TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                 TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 62’nci Birleşim

                                                                                         9 Şubat 2011 Çarşamba

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                                 İÇİNDEKİLER

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- KAPALI OTURUMLAR

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Gümüşhane Milletvekili Yahya Doğan’ın, Gümüşhane ilinin düşman işgalinden kurtuluşuna ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, İstanbul Sarıyer ilçesi Derbent Mahallesi’ndeki gecekondu yıkımlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, Niğde ilinin merkez ve ilçelerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması

2.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, uluslararası yolsuzluk anketi verilerine göre ülkemizin dünya rüşvet sıralamasında 6’ncı sırada bulunduğuna ilişkin açıklaması

3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, İnsan Hakları Komisyonunun 2004 yılındaki raporuna ilişkin açıklaması

4.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın çete ve mafyayla mücadelenin sanki ilk defa bu Hükûmet zamanında yapıldığı tarzındaki konuşmasına ilişkin açıklaması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya’nın muhalefet milletvekiliyken yaptığı konuşmaları unutmaması gerektiğine, seçimler yaklaşınca gelecek seçimlerin gelecek nesillerin önüne geçmesi davranışına ilişkin açıklaması

6.- Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya’nın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin konuşmasında ifade ettiği gibi hiçbir zaman gelecek seçimlere dayalı olarak söylem ve tavır geliştirmediğine ilişkin açıklaması

7.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın konuşması içinde talihsiz ifadeler olduğuna, hiçbir darbenin meşruiyeti olamayacağına, darbelere meşruiyet kazandırıldığına ilişkin bir kanaatin Mecliste ifade edilmesini doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

8.- Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun konuşmasında bahsettiği, bir köyde ateş edilerek öldürülen kızın katilinin serbest bırakılmasına ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Genel Görüşme Önergeleri

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Kıyıların Kullanımının Planlanması ve Denetimi” adlı performans denetim raporları hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/22)

2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Vakıflar Genel Müdürlüğünün Sorumluluğundaki Tarihî Eserlerin Korunması” adlı performans denetim raporları hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/23)

3.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Ormanların Korunması” adlı performans denetim raporları hakkında  genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/24)

4.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Trafik Kazalarını Önleme Faaliyetleri” adlı performans denetim raporları hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/25)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/958) esas numaralı astsubayların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 09/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları tarafından verilmiş olan gözaltılardaki ve hapishanelerdeki kayıplar, ölümler ve faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler hakkındaki Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 09/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve ön görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Üskül’ün, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olarak faili meçhuller konusunda şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın konuşmasında, partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli ve arkadaşlarının önergesinin gerekçesinde AK PARTİ Grubuna dönük hakaretler bulunması nedeniyle partisine sataşıldığı iddiasıyla konuşması

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdoroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606)

 

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610)

 

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 610 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmeleri sırasında; İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen tasarıya geçici madde ihdas edilmesiyle ilgili verilen önergelerden, en fazla iki adedinin işleme alınabileceğine ilişkin Oturum Başkanının tutumu hakkında

 

XII.- OYLAMALAR

1.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin, özel bir sağlık merkezinde yapılan göz ameliyatlarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/17250)

2.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Filyos Vadisi’ne termik santral kurulacağı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/17661)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Kahramanmaraş’taki hava kirliliğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/17685)

4.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, yunus parklarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/17750)

5.- Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın, Antalya-Finike’de meydana gelen selden kaynaklanan mağduriyetin giderilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/17794)

6.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, Orman Genel Müdürlüğüne ait taşınmazlara ve Gazi Yerleşkesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/17815)

7.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, kamu yatırımlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/17840)

8.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’daki bir taş ocağı işletmesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/17865)

9.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, mobbingle mücadeleye ilişkin sorusu ve Devlet  Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/17877)

10.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, 2/B arazilerinin satışlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/17969)

9 Şubat 2011 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.03

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Murat ÖZKAN (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Sayın milletvekilleri, görüşmelere başlamadan önce 4 Şubat 2011 tarihli 58’inci Birleşimde yapılan kapalı oturuma ait tutanak özetinin, İç Tüzük’ün 71’inci maddesine göre okunabilmesi için kapalı oturuma geçmemiz gerekmektedir. Bu nedenle, sayın milletvekilleri ile Genel Kurul salonunda bulunabilecek yeminli stenograflar ve yeminli görevliler dışındakilerin salonu boşaltmalarını rica ediyorum.

Tutanak özeti okunduktan sonra açık oturuma geçilecek ve görüşmelere devam edilecektir. Sayın idare amirlerinin bu konuda yardımcı olmalarını ve salon boşaltıldıktan sonra Başkanlığa haber vermelerini rica ediyorum.

Kapanma Saati: 13.04

IV.- KAPALI OTURUMLAR

İkinci Oturum

  (Kapalıdır)

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 13.20

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Murat ÖZKAN (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin kapalı oturumdan sonraki Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Gümüşhane ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 93’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Gümüşhane Milletvekili Yahya Doğan’a aittir.

Buyurun Sayın Doğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Gümüşhane Milletvekili Yahya Doğan’ın, Gümüşhane ilinin düşman işgalinden kurtuluşuna ilişkin gündem dışı konuşması

 

YAHYA DOĞAN (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümüşhane’mizin düşman işgalinden kurtuluşunun 93’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle çok değerli Gümüşhaneli hemşehrilerimin de kurtuluş bayramını kutluyor, esenlikler diliyorum.

Bu arada, geçtiğimiz hafta Ostim’de ve İvedik Organize Sanayi Bölgemizde cereyan eden müessif olay sonucu hayatlarını kaybeden işçi kardeşlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine de başsağlığı diliyorum.

Gümüşhane, doksan üç yıl önceki kurtuluşunu bugün her alanda göstermiş olduğu gelişmeyle taçlandırmaktadır. Son sekiz yılda yaşanan gelişmeler Gümüşhane’nin kaderini değiştirmiştir. Gümüşhane’nin yaşadığı gelişim ve değişimi birkaç alana bakarak görmek mümkündür.

Düne kadar sürekli öğretmen sıkıntısı çeken ilimizde ve ilçelerinde, bugün eğitimde Türkiye'nin en başarılı illerinden birisi olmuştur. İlimizde derslik başına 17 öğrenci düşmektedir. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ise 19’dur ve bu rakamlar, dünya standartlarına yakındır. Kız çocuklarının okullaşmasında ilimiz Türkiye birincisi olmuştur ve erkek çocuklarının okullaşmasında ise Türkiye ikincisiyiz.  İlköğretimde okullaşma oranımız yüzde 99’dur. Okul öncesi yüzde 80’lik bir katılıma ulaşılmıştır. Bunun sonucu olarak da 2010 LGS’de Türkçe-sosyalde Türkiye üçüncüsü, diğer alanlarda da Türkiye’de ilk on içine girmiştir. 2010 yılında kuruluşuna yüce Meclisin onay verdiği üniversitemiz gelişmesini hızla sürdürmektedir. Yeni kurulan üniversiteler içerisinde en hızlı gelişen üniversite Gümüşhane Üniversitesidir. Bunun dışında beş ilçemizin hepsine de yüksekokul açılmıştır. Üniversitenin ve yüksekokulların ilimize önemli katkısı olmaktadır.

Benzer bir manzara da sağlık alanında karşımıza çıkmaktadır. 2002 yılından bu yana sağlık personeli sayısında yüzde 30’luk bir artış olmuş, gerek yatak sayısı gerek tedavi gören hasta sayısı 2 katına çıkmıştır. Kelkit ilçesinde yüz yataklı Kelkit Devlet Hastanemiz hizmete girmiştir. Yine Gümüşhane’de Ağız, Diş ve Çene Sağlığı Merkezimiz açılmıştır. Kürtün ve Torul ilçelerimizin yeni hastaneleri yapılmaktadır. Gümüşhane merkez ve Şiran ilçelerimizin yeni hastanelerinin yapılması için de 2011 yılı genel programına alınmıştır. Vatandaşlarımız sağlık hizmetinden kolaylıkla yararlanabilmektedir.

Tarım alanında da önemli gelişmeler olmuştur. Özellikle sulu tarıma geçişte, organik tarıma geçişte ilimizde barajlar ve göletler yapılmıştır. Köse Barajı tamamlanmış, Sadak Barajı’nın ihalesi bu sene inşallah ikinci defa yapılacaktır. Sırada Şiran’ımızın Tersun Barajı vardır. Onun ötesinde gölet çalışmalarımız da devam etmektedir.

Yine tarımsal destekler açısından rakamlar üçe, dörde katlanmıştır 2002 başlarına nazaran. Bir örnek vermek gerekirse 1999-2002 yılları arasında sadece iki kooperatife 458 bin lira destek sağlanmış iken bu tarihten sonra on beş kooperatife aşağı yukarı 10 milyon TL destek sağlanmıştır.

Yine, kara yollarında hızlı bir yapım çalışması devam etmektedir. Çevre yolumuz inşallah bu sene ihale edilecektir. Zigana alttan tekrar delinmek suretiyle Gümüşhane-Trabzon arası kırk beş dakikaya indirilecektir. Bu arada Sayın Ulaştırma Bakanımıza hem teşekkür ediyoruz hem de Salyazı Köse havaalanımızın da bir an önce yapılmasını bekliyoruz, arzu ediyoruz. Keza demiryolu konusunda Erzincan-Trabzon yolunun Gümüşhane’den geçmesi bir zorunluluktur.

Kadirşinas Gümüşhane halkı doksan üç yıl önce topraklarını düşman işgalinden kurtaranları asla unutmadığı gibi bugün Gümüşhane’nin gelişmesi için yapılanları da iyi bilmektedir. Bunun için başta Sayın Başbakanımız olmak üzere bize destek olan herkese çok teşekkür ediyoruz. Doksan üç yıl önceki ruhla çok daha ileriye gideceğimizi biliyor, bizi bugünlere bırakanlara layık olmak için çalışıyor ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.

Gündem dışı ikinci söz İstanbul Sarıyer ilçesi Derbent Mahallesi’nde yaşanan yıkımlarla ilgili söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’e aittir.

Buyurun Sayın Sevigen. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, İstanbul Sarıyer ilçesi Derbent Mahallesi’ndeki gecekondu yıkımlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; dün gece yarısı İstanbul’da saat 4’te sabaha karşı Sarıyer Derbent Mahallesi’nde bir grup 1.500 civarında bir polis arkadaşımız, memur arkadaşımız gece yarısı saat dörtte sanki bir terörist avına çıkmış gibi bir mahalleyi basıyorlar, ellerinde gaz bombaları yani buraya getirdim, insanlar görsün, bilsin diye belki arkadaşlarım fark etmemişlerdir, bir tanesi hemen hemen 20 gram ağırlığında. Beş yaşındaki çocuklar, yatağından kalkmamış insanlar, daha ne olduklarını bilmiyorlar, daha ne oldukların fark etmeden, beş yaşındaki çocukları okul tatil olduğundan dolayı evlerinde hepsi okula da gitmemiş, kalkmamışlar, işlerine de gitmemişler. Gece gaz bombalarıyla 1.500 tane polisle bir mahalleyi basıyorlar sevgili arkadaşlar.

Bu mahalle 1970’lerden beri kurulan bir gecekondu mahallesi. Burada arkadaşlarımız var, o bölgede milletvekilliği yapan arkadaşlarımız var, sayın bakanlarımız var o mahalleden, o bölgeden çıkmış bakanlarımız var. O mahallenin yapısını biliyorlar. O mahallede birilerinin tapusu üzerine gecekondu yapılmamış. Daha önceden gecekondu yapılmış belediyenin yeri, hazinenin yeri, vakıfların yeri; o gecekonduları, bir kooperatif gidiyor, satın alıyor, içinde gecekondu olduğunu bile bile satın alıyor. En genç gecekondu orada otuz beş yıllık, kırk yıllık. Ailece beraber yaşamışlar, elli yıldır, yetmiş yıldır vergilerini vermişler, üç tane de camisi var, dört tane okulu var. Mahalleyi mahalle yapmışlar oradaki insanlar ve oradaki insanlar yağmur suyuyla çocuklarını yıkamışlar, sularla yıkamışlar, böyle büyütmüşler, böyle mahalleyi mahalle yapmışlar. İnsanlar olmasa mahalle mahalle olur mu? Kız almışlar, kız vermişler, akraba olmuşlar.

Sonra bu mahalleyi gelmiş, onların bir kısmı hazineden satın almış, sonra izalei şüyu davası açmış, bunların elinden almış. Şimdi, o mahalledeki bütün tapuların bir kısmı, kendi üzerlerinde olan, kooperatifin tapusu. Kooperatif de gidiyor “Multi Mall” diye bir Hollanda firmasıyla anlaşıyor. Hollanda firması da “Cemre İnşaat” diye bir aracı inşaat koyuyor. O Cemre İnşaat da oradaki insanların yoksulluğundan faydalanıyor, fakirliğinden, fukaralığından, garipliğinden çünkü o izalei şüyu davası açıldığı zaman bunlar yoksul oldukları için ne avukat tutabilmişler ne  paraları var ne yol biliyorlar ne iz biliyorlar, bunlara iz, yol gösteren büyük ağabeyleri de yok, büyükler de yok o zaman ama maalesef şimdi bunları o evlerinden böyle zorla söke söke çıkarmaya çalışıyorlar. Boğaz’ın en güzel yeri. Bir dairenin fiyatı 1 milyon dolar, 600 bin dolar, 700 bin dolar sevgili arkadaşlarım. Yetmiş yıldır orada oturuyorlar. Merak ediyorum orada 1.500 tane polis...

Sayın Bakanımı dün aradım, sağ olsun özel kalem müdürü cevap verdi. İstanbul Emniyet Müdürünü aradım, Valiyi aradım. Oradaki kavgaları durdurdum, ilkin çok büyük kavgalar çıktı, sonra araya girdim. Polisleri halktan koruduk, inanın, samimi olarak söylüyorum, kendi arkadaşlarını bile su sıkarak yerlerde sürüklediler, o polisleri biliyorsunuz. Bir gazeteciye vuruyorlar, gazeteci diyor ki: “Ağabey, ben gazeteciyim bana niye vuruyorsun?” “Amirim öyle söyledi.” diyor. Bugün gazetelerde okumuşsunuzdur. Böyle acımasızca birbirine vuran, birbirini böyle katleden bir ülke olur mu sevgili arkadaşlarım?

Sayın Bakan talimat verecek, “Dur kardeşim orada.” diyecek. Konuşarak anlaşacağız. Eğer o kooperatif, o arsaları, o Hollandalı şirkete vereceğine, çağırsa orada vatandaşları, dese ki: “Vatandaşlar, biz size veriyoruz.” Onlar inanın, rayiç fiyatından almaya razılar. Yıllardır beraber yaşıyorlar, beraber oturmuşlar. O insanları oradan söküp almak, o insanları yok etmek anlamına geliyor.

Burada Büyükşehir Belediyesi de “KİPTAŞ’ın yaptığı evlerden, Kağıthane’deki evlerden bunlara veririz.” diye fırsat tanıyor bunlara, buraya da aracı olmaya çalışıyor. Karışmasın, burada eğer o insanlar evlerinden çıkacaklarsa o Hollandalı firma, o devletin 1.500 tane polisini nasıl bir sermaye grubunun Allah aşkına hizmetine veririz, onu merak ediyorum. Para mı alıyoruz onlardan biz? Keşke Sayın Bakan olsaydı burada cevap verseydi. 1.500 tane polisimiz, amirimiz, müdürümüz, hepsi orada. Bir sermayenin, bir Hollanda firmasının emrinde bizim insanlarımızın, vatandaşlarımızın elindeki… Bütün insanları evlerinden çıkartarak, zorla çıkartarak onları sokaklara atıyoruz. Eğer onları çıkartacaksak iyi niyetle… O kadar, 1 dairenin fiyatı 1 milyar, 1.080 tane daire çıkıyor. Burada milletvekillerim var inşaatçı, bilirler, 130 dönümünü 117 milyon liraya almışlar -eski milyar şimdi milyon lira- şimdi 1 dairenin parası, 10 tane dairenin parası o kadar sevgili arkadaşlarım. Rant varsa o insanlar yapsın. Eğer faydalanacaklarsa o insanlar diledikleri gibi yapıyorlar.

Bizim buradan görevimiz, bana göre görevimiz, biz o Hollandalı firmayla nasıl anlaştıysa çağıracağız kooperatifi diyeceğiz ki: “Kardeşim, sen bunları vatandaşlara ver, vatandaşla anlaş. Vatandaşlar da sana oradan aldığı payı verecekler.” Düşünün, orada Boğaz’daki kat karşılığında verdiğiniz bir arazi yüzde 60’tan, yüzde 70’ten aşağı değildir. Hollandalı firma bunları yüzde 25’ten alıyor kooperatiften. Yüzde 75’i o firmanın, yüzde 25’i kooperatifin. Zaten kooperatif…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım, bir dakika…

BAŞKAN – Yok… Sayın Sevigen…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Hemen bitiriyorum, teşekkür edeyim.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Sevigen…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Bilgi veriyorum yani şikâyet etmiyorum.

BAŞKAN – Sayın Sevigen, kararlaştırdık biliyorsunuz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Lafı kaldı ortada ya!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Tek cümle söyleyeceğim, teşekkür edeceğim.

BAŞKAN – Sayın Sevigen lütfen… Biliyorsunuz bu kuralı.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Canın sağ olsun Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sevigen.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Ne yapalım yani görün diye söylüyorum arkadaşlar. Bunlar çocukların yüzlerine atılmış, 2’si hastanede şimdi. 20 gram tanesi.

BAŞKAN – Sayın Sevigen, yalnız o elinizdekiler patlamamış olmasın, lütfen…

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Yani patlamamış olmasından  korkuyorsunuz, boşundan korkuyorsunuz, onlar dolusundan nasıl korkmasın?

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz Niğde ili ve ilçelerinin sorunları hakkında söz isteyen Niğde Milletvekili Mümin İnan’a aittir.

Buyurun Sayın İnan. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, Niğde ilinin merkez ve ilçelerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

 

MÜMİN İNAN (Niğde) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Niğde ilimizin merkez ve ilçelerinin sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Niğde ilimiz nüfus büyüklüğü bakımından ülkemizin 51’inci sırasında yer alırken, devletten aldığı kamu yatırımları bakımından son sekiz yılın sonunda 76’ncı sırada bulunmaktadır. Türkiye'nin AKP hükûmetleri döneminde yaşamış olduğu ekonomik ve sosyal sıkıntılar, Niğde ilimize devlet elinin uzanmaması bu dertleri daha da artırmaktadır.

Nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan çiftçilerin genel durumları, Türkiye'de olduğu gibi Niğde’de de kötüye gitmektedir. Sayın Tarım Bakanı, her ne kadar “AKP hükûmetleri döneminde çiftçiler altın çağını yaşıyor.” dese de bu söz kuru bir ifadeden öteye gitmemekte, hâlinden şikâyet etmeyen bir çiftçiye rastlamak mümkün olmamaktadır. Mazot, gübre, ilaç, tohum gibi temel üretim girdilerinin fiyatları AKP hükûmetleri döneminde sürekli artmış ve bugün dünyanın en pahalı girdileri olmuştur. Ürün satışları maliyetlerin dahi altında olduğu için çiftçi haciz kıskacına alınmış ve hapis cezasıyla karşı karşıya kalmıştır. Niğde’de yakalama emri olmayan çiftçi neredeyse yok gibidir. Hem esnaf hem çiftçi hem de sanayicide haciz miktarı o kadar artmıştır ki işlemleri yetiştirebilmek için Niğde’de yeni icra daireleri kurulmak zorunda kalınmıştır.

Küçük sanayi sitelerinde esnaf ve sanatkârlarımız çıraklarının, kalfalarının haftalıklarını dahi veremeyecek durumdadır.

Kamyoncu ve diğer taşımacı esnaflarımız K ve D belgelerinin aşırı fiyatından şikâyetçidir. Dünyanın en zor mesleğini yapan şoförlerimiz, mazot fiyatlarının çok yüksek olmasından dolayı para kazanamamakta, vergisini ve BAĞ-KUR primini dahi ödeyememektedirler .

Niğde Devlet Hastanesinde hâlâ bir kalp anjiyo ünitesi yoktur. Kalp rahatsızlığı geçiren vatandaşlarımız acil olarak civar illerdeki hastanelere yetiştirilmeye çalışılmaktadır.

Niğde ve Bor organize sanayi bölgelerinde eskiye oranla üretim ve istihdam azalmaktadır. Sanayiciler 5084 sayılı Kanun’da enerji desteği teşvikinin uzatılmasını beklemektedirler.

Bor ilçemizde tabakhane esnafının yıllardır çözülemeyen taşınma problemleri ve diğer sorunları, ilçemizde beş asırdır tarihî geçmişi olan dericiliği bitme noktasına getirmiştir.

Bor Şeker Fabrikasının özelleştirme kapsamında olması herkesi rahatsız etmektedir. Ayrıca, bölgedeki çiftçilerimiz pancar kotalarının yükseltilmesini beklemektedirler.

Hayvancılık kooperatifleri, Tarım Bakanlığına müracaat etmişler ama maalesef 2010 yılında bu konuda destek bulamamışlar ve taleplerine destek beklemektedirler.

İlimizin tamamı, yer altı suyu kuyu ruhsatları bakımından DSİ tarafından kapatıldığı için çiftçiler ciddi sorun yaşamaktadırlar. Bakanlığın bu konuda ne gibi bir çalışma yaptığı ve bu yasaklamaların ne zaman sona ereceği merak edilmektedir.

Altunhisar ilçemizde, vatandaşlarımız, eğitim ile ilgili öğretmen sirkülasyonu çok olduğundan eğitimde istenilen verimin elde edilemediğini ifade ederek ilçelerine bir erkek yatılı lise pansiyonu, bir de yüksekokul yapılmasını talep etmektedirler. Ayrıca, Altunhisar Göleti su kaçırma probleminin de bir an önce giderilmesi beklenmektedir.

Ulukışla ilçemizin içinden geçen E-90 kara yolunun Ereğli kavşağından Pozantı’ya kadar olan bölümünün duble yol yapılması hem trafiğin rahatlamasına hem de yol güzergâhında bulunan yerleşim yerlerinin ekonomisine önemli bir katkı yapacaktır. Ulukışla Çiftehan beldemizde civar köylerin de pazar yeri olarak ortak kullandığı alan belediye tarafından özel bir firmaya satılmak istenmektedir, bu satışın engellenmesini yöre halkının tamamı istemektedir.

Pozantı-Çamardı yolunun genişletilmesi Çamardı ekonomisine ve yayla turizmine önemli katkı yapacaktır. Niğde Ketençimen-Çiftlik kara yolunun genişletilmesi, Azatlı göletinin bir an önce yapılması, bu ilçemizi ve köylerimizi ekonomik olarak rahatlatacaktır.

Çiftlik Devlet Hastanesinde hâlâ uzman doktor bulunmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Niğde’de elliye yakın köyün içme suyu temini için kullandıkları enerji borcuyla ilgili elektrik dağıtım şirketleriyle problemleri devam etmekte, başta Kömürcü ve Yarhisar olmak üzere birçok köyümüzün borcundan dolayı zaman zaman elektrikleri kesilmektedir.

Bor Kaynarca köyümüzdeki yer altı göçüklerinden dolayı burada yaşayan vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği yoktur, bu problemin bir an önce çözülmesi gerekmektedir.

Akkaya Barajı’yla ilgili Çevre Bakanımızın verdiği sözler hâlâ yerine getirilmemiştir ve barajın çevre sorunu artarak devam etmektedir.

İlimiz, son sekiz yılda devletten kayda değer bir ciddi destek alamamış, bundan dolayı işsizlik yüksek seviyelerde seyretmektedir. Resmî rakamlara göre vatandaşlarımızın bankalara ve kamu kurumlarına olan borçları katbekat artmıştır. İşsizler, çiftçiler, esnaflar, sanayiciler ve çalışanlar sekiz yıldır AKP hükûmetlerinden beklediğini bulamamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜMİN İNAN (Devamla) – Dolayısıyla, bu konuları bizlere iletmişlerdir. Bu konuların çözülmesi temennisiyle ve vatandaşlarımızın gönlünden geçen güzel şeylerin gerçekleşmesi temennisiyle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnan.

Sayın Vural, bir söz talebiniz var, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım, kısa bir söz talebim var.

Bugün, 9 Şubat. 9 Şubat 1969 tarihi Milliyetçi Hareket Partisinin doğuşunu müjdeleyen önemli bir tarih. 42’nci yılımızı kutluyoruz. 9 Şubat 1969’dan itibaren yürekleri vatan ve millet için çarpan milliyetçiler, siyasal temsil yönünden aradıkları kimliği, kurumu ve kucaklamak istedikleri gönülleri üç hilalin etrafında bulmuşlardır. Millet sevgisinden başka sevdası ve sermayesi olmayan fedakâr kadroların yıllarca en ağır şartlar altında verdikleri muhteşem bir şerefli mücadelenin adım adım ulaşılan neticesinde, bugün Milliyetçi Hareket Partisi kalıcı bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilmektedir. İlk yıllarında kurucusu ve lideri merhum Alparslan Türkeş Bey ve dava arkadaşlarının eseri olan milliyetçi, ülkücü gençlerin Türkiye'miz için duydukları millî kaygıları bugünkü seviyelere iftiharla ulaştırmış kahraman kadroların eseri olan Milliyetçi Hareket Partisinin 42’nci kuruluş yıl dönümünü kutluyorum. Ve inşallah, bir siyasal güç hâline gelmiş, bu davaya omuz vermiş, emek vermiş aziz kahramanların eserini tek başına iktidara götürme kararlılığımızı da bu vesileyle vurgulamak istiyorum.

Söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Güvel, buyurun.

2.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, uluslararası yolsuzluk anketi verilerine göre ülkemizin dünya rüşvet sıralamasında 6’ncı sırada bulunduğuna ilişkin açıklaması

 

HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Değerli arkadaşlar, uluslararası yolsuzluk anketi verilerine göre, ülkemiz dünya rüşvet liginde 6’ncı sırada bulunuyor. En çok rüşvet verilen ülkeler arasında Türkiye bu hâliyle Avrupa’da ilk sırada yer almaktadır. Avrupa Birliği her yıl yayınladığı ilerleme raporlarında ülkemizdeki yolsuzluk olaylarının önünün alınamadığına vurgu yapmaktadır. Bu tablo çok acı verici bir tablodur. Yolsuzluk bir ülkede yoksullaşmanın, yozlaşmanın en temel nedenlerinden birisidir. “Yolsuzluklara son vereceğim.” diye halka vaatlerde bulunarak iktidara gelen AKP döneminde yolsuzluklar iyice çığırından çıkmıştır. Bugün belediyeler yolsuzluk batağının içindedir, kamu kurumları yozlaşmıştır. Yolsuzluğun, kayırmacılığın, rüşvetin bu denli yaygın olduğu bir ülkede kamu  etiğinden söz etmek mümkün değildir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güvel.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Dört genel görüşme önergesi vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Genel Görüşme Önergeleri

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Kıyıların Kullanımının Planlanması ve Denetimi” adlı performans denetim raporları hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/22)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

Özellikle son yıllarda, kıyı alanlarımızdaki uygulamalar, kıyı özellikleri yeterince gözetilmeden gerçekleştirilmiş, bu durumun sonucunda kıyılarımız ciddi bir şekilde tahrip edilmiştir. Kıyılarımızın doğal yapısının bozulması, yakın gelecekte hem turizm gelirleri hem de su ürünleri yönünden ekonomimizi olumsuz etkileme riskini beraberinde getirmektedir.

Ülkemizde kıyıları ilgilendiren konular geniş kapsamlı bir düzenleme yerine birden çok yasada yer almakta, kıyı yönetimine ilişkin özel bir kurumsal yapı bulunmamaktadır. Kıyıların koruma-kullanma dengesini sağlamaya yönelik yönetim politikalarının belirlenmemesi, bilim çevrelerinin çalışmalarının yeterince dikkate alınmaması, uygulamaların ve yasal düzenlemelerin bu alanların iyi kullanımına değil, yalnızca kullanımına ve gelir elde edilmesi konusuna odaklanması sonucunda mevzuatımızda kıyıların korunmasına ilişkin hükümler de gözardı edilmiş, izinsiz, plansız ve doğal yapıya zarar veren uygulamalar önlenememiştir.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Kıyıların Kullanımının Planlanması ve Denetimi" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 17.07.2006 tarihli ve 5164/1 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 101, 102 ve 103'üncü maddeleri uyarınca, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına "Kıyıların Kullanımı" konusunun ve söz konusu Sayıştay Raporunun tüm yönleriyle ele alınmasını amaçlayan bir genel görüşme açılması hususunda gereğini arz ederiz.

                              Mehmet Şandır                                                                Oktay Vural

                                    Mersin                                                                            İzmir

Genel Gerekçe:

Özellikle son yıllarda, kıyı alanlarımızdaki uygulamalar, kıyı özellikleri yeterince gözetilmeden gerçekleştirilmiş, bu durumun sonucunda kıyılarımız ciddi bir şekilde tahrip edilmiştir. Kıyılarımızın doğal yapısının bozulması, yakın gelecekte hem turizm gelirleri hem de su ürünleri yönünden ekonomimizi olumsuz etkileme riskini beraberinde getirmektedir.

Ülkemizde kıyıları ilgilendiren konular geniş kapsamlı bir düzenleme yerine birden çok yasada yer almakta, kıyı yönetimine ilişkin özel bir kurumsal yapı bulunmamaktadır. Kıyıların koruma-kullanma dengesini sağlamaya yönelik yönetim politikalarının belirlenmemesi, bilim çevrelerinin çalışmalarının yeterince dikkate alınmaması, uygulamaların ve yasal düzenlemelerin bu alanların iyi kullanımına değil, yalnızca kullanımına ve gelir elde edilmesi konusuna odaklanması sonucunda mevzuatımızda kıyıların korunmasına ilişkin hükümler de gözardı edilmiş, izinsiz, plansız ve doğal yapıya zarar veren uygulamalar önlenememiştir.

Ülkemizde kıyı alanlarına özgü ayrı bir yönetim modeli oluşturulmamış, bu alanlardaki kullanımın planlama, planları onaylama ve görüş bildirme yetki ve görevleri değişik kurumlar arasında dağılmıştır. Planlama konusunda değişik kanunların farklı kurumlara yetki vermesi, kurumlar arasında yargıya intikal eden anlaşmazlıklara yol açmakta, bu durum planlama çalışmalarını aksatmakta, plansız kullanımlara yol açmaktadır. Planlama yetkisi yanında, kıyı alanlarının kullanımı konusunda da kurumlar arasında yetki anlaşmazlıkları yaşanmaktadır.

Kıyı alanlarının planlamasında plancı, uygulayıcı, yatırımcı sektör ve kişiler için uyulması gereken esasları belirleyen Çevre Düzeni Planları tamamlanmamıştır. Planlama çalışmalarında yol gösterici üst ölçekli planların eksikliği, sağlıklı planların yapılması açısından risk teşkil etmektedir. Planlama çalışmaları için ihtiyaç duyulan haritaların ve diğer verilerin elde edilmesinde sorunlar bulunmaktadır. Bu alanda kurumlar arasında bilgi paylaşımının yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Kıyıların Kullanımının Planlanması ve Denetimi" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 17.07.2006 tarihli ve 5164/1 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde "Kıyıların Kullanımı" konusunun görüşülmesini talep etmekteyiz.

2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Vakıflar Genel Müdürlüğünün Sorumluluğundaki Tarihî Eserlerin Korunması” adlı performans denetim raporları hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/23)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yurdumuzun her köşesinde bulunan ve sayıları on bini aşan, bütün dünyanın hayranlığını kazanan vakıf eserleri Türk ve Dünya kültürünün eşsiz örneklerini oluşturmaktadır. Tarihî ve mimarî değeri haiz eski eserlerin korunması, fonksiyon verilerek kullanılması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması özel ihtisas, büyük malî kaynaklar, iyi bir plânlama isteyen zor ve önemli bir görevdir.

Ülkemiz, tarihî ve kültürel mirası ile çevre değerleri bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden birisidir. Buna karşın, aynı zenginliğin korunması, yaşatılması ve geleceğe aktarılması yönünde kullanılabilecek kaynaklar ise son derece kıt olduğu gibi, aynı kaynakları kullanmakla yetkili kurumlar arasında da eşgüdüm eksikliği yaşanmaktadır.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Vakıflar Genel Müdürlüğünün Sorumluluğundaki Tarihi Eserlerin Korunması Hakkında Sayıştay Raporu" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 06.05.2004 tarihli ve 5093/1 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 101, 102 ve 103'üncü maddeleri uyarınca, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına "Tarihi Eserlerin Korunması" konusunun ve söz konusu Sayıştay Raporunun tüm yönleriyle ele alınmasını amaçlayan bir genel görüşme açılması hususunda gereğini arz ederiz

                                Mehmet Şandır                                                        Oktay Vural

                                       Mersin                                                                   İzmir

Genel Gerekçe:

Yurdumuzun her köşesinde bulunan ve sayıları on bini aşan, bütün dünyanın hayranlığını kazanan vakıf eserleri Türk ve Dünya kültürünün eşsiz örneklerini oluşturmaktadır. Tarihî ve mimarî değeri haiz eski eserlerin korunması, fonksiyon verilerek kullanılması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması özel ihtisas, büyük malî kaynaklar, iyi bir plânlama isteyen zor ve önemli bir görevdir.

Ülkemiz tarihî ve kültürel mirası ile çevre değerleri bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden birisidir. Buna karşın, aynı zenginliğin korunması, yaşatılması ve geleceğe aktarılması yönünde kullanılabilecek kaynaklar ise son derece kıt olduğu gibi, aynı kaynakları kullanmakla yetkili kurumlar arasında da eş güdüm eksikliği yaşanmaktadır.

Taşınmaz tarihî eserlere ilişkin yasal düzenlemelerdeki görev, yetki ve sorumluluklar çok sayıda kamu kurum ve kuruluşunun koordineli çalışmasını gerektirecek şekildedir ve bu koordinasyon da tam olarak sağlanamamaktadır. Özellikle tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılmasına dair 677 sayılı Kanun ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu hükümlerinin çelişmesinden dolayı türbelerin korunması konusunda Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında görev ve yetki karmaşası yaşanmaktadır.

Yönetmeliklerle taşınır tarihî eserlerin korunması konusunda bazı görevler Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce üstlenilmiş olmasına rağmen temel yetki Kültür ve Turizm Bakanlığı'da bulunduğundan bu alanda tam bir yetki, görev ve sorumluluk sistemi oluşturulamamıştır. Kanun ve yönetmeliklerde belirtilen yetki, görev ve sorumlulukların ne şekilde ve kimler tarafından yerine getirileceğine dair kurum içi idarî düzenlemeler yeterli ve açık değildir. Yönetmeliklerle birden çok birime benzer görevler verilmiştir. Faaliyetler, kurumun amaç ve hedefleri belirlenmeden plânsız olarak yürütülmekte olup, yararlanılan bilgilerin elde edilmesini ve güncellenmesini sağlayan çağdaş bir yönetim bilgi sistemi ile tüm birimleri kapsayan standart bir dosyalama sistemi bulunmamaktadır.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Vakıflar Genel Müdürlüğünün Sorumluluğundaki Tarihi Eserlerin Korunması Hakkında Sayıştay Raporu" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 06.05.2004 tarihli ve 5093/1 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde "Tarihi Eserlerin Korunması" konusunun görüşülmesini talep etmekteyiz.

3.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Ormanların Korunması” adlı performans denetim raporları hakkında  genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/24)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Temel öğesi ağaç olan, içerisinde çok değişik canlı türlerinin yaşam bulduğu, biyolojik bir ekosistem olan ormanlar, başlı başına bir kaynak olduğu gibi diğer kaynaklara da koruyuculuk yapmaktadır.

Ormansızlaşmanın yol açtığı olumsuzlukların bilinmesine karşın, çeşitli araştırmalarda dünya üzerindeki orman alanlarının azaldığı tespit edilmiştir. Dünyadaki gelişmelere paralel olarak ülkemizde de ormanlar çeşitli nedenlerle azalma eğilimindedir. Ormanın azalmasına yangınlar, hastalıklar, doğal yıkımlar, rüzgâr ve kar devirmeleri, yasa dışı müdahaleler, başarısız ormancılık uygulamaları, yol ve enerji hattı geçirilmesi gibi alt yapı yatırımlarının yanı sıra yasal düzenlemelere dayalı olarak orman alanlarının yerleşime ve tarımsal kullanıma açılması, orman köylülerine dağıtılması, turizm faaliyetleri için tahsis edilmesi gibi bazı uygulamalar da yol açmaktadır.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Ormanların Korunması Hakkında Sayıştay Raporu" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştayın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 13.09.2004 tarihli ve 5100/1 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 101, 102 ve 103'üncü maddeleri uyarınca, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına "Ormanların Korunması" konusunun ve söz konusu Sayıştay Raporu’nun tüm yönleriyle .ele alınmasını amaçlayan bir genel görüşme açılması hususunda gereğini arz ederiz.

                Mehmet Şandır                                                                                             Oktay Vural

                      Mersin                                                                                                         İzmir

Genel Gerekçe:

Temel öğesi ağaç olan, içerisinde çok değişik canlı türlerinin yaşam bulduğu, biyolojik bir ekosistem olan ormanlar, başlı başına bir kaynak olduğu gibi diğer kaynaklara da koruyuculuk yapmaktadır. Ormanlar, iklim değişikliğini, hava kirliliğini ve erozyonu önlemek, enerji depolamak, rekreasyon olanağı sağlamak, temiz su ve oksijen üretmek, çeşitli canlılara yaşama imkânı sağlamak, topraksu-karbon dengesini sağlayarak doğadaki tüm sistemlerin geliştirilmesini sağlamak ve güvence altına almak gibi kolayca farkına varılamayan ve ekonomik değeri ölçülemeyen çok sayıda yaşamsal fonksiyonu yerine getirmektedir.

Ormansızlaşmanın yol açtığı olumsuzlukların bilinmesine karşın, çeşitli araştırmalarda dünya üzerindeki orman alanlarının azaldığı tespit edilmiştir. Dünyadaki gelişmelere paralel olarak ülkemizde de ormanlar çeşitli nedenlerle azalma eğilimindedir. Ormanın azalmasına yangınlar, hastalıklar, doğal yıkımlar, rüzgâr ve kar devirmeleri, yasa dışı müdahaleler, başarısız ormancılık uygulamaları, yol ve enerji hattı geçirilmesi gibi alt yapı yatırımlarının yanı sıra yasal düzenlemelere dayalı olarak orman alanlarının yerleşime ve tarımsal kullanıma açılması, orman köylülerine dağıtılması, turizm faaliyetleri için tahsis edilmesi gibi bazı uygulamalar da yol açmaktadır.

Anayasa’mızın 169'uncu maddesi, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunların çıkarılarak tedbirlerin alınacağı, bütün ormanların gözetiminin devlete ait olduğu, devlet ormanlarının mülkiyetinin devredilemeyeceği, bu ormanların zamanaşımı ile mülk edinilemeyeceği ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı, ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği, ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamayacağı gibi ormanı korumaya yönelik hükümler getirmiştir.

Orman niteliğini kaybeden alanların tespiti, bilimsel ve objektif kriterlere dayanmamaktadır. Kadastro komisyonları zaman zaman hatalı uygulamalar yapmakta ve gerçekte orman niteliğini kaybetmeyen alanlar da orman sınırları dışına çıkarılmaktadır. Bu durum orman varlığının azalmasına yol açtığı gibi çok sayıda hukukî ihtilâfın doğmasına da neden olmaktadır.

Ormanlarımızın hukukî sınırlarının tespitine yönelik kadastro çalışmalarının tamamlanamamış, tamamlanan çalışmaların önemli bir kısmının da tapu tescilinin yapılamamış olması ormancılık faaliyetleri ve koruma çalışmalarını olumsuz etkilemektedir.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Ormanların Korunması Hakkında Sayıştay Raporu" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 13.09.2004 tarihli ve 5100/1 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde ""Ormanların Korunması" konusunun görüşülmesini talep etmekteyiz.

4.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Trafik Kazalarını Önleme Faaliyetleri” adlı performans denetim raporları hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/25)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde meydana gelen trafik kazalarında her yıl binlerce insanımız hayatını kaybetmekte, on binlercesi de yaralanmaktadır. Trafik kazaları sonucunda yok olan ve parçalanan aileler ile yaşamının geri kalan bölümünü engelli olarak sürdürmek zorunda kalanlar olayın sosyal boyutunu ortaya koymakta, ayrıca yaralıların tedavi süreçleri ve maliyetleri ile kaza sonrasında meydana gelen maddi hasar miktarı ülke ekonomisini olumsuz etkilemektedir.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Trafik Kazalarını Önleme Faaliyetleri" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 8.5.2008 tarihli ve 5216 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 101, 102 ve 103'üncü maddeleri uyarınca, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına "Trafik Kazalarının Önlenmesi" konusunun ve söz konusu Sayıştay Raporunun tüm yönleriyle ele alınmasını amaçlayan bir genel görüşme açılması hususunda gereğini arz ederiz.

                                       Mehmet Şandır                                             Oktay Vural

                                              Mersin                                                         İzmir

Genel Gerekçe:

Ülkemizde meydana gelen trafik kazalarında her yıl binlerce insanımız hayatını kaybetmekte, on binlercesi de yaralanmaktadır. Trafik kazaları sonucunda yok olan ve parçalanan aileler ile yaşamının geri kalan bölümünü engelli olarak sürdürmek zorunda kalanlar olayın sosyal boyutunu ortaya koymakta, ayrıca yaralıların tedavi süreçleri ve maliyetleri ile kaza sonrasında meydana gelen maddi hasar miktarı ülke ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir.

Ülkemizde yolcu taşımacılığının % 95'inin, yük taşımacılığının da % 92'sinin karayolları vasıtasıyla gerçekleştirilmesi trafik kazası riskinin yüksek seviyede olmasına neden olmaktadır. Bu trafik kazalarında ölüm ve yaralanmaya ilişkin istatistiki veriler her geçen gün artış kaydetmektedir. Ancak trafik kazalarına ilişkin olarak açıklanan istatistiklerin kaynağını oluşturan kaza tespit tutanaklarındaki ölü sayıları ile meydana gelen maddi hasar miktarı da tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. Dolayısıyla kaza sonucunda ölenlerin sayısı ile maddi hasar miktarı açıklanan rakamların oldukça üzerindedir. Trafik kazaları açısından önemli bir veri olarak kabul edilen "100.000 araca düşen ölü sayısı" istatistiğine bakıldığında ülkemizdeki durumun pek parlak olmadığı görülmektedir. Öyle ki 2003 yılı verilerine göre bazı OECD ülkelerinde 100.000 araca düşen ölü sayısı ortalama 16 iken ülkemizde bu sayı 44 olarak tespit edilmiştir.

Trafik güvenliği konusunda ülkemizde ulusal düzeyde bir strateji hayata geçirilememiştir. Bu alanda ulusal ölçekte hedeflerin tespiti, stratejilerin belirlenmesi ve kurumlar arası koordinasyonun sağlanması amacı ile 1997 yılında kurulan Karayolu Güvenliği Yüksek Kurulu (KGYK) ve Karayolu Trafik Güvenliği Kurulu (KTGK) bu yönde bir çalışma gerçekleştirmemiş, yılda iki defa toplanması öngörülen KGYK da 1998 yılından bu yana toplanmamıştır.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Trafik Kazalarını Önleme Faaliyetleri" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 8.5.2008 tarihli ve 5216 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde, "Trafik Kazalarının Önlenmesi" konusunun görüşülmesini talep etmekteyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki ön görüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım, okutuyorum:

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/958) esas numaralı astsubayların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 09/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

 

 

 

                                                                                                   Tarih: 09.02.2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 09.02.2011 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                 Mehmet Şandır

                                                                                                                                        Mersin

                                                                                                                           MHP Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/958 esas numaralı, “Astsubayların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla” Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması önergemizin görüşmelerinin Genel Kurulun 09.02.2011 Çarşamba tarihli bugünkü 62. Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Kamil Erdal Sipahi, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Sipahi. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Sayın Başkan, size ve yüce Meclise saygılar sunarım.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin emir ve komuta zincirinde yer alan asli ve en önemli unsurlardan birisi de saygıdeğer astsubaylarımızdır. Ülkeleri için şerefli meslekleri uğruna bir ömrü feda eden, en ücra yurt köşelerinde canı pahasına görev yapan, aile fertlerinin de aynı kaderi kendileriyle paylaştığı bu şerefli camianın cefakâr ve fedakâr mensuplarının çok ciddi ve birikmiş sorunları acil çözümler beklemektedir.

Şerefli astsubaylarımız kimseden ulufe istemiyor, hak ettiğini istiyor. Yılların emeğinin, fedakârlığının, canı pahasına görev yapmanın karşılığını istiyor. Birçok meslek mensubuna verilip de kendilerinden esirgenen, analarının ak sütü gibi helal olanları istiyor. Devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü uğruna canını esirgemeyen 290 astsubay şehidimizin, yüzlerce organ kaybı ve yaralanma yaşayan astsubay gazilerimizin, yüzlerce görev şehidinin hak ettiklerini istiyor.

Ben, Milliyetçi Hareket Partisi Milletvekili olarak, 71 milletvekili arkadaşımla birlikte, onların sorunlarını bu Meclis araştırmasıyla, onlarca soru önergesiyle ve Meclis konuşmalarımızla, kanun tekliflerimizle dile getirmekten, onların sesi olmaktan gurur duymaktayım. Otuz altı yıllık meslek hayatımı paylaştığım silah arkadaşlarım astsubaylarımıza, emeklisiyle, muvazzafıyla, saygıdeğer aile fertleriyle en iyi dileklerimi sunuyorum, şehitlerini rahmetle anıyorum.

“Silah arkadaşım” tabiri şu andaki hüviyetim itibarıyla bazılarına tuhaf gelebilir. “Silah arkadaşlığı” kavramı Türk’ün, Türk askerinin hasletlerinden birisidir. Silah arkadaşlığı, askerlik yemini edildiği gün başlar, mezara kadar devam eder. Evet, onlar, sekiz yıllık AKP İktidarından kendilerine söz verilip de yerine getirilmeyenlerin, seçim öncesi sahte vaatlerin, yalan beyanların, “Yaptık, yapıyoruz, merak etmeyin seçimden sonra olacak.” yalanlarının hesabını soruyorlar. Onlar 100 bini aşkın muvazzaf ve 117.500 emeklisiyle, aile fertleriyle birlikte 1 milyonluk şerefli bir camia, artık aldatılmayı, kandırılmayı, sahte vaatlerde bulunulup sonra yan çizilmeyi ve oyalamayı hak etmiyorlar.

9 Ekim 2010’da, aldıkları devlet terbiyesiyle ve kendilerine yakışan bir vakar ve ciddiyetle on binlercesi, sorunlarını Ankara’da bir mitingde dile getirdiler. Kimileri bu mitingden ve bu mitingin, astsubaylarımızın atalarını ziyaretiyle başlamasından rahatsızlık duymuş olabilirler. Emekli olduklarında maaşları yarı yarıya azalıyor, yüzde 50’si ek iş, yüzde 20’si işportacılık yaparak AKP’nin kendilerini açlık sınırına mahkûm etmesinin kaderini yaşıyorlar. Derece, kademe ilerlemeleri Mecliste komisyona getiriliyor, önce kabul edip ertesi gün AKP milletvekillerince geri çekiliyor. Emekli maaşlarına 100 TL seyyanen zam yapılacağı iki yıl önce resmen açıklanıyor ama iki yıldır ses çıkmıyor. Emekli olan veya hâlen görevde olan, lise ve dengi okul mezunu olup da fakülte ve yüksekokul bitirmemiş olanların iki yıllık yüksekokul mezunu kabul edilmeleri için kanun teklifi verdik Milliyetçi Hareket Partisi olarak. “Fakülte ve yüksekokul mezunu olanlara iki kademe verilmesi.” dedik, aynı kanun teklifine bunu da dâhil ettik. Emekli aylıklarına 100 lira ilave için kanun teklifi verdik. Hükûmete soruyoruz: Neden bunlar gündeme getirilmiyor, neden Meclisten kaçırılıyor?

        Benim silah arkadaşım, değerli astsubaylarımız neler istiyor ve bekliyorlar, özetle sıralarsak:

1) Meslek yüksekokulu mezunu astsubaylar 9’un 2’nci  kademesinde, lisans mezunları ise 8’e 1’inci kademesinden göreve başlatılmalıdır.

2) Yüksekokul mezunu olup da 1’inci derecenin 4’üncü kademesine yükseltilmeyen tek kamu görevlisi örneği şerefli astsubaylarımızdır.

3) Temsil ve hizmet tazminatları astsubaylara da verilmeli, Danıştayın iptal gerekçesi doğrultusunda yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Bu konuya teferruatıyla tekrar değineceğim.

Üyelerin yüzde 60’ını oluşturan OYAK ve iştiraklerinin yönetim ve de denetim kurullarında astsubaylarımız ve emeklilerinin temsil edilmeleri sağlanmalıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince yasaklanan muhakemesiz şahsi hürriyeti kısıtlayan ceza sistemi değiştirilmelidir.

Sorumluluk ölçüsünde yetkiler artırılmalı, astsubay meslek yüksekokulları mutlaka lisans düzeyine çıkartılmalıdır. Lisansüstü ve doktora eğitimi yapan astsubaylara da başarılı her eğitim yılı için kıdem verilmelidir.

Sosyal tesislerden astsubaylarımızın temsili oranı ve faydalanma oranı oran olarak artırılmalıdır. Astsubaylara ait tesislerin fiziki durumları düzeltilmelidir.

Kalkınmada öncelikli illerde görev yapan kamu görevlilerine verilen kademe astsubaylarımıza da verilmelidir.

Emniyet ve asayiş hizmetleri sınıfından olup emniyet ve asayiş görevlisi emniyet ve MİT mensuplarına ödenen 100 liralık tazminatın emniyet ve asayiş görevi yapan astsubaylarımıza verilmesi de  sağlanmalıdır.

926 sayılı Askerî Personel Yasası’ndan önce sanat okulu, lise mezunu ve iki yıllık Harp Okulu mezunlarına tanınan intibak hakkı Astsubay Meslek Yüksekokulları Yasası’ndan önce mezun olan astsubaylarımıza ve emeklilerine de tanınıp, bunların intibakları meslek yüksekokulu mezunu olarak yapılmalıdır.

Emeklilerine iki yıl önce söz verilen 100 liralık seyyanen zam en kısa sürede gerçekleştirilmelidir.

631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile beş yıldan fazla hizmeti olan tüm memurlara görev tazminatı verilmesi öngörülmüş olmasına rağmen görev tazminatı sadece ve sadece makam ve unvanı olan memurlara verilmiştir. Özellikle görev tazminatının Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde sadece subaylara verilip astsubayların bundan faydalandırılmaması kurum içerisinde hoşnutsuzluk, eş ve çocuklar üzerinde olumsuz etki yaratmasına neden olmuştur. Aynı kurumda çalışan, aynı meslek sahibi, savaşta ve barışta aynı kaderi paylaşanların, ülkenin her köşesinde külfette beraber oldukları gibi nimette de beraber olmaları Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve ülkenin bekası gereğidir. Bu eşitlik mutlaka ve mutlaka sağlanmalıdır.

Söz konusu tazminatın iki yıldır ha bugün ha yarın çıkacak söylentileri astsubaylarımızın motivasyonunu olumsuz yönde etkilemiştir. Görev tazminatının bir an önce çıkarılması onların sosyal yaşantıları, moral ve motivasyonu açısından artık kaçınılmaz hâle gelmiştir. Evet, istekleri, talepleri, beklentileri özetle bunlar.

Şerefli astsubaylarımız imtiyaz ve ayrıcalık değil, adalet ve eşitlik istiyorlar. Terleri, kanları ve canlarıyla bu ülkeye ve Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlılıklarının, bir ömre mal olan hizmetlerinin bedelini yani haklarını istiyorlar.

Sayın Millî Savunma Bakanının milletvekillerine dağıttığı, “Astsubaylarımızla ilgili şu iyileştirmeleri yaptık.” adı altında sunulan maddeler aslında Hükûmetin yaptıkları değil, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi içerisinde yerine getirip yaptığı hususlardır.

ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) – Parasını kim veriyor, parasını?

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – İçinde AKP İktidarının payı ve katkısı yoktur.

ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) – Ödeneği kim veriyor?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Baban veriyor, baban!

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Baban veriyor, baban!

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Dolayısıyla konuyu, biz, astsubaylarımız için şu hizmetleri, iyileştirmeleri yaptık demek, bir oyalamadır, ağza bir parmak bal sürmektir ve ciddiyet dışıdır.

Evet, örneklerine geçeyim. Neler yapılmış, Millî Savunma Bakanlığımızın yazısında?

“Yurt dışı yabancı dil eğitimi imkânı artırılmıştır.” Genelkurmayın Yurt Dışı Kurslar Talimatı’nda değişiklik yapıldı, onun gereği. “Subaylığa müracaat yılları öne çekilmiştir.” Astsubay meslek yüksekokulu açıldığı için onun gereği olarak bir iç düzenlemedir. “Türk Silahlı Kuvvetleri eğitim merkezlerinden faydalanma oranları artırılmıştır.” Sosyal Hizmetler Yönetmeliği gereğince Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi iç düzenlemesidir. “Kara Kuvvetlerine mensup astsubaylara Türk Silahlı Kuvvetleri özel eğitim merkezlerinden ilave kontenjan sağlanmıştır.” İç düzenlemedir. “30 Ağustos Resepsiyonu ayrı orduevleri yerine tek orduevinde astsubayların katılımıyla düzenlenmiştir.” Genelkurmayın bir emridir. “Yurt dışı geçici ve daimî görevlere seçilebilme imkânları artırılmıştır.” Yurt Dışı Görev ve Kurs Talimatında Genelkurmayın yaptığı bir kendi düzenlemesidir. “İç Hizmet Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle yirmi dört yılını dolduran astsubaylarımızın albaylar gibi nöbet hizmetinden çıkartılması sağlanmıştır.” Bunun gibi onlarca kalem sayabilirim size sayın milletvekilleri. Bunların hiçbirisi Hükûmetin yaptığı düzenlemeler değildir, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi iç bünyesinde yaptığı iç düzeltmelerdir, düzenlemelerdir.

Bunlardan özellikle bir tanesini vurgulamak istiyorum. Konunun ne kadar komik boyuta taşındığını sizler de kabul edeceksiniz. “Türk Silahlı Kuvvetleri Kıyafet Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik ile astsubaylara gece kıyafeti, yani mesdres verilmiştir.” Yani Hükûmetimiz, astsubaylarımıza gece kıyafeti verilerek iyileştirme yapmış. Artık bu bir komedi unsuru mudur, bir alay unsuru mudur? Ben yüce Meclisimizin takdirlerine sunuyorum.

Gönül ister ki onların ciddi olarak çözüm bekleyen sorunları yıllardır yerine getirilseydi. Ta 2005 yılından kalan, elimde vesikalar var, soru önergelerine verilen cevaplar var. Sayın Millî Savunma Bakanı diyor ki: “Astsubaylarımızın bütün sorunları tarafımdan bizzat, şahsen takip edilmektedir. Onların sorunlarını çok iyi takip ediyoruz ve en kısa zamanda çözümleyeceğiz.” Aradan geçen süre beş ile sekiz yıl.

Evet, ben sözlerime son verirken değerli astsubaylarımıza, sevgili silah arkadaşlarıma, emeklisiyle muvazzaflarıyla, aile fertlerine en iyi dileklerimi sunuyorum; aziz şehitlerini rahmetle, gazilerini minnetle anıyorum.

Yüce Meclise saygılar sunarım. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hüseyin Gülsün, Tokat Milletvekili.

Buyurun Sayın Gülsün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN GÜLSÜN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; astsubaylarımızla ilgili sorunların araştırılması amacıyla MHP’nin önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin çok önemli unsurlarından olan astsubaylarımız ülkemizin en ücra köşelerinde fedakârca hizmet etmekte, şehit vermekte, gazi olmaktadırlar. 200 binin üzerinde emekli ve hâlen görevli astsubaylarımızın sorunlarını çözmek, onların gerek özlük hakları ve gerekse çalışma şartlarını düzeltmek bizim asli görevimizdir.

Bu bağlamda, yapılan, çalışmaları tamamlanan ve çalışmaları devam eden konuların bazılarını size arz etmek istiyorum. Tabii, benden önceki değerli konuşmacının “Bunlar Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapıldı, Genelkurmay tarafından yapıldı.” demesini gerçekten yadırgıyorum. Bunların hepsi hükûmete bağlıdır, devlete bağlıdır. Devlete bağlı bir kurumdur Türk Silahlı Kuvvetleri. Herhangi bir kuruma neler yapıldıysa Türk Silahlı Kuvvetlerine de o yapılmıştır ve hükûmet tarafından yapılmıştır. Bu hükûmet AK PARTİ olabilir, başka bir hükûmet olabilir. “Bunu hükûmet yapmadı, Türk Silahlı Kuvvetleri yaptı.” demek bana göre yanlış bir bakıştır.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Herkes kendi bütçesini kullanıyor!

HÜSEYİN GÜLSÜN (Devamla) – Ben müsaadenizle, yapılan işlerin bazılarını açıklamak istiyorum:

Subaylığa müracaat yılının öne çekilmesi: Eskiden yedi-dokuz yıl hizmet yılından sonra yapılıyordu, şimdi beş-yedi hizmet yılından sonra yapılıyor.

Yine personelin, ocak ve şubat ayları dışında temmuz-ağustos ayları içinde de takdir hakkı olmaksızın, diğer aylarda ise ilgili kuvvet komutanının uygun görmesi üzerine emekli olabilme imkânı sağlanmıştır.

Kendi nam ve hesabına yüksek lisans öğrenimi yapan astsubaylara, subaylara uygulanan esaslar dâhilinde kıdem verilmesi sağlanmıştır.

Her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı günü rütbe terfi, rütbe kıdemliliği onanan astsubayların hak kazandıkları yeni aylıklarına ilişkin maaş farklarının rütbe terfi tarihinden itibaren ödenmesi sağlanmıştır.

Eğitim süresi dört yıla çıkan astsubay hazırlama okulu öğrencilerine harçlık ödenmesi sağlanmıştır.

Kendi kusurları olmaksızın sözleşmesi feshedilen veya hizmet sürelerinin bitiminde ayrılan sözleşmeli astsubaylara 750 TL tutarındaki yol harcırahının ödenmesi sağlanmıştır. Eskiden bunlar yoktu.

Son altı yıllık sicil notunun ortalaması yüzde 90 ve üstünde olan subaylara 1’inci dereceye yükselme imkânı tanınmıştır.

Anadolu Üniversitesiyle protokol yapılarak lise mezunu astsubayların ön lisans eğitimine devam etme imkânı sağlanmıştır.

Subaylık sınavını kazanan astsubayların sınıf okulu eğitimine başlamadan önce teğmenliğe nasbedilmelerine olanak sağlanmıştır.

Rütbe bekleme süreleri yeniden düzenlenmiştir.

Astsubaydan subay olan personele albaylığa kadar yükselme imkânı verilerek rütbe normal bekleme süreleri, yaş hadleri de dâhil diğer hususlar için muvazzaf subaylar hakkındaki hükümlerin uygulanması sağlanmıştır.

Astsubaylara emirlerinde çalışan astlarına, birinci sicil üstü olarak sicil verme yetkisi verilmiştir.

Yaş haddinden emekli olan astsubaylara askerî hastanelerin B polikliniğinden faydalanma hakkı verilmiştir.

İç Hizmet Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik ile yirmi dört yılını dolduran astsubayların albaylar gibi nöbet hizmetinden çıkarılması sağlanmıştır.

Buna benzer başka yenilikler de yapılmıştır. Tabii çalışmaları devam eden konularla ilgili de birkaç ayrıntıyı vermek istiyorum müsaadenizle.

Lise mezunu emekli astsubaylara iki yıllık yüksekokul mezunu olarak intibak yapılması çalışması yapılmaktadır.

Görevdeki astsubayların Türk Silahlı Kuvvetleri hizmet tazminatlarının artırılması, ayrıca emekli astsubaylara ilave 100 TL artış sağlanması çalışması yapılmaktadır.

Ek göstergelerinin düzenlenmesi, 2’nci dereceden itibaren emekli aylıklarına 158 lira iyileştirme çalışmaları yapılmaktadır.

Astsubay hazırlama okullarının, meslek liselerinin ilgili programları ile denkliğinin sağlanması çalışması yapılmaktadır.

İş yoğunluğu fazla olan askerî ataşeliklere astsubay kadrosu açılması sağlanmaya çalışılmaktadır.

Güven ve asayişi ihlal eden eylemler nedeniyle yakalanan, gözaltına alınan, tutuklanan veya hükümlü bulunanların sevk ve nakillerinde görev alan astsubaylara görevi nedeniyle maruz kaldıkları yaralanma, sakat kalma ve ölüm hâllerinde nakdi tazminat ödenmesi çalışması yapılmaktadır.

Sicil amirliği yetkisi bulunan astsubaylara ceza yetkisinin de verilmesi düşünülmektedir.

Ben bu vesileyle şerefli astsubaylarımızın her türlü iyileştirmeye layık olduklarını ifade ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gülsün.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde söz isteyen Bülent Baratalı, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Baratalı. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; astsubaylarla ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisince verilen grup önerisi üzerindeki CHP’nin görüşlerini dile getirmek için söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri CHP Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; astsubaylar da ordumuzun çok şerefli unsurlarının başında gelmektedir. Hangi ordunun? Türk ordusunun. Peki, Türk ordusunun -birkaç gündür bu tartışılıyor- vasıfları nelerdir?

Değerli milletvekilleri, dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir özellik Türk ordusunda bulunmaktadır. Türk ordusu Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduktan sonra kurulmuş ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı büyük bir başarıyla bitirmiş olan bir ordudur yani halkın ordusudur. Dünyanın hiçbir yerinde önce meclis, sonra ordu kurulmamıştır. Bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün deyişlerinde de görebiliriz. 26 Ağustos 1922’de sabaha karşı Türk ordularına “Akdeniz’dir, ileri.” hedefini gösteren Gazi, aynen şöyle seslenmişti: “Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” Onun için, Türk ordusu hakkında burada veya dışarıda kelamda bulunan, sözde bulunan, eleştiride bulunanların bu ordunun halkın ordusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin ordusu olduğunu hiçbir zaman unutmamaları gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetimizin kuruluşundan beri, Osmanlının son döneminden beri astsubaylar ordumuzda önemli görevler yapmışlardır. Küçük zabit okulları ve daha sonra kurulan astsubay okullarından mezun olanlar dün olduğu gibi bugün de şerefli görevlerini yapmaktadırlar.

Öğrenim düzeyinin yükselmesi bazı yasal düzenlemeleri zorunlu kılmış, eğitim düzeyine göre birtakım haklar verilmiş ve Anayasa’nın eşitlik ilkesi gereği emeklilik ve ücret alanında yapılan geçici düzenlemelerle haksızlığın önüne geçilmeye çalışılmıştır bugüne kadar. Benden önce konuşan AKP’li Değerli Milletvekili Arkadaşım “Yapılacaktır, edilecektir, korunacaktır.” sözlerini söyledi. Sekiz buçuk yıldır iktidardasınız, “Yaptık, ettik, düzenledik.” demeniz gerekirdi Sayın Milletvekili. Bunun için biz de elimizden gelen şeyleri yaptık, kanun tekliflerini verdik, önergeleri verdik, biraz sonra bunlara geçeceğim. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak neler yaptığımızı ve o grubun mensubu bir milletvekili olarak astsubaylar için, bu haksızlığın giderilmesi için neler yaptığımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi sitesinde de görülebileceği gibi CHP Grubu adına Türk Silahlı Kuvvetleri ve astsubayların içinde bulunduğu durumla ilgili defalarca kanun teklifleri verilmiştir. Bu grubun bir üyesi olarak bizzat benim hazırlayıp verdiğim kanun teklifleri yıllardır komisyonda görüşülmeyi beklemektedir yani biz bu sorunları sekiz senedir, 22’nci Dönemden beri Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve sizin huzurunuza getiriyoruz. Nedir bunlar? Sıralarını söyleyeyim: (2/30), (2/36), (2/40), (2/69) esas numaralı tekliflerim hâlâ daha komisyonlarda beklemektedir. Bunların bazılarının İç Tüzük 37’ye göre öne alınması ve gündeme alınması burada bütün üyelerin oylarıyla kabul edildi ama bugüne kadar hâlâ daha komisyonlarda beklemektedir. 2005 yılında makam ve temsil tazminatlarıyla ilgili verdiğim teklifim 2007 yılında yeniden Başkanlığa sunulmuştur.  (2/40) esas numaralı hâlen görüşülmeyi beklemektedir. (2/69) esas numarasıyla o da görüşülmeyi beklemektedir, nasıplar ve intibaklarla ilgili teklifler.

Az önce Milliyetçi Hareket Partisinden arkadaşımın ifade ettiği gibi astsubayları, diğer ordu mensupları ile ve polis meslek yüksek okullarından mezun olan arkadaşlarımızla karşılaştırmada şunu görüyoruz: Polis meslek yüksek okulu mezunları 9/2’den başlıyor, astsubay meslek yüksek okulları ise 9/1’den başlıyor. Harp Okulunu bitiren arkadaşlarımız 8’den başlıyor ama astsubay olup da üniversiteyi bitirenler bu hakları alamıyorlar.

Aynı konularda gerek Milliyetçi Hareket Partisinin gerek bazı AKP’li milletvekili arkadaşlarımızın verdiği teklifler de komisyonlarda görüşülmeyi beklemektedir. Benim 2007’de verdiğim teklife benzer bir teklifi 5/1/2011 tarihinde AKP Çankırı milletvekilinin de vermiş olduğunu TEMAD sayfalarından öğrenmiş bulunmaktayım. Şimdi, beklediğim ve beklenen ise, astsubay arkadaşlarımızın beklentisi ise bu teklife AKP Grubunun, kendi arkadaşlarının verdiği bu teklife destek vermesidir ve sahip çıkmasıdır. Değerli arkadaşım az önce sahip çıkılacağını söyledi, biraz sonra göreceğiz. Bu bir samimiyet testidir, bu konuda AKP’nin ne kadar samimi olduğunu biraz sonra sizlerin oylarıyla göreceğiz değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamı başta söylediğim gibi Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden bitirmeye çalışacağım. Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde oynanan onca oyundan sonra son günlerde AKP tarafından dökülen timsah gözyaşlarına da değinmeden geçemeyeceğim. Buradan iddia ediyorum, cumhuriyet tarihi boyunca kendi ordusuna bu kadar zarar veren, Türk Silahlı Kuvvetlerini toplumdan bu kadar uzaklaştırma gayreti içinde olan, ipe sapa gelmez

uydurma gerekçelerle, yaşamı pahasına mücadele veren komutanları aylarca cezaevinde tutan, terfilerine bile karışarak hiyerarşik dengeyi bozan, sahte suikast ihbarlarıyla kozmik odalarda günlerce arama yapan ve darbe vesvesesiyle silahlı kuvvetleri halktan yabancılaştırmaya çalışan bir başka hükûmet olmamıştır. Şimdi, aynı kişiler, timsah gözyaşları içinde birdenbire ordunun en büyük destekçisi olarak ekranlarda boy göstermektedir. Ne kadar trajikomik bir durumda olduğumuzu bu son iki gün iyice açığa çıkarmıştır.

Buradan tekrar AKP’yi samimiyet testine davet ediyorum.

HASAN ANGI (Konya) – Senin haddine değil.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Dokuz yıldır iktidardasınız, “cak, cuk”ları, “yapılacak”ları, “edilecek”leri bırakın. İktidarda olanlar “Yapacağız, edeceğiz.”, “cak, cuk” demez, “Yaptım, bitirdim, başardım.” der. İktidar “…”(*) yani elde bulundurma erkidir. Elinizde bulundurduğunuz erki dokuz yıldır kullanmıyorsunuz, ondan sonra, Meclisin kapanmasına iki ay kala burada “Yapacağız, edeceğiz.” diyorsunuz.

HÜSEYİN GÜLSÜN (Tokat) – Yapacağız.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Biraz sonra göreceğiz; samimi misiniz, değil misiniz biraz sonra göreceğiz Sayın Milletvekili.

Şimdi, iki yıldır ordumuz için ne yaptığınızı size soruyorum değerli arkadaşlar? Bir tane örnek istiyorum ordumuz için. Bu tekliflerimizin, on tane teklif sıraladım… Üstsubaylar konusunda büyük bir trajedi yaşanıyor. Orgeneralden kıdemli binbaşıya kadar gelen üstsubay arkadaşlarımız temsil görev tazminatı alıyorlar. Kanunda yazılmasına rağmen, binbaşılar ve onların muadili olan kademeli başçavuşlar, kıdemli başçavuşlar bundan yararlanamıyorlar. “Neden?” diye sorduğumuzda… Burada, hatırlayın, 37’ye göre getirdiğimiz zaman teklifi, şurada oturan Maliye Bakanı iki elini kaldırarak bu teklifi reddetti. Şimdi, komisyonlarda tekliflerimiz bekliyor. Eğer samimiyseniz, emekli olduklarında aktif maaşlarının yüzde 65’ine kadar kaybeden astsubay arkadaşlarımıza bu tür imkânları, bu tür olanakları verirsiniz. Onların bugüne kadar yoksun kaldığı bütün haklardan, bu fedakâr insanlardan, bu kahraman insanlardan, ordumuzun en önemli unsurlarından özür dileyerek bunu yerine getirirsiniz.

Bu düşüncelerle, verilen bu önergenin lehindeki konuşmamı bitirmeden önce -bu samimiyet testini biraz sonra zevkle izleyeceğim, herkes de görecek, astsubaylar da görecekler çünkü televizyonların başında izliyorlar- yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baratalı.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Abdurrahman Arıcı, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Arıcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDURRAHMAN ARICI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; astsubaylarımızla ilgili sorunların araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci maddesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılması için verilen önergenin aleyhine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

02/07/1951 tarihli ve 5802 sayılı Astsubay Kanunu ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde astsubay statüsü belirlenmiş ve “Türkiye Cumhuriyeti ordusunun Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleriyle, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı kadrolarının ast komuta kademelerinde eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde subaya yardımcı olarak görevlendirilen askerî şahıslara ‘astsubay’ adı verilir.” hükmü getirilmiştir. Astsubayların özlük hakları 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile düzenlenmektedir. 2003 yılında astsubay hazırlama okullarının üç yıl süren eğitim dönemleri iki yıla indirilmiş ve eğitim seviyeleri ön lisans seviyesine yükseltilerek astsubay hazırlama okullarının adı “astsubay meslek yüksekokulu” olarak değiştirilmiştir.

Astsubaylarımız, ordunun orta kademe yöneticileri, komutanlarıdır. Çeşitli kuvvet ve komutanlıklarda ilçe jandarma komutanı, jandarma bölük komutanı, karakol komutanı, takım komutanı, kısım komutanı, kademe komutanı, bot komutanı, bölük astsubaylığı, hareket eğitim astsubaylığı, idari işler astsubaylığı gibi önemli makam ve görevlerde bulunmakta, cansiparane bir görev anlayışıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin önemli bir unsuru olarak çalışmaktadırlar; aile fertleriyle birlikte yaklaşık 1 milyon kişiyi bulan önemli bir toplum kesimini oluşturmaktadırlar. Ülkemizde herkesin ya ailesinin içinde ya da yakın çevresinde muhakkak bu görevi yapan bir tanıdığı vardır.

Değerli milletvekilleri, bizler, astsubaylarımızın sorunlarının araştırılması ve çözümleri yolunda adım atılmasının tabii ki taraftarlarıyız ancak Meclisimizin çalışma programının yoğunluğu ve yaklaşan genel seçimler nedeniyle yaklaşık bir ay sonra Meclisin seçim tatiline girecek olması bu araştırma komisyonunun kurulması ve çalışmalarını yaparak sonuçlandırmasını imkânsız kılmaktadır. Toplumumuzun önemli bir bölümünü oluşturan astsubaylarımızın sorunlarının yaklaşan genel seçimlere malzeme yapılmadan, daha fazla zaman ayrılarak geniş çaplı bir araştırma yapılması ve daha sağlıklı kararlar alabileceğine inandığım için, bu çalışmanın 24’üncü Döneme bırakılması kanaatimi bildirir, yüce heyeti saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arıcı.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Arayacağım Sayın Anadol.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum ancak karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:14.32

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.43

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Murat ÖZKAN (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verdiği önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.Şimdi öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları tarafından verilmiş olan gözaltılardaki ve hapishanelerdeki kayıplar, ölümler ve faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler hakkındaki Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 09/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve ön görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

09.02.2011

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 09.02.2011 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                               M. Akif Hamzaçebi

                                                                                                                                       Trabzon                     Grup Başkan Vekili

Öneri:

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları tarafından, 11.01.2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Gözaltılardaki ve hapishanelerdeki kayıplar, ölümler ve faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler hakkında” verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (441 sıra nolu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 09.02.2011 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;

Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili arkadaşlarımla birlikte verdiğim, işkencede ölenler, gözaltındayken kaybolanlar, faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerle ilgili araştırma yapılmasına ilişkin bu Meclis araştırma önergesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yakın geçmişimiz, gözaltındaki kayıplar, işkencelerdeki ölümler, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle anılmaktadır. Çok sayıda yurttaşımız, gözaltına alındıktan sonra yok olmuşlar, ortadan kaybolmuşlar, âdeta buharlaşmışlardır. Gözaltındayken kaybolanların kimisinin cesetleri daha sonra kimsesizler mezarlığında bulunmuş, kimisinin cesetleri ve kemikleri dahi bulunamamıştır. Devlet, gözaltındayken kaybolanları bir türlü bulamamış, gözaltındaki kayıpların nedenlerini ve sırrını bugüne kadar bir türlü açıklamamıştır, siyasi cinayetlerin faillerini bulmamıştır, “Gözaltındaki bir kişi neden ve nasıl kaybolur?” sorusunun cevabını dahi bugüne kadar vermemiştir.

Devlet, gözaltındayken kaybolan, işkencelerde ölen yakınlarını yıllardır her cumartesi günü İstanbul Galatasaray Meydanı’nda arayan “Cumartesi Anneleri”nin acılarını, dertlerini anlamamış, anlamak istememiş, onların taleplerine her seferinde cop, biber gazı ve şiddetle cevap vermiştir. Hukuk devletinde, yakalanıp gözaltına alınan tutuklunun, hüküm giyen kişilerin devletin koruması altında olduğu bir gerçektir. Devlet, kendi koruması altındaki kişilerin can güvenliğinden sorumludur, yaşam hakkının ihlalinden sorumludur. Gözaltındayken kaybolanların, işkencelerde ölenlerin, faili meçhul bırakılan cinayetlerde kurban gidenlerin yakınları “Cumartesi Anneleri” adıyla, 27 Mayıs 1995 tarihinden bugüne kadar her cumartesi günü İstanbul Galatasaray Meydanı’nda toplanarak yakınlarını aramaktadırlar ama bir türlü bulamamaktadırlar.  “Cumartesi Anneleri” Arjantin’de faşist cunta yönetiminin yok ettiği çocuklarını aramak için Plaza del Mayo meydanında toplanan annelerden esinlenerek faaliyete geçmişlerdir. “Cumartesi Anneleri” hareketini başlatan olay, gözaltındayken kaybolan Hasan Ocak’ın cesedinin daha sonra işkence edilmiş bir vaziyette kimsesizler mezarlığında bulunmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, demokratik hukuk devleti olduğunu iddia eden Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde gözaltındaki kayıplar, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler ve işkencedeki ölümler kara bir leke gibi durmaktadır. Maalesef, demokratik hukuk devletinde millî iradenin temsilcisi olduğu iddia edilen bu Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu karanlık noktalara bir türlü ışık saçamamaktadır. Işık saçamamasının nedeni de Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna mensup milletvekili arkadaşlarımızın ısrarla ve inatlı bir şekilde faili meçhullerin araştırılmasına karşı çıkmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, geçen hafta sonunda Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu “Cumartesi Anneleri”yle ilgili bir toplantı düzenledi. Bundan önce 20/7/2010 tarihinde “Cumartesi Anneleri” için Sayın Başbakan “Ne iş yaptıklarını bilmiyorum. ‘Cumartesi Anneleri’ birileri tarafından kullanılıyor.” demişti ama toplumda yükselen tepkileri hafifletmek üzere Sayın Başbakan, bu cumartesi, sonunda bu kayıp anneleriyle bir araya geldi. Sayın Başbakan burada bu kayıp annelerinin, “Cumartesi Anneleri”nin talepleri olan faili meçhullerin ve gözaltındaki kayıpların araştırılması, soruşturulması, nedenlerinin açığa çıkarılması, sorumlularının yargılanmalarının yolunun açılmasına yönelik talepleri konusunda “Bu, iktidar partisi olarak bizim tek başımıza yapacağımız iş değil, muhalefetin de destek vermesi gerekir.” dedi. 

Değerli arkadaşlarım, her seferinde olduğu gibi, Sayın Başbakan 12 Eylül 1980 darbe yönetimine karşı söylemler söylemekte ama bu konuda, karşı olma konusunda bir türlü samimi davranmamaktadır. Yine, her seferinde faili meçhul siyasi cinayetlerle hesaplaşma konusunda laflar söylemekte, gözyaşları dökmekte ama her nedense onlarla hesaplaşma konusunda bir türlü samimi davranmamaktadır.

Bu elimdeki kitapçık “Faili meçhuller hakkında CHP ne dedi? AKP ne yaptı?” adlı kitapçıktır. Bu kitapçıkta AKP Grubunun, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılmasına neden ve nasıl karşı çıktığı Meclis tutanaklarıyla sabittir.

Sayın Başbakan “Cumartesi Anneleri”yle yaptığı  görüşmeden sonra: “Biz, demokrasi için, hukukun üstünlüğü için, 12 Eylül müdahalesiyle yüzleşmek için, 12 Eylüle ‘evet’ derken birileri buna ‘hayır’ dedi ve ‘hayır’ demeye devam ediyor.” diyor. Oysa Sayın Başbakan unutuyor, bu Mecliste faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılması ve günışığına çıkarılması için Mersin Milletvekili olarak benim Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili arkadaşlarımla birlikte verdiğimiz araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin önerge 6 Nisan 2010 tarihinde Genel Kurula geldi, AKP oylarıyla, faili meçhullerin araştırılmasına karşı çıktı AKP milletvekilleri. 22 Haziran 2010 tarihinde geldi, yine AKP milletvekilleri, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılmasına karşı çıktı. Dediler ki: “Tatilden sonra görüşelim, hatta tatilden sonra biz bu konuda önerge vereceğiz, siz destekleyin.” Meclis tatile girdi, tatil bitti, 20 Ekime kadar bekledik, AKP Grubundan bu konuda önerge gelmedi ve yeniden faili meçhullerle ilgili araştırma komisyonu kurulması önerimizi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirdik.

Yine, AKP’li milletvekilleri, faili meçhul cinayetlerin araştırılmasına karşı oy kullandı ve AKP’lilerin oylarıyla reddedildi.

1 Kasım 2010 tarihinde AKP Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş Zaman gazetesine demeç verdi: “Bizi bu faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlere karşı çıkıyor göstermek için Cumhuriyet Halk Partisi acele etti, haftaya beraber getirelim.” dedi ve bunu biz samimi bir çağrı olarak kabul ettik.

3 Kasım günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılması önergesini yeniden getirdik, yine AKP oylarıyla reddedildi. 27 Kasım günü, BDP Grubu, faili meçhullerin araştırılması önergesini getirdi. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, önergenin kimden geldiğine bakmaksızın, talebin niteliğine bakarak bu önergeye Cumhuriyet Halk Partisinin destek vereceğini söyledik ama AKP oylarıyla bu önerge de reddedildi değerli arkadaşlarım.

Yine grup toplantısında iki gözü iki çeşme ağlayan, 12 Eylül 1980 darbesinden şikâyet eden Sayın Başbakan, 12 Eylül 1980 darbesinin yol açtığı mağduriyetlerin giderilmesi için Cumhuriyet Halk Partisi Mersin Milletvekili olarak benim arkadaşlarımla verdiğimiz kanun teklifinin Adalet Komisyonu raflarında beklediğinden herhâlde haberi yok.

Sayın Başbakan, 20 Temmuz 2010 günü Erdal Eren, Necdet Adalı, Mustafa Pehlivanoğlu’nun adlarını anarak aynen dünkü grup toplantısında yaptığı gibi iki gözü iki çeşme ağladı yani 12 Eylül 1980 darbesine halkın duyduğu tepkileri istismar etti. Ama onların idam edilişlerine ilişkin yasanın yürürlükten kaldırılmasına ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak benim arkadaşlarımla verdiğim kanun teklifi yine Adalet Komisyonu raflarında bekliyor.

Öyle anlaşılıyor ki Sayın Başbakanın, Adalet Komisyonunda bekleyen kanun tekliflerinden haberi yok. Öyle anlaşılıyor ki Sayın Başbakan 3 Eylül 2010 günü Diyarbakır’da Ape Musa’dan bahsedip Ape Musa’nın da içinde bulunduğu siyasi cinayetlerin araştırılmasına ilişkin önergenin AKP milletvekilleri oylarıyla reddedildiğinden herhâlde haberi yok. AKP grup başkan vekilleri, onu herhâlde söylemiyorlar değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, gün o gündür. Faili meçhul cinayetlere karşı istismarcılıktan vazgeçmelidir Sayın Başbakan, 12 Eylül 1980 darbesini istismar etmekten vazgeçmelidir. Faili meçhul cinayetlerle yüzleşmek istiyorsa, kayıplarda, işkencelerde ölenlerin failleriyle hesaplaşmak, yüzleşmek istiyorsa, 12 Eylül 1980 darbesiyle hesaplaşmak istiyor ise bu önergemize AKP milletvekilleri kabul oyu verirler, faili meçhullerle hesaplaşmanın yolu açılır. 12 Eylül 1980 darbesiyle ilgili kanun teklifimi AKP Grubu destekler, 12 Eylül 1980’le hesaplaşma konusunda AKP Grubunun samimi olduğunu biz öğrenmiş oluruz değerli arkadaşlarım.

Bu vesileyle önergemizin kabulünü diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhine söz isteyen Zafer Üskül, Mersin Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; CHP önergesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Türkiye’de gözaltında kayıplar, faili meçhul cinayetler hepimizin derin bir yarasıdır. Bu olayların üzerine şimdiye kadar etkili bir biçimde gidilememesinin, araştırma yapılamamasının ve sonuç olarak bu iddiaların açıklığa kavuşturulamamasının sorumluluğu elbette hepimizin üzerindedir.

Ben birkaç ay önce Cumartesi Annelerini Galatasaray Meydanı önünde ziyaret ettim, onların anlattıklarını dinledim, acılarını paylaştım. Grubumuza, diğer gruplara, Komisyonumuza Cumartesi Annelerinin temsilcileri geldiler, Toplumsal Bellek Platformunun temsilcileri geldiler. Zaman zaman Komisyonumuza faili meçhul cinayetlerle ilgili başvurular oldu.

Tabii ki biz Komisyonumuzun değişik toplantılarında bu konuları gözden geçirdik ve ne yapabileceğimizi araştırdık, “Acaba Meclisin kuracağı bir araştırma komisyonu mu daha etkili bir inceleme yapabilir, yoksa Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu mu etkili olabilir?” sorusunu sorduk. Sayın Öztürk’ün de belirttiği gibi, AK PARTİ’li milletvekilleri olarak bizler de bir Meclis araştırma önergesi hazırladık, imzaladık, grubumuza verdik ancak şu ana kadar ne yazık ki Genel Kurulumuzda bu araştırma önergeleri ya gündeme gelemedi ya da gündeme getirilenler kabul edilmedi. Bunun üzerine biz İnsan Hakları İnceleme Komisyonu olarak daha fazla zaman yitirmemek için bir alt komisyon kurarak incelemeye başlama kararı verdik. Bugün yaptığımız toplantıda başta gözaltına alındığı iddiasıyla, gözaltına alındıktan sonra  kaybolduğu iddiası ortaya atılan Tolga Baykal Ceylan’dan başlayarak gözaltında kaybolduğu iddia edilen kişilerin akıbetini araştırmak üzere bir alt komisyon kurduk. İnsan Hakları İnceleme Komisyonu elbette değişik partilerimizden üyelerin katıldığı bir komisyon. Alt komisyonlarımızı da biz tabii ki gruplarının elverdiği ölçüde muhalefet partilerinin üyelerinin de yer aldığı bir biçimde oluşturuyoruz. Ancak biz alt komisyonlarımızda ve genel olarak komisyonumuzda üyelerimizi iktidar milletvekili ya da muhalefet milletvekili olarak değerlendirmiyoruz, insan hakları alanında ortak kaygıları taşıyan, ortak değerleri paylaşan üyeler olarak hareket ediyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – İçinde BDP var mı Sayın Başkan?

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) - Bunun da en önemli göstergesi şu ana kadar  Komisyonumuzda kabul edilen kırk altı alt komisyon raporunun sadece iki tanesinde muhalefet şerhi olması, geri kalan tüm raporlarımız oy birliğiyle kabul edildi. Kurduğumuz yeni alt komisyon da elbette aynı anda işler. Şimdiye kadar olduğu gibi iktidar, muhalefet milletvekili ayrımı yapmaksızın konunun önemini dikkate alarak ortak bir anlayış içinde hareket edecek ve kurduğumuz komisyonun olumlu bir sonuca ulaşması yönünde çaba harcayacak.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, BDP var mı bunun içinde?

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) - Alt komisyonlarımızda daha önceki araştırmalarımız sırasında değişik üye arkadaşlarımızla birlikte çalıştık. Bu çalışmalarımızı zaman zaman değişik üyelerimiz içinden ya da üyemiz olmayan milletvekillerinden gelen başvurular üzerine alt komisyon kurarak çalışmalarımızı yürüttük. Bazen genel olarak önemli gördüğümüz insan hakları ihlalleri tespiti üzerine alt komisyonlar oluşturduk, bazen de bize gelen başvurular üzerine hareket ettik. Cezaevlerini inceleme, çocuk yuvalarını inceleme gibi konularda ise yeteri kadar başvuru olmasa bile, insan hakları ihlallerinin olabileceği alanlarda sürekli çalışan alt komisyonlar kurarak incelemelerimizi yürüttük.

Şimdi, bugün, Cumhuriyet Halk Partisi üyelerinin getirdiği önergeyle ilgili olarak benim kişisel düşüncem çok açık, nettir: Bu konular araştırılmalıdır mutlaka. Ancak öyle anlaşılıyor ki Genel Kurulumuzda bu konuda şimdiye kadar bir olumlu karar çıkmadı. O zaman Komisyonumuz bu durumu da dikkate alarak harekete geçti, daha fazla gecikmemek için ve alt komisyonumuzu kurar kurmaz da hemen çalışmalara başladık. Şu anda uzmanlarım, değişik bilgileri, değişik kurumlardan toplamak üzere yazışmaları hazırlamıştır.

Alt komisyonların nasıl oluşacağı İç Tüzük’ümüzde bellidir. Alt komisyonumuzda…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, soru sordum: BDP var mı bu alt komisyonda?

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – Soru sorduysanız cevabını bekleyin, daha sözümü bitirmeden itiraz ediyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İç Tüzük’e göre her gruptan 1 kişi bulundurmak zorundasınız, ayrımcılık burada yapıyorsunuz.

SIRRI SAKIK (Muş) – İşte bu kadarsınız! Muhalefet partileri var, bu işte bedel ödeyen BDP yok.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, Sayın Sakık… Lütfen…

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – 5 kişilik alt komisyonları biz oluşturuyoruz. Meclis Başkanlığının belirlediği oranlar söz konusudur.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Grup temsil hakkı ne demek? Grup temsil hakkını da ayaklar altına alıyorsunuz.

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) - Grupların sayılarına oranlı olarak alt komisyon üye sayısı her gruba ayrılmaktadır.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bu kadar biat size yakışmıyor, bu kadar biat etmek!

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) - Bundan asla ayrılarak bir işlem yapmadık; aslında yaptık, tersine yaptık.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Önergelerle alakası yok bu alt komisyonun.

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) - Bir soru soruldu, cevap veriyorum.

Bazı durumlarda, alt komisyon içinde, Meclis Başkanlığının bize verdiği oranlar çerçevesi içinde yer almaması gerekirken…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayrı ayrı grupların hakkı var. Grupların temsil hakkı var.

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) - …alt komisyonumuza aldığımız üyelerimiz de oldu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Ne oranından bahsediyorsun?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, bizim niyetimiz üzüm yemek, bağcı dövmek değil.

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz bu hâlinizle ne üzüm yersiniz… Hep dövülürsünüz!

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – Niyetimiz, ortada bir sorun var, araştırılması gereken konular var, bunların üzerine gitmek ve elden geldiğince, yapabildiğimiz ölçüde, gözaltında kaybolduğu iddia edilen kişilerin akıbetlerinin ne olduğunu aydınlığa çıkarmaya çaba harcamaktır. Alt komisyonumuz bunu yapacaktır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hangi alt komisyon bu?

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – Bundan önce olduğu gibi, el birliğiyle, iktidar-muhalefet milletvekili ayırımı yapmaksızın hep beraber bu çalışmayı yürüteceğiz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sizin aklınıza, muhalefet denince iki partiden başka kimse gelmiyor mu? Bir de sol kimliğiniz vardı, demokrat kimliğiniz vardı!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıp, ayıp! İnsan Hakları Komisyonu bu, ayıp! Ne demokratlığınız ne solculuğunuz, insan olmak yeter bu konularda!

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – Ve bu çalışmalarımızın sonucunda da inanıyorum ki son derece, toplumumuzun beklentilerine cevap verecek bir çalışmayı yapabileceğiz. Bu konuda içinde bulunduğumuz durumu sizlere böylece aktardıktan sonra hepinize saygılarımı sunuyorum, sözlerimi burada bitiriyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Saygı da senin olsun, saygında senin olsun!

K.KEMAL ANADOL (İzmir) – Ne oy kullanacaksınız, ne oy? Oyunuz nasıl, oyunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Üskül.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaşama hakkı temel hak ve hürriyetlerin en üstünde olan bir haktır. Eğer bir hukuk devleti yaşama hakkını koruyamıyorsa, güvence altına alamıyorsa, hukuk devleti bunun gereğini yapamıyorsa o zaman diğer temel hak ve hürriyetlerin -düşünce özgürlüğü, kişisel haklar, ifade hürriyeti- hiçbir anlamı yoktur. Bunu bu noktadan önemle tespit etmek lazım, sonra Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler babından bakmak lazım. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 2’nci madde yaşam hakkı ihlalini güvence altına alıyor ve bu konuda önemli hükümler koydu. Sonra Türkiye'nin taraf olduğu Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’yle Birleşmiş Milletlerin -ki yakın zamanda bu çok önemli- aynı zamanda bu yaşam hakkı ihlalleri için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvuru mekanizması dışında, Strazburg’un dışında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonuna müracaat yolunu açmış durumda.

2004 yılında Anayasa’nın 90’ıncı maddesi değiştirildi. Mecliste katkısı olanlara teşekkür ediyoruz ama uygulanmamakla beraber uluslararası sözleşmelerin iç hukukla çelişmesi durumunda sözleşmelerin öncelikle uygulanacağı çıktı.

Şimdi, bu gerçekler ışığında biz 12 Eylül darbesinden günümüze gelerek Savcı Doğan Öz’den, bir hukuk adamından, Kemal Türkler’den, ki Kemal Türkler DİSK Genel Başkanıydı, büyük bir konfederasyonun genel başkanıydı, AKP İktidarı döneminde otuz yıllık zaman aşımına uğrayıp davası düşürüldüğünde benim Meclis İnsan Hakları Komisyon Başkanım iki laf edip üstüne gitmemiştir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bravo, doğru.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Özür borcunuz var. Kemal Türkler’in ailesinden, devrimcilerden ve sendikacılardan Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olarak özür borcunuz var. Bu kürsüde özür dilemeden sizin bu görevi sürdürmeniz de hikâye.

Bakın, Savcı Doğan Öz, Kemal Türkler, gelelim günümüze kadar Abdi İpekçi, Mumcu, Vedat Aydın, Ape Musa, Taner Kışlalı yine iktidarınız döneminde, Tolga Ceylan İğneada’da kaybedilen; bunlar insan, bunlar can. Türkiye’de 20 binin üstünde faili meçhul ve gözaltında kayıp var. Kayıp yakınları Arjantin’den esinlenip “Cumartesi Anneleri” geliyor, tam 300’üncü oturma eyleminden sonra AK PARTİ İktidarının dokuzuncu senesinde benim Meclis İnsan Hakları Komisyonumun aklına geliyor, Başkanı, lütfedip ziyaret ediyor. Bu utanç size yeter Sayın Başkan. (BDP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)  Bu utançla siz büyümezsiniz, küçülürsünüz. Hukuk, bu değildir.

Bakın, bu Hükûmetin Başbakanı, Dolmabahçe’de, yüz üç yaşındaki Berfo Nine’nin önünde azıcık vicdan, azıcık insan, azıcık hukuk, azıcık izan, azıcık adalet duygusuyla hareket etse, iki laf ederdi.

SONER AKSOY (Kütahya) – Sizde var mı?

HASİP KAPLAN (Devamla) - “Ben Başbakanım, buna irade koyuyorum, faili meçhul cinayetlerin ve kayıpların üzerine gideceğim.” diyecekti. Bunun örneklerini çok verdik. Burada çok araştırma komisyonu kurulsun diye önerge verdik, BDP’ninkini hep reddettiniz; sonra CHP’nin, ana muhalefetin verdiklerini reddettiniz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – 5 kez, hem de 5 kez.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Reddettiniz, işiniz çoktu. Reddettiniz çünkü ekonomi yasaları, istimlak yasaları, yap-işlet-devret yasaları, ihale yasaları, hırsızlık yasaları, yolsuzluk yasaları kahredesi ülkemde insan yaşamından, insan canından daha kıymetli sizi için. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Hatip şuurunu kaybetmiş bir şekilde konuşuyor. Sayın Hatibi uyarın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Grup olarak cevap verirsiniz Sayın Başkan.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Utanmak gerekir.

EYÜP AYAR (Kocaeli) – PKK’yı bir defa lanetlediniz mi? Bir defa!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Türkiye'nin gündemi can olmalı, yaşam olmalı, insan olmalı. Utanın be, utanın!

Bakın…

EYÜP AYAR (Kocaeli) – PKK’yı bir defa lanetlemiyorsun. Onların aldığı can değil mi?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sakin dur, bir dakika arkadaş.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Doğru söylüyor, doğru.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen oturun.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Lütfen… Lütfen…

EYÜP AYAR (Kocaeli) – PKK’nın öldürdükleri can değil mi?

BAŞKAN – Sayın Kaplan… Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Durun, sakin olun.

EYÜP AYAR (Kocaeli) – PKK’yı bir defa lanetlediniz mi?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bir dakika…

(AK PARTİ ve BDP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanım gelmiş, burada açıklamada bulunuyor.

EYÜP AYAR (Kocaeli) – Utanmaz sensin, “Utanmaz.” diyorsun.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi en fazla kayıplarda mahkûm etti, biliyor musunuz.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Faili meçhulleri savunuyorsunuz.

EYÜP AYAR (Kocaeli) – Kim yaptı onları? Otuz sene öncesi…

HASİP KAPLAN (Devamla) -  Türkiye, Bosna-Hersek mahkemesinin ilk toplu kayıplarına, faili meçhul cinayetlerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına emsal oldu, oradan kararlar çıktı.

Biliyor musunuz, 1991-1997 arası 17 bin faili meçhul cinayet işlendi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi -o dönemde ben gidiyordum o davalara- “Türkiye'nin bir bölgesinde hukuk yoktur.” diye kararlar verdi. “Hukuk yoktur, hukuk devleti yoktur, yönetim yoktur, insanlık yoktur, izan yoktur.” dedi ve benim Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyon Başkanım, gelmiş, burada diyor ki… Bu kadar devasa bir konuda, dünyanın, hakikatleri araştırma komisyonlarını kurduğu, örneklerinin Güney Afrika’da, Arjantin’de, İspanya’da GAL çetelerine karşı, her yerde başarıyla kurduğu hakikatler komisyonunu getirip Meclis İnsan Hakları Komisyonunun alt bir komisyonuna sığdırıp, öteleyip, oyalayıp, üstünü örtmenin izansızlığını ve oransızlığını gösteriyor. Bu ne hukuktur, bu ne insanlıktır, bu ne yaşamdır, bu ne vicdandır Sayın İnsan Hakları Komisyonu Başkanım? Siz bir alt komisyona nasıl sığdırırsınız? Bu araştırma önergelerini biz verirken “Bir alt komisyona sığdırın.” mı dedik size?

Size şunu söylüyoruz: Bunu anlayın. Bu komisyonlar anayasal olarak kuruluyor. Biz “Sürekli bir komisyon kurulsun.” dedik. Sağcısıyla solcusuyla, her kim ki kaybedilmişse, her kim ki failiyse, gelin, gerçekle yüzleşelim, gelin, tarihle yüzleşelim, gelin, hakikatlerle yüzleşelim. Kim ki, devletse devlet, örgütse örgüt, kişiyse kişi, bunun hesabını bu Meclis sorsun. Bu Meclis milletin iradesidir ama siz alt komisyon kuruyorsunuz.

Benim grubumu temsil eden üyemiz Sayın Akın Birdal, İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliğini yaptı. İnsan hakları konusunda, Sayın Komisyon Başkanı, sen, bizi temsil eden üyenin eline su dökemezsin ama benim anayasal hakkımı ihlal edip o Komisyona benim üyemi -grubumun hakkını- almıyorsun. Bu kadar haksız, bu kadar kötüye kullanılan bir uygulama yaptıktan sonra, siz kayıp yakınlarını koruyamazsınız, siz insan haklarını koruyamazsınız.

Sayın Üskül, bugünkü konuşmadan sonra sana istifa etmek yakışır. Ya istifa edersin ya rezil rüsva olursun, ya çeker gidersin ya da bu komisyon kurulur. Bu komisyon kurulacak.

Bakın, şunu açıkça söylüyoruz: Bunun meydanlarda hesabını halk sorar, seçim sandıklarında halk sorar. Sanma ki bu devran, bu düzen böyle gidecek; sanma ki yatan canlarımızın, sanma ki yüz üç yaşındaki Berfo Nine’nin ahı yanınızda kalacak. Vallahi billahi, bu ülkenin 74 milyon insanı adına ant içiyoruz ki biz bu kayıplarda, bu canlarda gerçeklerle yüzleştireceğiz, hakikatleri araştırtacağız, bunun hesabını soracağız; koruyan, kollayan sizin gibi profesörleri de hukukçuları da tarihin çöplüğüne atacağız! Bir daha bu ayıpla yaşamayacaksınız. Bu size yakışır. Bu size yeter. Bu ayıptan gelin dobra dobra…

SONER AKSOY (Kütahya) - Niye bağırıyorsun?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Korkunuz yoksa “evet” oyu verin. Neden korkuyorsunuz söyler misiniz? Ayıp değil mi? Can bu can, can, can, insan yaşamı. Ayıp, utanın!

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) – Ne bağırıyorsun be , sağır mı var burada!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bağırıyoruz duymuyorsunuz, adam gibi konuşuyoruz duymuyorsunuz. Ne zaman duyacaksanız? Ne zaman, ne zaman? Ayıp!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - İşte böyle. Biz kurulsun diyoruz, kurmayanların da vicdanını halka havale edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Mersin) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Üskül.

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Mersin) – Sayın Başkan, şahsıma hakaret edilmiştir, şahsıma sataşılmıştır, söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Ne dedi de sataştı Sayın Üskül? (Gürültüler)

Sayın milletvekilleri, tutanaklara geçmesi için soruyorum. Herhâlde konuşulanları burada herkes dinledi, lütfen…

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Mersin) – Çok başka ifadede bulundu. Utanacak bir şeyim yok efendim. Söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Üskül, yeni bir sataşmaya mahal vermeden… Üç dakika süre veriyorum, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Zaten üç dakikası vardı, konuşmadan kesti.

 

BAŞKAN – Sayın Kaplan, Meclisin mehabetine, zarafetine, nezaketine uygun olmayan o kadar söz söyledikten sonra karşı tarafın sataşma nedeniyle söz istemesinden dolayı üç dakikayı niye çok görüyorsunuz? (BDP sıralarından gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yaşam hakkı var!

BAŞKAN – Sayın Kaplan, milleti…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hangi nezaketi öğreteceksiniz? Böyle konuşamazsınız!

MEHMET TUNÇAK (Bursa) – Cevaba bile tahammül edemiyorsunuz!

BAŞKAN – Siz, burada Genel Kurulda bu tarzda…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz AK PARTİ’nin Başkanı değilsiniz! Siz AK PARTİ’nin Başkanı değilsiniz!

BAŞKAN – …iktidar veya diğer parti milletvekillerini korkutacağınızı mı zannediyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nezaketin de yeri var!

BAŞKAN – Burada çıkıp konuşmak hakkınız ama kurallara da uymak zorundasınız! Kimseyi de korkutamazsınız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Öyle orada oturup kimseyi azarlamaya da kalkmayın! Başkanlık Divanının tutumunu da görüşmeye açarız, sorgularız sonra.

BAŞKAN – Sizden de soracak değilim ben bunu, kimseden soracak değilim!

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Üskül’ün, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olarak faili meçhuller konusunda şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, 2007 seçimlerinden sonra bugüne kadar değişik insan hakları ihlallerini incelemek üzere 46 rapor hazırlamıştır. 1992 yılından 2007 yılına kadar hazırlanan raporların sayısı ise 60’tır. 46+60=106 eder. Tüm İnsan Hakları İnceleme Komisyonu dönemi içinde hazırlanan 106 raporun aşağı yukarı yüzde 45’inin üzerinde bir bölümü bizim Komisyonumuzca hazırlanmıştır.

İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı, Komisyonunun kuruluş kanununa, Meclis İç Tüzüğüne göre hareket eder; sadece bunlara bağlı olarak, hukuka bağlı olarak hareket eder. Şimdiye kadar yaptığımız bütün incelemeler, biraz önce belirttiğim gibi, ikisi dışında oy birliğiyle alınmıştır. Bütün siyasi partilerimizin üyelerinin oylarıyla kararlarımız birlikte alınmıştır. Benim İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı olarak hiç kimseden alacak dersim yoktur.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çok alırsınız!

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – Hukuku, Meclisin kurallarını esas kabul ederek ve insan hakları uluslararası sözleşmelerinin bize verdiği ışık çerçevesi içinde çalışmalarımızı şimdiye kadar yürüttük.

Benim Komisyonumda görev yapan hiçbir üyemin öbüründen eksik ya da fazla bir yanı yoktur. Birilerinin daha önceki dönemlerde farklı görevlerde bulunmuş olması öbürlerinin insan hakları alanında mücadele etmediğini göstermez. Böyle bir ayrıcalık yoktur. Bu ayrıcalığı şimdiye kadar hiç kimseye göstermedim, bütün üyelerimi eşit kabul ettim, her birine saygılı davrandım ve Komisyonumuz bugüne kadar çalışmalarını başarıyla yürüttü.

Sizler, Başbakanımızın da özel olarak ilgilenmesinden sonra, daha fazla zaman yitirmemek için Komisyonumuzun bir alt komisyon kurarak bu konuların üzerine gitmesine karşı mısınız? Üzüm mü yemek istiyorsunuz, bağcı mı dövmek istiyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O alt komisyonun işi değil o.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Önergeye karşı mısın?

ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başbakanın talimatıyla mı çalışıyorsunuz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ben sizin komisyon kurduğunuzu nereden bileyim?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, önergeye karşı mısın?

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – Başka komisyonlar kurulamamışsa İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun bu konuya el atmasından nasıl bir şikâyetiniz olabilir?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizden önce kuruldu faili meçhul komisyonları, siz niye kurmuyorsunuz?

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – Komisyon Başkanı görevini başarıyla şimdiye kadar yürütmüştür, bundan sonra da yürütmeye devam edecektir.

Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Vardı sizden önce, vardı. Sizden önce kuranlar sizden daha duyarlıydı.

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum Sayın Üskül.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları tarafından verilmiş olan gözaltılardaki ve hapishanelerdeki kayıplar, ölümler ve faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler hakkındaki Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 09/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve ön görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN -  Cumhuriyet Halk Partisi grup  önerisi aleyhinde söz isteyen Bekir Bozdağ, Yozgat Milletvekili.

Buyurun Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsan hayatı en kıymetli şeydir. Devletin birinci vazifesi de bu kıymetli olan şeyi korumak, buna karşı yapılan her türlü haksız müdahaleye karşı tedbir almak, eğer herhangi bir haksız müdahale olur ve devletin emniyet tedbirine rağmen cana kıyılır ise bu cana kıyanlardan hesap sormaktır. Biz buna inanırız. “Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir.” anlayışının temsilcileriyiz. Herkes de bu anlayıştadır. Bizim bundan herhangi bir şüphemiz yok.

AK PARTİ  iktidara geldiği günden bu yana karanlık yapılarla, çetelerle, mafyalarla, “derin” denilen, “derinin derininde” denilen her şeyle mücadelesini şiar edinmiş bir harekettir. Bugüne kadar, bakarsanız, hesabı sorulmayan, ifadeye çağrılmayan, necisin, nesin denilmeyen yapıların hepsinden hesap sorulduğu bir dönemdir.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Arif Doğan’dan ne hesap sordunuz? Korkmaz Tağma’dan ne hesap sordunuz?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - İlk defa çetelerin, ilk defa yeraltı dünyasının yerin üstünde gezip de yerin altında o kadar, belki daha fazlası olanların yargıya çıkarıldığı, hesaba çekildiği dönemdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Faili meçhullerle ilgili adı geçenlerin hesap verdiği dönemlerdir. İlk defa kuyuların açıldığı dönemlerdir. İnsanların canlı canlı veya başka şekillerde hayatına son verilip, gömüldükleri yerden ilk defa yargı ilk defa kuyuları açıyor ve insanların oralarda varsa cesetlerini, varsa emarelerini aramaya çalışıyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şırnak’ta ilk defa kuyuları biz açtırdık.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bugüne kadar pek çok iktidarlar geldi, bunların üzerine bir şal örtmekten başka bir şey yapılmadı, ama ilk defa hesap soran bir iktidar var…

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Siz kim, hesap sormak kim!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …kuyuları açan bir iktidar var ve onları kodese gönderen bir yapı var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Atmayın,biraz fazla oluyor.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Onun için takdir edilmesi lazım.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Araştırmaya ret oyu veriyorsun, bol bol konuşuyorsun ya! İktidarsın Bekir ya!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bakın, bir şey daha söyleyeceğim; faili meçhul dendiği zaman ben şöyle bir geriye doğru gidiyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Korkaklar ya, yüreksizler, cesaretsizler! Ezbere konuşuyorsunuz!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bu ülkede faili meçhuller ne zaman olmuş diye soruyorum ve herkes soruyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Faili meçhullerden hesap soracaklarmış! Birazdan göreceğiz nasıl oy verecek burada.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - 1990’lı yıllar faili meçhullerin zirve yaptığı yıllar, dorukta olduğu yıllar, ama şöyle bir bakın o döneme; Eşref Bitlis o dönemde gidiyor…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Size kimse inanmıyor. Size kimse inanmıyor.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …faili meçhul, Cem Ersever o dönemde gidiyor faili meçhul, Bahriye Üçok o dönemde gidiyor faili meçhul, Davut Dursun o dönemde gidiyor faili meçhul, Uğur Mumcu o dönemde gidiyor faili meçhul, Sivas’ta aydınlar cayır cayır yanıyor faili meçhul, Başbağlar’da katliam var faili meçhul, Susurluk ortada.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sivas’ta sizin dedeleriniz yaktı, dedeleriniz!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Peki ben sorarım, bu saydıklarımız, Susurluk hariç, bütün bunlar olurken iktidarda kim vardı biliyor musunuz? DYP-SHP Koalisyon Hükûmeti vardı. Sivas olayları olurken, Sivas’ta aydınlar cayır cayır yanarken…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Tabii… Tabii… Yakanlar da sizinkilerdi!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yakanlar kim, yakanlar!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yakanlar kim peki, yakanlar kim?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Sivas’ın Valisi rahmetli Erdal İnönü’nün özel kalem müdürüydü. Şimdi buradan konuşuyor -o zaman SHP idi, sonradan CHP oldu- iktidar yetkisi elinde olanlar bunların hesabını niye sorup da Uğur Mumcu’nun, Bahriye Üçok’un, Davut Dursun’un, Sivas’ta yanan canların katillerini yargının önüne getirmediler?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Gel şimdi soralım. Gel şimdi soralım. Niye şimdi sormuyorsunuz? Sen iktidarsın, sen sor!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Elini tutan mı oldu! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Niye getirmediniz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen sor o zaman. Sormamışlar, ayıp etmişler, sen sor.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Failler yok ama AK PARTİ dönemine bakın, Sayın Başbakanımız da söyledi, iki tane faili meçhul dışında faili meçhul yok. Kim yaptıysa yakasına yapıştık, yargının huzuruna getirdik.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Nerede? Nerede?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, işte yargılanıyorlar.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hangisini çıkarttınız? Hangisini çıkarttınız?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – İşte hepsi yargının huzurunda. Danıştay saldırısının katili orada, Hrant Dink’e saldıran katiller orada, bütün katiller yargıda hesap veriyor ama himaye eden siyasi bir irade yok.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yahu, nerede veriyorlar? Onlar sizin yandaşlarınız! Onlar sizin yandaşlarınız!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bir şey daha söyleyeceğim, o da şu, bakın rahatsızlık şundan: Faili meçhulleri yapanların himaye edildiği hukuk düzeni, siyasi anlayış artık tarihin sayfalarına havale edilip tozlu raflardan dosyalar indirilince bir rahatsızlık var. Faili meçhullerden hesap soranlara devrinde faili meçhuller rekor kıranların hesap sormaya hakkı olamaz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Faili meçhullerin iş birlikçisisiniz! İş birlikçisisiniz.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Mehmet Ağar’ı da yargılasana!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, bir şey daha söyleyeceğim, o da şu: Bu faili meçhullerle ilgili komisyon kurulmuş mu? Bakın Meclisin tutanakları, arşivleri orada. Rahmetli Uğur Mumcu ile ilgili araştırma komisyonu bu Parlamentoda kurulmuş mu? Kurulmuş. Davut Dursun, Bahriye Üçok, rahmetlilerle ilgili kurulmuş mu? Kurulmuş. Peki, faili meçhullerle ilgili, sadece faili meçhullerle ilgili bir komisyon kurulmuş mu? Kurulmuş. Raporu burada konuşulmuş mu? Konuşulmuş. Güneydoğu olaylarıyla ilgili 90’lı yıllarda yaşanan faili meçhulleri araştırmak için güneydoğu olaylarını araştıran bir araştırma komisyonu kurulmuş mu? Kurulmuş. Peki, arkasından doğu ve güneydoğu olaylarını bir kez daha araştırmak isteyen bir komisyon gene kurulmuş mu? Kurulmuş. Sivas ve Başbağlar olaylarını incelemek üzere araştırma komisyonu kurulmuş mu? Kurulmuş. Ben bu raporları okudum, baktım, neler yazıyorlar diye.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen o raporları okumamışsın. Senin o raporlardan haberin yok. Sen ezbere konuşuyorsun!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın çok net söylüyorum, bu benim görüşüm, katılır, katılmazsınız, bakın çok net söylüyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen ezbere konuşuyorsun!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Dokuz senedir aynı şeyi yapıyorsunuz.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Meclisin araştırma komisyonları faili meçhulleri araştırıp bulmaya zerre kadar bir katkı yapmamış, sadece olayların üstüne Parlamento tarafından bir kez daha şal çekilmesinden başka hiçbir amaca hizmet etmemiş.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Açalım. Açalım.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Çok açık, bunu ben de söylemiyorum, bu araştırmaları yapan raporlar söylüyor. Komisyonların…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Haydi açalım.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Böylesi araştırma komisyonlarıyla böylesi konuları araştırıp belli bir süre içerisinde sonuç almanın imkânı yok. Hepsi itiraz etmişler. Yok böyle, alma imkânı da yok.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) - Başbakan konuşurken böyle ağlamayacaksın, samimiyetsiz davranmayacaksın!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, Susurluk Araştırma Komisyonu daha dün gibi gözümüzün önünde, bırakın o komisyonu, o komisyon o günü…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) - Samimiyetsiz olmayacaksın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, müdahale et lütfen.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen konuşma! Samimiyetsiz olmayacaksınız!

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) - Siz samimiyetsizsiniz! Siz samimiyetsiz davranıyorsunuz! Sen konuşma!

BAŞKAN - Sayın Öztürk…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, belli bazı kişileri…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Siz samimiyetsiz davranıyorsunuz!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Efendim, ben meramımı anlatıyorum, rahatsız olmayın.

Sayın Başkanım, süremi ilave ederseniz memnun olacağım, süremi ilave ederseniz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Siz doğruları söylemiyorsunuz, samimiyetsizsiniz!

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Başkanım, lütfen süremi ilave edin.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Laf cambazlığı yapıyorsunuz! Doğruları söylemiyorsunuz!

BAŞKAN – Ne yapmamız gerekiyor Sayın Öztürk, çıktınız konuştunuz, ne yapmamız gerekiyor? Lütfen dinleme zahmetinde bulunun, sabredin biraz.

Buyurun Sayın Bozdağ…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Laf cambazlığı yapıyorsunuz! Samimiyetsizsiniz!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Başkanım, süremi ilave ederseniz memnun olurum efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Susurluk Komisyonu o dönemde belli bazı kişileri ifadeye çağırayım mı, çağırmayayım mı diye tartıştı, ifadeye dahi çağıramadı.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Geç onları, geç!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi onlar yargılanıyorlar, tutuklu, hesap veriyorlar, ifadeye çağıramadığı adamlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Öyle yok, öyle yok… Kuyular açılıyor…

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Arif Doğan’ı hangi suçtan yargıladınız?

BAŞKAN – Sayın Karabaş, lütfen oturun.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, biz, bütün bunların hesabını soracağız, sormaya da devam edeceğiz.

Sayın Başbakanımız, Cumartesi Anneleri diye bilinen, yürekleri yanan acılı anneler… Bugüne kadar kaç iktidar geçti, niceleri geldi geçti, hiçbirisi “Buyurun analarım” deyip onlarla oturup konuşup, dertlerini dinleyip acılarını paylaştı mı? Şimdi, ilk defa, bir Başbakan, yavrularını kaybeden anaları huzuruna kabul ediyor, onların dertlerini dinliyor, “Ben bu işe sahip çıkacağım” diyor. Bundan niye rahatsız oluyorsunuz? Sayın Başbakan “Komisyon kurulsun” diyor ve İnsan Hakları Komisyonu bir alt komisyon kuruyor. Bundan niye rahatsız oluyorsunuz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Başbakan Cumartesi Anneleri için ne demiş bak.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Parlamento bu işe sahip çıkıyor. Normal araştırma komisyonlarının süresi sınırlı ama İnsan Hakları Komisyonunun süresi sınırlı değil, yetkileri de araştırma komisyonundan daha fazla.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Niye kurmuyorsunuz? Bunun için başvuru var, niye kurmuyorsunuz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sizin maskeniz düştü, maskeniz.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Biz bu konunun süreyle sınırlı olmaksızın daha geniş bir şekilde araştırılmasını istiyoruz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bir senedir aynı laf.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz katillerin yanında yer almaya başladınız.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - O nedenle, İnsan Hakları Komisyonu bu konuda çalışmasını yapacaktır, bu konuda incelemesini yapacaktır, herkesi oraya katkı vermeye çağırıyorum.

Devri iktidarlarında faili meçhullerin zirve yaptığı iktidarların ve o dönemin partilerinin, siyasi istismar amacıyla, bütün faili meçhullerin arkasına düşüp bunları araştıran ve sorgulayan, yargıya teslim eden bir iktidardan hesap sorma hakkı olamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bakın geçmişe, faili meçhullere bakın.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Günaydın. Geçti

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben, bu vesileyle, bir kez daha ifade ediyorum. Biz bütün faili meçhullerin aydınlatılmasından yanayız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yalan!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bütün katillerin, kimse, yargıya teslim edilmesinden, hak ettikleri cezayı almasından yanayız. Herkes buna katkı vermeli, buna katkı sunmalı.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ama hayır oyu vererek katkı sunuyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Oy verin.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Biz Şemdinli Komisyonunu da gördük, nasıl katkılar verildiğini de gördük, bir adım mesafe alınmadı. Herkes samimi olacak.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Önce sen samimi olacaksın Bekir Bozdağ. AK PARTİ grup toplantısında ağlamayacaksın! Sen samimi olacaksın!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Komisyon kurulduğu zaman, komisyonları sulandırmak değil, bu komisyonlar amacına hizmet etsin diye çalışacak ve inşallah insan hakları alt komisyonu bu amacı temin edecek diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, oylamaya mı geçeceksiniz?

BAŞKAN – Evet.

 

III.- Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Grup Başkan Vekili kendisini yirmi kişi zannediyor.

BAŞKAN - Yoklama talebi var.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, oylamaya geçmeden önce söz talebim var.

BAŞKAN – Soracağım Sayın Sakık. (AK PARTİ sıralarından “Ayağa kalkın bakalım” sesleri.)

Sayın milletvekilleri, lütfen… İç Tüzük’teki haklarını kullanıyorlar. Sizin “Ayağa kalkın bakayım” deme hakkınız da yok sayın milletvekilleri.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama tek kişi olmaz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Anadol, Sayın Mengü, Sayın Öztürk, Sayın Özyürek,

Sayın Güner, Sayın Köse, Sayın Yıldız, Sayın İçli, Sayın Ünsal, Sayın Coşkuner, Sayın Keleş, Sayın Koçal, Sayın Süner, Sayın Arat, Sayın Paçarız, Sayın Çöllü, Sayın Çakır, Sayın Emek, Sayın Köktürk, Sayın Tütüncü.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

 

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları tarafından verilmiş olan gözaltılardaki ve hapishanelerdeki kayıplar, ölümler ve faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler hakkındaki Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 09/02/2011 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve ön görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

                                                                                                     

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın Sakık, kısa bir açıklama talebiniz vardı, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, İnsan Hakları Komisyonunun 2004 yılındaki raporuna ilişkin açıklaması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Şimdi aslında hepimizin feryadı belli. Bu ülkede 17.500 faili meçhul cinayet işlendi. Bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu 2004 yılında bir araştırma yapıyor. 1993 yılında bölgeye giden, Diyarbakır-Muş üçgeninde 11 tane vatandaşımızı alıp katleden bir şahsiyet. Kim bu? Bolu Tugay Komutanı Yavuz Ertürk. Bu İnsan Hakları Komisyonunun raporu. Şimdi bu raporun araştırılması için bu kadar feryat ediyoruz ve siz de diyorsunuz ki: “Biz duyarlıyız.” Peki, bunların araştırılması için niye bu önergelere ret oyu veriyorsunuz? Bakın, bu tespit bizim tespitimiz değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun tespiti. Ve bu general elini kolunu sallayarak şu an dolaşıyor. Ve bu orada sadece 11 kişinin değil, orada yüzlerce insanın ölümünden sorumlu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Muş) - Bütün bölge insanı bunu biliyor ve bunun araştırılması için Meclis niye “Hayır” diyor?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.

Sayın Vural, buyurun.

Bir dakikalık süreniz var Sayın Vural.

 

 

4.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın çete ve mafyayla mücadelenin sanki ilk defa bu Hükûmet zamanında yapıldığı tarzındaki konuşmasına ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz almam gerekiyordu ama Sayın Bozdağ’ın birtakım ifadeleri var. Yani sanki ilk defa bu Hükûmet çeteyle, mafyayla mücadele ediyormuş gibi! Tabii bütün geçmişi satan ve bütün geçmişi inkâr eden bir anlayışı kınadığımı ifade etmek istiyorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin sorumluluk aldığı 57’nci Hükûmet döneminde ilk çıkardığımız yasa 7 Temmuz 1999 tarihli Çıkar Örgütleriyle Mücadele Yasası’dır. Bu çerçevede yetmişe yakın operasyon düzenlenmiştir. Hatırlanmalıdır ki bankaları hortumlayanların yurt dışından eli kelepçeyle götürüldüğü bir dönemde birileri Bozüyük’te o banka hortumlayıcıların helikopterleriyle siyaset yapıyorlardı.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bankaları kim hortumladı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yirmi bir tane bankaya hortumu takmışlar, kaçarken yakalamışlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla Milliyetçi hareket Partisi olarak çete ve mafyalarla etkin mücadele sürdürdüğümüz bir hükûmet dönemi olmuştur. Ne hazindir ki bugün terör örgütü mensupları bir tahliye yasasından faydalandırılmakta, ne yazıktır ki terör örgütüyle müzakere edilmektedir. Bunu da hatırlamak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 15.36

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.45

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Murat ÖZKAN (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

 

 

 

 

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile benzer mahiyetteki 59 kanun teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdoroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (*)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümünde yer alan maddelerinin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. İkinci bölüm, 13’üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile ikinci fıkrası ve geçici 1, 2 ve 3’üncü maddeler dâhil olmak üzere 7 ila 15’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali İhsan Köktürk, Zonguldak Milletvekili.

Buyurun Sayın Köktürk. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının ikinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkeleri temelinde şekillenen laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Ancak, bir süre önce 12 Eylül’le hesaplaşma, temel hak ve özgürlükleri genişletme savıyla halkımızın gündemine getirilen, gerçekte ise Adalet ve Kalkınma Partisinin bağımsız yargıya da hâkim olma hedef ve anlayışını içeren bir referandum sürecini geride bıraktık. Aradan bugüne kadar geçen süreçte ise temel hak ve özgürlüklerin genişlemediğini, 12 Eylülcülerden hesap sorulmadığını, tersine ülkemizin hukuk devletinden giderek uzaklaştığını ve buna basamak oluşturan düzenlemelerin birer birer, alelacele Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşındığını yaşayarak gördük.

Yine, bağımsız yargının en önemli kurumunun yani Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunun Adalet Bakanlığının blok listesiyle oluştuğuna, referandum sürecinde Adalet ve Kalkınma Partili il başkanlıkları tarafından teşekkül edilen baro başkanlarının yüksek kurulun üyesi olarak atandığına, bağımsız yargı adına içimiz burkularak tanıklık ettik.

Değerli milletvekilleri, bu sürecin devamı olarak dün ve bugün de iktidarın yargıdaki hâkimiyetini pekiştiren, yüksek yargıyı da tıpkı yasama gibi yürütmenin kuyruğuna takacak bir torba kanun tasarısını görüşüyoruz. İç Tüzük hükümlerini tamamen bertaraf ederek komisyonlardaki muhalefet partisi milletvekillerinin söz ve önerge hakkını kısıtlayan, üniversite öğrencileri ve alanlardaki emekçilere karşı gösterilen baskıcı tavrını Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaki ihtisas komisyonlarına da taşıyan iktidarın bağımsız yargıya egemen olma ihtirasıyla hazırladığı yeni bir düzenlemeyle karşı karşıya bulunuyoruz.

Değerli milletvekilleri, daha bundan iki üç yıl önce Yargıtaydaki üye sayısını en fazla 150’yle sınırlamaya çalışan, buna karşı çıkanları reform karşıtı ilan eden Adalet ve Kalkınma Partisinin Anayasa ve Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu değişikliğinden sonra bu tasarıyla Yargıtaydaki üye sayısını 137 artırarak 387’ye çıkartma suretiyle yüksek yargıyı da kendi arzu ve istekleri doğrultusunda yeniden biçimlendirme çabalarını ibretle izliyoruz, görüyoruz.

Yine, müsteşarı kanalıyla yüksek yargıya üye seçimlerini kilitleyerek 10’uncu üyenin boşalmasından itibaren iki ay içerisinde gerçekleştirilmesi gereken üye seçimlerini 33 ve 34’üncü üyelerin boşalmasına kadar yapmayan siyasal iktidarın bu somut örneklerle de görünen yüksek yargıyı kilitlemeye yönelik bu çelişkili tavrının aslında bugün de gerçekte yargıyı hızlandırmaya yönelik olmadığını biliyoruz.

Değerli milletvekilleri, bütün bunlardan yola çıkarak öncelikle Sayın Bakan bugün iş yükü gerekçesiyle normalin çok üzerinde artırmaya çalıştığı yüksek yargıdaki üye sayısını Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu değişikliğinden önce niye 150’nin altına düşürmeye çalıştığını bu çatı altında açıklamalıdır.

Sayın Bakan bahsettiği Yargıtaydaki iş yükünün ağırlığına rağmen bir süre önce Yargıtaydaki üye seçimini engelleyerek yüksek yargıyı niye kilitlemeye çalıştıkları konusunda bizi bu çatı altında aydınlatmalıdır.

Yargıtaydaki ceza daire sayısını 7’ye, hukuk daire sayısını 13’e düşüren Sayın Recep Tayyip Erdoğan imzalı tasarı Adalet Komisyonu gündeminde iken ceza daire sayısını 15’e, hukuk daire sayısını 23’e çıkaran bu tasarıyla yapılmak isteneni ve bu çelişkiyi bize burada anlatmalıdır, halkımızı buradan aydınlatmalıdır.

Yine, Sayın Bakan şayet bugünkü gerekçelerinde samimi olduğunu iddia ediyorsa, önceki işlem, eylem ve söylemlerinden ötürü Türk halkından, bağımsız yargıdan ve komisyonlardaki üye sayısının düşürülmesi tavrının yanlış olduğunu ifade eden ancak reform karşıtı olmakla suçlanan muhalefet partisi milletvekillerinden, muhalefet partisinden bu çatı altında özür dilemelidir ancak, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan böyle bir tavırdan uzaktır. Adalet ve Kalkınma Partisi yargı konusunda dün samimi olmadığı gibi bugün de samimi değildir.

Değerli milletvekilleri, ayrıca bu tasarıyla, Yargıtay dairelerinin görevlerinin yasa ile belirlenmesi uygulamasından vazgeçilerek Yargıtay dairelerinin görevlerinin karara bağlanması hususu Büyük Genel Kurula bırakılmaktadır. Oysaki mahkemelerin görevlerinin yasayla düzenlenmesi gerektiği Anayasa’mızın 37, 154 ve 155’inci maddelerinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de 6’ncı maddesinde düzenlenen adil yargılama ilkesinin ve doğal hâkim ilkesinin zorunlu sonucudur. Dolayısıyla getirilen bu düzenleme, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne hem Anayasa’mızın emredici hükümlerine aykırılık oluşturan, belli davaların değişken bir şekilde belli dairelerde görülmesini sağlamaya yönelik, yüksek yargıda da belli davalar için özel daireler yaratmaya dönük, hukukla bağdaşmayan amaçlar içeren, son derece tehlikeli bir düzenlemedir.

Değerli milletvekilleri, tasarının 11 ve geçici 2’nci maddesiyle, hâkim ve savcılar üzerinde iktidarın Adalet Bakanlığının kılıcı hâline gelen hukuksuz telefon dinlenmelerinde önemli bir rol üstlenen adalet müfettişleri ve savcılar âdeta korumaya alınmaktadır. Yargıç ve savcılarla ilgili kişisel kusur durumunda bile doğrudan dava açılamaması, devlete karşı açılacak davaların ağır şartlara bağlanması, yeni açılan yasa yolunun geçmiş olaylar için de geçerli kılınması, yargıç, savcı ve müfettişler karşısında hakkını arayan kişilerin hak arama özgürlüklerini etkin kullanmalarını engelleyici nitelikte olduğu gibi, siyasal iktidarın bilinen mevcut davalara müdahale iradesini açıkça ortaya koymakta, iktidar baskısı altındaki yargıdaki açık hukuksuzluklar himaye edilerek meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır.

Yine tasarıda, Yargıtaya üye seçiminin yapılmasından itibaren on beş gün içerisinde Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun yeni baştan belirleneceği ifade edilmektedir. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunda yeni seçilen ve mevcut üye ayrımı yapılmadan Yargıtayda üyelerin hangi dairelerde görev yapacaklarını belirleyeceği öngörülmüştür. Bu şekilde, yargının yapısı tamamen değiştirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, yargı bağımsızlığı ve yargıçlık güvencesi esaslarına göre iki yıllık süre için seçilen Kurulun görevinin yasa ile sona erdirilerek, yeniden seçim yapılmasının öngörülmesi hukuk devletinde, Anayasa’nın açık hükümleri karşısında kabul edilemez.

Sonuç olarak, değerli milletvekilleri, tasarı, yüksek mahkemelerimizin bağımsızlık esasına göre oluşan yapısını kökten değiştirmektedir, yüksek yargıyı siyasallaştırmaktadır. Siyasal iktidarın iradesi doğrultusunda yüksek mahkemelerde özel daireler oluşturmakta, görevlerini kötüye kullanan hâkim, savcı ve adalet müfettişlerini iktidarın özel koruması altına almaktadır.

Sonuç olarak tasarı, “hukuk devleti” ve “kuvvetler ayrılığı” ilkeleriyle örtüşmeyen, hukuk devletimizi parti devletine dönüştüren kabul edilemez bir düzenlemedir ve böyle bir düzenlemeye Cumhuriyet Halk Partisi olarak destek olmamız mümkün değildir.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köktürk.

İkinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Metin Çobanoğlu, Kırşehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Çobanoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

 

MHP GRUBU ADINA METİN ÇOBANOĞLU (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümüyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün üzerinde konuşmakta olduğumuz tasarı, ağırlıklı olarak, yüksek yargıda değişiklikler yapan, yüksek yargının içinde bulunduğu şartları değiştiren bir tasarı. Her zaman olduğu gibi, Adalet ve Kalkınma Partisinin bundan önceki birçok kanun tasarısında yaptığı gibi, çok aceleye getirilmiş, yeteri kadar tartışılmamış, Komisyon görüşmeleri sırasında Komisyon üyesi milletvekillerinin konuşmaları belli sürelerde engellenmiş, kısıtlanmış, özellikle üzerinde ciddi değişiklikler yapılan Yargıtayın, Danıştayın bu konudaki görüşleri alınmadan, çok hızlı bir şekilde Komisyondan geçirilmiş, yine acele bir şekilde dünden beri de Genel Kurulun gündeminde.

Değerli milletvekilleri, tabii, yargının iş yoğunluğu noktasında, yargının problemleri noktasında bu Mecliste bulunan hiç kimsenin en ufak bir endişesi yok. Bunların düzeltilmesi konusunda da hepimiz hemfikiriz. Dün şikâyet ettiğiniz yüksek yargıyla ilgili bugün yapılan değişikliklere baktığımızda, yargının problemlerini çözmekten uzak ama Adalet ve Kalkınma Partisinin, iktidarın yargıyı bir kuşatma projesi olarak yine karşımıza getirildiğine üzülerek şahit oluyoruz. Ülkemizin vazgeçilmez dinamiklerinden olan kuvvetler ayrılığı prensibi, hukuk devleti ilkemiz de bu vesileyle zedelenmiş oluyor. Bu bir proje, bu bir süreç. Bu süreç ne zaman başladı? Bu süreç Anayasa değişikliğiyle başladı. Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili Anayasa değişiklikleri referandumla gerçekleştirildikten sonra, sanki fethedilecek bir kale gibi görünen Yargıtay ve Danıştayda da bu değişiklikler, bu ele geçirme operasyonları bu kanunla, bu tasarıyla yapılmak istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay, Danıştay bu ülkenin anayasal kurumlarıdır, yüksek yargımızdır. Bu konuda hepimizin titizlikle objektif davranması gerekirken, üzülerek söylüyorum, mevcut iktidar sanki hiçbir zaman iktidardan gitmeyecek, “Bunlar benim inisiyatifimde olsun, benim dediğim gibi şekillensin.” gayreti içerisinde.

Anayasa Mahkemesinden yakınıyordunuz, şikâyet ediyordunuz. Bizim de şikâyetlerimiz vardı ama referandumla yapılan değişiklikten sonra istediğiniz gibi atamalar yapıldı, şimdi ne Anayasa Mahkemesinden yakınıyorsunuz ne Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun aldığı kararlardan yakınıyorsunuz. Niye? Oradaki operasyonu tamamladınız, istediğiniz şekilde atamalar yapılıyor, istediğiniz şekilde kararlar çıkıyor. Yargıtayda, Danıştayda bu değişiklikleri yaptıktan sonra, bugüne kadar şikâyet ettiğiniz Yargıtaydan, Danıştaydan şikâyetleriniz ortadan kalkacak, yine, alınan her türlü kararla ilgili hiçbir eleştiriniz olmayacak.

Değerli milletvekilleri, komisyon toplantıları sırasında Sayın Bakan Danıştayla ilgili öyle bir serzenişte bulundu ki, Danıştayın özellikle hâkim alımı, savcı alımı noktasındaki imtihanlarla ilgili verdiği kararları uzun uzun bizlere anlattı. Bunu komisyonda da ifade ettim, “Sayın Bakan bu kuruma bu kadar ön yargılı yaklaşıyorsa, bu kadar ön yargıyla yaklaşılan bir kurumla ilgili çıkarılacak, hazırlanacak bir kanun tasarısında objektif olması mümkün değil, mutlaka subjektif bir kanun tasarısıyla karşımıza gelecektir.” dedim. Bugün burada yapılan değişikliklere baktığımızda bu subjektiflik görülüyor.

Buradaki bütün mesele, birkaç yıl önce Adalet Komisyonuna Hükûmet tarafından getirilmiş Yargıtayın üye sayısını düşüren bir kanun tasarısı Komisyonda beklerken, yine aynı Hükûmet tarafından Yargıtayın, Danıştayın hem daire sayılarını artıran hem üye sayılarını artıran bir kanun tasarısıyla karşı karşıya olmamızdır. Acaba iki yıl içerisinde ne değişti de böyle bir tasarı hazırlamayla, yani bir önceki tasarının tam 180 derece tersine bir tasarı hazırlamayla karşılaştık? Buna baktığımızda tabii ki bunun da cevabını görüyoruz. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki gerekli değişiklik yapıldıktan sonra böyle bir artışın yapılmasını Yargıtayda ve Danıştayda iktidarın yargıyı siyasallaştırması operasyonunun bir parçası olarak görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, tabii ki, bu tasarıyla ilgili Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 102’nci maddesinde yapılan değişiklikten sonra, ki biliyorsunuz birkaç kere yürürlüğü ertelenmiş ama son defa yürürlüğü ertelenmedikten sonra, Yargıtayın verdiği Hizbullah örgütüyle ilgili, bu davadan yargılanan ama tutukluluk süreleri on yılı aşan birtakım tutuklular serbest bırakıldıktan sonra Hükûmet derhâl Yargıtayı suçlamaya başladı. Oysaki bu tasarıyı getiren, bu kanunu çıkaran yine de Hükûmetti, Hükûmet tasarısı olarak gelmişti ama kamuoyunda Yargıtaya karşı ciddi bir saldırı başladı ve kamuoyunda da canilerin, birçok cinayeti işleyen insanların serbest bırakılmasından doğan infial de uygun bir zemin olarak görülerek işte bu tasarı böyle bir ortamda kamuoyunu da hazırladıktan sonra Meclise getirilmiştir. Üzülerek söylüyorum, bu kanunlaştığı takdirde, bu tasarı kanunlaştığı takdirde iktidarın yargıyı kuşatması, siyasallaştırması projesinin de nihai sonucuna ulaşılmış olacaktır.

Değerli milletvekilleri, yargı, adalet bir gün hepimize mutlaka lazım olacaktır. “Senin yargıcın-benim yargıcım” olmaz, “senin mahkemen-benim mahkemem” olmaz; biz mahkemelerden adil yargılanma isteriz, adaletin tecelli ettirilmesini isteriz ama üzülerek söylüyorum, bu değişiklikler yapıldıktan sonra mahkemelerin verecekleri kararlar adaletli de olsa, hukuka, hakka uygun da olsa mutlaka kamuoyunda bir şüpheyle karşılaşılacaktır. Ne olurdu objektif bir tasarı hazırlansaydı? Hâkimler Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili olarak da Anayasa Mahkemesiyle ilgili olarak da Yargıtayla ilgili olarak da Danıştayla ilgili olarak da objektif, herkesin kabul edeceği, hiç kimsenin istismar edemeyeceği bir zemin üzerine oturtturabilseydik de bu ülkede bu tartışmaları kesebilseydik ne kadar güzel olurdu ama üzülerek söylüyorum, burada yapılan, dün yakındığınız, dün eleştirdiğiniz konularda yapılan değişikliklerle kendi inisiyatifiniz çerçevesine, kendi inisiyatifiniz altına alma gayreti gözükmektedir. Bu da hiç kimseye fayda sağlamayacaktır.

Şunu da buradan ifade etmek istiyorum: Bugün iktidarsınız ama yapılacak ilk seçimlerden sonra iktidardan gitmeniz mukadder. İşte o zaman göreceksiniz, şimdi “bizim” dediğimiz insanların birçoğunun size selam vermeyeceğine de şahit olacaksınız. Gelin vakit varken bu tasarıyı geri çekelim, hepimizin uzlaşabileceği, kamuoyunda tartışılmış, sivil toplum örgütlerinde tartışılmış, hepimizin uzlaşabileceği objektif bir kanun tasarısı getirelim, bu tartışmalara son verelim ve hukukun üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığı prensibini yeniden tesis edelim. Fakat bunu üzülerek görüyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda son derece kararlı gözüküyor ve bu tasarı kanunlaştığı takdirde de, ülkemizde her verilen kararla ilgili kamuoyunda vatandaşımızın zihninde bir endişe taşınacaktır. Bu endişenin bertaraf edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak sonuna kadar bu tasarının karşısındayız. Aleyhte oy kullanacağımızı ifade ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çobanoğlu.

Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Sırrı Sakık, Muş milletvekili.

Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Amerikalıların bir sözü var: “Eğer arıza yoksa tamirata gerek yok” ama bu yasalarda, bu Anayasa’da arıza var, tamirata da gerek var.

Şimdi sizlere eleştirilerimiz var, yani gerçekten geçmişten bugüne kadar birçok siyasi parti, mevcut yargıyı bir arka bahçesi gibi kullandı ve kullanmaya da devam etti. Eğer gerçekten yargıyı arka bahçe olmaktan çıkaracaksınız, yani herkesin sığınabileceği bir liman olarak yargıyı inşa edecekseniz yolunuz açık olsun, sizi destekleriz ama yok, bunu bir arka bahçeye dönüştürürseniz de hep karşınızda oluruz.

Şimdi, bu ülkede çok acılar yaşandı. Yani biz hep buraya çıktığımızda arkadaşlarımız zaman zaman tepki gösteriyor ama ne yazık ki bir türlü bir diyalog oluşturamıyoruz. Bakın, 2000’li yıllarda Hayata Dönüş Operasyonuyla ilgili cezaevlerinde neler yapıldı: O dönem, Zülfü Livaneli’nin bir yazısından alıntılar yaparak hafızalarımızı biraz yenileyelim. Bakın “Erbakan ve Ecevit için vicdan farkı” diyor. “Genç insanların yaşamı üzerinde çok pis oyunlar oynandı bu ülkede.” “Erbakan, Ecevit ve ölüm oruçlarının arka planı” diye bir yazısı. Genç insanların yaşamı ve oynanan oyunlar… “Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyon raporuna göre 17 bin faili meçhul cinayet işlenmiş olan bu ülkede, adaletten, haktan, hukuktan, demokrasiden ne kadar söz edebiliriz?” İşte, biraz önce de faili meçhul cinayetleri konuşuyorduk. O faili meçhul cinayetlerde 30’un üzerinde insanı, sözüm ona Hayata Dönüş Operasyonundan yola çıkarak cezaevlerinde, lav silahlarıyla, eli kolu bağlı olan insanları katlettik. O dönem görevde bulunanlar, başbakanlar vardı. Bir dönem Erbakan’ın başbakanlık ettiği dönemdi ve o dönem, Parlamento içi ve Parlamento dışından birkaç aktör cezaevinde olup bitenlerin önünü kesmek için cezaevine gidip diyalog kuruyorlar. Erbakan döneminde olan diyalogda, akşamleyin, Zülfü Livaneli şöyle anlatıyor: “Gittim, gördüm, perişan bir hâldeydiler ve ölmek üzereydiler. Sayın Hoca’yı aradık. Hoca uçaktaydı. Uçaktan indikten sonra kendisiyle diyalog kurduk, dedik ki: ‘Bu insanlar ölecek.’ Hemen talimat verdi ve bunların talebi yerine getirildi, ölüm oruçlarının önü kesildi. Aynı dönem Ecevit’te böyle bir süreç yaşanıyor ve “Gittik.” Diyor, “Biri dinci, biri sosyal demokrat bir lider. Dinci lider ölüm oruçlarına karşı barikat oluşturdu ama ne yazık ki sol gelenekten gelen Ecevit, ölüm oruçlarına karşı tam tersine bir duruş sergiledi ve bu insanlar o gece ölümle yüzleştiler.” Bunu anlatan Zülfü Livaneli, bizzat o süreci yaşayan aktörlerden biri.

Ben bu kürsüde bu olup bitenleri gündeme getirdiğim için ve o dönemde genel müdür olan bir zat, buradan “Hâlâ bu konuda toplumun vicdanı yaralıdır.” dediğim için hakkımızda davalar açtılar. Çok kısa bir süre içerisinde 15 milyara yakın para cezasıyla bir mahkûmiyet oldu, oysaki o insanların büyük bir bölümünün davası ilk kez görülmeye başlandı; bu ülkede yargı bu.

Şimdi, bu ülkede yargı, kimliklere göre, kişiliklere göre her gün şekil değiştiriyor ve biz gerçekten bu işin mağdurlarıyız. Sadece yargı Kürt siyasetçilerine karşı düşmanca bir tavır içerisinde değil. Yani, Kürt kimliğine karşı düşmanca bir tavır içerisindedir. Beş gün içerisinde ismimden dolayı mahkûmiyet kararı çıkabiliyor. Bazı davalar çok kısa süre içerisinde, bir yıllık bir süre içerisinde Yargıtaydan onaylanıp gidebiliyor ve sözüm ona Terörle Mücadele Yasası… İnsanlar düşüncelerini ifade ettikleri için, şimdi, üniversite öğrencileri parasız eğitim istedikleri için Terörle Mücadele Yasası’ndan mahkûm oluyor ve anında cezaları tasdik oluyor ve gidip cezaevine… Siyasetçilere aynı yöntem uygulanıyor. Bu yetmiyor, Kürt kadınına, Kürt erkeğine… Yani yargı bu ülkede Kürtlere karşı yargıyı askıya alıp intikam duygularıyla hareket ediyor. Gerçekten birlikte yaşamanın yolu, yargının adil ve tarafsız olmasıdır. Onun için, Sayın Bakanım, sizin bu konudaki çabalarınızı biliyoruz. Gerçekten, eğer bu ülkede hukukun ve huzurun ülkesini yaratmak üzere bu çabalarınızı sürdürüyorsanız, başta da belirttiğim gibi, bunun pratikte bir an önce yansıması gerekir çünkü bu ülkede yargının herkese eşit koşullarda, adil bir şekilde davranması gerekir. Cumhuriyetin şerefi adaletidir. Eğer adalet yoksa burada hiçbirimizin can güvenliği de yoktur. Onun için, hepimize gerekli olan bu adaletin inşa edilmesi gerekir. İşte, biraz önce o Hayata Dönüş Operasyonunda nasıl davranıldığını hep birlikte paylaştık. Saidi Nursi ne diyor biliyor musunuz? “Zalimlere karşı yaşasın cehennem ateşi.” Haksız da değil. Eğer siz bir ülkede hukuku ve adaleti oluşturamazsanız insanların sığınabileceği tek adalet o olur ve biz de zalimlere karşı “Yaşasın cehennem ateşi.” diyoruz ve bu ülkede adalet istiyoruz, bu ülkede demokrasi istiyoruz. Demokrasinin ve adaletin oluşması için biz çaba sarf ediyoruz. Bu çabaların oturması için de sizin bütün kesimlerle diyalog oluşturmanız gerekir. Salt sayısal çoğunluğunuzla buralardan yasaları geçirerek bir tarafı mutlu edebilirsiniz ama bu ülkede mutlu olmayan ve bu ülkede ellerinde çocuklarının fotoğraflarıyla her gün alanlarda olan insanların adalete ihtiyacı vardır. İşte, kavgamızın nedeni de budur. Size biraz önce o kürsüden söyledim. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun raporu var. O  raporda 1993 yılında bölgeye gidenlerin nasıl cinayet işlediğine dair raporlar var. “Gelin, onları araştıralım.” diyoruz ama buna da siz “hayır” diyorsunuz. O insanların yakınlarının İstanbul’da Galatasaray Lisesi önüne gidip eylem yapma şansları da yok. Evet “Cumartesi Anneleri” var orada, kimileri seslerini yüksek bir şekilde, üç yüzü aşkın haftadır seslendiriyor ama kimi insanın da Kulp’da böyle bir olanağı yoktur. Onun için, sığınabileceği tek liman yargıdır, gidip başvuracağı tek liman yargıdır ve buraya başvuruyorlar. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bu konuda raporları olmasına rağmen ve bir generalin bu cinayetleri işlediğine dair… Arada -2004-2011 yılı- koca bir zaman dilimi var ve burada hâlen bu insanla ilgili bir tek işlem yapılmadı ve Cumartesi Anneleri “Bizim katillerimiz Ergenekon’dur.” diyor. Buradan, Ergenekon’a gidip avukatlık edenler de oturup kendilerine dönüp sualler sormalıdır çünkü Veli Küçük’ün yüzlerce insanı katleden insanlardan biri olduğu söyleniyor ve bu iddialar var.

Onun için, hepimizin yargıya ihtiyacı var ve biz size söylüyoruz, bu antidemokratik uygulamaları, bu hukuksuzluğu eğer ortadan kaldıracaksınız Allah yardımcınız olsun ama yok eğer bu hukuksuzlukları ortadan kaldırmayıp sadece bir arka bahçe yaratmaya çalışıyorsanız sizi de Cenabı Allah’a havale ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İkinci bölüm üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Aydın.

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının ikinci bölümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, mülkün temelinin adalet olduğu anlayışıyla hareket eden AK PARTİ, gecikmiş adaletin adalet olmadığını şiddetle savunan bir parti ve bu manada, tam da bu anlamda adaletin zamanında ve gerçek manada tesisi için çalışıyoruz ve şu andaki tasarıdaki görüşmelerin temel dayanağı da bu.

Değerli arkadaşlar, tasarıyla yargıdaki iş yükünün hafiflemesi, yüksek yargı organlarının önünde bekleyen dosyaların bir an önce bitirilmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde, makul süre aşıldığı gerekçesiyle ülkemizin mahkûm olmasının önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Şu anda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde aleyhine dava açılan 2’nci ülke konumundayız. Yine aynı şeklide, en çok ihlal kararı çıkan 1’inci ülke konumundayız. İşte bu manada, bir nebze de olsa, en azından ülkemizin bu anlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet edilmesinin de önüne geçilecektir. Böylece, toplumda da kaybolmakta olan yargıya güvenin yeniden tesisiyle, adalet duygusunun temini ve toplumsal huzurun sağlanması amaçlanmaktadır. Toplumun yargı organlarına olan güveninin korunabilmesi, hakkın gerçek sahibine bir an önce tesliminin sağlanması ve uyuşmazlığın taraflarının en kısa süre içinde tatmin edilebilmesi açısından, yargılamanın bu bahsettiğimiz makul süre çerçevesinde bitirilmesi son derece önemlidir.

Değerli milletvekilleri, ilk derece mahkemelerince verilen aşağı yukarı tüm kararlar için, temyiz talebi üzerine, Yargıtaya veya Danıştaya temyiz incelemesi üzerine gidiliyor. Bu iki yüksek mahkemenin son yıllarda aşırı iş yüküyle uğraşmak zorunda olduğu herkes tarafından biliniyor. 2010 yılına baktığınızda, Yargıtayda bekleyen dosya sayısının 1 milyon 100 bin civarında, yine Danıştayda bekleyen dosya sayısının da 200 binlerin çok üzerinde, 270 bin civarında olduğu çok net bir şekilde açığa çıkıyor. Diğer taraftan, Yargıtay ve Danıştay başkanları da uzun yıllardan bu yana, adli yıl açılış konuşmalarında, iş yoğunluğunu gündeme getirmekte ve böylece, hata yapmanın kaçınılmaz bir hâl aldığını da ifade etmektedirler. Bu iş yükü sebebiyle dosyaların yeterince incelenmeden sonuçlandırıldığı gibi bir anlayış toplumda da hâkim olmaya başladı ki bu da adalet duygusunu son derece sarsmaya başladı.

Yine, değerli arkadaşlar, üniversite çevrelerinde, hocalarda, daha önceki hükûmetler döneminde, hatta, 57’nci Hükûmete dahi baktığınızda, bir önceki hükûmetin, AK PARTİ hükûmetlerinden bir önceki hükûmetin hükûmet programında dahi, 4 Haziran 1999 tarihinde TBMM Genel Kurulunda Başbakan Bülent Ecevit tarafından, rahmetli Ecevit tarafından sunulan hükûmet programında dahi yargı sisteminin hızlandırılmasından bahsediliyor. Yine, orada “İdari yargı yeniden düzenlenecek, bölge idare mahkemelerinin görev alanları genişletilecek ve Danıştayın daire sayısı artırılacaktır.” diyor.

Yine, 57’nci Hükûmetin Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk de aynı şekilde “Yargıtaydaki iş yükü sadece istinaf mahkemeleriyle çözülemez, yani yeni daireler derhâl faaliyete geçirilmelidir çünkü geciken adalet, adalet değildir.” diyor.

Şimdi, bütün bunlara baktığımız zaman, bütün çevrelerin ifadeleri bir vakıayı ortaya koyuyor. Evet, yargıda çok ciddi manada bir iş yükü var ve bu iş yükü altında, Yargıtayda bulunan işin ehli üyeler, tetkik hâkimleri ezilmekte ve çıkan sonuçlar da “Ne derece doğru?” diye tartışılmaktadır.

Resmî verilere ve yüksek yargı organlarının başkanları tarafından yapılan açıklamalar sonucu ortaya çıkan sayılara göre, bugün itibarıyla, yani şu an itibarıyla Yargıtaya yeni dosya gitmese dahi mevcut dosyaları Yargıtayın bitirebilmesi için en az dört ya da beş yıllık bir zamana ihtiyacı var. Düşünün bu süreyi: Hiç yeni dosya gitmeyecek beş yıl içerisinde, ellerindeki mevcut dosyaları ancak beş yıl içerisinde Yargıtay eritebilecek.

2009 yılı verilerine baktığınız zaman, dosyaların Yargıtayda ortalama görülme süresine bakınca, ceza dosyalarında bu süre, başsavcılıkta geçen süre, akabinde dairede ve Genel Kurulda geçen süreleri dâhil ettiğiniz zaman, bir ceza dosyasının karara bağlanması neredeyse  1.042 günü bulmaktadır. Yine, aynı şekilde, bir hukuk dosyasının karara bağlanması 232 günü bulabilmektedir.

Değerli arkadaşlar, Yargıtayda beş yıl önce esasa kaydedilmiş olup hâlen temyiz incelemesi tamamlanmamış dosyalar bulunmaktadır. Beş yıl önce esasa kaydediyorsunuz ve bu beş yıl süre zarfında daha dosyanın kapağı açılmamış durumda. Hatta bugün itibarıyla, Yargıtaya gelmiş olup henüz zarfı açılmamış 50 bin dosyanın bulunduğu ve bu sayının giderek arttığı da ifade edilmektedir.

Bu verilere bakıldığı zaman, Yargıtayda temyiz inceleme süresi oldukça uzun sürmektedir. Tutuklu dosyaları karara bağlanamadığı için tahliyeler de gecikmekte ve bu, kamu vicdanını aynı zamanda yaralamaktadır. Çok sayıda dosya da bu sebeple zaman aşımına uğramaktadır.

Sonuç olarak, değerli arkadaşlar, yüksek yargının daire ve üye sayısının artırılmasını öngören bu  tasarıyla biz ne yapmayı amaçlıyoruz? Yüksek mahkemelerin bu dosyalara daha fazla zaman ayırabilmesine imkân sağlıyoruz. Getirilen düzenlemeyle yüksek mahkemelerde dosyaların zaman aşımına uğraması önlenmiş olacaktır. 2010 rakamlarına baktığınız zaman -tabii yıldan yıla bir artış var- sadece bir yıl içerisinde 18.586 dosya, değerli arkadaşlar, zaman aşımına uğruyor incelenemediği için. Çok acı bir gerçek bu. Tahsis edilen yeni üye kadrosuyla da dairelerin heyetler hâlinde çalışması öngörülüyor.

Yine, Yargıtay ve Danıştayın daha hızlı karar verebilmesi ve bir sonraki yıla daha az dosyanın devredilmesi amaçlanmaktadır.

Yine, geçmiş yılların rakamlarına baktığınız zaman değerli arkadaşlar, Yargıtay ellerindeki dosyaların yüzde 50 civarını neredeyse bir sonraki yıla incelenemediği için devrediyor. Danıştay, yine, yüzde 60 civarında dosyayı inceleyemediği için bir sonraki yıla devrediyor ve bu katlanarak gidiyor, artıyor, artık çıkılmaz hâle geliyor.

Yine, değerli arkadaşlar, Yargıtayda her üye başına şu anda ortalama olarak 4.393 dosya bulunuyor. Danıştayda ise her üye başına şu anda 2.880 dosya düşmektedir. Tasarıyla yüksek mahkemelerin daire ve üye sayısı artırılmak suretiyle bunlara düşen iş yükünün azaltılması ve her dosyaya daha fazla inceleme süresi sağlanması amaçlanmaktadır. İnceleme sürelerine baktığınız zaman da örnekler çok acı, dakikalara varan sürelerde, 1,7 ya da 2,4 dakikada bir dosya tamamlanıyor.

Değerli arkadaşlar, Yargıtaya giden dosyalar öyle ince dosyalar da değil, üç beş sayfadan ibaret dosyalar değil. Kabarık dosyalar, çuvallarla giden dosyalar var ve orada zaman darlığı nedeniyle, iş yükü nedeniyle, o dosyaları, o çuvallar dolusu dosyaları bir buçuk-iki dakikada eritmek zorundalar. Peki, bu şekilde eritilen bir dosyadan ne derece sağlıklı bir karar bekleyebilirsiniz? Bu da cabası.

Yine, değerli arkadaşlar, tabii, biz, bu tasarıyla, hem Danıştayda üye sayısını artırmak hem Yargıtayda üye sayısını artırmak ve daire sayısını artırmak suretiyle iş yükünün hafifletilmesi, yine adli tıpta, eğer Tam Gün Yasası da faaliyete geçecekse –ki geçecek- orada çalıştıracak uzman bulamıyoruz, yine bu tasarı kapsamında onların özlük haklarında da bir iyileştirme sağlanıyor, hâkim ve savcılar için açılan tazminat davalarının devlete karşı açılması öngörülüyor.

Değerli arkadaşlar, tabii ki birçok konudan bahsedildi, yargının kuşatılması, bir şekilde kadrolaşma veya farklı farklı burada eleştiriler oldu ama eleştiri yapanların önce kendi geçmişlerine bakması lazım diye düşünüyorum ben. Burada Yargıtayın ya da Danıştayın arka bahçe ya da ön bahçe olması değil, az önce Sayın Sakık’ın da ifade ettiği gibi, diğer konuşmacıların da ifade ettiği gibi, herkesin sığınabileceği bir liman konumuna getirme. İşte tam o anlamda da bu tasarı olmak durumunda ve burada, bizler, Yargıtay bir şekilde birilerinin arka bahçesi olmasın istiyoruz ama birileri de ön bahçesi yapmasın istiyoruz. Burada olsa olsa Türk milleti adına karar veren yargının milletin yargısı hâline gelmesi için çalışıyoruz. Bu çalışma son derece önemli bir çalışmadır diye düşünüyorum.  Kadrolaşma kesinlikle bir önceki hükûmetler döneminde, o zamanın adalet bakanlarının söylediği şekliyle olmuyor artık, her şey hak ve nasafet ölçüleri çerçevesinde oluyor, ehliyet ve liyakat çerçevesi içerisinde oluyor.

Burada bizim tesis etmek istediğimiz amaç, adaletin tam ve zamanında tesisi diyor, bu tasarının kanunlaşması dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Şimdi, bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısıyla ilgili şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önce konuşan AKP milletvekili arkadaşım Sayın Ahmet Aydın geçmişine bakmalarını önerdi. Ben de Sayın Aydın’ın geçmişine dönüp bakmasını diliyorum. Sayın Aydın -çok uzağa gitmesine gerek yok- 2008’in 6 ve 8 Şubat günleri Adalet Komisyonunda ne demiş, bu kürsüde neler söylüyor, bunlara bir baksın ve Sayın Ahmet Aydın o zaman söylediklerinden mi utanıyor, şimdi söylediklerinden mi utanıyor, bunları bir söylesin.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – O zaman söylediklerim de doğru, şimdikiler de doğru.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı daha önce geldi. Hangi gerekçeyle geldi? Yargıtayın yükünün azaltılması gerekçesiyle getirildi. Ne denildi? Daire sayılarını azaltalım yani 32’den 20’ye düşürelim, üye sayısını da 250’den 150’ye düşürelim. Gerekçede Yargıtayın iş yükü fazlalığından bahsedildi ve o tarihteki Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin dedi ki: “Bölge adliye mahkemelerinin yani istinaf mahkemelerinin bir an önce faaliyete geçirilmesi için bu kanun tasarısının…” Yani hangi kanun tasarısının? Yargıtayın üye sayısını, daire sayısını azaltan kanun tasarısının çıkarılmasını istedi. Sayın Ahmet İyimaya da dedi ki: “Bu yasanın arka planında ciddi bir emek var. Ben yakından biliyorum. Yıllardır Yargıtay reformuyla ilgili...” Hangi kanunun arkasında ciddi emek var? Bu kanun tasarısının arkasında ciddi emek var. Yani ne yapıyor bu kanun tasarısı? Yargıtay daire sayısını azaltıyor, üye sayısını azaltıyor.

Yine, değerli arkadaşlarım, Ali Öztürk isimli AKP milletvekili arkadaşımız “Yargıtay gerçekten zorlanıyor iş yükü altında. Bu bölge adliye mahkemelerinin kurulacak olması nedeniyle de Yargıtay Yasası’nın bir an önce elden geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Derhâl çıkarılmalıdır.” diyor.

Ben ne demişim, değerli arkadaşlarım, o tarihte? Bugün Ahmet Aydın’ın bu kürsüde söylediklerini ben Komisyonda söylemişim, “Evet, bir dairede 30-40 bin dosya var. Bunların aşılması lazım, geciken adaletin hızlandırılması lazım. Bunlar Türkiye’deki adalette olan sıkıntılar. Sokaktaki vatandaşımızın yargıdan gerçekten sıkıntısı vardır. Davaların bu kadar uzamasından sıkıntısı vardır. Bunların aşılması gerekir. Şimdi bölge adliye mahkemeleri kurulmadan ve onların nasıl işlediği görülmeden, gerçekten yargının önündeki tıkanıklıkları aşıp aşamayacağı belli olmadan Yargıtayın yapısını değiştirerek bunları dikkate almadan Yargıtayın yapısında değişiklik yapmanın bizim beklediğimiz faydadan çok, zarar getireceğini düşünüyorum.” demişim.

Değerli arkadaşlarım, yani şimdi bizim o tarihte söylediklerimizi hiçbir şey yokmuş gibi gelip burada AKP’nin temsilcileri söylüyor. Ya bunları söylerken insanın bir suratı kızarır ya. Ben bakıyorum orada suratları kızaracak mı diye, surat murat kızardığı yok. (CHP sıralarından alkışlar) Mehmet Ali Şahin söylüyor, diyor ki Mehmet Ali Şahin: “Ya kardeşim, bu Yargıtay daire sayısını azaltan yasayı bir an önce çıkartın, biz de istinaf mahkemelerini faaliyete geçirelim.” Yine bir arkadaşımız, Ali Öztürk arkadaşımız diyor ki: “Şu anda bölge adliye mahkemeleri için, istinaf mahkemeleri için hem hâkim ve savcı eğitimi hem de personel eğitimi tamamlanmış durumda, hazır kıta gibi bekliyorlar o konuda arkadaşların endişesini gidermek için söyledim. Bölge adliye mahkemeleri gerçekten Yargıtayın iş  yükünü azaltacaktır.”

Değerli arkadaşlarım şimdi, o tarihte Yargıtayın iş yükünü azaltmak için Yargıtay daire sayısını ve üye sayısını düşürmeye çalışan anlayış, şimdi aradan üç sene sonra geliyor aynı gerekçeyle Yargıtayın iş yükünü düşürmek için daire sayısını ve üye sayısını artırma gerekçesiyle bu kürsüye geliyor. Bu aradaki çelişkiyi açıklamak durumundasınız. “Dün bunları söyledik onlar komisyon tutanaklarında kaldı, bugün biz bu kürsüye geliriz farklı şeyler söyleriz, halkı kandırırız.” Çünkü halkı kandırmak AKP’nin artık kural hâline getirdiği bir uygulama oldu. Halkı kandıramazsınız, halkı kandıramayacaksınız değerli milletvekilleri. Sizin dün komisyonlarda ne söylediğinizi sizin suratınıza çarpacağız, suratınıza çarpacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) -  Biz burada afaki konuşmuyoruz. İşte komisyon belgeleri burada.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) -  Siz bu komisyon belgelerini bir kenara bırakarak…

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - …halkı kandırmaya yönelik, Meclisi kandırmaya yönelik, milletvekillerini kandırmaya yönelik söylemler söylüyorsunuz, suratınız da kızarmıyor!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Niye bağırıyorsun? Bağırma!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İnsanın suratı kızarır ya!

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Ayıp! Aynaya bak, aynaya!

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Aynaya bak aynaya, senin suratın…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hatip konuşurken, grubumuzu halkı kandırmakla itham etmiştir. 69’a göre söz talep ediyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Burada, burada… Tutanaklardan okudum Sayın Başkan. Ezber konuşmadım, tutanaklarda ne söyledikleri belli.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Öztürk...

İki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bizim bugüne kadar parti olarak milletimizden aldığımız desteğin en önemli nedeni, her zaman milletimizin huzurunda ne söylediysek onları yapmak ve milletimizle beraber yürümek. Biz, bugüne kadar milletimizi aldatıcı hiçbir işin içerisine girmedik.

Biz, Yargıtayın iş yükünü azaltmak için önemli düzenlemeler yaptık. Bölge adliye mahkemelerini de biz kurduk. Tabii, bunu kurduktan sonra, bölge adliye mahkemeleri kurulunca Yargıtayın iş yükü de azalacağı için Yargıtay tasarısını da biz getirdik, üye sayısını 150’ye  indiren yaklaşımı da getirdik. Niçin? Bölge adliye mahkemeleri kuruluyor, dolayısıyla buna ihtiyaç yok diye. O zaman Yargıtay buna karşı çıktı, o zaman “Biz istemiyoruz.” dedi ve talepte bulundular, “Efendim yeni daireler ilave edilsin.” diye. O arada da bölge adliye mahkemelerinin kurulması için altyapı çalışmaları var, bölge adliye mahkemelerinin kurulmasına da Yargıtay karşı çıktı ve bölge adliye mahkemelerini kuramadık. Öte yandan, Yargıtay kanunu da çıkmadı ama iş yükü artmış gidiyor, sıkıntı devam ediyor. Öyle olunca biz ne yaptık? Şimdi bu sıkıntıyı çözecek adımı attık. Yargıtayın istediğini yaptık ama şimdi Yargıtay… O zaman Cumhuriyet Halk Partisi –tutanaklar elimde, ben burada tek tek okumak istemem- bölge adliye mahkemelerine nasıl karşı olduklarını iki sayfa yazıyorlar.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Şimdi gene karşıyım, bölge adliye mahkemelerine karşıyım, var mı itirazın?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi, bakın, Yargıtay diyor ki: “Biz bugün bölge adliye mahkemelerinin kurulmasını istiyoruz ama daire arttırmayın.” Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi diyor ki: “Bölge adliye mahkemeleri niye hayata geçmedi? Bunu artırmayın.”

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yahu! Demiyoruz kardeşim, siz diyorsunuz.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, bakın, biz siyasi partileriz, bir siyasi duruş ortaya koyabiliriz ama Yargıtay siyasi duruş ortaya koyamaz, dün öyle, bugün böyle davranış ortaya koyamaz. Biz koyabiliriz çünkü biz siyasi partiyiz. Biz dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Sözlerimizde yanlışlık yoktur.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

Bölge adliye mahkemeleriyle ilgili, bizim bugün savunduğumuzu, dün karşı çıktığımızı söylüyor. Ben tutanaktan düşüncelerimi aktardım. Bölge adliye mahkemeleri kurulmadan, işlemeden, işleyişi görülmeden Yargıtayın yapısının değiştirilmesinin doğru olmadığını söylemişim. Ayrıca da bölge adliye mahkemelerinin doğruluğu veya yanlışlığı tartışmasını bir kenara bırakmışım.

Benim şahsi düşüncemi soruyorsa Sayın Bekir Bozdağ, bölge adliye mahkemelerinin kurulmuş olması Yargıtayın yükünü azaltmayacaktır, bunu söylüyorum ben. Dün ne söylediysem bugün de onu söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk. Sözleriniz tutanaklara geçti.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Aydın, bu karşılıklı devam edecek değil.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım ama bir sürü hakaret etti bize.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hiç hakaret etmedim, tutanaklardan okudum.

BAŞKAN – Karşılıklı ne zamana kadar devam edeceğiz Sayın Aydın, lütfen.

Grup Başkan Vekili Sayın Bozdağ çıktı, cevap verdi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama ismimi de zikrederek söyledi.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Aydın…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen ne söylemişsen onları söyledim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben de ne söylediysem onları söyleyeceğim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Komisyonda söylediklerini söyle, benim söylediklerimi söyleme. Benim o Komisyonda söylediklerimi söylüyorsun değil mi?

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER  (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri  (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde Komisyon adına söz isteyen Ahmet İyimaya, Ankara Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Yüksek Parlamentonun değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Çok aziz arkadaşlarım, dün tasarının geneli üzerindeki müzakerelerde, planıma göre, son Adalet Komisyonu toplantısı ekseninde muhalefet hakları, tasarının reform kapasitesi var mı ve bu vesileyle siyaset kurumunun ortak günahı olarak yasamanın boğuşmakta olduğu krizi konularında konuşacaktım. Dünkü pozitif müzakere süreci içerisinde konuşmama yönünde takdir hakkımı kullandım, ancak bugün -tabii önemli- çok değerli muhalefetin saygın ve etkin şekilde karşı muhalefeti, iktidarın farklı yaklaşımları içerisinde Komisyon Başkanı olarak, sadece toplumumu, Parlamentoyu değil, gelecekteki nesilleri zabıtlar yoluyla aydınlatmak için ben de görüşlerimi sizlerle paylaşmayı bir sorumluluk gereği saydım.

Değerli arkadaşlar, uzun konuşmayacağım.

Bir: Bu yasa paketinin reform karakteri yoktur. Mevcut olan, geçici, birikmiş ama adil yargılanma talebini karşılayacak, zamana boğdurmayacak bir geçici çözüm. İçine girmeyeceğim, usulleri var biliyorum. Tek reform karakteri var, o da yargılama faaliyetlerinden kaynaklanan sorumluluk davasının devlete açılması ve hâkime, sorumluya rücu sistemi, bütün dünyada bu var.

Ben, şahsen, 2008 yılında Hükûmetimizce verilen, dönemin Yargıtayınca hazırlanan projenin bir reform projesi olduğunu ama şarta bağlı bulunduğunu, istinaf sistemini devreye sokmadıkça onun işlemiyor olacağını biliyorum, gerekçesiyle vesaireyle. Bir tez ortaya konulur iken o süreçteki sözcülerin sözlerine argüman olarak dayanmak bir tarzdır ama akademik derinliği olmayan bir tarzdır. Ben “O günde doğru söyledim.” derim, bugün de doğru söyleyeceğim çünkü bağlam farklı.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) - Çünkü sen “Dün, dündür; bugün, bugündür.” ekolünden geliyorsunuz.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Değil.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen dinleme nezaketini gösterin.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bugün, bakın, ben, şahsen, pozitif muhalefetten sözlere atıflı muhalefet değil, bir projeli muhalefet isterdim. Yargıtay reformu şöyle olmalıdır, şu böyle olmalıdır...

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Senin projen çok belli. AKP Grup Başkan Vekili ne dediyse onu yapıyorsun.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) - …bunu göremedim.

Arkadaşlar,  Türkiye’de bir defa reformda iki şeyi birbirinden ayırmamız lazım. Gerçekten gecesini gündüzüne katan, o dosyanın ağır yükü içerisinde sağlığını kaybeden hâkim veya yüksek hâkim gerçeğini reddeden bir anlayış düşünülemez.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkanım, 150’ye düşürülürken neredeydiniz? 150’ye düşürülürken o hâkim çalışmıyor muydu?

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Reformlar… Reformların konusu sistemdir, kurumdur, kuraldır ve reformların konusu kişileri gündeme almaz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Dün, dündür; bugün, bugündür.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Hukuk fakültesinden mezun olan her öğrenciyi, hâkim olduğunda her hâkimi, siyasal düşüncesi ne olursa olsun, ara mensubiyetleri ne olursa olsun bir Türk vatandaşı hâkimi olarak selamlarım ve kişiliğe yönelmemek lazım.

Bugün Yargıtay sorunu vardır, Danıştay sorunu vardır. Keşke dün yirmi dakika konuşabilseydim bunları ortaya koyabilirdim. Ama bir tane… Geçen sene Türk-İngiliz hukuku ödülünü almak için davet edildiğimde Yargıtayın kütüphanesine gittim, İngiliz Yüksek Mahkemesinin kütüphanesine gittim, ilk kararından bu yana devlet armalarıyla ciltli kitaplarını gördüm. Dün Yargıtayı aradım, kütüphaneyi, 7 bin cilt ve bakın, Ahmet Cevdet Paşa Divanı Ahkâmı Adliyeyi kurarken Ceride-i Adalet dergisini yayınlamış, Yargıtayda yok, İyimaya’nın kütüphanesinde var! Enver Paşa ikinci dönüşümü yaparken Mecmua-i Mukarrerat-ı Temyiziye dergisini, hem de ceylan derisiyle kaplatmış, Yargıtay kütüphanesinde yok!

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın İyimaya, uygulamaya bak, uygulamaya! Beş dakikayla sınırlıyorsun konuşmayı.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Evet, buradaki bütün mesele şu: Yargıtay reforma muhtaçtır, Danıştay reforma muhtaçtır ama bu büyük çalışmayı gerektirir, kritiği, otokritiği gerektirir.

Ben bir de buraya özetle değindikten sonra, Komisyon yönetimimle ilgili… Bakın arkadaşlar, Komisyon çalışmalarını bitirdi, ertesi günü çok değerli arkadaşlar basın toplantısını yaptı ve çıkıp herhangi bir televizyonda konuşmadım iki televizyon dışında. Çağırıldım, hiç konuşmadım.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Konuşacak suratın yok ki! Konuşacak yüzün yok, yüzün! Ben de konuşacaktım, şimdi duy!

AHMET İYİMAYA (Devamla) – İki: Sadece yazılı bildirimi ortaya koydum ama şu anda konuşma hakkım doğdu. Komisyon Başkanı olarak Ahmet İyimaya demokrasiye, hukuka sadıktır…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ne hukuku ne demokrasisi? Bekir Bozdağ’a sadık kaldın, Bekir Bozdağ’a! AKP Grup Başkan Vekilinin talimatlarına sadık kaldın sen!

AHMET İYİMAYA (Devamla) – …ve bakın, modern parlamentolarda maddeli değil komisyonlarda, konulu müzakere vardır. Bir: Yargıtay daire sayısı artsın mı, artmasın mı; üye sayısı artsın mı, artmasın mı? Dairelerin iş bölümü normla mı belirlensin, kararla mı belirlensin? Yargılama faaliyetinden doğan sorumluluk davası kime açılsın? Bunun için yirmi saat yetmez mi arkadaşlar?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sana göre yetebilir, sana göre yetebilir.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Yetmez mi? Yeter ama şöyle söyleyelim bakın, bakın…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen mi belirleyeceksin? Sen mi belirliyorsun?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Dört yüz sayfalık müzakere…(CHP sıralarından gürültüler)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Komisyon senin çiftliğin mi? Sen mi belirleyeceksin? İç Tüzük var, İç Tüzük. Sen uygulamanın hangi usule uyduğunu söyle.

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

Sayın İnce, lütfen yani…

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlar, dört yüz sayfalık müzakere, Komisyon Başkanının konuştuğu sayfa sayısı 17…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen bu uygulamanda hangi İç Tüzük maddesine dayanıyorsun? Hangi maddeye dayanıyorsun? Hangi maddeye dayandın?

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – …Adalet Bakanının konuştuğu sayfa sayısı 15, Adalet ve Kalkınma Partisi üyelerinin konuştuğu sayfa sayısı 18…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Konuşturmuyorsun ki. Konuştursaydın, konuştursaydın. Biz mi engelledik?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – …Milliyetçi Hareket Partisi Komisyon mensubu üyelerinin sayfa sayısı 63, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımın konuşma sayfa sayısı 200.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – AKP’lilerin konuşmasını biz mi engelledik? Kendin istemiyorsun konuşturmayı.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Bakın, beş dakika diyelim. Beş dakika değil, çarpıtma, yirmi saat artı beş dakika.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Konuşsalardı, sabaha kadar konuşsaydı onlar da.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Bütçe Komisyonu konuşmalarını sözcüler arasında paylaştırıyoruz, “füzyon” diyoruz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Çünkü konuşturmadan yasayı geçirmek istiyorsun.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Bunu tersine birleştirme yoluyla Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız üye beş çarpı beş yirmi beş dakika bir maddede konuşurdu…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hangi maddeye göre yaptın bunu Sayın Başkan?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – 1 üye   -17 madde- 2 defa konuşurdu, ayrıca 2 üye daha söz alabilirdi. Müzakere imkânı…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İç Tüzük’ün hangi maddesine dayandın?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Deniyor ki…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Süphanallah ya, Allah’ım, Ya Rabbim Ya Resûlullah ya! Sen bana sabır ver ya!

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Bakın, Sayın Öztürk’ün şiddetle dillendirdiği usulü uygulasaydım 1 maddeye beş saat düşüyordu.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yahu, hangi maddeye dayandın Başkan? Hangi maddesine dayandın ya? Bir söyle, ben de öğreneyim ya! Özür dileyeyim senden.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – 17 maddenin müzakere sayısı yüz bir saattir. Önergelerin, 130 önergenin okunmasıyla beraber yüz bir saate varıyor.

Arkadaşlar, evet, modern parlamentolarda elbette ki engelleme vardır ama engellemeyi engelleme de haktır. “Nereden çıkarıyorsunuz Sayın İyimaya?” İç Tüzük’ü sallayarak Komisyonda.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Nereden çıkarttın, nereden?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Sayın İyimaya adalet ve hukuk temelini ortaya koymadan hiçbir zaman bir hüküm veya ara hukuk kurmaz. Bir: Pozitif muhalefet kuralından çıkardım. İki: Milletlerarası Adalet Divanının 38’inci maddesindeki, hiçbir hakkın kötüye kullanılma yasağını düzenleyen temel normdan çıkardım, komisyonların gündeme hâkimiyet yolunu normdan çıkardım ve nihayet tecrübemden çıkardım, vicdanımdan çıkardım, insafımdan çıkardım.

Ben şahsen kitap, insan, orman ve hukuk sevgimi kimseye kaptırmam, (AK PARTİ sıralarından alkışlar) derin sabrımın temelleri de kökleri de bu sevgiden güç alıyor.

Bana karşı çıkan, saldıran, beni dinleyen bütün arkadaşları saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Siyasi geleceğin uğruna hukuku çiğnersin! Listeye girmek için hukuku çiğnersin! Siyasi geçmişine bakınca senin ne olduğunu görürüz! Siyasi geçmişine bak!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Mustafa Hamarat, Ordu Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Hamarat.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, insan, kitap sevgisinin yanında bir de koltuk sevgisi var mı acaba!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Var var!

MUSTAFA HAMARAT (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen siyasi çıkarları uğruna geçmişini inkâr etmiş adamsın!

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

Buyurun Sayın Hamarat.

MUSTAFA HAMARAT (Devamla) – …görüşülmekte olan yasa tasarısının ikinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu bölüm yargıyla ilgili birtakım düzenlemeler içermektedir. Yargıtay daire sayısı artırılmakta, 32’den 38’e çıkarılmaktadır, daire sayısıyla birlikte üye sayısında da birtakım artışlar yapılmaktadır.

Bu kanunun diğer bir isabetli düzenlemesinden de bahsetmek gerekirse, o da ticaret mahkemesindeki 3 hâkimli sistemin tek hâkime indirilerek hâkim sayısında tasarrufa gidilmesi, yani daha çok hâkimin davaların incelenmesinde ilk derece mahkemelerinde devreye alınması sayılabilir.

Burada, bu kürsüde ileri sürülen birçok itirazın hukuki temelden yoksun olduğunu herkes az çok biliyor, siyasi kaygılarla ileri sürülüyor. Örneğin biraz önce cereyan eden bir tanesine değinmek istiyorum, böylece Sayın Aydın’ın da söz isteyip de alamadığı durumda bir telafi yapmış olayım.

İki sene önce bir şey söylediğini iddia eden bir milletvekilimiz “Gelip, iki sene sonra, benim söylediğimi burada tekrar ediyorsunuz. Yüzünüz kızarmıyor mu?” diyor. Sizin fikirleriniz yüz kızartıcı fikir de mi sizin fikirlerinizi burada tekrar etmek bir insanın yüzünü kızartacak?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Öz eleştiri yapın o zaman. “Hata yaptık.” deyin, demiyorsunuz ki. 

MUSTAFA HAMARAT (Devamla) - Yani siz bir fikri yirmi saat, kırk saat, üç gün anlattıktan sonra, buna birtakım katılmalar olursa bu katılmalar yüz kızartıcı bir şey değildir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Beyefendi, “yanıldık” deyin, olay bitsin.

MUSTAFA HAMARAT (Devamla) - Bu yanlış bir yaklaşımdır. Ona da değinmiş olayım.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – “Yanıldık.” deyin, bize bir teşekkür edin o zaman.

MUSTAFA HAMARAT (Devamla) - Durum hepimizin gözü önünde cereyan ediyor. Hâkim sayısı az dava sayısı çok, iş yükü ağır. Davalar uzun sürmekte, adalet gecikmektedir. Vatandaşlarımız adalet beklemekte, hem de çok acil hızlı adalet beklemektedir. Hâl böyleyken, siyasetin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuya duyarsız kalması, çözüm üretmemesi düşünülemez. Bu düzenlemelerle hâkimler dosyalara daha fazla zaman ayıracaklar. Böylece, daha teferruatlı inceleme imkânına kavuşacaklardır. Adalet hızlanacaktır, insanlarımız haklarına daha kısa sürede kavuşacaklar hem de belki de daha isabetli yargı kararlarıyla kavuşacaklardır.

Bu düzenlemeler, bu bağlamda düşünüldüğü zaman, adalete büyük bir hizmettir. Bu düzenlemeler, vatandaşa büyük bir hizmettir, adalet bekleyen vatandaşa büyük bir hizmettir. Bu, aynı zamanda vatana da büyük bir hizmettir.

Vatanımıza, milletimize hayırlı olsun diyor, emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

 Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamarat.

Sayın İnce, bir söz talebiniz var, buyurun.

Bir dakika süre veriyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya’nın muhalefet milletvekiliyken yaptığı konuşmaları unutmaması gerektiğine, seçimler yaklaşınca gelecek seçimlerin gelecek nesillerin önüne geçmesi davranışına ilişkin açıklaması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın İyimaya, her konuşmaya çıktığında Meclise “Yüksek Parlamento.” diye hitap ediyor. Kendisinin entelektüel birikiminden, kitap sayısının çok fazla olduğundan hiç kuşkum yok, bunların hepsi doğru ama ben kendisinden şunu beklerdim: Bir ağabeyimiz olarak, gelecek nesiller-gelecek seçimler tartışmasında gelecek nesillerden yana tavır koymasını isterdim. bize örnek olmasını isterdim. Yani “Yüksek Parlamento.” deyip daha sonra da insan bu Mecliste, o kürsüde konuştuklarını unutmamalı diye düşünüyorum yani geçmişte muhalefet milletvekili iken konuştuklarınız –tutanaklar elimizde Sayın İyimaya- “Parmakların akılları olsaydı demokrasiyi yutan ejderhalar türemezdi. Tamamen bir oy makinesi ve imalathane hâline getirecek bir İç Tüzük’tür.” diye.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Doğru, aynen kabul ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Geçmişte söylediklerinizi bir anda unutup, seçimler yaklaşınca gelecek seçimlerin, gelecek nesillerin önüne geçmesi davranışınız… Kitap sayınız onu kapatamaz efendim.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Sayın Başkan, sevgili kardeşime cevap vermek istiyorum; önemli…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum Sayın İyimaya’nın konuşması üzerine.

6.- Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya’nın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin konuşmasında ifade ettiği gibi hiçbir zaman gelecek seçimlere dayalı olarak söylem ve tavır geliştirmediğine ilişkin açıklaması

 

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Değerli Başkanım, değerli üyeler, siyasete hiçbir zaman taleple gelmedim. İstemkâr olarak gelmedim. 1993 yılında rahmetli Özal’ın teklifine “Milletvekili olmak için iktisadi tamamiyet şarttır, ilmi tamamiyet yetmez.” demiştim. Ben hiçbir zaman için gelecek seçimlere dayalı olarak söylem, tavır geliştirmem.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Düşünceni değiştirerek geldin!

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Benim için o kadar da önemli değil.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İyimaya.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER  (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri  (Devam)

 

 

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş görüşmelerin devam etmesine dair bir önerge vardır; önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğünün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 610 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2. Bölümü üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve talep ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                   Turgut Dibek                                M. Rıza Yalçınkaya

                      Mersin                                            Kırklareli                                             Bartın

 

                           

                 M. Ali Ozpolat                                    Rasim Çakır                                     Rahmi Güner

                     İstanbul                                             Edirne                                                Ordu

 

                Malik Özdemir                                    Şevket Köse                                  Ali İhsan Köktürk

                       Sivas                                             Adıyaman                                         Zonguldak

 

              Hakkı Suha Okay                                 Şahin Mengü                                      Atila Emek

                      Ankara                                              Manisa                                              Antalya

Gerekçe:

Tasarı siyasi iktidarın yargıyı şekillendirmeye yönelik girişimlerinin son halkalarından biri niteliğindedir. Tasarının güdümlü bir yargı yaratarak, kuvvetler ayrılığı ilkesinin tasfiyesini amaçladığına kuşku yoktur.

Siyasi iktidar yine kendisinin yarattığı ve Hizbullah gibi suç örgütü üyelerinin serbest kalmasına neden olan bir yasal düzenlemeyi gerekçe göstererek Danıştay ve Yargıtay üzerinde oyun oynanmak istenmektedir.

Tasarı siyasi iktidarın dayatması niteliğindedir. Siyasi iktidar Tasarıyı hazırlarken Danıştay ve Yargıtay yetkililerinin görüşüne başvurmadığı gibi Barolar, YARSAV, Yargıçlar ve Savcılar Sendikası gibi konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının da görüşlerini almamıştır. Dolayısıyla toplum kesimlerinin, konunun taraflarının görüşlerini içermemesi salt Parlamento çoğunluğu ile geçirilmek istenmesi açısından darbe süreçlerini aratmayacak yöntemlerle dayatıldığını ortaya koymaktadır.

Tasarı, zamanlaması, içeriği ve daha önce TBMM'ye sevk edilen tasarılarla çelişkileri açısından siyasi iktidarın bugüne kadar yargı üzerinde oynadığı oyunların suçüstü belgesi niteliğindedir. Bugün Yargıtay ve Danıştay'ın iş yükünü gerekçe göstererek üye sayısını artırmaya çalışan siyasi iktidar, 2006 yılında TBMM'ye sevk ettiği ve 2007 yılında Başbakanın imzası ile yenilediği hâlâ Adalet Komisyonunda görüşülmeyi bekleyen Tasarıda Yargıtay'ın üye sayısının 250'den 150'ye düşürülmesini öngörmektedir. Niçin 2007 yılında Yargıtay'ın üye sayısı düşürülmek istenirken, bugün Yargıtay'ın üye sayısı artırılmak istenmektedir? Bu sorunun yanıtı yargı üzerinde oynanmak istenen oyunları gözler önüne sermektedir. Anayasa değişikliğinin ardından gerçekleştirilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye seçimlerinde Adalet Bakanlığının listesinin tamamının seçildiği düşünüldüğünde siyasi iktidarın niçin Yargıtay ve Danıştay'ın üye sayısını artırmak istediği ortaya çıkmaktadır. Siyasi iktidarın amacı yargı sürecini hızlandırmak değil, yargıyı kendine bağımlı kılmaktır.

Söz konusu Tasarı öncesinde de siyasi iktidarın Yargıtay üye seçimlerine müdahale etmiştir. 2007 yılının Mart ayında boş bulunan 23 Yargıtay üyeliği ile 6 Danıştay üyeliği için HSYK'da seçim yapılması Bakan Sayın Cemil Çiçek ile dönemin müsteşarının toplantılara katılmamaları ile engellendi. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu toplantıların sabote edilmesi üzerine, müsteşar hakkında suç duyurusunda bulundu. Yani bu yaşananlar geçmişteki girişimlerin son ve nihai halkasıdır.

Yargıtay ve Danıştay'ın üye yapısı değiştirilirken, Geçici 1. madde ile Yargıtay'da ihdas edilen üye kadrolarına seçim yapılmasından itibaren on beş gün içinde Birinci Başkanlık Kurulunun yeniden belirlenmesi ve üyelerin hangi dairelerde görev yapacağını, dairelerin iş durumunu ve ihtiyaçlarını göz önünde tutarak, oluşturulan yeni Başkanlık Kurulunun belirlemesi öngörülmüştür. Söz konusu düzenleme yargının kurgulanmasına zemin oluşturacaktır. Siyasi iktidarın niyetlerini ortaya koymaktadır. Uzmanlaşmayı da ortadan kaldıracak bu durum, özel yargı düzenine geçişi amaçlamaktadır.

Hiçbir yargısal görevleri olmayan Bakanlık müfettişlerinin de koruma altına alınması, müfettişler üzerinden yürütülen baskılara zemin oluşturacaktır.

Son derece önemli olan bu yasa tasarısının TBMM Adalet Komisyonunda yeterince görüşülmesinin engellenmesi, çoğulcu değil çoğunlukçu anlayışın, bir tezahürüdür. Siyasi iktidarın yasama organı üzerindeki tahakküm kurma ve yargıyı dönüştürme girişimlerinin Anayasaya aykırı olduğuna ve Türkiye'yi daha otoriter bir rejime sürüklediğine kuşku yoktur.

Yargıyı siyasi iktidarın güdümüne sokmayı amaçlayan, erkler ayrılığını ortadan kaldıracak düzenlemenin görüşmelerine devam edilmesi demokrasimizin geleceği açısından son derece önem taşımaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Taner, Sayın Kaplan, Sayın Köse, Sayın İçli, Sayın Işık, Sayın Sakık ve Sayın Özdemir sisteme girmişlerdir.

Sayın Taner, buyurun.

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, yayınladığınız kitaba göre adli tıpta görev yapan personel sayısını yüzde 31 artırdığınızdan bahsediyorsunuz. Bu yüzde 31 oranı, Bakanlığınıza bağlı diğer birimler veya diğer bakanlıklarla kıyaslandığında yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

İki: Asistan tabip, pratisyen tabip, diş tabipleri ile kimyager, biyolog,

psikolog, fizikçi, mühendis, pedagog gibi aynı işlemleri yapanlar arasındaki yüzde 500, yüzde 300 döner sermaye oranları çalışma barışını bozmaz mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Terörle Mücadele Kanunu’ndan, Türk Ceza Kanunu 215, 216, 220 ve 301, 314’üncü maddelerinden bugüne kadar kaç dava, soruşturma açıldı, kaç tanesinde karar verildi?

Bir de yargının siyasallaştığı konusunda bir kanı yaygın. Yani yargıçların, hangi düşüncede olursa olsun, belli siyasi düşüncede veya etnisitede veya din ve mezhepte olanlara karşı ön yargılı davrandığı yönünde bir inanç var. Bu konuda bir kaygı var mı; bir araştırmanız, bir çalışmanız var mı? Onu sormak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köse…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, referandumla Anayasa değişikliği öncesi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yargıtaya üye atamalarına engel olmanızın Yargıtay iş yükünün artmasına neden olduğunu düşünüyor musunuz?

Yine önceki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda sürmekte olan davaların hâkim ve savcılarının yer değişikliğine karşı çıkarken yeni Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna tam tersini yapıp “AKP yandaşı” denilen hâkim ve savcıları atamanızı nasıl izah edeceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İçli…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Bakanım, askerliğini yapmamış stajyer dâhil kaç hâkim ve savcımız var? Adalet teşkilatında hâkim ve savcı açığı olduğunu Komisyonda da ısrarla belirttiniz. Polislerin askerlikten muaf tutulmasına ilişkin yasa çıktığı hâlde, Bakanlığınızın hâkim, savcı ve avukatların askerlikten muafiyetiyle ilgili bir çalışması var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün de sordum, cevap alamadım. Özetle, Diyarbakır İstinaf Mahkemesinin yeni binası iki üç yıldan bu yana süren çalışmalar sonucunda tamamlanmak üzere. Buraya yüzde 75 oranında AB fonlarından kaynak aktarıldığı iddiaları doğru mudur? AB fonlarından bu amaçla gelen paraların önemli bir bölümünün de PKK terör örgütüne aktarıldığı iddiaları doğru mudur? Doğruysa bu kanalla ne kadar para terör örgütüne gitmiş, ne kadar para da binanın yapımında kullanılmıştır?

İkincisi de: Üç yıl önce Mehmet Ali Şahin Bey bakan iken Kütahya’ya vergi ve idare mahkemelerinin kurulabileceği yönünde verilen söz ne olmuştur? Kütahya unutulmuş mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, biz sürekli cezaevlerini dolaşmaktayız. Gittiğimiz her cezaevinde -daha önce de paylaşmıştık- bir sürü tutuklu ve hükümlülerle ve ağır hastalarla her gün yüz yüze geliyoruz. Bu konuda daha önce bir girişimimiz olmuştu, Abdullah Soysal şu anda serbest ve sağlık sorunları dışarıda tedavi ediliyor. Acaba diğer arkadaşlarımızla ilgili çalışmanız hâlen ne noktada? Bu bir.

İkincisi: Gittiğimiz her cezaevinde, hemen hemen her tutuklu ve hükümlünün iaşeyle ilgili ciddi sıkıntıları var; 4 TL ile günde üç öğün yemek ve… Bu 4 TL’nin arttırılmasıyla ilgili ne yapılabilinir? İnfaz koruma memurlarının da ekonomik koşullarının iyi olmadığını siz de biliyorsunuz. Bu konuda çalışmanız var mı?

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum.

Sayın Özdemir…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana soruyorum: Hizbullahçı katilleri, PKK’cıları ve kanlı katilleri güvenlik kuvvetleri canı pahasına, şehitler vererek yakaladılar. Bir günde, bunlarla ilgili hiçbir araştırma yapılmadan, hiçbir tedbir alınmadan ve yerel mahkemelerde bunlarla ilgili hükümler verilmesine rağmen serbest bırakıldı. Bunların serbest bırakılmasıyla ilgili sizin vicdanınız sızlamadı mı ve istifa etmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Cezaevlerinde yatan mahkûm sayısı nedir? Bu mahkûmların ne kadarı terör suçlarından, ne kadarı da uyuşturucu suçlarından yatmaktadır?

İkinci sorum da, ilçelerin bazılarında adliye sarayları kapatılmıştır. Bu, nüfusu artan ilçelerde adliyeleri tekrar açmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

En son soru Sayın Doğru’dan geldi, cezaevlerinde yatan mahkûm, tutuklu sayısını sordu Sayın Doğru. 121 bin civarında şu anda hükümlü ve tutuklu toplamı var, ama bunların ne kadarı terör örgütü veya uyuşturucudan, bunu ayrıca yazılı olarak kendilerine bilgi vereyim.

M. FATİH ATAY (Aydın) – Kapasite ne kadar?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Onun dışında, kapanan adliye binalarının yeniden kuruluşlarının açılması… Bu, tamamen bilimsel bir çalışmaya dayalı olarak belirleniyor. Bir adliyedeki iş yükü, oradaki istihdam edilen hâkim, savcı sayısının optimum istifade edilebilmesini sağlayacak düzeydeyse devamına karar veriliyor. HSYK’nın belirlemiş olduğu rakamlar var, bu sayıyı tutturan ilçelerimizde adliye binaları kurulmaktadır, tutturamayanlardaysa maalesef kapatmak durumunda kalıyoruz.

Sayın Özdemir, değişik terör örgütü mensuplarının, güvenlik güçlerimizin canı pahasına yakalandığını, yargılandığını, cezaevlerine konulduğunu, ancak bunların sorumsuz bir şekilde salıverildiğini ifade ettiler ve bundan bir vicdan azabı duyup duymadığımı, istifa edip etmemeyi düşünüp düşünmediğimi sordu.

Ben şunu ifade ediyorum: Elbette ki bu son tahliyeler hepimizi rahatsız etmiştir. Bu tahliyelerin altında yatan neden, Türk yargısının yıllardır biriktirmiş olduğu sorunlar olduğunu açıkça ifade ettik.

Şu anda tutuklu yargılanılabilecek süre CMK 102’nci maddeye göre on yıl, özellikle bu tip suçlarda. Bu sürenin az olduğunu ifade ediyorsanız, bunun on beş yıl, yirmi yıl olmasını öngören teklifleri getirebilirsiniz ama bu sürelerin çok fazla olduğunu biliyoruz ve bu sürelerin dahi uluslararası hukuka göre kabul edilebilmesi mümkün değil. Bugün çalıştığımız yasa tasarısı da bu ızdırapları sona erdirebilmek için bu tür, toplumun vicdanını kanatan, yaralayan uygulamalar olmasın diyedir.

Biz bu tasarıyı gündeme getirdiğimizde Yargıtay Başkanlar Kurulu bir açıklama yaptı. “Efendim, yeni dairelere ve üyelere ihtiyaç yok; istinafları devreye alın, biz de fedakârlık yaparız, bir sene sıkı çalışırız ve bu iş yükünü eritiriz.” anlamına gelen bir açıklama yapıldı. 2 milyona yakın dosyayı böyle bir yılda eritebileceğini düşünen bir kurum var karşımızda. Aslında bu 2 milyon dosyayı eritmek yerine bütün kamuoyunun vicdanını yaralayan yirmi otuz tane dosyayı öne alıp sadece yirmi üç gün önce karara bağlayabilseydik belki bugün bu serzeniş olmayacaktı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Keşke siz de o adamları takip etseydiniz, yakalasaydınız.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Değerli arkadaşlar, bugün yapmış olduğumuz çalışmalar elbette ki bu serzenişleri önleyebilmek için yapılan çalışmalardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Üç defa ertelediniz, niye şimdi de ertelemiyorsunuz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Sakık’ın sorusuna gelince, cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlülerden hasta olanlarla ilgili olarak yakın bir takip içerisindeyiz ancak burada ne Adalet Bakanı ne Sayın Başbakan ne de Sayın Cumhurbaşkanı şunu şöyle yapın demekle o işlemler öyle yapılamıyor. Yasaların emrettiği prosedürler var, bunların işleyişinde aksayan yönleri gidermeye çalışıyoruz. Süreci hızlandırıp hak sahibi olanlar varsa, bunları, hak sahiplerini haklarıyla buluşturabilmek için yoğun bir gayret içerisindeyiz. İaşe sıkıntısına ilişkin eleştiriyi dikkate alıp değerlendireceğiz.

İnfaz koruma memurlarının durumuna ilişkin şu an için bir çalışmamız yok ancak cezaevlerinde dış güvenliğin de Adalet Bakanlığına bağlı güvenlik birimlerinde toplanması ve jandarmanın buradan ayrılmasını öngören bir tasarı komisyonda görüşülüyor, o tasarı gündeme geldiğinde inşallah hep beraber bunları değerlendirme imkânı olacak.

Sayın Işık’ın bir sorusu var. Diyarbakır İstinaf Mahkemesi binasının yapımıyla ilgili olarak AB fonlarından kaynak temin edildiği ve bu kaynakların da terör örgütüne müzahir unsurlarca kullanıldığıyla ilgili birtakım duyumlar alındığına dair… Yanlış anlamadıysam, bu yönde bir soru.

Sayın Işık, sadece Diyarbakır’da istinaf mahkemesi kurulmasına dönük özel bir fon alınmamıştır. İstinaf mahkemelerinin hayata geçirilebilmesi için, Ankara, Diyarbakır, Erzurum istinaf mahkemelerinin tamamı için, ortak bir proje kapsamında, AB fonlarından kaynak kullanılmıştır. Kullanılan kaynakların tamamı 22 milyon euro civarındadır ve tamamen o hizmet binalarının yapımına dönük kullanılmış bir kaynaktır. Onun dışındaki haberler gerçekleri yansıtmamaktadır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, 59 tane ticari firma terör örgütüne para aktardı. Bu, Sanayi Bakanlığı raporunda var.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Benim bilgim dâhilinde yok ama inceleriz, böyle bir şey varsa da sorumlular hakkında gereği yapılır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Köse’nin sorduğu bir soru ki önemli bir soru: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçimleri öncesinde Yargıtaya seçilmesi gereken üyelerin seçimini engellemek suretiyle Yargıtaydaki işleyişi ağırlaştırdığınız ve bundan dolayı da bir vicdan azabı duyup duymadığımı sordu Sayın Köse.

Değerli arkadaşlar, buradan bir gerçeğin altını daha çizmek istiyorum: Vaktiyle, 2009 yılında biz bunu, bir kamuoyu açıklamasıyla, Bakanlığımız tarafından kamuoyuna ilan etmiş idik. Özellikle Yargıtayda boşalan otuz üç üyelikle ilgili seçim sürecini, Adalet Bakanlığının, Kurul gündemine getirmek istemesine karşın, o günkü Kurul üyelerimizin şu cevabıyla karşılaşmıştır: “Biz, dosya incelemelerini devam ettiriyoruz. İncelemelerimiz bittiğinde, seçimlere geçme düzeyine geldiğimizde sizi haberdar edeceğiz. Onun için şimdi bunu gündeme almayalım.” demiştir. Kurulun yüksek yargı kökenli üyelerinin talebidir bu. Biz bunu daha önce basın açıklamasıyla kamuoyuna yayınladık

M. FATİH ATAY (Aydın) – Sayın Bakan, gazete manşetlerine çıktı, çok rica ederim yani…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Müsaade edin…

Hiçbir kurul üyemiz de bizim bu açıklamamıza itiraz etmemiştir. Bugün de o kurul üyelerimizle bu konuyu vicahi, yüzleşme noktasında da ne zaman istenirse buna hazır olduğumuzu da ifade ediyorum. Ta ki 27 Aralık 2009 gününe kadar… 27 Aralık 2009 günü dönemin Kurul Başkan Vekili beni aramıştır ve “Biz incelemelerimizi tamamladık. Seçimlere geçebiliriz.” diye bilgi vermiştir. Günlerden pazar günüdür, günlerden pazar günü olmasına rağmen, ben, Müsteşarımıza da haber vermek suretiyle Kurulu toplantıya çağırdım ve pazar günü toplantıyı başlattım, 27 Aralık 2009. Ancak, bu görüşmeler başladıktan birkaç gün sonra, bir Kurul üyemiz, daha önceden belirlenmiş bir program çerçevesinde Güney Amerika gezisine çıktı ve diğer üyelerimiz ise bu kurul üyemizin yurt dışından dönüşünü bekleyelim diye ısrar ettiler. Biz de “Kamuoyunda bir  beklenti var, Yargıtay Başkanımız toplantılarda ‘yangın var’ diye feryat ediyor, bu üyeleri bir an önce seçelim, yedek üyelerden bir tanesini takviye edelim, şu seçimleri bitirelim.” diye teklif ettik. Ancak, o günkü üye arkadaşlarımız aynen şunu ifade ettiler: “Ayıp olur. Arkadaşımız on beş gün içinde dönecek, döndüğünde bu seçimleri yapalım.” dediler. Buradan ilan ediyorum ve nitekim o arkadaşımız 15 Ocak 2010 ya da 16 Ocak 2010 günü dönmüştür yurt dışından, iki veya üç gün içerisinde de seçimler yapılmıştır; Ocağın 18 ya da 19’unda 2010 yılının Yargıtay üyeleri seçimleri yapılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, ikide bir “Adalet Bakanlığı bu seçimleri engelledi” diye –kendi dönemim için söylüyorum- dile getiriliyor. Ben bu keyfiyeti Yargıtay Başkanımız Sayın Hasan Gerçeker’e de ifade etmişimdir. Bu konuyla ilgili kendisini ziyaret ettim, durumu aktardım, seçimlerin yapılmamasının Bakanlıkla alakalı olmadığını, Kurulun Yargıtay ve Danıştay kökenli üyelerinin süre istediğini ifade ettim, Sayın Gerçeker de bana aynen şunu söyledi: “Ben durumu biliyorum Sayın Bakanım, merak etmeyin.” Sayın Gerçeker’in ifadesidir.

Genel Kurula arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) - Sayın Başkan, benim soruma yanıt vermedi Sayın Bakan. Sayın Bakan benim sorularıma cevap vermemeyi âdet hâline getirdi.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Süre yetmedi,  Sayın Başkan süre verirse…

BAŞKAN – Süre tamamlandı Sayın Bakan.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – O zaman süreyi ayarlayın, bir soruya on dakika cevap veriyorsunuz, olacak şey mi ya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce milletvekilimiz Hasan Özdemir Bey bu birtakım tahliyelerle ilgili vicdanının sızlayıp sızlamadığına ilişkin bir soru sordu, Sayın Bakan da bununla ilgili CMK 102’nin tutukluluk süresini kısıtladığını, “Eğer çok arzu ediyorsanız on beş yıla, yirmi yıla çıkarmak için önerge verin.” diye ifade etti. Ama Sayın Bakan, 2004 yılında o hüküm varken 3 defa erteleyen de sizsiniz, son olarak ertelemeyi getirmeyip bu tahliyelerin önünü açan da sizsiniz. İçişleri Bakanlığı da… Bu tahliye edilenleri takip etmeyip yakalamayan da yine sizin Hükûmetinizdir.

Bunu, tutanaklara girmesi açısından arz ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural, tutanaklara girdi.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

7’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 7. Maddesi ile düzenlenen Yargıtay Kanununun  5. Maddesinde yer alan “yirmiüç” ve “onbeş” kelimelerinin metinden çıkarılmasını, yerine “yirmibir” ve “onbir” kelimelerinin yazılmasını ve maddeye “Yargıtay’da mürettep daire kurulur. Mürettep dairelerin görev süresi 3 yıldır” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Metin Çobanoğlu                                Muharrem Varlı

                       Konya                                              Kırşehir                                              Adana

                K. Erdal Sipahi                                   Recep Taner                                   Hakan Coşkun

                        İzmir                                                 Aydın                                             Osmaniye

                 Yılmaz Tankut                                   Rıdvan Yalçın

                       Adana                                                Ordu

                                 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (7) inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                      Mersin                                           Zonguldak                                            Konya

                 Turgut Dibek                                    Rahmi Güner                                    Şahin Mengü

                    Kırklareli                                              Ordu                                               Manisa

                  M. Fatih Atay

                       Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

 

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Fatih Atay, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Atay.

M. FATİH ATAY (Aydın) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önce ikinci bölümle ilgili yapılmış olan tartışmaların siyasette de bize bir şeyleri öğrettiğini sanıyorum. Demek ki siyasette ne söylediğini iyi düşüneceksin. Üç yıl önce söylediğin üç yıl sonra başka türlü kamuoyunun önüne geldiği zaman bunu hatırlatanların yüzünün kızarmadığını söylemesinden çekinmeyeceksin.

Değerli milletvekilleri, üç yıl önce Komisyona aynı konuyla ilgili, Yargıtayla ilgili bir yasa tasarısı getiriyorsunuz. O yasa tasarısında bu mahkemelerin çok fazla olduğunu, bu dairelerin çok fazla olduğunu, bu nedenle azaltılmasını iddia ediyorsunuz. Üç yıl sonra aklınız başınıza geliyor, “Bunlar azmış, daha önceki önerimiz yanlışmış, şimdi daha fazlalaştıralım.” diyerek toplumu kandırmaya çalışıyorsunuz. Bir tek amacınız var: Yüksek yargıyı ele geçirmek, Danıştayı ele geçirmek, Yargıtayı ele geçirmek. Ele geçirmek için yapıyorsunuz bunu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sekiz yıldır iktidardasınız sekiz yıldır. Sekiz yıldır bu reformlarla ilgili olarak kılınızı kıpırdatmadınız. Şimdi çıkmış adaletin gerçekleşmesi için ne kadar uğraştığınızı topluma anlatmaya çalışıyorsunuz. Değerli milletvekilleri, adaletin gerçekleşmesi için vicdanınız kanıyorsa, o “Hıı!” diyen arkadaşım, daha bugün gazetelerde testereyle sevgilisini kesen kişinin çıkmasından vicdan azabı çekmiyor musunuz ha, çekmiyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Tasarıyı onun için getirdik.

M. FATİH ATAY (Devamla) - Değerli milletvekilleri, böylesine bir anlayış içerisinde Yargıtayı dizayn etmek istiyorsunuz, Yargıtaydaki üye sayılarını artırıp mayısta yapılacak olan Başkanlık seçiminde kendinize yakın, yandaş olan bir kişinin Yargıtay Başkanı olması için alelacele bu yasayı getirdiniz, alelacele. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ne oldu, torba yasa toplum için çok önemliydi. Neden yarıda kestiniz ha, neden? Neden kestiniz? Toplum bunu yuttu mu? Yutuyor mu zannediyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

M. FATİH ATAY (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir şeyi daha var; ben, Sayın İyimaya’yla ilgili olarak bir şey söylemek istiyorum.

Sayın İyimaya, Sayın Başkan, 20’nci Dönemde sizinle birlikte görev yaptık. Siz o zaman sekiz yıllık zorunlu eğitimi engellemek için çaba gösteren bir siyasal partide görev yapıyordunuz. Komisyonda günlerce, günlerce, hiç kimsenin konuşma hakkına sınır getirilmeden, Komisyonda herkes özgürce, bütün milletvekilleri konuşabildi. Buraya gelip de “Canım, biz iktidar partisi on üç sayfa, Bakan on yedi sayfa, muhalefet partisi iki yüz sayfa...” diyerek insanların konuşma hakkını, ana muhalefetin, muhalefetin konuşma hakkını kısıtlama konusunda vicdanınız sızlamıyor mu?

O zaman, sekiz yıllık kesintisiz eğitimde bu Parlamento -bazı arkadaşlarım da vardı- günlerce çalıştı ara vermeden, günlerce çalıştı. Kimsenin özgürlük hakkına, muhalefet hakkına… Düşüncelerini söyleme özgürlüğü sona erdirilmedi, kısıtlanmadı. Bütün Parlamentodaki milletvekilleri, gruplar anlaştılar, herkesin özgürce düşüncelerini söyleyebilmesi için ortam yarattılar ama Sayın İyimaya, geçmişte uygulamalardaki düşüncelerinizin farklı oluşu, bugünkü düşüncelerinizin farklı oluşunu dile getirdiğimiz zaman da rahatsızlık duymayacaksınız.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Duymayız.

M. FATİH ATAY (Devamla) – Geçmişte söyledikleriniz farklı, şimdiki farklıysa o zaman siyasetçiler söylediği, ağzından çıkan sözleri iyi tartacaklar. Öyle bir siyasi anlayıştan geliyorsunuz ki arkadaşlar, açıkça söyleyeyim, özelleştirme sizin zamanınızda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Atay, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 7. Maddesi ile düzenlenen Yargıtay Kanununun  5. Maddesinde yer alan “yirmiüç” ve “onbeş” kelimelerinin metinden çıkarılmasını, yerine “yirmibir” ve “onbir” kelimelerinin yazılmasını ve maddeye “Yargıtay’da mürettep daire kurulur. Mürettep dairelerin görev süresi 3 yıldır” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Rıdvan Yalçın (Ordu) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Rıdvan Yalçın, Ordu Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tasarının 7’nci maddesi üzerindeki önergemiz hakkında söz aldım. Konuşmamın başında yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dün bu kürsüde birinci bölümle ilgili yaptığım konuşma bazı yayın organlarında 2 milyon Yargıtayda bekleyen dosya olduğunu ifade etmiş olmam hasebiyle bu tasarıya destek gibi takdim edildi. Sözlerimi çarpıtanları Allah’a havale ediyorum. Bir kez daha söylüyorum: Ben bu Parlamento çatısı altında olan hiçbir milletvekilinin Yargıtaydaki 2 milyona yakın dosya devam etsin, insanlar hakkına hukukuna ulaşamasın arzusu içerisinde olduğunu zannetmiyorum, düşünmüyorum, buna inanmıyorum. Aslında bu Parlamentoda, bu çatı altında, kamuoyunda, bütün hukuk çevrelerinde Yargıtayda bir dosya yığılması olduğu ve bunun eritilmesi gerektiği hususu bir ortak kanaate dönüşmüştür arkadaşlar. Problem burada değildir, bu bir ortak objektif tespittir. Bütün problem bu yığılmanın ne şekilde eritileceği, bunun çözüm yolunun ne olacağı noktasında ortaya çıkmaktadır. Orada siz, biraz ideolojik bir kavganın geçmişe dönük bir intikam aracı olarak bu meseleyi kullanma arzusu içerisinde, dün düşüncenizin tam tersi olarak bir üye artırımı peşinde koşuyorsunuz. Yani aslında burada iktidar ve ana muhalefetin bir mevzi yarışına sahne oluyor bu Meclis ne yazık ki. Oysa biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak çok net, açık, samimi bir öneride bulunuyoruz. Biraz önce Komisyon Başkanımız burada geldi, bu tasarının bir reform olmadığını, bir geçici soruna geçici çözüm ürettiğini söyledi. Aslında tam da bu bizim tezimizi doğrulayan bir şey. Evet, doğrudur, bu bir reform değildir. Ortada bir geçici yığılma vardır; o hâlde, bu geçici yığılmanın çözümü de bir geçici yöntemle olabilmelidir.

Sayın İyimaya, Sayın Bakan; tam da burada, biz bir öneride bulunuyoruz: Gelin, yargının, yüksek yargının yapısını değiştirmeden, bu meseleyi yeni bir ideolojik kavganın içerisine yargıyı atmadan çözelim. Bunun yolu geçici daire kurulmasıyla olabilir, geçici görevlendirmeyle olabilir. Bunun yolunu, yöntemini konuşabiliriz değerli milletvekilleri ama bu dayatmadan ortaya çıkacak sonuç hayırlı olmayacaktır.

Şimdi, Sayın Bakan, değerli arkadaşlar; buradaki esas problem, ana problemi sizlerle daha belki vatandaşımızın anlayabileceği çerçevede paylaşmak istiyorum. Bakın, bir kanun vesilesiyle Sayın Adalet Bakanı Adalet Komisyonunda aynen şu cümleyi ya da bu anlama gelecek bir cümleyi kullandı: Anayasa paketinin Anayasa Mahkemesinde kısmen iptalinden sonra, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun seçim usulünün değişmesi sebebiyle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki yapının tek sesli olduğunu ifade etti Sayın Bakan. Bu tek sesliliğin sorumluluğunun da kendilerinde olmadığını ifade etti.

Şimdi, aslında Sayın Bakan, ortada böyle bir itiraf varken, yani siz bizatihi Adalet Bakanı olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun tek sesli… Aslında o tek ses de kimin sesi diye baktığımızda, elbette ki o Kurulun oluşumunda ana rol oynayan iktidarın sesi olarak bunu kabul ettiğimizde, işte, bütün problemin ana kaynağının burası olduğunu anlıyoruz. Bu tek sesli yapının seçeceği, oluşturacağı bir yeni üyelik sisteminin yargıda huzur getirmeyeceği kanaatindeyiz.

Değerli milletvekilleri, bu kanun geçsin, hayata geçsin uygulanmaya başlansın, göreceksiniz, yeni seçilecek arkadaşlar, hiç hak etmedikleri hâlde gidip göreve başlayacakları kurum içerisinde daha baştan “iktidarın adamları”, “iktidarın hâkimleri” diye bir töhmet altında göreve başlayacaklar. Siz, nasıl geçmişte yargının birtakım siyasi refleksle kararlar verdiği iddiasında iseniz, bu sebeple yargıya olan güvencenizde bir eksilme olmuşsa bugün Türk toplumunun öteki yarısı benzer kaygılar taşıyacak, hiç siyasi yönü olmayan davalarda bile insanlar, bu kaygıyı, adil yargılanmadığı kaygısını taşıyacak.

Arkadaşlar, bu toplumda insanlar adalete olan inancını kaybederse, işte, herkes o gün kendi hakkını kendi arama peşine düşer ki bunun sonu kaostur, bunun sonu kamu otoritesinin bozulmasıdır. Onun için, bir kez daha samimiyetle söylüyorum, gelin, Türk toplumunun önemli bir kısmı tarafından paylaşılan bu endişelere karşı bir ortak çözüm üretelim, ortak model üretelim. Toplumumuzda yeni bir ayrışma çalışmalarını oluşturmayalım diyor yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza…

 

III.-YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var.

Sayın ince, Sayın Mengü, Sayın Öztürk, Sayın Köktürk, Sayın Atay, Sayın Aslanoğlu, Sayın Köse, Sayın Güner, Sayın İçli, Sayın Baratalı, Sayın Keleş, Sayın Tan, Sayın Kaptan, Sayın Süner, Sayın Emek,Sayın Seyhan, Sayın Küçük, Sayın Günday, Sayın Okay, Sayın Seçer.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır. Şimdi, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde de kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 8. Maddesinin metinden çıkarılmasını ve madde numaralandırmalarının bu düzenlemeye göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Metin Çobanoğlu                                Muharrem Varlı

                       Konya                                              Kırşehir                                              Adana

                 Yılmaz Tankut                                  K. Erdal Sipahi                                   Recep Taner

                       Adana                                                İzmir                                                 Aydın

                Hakan Coşkun                                  Rıdvan Yalçın

                    Osmaniye                                             Ordu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (8) inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                      Mersin                                           Zonguldak                                            Konya

                 Turgut Dibek                                    Rahmi Güner                                    Şahin Mengü

                    Kırklareli                                              Ordu                                               Manisa

                  M. Fatih Atay

                       Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Fatih Atay, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Atay.

M. FATİH ATAY (Aydın) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarı maddesiyle, Yargıtay dairelerinin görevlerinin yasayla belirlenmesi uygulaması terk edilerek hangi dairenin hangi işe bakacağı konusunun karara bağlanma görevi Yargıtay Büyük Genel Kuruluna verilmektedir. Bu çerçevede, Yargıtay Yasası’ndaki dairelerin görevlerini de tek tek düzenleyen madde bu şekilde değiştirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Yargıtay dairelerinin görevlerinin mutlaka yasayla belirlenmesi gerekmektedir. Temyiz incelemesi sırasında daireler arasındaki ilişki teknik anlamda görev değil iş bölümü ilişkisi olduğundan bahisle böyle bir düzenlemeye gidilmektedir, ki, bu gerekçe yapılan düzenlemeyi haklı göstermemektedir. Mahkemelerin görevinin yasayla düzenlenmesi gerektiği Anayasa’nın 37’nci maddesinin zorunlu unsurlarıdır. Bu konu giriş bölümünde de belirtilmiştir yasanın. Yargıtay ilk derece olarak da yargılama yapmakta olduğundan, ilk derece yargılamasında görevli dairelerin, dolayısıyla görevli mahkemenin mutlaka bir yasa hükmüyle düzenlenmesi zorunludur. Bu zorunluluk aynı zamanda yasal yargıç ilkesinden de kaynaklanmaktadır. Bu durum bile anılan düzenlemenin hukuka aykırılığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, getirilen bu düzenleme Anayasa’nın 37’nci maddesine açıkça aykırıdır.

Ayrıca, temyiz incelemesi yönünden teknik anlamda görev değil iş bölümü nitelemesi yapılsa bile, bu durumda da Anayasa’nın 154’üncü son maddesi hükmü uyarınca Yargıtayın işleyişine yönelik düzenlemelerin yasayla yapılması gerektiği yolundaki hükme aykırılık oluşturmaktadır çünkü Anayasa’daki bu düzenleme uyarınca Yargıtayın işleyişine ve çalışmalarına yönelik hükümlerin açık ve kural olarak da bir başka işlem veya karara gerek bırakmayacak bir biçimde yasa ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Yasayla ve de daha açık ve uygulanabilir şekilde düzenlenmesini gerektirmektedir. Bu nedenle, Yargıtay dairelerinin görevlerinin yasayla belirlenmesi yolundaki düzenlemeden vazgeçilerek, bu tasarı hükmünün tamamen metinden çıkarılmasını önermekteyiz.

Değerli milletvekilleri, bu kanundaki değişiklik ile sizlerle ilgili olarak söylemek istediğimiz, baştan beri Yargıtayı ele geçirme taktiklerinizdi. Evet, Yargıtayı ele geçirmek istiyorsunuz, gerçekten. Türkiye’de sistemi değiştirmek istiyorsunuz, başkanlık sistemine geçmek istiyorsunuz. Bununla ilgili, Sayın Başbakan, Partinizin Genel Başkanı, açıkça, böyle olması konusundaki dileğini dile getirdi. Partinizin bazı komisyon başkanları, üyeleri, böyle düşünülmemesi gerektiğini, böyle düşünmenin yanlış olduğunu da belirttiler.

Ortada bir şey var. Sayın Bakan, Yüksek Seçim Kuruluna üyeler Danıştaydan ve Yargıtaydan seçiliyorlar. Şimdi, Yüksek Seçim Kurulunu  da -yüksek yargıdır orası da- orayı da ele geçirmek için bu Danıştaydaki ve Yargıtaydaki üye sayılarının artırılması yönündeki bu aceleci tavrınız da ortaya koymaktadır.

Sizlere bir şey söylemek istiyorum sayın milletvekilleri. Biraz önce konuşmamda da söyledim, sizlerin daha önce söylemiş olduğunuz sözler, bu aynı konularla ilgili olarak farklı düşüncelerinizin, bugün, iktidarda olduğunuz zaman değişmesi, elbette öyle hayra alamet gibi düşünülmemesi gerekiyor. Sizler, özelleştirmeyle ilgili geçmiş hükûmetinizdeki bakanların bir tanesi, birçoğu, bu kürsüde, Meclis kürsüsünde, özelleştirmenin bir ailenin yatak odasına girmek kadar bir düşünce olduğunu söyleyebilecek kadar ileri gitti. Bu anlayıştaki bir arkadaşımız bakan olduğu zaman da özelleştirmeyle ilgili tasarılara, işlemlere imza atmaktan da çekinmedi. Bunu söylediğimiz zaman niye rahatsız oluyorsunuz arkadaşlar ya? Neden rahatsız oluyorsunuz?

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Rahatsız olmuyoruz.

M. FATİH ATAY (Devamla) –  Geçmişte “Özelleştirme yapmak bir kişinin mahremiyetine girmektir, yatak odasına girmektir.” diyenleri, daha sonra Türkiye'nin en büyük özelleştirmesini yaptı diye eleştirince niye kızıyorsunuz arkadaşlar ha, neden kızıyorsunuz?

Değerli milletvekilleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Atay.

M. FATİH ATAY (Devamla) – Peki, öbür maddede konuşurum.

Saygılar sunuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 8’inci maddesinin değiştirilmesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, insanlığın geliştirmiş olduğu evrensel değerler vardır. İnsanlığın barış, kardeşlik, huzur, refah gibi geliştirdiği bu evrensel değerlerin içerisinde en önemlilerinden bir tanesi de adalet duygusudur. İnsanlığın geliştirdiği bu adalet duygusunun altyapısında evrensel değer olarak karşımıza çıkan ikinci husus ise, herkesin, bir suç işlediğinde, bir hukuki ihtilafla karşı karşıya kaldığında başvuracağı yargı mercisini önceden bilmesidir. Başvuracağı yargı mercisinin önceden bilinmesi bir evrensel değer olduğu gibi, hangi mahkemeye başvuracağını da bilmesi evrensel değerdir. O mahkemedeki hâkimlerin atanmasının, görev yapmasının ve özlük işlemleriyle ilgili usul ve esasların da önceden  belli olması gerekmektedir. İşte biz buna “tabii hâkimlik” ilkesi diyoruz ve “mahkemelerin görevlerinin kanunla belirlenmesi” ilkesi diyoruz. Bu, sadece Milliyetçi Hareket Partisinin tespit ettiği bir durum değildir. Bu, biraz önce ifade ettiğim gibi evrensel değerdir. Yargıtay da evrensel değerlere uygun olarak kanunla belirlenen görevlerini daireler şeklinde yerine getirir. Kanunla belirli olan dairelerde kimin önceden ne şekilde yargılanacağı belli olmuştur. Bu bir evrensel değer olmakla beraber, aynı zamanda insan hakkıdır yani adil yargılanma hakkı içerisinde bulunan “hukuki belirginlik” ve “hukuki güvenlik” dediğimiz kavramların içerisindedir.

Şimdi vaziyet böyle iken, tasarı Yargıtayın hangi dairesinin hangi işe bakacağına dair kanunla belirli olan statüsünü alıyor, değiştiriyor, yok ediyor, onun yerine “Başkanlık Kurulu” adı altında bir heyetin hangi dairenin hangi işe bakacağını yani daireler arasında görev taksimi yapacağını hükme bağlıyor. Yani Yargıtay Genel Kurulunda daireler arasındaki görev bölümü oraya seçilmiş olan üyelerin çoğunluğuna terk ediliyor.

Değerli arkadaşlarım, bu, biraz önce ifade ettiğim evrensel değerleri, adil yargılanma hakkını, tabii hâkimlik ilkesini, hukuki güvenilirlik ilkesini yok ettiği gibi, karşımıza bambaşka bir soru da getiriyor. AKP’nin başından beri “arka bahçe” olarak şikâyet ettiği yargıyı kendi “ön bahçesi” hâline getirme çabalarının bir ürünüdür bu görüştüğümüz madde. Seçilecek 137 tane yeni Yargıtay üyesiyle birlikte orada Yargıtaydaki çoğunluğu ele geçirip, Yargıtaydaki çoğunluğu ele geçirdikten sonra da daireler arasındaki işi zülfüyâre dokunacak daireden alıp kendi düşüncesine uygun bir başka daireye verme gibi bir riski ortaya koymaktadır. Bu böyle olmayabilir ama böyle olma ihtimali vardır. Şimdiden kamuoyunda yargının AKP’lileştirilme süreci içerisinde böyle olacağına dair bir algılama var. Dolayısıyla oraya seçilecek olan yüksek Yargıtayın 137 tane yeni üyesinin elbette ki tarafsız ve bağımsız bir yargı görevi yerine getireceğine inanmak isteriz ama Yargıtaydaki algılanışı böyle olmayacaktır, Yargıtayda AKP’nin seçtirdiği üyeler olarak algılanacaktır ve kutuplaşma olacaktır, zıtlaşma olacaktır, yargının içinde siyasal tartışmalar başlayacaktır. İşte bu siyasal tartışmalar içerisinde sizin düşüncenizin üstün olduğu bir Genel Kurulun daireler arasındaki iş bölümünü etkileyecek bir noktaya gelmesi, sizin sekiz yıllık iktidarınızı yargılayacak olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) -…gerek ilk derece mahkemesi gerekse yüksek mahkeme olarak yargılayacak olan Yargıtayı da…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) - İşte bu önergeye…

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, hiç olmazsa milletvekilinin kürsüden ayrılmasını bekleseniz, nezaket gösterseniz…

BAŞKAN – Ben teşekkür ettiğini zannettim Sayın Vural.

FARUK BAL (Devamla) – Su içme nezaketini gösterseniz.

BAŞKAN – Hayır, teşekkür ettiğini düşünerek oylamaya sundum, onu çok samimi bir şekilde ifade edeyim.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

                                                                     Kapanma Saati: 17.42

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 17.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

610 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

9’uncu madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 9 uncu maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

Bekir Bozdağ                                    Mehmet Erdoğan                              Orhan KArasayar

Yozgat Hatay                                            Adıyaman                                                

       Nuri Uslu                                      Yaşar Karayel

          Uşak                                               Kayseri

"Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık eder."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 9. Maddesi ile düzenlenen Yargıtay Kanununun 40. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan "daire başkanının görevlendireceği üye" ibaresinin "dairede görevli en kıdemli üye" şeklinde değiştirilmesini, birinci fıkranın 4. cümlesinde bulunan "salt" kelimesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                     K. Erdal Sipahi                                Metin Çobanoğlu

                       Konya                                                İzmir                                               Kırşehir

                 Recep Taner                                   Muharrem Varlı                                 Hakan Coşkun

                       Aydın                                                Adana                                            Osmaniye

                 Yılmaz Tankut

                       Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (9) uncu maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                      Mersin                                           Zonguldak                                            Konya

                 Şahin Mengü                                    Rahmi Güner                                    Turgut Dibek

                      Manisa                                               Ordu                                              Kırklareli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Önergenin görüşülmesinden sonra…

BAŞKAN – Tamam.

Önerge üzerinde söz isteyen Şahin Mengü, Manisa milletvekili.

Buyurun Sayın Mengü. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülen tasarının 9’uncu maddesinde üye sayısı artırılarak dairelerin iki heyet oluşturması hüküm altına alınıyor. Şimdi, bunun hukuk tekniği açısından çok büyük sakıncaları olduğu gibi, eğer iyi niyet taşısa yani bu söylediğimiz, Yargıtayı, Danıştayı ele geçirme mantığı olmasa, dosyaların bitirilmesi, tüketilmesi hadisesi olsa      -biraz evvel burada konuşan Milliyetçi Hareket Partili arkadaşımın da söylediği gibi- geçici görevlendirmeyle belli bir süre için Yargıtaya hâkim tayin edersiniz. Bu, dünyada, Batı’da örnekleri olan bir yöntemdir, ilk defa Türkiye'de biz yapacak değiliz. Aslında bir şeyin doğrusunu biz de yaparız, illa bir şeyi Batı’da aramaya da lüzum yok. Türkiye en az seksen yedi yıldır kıta Avrupa’sı hukukunu uygulayarak geliyor, biz bu işi Avrupalılar kadar biliriz ama sizi rahatlatsın diye söylüyorum, bu örnekler de var. O zaman, bir basit Anayasa değişikliğiyle Yargıtaya ve Danıştaya geçici görevlendirme yapılabileceğini hüküm altına alırsınız ve Yargıtayı, sizin tabirinizle, bundan evvel, daire sayılarını azaltmak istediğiniz zamanki gibi bir şişmeyi önleyerek geçici görevle, bu dosyaların kaç yılda tüketileceğini, sıfırlanacağını tespit edersiniz, o kadar süreyle görevlendirme yaparsınız. Böylelikle iki şeyin önüne geçersiniz… Bir, bu yaptığınız düzenlemeyle Türkiye'de içtihat aykırılıkları yaratırsınız. Düşünebiliyor musunuz, aynı dairenin içinde birden farklı iki heyet çalışacak, biri “A” diyecek, öbürü “B” diyecek. Türkiye'de avukatlık yapan arkadaşlarımın hemen hemen hepsi bilir, böyle, zaman zaman, iş yoğunluğu olan bazı dairelerdeki üye sayısı ikiye bölünerek yapılan uygulamalarda, aynı dosya tek numara, çift numara olarak iki ayrı heyete gider ve farklı karar çıkar. Asıl işte kamuoyunun indinde yargıyı zedeleyen oyalar bunlardır. Örnek: İki işçinin aynı şekilde işlerine son verilir, işleriyle ilgili açtıkları davalarda, peş peşe Yargıtaya giden dosyalarda biri farklı, biri farklı kararlar alırlar. Bu durum çok tehlikeli bir durum. Bu durum yargıyı zedeleyeceği gibi, Yargıtayda şişme yaratır. Eğer hakikaten iyi niyetli olsaydınız bu yöntemi getirirdiniz, Yargıtaydaki dosya sayısı tüketildiği zaman o insanların da görev süreleri otomatikman biterdi. Ne yapardınız? Altmış yaşını doldurmuş üyelerden böyle bir ekip seçerdiniz. Bunlar zaten yaş haddinden, altmış yaşını doldurduğu zaman evlerine giderler, emekli olurlardı. Hem Yargıtayı şişirmemiş olurdunuz hem de bir grup dosyaların tüketilmesine yardımcı olurdunuz. Ama yapılan sistem bu değil; yapılan sistem, önümüzdeki üç dört ay içinde yapılacak olan, mayıs ayında  yapılacak olan Yargıtay başkanlık seçiminde dilediğiniz kişileri veya size yakın olduğuna inandığınız kişileri o makama taşımak için yapılan bir operasyondur, bu getirdiğiniz çift heyet mantığı da odur. Yargıtayın sayısını artırsanız, artırdığınız daire sayısına yeterli sayıda üye tayin etseniz gene Yargıtayda istediğiniz bu operasyonu yapamıyorsunuz. O zaman ne yapacaksınız? Sabit olan, şu anda var olan dairelere de ek 4’er, 5’er üye tayin edeceksiniz, yeni kurulan dairelere de tayin edeceksiniz ve böylece dengeleri her yerde lehinize bozacaksınız.

Bakın, dünyanın hiçbir yerinde, yargıyla uğraşan hiçbir siyasi iktidar bundan hayır görmemiştir. Yargı, bugün sizin lehinize çalıştığını zannettiğiniz yargı… Yarın o yargının altında kalırsınız. En sonunda, bu insanların hepsi hukuk okumuş insanlardır. Bir yere kadar sizin etkiniz altında kalırlar. İlk etapta kalırlar, hoşlarına da gidebilir. “Bizi, bu kadar insanı, başka hiçbir dönemde bir anda Yargıtay üyesi yapmadılar.” diye size sempatiyle de bakabilirler. Ama unutmayın ki bir gün bunun altında hep beraber kalırız çünkü yargı hiçbirimizin değildir, hepimizindir. Hepimiz o yargıya ihtiyaç duyarız, hepimizin sığınacağı son noktadır. Yani eğer “Ankara’da hâkimler var.” diyemiyorsak bu ülkede ne demokrasiden bahsedebilirsiniz ne hukuk devletinden bahsedebilirsiniz. Eğer “Ankara’da hâkimler vardır.” mesajını topluma veremiyorsanız hiçbir şeyle uğraşmayın. Açık açık söyleyin, deyin ki: “Bizim yapmak istediğimiz tamamıyla Yargıtayı ve Danıştayı ele geçirme operasyonudur.” Çünkü bu getirdiğiniz çözüm bir çözüm değildir, bir operasyondur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞAN – Teşekkür ediyorum Sayın Mengü.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 9. Maddesi ile düzenlenen Yargıtay Kanununun 40. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan "daire başkanının görevlendireceği üye" ibaresinin "dairede görevli en kıdemli üye" şeklinde değiştirilmesini, birinci fıkranın 4. cümlesinde bulunan "salt" kelimesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                        Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Metin Çobanoğlu, Kırşehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Çobanoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

METİN ÇOBANOĞLU (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 9’uncu maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün burada yaptığımız görüşmelerde, komisyon görüşmeleri sırasında yapılan konuşmalarda, biraz önce de Sayın Komisyon Başkanı Ahmet İyimaya’nın ifade ettiği gibi, bu tasarının bir hukuk reformu olmadığı, geçici bir çözüm için getirildiği ifade edilmiştir. Komisyon görüşmeleri sırasında da buna benzer görüşlerin Adalet ve Kalkınma Partisine mensup milletvekilleri tarafından da ifade edildiğine şahit olduk, bunlar tutanaklarda da vardır. Yani bugün burada bu tasarıyla getireceğimiz kanun yargının iş yükünü hafifletmeyecektir, bir çözüm getirmeyecektir. Bu, birçok konuşmacının da ifade ettiği gibi, yürütmenin yargıyı kuşatma operasyonunun, Hükûmetin yargıyı kendi inisiyatifi altına alması operasyonunun bir parçasıdır. Bunu üzülerek ifade ediyorum. Bundan bu ülkeye de, bu devlete de, milletimize de hiçbir yarar sağlanmayacaktır. Yargıyla oynamak, adaletle oynamak hiç kimsenin işine yaramayacaktır. Bir gün, burada yapılan bu değişiklikler yarın sizin ayağınıza da dolanabilir ki bu da mukadder bir kaderdir.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği günden beri ülkemizdeki insanları ötekileştiren, “yandaş” ve “öteki” şekliyle memurlarımızı, sivil toplum örgütlerimizi böyle algılayan bir siyaset izlemiştir. Bu doğru değildir. Birçok konuda ayrımcılık yapmaktadır, eleştiriye tahammülü yoktur, hiç kimseden farklı bir ses çıkarılmasına razı olmamaktadır. Bu çok ciddi bir problem yaratmaktadır. İşte bugün burada yapılan düzenlemeyle de yargının kendileri açısından son kale olarak gördükleri Yargıtayı ve Danıştayı da istedikleri gibi biçimlendirme operasyonundan ibarettir.

Bugün yapılan değişikliklerle, özellikle üzerinde önerge verdiğimiz 9’uncu maddede de bu keyfîlikler çok açık, net gözükmektedir. Bu maddede deniyor ki: “Yeteri kadar üye olması hâlinde bu daireler iki heyet hâlinde toplanır.”

Değerli milletvekilleri, ben buradan soruyorum: “yeteri kadar üye”den ne kastediyorsunuz? Bu her başkana göre farklı algılanabilecek bir şey. Oysaki biz, hukuk normlarını ortaya koyarken çok daha keskin, herkes tarafından doğru anlaşılabilecek birtakım ifadeleri ortaya koymamız… Burada da sayısal bir ifadenin ortaya konulması gerektiği kanaatindeyim.

Yine özellikle ikinci heyetin başkanının tespiti noktasında daire başkanına keyfî bir atama belirleniyor, bu önergemiz de bunun için verilmiştir. Niye daire başkanı istediğini atayabilsin? Gelin, bizim önergemizde olduğu gibi birlikte “en kıdemli üye atanabilir” diyelim, bu keyfîliği önleyelim. Bana göre, hukukta da idarede de bu ülkeyi yönetirken de yapılması gereken en önemli şey, kişilerin inisiyatifini ortadan kaldırmak, keyfîliği ortadan kaldırmak. Eğer biz bu keyfîliği ortadan kaldırabilirsek bu sefer adalet duygusunu da toplumda yerleştirebiliriz.

Değerli milletvekilleri, öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki, öyle hukuksuzluklarla karşılaşıyoruz ki gerçekten Türkiye'nin geleceğiyle ilgili endişe duyuyoruz. Bakın, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı, aylardır İçişleri Bakanı tarafından açığa alındı. 56 tane müfettiş gitti, hiçbir suç unsuru yok, hiçbir mahkemeye ulaşmış bir şey yok ama Adana Büyükşehir Belediye Başkanı açıkta. Konya Ereğli Belediye Başkanının evi, sabah beşte, 100 emniyet görevlisi tarafından basılıyor, bütün evrakları alınıyor, belediye başkanlığı binası basılıyor. Dört ay geçmiş, hâlâ açılmış bir soruşturma yok.

Değerli arkadaşlarım, bu keyfîliği önlememiz lazım. Sonuç itibarıyla, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı da seçilmiş bir insandır, Konya Ereğli Belediye Başkanı da seçilmiş bir insandır. Hukuku kendimizden olanlara farklı, diğerlerine farklı bir şekilde kullanmak bu ülkeyi sıkıntıya sokar, bu ülkede adalet duygusunu zedeler. Gelin, bundan vazgeçelim.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çobanoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 9 uncu maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

                                                        Bekir Bozdağ (Yozgat) ve arkadaşları

"Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık eder."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yargıtayın mevcut iş durumu göz önüne alınmak suretiyle, işi yoğun olan dairelerde birden fazla heyet hâlinde çalışma imkânı getirilmesi amacıyla bu önerge verilmiştir. Dairede birden fazla heyet oluşturulması hâlinde, oluşturulan bu heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üyenin başkanlık etmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre de yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir.

Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 13 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına çerçeve 9 uncu maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesi ve devamındaki maddelerin buna göre teselsül ettirilmesi arz ve teklif olunur.

                 Bekir Bozdağ                                 Mehmet Erdoğan                              Orhan Karasayar

                      Yozgat                                            Gaziantep                                             Hatay

                    Nuri Uslu                                      Yaşar Karayel

                        Uşak                                               Kayseri

"Madde 10- 2797 sayılı Kanuna 53 üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki 53/A maddesi eklenmiştir.

Bilgi İşlem Merkezi Müdürlüğü ve görevleri

Madde 53/A- Bilgi İşlem Merkezi, Yargıtay Birinci Başkanlığına bağlı olarak görev yapar ve bir müdür yönetiminde yeteri kadar şef, mühendis, programcı, çözümleyici, bilgisayar işletmeni, veri hazırlama ve kontrol işletmeni ile teknisyenden oluşur.

Bilgi İşlem Merkezi Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Yargıtay Başkanlığında bilgi işlem sistemini ilk derece ve bölge adliye mahkemeleri bilişim sistemiyle koordineli olarak kurmak, işletmek, bakım ve onarımlarını yapmak veya yaptırmak, bilgi işlem sistemleri ile ilgili teknolojileri ve gelişmeleri takip ederek ihtiyaçlara göre gerekli güncellemeleri yapmak, Yargıtay Başkanlığının ihtiyaçlarına göre projeler üreterek yazılım geliştirmek ve güncellemek,

b) Gerektiğinde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının geliştirmiş olduğu yazılımlarla uyumunu sağlamak, uluslararası kapsamda, sistemler arası çevrim içi ve çevrim dışı veri akışını ve koordinasyonu sağlamak, bilişim teknolojileri ile ilgili ulusal ve uluslararası faaliyetlerde Yargıtay Birinci Başkanlığınca verilen görevleri yerine getirmek,

c) Yargıtayın faaliyet alanına ilişkin olarak hazırlanan karar, mevzuat, genelge, görüş, metin ve belgelerin, Türkiye’nin üyesi olduğu ve yargı yetkisi tanınan uluslararası mahkeme kararlarının, kullanıcıların hizmetine sunulması için gerekli desteği sağlamak,

d) Yargıtay Başkanlığı bilgi sistemlerinde güvenlik politikalarının usul ve esaslarının belirlenmesi, uygulanması ve güncellenerek denetlenmesini sağlamak,

e) Bilgisayar ve bilgi sistemlerinin kullanılmasında Yargıtay Başkanlığınca çıkartılacak esasları hazırlamak, Yargıtayın tüm birimlerinde görev yapan bilgisayar kullanıcılarının talepleri de dikkate alınarak gerekli eğitimlerini sağlamak,

f)      Yargıtay Başkanlığı tarafından verilen benzeri görevleri yapmak."

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Değerli Başkanım, yüksek Yargıtayın talebidir, e-devlet uyarlamasının Yargıtayda gerçekleşmesi amaçlanmaktadır. Komisyon yeter nisabıyla katılmaktadır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Sayın Bal, süreniz on dakikadır.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Komisyonun katıldığı, Sayın Bakanın katıldığı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunca verilen ve görüşülmekte olan tasarıya bir madde eklenmesine ilişkin önergeyi, yetmez ama, olumlu olarak değerlendiriyoruz ve dolayısıyla, Yargıtayda bir bilgi işlem dairesi kurulmasına ilişkin bu önergeye Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak destek vereceğimizi sözlerimle ifade ediyorum.

“Yetmez ama evet.” dedik. Yetmez çünkü Türk yargısı sadece Yargıtaydan müteşekkil değildir. Yargının sorunu sadece Yargıtayın sorununu halletmekle bitecek bir sorun değildir. Yargının sorunu, suçun işlendiği andan başlamak suretiyle kolluk kuvvetlerinden soruşturması,  cumhuriyet savcılığının soruşturması, mahkemelerdeki yargılama, Yargıtaydaki temyiz aşaması, mahkûm olanlar için ceza ve tevkif evlerindeki suçluların cezalarının çektirilmesi, ceza ve tevkif evlerinde bunların eğitilerek topluma iade edilmesi, adli sicil ve adli sicil uygulaması ile bir mahkûmun rehabilite edilmiş olarak topluma iadesi sürecini kapsamaktadır. Dolayısıyla bu perspektiften baktığımızda sadece Yargıtayda bilgi işlem dairesinin kurulması ve bu bilgi işlem dairesinin Yargıtayın işlevlerinden bir kısmına sınırlı bir şekilde teknolojik destek sağlaması yargının sorunlarını halletmez, bu açıdan yetmez.

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak 21’inci yüzyılın tüm evrensel değerlerini milletimizin hizmetine sunabilmenin azmi ile bir Millî Yargı Projesi hazırladık. Bu Millî Yargı Projesi ile insanlığın geliştirmiş olduğu tüm evrensel değerlerden, uluslararası hukukun geliştirmiş olduğu tüm değerlerden milletimizin her ferdinin istifadesine imkân sağlayacak bir demokratik hukuk düzenini hedefliyoruz. Dolayısıyla bu demokratik hukuk düzeni içerisinde insanlarımızın adil yargılanma hakkını gözeten, makul sürede yargılanma hakkını gözeten, yargının da kendi içindeki sorunlarını topyekûn halledebilecek bir projeyi hazırlamış bulunuyoruz.

Bu proje kapsamında yargının motivasyon bozukluğunu giderecek ve motivasyonundaki eksiklikleri giderecek program, motivasyon düzeltme ilkeleri çerçevesi içerisinde yerine getirilecektir. Otomasyonla ilgili sorunlar o teknik birim içerisinde gereği yerine getirilecektir. Standardizasyon, dokümantasyon ihtiyaçları da o kapsam içerisinde, o disiplinler içerisinde değerlendirilecektir.

Bütün bunların içerisinde “teknolojik yargı reformu” adını verdiğimiz iki önemli ayaktan sizlere söz etmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi…

Sayın Başkan, lütfen, benim konuşmamı engelleyecek şekildeki sohbetleri kesebilir misiniz efendim.

BAŞKAN – Herhangi bir şey yok Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) – Efendim, çok yoğun bir biçimde ben gürültü alıyorum ve insicamım bozuluyor, lütfen üyeleri uyarın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, uğultu var Genel Kurulda, lütfen sessiz olalım.

Buyurun.

FARUK BAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, belki dinlerseniz, memleketimiz adına güzel bir hizmetten bahsediyoruz, nasiplenebilirsiniz.

Teknolojik yargı desteği, Türk yargısının temel sorunu olan iş yükünü teknik destekle çözecek bir projedir. Teknolojik yargı desteği, yargının kendi içerisinde uğramış olduğu üç tane temel sıkıntıya çözüm getiren bir destektir. Bu üç temel sorun: Birincisi, usul hatalarının yapılması ki vahim bir tabloyla karşı karşıyadır Türk yargısı usul hataları açısından. Yargıtaya giden dosyaların –ki 1 milyon 900 bin tane olduğu ifade ediliyor- yarısı usul hatası nedeniyle bozularak mahkemesine gönderilecektir. Demek ki usul hatasını minimize edecek bir teknik desteğe ihtiyacı var yargının. İşte “millî yargı” dediğimiz teknolojik destek bu kapsamda kendisini gösteriyor. Yapay zekâ modellemesiyle her dava tipine uygun bir şekilde, eğer usuli bir hata yargılama sürecinde yapılır ise bu takdirde yapay zekâ tekniği yargılama yapan makamı uyararak bu usuli hatayı gündeme getirecek ve dolayısıyla bu usuli hata henüz yargı bitmeden telafi edilebilecek noktaya gelecektir. Sadece bundan dolayı Yargıtaydaki yaklaşık 700-800 bin tane dava dosyasının daha ilk derece mahkemesinde bozulmaması için, yanlış bir yargıya ulaşılmaması için bir destek olarak gündeme gelecektir.

Değerli arkadaşlarım, yargının maruz kaldığı ikinci temel sorun ise maddi hatadır. Maddi hata ile yani herhangi bir kasıttan, ihmalden kaynaklanmayan, sadece uygulama sırasında ortaya çıkan maddi hataların tespit edilmesi ve bu maddi hataların teknolojik yargı desteğiyle giderilmesi mümkündür. İşte, millî yargının içerisindeki teknolojik yargı reformu, yargılama süreci içerisindeki maddi hataları anında uyararak, yargılamayı yapan makama bunun giderilmesi için imkân tanımaktadır.

Yargıda üçüncü hata ise insan hatasıdır. Hâkim de insandır, hâkim de hata yapar. İnsan zihni elbette ki unutmakla maluldür. Elbette ki insan zihni, insan beyni unuttuğu içindir ki yeni bilgileri öğrenebilecek şekilde Cenabı Allah tarafından tanzim edilmiştir. İşte bu unutkanlık uzun süren yargının en önemli problemidir ve hâkimin unutkanlığı, hâkimin hatası netice itibarıyla yanlış bir yargı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Unutmayan bir tek alet vardır, o da -doğru programlandığı takdirde- bilgisayarın hafızasıdır. On yıl, yirmi yıl, elli yıl, yüz yıl sonra, ne yazdıysanız onu karşınıza çıkarabilecek bir kabiliyete ve kapasiteye sahiptir. İşte, bilgisayar teknolojisinin bu özelliğinden yararlanarak maddi hata kapsamı içerisindeki insan hatalarının yani hâkim hatalarının, unutkanlıktan veya yanlış hatırlamaktan kaynaklanan hataların giderilebilmesi için yapay zekâ modellemesi ile Türk yargısına yeni bir perspektif, yeni bir vizyon çiziyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu yürürlüğe girdiği takdirde, Türk yargısı güvenli, Türk yargısı adil yargılama hakkını kendisine teslim eden ve makul sürede yargılamayı bitirebilecek bir ehliyete, liyakate, kaliteye ve kapasiteye ulaşmış olacaktır. Bu mümkün müdür? Evet, bu çok mümkündür ve çok kolaydır.

Aziz dava arkadaşlarım, sadece çok basit bir çocuk oyununun kurgulandığı bilgisayar programının usul hatası ve maddi ve insani hatalar boyutunda dizayn edilmesi ile bu mümkün hâle gelebilecektir ve Milliyetçi Hareket Partisi bunun mümkün hâle gelebilirliğini prototipiyle üretmiştir. Cenabı Allah’ın izni, milletimizin takdiriyle bunu büyük milletimize büyük bir adalet reformu olarak sunuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, ikinci olarak, mahkemelerdeki davalar toplumun nabzını, toplumun tansiyonunu, toplumun her türlü kan değerini ölçen ve oralarda ortaya çıkan sorunları belirleyen verileri içermektedir yani Türkiye’deki kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına her mahkemede ortaya çıkan adli bir sorun Türkiye’nin gerçek toplumsal sorunlarının değeridir, gerçek toplumsal sorunlarının verisidir. Dolayısıyla Türkiye bu verilerden şimdiye kadar yararlanamamaktadır. Milliyetçi Hareket Partisinin hazırlamış olduğu ve adını da “Veri sayar teknolojisi” olarak ortaya koymuş olduğu bu sistemle her yargı organındaki toplanan uyuşmazlığa neden olan, suç işlenmesine neden olan olaylar, o olayların failleri veya ilişkili bulunduğu kişilerin kişilik hakları, devlet sırrı, asker sırrı, ticari sır gibi kavramlardan arındırıldıktan sonra bir veri toplama merkezinde birikmekte ve böylece toplumsal bir sorun olan adliyedeki bu verilere gerekiyorsa yasal, gerekiyorsa idari, gerekiyorsa sosyal, gerekiyorsa ekonomik tedbirlerle topyekûn çare bulma yolu açılmış oluyor. İşte bu veri sayar teknolojisi Türkiye’de sekiz yılda AKP’nin genellikle tercüme kanun olarak Meclise getirdiği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Tamam mı?

BAŞKAN – Tamam Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) – Peki, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

Yeni madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Muharrem İnce, Yalova Milletvekili.

Buyurun Sayın İnce.

CHP GRUBU ADINA MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim  Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakınız, ben size bugün çok ilginç bir belge göstereceğim. Gerçekten belki de dokuz yılda bu Mecliste ilk kez bu kadar hoşuma giden bir belge buldum. Bu kürsüden bize, Cumhuriyet Halk Partisine “darbeci” dediniz, “statükocu” dediniz, “Ergenekoncu” dediniz… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) – …devam edeyim, “postal yalayıcısı” dediniz, bunların hepsini dediniz. Şimdi kimmiş postal yalayıcısı, ben onu göstereceğim, acele etmeyin.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Hepsini ince ince diyor!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi, biz burada, Anayasa’nın geçici 15’inci maddesinde zaman aşımının durdurulmasını istediğimizde reddettiniz. “İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesini değiştirelim.” dedik, reddettiniz. Kenan Evren’le açılışlara gittiniz, Kenan Evren’le Çankaya Köşkü’nde birlikte yemek yediniz, sonra maaşına zam yaptınız. Bütün bunlar yetmedi.

Şimdi, bakın: YÖK 12 Eylül kurumlarından birisidir, temel kurumlarından birisidir, Sayın Vecdi Gönül de YÖK’ün kurucu üyesidir. Sayın Abdülkadir Aksu da 12 Eylülün görevden alıp Rize Belediye Başkanı yaptığı kişidir. Ben bunlarla sınırlı biliyordum ama öyle değilmiş.

Şimdi, bakın, siz yalnızca darbe tüccarı olmakla kalmayıp darbecilerin avukatıymışsınız da haberimiz yokmuş. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Evet, bakın…

AHMET YENİ (Samsun) – Ergenekon mu?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Okuyorum bak… Kim Ergenekoncu, oku.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bak, Ahmet Yeni, sana yeni bir şey söylüyorum: “Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, mahkemesi Ankara Asliye 15. Hukuk Hâkimliği -okuyorum- Kenan Evren adına avukatı Ahmet İyimaya.” (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Duyduk duymadık demeyin! Ey ahali! Ey aziz halkım! Ey sevgili milletvekilleri! Bu ülkede, Kenan Evren bu ülkede darbe yaptığında Cumhuriyet Halk Partisini kapattı, bu partinin yöneticilerini zorunlu ikamete tabi tuttu, arkadaşlarımız işkence gördü. Bak, işkence gören birini orada görüyorum: Rasim Çakır, birisi. Daha, Mevlüt Coşkuner, Çetin Soysal, Hikmet Ağabey, hepsi, bütün arkadaşlarımız… Bizim arkadaşlarımız 12 Eylül sonrasında işkence görürken Ahmet İyimaya Kenan Evren’in avukatıymış da haberimiz yokmuş!

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – O gün mesleğini yaptı.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, Sayın Aydın…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Tabii canım… Tabii canım, Kenan Evren’in avukatlığını yapmak meslek, ne olacak.

Sizi gidi darbe şakşakçıları sizi, sizi gidi darbeciler sizi, sizi gidi Ergenekoncular sizi, sizi gidi darbe tüccarları sizi. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Şimdi, geç bunları, bunları geçeceksin. Siz çelişkilerinize bir yenisini daha eklediniz.

Şimdi, bakın, Allah aşkınına, ikisinde de Başbakanın imzası var: 10/1/2007, azaltılıyor daire sayısı; 21/1/2011, artırılıyor. Bu bir çelişki değil mi? Bunu bir Allah’ın kulu çıkıp burada açıkladı mı? Yok.

Şimdi çelişkilerinize devam edelim: Yani, Sayın İyimaya bu kürsüye gelip “Ekmek parası, ne yapayım? Kenan Evreni savundum.” mu diyecek? Yoksa “12 Eylül oldu, darbe oldu, Türkiye’de siyasetin önü tıkandı. Türkiye’de belki de biz darbe ürünüyüz. Türkiye’de siyaset rayına oturmadı. Bak bugün iktidar olduk, bizim önümüzü açtı, yani Kenan Ağabeyimizi savunmayacak mıydım?” mı diyecek, ne diyecek? Ne diyecek yani? Ya, bu kadar olur! Bu artık… Buna insan utanır.

Şimdiden sonra bir taneniz Cumhuriyet Halk Partisine böyle laf etmeyeceksiniz. Avukatı Komisyon Başkanı yapmışsınız, daha ne yapacaksınız? Sizi gidi darbeciler sizi… (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bak, bak… Geçin bunları. Ben olsam… Cumhuriyet Halk Partisinde de pek çok avukat arkadaşım var milletvekili, eğer burada benim avukat arkadaşlarımdan birisi Kenan Evren’in avukatlığını yapmış olsaydı, Genel Başkana müracaat ederdim, derdim ki: “Bu milletvekiliyle ben aynı partide olmam.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler) “Kusura bakmayın, ben olmam.” derdim. Kenan Evren... (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu darbecinin avukatlığını da yapmaya devam ediyorsunuz, siz onların avukatlığını yapmaya devam ediyorsunuz.

Bakın, devam edeyim, çelişki içindesiniz, çelişki. İngiltere Başbakanının isteği üzerine kanun çıkartmaya çalışıyorsunuz Türkiye Büyük Millet Meclisinde. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Viski tüccarlarını affetmek istiyorsunuz. Torba kanun gelsin, yeni belgelerimi de açıklayacağım hiç merak etmeyin.

Bakın, toplum tartışıyor, bir içki yönetmeliğini tartışıyor. Anladık, Anayasa’nın 58’inci maddesinde “alkol düşkünlüğü” diyor. Orada “cehalet” de diyor, “kumar” da diyor, kumar. Türkiye’de kumarı 3 katına çıkaran siz değil misiniz? Şans topunu kim buldu? Yani şans topunu sizin...

NURİ USLU (Uşak) – Güldürme milleti!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Güldürmüyorum. Bak, bir soru soruyorum: Şans  topu AKP iktidara gelene kadar Türkiye’de var mıydı, yok muydu? At yarışı 2 gündü, şimdi 7 gün.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Siz oynuyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben bilmem onları, gerçekten bilmem ama oynayanlar vardır, onu bilemem ama şans topunu siz icat ettiniz.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Biz icat ettik de siz oynuyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu ülkede at yarışını her gün siz yaptınız. İddiayı kim icat etti? Yani 2002 yılına kadar Türkiye’de “İddaa” diye bir kumar var mıydı? Kim yaptı bunu? Siz yapmadınız mı? Kim? (AK PARTİ sıralarından “siz” sesleri) Yalancıyı kurt yesin mi?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

Sayın İnce, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz. Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

MUHARREM İNCE (Devamla) – İddaa bu İktidar döneminde olmuştur, şans topu bu İktidar döneminde olmuştur, at yarışı yedi güne bu İktidar döneminde çıkmıştır, kumar 3 kat artmıştır.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Milli Piyangoyu siz yapmadınız mı?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Yani üç sene önce azaltacak, sonra artıracak. Kenan Evren’in avukatlığını yapacak, sonra bize “darbeci” diyecek. Alkolle mücadele ediyormuş gibi görünüp kumarı 3 katına çıkaracak. “Gel, Geçici 15’i değiştirelim.” gelmeyecek. “İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesini değiştirelim.” yan çizecek. Bütün bunlar sizin gerçek yüzünüzü ortaya koyuyor. “Faili meçhul cinayetler” dedik, bugün yine getirdik grup önerisini. Niye kabul etmediniz? Hani siz Türkiye’de her şeyin şeffaf olmasını istiyordunuz? Hani siz Türkiye’de gizli bir şey kalmasın istiyordunuz?

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Millet biliyor, millet.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Biz Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e kadar bütün cinayetlerin, faili meçhullerin araştırılmasını istiyoruz. Niye kabul etmiyorsunuz? Şimdiden sonra size bir tek şunu söyleyeceğim.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Süheyl Batum’a sor, Süheyl Batum’a.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz darbecilerle iç içesiniz, darbecileri koruyorsunuz, darbecilerin avukatısınız.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Komisyon adına Komisyon Başkanı Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın İyimaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Çok Değerli Başkanım, yüce Parlamentonun çok değerli üyeleri; hepinizi sözlerimin başında saygıyla selamlıyorum.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – İstersen bir yudum daha su iç Hocam.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – İlkokulu okuma fırsatım olmadı, köyümüzde okul yoktu. On iki yaşıma kadar kara lastik dahi giymedim.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Duygu sömürüsü yapma!

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Alnımın teriyle, tırnaklarımla, babası general olmayan, annesi profesör olmayan vasat bir köylünün evladıyım.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Benim anam profesördü, babam generaldi be!

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Yükseldiğim veya yürüdüğüm her makama hem alnımın teriyle ve hem kaderin ikramıyla geldim.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Bizler de Vehbi Koç’un torunlarıyız!

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Ankara Barosunda yapayalnız avukatlığa başladım ve sorumluluk hukukunda derinleştim. 12 Eylülde avukattım, birkaç senelik avukat. Bildiri yayınlandığı zaman beni en fazla üzen şey, avukatların ve doktorların çok kazandığı ve vergi vermedikleriydi. Bilincimin derinine saplanan bir kılıç gibi ruh dünyamdaki gerçeklik olarak yerini aldı.

Tarih bana bir fırsat verdi. Tarihini bilmiyorum, 1993’tür, 94’tür. 12 Eylül rejimi sona ermiş, normalleşme dönemine geçilmişti. Aziz Nesin, değerli meslektaşım Emin Değer’in dilekçesiyle Kenan Paşa’ya bir dava açmıştı. Kenan Paşa’yı darbeci sıfatının dışında, ne tanırdım ne bilirdim ne görürdüm.

Bir sabah, çok saygı duyduğum ve iki üç hafta evvel geçirdiğimiz medeni hukuk projelerinin büyük başı Turgut Akıntürk bana bir telefon açtı. “Ahmet Bey, Kenan Paşa’ya bir dava açıldı, böyle böyle. Yargıtaydan, hukuk bilim dünyasından sorduk, bu konuda en kaliteli isim sensin. Davayı kabul eder misin?” dedi.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Bravo!

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Evet, “Davayı kabul eder misin?” Tefekkür ettim, vicdani sorgumdan geçirdim. Cumhurbaşkanlığı Hukuk Müşavirliği, rahmetli Özal’ın da, Kemalettin Alikaşifoğlu da -tanırım Yargıtaydan, o da- geldi ve bir darbe yapmış insanın…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Derin devletin tüm adamlarıyla konuştunuz yani!

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – …hukuktan yardım isteme talebine, aynen 1960 darbesinden sonra kimi baroların “Ben bunların avukatlığını alamam.” diye karar verip Ankara Barosunun bir savunma yıldızı gibi yükselip “Sakıt insanların savunmasını yaparım.” dedikleri gibi, ben davayı aldım ama avukatlık yaptım.

MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) – Hayırlı olsun!

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Bir zarf içerisinde Çankaya’dan para geldi. Bunu hatıralarımda yazacaktım. “Nedir bu?” dedim. 500 lira para.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Nereden bileceğiz?

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Fatura kestin mi, fatura!

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Dedim ki: “Darbenin ilk demeci avukatlık ücreti konusunda olan bir zatın parasını almıyorum ve iade ediyorum.” dedim. [CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!) AK PARTİ sıralarından alkışlar] Bu, benim vicdanımda, benim ahlakımda, benim savunma mesleğimin kutsallığında, rahmetli Faruk Erem’in “Arkadaşlar, avukatlar olarak istemediğiniz kişiler olabilir, kazıyınız ama her insanın derininde bir insan cevheri çıkabilir.” arifesini kendime ilke edinmiştim. Bu bilinmiyor değildi, saydam bir toplumdaydık.

      RASİM ÇAKIR (Edirne) – Savunma metnini çoğalt da dağıt, okuyalım.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) - O tarihte, Fehmi Koru kıvançla yazdı, merhum Esat Coşan bir şerefli olay olarak kitabında yazdı. Gizlim yok, saklım yok ama siyaseti şahsiyet yamyamlığına dökmek isteyenler bilsinler ki İyimaya’nın böyle yamyamların hayal sofralarına pirzola olamayacak kadar şeffaf, ahlaklı, adil bir hayatı vardır.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Siyaset yapacak adam aynaya bakacak Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya.

Yeni madde üzerinde AK PARTİ Grubu adına…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kenan Evren’i nasıl savundun? Savunmayı nasıl yaptın?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın İyimaya siyaset yamyamlığından neyi kast ediyor? Benim anladığım siyaset yamyamlığı, bugün savunduğun bir şeyin yarın tersini savunmaktır. Ben siyaset yamyamlığını böyle anlarım. Böyle anladığım için de hayatımın hiçbir döneminde siyaset yamyamı olmadım. Açıklık getirmesini istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Yalnız benim de dinlediğim kadarıyla şahsınıza herhangi bir sözü olmadı.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katiyen.

BAŞKAN – Yeni madde üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Bekir Bozdağ, Yozgat Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bozdağ.

AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubu adına 10’uncu madde üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, 10’uncu madde önemli bir madde, esasında yargıda Hükûmetimizin başlattığı UYAP sisteminin bir devamı.

UYAP dediğiniz zaman, yargıyı hızlandırmak için avukatların yerinden dava açabildiği, harç yatırabildiği, duruşmasını takip edebildiği, hatta duruşmaları olan vatandaşların da istemleri hâlinde kendi dosyalarının akıbetleri hakkında bilgi sahibi olduğu bir sistem kuruluyor ve bu sistemi yakinen vatandaş da takip ediyor. Avukatın verdiği bilgiye göre davanın hangi aşamasında olduğunu değil, bizzat vatandaş kendisi ne yapıyor? Davasını takip ediyor, bir nevi avukatını da kontrol etme imkânı elde etmiş oluyor.

Şimdi, Yargıtayda kurulacak olan bilgi işlem merkezi ile Yargıtayda bulunan kararların ve Yargıtayla ilgili diğer bazı konuların buradan İnternet aracılığıyla kamuoyuna ve kamuya açılması, kamuoyunun da buradan istifade etmesinin yolu açılıyor. Bugüne kadar hepimiz sorduk, hepimiz dedik ki: “Yargıtaydaki içtihatları biz öğrenelim.” Ama Yargıtay dergisinde yayınlanan içtihatlar veya bir şekilde ulaşılan içtihatlara ancak vakıf olabiliyoruz ama bu Yargıtayla ilgili konunun, bütün kararlarının detayına inme imkânı maalesef olmadı.

İşte, bu düzenlemeden sonra Yargıtayla ilgili bütün kararlara avukatlar dâhil herkesin erişme, ulaşma ve Yargıtayı takip etme, bir noktada da vatandaşın bu kararları okuyarak, orada olan gelişmeleri takip ederek Yargıtayı denetleme imkânı da getiriliyor. Önemli bir düzenleme. Ben isterdim ki bu düzenleme üzerinde konuşmalar olsun ama burada başka başka şeyler konuşuldu. Ben eminim, buradan AK PARTİ Grubunu veya AK PARTİ’lileri “darbeci” diye nitelendirdiğinde -zannedersem yeni nüfus sayımına göre 74’e yaklaştık- 74 milyon insan emin olun gülüyordur hem de çok keyifle gülüyordur. Hele bunu bir de CHP söyleyince, emin olun keyfinin dozajı daha da artıyordur.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Doğru ya, 12 Eylül’den sonra sen gittin hapishaneye!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben milletimizin bunu çok yakın bildiğini düşünüyorum.

Şöyle geriye doğru biraz yolculuk yapıp bugüne doğru gelelim, orada da kalmayalım.  Bu ülkede 27 Mayıs 1960 darbesi oldu. O zaman, bu darbe olsun, diye sokak sokak, cadde cadde, kimler neler yaptı ve bu darbe olduğu zaman…

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Peki, sen neredeydin o zaman?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -  …ve bu ülkenin 1 Başbakanı, 2 tane Saygıdeğer Bakanı idam sehpasında, uyduruk yargılamalarla, hukuk cinayetleriyle yargılanırken kimlerin nasıl bayram yaptığını bu millet bilir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ya Bekir, bırak onları! Sen şimdi Komisyon Başkanına bak! Komisyon Başkanına cevap ver. 60’ı bırak sen!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bakın, ben daha, sadece evde, sohbet ederken “Oh iyi oldu.” diye bayramdan bahsetmiyorum ama daha önemli bir şey söylüyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bak, adam yok orada!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bu Parlamentodan, 1963 senesinde, rahmetli İsmet İnönü’nün Başbakan sıfatıyla imzalığı bir kanun tasarısıyla, bu Parlamentodan bir kanun geçti ve bu Kanun, 1982 Anayasası yürürlüğe girene kadar da uygulama da kaldı. Neydi biliyor musunuz bu Kanun’un özü? 27 Mayıs 1960 darbesinin yapıldığı günü “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” ilan eden kanundu. Darbeyi bayram ilan eden kanunu buradan geçirdiler. Neymiş? Hürriyet ve Anayasa Bayramı. Daha ilginç yanı, bir de bu bayramı nerede kutlatıyorlar biliyor musunuz? Anayasa Mahkemesinde kutlatıyorlar.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bekir Bey, sen bugüne gel, bugüne! Bugüne gel, bugüne!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Anayasa Mahkemesinin önünde, Sayın      Anayasa Mahkemesi duruyor, devlet erkânı ve davetliler gelip Başkanı tebrik ediyorlar. Düşünün! Anayasa’yı rafa kaldırıyorlar, hürriyeti rafa kaldırıyorlar, millî iradeyi temsil edenleri ipe gönderiyorlar, ondan sonra bu haltı yiyenlerin yaptığı işin yapıldığı günü de bayram ilan edip bir de çiğnedikleri Anayasa Mahkemesinde bayram kutlatıyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Darbecilik budur! Budur darbe severlik! Öyle yok! Biz öyle, havadan şeylerle, bir avukatın vaktiyle yaptığı bir vekâlet göreviyle değil…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ne bir avukatı ya! Adalet Komisyonu Başkanı.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -  Benim söylediğim, bu çatının altında olmuş ve Kanun, Meclisin tutanaklarında var, Resmî Gazete’de var, hepsi var. Darbeyi bayram biz ilan etmedik. Anayasa Mahkemesinde, Anayasa’nın katili olanları oraya götürüp bir de Anayasa Mahkemesinin önünde hürriyet ve Anayasa bayramı yaptırmadık.

Bir başka şey: Daha fazla geriye gitmeye gerek yok. 12 Mart 1971, Parlamento çalışıyor ve o zaman generaller muhtıra veriyor.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Utan be! İsmet Paşa’yı ağzına alma! Utan!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – 12 Mart muhtırasını veriyor.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Vatanı kurtaran, milleti kurtaran insan!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, bunlar tarihî bilgiler ve kayıtlı. Muhtırada ne oluyor? Hükûmet istifa ediyor. Burada pek çok parti var, hepsini de katıyorum.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Hâlâ İsmet Paşa’yla uğraşıyorsun, hâlâ Atatürk’le uğraşıyorsun! Ayıp!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – İstifa ediyor, Başbakan da çekiliyor. Başbakan CHP’nin içerisinden saygıdeğer bir isim, Başbakan oluyor. Bakanları da darbeciler tayin ediyor, Hükûmet kuruluyor ve bu Parlamento muhtıracıların talimatıyla şakır şakır kanun çıkardı, şakır şakır Anayasa değiştirdi. O zaman, “Biz, muhtıra verenlerle Hükûmetin istifa ettiği muhtıra verenlerin akredite ettiği kişinin Başbakan veya Bakan olduğu bir Hükûmete güvenoyu veremeyiz, onların talimatıyla Anayasa değiştiremeyiz.” diye millî iradeye neden sahip çıkılmadı, demokrasiye niye sahip çıkılmadı? Şimdi darbeden bahsediliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Çıkıldı, çıkıldı! Sen okumamışsın. Bülent Ecevit ne yaptı o zaman?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yıl 1997, 28 Şubat ve o zaman da emin olun bu ülkede yine aynı şeyler oldu.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen tarihi bile bilmiyorsun Bekir!

RAHMİ GÜNER (Ordu) - Bekir, bilmediğin şeyleri anlatma!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Hukuk rafa kalktı. 28 Şubatı alkışlayanlar, “bin yıl sürecek” diye davasını güdenler, “Hayatıma mal olsa bile gereğini yaparım.” diyenler nerede? Yok. (Gürültüler)

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Siz hâlâ İsmet Paşa’yla uğraşıyorsunuz!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, başka bir şey söyleyeceğim.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Bundan dolayı utan, utan!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Paçarız…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bir başka şey: Yıl 2007. O zaman 28 Nisanda bir muhtıra daha verildi. İşte buna bakacaksınız.

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sen nereden biliyorsun onu? Sen dünyada yoktun! Biz o yılları yaşadık!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – O muhtırada da Hükûmete, o muhtırada da Parlamentoya, özellikle AK PARTİ Grubuna karşı “Her zaman biz düdüğü çalınca nasıl olsa Meclis hiza, istikamet yapar, bizim dediğimiz olur, düdük bizimdir, her yerde öter.” diyenler düdüğü çaldılar ama o düdüğü duyar duymaz alkışa geçip televizyonlara bağlanıp “gayet iyi” diyenler var ama ayağa kalkıp “Herkes yerini hududunu bilecek.”

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen öyle demiştin değil mi Bekir? 60 ihtilalinde sen öyle demiştin.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – “Biz millî iradeyi temsil ediyoruz, herkes görevini, haddini bilecek.” diye millî iradeye sahip çıkıp milletin dediğini cumhurbaşkanı yapan ve muhtıraya meydan vermeyen bu kadrodur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ama bakın ne oldu?

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Yazıklar olsun sana!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, birdenbire CHP’de bir değişiklik oldu. Yıllardır alkış tutanlar darbe karşıtı oldu, birden bir kanun teklifi getirdiler. Bakın Sayın Okay’ın, Sayın İnce’nin de imzası var. Nedir? Darbeleri kaldıralım. Tamam, kaldıralım. Ne gerekçesi var? Askerî İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesi. Orada ne var, burada ne var? Bakın, diyor ki…

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Yatıyorsunuz İsmet Paşa, kalkıyorsunuz İsmet Paşa!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın okuyorum, tekliften okuyorum, millet dinlesin: “Silahlı kuvvetlerin vazifesi Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni parlamenter demokratik sistemin işlerliği çerçevesinde ve Anayasa’ya bağlı olarak korumaktır.” Bu ne demek biliyor musunuz? Bakın, “Silahlı kuvvetlerin vazifesi Türk yurdunu…” Tamam. “Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni…” O da tamam. Ama neye göre? Demokratik sistemin işlerliği ve Anayasa’ya bağlılık çerçevesinde korumak görevi. Anayasa Mahkemesi Parlamentoyu denetliyor. Parlamenter sistemin işlerliğini ve Anayasa’ya uygunluk denetimini Türk Silahlı Kuvvetlerine veren ve bu çerçevede de darbe yapması için, İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesini darbeye engel olacak hâlde değil, darbe yapmak isteyenlerin elini güçlendirecek şekilde değiştiren bir teklif, takviye teklifi.

En son Sayın Süheyl Batum konuştu. Ne dedi? “Kâğıttan kaplanmış” dedi. Amerika içini oymuş, oymuş, oymuş… Nedir? Efendim, rahat çıkılmış, darbe yapmayan askeri, kâğıttan kaplana, Amerika tarafından içi oyulmuş orduya benzetiyorsunuz. Bunu ben benzetmiyorum, sizin Sayın Genel Başkanınız benzetiyor. Kim darbeci, kim darbesever, millet biliyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Okay.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Bir saniye sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Okay, buyurun.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara)  - Sayın Başkan, biraz evvel Sayın Bozdağ, benim de soyadımdan bahsederek, vermiş olduğum bir kanun teklifine ilişkin çarpıtarak bir açıklamada bulundu.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ben çarpıtmadım.

BAŞKAN -  Ne diye çarpıttı? Ne söyledi de çarpıttı Sayın Okay? 

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – “Parlamenter sistemin işleyişi anlamında ve bunun Türk Silahlı Kuvvetlerinin darbeyi koruması ve darbeciliğe yol açar anlamında bir kanun teklifi verdi.” diye çarpıtarak kamuoyunu yanıltan ve ismimi de kullanarak bu açıklamayı yapmıştır. 

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Çarpıtma değil o, benim yorumum.

BAŞKAN -  Buyurun Sayın Okay. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum. Yeni bir sataşmaya mahal vermeden…

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın konuşmasında, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel Sayın Bozdağ, benim Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesine ilişkin Sayın Muharrem İnce ile vermiş olduğum bir kanun teklifine ilişkin olarak hem kamuoyunu hem yüce Meclisi yanıltıcı bir şekilde bir açıklamada bulundu. Bunun tashih edilmesi için söz talebinde bulundum.

İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesi Türk Silahlı Kuvvetlerinin görev tanımını belirliyor ve o 35’inci madde, bu tanım içerisinde, önceki hâlinde  sadece “cumhuriyeti” derken, biz, Türk Silahlı Kuvvetlerinin görev tanımına “demokratik parlamenter sistemin işleyişi içerisinde” ilavesini yaptık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 12 Mart gibi, 12 Mart gibi.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Onu kim tayin edecek?

BAŞKAN -  Sayın Bozdağ, lütfen…

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Onu Anayasa tayin edecek Bekir.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Asker tayin edecek, asker.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Onu Anayasa tayin edecek, Anayasa’ya tabi olacak. Sadece cumhuriyeti değil, demokrasiyi de savunacak.

Şimdi bırakın laf atmayı da dinleyin!

Dün bu Parlamentoda 35’inci maddenin öncelikle görüşülmesi talebini sizler oylarınızla reddettiniz. Neredeydi o yüreğiniz? Gelseydi, gündeme alsaydınız.

Ayrıca bir iki hususu daha belirtmek istiyorum. Bu, darbecilikle ilgili 28 Şubat sürecinde o imzayı atan sizin ağa babanızdı. O zaman bir çoğunuz o partide siyaset yapıyordunuz. 28 Şubatı siz kabul ettiniz, siz imzaladınız. Zamanın Başbakanı da Necmettin Erbakan’dı. 27 Nisana geldiğimizde, 27 Nisan muhtırasından sonra 4 Mayısta Dolmabahçe’de zamanın Genelkurmay Başkanıyla bir araya gelip hâlâ kendi içinizde tuttuğunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) - …ve bir türlü açıklayamadığınız özel mutabakatınız var. Herkes haddini bilsin, kendi geçmişine baksın diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Okay.

AHMET ERSİN (İzmir) – Adama madalya verdiniz!

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekileri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Vural.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın konuşması içinde talihsiz ifadeler olduğuna, hiçbir darbenin meşruiyeti olamayacağına, darbelere meşruiyet kazandırıldığına ilişkin bir kanaatin Mecliste ifade edilmesini doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce gerçekten Sayın Bozdağ’ın ifadeleri içerisinde talihsiz olduğunu düşündüğüm bir tartışma vardı. Efendim hiçbir darbenin hukuki meşruiyeti olamaz. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Eğer bu konuda, darbelere hukuki meşruiyet kazandırma konusunda adım atılıyorsa bundan önceki darbelerin de hukuki meşruiyeti olduğu iddia edilir. Bu doğru bir şey değildir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, darbelerin hukuki meşruiyeti olmadığını düşünüyoruz ve Atatürk’ün 29 Ekim 1938’de ölüm döşeğinde yazdığı, daha sonra Celal Bayar’ın da okuduğu Cumhuriyet Bayramı’ndaki şu ifadesini okumak istiyorum: “Türk ordusunun vazifesi, Türk vatanını ve Türklük camiasının şan ve şerefini her türlü tehlikeye karşı korumaktan ibarettir.” O bakımdan, burada, darbelere meşruiyet kazandırıldığına ilişkin bir kanaatin Mecliste ifade edilmesini doğru bulmadığımı belirtmek istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural, kayıtlara geçti sözleriniz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN – Yeni madde üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuştuğumuz konu bağımsız yargı olunca, adalet olunca ve

hukuk devletlerinde yurttaşların sığınacağı son liman ve iktidar çoğunluklarına, totaliter rejimlere, diktalara ve darbelere karşı tek güvence hukuk, hukuk devleti ve bağımsız yargı olunca herkesin, her partinin, özellikle de iktidar partisinin yasa tekliflerinde, tasarılarında son derece özenli olması gerekiyor.

Biz Avrupa Birliği müzakere sürecinde olan bir ülkeyiz. Bir Ulusal Program burada kabul edildi AK PARTİ iktidar olmazdan önce. Bu Ulusal Program, Mecliste kabul edildi ve bağımsız yargıyla ilgili eksikliklerin neler olduğu orada teker teker yazıldı. Arkasından Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yargıyla ilgili kriterler, Kopenhag kriterleri getirildi. Yine arkasından ilerleme raporunda bağımsız yargıya ilişkin eleştiriler yer aldı.

Şimdi doğruyu konuşalım. Birbirimizi başka konular üzerinden ve gerçek konunun dışına çıkarak, bağımsız yargıyı da konuşmayarak… Kaldı ki bu konuşulan konularda darbe, olağanüstü yargı, olağanüstü yönetimler söz konusu olduğu zaman, böylesi hassasiyetlerde biraz daha Meclisin birbirini anlaması ve ortaklaşması gerekiyor.

Şimdi, size şunu sormak istiyorum: Anayasanın 90’ıncı maddesiyle yapılan değişiklikle uluslararası sözleşmelerin, Türkiye iç hukukunda, iç hukukun, ulusal hukukun, kanunların üzerinde olduğu kabul edilmedi mi? Anayasa’da bu hüküm var. Peki, kabul edildi ve sonradan Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi de kabul edildi, adil yargılanma hakkı. Adil yargılanma hakkı, kişisel haklar, kişi ve güvenliği, özgürlüğü… Bütün bu konular bağımsız yargının güvencesi altında. Peki, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, gösteri yürüyüşleri hakkı… İşte, bu konular da aynı şekilde sözleşmelerin güvencesinde ve yargının güvencesinde.

Şimdi burada konuştuğumuz değişiklikler bunlara çözüm olabilecek mi? Gerçekten, burada bir madde önergesi var, yeni madde ihdas ediliyor hep böyle son dakikada, AKP alışkanlık hâline getirdi. Bu tür madde önermeleri var. Zaten e-yargı sistemi, bir düzen olarak yargılama sisteminde var. Biliyorsunuz, davaların açılması, UYAP sistemi, Avrupa Birliğinde de takdir gören projelerden birisi.

Ama bilgi işlem merkezi söz konusu olduğu zaman, buradaki unvanlara bakıyorum -önergenin, AK PARTİ’nin- ve Anayasa’yla karşılaştıracağım, sonra uygulamayla karşılaştıracağım ve sonra da vicdanınıza havale edeceğim. Bakın, burada, yazı işleri müdürü, şef, programcı, çözümleyici, bilgisayar işletmeni, zabıt kâtibi beş altı tane, üç tane sekreter, iki tane teknisyen, dört tane hizmetli… Arkadaşlar, bu bilgi işlem merkezi ise Türkiye’de adalet yanmıştır. Eğer bilgi işlem merkezini dijital adalet durumuna indirirseniz, sizin anladığınız bilgi işlem merkezi bu ise siz sınıfta çakmışsınız arkadaşlar. Bilgi işlem merkezi, zabıt kâtibi, mübaşir, sekreter, hizmetli işi değildir. Bunu anlayın artık. Hukuk, dünyada evrensel hukuk değerler yaratıyor. 21’inci yüzyılın hukukunu konuşuyoruz; insancıl hukuk, soykırım, insanlık suçu, uluslararası ceza mahkemesini konuşuyoruz. Bu bilişim hukukunda bu işin uzmanı, teknokratı, bunun akademisyeni, bilirkişisi, dil bileni, bunun en az eğitim düzeyiyle, en az bir fakültenin üstünde en az bir on yıllık birikimi, uluslararası hukuk tecrübesi olması gereken bir konu söz konusu.

Arkadaşlar, siz burada tarım ofisi kurmuyorsunuz. Farkında mısınız yaptığınızın? Siz bununla kimi kandırıyorsunuz, kiminle dalga geçiyorsunuz? Bunun farkında mısınız?

Bakın, Anayasa’nın 138’inci maddesi ne diyor? Çok açık: “Hiçbir makam, organ tavsiye ve telkinde bulunamaz.” Bu bilişim merkezini kurup başına da yürütmeyi, Hükûmeti koyuyorsunuz. Onu onlar kuracak, Adalet Bakanlığı denetleyecek. Hani yürütme, yasama, yargı bağımsızdı bu ülkede, demokrasinin teminatıydı?

Arkadaşlar, siz bağımsız yargıyı, sadece birkaç daire kurarak, hâkimlerin sayılarını artırarak çözeceğinize inanıyorsanız çok çok çok gerisindesiniz bağımsız yargının, adaletin. Böyle değil bu sistem. Bu sistem bir bütündür arkadaşlar. Bu sistem karakola düştüğünüz andan başlar. Adalet karakolda başlar, nezarette başlar, poliste başlar, ifadede başlar. Sonra savcı denetimindeki soruşturmayla sürer, yargı aşamasına gelir, mahkemelere gelir ve sonra Yargıtaya gelir. Siz bütün bu işlemleri, bu sıralamaları atlayarak gelirseniz ne olur biliyor musunuz? İşte, İçişleri Bakanımız burada. Bütün mahkeme arama kararları matbu olarak çıkıyor kalemlerden. Polisin elinde, altı aylığına Diyarbakır’da, süresiz, sınırsız arama kararları var. Bunun arşivini tutup bize bilgisini verebiliyor musunuz?

Bizim siyaset yapan arkadaşlarımız, Şırnak Belediye Başkanı bir basın açıklaması yaptı diye -bir basın açıklamasından- yedi yıl iki ay hapis cezası aldı. 10 tane il başkanımız on yıl ceza aldı. Siz bu oransız cezaların, adaletsizliğin kaynağında siyasallaşmış bir yargının olduğunun farkında mısınız? İçişleri Bakanlığının polisleri, ellerinde kamera, bizim bütün parti etkinliklerimizde kamerayı vatandaşın gözüne soka soka, GBT yaptıra yaptıra araç konvoylarımızı engelliyor, toplantılarımızı engelliyor; “Toplantıya katılanların GBT’sini araştırıyorum.” diyor. Böyle bir adalette demokrasi arayışı olur mu arkadaşlar?

Arkadaşlar, ayakları yere basan bir adalet anlayışı, bağımsız yargı için, bu bütçenin, savaşa ayrılan, güvenliğe ayrılan, orduya ayrılan, polise ayrılan, jandarmaya ayrılan, güvenlik devletine ayrılan bütçenin sadece yüzde 1’ini ayırırsanız adalete, bu ülkede adalet olmaz.

Şimdi burada hikâye tartışmalar yapıyorsunuz. Faili meçhul cinayetlere ret… “Darbeler araştırılsın, 35’inci madde kalksın…” Ret. Söyleminiz, teoriniz, pratiğiniz birbirini tutmuyor, ondan sonra getiriyorsunuz, burada sinir harbine döndürüyorsunuz, ondan sonra da çıkıyor ortaya üzücü durumlar.

Arkadaşlar, bu böyle olmaz. Yargıç teminatı olmadan, Türk yargıçlar… Bakın, açık söylüyorum, KCK davalarında Türk yargıçlar Kürt sanıklara acımasızca ceza verdiği sürece, isterse namaz kılsın isterse yargıç rakı içsin, bu ülkede hepsi aynı şekilde siyasallaşıp acımasızca ceza veriyorsa, hepsi de siyasallaşmışsa bu adaletten yargı ve adalet kararı çıkmaz. Bu eşitlik bütün yurttaşlar karşısında aynı adalet duygusuyla kurulmadığı sürece boştur, boş!

HALUK İPEK (Ankara) – KCK’nın suç işleme özgürlüğü var mı?

HASİP KAPLAN (Devamla) – “Siz biraz kendinize gelin.” diyoruz, “Bu yanlışlıklardan biraz cayın.” diyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Sayın milletvekilleri, birleşime saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.06

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

610 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Yeni 10’uncu madde üzerinde şimdi söz sırası, şahsı adına söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili.

Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Başkan, değerli üyeler; ilave edilecek olan 10’uncu madde üzerine şahsım adına söz almış bulunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu madde Yargıtayın kurumsal bir talebidir ve burada bizim yapmak istediğimiz, e-devlet uyarlamasının Yargıtayda gerçekleştirilmesinden başka bir şey değildir. Malumunuz, AK PARTİ’nin iktidarıyla birlikte yargının hem fiziki mekân hem altyapı sorununu gidermek için çok ciddi gayretler sarf ettik ve fiziki mekân olarak baktığınızda 2002’den sonra mevcut mekânın 5 katı büyüklüğünde bir mekân elde ettik. Personel eksikliği noktasında ciddi gelişmeler sağlanmaya çalışılıyor. Mevzuat çalışmaları, her geçen gün yoğun bir şekilde çaba sarf ediliyor, neredeyse temel kanunların tamamını bu dönemde tekrardan geçirdik.

Değerli arkadaşlar, tabii bu maddede öngörülen, iş te yine bu altyapıyla alakalı. Özellikle, bilgi çağında yaşıyoruz, teknolojik gelişmeler son derece hızlı bir şekilde ilerliyor ve istiyoruz ki, Yargıtayımız da gelişen, büyüyen, kurumsallaşan Yargıtayımız da bu teknolojik gelişmelerden had safhada istifade etsin ve bu manada da bilgi işlem merkezi müdürlüğünün kurulmasını öngören bir önerge bu ve burada bu maddede bilgi işlem merkezi müdürlüğünün görevleri zaten az önce de okundu, kanun metninde açıkça sıralanmış durumda. İnşallah, bu bilgi işlem merkezinin kurulmasıyla birilikte Yargıtayımız da teknolojiden en iyi şekilde istifade etmiş olacaktır.

Değerli arkadaşlar, tabii daha önceki oturumlarda da özellikle çokça konuşuldu, tartışıldı, hele ki, muhalefetten arkadaşlarımız, özellikle de “2008 yılında Adalet Komisyonuna gelen ve daire ve üye sayısını azaltmayı öngören tasarı ile bugünkü tasarı arasında ne fark var? Öyle dediniz de bugün böyle diyorsunuz, hangisi doğru?” diye sıkça sorular yönelttiler. Aslında değerli arkadaşlarımız zannediyorum anlıyorlar da anlamak istemiyorlar ya da anlamadıklarını ifade ediyorlar ama biz bunları komisyonda da ifade ettik. Şimdi, tekrar yeri gelmişken, özellikle, değerli arkadaşlarım, mesela benim 2008 tarihinde komisyon tutanağında yer alan ifadem şöyledir: “Şimdi, burada bir defa biz her zaman Yargıtayın iş yoğunluğundan bahsederiz ve gerçek manada da Yargıtayın bir temyiz yeri ve incelemesi yapmasını istiyoruz ve aynı zamanda da Yargıtayın içtihatlardaki sıkıntılarının giderilmesini bir içtihat birliğinin oluşmasını istiyoruz ve bu manada gerçekten böyle bir düzenlemeye ihtiyaç vardır diyoruz. Zira, zaten istinaf mahkemeleri uygulamaya başlayacak.” Yani 2008 yılında gelen düzenleme aslında o gün Yargıtayın kurumsal bir talebiydi, onun teklifiydi. Şimdi, Yargıtayın, Danıştayın, diğer muhatap kurumların tekliflerini, önerilerini dikkate alınca suçlu oluyoruz. Hakikaten eğer böyle bir şey varsa ve istinaf mahkemelerinin uygulanmaya geçmesi şartıyla o gün için o söylediğimiz doğru. Bugün yine söylüyorum, eğer istinaf mahkemeleri faaliyete geçmiş olsa idi ve bu manada da Yargıtaya giden dosya sayısında ciddi manada bir azalma olmuş olsaydı, bugün bu tasarıyı belki görüşmeye gerek yoktu. O gün o söylediğimiz gerçekten doğru bir işti. Bu işin ertelenmesi yine neden kaynaklandı, bu tasarı niye geri bırakıldı? Yine, bu tasarı, istinaf mahkemelerinin ertelenmesini isteyen ve dolayısıyla bu tasarıyı da ertelemek isteyen, yine o günkü şartlarda oluşan HSYK. Bakın, o günkü şartlardaki HSYK’nın talebiydi: “İstinaf mahkemelerini bir süre daha erteleyin, uygulamayın.” dedi. İstinaf mahkemeleri uygulanmayınca, hâliyle dosya sayısı da her geçen gün şişti, kabardı, arttı, artık, bunda daire sayısıyla üye sayısını artırmaktan başka bir çare de yoktu.

Yani demek istediğimiz şu değerli arkadaşlar: Sizler söylüyorsunuz “Muhatapları dinlemiyorsunuz.” Biz, ilgili muhatapları dinliyoruz, ilgili muhataplar çerçevesinde, günün şartlarına uygun bir şekilde düzenlemeler yapmaya çalışıyoruz ve o günkü düşüncemiz yine aynen o gün itibarıyla doğru bir düşünceydi. Bunun ertelenmesini isteyen de Yargıtayın ve HSYK’nın kendisiydi.

Peki, şimdi ben size sormak istiyorum: Siz, bir taraftan, istinaf mahkemeleri çıkartılırken “Türkiye bölünüyor, eyaletlere bölünüyor, Yargıtay güçsüzleştiriliyor.” dediniz, ona karşı çıktınız. “Azaltalım” derken yine karşı çıktınız, bu sefer “İstinafları uygulayalım.” dediniz. Şimdi “Artıralım” diyoruz, ona da karşı çıkıyorsunuz. Arkadaş siz ne istiyorsunuz? “Azaltalım” diyoruz karşı çıkıyorsunuz, “Artıralım” diyoruz karşı çıkıyorsunuz. İstinaf mahkemelerini kurarken ciddi manada karşı direnç gösterdiniz. Daha sonra azaltılırken “Yok, istinaf mahkemelerini uygulayalım.” dediniz. Emin olun, burada sizde ciddi bir düşünce, kafa karışıklığı var. Siz önce bir kendinizi netleştiriniz. Hakikaten siz burada ne istiyorsunuz? Yargıtaydaki, Danıştaydaki bu dosya yükünü, iş yükünü çok iyi bilmenize rağmen bunun çözümü noktasında başka ne yapabiliriz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Veysi Kaynak, Kahramanmaraş Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaynak.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Meclisimizin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın ek 10’uncu maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde ile kurumsal olarak yapısı daha da güçlendirilen, daha da zengin hâle getirilen Yargıtayımızın, görevini yaparken, görevini yerine getirirken teknolojinin imkânlarından yararlanması amaçlanmaktadır. Bu madde ile Yargıtayda bir bilgi işlem merkezi müdürlüğü kurulmakta ve bu müdürlük yeteri kadar teknik kadroya kavuşturulmaktadır. Bu müdürlük, bir sayın hatibin söylediği gibi yürütme organına değil, doğrudan Yargıtay Birinci Başkanlığına bağlı olarak görev yapacaktır. Bu hususun düzeltilerek bu şekilde tutanaklara geçmesini arzu ettiğim için söz aldım. Daha sonra, yasanın tümü üzerinde şahsım adına da görüşümü belirteceğim için şimdilik bununla iktifa ediyorum.

Yasamızın Türk yargısı için, milletimiz için hayırlı olacağına inanıyorum, hayırlar getireceğine inanıyorum ve hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaynak.

Soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın İçli, buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, bir önceki bölümde soru yöneltmiştim, öncelikle onun yanıtını istiyorum.

Bir de halk arasında bir laf vardır: “Dakika bir, gol bir.” Daha bu kanun görüşülürken bu kanuna bir madde eklenmesi Hükûmetinizin bu konuda tasarı hazırlarken acemiliğini gösteriyor mu, göstermiyor mu?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, bu son dakikada gelen madde ilavesine ilişkin eleştiriniz, Adalet Komisyonu Başkanlığımıza komisyon görüşmelerinden sonra ulaştırılmış bir talep, rapor yazıldıktan sonra ulaştırılmış bir talep. Bu talep daha önce de Yargıtay Başkanlığı tarafından gündeme getirilip tarafımıza iletilmiş talepler arasında yok Sayın İçli ancak talebin içeriği olumlu ve sürece katkı sağlayacak bir düzenleme olduğu için, muhalefet partilerimizde olduğu gibi bizde de olumlu karşılandı ve ilavesi öngörüldü. Bu maddenin ilavesinin maksadı bu.

Bir önceki turda yöneltmiş olduğunuz soru da hâkim, savcı sayısı ve bunların askerlik yapmamış olanlarına ilişkin. Şu anda hâkim, savcı sayımız toplam 12 bin küsur civarında ancak erkek hâkim, savcı sayısı ve bunların içerisinde askerliğini yapmamış olanları ifade edeyim: 841 askerliğini yapmamış hâkimimiz var. Hâlen askerde olan 144 hâkimimiz var.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Savcı dâhil mi hâkimlere?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Evet, aday olanlar içerisinde. Şu anda 794 adayımız var, bu adayların askerliğini yapmamış olanlarının sayısı 501, askerde olanların sayısı 42. Yaklaşık 1.500 civarında askerlik görevini yapmakta olan ve yapmamış olan hâkim, savcı ve aday toplamı var. Elbette ki bunlar bir şekilde askerlik görevinden muaf tutulabilir ise şu anda hâkim, savcı sıkıntımızı aşma noktasında önemli bir katkı sağlar ancak şimdi polislerle ilgili yasa geçtikten sonra hâkim, savcılara ilişkin bu yönde bir ihtiyacın dile getirilmesi beraberinde hemen diğer meslek gruplarının da benzer taleplerini getireceğinden, aynı sıfatta, aynı derecede eğitim almış, farklı görevler yapan doktor, mühendis, eczacı vesair bunların da ihtiyaçları söz konusu olabilecektir. Genelkurmay Başkanlığının kendi ihtiyaçları da değerlendirilmek suretiyle bunlar ancak karşılanabilmektedir.

Nitekim, polislerimize ilişkin değerlendirme, Genelkurmay Başkanlığımız İçişleri Bakanlığı ve Hükûmet nezdinde yapılan uzun çalışmalar sonrasında bu noktaya gelebilmiş bir çalışmadır. Bu, şu anda gündemde olan bir husus değil sorduğunuz soru ama ileride zaman ne getirir, ne götürür, şimdiden bağlayıcı bir şey söylemek istemiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Yeni maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece, tasarıya yeni 10’uncu madde eklenmiştir. Madde numaraları kanun yazımı esnasında teselsül ettirilecektir.

Şimdi, tasarının mevcut madde numaraları üzerinden devam edeceğiz.

10’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 10 uncu maddesi ile 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellere eklenmesi öngörülen (3) sayılı listenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

                 Bekir Bozdağ                                 Mehmet Erdoğan                              Orhan Karasayar

                      Yozgat                                            Gaziantep                                             Hatay

                 Yaşar Karayel                                      Nuri Uslu

                      Kayseri                                               Uşak

                                             (3) SAYILI LİSTE

KURUMU          : YARGITAY BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI       : MERKEZ

                                    İHDAS EDİLEN KADROLARIN

Sınıfı                   Unvanı                    Kadro Derecesi       Kadro Adedi     Toplam

GİH                 Yazı İşleri Müdürü                   1                     3                     3

GİH                 Yazı İşleri Müdürü                   2                     3                     3

GİH                 Şef                                        4                     14                   14

GİH                 Programcı                              2                     3                     3

GİH                 Programcı                              6                     3                     3

GİH                 Programcı                              7                     3                     3

GİH                 Programcı                              8                     3                     3

GİH                 Çözümleyici                            4                     4                     4

GİH                 Çözümleyici                            5                     3                     3

GİH                 Çözümleyici                            6                     3                     3

GİH                 Çözümleyici                            7                     3                     3

GİH                 Çözümleyici                            8                     2                     2

GİH                 Bilgisayar İşletmeni                6                     3                     3

GİH                 Bilgisayar İşletmeni                7                     2                     2

GİH                 Bilgisayar İşletmeni                8                     1                     1

GİH                 Bilgisayar İşletmeni                9                     1                     1

GİH                 Bilgisayar İşletmeni                10                   2                     2

GİH                 Zabıt kâtibi                             8                     20                   20

GİH                 Zabıt kâtibi                             9                     20                   20

GİH                 Zabıt kâtibi                             10                   20                   20

GİH                 Zabıt kâtibi                             11                   20                   20

GİH                 Zabıt kâtibi                             12                   20                   20

GİH                 Zabıt kâtibi                             13                   28                   28

GİH                 Sekreter                                 12                   24                   24

GİH                 Sekreter                                 13                   24                   24

GİH                 Sekreter                                 8                     1                     1

GİH                 Koruma ve Güvenlik                10                   70                   70

           Görevlisi

GİH                 Şoför                                     13                   6                     6

TH                   Mühendis                               10                   10                   10

TH                   Teknisyen                              6                     1                     1

TH                   Teknisyen                              7                     1                     1

YH                   Mübaşir                                  10                   6                     6

YH                   Hizmetli                                 13                   50                   50

YH                   Hizmetli                                 14                   50                   50

YH                   Hizmetli                                 11                   3                     3

YH                   Garson                                   12                   16                   16

        TOPLAM                                     446                 446

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 10. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 10- Bu Kanuna ekli (1), (3) ve (5) sayılı listelerde yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Danıştay, Yargıtay ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığına ait bölümüne, (2) ve (4) sayılı listelerde yer alan hakim ve savcı sınıfı kadrolar ise aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (II) sayılı cetvelin Danıştay ve Yargıtay Başkanlıklarına ait bölümüne eklenmiştir.

                    Faruk Bal                                    Metin Çobanoğlu                                Muharrem Varlı

                       Konya                                              Kırşehir                                              Adana

                Hakan Coşkun                                  Yılmaz Tankut                                    Recep Taner

                    Osmaniye                                            Adana                                                Aydın

                 Rıdvan Yalçın                                  K. Erdal Sipahi

                        Ordu                                                 İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (10) uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                      Mersin                                           Zonguldak                                            Konya

                 Şahin Mengü                                    Rahmi Güner                                    Turgut Dibek

                      Manisa                                               Ordu                                              Kırklareli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili.

Buyurun Sayın Dibek.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, önerge üzerindeki düşüncelerimi paylaşmadan önce, aradan evvel burada bir tartışma konusu yapılıyordu, bir avukatlık konusu vardı, işte, kim, hangi davalarda avukatlık yapıyor, hangi davaları kimler takip ediyor? Bununla ilgili Sayın Bozdağ da iki tane dava isminden bahsetmişti, Umut davası ve Sivas’taki, Madımak’taki davadan. Ben birkaç şeyi söylemeden edemeyeceğim çünkü burada Sayın Bozdağ, tabii, çok farklı anlatımlara da konuyu çekti.

Değerli arkadaşlar, Umut davası, hepimiz biliyoruz, bu ülkenin yetiştirmiş olduğu gerçekten çok değerli gazeteciler, öğretim üyeleri öldürülmüştü, katledilmişti, onların sanıklarının yargılandığı dava. Biliyorsunuz, bir de Sivas’ta, Madımak’ta yine 35 kişi yakılmıştı, bir de o insanları yakanların yargılandığı bir dava vardı. Bu iki davaya baktığımızda, değerli arkadaşlar, burada, gerek Umut davasında gerekse Sivas’taki Madımak davasında müdahil olan, yani öldürülen, yakılan insanların haklarını savunan 2 tane Cumhuriyet Halk Partisi sıralarında oturan milletvekili var: Bir tanesi Ankara Milletvekili Sayın Önder Sav, bir tanesi de Hakkı Suha Okay. Şu anda ikisi de burada milletvekili olarak görevlerini yapıyorlar.

Ama, değerli arkadaşlar, şu Sivas davasını, yani Madımak davasını hatırladığımızda, bu aslında bir utanç davasıdır. O davada… Arkadaşlar konuşurken ben, tabii, orada yerimden şunu düşündüm: Biliyorsunuz, bir Adalet Bakanımız vardı eskiden -ki geçmişte beraber siyaset yaptığınız, ağababalarınızdan bir tanesi de diyebilirim- Sayın Şevket Kazan. O davaya milletvekili olarak katılmıştı. Duruşma salonundan çıkarıldı. O davada, o yakan, yani 35 kişiyi yakan insanları savunmak üzere yer almıştı.

Değerli arkadaşlar, biri daha var, şu anda sizin Bakanlar Kurulu listenizde yani Bakanlar Kurulu sıralarında oturuyor, Sayın Hayati Yazıcı. O da, o davada sanıklar avukatı olarak yer almıştı. Yani değerli arkadaşlar, bunları da unutmadan, bunları da bilerek konuşmanız gerekir. Öncelikle bu konuyu dile getirmek istedim.

Bir konu daha var: Şu Hizbullah meselesi. Sayın  Bakan, sorulara cevap verirken ikinci bölümün içerisinde bu konuyu yani sütte leke var, kendilerinde leke yok, sütten çıkmış ak kaşık gibi öyle bir anlatıyor ki değerli arkadaşlar.

Şimdi Hizbullah dosyası ne zaman Yargıtaya gelmiş? Bu insanlar ne zaman salınmış? Bu davanın seyri nedir? Yani bu Hükûmetin hiçbir kusuru yok, hiçbir kabahati yok Hizbullah sanıklarının tahliye edilmesinde!

Değerli arkadaşlar, o dava görülürken, görülmeden önce de basına yansıyan haberler vardı. Çok iyi hatırlıyorum, bir olayda, Adana’dan Ankara’ya bir kamyonette buzdolabı içerisinde domuz bağıyla elleri bağlanmış, vücudu bağlanmış olan birisi getiriliyor. Getiren diyor ki, baba oğul -sizler de okumuşsunuzdur aslında- anlatıyorlar: “Biz öldüğünü varsaydık. Fakat Ankara’ya getirdiğimiz zaman hâlâ yaşıyor.” Öldürmek için bin tane yol denemişler, sonra baba oğul, ikisi, neyse başarmışlar. Bu kişi anlatıyor, her şeyi ikrar ediyor, kabul ediyor ve bu kişiler serbest şu anda biliyor musunuz?

Yani hepimizin vicdanı sızlıyor ama işin özü şu: Bakın, bu dava on yıl Diyarbakır’da kaldı. Yargıtaya geliş tarihi, savcılığa 21 Eylül. 21 Eylül 2010 tarihinde başsavcılığa geliyor, tebliğname hazırlanıyor. Yargıtayın 9. Ceza Dairesine gelişi, değerli arkadaşlar, 26 Ekim. 28 klasör var, 25 tane sanık var, 26 Ekimde geliyor ve buna duruşma günü veriliyor. Sayın Bakan burada. Duruşma gününün ocak ayına verildiğini biliyor ve her yerde söylüyorum, Sayın Bakan kendi itiraf etti, -Komisyonda da söylemiştim- “UYAP’tan görüyoruz, UYAP’tan takip ediyoruz.” dedi. “Kim tahliye olacak görüyoruz.”

Yani, Sayın Bakan verilen duruşma gününe göre bu kişilerin tahliye edileceğini görüyor. Yani bile bile lades. Yani, şimdi şunu hep beraber düşüneceğiz: Arkadaşlar, hukuki sorumluluk var, siyasi sorumluk var ama bir de vicdani sorumluluğumuz var. O 180 kişi katledildi, öldürüldü. Orada kalkıp da Yargıtaya “Efendim işte yirmi gün evvel bu dosyayı inceleselerdi...” Ya Sayın Bakan, siz yıllarca avukatlık yaptınız, Yargıtaya dosyalar geldikten sonra bunların sürecini, tebliğnamenin hazırlanmasını, gönderilmesini, duruşma günü verilmesini bilmiyor musunuz? O davanın ocak ayının ortalarına, duruşma gününün 20’sinden sonra verildiğini görmüyor musunuz? Görüyorsunuz. Niye burada o maddenin uygulamasını 2011’in sonuna bırakmadık, niçin getirmediniz bu düzenlemeyi? Bunun da bir hesabı var. Bunun hesabını da zaten arkadaşlarımız, ziyaret eden arkadaşlarımız, Hizbullah’a yakın dernekleri zaten bu hesabı az çok ortaya koyuyorlar değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) - Sürem bitti. Bir sonraki önergede bunu açıklamak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dibek.

Sayın Bakanın kısa bir açıklama talebi var.

Buyurun Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Dibek’in ifade ettiği, daha önce de birkaç kez dile getirmişti. Adalet Bakanlığı, Yargıtayda devam eden dosyalarda hangi sanığın durumunun ne olduğunu görebilecek durumda değil. Bizde sadece cezaevlerinde bulunan hükümlü ve tutukluların cezaevine giriş tarihleri söz konusu. Buralarda dosyalardaki durum nedir, ne değildir, detaylı bilgi bizde yok Yargıtaydaki. Yargıtay bir de kendi bilgisayar sisteminden ilk derece mahkeme hâkimlerine bilgi açarken Bakanlığa bunu açmış değil. Bunu da buradan doğrultmak ihtiyacı duydum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Ocak ayındaki duruşmayı bilmiyor musunuz Sayın Bakanım, Yargıtayın verdiği ocak ayındaki duruşmayı bilmiyor musunuz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) –  Cezaevlerindeki durum var bizde. 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 10. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 10- Bu Kanuna ekli (1), (3) ve (5) sayılı listelerde yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Danıştay, Yargıtay ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığına ait bölümüne, (2) ve (4) sayılı listelerde yer alan hakim ve savcı sınıfı kadrolar ise aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (II) sayılı cetvelin Danıştay ve Yargıtay Başkanlıklarına ait bölümüne eklenmiştir.

                                           Rıdvan Yalçın (Ordu) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu önergeyle 657 sayılı Kanun gereği memur statüsünde olan personelin bir arada ifade edilmesi ve hâkim ve savcıların da kendi sınıfları içerisinde bahsedilen cetvellere yazılması suretiyle kanun tekniğine uygun bir madde yapalım düşüncesiyle bu önerge verilmişti. Ancak Sayın Bakan ve Sayın Komisyon katılmadı. Büyük bir ihtimalle Adalet ve Kalkınma Partisinin Grubu da katılmayacaktır. Dolayısıyla biraz önce geçen, 10’uncu madde olarak eklenen ve Yargıtayda “Bilgi İşlem Dairesi”nin kurulmasına ilişkin olarak Milliyetçi Hareket Partisi evet oyu vermişti, “Evet ama yetmez.” diyerek evet oyu vermişti. Niçin yetmediğine ilişkin görüşlerimizi izah etmeye zamanımız yetmediği için şimdi o görüşleri tamamlamak üzere huzurunuzdayım.

Değerli arkadaşlarım, sadece Yargıtayda Bilgi İşlem Dairesinin kurulmuş olmasıyla, bir zincir olarak değerlendirdiğimiz suçun işlendiği veya hukuki ihtilafın çıktığı andan itibaren başlayan yargı sürecinde sadece bir halkaya cevap vermiş oluruz. Oysa bu, adli görev yapan kolluk kuvvetlerini, jandarması, polisi, efendim, sair güvenlik güçleri, cumhuriyet savcıları, mahkemeler ve Yargıtay, ondan sonra da ceza infaz kurumu, icra daireleri ve adli sicil gibi bir halkayı taşımaktadır.

Dolayısıyla bu halka içerisinde bir bütünlüğü teşkil eden teknolojik bir destek vermek lazım gelir yargıya. Bu, bütünü kapsayan bir katkı değildir. Bütünü kapsayan katkıyı Milliyetçi Hareket Partisinin “2023 Yükselen Güç Türkiye Projesi” kapsamı içerisinde Millî Yargı Projesi vermektedir. Dolayısıyla şu anda Türkiye'nin sadece klavye farklılığı nedeniyle üç ayrı dil kullanan bilgisayar sistemi ve bu kapsam içerisinde değerlendirildiğinde bilgisayar mezarlığına dönmüş olan devlet daireleri, bilgisayar teknolojisi mezarlığına dönmüş olan devlet dairelerine bir yenisinin eklenmemesini ümit etmekteyiz çünkü Yargıtaya kurulacak olan bilgi işlem dairesi temenni etmekteyiz ki Yargıtayın iş yükünü teknolojik destek ile halletmeye katkıda bulunsun yoksa bilgisayar mezarlığına ya da bilgisayar teknolojisi mezarlığına yeni bir tanesi eklenmemiş olsun.

Değerli arkadaşlarım, bu kapsam içerisinde UYAP’la ilgili sözler söylenildi. “UYAP’ı bizim Hükûmetimiz kurdu.” filan gibi sözler de ifade edildi. Sayın Bakan Adalet Bakanlığındaki -kalmışsa- eski bilenleri eğer dinlerse UYAP’ın fikir sahibinin kim olduğunu çok kolay teslim edebilir. Uygulamasının da -Sayın Bozdağ’ın sözüydü sanıyorum- 57’nci Hükûmet döneminde başlatıldığını elbette bilecektir. Lakin bu demek değildir ki UYAP çok güzel hizmetler yapıyor, yargının sorunlarını çözüyor. Hayır. UYAP’ın sizin Hükûmetiniz zamanında perspektifi daraltılmıştır, faaliyet alanı daraltılmıştır, UYAP yargıyı frenleyen bir teknolojik destek hâline gelmiştir, yargıya yol veren, yargıyı açan, sorunlarını halleden bir teknolojik destek olmaktan uzaklaşmıştır. Bugün eğer önemli bir konu ile ilgili bu UYAP’a girmeye çalışırsanız derhâl sistem kilitlenmekte, cevap vermemektedir. UYAP ile bizim hedeflediğimiz teknolojik yargının birinci ayağını teşkil eden yapay zekâ teknolojisinden yardım alınamamaktadır. İkinci ayağını teşkil eden veri sayar teknolojisi eksiktir. Dolayısıyla UYAP bu hâliyle sadece daktilo devrinden bilgisayar devrine geçmeyi kolaylaştırmış bir hizmet olmuştur ve sadece daktilo, bir de geçmişe yönelik duruşma zabıtlarının kolaylıkla tetkik edilebildiği, incelenebildiği bir imkânı sağlamaktadır. UYAP çare değildir. UYAP’ın yerine, UYAP’ın geliştirilerek, UYAP’ın büyütülerek, perspektifi genişletilerek, yapay zekâ ve veri sayar teknolojisiyle donatılması ve tüm yargıyı kapsayacak şekilde, güvenlik güçlerinden başlamak, cumhuriyet savcılığı, mahkemeler, Yargıtay, Danıştay, icra daireleri, ceza infaz kurumları ve adli sicille sona erecek bir zinciri tamamlamak gerekir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama talebimiz var Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Öztürk, Sayın Dibek, Sayın Köktürk, Sayın Kart, Sayın Karaibrahim, Sayın Güner, Sayın Özdemir, Sayın Soysal, Sayın Tüzün, Sayın Tütüncü, Sayın Koçal, Sayın Emek, Sayın Keleş, Sayın Aslanoğlu, Sayın İçli, Sayın Ağyüz, Sayın Seçer, Sayın Diren, Sayın Özkan.

İki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

 

 (Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 10 uncu maddesi ile 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellere eklenmesi öngörülen (3) sayılı listenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

Bekir Bozdağ (Yozgat) ve arkadaşları

                                             (3) SAYILI LİSTE

KURUMU          : YARGITAY BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI       : MERKEZ

                                    İHDAS EDİLEN KADROLARIN

Sınıfı                   Unvanı                    Kadro Derecesi       Kadro Adedi     Toplam

GİH                 Yazı İşleri Müdürü                   1                     3                     3

GİH                 Yazı İşleri Müdürü                   2                     3                     3

GİH                 Şef                                        4                     14                   14

GİH                 Programcı                              2                     3                     3

GİH                 Programcı                              6                     3                     3

GİH                 Programcı                              7                     3                     3

GİH                 Programcı                              8                     3                     3

GİH                 Çözümleyici                            4                     4                     4

GİH                 Çözümleyici                            5                     3                     3

GİH                 Çözümleyici                            6                     3                     3

GİH                 Çözümleyici                            7                     3                     3

GİH                 Çözümleyici                            8                     2                     2

GİH                 Bilgisayar İşletmeni                6                     3                     3

GİH                 Bilgisayar İşletmeni                7                     2                     2

GİH                 Bilgisayar İşletmeni                8                     1                     1

GİH                 Bilgisayar İşletmeni                9                     1                     1

GİH                 Bilgisayar İşletmeni                10                   2                     2

GİH                 Zabıt kâtibi                             8                     20                   20

GİH                 Zabıt kâtibi                             9                     20                   20

GİH                 Zabıt kâtibi                             10                   20                   20

GİH                 Zabıt kâtibi                             11                   20                   20

GİH                 Zabıt kâtibi                             12                   20                   20

GİH                 Zabıt kâtibi                             13                   28                   28

GİH                 Sekreter                                 12                   24                   24

GİH                 Sekreter                                 13                   24                   24

GİH                 Sekreter                                 8                     1                     1

GİH                 Koruma ve Güvenlik                10                   70                   70

           Görevlisi

GİH                 Şoför                                     13                   6                     6

TH                   Mühendis                               10                   10                   10

TH                   Teknisyen                              6                     1                     1

TH                   Teknisyen                              7                     1                     1

YH                   Mübaşir                                  10                   6                     6

YH                   Hizmetli                                 13                   50                   50

YH                   Hizmetli                                 14                   50                   50

YH                   Hizmetli                                 11                   3                     3

YH                   Garson                                   12                   16                   16

        TOPLAM                                     446                 446

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Komisyon takdire tevdi eder efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yargıtayda Bilgi İşlem Merkezi Müdürlüğü kurulması öngörüldüğünden, bu Merkezin görevlerini gereği gibi yerine getirebilmesi için gereken personelin tahsisi amacıyla bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır. Aynı mahiyette önergeler olduğu için bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 11. Maddesinin metinden çıkarılmasını ve madde numaralandırmalarının bu düzenlemeye göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Metin Çobanoğlu                                Muharrem Varlı

                       Konya                                              Kırşehir                                              Adana

                 Yılmaz Tankut                                   Recep Taner                                   Hakan Coşkun

                       Adana                                                Aydın                                             Osmaniye

                 Rıdvan Yalçın                                    Erdal Sipahi

                        Ordu                                                 İzmir

Diğer önergenin imza sahipleri:

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                      Mersin                                           Zonguldak                                            Konya

                 Turgut Dibek                                    Rahmi Güner                                    Şahin Mengü

                     Kırklareli                                              Ordu                                               Manisa

                 Muharrem İnce

                       Yalova

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 11’inci maddesi üzerinde verdiğimiz önergeyle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Belki de bu kanun tasarısının en tehlikeli yönlerinden birisi bu madde. Bu maddede, yargıçların yaptıkları kamu hizmeti ve yargılama faaliyetleriyle

ilgili bile olmasa, kişisel kusur ve kastına bile davransa yargıçlar aleyhine dava açılamayacak. Dolayısıyla bu, yargılama sürecinde hâkimlere daha da fazla bir keyfîlik getirecek, dolayısıyla hâkimlerin görevlerini yaparken suç işlemelerinin önü daha da açılmış olacak. Yani hâkimleri Ali kıran baş kesen yapacak ama bundan daha da tehlikelisi, hiçbir yargısal faaliyeti bulunmayan, tamamen idari bir görevi ifa eden ve sadece ve sadece yargıçlar ile savcılar hakkında işlem yapma tekel ve gücüne sahip olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Adalet Bakanlığı müfettişlerinin, yargıçlar ve savcıların yargısal faaliyetlerine münhasıran getirilen tazminatla doğrudan sorumlu tutulmama düzenlemesinden yararlandırılmasıdır. Bu düzenleme yargıyı idarenin baskısı, egemenliği, şiddeti altına alma istek ve iradesinin son adımlarından birisidir.

Değerli milletvekilleri, bu görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı çok açık bir anlatımla, Adalet Komisyonunun değil, keyfî biçimde bir araya gelmiş milletvekillerinin kabul ettiği bir tasarı durumundadır. Hepimiz biliyoruz ki, bu kanun tasarısı görüşülürken Komisyon Başkanının Meclis İç Tüzük ve Anayasa’da öngörülen kuralları bir kenara bırakarak tümüyle antidemokratik bir şekilde Komisyon çalışmalarını yürütmesi ve Komisyonda muhalefetin muhalefet etme hakkını engelleyerek elinden alması ve “hiç konuşmasanız da olur” anlayışına indirgemesi, “ben yaptım, oldu” tavrını göstermesi karşısında Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri bu Komisyondan çekilmişlerdir, istifa etmişlerdir. Buradaki bu tartışmadan sonra meseleyi hukuksal olarak açıklamak gerekirken Sayın Komisyon Başkanı bu uygulamanın tüm siyasal sorumluluğunu üstlendiğini açıklamıştır. Yani, bu açıklamayı doğrusu ben anlamadım. Sayın Komisyon Başkanı “Bu uygulamanın siyasal sorumluluğunu ben aldım.” demekle neyi kastetmektedir? Böyle bir davranışın siyasal sorumluğu olmaz, böyle bir davranışın hukuksal sorumluluğu olur. Acaba, Adalet Komisyonu Başkanı “Bunun siyasal sorumluluğu bana aittir.” demekle yeniden seçilememeyi mi kastetmiştir, yoksa tek seçicinin milletvekili aday listesine girmeyi garantilemeyi mi kastetmiştir?

Komisyon Başkanı “Hükûmetten gelen yasa tasarıları üzerine görüş bildiremezsiniz, değişiklik yapamazsınız, geciktiremezsiniz.” talimatını daha en başından almıştır.

1’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin beş önergesi var, 2’nci madde üzerinde beş önergesi var komisyon sırasında ve diğer maddelerde ve 7’nci maddeye kadar hiçbir önergesi yok.

Değerli milletvekilleri, daha bunlar gelmeden Komisyon Başkanı, Başkan “Önergemiz olacaktır deniyor, önergelerimiz değil.” Yani bu işin daha, önergelerin olup olmayacağı belli değilken, bir milletvekili arkadaşımız “Önergelerimiz var.” deyince “Önergemiz olacaktır deniyor, önergelerimiz değil.” diyor. “Madde konusunda gerçekten Ali Rıza Bey’e katılmayabiliriz, ama maddenin içeriği hakkında hukuk ve yerindelik ekseninde veciz şekilde ortaya koydu.” diyor. Yani demek ki biz Sayın Başkanın söylediği gibi boşuna konuşmamışız. Kaldı ki “engelleme hakkının engellenmesi” diye bir tabir sadece İyimaya’nın hukukunda var. Objektif hukukta böyle bir şey yoktur.

Hakkın suistimali kapsamında açıklamak ise doğru değildir. Hakkın suistimali var ise, böylesine on beş maddeden ibaret bir kanun tasarısını temel kanun olarak komisyonlarda görüştürüp tartıştırmadan, kimsenin görüşünü almadan buraya getirmektir.

Sayın Başkan şimdi söyledi, Sayın Adalet Bakanı söyledi, az önce ihdas ettiğimiz madde hakkında Yargıtayın komisyon görüşmeleri sırasında bir talebinin olmadığını söyledi. Tabii ki talebi yoktur, çünkü görüşlerini almamışlardır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önerge üzerinde başka söz talebi?

Önergeleri oylarınıza sunuyorum…

 

                                               III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi…

Sayın İnce, Sayan Öztürk, Sayın Köktürk, Sayın Dibek, Sayın Kart, Sayın İçli, Sayın Soysal, Sayın Keleş, Sayın Tütüncü, Sayın Ersin, Sayın Yıldız, Sayın Emek, Sayın Koçal, Sayın Aslanoğlu, Sayın Seçer, Sayın Küçük, Sayın Karaibrahim, Sayın Öztürk, Sayın Sönmez, Sayın Özer, Sayın Güner.

Yoklama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır; okutup, işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (12) inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                   Turgut Dibek                                       Tayfun İçli

                      Mersin                                            Kırklareli                                          Eskişehir

 

              Ali İhsan Köktürk                                 Rahmi Güner                                    Şahin Mengü

                   Zonguldak                                             Ordu                                               Manisa

                    Atilla Kart

                       Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, MHP’nin önergesi vardı madde 11’de…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani bir önceki maddede MHP’nin önergesi vardı, işleme koymadınız.

BAŞKAN – Hayır, işleme koymadım değil. Ben, tutanakları incelerseniz “Önerge üzerinde söz talebi var mı?” diye 2 defa sordum.  Tutanakları istetebilirsiniz, 2 defa sordum.

Önerge üzerinde söz isteyen Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekili, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz evvel bir olaya tanıklık ettiniz. Bir madde, daha doğrusu önerge getirildi, Hükûmet ve Komisyon iştirak etti.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe okunmadı.

FARUK BAL (Konya) – Gerekçeyi okutacaksınız o zaman.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Bir temel kanuna, sanki bir bölüm gibi bir madde eklendi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Okuttunuz mu gerekçeyi?

FARUK BAL (Konya) – Nasıl olacak o zaman?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - İşte onları söyledik.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe okunmadı, oylama yapılmadı.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Sayın Başkan, süremi durdurursanız… Problem çözülsün, ondan sonra…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, bizim önergemiz işleme konulmadı, gerekçe okutulmadı, oylatılmadı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayser) – Hayır… Sayın Başkan sordu.

BAŞKAN – Ben “Önerge üzerinde konuşma var mı?” diye 2 defa sordum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sordunuz… Evet…

BAŞKAN - Tutanaklar istenip incelenebilir, ayrı bir konu, ama gerekçe okunmadı, doğru yani, evet.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe okunmadı, oylama yapılmadı, dolayısıyla o madde tamamlanmadı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynı mahiyette olduğundan gerekçeyi…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aynı mahiyette değil ki…

BAŞKAN – Aynı mahiyette Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aynı mahiyette mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynı mahiyette.

BAŞKAN – Aynı mahiyette, evet.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Birlikte oya sundu önergeleri, aynı mahiyetteki önergeleri birlikte oya sundu.

BAŞKAN – Aynı mahiyette önerge.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tamam.

BAŞKAN – Buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Sayın Başkanım, süremi yeniden başlatırsanız.

BAŞKAN – Yeniden başlattım.

Buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Biraz evvel ifade ettiğim gibi, bu torba kanuna bir madde eklendi, bir bölüm gibi. Biz demiştik ki: Arkadaşlarımız     sıklıkla vurguladı, “Böyle bir kanun torba kanun olarak görüşülemez.” Komisyondan süratle bu kanun geçirildi ve bizlerin söz hakkı kısıtlandığı için ve Anayasa’ya aykırılık önergelerimiz Komisyon tarafından oylanmadan buraya getirildiği için, Anayasa’ya aykırılık iddiası dâhil olmak üzere, birçok iddiamızı ileri sürdük. Düşünün, bir Hükûmet tasarısı, gece yarısı, sabahlara kadar bunu görüşüyoruz ve acemilik, daha hemen, biraz evvel burada yaşandı.

Değerli arkadaşlarım, gece gündüz, sabahlara kadar çalışıyoruz. Her kanunu torba kanun olarak görüşüyoruz. Torba kanunu yarım bırakıyoruz, araya bir torba kanun sokuyoruz. O yetmiyor, dün AKP grup önerisinin kabulüyle torba kanun arasına, sanki bir sandviçin arasına bir şey konulur gibi, uluslararası sözleşmeleri koyuyoruz. Değerli arkadaşlarım, Allah rızası için bana şunun yanıtını verin: Bu geceli gündüzlü, sabaha kadar çalışmada, milletin yararına, halkın yararına ne getiriyoruz? Hiçbir şey getirmiyoruz.

Bakın, işçiler, memurlar, herkes sokakta, gösteri yapıyor, siz Hükûmetin gücüyle biber gazı sıkıyorsunuz, kış gününde tazyikli soğuk su sıkıyorsunuz. Onları susturamıyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerini susturmak için konuşmalarını Komisyonda, ihtisas komisyonunda beş dakikayla sınırlıyorsunuz. Yargıtayın, Danıştayın temsilcileri Komisyonda “Bizim görüşlerimiz alınmadı, bize süre verin, bu konuda çalışalım.” dedikleri hâlde bir… Doğru mu Başkanım, öyle dediler mi, demediler mi? “Süre istiyoruz.” dediler, verilmedi, burada apar topar geldi.

Şimdi, bakın, burada temel kanun görüşüyoruz. Tabii, yazık ediyoruz, AKP’li arkadaşlarımız millî maç arasında buraya koşarak gelip koşarak gidiyorlar, hangi kanunun hangi maddesinin görüşüldüğüne dahi vâkıf değiller.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bakın, çok acele olsa, uluslararası sözleşme, on tane uluslararası sözleşme… Uluslararası sözleşmenin bizlerin sabaha kadar geceli gündüzlü çalışmamız için ne gibi önemli aciliyeti var? Getiririz bunu, cumartesi günü çalışırız, pazar günü çalışırız, bunları görüşürüz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bunları bir tarafa bırakıyoruz. Geçen gün polislerle ilgili askerlikten muafiyet getiren bir yasayı burada kabul ettik. Sayın Bakana biraz evvel sordum, dedim ki: “Hâkimler ve savcılar açığınız var. Mahkemelerde işlerin tıkanması nedeniyle istinaf mahkemelerinin kurulamamasını siz hâkim, savcı açığına bağlıyosun.” Diyor ki Sayın Bakan: “E, ne yapalım, işte, başka meslek grupları da var, buna Genelkurmay karar verecek.” Bu Meclis Anayasa’nın 145’inci maddesini değiştirdi, Askerî Ceza Kanunu’yla ilgili düzenlemeler yaptı, birçok yargılamayı sivil yargıya bıraktı. E, Genelkurmayın savcıya, yargıca ihtiyacı varmış. Sayın Bakanım, İçişleri Bakanı kadar olamıyorsunuz. Siz adalet teşkilatının bakanısınız. Ya, hâkim ve savcıların, kendi emirlerinde olan polisler askerlikten muaf tutulurken hâkim ve savcıların hakkını, hukukunu korumak, bu yüce Mecliste korumak sizin göreviniz ama ne yazık ki biz bunları yapamıyoruz. Bakın, bu yasada ayrıcalıklı birtakım insanlar yaratıyoruz ve bunun arkasında, ne yapıyoruz? İşte, polislere ayrıcalıklı bir hak getirdik. Tamam; iyidir kötüdür, tartışılır. Başka? Başka ne yapıyoruz? Hâkim ve savcıların kişisel kusurlarından dolayı haklarında tazminat davası açılamayacağına dair bir maddeyi geçirdik. Ee, kaymakam hakkında açılıyor, vali hakkında açılıyor, herkes hakkında kişisel kusurlarından dolayı dava açılıyor ama hâkim ve savcılar hakkında açılamıyor.

Başka ayrıcalık? Önümüzdeki günlerde gelecek. 17 Anayasa Mahkemesi üyesine kırmızı plaka, 12 milyar maaş, bireysel başvuruda ayrı takviye… Ayrı ayrı ayrıcalıklı sınıflar yaratıyoruz. Devlet içerisinde farklı maaş… Siz, adliye teşkilatının bakanısınız. Anayasa Mahkemesinin üyesi 15 milyar para alacak da Yargıtayın, Danıştayın üyeleri niye onlardan eksik para alacaklar ya da birinci sınıf hâkimlerin ne gibi kabahati var? Adalet Bakanı olarak adliye teşkilatının hakkını, hukukunu korumak sizin göreviniz. Sadece hâkim ve savcılar değil, kamu avukatları var, adalet teşkilatında çalışan bir sürü görevliler var. Türkiye'nin bunca sorunu varken “Yok, biz bunlara herhangi bir şekilde el atamayız ama işte biz burada Adalet Bakanlığı yaparız.”

Değerli arkadaşlarım, doğru dürüst kanun yapmıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Yaptığımız iş kanun yapmak değildir, diyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İçli.

 

III.-Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama talep ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, ancak önce bir yoklama talebi var.

Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın İnce, Sayın Öztürk, Sayın Dibek, Sayın Küçük, Sayın Kart, Sayın İçli, Sayın Güner, Sayın Köse, Sayın Keleş, Sayın Tütüncü, Sayın Diren, Sayın Yıldız, Sayın Emek, Sayın Koçal, Sayın Soysal, Sayın Aslanoğlu, Sayın Karaibrahim, Sayın Özkan, Sayın Seçer, Sayın Ağyüz.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN -  Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 12’nci madde kabul edilmiştir.

Madde 13’ün 1’inci fıkrasının (a) bendi üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (13) üncü maddesinin (1) inci fıkrasının (a) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek

                      Mersin                                           Zonguldak                                         Kırklareli

                 Rahmi Güner                                    Hulusi Güvel                                       Tayfun İçli

                        Ordu                                                Adana                                             Eskişehir

BAŞKAN -  Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN -  Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, Rahmi Güner, Ordu Milletvekili.

Buyurun Sayın Güner.

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin 1’inci fıkrası (a) bendinin madde metninden çıkarılmasını talep ediyoruz. Bu önergemiz bu hususta verilmiştir. Öncelikle önergemizin kabul edilmesini talep ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, kuran, bugün Türkiye’ye demokrasiyi getiren, çok partili dönemi başlatan Cumhuriyet Halk Partisine “darbeci” damgası vurmak isteyen, bu konuda kültürü ve bilgisi olmayan bazı kişilerin konuşmasını izledim değerli arkadaşlarım. Türkiye’ye hâlen kaldırmak isteyen, Türkiye’de hâlen böyle bir bağımsız yargının olmasından rahatsız olan sizler, yürütme organına bağlı olan bir yargı sistemini getirmek istiyorsunuz. Hedefiniz tamamen bağımsız yargı erkidir.

İşte değerli arkadaşlarım, o bağımsız yargı erkinin kuvvetler ayrılığı sistemini Türkiye’ye getiren Cumhuriyet Halk Partisidir. İşte bakın, 1959 senesinde yayımlanan İlk Hedefler Beyannamesi’nde, Yüksek Hâkimler Kurulunun, Yüksek Savcılar Kurulunun ve bağımsız Radyo ve Televizyon Kurumunun, ayrıca yasama organından çıkan kararnameleri ve yasaları denetleyen en yüksek yargı olan Anayasa Mahkemesinin kurulması talep edilmiştir. İşte 1961 Anayasası’na giren o kurumlar Cumhuriyet Halk Partisinin 1959 senesindeki İlk Hedefler Beyannamesi’nde de vardır. Bu şekilde Türkiye’ye demokrasiyi getiren bir siyasi parti nasıl darbeci olur? Bu akla, mantığa sığar mı değerli arkadaşlarım?

Şunu da söylüyorum: Bakın, siz iktidardasınız. O zaman Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, Başbakan… Amerika’nın, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki menfaatlerine karşı Johnson Mektubu vardır. Johnson Mektubu’na karşı Türkiye'nin menfaatlerini, Türkiye'nin onurunu en iyi şekilde savunan, cevap veren, işte Türkiye’de ikinci adam, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü’dür. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, bakın, 1973 senesinde Amerika’nın Türkiye’de neyin ekileceğine neyin ekilmeyeceğine karar vermesine karşı direnen Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit’tir. Kıbrıs Harekâtı’nda emperyalist güçlerin baskısına rağmen Kıbrıs’a Barış Harekâtı’nı başlatan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, Başbakan Bülent Ecevit’tir.

Değerli arkadaşlarım, siz ne yaptınız? Kuzey Irak Harekâtı’nı yapmamak için Dubai’de 1 milyar dolar anlaşma yapmadınız mı Amerika’yla? Türkiye'nin onurunu, Türkiye'nin şerefini, Türkiye'nin menfaatlerini siz mi iyi korudunuz, Cumhuriyet Halk Partisi mi iyi korudu? Değerli arkadaşlarım, bunu düşündünüz mü hiç?

Bakın, bir konuya daha değinmek istiyorum. Kenan Evren ihtilal yaptıktan sonra başkanlık sistemi ve iki siyasi partinin seçime girmesini istedi. Siz neyi istiyorsunuz? Türkiye’ye başkanlık sistemini getirip, Amerika’da heyetleri dolaştırıyorsunuz, Türkiye’de iki parti olacağını söylemiyor musunuz değerli arkadaşlarım. Ne farkınız var? Kenan Evren’in diktasıyla sizin diktanız arasında ne fark var değerli arkadaşlarım?

Doğumunuz 12 Eylül 1980, erginlik çağınız 28 Şubat 1997’dir. Siz öyle bir siyasi partisiniz. İşte onun için, bütün güçleri elinizde toplamak için elinizden geleni yapıyorsunuz. Gidişiniz gidiş değil, yolunuz iyi yol değildir. Aklınızı başınıza almanız lazım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güner.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 13’ün 1’inci fıkrasının (a) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 13’ün 1’inci fıkrasının (b) bendi üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 13. Maddesinin 1. fıkrasının b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

b) 2797 Sayılı Kanunun 31. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan “salt çoğunluk” ibaresi “çoğunluk” şeklinde değiştirilmiştir.

                    Faruk Bal                                    Metin Çobanoğlu                                 Rıdvan Yalçın

                       Konya                                              Kırşehir                                               Ordu

                K. Erdal Sipahi                                   Recep Taner                                   Hakan Coşkun

                        İzmir                                                 Aydın                                             Osmaniye

                                                   Muharrem Varlı                             Yılmaz Tankut

                                                          Adana                                          Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (13) üncü maddesinin (1) inci fıkrasının (b) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek

                      Mersin                                           Zonguldak                                         Kırklareli

                 Rahmi Güner                                    Hulusi Güvel                                       Tayfun İçli

                        Ordu                                                Adana                                             Eskişehir

                                                                             Atilla Kart

                                                                                Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Atilla Kart, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kart. (CHP sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan madde üzerinde tarafımızdan verilen önergeyle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, daha evvelki konuşmalarımızda da vurguladığımız gibi, bu tasarı, daha etkin, daha adil, daha seri yargılama yapılmasını sağlamaya yönelik bir tasarı olarak Hükûmet tarafından Genel Kurul gündemine getirilmiş durumda. Tabii, daha seri, daha etkin, daha adil bir yargılama yapılabilmesi için yargılama aşamasından evvel hazırlık soruşturması ve diğer aşamalarda yapılması gereken çalışmalar konusunu önemle, ısrarla hep dile getiriyoruz. Bu çerçevede de adli tıp yapılanması, bilirkişilik, bilirkişilik kurumu yapılanması, adli kolluk yapılanması, bunları önemle hep dile getirdik.

Yine bu çerçevede şunu ısrarla ifade ettik: Kemal Türkler olayında olduğu gibi dosyanın zaman aşımına uğraması noktasında yürütme organının üstüne düşen görevleri neden yapamadığını, bunların da sorgulanması gereğini yine dile getirdik. Hükûmetin bütün bu konulara cevap vermek yerine yine karartma yapmaya devam ettiğini, bilgi kirliliği yaratmaya devam ettiğini görüyoruz. Burada, bu biraz evvel başlıklar altında söylediğim konuları arkadaşlarım birkaç kez anlattılar. Ben bütün bunların yanında bir diğer önemli konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Sayın Başkan, ısrarla takip ediyorum, hâlen konuşmaya devam ediliyor. Şurayı lütfen uyarın.

BAŞKAN – İkaz edeceğim.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun Sayın Kart.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Talebe miyiz biz yahu!

ATİLLA KART (Devamla) – Konuşmayı ya dışarıda yapın ya da gidin geride yapın; şurada, birinci sırada yapmayın olur mu değerli arkadaşlarım.

BAŞKAN – Sayın Kart, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz. Her parti grubu yapıyor aynı şeyi Sayın Kart, lütfen.

 ATİLLA KART (Devamla) – Çünkü konuşmacının insicamını bozuyorsunuz.

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Siz orada bozuyorsunuz ya!

ATİLLA KART (Devamla) – Yani ne yapalım? Siz konuşmaya devam mı edeceksiniz?

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Siz orada dinleyin, biz devamlı dinleriz burada.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ATİLLA KART (Devamla) – Şimdi, bakın değerli arkadaşlarım, grubumuz bir çalışma yaptı. Türk Ceza Kanunu’nda 2005 yılından bu yana kaç maddede değişiklik yapılmış biliyor musunuz? Kırk dört maddede değişiklik yapılmış değerli milletvekilleri. Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı “yargılama mercileri, mahkemeler her değişiklik yapıldığında özellikle Yargıtay aşamasında ise mutlaka dosyanın mahalline iade edilmesi” demektir çünkü yapılan değişiklikler genellikle sanıklar lehine olduğu için, sanıklar lehine sonuçlar doğurabileceği için bunun yargılama aşamasında mahallî mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Bir değişikliğin, bir dosyanın mahalline gidiş gelişi neresinden bakarsanız sekiz aydır, bir yıldır değerli milletvekilleri.

Bütün bunların üstüne ne yapıyoruz, bu kırk dört maddeyle ilgili değişikliğin dışında ne yapıyoruz değerli milletvekilleri? Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde de değişiklik yaptı bu Hükûmet, görevi kötüye kullanma maddesini değiştirdi. “Görevi kötüye kullanma” maddesi, Anayasa Komisyonu Sayın Başkanının ifade ettiği gibi bir “maydanoz madde” değildir değerli milletvekilleri, çok önemli bir maddedir. Kamu yönetiminde, devlet yönetiminde o kamu yönetiminin verimliliğini, etkinliğini, ciddiyetini sağlayan en temel maddelerden birisidir. Niye o madde önemlidir? Çünkü, öyle suçlar vardır ki, o suçlar aslında zimmet niteliğindedir, aslında ihaleye fesat karıştırma niteliğindedir, aslında nitelikli dolandırıcılık niteliğindedir ama tipiklik unsuru sebebiyle o maddelerin uygulanması çoğu zaman mümkün olmaz. Fakat maddi vakıa, yani suç bulguları çok net olarak ortadadır, bunun yanında da sanığın suç işleme kastı net olarak ortadadır. Onun içindir ki, o noktada kanun koyucu -doktrinde bu, hep istikrar kazanan bir uygulamadır- bu gibi suçlarda yine sanığın lehine olacak şekilde görevi kötüye kullanma maddesini düzenlemiştir  ama ne yapıyoruz Hükûmet olarak? Bu maddeyi bile etkisiz hâle getiriyoruz. Bu madde yüzünden belki de on binlerce dosya yine mahalline iade edilecek ve sadece bu uygulamadan dolayı zamanaşımı durumları doğacak. Bunları artık sorgulamanız gerekiyor, bunları değerlendirmeniz gerekiyor. Sorumluluk duygunuzun gereği olarak, milletvekili sorumluluğunun gereği olarak bunları değerlendirmek gerekiyor.

Bu düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 13. Maddesinin 1. fıkrasının b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

b) 2797 Sayılı Kanunun 31. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan “salt çoğunluk” ibaresi “çoğunluk” şeklinde değiştirilmiştir.

Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muhtemeldir ki verdiğimiz önerge biraz sonra AKP’nin değerli milletvekillerinin oylarıyla reddedilecektir ve böylece ortaya çıkan sonuç Meclisin kararı gibi değerlendirilecektir ancak bu, Meclisin külli kararı artık değildir, parmakların ortaya koymuş olduğu bir çoğunluk kararıdır, bu karar da AKP’nin iradesini teşkil etmektedir. İşte burada, Sayın İyimaya’nın, çok defa, tam yerine oturan çok güzel söylemleri vardır, kendisini bu özelliği nedeniyle takdir ettiğimi yakinen bilmesini isterim. İşte bunlardan bir tanesi de bugün öğrendim, teyit ettim, Sayın İyimaya diyor ki: “Parmakların aklı olsaydı demokrasiyi yutan canavarlar ortaya çıkmazdı.” Tam bugüne göre söylenmiş bir laf, kendisini tebrik ediyorum.

ATİLLA KART (Konya) – Gerçekten takdir edilecek bir tespit.

FARUK BAL (Devamla) – Ben de bu durumu ortaya koymak için “demokratik değerler” yerine “parmakmatik değerler” diye tanımlamaya çalışıyordum, benimki biraz galat kaçıyordu, Sayın İyimaya çok güzel ortaya koymuş.

Şimdi, 11’inci maddeyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önergeyi reddettiniz. Reddetmekle ne yapıldı? Reddetmekle ortaya çıkan durum şu: Maddeyi kül olarak değerlendirdiğimiz takdirde, AKP’nin kabul ettiği maddeyi kül olarak değerlendirdiğimizde, yargı, yargıçlara karşı işlemez, bunun Türkçe anlamı budur. Niçin? Çünkü bu maddeyle yargılama sürecinde suç işlemiş olan bir hâkimin yargılanabilmesi için önemli barajlar getiriliyor. 1927 yılından beri, gerek Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gerek Hukuk Muhakemesi Kanunu’nda suç işleyen hâkimler ile ilgili yapılacak iş ve işlemler Türk hukukunda vardı ve herhangi bir sorun olmadan bu sistem çalışıyordu. Şimdi, sizin getirdiğiniz sisteme göre, hâkim hakkında tabii ki ceza davası ayrı bir prosedüre tabi olacaktır ama hukuk davası açılabilmesi için hâkimin suç işlemesiyle ilgili işlemin, adli işlemin kesinleşmiş olması gerekir. Bugünkü süreçte değerlendirdiğimizde, hâkimin görevini suistimal ederek ve yapmış olduğu bir hatanın ya da işlediği suçun dâhil olduğu dosya kesinleşecek ki ondan sonra devlet aleyhine dava açılabilecek. Devlet aleyhine açılan dava kaç yıl sürerse o da bittikten sonra rücu edilebilecektir. Bunun adına “Ölme eşeğim ölme, yaz gelince yonca biçeyim.” derler. Oysa bir suçtan mutazarrır olmuş olan mağdur kişi bir taraftan ceza davası ile hakkını adalet önünde ararken, diğer taraftan da tazminat davasıyla adaletin önüne gider. Dolayısıyla siz, suç mağdurlarının tazminat davasıyla adalet önüne gitmesini mesele hâkimler olduğu takdirde engelliyorsunuz. Bu engelleme yargının yargılanamaması anlamını taşır ki hukukun en ince noktasından ve adaletin en püf noktasından yargıya karşı en büyük darbeyi vurmuş oluyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, yargının yargıca karşı işlememesinin sebebi hikmeti nedir? Şimdiye kadar yargı yargıca karşı işliyordu ve herhangi bir sorun yoktu. Ortaya bir dava çıktı. Bu dava nedeniyle, Sayın Haberal’ın gerekçesiz tahliye taleplerinin reddedilmiş olmasından dolayı, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin vermiş olduğu dava nedeniyle bu prosedürü geliştiriyorsunuz. Kişiye göre hukuk yaparsanız günü geldiğinde, siz de o hukuka muhtaç hâle geldiğinizde sizin hakkınızda da kişisel hükümler verilebilir.

Yolunuz yanlıştır. Bir an önce dönmenizi temenni ederim. Lakin, sizin bu yoldan döneceğinize dair herhangi bir işaret yoktur. Olan olacaktır. Olan, bu memleketin, bu milletin adalete, hukuka, hakkaniyete olan saygısı, hürmeti ve muhabbeti sayenizde hâk ile yeksan olacaktır.

Hepinize saygı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 13’ün ikinci fıkrası üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 610 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

                 Bekir Bozdağ                                  Kadir Tıngıroğlu                                Mehmet Yüksel               Yozgat                       Sinop                                               Denizli

           Ali İhsan Merdanoğlu                            Tuğrul Yemişçi

                    Diyarbakır                                             İzmir

“b) 2575 sayılı Danıştay Kanununun 8 inci maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan “, yukarıda sayılan görevlerde toplam olarak en az üç yıl” ibaresi, 10 uncu maddesinin (8) numaralı fıkrası, 26/A, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 34/A, 34/B, 34/C ve 37 nci maddeleri,”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülen tasarının 13. maddesinin 2. fıkrası c bendinde yer alan “ve 33 üncü maddesinin birinci fıkrası” ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                       Mustafa Enöz                                    Recep Taner

                       Konya                                              Manisa                                               Aydın

                    Akif Akkuş                                      Rıdvan Yalçın

                      Mersin                                                Ordu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (13) üncü maddesinin (2) nci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                 Rahmi Güner

                      Mersin                                           Zonguldak                                             Ordu

                    Tayfun İçli                                      Turgut Dibek                                     Hulusi Güvel

                    Eskişehir                                          Kırklareli                                             Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısıyla ilgili verdiğimiz önergede Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısının görüşülmesi sırasında, bir kanun yapılırken uyulması gereken prosedüre uyulmadığını, daha önceki konuşmalarımda söylemiştim. Adalet Komisyonundaki görüşmeler sırasında da milletvekillerinin sözlerinin kesildiğini, önerge verme haklarının engellendiğini belirtmiştim ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin kurumsal olarak istifasından sonra, Adalet Komisyonunun faaliyetini devam ettirmemesi gerektiğini belirtmiştim çünkü komisyonun varlığı, siyasi partilerin varlığıyla bağlıdır.

Anayasa’mızda, yasa tasarı ve tekliflerinin nasıl görüşüleceği açıkça belirtilmiştir. Madde 88’de, bunun İç Tüzük’le belirleneceği belirtilmiş ancak bu yetki devri sınırlandırılmış. 1982 Anayasası’nın 88’inci maddesinin gerekçesi, 1961 Anayasası’nın 85’inci maddesinin gerekçesine atıfta bulunmuş ve siyasi grupların Meclis çalışmalarının temel unsurları olarak çalışmalara katılmaları gerektiği vurgulanmıştır.

Anayasa koyucunun amacı, siyasal parti gruplarının her birinin, komisyonlar da dâhil, tüm Meclis çalışmalarına temel öge olarak katılmalarını sağlamaktır. İktidar-muhalefet ayrımı yapılmadan, her siyasal parti grubunun komisyon ve Meclis çalışmalarına katılması, komisyonların varlık koşuludur. Bir siyasal parti grubunun komisyondan çekilmesi komisyonun oluşumunu sona erdirir ve komisyon Genel Kurulda yeni bir seçimle siyasal parti grup eksiği giderilip yeniden varlık kazanmadan çalışamaz, görev yapamaz. Nitekim, Anayasa Mahkemesi, 1970/26 esas sayılı Karar’ında Meclisin tüm çalışmalarına mutlaka tüm siyasal partilerin katılması gerektiğini vurgulamıştır. Böyle bir katılma olmazsa komisyonun kuruluşunun Anayasa’nın 85’inci maddesindeki ilkeye aykırı düşeceği açıkça belirtilmiştir. Yüksek mahkeme kararına göre, bir siyasal parti grubunun komisyondan istifa ederek çekilmesi, kendi kontenjanını boşaltması komisyonu hukuksal dayanaktan yoksun kılacak, çalışamaz duruma getirecektir. Çağdaş demokrasiler yönünden baktığımızda da işlevsel anlam yönünden, anayasalar devlet iktidarını sınırlandıran en üst düzeydeki normlardır.

Değerli milletvekilleri, yürütmenin içerisindeki siyasal gücün denetlenmesi ve frenlenmesi amacıyla, Parlamentoda iktidarı ve muhalefetiyle siyasal parti gruplarının tümünün yasama organının tüm çalışmalarına katılması zorunlu kılınmıştır. Çünkü çağdaş demokrasilerde çoğulculuk ilkesi iktidar gücünün sınırlandırılması için muhalefeti önemli kılmış, iktidara da muhalefetin haklarına saygı gösterme, onları koruyup kollama görevi vermiştir.

Muhalefetin elindeki, konuşarak aydınlatma ve uyarma ile, önerge verme araçları, gerek Meclis Genel Kurulunda gerekse komisyonlarda güce dayalı Anayasa aykırılıklarını, toplumu ve siyasal rejimi dönüştürme çabalarını önlemenin en masum ve hukuksal yollarıdır. Komisyonda alınan kararlarla milletvekillerinin konuşma hakkının sınırlandırılmasının, önerge verme hakkının sınırlandırılmasının hiçbir yasal ve hukuksal dayanağı yoktur. Komisyondaki ve Parlamentodaki çoğunluğa dayanılarak kararlar ihdas edilmiş olması Meclis İç Tüzüğü’nün yeni madde ihdası anlamına gelmektedir.

Aslında, Genel Kurul çalışmalarında sınırlandırmanın önlemi çok daha önceden alınmış, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Nurettin Canikli 27 Aralık 2005’te yaptığı konuşmada “Burada kanunları Hükûmet çıkarır, kanunları AKP parti grubu çıkarır. Kanunların çıkarılmasında muhalefetin hiçbir şekilde etkisi olamaz.” demiştir. Bu düşünce bile bu yasama sürecinin nasıl yürütüldüğünün en açık ve somut kanıtıdır değerli milletvekilleri. Burada, komisyonlarda milletvekillerinin konuşma hakkı kısıtlandığı için Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – …Komisyondan istifa etmek zorunda kalmamız sonucunda Komisyonun hazırladığı bir metin yoktur, yok hükmündedir, Anayasa’ya aykırıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülen tasarının 13. maddesinin 2. fıkrası c bendinde yer alan “ve 33 üncü maddesinin birinci fıkrası” ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                               Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Rıdvan Yalçın konuşacak efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Rıdvan Yalçın, Ordu Milletvekili.

Buyurun Sayın Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar)

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tasarının 13’üncü maddesinin ikinci fıkrası üzerindeki önergemiz üzerinde söz almış bulunuyorum. Konuşmamın başında yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Komisyon aşamasından bu yana, Genel Kurulda da, Komisyonda da Milliyetçi Hareket Partisi olarak, ortadaki ciddi bir problemin -Yargıtayda birikmiş 2 milyona yakın dosyanın- toplumu germeden, yargıda daha büyük sorunlar açmadan çözülmesi için olumlu katkılar vermeye çalıştıysak da anlıyorum ki bir dolu bardağa tekrar su ilave etme durumunda gibi bir resme sanki konuşuyoruz. Maalesef, ne kadar haklı şeyler söylesek de çok bunları dinlemek, anlamak istemiyorsunuz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, konunun çok da ifade edilmeyen, başka bir boyutunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, 2 milyon dosya diyoruz, sadece Yargıtayda 2 milyon dosya. Bu dosyaların sadece 1’er tarafı olduğunu düşünürsek, 4 milyon insandan bahsediyoruz, 4 milyon taraftan. Eğer 2’şer, 3’er kişi -tarafı- olduğunu düşündüğümüzde 6-7 milyon. Taşra adliyelerindeki sayılarla bu rakamı birleştirdiğimizde, Türkiye’de belki 15-20 milyon, 25 milyon insanın adliye kapılarında hak aradığı gibi bir gerçekle yüzleşiyoruz, karşı karşıya geliyoruz.

Şimdi çıkıp, bu Hükûmet, arkadaşlar, bu Hükûmetin adalet mekanizması, Adalet Bakanı, kurumları yalnızca bu meseleye bir istatistik olarak bakabilir mi? Bakmalı mı? 50’den  başlatırsak çok partili hayatımızı, altmış iki yılın sürdüğünü düşündüğümüzde sizler çok partili demokrasimizin yüzde 15’ini tek başına kullanmış bir iktidarsınız. Çıkıp 15-20 milyon insan adliye kapılarında hangi sebeple bulunmaktadır? Neyin uğraşısı içerisindedir diye düşünmeyecek misiniz? Bu davaların kaçının tarafı kamudur? Kaçı belediyelerledir? Kaçı iş mevzuatından kaynaklanmaktadır? Kaçı aslında kayıt dışı sebebiyle adliye önüne gelmiştir? Bunlara kafa yormayacak mısınız sayın milletvekilleri?  Yalnızca bu meseleyi… Dosyalar  birikmiş birikmiş, efendim ne yapalım? Gelip buna bir çözüm bulmalıyız gibi bir kısır anlayış içerisinde bakmak  sizi kurtaracak mıdır sorumluluktan?

Bu kürsüye gelen iktidar milletvekillerini hayretler içerisinde dinliyorum. Efendim oluşmuş bu tıkanıklığın sorumlusu asla iktidar değilmiş, bu Hükûmet değilmiş, Hükûmetin politikalarıyla alakası yokmuş gibi daha çok yüksek yargı organlarını suçlar bir tarz içerisinde bir açıklama getiriyorsunuz. Arkadaşlar, bu ülkede neden acaba mala karşı suçlar bu kadar artmıştır hiç düşündünüz mü? Ya da şöyle bir soru yönelteyim size: Bugün Türkiye’deki gerçekten bütün petrol kaçakçılıkları adliyeye yansımış olsa, bütün hırsızlıklar bir şekilde adliyeye intikal etmiş olsa, bütün vergi kaçıranlar bir şekilde adliyeye intikal etmiş olsa, kaçak işçi çalıştıranlar bir şekilde adli makamlar önünde hesap veriyor olsa acaba bu sayı kaç olacaktır değerli milletvekilleri? Hiç böyle bir kaygınız var mı? Böyle bir düşünceniz var mı?

Bir soru önergeme Adalet Bakanının verdiği cevap: Son beş yılda 2011 rakamları hariç 1 milyon çiftin boşandığını gösteriyor arkadaşlar. Son beş yılda 1 milyon aile bozulmuş, 1 milyon yuva dağılmış! Sadece boşanma davaları bakımından baktığımızda, hem Türk aile yapısı bakımından ürkütücü bir rakam hem birbirinden ayrılmış 2 milyon insanın acaba kaç mağdur ettiği çocuk var, ortada bıraktığı kaç çocuk var? Hiç bu yönüyle bakmayacak mısınız? Sizler için adalet sadece bir istatistik midir? Yargıtayda şu kadar dosya var, şu dairede bu kadar dosya var, efendim, savcılıktan şu kadar dosya geldi gitti. Bütün hassasiyetiniz, bütün ilginiz bu mudur? Türk toplumunun çözülen yapısını, çürüyen yapısını, Türk toplumunun yaşanan ekonomik krizde karşılaştığı sorunları hiç düşünmeyecek misiniz, bunlarla ilgilenmeyecek misiniz? Bu konuyu yalnızca rakamsal boyutuyla ele almak ve bu şişen rakamları yargıya bir gol atmak, yargıdan bir intikam almak, bir kinci yaklaşım içerisinde ele almak bu gerçekleri değiştirmiyor değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar.

Onun için, artık bu iktidarın zamanı kalmadı ama bu dokuz yıl içerisinde birçok ihtilafın adli makamlara intikal etmeden çözümlerini ortaya koyabilecek projeler hayata geçirilmeliydi fakat maalesef yapılamadı. Bu zamanların hepsi bir kayıkçı kavgasıyla, bir bilek güreşiyle geçildi, harcandı ve bugün de birtakım tahliyeler bahane edilerek bu düzenleme yapılıyor.

Ben, bu yasanın hayırlı olmayacağı düşüncesi içerisindeyim. Bu düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yalçın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum: 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 610 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

                                                                         Bekir Bozdağ (Yozgat) ve arkadaşları

“b) 2575 sayılı Danıştay Kanununun 8 inci maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan “, yukarıda sayılan görevlerde toplam olarak en az üç yıl” ibaresi, 10 uncu maddesinin (8) numaralı fıkrası, 26/A, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 34/A, 34/B, 34/C ve 37 nci maddeleri,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılıyoruz efendim.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İdari görevlerde bulunanların Danıştay üyeliğine seçilebilmeleri için Devlet hizmetlerinde yirmi yıl, maddede sayılan görevlerde ise en az üç yıl çalışmış bulunmaları şarta bağlanmıştır. Buna karşın, Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanacak üst kademe yöneticileri bakımından, belli görevlerde belirli bir süreyle çalışmış olma şartı aranmamaktadır. Bu itibarla yüksek mahkemelere üye olarak seçilebilmek için aranan şartlarda birliğin sağlanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda madde 13’ün (2)’nci fıkrasını oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çerçeve 13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 1 üzerinde aynı mahiyette iki adet önerge vardır okutup birlikte işleme alacağım; önerge sahiplerinin istemi hâlinde de kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının Geçici 1. Maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Şandır                           Faruk Bal                          Metin Çobanoğlu

      Mersin                                    Konya                                   Kırşehir

 

Muharrem Varlı                       K. Erdal Sipahi                         Recep Taner

       Adana                                     İzmir                                      Aydın

 

Hakan Coşkun                         Yılmaz Tankut                         Rıdvan Yalçın

    Osmaniye                                  Adana                                     Ordu

Diğer önergenin imza sahipleri:

 

Ali Rıza Öztürk                      Ali İhsan Köktürk                         Tayfun İçli

      Mersin                                 Zonguldak                               Eskişehir

 

  Turgut Dibek                          Rahmi Güner                          Hulusi Güvel

    Kırklareli                                   Ordu                                     Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüştüğümüz kanunun geçici 1’inci maddesinde verdiğimiz önergede bize göre çok önemli bir iddia ortaya koyuyoruz, diyoruz ki: Bu geçici 1’inci maddede getirdiğiniz husus Anayasa’nın 37’nci ve 142’nci maddesine aykırıdır.

Değerli milletvekilleri, bu iddiayı Komisyonda da ifade ettik, gerekçelerini de anlattık ama maalesef, üzülerek, yalnız bunun için değil, genel yapı açısından tekraren ifade ediyorum. Maalesef burada müzakere yapmıyoruz, bir şekil şartını yerine getiriyoruz. İç Tüzük’ün gereği el kaldır, el indir, kanunlar geçiyor. Neden Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunduğumuzu maalesef ne komisyonda ne Genel Kurulda -zaten böyle bir imkân yok- iktidar partisine anlatabilmek mümkün olmuyor.

Değerli milletvekilleri, yargı reformu yapılmasın diyen bu ülkede hiç kimse yok, yargı mensupları dahil. Özellikle, kurumsal olarak, her siyasi parti, Milliyetçi Hareket Partisi bunların başında, toplumun en önemli ortak paydası olan yargı sisteminde yıllara dayalı eskimişlik, birtakım uygulama yanlışlıkları, zamana uyarlanma mecburiyetleri doğrultusunda bir yargı reformu yapılması hem beyannamelerimizde, programlarımızda ifade edilerek topluma karşı verdiğimiz taahhüttür ama bu ülkeyi sekiz yıldan bu yana Türk milleti adına, Türk milletinden alınan yetkiyle yöneten AKP İktidarı ne hikmetse, maalesef yargı reformunu dönemin sonuna, bu sıkışıklık ortamına, Anayasa’ya aykırılık iddialarını dahi görmezden gelerek geçirmeye çalışmasını, gerçekten bu konuda bu millete karşı bir haksızlık olarak görüyorum.

Değerli milletvekilleri, bakınız dün Sayın Bakana burada birkaç soru sordum, çok iyi niyetle. “Bu Kanun’un gerekçesi olarak ortaya koyduğunuz Yargıtayda ve Danıştaydaki yığılmanın, dosya yığılmasının sebeplerini sorguladınız mı?” dedim. Türk Ceza Kanunu’nu 2004 yılının Eylül ayında bir acelecilikle hatta Meclisi olağanüstü toplantıya çağırarak geçirdiniz. Yeni bir Türk Ceza Kanunu. Aslında hukukçular bilirler bazı kanunlarla bu kadar sık oynamamak gerekiyor çünkü dengeyi bozuyor. Bunun birisi Türk Ceza Kanunu. Dolayısıyla getirdiğiniz Türk Ceza Kanunu’yla sistemi öyle kökünden değiştirdiniz ki dilini değiştirdiniz, madde sıralamasını değiştirdiniz ve sanık lehine getirdiğiniz düzenlemelerle, demin bir sayın milletvekilinin ifade ettiği gibi, özellikle Yargıtay aşamasında olan tüm dosyaların yeniden birinci derece mahkemelere intikaline, geri gönderilmesine sebep oldunuz. Sonuçta -yargının yükü ağır- yargının yükünün hafifletilmesi için gereken tedbirleri almayan siyasi iktidar böyle bir müdahaleyle de ilave bir yükü getirdi.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Komisyonda bize göre çok önemli bir teklif getirdik, dedik ki: “Şu dönemin sıkışık ortamında -böyle köklü ve parçalı, yarım yani buna yargı reformu diyemezsiniz- gelin, geçici bir çözüm üretelim.” “Geçici görevlendirme” diye bugün Türk yönetim sisteminde, hemen her kurumda işleyen bir müessese var. Gelin, Yargıtayın bu geçici yükünü ortadan kaldırmak için geçici bir tedbir geliştirelim ve yargı reformunu başlı sonlu yapalım. Sistemin temellerinden biri olan yargıyı, böyle ikide bir el yordamıyla, deneme yanılma metoduyla düzeltemezsiniz. Türk Ceza Kanunu’nu getirdiniz. Getirdiğiniz Türk Ceza Kanunu’nun neredeyse üçte 1’ini yeniden değiştirdiniz.

Değerli milletvekilleri, tabii, bir sonuç olarak söylüyorum. Bu ülkenin yıllarca uyguluya uyguluya oluşmuş kurallarını, teamüllerini böyle değiştirerek, oynayarak bozamazsınız. Türkiye’nin çivisini çıkarttınız, farkında mısınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Dolayısıyla, çok önemli bir konuda Anayasa’ya aykırılık iddiamız -şimdi Sayın Bakan yerinden yok, Sayın Komisyon Başkanı yerinde yok- ret edilerek buradan geçti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, grup başkan vekillerine bir dakika ek süre veriniz efendim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – İstemiyoruz.

Dolayısıyla, önergemizi dikkate almanızı huzurlarınıza sunuyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

Önergeler üzerinde söz isteyen Ali İhsan Köktürk, Zonguldak Milletvekili.

Buyurun Sayın Köktürk.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının geçici 1’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılması için söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu madde Danıştay Başkanlık Kurulu ile Yargıtay Başkanlar Kurulunun bu kanunla ihdas edilen üye kadrolarına seçim yapılmasından ve dairelerde çalışacak üyelerin belirlenmesinden itibaren bir ay içerisinde toplanarak daireler arasında iş bölümüne ilişkin karar tasarısını hazırlayacağını, bu karar tasarısını genel kurula sunacağını, daha önce başka dairelerde görülmekte olan ancak daireleri değişen dosyaların ilgili dairelerine gönderileceğini ve Yargıtayda ihdas edilen üye kadrolarına seçim yapılmasından itibaren on beş gün içerisinde Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun yeniden belirleneceği düzenlemektedir. Ayrıca, yeni seçilen ve mevcut üye ayrımı yapılmadan Yargıtay üyelerinin hangi dairelerde görev yapacaklarının yeni oluşturulan Başkanlık Kurulu tarafından belirleneceğini öngörmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı -az önce Sayın Şandır’ın da ifade ettiği gibi- Anayasa’mızın 37’nci maddesine, 142’nci maddesine, Yargıtay ve Danıştayın çalışma şartlarını düzenleyen 154 ve 155’inci maddeleriyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6’ncı maddesine açıkça aykırılık oluşturmaktadır.

Yine bu düzenleme, hukuk devletinin temeli olan “tabii hâkim” ilkesini açıkça bertaraf etmektedir. Çünkü, değerli arkadaşlar, Yargıtay ve Danıştay daireleri sadece temyiz mercisi olmayıp birinci derece yargılamaları da, ilk derece yargılamaları da yapmaktadır. İlk derece yargılamalarında hangi mahkemelerin hangi işlere bakacağının belirlenmesi Anayasa’mızın 37’nci maddesinin açık hükmü gereğince yasa ile yapılmalıdır.

Yine bu düzenleme, dairelerin her yıl değişen şartlara göre görevlerinin yeniden belirlenmesi niteliğinde yeni düzenlemeler getirdiği için Yargıtayın temyiz mercisi olma niteliği ve uzmanlık gerektirmesi karşısında bu niteliğiyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.

Ayrıca, değerli milletvekilleri, bu düzenlemeyle Yargıtay ve Danıştay

dairelerinin bakacakları işler, somut ölçüt öngörülmeden yeni baştan düzenlenmektedir.

Değerli arkadaşlar, iki yıl için seçilen Birinci Başkanlık Kurulunun kazanılmış müktesep hakları ortadan kaldırılarak Yargıtaya tahsis edilen kadroların seçilmesinden itibaren on beş gün içerisinde yeniden belirleneceğinin öngörülmesi Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından Yargıtayın yeniden biçimlendirilmesinin açık bir örneğini oluşturmaktadır.

Bu gerekçeler karşısında Sayın Bakana sormak istiyorum: Sayın Bakan, bu kadar açık ve hukuksuz düzenlemeler karşısında dairelerinde bekleyen bir kısım dosyalara özel müdahale edilme amacı güdülmediğini bize nasıl izah edebilirsiniz?

Sayın Bakan, yine, bu düzenlemeler karşısında tıpkı özel yetkili birinci derece mahkemeleri gibi, yüksek yargıda da değişen şart ve durumlara göre, özel yetkili daireler yaratma amacında olmadığınızı hukuk ve yargı çevrelerine nasıl anlatabilirsiniz?

Yine, Sayın Bakan, kazanılmış hakları ortadan kaldırarak Birinci Başkanlık Kurulunun yeniden seçilmesinin ve dairelerdeki üye sayısının yeniden belirlenmesinin yargıyı hızlandırma amacına yönelik olduğu, yargının hızlanmasıyla Birinci Başkanlık Kurulunun yeniden belirlenmesi arasında bir bağ bulunduğu konusunda bizleri, halkımızı ve yüksek yargı organlarının üyelerini nasıl ikna edebilirsiniz?

Sayın Bakan, Birinci Başkanlık Kurulunun değişmesiyle Yargıtayın iş yükünün hafiflemesi ve Yargıtayın çalışmalarının hızlanması arasında nasıl bir bağ olabilir, bunu açıklayabilir misiniz? Ancak herhangi bir bağ bulunmadığını siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz. Asıl amacın, Yargıtayı, yüksek yargıyı yeniden biçimlendirmek ve yürütmenin kuyruğuna takmak olduğunu sizler de, bizler de çok açık bir şekilde görüyoruz ancak bu kadar hukuksuzluğun, bu kadar yanlış hesabın Bağdat’tan değil ama önümüzdeki seçimlerde Türk halkından döneceğine yürekten inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köktürk.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Geçici madde 2 üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının geçici 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi, üçüncü fıkrasının madde metninden çıkartılması, diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesi arz ve teklif olunur.

                 Bekir Bozdağ                                 Mehmet Erdoğan                              Orhan Karasayar

                      Yozgat                                            Gaziantep                                             Hatay

                    Nuri Uslu                                      Yaşar Karayel

                        Uşak                                               Kayseri

"c) Miktar veya değeri itibarıyla temyiz veya karar düzeltme yoluna gidilemediği için kesinleşen hükümler,"

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım; önerge sahiplerinin istemi hâlinde de ayrı ayrı söz vereceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının Geçici 2. Maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                     K. Erdal Sipahi                                Metin Çobanoğlu

                       Konya                                                İzmir                                               Kırşehir

                Hakan Coşkun                                   Recep Taner                                   Muharrem Varlı

                    Osmaniye                                             Aydın                                                Adana

                 Rıdvan Yalçın                                   Yılmaz Tankut

                        Ordu                                                Adana

Diğer önergenin imza sahipleri:

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Tayfun İçli

                      Mersin                                           Zonguldak                                         Eskişehir

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Rahmi Güner                                    Turgut Dibek

                      Malatya                                               Ordu                                              Kırklareli

                 Hulusi Güvel

                       Adana

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının sonlarına doğru geliyoruz.

AKP’nin yol ayrımına geldiğini görüyoruz, AKP’nin yargıyı siyasallaştırmak için her çareye başvurduğunu ve kendi kusurlu iktidarı sayesinde yargının iş yükünün artmasını bahane ederek yandaş bir yargı kurumu yaratma noktasındaki pervasızlığını görüyoruz. Parmakların keşke aklı olsaydı, Sayın İyimaya’nın dediği gibi, siyasallaşmış bir yargının, yasamanın ve yürütmenin, denge ve denetim mekanizması olan yargının demokrasiye verebileceği zararı engellemiş olabilirdik, ancak parmakların maalesef aklı yok, maalesef demokratik değerler parmakmatik bir değere mahkûm edilmiş durumda.

Şimdi, bununla neler yaptığınızın farkında mısınız, ben Sayın Bakana ve değerli milletvekillerine sormak isterim. Bir hâkim, özellikle Yargıtay üyesi, Yargıtay Başkanı olan bir hâkim görevini suistimal ettiği takdirde, tazminat davası kaç kişilik bir heyet huzurunda yapılacaktır, bilen var mı? 320 hâkimlik bir mahkeme kuruyorsunuz bu tasarıyla. 320 hâkim bir araya gelecek, bir Yargıtay Başkanının veya üyesinin vazifeyi suistimal suçundan onu yargılayacak. Dünyanın neresinde 320 üyeli bir mahkeme vardır? Farz edelim ki bu 320 civarında, belki daha da artabilir, rakamı bilmiyoruz, çünkü tamamen takdire bırakılı bir organ hâline getirilmiştir yargı.

Eğer taraflardan birisi temyiz ederse, bu temyiz talebini inceleyecek olan Yargıtay Büyük Genel Kurulunun kaç üyeden müteşekkil olduğunu biliyor musunuz? Ben size söyleyeyim, 387. 387 tane yüksek hâkim bir araya gelecek ve 387 tane yüksek hâkim, bir Yargıtay Başkanının veya daire başkanının vazifesini suistimal edip etmediğine karar verecek. Bu garip durumun bir tek izahı vardır, o da yargı obeziteye mahkûm edilmiştir. Obez bir yargı yaratıyorsunuz, hareketsiz, cansız, hantal bir yargı yaratıyorsunuz. Bu, hantallık. Zannediyorsunuz ki siz yargıya düştüğünüz zaman yargının kılıcı sizi kesmeyecek, adaletin kılıcı sizi kesmeyecek. Lakin siz oraya düştüğünüzde, elbette ki adalete inanan insanlar bunun ne anlama geldiğini size hatırlatacak bir uygulamayı yapacaklardır.

Değerli arkadaşlarım, Guinness Rekorlar Kitabı’na şimdiden müracaat edin. Nasıl bir mantık oyunuyla dünyanın en obez mahkemesi yaratılabilir? Birinci noktada bunu başarırsınız, Guinness Rekorlar Kitabı’na girersiniz. İkinci noktada ise nasıl bir mantık yanıltmasıyla kendi yarattığınız iş yüküyle boğduğunuz yargıyı nasıl yandaş hâle getirebilirsiniz? Bu mantık silsilesinde de Guinness Rekorlar Kitabı’na gireceğinize eminim. Ama olan halka olacaktır, olan “Gene tehir etme üç ayöteye.” diye adaletten ümidini kesmeyen, hâkime sitem eden vatandaşa olacaktır.

Eldeki verilere göre, Türkiye’de ortalama 2 milyon civarında Yargıtaydaki dosya var, 4 milyon civarında da yerel mahkemelerde dosya var; toplam 6 milyon.

Değerli milletvekilleri, 6 milyon dosyanın 1’er tane tarafı olsa 12 milyon insan eder. Bunlar 4’er kişilik aileden oluşsa rakam nüfusumuzun yarısını teşkil eder. Pek çok davada birden fazla taraf vardır, bunun şahidi vardır, müdahili vardır, müştekisi vardır. Bu itibarla, yargı artık Türkiye'nin tamamını ilgilendiren bir kurum olarak, tamamının evinde yanan bir ateş olarak, bir sızı olarak günümüzdedir. Siz, buna dokuz yılda çare bulmadınız, dokuz yılın neticesinde, giderayak yargıyı yandaş hâle getirip, bundan sonra yargılanacak yere işimiz düşerse paçayı kolay kurtaralım diye düşünüyorsunuz. Bu, elbette böyle olmayacak. Verdiğiniz karar yol ayrımıdır, gittiğiniz yol antidemokratik dikta yoludur. Bu yolda artık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

Önerge üzerinde başka söz sahibi?

Mevlüt Aslanoğlu, Malatya Milletvekili.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, ben bir hukukçu değilim. İki gündür de sadece gelip, yardım etmeye çalışıyorum. Bilmediğim konuda ahkam kesmek istemiyorum. Benim yapım budur ama vicdanımdaki bir şeyi de söylemek zorundayım.

Tabii, yargı ve cezalar, önce yürekleri tatmin etmelidir. Yüreği tatmin etmeyen bir cezanın hiçbir anlamı yoktur bana göre. Eğer toplumun yüreğini bir ceza tatmin etmiyorsa, ben bu verilen cezanın hiçbir anlamı olduğunu ifade etmiyorum, ifadesi olduğuna inanmıyorum.

Kucağımda ölen kızcağız yirmi yaşında, Galatasaray Üniversitesinde okuyordu. Bir düğünde, bir köyde uzaktan ateş edilerek öldürülüyor. Ama o gün ben tesadüfen Malatya’daydım, kucağımda öldü. Yirmi yaşında bir kız ama onun katili serbest bugün. Ben vicdanımda bir milletvekili olarak çok rahatsız oluyorum. Bunu hangi vicdan kabul eder? Düşünün o aileyi, aileleri düşünün, o kızlarını bir daha mezara koydular. Eğer bir ceza vicdanları rahatsız ediyorsa, salıveriliyorsa ben, benim vicdanım… Türkiye’de bir hukuk devletinin olduğunu inanmıyorum, vicdanım buna elvermiyor. Bir katili eğer salıveriyorsak cezası kesinleşmemiş diye, ben böyle bir… Özür diliyorum hukukçulardan, hukukçu değilim ama işlemeyen bir hukuk, yerine gelmeyen bir ceza toplumun yüreğini rahatsız ediyorsa, ben hukuk devletinden şüphe ederim.

Değerli arkadaşlarım, mesele bu. Vicdanımda çok rahatsızım. Şu anda o gün kucağımda ölen kızın o hâlini… Ben vicdanımda… Nefret ediyorum bir daha… Bir hukuk devletinde bunların olmasından üzüntü duyuyorum. Bir hukuk devletinde,  bir daha o kızı… Şu anda, ben mezara elimle koyduğum insanın ailesinin infialine, bir milletvekili olarak ailesinin infialine cevap veremiyorum, cevap veremiyorum ve yanlarına gidemiyorum, evlerine gidemiyorum. Takdir hepinizin.

Bir başka konu: İki gündür konuşuluyor yasa ama sadece, burada olaylara, bir yargıç ve savcılar, bu gözle… Tabii, bu Yargıtay ve Danıştay ama Türkiye’de bir de Türk hukukunun, Türk adliyesinin, adliye personelinin büyük sorunları var. Bunlar hiç dile getirilmiyor. Ceza infaz kurumlarında çalışan arkadaşlarımın büyük sorunu var. Bunlar hiç dile getirilmiyor. Arkadaşlar, Türk adliyesinin çok, sabahlara kadar çalışan o personelin, adli personelin, her kademedeki insanın ve ceza ve tevkif evlerindeki her kademedeki insanın büyük sorunları var. Arkadaşlar, bu sorunları çözmezsek “Biz, Türkiye’de adli yargının mutlaka bugün bir tarafını yapalım.” dediğiniz… Yapamazsınız. Mutlaka, adli personelin, ceza ve infaz kurumlarındaki insanların konumlarını, sorunlarını mutlaka gidermeliyiz, yok etmeliyiz. Ben, bir kez daha -hukukçu değilim ama- toplumun bir parçası olarak bunları da dile getirmek zorundayım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkanım, söz talebim var. 60’a göre kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Ne diye söz talebiniz var?

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – 60’a göre kısa bir açıklama yapmak istiyorum. Sayın Aslanoğlu’nun Malatya’yla ilgili…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çalık.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun konuşmasında bahsettiği, bir köyde ateş edilerek öldürülen kızın katilinin serbest bırakılmasına ilişkin açıklaması

 

 

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilimizin bahsetmiş olduğu konu Malatya’da vuku bulmuş ve bütün Malatya’yı ve Türkiye’yi de yasa boğmuştur. Bu kızımızın vefatından sonra tutuklanma işlemi tamamlanmış ve beş yıl, maalesef, mahkeme süreci devam etmiş ve bu yaşanılan hadisenin Malatya’yı, Türkiye’yi üzdüğü gibi yargı sistemini de üzmesi gerektiğini düşünüyorum. Şu anda karara bağlanamadığı için, maalesef, tutukluluk süresi nedeniyle tahliye olmuş vaziyette, beş yıllık tutukluluk süresi bitmediği için.

Tam da bu nedenle bu kanun tasarısına destek vermemiz gerekiyor ki yargılanma, tutukluluk süreçleri bu kadar uzun tutulmasın, hemen mahkeme sonuçlansın, Yüksek Mahkeme de bu kararları hemen uygulasın istiyoruz.

Teşekkür ediyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Bir kez daha aileye Allah’tan rahmet diliyorum.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Aynı mahiyetteki iki önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının geçici 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi, üçüncü fıkrasının madde metninden çıkartılması, diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesi arz ve teklif olunur.

                                                         Bekir Bozdağ (Yozgat) ve arkadaşları

"c) Miktar veya değeri itibarıyla temyiz veya karar düzeltme yoluna gidilemediği için kesinleşen hükümler,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde metninin daha açık ve anlaşılır olması için iş bu değişiklik önergesi verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda geçici madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 3 üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının Geçici (3) üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek

                      Mersin                                           Zonguldak                                         Kırklareli

                 Rahmi Güner                                    Hulusi Güvel                                       Tayfun İçli

                        Ordu                                                Adana                                             Eskişehir

                  Ahmet Ersin

                        İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ahmet Ersin, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Ersin.

AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; iki günden beri gece yarılarına kadar çalışarak kanunlaştırmaya çalıştığımız bu yasa tasarısı, Yargıtay ve Danıştayda önemli değişiklikler içeren bu tasarı anlaşıldığı kadarıyla Meclisten geçecek, kanunlaşacak. Daha sonra da Sayın Cumhurbaşkanı imzalayacak ve yürürlüğe konulacak.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı toplumun bazı kesimlerinde destekleniyor, yani sizin niyetinizi bilen çevreler, kendi talepleriyle sizin niyetleriniz aynı olduğu için bu kanun tasarısını destekliyorlar. Ama toplumun önemli bir kesimi de yine sizin niyetinizi bildikleri için ve sekiz buçuk yıllık iktidarınızı da göz önüne aldıklarında ciddi bir endişe ve tepki duyuyorlar. Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı, maalesef, toplumda ciddi bir duygu kırılmasına neden olmuştur. Yüksek yargıda yapılmak istenen bu operasyon, maalesef, toplumun önemli bir kesiminde ciddi endişelere ve tepkilere neden olmuştur.

Değerli arkadaşlarım, bir hukuk devletinde Adalet Bakanı bir başsavcıyı telefonla arayarak göz altındaki şüphelilerin serbest bırakılmasını ve yürümekte olan soruşturmanın durdurulmasını isteyebilir mi, böyle bir şey olabilir mi? Ama devri iktidarınızda, maalesef böyle bir sorunla, olayla karşı karşıya kaldık.

Yine, değerli arkadaşlarım, bir hukuk devletinde davaya bakan yargıçla o davanın sanığı arasında ağır bir husumet, derin bir husumet varsa o yargıcın o sanığın dosyasından el çektirilmesi gerekmez mi? Bakın Profesör Mehmet Haberal kendisinin tahliye taleplerinin haksız yere ve gerekçesiz bir şekilde reddedildiği nedeniyle 9 yargıç hakkında açtığı tazminat davasını kazandı. Yargıçlar tazminata mahkûm oldular ve bu mahkûmiyet kararları Yargıtay Genel Kurulu tarafından onaylandı yani kesinleşti.

HASAN KARA (Kilis) – Jet hızıyla!

AHMET ERSİN (Devamla) – Dolayısıyla, şimdi, bir hukuk devletinde yargı etiği ve yargıç etiği gereği bu yargıçların, Mehmet Haberal’la aralarında bu derin husumete rağmen -karşılıklı icra takipleri de var- bu derin ve ağır husumete rağmen, o davayı, o kişinin, o sanığın, Mehmet Haberal’ın dosyasını değerlendirmeye ne hakları var? Yargı etiği, yargıç etiği bunu mu gerektiriyor?

Bakın, elimde aralık ayında verilen kararlar var, tahliye taleplerinin reddine ilişkin kararlar, reddi hâkim taleplerinin reddine ilişkin kararlar. Altındaki imzalara bakıyoruz, Mehmet Haberal’ın tazminata mahkûm ettirdiği, haksız yere tahliye taleplerinin reddedildiği nedeniyle, gerekçesiz bir şekilde reddedildiği nedeniyle tazminata mahkûm ettirdiği yargıçlar hâlâ Mehmet Haberal’ın dosyasına bakmaya devam ediyorlar. Komik bir durum. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir olayla karşılaşamazsınız.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Mahkemeyi buraya kurdunuz Sayın Ersin.

AHMET ERSİN (Devamla) – Demokratik bir ülkede, hukuk devletinin egemen olduğu, hukuk anlayışının egemen olduğu bir ülkede, hukuk devletinde, bir yargıçla o davanın sanığı arasında böylesine derin bir husumet, ağır bir husumet varsa o yargıç, yargıç etiği gereği, ahlak gereği, yargıçlık ahlakı gereği o dosyaya bakmaktan sarfınazar eder. Ama maalesef, eğer o dosyaya bakmaya devam ediyorsa Adalet Bakanının devreye girmesi lazım, Adalet Bakanının müfettişleri görevlendirmesi lazım, bir kasıt olduğu nedeniyle, o yargılamada bir kasıt olduğu nedeniyle, yargıçların o davranışında bir  kasıt olduğu nedeniyle devreye girip “Bu sorun nedir?” diye araştırması lazım ama yapmıyor ve maalesef, işte bunları görerek insanlar, vatandaşlarımız, sekiz buçuk yıllık iktidarınızda hayra dokunacak bir şey yapmadığınızı da görerek, özellikle de hukuk alanında, yüksek yargıda yapmak istediğiniz bu büyük operasyonu şüphe ve endişeyle karşılıyorlar ve sizin bu operasyonunuzdan tedirginlik duyuyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET ERSİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ne desek boş, siz gene bildiğinizi yapacaksınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ersin.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Önerge kabul edilmemiştir.

Geçici madde 3’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.03

 

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

610 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığımıza yeni geçici madde ihdas edilmesi ile ilgili olarak çok sayıda önerge intikal etmiş bulunmaktadır. Ancak İç Tüzük hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi hükümlerine göre, görüşülmekte olan temel kanunlar üzerinde sadece iki geçici madde önergesi verilebildiği görülmektedir. Nitekim Başkanlığımızın bugün kadar uygulaması da bu yönde olmuştur. Örneğin, daha bir hafta önce 2 Şubat 2011 tarihli 57’nci Birleşimde temel kanun olarak görüşülen ve hâlen de gündemimizde olan 606 sıra sayılı Tasarı’nın çerçeve 52’nci maddesine bağlı olarak 5510 sayılı Kanun’a yeni geçici madde ihdasına dair her parti grubuna ait bir önerge olmak üzere toplam dört yeni geçici madde önergesi işleme alınmıştır.

İç Tüzük’ün değişiklik önergeleriyle ilgili 87’nci maddesine göre “…kanun tasarısı veya teklifinde bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında, milletvekilleri, esas komisyon veya Hükümet, değişiklik önergeleri verebilir. Bu esaslar dairesinde milletvekilleri tarafından Anayasaya aykırılık önergeleri dahil her madde için yedi önerge verilebilir.” Dolayısıyla bu madde hükmünden açıkça çıkan sonuca göre geçici madde eklenmesine ilişkin önergenin sınırı yedidir.

İç Tüzük’ün 91’inci maddesi ise milletvekilleri, esas komisyon ve hükûmet tarafından değişiklik önergesi verilebileceğini öngörmekte ancak değişiklik önergelerinin hangi amaçlarla verilebileceği hususunda hüküm içermemektedir. Maddenin beşinci fıkrasında ise diğer hükümlerin saklı olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla burada da önergelerin bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında verilebilmesi gerekir. Bu durumda, 87’nci maddede olduğu gibi geçici madde sayısına ilişkin sınırlamanın burada da geçerli olması gerekir.

91’inci maddede her madde üzerinde iki önerge verilebildiğinden, tasarı üzerinde ancak iki geçici madde ihdasına ilişkin önerge verilebileceğini kabul etmek gerekir ancak bu durumda da her siyasi parti grubunun bir önerge verme hakkı saklıdır yani geçici madde önergesi sayısı grup sayısıyla orantılı olarak dörde ve ilk iki önerge, grubu olmayan partiler ile bağımsızlar tarafından kullanılmışsa altıya çıkabilir. Başkanlığımızın bugüne kadarki uygulaması da bu yöndedir.

Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin temel kanunlarla ilgili olarak verdiği 2001/129 esas ve 2002/24 karar no.lu Kararı’nda “Yasama etkinliklerinde asıl olan, kamusal yararı gerçekleştirmek amacıyla yapılan görüşmeler sonucunda Meclis'in gerçek iradesinin oluşmasıdır. Bu iradenin oluşmasında, yapılan görüşmeler kadar verilen önergelerin de büyük katkısı olduğu bir gerçektir. Ancak, milletvekillerine sınırsız sayıda önerge verme olanağının tanınmasının da yasama çalışmalarını olumsuz yönde etkileyerek gereksinim duyulan yasaların çıkarılmasını engelleyeceği açıktır.” dendikten sonra metne ek veya geçici madde eklenmesinin bu kapsamda değerlendirilmesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir. Bu nedenlerle ikiden fazla önergeyi işleme alma imkânı bulunmamaktadır.

Bu nedenle iki önergeyi okutuyorum…

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart.

ATİLLA KART (Konya) – Usul 63’e göre, görüşünüze katılmadığımız için bu konuda tartışma açılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Lehte mi aleyhte mi istiyorsunuz Sayın Kart?

ATİLLA KART (Konya) – Aleyhte istiyorum.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, lehte…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Aleyhte…

BAŞKAN – Sizinki lehte mi aleyhte mi Sayın Şandır?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aleyhte veya lehte fark etmez Sayın Başkan; lehte olsun.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart.

Sekiz dakika süre veriyorum Sayın Kart.

 

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 610 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmeleri sırasında; İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen tasarıya geçici madde ihdas edilmesiyle ilgili verilen önergelerden, en fazla iki adedinin işleme alınabileceğine ilişkin Oturum Başkanının tutumu hakkında

 

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; geçici madde ihdas edilmesi yönünde vermiş olduğumuz önergeler üzerine Başkanlık makamının bu önergelerin işleme konulmaması yolundaki görüşüne katılmadığımız için uygulamanız hakkında aleyhte söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu konudaki İç Tüzük hükümlerini değerlendirmeden evvel Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 22’nci Yasama Dönemindeki bir uygulamayı hemen sizlerle paylaşmak istiyorum. 22’nci Yasama Dönemi Üçüncü Yasama Yılı 63’üncü Birleşim 24 Şubat 2005 tarihli oturum:

“Başkan Sayın milletvekilleri, tasarıya yeni geçici madde eklenmesine dair iki adet önerge vardır.

Kemal Anadol-Efendim, çoğunluk var mı Komisyonda? Ek madde için çoğunluğun olması lazım.

Başkan-Sayın Anadol, geçici madde olduğu için çoğunluk aranmıyor, ayrıca önerge işlemi yapıyoruz.”

Komisyonda bir çoğunluğun oluşmasına gerek kalmadan geçici madde hakkında önerge işlemi yapılmasına karar veriyor Sayın Başkan ve uygulamayı başlatıyor, geçici 6’ncı maddeyi okutuyor, normal madde uygulamasına dair prosedürü uyguluyor, “Kabul edenler… Etmeyenler…” diye maddeyi sonlandırıyor.

Devam ediyor:

“Başkan – Yeni geçici madde 6 eklenmesine dair önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.” diyor.

“Sayın Fatsa, yeni geçici madde 7 eklenmesine dair bir önergeniz var, bu önerge bu yasayla ilgili midir, değil midir?”

“Eyüp Fatsa – İlgilidir.

Başkan – Önergeyi okutuyorum.” diyor ve geçici madde ihdasına ilişkin önerge hakkında da madde uygulamasını yaparak görüşmeyi açıyor. Bu uygulamayı yapan Sayın Meclis Başkanı, şu anda birleşimi yöneten Sayın Sadık Yakut, bunu hemen bilgilerinize sunayım değerli arkadaşlarım.  Bakıyoruz, benzeri bir uygulamayı yine 22’nci Yasama Döneminde 131’inci Birleşimde 28 Eylül 2006 tarihinde Sayın Nevzat Pakdil yapmış.

Tekrar ifade ediyorum: Geçici madde ihdasını ayrıca önerge olarak kabul edip buna göre görüşme yapılmasını gerek şu anda oturumu yöneten Sayın Meclis Başkan Vekilimiz gerekse Sayın Nevzat Pakdil bir uygulama hâline getirmiş. Yani bu konuda Meclisin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konudaki uygulamaları istikrar kazanmış değerli arkadaşlarım.

Sayın Başkan, bu sebeple, biraz evvel dile getirdiğiniz gerekçelerin hiçbirisinin dayanağı yok. Burada sunduğumuz geçici madde ihdasına dair önergeler geçici maddenin tüm unsurlarını içeriyor. Yani o geçici maddeyle düzenlemesi yapılan maddeler, belli bir süre sonra ya uygulanıyor ya da uygulanamaz hâle geliyor, süreklilik kazanmıyor.

Sunduğumuz geçici madde ihdasları, kanunun 10’uncu maddesiyle doğrudan ilgili değerli arkadaşlarım. Bakın, 10’uncu maddedeki “190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili cetvele ilişkin olarak doğrudan hükümler içeren bir geçici madde ihdası talebimiz var. Bu sebeple, burada, İç Tüzük’ün temel kanunları düzenleyen 91’inci maddesinde geçici maddeyle ilgili olarak düzenleme yapılmadığı için, kural olarak, doğal olarak 87’nci maddedeki hükümler uygulanacak. Zaten Sayın Başkan siz de bunu bir şekilde ifade ettiniz. Burada, 91’inci maddedeki kısıtlamaların söz konusu olmadığını, 87’nci maddedeki değişiklik önergeleriyle ilgili düzenlemelerin esas olduğunu, uygulanması gerektiğini siz de bir anlamda ifade ettiniz. Burada şu noktaya takılmamak gerekiyor, 87’nci maddede şunu ifade ediyor, aynen okuyorum: “Kanunlarda veya İçtüzükte aksine bir hüküm yoksa, kanun tasarısı veya teklifinde bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında…” Şimdi, mevcut bir madde olmadığı için, mevcut maddeye ilişkin önerge kısıtlamaları burada söz konusu olmayacak.

Geçici madde ihdası: Geçici madde ihdasına ilişkin olarak da Başkanlık makamının önerge uygulamasına yönelik bir kabulü ve uygulaması söz konusu olduğuna göre, önerge uygulamasındaki hükümler neyse bunun uygulanması gerekir Sayın Başkan. Bu sebeple, görüşünüz İç Tüzük’e açıkça aykırı ve daha da ötesi, bu uygulamanızla, siz aslında kendi uygulamalarınızı inkâr etmiş oluyorsunuz Sayın Başkan, tutanakları ve uygulamaları görmezden geliyorsunuz. Siz -samimi kanaatimi ifade ediyorum- saygınlığı olan bir başkan vekilisiniz. Böylesine mutlak anlamda çelişkiye düşmemeniz gerekir, buna mutlaka bir açıklama getirmeniz gerekir, buna mutlaka bir gerekçe getirmeniz gerekir. İnanıyorum ki bu açıklamalarıızdan sonra görüşünüzü yeniden gözden geçirmek durumundasınız. Bu noktada, en azından, diğer konuşmacılara söz vermeden, bu söylediklerimize, Meclisin saygınlığı adına, Meclisin tutarlılığı adına, Meclisin etkinliği ve ciddiyeti adına ve Başkanlık makamının saygınlığı adına açıklama getirmeniz gerekir diye düşünüyorum.

Genel Kurulu bu düşüncelerle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

Lehte söz isteyen Bekir Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başkanlık Divanının tutumu lehinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün bir temel yasayı görüşüyoruz. Tabii, temel yasanın görüşülmesi nasıl olacak, bunu bizim İç Tüzük’ümüz düzenliyor. İç Tüzük’ümüzün 91’inci maddesine baktığımızda bununla ilgili düzenleme var. İkinci fıkrasını okuyorum, diyor ki: “Milletvekilleri, esas komisyon veya Hükümet değişiklik önergeleri verebilir.” Burada değişiklik önergesi verilebilir. “Milletvekilleri tarafından Anayasaya aykırılık önergeleri dahil madde üzerinde iki önerge verilebilir. Ancak, her siyasî parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklıdır.” Ne diyor? Temel yasa görüşülürken en fazla iki önerge verilebilir. Siyasi parti gruplarının önerge verme hakkı saklıdır. Gruplar önerge verdiği zaman bu iki önergeyi milletvekilleri veremez, grupların önergesiyle doldurulur; bu, özel bir düzenleme. Özel hüküm olan yerde genel hükmün uygulanma imkânı bulma şansı yoktur ama burada bir husus daha var, diyor ki beşinci fıkrada: “Diğer hükümler saklıdır.” Yani burada olmayan konu olunca -başka hükümler- o ilgili maddelerine bakın anlamına geliyor. O zaman, bu bizi 87’nci maddeye gönderiyor. 87’nci maddeyi açtığımızda birinci fıkrasını sizlerle paylaşmak istiyorum: “Kanunlarda veya İçtüzükte aksine bir hüküm yoksa, kanun tasarısı veya teklifinde bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında, milletvekilleri, esas komisyon veya Hükümet değişiklik önergeleri verebilir.” Bunların hepsini sayıyor, bu konularda hükûmet ve komisyon değişiklik önergeleri verebilir ama dikkat ederseniz, hepsi de değişiklik önergeleri olarak sonunda vasıflandırılıyor ve bir kategori içerisinde sayıyor. Devamına baktığımızda: “Bu esaslar dairesinde milletvekilleri tarafından Anayasaya aykırılık önergeleri dahil her madde için yedi önerge verilebilir. Her siyasî parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklıdır. Ancak, bu hak; ilgili siyasî parti grubuna mensup milletvekillerince kullanılmaması halinde, diğer siyasî parti grubuna mensup olanlarla bağımsız sayılan milletvekillerince kullanılabilir.” Ne getiriyor? Geçici madde eklenmesine ilişkin önerge verilebilir. Burada bizim bir ihtilafımız yok, doğru, arkadaşlarımız verebilir ama ne diyor? Bütün önergeler, ne olursa olsun, Anayasa’ya aykırılık dâhil, tamamı yedi tane olur. Efendim “Bu geçici madde, bu değişiklik önergesi.” diyemezsiniz çünkü devamına baktığınızda bunları sayıyor sayıyor “…eklenmesi hakkında, milletvekilleri, esas komisyon veya Hükümet değişiklik önergeleri verebilir.” derken bunlarla ilgili hepsini de bu kapsamda aldığını açıkça ifade ediyor. O nedenle “Ben geçici madde koyuyorum, bu geçici madde değişiklik önergesi olarak algılanamaz.” denemez. Şimdi, bunu ikisiyle beraber birleştirdiğinizde, biz temel yasada görüşürken önergeyi ikiyle sınırlıyor, gruplar kullandığı zaman grup sayısı kadar önerge verilebiliyorsa o zaman, geçici madde ilavesine dair bir önerge verildiği zaman, aynı usulün burada da uygulanması lazım, aynı şekilde bunun da değerlendirilmesi lazım.

Şimdi, Sayın Kart burada iki tane Meclis Genel Kurulunda yapılan usul tartışmasını gündeme getirdi. Benim hatırladığım, bu usul tartışmaları yapıldı, doğrudur ama usul tartışmalarında ne tartışıldı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Usul tartışması değil, uygulama.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Uygulamayı söylüyorum. Bu uygulamada ne oldu? Şu oldu: Komisyon bulunsun mu, bulunmasın mı konuları geçmişte görüşüldü. Esasında, ek madde ile geçici madde aynı şeyde görüşülüyor. Ek madde koyduğunuz zaman komisyonu koyuyorsunuz, çoğunluk var mı, yok mu diye onu arıyorsunuz ama ek veya geçici madde hakkında diyor. Siz geçici madde koyarken komisyon aramıyorsunuz. Bana göre, burada bir yanlışlık var, Meclisin uygulamasında. Esasında, geçici madde konurken de komisyonun oturması, yeni madde gibi bunun komisyon salt çoğunluğuyla katılırsa görüşme açılması lazım ama Meclis böyle bir uygulama yapmamış.

ATİLLA KART (Konya) - Tutanaklar onu göstermiyor Sayın Bozdağ,

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Kart’ın verdiği her iki örnekte de ne yapılıyor? Bunlar önerge olarak kabul ediliyor ve Mecliste bugüne kadar tasarı veya tekliflere geçici madde eklenmesi uygulamasında iki tane önerge örneği var, üçüncü geçici madde eklenmesine ilişkin -benim hatırladığım kadarıyla- bir önerge, bu Genel Kurulda görüşülmemiş. Eğer görüşüldüyse, buradan açıklanırsa, biz de bilgi sahibi oluruz.

Şu anda, Cumhuriyet Halk Partisi, haricen Divan arkasında verilen bilgiye göre, beş yüz tane geçici madde eklenmesine ilişkin önerge vermiş durumda. Peki şimdi, beş yüz tane geçici madde eklenmesine ilişkin önergeyi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yasanın tamamı kaç madde?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …Divan işleme koyduğu zaman, her kanunun arkasına, her teklifin arkasına, yürütme maddesinden önce, efendim, biz, beş yüz tane… Bunu beş yüz niye yaptılar, onu da anlamıyorum, on milyon, beş milyon, bin, iki bin, beş bin, yüz bin de yapabilirlerdi.

ABDULLAH ÖZER (Bursa) – Sana mı soracağız kaç tane olacağını!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Eğer bu mantıkla giderseniz, o zaman, bizim Parlamentoyu kilitleyip gitmemiz lazım çünkü bu kadar önerge hakkının verildiğini kabul ettiğiniz zaman, isteyen kişi, Genel Kurulun çalışmasını tek bir kişi de bloke edebilir çünkü bir kişinin iki tane önerge verme hakkını sınırlayamaz, bir milletvekili binlerce önerge verip bu Genel Kurulu çalıştırmayabilir. Hâlbuki, Genel Kurulun çalışması lazım, çalışmaların sağlıklı yürümesi lazım. O nedenle 87’de sınırlama getirilmiş, ihtiyaç duyulduğu için sınırlama getirilmiş, 91’ de ihtiyaç duyulduğu için getirilmiş konulmuş ve burada, muhalefet partileri veyahut da milletvekilleri, herhangi bir kanun tasarı veya teklifi görüşülürken elbette engelleme hakkını kullanacaktır. Bu da demokrasinin içinde var, kimse bu hakkı kullanıyor diye eleştirilemez, doğrusu, kullanmaları lazım ama bu hakkın kullanımının sınırlarını aştığı zaman, işte orada, Divan veya bu hakkın kullanımına izin verenler, bu hakkın kullanımını, hakkın kullanımının sınırları çerçevesinde tutmak için gerekli müdahaleyi yapabilir ve Divan, geçmiş uygulamalarına da baktığınızda, İç Tüzük’te boşluk olan konularda kendi oluşturduğu gelenekler, teamüller çerçevesinde uygulama ortaya koymuştur. Burada da bir boşluk var. Bu çerçevede bugüne kadarki uygulamaya baktığınızda, iki tane, geçici madde eklenmesine ilişkin önerge gündeme alınmıştır.

Biz bu uygulamanın doğru olduğunu, şu an için Başkanlık Divanı uygulamasının doğru olduğunu kabul ediyoruz çünkü geçmiş geleneklere de uygun. Ama benim şahsi görüşüm -onu da ifade etmek istiyorum- geçici madde olsun, ek madde olsun, bunlar ayrı ayrı maddelerdir; bunlarla ilgili, Divanın görüşme yaparken komisyonun salt çoğunluğunu araması lazım, aksi takdirde önergeyi işleme koymaması lazım. Ek madde için komisyon arıyor ama geçici madde için aramıyor.

Ben Meclisin uygulamalarına uygun olduğu için Başkanlık Divanının tutumunu destekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

Aleyhte söz isteyen, Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başkanlık Divanının tutumu aleyhinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarında ve Genel Kurulunda öngörülen çalışma usul ve esasları Anayasa’nın 88’inci maddesinde açıkça öngörülmüştür. Burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun çalışmalarının usul ve esaslarının İç Tüzük’le belirleneceği hükmü öngörülmüştür. Ancak bu yetki devri 95’inci maddede sınırlanmıştır. Meclis İç Tüzüğü’nün 81’inci maddesinden itibaren kanun tasarı ve tekliflerinin Genel Kurulda görüşülmesinin usul ve esasları belirlenmiştir.

Şimdi, 87’nci maddede “Kanunlarda veya İçtüzükte aksine bir hüküm yoksa, kanun tasarısı veya teklifinde bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında, milletvekilleri, esas komisyon veya Hükümet değişiklik önergeleri verebilir.” denilmektedir. Yani 87’nci maddesinin bu ilk cümlesinde, kimlerin, ne hakkında, hangi önergeleri verebileceği belirtilmiştir. Buna göre, hükûmet, komisyon ya da milletvekilleri madde üzerinde değişiklik önergesi verebiliyor, metne ek madde önergesi verebiliyor, geçici madde önergesi verebiliyor ve burada, bu esaslar dairesinde, milletvekilleri tarafından, Anayasa’ya aykırılık önergeleri dâhil, her madde için yedi önerge verilebilir. Her madde için, altını kırmızıyla çiziyorum. Yani buradaki yedi önergeyle sınırlama her madde için değişiklik önergesine ilişkindir.

Dolayısıyla, burada geçici maddenin hukuki mahiyetine baktığımız zaman, geçici madde bir değişiklik önergesi değildir, bir ek madde de değildir, yeni bir madde de değildir, dolayısıyla hukuki mahiyeti itibarıyla bunlardan çok farklıdır. Bir maddeye bağlı değişiklik önergesi ile hiçbir maddeye bağlı olmayan, tamamen bağımsız olan geçici maddeye ilişkin önergeler hukuksal olarak tamamen birbirinden farklı kavramlardır. Zaten, İç Tüzük’ün 87’nci maddesinde, çok açık bir şekilde “her madde için” diyor. E, bizim verdiğimiz geçici madde ihdasına ilişkin önergeler bir maddeye bağlı olarak verilen önergeler değil ki, her maddeye ilişkin. Yani “Bir kanun tasarısına ya da teklifine bağlı olarak bu kadar önerge verilir.” demiyor.

Yine, dayanılan 91’inci madde temel kanunlara ilişkin bir düzenleme. Dolayısıyla, burada da yine her madde üzerinde değişiklik önergeleriyle ilgili olarak iki önerge verilebileceği sınırlaması getirilmiştir. Her cümlede “her madde üzerinde” deniliyor. Dolayısıyla burada İç Tüzük’ün 91’inci maddesine ve 87’nci maddesine dayanılarak geçici madde ihdasına ilişkin önerge verme hakkımızın sınırlanması açık bir İç Tüzük ihlalidir ve bu, yasanın bütününü sakatlayan, yasanın bütününü de tamamen Anayasa’ya aykırı hâle getiren bir durumdur. Maddelerin üstünde, maddelere bağlı olarak önerge verme sınırlarını, siz, geçici madde ihdasına ilişkin önerge verme sınırlaması olarak kabul edemezsiniz. Çünkü, bu İç Tüzük’te geçici maddenin ihdasını sınırlayan, önergelerini sınırlayan hiçbir hüküm yoktur. O zaman bunu, muhalefetin engelleme hakkını kötüye kullanması çerçevesinde değerlendirebilirsiniz, bu, tartışılabilecek bir konudur ama muhalefetin engelleme hakkının kötüye kullanıldığının tayin ve tespitini kim yapacaktır? Neye göre yapacaktır? Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde on beş maddelik bir kanunu temel kanun olarak getiren ve bu konuda yasanın, İç Tüzük’ün kendisine tanıdığı hakkın da üstünde yer alan objektif iyi niyet kurallarına aykırı davranmaktan çekinmeyen siyasi iktidarın, muhalefetin engelleme hakkını, hakkın kötüye kullanılması çerçevesine dayandırması samimi değildir değerli arkadaşlarım.

Sayın Başkan Sadık Yakut’un geçmişte yaptığı uygulamada çok açık bir şekilde “Yeni geçici madde eklenmesine dair iki adet önerge vardır.” diyor. Yani burada önergelerin sayısını tartışmıyor.

Şimdi, biz beş yüz önerge değil de üç önerge verseydik, dört önerge verseydik, beş önerge verseydik Sayın Başkan aynı tartışmayı açacak mıydı? Neye göre?  Burada önemli olan konu şudur: Geçici madde ihdasına  ilişkin önerge verilir mi verilmez mi? Bu konuda hiçbir tartışma yok, herkes verilebileceğini kabul ediliyor. O zaman, ne kadar önerge verilebilir yani verilecek önerge sayısı nedir? Bu konuda İç Tüzük’e bakıyoruz, İç Tüzük’te madde üzerindeki değişiklik önergeleri, Anayasa’ya aykırılık önergeleri konusunda sınırlama var ama geçici maddenin ihdası konusunda sınırlama yok. Bir hak sınırlanmamışsa o hakkın kullanılması engellenemez. Deminden de söylediğim gibi, o hakkın kötüye kullanılmasının sınırı nedir?

HALUK İPEK (Ankara) – Sonsuz mudur? Kaç önerge oldu?

AHMET YENİ (Samsun) – Kaç tanedir, onu söyle, kaç tane?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, “Ben rejimi değiştireceğim, hukuki engelleri de mahkemeleri, yüksek mahkemeleri ele geçirip önlerim, tüm muhalifleri zulümhanelerde süründürüp sustururum, muhalefetin sesini de Meclisteki çoğunluğa dayanarak aldığım kararlarla keserim.” anlayışı, çağdaş demokrasilerde olmayan ve gerçekten diktatör, otoriter ve totaliter rejimlerde görülebilen “Ben yaptım oldu.” mantığının tipik bir yansımasıdır.

Lütfen, Sayın Başkan, bu uygulamanızdan vazgeçin. Buradaki tutum ve davranışınızla çok ağır bir İç Tüzük ihlaline sebep olmayın ve kanunun zaten sakat olan bütününü yeniden sakatlamayın. Bu kanun komisyon metni olmadan geldi görüşüldü, bunu anlattık; o yönüyle zaten sakat. Şimdi de siz Meclisteki AKP çoğunluğuna oylattırarak, Sayın İyimaya’nın söylediği gibi, demokrasiyi AKP’nin çoğunluğunun parmaklarının ucuna indirgeyerek böyle bir karar alırsanız bu, demokratik hukuk devletindeki bir Parlamentonun alması gereken karar olmaz. O nedenle tutumunuzdan geri dönmenizi istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Şimdi, lehte söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu konuda, bu tartışılan konuda Başkanlık Divanının lehinde veya aleyhinde olmaktan çok, olayı tartışmak bence daha doğru, gerçekten doğru. İç Tüzük’te sarahaten geçici madde talebinde bir sınırlama, bir tanımlama bulunmamaktadır. Değişiklik önergelerinde, Anayasa’ya aykırılık dâhil, her maddede ne kadar önerge verileceği, 87’nci maddede, 91’inci maddede belirtilmiştir ama geçici madde talebinin bir değişiklik önergesi olup olmadığı konusunda İç Tüzük’ümüzde maalesef böyle bir tanım bulunmamaktadır. Bu noktada bir açık olduğu kesindir.

Tabii, muhalefetin engelleme metodu, yolu, imkânı olarak İç Tüzük’ün bu açığından faydalanmak hakkı mıdır, bu hak hangi düzeye kadar kullanılırsa istismardır, değildir, bu bir tartışma alanıdır. Bunu takdirinize bırakıyorum ama değerli milletvekilleri, ben, muhalefet partisi sözcüsü olarak, Başkanlık Divanının tutumunun lehinde söz almakla bir yükümlülüğüm oluşmuş olmakla beraber, bir sonucu burada sizin takdirlerinize sunuyorum.

Bakınız, dört yıldır birlikte çalışılıyor. Sekiz yıldır bu Meclistesiniz. Bu İç Tüzük’le ülkenin ihtiyaçlarının, toplumun beklentilerinin sağlıklı bir şekilde karşılanmasının mümkün olmadığı sürekli konuşulmuş olmasına rağmen sekiz yılın sonunda gelinen nokta budur. Gelinen noktada bir çözümsüzlükle karşı karşıyasınız. Başkanlık Divanını bir usul tartışmasının içine hapsederek şimdi burada oylarınızla sorumluluğu siz kendi üzerinize alıyorsunuz. Başkanlık Divanı tavrının usule uygun olup olmadığını oylatarak meşrulaştırmaya çalışacak ama bu tartışma bitmeyecek değerli milletvekilleri. Bunu sürekli konuşuyoruz. Bu İç Tüzük’le Türkiye'nin ihtiyaçları veya toplumun beklentilerini karşılayacak kanun düzenlemelerinin -doğru kanun düzenlemelerinin- yapılmasının imkânının kalmadığını her defasında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak veya bu işlerden rahatsızlık duyan bir milletvekili olarak ısrarla ifade etmemize rağmen maalesef iktidar partisi, bu kadar uzun süre tek başına iktidarı, bu kadar sayısal çoğunluğuna rağmen sorumluluğunu yerine getirmemiş ve bugün gelinen noktada hangi türde karar verirseniz veriniz sonuçta bir hukuki boşluk ve bir sonuç, meşruiyet tartışmasının içine Türkiye Büyük Millet Meclisini atmış olacaksınız. Bunun sorumluluğu size ait değerli milletvekilleri. Değerli iktidar partisi grubunun değerli yöneticileri bu sorumluluğu yüklenmek mecburiyetindedir. İç Tüzük’ümüzün 13’üncü maddesinde bu noktada bir imkân var. O da: Burada anlaşılamayan, uzlaşılamayan konularda Başkanlık Divanına yeniden değerlendirme ve bu konuda bir usul ihdas etme hakkı vermiş ama bunu birçok defa birçok konuda talep etmemize rağmen Meclis Başkanlık Divanı iktidar partisinin taleplerinin engellenmesi anlamında bunu bir nakisa görmüş ve uygulamamıştır. Şimdi geldiğimiz noktada, gerçekten benim de kanaatim budur, İç Tüzük’te geçici madde talebini tanımlayan, sınırlayan bir husus net değildir, açık değildir, yorumla -Sayın Bekir Bozdağ’ın ve Sayın Meclis Başkanının ifadesiyle- böyle bir değerlendirme yapılmaktadır ama geçici madde talebi bir değişiklik önergesi değildir ve bunda da bir sınırlama yoktur.

Ancak, değerli milletvekilleri, sağduyuyla hareket etmek gerekirse, sorumluluk anlayışıyla hareket etmek gerekirse bunun bir de ruhuna -lafzı böyle ama- bu işin bir de ruhuna bakmak lazım yani ne kadar geçici madde talebi meşru olur? Nereye kadar ulaşacak hadise?

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Şandır, on beş maddelik tasarıyı temel kanun olarak görüşürken meşru oluyor mu?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Meclis tarihinde var mı on beş maddelik bir kanunun temel kanun olması?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Tabii, tabii, yani şu, Sayın Köktürk, mesele şu: Deve misali “Nerem doğru?” demiş, nerem doğru? Yani yapılan her şeyde hukuku çiğneyerek, İç Tüzük’ü çiğneyerek hatta varılan uzlaşmaları çiğneyerek bu Meclisi çalıştırmayı bir usul hâline getirirseniz şimdi gerekli olduğu noktada çaresiz kalırsınız.Tekrar ediyorum: Yani bir tenkit, suçlama anlamında değil, bir tespit anlamında söylüyorum. Maalesef, tüm bu sonuçların sorumlusu iktidar partisi grubudur.

Değerli milletvekilleri, burası, bu kürsü çözüm üretme makamıdır. Topluma karşı sorumluluklarımız vardır. Bu sorumlulukları yerine getirme noktasında ne İç Tüzük’ün boşluklarına ne de hukukun imkânlarına sığınarak görevden kaçamayız.

Değerli Başkanım, bu yasa uzlaşılarak getirilmesi gereken bir temel yasa. Madde sayısı olarak temel yasa olmayı karşılamamakla beraber, sistemin temeli anlamında gerçekten bir temel yasa. Yargının çok önemli bir kurumunu yeniden yapılandıran bir yasa. Bu yasanın tanziminde, bu yasanın görüşülmesinde ve bu yasanın kabul edilmesinde azami düzeyde bir uzlaşmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Şimdi, yaşanan sonuçlardan yargıyı suçlayarak, alelacele, bir mutabakata varmadan bu düzeyde bir düzenleme yapmak, bir kanun yapmak, bence meseleyi zaten baştan sakatlamış durumdadır.

Dolayısıyla, ben Başkanlık Divanının lehinde, aleyhinde olmak değil… Zaten usul tartışması açarak Başkanlık Divanına Cumhuriyet Halk Partisi bir imkân verdi, şimdi oylatarak meseleyi bağlayacaklar. Dolayısıyla, bu konu bizim İç Tüzük boşluğundan sonuçlanan ve maalesef, iktidar partisi grubunun sorumluluğunu bugüne kadar yerine getirmemiş olmasından kaynaklanan ve hukuku meşruiyet noktasında tartışmaya çeken bir sonuçtur. Tekrar ediyorum: Bunun sorumlusu siyasi iktidardır. Başkanlık Divanının yapabileceği şey, İç Tüzük 13’e göre bunu Başkanlık Divanında tartışmak ve bu konuda bir usul ittihaz etmek için ertelemek olabilirdi ama bunu yapmayıp doğrudan oylatarak sizin sorumluluğunuza tevdi etmesi bana göre bir yanlış olmuştur, eksik olmuştur.

AHMET YENİ (Samsun) – Biz sorumluluğu üstleniriz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Netice itibarıyla parmakların ucundaki bir demokrasi bazen de faydayı hasıl etmediğini birçok defa görmüş bulunmaktayız.

AHMET YENİ (Samsun) – Milletin parmakları bunlar.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Atilla Kart tarafından verilen örnekler az önce belirttiğim uygulamayı destekler niteliktedir. Örneğin, Sayın Kart’ın sözünü ettiği 24 Şubat 2005 tarihli 63’üncü Birleşimde 723 sıra sayılı kanuna Sayın Eyüp Fatsa ve arkadaşları tarafından iki yeni geçici madde ilave edilmesine ilişkin önerge verilmiş ve önergeler işleme alınmıştır. Başka bir grubun önerisi de bulunmamaktadır. Burada sadece geçici madde ihdasında komisyon aranıp aranmayacağına ilişkin itiraz yapılmıştır.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Önerge sayısı tartışılmamış ama.

BAŞKAN – Yine, 28 Eylül 2006 tarihli 131’inci Birleşimde de verilen geçici önerge sayısıyla ilgili bir tartışma yaşanmamıştır, bunda da iki önerge verilmiştir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İki tane almışsınız, orada niye hemen iki tane aldınız?

BAŞKAN – Tutumumda herhangi bir değişiklik olmamıştır.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Biliyorduk zaten Başkanım.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

 

 

 

BAŞKAN – Tasarıya yeni geçici madde eklenmesine ilişkin ilk önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 610 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                    Tayfun İçli                                      Turgut Dibek                                       Atilla Kart

                    Eskişehir                                          Kırklareli                                             Konya

                Ali Rıza Öztürk                                  Osman Kaptan                                Ali İhsan Köktürk

                      Mersin                                              Antalya                                           Zonguldak

“Geçici Madde 4: Bu Kanuna ekli (1) sayılı listede yer alan ve Kanunun 10. maddesi ile ihdas edilen kadrolar 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (1) sayılı cetvelin Danıştay Başkanlığına ait bölümüne Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten 3 gün sonra eklenir. Söz konusu kadrolar 3 gün içinde kullanılmadığı takdirde iptal edilir.“

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, artık öyle anlaşılıyor ki Türkiye Büyük Millet Meclisinde İç Tüzük’ü, Anayasa kurallarını bir kenara bırakarak, tümüyle çoğunluk partisinin oylarına dayalı alınan kararlarla yürütülmesi kuralı kabul edilmiş oluyor.

Burada, biz, iktidarıyla muhalefetiyle birbirimizle konuşarak, birbirimizle tartışarak olayları aydınlatma, yasa yapma geleneğinden ayrılmış oluyoruz. Bu, aslında çok acıdır. Ülkeyi yöneten siyasi parti olarak iktidar partisidir. Parlamentoyu da siyasi partinin hukuk kurallarına göre yönetmesi gerekmektedir.

Demin verdiğimiz önergelerimiz yine, bu Genel Kurulda AKP’nin çoğunluğuna dayalı olarak reddedilmiştir. Komisyonlardaki konuşmalarımız yine, çoğunlukla reddedilmiştir. Peki, İç Tüzük kuralları ne olmuştur? Bir kenara itilmiştir. Komisyonlarda milletvekillerinin maddeler üzerinde ya da geneli üzerinde konuşmasını sınırlayan, önerge vermesini sınırlayan hiçbir İç Tüzük ya da Anayasa hükmü olmadığı hâlde Genel Kurulun çalışma usulleri oraya uygulanmak suretiyle muhalefet partisi milletvekillerinin sözleri kesilmiştir değerli arkadaşlarım.

Çağdaş demokrasilerde, demokrasiye zarar vermemesi için devlet gücünü ellerinde bulunduran siyasal kadronun sınırlandırılabilmesinin en etkin yolu da erkler ayrılığı ilkesinin benimsenmiş olmasıdır çünkü erkler ayrılığında iktidar gücü çeşitli devlet organları arasında paylaştırılır. Devlet iktidarının bir parçasını kullanan her organ sahip olduğu yetki sayesinde diğerlerini denetleyip frenler ve dengeler. Gücün dengelenmesinde işte, yürütme bölümünde yer alan siyasal gücün denetlenmesi ve frenlenebilmesi için Parlamentoda muhalefetin muhalefet etme hakkının kullanılması gerekir. Muhalefetin muhalefet etme hakkı engellenmemelidir. Muhalefetin elindeki konuşarak aydınlatma ve uyarma ile önerge verme araçları Türkiye Büyük Millet Meclisindeki çoğunluğun gücüne dayalı anayasal aykırılıkları, toplumu ve siyasal rejimi dönüştürme girişimlerini önlemenin en masum ve en etkin hukuksal yollarıdır. İktidar partisinin çoğunluğu elinde bulundurduğu nedenle muhalefetin bu hakkını -saygı duyması yetmez- koruması ve kollaması gerekir çünkü demokratik hukuk devleti anlayışı bunu gerektirir. Demin de söyledim, “Ben rejimi değiştireceğim.” diyerek ısrarla ve inatla Meclisteki, komisyonlardaki çoğunluğa dayanarak alınan kararları İç Tüzük hükümleri ya da anayasal kurallar hâline getirerek Türkiye Büyük Millet Meclisini yönetmeye kalkmak açık bir İç Tüzük ihlalidir.

Ben burada büyük hukukçu Ahmet İyimaya’dan yine bir alıntı yapmak zorundayım. Sayın İyimaya “Bugün parmaklar yasama iktidarı için yetebilir. Buna güvenilmemelidir. Uzlaşmanın çimlendiği, çözümlerin oluşturulacağı mekân o mekândır. Görüşülmekte olan Anayasa değişikliğinin bir uyum komisyonundan geçmemesini bu güzel geleneğin ihmali ve ihlali olarak görüyorum. Tekerrürünü ve parmaklara sığınmayı ise yasama demokrasimizin geleceği adına kaygıyla izliyorum.” diyor ve o tarihte, 15/6/1999 tarihinde Doğru Yol Partisi Grubu adına yaptığı bir konuşma. Refah Partisi sıralarından da alkışlar geliyor.

Değerli arkadaşlarım, muhalefette olduğunuz zaman hukuka aykırılıklara karşı çıkmayı alkışlamak, iktidarda olduğunuz zaman hukuka aykırılıkları, hukuksuzluğu ve keyfîliği kural hâline getirmek doğru bir yöntem değildir, bundan vazgeçilmesi gerekir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 610 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                    Tayfun İçli                                      Turgut Dibek                                       Atilla Kart

                    Eskişehir                                          Kırklareli                                             Konya

              Ali İhsan Köktürk                                Osman Kaptan                                  Ali Rıza Öztürk

                   Zonguldak                                           Antalya                                              Mersin

"Geçici Madde 5: Bu Kanuna ekli (1) sayılı listede yer alan ve Kanunun 10. maddesi ile ihdas edilen kadrolar 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Danıştay Başkanlığına ait bölümüne Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten 3 gün sonra eklenir. Söz konusu kadrolar 4 gün içinde kullanılmadığı takdirde iptal edilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

8 yılı aşan bir süreden bu yana devam eden AKP iktidarıyla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde artık AKP'nin Derin Devleti inşa edilmiş durumdadır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Valileri’nin önemli bir bölümü Devlet'in Valisi olmaktan çıkmış durumdadır. AKP'nin İl Başkanlıklarıyla eşgüdüm içinde görev yapan ve Siyasi İktidarın Ajanı durumunda olan görevliler hâline  gelmişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye'den yönetilmemektedir. Bu süreçte Başbakanlık, Adalet ve İçişleri Bakanlıkları kilit rol üstlenmişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı, sayılarının 500'e ulaştığı ifade ve iddia edilen yabancı istihbaratçının varlığıyla ilgili olarak ısrarla sorulan sorulara, "Ben de bilmiyorum" diyebilmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde TİB yoluyla, yasa dışı telefon dinlemeleri yoluyla, Telekomünikasyon yoluyla, gizli tanık terörü yoluyla; Başbakanlık, İçişleri ve Adalet Bakanlığı bünyesinde oluşturulan "illegal karargâhın" varlığını doğrulayan gelişmeler yaşanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nde 4 Mayıs 2007 tarihli Dolmabahçe görüşmesiyle birlikte, "sivil-asker işbirliğiyle" post-modern bir darbe gerçekleştirilmiştir. Bu darbe üzerine 22 Temmuz 2007 seçimleri şekillenmiştir.

Siyasi iktidar, kamu yönetimi içinde kendi devletini yarattığı gibi; sivil toplumu sindirmiş, birkaç istisna dışında sivil toplum ve meslek kuruluşları muhalefet edemez hâle gelmiştir. Anayasal çerçevede muhalefet görevini yapmak isteyen ve sayıları son derece sınırlı olan meslek odaları ve kuruluşlar ise, medya yapılanmasındaki kuşatma ve çıkar ilişkileri sebebiyle sesini duyuramaz hâle gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti; demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin tüm direnme unsurlarını ve hayatiyetini yok eden rejimi faşist bir yapıya dönüştüren sürecin nihai aşamasıyla karşı karşıyadır.

Bugün görüşülmekte olan tasarılar yargı engelini tümüyle bertaraf etmenin ve rejimi dönüştürmenin nihai aracı hâline gelmiştir.

Türkiye, cumhuriyet ve demokrasinin kazanımlarını kaybetme noktasına gelmiştir.

Bu sürecin kaçınılmaz sonucu ise, devlet olarak dikta yapılanması, toplumsal olarak da bölünmedir, ayrışmadır.

Karartma, bilgi kirliliği ve takiye konularında yakın tarihin en büyük demagoglarından olan Başbakan; Göbels propagandası ve Makyavel yöntemleriyle; Türkiye'yi hem ekonomik olarak hem siyaseten ve hem de kültürel olarak müstemleke bir ülke hâline getirme misyonunu büyük ölçüde başarmış durumdadır.

1919'larda başarılı olamayan, amacına ulaşamayan emperyalizm, AKP'nin "işbirlikçi" anlayışıyla bugün önemli bir mesafe almıştır.

Özetle, tüm yargı mekanizması ve kazanımları; yeni oluşturulan ve birçoğunda yargıçlık misyonu bulunmayan Anayasa Mahkemesine boğdurulmak ve hegemonyasına sokulmak istenilmektedir.

Bugün için Yargıtay ve Danıştaya egemen olamayan siyasi iktidar, Yargıtay ve Danıştayı Anayasa Mahkemesi aracılığıyla ezmek ve etkisiz kılmak istemektedir.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay gibi kurumlar faşizmi hedefleyen iktidarlar için başlangıçta alt edilmesi gereken, üzerlerinden atlanması gereken kurumlardır. Ancak iktidar devleti ele geçirdikten sonra artık bu kurumlar, faşizmin demir pençesini oluşturan faşist yargı kurumlarına dönüşürler.

Naziler, yüksek mahkeme yargıçlarının kendi kontrolleri altındaki kurumlardan seçilmesini sağlıyorlar. AKP bunu daha da ileri götürüyor. Sadece Yüksek Mahkemeleri değil, İlk Derece Mahkemelerinde de bunu başarıyor.

Bu önerge ile kadroların kullanımının verimli hale getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, şimdi, bu gerekçede partimize ve grubumuza dönük ağır hakaretler bulunmaktadır. O yüzden İç Tüzük 69’a göre söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bozdağ lütfen… Zaten son iki madde kaldı.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Efendim, Sayın Başkan, burada bizim grubumuzun asla kabul edemeyeceği baştan aşağıya bir iftira destanı yazılmıştır.

BAŞKAN – Ne var? Ne söylediler? Ne yazmışlar ki, Sayın Bozdağ?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Efendim, baştan aşağıya dikta, faşizm, Nazizm, demagog, emperyalizm işbirlikçisi…

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, iki dakika süre veriyorum.

Yeni bir sataşmaya mahal vermeden, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli ve arkadaşlarının önergesinin gerekçesinde AK PARTİ Grubuna dönük hakaretler bulunması nedeniyle partisine sataşıldığı iddiasıyla konuşması

 

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii burada görüşmeleri yaparken meramını anlatmakta aciz olursanız veyahut da derdinizi anlatamazsanız, o zaman insanlara iftira etmek bir kolaycılık. Yazarsınız yukarıdan aşağıya “şöyledir böyledir, şudur budur” diye, bunları alt ata dizersiniz, buna fikir dersiniz. Bu fikir olmaz. İftiraların manzumesini bir fikir olarak ortaya koyup, AK PARTİ’ye bunu gerçekmiş gibi yamamak son derece büyük bir haksızlıktır ve bu iftiradır. Huzurunuzda biz bunu reddediyoruz.

AK PARTİ hükûmetleri ve Sayın Başbakanımız Türkiye’nin içeride ve dışarıda itibarını artırmış, bölgesinde ve dünyada artık kale alınmayan bir ülke değil, olan bütün olaylara yön veren ülke konumuna gelmiştir. Mısır’da yürüyen de Tunus’ta yürüyen de “Artık, Türkiye gibi bir ülke, Türkiye gibi bir demokrasi, Tayyip Erdoğan gibi bir Başbakan istiyoruz.” diye yürüyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bütün dikta rejimlerinden bunalanların örneği Türkiye olmuştur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN – 14’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır; okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (14) maddesinin, “Madde 14- Bu kanun yayımı tarihinden itibaren 3 yıl sonra yürürlüğe girer.” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                      Mersin                                           Zonguldak                                           Konya

                 Turgut Dibek                                    Rahmi Güner                                    Şahin Mengü

                    Kırklareli                                              Ordu                                               Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili.

Buyurun Sayın Dibek.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, 14’üncü madde üzerindeki önergemiz hakkında söz aldım.

Tabii, artık, tasarının sonuna geldik. Kanunla ilgili söylenenler söylendi. Ben, bu beş dakikalık süre içerisinde genel olarak aslında ülkenin bugün içinde bulunduğu… Az önce alkışlardan -aslında konuşmamın bir kısmını farklı yapmayı düşünmüştüm ama- alkışları görünce, yani çok bir şeyin de değişmediğini görüyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün, Türkiye'nin içine girdiği veya sokulduğu tabloyu aslında şöyle, kısaca bir özetlediğimizde, Sayın Bozdağ’ın söylediği, işte, “Demokrasi, efendim, özgürlükler, her ülkeye örnek olan bir anlayışa büründü Türkiye.” gibi, bunların hiçbirinin geçerliliği yok. Bugün, Türkiye, dibine kadar, bir tek adam yönetiminin içerisine girmiştir. Bakın, bu tasarı kanunlaştıktan sonra bu daha da kuvvetlenecektir.

Şimdi, Anayasa’mızı açın, bakın, orada göreceksiniz. Anayasa’mızda hukuk devletinden bahsediyor. Anayasa’mızda kuvvetler ayrılığı rejiminden bahsediyor. Anayasa’da, işte, bu kuvvetler ayrımının birbirinin denetlemesinden bahsediyor. Bugün içinde bulunduğumuz süreç, yaşadıklarımız, işte, sizlerin “Çok fazla özgürlük getirdik, birçok yasada düzenlemeler yaptık…” Biçimsel anlamda, aslında ülkede, gerçekten, baktığımız zaman maddelere, birtakım iyileştirmelerin yapıldığını, kâğıt üzerinde, görüyoruz. Bunları, çıkıp burada söylüyorsunuz. Mesele o değil. Mesele, yaşamsal açıdan bakıldığında hangi noktadayız?

Şimdi, özgürlüklerden bahsediyorsunuz ama bu ülkede -şeylere hiç girmeyeceğim, bu, efendim, dinlemeler, şunlar, bunlar- vatandaşlarımız, artık seyahat özgürlüğünü kullanamıyorlar, bakın, seyahat özgürlüğünü. İşçiler araçlarla bir yere giderken artık polis tarafından durduruluyor, “gidemezsiniz” deniyor. Öğrenciler, efendim, bir yere gidemiyorlar. Sayın Başbakanın açılış için veya işte gittiği yerlerde insanlar bir gün, iki gün önceden gözaltına alınıyor. Şimdi, bu mantığı, aslında bu anlayışı… Yani kâğıt üzerinde var olduğunu söylediğiniz özgürlüklerin bu ülkede olmadığını hepimiz görüyoruz, sizler de görüyorsunuz.

Bu kanuna belki biraz sonra değerli arkadaşlarımız işte oylarıyla “kabul” oyu vererek bu kanunu yasalaştıracaklar. Birileri ellerini ovuşturacak, “Evet, istediğimiz oluyor.” diyecek. Ben burada iyi niyetle, her şeye rağmen iyi niyetle yine bu kanunun ülke için yararlı olduğunu düşünerek oy verecek olan milletvekilleri olduğunu da düşünüyorum.

Ama değerli arkadaşlar, bakın, Alman Weimar Anayasası var             -arkadaşlarımız bilirler- dönemin en demokratik anayasası, o dönemin. Şimdi, o Anayasa’nın içerisinden bir Hitler çıktı, bir diktatör çıktı. Şöyle bir yanılgı içerisindesiniz gibi geliyor bana: “Demokrasi ve çok parti her şeye yeter.” Arkadaşlar, yetmiyor. Geçen gün YSK açıklamış, yirmi dört tane siyasi parti önümüzdeki seçimlerde yelpazede yer alacak yani yirmi dört tane siyasi partiye oy kullanacak vatandaşlarımız. Yani çok parti var diye, bu ülkede, efendim, kâğıt üzerinde temsilî demokrasi var diye eğer sizler “her şey güzel” diyorsanız, yanılıyorsunuz. Bakın, diktatörlerin bir anlayışı var, tarihten gelen o mantık. Ne diyorlar? Seçimle geldik, halk bizi seçti, biz her şeyi yaparız, bize kimse engel olamaz, muhalefet de engel olamaz, kurumlar da engel olamaz. Bunu yaparken bize kimse müdahale etmeyecek ve bunu yaparken biz bu süreçte -sizin yaptığınız gibi- hukuku da hiçe sayabiliriz, gerekirse zaman zaman –bunu Sayın Başbakan ve diğer sözcüler yapıyorlar- hukuku hedef de gösterebiliriz. Diktatörler bunu zamanında yapmışlar. Şimdi, ben bu mantığı tarihte görüyorum, bakıyorum, bugün de sizin aslında uygulamalarınızda bunu görüyorum değerli arkadaşlar.

Şimdi, bakın, Sayın Başbakan -sürem de bittiği için bunu da okumak istiyorum- aslında kafasında bir, tek adam rejimi var. 2004’te bir televizyon programında, Kanal D’de Teke Tek programında Fatih Altaylı’nın bir programına katılmış. O programda Başbakan şunu söylemiş, Başkanlık

rejiminden bahsetmiş. Bugün yine dikkat ederseniz onu temcit pilavı gibi tekrar ortaya çıkardı, “Vatandaşlarımız bunu tartışsın.” diyor. Şimdi, o programda başkanlık sistemini övüyor Sayın Başbakan ve bunun gerekçesini de şöyle söylüyor: “Bu, bürokrasiyi ortadan kaldırır.” diyor, yani başkanlık sistemi gelirse. Fatih Altaylı da bunun üzerine şöyle bir şey sormuş kendisine: “Sayın Başbakan, bunun uygulanabilmesi için eyalet sisteminin olması gerekmiyor mu?” demiş. Sayın Başbakanın yanıtı değerli arkadaşlar: “Eh, tabii. O zaman ona uygun bir yapılanma da olmalı, altı kaval üstü şişhane olmaz.” Sayın Başbakan 2004’te aslında niyetini açıklamış. Bu gelen yasaların hepsi, değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanın tek adamlığı için.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) – Hayırlı olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dibek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (15) inci maddesinin, “Madde 15- Bu kanun hükümlerini Adalet Bakanlığı yürütür.” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                      Mersin                                           Zonguldak                                            Konya

                 Turgut Dibek                                    Rahmi Güner                                    Şahin Mengü

                    Kırklareli                                              Ordu                                               Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk halkının hukuki güvenliğini yok eden, yarınlarını karartan, siyasi iktidarın yüksek Yargıtay ve yüksek Danıştayı ele geçirme projelerinin sonuna getiren bir kanun tasarısının sonuna gelmiş oluyoruz. Bu kanun tasarısının, insanları yarınlarında derin kaygılara sevk edeceği herkesçe açıktır. Bugün siyasi iktidarda olanlar, bu kanun tasarısının kendilerine yönelik yaratacağı hukuki güvenlikten yararlanabilirler ama yarın muhalefete düştüklerinde kendileri de sığınacak güvenli bir liman ararlar.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilişinden itibaren, komisyonlarda görüşülmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi süreci tümüyle hukuka aykırı yürütülmüştür, Parlamento teamüllerine aykırı yürütülmüştür, İç Tüzük hükümleri ihlal edilmiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, Adalet Komisyonu Başkanının antidemokratik tavır ve tutumları nedeniyle, muhalefet etme haklarının kısıtlanmış olması nedeniyle grupsal olarak Adalet Komisyonundan çekildiler. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun grupsal olarak Komisyondan çekilmesi, artık, o Komisyonun çalışmalarını durdurmasını gerektiriyor idi. Ancak bu konuda Komisyon Başkanı “Komisyonun toplantı yeter sayısı vardır.” savıyla çalışmaları devam ettirdi. O zaman, komisyonlar başta kurulurken de toplantı yeter sayısı var çünkü AKP’nin 25 kişilik komisyonda 15 kişisi var. O zaman diğer gruplardan komisyona üye almanın ne anlamı var? Siyasi partilerin komisyonlarda temsil edilmesi bir haktır, aynı  zamanda bir görevdir. Bu hiçbir tarzda engellenemez. Siyasi partiler temsil haklarını da milletvekilleri eliyle kullanırlar.

Şimdi şöyle bir soru soruyorum sizlere: Biz Cumhuriyet Halk Partisinin 5 milletvekili olarak parti grubunun, parti yetkili organlarının aleyhine aykırı bir şekilde komisyonlardan istifa etseydik ve bundan parti grubunun haberi olmasaydı Sayın Başkan ne gibi işlem yapacaktı veya biz Adalet Komisyonunun 5 üyesi olarak Cumhuriyet Halk Partisinden istifa etseydik Komisyon üyeliğimiz o noktada düşecek miydi? Bizim istifa dilekçelerimizi partiye bildirme zorunluluğumuz yok. Partiden istifa dilekçemizi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Komisyon Başkanlığına verdiğimiz anda otomatik olarak bizim Komisyon üyeliğimiz de düşüyor çünkü komisyonlarda bağımsız milletvekili var mı? O zaman Komisyon Başkanı çalışmalarını devam mı ettirecekti? O siyasi partiye yani Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna “Sizin Komisyondaki milletvekilleriniz istifa etti, partiden istifa etti, haberiniz var mı, yeni üye verecek misiniz?” diye sormayacak mıydı? Eğer komisyon üyesi verilmesi zorunlu değilse Meclis Başkanı daha sonra gruba neden yazı yazdı “Komisyona üye verin.” diye? Biz istifa etmiştik, devam ettirebilirdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı CHP Grubuna yazı yazıyor “Komisyona üye verin.” diye.

Değerli arkadaşlarım, deminden beri anlatmaya çalıştım. Komisyonların varlık nedeni siyasi partilerin gruplarının komisyonlarda temsiliyle mümkündür. Bu anayasal bir haktır. Dolayısıyla komisyonlardan grupsal olarak çekilme o komisyonun varlığını sona erdirir. Komisyon, yeniden üyeler seçilip tamamlanana kadar devam ettirir çalışmalarını. Öyle olmamış olsaydı, başta da söyledim, başında da salt çoğunluğu sağlayan     -zaten sayısı var- AKP’nin hiç muhalefet partisi gruplarından adam almasına gerek yoktu.

Dolayısıyla, burada görüştüğümüz bu kanun tasarısı Adalet Komisyonunun kanun tasarısı değildir, keyfî olarak bir araya gelmiş milletvekillerinin keyfî olarak aldığı bir metindir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Tasarının görüşmeleri de tamamlanmıştır.

İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince, oylarının rengini belirtmek üzere 2 sayın milletvekili söz istemişlerdir.

Lehinde söz isteyen Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili.

Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün çok önemli bir yasanın sonuna geldik. Yaklaşık yirmi maddelik,

ek maddeyle birlikte yirmi bir maddelik bir yasal düzenlemeyi bitirdik. Biraz sonra inşallah tamamını oylayacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce yaptığımız Başkanlık Divanının usul tartışması çerçevesinde ana muhalefet partisinin son maddede, geçici 3’üncü maddeden itibaren beş yüz tane önerge verdiğini gördük. İç Tüzük’ü zorlayarak, İç Tüzük’ün kendilerine verdiği bir hakkın istismarını devam ettirerek yaptırdıkları bir önerge. Bu çerçevede Sayın Meclis Başkanı bizi içeriye davet ettiğinde bu önergelerin nasıl olacağı konusunda tartıştık, anlaşamadık ve usul tartışması açılmasına karar verdik. Fakat iki önergeyi Meclis Başkanlığı işleme aldı. İşleme alınan önergelerin bu hengâme içerisinde gerekçelerinin bizim tarafımızdan ve Başkanlık Divanı tarafından incelenmediğini gördük.

Şimdi, önergeler İç Tüzük 87’nci maddeye göre verilir. Temel yasa ise 91’inci maddeye göre verilir. İç Tüzük’te önergeler gerekçesi olmadığı takdirde kabul edilmez 87’nci maddeye göre. Gerekçesiz önergeler Başkanlık Divanı tarafından kabul edilmez. Niye? Çünkü kanun koyucunun niyeti… Kanunun gerekçesiyle beraber bir bütün olmasından dolayı gerekçenin ne anlama geldiğini ifade etmek gerekir ama şimdi bu beş yüz tane önergenin gerekçesine bakıyoruz, hepsi matbu. Burada Başkanlık Divanı gerekçeyi okutuyor, herhangi bir milletvekili konuyla ilgili görüşme yapmıyor, önergeyle ilgili, gerekçeyi okutuyor ama gerekçeye bir bakıyorsunuz, Allah göstermesin, hakaretin bini bir para. Başından sonuna hakaret, başından sonuna iftira. İllegal bir karargâh kurulmuş, faşist bir yapıya dönülmüş, dikta yapılanması olmuş, müstemleke hâline getirilmiş bir ülke şeklinde yalan ve iftirayla dolu bir gerekçe. (CHP sıralarından gürültüler)

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Sana göre öyle, sana göre öyle!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, bakınız, bizim İç Tüzük’ümüzün 66’ncı maddesine göre eğer burada bir milletvekili kaba ve yaralayıcı bir söz kullanırsa Başkanlık Divanının, Meclis Başkan Vekilinin o milletvekili konuşurken sözünü kesme hakkı vardır.

Yine konuşma üslubunu içeren 67’nci maddeye göre eğer Genel Kurulda kaba ve yaralayıcı sözler söylenirse Başkanlığa gelen yazı ve önergelerde kaba ve yaralayıcı sözler varsa Başkan gereken düzeltmelerin yapılması için o yazı ve önergeyi sahibine geri verir. Şu anda Başkanlık Divanı bunu yapmamıştır.

Öte yandan, bu kaba ve yaralayıcı sözler İç Tüzük’ün 160’ıncı maddesine girmektedir. İç Tüzük’ün 160’ıncı maddesi ne diyor? Kınama cezasını gerektiren fiil şu anda işlenmiştir. İç Tüzük’ün 160’ıncı maddesinin üçüncü bendine göre kaba ve yaralayıcı sözler sarf etmek ve hareketler yapmak kınama cezasını gerektirecek fiillerdir.

Başkanlık Divanının, açıkçası, gelen önergelerle ilgili incelemesini tam olarak yapması gerekir, hakaret içeren önergeleri, yasa metniyle zerre kadar alakası olmayan önergeleri işleme almaması gerekir.

Bakın, önergeyi okuyorum size:

“Geçici Madde 4: Bu Kanuna ekli (1) sayılı listede yer alan ve Kanunun 10. maddesi ile ihdas edilen kadrolar 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (1) sayılı cetvelin Danıştay Başkanlığına ait bölümüne bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten 3 gün sonra eklenir. Söz konusu kadrolar 3 gün içinde kullanılmadığı takdirde iptal edilir.”

Bir sonraki önergede buradaki “3” rakamı “4” olmuş, “ 4” rakamı “5” olmuş.

Allah aşkına, yani milletvekilliğinin itibarı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Parlamentonun itibarı bu kadar düşürülmemiştir! Yani “3” rakamını “4” yapacaksın, “4” rakamını “5” yapacaksın ve burada da beş yüz tane önerge vereceksin, “Vaktim olsaydı 5 milyon önerge verecektim. Bana mı sordun?” diyeceksin.

Millet böylesine Parlamentonun itibarını düşürenler kimse 12 Haziran tarihinde sandıkta bunun hesabını soracaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aleyhte söz isteyen Muharrem İnce, Yalova Milletvekili.

Buyurun Sayın İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben Sayın Bülent Arınç’ın yerine olsaydım Sayın Elitaş’a şimdi kızardım çünkü “Sen bu konuşmayı yapmasaydın Muharrem İnce de benim eski tutanakları okumazdı.” derdim.

Şimdi tutanaklardan okuyorum. Sayın Bülent Arınç -o zaman muhalefet milletvekili- “Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir uygulamayla saatler boyunca konuşmak bile mümkündür ama hiçbir Temsilciler Meclisi üyesi veya senatörün aklından, bu hakkın, çok fazla zaman harcadığı, bunun milletvekillerine bir lüks olduğu düşüncesi geçmemiştir. Orada saatler boyunca konuşur insanlar.” Diyor. Bülent Arınç söylüyor bunu, Sayın Arınç.

AHMET YENİ (Samsun) – Ama iftira atmaz, yalan konuşmaz!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yine diyor ki Sayın Arınç: “Sayısal çoğunluk aynı zamanda siyasi ağırlık değildir. Meclis görüşmelerinde müzakere usulü terk edilmektedir, otomasyona gidilmektedir. Affedersiniz, bir halk tabiridir: Ham hum şorolop. Al, gönder, getir, kabul et. Arkasında ne olacak? Beş dakikada Beşiktaş. Böyle şey olur mu?”

Yine Sayın Suat Kılıç 20/12/2005 tarihli köşe yazısında “Türkiye mahkemeleri bağımsızdır. Türkiye yargı bağımsızlığıyla yeni tanışmıyor. Bu ülkede bakanlık, Başbakanlık koltuğunda bulunmuş isimler bugün Yüce Divanda yargılanıyor. Onlar da mahkemelerin bağımsızlığına, hukuka, hâkimlerin vicdanına emanet edilmiştir.” diyor, 2005’te. Sonra da diyor ki: “Yargı bağımsız değildir.”

SUAT KILIÇ (Samsun) – Aynen doğru.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, siz, evet, faşizan bir uygulamayla muhalefetin sesini kesmek istiyorsunuz.

1) Komisyonda önerge sayısını sınırlandırıyorsunuz.

2) Konuşma süresini beş dakikaya indiriyorsunuz.

3) Genel Kurula geliyoruz. Meclis tarihinde on beş maddelik bir kanunun temel kanun olarak görüşüldüğü bir başka görüşme olmuş mudur? Bunu defalardır soruyorum. Hiçbirinde olmamıştır. Bakınız, 21’inci Dönem Parlamentosunda, bu Büyük Millet Meclisi temel kanunla 7 kez karşılaşmıştır, 22’nci Dönemde 29 kez, 23’üncü Dönem Parlamentosunda bu 41’inci temel kanun. Siz istisnai bir durumu genel bir durum hâline getirdiniz.

Bu akşam itibarıyla farklı bir Türkiye var. Artık, yürütme yasamayı da yargıyı da teslim almış durumda. Yani, burada, ben biliyorum, bakanların önünde düğme ilikleyen milletvekillerini biliyorum, kendisinin yasamanın üyesi olduğunu farkında değil, o yürütmeyi denetlemekle görevli olduğunun farkında değil. Orada düğme ilikleyen milletvekilleri vardı, artık bakanların önünde, AKP’li milletvekillerinin önünde düğme ilikleyen hâkimler de olacak! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Artık tek şansımız şu olacak: “AKP’li hâkimlerin de vicdanı vardır inşallah.” demekten başka bir şansımız kalmadı. Türkiye’de hiç kimsenin hukuk güvenliği kalmamıştır. Türkiye’de tuz kokmuştur.

Anayasa’nın 7’nci maddesi “Yasama yetkisi Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” diyor. Siz bu yetkiyi zaten devretmiştiniz Genel Başkanınıza. 9’uncu maddesi de “Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” diyordu, ne yazık ki yargı yetkisini de devrettiniz. Bakın, yürütme yetkisi için “Türk milleti adına kullanılır.” demiyor, “Yürütme yetkisi, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır.” diyor ama siz yasama yetkisini de yargı yetkisini de ne yazık ki devrettiniz.

AHMET YENİ (Samsun) – Bittiniz, bittiniz… Tükendiniz…

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bir Yargıtay Başkanı, yargıçları vicdanla cüzdan arasına sıkıştırmaktan söz etmişti. Sanırım siz artık vicdanı bıraktınız, cüzdanla ilgileniyorsunuz. Şimdi, Anayasa Mahkemesi üyelerinin maaşlarını iki üç katına artırma, onlara kırmızı plaka verme sevdasına düştünüz.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Zaten yok muydu?

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Yok öyle bir şey.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Evet evet, bunların…

Şimdi, YÖK üyelerini maaşla kandırdınız ama bu ülkede namuslu yargıçlar vardır, bu ülkede siz iktidar da olsanız Ankara’da hâkimler de vardır, o maaş zammına, o kırmızı plakaya, o vereceğiniz birtakım haklarla boyun eğmeyeceklerdir diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Türkiye’de yargıçların vicdanlarının olduğunu düşünüyorum ve bu konuda da size hesap soracaklarını düşünüyorum ve şunu unutmayınız ki o getireceğiniz bazı düzenlemelerle YÖK üyelerini maaşlarıyla, makam arabalarıyla YÖK üyelerini teslim almış olabilirsiniz ama yüksek yargıçları teslim alamayacaksınız diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Tasarının tümünü oylarınıza sunacağım ancak sayın milletvekilleri, tasarının tümünün oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.

                                          TBMM Başkanlığı’na

610 s. sayılı kanun tasarısının tümünün oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasını arz ve talep ederiz.

Bekir Bozdağ? Burada.

Veysi Kaynak? Burada.

Cevdet Erdöl? Burada.

Yılmaz Tunç? Bartın.

Kayhan Türkmenoğlu? Burada.

Cüneyt Yüksel? Burada.

Özlem Piltanoğlu Türköne? Burada.

Azize Sibel Gönül? Burada.

Mehmet Nil Hıdır? Burada.

Mehmet Ceylan? Burada.

Ahmet Yeni? Burada.

Cemal Yılmaz Demir? Burada.

Kadir Tıngıroğlu? Burada.

Güldal Akşit? Burada.

Haluk Özdalga? Burada.

Yahya Doğan? Burada.

İhsan Koca? Burada.

Mehmet Şahin? Burada.

Ali Öztürk? Burada.

Mehmet Emin Tutan? Burada.

Yılmaz Helvacıoğlu? Burada.

Sayın milletvekilleri, açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 610 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

307

 

 

Kabul

:

279

 

 

Ret

:

27

 

 

Çekimser

:

 

1

(x)

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

Yusuf Coşkun

Bingöl”

BAŞKAN – Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin teşekkür konuşması yapacaklardır.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; gecenin bu saatinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada, madde sayısı az ama özgül ağırlığı itibarıyla çok önemli bir tasarıyı yasalaştırdık. Bu tasarının hazırlık aşamasından komisyon aşamasına, Genel Kurul aşamasına kadar, iktidarıyla muhalefetiyle her türlü olgunlaşmasına katkı veren arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Bu kürsüde birçok değerlendirme yapıldı. Hakaret, iftira ve gerçek dışı beyan içermemek kaydıyla, bütün değerlendirmelere demokratik sabır çerçevesinde saygı duymak görevimiz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de yargının problemlerine ilişkin genel tespitleri yapmış idik. Bunların çözümü için, 2008 yılında başlayan bir çalışma, 2009 yılında Yargı Reformu Strateji Belgesi ve Eylem Planı’na dönüşen bir Plan deklare edildi. Bu Plan, hem iç kamuoyunda hem Avrupa Birliği nezdinde, Türkiye'nin olumlu yönde attığı bir adım olarak tespit edildi. Arkasından, Adalet Bakanlığının 2010-2014 dönemlerini kapsayan Beş Yıllık Stratejik Plan’ı açıklandı.

Bugüne kadar bu Parlamentoda yapmış olduğumuz çalışmalar da gerek Anayasa değişikliğiyle yapılan düzenlemeler gerek ondan sonra getirmiş olduğumuz düzenlemeler, bu Stratejik Plan çerçevesinde öngörülmüş olan adımların hayata geçirilmesine dönüktür, günlük sorunlara dönük olarak düzenlemeler getirmedik. Bugün itibarıyla gelmiş olduğumuz noktayı sizlerle paylaşan bir “Yargı reformunun neresindeyiz?” broşürünü de milletvekili arkadaşlarıma, Parlamentoda çalışan değerli, saygıdeğer parlamenterlere saygımızdan dolayı hazırlayıp sizlere sunmuştuk, dağıtmıştık bu tasarının görüşmeleri başlar iken. Burada, şu anda bulunduğumuz noktayı işaret buyurduk, işaret ettik ve bugüne kadar yapılmış olan çalışmaları, bu Stratejik Plan çerçevesinde atılmış olan adımları anlattık ve bugün itibarıyla, yüksek yargımızda yapılan güçlendirme ile beraber Türkiye’de uzun yargılamaları önleyecek önemli bir adım atmış olduk. Bundan sonra atacağımız adımlar da bellidir, belirgindir, öngörülebilir adımlardır ve bu öngörülebilir adımlarımız, Avrupa Birliği yetkililerince de, Venedik Komisyonunca da Avrupa Konseyince de Avrupa Parlamentosu tarafından da Türkiye’deki akademisyenler tarafından da önemli ölçüde refere edilmektedir.

Bundan sonra, ceza yargılamasında uzlaşma müessesesinin daha etkin hâle getirilmesi önümüzde bir çalışma olarak bulunuyor. Hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk müessesesi ki yasa tasarısı Adalet Komisyonundadır, bunu devreye alacağız. İstinaf mahkemelerinin devreye alınmasıyla beraber yüksek yargıda iş yükünü azaltan önemli bir mesafe kat etmiş olacağız. Dün itibarıyla kamuoyuyla paylaştığımız, yaklaşık yirmi dört maddelik, ilk derece mahkemeleriyle yüksek yargıya gelen işin azaltılması noktasında bir tedbirler paketimizi görüşe sunduk. On gün içerisinde görüşleri aldıktan sonra olgunlaştırıp Parlamentoya, sizlerin huzuruna getirmeyi düşünüyoruz. Onun dışında, insan kaynaklarını güçlendirecek çalışmalarımız, adımlarımız peşinden geliyor. Adli Tıbbın reforme edilmesine ilişkin büyük çalışma taslağımız hazırlık aşamasındadır ve en son, icra iflas sisteminin yeniden gözden geçirilmesine ilişkin mevzuat düzenlemesi var. Bu süreç içerisinde gerek altyapı konusunda gerek Türk hukuk mevzuatının tepeden tırnağa yenilenmesi noktasında çok önemli adımlar attı bu Parlamento, önemli reformlara imza koydu.

Ben iktidarıyla muhalefetiyle, bugün geldiğimiz noktada bu çalışmalara katkı sunan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Temenni ediyorum ki bu düzenlemeler kronikleşmiş olan Türk yargısının sorunlarını küçültsün ve milletimizin acil bekleyen adalet duygusunu tatmin noktasında önemli hizmetler versin bu değişiklikler.

Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 23.54

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 00.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

Kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 10 Şubat 2011 Perşembe günü, alınan karar gereğince, saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                            Kapanma Saati: 00.02

 



(*) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille bir kelime ifade edildi.

(*) 610 S. Sayılı Basmayazı 08/02/2011 tarihli 61’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.