DÖNEM: 24                               CİLT : 3                      YASAMA YILI: 2

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

 

16’ncı Birleşim

3 Kasım 2011 Perşembe

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş’in, Dünya Hasta Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye ilindeki yaylacılıkla ilgili sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan’ın, Devlet Hava Meydanları İşletmesi alan vergilerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünün 50’nci yılı münasebetiyle Almanya’da düzenlenen sempozyuma Almanya-Türk Federasyonunun davet edilmediğine ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türkiye Cumhuriyeti devletinin terörle mücadelesini hukuk ve siyasi meşruiyet içerisinde yürütmeye kararlı olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, faili meçhul cinayetlerin araştırılmasına ilişkin açıklaması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İnsan Hakları Komisyonunda bütün siyasi partilerin temsil edildiği bir alt komisyonun kurulmasına ve faili meçhul cinayetlerin bu komisyonca araştırılmasına ilişkin açıklaması

5.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kurban Bayramı’nı kutladığına, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kurban Bayramı’nı kutladığına, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

7.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Kurban Bayramı’nı kutladığına, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

8.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kurban Bayramı’nı kutladığına, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Ulaştırma Bakanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın, anılan Bakanlığın adında ve teşkilat yapısında değişiklik yapılması nedeniyle; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına atandığına ilişkin  Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/551)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 25 milletvekilinin taksici esnafının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/44)

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, özel güvenlik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/45)

3.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 25 milletvekilinin, yerel basın ve yayın kuruluşlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/46)

 

C) Duyurular

1.- Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesince, Van Milletvekili Aysel Tuğluk, Mardin Milletvekili Ahmet Türk, Diyarbakır Milletvekilleri Nursel Aydoğan ve Leyla Zana haklarındaki kamu davasının açıldığına dair dosyaların  Anayasa’nın 83’üncü maddesinin 2’nci  fıkrası gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmasına ilişkin duyuru (3/552, 553, 554)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından (67 sıra no.lu), JİTEM ve Doğu/Güneydoğu bölgesinde yaşanan faili meçhul cinayetler ve kayıpların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 3/11/2011 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- Ülkemizden yurt dışına göç eden işçilerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin 3/11/2011 Perşembe günü Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına; Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- Faili meçhul cinayetler hakkında (10/41) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 3/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

VII.- SEÇİMLER

1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda Açık Bulunan Üyeliğe Seçim

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesinin Maddelerinde Yapılan Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/467) (S. Sayısı: 40)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Romanya Hükûmeti Arasında Denizcilik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/330) (S. Sayısı: 41)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Nureddin Nebati’nin, Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- OYLAMALAR

1.- Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesinin Maddelerinde Yapılan Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, TRT’nin kamu kaynakları ile reklam gelirleri ve hizmet alımına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/82)

2.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, 2002’den bugüne görev yeri değiştirilen TRT personeline ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/135)

3.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, TRT’de yayınlanan bir filme ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/139)

4.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Cumhurbaşkanlığı basın danışmanıyla ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/140)

5.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, TRT’ye yapılan personel atamalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/142)

6.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Çamlıca TRT Verici Kulesinde çıkan yangına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/143)

7.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Tekirdağ’daki işsizlikle ilgili veriler ve işsizliğin çözümüne ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/185)

8.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, işsizlik sigortasının kapsamının genişletilmesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/195)

9.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Uludağ-Alaçam’da kış sporları için yapılan çalışmalara,

Bursa’da yapılması planlanan bazı projelere,

- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Konya’ya yeni stadyum yapılmasına ve mevcut stadyumunun akıbetine,

- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, futbol kulüplerinin harcamaları, denetim ve vergilendirilmelerine,

- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Antalya’nın yeni stadyum ihtiyacına,

- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Fenerbahçe Spor Kulübünün Şampiyonlar Ligine katılmama kararına,

- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, 2011 Avrupa Gençlik Olimpik Oyunlarına,

- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, TFF Başkanı ve yönetimiyle ilgili bazı iddialara,

- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Ankaraspor’un gelirine,

- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne bağlı yurt sayısına ve yeni yurt yapım çalışmalarına,

- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Eskişehir’e yeni bir stadyum yapılıp yapılmayacağına

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/239), (7/240), (7/241), (7/242), (7/243), (7/244), (7/245), (7/246), (7/461), (7/611), (7/680)

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa-Ceylanpınar’ın askerlik şubesi ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/372)

11.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Manavgat Barış Suyu Projesi’ne ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/384)

12.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, eski bakan ve müsteşarların isimlerinin bazı sağlık kuruluşlarına verilmesi iddialarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/389)

13.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, TRT’nin terör konusunda halkı bilinçlendirme projelerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/437)

14.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, TRT kanallarında klasik müzik yayınlarının azaldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/438)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak sekiz oturum yaptı.

Bingöl Milletvekili Eşref Taş, Bingöl ilinde meydana gelen terör eylemine,

İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, kadına yönelik şiddete,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın, atanamayan öğretmenlere ilişkin gündem dışı konuşmasına Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer cevap verdi.

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 24 milletvekilinin faili meçhul siyasi cinayetlerin (10/41),

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 20 milletvekilinin, şehit aileleri, gaziler ile harp ve vazife malullerinin sorunlarının (10/42),

Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 24 milletvekilinin, emeklilerin sorunlarının (10/43),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, 25 Ekim 2011 tarihli 11’inci Birleşimde Van depremiyle ilgili gündem dışı konuşmasında, Van’da Mevlânâ evlerinin kullanılmayacağını söyleyerek Meclise yanlış bilgi verdiğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin, “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesi hakkında) 10/37 esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmesinin, Genel Kurulun 2/11/2011 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Genel Kurulun; 15, 22, 29 Kasım, 6, 13, 20, 27 Aralık 2011 ve 3 Ocak 2012 Salı günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek, gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 7, 14, 21, 28 Aralık 2011 ile 4 Ocak 2012 Çarşamba günkü birleşimlerinde ise sözlü soruların görüşülmemesine; 15, 22, 29 Kasım, 6, 13, 20, 27 Aralık 2011 ve 3 Ocak 2012 Salı günkü birleşimlerinde 15:00 - 20:00 saatleri arasında çalışmasına; 2, 3, 16, 17, 23, 24, 30 Kasım, 1, 7, 8, 14, 15, 21, 22, 28, 29 Aralık 2011 ile 4, 5 Ocak 2012 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde saat 14:00 - 23:00 saatleri arasında çalışmasına ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildi.

İzmir Milletvekili Oktay Vural,

Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan,

AK PARTİ Grubu önerisinin denetim konularının görüşülmemesi hususunu içermesi nedeniyle Meclisin denetim yetkisini kısıtlayarak Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiğine ilişkin birer açıklamada bulundular.

Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, 1/11/2011 tarihli 14’üncü Birleşim Tutanak Dergisi’nde yer alan, “Ebedî Şef, Millî Şef faşizmi vardır” şeklindeki ifadesine,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in “geçmişte tek adam yönetimi vardır” sözlerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in,

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın,

Grubuna;

Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in,

Manisa Milletvekili Özgür Özel, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in,

Şahsına;

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının: 1’inci sırasında bulunan, Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesinin Maddelerinde Yapılan Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/467) (S. Sayısı: 40) 1’inci maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.

3 Kasım 2011 Perşembe günü alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 23.00’te son verildi.

 

                                                                  Sadık YAKUT

                                                                  Başkan Vekili

 

               Mustafa HAMARAT                                                                    Tanju ÖZCAN    

                           Ordu                                                                                        Bolu

                       Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye


II.- GELEN KÂĞITLAR

                No: 23

3 Kasım 2011 Perşembe

Sözlü Soru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Cuma namazına giden Devlet erkânına yönelik bir uygulamaya ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/327) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Şile’de Cuma namazındaki bir uygulamaya ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/328) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, dövizdeki ve altındaki fiyat artışlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/329) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

4.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, özel bir hastanenin tanıtım ürününde TBMM amblemi kullanmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi (6/330) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

5.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, doğal gazdaki fiyat artışına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/331) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

6.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl-Sancak’ın lise ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/332) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

7.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/333) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

8.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’deki şehirler arası yol yapım çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/334) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Cumhurbaşkanı seçimi takvimi ve Anayasa değişikliğinin amacına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/762) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/10/2011)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, belediyeler ve mahalli idarelerde çalışan sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/763) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/10/2011)

3.- İstanbul Milletvekili İhsan Barutçu’nun, terör ve terörle mücadele kapsamında pişmanlık yasalarına ve uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/764) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

4.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, bazı bürokratlar hakkındaki çeşitli iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/765) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

5.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa Teknik Üniversitesi kampüsünün yapımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/766) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, SHÇEK Manisa İl Müdürlüğü binası inşaatına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/767) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

7.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, medya temsilcileriyle yapılan bir toplantıya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/768) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

8.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, medya temsilcileriyle yapılan bir toplantıya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/769) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

9.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Susurluk Şeker Fabrikasının üretime ara vermesine ve sonuçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/770) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

10.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, olağanüstü hal şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/771) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

11.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, terör olaylarındaki istihbarata ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/772) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

12.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, terör örgütüyle ilgili bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/773) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

13.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, demokratik açılım projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/774) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

14.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, 2009 mahalli idareler seçimlerinden sonra yargılanan belediye başkanlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/775) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

15.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, bir cezaevi ring aracında çıkan yangına ve bu yangında hayatını kaybeden hükümlülere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/776) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

16.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Gümüşhane E Tipi Kapalı cezaevinde yaşamını yitiren bir hükümlüyle ilgili bazı iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/777) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

17.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, bazı soruşturma ve davalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/778) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

18.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 633 sayılı KHK’ye ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/779) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

19.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, sosyal yardımların ve hizmetlerin tek çatı altında toplanmasına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/780) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, özürlülerin istihdam oranına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/781) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

21.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, özürlülerin sorunlarına ve alınacak önlemlere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/782) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

22.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, özürlü kadınlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/783) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, kredi kartı kullanımına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/784) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

24.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, otomobil ve ev kredisi kullanan vatandaşlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/785) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

25.- Ankara Milletvekili Zühal Topçu’nun, kurum yurtlarında barınma imkanı bulamayan gençlere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/786) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

26.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya-Hisarcık’taki futbol sahasına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/787) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

27.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, GDO’lu ürünler ve olumsuz etkilerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/788) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

28.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, tohum üreticileri ve ithalatına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/789) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

29.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, tarım ve kırsal kalkınma yatırımlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/790) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

30.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, enerji kaynaklarına ve yatırımlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/791) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

31.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, kaçak elektrik kullanımına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/792) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

32.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TEDAŞ’da görevde yükselme sınavı açılıp açılmayacağına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/793) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

33.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Eti Maden İşletmelerinde işçi statüsünde çalışan teknikerlerin özlük ve sosyal haklarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/794) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

34.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, kaçakçılık yapan bir kişinin İran askerleri tarafından öldürülmesi iddialarına karşı yapılan işlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/795) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/10/2011)

35.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, taziye ziyaretinin emniyet güçlerince engellendiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/796) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

36.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, 4483 sayılı Kanun gereğince incelemeye alınan belediyelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/797) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

37.- Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, bir kaymakamın sendika temsilcisi olan bir eğitimciye hakaret ettiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/798) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

38.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, özel harekât polislerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/799) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

39.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’de uyuşturucu kullanma oranına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/800) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

40.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Mardin-Nusaybin’de barikat kurdukları iddiasıyla gözaltına alınan çocuklara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/801) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

41.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, yerel yöneticiler hakkında açılan soruşturmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/802) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

42.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat İl Özel İdaresi personelinin mağduriyetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/803) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

43.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Diyarbakır-Kocaköy Sağlık Merkezinde nöbetçi doktorun darp edildiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/804) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

44.- İstanbul Milletvekili Ercan Cengiz’in, Sultangazi’nin bazı mahallelerinde iptal edilen tapu tahsis belgelerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/805) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/10/2011)

45.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu Şeker Fabrikasının özelleştirme sonrası kapatılacağı iddialarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/806) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

46.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TEDAŞ ve bağlı şirketlerde çalışan kapsam dışı personelin mağduriyetlerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/807) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

47.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, müdür yardımcılığı ve başyardımcılığı sınavına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/808) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/10/2011)

48.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, öğretmen açığına ve ikili öğretim yapan okul sayılarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/809) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/10/2011)

49.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, kayıt döneminde veliden para talep eden okullara açılan soruşturma ve verilen cezalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/810) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

50.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, il milli eğitim müdürü, ilçe milli eğitim müdürü, okul ve kurum müdürü olarak görev yapanlara yönelik rotasyon uygulamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/811) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

51.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, yurt dışında sürekli görevlendirilecek personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/812) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

52.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde sağlık hizmetlerinin yetersizliğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/813) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/10/2011)

53.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, Bafra Devlet Hastanesi inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/814) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

54.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Tam Gün Yasasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/815) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

55.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat-Sorgun’a yeni bir Devlet hastanesi yapılıp yapılmayacağına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/816) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

56.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav’da depremde zarar gören Devlet Hastanesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/817) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

57.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, kamu kurum ve kuruluşlarındaki taşeron firma çalışanlarının sorunlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/818) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)

58.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Manyas Gölü’ndeki kirliliğe ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/819) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

59.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, terör örgütünün arkasındaki uluslararası güçlerle ilgili bir açıklamasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/820) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

60.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav’da bazı konutların tarihî eser olarak tescil edilmesi sebebiyle yaşanan mağduriyete ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/821) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

61.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depreminde zarar gören esnafa ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/822) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

62.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, THY uçaklarında 13 numaralı koltuk bulunmamasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/823) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

63.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, bazı hızlı tren projelerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/824) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

64.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, tren teşkil memurlarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/825) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2011)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 25 Milletvekilinin taksici esnafının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/44) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 Milletvekilinin, özel güvenlik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/45) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)

3.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 25 Milletvekilinin, yerel basın ve yayın kuruluşlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/46) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)


3 Kasım 2011 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz 26 Ekim Dünya Hasta Hakları Günü münasebetiyle söz isteyen Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş’e aittir.

Buyurun Sayın Yetiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş’in, Dünya Hasta Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

MUHAMMED MURTAZA YETİŞ (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hasta Hakları Günü münasebetiyle söz almış bulunmaktayım.

Hasta hakları konusunda üst düzeyde hassasiyet gösteren bir gelenekten geliyoruz. Tarihimizde bimarhane ve şifahane denilen hastanelerde çiçek bahçeleri oluşturulur, müzik dinletisi yapılır, özel beslenme programları uygulanırdı. Hastanelerde hastalara ücretsiz hizmet verilmekle kalmaz, aynı zamanda cep harçlığı ve yol parası da verilirdi. Bu anlamda, hasta hakları bize yabancı bir konu değil.

Anayasa’mızda yer alan “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” ilkesi doğrultusunda hasta hakları yönetmeliği yayımlanmış ve yönetmeliğin işlerlik kazanması amacıyla 2003 yılında aktif çalışmalar başlatılmıştır.

Değerli milletvekilleri, hastanın yararını, zarar görmemesini, özerkliğini ve hakça bir sağlık hizmeti alabilmesini hedefleyen hasta hakları sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı, bilgilendirme ve bilgi alma hakkı, sağlık kurumunu ve personelini seçme hakkı, mahremiyet hakkı, tıptaki yeniliklerden yararlanma, dinî vecibelerini yerine getirme, şikâyet ve tazminat hakkı gibi haklar içermektedir. Bu hakların azami derecede karşılanması amacıyla birçok çalışma yapılmıştır. Öncelikle hasta hakları uygulamalarının kurumsallaşmasına yönelik olarak Sağlık Bakanlığımız bünyesinde hasta hakları şubesi kurulmuş ve bütün hastanelerde hasta hakları birimleri ihdas edilmiştir. Yine mevzuat düzenlemeleriyle birlikte hastaların ve sağlık çalışanlarının hasta hakları konusunda eğitimi ve bilinçlendirilmesi için çalışmalar yürütülmüştür. Şunu ifade etmek gerekir ki bu çalışmalar semeresini vermektedir. Nitekim 2004 yılında hasta hakları birimlerine başvuru sayısı 35 bin civarındayken 2010 yılında bu sayı 140 bine yükselmiştir. Toplamda 2004-2010 yılı arasında 433 bin başvuru yerinde, 86 bin başvuru da hasta hakları kurullarında değerlendirilerek sonuçlandırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; en son Van depreminde de gördüğümüz gibi sağlık çalışanları görevlerini fedakârca, özveriyle ve her türlü olumsuz koşullarda dahi sürdürmektedirler. Bu nedenle, sağlık çalışanlarının haklarının korunması, çalışma güvenliğinin sağlanması ve koşulların iyileştirilmesi bir hakkı teslim olarak görülmelidir. Hasta haklarıyla birlikte sağlık çalışanlarının da hakları ve güvenliği konusu üzerinde önemle durulması gereken bir alan olarak değerlendirilmelidir. Hastane enfeksiyonları, iş kazalarına bağlı yaralanmalar, fiziksel şiddete maruz kalma gibi olumsuzluklar zaman zaman yaşanan hadiselerdendir. Etkin bir sağlık hizmeti sunumu için sağlık çalışanlarının kendilerini güven ortamında hissetmeleri çok önemlidir.

Değerli milletvekilleri, güçlü bir toplum öncelikle sağlıklı bir toplumla oluşturulabilir hedefiyle AK PARTİ sağlık alanında kaliteli ve herkesin erişebildiği hizmetleri sağlayarak büyük ve tarihî bir dönüşüm gerçekleştirmiştir. Bir dönem, parası olmayanların hastanelerde rehin tutulduğu, poliklinik kuyruğundan ilaç kuyruklarına envaiçeşit kuyrukların yaşandığı çile hâline gelmiş sağlık sektöründe sağlıkta dönüşüm politikasıyla insan odaklı hizmet anlayışı temel alınarak hayal dahi edilemeyenler bugün gerçekleştirilmiştir. Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla vatandaş memnuniyet oranı yüzde 39’lardan yüzde 73’lere ulaşmıştır. Fert ve toplum sağlının en üst düzeyde korunduğu, sağlık sorunlarına en hızlı ve etkili çözüm sunulan bir Türkiye oluşmuştur. Modern anlamdaki hasta hakları standartlarının ilerisine gidilerek beş yıldızlı otel konforunda hastaneler yapılmış, sağlık kuruluşlarımız en son teknoloji ürünleriyle donatılmış, doktor yüzü görmeyen en ücra köşelere kadar uzman doktorlar ulaştırılmıştır. Ustalık döneminde “sıfır sorunlu sağlık hizmeti” anlayışıyla gerek sağlık hizmetini alan hastalarımız gerekse bu hizmeti sunan sağlık çalışanları açısından yeni hizmetlerle tanışacağımızı umuyor, hepinize sağlıklı günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yetiş.

Gündem dışı ikinci söz, Osmaniye ilindeki yaylacılıkla ilgili sorunlar hakkında söz isteyen Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye ilindeki yaylacılıkla ilgili sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, önümüzdeki hafta sonu idrak edeceğimiz Kurban Bayramı’nın güzelliklerinin kalıcı olmasını yüce Yaradan’dan diliyorum.

Bugün sizleri ülkenin gündemi dışında ancak birçok ilimizin ve vatandaşlarımızın önemli bir sorunu olarak yıllardır süregelen bir konu hakkında bilgilendirmek ve dikkatlerinizi çekmek için huzurlarınızdayım.

Türk kültürünün göçebe hayatından yerleşik hayata geçişten sonra muhafaza ettiği unsurlardan biri, yayla kültürü ya da yaylacılık diye isimlendirdiğimiz olgudur. Yaylacılık, geçmişten beri süregelen ve zaman içinde nitelik değiştirerek sıcak, nem ve sivrisinekten uzaklaşmak için Türk insanının başvurduğu geleneksel bir olgudur. Son dönemlerde ise küresel ısınmanın da etkisiyle bilhassa Akdeniz iklim kuşağında geleneksel olmanın da dışında zaruret niteliği kazanmıştır yaylacılık. Yaz aylarında karşılaşılan bunaltıcı sıcaklar, insanımızı daha serin ve daha kuru bir havaya sahip olan yaylalara yöneltmektedir. Bu ihtiyacın önemli sebeplerinden biri de sağlıklı yaşama arzusudur.

Bütün bu faktörler, zaten dar ve orman arazileri üzerine kurulmuş olan yaylalara talebi artırmakta, doğal olarak orman alanları üzerindeki baskıyı da artırmaktadır. Nitekim sağlıklı bir mevzuatı olmayan yaylacılık, plansız, sağlıksız, hatta hukuksuz bir yerleşime konu olmaktadır. Osmaniye, Adana, Mersin, Antalya, Muğla gibi illerimizde ve Karadeniz Bölgesi’nde, yüzlerce yaylada, on binlerce yayla evi bulunmaktadır. Sıcak yaz aylarında yüz binlerce insanın yaşadığı bu yaylalar ve konutların çoğu mülkiyet hukukuna aykırı, imar mevzuatı dışında ve çevre sağlığı açısından namüsait durumdadır. Osmaniye’de ise insanlarımız tarafından kullanılan çoğu orman arazisi üzerindeki Zorkun, Fenk, Olukbaşı, Ürün, Haraz; Kadirli ilçesinde Bağdaş, Çokak, Almacık, Maksutoğlu; Düziçi ilçesinde Dumanlı, Hoğdu, Mezla; Hasanbeyli ilçesinde Almanpınarı gibi birçok yaylada 20 binden fazla yayla evi bulunmaktadır.

Bu yaylalarda, mevzuat müsaade etmese de yoğun nüfusun ihtiyacı karşılanmak üzere kamu kuruluşları tarafından asfalt yollar yapılmış, sağlık ocağı, cami, jandarma karakolu gibi hizmetler getirilmiş ve personel istihdam edilmiştir.

Mevzuata aykırı olarak yüz elli, yüz altmış yılda ortaya çıkan bu yapılaşma günümüzde Orman Kanunu ve zabıta ile vatandaşlar arasında ciddi sorunlara sebep olmaktadır. Orman zabıtası ve jandarma, mevzuata aykırı bu yapılaşmayı Orman Kanunu’nun 17’nci maddesi çerçevesinde adli makamlara bildirmekte, adli makamlar da bin lira ila 36 bin lira arasında cezalar verip, vatandaşın bu işgalini evini de müsadere etmek suretiyle cezalandırmaktadır.

Mevzuata aykırı bu yapıları ortadan kaldırmak, yıkmak istesek dahi bu ekonomik olarak mümkün değildir. Bu iş için ne ödenek ne yeteri kadar iş makinesi ne de ortaya çıkacak molozu dökebilecek bir alan mevcuttur.

Kaldı ki orman arazisi üzerinde yayla olarak ormanı kullanan vatandaşlarımızdan orman teşkilatı da şikâyetçi değildir. Orman içine evini yapmış olan vatandaşların ormanı çok iyi muhafaza ettikleri bizzat orman teşkilatı çalışanlarınca ifade edilmektedir.

O zaman yapılması gereken şey, kanaatimce, plansız ve hukuksuz olarak kullanılan bu yerleri kayıt altına alarak hem yayla kültürünün yaşamasına katkıda bulunmak hem de ormancılığımıza maddi destek sağlayacak bir yasal çözümün yüce Meclis tarafından ortaya çıkarılmasıdır.

Osmaniye’de bu sorunun çözümü için TÜMSİAD isimli bir sivil toplum örgütü önderliğinde basın kuruluşları ve baronun da dâhil olduğu bir kampanya başlatılmış ve on binlerce imza toplanmıştır. Bu imzalar içinde bulunduğumuz kasım ayında yüce Meclisimize sunulacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve milletin vekilleri olarak bize düşen, yayla kültürü gibi geçmişten bugüne taşınmış bir mirası, orman varlığımızı muhafaza ederek, bir zarar vermeden nasıl turistik tesislere açmışsak, millete ait bu arazileri milletin yararlanmasına, hukuki bir zemin çerçevesinde kullanımına açmaktır. Böylece hem plansız, imarsız yerleşimlerden hem de halkımızı önemli bir sorundan kurtarmış olacağız.

Bu duygu ve düşüncelerle, yüce Türk milletinin mübarek Kurban Bayramı’nı tebrik eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu.

Gündem dışı üçüncü söz, Devlet Hava Meydanları İşletmesi alan vergileriyle ilgili söz isteyen Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan’a aittir.

Buyurun Sayın Kalkavan. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan’ın, Devlet Hava Meydanları İşletmesi alan vergilerine ilişkin gündem dışı konuşması

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce yüce Meclisi ve siz değerli milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Vatandaşlarımızın kendi bulundukları illerden yurt dışına hava yoluyla çıktıkları zaman alınan alan vergilerinin devlet kasasına yatırılırken nasıl özel sektöre kaydırıldığının ve bu sorumsuzluğun detaylarını gündem dışı söz alarak sizlere duyurmak istiyorum.

2005 yılı Mart ayı öncesinde, hava yoluyla bulunduğumuz illerin havaalanlarından yurt dışına çıkmak isteyen vatandaşlarımız direkt veya İstanbul aktarmalı uçuşlarda bütün çıkış işlemlerini kendi illerinden yaptırıyor ve yurt dışına çıkıyorlardı. 27 Mart 2005 tarihinde Millî Sivil Havacılık Güvenlik Kurulunun 13, 14 ve 15’inci toplantılarında aldığı kararlar sonunda ise vatandaşlarımız uçuş kartlarını bulundukları illerden alarak bagajlarını da gideceği ülkeye kadar teslim edebilmelerine rağmen gümrük ve polis işlemlerini İstanbul’da yapmaya zorlanmışlardır. 2005 yılı Mart ayı öncesi, yolcu bulunduğu ilde free shop mağazalarında rahatça alışveriş yapabiliyor, bütün kontrol ve bagaj işlemlerini de herhangi bir beklemeye maruz kalmadan kendi alanında hallediyor ve rahat bir yolculuğa başlıyordu. Şimdi ise İstanbul’da yaklaşık günde 10-15 bin kişinin giriş-çıkış yaptığı polis gümrük kuyruklarında çile çekiyor, alışveriş yaptığı free shop mağazalarının vezneleri önünde dakikalarca beklemeye maruz kalıyor.

Değerli milletvekilleri, diyeceksiniz ki: “Ülkede bu kadar sorun varken, bu ekonomik bunalımda bunlar konuşulur mu?” Bizi buradan dinleyen vatandaşlarımız da böyle düşünebilir. Şimdi sizlere konunun önemini izah edeyim: Eskiden kendi ilinizin havaalanından yurt dışına çıkarken hava yolu şirketinin bizden aldığı bilet ücretinin içinde 5 euro alan vergisi vardı. Daha sonra hava yolu şirketi bu alan vergisini Devlet Hava Meydanlarına veriyor, dolayısıyla da devletin hazinesine giriyordu bu para. Şimdi ise bu isminin başında “millî” kelimesi olan bu devlet kurumu, bizi çıkış işlemlerimizi eften püften sebeplerle -ki, zamanımız az olduğu için bunları burada sizlere sıralayamıyorum- İstanbul’da yapmaya mecbur kılarak bu alan vergisini İstanbul havaalanını işleten özel sektöre kaydırmıştır, hem de kişi başına 11 avro olarak.

Ülkemizde uluslararası giriş-çıkışlara fiilen açık on dokuz tane havaalanı var. Bunlardan İstanbul Atatürk, İstanbul Sabiha Gökçen, Ankara Esenboğa, İzmir Adnan Menderes dış hatlar, Dalaman dış hatlar ve Antalya’daki iki havaalanımız özelleştirilerek işletmeleri özel sektöre devredilmiştir. Millî Sivil Havacılık Güvenlik Kurulu da bu özel sektöre, 9 zatı muhteremin imzasıyla bu kıyağı yapmıştır. Devletin aldığı alan vergilerini personel ve altyapı olarak on iki havalimanımızda imkânlar varken yolcu çıkışları, işletmeleri özelleştirilen bu havalimanlarına kaydırılmıştır. Günde 10-15 bin yerli ve yabancı yolcunun çıkış yaptığı İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Dalaman havalimanlarındaki rantın bu peşkeşinin muhasebesini yapmayı sizlere ve halkımıza, vicdan muhasebesini ise bu karara imza atan 9 zatı muhtereme bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu arada sizlere şunu da belirteyim ki, başta Samsun Çarşamba olmak üzere diğer 12 ilde havalimanlarında yapılan işlemler, özelleştirilen 7 havalimanlarındaki işlemlerden farklı değildir. Bugünlerde yapılan hac mevsimi yolculukları da bunun en güzel bir örneğidir. Geçmişte ilimizden yapılan bu kutsal yolculuk da yer yer İstanbul ve Ankara havalimanlarına kaydırılmak istenmektedir.

Özel sektör bu kaymaklı havalimanlarını almış fakat bugün hâlâ elleri halkımızın, dolayısıyla da devletimizin cebindedir. Onlara burada şunu sormak istiyorum: Niçin Van Ferit Melen Havalimanı’nı da istemiyorsunuz? Tekirdağ Çorlu Havalimanı’na talip değilsiniz? Niçin Isparta Havalimanı’nı işletme talebiniz yok? Bugünlerde özelleştirilmesi gündemde olan Samsun Havalimanı’na, Kapadokya Havalimanı’na da bu uygulamanın olacağı endişesinde hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kalkavan.

Gündem dışı konuşmalara Sağlık Bakanı Recep Akdağ cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Hasta Hakları Günü münasebetiyle bütün değerli Meclis üyelerine saygılarımı sunuyorum.

Hasta Hakları Günü münasebetiyle Değerli Milletvekilimiz Sayın Murtaza Yetiş’in yaptığı konuşmaya cevaben huzurlarınızdayım.

Gerçekten silik geçmesine asla gönlümüzün razı olmayacağı bir gün bu. Hasta haklarından bahsettiğimiz zaman, bir insanın birey olarak en yüksek hukukunu konuşmuş oluyoruz, en önemli haklarından birini konuşmuş oluyoruz çünkü sağlık hizmetleri ertelenemez hizmetler, ihtiyaçlar olması hasebiyle her bireyin, herkesin erişmesi gereken, hakkaniyet içinde alması gereken ve aliteli biçimde alması gereken hizmetlerdir. Dolayısıyla sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesinde hasta hakları konusu nirengi noktalarından, önemli dayanak noktalarından birisidir. Hepinizin bildiği gibi, dokuz senedir AK PARTİ hükûmetleri olarak sağlıkta önemli bir dönüşüme imza attık, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı uygulamaya koyduk. Bu program çerçevesinde bir temel ahlaki anlayışımız var. Bu ahlaki anlayış, her bireyin, ülkede yaşayan her insanın sağlık hakkının kutsal olduğu ve bu hakka erişmesi için sistemin ona uygun biçimde düzenlenmesi gerektiği anlayışıdır. Her birey, ister fakir olsun ister zengin olsun, kırsalda yaşasın, kentte yaşasın sağlık hakkına erişmelidir ve bu eriştiği sağlık hakkını da finansal açıdan, cebinden ödeme açısından riske girmeden elde edebilmelidir. Bu hak bize göre hasta haklarının içinde en önemli olanıdır. Bunu büyük ölçüde ülkemizde gerçekleştirdiğimize inanıyoruz. Dolayısıyla, Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla sunulan hizmetlerdeki iyileştirmeler bir taraftan da beklentilerin arttığı bir noktaya bizi getirdi. Beklentiler üst seviyeye taşındı ve yön değiştirdi. Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan önce, değerli milletvekilleri, hasta kuyrukları tartışılırken, bugün doktora erişen hastanın randevuyla nasıl erişeceği ve bu husustaki memnuniyetini tartışıyoruz. Sağlık hizmetine erişim yerine, hasta ve çalışanın güvenliğini tartışıyoruz. İlaç kuyruğunda bekleyen hastaların sıkıntıları yerine, ilaç harcamalarının miktarını ve katkı paylarını gündemimize almış durumdayız. Parasızlıktan rehin kalan hastalar yerine, sosyal güvenliğin kapsamı genel sağlık sigortasını konuşuyoruz. Aşılanamayan bebeklerin yerine, aşılama takvimimize hangi yeni aşıları katacağız, bunu konuşuyoruz. Kırsala hiç ulaştırılmayan ambulans hizmetleri yerine, hava ambulanslarımızdaki uçakların sayısını konuşuyoruz. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nda kurumsal kaygıları bir kenara bırakarak, odağına vatandaşı koyduğumuz için hasta odaklı, katılımcı bir sağlık hizmeti veriyoruz bugün ve bunun vatandaş için bir lütuf değil hak teslimi olduğuna inanıyoruz. Bu kapsamda özellikle hasta hakları uygulamalarının çok önemli yer tuttuğunu biliyoruz. Aslında hasta hakları -biraz önce de ifade etmeye çalıştım- insan haklarının sağlıktaki bir yansımasıdır. Dolayısıyla sağlık hizmeti sunulurken haklarını bilen hasta ve yakınlarının katılımcı rollerinin son derece önemli olduğuna inanıyoruz. Göreve başladığımızda, bu hususta hazırlanmış bir yönetmelik vardı 98 tarihinde. Bu yönetmeliği o tarihlerde hazırlayan Bakanlık yetkililerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Ancak bu yönetmelik hükümlerinin uygulanması için gereken diğer altyapı hazırlanmamıştı, ayrıntılı bir çalışma yoktu. Biz bu yönetmelik hükümleri için uygun yönergeler hazırladık, uygulamalara başladık ve ilk defa hasta hakları birimleri ile hasta hakları kurullarını oluşturduk.

Bugün -şükürler olsun- Sağlık Bakanlığına bağlı bütün hastanelerde ve ağız diş sağlığı merkezinde, bine yakın sağlık kuruluşunda hasta hakları birimleri var. Bu hasta hakları birimleri çok aktif bir biçimde çalışıyor ve hasta hakları birimlerine il genel meclisinden de katılım var, sadece hastanenin kendi birimi olarak da bunlar kullanılmıyor. Ve bazılarının iddia ettiği gibi bu birimlere yapılan başvurular, zaman zaman da şikâyetler aslında çoğunlukla sağlık hizmetinin iyileştirilmesine yönelik önerileri de bize ulaştırmış oluyor. Her zaman ifade ettiğim bir noktayı hatırlatmakta fayda görüyorum. Bu birimler daha ziyade sorun çözme birimleridir. Şikâyet için müracaatlar 2’nci sırada yer almaktadır ve bunu bize sonuçlar söylüyor. 2010 yılında hasta hakları birimlerinde yerinde çözülen sorunlar 121 bin vakaya işaret ederken değerli milletvekilleri, şikâyetten dolayı kurula giden dosya sayısı 20 bin civarında kalmıştır. Yani yerinde çözülen vakalara kıyasla bir şikâyet dolayısıyla bir dosya açılan ve kurula giden vaka sayısı diğerinin altıda 1’i kadardır. Görüldüğü gibi başvuruların yüzde 85’i, 90’ı yerinde çözülmektedir. Burada birinci amaç vatandaşın sorununun çözülmesidir.

Hasta haklarının diğer önemli bir fonksiyonu da vatandaşların önerilerini Hasta Hakları Kurulu vasıtasıyla idareye iletmeleridir. Bu önerilere, müsaade ederseniz birkaç örnek vermek istiyorum. Aslında makro seviyede bir sistemin değiştirilmesi anlamına gelen Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın daha mikro ölçekte vatandaşa temas eden noktalarda da meseleyi nasıl kavradığını göstermek açısından önemli örnekler.

Mesela bir vatandaşımız yıpranmış ameliyat önlüklerinin değiştirilmesi için Hasta Hakları Birimine başvurmaktadır. Bir başka vatandaşımız tuvaletlere serum askıları takılması, tuvaletlerde serum askıları bulundurulması için buraya müracaat etmektedir. Bir başka vatandaşımız, otoparkta, bulunduğu hastanedeki otoparkta bir görevlinin bulunmasını önermektedir. Bir diğeri hastane bahçesinin peyzaj düzenlemesinin yapılmasını, bir başkası diyet hastalarına ara öğünler çıkarılmasını önermektedir. Bir hastamız merdivenlere tırabzan yapılmasını önerirken, bir diğer hasta röntgen çekimi sırasında mahremiyete uygun soyunma kabinlerinin düzenlenmesini önermektedir. Dolayısıyla, bu geri bildirimler bize sistemi iyileştirme konusunda bugüne kadar çok büyük ipuçları vermiştir. Elbette hizmeti alanların geri bildirimlerinin ve sistemi değerlendirmesinin çok ciddi yararları var, biz de kendi sistemimizde bunu fazlasıyla değerlendirebilmekteyiz.

Bu birimlerde hasta hakları eğitimleri de uyguluyoruz. Hastalar bilgilendirilme, rıza gösterme, mahremiyet, saygınlık görme gibi haklarının olduğunu, bu birimlerle, okullar ve halk eğitim merkezlerindeki eğitimlerle öğrenmişlerdir. Hastanelerde çalışan sağlık çalışanlarına da periyodik olarak eğitimler vermekteyiz. Bu kapsamda yılda yaklaşık 2 milyon kişiye hasta hakları eğitimi verirken, sağlık çalışanlarından da 300 bin kişiye hasta hakları eğitimi veriyoruz. En temel hasta haklarından olan hekim seçme hakkı, Sağlık Bakanlığına ait bütün hastanelerimizde uygulanmaktadır.

Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün Türkiye'de Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki 31 binin üzerindeki uzman, herhangi bir muayenehanesi olmadan, dışarıda bir özel hastaneyle bağlantısı olmadan vatandaşa hizmet vermektedir ve bizler vatandaş olarak bu uzmanları seçme hakkına sahibiz. Geçtiğimiz yıl başlattığımız bir uygulamayla hastanelerden telefonla gerçek kişilerden randevu alma imkânına da sahip olmaya başladık. Özellikle istediğimiz hekimi, istediğimiz hastaneyi seçer biçimde, şu anda ortalama olarak günde 80 bin kişi merkezî randevu sisteminden randevu almaktadır. Yanlış işitmediniz, Türkiye’de günde 80 bin kişi bu hizmeti alıyor. Önümüzdeki altı ay içerisinde Sağlık Bakanlığı hastanelerine başvuran, aciller dışında, polikliniklere başvuran yaklaşık günlük 600 bin kişinin 400 bininin bu şekilde randevu alabileceğini tahmin ediyoruz. Bu sistemde yaklaşık olarak 4 bin kişi çalışacak ve sistem vatandaşımızın hekimini seçmesini daha da kolaylaştıracaktır.

Özellikle güvenlik görevlilerine yönelik olarak eğitimler yaptık. Böyle bir ihtiyaç hissettik süreç içerisinde. Bu eğitimlerde 12 bine yakın güvenlik görevlisine “Güvenlik görevlisi, hasta ve yakınıyla iletişim”, “Özel güvenlik görevlisi ve hasta ilişkisini düzenleyen temel kurallar” konularında eğitim verdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; müsaade ederseniz, hasta haklarından bahsettiğimiz bir günde hasta ve çalışan güvenliği ile çalışan haklarından da bahsetmek istiyorum çünkü bu ikisini birbirinden ayırt edemeyiz. Bizim için hastalarımız ne kadar önemliyse, ne kadar başımızın tacıysa bu hastalarımıza hizmet veren sağlık çalışanları da o kadar önemlidir, o kadar başımızın tacıdır.

Değerli Milletvekilimiz de ifade etti, en son Van depreminde sağlık çalışanlarının görevlerini yürütme şekilleri her türlü takdirin üzerinde olmuştur. Ulusal Medikal Kurtarma ekiplerindeki kardeşlerimiz, değerli meslektaşlarım, 112 ambulans servislerinde çalışan meslektaşlar, hastanelerde çalışan değerli meslektaşlarımız, yoğun bakımlarda, ameliyathanelerde çalışan, sahada çalışan, halk sağlığı için gayret gösteren sağlık çalışanları ve onların destek elemanları gerçekten bütün dünyanın takdirle izlediği bir operasyonu başarıyla gerçekleştirmişlerdir. Bunun için huzurunuzda bütün sağlık çalışanlarına, özellikle Van’da bu görevi ifa eden değerli kardeşlerime bir kere daha teşekkür ediyorum. Bu teşekkürü çeşitli vesilelerle birçok kere yaptım. Onlar, alınları öpülesi, elleri öpülesi insanlar. Bu ülkenin isimsiz kahramanları. 2.500’ün üstünde değerli sağlık çalışanı Van depreminde, Van ilinin dışından Van’a ulaşarak hizmet verdiler ve gerçekten mükemmel bir iş başardılar. Biz onlarla iftihar ediyoruz.

Sadece Türkiye’de değil değerli milletvekilleri, dünyanın birçok yerindeki operasyonlarda Sağlık Bakanlığımızın medikal kurtarma ekipleri bütün dünya tarafından takdir edilen ekipler hâline geldi. Dünya Sağlık Örgütünün bu yıl yayınladığı bir raporda, afetlere Sağlık Bakanlığının ve ekiplerinin gerek siyasi kararlılık açısından gerek teknik açıdan gerek altyapı açısından gerekse motivasyon açısından ne kadar hazır olduğu bir kere daha ifade edildi ve Türkiye’nin bu özelliğinin diğer ülkeler için yol gösterici karakterine de işaret edildi. Bunun için huzurunuzda bir kere daha bu değerli sağlık çalışanlarına takdirlerimi arz ediyorum.

Tabii ki, çalışanların haklarının korunması, çalışma güvenliğinin sağlanması ve şartlarının iyileştirilmesi son derece önem verdiğimiz bir husustur. Hastane enfeksiyonları, iş kazalarına bağlı yaralanmalar, psikolojik, sözel ya da fiziksel şiddete maruz kalma gibi olumsuzluklar zaman zaman yaşadığımız hadiselerdir. Bunlara sıfır tolerans göstereceğimizi, asla müsamaha etmeyeceğimizi bir kere de yüce Meclisimizin huzurunda milletimize ve sağlık çalışanlarımıza ifade etmek istiyorum. Konunun önemine binaen Sağlık Bakanlığımızda, tüm sağlık kuruluşlarında “Çalışan güvenliği komiteleri” oluşturmaktayız.

Ayrıca, çalışanlara yönelik şiddeti kontrol altına almak için ve böyle bir duruma maruz kalındığında olaya zamanında ve doğru müdahale edilmesini sağlamak amacıyla “Beyaz kod” sistemi dediğimiz bir sistem geliştirdik. Sağlık çalışanlarının beyaz önlüklerinden ilham alarak hazırladığımız bu sistemde, herhangi bir şiddet faaliyeti bir sağlık kuruluşunda ya da bir sağlık çalışanına karşı meydana geldiğinde, her türlü tedbirin yerine getirilmesini amaçlıyoruz.

Değerli Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; nihayet, Sağlık Bakanlığının teşkilat kanununu oluşturmak üzere hazırladığımız, düzenlediğimiz kanun hükmünde kararnamede çok yeni bir uygulamayı da kamu yönetimine getirmiş durumdayız. Sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddet ya da benzeri durumlardaki davalarını takip etmek üzere -normalde bunlar biliyorsunuz kişinin kendi takip ettiği davalardır- kamu çalışanı olan sağlık çalışanlarının bu davalarını Sağlık Bakanlığı avukatlarının davaları takip etmesinin önünü açacak bir madde koyduk kanun hükmünde kararnamemize. Dolayısıyla artık sağlık çalışanlarının, herhangi bir biçimde kendilerine yöneltilen bir şiddet ya da benzeri bir olumsuzluk durumunda mahkemelerle ilişkili işleri olduğunda, onların davalarını doğrudan Sağlık Bakanlığı avukatları takip edebilecekler. Bunu da hasta haklarıyla ilgili bir günde ifade edebildiğim için mutluluğumu belirtmek isterim.

Son sözler olarak şunları ifade edeyim. Biz AK PARTİ hükûmetleri olarak, AK PARTİ olarak şuna inanıyoruz: Sistem içerisinde, bundan sonraki adımlar olarak, süreç olarak hasta ve çalışan güvenliğinin geliştirilmesi önemli bir hedef olmalıdır ve biz bunu kendimize bir hedef olarak tespit etmiş durumdayız. Evet, hizmetlere erişim arttı, kalite arttı, vatandaşın hastalandığı zaman para ödediği için yıkıma uğradığı, katastrofik sağlık harcamaları yaparak fakirleştiği bir ülke olmaktan çıktık ama hasta ve çalışan güvenliği açısından ve kalite açısından daha yapılacak çok işler var. Önümüzdeki dönemde, inşallah, sizlerle birlikte, yüce Meclisimizle birlikte bunları gerçekleştirmeye çalışacağız.

Ben bu vesileyle bütün hastalarımıza Allah’tan acil şifalar diliyorum, bütün sağlık çalışanlarına da bu ülkede Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla birlikte vatandaşımıza sundukları yüksek seviyeli sağlık hizmeti, özverili sağlık hizmeti için tekrar teşekkürlerimi arz ediyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

7 sayın milletvekilimiz söz istemişler. Ancak, bu konuyu dün kararlaştırdık. Gündem dışı konuşma sırasında söz vermeyeceğimizi belirtmiştik.

Sayın Vural, sizin bir söz talebiniz var, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünün 50’nci yılı münasebetiyle Almanya’da düzenlenen sempozyuma Almanya-Türk Federasyonunun davet edilmediğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, Almanya’ya göçün 50’nci yılı. Gerçekten Almanya’ya iş için göç edip orada nafakasını temin edenler, ayrıca, yatırımlarını ve tasarruflarını Türkiye’ye getirenler, orada Türk milletinin millî ve manevi değerlerine sahip çıkan herkese şükranlarımızı arz ediyorum. Gerçekten Almanya’da elli yıl boyunca hem Alman ekonomisine hem de Türkiye ekonomisini büyük katkı sağladılar. Kendilerine şükranlarımı arz ediyorum.

Bu vesileyle Almanya’da 50’nci Yıl münasebetiyle düzenlenen sempozyumda 1978 yılından bu yana orada faaliyet gösteren Almanya-Türk Federasyonunu maalesef toplantıya davet etmemişlerdir. 2004 yılında kurulmuş olan federasyonlar davet edilirken Almanya-Türk Federasyonunu davet etmeyerek dışlayıcı ve ayrımcı tavrından dolayı da Bakanlığı uyarıyorum. Bu çerçevede oraya gönderilmesi istenen 2 sayın milletvekilimiz de Almanya’ya bu ayrımcı yaklaşımlarından dolayı gitmemeyi kendileri kararlaştırmışlardır. Yurt dışı Türklere böyle ayrımcı bakılamaz. Bu bakımdan Sayın Bekir Bozdağ’ı da uyarıyorum. Bu ayrımcı-dışlayıcı düşüncelerden vazgeçilmesini istirham ediyorum.

Ayrıca, bu sempozyumda maalesef sempozyum oturum başkanlıklarına AKP’nin grup başkan vekili başkanlık ediyor, bir başka milletvekili başkanlık ediyor ama burada temsil edilen başka partilere bu tip konularda orada yer verilmemesini de yine ayrımcı ve dışlayıcı, antidemokratik bir davranış olduğu için kınıyorum.

Bu mesele hepimizin meselesidir. Bunu böyle siyasileştirerek bu insanlar arasına ayrımcılığı ve fitneyi sokmayı yakıştırmadığımı da bu vesileyle belirtmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, iki bölüm…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, özür dilerim, söz istemiştik.

BAŞKAN – Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır, okutuyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bir sorum vardı.

BAŞKAN – Açıklama yaptım Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bizim de sorularımız var Sayın Bakana.

BAŞKAN – Hayır, açıklama yaptım.

SIRRI SAKIK (Muş) – İlimizle ilgili sorunlarımız var…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Soru-cevap var, soru sorar Sayın Başkanım.

SIRRI SAKIK (Muş) – Yani şimdi grup başkan vekillerine ayrıcalık tanıyıp bize tanımaman adil değil…

BAŞKAN – Ayrıcalığı ben tanımıyorum grup başkan vekillerine, Anayasa ve İç Tüzük tanıyor efendim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ama ilimizin sorunları var. Sayın Bakanımız burada. Acı çekiyoruz, iletmek istiyoruz. “Adil olun.” diyoruz, diyorsunuz ki: “İade ediyoruz.” Yani kimden ürküyorsanız onlara söz veriyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Ulaştırma Bakanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın, anılan Bakanlığın adında ve teşkilat yapısında değişiklik yapılması nedeniyle; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına atandığına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/551)

                                                                                                             2 Kasım 2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 06/07/2011 tarihli ve B.01.0.KKB.01-08-3-503 sayılı yazımız.

Ulaştırma Bakanlığına atanması ilgi yazımız ile uygun görülen İzmir Milletvekili Binali Yıldırım, anılan Bakanlığın adında ve teşkilat yapısında değişiklik yapılması nedeniyle; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 109 uncu maddesi gereğince atanmıştır.

Bilgilerinize sunarım.

                                                                                                             Abdullah Gül

                                                                                                           Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 25 milletvekilinin taksici esnafının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/44)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar, enflasyonun yüksek çıkacağı beklentileri, benzin, mazot fiyatlarının her geçen gün artması ve sektörün çözüm bekleyen kendi sorunları nedeniyle, sayıları yaklaşık 95 bin olan taksici esnafımız zor şartlar altında kamu hizmeti vermeye çalışmaktadır.

Sayıları 95 bin civarında olan taksicilerin aileleri ile birlikte sayıları yaklaşık 500 bin kişiyi bulmaktadır. 500 bin insanımız geçimini bu meslekten elde edilen gelirle sağlamaktadır.

Her geçen gün zorlaşan meslek basit gibi gözükse de şoförlerimizin içerisinde bulunduğu ve meslekte yaşadıkları sıkıntılar tüm vatandaşlarımıza yansımakta, bu durum şoför, vatandaş ve emniyet üçgeninde huzursuzluklara neden olmaktadır.

Taksici esnafı, meslekte yaşadıkları sorunlarını devamlı gündeme getirmiş, fakat çözüm önerilerine yönelik gelişmeler bir türlü sağlanamamıştır.

Hükümet tarafından taksici esnafımızın sorunlarına biraz kulak verilmesi sayesinde meslek çalışanları, vatandaşlar ve emniyet teşkilatı, maddi ve manevi büyük kazanımlar elde edeceklerdir.

Ülkemizde uygulanmakta olan, arkadan plakaya ceza yazılması uygulaması beraberinde birçok sorunu oluşturmakta, uygulama ile tüm sürücüler mağdur edilmekte, hiç beklenmedik anda trafik cezası aldığınız ortaya çıkmakta ve ne zaman ceza kesildiğinin bilinmemesi nedeniyle de, cezalar katlamalı olarak ödenmektedir. Fahri trafik müfettişlerinin istedikleri yerde istediği anda sürücülere ceza kesme yetkilerine kati surette daraltılma getirilmesi için mevzuat düzenlemelerinin acilen yapılması gerekmektedir.

- Taksicilerin ödemekte oldukları zorunlu mali mesuliyet sigorta primlerinin çok yüksek olması nedeniyle makul bir seviyeye çekilmesi gerekmektedir.

Taksici esnafı BAĞ-KUR'dan emekli olabilmek için yıllarca prim yatırmakta fakat emekliliğinin sonunda kesilen % 10 sosyal destek primi, zaten çok az maaş alan emekliyi mağdur etmektedir. Bu durum tüm BAĞ-KUR emeklilerini ilgilendirmesi nedeniyle oldukça önemli bir husustur.

- Taksilerde can ve mal güvenliğinin sağlanabilmesi için uydu araç takip sisteminin ticari taksilerde zorunlu hale getirilmesi sağlanmalı ve bu konuda esnafa gereken destekler sağlanmalıdır.

- Özel araçların gaz sızdırmazlık muayeneleri ve egzoz emisyon muayeneleri iki yılda bir yapılırken, bu muayeneler ticari taksilerde her yıl yapılmaktadır. Bu nedenle taksici esnafından muayenelerden alınan ücretlerin yarısının alınması esnafı biraz da olsa rahatlatacak ve kamu hizmeti sunan esnaf haksızlığa uğramamış olacaktır.

- Taksici esnafı akaryakıtın pahalı olması nedeniyle, aracıyla dolaşarak müşteri bulma yolunu tercih etmemekte ve park taksi durak sistemini tercih etmektedir. Bu konu Büyükşehir Belediyelerine devredilmiş olduğundan, park taksi durak talepleri Büyükşehir Belediyeleri tarafından değerlendirilmektedir. Bu konu ile ilgili meslek kuruluşundan bir temsilcinin bulunması, taksici esnafının taleplerini komisyona sunması açısından iyi olacağı düşünülmektedir.

- Kamu hizmeti sunan taksicilerin hizmetlerini daha sağlıklı yürütebilmesi için kısa süreler içerisinde aracını yenilemek istemektedir. Bu esnada geçimini zor sağlayan fakat iyi bir hizmet sunmak arzusu içerisinde olan esnafa, araçlarının yenilenmesi için veya özel güvenlik bölmeli taksi alımlarında ÖTV ve KDV alınmaması ile daha düşük faizli ve daha uzun vadeli kredi imkanları sunulması büyük önem arz etmektedir.

- Esnaf tarafından vatandaşlarımıza sunulan hizmetin daha aktif hale gelmesi, vatandaşların hizmetten daha iyi yararlanabilmesi, hizmetin daha uygun fiyatla yerine getirilebilmesi için, ticari taksilerden akaryakıt alımlarında ÖTV ve KDV vergisinin alınmaması çok uygun olacaktır.

- Korsan çalışan ticari araçların tespit edilmesi,

- Turizm yörelerinde faaliyette bulunan taksici esnafının eğitimine ilişkin önlemlerin alınması vs. konular,

Taksici esnafının önemli sorunları arasında yer almaktadır.

Sonuç olarak; Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu taksici esnafının sorunlarını masaya yatırmış, önemli ve acil alınması gereken önlemleri belirlemiştir.

Bu çözüm önerilerinin hayata geçirilebilmesi ile vatandaşlarımız daha iyi hizmet alacak, esnafımız ise daha sağlıklı, güvenli ve ucuz hizmet sunacaktır.

Bu nedenle; taksici esnafımızın daha iyi koşullarda hizmet sunabilmesine yönelik koşulların araştırılması ve çözüm önerilerinin tespit edilmesi amacıyla, Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri gereğince "Meclis Araştırması" açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (İstanbul)

2) İhsan Özkes                               (İstanbul)

3) Candan Yüceer                           (Tekirdağ)

4) Erdal Aksünger                          (İzmir)

5) Veli Ağbaba                               (Malatya)

6) Kamer Genç                               (Tunceli)

7) Atilla Kart                                  (Konya)

8) Mehmet Şeker                            (Gaziantep)

9) Mehmet Ali Ediboğlu                 (Hatay)

10) Mevlüt Dudu                            (Hatay)

11) Aykut Erdoğdu                        (İstanbul)

12) Metin Lütfi Baydar                   (Aydın)

13) Kazım Kurt                              (Eskişehir)

14) Salih Fırat                                 (Adıyaman)

15) Özgür Özel                               (Manisa)

16) Aytuğ Atıcı                              (Mersin)

17) Nurettin Demir                         (Muğla)

18) Sinan Aydın Aygün                 (Ankara)

19) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

20) Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

21) Ali Özgündüz                           (İstanbul)

22) Rıza Türmen                             (İzmir)

23) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

24) Celal Dinçer                             (İstanbul)

25) Mehmet Şevki Kulkuloğlu       (Kayseri)

26) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, özel güvenlik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/45)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Güvenlik hizmetlerinin özelleştirilmesi konusu, dünyada yoğun tartışmalara konu olmuştur. Bu tartışmaların bir kısmı günümüzde de devam etmektedir. Ülkemiz, bu tartışmaların sıkça yaşandığı yerlerden biri olmuştur. Özel güvenlik ile ilgili yakın zamanda açıklanan rakamlar, bu konunun tekrar tartışılmaya açılacağını göstermektedir.

Özel güvenlik sektörünün sorunlarının çözülmemesi hem ekonomik açıdan hem de güvenlik açısından farklı sorunların doğmasına neden olmaktadır. Bundan dolayı özel güvenlik sektörünün sorunlarını araştıran, tarafları ve uzmanları bir araya getiren bir araştırma komisyonuna ihtiyaç bulunmaktadır.

Bu bağlamda özel güvenlik sektöründe yaşanan sorunların tespiti ve bu sorunların çözüm yollarının araştırılması amacıyla Anayasamızın 98. ve TBMM İçtüzüğü‘nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (İstanbul)

2) İhsan Özkes                               (İstanbul)

3) Candan Yüceer                           (Tekirdağ)

4) Erdal Aksünger                          (İzmir)

5) Kamer Genç                               (Tunceli)

6) Tufan Köse                                (Çorum)

7) Mehmet Şeker                            (Gaziantep)

8) Sinan Aydın Aygün                   (Ankara)

9) Mehmet Ali Ediboğlu                 (Hatay)

10) Kazım Kurt                              (Eskişehir)

11) Metin Lütfi Baydar                   (Aydın)

12) Salih Fırat                                 (Adıyaman)

13) Aytuğ Atıcı                              (Mersin)

14) Özgür Özel                               (Manisa)

15) Nurettin Demir                         (Muğla)

16) Atilla Kart                                (Konya)

17) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

18) Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

19) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

20) Celal Dinçer                             (İstanbul)

21) Mehmet Şevki Kulkuloğlu       (Kayseri)

22) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

3.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 25 milletvekilinin, yerel basın ve yayın kuruluşlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/46)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre ülkemizde 2.361 gazete, 215 televizyon kanalı ve 951 radyo, yerel bazda yayın yapmaktadır, ülkemizdeki yerel gazete ve televizyonların sayısının bu resmî rakamlardan daha azla olduğu ileri sürülmektedir.

Yerel basın-yayın kuruluşları, kamuoyunda farklı seslerin duyulması ve toplumun yerel taleplerinin dile getirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Etkinliği artırılmış ve güçlendirilmiş yerel medya, demokrasimizin güçlendirilmesi ve devamlılığının sağlanmasında ulusal düzeydeki medya kuruluşları kadar potansiyele sahiptir. Ulusal çaplı basın-yayın organları ülkemizdeki iletişimin ana damarları ise, yerel medyamız da iletişimimizin kılcal damarlarıdır.

Taşıdıkları bu öneme ve potansiyele karşın, yerel gazetelerin ve televizyonların büyük çoğunluğu maddi zorluklar içinde yayınını devam ettirmeye çalışmakta, var olma savaşı vermektedirler.

Bu olgular dikkate alınarak, yerel basın-yayın kuruluşlarımızın yaşadığı, sorunların araştırılması ve mevcut sorunların çözümünün sağlanması amacıyla, Anayasa’nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü‘nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (İstanbul)

2) Candan Yüceer                           (Tekirdağ)

3) Atilla Kart                                  (Konya)

4) Erdal Aksünger                          (İzmir)

5) Veli Ağbaba                               (Malatya)

6) Kamer Genç                               (Tunceli)

7) İhsan Özkes                               (İstanbul)

8) Mehmet Şeker                            (Gaziantep)

9) Kadir Gökmen Öğüt                  (İstanbul)

10) Mevlüt Dudu                            (Hatay)

11) Aykut Erdoğdu                        (İstanbul)

12) Mehmet Ali Ediboğlu               (Hatay)

13) Kazım Kurt                              (Eskişehir)

14) Salih Fırat                                 (Adıyaman)

15) Özgür Özel                               (Manisa)

16) Aytuğ Atıcı                              (Mersin)

17) Nurettin Demir                         (Muğla)

18) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

20) Ali Özgündüz                           (İstanbul)

21) Rıza Türmen                             (İzmir)

22) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

23) Sena Kaleli                               (Bursa)

24) Celal Dinçer                             (İstanbul)

25) Mehmet Şevki Kulkuloğlu       (Kayseri)

26) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

C) Duyurular

1.- Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesince, Van Milletvekili Aysel Tuğluk, Mardin Milletvekili Ahmet Türk, Diyarbakır Milletvekilleri Nursel Aydoğan ve Leyla Zana haklarındaki kamu davasının açıldığına dair dosyaların Anayasa’nın 83’üncü maddesinin 2’nci fıkrası gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmasına ilişkin duyuru (3/552, 553, 554)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/10/2011 tarihli ve 2011/196 dosya numaralı yazısıyla Van Milletvekili Aysel Tuğluk ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk hakkında 21/10/2011 tarihli ve 2011/198 dosya numaralı yazısıyla Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan hakkında ve 21/10/2011 tarihli ve 2011/198 dosya numaralı yazısıyla Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana hakkında kamu davasının açıldığı Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereği bildirilmiştir.

Bilgilerinize sunulur.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ne yapmışlar bunlar Sayın Başkan?

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından (67 sıra no.lu), JİTEM ve Doğu/Güneydoğu bölgesinde yaşanan faili meçhul cinayetler ve kayıpların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 3/11/2011 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 3 Kasım 2011 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Hasip Kaplan

                                                                                                                   Şırnak

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

13 Ekim 2011 tarihinde, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından (67 sıra nolu), JİTEM ve Doğu/Güneydoğu bölgesinde yaşanan faili meçhul cinayetler, kayıpların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 03.11. 2011 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu konuya başlamadan önce -Sayın Sağlık Bakanımız burada- ben 60’a göre söz istedim ama ne hikmetse Başkan bu konuda biraz, böyle, ketum davranıyor. Oysaki hepimizin burada varlık nedenimiz ülkemizin temel sorunlarını taşımak, ilimizin sorunlarını taşımak. Ama lütfen bu konuda sesimizi kısmayınız, düşüncelerimiz ne ise Hükûmete iletelim, yetkili kurumlara iletelim.

Sayın Bakanım, Adli Tıp Kurumuyla ilgili ciddi bir şikâyetimiz var, daha önce Adalet Bakanıyla da konuştuk. Şimdi, Muş Malatya’ya uzak bir yer. Hemen hemen her gün bu olaylar oluyor: Oradan insanlar yani cenazeler alınıp Malatya’ya kadar getiriliyor, iki gün yolda kalıyorlar. Üç yıldır, dört yıldır sürekli bunu gündeme getiriyoruz. Adalet Bakanlığının sürekli bize söylediği: “Biz orada Adli Tıp Kurumunu kuracağız.” Ama bugüne kadar kurulmadı ve orada doktorların bulunmadığı söyleniyor. Her gece bir cenaze muhakkak Malatya’ya geliyor. Bu konuda eğer duyarlı davranırsanız çok çok mutlu oluruz. Eminim ki gereğini de yaparsınız.

Sayın arkadaşlar, sevgili milletvekilleri; daha önce de burada bu araştırma önergeleriyle ilgili sürekli Parlamentoyu göreve davet ettik. Ha, biz ve bazen de birkaç kez de Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda Meclis araştırma önergeleri verdi. Yani 1990’larda, hatta cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar hayatını kaybedenlerle ilgili ciddi ithamlar var. Yani bu devletin sicili özellikle sosyalistlere, Kürtlere karşı kapkara, katran karası kadar kara. “Bunları birlikte araştıralım.” diyoruz ama birkaç kez bu önergeyi vermemize rağmen, bu önergelerimiz AKP’nin sayısal çoğunluğuyla reddedildi. Hatta size seslendik, dedik ki: “Ya sizin döneminizde çok fazla yok. Sizin döneminizde de var ama geçmişte bunlar yaşandı, bunları hep birlikte ortaya çıkaralım.” Ama siz hep reddettiniz.

Açık ve net olarak söylüyorum, o dönemde, evet, ciddi şekilde faili meçhul cinayetler işlendi ve hayat bizi teyit etti. Son dönemlerde özel tim sanıklarının, Ayhan Çarkın’ın açıklamalarını hep birlikte izledik. O dönemde Millî Güvenlik Kurulundan nasıl kararlar alındığını, nasıl insanların katledildiğini birebir hayat bizi teyit etti. Şimdi hâlen niye duruyoruz? Yani üzerinde üniforması olanlar, apoletleri olanlar geldiler bölgeye, devlet adına cinayet işlediler. Yani bunların elinde kan var. Bunlar 1993 yılında benim seçim bölgeme, Muş’a geldiler. Muş-Diyarbakır arasındaki üçgende cinayet işlediler. Altınova beldesine geldiler, 7 çocuk, anne, baba, Nasır Öğün… Onu daha önce de bu kürsüye getirmiştik. Anne hamileydi. 10 canı diri diri yaktılar. Yakanlar güvenlik güçleriydi, başlarında üniformalılar vardı ve askerdiler. Arkasından hemen geldiler, benim doğduğum köyde aynı gece operasyonlar yaptılar ve geçmişte Millî Selamet Partisiyle bağları olan 5 kişiyi diri diri aynı gece yaktılar. Biz bunu daha önce, yani 1993’te burada, Parlamentoda kürsüye getirdiğimizde MSP sıraları… Refah Partisi, pardon. O sırada oturan milletvekilleri onları biliyordu ve göz yaşlarıyla bizi izliyorlardı. “Biz de bu olayı biliyoruz ama bize Hocamızın talimatı var, bu konuları gündeme getirmeyin.” Gelip boynumuza sarılıyorlardı. Böyle eli kanlı bir dönem yaşandı. Şimdi bunları hepimiz araştırmalıyız.

Şimdi, son dönemlerde -bizim, hepimizin tanıklık ettiği- bu özel timcilerin, özel timlerin nasıl cinayet işlediklerine tanıklık etmedik mi? Ettik. Ne diyorlar? “Efendim, bize talimatlar verildi.” Bu talimatlar nasıl oldu? Bu talimatlar Millî Güvenlik Kurulunda karara bağlandı. O dönemin Başbakanı olan Çiller “Elimizde listeler var.” diyordu ve bu listeler her gün hayata geçiyordu ve bunlardan biri o dönemin bakanlarından Mehmet Ağar’dı ve diyorlardı ki… Mehmet Ağar’ın talimatı üzerine İstanbul’da Topal’ı öldüren özel tim birimlerinin nasıl serbest kaldığını da biliyoruz ve Mehmet Ağar’ın şu an elini kolunu sallayarak dışarıda dolaştığını da hepimiz biliyoruz. Sadece Mehmet Ağar değil, o dönemin siyasal aktörleri kim? Demirel. Kim? Çiller. Bunların hepsi, evet, o süreçten sorumludurlar. Bunlar o dönemde Kürtlere karşı zalimane bir politika uyguladılar ve bu insanları katlettiler.

O gün öldürülüyordu ama bugün sizin iktidarınız döneminde ne yapılıyor? Topluca tutuklamalar yapılıyor. Hatta bir bakanınız da çıkıp dedi ki: “Ya, ne istiyorsunuz?” Yani asit kuyularına atılmıyorsunuz ama tutuklanıyorsunuz, yani mantık aynı mantık. Onun için bunları araştırmadan, yüzleşmeden iç barışımızı sağlama olanağı yoktur. Hep birlikte bunların üzerine gitmeliyiz, gidebilmeliyiz.

Bakın, Diyarbakır’da o döneme tanıklık eden CHP’den Milletvekili Arkadaşımız Sezgin olayı biliyor, birebir avukatlarındandı, 11 tane vatandaşın nasıl alınıp götürülüp elleri kolları bağlanarak… Bunların başında Mehmet Salih Akdeniz vardı. 11’inin kemikleri yıllar sonra Diyarbakır’ın bir köyünde topluca bulundu. Bunu yapan kimdi? Bolu’dan gelen tugay komutanıydı, açıkça da söylüyordu ve şu anda yanılmıyorsam zaman zaman Zaman gazetesinde de yazarlık yapıyor. Şimdi, böyle bir katili siz sorgulamadan yargılamadan bu ülkenin iç barışını nasıl sağlayacaksınız? Peki, bunlar neye güvenerek bunu yaptılar? Üzerindeki üniformaya güvenerek yaptılar. Devletin gücünü arkasına alarak bu halkı katlettiler ve bunların elinde kan var ve bunların geçmişi zifiri karanlık gibi karanlık.

Onun için, eğer gerçekten siz bu sorunun çözümünü istiyorsanız, bu olayın üzerine gitmeliyiz. Yani hiçbir parti bu konuda ben buna seyirci kalırım deme hakkına sahip değildir. Eğer bunu diyorsa, gerçekten insanlığa karşı da suç işlemiş olur. Onun için açıkça söylüyoruz, isim veriyoruz ve diyoruz ki, bunlar için derhal bir komisyon oluşturulması gerekir ve siz ta 2007 yılından 2011 yılına kadar sürekli bizim ve Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki Meclis araştırması önergelerini reddettiniz. Gelin bugün yeni bir sayfa açalım, birlikte bu süreci gerçekten yüzleşerek sorunlarımızı çözebileceğimize inanıyoruz.

Yani, benim anlattıklarım sadece bölgede, benim seçim bölgemde değil, bu ülkenin dört bir tarafında yaşandı. Yani hoş bir söz var diyor ki: Atı kaybolanın, kulağından at sesi eksik olmaz, Bu, Çerkezlere ait bir atasözüdür ve bizim de kulaklarımızda kayıp olan yakınlarımızın sesi ve feryadı hâlâ durmaktadır. Eğer ben insanım diyorsak ve kendimizi insan olarak görüyorsak, bu acılı ailelerin feryatları hepimizin kulağındadır.

Bakın, İstanbul’da her cumartesi günü “Cumartesi Anneleri” orada çocuklarını arıyorlar, yıllardır orada arıyorlar. Aramızda kadın arkadaşlarımız var.Yani, o annelerin feryadı acaba sizin kulaklarınızı hiç mi rahatsız etmiyor? Sayın Başbakanın kulağını hiç mi rahatsız etmiyor? Yani, hep birlikte bu feryatlara karşı, biz artık vicdanımızın sesini duyarak buna uygun adımlar atmalıyız. Eğer, bunu atabilirsek emin olunuz ki, sorunun çözümüyle ilgili ciddi bir şekilde yol alırız. Yani yüzleşmeden çözümü bulma şansımız yoktur. Onun için herkesi bu konuda sorumlu olmaya davet ediyorum.

Bizim, grup olarak verdiğimiz bu Meclis araştırma önergesinde dört grubun da olumlu oy kullanmasını diliyorum çünkü sorun sadece BDP’lilerin sorunu değil, sorun sadece Kürtlerin sorunu değil; sorun bu ülkede sisteme karşı duran herkesin mağdur olduğu bir sorundur. Yani cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar kim ki bu süreçte mağdur olmuşsa, katledilmişse ve hâlen bu failler bulunmuyorsa bunları da araştırmak Parlamentonun görevidir.

Bu önergemize olumlu oy kullanacağınızı umut ediyorum. Herkesin elini vicdanına koyarak bir miktar düşünmesini diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili.

Sayın Kubat…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; Sayın BDP Grubunun faili meçhul cinayetlerle ilgili Meclis araştırması açılması istemiyle verdiği öneri üzerine söz almış bulunuyorum.

Evvelemirde faili meçhul, karanlıkta kalmış bütün olayların hangi kesimden olursa olsun, kime yönelirse yönelsin, bunların muhakkak üzerine gidilmesi, kamuoyunu tatmin edici biçimde aydınlatılması gerekliliğine biz de inanıyoruz. Esasen bu konuda hemfikiriz ama bu olayların üzerine nasıl gidilmesi gerektiği konusunda yöntem noktasında farklı düşündüğümüzü belirtmek isterim.

Geçmişte, 1990 yılında o zaman Vedat Aydın’ın katledilmesiyle başlayan siyasi cinayetler zinciri 97 yılına kadar gerçekten ülke insanının vicdanını kanatan boyutlara varmış ve toplumda bir kaos ve anarşi ortamı oluşturmanın zemini olarak kullanılmıştır. Bu konuda geçmiş dönemlerde de yine değerli milletvekillerimizin talepleri olmuş, bunlarla ilgili olarak Meclisimiz bir kısım komisyonlar kurmuş ve bu konuların gerçekten kararlılıkla üzerine gidilmesi gerektiği noktasında çalışmalar yapmıştır.

Geçmişte durumdan vazife çıkartan, kamu gücünü kullanan ve esasen devletin ve yargının yapması gereken görevi bir kenara koyarak kendince tasavvur ettiği bir adalet anlayışıyla bu cinayetlere yönelen şebekeler olduğu yüce Meclisin de malumudur.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Buna nasıl “Adalet” diyorsun sen!

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Bu cinayetlerle ilgili, şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütün siyasi partilerimizin de temsilcisinin bulunduğu İnsan Hakları Komisyonumuz var ve bu alanlarda derinlemesine, gerçekten tatmin edici bir araştırma yapılması bu komisyonun temel görev alanına da girmektedir.

Meclis araştırma komisyonu, bilindiği üzere dört ay süreyle kurulacak bir komisyon. Bir rakama göre 17 bin, bir bilim adamının yaptığı araştırmada, evvelsi günlerde yayınlanmış, 1984-2004 arası toplam faili meçhul 2.781 olarak ifade edilmiş. Tabii, bunlar tartışmalı ama bu, şu gerçeği değiştirmiyor: Bir tane bile faili meçhul olsa yaşama hakkının kutsallığını anayasasında güvence altına almış olan bir devletin sorumluların üzerine giderek bunların hesabını sorması hukuk devleti olmanın bir gereğidir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Niye karşı çıkıyorsunuz?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Sayın milletvekilleri, faili meçhul cinayetler özünde siyasi cinayetlerdir, amacı da anarşi ve kaos ortamı oluşturmaktır ve çoğu zaman siyasi boşluğun olduğu zamanlarda bunlar neşvünema bulmuştur, hareket kabiliyetini o dönemlerde kazanmışlardır. Bununla mücadelenin esasen temel unsuru, işleyen ama hızlı işleyen, adil bir yargı mekanizması, istikrarlı ve kararlı bir siyasi otorite, bu konuların üzerine gitmesi noktasında temel iki unsuru oluşturuyor. Devletin içinde ya da dışında, biraz önce söyledim, durumdan vazife çıkartan ve bu cinayetleri işleyen şebekeler buna gerekçe olarak terörle mücadele…

VELİ AĞBABA (Malatya) – O dönemde görev yapan herkes yargılanmalı.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …ya da mevcut siyasi iktidarı etkisizleştirmek, yıpratmak, hatta yıkmak…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Milletvekili olsalar dahi.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …ya da iç hesaplaşmalar sonucunda bu cinayetlerin işlendiği yani temel saiklerin bu olduğu da anlaşılmaktadır.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Mehmet Bey, insanlığa karşı suç.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Doğrudur, insanlığa karşı bir suçtur, çok haklısınız Sayın Vekilim, biz de aynen öyle görüyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Niye karşı çıkıyorsunuz?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Bu konuda 2002 yılından itibaren kararlı ve istikrarlı bir siyasi otoritenin varlığı, görev başında olması, gerçekten Türkiye'nin hukuk devleti olma noktasında demokratikleşme yolunda aldığı mesafe ve yine etkin ve hızlı işleyen yargı mekanizması artık bugün bu olayların üzerine kararlılıkla gitmektedir.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Gerçekten inanıyor musunuz?

SIRRI SAKIK (Muş) – Şimdi birazdan oylama olacak, bakalım oy verecek misiniz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Şimdiye kadar hangisinin üzerine gittiniz? Hangisini çözdünüz?

BAŞKAN – Sayın Sakık, yeteri kadar konuştunuz, lütfen, müdahil olmayın yani yapmayın, Sayın Kaplan da konuşacak.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bugün, hepimizin malumu, güneydoğuda bir kısım, geçmişte görev yapmış emekli kamu görevlilerinin çeşitli itirafları var.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bir kısmı hâlâ milletvekili.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – O dönemde bunun bir devlet politikası olduğunu ifade edenler var. Yargı mekanizması bunlar üzerinde ciddiyetle durmaktadır. Hatta, şâkilerin yani şikâyetçilerin talebi üzerine kazılan, savcıların nezaretinde kazılan kazılar yapılmıştır sırf bu cinayetler aydınlatılsın diye. Bunları küçümsememek lazım. Bu konuda esasen geçmişte de önerge sahiplerinin temel olarak istemi şu olmuştur, Sayın Pervin Buldan’ın geçmişte Mecliste yapmış olduğu konuşmanın zabıtlarına da baktım ki çok haklı olarak ileri sürüyor bunu: Bu konuda bu cinayetlerin üzerine gitmeyen, olayı aydınlatmayan devlet görevlilerinin yani sorumluların, sorumlularla birlikte görevini ihmal eden kamu görevlilerinin de bulunması ve yargıya teslim edilmesi gerektiğini ifade etmişler. Çok doğru, olması gereken de bu çünkü Meclisin temel görevi, bu konularla ilgili araştırma yapar, eğer suç unsuru tespit etmişse ilgili savcılığa ihbarda bulunmak yani bir nevi ön inceleme gibi.

Bu konuda bize yararlı olabilecek bir yöntemi, İnsan Hakları Komisyonu çatısı altında bu çalışmaların yapılması gerekliliğini ifade ederek esasen belirttim. Bunların araştırılmasına kesinlikle taraftarız ama İnsan Hakları Komisyonu…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Taraftarsanız kabul edeceksiniz. Aynı laflar ya! Beş senedir bu lafları duya duya usandım artık.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …mesela geçen dönem yüz üç yaşındaki Berfu ananın 12 Eylülden sonra katledilen oğlunun cinayeti üzerine gitmiş ve konuyu aydınlatmıştır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ya biraz samimi olun, samimi!

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Gene, Kırklareli’de bir vatandaşımızın kaybolmasıyla ilgili İnsan Hakları Komisyonu somut olarak bu tür olayların üzerine alt komisyonlar marifetiyle gitmiştir. Dolayısıyla, biz…

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – 17 bin tane faili meçhulden bahsediliyor.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu konu hiç polemik konusu olacak bir konu değil gerçekten.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ya dört senedir, ya dört senedir! Sen yeni geldin buraya beyefendi.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Samimi biçimde bugün bu konularla ilgili Silivri yargılamalarındaki bazı sanıkların ifadelerini de…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Dört senedir konuşursunuz ya!

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …basından okuduğunuz zaman, yargının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bu kadar samimiyetsizlik olmaz ki ya Başkan. Laf başka, iş başka. Dışarı çıktıkları zaman ahkâm kesiyorlar, Mecliste geldiği zaman “hayır” oyu.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Yargının bu konular üzerinde kararlılıkla durduğunu ve bu süreci devam ettirdiğini belirtiyor…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kubat.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yüreğiniz varsa “evet” diyeceksiniz. Dışarıda konuşmayacaksınız, burada konuşacaksınız.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi olarak faili meçhul cinayetlerde defalarca araştırma önergeleri verdik ve bugün de bu araştırma önergesinin görüşülmesini talep ederek Türkiye’de JİTEM’in, itirafçıların, çetelerin, darbecilerin, hukuk dışına çıkanların, terörle mücadele ediyorum bahanesi adı altında cinayet işleyen organize şebekelerin tamamının açıklığa, aydınlığa kavuşturulması, darbecilerin 12 Eylülden 12 Marta kadar hepsinden hesap sorulması, Sabahattin Ali’den günümüze kadar, Ape Musa’dan Milletvekili Mehmet Sincar’ın öldürülmesine kadar binlerce faali meçhul cinayetin işlendiği ülkemizde Meclisin, gerçek gündemini artık hatırlaması gerektiğini düşünüyorum.

Şu olaya iyi bakın, bellekleriniz, hafızalarınız bilgisayar CD’leri gibi silinmesin. Çok uzak değil, bundan on beş sene önce, 96’da bir Susurluk kazası yaşandı. Bunun altından çete, darbe, siyasetçi, bürokrat, yargı iş birlikleriyle işlenen cinayetlerin tamamı çıktı ortaya.

Bu bir rapor. Bu rapor, dehşet şeyleri ifade ediyor. O dönemin başbakanları, müfettişlerine böyle bir rapor hazırlatabilmişler. Daha sonraki koalisyon dönemlerinde, Erbakan döneminde Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu kurulmuştur Mecliste ve cinayetlerin uzatmalı çavuşlar düzeyine kadar nasıl düştüğünü, beyaz Renaultların nasıl cinayet işlediğini, 17 bin faili meçhul cinayetin nasıl işlendiğini, Hizbullah gibi örgütlerin nasıl kullanıldığını, kayıp silahların neler olduğunu, Batman Valisinin kendi başına o silahları nereye götürdüğünün hâlâ tespit edilemediğini, hukuksuzluğu, OHAL’i, sansür, sürgün kararnamelerini, bütün dönemin bütün rezaletlerini bu raporun içinde görebilirsiniz.

Peki, 1996’da bu kaza yaşanmamış olsaydı ve ezkaza bu raporla bu cinayet ilişkileri belgelenmemiş olsaydı çıkmayacaktı ortaya ki bunun temelinde Millî Güvenlik Kurulunda kararlaştırılmış cinayetlerin, Kürt iş adamları listelerinin yayınlandığı ve enselerinden birer kurşunla Diyarbakır’da, Batman’da öldürüldükleri günlerde hukuk yoktu, hukuk rafa kaldırılmıştı ve olağanüstü hâlde yaşanan bu süreci, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 93-97 arasını “Türkiye’de hukuk yoktur.” diyerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine iç hukuk yollarının tüketilmesine gerek görmeden başvuruların kabul edildiği dönemdir. O dönem, bu cinayet zanlıları “Terörle mücadele ediyorum. Vatan, millet, Sakarya” edebiyatının arkasına sığınıp bu cinayetleri işliyorlardı.

Bugün Hükûmet bu konuda kararlılığını ortaya koyuyorsa niye faili meçhul cinayetlerin araştırılmasına karşı çıkıyor, anlamakta güçlük çekiyoruz. Bugün, o dönemin faili meçhul cinayetlerini, suç organize şebekelerini, kumarhanelerin ilişkilerini, kaçakçılık yapanları, şehit cenazeleriyle uyuşturucu taşıyan görevlileri, bürokratları… Bakın, Almanya’nın istihbarat raporlarında devletin çok üst düzeyinde olan kişilerin isimleri kırmızı bültenlerin içinde geçiyor. Şimdi, bir dönemin, bu karanlık dönemin hiçbirini aydınlatamayan Türkiye, hesaplaşamayan bir Türkiye, kendi demokrasisini de kuramaz, yeni bir anayasayı da bu temel üzerinde şekillendiremez arkadaşlar.

Dikkat edin İspanya’ya, GAL çeteleriyle nasıl hesaplaşıldı? Orada Baltasar Garzon gibi yargıçlar vardı, hükûmetin, iktidarın içişleri bakanından emniyet genel müdürüne kadar cinayet işleyen şebekelerinin memurlarını örtülü ödenekten nasıl beslendiklerini teker teker ortaya çıkarırken benim İçişleri Bakanım “Profesör Büşra Ersanlı bölücülük dersi verdi, halkı isyana teşvik için eğitim verdi.” diyor.

Bu kürsüden davet ediyorum İçişleri Bakanını, eğer yirmi dört saat içinde bunun belgelerini çıkarıp ortaya koymazsan ve bunu koymadığın takdirde müfteriliğini kaldırmazsan, istifa etmezsen sen insan değilsin diyorum. Senin Susurluk çetelerinden, onu koruyan ve kollayanlardan hiçbir farkın yok. Sen TCK savcısı mısın? Elinde belge mi var? Dinledin mi?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen...

HASİP KAPLAN (Devamla) – Evraklar mı var elinde? Hangi belgeye dayanarak çıkıyorsun? Avukatının bile ulaşamadığı bir suçlama karşısında 21’inci yüzyılda Susurluk’a rahmet okuturcasına profesörleri, öğretim üyelerini, üstelik de bütün profesörlere hakaret edercesine “Binlercesinden birini aldık, ne olmuş?” diye söylerseniz...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, Hükûmet yok. Böyle bir Meclis olur mu? Hükûmet yok orada. Nerede Hükûmet? Hükûmet gitsin yerinde otursun, orada ne işi var?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, faili meçhul cinayetlerle hesaplaşmak hukukla olur, insan haklarıyla olur, demokrasiyle olur, bağımsız yargıyla olur. Siz bağımsız yargıyı, özel güvenlik mahkemelerini, DGM’lerin yerine koyarak, sıkıyönetim mahkemelerinin yerine koyarak, örfi idarelerin yerine koyarak atadığınız savcılarla, atadığınız hâkimlerle senelerce süren uzun tutukluluklarla, milletvekillerini, aydınları, yazarları tıpkı Susurluk döneminde olduğu gibi içeri atarsanız sizin Susurlukçulardan ne farkınız var, ne farkınız kalır, nedir ayrımınız söyler misiniz? Susurluk’ta da hukuk yoktu, şimdi de hukuk yok. Susurluk’ta da yargı yoktu, şimdi de yargı yok. Susurluk’ta da gizli dinleme vardı, şimdi dinleme var. Susurluk’ta da gizli soruşturmacı vardı, şimdi de var. Susurluk’ta işkenceci vardı, şimdi de var. Ne değişti arkadaşlar, ne değişti?

Üç yıl yargılamadan insanları içeride tutmanın vicdanı nedir, insanlığı nedir, adaleti nedir, hukuku nedir? Siz bu ülkeyi korku imparatorluğuna çevirdiniz. Bu ülkeyi korku imparatorluğuna çevirmekle kalmadınız, bu ülkenin insanlarının başına, herkesin başına bir Susurlukçu gibi bir tane görevli, bir silahlı diktiniz. Burada neden korkuyorsunuz? Çünkü araştıramazsınız. Bunu araştırırsanız şu fotoğrafa bakacaksınız: Bu fotoğraftan birkaç tanesini kendi içinizde çok önemli görevlerde görürsünüz. Araştırırsanız failleri AK PARTİ’nin içinde görürsünüz. Araştırırsanız failleri Hükûmetinizin içinde görürsünüz. Araştırırsanız bürokratlarınızın içinde görürsünüz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Aynaya bak, aynaya.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bunun için yüreğiniz el vermiyor. Bunun için cesaretiniz yok. Bunun için tutturmuşsunuz bir KCK, Kürt aydınlarını içeri, siyasetçilerini içeri, seçilmişlerini içeri alırsınız. Tutturmuşsunuz bir Balyoz, Ergenekon; orada da adil yargılamayı beceremeyip yüzünüze gözünüze bulaştırıyorsunuz. Bu Meclisin 8 tane milletvekili üç senedir içeride, 8 tane milletvekiliyle ilgili burada bir irade tezahür edemiyorsunuz. Yargı yoksa, hukuk yoksa, adalet yoksa, vicdan yoksa en temel hakların ve hürriyetlerin başında gelen yaşam hakkı da yoktur, temel hak ve özgürlükler de yoktur, demokrasi de yoktur; insanlık da ölür orada, vicdan da ölür orada ve öylesine bir kara tehlike musallat olur ki bu ülkeye sizin getireceğiniz yönetim tarzı, Başkanlık tarzı padişahlıktan da daha otokratik, ondan da öte insanlarını vatandaş değil tebaa olarak gören, ondan da öte “Benden başka kimsenin bu ülkede yaşama hakkı yoktur.” diyen bir anlayışa sığınır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen de Ergenekoncusun.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ape Musa’nın eli yakalarınızdadır, Ape Musa gibi bir aydının, bilgenin eli yakanızdadır. Onun katillerini araştırmaya karşı çıkıyorsunuz. Bu Meclisin bir üyesini öldürdü Susurlukçular… Bakın, Mehmet Sincar’ı öldürdüler. Bu Meclisin üyesini öldürenlerin araştırılmasına karşı çıkıyorsunuz. Gelin, bu hukuksuzluklar karşısında gelin hep beraber cinayetlere karşı, hep beraber karanlığa karşı “Vatan, millet, Sakarya” edebiyatını bırakın. Terörle mücadele adı altında insan haklarına saldırıyı bırakın. Hukuka, hukuksuzluğa karşı gelin birlikte hareket edelim. Burada yürek ister, cesaret ister, inanç ister, kararlılık ister. Eğer siz bunu araştıramıyorsanız sizin her şeyiniz beraber hikâyedir. Hikâyeyle uyutmaya devam edersiniz ama size faturası da an gelir öyle ağır olur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) – …sizi yargıladığı zaman Uluslararası Ceza Mahkemesinden kurtaracak bir kişi bulamayacaksınız ve ve suçunuz insanlık suçu olacak…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen… Lütfen kürsüyü terk ediniz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – …soykırım suçu olacak, insanlar karşınızda olacak.

Hepinizi vicdana davet ediyorum.

Saygılarımla. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili.

Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün siyasi partilerimizin üç grup önerileri var. Grup önerilerinin amacı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde olan konuları dizayn etmektir. Her gün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı masalarımızın üzerinde duran, milletvekillerinin tabiriyle “kırmızı gündem” diye ifade edilen konuları görüşmek üzere burada toplanırız.

Nitekim, dün de ifade etmeye çalıştığım gibi, siyasi parti grup başkan vekilleri pazartesi günleri telefon istişaresiyle o hafta içerisinde konuşulacak konuları gündeme getirirler. Salı günkü yaptığımız görüşme çerçevesinde, bizim dün ve bugün, gündemimizde bulunan uluslararası sözleşmeleri çıkarmakla ilgili grup başkan vekillerimizin yaptığı anlaşma vardı, ama, maalesef dün bir siyasi partimizin verdiği grup önerisi münasebetiyle ve salı günkü yaşadığımız olumsuzluklar dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmasını engellemek amaçlı, İç Tüzük’ten kaynaklanan hakların istismarı sonucunda, biz de çalışma saatlerini 14.00-23.00 arasına alarak, bekleyen uluslararası sözleşmeleri çıkarmak amaçlı bunu yaptık.

Bakınız, biraz sonra Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği, yurt dışında yaşayan Türklerle ilgili sorunların araştırılması konusunda araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili grup önerisini görüşeceğiz, ondan sonra da veya daha önce, hangisi, Cumhuriyet Halk Partisinin aynı konuyla ilgili, faili meçhullerle ilgili araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili önergeleri görüşeceğiz, kabul edilip edilmemesini.

Değerli arkadaşlar, buradaki asıl konu gündemi değiştirmek. Eğer siyasi parti grupları haftalık olağan konuşmalarında, grup başkan vekilleriyle yaptıkları istişare sonucunda, şu konuyu gündeme getirelim derlerse, burada milletvekili arkadaşlarımız dikkat ediyordur, muhalefetten grup başkan vekilleri iktidar grup başkan vekilleriyle Meclis çatısı altındayken, iktidar grup başkan vekilleri yine muhalefetten grup başkan vekilleriyle Meclis çatısı altındayken, o günün gündemini de değiştirme imkânlarına sahip olduğuna sizler de şahit oluyorsunuz. Bu meseleler, konuşularak, istişare edilerek yapılacak meseleler.

Dün, Türkiye Büyük Millet Meclisi değerli milletvekilleri AK PARTİ Grubunun çalışma saatleri ve programıyla ilgili grup önerisini oylarıyla kabul ettiler. 5 Ocak tarihine kadar yapacağımız program belli, olağanüstü bir iş olmadığı takdirde, salı günleri 15.00-20.00, diğer günlerde 14.00-23.00 şeklinde çalışacağız.

Bakın, faili meçhullerle ilgili gocunacak hiçbir şeyi olmayan tek parti, iktidar varsa o da Adalet ve Kalkınma Partisidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O zaman “Evet” oyu kullanacaksınız. Öyle kaçmak yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bugüne kadar çeşitli rakamlar var, çeşitli ifadeler var. Kimi 17 bin diyor, kimi 3 bin diyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bir tek kişi, bırak 3 bini, bir tek kişi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Cumhuriyetin kuruluşundan bu tarafa olan faili meçhullerin olduğunu ifade edenler var.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Erbakan döneminde araştırıldı. Siz niye korkuyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama özellikle 1970 yılından itibaren bilim adamları, gazeteciler, toplumun kanaat önderleriyle ilgili faili meçhul cinayetlerini devlet adına yaptığını iddia eden canilerin de var olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bugün, Balyoz Davası’yla, Türkiye'nin seçilmiş Parlamentosunun idare etmesine engel olmaya çalışan kişilerin yargılandığını ve bu iddianamedeki tutanakların da ne olduğunu incelediğiniz takdirde tüylerinizin diken diken olduğunu görürsünüz.

Faili meçhullerle ilgili araştırma komisyonunun kurulması… İç Tüzük’ü açtığınızda görürsünüz, çalışma süreleri belli, İç Tüzük 105’inci maddede çalışma süresinde deniyor ki, araştırma komisyonlarının çalışma süresi üç aydır. Eğer süre yetmediği takdirde bir ay daha Meclis Başkanlığından talepte bulunur, Meclis Başkanlığı uygun görürse bir ay ilave süre verir. Geçen dönemde yine bu konular tartışıldı. Dedik ki: “Bu üç aylık süre içerisinde bunu yapamayız.” Bir de taa eskilerden alarak bu konuyu tavsatırsanız, bu konuyu içinden çıkılmaz hâle getirirseniz, sonuca ulaşılamayacak bir noktaya getirirseniz faili meçhul cinayetlerle ilgili yapılacak araştırma komisyonunu amacına ulaşmak yerine, o insanların vicdanlarını rahatsız edecek, huzursuz edecek, sonuç almayacak bir noktaya getirirsiniz.

Bizim iktidarımız döneminde… AK PARTİ iktidarından önceki dönemlerde faili meçhullerle ilgili komisyonlar kurulmuş ama hiçbir netice alınmamış.

Değerli arkadaşlar, geçen dönemde 1970 yılından bu tarafa faili meçhul cinayetlere kurban gitmiş insanların yakınları, aileleri, siyasi parti gruplarını ziyaret ettiler. Bizim grup başkan vekillerimizden Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı, şimdi Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ’ın da olduğu grup başkan vekili arkadaşlarımız heyetleri dinlediler. “Onlarla ilgili yaptıkları konularda belirli bir zamanı seçelim, belirli bir olayı seçelim; olayın üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi kısıtlı zaman içerisinde ne yapabilirse onu yapsın.” dedik. Baktık, bu konuyla ilgili olmuyor ve geçen dönemde İnsan Hakları Komisyonunda sürekli olarak çalışabilecek faili meçhul cinayetlerle ilgili alt komisyon kurulmasına siyasi partilerimizin mutabakatıyla karar verdik.

Şimdi, değerli arkadaşlar, faili meçhul cinayetler bu ülkenin kötü bir anısıydı ve Türkiye Cumhuriyeti devleti 2002 yılına kadar faili meçhul cinayetlerle, işkencelerle anılan ülke olur, yurt dışına giden milletvekillerimiz bu konuyu savunmakta güçlük çekerlerdi. Başı öne eğik giderlerdi, çünkü söyleyecekleri bir cevap, araştıracakları bir imkân ve fırsat da bulunmuyordu, fırsat da verilmiyordu. Ama 2002 yılından itibaren bir tek Profesör Doktor Nihat Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili kısım…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – 116 tane var, 116…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir tek Profesör Doktor Nihat…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – 116 tane var!..

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O PKK’nın öldürdükleri olabilir. PKK’nın, KCK’nın desteğiyle öldürülmüşler olabilir.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Listesi burada!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İnsan hakları raporlarına bak!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, şu anda biraz önce konuşan milletvekili bizi vicdan muhasebesine tabi tutarken…

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Aydın Erdem sizin döneminizde faili meçhul…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 1984 yılından bu tarafa 40 bin insanımızın hayatını kaybettiği, daha bundan on gün önce karnında bebeğiyle birlikte -cinayet işleyerek katlettiği- şehit ettiği annenin ve onların ailelerinin huzursuzluğunu vicdan muhasebesi yaptığında nereye sığdıracak acaba?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gelin, bütün hakikatleri araştırmaya var mısınız? Bütün hakikatleri araştıralım; var mısınız?.. O yürek var mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, bu memlekette 11 bin civarında polis, güvenlik güçleri şehit verilmişse, katledilmişse bunun hesabını, vicdan muhasebesini vermek mecburiyetindesiniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hakikatler komisyonu kuralım, buyurun, herkesi yargılayalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şunu ifade ediyorum: Şu anda sizin getirdiğiniz, bütün siyasi partilerin getirdiği önergeler, bizim yaptığımız gündemi değiştirmek, gündemden sonra bir şey konuşmamak...

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sizin gündeminiz mi var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Eğer okursanız, Barış Demokrasi Partisinin, Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisini okursanız, konuşursanız, araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili önergelerin konuşulması ve gündemin bu şekilde devam etmesi şeklinde ifadedir. Bu, açıkçası, milleti aldatmaktır.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ayıp, ayıp!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Konuşuruz, siyasi parti gruplarıyla bir araya geliriz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıptır! Yani yüreğiniz el vermiyor!

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Sus! Biz seni dinledik, sus sen de!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …o çerçevede deriz ki: “Faili meçhul cinayetlerle ilgili konularda sınırları çizelim ve İnsan Hakları Komisyonunda…”

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani, ayıp oluyor, yakışmıyor!

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Sus! Biz seni dinledik.

BAŞKAN – Lütfen müsaade edin sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “…İnsan Hakları Komisyonunda da biz alt komisyonu kurup bu konuyu görüşelim.” deriz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yaşam hakkını araştıralım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama, şu anda, tamamen bir popülizm yaparak…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hangi popülizm?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …fırsatçılık yaparak milletin yüreğindeki yara olan bu konuyu…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 18 bin cinayet popülizm midir?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini değiştirmek amaçlı yapılan konuşmanın, biraz önce söylediği vicdan muhasebesiyle karşılaştırdığında, yüreği yanan ailelerin yürek acılarını depreştirmenin hangi vicdana sığdığını…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gelin, hepsini araştıralım. Hepsini araştırmaya var mısınız?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …konuşmacıların, bizi bu vicdansızlıkla itham eden kişilerin vicdanına, o ailelerin vicdanına, gönüllerine havale ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hakikatler Komisyonunu kurmaya var mısınız?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – İnsanlar kemik arıyor, kemik…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gelin, hakikatler komisyonu kuralım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Kaplan… Konuştunuz on dakika… Lütfen müsaade edin hatip konuşsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, faili meçhullerle ilgili…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – İlk önce onları bulun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Faili meçhullerle ilgili, tekrar ediyorum, altını çizerek ifade ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – AK PARTİ iktidara geldiği günden bu tarafa…

BAŞKAN – Sabırlı olun…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …ne bir işkence olayına şahit olunmuştur ne de -bir olay hariç olmak üzere- faili meçhulle karşı karşıya kalınmıştır.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sizin döneminizde…

BAŞKAN – Sayın Tuncel…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yarası olmayan, gocunmayan tek siyasi parti Adalet ve Kalkınma Partisidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O zaman niye açmıyorsunuz?

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Hesap verin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Faili meçhul cinayetlerle ilgili bizim yaptığımız icraatı takdir etmek gerekirken, bizim yaptığımız faaliyetleri alkışlamak gerekirken…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz getirin önergeyi araştıralım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …burada vicdan muhasebesine davet etmek hiç yakışık almayan bir davranıştır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıptır, ayıp!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Siz, öncelikle, 19 Ekim tarihinde KCK’ın, PKK’nın katlettiği anaların, ailelerin gözyaşlarının hesabını verin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Gelin, cinayetlerin hepsini araştıralım.” diyoruz. Gelin, hakikatler komisyonu kuralım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir milletvekiliniz kalktı dedi ki: “PKK neyse KCK odur.” dedi. Bir milletvekiliniz kalktı dedi ki: “Kandil ta bizim merkezimizdir.” dedi. Siz Kandil’in işlediği cinayetleri lanetleyemiyorsunuz, kınayamıyorsunuz… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Ayıp, ayıp!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne çarpıtıyorsun! Susurluk var, Susurluk! Çarpıtma! Elitaş, şu fotoğraflara iyi bak, aranızda görürsünüz bazılarını!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …2002 yılından bu tarafa AK PARTİ iktidarının faili meçhullerle ilgili yaptığı mücadeleyi, işkenceyi durdurup başı dik bir ülke hâlinde uluslararası camiada temsil edilmesini ruhunuza, içinize sindiremiyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bunları gör, o raporları oku!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir Türk vatandaşı olarak gurur duymanız gereken durumdan maalesef rahatsızlık hissediyorsunuz. Niye?

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Bir Kürt vatandaşı olarak sizin bu politikalarınızı eleştiriyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tuncel, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Siz bugün “Kürtlerin savunucusuyuz.” diye ifade edip onlara işkence eden bir konumdasınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti devletinin yapması gereken en önemli iş PKK’nın zulmünden bu milleti kurtarmaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

Sayın Vural, sizin bir söz talebiniz var, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türkiye Cumhuriyeti devletinin terörle mücadelesini hukuk ve siyasi meşruiyet içerisinde yürütmeye kararlı olduğuna ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında zannederim 15 Temmuz 2011 tarihinde sizin başkanlığınızda o zaman askerlerimizin şahadetiyle ilgili olarak siz bir konuşma yapmıştınız. Daha sonra üç parti olarak bir deklarasyon yayımlamıştık; Türkiye'nin bölücü terörle mücadelesinin demokratik ve siyasi meşruiyeti olduğunu ifade etmiştik. Türkiye'nin terörle mücadelesini demokrasi dışı ya da hukuki meşruiyet dışına taşıyarak mahkûm etmek isteyenlere karşı dimdik ayakta durmamız lazım. Bu çerçevede, hukukun dışına taşarak, bu konularla ilgili, terörle mücadelenin bu şekilde karartılmasına yol açanlarla ilgili olarak da Hükûmetin bunun arkasındakilerin hepsinin açığa çıkartılması konusunda her türlü girişimin yapılmasını biz de istiyoruz. Ama şunu ifade etmeliyiz ki, Türkiye Cumhuriyeti devleti terörle mücadelesini hukukun içerisinde, siyasi meşruiyet içerisinde yürütmeye kararlıdır. Bu çerçevede yürütülmesi için her türlü girişimin de yanında olacağımızı ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, Sayın Elitaş grubumuzu hedef alarak, verdiğimiz araştırma önergesi faili meçhul cinayetlerle ilgili olmasına rağmen bunun dışına çıkıp grubumuzun bazı söylemlerde bulunduğunu tarif ederek, olayları çarpıtarak sataşmada bulundu. Bu konuda grubumuz adına söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Grubu hedef alarak konuştunuz...

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet efendim…

BAŞKAN – Hayır, siz de diyorum Sayın Elitaş’ın grubunu hedef alarak konuştunuz.

Yerinizden açacağım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, almadım. Ben konuyla ilgili, faili meçhullerle ilgili konuştum. Kendisi faili meçhullerden dışarı çıkararak…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, failleri tekrar ettim. Kendileri inkâr ediyorlarsa çıksın söylesin.

BAŞKAN – Ne söyledi?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan..

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Ünal… Ne söyledi yani?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, on dakika konuşmasının tamamını faili meçhullerle ilgili konunun dışında kullanarak…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklara bakın Sayın Başkanım, tutanaklarda hep faili meçhullerle ilgili konuştum…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – …kendi zamanlarında, kendi dönemlerinde faili meçhul cinayetlerin olmadığını söyleyerek, “Kendi dönemimizde bu tür suçlar işlenmemiş.” diyerek, “Bir tek kişi, Hablemitoğlu’nun dışında yoktur.” diyerek gerçeğe aykırı beyanlarda bulundu ve bizim partililerimizin de söylemlerine atıfta bulundu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, komisyon dışı…

BAŞKAN – Tamam, bunun sataşma neresinde?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Daha ne olsun efendim? Daha ne olsun?

BAŞKAN – Hayır, kendi dönemlerinde faili meçhul olmadığını söylemenin, sataşma neresinde, onu soruyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi, biz bu dönemde, bu iktidar döneminde de faili meçhul cinayetlerin sürdüğünü söylüyoruz, hukuksuzluğun şimdi de sürdüğünü söylüyoruz ve tamamının araştırılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Anladım da yani Sayın Elitaş’ın size sataşması neresinde?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Daha sataşmak için ne gerekiyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen yani Sayın Kaplan… Sataşma olarak…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani sataşmak için ve cevaplamak için AKP’li mi olmamız lazım? Başkan, yapmayın, biraz adil olun. Bir grup başkan vekili olarak şurada çıkıyorum bizi ilgimiz olmayan olaylarla…

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Kaplan, bir saniye… Sayın Kaplan, söz istemek için el kaldırdınız, ne söylemek istediğinizi sormak için söz verdim ben size. Önce bir sataşmanın olması gerekir ki arkasından söz alın. Kaldı ki bakın, mikrofonu da açtırdım. Yani Grup Başkan Vekilisiniz, söyleyeceğiniz başka şeyler varsa bunu söyleyebilirsiniz ama ben sataşma olarak değerlendirmiyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, grubumuzun milletvekillerinin böyle konuşmalar yaptıklarını söyledi, ben de böyle bir konuşmanın…

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince söz veriyorum, oradan, yerinizden konuşabilirsiniz fakat sataşma söz konusu değil yani onu özellikle açıklamak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Lütfen, sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun.

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, faili meçhul cinayetlerin araştırılmasına ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş kendi hükûmetleri döneminde bir tek Hablemitoğlu faili meçhul cinayeti olduğunu söyledi. Önünüzde İnternet var, “Google”a girin İnsan Hakları Derneği ve MAZLUMDER’in 190 tane faili meçhul cinayet var. Aydın Erdem, Şerzan Kurt… Bunların hepsi sizin iktidarınız döneminde işlenen faili meçhul cinayetlerdir. Şimdi, bu raporların hepsinde bu var. Biz burada faili meçhul cinayetler araştırılsın diyoruz. Biz şunu söylüyoruz iktidar partisine: Gelin, hakikatleri araştırma komisyonuna çevirelim, bunu kuralım. Örgüt, devlet, karanlık, çete, organizasyon, kim ne suç işlemişse gelin hepsini beraber araştıralım. Var mısınız?

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – KCK dâhil.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bunu koyalım yüreklice. Yoksa bunun arkasından kalkıp… Bizim parti grubumuzdan birinin Kandil’de böyle dediğini, son olaylarda bu yaşandığını… Ben size Susurluk’un yıl döneminde işlenen faili meçhul cinayetleri, JİTEM’i, itirafçıları, tetikçileri, işlenen cinayetleri anlatıyorum, gelin, bunu araştırın diyoruz. Ya bunu araştırırsınız ya da karşısında durursunuz. Karşısında duruyorsunuz ama eğer başka argümanınız varsa gelin hakikatler komisyonu koyalım. Türkiye’deki bütün gerçekleri araştıralım. Birlikte, Meclis olarak buna karar verelim, birlikte çalışalım. Benim davetimdir. Mecliste hakikatler komisyonu kurulma davetini AK PARTİ’ye yapıyoruz. Buyurun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, izin verirseniz bir cümle söyleyeceğim. Sayın Milletvekili beni dinlememiş. Bazı konulara takılmış. İzin verirseniz bu konuyu bir cümlede açıklayacağım.

BAŞKAN – Bir cümle ama. İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince.

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İnsan Hakları Komisyonunda bütün siyasi partilerin temsil edildiği bir alt komisyonun kurulmasına ve faili meçhul cinayetlerin bu komisyonca araştırılmasına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, araştırma komisyonlarıyla ilgili, kurulmasıyla ilgili verilen grup önerilerinin içeriğinin ne olduğunu biliyoruz ve rahat olduğumuzu da ifade ediyoruz. Bu komisyonların da kurulması gerektiğini söylüyoruz. Geçen dönem bir adım attık. İnsan Hakları Komisyonunda bu konuyla ilgili bir alt komisyon kurulsun, bütün siyasi partilerin temsil edildiği, BDP’si, MHP’si, CHP’si ve AK PARTİ’nin temsil edildiği milletvekillerinden oluşan bu komisyon bunu araştırsın…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …ama İç Tüzük 105’inci maddesine göre üç aylık süre var.

BAŞKAN – Açıkladınız Sayın Elitaş.

Teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tamam, getirin kabul ediyoruz. Diğer gruplar da kabul ediyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Fakat bu konu çok kapsamlı değil, sadece gündem değiştirmek amacıyla verilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O anlamda biz bu önergeyi reddediyoruz. Gündem değiştirme amacıyla verilmiştir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Getirin, kabul ediyoruz kardeşim. Laf etme… Getirin, getirin, sözünüzün arkasında durun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım…

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, sizi göreve davet ediyorum. Hükûmet yok, neyi oyluyorsunuz siz?

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.40
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Öneriyi okutuyorum:

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- Ülkemizden yurt dışına göç eden işçilerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin 3/11/2011 Perşembe günü Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına; Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin MHP Grubu önerisi

                                                                                                          Tarih: 03.11.2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 03.11.2011 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                              Oktay Vural

                                                                                                                    İzmir

                                                                                                    MHP Grup Başkanvekili

Öneri:

02 Kasım 2011 tarih ve 676 sayı ile “Ülkemizden Yurt Dışına Göç Eden İşçilerin ve Ailelerinin Yaşadıkları, Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla” verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 03.11.2011 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde, yapılmasını Meclis Araştırmasının kabulü halinde ayrıca Gündemin 20 inci sırasında yer alan Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının gündemin 1 inci sırasına alınarak, bu kanun tasarısının bitimine kadar Genel Kurulun çalışması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun ikinci önerisi olan ve elimizdeki Meclis gündeminde “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 20’nci sırasında yer alan 15 sıra sayılı Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun öncelikle görüşülmesini talep ediyoruz. Çünkü son dönemde artan terör olaylarıyla ilgili ve buna destek olan finansman kaynaklarının kontrol altına alınarak terörün önlenmesine yönelik ciddi bir kanun tasarısı olduğunu düşünüyoruz. İnşallah, Meclisin siz değerli üyeleri de aynı düşünceyle bunu kabul eder, bunu da ülkemiz adına hayırlı bir hizmet olarak bugün gerçekleştirmiş oluruz.

Şimdi, grubumuzun önerisi olan ve elli yıl önce 30 Ekim 1961 yılında Türkiye ile Federal Almanya hükûmetleri arasında imzalanan, âdeta toplumda “Umuda yolculuk” olarak bilinen yurt dışı göç anlaşmasının yıl dönümü nedeniyle Türkiye’nin gündemine tekrar gelen yurt dışına göç eden işçilerimizin ve ailelerinin yaşadıkların sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırmasının açılmasını talep ettiğimiz önergemizle ilgili konuşmak istiyorum.

Öncelikle, sözlerimin başında, 26 Ekim ve 30 Ekim tarihleri arasında söz konusu anlaşmanın 50’nci yıl dönümü sebebiyle TRT ve Devlet Demiryolları Genel Müdürlüklerinin iş birliğiyle organize edilen ve Türkiye’den medya mensupları başta olmak üzere, elli yıl önce İstanbul Sirkeci Garı’ndan trene binip Almanya-Münih Garı’na tren yolculuğu yaparak göç etmiş işçilerimizin de içinde yer aldığı tren seferinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına birlikte olmaktan onur duyduğum başta Sayın Meclis Başkanı Cemil Çiçek, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kabakçı, Trabzon Milletvekili Sayın Safiye Seymenoğlu, Elazığ Milletvekili Sayın Sermin Balık, Manisa Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ, Düzce Milletvekili Sayın Fevai Arslan; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görevli Sayın Ömer Süha Aldan ve şahsımla birlikte, sonradan Sayın Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın da katıldığı güzel yolculuk için birlikte olduğumuz arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Gerçekten, hem Meclisimiz adına bir kaynaşma örneğini yaşadık hem de elli yıl öncesi bu yolculuğa çıkmış birçok vatandaşımızla gerek birlikte gerekse ayrı ayrı dertleşme imkânını bularak onların sorunlarını birinci ağızdan dinleme fırsatı bulduk. Bu yolculukta edindiğim birkaç intibanın dışında bu konuyla ilgili olarak, özellikle de 50’nci yıl dönümü nedeniyle medyaya da yansımış, konu üzerinde emek vermiş, akıl yormuş bazı yazarların da görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Her şeyden önce, bu yolculuğa elli yıl öncesi “umuda yolculuk” olarak çıkmış insanlarımızın bugün bazılarının gelmiş olduğu iyi noktadan memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum. Sanatçılarımızdan tutun, Fatih Akın, Mesut Özil gibi sporcularımıza kadar ikinci kuşakta, üçüncü kuşakta Türk genci olarak göğsümüzü kabartacak örnekler var, iş adamları örnekleri var. Bunlar birçok basında ve medyada yer aldığı için onlarla çok fazla vakit harcamamaya özen göstereceğim ancak birçok insanın üzerine gitmeye cesaret edemediği ama o yolculukta bunları yaşayan insanların “Fazla duyulmasın, kimseyi de rahatsız etmeyeyim.” düşüncesiyle zorlanarak dile getirdikleri birkaç konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Her şeyden önce en çok rahatsızlık duydukları konu 80’li yıllardan itibaren birikmiş sermayelerinin hem Almanya tarafı hem de Türkiye tarafından -kendilerinin ifadesiyle, tırnak içinde söylüyorum- vurguna dönüştürüldüğü rahatsızlığıdır. Yani adına kamuoyunda “İslami holding” denen, halka arz yöntemiyle yabancı ülkelerde tasarruf sahibi olmuş vatandaşlarımızın tasarruflarının değerlendirilmesi amacıyla, Türkiye’de bu sermayelerin nerede kullanıldığının sonradan anlaşılamadığı bir gerçekle karşı karşıya olmuş olmaları, bunları en çok yaralayan ve üzen konuların başında gelmektedir.

Bu konuyla ilgili Meclisin 22’nci Döneminde bir Meclis araştırması raporu hazırlanmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmüştür. Cumhuriyet Halk Partisinin önerisiyle bu konuda komisyon kurulmuş, çalışmış, rapor açıklanmış ama maalesef, 22’nci Dönem, geçen 23’üncü Dönem ve bu dönemin bugününe kadar burada geliştirilen öneriler, alınması gereken tedbirlerle ilgili Hükûmetin, üzülerek ifade ediyorum, kılını dahi kıpırdatmamış olması bu insanları yaralayan en önemli konuların başında gelmektedir.

Geçen dönem şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna mensup bazı arkadaşlarımla birlikte hiç veremediysek bu konuyla ilgili en az yirmi tane soru önergesi verdik. Üzülerek ifade ediyorum ki hiçbir ilgili bakandan doğru dürüst bir cevap alamadık.

Şimdi, bu sorunun çözülmesi lazım. Yani o raporda bu Meclisin, yüce Meclisin siz değerli üyelerinin de içinde bulunduğu bir grup arkadaşımızın hazırlayarak geliştirdiği önerileri yeniden gündeme taşıyıp mutlaka uygulamaya koymamız lazım. SPK’nın bu konuda yasal düzenlemesinin acilen gerçekleştirilmesi lazım.

“Peki, başka ne var?” derseniz, bu konuyla ilgili sadece bir iki cümleyi aynen aktarma olarak euraktiv.com.tr Yayın Yönetmeni Sayın Kerem Çalışkan’ın ifadesiyle, 21/9/2011 tarihli medyada da “Başarısız Göç Öyküsü” başlığıyla çıkmış yazıdan birkaç cümleyi paylaşmak istiyorum: “Bu paraların çok ciddi bir kısmı da daha sonra, 80’li yıllardan başlayan İslami holdingler vurgununda heba olup gitti. Camilerde toplanan paralar sefil ve sahtekâr insanların elinde buhar olup uçtu. Kurulan onlarca holding birer sahtekârlık makinesi gibi Almanyalı Türklerin parasını eritti.”

Devamı var, fazla üzerine gitmeyeceğim.

Bu furyada Türk işçilerinin kaybolan parasının miktarı kimilerine göre 40 milyar euro civarındadır. Geçen dönemki raporlarda zikredilen rakam 30 milyar euro civarındaydı. 30 ya da 40, 3 bile olsa çok önemli ama bu insanlar yılların -otuz yıllık, kırk yıllık- birikimini, inanmışlar, “Müslüman” demişler, insanlara teslim etmişler, aldatılmışlar ve vurguna çevrilmişler. Bu en büyük rahatsızlık konularından birisiydi.

“Başka ne var rahatsızlık duydukları konular arasında?” derseniz, özellikle Almanya’da 2007 yılında çıkartılan ırkçı, yabancılara karşı ırkçı yasaların getirdiği uygulama sıkıntıları var. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir kızımızla evlenen Almanya’daki bir Türk genci eşini Almanya’ya götüremiyor, değerli milletvekilleri, çocuğunu Almanya’ya götüremiyor. Şimdi, iyi taraflarından bahsedelim, güzel ama bu insanların bu gerçek problemlerini de unutmayalım. Özellikle bugün Almanya’da yaşayan 3 milyona yakın vatandaşımızın 1 milyona yakını Alman nüfusuna kayıtlı. Özellikle Türklerin yüzde 40’ı fakirlik sınırının altında bir gelir düzeyine sahip ve Alman sosyal yardım kasalarından ayda 600-700 euro civarında verilen yardımlarla geçiniyor. 1 milyona yakın yirmi beş yaşın altındaki gencin yüzde 60’ı iyi bir eğitimden ve meslekten yoksun durumdadır.

Dolayısıyla bu sorunlara çözüm bulacak bir araştırmanın yapılmasında çok ciddi yarar olduğuna inanıyoruz ve bu konuyla ilgili desteklerinizi bekliyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Tülin Erkal Kara, Bursa Milletvekili…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Çığlık konuşacak efendim.

BAŞKAN – Düzeltiyorum: Fazilet Dağcı Çığlık, Erzurum Milletvekili…

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizden yurt dışına göç eden işçilerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen MHP’nin grup önerisinin aleyhinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Milletimizin büyük teveccühüyle üst üste 3’üncü kez ve her seferinde oylarını artırarak tek başına iktidar olan AK PARTİ Hükûmetimiz…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Yeter ya, hep aynı şeyler!

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Devamla) – …sadece Türkiye’de yaşayan 74 milyon vatandaşımız için değil, ülkemiz sınırları dışında yaşayan 5 milyondan fazla vatandaşımız için de önemli hizmetlerde bulunmuştur.

Ülkemizin ilk olarak 1961’de Almanya ve sonraki yıllarda da diğer ülkelerle imzaladığı işçi göçü anlaşmalarıyla ana yurtlarından ayrılan Anadolu insanı bugün yaşadıkları ülkelerde kalıcı olmuşlardır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Son on yılda kaybettikleri haklarını da sıralar mısınız?

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Devamla) – İnsanlarımız farklı diyarlarda olmalarına rağmen Türkiye’mizle olan bağlarını koparmamış ve kültürlerini korumuşlardır. Bu vatandaşlarımız yurt dışında kazandıkları dövizlerini ülkemize göndererek Türkiye’nin de kalkınmasında büyük katkı sağlamıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onun için mi Alman vatandaşı olmayı öneriyorsunuz?

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Devamla) – Gurbet ellerde yaşayan bu insanlarımızın ülkemize olan bağlılığı ne yazık ki geçmiş iktidarlardan aynı derecede karşılık bulamamıştır. Maalesef, devletimiz bu insanlarımızı bir döviz getirisi olarak düşünmekten başka herhangi bir şey yapmamıştır. Oysa bu insanlarımızın ekonomik, sosyal, kültürel olarak güçlü olmaları Türkiye’nin yararınadır. Nitekim, bugün dünya haritası üzerinde gördüğümüz birçok küçük devleti ayakta tutan, güçlü kılan şey bu devletin, devletlerin yurt dışında yaşayan vatandaşladır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz olarak, geçmiş iktidarların ihmal ettiği yurt dışındaki vatandaşlarımızla bugün çok yakından ilgilenmekteyiz.

22’nci Dönemde Meclisimiz, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının tespiti için dönemin Devlet Bakanı Sayın Said Yazıcıoğlu’nun başkanlığında bir araştırma Komisyonu kurmuş ve bu Komisyonun sonuçlarından sonra da Parlamento çatısı altında grubu bulunan tüm partilerin desteğiyle geçtiğimiz yıl Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı kurulmuştur. Bu Komisyondan biraz önce MHP’li arkadaşım da bahsetti. Bu kurumumuz, Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımız yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarıyla bire bir ilgilenmektedir. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız arasında büyük bir heyecana yol açan söz konusu Başkanlığımız kuruluşunun daha ilk yılından yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarıyla hemen ilgilenmeye başlamış ve özellikle, kangren hâline gelen çifte vatandaşlık konusunda mavi kart uygulamasında ve yurt dışında vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde oyk kullanması konusunda iki yeni kanun tasarısı hazırlamış ve sayın Başbakanımızın önceki gün Almanya’da belirttiği üzere Bakanlar Kurulunda imzaya açılmıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye Mavi Kart, bir tek Türklere uyguluyorlar, çifte hakkı tanımıyorlar?

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen dinleyiniz.

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Devamla) – Çok kısa bir süre içerisinde de Genel Kurulumuzun gündemine gelmiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğruları söyleyin, doğruları, bir tek Türklere Mavi Kart var deyin.

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hatırlayacağınız üzere yurt dışında yaşayan Türk vatandaşların bulundukları ülkelerin vatandaşlıklarını kazanmasını destekleyen Türkiye 1995 yılında bu amaçla mavi kart, yani eski rengiyle, adıyla pembe kart uygulamasını başlatmıştır. Söz konusu uygulamayla çifte vatandaşlığa izin vermeyen ülkeler de -bunlar Almanya, Avusturya, Danimarka, Hollanda- vatandaşlarımıza bulundukları ülkelerin vatandaşlığına geçmeleri ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkıp mavi karta başvurmaları istenmiştir. Böylece mavi karta sahip olan vatandaşlarımız Türkiye’de normal bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi kabul edilecek ve işlerini görebilecekti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı mı, değil mi? Onu söyleyin.

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Devamla) – Tabii ki, vatandaşı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Değil, oy kullanamayacak.

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Devamla) – Ancak mavi kart sahibi vatandaş larımız öncelikle TC kimlik numara sistemine geçilmesiyle…

BAŞKAN – Sayın Akar, müsaade eder misiniz? Sayın Akar, lütfen ama müsaade edin...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama doğru söylemiyor Başkanım.

BAŞKAN – Sizi ilgilendirmez!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kimi ilgilendiriyor?

BAŞKAN – Grup Başkan Vekiliniz cevap verir.

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Devamla) – Biraz dinlerseniz efendim... Biraz dinlerseniz nedenlerini de dile getireceğim efendim.

Mavi kart sahibi vatandaşlarımız özellikle TC kimlik numara sistemine geçilmesiyle birlikte nüfus kütüklerinin kapalı olması sonucu Türkiye’de hiçbir işlemi göremez hâle geldiler; ne bir bankada hesap açabiliyor, ne bir cep telefonu için sim kart alabiliyor ne de aldıkları trafik cezalarını ödeyebiliyorlardı. Bu sebeple Mavi Kart Türkiye’de etkin olmuyor ve yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız arasında tercih edilmiyordu. Mavi Kart’ta yaşanan bu sorun üzerine Hükûmetimizin isteğiyle yurt dışı Türkler ve akraba Topluluklar Başkanlığı hemen faaliyete geçmiş ve Mavi Kart’a değişiklik getiren söz konusu yeni tasarıyı hazırlamıştır.

Yeni tasarıya göre Mavi Kartlı vatandaşlarımız için yeni bir Mavi Kart kütüğü çıkarılmış olacak ve vatandaşlarımıza TC kimlik numarasına benzer…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye nüfus kâğıdı vermiyorsunuz? Niye? Bunu söyleyin. Almanya’da yaşayan Türkler için… Herkes çifte vatandaşlık hakkına sahip, sadece Türkler sahip değil.

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Devamla) – …bir şekilde bir kütük oluşturarak mavi kart numarası verilecektir. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne TC kimlik numarası dışında bir de mavi kart numara sistemi oluşturulacaktır. Böylelikle mavi kart sahibi vatandaşlarımız hesap açmak için bankaya gittikleri zaman mavi kart numaralarını göstererek kolayca hesap açılabilecek, tapu, gayrimenkul alma satma, telefon hattı ve benzeri işlemlerini kolayca yapabileceklerdir. Bununla birlikte, yeni tasarıyla, değişiklikle eskisinin aksine mavi kart sahiplerinin yeni doğan çocukları da otomatikman mavi kart sahibi olmuş olacak ve ayrı bir başvuruya gerek kalmayacaktır.

Son olarak da yeni düzenlemeyle birlikte mavi kart sahipleri, artık, kamu kurum ve kuruluşlarımızda işçi, geçici veya sözleşmeli personel olarak çalışabileceklerdir. Mavi kart sahipleri 657 sayılı Kanun’a tabi devlet memuru olamayacaklardır ancak kamu kurum ve kuruluşlarında işçi, geçici işçi veya İş Kanunu’na tabi sözleşmeli personel olarak çalışabileceklerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu itibarla, başta Başbakanımız olmak üzere Hükûmetimizin değerli bakanlarına ve tüm Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı çalışanlarına yurt dışındaki vatandaşlarımızın sorunlarıyla yakından ilgilendikleri için şükranlarımızı arz ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa’da doğmuş, büyümüş ikinci nesilden biri olarak aranızda bulunuyorum. Avrupa’da bütün evreleri yaşamış birisi olarak vatandaşlarımızın on yıl öncesindeki sorunlarına çözüm bulma noktasında Hükûmetimiz büyük adımlar atmıştır. Bütün bu gelişmeler bariz bir şekilde görülürken şu an Sayın Başbakanımızın Almanya’daki vatandaşlarımızın arasında olması bile bu Meclisin araştırma önergesinin gündeme gelmesinin gereksiz olduğunun bir göstergesidir.

Bu sebeple, Meclis araştırma önergesinin açılmamasının gerektiğini bildirir, ileriki zamanlarda belki başka konularla beraber bunun yapılabileceğini düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çığlık.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının sorunlarının araştırılmasıyla ilgili verdiğimiz araştırma önergesinin lehinde konuşmak üzere söz aldım.

Bildiğiniz gibi, yaklaşık 1960 yılında başlayan Avrupa’ya Türk vatandaşlarının göçü sonrası şu anda 4 milyon Türk vatandaşı Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşamakta. Bunlar bulundukları ülkelerde uyum sorunları yaşamakla beraber, geçen süre içerisinde bulundukları ülkelere çok ciddi katkı sağlayan birer birey olmuşlardır. Aslında, bunu biraz daha geriye götürürsek 4 milyon insanın Türkiye’den ayrı bir yerde, yabancı bir ülkeye gitmesi, orada yaşamaya karar vermesi çok ciddi, başlı başına bir sorun. Bulunduğunuz topraklardan ayrı kalmak insanların psikolojisini çok ciddi bir şekilde rahatsız eden bir sorun ama ekmeğin bulunduğu yere, doyduğu yere göç eden Türk toplumları geçmişte, tarihte olduğu gibi hâlâ göçe devam ediyorlar.

İkinci Dünya Savaşı’nın 1945’te bitmesiyle ve soğuk savaş döneminin başlamasıyla birlikte, özellikle yüz binlerce, hatta milyonlarca insanını kaybetmiş Batı Avrupa ülkeleri çok acil biçimde yabancı işçiye ihtiyaç duydular o dönem. Büyük bir sanayileşme atağına geçip savaş yıllarında kaybettikleri ekonomik güçlerine tekrar dönmeyi amaçlayan Almanya olmak üzere en başta, Fransa, Belçika, Hollanda, Avusturya, İsviçre, Danimarka gibi ülkeler Orta Doğu, Afrika ve Doğu Avrupa ülkelerinden işçi almaya başladılar. Başta Türkiye, Yunanistan, Fas, Tunus, Cezayir, Yugoslavya gibi ülkelerden 1960’lı yıllardan itibaren 100 binlerce insan Batı Avrupa ülkelerine çalışmaya gittiler. Bu ülkelerin ortak yanı sanayileşememiş olmaları ve işsizlik girdabında çırpınıp durmalarıydı. İlk başta geçici olarak çalışmaya gelen ve belirli bir gelir elde ettikten sonra ülkelerine dönmeyi düşünen bu insanlar, zamanla bu ülkelerin sosyal ve ekonomik imkânlarını terk etmemek için ve de ülkelerinde bu imkânların o dönem olmamasından dolayı geri dönmek yerine buralarda kalıcı olmayı tercih ettiler. Batı Avrupa ülkelerinin de bu yabancı işçilere ihtiyaç duyması, vatandaşlık hakkı vermesi gibi nedenler bu durumu daha da pekiştirmiş oldu.

Yurt dışında, özellikle Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın sayısız sorunu bulunuyor; bunların bir kısmı ekonomik, bir kısmı toplumsal, bir kısmı da eğitim sorunlarından oluşuyor. Bu sorunları ortaya koymak ve çözüm alternatifleri üretmek amacıyla yapılan birçok araştırma ve rapor var. Bu raporları incelediğinizde bugün yurt dışında yaşayan yurttaşlarımızın bugünkü durumu, yaşadıkları genel sorunlar ve bunlara ilişkin çözüm önerileri yer alıyor. Bugün yurt dışında, çoğu Avrupa’da olmak üzere Rusya, Orta Asya ve Türk cumhuriyetlerinde, Suudi Arabistan’da, Libya’da, Kuveyt’te, İsrail’de ve diğer ülkelerde 4 milyona yakın soydaşımız yaşıyor. Bunların en önemli sorunları: Özellikle AB ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımızın AB hukukunun uygulanmaması sorunu var. AB’de yaşayan Türk işçilere ücret ve diğer çalışma koşulları yönünden ayrımcı muameleler yapılarak AB hukuku yerine getirilememekte. İşsizlik ve mesleki eğitim sorunları var, aile birleşmesi sorunları var. Eşleri ve çocukları Türkiye’de olan işçilerin ailelerini çalıştıkları ülkelere getirip aile birleşmesi sağlamalarının önünde ülkelere göre çok ciddi farklılıklar var. Vatandaşlarımızın hukuki sorunları var, özellikle çifte vatandaşlık sorunları var, vize uygulamasında sorunlar var, vergi yükümlülüğünde eşitsizlikler var, vatandaşlarımızın, özellikle yetişkinlerin uyum sorunları var, aileden kaynaklanan sorunlar var.

Tabii, bütün bunları çözmek için Hükûmetimiz de çok ciddi çalışmalar yapıyor. En son geçenlerde Sayın Başbakanın da katıldığı “50’nci Yılında Almanya’da Yaşayan Türkler” konulu bu sempozyuma katılan kuruluşlara bakıyoruz, 2004 yılından bu yana faaliyet gösteren birtakım dernek ve kuruluşlar olmasına rağmen, 1978 yılından bu yana Avrupa’da yaşayan Türklerin sorunlarını her merhalede dile getiren Türk Federasyonuna bu sempozyumda yer verilmiyor. Bunun sebebi, bu Türk Federasyonunun milliyetçi ve muhafazakâr bir görüş sahibi olması mı, orada yabancı düşmanlığı karşısında göğsünü siper ederek bu konuda mücadele etmesi mi; ASALA gibi örgütlerin o dönemde, Türk diplomatlarını öldürdüğü dönemde sokaklarda bunu telin eden, mitingler, yürüyüşler düzenlemesi mi yoksa sadece AKP’nin yurt dışında yaşayan işçilerin sorunlarını bir partiye indirgeyerek memlekette yine ayrımcı politikalar uygulaması isteği mi, bunu öğrenmek istiyorum.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlar çalışırken çok ciddi zorluklarla paralar kazanıyorlar. Bu insanlar Türkiye insanının ortalama değerlerini taşıyan insanlar, milliyetçi ve muhafazakâr duyguları ciddi gelişmiş insanlar, zekât, sadaka, fitre gibi duyguları, alışkanlıkları, hassasiyetleri olan insanlar. Bu hassasiyetlerin sömürülmesi konusunda Türkiye maalesef hiç geç kalmamış. 1980’lerden bu yana bu insanların zekâtını almışlar, yemişler; fitresini almışlar, yemişler; sadakalarını almışlar, yemişler. Deniz Feneri diye bir dernek kurmuşlar, paraları indirmişler, buraya getirip Kanal 7 televizyonunu kurmuşlar. Bu insanların tek günahı dinî hassasiyetlerine önem vermeleri mi, Türkiye’den gelenleri adam bilip, güvenilir insan bilip, boylarına boslarına, ağızlarındaki Allah lafına inanarak yardım etmeleri mi, zekâtlarını vermeleri mi, sadakalarını vermeleri mi? Bu insanlar daha ne kadar sömürülmeye devam edilecek, bunu ben şahsen merak ediyorum. Zannediyorum, Almanya’daki vatandaşlarımız hâlâ bu konunun Türkiye’deki çözümü konusunda neler yaşanıyor merak ediyorlar.

Almanya’da devam eden dava sonuçlanmış. Deniz Feneri davasından sanıklar yargılanmış, cezalandırılmış; Türkiye’de ödüllendirilir gibi 170 tane söyleniliyor -bilemiyorum, ben saymadım- milletvekili “İyi yaptınız, iyi çaldınız.” der gibi bu konuda yargılananları cezaevinde ziyarete gidiyorlar. Bu, Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın dinî duygularını istismar eden insanlara yapılan bir hakaret midir, değil midir, onu öğrenmek istiyorum. Yani bizim adamlar sizi soydular, biz de bunları orada kolluyoruz. Böyle bir anlayışı terk etmek lazım. Oradaki Türklerin sorunlarına gerçekten eğilmek istiyorsanız, onların sömürülmesinin önüne geçmek istiyorsanız bu tip davranışlardan uzak duracaksınız. Benim hırsızım, senin hırsızın diye ayırmayacaksınız, benim katilim senin katilin diye ayırmayacaksanız. Hırsız, inançlı da olsa hırsızdır, ateist de olsa hırsızdır. Bunları ayırdığınız zaman inançlı hırsız bizim hırsızımız, inançsız hırsızın binin tepesine şekline geldiğiniz zaman milletin inançlarıyla çok ciddi bir şekilde istismar konusu yapmış olursunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ben, işçi şirketleriyle alakalı olarak “Vay, vay” diyen arkadaşımıza da özellikle söylüyorum, zannediyorum bilgisi var, o konuda bizi aydınlatırsa sevinirim. Bu İslami holdinglerle ilgili şu ana kadar yurt dışında zarar gören vatandaşlarımızın hangisinin hakları iade edildi veya bu konuda Hükûmetimizin yaptığı bir çalışma mı var? Hükûmetin yaptığı çalışma var ise bu vatandaşlarımızın mağduriyetini ne kadar giderdiler, onu merak ediyorum.

Bugün Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşen arkadaşlarımızın yaptığı bir çalışmayla ilgili bir soru sormak istiyorum. Türkiye’de özellikle yabancı devletlerden gelen personel istihdamı konusunda ciddi açılımlar yapıyoruz. Sayın Sağlık Bakanımız da burada. Başta doktorlar olmak üzere diğer meslekler grubunda da Türkiye’de yabancı personel çalıştırma, istihdam etme konusunda ciddi bir çalışma var ama bazı konular var ki bu konu Meclisin gündemine geldiği zaman mutlaka tartışırız da bazı konular var, çok özel konular. Bunlarda yabancı personel istihdam edilmesinin gerekçesini anlayabilmiş değilim. Bunlardan bir tanesi Kamu Güvenliği Müsteşarlığı. Kamu Güvenliği Müsteşarlığıyla ilgili kuruluş aşamasında geldiği zaman tasarı, orada yabancı personel çalıştırma müsaadesi istenmiş.

Bakın, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı, Türkiye'nin, bir ülkenin güvenliğini ilgilendiren çok önemli bir müsteşarlık. Orada çalıştırılacak olan personel, CIA ajanı mıdır, MOSSAD ajanı mıdır, yabancı bir ülkenin güvenlik mensubu mudur? Neden Kamu Güvenliği Müsteşarlığında yabancı bir personel çalıştırma gereği hissedilir. Bunu ben şahsen anlayabilmiş değilim. Bu, Türkiye'nin güvenliğini ilgilendiren çok önemli bir konudur. Gerçekten Türkiye'nin güvenliğini, Türkiye’deki insanların meselesini bir başka ülkenin inisiyatifine terk etmek gibi bir davranış biçimidir bu konuda alınan karar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Umuyorum bunlar tekrar gözden geçirilir.

Saygılar sunuyorum dinlediğiniz için.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkkan.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Tülin Erkal Kara, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Kara.

TÜLİN ERKAL KARA (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclis çatısı altında hepinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

2003 yılında 22’nci Yasama Döneminde yurt dışında yaşayan vatandaşların sorunlarıyla ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir araştırma komisyonu kurulmuştur. Komisyon raporunda ilgili idari bir birimin kurulması talep edilmiştir. Hatta, ben konuyla ilgili size bu raporu göstermek istiyorum. Burada anılan raporla ilgili size bu maddeyi okumak istiyorum: “Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın gerek yaşadığı ülke gerekse ülkemiz mevzuat ve uygulamalarından kaynaklanan sorunlarının çözümü için, öncelikle bu sorunların tek elde toplanarak koordineli bir şekilde çözümünün zaruret arz ettiği düşünülmektedir. Bu bağlamda, ilgili kurum ve kuruluşların çalışmalarını koordine edecek Başbakanlığa bağlı bir birimin kurulması, anılan birimin çalışmalarını yönlendirmek, değerlendirmek, denetlemek ve takibini yapmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinde daimî bir komisyonun oluşturulması gerektiği sonuç ve kanaatine oy birliği ile varılmıştır.”

Buna istinaden dönenim Devlet Bakanı Sayın Said Yazıcıoğlu tarafından konu hakkında yurt dışında yaşayan vatandaşların strateji belgesi oluşturulmuştur. Bu belgeye istinaden Devlet Bakanı Faruk Çelik Bey’in döneminde 24 Mart 2010 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5978 sayılı Yasa ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı kurulmuştur. Bu Yasa’da yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız, soydaş akraba toplulukları, burslu yabancı öğrenciler, sivil toplum örgütleriyle birlikte çalışacak müsteşarlık düzeyinde bir birim tesis edilmiştir ve önerge sahibi Milliyetçi Hareket Partisinin dile getirdiği konular bu Başkanlıkta ele alınmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bitti yani, çözüldü!

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Çözüldü sorunlar, hiçbir sorun kalmadı!

TÜLİN ERKAL KARA (Devamla) – Bunlarla ilgili Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı bünyesinde yurt dışında yaşayan daire başkanlığına bağlı olarak uzmanlardan oluşan ülke ve bölge masaları oluşturulmuştur. Almanya masası, Fransa masası, İngilizce konuşan ülkeler masası gibi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bunların maaşlarını kim ödüyor? Nasıl atadınız onları? Peki, şu anda ödemeleri kim yaptı, maaşlarını kim ödüyor, onları söyler misiniz Değerli Arkadaşım?

TÜLİN ERKAL KARA (Devamla) – Sayın milletvekillerine ben bu konuda bir şey söylemek istiyorum. Bakın, değerli milletvekilleri, ben de yurt dışında doğmuş ve büyümüş bir kardeşiniz olarak, bu noktada gerçekten babamın bir sözü kulaklarımda hep yankı bulur. Küçükken şunu söylemişti: “Acaba Türkiye’den bir yetkili gelip de bize sahip çıkmayacak mı?” Ve gerçekten biz o günlerden bugünlere kadar... Çünkü bizim bu noktada, iktidar dönemimiz boyunca, dokuz yıldır, her ay istisnasız olarak, en az bir bakanımızın mevcut ülkelere giderek kendi vatandaşlarımızın sorunlarıyla yakından ilgilendiklerine ben şahidim. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)

Dolayısıyla, sayın milletvekilleri, öncelikle Sayın Başbakanımızın başkanlığında bütün bakanlarımıza, milletvekillerimize ben yürekten teşekkür ediyorum. Ben o günleri yaşamış bir kardeşinizim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Eğitim ataşesini niye dün aldınız görevden? Niye aldınız?

TÜLİN ERKAL KARA (Devamla) – Bakın, ben o günleri yaşamış bir kardeşiniz olarak o dönem ile bu dönemi bizler görebiliyoruz, değerlendirebiliyoruz, objektif olarak o dönem ile bu dönem hakkında ben bu noktada ayrıştırma yapabiliyorum.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sizin işiniz ayrıştırmak zaten ayrıştırmak. Başka bir şey yok. Marjinaller!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ayrıştırma ve karıştırma politikası.

TÜLİN ERKAL KARA (Devamla) – Dolayısıyla, ben yine söylüyorum AK PARTİ Hükûmeti döneminde verilen haklar hiçbir dönemde verilmemiştir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Birleştirmeye çalışın, bırakın ayrıştırmayı artık.

TÜLİN ERKAL KARA (Devamla) – O dönemde Türk vatandaşlarımız tanınmıyorlardı bile. Şimdi, ne oldu da birdenbire bizler bu kadar yol kat etmişken sizler bu işin derdine düşüyorsunuz? İşin doğrusu bunu anlamak güç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Siz de Deniz Fenerinin ortağı mısınız?

TÜLİN ERKAL KARA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu konuyla ilgili bizim söyleyecek çok şeylerimiz var. Her şey çözümleniyor merak etmeyin; yeter ki, dün Sayın Milletvekilimiz Öznur Hanım’ın da dediği gibi görebilesiniz, duyabilesiniz. Siz gördükten sonra o kadar çok şey değişiyor ki dünyada ve oradaki vatandaşlarımız sahipsiz değil, oradaki işçilerimiz sahipsiz değil, oradaki ailelerimiz de sahipsiz değil. Allah’a çok şükürler olsun ki Türkiye Cumhuriyeti başta Sayın Başbakanımızın başkanlığında onların yanındadır, onların sorunlarıyla bire bir, tek tek ilgileniyoruz. Hiç merak etmeyin.

Ben hepinizi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – On yıldır yapılan bir şeyi söyle.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, söz vermeyecek misiniz? Değerli Başkanım, bakın, biz…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

3.- Faili meçhul cinayetler hakkında (10/41) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 3/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 03.11.2011 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        Emine Ülker Tarhan

                                                                                                                  Ankara

                                                                                                         Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (Faili Meçhul Cinayetler hakkında); 10/41 Esas Numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un 03.11.2011 Perşembe günlü (Bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bize söz vermeyecek misiniz, bu mikrofon ne işe yarar? Ayağa kalkıyoruz, yine söz vermiyorsunuz. Böyle olur mu?

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuzun faili meçhul cinayetlerin araştırılmasına ilişkin önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; gerçekten Türkiye'nin yirmi beş yıldır kanayan bir yarasıyla ilgili olarak on dakika konuşmak zorunda kalacağız, aslında on dakika değil belki saatlerce burada konuşmamız lazım. O nedenle Meclis araştırma komisyonu kurulsun, bu araştırma komisyonu da bizim adımıza çalışsın ve sonuçlarını burada günlerce tartışalım diye bu önergeyi verdik fakat maalesef biraz sonra sizlerin oylarıyla reddedilecek. Öncelikle en sonda söyleyeceğimi şimdi baştan söyleyeyim.

Şimdi, Sayın Elitaş, biraz önce kendi dönemlerinde bir faili meçhul cinayet olmadığını ifade etti, 2002 yılında hiçbir şey olmadığını ifade etti ve 2002’den önceki dönemlerde faili meçhul cinayetler olduğunu ifade etti. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Evet, bu şekilde ifade etti. Şimdi, ben de bu soruya karşılık şunu söylerim, bir yurttaş olarak söylerim, bir milletvekili olarak söylerim: Eğer 2002’den önce varsa ve şimdi, siz bunları araştırmaktan kaçınıyorsanız, bu işi sadece Meclis İnsan Hakları Komisyonuna havale ediyorsanız, insanların aklına acaba şu gelmez mi: Acaba bu cinayeti işleyenlerle, bu şebekeyle bir mutabakata mı vardınız bu zihin dünyasını devralarak? Aklımıza bu gelir bizim.

Eğer Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun 2002’den önce işlenen… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – … cinayetlerle ilgili bir sorunu yoksa yapması gereken tek iş vardır.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Tanrıkulu, siz neyin ne olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Kimin kiminle mutabakatı olduğunu da çok iyi biliyorsunuz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Burada bu araştırma komisyonu önerisine “Evet.” demektir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu araştırma komisyonunun amacının ne olduğunu biliyoruz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bu sizden beklenir. Üstelik, bakın, dün Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşma yaptım…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Biz bunun esasına karşı değiliz, buradaki usule karşıyız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bu Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşma yaptım ve Sayın Arınç’ın cevaplamasını istedim.

Bakın, 23 Şubat 2002 tarihinde Sayın Başbakan Dolmabahçe’de konuştuktan sonra Ankara’da Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinde açıklama yaptım ve sizin döneminizde işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili sayı verdim. Bu sayıları da Türkiye İnsan Hakları Vakfının verilerine dayandırdım. O veriler ki, 2002’den beri yayımlanıyor, hatta 1990’dan bu yana yayımlanıyor ve sizin döneminizde de bunlar tekzip edilmemiş. Raporlar burada. Her yıl, teker teker isimleri var.

Sizin dönemizdeki faili meçhul cinayet sayısı 116, sizlere verebilirim, 1 değil 116; yargısız infaz sayısı 367, yargısız infaz sayısı yani orantısız güç kullanma, “Dur” ihtarına uymama gibi nedenlerle; gözaltında ve cezaevlerinde ölenlerin sayısı 370 kişi. Dolayısıyla, hiç kimsenin ama hiç kimsenin burada, bu Meclisin çatısı altında başını kuma gömmesine gerek yok. Sorumluluk hepimizin. Bakın, bunun üzerinde siyaset yapmayalım. Biz, bu cumhuriyetin milletvekilleri olarak eğer insanların kemik aramasına ve dua edecek mezar bulmasına yardımcı olamıyorsak burada olmamızın hiçbir anlamı yoktur.

Ben Sezgin Tanrıkulu olarak, yetmiş yaşındaki kocasının kemiklerini arayan Dılşa Özgen için burada konuşuyorum. Siz kimin için konuşuyorsunuz? Ben…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hangi dönemde oldu?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Siz hangi dönem….

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kimin hesabını kime soruyorsunuz siz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, müsaade edin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Siz hangi cumhuriyetin hükûmetisiniz? Hangi cumhuriyetin hükûmetisiniz, hangi cumhuriyetin? Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin ve Türkiye Cumhuriyeti parlamentolarının görevi sadece kendi dönemleriyle sorumlu olmak değildir. Kendi dönemlerinden önce de bir sorumluluk varsa bunun üstünü örtemezsiniz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bizim nelerin üstünü açtığımızı siz çok iyi biliyorsunuz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bize düşen görev ve sizlere düşen görev, Parlamento olarak düşen görev bütün bunları beraberce araştırmaktır. Eğer bunları yapamıyorsak, eğer bunları yapamıyorsak, biz parlamenterlik görevimizi yapamıyoruz demektir. O yüzden bundan kaçmayın.

Ben Meclis İnsan Hakları Komisyonunun Başkan Vekiliyim, orada da sorumluluklarım var. Ama ben biliyorum ki, bunları inceleyen ve araştıran bir insan olarak biliyorum ki, o Komisyon bunları göremez, bu işleri yerine getiremez. İnsanlara dua edecek mezar taşı bulamaz. Bunu bilin! O yüzden sorumluluklarınıza sahip olun. Bunları beraber yapalım. Böyle bir muhalefet bulmuşsunuz, böyle bir muhalefet, yapıcı bir muhalefet bulmuşsunuz...

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Nerede o muhalefet?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) –…“Bunları gelin beraber araştıralım. Beraber araştıralım.” diyor ve siz kaçıyorsunuz. Dünyada olacak bir iş midir?

Bakın, gerçekten, gerçekten şaşırdım. Bakın, Meclise geldiğim zaman şaşırdım. Gördüm ve şaşırdım. Meclis Araştırma Merkezi, hakikat ve barış komisyonuyla ilgili bir araştırma yapmış. Yapmış, bu Meclis yapmış. Ne zaman yapmış? Ocak 2011’de yapmış. Niçin yapmış? Bu Meclis için bunu yapmış? Niye kaçıyoruz? Neden kaçıyoruz? Oraya bunu süs için koymamışlar. İki sayfası var, ben tümünü okudum. Rica ediyorum, hepsini okuyun.

Gelin beraber, gelin beraber Türkiye’ye özgü bir model yaratalım. Adalet üzerinden yeniden vatandaşlık bağını güçlendirelim. İnsanların aidiyet bağını güçlendirelim. Gelin bunu yapalım. Ertelemeyelim. Eğer bunu, geçmişi kaşımak, yaraları deşmek gibi algılarsanız yanlış yaparsınız, yanlış yaparız. Kendimi de katarak söylüyorum. Ben bu konularda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine onlarca dosya götürdüm. Onlarca dosya ve Türkiye, en ağır mahkûmiyetlerini aldı 13’üncü maddeden de bu nedenle doktora tezi yazdım. O yüzden, bu Meclis bunu yapmak zorundadır. Bugün karşı çıkıyorsunuz yarın karşımıza gelecek, beraber “evet” diyeceğiz.

O nedenle, eğer bu Meclis anayasa gibi büyük bir mutabakata imza atacaksa, kararlılığınız varsa niye bundan başlamıyoruz? İnsanların yaşam hakkından başlamıyoruz? Neden başlamıyoruz? Biz geçmişimizi iki tane savcının yazacağı iddianameyle mi temizleyeceğiz? Bunları hepiniz biliyorsunuz ama hepiniz biliyorsunuz.

Diyarbakır’da açılan o dava -ki duruşması yarın yapılacak- oradaki insan hakları savunucularının, oradaki baroların, oradaki hak örgütlerinin mücadelesi sonucu açılmıştır. Arkasında Adalet ve Kalkınma Partisinin tek bir iradesi yoktur. Eğer iradesi varsa bana yargılanan bir tane vali söyleyin. Eğer varsa ben 2004 yılının Mart ayında Diyarbakır Barosu Başkanı olarak, yani sizin iktidarınız döneminde listesini verdim, bir tanesine izin vermediniz. 2005’te bir daha verdim, bir tanesine izin vermediniz. Eğer, o dava açılmışsa, yarın görülecek dava açılmışsa -ki hepsi sonuna kadar masumdur, bir mahkûmiyet kararı olmadan- o da insan hakları savunucularının ve tek tek avukatların, baroların emeği sonucu açılmıştır. Peki, ondan sonra niçin bir dava yoktur? Söyleyin bana. Orada bekleyen…

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sorumlu olanlar…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Hayır, bakın, orada bekleyen yüzlerce faili meçhul dosya var, atanan bir savcı var, bir savcı. İkinci savcıyı atayamadınız oraya. Aynı savcıya KCK görevi verdiniz, faili meçhulleri araştıramadı. Bunu, gidin Diyarbakır’da sizin il başkanınıza sorun, Halit il başkanınıza sorun, Halit Advan’a sorun. Aynı şeyleri söylemezse bir daha bu kürsüden konuşmayacağım. Beraber gittik, benim yönetim kurulu üyemdi. Dolayısıyla gerçekleri örtmeyelim. Beraber, burada, neyse ama neyse, beraber araştıralım arkadaşlar. Bundan korkmayın, çekinmeyin. Onlarca önerge vermişiz.

Buradan insanlara mesaj verelim. “Bu Meclis, bu cumhuriyetin Meclisi olarak, 74 milyonun Meclisi olarak hak arayanların da adresidir.” diyelim, beraber bunları diyelim ama ne diyorsunuz bize burada: “Efendim, olmamış, bizim dönemimizde olmamış.” O zaman, kaçıncı cumhuriyeti kurdunuz? Hangi cumhuriyetin hükümetisiniz? Olur mu böyle bir şey? Siz bu cumhuriyetin hem artılarının hem eksilerinin hükûmetisiniz. Bu cumhuriyetin Parlamentosu da hem eksilerin hem artıların Parlamentosudur. Eğer geçmişte olmuşsa, 90’da olmuşsa, 80’de olmuşsa, burada beraber araştıracağız, çekinmeyeceğiz, korkmayacağız. “Meclis araştırma komisyonu yetmiyor.” mu diyorsunuz? Gelin, beraber, dünya örneklerini inceleyelim, âdeta Türkiye’ye özgü olan bir komisyon kuralım, beraber bunları araştıralım. Kim yapmışsa, hangi örgüt yapmışsa, devlet yapmışsa, çete yapmışsa, beraber üstüne gidelim, beraber araştıralım. Yapıcı muhalefet budur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Samimiyet budur, dürüstlük budur.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Yapıcı muhalefet budur. Bunları beraber yapalım arkadaşlar. Kaçmayalım, bakın kaçmayalım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Meclisi kilitlemek için zamansız grup önerisi getirmek mi samimiyet?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Kilitlemek değil. O zaman, bakın, yarın…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Biz bunun esasına karşı değiliz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Yarın önerge getirin, biz kabul edelim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sizin uygulamanıza ve usulünüze karşıyız.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Yarın bu konuda siz önerge getirin, biz kabul edelim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ve bizi bu konuda hiç kimse yargılayamaz, sorgulayamaz.

BAŞKAN – Sayın Ünal, lütfen…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Kaçmak yok arkadaşlar…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Yaptıklarımız ortada.

BAŞKAN – Sayın Ünal, karşılıklı konuşmayalım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bu gerçeklerden kaçmayacaksınız. Büşra teyzenin de, Sabiha teyzenin de eli hepinizin yakasında olacak, bizim yakamızda olacak. Ben, İnsan Hakları Mahkemesine tanıklık yaptım. Necati Aydın’ın öldürülmesi konusunda tanıklık yaptım. Sizin oğlunuz için de ben yürüdüm. Ben yürüdüm, ben yürüdüm, en başta ben yürüdüm. Ne söyledim ben? Ne söyledim ben? En başta, Diyarbakır’da, kimsenin olmadığı yerde ben yürüdüm, “Kınıyoruz.” dedim, “Bir daha istemiyoruz.” dedim, “Anlıyoruz.” dedim. Siyah, siyah, siyah… Siyah pankartın üzerinde ben yürüdüm. Dolayısıyla kaçmayalım. Cesaretle, onurla, vicdanla bütün bu cinayetlerin üzerine gidelim. Kaçamazsınız. O nedenle söylüyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kimsenin bir yere kaçtığı yok. Sadece dürüst olalım, samimi olalım. Grup önerisini bir şeyi kilitlemek için getirmeyelim.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – O nedenle söylüyorum. Acaba Dolmabahçe mutabakatının arkasında bunların araştırılmaması da var mıydı? Dolmabahçe mutabakatında bu da var mıydı, Dolmabahçe mutabakatında? Siz, o mutabakatın arkasına sığınarak çok değerli çalışma yapan Şemdinli komisyon üyelerinin bir tanesini milletvekili yapmadınız, birisini. Hani nerede onlar? O kadar değerli bir çalışma yapmışlardı, niye olamadılar? Dolmabahçe mutabakatını araştırın, siz araştırın. Kendi aranızda konuşmalarınızı bırakın, gelin burada cesaretle konuşalım.

O yüzden, değerli arkadaşlar, bu Meclisin sorunu büyüktür, bu Meclis adalet üzerinden Türkiye’ye barışı, özgürlüğü getirmek zorundadır, insan haklarını herkese tesis etmek zorundadır, bunları yapmak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç.

Buyurun Sayın Tunç.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz grup önerisiyle faili meçhul cinayetlerin araştırılması amacıyla verilen Meclis araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin önergenin Genel Kurulun bugünkü gündeminde görüşülmesi talep edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ İktidarından önce ülkemizde faili meçhul cinayetlerin çok sık yaşandığı bir gerçektir. Çok değerli aydınlarımız, gazetecilerimiz, bilim adamlarımız faili meçhul cinayetler neticesinde maalesef hayatlarını kaybetmişlerdir. Özellikle 90’lı yıllarda ülkemiz faili meçhullerle, yargısız infazlarla ve işkencelerle anılan bir ülke hâline gelmişti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği yüzlerce ihlal kararıyla ülkemizin uluslararası camiada ne kadar zor duruma düştüğü herkes tarafından bilinmektedir.

AK PARTİ’nin iktidara gelmesiyle birlikte son dokuz yıla baktığımızda Türkiye’de faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmaya çalışıldığını, çetelerin, mafyanın, karanlık odakların üzerine kararlılıkla gidildiğini, hiçbir şeyin üzerinin örtülmediğini, şüphelilerin bağımsız ve tarafsız yargı önünde hesap vermelerinin sağlandığını görmekteyiz.

AK PARTİ hükûmetleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci ve 23’üncü dönemlerinde hukuk ve adalet alanında ve demokratikleşme konusunda öncelikle mevzuatımızda önemli değişikliklerin yapılması sağlanmıştır. Ceza adalet sistemimiz daha çağdaş bir yapıya kavuşturulmuş, çok önemli yasa değişiklikleri gerçekleştirilmiştir. Son olarak da temel hak ve özgürlükleri genişleten, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlayan, hukukun üstünlüğünü ve hukuk devleti ilkelerini güçlendiren, kısmi de olsa çok önemli Anayasa değişikliği 12 Eylülde milletimizin onayıyla yürürlüğe girmiştir. Demokratikleşme alanında son dokuz yılda elde ettiğimiz kazanımları kalıcı hâle getirmenin ve daha da geliştirmenin gayreti içerisindeyiz. Ülkemizin geçmişte yaşadığı acı tecrübelerin bir daha yaşanmaması için çalışıyoruz. Türkiye’yi demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti nitelikleriyle güçlendirerek geleceğe hazırlıyoruz. Demokrasiye yönelik her türlü girişime kararlılıkla karşı çıkıyor, çetelerle, mafyayla, suç örgütleriyle, hukuk dışı oluşumlarla mücadeleden taviz vermiyoruz. Bizim amacımız gelecek nesillere bugünkünden çok farklı, daha demokratik, daha kalkınmış, daha yaşanılabilir, çok daha güçlü bir Türkiye bırakabilmektir. Dokuz yılda her alanda gerçekleştirdiğimiz bu icraatlarımızı milletimiz görmekte ve yaşamakta ve onun için de yapılan iki referandumda değişime ve demokratikleşmeye “evet” demiş, son beş seçimde de AK PARTİ’yi tartışmasız, açık ara birinci parti yapmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; faili meçhullerin aydınlatılması, karanlık odakların ortaya çıkarılması konusunda hepimiz hemfikiriz. Türkiye çok önemli bir süreçten geçmektedir. Ülkemizin son otuz yılına damgasını vuran karanlık olayların bir bir ele alındığını hepimiz görmekteyiz. Şemdinli davasının yeniden ele alınması, Danıştay saldırısı davası, Ergenekon soruşturmaları ve davaları, Balyoz Darbe Planı davası ve faili meçhullerle ilgili başlatılan soruşturma ve devam eden davalarla karanlıkta kalmış onlarca olay sorgulanıyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Deniz Feneri”ni de söyle, “Deniz Feneri”ni de! Onu da ekle! Niye eklemiyorsun “Deniz Feneri”ni?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Gelecek için daha temiz ve şeffaf bir ülke umudu gittikçe pekişiyor. Ancak, bir taraftan “Siyasi cinayetlerin öncesinde ve sonrasındaki tüm olayların araştırılması için Mecliste komisyon kurulsun.” diyeceksiniz, diğer taraftan faili meçhul cinayetlere neden olanlardan hesap sorulmasına, geçmişte darbeye zemin hazırlayanların yargı önüne çıkarılmasına karşı çıkacaksınız. Bu çelişkili davranışlar milletimizin gözünden kaçmamaktadır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim karşı çıkıyor ya, kim karşı çıkıyor?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Sayın milletvekilleri, siyasi cinayetlerin en yoğun olarak yaşandığı 90’lı yıllar, SHP’nin iktidarda olduğu o yıllarda meydana gelen Eşref Bitlis suikastı, Başbağlar katliamı, Sivas olayları, Turgut Özal’ın ölümü, Uğur Mumcu suikastı gibi onlarca faili meçhul olayı neden aydınlatamadınız, o zaman niye aydınlatamadınız, bugünlere devrettiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kaç tane faili meçhulü çözdünüz, kaç tane?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Faili meçhuller konusunda en hassas parti AK PARTİ’dir. (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – O gün doğuda görev yapanlar şimdi senin yanında! O gün doğuda görev yapanlar şimdi senin milletvekilin!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – On senedir iktidarsın…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Akar…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – AK PARTİ’den önce olan olayların sorumlusu biz değiliz. Ama o olayların araştırılması için yargı sürecine sonuna kadar destek olan tek parti vardır, o da AK PARTİ’dir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hrant Dink’i katledenler nerede? Hrant Dink’i öldürenler nerede? Nerede Hrant Dink’i öldürenler? Yargıladın mı? Nerede Hrant Dink, nerede?

BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekili…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dokuz yılda elde ettiğimiz kazanımlar sayesinde artık Türkiye faili meçhuller ülkesi olmaktan çıkmıştır. Faili meçhul olaylar ve cinayetlerin aydınlatılması ve faillerinin bulunup yakalanması çalışmalarıyla ilgili olarak Adalet Bakanlığının muhtelif zamanlarda yayımladığı genelgeler de Hükûmetimizin bu konudaki hassasiyetinin önemli göstergeleridir.

Araştırma önergesinde ifade edilen olayların aydınlatılması için geçmişte Türkiye Büyük Millet Meclisinde çok sayıda araştırma komisyonu kurulmuştur.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hrant Dink’i ne yapacaksınız?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 2002 yılından önce kurulan bu komisyonlar neticesinde İç Tüzük’ten de kaynaklanan sebeplerle başarıya ulaşılamamıştır.

İç Tüzük’te ve yeni Anayasa’da yapılacak düzenlemelerle Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuda çok daha aktif bir rol üstlenmesinin önü açılarak, geçmişteki karanlık noktaların aydınlatılması son derece önemlidir. Araştırma önergesinde bahsedilen olayların bir kısmı yargının gündemine gelmiş, bağımsız yargı tarafından soruşturulmuş, bir kısmının soruşturması da hâlen devam etmektedir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Savcıları onun için görevden aldınız değil mi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Artık Türkiye’de karanlıkları aydınlatmak isteyen savcılar ve yargıçlar vardır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Nerede, nerede?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Darbeci anlayışların karşısında selam durmayan, hukuk dışına çıkanlardan hesap sormak isteyen bir yargı vardır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hrant Dink’in katillerini koruyorsunuz siz, katilleri koruyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonunun faili meçhul cinayetlerle ilgili alt komisyon kurmuş olması da bu konudaki kararlılığımızın bir göstergesidir. (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – İstanbul Valisi nerede?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Meclis İnsan Hakları Komisyonunun, yaşam hakkını ihlal eden olayların araştırılmasıyla ilgili alt komisyon kurduğunu hepimiz biliyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hrant Dink cinayetinin işlendiği günkü İstanbul Valisi nerede?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bugün “Karanlıklar aydınlansın.” şeklinde bir önergenin hemen…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Diyarbakır’da cinayetler işlenirken Diyarbakır Valisi nerede?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …acilen bugünkü Genel Kurulun gündemine alınmasını istemenin, bu önemli konunun Meclis çalışmalarını aksatma vesilesi olarak kullanılmasının doğru olmadığını söylemek istiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, kanun hükmünde kararnameleri niçin yapıyorsunuz kardeşim?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e kadar uzanan süreçte faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin aydınlatılması, arkasındaki karanlık yapıların açığa çıkarılması adına 23’üncü Dönemde çıktığımız yolculuğa devam ediyoruz. Üzülerek, burada Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili arkadaşlarımızın konuşmasını üzülerek dinledim. Sanki, biz, bu Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e kadar uzanan süreçteki siyasi cinayetlerin aydınlatılmasına ilişkin Meclis araştırma önergesini ilk defa Meclis Genel Kuruluna getiriyormuşuz gibi davranmışlardır, her seferinde böyle olmuştur. Şimdi, ben, arkadaşlarımızın geçmiş dönemde ne konuştuklarını, Sayın Tunç’un ne konuştuğunu, Sayın Elitaş’ın ne konuştuğunu tutanaklarla söyleyeceğim.

Değerli arkadaşlarımız, bizim önergemizin gündemi şudur: Önergemiz, Sabahattin Ali’den itibaren Hrant Dink’e kadar siyasi cinayetlerde katledilen bu kişilerin neden öldürüldüğünün arkasındaki yapıların açığa çıkarılmasıdır. Şimdi, dışarıda konuşuyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Başbakan konuşuyor, yetkililer konuşuyor, Adalet ve Kalkınma Partisine destek veren bilim adamları, yazar ve çizerler konuşuyor. Her vesileyle kendilerinin, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin aydınlatılması gerektiğindeki düşüncelerini açıklıyorlar. Daha iki gün önce Kanal Türk televizyonunda Adalet ve Kalkınma Partisi yandaşı düşüncelerini savunan bir gazeteci arkadaşımız “Faili meçhul cinayetlerin neden olduğunu biliyor musunuz?” dedi. “Abdi İpekçi’nin, Kemal Türkler’in, Cevat Yurdakul’un, Gün Sazak’ın neden öldürüldüğünü biliyor musunuz?” dedi. Ertuğrul Özkök de dedi ki: “Ben bilmiyorum. Sen biliyorsan açıkla.” dedi.

Şimdi, arkadaşlar, bakın, biz bu önergeyi verdik. Bu önergeyi veriş nedenimiz de şuydu: 11 Şubat 2010 günü bu faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin yakınları “Toplumsal Bellek Platformu” adı altında bir platform oluşturmuşlar, Meclise geldiler. Mecliste tüm grubu bulunan partilerle görüştüler, Meclis Başkanıyla görüştüler. Meclis Başkanı bunların taleplerini bir yazı ekinde tüm grup başkan vekillerine gönderdiler. Ve o dönem Sayın Bahçekapılı, Sayın Bekir Bozdağ da bunların taleplerinin haklı ve yerinde olduğunu, Meclisin bunu araştırması gerektiği konusunda görüş beyan ettiler. Bütün gruplar bunu kabul etti, sadece -haksızlık yapmayacağım- MHP Grubu sanıyorum bu görüşmede olmadı.

Şimdi, arkadaşlar, ondan sonra bizim önergemiz, bu önergemiz 6 Nisan 2010 günü buraya geldi. Yani o olaydan tam iki ay sonra geldi. Biz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun o insanlara verdiği sözü tutacağını düşünerek iki ay ortak bir önerge vermenin arayışını da bekledik ve 6 Nisan günü önergemizin aleyhine konuşan Ayşe Türkmenoğlu, Konya Milletvekili arkadaşımız “Faili meçhul cinayetlerin nihai amacı devleti çalışamaz hâle getirmek, toplumda yılgınlık ve bezginlik yaratmak ve kargaşa ortamından yararlanmaktır. Demokratik bir Türkiye'ye kavuşmak için söz konusu bu cinayetlerin aydınlatılması gerekmektedir. Bu faili meçhul cinayetlerin üzerindeki sır perdesinin kaldırılması ve somut adımlar atılması gerekmektedir.” diyor ama yapılan oylamada faili meçhul cinayetlerin araştırılmasıyla ilgili komisyonun kurulması reddediliyor.

22/6/2010 günü biz bu önergemizi tekrar getirdik arkadaşlar buraya ve önergenin aleyhine Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına bugün İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olan arkadaşımız Sayın Ayhan Sefer Üstün konuştu. Dedi ki Ayhan Bey: “Biz, aslında öneriyi önemsiyoruz. Gerçekten, bu memlekette faili meçhul kalmaması lazım, her şeyin aydınlığa çıkması lazım. Meclisimizin tatile girmesine az bir zaman kaldı. İnşallah, ümit ediyorum ki ben, tatilden sonra, bütün grupların mutabakatıyla, bu grup önerisinde olan veya olmayan ne kadar faili meçhul cinayet varsa bunlarla ilgili bir araştırma komisyonu kurulur ve bu cinayetler aydınlatılır. Değerli arkadaşlar, bizler inşallah, tatilden sonra geleceğiz ve bu faili meçhullerle ilgili komisyonu kuracağız. O bakımdan, o önerge geldiğinde sizlerden destek istiyoruz.” diyor.

Ne zaman? 22 Haziran 2010. Biz o desteği peşinen zaten vereceğimizi söylüyoruz ve Meclis tatile giriyor. “Tatile giriyor.” diyor ya Ayhan Sefer Üstün “Tatilden sonra önerge vereceğiz.” diyor ya. Tatilden dönüyoruz arkadaşlar, 22/10/2010’a kadar bekliyoruz, AKP’den tık, bir ses yok ve yine önerge veriyoruz. O önergede de Ahmet Aydın arkadaşımız, şimdiki Grup Başkan Vekili arkadaşımız konuşuyor, aynı şekilde, “CHP’nin grup önerisini aslında bizler de önemsiyoruz. Bu konunun araştırılması gerekir.” diyor. Devam ediyor: “Eğer samimi iseniz -yani bizi söylüyor- bekleyin, bugün değil haftaya salı günü, çarşamba günü bu konuyu getiriyoruz.” diyor, 20/10/2010. Bugün ayın kaçı arkadaşlar?

Devam ediyoruz Ahmet Aydın arkadaşımızla. “Bugün gündemde denetim yok. Gündem belli. Denetimi salıya aldık. Denetimi de kaçırtmadık. ‘Bugün denetim günü değil. Bunu bekletin.’ dedik. ‘Madem çok önemsiyorsunuz iktidar olarak bizler de varız.’ dedik. Bekleyin, önümüzdeki hafta hep birlikte değerlendirelim.”

Arkadaşlar, çok haftalar geçti ve sevgili milletvekili arkadaşlarım, 1 Kasım günü Sayın AKP Grup Başkan Vekili Elitaş bir demeç veriyor. Bugün söylediklerinin tam tersi şeyler. Zaman gazetesine veriyor. Diyor ki: “Geçen hafta CHP grup başkan vekillerini ziyaret ettik. Baş örtüsü komisyonuna şartsız üye verin, faili meçhullerle ilgili Danışma Kurulu toplantısını geri çekin ve salı günü birlikte getirelim. O gün Danışma Kurulu toplanamadığından CHP’nin grup önerisi olarak geldi. Biz de böyle bir komisyonun kurulmasından yanayız ama CHP bu konuda diğer konulardaki gibi samimiyetsiz davrandığından dolayı acele bir hareketle bu öneriyi gündeme alıp AK PARTİ reddediyormuş gibi bir havanın oluşmasını istedi. Bu önerge Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini değiştirmek, çalışmasını akamete ulaştırmak için verilmiştir.”

Arkadaşlar, el insaf, vicdanınıza elinizi koyun. Bunu 1 Kasım günü söylüyor. 1 Kasım günü, aynı bugünkü gibi. Sanki 1 Kasım günü ilk defa getirmişiz biz bu önergeyi, çıkmış arkadaşımız… Eğer biz o gün ilk defa getirseydik arkadaşımız haklı olabilirdi. Yani 6 Nisan 2010 günü ilk defa getirdiğimizdeki konuşmaya bu açıdan baktığımızda belki haklı olabilir ama aradan çok zaman geçmiş.

Değerli arkadaşlarım, bu önerge 3 Kasım günü tekrar gelmiş. Yani 1 Kasım günü Sayın Elitaş’ın bu konuşmasından sonra demek ki samimiler dedik, herhâlde kabul edecekler, 3 Kasım günü bu öneriyi tekrar getirdik. Sayın Yılmaz Tunç konuşmuş orada da. Diyor ki: “Görüşmekte olduğumuz araştırma önergesiyle aynı konuda başka siyasi partilerimizin de verdiği araştırma önergeleri vardır. Bu önemli konunun tüm siyasi partilerimizin grupları tarafından görüşülüp bir uzlaşma dâhilinde getirilmesinde fayda vardır.”

Değerli arkadaşlarım, her konuda uzlaşıyor da Adalet ve Kalkınma Partisi, bu konudaki önergeye ısrarla niye karşı çıkıyor? Şimdi, ben şunu söylemek istiyorum: Faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler… Eğer siz gerçekten özgürlükçü, demokrat ve çağdaş bir anayasa istiyorsanız, özgürlükçü, çağdaş bir anayasayı, geçmişinde karanlıklar olan, faili meçhul siyasi cinayetlerle dolu olan bir Türkiye ve onları aydınlatamamış bir Parlamentonun yapabileceği konusunda toplumda derin kuşkular oluşur. Yani bu faili meçhul cinayetler, SHP döneminde olmuş, yok efendim CHP döneminde olmuş, yok Adalet Partisi döneminde olmuş, yok falan... Ben diyorum ki kimin döneminde, ne zaman, nerede olmuşsa olmuş, hepsinin üzerine gitmek bu Parlamentonun görevidir. Demokratik hukuk devletinin geçmişinde karanlıklar olamaz. Geçmişi aydınlatılmak durumundadır. Tüm halkın bizden beklediği tarihsel görev budur.

Bakın, bu faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerde ölenlerin, katledilenlerin yakınları hâlâ bu Parlamentodan, AKP’siyle, MHP’siyle, CHP’siyle, Demokrat Partisi’yle, Barış ve Demokrasi Partisi’yle hepsinden bir beklenti içindedirler. Bizim görevimiz bu beklentiye yanıt vermektir.

Ve Türkiye işçi sınıfının yiğit önderi Kemal Türkler katledildi. Biliyorsunuz, 12 Eylül 1980’den sonra katledildi. Sayın Yılmaz Tunç söyledi: “Efendim, Türkiye’de yargı var. Yargı açığa çıkarıyor.” dedi. Zaten yargı açığa çıkarmış olsaydı bu faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler olmazdı. Biz, yargının, hele hele o günün koşullarında nasıl tıkandığını biliyoruz arkadaşlar ve o olayda, biliyorsunuz, en son Kemal Türkler davası, zaman aşımı nedeniyle, aradan otuz yıl geçtikten sonra kapatılmak durumunda kaldı. Şimdi, Sayın Kemal Türkler’in kızı bana bir mektup yazdı. O mektubu okuyorum: “Hükûmetten verdiği sözü tutmasını istiyorum.” diyor. “Yani bu kürsüde yapacağım konuşmayı lütfen iletin.” diyor. “Kendime yaşayacak ülke arıyorum ancak memleketimi çok sevdiğim için terk edemiyorum. Sonuçta ölüm bana hiç yabancı değil. Uğradığımız bu haksızlıklar nedeniyle ölüm benim için çözümdür.” diyor.

Değerli arkadaşlarım, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetleri araştırmak için komisyon kurulmasına karşı çıkmanın hiçbir bahanesi olamaz, hiçbir makul gerekçesi olamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, teşekkür ediyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bu bizim tarihsel görevimizdir. Burada herhangi bir siyasi partiyi suçlama veya onu aşağılama veya onu, karşıymış gibi görüntüye sokmak adına da bu önergenin getirilmediğini hepimiz biliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Şimdi, Meclis gündeminin tıkanmasından bahsediyoruz. Ya, bu öneri bir seferde kabul edilseydi bugüne kadar bu gündeme gelmezdi.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

Teşekkür ediyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – O zaman ben şunu söylüyorum: Bu önergeye gelin kabul oyu verelim. Eğer, vermediğimiz takdirde 23’üncü Dönem bunun mücadelesini verdik, 24’üncü Dönemde de vereceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Dışarıda bunun sömürüsünü yapmayacağız, istismarını yapmayacağız, bu Meclis kürsüsünde araştırma komisyonu kurulana kadar bu mücadelemiz devam edecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanlığı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan faili meçhul cinayetler hakkında 10/41 esas numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin Genel Kurulun bugünkü birleşiminde yapılmasına dair teklifi hakkında söz aldım.

Değerli milletvekilleri, biraz önce de konuya ilişkin BDP önergesi hakkında görüşlerimizi ana hatlarıyla ifade ettik. Sayın Grup Başkan Vekilimiz ve Yılmaz Tunç arkadaşımız da biraz önce partimizin bu konudaki temel yaklaşımını ortaya koydu.

Yani özetle, biz bu tür cinayetlerin kime karşı işlenirse işlensin ve kimden gelirse gelsin, bu tetiği sıkan el her kim ise bulunup yargıya teslim edilmesi noktasında mutabıkız. Fakat eğer gerçek amaç bu ise, yani suçluların yakalanıp adalete teslim edilmesi ise bizi bu sonuca götürecek etkili yöntemlerin kullanılması lazım. 1993 yılından itibaren…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Suç işleyen kamu görevlisine af çıkarmak gibi mi?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – 1993 yılında işlenen bu faili meçhul cinayetlerden bir son, şubat ayında, mart ayında işlenen cinayetler oldukça ilgi çekici. 5 Şubat 93’te Adnan Kahveci, yine rahmetli Eşref Bitlis, Uğur Mumcu 24 Ocak 1993’te ve rahmetli Turgut Özal, bir kısmı bunlardan. Sabahattin Ali’den beri bu cinayetleri sıralayabiliriz.

Bu insanların çalışmalarına şöyle bir göz attığımız zaman aslında bu faili meçhullerle ilgili bir kısım ipuçlarını da yakalamış oluruz düşüncesindeyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Faili malum olanları yakalamıyorlar.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Doğru, bir kısmı bunların aslında toplum vicdanında faili malum ama hukuken ispatlanamadığı veya sanığa ulaşılamadığı için “faili meçhul” olarak adlandırılmış.

Örneğin, rahmetli Uğur Mumcu 8 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Ültimatom” başlıklı bir yazı yazıyor ve burada yakında yayımlayacağı bir kitaptan bahsediyor. Bu kitabın içeriğinin de, o dönemdeki terör olaylarının nasıl cereyan ettiğini, aslında buradaki iş birliğinin ne şekilde olduğunu ortaya koyacağını ifade ediyor. Çok enteresan, bu yazıdan hemen sonra, on altı gün sonra, evinin önünde, bir bomba, arabasına yerleştirilmek suretiyle, karanlık güçlerce öldürülüyor.

Yine rahmetli Turgut Özal. Gerçi bu konu şu an itibarıyla bir soruşturma konusu. Ama toplum vicdanında “Acaba burada da bir suikast var mı”? denilerek her zaman bizim vicdanımızı acıtan bir hadise olmuştur. Eşref Bitlis rahmetlinin özellikle, şehit edildiği o gün bölgeye giderek terörün sonlandırılması noktasında çok ciddi çalışmalar yaptığı -bunlar hep basında yer aldı- yani bu problemin kökten çözülmesi için gayret sarf eden insanlar olduğu -Turgut Özal’ın, Eşref Bitlis’in- ortaya çıktı.

Öbür taraftan, Binbaşı Cem Ersever, eski JİTEM mensubu, emekli olduktan sonra bir kitap yazarak bildiği gerçekleri açıklayacağını, hatta bir yayınevi kuracağını ifade ettikten kısa bir süre sonra “şeytan üçgeni” olarak adlandırılan bir yerde kendisi ve 2 kişi öldürülmüştür.

Bütün bu olaylara baktığımız zaman, terörün devamından nemalanan güçlerin aslında bu tetiği sıktırdığı çok net görülmektedir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim onlar?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – AKP iktidara gelmek için mi yapıyor diyorsun?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – On senedir bulamadınız mı onları? Neyi anlatıyorsunuz! Sen şikayet mercisi değilsin.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – AKP terörden nemalanıyor!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Allah Allah… Sen iktidar mısın, muhalefet misin, nesin?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Şu anda, 1948 yılında Sabahattin Ali’nin bir kayıkçı tarafından öldürülmesi olayının araştırılması yani altmış üç yıl önce gerçekleşmiş bir olayı bugün Meclis araştırmasına konu etmek istenmesi aslında… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne anlatıyorsunuz ya! On senedir iktidar biz miyiz ya! Yargıyı ele geçirdiniz, Anayasa Mahkemesini ele geçirdiniz…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Faili meçhullerin avukatı sizsiniz, faili meçhullerin!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Değiştirin yasaları, bulun!

BAŞKAN – Sayın Akar…

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …bu konunun gerçekten faillerinin mi bulunmak istendiğinin, yoksa siyasi polemik yapılmasının mı amaçlandığının da bir göstergesi.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, yakaladığınızı bıraktınız, Hizbullahçılar dışarı çıktı. Nasıl olacak o iş? Yurt dışına kaçtılar adamlar!

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) –Sabahattin Ali ve diğer hadiseler…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hrant Dink, arkasındaki güçler kim, onun ortaya çıkarılmasını sağlayın.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …Hrant Dink, Danıştay cinayeti, bunlar toplumu derinden…

VELİ AĞBABA (Malatya) – O dönem Hrant Dink’i valiliğe çağıran valiyi ortaya çıkartın. Kim çağırdı, kim tehdit etti? Onu ortaya çıkarın.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu konuda mesafe almak istiyorsak yani yüksek ses tonuyla konuşmanın ne faydası var?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hâlâ TİB kayıtları vermiyor, TİB, TİB. Hrant Dink’in katillerinin gerçek görüşmeleri ortaya çıkar.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Yani biz de buradan bağırıp çağırıp bu Meclisin gündemini işgal edebiliriz, buna hiç gerek yok.

VELİ AĞBABA (Malatya) – TİB kayıtları vermiyor. Siz iktidarsınız, on senedir niye çözmüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen müdahil olmayınız.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Bizim amacımız üzüm mü yemek, bağcıyı mı dövmek? Size şunu söyleyeyim…

BAŞKAN – Sayın Kubat, lütfen Genel Kurula hitap edin, konuşmanızı yapın.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Bir suçun faillerini yakalamak, soruşturmak, kovuşturma konusu yapmak yargı mercilerinin temel görevidir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sizin göreviniz ne biliyor musunuz; siz affediyorsunuz, af, o katilleri affediyorsunuz.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – 2002 yılından bugüne kadar yargı, yapılan yasal ve anayasal değişikliklerle etkin bir güç hâline getirilmiştir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne yaptınız? Ne yaptınız?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Demokrasi güçlenmiştir, insan hakları güçlenmiştir Türkiye’de ve kararlı bir siyasi otorite vardır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Nerede?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Ama bu istikrar ortamından hoşnut olmayan, terörden beslenenler…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Yargı sizin bindirilmiş kıtalarınız hâline getirilmiştir.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …bu siyasi istikrarı ortadan kaldırmak için bilinen klasik yöntemlerine başvurmuş ama amaçlarına ulaşamamıştır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yargı talimat alıyor, polis talimat alıyor, asker talimat alıyor, hâlâ konuşuyorsunuz.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Çünkü Danıştay cinayetinde, Hrant Dink olayında devletin kolluk güçleri etkin bir biçimde çalışarak faillerini yargı mercilerine teslim etmişlerdir. Zaten yapılması gereken de budur. Meclis suçluları bulup, yargılayıp hakkında ceza verecek bir merci değil.

Meclis araştırmasının konusu Anayasa’da çok açık, bir konu hakkında bilgi edinmekten ibaret ve bu araştırma komisyonu dört ay çalışacak.

İnsan Hakları Komisyonu… Bakın, demin, Sayın Sezgin Tanrıkulu bu işleri çok iyi bilir…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bakın, Malatya’da bir Zirve Yayınevi var, onlar sizin döneminizde işlendi.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …Diyarbakır’daki insan hakları mücadelesinde önde gelen isimlerden birisidir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Nefret suçlarının tamamı sizin döneminizde işlendi. Zirve Yayınevinde kim iktidardaydı? Hrant Dink’te kim iktidardaydı?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Eğer bu faili meçhuller temel yaşam hakkı, bir insan hakkı ihlali ise bunun için Meclis İçtüzüğü’nde bu konuda kurulmuş olan ihtisas komisyonunun görev alanında esasen çalışma yapması lazım ve bu komisyon, alt komisyonlarla daha da derinleştirebilir bu işi. (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar) Eğer, gerçekten bu olayların üzerine gidilmek isteniyorsa, sorumlusu kim olursa olsun, ister devletin içinde ister devletin dışında her kim olursa, hangi makama kadar giderse gitsin gerçekten bunun araştırılması isteniyorsa, bunun temel zemini İnsan Hakları Komisyonudur ve bu komisyonda bütün siyasi partilerin -biraz önce söyledim- temsilcileri var. Neden orada somut hadiseleri gündeme getirip de derinlemesine incelemeyelim, daha geniş bir zaman diliminde çalışalım, gerekli desteği alalım, çalışma süresi yeterli olsun, bulalım suçluları, failleri yargıya teslim edelim. Eğer istenen buysa, İnsan Hakları Komisyonu çatısı altında bu faaliyetin yapılması gerekir diye düşünüyorum.

Bu düşüncelerle, Meclis araştırması açılmasına gerek olmadığını düşünerek, saygılarımla hepinizi selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Gerek olmadığını düşünüyorsunuz, bravo!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kubat.

Sayın Vural, söz talebiniz var, buyurun yerinizden.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Faili bulunmamış bazı cinayetlerin, siyasal görüş itibarıyla sağ-sol ayrımı gözetmeksizin her siyasi görüşe mensup insanları hedef almış olduğu açık. Tabii, failleri meçhul kalmak ya da faili malum olanların serbest bırakılması ya da aklanmaya ya da affa tabi tutulması, adaletin tecellisi bakımından son derece önemlidir. Ancak bu arayışın sadece belli bir siyasal görüşe yöneltilmesi, bununla sınırlı tutulması, böyle bir dar çerçeve içerisine alınması, sayısız arkadaşını ve ailelerini bu cinayetlere kurban vermiş Milliyetçi Hareket Partisi tarafından kabul edilmesi mümkün değildir. Kaldı ki faili meçhulleri çözeceğini ifade eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısının faili meçhul kalmadığını ifade etmesi, biri dışında faili meçhul cinayetin kalmadığını söyleyen İçişleri Bakanlığının bulunduğu bir dönem içerisinde, eğer böyle başarılı bir netice elde edilmişse, karanlıkta kalan diğer olayları da aydınlatmak Hükûmetin görevidir.

Bu bakımdan, Hükûmet bunu aydınlatamıyorsa Türkiye Büyük Millet Meclisinin devreye girerek bu konuda bir çalışma yapması söz konusu olabilir. Kaldı ki ailelerini faili meçhul cinayetlerde kurban vermiş insanlara karşı konuşurken Adalet ve Kalkınma Partisinin verdiği sözler, bu konuda bir komisyon kurulmasına ilişkin verdiği sözler ortadayken bu durumda yapılacak iki davranış vardır: Ya Adalet ve Kalkınma Partisi verdiği sözü tutarak böyle bir araştırma komisyonunun önünü açacaktır ya da Hükûmet aydınlatamıyorsa Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda yasal çalışmalar yapmak üzere görevi devralmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.08


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

VII.- SEÇİMLER

1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda Açık Bulunan Üyeliğe Seçim

BAŞKAN – Şimdi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda boş bulunan 1 üyelik için 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş, Yayın ve Hizmetleri Hakkında Kanun’un 35’inci maddesi gereğince seçim yapacağız.

Kanun’un 35’inci maddesi gereğince Üst Kurulda boş bulunan ve Barış ve Demokrasi Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için 2 aday gösterilmiştir. Adayların adları oy pusulası şeklinde düzenlenmek suretiyle bastırılmıştır. Toplantı ve karar yeter sayısı mevcut olmak şartıyla seçimde aday listesinden en çok oyu alan aday seçilmiş olacaktır.

Şimdi adayların adlarını okuyorum:

Doçent Doktor Ahmet Yıldırım

Abdullah Karahan

Oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Herhangi bir tereddüde mahal vermemek için, komisyon ve hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden komisyon sırasındaki kâtip üyeler, Adana’dan başlayarak İstanbul’a kadar -İstanbul dâhil- hükûmet sırasındaki kâtip üyeler ise İzmir’den başlayarak Zonguldak’a kadar -Zonguldak dâhil- adı okunan milletvekilinin adını defterden işaretleyecek ve kendisine birer mühürlü oy pusulasıyla zarf verecektir. Oy pusulası ve zarfı alan sayın üye, aday listesinden bir adayın isminin karşısındaki kareyi çarpı işaretiyle işaretleyecek ve oy pusulasını zarfa koyarak zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulmuş olan oy kutusuna atacaktır.

Aday listesinden birden fazla adayın işaretlendiği oy pusulaları geçersiz sayılacaktır. Bu hususlar oy pusulalarında da dipnot olarak açıkça belirtilmiştir.

Sayın kâtip üyelerin yerlerini almalarını rica ediyorum.

Şimdi, oylamanın sayımı ve dökümü için ad çekmek suretiyle 5 kişilik bir tasnif komisyonu tespit edeceğim:

Çorum Milletvekili Tufan Köse... Burada.

Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye… Burada.

İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel… Burada.

Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun… Burada.

Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya… Burada.

Tasnif Komisyonuna seçilen üyeler oylama işlemi bittikten sonra komisyon sıralarında yerlerini alacaklardır.

Oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın milletvekili var mı?

Sayın milletvekilleri, oy verme işlemi tamamlanmıştır.

Kupalar kaldırılsın.

Tasnif Komisyonu üyeleri lütfen yerlerini alsınlar; Çorum Milletvekili Sayın Tufan Köse, Osmaniye Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu, İstanbul Milletvekili Sayın Sebahat Tuncel, Bolu Milletvekili Sayın Ali Ercoşkun ve Ankara Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda Barış ve Demokrasi Partisine düşen (1) üyelik için yapılan seçime 256 üye katılmış, kullanılan oyların dağılımı aşağıda gösterilmiştir.

 

Üye

Üye

Üye

 

Tufan Köse

Hasan Hüseyin Türkoğlu

 Sebahat Tuncel

 

Çorum

Osmaniye

İstanbul

 

Üye

 

Üye

 

Ali Ercoşkun

 

Ahmet İyimaya

                    Bolu                                                                                      Ankara

Doçent Doktor Ahmet Yıldırım     :   126 oy

Abdullah Karahan                          :     86 oy

Boş                                                :            1

Geçersiz                                         :          43

Toplam                                           :        256

Bu sonuca göre seçim için gerekli karar yeter sayısı sağlanamamıştır. Şimdi seçimi yeniden tekrar edeceğiz.

Tasnif komisyonunu belirliyoruz.

Vahit Kiler, Bitlis…Yok.

Birgül Ayman Güler, İzmir Milletvekili… Yok.

Hüseyin Aygün, Tunceli Milletvekili… Yok.

Kemal Ekinci, Bursa Milletvekili… Burada.

Akif Çağatay Kılıç, Samsun Milletvekili… Yok

Zelkif Kazdal, Ankara Milletvekili… Yok.

Sebahattin Karakelle, Erzincan Milletvekili… Yok.

Fehmi Küpçü, Bolu Milletvekili… Burada.

Bedrettin Yıldırım, Bursa Milletvekili… Yok.

Semiha Öyüş, Aydın Milletvekili… Yok.

Fevai Arslan, Düzce Milletvekili…Yok.

Münir Kutluata, Sakarya Milletvekili… Yok.

Ruhi Açıkgöz, Aksaray Milletvekili…Yok.

Mahmut Mücahit Fındıklı, Malatya Milletvekili… Burada.

Ruhsar Demirel, Eskişehir Milletvekili…

Sayın Fevai Arslan… Burada.

Gönül Bekin Şahkulubey, Mardin Milletvekili… Yok.

Mehmet Şevki Kulkuloğlu, Kayseri Milletvekili… Yok.

Mehmet Volkan Canalioğlu, Trabzon Milletvekili… Yok.

Mihrimah Belma Satır, İstanbul Milletvekili… Burada.

Sayın Satır, buyurun.

Tasnif Komisyonuna seçilen üyeler oylama işlemi bittikten sonra komisyon sıralarında yerlerini alacaklar.

Oylama işlemine Adana ilinden başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın milletvekili var mı?

Oy verme işlemi tamamlanmıştır.

Lütfen, kupaları kaldıralım.

Tasnif Komisyonu üyeleri lütfen yerlerini alsınlar: Bursa Milletvekili Sayın Kemal Ekinci, Bolu Milletvekili Sayın Fehmi Küpçü, Malatya Milletvekili Sayın Mahmut Mücahit Fındıklı, Düzce Milletvekili Sayın Fevai Arslan ve İstanbul Milletvekili Sayın Mihrimah Belma Satır.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda boş bulunan (1) üyelik için yapılan seçime ilişkin Tasnif Komisyonu tutanağı gelmiştir, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda Barış ve Demokrasi Partisi Grubuna düşen (1) üyelik için yapılan ikinci seçime 245 üye katılmış, kullanılan oyların dağılımı aşağıda gösterilmiştir.

Saygıyla arz olunur.

                            Üye                                       Üye                                            Üye

                     Kemal Ekinci                        Fehmi Küpçü                   Mahmut Mücahit Fındıklı

                           Bursa                                     Bolu                                        Malatya

                            Üye                                                                                         Üye

                     Fevai Arslan                                                                    Mihrimah Belma Satır

                          Düzce                                                                                     İstanbul

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu aday listesi:

Doçent Doktor Ahmet Yıldırım     :   191 oy

Abdullah Karahan                          :     20 oy

Geçersiz                                         :          34

Toplam                                           :        245

BAŞKAN – Buna göre, Doçent Doktor Ahmet Yıldırım, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeliğine seçilmiştir. Hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.41

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesinin Maddelerinde Yapılan Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesinin Maddelerinde Yapılan Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/467) (S. Sayısı: 40) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Dünkü birleşimde 1’inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Dün sisteme giren, söz talep eden sayın milletvekilleri: Sayın Çalık, Sayın Özgündüz, Sayın Baydar, Sayın Köse -tekrar sisteme girmelerini rica ediyorum- Sayın Bayraktutan, Sayın Özel, Sayın İşler, Sayın Can, Sayın Turan, Sayın Işık, Sayın Selamoğlu, Sayın Türkkan, Sayın Oğan, Sayın Bulut, Sayın Öztürk, Sayın K. Yılmaz, Sayın S. Yılmaz, Sayın Susam, Sayın Erdoğan, Sayın Erdem, Sayın Ayhan ve Sayın Çirkin.

Sayın Çalık… Yok.

Sayın Özgündüz…

Sayın Baydar…

Sayın Köse…

Sayın Bayraktutan…

Sayın Özel…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, aracılığınızla Hükûmete soruyu sormak istiyorum: MIGA ülkemizde yatırımlara garanti vermeden önce Hükûmetimizden onay almakta mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İşler…

Sayın Can…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanımıza soru sormak istiyorum.

MIGA ile Kalkınma Ajansını karşılaştırabilir miyiz? Özellikle Türk yatırımcıları açısından Kalkınma Ajansı MIGA’nın yerini doldurabilir mi?

Teşekkür ediyorum.

                                     

(x) 40 S. Sayılı Basmayazı 2/11/2011 tarihli 15’inci Birleşim tutanağına eklidir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Turan…

Sayın Işık…

Sayın Selamoğlu…

Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, MIGA’nın garanti kapsamında olan Türkiye’deki yatırımlar arasında İsrail yatırımlarının tutarı ne kadardır?

Bunun dışında, daha önce Türkiye ile Suriye arasında yapılan anlaşmalarda karşılıklı yatırım programı içinde yer alan, MIGA’nın da kapsamında olan herhangi bir anlaşma olmuş mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Oğan…

Sayın Bulut…

Sayın Öztürk…

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkanım, dün akşam konuşan bir sayın milletvekili, Meclisin adabına, edebine uygun olmayacak tavır içerisinde âdeta burada bir cacık yapmaya kalkıştı. Kendi tavrının buraya yakışmayacağını ifade etmek için söz istemiştim ama ilerleyen zaman içerisinde kendisinden bir cacık olmayacağını görünce sözümden vazgeçmiştim.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen, konuyla ilgili soru soralım.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Saygılarımla bildiririm.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın K. Yılmaz...

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Sayın Bakan, MIGA garantisi kapsamında ülkemize getirilecek olan yatırımların sektörel dağılımı konusunda bilgi verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın S. Yılmaz...

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Adana ilimizin Pozantı, Karaisalı, Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli gibi ilçeleri, 890 ilçe içerisinde geri kalmışlık açısından 600’üncü ve 700’üncü sıralardadır. Bu bölgelerimiz de özellikle tıbbi ve aromatik bitkiler açısından çok zengindir. Kekik, biberiye, defne, keçiboynuzu, sedir mantarı gibi tıbbi ve aromatik bitkilerin günümüzde yükselen değer olduğu düşünülürse buradaki yatırımcının önünü açmayı düşünüyor musunuz veya desteklemeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Susam...

Son konuşmacı, buyurun.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum: MIGA, uluslararası finans çevrelerinin gelişmekte olan ülkelerdeki yaptıkları yatırımların bir sigorta şirketi. Bu sigorta şirketi, o ülkelerde finans yatırımları karşısında düştükleri sıkıntıyı karşılamaya yönelik. Bizim de çeşitli yatırımlarımız var. Son Arap baharıyla bizim yatırımlarımız olan Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde bizim yatırımcımızın kaybı ne olmuştur? MIGA’dan bu noktada bir değerlendirme, bir katkı aldık mı? Aldıysak ne kadardır? Bunlarla ilgili bilgileri rica ediyorum.

Saygılar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Susam.

Sayın Bakan, buyurun.

Beş dakika süreniz var Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, teşekkür ediyorum.

MIGA’nın yatırımlara garanti vermeden önce onay alıp almamakta olduğuyla ilişkili bir soru var. Evet, MIGA bu yatırımlara garanti verirken onay almaktadır. Kuruluş sözleşmesinin 15’inci maddesinde, garanti sözleşmesini sonuçlandırmadan önce ev sahibi ülkenin garanti verilmesini onaylaması hususu hükme bağlanmıştır. Bahse konu madde uyarınca, ülkemizdeki proje onaylarına ilişkin olarak takip edilecek mekanizma 4 Ekim 1990 tarihli mektup ile belirlenmiştir. Ancak değişen mevzuat, bugünkü ihtiyaçlar çerçevesinde söz konusu mektubun yenilenmesi çalışmaları da hâlihazırda yürütülmektedir.

Kalkınma ajanslarından farkı nedir? Karşılaştırma açısından bir soru sorulmuştu. MIGA’nın kalkınma ajanslarından farkı, bir sigorta kurumu gibi çalışması ana farkıdır. Bunu fark olarak ifade edebilirim.

Bir diğer soruda sektörel dağılım açısından bilgi verilmesi istendi. Özellikle altyapı projeleri, enerji projeleri ve ulaştırma projeleri sektörel dağılım açısından önde gelen projelerdir.

Bu, Kuzey Afrika, Orta Doğu’daki yatırımcılarla ilgili MIGA’nın şu ana kadar herhangi bir garantisi olmuş mudur? Bu ülkelerle ilgili verilmiş bir garanti yok. 2011 mali yılında Irak’taki Türk yatırımlarına garanti verilmiş durumda. Ancak bu Arap baharından sonra, biraz önce ifade ettiğim gibi, henüz gerçekleşmiş bir garanti sözleşmesi de bulunmamaktadır.

Bu, Adana ilimizin ilçeleriyle ilgili olarak, kalkınma sıralamasında nispeten geri kalmış ilçelerle ilgili olarak tıbbi ve aromatik bitkilerle ilgili bir soru soruldu. Diğer sorular biraz teknik destek aldığım sorulardı ama bu tabii, benim konum. Onun için bu soruya özellikle teşekkür ediyorum. Bu konuda hangi yatırımcının bir düşüncesi varsa lütfen doğrudan Bakanlığımızla, benimle ilişki kurmasını sağlayalım. Şöyle bir şey yapıyoruz: Aslında ilaç geliştirme hakikaten oldukça zor bir süreçtir. Hani bitkiniz vardır ama ilacı yine siz geliştiremeyebilirsiniz. Bunun bilimsel altyapısının oluşması lazım, üniversitelerin ve endüstrinin sürecin içine girmesi lazım. Son yaptığımız kanun hükmünde kararnameyle özellikle yüksek teknoloji ya da yüksek teknik bilgi gerektiren hususlarda ofset anlaşmalarla Türkiye’de üretimi kolaylaştıracak birtakım düzenlemeler getirdik. Dolayısıyla Adana ilimizin bu ilçelerinin kalkınması açısından destek olabilirsek büyük mutluluk duyarız. Değerli milletvekilimiz, lütfen bizimle daha detaylı görüşme için irtibat kursun, başımız üstüne, meseleyi çalışalım.

MIGA kapsamında -bir diğer soruya cevap veriyorum- İsrail’le herhangi bir iş birliğimiz yoktur. “Ne kadardır İsrail’le ilgili yatırımlar?” diye bir soru sorulmuştu. Herhangi bir iş birliğimiz yoktur.

Zannediyorum, soruların hepsine cevap vermiş olduk.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Suriye vardı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Suriye’yle de herhangi bir iş birliğimiz yok.

Çok teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ayşe Nedret Akova, Balıkesir Milletvekili.

Sayın Akova, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; dünyanın birçok ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkını, uygarca yaşama bilincini veren, çağ dışılıktan kurtaran, cumhuriyetimizi kuran Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk sayesinde bu Mecliste yer alan bir kadın olmanın onurunu yaşayarak Atatürk ve İsmet İnönü’yü saygıyla ve minnetle anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İsmet Paşa Ulusal Kurtuluş Savaşı kahramanlarından olup, savaşın zor şartlarında da olsa bu ülkenin çocuklarını babasız bırakmamıştır. İnönü, çok partili hayata geçmemizi sağlayarak demokrasinin önünü açmıştır. Türkiye'nin geçmişinde “Millî Şef faşizmi” hiç olmamıştır, ancak dün iktidar çoğunluğuna dayanarak, uygulamalarda görüldüğü gibi denetim yetkisi askıya alınarak, elimizden alınarak darbe yapılmıştır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Yine kanun hükmünde kararnamelerle…

BAŞKAN – Sayın Akova, bu konu dünde kaldı, yani lütfen maddeye gelelim.

Buyurun.

AYŞE NEDRET AKOVA (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

…Türkiye Büyük Millet Meclisi baypas edilmektedir, hukuk çiğnenmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, uluslararası yabancı sermaye yatırımları, ülkemiz ekonomisinin büyümesi ve kalkınması açısından çok önemlidir. Yabancı sermaye yatırımlarını çekebilmek için, birçok teşvikin yanı sıra ülkemizin politik riskinin az olması gereklidir.

Geçmişe baktığımızda, ülkemize gelen yabancı sermaye yatırımları yeni baştan bir sanayi sektörüne yatırım yapmak için değil, var olan bir kuruluşu almak için olmuştur. Ya bir bankamız satılmıştır ya bir önemli kamu kuruluşumuz satılmıştır ya da Türk Telekom gibi önemli bir kamu kuruluşumuz altı yıllık toplam ciro değerine satılmıştır. Önemli olan, yabancı yatırımın ülkemize yeni bir teknoloji getirmesi, yeni bir fabrika kurması, sıfırdan ülkemizde katma değer yaratmasıdır. Şimdi ülkemizde yabancı sermaye yatırımlarına garanti sağlamak için Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesi’nin maddelerinde değişiklik yapılması için kanun tasarısı gündemimizde.

Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu ülkemizdeki yabancı sermaye yatırımlarına garanti sağlamaktadır ancak baktığımızda, 1991 yılından bu yana, yirmi yılda toplam 1 milyar 200 milyon dolar garanti sağlanmıştır yani yıl başına ortalama düşen garanti miktarı 60 milyon dolardır. Yılda 60 milyon dolarlık garantinin ülkemiz kalkınmasına faydası ne olabilir? Bir de siz düşünün. Bu sözleşmede yapılacak değişme acaba garanti sağlanacak yabancı sermaye miktarını yüzde 100 artırır mı? Diyelim ki, yüzde 100 artırdı yani yılda 120 milyon dolarlık garanti sağlanmasının ülkemiz ekonomisine katkısı çok mu büyük olacaktır? Bunları düşünmekte fayda vardır. Demek ki, ülkemize yabancı sermaye yatırımı çekebilmek için daha ciddi düzenlemelere gerek vardır.

Değerli milletvekilleri, yabancı sermaye çekmede en önemli faktör ise politik riski azaltmaktır. Politik riski azaltmak için komşularımızla sürekli çatışmacı bir unsurla, iç politikaya yönelik söylemlerle politika izlemeyi bırakmamız lazımdır, dünyanın terörist olarak kabul ettiği kişilerle görüşülmemesi lazımdır, uluslararası politikada şov yapmayı bırakmak lazımdır. Politik risk unsurunu sıfırlamak için daha uzlaşmacı bir politika izlemek zorunludur.

Çok değerli milletvekilleri, hangi partiden olursa olsun biz siyasetçiler temel prensiplerde anlaşıp politik icra için ortak bir paydaya rahatlıkla ulaşabiliriz. Her türlü teröre ve şiddete karşı çıkmak, eşitsizlik ve adaletsizliklere “Dur” demek, her adımda demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne göre hareket etmek, bireysel özgürlükleri artırıcı bir şekilde herkesi kapsayan bir anayasayı vücuda getirmek, demokratik kurum ve kuralları yozlaştırmaktan kaçınmak, demokratik hak ve özgürlüklerin demokrasiyi yok etmek için kullanılmayacağında anlaşmak, tutukluluk sürelerinin cezaya dönüşmemesi için belirli kişilere gösterilen adaletin herkese gösterilmesi ortak paydamız olduktan sonra ülkemizi olması gereken çağdaş, gelişmiş medeniyetler seviyesine rahatlıkla getirebiliriz.

İnsan hakları ihlalinde, cinsiyet temelinde en önemli haksızlık kadına yönelik uygulanmaktadır. Kadının en temel hakkı olan yaşam hakkının elinden alınmak istenmesi ve insanca yaşamasının önüne engeller çıkartılması acilen çözüm üretilmesi gereken bir alandır.

Kadına yönelik aile içi şiddetin yanı sıra, çalışma hayatında işe alınma, terfi ve ücretlerde uygulanan eşitsizlikler, gelir ve eğitim düzeyi fark etmeksizin farklı toplumlarda ve kültürlerde yaşayan kadınların ortak sorunudur.

Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi, kadın erkek eşitliğinin sağlanılmasına yönelik gerekli düzenlemeler, çalışmalar devam etmektedir.

Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Tasarı üzerinde çalışılmaktadır. Öncelikle, en temel insan hakkı olan yaşam hakkının korunması, ülkemizde kadın cinayetlerinin son bulması ve devletin şiddeti önleme, şiddete uğrayanı çok yönlü koruması amaçlanmıştır. Ortak akıl ve irademiz bu kanunun hızlı bir şekilde yasalaşmasını sağlayacak bir uzlaşma zemini yaratmak zorundadır. En kısa zamanda kadın ve aile bireylerine yönelik şiddetin engellenmesi için gerekli yasal düzenlemenin yapılması ortak temennimizdir.

Çok değerli milletvekilleri, Balıkesir ilimizde ve körfezimizde zeytin hasat dönemi başlamıştır. Ülkemizdeki zeytin ağaçlarının yüzde 10,5’i Balıkesir ilimiz sınırları içerisindedir. Yağlık zeytin üretiminde de ilimiz birinci sıradadır. Bu yüzden, zeytinyağı tanıtımı, tüketiminin artırılması, iç ve dış pazarının genişletilmesine devlet desteği bizim için çok önemlidir. Zirai ilaçların, gübrenin ve mazot fiyatlarının çok sık ve yüksek oranlı artışları zeytin üreticisini zor durumda bırakmaktadır. Ürün destek prim sisteminin telafi edici değil, planlayıcı ve üretim kalitesini artırıcı bir işlev yerine getirmesi gerekir. Ürünün kilogram başına ödenen destek primi, üretim maliyetlerinde ve enflasyondaki artış dikkate alınarak artırılmalıdır. 1998 yılında zeytinyağına verilen 40 sent prim, artan enflasyona rağmen, 2009 yılında 15 sent, 2010 yılında 30 sent olan zeytinyağı primi nedeniyle üreticiler, çocuklarını zeytinliklerini satarak evlendirmekte, iş yerlerini yine zeytinlik satarak açabilmektedir. Destekleme primi enflasyon oranında artırılmadığından zeytin üreticisi çok mağdur durumdadır. Bu destek yıllar içerisinde inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. 2011 ve 2012 dönemi için verilecek 50 sentlik destekleme primi de yetersizdir. Avrupa ülkelerinde verilen devlet desteği 2 Türk lirası civarındadır.

Balıkesir’de kırsal kesimde yaşayan nüfus Türkiye ortalamasının üzerindedir. Dolayısıyla Çiftçi Mallarını Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılarak çiftçi malları koruma başkanına aylık ücret ile koruma ve ihtiyar heyeti azalarının görevlerini daha iyi yapmaları için huzur hakkı ödenmesinin sağlanmasına katkıda bulunmanızı istiyorum. 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun 1941 tarihinde çıkarılmıştır. Bu Kanun, günümüz sosyoekonomik şartlarında çiftçilerimizin ihtiyaçlarının karşılanması hususunda yetersiz kalmaktadır. 4081 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesine göre murakabe heyeti ile koruma ihtiyar meclisleri azalarına bu kanuna tevfikan yapılacak hizmet ve muamelelerden dolayı koruma sandığından hiçbir ücret ve masraf verilmez. Günümüz sosyoekonomik şartlarında herhangi bir işte çalışana emeğinin karşılığında ücret vermeksizin çalıştırmak mümkün olmamaktadır. Kişinin emeği karşılığında ücret alması da Anayasa’mız tarafından koruma altına alınmıştır. Murakabe heyetinin bir kısmı devlet memurlarından seçilirken diğer 5 üye hiçbir ücret almayan koruma ve ihtiyar meclisleri azalarından oluşmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NEDRET AKOVA (Devamla) – Bu nedenle, çok teşekkür ediyorum efendim, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akova.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MIGA kapsamında garanti altına alınan Türkiye’de ve Türkiye dışındaki yabancı yatırımlarla alakalı olarak söz almış bulunuyorum.

Türkiye’de yatırım yapmanın cezalandırıldığı bir düzende yabancıların Türkiye’de yatırım yapmasını beklemek kadar akılsız bir iş yok.

(AK PARTİ sıralarından “Sanayici misiniz?” sesi)

Evet. Ben sanayiciyim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Tabloya bakarsanız görürsünüz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ben sanayiciyim, size bir şeyler anlatacağım. Türkiye’de dünyanın kullandığı enerji fiyatının 3 katı maliyette enerji kullanıyoruz; petrol de böyle, elektrik de böyle, doğal gaz da böyle.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Hâlen sanayici misiniz?

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen müdahale etmeyin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bakın, ben bir şey söyleyeyim mi, buradan bir laf söylerim yerinizden kalkamazsınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ciddi söylüyorum. İşin o kısmı da var.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, siz de istirham ediyorum söylemeyin lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Terkimde tutuyorum söylemiyorum. İşin o kısmı da var, haberiniz olsun.

Türkiye’de yatırım yapmak için Türk sanayicisinin dahi cesaret edemediği bir dönemde yabancıların yatırım yapmasını beklemek çok akıllı bir iş değil. Sebebi şu, bakın: Türkiye, en son geçen gün size okuduğum gibi, sürdürülebilir ekonomideki istikrar meselesinde sıkıntılı. Wall Street’de yayınlanan bir makalede Türkiye bu konuda en riskli ülkeler arasında gösteriliyor. Bu durumda, yabancı ülkelerle, komşu ülkelerimizle sıfır sorun politikası üreteceğiz diye başlayıp sırf sorun politikalarının hüküm sürdüğü bu bölgede, politik risklerin bu kadar çok olduğu bir bölgede kalkıp Türkiye’de yatırım yapacak yabancı bulamazsınız. Kimi bulursunuz bilir misiniz? Ancak Telekom'u verdiğiniz Hariri ailesi gibi bir dost aileyi bulursunuz, bir devletin değerini peşkeş çekersiniz. Onun ismi yatırım olmaz, o başka bir şey. Yatırım, doğrudan yatırımla ifade edilebilir. Türkiye’de hiç duydunuz mu siz; gelmiş arazi almış, efendime söyleyeyim, makinelerini getirmiş, istihdam yaratacak? Hayır. Ancak Şeker Kanunu’nda olduğu gibi, Cargill’i Türkiye’deki bir yabancı şirketle ortak yapıp nişasta bazlı şeker konusunda Türk insanını zehirleyen, Türk insanının ömrünü kısaltan, dünyada kullanılmayan bu maddenin Türkiye’de daha çok kullanılmasını temin eden yatırımların önünü açarsınız. Başka türlü Türkiye yatırımın olduğu bir ülke olmaktan çıkar.

Ben biraz evvel Suriye ve İsrail’le ilgili sormuştum, Libya ile ilgili de sormak istiyorum. Libya’da Türk yatırımları yaklaşık 25 milyar dolar. Bu politik riskleri garanti altına alan bu MIGA’daki kapsam var mıdır Libya’daki yatırımlarımızda? 25 milyar dolarımız heba mı oldu? Yani, Libya’da farklı bir sistem geldi, demokrasi getireceğiz diye Kaddafi’nin aşağıya indirilmesine katkıda bulunduk, demokrasinin hiç konuşulmayacağı bir sistem geldi. Komşularımızın ciddi düşmanı hâline geldik: Bakın, Suriye yavaş yavaş dikiliyor. Rusya’yı ikna etmiş, Çin’i ikna etmiş, İngiltere üzerinden Avrupa Birliği ülkelerini de ikna ediyor. Suriye’ye karşı yaptırım gücümüz bizim sadece Suriye’yle kötü ilişkileri sürdürebilen bir ülke hâline geldik; düne kadar kardeş, bugün kalleş bir ülke konumuna geldik. Bu sistemde, siz, yabancılar karşısında, yabancı ülkelerdeki yatırımlarımızın yoğun olduğu Libya’da dahi bu konuda garanti kapsamında olmaması, bu sözleşmenin, bu garanti fonunun Türkiye’nin çok lehine olmadığına dair de bir gösterge. Almanya’daki, İngiltere’deki bir yatırımın -Türk yatırımı ne kadar bilmiyorum ama- çok böyle bir politik risklere karşı garanti ihtiyacı yok, ama Libya’dakinin var. Eğer bundan faydalanamıyorsak, bu sözleşmede, bu tasarıyla önümüze gelen bu garanti fonunun bize çok bir katkısı olmadığını düşünüyorum.

Biraz evvel “Sanayici misiniz?” diye soran arkadaşıma söylüyorum; evet, ben sanayiciyim, sanayicilik yapmaya çalışıyorum, devri iktidarınızda çok zor bir iş yapıyorum.

Türk köylüsüne diyorsunuz ki siz; yahu dünyada buğdayın fiyatı bu kadar, sen hâlâ bu kadara bize buğday satmak istiyorsun. Siz adama mazotu dünyanın üç katı fiyatına veriyorsunuz, tohumu dünyanın üç katı fiyatına veriyorsunuz, gübreyi hakeza, sonra diyorsunuz ki; ya dünyada buğdayın fiyatı bu kadar, sen niye bu kadara satıyorsun? Ayçiçeği hakeza, Türkiye’de yeni yeni ekilmeye başlanılan kanola, soya hakeza. Bu durumda, o şartlar altında sanayicilik yapmaya çalışan bir kardeşinizim. 2007 yılında da aday oldum, seçilemedim. 2007’ye on iki gün kala vergi müfettişlerinin gadrine uğrayıp, çok ciddi rakamlarda, benim boyumu aşan rakamlarda da vergi cezalarına gark olmuş bir sanayiciyim. Bir tek faturasız malım yakalandı, o da Kemal Unakıtan’ın oğlu Abdullah Unakıtan’ın aldığı 4 milyar liralık eski parayla bir mal alışverişi vardı, sadece o kadar. Yani, Kemal Unakıtan’ın oğlunun aldığı, onların kaybettiği bir fatura çıktı karşıma; ben de, bu faturanın sahibi Sayın Kemal Unakıtan’ın oğlu Abdullah Unakıtan dedim. Şu anda aranızda yok, tu kaka yaptınız biliyorum, ittiniz, attınız, tanımıyorsunuz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Lütfü Bey, usulsüzlük cezası mı yediniz? Az önce söylediniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Efendime söyleyeyim, usulsüzlük değil, vergi cezası, vergi tarh cezası.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Vergi kaçakçılığı mı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Hayır efendim, hayır!

BAŞKAN – Sayın Türkkan lütfen karşılıklı konuşmayalım. Genel Kurula hitap eder misiniz Sayın Türkkan.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Siz kendiniz söylediniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sizin öyle bir incelemeden haberiniz var mıydı, siz Kocaeli milletvekilisiniz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Mahkeme sonucu…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Yok efendim, ben onlardan beraat ettim. Hepsini mahkemede affettirdim, yanlış yapmam ben.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Cezaları mahkemeye niye götürmediniz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Mahkemeye götürdüm ama böyle bir zulüm yapan iktidarsınız, onu anlatmaya çalışıyorum.

Sanayiciye zulüm yapıyorsunuz, yatırımcıya zulüm yapıyorsunuz, arkasından gelip “Türkiye’de niye yatırım yapamayacaksınız?..” Var mı öyle bir şey ya! Hemşire olacak kıza “Git, AKP’ye üye ol, ondan sonra gel seni işe başlatalım.” diyorsun. Adam benzin istasyonunda pompacı olacak, “Yahu bunun sahibi AKP’li, git, oradan bir AKP’ye üye ol.” denilen, böyle bir devirde yaşıyoruz arkadaşlar. Hani tek parti iktidarı var ya “Faşist iktidar” dediğiniz, o dönemi geçtiniz, faşizm sizin karşınızda çok masum kalıyor, haberiniz olsun.

Hepinize saygılar sunuyorum. Hayırlı akşamlar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkkan.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Levent Gök, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yaptığım bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyurduğum bir konuyla ilgili sizleri bilgilendirmek için söz almış bulunuyorum. Hepimiz açısından önemli olduğunu düşündüğüm bir konudur.

Bundan bir müddet önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdiğim bir soru önergesinde milletvekillerinin ve bağlı personelinin kullandığı bilgisayarların denetimlerinin nasıl olduğunu, log kayıtlarının tutulup tutulmadığı ve bunların denetleme işlemlerinin nasıl yöntemle yapıldığı konusunda bir soru önergesi vermiştim, yapılan ihalenin yöntemi ve kime yapıldığı konusunda da bilgiler istemiştim. Bir müddet önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından sorduğum soru önergesine verilen cevabı bilgilerinize sunuyorum ve sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, gerçekten gelen cevap kullandığımız bilgisayarların güvenliği ve milletvekillerinin çalışma faaliyetlerini ilgilendiren konularda gizliliğin kalmadığı konusundaki kuşkumuzu ne yazık ki teyit eden bir cevap tarafımıza sunulmuştur. Şu görmüş olduğunuz yazılı cevapta belirtildiği üzere Meclisimizdeki tüm bilgisayarlara, hepinizin, şahıslarınızın, personelinizin kullandığı tüm bilgisayar kayıtlarına, loglara, yani hangi siteye girerseniz girin, hangi konuda araştırma yaparsanız yapın Bilgi İşlem Müdürlüğü görevlisinin erişebildiği konusunda bana cevap verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, takdir edersiniz ki, hepimiz değişik konularda araştırmalar yapıyoruz, soru önergeleri veriyoruz, kanun teklifleri hazırlıyoruz. Doğaldır ki, her milletvekilinin yaptığı çalışmanın da bir gizliliği olmalıdır ve bu gizliliğin de özellikle milletvekillerinin yasama faaliyetlerine ilişkin olanlarında çok özel bir durumu olduğu tartışmasızdır. Meclis personelindeki bir görevlinin buna erişebilmesini kabul etmek olanaklı değildir. Bu ben olabilirim, siz olabilirsiniz ama şu andaki uygulamada kullanılan bütün bilgisayarlara Meclisimizin Bilgi İşlem Müdürlüğünde görevli bir arkadaşımız erişebilmektedir. Böyle bir konu bence çok hassastır ve hepimizin ortak tavır almasını gerektiren bir konudur. Hepimizin çalışmalarının gizliliğinin sağlanması, örneğin, yaptığınız çalışmaların akıbetinin sorgulanmaması, bu çalışmalara… Biz şimdi bilmiyoruz, Bilgi İşlem Müdürlüğündeki görevli ne yapıyor bu erişimi yaparak? Bu çalışmaları kime bildiriyor? Nerede depoluyor, nerede kullanacak? Bir kere bunu bilme hakkımız vardır.

Bu önemli bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Milletvekillerimiz çalışma yaparken şu anda kendilerine tahsis edilen bilgisayarları bence bu uygulama durdurulana kadar kullanmamalıdır.

Diğer sorduğum sorulara yine Meclis Başkanlığımız aynen şu cevabı bana vermiştir: “Siyasi parti gruplarını ve milletvekillerini sistem dışında bırakacak bir çalışma yapılmaktadır. Çalışmaların bitiminde -dikkat edin değerli arkadaşlarım- siyasi parti grupları ve milletvekilleri ayrı hak ve özgürlüklere sahip olacaktır.”

Şimdi bu cümleyi tersten okuduğumuz takdirde, tüm milletvekillerimizin şu anda haklarının ve özgürlüklerinin sınırlandırıldığı kabul edilmektedir. Bu, Meclis Başkanlığımızın yazılı cevabıdır değerli arkadaşlarım.

Değerli milletvekilleri, burada bence derhâl Meclis Başkanımız soruna el koymalıdır. Bilgisayarla yapılacak çalışma çok uzun sürecek bir çalışma olamaz. Bu sistem derhâl kaldırılmalıdır ve milletvekillerinin özgürce kendilerini ifade edebilecekleri, çalışabilecekleri ortam sağlanmalıdır, aksi takdirde bu şekildeki yapılan bir denetim tüm çalışmalarımızın gizliliğini ortadan kaldırmaktadır.

Bu nedenle söz almış bulunuyorum ve Meclis Başkanımızı da bu konuda acilen göreve davet ediyorum, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ali Rıza Alaboyun, Aksaray Milletvekili.

Buyurun Sayın Alaboyun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 40 sıra sayılı Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesinin Maddelerinde Yapılan Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz kalkınma hamlesini gerçekleştirebilmek için gerek yurt içi sermayesini gerekse yabancı sermayeyi harekete geçirmek yönünde uzun yıllar çaba sarf etmektedir. Yabancı sermayeyi ülkemize çekme bağlamında Türkiye 1988 yılında kısa adı “MIGA” olan Dünya Bankası grubu içerisinde kurulan Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşuna üye olmuştur.

Bu kuruluşun amacı, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yatırım yapacak yabancı yatırımcıları politik risklere karşı korumayı amaçlamaktadır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde yaşanan krizler sonrası 2002 yılında tek başına iktidara gelen AK PARTİ ve Sayın Başbakanımızın kararlı ve vizyoner liderliği ile yerli ve yabancı yatırımcılara yeniden güven gelmiştir. Ülkemizin politik riskleri büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.

Türkiye, genç ve dinamik nüfusu, güçlü ekonomisi, siyasi istikrarı nedeniyle yatırımcıların önünü görebildiği bir ülke hâline gelmiştir. 2008 yılı sonunda patlak veren Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki global finansal krize rağmen Türkiye, güçlü finansal yapısı nedeniyle bankacılıkla Avrupa’da en sağlam yapıya sahip ülke konumundadır. Böylesine bir kriz ortamında bile Türkiye yabancı sermayeyi çekmeye devam etmiştir. Yabancı yatırımcıların ağırlıklı olarak Avrupa’dan gelmesi bu açıdan ayrıca bir önem arz etmektedir.

2002 yılında ülkemizde faaliyet gösteren yabancı sermayeli şirketlerin sayısı 5.600’ler civarında iken bu rakam 2010 yılı sonunda 25.800’lere ulaşmıştır. Yabancı sermayenin ağırlıklı olarak, enerji, finansman, imalat başta olmak üzere her alanda yatırım yaptığını, bilgi birikimini ve teknolojisini ülkemize getirdiğini görmekteyiz. İktidarımız döneminde, yatırım ortamının iyileştirilmesi, Avrupa Birliğinde müzakere sürecinin alınması, demokratikleşme yolunda atılan olumlu adımlar, kurumsallaşma ve hukukun üstünlüğünün ön plana çıkması kendi yatırımcılarımıza olduğu kadar yabancı yatırımcılar için de bir güvence sağlamıştır.

Ülkeler, kalkınmaları için kendi iç kaynaklarını harekete geçirmenin yanında yabancı sermayenin yatırım yapması büyük önem arz etmektedir. Globalleşme ile ticari sınırların kalktığı, ülkelerin sermaye, teknoloji, bilgi birikimi ve iş gücü açısından birbirine bağımlı hâle geldiği bir dünyada yaşamaktayız. Yabancı yatırımcıları politik risklere karşı korumak amacı ile Dünya Bankası bünyesinde 1988 yılında kurulan MIGA 1988 yılında üye olmamızın hemen ardından 1991 yılından beri ülkemizdeki yabancı sermaye yatırımcılarına garanti sağlamaktadır.

Kısa adı “MIGA” olan Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesi’nin maddelerinde yapılan değişikliğin onaylanmasını umuyor, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Alaboyun.

Şimdi, madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Beş dakika soru sorma, beş dakika cevap verme süresidir.

Sayın Turan, Sayın Uzunırmak, Sayın Selamoğlu, Sayın Erdoğan, Sayın Tanal, Sayın Yılmaz, Sayın Işık, Sayın Susam ve Sayın Ayhan sisteme girmişlerdir.

Sayın Turan, buyurun.

Birer dakika süre veriyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Bakana gündemdeki anlaşmayla ilgili sormak istiyorum.

MIGA’nın hangi yatırımlara garanti sağladığını ve MIGA’nın garantilerinin koşullarının neler olduğunu sormak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bir ülkedeki halkın refah seviyesi tasarruflarıyla da doğru orantılıdır. Acaba, Türkiye’de kullanılan kredilerdeki - ki gayrisafi yurt içi hasıla bir hayli yükselmiştir, ayrıca bu terim üzerinde de durmak istiyorum sorumun diğer bölümünde- bu kullanılan yüksek oranlı kredilerde yerli tasarruf oranı nedir? Bir kıyas olması açısından ve milletvekillerinin aydınlanması açısından 30’dan 2010 yılına kadar bütün kullanılan kredilerde yerli tasarruf oranının ne olduğunun tarafıma bildirilmesini rica ediyorum ki kıyaslayabilelim, Türkiye’de halk hakikaten refahı artmış mı, tasarrufu artmış mı, artmamış mı?

İki: Birtakım arkadaşlarımız tabii ki terimleri burada kullanırken doğru tahlil etmeleri açısından ekonomide Çin, Türkiye, birtakım büyümelerden bahsediliyor ama ben merak ediyorum. Bu gayrisafi yurt içi hasıla tanımlamasından sonra buralarda büyüyen yabancılar başka ülkeler mi? Mesela, örneğin, Çin’de büyüyen Amerika mı, Almanya mı? Yoksa Çin hakikaten de halkıyla mı büyüyor?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Selamoğlu…

TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Bakanım; MIGA’nın sunduğu garantiler kapsamında Türk yatırımcılar bu garantiden ne kadar yararlanıyorlar?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkanım, MIGA kapsamında Muğla iline bugüne kadar ne kadar yatırım yapıldığını öğrenmek istiyorum.

İkincisi de, Hükûmet bu MIGA Anlaşması çerçevesinde önümüzdeki beş yılda ülkemize ne kadar yatırım yapılmasını beklemektedir? Bunu da öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı Dışişleri Bakanlığına alternatif olarak mı acaba kuruldu; bu bir.

İkincisi, Almanya’da bulunan eğitim ataşelerimiz neden geri çağrıldı, sebebi neydi?

Üç, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluğuyla ilgili temsilcikler neye göre açıldı? Bu temsilcikleri nasıl veriyorsunuz, maaşlı mıdır; yoksa, parası nereden temin ediliyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma sormak istiyorum. Bu yabancıların yatırımlarını garanti altına alırken 2009 yılında çıkardığınız teşvik yasasıyla Adana’yı dezavantajlı duruma getirdiniz. Bu Adana’mızda kırka yakın fabrika kapandı. Şu anda da yatırımcılarımız kapılarına kilit vurarak işlerini bırakmaktadır. Bu haksızlığı gidermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hâlen MIGA’ya üye ülke sayısı kaçtır? En fazla oy gücüne sahip olan ülkeler ve oy gücü oranları nedir? Ülkemizin binde 4,8 olarak belirtilen oy gücünün artırılmasına yönelik olarak Hükûmetin bir çalışması var mıdır? Açıklama yaparsanız memnun olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Susam…

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakana sormak istiyorum. Daha önce sorumu sordum ama Sağlık Bakanının uzmanlık alanı olmadığı için ve teknik destekte eksiklik olduğu için… Evet, Fatma Hanım daha bilgi verebilir, kendisi bu anlamıyla ilgilidir.

Bizim MIGA’yla ilgili yabancı yatırımcıların MIGA’da toplam yatırımlarının sigorta miktarı 1,2 milyar ABD doları. Bizim yatırımcıların yurt dışındaki yatırımı ise 175 milyon ABD doları. Bu yatırımlar sigortalanıyor ve sigortalandıklarında eğer ülkede ticaret dışındaki çeşitli riskler nedeniyle yatırımlarına zarar geliyorsa bu, MIGA tarafından tazmin ediliyor ama devletlerden geriye tahsil ediliyor. Bu anlamıyla bizim ülkemize yapılan 1,2 milyar yatırımdan ne kadar ülkemiz geriye ödeme yapmıştır? Arap baharıyla ilgili sorduğum soruda da… 177,5 milyar liraya ne kadar geri vermiştir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ayhan…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkanım, MIGA riskli bölgelerdeki yatırımlar için uygulanan bir sistem. Oslo görüşmeleri esnasında bu konu dikkate alınmış mıdır? Şimdi MIGA Sözleşmesi tasarısı esnasında da düşünülmüş müdür?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun, süreniz beş dakika.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu MIGA’ya ilişkin sorulan sorulara cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

“MIGA hangi yatırımlara garanti sağlamaktadır?” şeklinde soran milletvekilimizin cevabı olarak: MIGA garantileri, sermaye yatırımlarını bir yıldan uzun süreli olmak kaydıyla sermaye sahipleri tarafından verilen kredi ve garantileri bir çeşit doğrudan yatırımı bulunduran belirli bir yatırım veya projenin finansmanı için sağlanan kredileri kapsamaktadır.

İkinci sorulan soruda, “MIGA garantilerinin koşulları nelerdir?” şeklinde olan sorunun cevabını veriyorum: Prim oranları proje bazında belirlenmekte olup, ülke, sektör ve garanti edilen risk türüne göre farklılık göstermektedir. MIGA en az üç yıl, krediler için bir yıldan fazla, en fazla on beş yıl, projenin doğası gereği yirmi yıl olabilmesi için garanti sağlamaktadır. MIGA sermaye yatırımları için yatırım tutarının yüzde 90’ına kadar dağıtılmayıp, projeye yatırılmış kârların karşılanması için yatırım katkılarının yüzde 500’üne kadar ilave bir tutarı garanti etmektedir. Kredi ve kredi garantilerinin anaparasının yüzde 95’i ve faizleri karşılanmak için anaparanın yüzde 150’sine kadar ilave bir tutarı garanti etmektedir.

Üçüncü soru, “MIGA’nın verdiği garantiler Türkiye Cumhuriyeti’ne bir yük getirmekte midir?” şeklinde sorulan sorunun cevabını veriyorum: Gerek ülkemizde yapılan yabancı sermaye yatırımlarına gerekse Türk yatırımcılarının diğer ülkelerde gerçekleştirdiği yatırımlara MIGA tarafından sağlanan garantiler kapsamında ortaya çıkan yükümlülükler ülkemize bir mükellefiyet getirmemektedir.

“MIGA, ülkemizdeki yatırımlara garanti vermeden önce Hükûmetimizden onay almakta mıdır?” şeklinde olan sorunun cevabını veriyorum, Sayın Milletvekilimin sorduğu sorunun cevabıdır: MIGA kuruluş sözleşmesinin 15’inci maddesinde, MIGA’nın garanti sözleşmesini sonuçlandırmadan önce ev sahibi ülkenin garanti verilmesini onaylaması hususu hükme bağlanmıştır. Bahse konu madde uyarınca, ülkemizdeki proje onaylarına ilişkin olarak takip edilecek mekanizma 4 Ekim 1990 tarihli mektup ile belirlenmiştir. Ancak, değişen mevzuat ve bugünkü ihtiyaçlar çerçevesinde söz konusu mektubun yenilenmesi çalışmaları hâlihazırda yürütülmektedir.

“Türk yatırımcıları bu garantilerden ne kadar faydalanmaktadır?” şeklindeki sorunun cevabını veriyorum: 30 Haziran 2011 tarihi itibarıyla Türk yatırımcıların diğer ülkelerde gerçekleştirdiği yatırımlar için sağlanan MIGA garantisi tutarı 177,5 milyon dolardır.

“Türkiye’deki yatırımlar için MIGA bugüne kadar ne kadar garanti sağlamıştır?” sorusunun cevabını veriyorum: 30 Haziran 2011 tarihi itibarıyla ülkemizde yapılan yabancı sermaye yatırımlarına MIGA tarafından sağlanan garantilerin toplam tutarı 1,6 milyar dolardır.

Önümüzdeki beş yıl içerisinde ülkemizdeki yatırımlara ne kadar garanti sağlanacağı yatırımcıların talebine bağlı olarak şekillenecektir. Şu noktada beş yıllık tutarın bilinmesi mümkün olmamaktadır.

MIGA’nın yüz yetmiş beş üyesi bulunmaktadır ve en büyük oy gücüne sahip ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir.

Diğer sorularınıza yazılı şekilde cevap vereceğiz.

Teşekkür ediyorum, yeniden yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın grup başkan vekillerinin bayram kutlamasıyla ilgili talepleri vardır.

Sayın Kaplan, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kurban Bayramı’nı kutladığına, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu dönemin son günü, grup başkan vekilleri olarak da birazdan bitireceğiz. Kurban Bayramı başlayacak.

Kurban Bayramı’nın bu dönem barışa vesile olmasını, çok acıların üst üste geldiği bir dönemde kutladığımız bugünümüzün tüm İslam dünyasına, ülkemize, halkımıza hayırlar vesile etmesini diliyoruz ve bayramları bir barış, kardeşlik günü vesilesi olarak görüyoruz. Sanıyorum birçok arkadaşımız, partililer yine Van’da buluşacağız, Van’da olacağız bayramın birinci günü.

Bu vesileyle söz aldım, umarım ki Meclisimiz bayramdan sonraki dönemi de daha rahat bir ortama, daha rahat bir gündeme vesile eder.

Şimdiden hepimizin bayramı kutlu olsun diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şandır, buyurun.

6.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kurban Bayramı’nı kutladığına, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak mübarek Kurban Bayramı’nın ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini, huzur getirmesini, sağlık, mutluluk getirmesini diliyoruz. Bayramın Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında görev yapan herkese, tüm çalışanlara, tüm mensuplarımıza, siyasi partilerimize ve tüm milletvekillerimize hayırlar getirmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tarhan, buyurun.

7.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Kurban Bayramı’nı kutladığına, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Tüm ulusumuzun ve özellikle Van depremzedelerinin önümüzdeki Kurban Bayramı’nı kutluyor, tüm ulusumuza mutluluk diliyorum grubum adına Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Elitaş, buyurun.

8.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kurban Bayramı’nı kutladığına, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Pazar günü mübarek Kurban Bayramı’nı idrak edeceğiz. 19 Ekim tarihinde şehitlerimizle karşı karşıya kaldık, onların acısı içimizde. 23 Ekim tarihinde Van depremi, Erciş depremiyle karşı karşıya kaldık, aynı acıyı devam ettiriyoruz ama ümit ediyorum, diliyorum ki mübarek Kurban Bayramı, hayırlara vesile olacak, tüm İslam dünyasının güzelliklerine vesile olacak; aynı zamanda ülkemizdeki birlik ve beraberliğe, kardeşliğe Türk milletinin yaptığı dualarla katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum. Tüm milletvekillerimizin, milletimizin mübarek Kurban Bayramlarını tebrik ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesinin Maddelerinde Yapılan Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/467) (S. Sayısı: 40) (Devam)

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Ali Susam, İzmir Milletvekili.

Sayın Susam...

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MIGA hakkında bugün 3’üncü maddede grubum adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tartışmalardan da ortaya çıkan bir gerçek var ki, MIGA’yla ilgili bu Meclisin daha net ve doğru bilgilenme ihtiyacı olduğunu hem sorularda hem bu konuyla ilgili görevlendirildiğim zaman yaptığım çalışmalarda gördüm. MIGA, muhakkak ki yabancı yatırımcıların yatırım yaptıkları ülkelerde yatırımlarını riske en az ederek, riskleri ortadan kaldırarak sigorta yaptıkları bir organizasyon, onları sigorta yapan bir kuruluş ve bu kuruluşta bizim binde 48 bir oy hakkımız var ve büyük oranda da oy hakkı ABD, Fransa, Almanya, İtalya ve Çin olmak üzere, bunların oy hakkı yüzde 48’e yakın bir noktada. Yani bu kuruluş küresel sermayenin gelişmekte olan ülkelere yapmış olduğu yatırımlarda riskini sıfırlamak için kurduğu bir kuruluş ve bu kuruluş Dünya Bankasının nezdinde kurulmuş, başkanlığını da Dünya Bankası Başkanının yaptığı bir kuruluş.

Şimdi, bu kuruluşu doğru anladıktan sonra, bu konularda konuşmamız gereken en önemli olaylardan bir tanesi… Tabii ki ülkemizin yabancı sermayeye ihtiyacı var, yatırımcıya ihtiyacı var, bizim de başka ülkelerde daha yatırımlarımız var. Bütün bunları anlayışla karşılıyoruz ama dünyada öyle bir şekilde küresel sermaye olayı bir noktaya getirdi ki sıfır riskle yaptığı yatırımlar karşısında dünyada ciddi bir şekilde adaletsizliklerin de sebebi hâline geldi. Bugün dünyadaki kriz karşısında Wall Street’te, Özgürlük Parkı’nda eylem yapan insanların sloganını bu Meclise hatırlatmak istiyoruz: “Yüzde 99 biziz, yüzde 1 sizsiniz. Yüzde 1’in yapmış olduğu hataların cezasını yüzde 99 olarak biz çekmek istemiyoruz.” Küresel sermaye dünya üzerinde ciddi bir şekilde gelir adaletsizliği, haksız rekabet, gelişmekte olan ülkelerdeki yerli sermayeyi yok eden, küçük işletmelerin önünde engel olan bir konuma gelmiştir. Bunu doğru tahlil etmek zorundayız. Bu doğru tahlili yapmadığımız zaman burada MIGA’ya övgüler düzeriz, işin arka boyutunu görmeden ülkemizdeki bir sürü ekonomik sıkıntının gerçek nedenini anlayamayız.

Bugün, gerçekten, küresel sermayeyle ilgili dünyanın bu ekonomik politikalarda küresel sermayenin fonksiyonunu masaya yatırma ihtiyacı vardır ve bu yatırılacak küresel sermaye boyutunda, öncelikle gelişmekte olan ülkelerin önündeki küresel sermayenin haksız rekabetiyle o ülkeler üzerinde kurduğu hegemonyanın ortadan kaldırılmasına ihtiyaç vardır. Bugün küresel sermaye ülkelerin gayrisafi millî hasılalarından daha büyük noktaya gelebilmiş sermaye yapılarına sahiptir ve dünyada ve ülkemizde çok sınırlı sayıdaki küresel sermaye piyasaların çoğuna hâkimdir.

Bakın, bir örnek vereyim: Bizim ülkemizde perakende piyasasında 10 tane büyük şirket, içinde küresel sermaye de bulunan perakende piyasanın yüzde 56’sına sahiptir. Geriye kalan 1 milyon küçük işletme bunlar karşısında toplam yüzde 44’e sahiptir ve onların kârlılıkları yüzde 44 karşısında oranlarının çok üstünde bir noktadadır ve onların kâr transferleri ciddi bir şekilde de bu ülkenin ekonomisinde döviz açığını, cari açığı ve ekonomik problemleri ortaya getirmektedir.

Değerli arkadaşlar, onun için Adalet ve Kalkınma Partisinin dokuz yıllık iktidar süresince uyguladığı ekonomik politikada en büyük hatalarının birincisi, sıcak parayı bu ülkeye getirebilmek, yabancı yatırımcı gelsin de nasıl gelirse gelsin anlayışı içerisinde, bu ülkede üretimin önüne engel olan, ithalatı teşvik eden ve lojistikçi bir sanayi yaratan politikasının çok büyük olumsuz yansıması vardır.

Hükûmet bugün bunu anlamıştır ve son önemli bir şekilde yapılan ekonomik kararlarda cari açığı azaltma noktasındaki tedbirler bunun çok açık göstergesidir.

Ne diyor Sayın Başbakan: “Biz bu zamları, bu tedbirleri almayalım da Yunanistan’a mı dönelim? Biz elektriğe zam yapmayalım da Yunanistan’a mı dönelim?”

Bu demektir ki Türkiye'de uygulanan ekonomik politika sürekli cari açık yaratmakta, ithalat ile ihracat arasındaki denge açılmaktadır ve bugün itibarıyla ithalattaki artış ile ihracattaki artışın, ne kadar tedbir alırsanız alın farkı devam etmektedir. İhracattaki artış yüzde 24, ithalattaki artış yüzde 42. Yani bu anlamıyla aldığınız tedbirler bile bu nokta itibarıyla ciddi bir şekilde ithalat ile ihracat arasındaki dengeyi karşılamamaktadır. Bizim yapmamız gereken, bu ülkede küçük, orta boy işletmeleri, ülkenin yerli sanayisini teşviklerle dünya standartlarının üzerine getirmektir.

Küresel sermaye çok kolay para kazanıyor. Bir örnek vereyim. Ipod’lar moda. Ipod’ların piyasa satış fiyatı 270 dolar. Küresel sermayenin kuruluşları ipod’u Çin’de yaptırıyor. Kaç paraya yaptırıyor biliyor musunuz? 3 dolar 50 sente yaptırıyor. Çin ne kadar para kazanıyor? 50 sent para kazanıyor. Maliyeti, reklamı, piyasa, başka organizasyonlarıyla 8,5 sent; piyasada 270 dolara satılıyor. Şu kârlılığa, şu verimliliğe bakın. Bu gücün karşısında dayanmak mümkün müdür? Yani zeytin üreticisi çıkardığı yağı, 5 liraya mal ettiği yağı dünya pazarında 270 liraya satsa onun keyfine diyecek olur mu? İşte, küresel sermaye, dünyada o birikimiyle ciddi bir şekilde ucuz iş gücünü, dünyanın kaynaklarını ve dünyanın parasını, finansını hızla kendinde toplamakta, yeni kanallarla da yeni finans oyunlarıyla da kaynak sağlamaya çalışmakta ve kârlılığını yüksek derecede artırmaktadır.

Bakınız, MIGA’yla ilgili DPT’den uzman arkadaşlarla az önce konuşuyordum “Bu ödedikleri garanti karşısındaki parayı kim karşılıyor?” diye sordum onlara. Bu sigorta ettikleri portföylerini piyasada satıyorlar, oradan da bir kez daha kârlılık sağlayarak burada oluşan riskler karşısında ödedikleri parayı da oradan karşılıyorlar.

Bütün bu finans oyunlarını ve döngüsünü sağlayabilme noktasında olan bu küresel sermaye karşısında, dünya Wall Strett’ten başlayarak bir tepki gösteriyor. Küresel sermaye gelir adaletini, bölüşümü tekrar masaya yatırmalıdır. Afrika, Orta Doğu açlıkla boğuşurken küresel sermayenin bu konudaki duyarsızlığı ortadadır. Sayın Başbakan da söylüyor “Duble paçalarına dökülenleri verseniz, Somali’deki insanlar doyar.” diyor. O zaman, bu duble paçadakileri vermesi gerekenlerin, bu ülkedeki küresel sermayenin de bir hesabını doğru şekilde yapmak gerekir. Onun için, bu konuyla ilgili konuşurken bu gerçekleri doğru bir şekilde masaya yatırıp, görmek zorundayız. Türkiye, ekonomik gelişmesini ve ekonomik politikasını yeniden gözden geçirmelidir. Uluslararası sermayeyi bu ülkeye çekerken, kendi sanayisini yok etmeden, küçük işletmelerini yok etmeden hipermarket yasasını çıkarmak için lobilerin gücünden korkarak, sessiz kalarak değil, onlara destek vererek yapmalıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. Bayramınızı kutluyorum. Tüm ulusumuza sağlık, esenlik, huzur içerisinde bayramlar diliyor, şehitlerimizin önünde saygıyla eğiliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Susam.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan 40 sıra sayılı Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesinin Maddelerinde Yapılan Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının 3’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İki gündür bu tasarıyla uğraşıyoruz. Şimdi, yürürlük maddesi üzerinde konuşuyoruz. Şimdiye kadar olduğu gibi iyi bir şekilde Bakanlar Kurulunun yürüteceğine eminim. Hakikaten Bakanlar Kurulu iyi yürütüyor bu sözleşmeleri.

Bazı şeyler gerçekten önemli. Bir işten kaç tane post çıkıyor.

Şimdi, dün geneli üzerinde konuşurken teknik muhtevayı detayıyla izah ettim. 1’inci madde üzerinde konuşurken de neden yatırıma ihtiyaç duyulacağını söyledim.

MIGA’da temel kasıt, yatırım yapılan ülkedeki kaybolan, risk edilen yatırımların karşılığının siyasi risklerde oluşan kayıplarının telafisidir. Yani ne? Riskli bir alanda yapılan yatırımın olur da kaybolursa karşılanması lazım. Kimin parası? Küresel sermaye gelecek gerçekten, yatırım yapacak -“yapmasın” da demiyoruz- ama burada bir problem var ise, risk hadisesi var ise onu da biri karşılayacak. Bu işin haddizatında önemi budur. Bunun makro anlamda garanti ettiği miktarı ve diğer ülkelere, bizim gibi ülkelere düşen kısmını görürseniz bu söylediğimin doğru olduğunu görürsünüz.

Şimdi, şu hususu üzülerek belirtmeliyim ki, bu Hükûmette şu ana kadar bir iç tutarlılık yoktur. Bakın, dün burada Hükûmeti temsil eden bakanlardan birisi, enflasyondan kamu finansmanına kadar, her şeyin güllük gülistanlık olduğunu izah etti. Şimdi -tövbe, söylemez isek hata olur- bugün TÜFE kaç çıktı arkadaşlar? 3,27, yüzde 3,27. Bir yıllık hedefiniz yüzde 5, sadece geçtiğimiz ay… Ne ayıydı arkadaşlar? Ekim ayı, öyle değil mi. Ekim ayında 3,27. Yıllık hedefiniz 5 civarında, değil mi? Şimdi, bunun neresi iyi arkadaşlar? Bunu bir konuşmak lazım. Bunun iyi olduğunu söyleyebilmek mümkün mü? Burada, geliyor Sayın Bakan, gerçekten bunun iyi olduğunu izah edebiliyor.

Şimdi, dış ticaret ve cari açıktan da bahsetti, hakikaten samimi olarak söyledi; söylemezsem hakkını yemiş olurum, rahatsız olurum ama dış ticaret ve cari işlemler açıkları on senedir var, daha önce de var, olmaya da devam edebilir, bunda da bir problem yok ama “İyileştirdim.” demek için, “Millî gelirin -bu ortamda- yüzde 9’undan, yüzde 8’ine indiriyorum.” diye hedef koyduğunuz zaman bunun düzelmesi mümkün değil ki. Siz yüzde 9’ları bulmuşsunuz, en tehlikeli oranlar, dünyada en tehlikeli oranlar.

Para politikalarında aynı şey devam ediyor. Merkez Bankasını piyasalar yokluyor. Dikkat ederseniz, eski Merkez Bankası Başkanı da aynı şeyi söyledi, “Beni de yokladılar.” dedi. Şimdi, yoklanmamanız için sizin sağlam durmanız lazım, sağlam olmanız lazım. Sağlam olmayan bir şey yoklanır. Gerçekten orada da sıkıntının olduğunu çok rahat ifade edebiliyoruz.

Şimdi, istihdamdan falan hiç bahsetmeye gerek yok: “Şu kadar azaldı, şu kadar arttı vesaire...” Daha geldiğiniz noktalarda anca geziniyorsunuz, o da TÜİK’in hesaplarına göre. Daha oralarda geziniyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz hesaplayın Sayın Ayhan.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Dün, ben, hele Adana’yla ilgili işsizlik verisini Sayın Bakanın böyle bir izahını, o rakamı izahını öyle gördüm ki sanki mutluluktan uçuyor yani. Ya bunun sevinilecek bir tarafı falan yok, rezalet orada duruyor diz boyu.

Şimdi, sanayinin hâli -biraz önce Sanayi Bakanımız buradaydı- her sene hem bütçede, Komisyonda hem burada söylerim… Bakanlar Kurulu kararı eki, 2012 yılı Programı, bakın ne diyor? Sanayinin kredi maliyetlerinin yüksekliği, kayıt dışı ekonomi ve düşük fiyatlı ithalattan kaynaklanan haksız rekabet, bürokrasinin fazlalığı, kamunun sağladığı bazı girdilerin fiyatlarının uluslararası fiyatlara göre yüksekliği, -elektrik, doğal gaz… Başka bir şey var mı Sayın Bakanım?- vergi oranlarındaki yükseklik gibi temel sorunlar devam ediyor. Üç dört sene zam yapmadınız elektriğe, şimdi Allah versin gidiyor, son hızla gidiyor; en iyi de sanayiciler yaşıyor.

Şimdi, ayrıca, bakın devam ediyor: Teknoloji üretimindeki yetersizlik, ileri değerli ürünlerde sınırlı üretim kabiliyeti, tesislerin üretim ve yönetim yapılarındaki modernizasyon ihtiyacı, sanayinin kapasitesi ve potansiyeli konusunda yatırımcıların bilgiye erişimindeki zorluklar gibi genel şeyler devam ediyor.

Başbakanlığa -Allah’tan korkun- özel bir ofis kurdunuz, birebir başbakan takip ediyor. Hâlâ bunu Bakanlar Kurulu kararı ekine yazmaktan çekinmiyorsunuz. Onun için, şimdi, milletin bunu seyretmesini engellemeye çalışıyorsunuz. Sıkıntının özü orada.

“Cari açık 50 milyar dolar.” diyorsunuz, cari açık 70 milyar doları aşıyor. Şimdi, ihracat yüzde 20 artıyor; çok iyi, âlâyıvala ile her ay bir yerlerde açıklıyorsunuz. İthalat yüzde 40 artıyor, dış ticaret açığı yüzde 70 artıyor. Bunun neresi iyi? Birçok sanayici ürününü Çin’de ürettirmeye başladı. Ekonominin bir gereği, doğru da o ekonominin bir gereği ise yine bu tarafta yaptığınız bir uygulamada bir yanlışlık olduğu gayet açık ve net.

Kaynak için de… Sayın Bakanım, ben sizin hakikaten mensubu olduğunuz ilinizin işlerini çok iyi takip ettiğinizi biliyorum, onun için söylüyorum. Kaynak bulmak için ha bire elektrik, doğal gaz, ÖTV’ninki zam değil o güncelleme ve varsa Allah versin ithalattan alınan vergiler. Zaten ithalattan alınan vergileri, ithalatı azaltsanız, dış ticaret açığını azaltsanız bütçe açık verecek. “On ayda bütçe açık vermedi.” diyorsunuz ama on iki aylık bütçede 20 milyar TL açık var -sizin hesabınıza koydunuz- 20’de hileyle öbür tarafa aktarırsınız gelecek seneye -bunu burada bilenler bilir- etti mi 40. Ya bunun doğrusunu söyleyin. Yani bunu ilgilenenler bilmiyor mu? İlgilenenler elbette biliyorlar.

Dün burada AKP’ye mensup bir vekil arkadaş, hakikaten de takdir ederim davranışlarını, muhalefetle ilgili birtakım şeyler söyledi. “Ya hiç olmasın bir şeyler önerin de çocuğuma gidince söyleyeyim.” dedi. Beş aydır orta vadeli planı çıkaramadınız. Utandığımdan kanun teklifi getirdim Bakanlar Kurulu canı istediği zaman çıkarsın diye. Daha ne önerisi getireceğiz? O arkadaş gitse çocuğuna dese ki: “Ya bizim Bakanlar Kurulu beceriksiz, beş aydır bir orta vadeli programı getiremedi. Haluk amcan, muhalefette, iyilik olsun diye kanun teklifi verdi, kolaylık olsun diye.” (MHP sıralarından alkışlar) Ya Sayın Bakanım, daha nasıl iyilik yapacağız biz? Ama bunu anlamazsanız, anlamak istemezseniz biz ne yapalım?

Şimdi biz tespiti yapmışız, beş ay önce demişiz ki şu. Bakın, kamu yatırımları reel olarak, geçen sene hedefiniz düşüktü, bugün de önümüzdeki sene için düşük.

Dün ben grup başkan vekilinize akşam gittim, Sayın “Ulaştırma Bakanını tebrik ettiniz mi?” dedim. “Ne oldu?” Yeniden atandı. Öyle değil mi? Yeniden atandı. Ne grup başkan vekilinin haberi var, belki Bakanlar Kurulunun da haberi yok, sizlerin zaten yok. Arada belki mecburen iş takibine giden olursa onların haberi var. Böyle bir şey olabilir mi canım! Böyle bir şey olabilir mi!

O arkadaşa hakikaten söylemek istiyorum, buralarda görmüyorum, çok da takdir ettiğim biridir davranışları. Lütfen çocuğuna desin “Ben dün yanıldım, Haluk amcan geldi kürsüde bunları söyledi; biz, bu yatırım anlaşmalarıyla ancak geldik kürsüde cacığı söyleyebildik.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Yani, üzülecek şeyler bunlar, üzülecek şeyler!

Saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 3’üncü madde üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Madde üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili; buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün Abdullah kardeşimiz burada bir konuşma yaptı. Kırşehir Milletvekilimiz Abdullah Çalışkan “Muhalefet partilerine mensup milletvekillerinin şu kürsüde söyledikleri şeylerden faydalanmak istiyorum.” dedi. Haluk amcası da şimdi söylemeye çalıştı. Allah’tan televizyonlar kapalı ki, Abdullah’ın oğlu, kardeşimizin oğlu izlemedi, Haluk amcasının rakamları nasıl çarpıttığını görüp “yahu görüyor musun, bu milletvekillerinin hâli ne” diye üzülürdü. Onun için iyi ki izlememiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – On beş televizyon kanalında yirmi dört saat siz çarpıtıyorsunuz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, bakın, MIGA’yla ilgili konuyu görüşüyoruz. Sayın Susam, MIGA’yla ilgili -milletvekili arkadaşlarımız da söyledi- teknik bir konuşma yaptılar, kendilerine teşekkür ediyorum. Bazı bilgilerde çatıştığımız, anlaşamadığımız, farklı fikirleri olduğumuz ki, kendileri de buradaki teknokrat arkadaşlardan sordular, ben de teknokrat arkadaşlardan sordum, Sayın Bakana yaptığı soruda, Sağlık Bakanına verdiği soruda ki aramızdaki istişarede de “Sigorta şirketinin rücu hakkı var mı?” diye ifade etmiştik ama yaptığı konuşmada -rücu hakkının olmadığını- rücu hakkıyla ilgili bu konuyu gündeme getirmedi.

Bakın değerli arkadaşlar, bu anlaşma, uluslararası sözleşmenin yapılış zamanı 1988. Rahmetli Özal’ın en hızlı zamanları, Türkiye'nin kabuk değiştirmeye çalış…

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Başlangıcı o.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Başlangıç zamanı.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Şimdi, 2010’da yenileniyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 1988 diyorum zaten, onu diyorum.

Türkiye'nin yabancı sermayeye dönük ihracat ağırlıklı bir yapılanmanın büyüme modelini kendisine seçmesiyle, 1980 öncesi dönemdeki karma ekonomik modelin bitip artık Türkiye'nin üretim eksenli, yabancı sermaye eksenli, ihracat eksenli bir büyüme modelini kabul etmesiyle ortaya çıkan bir durum. O dönem içerisinde eğer biz yılda 1 milyar dolarlık yabancı sermayeyi çekebildiğimiz takdirde yani 1990’ları konuşuyoruz, 1 milyar dolarlık yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekebildiğimiz takdirde hükûmetler müthiş bir övünç vesilesi yaparlardı. AK PARTİ İktidarı döneminde, 2008 yılında Türkiye 21 milyar dolar civarında yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekmiştir. Bu sigorta fonunun, “MIGA” dediğimiz Uluslararası Yatırımları Garanti Fonu’nun en büyük özelliklerinden birisi, 1988 yılında ortaya çıkmasının, yapılmasının özelliklerinden birisi… Türkiye riskli bir ülkeydi. Niye riskli bir ülkeydi? Türkiye, 1950 yılında 27 Mayıs darbesini yaşamış, 1971 yılında 12 Mart muhtırasını yaşamış, 12 Eylül 1980’de de darbe yaşamış. İktidara gelmiş bir partinin genel başkanı, başbakan olmuş birisi Türkiye'nin sadece ekonomik meselelerini ortaya koyabilir ama Türkiye'nin savunmasıyla ilgili, Türkiye'nin eğitim modeliyle ilgili, Türkiye'nin büyümesi ve Türkiye'nin dünya milletler topluluğunda yer alması konusuyla ilgili konuları gündeme getiremezdi. Daha geçmiş zamanda, Mart 2008 tarihinde milletin yüzde 47’sinden oy almış bir siyasi partiye 14 Mart 2008 tarihinde, seçimlerden yedi ay sonra İnternette yayımlanan, ne idüğü belirsiz, kimler tarafından kurdurulduğu ortaya çıkarılmış “İnternet Andıcı” diye ifade edilen yerdeki hiç alakasız olan konulardan bu partiyle ilgili kapatma davası açılmış, demokrasinin önü kesilmeye çalışılmıştır. Niye? Yabancı sermaye, siyasetinin, demokrasisinin düzgün olmadığı, tank sesiyle, dipçik darbesiyle, namlu gölgesinde üretim yapan, siyaset yapan bir ülkeye hiç kimse gelip de o cesaretli yatırımı gösteremezdi. İşte bundan dolayı 1,2 milyar dolarlık Türkiye’de yapılan yatırımların sigorta bedeli. Bizim yurt dışında yaptığımız yatırımların sigorta bedeli de 177,5 milyon dolarlık. Türkiye’de son yıllardaki…

Bakın değerli arkadaşlar, 2007 yılında başlayıp bütün dünyayı kasıp kavuran, önce Amerika Birleşik Devletleri’nde yetmiş tane bankanın batmasına sebebiyet veren, arkasından Avrupa’ya sıçrayan büyük bir yangının, depremin tsunami etkisiyle geldiği süreci, o günkü bütçe konuşmalarını biliyorum. 2008 yılının bütçe konuşmalarını şu anda gözümün önüne getiriyorum: “Türkiye battı, yandı gitti!” Sayın Başbakanımızın söylediği, “Bakın bu dünyadaki ekonomik kriz Türkiye’yi teğet geçecek, teğet dahi geçmeyecek.” şeklindeki meselelerini alay konusu yaptılar.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Yüzde 5 küçüldük, yüzde 5!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama bugün Yunanistan, 2002 yılında örnek gösterdiğimiz, daha önceki dönemlerde “Yunanistan şöyle gelişti, Türkiye niye böyle gelişemedi.” dediğimiz Yunanistan iflasın eşiğine gelmiş. 2011 yılında Yunanistan Avrupa Birliğinden fon alabilmek için acı reçete uyguluyor. Aynı, ne zamanki bir durum biliyor musunuz, 2001 yılındaki durum gibi. 2001 yılında Türkiye acı reçete uygulayabilmek için dışarıdan bir bakan ithal etti. IMF’nin Türkiye Masası şefi başbakanlarımıza randevu vermezdi. Bakın, IMF’nin Türkiye Masası şefi özel bir ofis tutmuştu, Bakanlar Kurulunu ziyaret etmek yerine Bakanlar Kurulu üyelerini getirip kendi ofisinde kabul ederdi. Böyle bir Türkiye yaşadı.

2002 yılına kadar Türkiye -Kaptan burada mı bilmiyorum ama- Galatasarayın büyük başarıları sonucunda şiş kebapla tanınırdı, Hakan Şükür’le tanınırdı ama şimdi Türkiye, dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin, yüz doksan ülkesinde sorduğunuz zaman “Türkiye” dediğinde “Recep Tayyip Erdoğan” diyor (AK PARTİ sıralarından alkışlar) “Türkiye” dediğinde “Demokrasinin kaynağıdır.” diyor, “Demokrasinin beşiğidir, demokrasinin örneğidir.” diyor. Bundan hep beraber gurur duymamız lazım. Belki bunları sizler söyleyemeyebiliriz, üzülürsünüz ama marifet de iltifata tabidir değerli arkadaşlar. (MHP sıralarından gürültüler)

Lütfen, rencide etmeyin, incitmeden konuşalım. İnciterek konuştuğumuz takdirde ne bize fayda sağlar ne başkasına fayda sağlar.

İş adamı olduğunu söyleyen bir milletvekili arkadaşım buradan iş adamlarının çektiği sıkıntıları ifade etmeye çalışsaydı memnuniyet duyardım çünkü Türkiye'nin en önemli meselelerinden birisi, artık zihniyet devrimi yapmamız gerekir. Türkiye eğer sanayileşmesini sağlayacaksa, işverenin durumuyla “Onlar böyle götürücü, şöyle peşkeşçi” edebiyatını bir tarafa bırakıp iş yerinin güvencesini, iş yerinin hangi konumlarda olması gerektiğini tartışabilmemiz lazım, onu ileriye doğru götürebilmemiz lazım.

Ama saygıdeğer milletvekili arkadaşım buradan bir milletvekiline “Eğer sen buradan laf atarsan, bir laf söylersem yerinden kalkamazsın...” Baktım, kim bunu söyleyen, gözümün önüne geldi, Sayın Türkkan. Sayın Türkkan’ı, iki gün, kendisini tanıdık. Nasıl tanıdık Sayın Türkkan’ı? Herkese laf yetiştirmekle tanıdık. Yani burada… Sayın Türkkan, teşekkür ediyorum, şimdi bir şey söylemiyorsunuz. Burada bir konuşmacı da sizin attığınız lafa karşılık sizin sözlerinizle cevap vermeye kalksa “Sayın Türkkan, ben de size öyle bir laf söylerim ki oturup kalkamazsınız.” dediğiniz zaman yakışık almaz.

O anlamda, değerli arkadaşlarımı rencide etmeyecek, kırmayacak şekilde konuşmalarımıza devam edelim.

İki gün sonra mübarek Kurban Bayramı’nı kutlayacağız hep birlikte. Birlikte acılar yaşadık, birlikte kardeşliğimizin ne olduğunu anlamaya çalıştık, birlikte bu memleketin bekası için, selameti için, geleceği için neler yapılması gerektiğini tartışmaya çalıştık. Belki anladık belki anlayamadık. Belki yeterli oldu belki yetersiz oldu ama mübarek Kurban Bayramı’na giderken sayın grup başkan vekillerinin Kurban Bayramı’nı tebrik etmek adına yaptıkları o kısa sözler bile çok önemliydi. Ama şu Kurban Bayramı sürecine gideren kalp kırıcı olarak gitmeyelim.

Şimdi, az önce soru soran bir milletvekili arkadaşımız, Sayın Ayhan’dı, son hâlini de söyledi “Ya bir cacık edebiyatı…” diye devam etti.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Cacık yaptınız orada onun için diyor, ne desin?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yeniçeri mi, Özçeri mi? Özçeri mi, Yeniçeri mi? Özçeri misin, Yeniçeri misin?

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Bilmiyorsan öğren.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya bu ayıp ama şimdi, bu da ayıp, bu daha ayıp.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Öğreneyim Özçeri mi, Yeniçeri mi? Özçeri misin, Yeniçeri misin?

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sen öğren ondan sonra…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Peki, öğrenmeye ihtiyacım yok, söylersen öğrenirim.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Söylersen öğrenirim, öğrenmeye ihtiyacım yok.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakın, ne diyor… Okay Öztürk… Okay Öztürk…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – El mi kattı ne kattı diye sorarlar adama o zaman? Nereni kattı diye sorarlar. Ayıp. Millete akıl vereceğine daha ayıbını sen yapıyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir laf söylerim yerinden kalkamazsın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ayıp yapıyorsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir laf söylerim yerinden kalkamazsın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ayıp Yapıyorsun. Nerelerin kalktığını bir söylerim sen de oturamazsın. Dikkat edeceksin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir laf söylerim yerinden kalkamazsın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Nerenin kalktığını ben söylerim sen de oturamazsın. Nerelerin kalktığının bir söylerim sen de oturamazsın. Dikkat edeceksin. Ayıp!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir milletvekili diyor ki: “Sayın Başkanım, dün akşam konuşan bir sayın milletvekili Meclisin adabına, edebine uygun olmayacak tavır içerisinde âdeta burada bir cacık yapmaya kalkıştı. Kendi tavrının buraya yakışmadığını ifade etmek için söylemiştim ama ilerleyen zaman içinde kendisinden bir cacık olmayacağını görünce sözümden vazgeçtim.” Bu hangi edebe, adaba sığar Allah aşkına?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sizinki hangi edebe sığar? “Özçeri mi, Yeniçeri mi?” hangi edebe sığar?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sizin tekrarladığınız bu edebe yakışır mı? Siz niye tekrarlıyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir şeyi konuşurken cacıklıyorsun. Bir şeyi kalkıyorsun söylüyorsun “Cacık yaptı.” diyorsun, cacıklamaya kalkıyorsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, milletimizin mübarek Kurban Bayramı’nı tebrik ediyorum, hayırlara vesile olmasını temenni diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, sataşma var söz almak istiyorum.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, lütfen söz istiyorum.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, ismimden bahsettiği için söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Öztürk.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Yeniçeri de söz istiyor.

BAŞKAN – Bir saniye, bir Öztürk…

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Çok fazla bir şey söylemeyeceğim. Sayın Grup Başkan Vekilinin edebine, adabına uygun cevap verdim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yeniçeri…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, 69’a göre söz istiyor arkadaşlar, kürsüden söz vermenizi istiyor.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sadece ismini bilmediğimi ifade ettim. 69’la ne alakası var bu işin?

BAŞKAN – Sıraya bir şey yapın.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Arkadaşlarımıza kürsüden hakaret edilmiştir, arkadaşlarımız cevabını kürsüden vermelidir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ismini bilmemek hakaret değilse… Olmaz öyle şey, olur mu?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Müsaade edin ben cevap vereyim veya arkadaşlarımıza söz hakkı verin.

BAŞKAN – Ama Sayın Şandır, Sayın Milletvekili kendisini ifade eder yani.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Müsaade edin, ben cevap vereyim.

BAŞKAN – Kendisi ifade eder ne isteyeceğini. Önce bir soracağız ne için istiyor, ona göre. Lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayhay, buyurun.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkanım, bana da sataştı.

BAŞKAN – Güzel, bu güzel oldu Sayın Ayhan.

Buyurun Sayın Yeniçeri.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, ismimden bahsederken istihzaya dayalı… İsmimi biliyor, çok iyi biliyor, karşı karşıya geldik fakat…

BAŞKAN – Buyurun iki dakika süre veriyorum İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, soyadını bilmemek suç mu efendim?

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Doğru söylüyorsunuz, doğru söylüyorsunuz!

Bakın, bir şey söyleyeyim: Önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ben ilk kez burada konuşuyorum. Konuşmamın dibacesini yapacağım, devamını iki dakikalık konuşmanın sonucunda uygun bir şekilde söyleyeceğim.

Şimdi, çok değerli milletvekili arkadaşlar, burası milletin kürsüsü. Bu kürsüye çıkışın inanılmaz derecede zor olduğunu biz bir milletvekili olarak, yeni bir milletvekili olarak gördük ve burada son derece, gerçekten üzücü, kırıcı konuşmalar yapılıyor ve bu konuşmaların arkasından konuşmaları yapanlar dönüyor karşı tarafa…

AHMET YENİ (Samsun) – Öbür tarafa…

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Size ben hitap ediyorum daha ziyade. Öbür tarafa da dönerim, merak etmeyin.

Bu çerçeve içerisinde konuşmalar yapılırken, hem kel hem fodul modeli içerisinde bir tavır ortaya konuluyor. Hâlbuki, konuşmaların, edep, adap, etik ve estetik içerik ihtiva etmesi hâlinde anlamlı ve kalıcı bir noktaya gelmesi söz konusu olur. Ancak, bunun dışında beni buraya çıkarmazsanız ben oradan sürekli laf atacağım. Bunu böyle bilin, bilmeye de devam edeceksiniz.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, lütfen Genel Kurula hitap edin.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Yani sözümüzü eğer söyleyecek makam bulursak, yer bulursak gerilime gerek yok, bunun için bir problem yok. Ama buradan sürekli bir biçimde, gerçeğe uygun olmayacak şekilde ithamlar, itirazlar, iftiralar, isnatlar yapacaksınız, biz de oturacağız, kurşun askeriz, sizin attıklarınızı dinleyeceğiz.

O bakımdan… (AK PARTİ sıralarından “Söz alıp konuşacaksınız.” sesleri)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Söz vermiyorsunuz ki. Elli defa gündem dışı konuşma için söz istedim, başkasına söz veriliyor bize verilmiyor. Dolayısıyla da, sözü de söke söke alacağım, gelip burada da söyleyeceklerimi söyleyeceğim. Hiç de merak etmeyin.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, lütfen…

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Yeri geldiği zaman konuşmamın devamını dinleyeceksiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, söz almak istiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Nebati, oturur musunuz. Sırasıyla…

Buyurun Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, şahsıma yapılan sataşmadan dolayı…

BAŞKAN – Ne diye sataştı? Ne söyledi de sataştı Sayın Türkkan?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Efendim, daha ne söyleyecek? Ne yapması gerekiyor Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Sayın Türkan, ben İç Tüzük gereği sormak zorundayım. Lütfen, İç Tüzük’ü açıp okuyun. Size ne söyledi de sataştı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – 69’a göre bana söz vermeniz gerekiyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, birlikte dinledik…

BAŞKAN – Sayın Şandır, lütfen oturun. Lütfen oturun, izah ediyor kendisi efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani birlikte izliyoruz. Yani Sayın Hatibe sataşılmadıysa… Siz burada değil misiniz?

BAŞKAN – Anladım da sormak durumundayım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “Bana sataştı.” diyor.

BAŞKAN – Ne söylediğini söylesin. Tutanaklara geçme anlamında söylüyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Efendim, şahsıma isim vererek yapılan sataşmadan dolayı 69’uncu maddeye göre…

BAŞKAN – Anladım. Sayın Elitaş size ne söyleyerek sataştı? Onu izah eder misiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, “Sanayinin sorunlarını anlattı Sayın Türkkan.” dedim. Bu sataşma mıdır?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hayır efendim. “Ben de sana bir laf söylerim oturursun.” şeklinde benim hatalı gördüğüm davranışı bana iade ederek, kendisi de aklı sıra espri yaparak bana sataştı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince iki dakika süre veriyorum.

2.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli üyeler; öncelikle Sayın AKP Grup Başkan Vekilinin yaptığı o konuşma, hakikaten beni, o konuda sarf ettiğim ifadenin maksadını aşan bir ifade olduğu konusunda ikna etti. Gerçekten, samimiyetle söylüyorum, bitiminde kalkıp kardeşime gelip özür dilemeye hazırlanıyordum. Yemin ediyorum. Ama arkasından “Yeniçeri mi, Eskiçeri mi, Özçeri mi?” lafı…

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Eski demedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eski demedim, “Özçeri” dedim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bakın, bu güzel bir şekilde nihayete erdirilmesi gereken bir konuşmanın sonunda provokatif bir söyleme başvurmak İktidar Partisinin Grup Başkan Vekiline yakışmadı. Gerçekten. Yani o söylediğiniz ifade beni nedamet duygusuna sevk etti, arkasından o sözün sahibi gerçekten Elkatmış’mıştır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Elkatmış değil bak, bilmiyorsun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Nereye katmış? Nereye katmış? Özür diliyorum. Neydi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yani sen Yeniçeri’den şimdi benden özür dile diyorsun…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Neydi? Pardon.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, karşılıklı konuşmayalım, lütfen…

Sayın Elitaş…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Pardon efendim, Elkatmış mı? Elkatmış…

BAŞKAN – Sayın Türkkan, sataşmaya cevap verin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sayın Katmış… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir de bu işin bir adabı var Sayın Milletvekili, sen benim bölgemin milletvekilisin, biz beraber konuşuyoruz.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen karşılıklı konuşmayın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Lütfen bu konuda bu işi kendi içindeki dinamiklerine, edeplerine saygılı olmaya davet ediyorum.

Sayın Fikri Işık dün buraya çıktı, hiç katılmadığım görüşlerine rağmen ses çıkartmadım. Bu işin kendi içinde edebi var, sizi de bu konuda edepli olmaya davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Edebi senden mi öğreneceğiz?” sesleri, gürültüler)

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Edepsiz!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum, hayırlı günler diliyorum, bayramınız mübarek olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, az önce Sayın Elitaş’ın ifade ettiği kişi benim, bana sataşma vardır, lütfen söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Nebati, bir saniye…

Buyurun Sayın Ayhan, size ne söyledi de sataştı efendim?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkanım, hiç sataşma falan yapmayacağım bu vakitte. Yalnız benim rakamları çarpıttığımı söyledi. Ben bu konuda ciddiyimdir. Bir cümleyle ifade edip ayrılacağım.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika süre veriyorum yine İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince.

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – 69’u bize işletmiyorsunuz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sabredin biraz Sayın Nebati.

3.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gerçekten böyle zamanlarda bu tür hadiseler olabiliyor ama şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Benim rakamları çarpıttığım ifade edildi ama neyi çarpıttığımı söylemedi. Burada en iyi bilenlerden birisi Sayın Elitaş’tır, rakamlar konusundaki hassasiyetimi, konuşurken ciddiyetimi bilir. Bunu ifade etmek istedim.

Bu vesileyle yüce heyetin Kurban Bayramı’nı tebrik ediyorum. Allah herkese çoluğu çocuğuyla iyi bir Kurban Bayramı yaşamayı nasip etsin.

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.

Evet, Sayın Nebati, ne söyledi de sataştı size?

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, akşam oturum açılırken bir konuşmacı benimle ilgili olarak “Kendisinden bir cacık olmayacağını görünce sözümden vazgeçmiştim.” ifadesini kullanmış. Bir sataşma var, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Nebati, iki dakika süre veriyorum, buyurun.

4.- İstanbul Milletvekili Nureddin Nebati’nin, Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Değerli Başkanım, sayın milletvekillerim; dün bu kürsüde bu heyete dönüp “Bu Parlamento cacık yapamaz.” ifadesini kullanan bir konuşmacıya karşı yaptığım ince göndermede kullandığım cacık tarifinden yola çıkarak, benden cacık olmayacağını söyleyen konuşmacıya aynen şunu söylemek istiyorum: Benden tabii ki cacık olmaz. Çünkü ben aklı, zekası, yüreği, ruhu, bedeni olan ve bu milletin değerlerini hücrelerine kadar hisseden bir eşrefi mahlûkatım. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Şimdi, o arkadaşa bir ince göndermeyle kırk çeşniden oluşan bostananın tarifini versem hiç anlamayacak, oturacak. Onun için, ben tekrar cacığa dönüyorum ve cacıkla ilgili bir de kullanılan yoğurt, salatalık ve nanenin yanında bir sarımsağın da olduğunu ifade etmek istiyorum. Sarımsak öyle bir sebze ki o cacığa koyduğunuz zaman o cacığı yiyen kişiye doğru yaklaşmanız mümkün değildir, müthiş bir şekilde kokar ve şu anda, bu Mecliste kesif bir sarımsak kokusu var. (MHP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Meclisin bir seviyesi var.

NUREDDİN NEBATİ (Devamla) – Bu arada, sayın sanayici arkadaşıma şunu ifade etmek istiyorum…

BAŞKAN – Sayın Nebati…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, Meclise hakaret ediyor, böyle şey olmaz!

NUREDDİN NEBATİ (Devamla) – Sanayici arkadaşlarım zenginleşiyorlar AK PARTİ İktidarında, güçleniyorlar.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ayıp! Ayıp! Meclise hakaret ediyor.

BAŞKAN – Sayın Nebati…

NUREDDİN NEBATİ (Devamla) – AK PARTİ İktidarının getirdiği olanaklardan faydalanıyorlar, değerlerine değer katıyorlar. Ondan sonra da diyorlar, biz sanayicilerin dertleri…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Otur! Otur!

 NUREDDİN NEBATİ (Devamla) – “Beş sene önce, on sene önceki iş yerini satmak ister misin eski fiyata?” sormak isterim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, özür dilesin, bu Meclis kokmaz!

NUREDDİN NEBATİ (Devamla) – Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Alkışlamak daha bir ayıp, biliyor musunuz… Hakikaten ayıp!

BAŞKAN – Sayın Nebati, biraz önce söylediğiniz sarımsakla ilgili konuyu lütfen düzeltir misiniz. Buyurun mikrofona.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Alkışlamak daha bir ayıp, yazıklar olsun!

BAŞKAN – Lütfen açıklama getirin, lütfen.

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Sayın Başkanım…(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Açıklık getirin lütfen Sayın Nebati.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu kadar mı seviye düştü. Bu artık seviyeden de çıktı, çukur çukur oldu!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bu millet kokmaz! Böyle bir terbiyesizlik yok!

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, sarımsak cacıkta kullanılan bir sebzedir. Ben neyini düzelteyim?

BAŞKAN – Sayın Nebati, lütfen açıklama yapın. (MHP sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yazıklar olsun! Böyle bir şey mi var ya! Bu terbiyesizliği alkışlayanlara da yazıklar olsun!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, özür dilemesi lazım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Terbiyesiz!

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Aynen iade ediyorum.(CHP ve MHP sıralarından “Ayıp, ayıp!” sesleri, gürültüler)

(CHP milletvekilleri Genel Kurul salonunu terk etti)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tiyatro mu yapıyoruz Sayın Başkan?

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Ayıp, ayıp… Bu Meclisin kalitesine yakışmıyorsun.

AHMET YENİ (Samsun) – Cacığı siz çıkardınız be!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Alkışlayanlara da yazıklar olsun, gülenlere de! Yazıklar olsun! Bu Meclisin ekmeğini yiyorsunuz üstelik, nemasını da siz yiyorsunuz. Terbiyesizlik yapıyorsunuz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oktay, yerinizden…

İki dakika süre veriyorum, buyurun.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu Sayın Milletvekili kürsüye çıkıncaya kadar belki sarımsak kokusu vardı ama ağzını açtığı andan itibaren tahammül edilemeyecek bir kokuyu saldı bıraktı.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Oktay…

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Kınıyorum kendisini!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Oktay…

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Dün burada milletvekillerine hitap ederken sarf ettiği kelimeleri hatırlayabiliyor musun?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu Meclisin saygınlığını korumanız önce sizin vazifeniz. (AK PARTİ ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.21

 

 

 

 


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

40 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesinin Maddelerinde Yapılan Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/467) (S. Sayısı: 40) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının 3’üncü maddesi üzerinde şahsı adına söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Sayın Can, buyurun.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; tasarının hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Kurban Bayramı’nızı tebrik ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Haydar Akar, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; biraz evvel yaşamış olduğumuz Meclisteki olayın gerçekten hoş karşılanmayacak, Meclisin yapısına uymayacak bir davranış tarzı olduğunu düşünüyorum. Evet, laf atma Meclisin kültüründe var, bunu zaman zaman bizler de yapıyoruz ama haddini aşan, Meclisin kimliğiyle ters düşen değil, konularla ilgili laf atmaya çalışıyoruz. Bunun dışında yapılan şeylerin çok doğru olmadığını düşünüyorum. Bu Meclis kürsüsünde söz alan arkadaşların da üsluplarına dikkat etmeleri gerektiğine inanıyorum.

Ben sözümü, biraz evvel 2 tane arkadaşımız Mecliste yurt dışında yaşayan Türkler hakkında yaptıkları konuşmalarda, onlarla ilgili birtakım hakların son yıllarda geliştirildiği, onların yaşamlarının yurt dışında kolaylaştırıldığı, birtakım imkânlar sağlandığı söylendi. Bunlardan en başlıcası da Mavi Kart’tı. Mavi Kart uygulamasını belki de Meclisteki arkadaşlarımın birçoğu bilmiyordur. Arkadaşlarımız da bu Mavi Kart’ı tarif etmedi. Mavi Kart niçin kullanılıyor, önce ona bakmak lazım. Son yıllarda Almanya Hükûmetinin Türk vatandaşlarına baskı yaparak, sadece Türk vatandaşlarına baskı yaparak tek ülke vatandaşı olmaya zorlamasından kaynaklanan, bu ihtiyaçtan kaynaklanan bir kart. Bu kartın özelliğini ben size şöyle bir anlatayım: Alman vatandaşlığına geçmek üzere Türk vatandaşlığından çıkma izni almak isteyen vatandaşlara veriliyor. “Türk vatandaşlığından izinle çıkan personelin pasaportları ve nüfus cüzdanları iptal edilerek kendilerine 5200 sayılı Kanun’la Mavi Kart verilir.” deniyor. “Bu belge, Türkiye’de ikamet, seyahat, çalışma, yatırım, ticari faaliyet, miras, taşınır mal satın alma, kiralama gibi konularda kullanılır.” diyor. Şimdi Mavi Kartın anlamı bu. Yani ne yapmışız? Almanya, başka bir ülke insanına uygulamadığı, başka bir ülkenin vatandaşına uygulamadığı bir sistemi Türkler için koymuş. Ne zaman koymuş bunu? Ne zaman yapmış? Son beş yılda yapmış bunu yani sizin iktidarınız döneminde yapmış. Siz neyi kabul etmişsiniz? “Tamam, sizi Almanya böyle zorluyor ama ben size başka bir uygulama yaparak yani Mavi Kart vererek, bir kart vererek Türk vatandaşı olarak kabul edeceğim.” demişsiniz.

Arkadaşlar, buraya, her kürsüye gelişinizde bir şeyden bahsediyorsunuz, “dünya lideri” diyorsunuz. Dünya liderinden beklenen o değildir, dünya liderinden beklenen diğer ülke vatandaşlarının Almanya’da sahip olduğu hakları Türk vatandaşlarına da sağlamasıdır, onların haklarını daha geri götürmesi değildir. Şu anda, iktidarınız döneminde Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının hakları geri gitmiştir arkadaşlar.

Bununla da kalmamış, daha önce, biliyorsunuz, bizim kültürümüzde vardır, Almanya’da yaşar ama gelir Anadolu’dan kız alır, Almanya’da yaşar ama Anadolu’da bir delikanlıyla evlenir, bunlar da nikâhlarını yaptıktan sonra eşlerinin yanına Almanya’ya giderlerdi. Almanya artık bunu da kabul etmiyor. Bakın, ne diyor: “Yabancı dil yani Almanca sınavından geçeceksiniz.” Bu Almanca sınavı da böyle basit sınav değil, Alman kültüründe yapılan, “A1 sınavı” diye adlandırılan, en az 300 tane Almanca kelimeyi  bilmenizi gerektiren bir sınav.

Yani neye geldik arkadaşlar? Bu kürsüye çıkan bütün Hükûmet mensubu arkadaşlarımız, bakanlar, milletvekilleri, her şeyi tozpembe gösteriyor. Tarımdan sorumlu bakan çıkıyor, tarım dünyada birinci olmuş, Türkiye gelişmiş, Türkiye'nin tarımı almış başını gidiyor. Kurban’da limuzin kesiyoruz, motorunu bilmiyorum, 2 bin motor mu, 1.600 motor mu? Peki, yine bir başka bakanımız çıkıyor, bu yolda çok mesafe katettiğimizi, dünyanın önder ülkelerinden olduğumuzu söylüyor. Yine konuşmacı arkadaşlarımız çıkıyor, uluslararası ilişkilerde, özellikle yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bu ülkelerde sorunlarının çözüldüğünden, kendi iktidarları döneminde daha ileri seviyelere taşındığından bahsediyor ama gerçeğe sıra gelince gerçeğin hiç böyle olmadığını hep beraber görüyoruz. Eğer gerçekleri söylemezsek çözüm yollarını da bulamayız. Bunu bir söylersiniz, iki söylersiniz, üç söylersiniz, artık üçüncüsünde “hadi oradan” derler.

Yine Almanya’daki vatandaşların en büyük problemlerinden bir tanesi neydi? Orada din adı altında, din tandanslı veya dernekler diyelim, vakıflar diyelim, o insanların emeklerini sömürdüler, dünyaca marklar, dolarlar, eurolar topladılar. O dönemde mark vardı, şimdi euro var. İşte, bunlar nedir? YİMPAŞ, KOMBASSAN gibi dernekler vakıflardı.

Sonra Başbakanımız gitti Almanya’ya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, arkadaşlar, herkesin bayramını kutluyorum, ailelerin mutlu, esenlik içinde bir bayram geçirmesini diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Haydar Akar…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sataşma yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşma değil, bir düzeltme yapacağım.

Sayın Haydar Akar herhâlde biliyordur veya elindeki notlarda yanlış yazıyordur. Mavi Kart uygulaması 1995 yılında başlamıştır.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Haydar Akar bir konuşmasında ifade ederken “Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız Mavi Kart zulmüyle AK PARTİ İktidarı döneminde veya Mavi Kart, geriye gidişi AK PARTİ İktidarı döneminde karşılaştı.” dediler.

Mavi Kart uygulaması 1995 yılında başlamıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O pembe kart!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, Avrupa Birliği ülkeleri haricindeki ülkelerin hiçbirisine Almanya çifte vatandaşlık vermemektedir. Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkeler haricindeki hiçbir ülkeye çifte vatandaşlık vermemiştir. Yanlış bilmiyorsam 1997, 1998 yıllarında biz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Mustafa Bey, pembe kart, ben doğru söyledim. Bir daha bakın, pembe kart!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Aynı kart!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Akar, müsaade ederseniz, orada, biz, pembe, mavi, yurt dışında yaşayan iki tane arkadaşlarımız var, yurt dışı doğumlu, onlarla bakarız, konuşuruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır, bilmiyorlar, öğrenememişler!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 1997, 1998 yıllarında Türkiye ekonomisinde, o yıllarda -tam olarak bilmiyorum ama- Türkiye ekonomisinin krize girdiği dönemlerde yurt dışında yaşayan işçilerimizin mevduatlarını çekebilmek için dövize çevrilebilir mevduat hesabı açtırdık. Maalesef, yine o yıllar içerisinde Alman Dışişleri Bakanlığının Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığından sorduğu bir soru üzerine, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kendi bünyesinde bulunan, Alman vatandaşı olup da Türkiye'de mevduatı bulunan kişilerin çifte vergilenmesiyle karşı karşıya kalmasına sebebiyet verdi. Şimdi, biz diyoruz ki, Sayın Başbakanımız dün 1961 yılında, elli yıl önce Almanya’ya giden, işçi anlaşmasının yapıldığı… Bundan elli yıl önce Türkiye istihdam için yurt dışına işçi göndermiş. Şu anda, 70 bin iş adamımız 350 bin kişiyi, Almanya’da kurduğu işletmelerde yanında Türk ve Alman istihdam edebilir hâle gelmiş. Rakamın büyüklüğü 80-100 milyar eurolara ulaşmış, öylesine büyük bir sistem içerisinde ortaya çıkmış.

Bakın değerli arkadaşlar, bundan önceki süreçte, Almanya’ya 2000 yılında gitseydiniz, Köln’de, Münih’te, Berlin’de bir köşeden dönerken bıkkın, kendinden geçmiş bir vatandaşa “selamünaleyküm” dediğinizde size “aleykümselam” derdi. Oradaki vatandaşlarımız ikinci sınıf, üçüncü sınıf olarak tanımlanıyordu. Ama şimdi gittiğinizde görürseniz artık “Ben Türk'üm, Türk vatandaşıyım.” dediği anda gurur duyar bir hâle gelmiş.

1993 yılında Köln’de bir faşing gününde, Köln Balluff’unun orada gençler eğleniyorlar. Bir çocuk, alnında Türk yazıyor, bizim gibi. “Yavrum, sen Türk müsün?” dedim, bana “Hayır” dedi. Türk olmaktan utanan bir nesil vardı orada ama şu anda Türk olmaktan, Türk tabiiyetinde bulunmaktan gurur duyan bir nesil var. Bunu hep beraber yaptık değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hâlen var daha. Dün de vardı yarın da olacak. Bunlar bireysel şeyler. Sayın Elitaş, Türk olmaktan utananlar hâlâ var.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben teşekkür ediyorum.

Hepinizin mübarek kurban bayramınızı kutluyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, Mustafa Bey’in düzelttiği, “düzelteceğim” dediği şey mavi kart değil pembe kart. Pembe kart uygulaması hâlen devam etmekte. İki kart türü var, mavi ve pembe kart.

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Erzurum) – İçeriği aynı.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Soru sorma süresi beş dakika.

Sayın Dedeoğlu, buyurun.

MESUT DEDEOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanımıza bir sorum vardı, ama o da ayrılıyor galiba.

BAŞKAN – Hükûmete yönelteceksiniz efendim.

Buyurun.

MESUT DEDEOĞLU (Gaziantep) – “MIGA anlaşmalarıyla ülkemizde yapılan yabancı sermaye yatırımlarına MIGA tarafından sağlanan garantilerin toplam tutarı 1,2 milyar dolar, ABD dolarıdır.” diyor.

Bu yatırımların ağırlığı nelerdir acaba? Varsa üretimi nedir? İş istihdamı ve katma değeri nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz? Yok.

Sayın Ayhan, buyurun.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

MIGA, riskli bölgelerdeki yatırımlar için uygulanan bir sistemdir. Oslo gelişmelerinde bu nedenle konu dikkate alınmış mıdır?

Şimdi, MIGA sözleşmesi tasarısı esnasında, hazırlanmasında düşünülmüş müdür?

Bu tasarı yasalaştığında müzakerelerde devlet dikkate alacak mıdır?

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Zannedersem birinci soruya arkadaşlarımız, Sağlık Bakanımız cevap vermişti. Daha çok altyapı yatırımlarıyla ilgili, enerji ve ulaştırma yatırımlarıyla ilgili bu kredilerin kullanılacağına dair cevabı vermişti.

Diğer konuya da yazılı olarak arkadaşımıza cevap veririz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu Sözleşmesinin Maddelerinde Yapılan Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı          :      214

Kabul                                 :      209

Ret                                     :    5 (x)

                Kâtip Üye                                                                               Kâtip Üye

Muhammet Rıza Yalçınkaya                                                            Mustafa Hamarat

                   Bartın                                                                                      Ordu”

Böylece Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

2’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Romanya Hükûmeti Arasında Denizcilik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Romanya Hükûmeti Arasında Denizcilik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/330) (S. Sayısı: 41)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yok.

Bundan sonra da komisyonun olmayacağı anlaşıldığından kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 10 Kasım 2011 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 21.47

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                           

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.