TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                 TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                61’inci Birleşim

                                                                                              8 Şubat 2011 Salı

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                                 İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep ve Kilis illerinde bugüne kadar gerçekleştirilemeyen GAP yatırımlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

3.- Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel’in, Mardin Tarihî Dönüşüm Projesi’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, CHP Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

3.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün,  Ardahan’da yeni yapıldığı söylenen bazı kamu binalarının tadilatlı olduğuna; bu konuda Başbakana yalan söyletenleri kınadığına ilişkin açıklaması

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Mezopotamya’nın en gözde, en tarihî, en kültürel şehri Mardin’in, dinlerin, dillerin, mezheplerin, inançların kenti olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, valinin, bürokratların ve hiç kimsenin Başbakana yalan söylettiremeyeceğine ilişkin açıklaması

4.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Gaziantep’e gazilik unvanının verilmesinin yıl dönümüne ilişkin açıklaması

5.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, torba yasadan vazgeçip başka kanun görüşmeye başlamanın nezaketsiz ve millet iradesini yok sayan bir anlayış olduğuna ve kınadığına ilişkin açıklaması

6.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, CHP’yi yanlış değerlendirdiğine ilişkin açıklaması

7.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, komisyon görüşmeleri sırasında sorduğu soruları çarpıtarak tekrar sorduğuna, gerek hâkim ve savcı mülakatında gerekse unvanlı personel alım mülakatında sorulan sorulara ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, kanser tedavisi olanaklarının geliştirilmesi ve onkoloji ilaçlarının tedarikinin kolaylaştırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1026)

2.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin, DİSK eski Genel Başkanı Kemal Türkler cinayeti davası ile ilgili iddiaların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1025)

 

B) Genel Görüşme Önergeleri

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Hastane Enfeksiyonlarıyla Mücadele” adlı performans denetim raporu hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/20)

2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Büyükşehir Belediyelerinde Altyapı Faaliyetlerinin Koordinasyonu” adlı performans denetim raporu hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/21)

 

C) Önergeler

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın; Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/253) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/256)

 

 

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/597) esas numaralı, GAP bölgesindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 08/02/2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- (10/601) esas numaralı, akaryakıt kaçakçılığındaki artış ve Hükûmet tarafından alınan önlemlerin değerlendirilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin ön görüşmesinin Genel Kurulun 08/02/2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek ve arkadaşları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan “Dünyada Petrol Fiyatları” hakkındaki Meclis araştırması açılmasına dair önergenin 08/02/2011 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkındaki (11/13) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun 15/2/2011 Salı günkü birleşiminde yapılması ile 610 ve 609 sıra sayılı kanun tasarılarının temel kanun olarak ve bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- AK PARTİ Grubu önerisinin işleme alınıp alınmayacağı hususunda Oturum Başkanının tutumu hakkında

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdoroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610)

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, basın özgürlüğüne ve ısmarlama soru sordurulduğu iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/17536)

2.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, basın özgürlüğüne ve ısmarlama soru sordurulduğu iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/17537)

3.- İstanbul Milletvekili Ahmet Tan’ın, ısmarlama soru sordurulduğu iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/17538)

4.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, Cumhurbaşkanlığının ve Başbakanlığın harcamalarındaki artışa ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/17596)

5.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, Güney Kıbrıs Rum Kesimindeki bir basketbol maçında yaşanan olaylara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı (7/17650)

6.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Taşınır Mal Yönetmeliği Genel Tebliğine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/17712)

7.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, stadyumların bakımına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı (7/17730)

8.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Katar’da yapılması planlanan büyükelçilik binası ihalesine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/17879)

9.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, mobbingle mücadeleye ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/17928)

8 Şubat 2011 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Harun TÜFEKCİ (Konya), Fatih METİN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 61’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Ardahan iline yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

SAFFET KAYA (Ardahan) – Değerli Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Bugün, özellikle Ardahan iliyle ilgili, serhat ilimizle ilgili söz almamın maksadı şu idi: 21 Ocak 2011’de Başbakanımız, özellikle dünya liderimiz Ardahan ilimizi ziyarette bulundular.

Ardahan ilimizin nüfusu 17 bin olmasına rağmen gönlü güzel, yüreği güzel o şerefli halkımız, o serhat ilimizin insanları çok Değerli Başbakanımızı mahşerî bir kalabalıkla karşılamış oldu. Ben buradan özellikle Ardahan halkına şükranlarımı, saygılarımı arz ediyorum. Evet, bir Başbakanı Ardahan halkının eksi 12 derecede mahşerî bir kalabalıkta karşılaması gerçekten gurur verdi bize. Çünkü Başbakanımızı Türkiye'nin her ili sevdiği gibi, Türkiye sevdiği gibi Ardahan halkı da gönlüne ve bağrına basmıştır.

Özellikle gelme sebebi her ilde olduğu gibi hizmetlerin ifa edilmesi ve hizmetlerin açılışı noktasında Ardahan’ımızı şereflendirdiğinde Ardahan’ın cumhuriyet tarihinin en büyük hizmetlerine damgasının vurulduğu bir gündü. Bunu, birileri, maalesef, kesinlikle Ardahan’a hiç hizmet gelmemiş gibi kamuoyuyla paylaşmış olabilir ama yüce heyetinize ve yüce Parlamentoya özellikle seslenerek şunu söylemek istiyorum: Bir üniversitenin Ardahan’a gelmesi, Ardahan için çok ciddi bir anlam taşımaz mı? Ardahan’da yapılan barajlar Ardahan’ın geleceğine, iklimine, tarımına ve hayvancılığına katkı sağlamaz mı? Okulların yapılması katkı sağlamaz mı? Fen liselerinin yapılması katkı sağlamamız mı? Duble yolların yapılması katkı sağlamaz mı? Anadolu liselerinin yapılması katkı sağlamaz mı? Elbette ki bunlar cumhuriyet tarihinden bugüne ilk defa AK PARTİ hükûmetleri döneminde, Ardahan iline ve Türkiye'nin inşaat şantiyesine döndüğü gibi, yapılan en büyük hizmetlerdir.

Ben, buradan, özellikle Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanından huzurunuzda özür dilemek istiyorum. Özrümün sebebi şu: Yapılan hizmetlerden rahatsız olduğu için özür diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü, maalesef, yapılan hizmetleri Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanının takdir etmesi gerekirken ve geçmişte o bölgeye çakılan bir çivi yokken kendi dönemlerinde, bölgede göç durmuş, bölgede yatırımlar artmış ama maaleseftir ki hizmetlerden korkan, hizmetleri reddeden bir Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı düşünemiyorum ben kesinlikle ve ben kendisinden bu yapılan hizmetlerden dolayı özür diliyorum. Hizmetlerden korktuğunuz için sizden gerçekten özür diliyorum. Ben üzülerek söylüyorum ki, geçmişte benim bölgeme çaktığınız bir çivi yoktur -tabiriyle- bir eseriniz yoktur. Ancak ve ancak AK PARTİ hükûmetleri döneminde ve onun gerçekten gerçek, ciddi devlet adamı, siyaset adamı Başbakanımız döneminde hizmetler bu memleketimize yansımıştır. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Ve bölgemiz bu anlamda gerçekten kalkınıyor. Evet, Başbakanımızla da gurur duyuyoruz, dünya lideri olduğu için gurur duyuyoruz, onur duyuyoruz kesinlikle.

Maalesef birileri çıkıyor, hâlen daha kendi partisinin içindeki sözcüleri askerden medet umuyor. Hâlen daha vesayet rejimini özendirenler var, maalesef. Türk Silahlı Kuvvetlerini hiç kimsenin yıpratmaya hakkı olmadığı gibi, Türk Silahlı Kuvvetlerini siyasete çekmeye de hiç kimsenin hakkı yoktur. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kaya…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ne diyor bu yahu!

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Ne konuşuyorsun sen?

BAŞKAN – Sayın Kaya, gündem dışı konuşmayı Ardahan iliyle ilgili istemiştiniz. Lütfen…

SAFFET KAYA (Devamla) – Efendim Başkanım?

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Kimle konuşuyorsun?

BAŞKAN – Gündem dışı konuşmayı Ardahan iline yapılan yatırımlarla ilgili istemiştiniz.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Silahlı kuvvetlere yapmadık bir şey mi bıraktınız?

SAFFET KAYA (Devamla) – Dolayısıyla, bölgemiz kalkınan, büyüyen, gelişen bir Ardahan olmuştur. Türkiye’de yapılan hizmetler gibi bu gerçekleri inkâr edebilirsiniz, bakıp kör olabilirsiniz ama gerçek odur. İşte orada Sayın Başbakanımız geldiğinde 20 bin insan sevgi seliyle karşıladı.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Mahşerî bir kalabalık, mahşerî!

SAFFET KAYA (Devamla) – Bu, hizmetin gereğidir; bu, Başbakanımıza, AK PARTİ’ye gösterilen önemin gereğidir. Bu gerçekleri görmemiş olabilirsiniz, inkâr etmiş olabilirsiniz ama bunlar gerçek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Onun için, biz başkaları gibi halkı araç kabul etmiyoruz, halkı amaç kabul ediyoruz, halkı ortak payda kabul ediyoruz, halkın sorunlarıyla dertleniyoruz. İşte, onun içindir ki serhat ilimiz Ardahan kalkınıyor, kalkınacak ve daha da büyüyecek. Allah’ın izniyle böyle olacak. Buna hiç kimse engel olamaz. Bu selin önünden hiç kimse tomruk kaçıramaz, açık söylüyorum. Çünkü vatandaş hizmeti de takdir ediyor, yapılanı da takdir ediyor. Ne kadar bunu inkâr ederseniz edin, Türkiye şaha kalkmıştır, Türkiye inşaat şantiyesine dönmüştür. Serhat ilimiz de cumhuriyet tarihinin en büyük hizmetlerini almıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAFFET KAYA (Devamla) - Teşekkür edebilmek için Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kaya, ek süre vermiyoruz, biliyorsunuz uygulamayı. 

Teşekkür ediyorum.

SAFFET KAYA (Devamla) – Peki efendim, teşekkür ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı konuşmasında, Doğu Anadolu Bölgesi’ne yapılan hizmetlerden Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının rahatsız olduğu yönünde bir değerlendirme yapmak suretiyle Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna sataşmada bulunmuştur. Bu nedenle, izninizle, İç Tüzüğün 69’uncu maddesine göre kürsüden söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi, sataşma nedeniyle üç dakika söz veriyorum.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, CHP Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce burada konuşan Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Milletvekili, Doğu Anadolu Bölgesi’ne Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin yapmış olduğu birtakım icraatlar, yatırımlar nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının rahatsız olduğu, mutlu olmadığı yönünde bir değerlendirme yaptı.

SAFFET KAYA (Ardahan) – Doğru.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Milletvekilinin kendi bölgesine yönelik olarak kendi partisini, hükûmetini koruyucu, kollayıcı değerlendirme yapmasını hoş görmek isterim ama bu hoşgörüyü, aslı astarı olmayan bir iddiaya dayandırmak suretiyle ifade etmesini yadırgadığımı ve bu ifadenin gerçeklere aykırı olduğunu ifade etmek istiyorum.

Sayın Başbakan, gittiği birçok yerde sayısız tesisi hizmete açtığını ifade ediyor, altmış dokuz tesis, otuz tesis, kırk tesis, elli tesis gibi. Nitekim, Doğu Anadolu Bölgesinde Ardahan’da Sayın Başbakanın açılışını yaptığını ifade ettiği tesislerden bir tanesinin, yerinde inceleme yapan milletvekilimiz tarafından bir istinat duvarı olduğu anlaşılmıştır. Konu bu şimdi.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Evet, doğru.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Siz, gelip, bu iddiaya, bu tespite yönelik bir açıklama yapabiliyor musunuz? Sayın Başbakanın Ardahan’da açtığı tesisler arasında, açtığını iddia ettiği tesisler arasında istinat duvarı var mıdır, yok mudur?

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Tesisin ismini söyle.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Üç tane menfez yapılmış, üç tane menfezin söz konusu tesisler arasında yeri var mıdır, yok mudur? Telekom binalarının yapılması, Telekom binalarının onarılması, Sayın Başbakanın hizmete açtığı tesisler arasında var mıdır, yok mudur? Şimdi bunlar tesis midir değerli milletvekilleri? İstinat duvarı, bina onarımı, menfez.

Biz, Sayın Başbakanın açtığını iddia ettiği bütün tesisleri inceliyoruz. Biz, tesis açılmasından mutlu oluruz, yeter ki yatırım yapılsın, yeter ki istihdam alanları açılsın, yeter ki işsizler iş bulsun. Gerçek budur.

Sayın Başbakan, yatırım yapmayan bir ekonomide, büyümeyen bir ekonomide bir işsizlik rekorunun sahibidir. Türkiye’de işsiz sayısı 2002 yılında 2 milyon 464 binden şimdi 3 milyona çıkmıştır. İş aradığı hâlde iş bulma umudunu kaybettiği için İŞKUR’a kayıt yaptıramayan insanların sayısı 1 milyon artmıştır. Resmî işsiz sayısı, düzeltilmiş rakamlarla birlikte 2,5 milyondan 5 milyona çıkmıştır. Siz gelin bunun açıklamasını yapın. Bunun açıklamasını yapabiliyorsanız ben sizi tebrik edeceğim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Gündem dışı ikinci söz, Gaziantep ve Kilis illerinde bugüne kadar gerçekleştirilemeyen GAP yatırımları hakkında söz isteyen Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’e aittir.

Buyurun.

 

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep ve Kilis illerinde bugüne kadar gerçekleştirilemeyen GAP yatırımlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Gaziantep’imizin gazilik unvanı alışının 90’ıncı yıl dönümü. Böyle bir günde hem Gaziantepli hemşehrilerimi hem de ulusumuzu bu gazilik unvanının verilişi nedeniyle içtenlikle kutluyorum. Gaziantep, özellikle Kurtuluş Savaşı destanı içerisinde çok önemli yer tutan bir savunmanın sonucunda cumhuriyetimizi bize kuran ve emanet eden Ulu Önder Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisinden aldığı kararla gazilik unvanını almıştır. Bugün de o kararın 90’ıncı yıl dönümünü kutluyoruz.

Tabii, bu gazilik, kahramanlık unvanına her şehrimiz layıktır. Önemli olan bu şehirlerin bu unvanı aldıktan sonra gerekli kalkınmayı sağlayıp sağlamamasıdır. Gaziantep çok büyük göç alan bir kent. Nüfus artış oranı yüzde 28’lere varmış. GAP illeri arasında da yer alan Kilis ve Gaziantep illerimiz maalesef GAP’tan gerekli payı alamamaktadır. Ne belediyelerimiz yardım alabilmektedir ne de yarım kalan projeler devam etmektedir. Mesela Kayacık sulaması hâlen bitirilememiştir. Belkıs-Nizip pompaj sulaması hâlen tamamlanamamıştır. 2009 yılından beri programda olan ve proje aşamasında bulunan Doğanpınar Barajı ne hikmetse proje aşamasından bir adım ilerleyememiştir. Her sorumuza cevap veren Sayın Çevre Bakanı Doğanpınar’ı söylemiş ama hiçbir adım atılmamıştır. Ayrıca Ardıl Barajı iki yıldır tartışılıyor ve Gaziantep’te de sansasyon yaratılıyor ama maalesef onda da bir adım atılamamıştır. Ayrıca, Kilis’te Elbeyli civarındaki köylerimizden yedi köye sulama kanalları, ana kanalları yapılmamıştır ve yapılmayacağı söylenmektedir. Bu karar siyasi midir, bunu bilmek istiyoruz. Ayrıca ana kanallardan sonra bu köylere su taşıyacak olan kılcal kanalların yapılmaması da büyük eksikliktir.

Biz, tarıma önem vermezsek, hayvancılığa önem vermezsek o bölgeyi kalkındırma şansımız yok. Musabeyli, Polateli, Elbeyli’de bu tarıma dayalı destekleri muhakkak sağlamak zorundayız.

Kilis’te Suma Fabrikasının özelleştirilmesinden sonra zeytincilik can çekişmektedir.

Öncüpınar Sınır Kapımız diye önemli bir sınır kapımız var. Bunun modernize edilip sınır ticaretine açılması lazım ama maalesef bu da bugüne kadar bakanlıkların programında bulunmamaktadır.

Mayınlı araziler sorunu, o bölge için büyük sorundur. Mayınlı arazilerin acilen temizlenip bölge halkına dağıtılması lazım ama maalesef bu konularda hiçbir olumlu adım atılamamış ve GAP Eylem Planı’nda da maalesef Gaziantep ve Kilis’e gerekli önem verilmemiştir.

Dileğim ve umudum, açılışlara gelerek büyük ölçüde insanları toplayan ve Gaziantep’e -dokuzuncu mudur- onuncu kez gelip de hiçbir üretim tesisini açmayan Sayın Başbakanın ve bakanların bu konuda duyarlı olmasını diliyoruz.

Ayrıca, kalkınma yatırımla olur, istihdam yatırımla olur. Bu kadar borçlanmanın, bu kadar özelleştirmenin sonucunda, GAP’a bu kadar İşsizlik Fonu’ndan fon ayrılmasına rağmen, hâlen Gaziantep, Kilis gibi kentler işsizlik sorunuyla karşı karşıyaysa bunu iyi düşünmek lazım. Gaziantep, Kilis bu durumda ise doğuya Allah yardım etsin demek lazım.

Ayrıca da demokrasi hiçbir kimsenin tekelinde değildir. “Demokrasi benim için araçtır.” diyenler, “Bu orduyla mı savaş yapacağız?” diyenler bugün Silahlı Kuvvetleri savunuyorlarsa bunda bir çelişki vardır. Elbette ki Silahlı Kuvvetlere hepimiz sahip çıkmalıyız. Ulu Önder Atatürk’ün mirası olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde herkes orduya saygılı olmak zorunda. “Az saygılı, çok saygılı” tartışmaları bu Meclise yakışan tartışmalar değildir.

Ayrıca, ekonomimizi en büyük şekilde bitiren olay büyük alışveriş merkezleridir. Gaziantep’te yanlış imar tadilatları nedeniyle gerçekleştirilen alışveriş merkezleri küçük esnafı bitirmiştir ve küçük esnafı yoksulluğa mahkûm etmiştir.

Ulaşım sorunu kangrendir Gaziantep’te. Ulaşım sorununun biz burada ilgili bakanlığa devri kararını çıkarmamıza rağmen, ilgili Büyükşehir Belediye Başkanı bir adım atmamıştır ve iki senedir ulaşım kangrendir Gaziantep’te.

Bu tür ana sorunları, imar plan tadilatlarıyla yeşil alanların gasp edildiğini Bakanlıklarımız maalesef görmezlikten gelmektedir. Yeşil alanlara, çevreye sahip çıkmak için çevre koruma planı Gaziantep’te çıkmak zorundadır.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ağyüz.

Gündem dışı konuşmaya Hükûmet adına Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle gündem dışı konuşmalara cevap vermek üzere huzurunuzdayım.

Efendim evvela şunu ifade edeyim: Az önce özellikle Ardahan’la ilgili menfez ve istinat duvarından bahsedildi. Bakın, Sayın Ardahan Milletvekilimiz de biliyor, Ardahan yatırımları bizim dönemimizde görmüştür. Orada “Basit istinat duvarı” dediği, koskoca bir taşkın koruma tesisidir. Eskiden Ardahan şehri sular altında kalıyordu. Biz sular altından kurtardık. Oranın kent ormanından, ağaçlandırmasına, yoluna kadar, her şeyine kadar ilgilendik. Ben defalarca gittim Ardahan’a. Dolayısıyla, bunu bu şekilde, koca bir taşkın koruma tesisini “Basit bir istinat duvarı” diye nitelendirmek son derece yanlıştır. Oradaki yatırım, sadece o “İstinat duvarı” dediği taşkın koruma tesisinin maliyeti 1,5 trilyondan daha fazladır. Dolayısıyla, Başbakanımız da oraya bir tesis diye gitmiyor. Başbakanımız gittiği zaman elli elli, yüz yüz şeklinde tesis açıyor. Geçmişte böyle bir şey var mıydı? Biz geçmişte bakanların basit bir barakayı açmak için gittiğini hatta Bakanlar Kurulunun bütün hepsinin çok basit bir göleti açmak için gittiklerini biliyoruz ama şu anda Başbakanımız… Misal olarak, geçen sene elli beş tane tesisi ve Türkiye'nin bunun içinde en büyük, Ermenek Barajı gibi en yüksek, 218 metre yüksekliğindeki dev barajını dahi, elli beş barajı Haliç Kongre Merkezinden bir düğmeye basarak açmıştır. İşte farkımız bu, fazla bir şey söylemeyeceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Siyaset yapma, siyaset!

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Gelelim Gaziantep’le, Kilis’le alakalı…

Bakın, değerli dostlar, ben, Kilis’e Devlet Su İşleri Genel Müdürü olduğum zaman gittim, orada su yoktu, bizden önceki iktidarlar Kilis’i susuz bırakmıştı. Biz, orada Seve Barajı’nı yıldırım hızıyla, Başbakanımızın talimatıyla bitirdik; ayrıca, bitirmekle kalmadık, orada Kilis’e bir isale hattı ve Kilis’e İstanbul’daki gibi çok modern bir içme suyu arıtma tesisini kurduk ve açılışını gerçekleştirdik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ayamama ne oldu, Ayamama?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Kaldı ki bakın, şunu ifade edeyim: Kilis’te Kayacık…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Geçmişi bırak, sorularıma cevap ver.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sayın Vekilim, bakın, lütfen beni dinleyin. Ben, bu tesislerin cemaziyelevvelini biliyorum, o bakımdan lütfen şey yapın.

Şimdi, Kayacık Barajı’na gelince, Kayacık Barajı, bizden önce temeli atılmış fakat tamamen durmuş bir inşaattı. Ben, Başbakanımızın talimatıyla bizzat barajın bulunduğu yere gittim ve bu barajla ilgili bütün problemleri çözdük ve hatta oradaki muhtarla böyle âdeta bir bahse tutuştuk, neticede muhtar dedi ki: “Bu barajı beş yılda bitirirseniz bir deve keseceğiz.” Hatta muhtarın adı da “Deveci Muhtar” olarak kaldı. Fakat biz iki yılda Kayacık Barajı’nı bitirdik, sulamayı açmaya başladık ancak şu anda sulama devam ediyor. Sizin söylediğiniz yerleri de biliyorum, Eğlence köyü… Bakın, köyü belki bilmezsiniz, orayı tarif edeyim.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Senden daha iyi bilirim ben.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Kayacık-Halep arkına kadar olan kısım, Elbeyli Ovası’nı… Şu anda zaten projeler şey yapıyor, bu su arkının, dev kanalın devam etme talimatını verdim. Bu bir.

İkincisi: Bakın, Afrin Barajı yapılacak. Şu anda biliyorsunuz Musabeyli projesi kapsamında Sabunsuyu ve Sapkanlı göletlerinin de çalışmaları başladı, proje biter bitmez, parası hazır; bittiği anda bunun inşaatına başlanacak.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Üç yıldır projede, üç yıldır.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ayrıca, Sayın Vekilim, bakın, Kilis’le ilgili onu söylemeye gerek yok. Kilis, önce, etrafı dağlarla çevrili olduğu için sürekli taşkına maruz kalıyordu. Biz etrafını tamamen bir kuşaklama kanalıyla çevirdik, Kilis’imizi taşkınlardan da koruduk. Yani bunları söylemeye gerek yok.

Efendim, Elbeyli köyünü söyledim.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Benim sorularıma cevap ver, benim sorularıma.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ayrıca şunu ifade edeyim: Siz de biliyorsunuz Sayın Vekilim, sınırdaki bu mayınların temizlenmesiyle ilgili burada kanun çıktı. NATO’ya bağlı NAMSA’yla görüşmeler devam ediyor. İnşallah kısa zamanda bu mayınlar da zaten temizlenecek. Bunun da müjdesini vereyim.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – “Cek cak”la olmuyor!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ne zaman temizlenecek?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ben bir iki husus da Gaziantep’le ilgili söylemek istiyorum. Gaziantep geçmişte köy gibiydi. Gaziantep kabuk değiştirdi. Artık, Gaziantep o bölgede gerçekten muhteşem bir şehir hâline geldi. Bunu siz de görüyorsunuz. Şu anda Gaziantep gerçekten o bölgenin yıldızı bir şehir oldu.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Onda bizim imzamız var, senin yok.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın daha önce şunu söyleyeyim: Eğer sizin iktidar kalsaydı belediyede, Gaziantep susuz kalacaktı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Senin yok, senin yok!

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Biz orada Mızmırlı kaynaklarından isale hattını biz yaptık, Alleben Göleti’ni biz tamamladık, Kayacık Barajı’nı biz tamamladık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Senin zamanında başlamadı. Doğruları söyle, doğruları!                                                                  

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ayrıca, Ardıl Barajı’nın da şu anda projeleri bitiyor. Projesi biter bitmez onun da temeli atılacak. Takibini bizzat ben yapıyorum. Dolayısıyla, bunları özellikle ifade ediyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Yani şunu söyleyeyim: Bizim yaptıklarımıza sizlerin hayalleri bile ulaşamaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Siyaset yapma, doğruları söyle; Antep’e ve Kilis’e çaktığınız bir çivi yok.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Gündem dışı üçüncü söz, Mardin Tarihî Dönüşüm Projesi hakkında söz isteyen Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel’e aittir.

Buyurun Sayın Yüksel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

3.- Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel’in, Mardin Tarihî Dönüşüm Projesi’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

CÜNEYT YÜKSEL (Mardin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada Türkiye'nin prestij projesi olan Mardin Tarihî Dönüşüm Projesi hakkında konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi bu vesileyle en kalbî duygularımla, saygılarımla selamlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mardin binlerce yıllık bir medeniyete, dünyaya parmak ısırtacak bir mimariye ve estetiğe ev sahipliği yapıyor. Bizler, “Tarih Mardin’e yeniden gülecek.” diye yola çıktık ve Mardin’i marka kent hâline getirmek için 2007 senesinde Başbakanımızın öncülüğünde Tarihî Dönüşüm Projesi’ni başlattık. Bu yeni bir konsept, yeni bir vizyondur; bu, AK PARTİ’nin, Hükûmetimizin, Sayın Başbakanımızın vizyonudur; aynı zamanda Tarihî Dönüşüm Projesi, Mardin halkının projesidir. Şu ana kadar 10 milyon TL’nin üzerinde yatırım yapılmış olan Mardin Tarihî Dönüşüm Projesi toplamda 100 milyon TL’lik bir projedir. Bu projeyle kentin tarihî ve kültürel kimliği muhafaza edilecek, şehir ülkemiz ve dünya turizmine kazandırılacak. Böylelikle ilin sosyoekonomik kalkınmasına katkı sağlamayı da hedeflemekteyiz.

Bu proje kapsamında, tabii ki tarihî Mardin Kalesi’nin de onarılması var. Başbakanımızın da bu kürsüde ifade ettiği gibi, Mardin’de tam iki yüz on sekiz yıldır onarılmayan, tamir edilmeyen tarihî Kale’yi biz şu anda tamir etmeye başladık. İnşallah, Mardin’in sembolü olan Mardin Kalesi’ni de Mardin ruhuna yakışır bir şekilde onarıp memleketimize kazandırmak da bize nasip olacak. Bu proje tamamlandığında Mardin, Kudüs ve Venedik’ten sonra dünyanın üçüncü sit alanı olacaktır.

Evet, Mardin gerçekten âdeta bir biblo kent. Evet, biz Mardin’imizi bu hâlden, hedef olarak şu hâle sokmak istiyoruz. Gördüğünüz gibi, gerçekten de biblo bir kent. Mardin’de yaşanan değişimi, herkesin görmesi gerek ve giden herkes Mardin’in nasıl özüne döndüğünü de görüyor.

Mardin’imizin gelişimi, Cami-i Kebir’den, Deyrulzafaran’dan, Mor Gabriel’den dünyaya nasıl bakacağımıza ve onların geleneğini ne kadar yaşatacağımıza bağlı ve bu projeyle biz bunu gerçekleştiriyoruz.

Karadeniz’de evlerin niye kestane ağacından yapıldığını soranlara “Kestane şehittir, çürümez.” derler. Nasıl ki şehide bir ölü olarak bakılmıyorsa bir ağaca da ot olarak, odun olarak bakılmıyor. İşte, Mardin’deki Zinciriye’nin, Hatuniye’nin, Latifiye’nin, Kasımiye’nin taşları da şehittir. O taşlar âdeta bir çocuk yetiştirir gibi özenle, hassasiyetle yerine konulmuştur. Taşa âdeta canlılık veren, insan ile tabiatı bu kadar güzel harmanlayan, idrak ile inşayı, madde ile manayı bu kadar güzel buluşturan, kaynaştıran bir başka şehir daha bulamazsınız. Tabii bu doğallığı, bu güzelliği ortaya çıkarmak için bir vizyon gerekliydi. Biz de Mardin 2023 vizyonunu ortaya koyduk. Buna göre Mardin’i 2023’e kadar Avrupa Kültür Başkenti yapmak, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne sokmak; yılda 5 milyon turist ağırlayan 50 butik otel, 20 bin yatak kapasitesine sahip bir kültür, sanat ve turizm şehri hâline getirmek; 3 milyar dolar turizm gelirine ve 5 milyar dolar ihracat gelirine ulaşmasını sağlamak için çalıştık, çalışıyoruz ve çalışmaya da devam edeceğiz. Mardin’de başlattığımız bu projenin her köşesi tarih kokan ülkemizde diğer tarihî şehirlerimize de örnek olacağına ben tüm kalbimle inanıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz hafta CHP grup toplantısında Sayın Kılıçdaroğlu çok talihsiz bir açıklama yaparak 11 Aralıkta Sayın Başbakanın açılışını gerçekleştirdiği 78 eseri merak ettiğini ifade etti. Ben kendisinin merakını gidereyim. Mardin Merkez’de, Dargeçit’te, Derik’te, Kızıltepe’de, Mazıdağı’nda, Midyat’ta, Nusaybin’de, Ömerli’de, Savur’da ve Yeşilli’de işte, eğitimden sağlığa, emniyetten ulaştırmaya, belediye hizmetlerinden KÖYDES projesine kadar tam 78 farklı hizmeti bu listede görebilirsiniz. Buyurun, liste elimde, isteyenler bakabilir bu listeye. Bu 78 eser ve hizmetten tabii hangi birini sayacaksınız.

İşte, ben buradan diyorum ki Sivas’ın ötesine gidemeyenler, şimdi, gelin, Mardin’de tarihî dönüşümü görün, halkla kaynaşın; üniversitelerin, okulların, yolların Mardin’in atmosferini nasıl değiştirdiğini görün. Gelin, değişime de, dönüşüme de, güzelliklere de oradaki halkla, Mardinli vatandaşımla beraber sahip olalım.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yüksel.

Sayın Öğüt ve Sayın Kaplan, kısa söz talepleriniz var, birer dakika süre veriyorum.

Sayın Öğüt, buyurun.

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün,  Ardahan’da yeni yapıldığı söylenen bazı kamu binalarının tadilatlı olduğuna; bu konuda Başbakana yalan söyletenleri kınadığına ilişkin açıklaması

 

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, öncelikle şunu söyleyeyim: Ben, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanının gidip orada… Başbakana yalan söyletenleri kınıyorum çünkü bizim Başbakanımıza orada yalan söyletilmiştir.

“Türk Telekom binası sekiz yıl önce yapıldı.” demiştir, sekiz yıl önce yapılan binaya açılış yapmış, sonradan da Vali yalanlamıştır. “Hayır, ben onu demedim.” diyor, Valiliğin sitesinde var. Pardon, bu TEDAŞ binasıydı o deminki.

Türk Telekom binasının kolon ve kirişleri kalmış, duvarları kırarak tadilat yapmışlar ve Başbakana yeni bina olarak yutturmuşlar. Bir Başbakana yalan söyletilir mi?

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Özür diliyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Çuvalladın!

BAŞKAN – Sayın Öğüt, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda seçtiğiniz sözcükleri dikkatli seçerseniz…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Peki. Özür diliyorum, geri alıyorum lafımı.

Üç tane menfez, beş tane köprü… Sayın Başbakana orada yalan söylettiler.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, hâlâ aynı şekilde devam ediyor.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Benim üzüldüğüm nokta, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başbakanına niye bunu söylettiler? Ona üzülüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Bunu ispatlayacağım. Hâlen daha 27 eserin listesini Sayın Vali vermedi, soru önergesi vermeme rağmen.

BAŞKAN – Sayın Öğüt, teşekkür ediyorum.

Sayın Kaplan, buyurun.

 

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Mezopotamya’nın en gözde, en tarihî, en kültürel şehri Mardin’in, dinlerin, dillerin, mezheplerin, inançların kenti olduğuna ilişkin açıklaması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Mezopotamya’nın en gözde, en güzel, en tarihî, en kültürel şehri Mardin -benim de ilim ve liseyi orada okudum- dinlerin, dillerin, mezheplerin, inançların kenti durumundadır.

Mardin’in öyle bir güzelliği var ki, ruhu var ki, Arapçası, Kürtçesi, Süryanicesi ve Türkçesiyle beraber bütün diller; orada Süryani, Ezidi, Müslüman kardeşlerimizin hepsi birlikte bu çok renkliliği yaşatarak yaşamaktadır. Mardin’in marka kent olabilmesi bütün sesi, rengiyle, türküleriyle, tarihiyle, kültürüyle eşit olarak tanıtıldığı zaman dünyada gerçek yerini alacaktır.

Bu duygularla, biz Mardin’in tarihte eşsiz yerini almasından büyük mutluluk duyar… Bu çalışmalarda zaten destek olduk, destek olmaya da devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Sayın Elitaş.

 

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, valinin, bürokratların ve hiç kimsenin Başbakana yalan söylettiremeyeceğine ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Siz de konuşmacı milletvekilini uyardınız ama konuşmacı milletvekilimiz Ardahan’da yapılan yatırımlarla ilgili hem basında daha önce Sayın Başbakana farklı bilgiler verildiğini, yanıltıldığını ifade etti ama burada Ardahan Milletvekili Arkadaşımız Ardahan’a yapılan hizmetleri ifade ettiği zaman Sayın Milletvekili bir rahatsızlık duydu. Bugün ülkemizin neresine olursa olsun, hangi iktidar tarafından yapılırsa yapılsın, kim tarafından yapılırsa yapılsın yapılan hizmeti alkışlamak hepimizin görevi olması gerekir. Muhalefetin de esas görevi yapılan hizmeti eleştirerek veya yapılmayan şeyleri gündeme getirerek iktidara yön tayin etmek olmalıdır ama Sayın Milletvekili, başkalarını vali veya diğer personeli, kamu personelini Başbakana yalan söylettikleri şekildeki ifadesinin bir milletvekiline yakışmadığını ifade etmek istiyorum. Başbakana kimse bir şeyi yutturmaz ve yutturmaya da çalışmaz, hiç kimse Başbakana da yalan söylemez ve yalan söylettiremez.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

Sayın Ağyüz, söz talebiniz var ama beş dakika zaten gündem dışı konuştunuz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Efendim, benim sorularıma cevap vermedi Sayın Bakan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ağyüz.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, kanser tedavisi olanaklarının geliştirilmesi ve onkoloji ilaçlarının tedarikinin kolaylaştırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1026)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Türkiye'de kanser tedavi olanaklarının geliştirilmesi ve onkoloji ilaçlarına erişimin güçlendirilmesi amacıyla gerekli incelemeler yapılarak çözüm yollarının bulunması hususunda Anayasanın 98 inci ve TBMM İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) M. Nuri Yaman                                                      (Muş)

2) Fatma Kurtulan                                                     (Van)

3) Selahattin Demirtaş                                              (Diyarbakır)

4) Gültan Kışanak                                                     (Diyarbakır)

5) Ayla Akat Ata                                                        (Batman)

6) Bengi Yıldız                                                          (Batman)

7) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

8) Emine Ayna                                                          (Mardin)

9) Akın Birdal                                                           (Diyarbakır)

10) Hasip Kaplan                                                     (Şırnak)

11) Hamit Geylani                                                     (Hakkâri)

12) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

13) Mehmet Nezir Karabaş                                        (Bitlis)

14) Mehmet Ufuk Uras                                              (İstanbul)

15) Osman Özçelik                                                   (Siirt)

16) Özdal Üçer                                                         (Van)

17) Pervin Buldan                                                     (Iğdır)

18) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

19) Sevahir Bayındır                                                 (Şırnak)

20) Şerafettin Halis                                                  (Tunceli)

Gerekçe:

Türkiye'de kanser bilinci eskiye göre artmış olmakla birlikte istenilen noktada değildir. Kırsal yörede birçok kanser hastası tedavi edilmeden kendi kaderine bırakılmakta, hastanelere ulaşanlar ise maliyet problemleriyle karşılaşmaktadır. Çünkü kanser tedavisi giderek pahalanmaktadır. Yeni geliştirilen birçok ilaç yurtdışından gelmektedir ve fiyatları da çok yüksektir.

Fiyatların yüksek olması, kurumların tedavi masraflarının hepsini ödememesine neden olmakta, dolayısıyla hasta katkı payları giderek artmakta ve düşük ve orta gelir düzeyindeki hastaların büyük bir kısmı her ilacı kullanamamaktadır. Bu durum ise kanserde tedavi başarısını olumsuz etkilemektedir.

İlaç sektörüyle ilgili araştırmalarda dünyanın önde gelen kuruluşları arasında yer alan İ3 Innovus ile Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği'nin (AİFD) desteğiyle "Türkiye'de Hastaların Kanser İlaçlarına Erişimi" başlıklı bir rapor hazırlanmış ve 25 Kasım 2010 tarihinde kamuoyuna sunulmuştur.

Rapora göre, Avrupa ülkelerinde; sağlık harcamalarında kanser harcamalarının payı, ortalama yüzde 6,3, kanser tedavisi için kişi başına ortalama harcama ise 148 Euro olarak tahmin edilmektedir. Kanser tedavisi sonuçlarının en yüksek olduğu Fransa'da ise bu rakam 205 Euro'dur. Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti gibi daha düşük gelirli Avrupa ülkelerinde dahi sağlık harcamaları içinde kanser harcamalarının payı yüzde 3-5 düzeyinde bulunurken; Polonya'da kişi başına kanser harcaması 41 Euro, Macaristan'da 61 Euro, Çek Cumhuriyeti'nde ise 72 Euro'dur.

Türkiye'de ise sağlık harcamalarının yüzde 3'ü kanser tedavilerine ayrılmaktadır. Türkiye'de kişi başına düşen kanser tedavisi harcamasının ise sadece 25 Euro düzeyinde kaldığı öngörülmektedir.

Yine Sağlık Bakanlığı da Türkiye'de sağlık harcamalarından 2,3 milyar Euro'nun kanser tedavisine gittiğini, nüfusun yoğun olmasına bağlı olarak kişi başına kansere harcanan paranın az ve kanser tedavisi sonrasında sağ kalım oranlarının geç tanı konulmasından dolayı Avrupa ülkelerine kıyasla düşük olduğunu bildirmiştir.

Türkiye'de her yıl yaklaşık 160 bin kişiye kanser teşhisi konulduğu ve yaklaşık 100 bin kişinin de bu hastalıktan dolayı yaşamını yitirdiği belirtilen raporda; kanser vakalarının sayısı, bu vakalardaki ortalama yaşam süresi ve yeni kanser vakaları arasındaki ilişki incelendiğinde, Türkiye'de kanser tedavisinin Avrupa ülkelerindekine göre zorlukları bulunduğu, hastaların kanser tanısı konduktan sonraki yaşam sürelerinin Avrupa'daki hastalara kıyasla daha "kısa" olduğu belirtilmektedir.

Raporda ayrıca kanserle savaşta hazırlayıcı faktörlerin ortadan kaldırılması (önleme), tarama ve erken tanı ile tedavinin birbirini tamamlayıcı olduğu vurgulanırken; sağ kalımı olumsuz etkileyen faktörler: Geç tanı, tedaviye geç ulaşım, var olan tüm tedavi seçeneklerine Türkiye'deki erişim olanakları, ülkeye özgü kanser nedenleri (sigara tüketim oranı) ve genetik özellikler gösterilmektedir.

Raporda, 2002 yılı verilerine göre 5 yıllık kanser vakası sayısının en düşük olduğu ülkenin Türkiye olduğu, bunun nedeninin ise Türkiye'nin genç bir nüfusa sahip olduğu ancak giderek yaşlanan nüfusla birlikte Türkiye'de de kanser vakalarının sayısının artacağı uyarısında bulunulmaktadır.

Bu bakımdan Türkiye'de kanser tedavi olanaklarının geliştirilmesi ve onkoloji ilaçlarına erişimin güçlendirilmesi gereği önem arz etmektedir.

 

2.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin, DİSK eski Genel Başkanı Kemal Türkler cinayeti davası ile ilgili iddiaların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1025)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Zamanaşımı gerekçesiyle, failleri ve gerçek sorumluları bulunmadan yargı süreci sonlandırılan Kemal Türkler davasında, faillerin devlet tarafından korunduğu ve yargı süreci hakkında ortaya atılan başkaca iddiaların araştırılması, elde edilen bulguların kamuoyu ile paylaşılması ve sorumluların bulunarak yargı önüne çıkarılması için Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Fatma Kurtulan                          (Van)

2) Selahattin Demirtaş                   (Diyarbakır)

3) Gültan Kışanak                          (Diyarbakır)

4) Ayla Akat Ata                              (Batman)

5) Bengi Yıldız                               (Batman)

6) Sırrı Sakık                                 (Muş)

7) Emine Ayna                                (Mardin)

8) Akın Birdal                                 (Diyarbakır)

9) Hasip Kaplan                             (Şırnak)

10) Hamit Geylani                          (Hakkâri)

11) İbrahim Binici                          (Şanlıurfa)

12) M. Nuri Yaman                          (Muş)

13) Mehmet Nezir Karabaş              (Bitlis)

14) Mehmet Ufuk Uras                    (İstanbul)

15) Osman Özçelik                         (Siirt)

16) Özdal Üçer                               (Van)

17) Pervin Buldan                           (Iğdır)

18) Sebahat Tuncel                        (İstanbul)

19) Sevahir Bayındır                       (Şırnak)

20) Şerafettin Halis                        (Tunceli)

Gerekçe:

1980 yılında silahlı bir saldırı sonucunda hayatını kaybeden DİSK kurucusu ve aynı zamanda dönemin DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in 26 yıldır görülmekte olan davası, failleri bulunmadan zamanaşımı gerekçesi ile sonlandırıldı. Böylelikle Türkiye tarihinde kara bir leke olan ve devletin açıkça sorumlu tutulduğu bir cinayet davası daha aydınlatılmadan üzeri örtülmüş oldu.

Dava devam ettiği sürece çeşitli iddialar ortaya atan ve katili gördüğünü öne süren Kemal Türkler'in kızı Nilgün Soydan Türkler, zamanaşımı kararından sonra, "Ben bunu gözlerimle gördüm. Devlet önce babamı öldürttü, ondan sonra öldürttüğü katili senelerce korudu, daha sonra gözümüzün içine baka baka davaları görmedi, normal seyrinde görülmesine izin vermedi." ifadesini kullanmıştır. Davanın görülmeye devam ettiği 26 yıl süresince, faillerin kim olduğu hakkında ailesi tarafından ifade verilmiş olunsa da iddialar dikkate alınmayarak, dava 26 yıl sürüncemede bırakıldı ve faillerin adı açıkça zikir edilmesine rağmen dava zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldı.

İddialara göre dava, faillerin korunması için zamanaşımı süresi boyunca bilinçli olarak karara bağlanmamıştır. Ailesi, katillerin devlet tarafından kesin bir şekilde bilindiğini hatta cinayetten devletin sorumlu olduğunu öne sürmektedir. Kızının katillerden birinin adını açıkça kamuoyu önünde de ifade etmesine rağmen bunun yargı tarafından dikkate alınmaması, söz konusu iddiaları güçlendirmektedir.

Hükümet özellikle son dönemlerde faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması ve faillerin ortaya çıkarılması için çalışma yürüteceğini öne sürse de bu yönlü açıklamaların kamuoyunu oyalamaktan öteye gitmediği ortadadır. Çünkü iktidar olduğu 8 yıllık dönem içinde, devletin sorumluluğunun bulunduğu iddia edilen ancak faili meçhul cinayetler olarak kalan hiçbir olay aydınlatılmamıştır. AKP hükümeti zamanında ve öncesinde meydana gelen cinayetlerin çoğunun faili hala ortaya çıkarılmamış, sonlandırılan davalar ise ya beraatla sonuçlanmış ya da zamanaşımı nedeniyle aydınlatılmadan ortadan kaldırılmıştır.

Türkiye'de faili meçhul cinayetler karşısında bir yargı geleneği haline gelen bu tutum, binlerce davanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınmasına sebep olmuş ve Türkiye çoğu dava karşısında haksız bulunarak, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesi ile tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. Kemal Türkler davası da ailesinin ifade ettiğine göre AİHM'e taşınacaktır.

Adalet Bakanlığı'nın resmi açıklamasına göre, 01/01/09 tarihi itibarı ile AİHM'de Türkiye aleyhine yapılan başvuru sayısı 11.100 civarında olup, 2004 yılı Mayıs ayı ile 2009 Nisan ayına kadar ihlal kararları çerçevesinde AİHM'de sonuçlanan davalar neticesinde ödenen tazminat miktarı 85.738.816,00 TL olmuştur.

Bilindiği gibi Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin 23. Faslını "Yargı ve Temel Haklar" konusu oluşturmaktadır. Ancak Kemal Türkler davası gibi, Türkiye'nin geçmişi ile yüzleşmesi ve yargının demokratikleşmesi açısından hayati bir öneme sahip olan bu derece belirleyici bir davanın AİHM'e taşınması Türkiye'nin demokratikleşme alanında yargı başta olmak üzere ciddi sıkıntılarının olduğunu ve bu sıkıntıların bir türlü aşılamadığını bir kez daha göstermiştir. Kemal Türkler davasının AİHM'e taşınması, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi temelinde adli yargılanma hakkının ihlali nedeniyle cezalandırılması ve gerek yargı gerekse temel haklar konusunda üyelik müzakerelerinin tamamlanması açısından sıkıntılarından biri olacaktır. Bütün bu gelişmeler çerçevesinde, Kemal Türkler davasının yargı aşaması hakkında iddia edilenlerin açıklığa kavuşturulması ve gerçek sorumluların ortaya çıkarılması için bir Meclis araştırması açılmasını gerekli görmekteyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

İki genel görüşme önergesi vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

 

B) Genel Görüşme Önergeleri

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Hastane Enfeksiyonlarıyla Mücadele” adlı performans denetim raporu hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/20)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hastane enfeksiyonları önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Sağlıklı verilere ulaşılmasında birtakım sıkıntılar bulunmakla birlikte, Türkiye'de günümüzde hastane enfeksiyonu oranının % 5-15 arasında değiştiği kabul edilmektedir. Öte yandan, ortaya çıkan hastane enfeksiyonları nedeniyle özellikle son yıllarda peş peşe yaşanan bebek ölümleri yazılı ve görsel basında geniş şekilde yer almıştır.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Hastane Enfeksiyonlarıyla Mücadele" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 30.11.2007 tarihli ve 5205/1 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 101, 102 ve 103'üncü maddeleri uyarınca, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına “Hastane Enfeksiyonlarıyla Mücadele” konusunun ve söz konusu Sayıştay Raporunun tüm yönleriyle ele alınmasını amaçlayan bir genel görüşme açılması hususunda gereğini arz ederiz.                           

                 Mehmet Şandır                                                                                              Oktay Vural

                       Mersin                                                                                                           İzmir

Genel Gerekçe:

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hastane enfeksiyonları önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Sağlıklı verilere ulaşılmasında birtakım sıkıntılar bulunmakla birlikte, Türkiye'de günümüzde hastane enfeksiyonu oranının % 5-15 arasında değiştiği kabul edilmektedir. Öte yandan, ortaya çıkan hastane enfeksiyonları nedeniyle özellikle son yıllarda peş peşe yaşanan bebek ölümleri yazılı ve görsel basında geniş şekilde yer almıştır.

Az sayıdaki bazı hastanelerde düzenlenen enfeksiyon kontrol programlarında belirli bir sistematiğin bulunmadığı ya da içeriklerinin çok yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Bunun en önemli nedeni olarak ise, enfeksiyon kontrol programının nasıl hazırlanacağı konusunda hastanelerin yeterli bilgi ve tecrübelerinin bulunmaması gösterilmektedir.

Hastane enfeksiyonları ile ilgili faaliyetlerde, ilgili Bakanlık birimleri arasında koordinasyon bulunmamaktadır. Bakanlık merkezinde hastane enfeksiyonları konusunda görevlendirilen birimler dışında, Bakanlığa bağlı diğer bazı merkezi birimlerin de hastane enfeksiyonları konusunda birtakım faaliyetlerde bulunduğu görülmektedir. Ancak bu faaliyetler; Danışma Kurulu tavsiyelerinde yer almayan, Kurul ve Kontrol Birimi ile koordineli yürütülmeyen, söz konusu birimlerin kontrol süzgecinden geçmeyen, belli bir plan-programdan uzak, hastanelerin bilgisi dâhilinde olmayan münferit çalışmalar olmaktan öteye gidememektedir.

Hastaneler, hastane enfeksiyonları ile mücadele anlamında gerektiği ölçüde kontrole tabi tutulmamış, yegâne kontrol mekanizması olarak bizatihi hastane yönetimlerinin kendisi öngörülmüş, merkezî bir kontrol mekanizması oluşturulmamıştır.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının “Hastane Enfeksiyonlarıyla Mücadele” adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 30.11.2007 tarihli ve 5205/1 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde "Hastane Enfeksiyonlarıyla Mücadele" konusunun görüşülmesini talep etmekteyiz.

 

2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sayıştayın “Büyükşehir Belediyelerinde Altyapı Faaliyetlerinin Koordinasyonu” adlı performans denetim raporu hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/21)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, büyükşehirlerdeki hızlı nüfus artışı, yoğun ve düzensiz yapılaşma, altyapı hizmetlerine talebi artırmış; dolayısıyla, altyapı sistemlerinin kurulması, bakım ve onarımı için kullanılan kaynaklarda artışa yol açmıştır. Bunun yanı sıra, nüfus yoğunluğu fazla olan bu kentlerde, altyapı sistemlerinin kurulması, bakım ve onarımları sırasında yol ve kaldırımlarda oluşan tahribat; günlük yaşamda sorunlar yaratmakta, mali yük oluşturmakta ve etkin çözümler üretilmesini gerektirmektedir.

Dünyada ve buna paralel olarak ülkemizde, yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesine yönelik politikaların bir yansıması olarak; altyapı faaliyetlerini koordine etme görevi, ilk kez 3030 sayılı Kanunla BŞB'lere verilmiş ve Altyapı Koordinasyon Merkezleri (AYKOME) kurulması öngörülmüştür. Daha sonra yapılan yasal düzenlemelerle görev kapsamı genişletilmesine rağmen, BŞB'lerde altyapı faaliyetlerinin koordinasyonunda yeterli gelişme sağlanamamıştır.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Büyükşehir Belediyelerinde Altyapı Faaliyetlerinin Koordinasyonu" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 12.5.2008 tarihli ve 5217/1 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 101, 102 ve 103'üncü maddeleri uyarınca, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına "Büyükşehir Belediyelerinde Altyapı" konusunun ve söz konusu Sayıştay Raporunun tüm yönleriyle ele alınmasını amaçlayan bir genel görüşme açılması hususunda gereğini arz ederiz.

        Mehmet Şandır                                             Oktay Vural

              Mersin                                                        İzmir

Genel Gerekçe:

İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, büyükşehirlerdeki hızlı nüfus artışı, yoğun ve düzensiz yapılaşma, altyapı hizmetlerine talebi artırmış; dolayısıyla, altyapı sistemlerinin kurulması, bakım ve onarımı için kullanılan kaynaklarda artışa yol açmıştır. Bunun yanı sıra, nüfus yoğunluğu fazla olan bu kentlerde, altyapı sistemlerinin kurulması, bakım ve onarımları sırasında yol ve kaldırımlarda oluşan tahribat; günlük yaşamda sorunlar yaratmakta, mali yük oluşturmakta ve etkin çözümler üretilmesini gerektirmektedir.

Dünyada ve buna paralel olarak ülkemizde, yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesine yönelik politikaların bir yansıması olarak; altyapı faaliyetlerini koordine etme görevi, ilk kez 3030 sayılı Kanunla BŞB'lere verilmiş ve Altyapı Koordinasyon Merkezleri (AYKOME) kurulması öngörülmüştür. Daha sonra yapılan yasal düzenlemelerle görev kapsamı genişletilmesine rağmen, BŞB'lerde altyapı faaliyetlerinin koordinasyonunda yeterli gelişme sağlanamamıştır.

Bu düzenlemelere göre, genel bütçe, belediyeler ve diğer kamu kuruluşlarının bütçelerine bu amaçla konulan ödeneklerin aktarılmasından oluşan fon gelirleri, ortak programa alınan altyapı hizmetlerinin finansmanında kullanılacaktır. Bu Yönetmeliğe göre, AYKOME bünyesinde oluşturulması gereken fonların varlıklarını 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun yürürlüğe girdiği tarih olan Temmuz 2004'e kadar sürdürmüş olmaları gerekmektedir. Ancak, denetim çalışmalarında altyapı yatırım fonunun, birçok BŞB'de kurulmadığı görülmüştür.

Yine 5216 sayılı Kanun ile 2006 yılında uygulamaya giren yeni AYKOME Yönetmeliğinde, fon uygulamasına son verilmiş, merkezin gelir ve giderlerinin BŞB bütçesi içinde "altyapı yatırım hesabı" adı altında, ayrı bir hesapta takibi öngörülmüş ancak, söz konusu Altyapı yatırım hesabının Antalya, Diyarbakır, İstanbul, Kocaeli, Mersin ve Sakarya haricindeki BŞB'lerde oluşturulmadığı görülmüştür.

Bu durum Sayıştay Başkanlığının "Büyükşehir Belediyelerinde Altyapı Faaliyetlerinin Koordinasyonu" adlı Performans Denetim raporuyla da ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Sayıştay'ın söz konusu raporu Sayıştay Genel Kurulunun 12.5.2008 tarihli ve 5217/1 sayılı kararıyla 832 sayılı Sayıştay Kanununun ek 10'uncu maddesine istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak söz konusu rapor bir türlü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmemiştir.

Yukarıdaki hususlar çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde "Büyükşehir Belediyelerinde Altyapı" konusunun görüşülmesini talep etmekteyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki ön görüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/597) esas numaralı, GAP bölgesindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 08/02/2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 08.02.2011 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Bengi Yıldız

Batman

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 480 inci sırasında yer alan 10/597 GAP bölgesindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel Kurulun 08.02.2011 Salı günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Grup önerisi lehinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım sektörünün çöktüğü, küresel ekonomik krizin sonuçlarının ağır yaşandığı GAP bölgesinde artan işsizlik ve yoksulluğun bütün boyutlarıyla araştırılması konusunda verdiğimiz araştırma önergesi üzerinde söz aldım. Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Temel hedefi Güneydoğu Anadolu Bölgesi halkının gelir düzeyi ve hayat standardını yükselterek bu bölge ile diğer bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak, kırsal alandaki verimliliği ve istihdam imkânlarını artırarak sosyal istikrar, ekonomik büyüme gibi millî kalkınma hedeflerine katkıda bulunmak olan GAP çok sektörlü, entegre ve sürdürülebilir bir kalkınma anlayışıyla ele alınan bir bölgesel kalkınma projesidir. Dokuz ili kapsamaktadır Fırat ve Dicle havzasında ki 1970’lerde başladı ve 1980’lerde GAP, çok sektörlü, sosyoekonomik bir bölgesel kalkınma programına dönüştürüldü. Kalkınma programı, sulama, hidroelektrik, enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi sektörleri kapsamaktadır. Su kaynakları programı, 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali, 1,82 milyon hektar alanın sulanması ve maliyet olarak da 32 milyar öngörüldü.

Tabii aradan tam kırk yıl geçti. Bu kırk yıl boyunca, baktığımız zaman, projenin büyük bölümünün hâlâ gerçekleşmediğini, sulama amaçlı olarak yapılan GAP projesiyle, kırk yıl sonra, 1,82 milyon hektar alandan sadece ve sadece yüzde 14’ünün, 280 bin hektarının sulandığını üzülerek görüyoruz. AK PARTİ hükûmetleri dokuzuncu yılına girerken, burada Hükûmet Programı okunduğu zaman, o Hükûmet Programını burada sallayıp “Bunun içinde GAP niye yok?” diye sormuştuk. Ancak GAP’ın olmadığını, sulama projesinin kırk yılda hayata geçirilmediğini, yap-işlet-modeliyle, İşsizlik Fonu’ndan ayrılan paralarla Viranşehir’e kadar getirilen kanal çalışmalarının hiçbirinin hayata geçmediğini, Mardin ovasının… Ki güzelim, dünya kenti olacak, marka olacak, dinlerin, dillerin, kültürlerin başkenti olacak Mardin’den ovaya baktığınız zaman, suların şırıl şırıl akacağı, uçsuz bucaksız ovalara bereket getirecek kanallar yerine, sadece ve sadece elektrik enerjisine odaklanmış bir vahşi kapitalizmin kâr hırsının çarkları dönerek, sadece ve sadece enerji ağırlıklı olarak Türkiye enerjisinin yüzde 48’inin karşılandığı bir kaynak olarak görülmüş. Orada satılan arazilerin kime satıldığı belirsiz, orada altyapı yok, tarım endüstrisinin, sanayinin altyapısı yok. Orada tam tamına -bütçe görüşmelerinde Bakanın verdiği resmî rakam- 4 milyon işsize iş bulacak bu projede atılmış tek bir adım yok. 4 milyon, artı istihdamıyla 5 milyon insanın istihdam alanı yaratacağı tarım endüstrisi sektörünün, küresel krizde bütün dünyayı, Hindistan’ı, Çin’i, Kore’yi, Uzak Doğu’yu besleyecek bir depo, bir kaynak, bir ova olan GAP projesinde sulamanın Habur Kapısı’na kadar yürümesi maalesef engellenmiştir.

Evet, bu yetmiyormuş gibi, Hükûmetin, yap-işlet-devret modeliyle, şeffaf olmayan modellerle kime verdiği, kaç metre, kaç kilometre verdiği belli olmayan kanal ihaleleriyle -ki tek taraflı veriliyor- ne yapıldığı belli değil, kimse bilmiyor ama işsizlik bir utanç abidesi ve fotoğrafı olarak yansıyor.

Şanlıurfa’nın bir tek milletvekili, burada Barış ve Demokrasi Partisinden Sayın İbrahim Binici var, diğerlerinin hepsi iktidar partisinden. Bu bereketli topraklarda, bu GAP projesinin olduğu yerde, Atatürk Barajı’nın olduğu yerde, peygamberler şehrinde, hâlâ yeşil kartlıların sayısı nüfusun yüzde 50’sinin üzerinde arkadaşlar, yüzde 50’sinin üzerinde nüfusun. Bu ayıp, bu utanç bu projeyi bitirmeyenlere aittir.

Bakın, Sayın Bakan çok net bir rakam söylüyor. Takdir ediyorum, Sayın Cevdet Yılmaz’ın dürüstlüğünü her yerde, her zaman söylüyorum. “2008’de 2 milyar, 2009’da 3 milyar, 2010’da 4 milyar İşsizlik Fonu’ndan ayırdık, GAP projesinde çalışmalar yapıyoruz.” diyor. Doğru, ediyor 9 milyar ama Sayın Başbakan “Biz 16 milyar lira GAP’a ayırdık.” diyor. Nerede 7 milyar lira peki? Sayın Başbakan her gittiğinde, Mardin’de veya Batman’da konuşuyor “Bölgeye 32 katrilyon ayırdık.” diyor. Nerede 32 katrilyon? Yok.

Arkadaşlar, siz eğer tarımı, eğer sulamayı, eğer 1 milyon 600 bin hektarı sulamazsanız o ovalarını Mardin’in, Urfa’nın, Şırnak’ın, Habur’a kadar yemyeşil bahçeleriyle o ovalara bereketi katmazsanız, mayınlı arazileri temizlemezseniz oralara bereket gitmez, iş gitmez, üretim olmaz, istihdam olmaz. Bu bir gaflettir ve arkadaşlar, yalnız bu olsa “yeter” diyeceğiz ama değil. Bakın, Hasankeyf’i sular altında bırakıyorsunuz elektrik enerjisi uğruna. Cizre Barajı’yla tarihî yerleri sular altında bırakacaksınız. Kim, ne diyor bu konuda, bakın. Hasankeyf’le ilgili, demin burada bir arkadaşımız gerçekten Mardin’le ilgili güzel duygularını ifade ederken         -marka kent- biz de destekledik, destekliyoruz da. Şimdi, Dicle Vadisi’nin UNESCO Dünya Mirası Alanı ilan edilmesini talep eden bir kampanyada bakın kimler var? “Hasankeyf yok olmasın.” diyen sanatçılardan Tarkan “Müzikle doğdum, Hasankeyf’te uyandım.” diyor. Bir başka sanatçı ne diyor: “İzmirliyim. Hasankeyf’te doğdum.” diyor Sezen Aksu. Peki, bir başka sanatçı ne diyor: “Tüm dünyada özgürlüğü aradım. Hasankeyf’te özgürleşeceğim.” Sayın Arınç’la daha iki gün önce Köln’de görüşen Şivan Perver. Yine, Dicle Vadisi’nin değerlerinin yok edilmek istendiği bu ülkede özgürlüğün de asla olamayacağı mesajını veriyorlar. Şimdi “Ben Anadolu” oyunuyla tüm Anadolu’yu fetheden Yıldız Kenter’den 15 bin yıllık Hasankeyf’e sahip çıkan mücadelesi, Kibariye’den aydınlara, akademisyenlere, sanatçılara ve bölgedeki bütün yerel yönetimlere kadar bir kampanya içinde “Bari bizim tarihimize, doğamıza, kültürümüze saygılı olun.” haykırışları içinde şunu ifade etmek istiyorum arkadaşlar, biz vahşi kapitalizmin fren tanımaz açgözlülüğü karşısında şunu söylüyoruz, diyoruz ki: Sizin iştahınızı kabartan tahribat, talan bizim halkımızın öfkesini artırıyor. Kızılderili reis Seattle’ın sözleriyle seslenmek istiyorum: “Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü yarın bulutlarla kapanabilir. Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallar, sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu, halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır.” Sulamıyorsunuz, su getirmiyorsunuz, GAP projesini yenilemiyorsunuz, bitirmiyorsunuz ama tarihi, kültürü sular altına gömmekte de ısrar ediyorsunuz.

Arkadaşlar, gelin, bu yanlıştan dönün. Gelin, bunları birlikte araştıralım, kırk yıllık GAP projesini yeniden birlikte oluşturalım, birlikte yorumlayalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Barış ve Demokrasi Partisi  Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hakan Coşkun, Osmaniye Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Coşkun.

HAKAN COŞKUN (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin GAP projesinin gündeme alınmasıyla ilgili grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 1986 Ankara Ziraat Fakültesine geldiğimde GAP projesinin temelleri atılıyordu. Geçen yirmi beş yıllık süreç içerisinde daha henüz bitirilmemiş bir projeyi konuşuyoruz.

Değerli milletvekilleri, GAP projesinin temel hedefi bölge halkının gelir düzeyini ve hayat standardını yükseltmek, bölgeler arası gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak, bu sayede sosyal istikrar, ekonomik büyüme gibi millî kalkınma hedeflerine katkıda bulunmaktır. GAP projesiyle toplam 1,82 milyon hektar tarımsal alanın sulanması hedeflenmiş, yine GAP kapsamında 22 baraj ve 12 hidroelektrik santralin yapımı ve bundan yılda 27 milyar kilovatsaat hidroelektrik üretilmesi planlanmıştır ancak projenin başlangıcından bugüne yaklaşık 30 bin hektar alan sulamaya açılmış ve enerjinin yaklaşık 18-19 milyar kilovatsaatlik kısmı gerçekleştirilmiştir. Bu gerçekleşmenin, sulamaya açılan alanların gerçekleşmesinin -1989 yılında başlanmış- 2002 yılına kadar yüzde 75-76’lık kısmını, ama çok övündüğünüz iktidarınız döneminde, sekiz yıllık iktidarınız döneminde ancak yüzde 24- yüzde 25’lik kısmını gerçekleştirebilmişsiniz.

Değerli milletvekilleri, ayrıca 2008 yılında yaptığınız GAP Eylem Planı’nda 2012 yılına kadar sulanan alanı 1,06 milyon hektar yapacağınızı söylemişsiniz. Peki, nasıl yaptınız? İki yılda yaptığınız: 27 bin hektar alan sulamaya açabildiniz. Kalan iki yılda 760 bin hektarlık alan nasıl bitirilecek? Üstelik şurada seçimlere altı ayınız kaldı. Yani yüzde 5’ini bile iki yıl içerisinde bitirememişsiniz. Nerede 2008 yılında Güneydoğu Anadolulu hemşehrilerimize verdiğiniz GAP için 10 milyar dolar sözü? Yoksa daha kârlı alanlara mı aktardınız?

MUHARREM VARLI (Adana) – 16 milyar, 16…

HAKAN COŞKUN (Devamla) – 16 mıydı Sayın Varlı?

Mesela, “Basın yayın, kuyumculuk, market, inşaat, emlak gibi daha kârlı işler varken GAP da ne oluyormuş.” deyip bu alanlarda yandaşlarınıza mı kullandınız?

Yine, GAP’ın enerji yatırım hedeflerinin büyük bir kısmı gerçekleşmişken sulama, tarım, sanayi, eğitim, ekonomik kalkınma, kültür alanlarındaki programlar önemli olmasına rağmen gerçekleşememiştir.

Başaramadınız fakat başardığınız bir şey var: Sekiz yılda bölgedeki hemşehrilerimizi daha da yoksullaştırıp, doğduğu topraklardan koparıp büyük şehirlerin işsizlik ordusuna katarak açlığa mahkûm ettiniz.

MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Onun için bölge nüfusu…

HAKAN COŞKUN (Devamla) – Göç yok mu Sayın Vekilim?

MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Şimdi yok.

HAKAN COŞKUN (Devamla) – Yani tarımsal alanların azaldığı ve 2,5-3 milyon insanın tarımla iştigali bırakıp büyük şehirlere göçtüğü TÜİK raporlarında da mevcut.

Kalan altı ayınızda GAP’a yeterli önemi vererek ve yeterli kaynağı aktararak bölgedeki hemşehrilerimizin sorunlarını bir an önce çözebilmeniz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak temennimiz olacaktır.

Değerli milletvekilleri,  genel sekiz yıllık icraatınızda ise Güneydoğu Anadolu ve diğer bölgelerimizdeki çiftçilerimizin, esnafımızın, memurumuzun, işçimizin, emeklinin durumları ve hatta perişanlığı düşünülürse AKP İktidarı döneminde, 220 milyar dolar olan iç ve dış borç toplamı 600 milyar doların üzerine çıkarılmış, bunun haricinde, kâr edilen KİT’lerimiz, yok pahasına, babalar gibi yabancıya, eşe dosta, yandaşa satılmıştır. Ayrıca yandaşlar ile yabancılara satılan yerler ve Ofer kazançları gibi, devletimiz, milletimiz bu kadar borç yükünün içerisine girdirilmiştir.

Bu alınan borçların halkımıza düşen payı: 2002 yılında çiftçimizin borcu 330 milyon TL iken şu an çiftçimizin borcu 12 milyar TL’ye çıkmış, yani yaklaşık 36 kat artmış. Ayrıca, çiftçi sayımız da bu dönem içerisinde azalmış. Bunların hepsi borç. Tarımsal üretimle uğraşan insanların tarımsal kredi olarak aldıkları borçların  toplamı verdiğimiz rakamlar.

İBRAHİM HASGÜR (İzmir) – Borç değil…

HAKAN COŞKUN (Devamla) –  Çiftçilerimiz bunu biliyor sayın vekillerim, sizler anımsamasanız bile.

Yani, çiftçilerimize düşen yükün haricinde işçinin, memurun, esnafın, emeklinin durumu da, çıkarılan, çıkarılması düşünülen kredi kartı, faiz ve diğer aflara muhtaç bırakılmış. Torba yasada ısrarlarımıza rağmen, muhalefet partilerinin ısrarlarına rağmen çiftçilerimizin bu 12 milyar TL  üzeri olan borcunda yapılandırmaya gidilmesini kabul ettiremedik. Yani, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçların yapılanmaya girmesini torba yasanın içerisine girdiremedik. Bu da Güneydoğu Anadolu Bölgemizdeki sıkıntılı olan çiftçilerimizi ve diğer bölgelerimizdeki sıkıntıda olan çiftçilerimizi daha da sıkıntılı bir duruma düşürüp, hatta tarlalarını, hayvanlarını, evlerini, alet edevatlarını satmak zorunda bırakacaklardır.

Değerli milletvekilleri, tarım, günümüz dünyasında gelişmişlik düzeyinden bağımsız olarak giderek artan hassas bir sektör özelliğini koruyor. Öncelikle son yıllarda küresel ısınma ve artan gıda talebi karşısında dünyanın önemli sermaye grupları tarım sektörüne önemli yatırımlar yapmaktadır. İleriki dönemlerde tarımsal üretimin giderek stratejik bir konu olacağı gözükmektedir. Dünyada tüm bunlar yaşanırken biz ne yazık ki et ithal ediyoruz, yağlı tohumlu bitkiler ithal ediyoruz, pamuk ithal ediyoruz. Bu gidişle yiyecek ekmeği de ithal edeceğiz. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde -bitiremediğiniz- 760 bin hektarlık alanda Türkiye'nin ithal yoluyla karşıladığı ürünlerin hepsi yetişme özelliğine sahip. Dünyadaki önemli bir girdi olan pamuğun da, soyanın da, aklımıza gelen endüstri ve sanayi ürünlerinin tümünü Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde halkımız ekerek ithalat yoluyla dışarıdan karşıladığımız ürünlerin tümünü ihtiyacımıza yetecek kadar, hatta ihraç edecek kadar fazlalaştırma özelliğine de sahip bir bölge. Ancak, demin de bahse konu enerji yatırımı, yandaşlara hazırlanan… Enerji de önemli bir şeydir. Enerji yatırımına yeterli önem verilirken oradaki gariban çiftçilerimizin düzgün bir tarım yapabilmek için, tarımdan kâr edebilmesi için gereken sulama yatırımı ve diğer yatırımlar göz ardı edilmiş.

Bu sekiz yıllık iktidarınız döneminde, ayrıca, bölgemizin tüm çiftçileri, bitkisel üretimle uğraşan, hayvansal üretimle uğraşan tüm çiftçilerimiz, hatta ürün bazında tahıllar başta olmak üzere sanayi ürünleri, bahçe ürünleri, sebze ürünleriyle uğraşan çiftçilerimiz zarar edecek şekilde sekiz yıldan beri perişan durumdadır. Deminden beri söylediğimiz 12 milyar TL’lik borçlanmasının sebebi de çiftçinin borcunu, sıkıntısını, diğer yıllara ötelemek zorunda kaldığından dolayıdır.

Çiftçinin feryadını duymazsanız, şu an 2-2,5 milyon civarındaki çiftçi tarlasını bırakıp işsizlik ordusuna katılmış, yarın bir gün bu 5 milyona çıkacaktır. Ama projelerinize baktığım zaman -sekiz yıllık iktidarınız döneminde- yabancı sermayenin toprak alımı veya icar yoluyla çiftçiliği de onlara yaptıracağınız aklımıza geliyor. Son zamanlarda çiftçilerimizin ürettiği ürünlerin tümünü alışveriş merkezlerinde yabancı sermayeye çiftçinin sırtından yıllarca kazandırıyorsunuz. Bu gidişle çiftçiliği de onlara yaptıracaksınız anlayışı hâkim olmaya başlıyor.

Bu süreçte et fiyatlarında yaşanan sıkıntılarımız da… Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki, Doğu Anadolu Bölgemizdeki et üreticilerimiz başta olmak üzere büyük sıkıntılar yaşamış, ayrıca bu başarısız politika…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Coşkun.

HAKAN COŞKUN (Devamla) – Güneydoğu Anadolu -GAP- Projesi’ne önem vereceğiniz temennisiyle hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Bengi Yıldız Batman Milletvekili.

Buyurun Sayın Yıldız.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Barış ve Demokrasi Partisi Grup önerisi lehine söz aldım.

Sayın Başkan, birazdan AKP’nin de grup önerisini konuşacağız, tartışacağız. Mecliste torba yasayı konuşuyoruz, tartışıyoruz. İçinde kamuoyunun epey karşı olduğu maddeler, yasalar olmasına rağmen belirli oranda Parlamentonun işleyişi içerisinde bu yasalar çıkarılıyor. Daha önce de muhalefet partilerinin üzerinde uzlaştığı Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu gibi temel yasaları çok hızlı bir şekilde Parlamentodan geçirdik. Ne yazık ki bugün Danışma Kuruluna katıldığımızda bu torba yasa içerisindeki tartışmalar, sıkıntılar yeterince kamuoyunda tartışılmasındaki eksiklikleri yokmuş gibi yeni AKP’nin gündemleştirmek istediği hâkimler ve savcılara ilişkin yasa, Danıştaya ilişkin yasa, daha sonra ombudsmanlığa ilişkin yasayı bu arada Parlamentonun gündemine getirmek istediğini görüyoruz.

Şimdi, bu sıkıntılı bir süreç. Sayın Başbakan, başkanlık sistemi, iki partili bir parlamentodan bahsediyor. Zaten şu anki sistem içerisinde Meclisin, ülkemizin parlamenter sistemle yönetildiği iddiası varsa da pratikte yasamanın çalışmadığı, yasamanın yürütmenin emrinde olduğu ve Sayın Başbakanın her dediğinin Parlamentoda jet hızıyla denetimsiz bir şekilde kamuoyuyla yeterince tartışılmadan geçtiğini görüyoruz. Şimdi de hem usul açısından hem içerik açısından kamuoyunda tartışılmayan ve özellikle de Parlamentoda angaryaya dönüşen bir çalışma sistemiyle bu yasalar Parlamentodan geçirilmek isteniyor. Sayın grup başkan vekilleri -cumartesi, pazar da çalışılmak suretiyle- hafta içi, hafta sonu ve zaman sınırlaması da olmadan bir sistemi yüce Parlamentoya dayatmak suretiyle, aslında Parlamentoda nasıl bir sistemi düşündüklerini, muhalefete, sivil topluma nasıl kulaklarını kapadıklarını görüyoruz. Dolayısıyla çok sıkıntılı bir dayatma süreciyle karşı karşıyayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP’a ilişkin önergemize gelince: Sayın Başbakan, AKP bakanları ve yetkilileri ve ondan önceki hükûmetler, GAP projesini, büyük bir refah, işsizliği önleyen, bölgeyi kalkındıran, Kürt sorununu da bu şekilde çözeceklerini iddia ettikleri bir proje olarak sundular. Bizim Barış ve Demokrasi Partisi Grubu olarak çeşitli araştırma önergeleri ve soru önergeleriyle “Bugüne kadar GAP’ta hangi ilerlemeler sağlandı? Enerji, sulama ve işsizlik konusunda hangi ilerlemeler sağlandı?” şeklinde sorularımız oldu. Sayın AKP Hükûmetinin bakanları ve yetkililerin verdikleri cevaplardan da anlaşılıyor ki esasında bu alanda söylediklerinin -hayalî vaatler- toplumu otuz yıldır, özellikle de bölge insanını otuz yıldır oyalayan bir sisteme dönüştüğünü görüyoruz artık.

Şimdi, verdiğimiz soru önergesine göre, otuz beş yıl önce başlayan GAP kapsamında sadece son yirmi yılda 16 milyar dolarlık bir yatırım yapılmış, 2010 yılı fiyatlarına göre ise -bunu vurduğunda- 31 milyarlık bir yatırıma tekabül ediyor.

Yapılan yatırımın yıllara göre dağılımı dikkat çekici. Çatışmaların yoğunlaştığı ve ekonomik yatırımların bir çözüm olarak sunulduğu 1990 yılında GAP’a yapılan yatırım oranı Türkiye genelindeki yatırımlara göre yüzde 8,1 iken, bu pay çatışmaların durduğu 1999 yılına kadar yüzde 8’e, daha sonra yüzde 7 oranına gerilemiştir. Ancak, PKK’nın güçlerini sınır dışına çektiği 1999 yılından sonra GAP’a yapılan yatırımların oranında düşüş gözlenmiş, Bakanlığın verilerine göre 1997 yılında GAP’a yapılan yatırım yüzde 7,7; 1998’de 6,7 iken bu oran çatışmaların durduğu 1999’da birden 5,9’a geriliyor. Çatışmaların durduğu 1999 yılından yeniden başladığı 2004 yılına kadar GAP’ta yapılan yatırım oranları 4,9; daha sonra da 6,8 arasında bir değişkenlik gösteriyor. Kürt sorununda çatışmalar yeniden başlarken GAP’a yapılan yatırım oranında kademeli ve istikrarlı bir durum göstermiyor.

Şimdi, projenin, GAP projesinin yüzde 28’i ancak hayat bulmuş, otuz beş yıllık bu projenin şimdiye kadarki pratiğe, uygulamaya geçen kısmı. Bakanlığın verdiği verilere göre otuz beş yıl önce büyük bir propagandayla başlatıldığında GAP’ın bölgeye refah ve bolluk getireceği, ekonomik sorunları çözeceği, böylece insanların kimlik talebinin de kalmayacağı yönünde propagandalar yapıldı. Buna göre GAP kapsamında 1,6 milyon hektarlık alanın sulamaya hazır hâle getirilmesi amaçlanırken Bakanlığın cevabına göre, otuz beş yılda bu hedefin sadece yüzde 28’i gerçekleştirildi. Cevapta, GAP kapsamında hedeflenen enerji projelerinin yüzde 75’inin gerçekleştirildiği, geriye kalan bölümlerinin de Hasankeyf’i sular altında bırakacağı için yapımı tartışmalı olan Ilısu Barajı ile 2015 yılında tamamlanacağı vurgulanmış. Bakanlık, GAP kapsamında hedeflenen projelerin tamamlanması için önümüzdeki iki yılda 7,7 milyarlık bir kaynak aktarılacağını söylüyor. Beş yılda GAP kapsamındaki yatırımlar, yine Bakanlığın verdiği verilere göre, sadece 30 bin kişinin iş bulmasına neden olmuş. Yani, GAP projesi bittiğinde 3,5 milyon insanı istihdam edeceği söyleniyor ama beş yılda, yine Hükûmet verilerine göre, ancak 30 bin insan istihdam edilmiş. Bu arada, bu süre içerisinde ne kadar insanın işsiz kaldığı noktasında, tabii, bir veri de elimizde yok.

Değerli arkadaşlar, GAP illerindeki işsizlik oranlarını yüzdeye vurduğumuzda en fazla işsizliğin yüzde 78 ile Şırnak’ta yaşandığı, bunun yanı sıra yüzde 73 ile Siirt, yüzde 72 Mardin, yüzde 70 ile Batman, yüzde 68 ile GAP’ın merkezi olan Şanlıurfa’nın bu illeri izlediğini görüyoruz.

Yine Sayın Bakanlığa sorduğumuz soru önergesinde “GAP illerinin Türkiye ortalamasına göre gelişmişlik endeksi nedir?” diye soruyoruz, Türkiye sıralamasında Adıyaman 65, Batman 70’inci sırada, Diyarbakır 63’üncü sırada, Gaziantep 20, Kilis 54, Mardin 72’nci sırada, Siirt 73’üncü sırada, Şanlıurfa 68, Şırnak 78’inci sırada yer alıyor ve GAP projesi çerçevesinde özellikle tarihin ve ekolojik çevrenin tahrip edildiği, Hasankeyf gibi uygarlığın merkezlerinden olan bir yerin enerji politikalarına feda edildiğini görüyoruz. Dolayısıyla GAP’ın aslında bölge insanına anlatılan bir hikâyenin ötesine geçmediğini belirtebiliyoruz.

Yüce Parlamentoyu sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz isteyen Müfit Yetkin, Şanlıurfa Milletvekili.

Buyurun Sayın Yetkin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin GAP projesiyle ilgili verdiği önergenin aleyhine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Önergenin başında tarımın çöktüğü ve ekonomik krizin ağırlaştığı GAP bölgesinden  bahsediliyor. Ben de dikkatle arkadaşlarımı dinledim, BDP’li arkadaşlarımı fakat arkadaşlarımız tarımla hiç ilgilenmediler ve Hasankeyf’teki barajın su altında kalması ve bu manada konuşmalar yaptılar. Tarımla ilgili herhangi bir ifadede bulunmadılar ve Urfa’da da yalnız 1 milletvekili olduğunu ifade etti konuşmacı arkadaşımız. Bizim 9 tane milletvekilimiz AK PARTİ’den. Bizim AK PARTİ’li milletvekilleri olarak tarımla ne kadar ilgili olduğumuzu biraz sonra ben size ifade edeceğim.

Şimdi, tarım dediğimiz zaman iki üretim şekli var: Bir bitkisel üretim, bir hayvansal üretim. Bizim bölgemizde de bitkisel üretimin olabilmesi için su, güneş ve toprağın olması lazım. Bu şartlar yerine getirildiği takdirde bizim çalışkan insanlarımız, vefakâr insanlarımız da tarımı çok güzel yapmaktalar. Bunun bir örneğini de ben size vermek istiyorum Harran Ovası’yla ilgili. Harran Ovası’nda şu anda pamuk üretiliyor, buğday üretiliyor ve çeşitli ürünler var ama ana ürün olarak pamuk üretiliyor. Bu üretim, şu anda dönüm başına 500-600 kiloya kadar çıkmakta ve burada da büyük bir gelir elde edilmekte. Bugün piyasadaki pamuk fiyatları 2.500 lira civarında. Yani çiftçimiz gayet memnun bir şekilde çiftçilik yapmakta ve buradan büyük bir gelir elde etmekte. Harran Ovası’nda sulama olmadan önce kişi başına millî gelir 596 dolar sayın vekilim. Bugün, 2008 yılı itibarıyla 1.250 dolar, 2010 yılına geldiğimiz zaman bu rakam daha da yükselecektir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama sondajla su çekiyor, 2 milyar elektrik borcu var, bunu koyun buraya. Elektrik borcu var, pompayla suyu çekiyor.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Devamla) – Burada benim bahsetmek istediğim, yani bizim buradaki GAP’ın tamamen sulanmasıyla birlikte, yani bölgemizdeki suyun artmasıyla birlikte tarım çok iyi bir vaziyete gelmekte. Çiftçilerimiz bugün buğdayı 800 bin liraya satmakta, mısırı 550 bin liraya satmakta. Bizim ayrıca desteklemelerimiz var, bunları da aldığı takdirde çiftçilerimizin durumu gayet iyi.

Bunun yanında, hayvansal üretimde -biraz evvel bahsettim- hayvansal üretim olarak da gayet iyi bir şekilde bu artmakta, çünkü Ziraat Bankası geçen gün bizim Komisyonda da bir toplantı yaptı ve burada da verdikleri bilgilerde, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin yalnız Şanlıurfa ve Antep bölgesindeki krediler 150 milyon TL’yi bulmakta ve bunların yalnız yüzde 1,5’unda problem yaşanmakta.

Çiftçi ve kim olursa olsun hayvancılık yapan insanlar hepimizin, bizim kendi vatandaşımız. Hayvancılık ayrı bir, yani çiftçilikle ilgili… Tabii ki çiftçilikle ilgili, çiftçi adam bunun ürünlerini ekecek, bu yem bitkilerini ekecek, diğerlerini ekecek ki bu şekilde bir faydası olsun. Yani çiftçinin dışında kimse hayvancılık yapmaz, onu da ben kabul etmiyorum sizin dediğiniz şekilde. Ve burada da Ziraat Bankasının vermiş olduğu kredilerde geriye dönüş yalnız yüzde 1,5. O bakımdan çok faydalı bir şekilde devam etmekte.

Biraz da GAP’la ilgili bilgi vermek istiyorum.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Vekil Şanlıurfa’da toprak çiftçinin mi yoksa birkaç kişinin ve devletin mi? Onu da söyleseniz iyi olur.

BAŞKAN – Sayın Yetkin, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Devamla) – GAP bölgesi alan ve nüfus açısından ülkemizin yaklaşık yüzde 10’luk bölümüne tekabül etmektedir. Bununla birlikte, ülke genelinde ekonomik olarak sulanabilir alan, toplamının yüzde 20’sine sahiptir. Dicle ve Fırat nehirleriyle birlikte Türkiye'nin su potansiyelinin de yüzde 28’ini oluşturmaktadır.

Fırat Havzası ve Dicle Havzası iki gruptan oluşur ve GAP Su Kaynaklarını Geliştirme Programı kapsamında 22 baraj, 19 hidroelektrik santral ve bunun akabinde 1 milyon 822 bin hektar da sulamaya açılacaktır. Bununla birlikte, 27 milyon kilovatsaat de elektrik enerjisi elde edilecektir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Dokuz yılda kaç hektar sulama yapıldı? Bunu açık söyleyin.

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Devamla) -  Yani GAP projesi entegre, sosyoekonomik, sürdürülebilir bir bölgesel kalkınma projesidir.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sulama miktarı ne kadar?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – AKP dokuz yılda kaç hektar sulama yaptı? Bunu açıkça söyleyin.

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, lütfen… Önerge verdiniz, konuşuyor.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sulama miktarını açıklasın.

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Devamla) – Şimdi, burada…

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Yüzde 26 sulandı, yüzde 30 toprak çoraklaştı.

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Devamla) – Master plan öngörüleri doğrultusunda GAP kamu yatırımları finansmanı içinde 2010 yılı fiyatlarıyla toplam 42,1 milyon düzeyindedir. 2009 yılı sonu kümülatif harcama 30,6 milyar TL ve nakdî gerçekleşme de yüzde 72’dir.

Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında bir şey daha ifade etmek istiyorum: 2004’ten yani bizim 2003’te gelmemizden önce kamu yatırımlarındaki payı yüzde 4’ün altındaydı. 2008 yılına kadar yüzde 7,1 oranında yatırımlar yapıldı ve bugün GAP Eylem Planı’nın icra edilmesinden sonra da 2010 yılında yaklaşık 4 milyarlık bir kaynak aktarılarak bu pay yüzde 14,2’ye çıkarıldı. Böylece, GAP projesinin tamamlanmasıyla birlikte bir de enerji projelerinin tamamlanması gündeme geliyor. Bunlardan da 9 tane hidroelektrik santrali tamamlanmış olup, bunun kurulu güçleri itibarıyla hidroelektrik enerji projelerinin yüzde 74’ü de gerçekleşmiştir. Karakaya, Atatürk, Batman, Kralkızı, Dicle, Birecik ve Karkamış hidroelektrik santralleri işletmeye alınışından bugüne kadar Türkiye ekonomisine ve bölge halkının refahına doğrudan katkı sağlayan duruma da gelmiştir.

GAP sulama projelerinin gerçekleşmesi de tamamlanmıştır; yüzde 16,5’u şu anda işletmededir ve şu ana kadar da 300 bin hektar alan sulamaya açılmıştır.

Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında sulama projelerinin yüzde 28’i tamamlanmıştır. Vahşi sulama ve toprak erozyonunu önlemek amacıyla, kırsal kalkınma destekleri kapsamında basınçlı sulama yatırımlarına yüzde 50, toplu basınçlı sulama yatırımlarına ise yüzde 75 hibe desteği verilmiş ve verilmeye de devam etmektedir. Bugüne kadar 53 bin üreticimize 121 milyon TL hibe desteği verilmiştir. 52 bin hektar alanın da basınçlı sulama sistemleriyle sulamaya açılması sağlanmıştır. Bu destekler sayesinde 299 bin hektar alan damla sulama, yağmurlama sulama sistemleriyle sulanmıştır.

Yine bölgemizi yakından ilgilendiren, üretimde verim artışı sağlayan sertifikalı tohum kullanan ve üreten desteklemesi devam etmektedir. GAP projesine yapılan yatırımlarla temel altyapı ihtiyaçlarının karşılanması ve bölgedeki kalkınmanın ve sosyal gelişmenin hızlandırılması büyük bir hızla devam etmektedir.

GAP, artık sadece enerji ve sulama yatırımlarından oluşan bir altyapı projesi değil, kalkınma ajanslarının ortak iş birliği platformundan da yararlanılarak yerel girişimleri harekete geçiren entegre bir bölgesel gelişme programı olarak ele alınmaktadır.

Bunun yanında, bu projelerin bitmesiyle birlikte bölgede 3 milyon 800 bin insana da iş imkânı doğacaktır.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Hayalî ama…

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Devamla) – Hayır, bunlar hayalî değil. Bunlar…

BENGİ YILDIZ (Batman) – Beş yılda 30 bin kişiye iş buluyorsan… Sizin verileriniz.

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Devamla) – Bakın, sizler halkla iç içe değilsiniz.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sayın Vekilim, bugüne kadar ne kadar istihdam yapıldı?

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Devamla) – Bir dakika ben size anlatıyorum. Bir dakika, müsaade edin! Ben size biraz evvel örnek verdim. Burada, şu anda Harran Ovası’nda, biraz evvel de bahsettiğim gibi, 1995 yılında millî gelir 596 dolar iken bugün 1.250 dolara çıkmıştır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 2 milyar elektrik borcu verdiniz Urfa’ya hediye, yüzde 1,5 da sulama yaptınız dokuz senede.

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Devamla) – Hatta, bu rakam, 2008 yılına kadar yüzde 100 artmış  demektir.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Bölge nüfusu 3,5 milyon zaten.

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Devamla) – Yani buradaki sulamanın getirmiş olduğu faydaları görüyorsunuz. Yarın bu proje bittiği zaman, tabii ki bu 3 milyon 800 bin insana da iş imkânı doğmuş olacaktır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bizim bildiğimiz, yüzde 60 yeşil kartlı artmış Urfa’da, başka da bir şey yok.

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Devamla) - Şimdi, diğer, bununla ilgili olarak yine tabii ki bizim bölgemize iş adamlarının yoğunlukla gelmesini, burada yatırım yapmasını zaten biz her zaman teşvik ediyoruz, Hükûmetimiz olarak da bu çalışmalar devam etmektedir.

Ben, bu önerinin aleyhinde olduğumu bildirir, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

 

III.- Y O K L A M A

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Yoklama talebimiz var efendim.

BAŞKAN – Ancak, bir yoklama talebi vardır, yerine getireceğim.

Sayın Şandır, Sayın Vural, Sayın Tankut, Sayın Torlak, Sayın Coşkun, Sayın Çalış, Sayın Korkmaz, Sayın Latifoğlu, Sayın Asil, Sayın İnan, Sayın Sipahi, Sayın Homriş, Sayın Özdemir, Sayın Akcan, Sayın Özensoy, Sayın Günal, Sayın Kumcuoğlu, Sayın Ergun, Sayın Türkeş, Sayın Cengiz, Sayın Aksoy.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (10/597) esas numaralı, GAP bölgesindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 08/02/2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

2.- (10/601) esas numaralı, akaryakıt kaçakçılığındaki artış ve Hükûmet tarafından alınan önlemlerin değerlendirilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergenin ön görüşmesinin Genel Kurulun 08/02/2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

 

Tarih: 08.02.2011

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 08.02.2011 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

Mehmet Şandır

Mersin

                                                                    MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/601 esas numaralı, "Akaryakıt Kaçakçılığındaki Artış ve Hükümet Tarafından Alınan Önlemlerin Değerlendirilmesi Amacıyla" Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince Meclis Araştırması önergemizin görüşmelerinin Genel Kurulun 08.02.2011 Salı tarihli bugünkü 61. Birleşimde yapılmasını Danışma Kurulunun görüşlerine arz ederim.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Yılmaz Tankut, Adana Milletvekili.

Buyurun Sayın Tankut.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak akaryakıt kaçakçılığı hakkında vermiş olduğumuz grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye gündemi sürekli olarak sanal gündemlerle meşgul edilirken aslında daha önemli hadiseler, daha önemli ayrıntılar maalesef gözden kaçırılmaktadır. Bugün gündeme alınmasını istediğimiz akaryakıt kaçakçılığındaki vahim gelişmeler de bunlardan birisidir. Hemen birçok alanda yapılan kaçakçılık gibi ülkemizin ekonomisine ciddi darbe vuran, toplum yapımızı olumsuz etkileyen, elde edilen kirli servetlerin devletimizin ve insanımızın aleyhine olan alanlarda kullanılması sebebiyle akaryakıt kaçakçılığı hadiselerinin üzerinde ciddiyetle durulması icap etmektedir. Ve elbette hızla fazlalaşan ve ekonomik manada büyük boyutlara ulaşan bu akaryakıt kaçakçılığından birinci derecede sorumlu olan, hiç şüphesiz mevcut siyasi iktidardır. Şimdi buradan AKP İktidarına “Bunun sebebi nedir?” diye sorsanız her zaman olduğu gibi yine konuyu saptıracak ve yine sanki muhalefetteymiş gibi, âdeta zeytinyağı gibi üste çıkacaklardır.

Bakınız, 2002 yılında işbaşına gelen AKP’nin en önemli söylemlerinden birisi yolsuzluklara damardan girmek şeklindeydi. Güya damardan girip yolsuzluklar bitirilecek ve halkın parası baronlara değil, halkın kendisine dağıtılacaktı. Ama dokuz yıl sonra bakıyorsunuz ki işsizlik, açlık, yokluk, yoksulluk fazlalaşmış, paket kuyruğu artmış ve harçlık kuyruğu yükselmiştir. Peki, bütün bunlara paralel olarak baron sayısının da fazlalaşmış olması acaba ne anlama gelmektedir? AKP Türkiye'sinde sadece geçen yıl fazlalaşan milyonerlerin sayısı 6 bin civarındadır. Yine geçen yılın resmî rakamlarına göre bankalarda 1 milyon liranın üzerinde parası olan kişi sayısı 29 bine, yurt dışındaki milyoner sayısı ise bin kişiye çıkmıştır. Yani aynı yıl toplam mevduat 503 milyar lira civarında olup söz konusu olan bu 30 bin kişinin bankalardaki payı yüzde 44’tür. Yani bankalarda tutulan paranın miktarının yarısı bu 30 bin kişiye aittir. Bu ise sadece bir yılda meydana gelen bir değişikliktir. Sıkışıldığı zaman “Hepimizin gideceği yer 2 metre toprak değil mi?” diyenler ise bu durumu “Mal, canın yongasıdır. Zenginlikten kime ne ziyan gelmiş?” şeklinde mi savunacaklardır?

Evet, zenginin malında mülkünde hiçbirimizin şüphesiz gözü yok ve keşke daha çok zenginimiz olsa ama bu yeni türemiş olan zenginler yatırım yapsa, fabrika kursa, milyonlarca işsiz vatandaşımıza iş kapıları açsa elbette ki daha iyi olacak. Fakat satmaktan açmaya fırsat bulamayan zihniyetle akraba olan bu anlayışta da görülüyor ki rantın sesi kulağa çok hoş geliyor. Yoksa yandaşa peşkeş çekilen Tekelin tesisini 294 milyon dolara alıp 900 milyon dolara satarak kolayca milyonlarca liraya konmayı nasıl izah edebiliriz? Belki şunu da iddia edebilirler: Zengin de fazlalaştı, kişi başı millî gelir de. Bakın, kişi başı millî gelir 15 bin dolar civarlarına yaklaştı. Ama siz bu gerçek dışı sözlerle ancak ve ancak kendinizi kandırabilirsiniz diyorum ve vatandaşımız yüzlerce, radyonuzdan, televizyonlarınızdan, gazetelerinizden ve TÜİK’in marifetiyle sözde resmiyet kazandırdığınız bu göz boyama rakamlarına artık aldanmıyor diyorum.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sayın Sinan Aygün, henüz sesinin kısalmadığı ve kendisine operasyon yapılmadığı günlerde, 2005 yılında şu açıklamayı yapmıştı: “Mali değeri 8 milyar doları, yıllık vergi kaybı 2,5 milyar doları bulan akaryakıt kaçakçılığı sorununun üzerine gidilmemesi nedeniyle Türkiye'nin her gün 7 milyon  dolar kaybı olmaktadır.” demiş ve “Türkiye Cumhuriyeti hazinesi benzin hortumuyla bir banka gibi hortumlanıyor.” ifadesini kullanmıştı. “Bunu herkes biliyor, biliyor da kaçakçılar hakkında ne yapılıyor? Halk bunu soruyor.“ demiş ve şöyle devam etmişti: “TÜPRAŞ’ı özelleştirerek 1,5 milyar dolar gelir elde etme peşinde olan Hükûmet, akaryakıt kaçakçılığı nedeniyle ortaya çıkan yıllık 2,5 milyar dolarlık kayba ilişkin  somut adımlar atmamaktadır. Peki, gerçekten hiçbir şey yapılmadı mı?” Yapılmamış olacak ki iki yıl sonra Sayın Başbakan ağlama duvarında şunları ifade etmişti: “Dışişleri Bakanlığımız, petrol ithal ettiğimiz 48 ülkeden kayıtları istedi, 31 ülkeden cevap geldi. Bu kayıtları ülkemiz kayıtlarıyla karşılaştırdık ve çarpıcı sonuçlara ulaştık. 31 ülke diyor ki; Türkiye bizden son iki buçuk yıl içinde 28 milyar dolarlık petrol ithal etti. Buradaki kayıtlara göre ise bu 31 ülkeden aynı dönemde ithal edilen akaryakıt miktarı –lütfen dikkat- sadece 9,3 milyar dolar. Arada tam 18,7 milyar dolarlık bir fark var.” Bu sözler, Sayın Başbakanın o dönemde âdeta feryat edercesine söylemiş olduğu sözlerdir.

Sayın milletvekilleri, yıl 2002, AKP tek başına iktidardadır. Yani yolsuzluklara damardan girilmeye başlandığı aylar. Ayların üzerinden yıllar geçmiş, 2004, 2005, 2006 ve derken 2007 yılına gelindiğinde Sayın Başbakan şikâyet ediyor; kimi ve kimleri şikâyet ediyor? Tabii ki kaçakçıları. Peki şimdi buradan soruyorum: Siz hükûmetsiniz, gümrükler size bağlı, maliye size bağlı, emniyet, jandarma hepsi size bağlı, elinizde devletin bütün imkânları mevcut, yani bizatihi devletin ta kendisi konumundasınız ama tıpkı İmralı canisiyle pazarlıkları inkâr edip sonra kabul ederek “Hükûmet değil devlet görüşür” mantığını burada da mı kullanmak istiyorsunuz? Yani hükûmet başka devlet başka mı diyeceksiniz?

Yine Sayın Başbakan, aynı tarihte kaçakçılığın büyük babalarından söz ederken de şunları ilave etmişti: Çıkardıkları yasayla Türkiye’nin önemli kazanımlar elde edeceğini ve petroldeki dev yolsuzluğun belinin büküleceğini söylemişti. Ne zaman söylüyor bu sözleri? 2007 yılında.

Değerli arkadaşlar, şimdi 2011 yılındayız ve aradan koskoca dört yıl geçmiştir. Bu babalar, bu baronlar nerededir? Devletin polisi, gümrükçüsü, maliyesi uyudu mu yoksa uyutuldu mu? Teftiş kurulları ne yapmaktadır? Sayın Başbakanın o ifşaatını, aslında, akaryakıtta kaçakçılık boyutunun millî güvenliği tehdit eder hâle geldiği, elde edilen kirli paranın terör örgütlerine gittiği yönünde ortaya çıkan ve kamuoyunda seslendirilen haberlerden sonra yapmış olması da çok manidardır. Konunun Millî Güvenlik Kurulunda masaya konduktan sonra konuşulmuş olmasıysa başka ilginç olan bir ayrıntıdır. Devletin hemen bütün kurumlarının bağlı olduğu Hükûmetin, akaryakıt kaçakçılığından bu manada haberinin olmaması ise bize göre mümkün değildir. Bir gecede generalleri bile içeri alan, tutuklayan, yargılayan Türk Silahlı Kuvvetlerinin en mahrem odasına uyduruk bir ihbarı bahane ederek dalabilen bir irade, söz konusu, kaçakçılık olunca acaba tatile mi çıkmıştır? Terörle mücadeleyi müzakereye çeviren aynı irade, acaba baronlarla, babalarla da kaçakçılığı bitirmek için müzakere masasına mı oturmuştur?

Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanın o tarihli açıklamasıyla devam edecek olursak şunları da ifade etmişti: “ÖTV, KDV ve EPDK’nın payını da eklediğiniz zaman fark 38 milyar dolar seviyesine çıkıyor ve henüz on yedi ülkenin kayıtlarını almış değiliz. Bunlar da geldiği zaman aradaki fark daha da büyüyecek. Peki, bu fark nerede? Bu fark -ülkem adına söylüyorum- kaçakçıların cebine haksız kazanç olarak girmekte; milletimizden çalınıyor, ülkemizden çalınıyor, Maliyemizden, hazinemizden çalınıyor.” Bunları kim söylüyor? Bunları Sayın Başbakan söylüyor.

Şimdi biz de buradan soruyoruz: Bu on yedi ülkenin raporlarının dört yılda gelmemesi mümkün olmayacağına göre 2007’deki büyüklüğü 38 milyar dolar olan bu kaçakçılığın boyutu şu an nedir? Bu para kimlerin cebine girmektedir? Bu kirli para nerelerde kullanılmakta, kaç Mehmetçik’e kurşun olarak dönmekte, kaç kişiyi yetim, öksüz bırakmakta, kaç vatandaşımız aç ve sefil olmaktadır? Bu kadar büyük boyutlu bir kaçakçılık, Adana’daki Ahmet’in, Van’daki Mehmet’in veya Edirne’deki Ayşe teyzenin yapabileceği bir iş değildir. Dolayısıyla arkasında devlet irtibatlı büyük güç merkezlerinin olduğu iddiaları araştırılmalıdır. Hiç kimse artık “Hükûmet farklı, devlet farklı” masalına yatmasın. Hükûmet de sizsiniz, devleti yöneten de sizlersiniz. Polis de gümrükler de henüz satılmayan limanlar da size bağlı, özelleştirmediğiniz sınır güvenliği de size bağlıdır. Artık ağlama duvarının dibinden ayrılmanın vakti gelmiştir. Tüyü bitmemiş garip, yetim, öksüz artık bu damara girmenizi bekliyor ve damardan yolsuzluk yapılmasını istemiyor; bağırsakların temizlenmesini istiyor; her gün ortaya çıkan pisliklerin halının altına süpürülmemesini istiyor; tabii, şayet tuz kokmadıysa, akaryakıt kaçakçılığındaki bütün kırmızı noktaları ortaya çıkarıp açıklamanızı bekliyor.

Değerli arkadaşlar, akaryakıtla ilgili yolsuzluk ve kaçakçılık iddiaları bu denli ayyuka çıkmışken; diğer taraftan, maalesef, Türkiye ve Türk halkı bugün dünyanın en pahalı benzin ve mazotunu kullanıyor ve dolaylı olarak en fakir vatandaşlarımız en zengin baronlarla aynı vergiyi ödüyor.

Ancak, bütün bunların elbette ki sonunun geleceği günler yakındır ve inşallah, haziran ayında Milliyetçi Hareket Partisinin tek başına iktidara gelmesiyle akaryakıt kaçakçılığına asla müsaade edilmeyecek ve başta mazot olmak üzere, haksız ÖTV ve KDV vergileri kaldırılacak, üreticimiz ve çiftçimizin nefes alması sağlanacak diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tankut.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Abdurrahman Arıcı, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Arıcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDURRAHMAN ARICI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu tarafından verilen grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Akaryakıt kaçakçılığını önlemek için Hükûmetimiz tarafından bir dizi tedbirler getirilmiş ve bunlar uygulanmıştır. Bu bağlamda, 2007 yılında marker uygulaması getirilmiş, 2010 yılında da DNA’lı marker uygulamasına geçilmiştir. Bu uygulamayla, piyasada faaliyet gösteren lisanslı şirketlerin rafineri, dağıtım şirketleri ve istasyonlarında akaryakıtın kendi malı olup olmadığının tespit imkânı olmakta ve sık sık da bu denetimler yapılmaktadır.

Yine, bununla beraber, Maliye Bakanlığımızın maliye denetimi, yazar kasa uygulaması, kolluk kuvvetlerimizin yaptığı denetimler ve bunların sonucunda da ağır para cezası uygulamalarıyla yoğun bir mücadele yapılmaktadır. Bunların neticesinde akaryakıt kaçakçılığı önemli derecede de önlenmiştir.

Genel Kurul gündemimizin yoğun olması, komisyon çalışmalarımızın da yetişmeyeceği ve verimli olmayacağı endişesiyle Milliyetçi Hareket Partisi tarafından verilen önergenin aleyhine oy vereceğimizi belirtir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arıcı.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mustafa Özyürek, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Özyürek. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de akaryakıt kaçakçılığının boyutları çok yüksek; geçmişte de yüksekti, ne yazık ki AKP döneminde de değişen hiçbir şey olmadı. Gene pek çok firma akaryakıt kaçakçılığından astronomik paralar kazanmaktadır ve Türkiye'nin, ekonomimizin tahsil etmesi gereken vergiler belli kişilerin cebinde kalmaktadır.

Sayın Başbakan, biraz önce değerli konuşmacının da ifade ettiği gibi, 13 Şubat 2007’de 38 milyar dolar seviyesinde bir kaçakçılıktan bahsediyor. 2007’den bugüne kadar, acaba, Sayın Başbakan, akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele için hangi önlemleri almıştır, geçmiş dönemdeki bu kaçakçılarla ilgili olarak neler yapmıştır? Şu ana kadar bize ulaşan, kamuoyuna yansıyan bu kadar büyük bir kaçakçılıkla ilgili sorumlu tutulmuş olan, yargılanmış olan, hapse atılmış olan insanlar hemen hemen yok gibidir. İşte, söylenen “Ulusal marker getirdik, kaçakçılıkları önledik.”

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Türkiye’deki kaçakçılığın kaynakları belli. Öncelikle, Türkiye, akaryakıt üzerinden astronomik vergi alan bir ülke. Avrupa Birliği ülkelerinin ortalamasının çok üzerinde vergi alıyoruz. En yüksek özel tüketim vergisi Avrupa Birliği ülkelerinde Hollanda’dadır. Türkiye’de tahsil edilen özel tüketim vergisi Hollanda’dakinin de yüzde 30 üzerindedir. Şimdi, böylesine çok yüksek, astronomik bir vergi aldığınız zaman vergisiz satılan akaryakıtta büyük bir kâr marjı ortaya çıkıyor. O nedenle de akaryakıt kaçakçılığı son derece cazip, önüne geçilemez bir konu hâline geliyor.

Şimdi, en çok bilinen akaryakıt kaçakçılığı 10 numaralı yağın motorine karıştırılmasıdır. Çünkü 10 numaralı yağda alınan KDV ve ÖTV son derece düşüktür, buna karşılık motorinde alınan ÖTV çok yüksektir. 10 numaralı yağı motorine karıştırdığınız zaman büyük bir avantaj sağlamış oluyorsunuz. Peki, bu biliniyor. Bu, hem büyük bir vergi kaçağına neden oluyor hem de millî servet olan motorların tahribine neden oluyor. Peki, bile bile, şoförler, nakliyeciler motorlarını tahrip edecek bu karışımı niçin kullanıyorlar? Çünkü o karışımı belli kimseler kullandığı zaman onunla rekabet şansı kalmıyor. Öyleyse, diyelim Konya’ya biri 50 kuruşa götürüyorsa bir malı, 10 numaralı yağ kullanan bir başkası 25 kuruşa taşıyor. O zaman da rekabet edebilmek için yaygın bir şekilde 10 numaralı yağın motorine karıştırıldığına tanık oluyoruz.

Bunu önlemenin yolu nedir? Bunu önlemenin yolu çok basittir. Yeter ki akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele edecek bir millî iradeyi ortaya koyalım. 10 numaralı yağ ithalatındaki vergiyi yükseltirsiniz. Ama diyebilirsiniz ki: “10 numaralı yağ kullanan belli sanayi kuruluşları var. Onların maliyeti yükseliyor.” Onlar kullandıktan sonra oraya indirim sağlarsınız. Oysa bütün rakamlar ortada. Türkiye'nin 10 numaralı yağ ihtiyacı belli ama fiilen onun kat kat üzerinde 10 numaralı yağ kullanıyorsunuz. Bunu önlemedikten sonra “Akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele ediyorum.” demek bir aldatmacadır, bir kandırmacadır.

Bir diğer önemli akaryakıt kaçakçılık noktası solvent. Solventlerde bir ölçüde vergiler yükseltildiği için kaçak azalmıştır ama gene de önemli ölçüde benzine solvent karıştırmak suretiyle kaçakçılık yapılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, sınır ticareti yoluyla çeşitli doğu ve güneydoğudaki ülkelerden; Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, Nahcivan’dan gelen akaryakıt da tabii, oralarda çok düşük olduğu için akaryakıt fiyatları, Türkiye’deki gibi astronomik bir vergi alınmadığı için son derece ucuza geliyor ve bu yolla da önemli bir vergi kaçağı ortaya çıkıyor. Böylesine büyük vergi kaçağına yol açan akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele etmek önce Enerji Piyasası Kurulunun, sonra Maliye Bakanlığının, Gümrüğün ve İçişleri Bakanlığının bir temel görevidir.

Şimdi, öylesine ihalelere rastlıyoruz ki akaryakıtın toptan satış fiyatının çok altında, çeşitli kuruluşlara, belediyelere motorin satıldığını görüyoruz. Yani burada incelemek lazım, zararına hiç kimse mal satmayacağına göre acaba buradaki ucuzluk nereden kaynaklanıyor? Buradaki ucuzluk, biraz önce söylediğim gibi, 10 numaralı yağın katılmasından kaynaklanıyor ve sınır ticareti yoluyla komşularımızdan getirilen ucuz mazotta yatıyor.

Şimdi, özellikle son zamanlarda Türkiye’deki motorin kalitesi de yükseltildiği için komşularımızdan sınır ticareti yoluyla gelen motorinin de kalitesi son derece düşüktür ve motorları tahrip etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, benim petrol sektöründe görev yaptığım dönemde bir tek kaçak noktası vardı petrolün, o da Karabük’te kok üretilirken çıkan benzolün benzine katılması idi. Miktarı çok düşüktü ve motorda önemli bir tahribata yol açmazdı, sadece çekiş gücünü azaltırdı ama buna rağmen o dönemin hükûmetleri, o dönemin yetkilileri bu kaçakçılıkla da mücadele ederlerdi.

Şimdi, kaçakçılık yoluyla ekonomimiz, maliyemiz, hazinemiz için müthiş bir vergi kaybına yol açılıyor, millî servet olan motorlar tahrip oluyor ve pek çok kimse haksız kazanç sağlıyor fakat biz bu konuda kapsamlı, tutarlı bir mücadele yapmıyoruz. Eğer bu mücadeleyi yapmazsanız, Türkiye’de ortaya çıkan bu kaçakçılığın yol açtığı haksızlıkları millete kabul ettiremezsiniz, gerçekten büyük bir kaçakçılık var, büyük bir haksız ve haram kazanç var, bunlarla mücadele etmek herkesin görevidir, öncelikle AKP hükûmetlerinin ve ilgili bakanlıkların görevidir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Azize Sibel Gönül, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Gönül. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AZİZE SİBEL GÖNÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin akaryakıt kaçakçılığıyla ilgili vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Sözlerimin başında yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hatırlanacağı üzere Meclis araştırması önergesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Akaryakıt Kaçakçılığı Araştırma Komisyonu kurulmuş, çalışmalarının sonucunu 2005’in Kasım ayında Genel Kurula bir rapor hâlinde sunmuştur. Yaklaşık 60 bin sayfalı bu raporda akaryakıt kaçakçılığının boyutları, akaryakıt kaçakçılığının yöntemleri ve bu konuda alınacak önlemler detaylarıyla ortaya konulmuştu. Bu rapordan Hükûmet yararlanmış, alınan önlemler çerçevesinde kaçakçılığın önlenmesi yönünde çalışmalar yapılmış ve yapılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, demek istediğim şudur: Verilen bu öneri mutlaka önemli ve milletimizin yararınadır ancak takdir edersiniz ki bir zaman darlığımız söz konusu olup elimizde yarım kalan ve devam eden tasarıları bitirmek zorunda olduğumuzu pekâlâ sizler de kabul etmektesiniz. Zaman ve öncelik bakımından tartışılmaz olan bu kanunların devam etmesi yönündeki kararımızın değişmediğini bildirir, önerinize katılmayacağımızı beyan eder, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gönül.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Karar yeter sayısı arayacağım. Kabul etmeyenler… Kâtip Üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağım.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten eğer olsaydı, elektronik oylamada şimdiye kadar “Vardır.” diye söylerdi. Ya, gördünüz mü? Sayı sayma konusunda bile yanlış yaptığınızın ispatı değil mi bu? Siz “Var” dediniz. O anda olsaydı, zaten olacaktı.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Süre verilmiş, sonunu beklemek lazım.

BAŞKAN – Sayın Vural, yoklamada bekleme zorunluluğumuz yok ama bunda beklemek zorundayız çünkü sonuç burada belli değil.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, öneri reddedilmiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek ve arkadaşları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan “Dünyada Petrol Fiyatları” hakkındaki Meclis araştırması açılmasına dair önergenin 08/02/2011 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

                                                                                                      08.02.2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 08.02.2011 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                               M. Akif Hamzaçebi

                                                                                                                                       Trabzon

                                                                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek ve arkadaşları tarafından, 16.12.2010 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne “Dünyada Petrol Fiyatları” hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (439 sıra nolu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 08.02.2011 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılması önerilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bizim grup başkanlığımıza intikal eden istem yazıları… Milliyetçi Hareket Partisi ve Barış ve Demokrasi Partisi Grubu başkanlıklarının istemleriyle ilgili bir toplantıya çağrıldı. Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda Danışma Kurulunu toplantıya çağırdığına ilişkin bir duyuru bize yapılmış değil.

BAŞKAN – Toplantıya çok yakın saatte geldiği için fotokopi göndermişler ve Danışma Kurulunda da zaten taleplerini dile getirmişler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, talepler dile getirilir de Danışma Kurulu istem yazıları iletilir. İstem konusunda mutabakat olmazsa istemlerini gruba getirmek durumundalar. Dolayısıyla, bundan sonraki iki grup önerisiyle ilgili bize intikal etmiş bir istem talebi olmadı Danışma kuruluyla ilgili. Aksi takdirde, her bir toplantıya her bir grubun dilediği gibi öneri getirme durumu olabilir. Bu bakımdan, usulüne uygun bir çağrı olmadığına göre iki grup önerisinin de görüşülmesi mümkün değil.

Arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural, zaten Danışma Kurulunda anlaşma sağlanmamış. Anlaşma sağlanamadığı için buraya grup önerileri geliyor ama...

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Danışma Kurulu -İç Tüzük açık- siyasi parti gruplarının istemi üzerine toplanıyor, istem kabul edilmezse grup önerisi getirilebiliyor. Dolayısıyla bu konuda iki partinin de istemi olmadığına göre istemlerini grup önerisi hâline getirmeleri söz konusu olamaz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İstem var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani nasıl olacak? Aksi takdirde, İç Tüzük’ün açık ihlali olur.

BAŞKAN – Sayın Vural, bu konuyla ilgili İç Tüzük’ün 19, 49, 54 ve 63’üncü maddeleri açık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, benim söylediklerimde de İç Tüzük açık, aynen okuyorum: Danışma Kurulu, Başkanın gerekli görmesi ya da siyasi parti gruplarının istemi üzerine en geç yirmi dört saat içinde toplantıya çağrılır. İstem üzerinde eğer oy birliği yapılmazsa ayrı ayrı istemlerini doğrudan Genel Kurula getirebilirler. Dolayısıyla istem sahibi olmayanın istem getirmesi, Danışma Kurulunun toplantıya çağrılması gündemine aykırı olur.

BAŞKAN – Tamam Sayın Vural, niye başlangıçta gündeme getirilmedi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Çünkü iki grubun var, iki grup görüşüldü.

SUAT KILIÇ (Samsun) – İki grup değil Sayın Başkan. Bizim istemimiz...

OKTAY VURAL (İzmir) – İki grup görüşüldü. CHP ve AKP’nin grubu...

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, AK PARTİ Grubunun Danışma Kurulu istemine ilişkin yazısı Başkanlığa arz edildi ve bunun üzerine de çağrı yapıldı. Bizim grup önerimizle ilgili bir problem söz konusu değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bizde çağrı yok.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sizde olmayabilir. Biz Başkanlığa verdik. Başkanlığın işlemini bilemem.

OKTAY VURAL (İzmir) – Usulüne uygun çağrı yapılmadığı için Danışma Kurulu bu istemleri görüşemez. Efendim, işleme konulması mümkün değil. İç Tüzük’e aykırı.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilinin görüşlerini soralım.

Buyurun Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, yarın görüşülür ancak bu öneri.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Danışma Kurulu önerisi İç Tüzük’e uygun bir şekilde zamanında yapılmıştır. Saat 13.30 itibarıyla toplantı talep edilmiştir ve önerimiz, Danışma Kuruluna götürülmüştür. Danışma Kurulunda bütün siyasi partilerin grup başkan vekilleri hazır bulunmuştur. Hazır bulunulan toplantıda Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisinden bütün siyasi parti grupları haberdar olmuştur. Dolayısıyla siyasi parti gruplarının haberdar olmaması diye bir durum söz konusu değildir. Danışma Kurulunda anlaşma sağlanamaması üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak önerimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna getirmiş bulunuyoruz.

Bizim önerimizi yapmamızda ve Genel Kurula getirmemizde usul açısından İç Tüzük’e herhangi bir aykırılık kesinlikle söz konusu değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, Danışma Kurulunda bir şeyin görüşülüp görüşülmemesi aslında bir usulü sağlamaz. Dolayısıyla talep yazısı olmadığına göre görüşülemez. Yani burada belirtilmiyor ama Başkanlığa gelmişse bize bildirilmemişse, ona bir diyeceğim olmaz elbette.

BAŞKAN – Fotokopinin gönderildiği söylendi Sayın Vural. Biraz önce belirttim ben “Fotokopi gönderilmiştir” diye.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır biz de yok. Başkanlığa yönelik böyle bir toplantıya çağrı yazıları varsa…

BAŞKAN – Kanunlar Dairesinden aldığım bilgi, fotokopinin geldiğini söylüyor.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, Başkanlıkta var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Varsa, onu rica edeyim efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Beş dakika ara verelim.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.14

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.31

BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Bayram Özçelik (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 61’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek.

Buyurun Sayın Özyürek. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının çiftçiyi, esnafı, arabası olan sade vatandaşı, dolmuşa, otobüse binmek isteyen herkesi çok yakından ilgilendirdiğini hepimiz biliyoruz. Türkiye’de akaryakıt fiyatları astronomik şekilde yüksektir. Avrupa Birliği ülkeleri içinde en yüksek benzin, en yüksek motorin Türkiye’de satılmaktadır ve dünyada da en yüksek benzin ve motorin Türkiye’de satılıyor. Bunun temel nedeni, Sayın Babacan’ın bir konuşmasında açık yüreklilikle itiraf ettiği gibi “Biz doğrudan vergileri, yani gelir vergisini, kurumlar vergisini yeteri kadar tahsil edemediğimiz için dolaylı vergilere yüklenmek zorundayız.” demecinde yatmaktadır. Yani bu Hükûmetin yaklaşımı, mantığı şudur: “Hazinenin ihtiyacı olan vergiyi ben, kayıp ve kaçağın çok yüksek olduğu, kayıt dışılığın çok yüksek olduğu gelir ve kurumlar vergisinden alamıyorum, oralarda mücadele edemiyorum, öyleyse akaryakıt üzerinden astronomik vergi almak zorundayım.” anlayışı bu Hükûmetin temel politikasıdır. Artık Türkiye’de vergi dairelerini rahatlıkla kapatabilirsiniz, çünkü bütün akaryakıt istasyonları vergi dairesi hâline gelmiştir. Türkiye’de öylesine yüksek bir özel tüketim vergisi vardır ki bu vergi ve bunun üzerinden de yüzde 18 katma değer vergisini aldığınızı, yani vergi üzerinden de vergi hesapladığınızı düşünürseniz, bu astronomik vergilerin ekonomiyi nasıl perişan ettiğini kolaylıkla tahmin edebilirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, kısa bir karşılaştırma yapmak istiyorum: Hollanda’da 1 litre benzin 1,58 eurodur, Yunanistan’da 1,58 eurodur, Danimarka’da 1,50’dir, Belçika’da 1,50’dir, Finlandiya’da 1,48’dir, Türkiye’de 1,95’tir. Bu fiyatlar üzerinden alınan özel tüketim vergisinin oranlarına baktığımızda, Hollanda’da yüzde 45, Yunanistan’da yüzde 42, Danimarka’da yüzde 37, Belçika’da yüzde 40, Finlandiya’da yüzde 42 ve Türkiye’de 47,7 özel tüketim vergisi alınmaktadır. Buna, bu vergiler üzerinden hesaplanan ve mal bedelinden hesaplanan katma değer vergisi dâhil değildir. Bu rakamlar da gösteriyor ki Türkiye’de akaryakıtın pahalı olmasının temel nedeni vergilerin yüksekliğidir ama bu vergilerin yüksekliğini gizlemek için, vergilerde herhangi bir indirimi de kabul etmediği için Hükûmet, akaryakıt dağıtıcılarını, bayileri, binlerce akaryakıt bayisini bir hasım gibi karşısına almakta ve âdeta onların akaryakıt fiyatlarını yükselttiğini ifade etmektedir, yani akaryakıt bayileri hedef hâline getirilmiştir. Oysa akaryakıt bayilerinin her türlü nakliye, dağıtım kârı, diğer ne varsa toplayınız, yüzde 7-8’dir akaryakıt fiyatı içindeki payları. Buradan ne kadar indirim yapabilirler, ne yapabilirler? Bunu hepinizin takdirine sunuyorum.

Biliyorsunuz, akaryakıt satışını teşvik etmek isteyen, müşteri çekmek isteyen akaryakıt bayileri, işte, promosyon yapıyorlardı, tabak çanak veriyorlardı, çeşitli hediyeler veriyorlardı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu bunlara yasak koydu. Hani Türkiye’de serbest piyasa ekonomisi vardı, hani Türkiye’de herkes istediği gibi satardı ve akaryakıt piyasasında da serbest rekabet dönemi başlamıştı? Şimdi promosyonları kesiyorsunuz, kârlarından indirim yapmalarını istiyorsunuz. Nitekim bundan önceki tartışmalar sırasında TÜPRAŞ rafineri kârından yüzde 2 indirim yapmıştı. Şimdi, Hükûmet çeşitli demeçleriyle, açıklamalarıyla dağıtım şirketlerinden ve akaryakıt bayilerinden de indirim yapılmasını istemektedir ama bunlar çare değildir, çare, akaryakıt fiyatlarının içindeki astronomik vergilerden indirim yapılmasıdır. Gene Sayın Babacan çeşitli açıklamalarında akaryakıt üzerinden alınmakta olan vergilerde herhangi bir indirim düşünmediklerini söylemektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu Hükûmet 2009 yılı Aralığında çıkardığı bir kararnameyle akaryakıt üzerinden alınmakta olan vergilerde önemli bir artış yapmıştır. Şimdi, dışarıda çeşitli nedenlerle petrol fiyatları artıyor, içeride dolar kuru artıyor. Öyle olunca, içerideki akaryakıt fiyatlarına da zam yapmak zorunluluğu doğuyor. Bu zamları tüketiciye aynen yansıtıyorsunuz. Bunu önlemenin yolu, yani çiftçiye, yani esnafa, nakliyeciye nefes aldırmanın yolu, bayilerin 2 kuruşluk, 3 kuruşluk kârıyla uğraşmak değil, akaryakıt vergilerinde kayda değer bir indirim yapmaktır.

Değerli arkadaşlarım, 2010 yılında toplam vergi gelirlerinin yüzde 15’i akaryakıt üzerinden alınan özel tüketim vergisinden meydana gelmektedir ve 2009 yılına göre 2010 yılında özel tüketim vergilerinde yani akaryakıt üzerinden aldığımız özel tüketim vergilerinde yüzde 24 artış olmuştur. Bu nereden kaynaklanıyor? Biraz önce belirttim, 2009 sonunda yapılmış olan, akaryakıt vergilerine yapılan zamdan kaynaklanıyor. Bunu aşağı çekmenin, bu fiyatları makul düzeye getirmenin yolu vergilerde bir indirim yapmaktır. Şimdi, biraz önce Milliyetçi Hareket Partisinin önerisiyle ilgili olarak yaptığım konuşmada da ifade ettiğim gibi, akaryakıttaki bu astronomik vergiler vergi kaçakçılığına ve akaryakıt kaçakçılığına yol açıyor. Hükûmet, litre başına fazla vergi alayım derken toplam vergi hasılatında vergi kaybıyla karşı karşıya geliyor. Çünkü burada müthiş bir kaçak var. Biraz önce belirttim, vergisi çok düşük olan (10) numaralı yağın motorine karıştırılması sonucunda büyük bir vergi kaçakçılığı oluyor. 2010 yılında eski parayla 1 katrilyona yakın bu yolla vergi kaçağı olmuştur değerli arkadaşlarım. Şimdi, Hükûmetin bu konuyu dikkate alması ve vergi oranlarını makul, katlanılabilir bir düzeye çekmesi gerekir.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, çiftçilerimizden, kullandıkları motorinden özel tüketim vergisi almayacağımızı seçim bildirgemizde vadetmiş bir partiyiz. Hiç yoksa çiftçilerimize bu noktada bir nefes aldıracağız ama Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu akaryakıt vergileri mutlaka makul bir düzeye düşürülecektir ve halkımız akaryakıt vergileri altında ezilmekten kurtarılacaktır diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz isteyen Afif Demirkıran, Siirt milletvekili.

Buyurun Sayın Demirkıran. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, önce, bir defa, resmi doğru oturtmamız gerekiyor. Petrol fiyatlarındaki artışın gerçek sebebi nedir? Hükûmetlerimiz döneminde petrol fiyatlarındaki artışta verginin payı nedir? Gerçekten, ÖTV ve KDV midir Türkiye’deki petrol ürünlerindeki fiyatların artışına sebebiyet veren veya uluslararası konjonktür müdür? Baktığımız zaman, 2002 yılında yani bizden önceki hükûmetler döneminde, DSP, MHP, Anavatan Partisi döneminde, ÖTV Kanunu ile akaryakıt fiyatları üzerine belli bir yük bindirilmiştir ve otomatik bir fiyat artışına tabi tutulmuştur bu petrol ürünleri. Ne zamana kadar? 2005 yılına kadar. 2003 yılında çıkarmış olduğumuz Petrol Piyasası Kanunu ile 2005 yılından itibaren bu otomatik fiyatlandırma kaldırılmış ve serbest piyasa koşullarına göre fiyatlar kendisini oluşturmaya başlamıştır. Tabii, ÖTV bir maktu vergidir, fiyat artışına bağlı olarak artan bir vergi değildir ve yüzdesine baktığımız zaman, işin başında yüzde 70’ler civarında olan bu vergi yükü bugün için yüzde 66’lar seviyesine düşmüştür. Demek ki hükûmetlerimiz döneminde, esasen, biz, petrol ürünlerindeki vergi yükünü düşürmüş bulunuyoruz. Biraz önce, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüsü Avrupa’dan misaller verdi. Hollanda’daki vergi yükü Türkiye’den fazladır, Avrupa ortalamasının vergi yükü Türkiye’ye yakın bir seviyededir. En son 2009’da artış olmuştur ÖTV’de, 2010 yılında hiçbir şekilde artış olmamış, 2011 yılında da, Hükûmetimizin yapmış olduğu açıklama, Sayın Başbakanımızın, Maliye Bakanımızın yapmış olduğu açıklama doğrultusunda kesinlikle herhangi bir artış söz konusu olmayacaktır, ancak, buna rağmen, bakıyoruz ki piyasada fiyatlar artmaktadır.

Değerli arkadaşlar, 2000 yılından itibaren düzenli bir artış gösteren petrol fiyatlarının ta 150 dolar gibi bir seviyeyi bulduğu malumunuzdur 2008’lere geldiğimizde. 2008 yılındaki kriz sonrası azalan talep nedeniyle 40 dolarlara kadar düştü. Daha sonra, biliyorsunuz, OPEC’in müdahalesiyle üretimde kısıtlama meydana getirildi ve 70 dolarlara kadar çıktı ama bugün 100 doları bulmuş bulunuyor 2011 başı itibarıyla.

Şimdi, 2011 başı itibarıyla bu ham petroldeki artış -ki uluslararası piyasalardan oluşuyor ve bir miktar da daha sonra Mısır olaylarının etkisiyle ve Mısır olaylarındaki belirsizlik artı eksi yukarı doğru götürüp getiriyor- 100 doları geçti, daha sonra 100 dolarların altına, 93 dolarlara kadar düştü, dolayısıyla bu uluslararası konjonktürün düzgün bir hâle gelmesi hâlinde 2011 yılı içinde çok büyük bir artış beklenmemektedir. Zaten OPEC de bir üretim artışı yapacağını ifade etmiş bulunuyor.

Değerli arkadaşlar, spekülatörler de petrol fiyatlarının artışında çok önemli rol oynamaktadır, bunun da tabii dikkate alınması lazım. O zaman, şu şekilde olayı bağlamamız gerekiyor: Evet, uluslararası konjonktür, dünya piyasalarındaki fiyat artışı, dövizdeki artış nedeniyle Türkiye’de petrol ürünleri fiyatlarında belli bir artış söz konusudur ama bu, hiçbir şekilde ve kesinlikle vergi yükündeki artışla ilgili değildir. Gerek eğitimde gerek öğrenci burslarında gerek sosyal devlet olmanın gereği olarak halka yönelik değişik birçok, vereceğimiz, yapacağımız yardımlardaki kaynakları bu petrol ürünleri üzerindeki vergi yüküyle karşılamak gibi bir husus söz konusu değildir. 2011 bütçesinde de kesinlikle petrol fiyatlarındaki vergi yükünde herhangi bir artış söz konusu değildir. Onun için, bunu ben özellikle, öncelikle dikkatlerinize getirmek istedim.

Değerli arkadaşlar, petrol tabii ki olmazsa olmaz bir enerji yakıtı ve Türkiye, maalesef petrol zengini bir ülke değil. Tükettiğimiz petrolün sadece yüzde 90’ını yerli kaynaklardan üretiyoruz, doğal gazın da yüzde birkaçını ancak yerli kaynaklardan üretebiliyoruz. Yerli rezervimiz de tüketimimizin ancak bir buçuk yıllık bir kısmını karşılayabiliyor, senede 25-30 milyon tonluk bir tüketim dikkate alındığında. Dolayısıyla, biz, petrol ithal etmek durumundayız. Petrol ithal ettiğimiz müddetçe de, uluslararası konjonktürde fiyatların artış göstermesi hâlinde dövizdeki dalgalanmalara paralel olarak hâliyle petrol ürünlerinde de artışlar olacaktır, bu kaçınılmaz ama bu hiçbir şekilde Cumhuriyet Halk Partisinin önerisinde ifade edildiği gibi bir Hükûmet politikası değildir, Hükûmetin özellikle vergi yükünü artırmasıyla ilgili bir husus değildir, bilakis, biraz önce de ifade ettiğim gibi, bu vergi yükü 2000’lerin başında yüzde 70’ler civarındayken bugün yüzde 66’ya, 65’e kadar düşmüştür. Zaman içinde, ümit ediyoruz ki bu düşüşler serbest piyasa koşulları içinde daha da fazlalaşacaktır. Halkımızın emrinde olan, halkımızın hizmetinde olan ve bütün gelirleri -nereden gelirse gelsin, petroldeki vergilerden olsun başka türlü kaynaklardan, hangi kaynaktan gelirse gelsin- halkımızın hizmetine yol, su, elektrik, baraj, liman olarak veren, halkımızın acil ihtiyacını, fakir fukaranın ihtiyacını karşılayan Hükûmetimizin bundan sonra da bu politikalarını, bu hizmetlerini halkın yararına devam ettireceğini ifade ediyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirkıran.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Erkan Akçay, Manisa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önerge lehine söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin içinde bulunduğu temel ekonomik sorunları başlıkları itibarıyla sayacak olursak: Üretimsizlik, işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki adaletsizlik, vergi adaletsizliği, kayıt dışı ekonomi, kamunun ve vatandaşın içinde bulunduğu borçluluk, tasarruf açığı, cari işlemler açığı, dış ticaret açığı, sosyal güvenlik sistemi açığı, bütçe açığı ve bununla da yine ilgili olarak dolaylı vergilerin yüksekliği üzerinde durmak mümkündür.

Adalet ve Kalkınma Partisinin sekiz yıllık iktidarı dönemi göstermiştir ki AKP hükûmetleri bu sorunların altından kalkamamış ve çözüm üretememiştir, birçok sorunun daha da büyümesine yol açmıştır. Başta elektrik dağıtım şirketleri olmak üzere kamu varlıkları satılmış, vatandaşlarımız dünyanın en pahalı akaryakıtını almak zorunda bırakılmıştır. Hükûmet ise yükselen enerji ve akaryakıt fiyatlarında 2 kuruşluk indirim için özel sektöre âdeta yalvar yakar olmuştur. AKP hükûmetlerinin sekiz yıldır uyguladığı ekonomi politikaları Türkiye’yi üretmeden tüketen, kazanmadan harcayan bir ortama sürüklemiştir. Bunun üstüne, adaletsiz ve eşitsiz, yerel ve küresel ekonomik ilişkiler ağı, kaynakları ve sermayeyi kendine çekmiş, milletimizin payına ise işsizlik ve yoksulluk düşmüştür. Kayıt dışılığın önüne geçemeyen Hükûmet, kayıtlı mükellefin üzerindeki vergi yükünü artırmaya devam etmektedir. Nitekim, bu uygulamanın sonucunda, 2008 yılında dolaysız vergilerin vergi gelirleri içindeki oranı yüzde 35 iken bu oran, 2010 yılında yüzde 31’e düşmüştür. Buna paralel olarak dolaylı vergilerin vergi gelirleri içindeki payı da yüzde 64,8’den yüzde 69’a yükselmiştir. Bu da aslında ülkemizde verginin tabana yayılmadığının, adaletli toplanmadığının en büyük kanıtıdır.

AKP Hükûmetinin, dolaylı-dolaysız vergilerin dağılımı, vergi kayıp-kaçakla mücadele, verginin tabana yayılması veya vergi adaleti gibi bir kaygısı bulunmamaktadır. Hükûmetin tek derdi, her ne suretle olursa olsun, vergi tahsilatını artırmaktır. Bunun için de sürekli, dolaylı vergilere yüklenmektedir. Dolaylı vergiler içinde de petrolden alınan özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi ile petrole dayalı motorlu taşıtlardan alınan vergiler, taşınması zor miktar ve oranlara yükselmiştir.

2010 yılı vergi gelirlerine baktığımızda, toplam vergi geliri 210 milyar liradır. Gelir vergisi, stopaj, beyana dayalı ve geçici vergi dâhil olmak üzere tüm gelir vergisi toplamı 40 milyar liradır. Kurumlar vergisi 21 milyar lirayı bulmakta, özel tüketim vergisi 57 milyar Türk lirası ve katma değer vergisi de 26 milyar Türk lirasıdır.

Oysa, değerli milletvekilleri, sadece petrolden alınan özel tüketim vergisi 31 milyar Türk lirasını bulmaktadır ve yine, petrolden alınan katma değer vergisi de yaklaşık 8-9 milyar Türk lirası civarındadır. Rahatlıkla söyleyebiliriz ki toplam 40 milyar Türk lirası ÖTV ve KDV, sadece petrolden alınmaktadır. Bu da gelir vergisi toplamına eşittir, kurumlar vergisinin tümünün 2 katına tekabül etmektedir ve tüm vergiler içerisinde de yaklaşık yüzde 20’lik bir orana yayılmaktadır. Bu da bütçenin içinde bulunduğu durumu, akaryakıt fiyatlarını ve içindeki vergi durumunu açıklıkla ortaya koymaktadır.

Bugün itibarıyla 1 litre benzin 3 lira 96 kuruş, 1 litre motorin 3 lira 42 kuruş, 1 litre kırsal motorin 3 lira 28 kuruştur. Hükûmet tarafından, akaryakıt fiyat artışının sebebini dünya petrol fiyatlarındaki değişime bağlama gayreti vardır. 2008 yılı Haziran ayında ham petrolün varili 140 dolara satılırken, benzinin 1 litre fiyatı 3 lira 52 kuruştu. Bugün ham petrolün varil fiyatı yaklaşık 100 dolar civarında olmasına rağmen, benzinin 1 litre fiyatı 3 lira 96 kuruşu neredeyse geçmektedir. Bu fiyat farkı, benzinden alınan yüksek vergi ve yüksek kâr marjı ile açıklanabilir. Bu gidişle akaryakıt fiyatlarının nerede duracağı da belirsizdir.

Maliyeti bugün 1 lira 5 kuruş olan 1 litre benzinden alınan vergi 2,5 liradır, 40 kuruş ise dağıtıcı ve bayi kârıdır. Ülkemizde 15 milyon motorlu araç bulunduğunu düşündüğümüzde, 15 milyon araç sahibinin aldığı 1 litre benzine karşı toplam 37,5 milyon Türk lirası vergi ödenmektedir. 40 litre benzin alınması durumunda ise rakamları çarparak devam edebiliriz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Akaryakıt Kaçakçılığı Araştırma Komisyonu çalışmasına göre, son iki yılda yurda kaçak giren akaryakıt miktarının 7,8 milyon ton, kaçak akaryakıttaki kaçak ÖTV tutarının ise yıllık 7 milyar 300 milyon Türk lirası olduğu tespit edilmiştir ve kaçak akaryakıt imalatı da alabildiğine artmaktadır. Özellikle, geçtiğimiz hafta perşembe günü Ankara’da OSTİM ve İvedik’te meydana gelen patlamalar da bu kaçak akaryakıt imalatına Türkiye'nin dikkatini çekmiştir ve bu konuda mutlaka Hükûmetin araştırıp ortaya çıkarması gereken gerçekler vardır.

Türkiye’de kurşunsuz benzin, motorin ve LPG’den Avrupa ülkelerinden çok daha fazla ÖTV alınmaktadır. Türkiye kurşunsuz benzinde litre başına Avrupa Birliği ortalamasının yüzde 84 fazlası özel tüketim vergisi almaktadır, motorinde Avrupa Birliği ortalamasının yüzde 68’i oranında fazla ÖTV alınmaktadır, yine LPG’de ise Avrupa Birliği ortalamasının yüzde 353’ü daha fazla ÖTV alınmaktadır.

1 litre kırsal motorine çiftçimizin ödediği özel tüketim vergisi 1 lira 24 kuruş, katma değer vergisi ise 50 kuruştur, yani çiftçimiz 1 litre kırsal motorine 1 lira 74 kuruş vergi ödemektedir. Bir yıl içinde tarımda kullanılan mazot miktarı ise yaklaşık 3,3 milyar litredir. Bugünkü fiyatlarla çiftçinin bir yılda mazota ödediği vergi 5 milyar 800 milyon Türk lirasını bulmaktadır. Çiftçimize verilen mazot desteği, tarımda kullanılan mazota ödenen mazot desteğinin yüzde 5’ini ancak karşılamaktadır. Bu da mazot için, çiftçi tarafından mazota ödenen katma değer vergisinden çok daha azdır.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından 2011 yılı Ocak ayından itibaren kırsal motorinin kaldırılacağı açıklanmıştı ancak yaklaşan seçim öncesi bu uygulamaya geçilememiştir. Eğer seçimlerden sonra -Allah korusun- tekrar AKP İktidarının devamı hâlinde Türk köylüsünü çok kötü bir sürpriz beklemektedir çünkü bugün itibarıyla 1 litre kırsal motorinin pompa çıkış fiyatı 3 lira 28 kuruş iken, euro dizel motorinin pompa çıkış fiyatı 3 lira 42 kuruştur.

Bilindiği üzere, çiftçilerin kullandığı kırsal motorinin ÖTV’si euro dizele göre daha düşüktür. Bu uygulamanın sadece ÖTV farkı çiftçiye yaklaşık toplamda 250 milyon Türk lirası ilave yük getirecektir. Bu rakam, çiftçiye ödenen mazot desteğinin neredeyse yarısı kadardır.

Hükûmet, gelen tepkiler üzerine akaryakıt fiyatlarını indirmek için harekete geçtiğini açıklamıştı geçtiğimiz ay. Ancak bu, boş, hem de nasıl içi boş bir gaye hâline dönüştü. Hükûmet, benzin fiyatlarını indirmek için TÜPRAŞ’ın litresini 98 kuruşa sattığı benzinin vergilerle birlikte satış fiyatının neredeyse 4 liraya çıktığını görmezden gelerek 2 kuruşluk indirim için TÜPRAŞ’a baskı yaptı. Fiyat indirimi için özel sektöre âdeta yalvardı. Oysa Hükûmet, önce kendi üzerine düşeni yapsa sadece yasaları uygulasa benzinin litre fiyatı hemen 25-30  kuruş arasında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Safiye Seymenoğlu, Trabzon Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SAFİYE SEYMENOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Meclis araştırması açılması için vermiş olduğu öneri hakkında konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Saygıyla yüce Meclisi selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin en önemi sorunu uluslararası piyasalarda petrol fiyatlarında yaşanan artışlardır. Ülkelerin petrol rezervleri, üretici ülkelerin ellerindeki stok miktarı, üretim ve taşıma maliyetleri, mevsim koşulları, büyük petrol şirketlerinin strateji ve yatırım politikaları da fiyatların artmasında ya da azalmasında etkin olmaktadır.

Ülkemizin petrol kaynakları bakımından zengin bir ülke olmaması, yeterli düzeyde rezerve sahip olmamamız bizi bu konuda ister istemez dışarıya bağımlı kılmıştır.

Bununla birlikte, ülkemizin son yıllarda sanayide, sanayi ürünlerinin üretimindeki gelişmesi, araç sayısının gelişmişlikle orantılı olarak hızlı bir şekilde artması, dolayısıyla petrol ürünlerine ihtiyacı artırmıştır. Petrol kaynakları bakımından zengin bir ülke olmamamıza rağmen, ülkemiz, gerek Orta Doğu gerekse Orta Asya petrollerinin dünya piyasalarına ulaşması noktasında kritik ve önemli bir konuma sahiptir. Dolayısıyla, Enerji Bakanlığımızın yaptığı zamanında ve yerinde büyük projelerle problemin çözümüne yaklaşılmıştır.

CHP Grubunun Meclis araştırması açılması şeklindeki talebi, araştırma komisyonunun kurulması, partilerin üye vermesi, çalışmalara başlaması en az bir buçuk iki ay gibi bir süre almakta... Bildiğiniz gibi, seçim sürecine girdiğimiz bugünlerde zaman problemi yaşamaktayız. Gündemimizde olan, kamuoyunun beklentisi olan, acil görüşülmesi gereken yasa tasarıları var.

Dolayısıyla, CHP Grubunun önergesi aleyhinde olduğumu ifade ederek saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Seymenoğlu. 

 

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi vardır, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın İçli, Sayın Özyürek, Sayın Arslan, Sayın Koçal, Sayın Diren, Sayın Sönmez, Sayın Güner, Sayın Coşkuner, Sayın Çöllü, Sayın Arat, Sayın Mengü, Sayın Okay, Sayın Emek, Sayın Yalçınkaya, Sayın Tütüncü, Sayın Barış, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Kulkuloğlu, Sayın Ersin.

Üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek ve arkadaşları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan “Dünyada Petrol Fiyatları” hakkındaki Meclis araştırması açılmasına dair önergenin 08/02/2011 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın İçli, sizden önce de bir söz talebi var, vereceğim. Gördüm, sisteme girdiniz yani.

Sayın Özdemir, sisteme girer misiniz, söz talebiniz vardı.

Sayın Özdemir, buyurun.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Gaziantep’e gazilik unvanının verilmesinin yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Sayın Başkan, teşekkür ederim. 8 Şubat Gaziantep’e gazilik unvanı verilmesinin yıldönümü dolayısıyla bir dakikalık bir konuşma yapacağım.

8 Şubat, Gaziantep’te, dediğim gibi… Gaziantep savunmasını, on bir ay süreyle verilen çetin bir kurtuluş mücadelesiyle dünyada eşi benzeri olmayan, tarihe mal olmuş örnek bir savunma olarak görüyoruz. Gaziantepliler Fransızlara karşı direnişte 6.317 evladını şehit verdiler ve bu sebeple Gazianteplilere verilen değerin göstergesi olarak 1921 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gazilik unvanı verildi. Bununla ne kadar övünsek azdır. Tüm yurtta kahramanlık örneği gösteren şehrimizin onurlu mücadelesini taçlandıran bu anlamlı gün vesilesiyle bir kez daha gazilik unvanı kazanmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Kurtuluş mücadelesinde canını seve seve veren tüm şehitlerimizi rahmetle, şükranla ve saygıyla anıyorum. Ruhları şad olsun.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İçli, buyurun, talebiniz nedir önce onu bir öğreneyim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince söz talep ediyorum. AKP Grup önerisi işleme alınamaz ve Başkanlığı -eğer izin verirseniz gerekçesini açıklayacağım- gündeme ve İç Tüzük’e uymaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Yerimden mi?

BAŞKAN – Yerinizden.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, elimdeki AKP Grup önerisinde hangi günler hangi kanunların görüşüleceği Genel Kurulun oyuna sunuluyor. Şimdi 610 ve 609 sıra sayılı kanun tasarılarının da gündemin 3 ve 4’üncü sıralarında yer almaları isteniyor. Bakın elimizde sizin dağıttığınız gündemde şimdi mevcut 3’te bazı kamu kurum ve kuruluşlarının bir kısım borçlarıyla ilgili bir kanun var. Şimdi eğer böyle bir grup önerisi Genel Kurulun onayına sunulursa bu eylemli olarak bir İç Tüzük ihlalidir, Anayasa’ya aykırıdır çünkü 606 sayılı biliyorsunuz temel kanun görüşülüyor bölümler hâlinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir saniye açılıyor.

Buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – …görüşülen 606 sıra sayılı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, 63’e göre usul tartışması açılmasını istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sisteme girer misiniz Sayın İçli.

Sayın İçli, buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, 606 sayılı temel kanun dokuz bölümden oluşuyor ve 247 maddeden ibaret. Şimdi, AKP grup önerisine göre sanki yani “sandviç” sistemi. Bir bölüm görüşülüyor, içine bir başka kanun konuluyor, sonra başka bir bölüm görüşülüyor. Böyle bir grup önerisi eğer Genel Kurul tarafından onaylandığı takdirde, Hükûmete ve kimi komisyonlara “Kardeşim, sen buraya oturamazsın çünkü ben gün gün bütün kanunları belirledim.” şeklinde emrivakiyle, bir dayatmayla karşı karşıya kalır. Böyle bir olay İç Tüzük’ümüzde yoktur. İç Tüzük 49’a ve 81’e göre kanunların nasıl görüşüleceği çok açık biçimde belirtilmiştir.

BAŞKAN – Sayın İçli, teşekkür ediyorum.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) - Usul tartışması açmak istiyorum Sayın Başkanım, 63’e göre.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İçli.

Üç dakika süre veriyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, üç dakika az…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Üç dakika yeter mi böyle bir usul tartışması için?

BAŞKAN – Onu ben belirleyeceğim Sayın Mengü, kusura kalmayın.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, ben de söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın İçli, lehte mi aleyhte mi? Öncelikle onu belirtelim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Aleyhine…

BAŞKAN – Aleyhine…

Buyurun.

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- AK PARTİ Grubu önerisinin işleme alınıp alınmayacağı hususunda Oturum Başkanının tutumu hakkında

 

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, kısaca Genel Kurulun bilgisine sundum.

Bakın, böyle bir grup önerisi kesinlikle işleme alınamaz. Anayasa 95’e göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi,  çalışmalarını kendi yaptığı İç Tüzük’e göre yapar. Şimdi, İç Tüzük’te olmayan bir hükmü, sayısal çoğunluk, parmak çoğunluğuna dayanarak eğer bir dayatma şeklinde Genel Kurulun önüne getirirseniz, bu kesinlikle kabul edilemez.

Bakın, ne yapıyor burada şimdi? Aslında Türkçesi de bozuk. Şimdi demiş ki örneğin, bunu kısaca belirteyim: 8 Şubatta 610 sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü görüşülecek ama 9 Şubatta, bir gün sonra tümünün görüşülmesi. Kanunların tümünün görüşülmesinden sonra bölümlerine geçilir, tümü görüşülmeden bölümlere geçilmez. Bir kere burada bir hata var. Yani ilk önce, biz, birinci bölüm bitinceye kadar görüşeceğiz, sonra tümünü görüşeceğiz, tepetaklak! Kaldı ki bu kanun, önümüze temel kanun olarak getiriliyor. 12 maddeden ibaret olan, Cumhuriyet Halk Partisi üyelerinin Adalet Komisyonunu terk etmesine neden olan bir kanun tasarısının -12 maddelik- temel kanun olarak getirilmesi ve dokuz bölüm iki yüz kırk yedi maddeden ibaret bir kanun arasına ekmek arası köfte gibi veya ara sıcağı gibi bu tür kanunların getirilmesi Anayasa aykırı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin geleneklerine aykırı. Diyebilirsiniz ki: Uygulamada komisyon oturmaz, öbür kanun görüşülür. Doğrudur, ama böyle tadat edilmeseydi olurdu. Ne yapardı? Hükûmet de oturmazdı, komisyon da oturmazdı, bir sonraki kanunu alırdınız ama şimdiden peşin peşin hangi komisyonunun oturmamasını ve Hükûmetin hangi kanunda oturmamasını Genel Kurulun oyuna bir emrivaki olarak AKP Grubu dayatıyor. Böyle bir dayatma nasıl kabul edilebilir? Yani, burası orman kanunlarının işlediği değil Anayasa’nın ve kendi yaptığımız İç Tüzük’ün işlemesi gereken bir yüce Meclis ama şimdi gelecek, AKP’li arkadaşlarımızın sayısal çoğunluğuyla “Kabul edilmiştir” diyeceğiz ve buna apar topar geçeceğiz.

Bir başka sakıncalı olay: Şimdi, kamuoyu bu çorba, kimine göre “çuval yasa” denilen 606 sıra sayılı kanunu görüştüğümüzü biliyor, izliyor. Biz bile  -ben Adalet Komisyonu üyesi olarak yeni seçildim- bugün bu kanunun buraya geleceğini bilmiyoruz. Alt komisyon çalışıyor, şimdi bir de cumartesi, pazar, pazartesi, bütün günlere çalışma konmuş. İç Tüzük’ün 54’üncü maddesine göre asıl olan Meclisin salı, çarşamba, perşembe günleri çalışmasıdır. İstisnai kural Genel Kurul getirebilir ama şimdi Genel Kurul istisnayı asıl, aslı istisna hâline getirmiş durumda. Ben saat üçe, dörde kadar burada çalışacağım, sabah dokuzda alt komisyona gideceğim, saat on ikide Genel Kurula geleceğim, bu kanunları ben nasıl inceleyeceğim, okuyacağım? Bu kanunların milletin yararına olup olmadığını nasıl algılayacağım Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımla birlikte? Böyle bir çalışma esası yoktu. Böyle bir işkence, dayatma… “Bizim sayısal çoğunluğumuz var, her şeye muktediriz, her şeyi yaparız.” Yok öyle yağma.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Yani, bunu gündeme alamazsınız Sayın Başkanım. Bunu alırsanız Anayasa’ya ve İç Tüzük’e açıkça aykırılık teşkil eder diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İçli.

Tutumum lehinde söz isteyen Suat Kılıç, Samsun Milletvekili.

Buyurun Sayın Kılıç.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın İçli’nin itirazını dikkatle dinledim ancak yapılan uygulamada bir eylemli İç Tüzük ihlali kesinlikle söz konusu değil. Bırakın eylemli İç Tüzük ihlalini bir İç Tüzük ihlali de hiçbir şekilde söz konusu değil. Anayasa’ya aykırılıktan Sayın İçli burada söz etti. Bir Anayasa’ya aykırılık iddiasını da hukuken Anayasa metnine ya da İç Tüzük metnine bakarak temellendirebilmek, dayanaklı hâle getirebilmek hiçbir şekilde mümkün değil.

Burada, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu gündemine hâkimdir” yaklaşımı çerçevesinde çalışma gün ve saatleri ve hangi kanun tasarı ve tekliflerinin görüşüleceği Genel Kurulun rızasıyla, oyuyla, onayıyla dizayn ediliyor. Eğer yapılan işlemde bir hukuka aykırılık varsa… Türk Ticaret Kanunu iki buçuk sene burada bekledi, Türk Borçlar Kanunu iki buçuk sene bekledi, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yaklaşık aynı sürelerle bekledi. Borçlar Kanunu Uygulama Kanunu, Hukuk Usulünün Uygulama Kanunu aynı şekilde senelerce burada görüşmelerine başlananlarıyla beraber bekledi. Ne zaman ki Cumhuriyet Halk Partisi ne zamanki Milliyetçi Hareket Partisi, BDP, diğer muhalefet grupları iktidar partisiyle birlikte bu üç kanunu çıkarma noktasında fikir ve irade birliği ortaya koydu, o zaman tekrar Hükûmet ve komisyon buraya oturdu. O kanunları yeniden aldık, görüştük, birlikte düzgün bir iş ortaya çıkardık. Genel Kurul gündemine hâkimdir.

Torba kanun, evet, arada bizim grup önerimiz doğrultusunda, Genel Kurulun kabul etmesi hâlinde Danıştay ve Yargıtayda düzenlemeler öngören kanun tasarısı burada görüşülecek. 609 sıra sayılı Kanun Tasarısı öne çekilmiş olacak. Buradaki görüşmelere devam usulü belli Sayın İçli. İç Tüzük’e göre Başkanlık, Hükûmetin yerinde olması hâlinde, komisyonun yerinde olması hâlinde kanun tasarı ve tekliflerine geliş sıralarına göre, gündeme alınış, gündemdeki yerlerine göre kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmelerine devam edecek.

Dolayısıyla Meclisin gündemine hâkim olduğu bir ahval içerisinde bir İç Tüzük’e aykırılık iddiası, bir Anayasa’ya aykırılık iddiası, bir eylemli İç Tüzük iddiası tamamen temelden, dayanaktan kesin bir surette yoksundur. Yapılan işlem İç Tüzük’e de uygundur, Anayasa’ya da uygundur, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki yasalaşma süreçlerinin gereklerine ve geleneklerine de sonuna kadar uygundur. Aksini düşünmeniz hâlinde, Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu orada beklerken yapılan bütün yasama çalışmalarının butlanla ortada olmaması lazım. Öyle bir şeyin kabul edilebilmesi mümkün olmadığına göre, “Genel Kurul gündemine hâkimdir.” tümcesi çerçevesinde hareket etmek mecburiyetindeyiz.

Saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Aleyhte söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her hafta iktidar partisi çoğunluğuna güvenerek bir öneri getiriyor ve kendi tespit ettiği, kendi koyduğu, kendi kararlaştırdığı, kendi oyladığı önerilerini, bir gün sonra bakıyorsunuz yeni bir öneri getirmiş ve onu değiştirmeye kalkıyor. Böyle bir yöntem var mı arkadaşlar? Dünyanın hangi demokratik parlamentosunda böyle yöntem vardır, böyle istediğiniz zaman getireceksiniz istediğiniz yasayı istediğiniz yasanın arasına koyacaksınız ve görüşeceksiniz?

Şimdi, Danışma Kurulu niye o zaman İç Tüzük 49’a göre toplanıyor, 50’nci maddeye göre toplanıyor?

Şimdi, buraya, bakın arkadaşlar, Cumartesi Pazar dâhil bitimine kadar, sabaha kadar durmadan on gün üst üste kanun teklifi görüşülecek. Buraya torba kanunun arasına ara sıcak, sucuk yasalar da koymuşsunuz, pastırma, sucuk da var arada. Yani torba kanunun görüşmesini keseceksiniz, o anda aklınıza gelen, işinize gelen yeni bir yasa varsa onu da getirip araya koyacaksınız.

Peki, bu İç Tüzük’e uygun mu? İç Tüzük 49’uncu madde çok açık söylüyor. Başkanlık Divanı burada kapattığı zaman, yarına hangi gündemle, hangi maddeyle toplanacağını söyler arkadaşlar. Burada demokrasinin gereği bütün partiler, yarın, bir sonraki toplantıda ne görüşüleceğini bilir, konuşmaları ona göre hazırlar, konuşmacılarını, görevlendirmelerini ona göre yapar, önergelerini ona göre hazırlar.

Şimdi, getirmişsiniz burada bir öneri. Bu öneriye göre bu yasaları görüşeceksiniz.

Arkadaşlar, sizin sağlığınızı düşünüyorum. Bakın, Anayasa 90 uluslararası sözleşmelerin kanun hükmünde, iç hukukun üstünde olduğunu söylüyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 4 arkadaşlar: Angarya yasaktır. Angarya insanlık suçudur. Angarya suçtur. Sizin yaşınızı, başınızı, sağlığınızı düşünüyorum yani bir ay sonra tekrar aday olacağım diye heder olacaksınız, sağlığınızdan olacaksınız. Bu angarya insanlık suçudur. Bu angaryaya prim vermeyin. İnsani koşullarda çalışma yöntemini bulmak zorundasınız.

Bakın, sadece angarya suçu işlenmiyor burada. Çok açık, madde 50, özel gündem.  Danışma Kurulu’nun uzlaşmadığı şekilde bir yöntemleme yapamazsınız arkadaşlar. İstediğiniz kanunu torba yapıyorsunuz, istediğiniz kanunu temel kanun yapıyorsunuz, istediğinizi de bölüyorsunuz. Örneğin 606 sıra sayılı torba kanun on bölümdür, o on bölümün arasına da birkaç tane yasa yerleştirip arada çıksın diyorsunuz. Böyle bir yaklaşım tarzı, böyle bir yasa tekniği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - Yasaları bu kadar heder etmenin, kalitesiz yasa çıkarmanın bir anlamı yok. Bu yanlıştan dönmenizi rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Lehte söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman milletvekili.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli üyeler; usul tartışması üzerine ben de söz almış bulunuyorum. Başkanın tutumu lehinde konuşacağım.

Değerli arkadaşlar, tabii İç Tüzük hükümleri amir olduğuna göre ve çok açık olduğuna göre, zannediyorum, muhalefet partisi sözcüleri de bunu iyice okumuşlardır, Danışma Kurulu’nun çalışma usul ve esaslarını belirleyen İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi çok açık şunu ifade ediyor: “Danışma Kurulu, Başkanın gerekli görmesi veya bir siyasî parti grubu başkanlığının istemi üzerine en geç yirmi dört saat içerisinde Başkan tarafından toplantıya çağrılır.”

Evet, bizim AK PARTİ Grubu olarak Danışma Kurulu toplantısı talebimiz olmuştur ve bunun üzerine Meclis Başkan Vekilimiz grupları toplantıya çağırmıştır. Bunda bir sıkıntılı, mahzur taraf yoktur.

Yine aynı şekilde İç Tüzük 19’uncu madde: “İçtüzükte Danışma Kurulunun tespitine, teklifine veya görüş bildirmesine bağlanmış olan bütün hallerde, Danışma Kurulu, yapılan ilk çağrıda toplanamaz, oybirliğiyle tespit, teklif yapamaz veya görüş bildiremezse, Meclis Başkanı veya siyasî parti grupları ayrı ayrı, istemlerini doğrudan Genel Kurula sunabilirler.”

Evet değerli arkadaşlar, işte bugün, bütün gruplar bir araya geldi; Danışma Kurulunda oy birliği sağlanamadı ve yine bütün gruplar, diğer gruplar olduğu gibi AK PARTİ Grubu olarak da grup önerisini Genel Kurulun huzuruna getirdi.

Grup önerimizde de ki, biz Meclisin açıldığı ilk günden çalışacağız son güne, son ana kadar en yoğun bir şekilde, en aktif bir şekliyle ve vatandaşımızın, halkımızın gündeminde olan, beklenti içerisinde olduğu taleplerini yerine getirmekle mükelleftir. Biz de bunun için buradayız; gerekirse gece sabahlara kadar bu halk için, çalışmak için buradayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İcabında hafta sonu da çalışacağız, bu önemli kanun tasarı ve teklifleri çıkaracağız diyor ve tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’e göre Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri, kanun tasarı ve tekliflerin görüşme sırası Danışma Kurulunun önerisi üzerine Genel Kurulca değiştirilebilmektedir.

İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre de Danışma Kurulunda oy birliği sağlamadığında, siyasi parti grupları taleplerini Genel Kurula sunabilmektedirler.

Bugün, Genel Kurulun çalışmalarını düzenleyen grup önerileri gelmiş ve işlemlere devam edilmektedir. İç Tüzük’ün 19’uncu maddesinin beşinci fıkrası, 49’uncu maddesinin üçüncü fıkrası ve 54’üncü maddesinin ikinci fıkrasıyla, 63’üncü maddesi hükümleri karşısında tutumumda İç Tüzük’e aykırı bir durum bulunmamaktadır. Kaldı ki bu konu AK PARTİ Grubunun grup önerisiyle şimdi, tartışma zemini burasıdır, şimdi tartışılacaktır.

Teşekkür ediyorum.

Durumumda herhangi bir değişiklik yoktur.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkındaki (11/13) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun 15/2/2011 Salı günkü birleşiminde yapılması ile 610 ve 609 sıra sayılı kanun tasarılarının temel kanun olarak ve bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

 

08/02/2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Danışma Kurulunun 08.02.2011 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda, siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                                                         Mustafa Elitaş

                                                                                                                                       Kayseri

                                                                                                                      AK PARTİ Grup Başkan Vekili

ÖNERİ:

Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmında yer alan 610 ve 609 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın 3 ve 4 üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 12 ve 13 Şubat 2011 Cumartesi ve Pazar günlerinde de toplanarak gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

9, 10, 12, 13, 14, 16, 17, 23 ve 24 Şubat 2011 Çarşamba, Perşembe, Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günlerinde saat 13:00'te, 11, 18 ve 25 Şubat 2011 Cuma günleri saat 14:00'te toplanması;

15 ve 22 Şubat 2011 Salı günlerindeki birleşimlerde sözlü soruların görüşülmeyerek gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerin görüşülmesi;

8 Şubat 2011 Salı günü (bugün) 610 S. Sayılı Kanun Tasarısının 1. Bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

9 Şubat 2011 Çarşamba günü             610 S. Sayılı Kanun Tasarısının tümünün görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

10 Şubat 2011 Perşembe günü           62 S. Sayılı Kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

11 Şubat 2011 Cuma günü                  569 S. Sayılı Kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

12 Şubat 2011 Cumartesi günü           570 S. Sayılı Kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

13 Şubat 2011 Pazar günü                  572 S. Sayılı Kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

14       Şubat 2011 Pazartesi günü 573 S. Sayılı Kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

15       Şubat 2011 Salı günü 459 S. Sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

16       Şubat 2011 Çarşamba günü 592 S. Sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

17       Şubat 2011 Perşembe günü 535 S. Sayılı Kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

18       Şubat 2011 Cuma günü 586 S. Sayılı Kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Çalışmalarına devam etmesi, bu birleşimlerde gece 24:00'de günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi;

22, 23, 24 ve 25 Şubat 2011 Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma günlerindeki birleşimlerde saat 23:00'e kadar çalışmalarını sürdürmesi;

4.2.2011 tarihinde dağıtılan ve Genel Kurulun 7.2.2011 tarihli 60 ıncı Birleşiminde okunan Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkındaki (11/13) esas numaralı gensoru önergesinin 15.2.2011 Salı günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alması, Anayasanın 99 uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun aynı günkü Birleşiminde yapılması;

610 ve 609 Sıra Sayılı Kanun Tasarılarının, İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

Önerilmiştir.

 

610 Sıra Sayılı

Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994)

 

 

 

 

 

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 6 ncı maddeler

6

2. Bölüm

7 ila 15 inci maddeler

(13 üncü Maddenin 1.Fıkrasının (a)ve (b) bentleri ile 2. Fıkrası ve GEÇİCİ 1, 2 ve 3.üncü Maddeler Dahil)

 

14

 

Toplam Madde Sayısı

20

 

609 Sıra Sayılı

Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/991)

 

 

 

 

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 16 ncı maddeler

16

2. Bölüm

17 ila 37 nci maddeler

(Geçici Madde 1 Dahil)

 

22

 

Toplam Madde Sayısı

38

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, önerge sahipleri -çünkü teknik bir konu- “tümünün görüşmelerinin tamamlanmasına kadar” ifadesini “görüşmelerin tamamlanmasına kadar” diye düzeltsinler. Teknik bir hata yapılmasın çünkü tümünün görüşülmesi mi -teknik bir konudur- birinci bölümden sonra tümünün görüşülmesini oylamanız uygun olmaz. “Tamamlanmasına kadar” diye düzeltsinler de hiç olmazsa…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – “Tasarının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar” olmalı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tümünün görüşülmesi ayrı bir kavramdır. Önergede o şekilde düzeltme yapılması gerekir.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Tümü üzerindeki görüşmeler o dediğiniz.

BAŞKAN – Sayın Vural, tutanaklara geçti; anlaşıldı konu.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, dil bakımından bir sorun yok ama Divan o şekilde uygun görürse o ibarenin o şekilde düzeltilmesinde de mahzur görmüyoruz. Tümü üzerindeki görüşmeler başka şey, tümünün görüşülmesi başka şey.

BAŞKAN – “Tümünün” sözünün çıkarılması gerekiyor, doğru. Tutanaklara geçti.

Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Suat Kılıç, Samsun Milletvekili.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Grubumuzca verilmiş olan öneri üzerinde, lehte açıklayıcı bir konuşma yapmak üzere huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi son aylarda gerçekten yoğun bir tempoyla çalışıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük’ündeki bir haftalık çalışma saatlerinin toplamını bir günde, bir aylık çalışma saatleri toplamı kadar çalışmayı da neredeyse bir haftada yapar hâle geldik. Bunun farkındayız. Dolayısıyla, özellikle zaman zaman muhalefet sözcülerinden gelen sitemleri de idrak edebiliyoruz, o sitemlerin de farkındayız. Çünkü bir aylık çalışma bir haftanın çalışma saatlerine sıkıştırılmaya çalışıldığı zaman, elbette ki hepimize ağır gelebiliyor. Konular birbirinden farklı, kanunlar birbirinden farklı, maddeler birbirinden farklı. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi  İç Tüzüğü’nün ne şekilde hükümler içerdiği de herkesin malumu. Genel Kurul salı, çarşamba, perşembe günleri 15.00-19.00 saatleri arasında çalışabiliyor. Yarım saat gündem dışı konuşmalar, grup önerileri vesaire dediğiniz zaman günlük dört saat çalışma süresinin zaten iki saati buharlaşıp gidiyor. Geriye kalan bir iki saat içerisinde de yasama ve denetim faaliyetlerini sürdürebilmek,  tamamlayabilmek maalesef mümkün değil.

Bir diğer konu başlığı: Büyük olasılıkla, Yüksek Seçim Kurulunun da paralel bir düşünce içerisinde olması hâlinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun alacağı seçim kararı doğrultusunda çok büyük ihtimalle 12 Haziran 2011 tarihinde milletvekili genel seçimleri gerçekleştirilecek. Seçimlerden en az iki ay öncesinden, hatta belki iki buçuk, üç ay öncesinden Türkiye Büyük Millet Meclisi  Genel Kurulunun verimli bir şekilde yasama çalışması yapma imkânının kalamayacağı da dikkate alındığında, önümüzde verimli, efektif olarak kullanabileceğimiz maksimum bir, bir buçuk ay gibi bir zaman dilimi var. Dolayısıyla, çıkması gereken kanun tasarı ve tekliflerini bu bir, bir buçuk ay gibi zaman dilimi içerisinde hep birlikte fedakârlıkta bulunarak sıkıştırmak ve bu süreleri uzatmak suretiyle sağlıklı görüşmelere zemin hazırlamak mecburiyetindeyiz.

Az evvel açılan usul  tartışmasında da teşekkürlerimi ifade etmiştim. Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve bunların iki adet uygulama kanunlarında CHP, MHP, BDP gruplarının sağlamış oldukları destek bugün kamuoyunun değişik kesimlerinden çok sıcak, çok samimi takdirlerle bize olduğu gibi sizlere de ifade ediliyor. Dolayısıyla, Genel Kurul, birlikte, uzlaşı hâlinde, aslında normal koşullarda aylar içerisinde bile çıkamayacak kanunları bir hafta içerisinde çıkarabildiği takdirde, millî menfaatler doğrultusunda sağlanan bu birlikteliğin elbette ki millete yönelik, siyaset kurumuna duyulan güven katsayısını artırmaya yönelik çok olumlu, çok pozitif etkilerini, geri dönüşlerini hep beraber alıyoruz, alabiliyoruz.

Bugün getirmiş olduğumuz grup önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisi  Genel Kurulunun çalışma gün ve saatlerini yeniden düzenleyen, Genel Kurul gündemindeki öncelikli kanun tasarı ve teklifleriyle ilgili bakış açısını yeniden düzenleyen ve kalan bir, bir buçuk aylık çalışma süremizi en verimli kılmaya gayret gösteren bir grup önerisi olarak hazırlanmıştır.

Genel Kurulun kabul etmesi hâlinde, 610 sıra sayılı Yargıtay ve Danıştay bünyesinde düzenlemeler öngören kanun tasarısının, gündemin bugün görüşmelerine başlanacak olan başlangıç kısmına alınması yönünde bir iradeyi biz Genel Kurulun tensiplerine arz etmiş oluyoruz.

Yine, 12 Eylül 2010 tarihinde halk oylamasında kabul edilen Anayasa değişikliği doğrultusunda kurulması gereken bir kurum olan ombudsmanlık müessesesinin yasal ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla hazırlanmış olan kanun tasarısının da yine gündemin dördüncü sırasına alınmak suretiyle, Anayasa referandumuna paralel uyum yasalarından bir tanesinin daha Parlamento Genel Kurulunun gündemine getirilmesini arzu ediyoruz.

Bununla birlikte hemen akabinde, görüşmelerine, bugün kabul edilmesi hâlinde ara vermiş olacağımız çok sayıda kanun tasarı ve teklifini bünyesine almış olan iki yüz altmış iki maddelik torba kanun olarak adlandırılan kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmelerine de akabinde 153’üncü maddeden itibaren yine burada devam edeceğiz.

Cumartesi, pazar, pazartesi günleri de çalışma temposuna dahil ediliyor ancak işlerin elbette ki öngörülen şekilde ilerleyebilmesi durumunda, neticede insan üstü bir gayreti burada hiç kimsenin gösterebilmesi mümkün değil, muhalefetten gelen talep de olabilir, iktidar milletvekillerinden gelen talep de olabilir, hafta sonuyla ilgili durum yeniden değerlendirilebilir, gözden geçirilebilir. İnsan üstü bir çaba noktasında herkesin yapabileceği fedakârlık aşağı yukarı birbirine eşittir, hiç birimizin birbirimizden farklı doğa üstü yeteneklerimiz söz konusu değil.

Bu arada denetim konusu, yine Meclis Genel Kurulundaki yoğun yasama ihtiyaçları nedeniyle şubat sonuna kadar tehir edilmiş olacak ancak Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehmet Mehdi Eker hakkında verilmiş olan gensoru önergesinin görüşmeleri İç Tüzük hükümleri gereğince en geç salı günü yapılması gerekiyor. Bunu da bu grup önerisiyle birlikte karar altına almış oluyoruz.

Kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmeleri noktasında saat 24.00’ten sonraki süreler için de, dediğim gibi, süre ihtiyacı olmasından dolayı çalışma imkânını biz burada getirmiş oluyoruz.

Ayrıca okunduğu için detaylarına girmiyorum, çok sayıda rakamı, sıra sayısını sizlerle paylaşmak suretiyle başınızı ağrıtmayı gerekli görmüyorum, hangi kanunların ne şekilde temel kanun olduğu ve hangi maddelerin hangi bölümler çerçevesinde görüşüleceği grup önerimiz Divan üyemiz tarafından okunurken sizlere iletildi. Zaten grup önerimiz suret olarak elinizde bulunmaktadır. Dolayısıyla, ayrıntılarına girmiyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, bugün, yarın ve önümüzdeki günlerde, yani seçim öncesi oldukça daralan şu çalışma takvimi içerisinde, milletimizin ihtiyaçları doğrultusunda gündeme getirilmiş olan kanun tasarı ve tekliflerine vereceğiniz destekten dolayı şimdiden iktidarıyla muhalefetiyle bütün milletvekillerimize teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun Sayın İçli.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Biraz evvel usul tartışmasındaki sözlerim Sayın Kılıç ve Sayın Meclis Başkan Vekili tarafından farklı yorumlandı ve dedi ki: “Tutumumu değiştirmiyorum.”

Sayın Başkan Vekili, önünde grup önerisi var. Bakın, 17 Şubatta görüşülecek, perşembe günü görüşülecek kanun kaç sayılı? 535 sayılı. O kanun elinizdeki gündemin 3’üncü sırasında. Gündem sırası değiştirmeden siz onu 17’sinde nasıl görüştürüyorsunuz? Okumuyorsunuz ve taraflısınız. Taraflı olduğunuzu da, AKP’nin vekili gibi davrandığınızı da önünüzdeki metni okumakta gösteriyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın İçli, lütfen… Ben, biraz önceki…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bakın, benim zamanımı durdurun, karşılıklı konuşalım.

BAŞKAN – Sizinle karşılıklı konuşacak değilim Sayın İçli. Konuşmanızı yaparsınız, oturursunuz.

Buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bakın, 17 Şubat 2011 Perşembe günü 535 sıra sayılı kanunun görüşülmesinin tamamlanmasına kadar. Şu elinizdeki gündemi açın bakın. Şu elinizdeki gündemde 535 sıra sayılı kanun 3’üncü sırada. Genel Kurulun oyuyla sırası değiştirilmeyen bir kanunu nasıl oylattırırsın da kabul edersiniz? Bu, sizin taraflı olduğunuzu gösterir, bu kadar net. İsmim nasıl Tayfun İçli ise sizin taraflı olduğunuza da o kadar eminim, bunu net olarak söylüyorum.

Gelelim, işte, Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu öyle görüşüldü mü, görüşülmedi mi? Ben onu söylemedim ki. Ben grup önerisi verilmez demedim ki. Ben ne diyorum, anlıyorsunuz aslında, ben diyorum ki: Oturur   -bir kanun gelir, komisyon ve Hükûmet oturmaz- gündemin sırasındaki kanun görüşülür. Ama siz burada, bölüm hâlinde görüşülen bir temel kanunun arasına ara sıcak birtakım kanunlar sokuyorsunuz. Gelin şunu şöyle açalım: Bir kanun görüşülüyor, 2’nci maddesi görüşülürken, kalktı Hükûmet, komisyon, başka bir kanunu getirdiniz, sonra ara verdi, oturdu, 4’üncü, 5’inci madde görüşülüyor… Burası çocuk oyuncağı mı? Burası mahalle şeyi mi? Burası yüce Meclis.

Temel kanuna da itiraz ettik. Birbiriyle ayrı seksen beş kanun ve kanun hükmündeki kararnameyi adına “torba kanun” denilen bir kanunla getiriyorsunuz ve bir bölümde otuz madde olmak suretiyle “kabul edenler”, “etmeyenler” diye görüştürüyorsunuz. Sonra o bölümü bırakıyorsunuz bir bölüm görüşülürken altıncı bölüm bitti. Ee ne yapacağız? “Başka bir temel kanun getireceğiz.” Ne? ”Danıştay ve Yargıtay kanunu gelecek.” Neden? “Temel kanun.” Kaç madde kardeşim bu? “On iki madde.” Ya dünyanın neresinde on iki maddeyi temel kanun diye getirirsiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yirmi madde, yirmi.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Komisyonda da söyledik, dedik ki… Bakın, Yargıtay temsilcileri vardı, dediler: “Süre verin, inceleyemedik.” Danıştay temsilcileri vardı, Başsavcı Vekili vardı, temsilciler vardı “Zaman verin…” Birtakım sivil toplum kuruluşları “Zaman verin.” dediler. Yok... Bizim konuşma sürelerimizi beş dakikayla, önergemizi bir önergeyle sınırladınız.

Şimdi benim elimde notlar yok. Ben buraya 606 sıra sayılı torba kanunu görüşmek üzere hazırlıklı olarak geldim. Çünkü benim amacım… Bu kanun bitmeden öbür kanun nasıl görüşülür? Beni grubum, grup başkan vekilim bu torba kanunda, 606 sıra sayılı kanunun hangi madde önergesinde konuşacağıma dair görevlendirmiş, ben onun üzerine hazırlık yapıyorum ama AKP Grubu sayısal çoğunluğuyla “Yok kardeşim, ben bunu araya sokacağım.” diyor.

Değerli arkadaşlarım, söyledim, Anayasa 95 “Türkiye Büyük Millet Meclisi, çalışmalarını, kendi yaptığı İç Tüzük’üne göre uygular.” diyor. Şöyle demiyor: “Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarını sayısal çoğunluğa göre, parmak esasına göre yürütür.” O zaman tabi olacağımız birinci kural Anayasa, ikinci kural şu yaptığımız İç Tüzük. Beğenmiyorsanız İç Tüzük değişikliği getirirsiniz adam gibi çalışırız ama İç Tüzük’te yazılı olan kuralları işinize göre keyfî olarak uygularsanız bunun adına orman kanunu denir. Bunun adına hukuk yapıyoruz denmez. Çok acı duyuyorum! Bunu bir de hukukçu kimliğiyle, hukuk fakültesini bitiren arkadaşlarımız bunu yapıyor. Gerçi Türkiye’de artık âdetler değişti, Anayasa Mahkemesinin Başkanı hukukçu olmayan, Anayasa Mahkemesinin üyelerinin çoğunluğu neredeyse hukukçu olmayan… Ama ne yapacak -kırk yılını, uzmanlaşmış, Yargıtay, Danıştay gibi yerlerde görev yapmış- mümtazen terfi etmiş Yargıtay ve Danıştay üyelerinin kararlarını temyizen inceleyecek, Türkiye buna dönüyor.

Ben Adalet Komisyonundaki konuşmamda şunu söyledim: Artık hukuk fakültelerini kapatalım. İroni yaptım, dedim ki: Artık, hâkim ve savcılar polis yüksekokulundan mezun olanlardan müteşekkil olsun çünkü eğer bir ülkede Anayasa, hukuk hiçe sayılır, hukuk devleti ilkesi ayaklar altına serilirse bu tür yerlerde hukukçuların görev yapmasına gerek yok, hukuka yazık ediyoruz, hukuk ismine yazık ediyoruz. O zaman polis yüksekokulundan gelsinler yargıç olsunlar, savcı olsunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanun yapımına katkı versinler. Çünkü bazı davaların iddianamelerini yazıyorlar, çünkü “müdürlüğümüz” diye ifadeler var, tırnak içinde söylüyorum. Sehven hata yapıyorlar. O zaman hukukçuların buraya gelmesinde bir amaç yok. Bizim ıstırap çekmemizde bir amaç yok. Çünkü yarın bir gün tarih bunları sorgulayacak. Zannediyorsunuz ki “Kabul edenler… Etmeyenler…” bu geçecek, bu unutulacak. Bu unutulmayacak. Hukuk fakülteleri bunları yazacak. Yarın öbür gün demokrasimiz sekteye uğradığı zaman burada yapılan ihmaller ve kasıtlar, kötü niyetler yarın bir gün gelecek kuşaklar tarafından sorgulanacak. Onun için… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Hiç öyle laf atmayın.

NEJAT BİRİNCİ (İstanbul) – Ne biçim konuşuyorsun!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Konuşma! Laf atma! Dinle! Güzel güzel dinle!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

RECEP KORAL (İstanbul) – Demokrasinin sekteye uğraması ne demek?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Efendi efendi dinle! Burayı mahalle kahvesine çevirmeyin! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Adam gibi dinleyin!

BAŞKAN – Sayın İçli…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Yani, biz size… Sayısal çoğunluğunuz, konuşturmayın, kısıtlayın, durmadan laf atıyorsunuz. Biraz sabırlı olun.

RECEP KORAL (İstanbul) – Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Ne demek demokrasinin kesintiye uğraması?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, hepinizi kastetmiyorum, belirli insanlar var, işi gücü laf atmak. Ben size laf atıyor muyum orada konuşurken, dinliyorum

RECEP KORAL (İstanbul) – Ama siz konuştuğunuzu duymuyorsunuz, “Demokrasiyi kesintiye uğratıyorsunuz.” diyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – “Uğratılırsa hesap sorulacak. Bu, Anayasa’ya aykırı.” diyorum.

RECEP KORAL (İstanbul) – Kim uğratıyor?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ya Arkadaşım, ben… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Dinleyin. Bakın, kendi grup başkan vekiliniz çıkıyor, anlatıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu yaşananlar doğru işler değil. Bakın, Adalet Komisyonunda Genel Kurulun çalışma esası olan 87’nci maddeye geldiniz, milletvekilinin konuşma süresini beş dakikayla sınırladınız. Olacak şey mi bu! Bunu nasıl benimseyebilirsiniz? İhtisas komisyonlarında sadece milletvekili değil, konuların uzmanı gelecek, üniversiteler gelecek, Yargıtaydan temsilci gelecek, Danıştaydan temsilciler gelecek; biz bunları günlerce tartışacağız, olgunlaştıracağız. Çok kanun yapmak önemli değil, iyi ve halkın yararına kanun yapmak iyi bir şey.

Bakın, Komisyonda da tartışıldı, o davul zurnayla tahliye olan Hizbullah’ın suçu Yargıtaya atıldı, Yargıtaydaki iş yüküne atıldı, Danıştayın iş yüküne atıldı. Hükûmetin tasarısının gerekçesinde var. Değerli arkadaşlarım, Danıştay ve idare mahkemeleri -hukukçu olmayanlar için söyleyeyim- idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemlerini denetleyen bir mahkemedir. Eğer idare hukuka aykırı eylem ve işlem yapıyorsa tabii ki Danıştayın ve idare mahkemelerinin iş yoğunluğu olacaktır. O zaman şunu düşüneceksiniz: AKP Hükûmeti dokuz yıldır demek ki hukuka aykırı eylem ve işlemlerde bulunmuştur ve idari yargının yükünü artırmıştır.

Gelelim Ceza Kanunu mantığına: 5327 sayılı Türk Ceza Kanunu 2004’te çıkarıldı yüce Parlamento tarafından, yürürlüğe 2005’te girdi. Bakın, elimde metin, 44 defa değişmiş ve bu kırk dört maddesinde değişiklik bakın en çok nerelerde olmuş? İmar, rüşvet, adli yargılama, banka ve kredi kartları, etkin pişmanlık gibi en çok uygulanan maddelerde oluşmuş ve Yargıtay da tabii ki bunu sanık lehine olması sebebiyle göndermiş, ilk derece mahkemesine demiş ki: “Bak, bu kanunda değişiklik yapıldı; bu, sanık lehine mi, değil mi?” Şimdi, iş yoğunluğu olmuş, siz şimdi hedefe Danıştayı, Yargıtayı oturtturuyorsunuz ve sanki bir acelemiz varmış, çok olağanüstü bir acelemiz varmış gibi görüşülmekte olan bir temel kanunun arasına sıkıştırmaya kalkıyorsunuz. Başka yerde de başka kanun var, alt komisyona gitti, Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun. Sizin haberiniz olmamıştır ama medya yazdı: “Anayasa Mahkemesi üyelerine kıyak maaş.” 12 milyarın üzerine bireysel başvuruda da paralar var. Lojmanı var, makam arabası var, yurt dışı gezileri var, her şeyi var. Maaşı 12-13 milyar, bireysel başvurudan dolayı da aynen ekstra para. O yetmeyecek, milletvekilinin sahip olduğu haklar. Yani şu: Önünüze gelen kanunlarda “Ey bir kısmınız hukukçu olmayan Anayasa Mahkemesi üyeleri, bakın ben sizi gözetiyorum ve size özel yetkiler de veriyorum. Yargıtayla ve Danıştayla aramda problem var. Danıştay benim hukuka aykırı işlemlerimi sürekli denetliyor. Yargıtayda da bu var. Bakın, sana özel temyiz yetkisi veriyorum, en baba mahkeme sensin.” diye Anayasa’mızın amir hükümlerine aykırı olarak düzenleme getiriliyor.

Sadece o değil ki, puzzle’ın parçaları… Geçtiğimiz ay Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili kanun çıktı. Şimdi kararnameyi görüyorsunuz. Hakkında binlerce şikâyet olan kişiler hakkında herhangi bir soruşturma yok ama bir bakıyorsunuz keyfî olarak 200 kişiyi “Haydi kardeşim, sen şuraya, bu mahkemeden aldım, buraya…” Bunları yapıyorsunuz. Bu yapılanlar hukuk devleti ilkesine aykırı.

Ben vicdan sahibi arkadaşlarımıza söylüyorum, bu acelemiz nedir? Cumartesi-pazartesi, haftanın her günü sabaha kadar çalışıyoruz. Komisyonda çalış… Çalışmayalım demiyoruz ama adam gibi yasa yapalım diyoruz, ülkemizi kargaşaya sürüklemeyecek yasalar yapalım diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Onun için, benim samimiyetime inandığını biliyorum kimi arkadaşlarımızın. Lütfen… Böyle parmakçı arkadaşları kastetmiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Yoksa demokrasi kesintiye mi uğrayacak? “Demokrasi kesintiye uğrayacak.” diyorsun. Utanmıyorsun derken. Milletten utan sen!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kim parmakçı canım! Ayıptır ya! Parmakçı ne demek!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İçli.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ahmet Yeni, Samsun Milletvekili.

Buyurun Sayın Yeni.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Ahmet Bey, yeni bir şey söyle; hep eskilerden söylüyorsun, yeni olsun.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin vermiş olduğu grup önerisi lehinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sekiz yıldır Türkiye istikrarı, kararlılığı, projeyi, gayreti ve hizmeti gördü. Türk milleti eşitliği, adaleti, özveri ve güveni yaşadı. Çünkü biz çare ve çözüm ürettik, biz halkın emanetinin hakkını vermeye çalıştık. Biz Meclisi ve komisyonları terk etmedik, her zaman çalışmaya devam ettik, bundan sonra da devam edeceğiz; sabahlara kadar çalışacağız çünkü çok çalışmamız lazım, millet bizden çok düzenlemeler bekliyor. Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in ifade ettiği gibi devler gibi eserler bırakmak için karıncalar gibi çalıştık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin makam koltuklarına yapışıp kalmadık, “Batıda ne varsa doğuda o olacak.” dedik ve hepsi bir bir gerçekleşiyor. Anadolu’yu, 73 milyonu kucaklamakla kalmadık, dünyaya açıldık. Artık, kendi derdimize merhem ürettiğimiz gibi dünyaya örnek oluyoruz ama durmak yok, yola devam, çalışmaya devam. (CHP sıralarından gürültüler)

Değerli milletvekilleri, çünkü biz Türkiye'nin daha fazlasını hak ettiğine gönülden inanıyoruz; biz vaat değil hizmet üretiyoruz, üretmeye devam edeceğiz; biz birileri gibi duruşumuzdan, ilkelerimizden, sözlerimizden çark etmiyoruz; biz yanlışlardan, yasaklardan, yolsuzluklardan ülkemizi kurtardık, kurtarmaya devam ediyoruz ve teklifimizin lehinde oy kullanacağım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yeni.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Hikâyeyi bırak, hikâye anlatma. Bak, sekiz dakikan var daha.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Ahmet Bey, yeni bir şey söylemedin yine.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de bu önerge üzerinde grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, uzun süredir çalışmalar devam ediyor. Şimdi de bu önergeyle 18 Şubat Cuma gününe kadar, cumartesi, pazar dâhil olmak üzere biz burada çalışacağız ama hep söylüyoruz size, ortaklaşırsanız, ortak paydalarda buluşabilirsek bir şeyler yaratabiliriz ama böyle bir derdiniz yok.

Türkiye'nin sorunları çok farklı, çok farklı sorunlarımız var ama bunlarla ilgili tek adım atmıyorsunuz. Dönün bakın, bir seçim hazırlığı var, bütün partiler harıl harıl şekilde seçimlere hazırlanıyor. Ben bugün Sayın Başbakanı gördüm, çıkışta gruplarla birlikte aşağıya iniyorlardı. Her milletvekili kendi grubundan epeyce şahsiyetleri alıp getirmişler, “Acaba Sayın Başbakanımız ne der?..” Biz de diyoruz ki işte Sayın Başbakanlar, Sayın Genel Başkanlar bir şey demeden siyasetçinin bir not karnesi olmalıdır, bu not karnesinde de notu halk verebilmelidir ama halkın içinde olmadığı bir siyaset dünyası, halkın belirlemediği bir siyaset dünyası, ne kadar başarılı olursanız olun eğer Sayın Başbakan sizi içine sindiremiyorsa veyahut da yakınları, çevresi, sizin siyaseten var olabilme şansınız yok. Aynı şey Cumhuriyet Halk Partisi için geçerli, Milliyetçi Hareket Partisi için, bizim için de aynı şey geçerli. Onun için gelin, bu Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’nu değiştirelim ama siz bunları yapmıyorsunuz. Gelin, adil bir Seçim Yasası çıkaralım, onu da yapmıyorsunuz. Gelin, hazineden… Bizim seçmenimiz vergi veriyor ama bizim seçmenimizin vergisinden siz pay alıyorsunuz; Barış ve Demokrasi Partisine oy veren seçmen ve gelip onun parasından nemalanıyorsunuz, biz onun parasından nemalanamıyoruz. Böyle bir adalet olabilir mi?

Ama sürekli gündemi değiştiren bir siyasi aktörümüz var, Sayın Başbakanımız var, gittiği her yerde. Bakın, çok yakın bir tarihte Erzurum’daydı. Gitti, on sekiz yaş grubu gençlerle karşılaştı. Her gittiği yerde taahhütlerde bulunur ya, Kürtleri görünce Kürt sorunuyla ilgili bir şey muhakkak söyler, yani Alevileri görünce Alevilerle ilgili, türban sorunu varsa onlarla ilgili. Orada on sekiz yaş grubuna şunu söylüyor, diyor ki: “Oy kullanma yaşı ile seçilme yaşını bir yapacağım.” ve bu Parlamentodan bir ses seda çıkmadı, demedi ki: “Sayın Başbakan, Allah rızası için, on sekiz yaş grubu daha eğitimini tamamlamamış, askerliğini yapmamış. Siz bunları nasıl, hangi güçle Parlamentoya taşırsınız?” Kimsenin sesi yok. Çünkü ne yapıyor? Popülist politikalar… On sekiz yaş grubu Türkiye’de, evet, seçimler için önemli bir yaş grubu. “Onlara mavi bir boncuk dağıtabilir miyim?..” Ama asıl konudan kaçıyorsunuz. Sayın Başbakan bunu hep yapıyor. Sayın Başbakan mesela iki partili bir sistemden bahsediyor. Niye? İşine geliyor. Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir ana muhalefet partisinin olması işine gelir. Burada, yani “Halkın sesi olan diğer siyasi partileri yok etmeliyim. CHP burada olabilirse, biz de sürekli iktidar oluruz.” Hesabınız kitabınız bu. Yani bu demokrasinin neresinde var? Artık diktatörlüklerde bile bu iki partili sistem yoktur.

Sayın Başbakan yeniden başlattı: “Başkanlık sistemi.” diyor. Peki, siz bir başkandan daha etkili ve yetkili değil misiniz? Burada küçük bir yasa değiştirildiği zaman bile, sizden onay almadan grup başkan vekilleri bir tek şeyi değiştirebilir mi?

Burada Sayın Başbakanın yardımcısı oturuyordu. Burada, bütçe görüşmelerinde seslendim, Sayın Arınç…

Elinizi sallamayın, siz de biliyorsunuz, biz de sizi iyi tanıyoruz, hepimiz birbirimizi iyi tanırız.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Nereden tanıyacaksın?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Arınç çıktı, geldi, dedi ki: “Hazineden pay… Ben içime sindiremiyorum.” dedi. Peki, niye torba yasasına koymadınız? Çünkü Sayın Başbakan karşısında güçlü bir yapıyı görmek istemiyor. Onun için Siyasi Partiler Yasasını değiştirmiyor, onun için barajı düşürmüyor, onun için hazineden hak olan şeyi de vermiyor. Bakın, Başbakan Yardımcısı bu kürsüde söz vermesine rağmen hâlâ bir şey bu yasaya dâhil edilmedi.

Mesela Sayın Başbakan bölgeye gidiyor, her yerde ciddi açılışlar yapıyor. Emin olun…

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (İstanbul) – Hakkınızı aramadınız.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Nasıl?

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (İstanbul) – Hakkınızı aramadınız kapatma davasında.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Nasıl aramıyoruz? Nasıl aramıyoruz hakkımızı? Biz hakkımızı arıyoruz ama eğer siyaset dünyasının, egemen güçlerin eli vicdanında değilse yapılacak bir şey yok.

Bakın, Sayın Başbakan bölgeye gidiyor, her tarafta seçimlerle ilgili ciddi bir çaba içerisinde ve gittiği her yerde ciddi açılışlar yapıyor. Mesela seçim bölgemde 106 tane yer açıldı. Bu 106 yer biliyor musunuz neydi? Hani o, 4/C’li Tekel işçilerini alıp götürdünüz ya, Tekeli kapattınız, onların bütün alanlarını yandaşlarınıza verdiniz ve orada atölyeler kuruldu. O atölyeler nedir biliyor musunuz? O atölyeler merdiven altı üretim neyse İstanbul’da, emin olun, bölgede de o. Üç yıl önce fabrika açılışı yapılmış, özel sektör çimento fabrikasını açmış, üç yıl sonra aynı açılış yapılıyor.

Şimdi, bunlar çok doğru bir siyaset tarzı değil. Biz bu siyaset tarzını geçmişten bugüne kadar biliyoruz. Sizin geldiğiniz o gelenek var ya, geçmişte Erbakan da aynı şeyi yapıyordu; Muş’tan Bitlis’e geldiği zaman veyahut da Bitlis’ten Muş’a geldiği zaman birkaç tane temel atar, birkaç yerde de namaz kılardı. Sonra o dönemin Cumhuriyet Halk Partisinin senatörleri giderdi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler, BDP sıralarından “Doğru, doğru” sesleri)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sizin geleneğinizde ne var?

SUAT KILIÇ (Samsun) – Senin siyasi geleneğinde ne var?

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Ayıp, ayıp!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, ben ayıp olan şeyleri… Hatta gidip o temelleri…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Senin siyasi geleneğinde ne var onu söyle bana?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen susturur musunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, o temelleri Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri alıp aracına getirip burada basın toplantısı yapıyordular. Böyle bir gelenekten geliyorsunuz.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Çalış, çalış senin de olur, çalış. Rahatsız olmayın yatırımlardan.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, dönüyorsunuz. Son günlerde Kıbrıs’la ilgili… Ya Kıbrıs halkı diyor ki: “Kardeşim, bizim hayatımızdan…

BAŞKAN – Sayın Sakık, biraz da gündemle ilgili konuşur musunuz, öneriyle ilgili.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben gündemle ilgili, Türkiye’nin gündemini konuşuyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) –Türkiye’nin konusu bu, AK PARTİ’nin değil.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Önergeye gel, önergeye gel.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, ben Türkiye gündemiyle ilgili konuşuyorum. Biz Türkiye’yi konuşuyoruz burada.

Kıbrıs’ta, Kıbrıs halkı Kıbrıs’taki sendikacılar oturdular: “Ya kardeşim, elinizi yakamızdan çekin. 3-5 kuruş vererek bize emir kipleriyle hareket etmeyin.” diyorlar.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Rum bayrağı açanların propagandasını yapma burada.

SIRRI SAKIK (Devamla) – “Bizim irademize saygı duyun. “ diyorlar. Onların iradesine saygı duymalısınız. Kıbrıs kimsenin arka bahçesi olmamalıdır. Kıbrıs’ta eğer bir irade varsa bu iradeye hepinizin, hepimizin saygı duyması gerekir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Rum Bayrağı açanları mı destekliyorsun? Açıkça söyle.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sizden istenen de budur ama biz.. Siz, hiç kimseye Kıbrıs’a, Kıbrıs’ta babanızın çiftliğinden bir şey vermiyorsunuz. Bir koyup on da alıyorsunuz.

Bakın, Kıbrıslılar sizin için ne diyor…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Hangi halk yaşıyor orada? Kıbrıs’ta yaşayan halkın adı ne, söyle bakayım.

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (İstanbul) – Güney Kıbrıs’la mı iş birliği yapıyorsunuz?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Lütfen bir dinler misiniz?

Ne diyorlar biliyor musunuz? Diyor ki, bakın: “Türkiye’deki kumarhaneleri kapatarak bizdeki iş birlikçilerle kumarhaneler açtınız. Fuhşu tetiklediniz. Yapmayın, bizden elinizi çekin.” diyorlar. Diyor ki: Ey AKP, siz sabahleyin geliyorsunuz burada...” Mesela, Sayın Cemil Çiçek gitmiş,  ziyarette bulunmuş. Sabahleyin cami ve külliye açılışı -bunların tespitleri- yapıyor ve Hükûmetle bu protokolleri imzalıyor ve akşam da ne yapıyor biliyor musunuz Sayın Cemil Çiçek? Akşam da, gördüğünüz gibi, beş yıldızlı bir otelin kumarhane açılışını yapıyor. İşte söylenen bu.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Otel açılışı, otel...

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Otel açılışı...

SIRRI SAKIK (Devamla) -  Orada size isyan bu. Orada diyor ki, bakın, diyor ki: “Sabahleyin gelip burada...” Ne zaman oluyor biliyor musun? Temmuz ayında Cratos Otelinin...

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Otel açılışı...

SIRRI SAKIK (Devamla) -  Otel ve kumarhane açılışı Sevgili Kardeşim.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Yahu, ne alakası var?

SIRRI SAKIK (Devamla) -  Evet, otel ve kumarhane açılışı ve en lüks kumarhanedir ve isterseniz bir şey daha söyleyeyim size; alın, araştırın, oraya hangi vekillerin gidip kumar oynayıp oynamadığını da birlikte araştıralım.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Kaç tane üniversite açmış? Onları niye söylemiyorsun?

SIRRI SAKIK (Devamla) -  Ama sabahleyin gidip orada cami ve külliye adına Hükûmetle protokol imzalarsanız, akşam da gider otel ve kumarhane açarsanız...

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Onu siz yaparsınız, siz...

SIRRI SAKIK (Devamla) - ...oradaki demokrasi güçleri de size karşı ayaklanırlar, derler ki: “Siz çifte standart içerisindesiniz. Siz bilmeden de iki ruh taşıyorsunuz. Sabah böyle, akşamleyin de böyle davranıyorsunuz. Asıl Türkiye’nin gündemi farklı, siz farklı alanlara çekiyorsunuz.”

Gerçekten, Türkiye’nin gündemine uygun bir tespitiniz varsa, bu noktada çaba sarf etmek istiyorsanız, hodri meydan, birlikte yapalım ama yapmak istemiyorsanız, sadece bizi emir kulu olarak görmek istiyorsanız, kusura bakmayın, beynimizin, bedenimizin efendisi biziz, buna da müsaade etmeyiz.

Hepinize teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kılıç.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, oylama işleminden sonra İç Tüzük 69’a göre söz talebinde bulunuyorum.

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Vural’ın bir söz talebi var.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Oylamadan sonra söz hakkı veremezsiniz.

BAŞKAN - Sayın Vural, buyurun yerinizden…

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, torba yasadan vazgeçip başka kanun görüşmeye başlamanın nezaketsiz ve millet iradesini yok sayan bir anlayış olduğuna ve kınadığına ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, tabii, aslında, bugün -daha önce AKP Grubu ve Nurettin Canikli’nin imzasıyla- bu Genel Kurul torba yasanın ilgili bölümünü görüşeceğiz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Benim imzam değil, Elitaş’ın...

OKTAY VURAL (İzmir) - Yani grup başkan vekili olarak birbirinizin imzasına sahip çıkmanızı tavsiye ediyorum tabii. Reddetmeye gerek yok.

SUAT KILIÇ (Samsun) – İmzaya sahip çıkma konusunda bizimle yarışamazsınız.

OKTAY VURAL (İzmir) - Şimdi, Sayın Başkanım, bu torba yasayla ilgili biz önergeleri hazırladık, konuşmacılarımız belli. Yani böyle, konuşmacı belliyken ve bu torba yasanın perşembe günü bitmesi söz konusu iken bunun önüne 610 sıra sayılı kanunu getirmek, şimdi yeniden önergelerle ilgili konuşmacılarımız burada yoktu, onları çağırmak durumunda kalıyoruz. Bu kadar nezaketsiz, millet iradesini yok sayan bu anlayışı kınadığımı ifade etmek istiyorum. Doğru değildir bunlar, yanlıştır.

Ayrıca, Meclis Başkanlığı olarak, Sayın Başkan, Meclis idare amirliğinin verdiği kararla milletvekillerinin seçmenle görüşmeleri engellenmektedir, ziyaretçi yasağı konmaktadır. Ne olursunuz milleti Meclisten kopartmayın. Milletvekillerini seçmenlerinden ve milletinden kopartmayın. Bu talebimizi de lütfen Divana götürmenizi istirham ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

Son talebiniz değerlendirilecektir.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Kılıç, söz istediniz. Niçin istediniz?

Buyurun.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım…

SIRRI SAKIK (Muş) – Bitti efendim. Oylama yapıldıktan sonra…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Oturum devam ediyor. İç Tüzük’ü oku.

BAŞKAN – Sayın Sakık, siz İç Tüzük’ü bilirsiniz. Oylamayla ilgili değildir bu, oturumla ilgili.

Sayın Kılıç, buyurun.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, Sayın Sakık yapmış olduğu konuşmada gerek Grubumuza gerek Grup Başkanımıza gerekse Hükûmetimize yönelik tamamen gerçek dışı beyanlarda bulundu.

BAŞKAN – Ne söyledi Sayın Kılıç? Sayın Sakık ne söyledi de sataştı?

M. NURİ YAMAN (Muş) – Hükûmeti eleştirdi o kadar.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, ben Hükûmeti eleştirdim.

BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başbakanın on sekiz yaşında seçilmeyle ilgili sözlerini çarpıttı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kumarhane açılışı yapıldığını ifade etti.

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya mahal vermeden, iki dakika süre veriyorum Sayın Kılıç, lütfen... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

M. NURİ YAMAN (Muş) – Sadece Hükûmeti eleştirdi. Hükûmet cevap versin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Cemil Çiçek çıksın konuşsun.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Grupla ilgili bir şey söylemedi.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

 

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Sayın Hatip yapmış olduğu konuşmada o kadar yanlış şey söyledi ki iki dakika içerisinde bunları toparlayabilmek, düzeltebilmek gerçekten mümkün değil ama sürem yettiğince birkaçını ifade etmek istiyorum.

Evvela şunu belirteyim: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde eline Türk Bayrağı’nı almadan, Kuzey Kıbrıs Türk halkının bayrağını almadan Kıbrıs Rum kesimini simgeleyen bayrakla meydana inenlere bu kadar kuvvetli bir üslupla sahip çıkmanızı yadırgamadım.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Ayıp, ayıp!

SUAT KILIÇ (Devamla) – Yadırgamadım, önce bunu ifade edeyim.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Ayıptır! Sendikalar, siyasi partiler…

M. NURİ YAMAN (Muş) – O halk, vatandaşlar sizi kınadı.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri. Lütfen...

SUAT KILIÇ (Devamla) – Diğer bir konu: Sayın Cemil Çiçek, Başbakan Yardımcısı olarak Kıbrıs’a kumarhane açılışı yapmaya gitmemiştir, beş yıldızlı bir otel açılışı yapmaya gitmiştir. AK PARTİ Hükûmeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’inde yeni üniversitelerin açılmasını teşvik etmiş ve açmıştır. Üniversitelerin öğrenci yurdu kapasitelerinin 3 katına kadar artmasına imkânlar sağlamıştır. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi duble yollar, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi KÖYDES ve BELDES projelerinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de hayata geçmesi yönünde gayretler sarf etmiştir. Evvela bunu bilin, bu bir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kim yeni geldi Kıbrıs’tan? Kime anlatıyorsunuz? Karpas’a kadar gittim.

SUAT KILIÇ (Devamla)  İki: Kıbrıs’a para giderken doğu ve güneydoğuya para gitmiyor mu gibi anlaşılacak bir cümle benim kulağıma çalındı.

SIRRI SAKIK (Muş) – Onu kimse söylemedi. Nereden uyduruyorsun? Söylemedim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Uyduruyorsunuz! Uydurukçuluk yok!

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen...

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, yeni bir sataşmaya mahal veriyor.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşları birbirine eşit, hepimiz eşitiz. Doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle Cumhuriyet Türkiyesi’nin hükûmeti, cumhuriyetin bütün yurttaşlarına eşit hizmet götürüyor. Sadece sağlığı ifade edeyim. Sekiz yıllık iktidarımızda doğu ve güneydoğuda 76 tane hastane, 31 tane hastane ek binası, 245 adet sağlık ocağı yapıldı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Uydurukçuluk yok.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Sadece Doğu Anadolu’da 30 bin, güneydoğuda 31 bin olmak üzere sekiz senede doğu ve güneydoğuda 61 bin toplu konut projesi hayata geçirildi.

On sekiz yaş meselesine gelince ise, çağdaş Avrupa demokrasilerinin pek çoğunda seçme ve seçilme yaşı birbirine eşittir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Allah aşkına, bitti, kapat yani. Bonus kart mı veriyorsun?

BAŞKAN – Sayın Kılıç, teşekkür ediyorum.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Nüfusunun büyük çoğunluğu otuz yaşın altında olan bir ülkede on sekiz yaşında seçilme yaklaşımına karşı çıkmak her şeyden evvel apolitik bir tavır sergilemektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, BDP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar(!)]

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın; Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/253) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/256)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

15.05.2008 Tarihinde “Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair” ile ilgili vermiş olduğum Kanun Teklifimin İç Tüzüğün 37. maddesi gereğince 45 gün içinde Komisyonda görüşülmediği için, yine İç Tüzüğün 37. maddesi gereğince doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim. 17.02.2010

                                                                                                  Hasip Kaplan

                                                                                                        Şırnak

BAŞKAN – Teklif sahibi Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İç Hizmet Kanunu, madde 35… İstanbul Radyosu’nu, Ankara Radyosu’nu tanklar çevirip bastığında, Türk Silahlı Kuvvetleri -5 general- “Yönetime el koymuştur.” deyip bu Meclisi, İstiklal Savaşı’nda kapatılmayan bu Meclisi kapatmış, bu Meclisteki bütün partilerin liderlerini Zincirbozan’a çekmiş ve apoletleriyle, postallarıyla, palaskalarıyla gelip bu kürsülere milletin iradesinin dışında oturmuştur. 2 milyonun üstünde insan işkencelerden, sıkıyönetimlerden geçti.

AHMET YENİ (Samsun) – 12 Eylülde oy verdiniz mi?

BENGİ YILDIZ (Batman) – Yargıladınız mı paşaları? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Evren Paşa’yı yargıladınız mı? Hadi oradan, uyduruk uyduruk konuşma! Onların uydurukçususun sen! Senin gücün yeter mi?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Onlarca insan idamlardan geçti.

AHMET YENİ (Samsun) – Tabii, oy vermeyin…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Dinle, dinle… Dinleyeceksiniz, sizin foyanızı da çıkaracağız ortaya, merak etmeyin.

Şimdi, 2 milyonun üstünde insan fişlendi, sendikalar kapandı, dernekler kapandı, depolitizasyona gidildi, darbe anayasası yapıldı. Bu darbe anayasasını, otuz senedir uğraşıyoruz, yama yama değiştiremedik. 12 Eylül referandumu yapıldı, çıktınız meydanlara, dediniz: “Hesap soracağız.” Kenan Evren’e sizin hesap sormanızı da gördük. Kenan Evren’in önünde diz çöktünüz, Kenan Evren’i ifadeye bile çağıramadınız. Şimdi bu bir gerçek.

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (İstanbul) – Anayasa değişikliğinde neredeydiniz?

AHMET YENİ (Samsun) – Kaçtınız, kaçtınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Kenan Evren’e ancak siz düğme ilikleyebilirsiniz, bunu süreç gösterdi.

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Onu sen yaparsın!

BENGİ YILDIZ (Batman) – Suç duyurumuz var, yargıla. Yargılayın Paşa’yı!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, bırakın bunu, bir şey daha söyleyeyim. “Kaplan” konusunu bu iki gündür tartışıyoruz.

Şimdi, kâğıttan kaplanlar var mı, yok mu, bu oylamada ortaya çıkacak. AK PARTİ diyor ki: “Biz darbecilere karşıyız, biz çetelere karşıyız, biz darbecileri yargılayacağız.” Bunun mihenk taşı bu maddedir, 35’inci maddedir. CHP diyor: “Darbecilere karşıyız.” Önergeleri var. Bu madde mihenk taşıdır. MHP 12 Eylülün mağduru bir partidir, içeri girmiştir, yargılanmıştır, mağdurudur, darbeye karşıdır. Bu 35’inci madde bunun mihenk taşıdır.

Arkadaşlar, Türkiye’de başkomutan Cumhurbaşkanıdır, halkın seçtiği Cumhurbaşkanıdır. Bakanlar Kurulu ülkenin güvenliği nedeniyle Meclise karşı sorumludur, savaş konusunda, icraatında.

Demokrasilerde güçler ayrılığı var ve bu olay böyle giderken, 1960’da o dönemin İç Hizmet Kanunu 34’e göre ilk darbe ve el koyma yapıldıktan sonra 12 Martta, 12 Eylülde de İç Hizmet Kanunu 35’inci maddeye göre bu ülkede darbe yapıldı.

Şimdi, bizim verdiğimiz teklif çok basit iki maddeden oluşuyor. Bir maddesi, askerî okullarda çağdaş dünya gereklerine uygun ve iç siyasetten uzak, askerlik mesleği ile eğitim verilmesi gereğine ilişkin bir değişikliktir.

İkincisi 35’inci maddeyle ilgili çok teknik bir değişikliktir. Değişiklik önergesi diyor ki: “Silahlı Kuvvetlerin görevi ulusal sınırları dış tehdit ve tehlikelere karşı korumaktır.” Bunu niye söylüyoruz? Bunu şunun için söylüyoruz: 245 bin polis var, 235 bin jandarma var, 82 bin korucu var, 435 bin özel güvenlikçi var, 50 bin tane sözleşmeli er alacaksınız, 10 bin tane sınır polisi alacaksınız. 1,5 milyon silahlı iç gücünüzün olduğu bir ülkede iç güvenliği Hükûmet sorumlulukla Meclise karşı yürütür.

Şimdi, biz 12 Eylülü yaşadık hepimiz. Sanığıyız, tanığıyız, mağduruyuz, avukatıyız. Hepiniz elinizi vicdanınıza koyun. Başbakan diyor ki: “Ben Metris’te yattım 1979’da.” Oysa Metris yoktu, ben avukattım o zaman. 81 Nisanında Metris Cezaevi açıldı. “Ben işkence gördüm” diyor Başbakan. “Çıksın, bir ispatlasın.” demiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı da diyor “Metris’e alındım.” Biz bir gezide beraberdik, CHP, AKP, MHP’li 4 milletvekili ve Cumhurbaşkanı oturmuş sohbet ediyoruz uçakta. Cumhurbaşkanı “Ben içeri alındım 12 Eylülde.” dedi. “Ben de alındım Sayın Cumhurbaşkanım.” AKP’li “Ben de alındım.”, CHP’li “Ben de alındım.”, MHP’li “Ben de alındım.” dedi. İşte, bu 35’inci maddenin bugün sadece gündeme gelmesi oylanacak.

Şimdi, soruyorum size…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Oy sizin, kâğıttan kaplanlar belli olacak bu oylamada; evet mi, hayır mı? Maskelerin düştüğü an bu andır.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Bir milletvekili adına Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sevgili arkadaşlar, hepinize tekrar merhaba.

Şimdi, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’yla ilgili bir kanun teklifi veriyoruz. Hepimiz bu işin mağduruyuz, hep de söyleriz. Eğer mağduriyet varsa bugün gerçekten burada bir birlik oluşmalıdır.

Şimdi, bakın, Meclis Başkanımızın bir açıklaması var, “Derhâl değiştirilmelidir.” diyor. Biz de buna uygun bir kanun teklifi verdik. Meclis Başkanı da bu iktidar partisinden çıkan ve hepimizi temsil eden bir başkan, onun gereği yapılmalıdır.

Bakın, hemen yanı başımızda, Parlamento kuşatılmış, bir tarafta Genelkurmay, bir tarafta Hava Kuvvetleri, bir tarafta Deniz Kuvvetleri, bir tarafta Kara Kuvvetleri, bir tarafta da Jandarma; yetmiyor, hemen İçişleri Bakanlığı da polis birlikleriyle bu Parlamentoyu kuşatmış; bu da yetmiyor, Ayrancı tarafı boş, oraya da Muhafız Alayını koymuşlar. Meclisin içerisinde, Parlamento, halkın iradesi, gel burada fikir üret, düşünce üret. Bu kadar korkunun kuşattığı bir yerde, burada düşünce üretilmez.

Onun için, mesela geçen gün Hasan Cemal yazmıştı: “Biz ne yapabiliriz? Genelkurmay binasını müzeye dönüştürebilir miyiz?”

Gerçekten dönüştürebilir miyiz? Yani asker kışlasından daha değişik alanlara çekilebilir mi? Öyle bir noktaya getirelim ki askerin kışlasından siyasetçi rant elde etmesin.

Bakın, Sayın Kılıçdaroğlu Genel Başkan seçildiğinde şunu söyledi: “Darbelere karşı dimdik duracağız. -yürekten alkışlamalıyız- Yeri zamanı gelirse, eğer darbeler olacaksa tankın üstüne ilk ben çıkacağım.” biz de yürekten alkışlıyoruz ama aynı partide onun yardımcısı da olan iki gün önce çıktı, “Bu ordu kartondan bir kaplanmış.” diyor, “Çünkü niye ihtilal yapmadı?” diyor, “Niye halkın iradesine karşı bir duruş sergilemedi…” Ve hâlen ordudan medet bekleyenler var, halkın iradesini yok etmek isteyenler var, Genel Başkanına rağmen, partisine rağmen böyle düşünenler var, böyle güçler var. Evet, herkes kendisini biliyor ama yüreğiniz yetiyorsa bu kanun teklifine siz de “evet” deyiniz. Diyecekseniz sizi de alkışlarız. Bunu yapmazsanız sizi çocuklarınıza şikâyet ederiz, 12 Eylülde mağdur olup hayatını yitirenlerin kemikleri sızlar. Bu, hayatını yitirenler sadece Kürtler değildi; Türkiye demokrasi güçleriydi, devrimcilerdi, milliyetçilerdi, bir bütün olarak hepimiz bunların mağdurlarıyız. Hâlen bu noktada her gün kazılar altından cesetler çıkıyor, bir taraftan da silahlar çıkıyor, bir taraftan mesela askerlerin başında bulunan komutan “Bize ait değil.” diyor, sonra o silahların şeyden çıktığını görüyoruz. Peki, bu silahlar ne için? Bu silahlar yeniden bir ihtilal yapmak, yeniden bir darbe yapmak için. Eğer Parlamento da bu konuda hesap soramıyorsa Parlamentonun gerçekten görevini yapmadığını, çocuklarına ve geleceğe kötü bir miras bırakacağını…

Onun için, hepimizin gerçekten acıları var. Bu acıların sonlanması için Parlamentonun da yürekli olması gerekir yani korkmamalıdır. Biz hepimiz gerçekten kısa bir ömür için zalimlere karşı boyun eğmemeliyiz. Ölümden öteye bir yol yok yani hayat çok kısa. Onun için, ya zalimlere boyun eğeceğiz ya da zalimlerden, zalimlerin demokrasiye karşı birlik oluşturmasını… Biz ordu düşmanı da değiliz. Eğer ordu halkın iradesine saygı duyuyorsa bu ordunun başımızın üzerinde yeri var ama ordu halkın iradesine saygı duymuyorsa, planlar, projeler uyguluyorsa ve sivil halkın iradesine karşı tuzak kuruyorsa, bu, ordu değildir, bu, görevini yapmayanlardır. Çünkü Franco döneminde de İspanya’da ordu aynen böyle davranıyordu, ihtilalciler, sonra demokrasiyle yüzleştiler ve o cuntacılardan hesap soruldu. Bugün İspanya’da demokrasi var, ülkemizde de demokrasinin olması için bu kanun teklifine olumlu oy vereceğinizi umut ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İnce, bir söz talebiniz var, buyurun.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, CHP’yi yanlış değerlendirdiğine ilişkin açıklaması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan

Sayın Sakık, partimize ilişkin yanlış değerlendirmelerde bulundu, kısa bir düzeltme yapmak istiyorum.

Yalova milletvekili olarak benim ve Ankara Milletvekilimiz Sayın Hakkı Suha Okay’ın imzasıyla aynen bu konuda verilmiş bir kanun teklifimiz var bizim, İç Hizmet Kanunun 35’inci maddesinin değiştirilmesiyle ilgili. Biz darbelerden çok çekmiş bir partiyiz. Darbeler bizi kapatmış, partimizin mallarına el koymuş… (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar[!])

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bizim o zamanlar CHP’nin yöneticileri zorunlu ikamete tabi tutulduğunda, sizin Genel Başkanınız İETT’de bisküvi satıyordu! Bunları geçin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Kılıçdaroğlu ne yapıyordu? Ayıp!

AHMET YENİ (Samsun) – “Karton”a cevap ver!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bunları geçin.

Biz bu konuda bunu destekliyoruz, olumlu oy vereceğiz, merak etmeyin, biz tutarlıyız. Biz darbelerden en büyük acıyı çeken kesimiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) İşkence gören bizim arkadaşlarımız, hapse atılan bizim arkadaşlarımız, 12 Eylülde 650 bin kişi göz altına alındığında idam edilenler bizim arkadaşlarımız. Cumhuriyet Halk Partisinin yöneticilerinden hiç kimsenin, bir tek üyesinin dahi darbeci olarak anılması çok büyük haksızlıktır, vicdansızlıktır, tarih bilmezliktir. Biz İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesinin değiştirilmesi teklifine olumlu oy veriyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler (Devam)

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın; Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/253) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/256) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… (BDP sıralarından “Bravo” sesleri, ayakta alkışlar[!]) Önerge kabul edilmemiştir.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Siz busunuz işte!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bravo, çok yaşayın siz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                                                   Kapanma Saati: 19.20

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 61’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile benzer mahiyetteki 59 kanun teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdoroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610)(*)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 610 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Hükûmet adına söz isteyen Adalet Bakanı Sadullah Ergin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve tüm milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum. 610 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Hükûmetimizin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Bu tasarıyla ilgili olarak öncelikle bu tasarıda temel olarak getirmeye çalıştığımız düzenlemeleri satır başlarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.

Her şeyden önce, Türk yargısının genel problemlerine ilişkin sorunlar tespit edilmiş ve yargı reformu stratejisi içerisinde bu sorunlar sıralanarak çözüm önerileri de tespit edilmiş idi. Buna bağlı olarak bir eylem planı yapıldı ve ayrıca, stratejik belge tanzim edilerek bu sorunların hangi takvime bağlı olarak, hangi sürelerde, hangi yöntemlerle çözüleceği hem iç kamuoyuna hem yargı camiasına hem de Avrupa Birliği müzakereleri çerçevesindeki muhataplarımızla paylaşıldı. Bu çerçevede, bugüne kadar yapılan düzenlemeler, bulunduğumuz nokta ve bundan sonra yapacaklarımıza ilişkin yol haritamız çok net ilan edilmiş durumdadır. Kavas arkadaşların dağıtmış olduğu “Yargıda Reformun Neresindeyiz” konulu bir broşürle, şu ana kadar yapılmış olanlarla beraber bundan sonra yapılacak hizmetler, faaliyetler, atılacak adımlar noktasında milletvekillerimize bilgi arzında bulunmak üzere bir bilgi notu hazırladık. Tabii bu, sadece daha önce hazırlanmış olan Yargı Reformu Strateji Belgesi ve Stratejik Plan’ın özetidir, sadece bununla sınırlı değildir, bu bir özet bilgi notudur.

Değerli arkadaşlar, şu anda görüşmekte olduğumuz tasarıda temel olarak Yargıtayın ve Danıştayın daire sayısını artıran, üye sayısını takviye eden düzenlemeler var. Bununla beraber, bu tasarı içerisinde yargıçların, savcıların ve müfettişlerin hukuki sorumluluğunu düzenleyen hususlar var, Adli Tıp Kurumunun Tam Gün Yasası’ndan kaynaklanan karşı karşıya kaldığı zorlukları çözmek için birkaç maddelik bir düzenleme var ve asliye ticaret mahkemelerinin tek yargıçla yargılama yapabilmesini öngören düzenleme var. Temel itibarıyla konu başlıkları bunlar.

Tabii, bu tasarı ile getirmiş olduğumuz düzenlemeler gerek komisyon görüşmeleri esnasında gerekse kamuoyunda, medyada tartışılması esnasında üzerinde oldukça geniş tartışmaların yapıldığı, değişik spekülasyonların yapıldığı bir konu. Gerçekten Türk yargısının sorunları birikmiş, kronikleşmiş, uzun yıllar çok fazla da el atılamamış sorunlar idi. Bunları daha önceki arzlarımızda ifade ettik. Temel itibarıyla Türk yargısının sorunları:

1) Yapısal sorunlar, fiziki altyapı sorunu.

2) İnsan kaynakları sorunları.

3) Mevzuattan kaynaklı sorunlar.

4) Ceza infaz kurumlarımızın durumu.

Bu başlıklarda yargımızın, Adalet Bakanlığının, Türk yargı camiasının sorunlarını belki tanımlamak mümkün olabilir.

Bu başlıklar içerisinde temel altyapı sorunlarını 2002-2011 arasında çok önemli miktarda azalttığımızı, bu sorunların önemli ölçüde çözüldüğünü söylemek, bu tespiti yapmak hakkımızdır diye düşünüyorum çünkü 2002 yılı itibarıyla Türkiye’de toplam 596 bin metrekare kapalı alanı olan adliye binaları bugün 2,5 milyon metrekare kapalı alana ulaştı, yapılmakta olan kapalı alanlarla beraber inşallah 3 milyon metrekareyi aşacağız.

Bununla beraber, 2002-2011 yılları arasında Türk hukuk mevzuatının temel yasaları yenilendi. Ceza yasalarımız, usul yasalarımız, infaz yasalarımız, Medeni Yasa’mız -bizden önce yapılmıştı 2000-2001 dönemlerinde, koalisyon hükûmetleri döneminde- bununla beraber Borçlar Yasası, Ticaret Yasası, Medeni Usul Yasası, Tebligat Yasası gibi yasaları da iki hafta önce Parlamentoda çok güzel bir çalışma sonucunda yasalaştırdık ve bu ülkeye, bu millete armağan ettik. Bu 23’üncü Dönem Parlamentonun yaptığı çok hayırlı hizmetlerden bir tanesi de bu olmuştur.

Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla ilgili olarak çok değişik değerlendirmeler yapıldı, “Buna ihtiyaç var mıydı?”, “Türk yargısının sorunlarını çözmek, yüksek yargının problemlerini giderebilmek için istinaf mahkemelerini kurarız. İstinaf mahkemelerinin devreye girmesiyle beraber Yargıtayın ve Danıştayın ne daire ihtiyacı kalır ne üye ihtiyacı kalır.” gibi değerlendirmeler yapıldı. Tabii, bu değerlendirmelerin sağlıklı olabilmesi için, birtakım rakamları Genel Kurulumuzla paylaşmak istiyorum. O da şudur:

Yargıtayımızın iş yükü konusunda belli tespitler yapmak durumundayız. 2010 yılında, Yargıtayda toplam 1 milyon 98 bin 485 dosya bulunuyordu. Aynı dönemde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımızdaki 732 bin 934 dosyayı da buna ilave edersek yaklaşık, 1 milyon 831 bin 419 dosya yapıyor, 1 milyon 900 bine yakın dosya.

Değerli arkadaşlar, bu dosyaların bir yıl içerisinde ancak yüzde 51 kadarı görüşülüp karara bağlanabiliyor, yüzde 49-50 kadarı da bir sonraki yıla devrediyor. Başsavcılıkta bulunan dosyalardaki devir oranı daha yüksek. Başsavcılıktaki dosyaların yüzde 61’i bir sonraki yıla devrediyor. Bu çok ciddi bir iş yükü ve her yıl bir sonraki yıla daha katmerli devreden bir yük. Bakınız, 2000 yılında Yargıtaya gelen dosyaların yüzde 89’u karara bağlanabilir iken -yıl içinde gelen dosyaların- bugün, 2010 itibarıyla bu yüzde 51 oranına düşmüş. Yüzde 89’u karara bağlanabilir iken şimdi yüzde 51’i karara bağlanabiliyor.

ALİ ARSLAN (Muğla) – Sizin başarınız!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Daire başına düşen iş sayısı:

Yargıtayda, 1945 yılında, değerli milletvekilleri, 12 daire var. Bu 12 daireye, yıllık ortalama 8.450 dosya düşüyor, daire başına. 1959 yılında, daire sayısı 16 oluyor ve fakat, daire başına düşen dosya 11 bin 300’e çıkıyor. 2000 yılında -32 daireli, 1994’te oluyor- 32 daireli olan bir yapıda, daire başına 13 bin 72 dosya düşmeye başlıyor. 2010 yılında ise -geçtiğimiz yıl- 32 dairenin her birine ortalama 34 bin 327 dosya düşmeye başlıyor, her daireye 34 bin 327 dosya. Bu, 1945 yılında 8 bin dosya civarında. 1945 verilerine göre bugün itibarıyla daire başına düşen dosya sayısı 4 kattan fazla artmış durumda. 2000 yılındaki verilere göre ise 2,5 kattan fazla bir artış söz konusu.

Gelelim üye başına düşen dosya sayısına. Yani Yargıtayda çalışan yüksek yargıçlarımız bir yıl içerisinde kaç dosyaya bakıyorlar? Yargıtayımızda hâlen 250 üye bulunmaktadır. 2010 yılı rakamlarına göre 1 üyeye 4.393 adet dosya düşmüş arkadaşlar. Biraz sonra mukayeseli hukuktaki örnekleriyle karşılaştırmaları verdiğimde bu rakamın ne anlama geldiğini daha iyi göreceğiz.

Hemen buradan ben Danıştaya bir bakmak istiyorum. 1999 yılında Danıştaya gelen tüm dosyaların ancak yüzde 48,5’u karara bağlanmış, yüzde 51,5’u ise bir sonraki yıla devretmiş, sene 99. 2009 rakamlarını veriyorum: 2009 yılında Danıştaya gelen dosyaların ancak yüzde 38,81’i karara bağlanmış, yüzde 61 küsuru ise bir sonraki yıla devretmiş. Danıştayda 2000 yılında bir daireye düşen dosya sayısı 11.681 iken, 2004 yılında 1 daire ilave edilmesine rağmen, 2009 yılında bu sayı 21.199 olmuş. 1 üyeye düşen dosya sayısı 2000 yılında 1.592 imiş Danıştayda, 2009 yılında bu rakam 2.901’e çıkmış, 1 üyeye düşen dosya.

Tabii, bu iş yükünün getirdiği komplikasyonlar hemen bizim yakamıza yapışıyor. Nedir o? Zaman aşımı, Yargıtay için söylüyorum. 2000 yılında 10.735 dosya zaman aşımına uğramış, 2000’de. 2010 yılında bu rakam 18.585 olmuş ve her yıl zaman aşımına uğrayan dosya sayısı yüzde 25’le 30 arasında artış gösteriyor.

Değerli arkadaşlar, bu hesaplamalara göre 2014 yılında, eğer tedbir alınmazsa şu anda, bir yılda Yargıtayda zaman aşımına uğrayacak dosya sayısı 55 bin, yıllar itibarıyla bunu artışa vurduğunuz zaman yüz binlerce dosya… Nitekim 2000 ile 2010 yılları arasında zaman aşımına uğrayan dosya sayısı 100 bin civarındadır ama 2010’dan sonra daha da yüzde 25’leri koyduğunuz zaman rakam büyüyeceği için çok fazla sayıda vatandaşımız mağdur olacaktır.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sekiz yıldır kim yönetiyor bu ülkeyi?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Buradan yüksek mahkemelerde 1 dosya incelemesi için harcanan zamana bir göz atmak istiyorum. O da bu rakamlar Yargıtayın ve Danıştayın İnternet  sitelerinde yıl içerisinde karara çıkan dosya sayıları üzerinden yapılmış bir hesaplamadır.

Değerli arkadaşlar, bir ila üç dakika arasında dosya başına düşen zaman dilimlerinin olduğu daireler var. Bu süre içerisinde incelenmiş dosyalar, ne kadar hak bekleyen, hukuk bekleyen insanların, adalet beklentilerini tatmin eder, takdirlerinize sunuyorum.

Onuncu Ceza Dairesi 2010 yılında 29.002 dosyayı karara bağlamış. Dokuzuncu Hukuk Dairesi 42.052 dosyayı karara bağlamış. Buna göre Yargıtayın yılda ortalama 200 gün çalıştığı kendi kabulleridir. Bu 200 gün üzerinden hesap ettiğimizde Onuncu Ceza Dairesi günde 145 dosyayı karara bağlıyor. Yine Dokuzuncu Hukuk Dairesi günde 210 dosyayı karara bağlıyor ve günde altı saat üzerinden çalışma hesap edildiğinde Onuncu Cezada 1 dosyanın incelenme süresi 2,4 dakika. Dokuzuncu Hukuk Dairesindeki 1 dosyaya ortalama düşen zaman dilimi ise 1,7 dakika.

Şimdi Danıştaya geçiyorum oradan: Danıştayın Altıncı Dava Dairesi 2009 yılında toplam 13.127 dosyada karar vermiş. Gene aynı hesap üzerinden bakılır ise günde ortalama 65 dosya civarında karara çıkartmış ve burada da aynı hesap üzerinden idari dosyalarda 5,4 dakikada 1 dosyada karar vermiş Danıştayımız.

Şimdi, 1,7 dakika, 2,4 dakika, 5,4 dakikada incelenip karara bağlanmış olan dosyalar, toplumun, halkın, milletin adalet beklentisini ne kadar karşılar? Ben hem Genel Kurulumuzun hem milletimizin takdirlerine sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, buradan hemen yargılama sürelerinin ilk derece mahkemeleri ve yüksek mahkemelerdeki süreleri arasında bir mukayese yapmak istiyorum. Aslında, 2002-2010 yılları arasında alınmış tedbirlerle ilk derece mahkemelerinde davaların görülme süresi kısalmıştır. Bugün itibarıyla ceza mahkemelerinde ortalama 250 günde 1 dosya karara çıkmaktadır. Hukuk mahkemelerinde ise bu süre daha kısadır ve 203 gündür ortalama. Aynı dosyaların Yargıtaydaki karara bağlanma sürelerini de sizinle paylaşacağım ama ilk derece mahkemeleri delilleri toplayan, keşfi yapan, tanıkları dinleyen, her türlü maddi delilleri toparlayan faaliyetleri de yapar iken yüksek yargı sadece dosya içerisindeki bilgi ve belgeleri değerlendirip delillerin yasalara uygun değerlendirilip değerlendirilmediğine karar veriyor ama buna rağmen ilk derece mahkemelerinin karara bağlama süresinin 3 ila 4 kat kadar fazla zaman harcanıyor yüksek yargıda. Örnek vereceğim: Yargıtay Bircinci Ceza Dairesinde 1 dosya ne kadar zamanda karara çıkıyor?

Değerli arkadaşlar, 352 gün dairede dosyanın karara çıkma süresi, 473 gün de Yargıtay savcılığında bekleme süresi. Hesap ettiğiniz zaman, 825 günlük bir süreyi buluyor. Oysa ilk derece mahkemesinde karara çıkması 250 gündü. Yüksek yargıdan onanıp ya da bozulup dönmesi ise 825 gün alıyor. Burada çok ciddi bir sorun var. Aynı hesap yöntemiyle Üçüncü Ceza Dairesinde 1 dosya 814 günde karara çıkıyor, 4. Ceza Dairesinde 760 gün, 5. Cezada 848 gün, 6. Cezada 1.269 gün ve 7. Cezada 1.170 gün. Hülasa ortalamasına baktığınız zaman -tüm ceza dairelerinin ortalamasına- 1.042 günlük bir zaman harcanıyor Yargıtay ceza dairelerinde 1 dosyanın karara çıkması için gereken süre. Hukuk dairelerinde bu süre biraz daha az, ama gene uzun sayılabilecek bir süre. Ortalaması 232 gün hukuk dairelerindeki karara çıkma süresi.

Şimdi, çok sayıda hükmen tutuklu cezaevlerinde bekliyor, kararları bitse tahliye olacaklar ama dosyalar dönmediği için tahliye olamıyorlar.

Danıştayımızda hemen seri olarak süreleri vermek istiyorum: Danıştayda bir idari uyuşmazlığın, idare mahkemesinden gelen 1 dosyanın karara çıkma süresi, savcılıkta bekleme süresi hariç, o bilgi elimizde yok, daireye geldiği günden itibaren; 2. Dairede 515 gün zaman alıyor, 3. Daire 420 gün, 4. Daire 413 gün, 5. Daire 514 gün ve 11. Daire 700 günde karara bağlayabiliyor, savcılıkta geçen süreler hariç.

Görüldüğü gibi, hem Yargıtayda hem Danıştayda geçmekte olan süreler gerçekten insanımızı bezdiren, adalet beklentilerini boşa düşüren uygulamalar.

Ben, hemen, dünyadaki gelişmiş ülkelerden bir mukayese yapmak istiyorum. Yüksek mahkemeler dünyada umumiyetle içtihat mahkemesi, bizdeki gibi temyiz mahkemesi olarak çalışmıyor çoğu. İnşallah, bizim de alacak olduğumuz bu tedbirlerle Türkiye’de de Yargıtay ve Danıştayımız birer temyiz mahkemesi olmaktan çıkıp içtihat mahkemesi hâline gelir ve baktıkları dosya sayısı da makul düzeye gelmek suretiyle, gerçekten içtihat üreten, adaleti tesis eden örnek kararlara imza atarlar.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de Yargıtaya gelen toplam dosya sayısı 1 milyon 7 bin küsur. 250 üyeye böldüğünüz zaman 4.028 dosya düşüyor, bu 2009 rakamlarına göre. 2010 rakamlarına göre, biraz önce arz ettim, 4.393 dosya.

Fransa: Fransa’da yüksek yargıçlara gelen dosya sayısı yıl itibarıyla 320. Bizde 4.393, Fransız yüksek yargıcına 320 dosya geliyor.

Almanya’da, Alman yüksek yargısında çalışan bir yüksek yargıç senede 48 dosyaya bakıyor, biz 4.393 dosyayla çalıştırıyoruz yüksek yargıcı. Dolayısıyla Yargıtay ve Danıştayın bu iş yüküyle, bu kadroyla devam etme şansı yok. Bugün şunu söyleyebiliyoruz, zaman zaman bu eleştiriler yapılıyor: Efendim, istinaflar devreye girecek, ne gerek var şimdi üye sayısı artırmanın, daire artırmanın. Bırakalım istinaflar nasıl olsa dosyaları azaltacak.

Değerli arkadaşlar, istinaflar şu saatte devreye girse bile, biraz sonra örnekler var, zamanım yetmezse bir sonraki turda ifade edeceğim, belli dairelerde dokuz buçuk on sene elindeki dosyayı tüketebilmek için zamana ihtiyacı var Yargıtay dairelerinin. Bu kadar beklemeye zamanımız var mı? Yüz binlerce yeni dosyanın zaman aşımına uğramasına gönlümüz elveriyor ise bu tekliflere evet diyelim.

Bu tasarının amacı, satır başlarıyla ifade ediyorum:

Yüksek mahkemelerin güçlendirilmesi,

Birikmiş işlerin tasfiye edilmesi,

Dosyaların incelenmesine daha fazla zaman ayrılabilmesi,

Yüksek mahkemelerin içtihat mahkemesi hâline getirilebilmesi,

Karar kalitesinin yükseltilebilmesi.

Temel olarak bizim bu yasa tasarısını getirirken gözettiğimiz hedefler bunlar.

Elbette ki bu tasarı Komisyonda görüşülürken de değerli milletvekillerimizin çok sayıda eleştirileri oldu. Bu eleştirileri inşallah imkânlar ölçüsünde değerlendirmeye çalışacağım.

Yüksek yargının ele geçirilmeye çalışıldığı yönünde bir eleştiri ilk olarak gündeme getirilen.

Değerli arkadaşlar, bu tasarı, Genel Kurulumuzun tasvibiyle yasalaşır ise birinci derece hâkim ve savcılarımız ancak Yargıtay ve Danıştaya üye olabileceklerdir. Bu da şu demek: Askerliğini yapmış ise on beş yıl önce göreve başlamış olanlar ancak seçilebilecekler. Burada hâkim, savcıların göreve başladıkları döneme göre bir taksime tabi tutulmaları fikrinin de son derece yanlış olduğunun altını çiziyorum. Hâkim ve savcılar asla ve kat’a konjonktürel olarak pozisyon alan insanlar değildir.

Bu anlamda, sürem bitti ama Komisyonda yapılan eleştirilere ya da arkadaşlarımızın biraz sonra dile getirecekleri hususlara daha sonraki turlarda inşallah değineceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. Ek süre veremiyoruz biliyorsunuz.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, konuşmama başlamadan önce, bu, Vatan gazetesinin manşeti: “Halkın haykırışına kulak ver.” Bu, Sayın Başbakanın Mısır Devlet Başkanı Sayın Mübarek’e önerisi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî iradenin yansıdığı en büyük odaklardan birisi ve biz burada gerçekten halkı ilgilendiren yasalar yapıyoruz ama milletin kendisi bu Meclise yaklaştırılmıyor, hatta hakkını, hukuku aramak için yollara dökülen insanlara polis panzeri, biber gazı, cop ve tazyikli suyla saldırılıyor. Sayın Başbakan Mısır Cumhurbaşkanına öğüt vereceğine, öncelikle kendisine, burada halkın sesine, haykırışlarına kulak vermesini öneriyorum.

İkinci tespit etmem gereken konu: Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna mensup milletvekili arkadaşlarımız ne zaman 12 Eylül 1980 darbesinin istismarı söz konusu olduğunda, ne zaman faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin istismarı söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmıyorlar ancak, değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde büyük Türk milleti şahittir ki tam 5 kez, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılması için komisyon kurulmasına yönelik Meclis araştırma önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna geldi ve AKP’nin oylarıyla reddedildi.

Yine, değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı elimde, 12 Eylül 1980 darbe sürecinin yol açtığı mağduriyetlerin giderilmesine ilişkin kanun tasarısıdır. Bu kanun tasarısının 1’inci maddesinde çok açık bir şekilde “Türkiye Cumhuriyeti devleti 12 Eylül 1980 darbesini demokrasiye, hukuka ve millete karşı yapılmış bir hareket olarak kabul eder: Devlet, uygulamaları, sonuçları ve yol açtığı gerek kişisel gerek toplumsal yıkımlar nedeniyle 12 Eylül 1980 darbe sürecinde madden ve manen zarar görenlerin zararlarını giderir.” şeklindeki tarihsel hükmü içeren bu kanun teklifi hâlâ daha Adalet Komisyonunun raflarında bekletiliyor değerli arkadaşlarım. Cumhuriyet Halk Partili 5 milletvekilinin gündeme alınmasına ilişkin dilekçeyi bile komisyon görmezlikten geliyor.

Yine, Başbakanın -20 Temmuz 2010 grup toplantısında isimlerinden söz ederek- gözyaşı dökmesine neden olan Necdet Adalı, Erdal Eren ve Mustafa Pehlivanlıoğlu’nun idam edilişlerine ilişkin kanunun yürürlükten kaldırılmasına ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleriyle verdiğim bu kanun teklifi, yine, Adalet Komisyonunun raflarında bekliyor değerli arkadaşlarım.

“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” Laf söylemekte mangalda kül bırakmayan AKP’liler, iş icraata geldiği zaman ne 12 Eylül 1980 darbesiyle hesaplaşmak ne de faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle hesaplaşmak konusunda yeterli cesareti gösteremiyorlar.

Değerli arkadaşlarım, bu görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın özünü yargı manzumesinde idari yargının en üst makamı olan Danıştayın ve adli yargının en üst mercisi olan Yargıtayın yapısındaki değişiklikler oluşturmaktadır. Her ne kadar kanunun adı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı” olarak getirilmiş ise de esas olarak, bu Yargıtay ve Danıştay nasıl olur da siyasi iktidarın tahakkümüne, emrine sokulur, nasıl olur da Yargıtay ve Danıştay siyasi iktidar tarafından yönetilir ve yönlendirilir hâle getirilmenin yol ve yöntemleridir.

Bir kere, bu yasanın getirilişi, değerli arkadaşlarım, yasa yapma tekniğine, adabına, ahlakına, yöntemine, usulüne aykırıdır. Bu yasa toplam on beş maddeden ibaret; üç geçici madde var, yürütme ve yürürlükle birlikte on beş madde. Bu, huzurlarınıza temel kanun olarak getiriliyor. Birazdan değineceğim, zaten Adalet Komisyonunda görüşülmedi, görüşülmüş gibi yapıldı. Şimdi de burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yine görüşülmüş gibi yapılarak bu kanun tasarısı buradan geçirilecek değerli arkadaşlarım.

Şimdi, bu elimdeki İç Tüzük, İç Tüzük’ün 91’inci maddesinde temel kanunun unsurları belirtilmiş. Ben soruyorum: Bu toplam on beş maddeden ibaret olan bu kanun tasarısı İç Tüzük’ün 91’inci maddesinde öngörülen temel kanun unsurlarından hangisini taşımaktadır?

Değerli arkadaşlarım, bu, hem getiriliş biçimiyle Anayasa’ya aykırıdır hem de Komisyonda görüşülmüş olma yöntemiyle Anayasa’ya aykırıdır. Bir kere, bu tasarı, demin de söyledim, yargıda değişiklik yapılmaya ilişkin bir tasarıdır. Anayasa’mızda yasama yetkisinin millet adına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılacağı öngörülmüştür; yine, yargı yetkisinin de egemenlik kapsamında millet adına kullanılacağı öngörülmüştür ama yürütme yetkisinin millet adına kullanılacağı öngörülmemiştir. Yani şimdi kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan bir sistemde biz yürütme organı olarak kendimizle ilgili olmayan,  tamamen başka bir erkle ilgili olan yargı alanında düzenleme yapılmasına ilişkin bir tasarı getiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, yürütme organının yargı organıyla ilgili bir konuda tasarı getirmiş olması Anayasa’nın hükümlerine aykırıdır, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır. Nasıl bundan önce Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda ve Sayıştay Kanunu’nda değişiklik öngören kanunlarla ilgili teklif şeklinde getirilmiş ise, bunun da bir tasarı şeklinde değil, bir teklif şeklinde getirilmiş olması gerekirdi. Bu yönüyle de baktığımızda Anayasa’ya aykırıdır. Kuvvetler ayrılığı ilkesini yok etmesi yönüyle Anayasa’ya aykırıdır. Adalet Komisyonunda görüşülme şekli ve Adalet Komisyonu kararının yok hükmünde olması nedeniyle de Anayasa’ya aykırıdır.

Birazdan değineceğim, Komisyon Başkanı Adalet Komisyonundaki antidemokratik tavırlarına, hukuk dışı uygulamalarına gerekçe oluşturabilmek için, kılıfına uydurabilmek için alabildiğine raporda bazı şeyler yazmış.

Değerli arkadaşlarım, bizim Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak Adalet Komisyonundan istifa etmek zorunda kalmamızın bir tek nedeni vardı. O da bizim konuşma hakkımızın bizzat Komisyon Başkanı tarafından engellenmesidir. Komisyon Başkanının Meclis İç Tüzüğü ve Anayasa hükümlerine göre Komisyonu yönetmesi gerekirken, Komisyon çalışmalarını iktidar partisi grup başkan vekillerinden ve Bakandan aldığı talimatlar uyarınca ve çoğunluğun kararlarına dayanarak yönetmiş olmasıdır.

O koşullar altında ya Komisyondaki hukuksuzluğa, keyfîliğe boyun eğecektik ya da ona ortak olmayıp istifa edecektik. Biz hukuku ve demokrasiyi koruma konusunda namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş milletvekilleri olarak orada kalıp hukuksuzluğu, keyfîliği ve yasa dışılığı görmezlikten gelemezdik. O nedenle istifa ettik, Komisyondan ayrıldık değerli arkadaşlarım.

“Bugün parmaklar yasama iktidarı için yetebilir. Buna güvenilmemelidir. Uzlaşmanın çimlendiği, çözümlerin oluşturulacağı mekân, o mekândır. Görüşülmekte olan anayasa değişikliğinin bir uyum komisyonundan geçmemesini, bu güzel geleneğin ihmali ve ihlali olarak görüyorum. Tekerrürünü ve parmaklara sığınmayı ise, yasama demokrasimizin geleceği adına kaygıyla karşılıyorum.” (15/6/1999, Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Ahmet İyimaya)

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Aynen.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Yine, 26/1/2001, Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi: “Neler yapıyoruz arkadaşlar, iki üç cümleyle söyleyeyim: Raporlar okunmayacak; ondan bir zaman kazanılacak. Geneli üzerinde konuşma, son konuşma… Maddeler müzakere edilmiyor, maddeler okunmuyor, maddeler oylanmıyor. Benimseme oylaması diye bir kavram!... Sorgudan kaçan bir Meclis ve akşam veya saat 2’de 48 saat beklemeden bir komisyonu çağıracaksınız, 180 maddelik bir teklif gelecek, komisyon 11’e kadar, 12’e kadar veya iki günde bitirecek, geceyarıları rapor yazılacak, ertesi gün Danışma Kurulunu çağıracaksınız; geneli üzerindeki konuşmayı, yetki gereği, 20 dakikadan 10 dakikaya indireceksiniz; yarım saat, 40 dakika, 50 dakika. Arkadaşlar, siz, mucize mi bekliyorsunuz sistemden; siz, mucize mi bekliyorsunuz? Nasıl olabilir?! Merak ediyorum; Sevgili Başkanım, merak ediyorum; değerli milletvekili arkadaşlarım, merak ediyorum… Sayın Profesör Aksoy, bu gibi kurallara ‘cibilliyetsiz kurallar’ derdi; büyük filozoflar ‘kanun giysili, kural giysili zulüm.’ derlerdi. Bu acayip kuralların mimarı kim acaba?” (Ahmet İyimaya, 26/1/2001, Tutanak Dergisi) O zaman “(DYP sıralarından ve Refah Partisi sıralarından alkışlar)” diyor.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Ne güzel söylemiş (!)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, yine “Buyruluyor, deniliyor ki ‘hızlı bir yasama dönemi içerisinde olmamız lazım.’ Hızlı yasama, tehlikeli yasamadır. Yasama organları, müzakere organlarıdır. Süreç içerisinde hataları ortaya çıkan organlardır. Vergi Kanunu, hızlı yasama kaç defa değiştirildi? Af, hızlı yasama sosyal yapıda nasıl makes buldu? Kanun hükmünde kararnameler, daha daha hızlı bir yasama… O hâlde hızlı yasama kaliteli bir yasama demek değildir.” Değerli arkadaşlarım, dün bu lafları söyleyen arkadaşımız bugün bu cibilliyetsiz kuralların bizzat uygulayıcısı durumundadır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan burada çok şeyler söyledi, rakamlar verdi. Sayın Bakanın verdiği bu rakamlar bugünün eseri değil. Bu rakamlar dün de böyleydi, önceki gün de böyleydi. Zaten 2005 yasasını çıkartırken, 2005 yılında bu Bölge Adliye Mahkemeleri Yasası’nı çıkartırken dayanılan gerekçe, bu iş yükünün fazlalığı, Danıştayın ve Yargıtayın içtihat mahkemesi olmamasıydı ve bu nedenle de o tarihte aynı Hükûmet bir kanun teklifi getirdi. Kanun teklifi, değerli arkadaşlarım, bu. 8/11/2007, altında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası var. Sadece Adalet Bakanı değişik, o tarihteki Adalet Bakanı Cemil Çiçek. Bu kanun tasarısında aynı laflar var ama deniliyor ki istinaf mahkemeleri… Demin Sayın Bakan dedi ki: “Canım, istinaf mahkemeleri kurulacak nasıl olsa. Yargıtaydaki daire sayısını artırmaya ne gerek var?” dedi. Ama bu lafları aslında 6 ve 8 Şubat günü Adalet Komisyonunda o zamanın Adalet Bakanı söyledi. Tutanaklar elimde. O zamanın AKP’li Adalet Komisyonu üyeleri söyledi. “Canım, Danıştay ve Yargıtay içtihat mahkemesi olacak. Bölge istinaf mahkemeleri faaliyete geçecek ve Danıştayın, Yargıtayın iş yükü azalacak. O zaman daire sayısının azaltılmasına siz niye karşı çıkıyorsunuz?” dedi. Değerli arkadaşlarım, bu kanunun altında da Başbakanın imzası var, bugün burada görüştüğümüz kanunun altında da Başbakanın imzası var. Orada istinaf mahkemelerinin faaliyete geçeceği nedenle Yargıtay ve Danıştayın iş yükünün azalacağı gerekçesine dayanılarak, Yargıtaydaki daire sayısı ve üye sayısını azaltan anlayış, bugün aynı gerekçelerle Yargıtaydaki daire sayısını ve Danıştaydaki daire sayısını artırıyor değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarı Sayın Bakanın söylediği gibi bu iş yükünü önlemeye yönelik bir tasarı değil. Bu lafları biz 6 Şubat, 8 Şubat 2008 günü Adalet Komisyonunda söyledik. O tarihte Adalet Komisyonunda, 7. Ceza Dairesi Yargıtay adına geldi, dedi ki: “Bizim elimizde bu kadar iş yükü var.” dedi, Yargıtay savcısı söyledi. “30-40 bin dosya” dedi, “her daireye düşüyor, daire sayısının artırılması lazım.” dedi. Komisyonda söyledi bunu ama buna rağmen, Sevgili Komisyon Başkanı Sayın İyimaya o tarihte, onun bir reform yasası olduğunu söyledi ve Cumhuriyet Halk Partili üyeleri reforma karşı çıkmakla suçladı.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Aynen kabul ediyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Şimdi ne değişti de değerli arkadaşlarım, siz Türkiye’de hiçbir şey değişmemişken, bugün Yargıtaydaki daire sayısını, Danıştaydaki daire sayısını artırmayı öngörüyorsunuz?

ATİLLA KOÇ (Aydın) – Niye karşı çıkıyorsunuz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Bu tasarı Yargıtay ve Danıştayın iş yükünü azaltmak gerekçesiyle getirilmiş. Bugün yargının yaşadığı iş yükü yılların birikiminin bir sonucudur ancak AKP İktidarı dokuz yıllık iktidarında, yargının sorunlarının çözümü için hiçbir somut, ciddi iş yapmamıştır. Tam aksine, “Ben yaptım oldu.” anlayışıyla kuralsız ve özensiz yasa yapması, dün çıkardığı yasayı bugün kaldırıp başka yasa yapması sonucu mahkemelerin yükü daha da artmıştır. Bu tasarı mahkemelerin iş yükünü azaltmadığı gibi, bu sorunu istismar ederek, yargı sistemini daha da kaosa sürüklemeye, yargıyı çalışmaz hâle getirmeye, Danıştayı ve Yargıtayı ele geçirmeye, kendi özel Yargıtayını, kendi özel Danıştayını oluşturmaya yönelik bir düzenlemedir. Yargıda yapılan bu düzenleme yargıdaki iş yükünü azaltmaz, ortadan kaldırmaz. Bağımsız, tarafsız, adil, hızlı işleyen bir yargı sistemi oluşturmaz. Danıştay ve Yargıtayı içtihat geliştiren yüksek mahkeme niteliğine dönüştürmez.

Bu tasarı ile Danıştaya 61 yeni üye, Yargıtaya 137 yeni üye atayarak, intikamcı duygularla, işlevsiz düzenlemelerle güya kendi yandaşları olmayan yüksek yargı üyelerini dengeleme çabasıdır. Tasarı, yargıyı dizayn etme projesinin son halkasıdır. Tasarı, demokratik hukuk devleti ilkesini yok etmenin son aşamasıdır. AKP’nin ve yandaşlarının “yüksek yargı vesayeti” dedikleri kavramın, kendileri söz konusu olunca sakınca yaratmayacağının yasal metnidir. İş yükü ileri sürülerek, fakat bunca yıla ve haykırışlara karşın Yargıtay ve Danıştayın daire ve üye sayısını artırmayıp tam da Adalet Bakanlığı bürokratlarının hazırladığı ve desteklediği listede yer alan adayların seçilmesi, referandum ve seçim sürecinde Hükûmete yakın görüşler bildiren, görülmekte olan ve özellikle de Başbakanın açıkça taraf olduğunu söylediği, Adalet Bakanının haklılığına işaret ettiği davalarla ilgili görüşlerini açıklamaktan çekinmeyen kişilerin atanması suretiyle oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu organlarının oluşturulup çalışmaya başlamasından hemen sonra vakit geçirmeden Yargıtay ve Danıştayın daire ve üye sayısının artırılmak istenmesi, genelinde yargının, özelinde yüksek yargının ele geçirilmesi amacına yönelik operasyonel bir yasama faaliyetidir.

Yürütme ve yasama gücüne hâkim olan iktidar partisi AKP’nin yargı üzerine de egemen olması, demokratik sistemden totaliter bir rejime, faşist bir rejime geçişin en açık işaretidir. Çoğunluğu elinde bulunduran güçlü partilerin tek başlarına iktidar olmalarının, giderek dikta heveslerinin ve bu yönde davranışlarının arttığı, siyaset bilimcilerinin gözlemleridir. Bir taraftan adalete erişimi kolaylaştırmaktan, hızlandırmaktan bahsederken, yasalaşmış, bazı bölgelerde binaları tamamlanmış, Avrupa Birliği ilerleme raporlarında yer verilmiş, faaliyete geçirileceği söylenmiş ve tasarının gerekçesinde de zikredildiği üzere, kanun yolu incelemesi, altyapısı tamamlanmış olmasına rağmen, bölge adliye mahkemelerinin açılmayarak, binalarının Adalet Bakanlığı idari birimlerince işgal edilmesi, aslında amacın adalete erişimi kolaylaştırmak, yargısal süreci hızlandırmak olmadığının açıkça bir kanıtıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Vermiyoruz süre biliyorsunuz Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Evet değerli arkadaşlarım, bu, yüksek Yargıtay ve Danıştayda kendi yandaş yargısını, kendi yandaş Danıştayını, kendi yandaş Yargıtayını oluşturma girişimidir; demokratik hukuk devletini açıktan yıkma operasyonudur. Bu yasa tasarısının millete hayırlı olacağına inanmıyoruz. Bu nedenle, Cumhuriyet Halk  Partisi olarak bu yasa tasarısına açıkça ve net olarak karşıyız.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Bengi Yıldız, Batman Milletvekili.

Buyurun Sayın Yıldız. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 610 sıra sayılı Yasa Tasarısı hakkında Barış ve Demokrasi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de kangrenleşen, ağır bedellerin ödendiği sorunlu alanların başında yargı gelmektedir. Hep yargı reformu ihtiyacından söz edilir ama bu sözün gereği yerine getirilmediği gibi, bu alan iktidar ile muhalefetin tenis maçına dönüşmüştür. İktidar ile muhalefet kavgalarını bu alan üzerinden yürütmekte, bağımsız olması gereken yargı bu kavgayı taraf tutar gibi zihniyetle kararlarına yansıtmaktadır. Yargının iş yükünün ağır olduğu ve “geç gelen adalet” gündemde olmasına rağmen, statükoyu korumak adına bugüne kadarki tüm hükûmet ve muhalefet edenlerce çözüm değil çözümsüzlük üretilmiştir.

Yargının iş yüküne dair verilen rakamlar kıyaslandığında hiçbir ülkede bu kadar iş yoğunluğunun olmadığı görülmektedir. Verilen bilgilere göre Yargıtayda bekleyen dosya sayısı 1 milyon 600 bin civarındadır. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in buna ilişkin sözleri ise: “Hiçbir dosya gelmese bile beş yılda yargıdaki dosyaların halledilmesi mümkün olmaz. Her yıl dosya sayısı yüzde 20 artmaktadır. Sorunların çözümü için üye sayısını artırmak bir yana, belki de yeni bir Yargıtay daha kurmak gerekir.” şeklinde değerlendirmeler yapmıştır.

Yine, Yargıtayın 11. Ceza Dairesindeki tutuklu dosya sayısı 13.500 civarında, 10. Ceza Dairesindeki tutuklu dosya sayısıysa 2.300’ler civarında gözükmektedir.

Yargıtayda zaman aşımına uğrayan dosya sayısı 2007 yılında 9 bin, 2008’de 12 bin, 2009’da 14 bin, 2010’da 19 bin. Şayet gerekli reformlar yapılmadığı takdirde 2014 yılında yaklaşık 55 bin dosyanın zaman aşımına uğrama tehlikesi vardır. 2009 yılında yaklaşık 454 bin dosya hiç incelenmeden 2010 yılına devrolunmuştur. Zaman aşımına uğrayan dosya sayısında her yıl ortalama yüzde 30 civarında artış gerçekleşmektedir. Birçok dosyanın zaman aşımına uğraması neticesinde fiilî bir af ortaya çıkmaktadır. Bu, eşitsizliğin ortaya çıkmasına sebep olan bir aftır. Görülmekte olan bazı dosyalar sonuçlandırılarak failler cezalandırılırken diğer bazı dosyalar zaman aşımına uğratılarak failler cezalandırılmıyor. Bütün bu yaşananlar önce yargıya, sonra da devlete olan güveni yok etmektedir.

Bu yoğunluk içerisinde çoğu dairelerde içerik itibarıyla birbirine çok yakın ve de hemen hemen aynısı olan dosyalar hakkında birbirinin aksine kararların çıktığı görülmektedir. Bu yoğunluk öylesine fazla ki üyeler belki de birkaç ay önce vermiş olduklarına benzer dosyalar hakkında ne yönde karar verdiklerini bile hatırlayamamaktadırlar. Nihai karar mercisi olan Yargıtayda işler böyle yürümekteyse artık söylenecek söz kalmamıştır.

Benzer sorunlar Danıştayda da yaşanmaktadır. Danıştayda 343 bin dosya bulunmaktadır. 2009’dan 2010’a devredilen dosya sayısı 118 bindir. Daire başına düşen dosya sayısı 26 bin, üye başına düşen dosya sayısı 3.600’dür. Vergi dosyalarının çoğunluğu oluşturduğu Danıştayda iş yükü sebebiyle dosyaların karara bağlanması yaklaşık beş yıl sürmektedir. Bu durumdan mağdur olan vatandaşların ya iflasın eşiğine geldiği ya da iş yapamaz duruma girdiği gözlenmektedir.

Yaşanan sorunların tek boyutlu, kısmi ve yüzeysel önlemlerle çözülmesi pek mümkün görünmemektedir. Alt ve üst derece mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi için gerekli reformların yapılması kaçınılmazdır. Bu amaca yönelik istinaf mahkemeleri, ombudsmanlık, ara buluculuk, uzlaşma, tahkim, hakem ve benzeri alternatif uyuşmazlık çözüm müesseseleri etkin bir şekilde faaliyete geçirilmelidir. Esasen, bunların bir kısmına ilişkin hukuki düzenlemeler mevcuttur. Yapılması gereken, bunların etkinleştirilmesidir. Her ne kadar istinaf mahkemelerinin kurulması hâlinde Yargıtayda bazı dairelerin azaltılması yoluna gidilebileceği belirtilmekte ise de bu konuda yapılması gereken, dosyaların yeterince incelenmesini mümkün kılacak şartların oluşturulmasıdır.

Yargıtay ve Danıştaydaki daire sayılarının ihtiyaçlara cevap verecek şekilde arttırılması gerekmektedir. Hukuk çevrelerinde Yargıtaydaki hukuk dairesi sayısının on iki, on üç, ceza dairesi sayılarının da on civarında arttırılması gerektiği vurgulanmıştır. Benzer şekilde daire sayısı arttırmanın Danıştay için de gerekli olduğu görülmektedir.

Türkiye hâkim ve savcı sayısı açısından Avrupa Birliğiyle kıyaslandığında en geride olan ülkedir. Türkiye’de en az 30 bin hâkim ve savcıya ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacın karşılanması konusunda ekonomik şartlar gerekçe gösterilerek adaletin paraya feda edilmemesi gerekir. Ancak, ne var ki iktidar, hâkim ve savcı alımında kendi ideolojilerine uygun kişileri seçme eğiliminde, sınavın mülakat aşamasını bu şekilde uygulamaktadır. Muhalefet ise bu durumu kendi lehine çevirme saikıyla hareket etmekte ve bu esnada ülkede hukuk sistemi çökmektedir. Bu doğrultuda geçtiğimiz yıllarda yapılan idari yargı hâkimliği sınavı iptal edilmişti. Danıştay kararında mülakat esnasında kamera sisteminin olmadığına vurgu yapılmış, yani iktidar kendi ideolojilerine uygun kişileri hâkim ve savcılığa uygun görürken, muhalefet de bunun kavgasını yapmış ve neticede ülkede hukuk gerilemiştir. Bu tartışmalar esnasında, esasen 1 Haziran 2005 tarihinde yasalaşan ve 2007 senesinde uygulamaya konulması gereken istinaf mahkemeleri rafa kalkmış görünmektedir. Binaları yapılan istinaf mahkemeleri AKP ve CHP kavgasından nasibini almış ve bir türlü uygulamaya geçmemiştir.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren ve 1 Haziran 2007 tarihinde faaliyete geçirilmesi kararlaştırılan bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçirilmesine yönelik olarak, dönemin Yargıtay başkanı, sert muhalefet eşliğinde, istinaf mahkemelerinin 1 Haziran 2010 tarihine ertelenmesini talep etmişti. Bu açıklamanın ardından, Adalet Bakanının teklifi üzerine, HSYK, Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Konya, Erzurum, Diyarbakır, Bursa ve Samsun olmak üzere dokuz ilde bölge adliye mahkemelerinin kurulmasını kararlaştırdı. Ancak, hâkim ve savcı sayısının artırılmasından sonra faaliyetin başlamasının uygun olacağını kararlaştırdı, fakat hâkim ve savcı sayısının artırılmasına yönelik çalışmalar yürütülmedi.

Yüksek yargının verdiği 2010 tarihine geldiğimizde ise söylem yine değişti. Yeni Başkan Gerçeker 2009-2010 adli yılı açılış konuşmasında istinaf mahkemeleri için daha ileri bir tarihi işaret etmiş ve hâkim, savcıların en az beş yıllık mesleki kıdeme gelmelerinin beklenmesini isteyerek “İlk derece mahkemelerinde oluşacak boşluk yeterli hâkim, savcı ve personel ile doldurulduktan sonra bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçirilmelidir.” şeklinde değerlendirmeler yapmıştır.

CHP başta olmak üzere, yargı mensupları Yargıtayın etkinliğinin azalacağı gerekçesiyle istinaf mahkemelerinin kurulmasına karşı çıktı. İstinaf mahkemelerine karşı duruşun bir nedeni de üniter yapının bozulacağına ilişkin kaygıdır. Şu an Yargıtayın üye sayısının artırılmasına karşı çıkıp istinaf mahkemelerini savunan Cumhuriyet Halk Partisinde dönemin Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı Orhan Eraslan “Bölge adliye mahkemelerinin kurulması ülkenin üniter yapısını bozmaya yönelik bir adımdır. Benzer olayda Diyarbakır bölge adliye mahkemesi başka, İzmir başka kararlar verecektir.” diyerek karşı durmuştu. Aynı şekilde CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ise “İstinaf mahkemeleri yargının hiçbir zaman yükünü azaltmayacaktır. Bunun aksine, son günlerde Türkiye’de eyalet sistemi ve özerk yapı söylemlerini sömürmek isteyenlere fırsat tanıyacaktır.” değerlendirmesini yapmıştı. YARSAV eski Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu da CHP’ye destek vererek bu hamlenin siyasi olduğuna dair beyanlarda bulunmuştu. Oysa doğru bir şekilde uygulamaya konularak istinaf mahkemeleri yargının iş yükünü azaltacağı gibi, doğru kararların verildiği ve adaletin korunduğu bir dönemi de beraberinde getirebilir.

Devletin temel ana görevi, bir devletin varoluş nedeni arasında bulunan yargı işlevi için gerekli kaynaklar ayrılmalı ve adaletin gerçekleşmesi adına her türlü önlem alınmalıdır. Geç işleyen adaletin adalet olmadığına sürekli vurgu yapılır.

Esasında bu ülkede ikili bir yargılama sistemi vardır; sistemden yana olanların yargılandığı, bir de muhaliflerin yargılandığı bir yargılama biçimi. Dikkat ederseniz Kürt muhalefetine sıra geldiğinde çok hızlı işleyen bir yargının olduğunu görüyoruz. Mesela Barış ve Demokrasi Partisinin binlerce üyesi hakkında bir yıl içerisinde alt derece mahkemelerinde karar verilebiliyor, birkaç ay içerisinde de Yargıtay bunları onaylayabiliyor. Hâlbuki, aynı Kürtleri katleden örgütler ve yapılara ilişkin on yılda bile bir kesin yargıya, bir hükme ulaşılamadığı, bu konuda Hükûmetin Yargıtaya, Yargıtayın da topu Hükûmete attığı bir trajikomik durumu yaşadık geçenlerde.

Bir de Diyarbakır’da Kürt siyaseti, Kürt siyasal kadroları, Barış ve Demokrasi Partisinin, daha önce kapatılan Demokratik Toplam Partisinin genel merkez yöneticileri, belediye başkanları, 100’ün üzerinde, “KCK yargılaması” adı altında insanlarımız, arkadaşlarımız yargılanmaktadır.

Aslında Diyarbakır’da sergilenen bu yargılama bir utanç yargılamasıdır, geçmişte Şeyh Sait’in, Seyit Rıza’nın yargılanmalarından farksız bir yargılamadır. Orada yargılanan Kürt halkının bizatihi kendisidir, Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinin kendisidir. Bu dava bir Dreyfus davasıdır ama yargılamada gelinen aşama itibarıyla aslında yargılayanlar Diyarbakır’da yargılanmaktadır.

Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden KCK duruşmasında tutuklu bulunan Batman Belediye Başkanımız Nejdet Atalay tüm sanıklar adına geçenlerde duruşmada söz aldı, davanın tarihî bir dava olduğunu ve tarihe geçeceğini anlattı, tarihin mahkeme heyetini anacağını kaydetti. “Çünkü yargılanan Kürt meselesidir, Kürtlerdir, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürtlerdir. Yargılama kriminal suçlar değil, Kürtlerin öncüleri olduğu için böyle bir yargılama söz konusudur.” dedi. “İddianame yanlış ve iftiralarla doludur.” dedi. “Bize Kürtçe savunma hakkı verilseydi biz bunları açıklayacaktık. Mahkeme tıkanıklık içinde elinden geleni yapmaktadır. Kürtçe savunma meselesini sizinle tartışmak istiyoruz. Sizin mahkemede bir avukat daha önce Kürtçe savunma yaptı. Bize ise bu hakkı vermiyorsunuz.” şeklinde değerlendirmeler yaptı. “Evet, bizler Türkçe biliyoruz ama çok da iyi biliyoruz. Burada Kürt olduğumuz için yargılandığımızı bildiğimiz için ana dilimizde ısrar ediyoruz. Ana dil insanın bir parçasıdır. Varlığımız pahasına bunu savunacağız.” dedi. “Duruşmada endişeleniyorsunuz. Endişelenmenize gerek yok.” dedi. “Bu tarihî dava iyi veya kötü bir şekilde tarihe geçecektir. Burada Kürt sorunu yargılanmaktadır. Cumhuriyet tarihinin en önemli davalarından birisidir. Yargılama Kürt sorununun geleceği açısından belirleyici olacaktır. Türkiye demokrasisi ve Kürt sorunu açısından da belirleyici bir yargılama olacaktır bu dava. Yargılama şeklen yürütülmeye çalışılıyor. Yargılama olmaktan çıkmıştır. Bunun nedeni bizler değiliz. Mahkeme yargılamanın bu şekilde sürmesini istiyor. Bu davanın gerçekten Kürt sorununun çözümüne katkı sunmasını istiyoruz. Yargılamayı tıkamak niyetinde değiliz. Biz bunu ispatladık. On sekiz duruşmadır kendi ana dilimizde savunma yapmak istedik ancak her seferinde bu talebimiz reddedildi. Mahkemeye karşı saygımızı her zaman koruduk. Bize karşı da saygınlık istiyoruz. İftira ve yalanlarla dolu bu iddianameyi günlerce sükûnetle dinledik. Tahliyeye ilişkin taleplerimizi bildirdik ancak mahkeme hepimizin, bildik şablon gerekçelerle tutukluluk hâlinin sürmesi, devam etmesi kararını verdi.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüzde 65 oyla seçilmiş belediye başkanlarının, yerleri, mekânları belli olan belediye başkanlarının tutuklu kalmalarının gerekçesi “Kaçma şüphesi, delilleri karartma şüphesi” şeklinde gerekçelendirilmektedir. Bu gerekçenin hiçbir yasal dayanağının olmadığını mahkeme de biliyor, bu davayı izleyen kamuoyu da biliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ana dilde savunma hakkı kutsaldır diyoruz. Ancak, bugün, Diyarbakır’da görülen bu davaya benzer trajik olayları biz 12 Eylül dönemlerinde de gördük. Biliyorsunuz o dönemde cezaevlerinde Kürtçe konuşmak yasaktı ve çocuklarının görüşüne gitmek isteyen analar, babalar, eşler, karşısında tutuklu bulunan insanlarla kendi ana dillerinde konuşamadıkları için suskun kalıyorlardı.

Buna ilişkin daha önce de çeşitli siyasi liderler tarafından dile getirilen bir durum da vardı, o da Kamber Ateş’in annesinin onu ziyareti. Diyarbakır Cezaevinde, tek kelime Türkçe bilmeyen Kamber Ateş’in annesi, oraya gittiğinde sadece “Kamber Ateş nasılsın?” diye Türkçe bir kelimeyi ezberlemiş ve sürekli olarak çocuğuna, tutuklu bulunan oğluna aynı şeyi söylemekte ısrar ediyordu. Bunlar şiire döküldü tabii. Bunu bir şair şu şekilde şiire dönüştürdü: “Dilim tutuklu oğlum/Seninle konuşamam/Gözlerime bak/Sözlerimi anlarsın/ Gözlerimin derininde/ Kaç uykusuz geceler/Kaygılı bekleyişlerden/Sana zulüm yaptılar mı?/Kamber Ateş nasılsın?/” şeklinde bir şiir yazarak aslında ana dil üzerindeki baskıları, geçmişten bugüne kadar bu baskıların nasıl bir baskı olduğunu, nasıl sistemli oluğunu, devletin bir dili, bir kültürü görmezlikten gelmek istediği bir uygulama olduğunu çok iyi bir şekilde anlatmaktadır.

Evet, Türkiye’nin bir yargı reformuna ihtiyacı vardır, bu yargı reformu, Kemalist tekçi ideolojinin emrindeki bir yargı reformu olmaması gerektiği gibi, Türk-İslam sentezci bir yargı reformu da olmamalıdır. Tarafsız, bağımsız, herkese eşit davranan bir yargı olmalıdır. Bütün özlük haklarıyla, bütün bilinciyle, üniversitedeki eğitim sistemiyle, hukuk fakültelerindeki eğitim sistemiyle, bağımsız ve tarafsız yargılamayı gerçekleştirecek hâkimlere ve güç olarak da bağımsız yargı kurumuna ihtiyaç duymaktayız. Bunu otuz yıldır herkes, bütün bilim adamları, yazarlar, siyasetçiler tekrarlayıp durmaktadırlar ama her iktidar, iktidara geldiğinde, kendine yandaş bir yargı, yandaş bir medya arayışı içerisine girmektedirler.

Bu anlamda, Yargıtaydaki, Danıştaydaki hukuk dairelerinin sayıca artırılması, istinaf mahkemelerinin, bölge mahkemelerinin bir an önce kurulması, hâkim ve savcı sayılarının ekonomik nedenlerle ertelenmemesi gerektiğine inanıyoruz.

Yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.

Tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yargıtay ve Danıştay Kanunu üzerinde önemli değişiklikler yapan kanun tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek için huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce Sayın Bakanı dinledik, bu kanunun yüce Meclisin önüne getirilmesinin asıl sebebinin Yargıtay ve Danıştayda biriken iş yükü olduğunu rakamlarla bize ifade ettiler, bu doğrudur. Danıştay ve Yargıtayda yoğun bir iş yükü vardır ve bu iş yükünün de halledilmesi gerekmektedir. İş yükünün halledilebilmesi ya da yargının tüm sorunlarının halledilebilmesi için sadece iş yükünden başlamak yanlıştır. Yargının araç sorunu vardır, gereç sorunu vardır, teknoloji sorunu vardır. Yargının motivasyon sorunu olmuştur devri iktidarınızda. Yargının otomasyon sorunu vardır, standardizasyon sorunu vardır, reorganizasyon ve dokümantasyon vardır.

Şimdi, bunların hepsini Milliyetçi Hareket Partisi “2023 Yükselen Güç Türkiye” perspektifi dâhilinde değerlendirdi, Millî Yargı Projesi olarak ortaya koydu, bunların çözümünün tamamı orada ama 2023 siyasi söyleminin siyasi intihalle AKP’ye mal edilme çalışmalarını da buradan yüce Meclisin değerli üyelerinin bilgilerine sunuyorum. 2023 siyasi vizyonunun siyasi intihalle sonuçlanan akıbetine uğramaması için Millî Yargı Projesi’yle ilgili ifade ettiğimiz hususları da tekrar sizlerin bilgisine sunmuş oldum.

Şimdi, çare bu iken yargının üzerindeki siyasi tartışmaları kaldırmaktır asıl başlayacağımız nokta, yargının üzerindeki siyasi tartışmaların kaldırılması. Yargı ne siyasetin içinde olmalıdır ne de siyasi tartışmaların içinde olmalıdır. Geçmişte, Anayasa Mahkemesi, siyasi bir sorun olan Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili sorunu siyasi olarak çözümlenememesi nedeniyle kendisi çözmeye kalkmış ve herkesin vicdanında derin yaralar açan 367 kararı karşımıza çıkmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi, bu şekilde siyasi krizi yargıya çözdüren bir siyaset anlayışına karşı olduğunu ve Anayasa Mahkemesi kararının da siyasi bir karar olduğunu ifade ederek eleştirmiştir.

Türban sorunu sosyal ve siyasi bir sorundur, bunun yargıya çözdürülmesi yanlıştı. O tarihteki Anayasa Mahkemesi “Bu sorunu kendim çözeceğim.” diyerek siyasetin içine girmiş, hukukun dışına çıkmış ve dolayısıyla eleştirilmişti. Parti kapatma davası da aynı şekilde siyasi bir karardı. İşte, bütün bu konuşulanlar sizin yargıdan şikâyet ettiğiniz hususlardır. Sayın Bakan, bunun altını çizin, biraz sonra da bizim şikâyet ettiğimiz hususları konuşacağız.

Değerli milletvekilleri, 28 Şubatta, o acı günleri yaşayanlardan birisiyim, HSYK’nın hışmına uğrayan kişileri mağdur etmemek için çalışan bir kişiyim o tarihin Personel Genel Müdürü olarak, mağdur kişileri mağduriyetten korumak isterken kendisi mağdur olan da bir kişiyim. O tarihte yargının tutumu yanlıştı, bu yanlışın altını çizelim Sayın Bakan. Bu tarihteki tutumunuzun da ne kadar yanlış olduğunu size hatırlatacağım.

İşte, böyle “arka bahçe-ön bahçe” söylemleriyle yargı siyasallaştırılmıştır ve siyasallaştırılan yargı netice itibarıyla AKP’nin bir temel hedefi hâline gelmiştir, AKP’nin ele geçirme gayretiyle çabaladığı bir hedef hâline gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, mesele Sayın Bakanın ifade ettiği şekilde iş yükünü hafifletmek ve yargıyı siyasallaştırmak değilse mesele çok kolaydır, çok basittir. Milliyetçi Hareket Partisi, mahkemeleri peygamber postu olarak gören bir kültürün, öyle bir medeniyetin oluşturduğu siyasi söylemleriyle size çözüm önermektedir. Milliyetçi Hareket Partisi, yargı mensuplarının Türk milleti adına karar veren birer anayasal organ ve adil kuruluşlar olduğuna inanan bir parti olarak size çözüm üretmektedir ve bu çözüm içerisinde de ortak akla sizi davet etmektedir. Eğer mesele sadece iş yüküyse iş kolay ve çok basittir, hiç tartışmaya gerek yoktur, kendinizi yormayın Sayın Bakan, bizim hukukumuzda, geçmişinde vardır, Danıştaya, Yargıtaya mürettep daire kurarsınız. Bu mürettep daireler, iş yükü azaldığı zaman görevleri sona erer ve istediğin kadar mürettep daire kur, kimse sana bir şey demez. İkincisi, eğer yargıyı siyasallaştırmak istemiyorsanız ve bir hedefiniz yoksa, Yargıtaya asli üye seçmek yerine geçici üye seçersiniz -bu “geçici üye” kavramı hem yerli hukukta hem uluslararası hukukta vardır- bu şekilde yargıyı siyasallaştırmamış olursunuz. Üçüncü olarak da yargıya seçeceğiniz, yüksek yargıya seçeceğiniz bu geçici üyeleri… Zaten orada görevlendirilecek insanların vasıfları bellidir, zaten orada görevlendirilecek olan insanların belirli bir kıdemden geçmesi lazım, belirli disiplin suçlarını işlememesi lazım, belirli not seviyelerini tutturmaları lazım. O takdirde bunların arasında siyasi tercih yapmayın, kurayla belirleyin. İşte size üç tane öneri lakin siz bu önerileri kabul etmediğinizi Adalet Komisyonunda ifade ettiniz. O zaman siz armut yemek istemiyorsunuz…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Üzüm, üzüm…

FARUK BAL (Devamla) – O zaman siz üzüm yemek istemiyorsunuz, bağcı dövmek istiyorsunuz. Döveceğiniz bağcı yargının ta kendisidir, döveceğiniz bağcı günü geldiğinde herkesin sığınabileceği güvenli bir limandır, döveceğiniz bağcı peygamber postunda oturan kişiye AKP yaftasını takmaktır. Dolayısıyla, sizin bu önerileri reddetmiş olmanız doğrudan yargıyı AKP kurumu hâline getirme niyetinizin bir delilidir. Bu tabii, bizim için bir sürpriz de değildir. Niçin bu zamanda buna karar verdiniz? Eskiden siz AKP olarak yargının, yüksek yargının iş yükünden haberdar değildiniz, eskiden siz iş yükünden şikâyetçi de değildiniz. Eğer bu doğruysa nasıl Adalet Bakanlığını sekiz yıldır AKP üstlendi? Eğer iş yükünden şikâyetçi iseniz şimdi soruyorum Sayın Bakan:

2007 yılında, 250 üyeli Yargıtayda 23 tane üye boş, Yargıtay bağırıyor “Bana üyelerimi seç.” diye, siz Müsteşarınızı göndermiyorsunuz, Yargıtayın 23 tane üyesi bir buçuk yıl seçilmiyor, Yargıtayda iş birikiyor. İşte, bu iş birikiminin manevi sorumlusu sizin iktidarınızdır. On binlerce diye ifade ettiğiniz, zaman aşımından kalkan dosyada ortaya çıkan adaletsizliğin tam sorumlusu AKP’dir, eğer o zaman 23 tane üyenin atanmasına engel olmamış olsaydınız.

2009 yılına geliyor, Yargıtaydaki boş üye sayısı 33. Yargıtay bağırıyor, Danıştay bağırıyor: “Boş olan kadrolara üye seçin.” Kanunen seçmek zorundasınız, 10 üye boşaldığı zaman bu seçimi yapmak zorundasınız ama siz, Müsteşarınızı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna göndermiyorsunuz, o şekilde de Kurulun çalışmasını engelliyorsunuz ve neticede Danıştaya ve Yargıtaya üye seçtirmiyorsunuz.

Yıl 2007, 11 Temmuz günü Meclise sunduğunuz kanun tasarısında, Yargıtaya bir hışımla hücum ediyorsunuz. Onların daire sayısını, ceza dairelerinde 7’ye, hukuk dairelerinde 13’e ve 250 olan üye sayısını da 150’ye düşürmek için kanun tasarısı gönderiyorsunuz.

Bu zamana kadar Yargıtayda işin biriktiğinin siz farkında değil miydiniz Sayın Bakan? Ne oldu da şimdi Yargıtaya birden 137 tane, Danıştaya birden 61 tane üye seçmek aklınıza geldi? Gece rüyanızda mı gördünüz, yoksa bir şey mi yaptınız? Evet, bir şey yaptınız. Ha, ondan önce de şunu ifade edeyim: Bu tarihe kadar, yüksek mahkemeler, Danıştaya ve Yargıtaya üye seçilmesini yüksek sesle dile getirir iken, sizin bu tasarınız ortaya çıktıktan sonra onlar da görüş değiştirdi, sizin görüş değiştirişiniz gibi; tahterevalli gibi, bir tarafında siyasallaşmış ya da yargıyı siyasallaştırmak isteyen bir AKP, diğer tarafında da karşısındakiler.

Değerli arkadaşlarım, ne oldu? Ne oldu da Yargıtaya üye seçilmesini engelleyen AKP’nin Adalet Bakanlığı, yıllarca engelleyen Adalet Bakanlığı aniden Yargıtayı böyle obez bir mahkeme hâline getirmek, dairelerini artırmak, Danıştayın dairelerini artırmak, üye sayısını artırmak için harekete geçti? Bir şey oldu, o da HSYK’nın yeni oluşumu.

Değerli arkadaşlarım, HSYK’nın yeni oluşumu ile Adalet Bakanlığı istediği yandaşını yüksek yargıya üye olarak seçtireceği kanaatine ulaşmış olmalıdır ki Danıştaya 61 tane yeni üye, 2 tane daire, Yargıtaya 4 tane daire ve 137 tane üye seçtirerek bu oyunun içine girmiştir.

Şimdi, bu 137 tane yeni üyeyle dünyanın en obez mahkemesi hâline gelecek olan Yargıtayın bu derecede üye sayısının şişirilmesinin sebebi hikmeti nedir diye bakıyoruz, karşımıza milimetrik bir hesap çıkıyor. Çok iyi incelemiş arkadaşlarınız, tebrik ediyorum. Yargıtaydaki bütün seçimleri çok iyi incelemişler, lehinize, aleyhinize çıkabilecek oyların ortalamalarını yapmışlar ve Yargıtaydaki üye çoğunluğunu elde edecek şekilde bir Genel Kurul oluşturuyorsunuz, 387 kişiden müteşekkil. “Canım, oluşuversin, ne olsun!” diyelim. E, diyelim de hukukun temel ilkelerini ortadan kaldıran bir anlayışla siz “tabii hâkimlik” ve “mahkemelerin kanunla kurulması” ilkesini de bertaraf ederek, Yargıtayın bütün işleyişini, daireler arasındaki iş bölümünü, daireler arasındaki dava naklini dahi Yargıtayın Genel Kurulunun iradesine bırakacak kadar adaleti fersudeleştirip Yargıtayı ve Danıştayı tam bir AKP kurumu hâline getirerek önündeki adil iş görme hizmetini ortadan kaldırıyorsunuz.

Sayın Başkan, Sayın Bakan; mahkemelerin kanunla kurulacağı bir evrensel değerdir. Bu evrensel değer bizim Anayasa’mıza da girmiştir. Tabii hâkimlik müessesesi insanların yüzlerce, binlerce yıl uğraşarak ulaşmış olduğu bir evrensel değerdir ve bu evrensel değer de bizim hukukumuza girmiştir.

Şimdi siz bu evrensel değerleri bu tasarıyla yok ediyorsunuz. Hem tabii hâkimlik ilkesini hem de mahkemelerin kanunla kurulma ilkesini, oradaki yandaş yargıçlarla oluşturacağınız çoğunluğun kararına göre, istediğiniz davayı Yargıtayda istediğiniz bir seyahate çıkarabilecek hâle getiriyorsunuz. Bu, Türkiye'nin yargısını, Fatih Sultan Mehmet’in adaletinden daha geriye götürmek demektir. Altı yüz yıl geriye gidiyorsunuz Sayın Bakan.

Değerli arkadaşlarım, bir suç işleyen kişi kanuna  bakar, kanunda der ki: Bu suçu işleyenler şurada, şu mahkemede yargılanır. Yani, suç işleyen kişinin nerede, nasıl yargılanacağı önceden bellidir. Bu tasarı ile suç işleyen kişinin ne zaman, nerede yargılanacağı muğlaktır, Genel Kurulun iradesine tabidir. Genel Kurul siyasi bir etki ile eğer karar verecek olursa -sizin amaçladığınız gibi- bu takdirde Yargıtaydaki görülecek davaların tümünün siyasi bir etiket taşıması kaçınılmazdır.

Bunların çizin altını demiştim Sayın Bakan. O zaman yüksek mahkemelerin 28 Şubat’ta ve diğer almış oldukları bazı siyasi kararlarda nasıl kamu vicdanı sızlamış ise, şimdi siz de kamu vicdanını sızlatacak bir iş yapıyorsunuz, kanı kanla yıkıyorsunuz. “Arka bahçe” diye nitelendirdiğiniz yargıya siz “ön bahçe” ya da “sırçalı bir köşk” tevdi ediyorsunuz. Dolayısıyla bu yapılan işten bir an önce dönmek ferasettir, ortak akılda buluşmak ise önemli bir fazilettir.

Değerli arkadaşlarım, geldiğimiz noktada basını yandaş basın hâline getiren, korku imparatorluğunun dehlizlerine, basın patronlarını bir kenara bırakın, köşe yazarlarına, genel yayın yönetmenlerine, muhabirlerine kadar korkutan AKP, devleti A’dan Z’ye bir parti memuru görevi yapacak şekilde kamu hizmetinden ve kamu hizmetinin eşit sunulması ilkesinden uzaklaştıran AKP, özelleştirmelerle, yandaş kayırmalarıyla, ihalelerle, komisyonlarla kendi zenginini yaratan AKP, işte yarattığı üç tane üstün gruba bir hukuk yaratmak istiyor. Bu getirdiğiniz tasarıyla, sizin yarattığınız üstünlerin hukukunu koruyacak olan bir organ yaratıyorsunuz. Dolayısıyla, böyle bir organın adalet duygusuyla bağdaşacak bir tarafı yoktur.

Değerli arkadaşlarım, bu yaptığınız yargıyı, yüksek yargıyı siyasallaştırma hareketiyle demokrasinin genetiğini bozuyorsunuz, hukuk devleti ilkesini bozuyorsunuz, tabii hâkimlik ilkesini bozuyorsunuz, demokrasinin kuvvetler ayrılığı ilkesine göre yasamayı ve yürütmeyi denetleyecek olan yargıyı siyasallaştırarak denetimsiz bir güç oluşturuyorsunuz. Bunun adı korku imparatorluğunun, başka bir ifadeyle diktanın ta kendisidir. Diktaya gidiş yolunda, şairin mısralarında ifade ettiği gibi, Sayın Bakan, sonradan da şarkılaştırılan ama yine bir şarkının sözleriyle ifade etmek istiyorum: “Dönülmez akşamın ufkundayız” diyor. Bugün, bu akşam, demokrasi yolunda dönülmez bir akşamın ufkundayız Sayın Bakan. Vakit çok geç olmadan size tavsiyem, gelin, hukuktan yana olun, haktan yana olun, adaletten yana olun, hürriyetten yana olun. Yargıyı bağımsız kılalım, yargıyı tarafsız kılalım. Günü geldiğinde sizin de güvenerek gidebileceğiniz bir liman hâline getirelim. Yargıyı arka bahçe yapmayalım, yargıyı ön bahçe de yapmayalım. Yargının, AKP’nin sırçalı köşkü hâline getirilmesine de engel olalım ve herkesin, inançla, güvenle “Adalet var bu ülkede, benim hakkımı peygamber postunda oturan bir hâkim korur. Benim milletimin adına hükmedecek olan hâkim benim hakkımı da korur.” diyebilen insanların, mutlu ve müreffeh Türkiye’nin adalet sistemini hep birlikte inşa edelim.

Eğer önerilerimizi değerlendirmeye uygun görürseniz Sayın Bakan, bunlar, sizin hukuk tarihine geçebilecek ciddi, tarafsız bir Adalet Bakanı olarak lehinize, hanenize önemli bir nokta olacaktır. Eğer bunlar reddedilirse, bu takdirde de, zatıaliniz, yargıyı siyasallaştıran bir bakan olarak ve o siyasallaştırma içerisinde de yargının çarkları arasında kişiliği ciddi bir şekilde tartışılan bakan olarak anılacaktır diyor, yüce heyete saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

Tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Bekir Bozdağ, Yozgat Milletvekili.

Buyurun Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 610 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu üzerinde AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Milletimizin anlayışı ve inanışına göre adalet mülkün temelidir. Eğer siz adaleti tecelli ettirirseniz mülk ilanihaye ayakta kalmaya devam eder. O nedenle bütün insanlar, bütün vatandaşlarımız adaletin hem doğru tecelli etmesine hem zamanında tecelli etmesine hem de tecelli ederken “Haksızlık oldu.” anlayışı yerine “Bak işte hak yerini buldu.” denmesine oldukça önem vermektedir. Bunun yolu nedir? Bunun yolu önce hukukun doğru uygulanması, makul süre içerisinde uygulanması ve hakkın sahiplerine yine makul süre içerisinde teslim edilmesinden geçiyor.

İlk derece mahkemelerinden gelen davalara baktığınız zaman, Yargıtaya, Yargıtayın iş yüküne baktığınız zaman burada büyük bir artışın olduğunu görüyoruz. Öncelikle zaman aşımı noktasında 2001 yılından 2010 yılı sonuna kadar geçen zamana baktığınızda 99.787 dosyanın zaman aşımına uğradığını görüyoruz. Özellikle ceza hukuku bakımından çok önemli ve insanların bundan büyük bir rahatsızlığı var. 2010 yılında 18.585 dosyanın zaman aşımına uğradığını görüyoruz. Bu ne demek? Hakkın yerini bulamaması demektir. Bu ne demek? Adaletin tecelli etmemesi demektir. Bu ne demek? Haksızlığın devamının mahkemelere rağmen söz konusu olması demek. Peki, buna biz razı mıyız? Razı değiliz.

Öte yandan, peki, bir başka konuya bakıyoruz, Yargıtaydaki dosya sayılarına baktığımızda, hâkimlere düşen dosya sayılarına baktığımızda da rakamlar bizi ürkütüyor, korkutuyor. Ben fazla gerilere gitmeyeceğim, 2009 yılında toplam dosya sayısı 1 milyon 700 bin 23. Daire başına düşen dosya sayısı 31.469 ama üye başına düşen dosya sayısı 4.028. Allah aşkına, bir üye bir senede 4.028 dosyaya, bir daire bir senede 31.469 dosyaya bakacak ve bunu makul bir zamanda inceleyecek, zaman ayıracak! Bir baktığınız zaman…

RECEP TANER (Aydın) – 2002’de kaç taneydi?

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – 2002 ile karşılaştırın, 2002’yle.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Onu da söyleyeceğim…

Bir baktığınız zaman 2010’da 1 milyon 98 bin dosya var, daire başına 34.327 dosya düşüyor ve orada da üye başına 4.393 dosya düşüyor. Danıştay bundan geri kalmıyor.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Malatya Valisinin adresini bulamıyorsunuz!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, bu kadar üye sayısına bu kadar fazla dosya düşerse, üyelerin bu dosyaları zamanı içerisinde gerekli zamanı ayırarak okuması, değerlendirmesi, adaletin ve hakkın yerini bulması için gerekli teenniyle inceledikten sonra karar vermesi için yeterli zaman var mı? Ona da iyi bakmak lazım.

İncelediğiniz zaman, bu dosya sayılarının ve yılda da Yargıtayın, Danıştayın iki yüz gün çalışması da dikkate alındığında, bunlar hesap edildiği zaman, 10. Ceza Dairesi günde yüz kırk beş dosyayı, 9. Hukuk Dairesi günde iki yüz on dosyayı görüşme imkânını buluyor. 10. Ceza Dairesinin -örnekleme olarak söylüyorum- bir dosyaya ayırdığı ortalama zaman iki dakika dört saniyedir. 9. Hukuk Dairesinin bir dosyaya ayırdığı zaman ortalama bir dakika yedi saniyedir. Allah aşkına, iki dakika dört saniyede bir dosyada siz adaleti nerede bulup nasıl tecelli ettireceksiniz? Bu kadar zamanla bunu nasıl inceleyeceksiniz?

BENGİ YILDIZ (Batman) – Otomatik yargı Bekir Bey, otomatik yargı!

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sekiz yıldır iktidardasınız…

RECEP TANER (Aydın) – Şunu oku, demagoji yapma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Hatibin konuşmasına niye engel oluyorsunuz! Lütfen dinleyin.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bir dakika yedi saniyede dosya karara bağlanırsa o zaman bu kararların kalitesi tartışılır.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Bugün mü gördün bunu?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – İyi tartışmak lazım. Biz de tartışıyoruz ve bu tartışmanın cevabını da bize veren kim? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi veriyor. Oradaki kararlara baktığınız zaman, Türkiye aleyhine açılan davalar ile başka ülkeler aleyhine açılan davalara baktığınızda yüzümüz kızarıyor.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Ciddi mi söylüyorsun?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bu kadar haksız, bu kadar hukuksuz karar oradan dönüyor. İspanya için yılda altı tane ihlal kararı çıkarken Türkiye için asgari iki yüz karar çıkıyor.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – İktidarda siz varsınız!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Siz bundan gurur duyuyor musunuz? Öyleyse bizim ne yapmamız lazım? Geçmiş dönemlerde yapıldığı gibi yapmamız lazım. Peki, ne yapılmış? Tedbir alınmış. Nasıl tedbir alınmış? Yargıtayın ve Danıştayın daireleri artırılmak istenmiş ve artırılmış. Bakın, kanunlar çıkarılmış. İşte bir kanun; 1994’te kanun çıkarılıyor ve orada Danıştayın daire sayısı artırılıyor, 2004’te bir kanun daha çıkarılıyor yine daire sayısı artırılıyor. Buna mukabil üye sayıları da artırılıyor kademe kademe. 81 üyeyle kurulmuş, ilk artışta 87’ye çıkıyor, ikincisinde 95’e çıkıyor. Burada kanunlar ve imzalar.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Şimdi kaça çıkıyor şimdi?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Yargıtayla ilgili bakıyorsunuz… Yargıtay ilk kurulduğu zaman 217 üyesi var, 16 hukuk dairesi, 9 ceza dairesi var ama 91’de 4 hukuk dairesi, 1 ceza dairesi kurulmuş, üye sayısı 248’e, 94’te ise yine 1 ceza 1 hukuk dairesi kurulmuş, üye sayısı kaça çıkmış? 250’ye. O zaman da ne yapılmış? Çözüm için üye sayısını artıralım, daire sayısını artıralım demiş Meclis duruma vaziyet etmiş, kanun çıkarmış. Bizim yaptığımız da bu. Yargıtay Başkanının Meclisten, Hükûmetten talebi de oydu; 3 tane ceza, 3 tane hukuk dairesi kurulsun, bu yük azalsın, azaltılsın diye. Şimdi bizim yaptığımız bu yükü azaltacak bir adım atmak ve adaletin doğru ve zamanında tecelli etmesine katkı sunmaktır.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Kısa adımlar, kısa…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Peki, Yargıtayın iş yükünü azaltmak için bizim attığımız adımlar sadece bunlar mı? Hayır, bunlar da değil. Bakın, biz bugüne kadar Yargıtaya giden dosya sayılarını azaltmak için neler yaptık: Uzlaşma Kurumu bizim hukukumuzda yoktu, ilk defa Uzlaşma Kurumunu kurduk, uzlaşmayla karara bağlanan konular temyize gitmiyor.

İkincisi Kabahatler Kanunu’nu çıkardık. Eskiden hafif hapis cezaları, pek çok konu suç sayılıyordu, Yargıtaya gidiyordu, şimdi kabahatlere çevirdik, Yargıtaya gitmiyor.

Yine, bir uyum yasası çıkardık. Özel kanunlarda yer alan kabahat nevinden, eskiden cürüm sayılan konuların tamamını suç olmaktan çıkardık ve Yargıtaya gitmiyor.

Bir başka konu: Biz ne yaptık? Kamu davasının açılmasının ertelenmesi müessesesini getirdik. Eğer kamu davasının açılmaması daha doğruysa onu getirdik, CMK’nın 171/2’ye koyduk.

Daha ne yaptık? Yargı yolu kapalı, temyize gidemiyor buna karşı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesini getirdik, ona da aynı şeyi… Yargı yolu kapalı, yeni düzenlemelerle bir istisna getiriliyor.

Öte yandan, iddianamenin iadesi müessesesini getirdik. İddianameler sağlıklı olsun, Yargıtaya ve mahkemelere dava açılan kişilerle ilgili kararlar da sağlıklı olsun diye.

Bütün bunları biz yaparken Yargıtaydaki iş yükünün azalmasını temin amacıyla yaptık. Ama baktığınız zaman Yargıtaydaki iş yükü sadece bizim dönemimizde değil, yıllara sâri, 1990’dan, 1980’den, 2000’den alın her yıl belli oranlarda artarak devam ediyor, bundan sonra da artarak devam edecektir. Öyleyse bizim buna neşter atmamız lazım. En önemli neşteri biz nerede attık? Bölge adliye mahkemelerini kurmak suretiyle attık. Dedik ki, bölge adliye mahkemelerini biz hayata geçirir isek, bölge adliye mahkemelerinde dosyaların önemli bir kısmı karara bağlanırsa Yargıtayın iş yükü azalır ve Yargıtay dosyaları süratle karara bağlar, adalet zamanında tecelli eder.

Ama bakın, Adalet Komisyonu raporu elimde. Şimdi bu raporda bölge adliye mahkemelerinin yani istinaf mahkemelerinin kurulmasına karşı çıkanların görüşleri de burada. Şimdi okumayacağım, kimler ne dedi, satır satır, biz…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Oku, öğrenelim.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, sadece en son kısmını okuyorum. Diyorlar ki: “Açıkladığımız durumlar karşısında ve günümüz koşullarında istinaf mahkemelerinin kurulması ve istinaf yolunun açılması bir yarar sağlamayacaktır. Bu nedenle tasarının tümüne karşı olduğumuzu saygılarımızla arz ederiz.

Mehmet Ziya Yergök, Ahmet Güryüz Ketenci, Muharrem Kılıç, Feridun Ayvazoğlu, Feridun Fikret Baloğlu”

Ben hepsini okumuyorum. Karşı… O zaman kanun çıktı, Yargıtay da buna karşı. Baktığınız zaman, şimdi bunlar için imkân yok, biz bunu istemiyoruz… Ama ne istiyoruz? Daire sayısını artırın. Doğru, personel yoktu, imkânsızlık vardı, fiziki imkânsızlık vardı, bunları gidermek lazımdı, Hükûmet bunlar için çalışırken, personelle ilgili sıkıntıyı gidermek için uğraşırken Danıştayın arka arkaya verdiği hukuksuz kararlarla maalesef personel ihtiyacını yeteri kadar karşılama imkânı ortaya çıkarılamadı. O nedenle personelde sıkıntı var.

Yargıtay Başkanımız daire kurulsun istiyor; üç ceza, üç hukuk dairesi. Şimdi biz de diyoruz ki: “Madem bölge adliye mahkemelerini hayata geçiremedik…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Niye geçiremediniz? Kanunu çıkaran siz değil misiniz?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …öyleyse bu biriken dosyaları eritmek, adaletin zamanında ve doğru bir biçimde tecellisine imkân ve zemin hazırlamak için ne yapalım? Yargıtayda ve Danıştayda hem daire sayısı hem üye sayısını artıralım ve bu işi hızlandıralım bir çözüm olsun diye.” Şimdi yapılan iş de bundan ibarettir; adaleti doğru ve zamanında tecelli ettirmekle alakalı bir adımdır. Bunun altında başka anlamlar aramak fevkalade yanlıştır.

Peki, bir başka konu: “Efendim, kuvvetler ayrılığı var.” Doğru, biz parlamenter sistemiz, kuvvetler ayrılığı var. Parlamenter sistemin özelliklerini iyi okumak lazım. Kuvvetler ayrılığı var ama Anayasa 88 der ki: “Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri kanun teklifi verebilir. Kanun tasarı ve tekliflerinin nasıl görüşüleceği İç Tüzük’le düzenlenir.” diyor. Bizim parlamenter sistemimizde Bakanlar Kuruluna kanun teklifi verme yetkisini bizzat Anayasa veriyor. Bugüne kadar da huzurlarınızda görüşülen yargıyla ilgili pek çok kanun; Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, hâkimler, savcılarla ilgili kanun, bir sürü kanun bu çerçevede tasarı olarak geldi, tasarı olarak görüşüldü.

Bakın benim elimde başka kanunlar var. Sayın Yıldırım Akbulut başbakan, tasarı olarak geliyor, tasarı olarak geçiyor buradan Yargıtayla ilgili kanun.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – O kadar eskiye gitme! Bizim yaşımız tutmaz onları bilmeye!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Bülent Ecevit, rahmetli başbakan, 22/6/1999’da, o zaman da geliyor Yargıtayla ilgili kanun, tasarı olarak geçiyor. 1994’te Tansu Hanım başbakan, o zaman da kanun tasarısı olarak geliyor -koalisyon hükûmeti var- buradan da geçiyor.

Burada şunu sormak lazım: Geçmişte bu konulara ilişkin bütün kanunlar tasarı şeklinde gelmiş, burada görüşülmüş, Anayasa aynı, İç Tüzük aynı, mevzuat aynı. O zaman kanunlara veya hukuk devletine veya Anayasa’ya aykırı olmayan şey, Anayasa aynı olduğu hâlde, yerinde dururken, şimdi bir tasarı gelince bunu “Kuvvetler ayrılığını ihlal ve bu, Anayasa’ya aykırıdır.” demek, Anayasa’yı ve kuvvetler ayrılığının parlamenter sistemin nitelikleri ve bizim Anayasa’mızın ortaya koyduğu anlayış çerçevesinde doğru okumamak anlamına gelir.

Bizim Anayasa’mızda ne diyor: “Hükûmet, Meclisin çoğunluğuna dayanır.” Meclisin çoğunluğuna dayanmayan Hükûmet olamaz. O zaman komisyonları ne yapıyor? Gene hükûmet çoğunluğuna göre komisyonları tanzim etmiş İç Tüzük. Sebep ne? Sebep, parlamenter sistem. Parlamenter sistemde Meclisle yürütme âdeta iç içe. Bununla ilgili tartışmalar ayrıca yapılabilir ama bu, Türkiye uygulamasındaki parlamenter sistem anlayışında doğru bir yaklaşımdır, doğru bir husustur.

Diğer bir konuyu bilgilerinize sunmak istiyorum. Yargıtay ve Danıştayla ilgili düzenlemelere baktığınız zaman Yargıtay ve Danıştayın çalışmaları iş bölümü esasına göre yapılır. Yani bir iş bölümü yapıyorlar kendi aralarında, öyle çalışıyorlar.

Danıştay ve Yargıtayla ilgili Anayasa’nın ilgili maddelerine baktığınız zaman, ilk derece mahkemelerinin verdiği kararların son inceleme mercisi olduğunu gösteriyor. Yani görevi nedir? Son inceleme mercisi.

Yargıtay Kanunu’na, Danıştay Kanunu’na baktığınızda da yine aynı şeyi orada görüyorsunuz ve değerli arkadaşlar, bu konu tartışılıyor; Yargıtayda da tartışılıyor, başka yerlerde de tartışılıyor ve sonuçta Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Yargıtay Ceza Daireleri veya Yargıtay, Danıştayla, ilgili daireleri arasındaki yapının bir iş bölümü olduğunu, bir görev bölümü olmadığını ifade ediyor, “Bu bir iş bölümüdür.” diyor. Neye dayanarak söylüyor? Yargıtay Kanunu’nun 14’üncü maddesinde bütün dairelerin görevi sayılıyor ama öte yandan 17’nci maddesinde “Eğer bir dairenin işini bitirmesinde fiilî ve hukuki imkânsızlık varsa bu dairenin görevi başka bir daireye verilebilir.” diyor veyahut da bir başka fıkrasında, 17’de deniliyor ki: “İş yükü dikkate alınarak dairelerin işleriyle ilgili daireler arasında hem de Başkanlar Kurulu değişiklik yapabilir.” diyor. Aynı şey Danıştay Kanunu’nun 26’ncı maddesinde bir yandan görevler sayılırken 37’nci maddesinde de aynı imkân getiriliyor. O nedenle şimdi Danıştayda ve Yargıtayda fiilen uygulanan bir iş bölümü uygulaması bugün kanuna da yansıtılıyor. Esasında kanunda da var; bugünkü Yargıtay Kanunu’nda da, Danıştay Kanunu’nda da aynı konu var. Bu, tabii hâkimlik ilkesini ihlal etmez; kişinin önceden yargılanacağı mahkemeyi bilmemesi anlayışını, ilkesini ihlal etmez. Örnek olsun diye söylüyorum. Bugün Ankara’da kaç tane asliye hukuk mahkemesi var? Avukatlar arkadaşlar daha iyi bilir. Benim hatırladığım 26 tane asliye hukuk mahkemesi vardı. Kaç tane ceza mahkemesi var? Sayılarını bilmiyorum ama 10’dan fazla Ankara’da ceza mahkemesi olduğunu tahmin ediyorum. İstanbul’da özel yetkili ağır ceza mahkemesi kaç tane? Bir sürü özel yetkili ağır ceza mahkemesi var; bir sürü iş mahkemesi, bir sürü ticaret mahkemesi. Baktığınız zaman hepsi ayrı ayrı. Şimdi ben bir suç işlediğim zaman hangi ağır ceza mahkemesine gideceğini Ankara’da biliyor muyum? Bilmiyorum. Savcı iddianameyi düzenliyor, ona göre gidiyor mahkemeye. Ama bir şey belli, ağır ceza mahkemelerinin hangi suçlarla ilgili yargılama yapacağı kanunda belli. Ağır ceza mahkemeleri ona göre yargılama yapıyor, hukuk mahkemeleri ona göre yargılama yapıyor. Şimdi Danıştay ve Yargıtay dairelerinin hangi suçlara bakacağı, hangi kararların son inceleme mercisi olarak temyiz incelemesi yapacağı da belli ve bu çerçevede herhangi bir sıkıntı yok. Önceki nasılsa buradaki de aynı usuldür. Oradaki doğru, hukuk devletine uygun oluyor da buradaki niye hukuk devletine uygun olmasın? Danıştay Başkanlar Kurulu bunu toplayıp dağıttığında bu hukuk devleti ilkesini zedelemiyor, tabii hâkim ilkesini zedelemiyor da Genel Kurul hep bir araya gelip bunun dağıtımını yaptığı zaman bu neden hukuk devleti veyahut da Anayasa ihlali olsun? Doğru olan şey budur ve biz bu doğru olan şeyi yapıyoruz. Her yıl da bu değişiklik olmayacak. Bir defa yapılacak, ondan sonra yapılmayacak, ihtiyaç duyulduğu zaman birtakım değerlendirmeler yapılacak. Bu doğru bir şeydir, iş yüküne göre ayarlama yapılmasında herhangi bir sakınca yoktur.

İki soruya da cevap verip huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum. Bir tanesi şu: Geçici Yargıtay, Danıştay üyeliği ataması yapılabilir mi? Geçici Yargıtay ve Danıştay üyeliği ataması yapmanın Anayasa açısından imkânı yok. Neden yok? Çünkü Anayasa 154’ün ikinci fıkrası, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu tarafından üye tam sayısının salt çoğunluğu ve gizli oyuyla sadece üye seçileceğini düzenliyor, geçici üyeyle ilgili bir düzenleme içermiyor. Bunu yapabilmemiz için Anayasa’nın 154’üncü maddesinde değişikliğe ihtiyaç vardır. Bu nedenle bir anayasal engel var.

Peki efendim, üyeleri biz kurayla belirleyelim veya nasıl olsun? O da doğru bir yaklaşım mı? Yargıtayda siz kurayla hâkim seçerseniz bunu millete nasıl anlatacaksınız? “Tombaladan çıkan hâkim” mi diyeceğiz? Öyle bir şey olabilir mi? Bu da doğru bir yaklaşım değil.

O nedenle, yapılan düzenlemeler gayet yerinde ve doğru düzenlemelerdir. Yargıtayda ve Danıştayda yıllardır bekleyen, adalet bekleyen dosyaları olan vatandaşlarımızın adalete hızlı bir şekilde kavuşmalarını, makul sürede dosyaların sonuçlandırılmasını, dosyaların zaman aşımına uğramamasını ve Yargıtay ve Danıştayın daha fazla zaman harcayarak dosyaları enine boyuna daha iyi tetkik edilmesine imkân vermek ve AİHM’den Türkiye’nin aleyhine dönen dosya sayılarını mümkün olduğu kadar minimize etmek ve Türkiye’de artık on senedir, on beş senedir… Son tahliyelerde İstanbul On Dördüncü Ağır Ceza Mahkemesinde verilen bir tutukluluk kararı 1994 yılına ait. 1994 yılından beri devam eden davanın olduğu bir ülkeye hukuk devleti demek yakışmaz. Bu ayıptır, bu bir utançtır.

Şimdi bu düzenleme bu ayıpları, bu utançları da ortadan kaldıracak ve yargıyı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sizin utanmanız lazım.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Hakkı Köylü, Kastamonu Milletvekili.

Buyurun Sayın Köylü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de 610 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde şahıs adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hepimizin bildiği gibi yüksek mahkemelerde, özellikle de Yargıtayda iş hacminin alabildiğine çoğaldığı ve içinden çıkılamaz bir hâl aldığı görülmektedir. Bunu bilmek için kehanete gerek yok, rakamlar elimizde. Hem yüksek yargı kendisi söylüyor hem Adalet Bakanlığının elinde bu bilgiler var. Peki, şu anda ne yapmalıyız? Birçok eleştiri geliyor elbette ki. Neden bu kadar iş hacmi çoğaldı, neden şimdiye kadar bitirilemedi, neden buna daha önce bir çare bulunamadı? Şöyle veya böyle bugüne geldik. Ama bugün için, artık tahammül edilemez bir duruma gelmiştir. İşte, bundan dolayı da ilk çare olarak ve acil olarak, Yargıtayın da daha önce talep ettiği gibi, istediği gibi, Yargıtayda yeni daireler açmak ve dairelerdeki üye sayısını çoğaltmak gerekmektedir. Aynı şekilde Danıştay için de geçerlidir. Bununla ne yapılmak isteniyor? Yargıtayda 4 ceza, 2 hukuk; Danıştayda ise 2 tane daire açılmak suretiyle ve dairelere de ilave üye almak suretiyle Yargıtayda 137, Danıştayda da, yanılmıyorsam, 61 üye toplam bu sisteme dâhil edilecektir. Bunun yanında -tabii ki sadece bu değil- Danıştayda 49 personel ile 60 hâkim, 20 savcı; Yargıtayda da 392 personel kadroya dâhil edilmiştir. Üye artırmadığımız takdirde... Sayın Yargıtay Başkanı daha önce şöyle bir şey söyledi, dedi ki: “Bizim elimizdeki işleri, hiç iş gelmese bile, dört beş senede zor bitiririz.” Yeni mahkemeler kurulması gündeme geldiği zaman bu sefer de şunu söyledi, dedi ki: “Eğer istinaf mahkemeleri kurulursa biz hemen bu işleri bir veya iki yılda temizleriz.” Şimdi, bu işler bir veya iki yılda nasıl temizlenecek, önce ona bakalım.

İstinaf mahkemelerini bugüne kadar kuramadık. Evet, geciktik ama birtakım sıkıntılar vardı, hâkim eksikliği vardı. Şu anda, ancak tamamlanabiliyor yani bu yılın sonuna kadar belki ancak yeteri kadar hâkim bulabileceğiz ve istinaf mahkemelerini açacağız. İstinaf mahkemelerini açtıktan sonra istinaf mahkemeleri yeni davalara bakacak ve şu anda mevcut olan davalara, özellikle de Yargıtaya gitmiş olan, gitmiş gelmiş olan davalara tekrar yüksek mahkemelerde yani Danıştayda ve Yargıtayda bakılacak, Danıştayı ayrık tutuyorum.

Şimdi, Yargıtayın elinde iki milyon dosya var, buna karar verdi -zaten bir yılda yarısına karar veremiyor, yarısına karar verdiğini düşünelim- 1 milyonu çıkardı bu sene. Bu 1 milyonun zaten yarısını bozacak, o yarısı tekrar mahkemeye gidecek, mahkemeden yeniden karar verilecek ve tekrar Yargıtaya gelecek. Bu kısır döngü böyle devam ettiği sürece yani bizim hesap ettiğimiz gibi, o kadar kolay gördüğümüz gibi iş olmayacak. Dosyalar gidecek, gelecek. Bazen iki üç defa gidip geliyor, bazen de “yasa bozması” diye gidip geliyor. Ne hikmetse “yasa bozması” deyip dosyanın içine en ufak bir göz atmıyor yüksek mahkeme. Belki de bir bakışta davanın esasını da çözebilecek ama buna da girişmiyor ve dolayısıyla o dosyayı geri gönderiyor. “Geri gitti, tekrar geldi” derken bu davaların kolay kolay bitmesi mümkün değil. İşte, bundan dolayıdır da yeni daireler ilave edilmesi gerekiyor. Etmediğimiz takdirde ne olacak? “Bir yılda, iki yılda hallederiz.” diyor ama İstanbul Baro Başkanının bir sözü var geçen günlerden, “Hızlandırılmış yargı felakettir.” dedi. Bunu nasıl hızlandırabilirsiniz ki? Eğer gerçekten biz bunu hızlandırırız derlerse bu şartlar altında, o zaman, demin Sayın Adalet Bakanının da, Bekir Başkanın da söylediği gibi, bir davaya ayrılacak süre çok az olacaktır ve adalet yerini bulmayacaktır.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Şimdi mi aklınıza geldi? 2008’de nerdeydi aklınız?

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Bu da hiçbirimizin kabul edebileceği bir şey değil. Bu sıkıntı.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bu söylediğinizi biz söyledik 2008’de. Tutanaklar burada.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Evet, doğrudur.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Aklınız yeni mi geldi?

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Şimdi, eğer böyle gidecek olursak değerli arkadaşlar, 2010 yılında 20 bin…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – HSYK’yı işgal ettikten sonra mı aklınız geldi? Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunu işgal ettikten sonra aklınız geldi.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – …2011 yılında 25 bin, 2012’de 32 bin, 2014 yılında 55 bin dava zaman aşımından düşecek.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Onu biz söylemişiz 2008’de. 2008’de tutanaklarda söylemişiz.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Bu demektir ki 55 bin davanın en az 55 bin, belki 100 bin mağduru vardır. Bu kadar kişi adaletten istediği cevabı alamayacak ve mağdur olacak demektir. Buna elbette ki göz yummamız mümkün değildir.

Daha önceki yıllarda da aynı şekilde davalar çoğaldıkça Yargıtayda ve Danıştayda daireler artırılmış. 1983, 1991, 1994 yıllarında Yargıtayda, 1982, 1994 ve 2004 yılında Danıştayda yeni daireler kurulmuş ve üye sayısı artırılmış.

Şimdi, Yargıtayın da bir eleştirisi var. Arkadaşlarımız da söylüyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hakkı Köylü, 2008’de niye azalttınız şimdi niye artırıyorsunuz? Onu açıklayın. Hâlâ açıklamadınız.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – “Efendim, tabii hâkim veya kanuni hâkim sisteminden uzaklaşılıyor.” diyor. Eğer tabii hâkim sistemi, Yargıtay kendi içinde Başkanlar Kurulu toplanarak her yıl hangi mahkemeye hangi kararların, hangi dosyaların gideceğine karar verebiliyor ve bu, tabii hâkimlik sistemine aykırı olmuyorsa… Olmadığını söylüyorlar… Niye olmadığını söylüyor? Yargıtay Ceza Genel Kurulu 1988 tarihinde vermiş olduğu bir kararla diyor ki: “Daireler arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisidir, görev ilişkisi değildir. Dolayısıyla bu, tabii hâkim ilkesine aykırı değildir.“ O hâlde Yargıtay Başkanlar Kurulunun her yıl çarşaf çarşaf, sayfalarca yazdığı, düzenlediği, kararlarda belirlediği şekilde dosyaların diğer dairelere devri mümkün ise ve bu, tabii hâkimlik sistemine aykırı olmuyorsa, bu düzenlemeyle Yargıtay büyük genel kurulunun aynı şekilde bir karar vermesi nasıl tabii hâkimlik ilkesine aykırı olacaktır?

Gene bidayet mahkemelerinde de birden çok mahkeme olduğu hâlde, vatandaş, davasının hangi mahkemede olduğunu bilmiyor. Bir hâkim bir yerden başka bir yere tayin olduğunda oradaki yarım kalan dosyaya bakacaktır. Bakarsa, eğer bu zihniyet, bu düşünce doğruysa o zaman tabii hâkim ilkesine bu da aykırıdır.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Hayda!

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Geçici görevle başka bir yere giden bir hâkim oradaki dosyaya, daha önceki hâkimin yarım bıraktığı dosyaya bakacak olursa o zaman bu da tabii hâkim ilkesine aykırıdır. Bunu doğru kabul etmemiz mümkün değil elbette ki.

Bir şey daha var, onu da kısaca belirtmek istiyorum. Yandaş yargıdan bahsetti arkadaşlarımız. Ben, öncelikle hiçbir hâkimin hiçbirinin yandaşı olduğunu doğru bulmuyorum, bu sözü doğru bulmuyorum.

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Silivri’de uygulamalar nasıl? Silivri’de daha uygulamalar var.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – On beş yıl önce, yirmi yıl önce bu mesleğe girmiş hâkimler, dünyada daha AK PARTİ yokken bu mesleğe gelmiş olan hâkimler nasıl oluyor da AK PARTİ’nin yandaşı oluyor?

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – HSYK seçimlerinden önce siz niye onları toplayıp toplantılar yaptınız?

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Ben diyorum ki, o zaman bu hâkimleri mesleğe kabul eden partilerin de yandaşı değildir. Hâkimler yanlış karar verebilirler, bazen taraflı olabilirler kararlarında. Onların siyasi görüşlerini de düşünce yapılarını da hukuki düşüncelerini de beğenmeyebiliriz, eleştirebiliriz, zaman zaman bunu da yapıyoruz ama- bütün bunlara rağmen, ben, bir hâkimin yandaş hâkim olduğu düşüncesine katılmıyorum. Açıkçası, bu, hâkimlere haksızlık olur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Anayasa Mahkemesinin üyelerini senelerce siz şikâyet etmediniz mi?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – “Yandaş” demedik, biz kararlarını eleştirdik.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Burada, tasarıda geçmişken kısaca başka bir şeyden daha söz etmek istiyorum. Şimdi, elbette ki bu tasarı işi çözmeyecektir. İstinaf mahkemeleri en kısa zamanda kurulmak zorundadır, hem de daha önceki Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun aldığı karara göre değil, en az otuz, otuz beş tane istinaf mahkemesi kurulmalıdır; bir. Türkiye’de hâkim, savcı sayısı en kısa zamanda 20 bine çıkarılmalıdır; iki. Ara buluculuk sistemi başta olmak üzere basit suçlardan dolayı mahkemeye gelmenin önüne geçilmelidir. Uzlaştırmanın kapsamı genişletilmeli ve bu sistem iyi işletilmelidir. Dolayısıyla, yargıya gelen işler azaltılmalı ve bu şekilde, peyderpey yargının düzene girmesi sağlanmalıdır.

Ama şunu da söyleyeyim: İstinaf mahkemeleri yürürlüğe girdi. Üç veya dört yıl geçtikten sonra artık Yargıtaya yeni üye atanmamak suretiyle, yeni üye seçilmemek suretiyle Yargıtay üyelerinin sayısı bir gün 100’e indirilmelidir, asıl o zaman Yargıtay gerçekten yüksek mahkeme görevini yapmış olacaktır diyor, hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köylü.

Tasarının tümü üzerinde, Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya…

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Ben istemiyorum Başkanım.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – İstemiyor musunuz? Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz isteyen Mehmet Emin Ekmen, Batman Milletvekili.

Buyurun Sayın Ekmen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı kanunlarda değişiklik yapan kanun tasarısının geneli üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada, Türk yargı sistemine nefes aldıracak, adaletin tecellisini hızlandıracak bir tasarıyı görüşüyoruz. Normal şartlarda, sıradan bir vatandaşımızın adalet duygusunu tatmin edecek, hızlı ve etkin bir yargıyı destekleyecek böyle bir düzenlemenin tamamen teknik düzlemde ve yargı sisteminin sorunları temelinde görüşülmesi, tartışılması gerekir. Ancak tamamen ülkemize mahsus sebeplerle, bu tasarının gündeme geldiği andan bu yana, gerilim dozu yüksek, çatışmacı bir zeminde görüşler ifade ediliyor, “dikta” ve “faşizm” iddiaları havada uçuşuyor, ayaklanma ve direniş çağrıları yapılıyor. Vatandaş bu çağrılara gülüp geçince de bu kez, Parlamento tarihinde ilk kez, bir komisyonun çalışmaları toplu istifa yoluyla engellenmeye çalışılıyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Parlamento tarihinde on beş maddelik bir kanunu temel kanun olarak görüşmek var mı? Neyi konuşuyorsun?

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – Koparılan bu vaveylaya bakınca, Türkiye’de yargının sadece yargı olmadığı, kendisine özel bir misyon atfedildiği…

MUHARREM İNCE (Yalova) – On beş maddelik bir kanun ne zamandan beri temel kanun olmuştur? Meclis tarihinde var mı böyle bir şey?

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – …beklentinin ve pratiğin adaletin tecellisi ve hukukun egemenliğinden ziyade, statükonun bekçiliği temelinde geliştiği bir kez daha anlaşılıyor. Oysaki hukukun egemenliğini sağlayarak adaleti tesisle görevli bir mekanizma devlet teorilerinin tamamının olmazsa olmazıdır. Toplum sözleşmesinin temeli, kişilerin bireysel haklarının bir kısmını bir arada yaşama amacı ile “devlet” denen aygıta devretmeleridir. Kişiler haklarının kişi veya kurumlarca çiğnenmesi hâlinde ihkakıhakka başvurmaz, yargı mekanizması aracılığıyla bu hakkı elde etmeye çalışırlar. O nedenledir ki toplumu bir arada, devleti de ayakta tutan en önemli etken adalet duygusunun tatminidir. Adaletin hızlı, etkin ve ucuz bir şekilde gerçekleşmesi hâlinde de vatandaşın memnuniyeti sağlanır.

Peki, ülkemizde adaletin hızlı ve etkin bir şekilde gerçekleştiği iddia edilebilir mi? Ceza davalarının on beş yıl, hukuk davalarının altmış yıl sürdüğü bir ülkede adaletten bahsedilebilir mi? Yüksek mahkemelerin gelen işin yüzde 60’ını bir sonraki yıla devrettiği bir ülkede adalet var mıdır?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İki gün önce İstanbul’da 12. Ağır Ceza Mahkemesi yer yokluğundan dolayı duruşmalarını erteledi Sayın Ekmen!

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – Yüksek mahkemelerin 1,7 dakikada dosya inceleyerek hüküm verdiği bir ülkede adaletten memnuniyet duyulabilir mi? Yılda 4.393 dosya inceleyen bir yüksek mahkeme üyesinin verdiği karar ne kadar hakkaniyete ve adalete uygundur? 5 üyeyle toplanması gereken heyetlerin 1 üye, 1 de tetkik hâkimiyle karar alması, bu kararı görmeyen diğer 4 üyenin de buna imza atması vicdanları tatmin eder mi? Aynı işlemi bir ilk derece hâkimi yapsa yani katılmadığı bir müzakereden çıkan karara imza atsa sahtecilikten yargılanmaz mı? Yılda 15 bin, son on yılda ise 100 bin dosyanın zamanaşımına uğradığı, bir dosyanın sadece kapağının açılması için dahi altı ay sürenin geçmesinin gerektiği bir sistem sağlıklı bir şekilde işliyor olabilir mi? Sanık veya mağdurun, davalı veya davacının hakkına kavuşacağına inanmadığı, bir gün o hakka kavuşsa bile pratik olarak artık bunun anlamının kalmadığı bir yargı sistemi, bu yargı sistemine sahip devlet anlayışı vatandaşı tatmin edebilir mi?

BENGİ YILDIZ (Batman) – Etmiyor Emin, etmiyor.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – Siyasi görüşü ne olursa olsun her arkadaşımız bu sorulara aynı cevabı verecektir ve cevap, mutlaka, etkin, hızlı ve ucuz bir yargı işleyişinin gerekliliğinde de mutabakat içerecektir. Peki öyleyse, bugün birikmiş ve incelenmemiş 1,5 milyonu aşkın dosya ile Yargıtayın ve Danıştayın artık tıkandığı kabul ediliyorsa, vatandaşın memnuniyetsizliği açık bir veri ise, kralın çıplak olduğu aşikâr ise sistemi rahatlatacak bu adım neden çatışmacı bir üslup ve politik bir zemine çekiliyor?

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – 2008’de neredeydiniz Ekmen? Niye düşürüyordunuz? Ona bir yanıt versene.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – 1983, 1991, 1994 ve 2004 yıllarında yine bu Meclisin yaptığı rutin bir düzenleme, 2008 yılında şimdiki Yargıtayın talep ettiği bir düzenleme neden bir rejim kavgasına dönüştürülmeye çalışılıyor?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Üç senedir aklın neredeydi senin?

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – Bu sorunun cevabını aslında konuşmamın başında ifade ettim.

RECEP TANER (Aydın) – 34’üncü sayfayı bir oku, cevap orada.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – Bu tartışmalardan anlaşılan şey şudur: Yargı sadece yargı değildir, yargıdan beklenen sadece adalet değildir, yargıya bir görev tevdi edilmiştir, yargıdan hukukun üstünlüğü değil statükonun bekçiliği beklenmiştir. Şimdi de kopartılan vaveyla yargı ve adalet eksenli değildir, yıllardır özenle korunan bir yapının tehdit altında olduğu düşüncesi ve tedirginliğinin bir ürünüdür.

Eğri oturup doğru konuşalım ve elimizi vicdanımıza koyalım, bugün bu kıyamet kopartılıyor, peki, HSYK’nın üye seçim usulü değişmemiş olsaydı yine aynı itirazlar dile gelecek miydi?

Anayasa değişikliği ile yargı camiasına kendi kendini yönetebilme hakkı tanınmıştır. Daha önce 5 kişinin 250 kişiyi, 250 kişinin de 5 kişiyi seçtiği sistemden 12 bin kişinin 10 üyeyi seçtiği demokratik bir sisteme geçilmiştir. İlk derece hâkimleri özgür iradeleriyle bir seçim yapmış ve dört yıl süre ile yeni bir HSYK’ya onay vermiştir.

Bir konuyu da hatırlatmakta fayda görüyorum. Oy kullanan bu 12 bin hâkimin sadece, yaklaşık 3 bini AK PARTİ döneminde, Danıştayın sıkı denetimi altında, ciddi bilimsel sınavlardan geçtikten sonra mesleğe kabul edilmiştir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hangi sınav? Sözlü sınavlarda sorulan soruları biliyor musun sen?

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – Hakkı Bey’in de dile getirdiği gibi bu 12 bin hâkimin bu adalet ve hukuk anlayışlarına saldırıda bulunmak doğru mudur? Seksen yıldır vatandaşlarımızın verdiği oya meşruiyet gölgesi düşürmek için her türlü iftirayı atanlar, vatandaşı oyunu satmakla suçlayanlar, ülkemizin en nadide kurumunun yetişmiş, aydın mensuplarının verdiği oylara da aynı şekilde saldırmak istediler ama bir hâkimin, bir savcının baskı ve yönlendirme altında oy kullandığı iddiasına sadece gülünür geçilir. Yargının ele geçirileceği, adaletin zedeleneceği, hukukun üstünlüğünden artık bahsedilemeyeceğini ileri sürenler hangi ülkede yaşıyor Allah aşkına?

Türk yargı tarihinden birkaç anekdotu paylaşmak istiyorum. Anayasa Mahkemesi üyeleri Anayasa’yı ilga eden darbecilere selam dururken neredeydi bu hukuk sevdalıları?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen neredeydin Mehmet Emin? Şu 12 Eylül darbe yasasını niye savunmuyorsun sen, niye desteklemiyorsun?

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – Hâkim savcılara otobüslere bindirilip “brifing” adı altında talimat verdirilirken neredeydiler?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Faili meçhullere “hayır” oyu verdin mi vermedin mi? Faili meçhullerin araştırılmasına “hayır” dedin mi demedin mi?

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – Baklava çalan çocukların hayatı kararırken, milyar dolarları hortumlayan beyaz yakalı bankacı hırsızlar zaman aşımıyla affedilirken neredeydi bu hukuk sevdalıları?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hani darbecilerden hesap sorulacaktı?

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – İşkenceciler beraat eder, beraat edemeyecek olanlar zaman aşımıyla örtülü affa kavuşurken neredeydi hukuk anlayışımız? Faili meçhuller soruşturulmaz, dava dahi açılmazken adalet neredeydi? (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen neredeydin, sen?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Önergeyi niye reddediyorsun o zaman?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – Şiir okuyanlar bir proje uğruna mahkûm edilirken kimin adaleti tecelli ettiriliyordu acaba? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen önergelere “hayır” oyu verirken neredeydin?

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – Görevi başında ölen bir cumhurbaşkanının şüpheli ölüm iddiası bile referandumdan sonra, sekiz yıl sonra soruşturulurken biz bir bağımsız yargı sisteminden bahsedebilir miydik acaba?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Faili meçhullerin araştırılmasına niye karşı çıktınız açıklayın bakalım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yarın tekrar getireceğiz bakalım, yarın getiriyoruz.

BAŞKAN – Sayın İnce…

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – Bakın, YARSAV üyeleri bile “Biz bu meslekte Yargıtay…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Niye karşı çıktınız, beş kez hem de!

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - …üyeleri seçiminde adalet ve hakkaniyetin olduğuna inanmıyoruz.” derken acaba hangi ülkeden bahsediyorlar?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kenan Evren’in maaşını niye artırdınız? Darbeciler, Ergenekoncu!

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Ergenekon’un avukatı…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bence, Ergenekoncu mu, bilmem ama Amerikancı olduğunuz kesin!

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hangi ülkeyi onlarca kez yargılama süresinin makul süreyi aştığı gerekçesiyle adil yargılama ilkesinin ihlalinden kaç kez mahkûm etti acaba? Bu mahkûmiyetler ne anlam ifade ediyor?

Bu ve benzeri can yakıcı örnekler artırılabilir. Neticede sokaktaki insanımız, yargının kimin elinde olduğu ya da kimin eline geçeceği iddiasıyla ilgili değil. Vatandaşımız hakkına bir an önce kavuşmak istiyor. Yargının hızlı bir şekilde adaleti tesis etmesini istiyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Emin Bey, faili meçhullerin araştırılmasına niye karşı çıkıyorsunuz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen Hizbullah’la görüştün mü, Hizbullah’la?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - …babasının katilinin, beş yıl süreyle yargılanmasını istemiyor. Alacağına bir an önce kavuşmak istiyor.

Bu tasarı, tıkanmış ve artık işlemez olan yargı sisteminin nefes almasını sağlayacaktır. Yargıtayın iş yükü hafifleyecek, istinaf mahkemelerinin de devreye girmesiyle itirazen ve temyizen incelemeler de disipline kavuşacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ekmen, teşekkür ediyorum.

Sayın Ekmen, lütfen oturun.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – Oturuyorum, teşekkür ederim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Haydi haydi, faili meçhulleri araştırma komisyonuna, 12 Eylül darbecilerinden…

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Ali Rıza Bey, bu olaylar yaşanırken ben hukuk fakültesinde öğrenciydim ama siz siyaset yapıyordunuz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hani, 12 Eylül darbesinden hesap soracaktınız? Laf yapma, iş yap iş! Faili meçhullerin araştırılmasına “hayır”, 12 Eylül darbecilerine hesap soralım, “hayır”!

BAŞKAN - İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş görüşmelerin devam etmesine dair bir önerge vardır. Önergeyi okutuyorum:

                                          TBMM Başkanlığı’na

İçtüzüğün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 610 sayılı Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair Kanun tasarısının tümü üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve talep ederiz.

        Ali Rıza Öztürk                 Rahmi Güner                       Hüseyin Ünsal

              Mersin                             Ordu                                  Amasya

          Rasim Çakır                    Şevket Köse                    Malik Ecder Özdemir

              Edirne                          Adıyaman                                 Sivas

Gerekçe:

Tasarı siyasi iktidarın yargıyı şekillendirmeye yönelik girişimlerinin son halkalarından biri niteliğindedir. Tasarının güdümlü bir yargı yaratarak, kuvvetler ayrılığı ilkesinin tasfiyesini amaçladığına kuşku yoktur.

Siyasi iktidar yine kendisinin yarattığı ve Hizbullah gibi suç örgütü üyelerinin serbest kalmasına neden olan bir yasal düzenlemeyi gerekçe göstererek Danıştay ve Yargıtay üzerinde oyun oynanmak istenmektedir.

Tasarı siyasi iktidarın dayatması niteliğindedir. Siyasi iktidar Tasarıyı hazırlarken Danıştay ve Yargıtay yetkililerinin görüşüne başvurmadığı gibi Barolar, YARSAV, Yargıçlar ve Savcılar Sendikası gibi konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının da görüşlerini almamıştır. Dolayısıyla toplum kesimlerinin, konunun taraflarının görüşlerini içermemesi salt Parlamento çoğunluğu ile geçirilmek istenmesi açısından darbe süreçlerini aratmayacak yöntemlerle dayatıldığını ortaya koymaktadır.

Tasarı, zamanlaması, içeriği ve daha önce TBMM'ye sevk edilen tasarılarla çelişkileri açısından siyasi iktidarın bugüne kadar yargı üzerinde oynadığı oyunların suçüstü belgesi niteliğindedir. Bu gün Yargıtay ve Danıştay'ın işyükünü gerekçe göstererek üye sayısını artırmaya çalışan siyasi iktidar, 2006 yılında TBMM'ye sevk ettiği ve 2007 yılında Başbakanın imzası ile yenilediği hala Adalet Komisyonunda görüşülmeyi bekleyen Tasarıda Yargıtay'ın üye sayısının 250'den 150'ye düşürülmesini öngörmektedir. Niçin 2007 yılında Yargıtay'ın üye sayısı düşürülmek istenirken, bugün Yargıtay'ın üye sayısı artırılmak istenmektedir? Bu sorunun yanıtı yargı üzerinde oynanmak istenen oyunları gözler önüne sermektedir. Anayasa değişikliğinin ardından gerçekleştirilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye seçimlerinde Adalet Bakanlığının listesinin tamamının seçildiği düşünüldüğünde siyasi iktidarın niçin Yargıtay ve Danıştay'ın üye sayısını artırmak istediği ortaya çıkmaktadır. Siyasi iktidarın amacı yargı sürecini hızlandırmak değil, yargıyı kendine bağımlı kılmaktır.

Söz konusu Tasarı öncesinde de siyasi iktidarın Yargıtay üye seçimlerine müdahale etmiştir. 2007 yılının Mart ayında boş bulunan 23 Yargıtay üyeliği ile 6 Danıştay üyeliği için HSYK'da seçim yapılması Bakan Sayın Cemil Çiçek ile dönemin müsteşarının toplantılara katılmamaları ile engellendi. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu toplantıların sabote edilmesi üzerine, müsteşar hakkında suç duyurusunda bulundu. Yani bu yaşananlar geçmişteki girişimlerin son ve nihai halkasıdır.

Yargıtay ve Danıştay'ın üye yapısı değiştirilirken, Geçici 1. madde ile Yargıtay'da ihdas edilen üye kadrolarına seçim yapılmasından itibaren on beş gün içinde Birinci Başkanlık Kurulunun yeniden belirlenmesi ve üyelerin hangi dairelerde görev yapacağını, dairelerin iş durumunu ve ihtiyaçlarını göz önünde tutarak, oluşturulan yeni Başkanlık Kurulunun belirlemesi" öngörülmüştür. Söz konusu düzenleme yargının kurgulanmasına zemin oluşturacaktır. Siyasi iktidarın niyetlerini ortaya koymaktadır. Uzmanlaşmayı da ortadan kaldıracak bu durum, özel yargı düzenine geçişi amaçlamaktadır.

Hiçbir yargısal görevleri olmayan Bakanlık müfettişlerinin de koruma altına alınması, müfettişler üzerinden yürütülen baskılara zemin oluşturacaktır.

Son derece önemli olan bu yasa tasarısının TBMM Adalet Komisyonunda yeterince görüşülmesinin engellenmesi, çoğulcu değil çoğunlukçu anlayışın, bir tezahürüdür. Siyasi iktidarın yasama organı üzerindeki tahakküm kurma ve yargıyı dönüştürme girişimlerinin Anayasaya aykırı olduğuna ve Türkiye'yi daha otoriter bir rejime sürüklediğine kuşku yoktur.

Yargıyı siyasi iktidarın güdümüne sokmayı amaçlayan, erkler ayrılığını ortadan kaldıracak düzenlemenin görüşmelerine devam edilmesi demokrasimizin geleceği açısından son derece önem taşımaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi, yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Soru sorma süresi on dakikadır.

Sayın Taner, Sayın Köse, Sayın Özdemir, Sayın Öztürk, Sayın Güvel, Sayın Köktürk, Sayın Mengü, Sayın Şandır, Sayın Asil, Sayın Işık, Sayın Uslu, Sayın Paksoy, Sayın Çalış, Sayın Akkuş ve Sayın Korkmaz.

Sayın Taner, süreniz bir dakikadır.

Buyurun.

RECEP TANER (Aydın) – Bir: Sayın Bakan, dünyanın herhangi bir ülkesinde Yargıtay üyelerinin sorumluluğunu tespit etmek üzere kurulmuş yaklaşık 230 üyeli bir ilk derece mahkemesi var mıdır? Neden böylesi bir obez mahkemeye ihtiyaç duyuyorsunuz?

İki: Dünyanın herhangi bir ülkesinde Yargıtay üyelerinin sorunlarıyla ilgili yaklaşık 230 üyeli ilk derece mahkemesinin kararlarının temyiz incelemesini yapacak olan 387 hâkimden oluşan bir mahkeme var mıdır? Siz neden böylesine bir obez mahkemeleri tabi tutuyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köse…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, İstanbul Ümraniye Cezaevinden bana gelen bir mektubu okumak istiyorum: “Hasta Mehmet Demirci, hâlen Ümraniye T Tipi Cezaevinde yatmaktadır. Cezaevi revirinde bitkisel hayatta, yatalak ve beslenmesi ise sondayla burnundan sıvı verilerek pompa yardımıyla yapılıyor. Daha önce hastanede serumla damardan mama verilerek besleniyordu, şimdi ise durumu son derece vahim; dünyayla ilgisi kesik, her an ölüm bekliyor. Dört yıl iki ay ceza almıştır. İki yıldan beri cezaevinde yatıyor. Cezaevine girmeden önce sağlık durumu bu şekilde değildi.

Bilgilerinize arz olunur.

Ağabeyi Mustafa Demirci”

Sayın Bakanım, bilgilerinize sundum. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özdemir…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeleri olarak 2009 yılında Diyarbakır Cezaevini ziyaret etmiştik. Cezaevi yöneticileri, bu ziyaretimizde cezaevinde tutuklu bulunan Hizbullah terör örgütünün bir kısım üyelerine eğitim maksadıyla İnternet bağlantısı hakkı verdiklerini söylemişlerdi, biz bunu komisyon raporumuzda yazmıştık. Daha sonra, 2010 Temmuz ayında cezaevi yöneticilerinin yaptığı bir tespitte, bu Hizbullah terör örgütü üyelerinin verilen bu İnternet hakkıyla başkaca sitelere girdiklerini, dışarıdaki üyeleriyle telefonla görüştüklerini tespit etmişlerdi. Bu tespit tutanağının da Bakanlığa gönderildiği söyleniyor. Bakanlık bu tespit tutanağı üzerine herhangi bir işlem yapmış mıdır? Bu bir.

İki: Yüzlerce insanın katili olan Hizbullah terör örgütü üyeleri bile bile, elini kolunu sallayarak yurt dışına kaçtılar. Bu konuda rahatsızlık duyuyor musunuz? İstifayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köktürk…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakan, bugün görüşmekte olduğumuz yasa tasarısıyla Yargıtaydaki üye sayısını 387’ye çıkartıyorsunuz ancak aynı konuda daha önce sunmuş bulunduğunuz ve şu an Adalet Komisyonunda bekleyen yasa tasarısıyla Yargıtaydaki üye sayısının en fazla 150’yle sınırlanmasını öngörmüş ve bunu reform olarak nitelendirmiştiniz, Sayın Öztürk’ün de ifade ettiği gibi, karşı çıkanları reforma karşı çıkmakla suçlamıştınız. O günkü hesaplarınızla bugünkü hesaplarınız birbirini tutmadığı için bugün, siz de suçladığınız o reforma karşı çıkanlardan mısınız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum.

Yargıtaydaki daire ve üye sayısını azaltmayı öngören kanun tasarısının görüşüldüğü, Adalet Komisyonunda görüşüldüğü 6 ve 8 Şubat 2008 günlerinde Yargıtay temsilcisi, Yargıtayın yükünün fazla olduğundan ve daire sayılarının artırılması gerektiğinden bahsetmişti. Buna ilişkin olarak da Yargıtay Başkanı, Sayın Adalet Bakanlığına 27/10/2008 ve 25/4/2008 günlerinde iki tane yazı yazmıştı. O günden bugüne kadar Adalet Bakanlığı bu yazılara niye cevap vermemiştir, ne gibi işlem yapmıştır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Güvel…

HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, 2005 yılından itibaren Danıştayın iş yükünde önceki yıllarda görülmeyen oranda artış görülmeye başlanmıştır. Ortalama 50 bin civarında devreden dosya sayısı beş yıl gibi bir sürede 190 bine ulaşmıştır. Danıştayın idarenin eylem ve işlemlerinden doğan davalara baktığı düşünüldüğünde bu durum sizin döneminizde kamu idaresinin tutum ve davranışlarının hukuk dışına kaydığının açık bir ispatı değil midir?

İkinci sorum: Sayın Bakan, Adana şehir merkezinde bulunan Adli Tıp Kurumu çevrede bulunan esnafı, o civarda yaşayan insanları ciddi anlamda rahatsız etmektedir. Bu konuda çok şikâyet tarafımıza iletilmekte olup bununla ilgili verdiğimiz soru önergelerine cevap alamıyoruz. Adli Tıp Kurumunun şehir merkezinden ne zaman…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Mengü…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Avrupa Birliği İlerleme Raporunda 2010 yılında 14’üncü sayfasında “Adalet Bakanı hâlâ Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna Başkanlık etmekte ve soruşturmalar konusunda son sözü söylemektedir. Tüm paydaşlar arasında etkin bir diyalogun tesisine ve bu reformların Avrupa standartlarına uygun, açık, şeffaf ve kapsayıcı şekilde uygulanmasına dikkat edilmesi gerekmektedir.” cümlesi yer almaktadır. Buna benzer cümleler 2006, 2008 ilerleme raporlarında da vardır. Bu cümleler sizi rahatsız etmekte midir? Rahatsız ediyorsa bu görevi bırakmayı niçin düşünmüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakan, bu kanun tasarısının gerekçesi olarak gösterdiğiniz, Danıştayda ve Yargıtaydaki dosya birikiminin sebepleri olarak:

1) Danıştay, biliyorsunuz, kamu kurumlarının işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetler. Döneminizde hukuka aykırı işlemlerin sayısı çok arttığından mı bu birikim oldu? Bunu araştırdınız mı?

2) Yargıtaydaki birikimin sebebi de döneminizde çıkartılan yeni Türk Ceza Kanunu ile yargılamanın dilini bozmanız, Ceza Kanunu’ndaki madde sıralamasını bozmanızdan dolayı yargının artan yükünü kabul eder misiniz? Bu anlamda sayısal bir tespitiniz bulunmakta mıdır? Aynı süreci Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’nda da yapmış olmanız, önümüzde de böyle bir sorunu tekrar gündeme getirecek mi?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Asil…

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Bakan, yasanın görüşmelerine başlamadan önce, siz yirmi dakika, yirmi dakika da AKP Grup Başkan Vekili, Yargıtaydaki, mahkemelerdeki sıkıntıları anlattınız. Allah aşkına, sekiz yıldan beri kim iktidardaydı? Niçin bir önlem almadınız? Hizbullah dâhil bazı dosyaları mı beklediniz? Türk milletine bunun hesabını nasıl vereceksiniz?

İkinci sorum: Torba yasaya başladık. Öğrenciler üniversiteye geri dönmeyi bekliyor, borçlular yapılanmayı bekliyor. Niçin tasarıyı çektiniz? Bu, milletle dalga geçmek değil midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bölge istinaf mahkemelerinin kuruluşu konusunda hangi aşamaya gelinmiştir?

Diyarbakır bölge istinaf mahkemesi binasının yapımı için AB fonlarından ne kadar para kullanılmıştır? Bu kanaldan sağlanan paranın bir bölümünün PKK terör örgütüne aktarıldığı iddiaları doğru mudur? Doğruysa Bakanlığınızca bu konuda nasıl bir işlem yapılmıştır?

İkinci sorum: Kütahya iline vergi mahkemesi kurulması konusunda bir çalışmanız var mıdır? Bu konuda üç yıl önce Sayın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin tarafından verilen söz unutulmuş mudur? Bu söz AKP sözü değil miydi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Uslu…

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, geçtiğimiz günlerde HSYK Genel Sekreterliğine atama yaptınız. Genel Sekreterlik için yapılan seçimde ilk sıradaki değil, 2’nci sıradaki adayın atandığı bilinmektedir. Takdirinizi neden böyle kullandınız? Hâkim ve savcıların hür iradesiyle seçtikleri ilk sıradaki adayı atamama gerekçeniz nedir?

İkinci sorum: Edirne Adalet Sarayının bitirilme tarihi nedir? Hizmete ne zaman açılacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Paksoy…

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, daha önce de sormuştum, Kahramanmaraş Çağlayancerit ve Ekinözü ilçelerinde kaldırılan mahkemeleri tekrar kuracak mısınız? Bu konuda bir tarih verir misiniz?

İkinci sorum: Getirilen yasa ile kurulması planlanan daireler ve alınacak hâkimler ile bekleyen dosyaların ne kadar zamanda bitirilmesi hedeflenmektedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sürem içerisinde sorulara cevap vermeye çalışacağım, veremediklerime de yazılı cevap vermeye çalışacağım.

Birden fazla milletvekilimizin sormuş olduğu bir soruyla başlamak istiyorum, Sayın Şandır da sordu aynı soruyu. “Danıştaydaki iş yükü artışının acaba AK PARTİ iktidarları hukukun gereklerini yerine getirmediğinden dolayı idari davaların artmasından kaynaklandığını düşünüyor musunuz? Bundan dolayı mı acaba iş yükü artmıştır?” diye bir soru sordular.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aynen öyle.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Tabii, bu soru Danıştayın Parlamentoya göndermiş olduğu görüşün içerisinde de var. Danıştay Başkanlığının bu tasarıya ilişkin görüşleri Parlamentoya gönderilirken, 2005’ten sonra Danıştaya gelen dava sayısında artış olduğu ifade edilmiş.

Değerli arkadaşlar, ben şimdi sizlere son altı yılda idare mahkemelerinde açılan dava sayılarını vereceğim: Bu sayılara baktığımız zaman idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle fazla dava mı açılmış, yoksa idare mahkemelerinde yargılamalar hızlandığı için Danıştaya dosya akışı artmış da Danıştay bu ihtiyaca karşılık mı verememiş? Bunun tespitini beraberce yapalım.

Değerli milletvekilleri, 2005 yılında yurt genelinde idare mahkemelerinde açılan idari dava sayısı 132.512’dir, 2006 yılında bu rakam 169.591’e çıkmıştır, 2007’de 144 bine düşmüştür, 2008’de 126 bine inmiştir, 2009 yılında da 127 bin düzeyinde kalmıştır. Yani bu beş yıl içerisinde idare mahkemelerinde açılmış olan dava sayılarında bir artış yoktur, aksine bir azalma söz konusudur.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Danıştaydaki birinci derece mahkemelerinde artış var mı?

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Danıştaya gelen dosyalardan bahset.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Ancak, idari yargının istihdam ettiği hâkim sayısındaki göreceli de olsa artıştan dolayı idare mahkemelerinde bir davanın görülme süresi azalmıştır, şöyle ifade edeyim onu da:

Değerli arkadaşlar, 2005 yılında ilk derece idare mahkemesinde bir dosyanın görüşülme süresi 243 gündü ortalama. Bu süre 2009 yılı sonunda 186 güne inmiştir. 243 gün süren ortalama yargılama süresi 186 güne inmiş ancak…

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sorulara cevap verin, onları anlattınız zaten.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – …Danıştayda görülmekte olan davalarda 2005 yılında bir dosya ortalama 395 günde karara bağlanır iken…

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sorulara geçin, sorulara.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – …maalesef 2009 sonu itibarıyla 498 güne çıkmıştır yargılama süresi. Buradan ortaya çıkan sonuç şudur: İlk derece mahkemelerine açılan dava sayısı artmamıştır, azalmıştır ama Danıştayda davaların görülme süresi tersine uzamıştır. Bundan kaynaklı olduğunu düşündüğümüz bir iş yükü artışından bahsedilmesi söz konusu olabilir.

Bir diğer konu…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakan, ilk derece mahkemesi olarak Danıştayın dava sayısını söyler misiniz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli arkadaşlar, Sayın Taner “Dünyanın herhangi bir yerinde bu kadar çok sayıda üyesi olan ve ilk derece mahkemesi olarak görev yapan yüksek yargı üyelerini yargılayacak bir mahkeme heyeti var mıdır?” diye sordu. Doğrudur, belki yoktur ama dünyanın hiçbir yerinde de bir yüksek yargıcın 4 binin üzerinde dosyaya baktığı bir başka yüksek yargı organı da yoktur; bir.

İki: Gene ben kanaat getirmiyorum ki dünyanın hiçbir yerinde yüksek yargı mensuplarının hukuki sorumluluğunun bugün Türkiye’de düzenlendiği şekilde düzenlendiği bir başka ülke olduğunu da zannetmiyorum. Bu soruya da bu şekilde cevap vermeye çalışmış oldum.

Sayın Köse’nin Ümraniye Cezaevi’deki bir hasta hükümlünün yazmış olduğu mektuba ilişkin sorusuna ise bu konuyu inceledikten sonra kendisine cevap vermeye çalışacağım.

Sayın Köktürk, Ali İhsan Köktürk “Üye sayısının 387’ye çıkarılması öngörülüyor Yargıtayda ancak daha önce üye sayısının 150’ye inmesi öngörülmüştü.” diyor.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Soruma cevap verin Sayın Bakan. İnternet bağlantısı Hizbullahçılara verdiniz mi vermediniz mi? Ondan önce benim sorum var.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – “O günkü hesaplarla bugünkü hesaplar tutmuyor. Bunun gerekçesi nedir?” anlamında bir soru sordu Sayın Köktürk.

Değerli arkadaşlar, daha önce Yargıtay Başkanlığının hazırlamış olduğu tasarı taslağında istinaf mahkemelerinin yürürlüğe girmesiyle beraber Yargıtay üye sayısının da 150’ye indirilmesini öngören bir hazırlık yapmıştı Yargıtay Başkanlığı. Bu hazırlık Adalet Bakanlığına geldikten sonra Adalet Bakanlığı da Yargıtayın talebi doğrultusunda bunu tasarıya dönüştürüp Parlamentoya sevk etmişti. Burada çok önemli bir nüans var. Nedir o? Yargıtayın üye sayısının 250’den 150’ye indirilmesi için birtakım koşullar öngörülmüş idi. Neydi onlar? İstinaf mahkemelerinin devreye girmesi, istinaf mahkemeleri devreye girdikten üç yıl sonra üye sayısının azaltılmaya başlanması ve üye sayısının da, normal, tabii yollardan azalması. Yani, vefat edenlerin yerine yenisinin atanmaması, emekli olanların yerine yenisinin atanmaması şeklinde üye sayısının eksiltilmesi öngörülüyordu. Bu hesaba göre, istinaf mahkemeleri yürürlüğe girdikten en az altı, yedi yıl sonra Yargıtayın üye sayısı yüz elliye gelecekti. O gün için o hesap yanlış bir hesap değildi.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakan, hemen yürürlüğe girecek, düzenleme burada. Bakın, öyle bir şey yok.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Ancak, istinaf mahkemelerinin kurulması için HSYK’ya yapılan müracaat…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Öyle bir şey yok.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Açarsan yürürlük maddelerinde var Sayın Köktürk.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Geçici 13’üncü madde açık, burada.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli arkadaşlar, HSYK, o gün itibarıyla, mevcut hâkim, savcı sayısıyla istinaf mahkemelerinin kurulmasının mümkün olmadığına karar verdi ve hâkim, savcı sayısını artırın, daha sonra istinaf mahkemelerini kurun diye karar aldı. Bunun üzerine, o sırada Yargıtay Başkanı değişti. O günkü Adalet Bakanımız Sayın Mehmet Ali Şahin ve Adalet Komisyonu Başkanımız Sayın Ahmet İyimaya, Yargıtay Başkanımıza hayırlı olsun ziyaretine gittiler. Sayın Hasan Gerçeker şunları ifade etmiştir: “Sayın Bakan, Sayın Başkan –kendisi de burada Sayın İyimaya- ben Yargıtaya yeni başkan oldum. Parlamentoda Adalet Komisyonunda bekleyen Yargıtay Yasası’na ilişkin görüşmeleri lütfen bir miktar bekletiniz. Benim yeni başkan olmamdan dolayı bu tasarıyla ilgili bir çalışma yapmak istiyorum ve o çalışmaya ilişkin görüşüm bildirilinceye kadar bu tasarı komisyonda görüşülmesin” diye Sayın Gerçeker ricada bulunmuştur Mehmet Ali Şahin Bey’den. Sayın Şahin o günün Adalet Bakanıdır, Sayın Gerçeker’e de “Peki Sayın Başkan, o zaman siz bu çalışmayı yapın; biz, Adalet Komisyonunda bu tasarıyı bekletiyoruz” demiştir. Sayın Şahin’in Adalet Bakanlığı bittikten sonra ben Adalet Bakanı oldum ve Sayın Gerçeker’e ben aktardım bu bekleyen tasarıyı. Sayın Gerçeker, siz bir buçuk yıl önceden böyle bir süre istemiştiniz, bu süre içerisinde Yargıtayın görüşü henüz Komisyona gelmedi, lütfen bu görüşü Komisyona ulaştırır mısınız diye ben sordum. Onun üzerine yeni bir görüş oluşturdu Yargıtay ve oluşturmuş olduğu yeni görüşte de üye sayısının eksiltilmemesi gerektiğini ve istinaflar kurulup belli bir süre yük azaltılıncaya kadar Yargıtayın en az 250 üyeyle ve hatta üye sayısının artırılarak artan iş yükünün çözümlenmesi gerektiğine dair görüşlerini de içeren yazılı metni hem Adalet Bakanlığına hem Parlamentoya göndermiştir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – 2008… Yıl 2011.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Burada çelişki gibi gözüken şey, Sayın Köktürk, o gün itibarıyla gene Yargıtayın talebiyle yapılan düzenleme yanlış değildi çünkü üye sayısı altı yedi yıllık bir süreçte azaltılacaktı. Ne zamandan sonra? İstinaf mahkemelerinin çalışmaya başlamasından altı yedi yıl sonra azalacaktı.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakanım, tasarıda yok ki. Tasarı burada.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Değerli milletvekilleri, diğer sorulara da yazılı cevap vereceğim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakanım, henüz süreniz varken Hizbullah terör örgütü üyelerine İnternet  bağlantısı yaptınız mı yapmadınız mı, ona cevap verin, cevabı verin de kamuoyu öğrensin.

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

 

                                               III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama yapılmasını talep ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Köktürk, Sayın Tan, Sayın Güner, Sayın Özdemir, Sayın Öğüt, Sayın Güvel, Sayın Sönmez, Sayın Yalçınkaya, Sayın Dibek, Sayın Bingöl, Sayın Öztürk, Sayın Soysal, Sayın Kart, Sayın Mengü, Sayın Emek, Sayın Ersin, Sayın Yazar, Sayın Susam, Sayın Arifağaoğlu.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum. 

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN – Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                    Kapanma Saati: 22.53

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 23.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 61’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

610 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 6’ncı maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili.

Buyurun Sayın Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, birinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şu Anayasa değişikliği referandum öncesi, paket öncesi aslında bizim söylediklerimizi daha sonra vatandaşlarımızın her biri “Evet ya, bu AKP bizi Anayasa değişikliği öncesi gerçekten kandırmış. Aslında Cumhuriyet Halk Partililer gerçeği görmüşler, onların anlattıkları her şey doğruymuş.” dediler.

Şimdi, biz Anayasa değişikliği paketinde ne diyorduk? Bu paketi yine böyle, bu kanun tasarısında olduğu gibi birdenbire kendi mutfağınızda hazırlayıp çıkarmıştınız, getirmiştiniz ve biz dedik ki: Bu paketin tek bir amacı var -milletimize söylediğimiz olay o günlerde- bu paketin tek amacı yargıyı siyasallaştırmak, yargıyı ele geçirmektir. Bu paketin diğer maddelerindeki yazılı olan maddeler tam bir illüzyondur. Bunların aslında AKP’nin iç dünyasında, AKP’nin önceliğinde hiçbir, bize göre, ilgisi yoktur. Esas amaç Türkiye’de demokrasinin, temsilî demokrasinin ve hukuk devletinin önünde engel olan o bağımsız ve tarafsız yargının bir şekilde ele geçirilmesiydi. Bunun için zaten çok uzun yıllardan bu yana mücadele ediliyordu. Şimdi, ben zaman zaman söylüyorum, yani Sayın Bakan da hiçbir  yerde de benim bu söylediklerime yanıt vermedi, Komisyonda da söylemiştim, dedim ki… Sayın Bakan, o günlerde çıktı, bu Anayasa değişiklik paketi gündemdeyken yani referandum öncesi “Ya, bu paket bizim için çok önemli. Bu paketi çok önemsiyoruz. Bu paket on genel seçimden önemlidir bizim için.” demişti. Yine Amerika’dan bir fetva gelmişti biliyorsunuz. Orada da “Herkes; hastası, genci, yaşlısı, mutlaka sandığa gitsin ama onun yanında mümkünse ölüleri de diriltelim.” gibi bir fetva gelmişti hatırlıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, aslında onlar itiraftı. Bu paketin hangi amacı taşıdığı -Anayasa değişiklik paketinden bahsediyorum- orada belliydi. Ha şimdi ne oldu? Paket geçti. Değerli arkadaşlar, ondan sonra gördüğümüz olay şu: Önce HSYK geldi, yani bu işin kalbi. HSYK yapısı… Önce kanun geldi, kanun geçti, ardından da HSYK’nın yapısı, biliyorsunuz, Sayın Adalet Bakanının uzun ve gerçekten bayağı güçlü uğraşlarından sonra blok bir liste, yani tulum çıkarılan bir listeyle, Bakanlığın çıkardığı listeyle, hani o “Kürsü hâkimleri gelecek, efendim HSYK işte çoğulcu bir yapıya kavuşacak, HSYK’nın içine de demokrasi gelecek.” denilen HSYK tamamen Adalet Bakanlığının bir birimi hâline getirildi. Orada şunu duyuyorduk zaman zaman: İşte HSYK toplantıları sırasında bu hâkim ve savcılarla ilgili kararname gündeme geldiğinde “Efendim, devam eden davaların hâkimleri değişir mi? İşte onlar bak o dosyalara vâkıflar, onları nasıl değiştireceksiniz?” gibi eleştiriler vardı. Ama yeni yapı geldikten sonra her gün, duruşmadan bir gün evvel arkadaşlar, bir gün evvel, bir ülkede hâkimler ve savcılar yer değiştiriyor. Bununla ilgili kimsenin bir şey söylediği yok, yazdığı da yok.

Şimdi bunları niye söylüyorum? İşte işin özü bu. Ardından ne geldi? İşte bu yasa tasarısı geldi değerli arkadaşlar. Şimdi bu yasa tasarısında, az önce ben Sayın Bekir Bozdağ’ı burada izliyorum, dikkatle izliyorum. Nedense Sayın Bozdağ bu tarafa bakmıyor. Yani AKP sıralarına bakıyor. Niye bu tarafa bakmıyor? Şunu biliyor, çok iyi biliyor şunu: “Ya, biz referandumda milletimizi kandırdık ama milletvekillerini falan kandıracak hâlimiz yok!” Onu o da biliyor. Yani burada çıkmış, efendim, işte zamanaşımına uğruyor dosyalar. İşte efendim hâkimlerin iki dakika dört saniye dosyaları inceleme süresi var. İşte o kadar çok dosyalar birikmiş ki. İşte efendim bunun aşılması için, bu iş yükünün ortadan kaldırılması için, daire sayısının artırılması, hâkimlerin sayısının artırılması gerekiyormuş! Yani adama sorarlar. Ben de soruyorum: Değerli arkadaşlar, Yargıtayda 30’u aşkın hâkim boşaldığı zaman, 33 tane hâkim boşaldığı zaman aylarca seçimi yaptırmayan kimdi? Yani o zaman o hâkimlere iki dakika dört saniyelik inceleme süresi düşmüyor muydu? Yani ben hatırlıyorum o günleri, ne oldu o günlerde? Müsteşar hakkında –yani Fahri Kasırga’ydı bildiğim kadarıyla- suç duyurusunda bulunuldu da ancak ondan sonra toplantı yapıldı, aylar sonra. Yani niyetin üzüm yemek olmadığı aslında aşikâr.

Sade o da değil değerli arkadaşlar, yani onun dışında o kadar çok şey var ki söylenecek. Tabii, ilk bölümle ilgili maddeler daha çok Danıştayın yapısıyla ilgili. Yani Danıştayla ilgili bir şeyler de söylemek istiyorum. Aslında iktidarın asıl hedefi Danıştay. Yani Yargıtay mutlaka; Yargıtayla ilgili de ikinci bölümdeki maddelerde onlar da görüşülecek ama değerli arkadaşlar, asıl hedef Danıştay.

Niye Danıştay? Bakın, daha değil, sanıyorum geçtiğimiz günlerde -iki hafta olmuş olabilir, iki haftayı geçmedi belki de- ALES sınavında, biliyorsunuz, işte, YÖK’ün aldığı bir karar vardı, o kararla ilgili olarak Danıştay, bir yürütmenin durdurulması kararı verdi. Yani YÖK’ün aldığı karar gereği “Sınava başı kapalı olan öğrenciler katılabilir.” şeklinde. Danıştayın verdiği yürütmeyi durdurma kararı sınav güvenliğine yönelik bir karardı. Sayın Başbakanın ilk demeci “Bu karar hukuksuzdur.” dedi değerli arkadaşlar.

Bakın, bir iki tane daha örnek vereceğim, Sayın Başbakan ne demiş; 15 Ağustos 2010 tarihinde Sakarya’da, Tam Gün Yasası’nın iptalinden sonra orada çıkmış demiş ki: “Anayasa Mahkemesi ve Danıştayın kimi kararları bizi çıldırtmıştı.”

Aynı şekilde, yine bu YÖK’ün üniversiteye girişte kat sayıyla ilgili bir kararı vardı, biliyorsunuz, Danıştayın YÖK’ün bu kararına karşı. Orada da Başbakan “Bu karar tamamıyla ideolojik bir karardır. Böyle ideolojik kararları anlamakta zorlanıyoruz.” demiş, “Bunun kabul edilebilir hiçbir tarafı yok.” demiş.

Yani bununla ilgili olarak, yani görevini yapan bir mahkemeye “İdeolojik karar veriyorsun sen; ben senin kararını tanımıyorum, bu karar hukuksuzdur, kabul edilebilir hiçbir yanı yoktur.” diyen bir Başbakanımız var. Sade o değil tabii, AKP sözcülerinin tümü de bunu söylüyor.

Şimdi, AKP’den çıkan arkadaşlarımız şunu söylüyorlar: “Dosyalar zaman aşımına uğruyor. Bu dosyalar, işte efendim, Yargıtayda veya işte Danıştayda görülmezse vatandaşlarımız hak kaybına uğrayacaklar.”

Değerli arkadaşlar, Danıştayda zaman aşımı yani idari yargıda zaman aşımı, hak düşürücü süre diye bir şey yok davalar görülürken, sadece davalar açılırken; dava açılırken vatandaş zamanla davasını açar açar ama onun dışında, bir dava idari yargıda görülürken ne hak düşürücü süre var ne zaman aşımı var. Davaların hiçbiri zaman aşımından düşmez. Değerli arkadaşlar, ne olur? Şu var: Orada da zaten hukuk onun kurumsal olarak önlemini almış. Eğer gerçekten bir önlem gerekiyorsa yürütmenin durdurulması dediğimiz bir hüküm var. İdari yargı, Danıştay ve idari mahkemeler orada hak kaybı olacaksa, telafisi imkânsız bir zararla karşılaşılacaksa yürütmenin durdurulması dediğimiz o önlem kararını verebiliyor.

Danıştayda, değerli arkadaşlar, hak düşürücü süre falan yok. Ne var? Danıştayda “Biz nasıl ele geçiririz?” hesabı var. Şimdi 2 tane daire ilave ediliyor ama 2 tane daireye 61 kişi, 61 tane Danıştayın yeni üyesi kadro olarak buraya veriliyor. Değerli arkadaşlar, Danıştayda 95 kişi var. Bakın, 95 tane hâkim var. Bunların bir kısmı idari, başkan, idari olanlar var; işte 89                -sanıyorum- görev yapan hâkim var. Danıştayda 13 tane daire var. 13 dairede 95 tane hâkim var. 2 tane daire ilave ediyorsunuz, bakın, 2 daire. Şimdi şunu anlarım: Daireye göre üye atarsınız. Nedir o? 10-12 tane. Az önce Sayın Bozdağ burada sayılardan bahsetti. İşte efendim 94’te, 2004’te Danıştayda 7 kişi ilave olmuş, efendim 5 kişi ilave olmuş. Şimdi, değerli arkadaşlar, diyorum ya herkesi saf, kendisini akıllı zannediyor Sayın Bozdağ. Yani 61 kişi birden ilave ediyorsunuz. Bunun tek amacı var. Hesabı kitabı yapılmış, Sayın Bal’ın söylediği gibi.

Şunu da söyleyeyim: Hani bazen çıkıp arkadaşlar Avrupa’dan güzel örnekler veriyorlar. Almanya’da Danıştayın üye sayısı ne kadar? Yani Alman Danıştayından bahsediyorum. 70 kişilik kadrosu var. Fransa’da 86, İtalya’da 88 kadrosu var değerli arkadaşlar. Bizde bu sayı 156 oluyor; 95, 61 daha 156 oluyor. Yani burada gelen maddelerle şunu görüyoruz: Aslında amaç Danıştayın yapısını ele geçirmek. Bunun için kılıf nasıl bulunmuş? “Biz sayıyı artırmak için bir daireyi ikiye bölelim; mahkeme içinde mahkeme, daire içinde daire yapalım yani bir daire içerisinde iki heyet olarak çalıştıralım. Bu şekilde de bu sayıyı artırmanın kılıfını bulalım.” yöntemine gitmiş arkadaşlarımız. Ne Danıştayın tarihinde ne Türkiye’de böyle bir hüküm, değerli arkadaşlar, bugüne kadar hiç olmamış yani bir mahkeme içerisinde 2 tane dairenin çalışması hiçbir şekilde söz konusu değil. Tek amaç, belirttiğim gibi, Danıştayı ele geçirmek.

Burada, bir zamanlar milletvekillerini direnişe çağıran bir hatibin 2001 yılındaki bir konuşmasını sizlere hızlıca okumak istiyorum. Milletvekillerini direnişe çağırmış kendisi, ben öyle gördüm. Diyor ki: “Bu Meclisi milletin Meclisinden çıkarmak isteyen iradeye hayır demenin günü de, zamanı da, saati de şu dakikalardır. Büyük filozof Sartori, demokrasisini ara verdirerek kazaya uğratan ülkeler için aynen şöyle diyordu: ‘Parmakların akılları olsaydı, demokrasiyi yutan ejderhalar türemezdi.’ Zafer parmakların değil, milletin olacaktır.”

Değerli arkadaşlar, bu metni Sayın Ahmet İyimaya 2001 yılında bu Meclis kürsüsünden okumuş. Yani parmak demokrasisine hayır diyerek milletvekillerini direnişe çağırıyorum demiş. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Duymuyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dibek.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Rıdvan Yalçın, Ordu Milletvekili.

Buyurun Sayın Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmamın başında, yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hukuk hayatımıza, siyasi hayatımıza önemli etkileri olabilecek ciddiyette bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Kamuoyunun büyük beklentiler içerisinde, dört gözle beklediği torba kanunun geri çekilerek bu kanunun alelacele görüşülmek istenmesindeki muradı açıkçası anlamakta zorlanıyorum. Bu acaba Sayın Bakanın seçim takvimiyle beraber görevinden ayrılacak olmasından mı kaynaklanıyor, yoksa bugün grupların olması sebebiyle gündemin doluluğundan mı istifade edilmek isteniyor, doğrusu kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

Değerli arkadaşlar, daha önce de bu kürsüde birçok kez ifade ettim, özellikle Sayın Meclis Başkan Vekilimizin dikkatine sunuyorum: Burada on beş maddelik bir kanunu, altı ayrı kanunda değişiklik yapan, Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu, HSYK Kanunu, ilk derece mahkemelerine ilişkin kanun gibi altı ayrı kanunda değişiklik yapılan, bir, on beş maddelik kanunu temel kanun olarak görüşüyoruz. Bu açık bir İç Tüzük ihlalidir ve maalesef bu İç Tüzük ihlali artık bir yol hâline, usul hâline gelmiştir. Bu konuda Meclis Başkanlığımızın bir tedbir geliştirmesi gerektiğine inanıyorum. Buraya örneğin üç maddelik bir kanun gelse de, yine grup önerisiyle temel kanun olarak görüşülmek istense buna da müdahale etmeyecek misiniz? Böyle bir yolu açmamak gerektiğini düşünüyorum.

Bir eleştirimiz de Komisyon Başkanımıza var bu hususta. Şimdi, değerli milletvekilleri, birçok konuşmacı söyledi, 2008 yılında Komisyonda görüştüğümüz bir Yargıtay kanunu vardı. Bugün yaptığımızın tam tersi bir işlem öngören, Yargıtay üye sayısını 250’den 150’ye indirmeyi öngören bir kanun tasarısı vardı. Şimdi, bu tasarı Komisyonda hâlen derdest durmasına rağmen bu tasarıyla, şimdi görüştüğümüz tasarıyla neden birleştirilmemiştir? Yine, bu kanun içerisinde Adli Tıpla ilgili düzenlemeler var. Bizim, milletvekilleri olarak, MHP milletvekilleri olarak Adli Tıp Kurumunun -ki bir bilirkişilik kurumudur- yapısının özerkleştirilmesine ilişkin bir kanun teklifimiz var, bu kanunla neden birleştirilmemiştir? Bunu, Komisyon Başkanımız “Benim kişisel takdirimdir.” diye açıklayamaz, İç Tüzük bütün Meclisi bağladığı gibi Sayın Komisyon Başkanımızı da bağlamaktadır.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tasarının teknik detayları konuşuldu. Özeti; yüksek yargı organlarında yeni daireler kuruyorsunuz, yeni üyeler atıyorsunuz, ilave ediyorsunuz, iki heyetli çalışma sistemi getiriyorsunuz, Adli Tıpta özlük haklarını iyileştiriyorsunuz. Daha önce ifade edilmedi, ayrıca, hâkim, savcılar bakımından, bir, aslında, mahkeme bağışıklığı, tazminat bağışıklığı, tazminat dokunulmazlığı getiriyorsunuz. Daha kötüsü -belki daha sonra vaktim kalmaz diye şimdiden söyleyeyim- bunu yaparken hâkim, savcılara tazminat davası açılmasını önlerken, değerli milletvekilleri, bu masuniyet içerisine adli müfettişleri, adliye müfettişlerini ve HSYK müfettişlerini de ilave ediyorsunuz ve direkt devlete dava açılma mecburiyetini, bu görevlilerin, bir görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyeti şartına bağlıyorsunuz. Yani şunu demek istiyorsunuz: “Sen istediğin şahsı ihmalen tahliye etmezsen ya da ihmalen tutuklamazsan, ihmalle bir adli hataya sebebiyet verirsen sorumlu olmayacaksın; benim hâkimim, benim müfettişim istediği gibi karar versin, ben senin arkandayım.” mesajı veriyorsunuz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, yargıya ilişkin bir düzenlemenin bu Mecliste mutlaka uzlaşmayla geçmesine olan ihtiyacı referandum sürecinde acı örneklerle yaşadık. Türk toplumunu farklı eksenlerde ayrışmaya yönelttiniz, çatışmaya yönelttiniz. Türk toplumu, Allah’tan, sağduyusuyla bu oyunlara gelmedi. Şimdi, tekrar ciddi bir seçim atmosferine girdiğimiz bir dönemde, seçim geriliminin yaşandığı bir dönemde, hiç de aslında uygun olmayan bir atmosferde bu kanunu gelip burada dayatıyorsunuz.

Arkadaşlar, bir siyasi karar... Onun taraftarı olur, karşıtları olur, seven olur, sevmeyen olur ama bir adli kararın, bir mahkeme kararının böyle bir lüksü yoktur. Bir mahkeme kararı, ondan doğrudan etkilenmeyen herkesin vicdanında ortak kanaate dönüşürse bunun bir anlamı olur. Onun için, yargı üzerindeki verilecek kararların da mutlaka bu çerçevede bir uyum içerisinde, uzlaşı içerisinde geçmesine çok ciddi bir ihtiyaç vardır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, özellikle bir şeyi ifade etmek istiyorum: Milliyetçi Hareket Partisi bu tasarı üzerinden kamuoyunda birtakım odaklarca eleştiriliyor. Şimdi, 2 milyona yakın, Yargıtayda dosya beklemekteyken, bu dosyaların tarafları, avukatları bu dosyaların bir an önce dönüşünü beklemekteyken, bu acil ihtiyaç toplumun önündeyken, biz neyi söylemek istiyoruz? Bu konuda özellikle sözlerime dikkat kesilmenizi istirham ediyorum. Ben avukatlığı bırakalı dört sene oldu, beş yıl önce temyiz ettiğim dosyaların tebliğnamesi şimdi geliyor. Evet, böyle bir sıkıntı vardır Türkiye’de, gerçekten de yüksek yargı tıkanmıştır. Hangi milletvekili bu Meclis çatısı altında, Yargıtayda 2 milyona yakın dosyanın varlığını bile bile, bunu kolaylaştıracak bir çözümün karşısında olabilir? O hâlde bu önermeye verilecek cevap evetse, iktidar grubunun bu oluşmuş ortak hassasiyet ortadayken niye bu endişeler ifade ediliyor diye düşünmesi gerekmez mi? Burada oluşan hassasiyete bir kulak kesilmesi gerekmez mi?

Değerli milletvekilleri, neticede sizin kastınız o olabilir bu olabilir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz yüksek yargıda bir mevzi kaybetme endişesi taşımadığımız gibi, bir mevzi kazanma kaygısıyla da hareket ediyor değiliz. Biz burada kamuoyunun, Türk toplumunun önemli bir kesiminin endişelerini ifade ediyoruz. Bunlar bizim şahsi kaprislerimiz değil. Onun için, gelin, yüksek yargıda ele geçirme polemiklerinin yaşanmasına yol açmayın. Yüksek yargıda geçmişte, maalesef bu sözler kullanıldı, birtakım mezhepsel yakıştırmalar yapıldı, birtakım ideolojik yakıştırmalar yapıldı. Bu tartışmalara meydan vermeden mevcut tıkanılmışlığı çözecek bir objektif arayış içerisinde olalım.

Bunu nasıl yapabiliriz? Arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi olarak komisyonda da ifade ettik. Hiçbir yasal engeli yok, hiçbir anayasal engeli yok. Burada bir geçici görevlendirme usulüyle bu tıkanıklığı aşacak bir yöntem pek tabii uygulanabilir. Sayın Bakan Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade etti. Bu doğru değil. Biz bir illa geçici üyelik seçiminden bahsetmiyoruz. Belki geçici üyelik seçiminden bahsediyor olsak, belki bir Anayasa değişikliğine ihtiyaç olabilir ama Anayasa’nın neresinde yüksek yargıda geçici görevlendirme yapılmaz diye yazıyor? Böyle bir şey olabilir mi?

Pek tabii, bugün bu dayattığınız ve toplumda farklı ayrışmalara, farklı çatışmalara yol açacak ve hayata geçtiğinde yüksek yargıda ciddi tartışmalara sebep olacak, oraya görevlendirilecek hâkim, savcı arkadaşlarımızın hiç hak etmedikleri hâlde, göreve başladıklarında bir ötekileştirmeyle, sanki oraya iktidar tarafından görevli gönderilmiş olma gibi bir bakış açısıyla mahkûm edileceği bir durum yerine, arkadaşlar, gelin, şu düzenlemeyi, istirham ediyorum, geri çekin. Biz çözüm istiyoruz. Biz yüksek yargıdaki tıkanıklık çözülsün istiyoruz. Vatandaşımız hakkına, hukukuna erken kavuşsun istiyoruz ama bunun yöntemi bu değil. Biz uzlaşmaya hazırız. Bir geçici görevlendirme şeklinde olacak bir yöntemi tartışmaya, müzakereye hazırız.

Değerli arkadaşlar, bütün bunları yapmak yerine Hizbullah tahliyelerini, vahşi cinayetlerin sanıklarının tahliyelerini bir fırsat, bir gerekçe bulup yüksek yargıdaki operasyona bir malzeme yapmaya çalışıyorsunuz.

Arkadaşlar, daha önceki 102’nci maddenin yürürlüğünü iki üç kez ertelediniz. Şimdi de bunu yapma imkânınız varken, bile bile, öngörülebilir şekilde bu tahliyelerin olmasını sağlayıp şimdi bundan bir siyasi fayda, çıkar sağlamaya çalışıyorsunuz.

Arkadaşlar, bir teğmen olayı yaşandı. Gencecik, cumhuriyet sevdalısı bir teğmenin telefonuna bir terör örgütü mensubunun rehberi yüklendi. Bunun kamu vicdanındaki karşılığını bir kenara koyalım, o çocuğun, o gencecik, pırıl pırıl delikanlının istikbalini mahvettiniz. Şimdi bunu neden örnek veriyorum? Bu olay üzerinden baktığımızda, özellikle siyaseti maniple edecek birtakım davalarda acaba kaç tane daha benzer delil üretilmiştir? Bu kuşkuyu bütün kamuoyu yaşıyor. Onun için, bu tartışmalara meydan vermeyecek bir iklime ihtiyaç vardır. Milliyetçi Hareket Partisi bu iklimin oluşumunda katkıya hazırdır.

Bu düşüncelerle teşekkür ediyor; rüzgâr ekmeyin, fırtına biçersiniz diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, şu anda TRT 3’te, görüştüğümüz tasarının adını düzgün yazmıyorlar.

BAŞKAN – Ne diye yazıyorlar Sayın İnce? Düzelttirelim hemen Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bunun adı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı.” Bu şekilde yazılması lazım. “Yargıtay ve Danıştay Üyelerinin Sayısının Arttırılması Kanun Tasarısı” diye yazıyor. Böyle bir tasarı yoktur.

BAŞKAN – Sayın İnce, hemen düzelttiriyorum, eğer öyle ise hemen düzelttiriyorum.

Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Nezir Karabaş, Bitlis Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii bu yüksek yargı kurumlarının yapısının değiştirilmesi, daha önce de Anayasa tartışmaları döneminde Anayasa Mahkemesi üyelerinin yapısının değişmesiyle ilgili ciddi tartışmalar yaşandı, hem yüksek yargı üyeleri arasında hem barolar arasında hem de iktidar-muhalefet partileri arasında ciddi tartışmalar yaşandı. Ancak biz ne AKP gibi ne de CHP gibi ne de bazı yüksek yargı organları gibi düşünüyoruz. Sorun yüksek yargı organlarının kimin taraftarı olması değil, sorun sayıları da değil. Sorun, Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana hukuku, kanunları, yasaları ve adaleti ne kadar önemsediği, toplumu, bireyleri nereye koyduğu, devleti nasıl tanımladığıyla ilgili bir olaydır. Türkiye’de esas olan devlettir. Devlet kutsal ve yücedir, devlet babadır. Herkes devlete biat etmek zorundadır. Devletin çıkarlarını koruma esastır. Burada toplumun, bireylerin, kesimlerin, inançların çıkarları çok önemli değil. Nitekim, Türkiye’de yargı mensupları, hâkimler ve savcılar arasında yapılan bir ankette, yüzde 70’e yakını, verdikleri cevapta, yargılama yaptıklarında, karar verdiklerinde esas aldıkları devletin bekasıdır. Yani bireyler, bireylerin hukuk karşısındaki durumu, onların hakkının, hukukunun sağlanması ikinci planda gelir, devlet birinci planda gelir.

Değerli milletvekilleri, kanunda bir gerekçe yazılmış, Sayın İyimaya yazdığını söylüyor. Gerçekten güzel bir gerekçe. Yani en gelişkin demokraside, eğer bir kanun tasarısında, özellikle yüksek yargının yapısıyla ilgili yapılması gereken değişikliklerde bir gerekçe yazılacaksa bu kadar güzel yazılır. Ama önemli olan, bunları söyleyen ülkede gerçekleşenlerdir.

Şimdi, gerekçede diyor ki: “Devlete karşı güven duygusunun zedelenmemesi için bağımsız, tarafsız, adil ve hızlı işleyen bir yargı sisteminin varlığı tartışılmaz bir gerekliliktir.” Peki, hâkim ve savcıların yüzde 70’e yakınının “Benim esas ağırlığım devletin bekasıdır.” dediği bir ülkede bu söylemlerin ne kadar anlamı vardır?

Yine “Toplumun yargı organlarına olan güveninin korunabilmesi, hakkın gerçek sahibine bir an önce teslimi ve tarafların tatmini için yargılamanın makul süre içinde bitirilmesi gerekir.” diyor. Evet, bu da temel hukuksal gerekçelerden biri. Demokrasinin, hukukun esas olduğu ülkelerde bu geçerlidir. Nitekim AİHM de hem Türkiye’yle ilgili hem diğer ülkelerle ilgili birçok zaman bu temelde ağırlıklı ceza vermiştir ama bunu söyleyen Adalet Komisyonu Başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Adalet Komisyonu Başkanı ve Türkiye’de birçok dava zamanaşımına uğruyorken gecikmelerden dolayı, yine on yıl süre içinde karar verilmediği için birçok katliama imza atmış kişiler tahliye oluyor ve yine AİHM’de en çok cezayı Türkiye yiyor ve bir çoğunu da adaletin gecikmesiyle ilgili yiyor.

Yine bununla ilgili -bu temel hak- ilk yazılı Anayasa olarak bilinen 19 Haziran 1215 tarihli Magna Carta da “Kimseye hakkı ve adaleti satmayacağız, men etmeyeceğiz ve geciktirmeyeceğiz.” diyor. Peki, bu ülkede birileri Kürt olduğu için, birileri sosyalist olduğu için, birileri belli dönemlerde dindar oldukları için, dinî bir devlet kurmak istedikleri için, diğerleri çeşitli gerekçelerle men edildiler yani hak, hukuk, adalet onlar için tanınmadı, “Siz bu hakları talep edemezsiniz.” denildi. Belki bu yüksek sesle yargı organları tarafından söylenmedi ama verilen kararlarda, yapılan uygulamalarda ve mahkeme sonuçlarında bunlar bire bir görüldü.

Şimdi, burada hukuku, adaleti, Türkiye Cumhuriyeti yargısının bugüne kadarki işleyişini tartışıyoruz. Teknik konular elbette önemli fakat bu ülkede ne yeterince hukuk fakültesi olmadığı için ne de yeterince hâkim ve savcı göreve alma koşulları olmadığı için adalet gerçekleşmemiş değil. Adaletin gerçekleşmesi, hakkın, hukukun herkese eşit uygulanması ve demokratik zihniyetin oturması bu devletin, hükûmetlerin ve bugün de AKP’nin çok derdi olmamış.

Şimdi, belki “Alakası yok.” denilecek ama bu zihniyeti açıkça ortaya koyuyor, Mutki’deki toplu mezarlarla ilgili Jandarma Genel Komutanlığının yaptığı açıklamayı size okuyacağım. Jandarma Genel Komutanlığı bir açıklama yapıyor, diyor ki: “a) Mutki ilçesi Çaygeçit köyünde, 08-09 Eylül 1999 tarihinde meydana gelen çatışmada ölü olarak ele geçirilen 15 teröristten 13’ünün otopsileri Mutki Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılmış ve Cumhuriyet Başsavcılığınca defin ruhsatı düzenlenerek, Mutki Belediyesince 09 Eylül 1999 tarihinde Bitlis-Mutki ilçesi Kavakbaşı yolu Ziyaret mevkiinde defnedilmiştir.

b) Mutki İlçesi Alatoprak köyü Kohan mezrası mevkiinde, 17 Eylül 1999 tarihinde meydana gelen çatışmada ölü olarak ele geçirilen 2 teröristin de Mutki Cumhuriyet Başsavcılığınca otopsileri yapılmış ve aynı şekilde defin ruhsatı düzenlenerek, Mutki Belediyesince 18 Eylül 1999 tarihinde aynı yere defnedildikleri tespit edilmiştir.

c) Bu olaylara ait soruşturma dosyaları Mutki Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen, Hazırlık No:1999/109, Fezleke No:1999/15 sayılı fezleke ile olay tarihi itibarıyla Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.”

Şimdi, bu ne anlama geliyor? Bir defa bu öldürülenler sivil falan değil, terörist.” diyor. Şimdi, burada jandarma var, “Teröristleri öldürdüm.” diyor; Cumhuriyet Başsavcısı var, otopsi yapılmış; belediye var, devletin, oradaki idarenin başı, bir kamu kurumunun başı, tüm Türkiye'deki  yasalara rağmen, hem Anayasa hem yasalar hem Birleşmiş Milletler ve kabul ettiği Avrupa hukuku kuralları varken “Bunlar belediye tarafından defnedildi.” diyor. Defnedilme… Nitekim cenazeler çıkarıldı -basından hepiniz izliyorsunuz- bir toplu mezarda 12 kişinin kemiği ve diğer toplu mezarda 6 kişinin kemikleri ve çöplükte ve ilk açılan mezarda 12 kişiden 9’u -sivil vatandaşlar tarafından da dile getiriliyor- giysileriyle beraber.

Peki, değerli milletvekilleri, insanlıkta, İslamiyet’te, Anayasa’mızda, yasalarımızda ve kabul ettiğimiz diğer uluslararası hukukta böyle bir defin olur mu? “Öldürülen terörist, her şeyi yapabilirsiniz.” Bunu kim söylüyor? Jandarma Genel Komutanı. Geçenlerde Arif Doğan şunu söylemişti Mutki’yle ilgili: “Onlar teröristti. Bir de onlar için mezar mı yapacaktık?” Peki, bu zihniyetin olduğu, jandarmanın bu tür işlem yaptığı, Cumhuriyet Başsavcılığının otopsi yaptığı ve işlem yaptığı ve o dönemdeki Devlet Güvenlik Mahkemesi, bugünkü özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde dosyası olan bu insanların olduğu bir yerde hiçbir savcıdan, hâkimden, Adalet Bakanından, Adalet Komisyonu Başkanından, AKP İktidarından ses çıkmıyorken biz burada hangi adaleti tartışıyoruz, hangi hukuku tartışıyoruz? Adil olacak mıyız olmayacak mıyız? Bu ülkede “adalet” ve “hukuk” dediğimiz zaman ayrım gözetmeden, dini, kimliği ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tümüne eşit davranacak mıyız davranmayacak mıyız? Sorum budur değerli milletvekilleri.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Ali Öztürk, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ÖZTÜRK (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde grubum adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisi olup Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’yla kurulan yüksek bir mahkemedir. Yargıtayın son yargı mercisi olması nedeniyle verdiği kararlar, aynı zamanda içtihat hükmündedir. Bu yönüyle de ilk derece mahkemelerine bir kanunun maddesinin yorumu yoluyla yol gösterici niteliktedir.

Aslında, yargılama faaliyeti, bir bütün olarak bakıldığında uyuşmazlıkların tarafsız, adil, hızlı ve ucuz bir şekilde çözüme kavuşturulmasıdır. Bunu yaparken sosyal ve hukuk devleti anlayışı esas olacaktır. Bireyin devlete olan güveni, hakkın gerçek sahibine kısa sürede teslim edilmesiyle doğru orantılıdır. “Adalet mülkün temelidir.” sözü de adalet-devlet bağlantısını bir cümleyle ve en kuvvetli şekilde ifade etmektedir.

Değerli arkadaşlar, yüksek yargı mensuplarınca yapılan açıklamalar ve basında da yer alan o çirkin depo görüntülerine göre Yargıtay ve Danıştaydaki biriken iş yükünün hiç yeni dosya gelmese dahi en az dört ila altı yıl içinde bitirileceği ifade edilmektedir. Bu durum, Yargıtayın her dosyaya ayırması gereken sürenin ayrılmamasına, dosyaların zamanaşımına uğramasına, adaletin gecikmesine ve içtihat mahkemesi olma özelliğinin zedelenmesine sebep olacaktır. Bu nedenle, Yargıtay Başkanı 25 Nisan 2008 ve 27 Eylül 2008’de Yargıtayda altı yeni daire kurulmasını yazıyla istemiştir. Kamuoyunda da yargıdaki gecikmeler eleştirilmeye başlanmıştır. Hele, Yargıtayın bir suç örgütü mensuplarını tahliye etmesi de eleştirileri fitillemiştir. Bu eleştirilerden sonra da sorumlu aranmaya başlanmıştır. İşte tam da burada, Hükûmet, getirilen bu tasarı ile yüksek mahkemelerdeki iş yükünü azaltmak için tedbir almaktadır. Yargıtaya altı, Danıştaya iki yeni daire kurulması, her dairede iki heyet oluşturulabilmesi ve buna göre yeteri kadar üye verilmesi öngörülmektedir.

Aslında, iş yükünün artması ile ilgili Hükûmet çok tedbir almıştır. Bunlardan bazılarını saymak gerekirse: Hâkim sayısının artırılması, Adli Tıbbın yapısındaki değişiklikler, UYAP projesi, personel sayısının artırılması, yeni adliye binalarının yapılması ve hizmete sokulması, Kabahatler Kanunu’nun çıkartılması, uzlaşma, iddianamenin iadesi, kamu davasının açılmasının ertelenmesi gibi, ceza ve ceza muhakemesi sisteminde yenilikler yapılmıştır.

Objektif eleştirilere her zaman açığız, herkesin de açık olması gerekir. Demokrasilerde siyasi sorumluluk hükûmete aittir. Hükûmetin, siyasi partilerin sorumluluklarını halk tayin eder. Yargı ancak yapılan yasaları uygulamakla sorumludur. Eğer yargı siyasi sorumluluğu tespit etmeye kalkarsa o zaman rejimin adı değişir. Biz, demokratik hukuk devleti anlayışının yerleşmesini arzu ediyoruz. Öyleyse, adalet adına, adaletin ve hakkın hak sahibine teslimine yardımcı olmak için bu tasarıyı bir fırsat olarak değerlendirmek gerekir. Tasarı ile yeni bir mahkeme kurulmuyor, kurulmuş bir yapı içinde düzenleme yapılmaktadır. Bir kimsenin kaybedilen hakkının telafisi hiçbir şekilde mümkün değildir. Hiçbir mazeret de kaybolan hakkı geri getirmez ve kaybettireni de haklı çıkarmaz. Tasarı ile devlete mali yük getirecek olması, inanın, bireyin bir hakkından daha üstün de değildir.

Biliyoruz ki hak, adalet ancak bağımsız yargı eliyle gerçekleşecektir. Artık, yandaş yargı söylemlerine son verilmelidir. Her türlü kuruma karşı bağımsız ancak vicdanına karşı bağımlı yargıyı oluşturmak hem yargı mensuplarının hem siyasilerin ve hem kurumların ortak amacı olmalıdır diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Sayın milletvekilleri, biraz önce, Sayın Muharrem İnce’nin, görüştüğümüz kanun tasarısının farklı bir adla Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonundan geçtiği uyarısı üzerine müdahale edilerek tasarının sıra sayısındaki başlığıyla yansıtılması sağlanmıştır. Tasarının içeriğinin belirtilmesi amacıyla habercilik kaygısıyla yapıldığı anlaşılan farklı adlandırma yoluna gidilmemesi, resmî başlığın kullanılması konusunda gereken uyarı yapılmıştır.

Şahsı adına söz isteyen Muharrem İnce, Yalova Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

En kolay, rakamlar üzerinden yalan söylenir. Hani bir söz vardır, “Rakamlar yalan söylemez ama rakamlara yalan söyletilebilir.” diye.

Şimdi, Sayın Bozdağ, şöyle bir konuşma yaptınız: Rakamlar verdiniz, sonra dediniz ki: “Neşter atmak lazım. Eğer Yargıtayda bir dosyaya iki üç dakika zaman ayrılıyorsa buraya neşter atmak lazım.” Doğru. Şimdi, ben size bir örnek vereceğim acaba burada neşter atmak gerekecek mi? 2 ve 3 Temmuz 2005, Cumhuriyet Halk Partisi boykot etmiş, girmemiş Meclise. Siz, AKP milletvekilleriyle iki günde, on altı saat açık kalmış Meclis, 568 maddelik kanun geçirmişsiniz. Yani hesapladım, 24 saniyede 1 madde geçirmişsiniz. Yani Yargıtay 1 dosyayı 2,5-3 dakikada geçirmişse siz 24 saniyede 1 kanun geçirmişsiniz. Siz Yargıyata beş çekersiniz!

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Biz adaletliyiz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – O zaman, bir neşter de buraya atmak lazım mı? Birincisi bu.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Gelecek sefere bir neşter atarız!

MUHARREM İNCE (Devamla) – İkincisi, bir sorum daha olacak size: Parlamento tarihinde on beş maddelik bir tasarının temel yasa olarak görüşülmesinin bir başka örneği var mı? Parlamento tarihinde bu var mı? 21’inci Dönem Parlamentosunda temel yasa kullanılmış. Kaç kez kullanılmış? 7 kez kullanılmış, 22’nci Dönemde 29 kez kullanmışsınız, 23’üncü Dönemde bu 41’incisi. Yani artık ara sıra kullanılan bir istisnai durum genel bir durum hâline gelmiş. Bunları size hatırlatırım. Parlamento tarihinde böyle bir olay yoktur.

Şimdi, bir diğeri: Yani nasıl oluyor da insanlar aynaya bakmadan, kendilerine bakmadan ve yaptıklarını, reddettiklerini görmeden buraya çıkıp “12 Eylülcülerden hesap soracağız, darbeciler, faili meçhul cinayetler… “ diye bunları nasıl konuşabiliyorlar, anlayabilmiş değilim. Yani az önce bir arkadaşımız çıktı, faili meçhul cinayetlerden bahsediyor. Biz, Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e kadar, bu konuyu 5 kez bu Meclise getirdik, hepsini reddettiniz. Bakın, AKP milletvekillerini uyarıyorum: Birazcık samimi olun. Biz, yarın, yine Danışma Kuruluna faili meçhul cinayetleri getireceğiz. Bir daha ağzınıza almayın bunu. Bakın, 6’ncıyı reddedeceksiniz, biliyorum. Yüreğiniz varsa, cesaretiniz varsa, üstüne gidecek bilginiz varsa, gücünüz varsa, samimiyetiniz varsa akşamdan uyarıyorum sizi, yarın Danışma Kurulunda, gelin, faili meçhul cinayetleri bu Meclis araştırsın.

RECEP KORAL (İstanbul) – Ne zaman? İki ay kaldı.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Sonra hem burada reddedip em sonra televizyon ekranlarına çıkıp şov yapmayın. Siz, 12 Eylülcülerden hesap soramazsınız ancak Kenan Evren’in maaşına zam yaparsınız. Siz, faili meçhul cinayetleri araştıramazsınız, üstüne gidemezsiniz çünkü o cesaret yok sizde.

Şimdi, bakın, bir başka örnek: Sayın Başbakan, SSK’lıları görüyor, diyor ki: “Ben damdan düşmüş birisiyim, ben de SSK emeklisiyim.” Bakıyoruz, Sayın Başbakan milletvekili emeklisi, SSK emeklisi değil.

Sayın Başbakan, Kars’a gidiyor, şehitlerle ilgili bir toplantı, Sayın Başbakan diyor ki: “Benim dedem de şehitti.” Belge melge yok ortada. Bizim Amasya Milletvekilimiz Sayın Ünsal soru önergesi verdi. Görelim böyle bir belgeyi. Ben de benim ailemle ilgili böyle şeyler duyuyorum, dedemin dedesi gitmiş, gelmemiş ama elde bir belge yok.

Şimdi, Sayın Başbakan, en son “Cumartesi Anneleri”ni hatırladı, dedi ki: “Ben de işkence gördüm.” Nerede görmüş işkence? Mehmet Metiner diyor ki… Bakın, bu kitabı çok daha önce yazmış Mehmet Metiner, diyor ki: “Komutanın yanında Erdoğan gayet neşeli görünüyordu. Yanlış hatırlamıyorsam ufak tefek şakalaşmalar da yapıyorlardı.” Mehmet Metiner böyle yazıyor, Başbakan diyor ki: “Dize kadar su içinde 6 kişiydik. 3 kişilik bir bankın üzerindeyiz, bir süre sonra yer değiştiriyoruz, onlar oturuyor, biz suya giriyoruz. Bütün gece böyle, tuvalete bile izin vermediler.” Hangisi doğru? Mehmet Metiner mi doğruyu söylüyor, Başbakan mı doğruyu söylüyor?

İşkence falan gören siz değildiniz, işkence gören 12 Eylülde bizim arkadaşlarımızdı.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Sen var mıydın, sen?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bizim arkadaşlarımızdı, evet. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz işkenceyi ancak filmlerde görürsünüz, filmlerde.

BAŞKAN – Sayın İnce, teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Devamla) – 12 Eylülcüler büyüttü, besledi, palazlandırdı sizi, böyle geldiniz buralara. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Haydi, haydi, haydi!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Buraya millet getirdi, millet!

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Mevlüt Akgün, Karaman Milletvekili.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Akgün’e söz verdim Sayın Bozdağ.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hanginiz işkence görmüş, bir çıksın meydana da görelim.

BAŞKAN – Sayın Akgün’ün konuşmasından sonra dinleyeceğim Sayın Bozdağ.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Hanginiz işkence gördünüz? Gelin, bir görelim.

BAŞKAN - Sayın Akgün, buyurun lütfen.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, şimdi, grup başkan…

BAŞKAN - Dinleyeceğim Sayın Bozdağ.

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, makul sürede yargılanma hakkı, en önemli insan haklarından birisidir. Bağımsız, tarafsız, adil ve hızlı işleyen bir yargı sisteminin varlığı, devlete olan güven duygusunu pekiştirecektir. Anayasa’mızın 141’inci maddesi “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” der. İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’nin 6’ncı maddesi ise adil yargılanma hakkından bahsederken bunun en önemli unsurlarından birisi olarak yargılamanın makul süre içerisinde bitirilmesi ilkesini ortaya koymaktadır. Bu bakımdan, toplumun devlete ve yargı organlarına olan güveninin korunabilmesi, hakkın gerçek sahibine bir an önce tesliminin sağlanması için, uyuşmazlıklar kısa sürede bitirilmelidir. Kaldı ki hepimiz, geciken adaletin adalet olmadığını her defasında söylüyoruz ancak bugün bir temyiz dosyasının yüksek yargıda incelenebilmesi için en azından üç beş yılın geçmesi gerektiği düşünülürse “Geciken adalet adalet değil ama adaletin hiç gelmemesinden evladır.” türküsü maalesef söylenir olmuştur.

Değerli arkadaşlarım, muhalefet partilerimizin bu tasarıya niçin karşı çıktıklarını hâlâ anlayabilmiş değilim. Yargının ağır iş yükü altında ezildiğini hepimiz söylüyoruz. 2009 yılında sadece Yargıtayın bakması gereken dosya sayısının toplam 1 milyon 670 bin olduğu ifade edilmektedir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sekiz senedir niye düzeltmediniz, sekiz senedir?

MEVLÜT AKGÜN (Devamla) - Danıştayda da 2009 yılında toplam 273 bin 608 dosya bulunmakta olduğu ifade edilmiştir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kimi kime şikâyet ediyorsun?

MEVLÜT AKGÜN (Devamla) - Yargıtayda üye başına 4.393 dosya düşmektedir, Danıştayda ise üye başına 2.880 dosya düşmektedir. Bu tablo, çok vahim bir tablodur. Bu kadar iş yükü altında çalışan mahkemelerin ve hâkimlerin hata yapması kaçınılmazdır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu sizin başarı karneniz! İşte, bu sizin başarı karneniz!

MEVLÜT AKGÜN (Devamla) – Yüksek mahkemelerin yapacağı hatalar ise toplumda adalete olan güven duygusunu sarsacaktır. Günümüzde bu hataların örneklerine, maalesef, sıkça şahit olmaktayız.

Değerli arkadaşlarım, bir diğer vahim durum da iş yükü nedeniyle 2010 yılında 18 bini aşan dosyanın zaman aşımına uğramış olmasıdır. Maalesef, zaman aşımı nedeniyle binlerce insan hak kaybına uğramaktadır. Bazı suçlular da, yine maalesef, adaletin pençesinden haksız yere kurtulmaktadır.

Yargıtayda bir ceza dosyasının karara bağlanma süresi 1.042 günü bulmaktadır. Hukuk mahkemelerinde ise bu süre 230 günü buluyor. Bu süreler dikkate alındığı zaman, toplumdaki adalet duygusunun sağlanması, değerli arkadaşlarım, mümkün değildir.

Bir çarpıcı istatistik de şudur: Verilere göre, 10. Ceza Dairesinde bir dosyaya bakmak için sadece 2,4 dakika ayrılıyor, 9. Hukuk Dairesinde ise 1,7 dakika zaman ayrılabiliyor. Hakkaniyet sahibi insanlara sormak gerekir: Ne kadar iyi yetişmiş olursa olsun, bu kadar kısa süre içerisinde bir mahkemenin, bir hâkimin adil karar vermesi mümkün müdür?

Değerli arkadaşlarım, bugün Yargıtay ve Danıştaya yeni hiçbir iş gelmese bile mevcut dosyaların bitirilebilmesi için en az beş yıla ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir. Bu iş yükü altında adalet dağıtmak mümkün değildir. Nitekim, davaların yüksek mahkemeler önünde sürüncemede kalması şikâyetlere neden olmuş ve Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde, makul süre aşıldığı gerekçesiyle pek çok defa mahkûm edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, peki, ne yapacağız? Aslında sorunun çözümü için yollar bellidir. Öncelikle, mevcut tıkanmayı önlemek için Danıştay ve Yargıtayda yeni dairelerin kurulmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Nitekim, Yargıtay ve Danıştay başkanlarımız adli yıl açış konuşmalarında bu hususu pek çok defa dile getirmişlerdir. Bizzat Yargıtay 2008 yılında Adalet Bakanlığına iki kez yazı göndermek suretiyle daire ve üye sayısının artırılmasını istemiştir. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker imzalı yazıda “3 hukuk, 3 ceza dairesinin kurulmasında kesin ve acil zorunluluk vardır.” ifadesi yer almaktadır. Hâl böyle iken bugün ne değişti de Yargıtay ve Danıştay ve de muhalefet partilerimiz tasarıya karşıdır, bunu anlamak mümkün değildir. Sadece… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akgün.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bozdağ.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – CHP adına konuşan Sayın Hatip, konuşması sırasında Sayın Grup Başkanımızla alakalı birtakım ifadelerde bulunmuştur.

BAŞKAN – O “birtakım ifadeler” nedir Sayın  Bozdağ? Ne söyledi?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başbakanımızın işkence gördüğü şeklindeki ifadesinin yalan olduğu şeklinde, dedesinin şehit  olmasıyla ilgili bilgilerle alakalı, yalan olduğu şeklinde değerlendirmelerde bulunmuştur.

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, yeni bir sataşmaya mahal vermeden iki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben “yalan” demedim, “Hangisi doğru?” dedim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bozdağ izah etsin efendim.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

 

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; tabii her zaman söylüyoruz: Bu kürsü gerçekleri dile getirmek içindir ama sorular sorarak gerçekleri saptırmak için değildir.

Şimdi Sayın Başbakanımızın başından geçen olaylarla ilgili Sayın Başbakanımızın ifadeleri var, bunlar da kayıtlarda. Şimdiye kadar bu ifadeleri, o kayıtların muhatapları, hiçbirisi tekzip etmediler. Ne diyordu? O kayıtları iyi okumuş olsaydı, sadece bir beyana bakarak değil. Sayın Başbakanımız İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı olduğu bir zamanda… Ne zaman bu zaman? 12 Eylüle takaddüm eden yıllarda. O zaman İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı ve gözaltına alınıyor 6 arkadaşıyla beraber. İstanbul Metris’te tutulurken oradan alınarak Fatih’teki emniyet amirliğine götürülüyor ve o sırada dört, beş günlük süre içerisinde yaşanan olaylarla ilgilidir Sayın Başbakanımızın anlattığı.

Sayın Mehmet Metiner’in anlattığı konu hangisidir? Açıklarsa… Sayın Başbakanımızın cezaevinde geçirdiği yıllara ilişkin bir olayla 12 Eylülün öncesinde yaşanmış bitmiş bir olayı ve o dönemde yaşanan bir olayı getirip karıştırıp Sayın Başbakanın yalan söylediğini ima ederek birtakım sorular sormak bu gerçeği değiştirmez. Sayın Başbakanımızın 12 Eylül öncesinde İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde yaşadığı bir olaydır. Metiner’in anlattığı olay başkadır.

Bir başka şey, Sayın Başbakanımızın büyükbabasıyla ilgili -anne tarafından- şehit olduğuna dair Sayın Başbakanımızın açıklamaları var. İsmini de veriyorum, Kemal…

AKİF AKKUŞ (Mersin) - Hiç öyle bir şey yok.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben bakarım gözünüzün içine, ben yalan konuşmuyorum, doğruları söylüyorum.

İsmi Kemal Mutlu. Kars Valiliğiyle irtibata geçerseniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

MUHARREM İNCE (Yalova) – O zaman soyadı yok ki.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Soyadı Kanunu var mıydı o zaman?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …size bütün kayıtları Kars Valiliği…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Nereden çıkardınız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben teşekkür ediyorum.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… Sayın Başkan… 

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben “Sayın Başbakan yalan söylüyor.” demedim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…

Sayın İnce, ne söylediniz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben “Sayın Başbakan yalan söylüyor.” demedim. Sayın Başbakanın ifadesini söyledim, Mehmet Metiner’in ifadesini söyledim. “Hangisi doğru?” dedim. Birisinden birisi doğru değil, ben bunu söyledim.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İkisi de doğru, ikisi de ayrı olay.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutanaklara geçti Sayın İnce söyledikleriniz.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşmelere devam edilmesine ilişkin bir önerge vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

Önergeyi okutuyorum: 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 610 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1. Bölümü üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve talep ederiz.

        Ali Rıza Öztürk                  Turgut Dibek                         Şevket Köse

              Mersin                          Kırklareli                              Adıyaman

         M. Ali Özpolat                   Rasim Çakır                   Malik Ecder Özdemir

             İstanbul                           Edirne                                   Sivas

Hakkı Suha Okay                       Ahmet Küçük                         Şahin Mengü

              Ankara                         Çanakkale                               Manisa     

Ali İhsan Köktürk                        Atila Emek                      M. Rıza Yalçınkaya

           Zonguldak                         Antalya                                  Bartın

 

Rahmi Güner

Ordu

 

Gerekçe:

Tasarı siyasi iktidarın yargıyı şekillendirmeye yönelik girişimlerinin son halkalarından biri niteliğindedir. Tasarının güdümlü bir yargı yaratarak, kuvvetler ayrılığı ilkesinin tasfiyesini amaçladığına kuşku yoktur.

Siyasi iktidar yine kendisinin yarattığı ve Hizbullah gibi suç örgütü üyelerinin serbest kalmasına neden olan bir yasal düzenlemeyi gerekçe göstererek Danıştay ve Yargıtay üzerinde oyun oynanmak istenmektedir.

Tasarı siyasi iktidarın dayatması niteliğindedir. Siyasi iktidar Tasarıyı hazırlarken Danıştay ve Yargıtay yetkililerinin görüşüne başvurmadığı gibi Barolar, YARSAV, Yargıçlar ve Savcılar Sendikası gibi konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının da görüşlerini almamıştır. Dolayısıyla toplum kesimlerinin, konunun taraflarının görüşlerini içermemesi salt Parlamento çoğunluğu ile geçirilmek istenmesi açısından darbe süreçlerini aratmayacak yöntemlerle dayatıldığını ortaya koymaktadır.

Tasarı, zamanlaması, içeriği ve daha önce TBMM'ye sevk edilen tasarılarla çelişkileri açısından siyasi iktidarın bugüne kadar yargı üzerinde oynadığı oyunların suçüstü belgesi niteliğindedir. Bu gün Yargıtay ve Danıştay'ın işyükünü gerekçe göstererek üye sayısını artırmaya çalışan siyasi iktidar, 2006 yılında TBMM'ye sevk ettiği ve 2007 yılında Başbakanın imzası ile yenilediği hala Adalet Komisyonunda görüşülmeyi bekleyen Tasarıda Yargıtay'ın üye sayısının 250'den 150'ye düşürülmesini öngörmektedir. Niçin 2007 yılında Yargıtay'ın üye sayısı düşürülmek istenirken, bugün Yargıtay'ın üye sayısı artırılmak istenmektedir? Bu sorunun yanıtı yargı üzerinde oynanmak istenen oyunları gözler önüne sermektedir. Anayasa değişikliğinin ardından gerçekleştirilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye seçimlerinde Adalet Bakanlığının listesinin tamamının seçildiği düşünüldüğünde siyasi iktidarın niçin Yargıtay ve Danıştay'ın üye sayısını artırmak istediği ortaya çıkmaktadır. Siyasi iktidarın amacı yargı sürecini hızlandırmak değil, yargıyı kendine bağımlı kılmaktır.

Söz konusu Tasarı öncesinde de siyasi iktidarın Yargıtay üye seçimlerine müdahale etmiştir. 2007 yılının Mart ayında boş bulunan 23 Yargıtay üyeliği ile 6 Danıştay üyeliği için HSYK'da seçim yapılması Bakan Sayın Cemil Çiçek ile dönemin müsteşarının toplantılara katılmamaları ile engellendi. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu toplantıların sabote edilmesi üzerine, müsteşar hakkında suç duyurusunda bulundu. Yani bu yaşananlar geçmişteki girişimlerin son ve nihai halkasıdır.

Yargıtay ve Danıştay'ın üye yapısı değiştirilirken, Geçici 1. madde ile Yargıtay'da ihdas edilen üye kadrolarına seçim yapılmasından itibaren on beş gün içinde Birinci Başkanlık Kurulunun yeniden belirlenmesi ve üyelerin hangi dairelerde görev yapacağını, dairelerin iş durumunu ve ihtiyaçlarını göz önünde tutarak, oluşturulan yeni Başkanlık Kurulunun belirlemesi" öngörülmüştür. Söz konusu düzenleme yargının kurgulanmasına zemin oluşturacaktır. Siyasi iktidarın niyetlerini ortaya koymaktadır. Uzmanlaşmayı da ortadan kaldıracak bu durum, özel yargı düzenine geçişi amaçlamaktadır.

Hiçbir yargısal görevleri olmayan Bakanlık müfettişlerinin de koruma altına alınması, müfettişler üzerinden yürütülen baskılara zemin oluşturacaktır.

Son derece önemli olan bu yasa tasarısının TBMM Adalet Komisyonunda yeterince görüşülmesinin engellenmesi, çoğulcu değil çoğunlukçu anlayışın, bir tezahürüdür. Siyasi iktidarın yasama organı üzerindeki tahakküm kurma ve yargıyı dönüştürme girişimlerinin Anayasaya aykırı olduğuna ve Türkiye'yi daha otoriter bir rejime sürüklediğine kuşku yoktur.

Yargıyı siyasi iktidarın güdümüne sokmayı amaçlayan, erkler ayrılığını ortadan kaldıracak düzenlemenin görüşmelerine devam edilmesi demokrasimizin geleceği açısından son derece önem taşımaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Taner, Sayın Korkmaz, Sayın Çalış, Sayın Akkuş, Sayın Çelik, Sayın Şandır, Sayın Köse, Sayın Köktürk, Sayın Özdemir, Sayın Cengiz.

Sayın Taner, buyurun.

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, bugün dağıttığınız “Yargı Reformunun Neresindeyiz?” isimli kitabın 34’üncü sayfasında belirttiğinize göre Yargıtay ceza dairelerinde bir dosyanın bekleme süresi 2000 yılında 53 gün iken, 2009 yılında 399 güne çıkmış. Bunda acaba Yargıtaydan ve Danıştaydan yargı yükünün artmasında aylarca atamadığınız yargı mensuplarının payı olduğunu düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, buyurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan, Anayasa alt komisyonunda görüşülen Anayasa Mahkemesi Teşkilat Kanun Tasarısı’nda Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerine astronomik maaşlar öngörülmektedir. Başkanın maaşı 9,5 milyar, üyelere 8,7 milyar lira ücret verilmesi düşünülmektedir. Raportörler bile Yargıtay ve Danıştay üyelerinden fazla maaş alır hâle gelmektedir.

1) Yargı mensupları arasında adalet duygularını dumura uğratacak bu haksızlığı nasıl telafi edeceksiniz?

2) Gerçek yargıyı icra eden hâkim ve savcılar ve yüksek yargı mensupları ücretlerine bir iyileştirme arkadan gelecek midir?

3) İnsani yaşam kriterlerinden uzak ücretleriyle ciddi imkânsızlık içinde bulunan infaz koruma memurlarının özlük haklarını ne zaman düzelteceksiniz?

4) Bu tasarının siyasi sorumluluğu Adalet Bakanlığında olduğuna göre adalet mensupları arasında adaletsizliği yasalaştıran Adalet Bakanlığı nasıl bir adalet anlayışını temsil etmektedir?

BAŞKAN – Sayın Çalış…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Bakan, bölge istinaf mahkemelerinin kuruluşu yüksek yargının yükünü azaltmak amacıyladır, bu açık ancak dört yıl olmasına rağmen, yasal düzenlemenin yapılmasından bugüne bölge istinaf mahkemeleri niçin hayata geçirilmemiştir?

Bu bölge istinaf mahkemelerinin kurulmamasından dolayı on yıl zaman aşımını geçirdiği için serbest bırakılan hükümlülerle, tutuklularla ilgili bir vicdani rahatsızlık duyuyor musunuz? Bu konuda AKP İktidarının sorumluluğu yok mudur?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çalış.

Sayın Akkuş…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nda yapılan değişiklikle daha önce meslekten ihraç edilen hâkim ve savcıların mesleğe dönüşü sağlanmıştır. Bugüne kadar kaç kişi ihracının kalkmasını ve geri dönmeyi istemiştir? Bunlar kimlerdir? İsimlerini verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çelik…

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben de 31/12/2010 tarihi itibarıyla ceza infaz kurumlarında mahkûm sayısı nedir, tutuklu sayısı nedir?

Yargılama sonucunda beraat eden tutukluların hüküm giyme oranı ne kadardır?

Bir de cumhuriyet savcılarınca tutuklama talebiyle açılan davalardan mahkemece tutuklama kararı verilenlerin oranı nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, öncelikle, yüksek yargıda geçici görevlendirmeyi neden düşünmüyorsunuz? Anayasa’nın neresine aykırı bu husus?

İkinci sorum: Yargıtaydaki dosya yığılmasının sebebi, Hükûmetiniz tarafından çıkarılan yeni Türk Ceza Kanunu’nda yaptığınız düzenlemeyle sanığın lehinde kullanma sürecini başlatmış olmanız değil midir?

Üçüncü soru: Diyorsunuz ki: İlk derece idare mahkemelerinde açılan dava sayısında her geçen yıl düşme olmaktadır, sayısal olarak verdiniz. Bu sonuç AKP’nin kadrolaşmasının itirafı değil midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köse…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, İstanbul İdare Mahkemesi üyesi İlhan Hanağası isimli üyenin, uzunca bir süredir Başbakanlıkta görevli görülmekle birlikte, YÖK’te danışmanlık yaptığı doğru mudur?

İkinci sorum: TRT’de görev yapan hâkim ya da savcı var mıdır? Eğer var ise hangi tarihte ve hangi mevzuat dayanak alınarak görevlendirilmiştir?

Üçüncü sorum: Hukuksal danışmanlığın sadece ve sadece hukuk müşavirleri ve avukatlar eliyle yapılması gerekirken, hâkim ve savcıların kurumların danışmanı hâline getirilmesi meslek etiğiyle bağdaşır mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köktürk…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakan, birinci sorum: İktidar olduğunuz 2002 yılında 59 bin olan tutuklu ve hükümlü sayısı sekiz yıllık iktidarınız döneminde 120 bine çıkmış. Bunu da övündüğünüz başarılarınız arasında görüyor musunuz?

İkinci sorum: Yargıtay ve Danıştay dairelerinin görevlerinin yasayla belirlenmesi Anayasa’mızın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesinin ve tabii hâkimlik ilkesinin zorunlu sonucudur. Ancak, siz, tasarıyla bunu kaldırarak durum ve şartlara göre değiştirilen bir sistem getiriyorsunuz. Bu anlamda, Yargıtaya ve Danıştaya gelen dosyaların niteliğine göre değişen özel daireler yaratmayı hukuk devleti ilkesinin neresine koyuyorsunuz? Hukuk devleti ilkesiyle nasıl bağdaştırıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özdemir…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bir önceki bölümde sordum, tekraren bir kere daha        –ısrarla- tutanaklara geçmesi için soruyorum ve yanıtlamanız talebiyle soruyorum: Diyarbakır Cezaevinde tutuklu bulunan Hizbullah terör örgütü üyelerine İnternet bağlantısı hakkını verdiniz mi? Onlar eğitim amaçlı verilen bu hakkı bir başka sitelere girerek kullandılar mı? Bu konuda Diyarbakır Cezaevinin 2010 Temmuzunda tutmuş olduğu bir tutanak size ulaştı mı? Bu tutanak hakkında ne işlem yaptınız? Rica ediyorum, bu sorunun yanıtlanmasını ve tutaklara geçmesini talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Cengiz…

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) – Sayın Bakan, Bakanlığınızla bağlantılı birçok kanun Meclisten geçti, hâkim ve savcılar için de özlük haklarıyla ilgili iyileştirmeler yapıldı ancak Bakanlığınıza bağlı en alt düzeyde ve zor şartlarda hizmet veren, görev esnasında birçok kısıtlamayla birlikte görev ifa etmeye çalışan, çoğu zaman psikolojik etkenlere karşı da mücadele eden infaz koruma memuru yani gardiyan olarak da ifade ettiğimiz memurlara Bakanlığınızın yeterli düzeyde ilgi, alakayı göstermediği ve özellikle çalışma koşullarının iyileştirilmediği, tayin ve özlük hakları konusunda da Bakanlığınızın çok yetersiz kaldığı görülmektedir.

1) Özellikle bu bağlamda bu memur arkadaşlarımızın çalışma ve özlük haklarında bir iyileştirme düşünüyor musunuz?

2) 2010 yılında kaç adet intihar oluşmuştur ve kaç adet intihara teşebbüs vakası gerçekleşmiştir?

3) Kaç adet infaz koruma memuru psikolojik tedavi  almıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Cengiz.

Sayın Bakan, buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, bir önceki turda da soru sorup cevap alamayan arkadaşlarım vardı Sayın Özdemir gibi, müsaade ederseniz onlara da birkaç cevap vermek istiyorum.

Sayın Uslu, “HSYK Genel Sekreterliği seçimlerinde oylama sonuçlarında en çok oy alan değil, ikinciye görev verildi, niçin?” diye sordu. Oysa şu anda aldığım bilgi: Oylamada 17 oy Yargıtay Savcısı Mehmet Kaya Bey’e çıkmış, 16 oy Engin Durnagöl Bey’e çıkmış, 13 oy da Muzaffer Bayram Bey’e çıkmış, Genel Sekreterliğe de Mehmet Kaya Beyefendi atanmış, dolayısıyla en fazla oyu alan adaya Genel Sekreterlik görevi verildiğine dair bir bilgi var önümde, onu paylaşmak istedim; bir.

İkincisi: Sayın Özdemir “Diyarbakır Cezaevinde Hizbullah terör örgütü üyelerine İnternet  bağlantısı sağladınız mı?” diye bir soru soruyor. Değerli arkadaşlar, herhangi bir örgüt üyesine özgü bir İnternet  bağlama, bir bilgisayar kullandırma olayı söz konusu değildir. Ancak, Anayasa’mızın 42’nci maddesinde düzenlenen eğitim hakkından hiç kimsenin mahrum bırakılamayacağı hükmü gereğince Türkiye’deki tüm cezaevlerimizde, örgüt mensubu olsun olmasın, tutuklu ve hükümlülerin eğitim hakkına saygı gereğince arzu edenlere uzaktan eğitim sistemi uygulanmaktadır. Bu anlamda Diyarbakır Cezaevinde de bahsedilen örgüt mensubu üyeleri uzaktan eğitim hakkını talep etmişlerdir ve bu haktan istifade etmişlerdir. Cezaevindeki İnternet  bağlantılı bilgisayar üzerinden eğitim aldıkları fakültenin İnternetine bağlanmışlar, cezaevi bilgisayarından değil ama bağlanılan bilgisayar üzerinden gitmemeleri, girmemeleri gereken sitelere girmişlerdir. Ancak, bu girmelerinden dolayı herhangi bir iletişim, görüntülü ya da sesli görüşme tespiti yapılamadığı Diyarbakır Başsavcılığının bize gönderdiği bilgi notunda vardır. Bu, disiplin soruşturmasını gerektiren bir işlemdir. Yapmamaları gereken bir işi yaptıkları dolayısıyla bu hükümlü, tutuklulara ilişkin işlem yapılmıştır bahsedilen Temmuz 2010 tutanağına bağlı olarak. Ayrıca, bu eğitim faaliyeti esnasında denetim yapması gereken cezaevi personeliyle ilgili olarak da ayrıca soruşturma yapılmıştır. Sorunuzun cevabı olarak ifade ediyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakanım, başkaca bir örnek var mı? Şimdiye kadar herhangi bir cezaevinde başkaca bir örnek var mı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Hemen söyleyeyim: Hâlen şu anda farklı cezaevlerinde kalan toplam 163 kişi uzaktan eğitim programına devam etmektedir. Bunlar benzer şekilde de ders almaktadır Sayın Özdemir.

Değerli arkadaşlar, onun dışında, Sayın Işık da bir önceki turda sormuştu, bu turda da Sayın Çalış sordular: “İstinaf mahkemeleri ya da bölge adliye mahkemelerinin durumu ne olacak?” diye. Evet, bölge adliye mahkemeleri, 2007 yılında faaliyete girmesi gereken mahkemeler idi ancak bir önceki turda ifade etmeye çalıştım, Adalet Bakanlığı, Kurula, bu mahkemelerin devreye girmesi için kanunun emredici hükmü gereğince teklifi götürüyor ancak o günkü HSYK, mevcut hâkim, savcı sayısıyla bu mahkemelerin devreye alınmasının mümkün olmayacağını, ilk derece mahkemelerindeki işleyişin felç olacağını ifade ederek “Hâkim, savcı sayısını arttırın, daha sonra bu mahkemeleri devreye alın.” diye karar almıştır. O gün HSYK’nın almış olduğu bu karar yanlış bir karar değildir, o gün için de doğru bir karardı, hâkim, savcı sayısı arttırılmalıydı. Bu doğrultuda yüzde 26 civarında hâkim, savcı sayısı artabilmiş şu ana kadar. Bu kâfi değil. Şu anda 2011 yılında kura çekecek hâkimlerimiz var. Bir miktar da asliye ticaret mahkemeleri bu tasarıyla tek hâkimli mahkemelere dönüştürülüyor. Bir miktar hâkim, savcılarımızdan tasarruf etmek suretiyle, istinaf mahkemelerinin 2011 yılının adli yıl açılışına yetiştirilebilmesi için gayret sarf ediyoruz, fiziki mekânlar hazırlanmıştır.

Yalnız, yeni HSYK’mız şöyle bir çalışma yaptı: Türkiye'nin on altı değişik bölgesinde tüm illerin hâkim, savcılarıyla, komisyon başkanlarıyla arama konferansları, toplantıları yaptılar ve yargıdaki sorunların tespiti, sürecin hızlandırılması, istinaf mahkemelerinin devreye alınması için ilave tedbirleri sordular ve uygulayıcılardan aldıkları bilgileri de Bakanlığa talep olarak ilettiler. Bu doğrultuda, yirmi dört maddelik bir tasarı taslağını bugün Adalet Bakanlığı olarak kamuoyunun ve yargı camiasının bilgisine, tartışmasına açtık. Bu taslağa gelecek eleştiriler doğrultusunda taslak olgunlaştırılarak Parlamentoya gelecek ve yargıya gelen iş sayısını azaltıcı tedbirleri devreye sokacağız.

Ayrıca, dokuz bölgede istinaf mahkemelerinin yeterli olmayacağı, bölgelerin arttırılması gerektiği yönünde bir tespit de var ancak bu, dokuz bölgedeki istinaf mahkemelerinin devreye alınmasını ertelemek için bir mazeret olarak kullanılmayacak. HSYK son toplantısında şöyle bir de karar aldı: Dokuz bölgede kurulması planlanan istinaf mahkemelerinin başsavcılarının atanması kararı alındı. Bunlar tespit edilecek, ilgili daire tarafından atanacak ve işleyişe hazır hâle getirilmek üzere başsavcılar göreve başlayacaklar. Bu soruyu da bu şekilde değerlendirmiş olayım.

Onun dışında, Sayın Akkuş meslekten ihraç edilen hâkim, savcıların HSYK’ya dönüşle ilgili yapmış oldukları müracaat sayısına ilişkin bir bilgi sordular. Şu ana kadar 30 hâkim, savcı mesleğe tekrar dönmek için HSYK’ya başvurmuş durumda. Bunların durumları henüz görüşülmedi, görüşüldükten sonra ayrıca kamuoyuyla bu bilgileri paylaşırız.

Değerli arkadaşlar, Sayın Taner, bugün dağıtmış olduğumuz bilgi notundaki otuz dördüncü sayfada Yargıtayda bekleme sürelerine ilişkin bir soru sordu. “2000 yılında 53 gün olan bekleme süresi şu anda 359 güne gelmiştir.” diyor, doğru. Hemen 2002’de 138’e çıkmış ve artan trendle devam edegelmiş. İlk derece mahkemelerinde az da olsa hâkim, savcı sayısında artışlar oldu. İlk derece mahkemelerinde yargıyı hızlandıracak Ulusal Yargı Ağı Projesi’nin devreye girmesi belli kolaylıklar sağladı ama aynı kolaylıkları yüksek yargıda sağlayamadık. Yüksek yargıda daire sayısı ve üye sayısını artıramadık. Bundan kaynaklı olabileceğini düşündüğüm bir orantısız artış var.

Kalan soruları yazılı olarak cevaplayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Oylama yok Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir dahakine… Alacağımız olsun, alacağa yazalım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 

Görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 1 inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 2575 sayılı Danıştay Kanununun 13 üncü maddesinin 2 numaralı fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

                  Bekir Bozdağ                                       Ahmet Yeni                                        Hasan Altan

                       Yozgat                                               Samsun                                            Kastamonu

            Mehmet Müezzinoğlu                             Nusret Bayraktar

                      İstanbul                                             İstanbul

“Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık eder.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 1. maddesinin 1. fıkrasında bulunan “on dört” kelimesinin “on iki”, “on beş” kelimesinin “on üç” olarak değiştirilmesini ve “Danıştaya dört mürettep daire kurulur. Mürettep dairelerin görev süresi 3 yıldır.” cümlelerinin eklenmesini,

2. fıkrasında yer alan “salt” kelimesinin çıkarılmasını,

2. fıkrasının 4. cümlesinde bulunan “daire başkanının görevlendireceği üye” ibaresinin çıkarılarak yerine “dairenin en kıdemli üyesi” ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ederiz.

                     Faruk Bal                                  Mustafa Kemal Cengiz                                Behiç Çelik

                       Konya                                             Çanakkale                                             Mersin

                   Hasan Çalış                                Süleyman L. Yunusoğlu

                     Karaman                                             Trabzon

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayalı Kanun Tasarısının (1) inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                       Mersin                                            Zonguldak                                             Konya

                  Turgut Dibek                                      Rahmi Güner                                      Şahin Mengü

                     Kırklareli                                              Ordu                                                Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Rahmi Güner, Ordu Milletvekili.

Buyurun Sayın Güner.

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin metinden çıkarılmasını öneren talepte bulunuyoruz. Bu talebimizin gerekçesini de belirttik, kabul edilmesini öncelikle talep ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı bana elli yıl öncesini hatırlatmaktadır. Bu kanun tasarısı, elli yıl önce hukukun, yargının nasıl yok edildiğini hatırlatmaktadır. Bu kanun tasarısı, bir hukukun olmadığı yandaş oluşturulan Yüksek Adalet Divanını hatırlatmaktadır. Bu kanun tasarısı bana 12 Mart 1971 yılında oluşturulan sıkıyönetim mahkemelerini anımsatmaktadır. Bu kanun, 12 Eylül’de oluşturulan sıkıyönetim mahkemelerinin nasıl çalıştığını hatırlatmaktadır. O mahkemelere üç sene avukat olarak gittim ve o sıkıyönetim mahkemelerinde, içinizde bulunan çok değerli arkadaşımın da avukatlığını yaptım.

Değerli arkadaşlarım, işte, 12 Eylül’den sonra oluşturulun devlet güvenlik mahkemelerinin nasıl işlediğini gördük, nasıl yandaş ve nasıl idare edilen, nasıl yönde yönetilen mahkemeleri gördük. Bugün, aynı mahkemelerin devamı olan, hiç farkı olmayan özel yetkili mahkemeleri görüyoruz, örneğini de Silivri’de görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, adalet mülkün temelidir. “Mülk” devlet demektir. İşte, bugün, hukuk ve yargı, hukukun üstünlüğü bu devletin en önemli unsuru ve temelidir değerli arkadaşlarım. Dikkat ederseniz, kanun tasarısı üzerinde oynan oyunlarla, esas mahkemelerin nasıl yönlendirildiğini, nasıl tayin edildiğini, nasıl atamaların yapıldığını ve bu atamaların yapılması için nasıl Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun şu anda Adalet Bakanlığının bir şubesi durumuna getirildiğini görüyoruz. İşte, Danıştayın da bugün, Yargıtayın da, yüksek mahkemenin aynı duruma sokulmak istendiği burada açıkça meydandadır.

Değerli arkadaşlarım, 60’lı yıllarda, 70’li yıllarda, 80’li yıllarda oluşturulan yargı üzerine oynanan, o zamanki yapmış olduğu müdahalelerin en odak noktası olan yargıyı nasıl kullandıklarını görüyoruz. Bugünkü siz iktidar aynı şekilde yargıyı nasıl tahakküm altına almak, yargıda nasıl tarafsızlığı yitirmek, nasıl hukukun üstünlüğünü ortadan kaldırma şeklinde bu kanun tasarısını algılamaktayız.

Değerli arkadaşlarım, dünyada artık askerî müdahaleler yok, dünyada artık sivil müdahaleler var. Örneğini görüyoruz. Halkın nasıl direndiğini, yürütmenin, yargının ve yasamanın tek elde nasıl toplanıp halkın özgürlüğünü, halkın isteklerini, halkın yaşamını nasıl ortadan kaldırdığını görüyoruz, nasıl mücadele verildiğini buna karşı görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, gidişiniz gidiş değil. Eğer yasamayı, yürütmeyi, yargıyı tek elde toplamak istiyorsanız, işte, değerli arkadaşlarım, siz de onlar gibi olma durumundasınız. İşte, halk, buna “dur” demeli, “yeter” demeli çünkü halk özgürlük istiyor, halk yaşamak istiyor. Silivri’deki gibi Türkiye’nin millî bütünlüğünü, Türkiye’nin özgürlüğünü, Türkiye’nin üniter yapısını savunanların nasıl yargılandığını, nasıl baskı altında tutulduğunu ben görüyorum. İçinizde belki bu sıkıyönetimlerde, belki bu mahkemelerde yargılananlar var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Hâlâ Silivri’yi savunuyorsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

RAHMİ GÜNER (Devamla) – Onlar da aynı sıkıntıyı görüyorlar ve sizin yaptığınız bu uygulama, gittiğiniz yol yol değil. Aklınızı başınıza alın diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güner.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 1. maddesinin 1. fıkrasında bulunan “on dört” kelimesinin “on iki”, “on beş” kelimesinin “on üç” olarak değiştirilmesini ve “Danıştaya dört mürettep daire kurulur. Mürettep dairelerin görev süresi 3 yıldır.” cümlelerinin eklenmesini,

2. fıkrasında yer alan “salt” kelimesinin çıkarılmasını,

2. fıkrasının 4. cümlesinde bulunan “daire başkanının görevlendireceği üye” ibaresinin çıkarılarak yerine “dairenin en kıdemli üyesi” ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ederiz.

Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bal efendim…

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danıştaya 4 tane yeni daire kurulmaktadır. Bu dairelerin kurulması Adalet ve Kalkınma Partisinin yargıyı siyasallaştırma hedefi ile yeniden tanzim ettiği iddiasıyla ilgilidir. Bu çok ağır bir iddiadır ve parlamenter demokratik sistemde yürütme organının yargıyı tahakküm altına alması demek, yürütme gücünün sınırlandırılmaması anlamına gelir. Yürütme gücünün sınırlandırılmamasının anlamı ise, sınırsız güç kullanan bir iradedir. Bunun daha açık anlamı diktadır.

Şimdi, yürütmenin bütün iş ve işlemlerini denetleyecek olan Danıştaydır. Yürütme organı sekiz yıldır AKP’nin kontrolündedir, siyasi sorumluluğundadır. Bu sekiz yıllık siyasi sorumlulukta Danıştayın iş yükü olağanüstü bir biçimde artmıştır. Bunun anlamı şudur: Sekiz buçuk yıldır AKP’nin iş ve işlemlerinden hukuka aykırıdır iddiası ile şikâyet edenler Danıştaya veya idare mahkemesine gitmişlerdir. İşte bu artış oranının Adalet ve Kalkınma Partisi ve Adalet Bakanlığı tarafından makul bir şekilde değerlendirilerek kendilerinin hukuka uygun davranmalarına yol açabilecek bir yol izlemeleri gerekirken Danıştayı kendilerine uydurmak için getirmiş oldukları tasarı yargının siyasallaştırılmasıyla bire bir örtüşmektedir. Dört tane kurulacak daire elbette ki Danıştayın ihtiyacıdır mevcut iş durumuna göre. Eğer biraz önce anlattığım yargının siyasallaştırılması iddiasından kurtulmak istiyorsanız, eğer yargıyı siyasallaştırmak istemiyorsanız, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu önergeyle size çözüm veriyoruz, çözüm yolu gösteriyoruz.

Daha önce 521 sayılı Danıştay Kanunu’nda mevcut olan, Türkiye’nin daha önce uyguladığı mürettep daire sisteminden hareketle Danıştaya dört tane mürettep daire kurun ve siz de bu iddiadan, bu ithamdan kurtulun. Sizin gibi, bundan sonra, bu kanun tasarısı kanunlaşırsa o dairelerde görev yapacak insanlar, yani yargıçlar, yüksek mahkeme üyeleri de böyle bir siyasallaşma iddiasından ve üzerlerindeki bir siyasallaşmış yargıç yaftasından kurtulsunlar. Bu, bu kadar basit, bu kadar makul ve bu kadar akli bir durumdur. Bunun reddedilmesi demek, sizin yargıyı siyasallaştırmadaki ısrarınız anlamına gelir.

Diğer taraftan “salt” kelimesinin ilavesiyle “çoğunluk” kelimesi bir kavram kargaşasına yol açmaktadır. Bu itibarla “salt” kelimesinin ikinci fıkrasından çıkarılmasını teklif ediyoruz.

Dördüncü cümledeki “daire başkanlarının teşkil edilecek ikinci heyete başkan ataması” demek, bir kişinin iradesi ile fiilen mahkeme görevi yapacak olan ikinci heyette başkan atama demektir. Bu, subjektif bir tercihtir. O dairenin başkanının subjektif tercihi ile atanacak bir başkanın bağımsız ve tarafsız bir yargı görevlisi olarak, bir daire başkanı, heyet başkanı olarak görev yapması yanlış olur. Bunun doğru olanı şudur: Pek çok meslekte kıdemin önemi vardır, esası vardır, pek çok meslekte görevler ve mahkemeler bu kıdem esasına göre tanzim edilir. Buna göre de o dairede bulunan, o heyette değil o dairede bulunan en kıdemli üyenin ikinci heyete başkan olarak görevlendirilmesi objektif bir yasa yapmanın temel kuralıdır. Eğer objektiflik kuralından ayrılmak istemiyorsanız, eğer subjektif nedenlerle yargıyı tanzim etmek istemiyorsanız, eğer yargıyı siyasallaştırmak istemiyorsanız, bu makul ve akli önergeye “evet” derdiniz Sayın Bakan.

Bu duyguları, bu düşünceleri yüce Meclisle paylaşarak önergemize destek verilmesini temenni ediyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 1 inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 2575 sayılı Danıştay Kanununun 13 üncü maddesinin 2 numaralı fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

Bekir Bozdağ (Yozgat) ve arkadaşları

“Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık eder.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Takdirlerine bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Danıştayın mevcut iş durumu göz önüne alınmak suretiyle, işi yoğun olan dairelerde birden fazla heyet halinde çalışma imkânı getirilmesi amacıyla bu önerge verilmiştir. Dairede birden fazla heyet oluşturulması halinde, oluşturulan bu heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üyenin başkanlık etmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Arayayım Sayın İnce.

Sayın İnce, Sayın Öztürk, Sayın Tan, Sayın Güvel, Sayın Öğüt, Sayın Köse, Sayın İçli, Sayın Soysal, Sayın Köktürk, Sayın Özkan, Sayın Kart, Sayın Ünsal, Sayın Karaibrahim, Sayın Emek, Sayın Mengü, Sayın Dibek, Sayın Bingöl, Sayın Koçal, Sayın Barış.

Sayın milletvekilleri, yoklama için bir dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN – Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır. Şimdi bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım, önerge sahiplerinin istemleri hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 2. Maddesinin metinden çıkarılarak madde numaralandırmalarının bu düzenlemeye göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                      Metin Çobanoğlu                                   Rıdvan Yalçın

                       Konya                                              Kırşehir                                                Ordu

              Mehmet Serdaroğlu                                  Erkan Akçay                                Mustafa Kemal Cengiz

                    Kastamonu                                            Manisa                                             Çanakkale

                                                                            Behiç Çelik

                                                                               Mersin

Diğer önergenin imza sahipleri:

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                       Mersin                                            Zonguldak                                             Konya

                  Turgut Dibek                                      Rahmi Güner                                      Şahin Mengü

                     Kırklareli                                              Ordu                                                Manisa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım her iki önergeye de.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1’inci maddedeki önergemiz reddedildi, muhtemeldir ki bu 2’nci maddedeki önerge de reddedilecektir.

Burada benim aklıma Türkçeye yeni kazandırılabilecek ya da hukuk diline yeni kazandırılabilecek bir tabir gelmektedir. Bu da, şimdiye kadarki uygulamalarda demokratik değerler yerine parmakmatik değerler ön plandaydı, şimdi de yargıda demokratik değer ya da adil yargılanma hakkı, makul sürede yargılanma hakkı yerine parmakmatik usulü bir yargı geliştiriliyor gibi geldi bana.

Şimdi, bu maddenin birinci fıkrası ile dava daireleri kurulunun sayısı artırılmaktadır. Daha önceki uygulamalarda, 2 Haziran 2004 tarihli ve 5183 sayılı Kanun’la dava daireleri kurulundaki üye sayısının fazlalığının yargıda hantallık yarattığı, hızlı yargılama işlevini yerine getiremediği ifade edilerek dava daireleri kuruluna iştirak edecek olan dairelerin üyeleri sınırlandırılmış ve iki yıllık bir seçimle her daireden 3 üye gönderilmek suretiyle dar kapsamlı, zinde bir inceleme kurulu oluşturulmuştu. Şimdi bu tasarı ile obez bir dava daireleri kurulu oluşturulmakta ve yaklaşık 100 kişiden, 100 hâkimden oluşacak olan bu dava daireleri kurulunun yargı üzerindeki müzakereleri nasıl yapacağı, bir dosya üzerindeki incelemeleri nasıl yapacağı ayrı bir tartışma konusudur ama üçüncü fıkra ile bu tartışmalarda sadece 31 üyenin lehte veya aleyhte oy vermesinin neticeye müessir olacağı gibi anlamsız bir hüküm ortaya getirilmiştir.

Bu hükmün anlamsızlığı şuradadır: Dava daireleri için asgari 31, vergi daireleri için asgari 13 üyenin katılması gerekmektedir fakat bunların azami sayısı belirlenmemiştir. Üyelerin azami sayılarını hesapladığımız takdirde bu, dava daireleri kurulu açısından 100 üyeye kadar ulaşmaktadır. 100 üyeli bir mahkemenin nasıl karar vereceğini elbette ki milletimiz merak etmekte, biz de merak etmekteyiz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, çok uğultu var içeride.

FARUK BAL (Devamla) – Sabit ve az sayıda oluşturulacak bir heyetin…

BAŞKAN – Sayın Bal, bir saniye…

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda büyük bir uğultu var, lütfen…

FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkan, bu sol tarafımdaki grup muhtemelen pek çok sorunlarını dışarıda çözemiyorlar, geliyorlar bir kanun yapılması sırasında, üstelik adaletle ilgili bir konuda, konuşarak hatibin insicamını bozuyorlar. Böyle lüzumsuzluk olur mu? Dinlemeyecek arkadaşlarımız çıksın efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun Sayın Bal.

RECEP KORAL (İstanbul) – Mikrofonun sesi de iyi değil.

FARUK BAL (Devamla) – Efendim, dinlemek istiyorsanız… Sohbet edecekseniz buyurun dışarıya.

Sayın Başkan, lütfen benim zayi olan zamanımı ekler misiniz?

BAŞKAN – Eklerim Sayın Bal, buyurun.

ATİLLA KART (Konya) – Uğultu hâlen devam ediyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ne yapalım şimdi Sayın Kart?

ATİLLA KART (Konya) – Uyarın Sayın Başkan, görevinizi yapın.

BAŞKAN – Uyardım, uyarma görevini yaptım. Şu anda da uğultu yok öyle, uğultu devam etmiyor.

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Başbakan mı gelip uyaracak sizi burada? Başbakan gelsin, uyarsın sizi!

BAŞKAN – Hayır, uğultu falan devam etmiyor, onu da söyleyelim yani.

Sayın Bal, buyurun lütfen.

FARUK BAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, üzerinde konuştuğumuz konu, günü geldiğinde herkesin güvenli bir liman olarak sığınabileceği adaletle ilgili bir konudur. Bu konu bugün sizi ilgilendirmeyebilir ama ben eminim ki, yarın ilgilendirecektir. Eğer ilgilendirmeyeceğine dair inancınız varsa, buradan ayrılın, sohbetinizi dışarıda yapın.

Şimdi, ifade ettiğimiz husus, Danıştay Dava Daireleri Kurulunda bu getirilen yapıyla ortalama 100 hâkimli bir inceleme merkezi kuruyorsunuz, temyiz incelemesi. 100 hâkim 1 dosyayı nasıl inceleyecek? Her hâkim “Benim inceleme hakkım var.” dediği zaman her hâkime 1’er dakika verseniz 100 dakika eder, 1 dosya 1 dakikada okunmaz, en az 2 saatte okunduğunu düşünün, 200 saat eder.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, bir dakika ekliyorum, buyurun.

FARUK BAL (Devamla) – O zaman bu hantal yapıyla makul bir sürede adil bir yargılanma hakkına ulaşmak mümkün değildir. Böyle bir yasa teklifinin yargıdaki iş yükünü ortadan kaldırmak, Danıştaydaki iş yükünü ortadan kaldırmak gibi bir amacı olamaz, olsa olsa yargının çalışmamasından, yargının geç ortaya çıkmasından sebeplenecek, nemalanacak olan kişilere geç dağıtılan adaletin adaletsizliği gibi bir nimeti Meclis eliyle takdim etmek olur.

Bu düşüncelerle önergemize yüce kurulun destek vereceğine inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

Önerge üzerinde başka söz isteyen?

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Ben konuşacağım.

BAŞKAN – Şahin Mengü, Manisa milletvekili.

Buyurun Sayın Mengü. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının gerekçesine baktığınız zaman veya Adalet ve Kalkınma Partisi üyesi arkadaşların konuşmalarına baktığınız zaman, tasarının temel nedeninin geciken adaletin adalet olmadığı, yargının hızlandırılması olduğunu söylüyorlar. Fakat yargının hızlandırılması olduğunu söyledikleri zaman, olayı sadece Yargıtayın ve Danıştayın iş yüküne bağlıyorlar.

Şimdi, evvela, yargıdaki atalet, yargılamanın uzun sürmesi sadece Yargıtayda, Danıştayda olmaz, yargıdaki tıkanıklık bidayet mahkemesinden başlar yani hukukçu olmayanların anlayacağı tabirle, ilk mahkemede, ilçedeki asliye hukuk mahkemesinden başlayarak gelir. Bunun evvela altyapısını kurmanız lazım. Nedir o altyapı? Ben hukuk fakültesi öğrencisiydim, bir adli kolluktan bahsedilirdi. Otuz beş yıllık avukatım, hâlâ adli kolluğu kuramadık. Adli kolluğu kurmuyorsanız, hangi mahkemeyi hangi sayıya getirirseniz getirin, o ülkede hızlı, şeffaf, işlerli bir adalet olmaz.

Elinizde bir Adli Tıp Kurumu var, muhakkak ihya edilmesi, düzeltilmesi gereken bir kurum. Herhangi bir çatışmada -bu Hizbullah davasıyla ilgili örnek vereceğim- hasara uğramış bir hard diski beş yılda düzeltemiyor. Sayın Bakana bu beş yılı söylediğimiz zaman Komisyonda, periyotlar hâlinde çıkan mezarlardaki kemiklere bağladı, o değil. Bir çatışmada bir hard disk hedef hâline geliyor, kurşunlar isabet ediyor, bunun ihya edilmesi, bu hard diskin çalıştırılır hâle gelmesi beş yıl sürüyor. Bunun teknolojisini ithal etmeye kalksan bir senede biter. Aynı Adli Tıp Kurumu, seksen beş yaşındaki bir sapığın on üç yaşındaki bir kız çocuğuna sarkıntılığıyla ilgili üç ayrı rapor veriyor. Evvela bu kurumu bir ihya edeceksiniz, bu kurumu ihya etmediğiniz sürece bir sorunu çözemezsiniz.

Gelin, arkadaşlar, başka şeye bakalım: Dünyanın neresinde şöyle bir savcılık makamı var; açtığı davaların yüzde 50’si beraatle bitsin? Çünkü bizde savcılık makamı “Mahkeme çözsün.” der “Mahkeme ayıklasın.” der. Müfettişin verdiği raporla bilirkişinin verdiği raporun başını sonunu değiştirir, iddianame diye düzenler. Hepimiz müfettiş raporlarının nasıl hazırlandığını çok iyi biliriz. Ondan sonra, açılan davaların yüzde 50’si beraatle biter, dünyada uygar ülkelerde bu rakam yüzde 98’dir, mahkûmiyetle bitme. Yani Japonya’da açılmış bir davanın beraatle bitmesi yüzde 2’dir çünkü orada iddia makamı iddia makamı gibi çalışır. Şimdi, Sayın Cemil Çiçek burada olsaydı- burada mı bilmiyorum- hemen atlar, derdi ki: “Gel, adli kolluğu savcılığa bağlayalım.” Gel, bağlayalım, o savcılık makamını da avukatın sırasına indirelim, adliye binalarından çıkartalım, adil yargılanma yapalım. Hâkimle savcının aynı evde oturduğu, aynı lokantada yemek yediği yerde ne adil yargılanma yapabilirsiniz ne yargıda şeffaflık olur. Bir mahkeme heyeti odaya görüşmeye giderken savcı da beraber gidiyorsa orada adil yargılanmadan bahsedemezsiniz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, istinaf mahkemelerinin kurulmasıyla yargının hızlanacağını zannediyorsunuz -otuz beş yılını bu mesleğe veren bir insan olarak- hızlanmaz, başka bir şey olur çünkü istinaf mahkemeleri sizin zannettiğiniz gibi -doğrudur- Yargıtaya giden dosya sayısını azaltır da kendisi de şimdi Yargıtayın yaptığı gibi yerindelik denetimi yapar yani aynı dosyayı tekrar oynar. Tanık dinliyorsa tanık dinler, keşif yapacaksa keşif yapar. Daha da kepazeliği var. Mahkemenin merkezi Ankara, Yozgat da oraya bağlı. Ankara İstinaf Mahkemesi bölge olarak, Yozgat’ta keşif yapacak. Kaç ay sürer o dava? Kaç senede biter? Adli kolluğu da olmadığı için tanığı getirebilir misiniz? Gene getiremezsiniz. Bugün, usulden faydalanarak tarafların davayı uzatması formüllerinin hepsi aynen yapılır, ama gelin, şunu itiraf edin: Sizin, yargının hızlanmasıyla da ilgili bir sorununuz yok; sizin, yargıyı kendinize göre şekillendirme sorununuz var. Eğer hakikaten yargıyı hızlandırmak isteseydiniz dokuz senelik İktidarınız döneminde bu kurumları ihya ederdiniz. Bu kurumları ihya etmediniz, yeni bir kurumu kurmadınız. Bu kurumları kurmadığınız sürece adil, hızlı bir yargılama yapılması mümkün değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Mengü.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre de işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 3. Maddesi ile düzenlenen Danıştay Kanununun 26. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci" ibaresinin "ve on üçüncü" şeklinde değiştirilmesini, fıkra metninin sonuna "iki mürettep daire kurulur. Mürettep dairelerin görev süresi faaliyete geçtiği tarihten itibaren üç yıldır." ibaresinin yazılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                      Metin Çobanoğlu                                   Rıdvan Yalçın

                       Konya                                              Kırşehir                                                Ordu

              Mehmet Serdaroğlu                                  Erkan Akçay                                Mustafa Kemal Cengiz

                    Kastamonu                                            Manisa                                             Çanakkale

                   Behiç Çelik

                       Mersin

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (3) üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                       Mersin                                            Zonguldak                                             Konya

                  Turgut Dibek                                      Rahmi Güner                                      Şahin Mengü

                     Kırklareli                                              Ordu                                                Manisa

                 H. Tayfun İçli

                     Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun Sayın İçli. (CHP sıralarından alkışlar)

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bir atasözü vardır, tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum: “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.” Bunun anlamı, öyle kimseler vardır ki bunlar suç işlemekle kalmazlar, işledikleri suçu reddettikleri gibi bir de bu suçu zarar verdikleri kimseye yüklemeye ve onu susturmaya çalışırlar. Bu kanunun getiriliş amacı ve gerekçesine baktığınız zaman, bu atasözünün bu kanun tasarısına öyle güzel uyduğunu görüyorsunuz ki bundan iyi örnek bulamazsınız.

Değerli arkadaşlarım, yabancı birisi dinlese AKP’nin siyasi iktidarda olmadığını, daha yeni geldiğini zanneder. Değerli arkadaşlarım, AKP dokuz yıldır iktidardadır. Yargının sorunları dokuz yılda bırakın azalmayı gittikçe artmış ve son dönemlerde kamuoyunu infiale sürükleyen birçok sorun bu dönemde yaşanmıştır. Birkaç örnek verelim: Bakın, bu dönemde zaman aşımından düşen dava sayısı tavan yapmıştır. Bu dönemde, Hizbullah, PKK sanıkları davul zurna ile tahliye edilmiştir ve devlete meydan okunmuştur. Bu dönemde, bir başsavcı başka bir ilin savcısı tarafından yaka paça gözaltına alınıp Erzurum’a götürülmüştür. Bu dönemde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yargıtay ve Danıştaydan gelen üyeleri tarafından Müsteşar hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Bu dönemde, Yargıtay ve Danıştayda olağanüstü yığılmalar olmuştur, bu dönemde olmuştur, nedeni de Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve sanık lehinde olan düzenlemelerin getirilmesidir. Ceza Kanunu, yeni Ceza Kanunu’nun 44 maddesi değişikliğe uğramıştır. Bu dönemde, çadır mahkemeleri kurulmuştur Habur’da. Bu dönemde, kimi özel yetkili savcılar ve mahkemeler adil yargılama hakkını ihlal etmiştir. Bu dönemde, tutuklama bir tedbir değil bir cezaya dönüşmüştür. Yine bu dönemde, gizli soruşturmaya ait belgeler AKP medyası tarafından yayınlanmış ve kimi insanlar bir nevi mahkûm edilmiştir. Yine bu dönemde masumiyet karinesi mahkûmiyet karinesine dönüşmüştür. Yani birçok örnek verebiliriz değerli arkadaşlarım. Yine bu dönemde, yine bu Hükûmet döneminde, yani bu dönem değil, 2004 yılında bölge adliye mahkemeleri kurulduğu hâlde yedi yılda ne yazık ki hâlâ faaliyete geçirilememiştir. Bu örnekler çoğaltılabilir arkadaşlar.

Şimdi, bu yasa niçin gelmiştir? Bu yasayı sadece tek başına ele alırsak yanılgıya düşeriz. Bir puzzle düşünün, ilk ayağı –daha önce de söyledim- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili yasa tasarısının kabulüyle ortaya çıkmıştır. Anayasa değişikliğinden sonra Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yeni bir yapıya kavuşmuştur ve birçok insanın iddia ettiği üzere, bir yandaş Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturulmuştur. İkinci ayağı, bu yasadır. Üçüncü ayağı, Anayasa Komisyonunda alt komisyona sevk edilen, Anayasa Mahkemesinin görevleri ve kuruluşu hakkında yasadır. Bakın, ciddi olarak iddialar vardır. Bir yüksek temyiz mahkemesi oluşturulmaktadır ve Yargıtayın, Danıştayın kararları bu mahkeme tarafından incelenecektir ve böyle bir düzenleme, Anayasa’nın açık amir hükümlerine aykırıdır.

Değerli arkadaşlarım, iddia odur ki bu yasayla:

Bir: Yakın zamanda olacak. Bu kadar alelacele getirilmesinin, Komisyonda konuşma süresinin beş dakikayla sınırlandırılmasının, temel kanun olarak görüştürülüp buradan sanki yangından mal kaçırır gibi bu yasanın gece yarısında çıkartılmasının birinci amacı, Yargıtayda yapılacak Başkanlık seçimine siyasi iktidarın müdahalesidir.

İkincisi: Kimi özel yetkili mahkemelerin temyiz mercisi olacak Yargıtayın tasdik, onay mercisinin oluşturulmasıdır; bu, ciddi bir iddiadır.

Değerli arkadaşlarım, üçüncü iddia ise: Kamu mallarının yağmalanmasına dur diyen, özelleştirmelere, HES’lere, sitlere dur diyen Danıştayın bir nevi baypas edilmesi ve Sayın Başbakanın ifadesiyle, bir anlamda cezalandırılmasıdır çünkü siyasi iktidarın hedefinde, Danıştay, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi ilk hedef olmuştur. Anayasa Mahkemesinin yapısı Anayasa değişikliğiyle değiştirilmiş ve gelecek kanunla da onlara maddi anlamda da bir nevi, o ünlü hikâyelerde olduğu gibi diyet ödenmesi istenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bunların mutlaka dikkate alınması gerektiğine inanıyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İçli.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 3. Maddesi ile düzenlenen Danıştay Kanununun 26. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci" ibaresinin "ve on üçüncü" şeklinde değiştirilmesini, fıkra metninin sonuna "iki mürettep daire kurulur. Mürettep dairelerin görev süresi faaliyete geçtiği tarihten itibaren üç yıldır." ibaresinin yazılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                   Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

                                                                                                                                            

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Faruk Bal Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 3’üncü maddesi üzerinde verdiğimiz önergeyi yüce heyetinizle paylaşmak için huzurunuzdayım.

Önergemiz ile İdari Dava Daireleri Kuruluna iki tane kurulacak yeni dairenin kurulmaması, onun yerine de iki tane mürettep dairenin kurulması şeklinde bir düşünceyi sizlerle paylaşıyoruz ve bu mürettep dairelerin görev süresinin de üç yıl olması düşüncesinden hareketle bu önergeyi verdik.

“Niçin mürettep daire kurulsun?” ve “Ne kadar görev yapsın?” sorusu mutlaka sorulmalıdır ve cevabı da alınmalıdır. Mürettep daire kurulsun çünkü Danıştaydaki iş yükü geçicidir. Bu geçici iş yükünün halledilmesi için geçici bir tedbir alınması gerekir, geçici tedbir de mürettep daire ihdasıyla olur. Bunu geçmişte 521 sayılı Danıştay Kanunu’nda Türkiye uygulamıştır.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi, basını, korkutarak veya sair yöntemlerle yandaş hâle getirdiği iddiasıyla karşı karşıyadır. Adalet ve Kalkınma Partisi, yandaş sermaye yarattığı iddiasıyla karşı karşıyadır. Adalet ve Kalkınma Partisi, devleti AKP’lileştirdiği iddiasıyla karşı karşıyadır. Bu üç unsurun oluşmasıyla, vatandaşın algısına göre, korku imparatorluğunun parçaları oluşmuştur. Bu korku imparatorluğunun, bu korku devletinin kamu gücünün denetimsiz olarak kullanılabileceği bir merhaleyi daha kazanması gerekmektedir, işte onun için de yargının ele geçirilmesi gerekmektedir.

Şimdi AKP’nin isnat altında bulunduğu durum bununla eşdeğerdir. Eğer AKP, bunların doğru olmadığını, yalan olduğunu, bunların iftira olduğunu ifade ediyorsa, o takdirde bu değişiklik önergesiyle, geçici bir hâl olan iş yükü fazlalığını, geçici bir tedbir olan mürettep daire ihdasıyla giderme düşüncesini benimsemelidir. Aksi hâlde Danıştayda milimetrik hesaplar yaparak Danıştaydaki üye yapısını yandaşı olarak nitelendirilebilecek Danıştay üyeleri lehine değiştirerek ve oradaki Danıştayın işleyiş düzenini, Danıştayın gerek ilk derece mahkemesi gerek temyiz mahkemesi olarak gerekse Hükûmete danışma mercisi olarak yapacağı iş ve işlemlerde bir siyasi etki altında kalınacağı kaygısını, kuşkusunu her zaman üzerinde taşıyacaktır.

Bu, sadece, AKP’nin yarattığı korku imparatorluğunun hukukunu oluşturma iddiasıyla sınırlı kalmayacaktır. Bu, aynı zamanda, her ne suretle olursa olsun oraya seçilecek olan Danıştay üyelerinin siyasal bir kimlik altında bulunacakları algısını kamuoyunda yaratacaktır. Siyasal bir kimlik altında cübbe giyen hâkimin durumu en vahim durumdur. Dolayısıyla gelin yargıda böyle bir siyasal izlenimi  kamuoyuna vermeyelim. Gelin, AKP’nin yargıyı siyasallaştırma iddiası var ise bunun aksini buyurun ispat edin. Bu ispat hakkını kullanın ve adil, objektif bir kanun yapmak konusunda istekli olun, ortak akıldan yana olun, haktan yana olun, hukuktan yana olun.

İşte size bu imkânı verecek önergeyi yüce heyetin takdirine saygıyla sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır. Şimdi bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde de kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 4. Maddesinin metinden çıkarılmasını ve madde numaralandırmalarının bu düzenlemeye göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Metin Çobanoğlu                                 Rıdvan Yalçın 

                       Konya                                              Kırşehir                                               Ordu

          Mustafa Kemal Cengiz                             Erkan Akçay                                Mehmet Serdaroğlu

                   Çanakkale                                           Manisa                                          Kastamonu

                   Behiç Çelik

                      Mersin

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (4) üncü maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ederiz.

        Ali Rıza Öztürk               Ali İhsan Köktürk                        Atilla Kart 

              Mersin                         Zonguldak                                Konya

 

         Şahin Mengü                   Rahmi Güner                         Turgut Dibek

              Manisa                             Ordu                                 Kırklareli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Her iki önergeye katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun tasarısıyla ilgili gerek Adalet Bakanının gerekse AKP yetkililerinin beyanları var. Bu beyanlarını ben Adalet Komisyonu tutanaklarıyla cevaplamak istiyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu 8/11/2007 tarihli kanun tasarısı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla gönderilmiş, Cemil Çiçek imzasıyla yenilenmiş. Burada Yargıtay üye sayısının 150’ye düşürülmesi öngörülüyor. Bu kanun tasarısı da, bugün görüştüğümüz kanun tasarısı, burada da Yargıtay daire sayısı ve üye sayısı artırılmayı öngörülüyor. İkisi de aynı Hükûmetin, ikisi de aynı komisyon üyelerinden.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan “Bu daire sayısının azaltılmasını öngören kanun teklifi Yargıtayın talebi üzerine gelmişti.” dedi. Bugünkünü de, yine artırmayı öngören kanun teklifini de Yargıtayın kurumsal talebine istinaden getirdiklerini söylediler.

Şimdi, 2005 yılında istinaf mahkemeleri yürürlüğe girence, Yargıtay 5 Mayıs 2005 tarihinde bir taslak gönderiyor Adalet Bakanlığına ve 11 Nisan 2006’da da ikinci bir taslağı gönderiyor. Şimdi, bu kanun tasarısı da 2008’in Şubat ayında görüşülüyor, 6 ve 8 Şubat tarihlerinde görüşülüyor.

Şimdi, o komisyonda görüşmeler sırasında Yargıtay adına gelen 7. Ceza Dairesinden Seyfettin Çilesiz, çok açık bir şekilde, bu daire sayısının azaltılmasının yanlış olduğunu söyledi, “Bizim size gönderdiğimiz taslaktan bugüne kadar yirmi ayı aşkın bir zaman geçti” dedi. Komisyon tutanaklarında ne söylediği var. Çok açık bir şekilde Yargıtay daire sayısının ve üye sayısının azaltılmasına karşı çıktı.

Yine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Çetin Arslan da, aynı şekilde, Yargıtaydaki daire ve üye sayısının azaltılmasına çok açık bir şekilde karşı çıktı. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak bizler karşı çıktık, MHP milletvekili arkadaşlarımız karşı çıktı. Ancak, burada Sayın Ahmet İyimaya ne dedi? “Değerli arkadaşlar, bu yasanın arkasında ciddi bir emek var, tecrübe var” dedi. Yani, daire sayısının ve üye sayısının azaltılmasını öngören tasarının arkasında ciddi bir emekten ve tecrübeden bahsetti. AKP milletvekili arkadaşlarımızın hepsi, bir an önce bu tasarının, yani daire sayısının azaltılmasını öngören tasarının gerçekleşmesini savundular ve Sayın Adalet Bakanı, o tarihte, “Bu Yargıtay kanunu geçerse istinaf mahkemelerinin bir an önce faaliyete geçmesine sebep olacaktır, tazyik edecektir bu, bunu hemen geçirmemiz lazım.” dedi.

Değerli arkadaşlarım, arkasından şimdi gelen tasarıda da daire sayısının artırılması öngörülüyor. Sayın Bakan o tarihte, yani 2008 yılında Yargıtay Başkanının yazdığı yazıya istinaden bugüne kadar hiç cevap vermemiş, yan gelip yatmış -tabir yerindeyse- şimdi aradan üç sene geçmiş, üç sene sonra aklı başına yeni gelmiş, bu kanun tasarısını getirirken gerekçesinde diyor ki, Yargıtayın kurumsal talebi var diyor. Bu kanun tasarısının, 2008’in 8 Şubatında Adalet Komisyonunda benim yaptığım konuşmalar gerekçe metnine alınmış değerli arkadaşlarım. Bizim ne söylediğimiz çok açık. Sayın Bakan tutanakları incelememiş, Adalet Komisyonu tutanaklarını incelememiş. Sayın Bakan hem halkı yanıltıyor hem Meclisi yanıltıyor burada. Bu doğru değildir değerli arkadaşlarım.

Bakın, burada değişen nedir? Değişen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısıdır. O tarihte Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı dikkate alındığında, Hükûmet, Yargıtaya ve Danıştaya kendi istediği adamları seçtiremeyeceğini düşünmüş olacak ki üye sayısının azaltılması yoluyla Yargıtayda hâkim olma anlayışına girmiş. Şimdi de değişen yapı nedeniyle istediği kişileri Yargıtaya ve Danıştaya üye seçtireceğine inanıyor olacak ki daire sayısını ve üye sayısını artırmak yoluyla Yargıtaya hâkim olma çabasındadır. Bunun başka bir izahı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bu tasarı gelmeden önce bu kürsüde söyledim, Komisyonda söyledim, hâlâ söylüyorum, bu çelişkiyi Sayın Bakan açıklamamıştır, Sayın Komisyon Başkanı açıklamamıştır, AKP’li milletvekillerinin ne söylediği burada var, açıklamamışlardır. Hani istinaf mahkemeleri hazırdı? Hani tıkır tıkır yürüyordu? Hani 870 tane hâkim hemen atanmayı bekliyordu?

Değerli arkadaşlarım, halkı kandırmayın artık, yeter!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

Düzeltiyorum, aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen?

Faruk Bal, Konya Milletvekili, buyurun.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, çok yoruldunuz zatıaliniz.

BAŞKAN – Doğru Sayın Mengü, yorulduk gerçekten.

Buyurun Sayın Bal.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısı hazırlanırken ortaya çıktı ki Danıştay tanzim ediliyor, Danıştay Başkanlığından görüş alınmamış. Yargıtay tanzim ediliyor, Yargıtay Başkanlığından görüş alınmamış. Acaba, AKP, yargının görüşüne ihtiyacının bulunmadığı düşüncesinden mi hareket etti diye bir şüphe geldi. Durumu inceledik: HSYK Kanunu değişti, HSYK’nın görüşü alınmış. Anayasa Mahkemesi Kanunu görüşülüyor, Anayasa Mahkemesinin görüşü alınmış. O zaman, yüksek yargının dört kurumundan, AKP, ikisinden görüş alıyor, ikisinden görüş almıyor. Bunun sebebi hikmeti ne ola diye düşünüyoruz, makul, mantıklı bir cevap bulamıyoruz. Yargıyı siyasallaştırıyorlar mı diye düşündüğümüzde aklımıza bazı ince olaylar takılıyor ve bu takılma ile de bu kanun üzerindeki şüphelerimizi yoğunlaştırıyoruz.

HSYK’nın görüşü alınmış, doğrudur, alınması gerekir; Anayasa Mahkemesinin görüşü alınmış, doğrudur, alınması gerekir ama niçin Yargıtay ve Danıştayın görüşü alınmamıştır diye sorulduğunda, “Onların görüşünü zaten biliyoruz.” Biliyorsunuz, demek ki yok etmeye çalışıyorsunuz. Biliyorsunuz, demek ki orayı kendi renginize büründürmeye, bulaştırmaya çalışıyorsunuz. Şimdi ne hâle gelecektir Yargıtay ve Danıştay diye sorduğumuzda… Bu kanun ile çoğunluğunu ele geçirerek, Yargıtayın ve Danıştayın içini istediğiniz şekilde tanzim edeceksiniz. O zaman, oraya göndereceğiniz üyeler, objektiflik kuralından ayrılacağınıza göre… Acaba, HSYK’ya gönderilen Kayseri Baro Başkanının referandum öncesinde “referanduma evet” kampanyasına aktif bir şekilde katıldığı için Adalet ve Kalkınma Partisinin İl Başkanı tarafından yazılı olarak tebrik edilen hâkim gibi hâkim mi göndermek istiyorsunuz?

Eğer bu derecede siyasallaşmış, bu derecede bir partinin yazılı tebrikine muhatap olmuş bir hâkimi yargının içerisine sokmaya çalışıyorsanız Sayın Bakan, bir tek cümleyle bunun cevabı verilebilir. O zaman “Bağımsız yargının ruhuna veleddalin amin.” demeniz gerekecektir.

Şimdi, Anayasa Mahkemesinin görüşünü alıyorsunuz. Anayasa Mahkemesi Başkanı, sizin, “açılım” adı altında bin yıllık kardeşlik hukukunun ayrıştırılması sürecinde, Özbudun anayasası ile 3 değişmez maddenin değiştirilebileceğini kamuoyuyla paylaşan bir zat. Anayasa Mahkemesi Başkanı, önüne gelebileceği bir davada ihsası reyde bulunup siyasi rengini açıklayan bir zat. Yetmiyormuş gibi, Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı, siyasi partilere ahlak dersi vermeye kalkışan bir zat. Şimdi, bunun görüşünü alıyorsunuz Sayın Bakan. Bunun görüşünü alıyorsunuz da niçin Yargıtayın ve Danıştayın görüşünü almıyorsunuz? Yargıtayı, Danıştayı bıraktık, niçin siyasi partilerin görüşünü almıyorsunuz? Niçin hukuk fakültelerinin görüşünü almıyorsunuz? Niçin bu konuyla ilgili kurum ve kuruluşların görüşünü almıyorsunuz? Almazsınız çünkü zülfüyâre dokunur. O zaman söyleyeceğimiz bir çift söz kalmıştır: Sizin açınızdan artık yol ayrımına gelinmiştir, fazla söze hacet yok. Dönülmez akşamın ufkunda ilerlemektesiniz. Sizi, demokrasiye, hukuka, adalete döndürmek için vakit çok geç.

Hepinize hayırlı akşamlar.  (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova)  – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, yerine getireceğim. 

Sayın İnce, Sayın Öztürk, Sayın Emek, Sayın Dibek, Sayın Yazar, Sayın Köse, Sayın Yalçınkaya, Sayın Susam, Sayın Soysal, Sayın Köktürk, Sayın Ünsal, Sayın Sönmez, Sayın Kart, Sayın Ayhan, Sayın Özkan, Sayın Mengü, Sayın Karaibrahim, Sayın Çöllü, Sayın Barış ve Sayın Ersin.

Yoklama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır. Geliş sırasına göre okutup, aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 5. Maddesi ile düzenlenen Adlî Tıp Kurumu Kanununun 4’üncü maddesinde yer alan “ikisi” ibaresinin “dördü” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                      Metin Çobanoğlu                                   Rıdvan Yalçın

                       Konya                                              Kırşehir                                                Ordu

              Mehmet Serdaroğlu                                  Erkan Akçay                                Mustafa Kemal Cengiz

                    Kastamonu                                            Manisa                                             Çanakkale

                                                  Behiç Çelik                                     Nevzat Korkmaz

                                                     Mersin                                               Isparta

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (5) inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                       Mersin                                            Zonguldak                                             Konya

                  Turgut Dibek                                      Rahmi Güner                                      Şahin Mengü

                     Kırklareli                                              Ordu                                                Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Atilla Kart, Konya Milletvekili, buyurun.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkanım, uyarır mısınız lütfen. Ona göre başlayayım konuşmaya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Hatibi lütfen gürültü yapmadan dinleyelim.

Buyurun Sayın Kart.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 5’inci maddesiyle ilgili olarak… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, şurayı uyarır mısınız…

BAŞKAN – Sayın Kart, buyurun.

ATİLLA KART (Devamla) – Ama dibimizde konuşuyorlar. Şurada, bakın.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – İki dakika gitti zaten Başkan.

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Panayır yerine döndü panayıra! Panayır yeri burası!

TURGUT DİBEK (Kırklareli) - Süreyi yeniden başlatın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kart, sürenizi yeniden başlatıyorum.

Buyurun.

ATİLLA KART (Devamla) – Sayın Başkan, süreyi yeniden başlatın.

BAŞKAN - Yeniden başlattım zaten Sayın Kart, her şeye itiraz etmeyin lütfen. Kendiliğimizden yaptık zaten.

ATİLLA KART (Devamla) – Sayın Başkan ama görevinizi zamanında yapmıyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, ben yeniden başlattım süreyi. Dönüp “Yeniden başlatır mısınız…” diyorsunuz. Sayın Kart, bakın, mikrofona bakıp, sürenin yeniden başlatıldığına bakmadan dönüp “Süremizi yeniden uzatın.” diyorsunuz. Lütfen…

Buyurun.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Yargıtay Kanunu görüşülürken Maliye Bakanıyla görüşüyorlar. Böyle bir şey var mı ya! Bakanla Bakanlıkta görüşemiyorlar mı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Arkadaşlar, iş takibi için Bakanlığa gideceksiniz.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

Buyurun Sayın Kart.

ATİLLA KART (Devamla) – Değerli milletvekilleri, “Daha seri, daha etkin, daha adil bir yargılama” gerekçesiyle getirilen bir tasarıyı görüşüyoruz. Görünen gerekçe bu.

Peki, gerçek nedir, gerçek gerekçe nedir? Neden panik hâlde ve bir oldubittiyle gece yarısı bu tasarı geçirilmek isteniyor? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) AKP’yi endişelendiren birtakım davalar mı var? Bu davalara müdahale edecek bir ortamı mı yaratmak istiyoruz? Bunları biraz tartışalım isterseniz.

Bakın, değerli milletvekilleri, bu tasarının esası nedir biliyor musunuz? Türkiye’de devlet yönetiminde “benim memurum”, “benim müsteşarım”, “benim bakanım” döneminden sonra “benim yargıcım” dönemi yeni HSYK yapılanmasıyla birlikte, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay tasarılarıyla hayata geçirilmek istenilmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin tüm direnme noktalarını ve hayatiyetini yok eden, rejimi faşist bir yapıya dönüştüren sürecin nihai aşamasıyla karşı karşıyadır. Faşist yapı, aynı zamanda bünyesinde eşkıyalığı da barındırır değerli milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bugün görüşülmekte olan tasarılar, yargı engelini tümüyle bertaraf etmenin ve rejimi dönüştürmenin nihai aracı hâline gelmiştir. Türkiye, cumhuriyet ve demokrasinin kazanımlarını kaybetme noktasına gelmiştir. Bu sürecin kaçınılmaz sonucu şudur: Devlet olarak dikta yapılanması, toplumsal olarak da bölünmedir, ayrışmadır.

Kişisel ve siyasi savunma refleksiyle bu süreç artık maalesef hız kazanmıştır. Karartma, bilgi kirliliği ve takiye konularında yakın tarihin en büyük demagoglarından olan Başbakan…

AHMET YENİ (Samsun) – Terbiyesizlik yapma!

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

ATİLLA KART (Devamla) - …Goebbels propagandası ve Makyavel yöntemleriyle Türkiye’yi hem ekonomik olarak hem siyaseten hem de kültürel olarak müstemleke bir ülke hâline getirme misyonunu maalesef büyük ölçüde başarmıştır. Başbakanın deyimiyle, Türkiye, bölgenin süpermarketi hâline getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları ise bu süpermarketin kayıt dışı çalışanları ve bekçisi konumuna getirilmiştir. 1919’larda başarılı olamayan, amacına ulaşamayan emperyalizm AKP’nin iş birlikçi anlayışıyla bugün önemli bir mesafe almıştır. O iş birliği anlayışını gösteren tabloları anlatabiliriz, paylaşabiliriz.

Bakın, bugün için şunu görüyoruz, geldiğimiz aşamada şöyle bir gerçekle karşı karşıyayız: Naziler Nazi Almanya’sında yüksek mahkeme yargıçlarını kendi kontrollerine almak yönünde bir süreci başlatmışlardı. AKP bunu daha da ileri götürüyor; sadece yüksek mahkemeleri değil, ilk derece mahkemelerini de büyük ölçüde hâkimiyetine alıyor. Yaşadığımız tablo büyük ölçüde bundan ibarettir.

Biraz evvel Sayın Bakan birtakım istatistiklerden söz etti. Bu istatistikleri Sayın Bakan Adalet Komisyonunda da ifade etmişti. Sayın Bakana şu istatistikler hakkında bilgi vermesi gereğini o zaman da ifade etmiştik. Nedir onlar? Bir yargının yükü nasıl artar? Sayın Bakan, eğer bir ülkede ekonomik, sosyal ve aileyle ilgili suç türlerinde bir katlama meydana geliyorsa, olağanüstü artışlar meydana geliyorsa siz bunu sorgulamak durumundasınız, siyasi iktidar olarak bunun hesabını vermek durumundasınız. Bir ülkede bu suçlar 2002’den bu yana, 2009’a kadar, 2010’a kadar neden katlamalı olarak artıyor? Siyasi iktidarın başarı ya da başarısızlığını gösteren temel ölçüler bunlardır; bunun dışındakiler istatistik biliminin getirdiği karalamalardır, belirsizliklerdir. Sayın Bakan, bugün de bu istatistikleri açıklamaya cesaret edemiyorsunuz; bunları açıklamaya cesaretiniz yok, yüzünüz de yok, çünkü burada, geldiğimiz süreçte, Başbakanın yaratmış olduğu o bilgi kirliliğini sürdürme noktasında bir misyon üstlenmiş durumdasınız ve kabul etmek gerekir ki, bu misyonunuzu da başarıyla yerine getiriyorsunuz. Bunu Türkiye, Türk halkı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bu gerçeği artık görüyor değerli milletvekilleri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Devamla) – Bu değerlendirmelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 5. Maddesi ile düzenlenen Adlî Tıp Kurumu Kanununun 4’üncü maddesinde yer alan “ikisi” ibaresinin “dördü” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                            Nevzat Korkmaz (Isparta) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Vatandaşlar arasında adaleti tesis edemeyen yönetimler şaibelidir, meşruiyeti tartışmalıdır. Bu yüzden, devletin temeli adalettir. Adalet mekanizması sadece mahkemelerden ibaret değildir. Mahkeme kararlarının oluşumu sürecinde hizmet ifa eden birçok kurum ve kuruluş vardır, bunlardan biri de Adli Tıp Kurumudur.

Görüştüğümüz tasarı Adli Tıp Kurumuyla ilgili bazı hükümler içermektedir. Sanmayın ki, son dönemlerde yargının eli ayağı olan ve sürekli eleştirilen bu kurumla ilgili eleştirileri ortadan kaldırmak üzere reform yapılıyor. Sanmayın ki, adil olmayan kararlara temel teşkil eden rapor ve uygulamalar ortadan kalkıyor, hizmetlere sürat ve etkinlik getiriliyor, sorunlar çözülüyor. Hiç hayale kapılmayın değerli milletvekilleri. Tasarı kadro tanzimi yapıyor, personel ücretlerini düzenliyor. AKP yine ve yeniden, kanserin tüm bünyeyi sardığı hastayı pansuman tedbirlerle geçiştiriyor. Personelin ağzına bir parmak bal çalarak kurumu susturmak, kurumsal muhalefeti kırmak gibi bir tiyatro oyunu sergiliyor. AKP’nin kurum reorganizasyonundan, hizmette ıslahattan anladığı bu. Yöneticilerin maaşını yükselt, personele birazcık zam yap, sonra getireceğin değişiklikleri kurum sahiplensin. Sayıştay Kanunu’nda, HSYK’da bu görüldü. Komisyon da Anayasa Mahkemesi tasarısında aynı şeyi yapıyor, şimdi de Adli Tıp Kurumunda.

Değerli milletvekilleri, mesele bu kadar basit midir? Adli Tıp Kurumunun yegâne sorunu ücretler mi? Neler söylendi, neler çizildi. Birbirleriyle çelişen raporlar ile kurum itibarı sorgulandı, güvenilirliği sarsıldı. Yani bunlar olmamış gibi, personelin özlük haklarını düzenleyip sorunları çözmüş mü oluyorsunuz? Milliyetçi Hareket Partisi olarak defalarca dillendirdik. Kurumun tüm siyasi ve bürokratik baskılardan uzak, özerk ve özgür bir çalışma ortamına kavuşturulması lazım. Yargı konuşmaz, dilsizdir ama yüksek yargının siyasi mesuliyetini taşıyan Hükûmet, Adalet Bakanlığı neden konuşmaz? Her dönemde yargıyı kontrol etmeye heveslenenler çıkabilir ancak onlara direnmesi gereken Adalet Bakanlığı bu heveslere set çeker, direnir. Bugün, maalesef, sıradan bir genel müdürlük konumuna getirilmiş, gözünün önünde adaletin katledilmesine seyirci kalan bir bakanlık. Sayın Bakan, üzülerek söylüyorum, yargı çevreleri sizi, kendilerinin hukukunu savunmayan bir bakan olarak hatırlayacaklar.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın kuruluş harekâtı tamamlanmış, şimdi de Yargıtay ve Danıştay çoğunluğu ele geçiriliyor. Yargıtayda beş ay sonra seçim var, Yargıtay Başkanlığı seçimi. Tasarıda yeni kurulan dairelere yeni üyeler atanacak ve Yargıtay Başkanlığı seçimleri böylece etkilenmeye çalışılacak. Bunu söylediğimizde “Efendim, dairelerin kurulmasını iki yıl önce Yargıtay teklif etmişti.” diyorsunuz. Doğrudur. O zaman biz de soruyoruz: Bu ihtiyacı karşılamak için neden iki yıl beklediniz? Çünkü HSYK’daki üyeleri atamanız, çoğunluğu ele geçirmeniz gerekiyordu, sebep bu. 2004’te “İstinaf mahkemeleri kuruyoruz.” dediniz, üstelik 5 bin tane de kadro aldınız, binalar ihale ettiniz. Ortada istinaf mahkemesi falan göremiyorum. Sayın Gerçeker açıkladı: “İstinaf mahkemeleri kurulmaz ise altı değil on altı dairede çözüm olmayacak.” Siz de biliyorsunuz ama olsun, sizin için önemli olan adaletin tesisi falan değil, her alanda sistemi teslim almak.

Bu oyunu, inşallah, 12 Haziranda milletimiz bozacak diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Sen barajı aş, barajı...

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde beş adet önerge vardır. Ancak İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre her madde üzerinde milletvekillerince sadece iki önerge verilebilmektedir. Her siyasi parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklıdır. Bu hükümler çerçevesinde, geliş sırasına göre üç önergeyi okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 6 ncı maddesi ile 14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin değiştirilmesi öngörülen ikinci fıkrasının (g) bendinde yer alan "% 400" ibaresi "% 250" ve (h) bendinde yer alan "% 300" ibaresi "% 225" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Bekir Bozdağ                                       Ahmet Yeni                                 Mehmet Müezzinoğlu

                       Yozgat                                               Samsun                                              İstanbul

               Nusret Bayraktar                                    Hasan Altan                                               

                      İstanbul                                           Kastamonu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 6. Maddesinde düzenlenen Kanunun 30. maddenin 2. fıkrasının

a)                       bendinde yer alan % 700 rakamının % 750

b)                       bendinde yer alan % 650 rakamının % 675

c)        bendinde yer alan % 625 rakamının % 650

d)        bendinde yer alan % 600 rakamının % 625

e)        bendinde yer alan % 550 rakamının % 575

f)         bendinde yer alan % 500 rakamının % 525

g)        bendinde yer alan % 400 rakamının % 425

h)        bendinde yer alan % 300 rakamının % 325

i)         bendinde yer alan % 200 rakamının % 250

j)         bendinde yer alan % 150 rakamının % 200

olarak değiştirilmesini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                  Mehmet Serdaroğlu                                Erkan Akçay

                       Konya                                           Kastamonu                                          Manisa

          Mustafa Kemal Cengiz                         Metin Çobanoğlu                                 Rıdvan Yalçın

                   Çanakkale                                          Kırşehir                                               Ordu

                   Behiç Çelik

                      Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 610 sıra sayılı Kanun Tasarısının (6) ıncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                      Mersin                                           Zonguldak                                            Konya

                 Turgut Dibek                                    Rahmi Güner                                    Şahin Mengü

                    Kırklareli                                              Ordu                                               Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Atilla Kart, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kart. (CHP sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 6’ncı maddeyle ilgili olarak tarafımızdan verilen önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, evrensel bir kural vardır -yönetimler adına söylüyorum- “Yurttaşları arasında kul hakkı yemek pahasına ayrımcılık yapan siyasi iktidarların adaleti tecelli ettirme amaçlarından söz edilemez.” Bu noktadaki, bu yöndeki iddialarının hiçbir dayanağı söz konusu olamaz. Bunu gelin isterseniz günümüze uyarlayalım. Birkaç örnekle, birkaç belgeyle günümüze uyarlayalım. Bunları aslında Adalet Komisyonu görüşmelerinde de Sayın Bakana yöneltmiştik. Sayın Bakan o her zamanki olağanüstü sakin üslubuyla, her zamanki gerçekten takdir edilecek o sakin üslubuyla bunları inceleyip hemen cevap vereceğini söylemişti ama aradan on, on iki gün geçti, hiçbir cevap verilmediğini görüyoruz.

Sayın Bakan, bir kez daha soruyoruz: 7 Kasım 2010 tarihinde Adalet Bakanlığının sorumluluğunda icra müdürlüğü sınavı yapıldı. Yazılı yapılan bu sınavlarda 2’nci, 3’üncü, 4’üncü, 6’ncı, 7’nci, 12, 13, 18… Devam edip gidiyor. Bu kişiler, bu çocuklarımız, bu yurttaşlarımız mülakat sonucunda ne oldu, biliyor musunuz değerli milletvekilleri? 590’a, 595’e, 599’a savruldular. Ne oldu bu mülakatın sonucunda? 603’üncü sırada olan kişi mülakatın sonucunda 3’üncü, 4’üncü sıraya getirildi. 4’üncü kişinin yazılı sınav notu 95,20 idi. Yeni sırası kaç oldu, biliyor musunuz? 508 oldu değerli milletvekilleri!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İleri demokrasi!

ATİLLA KART (Devamla) – Bakın, 300 kişi içinde 139 kişi, ilk 139 kişi bu şekilde 300’den sonraki sıralara aktarıldı.

Peki, değerli milletvekilleri, bu tablo sizi rahatsız etmiyor mu? Sizi rahatsız etmiyor mu? Ben inanıyorum ki sizlerin içinde de sorumluluk duygusuna sahip olan insanlar mutlaka var. Bir kısmınızı rahatsız etmiyor olabilir ama sınırlı sayıda da olsa birilerini mutlaka rahatsız ediyordur. Bunu, bu duyguyu kaybetmek istemiyoruz. Bu duyguyu kaybedersek gerçekten ülkemize yazık olur. Bakın, mülakatta başarılı sayılan kişilere ne soruluyor, biliyor musunuz? “Atatürk’e suikast nerede yapıldı?” Bilemiyor kişi. Deniyor ki: “İktisat Kongresi nerede yapıldı?” Gene bilemiyor. Ondan sonra “Ya burası İzmir, Manisa, Aydın, bunlardan birisi mi olabilir?” deniyor. Nihayet ondan sonra cevap alınabiliyor. “Etrafı su ile çevrili kara parçasına ne denir?” deniyor. Beyler, değerli milletvekilleri, bunların hakla, hukukla, adaletle, vicdanla bağdaşır bir yönü olabilir mi? Bunun izahını yapar mısınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, bakın...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

ATİLLA KART (Devamla) – Bakın değerli milletvekilleri, bu gerçekten bir utanç belgesidir, bir utanç belgesidir. Bir suçüstü belgesidir bu değerli milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Buna cevap vermek durumundasınız, buna açıklama getirmek durumundasınız.

Burada neyi görüyorsunuz? Bakıyoruz, orada mülakat sonucunda sınavı kazananlar arasında sadece -bakın isimlendirme yapmak istemiyorum ama ne demek istediğim gayet açık- bir inanç grubuna mensup insanlar sınavı, mülakatı kazanıyor ama bir başka inanç grubuna mensup bir vatandaşımız bile sınavı kazanamıyor. Bu bir ayrımcılık değil midir, bu bölücülük değil midir? Bunun başka açıklaması olabilir mi, bunun başka izahı olabilir mi? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Bakan, diyoruz ki bu ülkeye, bu ülkenin insanlarına nasıl kıyıyorsunuz, nasıl kıymaya devam ediyorsunuz? Bunun başka açıklaması olabilir mi? Biraz vicdan diyorum, biraz insaf diyorum, biraz insanlık diyorum. Bunun anlamı nedir biliyor musunuz? Bunun anlamı şudur: Hani Sayın Başbakan dilinden düşürmez ya, siz de onu bir nakaratla tekrarlarsınız ya, ne dersiniz? “Efendim, biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü seviyoruz.” dersiniz. Bu sizin işte ileri demokrasi anlayışınız, sizin insanlık anlayışınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) – Siz öyle düşünmüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin’in pek kısa bir açıklama talebi var.

Buyurun Sayın Bakan.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, komisyon görüşmeleri sırasında sorduğu soruları çarpıtarak tekrar sorduğuna, gerek hâkim ve savcı mülakatında gerekse unvanlı personel alım mülakatında sorulan sorulara ilişkin açıklaması

 

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Kart bu soruyu Komisyonda da sormuştu. Tabii, mülakatta sorulan sorulara ilişkin cevabı vermeme rağmen, Sayın Kart aynı suali getirip çarpıtarak burada bir daha soruyor.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, ciddi olun, dürüst olun biraz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Geliyorum… Sen dürüst olacaksın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan cevap veriyor, lütfen… Açıklama yapıyor.

ATİLLA KART (Konya) – Adalet Bakanlığının gereğini yapın. Adalet Bakanı gibi davranın.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Soru sordunuz, cevabını alın Sayın Kart.

ATİLLA KART (Konya) – Adalet Bakanı gibi ne zaman davranacaksınız?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Soru sordunuz, cevabını dinlemeye tahammül gösterin. Hem soru soracaksınız hem de cevabını siz vereceksiniz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kart, niye müsaade etmiyorsunuz? Soru sordunuz…

ATİLLA KART (Konya) – Adalet Bakanı gibi davranmıyorsunuz!

BAŞKAN – Ama biraz önce siz burada diğer grubun tavrına müsaade etmediniz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli arkadaşlar, gerek hâkim savcı mülakatında gerekse unvanlı personel alım mülakatlarında farklı alanlarda sorular soruluyor. Bu, kanuna derç edilmiş, yazılmış.

Sayın Kart’ın bahsettiği sualler genel kültür sorularıdır.

ATİLLA KART (Konya) – Allah Allah!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Oysa aynı mülakatta bakın neler soruluyor.

ATİLLA KART (Konya) – Karartma yapmaya devam ediyorsun, karartma yapıyorsun, gerçekleri konuşmuyorsun!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Muhakeme gücü ölçülüyor, bir; bir konuyu kavrayıp özetleme ve ifade yeteneği ölçülüyor, iki; genel ve fiziki görünümünün, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğunun ve liyakatinin ölçülmesi yapılıyor, üç; yetenek ve kültürünün ölçülmesi yapılıyor, dört; çağdaş, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığının tespiti yapılıyor, beş. Bu beş ayrı konuda mülakatta sorular soruluyor. Diğerlerini söylemiyorsunuz, gizliyorsunuz, sadece genel kültür sorularını kürsüye taşıyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)

ATİLLA KART (Konya) – İnsanların sınavlarını 70’e düşürüyorsun, insanları eliyorsun!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bunu ben size Komisyonda da söyledim ama tekrar yüzünüz kızarmadan gelip burada aynı şeyleri tekrar ediyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Önce aynaya bak, aynaya! Önce senin yüzünün kızarması lazım!

ATİLLA KART (Konya) – Kamerayı neden kaldırdın!

BAŞKAN – Sayın Kart, lütfen müsaade edin.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – İkincisi, icra müdür yardımcılığı sınavıyla ilgili olarak komisyonda şu soruyu sordunuz, dediniz ki… İlk 300’de, yazılıyı kazanıp da mülakatta kaybedenlerin sayısını verdi Sayın Kart. Ben de “O rakamları aldım, inceleyeceğim.” dedim Sayın Kart’a ve inceledim.

Değerli arkadaşlar, burada ilan ediyorum: Yazılı sınavını ilk 300’de kazananlardan 24 tanesi hâkim savcılık sınavını da kazanmış olduğu için hâkim savcılık sınavında değerlendirilmek üzere hiçbir tanesi sınavı kazanmamış, bir.

ATİLLA KART (Konya) – Onların ismini verir misin Sayın Bakan? O listeyi verir misin? Karartma yapıyorsunuz!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – İki: 27 tanesinin hakkında adli ve idari soruşturma olduğu için mülakatta elenmiştir 27 tanesi.

ATİLLA KART (Konya) – Yazılı cevabını verin de onun tahkik edelim.

BAŞKAN – Sayın Kart, lütfen…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Üç: İlk 300’de yazılı sınavı kazandığı hâlde sözlü sınava girmeyen 22 kişi var.

ATİLLA KART (Konya) – Doğru konuşmuyorsunuz, inandırıcı değilsiniz!

BAŞKAN – Sayın Kart, lütfen…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Dinlemeyi bilmezsen doğrusunu anlamazsın tabii ki!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Anlamaya niyeti yok zaten!

BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen cevap verin siz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – 22 kişi de mülakata katılmamış, yazılıyı kazanmış ama mülakata gelmemiş. Bunları topluyoruz; soruşturma geçirenler, mülakata katılmayanlar, hâkimlik sınavını kazananlar toplam 69 kişi. Sayın Kart’ın bahsettiği 128’den 69 kişisinin gerekçeleri bunlar. Geriye kalan 59 kişi var. 300 kişilik yazılı sınavını kazananlar içerisinde 59 kişisi kazanamamış.

Genel Kurula saygıyla arz ediyorum sayın milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, yazılı cevap ver de bir tahkik edelim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/994) (S. Sayısı: 610) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 6. Maddesinde düzenlenen Kanunun 30. maddenin 2. fıkrasının

a)                       bendinde yer alan % 700 rakamının % 750

b)                       bendinde yer alan % 650 rakamının % 675

c)                       bendinde yer alan % 625 rakamının % 650

d)                       bendinde yer alan % 600 rakamının % 625

e)                       bendinde yer alan % 550 rakamının % 575

f)                       bendinde yer alan % 500 rakamının % 525

g)                       bendinde yer alan % 400 rakamının % 425

h)                       bendinde yer alan % 300 rakamının % 325

i)                       bendinde yer alan % 200 rakamının % 250

j)                       bendinde yer alan % 150 rakamının % 200

olarak değiştirilmesini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                                                         Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Behiç Çelik, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Çelik. (MHP sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz konusu tasarının 6’ncı maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge için söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, söz konusu tasarının torba yasa tasarısı görüşülürken araya sıkıştırılarak âdeta yangından mal kaçırırcasına çıkarılmaya çalışılmasının altında yatan gerçek neden ne olabilir? Bu, açıklamaya muhtaç bir sorudur fakat bu soru gerek Sayın Adalet Bakanı gerekse Hükûmet yetkilileri tarafından bir türlü cevaplandırılamamaktadır. Ayrıca, böyle bir soruya muhalefet muhatap bile bulamamaktadır. Ayrıca, iktidar partisinin, Hükûmetin böyle bir tasarıyı hazırlayarak Genel Kurula getirmesine rağmen, torba yasa tasarısı kesilerek böyle bir tasarıya Genel Kurulun çalışmasını icbar etmek gerçekten yüz kızartıcı bir durumdur, bunu kabul etmek mümkün değil.

Bu itibarla Türkiye'de gerçek bir yargı reformundan, gerçek bir millî yargı projesinden ve adaletin âdeta terazisinin milimetrik olarak ölçebileceği şekilde bir yargı düzenlemesinden bahsetmek için burada siyasal partilerin bir konsensüsünün en azından sağlanması gerekirdi ama böyle bir adım atılmıyor, böyle bir niyet yok, böyle bir çalışma yok ve sonuçta iktidar partisinin tasallutu ve dayatması sadece bu alanda değil, siyasetin her alanında, ekonominin her alanında böyle bir dayatma ve tasallutla maalesef büyük Türk milleti karşı karşıya.

Bunun sonucunda neler ayaklar altına alınıyor? Bu aziz milletin mukaddesatı ayaklar altına alınıyor. Bu aziz milletin adalet zihniyeti ayaklar altına alınıyor. Bu aziz milletin ahlakı çürümeye terk ediliyor ve bu aziz millet bütün değerlerinden arındırılarak, yoksun bıraktırılarak âdeta bu ülkeyi yutmak isteyen başka güçlerin Türkiye'deki  avukatlığına soyunan bir siyasal yapının maalesef dönüştürmesine teslim edilir konuma getiriliyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, yapılan bütün bu zulümleri ve yapılan bütün haksızlıkları zamanı gelince bir bir o defterin sayfalarını açarak hesabını soracağız.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi 2011 yılında gerçekten yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi hızlı ve adil yargılamayı savunmaktadır. Tabii hâkim esasını savunmaktadır. Yargının her türlü gerek insan gerek malzeme ve demirbaş, kadro, bina itibarıyla donanımı sağlayacak çalışmaları savunmaktadır ve bütün bu çalışmalar sonucunda Türkiye’de adaleti tecelli ettirecek güçlü bir yargı sistemini Milliyetçi Hareket Partisi iktidarı, 2011 yılı 12 Haziranından sonra Allah’ın izniyle kuracaktır. Aziz milletimize bu kürsüden bunu söylüyoruz.

Ben sözümü burada noktalıyorum. Bu tasarının iktidar partisini yüz karasıdır, yüz karasıdır! Onun için, majestelerinin yargı sistemini değil, büyük Türk milletinin yargı sistemini kuracağız Allah’ın izniyle. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu itibarla sözüme son verirken, önergemize desteklerinizi bekler saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 6 ncı maddesi ile 14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin değiştirilmesi öngörülen ikinci fıkrasının (g) bendinde yer alan "% 400" ibaresi "% 250" ve (h) bendinde yer alan "% 300" ibaresi "% 225" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                              Bekir Bozdağ (Yozgat) ve arkadaşları

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Diğer kamu kurumlarında görev yapan emsali personelin yararlandığı döner sermaye oranları göz önüne alınarak yeniden belirleme yapılmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulun gecenin bu ilerleyen saatlerine kadar devam eden çalışmalarına katılan ve katkı sağlayan tüm değerli milletvekillerine, başta birleşimin yönetiminde görev alan kâtip üyeler olmak üzere Başkanlık Divanının sayın üyelerine, Bakanlar Kurulunun sayın üyelerine, çalışmalarımıza destek sunan yasama idareci ve uzmanlarına, teknik personele, Koruma Dairesinin elemanlarına, Sosyal Hizmetler personeline, Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonu çalışanlarına, Genel Sekreterliğin burada belirtemediğim tüm personeline, Komisyon sıralarında yer alan Bakanlık yetkili ve görevlilerine teşekkür eder, hepinize ve bizleri izleyen vatandaşlarımıza iyi geceler dilerim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 9 Şubat 2011 Çarşamba günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                 Kapanma Saati: 01.51



(*) 610 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.