangi bir değişiklik olmadığı açıklandı.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Romanya Hükümeti Arasında Denizcilik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/330) (S. Sayısı: 41),

2’nci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/423) (S. Sayısı: 21),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

Alınan karar gereğince (11/2) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeleri yapmak için 15 Kasım 2011 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 16.41’de son verildi.

 

                                                                   Sadık YAKUT

                                                                   Başkan Vekili

              Özlem YEMİŞÇİ                                                                   Muhammet Rıza YALÇINKAYA

                    Tekirdağ                                                                                             Bartın

                   Kâtip Üye                                                                                         Kâtip Üye


 

II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                No: 27

14 Kasım 2011 Pazartesi

Teklifler

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun; 25.04.2006 Tarih ve 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/131) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.10.2011)

2.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 4 Milletvekilinin; 3/11/1980 Tarihli ve 2330 Sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/132) (Milli Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.11.2011)

Raporlar

1.-  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji ve Mineral Kaynaklar Alanında İşbirliğine Yönelik Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/295) (S. Sayısı: 59) (Dağıtma tarihi: 14.11.2011) (GÜNDEME)

2.-  Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Hindistan Cumhuriyeti Petrol ve Doğal Gaz Bakanlığı Arasında Petrol ve Doğal Gaz Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/340) (S. Sayısı: 60) (Dağıtma tarihi: 14.11.2011) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Danimarka Krallığı Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/407) (S. Sayısı: 61) (Dağıtma tarihi: 14.11.2011) (GÜNDEME)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Yunanistan Cumhuriyeti Çevre, Enerji ve İklim Değişikliği Bakanlığı Arasında Enerji Alanında İşbirliği Hakkında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/474) (S. Sayısı: 62) (Dağıtma tarihi: 14.11.2011) (GÜNDEME)

                                                                                No: 28

15 Kasım 2011 Salı

Tezkereler

1.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/556) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

2.- Aydın Milletvekili Osman Aydın'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/557) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/558) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

4.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/559) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

5.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/560) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

6.- Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş, Siirt Milletvekili Gültan Kışanak, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Batman Milletvekili Bengi Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/561) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

7.- Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş, Siirt Milletvekili Gültan Kışanak ve Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna'nın Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/562) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

8.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/563) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

9.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/564) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

10.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/565) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

11.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/566) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

12.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/567) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

13.- Siirt Milletvekili Gültan Kışanak'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/568) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

14.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/569) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

15.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/570) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

16.- Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş, Batman Milletvekilleri Ayla Akat Ata ve Bengi Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/571) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

17.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici'nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/572) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

18.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/573) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

19.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/574) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

20.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/575) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

21.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/576) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

22.- Van Milletvekili Nazmi Gür'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/577) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

23.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/578) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

24.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/579) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

25.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/580) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

26.- Aydın Milletvekili Osman Aydın'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/581) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

27.- Siirt Milletvekili Gültan Kışanak'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/582) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

28.- Siirt Milletvekili Gültan Kışanak'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/583) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

29.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici'nin Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/584) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

30.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/585) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

31.- Hakkari Milletvekili Esat Canan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/586) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

32.- Trabzon Milletvekili Koray Aydın'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/587) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

33.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/588) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

34.- Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş, Siirt Milletvekili Gültan Kışanak ve Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/589) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

35.- Mardin Milletvekili Emine Ayna'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/590) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

36.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/591) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

37.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/592) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

38.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/593) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

39.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/594) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

40.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/595) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

41.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/596) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

42.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/597) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

43.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/598) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

44.- Siirt Milletvekili Gültan Kışanak'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/599) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

45.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/600) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

46.- Siirt Milletvekili Gültan Kışanak, Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna  ve Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici'nin Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/601) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

47.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/602) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

48.- Siirt Milletvekili Gültan Kışanak'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/603) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

49.- Siirt Milletvekili Gültan Kışanak'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/604) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

50.- Hakkari Milletvekilleri Esat Canan ve Adil Kurt'un Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/605) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

51.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/606) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

52.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/607) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

53.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/608) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

54.- Şanlıurfa Milletvekili Seyit Eyyüpoğlu'nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/609) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

55.- Siirt Milletvekili Gültan Kışanak'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/610) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

56.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/611) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

57.- Diyarbakır Milletvekili Şerafettin Elçi'nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/612) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

58.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/613) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

59.- Aydın Milletvekili Osman Aydın'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/614) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

60.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/615) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

61.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/616) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

62.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/617) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

63.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/618) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

64.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/619) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

65.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/620) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

66.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/621) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

67.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/622) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

68.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/623) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

69.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/624) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

70.- Van Milletvekili Özdal Üçer, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna'nın Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/625) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

71.- 3346 Sayılı Kanun Uyarınca, 6085 Sayılı Kanun Kapsamında Sayıştay Denetimine Tabi Kuruluşlarla İlgili Olarak Hazırlanan ve Denetim İşlemleri Tamamlanmış Bulunan Kuruluşların 2010 Yılı Denetim Raporlarının Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/626) (Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.11.2011)

Raporlar

1.- Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ürdün Haşimi Krallığı Hükümeti Arasında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/293)  (S. Sayısı: 63) (Dağıtma tarihi: 15.11.2011) (GÜNDEME)

2.- Orta Doğu Sinkrotron Işığı Deneysel Bilim ve Uygulamaları Uluslararası Merkezi Statüsüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/297) (S. Sayısı: 64) (Dağıtma tarihi: 15.11.2011) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan Cumhuriyeti ve İtalya Cumhuriyeti Arasında Türkiye-Yunanistan-İtalya Gaz Nakil Koridorunun Geliştirilmesine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/317) (S. Sayısı: 65) (Dağıtma tarihi: 15.11.2011) (GÜNDEME)

4.- Enerji Şartı Antlaşmasının Ticaretle İlgili Hükümlerine Getirilen Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı  ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/366) (S. Sayısı: 66) (Dağıtma tarihi: 15.11.2011) (GÜNDEME)

5.- Çukurova Üniversitesinin KKTC’de Kampus Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylan-masının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/482) (S. Sayısı: 67) (Dağıtma tarihi: 15.11.2011) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 Milletvekilinin süt üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/50) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 Milletvekilinin, ortaöğretim sistemindeki aksaklıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/51) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)

3.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 Milletvekilinin, mermercilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/52) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)
 

15 Kasım 2011 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER:  Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)               

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.06

 İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER:  Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Yapılan ilk yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı, şimdi elektronik cihazla yeniden yoklama yapacağım.

Üç dakika süre veriyorum.

Süre başlamıştır.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif eden Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Schmitt ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün davetlisi olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Macaristan Cumhurbaşkanı Sayın Pal Schmitt ve beraberindeki heyet şu anda Meclisimizi teşrif etmişlerdir, kendilerine Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyorum efendim. (Alkışlar)

III.- YOKLAMA

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi.)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Iğdır ilinin düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır ilinin düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14 Kasım 1920 tarihi ülkemizde gerçekleşen şanlı Millî Mücadele’nin Iğdır’da sonuç verdiği tarihtir. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen biraz sessiz olabilir misiniz, konuşmacıyı daha rahat duyabileceğiz.

Buyurunuz efendim.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Doksan bir sene öncesinde, değerli milletvekilleri, Iğdır’ımız düşman işgalinden kurtuldu.

Başta Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Kazım Karabekir Paşa, Iğdır’ımızın ilk şehitlerinden Mehmet Çavuş başta olmak üzere bütün şehitlerimizi burada saygı ve şükranla anıyorum.

Doksan bir sene öncesinde Iğdır’ımız kurtuldu düşman işgalinden ama aynı düşman, bugün kendi ülkesinde, bir komşu ülkenin Cumhurbaşkanı kalkıp şunu diyebiliyor: “Dağlık Karabağ’ı biz aldık, Ağrı Dağı’nı almayı size bırakıyorum.” Demek ki doksan bir sene öncesinde kendi topraklarımızdan attığımız düşmanın gözü hâlâ Iğdır’dadır, ama bununla beraber başka bir tehdit daha vardır Iğdır’da, Metsamor Nükleer Santrali tehdididir. Eğer bu konuda bir gerekli önlem alınmazsa -defalarca altını çizdiğimiz bir konudur, tekrar altını çizmek istiyorum- maalesef bundan sonra 91’inci, 92’nci yılını kutlayacağımız bir Iğdır da ortada kalmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, dün, Ahıska Türklerinin sürgününün 67’nci yıl dönümüydü. Yüce Meclisimizin dikkatinden kaçıyor ama, Ahıska Türkleri altmış yedi sene öncesinde kendi yurtlarından sürüldüler ve hâlâ kendi yurtlarına dönebilmiş değillerdir. Türkiye'nin, Ahıska Türklerinin ana vatanlarına dönme mücadelesine sahip çıkması gerekmektedir. Ahıska Türkleri bugün hâlâ vatansız olarak yaşamaktadırlar. Bir kısmını Amerika almakta, bir kısmını Rusya almakta, dostumuz ve müttefikimiz Gürcistan, Ahıska Türklerinin ana vatanlarına dönme mücadelesinin, maalesef önünde bir engel olarak durmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu anlamda bir başka önemli konu var. Biliyorsunuz 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’miz de kuruldu. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’mizin de 28’inci yılını burada kutluyoruz. Ümit ediyorum ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının nice yirmi sekiz yıllarını, nice yüz yıllarını burada kutlarız, ama, maalesef -bu yakınlarda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeydik- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dünyadaki birçok yeni bağımsızlığını kazanmış devletten daha çok bağımsız bir devlet olma niteliğini taşırken, hâlâ biz Türkiye olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tanıtmak için bir çaba içerisinde değiliz. “Yes be anneciğim” zihniyeti hâlâ Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Rum’la aynı masaya oturtmanın derdindedir. Hâlâ Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin üzerindeki ambargolar kaldırılabilmiş değildir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne referandumda “Evet” oyu verdirmek için o kadar çaba sarf edildi. Karşılığında ne alındı? Hiçbir şey alınmadı. Dolayısıyla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı için canını veren bütün şehitlerimizi de burada şükranla anıyorum.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’mizin Kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’a da burada acil şifalar diliyorum; saygılar, hürmetler sunuyorum.

Tekrar konunun başına dönecek olursak, Iğdır’ımızın kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüdür. Iğdır’ımızın bu anlamda devletin ilgisine ihtiyacı vardır.

111 tane açılış yapılmıştır, onu da yeri gelmişken ifade edeyim, bu açılışlardan birisi de Iğdır’ın payına düşmüştür. Fidan dikimi yapılmış, on sene önce açılmış ormanlık bir alan bu sene yeniden açılmıştır. Biz iktidardan bekleriz ki, Iğdır’ın beklediği Ünlendi Barajını açasınız, Iğdır’ın beklediği yatırımları açasınız, on sene önceki ormanlık alanı açıp ondan sonra “111 tane tesis içerisinde Iğdır’da da bir tesis açtık.” demeyesiniz. 

Süremin de sonuna geldiğim için, Iğdır’la ilgili konuşacak çok şey var ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİNAN OĞAN (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oğan.

Gündem dışı ikinci söz, Van ilinde meydana gelen depremler hakkında söz isteyen Muş Milletvekili Sırrı Sakık’a aittir.

Buyurunuz Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Van ilinde meydana gelen depremlere ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkana da Van’daki çığlığı burada sizlerle paylaşma adına verdiği sözden dolayı teşekkür ediyorum.

Bugün 15 Kasım, 1938’de Dersim’de, Dersim İsyanı’nda gözaltına alınıp sonra Elâzığ’da yargısız bir infazda idam edilen Seyit Rıza’nın ölüm yıl dönümünü. Seyit Rıza Elâzığ’da yargılanırken, alelacele, geceleyin bir uyduruk mahkeme kuruluyor. Bu mahkemede -Seyit Rıza’nın yaşı yetmiş sekiz, oğlunun yaşı on yedi- uyduruk mahkeme kuruluyor; Seyit Rıza’nın aynı gece yaşı elli dörde indiriliyor ve oğlunun yaşı, yani Hüseyin’in yaşını da yirmi bire… Ve asıyorlar. Seyit Rıza’ya soruyorlar: “Son sözünüz ne?” “Cebimde 40 lira param, bir de saatim var; bunu Hüseyin’e verin.” Dönüyorlar “Hüseyin’i de asacağız.” “O zaman sizden rica ediyorum, evlat acısı nedir bilirim; beni oğlumdan önce asın.” “Hayır” diyorlar “Seni daha önce asacağız.” Ve Seyit Rıza 15 Kasımda asılırken onlara diyor ki: “Sizin yalanlarınızla baş edemedim; bu bize ders olsun. Ama size boyun eğmedik; bu da size dert olsun.” diyor ve o gün Seyit Rıza ve oğlunu asıyorlar.

Seyit Rıza ve direnenleri buradan saygıyla selamlıyorum. Seyit Rıza’yı katleden, kimliği ne olursa olsun, konumu ne olursa olsun onları lanetliyorum. O gün Dersim katliamını gerçekleştirenler, yani Hitler Yahudiler için ne ifade ediyorsa, o gün iktidarda olanlar, Dersim katliamını gerçekleştirenler de benim için aynı şeyi ifade ediyor. Yani o tarihte Dersim katliamını gerçekleştirenler Hitler Siyonistler için neyi ifade ediyorsa benim için de aynı şeyi ifade ettiğini söylemek istiyorum ve sözlerime…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Hitler’i yakınınızda arayın. Hitler’i yakınınızda arayın. Yakınınızda arayın Hitler’i; başka yere gitmeye gerek yok.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yaranız varsa… Niye bağırıyorsunuz? Ben katilleri lanetliyorum.

BAŞKAN – Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Katilleri lanetliyorum.

BAŞKAN - Sayın Sakık, lütfen karşılıklı konuşmayalım. Genel Kurula hitap ediniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, aslında söylenecek çok söz var. Demek ki, sizin bir yaranız var ki oradan feryat ediyorsunuz. Ben katilleri lanetliyorum. Size ne oluyor? Siz niye katilleri koruyorsunuz?

Şimdi, sevgili arkadaşlar, ben Van’dan geliyorum. Van’ın çığlıklarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Orada, gerçekten, Van’daki insanlar mağdur ve Van’da insanlığa karşı suç işleniyor. Van’da depremde hayatlarını kaybedenler, taleplerle sokakta ve insanlar aç ve perişan, soğukta donuyorlar ama ne yazık ki, sokakta, barınma için talepte bulununca Hükûmet tarafından, Hükûmetin polisleri tarafından saldırıya maruz kalıyorlar. Bakın sevgili arkadaşlar, şu gördüğünüz resimler, şunlar, bunlar, yanı komşumuz olan Suriye’deki muhalif güçlere bir saldırı değil. Şu resimler, Van’da enkaz altında olanların yakınlarının feryatlarına verilen bir cevaptır. Orada, gaz bombası kullanılıyor. Orada, sıcak bir çadır isteyen, sıcak bir yemek isteyenlere karşı gaz bombası, çadır kuyruğunda olan insanlara karşı tazyikli su kullanılıyor ve bunu da sizin iktidarınız ve sizin polisiniz yapıyor.

Şimdi, hep birlikte… Ne söylüyorsunuz? Doğru söylemiyorsunuz. Eğer, vicdanınız olmuş olsaydı hepinizin -bakın, buna muhalefet de seyirci kaldı- eğer bu Van’da olup bitenlere karşı bir vicdan muhasebesi yapsanız, aslında muhalefet sizi bu sıralarda oturtmamalıydı çünkü düşünün, bu, Yalova’da olmuş olsaydı, Aydın’da olmuş olsaydı veyahut da İzmir’de olmuş olsaydı vallahi muhalefet sizi bu sıralarda oturtmazdı ama sorun Kürt coğrafyasında olunca birbirinize benzeşiyorsunuz ve aynı şeyi söylüyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne alakası var? Bırak ya!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Şimdi, bakın…

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Orası Kürt coğrafyası değil, Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Hep istismar ediyorsunuz siz.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Şimdi, sen başını kuma göm, sen başını kuma göm, Kürt coğrafyası da var…

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Orası Kürt coğrafyası falan değil.

SIRRI SAKIK (Devamla) -  …Kürtlerin oturduğu yer de var, oranın adı da belli ama ilk günden bugüne kadar biz Van sorununda partiler üstü bir konum sergiledik. Dedik ki: “Gelin, acıdan nemalanmayalım, hep birlikte, Van’ın sorunlarını birlikte çözelim.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen sözünüzü bağlayınız.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bugün de bütün Parlamentoyu aynı noktada duyarlı olmaya davet ediyorum. Biz gerçekten… Van’da sivil toplum örgütleri, Van’da yerel yönetimler baypas edilmiş. Gelin, hep birlikte acıyı ortaklaştırarak bu insanların sorunlarına çözüm bulalım. Eğer bu çözümü bulabilirsek Van’a bir katkıda bulunuruz. Van’da sürgün var, Van’da göç var, Van’da acı var, Vanlıların yaraları var, bu yaraları ortak bir şekilde sarmalıyız. Sizi göreve davet ediyoruz. Yani en demokratik hakkını isteyen Vanlılara neden cop uygulanıyor, Allah aşkına? Yani göçük altında kalan insan… Yakınlarını aramaya gelenlere copu kullanan mantık ne kadar adil olabilir, ne kadar adaletli olabilir? Onun için diyorum: Daha çok muhalefetten gür bir ses çıkmalıdır. Yani partiler arası bir ayrım yapmadan gerçekten bu Van’daki vahşeti nasıl durdurabiliriz, nasıl birlikte bunların yaralarını sarabiliriz?

Hepinizi vicdan sahibi olmaya davet ediyorum.

Sayın Başkan, size de çok çok teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Gündem dışı üçüncü söz, yine aynı konuda söz isteyen İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Van ilinde meydana gelen depremlere ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle büyük acının simgesi olan 4 insanı anmak isterim. Diyarbakır’da tanıştığım ve mütevazılığı, çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle beni etkileyen can dostum Cem Emir’i, basın emekçisi Sevgili Sebahattin Yılmaz’ı ve Tuncelili Hasan Beyaz’ı ve yine bir yazarımızın deyimiyle bize küresel vicdan dersi veren Japon Miyazaki’yi sevgi ve rahmetle anıyorum.

Sonra da Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay’a sesleniyorum: Sayın Beşir Atalay açılımı açmaya teşebbüs bile edemedi, Deniz Feneri sanıklarına bilgi sızdırdı, depremdeki krizi yönetemedi, kendi potansiyelimizi görmek amacıyla arama kurtarma, yardım ekiplerini bekletti ve yardıma gelenleri geri gönderdi ve bir işaretiyle de protestoculara gaz sıktırdı ve o görüntülerle Türkiye’yi bütün dünyaya rezil ettirdi. Demokraside istifa bir erdemdir, büyüklüktür. İstifa, insanları ve siyasetçileri büyütür. Sayın Beşir Atalay’a, bugüne kadarki tutumu nedeniyle ve özellikle de Van’daki bu son tutumu nedeniyle de bu kurumu kullanmasını öneriyorum bu kürsüden.

Değerli milletvekilleri, depremden sadece beş altı saat sonra Van’a gittik, hiçbir bakan ve Başbakan oraya gelmeden orada olanları gözlemledik ve bunları tüm Türkiye’yle paylaştık. Orada yaşananları anlamak ve kavramak için müneccim olmaya gerek yok; sağduyulu olmak, insanları tanımak ve onların içlerinde olmak, onlara dokunmak yeter. Ama bunların hiçbiri maalesef Hükûmette yok. Sizde sadece ve sadece kibir var ve ego şişkinliği var. Bir şeyler söyleyip birtakım uyarılarda bulunurken bizim doğru söylediğimize değil, doğruyu söyleyebilme ihtimalimize kulak verseydiniz durum bu kadar idare edilemez hâle gelmezdi. Size ısrarla bu kürsüden tekrar şunu ifade ediyoruz: Bu kibri bırakın, “Her şeyi biz biliriz, en iyisini biz biliriz.” anlayışından vazgeçin, gelin Türkiye'nin bu en temel sorununu birlikte çözelim.

Türkiye'nin her yerinden CHP’li belediyelerimiz deprem bölgesinde aralıksız çalışma yürüttü. Çukurova Belediyemizin kurduğu yaşam çadırının benzerini orada ne devlet ne Hükûmet ne de yerel yönetimleriniz kurabildi. Peki, siz ne yaptınız? Çadır kentin içinde bulunan ve revir olarak kullanılan bu çadırdaki doktoru geri çektiniz. Bu kadar partizanca sağlık sorunlarını görmezden gelen bir tutum olabilir mi? Hangi insani vicdan bunu kabul eder? Bayramın birinci günü milletvekillerimizden Profesör Doktor Lütfi Baydar bu revirde sadece 10 tane çocuğa baktı ve çocuklardaki hastalığı teşhis etti. Ama oraya Valilik tarafından gönderilen 1 hekim bile yoktu. Orada çocuklar donarken ve gazete haberlerine göre 300’e yakın çocuğa zatürre teşhisi konmuşken ve koca bir il hayalet kent hâline dönmüşken siz, hâlen, bakanlarınızla orada podyuma çıkar gibi gösterişte bulunuyorsunuz ve sorunları çözme iradesinden yoksun bir tutum izliyorsunuz. Biz, Erciş yaralarını hızla sarsın ve gerçekten il olma kriterlerini taşımasından dolayı bu ilçenin il olmasını önerdik. On yıldır bu ülkeyi yöneten Sayın Başbakan, siyasi tarihimize geçecek akıl almaz bir örnek verdi “Hakkâri’yi il yaptılar da ne oldu” dedi. Ben de Sayın Başbakana soruyorum: Hakkâri, tam yetmiş beş yıl önce 1936’da il oldu. Yetmiş beş yıl önce il olmuş bu kentimizden Sayın Başbakanın haberi yok. Peki, Hakkâri bu kadar kötü durumdaysa, bir ilçeden daha kötü durumdaysa bunun kusuru kime ait? On yıldır kim bu ülkeyi yönetiyor? Bu ayıp bence bütün hükûmete yeter.

Bize göre, maharet, Van’a, Erciş’e gitmek değil, orada bakanlarla toplantı yapmak değil; sorun ve maharet, orada sorunları çözmektir. 5,6’lık depremden sonra ne yaptınız? Hemen gidip orada bir gövde gösterisi yaptınız. Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Bayraktar, ondan önce şu ifadede bulundu: “Deprem açısından en güvenilir il Van ve Erciş’tir” dedi ve bütün insanları az hasarlı evlere ve konutlara girmeye davet etti. Sonra ikinci bir deprem ve 40 ölü. Peki, bu ihmal mi yoksa cinayet mi? Sayın Bakanın da buna bir cevap vermesi lazım. Hangi bilimsel verilere göre artık orada deprem olmayacağını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - …ifade etti ve 40 kişinin ölümüne bizzat, bana göre sebep oldu.

Deprem sonrasında yardıma gelenlerin ve gazetecilerin kaldıkları otel sayısı onu geçmiyordu Van’da, neden bunlarla ilgili olarak bir tespit yapılamadı? Neden yapılamadı? Hükûmetin hangi bakanı buna cevap verecek? Neden insanların o otellerde kalmasına izin verildi ve böyle ağır bir sonucun meydana çıkmasına neden olundu?

Sayın İçişleri Bakanı tam da oradayken ne söyledi: Çadırda oturanlarla dalga geçer bir biçimde “Koskocaman sarayda oturuyorsunuz” dedi.

Değerli milletvekilleri, bizler, artık, bu ülkede depremden değil, deprem sonrası AKP yönetiminden çekiniyoruz.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu.

Gündem dışı konulara Hükûmet adına cevap vermek için Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar.

Sayın Bayraktar, buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ölen 40 kişiden Bakan sorumludur. Onun konuşma hakkı yok bu Mecliste.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Van depremi hakkında bilgi sunmak üzere huzurlarınızdayım.

Çok değerli milletvekilleri, maalesef Van’ımızda 23 Ekimde 7,2 ve 9 Kasımda da 5,6 deprem oldu ve toplam 644 insanımızı kaybettik ve 2 binin üzerinde de yaralımız var. Cenabı Allah hayatını kaybedenlere rahmet eylesin. Yaralılara acil şifa diliyorum ve şehit olan basın mensuplarımıza da Allah rahmet eylesin diyorum.

Çok değerli milletvekilleri, tabii ki Meclis bizi sorgulayacak, biz Meclise hesap vermek durumundayız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Seni Allah sorgulasın. O 40 insanın ölümünden siz sorumlusunuz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Şimdi, çok değerli milletvekilleri, tarihte depremlere baktığımız zaman, çok geriye gitmeye gerek yok, 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi, 12 Kasım Düzce depremi, 27 Ocak Pülümür depremi, yine Bingöl depremi, Elâzığ depremi, en son Sivas depremi ve Van depremi… (CHP sıralarından “Sivas” değil, “Simav” sesleri) …bütün depremlerde ilk depremin moment büyüklüğünden sonra ilk üç ay içerisinde artçı depremler olur ve bunların büyüklüğünün hiçbirisi depremin kendi büyüklüğüne ulaşmaz. Bizim oradaki ifademiz, çok değerli milletvekilleri, İstanbul’dan Teknik Üniversiteden gelen hocaların, depremden gelen profesörlerin, İstanbul Üniversitesinden gelen profesörlerin yaptığı açıklamaların ardındaki açıklamadır. Biz dedik ki: “Burada aynı şiddette bir deprem olmaz, hasarlı evlere girmeyin, yıkık evlere yanaşmayın ama boya döküğü olan, sıva döküğü olan evlere girebilirsiniz.” Nitekim, bizim ekiplerimizin yapmış olduğu ön hasar tespitlerde… Yine, ön hasar tespitinin ne olduğunu da yasa çok açık şekilde söylemektedir.

HASAN AKGÖL (Hatay) – Rapor verdiniz mi rapor?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, değerli milletvekillerim; bunu ben sizlere arz etmek durumundayım. Biz ön hasar tespitinde hasar olmayan yerlere bakamayız, bakmayız, ihbar olunca bakarız. Bu iki otelin yıkıldığı yerde hasar yok. Gidin bakın, orada şu anda bu iki otelin etrafında yıkılan bir bina yok, çatlayan bir bina da yok ve ilk depremden sonra, yani 23 Ekimdeki depremden sonra Van’da yıkılan bina ve oturulamayacak seviyedeki bina sayısı 28 bindi ama şu anda 35 binin üzerine çıktı. Yani bu ikinci, Edremit eksenli, Edremit merkezli depremden sonra hasar sayısı arttı. Ama hasar olan bölgelerde bizim arkadaşlarımız tarafından tespiti yapılan hasarlı evlerden 23 tanesi boşaltılmıştı. Hasar olmayan bölgelerde sonradan bu binaların niye yıkıldığını da, şu anda Savcılık araştırma yapıyor, daha sonra çok net bir şekilde açıklayacak. Biz orada insanlara “Hasarlı evlere girmeyin.” dedik. Yine aynı sözümüzü söylüyoruz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Helal olsun sana!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, depremden hemen sonra Hükûmetimiz Van’da oldu. Hükûmetimiz Van’da gösteriş için olmadı; gönlüyle oldu, kalbiyle oldu ve orada her türlü yardımlarla oldu.

Bakınız yine hatıralarınızı tazelemek bakımından ifade etmek istiyorum. Haiti’de 2010 yılında deprem oldu -tarihini yanılabilirim- ve burada bir ay sonra enkaz altından cesetler çıkarıldı. Biz Van’da 250 insanımızı canlı kurtardık ve bir haftada enkaz çalışmaları bitti. (CHP sıralarından “Yalan!” sesi) Bu dünyada bir rekordur; inanın arkadaşlar, bu dünyada bir rekordur ve Van’a 75 bin çadır götürdük, Van’a 330 bin battaniye götürdük, Türkiye'nin seksen vilayeti Van’a aktı, Türkiye'nin 74 milyon insanı Van’a aktı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onu da sahiplendiniz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Burada iyi niyetli eleştiri yapanlara, bizi ikaz edenlere biz teşekkür ediyoruz. “Van’a yaptıklarımız yeterlidir.” demiyoruz. Vanlı kardeşlerimiz bizi ne kadar eleştirse başımızın üstünde yeri var. Biz onların emrindeyiz, biz onların hepsinin hizmetindeyiz. Orada Başbakanımız iki sefer gelmiştir, bizzat enkazlarda, yıkık yerlerde incelemeler yapmıştır. Ben de Türkiye Cumhuriyeti’nin bir milletvekili olarak, Kabinenin bir üyesi olarak ilk günden beri orada on beş gündür bulundum.

Gelin benimle beraber gezin, oradaki insanlarla nasıl kucaklaştığımı gelin görün, beraber gidelim siz benim Van’da misafirim olun. Orada köylerde köylülerin bizi nasıl bağrına bastığını, insanların nasıl bizi bağrına bastığını, sizlerin gidemediği bölgeye bizim nasıl gittiğimizi, gece ve gündüz on beş gün insanlara nasıl gıda dağıttığımızı, nasıl çadır dağıttığımızı…

HASAN AKGÖL (Hatay) – Sen gezdin de ne oldu? Neden soruma cevap vermediniz? O çadırlarda köylülerle beraber değil miydik?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -Şimdi de 18.250 konteynerin siparişini verdik, dalga dalga geliyor. İstiyoruz ki insanlarımız orada kış şartlarında, aşırı soğukta en az sıkıntı çeksinler.

HASAN AKGÖL (Hatay) – O çadırları niye söktünüz peki?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Şimdi, devletin bütün misafirhanelerini Vanlı kardeşlerimize açtık; dalga dalga onları uçakla, otobüslerle Adana’ya, Mersin’e, İzmir’e, İstanbul’a, Türkiye’nin çeşitli yerlerine taşıyoruz.

Yine aynı şekilde, sağlık hizmetleri aksamasın diye sağlık personelimizin kış şartlarında ikameti için öncelik yapıyoruz. Yine, öğretmenlerimiz için, eğitim aksamasın diye -4 Aralıkta eğitim başlayacak- öğretmenlerimizi öncelikli taşıyoruz.

Tabii ki biz Van’ın boşalmasını istemeyiz, biz Van’daki kardeşlerimizin yerinde olmasını isteriz.  Biz orada…

Değerli milletvekilleri, gelin orada çocukları görün. Biz çocukların kışın çadırlarda donmasını, zatürre olmasını istemeyiz. Bu bir Allah’ın afatıdır.

Dünyanın her tarafında deprem olur; Japonya’da da oluyor, İspanya’da da oluyor, Amerika’da da oluyor ama nedir? Modern devletin yaptığı gibi biz bir haftada enkazı kaldırmışız ve oraya biz yirmi günde 75 bin çadır getirmişiz ve oraya biz dünyanın hiçbir yerinde yapılamayacak şekilde 18.250 konteyneri gayet güzel, dalga dalga getiriyoruz. İnşallah, göreceksiniz, bu Hükûmet, bu devlet önümüzdeki sene ağustos sonu gibi orada kalıcı konutları bitirecek; bu da bir rekordur. Orada, Kevenli’nin eteklerinde, sağlam zeminde yeni bir Van kuracağız.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin birikimi, Türkiye’nin yüzyıllardır geldiği noktaya beraber geldik. Biz dokuz yılda Türkiye’ye çağ atlattık, bunu siz çok iyi biliyorsunuz.

Sayın Milletvekilim, İstanbul Milletvekilim burada söyledi, ben kendisine yürekten teşekkür ediyorum, “Beraber yapalım.” dedi; ben kendisine teşekkür ediyorum, kendisini tebrik ediyorum. Hakikaten, beraber yaparsak bereketi artar, beraber yaparsak milletin duası hepimize daha çok artar, daha çok iş yaparız.

Türkiye’de kişi başına geliri 3 bin dolardan 10 bin dolara çıkaran bu Hükûmettir. (CHP sıralarından gürültüler)

Türkiye’de eğer bu bizim Hükûmetimiz olmasaydı bir haftada o enkazları… Dünyanın hiçbir yerinde yok, ne Japonya’da ne Amerika’da ne hiçbir yerde... İşte, Haiti önümüzde, bir ayda enkazdan cesetler çıktı. Biz bir haftada enkazı kaldırdık. (CHP sıralarından gürültüler)

Ama, deprem olur. Depremi daha bilim çözemedi. Orada bizim açıkladıklarımızın bir… Bakın televizyona, kayıtlara bakın, sol tarafımda Türkiye'nin en ünlü profesörleri geldi, orada açıklama yaptılar. Onların dediğini ben bir siyasi sorumlu olarak ben de tekrar ettim. Niye? Van’ın boşalmasını biz istemiyoruz. Bizim boşalttığımız evler yıkıldı ve oralarda ölen olmadı. Yıkılan iki otelin olduğu bölgede deprem hasarı olan bina yoktu. Ön hasarlarda hasar olmayan yerlere bakılmaz. Ön hasarın ne olduğunu 7269 sayılı Yasa çok açık bir şekilde söylüyor. Bu bakımdan, biz bundan sonra da gerek Erciş’i… Erciş’i değil ama Van’ı biz büyükşehir yapacağız, 2014 seçimlerine Van büyükşehir olarak girecek ve 3 kat yardım alacak.

Şimdi, biz orada bir düzenleme olarak bir ilçeyi il yapmakla, teorik olarak il yapmakla bir şey olmaz. Hizmet yapacaksınız. Biz Erciş’e hizmet yapıyoruz. Ercişli bizden memnun, Vanlı bizden memnun. Gidin orada araştırma yapın, gidin orada anket yapın, bizim insanlarla nasıl hemhâl olduğumuzu, nasıl kucaklaştığımızı göreceksiniz.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Beddua ediyorlar, beddua!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Bundan sonra da modern, çağdaş bir Van, nasıl bir Van kuracağımızı hep beraber göreceğiz.

Bu bakımdan, tekrar yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, hepinize saygılarımı ve hürmetlerimi arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bayraktar.

Şimdi, Sayın Ağbaba, Sayın Özcan, Sayın Erdemir, Sayın Öğüt ve Sayın Buldan, Sayın Işık, Sayın Işık tekrar -Alim Işık- Sayın Tanal, Sayın Serindağ ve Sayın Türkkan’a birer dakika 60’ıncı madde gereğince söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Ağbaba.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya Meteoroloji Bölge Müdürlüğünün kapatılarak Sivas’a bağlanmak istenmesine ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, Malatya sadece Türkiye'nin değil dünyanın da kayısı başkentidir; yine, Malatya, ürettiği diğer tarım ürünleriyle önemli bir tarım merkezidir; Hekimhan’ın cevizi, Yeşilyurt’un kirazı, Doğanşehir’in elması, Arapgir’in üzümü, Doğanyol’un narı, Akçadağ’ın armudu hem Türkiye’de hem de dünyaca meşhurdur.

2 Kasım 2011 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan 657 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Malatya Meteoroloji Bölge Müdürlüğü diğer yirmi üç bölge müdürlüğüyle beraber kapatılarak Sivas’a bağlanmak istenmektedir. Malatya Bölge Müdürlüğünün Sivas’a bağlanması Malatya açısından kabul edilebilecek bir durum değildir. Malatya’nın tarımdaki önemi göze alındığında bu Bölge Müdürlüğünün kapatılması Malatya tarımına vurulacak en büyük darbedir. Kayısının, diğer tarım ürünlerinin dondan her yıl zarar gördüğü düşünüldüğünde bu Meteoroloji Bölge Müdürlüğünün Sivas’a bağlanması Malatya’ya darbe vuracaktır. Her geçen gün küçülen, en önemli bölge müdürlüklerini kaybeden Malatya, Meteoroloji Bölge Müdürlüğünü de kaybederek, tarımı büyük bir darbe alacaktır.

Bu konuda Hükûmetin bu kararı tekrar gözden geçirmesini rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ağbaba.

Sayın Özcan…

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Başbakanın AK PARTİ Grup toplantısında CHP Grubunu ve milletvekillerini kastederek “Genel Kurulu terörize ediyorlar.” şeklindeki ifadesinden dolayı kendisini kınadığına ilişkin açıklaması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün Genel Kurul öncesinde AKP’nin grup toplantısında Sayın Başbakanın konuşmasının bir bölümünü özellikle ibretle izledim. Sayın Başbakan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerini kastederek “Genel Kurulu terörize ediyorlar.” şeklinde bir ifade kullandı ve bu ifadeyi kullanırken de amacı, birkaç gün önce Meclisin kürsüsünde konuşma yapmaya çalışan Sayın Milletvekilimizi ite kaka oradan indirmeye çalışan ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışmadığını düşündüğüm AKP’nin İdare Amiri Salim Uslu’yu korumak anlamında bu beyanları kullandı. Ben, Sayın Başbakanın bu talihsiz beyanlarından dolayı kendisini kınadığımı ifade etmek için söz aldım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özcan.

Sayın Erdemir…

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, öğretmeninden dayak yiyen lise öğrencisi Burak Kul’un öğretmeni Zeki Yılmaz’a karşı açtığı dava ile aleyhinde bir delil bulunmamasına karşın yirmi iki aydır tutuklu bulunan Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül’ün 16 Kasım’da görülecek olan davalarına ilişkin açıklaması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın 16 Kasım. Yarın İstanbul’da iki ayrı dava görülecek. Birinci dava, 2007 yılında Alevi olduğu için dayak yiyen lise öğrencisi Burak Kul’un öğretmeni Zeki Yılmaz’a karşı açtığı dava. İkinci dava ise aleyhine tek bir somut delil bulunmamasına karşın Tekirdağ’da yirmi iki aydır tutuklu bulunan Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül’ün davası. Bugün haklı davasını dört yıldır sürüncemede bıraktığınız Burak kardeşimizi Mecliste misafir ettik. Bugün, attığınız hücrede yirmi iki ayda otuz kilo veren Cihan’ın babası Vahap amcamızı ve kardeşi Serhat arkadaşımızı Mecliste misafir ettik. Korku imparatorluğunuzda mağdur ettiğiniz, ötekileştirdiğiniz, örselediğiniz tüm yurttaşlarımızı bağrımıza basacağız, onlara sahip çıkacağız; davaları davamız, mücadeleleri mücadelemizdir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, öğrencilerimiz başta olmak üzere, tüm yurttaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerini yılmadan savunacağız. Değirmenin üstü her gün yel olmaz, korku imparatorluğunuz elbet bir gün yıkılır.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Öğüt…

4.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, diş hekiminden hizmet bekleyen yurttaşlarımızın istediği hekimi seçemediğine ve serbest çalışan diş hekimlerinden hizmet almalarının engellendiğine ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; geçen hafta konuşan iktidar partisi milletvekili hasta haklarının nasıl gelişmiş olduğunu anlatan konuşmasını yaptı. Ardından, Sayın Bakan, kendisini tamamlayan bir konuşma yaptı. Anlatılanlara göre sorunlarımızın çoğu çözülmüştü yani Türkiye’deki ağız diş sağlığı hastaları istediği diş hekimine gidebiliyordu yani bedensel ve zihinsel engellilerin diş hekimine ulaşması, transfer kolaylıkları yapılabilmişti yani yaşlılarımızın eksik dişlerinin protez sorunu çözülmüştü yani çocuklarımızın yüksek çürük oranı çözülebilmişti. Ama maalesef gerçek böyle değil.

Kısaca, yüzde 75’leri bulan ağız ve diş sağlığı hastalıkları devletin kısıtlı imkânlarıyla çözülememekte, serbest çalışan 17 bin diş hekiminden hizmet bekleyen yurttaşlarımız istediği hekimi seçememektedir. Bu kandırmacanın bir an önce sona erdirilmesini ve serbest çalışan diş hekimlerinden hizmet alma hakkının engellenmemesini istiyoruz.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Buldan…

5.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Iğdır ilinin düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün 14 Kasım Iğdır’ın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümüydü, 91’inci yıl dönümü. Bu vesileyle, yüzyıllardır barış içerisinde, kardeşçe yaşayan Türk, Kürt, Azeri ve terekeme halkımızın  bundan sonra da barış ve kardeşlik duygularıyla yaşamalarını temenni ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Buldan.

Sayın Muharrem Işık…

6.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Erzincan ilinde 1992 yılında meydana gelen depremden sonra destekleme yapılan binaların tekrar elden geçirilmesi gerektiğine; araştırma hastanesi yapıldığına ancak diğer hastanelerin de kapanmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, deprem denince akla ilk gelen şehir Erzincan’dır. 92 depreminden sonra Erzincan’da şehir merkezinde binalarda yenileme yapılırken destekleme yapılan binaların tekrar elden geçirilmesi gerekiyor. Erzincan’da, özellikle hastane konusunda, on altı yıl inşaat hâlinde bekleyen bina araştırma hastanesi olarak yapıldı, diğer hastanelerin kapanması gündemde. En önemli konu sağlık olduğu için ve depremde de hastaneler çok önemli olduğu için bu konuda gerekli çalışmaların yapılmasını, devlet hastanelerimizin, özellikle çok sağlam olduğuna inandığımız A ve B blok hastanelerimizin kapanmamasını istiyoruz. Bu konuda halkımızın istediği de budur. Özellikle deprem olacağı zaman köylerimizdeki durumlar şu anda iyi değil. Evlerimiz kerpiç ve taştan yapıldığı için en son iki ay önce yapılan depremde gördük, çatlamalar ve yıkılmalar meydana geldi. Hastanelerimizin açık kalması gerekiyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Alim Işık…

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Van ilinde meydana gelen depremin Simav depremini unutturduğuna, Simav depreminden etkilenen ilçe ve belde belediyelerinin çok zor durumda olması nedeniyle bu bölgeye de hizmet edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Van depreminin acıları henüz yenidir ve hepimizin yüreği yanmaya devam etmektedir. Bu vesileyle Van’da hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Ancak, Van’da meydana gelen deprem 19 Mayıs 2011 tarihinde Simav’da meydana gelen depremi unutturmuştur. Nitekim Sayın Bakan biraz önce yaptığı konuşmada bu depremi “Sivas depremi” olarak beyan etmiştir. Altı aydır Hükûmet tarafından zaten unutulmuş olan Simavlılar kaderleriyle baş başa bırakılmışlardır. Simav depreminden etkilenen ilçe ve belde belediyeleri çok zor durumdadırlar. Altı aydır kira ve su gelirlerini toplayamayan bu belediyeler vatandaşa verdikleri hizmetleri veremez hâle gelmişlerdir. Bu vesileyle Hükûmeti bu belediyelere mutlaka yardımcı olmaya ve hizmet vermeye davet ediyorum.

Bu vesileyle size de söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Sayın Tanal…

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanının “Van ve Erciş en güvenli bir yerdir, herkes evine girsin.” açıklaması üzerine otel ve evlere yerleşen vatandaşların ikinci depremde hayatlarını kaybetmesinden Bakanın sorumlu olduğuna ve istifa etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; Çevre ve Şehircilik Bakanlığının “Van ve Erciş en güvenli bir yerdir, herkes evine girsin.” açıklaması nedeniyle insanlar güvenilir olmayan otel ve evlerine yerleşmişlerdir. Bu sebepten dolayı meydana gelen ikinci depremde Çevre ve Şehircilik Bakanının bu cümlesine vatandaşlar güvenmemiş olsaydı, inanmamış olsaydı ölmeyecekler idi ve Bakanın bu lafına güvendikleri için, inandıkları için vefat etmişlerdir, ölmüşlerdir. Bu anlamda Bakan bunların ölümünden sorumludur, istifaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Serindağ…

9.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, deprem afeti düşünülerek tedbir alınmadığına; deprem yardımlarının koordine edilemediğine ilişkin açıklaması

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, AFAD’ın kurulmasından önce, AFAD’ın kurulmasıyla varlığı sona eren Afet İşleri Genel Müdürlüğünün envanterinde binlerce konteyner vardı, hatta on binlerce konteyner vardı. Bugünler düşünülerek, deprem afeti düşünülerek tedbir alınması gerekirken bu konteynerler bugünler düşünülmeden dağıtılmıştır ve insanlar, eksi 20 derecede çadırda oturmaya mahkûm edilmiştir. Şimdi de Sayın Bakanın konuşmasından konteyner siparişi verildiğini öğreniyoruz. Peki, konteyner siparişi verilecek idiyse mevcut konteynerler neden dağıtıldı, neden bugünler düşünülmedi?

Ayrıca, Sayın Başkan, gene varlığı sona eren, Afet İşleri Genel Müdürlüğünün envanterinde bir prefabrik atölyesi vardı ve orada 2-3 bin kişi bu atölyede çalışır idi ama atölye de kapatıldı, o işçiler de sağa sola gönderildi ve bugünkü durum meydana geldi. Yani Hükûmet, bugünleri düşünerek gerekli tedbirleri almakta âciz kalmıştır ve var olan, envanterinde var olan konteynerleri dağıtmıştır, prefabrik atölyesini kapatmıştır, işçileri de başka yerlere göndermiştir ve bugünkü durum meydana gelmiştir. Depremden sonra da deprem yardımları koordine edilememiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Serindağ.

Sayın Türkkan…

Sayın Uzunırmak…

10.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın gündem dışı konuşmasında söz ettiği Dersim İsyanında görevde bulunan Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerini Hitler’le özdeşleştirmesini kendisine yakıştıramadığına ilişkin açıklaması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz önce bir sayın milletvekilinin konuşmasında, Türkiye’nin zamanındaki yöneticilerinin Hitler’le eşit tutulan bir soykırıma suçlama yapıldı. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Seyit Rıza, eğer bir etnik yapıdan dolayı isyan ettiyse bu yanlış bir olgu ve soykırım, isyan edenin aynı soydan gelenlerinin bütün ülke çapında soruşturmaya ve kıtale uğramasını gerektirir. Oysaki o bölgenin dışında olmamıştır. Gönül istiyor ki bugün baktığımızda keşke isyan olmasaydı, keşke isyan öyle bastırılmasaydı ama şunu bütün Meclisimizin bilmesini istiyorum: Seyit Rıza bir Kürt değildir. Eğer etnik yapıya gönderme yapılmak isteniyorsa Seyit Rıza mahkemelerdeki duruşmalarda ve görüşmelerde diyor ki: “Eğer yeni kurulan devlet, Türkiye Cumhuriyeti bizden rahatsızsa, bizimle anlaşamadıysa, uyamadıysa bizi geldiğimiz yere, Türkistan’a geri gönderin.” diyor yani Türkistan’dan gelmiş bir Türkmen’dir Seyit Rıza. Dolayısıyla kendisinin Kürt kimliği altında bir soykırıma tabi tutulduğu gibi bir ifade hem gerçek dışıdır hem de o zamanki Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerini Hitler’le özdeşleştirmeye kalkmak bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını taşıyan sayın milletvekiline yakışmayan bir davranıştır diye ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uzunırmak.

Sayın Türkkan, buyurunuz, son olarak.

11.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un ekümenik patrik oluşunun 20’nci yılını 9 Kasım 2011 tarihinde TBMM sosyal tesisi “Florya Deniz Köşkü”nde kutlanmasında TBMM Başkanının izni olup olmadığına ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, bildiğiniz gibi Florya Atatürk Deniz Köşkü beraberindeki diğer alan ve binalar ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adıyla bütünleşmiş bir anlam taşımaktadır. Bizzat Büyük Önder Atatürk için İstanbul Belediyesi tarafından projelendirilmiştir. 14 Ağustos 1935 tarihinde kullanıma açılmıştır. Cumhurbaşkanlığı Köşkü olarak kullanılan bina 16 Eylül 1988 tarihinde Millî Saraylar Daire Başkanlığına bağlanmıştır. Florya Atatürk Deniz Köşkü yanındaki Yaverlik ve Genel Sekreterlik binaları ise sonradan onarılarak Türkiye Büyük Millet Meclisi sosyal tesisleri hâline getirilmiştir.

9 Kasım 2011 tarihinde Fener Rum Patriği Bartholomeos “Florya Deniz Köşkü” diye bilinen Türkiye Büyük Millet Meclisi sosyal tesislerinde ekümenik patrik oluşunun 20’nci yılını beraberindeki papazlarla beraber, ilahiler eşliğinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi sosyal tesisleri olarak kullanılan Atatürk Köşkü’nde kutlamıştır. Sayın Meclis Başkanlığından izinleri olduğunu söyleyen bu grup -daha sonra- orada bulunan diğer arkadaşlarımızın araştırmasıyla izinsiz böyle bir gösteri ve ayin yapmışlardır Atatürk Köşkü’nde. Bu konuda Meclis Başkanının izni var mıdır? Hangi saikle izin verilmiştir? Öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkkan.

Bu konuyu incelemek gerekecek, ben şu anda cevap veremem.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, bir açıklama yapmak istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle bir şey yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Böyle bir hakkı yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 69’a göre…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yerinden efendim.

BAŞKAN – Yerinizden, açayım mikrofonu lütfen, açıklama…

Buyurunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir dakika, sadece bir dakika… İç Tüzük neyse o.

12.- Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, Van ilinde meydana gelen deprem nedeniyle yapılan hizmetlere ilişkin açıklaması

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hatırlarsınız, 17 Kasımda Gölcük’te deprem oldu, o depremde Düzce’de de 17 kişi zannediyorum, yanılmıyorsam, rahmetli olmuştu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – 12 Kasım Düzce depremi.

OKTAY VURAL (İzmir) – 17 Ağustosta Gölcük’te olmuştu efendim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Olmuştu. 17 Ağustosta… Bir dakika, buradan size okuyayım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – 17 Ağustos Gölcük’tü, 12 Kasım Düzce’dir.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –17 Ağustos Gölcük depremi oldu, aynı depremde Düzce’de de 17 insanımızı kaybettik ve daha sonra 12 Kasımda Düzce’de deprem oldu ve bilmiyorum, 2 bin insanımız rahmetli oldu. Yine aynı şekilde, hiç deprem olmadığı hâlde Hicret Apartmanı olayı var, çöktü. Yine Diyarbakır’da bir apartman çöktü. Ben şimdi Van’da diyecektim ki: “Bütün Vanlılar Van’ı terk etsin, bütün Vanlılar boşaltsın!” Yani böyle garip bir ifade olur mu? Biz o binalara “girin” de demedik, “girmeyin” de demedik. O bölgede bir deprem yoktu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya millet ne yapacak ki, “girin” de demiyorsunuz, “girmeyin” de demiyorsunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Şimdi, arkadaşlar, yani bilmeden konuşmanın, böyle mahcubiyet getiren lafları konuşmanın, boş konuşmanın manası yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen emekli olmak için milletvekili olmuşsun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Biz bilimsel… Bilim ne diyorsa biz onu dedik. Biz orada “sakat” dediğimiz binaları boşalttık ve onlarda ölen olmadı, o bölgede deprem yoktu. Bina sakatsa biz Van’ı mı boşaltacaktık? Böyle bir şey olabilir mi? Van boşalıyor şimdi, biz üzülüyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz 17 Ağustosta deprem olunca altı ay evlere giremedik.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Van boşalıyor şimdi, biz üzülüyoruz. Siz Van’a buyurun, bir gelin, Van’ı beraber bir gezelim. Şimdi buradan, uzaktan böyle gazel okumakla bu iş olmaz. (CHP ve MHP  sıralarından gürültüler) Gelin… Ben yirmi gündür Van’dayım, orada Van’ı görüyorum.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU  (Osmaniye) – Enkazın üzerinde gezerek olmaz. Enkaz üzerinde şov yaptınız.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Böyle boş konuşmalarla bir şey çıkmaz, fuzuli konuşmalarla bir şey çıkmaz. Hiç fuzuli konuşmayın. (CHP sıralarından gürültüler)

Şimdi, biz orada bilimsel konuşuyoruz, bilimsel konuşmaya devam ediyoruz. Biz, yine diyorum: Sağlam evlere girin, hasarlı evlere girmeyin, aynısını söylüyorum, bu bilimsel bir ifadedir.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Hasar tespiti yapmadan nasıl söylüyorsun, hasar tespiti?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen hiçbir şey bilmiyorsun Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Çocuklarımızı biz donduramayız, kusura bakmayın, insanlarımızı biz hasta edemeyiz.

Simav’da da -özür diliyorum, eğer dilim sürçtüyse özür diliyorum- konutlar bitti, kalıcı konutlar altı ayda bitti değerli milletvekilleri, altı ayda. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Simav’da onları kardeşlerimize vereceğiz. Bu bir rekordur. Pırıl pırıl evler yaptık Simav’da. (CHP sıralarından gürültüler) Van’da da vereceğiz, Van’da da. Sizi de davet ediyoruz, gelin görün Van’da nasıl bir yeni…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Biz oradayız zaten, oradayız biz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Van’da biz devlet olarak dört yerde konut yaptık, dört yerde; Edremit’te yaptık, Kevenli’de yaptık, Erciş’te yaptık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Devletin parasıyla yaptın onları.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Hepsi pırıl pırıl, sağlam. İşte, sağlam devlet, sağlam Hükûmet sağlam bina yapar. Bizim dönemde yapılan, bizim yaptığımız binalar sağlam.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yaptığın binalarla ilgili kaç tane dava açıldı? İstanbul adliyesi sizin davalarınızla dolu.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Bizim dönemde  5 milyon konut yapıldı Türkiye’de, 5 milyon. Özel sektör de yaptı, devlet olarak biz de 500 bin konut yaptık, hepsi sağlam. Bundan sonra da siz bize yardım edin, yeni bir afet riskini azaltmaya yönelik gayretlerimiz var. (CHP sıralarından “Allah versin” sesleri) Gelin, Maltepe’de, gidip orada teröristleri desteklemeyin, gelin bizimle beraber olun da… (CHP sıralarından “Ne alakası var?” sesleri, gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğan.

Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olunuz, lütfen.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi uyarınca söz almak istiyorum. Sayın Bakan söylediklerimi farklı bir şekilde aktardı. (CHP sıralarından gürültüler)

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Ben “destekliyorsunuz” demedim, “desteklemeyin” dedim. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sakin olunuz, ben duyamıyorum. Sırayla…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi uyarınca söz istiyorum. Sayın Bakan söylediklerim noktasında farklı anlama gelecek bir şekilde ifadeler kullandı. Ona cevap vermek için İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi uyarınca…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, isim zikretmedi. İç Tüzük 69’da şahsına ilişkin bir yanlış bilgilendirme varsa onunla ilgili isteyebilir.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ü mü uyguluyorsunuz, kafanıza göre mi yapıyorsunuz? Ne var orada, ismi geçen ne var?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çünkü yalan bilgi veriyor Sayın Bakan, gerçekleri söylemiyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Boş konuşuyorsun.” dedi, onun için.

BAŞKAN – Konuşmasıyla ilgili söyledi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşmasıyla ne alakası var o işin? İç Tüzük 69’a göre istiyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, “Boş konuşuyorsun.” dedi Sayın Bakan. Ona göre söz istedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan,  İç Tüzük 69’a göre istiyor. 69’da ne var burada?

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturur musunuz Sayın Elitaş.

Buyurunuz Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e uygun hareket etmek zorundasınız.

BAŞKAN – Lütfen…

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan biraz önce çok talihsiz ifadelerde bulundu, burada söz almış milletvekillerine “Boş konuşuyorsunuz.” dedi. Bu cümleyi Sayın Bakana yakıştıramıyorum öncelikle.

Efendim, şimdi, Sayın Bakan şu cümleyi kullandı mı kullanmadı mı, bunu teyit etsin: “Deprem açısından en güvenilir il Van ve Erciş’tir. Az hasarlı evlere girebilirsiniz.” Bunu söylediniz mi söylemediniz mi Sayın Bakan? “En güvenli il Van’dır.” dediniz.

Şimdi, dünyanın hangi ülkesinde 5,6’lık artçı bir depremle 40 kişi ölmüş yani vicdanı olan bir insan kalksın, desin ki “olmuş”, biz de kabul edelim. Ama yani bir cinayete sebep oldunuz.

Bakın, oteller kamu hizmeti veren yerlerdir. Ben gider, güvenir, orada kalırım çünkü en azından denetlendiğini düşünürüm ama siz bunu yapamamışsınız, bunu kabul edin. Sorumluluğu kabul etmek erdemliliktir, siyasette de budur. Nasıl Van’daki bu iki otel çöker? Nasıl insanlar orada kalırlar? Gazeteciler, yardım görevlileri, yardım götürenler nasıl orada kalırlar? Bunda hiç mi sorumluluğunuz yok? Hiç mi afet yönetiminin sorumluluğu yok? Lütfen, lütfen sorumluluğunuzu gözden geçirin.

40 kişinin ölümünün sorumlusu bu Hükûmettir, altını çize çize söylüyorum. Yoksa, 5,6’lık depremle 40 kişi ölmez, dünyanın hiçbir yerinde de ölmemiştir. Bu sorumluluğu kabul edin ve bu depremi yönetemediğinizi de kabul edin. Depremi yönetemediniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben beş saat sonra oradaydım, siz yirmi gündür oradaydınız, ben beş saat sonra oradaydım. Yine gittim geldim, siz de oradaydınız. Biz de görüyoruz. Biz vatandaşa dokunuyoruz, aramızdaki fark o, siz dokunamıyorsunuz. Ayrılıyorsunuz, arkanızdan gaz sıkıyorlar ya, gaz sıkıyorlar! (CHP sıralarından alkışlar) Depremzedeye gaz sıkılır mı? Gaz sıkılır mı? O gazları gidin başka yerde kullanın. Olur mu böyle bir şey ya!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Gördün mü sen? Sayın Tanrıkulu, yok öyle bir şey.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bütün dünya gördü, ayıp, gerçekten ayıp! Bütün dünyaya rezil ettiniz Türkiye’yi, bunu bu şekilde bilin.

İnsanlar travma yaşamışlar, tepkilerini farklı dile getirebilirler ama size her tepki gösterene “provokatör” diyemezsiniz. Hoşgörülü olun, sizden başka doğru da var, bunları bilin. Ayrılıyor 3 tane bakan oradan, sonra oradaki insanlara cop vuruluyor, gaz sıkılıyor, dövülüyor. Böyle bir şey var mı yahu! Adam travma görmüş, yardım bekliyor ama siz diyorsunuz ki: “Biz oraya gittik, köylere gittik, herkes bizi kucaklıyor.” Nerede sizi kucaklamışlar, bize bir gösterin ya!

Bakın, yönetmelik elimde, soruyorum size, Şehircilik Bakanı olarak size soruyorum: Neden afet bölgesi ilan etmediniz, neden? Genel hayatın etkili olup olmadığı noktasında bir karar niye bugüne kadar vermediniz Sayın Bakan? Bunu söyleyin, elimde yönetmelik var…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Kanun da burada. Yani bu depremden etkilenmedi mi, bu depremden Van etkilenmedi mi? Bunu mu söylemek istiyorsunuz.

Teşekkür ederim, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, bana soru sordu, cevap vermek istiyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, konuşmasında muhalefet partilerini Van depremi nedeniyle teröristlere yardım yapmasaydınız şeklinde bir genel suçlama yaptı, cevap vermek istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen terörist değilsin ki, seninle ne alakası var bu işin?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan, sanıyorum, kastını aştı ama öyle bir söz söyledi ki, Van’da ciğerimiz yanarken, soğukta Deniz Bebe ölürken, başını sokacak bir çadırı olmamış depremzedeler ve şehir hayalete dönerken, Van Valisi “Hayalet şehre döndü, Van’a yardım edin” derken, orada sorumluların, Hükûmetin, devletin olmadığı yerde Sayın Bakan hasar tespiti yapmadan “Bu binalar sağlamdır, girebilirsiniz.” deyip ikinci depremde özellikle Bayram Otel’de gazetecilerin, Japon yardım temsilcilerinin gözlerimizin önünde kayıp gidişine sorumsuzluklarıyla neden olurken, bugün Van Valisi yerel yönetimleri dışlayan, sivil toplumu dışlayan, gönüllü kuruluşları dışlayan ve birlikte çalışmayı dışlayan ama Deniz Fenerine yol veren bir Hükûmetin Bakanı, üç muhalefet partisini burada terörizmle suçlayamaz! (CHP sıralarından alkışlar) Böyle bir aymazlık, böyle bir sorumsuzluk olamaz! Çıkın, yurt dışından ne kadar para geldi, açıklayın; nereye yardım yaptınız, açıklayın; sizin icraatınız panzer ve gaz! Sizin icraatınız soğukta ölen Deniz Bebe! Sizin icraatınız işte dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi! İşte bu çadırda fotoğrafınız gizli! Ve bugünkü gazetelerde Van Valinizin, istifa etmesi gereken Van Valinizin çığlığı var. Vali diyor ki: “Yardım yapın, yardım edin.” Sen orada nesin kardeşim! Hükûmet nedir orada! Siz bostan korkuluğu musunuz! Sizin göreviniz orada insanlara yardım dağıtmak değil mi! Organize etmek değil mi! İnsanlara ulaşmak değil mi! Şefkat vermek değil mi! Siz ne hakla insanları bu şekilde suçlarsanız! Suçlayacaksınız Deniz Fenerini suçlayın! Hâlâ Bakanlar Kurulu kararıyla yardım kuruluşu, kamu niteliğinde bir kuruluş. Deniz Feneri Almanya’da mahkûm, kesinleşti. Deniz Feneri burada yargılanıyor ama Van Belediyesi, seçilmiş Belediye Başkanım, Van halkının özgür iradesine “terörist” diyorsunuz! İşte Sayın Bakan, bu devlet terörüdür, bunun adı devlet terörüdür! Vatandaşa devlet terörü uyguluyorsunuz. Artık, bunu bırakın. Gelin, Van halkına yardım edelim, gerisi hikâyedir. Sen bu kışı geçirebiliyor musun Van’da ey dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi! Sen dünyanın inşaatını yapıyorsun, iki tane konteyner yapamadıysan Van’da, bunun hesabını verirsin, istifa edersin. Namuslu tavır, erdemli tavır işte budur, gerisi lafügüzaftır. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Gündeme…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Bakan konuşmasında önce “Girin de demedik, girmeyin de demedik.” dedi. Ondan sonra da “Hasarlı binalara girmeyin, hasarsız binalara girin.” dedi.

Şimdi, bu kadar çelişkili, çok önemli bir güvenlik meselesidir, can güvenliğidir. Dolayısıyla söylediğiniz sözlere dikkat ediniz. Bakın, ne anlamlara çekileceğini görüyorsunuz. Ondan sonra da bu bölgeye yardım giderken, bütün belediyeler oraya giderken, “Teröristlere yardım etmeyin.” derken vatandaşların bu yardımlarını ve o yörede yaşayan insanları da terörist gibi adlandırmak, böyle topyekûn bir değerlendirme yapmak doğru olmamıştır. Sözlerinize dikkat etmenizi… Bir ders olmalıdır bu sözlerin söylenmesi.

BAŞKAN – Sayın Vural, teşekkür ederiz.

OKTAY VURAL (İzmir) - O bakımdan, Sayın Bakan bunları hatırlatmak istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi gündeme geçiyoruz…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, söz verir misiniz? Bana birkaç soru soruldu, onlara cevap vermek istiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) -  Öyle bir hakkınız yok Sayın Bakan, nedir ya bu!

BAŞKAN – Bu soru-cevap değil, şahsınıza yönelik olduğu için, buyurunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Önce kanun hükmünde kararname tescillerinin Parlamento tarafından…  Kanun hükmünde kararname gündeme gelmeden askıda bir bakanın konuşması suçtur bu aşamada.

BAŞKAN - Sayın Tanal, lütfen, Bayraktar’ı dinleyelim.

MUHARREM İNCE (Yalova) -  Sayın Başkan hangi hakla konuşuyor?

BAŞKAN – 69’a göre istiyor efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, sataşmadan dolayı mı söz verdiniz?

BAŞKAN - Evet efendim.

Sayın Bayraktar, buyurunuz.

3.- Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim dediğim kentsel dönüşüm yaparken, depreme dayanıksız binaları yıkmaya giderken orada birtakım terörist hareketler oluyor, onları destekliyorsunuz demedim, “Onları desteklemeyin, bizi destekleyin.” Bizi desteklemeyin…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Terörist” dediniz Sayın Bakan, özür dilemeniz lazım.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bir dakika… Tamam…

HASİP KAPLAN           (Şırnak) - Üç tane muhalefet partisine “Terörist” dediniz, özür dilemeniz lazım.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Eğer dediysem özür diliyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet, tamam Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Dediysem özür diliyorum.  Özür diliyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) -  Teşekkür ederim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Şimdi, Van’da da bu iki binanın etrafında hasarlı bina yoktu. Bu hasarlı iki binanın… 7269 sayılı Yasa burada çok açık. Hasar olmayan yerlerde ön hasar tespiti yapılmaz. Biz oralara bakmadık, öbür taraflarda…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bakmak zorundaydınız, içinde insan oturacak!

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah Allah!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, biz 105 bin haneyi inceledik, 105 bin hane!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Parlamento tarafından…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Çok Değerli Milletvekili, 105 bin haneden 35 bin haneye “Girmeyin” dedik ve bu 23 tane yıkılan bina boş binadır ve girilmeyen binadır fakat otelin olduğu bölgede… Gidin bakın, bu otelin yanında yıkılan bina var mı veya hasar gören bina var mı? Bu bölgede yıkılan bina yok değerli arkadaşlar. Yani benim…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Nasıl yıkılmadı!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Ama binanın kendisi sakat. Hicret Apartmanını da biz mi yaptık? Yani ben şimdi bir şey söylesem “Haddini aşıyorsun.” diyeceksiniz. Bana diyorsunuz… Biz orada depremle hemhâl olduk, depremle dertlendik. Yani oraya gelen yardımları da ben size arz edeyim. Yani vatandaşımızdan şu ana kadar 206 milyon TL yardım geldi. Konteyner bir imalat işidir. Bir fabrikanın günlük konteyner üretim kapasitesi 10 tanedir. Bizim elimizde hazır konteyner bir yerde yoktu. Olan konteyner…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Dünyada var, alın.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –  Kocaeli’de olanları aldık, Kocaeli Valisi gönderdi. Batman Valisinde vardı, onları aldık, onları gönderdi. Elimizde hazır çadır vardı…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - …ve kışın da kış şartlarında çadır olmayacağı için konteyner getiriyoruz, arkasından da kalıcı konutları yapacağız.

Burada çok samimiyetle ifade ediyorum, ben kendim oradayım, yani depremi adım adım takip ediyorum, yine gideceğim, yine oradayım. İnanın, orada gece gündüz bütün kamu kuruluşları çalışıyor, geldiler. Bakınız, Van Belediye Başkanının telefon numarasını ben buraya şimdi yazmadım, Bekir Kaya, 530 931 99 70, kendisiyle defalarca görüştüm, ben kendisine de buradan teşekkür ediyorum. Biz orada onlarla beraber hem hasar tespit çalışmalarına hem diğer çalışmalara katıldık. Bu işte acele etmeye gerek yok. Van insanı metanetli insandır, kanaatkâr insandır. Orada bizi nasıl kucakladıklarını gelin, görün.

Ben orada -93 tane merkez köyü var- 93 merkez köyünün 50’sini gezdim değerli arkadaşlar. Erciş’e defalarca gittim, Van’daki bütün kenar mahallelere gittim. Biz oradayız ama deprem özelini…

Yani birisini suçlamak için… Ben istifa etsem ne olacak? Edeyim, istifa edeyim, ne olacak? (CHP sıralarından “Et, et” sesleri)

Arkadaşlar, sizin, şimdi... Tamam, teşekkür ederim size, çok teşekkür ederim, çok sağ olun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Şimdi, siz ağır bir şekilde…

BAŞKAN – Sayın Bayraktar, lütfen sözlerinizi toparlayınız.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -  Müsaade edin.

Siz en ağır şekilde eleştireceksiniz, biz konuşmayacağız; siz en ağır şekilde hakaret edeceksiniz, biz cevap vermeyeceğiz, böyle bir şey yok. Biz hizmet yapıyoruz. Bu millet bizi seviyor, biz de milleti seviyoruz, siz de bizi sevin, siz de bizi destekleyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu millet bizi seviyor. Bakınız, ben şimdi sizi… Bir muhalefet eleştirilir mi? Burada sizi eleştirmeye kalksam altı saat yetmez, altı saat yetmez.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Ölen insanların vebali üzerinde.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -Öyle eleştiririm ki inanın evinize gidemezsiniz, evinizin yolunu şaşırırsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Samimi söylüyorum, eleştirmiyorum sizi. Bizi millet bağrına bastı. Ne demek ya, 7 tane seçim geçirmişiz, 5 tane genel seçim, 2 referandum. Yüzde 50 oy almışız, bu millet bizi seviyor, biz de milleti seviyoruz. (CHP sıralarından “Millet sizi sevmiyor, korkuyor, korkuyor.” sesi.)

Van’da bizim 4 milletvekilimiz var, Vanlı bizi seviyor. Şimdi seçim olsun, 8 milletvekilinin 6’sını alacağız, 6’sını, öbürünü de diğer kardeşlerimiz alsın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Nereden biliyorsun, nereden?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -Vanlının bizi nasıl sevdiğini görüyorsunuz. Siz de hizmet yapın millet size de oy versin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Siz de hizmet yapın millet sizi de sevsin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bayraktar.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Eleştiriyle olmaz. Biz hizmet yaptık, size de hizmet yapacağız.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İdare amirleri, indirin! İdare amirleri… Nerede idare amiri? İndirsin.

BAŞKAN – Sayın Bayraktar, teşekkür ediyoruz, sağ olun.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, görüş bildirmek istiyorum.

BAŞKAN – Ne hakkında?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Van depremi hasar tespitleriyle ilgili.

BAŞKAN – Bir yanlış anlamayı düzeltmek üzere mi?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Buyurunuz, sisteme giriniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Arkadaşlar, görüş belirtmek isteyenler girebilir! Böyle saçma sapan şey mi olur ya, Allah aşkına ya.

Yani Sayın Başkan, İç Tüzük miçtüzük ilga, bitti. Şu anda Güldal Hanım’ın iç tüzüğü uygulanıyor. (AK PARTİ sıralarından “Evet, doğru” sesleri, alkışlar) 69’la ne alakası var bunun?

BAŞKAN – Sayın Elitaş… Sayın Elitaş, siz de gayet iyi bilirsiniz ki…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne alakası var 69’la bunun? Böyle görüşme mi olur! Hepsi kurallarla olur.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, siz de gayet iyi bilirsiniz ki 60’ıncı maddeye göre yanlış anlaşılmaları düzeltmek üzere her milletvekili söz ister.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne yanlış anlaşılması? Ne söyledi ki yanlış anlaşıldı?

BAŞKAN – 60’a göre söz istedi, ona vermek durumundayım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne söyledi? Oradaki yaptığı parazit mi yanlış anlaşıldı? Parazitten başka bir şey yapmıyor kimse.

BAŞKAN – Haluk Eyidoğan, buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Van depremi nedeniyle bölgede yapılan hasar tespit çalışmalarının yapılamadığına ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, 17 Ağustos 1999 depreminden sonra hasar tespitleriyle ilgili, o zamanki Hükûmet 1.200 hasar tespit uzmanını bölgeye göndermişti. Şimdi girin AFAD’ın sayfasına… Bakınız, üç yıl evvel kurulan AFAD, bu depremde -Van depreminde- maalesef görevini yapamamıştır. Bunun birçok nedeni vardır. Kuruluşundan icraatına kadar -bugünkü icraatına kadar- görevini yapamamıştır. AFAD’ın görevlerini KHK’yla kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı üstlenmiştir. Hasar tespiti, yer seçimi, hak sahipliği ve kalıcı konut yapma görevini şu anda Sayın Bakan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı üstlenmiş gözüküyor. AFAD’ın sayfasında, Van depremi için 200 hasar tespit uzmanı görevlendirilmiştir. Tabii ki bu yetmemiştir. Gerek üniversitelerimizden gerekse odalarımızdan, meslek odalarımızdan -İnşaat Mühendisleri Odası olsun, Mimarlar Odası olsun- hasar tespitleriyle ilgili sahada çalışma yapmak istemişlerdir ve izin alamamışlardır. Şimdi kalkıp “Ön hasar tespiti yaptık, arkasından kesin hasar tespiti yapacağız, ondan sonra bu işleri halledeceğiz.” diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eyidoğan.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin süt üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/50)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bir taraftan sanayinin, diğer taraftan tarım ve hayvancılığın ülke ekonomimize kazandırdığı değerde Trakya Bölgemizin önemi küçümsenemez.

Son yıllarda bilimsel metotların da devreye girmesi ile Trakya bölgemiz için hayati öneme haiz olan hayvancılıkta da çok önemli gelişmeler olmuştur. Yaşanan bu gelişmelere karşın özellikle süt besiciliği işi ile uğraşan üreticilerimiz, ürünlerinin, emeklerinin para etmemesi nedeni ile çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Günümüzde bir litre sütün bir litre su ile eşdeğer olması, süt üreticiliğindeki girdi maliyetlerinin yüksek olması, buna karşın ürünlerinin düşük fiyattan alıcı bulması nedeni ile gün geçtikçe, üreticiler zor duruma girmekte, işin içinden çıkamayacakları ekonomik darboğazın içerisinde kıvranıp durmaktadırlar.

Büyük güçlüklerle ürettikleri sütlerini, hak ettikleri gerçek değerlerinde pazarlayamamaktadırlar. Nerede ise bir litre sütü bir litre su fiyatına ancak alıcı bulabilmektedirler.

Süt üreticiliği ile uğraşmayı sanki suç işliyorlarmış gibi kabul ederek cezalandırıldıklarını düşünen üreticilerimizin içinde bulundukları sıkıntıların giderilmesi, ekonomik zorluklardan kurtarılması, ürünlerinin en iyi koşullarda değerlendirilerek, bir daha bu durumlara düşürülmemeleri için gerekli tedbirlerin alınarak çözüm yollarının belirlenmesi amacı ile Anayasamızın 98, İç Tüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması Komisyonu kurularak konunun araştırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                               (İstanbul)

2) Mehmet Şeker                                             (Gaziantep)

3) Candan Yüceer                                            (Tekirdağ)

4) Erdal Aksünger                                           (İzmir)

5) Tufan Köse                                                 (Çorum)

6) Kamer Genç                                                (Tunceli)

7) İhsan Özkes                                                                (İstanbul)

8) Metin Lütfi Baydar                                      (Aydın)

9) Mehmet Ali Ediboğlu                                  (Hatay)

10) Kazım Kurt                                               (Eskişehir)

11) Salih Fırat                                                  (Adıyaman)

12) Aytuğ Atıcı                                               (Mersin)

13) Özgür Özel                                                (Manisa)

14) Nurettin Demir                                          (Muğla)

15) Atilla Kart                                                 (Konya)

16) Sinan Aydın Aygün                                  (Ankara)

17) Ramazan Kerim Özkan                             (Burdur)

18) Mustafa Sezgin Tanrukulu                        (İstanbul)

19) Ali Rıza Öztürk                                         (Mersin)

20) Celal Dinçer                                              (İstanbul)

21) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                        (Kayseri)

22) Malik Ecder Özdemir                                (Sivas)

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, ortaöğretim sistemindeki aksaklıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/51)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Eğitim her açıdan bir bütün olarak ele alınmalı ve incelenmelidir. İyi bir gelecek için öncelikle eğitim sistemindeki eksikliklerin giderilmesi gerekmektedir. Bu eksiklikler öncelikle öğrencilerimizi, dolayısı ile de bu ülkenin geleceğini olumsuz etkilemektedir. Bunun için ilk olarak eğitim ve sınav sistemindeki adaletsizlikler ortadan kaldırılmalıdır. Metropol şehirlerdeki öğrenciler ile ülkenin ücra yerlerinde yaşayan öğrencilere aynı eğitimi vermeden, onları aynı sınava sokmak en büyük adaletsizliktir. Sınavda çıkan sorular müfredata uygun hale getirilmelidir. Bu nedenle eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalı ve bölgeler arası dengesizlik ortadan kaldırılmalıdır.

Bu yıl, LYS ve YGS sınav sonuçlarının açıklanması ile birlikte acı bir tablo ortaya çıkmıştır. Sınavda barajı geçen öğrenci sayısı önceki yıllara göre oldukça düşmüştür. LYS ve YGS'de binlerce öğrencinin sınavda sıfır puan alması, öğrencilerin yüzde 60'ının fen sorularına hiç dokunmaması ve binlerce öğrencinin ise matematikten tek soru bile çözememesi milli eğitim ve ortaöğretim sisteminde büyük bir eksikliğin ve bozukluğun olduğunu gözler önüne sermektedir. Sınavda başarısız olan öğrencilerin ülkemizin geleceğini oluşturacak olması ise diğer bir düşündürücü noktadır. Burada eleştirilmesi gereken öğrencilerden çok, öğrencileri bu noktaya getiren eğitim sistemidir. İlköğretimden başlayarak kendisini sınavların içerisinde bulan öğrencilerimiz tıpkı bir yarış atı haline getirilmişlerdir. Bu yarışta öne çıkan dershaneler ise okullardaki eğitim kalitesinin düşmesine neden olmuştur. Ayrıca bu sınav, giderek parası olanın okuma hakkının olduğu bir sistem haline de dönüşmektedir. Oysaki T.C. Anayasasının 42. maddesinde de belirtildiği gibi "Kimse eğitim ve öğretim hakkından mahrum bırakılamaz." Bu nedenle herkesin eşit şekilde faydalanacağı, yalnızca parası olanların iyi dershanelere giderek iyi eğitim almasını ortadan kaldıran, dershane değil okul öncelikli ortaöğretim sisteminin bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Milli Eğitim sistemindeki eksikliklerin araştırılması, temel eğitime ve öğrenciye odaklı bir eğitim sisteminin yerleştirilmesi için gerekli çalışmaların yapılması, var olan üniversite seçme sınavındaki adaletsizliklerin ortadan kaldırılarak adil bir sınav hâline getirilmesi ve ortaöğretim müfredatındaki problemlerin önceden tespit edilerek kalıcı çözüm yollarının bulunması amacıyla Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                               (İstanbul)

2) Candan Yüceer                                            (Tekirdağ)

3) Atilla Kart                                                   (Konya)

4) Erdal Aksünger                                           (İzmir)

5) Kamer Genç                                                (Tunceli)

6) Mehmet Şeker                                             (Gaziantep)

7) Tufan Köse                                                                 (Çorum)

8) Mehmet Ali Ediboğlu                                 (Hatay)

9) Kazım Kurt                                                                 (Eskişehir)

10) Salih Fırat                                                  (Adıyaman)

11) Özgür Özel                                                (Manisa)

12) Aytuğ Atıcı                                               (Mersin)

13) Sinan Aydın Aygün                                  (Ankara)

14) Ramazan Kerim Özkan                             (Burdur)

15) Ali Rıza Öztürk                                         (Mersin)

16) İhsan Özkes                                              (İstanbul)

17) Metin Lütfi Baydar                                    (Aydın)

18) Nurettin Demir                                          (Muğla)

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                         (İstanbul)

20) Sena Kaleli                                                (Bursa)

21) Celal Dinçer                                              (İstanbul)

22) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                        (Kayseri)

23) Malik Ecder Özdemir                                (Sivas)

3.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 milletvekilinin, mermercilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/52)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Mermer rezervi bakımından Dünyada önemli bir yere sahip olan Türkiye, yüzlerce renk ve doku kalitesine sahip mermer çeşidiyle uluslar arası pazarlarda şansı çok yüksek bir ülkedir. Ancak Türkiye ekonomisine ciddi katkı sağlayan, 100 bin kişilik istihdam yaratan, ihracatta önemli bir gelir kaynağı olan ve yarattığı katma değerle önemli bir yere sahip olan mermercilik sektörü, özellikle son yıllarda ciddi sorunlar yaşamaktadır.

Mermercilik sektörünün yaşamakta olduğu sorunların saptanması ve çözüm yollarının bulunması amacıyla, Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü‘nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                               (İstanbul)

2) Candan Yüceer                                            (Tekirdağ)

3) Atilla Kart                                                   (Konya)

4) Erdal Aksünger                                           (İzmir)

5) Veli Ağbaba                                                                (Malatya)

6) Kamer Genç                                                (Tunceli)

7) Mehmet Şeker                                             (Gaziantep)

8) Mevlüt Dudu                                               (Hatay)

9) Sinan Aydın Aygün                                    (Ankara)

10) Haluk Ahmet Gümüş                                (Balıkesir)

11) İhsan Özkes                                              (İstanbul)

12) Mehmet Ali Ediboğlu                                (Hatay)

13) Kazım Kurt                                               (Eskişehir)

14) Salih Fırat                                                  (Adıyaman)

15) Aytuğ Atıcı                                               (Mersin)

16) Özgür Özel                                                (Manisa)

17) Nurettin Demir                                          (Muğla)

18) Ramazan Kerim Özkan                             (Burdur)

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                         (İstanbul)

20) Ali Özgündüz                                            (İstanbul)

21) Rıza Mahmut Türmen                               (İzmir)

22) Ali Rıza Öztürk                                         (Mersin)

23) Celal Dinçer                                              (İstanbul)

24) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                        (Kayseri)

25) Malik Ecder Özdemir                                (Sivas)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

C) Tezkereler

1.- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Dr. Hasan Bozer'in vaki davetine icabetle, "KKTC'nin 28. Kuruluş Yıl Dönümü Kutlamaları"na, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığını temsilen TBMM İdari Amiri Salim Uslu'nun, resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/629)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Dr. Hasan Bozer'in vaki davetine icabetle, "KKTC'nin 28. Kuruluş Yıldönümü Kutlamaları"na, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığını temsilen TBMM İdari Amiri Salim Uslu'nun resmî ziyarette bulunması hususu "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlemesi Hakkında 3620 Sayılı Kanun'un 6. Maddesi" uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                              Cemil Çiçek

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2.- Azerbaycan Cumhuriyeti Millî Meclisinin vaki davetine icabetle TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir parlamenter heyetin 20-22 Kasım 2011 tarihleri arasında Azerbaycan'a resmî bir ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/630)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi'nin vaki davetine icabetle TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir parlamenter heyet'in 20-22 Kasım 2011 tarihleri arasında Azerbaycan'a resmî bir ziyarette bulunması hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 Sayılı Kanun'un 6. Maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                              Cemil Çiçek

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.26

 ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER:  Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve arkadaşları tarafından, (46 sıra no.lu)  “Okullarda yaşanan şiddet olaylarının ve madde bağımlılığı gibi tehlikelerin nedenlerinin araştırılması” hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 15/11/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

                                                                                                                        15.11.2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 15.11.2011 Salı günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Muharrem İnce

                                                                                                                  Yalova

                                                                                                         Grup Başkanvekili

Öneri

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve arkadaşları tarafından, 06 Ekim 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Okullarda yaşanan şiddet olaylarının ve madde bağımlılığı gibi tehlikelerin nedenlerinin araştırılması” hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (46 sıra nolu) Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 15.11.2011 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri lehine Yalova Milletvekili Muharrem İnce.

Buyurunuz Sayın İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, sayın milletvekilleri.

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz günlerde burada bir zorbalık oldu, kürsüdeki bir milletvekilimiz iteklendi.

(Bir grup CHP milletvekili CHP sıraları önünde toplandı)

Merak etmeyin, bugün olmaz o. Onu yapan kişi şöyle bakar…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Biz yine de koruyalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, milletvekilleri niye ayakta duruyor?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hayırdır, ne oluyor?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Önce bakar, CHP Grubunda az kişi var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sonra kürsüdekine bakar, belli bir yaşta mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri ne yapıyorlar?

BAŞKAN – Sayın İnce…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri ne yapıyor?

BAŞKAN – Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Onu itekleyebilir miyim? Ancak o zaman gelebilir. Bugün bir şey olmaz. Oturun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerinize oturunuz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz oturun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsüyü mü işgal edecekler?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerinize oturunuz. Sayın İnce’yi dinleyelim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Arkadaşlar, oturun siz.

BAŞKAN – Lütfen yerlerinize oturunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ne oluyor?

BAŞKAN – Anlayamıyorum ben de efendim.

Lütfen yerlerinize oturunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lütfen sorar mısınız ne olduğunu.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın Ağbaba, oturun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne olur ne olmaz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Oturun arkadaşlar, oturun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, ne olduğunu sorar mısınız.

BAŞKAN – Söylüyorum efendim, duyuyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama bir şey yapın.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Korkmayın, bir şey yapmayız. Biz, sizin gibi…

BAŞKAN – Lütfen yerlerinize oturunuz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Arkadaşlar, o her zaman olmaz. Bakarlar, CHP Grubunda az milletvekili var, kürsüdeki de kalp rahatsızlığı geçirmiş, onu itekleyebilirim, ona inandığı zaman gelir yapar; şimdi gelmez, gelemez, merak etmeyin. O her zaman olmaz. Zaten zayıflık oradan başlar. Bir insanın özelliği oradan başlar zaten. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Türkiye sorunlar yumağı bir ülke hâline geldi. Sorunlar çözülemiyor, erteleniyor veya cilalanıp çözülmüş gibi gösteriliyor. Yurttaşlarımızın yaşadığı Türkiye ile gazetelerin, televizyonların gösterdiği Türkiye, ne yazık ki, farklı. Sorunlar çözülemeyince, yeni metotlar ortaya çıkıyor, bunun da başında şiddet geliyor. Gelecekten umutsuz, sınavlardan yorgun gençler okulda şiddet uyguluyor. Depremzedelerin sorununu çözemeyen AKP Van’da şiddet uyguluyor, HES’lerde yurttaşlarımızı ikna edemeyen iktidar dipçikle ikna etmeye çalışıyor, hatta bunların bayramlaşmalarını bile engelliyor. Parasız eğitim isteyen üniversite öğrencileri on dokuz ay hapse atılıyor. AKP İktidarı için şiddet herkese uygulanmaktadır artık. Kendisine karşı olan, öğrenci, işçi, köylü, emekli, çevreci, son olarak da milletvekiline şiddet uygulamak AKP’nin politikası hâline gelmiştir.

Muhalefetin sesini, önce, temel yasayla kısmak istediler. 21’inci Dönemde 7 kanun temel kanun olarak geçmişti, 22’nci Dönemde 28; 23’üncü Dönemde 51 kanun temel kanun olarak geçti. Temel kanundan amaç, önergeyi sınırlandırmak, konuşma süresini sınırlandırmaktır.

İki: Soru önergelerini yanıtlamayarak muhalefetin sesini kısmak istediniz. 23’üncü Dönemde 21.598 soru önergesinin 9.245’i süresi içinde yanıtlanmamıştır. Bu dönemde, 24’üncü Dönemde, beş aylık süre içerisinde verilen 1.451 soru önergesinin 297 tanesi süresi içinde yanıtlanmış, 260 tanesi süresi içinde yanıtlanmamıştır.

Kanun hükmünde kararname. Yazıklar olsun ki, Meclis açıkken otuz dört kanun hükmünde kararname çıkarılmış, yasama devre dışı bırakılmıştır.

Bir başkası: Meclis TV yayınlarını keserek muhalefetin sesini kısıyorsunuz, Başbakanın her konuşmasını en az on televizyon canlı yayın veriyor ama muhalefete geldi mi, yok. İşte sizin ileri demokrasiniz bunlar.

Komisyonlarda yeterlik önergesi vererek sesimizi kısmak istiyorsunuz.

Bunlar sizi kesmedi, hızınızı alamadınız, şimdi şiddete başvurmaya çalışıyorsunuz. 23 Nisan 1920’den bu yana bir ilki gerçekleştirdiniz; kürsüdeki milletvekilini iteklediniz, ite kaka kürsüden indirdiniz, şiddet uyguladınız, zorbalık yaptınız, eşkıyalığı Meclise taşıdınız. (CHP sıralarından alkışlar) Bu yapılan, bir kişinin densizliği, zorbalığı değildir, zorbalığın topyekûn desteklenmesi ve sahiplenilmesidir. Bugün Başbakan da ayrıca bu zorbalığı desteklemiştir, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerine küfürlü konuşmalarıyla ilgili akıl vermiştir. 61’inci Hükûmet, 61 başbakan yaşamış bu ülke. Sayın Recep Erdoğan’dan daha küfürlü konuşan ikinci bir başbakan tanıyor musunuz siz? (CHP sıralarından alkışlar)

Çoğunluk diktatörlüğü işte budur. 170 bin euroluk işçi parasıyla alınmış araca binmeye alışkın sendika ağası Meclis ağalığına, sultan fedailiğine soyunmuştur. (CHP sıralarından alkışlar) Bu zat, Türkiye Büyük Millet Meclisinde idare amirliği yapamaz. Ona önerim şudur: Başbakanın 1.400 koruması var, alsın Salim Uslu’yu yanına koruma işini toptan halletsin diyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Kürsüde konuşan milletvekillerini oy çokluğuyla susturmak faşizmin ta kendisidir, çoğunluk diktatörlüğünün çok açık göstergesidir. (CHP sıralarından alkışlar)

“Başbakana dokunmak ibadettir.” diyen vekiller, Başbakana eleştiri getiren milletvekillerine dokunarak ibadet ettiklerini sanıyorlar.

Şimdi sizleri uyarıyorum. Biz devrimin ve direnişin partisiyiz, Kuvayımilliye’nin partisiyiz, yedi düvele ve yerli iş birlikçi eşkıyalarına direnmiş bir partiyiz. Biz İçişleri Bakanlığına dilekçe verilerek damga puluyla kurulmuş bir parti değiliz, savaş cephelerinde kurulmuş bir partiyiz, sizin gibi beş yıldızlı otellerin lobilerinde kurulmuş bir parti değiliz. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – O savaş cephelerini benim dedem yaptı, benim dedem!

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Tayyip Erdoğan’la demokratik bir Türkiye kurulamaz. Tayyip Erdoğan’ın entelektüel düzeyi yetersiz.” dediği kamuoyuna yansıyınca önce özür dilemek, sonra Kayseri’ye gidip eğilip bükülmek ve şimdi de sürekli laf atarak Genel Kurulu geren cahiliye artığı milletvekiline sesleniyorum (CHP sıralarından alkışlar) ve yanında yağcılığını şiddete dönüştüren idare amirine sesleniyorum: Padişahlığa özenen bir Meclis başkanı. İşte 10 Kasım davetiyeleri. Bu, 10 Kasımda cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anma günüyle ilgili, Meclis Başkanının davetiyesi; bir kâğıt, bir fotokopi. Bu da son Halife Abdülmecit dönemiyle ilgili, onunla ilgili, Meclis Başkanlığının bastığı davetiyeler.

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Halife değil, Osmanlı Sultanı.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun size! (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, şuraya bakın şuraya, şu davetiyeye bakın şu davetiyeye.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – 10 Kasımda niye yoktunuz burada?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şuna bakın, şuna bakın: Atatürk’ü anma gününde basılan davetiye, Abdülmecit’le ilgili basılan davetiye.

Değerli arkadaşlarım, size şunu söylüyorum, bakınız, sizi bu kürsüden Cumhuriyet Halk Partisi adına uyarıyorum: Bu kürsü milletin kürsüsüdür. Milletvekilinin sesini kesmek milletin sesini kesmektir. “Haddinizi bilin!” diyorum. Siz şiddeti saldırı amaçlı yapıyorsunuz, biz şiddeti savunma amaçlı anlıyoruz. Eşkıyayı Meclise hükümdar etmeyiz. Zannetmeyiniz ki savaş baltalarını gömdüysek yerini unutmadık. (AK PARTİ sıralarından “Allah Allah!” sesleri, gürültüler)

Zannetmeyin ki, zannetmeyin ki…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz terör estirmeye başladınız, terör.

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Biz siyaseti beyaz kefenler içinde yaparız.” diyen Başbakana sesleniyorum: Biz bu topraklarda kefensiz yatanların torunlarıyız. Biz siyaseti böyle yapıyoruz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Herkes haddini bilsin! Türkiye Büyük Millet Meclisinde hiç kimse padişahlık özentisi yapamaz, Atatürk’e hakaret edemez! Hakkı da değildir, haddi de değildir; haddini de bildiririz!

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İnce.

Aleyhinde Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç… Yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kuraları çektiniz de haber mi vermediniz?

BAŞKAN – Kuralar çekildi, bunlar çıktı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama bir haber vermeniz lazımdı.

BAŞKAN – İkinci sırada siz varsınız, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, haber vermeniz lazım; bakın, değişecek arkadaşlarımız var, onun yerine Necdet Ünüvar…

BAŞKAN – Yani ben bilemeyeceğim onu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama Sayın Başkan, haberimiz yok ki.

BAŞKAN – Arkadaşlar burada kuraları çektiler, bana…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kura çekildi ama bize bilgi vermiyorsunuz.

BAŞKAN – Ben bilemeyeceğim, burada vermediler mi arkadaşlar bilgileri?

Siz konuşun o zaman.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, ikinci aleyhte olan konuşsun Yılmaz Bey yoksa.

Efendim, diğer aleyhte konuşsun Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurunuz siz konuşun, sonra bakarız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz geçen hafta bir toplantı yaptık, Danışma Kurulu toplantı yaptı. Danışma Kurulunun yaptığı toplantıda, bugün itibarıyla Barış ve Demokrasi Partisinin İçişleri Bakanımıza verdiği gensoru önergesini konuşmak üzere anlaştık. Bunun altında, Danışma Kurulu toplantısı dediğimizde, bütün siyasi parti grup başkan vekillerinin ittifakı söz konusudur. Kırmızı gündem dediğimiz şu şeye baktığınız takdirde bugün ne yapacağımız bellidir. O gün Cumhuriyet Halk Partisinden Sayın Akif Hamzaçebi’nin imzası vardır. Sayın Akif Hamzaçebi’nin imzası çerçevesinde bugünkü yapacağımız işlem, bir siyasi partinin İçişleri Bakanı hakkındaki verdiği gensoru önergesini konuşup gündemi kapatmaktır ama maalesef muhalefet öylesine kendi içerisinde tutarsız ve kararsız ki kimin ne yaptığının farkında değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kim? Kim?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Genel konuşma, ismini söyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir taraftan Danışma Kurulu önerisi yapacaksınız, geleceksiniz, bugün gündemin ne olduğuyla ilgili bir meseleyi konuya getireceksiniz, öbür taraftan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Elitaş, “muhalefet” diye genel konuşma.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Milliyetçi Hareket Partisi ile Barış ve Demokrasi Partisi bu kapsamın dışındadır. Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili konuşuyorum.

…siz kalkacaksınız gündemi değiştirmeye çalışacaksınız ve bir kelime dahi araştırma önergenizle ilgili ifade etmeyeceksiniz. Sebep? Perşembe günü yaşanan hadiseyi burada ajite ederek, farklı bir şekilde göstermeye çalışarak milletin Meclisinin millet gözünde, millet nezdinde itibarını düşürmek için uğraşacaksınız.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Herkesin gözü önünde oldu Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, az önce Grup Başkan Vekili buraya konuşmaya kalktığında Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan milletvekili arkadaşlar kürsüye saldırmak için ortaya çıktılar. (CHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Korumak için, korumak!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Burada Grup Başkan Vekili zorbalığı kınarken, zorbalığı lanetlemeye çalışırken orada zorbalık yapmak için esas duruşta bekleyen milletvekillerini gördü bu Parlamento. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Bakın değerli milletvekilleri, kürsü dokunulmazlığı kürsüyü işgal hakkını hiç kimseye vermemiştir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Gel, bir daha indir de görelim o zaman!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Eğer siz tutanakları okuduysanız tutanaklara baktığınızda Meclis Başkan Vekili buradaki konuşma yapan konuşmacıyı 66’ncı maddeye göre gündeme davet ediyor, temiz bir dille konuşmaya davet ediyor ve uyarıyor, “İkinci bir uyarıyı yapıyorum, eğer, ikinci uyarıyı yaptığım takdirde sizin sözünüzü kesmek mecburiyetindeyim.” diyor ve sözünü kesiyor. Bu ara konuşmacı Meclis Başkan Vekiliyle diyaloğa giriyor, hatta Meclis Başkan Vekiline hakaretamiz sözlerde bulunuyor. Aradan iki dakika geçiyor, iki dakika geçtikten sonra Meclis Başkan Vekili idare amirlerini göreve çağırıyor. Olması gereken muhalefet partisinden idare amirlerinin burada görevinin başında olması. Onlar yan gelip yatarken maalesef burada Adalet ve Kalkınma Partisi İdare Amiri göreve ister istemez geliyor…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Salim Uslu görev mi yaptı yani? Görev mi yaptı Salim Uslu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  …ve burada milletvekili arkadaşımıza hakaret ettiğinden dolayı, aslında kabul etmediğimiz, hoş olmayan bir davranış ortaya çıkıyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kına, kına, kına! Kınasana!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın değerli milletvekilleri, siz o anda kürsüye yapılan bir müdahale olduğunu gösterdiğiniz takdirde, ifade ettiğiniz takdirde bu kürsünün ne kadar önemli olduğunun bilincinin dışına çıkmışız demektir. Kürsüyü işgal eden bir milletvekilini Meclis Başkanı oradan indiremiyorsa idare amirleri görevini yapacaktır. (CHP sıralarından “Ara verir, ara!” sesi)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ayıp, ayıp, ayıp!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Eğer idare amiri, muhalefet partisinden idare amirleri orada yoksa grup başkan vekilleri görev yapacaktır. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler) Grup başkan vekilleri bostan korkuluğu mu! Grup başkan vekilleri ne iş yapar! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – İdare amirleri tetikçi mi!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Grup başkan vekilleri burada sükûneti sağlamakla görevlidir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eşkıya, eşkıya! İdare amiri eşkıya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Eğer sükûneti sağlamayacaksa, anarşiyi teşvik edecekse, burada terörizm yapacaksa ve faşistçe bir uygulamayı kendi içine sindirecekse grup başkan vekili grup başkan vekilliği görevini yapmayacaktır.

Bakın, o savunduğunuz milletvekili, kulakları çınlasın Kemal Anadol’un -Kemal Ağabeyin- bir tabiriyle ilk defa yanaşma meclisine üye olmuş, arkasından gelmiş farklı bir partiye girmiş, arkasından Doğru Yol Partisine girmiş, belli bir zamana gelene kadar… (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen neredeydin! Sen nereden geldin! Beşinci partin bu!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …belli bir zamana gelene kadar kendi başına çalışmaya çalışmış. Geçen dönemde yanaşmaya çalışmış bu gruba ama o zamanki genel başkan bu yanaşmayı dirseğiyle itmiş. 22 Mayıs 2010 tarihinde bir değişim olmuş, bütün yanaşmaları yanına çekmeye başlamış.

Bakınız değerli milletvekilleri, sizin o savunduğunuz milletvekili, her tarafı gezip, şu kürsüde ağza alınmayacak sözleri söyleyen…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sen söylüyorsun Sayın Başkan!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …herkese iftira atan, yalanı bir arada ifade etmeye çalışan bir milletvekili. O grup içerisinde -geçen dönemde çok iyi biliyorum- burada kürsüye çıkıp da konuşmaya çalışan o milletvekilinden aşırı derecede rahatsız olan grup başkan vekili arkadaşlarım olduğunu çok iyi biliyorum ama her ne hikmetse, şu anda o Cumhuriyet Halk Partisinin kahramanı hâline geldi.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Meclis kürsüsünü koruyoruz, Meclis kürsüsünü.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Biz daha önce o milletvekiliyle ilgili anılmayı istemezken, “Sadece o milletvekili burada var.” derken, şu anda bakıyorum ki Cumhuriyet Halk Partisinin Kamer Genç olmaya hevesli onlarca milletvekili varmış! Hepinize hayırlı uğurlu olsun! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kamer Genç olmaktan onur duyarım, onur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Niye üzülüyorsunuz? “Kamer Genç’e hevesleniyorsunuz.” diye niye alınganlık gösteriyorsunuz? Onun yaptığı hareketlerden memnuniyetinizi ifade ediyorsunuz. Niye biz “Kamer Genç oldunuz.” diye söylediğimizde ayağa fırlıyorsunuz? Diken mi batıyor? Niye ona karşı çıkıyorsunuz? (CHP sıralarından gürültüler)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tutanakları okuyun…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şu anda, bakın, değerli milletvekilleri, Kamer Genç’in ne olduğunu herkes biliyor, Kamer Genç’in nasıl bir milletvekilliği yaptığını da herkes biliyor. Onu, en iyi, geçen dönemdeki Grup Başkan Vekilliği yapmış Sayın Kemal Anadol’a sorabilirsiniz, Sayın Kemal Anadol’un tabirinin ne olduğunu ifade edebilirsiniz. Şu anda, maalesef Cumhuriyet Halk Partisinde bir tane Kamer Genç vardı ama onlarca Kamer Genç’in var olduğunu görüyorum. Cumhuriyet Halk Partisini temsil etme kabiliyeti eğer Kamer Gençlere kaldıysa “Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisinin vay hâline!” demek lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Rahmetli İnönü’nün, Atatürk’ün kemikleri sızlıyor. Herhâlde Atatürk bu resmî görmüş olsaydı, öyle tahmin ediyorum ki hepinizi falakaya yatırırdı.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Senin Meclise saygın bu işte! Sizin Meclise saygınız bu işte!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Seni kim falakaya yatıracak?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, geçen dönemle ilgili, Sayın Grup Başkan Vekili dedi ki: “Biz buradan 91’inci maddeyi, temel kanunla ilgili kısmı öylesine bir şey yapmaya kalktık ki muhalefetin sözünü kesmeye çalıştık.” Ya, Allah aşkına şurada istatistiklere bir tane bakın, muhalefetten fazla yapılan bir konuşma var mı? Muhalefet milletvekillerinin yaptığı konuşmadan daha çok konuşma yapan var mı?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Siz konuşmuyorsunuz, biz ne yapalım?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Dün Meclis Başkanımızın Başkanlığında toplandık. Meclis Başkanının Başkanlığında yaptığımız toplantıda dedik ki: “Muhalefetin verdiği grup önerilerine aleyhte sözler iktidar grubuna ait, diğer sözleri muhalefet kendi arasında anlaşacak.” Sayın Vural bugün geldi: “Anlaşma devam mı?” “Aynen devam.” dedik ve ifade ettik, Meclis Başkanlığına bildirdik ama dün sanki biz bu işi suyun üstüne yazmışız.

Değerli arkadaşlar, laf buradan çıkar, laf ağızdan çıktıktan sonra kişiyi bağlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer siz 3 grup başkan vekili oradayken, salahiyetiniz yoksa, yetkiniz yoksa, birilerine danışacaksanız, birilerinden icazet alacaksanız, grup başkanınız adına konuşma yetkiniz yoksa, o gün Sayın Meclis Başkanına bir dahaki toplantıda “Grup başkan vekilleri grup başkanından aldıkları ıslak imzayla yetkili olduklarını teyit etsinler, biz o şekilde bu konuşmaları yapalım.” demek mecburiyetinde kalırız.

Şimdi, temel kanunla ilgili konu. Elli küsur tane temel kanun çıkarmışız, hiç incelediniz mi? Altında grup başkan vekilinizin imzasıyla birlikte ortak olarak imza attığımız temel kanun kaç tane? Bakma imkânı bulmadınız, anca ağzınıza geleni söylüyorsunuz geçen ifade ettiğiniz gibi. Hani “ADEY” diye bir proje vardı ya, ADEY Projesi’nde Millî Eğitim Bakanlığı 264 milyon liralık bir ihaleyi yapmıştı ya, bu da Ahmet Elhakan diye bir kişiydi ya, “Ahmet Elhakan” diye olan kişi Adalet ve Kalkınma Partisinden aday adayı olmuş ve o kişi de gitmiş Millî Eğitim Bakanlığından ihale almış… El insaf! El insaf! İnsan Allah’tan korkar. Bu kadar yalanı bir araya getirip ifade etmek hiçbir milletvekiline yakışan bir tavır değildir. Ertesi gün Sayın Millî Eğitim Bakanı bu konuyu açıkladı, dedi ki: Millî Eğitim Bakanlığı …dı iddia ederek böyle bir şeyi “Ben sizlere yardımcı olmaya çalışayım.” dediği bir ifadeyi, siz öğrenci sayısıyla, ilköğretimdeki öğrenci sayısıyla 20 liralık, ayda 2 liralık kısmı çarpıp bölüyorsunuz “264 milyon lira ihale var.” diyorsunuz. Böyle bir şeyi söylemek hangi milletvekiline yakışır?

Değerli milletvekilleri, yaptığımız iş, İç Tüzük’e uygun bir harekettir. İdare Amirinin yaptığı, Meclis Başkanının görevi sonucu buraya çağrılmıştır. Grup Başkan Vekili olaya müdahale etmeliydi, muhalefet partilerinin idare amirleri olaya müdahale edip bir fırsat vermemelilerdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu yüzden grup önerisi aleyhinde söz aldım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

ADNAN KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Lütfen, bir dakika sayın milletvekilleri…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Elitaş, Grubumuza açıkça sataşmıştır, hakaret etmiştir, cevap vermek istiyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İdare amirleri olarak bir genelleme…

BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri… Bir dakika… Söz vereceğim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yani “Kamer Genç Cumhuriyet Halk Partisini temsil ediyor.” demek hakaretse, amenna.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir dakikanızı rica edeceğim.

Size söz vereceğim fakat Sayın Metiner, Sayın İnce’nin konuşmasından bir sataşma olduğunu kendi sözlerine yönelik olarak niteliyor. Onun için, daha önceki oturumda yapılmış bir konuşmasına atıfta bulunulmuş.

Buyurunuz Sayın Metiner.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Mustafa Elitaş en fazla bana sataştı.

BAŞKAN – Biliyorum efendim, lütfen bekleyiniz. Sırayla vereceğim sözünüzü. Lütfen…

Buyurunuz Sayın Metiner.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

ADNAN KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan, önce bize sataşma olup olmadığına bir karar verin, sonra söz verin.

BAŞKAN – Karar verdim, söz vereceğim dedim.

MEHMET METİNER (Devamla) – …Sayın İnce’ye üslubuyla cevap vermek istemem. Gerilimin, çatışmanın Türkiye’ye de, bu Meclise de hiçbir yararı yok ama çok merak ediyorsa kendisine, cahiliye metaforu üzerinden yapmış olduğum bir saptamanın ne anlama geldiğini uzun boylu anlatabilirim, yeri burası değil.

“Yalakalık” “Atatürk düşmanlığı” gibi tabirler bir siyasetçinin bir başka siyasetçi arkadaşına karşı kullanmaması gereken suçlama sözcükleridir. Konuşmasını bilenler, söyleyecek sözü olanlar hakarete başvurmazlar. Aynı idealleri paylaştığımız insanların yan yana durmaları yalakalık değildir arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz AK PARTİ Grubu olarak aynı idealleri paylaşıyoruz. Sayın Başbakanımız da aynı idealleri paylaştığımız bir davanın lideridir. (CHP sıralarından gürültüler) Onu sevmek, onun arkasından yürümek bizim için onurdur, yalakalık değildir, bunu düzeltiyorum.

Şimdi, “eşkıya” sözüne gelince: Arkadaşlar, kürsü dokunulmazlığı diye bir şey varsa burada söylediğimiz sözlerden dolayı sizin de biraz daha toleranslı olmanız lazım. Tut ki yanlış konuşmuş olalım, toleranslı olmanız lazım. “Eşkıya” sözünü benim bildiğim, rahmetli İnönü Süleyman Demirel için kullanmıştı, Demirel Hükûmeti için kullanmıştı ama CHP -siyasetinize asla karışmak istemeyiz- bugün Demirel’i baş tacı ediyor.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sana ne, sana ne!

MEHMET METİNER (Devamla) – Sayın Millî Şef’in “eşkıya” diye tanımladığı Demirel’i baş tacı ediyor. Bu da sizin paradoksunuz olsun. Her seferinde Atatürk düşmanlığını dilinize dolamanıza gerek yok.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sen şimdi hangi dönemdesin, onu söyle.

MEHMET METİNER (Devamla) – Ben Atatürk düşmanı olsaydım bunu açık yüreklilikle söylerdim, söylemekten kaçınmazdım. Sorunum Atatürk’le değil, cumhuriyetle değil ama Baas tipi bir cumhuriyeti, hür ve eşit vatandaşları olmayan bir cumhuriyeti eleştiriyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin de demokratik bir cumhuriyetten yana olduğunu sanıyordum.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Dikkat et, dikkat et!

MEHMET METİNER (Devamla) – Arkadaşlara bitirirken salık vereyim. Ulusalcı tezleriyle tanınan, bilinen Atilla İlhan’ın “Hangi Atatürk” kitabını bir kez daha okusunlar, Goloğlu’nu okusunlar, “Ama Hangi Atatürk” kitabını Taha Akyol’dan bir kez daha okusunlar. Türkiye’nin geçmişine dair yaptığımız saptamalar Atatürk düşmanlığı biçiminde yorumlanırsa yanlış olur arkadaşlar. Türkiye’nin geçmişinden kin çıkartmamıza gerek yok ama Türkiye kendi geçmişiyle yüzleşmeli.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sen kendi geçmişinle yüzleş!

MEHMET METİNER (Devamla) –  Bugün 15 Kasım, Dersim katliamının yıl dönümü. Ama bugün o Dersim katliamının doğrudan muhatabı olan bir ailenin çocuğu Sayın Kılıçdaroğlu Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı. Bu, cumhuriyetin bir kazanımıdır, Cumhuriyet Halk Partisinin bir kazanımıdır. Ama Cumhuriyet Halk Partisi kendi devri iktidarındaki bir katliamla yüzleşirse, sanıyorum, tarihe anlamlı bir not düşmüş olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Metiner.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş grubumuza açıkça hakaret etmiştir, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın İnce, buyurunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, neyle hakaret ettiğini ifade etmesi lazım. Kamer Genç, grubunun bir üyesi olmak hakaret kabul ediyorsa arz ettim demektir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Mustafa, sana güzel cevap vereceğim, otur sen.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Elitaş. Ne cevap vereceğini…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sormanız gerekir.

BAŞKAN –  Buyurunuz.

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepinize saygılar sunuyorum sayın milletvekilleri.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 69’a göre sormanız gerekir.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın Elitaş, Sayın Kamer Genç’in daha önce başka partiden bize geçmek istediğini… Başka partide siyaset yapmış olabilir. Yanılmıyorsam, siz Anavatan Partisinin Kayseri İl Başkanıydınız. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Değildim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Değil miydiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yanlış bilgi, değildim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Belediye başkan adayı değil miydiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru. O doğru bilgi. O doğru bilgi.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Peki, Meclis Başkanı Cemil Çiçek başka partilerde siyaset yapmadı mı? Kültür Bakanı Ertuğrul Günay yapmadı mı? Vecdi Gönül, eski bakan Vecdi Gönül 12 Eylülün, 12 Eylül paşalarının YÖK kurucu üyesi değil mi? Değil mi? Sen önce kendine bakacaksın. Birincisi bu. (CHP sıralarından alkışlar)

İkincisi: “Atatürk CHP’nin hâlini görseydi bunları falakaya yatırırdı.” diyor.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Doğru diyor.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Atatürk bizi görseydi, eminim ki direnişimiz için kutlardı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Allah, Allah!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ama siz, mutlaka sporcu olurdunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tabii, tabii!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz dünyanın en iyi 100 metre koşucusu olurdunuz. Bundan hiç kuşkun olmasın. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Allah, Allah!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bir üçüncüsü, o Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili, ADEY Projesi’yle ilgili elimde Millî Eğitim Bakanlığının bana yazmış olduğu bilgi notu var. Diyor ki… Ahmet Elhakan denilen kişi çıkar sağlamaya yönelik çalışma yaptığını söylüyor Bakanlık bilgi notunda. Bunu size verebilirim. Ayrıca AKP’nin İnternet sitesine girin, kendisinin hâlen aday adayı olduğunu İnternet’ten görebilirsiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ORHAN ATALAY (Ardahan) – Herkes aday adayı olabilir.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi, bakın, size şunu söyleyeceğim, size şunu söyleyeceğim: Sizin bir özelliğiniz var. Diyorsunuz ki… Geometrik üstünlüğünüze güvenerek bizi yenebileceğinizi, ezebileceğinizi sanıyorsunuz. Bize göre geometrik olarak fazla bir hacim kaplamış olabilirsiniz. Önemli olan niteliktir, nitelik. (CHP sıralarından alkışlar) O geometrik büyüklüğünüze güvenmeyin sakın diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İnce.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Elitaş bütün Meclis idare amirlerine topyekûn olarak bir suçlamada bulundu, ilzam etti. Konuyla ilgili bir aydınlatma…

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ADNAN KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan, aynı gerekçelerle ben de söz istiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Mustafa Elitaş asıl bana sataştı. Kamer Genç dışında bir şey konuşmadı. Ben ona bir cevap vereyim efendim.

BAŞKAN – Size de söz vereceğim efendim.

Buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Meclis idare amirlerini topyekûn olarak suçladığına ilişkin açıklaması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Çok değerli milletvekilleri, tabii ki birtakım konuşmalarda insanlardaki şuuraltı ortaya çıkar. Maalesef İktidar Partisi Grup Başkan Vekili arkadaşımızın Parlamentonun Genel Kurulunu çok rencide edecek şekilde bir anlayışı ortaya çıkmıştır. Eğer idare amirleri olarak bizleri bu Genel Kurul salonu içerisinde bir kolluk gücü olarak görmek istiyorsa bu bizleri çok küçültür, sizleri de çok küçültür. Parlamento konuşulan yerdir ve müdahaleler sözle olur, fiziki müdahale olmaz.

SONER AKSOY (Kütahya) – Laftan anlayana o.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Eğer sayın grup başkan vekilleri, eğer idare amirlerinden kolluk gücü gibi müdahaleler istiyorlarsa bu bizlere yakışmaz. Biz, Sayın İdare Amirimizin, Salim Uslu Bey’in, kürsüden milletvekilini fiziki müdahaleyle indirmesine karşı geliyoruz. Yoksa idare amirinin sözle, gelerek, yetkisi dâhilinde, ikna edici bir şekilde buradan milletvekilini ayırması, elbette ki İç Tüzük’ün ve Meclis Başkan Vekilinin bizlere verdiği bir görevdir ama bu görev, hiçbir zaman, iktidarın bugün dışarıda anladığı gibi polis gücü gibi copla, bir milletvekilini fiziki müdahaleyle kürsüden indirmek gibi bir görevi olamaz. Böyle bir göreve karşı çıkarız. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) İdare amirleri böyle bir görevle görevlendirilemez. Parlamento Genel Kurulunda böyle bir görevli olması o parlamentoyu aşağılar.

Onun için, bu duyguları dile getirmek istedim. Bütün idare amirleri arkadaşlarımıza ortak çalışmalarda başarılar diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uzunırmak.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Keskin, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ADNAN KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekilini dinlerken hayretler içerisinde kaldım. Faziletsizlikler fazilet kırıntılarıyla örtülemez. Bu, evrensel bir kuraldır.

SONER AKSOY (Kütahya) – Yok ya! Sen biliyor musun?

ADNAN KESKİN (Devamla) – Parlamentoda yapılan hukuksuzluk ve saldırıyı savunmak zorunda kalan Sayın Grup Başkan Vekili, maalesef, fazilet kırıntılarıyla bu haksızlığı ve hukuksuzluğu örtmeye çalışıyor. Bu yaklaşım, sakatatçı dükkânında parfüm satmaya benziyor. Sakatatçı dükkânında çalışan insan, kokusunu gizleyebilmek, gelen müşterileri rahatsız etmekten kurtulabilmek için ara sıra suratına, yüzüne, koltuk altlarına parfüm çalar. Sayın Elitaş da maalesef bu anlayışı somuta yansıttı. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben amigoluğun Eskişehirli Orhan’dan sonra ortadan kalktığını sanıyorum ama hâlâ varmış, özür dilerim sizden.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Size mahsus, size, size! Sizinkiler yapıyor!

ADNAN KESKİN (Devamla) – Özür dilerim sizden, devam edin siz o mesleğinize.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sizinkiler yapıyor onu!

ADNAN KESKİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir insanın Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili düşünce serdedebilmesi, onu eleştirebilmesi için o insanın ideolojik çizgisi, parti çizgisi, günlük ahlak çizgisi doğru olmalıdır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Her gördüğü tepeye çadır kurarak parti değiştiren kişiler Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili değerlendirme yapamazlar, onu anlayamazlar, ne kültürleri ne kafaları müsaittir bu işe. (CHP sıralarından alkışlar)

SONER AKSOY (Kütahya) – Hayal gör, hayal!

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – “Milletin değerlendirmesi yanlış.” mı diyorsunuz?

ADNAN KESKİN (Devamla) – Sayın Zeybekci, ben geçen gün seninle ilgili burada bir değerlendirme yaptım. Sende yürek varsa, kafa varsa, beyin varsa gelir burada konuşursun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle terbiyesizlik olmaz!

ADNAN KESKİN (Devamla) – Yakışmıyor sana bu yakışmıyor, yakışmıyor! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İdare Amiri burada terbiye dersi verirken terbiyesizce hareketlerde bulunamaz!

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız lütfen, dinleyiniz.

ADNAN KESKİN (Devamla) – Sayın Başkan, laf atmasın, söz atmasın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İdare Amiri…

BAŞKAN – Sayın Keskin, devam ediniz lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, üstüne mi yürümek lazım? Hakaret mi etmek lazım?

ADNAN KESKİN (Devamla) – Hayır, hakaret etmiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsü masuniyeti, kürsü özgürlüğü bu mudur?

BAŞKAN – Devam ediniz.

ADNAN KESKİN (Devamla) – Siz oturun, siz oturun lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, hakaret edemezsiniz!

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız.

Lütfen dinleyiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hakaret edemezsiniz!

ADNAN KESKİN (Devamla) – Oraya müdahale edin, oraya müdahale edin, bana değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hakaret edemezsiniz!

BAŞKAN – Lütfen dinleyiniz.

ADNAN KESKİN (Devamla) – Milletvekilinize müdahale edeceksiniz, bana değil.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, şahsi sataşmadan dolayı söz istiyorum, haberiniz olsun.

BAŞKAN – Sayın Keskin, devam ediniz.

ADNAN KESKİN (Devamla) – Bu tür meslekler krallık döneminde vardı, güzel de bir ismi vardı onun. Ben demokrasiye geçtiğimize, cumhuriyetle yönetildiğimize inanıyorum. Bu tür mesleklerin bu Parlamentoda yer almaması gerekiyor ama maalesef yanılmışız. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Tıpkı sizin gibi!

ADNAN KESKİN (Devamla) – Demek ki geçmişte krallara bu tür görevleri yapanlar hâlâ bu Parlamentonun içerisinde varmış.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sizin de bulunmamanız lazım Parlamentoda!

ADNAN KESKİN (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi hakkında görüş serdedenlerin önce kendi tarihini iyi bilmesi gerekir. Maalesef ülkemizin son on yıldır en büyük sıkıntısı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Keskin, teşekkür ederiz.

ADNAN KESKİN (Devamla) – Sayın Başkan, beni konuşturmadılar ki nasıl teşekkür ediyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Tamam, buyurunuz.

Devam edin, sözünüzü bağlayınız lütfen.

ADNAN KESKİN (Devamla) – Sürekli söz atılıyor, sürekli…

BAŞKAN – Sözünüzü bağlayınız.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sataşmaya üç dakika cevap veriyorsunuz, ne yapıyorsunuz Allah aşkına? Sayın Başkan, ne yapıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Elitaş, o hak size de ait, siz de istediğiniz zaman aynı süreyi veriyorum. Lütfen…

Buyurunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Olur mu efendim? On dakika benim grubum adına konuşmam var. Siz ne yapıyorsunuz?

BAŞKAN – Siz de sataşmadan söz istediğinizde veriyorum biliyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, keyfî yönetim yapıyorsunuz! Keyfî yönetim yapıyorsunuz, olmaz böyle şey!

BAŞKAN – Lütfen devam ediniz Sayın Keskin.

ADNAN KESKİN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; arkadaşlarım; idare amirlerinin görevlerini İç Tüzük belirlemiştir. İdare amirleri İç Tüzük’ün düzenlemeleri doğrultusunda görevlerini yapar. Onun ötesinde idare amirlerinin buyruklarla, talimatlarla hareket etmesi söz konusu değildir. İdare amirlerinin buyruklarla hareket etmesini isteyen kafa biat kültürünün, kölelik kültürünün ürünüdür. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben üyesi de, kendisi de özgür olan Cumhuriyet Halk Partisinin üyesiyim. O nedenle, görevimi yaparken İç Tüzük hükümleri doğrultusunda hareket ederim. İç Tüzük’te idare amirleri göreve çağrıldığında iktidar veya muhalefet partisinin önce görev alacağına ilişkin bir hüküm yoktur. O çağrı yapıldığında kim varsa Genel Kurulda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Keskin.

ADNAN KESKİN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Konu anlaşılmıştır. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Sayın Gönül’ün…

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, hakaret var, söz istiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri… Sırayla, lütfen… Bir dakika…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, esasen bana sataştı.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Otur yerine ya, otur yerine! Otur be!

ADNAN KESKİN (Denizli) – Hakaret etme!

BAŞKAN – Lütfen…

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Otur yerine ya! (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar ve kürsü önünde toplanmalar)

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Duydum efendim, duydum.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Otur yerine! Burayı da yönetecek değilsin.

ADNAN KESKİN (Denizli) – Gel de oturt! Gel de oturt!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İdare Amirine bak! İdare Amirine bak!

BAŞKAN – Sayın Keskin… Sayın Keskin… Sayın Keskin… Lütfen yerinize… Sayın Keskin lütfen yerinize… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sende akıl varsa, fikir varsa oturursun yerine!

ADNAN KESKİN (Denizli) – Saygısızlık yapma!

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, hâlâ devam ediyor.

ADNAN KESKİN (Denizli) – Böyle teslimiyetçi adam yok!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şuna bak, İdare Amirine!

BAŞKAN – Sayın Keskin, lütfen yerinize geçiniz. Sakin olunuz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İyi alıştınız siz bu zorbalığa!

BAŞKAN – Sakin olunuz lütfen.

Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerinize oturunuz. Teker teker, sataşma olan milletvekillerimize söz vereceğim. Lütfen yerinize oturunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Cumhuriyet Halk Partisinden milletvekili arkadaşları yerlerine davet eder misiniz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, esasen AKP’li Grup Başkan Vekili bütün konuşmasını benim üzerimden yaptı.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, herhâlde beni duyuyorsunuz. Ben, sayın milletvekillerine yerlerine oturmasını rica ediyorum.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sayın Başkan, Meclisi iyi yönetmiyorsunuz. Düzgün yönetin burayı!

BAŞKAN – Sakin olmanızı rica ediyorum.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

                                                    Kapanma Saati: 17.18


 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER:  Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş kürsüdeki konuşmasında, benim ismimi de söyleyerek, Danışma Kurulundaki imzamın arkasında durmadığımı, sözümde durmadığımı ifade etmiştir. Bu nedenle, sataşma üzerine 69’uncu maddeye göre söz istiyorum efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Hamzaçebi’nin imzası yokmuş, Sayın Tarhan’ın imzası varmış, düzeltiyorum. Doğru değildir efendim, sataşma bitti.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Fark etmiyor, grubumuza bir sataşmadır efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Meram anlaşıldı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, o imza nedeniyle, o imzanın arkasında durmadığımızı ifade etti, grup olarak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, meram anlaşıldı, her aklına esen, şey var diye söyleyemez ki!

BAŞKAN – Lütfen, Başkanlığı rahat bırakır mısınız.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkanlık, zaten kendi hukukunu uygular hâle geldi, isterseniz sizin oturumlarınızda İç Tüzük’ü biz başka tarafa koyalım.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, şahsım adına söz istiyorum.

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Başkan Vekili Sayın Elitaş kürsüdeki konuşmasında bugünün gündemine ilişkin olarak daha önce alınan Danışma Kurulu kararında Akif Hamzaçebi olarak benim imzamın olduğunu, yani genelde de Cumhuriyet Halk Partisinin imzasının olduğunu ifade ederek Cumhuriyet Halk Partisinin bu Danışma Kurulu imzasına sadık olmadığını, sözünde durmadığını ifade etmiştir. Birincisi, benim burada bir imzam yok, Sayın Emine Ülker Tarhan arkadaşımızın imzası var ama benim veya onun imzası fark etmez, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Danışma Kurulundaki imzasına sahip çıkmaması, onun arkasında durmaması diye bir şey kesinlikle söz konusu değildir.

Şimdi, ortada bir gerçek var: Geçen hafta Perşembe günü, bu kürsüde yaşanmaması gereken bir olay yaşandı. Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç konuşma yaparken, konuşması sona ererken İdare Amirinin…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Erdikten sonra…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Erdikten sonra diyelim önemli değil…

 MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Erdikten sonra, Sayın Hamzaçebi size yakışmıyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Fark etmez, konuşması sona erdikten sonra diyelim, hiç önemli değil, onlar ayrıntıdır. İdare Amirinin bir saldırısına uğramıştır, fiilî saldırısına uğramıştır. Konu budur şimdi. Şimdi, yapılması gereken, Türkiye Büyük Millet Meclisini sükûnete kavuşturmaktır. Bütün siyasi partilere düşen görev budur. Burada ana görev de Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşmektedir. Eğer bu fiilî saldırının arkasında durursanız, burada kınanacak, ayıplanacak herhangi bir şey görmezseniz bu gerilimi hafifletmek, azaltmak maalesef mümkün olmayacaktır, maalesef.

Şimdi, bakın, o olay yaşandı. Sayın Başkan oturuma ara verdi, aradan sonra tekrar görüşmeler başladı. Sayın Başkan, İdare Amiri hakkındaki disiplin cezasını Genel Kurulun takdirine sundu, Genel Kurul reddetti. Aslında İdare Amirinin bu fiilî saldırısı üzüntü verici olduğu kadar Adalet ve Kalkınma Partisinin tutumu da en az onun kadar üzüntü vericidir yani “Biz burada kınanacak bir olay görmüyoruz.” demiştir AKP Grubu. Bunun bir adım ilerisinde şu yapılabilirdi: İlgili arkadaş, idare amiri veya Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekillerinden bir arkadaşımız çıkıp özür dileyebilirdi, bunu da yapmamıştır. Şimdi, çirkin olan budur. Böyle bir erdemi maalesef iktidar partisi grubu gösterememiştir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun sözünde durmaması diye bir şey kesinlikle söz konusu değildir. Biz imzamızın, görüşümüzün arkasındayız ama siz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Son cümlemi söyleyeyim.

BAŞKAN – Şimdi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Peki efendim.

Sözlerimi burada bitiriyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural, biliyorum efendim. Bir dakikanızı rica edeceğim. Daha önceki konuşmada…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç, size de söz vereceğim fakat daha önce söz talebi burada vardı. Sırayla yerine getireceğim.

Sayın Zeybekci’nin bir söz talebi var sataşmadan dolayı ismi zikredilmiş olarak…

Buyurunuz Sayın Zeybekci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

8.- Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin, Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yüce Meclisin bir mensubu, bir milletvekilimiz burada bana işaret ederek “Aklın varsa, zekân varsa…” diye bir… Sataşma diyeyim ben ona çünkü hakaret dersek Meclisimizin yüce kimliğine saygısızlık olur. Bu yüce Meclise duyduğum saygıdan ve Denizli’deki vatandaşlarımıza olan saygımdan dolayı bu sözlere asla cevap vermeyeceğim.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, cevap vermek için söz aldı.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, yedi yıl Belediye Başkanlığı yaptım. Yedi yıl Belediye Başkanlığı yaptığım sürede, bizim Belediyemizin Meclisinde de aynı manzara yani sayısal olarak, AK PARTİ, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi olmak üzere böyle bir dağılım vardı…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Konuyla ilgisi yok Değerli Başkanım.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – …ve asla ve asla, burada görmüş olduğum, o insanların birbirine kin ve nefret aşılayan bir şekilde parmağını sallayarak konuşması asla ve asla hiçbir zaman için vuku bulmamıştır. Yani biz Denizli’de, Belediye Meclisi üyeleri olarak hep şunun farkında olduk: Bizim hareketlerimizin, tarzlarımızın ve tavırlarımızın Denizli halkı tarafından izlendiğini, onların da bizi örnek aldığını ve referans aldığını bilerek birbirimize karşı hep saygılı olduk.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Türkiye izliyor oradan laf atarken!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – O şiddeti bütün Türkiye gördü.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, bakın, yıllarca bu memlekette istatistikler yaptılar. Yapılan istatistiklerde, hatırlayın bunları, Türkiye Büyük Millet Meclisini, milletvekillerini ve siyaset kurumunu bu ülkede en az güvenilen kişi, kurum ve yön olarak yani siyaseti bu memlekette bu milletin bilinçaltına ve hafızasına bilerek kazımaya çalıştılar ama üzülerek görüyorum ki hakikaten, burada büyük bir üzüntüyle seyrediyorum ki bu istatistiği bu şekilde yapanlara da malzemeyi maalesef bu Mecliste milletin bize vermiş olduğu o görevi unutarak bu Mecliste biz veriyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Millet “Gidin, Mecliste birbirinizi dövün.” mü dedi! Ne ayıp şey bunlar!

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, millet bizden çok daha başka şeyler bekliyor. Millet bizden çok daha farklı şeyler bekliyor. Millet bizden birlik ve beraberlik bekliyor. Millet bizden anlayış bekliyor. Millet bizden kardeşlik bekliyor. Milletin bu isteklerine cevap veren, milletin bu isteklerini öngören ve millete “Bizimkiler size karşı nasıl el salladı, parmak salladı.” diye örnek olacak kötü alışkanlıklarınız veya kötü davranışlarınızdan vazgeçmenizi ben yeni bir Milletvekili olarak temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum, çalışmalarınızda başarılar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zeybekci.

ADNAN KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim…

ADNAN KESKİN (Denizli) – Sayın Sözcü, benim konuşmamı çarpıtarak kamuoyuna…

BAŞKAN – Sayın Keskin…

ADNAN KESKİN (Denizli) – Benim konuşmamı çarpıtarak kamuoyuna benim şahsımla ilgili farklı bir mesaj vermeye çalıştı. İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre söz istiyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Size sataşmadı ki.

ADNAN KESKİN (Denizli) – Sataşmadan değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sizinle ilgili, söylediğiniz kelimeleri söyledi, “Ben bunu yakıştıramıyorum.” dedi.

BAŞKAN – Sayın Keskin, bir şey söylemedi size şimdi.

ADNAN KESKİN (Denizli) – Efendim…

BAŞKAN - Sayın Keskin, bir şey söylemedi şimdi.

ADNAN KESKİN (Denizli) – Nasıl söylemedi efendim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkan söylemediğini söylüyor.

ADNAN KESKİN (Denizli) – Neler söyledi efendim, benim söylediğim sözleri aldı, bir başka yere götürdü, esasından saptırdı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama Başkan öyle anlamamış.

ADNAN KESKİN (Denizli) – Dolayısıyla, amacından saptırıldı benim konuşmalarım.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Vereceğim Sayın Sakık.

HALUK İPEK (Ankara) – Sayın Başkan, o zaman sonsuza kadar sürer bu tartışma, sonsuza kadar.

BAŞKAN – Sayın Keskin, rica etsem önce Sayın Genç’e söz vermek istiyorum.

Buyurunuz.

ADNAN KESKİN (Denizli) – Olur efendim, verin, ben sonra…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, Meclisi çalıştırmayacak mısınız?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, gensoruya gelelim artık.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, gensoruya gelelim.

BAŞKAN – Geleceğiz.

Buyurunuz Sayın Genç.

9.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mustafa Elitaş çıktı, on dakika konuştu, hep Kamer Genç’ten bahsetti.

Mustafa Elitaş, o gün, ben Danışma Kurulu kararı üzerinde söz aldığım zaman, tutanakları inceleyin, tam sekiz defa Meclis Başkan Vekiline bağırmış “Kamer Genç’i konuşturma… Konuşturma…Oyla...”

Zaten, ben buraya çıktığım zaman Mustafa Elitaş ve bazı AKP grup başkan vekilleri, eğer, Başkan Vekili kendilerinden ise onlara talimat veriyorlar, beni konuşturmuyorlar.

Şimdi, Sayın Mustafa Elitaş, senin burada yaptığın konuşma benim sözümün haksız kesildiğinin açık bir delilidir. Bak, sen buraya çıktın, hiç konuyla bağlı olarak konuşmadın Danışma Kurulu kararı üzerinde hep benden bahsettin. Eğer, Sadık Bey’in benim sözümü kesmesi doğru olsaydı o zaman demek ki senin de sözünün kesilmesi lazımdı. Sen şahsiyetimle uğraştın, 157’nci maddeye göre sana uyarma cezası verilmesi lazımdı, verilmedi.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Danışma Kurulu kararı Meclisin çalışmasıyla ilgilidir. Daha önce burada bazı arkadaşlar tenkit ettiler, Danışma Kuruluna imza atan grup başkan vekilleri 2 Ağustosta çıktılar, üzerinde konuştular. Dolayısıyla, benim Mustafa Elitaş’tan alacak bir dersim yok.

Mustafa Elitaş geçen dönem 50 milletvekiliyle bana saldırttı, şurada. Ben o zaman bağımsızdım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yalan söylüyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Burada, şimdi, AKP’liler niye benden şey ediyorlar? Kamer Genç’in kim olduğunu biliyor, biliyorsunuz. Ben Danışma Meclisi üyesiyken 82 Anayasası’na tek başına ret vermişim. O gün o Anayasa’ya ertesi gün demişim ki: “Bu paçavradır, yırtıp atılması lazım.” Basına bakın. Bugün siz benim sözüme geliyorsunuz.

Tunceli gibi asil ve soylu bir halkın dar bölge sistemine göre seçtiği yerde yedi defa milletvekili seçilmişim arkadaşlar, yedi defa. Bir defa tercih ile, bir defa ön seçimle, bir defa bağımsız ve ondan sonra da partide yani tek başıma gelmişim. Kimin gücü varsa gelsin karşımda konuşsun. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Kamer Genç kim? Kamer Genç AKP’lilerin yaptığı soygunları dile getiriyor. Ben burada ne demişim? Demişim ki: Efendim, Hakkâri’de 24 tane askerimizin şehit edildiği gün, an Tayyip Erdoğan’la Ahmet Davutoğlu İsrail’in serbest bıraktığı 11 Hamaslıya özel uçak göndermişler. O saatte askerlerimiz şehit ediliyor, onlarla ilgilenmemişsiniz. Onu burada dile getiriyordum.

Deniz Feneri davasında tutuklu olan…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Fener nerede?

KAMER GENÇ (Devamla) – Feneri getireceğim buraya biraz sonra.

Ondan sonra, Deniz Feneri davasında tutuklanan Zekeriya Karaman, Tayyip Erdoğan’ın oğlunun bacanağının babası. Tayyip Erdoğan diyor ki: “Yargı benim emrimde olacak ama benim oğlumun bacanağının babası içeri alınacak.” “Bu nerede görülmüştür!” dedim, arkasından da hemen serbest bıraktılar. Buna İstanbul Belediyesinde, Ankara Belediyesinde birçok yerlerde ihalelerde yapılan yolsuzluk…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ama Sayın Başkan yani on dakika konuştu, ben sözümü bitirmedim ki.

BAŞKAN – Sayın Genç, herkese sataşma için üç dakika veriyorum.

Teşekkür ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Sakık, buyurun.

Bir dakika süre veriyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında vermiş olduğu gensoru önergesi üzerindeki görüşmelerin halka yansımaması için, başka konular uzatılarak, Meclis TV yayınlarının kesildiği saat 19.00’dan sonraya bırakılmaya çalışıldığına ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Aslında, bugün çok önemli bir konuyu konuşacaktık, bir gensoruyu konuşacaktık ama görebildiğim kadarıyla, böyle planlı projeli bir şekilde, saat yediye kadar bu işi uzatıp gensorunun kamuoyuna yansımaması…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gensorunun neresindeyiz biz anlayamadım.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yani bu çok hakkaniyet değil ama ilk günden beri, bu yıl, yani 24’üncü Dönem Parlamentonun oluşmasından bugüne kadar AKP’nin bir miktar eli sopalı. Yani salt o gün Kamer Bey’le ilgili değil, daha önce bizimle de ilgili bu tür tehditleri buradan duyduk; ekran ekran duyduk ve buraya da getirdik.

Şimdi, sizin bir milletvekili arkadaşınız ekran ekran dolaşıyor, elinde çakma bir kitap: “Kürtler ve Ergenekon.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “PKK ve Ergenekon.”

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yahu, Ergenekon Kürtlerin katili. Ben katillerimle nasıl bir arada olabilirim? Yani bu kitabın reklamını yapmak adına dönüp diyor ki: “Biz BDP’lileri evire çevire burada döveceğiz.” Size söyledik, grup başkan vekillerinize söyledik. Aha buradayız, ellerimiz bağlı, gelin, dövün, hodri meydan diyoruz! Bu doğru bir şey değil.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – PKK’dan bahsediyor.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, bunları sizinle paylaştık. Açıkça söylüyoruz sevgili arkadaşlar, geçen dönemde, 23’üncü Dönemde de…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sen alınma canım, PKK’dan bahsediyor.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, biz kimseye hakaret etmeyiz, biz kimsenin onurunu rencide de etmeyiz ama bize saldırı olursa, onurumuz rencide edilirse katbekat cevabını alırsınız. Geçen dönemde bize saldırılar oldu. Evet, nahoş şeyler oluştu, bunun cevabını da verdik ama çıktık, burada, açıkça, kamuoyundan, halkımızdan da özür diledik, bu da bir erdemliktir.

Eğer Kamer Bey’e o gün burada -ben yoktum- kamuoyuna, medyaya yansıyan… Çıkıp buradan bir özür dilemek halkın iradesine bir saygıdır. Siz, sayısal çoğunluğunuza güvenerek ikide bir… Oradaki Meclis başkan vekili sizdense tutup disiplin suçunu oya sunuyor. Peki, geçen dönem tartışmalardan dolayı bizi neden disiplin suçuna mahkûm ettiniz? Hatta, böyle bir itişme de yoktu.

Sayısal çoğunluğunuza dayanarak siz, kendi içinizde şiddete bulaşanları ve şiddet yanlısı olanları aklayamazsınız. Aklarsanız, elimiz yakanızda olur. Biz de yaparsak sizin de eliniz bizim yakamızda olsun. Hep barıştan, demokrasiden bahsediyorsunuz ama sayısal çoğunluğunuzu kullanarak 24’üncü Dönemde böyle bir politika içerisindesiniz. Bu doğru değildir ve özellikle ekran ekran kitabının reklamını yapmak üzere ekranlarda dolaşarak bizim üzerimizden çakma kitabının reklamını yapanlar bu işten vazgeçsinler. Yani günahtır, yazıktır. Bu halkın değerlerlerini böyle küçücük rantlara dönüştürerek hele hele bizi tehdit ederek hele hele bizi korkutarak bu işi yapabileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Ben bir an önce Genel Kurulun derhâl bu görüşmeye başlamasını diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

Şimdi, Sayın Gönül’ün ismi geçtiği için sataşmadan söz talebi vardır.

Buyurunuz Sayın Gönül. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, 69’uncu maddeye göre aynı oturumda sataşmadan dolayı söz verilir. Mustafa Elitaş, bunları öğren sen. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Sen oraya öğret, bana niye öğretiyorsun?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben sana konuyu anlatıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Oraya öğret sen! Sen oraya öğret!

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Antalya Milletvekili Mehmet Vecdi Gönül’ün, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle  konuşması

MEHMET VECDİ GÖNÜL (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz evvel bir sayın milletvekili, ilgili ilgisiz, benim adımı zikrederek kendi düşüncesine gerekçe bulmaya çalıştı. Bu konuyu açıklamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri,  gerçekten 12 Eylül olduğu zaman ben Ankara Valisiydim. Ancak beni Ankara Valiliğine 12 Eylül idaresi getirmedi. Beni Ankara Valiliğine Adalet Partisi azınlık hükûmeti getirdi. Adalet Partisi azınlık hükûmeti beni Ankara Valiliğine getirdiği zaman ben daha önce Emniyet Genel Müdürlüğü, Kocaeli Valiliği, Personel Genel Müdürlüğü, mülkiye müfettişliği ve kaymakamlık yapmıştım yani asansörle bir yere çıkmış değilim. Ancak 12 Eylül idaresi ilk kararnameyle beni Ankara Valiliği görevinden aldı. Ankara Valisi olduğum zaman ben otuz dokuz yaşındaydım. İlk kararnameyle beni görevimden aldı ve merkez valisi yaptı. Daha sonra İhsan Doğramacı’nın başkanlığında kurulan YÖK’te bir mülki idare amirine, akademik çalışmaları olan bir mülki idare amirine ihtiyaç olduğu için orada görev verildi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bunu söyledim işte zaten, ben de bunu söyledim.

MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – Bunun partiyle ne alakası var?

MUHARREM İNCE (Yalova) – 12 Eylül’ün YÖK üyesi!

MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – Parti mensupluğuyla ne alakası var? YÖK üyeliği bir parti mensupluğu mudur?

MUHARREM İNCE (Yalova) – “12 Eylül paşalarının YÖK üyesi.” dedim, bu kadar!

MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – YÖK üyeliği utanılacak bir olay mıdır?

MUHARREM İNCE (Yalova) – 12 Eylül paşalarının YÖK üyesisin, bu kadar!

MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – YÖK üyeliği utanılacak bir olaysa iktidara geldiğinizde niye kapatmadınız orayı? (CHP sıralarından “Siz niye kapatmadınız?” sesleri)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben utanılacak bir şey demedim.

MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – Utanılacak bir olaymış gibi zikrettiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “12 Eylül paşalarının YÖK üyesi.” dedim.

MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – Ben, yaptığım her görevden dolayı iftihar ediyorum. Orada da elimizden geldiği kadar çalıştık.

Yalnız, bir şeye tenezzül etmeyin fikirlerinizi kuvvetlendirirken. Kamu görevi yapmış, politikayla hiç alakası olmayan bir dönemimden bahsediyorsunuz. Fikirlerinizi teyit etmek için, desteklemek için bunlara ihtiyacınız yok, başka destekler bulabilirsiniz.

Şunu arz ediyorum: Gerçekten çok zaman kaybediyoruz. Memleketin meselelerini konuşmak varken… Ha üzücü bir olay…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kanun hükmünde kararnameyle…

MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – Üzücü bir olay, evet, o konuşulur…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Kanun hükmünde kararnameler…

MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – …o konuşulur ancak memleketin meselelerini konuşmak varken engellemek herhâlde çok uygun değil. Böyle bir konuşma yaptığım için gerçekten üzgünüm ama…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Gönül, otuz dört kanun hükmünde kararname var. Mecliste görüşülmüyor ki bunlar! Onları getirin…

MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) – …Sayın Başkana bu fırsatı verdiğinden dolayı teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gönül.

Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…

ADNAN KESKİN (Denizli) – Benim bir talebim var…

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, lütfen… İç Tüzük’e göre gensoruyu görüşeceğiz, burada tartışacağız. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, biraz önce…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – TRT’de yayın yapılmasın diye her şey yapılıyor. Ayıp denen bir şey var. Televizyon açıkken tartışmaktan korkuyor musunuz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hasip Kaplan, bize bakma, biz yapmadık bunu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Elitaş…

HASİP KAPLAN (Şırnak) –  İç Tüzük’e göre…

BAŞKAN – Nedir Sayın Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, hem Sayın Hamzaçebi ve hem Kamer Genç ismimden bahsederek…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Burada Hacivat Karagöz’e çevirdiniz kardeşim ya!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hasip Kaplan, bize bakarak söyleme bunları.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aynen öyle söylüyorum.

BAŞKAN – Hiç duyamıyorum.

Sayın Kaplan…

Buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, hem Sayın Hamzaçebi hem Kamer Genç biraz önce konuşmalarını…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Böyle şey olur mu? Sabahtan beri karşılıklı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …ismimden bahsederek hiç söylemediğim konuları ifade etmeye çalıştılar ve Kamer Genç hakaret etmiştir, o konuda söz istiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben konuyu anlatmak açısından Sayın Elitaş’a…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır biraz önce ben…

BAŞKAN – Ben sataşma bulmadım Sayın Elitaş. Çünkü siz söylediniz o da gerekli cevabı verdi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Kamer Genç’in konuşmasında sataşma bulmadınız mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, tutanakları getirin.

BAŞKAN – Tutanaklara bakalım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tutanakları isteyin.

BAŞKAN – Görmedim, söyler misiniz ne söyledi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, burada konuşurken hem Grup Başkanımıza hem Genel Başkanımıza hakaretler etti. Hakkâri’deki 24 tane şehidimizin olduğu gün Hamas’taki mültecilerin İsrail’le olan değiş tokuşuyla ilgili meseleyi ifade etti. Aynı zamanda Deniz Feneri meselesinde yargılanan kişinin Sayın Başbakan’ın oğluyla bacanak olduğuyla hiç alakası olmayan gerçek dışı ifadelerde bulundu, bundan daha başka ne olabilir?

ADNAN KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ben tutanakları isteteyim Sayın Keskin. Sizin için de tutanaklara bakacağım. Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, biraz önce hiç kimseye…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi lehine Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut.

Buyurunuz Sayın Bulut…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Böyle Meclis yönetilmez Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, usul hakkında… Sayın Başkan, 63’üncü maddeye göre usul tartışması istiyorum. Şu anda yaptığınız uygulama hakkaniyete uygun değildir.

BAŞKAN – Tutanaklara bakmak istemenin hakkaniyetle ne alakası var Sayın Elitaş anlamıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutanakları getirtin Sayın Başkan.

 MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, başkalarına hiçbir şey sormadan, başkalarıyla hiçbir şey görüşmeden, neyle ilgili istediğini söylemeden, hangi maddeden burada konuştuğunu ifade etmeden…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bulut…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tutanakları istedim Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın tarafsız yönetmiyorsunuz. Kendi kurallarınızı uygulamaya çalışıyorsunuz. Sayın Başkan, sizi İç Tüzük’e uymaya davet ediyorum. Tarafsız davranmıyorsunuz.

BAŞKAN – Ben İç Tüzük’e göre ve tarafsız yönetiyorum Sayın Elitaş siz de İç Tüzük’ü  çok iyi biliyorsunuz…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, az önce konuşmacılara “Niye?” diye sormadınız.

BAŞKAN – Lütfen… Tutanakları istedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hangi maddeden söz istediklerini ifade etmediniz. Sormadınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – O zaman duymuşum efendim, tam net algılayamadığımı söyledim size.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şu anda siz bana yapılan hakareti görmemek derken bana hakaret etmiş oluyorsunuz. Sizin bu davranışınızı kınıyorum.

BAŞKAN – Tutanakları istedim Sayın Elitaş lütfen yerinize oturun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bana yapılan hakareti “Duymadım” derken bana hakaret edilmesine müsaade ediyorsunuz.

BAŞKAN – Genel Kurulun çalışmasına engel oluyorsunuz, lütfen…

Sayın Bulut, buyurunuz.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve arkadaşları tarafından, (46 sıra no.lu)  “Okullarda yaşanan şiddet olaylarının ve madde bağımlılığı gibi tehlikelerin nedenlerinin araştırılması” hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 15/11/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, yazıklar olsun size! (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sakin olun lütfen.

Buyurun Sayın Bulut, devam edin.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun vermiş olduğu eğitim, çocuklarımızın, gençlerimizin… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Değerli milletvekilleri, bakın, iktidar milletvekilleri diyorlar ki: “Memleketin sorunları görüşülmüyor.” Sorunları getirecek olan hem muhalefettir hem iktidar. Milletvekili olarak bizim bir kanunumuz yok, biz kendi haklarımızı aramaktan mahrumuz. Ondan vazgeçtik, ülke kan gölüne dönmüş; okullarda uyuşturucu, öğretmen ölümleri, dövmeler had safhada. Bunları en azından bir görüşüp, bu çok ciddi konu hakkında Meclis olarak bir karar almak, bunu tartışmak, sadece eğitimle değil, Millî Eğitim Bakanlığıyla değil, Adalet Bakanlığıyla alakalı, diğer kurumlarla alakalı bu sorunlara mutlaka bir çözüm getirmek gerekiyor. Günlerdir Meclis boşa kürek çekiyor. Yani konuşulan konular sabahtan beri… Bakın, Meclis başladığından beri şöyle doğru dürüst milletin, halkın lehine bir sonuç alamadık. Bu bakımdan, milletvekilimizin vermiş olduğu önergenin lehinde söz aldım.

“Eğitim, çocuklarımızın, gençlerimizin ve geleceğimizin teminatıdır.” diyor.  Çocuklarımızın ve gençlerimizin sağlıklı ve güvenli ortamlarda eğitim alması devletin görevi olduğu kadar bireylerin de yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur. Okullarımızda yaşanan şiddet olaylarının ve madde bağımlılığı gibi ciddi tehlikelerin nedenlerinin araştırılması, bu olayların önlenmesi için gereken önlemlerin alınması adına bir Meclis araştırma önergesi verilmiş. Çok yerinde bulduğumuz bu önergeyi şahsım ve gurubum olarak destekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, okullarda şiddet konusunun görüşüldüğü bu bölümde, sadece okulların ana konusu olan insan yetiştirmek, eğitim. Buna baktığımız zaman Türkiye’de eğitim konusunda…

Sayın Başkanım, salonda gürültü var, buna bir müdahalede bulunun.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim, devam ediniz.

Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olarak dinleyiniz.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – Ülkemizde ve dünyada en önemli yatırım insana yapılan yatırımdır ve eğitime olan yatırımdır. Ülkemize baktığımızda insanların yetiştirilmesi, eğitimi konusunda devlet olarak alınan tedbirlerin, yapılan çalışmaların yeterli olduğunu hiç kimse söyleyemez. Sadece bu iktidarlara has bir uygulama değil. Bütün, geçmişten beri “Saldım çayıra Mevla’m kayıra” şeklinde devam eden “Çocuklara bir sınıf, 1 öğretmen, 1 müdür, bir mühür, okul açtık, öğretim devam ediyor.” şeklinde öğretmensiz kalmasın ama okulda nasıl eğitim veriliyormuş, bu eğitimin neticesinde nasıl bir insan yetiştiriliyormuş bunun takibi yapılmaksızın içine düştüğümüz durumu görüyorsunuz. Küçücük bebekler, çocukların içinde bulunduğu durum… Okula giden çocuklar devletin güvenlik güçlerine taş atmakta.

Azra bebeği nasıl bir gelecek bekliyor Türkiye’de, bunu düşünüyor muyuz? Depremden kurtuldu ama Türkiye'nin bu şartlarının karşısında ona bir düzenli gelecek verebilecek miyiz? Bu ruhunda oluşan büyük depremi hangi eğitimle, hangi metotlarla düzelteceğiz ve topluma sağlıklı, kendisiyle barışık, toplumla barışık, insanlara saygı duyan, insanların düşüncelerine saygı duyan, dinlemesini bilen, dinletmesini bilen, sabretmesini bilen, kendi değerlerini tanımış, özümsemiş, yaşadığı toplumun değerlerine önem vermiş, kendi toplumunu, insanlığı seven, onlara hizmeti ibadet kabul eden, kendisiyle yarışan, bilgiyi kendine en önemli rehber kabul eden bireyler olarak nasıl yetiştirmeliyiz?

Değerli milletvekilleri, bunda Türkiye Cumhuriyeti devleti başarısız. Bütün kurumlarımız bu anlamda başarısız. Cezaevleri balık istifi gibi mahkûmlarla dolu. Çocuk koğuşlarındaki durumları lütfen gidin bir inceleyiniz. Aynı yatakta 2-3 çocuğun yattığı ve orada her türlü kötü alışkanlığın yapıldığı, ıslahevi değil, oraya girenin potansiyel bir suçlu olarak dışarıda, daha güçlenerek, daha kinlenerek toplumdan intikam almak adına potansiyel yüklediği bireyler olarak topluma salıyoruz.

İnsanın eğitimi… Çocuk ana rahmine düştükten sonra annenin takibinin yapılması gerekir. Annenin geçirmiş olduğu kazalar, annenin eşiyle yaptığı kavgalar, yediği dayaklar o çocuğun ruh dünyasını altüst eder. Doğar çocuk. Geçirdiği hastalıklar, geçirdiği kazalar, bunları takip ediyor muyuz? Bununla ilgili bir tespitimiz, bir envanterimiz var mı? Hayır, yok.

Yaşı gelir, okula göndeririz. Dünya üç yaşında çocuğu eğitime başlatır, biz altı yaşında eğitime başlatırız. Okulda aldığı eğitim, sınıftaki öğretmen merkezli olması gereken eğitim, maalesef Türkiye'de dershane merkezlidir. Siz dershanelerde öğrencinin öğretmeni dövdüğünü, öldürdüğünü hiç duydunuz mu? Ama okullarda var. Çünkü okulları çocuklar amaç olarak görmüyor, diploma alacakları araç olarak görüyor. Türkiye'de görev alan bütün hükûmetler dershane merkezli hâline getirdikleri, eğitimi bir şirkete döndürdükleri, parası olanın iyi eğitim aldığı, parasıza “Ne hâlin varsa gör.” dedikleri, eğitimde fırsat eşitliğini yok ettikleri bir sistem içerisinde insanımız kendi kaderine terk ediliyor. Buna, tabii ki, bir dur demek gerekiyor, bir yerden başlamak gerekiyor. Okuldayken okul kantininden çikolata alan, çalan, önemsiz gibi görülen, ilkokulu bitirdikten sonra ortaokulda arkadaşlarıyla bir marketten bir şey alan, Emniyete düşen, küçük küçük alışkanlıklarla bunu ilerleten ancak zeki olduğu için de çok iyi bir üniversite bitirip, çok iyi görevlere getirdiğimiz ama aslında hırsızlığın onun bir karakteri hâline geldiği, ona bir bankayı teslim ettiğimiz, onu bir kurumun başına getirerek o bankanın, o kurumun soyulmasına sebep olduğumuz insanın geçmişini biliyor muyuz? Emniyetten sadece bir araştırma yaptırıyoruz. Savcılıktan temiz kâğıdı istiyoruz. Herkes o kâğıdı alıyor. Ama asıl onun bu anlamdaki kötü alışkanlıkları, ailevi durumu, bireysel şiddet içerip içermediği, toplumsal konularda duyarlılığı; bunları tespit eden herhangi bir kıstasımız yoktur. Böylelikle, toplumumuz tesadüfen bir yerlere geliyor. Hükûmet iddia ediyor, diyor ki: “Millî gelirimiz 3 bin dolardan 10 bin dolara yükseldi.” Ben buna inanmıyorum, kusura bakmayınız.

Benim bankomda, bir haftadır, Ankara’da yaşayan, çocuğuna, bebeğine mama alamayan, Ankara Valiliğince “Biz çok verdik, artık bundan sonra buna vermeyeceğiz.” diye itilen, bankomda çalışan insanların aralarında para topladıkları, artık onların da bıkıp diğerlerinden yardım aldıkları bir insan Mecliste dilencilik yapıyor. Türkiye’de, evet, 10 bin dolar gelire sahip olanlar var, çok kazananlar var, sayenizde, iktidarın sayesinde, açıkgözler, parti yandaşları gerçekten buradaki gelir seviyesinde, refah seviyesinde bir adaletsizlik oluşturdunuz. Bunu bir takip edemediniz. Birilerine “Yürü ya kulum” dendi ama diğer tarafta, emin olun, görüyorsunuz sizler de ancak bir parti taassubundan dolayı bunu görmezden gelmek yanlış bir şey.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü bağlayınız.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – Şiddetin her türlüsüne karşı olmak için mutlak surette eğitimde ciddi, köklü tedbirlerin alınmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bulut.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, yönetiminizde çalışma usullerine uymuyorsunuz. İsteyen herkese söz vermenize rağmen sataşmadan ilgili olsun ya da olmasın, Grup Başkan Vekilimiz bir konuşmacının çok ağır hakaretleri çerçevesinde sataşmadan söz istemesine rağmen vermediniz. Uygulamanız adaletli değil Sayın Başkan.

63’üncü madde çerçevesinde usul tartışması açılmasını talep ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tutanakları istediniz zaten.

BAŞKAN – Tutanakları istedim Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, 63’üncü madde çok açık.

BAŞKAN –  Sayın Canikli, siz de çok iyi biliyorsunuz. İç Tüzük’e göre tutanakları isteyebilirim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 63’e göre takdir hakkınız yok Sayın Başkan.

BAŞKAN - Şimdi bu görüşmemiz devam ediyor. Tutanakları istedim Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, o başka bir şey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, usul tartışmasının tutanakla alakası yok. Biz sizin yönetim tarzınızı eleştiriyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük’üne uygun olarak davranmadığınızı, usullere uymadığınızı ifade etmek istiyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Usullere uymuyorsunuz, adaletli davranmıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sizin usul tartışmasında takdir hakkınız yok Sayın Başkan. Usul tartışmasını açmak zorundasınız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, gensoru görüşmesi televizyondan yayınlanmasın, kapansın diye, bu, oyalamaktır. Sayın Başkan, bu kötü niyettir.

Sayın Arınç, bak, görüyor musun nereye varıyor. Saat yedide gensoru görüşülmesin diye neler yapılıyor…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Kaplan, olur mu böyle bir şey?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu mu demokrasi?.. Bu mu demokrasi? Televizyonda gensoru görüşülmesin diye yapmadığınız şeyler kalmadı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ne yapacaktık ya?

BAŞKAN  – Buyurun; lehte, aleyhte kim konuşacak?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aleyhte.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Aleyhte.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Lehte.

BAŞKAN – Lehte konuşacaksınız; Usul tartışması tutumum lehinde.

Üçer dakika süre veriyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O zaman demokrasi kalmadı. Ayıp ya ayıp! Nezaket lazım biraz, nezaket.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bize söylemeyin nezaketi. Biz bir şey yapmadık.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen rica ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tutanak getirildiğinde değerlendirir Başkan. Gensoruyu televizyonda vatandaş izlemesin diye bunu yapıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Grup önerisini biz mi getirdik? Danışma Kurulunda o zaman neden zaman kaybediyoruz? Olur mu öyle bir şey! Yani hakaret edilecek, sataşma yapılacak cevap vermeyeceğiz. Böyle bir şey olabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Canikli aleyhte, Sayın Elitaş aleyhte, Sayın Hamzaçebi lehte.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hakkımı aramayacak mıyım?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hak arama olayı değil…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hak arama olayı değil mi? Çünkü grup başkan vekiline söz verilmedi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Televizyonu kapattınız konuşuyorsunuz! Bundan daha…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kapatmadık!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – İstismar edildi!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Televizyon kapansın diye…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kapatmadık, kapatmadık!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Halkımız bu tartışmayı görmesin diye…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kapatmadık, kapatmadık! Boşu boşuna konuşuyorsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Lütfen, karşılıklı konuşmayınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Eğer grup önerileri olmasaydı şimdi gensoruya geçecektik.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, tutanaktan sonra…

BAŞKAN – Tutanaktan sonra ama tutumu hakkında açabilir her zaman milletvekilleri, özgürdürler, bu kürsü özgür bir kürsü.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi, lehte.

Üç dakika süre veriyorum.

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’ne uygun olarak davranmadığı ve çalışma usullerine uymadığı gerekçesiyle Başkanın tutumu hakkında

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce kürsüye çıktığımda da ifade ettiğim gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sükûnete ihtiyacı var, bütün sorunları sükûnet içerisinde tartışmaya ihtiyacı var ama benim gördüğüm, giderek bu sükûnet ortamından uzaklaştığımızdır. Bir yanlışın arkasında, bir kaba kuvvetin arkasında, bu kadar büyük bir gruba, büyük bir güce rağmen, bu güçle durursanız, bunu devam ettirirseniz, bu doğru olmaz, sükûneti bulamayız. Bir kere, olayı buraya getirelim, öyle değerlendirelim. Tekrar o konuya dönüp onu değerlendirme amacıyla bunu söylemiyorum.

Şimdi usul tartışması açıldı, o nedenle kürsüye çıktım. Bu tartışma açılmadan önce, Sayın Mustafa Elitaş’ın, sataşma nedeniyle söz talebi oldu. Sayın Başkan Vekilimiz de tutanaklara bakarak, prensipte buna olumlu olarak baktığını ben anladım ama tutanaklara bakarak o konuda bir görüş ifade etme ihtiyacı duydu, bu da doğaldır. Yani, Sayın Elitaş’ın, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun söz talebini, sataşma nedeniyle söz talebini reddetmiş değil Sayın Başkan. E bakın, şimdi, tablo böyle. Şimdi, bunu veri olarak alıp “Bizim konuşma talebimizi vermedi.” derseniz, doğru değil, haksızlık etmiş oluruz. Bütün konuları konuşalım, eleştirileri de yapalım ama her şeyi yerli yerine koyarak değerlendirelim bu konuları. Sayın Başkanın, o anlamda, tutumunda ben herhangi bir yanlışlık görmüyorum. Sayın Başkan herkesin konuşmasına taraftar olan bir tutum içerisinde herkese söz veriyor. Ben hatırlıyorum -Allah rahmet eylesin- Meclis Başkan Vekilimiz Ali Dinçer vardı. Konuşma süresi kaç dakika? Beş dakika. Kaç dakika? On dakika. Kaç dakika? Yirmi dakika. Konuşmacı on dakikada toparlayamıyordu, on iki, on üç, on dört, on beş… Herkese bu sözü veriyordu. O da bir usuldü bakın. Sayın Başkan Vekilimiz Güldal Mumcu da herkese söz veriyor, talep eden herkese demokratik bir şekilde sorunları tartışabilmek amacıyla söz veriyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama bize demokratik olmuyor. Demokrasi bu tarafa Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Elitaş, sizin grup başkan vekili olarak söz talep etmeniz de çok doğaldır. Grup başkan vekili olarak bu kürsüye çıkıp konuşmanız da son derece doğaldır. Partinizin hukukunu kendinize göre savunacaksınız ama sizin hukukunuzu ihlal eden bir tavır ben görmedim şu ana kadar, böyle bir şey yok.

Ben bir şey öneriyorum: Gensoru görüşmeleri bitene kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi televizyonunun yayınlara devam etmesi için Meclisin karar almasını ve bunu TRT’ye bildirmesini öneriyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Arınç da burada. Arınç da burada oylayalım bakalım, parmaklarınızı o zaman göreceğiz.

BAŞKAN –  Giresun Milletvekili Sayın Canikli…

Buyurunuz Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; usul tartışmasında Başkanın tutumunun aleyhinde söz aldım. Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, hep birlikte bugün yaşanan tartışmaları izliyoruz. Sayın Başkan, söz isteyen hemen herkese söz verdi, söz talebini olumlu olarak değerlendirdi. Olabilir yani bu bir tarzdır, bir itirazımız yok. Sataşmadan olsun ya da başka gerekçelerle ilgili olsun ya da olmasın hiçbirisinde de Sayın Başkan “Ben tutanaklara bakacağım.” diye bir gerekçe ileri sürmeden talepler gelir gelmez, anında, kabul etti ve söz taleplerini yerine getirdi, herkes çıktı konuştu ve bir konuşmacı ağır hakaretlerde bulundu, partimize, Genel Başkanımıza, grubumuza ve doğal olarak Grup Başkan Vekilimiz de sataşmadan, bu haksız, iftira mahiyetindeki yalanlara cevap vermek için söz almak istedi, o zaman tuttunuz, Sayın Başkan, tutanaktan bahsettiniz. O ana kadar tutanaklar neredeydi Allah aşkına! “Görmedim.” diye bir şey olabilir mi, “Duymadım.” diye bir şey olabilir mi? Siz duymadığınız için o hakaretler ortada mı kalacak, o yalanlara bir cevap vermeyecek miyiz Sayın Başkan? Böyle bir yaklaşım olabilir mi? O nedenle bunu açmak zorunda kaldık. Ha, çok memnun değiliz böyle bir usul tartışmasını açmaktan ama sataşmadan cevap verilseydi gerekeni söyleyecekti Grup Başkan Vekilimiz ve bu olay kapanacaktı. Ama maalesef, ısrarınız bu noktaya getirdi.

Şimdi, bakın, bizim hiçbir şekilde bu gensorunun şu saatte, bu saatte görüşülmesi ya da görüşülmemesi gibi bir kaygımız, bir hassasiyetimiz söz konusu değil. Kesinlikle böyle bir niyetimiz, bir düşüncemiz yok. Bizim yaklaşımımız, hemen gündem dışı konuşmalardan sonra gensoru görüşmelerinin başlamasıydı. Eğer öyle bir niyetimiz olsaydı o zaman o çerçevede, ona hizmet eden bir adım atardık; yani biz de grup önerisi getirirdik, Danışma Kurulunu toplantıya çağırırdık.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Önergede söz istedik, vermediniz ama.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama bakın, hâlen grup önerisi tartışmaları devam ediyor, bir konuşmacı daha var. Dolayısıyla, buradan yola çıkarak bizi nasıl suçlayabilirsiniz? Yani bizim gruba dönerek gensoru görüşmelerinin televizyon yayınlarının yapılmadığı saate denk getirilmesi gibi bir amacımızın olduğunu nasıl söylersiniz? Çok büyük bir haksızlık. Bunu reddediyorum, iade ediyorum çünkü şu anda yaşanan tartışmaların sorumlusu biz değiliz. Lütfen bunu düzeltin, bu büyük haksızlık bize. Elbette hakkımızı arayacağız. Yani gensoru görüşmeleri şu zaman olacak, bu zaman olacak diye lehte ya da aleyhte herhangi bir yaklaşımımız, bir ön yargımız söz konusu değil. Bizim, bir yanlış konuşma varsa, bir hakaret varsa onu kendisine katıyla iade etmek için söz almamız gerekiyor. Onu pas geçemeyiz, onu görmezden gelemeyiz. Çünkü burada o kadar çok yalan şeyler söyleniyor ki, bunlar bu Meclise yakışmıyor, hiç kimseye yakışmıyor. Aslında muhatap almak istemiyoruz, cevap vermek istemiyoruz, belki cevap vermeye de değmeyebilir ama bilmeyen bazı vatandaşlarımız duyduğu zaman bunları doğru kabul edebilir. Yani bunların çoğunun cevap verilmeye değecek kadar bile bizim için kıymeti yok, hiç kimse açısından kıymeti yok ama cevap vermemiz gereken zamanlar da oluyor, o zaman da hakkımızı kullanıyoruz. Ha, gensoru bu çerçevede uzar, kısalır; onun bir şeyi olmaz, bizi ilgilendirmez.

Değerli arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinize saygı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lehte, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet, Sayın Başkan, Mecliste sinirler yay vaziyette, belli. Burada bir iteleme oldu, onun özür gösterme erdemi yerine getirilmediği için şu ana kadar Hacivat-Karagöz siyaseti yapılıyor bir senden bir senden. Ondan sonra önergeler veriliyor, sataşma deniliyor ve bir gensoru, ciddi bir denetim mekanizmasını konuşacağız.

Sayın Arınç burada oturuyor, geçen dönem televizyonlar açıktı, niye millete kapattınız anlamıyorum. Yani burada İçişleri Bakanı hakkında verdiğimiz gensoruyu canlı yayında vatandaş izlemesin, yaptığı operasyonları, Van depremini, haksızlıkları, hukuksuzlukları burada dile getirdiğimizi halk dinlemesin diye saat 7’den sonraya öteliyorsunuz. Diyorsunuz ki “Hayır, biz yapmıyoruz.” Siz yapmıyorsanız, burada bir öneri getirdi CHP, dört tane konuşmacısı vardı, dedik ki bölüşelim dört grup olarak. Bizim grubumuza vermediniz, niye? Çünkü siz konuşup süreyi doldurup, saat 7’den sonraya gensoruyu atarız diye. Şimdi, bu yaklaşım tarzınızı eğer…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bizimle bir alakası yok ki.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Doğru değil diyorsanız, bakın…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Doğru değil tabii.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Canikli, doğru değil diyorsanız, Sayın Arınç da burada.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne alakası var?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Arınç da burada, Genel Kuruldaki bütün partiler eğer bu gensorunun halkın nezdinde açıkça tartışılmasından yanaysa buyurun oylayalım. Bitimine kadar canlı yayınla gensoru devam etsin. Şimdi, şeffaflık demokrasinin unsurudur. (CHP sıralarından alkışlar) Açıklık demokrasinin unsurudur. Halktan kaçmak niye? Halktan gizlenmek niye? Halkın gözüne televizyonu kapatmak niye? Bana anlatır mısınız, hangi demokrasilerde bu… Uganda cumhuriyetinin demokrasisi mi burada işliyor, istediğin zaman televizyonu kapatacaksın istediğin zaman açacaksınız. Gensoru bu, ciddiyetle çıkar Hükûmet konuşur, partiler konuşur, televizyon açık olur, siz de yaptıklarınızın hesabını varsa çıkar mertçe savunursunuz. Ama korkuyorsunuz, halktan korkuyorsunuz, gerçekleri halk duyacak diye korkuyorsunuz. Siz bu kürsüde muhalefetin sesinden korkuyorsunuz, muhalefetin sesine tahammül etmiyorsunuz. Sizi biz biliyoruz, biz bir dönemde usta olduk, siz üç dönemde usta oldunuz. Sayın Canikli, biz bir dönemde usta olduk, sizin bütün bu usulsüzlüklerinizi öğrendik, yapmayın, bu halka haksızlık etmeyin.

Sayın Arınç, televizyona söyleyin gensoru bitene kadar açık kalsın. İşte bakanlarınız burada, vicdanen rahatsanız…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, Genel Kurula dönerek konuşun.

HASİP KAPLAN (Devamla) - …yürekliyseniz, yüreğiniz varsa gensoruda açık kalsın televizyon, yürekliyseniz, yüreğiniz varsa. Yüreğiniz varsa açık kalsın. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Aleyhte Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş.

Buyurunuz Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkan Vekilinde bugün bir anlayışta farklılık var diye görüyorum yani hedefi şaşırıyor, kimle uğraşması gerektiğini, kimle mücadele etmesi gerektiğini, kimden hesap sorması gerektiğini bilmiyor. Dün akşam toplantı yaptık, siz vardınız, 2 grup başkan vekili buradan vardı, 3 grup başkan vekili buradan vardı, Sayın Bahçekapılı ve ben vardım, konuştuk, anlaştık. Ne dedik? “Muhalefetin verdiği grup önerilerinin aleyhine iktidar konuşacak, öbür tarafta lehte olanları muhalefet kendi arasında anlaşacak.” dedik.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 3 tanedir, 2 tane söz var. Nasıl böleceksin? 2’yi 3’e böl bakalım hadi!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, lütfen…

Şimdi, kalkıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Kapattınız siz aleyhte konuşmaları.”

Sayın Kaplan, kulaklığınız kulağınızda herhâlde. Başkan diyor ki: “Kura çektim, kurada sizinki çıktı.” diyor. Ben itiraz ediyorum, Başkana diyorum ki: “Sayın Başkan, bakın, eğer, siz, çektiğiniz kura varsa o kurayı beyan etmek zorundasınız, duyurmak zorundasınız, kime çıktığıyla ilgili bilmiyorsunuz.” diyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Elitaş, Başkanın tutumuyla ilgili söz aldın, Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın değerli milletvekilleri, Sayın Başkan bugün geçen yaptığımız, daha önceki dönemdeki aldığımız karara muhalefetten hâlâ uygulamalarına devam etti. İç Tüzük 59… Sayın Başkan biraz gittiği zaman İç Tüzük’ü okusa veya Kamer Genç’le azıcık ders çalışsa, bildiğini iddia ediyor, azıcık ders çalışsa.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Önce sen öğren, sen!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - 59 diyor ki, açık ve net. Bakın, 59’uncu madde…

BAŞKAN – 69 diyorsunuz herhâlde Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 59 Sayın Başkan. 59’u diyorum. 59’a bakarsanız.

BAŞKAN – Bakayım 59’a.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bilerek yapıyorsun değil mi! Bilerek sataşmada bulunuyorsun değil mi! Aferin sana!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Gündem dışı konuşmalar en çok üç kişiye verilir.” Niye 4 kişiye veremiyorsunuz Sayın Başkan? İç Tüzük’ün emredici hükmü olduğundan dolayı. Ama gündem dışı sözler de en fazla beş dakika olarak verilir.

BAŞKAN – “En fazla” demiyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Siz buradan beş dakikayı altı dakika olarak veriyorsunuz. İç Tüzük’ün “Üç kişiye verilir.” emredici hükmüne bağlısınız ama beş dakikayı altı dakikaya, yedi dakikaya uzatma konumunda bağlı değilsiniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi televizyon açık kalsın mı Elitaş, onu söyle! Televizyon açık olsun mu olmasın mı? Televizyonu söyle televizyonu!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şimdi şu görüşmeler sırasında grup önerisinin aleyhinde bir ben konuştum, Sayın Metiner konuştu, Sayın Zeybekci konuştu. AK PARTİ Grubundan konuşan 3 milletvekili var. Öte yandan 60’ıncı maddeye göre, istismar edilen o 60’ıncı maddeye göre en az 12 kişi saydı, 23 kişi konuştu. Arkadan bir arkadaş kalktı, “Efendim, ben de bir katkıda bulunmak istiyorum…” Neye göre? 60’ıncı maddeye göre. Buyurun o zaman öyleyse! Ama ben bana sataşma olduğunu ifade ediyorum. Sayın Hamzaçebi’nin Danışma Kurulu önerisinde imzası olduğunu ifade ettim, arkasından baktım, düzelttim. Ama Sayın Hamzaçebi’yi tekrar kürsüye çağırdınız. Ben diyorum ki: Şu Danışma Kurulu önerisinde bugünkü gündemimize söz verdik. Söz ne? Gensoruyu görüşeceğiz. Grup önerisi getirmemek üzere söz vermiş anlamına gelir bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ama dediğim gibi, sizin kendi aranızda anlaşmanız, uzlaşmanız yoksa ve sözlerinizin de arkasında değilseniz yapacak bir şeyimiz yok.

Sayın Kaplan kime müracaat edeceğini iyi… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Elitaş, televizyon açık olsun mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O bizim elimizde olan bir şey değil.

BAŞKAN – Tutumumda bir değişiklik yoktur.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve arkadaşları tarafından, (46 sıra no.lu)  “Okullarda yaşanan şiddet olaylarının ve madde bağımlılığı gibi tehlikelerin nedenlerinin araştırılması” hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 15/11/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN –Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde Adana Milletvekili Necdet Ünüvar konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Necdet Ünüvar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin Meclis araştırması açılmasıyla ilgili grup önerisinin aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, şiddet çok konuşuldu. Ben bir hekim olarak konuyu yeniden açmayacağım ama bir hissiyatımı huzurlarınızda açmak isterim. Şiddet sadece elle olan bir şey değildir. Beş yıldır milletvekilliği yapıyorum, birçok kez dille Grubumuz çok ağır şiddete maruz kalıyor. Şahsen ben, onurlu bir insan olarak bazı sözler duymaktansa bir yumruk yemeyi tercih ederim. Onun için bunu da yüce Meclisin huzurlarında sunmak isterim. O yüzden hep konuşulan şey fiziki şiddet ama dille olan şiddet asla konuşulmuyor.

O fotoğrafla ilgili de çok şeyler söylemek mümkün ama ben konuyla ilgili konuşacağım.

Sayın Aslanoğlu ve 26 arkadaşının verdiği bir Meclis araştırması önerisi söz konusu. Devlette devamlılık esastır. Elimde üç tane Meclis araştırma komisyonu raporu var. Her birisi beş yüz, altı yüz sayfadan oluşuyor. Esasında burada konuşulan, daha doğrusu Meclis araştırması istenen konular son derece mühim. Uyuşturucu ve şiddetle ilgili, hepimizin geleceğini çok yakından ilgilendiren iki tane önemli konuda Meclis araştırması isteniyor ama bu arkadaşlarımız şayet geçmişte, çok fazla değil son beş altı yılda neler yapıldığını görseydi, neler yapıldığını en azından şöyle bir geriye dönük tutanaklara baksaydı herhâlde böyle bir Meclis araştırması açılması talebinde bulunmazlardı.

Tabii, bu vesileyle ben, Sayın Aslanoğlu’na da teşekkür ediyorum; en azından Meclisin yaptığı çalışmaları -ki bir araştırma komisyonunda da ben başkanlık yaptım- onu sunma fırsatı verdi; o yüzden yüce Meclise birtakım bilgileri arz etmek isterim.

Değerli arkadaşlar, madde bağımlılığı hepimiz için çok ciddi bir problem, her ülke için çok ciddi bir problem; biyolojik, ruhsal ve sosyal boyutları önemli olan bir sorun. Tabii, madde kullanımı, ortaya çıkardığı sonuçlar itibarıyla sadece kullanan kişiyi değil etrafını da çok yakından ilgilendiriyor, toplumun bütününü ilgilendiriyor ve Türkiye, uyuşturucu kullanımı açısından çok ciddi bir riskle karşı karşıya. Niçin? Bulunduğu coğrafya itibarıyla bir yandan doğusunda özellikle, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Ofisinin raporlarına göre yüzde 95’i Afganistan’da üretilen doğal uyuşturucuların Batı’ya geçiş güzergâhında olması, öte yandan Batı’da üretilen kokain, extacy türü sentetik uyuşturucuların Türkiye'nin doğusuna veya güneyindeki ülkelere geçiş güzergâhında olması sebebiyle çok ciddi bir risk altında ve tabii, bu riskle ilgili de bizim de devlet olarak mücadele etmemiz gerekiyor.

Olayın kaçakçılık boyutuyla ilgili, İçişleri Bakanlığımız Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Adalet Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı gerçekten fevkalade işler yapmaktadır ve her yıl yakalanan uyuşturucu miktar, bütün yirmi yedi tane Avrupa Birliği ülkesinin yakaladığı uyuşturucudan daha fazladır. Dolayısıyla onlar aslında sadece Türk çocukları için Türk gençliğini değil, dünya gençliğini de bu zehirli illetten korumaktadır. O yüzden, onlara da şükranlarımı arz ediyorum.

Türkiye’de madde kullanımı açısından değişik araştırmalar yapılmış. Baktığınız zaman, belki Batı’ya göre daha az oranda uyuşturucu ve madde bağımlılığı olduğunu görüyoruz ama bu her zaman bu şekilde olacak anlamına gelmiyor. Dolayısıyla kurumların, bakanlıkların bu konuda çok yoğun bir şekilde çalışması gerekiyor. Ki Anayasa’nın 58’inci maddesi zaten, devletin gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alacağını ifade etmektedir.

Dolayısıyla bizim gerek Meclisimiz gerekse bakanlıklarımız bu konuda çok önemli çalışmalar yaptı. Örneğin, 4207 sayılı Yasa’yla ilgili iki tane önemli düzenleme yapıldı son on yıl içerisinde. Hatta son düzenlemeyle kapalı ortamlarda sigara içilmesinin yasaklanması hakikaten toplum açısından fevkalade önemli, olumlu sonuçlara yol açmıştır.

Bir basit istatistik vermek gerekirse, sigara kullanımı 2006’da 18 yaş üstü kitlede yüzde 33 iken, son düzenlemeden sonra yapılan araştırmada bu yüzde 27’ye düşmüştür.

“Sigara” deyip geçmemek lazım. “Madde bağımlılığı” dediğimiz zaman daha çok uyuşturucu, alkol gibi maddeler akla geliyor ama sigara, gerçekten, hem bağımsız bir şekilde sağlığı olumsuz yönde etkilemekte hem de uyuşturucu alışkanlığını artırıcı bir unsur hâlinde karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye’de gençler arasında yapılan araştırmalarda, en fazla esrar kullanıldığı, yüzde 4,3 civarında bir oran söz konusu -Batı’ya göre oldukça düşük- ama esrarla sigara arasında da son derece yakın bir ilişki var. Dolayısıyla, sigarayla mücadele esasında uyuşturucuyla mücadele anlamına da geliyor. Bu Meclis, gerçekten, bu anlamda fevkalade önemli bir çalışmayı yaptı.

Mecliste, daha önce burada ifade ettiğim, 4 tane Meclis araştırma komisyonundan bahsetmiştim. Onlardan da bahsetmem gerekirse… 2005’te Siirt Milletvekili Sayın Öner Ergenç’in başkanlığını yaptığı, sokak çocuklarıyla ilgili çok önemli bir çalışma yapılmıştı -ki o zaman ben Sağlık Müsteşarıydım- Sağlık Bakanlığı temsilcisi olarak bir müsteşar yardımcısıyla, İçişleri Bakanlığıyla, Millî Eğitim Bakanlığıyla ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığıyla sürekli koordinasyon hâlinde çalıştılar ve gerçekten çok önemli sonuçlar elde edildi. Yine 2006’da çocuk ve gençlerde şiddet eğiliminin araştırıldığı bir Meclis araştırma komisyonu ki Sayın Halide İncekara bunun başkanlığını yapmıştı, Sayın Ataş’ın da başkan vekili olduğunu hatırlıyorum. 2008’de benim başkanlığını yaptığım uyuşturucu ve madde bağımlılığıyla ilgili sorunların araştırıldığı bir araştırma komisyonu ve 2010’da da kayıp çocuklarla ilgili yine Sayın İncekara’nın başkanlığını yaptığı komisyon çalıştı.

Peki, çalıştı, sonuç ne oldu? Sonuçta gerçekten çok güzel şeyler oldu. Örneğin, bizim uyuşturucu komisyonunda ve kayıp çocuklar komisyonunda sürekli gündeme gelen suç eğilimi içerisinde olan çocukların değerlendirilmesiyle ilgili veya suça itilmiş çocukların değerlendirilmesiyle ilgili Sağlık Bakanlığı -şurada Meclise yaklaşık 10 kilometre mesafede- Yenimahalle Devlet Hastanesi içerisinde ama Sami Ulus Çocuk Hastanesine bağlı bir çocuk izleme merkezi var. Hakikaten fevkalade önemli ve çocukları ekstra mağduriyete yol açmadan çocukların değerlendirilmesi ve onlarla ilgili gerek sağlık gerekse diğer hususlarda gereken işlemlerin yapılmasıyla ilgili fevkalade önemli bir merkez oluştu.

Sağlık Bakanlığı, özellikle AMATEM’lerin sayısını ve hem fiziki kapasitesini hem de personel açığını gidermeye yönelik çok önemli çalışmalar yaptı.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı -ki son derece önemli bir bakanlık- bu bakanlık, bizzat Sayın Bakan bizim Komisyonumuzu satır satır ele aldı ve onunla ilgili bir çalışma heyeti oluşturdu. O çalışma grubu çalışıyor. Yine, çocuk politikalarının oluşturulacağı bir eylem planı hazırlığı içerisinde.

Millî Eğitim Bakanlığımızın -tabii, şiddetle ilgili olduğu için- yaptığı çalışmalardan da söz etmeden geçmek olmaz. Bu, ilk sokak çocukları, daha sonra da çocuklardaki şiddet eğilimiyle ilgili araştırma komisyon raporlarından sonra Millî Eğitim Bakanlığı 2006 yılında bir strateji belgesi hazırladı ve 2006-2011 yılını kapsayan beş yıllık bir strateji ve eylem planını yürürlüğe soktu. Bu çerçevede, merkez teşkilatta bir üst kurul oluşturdu, taşra teşkilatında da il yürütme kurulları oluştu ve bu çerçevede birçok eğitim yapıldı. Yaklaşık 12 milyon civarında öğrenci, 2 milyon 400 bin civarında veli eğitimden geçirildi. Peki, sonuç ne oldu? Yıllara göre okullarda gerçekleşen olay sayısına baktığınız zaman esasında yapılan çalışmaların da boşa gitmediğini görüyoruz değerli arkadaşlar.

2006-2007 yılında 3.014 vaka, 4.116 olaylara karışan öğrenci varken  2007-2008 yılında 3.014 olan vaka sayısı 1.483’e, 2008-2009’da 1.716’ya, 2009-2010 yılında da 359’a düştü. Keza olaylara karışan öğrenci sayısı da 2006-2007’de 4.116’dan 2009-2010 yılları arasında 448’e indi. Dolayısıyla, yapılan, hem stratejik eylem planı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen sözünüzü.

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

…ve eğitimler çerçevesinde gerçekten son derece önemli çalışmalar yapıldı. Ve biz o komisyon raporlarında hep gündeme getirdiğimiz konularda -ki, Sayın Millî Eğitim Bakanımız Nimet Çubukçu Hanımefendi de burada- rehber öğretmen sayısının artırılmasını istemiştik ve 2009-2010 yılları arasında 15 bin civarında olan rehber öğretmen sayısı bugün itibarıyla 18.741’e çıktı. Yeterli mi? Yetmez ama devlet devamlılık esasına göre çalışan bir müessesedir ve Sayın Bakanımızın başlattığı çalışma, şimdi, yine aynı hızla devam etmektedir.

Bizler madde ve madde bağımlılığıyla ilgili toplumumuzun geleceği ve ülkemizin geleceği, kendi yerlerimizi emanet edeceğimiz gençler adına çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Çalışanlardan, gayret edenlerden Allah razı olsun diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ünüvar.

Sayın Keskin, sizin talebinizi yerine getiremeyeceğim çünkü tutanakları inceledim, öyle bir sataşmaya mahal yeniden olacak bir durum yok.

ADNAN KESKİN (Denizli) – Ben sataşmadan söz istemedim efendim.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, tutanaklara baktım ve siz Grubunuz adına, buyurunuz efendim üç dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Oylamayı yapsaydınız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Usul tartışması açtınız zaten. Oylamayı yapın sonra…

BAŞKAN – Bitireyim, oylamayı yapacağım. Devam ediyor çünkü. Bitirdikten sonra, şimdi oylama yapıyorum.

Buyurunuz.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Sayın Ünüvar’a teşekkür ediyorum. Önergeyle alakalı, hiç önerge dışında konuşma yapmadığından dolayı ve teknik bilgi verdiğinden dolayı teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bakınız, biz bu 24’üncü Döneme girdiğimizde çeşitli problemlerle karşı karşıya kaldık. 12 Haziran seçimlerinde bu millet, bize, gidin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapın, benim dertlerimi, meselelerimi gündeme getirin ve bu konuda Hükûmete yardımcı olun, eleştirilerinizle Hükûmetin yapacağı adımlara katkı sağlayın diye muhalefet görevini bir kısım partilere, iktidar görevini de bir partiye verdi.

Demokrasilerdeki en önemli unsur, muhalefetin varlığıdır ama muhalefet seviyeyi yüksek tutmakla görevlidir. Muhalefet muhalefetini yaparken hakaretlere, insanların şahsiyetiyle ilgilenmeyen, onları rencide edici meseleleri gündeme getirmeyi yapmak, maalesef seviyeyi olumsuz noktada ilerletmektedir. Siyasi parti grup başkan vekillerine ifade ediyorum, rica ediyorum. Buraya çıkan hangi konuşmacı varsa -biz de AK PARTİ Grubu olarak, Grup Başkan Vekili olarak grubumuz üyelerinden istiyoruz- hiçbir konuşmacı, bir siyasi partinin genel başkanıyla ilgili bir konuyu, hakaret edici bir meseleyi gündeme almamalıdırlar. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 12 Haziran seçimlerinde bu ülkede yaşayan her 2 kişiden 1’inin oyunu almış ve geçmiş dönemdeki icraatları ibra edilerek tekrar yoluna devam etmesi için görev verilmiş. Bu yaptığınız incitmeler, bu yaptığınız hakaretler bizi rencide ettiği gibi bize oy veren tüm seçmenleri de rencide etmektedir. Eğer buna hâlâ devam edecek olursanız, Genel Başkanımızı, Grup Başkanımızı, Başbakanımızı haksız bir şekilde eleştirmeye devam ettiğiniz takdirde, şunu da iyi bilmeniz gerekir ki artık, bu, sizin genel başkanınıza da aynıyla, misliyle devam edecek demektir. Bugüne kadar AK PARTİ grup başkan vekilleri olarak, Sayın Kılıçdaroğlu Genel Başkan olduğundan bu tarafa incitici, hakaret edici hiçbir sözcüğü kullanmamak için elimizden gelen gayreti gösterdik çünkü birlikte görev yaptık. Birlikte görev yaptık. Sayın Kılıçdaroğlu da grup başkan vekiliydi, biz de grup başkan vekiliydik. Genel Başkan olduktan sonra da hiçbir konuşmamızda, bu kürsüde kendisini rencide edici bir ifadede bulunmadık. Belki eleştirilerimizin dozları ağırlaşmış olabilir ama şahsıyla, şahsiyetiyle ilgili hiçbir meseleyi gündeme getirmedik.

Bakın, değerli milletvekilleri, Kamer Genç, geçen seneki bir konuşmamdan dolayı beni dava etti. İki davada 6 bin lira para kazanmış. Avukatım sormuş avukatına: “Bakın, icraya, hacze gelecekseniz parayı hemen yatırayım” diye. Kamer Genç’in avukatı da demiş ki: “Zinhar. Biz bu parayı az bulduk, temyize gidiyoruz.” Arkasından yememiş, içmemiş… Benim avukatım da onun avukatına inanmış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Avukatın da Kamer Genç gibi olduğunu bilmiyormuş…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …ve icra, haciz getirmiş. 6 bin lira ödemem gerekirken 2 bin lira da haciz parası ödedim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ediyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yanlış bir bildirimde bulundu. Kendi avukatı beni icraya verdi efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Peki, davayı kazanan kim, sen misin, ben miyim?

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve arkadaşları tarafından, (46 sıra no.lu)  “Okullarda yaşanan şiddet olaylarının ve madde bağımlılığı gibi tehlikelerin nedenlerinin araştırılması” hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 15/11/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre vermiş olduğu öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, size kürsüde ifade etmiştim, Sayın Elitaş’ın birtakım ifadeleri vardı, onunla ilgili…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Vural.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, gensoruya geçin. Gensoruyu görüşmek istemiyor muyuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – İstiyoruz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – E, o zaman gündeme geçin efendim.

BAŞKAN – Geçiyoruz.

Buyurunuz Sayın Vural.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, tabii, perşembe günü aslında bir yanlışın bugüne kadar sürmesinin sıkıntısını Meclisimiz çekiyor. Tabii, yanlış ilikleme olunca, maalesef bugünlere kadar…

HASİP KAPLAN (Şırnak) –  Hepinizin yaptığı bu, yok birbirinizden farkınız. Görürsünüz usul hatası, kurnazlık nasıl yapılırmış? Sizi şeşbeş edeceğim. Yazın bir tarafa.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen kimi muhatap alacağını bilmiyorsun, kimi hedef alacağını bilmiyorsun.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın grup başkan vekilleri, müsaade eder misiniz? Müsaade eder misiniz Sayın Elitaş?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Keşke bugüne kadar taşınmasaydı ama bence bunun çözülmesi gerekiyordu.

Biraz önce Sayın Elitaş dün Sayın Meclis Başkanıyla yaptığımız toplantı neticesinde Danışma Kurulu önerileriyle ilgili bir usul belirlendiğini ifade etti. Şimdi, efendim, usul belirlenmiş. Diyor ki… “Siyasi parti grup önerilerinde ilk söz hakkı öneri sahibi grubun başkan vekilinin işaret ettiği milletvekiline aittir. Kalan lehte ve aleyhte söz talepleri ise geliş sırasına göre veya kura çekilerek belirlenmektedir.” diye yazmıştı. Ondan sonra biz dedik ki: “Anlaşma var ise o anlaşma uygulansın, esastır; yoksa kuraya göre olması lazım.”

Biraz önceki olayda gruplarla ilgili lehte sözleri zaten CHP almıştı, biz de aldık ve size dedik ki: “Aleyhte de sizin.” Sonra BDP, bir söz talebi sizden oldu, siz vermediniz, dolayısıyla anlaşma olmadığı için kuraya gitti. Dolayısıyla diğer grupları yapılan anlaşmaya uymamakla suçlamak doğru değil.

İkinci husus: Burada…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Vural, ben sizi teyit ediyorum, siz saf değiştiriyorsunuz!

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Elitaş, burada tutanaklardan okuyorum: “Eğer idare amiri, muhalefet partisinden idare amirleri orada yoksa grup başkan vekilleri görev yapacaktır. Grup başkan vekilleri bostan korkuluğu mu? Grup başkan vekilleri ne iş yapar?” Zannederim bu yakıştırma grup başkan vekillerine yapılacak bir yakıştırma değil. Zannederim böyle bir yakıştırmayı sizin partinizin grup başkan vekilleri de kabul etmez. Umarım siz de bu ifadeyi kabul etmezsiniz.

Bu konuda grup başkan vekillerine yaptığınız bu ifadeyi yerinizden geri almanızı istirham ediyor, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Vural bir teklifte bulundu. İzin verirseniz, teklifiyle ilgili şeye bir cevap vereyim.

BAŞKAN – Lütfen, geri alıyorsanız söyleyiniz. Lütfen geri alınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsüde söyleyeceğim, kürsüde cevap vereceğim.

BAŞKAN – Yakışıklı bir ifade olmamış Sayın Elitaş. Geri alıyorsanız lütfen geri alınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, şarta bağlı konuşma mı olur Sayın Başkan?

BAŞKAN – O geri almanızı talep etti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir teklifte bulundu, ben de ne olduğunu söyleyeceğim.

BAŞKAN – Ama bu o kadar uzayacak ki, ya özür dilemenizi ya da bu konuyu geri almanızı rica ediyor…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hangi maddeye göre söz istiyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 69’uncu maddeye göre…

BAŞKAN – …Geri alacaksanız “Geri alıyorum.” deyin, almayacaksanız “Almıyorum.” deyin, o kadar basit.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 69’uncu maddeye göre, Sayın Oktay Vural, benim “Grup başkan vekillerinin görevi nedir, bostan korkuluğu mudur?” şeklindeki ifademi çarpıtarak söylediler. İzin verin, düzelteyim. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben bir şey demedim ki! Yazılanları okudum, yorum yapmadım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, sataşmanın sataşması…

BAŞKAN – Tutanaklardan okudu Sayın Elitaş. Lütfen… Sözü geri alıyor musunuz? Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz bana şarta bağlı olarak söz veremezsiniz.

BAŞKAN – Sataşma yapmadı, sadece sizden bunu geri almanızı rica etti. Siz de bu yakışıklı olmayan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ben neyi ifade ettiğimi anlatmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz, iki dakika söz veriyorum. Çok rica ederim… Bu sefer çok fazla uzadı bu iş.

Devamlı sataşma üzerine mahal vermeyin.

Buyurunuz.

13.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bunun sebebini bizde aramayın. Az önce usul tartışması yaptık. Şuradan, yerimizden bağırdık. Usul tartışmasında da dedik ki: “Şu anda siz o kürsüde, o makamda oturduğunuz takdirde Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü rafa kalkıyor, gal oluyor. Ama siz kendi hukukunuzu uyguluyorsunuz.” diye ifade ettik.

BAŞKAN – Rafa kalkmıyor Sayın Elitaş. Lütfen, siz şimdi Sayın Vural’ın sözüne cevap veriniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakınız Sayın Başkan, o gün yapılan o olayda konuşmacı Kamer Genç buraya fenerle geldi. Ben Başkanı uyardım. Dün de yine Meclis Başkanımızın Başkanlığında aldığımız karar çerçevesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna hiç kimsenin milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir maddeyle, cisimle giremeyeceği konusunda karar aldık. Niye karar aldık? Çünkü, buradaki yapılan hareketin, perşembe günkü yapılan hareketin yanlış olduğunu söyledik.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Neydi, onu söylesene.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onunla ilgili değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O anlamda dedim ki: “Bakın, Meclis Başkanı bir karar almış, aldığı kararı milletvekillerine oylatmış, o milletvekili artık kürsüyü işgal hâlindedir. Kürsüde konuşan milletvekiline saldırı yoktur. O saldırıda Başkan İdare Amirini göreve çağırmıştır…”

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Şov yapıyorsun sen, şov yapıyorsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Salim Uslu kendi başına gelmemiştir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Başkanım, ne alakası var? Dün Meclis Başkanıyla yaptığımız konuşmaları konuşuyor burada, ayıp! Meclis Başkanının açıklaması lazım bunları.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “…Başkanın daveti üzerine İdare Amiri olarak buraya gelmiştir ve görevini yapmıştır.” (CHP sıralarından gürültüler)

Bakın, ben grup başkan vekilleri olarak…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, Sayın Vural’ın sözüne cevap vermeniz gerekiyordu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, ben Sayın Vural’a şunu ifade ettim, az önceki yaptığım konuşmada da öyle söyledim, “Grup başkan vekili arkadaşlarımızın, grubun sükûnet içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu çalışmalarına katılmalarını sağlamak birinci görevleridir.” dedim. “Eğer grup başkan vekilleri bu işe müdahil olmazsa, grup başkan vekilleri yapılan yanlışları destekleyici mahiyette görüntü verirlerse ve buradaki hakareti de haklı gösterecek gerekçeleri de ortaya koyarlarsa ve benim Genel Başkanıma, Grup Başkanıma hakarete imkân verecek şekilde konuşmalar yaptırırsa…” dedim, “Bundan sonra yapmayalım, ben de başkalarını ağzıma alırım.” dedim. İşte o anlamda dedim ki: “Burada görev yapmayan grup başkan vekili görevini yapmalı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Ya, ne için söz aldın, ne diyorsun!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

Sayın milletvekilleri, bir hususu belirtmek istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekillerine bu ifadeyi kullanana şunu söyleyeyim: Bizim bostanımız yok. Herkes kendi bostanına baksın, kendi korkuluklarına baksın. Bunu ifade etmek istiyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Bravo!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, Elitaş her kürsüye çıktığında benim ismimi ağzına alarak, ifade ederek bana iftira atıyor ve “Saldırıya uğramadı.” diyor. Lütfen bana sataşmadan söz verin efendim.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Genç, yerinize oturunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, niye oturayım? İkide bir laf atıyor bana. Biraz önce avukatlık…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir şey söylemek istiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, benim icraya verdiğimi söyledi.

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Genç, lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yani o kürsüde adaleti izleyin lütfen.

BAŞKAN – Bu konu yeterince tartışıldı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, şu gensoruyu yayın kapandıktan sonra mı görüşeceğiz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın, yani burada bize sataşılıyor, bize söz vermiyorsunuz efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu kürsüden ve Genel Kurulun bu kürsüsünden söz söyleyen milletvekillerine uygulanacak her tür şiddete karşı olduğumuzu belirtmek istiyorum. Bunun bir daha tekrarlanmamasını ve yeni baştan bu tarz yakışıklı olmayan tartışmaların açılmamasını da temenni ediyorum ve lütfen tekrar bu tarz tartışmalara, bu tarz yollara yol açmayalım. Hepinizi bu konuda tekrar uyarıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Mustafa Elitaş bir grup başkan vekilliğinde bulunması gereken ağırlığı taşımadan her kürsüye çıktığında bana sataşıyor efendim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Adamdan 6 milyar almışsın, ciğeri yanıyor tabii!

BAŞKAN – Sayın Genç, siz de bu konuda yeterince cevap verdiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen müdahale edin.

BAŞKAN - Karşılıklı yeterince tartışıldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama bana sataşmadan söz verin efendim.

BAŞKAN - Şimdi, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, sataşmadan söz verin. Böyle olur mu! AKP’liler zaten söz vermiyor. Böyle şey olur mu ya!

BAŞKAN – Verdik efendim, yeterince tartışıldı ve kınıyorum, bunun da tekrar altını çiziyorum.

Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda yer alan Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, bazı soruşturma ve operasyonlarda kolluk güçlerine hukuka aykırı uygulamalar yaptırdığı, yargıya müdahale ettiği, açıklamalarında kullandığı bazı ifadelerle devlet adamı ciddiyetinden uzaklaştığı ve yetkilerini hukuka aykırı olarak kullandığı iddialarıyla İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında Anayasa’nın 99’uncu ve İç Tüzük’ün 106’ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin (11/2) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

X.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın; bazı soruşturma ve operasyonlarda kolluk güçlerine hukuka aykırı uygulamalar yaptırdığı, yargıya müdahale ettiği, açıklamalarında kullandığı bazı ifadelerle devlet adamı ciddiyetinden uzaklaştığı ve yetkilerini hukuka aykırı olarak kullandığı iddialarıyla İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/2)

BAŞKAN – Hükûmet? Buyurun.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 10/11/2011 tarihli 17’nci Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre bu görüşmede önerge sahiplerinden 1 üyeye, siyasi parti grupları adına 1'er milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya 1 bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi olarak Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan; gruplar adına Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal, Hükûmet adına da İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin konuşacaklardır.

Şimdi, ilk söz önerge sahibi olarak Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaplan, süreniz on dakikadır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun gensorusu üzerinde söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, ben, Sayın Bakanın vatandaşlara “adet”, şehit cenazelerine “ceset parçası”, yaralılara “önemli-önemsiz”, yedi yaşındaki Deniz’in donarak öldüğü çadırlara “saray”, “arıyorum da arıyorum Kürt sorununu bulamıyorum” diyen gaflarının üzerinde durmayacağım, vahim olan icraatı üzerinde duracağım. Eş başkanlara, milletvekillerine pervasızca TOMA’ları, zırhlıları, gaz bombalarını gönderen bir bakanın icraatı üzerinde konuşacağım. Van’da “Vali istifa!” diyen vatandaşın, çaresiz öfkeli halkın üzerine TOMA’ları, gaz bombalarını süren bir bakan üzerinde konuşacağım. KCK operasyonu nedeniyle gözaltına aldığı binlerce kişinin sayısını bilmediği için Sayın Bakan hakkında konuşacağım. Çünkü 8 bin gözaltıya, 4 binin üzerindeki tutuklamaya Sayın Bakan diyor ki: “485 tane tutuklama var.”

İÇİŞLERİ BAKANİ İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Ne alakası var, sen kendine bak!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bu benim elimdeki kadın tutukluların listesidir arkadaşlar. Kadın tutuklu… Türkiye’de siyasette kadının ne kadar zor rol aldığını ve temsilde ne kadar zor bir görev aldığını biliyorsunuz. Belediye başkanı seçilmiş, parti yöneticisi, her sayfada Sayın Bakan 50 tane var: 50, 100, 150, 200, 250, 300, 350… (AK PARTİ sıralarından “Yere atma!” sesleri) Sizin rakamınızı tutuyor mu?  Sadece kadın tutuklu var KCK’den ve siyaset, demokrasi içinde.

Sayın Bakan, sizin bilmediğiniz bu rakamların istatistiklerinin hepsi bizde belgeli. Sizin rakamınızda sadece kadın tutuklu yok, sadece Şırnak ilinde 500 tane tutuklu var ve tutukladıklarınızı ilk gün hemen görevden alıyorsunuz. Bu ne adalet ya! Bu ne jet adalet! Sayın Bakan, siz bu KCK tutuklularının sayısı -tabii ki- ilerleme raporuna girdiği için bakıyorum. Açıklama yapıyorsunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Evet.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Avrupa Konseyini yalanlamaya kalkıyorsunuz, Avrupa Konseyini yalanlıyorsunuz.

Sayın Bakan, kendinizi yargının yerine koyuyorsunuz, diyorsunuz ki: “Biz gerekirse 8 bin kişiyi de tutuklarız.” Nesin sen kardeşim ya! Nesin ya! Savcı mısın! Hâkim misin! Mahkeme misin! Kelepçeli misin! Cellat mısın! Neyin nesisin! (AK PARTİ sıralarından “Bağırma, bağırma” sesleri) Yerini bileceksiniz! Yargının yerine… Hukuk devletinde herkes haddini bilecek ve yerini eğer bakanlık makamındaysa.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Siz de bileceksiniz, sen de! Sen de bileceksin haddini!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Arayıp da bulamayanlara söylüyorum: Bugün Seyit Rıza’nın idam ediliş günü, yarın Ahmet Kaya’nın sürgünde ölüm yıl dönümü! “İki damla gözyaşımla satıldım pazarlarda. Kırdılar yüreğimi kırdılar azarlarla. Sürgünlere yolladılar sabah 4’te yağmurlarla. Ben yandım siz yanmayın Allah aşkına!” diyen Ahmet Kaya’yı ara bulursun Paris’in mezarlıklarında. Kürt sorununu aramış da aramış bulamamış bir Bakan hakkında gensoru verdik. Oysaki herkes bilir ki bir atasözümüz var: “Arayan mevlasını da bulur, başka şeyleri de bulur.”

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Doğru.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Çok açık söylüyorum: Bakın, burada Sayın Bakanın marifetleri o kadar çok ki hangisine değineyim. Uluslararası Ceza Mahkemesinin insanlık suçundan tutukladığı El Beşir’le en fazla görüşen kişi Sayın Bakan. Yakın zamanda Parti MYK’sı adına ve Bakan olarak görüşmüş. Bakın, çok enteresan, Başbakan yardımcısı iken Sayın Bakan -Cihaner burada mı bilmiyorum- ta buradan Erzincanlara, İsmailağa cemaatine, dinleme kaydına kendisi de takılmış, al size, buyurun. Dinleme telefonları, bakın.. Meclis odasından aramış. Orada yönlendiriyor adaleti, şimdi de kendisi tutuklamaları yönlendiriyor.

Şimdi “Kürt sorunu yoktur.” deyip açılımda da şaşan bir Bakan karşınızda var. Açılımda da Kürt sorununu anlata anlata bitirmeyen, ezber bozarcasına Kürt kökenli vatandaşların hakkını verdiğini kaydeden Şahin “Kürt kökenli halk ‘hakkımızı istiyoruz’ dedi ve aldılar.” diyor. Hadi buyurun! Biri arıyor, bulamıyor; bir arıyor, buluyor işine geldiği zaman!

Bakın, İdris Naim Şahin’in ismi fezlekelerde nerede geçiyor? Benim hakkımda yirmi tane fezleke var düşüncelerimi açıkladığım için. İşte, Meclis arşivi: “İhaleye fesat karıştırma. Zimmet. Evrakta sahtecilik. Kalpazanlık. İhaleye fesat karıştırma. Hizmet nedeniyle emniyeti suistimal.” Başka yüz kızartıcı suç kaldı mı arkadaşlar, söyler misiniz! KCK soruşturmalarıyla uğraşıp Profesör Büşra Ersanlı için “Bölücülük yaptın.” diyorsunuz. Arkasından da “Halkı isyana teşvik dersleri verdiniz.” diyorsunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Evet.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Ben avukatıyla görüştüm, cezaevine gittim, kendisiyle görüştüm. Ne bunu sordular ne ifadesinde var ne avukatın bana gösterdiği ifade tutanağı… Sayın Bakan, lütfen, bu söylediğinizin çıkın, bana belgelerini koyun. Belgelerini koyun, ben istifa edeyim. Koymuyorsanız, erdemli olarak siz istifa edin, yoksa tarihe müfteri olarak geçersiniz. Bir profesör hakkında “On binlerce profesörden biri.” diyerek o profesörleri de, hocaları da aşağılayarak yalanla, dolanla, iftirayla, gerçeği olmayan bilgilerle kamuoyunda bir daha aşağılamanın hukuksuzluğunu ve adaletsizliğini yaşarsınız. Çıkın, belgelerini koyun. Belgelerini koymayan ortaya, söylediklerinin… Bakın KA.DER’in –KA.DER bir kadın derneği- onun ders notları dışında, siyaset bilimi dışında eğer ders tespit ederse Sayın Bakan, ben istifa edeceğim. Eğer söylediklerini ispatlarsa ben edeceğim. Eğer kendisi edemiyorsa istifa etsin, erdemlilik budur, edemiyorsa… Kardeşim, bakın, devlet adamlığı ciddiyet ister, bilgi ister, birikim ister, anlayış ister, nezaket ister, saygı ister. Bakın, hele hele İçişleri Bakanlığı emrinde 1 milyon silahlı güç varsa adalet, güvenlik ve özgürlük öyle, böylelerinin eline bırakılmayacak kadar değerlidir hukuk devletlerinde. Adaleti, özgürlüğü ve güvenliği 1 milyon silahlı güce hükmeden böyle bir Bakana teslim etmek AK PARTİ iktidarlarının en acemice yaptığı işlemdir, üç yıllık dönemlerinin en acemi bakanlığını, en acemi işini, en sorumsuz işini, en ciddiyetsiz işini bu Bakanlıkta yapmışsınız.

Şimdi sorarım, kimin can güvenliği var? Herkesi dinliyorsunuz, herkesi fişliyorsunuz, herkesi izliyorsunuz, herkese saldırıyorsunuz. Van depreminde Valiyi koruyorsunuz, Vali talimatıyla enkazda kalıyor insanlar, sesini çıkarıyor, gaz bombalarıyla saldırıyorsunuz. Şimdi sorarım, Sayın Bakan, sen o Valini niye görevden almıyorsun veya bunun hesabını niye vermiyorsunuz Hükûmet olarak?

Evet, kırmızı kitap, anayasa, gizli bir anayasa var, 2010 AK PARTİ döneminde çıktı. Milletvekilleri, Bilgi Edinme Yasası gereğince hepiniz gidin, bunu isteyin. Bunu size vermezler, gizli anayasası var. Bu Meclis gizli anayasa ile idare ediliyor. Bu gizli anayasayı da uygulayan bakan çıkmış diyor ki: “Paralel devlet örgütlenmesi KCK kurmuş.” Yanılıyorsunuz beyler, paralel devlet örgütlenmesini cemaat, Başbakan Erdoğan ikilisi kurdu. Polise gidin, cemaat örgütlenmesi var; emniyete gidin, aynısı var; mülkiyeye gidin, valilerin, kaymakamların hepsi cemaat çıkışlı; eğitime gidin, cemaat çıkışlı; sağlığa gidin, cemaat çıkışlı; özelleştirmelere gidin, ihaleleri verdiniz, cemaat çıkışlı; bir tek ordu kaldı, orduya da başladınız şimdi Genelkurmay Başkanıyla. Paralel devleti, teokratik, otokratik iktidar hevesiyle kuran padişahvari bir anlayışın içinde, bu yönetim saltanatı içinde her gün insanları içeri alacaksınız, evlerini basacaksınız, demokratik siyaseti daraltacaksınız, hak ve özgürlüklere saldıracaksınız, ana dillerini yasaklayacaksınız, kimliklerini yasaklayacaksınız, kültürlerini yasaklayacaksınız, muhalefet etti diye susturacaksınız, Tekel işçilerini susturacaksınız, son olarak Diyarbakır’da cenazesini kaldıranlara saldıracaksınız, camiye gaz bombası atacaksınız ve orada oturacaksınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen sözünüzü bağlayınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Oturamazsınız beyler, insanlık, vicdan buna tahammül etmez. Bu gensoru önergemizi vicdanlarınıza havale ediyorum. Sadece diyeceğim bu kadar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Pervin Buldan.

Buyurunuz Sayın Buldan.

BDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin hakkında Anayasa’nın 99’uncu ve İç Tüzük’ün 106’ncı maddeleri uyarınca vermiş olduğumuz gensoru önergesi hakkında konuşmak üzere grubum adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yeryüzünde var olan ülkeler arasında savunma sanayisine en çok yatırım yapan ve bütçesinin aslan payını savunma giderlerine harcayan en başat ülkelerden birisidir Türkiye. Zira, ülkenin korunma ihtiyacına dair geliştirilen inanç gereğince tanka, topa yapılan yatırımın ne kadar gerekli olduğuna sıklıkla vurgu yapılmaktadır.

Ülkenin resmî söylemini, tarihsel argümanlarını ve kültürel kodlarını, iç ve dış düşman tehdidini esas alarak bir ötekileştirme hareketi üzerinden kuran siyasal sistem, bu dar anlayışı çerçevesinde ülke yönetimini sağlamaya çalışmaktadır. Lakin siyasal ve kültürel bütün kurumlara hâkim kılınan bu anlayış bir yönetim sorununa neden olduğu gibi, bu vatan topraklarını halkımız için yaşanılması güç diyarlar hâline getirmektedir. Özgürlükler alabildiğine kısıtlanmakta, muhalif kesime, farklı olana gösterilen tahammülsüzlük en amansız şekilde zorbalığa dönüştürülmektedir. Demokratik kurumlar devletin bizatihi hedefi hâline getirilmektedir. İnsanlığın evrensel değerleri olan hak, eşitlik, özgürlük, demokrasi ve adalet gibi toplumsal yaşam için elzem olan kavramlar ve bu kavramların var olma zeminleri Hükûmetin kendisi tarafından yok edilmektedir.

Üç dönemdir iktidar olan bu Hükûmet döneminde, parkta otururken ya da farklı bir dilde şarkı söylerken yahut aracınızda hiçbir şeyden habersiz seyahat ederken sizi korumakla görevli olduğunu sandığınız kendi devletinizin kendi polisi tarafından öldürülebilir ya da felç bırakılabilirsiniz ve bu polis, kendisine bu Hükûmet tarafından tanınan yasal olanaklar sayesinde, hiçbir soruşturmaya ve  yaptırıma tabi tutulmadan, meslek hayatının yeni kurbanlarını avlamak üzere hayatına devam edebilir.

Bu Hükûmet döneminde, gözaltına alınırsınız, devletin evi sayılan karakolda en azından canınızın bir kıymeti olduğunu sanırsınız ama tamamen yanlışlıkla sizi bulmuş bir polis kurşunu sonucu yahut görgü tanıklarının ifadelerine göre bir polisin beşinci kattan sizi itmesi sonucu öldürülebilirsiniz. Nedense, bu olayların yaşandığı zaman kayıtta olan kameraların ilgili kayıtları da yanlışlıkla silinmiştir. Bu yanlışlıkların sayısı yüzleri, binleri bulmuştur ama yine de fark etmez, bu bir devlet geleneğidir. Bu Hükûmet de altı üstü bu geleneği devam ettirmektedir. Kurbanlar Hükûmet yanlısı olmadıktan sonra, bu devlet için bu yanlışlıkların faydası olur ama zararı olmaz.

Cezaevindeyseniz iş daha da vahimdir. Farklı bir dilde konuştuğunuz için hücre cezası alabilir, işkenceye maruz bırakılabilirsiniz. Bu ülkenin öteki olan yurttaşları olduğunuz için, temel yaşam gereksinimlerinden mahrum bırakılır, her türlü hakaret altında yok edilmeye çalışılabilirsiniz. Ölümcül bir hastalığın pençesindeyken dahi devletiniz hücre koşullarında can vermesini bekler sizden.

Burası Türkiye. Cezaevi aracında yangın çıkar, 5 can araç içinde cayır cayır yanmaya terk edilir, bir sabah hepimiz bu vahşi ölümün haberiyle uyanırız. Hükûmetin zirvesinin hiçbirisinin uykusu kaçmaz çünkü ölümler olağan sayılmıştır bu ülkede. Bir insanın, bir insan canının kıymeti harbiyesinin kaç devlet demirbaşına eşit olduğu bile devlet aklı tarafından bahse konu olabilmiştir. Esrarengiz bir asker ocağı vardır bu ülkede. Bumerang şeytan üçgeni gibidir. Her ne oluyorsa sayısı bir tabur sayısını dahi aşan oranda er intihar etmektedir. Oysa intihar ettiği söylenen bu erlerin enselerinden, sırtlarından vurulmalarından etnik ve düşünce yapıları göz önüne alındığında gayet kasti bir şekilde öldürüldüklerini rahatlıkla kestirebilirsiniz. Nitekim birçok raporda bu iddiaya yer verilmiştir. Fakat bu ölümler de olağandan sayılsa gerek Hükûmet kanadından bu ölümler ile ilgili olarak bir araştırma yapılma gereği dahi duyulmamıştır. Nitekim bu ölümlerin bir teki dahi aydınlatılmamış, ülkenin şüpheli ölümler listesinde aydınlatılmayı bekleyen karanlık birer cinayet olarak kalmıştır.

Sınır boylarında yine onlarca yurttaşımız çeşitli gerekçelerle gerek Türk Silahlı Kuvvetleri askerleri gerek komşu ülke askerleri tarafından sorgusuz sualsiz öldürülebilmektedir. Ne komşu ülkeye hesap soran olur  “Yurttaşımı neden öldürdün?” diye ne de Türk Silahlı Kuvvetlerine sorulur “Bu yurttaşlar kendi ülkesinin kurşunuyla nasıl öldürülür?” diye. Yoksulluğun pençesinden sıyrılıp ekmek kavgası vermekten başka hiçbir edimi bulunmayan gençlerimizin infazı hâlâ sorgusuz sualsiz ölümlerin istatistiğini kabartmaya devam etmektedir.

Her gün ama her gün mutlaka en az birkaç kadın öldürülür ülkemizde. Önü bir türlü alınmadığı gibi kadın cinayetleri her geçen gün daha da artmaktadır. AKP Hükûmeti döneminde bu artışın yüzde 1.400 olduğu bizzat Hükûmet tarafından açıklanmaktadır ama hâlâ kadınların korunması için ayrılan ne bir bütçe vardır ne de yapılan ciddi bir çalışma bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu güvensiz ortamdan ve şiddet sarmalından geleceğimiz ve umudumuz olan çocuklarımız da çok haksız ve insafsız bir şekilde nasiplerini almaktadır. Sayısı yüzleri geçen çocuğumuz, polis ve Türk Silahlı Kuvvetleri şiddeti ile can verdiler, panzer ile ezildiler, havan topu ile parçalandılar, gaz bombası ve kurşunlar ile daha henüz çok başındayken hayatlarına göz yumdular. Tek bir tanesinin katili hakkında hukuki ya da idari herhangi bir işlem yapılmadı. Elinde taş izi bulanan çocuklarımızın ise suçunun boyunu kat kat aştığına karar verilip karakollarda ve cezaevlerinde gelecekleri karartılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu haksız uygulamalar karşısında mücadele etmeye çalışan kesimler, özgürlük ve barış mücadelesi veren siyasetçilerimiz, insan hakları savunucuları, gazeteci ve yazarlarımız ise kesintisiz bir biçimde düzenlenen operasyonlar ile gözaltına alınıp tutuklanmaktadırlar. Bu operasyonlar kadar bu operasyonların uygulama biçimi de ülkemiz demokrasisi açısından utanç vericidir. Hiçbir hak, hukuk, ahlak kriteri, kolluk kuvvetleri ve bağlı bulundukları birimler açısından dikkat edilmesi gereken bir nitelik taşımamaktadır. Özellikle Kürt siyasal hareketine yönelik yürütülen operasyonlar en pervasız görüntülere sahne olmaktadır. Açıkça söylüyorum, bu operasyonların düzenlenme amacı ve şekli tamamen darbe niteliği taşımaktadır. KCK operasyonları, bu ülkenin siyasal tarihinde bugüne kadar düzenlenmiş bütün darbeler kadar darbedir ve bütün bu darbeler kadar hukuksuzdur. Zira Türkiye Cumhuriyeti tarihi, darbeler dönemi hariç, ülke tarihinin hiçbir döneminde bu kadar çok sayıda siyasi tutuklama görmedi. Devletin elinin binlerce masum insanın kanına bulaştığı 90’lı yıllarda dahi bu kadar çok tutuklama yapılmadı. Bugünün ağır ceza mahkemelerinin o dönemin devlet güvenlik mahkemeleri kadar hukuksuz kararlar ürettiğini kim inkâr edebilir?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şiddet ortamına bizzat bu devletin ve de Hükûmetin ideolojik yapısı çerçevesinde oluşturulan yönetim tarzıyla sürüklenen ülkemizde devlet eliyle gerçekleştirilen haksızlıkları saymaya zaman yetmez. Hakkında gensoru vermiş olduğumuz İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin, tam anlamıyla “Böyle bir hükûmete böyle bakan.” dedirten cinsten uygulamalara imza atmaktadır. İçişleri Bakanlığı, bu Bakan döneminde de hukuksuzluğun üretildiği bir birim olarak kullanılmaktadır. Bu Bakanlığın hukuksuz icraatlarına yabancı değildik ama devlet adamı ciddiyetinden bu denli uzak, ortaya koyduğu mantık hataları kadar, kısa bir cümle kuracak kadar dahi Türk dilini kullanamayan bir bakan profiliyle ilk defa karşılaştığımızı söyleyebilirim. Bu ülke basiretsizliği ayyuka çıkan nice siyasetçi gördü ama her hareketi, her cümlesi bilinçsiz bir davranış patavatsızlığını dahi aşan bakanın böylesini görmek AKP Hükûmetinin bu dönemine kısmetmiş!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye iç işlerinin basiretsiz bir yöntemle idare edilmeye çalışıldığı bu dönemde sorunumuz sadece bir komedyene duyulan ihtiyaç olsaydı siz Sayın Bakan İdris Naim Şahin’i bulunmaz bir nimet sayıp başımızın tacı yapardık! Lakin o kadar çok acımız var ki, bu halka lazım olan en son şey bu acıların hafifletilmesiyle sorumlu durumda olan kişilerin her olayda bir mizansen sergilemesidir.

İnsanların en yakıcı haliyle yaşadığı olaylara hangi akılla hareket ettiğini anlayamadığımız sulu bir ciddiyetsizlikle açıklamalarda bulunan Sayın Bakan, işgal ettiği makamın görev ciddiyetini askıya almıştır. Sayın Bakanın Erciş’teki deprem çadırlarını gezerken sarf ettiği sözler utanç vericidir. Siz hem Van depreminde merkez idare ve yerel yönetimlerin ortak çalışmalarını engelleyeceksiniz, yardımları engelleyerek görevini kötüye kullanacaksınız hem de gidip deprem mağduru yurttaşımızla “Sarayda kalıyorsunuz.” diyerek dalga geçeceksiniz, üstüne “Biz de burada makam tutalım.” diye de ekleyerek cila çekeceksiniz; çadırlara ve birçok yardıma halkın acil ihtiyaç duyduğu bir dönemde bizzat Valiniz aracılığıyla yardımların halka ulaşmasını engelleyeceksiniz; Hükûmetin bütün üyeleriyle halka deprem korkusunun psikolojik olduğunu söyleyip evlerine dönmelerini salık vereceksiniz; ardından ikinci depremde binaların altında kalan halkın dramını pişkinlikle izleyeceksiniz. Dünya barışına gönül vermiş bir doktor Japonya’dan gelecek, bu Hükûmetin ve bu Bakanın tamamen görevlerini ihmalinden kaynaklanarak yıkılan bir otelin enkazı altında 39 can ile beraber hayata gözlerini yumacak. Böylece, bu olay kayıtlara “idari cinayet” olarak geçecek ama bu cinayetin bir tek sorumlusu bu ağır suçun hesabını vermeyecek. Bütün bunlar yetmeyecek, Hükûmeti protesto eden gruba, emir verdiğiniz polisleriniz saldıracak, gaz bombasından etkilenen arama kurtarma ekipleri çalışmalarını durdurmak zorunda kalacaklar ve bütün bunların üzerine, ülkenin diğer ucunda soğuğa, açlığa, ölüme terk edilen bir yerde, Van’da altı yaşında bir çocuk -Deniz Olgun- kaldığı naylon çadırda soğuğa daha fazla dayanamayarak donarak ölüyorsa, Sayın Bakan bu makamı daha fazla işgal etmemelidir. İnsan canı ve onurunu hiçe sayan bu uygulamalar asla kabul edilemezdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığının faaliyetleri hukuk ve ahlak sınırlarını aşan bir şekilde üretilmektedir. Sayın Bakanın, son bir yılın yarısına denk düşen icraatlarına baktığımızda ortaya çıkan tablo oldukça elzemdir. Yaşam hakkı ihlalleri devasa boyutlara ulaşmış durumdadır, güvenlik kuvvetlerinden kaynaklanan yargısız infazlar artarak devam etmektedir. Kartepe deniz otobüsünün kaçırılması esnasında yaşanan infaz, insan canını hiçe sayarak, tutuklama gereği duyulmadan, bir çatışma ortamı dahi yaşanmadan gerçekleştirilen infaz, bu yaklaşımın son örneği olmuştur.

İçişleri Bakanının “Üzerinde bomba düzeneği vardı.” açıklamasını Kocaeli Valisi bizzat yalanladı. İstanbul Valisi Sayın Mutlu ise Mensur Güzel’in çatışma yaşanmadan etkisiz hâle getirildiğini açıkladı. Yolcular, eylemcinin kafasından ve kalbinden vurularak öldürüldüğünü belirttiler.

Sonuç olarak, Kartepe operasyonu esnasında açık bir yargısız infaz yaşandı. Eylemci sağ olarak etkisiz hâle getirilmiş fakat komandolar tarafından infaz edilmiştir. Yargı, hukuk tamamen devre dışı bırakılmıştır. İnsan canını hiçe sayan İçişleri Bakanlığı, hukuksuzluğun üretildiği bir birim olduğunu bir kez daha Türkiye kamuoyuna göstermiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine cezaevlerinde ve gözaltı merkezlerinde de ölümler devam etmektedir. Belediye başkanlarımız, il ve belediye meclis üyelerimiz gözaltına alınarak, tutuklanarak bizlere demokratik siyaset alanı tamamen kapatılmak istenmektedir. KCK operasyonları kapsamında yürütülen bu tutuklamalar esnasında kapılar kırılmakta, kadın belediye başkanlarımızın giyinmesine dahi fırsat verilmeyen ahlak dışı uygulamalar devreye sokulmaktadır.

Nitekim, bu Bakanlığa bağlı kolluk kuvvetleri kendisini devlet olarak milletvekillerimizin karşısına çıkarıp vekillerimizi tartaklama haddini gösterebilmektedir. İşte, en son Eş Genel Başkanımız Sayın Gülten Kışanak üzerine sürülen TOMA aracının görüntüleri bu durumu çok net bir biçimde gözler önüne sermektedir.

Bildiğiniz üzere KCK operasyonları kapsamında son olarak Profesör Doktor Büşra Ersanlı ve Ragıp Sarakoğlu 47 kişiyle beraber tutuklandı. Sayın Büşra Ersanlı’nın tutuklanma gerekçesini Bakan İdris Naim Şahin şöyle açıklıyor: “Büşra Ersanlı ‘Halk nasıl ayaklanır, Türkiye Cumhuriyeti nasıl bölünür?’ dersleri veriyormuş.”

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Bakan Beyden ivedilikle bu iddiasını kanıtlamasını bekliyoruz fakat bu noktada şunu belirtmek istiyorum: “Türkiye’de halk nasıl ayaklanır?” derslerinin failini bulmak istiyorsa Sayın Bakan, öncelikle kendisini tutuklatsın. Zira, ben buradan kendisini ihbar ediyorum. Sayın Bakan “Sorun, sorun diyorlar. Sorun ne? Ben arıyorum, sorunu bulamıyorum. Sorun yol mu, sorun şarkı mı, sorun kıyafet mi, sorun ibadet mi, sorun hastane mi?” gibi ülke gerçeğiyle hiçbir ilgisi bulunmayan bir açıklama ile “Türkiye’de halk nasıl ayaklanır”ın provasını yapmaktadır.

Siz arayıp da bir türlü bulamadığınız bir Kürt sorunundan söz ederseniz, faili meçhul tutulan binlerce cinayetin mağduru ayaklanır; yakınlarını, ciğerparelerini otuz yıldır yaşanan kirli savaşta kaybedenler ayaklanır. Zindanlarda tutulan binler ayaklanır; ülke barışını hemen şimdi isteyenler, demokrasiye, hak ve özgürlüklere gönül verenler ayaklanır. Kürtçe konuştu, şarkı söyledi diye tutuklanan, hakarete uğrayanlar ayaklanır. Dilini yüzyıllardır konuşamayan, kendi dili ile ticaret yapamayan, eğitim göremeyen milyonlar ayaklanır ki ne var ki bu milyonlar on yıllardır zaten ayaklanmışlar. Bu ayaklanma, bu ülkenin ekonomisinden tut idaresine kadar bütün yapısını kuşatmış olan Kürt sorununu tutmuş sizin gözünüzün önüne koymuş. Siz hâlâ bu sorunu göremiyorsanız ne diye bu ülkenin iç işlerine bakmaya soyunmuşsunuz Sayın Bakan.

Siz, Çukurca’daki çatışmada yaşamını yitiren askere ait cenazeye “ceset parçaları” derseniz, yaşamını yitiren yurttaşlarımızdan düzine adeti gibi “adet” diye söz ederseniz bu açıklamalar ayaklandırma derslerinin en âlâ örnekleri olur. PKK üyelerinin farklı ırklardan gelen kişiler olduğunu tespit edip onları “dinsiz ve inançsızdırlar” diye etiketlerseniz dine ve ırka dayanarak nasıl ayrımcılık yapıldığının devleti âliyyeden gelen bir sesi de siz olursunuz.

Nitekim, “Bu ülkede Kürt sorunu yoktur.” diyen, başörtüyle ilgili verdiğimiz önergeden dolayı “Dini Zerdüştlük olanın böyle bir derdi olabilir mi?” diyerek Kürtleri suçlamaya yeltenen bir Başbakanın kabinesinin bir üyesisiniz. Sizin, bu anlamda Hükûmet kanadından yükselen tek ayrımcı ses olmadığınız konusunda hakkınızı yemediğimizi bilmenizi isterim. Her inanca koşulsuz şartsız eşit saygıyı ve mutlak inanç özgürlüğünü ahlaki bir değer olarak benimsememiş bir Başbakanın kabinesine yakışıyor olabilirsiniz ancak bu tavrınızla farklı aidiyetlere sahip halklara yurt olan bu diyarları layığıyla idare edemezsiniz. Ülkenin herhangi bir yerinde yaşanan, ağaçların neden yandığının önemsiz olduğunu, bunun araştırılmaması gerektiğini beyan eder, “Ağaçtır bu yanar, ha roketle, ha benzinle.” ifadelerini kullanırsanız, millî varlıklarımızı koruma kaygısı gütmediğiniz için o makamda oturamazsınız. Bütün muhalifleri, farklı düşünenleri polisinizle terbiye etmeye çalışırsanız, sesini yükseltenin, bu depremzede olsa dahi, sırtından copu eksik etmezseniz, siz bir hukuk devletinin kabinesinde yer alamazsınız.

Kara harekâtı için “Her an olabilir, olmaz, ordumuz zaten hep hareket hâlinde.” diyen, eylemler için “Hedef gözetmeden yapılan hedef.” gibi mantıksız ve ciddiyetsiz sözleri hemen her olay karşısında sarf ederseniz, işgal ettiğiniz makamın ciddiyetinden uzaklaştığınız için bu makamda daha fazla kalmamalısınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin, demokrasi ve hukuk bilincinden yoksun, ülke gerçekliğinizle hiçbir şekilde örtüşmeyen beyanları ve icraatları ile bulunduğu makamı kötüye kullanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız sözünüzü.

PERVİN BULDAN (Devamla) – Bu yönetim anlayışının başarılı olmadığını, olamayacağını bizler darbe dönemlerinde, olağanüstü hâl dönemlerinde çok net bir biçimde gördük. Bu sığ anlayışın ortaya çıkardığı çürümüşlüklerden dolayı ülkemizin geleceğini kaybediyoruz.

Bu nedenle, yeni bir anayasayı, toplumsal uzlaşmayı aradığımız bir dönem yaşamaktayız. Bu dönem itibarıyla bu ülkeyi siyasi çözümsüzlüğe mahkûm etmiş siyasetçilerin söylem ve pratiklerinden öteye gidemeyen İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin hakkında gensoru vermiş bulunmaktayız.

Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Buldan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın.

Buyurunuz Sayın Günaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin hakkında verilmiş gensoru önergesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunuyorum.

İdris Naim Bey’in öz geçmişine baktım buraya gelmeden evvel çünkü bugün ortaya koyduğu parlak bakanlık mutlaka bir birikim gerektiriyor. Kaymakamlık, mülkiye müfettişliği ve başmüfettişliği yapmış ama bence esas birikimi 1994 yılında başlamış çünkü İstanbul Büyükşehir Belediyesinde genel sekreter yardımcılığı yapmış. Kendisine bağlı birçok birim var ama İnternette gördüğümüz kadarıyla itfaiye de kendisine bağlı, itfaiyeyi de yönetmiş Sayın Şahin. Arkasından Adapazarı’na gitmiş, büyükşehir belediyesinin genel koordinatörlüğünü yapmış bir süre, sonra İstanbul’a gelmiş ve devam etmiş.

AKP’nin kurucuları arasında kendisi. 2002 yılından bu yana milletvekili. 2002 ve 2007’de İstanbul milletvekilliği yapmış ve 2011’den bu yana da Ordu Milletvekili.

Kendisinin bir de facebook sayfası var. “İdris Naim Şahin hayranları” diye de bir ayrı bölüm var. Geniş de bir hayran kitlesi olduğunu düşünüyorum. Ordu’dan milletvekili adayı gösterildiği zaman “Ordu’ya hayırlı olsun.” diye mesaj yayınlamış Sayın Şahin. Yani hayırlama durumu kendisine ilişkin bir durum değil, Ordu’ya ilişkin bir durum. Aslında bu hayırlama, âdeta sonradan olacakların bir habercisi niteliğinde.

Kuruluşundan bu yana AKP’nin genel sekreterliği görevini sürdürüyor. 61’inci Hükûmette de İçişleri Bakanı olarak görev yapmış.

Dolayısıyla bu gensoru sayın milletvekilleri, dokuz yıllık milletvekili ve dört aylık İçişleri Bakanı olan İdris Naim Şahin hakkındadır. Ancak hakkını teslim etmek gerekirse Sayın Şahin bu yüz yirmi günü çok iyi değerlendirmiştir ve genel sekreterlik dönemindeki uzunca bir sessizliğinden sonra kendisini Türkiye kamuoyuna çok iyi bir şekilde tanıtmıştır.

Bu tanıtma o düzeydedir ki değerli arkadaşlar, sosyal medyada çok sayıda mesaj görürsünüz, AKP yetkililerine atfen atılmıştır. “Neden bizden bugüne kadar Sayın İdris Naim Şahin’i sakladınız.” demektedirler milyonlarca yurttaşımız.

Şimdi, Sayın Şahin konuşmayı seviyor ama üstelik de bir İçişleri Bakanı için çok tehlikeli olacak bir şekilde konuşmanın şehvetine kapılıyor. Bu, gerçekten, bir İçişleri Bakanı için çok tehlikelidir.

Arkadaşlarımız söylediler ancak okursak tam anlamını bulabiliyoruz. Sınır operasyonu için şunları söylüyor: “Tabii kara harekâtı, bugün, yarın başlamış, başlıyor değil. Şartlara göre her an olabilir. Bugün olabilir, bir saat sonra da olabilir. Bunun tarihini verecek değiliz, vermiş de değiliz. Yapıldığı zaman fark edilir. Yapılır mı, yapılmaz mı o da değerlendirilir.”

Arkadaşlar, sözlerin çok veciz olduğu ortada ama Başbakan maalesef aynı fikirde değil. “Sürçülisan etmiş” sözleriyle bu veciz sözleri karşılamış.

Yine örneğin, 13 askerimizin şehit olduğu Silvan saldırısında çıkan yangının nedenini bütün kamuoyu merak ederken, “Askerlerimiz nasıl ölmüş?”ü bütün kamuoyu merak ederken İçişleri Bakanı şu açıklamayı yapmakta hiçbir sakınca görmüyor: "Yangın, ya ateşle çıkar ya bombayla çıkar ya roketle çıkar ya benzinle çıkar.”

Sayın Bakanım, başka nedenlerle de yangın çıkabilir. Yani sayılan kadarıyla değil, başka nedenlerle de yangın çıkabilir.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Soruya bak. Soruyu oku da ondan sonra. Uçaklar bombaladı mı, bombalamadı mı, o soruya bak.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – “Netice itibariyle yanmıştır, yakılmıştır. Sebebini araştırmak, sebebini söylemek bir şey ifade etmiyor." Arkadaşlar, bu açıklama kimse tarafından düzeltilmiş değildir. Onun için ben kısmen bir açıklama gereği içinde oldum.

İdris Naim Şahin Bey’in açıklamaları, yalnızca meşhur gafları değil İçişleri Bakanı için uygun olmayan lafları. Bunun yanında çok önemli bir farkı daha var. Terör olaylarında kaybettiğimiz yurttaşlarımız için gerekli saygıyı gösteremiyor Sayın Bakan çünkü bunu içselleştirememiş. Eğer ruhunda bunu duysaydı Kızılay’da ölen yurttaşlarımız için “adet” diyemezdi. Bu, basit bir sürçülisan değildir, o saygıyı içselleştirememenin bir göstergesidir.

Şunu diyor gene: “Yaptıkları bina içi incelemede sokakta ve caddede can kaybımız yoktu.” Güzel… “Ancak binaların içinde yaptıkları incelemelerde, aramalarda, adli makamların yani Ankara Savcılığının intikal eden ön bilgilere göre 3 adet vatandaşımızın patlamadan dolayı can kaybına maruz kaldığı bilgisi var elimizde.” Allah’ınızı severseniz, bir laf bu kadar mı dolandırılır yahu? “Bir patlama oldu ve 3 yurttaşımızı kaybettik.” lafı bu kadar mı dolandırılır?

Bu konuda en canımızı acıtan konuşma ise Hakkâri-Çukurca’da meydana gelen ve 24 askerimizin şehit olduğu saldırının ardından Sayın Bakanın yaptığı açıklamadır. Zap Suyu’nda bulunan ve Şehit Uzman Çavuş Erhan Ar’a ait olduğu açıklanan cenaze için “Ceset parçaları bulundu.” diyebilmiştir Sayın Bakan. Bu sözü “Başka bir söze hacet var mı?” diyerek bir yoruma gerek bırakmadan geçiyorum.

Çoğu kez Sayın Bakanın ne demek istediği anlaşılamayan konuşmalarına muhatap oluyoruz. Yine bir örnek: Türkiye Muharip Gaziler Derneği Ordu Şubesini ziyaret ediyor Bakan ve şöyle diyor: “Bedel ağır ödendi. Bu bedeli yok sayamayız. Bu bedel çocuk oyuncağı değil. Bu işin şakası olmaz. Bu işin ciddisi de olmaz. Bu işin hiçbir şeyi olmaz.” (CHP sıralarından gülüşmeler) Arkadaşlar, bu sözlerin Sayın Bakanın zihin dünyasında bir karşılığı var ki söylemiş ama ben kendi zihin dünyamda bir karşılık bulamıyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bence her gün Genel Kurula gelsin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Sayın İçişleri Bakanının insanların tutuklanmasını değerlendirirken kullandığı ölçüt, samimiyetle söylüyorum ki hem kendisinin hem de benim mezun olduğum İstanbul Hukuk Fakültesinde öğretilen bir ölçüt değildir. Şöyle diyor Sayın Bakan: “Büşra Hanım Türkiye'deki  binlerce profesörlerden bir profesördür. Bu ülkede bütün profesörler tutuklanmış olsa merak eder, sorabiliriz. Ama binlerce profesörden 1 profesör tutuklanmış olabilir.”

Şimdi, değerli milletvekilleri, Sayın Naim Şahin’in mantığına göre, tutuklanmasından şikâyet eden bir insana bizim ilk soracağımız soru şudur: “Kaç kişiyle beraber tutuklandın? Tek başına mı? Geç kardeşim, geç. Ne var bunda? Bir kişi rahatlıkla tutuklanabilir. Binlerce tutuklanırsa o zaman bakarız.” Söylediği söz budur. (CHP sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Hayır, saptırma, saptırma!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Kaldı ki sayın, değerli milletvekilleri, binlerce insanın tutuklu bulunduğu tutukluluk kamplarında da insanlara ne tür muameleler yapıldığını hep beraber yine görüyoruz.

Bakanın sorun algılaması Başbakana paralel bir değişim gösteriyor, bu da normal aslında. Önce “Kürt sorunu vardır.” diyen Başbakan, daha sonra “Kürt sorunu yoktur, Kürt yurttaşlarımızın sorunu vardır.” demiştir. Sayın İçişleri Bakanı bu konuda daha fazla dayanamamış ve bir beyanat daha patlatmıştır. Şöyle diyor: “Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki maalesef, uzaktan, Çankaya’dan, Nişantaşı’ndan, Etiler’den Boğaz’a bakarak, denizi seyrederek, yeşilliklere bakarak, gökyüzüne bakarak -biraz kısaltsak Sayın Bakanım- kâğıdı kalemi eline almış, muhtemelen de saatine göre içeceğini yudumlayarak yazı yazan birileri benim yaşadığım gerçeği, benim gördüğüm Hakkâri’yi          -nereden Sayın Bakanım, Ankara’dan mı, Ordu’dan mı?- Muş’u, oradaki gerçeği farklı yazıyorlar. ’Kürt sorunu’ diyorlar, ‘sorun, sorun’ diyorlar. Sorun ne? Ben arıyorum, bulamıyorum.”

Değerli milletvekilleri, eğer Sayın İçişleri Bakanı bir sorun arıyorsa, önce, iki yıl evvel “Çok güzel şeyler olacak.” diyen Cumhurbaşkanına gitsin, bir sorsun, “Çok güzel şeyler olacak.” diyen Cumhurbaşkanına sorsun. Ondan sonra belki Sayın Beşir Atalay’la konuşma gereği hisseder, “Atatürk Orman Çiftliğinde kimlerle, ne konuştunuz?” diye bakar, Habur skandalını araştırır, Oslo görüşmelerine bakar ve ondan sonra bu sorunu belki anlar. Ama burada da gördüğümüz şudur ki İçişleri Bakanı zihin dünyasında bu sorunu bitirmiştir ve böylece Türkiye'nin bu ciddi sorununu da İçişleri Bakanı ortadan kaldırmış bulunmaktadır.

Nihayet Erciş’te çadır kenti gezerken espriyi patlatmış Sayın Bakan: “Koskocaman sarayda oturuyorsunuz, hiç ‘gel’ dediğiniz yok.” O “saray” diye tanımladığınız çadır, Sayın Bakan, şu anda üzerine kar yağarken ısınmaya çalışan 10 binlerce yurttaşımızın mekânı niteliğindedir ve daha fazla ciddiyeti elbette hak etmektedir. Sonra, yanındaki Diyanet İşleri Başkanının şaşkın bakışları altında şu sözleri söyleyebiliyor: “Sayın Başkanım, yani biz de bir çadırda, burada bir mekân tutalım.”

Bakın, arkadaşlar, haksızlık etmek istemem. Siyasetçinin asık yüzlü olanına espri yapma yeteneği olanını tercih ederim. Espri iyi bir şeydir, bunu aşağılıyor da değilim, kötülüyor da değilim ama bir milletvekili arkadaşımız altını çok güzel çizmişti, “Sayın Bakan, çok iyi espri yapamıyorsunuz, lütfen zorlamayın.” demişti. Bunlar ciddi konular.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, şüphesiz espri yeteneği İçişleri Bakanı olmanın ölçütü değildir. İçişleri Bakanının bu en önemli Meclis denetimi karşısındaki durumunu saptayabilmek için 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve diğer ilgili mevzuatın İçişleri Bakanına yüklediği görevlere bir bakmamız lazım. Şunları yapacak İçişleri Bakanı: Anayasa ve yasalarımıza uygun olarak Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, güvenlik ve asayişi, kamu düzeni ve genel ahlakı, Anayasa’mızda yazılı hak ve hürriyetleri korumak, suç işlenmesini önlemek ve suçluları takip edip yakalamak, her türlü terörle, kaçakçılıkla ve organize suçlarla mücadele etmek. İkinci bir görevi daha var temel görevleri arasında: Belediyeler, il özel idareleri, mahallî idare birlikleri ve köy muhtarlıklarıyla ilgili olarak mevzuatla verilen vesayet yetkisini kullanmak ve bu mahallî idarelerin merkezî idare ile olan ilişkilerini düzenlemek. Bu görevleri Sayın İdris Naim Şahin nasıl yürütüyor? Tartışmamız gereken temel nokta budur.

Üzülerek görüyoruz ki Türkiye’nin hızla polis devleti niteliğine dönüştüğüne ilişkin çok sayıda olgu vardır. Bu durum yeni değildir ancak giderek hız kazanmaktadır. Bu gidişinin son aşamasının yöneticisi ise temmuzun ortasından bu yana Sayın İdris Naim Şahin’dir.

Sayın Şahin soruyorum size: Bir zamanlar Eskişehir Emniyet Müdürlüğünü yapan bir yöneticiniz görevi başındayken bir kitap yazarak bazı iddialar ortaya koydu ve “Emniyet Genel Müdürlüğünün atanmış bir genel müdürü vardır ama başka bir zat emniyet genel müdürü olarak görev yapmaktadır. Özellikle polisin istihbarat biriminde toplanmış ve amaçları Emniyet Genel Müdürlüğünün yasal amaçlarıyla örtüşmeyen bir grup çok sayıda soruşturmada savcıları yönlendirmekte, bunların yazdıkları aynen iddianamelere geçirilmektedir.” demişti, “Emniyetin elinde demirbaş kayıtlarında bulunmayan dinleme cihazları vardır.” demişti. Sonra bir şey daha söylemişti: “Emniyet bugünkü kapasitesiyle eğer isterse yasa dışı cep telefonu dinlemelerinin tamamını, yüzde 100’ünü derhâl saptayabilir.”

Bu iddiaların sahibi, yaşamını sol bulduğu her şeye saldırarak geçiren bu iddiaların sahibi, değerli arkadaşlar, şu anda Devrimci Karargâh Örgütü duruşmasından yargılanmaktadır, hapistedir. Kitabı yazdığı zaman da zaten söylemiştir “Bu dünyayı bana dar edecekler, biliyorum.” demiştir.

Bu öylesine trajikomik bir durumdur ki Devrimci Karargâh Örgütünde yargılanan diğer kişiler bu kitabı yazan kişiyle aynı duruşma salonunda bulunmamak için duruşmalara bile girmemektedirler. Yani bu kadar trajikomik bir durum.

Peki, ben şimdi soruyorum: Görev yaptığınız bu zaman dilimi içerisinde bu çok ciddi iddialara ilişkin herhangi bir araştırma yaptınız mı? Dört ay boyunca bu alanda herhangi bir adım attınız mı?

Değerli milletvekilleri, bir ülkenin sineması, yaşanılan döneme tanıklık eden ve gelecek kuşaklara bu olayları aktaran özellikler taşır. Örneğin, Kemal Sunal filmlerini izlerseniz, bu ülkede rüşvetin, adam kayırmacılığın, banker skandallarının iktisadi ve politik arka planını çok net bir şekilde görürsünüz. Eski Türk filmlerinde suça bulaşmış polis tiplemeleri de tasvir edilmiştir. Masum insanların evinde arama yaparken yanlarında getirdikleri az miktarda esrar, eroin gibi maddeleri sanki o evde bulmuş gibi göstererek insanları suçlayan sahneler de bu filmlerden hatırlanır.

Bunlar hiç şüphesiz, değerli milletvekilleri, her yerde olduğu gibi polis teşkilatımızda da bulunabilecek yanlışları ortaya koyan örneklerdir. Aradan uzunca bir zaman geçti, teknoloji elbette ilerledi, şimdi başka olaylara tanık oluyoruz. Örneğin, gözaltında tutulan teğmenin cep telefonuna hiç yapmadığı bir telefon görüşmesinin kayıtları kopyalanıp atılabiliyor. Böylece soruşturmanın seyri, polis tarafından bir noktaya doğru çekilmeye çalışılıyor. Bu ne kadar korkunç bir şey değil mi? Bu, emniyette yapılan bir komplodur. Peki münferit bir olay mıdır? Kimse “Bu olay münferittir.” diyebilecek konumda olamaz. Çünkü bu olayın münferit olabilmesi için o polisle o teğmen arasında geçmişe dayalı bir özel ilişkinin olması lazım. Onlar birbirlerini tanımadıklarına göre, bu, sistemli bir soruşturmada polisin pozisyon alma tutumudur. İşte asıl sorun da bu noktada başlıyor. Kamu yararından başka hiçbir amacı olmaması gereken, savcının emrinde hukuki gerçekleri aramakla görevli olan polis, kendisini devletin değil, siyasi iktidarın memuru olarak görüyor ve yaratılan bu kaosta taraf oluyor. Bu nokta, polis devletine dönüşün en temel işaretidir. Şimdi soruyorum: Emniyette zanlının telefonuna özel kayıt yüklemekte sakınca görmeyen zihniyeti, o polisi demiyorum, zihniyeti engellemek için ne yaptınız? Bu sistemli tutum alışın neresindesiniz Sayın Bakan?

İddialar bununla bitmiyor. Yine bir davadan tutuklu sanık gazeteci Müyesser Yıldız’ın bilgisayarından elde edildiği iddia edilen ve suça konu olan dosyaların Yıldız’ın bilgisi dışında yüklendiğine ilişkin uzman raporlarının bulunduğu basına yansımaktadır. Avukatının iddiasına göre bu dosyalar Yıldız’ın bilgisayarına gözaltına alındığı gün  yüklenmiştir. Birinci olayla ilgili olarak birlikte değerlendirdiğimizde haklı şüphelerimize konu olan bu olayla ilgili ne yaptınız? İddialar doğru mu, yanlış mı? Eğer doğruysa buna da “münferit bir olay” deyip geçecek misiniz?

Değerli milletvekilleri, sevgili çalışma arkadaşlarım; bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan grupta yaptığı konuşmada Sayın Genel Başkanımıza her zamanki dikkatsiz tutumuyla güya yüklenerek diyor ki: ”Sen bir kaset komplosuyla geldin.” diyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Doğru.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Her zaman söylüyoruz. İçişleri Bakanlığı elinizde. Emniyetin, MİT’in her türlü imkânı elinizde. Bugüne kadar siyaseti dizayn etmekle ilgili olarak bu kaset komplolarında, Milliyetçi Hareket Partisinin genel başkan yardımcılarına karşı yapılan bu kaset komplolarında ne yaptınız? Hangi araştırmayı sonuçlandırdınız? “Failleri bunlardır. Siyaseti dizayn etmeye çalışanlar bunlardır.” dediniz de biz mi duymadık?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Boş kovanları buldular denizin altında.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Eğer İçişleri Bakanlığını yürütemiyorsanız işte o zaman haklı olursunuz. Siz oradan bana “doğru” diyecek yerde değilsiniz; siz araştırma yapacak yerdesiniz, araştırıp gerçekleri ortaya koyacak yerdesiniz. Sizin fikirlerinize ihtiyacımız yok, gerçeğe ihtiyacımız var. Gerçek de araştırmakla ortaya çıkar.

Değerli milletvekilleri, bir ülke, yurttaşını, temel insan haklarından ve onların kullanımından ne kadar uzak tutuyorsa o kadar polis devletine yaklaşıyor demektir. En yakın örneğini Van’da yaşadık. Başbakan yardımcısı ve bazı bakanlar Van’da meydana gelen ikinci depremde yıkılan binalarda incelemelerde bulunuyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız, buyurunuz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Vatandaş, birinci deprem sonrası “Evlerinize girin, güvenle yaşayın. Bir sorun yoktur.” diyen Valiye tepki gösteriyor, “Vali istifa.” diye bağırıyor. Dikkat edin, Başbakan Yardımcısına bağırmıyor, Bakana bağırmıyor. Tabii eğer Çevre ve Şehircilik Bakanı orada olsaydı, ona bağırırdı çünkü Vali bu sözü ondan öğrenmiş. Büyük deprem uzmanı Erdoğan Bayraktar “Bir şey olmaz, evlerinize girin.” demiş, Vali de bu sözü tekrar etmiş, insanlar evlerine girmişler, 40 kişi ölmüş.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Eve giden yok, otele girmişler.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Araştırmak gerekiyor dediğiniz gibi.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Buna “Vali istifa!” diye tepki koyuyor vatandaş. Peki, ne oluyor? Vatandaş “Vali istifa!” diyemez mi sizce? Vatandaş “Vali istifa!” diye bağıramaz mı sizce? Heyet oradan ayrılıyor, sen misin “İstifa!” diye bağıran, henüz enkaz oradayken basıyor polis biber gazını, copu. Bu biber gazından, arkadaşlar, enkazda çalışma yapan kurtarma ekipleri bile etkileniyorlar. Siz buna “Normal” diyorsanız, siz buna “Demokrasinin doğal gereğidir.” diyorsanız, sizin ve bizim anladığımız demokrasi arasında çok fark var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Günaydın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Bir dakika kullanabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Bir dakika ek süre verdim efendim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Peki, sağ olun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.44


 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

(11/2) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Hükûmet yerinde.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz.

Buyurunuz Sayın Korkmaz.

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanı Sayın Şahin hakkında verilen gensoru üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında hemen belirtmek isterim ki görüşmekte olduğumuz gensorunun amacı, artan terör olayları ile milletin sabrının tükendiği noktada harekete geçmek zorunda kalan Hükûmetin başlatmış olduğu KCK operasyonlarının durdurulması ve PKK’nın şehir yapılanması olan KCK’ya ve devletimiz içerisinde paralel devlet kurma teşebbüslerine destek olunmasıdır. Açıkçası, devletin güvenlik güçlerini yıpratmak, savunma reflekslerini kırmaktır murat edilen. Devlet ve millet bekasını her türlü siyasi mülahazaların üstünde tutan, en zor siyasi şartlarda dahi “Önce ülkem ve milletim.” diyen Milliyetçi Hareket Partisi bu yüzden bu gensoruya ret oyu vererek şer girişimlerine set çektiğini bir kez daha gösterecektir. Gün kısır siyasi çekişmelere müsaade edileceği gün değildir.

Değerli milletvekilleri, adı vahşet ve barbarlık ile özdeşleşmiş, bebeklerin ve hamile kadınların katili PKK terör örgütünün karakollarımıza ve masum insanlarımıza saldırıları, Türk milletinin deprem sonrasında topyekûn insanlık dersi verdiği, yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örneklerini sergilediği şu günlerde dahi sürüyor, şehitler vermeye devam ediyoruz. Birileri bu ülkede ekmeğini yediği, her türlü nimetlerinden istifade ettiği vatanına nankörce ihanet edip bin yıllık kardeşliğe tetik çekerken, birileri de ülkesi ve milletinin birlik ve bütünlüğünü, atalarının emaneti devletini ve ay yıldızlı al bayrağını sahiplenmek adına canlarını feda ediyor. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, aileleriyle birlikte aziz milletimize başsağlığı diliyoruz.

Tarih kahramanlar ile hainleri, milletinin ve devletinin bekası için dağ gibi duranlar ile emperyalist küresel güçlerle kol kola girenleri hep ayrı tutmuş, birilerine şeref ve ebedî hayat mertebesini verirken diğerlerini de yüz kızartıcı insanların çöplüğüne atmıştır. Cenabı Allah hepimizi tarih önünde doğru yerde duranlardan, yarınlarda çoluk çocuğunun yüzüne utanmadan bakanlardan eylesin.

Değerli milletvekilleri, kanunlarımız, can güvenliği başta olmak üzere, milletin ırzı, namusu, huzuru ile ülke ve millet bütünlüğünü koruma görevini İçişleri Bakanlığına emanet etmiştir. Elbette, kendisini Dicle kenarındaki koyundan Toroslardaki Yörük çadırına kadar tüm değerlerimizin sorumlusu bilen, kendi ülkesinde evladını şehit veren annelerin ağıtlarını yüreğinde hisseden İçişleri Bakanına verilmiştir bu emanet. Ülkenin huzur ve asayişini korumak için ön alan, güvenlik güçlerinin amiri sıfatıyla, sadece özel günlerinde, bayramlarda ve mezuniyet törenlerinde değil, sıkıntılı olduğu kara günlerinde de arkalarında duran bir bakan duruşundan söz ediyoruz. Yazıktır ki ne bugünün ne de dünün AKP’li içişleri bakanları bu devletli duruşu göstermekten uzak düşmüşlerdir.

Ağustos 2009’da bizzat Başbakanca takdim edilen, adına “açılım projesi” dedikleri yıkım projesine ne diyeceğiz; hangi kaba koyacağız; cahilliğe mi, körlüğe mi, basiretsizliğe mi, yoksa tüm uyarılara rağmen ihanete varan inatçılığa mı?

2002’de âdeta sıfır terör ile ülke yönetimini devralan AKP, tam yedi yıl güvenlik güçlerini hareketsiz bırakmış, en küçük hatalarını bile bahane edip kamuoyunda afişe etmiş, cezalandırmıştır. Yangın tüm ülkeyi kaplamışken, bu yangını derhal söndürmek yerine, özgürlük ve güvenlik terazisi fantezisiyle terörist ve yandaşlarına engin bir hoşgörü ve anlayış ile yaklaşmış, sonra da terörün yükselmeye başladığı, canlar almaya başladığı bir dönemde de açılım projesini devreye sokmuştur.

AKP, 2002’den beri terörle zaten mücadele etmiyordu. 2009’da müzakere etmeyi kabullendiğini, hem de psikolojik üstünlüğü bölgede terör örgütüne kaptırdığı bir dönemde ilan etmiştir. Bu tarihten itibaren bölücü terör örgütü ve yandaşları çıtayı daha yükseklere taşımış, örgütün yıllardır silahla kabul ettirmeye çalıştığı talepleri siyasallaşmış, kitlesel derinlik kazanmıştır. “Sayın Hükûmet, Sayın İçişleri Bakanı, yanlış yapıyorsunuz.” dediğimizde “Bugüne kadar yapılanlar yanlıştı, biz doğruları yapıyoruz.” gibi, aklıselimi, devletin birikim ve tecrübelerini yok sayan bir cehaletle karşılık verilmiştir. “Bu ülkeyi ayrıştırırsınız, kardeşi kardeşe düşürürsünüz.” dediğimizde “Terör ve kanla besleniyorsunuz.” gibi bir hakarete maruz kalmışızdır. Belki tüm bunları da sineye çekebilirdik ama keşke milletimizi böyle acı bir terör tablosu ve ümitsizlik ile karşı karşıya bırakmamış olsaydınız.

Bilanço gerçekten çok ağırdır kıymetli arkadaşlarım. Açılımdan itibaren geçen iki buçuk yılın kayıplarına baktığımızda  sadece şehit olan güvenlik görevlisi sayısı 275’tir.

Sayın Bakan, sizler Irak’ın kuzey bölgesinde MİT Müsteşarınızla Başbakanın özel temsilcisi sıfatıyla Norveç’te teröristlerle müzakere yaparken Peşmerge liderini devlet başkanı gibi karşılayıp, bebek katiline “Sayın” diye hitap ederken eşkıya her geçen gün mevzi kazanmaya devam etmiştir. “Terörizmle müzakere meselenin çözümüne bir katkı sağlamaz çünkü bölücü terör örgütünün nihai hedefi bellidir.” diyen Milliyetçi Hareket Partisinin  tüm uyarılarına rağmen Hükûmet, PKK ve KCK’nın lider kadrolarının “Biz PKK’yı terör olarak görmüyoruz.” diyen Peşmerge reisi Barzani’nin yakasına yapışıp hesap sormak yerine operasyonları engellemiş ya da dostlar alışverişte görsün misali hep ağırdan almıştır. Norveç’teki masa arkadaşınız terörist Sabri Ok’un yönettiği uyuşturucu paraları, örgütün finansmanına giden sınır ticaret gelirleri, hatta devletin merkez bütçesinden verdiği belediye paraları ülkemize kan, gözyaşı ve ölüm olarak geri dönmüştür.

Sayın Başbakan, KCK akşamdan sabaha ortaya çıkmış değildir; orada duruyor ve her gün devletin bütünlüğüne ve milletin birliğine meydan okuyor ve sizler de bunu biliyor ve görüyordunuz. 25 Mayıs 2007’de Kongra-Gel tarafından onaylanıp yürürlüğe konulan KCK sözleşmesinin amacının demokratik özerkliği inşa etmek olduğunu, dört ülkedeki dört parçayı kapsayan bir Pan-Kürdizm hareketi olduğunu; 11’inci maddesinde, liderinin bebek katili Öcalan olduğunu ve son kararların kendisi tarafından verildiğini; 5’inci maddesinde, Anayasa’mız dışında bir KCK vatandaşlığı tanımı getirdiğini, bölgede yaşayan herkese dayatma yaptığını, ilkelerini benimsemeyenleri de kurduğu halk mahkemesinde yargıladığını; 31 ila 33’üncü maddelerinde de “meşru savunma” adı altında ayaklanma talimatları verdiğini bilmeyeniniz var mı?

Bunları bile bile maalesef yıllarca KCK’nın varlığına ve faaliyetlerine seyirci kaldınız, hazmettire hazmettire toplumu da buna hazırladınız. Bunu ben söylemiyorum, PKK ile pazarlık yapsın diye Norveç’e gönderdiğiniz ve görüşme ortaya çıktığında da “Hakan’ı yedirmem.” diye sahip çıktığınız MİT Müsteşarınız söylüyor. Bu görüşmenin tutanakları utanç vesikaları olarak İnternet’te durmaktadır. Bölgede âdeta paralel devletin kurulması girişimlerini görmemezlikten geldiniz. Şimdi, çıkıp da “Paralel devlet kurdurmayız, bu milliyetçilik ise milliyetçiyiz.” demenin günah çıkarmaktan başka ne kıymeti var? Aklınız başınıza yeni mi geldi? Senelerce sizleri bu hususlarda uyaran Milliyetçi Hareket Partisine “Faşist, ırkçı” demenin pişmanlığı mı yoksa yeni bir göz boyama mıdır yaptığınız?

Sayın açılımcı bakanlar, sizler müzakere masasında PKK’nın şehir yapılanması olan KCK’nın liderlerinden eli kanlı Sabri Ok’lar, Zübeyir Aydar’larla geyik yaparken PKK kırsala yerleşmiş, mağaralar kazmış, lojistiğini tamamlamıştır. Sabah şerifleriniz hayır olsun!

“Gazze, Gazze” diye ortada dolaşan Sayın Erdoğan, senin ülkende bir yılda Gazze’de verilmeyen şehit on günde veriliyor, görmez misin? Araplarda bahar nutukları atan Sayın Başbakan, milletin hazan mevsimi yaşıyor, gencecik fidanlar dalından kopan yapraklar gibi toprağa düşüyor, bilmez misin? Bu ülkeyi böyle mi teslim aldınız? Mübarek bildiğimiz, uğruna şehit olduğumuz değerler aleyhine söylenmedik ne kaldı? Sizin yönetiminizde yıllara göre verilen şehit sayısı nedir, gözlerinizi açıp bir bakın hele.

2001 yılında sıfır şehit, 2002 yılında sadece 6, terör sıfırlanmış, teröristler inlerinden çıkamaz olmuş. Sonra… Sonra AKP gelmiş iktidara, hem terör olayları hem de şehitlerimizin sayısı giderek artmış. 2003’te 21 şehit, 2004’te 73 şehit, 2005’te 92, 2006’da 121, 2007’de 118, 2008’de 150, 2009’da 135, 2010’da 141 şehit, 2011 yılında bu rakam şimdiden 2’ye katlanmış. Bir de insanımızı ağlatan, şehitlerimizin kemiklerini sızlatan Habur görüntüleri var ki hem Beşir Atalay hem de bu utanç üzerine koltuğa oturan halefi İdris Naim Şahin bunun ezikliğini hayatları boyunca taşıyacaklar ve maalesef, Habur rezaletinin içişleri bakanları olarak tarihte anılacaklardır.

Terörist kıyafetleriyle sınır kapısından ellerini kollarını sallayarak ülkeye giriş yapıyorlar, devletin üst düzey yetkililerince karşılanıyorlar, âdeta, ellerindeki şehitlerimizin kanını gözümüzün içine sokarcasına parmaklarını uzatıp “Teslim olmadık, barış için geldik” diyorlar. Hâkim, savcı teröristlerin ayağına gönderiliyor, rahatsız olurlar diye, mahkeme hâline dönüştürülen okulun duvarındaki Atatürk resmî ve Türk bayrağı indiriliyor. “Sizleri serbest bırakacağız, sakın yanlış bir ifade vermeyin” deniliyor terörle mücadele eden komutanların hapse atıldığı ve aylarca gün yüzü gösterilmediği bir dönemde. Kim bilir kaç kişinin katili, azmettiricisi bu teröristler, kahraman edasıyla, bir gün bile tutuklanmadan serbest kalıyorlar. Şehit anası bu tabloyu görünce, hele hele bir de evladının teröristle aynı kefeye konulduğuna şahit olunca gözyaşlarını içine akıtıyor, haklarını devletine helal etmiyor. Teröristler il il dolaşıp zafer naraları atarken, ülkesi ve milleti için evlatlarını kaybetmiş aileler kahroluyorlar.

Habur rezaletinin sayın bakanları, işte “Açılım” dediğiniz yıkım projesinin yarattığı travmanın özeti budur. Bu tahribat kadar acı olan bir şey daha vardır ki, İçişleri Bakanlığı olarak açılım koordinatörlüğü görevinin kabul edilmiş olmasıdır. Daha önce de defalarca söyledik, siz İçişleri Bakanlığı olarak bu meselede tarafsınız. Binlerce şehit ve gazi askeriniz, polisiniz var. “Şehitlerin kanı yerde kalmayacak” diye şehit ailelerine, aziz milletimize namus sözünüz var. Sizden başka bakan bulamadılar mı açılımı anlatmak için kapı kapı dolaştıracak? Siz Ankara’da böyle yaparken, sahada askeriniz, polisiniz teröristle nasıl mücadele edecek? Arkasında devletin olduğuna, devletinin olduğuna nasıl inanacak? Aziz evlatlarını, eşlerini, babalarını kaybetmiş insanlarımızla helalleştiniz mi de terörle mücadeleden vazgeçiyor, müzakere yapıyorsunuz? Bu, terör karşısında yenilgiyi kabullenmek, Türk devletine diz çöktürmek değil de nedir?

Değerli milletvekilleri, maalesef İçişleri Bakanı yıkım koordinatörü olarak bu çöküşü ve terör karşısında geri çekilmeyi tescillemek üzere özellikle seçilmiştir ve bir de istismar türküsü tutturulmuştur “Analar ağlamasın.” diye; sanki aksini isteyen varmış gibi, sanki ülkemizi savunmak zorunda bırakılmamışız gibi. Kaldı ki söz konusu vatan olunca hepimiz bu vatana adanmış kınalı kuzular değil miyiz? Çanakkale’de dedelerimiz sizin gibi düşünselerdi bugün vatanımızda günde beş vakit ezanımız okunur, semalarda özgürce al bayrağımız dalgalanabilir miydi? Sayın Atalay nasıl bulunmaz bir Bursa kumaşı imiş ki tüm başarısızlıklarına rağmen Bakanlıktan Başbakan Yardımcılığına terfi ettirilmiş ama koordinatörlük görevi yine kendisine verilmiştir. Herhâlde dünyada ülkesini terörizm karşısında bu kadar acze düşüren bir İçişleri Bakanının Başbakan Yardımcılığına terfi ettirildiği yegâne ülkeyiz. Başka bir ülkede bu rezaletler, bu acizlikler yaşansa idi muhtemelen sadece bakanlıktan olmaz, sessiz sedasız köşesine çekilmeyi de bir erdem kabul ederdi. Hâlâ daha milletin gözünün içine baka baka yıkım koordinatörlüğü görevine devam ediyor ya, pes doğrusu!

Değerli milletvekilleri, Sayın Atalay Bakanlığı bıraktı yerine Sayın Şahin geldi. Kamuoyu bekledi ki Atalay zamanında yaşanan kan kaybı telafi edilecek, eski mülki idare amiri olarak güvenlik meselelerine de yabancı değil ancak kısa zaman içerisinde Sayın Bakanın da kafasının bir hayli karışık olduğu anlaşılıyor. Bakanın ne dediği belli değil, bir sürü laf kalabalığı ama ortada bir şey yok. Hatırlarsanız geçmişte böyle siyasetçi tipleri vardı, bir saat konuşup da ne dediği belli olmayan. Bu karakter yeniden hortluyor Sayın Bakanın şahsında, şaka gibi.

Diyarbakır Silvan’da PKK 13 askerimizi şehit etmiş, sonra da yangın çıkarmış, bu yangının nasıl çıktığıyla alakalı bir soru soruluyor kendisine, açıklama bekleniyor. Şu sözlere bakın Allah aşkına: “Yangın çıkmıştır, yangının sebepleri şu anda çıkmış olan yangını geriye getirecek değildir. Yanan ağaçlar, orada kaybolan canları geri getirecek değildir.”

Bir başka yerde yine bir değerlendirme yapıyor Sayın Bakan: “Vurmak için yola çıkanlara ‘dur’ demek yerine başka bir şey geliştirmek gerekiyor.” Ne demek yani? Vurmak için yola çıkanlara “dur” demeyelim mi? Memleketine kurşun sıkanlara çiçek mi atalım? Daha ne kadar sineye çekelim Sayın Bakan?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – İşte onu epeyce anlamışsın!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) –  Dedik ya, kafası bir hayli karışık! Şehide “ceset” diyor, can kayıplarımızı “ciddi zayiat-ciddi olmayan zayiat” diye ayırıyor. Memleket evlatları ana kuzularına henüz acıları çok tazeyken “3 adet, 6 tane kayıp” gibi yakışıksız tanımlamalar yapıyor. Sayın Bakanı şehide “kelle”, bebek katiline “sayın” diyen, ağabeyine bakıp “sahibinin sesi” diye geçiştirmek mümkün ancak bu Bakanlık diğer bakanlıklardan farklı, yüzlerce yıllık devlet geleneğinin temsilcilerinden. Yakışmıyor Sayın Bakan.

Terör saldırısında gazeteciler soruyor hedefin tam olarak neresi olduğunu. Yine kerameti kendinden menkul bir söz sarf ediyor, çık işin içinden çıkabilirsen! “Hedefi tabii eylemi yapan bilir.” “Gidip onlara sorun.” mu diyor, “Biz bilmiyoruz.” mu diyor, felsefik bir imada mı bulunuyor, anlaşılır gibi değil. Hele bir cümle var ki, benim diyen stand up’çılara taş çıkartacak cinsten: “Hedef gözetmeden yapılan bir hedeftir.” Meclisten tezkere almış Hükûmet. 28 can bir anda kaybedince tutuşuyor. Bir şeyler yapmış görünmek için silahlı kuvvetlerimize sınır ötesi operasyon talimatı verilecek. Basın öncesinden soruyor, bilmece gibi bir cevap veriyor Sayın Bakan: “Kara harekâtı her an yapılabilir. Yapılmayabilir de. Görevlilerimiz hep hareket hâlinde.” Şimdi bu cümlenin analizini bir yapalım değerli milletvekilleri. Yüzde yüz eminim, Sayın Bakan operasyonun ne zaman yapılacağından habersiz. Hatta operasyonun yapılıp yapılmayacağını da bilmiyor. Ama asayişten sorumlu bir bakan olarak bir şeyler söylemesi lazım ya, o da onu yapıyor.

Değerli milletvekilleri, bu ciddiyetten uzak cümleler Başbakanı bile çileden çıkarıyor, Mısır’dan Tunus’a geçerken uçakta Sayın Bakanın sürçülisan ettiğini ifade ediyor. Konu basında “İçişleri Bakanına fırça!” diye geçiyor. Sayın Şahin suspus oluyor, çekiliyor köşesine. “İfrat ve tefrit” meselesi.

Bu sefer de Van Erciş depreminde AKP’li belediyenin ruhsat yolsuzluklarının konuşulduğu, yapılan yardımların yağmalandığı, asayişsizliğin depremin acılarını bir kat daha artırdığı bir dönemde İçişleri Bakanı ortalarda yok. Sayın Başbakan “Daha fazla konuşma.” demiş muhtemelen ama hiç durur mu, deprem mahallinde kaybedilenler için mevlut okunuyor, dönüyor Diyanet İşleri Başkanına, âdeta oradakilerle dalga geçer gibi “Biz de mi buraya bir çadır kursak acaba?” diyor. Oradaki deprem çadırını tatil çadırına mı benzetiyor diye düşünürken yanıldığımız ortaya çıkıyor meğer ki saraylara benzetiyormuş Sayın Bakan.

Bingöl’deki canlı bomba ile Hakkâri’deki katır pususunu da şöyle yorumluyor: “Katırın suçu ne? Bingöl’deki kadının suçu ne? O katırın hesabını nasıl verecekler?” Katır hakkını helal etmeye hazır Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Katır adına mı konuşuyorsun?

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Siz yeter ki dinimizin eşrefi mahlukat dediği canlara, şehitlere sahip çıkın.

Bu stand-up gösterisi artık yeter Sayın Bakan. Göreve geldiğiniz andan itibaren kırdığınız potlar tahammül sınırını aştı. Ya görevinizi bir devlet adamı ciddiyetiyle yapın ya da komedi dükkânınızı gidin başka yerde açın. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, vatandaşın günlük hayatında karşılaştığı büyük sıkıntıların en önemli müsebbibi İçişleri Bakanlığının iyi yönetilememesi, denetim ve gözetim yetkilerinin layıkıyla kullanılmamasıdır. Bu ülkede maalesef can ve mal güvenliği kalmamış, hürriyet alanları daralmış, “Kendimi özgür hissetmiyorum.” diyen insanların sayısı artmış, özel hayatın gizliliği kalkmıştır. Yazarlar, çizerler, muhalif olan herkes susturulmuştur. İnsanlar rahat ve huzurlu değildir. Bir sabah erkenden evinden alınıp bir daha aylarca sevdikleriyle görüşememek gibi bir korkuyu yüreklerinde hissetmektedirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Evlerindeki, ceplerindeki telefon âdeta düşmanları hâline gelmiştir.

Söylenecek çok şey var kıymetli arkadaşlar. Sayın İçişleri Bakanına seslenmek istiyorum: Eğer birazcık Allah’tan korkunuz, mahkemei kübrada hesap sorulma kaygınız varsa, özellikle belediyelerle ilgili yaptığınız adaletsizliklerden vazgeçin. Zulümle abad olunmadığının örneklerini tarihimize ve yüce dinimizin emirlerine bakarak anlarsınız.

Sayın Şahin’in, yaşanılan sıkıntılar için çare üretemediğini, birçok yanlış uygulamanın sorumlusu olduğunu biliyoruz. Tüm bu tespitleri yapmak görevimiz. Bunu yaparken devletimizin terörle mücadelesinde de zafiyetler yaratılmaması gibi bir kaygıyı da yüreğimizde taşıyoruz. Bu hassasiyetle Hükûmeti ve İçişleri Bakanlığını, ülke ve millet bekası için göreve davet ediyoruz.

Terör örgütüne ve KCK’ya yönelik operasyonların hız kesmeden netice alıncaya kadar devam etmesini ve bu yangının bir an önce söndürülmesini bekliyoruz. Her türlü desteği vermeye de hazırız.

Değerli milletvekilleri, gensorudaki iddiaların, teröre yönelik operasyonların başlatıldığı bir dönemde gündeme taşınmasının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Vatanımızın menfaatlerini siyasi kaygılardan her zaman önde tuttuğumuzu göstermek için de bu gensoruya ret oyu vereceğimizi bir kez daha tekrarlıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Korkmaz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal.

Buyurunuz Sayın Köksal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin, İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi üzerine AK PARTİ Grubu adına görüşlerimi sunmak üzere huzurlarınızdayım. Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Van ilimizde meydana gelen depremde hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına da bir kez daha başsağlığı dilemek istiyorum. Ayrıca, tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi de minnet ve şükranla anarak sözlerimi sürdürmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye demokratikleşme yolunda AK PARTİ hükûmetleri döneminde ciddi mesafeler katetmiştir. Bu dönemde terörle mücadele, hukuk kuralları içerisinde bütüncül bir yaklaşımla ve çok boyutlu olarak sürdürülmektedir. Bugün bu yüce Meclis çatısı altında suçlama siyasetinden kurtulup milletin sorunlarına birlikte el atmamız, Türkiye’nin büyümesine ve güçlenmesine katkı koymamız gerekirken adli ve güvenlik birimlerimizin terörle mücadelede, tamamen hukuki bir çerçevede yürüttükleri çalışmalara yönelik eleştirileri konuşuyoruz. Esasen, parti sözcülerinin yaptığı konuşmalara baktığımızda özellikle gensoru veren partimizin grup sözcüsü gensoru gerekçesiyle ilgili hiçbir açıklama yapmadan, tamamen gensoru gerekçesi farklı, buradaki konuşmaları başka boyutlarda olmak suretiyle sanki bu gensoruyu iş olsun diye verilmiş bir gensoru gibi gösterme çalışması içerisinde olduğunu da görüyoruz.

Gensorunun özünü teşkil eden KCK yapılanmasına karşı adli ve güvenlik birimlerimizce gerçekleştirilen yasal operasyonların Anayasa ve hukuka aykırı yapıldığı şeklindeki iddiaların asılsız ve gerçek dışı olduğunu belirlemek için öncelikle KCK adlı terör örgütünün yapısını, faaliyetlerini ve amaçlarını irdelememiz gerekiyor.

Sayın milletvekilleri, malumunuz üzere PKK terör örgütü zaman zaman değişik isimler altında eylem ve işlemlerini sürdürmektedir. Bir bakıyorsunuz ismini değiştiriyor KADEK oluyor, bir bakıyorsunuz PKK/ KONGRA-GEL oluyor, bir bakıyorsunuz TAK oluyor yani PKK isim değiştirmek suretiyle eylemlerini sürdürme gayreti içerisinde oluyor. İşte, KCK da PKK terör örgütünün yeni bir adı şeklinde karşımıza çıkıyor ve KCK ülkemizi terör yolu ile bölmeyi amaçlayan, PKK terör örgütünü de içine alan illegal bir çatı örgütüdür.

Esasen, KCK örgütü tarafından belirlenen yönetim şemasına baktığımızda, örgüt başının Abdullah Öcalan olduğunu ve Kandil’den yönetildiği çeşitli haber ajanslarında bile artık çok açık olarak yer almış durumdadır. Bugün KCK örgütünün fiilî elebaşısı da Kandil’den Murat Karayılan’dır. İşte, bunlar bir araya geldiği zaman KCK örgütüne bir demokratik örgüt veya bir sivil toplum örgütü adını takmak suretiyle bu KCK örgütünün bölücü amacını gizlemeye çalışmanın da hiçbir faydası olmadığı artık açıktır ve vatandaşlarımız, kamuoyumuz bu KCK örgütünün ne olduğunu, ne demek olduğunu ve ne yapmak istediğini çok iyi bilmektedir.

KCK örgütü kendisini sözde anayasa niteliğindeki sözleşmeyle tanımlıyor, diyor ki: “KCK sadece Türkiye’yi değil, İran, Irak ve Suriye’yi de içine alan konfederal bir devlet modeli oluşturma iddiasındadır.” KCK sözleşmesinde ayrı bir bayrak, ayrı bir yurttaşlık, ayrı bir yasama organı, ayrı bir yargı sistemi gibi Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını hiçe sayan bir yapılanma içine girmeye çalışıldığı görülmektedir.

Teröristlerce kaleme alınan ve sözleşmeden anlaşıldığı üzere KCK aracılığıyla devlet içinde ayrı bir devlet oluşturmaya çalışılmaktadır ve KCK kentlerde faaliyet gösteren bir terör örgütü olarak gençlerin terör örgütüne katılmaya zorlanmasından, PKK yanlısı sokak eylemlerinden, araba yakmalardan, halktan zorla “vergi” adı altında haraç toplamaktan, terörü finanse etmek gibi, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı gibi her türlü kanun dışı eylemde bulunmaktadır.

Bölgeye yatırım yapılmasını engellemek için, gerek kamu gerekse özel sektörün iş makinelerini tahrip etmekten, bölge halkının ticari faaliyetlerini engellemek için zorla kepenk kapattırmaktan, halk üzerinde fiziksel ve psikolojik baskı kurmaktan, “Artık silahlarla bir yere varılmaz.” diyen seçilmiş belediye başkanları üzerinde dahi baskı kurmaktan, örgüte eleman sağlayan, onları eğiterek eli kanlı terörist hâline dönüştürmeyi amaçlayan, sözde siyaset akademisi faaliyetlerini yürütmekten, öz savunma birlikleri kurarak halkı zorla güvenlik güçleriyle karşı karşıya getirmekten ve daha nice eylemlerden sorumludur. Bu eylemlerin hepsi illegaldir ve terörizmin bir parçasıdır.

Bu kapsamda, KCK’nın talimatları sonrasında büyük şehirlerimizde molotofkokteyli, patlayıcı madde, ses bombası atma, araç ve orman yakma eylemleri ile vatandaşlarımızın hayatını kaybettiği saldırılar gerçekleşmiştir. Ayrıca, güvenlik güçlerimize, kamu görevlilerine ve sivil vatandaşlarımıza karşı yapılan eylemlerin KCK tarafından planlandığı ve talimatlandırıldığı bilinmektedir.

Sayın milletvekilleri, tüm bu hususlar göz önüne alındığında son dönemde yapılan operasyonlarda hakkında yasal işlem yapılan şahısların hukuka aykırı ve keyfî bir şekilde tutuklandığı iddialarının gerçeği yansıtmadığı da açıktır. Evrensel hukuk mantığı gereğince bir insanlık suçu olan terörü öven, teröre, silahlı kadrolarına fikir, örgütlenme ve ideolojik destek sunanların yasaklanması ve bu yasağa uymayanlar hakkında yaptırımlarla karşılaşması da doğaldır ve bir kanuni zarurettir.

Demokrasinin hak ve nimetlerinden faydalanarak örgütsel terörü tüm ülkeye yayma ve devlet içinde devlet oluşturmayı dünya üzerinde kabul eden hiçbir ülke yoktur. Dolayısıyla KCK bünyesindeki şahıslar tüm bu faaliyetleri yürütürken bizim güvenlik güçleri ve devlet olarak bunları yapmalarına izin vereceğimizi zannedenler de büyük bir hata içerisindedir. Buna asla müsaade edilemez. Bu çerçevede, devlet ciddiyetine yakışır bir şekilde, tüm vatandaşlarımızın haklarını korumak ve suç işlemesini önlemek amacıyla gerekli adli işlemler yapılmıştır.

Unvanı ve titri ne olursa olsun ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı suç işleyenlerin yasalar karşısında gerekli cezaları görmeleri de kaçınılmazdır. Gensoru önergesinde iddia edildiği gibi, yerel yöneticiler siyasi gerekçelerle değil, az önce saydığım suçlara iştirak ettikleri gerekçesiyle göz altına alınmışlardır.

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz savcı mısınız, hâkim misiniz?

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Bu bağlamda KCK operasyonuna karşı olmak, bir anlamda terörün sosyal ve siyasal örgütlenme ve gelişimini savunmak anlamına gelmektedir.

Sayın milletvekilleri, bunların yanında tutuklu rakamları kasıtlı olarak çarpıtılmakta ve sayılar abartılarak verilmektedir. Binlerce tutuklu bulunduğu iddiaları da gerçek dışıdır. Doğru sayılar hakkında yetkili makamlarca zaman zaman gerekli açıklamalar yapılmıştır.

KCK operasyonlarında sadece terör örgütüne yönlendirilen ve biraz önce belirttiğimiz suçlara karışanlar göz altına alınmıştır. Böylece, örgütün şehirleri terörize etme, vatandaşlarımız arasında etnik çatışma çıkartma arayışları ve demokratik özerklik çalışmalarına da büyük bir darbe vurulmuştur.

Sayın milletvekilleri, öte yandan gensoruda iddia edildiği gibi, Barış ve Demokrasi Partisinin, KCK ve PKK ile organik bağ içerisinde olduğunu göstermek gibi bir çabamız da yoktur. Esasen, biz, demokrasinin temel unsuru olan siyasi partilerimizin hiçbir legal, illegal oluşumla birlikte hareket edeceğini düşünmek dahi istemeyiz. Barış ve Demokrasi Partisinin de bundan rahatsız olmasından memnun oluruz ancak Barış ve Demokrasi Partililerinin de terörist cenazelerinde boy göstermekten, PKK ve KCK’yı meşru gösterme çalışmalarından vazgeçmesinde yarar olduğunu da burada ifade etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, operasyonlarda ve kitlesel gösterilerde güvenlik güçlerince hukuka ve insan onuruna aykırı davranışlarda bulunduğu iddiaları da asla gerçeği yansıtmamaktadır.

Devletin öncelikli görevlerinden birisi, Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan temel hak ve özgürlükleri bireylerin huzur, güven içinde kullanmalarına imkân tanıyacak ortamları oluşturmak, hepimizin malumudur. Bu görevi yerine getirirken bir yandan suç işlenmesini önleyici tedbirlere ağırlık verilmekte, öte yandan güvenlik güçlerimizin nitelik ve niceliğini artırıcı tedbirler alınarak hayata geçirilmektedir. Bu amaçla, özellikle toplumsal olaylarda görevli polisin eğitimine büyük önem verilmiş olup bugün de aynı hassasiyet devam etmektedir. Geçmiş yıllarda toplumsal olaylarda meydana gelen olumsuz görüntüler, AK PARTİ Hükûmetimiz zamanında mümkün olduğunca ortadan kaldırılmıştır.

Güvenlik güçlerimiz, sadece hukuka aykırı davranan şahısları, kanun çerçevesinde ve yetkili mercilerin emri doğrultusunda yakalamakta, toplumsal olaylarda örgüt ve yandaşlarının her türlü tahrik ve provokasyonuna rağmen gayet soğukkanlı ve duyarlı davranmaktadır. Güvenlik güçlerimizin yargıya müdahale, hâkim ve savcıları etkileme gibi bir iddiası da tamamen abesle iştigaldir ve adli makamlarımıza bir hakaret niteliğindedir.

Güvenlik güçlerimiz, sadece kanunların kendisine verdiği yetkiler çerçevesinde görevini yapmaktadır. Elbette güvenlik güçlerine saldıran, kamu ve özel binaları, iş yerlerine, hatta çocuk kreşlerine pervasızca molotof atan, öğretmenevlerini, bankaları, içindeki insanlarla birlikte yakmaya çalışan gruplara kanunların verdiği yetki çerçevesinde müdahale etmek de devletin en öncelikli görevidir. Devlet olarak vatandaşımızın can ve mal güvenliğine yönelik bu saldırılara izin mi verseydik? Böyle bir şey mi bekleniyordu? Asla buna imkân vermeyiz ve eğer böyle bir şey olursa demokrasi, hukuk ve insan hakları o zaman hiçe sayılmış olur.

Sayın milletvekilleri, gensoruda Sayın Bakanımızın kendisine sürekli sorulan, merak edilen ve kamuoyunun aydınlatılmasına yönelik açıklamaları “yargıyı etkileme çabaları” olarak yorumlanmaktadır. Açıklamalar hâkimlerin ilgilileri tutuklaması sonrasında resmî ağızdan kamuoyunun bilgilendirilmesi ve vatandaşımızın doğru bilgilere ulaşması amacıyla yapılmıştır. Sayın Bakanımızın KCK dava iddianamesinde geçen konular ve basın organlarında çıkan haberlere dayanarak yaptığı konuşmalar yargıyı etkileme değil, kamuoyunu aydınlatma amacını taşımaktadır.

Sonuç olarak tüm bu bilgilerden, yapılanmanın niteliği ve amacı daha iyi anlaşılmaktadır. KCK bizatihi PKK terör örgütünü içine alan illegal bir çatı örgütüdür. Bu doğrultuda şehir merkezlerinde isyan havası oluşturma, konfederal bir devlet sistemi kurma, örgüt adına para toplama, kırsal alana destek sağlama gibi görevleri yüklenen KCK bünyesindeki oluşumlara yönelik operasyonlar terörle mücadelede de büyük önem arz etmektedir.

Gözaltıların keyfî olduğu, orantısız güç kullanıldığı ve hukuka aykırı hareket edildiği iddiaları kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır. Yakalanan şahıslar, hakkındaki kuvvetli suç şüphesine istinaden adli makamların emirleri doğrultusunda gözaltına alınmıştır. Bu nedenle umarım bundan sonraki süreçte herkes bu konuda daha duyarlı olup yapacakları açıklamaları anlattığım bu bilgiler doğrultusunda dile getirirler.

Demokratik ülkelerde hiç kimsenin fikir ve düşünce özgürlüğü engellenemez. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti devleti kanunlarını hiçe sayan, ülke bütünlüğünü bozacak, devlete alternatif bir yapı oluşturmayı amaçlayan, asker, polis, kadın, çocuk, yaşlı demeden birçok saldırıyı yönlendiren, ülkemizin yıllardır uğraştığı PKK terör örgütüyle birlikte hareket eden yapı ve şahısların faaliyetleri de hiçbir zaman savunulmamalıdır. KCK ve bünyesindeki oluşumların yaptığı faaliyetler bunlardır. Bu kişi ve yapıları savunmak, terörü ve suçu savunmaktır. Artık herkes bir olup, terörü meşru göstermeye çalışan bu anlayışa prim vermemelidir. Kimse terörle, şiddetle bir yere varılamayacağının farkına varmalıdır.

Biz AK PARTİ olarak, terör örgütünün büyük rahatsızlık duyarak engellemeye çalıştığı millî birlik ve kardeşlik projemizden taviz vermeyerek, ne kadar engellemeye çalışılırsa çalışılsın “inadına özgürlük” ve “inadına demokrasi” demeye devam edeceğiz.

İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin’in basın toplantılarıyla ilgili eleştirilere gelince: PKK terör örgütünün masum vatandaşlarımıza ve güvenlik güçlerimize karşı yaptığı hunharca eylemleri konuşmak ve lanetlemek yerine, Sayın Bakanın ifadelerinden mana çıkartmaya çalışmayı olayın vahametini kamuoyundan saklama çabaları olarak görmekteyiz.

Van depreminde merkezî idare ve yerel yönetimlerin ortak çalışmalarının engellenmesi iddiasının da tutar tarafı yoktur. Valimiz ve Kaymakamlığımızın başkanlığında afet koordinasyonları sağlanmış, bu koordinasyon sağlanırken bir taraftan merkezî idare birimleri, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içerisinde olunulmuştur.

SIRRI SAKIK (Muş) – Doğru söylemiyorsunuz, hiç de böyle bir politika yok.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Ayrıca, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın Başkanlığında Van’da yapılan toplantıya yerel yöneticiler de davet edilmiş ve katılım da sağlanmıştır. Bölgedeki birimlerin çalışmalarını kontrol eden sayın bakanlar her fırsatta yerel yöneticilerle bir araya gelmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız bizzat deprem bölgesine giderek, vatandaşlarımızın dertlerini dinlemiş ve çalışmalarla yakından ilgilenmişlerdir.

Milletçe büyük bir dayanışma örneği verilen Van depremini siyasi polemik konusu yapmak bu ülkeye yapılan en büyük haksızlıktır. Ülkemizin her tarafında yaşayan vatandaşlarımız, her türlü provokasyona rağmen, arama, kurtarma ve yardım faaliyetlerinde âdeta birbirleriyle yarışa girmişlerdir. Amaç ve gayretimiz en kısa sürede yaraların sarılmasıdır. Bu konuda yeni tedbirler alınarak uygulamaya konulmaktadır.

Elbette ki yerel yönetimlerin görevleri arasında, afet ve buna benzer olaylarda vatandaşının hizmetine koşmak da vardır. Bu görevini yerine getirirken herhangi bir talimat da beklemek gerekmez. Nitekim Van Belediyesinin depremden iki gün sonra PKK’lı teröristler için yas ilan ederken, belediye araçlarını terörist cenazesine tahsis ederken depremden zarar gören vatandaşlarımıza yardım için talimat beklemesi de oldukça manidardır. Kimse mazeret üretmesin. Milletçe büyük bir üzüntü duyduğumuz deprem yaralarının en kısa sürede sarılması için gerekli her türlü tedbirin alınacağını ifade etmek isterim. Cenabı Allah’tan milletimize böyle bir acı bir daha göstermemesini niyaz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, buraya kadar söylediklerimde gensoru önergesinin içerisindeki hemen hemen bütün sorunları, konuları açmış bulunmaktayız. Bir taraftan KCK’nın ne tip bir örgüt olduğunu, devlet yapısı içerisinde yeni bir devlet kurmayı amaçladığını, diğer taraftan Van depremindeki çalışmalarda tamamen büyük bir gayretle ve şu ana kadar Türkiye’de bu depreme en seri şekilde müdahale edilen bir çalışma yapıldığını hep birlikte anlattık. Esasen, başta da söylediğim gibi, muhalefet partisinin, özellikle önergeyi veren partinin sözcüleri de önerge içerisindeki konulardan ziyade başka konuları gündeme taşımışlardır ve diğer partilerimizin grup başkanlarının veya grup sözcülerinin yaptığı konuşmalardan da anlıyoruz ki aslında bu önerge tamamen, belki birazcık da İçişleri Bakanımızın şahsına özel bir gensoru anlamı taşımakta ve çeşitli donelerle de desteklenmemiştir. İşte bu noktadan baktığımızda şunu görüyoruz ki AK PARTİ olarak biz bu ülkenin harcıyız ve bu ülkeyi sağlam tutma gayreti ve azmi içerisindeyiz.

Sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorum, yüce Meclisin kutsal çatısı altında da şunu ifade etmek istiyorum: Düşmanlarımız asla heveslenmesin, dostlarımız ve vatandaşlarımızın da şüphesi olmasın, AK PARTİ olarak şehit kanlarıyla sulanmış ülkemizi kimseye parçalatmayız. Ay yıldızlı, şanlı bayrağımızı gönderden asla indirtmeyiz. Minarelerimizden ezan sesini dindirtmeyiz. Yüzyıllarca birlikte yaşamış, kader birliği yapmış, acıyı ve mutluluğu paylaşmış, et ve tırnak gibi iç içe olmuş aziz milletimizi böldürtmeyiz. Türkiye Cumhuriyeti devletini sonsuza kadar huzur, güven ve refah içerisinde yaşatmak azim ve kararlılığınızdayız.

Bu duygu ve düşüncelerle Barış ve Demokrasi Partisinin, İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınması hususunda AK PARTİ Grubu olarak ret oyu vereceğimizi bildirir, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köksal.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Sayın Hatip partimize yönelik olarak Siyaset Akademisini “sözde Siyaset Akademisi”, illegal örgütlerle organik bağ ve gensoruyla ilgili üç ayrı noktada eleştiri sınırlarını aşan suçlayıcı ve sataşma niteliği taşıyıcı bir tarzda hitap etti. Bu konuda söz istiyoruz sataşmadan dolayı.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kaplan.

Yeni sataşmalara mahal vermeyiniz lütfen.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

14.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tabii, Sayın Başkanım.

Arkadaşlar, eğer kolektif suçlama cihetine gidersek, 8 bin kişiyi gözaltına alıp, 4 bin kişiyi tutuklayıp, on binlerce sayfa iddianame hazırlayıp, bunun içinde bir şiddet eylemi yoksa, bir müşteki yoksa, bir mağduru yoksa bu dosyaların oturup düşüneceksiniz. Bakın, demokratik siyasetin kanallarını tıkarsanız dağın kanallarını açarsınız, çok açık söylüyorum.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Tehdit mi ediyorsun?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Suçlamayı yaptığınız zaman vicdan, izan, hukuk ve evrensel hukuk ölçütlerine dikkat edeceksiniz. Kolektif bir suçlama mantığıyla “KCK aynı, PKK aynı, BDP aynı, kadın örgütü aynı, gençlik örgütü aynı, profesörü aynı.” derseniz, Orta Çağ zihniyetinin sorumluluk anlayışını getirirseniz, özel güvenlik mahkemelerinde özel savcılarınızı atarsanız, özel mahkemelerinize özel hâkimleri atarsanız, özel polislerinize soruşturma yaparsanız, Orta Çağın engizisyon mahkemelerinin serüveninde, kendinizi, girdabında bulur, boğulursunuz. Bizim parti tüzüğümüzde Siyaset Akademisi var. Sizin parti tüzüğünüzde yok mu? Sizin siyaset akademiniz yok mu? CHP’nin yok mu? MHP’nin siyaset okulu yok mu? Tüzüğümüzde olan bir okulda ders veriyorlar, açık. Ben, kendim İzmir Siyaset Akademisinde basın önünde çıkıp demokrasi dersi verdim. “Sözde Siyaset Akademisi” diyen sözde siyasetçiler var karşımızda. Siz, akademilere bu “sözde” klişe lafından, bir kere, çıkın.

Belediyeye gelince: Yerel yönetimlerimiz konusunda konuşurken abdestli konuşun, çok açık söylüyorum, Van söz konusu olunca. Van söz konusu olunca, o valinizi alın, götürün, gidin. Halk onun oyunu verdi. Bakın, siz hâlâ bizim seçilmişlerle uğraşıyorsunuz, sandıkla uğraşıyorsunuz. Bizim bütün seçilmiş yöneticilerimizi, siyasetçilerimizi almak, sandıktan çıkan milletin iradesine saygısızlık. Hani milletin egemenliği vardı? Hani siyasette iradeye saygı vardı? Siz hâlâ 12 Eylül, Kenan Evren’in sıkıyönetim savcılarının zihniyetiyle gelip burada… Benim eski bir emniyet müdürü siyasetçim fezleke okuyor, fezleke! Sıkıyönetim fezlekelerinin zamanı geçti, 21’inci yüzyılda yaşıyoruz bakın. 21’inci yüzyılın hukuku, eşitliği, insanlığı, onuru var. İnsanlık onuru işkenceyi yener, bu zulmü yener. Bu konuda konuşurken dikkatli olacaksınız. Bu konuda konuşurken vicdanlı olacaksınız, sataşmalarınızda da buna göre konuşacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Resmî söylem de hiçbir şey getirmez, onu söyleyeyim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

X.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın; bazı soruşturma ve operasyonlarda kolluk güçlerine hukuka aykırı uygulamalar yaptırdığı, yargıya müdahale ettiği, açıklamalarında kullandığı bazı ifadelerle devlet adamı ciddiyetinden uzaklaştığı ve yetkilerini hukuka aykırı olarak kullandığı iddialarıyla İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/2) (Devam)

BAŞKAN – İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin.

Buyurunuz Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Barış ve Demokrasi Partisinin hakkımda vermiş olduğu gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmamasını görüşmek üzere yaptığımız bu toplantıda huzurlarınızdayım.

Süre yirmi dakika, onu biliyorum ama konu gerçekten uzun fakat anlaşılır bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle, Barış ve Demokrasi Partisinin söyledikleri kendileri açısından çok doğrudur çünkü onların ne söylediklerini tersten okursak doğruyu bulma gibi bir formülümüz ve şansımız var (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ancak Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerinin aynı ize düşerek, aynı izden giderek…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bir şey değil, ret oyu veriyoruz, bir şey değil.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – İşte anlaşılamayan da orası ya, anlaşılamayan da orası ya.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Çok ekmek yemeniz lazım anlamanız için.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Dinleseniz daha iyi olmaz mı?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – …aynı izden giderek burada bir söylem ve sunuş yapmalarını da ben yüce millete havale ediyorum. Yalnız, şunun bilinmesini istiyorum, İçişleri Bakanlığı olarak, İçişleri Bakanı olarak, Hükûmet olarak bu ülkede yürütülen terörle mücadele çalışmalarından AK PARTİ tabanı, AK PARTİ seçmeni olduğu kadar Cumhuriyet Halk Partili ve Milliyetçi Hareket Partili seçmen de çok memnundur, sizin söylemlerinizle aynı söylemde, aynı düşüncede değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ben halkın içinden, arka sokaklardan geliyorum.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Alakası yok.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sokağa çıksan AKP’li seçmen bile senden rahatsız.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Barış ve Demokrasi Partisine oy verenlerin de önemli bir kısmı bundan son derece memnundur, rahattır, huzur içerisindedir, kepenkler açılmaktadır, sokaklarda hür gezilmektedir artık, gece evler birileri tarafından vahşice, cinayet niyetiyle çalınmamaktadır, çalınamamaktadır. Gençler, çocuklar artık dağa kandırılarak ya da korkutularak götürülememektedir. Onlar da memnundurlar. Millet memnundur yapılanlardan, millet memnundur terörle mücadeleden.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Demagojiyi bırak!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Hakkımda verilen gensoruya gelince, ana konu yargıyı etkilemek, güvenlik güçlerine yetki aşımıyla hukuk dışı işlemler yaptırmak. Bu doğrudur BDP için çünkü BDP’nin hayalinde veya gerçekleştirme adımlarını attığı, atılan adımlara ortak olduğu bir yapı var Türkiye’de ve yeryüzünde. O yapıda birilerinin hâkimi etkilemesi mümkündür. O yapıda birilerinin polislere kanun dışı işlemler yaptırması mümkündür çünkü o yapıda ne devlet vardır ne hukuk vardır ne kanun vardır; birilerinin keyfi vardır, keyfîliği vardır, çağdaş, feodal, 21’inci yüzyıl feodal yapısı vardır. Bu eleştiri kendi akılları, hayalleri açısından son derece doğrudur.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Çağdaş ve feodal nasıl bir arada oluyor?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çağdaş feodali anlat hele bir!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – O yapıda, o sözde yapıda…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hem çağdaş hem feodal, birinci gaf.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çağdaşla feodali bir anlat, nasıl oluyor?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – O yapıda, o sözde yapıda bir paralel devlet vardır.

SIRRI SAKIK (Muş) – Vallahi konuştukça batıyorsun, konuştukça batıyorsun.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, o sözde yapıda yargı vardır sözüm ona, halk mahkemeleri vardır, 20’nci yüzyılın çakma komünizmi 21’inci yüzyıla taşınmak istenmektedir, halk mahkemeleri vardır o yapıda. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çakma cemaatçileri de tanıyoruz. Çakma cemaatçi mi görmedik!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – O yapıda yürütme vardır. O yapıda yargı vardır. O yapıda yasama vardır. O yapının yürütmesinde ideolojik alan merkezi vardır. O yapının yürütmesinde siyasal alan merkezleri vardır.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Allah’ını seversen okumadan söyle, bakalım söyleyebilecek misin!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – O yapının yürütmesinde sosyal alan merkezi vardır. O yapının yürütmesinde ekonomik alan merkezi vardır, vergi kuruluşları vardır, vergi ajanları vardır, vergi çeteleri vardır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Neyi anlatıyorsun Bakan, neyi anlatıyorsun?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – O yapıda öz savunma alan merkezi vardır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen Kandil’i anlatıyorsun! Seçilmiş belediye başkanını alıyorsun!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) –  O yapıda ilçe meclisi, belde meclisi, mahalle meclisi, komünler, ocaklar vardır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kandil’i anlatıyorsun!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – O yapıda daha başka kimler vardır biliyor musunuz? O yapının ana sözleşmesine göre, o yapıda siyasal partiler vardır.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sen iddianame okuyorsun! Savcı mısın, yargıç mısın sen?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – O yapıda siyasal partiler vardır, o yapıda dernekler vardır.

SIRRI SAKIK (Muş) – O yapıda senin gibi zulüm bir Bakan vardır!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) –  İşte, organik bir yapı içerisinde bir Türkiye derdi, bir Türkiye belası vardır karşımızda. KCK’yla yapılan mücadele, bu belaya, bu milletin belasına karşı verilen bir mücadeledir.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – En büyük bela sizsiniz!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – En büyük bela sensin!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bu ülkenin başına gelen en büyük bela sensin!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen “organik” diyorsun, birisi “inorganik” diyor.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Evet, organiktir. Hiç de inorganik değildir, organiktir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, BDP sıralarından gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Senin ne dediğin belli değil, orada konuşuyorsun! Bela sensin!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bela sensin! Bela sensin!

SIRRI SAKIK (Muş) – Bir belasın sen!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Bakanı dinleyiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Şimdi ben organik yapıyı sizlere anlatacağım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen zulümsün! Zulümsün sen!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Organik değilseniz niye bağırıyorsunuz? Organik değilseniz niye gensoru veriyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ancak eli kalem tutanlara gücün yeter senin!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – KCK operasyonları sizi niye rahatsız ediyor organik değilseniz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Düz ovada siyaset yapanlara gücün yeter senin!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – İşte, organik. Nasıl organik, anlatalım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Senin gücün ancak onlara yeter!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Nasıl organik, anlatalım. Nasıl organik, anlatalım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Göreceksiniz ama bunun sonu çok ağır olacak! Demokratik siyasete saldıranlar bunun hesabını verecek! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Tehdit edemezsin! Otur orada, otur! Otur!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz açıklamayı.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Arkadaşlar, değerli milletvekilleri; tarih 30-31 Temmuz 2011.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hem “organik” diyorsunuz hem “inorganik” diyorsunuz. Böyle bir şey var mı?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Konuştukça batıyorsun!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Evet, çok hassasiyet içinde oldukları Türkçemizde bir hata yapmamak için tırnak içinde okuyorum. Tırnak içinde hata olursa bana ait değil, alıntı yaptığım kişiye ait.

 “Direnişimizi çok daha kararlı bir şekilde sürdürürüz ve kendimizi savunuruz. Bu bir tehdit değil, siyasete, değişime ve diyaloğa bir çağrıdır.” Nokta nokta, geçiyorum. “Çokça sözü edilen -neymiş o?- Öcalan, KCK, PKK, DTK bir aradanlığından bahsetmek, herkesin bildiği bir sırrı ifşa etmekten başka bir anlama gelmez. Bu doğuştan gelen bir aradanlığımıza tepkiyle, şiddetle karşılık vermek sorunu çözmez, aksine derinleştirir. Gerçeğimiz budur. Tarihsel, toplumsal bir parçada örgütsel şekillenmemiz böyledir. Öcalan ne kadar BDP’nin içindeyse BDP de bir o kadar DTK’nın hatta KCK’nın içindedir. Bunun yasalar karşısında bir meşruiyeti olmayabilir ama Kürt toplumda en meşru var oluş biçimidir.”

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Oslo’da da, İmralı’da da siz de o kadar içinde oldunuz!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Nokta, tırnağı kapatıyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz ne kadar içindeysek siz de o kadar içindesiniz!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Aysel Tuğluk, Aysel Tuğluk…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz ne kadar görüştüysek siz de o kadar görüştünüz!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Organik yapıyı anlatıyorum, organik, inorganik değil, yapay değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz organik değil hormonlusunuz!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Evet, evet, organik yapı, organik yapı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hormonlusunuz! GDO’lu! DNA’nız yok sizin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Sayın Başkan, lütfen…

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Bakınız, bakınız, bir başka organik bağ: Sayın Başbakan terör eylemlerine karşı herkesin tavır almasını defaatle ifade etti, çağrı yaptı. (BDP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Cevap versin Sayın Bakan, anlatıyor…

HASİP KAPLAN (Şırnak) –Sayın Bakan da üslubuna… Böyle Bakan üslubu nerde var?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, AK PARTİ her zaman terör eylemlerine ve terör yapısına karşı tavrını ortaya koydu. (BDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN –  Lütfen… Sayın milletvekilleri, lütfen Bakanı dinleyin. Lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bakan mı şey mi? Bu Mecliste sokak ağzıyla konuşuyor.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Ama bir parti var ki bu Mecliste bu devletin yasama organının bir parçası, unsuru olan  bir partimiz o tavrı bir türlü koyamadı, en sonunda da şu ifadede bulundu: “Bize ‘PKK ile aranıza mesafe koyun, kendinizi PKK’dan ayrıştırın.’ diyorlar yani aslında bize ‘Türkiye’yi aldatın, kandırın.’ diyorlar -gerçekçi söylüyor- bunun tek yolu vardır ‘PKK’ya sempati duyanlar bize oy vermesin.’ deriz, oyumuzun yüzde 90’ını kaybederiz, herkes rahat eder! Bu mudur yani?” Tırnağı kapatıyorum. Tarih 4/10/2011, Selahattin Demirtaş, eş başkanınız.

Evet, evet, şimdi, organik mi, organik bağ var mı yok mu, bunu milletin ve sayın vekillerimizin  takdirlerine  bırakıyorum.

 Şimdi gelelim başka bir yapıya, bu yapının…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu ülkenin geleceğini düşünüyorsanız böyle bir bakana nasıl teslim edersiniz bu ülkeyi? Hiç mi vicdanınız yok? Yazık günah değil mi Türkiye’ye ya!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – …değerli arkadaşlar, eğitim ayağı vardır, aydınlanma ayağı vardır ve o aydınlanma ayağında siyaset akademileri vardır. Biraz önce söz alan AK PARTİ grup sözcüsüne yönelik olarak, Sayın Kaplan, bu bağlantıyı nasıl buldunuz, nasıl gösterdiniz tepkisinde bulunmak üzere açıklama istedi, söz aldı, açıklama yaptı. Ben, Sayın Köksal’ın yapmış olduğu değerlendirmeyi müsaadenizle biraz belgelendireyim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Büşra Hanım’la ilgili ispatla, konuş. Akademi hocası, konuş…

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Az bekle, az bekle, az sonra, az sonra…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Söylediklerini belgele, belgelemezsen istifa et. İstifa etmezsen müfterisin.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Az sonra…

Siyaset Akademisi…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çık konuş…

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - Sayın Başkan, bu kesintileri lütfen not alalım.

BAŞKAN – Buyurun, buyurun, devam edin.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Devam ediyorum.

BAŞKAN – Devam edin Sayın Şahin, devam edin. 

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Siyaset Akademisi, bizzat teröristbaşının talimatları çerçevesinde “siyaset akademileri” adı altında örgütsel eğitim merkezlerinin kurulması olarak gerçekleşmiştir. Talimatlar çerçevesinde kurulan Siyaset Akademisi, KCK yapılanması,  ideolojik alan bilim aydınlatma komitesine bağlı ve örgüte ideolojik anlamda yetişmiş kadroları hazırlamaya çalışan bir yapıdır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Partiler kurulduğunda parti tüzüğü İçişleri Bakanlığına verilmiyor mu? Allah’tan kork, tüzükte var bunlar!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - Siyaset akademilerinde verilen dersler, kırsalda PKK’ya verilen derslerin tekrarı ve devamı niteliğindedir. Bu derslerle KCK kadrolarına üst düzey yönetici yetiştirilmektedir. KCK sözleşmesinin –siz çok iyi bilirsiniz- 14’üncü maddesinde bu mesele düzenlenmiştir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz çok iyi biliyorsunuz, vallahi siz her şeyi biliyorsunuz maşallah!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - Teröristbaşına göre Siyaset Akademisi, 25 Ekim 2009 tarihli ifadesiyle, “Kürtler için yıllardır akademilerin açılması gerektiğini söylüyorum, onu bile yapmıyorlar doğru dürüst. DTP’nin binlerce, on binlerce kadro yetiştirmesi lazım. Neden yapmıyorlar? Çünkü teorik kavrama düzeyleri buna yetmiyor. Başarılı olmak istiyorlarsa on binlerce insan, kadro yetiştirebilmelidir. Zaten BDP’nin…” 8 Temmuz 2011…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Emre Uslu’nun talimatlarından da biraz bahset!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – 8 Temmuz 2011, “Zaten BDP’nin son seçimlerdeki Dersim’le Urfa’daki en son hâli ortada…”

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Vallahi bu kafayla çok gidersiniz, maşallah!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – “…bunun için, daha önce de demiştim, demokratik siyaset akademileri bu nedenle çok önemlidir, çok güçlendirilmeleri gerekiyor. Bu akademilerde onlarca profesyonel insan yetiştirilebilir ve her tarafta çalışabilirler. Bu yöndeki çalışmalara hemen başlanabilir, seferberlik ruhuyla bu çalışmalar gerçekleştirilebilir.”

Bir başka örgüt üst yöneticisi: “Bağımsız Kürdistan devrimci halk savaşıyla kurulabilir. Siyaset akademilerinde yetiştirilen gerillalar bu savaşta etkin bir şekilde yer alacak.” ve devam ediyor bu tür emirler, bu tür değerlendirmeler. Emir büyük yerden tabii, emir büyük yerden olunca da, tüzükte de var olan siyaset akademileri hayata geçiyor. Geçebilir ama evlere şenlik, evlere şenlik.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bu ülkeye şenlik, böyle bir bakana sahibiz!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - Bu siyaset akademileri, kadro yetiştirme yeri olarak faaliyete geçiyor ve ben şimdi soruyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Belediye başkanımı aldınız, bir günde görevden aldınız onu anlat. Belediye başkanını Şırnak’ın anlat. Bülent Arınç’a sor. Bütün seçilmişleri aldınız onu anlat. Hangi delille aldınız? Doğruları konuş, vicdanlı konuş, doğru konuş, Allah’a inanarak konuş!

BAŞKAN – Sayın Kaplan… Sayın Kaplan, müsaade edin de dinleyelim.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Parti çatısı altında kurulan siyaset akademileri BDP’nin bir çalışması mıdır yoksa örgütün verdiği talimatla, teröristbaşının verdiği talimatla kurulan birer fesat yuvası mıdır? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hadi oradan!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - Bilimi, akademi adını, eğitim yuvasını ve eğitim hakkını kimse bu ülkeyi bölme eğitiminin yeri olarak kullanamaz, kullandıramaz.

Orada neler okutuluyor, hangi dersler var, gelin bakalım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne okutulması! Büşra Hoca’yla ilgili söylediklerini anlat! Ben o dersleri verdim, televizyonların önünde verdim.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Evet, sen verdin, sen de onun içindesin ki verdin, tabii ki verdin yani. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Verdin, verdin, verdin; doğru, doğru.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Öyle illegal değil, açık açık verdim.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Aferin sana, arada bir doğru söylüyorsunuz.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız Sayın Kaplan. Karşılıklı konuşmayınız Sayın Şahin.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – PKK kamplarındaki müfredat; PKK tarihi, Kürdistan tarihi, aynısı Siyaset Akademisinde. Abdullah Öcalan’ın yaşamı, savunması, çözümlemeleri, feodal toplum yapısı; Siyaset Akademisinde Abdullah Öcalan’ın görüşme notları. Uygarlık tarihi aynı, dinler tarihi, kadın tarihçesi, disiplin, metropollerde demokratik halk serhildanlarını geliştirme eğitimi yani ayaklanma demek istiyorsun değil mi? Yani Türkçesini söylemek istiyorsun. Evet, yayın organları üzerine yorumlar.

Evet, değerli arkadaşlar…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kandil’le karıştırıyorsun. Yani elma ile armudu karıştırıyorsun, insan ile eşeği karıştırıyorsun…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tek taraflı konuşma var Bakana.

BAŞKAN – Sayın Kaplan… Sayın Kaplan…

HALUK İPEK (Ankara) – Bakanı uyarıyorsunuz, orayı uyarmıyorsunuz.

BAŞKAN – Herkesi uyarıyorum.

HALUK İPEK (Ankara) – Olur mu, bir tek Bakanı uyarıyorsunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - Saygıdeğer milletvekilleri, bu derslerde yapılanlar, anlatılanlar nedir? Açıktan PKK propagandası yapılmaktadır, dinler tarihi dersinde teröristbaşı Abdullah Öcalan -çok özür diliyorum- peygamber olarak gösterilmektedir. (BDP sıralarından gürültüler)

SIRRI SAKIK (Muş) – Yalan söylüyorsun!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yalan söylüyorsun!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yalan! Yalan!

BAŞKAN – Lütfen…

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – O zaman doğru söylüyorum. Sizin yalan dediğiniz benim doğrumdur.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu kadar yalan olmaz! Senin dinin, imanın yok!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - Bunlar ne diyorsa doğrusu odur arkadaşlar, bunu bilin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, BDP sıralarından gürültüler)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen müdahale edin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sakin olunuz lütfen. Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) -  Dahası var, İslam dininin…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yalan söylüyorsun! Sen yalancının tekisin!

BAŞKAN – Lütfen dinleyiniz Sayın Kaplan.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - …uydurma bir din olduğu söylenmekte…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Belgeyle konuş! Çıkar belgeleri! Ayıp ya! Çıkarmazsan yalancısın!

BAŞKAN – Lütfen dinleyiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - …Kürtlerin bir dini olması gerekiyorsa bunun ancak Zerdüştlük olabileceği anlatılmakta masum beyinlere…

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Türkiye'nin felaketi bu ya! Yalan üstüne yalan konuşuyorsun! Bakan mıdır nedir?

BAŞKAN – Lütfen dinleyiniz, konuşma bittikten sonra… Lütfen dinleyiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - …zavallı, kandırılmış fakir halk çocuklarına. İslam dinine ve Türkiye devletine hakaret edilmekte ve bağımsız bir Kürdistan devleti kurulması yolunda projeler, hayaller anlatılmakta, halkın ayaklanması yöntemleri aktarılmakta, dahası var, ekranlara da yansıdı, ben de oradan izledim, “Aman bu notları sakın almayın, yakalandığınızda, üstleriniz arandığında kanunlara göre suç olan notları yanınızda bulundurmayın.” taktikleri verilmekte bu Siyaset Akademisinde ve değerli arkadaşlar, böyle bir siyaset akademisinde ders verenler, derse gidenler, devlet tarafından takip sonucu suçlu görülenler veya suç delillerine rastlananlar gözlem altına alınıp sorgulandığında da feryatlar basılmakta. Ondan sonra da bana soru: “Bir profesör tutuklanır mı? Bir kadın tutuklanır mı?” Ben cevap veriyorum; MHP, CHP siz de dinleyin. Ben diyorum ki, kadın olduğu için tutuklanmıyor, profesör olduğu için tutuklanmıyor, 15-20 bin tane profesör var, bir tanesi tutuklanabilir; kaymakam tutuklanabilir, öğretmen tutuklanabilir. Gene diyorum şimdi, var mı itirazınız, var mı itirazımız?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz öyle demediniz. Siz dediniz ki: “Böyle böyle dersler veriliyor.” Çık onu anlat! Çok konuşmakla…

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – “Dersimiz siyaset, konumuz ayaklanma” eğitimini yapıyorsa birisi, yapmaya devam ediyorsa, Büşra Ersanlı Profesör Hanımefendi’nin 80 öncesi gençlik yıllarına bir yolculuk yapmanızı tavsiye ederim değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – O yüzden mi Anayasa’yı Büşra Hanım’la görüşüyordunuz! Üç gün önce Anayasa Komisyonunda görüşüyordunuz. Yalan söylüyorsun!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - Hangi suçtan, hangi komünizan faaliyetten mahkûm olduğunu, cezaevinde yattığını, akrabalarının kim olduğunu, eniştesinin…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Üç gün önce Büşra Hanım’la Anayasa Komisyonunda görüşüyordunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – …bu ülkede bir başka faaliyetten tutuklu olduğunu, bir başka sevdanın yolcusu olduğunu araştırırsanız görürsünüz. İsim vermek istemiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bekir Bozdağ’a sor Büşra Hanım’ı. Üç gün önce o görüştü.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu yapı Türkiye’de gerçekten önemli ve ciddi bir yapıdır.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Gereğini yap!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Gereğini yaptığım için buradayım, gereğini yaptığım için buradayım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Gereğini yaptığım için buradayım. Onun için soru soruluyor. (CHP sıralarından gürültüler) Otur yerine lütfen! Gereğini yaptığım için buradayım.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – İnandığın şeyleri söylemiyorsun!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Evet, burada bir yapı var. Bu yapı güneydoğu insanının, sözüm ona, benim Kürt kardeşlerim üzerinden götürülen bir kandırmaca, bir zorba yapıdır, bir zulüm yapısıdır. Bir esaret zinciri vardır, bir zorbalık zinciri vardır güneydoğu insanının üzerinde. Otuz yıldır vardır. Daha önce bu bölgede feodal bir yapı vardı; ağalar vardı, şeyhler vardı. Onların yerini, onların rolünü bir başka feodal yapı kaptı, komünizan bir feodal yapı kaptı.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Tarikatlar var tarikatlar!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Sözüm ona, halkı savunma adına yaptı, bir sistem kurdu. O sistemin değişik ayakları var, ekonomik ayağı da var. Kaçakçılıktan insan ticaretine, uyuşturucudan silah ticaretine kadar her şey var orada. Bir pembe dünya var orada. İki zincir var orada, iki halka var. Bir esaret zinciri, bir de saadet zinciri var orada.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Deniz Feneri de var!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - Birileri saadet içerisinde, birileri mutluluk içerisinde birilerinin kanını akıtıyor birbirine karşı. Fakir insanlar, yoksul insanlar ya kandırılıyor ya da ikna ediliyor, zorlanıyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Cümle kuramıyorsun, cümle! Zavallı adamsın!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Ve neticede devam eden bir süreç var. Oyunu bozmak istiyoruz ve bozuldu oyun. Halk anladı, halk anladı artık oyunun ne olduğunu ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) –  …Muş’taki Sezer Arslan’ın babası Mehmet Arslan Türk Bayrağı’nı dikti artık “Yetti gayrı.” dedi, “Yeter gayrı.” dedi, “Düşün yakamızdan.” dedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) “Zehirli yılanlar.” dedi, “Keneler.” dedi, “Gidin artık.” dedi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Vatan, millet, Sakarya.” diyerek kurtulamazsınız!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) –  “…” (x) dedi, Türkçe dedi, Kürtçe dedi, hâlâ anlamıyor musunuz? Hâlâ anlamıyor musunuz? Ne zaman anlayacaksınız? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

                     

(x) Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille, birtakım kelimeler ifade edildi.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Keşke sen de biraz anlasan!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Deniz otobüsünün kandırılmış, zavallı, beyni yıkanmış teröristi on iki saat mücadeleden sonra, on iki saatlik ikna turundan sonra…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Anlayacak mantık yok ama sende!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – …o ikna turundan sonra etkisiz hâle getirilerek 24 tane insanın canı kurtarıldı. İstanbul gece uyumadı, Türkiye dikkat kesildi, sadece Türkiye değil dünya.

Amaç neydi? Eline tutuşturulmuş kâğıtlar, beynine zehirlenmiş birtakım fitne fesat fikirler… İşte, İmralı kutsaması yapılmış, “peygamber” denen kişiye inanmasın mı çocukcağız, neydi o, Sezer… Özür dilerim, Mensur… Mensur Güzel… Mensur Güzel, kerametlere inandırılmış...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Muş) – Ayıptır! Ayıptır!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) –  O da bir şey yapayım demiş ibadet aşkıyla, aldı gitti…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şahin.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) –  Sayın Başkan, toparlıyorum, lütfen…

BAŞKAN – Sayın Şahin… Sayın Şahin, bir dakika ek sürenizi de verdim size. Herkese aynı şekilde davranıyorum, onun için, teşekkür ediyoruz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) –  Sayın Başkan, seksen dakikaya karşı yirmi dakika, on dakikasını da yine çaldılar.

Yalan söylüyorlar, yalan! Ne derlerse yalan!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Şahin… Sayın Şahin… Sayın Şahin…

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) –  …yalanın yalanı, hayatları yalan, dünyaları yalan…

BAŞKAN - Sayın Şahin, lütfen… Bütün yirmi dakikanız doldu, ek sürenizi de verdim, lütfen…

Teşekkür ediyoruz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, yirmi dakika daha verin!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – …kendileri yalan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şahin, teşekkür ediyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz zalimin kökünü kazırız. Zalimin zulmü varsa mazlumun Allah’ı var!

BAŞKAN – Sayın Şahin, teşekkür ediyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İdare amirleri nerede?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) –  Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, BDP sıralarından gürültüler)

SIRRI SAKIK (Muş) – Bu ayıp da size yeter! Dışarıda on binlerce…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

Bir dakika… Sakin olur musunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – …burada konuşmasında, grubumuza, partimize…

BAŞKAN – Sakin olunuz lütfen.

SIRRI SAKIK (Muş) – Yalan söyleyecek! Kürtler sizin kadar dinine bağlıdır.

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – ...sataşmalarda bulundu, özellikle…

BAŞKAN – Bir dakika… Dinliyorum…

SIRRI SAKIK (Muş) – Yani bir halkı dinsizlikle itham edecek…

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen yerinize oturun.

(BDP milletvekillerinin komisyon sırasına yürümeleri)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sensin dinsiz! Dinsiz olan sensin! (AK PARTİ sıralarından gürültüler, “Otur yerine!” sesleri)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Yerlerinize oturun lütfen…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) - Biz hepimiz Müslüman’ız.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olunuz.

(Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, BDP sıralarının önüne geldi)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Geç yerine! Benim bölgeme gelme! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen… Sayın milletvekilleri…

(AK PARTİ ve BDP milletvekillerinin komisyon sırası önünde toplanmaları, gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Geç yerine otur! Geç yerine! Geç yerine!

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sizin basiretsizliğiniz, beceriksizliğiniz…

BAŞKAN – On dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

Kapanma Saati: 21.29


 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

(11/2) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Hükûmet yerinde.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, Sayın Bakan konuşmasında grubumuzu eleştirmesi tabii ki doğal ama eleştiri…

BAŞKAN – Biraz yüksek sesle konuşursanız, duyamıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sakin olun lütfen.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan konuşmasında eleştiri sınırlarının dışına çıkarak partimizi organik suçlama, diğer çağdaş ve feodal bir yapı içinde olma, akademileriyle ilgili de açıklamalar yaparken konuşmaları içinde illegal faaliyetlerinin belgeleri üzerinden konuşma yapıp, din eğitimine getirip partimize 3 milyon oy veren yurttaşımızı da itham edecek şekilde “dinsizler” kelimesini kullanmıştır. Çok ciddi bir sataşmadır. Bu konuda… (AK PARTİ sıralarından “Öyle demedi.” sesleri)

BAŞKAN – Buyurunuz.

Lütfen yeni sataşmalara mahal vermeyiniz, çok rica edeceğim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

15.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan, hem çağdaş hem feodal olabilir mi aynı anda? Sayın Bakana göre partimiz Barış ve Demokrasi Partisi hem çağdaş hem feodal bir partidir.

Sayın Bakandan bir önceki grup adına konuşan eski Emniyet Genel Müdürü Sayın Köksal “BDP organik bir bağ içinde değildir.” derken kendisi, Sayın Bakan bizi organik bağ içinde gösterip, yargının yerine geçip hüküm veriyor burada.

Bakın, 90’dan beri partilerimiz kapatıldı. HEP kapatıldı, DEP kapatıldı, ÖZDEP, HADEP, DEHAP… Hiçbirinde organik bağ tespit edilemediği gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin hepsinde de mahkûm edildi Türkiye.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kapatılmaya “Hayır.” dediniz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, akademiler konusunda yine Sayın Bakan bütün gerçekleri tarif ederek yasal demokratik bir parti okulunda din eğitimine getirip partimizi, bize oy veren 3 milyon insanımızı, hepsini dinsizlikle itham edecek bir suçlamada bulundu. Bunun İç Tüzük’teki yeri 67’ye göre, kaba ve yaralayıcı sözler nedeniyle… Müeyyidesi, disiplin cezası 160’a göre, 3’üncü madde, kaba ve yaralayıcı sözler sarf etmek ve hareketler yapmak kınama cezasını gerektiriyor. Sayın Başkan, sizi 160/3 konusunda göreve davet ediyorum, bir.

Diğer bir noktaya gelince arkadaşlar, Türkiye’de değil, Birleşmiş Milletlerde terörün 196 tanımı var. Bu Parlamentonun 8 milletvekili hâlâ terör isnadıyla tutukludur. Haklarında kesin bir hüküm yok. CHP’den de var, MHP’den de var, bizden de var. Sizden de tutuklu olup yargılanan, sıkı yönetimlerde hüküm giyen milletvekillerini tanıyorum. Sizin içinizde de var böyleleri. Ama 196 tanımı olan terör tanımının en genişi Türkiye’de olduğu için terör suçlarında en fazla Türkiye birinci derecede yer alıyor.

Şimdi, onun üzerinden hareketle herkesi terörist ilan edip bu bahane altında herkese saldırma cüretini bir bakanın göstermesi kabul edilemez. “Dinsiz” demesi, bu özür kabul edilemez. Meclise hakarettir, partimize hakarettir, seçmenimize hakarettir. Bu konuda, saldırı olayını yaşadı bu Parlamento. Uslu, burada bir muhalefet partisi milletvekiline saldırdı. Şimdi bir bakan bunu kullanıyor ve bakan bunu kullanırken grup başkan vekilleriniz ve partilileriniz grubumun önüne gelerek âdeta tehdit ediyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan. Konu anlaşılmıştır. Teşekkür ediyoruz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, bakın, sizin tehditleriniz ve saldırgan olan tutum içinde olmayan arkadaşlarınızı da tanıyoruz, biliyoruz ama şunu bilesiniz ki kimse boyun eğmez. Bizden boyun eğecek bir tek Allah’ın kulunu bulamazsınız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla