TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                 TUTANAK DERGİSİ

 

 

60’ıncı Birleşim

7 Şubat 2011 Pazartesi

 

                                                                                                             

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                                 İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız ve 27 milletvekilinin, üniversite öğrencilerine yönelik orantısız güç kullanımının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1021)

2.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ve 19 milletvekilinin, 27 Mayıs 1960 darbesinden bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin uğradığı hak kayıplarının araştırılarak yapılması gereken düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1022)

3.-Hakkâri Milletvekili Hamit Geylani ve 19 milletvekilinin, Hakkâri’deki hava kirliliği sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1023)

4.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 19 milletvekilinin, öğrencilere karşı orantısız güç kullanılmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1024)

 

 

 

B) Gensoru Önergeleri

1.- Cumhuriyet Halk Partisi adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, uyguladığı tarımsal politikalarla çiftçileri işsizliğe ve yoksulluğa ittiği, kırmızı et fiyatlarında yükselişe neden olduğu, tarımsal üretimi ve üreticileri desteklemek yerine ithalatı teşvik ederek görevinin gereklerine aykırı davrandığı iddiasıyla Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/13)

C)  Tezkereler

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Deniz Unsurlarının; Korsanlık/Deniz Haydutluğu ve Silahlı Soygun Eylemleriyle Mücadele Amacıyla Yürütülen Uluslararası Çabalara Destek Vermek Üzere, Gereği, Kapsamı, Zamanı ve Süresi Hükûmetçe Belirlenecek Şekilde Aden Körfezi, Somali Karasuları ve Açıkları, Arap Denizi ve Mücavir Bölgelerde Görevlendirilmesi ve Bununla İlgili Gerekli Düzenlemelerin Hükûmet Tarafından Belirlenecek Esaslara Göre Yapılması İçin Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 Tarihli ve 934 Sayılı Kararıyla Hükûmete Verilen ve 2/2/2010 Tarihli ve 956 Sayılı Kararıyla, Bir Yıl Uzatılan İzin Süresinin Anayasanın 92’nci Maddesi Uyarınca 10/2/2011 Tarihinden İtibaren Bir Yıl Daha Uzatılmasına Dair Başbakanlık Tezkeresi (3/1407)

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.-İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, OSTİM ve İvedik’te meydana gelen müessif kazayla ilgili Hükûmet yetkililerinin beyanlarına ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, OSTİM ve İvedik’te meydana gelen kazaların herkese ders olmasına ilişkin açıklaması

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, iş kazalarına karşı iş yerlerinde alınacak tedbirlere ilişkin açıklaması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, 133 ve 134’üncü maddelerin gerekçelerinin yazılmamasında bir şeylerin saklandığı şeklindeki ifadesine ilişkin açıklaması

5.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in konuşmasında geçen “Faili meçhul olaylara iktidar da muhalefet de seyirci kalıyor” ifadeleriyle faili meçhul olayların araştırılması için iktidar ve muhalefeti göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

 

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdoroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606)

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Şeker Fabrikası A.Ş.’nin mülkiyetindeki bir taşınmazın tescil işlemine ilişkin sorusu ve  Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/17516)

2.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT’nin programlarına ve dışarıda yaptırılan programlar için yapılan ödeme miktarına ilişkin sorusu ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/17517)

3.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, TRT 6’da yayınlanacağı iddia edilen Kürtçe türkü yarışmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/17522)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bir şirketle ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve  Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/17530)

5.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Vakıfbank Yönetim Kurulu Üyeliğine yapılan bir atamaya ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı  Ali Babacan’ın cevabı (7/17606)

6.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, alışveriş merkezleriyle ilgili yasal düzenlemeye ilişkin sorusu ve  Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/17640)

7.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Zonguldak’taki işsizlik rakamlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/17679)

8.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, EPDK üyeleri ve üst düzey yöneticilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17824)

9.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, elektrik abonmanlığı bulunmayan kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17826)

10.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, mobbingle mücadeleye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17882)

7 Şubat 2011 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız ve 27 milletvekilinin, üniversite öğrencilerine yönelik orantısız güç kullanımının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1021)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İleri demokrasinin en önemli göstergelerinden biri, çoğunluğun görüşlerinin iktidarda olması, geriye kalan kesimlerin temsil edilmesi ve taleplerini türlü yollardan dile getirebilmesidir. Taleplerin dile getirilmesinde sıkça başvurulan ve etkili bir yöntem olan şiddet içeriği olmayan protestolar, bu anlamda demokrasinin de bir parçasıdır.

Bilindiği gibi Sayın Başbakan Dolmabahçe'deki Çalışma Ofisinde rektörlere üniversiteleri nasıl özgürleştirdiklerinden bahsederken dışarıda öğrenciler yerlerde sürünmekte, öldüresiye dövülmekteydiler. Tek dertleri ellerindeki öğrenci taleplerini Başbakan'a iletmek olan öğrencilere polis her zaman olduğu gibi orantısız güç uygulamıştır. Halbuki bu öğrenciler ne devletin parasını hortumlamış ne babalarının siyasi güçleriyle orman arazisi, gemicik sahibi olmuş ne de yetim hakkına el uzatmışlardır. Sadece en temel hak olan protesto haklarını kullanmaya çalışmışlardır. Kaldı ki bu hak Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Bu öğrenciler de bu haklarını kullanmak istemişlerdir. Yaptıkları eylemle yalnızca üniversitelerdeki sorunları dile getirmeye ve Sayın Başbakan'a taleplerini iletmeye çalışmışlardır.

Yaşanan olaylar da göstermiştir ki öğrenciler ne sorunlarını dile getirebilmiş ne de taleplerini iletebilmişlerdir. Hatta şehre girmelerine dahi izin verilmeyerek öldüresiye dövülmüşlerdir. Ertesi gün bütün öğrencilerimizin yüzlerinin, kollarının, gözlerinin polisin cop darbeleriyle hem de sözde demokrasinin gereği mosmor olduğunu, sapasağlam gözaltına alınan bir öğrencinin ne yazık ki tanınmaz halde serbest bırakıldığını hepimiz gördük. Ellerinde herhangi bir şiddete yol açacak bir araç olmayan insanlara karşı neden bu derece sert müdahale edildiğinin araştırılması hem bir insanlık hem de sorumluluk gereği şarttır. Şiddet içermeyen bir eylem karşısında bu denli vahşi bir müdahale, özellikle insan hakları ve demokrasi açısından oldukça düşündürücü bir tablo yaratmıştır. Çünkü; öldüresiye dövülen gençlerimiz ne silah taşımış ne de birine saldırmışlardır. O nedenle kendilerine uygulanan bu insanlık dışı saldırıyı kesinlikle hak etmemişlerdir. Bu koşullar altında, öğrencilere uygulanan şiddetin, güvenlik güçlerine bir yerden emredildiği konusunda kamuoyu görüş birliği içindedir.

Öğrenci eylemleri Avrupa'da en masum eylemler arasında yer almaktadır. Ülkemizde ise bu masum eylemler oldukça tahammülsüzce karşılanmaktadır. Eğer üniversite öğrencileri taleplerini dile getiremiyorlarsa, kendilerini hükûmet yetkililerine ifade etmek istediklerinde tekme tokat dövülüyorlarsa o ülkede özgür üniversitelerden, demokrasiden ve insan haklarından bahsetmek mümkün değildir.

Oysaki bu çocuklar bizim çocuklarımızdır. Üniversite öğrencileri bizim geleceğimiz, yarınımızdır. Onlara bu denli sert yaklaşırsak, onlara şiddeti ve kan dökmeyi öğretirsek, gençlerimizin o tertemiz yüreklerini kirletmekten başka hiçbir şey başaramamış oluruz. Çünkü insanlar bu yaşlarda neye maruz kalırlarsa ileride karşısındakine aynı şeyi uygularlar. O nedenle üniversite öğrencilerimizin daha sağlıklı bireyler olarak eğitimlerini sürdürmelerine yardımcı olmalıyız. Onlara burs vermeli, yurt yapmalı, iş olanakları sağlamalı ve yaşama hazırlayacak üniversal eğitim kurumları oluşturmalıyız. Taleplerini özgürce dile getiren, yanlışın karşısında dimdik durmayı bilen eğitimli gençler bir ülkenin gelişimindeki en önemli faktörlerden biridir.

Bu nedenlerden dolayı en ufak bir protestoda üniversite öğrencilerine orantısız güç kullanılmasının önüne geçmek ve uygulanan şiddetin altında yatan nedenlerin araştırılması, uygulanan orantısız gücün önüne geçebilmek için çözüm önerilerinin bulunması amacıyla Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

 1) Sacid Yıldız                                                         (İstanbul)

 2) Kemal Demirel                                                    (Bursa)

 3) Erol Tınastepe                                                    (Erzincan)

 4) Gürol Ergin                                                         (Muğla)

 5) Hulusi Güvel                                                       (Adana)

 6) Tekin Bingöl                                                        (Ankara)

 7) Rahmi Güner                                                       (Ordu)

  8) Halil Ünlütepe                                                    (Afyonkarahisar)

  9) Muhammet Rıza Yalçınkaya                                 (Bartın)

 10) Bilgin Paçarız                                                    (Edirne)

 11) Nevingaye Erbatur                                             (Adana)

 12) Ahmet Ersin                                                      (İzmir)

 13) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                    (Kayseri)

 14) Mevlüt Coşkuner                         (Isparta)

 15) Ahmet Küçük                                                     (Çanakkale)

 16) Tansel Barış                                                     (Kırklareli)

 17) Ensar Öğüt                                                        (Ardahan)

 18) Ali Rıza Öztürk                            (Mersin)

 19) Rasim Çakır                                                      (Edirne)

 20) Abdulaziz Yazar                           (Hatay)

 21) Birgen Keleş                                                     (İstanbul)

 22) Ali İhsan Köktürk                         (Zonguldak)

 23) Osman Kaptan                                                   (Antalya)

 24) Ramazan Kerim Özkan                                       (Burdur)

 25) Mehmet Ali Özpolat                                            (İstanbul)

 26) Atila Emek                                                         (Antalya)

 27) Hüsnü Çöllü                                                      (Antalya)

 28) Tayfur Süner                                                      (Antalya)

2.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ve 19 milletvekilinin, 27 Mayıs 1960 darbesinden bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin uğradığı hak kayıplarının araştırılarak yapılması gereken düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1022)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

27 Mayıs 1960 darbesinden bu yana, kaç kişinin ordudan atıldığı, kaçının geri döndüğü, kaçının haklarını geri alabildiği ve kaç kişinin haklarını alamadığının saptanması, hangi düzenlemelerle hak kayıplarının giderileceğinin belirlenmesi konularında araştırma yapmak üzere Anayasanın 98'nci, Içtüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını dileriz. 09.12.2010

 1) Akın Birdal                                                          (Diyarbakır)

 2) Selahattin Demirtaş                                             (Diyarbakır)

 3) Gültan Kışanak                                                    (Diyarbakır)

 4) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

 5) Bengi Yıldız                                                         (Batman)

 6) Emine Ayna                                                         (Mardin)

 7)Fatma Kurtulan                                                     (Van)

 8) Hasip Kaplan                                                      (Şırnak)

 9) Hamit Geylani                                                     (Hakkâri)

10) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

11) M. Nuri Yaman                                                    (Muş)

12) Mehmet Nezir Karabaş                                        (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras                                              (İstanbul)

14) Osman Özçelik                                                   (Siirt)

15) Özdal Üçer                                                       (Van)

16) Pervin Buldan                                                     (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                                                   (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                           (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                                                          (Muş)

20) Şerafettin Halis                                                  (Tunceli)

Gerekçe:

Türkiye'de ordunun yönetime el koyması 1960 27 Mayıs darbesiyle başlamıştır. Aralardaki başarısız darbe girişimlerini saymazsak, ülkenin demokratik gelişimini engelleyen, duraklatan 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 darbeleri şekilleri değişik olsa da aynı sonucu doğurmuştur. Muhalifler sindirilmiş, sivil yönetim üstünde askeri vesayet oluşturulmuş, baskılar artmıştır. Bunların dışında kamu kurumlarından yüzlerce, binlerce kişi işten atılmış, hakları gasbedilmiştir. Bu kurumlardan birisi de Türk Silahlı Kuvvetleridir. Ordudaki bu tasfiyeler sonucu, binlerce kişi haklarında hiçbir mahkumiyet kararı olmadan ordudan çıkartılarak zulme ve haksızlığa uğratılmıştır. Salt "yasadışı görüş ve inanç" edinmekle suçlanıp açlığa ve işsizliğe mahkum edilmişlerdir. Kamu kurumlarında yeniden görev almaları engellenirken, ordudan atılmış olmaları özel sektörde işe girmelerinin önünde bile aşılmaz engel oluşturmuştur.

Adaleti Savunanlar Derneği ve Eylül Emeklileri Derneği'nin saptamalarına göre bu tasfiyelerin sayısal değerleri şöyledir:

27 Mayıs 1960 darbesinde 235 general ve 4.171 subay ordudan uzaklaştırıldı.

1963 yılında Talat Aydemir ve Fethi Gürcan önderliğindeki başarısız darbe girişimi gerekçe gösterilerek 200 dolayında subay, 1459 Harp Okulu öğrencisi atıldı. Mahkemenin akladığı 1293 kişinin okula dönmesine izin verilmedi.

12 Mart 1971 darbesinde 600 dolayında subay meslektaşlarınca işkenceli sorgudan geçirildi ve re'sen emekli edildi.

12 Eylül 1980 darbesinde 397 subay, 176 astsubay, 447 askeri öğrenci "yasadışı görüşe" sahip oldukları savıyla ordudan atıldı. Mahkeme yalnızca 3'ü hakkında mahkumiyet kararı verdi.

28 Şubat 1997 darbesinde, resmi inanç dışına çıktıkları gerekçesi ile 1996 ile 2003 yılı arasında 900'ün üzerinde subay ve astsubay ordudan atıldı.

Bu atılan binlerce kişi, mağdur olmuş, toplumsal yaşamdan dışlanmış, geçim sıkıntısı çekmiştir. Emeklilik haklarını yitirenler olduğu gibi iş bulmaları da güçleştirilmiştir.

Bu durum açıkça bir insan hakkı ihlalidir.

Bu noktada devlet, parlamento ve siyasi iktidarlar mağdurlar arasında ayrımcılık yapmıştır.

27 Mayıs 1960 darbesi ile ordudan atılanlar için daha sonraki dönemlerde 4 ayrı yasa çıkarılmış ve mağduriyetleri gecikmeli de olsa giderilmiştir. Askeri personel dışında kalan sivil kamu personeli için de çeşitli yasal düzenlemeler yapılmış ve bu durumda olanlar mahkeme kararları ile gasbedilen haklarına kavuşabilmişlerdir.

Ancak 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 darbesinin mağdurları için hiçbir yasal düzenleme yapılmamıştır. Verilen teklifler, değişiklik önerileri ise ya geri çekilmiş ya da reddedilmiştir. 27 Mayıs darbesi mağdurları için gösterilen duyarlılık daha sonraki darbelerin mağdurları için gösterilmemiştir. Böylelikle mağdur askeri personel arasında ayrımcılık yapılmış ve anayasanın eşitlik ilkesi ihlal edilerek hak ve adalet duygusu zedelenmiştir.

Bu nedenle 27 Mayıs 1960 darbesinden bu yana, kaç kişinin ordudan atıldığı, kaçının geri döndüğü, kaçının haklarını geri alabildiği ve kaç kişinin haklarını alamadığının saptanması ile hangi düzenlemelerle hak kayıplarının giderileceğinin belirlenmesi konularında araştırma yapmak üzere bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

 3.-Hakkâri Milletvekili Hamit Geylani ve 19 milletvekilinin, Hakkâri’deki hava kirliliği sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1023)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hakkâri ve ilçelerinde kış aylarında meydana gelen ve insan sağlığını ciddi anlamda tehdit eden yoğun hava kirliliğinin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Araştırma Komisyonu’nun kurulmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Hamit Geylani                                                      (Hakkâri)

2) Selahattin Demirtaş                                              (Diyarbakır)

3) Gültan Kışanak                                                     (Diyarbakır)

4) Ayla Akat Ata                                                        (Batman)

5) Bengi Yıldız                                                          (Batman)

6) Akın Birdal                                                           (Diyarbakır)

7) Emine Ayna                                                          (Mardin)

8) Fatma Kurtulan                                                     (Van)

9) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

10) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

11) M. Nuri Yaman                                                    (Muş)

12) Mehmet Nezir Karabaş                                        (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras                                              (İstanbul)

14) Osman Özçelik                                                   (Siirt)

15) Özdal Üçer                                                         (Van)

16) Pervin Buldan                                                     (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                                                 (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                                                          (Muş)

20) Şerafettin Halis                                                  (Tunceli)

Gerekçe:

Hakkâri coğrafik konum ve iklim koşulları nedeniyle, kışın en çetin geçtiği yerleşim alanlarından bir tanesidir. Bu coğrafyada kış, hem çok sert hem de çok uzun sürmektedir. Köylerin de zorunlu boşaltılmasıyla, şehir merkezlerine yapılan göçün de etkisiyle yurttaş; kent merkezlerinde yoğun bir nüfus artış meydana getirmiş, bununla beraber, kış aylarında da yoksulluk nedeniyle ısınmak amacıyla ucuz ve kalitesiz kömür yakmaktadır.

Özellikle, Hakkâri Valiliği'ne bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu (SYDV) tarafından halka dağıtılan kömür, yöre halkının sağlığını ciddi bir şekilde olumsuz etkilemektedir. Çoğunluğu Şırnak'tan getirilen ve denetimlere tabi tutulmadan dağıtılan bu ucuz ve kalitesiz kömür, hava kirliliğine neden olmaktadır.

Özelikle akşam saatlerinde kentin üzerinde toz bulutları oluşarak, başta yaşlı ve çocuklar olmak üzere yurttaşlar evinden çıkamamaktadır. Hakkâri Çevre ve Orman Müdürlüğü yetkilileri, oluşan hava kirliliğinin en büyük etkisinin kalitesiz kömürden kaynaklandığının altını çizerken, belediye yetkilileri ise, kirliğin önlenmesi için kente giren kömürün kalite açısında denetlenmesinin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekmektedirler.

Türkiye istatistiklerine göre nüfus yoğunluğuna bakıldığında hava kirliğinin en yoğun olduğu yerlerden biri de Hakkâri ve ilçeleridir. Tek bir fabrikanın dahi olmadığı Hakkâri ve ilçelerinde, yüzlerce fabrika çalışıyormuş gibi bir görüntü oluşmaktadır.

Özellikle son yıllarda, Hakkâri ve ilçelerinde meydana gelen başta kanser olmak üzere diğer hastalıklarda yaşanan artışın, yaşanan hava kirliliği ile bağlantısı olduğu muhakkaktır.

Hakkâri'de kış aylarında meydana gelen hava kirliliğinin önlenmesi amacıyla mutlaka alternatif çözümler bulunmalıdır. Doğal gaz gibi çevreyi ve insan sağlığını fazla olumsuz etkilemeyen yakıtların bir an önce halkın hizmetine sokulması bir zorunluluk olmuştur.

Bu nedenle, Hakkâri ve ilçelerinde meydana gelen hava kirliliğinin nedenleri ve çözümleri mutlaka araştırılması gerekmekte, ayrıca yaşanan yoğun hava kirliğinin halkın sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılması gerekmektedir.

Bu amaçla bir an önce bir meclis araştırma komisyonunun kurulmasını saygılarımızla arz ederiz.

4.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 19 milletvekilinin, öğrencilere karşı orantısız güç kullanılmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1024)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Türkiye'nin temel sorunlarından olan toplu yürüyüş ve gösterilerle ilgili öğrencilere yapılan müdahalenin bütün boyutlarıyla araştırılarak gerekli çalışmaların yapılması için Anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve talep ederiz. 13.12.2010

1) İbrahim Binici                                                      (Şanlıurfa)

2) Selahattin Demirtaş                                              (Diyarbakır)

3) Gültan Kışanak                                                    (Diyarbakır)

4) Ayla Akat Ata                                                         (Batman)

5) Bengi Yıldız                                                           (Batman)

6) Akın Birdal                                                            (Diyarbakır)

7) Emine Ayna                                                          (Mardin)

8) Fatma Kurtulan                                                       (Van)

9) Hasip Kaplan                                                         (Şırnak)

10) Hamit Geylani                                                       (Hakkâri)

11) M. Nuri Yaman                                                       (Muş)

12) Mehmet Nezir Karabaş                                           (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras                        (İstanbul)

14) Osman Özçelik                             (Siirt)

15) Özdal Üçer                                   (Van)

16) Pervin Buldan                              (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                            (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                           (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                                   (Muş)

20) Şerafettin Halis                            (Tunceli)

Gerekçe:

Öğrenci Kolektifleri'nin çağrısıyla düzenlenen Büyük Öğrenci Forumu'na katılmak üzere Türkiye'nin çeşitli illerinden İstanbul'a gelen öğrenciler sabah saat 7 sularında Çamlıca gişelerinde durduruldu. Öğrenciler engellemenin keyfî olduğunu belirterek duruma itiraz edince polisin saldırısına maruz kaldı.

Öğrencileri taşıyan 3 otobüs Kurtköy Mehmetçik Vakfı Tesisleri'nde verdikleri mola sırasında saldırıya uğradı. Öğrencilerin bekletildiği yere giden avukatlara da engellemeyle ilgili hiçbir gerekçe gösterilmedi.

Polis 7-8 saatlik yollardan gelen öğrencilerin ihtiyaçlarını gidermek için bile otobüsten inmelerine izin vermedi.

Daha sonra, keyfî engellemeye karşı çıkarak otobüsten inen öğrenciler çevik kuvvetin saldırısına maruz kaldı. Düşünce özgürlüklerinin yanında ulaşım özgürlüklerinin de engellenmeye çalışıldığını belirten öğrenciler, otobüslerden inerek forumun yapılacağı Beşiktaş'a kadar yürüyeceklerini açıkladılar. Yürüyüşe geçen öğrencilere çevik kuvvet polisleri cop ve biber gazıyla saldırdı. Saldırıda 30 öğrenci gazdan etkilendi.

9 öğrenci polis tarafından gözaltına alınırken, öğrencilerin büyük bölümü zorla Ankara'ya geri götürüldü.

Polisin orantısız güç kullandığı görüntülerle sabittir. Polisin bu keyfî tutumuna karşı TBMM kayıtsız kalmamalıdır.

Bu ve benzeri olayların faillerin bulunması için bir Meclis araştırması açılmasında yarar bulunmaktadır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Buyurun Sayın Anadol.

V.- AÇIKLAMALAR

1.-İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, OSTİM ve İvedik’te meydana gelen müessif kazayla ilgili Hükûmet yetkililerinin beyanlarına ilişkin açıklaması

 

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz günlerde OSTİM’de ve İvedik’te meydana gelen müessif iki kaza sonucunda, Ankara Valiliğinin resmî açıklamasına göre, can kaybı sayısı 20, yaralı sayısı da 53’e yükselmiştir. Ölen yurttaşlarımızın acısını Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak paylaşıyoruz, Allah’tan rahmet diliyoruz, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Ancak, bu münasebetle, Parlamento dışında meydana gelen üç olayı ve demeci Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak kısaca vurgulamak istiyoruz.

Bir sayın başbakan yardımcısı “Bu bize ders olsun.” dedi. Sekiz senedir iktidarda bulunan bir partinin başbakan yardımcısına bu yakışmıyor, ders olsun diye değil, önlem alsın diye yaklaşmaları lazım.

Sayın Çalışma Bakanı ise güzel bir demeç verdi, “Bundan sonra bütün iş yerlerinin ruhsat ve mevzuat durumunu inceleyeceğiz.” dedi. Acaba, 20 işçimizin aramızdan ayrılması mı gerekiyordu bunu yapmak için?

Bir diğer sayın bakan ise “Hırsızın hiç mi kabahati yok.” diyerek ölen işçilerin sigortaya ihbarda bulunmamasını kusur olarak gösterdi. Bunu da kınıyoruz ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu tür demeçler yerine, iş kazalarını bir kader olarak gören, görmek isteyen zihniyetin yerine ILO standartları içinde iş kazalarını önleyici, kalıcı önlemler beklediğimizi ifade ediyoruz; tekrar, aramızdan ayrılan, can kaybeden yurttaşlarımız için Allah’tan rahmet diliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Şandır.

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, OSTİM ve İvedik’te meydana gelen kazaların herkese ders olmasına ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz de geçen hafta sonu itibarıyla Ankara OSTİM ve İvedik Organize Sanayi bölgelerinde meydana gelen müessif olayda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ayrı ayrı Allah’tan rahmet diliyoruz ve yaralananlara acil şifalar, yakınlarına da başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Gerçekten, bu olaylar herkese ders olmalı, yetkililer, görevliler, sorumlular ne gerekiyorsa onu yapmalı -bir tek insanımızın bir tek damla kanı bile önemlidir- gereken tedbirler alınmalı. Allah bu ülkeyi bu türlü afetlerden, felaketlerden korusun diyor; tekrar, ölenlere rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Sayın Elitaş.

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, iş kazalarına karşı iş yerlerinde alınacak tedbirlere ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de aynı konuyla ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun duygularını paylaşmak istiyorum.

Geçen hafta OSTİM ve İvedik Organize Sanayi Bölgesi’nde birbirine yakın zamanda ortaya çıkan iş kazalarında, ilk etapta 17, daha sonra da hastanede gözetim altına alınan kardeşlerimizden 3’ünün ilavesiyle birlikte 20 kardeşimizin hayatını kaybettiğini görüyoruz. Bizim daha önceki süreçte çıkardığımız iş güvencesi yasasında yaptırımların fazlalaşmasına, yaptırımların ciddi bir şekilde devam etmesine rağmen, teftişlerin tam olarak yeterli olmadığı; bunun yanında da hem çalışanların hem de bu konuyla ilgili meslek odaları temsilcilerinin, iş güvencesiyle ilgili ortaya çıkan problemleri veya savsaklayan işletmeleri, derhâl, herhangi bir şekilde ispiyon olarak değerlendirmeyip ilgili kurumlara iletmesi; dolayısıyla, bu konunun üzerine hep birlikte gittiğimiz takdirde çözümlerin olması ve çözümlere daha yakın bir şekilde sonuçların alınması konusunda herkesin yardımcı olması gerektiği kanaatindeyim.

Hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı dilerken yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Bütün milletimize geçmiş olsun dileklerimi arz ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Bizler de grup başkan vekili arkadaşlarımızın dileklerine katılıyor, vefat edenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, ailelerine başsağlığı dileklerimizi sunuyoruz.

Sayın milletvekilleri, bir gensoru önergesi vardır; önerge bastırılıp bugün sayın üyelere dağıtılmıştır.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Gensoru Önergeleri

1.- Cumhuriyet Halk Partisi adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, uyguladığı tarımsal politikalarla çiftçileri işsizliğe ve yoksulluğa ittiği, kırmızı et fiyatlarında yükselişe neden olduğu, tarımsal üretimi ve üreticileri desteklemek yerine ithalatı teşvik ederek görevinin gereklerine aykırı davrandığı iddiasıyla Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/13)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

AKP'nin 9 yıllık iktidar döneminde uyguladığı tarım politikaları artan girdi maliyetleri ve düşük ürün fiyatları ile sonuçlanmış; tarım sektörü ve üreticilerimiz büyük sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.

AKP döneminde 3 milyon hububat üreticisi perişan olmuştur. 2002'de 375.605 bin dolar olan hububat ithalatı, 2009'da 1.202.124 bin dolara çıkmıştır.

2002'de 13.063.500 dekar olan kuru bakliyat üretim alanı 2009 yılı sonunda 8.009.592 dekara düşerken; 2002'de 1.510.100 ton olan kuru bakliyat üretimi de her geçen yıl azalarak 2009 yılında 1.101.348 tona gerilemiştir. Hububat ithalatı 2002 yılında 35 milyon ABD dolarından 2010 yılında % 632 artışla 256 milyon dolara çıkmıştır.

2002'de 2 milyon 542 bin ton olan kütlü pamuk üretimi 2009'da 1 milyon 725 bin tona düşmüştür.

Süt üretiminde yem fiyatları neredeyse süt fiyatlarıyla eşitlenmiş, üretici darboğaza girmiştir.

Son yıllarda zeytinyağı fiyatı hemen hiç artmamış; zeytinyağına yeterli prim verilmemiştir.

Doğu Karadeniz Bölgesinde 5 Nisan 2004 gecesi don afeti yaşanmıştır. Hükûmet fındıktaki zararın 2090 sayılı Kanuna göre 297.565.418 TL'lik kısmının karşılanabileceğinin tespitini yaptığı halde, zararın 169 milyon TL'lik kısmı hâlâ ödenmemiş, fındık üreticisi 135.236 ailenin 169 milyon TL alacağı âdeta gasp edilmiştir.

Türkiye'de yılda 3 milyon ton narenciye üretilmesine rağmen, girdi ve nakliye maliyetinin yüksekliği, TL'nin aşırı değerlenmesi nedenleriyle yeterli ihracat yapılamamakta, narenciye dalında kalmaktadır.

 2002-2009 yılları arasında büyükbaş hayvan varlığında nüfus artışı dikkate alındığında anlamlı bir iyileşme sağlanamazken; 2002'de 25.173.706 baş olan koyun varlığı 2009'da 21.749.508 başa; yine aynı dönemde 6.780.094 baş olan keçi varlığı da 5.128.285 başa gerilemiştir.

Kırmızı et üretimi 2002'de 434 bin tondan 2009'da 412 bin tona inmiştir.

AB ve ABD'de kırmızı et fiyatları, 4-6 dolar/kg seviyelerinde iken, ülkemizde 17 dolar/kg seviyelerinde seyretmektedir. Sorunu çözmek amacıyla AKP Hükûmeti 2010/623 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile EBK Genel Müdürlüğü'ne 31.12.2010 tarihine kadar geçerli olmak üzere "0" gümrük vergisi ile 100.000 ton canlı sığır ithali tarife kontenjanı tanımış; 2010/1157 sayılı BKK ile süreyi 31.12.2011 tarihine kadar uzatmıştır. Bu çerçevede canlı hayvan ve karkas et ithalinde % 135 ile % 225 arasındaki gümrük vergisi oranları, 2010/822 ve 2010/973 sayılı BK Kararıyla "0" ile % 40'a çekilerek ithalatta özel sektörün önü açılmıştır. Bunlara karşın, et fiyatlarında önemsenebilecek bir düşüş sağlanamazken, ithalat özendirilmiş bazı üretici firmalar besicilik faaliyetinden çekilip karkas et ithaline yönelmişlerdir.

2010 yılında Kurban Bayramında kesilecek kurbanlık hayvanlar da ancak ithalatla sağlanabilmiştir.

Hayvan hastalıklarıyla mücadele ve gıda denetimleri yetersiz kalmış, değişik bölgelerde kimi hayvan pazarları şap nedeniyle kapatılmış, Tüberküloz ve Brucella yaygınlaşmıştır.

AKP'nin üretici dostu olmayan politikaları sonucunda Türkiye temel tarımsal ürünlerde net ithalatçı durumuna gelmiştir. Öte yandan Tarım Kanununun tarımsal desteklemelere bütçeden ayrılacak kaynağın gayrisafi yurtiçi hâsılanın yüzde birinden az olamayacağı hükmü hiç uygulanmamıştır. 2011 yılı Bütçesinde tarımsal destekleme ödeneği GSYH'nın % 0,50'lik oranıyla 2002 yılının gerisinde kalmıştır.

Türkiye'de kırsal alanda yoksulluk oranı 2002'de % 34,48 iken 2009'da % 38,69'a yükselmiştir.

Yanlış politikalarıyla ülkemiz çiftçilerini işsizliğe ve yoksulluğa iten, kırmızı et fiyatını pahalılaştıran, çözümü yerli üretim ve üreticiyi desteklemek yerine ithalatta bulan ve bu suretle yabancı ülkelerin çiftçilerinin desteklenmesine yol açarak görevinin gereklerine aykırı davranan Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker hakkında Anayasa'nın 99'uncu ve İçtüzüğün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını .saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                 Kemal Anadol                               M. Akif Hamzaçebi                               Muharrem İnce

                        İzmir                                               Trabzon                                             Yalova

         CHP Grup Başkanvekili                    CHP Grup Başkanvekili                    CHP Grup Başkanvekili

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşme günü Danışma Kurulunca daha sonra belirlenerek oylarınıza sunulacaktır.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 92’nci maddesine göre verilmiş Başbakanlığın bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

C)  Tezkereler

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Deniz Unsurlarının; Korsanlık/Deniz Haydutluğu ve Silahlı Soygun Eylemleriyle Mücadele Amacıyla Yürütülen Uluslararası Çabalara Destek Vermek Üzere, Gereği, Kapsamı, Zamanı ve Süresi Hükûmetçe Belirlenecek Şekilde Aden Körfezi, Somali Kara suları ve Açıkları, Arap Denizi ve Mücavir Bölgelerde Görevlendirilmesi ve Bununla İlgili Gerekli Düzenlemelerin Hükûmet Tarafından Belirlenecek Esaslara Göre Yapılması İçin Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 Tarihli ve 934 Sayılı Kararıyla Hükûmete Verilen ve 2/2/2010 Tarihli ve 956 Sayılı Kararıyla, Bir Yıl Uzatılan İzin Süresinin Anayasanın 92’nci Maddesi Uyarınca 10/2/2011 Tarihinden İtibaren Bir Yıl Daha Uzatılmasına Dair Başbakanlık Tezkeresi (3/1407)

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri hakkında 2008 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararıyla bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının söz konusu bölgelerde konuşlandırılması suretiyle, bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticarî gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele harekatına aktif katılımda bulunulması sağlanarak, bu alanda Birleşmiş Milletler sistemi içinde ve bölgesel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğümüzün pekiştirilmesi temin edilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bölgede görev icra etmesine izin veren 934 sayılı TBMM Kararının süresi, 2/2/2010 tarihli ve 956 sayılı Kararla bir yıl uzatılmış olup 10/2/2011 tarihinde sona erecektir. Diğer yandan, anılan bölgelerde ve Hint Okyanusu'nda meydana gelmeye devam eden deniz haydutluğu/korsanlık ve silahlı soygun eylemleriyle uluslararası toplumca mücadele edilebilmesine cevaz veren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ilgili Kararlarının süresi son olarak 23/11/2010 tarihli ve 1950 sayılı Kararla bir yıl daha uzatılmıştır.

Bu kapsamda, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin, 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı TBMM Kararında belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde, 10/2/2011 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasını Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca arz ederim.

                                                                                  Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                           Başbakan

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşme açacağım.

Gruplara, Hükûmete ve şahsı adına iki üyeye söz vereceğim.

Konuşma süreleri gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakika, şahıslar için onar dakikadır.

Tezkere üzerinde ilk söz Hükûmet adına Millî Savunma Bakanı Mehmet Vecdi Gönül’e aittir.

Sayın Bakanım, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; deniz haydutluğu ve korsanlık eylemleriyle mücadele kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının yurt dışında görevlendirilmesine ilişkin yüce Meclisimizin 2 Şubat 2010 tarihli ve 956 sayılı Kararı’yla Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin uzatılması maksadıyla verilen tezkerenin gerekçelerini açıklamak üzere huzurunuzda bulunuyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime öncelikle deniz haydutluğu, korsanlık meselesiyle ilgili kısa bir değerlendirmeyle başlamak istiyorum. Dünya deniz ticareti için büyük bir öneme sahip olan Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nden yıllık ortalama 33 bin adet ticari gemi geçiş yapmaktadır. Söz konusu gemi geçişleriyle dünya ticaret hacminin yaklaşık yüzde 14’ü ve dünya petrol ihracatının ise yüzde 26’sı karşılanmaktadır.

Ülkemiz açısından istatistiklere bakıldığında ise Aden Körfezi’nden yıllık ortalama 360-380 adet Türk Bayraklı, Türkiye bağlantılı ticaret gemisi geçiş yapmakta ve toplam 33 ülkeyle ithalat ve ihracatımız bu ulaştırma güzergâhı üzerinden sağlanmaktadır.

Türkiye'nin 2009 yılı itibarıyla yıllık yaklaşık 243 milyar Amerikan doları olan dış ticaretinin 40 milyar Amerikan doları tutarının üzerindeki bölümü bu deniz ulaştırma yoluyla yapılmaktadır.

Aden Körfezi’nde, Somali kara sularında ve açıklarında seyreden ticari gemilere yönelik deniz haydutluğu, korsanlık ve silahlı soygun eylemleri bir uluslararası güvenlik meselesi olarak uluslararası gündemin ön sıralarında hâlen yer almaya devam etmektedir.

Fırkateynlerimizin bölgede görev yapmaya başladığı 2008 yılından bugüne kadar Türk personel tarafından icra edilen 15 ayrı operasyonda toplam 94 deniz haydudu ve 2 adet haydut teknesi etkisiz hâle getirilmiştir.

Ülkemiz 2 kere Birleşik Milletler Birleşik Görev Kuvveti Komutanlığını deruhte etmiştir. Birleşik Görev Kuvveti Komutasını 3 Mayıs 2009, 13 Ağustos 2009 tarihleri arasında üstlenen ve böylece NATO’daki görevleri dışında bir Birleşmiş Milletler görevi olarak ilk defa denizde çok uluslu bir koalisyon gücünün komutanlığını yürüten ülkemiz, 1 Eylül 2010 tarihinde söz konusu komuta görevini ikinci kere üstlenmiş ve bir tümamiralimiz tarafından deruhte edilen bu görevi 29 Kasım 2010 tarihinde Pakistan Deniz Kuvvetleri Komutanlığına devretmiştir. Birinci dönemde Tuğamiral Erdem Caner Bener komuta etmiş, ikinci dönemde de Tümamiral Sinan Ertuğrul bu görevi yerine getirmiştir.

Bölgede görev icra eden fırkateynlerimiz Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticaret gemilerinin emniyetli geçişlerinin sağlanması için her türlü tedbiri almakta ve gerekli koordinasyonu sağlamaktadır.

Deniz haydutları ve korsanlar tarafından bugüne kadar toplam 5 Türk Bayraklı, Türkiye bağlantılı gemi kaçırılmıştır. Son kaçırma eylemi 23 Mart 2010’da gerçekleşmiş olup, kaçırılan tüm gemilerimiz kurtarılmıştır.

Bölgede sürdürülen askerî faaliyetlerimiz neticesinde 24 Mart 2010 tarihinden bugüne kadar saldırıya uğrayan 158 adet yabancı bayraklı ticaret gemisinden 56 adedi deniz haydutları tarafından kaçırılmış olmasına rağmen, uygulanan tedbirler sayesinde aynı dönemde Türk ve Türkiye bağlantılı hiçbir ticaret gemisi kaçırılmamıştır.

Deniz kuvvetlerimizin bu alanda yürüttüğü başarılı faaliyetlere son örnek 27 Kasım 2010 tarihinde yaşanmıştır. “26 Ağustos” isimli Türk Bayraklı ticaret gemisi, deniz haydutlarının saldırısına uğradığını Deniz Kuvvetleri Harekât Merkezine bildirmiş, gemiyle kurulan telefon irtibatı neticesinde gemi personelinin kendilerini emniyetli bölümde emniyete aldıkları öğrenilmiştir. Olay derhâl o tarihte bir Türk amiralimiz tarafından komuta edilmekte olan Görev Kuvveti 151’e iletilmiş ve alınan tertip ve tedbir sonucu gemi 28 Kasım 2010 günü yani kaçırıldığının ertesi günü kurtarılmıştır. Benzer bir vaka Danimarka bayraklı “Leopard” isimli ticaret gemisinin 12 Ocak 2011 tarihinde deniz haydutlarının saldırısına uğramasıyla yaşanmış, bu defa anılan gemiye en yakın mevkide bulunan Görev Kuvveti 151 unsuru olan Türk fırkateyni Gaziantep, Türk deniz komandolarını gemiye çıkarmıştır. Adı geçen fırkateynimiz elli altı saat     süresince refakat ederek geminin emniyetini sağlamıştır.

Arz ettiğim bu iki örnekten de yola çıkılarak bölgede seyreden bazı ticaret gemilerimizin benzer vakalarla karşılaşması riski hâlen devam etmektedir. İcra edilmekte olan bu güvenlik faaliyetlerinin uluslararası meşruiyeti Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2008 ve 2009 yıllarında aldığı kararla tesis edilmiştir. Bu mücadelenin temel hukuki dayanağını oluşturan ve 2 Aralık 2008 tarihinde kabul edilerek 2 Aralık 2009 tarihinde geçerliliği sona eren 1846 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı’nın süresi önce 30 Kasım 2009 tarihli ve 1897 sayılı Karar, son olarak da 23 Kasım 2010 tarihli ve 1950 sayılı Karar’la bir yıl daha uzatılmıştır.

Ülkemiz geçtiğimiz süre zarfında deniz haydutluğuyla mücadele görevi icra eden NATO Daimi Deniz Kuvvetlerine ve Meclisimizin Hükûmete verdiği izin çerçevesinde Görev Kuvveti 151’e dönüşümlü olarak toplam 10 fırkateynle aktif olarak katkı sağlamıştır. Hâlihazırda “Giresun” isimli firkateynimiz bölgede görev yapmaktadır.

Görev yapan fırkateynlere ilaveten Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından bölgeden geçiş yapan Türk/Türkiye bağlantılı ticaret gemilerinin faaliyetleri yakından takip edilmekte, geçiş yapan ticaret gemileri yürürlükteki koruyucu tedbirleri uygulayarak emniyetli seyir yapmaları konusunda bilinçlendirilmekte, bölgede harekât icra eden yabancı harp gemileriyle yakın iş birliği içerisinde bulunarak Türk/Türkiye bağlantılı ticaret gemilerinin korunması ve desteklenmesi için tavsiyelerde bulunulmakta ve bölgedeki askerî faaliyetler, deniz haydutluğu tehdit durumu, alınması gereken tedbirler ile güncel gelişmeler hakkında Denizcilik Müsteşarlığımız aracılığıyla denizcilik sektörümüz bilgilendirilmekte ve uyarılar yapılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; geçtiğimiz süre zarfında Aden Körfezi’nde ve Somali açıklarında seyredecek ülkemizle bağlantılı ticaret gemilerinin emniyetinin sağlanması maksadıyla az önce sözünü ettiğim askerî önlemlerin yanı sıra sivil planda da müşahhas ve bütünleyici adımlar atılmıştır. Denizcilik Müsteşarlığımızca Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın katkılarıyla, bölgede seyredecek Türkiye Bayraklı veya bağlantılı ticari gemilerle ilgili bilgilerin bir veri tabanının toplanabileceği deniz haydutluğu bilgi sistemi kurulmuş, böylece, sahada konuşlu Deniz Kuvvetleri unsurlarımızla ticari gemilerimiz arasında bir elektronik eş güdüm ve bilgi paylaşımı platformu oluşturulmuştur.

Deniz haydutluğu/korsanlık ve silahlı soygun ile mücadelede uluslararası iş birliğinin geliştirilmesine özel bir önem atfeden ülkemiz, bu alandaki çabaları desteklemiş, Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Birliği ve Uluslararası Denizcilik Örgütü bünyesinde yürütülen çalışmaları aktif olarak izlemiş ve katkıda bulunmuştur. Bu yaklaşımla ülkemiz, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1851 sayılı Kararı çerçevesinde oluşturulan temas grubunda da kurucu üye olarak yer almıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu gerekçelerle, Anayasa’nın 92’nci maddesi gereğince Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarını, 10 Şubat 2009 tarihli ve 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde başlatılan ve 2 Şubat 2010 tarihli ve 956 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla 10 Şubat 2011 tarihine kadar uzatılan korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygunla mücadele görevinin Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları ve mücavir bölgelerde 10 Şubat 2011 tarihinden itibaren bir yıl süreyle bir kez daha uzatılması ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından yapılması için hazırlanan Hükûmet Tezkeresi’ni yüce Meclisimizin takdirlerine saygılarla sunuyor ve teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Gruplar adına ilk konuşma Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Mustafa Elekdağ, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle mücadele için Birleşmiş Milletler kararları uyarınca  Aden Körfezi, Somali kara suları ve mücavir bölgelere Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurları gönderilmesine dair Hükûmet tarafından onayınıza sunulan tezkere hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına görüşlerimi açıklamak amacıyla söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, daha önceki iki tezkere uyarınca bu bölgelere gönderilen Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurları görevlerini Birleşmiş Milletler sistemi içinde başarıyla yerine getirmişlerdir. Şimdi yüce Meclise sunulan tezkereyle Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının görev süresi bir yıl daha uzatılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, dünyamız gerçekten küresel köy durumuna dönüşmüş durumda. Bu ortamda ülkeler arasında giderek genişleyen ortak çıkar alanları, artan bir iş birliğini gerektiriyor. Aynı şekilde ortak tehditlere karşı da uluslararası dayanışmanın ön plana çıktığını görüyoruz. Deniz haydutluğu ve korsanlık da bu alanlardan biri. Türkiye hem ulusal çıkarlarını ilgilendirmesi hem de uluslararası sorumluluklarını ciddiyetle yerine getiren bir devlet olarak bu iş birliği alanına bigâne kalamamakta ve Birleşmiş Milletler sistemi içinde aktif bir şekilde bu alandaki faaliyetlere katılmaktadır. Önümüzdeki tezkere de bu amaca yöneliktir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’yi bölge güvenliği açısından yakından ilgilendiren bir gelişme de Arap ülkelerini vuran isyan fırtınasıdır. “Yasemin Devrimi” olarak adlandırılan Tunus’taki halk isyanının etkisi bölge ülkelerine süratle yayılmış ve özellikle Mısır’ı, Cezayir’i, Yemen ve Ürdün’ü etkisine almıştır. Son gelen haberler Suudi Arabistan’ın da bu fırtınadan masun kalamayacağına işaret etmektedir.

İsyan fırtınasından en şiddetli şekilde etkilenen Mısır olmuştur. Mısır’ı otuz yıldır olağanüstü hâl ile yöneten Hüsnü Mübarek’e karşı ayaklanan halk iki haftadır kanlı bir özgürlük mücadelesi veriyor. İsyan hareketinin nedenlerinden başında işsizlik, hayat pahalılığı, yoksulluk, temel gıda maddelerinin fiyatlarının artması, aşırı sosyal adaletsizlik, özgürlüklere ve temel insan haklarına getirilen kısıtlamalar gelmektedir. Bu bağlamda, iletişim teknolojilerinin, ayaklanmayı hem tetikleyen hem de devamını kolaylaştıran bir unsur olduğunun da altı çizilmelidir. 

Belirttiğimiz tüm bu unsurlar, siyasi değişim, özgürlük ve demokratik yönetim taleplerine yol açmıştır. Ayaklanmanın ikinci haftasının sonunda, meydanları dolduran halk ile Mübarek arasında tam bir restleşmenin ortaya çıktığını, Mübarek’in eylüle kadar iktidarda kalarak bu tarihte düzenlenecek seçimlerin kendi kontrolünde yapılmasını istediği, buna mukabil direnişçilerin ise Mübarek çekilinceye kadar meydanları terk etmeyecekleri ve hükûmetle hiçbir diyaloğa girmeyeceklerini açıkladıkları bilinmektedir.      

Değerli arkadaşlarım, ben bu gelişmelerle ilgili detaylara girmeyeceğim. Ancak, direnişin başlamasından kısa süre sonra,  Mübarek’in, Sivil Havacılık Bakanı Ahmet Şefik’i Başbakanlığa atayarak yeni bir hükûmet oluşturduğunu, otuz yıl süreyle boş bırakılan Devlet Başkanlığı Yardımcılığına da Millî İstihbarat Başkanı Korgeneral Ömer Süleyman’ı atamış olduğuna dikkatinizi çekeceğim.

Mısır Anayasası’na göre, Devlet Başkanının herhangi bir şekilde yokluğu durumunda, bu makam Devlet Başkan Yardımcısı olan kişinin denetimine geçer. Yani direnişçilerin talepleri doğrultusunda Mübarek istifa ettiği takdirde, iktidar otomatik olarak Ömer Süleyman’a geçecektir. 

Burada altı çizilmesi gereken bir nokta, Ömer Süleyman’ın bu makama ne için atandığıdır. Ömer Süleyman, direnişçilerin gözünde pek öyle beğenilen bir şahsiyet değildir. Bu itibarla, yeni makamına direnişçilerin taleplerini karşılamak için getirilmemiştir.

Süleyman’ın atanmasının nedeni, Mübarek’in çok sadık ve güvenilir bir adamı olması ve Amerika ve İsrail’le gayet iyi ilişkileri bulunmasıdır. Ayrıca, uzun süre istihbarat başkanlığı görevini yapmış olması nedeniyle, Mısır siyasetindeki sivil ve asker herkesin cemaziyelevvelini de bilmektedir.

Obama yönetimi, Mübarek’in artık önlenemez görünen istifasıyla Orta Doğu’da yeri doldurulamayacak bir müttefikini kaybedeceğinin telaşı içinde, Mısır’daki olaylardan göreceği zararı asgariye indirmek amacıyla, gelişmeleri çıkarları doğrultusunda etkilemek istemektedir. 

Gerçekte, Amerika’yı derinden endişelendiren husus, Mısır’daki durumun bir kaos ortamına dönüşmesinden yararlanacak olan Müslüman Kardeşler örgütünün ülkenin siyasi denkleminde ağırlık kazanması ve gelişmeleri kontrol edecek bir duruma gelmesidir.

Böyle bir gelişmeyi önlemek amacıyla, Washington’un Kahire’de taraflarla temas hâlinde olduğu ve Başkan Yardımcısı Ömer Süleyman’ın başkanlığında muhalif grupların da belirli şartlarla iş birliğini sağlayacak bir geçiş hükûmeti kurulması için girişimler sürdürdüğü biliniyor.

Ancak, geçiş hükûmetinin teşkili için Mübarek’in görevini terk etmesi veya yetkilerini devretmesi gerekmektedir ki, bu konuda Obama yönetiminin henüz bir karara varamadığını görüyoruz.

Nitekim Washington’un bu husustaki kafa karışıklığı, Münih Güvenlik Konferansı’na dahi yansımış ve Obama yönetimi için son derece rahatsız edici bir durum yaratmıştır.

Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Konferans’ta yaptığı konuşmada “Başkan Yardımcısı Ömer Süleyman’ın bir an önce direniş liderleriyle müzakerelere başlayarak anayasal değişikliklerden özgür ve adil seçimlere kadar her şeyi görüşebilmesi gerekmektedir. Ancak, bunun için Mübarek’in istifa etmesi zorunludur.” demek suretiyle, Mübarek’e koltuğuna yapışmaktan vazgeçmesi hususunda sert bir mesaj göndermiştir.

Buna mukabil, aynı konferansta konuşan ve Başkan Obama tarafından Mısır’a özel temsilci olarak tayin olunan Amerika’nın eski Kahire Büyükelçisi Frank Wisner “Amerika, Mübarek’i kapı dışarı etmekte acele etmemeli, zira Mübarek’in eylülde başkanlık süresi doluncaya kadar oynayacağı çok kritik bir rol vardır.” diyerek aksi görüşü savunmuştur.

Her ne kadar, açıklama, bilahare, Dışişleri Bakanlığı tarafından tekzip edilmiş ve “Wisner’in ifadeleri kendi özel görüşleridir, Amerika’yı bağlamaz” denilmişse de, Münih Güvenlik Konferansı’nda Batılı liderlerin, Mısır’da sağlıklı siyasi parti sistemi kurulmadan acele şekilde seçime gidilmesinin hatalı olacağı yolunda görüşler ileri sürmeleri, Wisner’in yaklaşımının hiç de yabana atılır nitelikte olmadığını ortaya koymuştur.

Ancak, Mısır’daki olayların seyrinin, Mübarek’in kaderi hakkındaki bu kararsızlığın uzunca bir süre devam etmesine tahammülü yoktur. Bunun önde gelen bir nedeni de, Müslüman Kardeşler’in Mısır’daki direniş hareketini manipüle ederek iktidarı ele geçirip ülkeyi İran’a çevirecekleri hususunda Obama yönetiminin çok ciddi endişeleri olmasıdır.

Mısır’da değerli arkadaşlarım, bundan sonraki gelişmelerin seyri hakkında şu anda belirtilecek görüşlerin spekülasyon olmaktan ileri gitmeyeceği açıktır. Ancak Mısır’da çoğulcu demokrasi kurulması için atılacak adımların başarılı olması varsayımından hareketle, böyle bir gelişmenin Mısır’ın dış politikasını ve Orta Doğu’yu nasıl etkileyeceği hakkında bir değerlendirme yapabiliriz.

Mısır seçimlerinin,  Müslüman Kardeşler de dâhil olmak üzere, toplumdaki tüm siyasi akımları kapsayacak şekilde ve demokratik standartlara uygun bir şekilde yapıldığını ve bunun sonucunda hukuka, bağımsız yargıya ve özgür basına saygılı bir parlamento ve hükûmet ortaya çıktığını varsayalım. Bu durumda, yeni Hükûmetin İsrail’e ve Amerika’ya yönelik politikaları nasıl olacaktır? Bu soruyu şöyle yanıtlayabiliriz:

Yeni hükûmet Amerika’dan sağladığı bağış şeklindeki önemli mali yardımın ve Mısır ordusuna askeri yardımın devamını sağlamak için,  Amerika ve İsrail ile ilişkilerini aksatmadan yürütmeye çalışsa dahi,  bu ilişkiler Mübarek dönemindeki stratejik ortaklık niteliğini ve yakın dostluk ve sıcaklığını kaybedecektir.

Bu bağlamda, Mısır’daki değişimin bölge ve Türkiye üzerindeki etkileri hususunda şu öngörülerde bulunabiliriz:

1) Mübarek’in yönetimindeki Mısır, Amerika’nın Orta Doğu stratejisinin en önemli ayağıydı. Amerika’nın bölgede Mısır’ın yerine koyacağı bu önemde başka bir unsur yoktur. Bu itibarla, Amerika’nın bölgedeki eli zayıflayacak ve kendine yeni bir Orta Doğu stratejisi çizme ihtiyacını duyacaktır.

2) Yeni Mısır hükûmeti, büyük bir olasılıkla Mısır-İsrail Barış Antlaşması’nı muhafaza edecektir.

3) Buna mukabil, yeni Mısır hükûmeti’nin Gazze’ye yönelik politikasının değişmesi ve İsrail’in Gazze’ye abluka ve ambargo uygulayan politikasına destek vermemesi beklenmelidir.

4) Hamas olmadan Filistin görüşmeleri yapılmasının anlamsızlığı Amerika tarafından anlaşılarak, Filistin sorunun hâlli için Hamas’ın devreye sokulmasının yolları aranacaktır.

5) Orta Doğu’da türbülans artacak, taşlar yerinden oynayacaktır.

6) Türkiye’nin Amerika’nın stratejik skalasındaki yeri güçlenecek, doğan jeopolitik boşluğun Türkiye tarafından doldurulması düşüncesi Washington’da filizlenmeye başlayacaktır ve nihayet, tüm çevresi düşmanları tarafından kuşatılmış konumdaki İsrail de Türkiye ile uzlaşma ihtiyacını giderek daha fazla ölçülerde duyacaktır.

Değerli arkadaşlarım, Orta Doğu’da demokrasi, insan hakları ve sosyal adalet arayışları yoğunlaştıkça Türkiye’ye ilginin arttığını ve Türkiye’nin profilinin yükseldiğini görüyoruz. Avrupa ve Amerikan gazetelerinde, hemen her gün, Arap ülkelerinin siyasi yapılanma çalışmalarında Türkiye’den ders alabilecekleri hususunda makaleler yayımlanıyor. Gerçekten de hem Batı’nın hem de Doğu’nun bir parçası olan Türkiye, sahibi olduğu tarihsel ve kültürel miras ve bugünkü “laik, demokratik, sosyal hukuk devleti” kimliğine ulaşmak için modernleşme ve demokratikleşme yolunda kazandığı deneyim nedeniyle İslam dünyası için bir referans noktası, bir ilham kaynağı olabilir çünkü Türkiye, bugünkü dünyada, İslami değerleri çok partili bir demokratik sistemle ve laik bir devlet yapısıyla uzlaştırıp yaşatan yegâne ülkedir ve bu niteliğiyle Müslümanlığın çoğulcu bir demokratik toplumla başarılı şekilde bağdaştığını çarpıcı biçimde kanıtlayan örnektir.

Vurgulanması gereken bir husus da Türkiye örneğinin, Max Weber ve Samuel Huntington gibi Batılı ünlü bilim adamlarının, İslami toplumların demokrasi idealini, modernizasyonu ve laikliği benimseme ve uygulama kabiliyetlerinin olmadığı yolundaki görüşlerini çürütmüş olduğudur. Diğer taraftan, dünyanın bugün içinde bulunduğu çatışma ortamı perspektifinden bakılırsa, Türkiye örneğinin, İslam ile Batı’nın ahenk ve barış içinde yaşamasının reçetesini içerdiği ve İslam radikalizmine dayanan ve dünyanın başına bela olan Bin Ladin’in siyaset anlayışına bir alternatif oluşturduğu da anlaşılır.

Ancak, değerli arkadaşlarım, Türkiye örneğinin şu andaki eksiklikleriyle sadece potansiyel bir niteliğe sahip olduğu unutulmamalıdır.

Fiilî ve etkin bir örnek haline gelebilmesi için Türkiye’nin, demokrasisini Avrupa Birliği standartlarına çıkartmakta göstereceği başarıya koşut olarak, ekonomik alanda da sıçrama yapması ve vatandaşlarının yaşam kalitesini çok daha yükseltmesi şarttır.

Bu hedeflere ulaşan bir Türkiye, Avrupa Birliği ve tüm Batı âlemi tarafından, Müslüman dünyasına, laikliğe dayanan demokratik bir devlet sisteminin İslam’la bağdaştırılabileceğinin ve vatandaşlarına adalet, güven, özgürlük ve refah sağlayabileceğinin somut ve yaşayan bir kanıtı olarak gösterilebilecektir.

Değerli arkadaşlarım, burada altı önemle çizilmesi gereken bir nokta var. Bu da, Türkiye’nin İslam âleminde tek demokratik ülke olmasının sırrının laiklik ilkesini benimsemiş olmasında yattığıdır. Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ve İslam dininin güçlü bir potansiyel siyasi faktör haline dönüşebildiği ülkelerde, laikliğe dayanmayan bir yönetim sistemi şu nedenlerle demokratik olamaz:

1) Evrensel nitelik kazanmış insan haklarını benimseyip koruyamaz.

2) Kadın-erkek eşitliğini uygulayamaz.

3) Çağdaş standartlara uygun bir hukuk sistemini kabul edip hayata geçiremez.

4) Pozitivist bir eğitim sistemini uygulamaya koyamaz.

Bu nedenlerle değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik yapısı zayıflarsa sadece demokrasisi tehlikeye düşmekle kalmaz, aynı zamanda, Türkiye, örnek olma vasfını da kaybeder.

Tabii bu noktada “ılımlı İslam” kavramı hakkında birkaç söz söylememiz gerekiyor.

“Ilımlı İslam” denilen kavram, Orta Doğu’daki enerji coğrafyasına göre politikasını belirleyen Amerika’nın, bu bölgedeki sömürüsünü meşrulaştırmak amacıyla üretmiş olduğu dinsel-siyasal bir araçtır. Ilımlı İslam, Müslüman toplumların siyasi elitine ve iktidarlarına yönelik siyasi bir projedir. Amerika’nın amacı, Amerika’nın Orta Doğu’daki çıkarlarına ters düşmeyen, Batı karşıtı olmayan, global kapitalizme karşı tutum almayan bir İslam yaratmaktır. Amerika, tüm Müslüman ülkeler için uygulanabilir bir modeli, bir ortak paydayı oluşturmak istiyor, tercih ediyor. Amerika’ya göre  yaratmak istediği modele radikal İslam’ın kaynağı olan katı sert şeriat anlayışı (Selefilik) ne kadar ters düşüyorsa, laiklik de o kadar ters düşüyor. Çünkü Türk laisizminin diğer Müslüman ülkeler tarafından uygulanmayacağını ve laikliğin bu ülkelerin sosyal dokusuyla bağdaşmayacağını düşünüyor Washington. Yani Türkiye’nin, standart ılımlı İslam modeline uyması için -Amerika’nın görüşünce- laiklik ilkesini esnetmesi budaması ve içini boşaltması gerekiyor.

Ilımlı İslam uygulaması bir başka deyimle şeriat temelli veya buna yakın bir sistemin devlet modeli olarak savunulmasıdır. Böyle olunca demokrasiyle yönetilen ılımlı İslam modelinden söz etmek büyük bir saçmalıktır değerli arkadaşlarım.

Sözlerime son verirken bir noktanın daha altını çizmek istiyorum. Bu da, Türkiye’nin yükselen bu profili,  Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarına  tutarlı olmayı ve “Başkasına verir talkını, kendi yutar salkımı.” konumuna düşmeme yükümlülüğünü de getirmektedir. Yani Sayın Başbakan Mısır’da Tahrir Meydanı’nda toplanarak iktidara karşı direnç gösterenleri “Meşru direniş haklarını kullanıyorlar.” diyerek desteklerken, Ankara’da demokratik haklarını kullanan işçileri copla, gazla ve panzerle dağıttırırsa o zaman Hükûmet tutarlılığını yitirmiş olur ve o zaman Sayın Başbakana Kahire’de hak olanın, neden Ankara’da yasak olduğunun sorulması da meşruiyet kazanır.

Değerli arkadaşlarım, bu görüşlerle Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve Arap Denizi ile mücavir bölgelere gönderilmesine ilişkin tezkereye olumlu oy vereceğimizi belirtir, yüce Meclise saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elekdağ.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Kamil Erdal Sipahi.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Sayın Başkan, sizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10 Şubat 2009 tarihindeki 55’inci Birleşiminde 934 sayılı Karar’la yürürlüğe giren Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Babülmendeb Denizi ve mücavir alanlardaki korsanlık, deniz haydutluğu ve de silahlı soyma eylemleri hakkında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde Türk Deniz Kuvvetleri unsurlarının görevlendirilmesi uygulamasının bir yıl daha uzatılması hususunda Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Geçen yıl olduğu gibi, “Arap Denizi” tanımlaması ve “Hint Okyanusu” tabirindeki rahatsızlık ve endişelerimi burada tekrar dile getiriyorum. Anlaşıldığı kadarıyla arşiv bilgilerinin dışına çıkartılıp bazı doğru şeylerin yazılmasında hâlâ noksanlığımız var.

Sayın milletvekilleri, korsanlık ve deniz haydutluğu suçu işlendiği alana veya bu suçu işleyenlerin milliyetlerine bakılmadan herhangi bir devletin yargılama yetkisinin var olduğu kabul edilmiş uluslararası bir suçtur, dolayısıyla evrensel yargı kapsamına girmektedir. Bunun nedeni, uluslararası düzen için oluşturduğu tehdidin büyüklüğünden kaynaklanmaktadır. Belirtilen alan yıllık küresel ticaretin yaklaşık yüzde 20’sinin cereyan ettiği ve yılda yirmi beş bin civarında ticari geminin geçiş yaptığı, bu nedenle de uluslararası ticaret güvenliği için çok önemli ve öncelikli bir alandır. Bu alan Türk deniz ticaretini de ilgilendiren, yakın geçmişte Türk ticaret gemilerinin de doğrudan etkilendiği, son yıllarda beş yüzden fazla geminin korsanlık ve deniz haydutluğu eylemlerine maruz kaldığı bir bölgedir. Geçmişte bölgede bazı ülkelerin münferit operasyonları icra edilmiştir, sınırlı NATO operasyonları yapılmıştır. Bunlardan “SNMG-2” isimli NATO operasyonuna Türkiye daha önce Gökova Fırkateyni ile iştirak etmiştir ancak bu münferit operasyonlar 12 Aralık 2008’de sona ermiştir.

2008 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde bu konuyla ilgili olarak 1816, 1838, 1844 ve 1846 sayılı dört karar alınmıştır. Ocak 2009’da da 1851 sayılı Karar’la bu konuya uluslararası meşruiyet kazandırılmıştır. 1851 sayılı Karar’la CTF-151 isimli bir müşterek görev gücünün kurulmasına imkân sağlanmıştır. Bu Karar çerçevesinde Türkiye uluslararası bir temas grubunun üyesi olmuştur. Bu grupta yirmi dört ülke yer almaktadır. NATO, Avrupa Birliği, Afrika Birliği, Uluslararası Denizcilik Örgütü ve Birleşmiş Milletler Sekreteryası da gözlemci statüsü taşımaktadır. İşte, 10 Şubat 2009’da yüce Meclisimizin onayıyla yürürlüğe giren bu uygulamayla Türk Deniz Kuvvetlerinden bir fırkateyn bölgede sürekli olarak görev almaya başlamıştır. Yeni uygulamayla bölgedeki eylemler belki durmamıştır ancak çok azalmıştır.

Hukuki anlamdaki bir gelişme ise şudur: Dünyanın önemli güçlerinin deniz ticaretinin güvenliğini sağlamak için Hint Okyanusu’na savaş gemisi göndermesine rağmen, yakalanan korsanların nerede yargılanacağı geçmişte tartışma konusu olmuştur. Geçen yılın başlarında Kenya Hükûmeti saldırılardan etkilenen diğer devletlerin taşın altına ellerini koymaması durumunda korsan davalarına bakmayacağını açıklamıştı. Kenya’nın çağrısı üzerine Mombasa’nın Shimo La Tewa Hapishanesinde kurulan özel korsan mahkemesi Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avustralya ve Kanada’nın yardımlarıyla görev yapmaktadır.

Bu alanda dönüşümlü olarak görev yapan SAS ve SAT unsurlarıyla takviyeli fırkateynimiz yaklaşık iki yıldır cesur ve başarılı operasyonlarıyla her zamanki gibi yüz akımız ve gururumuz olmuştur. 26 Ocak 2011’den itibaren TCG Giresun Fırkateyni’miz görevi TCG Gaziantep’ten devralmıştır. Zaten barış zamanı eğitim ve tatbikatlarında sık sık icra ettiği kontrol, kontrobant ve müsadere uygulamalarıyla bu tip görevlerin altyapısına sahip olan şanlı donanmamızın Barbaros’un hafidi leventlerine Türkiye Büyük Millet Meclisi adına teşekkürlerimizi, başarı dileklerimizi tekrarlamayı bir borç biliyorum.

Ordumuz, gerek şanlı tarihimizde gerekse cumhuriyet döneminde dünya coğrafyasının birçok alanında bulunmuş, görev almış, sancak göstermiş bir ordudur. Ne Aden Körfezi ve Somali kıyıları ne bir zamanların Türk gölü olan Akdeniz’in her kıyısı ve ne de Türk Bayrağı’na bakıp da çırpınan Karadeniz’in her köşesi, Türk donanmasının ve gururla toka ettiği ay yıldızlı şanlı bayrağımızın yabancısı değildir.Hayasızca yürütülen bir asimetrik psikolojik harekâtın hedeflerinden birisi olan Türk donanmasının, asil Türk milletinin namus ve şerefini korumak için yalnız kendi denizlerimizde değil, dünyanın her yanındaki sularda yüce milletimizi onurla, gururla temsil ettiğinden ve edeceğinden, deniz alaka ve menfaatlerimizi koruyacağından eminiz.

Geçmişte Türk bahriyesi uluslararası alanda, Arnavutluk’ta, Adriyatik’te, Akdeniz Görev Grubu içinde görev almış ve her birinde üstün başarıların sahibi ve uygulayıcısı olmuştur. Ben bu vesileyle Türkiye’nin barışı destekleme faaliyetleri kapsamında görev alan Türk Silahlı Kuvvetlerinin geçmiş dönemlerde yapmış olduğu görevlerle hâlen devam eden uluslararası faaliyetleri sizlere kısaca hatırlatmakta fayda görmekteyim: Bu görevlerin bir kısmı Birleşmiş Milletler kapsamı, bir kısmı NATO görevi çerçevesinde veya Avrupa Birliği çerçevesinde icra edilmiştir ve edilmektedir. Türkiye’nin barışı destekleme harekâtlarına geçmişte yapmış olduğu katkıların sadece isimleri söz konusu edilirse Kore Savaşı, Birleşmiş Milletler Somali Ümit Operasyonu, Bosna-Hersek’te Birleşmiş Milletler Koruma Görevi, NATO Uygulaması İstikrar Kuvveti gene Bosna’da, Adriyatik’te 1993-1996 yılları arasında Scharp- Guard Deniz Harekâtı, Baltık ülkelerinde “Üç Kod” ismiyle daha önce icra edilmiş olan muhtelif harekât tipleri, Arnavutluk’ta Alba Operasyonu, Makedonya’da icra edilen Mecburi Hasat ve Kurnaz Tilki Operasyonları, Birleşmiş Milletler Kongo Demokratik Cumhuriyeti Misyonlarıdır.

Geçmiş dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel gönderdiği askerî gözlemci görevleri ise, kısaca sadece isimleri zikredilmek suretiyle, Birleşmiş Milletler Irak-İran Askerî Gözlemci Grubu UNIMOG, Birleşmiş Milletler Irak- Kuveyt Askerî gözlemci Grubu UNIKOM, Birleşmiş Milletler Doğu Timor Destek Misyonu UNMISET, AGİT Kosova Doğrulama Misyonu, AGİT Gürcistan Sınır Gözlem Misyonu, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Avrupa Birliği Polis Misyonu, Birleşmiş Milletler Bosna-Hersek Misyonu ve Filistin El Halil’deki Uluslararası Geçici Mevcudiyet Misyonu olarak sıralanabilir.

Uluslararası güvenliğe hâlihazırda yaptığımız katkılara geçmeden önce, askerî alanda yaptığımız ikili ilişkilere de kısaca değinmek istiyorum: Bugüne kadar 58 ülke ile askerî alanda eğitim, teknik ve bilimsel iş birliği anlaşması yapılmış. 42 ülkeyle savunma sanayi iş birliği anlaşması, 46 ülkeyle de askerî eğitim iş birliği anlaşması imzalamış bulunmaktayız. Hâlen, bunların dışında, 12 ülkeyle savunma sanayisi iş birliği anlaşması, 35 ülkeyle de askerî anlamda eğitim, teknik ve bilimsel iş birliği anlaşması için çalışmalar devam etmektedir.

Kore Harekâtı’yla başlayan uluslararası operasyonlarda aktif rol alma geleneği hâlen Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında Doğu Akdeniz’de, Lübnan ve Sudan’da; NATO kapsamında ise Kosova’da, Afganistan’da ve Akdeniz’de; Avrupa Birliği şemsiyesi altında ise Bosna-Hersek’te yürütülen barışı destekleme görevlerine katılım şeklinde devam etmektedir.

Konumuz olan Aden Körfezi ve Somali açıklarındaki deniz operasyonlarına katkımız da sürmektedir. Bu tezkere ile bir yıl daha, tasvipleriniz hâlinde devam edecektir.

Şimdi, kısaca, devam eden uluslararası güvenlik katkılarımıza bölüm bölüm değinmek istiyorum.

Lübnan: Türkiye, Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücünün Deniz Görev Birliğine yaklaşık 250 personeli olan bir helikopterli fırkateynle katılmaktadır. Diğer yandan, Sur şehrinin yakınındaki Eş Şatiye kasabasında 261 personeliyle bir İstihkâm İnşaat Birliğimiz konuşlandırılmıştır. Lübnan’daki UNIFIL Karargâhında 4 subayımız görev yapmaktadır. Ayrıca, Mersin Limanı, 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı’nda öngörülen amaçlar doğrultusunda, dost ve müttefik ülkelerin istifadesine açılmış, Birleşmiş Milletler tarafından da Lübnan Geçici Görev Gücüne katılan ülkelerin kullanımı için Mersin Limanımız tayin edilmiş liman olarak açıklanmıştır. Bunun yanı sıra, Lübnan Geçici Görev Gücü Harekâtı kapsamında İskenderun Limanımız da 2008 Ağustos ayı sonundan itibaren lojistik maksatla kullanılmaya başlanmıştır.

Sudan: Birleşmiş Milletler kapsamında Sudan’daki UNAMID Darfur Misyonunda 1, UNMIS Misyonunda ise 3 personelimiz görev yapmaktadır.

Afganistan: Türkiye, Afganistan’da görev yapan Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti ISAF’ın komutasını 2002 ve 2005 yıllarında 2 kez deruhte etmiş, buna ilaveten aynı yıllarda Kâbil Uluslararası Havaalanı’nın askerî kısmının işletilmesiyle tüm havaalanının hava kontrol görevini üstlenmiştir.

Türkiye, Ağustos 2006’da, Fransa ve İtalya’nın da iştirakiyle teşkil edilen Kâbil Bölge Komutanlığının komutanlık görevini sekiz ay süreyle yürütmüştür. Liderlik döneminde toplam personel sayımız 1.150 seviyesine çıkarılmıştır. Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvvetine hâlihazırdaki toplam personel katkımız 1.828 kişidir. Türkiye, Kâbil Bölge Komutanlığı Liderliğini Fransa’dan sonra 1 Kasım 2009’dan itibaren üstlenmiş ve bir yıl süreli olan görevimiz 1 Kasım 2010 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmıştır.

Türkiye tarafından Afganistan’da teşkil edilen Vardak Bölgesel İmar Ekibi 20 Kasım 2006 tarihinde faaliyete başlamış olup 28 sivil ve 77 askerî personelden oluşmaktadır. Vardak Bölgesel İmar Ekibi bugüne kadar birçok eğitim tesisi ve sosyal tesis inşaatını yüz akıyla tamamlamıştır ve yeni projelerin inşasına başlamıştır.

Afganistan’ın Kuzey Bölge Komutanlığı sorumluluk sahasında bulunan Cevizcan ve Sari-Pul vilayetlerinde faaliyet göstermek üzere Shibirgan’da İkinci Bölgesel İmar Ekibimiz 21 Temmuz 2010 tarihinde çekirdek personelle faaliyetlerine başlamıştır. Bu, geçici olarak Mezarışerif’te bulunmaktadır.

Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti yani ISAF Harekâtı kapsamında toplam 63 personelden oluşan 5 harekât yönlendirme ve irtibat timimiz Afganistan’da ayrıca görev yapmaktadır. İki helikopterimiz de hâlen Kâbil Bölge Komutanlığı bünyesinde görev yapmaktadır.

Ayrıca, ISAF Karargâhında 14 personel, ISAF Müşterek Komutanlık Karargâhında 4 personel, Kâbil Uluslararası Havaalanı Karargâhında ise 7 personel görev yapmaktadır. Ekim 2010 ayı içinde ilave 1 generalimiz ISAF Karargâhında görevlendirilmiştir. Diğer yandan, Kâbil Bölge Komutanlığında bulunan Gazi Kışlasında, Afgan Ulusal Ordusu personelini eğitmek üzere           2 Şubat 2010 tarihinde faaliyetlerine başlayan Gazi Askerî Eğitim Merkezinde 27 eğitmenimiz görev yapmaktadır. Ayrıca, Afganistan’ın çeşitli eğitim kurumlarında ilave 16 eğitimci ve danışman personelimiz de görevlerine devam etmektedir. Bu suretle, Afganistan’daki toplam eğitmen sayımız 70’e yaklaşmıştır.

Şu ana kadar, askerî eğitim ve iş birliği kapsamında yaklaşık 10 bin Afgan personeline Afganistan’da, 1.543 personele ise Türkiye’de eğitim verilmiştir. Hâlihazırda 182 Afgan personelin Türkiye’deki eğitimi devam etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Afganistan’a yapılan yardımların Ekim 2010 ayı itibarıyla genel toplamı 75 milyon Amerikan dolarına ulaşmıştır.

Kosova: Benzer şekilde, Türkiye Kosova’da yürütülen ve KFOR olarak adlandırılan NATO Kosova Harekâtı’nda Almanya, Avusturya ve İsviçre’yle birlikte oluşturduğu Güney Bölge Çok Uluslu Görev Kuvvetine takviyeli bir manevra taburu ve destek birlikleriyle katkıda bulunmaktadır. Güney Görev Kuvvetinin Komutanlığı Mayıs 2007-Mayıs 2008 ayları arasında Türkiye tarafından bir yıl süreyle yürütülmüştür.

Ülkemiz, liderlik döneminde 723 personel ile Kosova Harekâtı’na katkı sağlayarak harekâta katılan NATO ülkeleri arasında beşinci sırada yer almıştır. Liderliğin devredilmesinin ardından, bu harekâta hâlihazırda 504 personelle katkı sağlamaya devam edilmektedir.

Bosna-Hersek: Türkiye, Avrupa Birliğinin Bosna-Hersek’te 2004 yılında NATO’dan devraldığı ve NATO imkân ve yeteneklerini kullanarak başlattığı EUROFOR ALTHEA Harekâtı’na 276 personel ile katkı sağlamaya devam etmektedir.

Bunların dışındaki diğer faaliyetlerimize de kısaca değinecek olursak: Irak’ta, NATO’nun Irak Eğitim Misyonunda Irak güvenlik güçlerine verilen eğitim desteğine ülkemiz de gereken yardım ve desteği sağlamaktadır. Hâlihazırda 2 subayımız bu maksatla Irak’tadır. Ayrıca, Irak’a yönelik eğitim desteği kapsamında Iraklı güvenlik güçlerine, özellikle lider personeline ülkemizde de eğitim verilmektedir. Bugüne kadar toplam 362 Iraklı personel ülkemizdeki askerî eğitim kurumlarında eğitim görmüştür. 2010 yılı içerisinde altı farklı alanda kurs ve eğitimlerine devam edilmiştir.

Transformasyon Komutanlığı ve mükemmeliyet merkezleriyle ilgili faaliyetlerimiz: 28 Haziran 2005 tarihinde açılan ve 14 Ağustos  2006 tarihinde NATO Konseyi tarafından akredite edilen Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezimizde –ki bu, Ankara’da görev yapmaktadır- bugüne kadar 71 faaliyet gerçekleştirilmiş olup söz konusu faaliyetlere 97 ülkeden 4.998 personel kursiyer olarak, 47 ülkeden 915 personel ise eğitmen amaçlı olarak iştirak etmişlerdir.

Barış İçin Ortaklık faaliyetleri: Yine Ankara’da bulunan Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezinde ise 1998 yılındaki açılışından bu yana 88 ülkeden toplam 10.321 personele eğitim verilmiştir, verilmeye devam etmektedir. Barış İçin Ortaklık ülkelerine ve NATO müttefiklerine açık olan bu merkez, ortak ülkeler ve NATO üyeleri arasında bir köprü görevi sürdürmektedir.

Karadeniz Deniz Gücü: Türkiye'nin liderliğinde 2 Nisan 2001 tarihinde Ukrayna, Rusya Federasyonu, Bulgaristan, Gürcistan ve Romanya deniz kuvvetlerinin katılımıyla oluşturulmuştur. Her yıl nisan ve ağustos aylarında her ülkeden bir savaş gemisinin katılımıyla faaliyetler sürdürülmektedir. Türkiye, Ağustos 2007-2008 arasında bu görev grubuna komuta etmiştir, hâlen emir komuta sırası Romanya’dadır.

Akdeniz’deki faaliyetler: Bilindiği üzere Bakû-Tiflis-Ceyhan Boru Hattının 2006 yılından itibaren resmen hizmete girmesiyle Mersin ve İskenderun bölgeleri bölgesel ve küresel enerji güvenliği açısından büyük bir önem kazanmıştır. Buna ilaveten gelecekte inşa edilecek yeni boru hatları da bu bölgenin güvenlik açısından daha büyük bir önem taşıyacağının göstergesidir. Bu nedenle, 2006 yılında başlatılan Akdeniz Kalkanı Harekâtı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız tarafından bölgede bulunan diğer unsurlarla koordineli olarak başarıyla sürdürülmekte ve elde edilen deniz trafik bilgileri Karadeniz Uyumu Harekâtında olduğu gibi, NATO makamlarıyla düzenli olarak paylaşılmaktadır.

Diğer taraftan, Akdeniz Kalkanı Planı dışında, NATO’nun Etkin Çaba Harekâtı, terörizme desteğin önlenmesi amacıyla Akdeniz’de ülkelerin yüzer, dalar, uçar unsurla katkıları ve NATO daimî deniz görev gruplarının akın harekâtları desteğiyle, 2001 yılından bu yana icra edilmeye devam edilmektedir.

Bütün bu anlattığım hususlar, tarihi şan ve şerefle dolu ordumuzun, aziz vatanımızı korumak yanında uluslararası güvenlik ortamında birçok coğrafyada ülkemizi, milletimizi ve bayrağımızı, hepimizin gurur duyacağı şekilde yıllardır temsil etmesinin örnekleridir.

Atatürk’ün tanımıyla “Türk ordusunun vazifesi, Türk vatanını ve Türklük camiasının şan ve şerefini, dâhilî ve haricî her türlü tehlikeye karşı korumaktır.” Türk ordusu, Türk tarihinin mirası ve Ata’sının bu vasiyetini yerine getirirken dışarıdan ve içeriden kendisine yöneltilen maksatlı bir iftira ve suçlama kampanyasının, ahlaksız ve hayâsız saldırılarının maalesef hedefi yapılmaktadır. Peygamber ocağı bu ordu bunu hak etmemektedir. Kafalarının arkasında alternatif ordu kurma gayretindekiler bunu bilmelidir.

Diğer yandan, kendi çapsızlıklarını, ordumuza yönelik “Kâğıttan kaplan” sözlerine yansıtanlar, kendilerinin hangi kâğıttan yapıldıklarını ve kendi içlerinin oyukluğunu ve tabii ki hadlerini bilmek zorundadır. Yüce Türk milleti de ordumuza yönelik bu kirli oyunları ve taraflarını tanımak ve anlamak zorundadır.

Donanmamızın toka ettiği şerefli bayrağımızla uluslararası sularda ülkemizi temsil etme konusundaki tezkereye, Milliyetçi Hareket Partisi olarak “Evet.” diyoruz ve leventlerimize en iyi dileklerimizi sunuyoruz.

Sözlerime son veriyorum, yüce Meclise saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sipahi.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu üçüncü tezkere Somali’yle ilgili, önümüze gelen. Biz çekincelerimizi, itirazlarımızı, gerekçelerini daha önceki görüşmelerde ortaya koymuştuk. Evet, Mecliste bulunan üç parti grubunun görüşlerinin dışında, buna ret oyu veren, buna karşı çıkan, gerekçelerini açıklayan tek parti biziz.

Bunu bugünün gelişmeleriyle beraber değerlendirdiğimizde, niye bu kararımızın Türkiye halkının çıkarına olduğunu bazı veriler ortaya koyarak açıklamak istiyorum. Somali’deki korsan olayları nedeniyle, ticaret gemilerinin güvenliğini sağlamak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin Aden Körfezi’nde, özellikle de Somali kara suları ve açıklarında, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için verilen tezkereye baktığımız zaman, oraya bir Giresun gemisinin daha önce görevlendirildiğini biliyoruz. Ancak, oradaki stratejik coğrafi durum ve komşu ülkelerin güçlerinin dengelerini bir göz önüne almakta büyük yarar var.

Neden oraya gemimizi, askerimizi gönderiyoruz? Daha önce de onlarca ülkeye hep Türk Silahlı Kuvvetlerinin gönderilmesi için tezkereler çıktı. Burada Somali kaynak olarak gösteriliyor. Evet, Somali’de 1991 yılında Siad Barre dikta yönetimi devrildikten sonra ilginç bir durum oluştu. Onun yerine, tam on yedi yıl hükûmetsiz kalıyor Somali. On yedi yıl hükûmetsiz kalan Somali’de Birleşmiş Milletler ne yaptı, ne tür etkin bir önlem aldı da, nasıl oldu da orada, Somali devletinde asgari düzeyde bir istikrar ve yönetim sağlayabildi? Birleşmiş Milletler bir görev üstlendi de yapabildi mi? Maalesef, orada başarısızlıktır sonuç. Bütün, oraya gönderilen yabancı güçler dahi, Somali’de belli bir istikrarı sağlayamadı.

Yine, 3.700 kilometre uzunluktaki Somali sahilinin, kendi hükûmetini kuramayan Somali halkının, 10 milyon nüfusla, kalkıp güvenliğini korumasını beklemek Birleşmiş Milletlerin veya dünyanın sorunu olsa gerek, Somali halkının değil çünkü yüzde 70’i tarım ve hayvancılıkla zar zor geçinen, açlığın, yoksulluğun, sefaletin hüküm sürdüğü bir ülke. Bir yanda o ülkenin bulunduğu coğrafyada, Aden Körfezi’nden, Kızıldeniz’den, Süveyş Kanalı’ndan binlerce petrol tankerinin geçtiği, ticaret gemilerinin geçtiği, Çin’in, Hindistan’ın, Japonya’nın, başta ABD olmak üzere, Rusya’nın, Avrupa Birliği ülkelerinin dünya ticaretinin deniz üzerindeki nakliyesinin yüzde 90’ını yaptığı bir alan orası. Hani, bütün Amerika… Filmlerde gösteriyorlar, dizilerde de gösteriyorlar ve bu dizilerde, filmlerde, NATO’nun ne kadar güçlü olduğunu, işte, orduların ne kadar teknik geliştirdiğini, uzaydan, uydudan nasıl tespitler yapıldığını, o tespitler üzerinden nasıl nokta vuruşları yaptıklarını falan filan, hikâyelerini hep dinledik. Oysa Somali’de iki tane korsan gemisi var ve o korsan gemilerini kullananların da ellerinde gelişmiş lap-top’lar var, gelişmiş silahlar var ve bu gelişmiş silahların, telsizinden tutun saldırı silahlarına kadar, hepsini de bu gelişmiş ülkelerden almışlar, bu iki gemi üzerinde üs yapıyorlar. Yakın zamanda da Türkiye’den Horizon gemisi gibi bazı gemilerin bu saldırılara maruz kaldığını bizim basınımız kamuoyuna yansıttı.

Şimdi, burada Birleşmiş Milletler bir karar alıyor, devreye NATO giriyor, NATO kendine blok bir düşman bulamadığı için bula bula Somalili birkaç korsanı kendisine yeni düşman olarak ilan ediyor. Bu enteresan bir durum yani şunu ifade etmekte büyük yarar var: Şimdi, bir siber saldırı modasını çıkardılar. Siber saldırılarda -biliyorsunuz- Estonya’nın işte Rusya’ya karşı 2007’de “meçhul asker” anıtını kaldırması nedeniyle Rusya’nın siber saldırısı olmuştu. Arkasından, Çin Silahlı Kuvvetlerinin Almanya’ya özelikle yazılım alanında bilgisayar sisteminde siber saldırısı kamuoyunu meşgul etmişti.

Yine, 2007’de ABD Savunma Bakanlığında bilgisayar sistemlerinin hedef alındığı, yine bunun Çin Silahlı Kuvvetleri üzerinden yapıldığı yönünde, sızma bulunduğu yönünde, işte o dönemin Savunma Bakanı Robert Gates’in açıklamaları var.

Yine, “Siber soğuk savaş dönemine giriliyor mu?” denilirken gariptir küresel bir olay olarak en son NATO’nun, diplomatik kanalların WikiLeaks belgelerinde ortaya çıkan kirli çarşafların ortaya saçılması söz konusu oldu. Bunları bir bütün olarak görmedikten sonra sadece Somali’deki korsanların Burum Ocean ve Athena isimli iki gemi üzerinden -ki iki gemi de biliniyor- saldırılarını yönlendirerek, işte ticaret gemilerine, oradan geçen tüm gemilere saldırıp rehin ve milyonlarca dolar para aldıkları yönündeki iddialara gelince şunu söylemek gerekiyor: Bu tanımlamayı dahi “Korsan-terörist karışımı insanların yaptığı saldırı.” olarak niteliyorsa Birleşmiş Milletler yani bunun adını koyamıyorsa zaten o koskoca Birleşmiş Milletlerin bile bir şey ifade etmediği, NATO’nun bir şey ifade etmediği ortaya çıkıyor.

Düşünün ki Somali’de diktatörlük rejimi yıkılıyor, on yedi yıl hükûmet kurulamıyor. Hükûmet kurulamayan yerde siyasi parti yok, siyasi partinin olmadığı yerde yargı yok, hukuk yok, mahkeme yok ve orada yakalanan korsanı da uluslararası hukuka göre, aradan geçen bunca zamana rağmen, yargılayacak makam yok. Hadi buyurun, buyurun işte, Birleşmiş Milletler, NATO, bütün dünya…

Garip bir durumdur arkadaşlar bu, garip bir durum. Uluslararası hukukta korsanlarını bile yargılayamayan bir Birleşmiş Milletler ve NATO’nun küresel krizden sonra çöküşü başlamıştır. Bunu anlamak lazım. Bunu şöyle de anlamak, okumak lazım: Eğer sizler Somali’nin bire bir Mısır’ın güvenliğini ilgilendirdiğini düşünmezseniz, Süveyş Kanalı’nı anlamazsanız, oradan geçen ticareti anlamazsanız ve Mübarek’e karşı çıkan milyonların dikta rejimlerinin karşısında demokrasi ve hukuku istemesini anlayamazsınız, Somali’deki üç beş korsanın yol kesmesine, üç beş eşkıyanın yol kesmesine, isterseniz dünya kadar kahramanlık nutukları bu kürsüden atın, bizim kahraman askerlerimiz gidecek, gemilerimiz gidecek üç tane korsanı yakalayacak, dünya ticaretinin yolunu açacak…

Kardeşim, dünya ticaretinden sen ne kazanıyorsun o Körfez’den? Aden Körfezi’nden senin kaç gemin geçiyor? Kimin kaç gemisi geçiyor? Bu Mecliste kimin gemileri var, ticaret gemileri var? Denizcilik Müsteşarlığının bir verisi var mı bizim kaç tane gemimizin oradan geçtiğine dair? Bizim oradan petrol taşımacılığı yapan kaç tane gemimiz var? Söyler misiniz Allah aşkına, Uzak Doğu’dan ithalat, ihracat yapıp da Türkiye’ye gelen, oradaki deniz ulaşımının bütün navlununu üstlenen, Hindistan’ın, Malezya’nın, Endonezya’nın, Çin’in, Japonya’nın gemileri dışında size gelen ithal malları taşıyan gemi var mı? Siz denizcilik alanında, deniz ticareti alanında, deniz taşımacılığı alanında kaçıncı sıradasınız bir ülke olarak? Kendi gerçeğinizi bir ortaya koyabilir misiniz? Eğer sizin yüzde yüz ticareti yapılan Aden Körfezi’nde binde 1 kadar bir hisseniz varsa oraya niye asker ve gemi gönderiyorsunuz arkadaşlar, niye? Koskoca NATO’ya bu hazineden verilen bütçeler yetmiyor mu? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine ayrılan paralar nereye gidiyor? Bu vatandaşın verdiği vergilerle devletin yükümlü olduğu aidatların hesabını eğer bu ülke onurlu bir dış politika güderek soramıyorsa, 3 tane korsanın, iki tane geminin, dört tane filikanın enterne edilmesini sağlayamıyorsa başka bir hesap var ortada arkadaşlar. Bu hesap tehlikeli bir hesaptır. Bu hesap öyle bir hesap ki Amerika’yla NATO’nun karşıtı olan Rusya’yı birleştirmiştir. Ama Rusya’nın savunma bakanları, komutanları “Somali bahane.” diyor, “Somali’ye üs kurma girişimleri vardır.” diyor. ABD veya Rusya’nın oraya üs kurma, kalıcılaşma... Çin’in, düşünsenize, açık denizlerde donanması yok ama Çin, ticaretinde büyük payı olduğu için gemilerini gönderiyor buraya, Japonya gönderiyor buraya.

Şimdi sormak istiyorum: Tarihten hiç mi ders almayacaksınız arkadaşlar? Bu tezkerelere hiç düşünmeden, zerre kadar düşünmeden oy verirken tarihten size bir  sayfayla hatırlatma yapmak istiyorum.

Yemen’de yedinci kolordu. Yakında gittik ziyarete. Abdülhamit zamanında yapılan kışla orada duruyor. Yakında gittik oraya. Biliyor musunuz 1918 Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz’lerin Aden Körfezi’ne kurduğu bir üs üzerinden orada Zeydilerle anlaşarak, Zeydiler halifeliğe karşı olduğu için Zeydi kabilelerini örgütleyerek, arkasından imamları örgütleyerek Türkiye’deki o son noktanın olduğu yerde işte kutsal topraklar için o topraklarda bulunan orduya birlikte organizasyonu ve saldırıyı yapılıp 1918’de yedinci kolordunun oradan çıkıp da Diyarbakır’a kadar gelmesini sağlayan bir proje, plan değil miydi? Duruyor orada İngiliz üsleri. Şimdi de orada İngiliz üslerinin heyecanı sarmış durumda Rusları, Çinlileri, Japonları. Şimdi biz durmadan asker gönderiyoruz. “E, biz kahramanız.” Böyle değil arkadaşlar. Dünya bu kahraman nutukları üzerinde artık dönmeyecek.

Gerçeklerle hepimizin yüzleşmesi lazım. Küresel kriz dünyada siyasi krizi tetiklemiştir. Güvenlik denklemi ile yoksulluk denklemi karşı karşıya gelmiştir. Yoksul ülkelerin başkaldırısı şu veya bu şekilde her yerde böyle korsanvari değil, milyonlarla meydana dökülmeyle zincirleme gelişiyor. Bakın, Tunus’taki yaşanan olaylar. Evet, mağripte bunlar yaşandı, şarka yansıdı, Mısır’a yansıdı. Mısır’da milyonlar Tahrir meydanlarına yürüdü. Milyonlar Tahrir meydanlarına yürürken Yemen’in başkentinde otuz yıllık başkana karşı halk direnişleri, gösterileri başlıyor. Çok uzak değil bu coğrafya arkadaşlar. Kıbrıs hemen onun yanı başındadır. Siz Kıbrıs’ı, Mısır’ı, Suudi Arabistan’ı, Yemen’i, Somali’yi, Sudan’ı bir bütün olarak ele almadığınız zaman, oraya bir gemi göndererek zevahiri kurtaramazsınız. Kıbrıs’ta bile halk çıkıyorsa, meydanlarda protesto ediyorsa, o halk birtakım taleplerde bulunuyorsa düşüneceksiniz. Hemen, yekten, efendim “Siz, bunca yardım ediyoruz, beslemesiniz.” deyip aşağılama hakkı yoktur hiçbir hükûmetin, üstelik kendi insanlarını, kendi vatandaşlarını. Bakın arkadaşlar, gerçekler acıdır. Oraya giden bir bakanı bir gün protesto etmiş sendikalar: “Vay yavru vatandı, biz bilmiyorduk, gâvur vatan olmuş.” İzmir gâvur, Kıbrıs gâvur. Bu nasıl bir anlayış arkadaşlar? Kıbrıs halkı taleplerini dile getiriyor. Orada da yoksulluk var, işsizlik var. Kıbrıs’ta kumar var, kayıt dışılık var, fuhuş var. Şimdi, işsizlikle beraber, kayıtsızlıkla beraber oralarda Karpaz bölgesine TOKİ’nin projeleri konuşuluyor, yeni yollar yapılıyor buna. Şimdi, bunu alın, Mısır’a getirin. Mısır’daki yeni yönetim biçimi eğer demokratik bir düzeni ve asgari düzeyde hukuku sağlayamadığı zaman, sizin oraya gönderdiğiniz “Giresun” gemisindeki askerlerimizin hepsinin hayatı tehlikededir arkadaşlar. Bu kadar karmaşa içinde bir ortama, gemilerimizi ve askerlerimizi göndermenin rahatlığını nasıl gösterebiliyorsunuz? Bu ciddi bir sorumluluktur. Yemen kaynıyor, Sudan’ın güneyi plebisite gitti, Sudan’ın güneyinde petrol vardı, kopuyor. Somali, zaten yüzde 75’i göçebe aşiretlerden oluşan, hayvancılıkla geçinen ve kıyılarında da üç beş korsanı olan bir ülke. Mısır’sa karmakarışık. Alın size Aden Körfezi’nin etrafındaki ülkelerdeki istikrarsızlığı. Bu istikrarsızlık ortamına biz ne yapıyoruz? Asker göndermeye çalışıyoruz.

Kore’de, ilk asker gönderdiğimizde Amerika, “Bir Türk askerinin maliyeti 23 senttir.” demişti. Soruyorum Sayın Bakana: Oraya gönderdiğiniz, Sudan’a gönderdiğiniz bir askerin maliyeti kaç senttir, kaç dolardır?

Bu elbette ki bu Meclisin, bu halkın, bu vatandaşın verdiği vergi ve hazineden çıkan paralarla gidiyor ama kimin için gidiyor? Ne diyordu Nazım o dönem için? “Mister Dallas,/ sizden saklamak olmaz,/ hayat pahalı biraz bizim memlekette./ Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,/ koyun eti,/ Ankara’da 23 sente,” demişti.

Şimdi, bu kadar enteresan bir durumda yaşarken bu gönül rahatlığıyla, bu olayları sorgulamadan, Türkiye, Orta Doğu’da eğer büyük bir devlet olmanın, hukuk ve demokrasinin kalesi olmanın kaygısını yaşamıyorsa önce kendi içinden bir düzelmeye başlayacak arkadaşlar.

Bakın, bugün darbe tartışmaları vardı, Türk Silahlı Kuvvetleri de beyanat veriyor iki büyük partiye, ikinize. Birisi “Darbecilere karşıyım.” diyor, birisi farklı bir şekilde konuşuyor. Bakın, buna hiç gerek yok. İstikrar arıyorsanız, yarın 12 Eylül askeri darbesinin yapılma nedeni olan İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesiyle ilgili kanun teklifim görüşülecek. Buyurun, ana muhalefet, iktidar, göreceğiz. Samimiyet testleri… Öyle dışarıda yok kâğıttan kaplan, yok bu böyle, yok… Böyle olmuyor arkadaşlar, somut adım atmayı gerektiriyor ve böyle koşullarda benim ülkemin o istikrarsız bölgesine göndereceği ne bir tek kuruşu ne bir tek askeri ne bir tek gemisi vardır. Biz burada “ret” diyoruz, buna “ret” diyoruz, bütün halkımız adına “ret” diyoruz.

Bu kahramanlık nidalarıyla hiç kimse bizi kandırmasın. “Evet” diyor şair “Batmak üzere olan /bir gemide /panik içindeyken herkes /ne de çok sevinir /ipleri çözülen /filika.” demiş. Biz de bütün halka, halkımıza ve bütün bu ülkelere barış ve istikrar gelmesini temenni ediyoruz ve ret oyu kullanacağımızı ifade ediyoruz.

Saygılarımızla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AK PARTİ Grubu adına Sakarya Milletvekili Sayın Erol Aslan Cebeci, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA EROL ASLAN CEBECİ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmek için önce 10 Şubat 2009 tarih ve 934 sayılı, daha sonra 2 Şubat 2010 tarih ve 956 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla Hükûmetimize verilen bir yıllık izin süresinin anılan kararda belirtilen ilke ve esaslar dâhilinde 10 Şubat 2011 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılması hususunda Hükûmet tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2006 yılından bu yana dünya denizlerinde, özellikle Kızıldeniz, Aden Körfezi, Arap Denizi, Basra Körfezi ve Somali açıklarında ticaret gemilerine ve Dünya Gıda Programı gemilerine yönelik olarak haydutluk faaliyetlerinde bir artış görülmektedir. Hâlihazırda deniz haydutluğu faaliyetleri bölgesel bir boyutta gerçekleşiyor gibi gözükse de ticaret gemilerinin milliyet ve bayrağı aranmadan, ayırım yapılmadan uluslararası deniz ulaştırma yolları üzerinde gerçekleştirilmesi bu saldırıların, bu mesele küresel bir nitelik kazanmıştır. Dünya deniz ticareti için büyük önemi haiz olan Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde yılda yaklaşık 30 binden fazla ticari gemi geçiş yapmaktadır. Söz konusu gemi geçişleriyle dünya ticaret hacminin yaklaşık yedide 1’i ve dünya petrol ticaretinin ise dörtte 1’i karşılanmaktadır. Aden Körfezi’nden yıllık 400’e yakın Türk Bayraklı, Türkiye bağlantılı ticaret gemisi geçiş yapmaktadır ve aslında toplam 33 ülkeyle ithalat, ihracatımız bizim bu deniz ticareti yoluyla gerçekleşmektedir. Ülkemizin yıllık yaklaşık 250 milyar doları bulan dış ticaretinin yüzde 17’si, 18’i hemen hemen bu bölgedeki deniz ulaştırma yolları kullanılarak yapılmaktadır.

Görüldüğü üzere söz konusu korsanlık eylemlerinin vuku bulduğu deniz alanları uluslararası deniz ticaretinin başlıca güzergâhlarından biri olup Türk ticaret gemileri ve Türk mürettebatlı yabancı uyruklu gemiler tarafından da yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.

Aden Körfezi’nde, Somali kara sularında ve açıklarında, Hint Okyanusu’nda seyreden ticaret gemilerine yönelik deniz haydutluğu, korsanlık ve silahlı soygun eylemleri bir uluslararası güvenlik meselesi olarak uluslararası gündemin ön sıralarında yer almaya maalesef hâlâ devam etmektedir. Bu yasa dışı eylemler sadece can ve mal emniyetini tehdit etmekle kalmayıp seyahat özgürlüğünü kesintiye uğratmakta, uluslararası ticareti ve deniz taşımacılığını da olumsuz biçimde etkilemektedir. Bu eylemler ne yazık ki ayrıca Somali ile diğer Afrika ülkelerine yapılan insani yardımların deniz yoluyla ulaştırılmasını da engellemektedir.

Geçtiğimiz dönemde daha da artan bu eylemler tabiatıyla ülkemizi de yakından ilgilendirmektedir. Bölgede bugüne kadar 500’den fazla korsanlık, deniz haydutluğu ve silahlı soygun vakası yaşanmış ve 2008 yılı sonundan bu yana Türkiye bağlantılı 5 ticaret gemisi mürettebatıyla birlikte rehin alınmış, bunlar daha sonra serbest bırakılmıştır. Aslında en son “Frigia” isimli bir  Türk gemisi 29 Temmuz 2010 tarihinde serbest kalmıştır. Bununla birlikte 2008 yılından bu yana Türk Bayraklı, Türkiye bağlantılı 10 adet ticaret gemisi deniz haydutlarının saldırısından son anda kurtarılmıştır. Bunlardan ülkemizin bayrağı altındaki 3 gemi, 2010 yılı içerisinde bu saldırıların hedefi olmuştur. Söz konusu bölgede benzer vakalarla karşılaşılması riski hâlen devam etmektedir. Ayrıca, ticari gemilerimize ve bunlarda görev yapan vatandaşlarımıza yönelik tehdit, diğer yandan ülkemizin ticari ve ekonomik menfaatlerini olumsuz etkileyen bir boyut da taşımaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri, Somali’de kamu düzeninin sağlanamamış olması, korsan deniz haydutlarının ve silahlı soygun icra eden kişilerin çok geniş bir deniz alanında faaliyet göstermeleri, bunların tutuklanıp yargılanmaları konusunda karşılaşılan problemler, bu meseleyle etkin bir mücadele yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, ülkemiz sorunun vahameti ve karmaşıklığı karşısında, uluslararası toplumun kapsayıcı bir yaklaşımla müşterek hareket etmesini ve uluslararası etkin tedbirlerin alınmasını ve uygulanmasını savunmaktadır. Hepimizin takdir edeceği gibi, hiçbir ülke tek başına bu problemle baş edebilecek imkân ve yeteneğe sahip değildir. Deniz haydutluğu ve korsanlık meselesine kalıcı çözümün anahtarı, asıl olarak karadadır. Somali’nin içinde bulunduğu güç duruma uluslararası toplum olarak siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarını da içerecek kapsayıcı bir yaklaşım ve strateji geliştirilmesi ve bunların etkin bir şekilde hayata geçirilmesi gerekmektedir. İnancımız odur ki böyle geniş bir bakış açısıyla deniz haydutluğu, korsanlık problemine ancak makul bir çözüm bulunabilecektir.

Son dönemdeki saldırıların Aden Körfezi ve Somali açıklarıyla sınırlı kalmadığı, Hint Okyanusu’nun bir bölümünü de kapsayan daha geniş bir alana yayıldığı müşahede edilmektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2008, 2009 ve 2010 yılında aldığı kararlarla, söz konusu eylemlerle ortak mücadeleye yönelik olarak uluslararası toplumun yakın iş birliği ve eş güdüm yapmasını kolaylaştıracak meşruiyet zemini güçlendirilmiştir.

Uluslararası toplumun Somali açıklarındaki korsanlık, deniz haydutluğuyla bu ülkenin kara sularını da kapsayacak şekilde yürüttüğü mücadelenin temel hukuki dayanağını oluşturan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin ilgili kararlarının süresi son olarak 23 Kasım 2010 tarihli ve 1950 sayılı Karar’la bir yıl daha uzatılmıştır.

Bu çerçevede, bölgede ülkemizin de bilfiil iştirak ettiği Müşterek Görev Gücü 151 ve NATO ile Avrupa Birliğinin Atalanta gibi koalisyon deniz güçleri münhasıran deniz haydutluğuyla mücadele etmektedir. Aslında Avrupa Birliği 8 Aralık 2008 tarihinde bölgede Avrupa Birliği “Now For Atalanta” adlı bir deniz operasyonu başlatmayı kararlaştırmış ve bu operasyona İngiltere, Fransa, Yunanistan, Hollanda, Almanya, İtalya, Belçika, İsveç ve İspanya iştirak etmektedir.

Bölgede ayrıca Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan, Japonya, Malezya, Güney Kore ve Avustralya’ya ait askerî gemiler bulunmakta, ticari gemilere refakat etmekte ve deniz alanı güvenliğinin tesisi operasyonlarını icra etmektedirler.

Bu derece geniş kapsamlı ve yoğun bir askerî konuşlandırmanın deniz haydutları üzerindeki caydırıcılığının devamının ve bunun güçlendirilmesinin ise tabiatıyla icra edilen operasyonlarda ele geçirilen zanlıların adalete teslim edilerek yargılanmalarının sağlanmasıyla mümkün olabileceği göz ardı edilmemelidir. Ülkemiz, bu maksatla, ele geçirilecek faillerin bölge ülkelerinde yargılanmalarını kolaylaştıracak bölgesel temelde bir iş birliği ve eş güdüm mekanizması kurulması yönünde Birleşmiş Milletler uhdesinde yürütülen bütün çalışmaları desteklemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, geçtiğimiz süre zarfında Dünya Gıda Programı tarafından kiralanmış ve Afrika’ya insani yardım taşıyan gemilere koruma sağlamayı amaçlayan NATO daimi deniz görev güçlerine yüce Meclisimizin Hükûmetimize verdiği izin çerçevesinde, Müşterek Görev Gücü 151’e dönüşümlü olarak toplam 10 fırkateynle aktif katkı sağlamıştır, bunlardan 5’i de 2010 yılı içinde görevlendirilmiştir.

Bölgedeki deniz kuvvetleri unsurlarımızca deniz haydutlarına karşı bugüne kadar 15 operasyon icra edilmiş olup bunlardan 10’u geçtiğimiz 2010 yılı içerisinde gerçekleşmiştir.

Bölgede görev icra eden fırkateynlerimiz, Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticaret gemilerinin emniyetli geçişlerinin sağlanması için her türlü tedbiri almakta ve gerekli koordinasyonu sağlamaktadır.

Bu çerçevede, bölgede görev yapan fırkateynlerimiz ile geçiş yapan ticaret gemilerimiz arasında koordinasyon amacıyla kesintisiz iletişim tesis edilmiştir. Bölgeden geçiş yapan ticaret gemileri yürürlükteki koruyucu tedbirleri uygulayarak emniyetli seyir yapmaları konusunda bilinçlendirilmekte ve diğer ülke deniz kuvvetlerine ait askeri konvoylara dâhil olmalarına yardımcı olunmaktadır.

Ayrıca, bölgede operasyona katılan diğer ülkelerin savaş gemileriyle yakın iş birliği yapılarak Türk Bayraklı, Türkiye bağlantılı ticaret gemilerinin korunması ve desteklenmesi maksadıyla yönlendirmelerde ve tavsiyelerde bulunulmaktadır.

Geçtiğimiz süre zarfında, Aden Körfezi’nde ve Somali açıklarında seyredecek ülkemizle bağlantılı ticari gemilerin güvenliğinin sağlanması amacıyla askeri önlemlerin yanı sıra sivil planda da birtakım önlemler alınmıştır.

Denizcilik Müsteşarlığı tarafından mümkün olan korsanlık saldırılarından kaçınmak veya bunların olmaları hâlinde bunlardan imkânlar nispetinde kaçınmak maksadıyla Uluslararası Denizcilik Teşkilatı önderliğinde hazırlanan en iyi uygulama kuralları, Türk denizcilik sektörüne en geniş şekilde duyurulmaktadır.

Ülkemiz, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1851 sayılı Kararı çerçevesinde oluşturulan Temas Grubu’na kurucu üye olarak katılmıştır. Korsanlık, deniz haydutluğu ve silahlı soygun ile mücadele kapsamında istihbarat paylaşımı ve bölgedeki askerî, sivil faaliyetlerin koordinasyonu konularında kapsamlı çalışmalar yürüten bu Temas Grubu, ilk toplantısını, Ocak 2009’da New York’ta yapmış ve bu toplantıda kabul edilen kararlar ve ilkeler doğrultusunda oluşturulan çalışma grupları da bugüne kadar aktif bir şekilde çalışmıştır ve ülkemiz de bu çalışma grupları içerisinde aktif olarak yer almıştır. Ülkemizin soruna yönelik olarak sergilediği kararlı ve aktif tutumu ve somut katkıları, hem Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin muhafazasını sağlamış hem de Birleşmiş Milletler sistemi içinde ve bölgesel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğün pekiştirilmesini temin etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; izninizle, Türkiye'nin sınır ötesi uluslararası operasyonlara katılımıyla ilgili şunu da söylemek isterim: Konunun uzmanı olan hemen herkes hemfikir ki son yıllarda Türkiye'nin uluslararası alanda etkinliği gözle görülür bir biçimde arttı ve uluslararası danışma ve karar alma süreçlerindeki yeri de sağlamlaştı. Bu konuda birçok somut örnekler verebilirim. Bu artan etkinlik, aynı zamanda, Türkiye’ye, uluslararası problemlerin çözümünde katılımcı olma ve katkı sağlama sorumluluğu da getirmektedir. Şurası kesin ki Türkiye, deniz haydutluğu ve korsanlık nedeniyle kendi ekonomimize gelebilecek muhtemel zararları mutlaka engellemelidir. Ama en az bununki kadar önemli olan, cumhuriyetimizin 100’üncü kuruluş yıl dönümünde yani 2023’te dünyanın siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda en etkin ilk on ülkesi arasına girme iddiası olan bir ülkedir bizim ülkemiz ve bu iddia bize belli sorumluluklar yüklemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerinde görevlendirilmesi için Hükûmetimize verilen bir yıllık izin süresinin 10 Şubat 2009 tarihli ve 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’nda belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde 10 Şubat 2011 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılması talebini yukarıda açıkladığım gerekçelerle AK PARTİ Grubu olarak gerekli bulmaktayız ve destekleyeceğiz.

Yine AK PARTİ Grubu adına bu amaçla üstün bir başarıyla görev yapan tüm deniz kuvvetleri personelimize teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum. Yüce Meclisi bu vesileyle tekrar ve en derin saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına Aksaray Milletvekili Sayın Ruhi Açıkgöz, buyurun.

RUHİ AÇIKGÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesine dair 2009 yılında alınan 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’nın bir yıl daha uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, son yıllarda artan itibarı ve gücü paralelinde dünyada birçok uluslararası kurumun gerektirdiği görevleri ifa etmektedir. Türkiye, 1950’li yıllarda Kore’de başlayan uluslararası sorunlara asker katkısıyla çok önemli başarılar elde etmiş, bu başarıları çerçevesinde NATO üyeliği ve onun akabinde gelen uluslararası birçok kurumda temsil kabiliyeti kazanmıştır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, son yıllarda artan ticaret hacmiyle, 250 milyar doları aşan ticaret hacmiyle artık sınırlarının ötesinde ticari çıkarları olan, hem güvenliği hem ticari güvenliği sınırlarının ötesinde başlayan bir ülke hâline gelmiştir. Türkiye olarak bizim dışımızda meydana gelen olaylara duyarsız kalamayız. Eğer Türkiye olarak iddia içinde olacaksak, benden önce konuşan Sayın Cebeci’nin de belirttiği gibi ilk on ülke arasında yer alacaksak tabii ki dünya sorunlarına bigâne kalamayız. Türkiye'nin dünya sorunlarının çözümünde muhakkak hem eli olacaktır hem gözü olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu tür görevler, Türkiye'nin bu tür görevleri sadece uluslararası bir görevin yerine getirilmesi olarak da algılanmamalı. Özellikle Bosna’da ve Kosova’da Türkiye'nin sağlamış olduğu destek, bu tür uluslararası görevlerdeki katkısı nedeniyledir. Bunu da bir taraftan düşünmemiz lazım. Bundan sonra bu tür görevler tabii ki çıkacaktır. Bu tür görevleri şahsım adına destekliyorum. Silahlı kuvvetlerimiz, deniz kuvvetlerimiz verilen görevi hakkıyla ve başarıyla yerine getiriyor. Ben, kendilerini de tebrik ediyorum.

Tezkerenin lehinde olduğumu belirtir, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Açıkgöz.

Şahsı adına Antalya Milletvekili Abdurrahman Arıcı, buyurun. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

ABDURRAHMAN ARICI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin Anayasa’nın 92 nci maddesi uyarınca 10/2/2011 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda dünya güvenlik yapısı çok  değişiklik göstermektedir. Küçük, belirsiz ve değişken tehditlerin giderek yoğunlaştığı bir yüzyılda bulunuyoruz. Zamanla küresel karakter kazanan bu tehditlere karşı mücadele de yeni savunma kavramının ve mücadele tarzının geliştirilmesini zorunlu bir hâle getirmiştir. Klasik alan savunması yanında alan dışı savunmalar gittikçe önem kazanmaya başlamıştır. Zira, çok uzakta denilen bir tehdit, şu veya bu şekilde, o tehdidi kendinden uzak gören herhangi bir ülkeyi de bir gün tehdit eder hâle gelmektedir.

Bugün üzerinde konuştuğumuz ve terörizmin bir başka şekli olan deniz korsanlığı da bu mahiyette ve pek çok ülkeyi ilgilendiren bir tehdit olarak yoğunluk kazanmıştır. Son yıllarda korsanlık ve deniz haydutluğu gittikçe büyüyen bölgesel ve küresel tehdit oluşturmaya başlamıştır. Tarih boyunca bilinen korsanlık olayı çağımızda daha teçhizatlı ve organize bir yapıyla, saldırılarla uluslararası deniz taşımacılığını ve ticaretini tehdit eder hâle gelmiştir.

2008’de meydana gelen iki yüz doksan korsan saldırısının çoğu Somali açıklarında gerçekleşmiştir. Bu saldırılar insani yardım malzemesi dâhil tüm gemi ve süper tankerlere yöneliktir. Başlangıçta bölgesel kabul edilen saldırılar gittikçe küresel bir mahiyet kazanmıştır.

Uluslararası Denizcilik Bürosunun verilerine göre korsanlık olayı 2006’dan itibaren her yıl artarak devam etmektedir. Korsanlık ve deniz haydutluğu olaylarının Aden Körfezi ve Somali açıklarında bu derece yoğunlaşması ve artmasının nedenlerinin başında Somali’nin devlet olarak çöküntüye uğraması gelmektedir. Emrivaki otonom bölge oluşumu, silahlı gruplar ve diğer grupların ortaya çıkması ülkede yönetim bütünlüğünü yok etmiştir. Bu durum, ülkede organize suç örgütlerinin artmasına ve korsanlık ağının oluşmasına yol açmıştır.

Ayrıca, Somali dâhil, bölge ülkelerinde fakirlik, açlık, sefalet, yolsuzluk bu suç örgütlerine zemin hazırlamaktadır.

Aden Körfezi’nin coğrafi konumu nedeniyle bu bölgedeki saldırılar, dünyanın diğer bölgelerine nazaran dünya ticaretine daha tahrip edici etki yapmaktadır. Yıllık küresel ticaretin yüzde 20’sinin cereyan ettiği ve yirmi beş bin civarında ticari geminin geçtiği bu alan, uluslararası ticaret güvenliğinin sağlanması açısından öncelikli bir durum arz etmektedir. Bu durum karşısında ulusal ve uluslararası deniz güvenliği güçlerinin bölgede güvenliği sağlayabilmeleri için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ilave hukuki bir çerçeve oluşturmak üzere birtakım kararlar almıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin oluşturduğu bu hukuki çerçeveye dayanarak çeşitli ülkeler ve uluslararası kurumlar, bölgeye 2008’den itibaren müdahale etmeye başlamışlardır. Müdahale eden uluslararası kurumların başında Avrupa Birliği ve NATO gelmektedir. Bölgede askerî gemi bulunduran ülkeler ise Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan, Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ülkelerdir.

Bu gelişmeler çerçevesinde, devlet olarak uluslararası güvenliğe katkımızı sağlamak ve söz konusu bölgede Türk Bayraklı veya Türkiye’ye ait yük taşıyan gemileri korumak üzere Hükûmetimiz, bölgeye, Türk deniz unsurlarını sevk etmek amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinden 10 Şubat 2009 tarihinde izin almıştır. Bu iznin gereği olarak bölgeye fırkateyn göndererek bu alanda güvenliğe katkı sağlanmaktadır. Türk fırkateynleri verilen görevleri başarıyla yerine getirmektedirler. Bölgede deniz korsanlarının tehdidi devam etmektedir, dolayısıyla Türkiye’nin uluslararası kurum ve devletlerle birlikte tehdit alanında varlığını sürdürmesi tabii karşılanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, otuz yıla yakın terörizmle mücadelenin içindedir ve yeteri kadar uluslararası iş birliğinin sağlanamamasının da acısını çekmektedir. Türkiye, bu yaşadığı tecrübeyle uluslararası iş birliğinin önemine en çok inanan ülkedir. Bu sebeple Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan bölgesel kriz ve çatışmalarda ve terörizmle mücadelede hep uluslararası camiayla birlikte hareket etmiştir. Balkanlardaki operasyonlarda, Afganistan operasyonunda ve Akdeniz’de devam eden NATO’nun aktif davranış operasyonunda Türkiye önemli katkılar sağlamış ve sağlamaya devam etmektedir. Türkiye'nin, Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları ile Arap Denizi bölgesindeki korsanlık ve deniz haydutluğu olaylarına karşı deniz unsurlarıyla katkılarının devamı bu anlayış çerçevesinde sürdürülecektir. Türkiye'nin, uluslararası bu operasyonlara katılması kendi güvenliği ve uluslararası saygınlığının da bir gereğidir.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, Hükûmetimizin 10 Şubat 2009 tarihli ve 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’nın bir yıl daha uzatılması talebini yukarıda açıkladığım gerekçelerle uygun bulduğumu belirtir, yüce heyeti saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arıcı.

SIRRI SAKIK (Muş) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istiyorsunuz. Yerine getireyim de… Önce bir tezkereyi okutacağım, ondan sonra…

Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi tezkereyi tekrar okutup oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri hakkında 2008 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararıyla bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının söz konusu bölgelerde konuşlandırılması suretiyle, bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticarî gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele harekatına aktif katılımda bulunulması sağlanarak, bu alanda Birleşmiş Milletler sistemi içinde ve bölgesel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğümüzün pekiştirilmesi temin edilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bölgede görev icra etmesine izin veren 934 sayılı TBMM Kararının süresi, 2/2/2010 tarihli ve 956 sayılı Kararla bir yıl uzatılmış olup 10/2/2011 tarihinde sona erecektir. Diğer yandan, anılan bölgelerde ve Hint Okyanusu'nda meydana gelmeye devam eden deniz haydutluğu/korsanlık ve silahlı soygun eylemleriyle uluslararası toplumca mücadele edilebilmesine cevaz veren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ilgili Kararlarının süresi son olarak 23/11/2010 tarihli ve 1950 sayılı Kararla bir yıl daha uzatılmıştır.

Bu kapsamda, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin, 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı TBMM Kararında belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde, 10/2/2011 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasını Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca arz ederim.

                                                                                  Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                           Başbakan

BAŞKAN – Evet, tezkereyi oylarınıza sunup karar yeter sayısını arayacağım.

Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir, karar yetersayısı vardır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                           Kapanma Saati: 16.09

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/883) (S. Sayısı: 568)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile benzer mahiyetteki 59 kanun teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 17 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın; Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 29 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün; Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 4 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 10 Milletvekilinin; Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın; Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in; Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın; Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 6 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın; Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar ve 2 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın; Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın; Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bolu Milletvekili Fatih Metin ve 2 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 2 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının beşinci bölümünde yer alan maddelerinin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi altıncı bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Altıncı bölüm, 128’inci maddeye dâhil ek 2 ve geçici 7’nci maddeler ile 131’inci maddeye bağlı geçici 2 ve 3’üncü maddeler dâhil olmak üzere, 127 ila 152’nci maddeleri kapsamaktadır.

Altıncı bölüm üzerinde ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’ya aittir.

Sayın Baratalı, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 127 ila 152’nci maddelerini içeren altıncı bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini dile getirmek için söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi grubum ve şahsım adına saygıyla selamlarken, geçen hafta OSTİM ve İvedik sanayi sitelerindeki patlamalarda yaşamlarını yitiren işçi kardeşlerimize rahmet, yaralılara da sağlık ve şifa diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz bu tasarıyla ilgili olarak öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Bu tasarı bir dayatma tasarısıdır, “Ben yaptım, oldu bitti!” tasarısıdır. Sekiz yıl boyunca AKP’nin her sıkıştığında başvurduğu ve alışkanlık hâline getirdiği yöntemle Meclise dayatılan bu düzenleme torba veya çuval değil, âdeta bir harar düzenlemesi hâlini almıştır. Hararın içinde de torbacıklar ve yamalı bohçalar vardır. Aynı zamanda antidemokratik bir düzenlemedir; ne demokrasi ne milletin iradesi ne de kanun yapma tekniğiyle bağdaşmaktadır. Çünkü AKP bu düzenlemeyi yaparken toplumun ilgili kesimlerine kulaklarını tıkamış, taleplerini karşılamamış veya bunlardan işine geleni almış, gelmeyeni de duymazlıktan gelmiştir oysa tam tersi olabilirdi. Bunu komisyonlarda da -alt ve üst komisyonlarda- söyledik: “Bir uzlaşma içinde, bir uzlaşı içinde bir düzenleme yapalım.” dedik ama bu da olmadı. Oysa bir uzlaşı içinde yaptığımız düzenlemeler çok güzel sonuçlara varabiliyor. Ticaret ve Borçlar kanunlarında olduğu gibi, İller Bankası Kanunu’nda olduğu gibi, herkesin hoşlandığı, işine geldiği, desteklediği güzel düzenlemeler yaptık. Örneğin İller Bankasında yeni kanunla emekli olmak isteyenlere yüzde 30 gibi bir ek primin verilmesi Türkiye'nin her tarafında, doğusunda, batısında, kuzeyinde ve güneyinde çok güzel sonuçlar doğurdu, oradaki çalışanlar bizlere de ulaşarak teşekkürlerini ve minnet duygularını ifade ettiler ancak bu yasa, yukarıda saydığım yaklaşımları dile getirmemiştir; karda, kışta aylarca hak arayan Tekel işçilerinden, ücretsiz eğitim ve özerk üniversite isteyen öğrencilerden, iş güvencesi ve asgari ücret yaşı nedeniyle torba kanuna karşı çıkan çalışanlardan esirgenmiştir ve bir çifte standart yansımasıdır.

Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz torba yasa tasarısı genel anlamda bir mali af yasa tasarısıdır. Bunun içinde bizim katıldığımız -grup olarak- hususlar da vardır ama katılmadığımız konular daha da fazladır çünkü gerek alt komisyonda veya Komisyonda, üst komisyonda tasarı ekleme ve çıkarmalarla tamamen amacından uzaklaşmış ve 21 madde olarak hazırlanan, genellikle mali affı içeren bu tasarı eklemelerle önce 120 maddeye sonra da 234 maddeye çıkarılmıştır.

Altıncı bölümle ilgili 127 ile 152’nci maddelere baktığımızda da bunu açıkça görüyoruz. Devlet Su İşleri Kanunu’ndan Gümrük Kanunu’na, İçişleri Bakanlığını ilgilendiren düzenlemelerden kalkınma ajanslarına, Konut Edindirme Yardımından Bankacılık Kanuna ne ararsanız bu altıncı bölüm içinde görülebilir.

Bu çerçevede 135, 136, 137 ve 139’uncu maddeler yap-işlet-devret modeliyle, Kamu İhale Kurumu ve Yüksek Planlama Kuruluyla ilgili düzenlemeleri içermektedir. Bu düzenlemelerle, yap-işlet-devret modeliyle yapılan ihalelerde görevli şirketçe üretilen mal ve hizmetler için idare tarafından talep garantisi verilmekte, ön yapılabilirlilik etüdüyle de yapılan iş ve proje hem Yüksek Planlama Kurulundan hem de siyasi sorumluluktan kaçırılmaktadır, Yüksek Planlama Kurulunu uygulama sözleşmelerini değerlendirmeden alıkoyacak. Bu düzenlemeler tasarı metninden bu nedenle çıkarılmaktadır.

Ayrıca, yap-işlet-devret projelerini yürüten şirketlere kamu kaynaklarının tahsisi, KİT’lerin atıl kapasite ve varlıklarının bedelsiz ve rayiç bedel altında devri,  özelleştirme sürecindeki kamu kaynaklarının ve kamu bankalarının gayrimenkul yatırım ortakları ile, enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektörlerinde faaliyet gösteren teşebbüs ve işletme şirketleri ile Türkiye Kömür İşletmelerinin özel sektöre devredilmiş kömür sahalarından yapacağı alımları Kamu İhale Yasası kapsamı dışında tutması kamu çıkarlarına aykırılık teşkil etmektedir.

145, 151, 154 ve 156’ncı maddelerde ise Vakıflar Bankası, Türkiye Kalkınma Bankası, BDDK ve SPK’nın İstanbul’a taşınması vardır, bunu içermektedir. İstanbul’un finans merkezi olduğu ve olacağı gerekçe gösterilerek yapılan bu taşınmaların inandırıcı yönü yoktur çünkü iletişim teknolojileri sayesinde bankaların Ankara’da veya İstanbul’da olmasının, burada kalmasının işlevleri yapılabilmeleri de mümkündür. Bu düzenleme Ankara’nın içinin boşaltılması düzenlemesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarı sekiz buçuk yıldır tek başına iktidarda olan AKP’nin hiçbir problemi çözemediğinin bir başka kanıtıdır. Sorunlar birike birike bir dağ yığını hâline gelmiştir ama Sayın Başbakan sözde açılışlar ve açılımlarla böbürlenmeye devam ediyor. En çok övündüğü konu da duble yollardır. Değerli arkadaşlar, ben geçen hafta Şırnak’taydım. Merak ettim, inceledim. Duble değil, tek yönlü yollar bile ortadan kalkmış durumda. Kasrik Boğazı’ndan geçerken kontrol noktasında durduğumuzda “Sayın Başbakan buralardan nasıl geçti?” diye sordum. İlginç cevaplar aldım. Sayın Başbakanın geçiş güzergâhını sizlerle paylaşmak istiyorum, şöyle: Ankara-Mardin özel uçak, Mardin-Şırnak helikopter, iniş yeri askerî birlik, askerî birlikten kongre salonuna geçiş. “Halkla neler konuştu?” dedim. Halkla hiç konuşmamış ve halka dokunmamış. O zaman anladım ki Sayın Başbakanın Şırnak-Van yolundan, Şırnak Havalimanından, taşımalı eğitimde yaşanan sorunlardan, Şırnak’ta kömürde oynanan oyunlardan, kömür diye halka dağıtılan taşlardan, Şırnak Devlet Hastanesinin neden yapılamadığından, Habur Gümrük Kapısındaki sorunlardan, orada 10 veya 15 lira para kazanabilmek için koşuşan çocuklardan, üniversite harcını yatırabilmek için orada çalışan üniversite öğrencilerinden, onların sorunlarından, özel idarenin işlettiği kır parkının perişan durumundan, kamyon başına alınan 10-15 veya 20 liralık kantar payıyla beraber alınan paraların nerede kullanıldığından pek haberi yok ama Sayın Başbakan bunları söylemeye devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı hiçbir soruna çare olmayacaktır; tersine, yeni sorunlar doğuracaktır, genç işçi ve çırak sömürüsünü yaygınlaştıracaktır.

İşsizlik Fonu’nda biriken paraları sermayeye peşkeş çeken bu düzenleme, fonla ilgili yasadaki tanım ve kapsamı ihlal edecek düzeydedir. İşverenlerin ödemediği primlerden, evde çalışma ve uzaktan çalışma biçimlerinden, süreli sözleşmelerden, sözleşmesiz çalışma ve yasallaştırılmasından, kuralsızlık ve örgütsüzlükten, yaygınlaştırılmasından sorumlu bir yasa hâline gelmiştir. Turizm sektöründeki denkleştirmeler, görev yerine bağlı olmaksızın çalıştırma, sürgüne gönderilen memurlar ve buna benzer değerlendirmelerden sorumlu bir yasa olarak önümüze gelecektir, yaşayıp göreceğiz.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı uygulanan ekonomi politikalarının başarısızlığının açık bir itirafıdır. AKP tarafından daha önce çıkarılmış olan 4811, 5458, 5736 ve 5811 sayılı Kanun ve düzenlemelerin bir başka versiyonudur. Onlar çünkü pek işe yaramamıştır ki, bu da gelmektedir. Kayıt dışı ekonomiyi cesaretlendirmektedir. Af beklentilerini sürekli hâle getirmektedir. Vergi ve ödemelerini düzenli yapanları cezalandırmaktadır. Kuralsızlığı ve örgütsüzlüğü yaygınlaştırmaktadır. Sürgünlerin ve geçici görevlendirmelerle siyasi istismarın önünü açmaktadır. Tekel işçilerinin yaşadığı travmaların benzerini, önümüzde tekrar bu yasanın yürürlüğe girmesiyle görebiliriz.

CHP’li üyeler olarak bizlerin hem alt komisyonda hem üst komisyonda, tasarının eksiksiz ve hukuka uygun biçimde düzenlenmesi konusunda her türlü çabayı gösterdiğimiz inkâr edilemez ancak bütün bu itirazlarımız kabul edilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, bu düşüncelerle tasarının yeniden yapılandırma ve mali af ile ilgili hükümleri dışındaki çoğu maddelerine katılmadığımızı belirtir, geri çekilmesi talebimizi takdirlerinize sunar, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baratalı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın altıncı bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek için söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Altıncı bölüme ilişkin maddelerdeki hususların muhtevası farklılık göstermiş olsa bile genel olarak, kadro, Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilatı ve Vazifeleri Hakkında Kanun, 3996 sayılı bazı yatırım ve hizmetlerin yap-işlet-devret modeline ilişkin Kanun, hükûmet konağı yapımı, Emlak Gayrimenkul, gümrük, uzlaşma, banka merkezlerinin İstanbul’a taşınması, bağımsız denetim kurumları, BDDK’ya ilişkin hususlar… Sadece bu saydığım dokuz mevzu hatırladıklarım. En az bunun yarısı kadar daha mevzu çıkar bu bölümde.

Böyle bir yasa tasarısı hatırlıyor musunuz? Birbirine benzemez yüzlerce mevzu ve madde, vatandaşı umutlandıran, aylardır bekletilen demeçleriniz, onları her zaman istismara yönelik beyanlarınız… Vatandaş neler düşünüyor? Her şeyi “cumhuriyet dönemi” ve “bizim dönem” diye ifade ettiğiniz AKP dönemi. Cumhuriyet döneminde bu kadar problem yaratılmadı maalesef. Sizin dönemdeki kadar borçlanılmadı, sizin döneminizdeki kadar cari açık verilmedi, sizin dönemdeki kadar ithalat yapılmadı, sizin dönemdeki kadar dış ticaret açığı verilmedi, sizin dönemdeki kadar yatırım dışarı gitmedi, sizin dönemdeki kadar kâr transferi yurtdışına çıkmadı, sizin dönemdeki kadar devlet malı satılmadı, sizin dönemdeki kadar hane halkı gelirlerinin borçlarına oranı artmadı.

Gerçekten, bu tasarı, AKP’nin ülkeyi soktuğu girdabın bir ürünüdür. Bunun içinde AKP yönetiminin yarattığı problemlerin sözde çözüm önerileri de vardır. Daha, yakın geçmişte, Kanun Yapım Süreci Sempozyumu’nda konuştuk, problemleri konuştuk. Böyle bir tasarıyı yüce Meclisin huzuruna getirmekten AKP’nin hiç de mutlu olmadığını biliyorum. Bunu sayın bakanlardan bazıları ifade etmekten de kaçınmıyorlar ancak yarattıkları problemin altında da eziliyorlar. Kanun yapma tekniğiyle ilgili bir kısmı bir tarafa bırakalım çünkü ona hiç uymuyor. AKP İktidarının bu kadar problemi yaratmayı nasıl becerdiğini merak ediyorum. Plan ve Bütçe Komisyonunda bu tasarının Alt Komisyon Başkanı Sayın Recai Berber nasıl olup da bu kadar maddeyi iki yüz elli maddeye –yaklaşık- çıkardı? Bu, çok özel bir yetenek gerektirir. Kendisine de bunu nasıl becerdiğini, bunun özel bir yetenek gerektirdiğini söylediğimizde, bize, her yıl buna benzer bir tasarının mutlaka gelmesi gerektiğini ifade etti. Hâlbuki, Kanun Yapım Süreci Sempozyumu’nda AKP’yi temsilen Sayın Grup Başkan Vekili Bozdağ  böyle bir şeyin iyi olacağına dair en ufak bir şey söylemedi, söylememesi de doğaldı zaten. Sayın Grup Başkan Vekili de bu işin olmaması gerektiğini iyi biliyor.

Bakın, ben o sempozyumda konuşmacıydım. Ben “Olmasın.” demedim, “Minimum düzeye indirilsin, öyle kullanılsın.” dedim ama önümüzde görüşmekte olduğumuz facia gibi bir şeyden kaçınılması gerektiğini de ima ettik, aynı zamanda söyledik. Böyle bir şeyin her sene olması gerektiğini düşünebilmek bile akla ziyan. Nasıl teklif edilebiliyor? Anlamakta sıkıntı çektiğimi huzurlarınızda bir kere daha ifade etmek istiyorum. Bu kadar problemi yaratmak için nasıl bu kadar beceriksiz ve kabiliyetsiz bir Hükûmet olunur? Ülke nasıl bu kadar sıkıntının içine sokulabilir? Geçen bu kürsüde de söyledim, bugün de söylüyorum: Bu tasarıya göre esnaf dertli, işçi dertli, çiftçi dertli, köylü dertli, öğrenci dertli, memur dertli, emekli dertli, sanayici dertli, ihracatçı dertli, ithalatçı dertli, bakanlar dertli, Hükûmet dertli diyorum. Dertli olmayan toplum kesimi yok.

Kamu kurumlarında Devlet Su İşleri dertli, Maliye Bakanlığı dertli, İçişleri Bakanlığı dertli, Çalışma Bakanlığı dertli, Çevre Bakanlığı dertli, Ulaştırma, DPT, Hazine, hemen hemen derdi olmayan hiçbir kurum da kalmamış AKP sayesinde.

Şimdi, diyebilir misiniz esnaf dertsiz, işçi dertsiz, çiftçi dertsiz, köylü dertsiz, öğrenci dertsiz, memur dertsiz, emekli dertsiz, sanayici dertsiz, ihracatçı dertsiz, ithalatçı dertsiz, bakanlar dertsiz, Hükûmet dertsiz? Mümkün mü böyle bir şey söylemek? Öyle değil mi Sayın Bakan?

Dertli olmayan toplum kesimi yok. Bunu söylemediğimize göre bu kadar problemi siz yarattınız. Bu kadar toplum kesimi arasındakini bir tarafa bırakın aynı gruplar arasında da bu tasarıyla ayrımcılık yapıyorsunuz. Koridorlarda hayvancılıkla uğraşanlar da doluydu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Denizli’de dert yok mu?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Çiftçilere de eşit davranmıyorsunuz. Haksızlık çok.

Denizli’yi biraz sonra gündeme getireceğiz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Dert yok galiba.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Bu tasarının hesabı yok. Bu tasarının kitabı da yok. Bu tasarının ne getireceği ne götüreceği belli değil. Tasarının ne hesabı var ne kitabı. Yani bu tasarı, hesabı ve kitabı yok, hesapsız ve kitapsız.

Bundan memnuniyet mi duyuyorsunuz? Bu tasarı hilkat garibesi gibi yapılandırıldı. Yaklaşık 25’ten fazla kurumun problemi, 50’den fazla kanun tasarısı ve teklifi bu tasarıda.

Bakın, bu tasarının genel gerekçesinin baştan ikinci paragrafı, işletmelerin nakit dengelerinin bozulduğunu, işletmelerin kamuya yönelik yükümlülüklerin yerine getirilmesinde gecikmeler olduğunu söylüyor. Yani vatandaşın sıkıntısını gerekçesi zaten söylüyor. Daha ne olmuş? Bu süreçten olumsuz etkilenen işletmelerin kamuya olan borçlarına uygulanan ek mali müeyyideler borçları ve yükümlülükleri artırmış, icra takibine uğrayanlara mevcut yasal düzenlemeler kâfi gelmemiş, onu söylüyor. Onun için bu geliyor. Sağlanmaya çalışılan ödeme imkânları da bu borçların tasfiyesinde yeterli olmamış. Bak, bak! daha önce kaç kere yaptınız bu tür tasarıları böyle? Onun için hâlâ bitmemiş. Demek ki sorunu çözememişsiniz, sorun çözülmüyor. Her benzeri tasarı yasalaştıkça arkadan daha büyüğü gelmeye başladı, şimdi de bakın bu büyüklükte… Millete derman olacak mı? Zor.

Genel gerekçenin dördüncü paragrafında ne söylüyorsunuz, bir bakalım: “Yatırım ortamının iyileştirilmesi” ha! Dokuz senedir yapamadınız. “Özel sektörün kamuya ilişkin borç yükünü azaltmak.” diyorsunuz. Onların borç yükü -hem dış borcu- 40 milyar dolardan 180 milyar dolara çıktı. Bunu dokuz senede yaptınız, becerdiniz, özel sektörün borcunu bu hâle getirdiniz. “Maliye ve para politikalarının daha etkin kullanımının sağlanması için tasarının hazırlanması.” Burası önemli. Siz hiç kamu maliyesine ilişkin tedbir almıyorsunuz, Merkez Bankasının üstüne işi yıktınız, onun takatini de yok etmeye çalışıyorsunuz.

Bakın, dış ticaret açığı 70 milyar dolar, cari işlemler açığı 50 milyar dolar, bütçe açığı 40 milyar TL. Bütçe açığı 2009 yılına göre yüzde 25 azalmış 2010 yılında, 2008’de sadece 17 milyar dolar, 2 katından fazla. 2010’da 40 milyar TL. Cari açık ile bütçe açığı toplamı, kabaca toplam tasarruf açığı yurt içi hasılanın yüzde 10’unu aşıyor. Bu ne zamankinin benzeri? 2001’dekinin benzeri. Bu ikisinin toplamının yurt içi hasılaya oranı 2001 yılı düzeyinde. Şimdi şunu söyleyelim: Bu tasarı AKP Hükûmetinin beceriksizliğidir.

Bakın, Denizlili bir vatandaş şunu söylüyor: “AKP Hükûmeti sosyal güvenlik ve vergi borçları için Temmuz 2010’dan beri mükellefleri, taksit yapılacak, gecikme zamları düşecek diye hâlâ oyalamakta olup, bir yandan Denizli SGK İl Müdürü ve Vergi Dairesi Başkanı çıkmayan yasanın reklamını yapmakta, toplantılar düzenlemektedirler. SGK İl Müdürü ve Denizli Vergi Dairesi Başkanı, yaptığı uygulamalar ile esnafın borçlarını kanun çıkmadan ödemesi için her türlü yolu denemektedirler. Denizli’de bu müdürlükler borçları bildirim yapmak yerine tüm borçlu mükellefleri icraya vermekte, araba ve gayrimenkullerine haciz konmakta, borcun üzerine bir de haciz masrafları eklenmektedir. Vatandaş malına ve arabasına konulan haciz yazısını kaldırmak istediğinde yeterli teminat göstermesine rağmen malındaki ve aracındaki haczi kaldırmamakta, borcun ödenmesi istenmektedir.” Şu hâlde bunlar milleti ne hâle düşürdüğünüzün Denizli’de bir kısım örneği. Bunu bize vatandaşlar gönderdi, ileriki konuşmalarda bunları anlatmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Nezir Karabaş.

Buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı Tasarı’nın altıncı bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, uzun bir süredir bu tasarıyı tartışıyoruz. Tabii bu tasarıda toplumun değişik kesimlerinin beklentisi olan maddelerin yanında, daha önce de belirttik, birçok kesimi olumsuz etkileyen, işçilerin, memurların, kamu çalışanlarının, toplumun önemli kesimlerinin karşı çıktığı maddeler de var.

Tabii burada en önemli şeylerden biri, Türkiye’de maalesef mesele Kürtler olunca sendikaların da, kamu emekçilerinin de, aydınların da dile getirmediği bir şey var.

Tabii bu bölümde şuna değinebiliriz kısaca: İşte, bununla aslında geçmiş dönemlerden daha yoğun bir şekilde AKP’nin her attığı adımda denetime, kendi, devletin kurumlarının denetimine tabi olmadan istediğine ihale verme, istediği gibi verme gibi bir tavrı var, bunda da bunu sürdürüyor. Daha rahat, denetimsiz belli işleri yapabilme, yaptırabilmeyle ilgili maddeler var ama bu yasada gerçekten birçok olumsuzluk yanında hiç kimsenin sesini çıkarmadığı bir madde var. Burada bir af var herkesin kabul ettiği, öğrenci affı ama bu afta bir madde var: “Terör suçlarından hüküm giyenler hariç.”

Üniversite öğrencisi olup terör suçundan hüküm giyenler kimlerdir: Bu ülkede anadilde eğitim isteyenler terör suçundan ceza alıyor, hüküm alıyor. Bu ülkede kan dursun, ölüm olmasın diyenler ceza alıyor. Bu ülkede Şerzan Kurt öldürülmesin diye bunu protesto edenler ceza alıyor. Aydın Erdem Diyarbakır’ın göbeğinde öldürüldü, bunu protesto edenler hüküm giyiyor. Sayın Ahmet Türk saldırıya uğramış, Sayın Ahmet Türk’ün saldırısını kınayanlar veya protesto edenler terör suçlarından ceza alıyor.

Hırsızlar, çapulcular, tecavüz edenler, katiller, herkes yararlanıyor, hiçbir istisnası yoktur, tek istisnası var, bu yasanın içinde Kürtler yoktur. Herkes affedilmiştir, herkes öğrenimini tekrar yapabilir, Kürtler yapamaz; bunun başka bir izahı yoktur.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Ne alakası var? Tam saptırıyorsun.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) - Bunun başka bir izahı yoktur.

İddia ediyorum, bu, Türkiye’de -hiç kabul edilmeyecek ama- herkesin kabul ettiği, tüm muhalefet partilerinin, iktidarın, sendikaların, odaların kabul ettiği bir olaydır. Bu değişmediği sürece, bu zihniyet değişmediği sürece sonuç alınabilir mi? Böyle bir afta Kürtler dışarıda tutulmasaydı kıyamet kopmazdı bu ülkede.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Teröristlerin yararlanmaması doğal.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) - Evet, teröristler çünkü birilerine göre bizler de öyleyiz, yazıyorlar dergilerinde. Dava açıyoruz, mahkemeler “Hayır, siz zaten hak etmişsiniz.” diyorlar. Birilerine göre teröristler… Eğer birilerine göre olsaydı biz de burada olmayacaktık. Öğrenciler, üniversite öğrencileri, bugün ceza alanların, örgüt üyeliğinden ceza alanların, haklarında okuldan uzaklaştırma cezası alanların hepsi böyle almış. Al, burada gönderilen evraklar var Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinden, geçen sene öğrenciler eylem yapmış. Ne yapmış? Şerzan Kurt’un öldürülmesiyle ilgili açıklama ve eylem yapmışlar. Aydın Erdem’in öldürülmesiyle ilgili eylem yapmışlar. Sayın Ahmet Türk’ün Samsun’da saldırıya uğramasıyla ilgili eylem yapmışlar. Okul idaresi -çünkü her açıklama bir de izne bağlanmış, yasalarda o olmamasına rağmen- Şerzan Kurt’la ilgili açıklamaya izin veriyor ama Sayın Ahmet Türk’ün saldırıya uğraması ve Aydın Erdem’in öldürülmesiyle ilgili izinsiz eylem yapıldığı için 40 öğrenci hakkında bir dönemle iki dönem okuldan uzaklaştırma veriyor. Öğrenciler -daha önce de belirttik, bir defa dile getirdiğimizde Sayın Başkan da itiraz etmişti- binlerce, on binlerce öğrenci sıradan gerekçelerle bir basın açıklaması yaptığı için, bir eylem yaptığı için, birçok zaman hiçbir olay yaşanmamışken, birçok zaman üniversitenin dışında yapılmışken ve birçok zaman, hakkında dava açılmamışken okul idareleri okulun dışında yapılan eylemlerde bile bir gerekçeyle dava açıp, soruşturma açıp öğrencileri bir dönem, iki dönem okuldan uzaklaştırıyor.

Yani buradaki öğrenciyle ilgili affı biz kabul etmeyeceğiz, partimiz kabul etmeyecek, Kürtler kabul etmeyecek, vicdanı olan hiç kimse bunu kabul etmeyecek. Bu af değil ve buna sessiz kalan herkes de bir gün bu halka veya en azından kendi vicdanına bunun hesabını verecektir arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bu yasayı tartışıldığı dönemden bu yana tartıştık. Bu ülkede birçok zaman, bugüne kadarki hükûmetler ve mevcut AKP nasıl bakıyor, işçiye, memura, emekçiye, Kürt’e, Alevi’ye nasıl bakıyor; bunları anlattık da. Şimdi, en son, Sayın Başbakanın Kıbrıs’la ilgili açıklamalarında bu gözüküyor: Farklı olana nasıl bakıyor? Bu “Onlar için biz ölüme gideriz, şehit veririz, gazi oluruz.” denilen kesimler olsa bile, bunlar Türk olsa bile, yeri geldiği zaman biat etmeyene nasıl bakıldığının göstergesidir. Sayın Başbakanın birkaç gün önce yaptığı açıklaması, Kıbrıs’ta infiale neden olan ama nedense Türkiye’de çok tartışılmayan, basının da Kıbrıs’tan geçtiği birkaç haber dışında vermediği, muhalefetin de, diğer siyasetçilerin de üzerinde durmadığı. Sayın Başbakan ne diyor: “Kuzey Kıbrıs’ta son günlerde provokatif eylemler var. Güneyle beraber yapıyorlar. Türkiye'ye karşı böyle bir eyleme hakları yoktur. En düşük memurları 10 bin liraya yakın para alıyor. Beyefendi 10 bin lira alıyor, bir de bu eylemi yapıyor utanmadan. Üstelik 13 maaş alıyorlar. 'Türkiye buradan çek git' diyor. Sen kimsin be adam! Şehidim var, gazim var, stratejik olarak oradayım.”

Şimdi, bu söylemlere tek tek bakalım. Birincisi, Türkiye yıllardır birçok şehit vererek, gazi vererek 1974 yılında Kıbrıs’a gitti ve oraya gitmesinin gerekçesi oradaki Kıbrıslı Türklerin Rumlar tarafından oluşturulan çeteler tarafından öldürülmesi, baskı görmesi ve işkence görmesiydi, onları kurtarmak adına gidildi ve yıllardır Türkiye’nin geçmiş hükûmetlerinin de, bugün AKP’nin de politikası “Onlar Kıbrıslı kardeşlerimizdir. Biz onlar için her türlü politikayı belirleriz.” adı altında aslında oradaki Hükûmet, oradaki yapı Türkiye’nin vesayeti altında tutuluyor. Fakat bu mantığa baktığımız zaman Kıbrıs Türkü’ne “Ben sana para veriyorum, sen sesini çıkaramazsın. Benim politikalarıma veya benim desteklediğim, orada ayakta tuttuğum hükûmetlerin politikasına karşı çıkmazsınız.” diyor ve kabul edilemeyecek, hiçbir insana yönelik kullanılamayacak sözcükler var: “Sen kimsin be adam!” Ha oradaki Türkler, Türkiye’ye yönelik, Hükûmete yönelik, Türkiye devletine yönelik farklı şeyler diyebilirler, bazen yanlış şeyler de söyleyebilirler fakat bir ülkenin Başbakanı, oradaki Kıbrıs halkına, oranın halkı olan insana “Sen kimsin?” diyor. Neye göre “Sen kimsin?” diyorsun? Yani “Kimsin?” Kıbrıslıdır, Kıbrıs halkıdır, ülkesinde yaşıyor. Sen, oraya, ona destek verme, onu koruma adına gitmişsin. “Sen stratejik çıkarım var.” demedin. Türk halkına dedin ki: “Biz yüksek değerler adına Kıbrıs’a gidiyoruz.” Dedin ki: “Biz oradaki insanlarımızı koruma adına gidiyoruz.” Ama şimdi diyorsun ki: “Benim stratejik çıkarlarım var.” Orada sesini çıkaran herkesi burada ya bölücü ya da -eğer diğer çevredense Ergenekoncu ilan ettiğin gibi- kim protestosunu veya karşı çıkışını dile getirirse, “Güneyden yana, Rum” ilan ediyorsun. Böyle bir mantık, böyle bir bakış olabilir mi? Bu mantık sakattır arkadaşlar. Bu mantık ne Türkiye’deki sorunları çözer ne Kıbrıs sorununu çözer…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – …ne de Türkiye’yi dünyada kamuoyunun gözünde hak ettiği yere getirir.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç.

Buyurun Sayın Bilgiç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; altıncı bölüm üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, toplumumuzun bütün kesimlerini, milyonlarca insanımızı ilgilendiren torba yasa üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Gençlerimize, kadınlarımıza, engellilerimize, emeklilerimize, memurlarımıza, esnafımıza, sanayicimize, tüccarımıza, çiftçimize, köylümüze, öğrencimize, taksicimize, tarım çalışanımıza, kooperatiflerimize, sulama birliklerimize      -bunu çoğaltabiliriz- yani toplumun bütün kesimlerine yönelik, burada, onlarla bir barış sürecini oluşturacak bir düzenleme zincirinin üzerinde çalışıyoruz. Tabii, bazı arkadaşlarımızın buraya çıkıp kendilerinin yahut da belli bir grubun, ülkemizde belli bir etnik grubun bu tasarının içerisinde yer almadığını ifade etmesini açıkçası ben bir talihsizlik olarak nitelendiriyorum.

Değerli arkadaşlarım, aslında bölüm üzerinde konuşacaktım ancak şu ana kadar geçen görüşmelerin hiçbir tanesi bölüm üzerinde olmadığı için ben de tasarının genel mantığı üzerine bazı şeyler söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, buradaki eleştirilere baktığımızda, eleştirilerin Türkiye’deki genel ekonomik konjonktür üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz. Burada bir konuşmacı arkadaşımız çıkıyor, şunu söylüyor, diyor ki: “Tasarının gerekçesine bakıldığında, burada işte ifade edilen şey ülkede belli bir krizin olduğu.” Arkadaşlar, biz bunu söylüyoruz, diyoruz ki dünyadaki yaşanan global kriz Türkiye’de de belli manada daralmaya sebep olmuştur, biz bunu ifade ediyoruz, bundan daha net bir şey yoktur ve şu an yapılmak istenen de toplumun bütün kesimlerini rahatlatacak yeniden bir amme alacaklarının yapılandırılması, bunun yanında da çalışma hayatından ekonomiye, sosyal güvenliğe, genel sağlık sistemine kadar giden pek çok noktada vatandaşımızın lehine olacak düzenlemelerin burada hayata geçirilmesidir.

Burada işçiler sokağa dökülüyor, bazıları bunları teşvik ediyor, tahrik ediyor, sokağa çağırıyor, hatta hatta bir gaflet içerisinde Mısır, Tunus örneğiyle Türkiye’yi mukayese etme gafleti içerisine düşüyorlar ama arkadaşlar, hem alt komisyonda hem üst komisyonda komisyondaki arkadaşlarımız biliyorlar, bütün sendikalar, bütün sivil toplum kuruluşları oraya davet edilmişlerdir ama bu arkadaşlarımız gelip orada işçinin lehine düşüncelerini ortaya koymamış, hiçbir şekilde fikir ortaya koymamışlardır, bunu sokakta yapmayı kendilerine göre tercih etmişlerdir.

Değerli arkadaşlarım, bir başka arkadaşımız çıkıyor, Sayın Başbakanın Şırnak seyahatini dile getiriyor, işte “Başbakan neden haberdar?” Ya bırakın haberdar olmayı, biz halkın içerisinde halkla beraber yaşıyoruz. Biz seksen bir ilin seksen birinde de varız, Türkiye'nin her tarafında varız. Başkaları gibi biz “Orada bir köy var uzakta, o köy bizimdir görmesek de yaşamasak da ayak basamasak da.” demiyoruz. Biz Türkiye'nin seksen bir ilinde her bir karış toprağında o toprağa ayak basıyoruz, suyunu içiyoruz, ekmeğini yiyoruz ve o yörelere hizmet götürüyoruz. Şimdi, yani eleştirilerimizi belli insaf ölçüleri içerisinde mutlak surette yapmamız gerekiyor.

Türkiye’deki genel ekonomik durumu eleştirenler global krize baksınlar. Biz başkaları gibi kendi krizimizi yaratmadık. Yani bugün, bu ülkede yirmi bir bankayı hortumlatanların çıkıp ekonomik global bir buhran üzerinden burada politika yapmaya çalışmalarını da anlayabilmek gerçekten mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, burada kadınlarımızla ilgili çok ciddi düzenlemeler var, göz ardı ediliyor; öğrenci affımız var, bir şekilde bu sulandırılmaya çalışılıyor; bütün amme alacakları, sulama birlikleri, tarım kesimi, kooperatifler yani ne bileyim, toplumun bütün kesimlerine yönelik son derece ciddi düzenlemeler yapılıyor ama bunların hepsi göz ardı ediliyor, bunu anlamak mümkün değil. Burada, gümrük vergilerinde de bir uzlaşma getiriliyor, buna karşı çıkılıyor. Sanki belli şahıslar için, belli zümreler için, insanları ayırarak toplumun belli kesimlerini ayırarak, ayrıştırarak burada düzenleme yapılması gibi bir beklenti var. Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Eğer siz, devlet olarak, Meclis olarak bir düzenleme yapıyorsanız, yapmış olduğunuz düzenlemenin toplumun bütün kesimlerini kapsamasından ve kucaklamasından daha tabii hiçbir şeyin olması mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisinizi tekrar selamlıyor, torba yasanın milletimize ve vatandaşımıza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgiç.

Şahsı adına Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, torbada Çevre Bakanıyla ilgili konular var.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Çorbada tuzu olsun!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Tabii torbanın içine o da girdi ama demin, kardeşim sulama birliklerinden bahsetti Sayın Bakan. Yani her şeyi bitmiş, şak şakı gitmiş sulama birliklerini affetsen ne olur, affetmesen ne olur Süreyya Bey! Sulama birlikleri mi kaldı? Sulama birliği kaldı mı artık bu ülkede? Sulama birliklerini dokuz yıldır bağırıyoruz. Hâlâ İçişleri Bakanlığına bağlı sulama birliklerinde trafik polisleri suya yön mü verecek acaba! Ben bunu anlıyorum. Acaba, İçişleri Bakanlığına bağlı bir sulama birliğinin bu ülkenin tarımına, bu ülkenin özellikle sebzesine, meyvesine faydası ne kadar olur? Zaten, sulama birliğinin şak şakı gitmiş, bir şeyi kalmamış. Kanalların bir başından suyu bıraktığın zaman artık öbür başına gitmiyor, hepsi mahvolmuş, çünkü bakımı yok, sahibi yok. Sayın Bakan geçen dönem yoktu, bu dönem diyor ki: “Getirdik, getireceğiz.”

Sayın Bakan, ya bir kanun gelir, ya görüşülür, buraya gelir, bir günde buradan çıkar. Artık lütfen “Meclise sevk ettik…”

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Komisyonda.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sayın Bakan, inanmıyorum, bir daha bunu ne olursunuz söylemeyin “Komisyonda.” demeyin. Eğer sulama birliği konusu Türkiye'nin önemli bir konusuysa, buna inanıyorsanız, getirirsiniz bir günde bu Mecliste burada görüşülür ve Türk tarımına, Türk ziraatına faydası olur.

Arkadaşlar, sulama birliğinin şak şakı gitmiş diyorum, bir şeyi kalmamış, suyu baştan bırakıyorsunuz, dibine gitmiyor artık, yok olmuş kanallar. Bunun DSİ’nin gözetiminde, DSİ’nin gözetimi altında olması lazım ama maşallah dokuz yıldır “Geldi, gelecek kanun.” Bana birisi söylesin, sulama birlikleriyle İçişleri Bakanlığının ne ilgisi var? Ya, bana Allah’ın bir kulu çıksın, desin ki: “Bunun İçişleri Bakanlığına bağlı olmasının sulama birliklerine şundan, şundan, şundan dolayı yararı var.” Arkadaşlar, yani hakikaten birbirimizi kandırmayalım.

Sayın Bakan, bu bahar da geçti, yine kanun gelmedi, dönemimiz bitti, inşallah başka bahara. Bir daha “Mecliste.” falan demeyin, ya çıkın deyin ki bana: “Arkadaş, yarın sabah getiriyoruz, torba yasa bittiği gün getiriyoruz.” Yok, bu da yok. Onun için, bir daha “Mecliste.” falan demeyin. O kanun kadük olacak. Gelecek dönem plak, tekrar sil baştan yeni bir plak. Artık şak şak olan, her şeyi çıkan sulama birlikleri artık ne olur bilmiyorum arkadaşlar. Lütfen, hepinizi ciddiyete davet ediyorum. Ya bu kanun gelir ya gelir arkadaşlar!

Sayın Komisyon Başkanım, yarın bir madde gelecek, 179’uncu madde, tütünle ilgili. Ben buradan Bitlis milletvekillerine, Adıyaman milletvekillerine, Malatya milletvekillerine sesleniyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Muş’u da unutma!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Muş…

Bizim millî ürünümüz, bizim ekmeğimiz, altını çiziyorum, ekmeğimiz… Yaklaşık iki aydır, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanı bizimle dalga geçiyor, bağırıyorum, dalga geçiyor!

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Bir kilo tütün için 5,5-6 milyar ceza ödüyorlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – “Hazırladım hazırlayacağım ve yönetmelikle yapacağım...”

Arkadaş, daha gündeme getirdiğimden bu yana iki ay geçti. Eğer bir insan ekmeğimize bu kadar sahip çıkmayacaksa, Sayın Başkan, bugünden söylüyorum, yarın ben burada kıyameti koparırım ve ben, bu illerin milletvekillerini ekmek için, yarın hepinizi büyük bir sorumluluğa davet ediyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Düzenlemeyi kim yapacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Oradan bağırma, buraya gel, burada bağır!

BAŞKAN - Soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Ağyüz, buyurun efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Gel, buraya gel! Gel, buradan bağır!

BAŞKAN - Mevlüt Bey, Yaşar Bey soru soracak.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Gel, burada konuş, burada!

BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu…

Buyurun Sayın Ağyüz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, siz HES’lerle ilgili platformu ve mühendis odalarını, Çalışma Bakanı sendikaları ve emeklileri, Sağlık Bakanı eczacıları ve tabip odalarını, Başbakansa hiçbirini muhatap almıyor. İleri demokrasi bu mudur acaba?

Bu yasa hazırlanırken sendikaları ve emeklilerin örgütlerini neden çağırmadınız, neden muhatap almadınız?

Müşavirlik hizmet alımı neden KİK kapsamı dışına çıkarılıyor? Dilediğiniz firmalara vermek için önünüzde bir engel mi var?

Ayrıca, seçim bölgem Gaziantep’in –orada oturduğunuz için soruyorum- çevre koruma planı ne oldu? Siz “Bitti, bitecek.” diyordunuz. Doğanpınar Barajı var, Kilis’in Elbeyli ilçesinde yedi köyün sulama kanalları var. Bu konularda bilgi verirseniz seviniriz.

Ayrıca, bu torba yasaya her türlü şey girmiş de bu özelleştirilen TEDAŞ’ta çalışan işçilerin gelecek güvencesi niye girmemiş, onu da merak ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağyüz.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Efendim, ben söyledim söyleyeceğimi.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Bakanım, buyurun efendim.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri, önce Sayın Ferit Aslanoğlu’nun sulama birlikleriyle alakalı bir konuşması vardı. Şimdi, efendim, bu konuda sulama birlikleri kanunu hazırlandı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sevk edildi, oradan komisyona ve alt komisyona sevk edildi. Alt komisyondaki çalışmalar bitti, bu hafta içinde ana komisyona gelecek ve neticede Genel Kurula intikal edecektir. Tabii, Sayın Ferit Aslanoğlu Beyefendi aynı komisyonda olmadığı için belki fark etmemiş olabilir ama şu anda komisyonlarda görüşülüyor.

Sayın Ağyüz’ün sorusuyla alakalı olarak da efendim, tabii, Gaziantep’le ilgili çevre düzeni planları devam ediyor. Esasen, Gaziantep’e hakikaten biz tabiat parkları, ağaçlandırma konusunda büyük destek verdik. Hatta hangi belediye olursa olsun, ağaçlandırma veya fidan talebi olduğu zaman tamamını karşıladığımızı ifade ediyorum.

Ayrıca, Gaziantep’le ilgili, bu sene çok büyük yatırımlar başlayacak. Mesela şu anda Ardıl Barajı’yla ilgili çalışmalar devam ediyor, sulamalar devam ediyor. Kayacık Barajı sulaması hemen hemen bitti. Doğanpınar Barajı’nın da inşaatına başlayacağız. Yani Gaziantep’le ilgili çalışmalar devam ediyor. Herhangi bir talep olduğu zaman, vekillerimizin bir talebi olduğu zaman arkadaşlarımız anında cevap veriyor. Hatta bana talep geldiği zaman ben de bizzat kendim dönüyorum.

Bu konuları da özellikle bilgilerinize sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

Evet, sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Altıncı bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi altıncı bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önerge işlemleri yapacağız efendim.

127’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 127 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

Zekeriya Akıncı                                   R. Kerim Özkan

         Ankara                                              Burdur

Madde 127- Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usûlü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Sosyal Güvenlik Kurumuna ait bölümüne eklenmiştir.

(1) SAYILI LİSTE

 

KURUMU    : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU

TEŞKİLATI : TAŞRA

İHDAS EDİLEN KADROLAR

 

 

 

 

SERBEST

 

SINIFI

 

UNVANI

 

DERECESİ

KADRO ADEDİ

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmeni

1

250

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmeni

2

250

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmeni

3

250

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmeni

4

250

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmeni

5

250

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmeni

6

250

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmen Yardımcısı

TOPLAM

7

1250              2750

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 127. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                           Mehmet Şandır

                      Denizli                                              Antalya                                              Mersin

 

               Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay                                  Metin Çobanoğlu

                       Konya                                              Manisa                                             Kırşehir

 

                 Ahmet Bukan                                   M. Akif Paksoy                                Abdülkadir Akcan

                      Çankırı                                      Kahramanmaraş                                Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Paksoy konuşacak efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Paksoy.

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, tasarının bu maddesiyle, Sosyal Güvenlik Kurumunda denetmen ve denetmen yardımcısı kadroları ihdas ediliyor.

İki ay önce bütçe kanunu kabul edildi. Bu düzenleme bütçe kanununda yer alabilirdi. Demek ki aklınız şimdi yerine geldi. Yarın aklınıza ne gibi garipliklerin geleceğini, bunları da hangi torbaya dolduracağınızı doğrusu merak ediyoruz.

Hâlbuki, milletin derdi, yolsuzluğun ve buna bağlı olarak yoksulluğun önlenmesidir. Yapılan araştırmalar, Türkiye'deki sosyal yardımların yoksulluk oranını düşürmede etkili olmadığını göstermektedir. Avrupa Birliğine üye yirmi yedi ülkenin sosyal koruma harcamalarının 2005'te gayrisafi millî hasılaya  oranı yüzde 25,2 iken aynı yıl Türkiye'nin sosyal koruma harcamasının gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 11'de kalmıştır. Bu da gösteriyor ki Türkiye'nin, yoksullukla mücadelede oy sömürüsüne dayalı mevcut yöntemler yerine yeni politikalara ihtiyacı var.

Bu politikaların esası, yardımların yeterli düzeyde ve sosyal bir hak düzleminde ele alınması olmalıdır. Diğer taraftan yardımlardan yararlanmak için kişilerin muhtaç olduklarını kanıtlamak zorunda bırakılması damgalanmalarına ve onurlarının kırılmasına neden olmaktadır. Bu durum insanlık onurunu kırıcı bir yöntem olup sonuç itibarıyla insanlık hakkı ihlalidir. İnsanların damgalanmadan, vatandaş olmaktan kaynaklı, düzenli temel gelir desteğinin geliştirilmesi, yoksulluk ve sosyal dışlanmayla mücadelede önem arz etmektedir.

Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi olarak hakça ve insan onuruna yakışır düzenlemeleri kısa sürede hayata geçirmeye söz veriyoruz. Genel Başkanımız, seçim beyannamemizi açıkladığı 28 Ocak tarihinde kamuoyuna önemli müjdeler vermiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak öncelikle temiz toplum, temiz siyaset anlayışını hâkim kılarak yolsuzluk ve yozlaşmanın kökü kurutulacaktır. Milliyetçe Hareket Partisi iktidarında vatandaşlarımızın kimseye muhtaç olmayacağı, insanca yaşayacağı sosyal bir refah düzeni kısa zamanda tesis edilecektir. Bu kapsamda gelir dağılımındaki adaletsizlik giderilerek sosyal güvenlik ve sosyal adalet sağlanacak, ekonominin yıllık ortalama yüzde 7 büyümesi sağlanarak yıllık 700 bin kişiye iş imkânı sağlanmak suretiyle işsizlik ve yoksulluk zaman içerisinde ortadan kaldırılacaktır.

Öncelikle muhtaç durumdaki ailelerin en az bir ferdine iş imkânı sağlanacak, iş sağlanana kadar asgari ücretin yarısı kadar -yaklaşık  320    TL- aile sigortası yardımı yapılacaktır. Bu ödemenin öncelikle ev hanımlarına yapılması esas alınacaktır.

Bizim iktidarımızda ilk olarak asgari ücret yükseltilecek, 2011 yılı itibarıyla net asgari ücret 825 lira olacaktır. 65 yaşını doldurmuş, muhtaç durumdaki kişilere ödenen aylık 105 liradan 250 liraya yükseltilecektir.

Yoksullara ve ihtiyaç sahiplerine devlet tarafından her ne ad altında olursa olsun yapılan yardımlar arttırılarak tek çatı altında sürdürülecektir. Bu kapsamda muhtaç ailelere aylık temel ihtiyaçlarını karşılayacakları “hilalkart” verilecek, yardım bedelleri bu kartlara yüklenerek küçük esnafın desteklenmesi amacıyla bu kartların ikamet edilen yerde geçerli olması sağlanacaktır.

Her yoksul vatandaşın genel sağlık sigortasına ait primleri devletçe ödenecek, kamuya ait atıl arazilerden kullanılabilir olanları tarımsal üretim ve istihdam amaçlı olarak işsiz ve yoksul vatandaşlara verilecektir.

Belli nüfusun üzerindeki yerleşim birimlerinde yaşlı  bakım evleri yapılması sağlanacaktır. Yaşlısına bakmakla yükümlü olan muhtaç durumdaki ailelere, yaşlısını koruyup kollaması ve onun her türlü fiziki, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılaması için “sosyal bakım yardımı” ödemesi yapılacaktır.

Bütün bunlar oy avcılığı için değil, sadece insan olmak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak esasına binaen sosyal hak olarak gerçekleştirilecektir. Davul zurnayla yardım dağıtımı son bulacak, ihtiyacı olan devleti değil, devlet gerçek ihtiyaç sahibini bulacaktır.

Sözlerimi tamamlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz… Tamam.

Önergenin oylanmasından önce bir yoklama talebi vardır, onu yerine getireceğim.

Sayın Okay, Sayın Anadol, Sayın Özyürek, Sayın Öztürk, Sayın Diren, Sayın Susam, Sayın Köse, Sayın Barış, Sayın Güner, Sayın Süner, Sayın Koçal, Sayın Karaibrahim, Sayın Tütüncü, Sayın Paçarız, Sayın Ünsal, Sayın Arslan, Sayın Ağyüz, Sayın Günday, Sayın Emek, Sayın Özkan, Sayın Aslanoğlu, Sayın Coşkuner, Sayın Seyhan.

Sayın milletvekilleri, yoklama için iki dakika süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 127 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                           R. Kerim Özkan (Burdur) ve arkadaşları

Madde 127- Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usûlü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Sosyal Güvenlik Kurumuna ait bölümüne eklenmiştir.

(1) SAYILI LİSTE

 

KURUMU    : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU

TEŞKİLATI : TAŞRA

İHDAS EDİLEN KADROLAR

 

 

 

 

SERBEST

 

SINIFI

 

UNVANI

 

DERECESİ

KADRO ADEDİ

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmeni

1

250

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmeni

2

250

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmeni

3

250

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmeni

4

250

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmeni

5

250

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmeni

6

250

GİH

Sosyal Güvenlik Denetmen Yardımcısı

TOPLAM

7

1250 2750  

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutayım?

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İhdas edilen kadro sayısında değişiklik öngörülmezken dereceler itibariyle her dereceye yeniden dağılımı yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 128’e bağlı ek madde 2 üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı kanun tasarısının 128. maddesindeki Ek Madde 2 nin sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Ancak 1053 sayılı kanunun geri ödeme süresi ile ilgili 4 üncü maddesinin 4 üncü fıkrasında öngörülen 30 yıllık süre 50 yıl olarak uygulanır.”

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

              Abdülkadir Akcan                      Süleyman Nevzat Korkmaz

                Afyonkarahisar                                       Isparta

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 128 inci maddesi ile 6200 sayılı Kanuna eklenen Ek Madde 2’nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

               R. Kerim Özkan                                Zekeriya Akıncı                              Mehmet Ali Susam

                      Burdur                                              Ankara                                                İzmir

“Ek Madde 2- Bu Kanuna göre inşa edilen baraj ve tesislerin içme suyuna isabet eden yatırım bedellerinin, kendilerine içme suyu tahsisi yapılanlarca geri ödenmesi ve ödeme süreleri için 3/7/1968 tarihli ve 1053 sayılı Belediye Teşkilatı Olan Yerleşim Yerlerine İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temini Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Susam, buyurun.(CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı alacakların yeniden yapılandırılmasıyla ilgili kanunun 128’inci maddesinin ikinci bendinde değişiklikle ilgili verdiğimiz önerge hakkında konuşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada, değişiklik önergemizde kastettiğimiz konu, bu borçlarla ilgili kurumlar arası ilişkide, eğer sunulan belgelerde eksiklikler varsa, bunun gecikme zammıyla birlikte alınması konusunda bir netlik sağlanması için bu önergeyi verdik. Bu verdiğimiz önerge kanunun değişikliğine katkı koymak için ve daha açık, net bir anlatımla konunun anlaşılmasına katkı koymak içindir. Bu vesileyle de bazı konularda da görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu kanunla ilgili, borçların yeniden yapılandırılması, başta vergi, sigorta borçları olmak üzere tarım kesiminde elektrik borçlarının, sulama birlikleri borçlarının yeniden yapılandırılması konusunda uzun dönemdir bir talebimiz var. Kriz döneminde yaşanan bu sıkıntıların Hükûmet tarafından hızla değerlendirilerek, vatandaşların içinde bulundukları durumların bir an önce önüne geçilip, içinde bulundukları koşulların faizsiz bir şekilde yeniden yapılandırılmasıyla vatandaşların işlerinin görülmesi gerekiyordu. Maalesef Hükûmet bu konudaki tüm bu önergelerimizi, tüm bu tekliflerimizi bir yılı aşkın süredir göz ardı edip, seçim süreci öncesinde buraya gündeme getirdi.

Bu iki yüz yirmi dört maddelik kanunda, tüm bu gecikmelere rağmen desteklediğimiz birçok madde var ama burada şunun altını çizmek istiyorum: Özellikle tarım kesiminde sulama birliklerinin borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili -başta elektrik borçları olmak üzere- çok ciddi gecikmeler yaşanmıştır. Şimdi bu borçlandırmada yaptığımız olay şudur: Gene borçlandırmanın faizlerinin TEFE, TÜFE oranıyla vatandaşın üzerine bindirilip ve borçlandırma süresinin de kısa tutulmasıdır.

Tarım kesiminde bu borçlandırmaları ödeyebilecek bir güç, bir takat maalesef yoktur. Tarımda köylünün durumu içler acısı bir noktadadır. Bu kanunda bazı yapılandırmaları, borçları ertelerken, seksen dört aya kadar varan borçlara erteleme yaparken, tarım kesiminde bu borçların ertelenmesini, esnaf kesiminde borçların yeniden yapılandırılmasını gerçekten çok ciddi bir şekilde on sekiz ay taksite düşürmek çok mantıklı ve akıllı değildir. Spor kulüplerini, belediyeleri uzun vadede taksitlendirdiğimiz bu kanunda, tarım kesimini de, esnaf kesimini de uzun vadeye yaymak gereken bir konum içerisindeyiz. Çünkü burada şunu bilmelisiniz ki, vatandaş bu borçları öderken, aynı zamanda mevcut kanunda üzerine düşen borçlanmaları da, önüne çıkan yeni ödemeleri de yerine getirecektir. Daha önceki konuşmamda da söyledim, bu borçların tutarı 100 milyar Türk lirasını geçen borçlardır. Bu borçları bir de önümüzdeki dönemde gelecek borçlanmalarla birlikte düşündüğünüz zaman, tarım kesiminin, esnafın, tüccarın bu borçları ödemede zorlanacağı açıktır. Bu vadelerin uzatılması, on sekiz taksit yerine otuz altı taksite ve spor kulüplerinde olduğu gibi daha uzun taksitlere yayılması, bu işten sonuç alma açısından önemlidir. Bu anlamıyla biz bu konuda tarım kesiminin borçlarının da daha uzun vadeye yayılarak, köylünün içinde bulunduğu sıkıntılarda, borç ödemede, onların örgütlü gücü olan sulama birliklerinin borçlarını ödemede daha uygun bir taksitlendirme yapılmasının gerekli olduğuna inanıyoruz.

Bu vesileyle de özellikle su olayının da ülkemiz açısından giderek en önemli maddelerden biri olduğunun altını çizmek istiyorum. Bir dahaki konuşmamda da bu madde çerçevesi içerisinde, özellikle DSİ ve sulama konusundaki görüşlerimizi belirteceğim.

Bu duygularla önergemizin kabul edilmesini diliyorum ve huzurlarınızı saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı kanun tasarısının 128. maddesindeki Ek Madde 2 nin sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Ancak 1053 sayılı kanunun geri ödeme süresi ile ilgili 4 üncü maddesinin 4 üncü fıkrasında öngörülen 30 yıllık süre 50 yıl olarak uygulanır.”

                                                                                                                Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Akcan, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 128’inci maddesinin Ek 2’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, söz konusu Ek Madde 2 nüfusu belli bir sayının üstünde olan, özellikle büyükşehir niteliğinde olan illerin belediyelerinin temin etmesi ve insanlarımızın tüketimine sunması gereken suyu kısmen veya tamamen Devlet Su İşleri tarafından yapılmış barajlardan temin etmesi hâlinde o barajın yapımıyla ilgili olarak yapılmış yatırımın, o yatırımda kullanılan ödeneğin, harcamanın bir kısmına ortak edilmesi borca ve bundan dolayı şekillenen borcun geri ödenmesi söz konusu.

Belediyelerimiz bu borçları ödeyemiyor. Eğer ödeyebilmiş olsalardı şimdi “çuval yasa” dediğimiz bu yasanın içerisinde onlara ödeme kolaylığı olsun diye bir hüküm getirilmezdi. Madem cezalarından, gecikme zamlarından, faizlerinden vazgeçiyorsunuz, bu ödeme kolaylığı olsun diye vazgeçiyorsunuz, “Ana parayı ödeyelim, otuz yıla da yayarak ödeyelim.” diyorsunuz. Bize göre bu otuz yıl yetersiz bir süre. Bunu elli yıl yaparsak zaten milletin verdiği vergilerle yapılmış olan barajlardan temin edilen suyun bir kısmının o vergiyi verenler tarafından içme suyu veya kullanma suyu olarak kullanılması hâlinde, belediyenin tahakkuk ettireceği para geri ödemeyi sağlayabilecek miktarda, yani metreküpü aşırı fiyatlarla kullanıcıya sunmak üzere fiyatlandırılıyor. Eğer burada ödeme kolaylığı olursa, belediyelerimiz bunun geri ödenmesinde kullanacakları parayı kullanıcıdan, suyu kullanandan tahsil ederken, düşük miktarlarda tahsil eder ve böylece kullanıcı kolay öder, kullanıcıdan parayı alan belediye de bunu geri kolay ödeyebilir mantığını ön planda tutuyoruz.

Anayasa’mız bir yandan insanlarımızın sağlıklı yaşamından devleti sorumlu tutuyor, sağlıklı yaşamın bir parçası da düzenli kullanma ve içme suyu teminine bağlı. Dolayısıyla, bunu temin etmede zorlanırsa belediyelerimiz, kendinden yüksek miktarlarda geri tahsil bedeli istenirse, kullanıcıya sunulan rakamlar da büyür. Oysa devletin bu sorumluluğunu, anayasal sorumluğunu yerine getirmede belediyeyi aracı olarak kullanıyorsak, belediyelere de bunda kolaylık sağlamamız gerekir düşüncesiyle biz bu önergeyi verdik, ancak önerge okunurken Sayın Bakan arkada başkalarıyla konuşuyordu. Ben saygı duyarım. İktidar partisi milletvekillerimiz de dâhil bakanlarımızı yerinde bulup dertlerini anlatamıyor ki. Hiç kimse bakan görme meraklısı falan değil, iktidar milletvekillerimiz de dâhil, yakalarsa konuşuyor, o da burada yakalıyor, burada önerge dinlemek yerine Sayın Bakan, başkalarıyla konuşuyor, konuşurken önerge okunuyor, “Kabul ediyor musunuz?”, “Hayır, etmiyoruz.” diyor ondan sonra. Niye kabul etmediniz Sayın Bakan? Neyi kabul etmediğini bilmiyor Sayın Bakan, çünkü meşgul.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Biz daha önce okuduk önergenizi.

ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – Dolayısıyla, neyi, niçin getirdiğimizi, burada neyi niçin tartıştığımızı bilerek bu işi yaparsak, çok mantıklı, çok anlamlı kanunlar çıkarırız ve hangi amaçla çıkarıldığı, boyutu, eni boyu belli olan kanunlar çıkarınca da değişen hükûmetlerle dahi değişmeyecek, değişen zaman dilimiyle değişmeyecek, değişen şartlarla değişmeyecek, uzun yıllar geçerliliği, hükmü olan kanunlar çıkarma şansına sahip oluruz böylece, ama neyin, niçin verildiği mantığını bilmek suretiyle. Biz bu mantıkla, bu düşünceyle önerge vermiş durumdayız. Bilmem meramımı anlatabildim mi?

Anlattığım kapsam çerçevesinde, bu önergeyle ilgili desteklerinizi bekler, yüce heyeti saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akcan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 128’e bağlı geçici madde 7 üzerinde bir adet önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 128 inci maddesi ile 6200 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 7'nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

               R. Kerim Özkan                                Zekeriya Akıncı                                  Şahin Mengü

                      Burdur                                              Ankara                                              Manisa

"Geçici madde 7- Bu Kanun ile 1053 sayılı Kanun hükümlerine göre inşa edilen baraj ve tesislerden kendilerine içme suyu tahsisi yapılanların, bu yatırımda içme suyuna isabet eden yatırım bedellerinin, geri ödemeleri ile süreleri protokole bağlanmış olanlarından, 31/12/2010 tarihi itibarıyla vadesi geçtiği hâlde bu maddenin yayımlandığı tarih itibarıyla ödenmemiş olanlar için, bu maddenin yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne başvuruda bulunulması ve bu başvurular üzerine bu maddenin yayımlandığı tarihi izleyen 'dokuzuncu ayın sonuna' kadar durumları Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce tespit edilen borçlulara yapılan bildirim üzerine alacak asıllarının, bildirimi takip eden aydan başlamak ve ikişer aylık dönemler hâlinde azami onsekiz taksitte ödenmesi şartıyla ödenen kısma ilişkin fer'i alacakların tamamının tahsilinden vazgeçilir. Protokole bağlanmış yatırım bedeli geri ödemesinden kalan alacaklar, toplam süre otuz yılı geçmemek üzere, 1053 sayılı Kanuna göre ek protokol yapılmak ve fer'i alacak hesaplanmamak suretiyle revize edilir.

Bu maddenin yayımlandığı tarihten önce dava konusu edilmiş ve/veya icra takibi başlatılmış alacaklar için, borçlunun bu madde hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunması halinde, davalar sonlandırılır ve icra takipleri durdurulur. Bu durumda, borçluların mahkeme ve icra masrafları ile vekalet ücretini ilk taksit tutarı ile birlikte ödemeleri gerekir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutalım?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Başvuru süresi ve vade konusunda iyileştirmeler yapılması ve maddenin daha iyi anlaşılabilmesi için işbu değişiklik önergesi verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, çerçeve madde 128’i bağlı ek madde 2 ve bağlı geçici madde 7 ile birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 129 üzerinde üç adet önerge vardır; önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

606 sıra sayılı kanun tasarısının 129'uncu Maddesine bağlı Ek Maddenin  aşağıdaki  şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Ek Madde 1 - Barajlarda ve/veya tesislerde bu Kanunun 4 üncü maddesine göre veya diğer kanunlara istinaden belirlenen maksat oranı veya oranları Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenir."

              M. Nezir Karabaş                                  Nuri Yaman                                       Sırrı Sakık

                        Bitlis                                                 Muş                                                   Muş

 

                 Hasip Kaplan                                  Fatma Kurtulan

                       Şırnak                                                 Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 129 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

 

                Zekeriya Akıncı                                 R. Kerim Özkan                               Mevlüt Coşkuner

                      Ankara                                              Burdur                                              Isparta

Madde 129- 1053 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"Ek Madde 1- Baraj ve tesislerde bu Kanunun 4 üncü maddesine veya diğer kanunlara göre belirlenen maksat oranı veya oranları Devlet Su işleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanın teklifi ve Başbakanın onayı ile değiştirilebilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 129. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

                 Ahmet Bukan                                 Metin Çobanoğlu

                      Çankırı                                             Kırşehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Cengiz. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 129’uncu maddesi üzerine vermiş olduğumuz önergemiz doğrultusunda söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu önergemiz ile 129’uncu madde ve buna bağlı olarak ek  madde 1’in tasarıdan çıkarılmasını talep ettik. Özellikle bu tasarıda, belediyelerimizle ilgili, su taksimatıyla ilgili ve belediyelerimizin Devlet Su İşlerinden alacağı içme suyu, kullanma suyu ve/veya endüstriyel sularla ilgili çalışmalara baktığımızda, zaten bu düzenleme, 1053 sayılı Belediye Teşkilatı Olan Yerleşim Yerlerine İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temini Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesinde yer almıştır. Dolayısıyla Kanun’un 4’üncü maddesinde bu maksat oranları açıkça ifade edilmiştir. Bu maksat oranlarının ve ödemeyle ilgili, Devlet Su İşlerinin bu konudaki yapılanması ve oranların belirlenmesi hâlinde… Bu ek maddeyle, bu oranların tespiti, onayı, ilgili, Devlet Su İşlerinin bağlı olduğu Bakanın teklifi ve Başbakanın onayına sunulmaktadır ve buna bağlanmak istenmektedir. Dolayısıyla, hem belediyeler arasındaki adalet zeminini ortadan kaldıracak hem de siyasallaşacak hem de içme ve kullanma suyu gibi zaruri bu iş ve işlemlerin tamamen siyasallaşmasına vesile olacaktır.

Biz, özellikle bunun bu maddeyle, bu torba kanun tasarısıyla daha dar bir alanda konuşulmasının doğru olmadığını, daha bir kanun düzenlemesiyle geniş bir tabanda mütalaa edilerek, Meclis çatısı altında değerlendirilerek bunun ayrı bir yasayla ve geniş çaplı bir müzakere noktasından sonra ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Zaten yasada mevcut olmasına rağmen bunun niçin, neden eklendiğini ve bunun bakanın teklifine ve Başbakanın onayına bırakıldığını ve Başbakanın bütün işini, gücünü bırakıp da bu su işlerini takip etmesi noktasında da bir zaman kaybını da bir Başbakana bağlamak ve bunu daha da siyasal bir zemine çekmek hiç doğru değildir, bu tamamen yanlıştır, bunun bu tasarıdan çekilmesi lazım ve bizim önergemiz de bu doğrultudadır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, özellikle son zamanlarda yerel yönetimlere baktığımızda yerel yöntemlerde –eski bir belediye başkanı olarak da- haksız uygulamaları, iktidarın belediyeler üzerindeki tasarruflarını, baskılarını görmekteyiz. Özellikle son zamanlardaki belediyeler üzerindeki soruşturma, kovuşturma, açığa alma ve baskılar noktasındaki iktidar işlemleri tamamen siyasal, yanlı, baskıcı ve baskı altına alan, özellikle muhalefet belediye başkanlarını daha da zorlayıcı, onları etkileyici bir duruma gelmiştir. Gerçekten, belediye başkanlarımız, özellikle yapmış olduğu işlemlerde, ihalelerde muhalefet sıkı sıkıya denetim altına alınırken iktidar belediye başkanlarının yapmış olduğu ve bu kürsüden de dile getirmiş olduğumuz birçok belediyeyle ilgili, özellikle de benim önergelerim bulunduğu noktada, İçişleri Bakanlığınca işlem yapılmamış, İçişleri Bakanlığının uygulamaları Adana’da, Kayseri’de, Elâzığ’da ve başka ilçelerimizde farklı tezahür etmiştir. Özellikle bu uygulamaların İçişleri Bakanlığının belediye başkanları üzerindeki baskıcı ve belediye başkanlarımızın iş ve işlemlerini ürkek ve korkak bir zemine çekmesi, özellikle muhalefet belediye başkanlarımızın çalışmalarını da psikolojik olarak etkilemektedir.

Özellikle buna bağlı olan yerel yönetimlerde sulama birlikleriyle ilgili… Bu kanunda, sulama birliklerinin kadrolarında bulunan işçilerimizin ve memurlarımızın norm kadro fazlası olanlarının başka kurumlara geçirilip geçirilemeyeceği konusunda da bir fluluk vardır. Bunun da ortaya çıkarılması, bunun da buradan açıklanması gerekmektedir. Gerçekten bunun cevabı verilememektedir.

Özellikle muhtarlarımızın da beklentileri çok fazladır yerel yönetimlerde ve muhtarlarımızın özellikle özlük hakları konusunda da ciddi iyileştirmeler olması gerektiğine inanıyoruz.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Cengiz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 129 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Harun Öztürk (İzmir) ve arkadaşları

Madde 129- 1053 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"Ek Madde 1- Baraj ve tesislerde bu Kanunun 4 üncü maddesine veya diğer kanunlara göre belirlenen maksat oranı veya oranları Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanın teklifi ve Başbakanın onayı ile değiştirilebilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan teşekkür ederim. Demin… Ben o komisyonda değilsem de o komisyonda saat saat, dakika dakika her şeyi biliyorum: Alt komisyona ne zaman gitti, ne zaman geldi… Ama dokuz seneden sonra Sayın Bakanım, dokuz senedir ben bunu söylüyorum. Siz bana… Daha komisyona bundan altı ay önce geldi, bekledi, sonra alt komisyona gitti; dakika dakika, saat saat biliyorum. Çünkü sulama birlikleri bu ülkenin her şeyidir, tarımın her şeyidir. Bu nedenle dakika dakika biliyorum Sayın Bakanım ama siz şunu yapın: Komisyondan çıktı, Genel Kurula gelsin, Genel Kurula. Bu kanun, Meclis bitmeden gelsin Sayın Bakan, gidin kalıbınızı koyun, kellenizi koyun “Bu kanunu getirin.” deyin.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce bir telefon aldım. 2005 ve 2006 yılları arasında Türkiye'de acaba satılan minibüs sayısı kaç tane? Ne oluyormuş biliyor musunuz? “ABS freni yoktur” diye… Bunları sattılar. 2005-2006, satılan tüm minibüslerin hiçbiri ABS’li değilmiş! Haa, şimdi diyorlarmış ki: “Arkadaş, biz bunları muayene etmiyoruz, ABS’siz minibüsler muayene edilmeyecek.” Çöpe mi atalım arkadaşlar bunları? Başka bir formülü yok mu bunların? Özellikle illerden ilçelere giden bu minibüslerin şoförleri, sahipleri… 30 bin liraymış bunların tanesi, fiyat düşmüş 10 bin liraya. Birileri bir oyun oynuyor, birileri bir oyun oynuyor. Eğer bunun çözümü “Arkadaş, biz bu minibüsleri muayene etmiyoruz.” Ne yapacak, çöpe mi atacaklar? Daha beş yaşındalar. Efendim, müsaade etmiyormuş, yani “ABS takalım.” diyorlarmış, ona da müsaade etmiyorlarmış. Bir çözümsüzlük var, dikkatlerinize sunuyorum. Bu insanlar perişan, dikkatlerinize sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bir başka konu, tabii, burada belediyelerle ilgili bir konu bu ama belediyelerin… Acaba, Sayın Bakan, her belediyeye eşit parayla mı bunu yapacaksınız? Çünkü sizin belediyeler arasında bir adaletiniz yok. Belediye payları ve özel idare payları Türkiye'de adaletsiz dağıtılıyor.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Nüfusa göre…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hayır efendim, nüfusa göre de değil. Büyükşehir olacaksın, malı götüreceksin. Bir dakika, ben size örnekler vereyim: Büyükşehir olursan 1 kişiden 5,5 lira alacaksın, hem belediye payı hem özel idare payı. Afyon’da kaymak vardı Sayın Bakan, ballı kaymak. Bir tane köyü yok, hem özel idare payı hem belediye payı; haksızlık. Bir kere, bu maddede şöyle bir şey koyun Sayın Bakan: Büyükşehirlere ayrı tarife uygulayın, çünkü parayı onlara veriyorsunuz. Hak eden 600 bin nüfuslu Şanlıurfa’ya yazık etmiyor musunuz? “Büyükşehir” dediğiniz –isim vermek istemiyorum, daha fazlasını verin, ama hakkaniyetle verin- bazı illerin iki kat nüfusuna sahip olan bir Şanlıurfa’nın hakkını acaba ne zaman daha yemeyeceksiniz. Geldi, gelecekti… Ama, bana öyle sesler geliyor ki, bu bahar da geçiyor. Bakın, buradan uyarıyorum -Denizli milletvekilim nerede?- bahar geçiyor, bu baharda da yine bir şarkı dinleyeceğiz; gelecek bahara. Hepinizi uyarıyorum.

Hepinize teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

606 sıra sayılı kanun tasarısının 129'uncu Maddesine bağlı Ek Maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Ek Madde 1 - Barajlarda ve/veya tesislerde bu Kanunun 4 üncü maddesine göre veya diğer kanunlara istinaden belirlenen maksat oranı veya oranları Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenir."

                                                         Nuri Yaman (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Sakık buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de önergemiz üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi bu torba yasası görüşülmeye başlanırken herkes buna bir ad koydu. Ben de merak ettim, ya ne kadardır ağırlığı? Tarttım, 1 kilo 200 gram. Ama dönüp baktığımızda gerçekten içinde adalet yok, hakkaniyet yok.

Şimdi belediyelerle ilgili yasalar görüşülüyor. Peki, Sayın Bakanım, gerçekten siz bütün belediyelerde adil misiniz? Hakkaniyet duygunuz var mıdır? Bütün bakanlıklardan belediyelere nasıl kanallar açıldığını biliyoruz. Mesela Diyarbakır Belediyesiyle İzmir Belediyesi, Ankara Belediyesiyle, İstanbul Belediyesiyle eş değerde midir? Bunu söyleyemezsiniz veyahut da beldeler, Barış ve Demokrasi Partisine ait olan, Milliyetçi Hareket Partisine, Cumhuriyet Halk Partisine ait olan beldelerle size ait olan belde belediye başkanlıkları aynı oranda buradan pay alıyor mu? Almıyorlar. Siz bu konuda hakkaniyet duygusu içinde değilsiniz. Bu torba yasasında böyle.

Hele siz emek cephesine gerçekten düşmansınız. Bakın, Tekelde çalışan işçileri aldınız. Ne yaptınız? Perişan bir hâldeler şu an ve bu işçilerin büyük bir çoğunluğu değişik kurumlarda çalışıyorlar, kendi illerinden başka illere gidiyorlar. Bu işçilerin büyük bir çoğunluğu çoluk çocuğunu terk edip gitti. Şimdi bu torba yasasında yeniden belediyelerde çalışan işçileri başka alanlara göndereceksiniz.

Bakın, bunlardan biri 4/C’li. Tekelden 4/C’li olarak Danıştaya gönderdiniz. Danıştaya başvuruda bulunuyor ve bu arkadaşımızın adı Ferit Demir. Danıştaya başvuruyor. Danıştay toplanıyor. Özürlü bir kardeşimiz. Danıştay “Biz seni alamayız.” diyor. Çünkü Danıştaya manken lazım! “Özürlü olduğu için kabul edemeyiz.”

Bakın, hukukun ve adaletin olduğu alanlarda bile özürlüye uygulanan muameleyi hep birlikte gördük. Elimizde belgeler. Bu arkadaşımız Danıştaya başvuruyor, alınmıyor; yetkili kurumlara başvuruyor, bu yine gerçekleşmiyor. Kime başvurması gerekir? Siz bu torba yasasında yeni mağduriyetler yaratıyorsunuz. Peki, bu insanların sığınabileceği bir liman neresi olabilmeli? Limandan vazgeçtik, bir saçak arıyoruz, o bile yok. Yani bu ülkede adalet ve hukuk dağıtan kurum bile, özürlü olan Ferit Demir’i işe almıyor. Ferit Demir her gün bütün grupların kapısını çalıyor, “Elinde belgelerim var ve ben 4/C’li olarak bu noktada mağdurum.” diyor ama buna rağmen, işçiler bu noktada perişan.

Siz, bu torba yasasına 55 bin civarında köy muhtarını dâhil etmediniz, yine 3.200 dolayında il genel meclisi üyelerini dâhil etmediniz. Yani bunlar o kadar cüzi bir maaş alıyor ki yol paralarını karşılamıyor. “Halkın iradesi” diyorsunuz, halkın milletvekilleri hangi iradeyse il genel meclisi üyeleri de o irade olmalı ve bu yasadan pay almalıdırlar, muhtarlar aynı şekilde. Siz bunlara da bu uygulamayı yapmadınız.

Bakın, basın emekçileri cezaevinde. Kimi yüz altmış altı yıl ceza almış. Azadiya Velat gazetesi yazı işleri müdürü yaklaşık dört yüz yıl ceza aldılar. Buraya koyabilirdiniz. Yani düşüncesini ifade ettikleri için bunlara hayat hakkı tanımadınız ama diğer taraftan, holdingleri, şirketleri büyük bir oranda kollayan, koruyan bir anlayışınız var. Yani onun için diyoruz ki ülkenin her tarafında hakkaniyet ve adalet olmalıdır. Ama bir taraftan, düşüncelerini ifade eden gazeteciler, yüz elli altı yıla mahkûm olanlar cezaevinde, 56 gazeteci şu anda cezaevinde kalıyor ama kimsenin kılı kıpırdamıyor ve burada torba yasası… Aklınıza gelen her şeyi bu torba yasasına dâhil ettiniz ama bu torba yasası belki seçimlerde sizlere bir miktar katkıda bulunabilir ama iç barışımıza bu torba yasası gerçekten bir katkıda bulunmuyor çünkü torba yasasında adalet yok, hakkaniyet yok, eşitlik yok, kardeşlik yok.

Kardeşlik dolu yıllar diliyorum. Başka söyleyecek laf yok.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 130 üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 130. maddesi ile 16.12.1960 tarih ve 167 sayılı kanunun 10. maddesine eklenen fıkraya “Yönetmelik en geç bir ay içinde yürürlüğe konulur.” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

                 Ahmet Bukan                                   Yılmaz Tankut

                      Çankırı                                              Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 130 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

               R. Kerim Özkan                               Mevlüt Coşkuner                                  Rasim Çakır

                      Burdur                                              Isparta                                              Edirne

                 Enis Tütüncü

                     Tekirdağ

Madde 130- 16/12/1960 tarihli ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanunun 10 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Kuyu, galeri, tünel ve benzerleri üzerine buralardan çekilecek yeraltı suyu miktarının tespitini sağlayacak ölçüm sistemleri kurulmadan, kullanma belgesi verilemez. Bu ölçüm sisteminin özellikleri Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 130’uncu maddesinin değiştirilmesi konusunda bir önerge vermiş bulunuyoruz. Önergemizin amacı maddenin daha iyi anlaşılmasına dönüktür ve önergemizin amacı maddede yazılı yönetmeliğin kimin tarafından çıkarılacağına açıklık getirilmesi açısından önemlidir. Öyle sanıyorum ki bu önergemize kabul oyu vereceksiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle ben, Sayın Bakanımızın bulunduğu bu oturumda Tekirdağ’ımızla ilgili düşünülenin ötesinde önemli bir sıkıntımızı dile getirmek istiyorum.

Konu şudur: Tekirdağ özeli, Trakya geneli, hepimizin bildiği gibi yer altı ve yer üstü su kaynakları açısından son derece fakir bir yöremizdir Türkiye’de. Yer altı su kaynakları hızla tükeniyor, yer üstü su kaynakları zaten kullanılabilecek durumda değil. Hepimiz biliyoruz ki Çorlu Deresi, Ergene Deresi zehir akıyor; ağır metallerle birlikte canlı yaşaması mümkün değil, kullanılması kesinlikle mümkün değil, yer altı su seviyesi de her geçen gün düşüyor.

On-on beş sene öncesine kadar değerli milletvekilleri, 50 metreden, 60 metreden son derece güçlü ve temiz artezyen suyu elde ediliyordu; şimdi 300 metre, 400 metre, 450 metreye düşmüştür yer altı su seviyesi ve son derece yetersiz, güçsüz çıkmaktadır, aynı zamanda temiz de değildir.

Şimdi, buradan şuraya gelmek istiyorum: Tekirdağ, özellikle son yıllarda, ekonomik krizin de etkisiyle, Türkiye coğrafyasının dört bir yanında işini yitirmiş olan insanların öbek öbek, akın akın gelmiş oldukları bir il. Zaten hızlı nüfus artışı ve iç göç baskısı açısından önde gelen illerden biriydi ama şimdi Türkiye ikincisi. Hızlı göç baskısı ve net nüfus artış hızı bakımından Türkiye ikinciliği konumu Tekirdağ’ın geleneksel sorunlarının ötesinde ve yanında su kıtlığı sorununun da eskisiyle kıyaslanamayacak şekilde önem kazanmasına neden olmuştur.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Türkiye’de potansiyel kullanılabilir su miktarı kişi başına yıllık 1.600 metreküp/yıl bilebildiğimiz kadarıyla; Trakya’da 500 metreküp/yıl, Tekirdağ’da daha da düşük, ama Trakya geneli olarak söyleyeyim: Trakya’da Türkiye ortalamasından çok düşük seviyedeki bu potansiyel su kaynaklarının yüzde 60’ına yakını kullanılmış durumdadır. Türkiye ortalaması 1.600 metreküptür. Dikkatinizi çekiyorum, Tekirdağ, Trakya 500 metreküp. Türkiye ortalamasının üçte 1’inden daha az bir su potansiyeline sahibiz. Türkiye’de ortalama su potansiyelinin yüzde 25’i kullanılıyor, Tekirdağ yüzde 60’ını kullanmaya başlamış. Alarm zilleri çalmaktadır. Bir an önce bu yer altı su kaynaklarının takviye edilmesi açısından ne yapılması gerekmektedir: Bize göre, Trakya’da toprak göletler yapma seferberliğine bir an önce gidilmesi gerekiyor. Bir zamanlar Devlet Planlama Teşkilatındayken… Tekirdağ’da iki yüz dolayında toprak gölet yapılacak bir potansiyel olduğu ortaya çıkmıştır.

Sayın Bakan, lütfen, Tekirdağ’da ve Trakya’da hızla yaklaşan bu su kıtlığı sorununun bir an önce çözümüne yardımcı olunuz.

Teşekkür ederim.

M. AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam Sayın Hamzaçebi.

Evet, önergeyi oylarınıza sunup karar yeter sayısını arayacağım: Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                    Kapanma Saati: 18.05

 

 ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 130’uncu maddesi üzerinde verilen Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 130. maddesi ile 16.12.1960 tarih ve 167 sayılı kanunun 10. maddesine eklenen fıkraya “Yönetmelik en geç bir ay içinde yürürlüğe konulur.” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                  Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Tankut, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TANKUT (Adana) - Sayın Başkan değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı kanun tasarısının 130’uncu maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bize göre Türkiye, başta terörle mücadele olmak üzere yargı, adalet, siyaset, eğitim, tarım, sağlık, sosyal,  ekonomi ve daha pek çok alanda, belki de siyasi tarihinin en kötü şekilde yönetildiği ibretlik bir dönemi yaşamaktadır. Ancak biz bunları söylerken, sözlerimiz siyasi taassupla değerlendirilip ikazlarımızın kulak arkası edildiğini, bazen de aşırı tepki ve alınganlıkla karşılandığını biliyoruz. Oysa bu tür bir anlayışın ne ülkeye ne de iktidara hiçbir faydası yoktur.  Hiç umudumuz olmasa da, muhalefet olarak yaptığımız uyarılara karşı AKP iktidarından daha hoşgörülü, daha anlayışlı olmalarını bekliyoruz ve haziran ayında yapılacak seçimlere kadar sabırla beklemeye de devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, yer altı sularıyla ilgili olan bu maddeyle doğrudan ilgili olan kurum, hiç şüphesiz ülkemizin en köklü kuruluşlarından birisi olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve ona bağlı bölge ve şube müdürlükleridir.

167 sayılı Yer Altı Suları Hakkında Kanun gereğince 10 metreden daha derin açılacak her türlü su temin amaçlı sondaj kuyusu için Devlet Su İşlerinden yer altı suları kullanma belgesi almak gerekmektedir. Bu belgede, kuyudan çekilecek suyun hangi amaçla ve ne kadar kullanılabileceği özellikle yazılmaktadır. Belge sahibinin de kendisine tahsis edilen bu su miktarını kullanması esastır.

Bu madde bu gerekçe ile hazırlanmış olup, doğru olarak kabul edilebilir çünkü günümüzde Devlet Su İşleri, İller Bankası, il özel idareleri haricinde, çiftçiler tarafından açılmış çok sayıda belgeli-belgesiz sondaj kuyusu mevcuttur. Sadece Konya kapalı havzasında 2009 yılı sonu itibarıyla 100 bin adetten fazla kaçak kuyu açılmıştır. Bu kuyularla ne kadar su çekildiği bilinmemektedir, dolayısıyla rezervden ne kadar suyun eksildiği de belirlenememektedir. Sağlıklı bir su yönetimi için ise bu bilgiler elbette fevkalade önemlidir. Ancak bu maddeyle, yine Devlet Su İşlerine yurttaşlık görevi gereği başvuran ve başvurmuş olanlara saat sisteminin kurulmasının şart koşulması başvuru yapan çiftçilerimizi maddi yönden cezalandıracakken, kaçak açılan kuyulara hiçbir şey yapılmamış olacaktır. Saat sistemi faydalı olmakla beraber çiftçilerimize ek bir yük getirecektir. Zaten uygulanan beceriksiz tarım politikaları ile âdeta yok edilen çiftçilerimize ilave olarak böyle bir yükü yüklemek ise bize göre hiç doğru değildir ve bu yükü devletin karşılaması icap etmektedir.

Diğer taraftan, sondaj kuyularıyla çekilen yer altı suyu için şüphesiz enerji gerekmektedir. Enerji bedeli ise günümüzde fevkalade pahalıdır ve hiçbir çiftçi bu pahalılıktan dolayı kuyudan lüzumsuz suyu çekmeyecektir. Ancak günümüzde çiftçiler hâlen salma sulama yöntemlerini kullanmaktadır ki, bu da fazladan su sarfiyatı demektir. Amaç sudan tasarruf sağlamak ise devlet sübvanse etmek suretiyle özellikle damla sulama sistemlerini mutlaka teşvik etmelidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bu sistemin tamamı devlet tarafından karşılanmış ve Güzelyurt akiferinde azami tasarruf bu sayede sağlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, Devlet Su İşleri’nin görev ve sorumluluk alanlarından birisi de vatandaşımızın can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürecek taşkınlara karşı önlem almak ve bu noktada gereken çalışmaları yapmaktır. Ancak ne hazindir ki, ülkemizin birçok bölgesinde nice verimli tarımsal alanlar hatta yerleşim alanları ani su baskınlarına maruz kalmakta, ciddi zarar ve ziyana hatta can kayıplarına yol açmaktadır. Dolayısıyla Çevre ve Orman Bakanlığının bu alanlarda ifa etmesi gereken pek çok görevini de tam manasıyla yapmadığı gözükmektedir. Örneğin iki yıl önce Adana’da Seyhan ve Çatalan baraj kapaklarının çiftçilerimize, köylülerimize ikaz dahi yapılmadan açılması sonucu binlerce dönüm ekili alanda meydana gelen ziyanlar hâlen unutulmuş değildir ve hâlen o ziyanların mağduriyetini yaşayan çiftçilerimiz mevcuttur. Daha geçtiğimiz aylarda ekim mevsiminde suyun en çok lazım olduğu bir dönemde tarım alanlarının susuz bırakılması sonucu yine binlerce üretici mağdur olmuştur. Çevre ve Orman Bakanlığından bu konudaki soru önergemize verilen ibretlik cevapta ise Çukurova’da susuzluk çekilmediği ifade edilmiştir. Yani Adana ile Mersin’in Tarsus ilçesi sınırlarında üretim yapan çiftçilerimiz yalancıktan feryat etmişler, yine bu cevaba göre kaba bir tabirle numara yapmışlardır.

Dolayısıyla, AKP Hükûmetinin hiç olmazsa seçim atmosferine girdiğimiz bu zaman dilimi içerisinde her şeyi tozpembe göstermekten artık vazgeçerek vatandaşlarımızı daha fazla mağdur etmemesi gerektiğini hatırlatıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 131’e bağlı geçici madde 2 üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 131. maddesinde yer alan “GEÇİCİ MADDE 2 deki “üç ay içinde” ibaresinin “bir ay içinde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

              Metin Çobanoğlu                                Yılmaz Tankut                                   Ahmet Bukan

                     Kırşehir                                             Adana                                              Çankırı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 131 inci maddesi ile 167 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 2’nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

               R. Kerim Özkan                                 Abdullah Özer                                    Ahmet Ersin

                      Burdur                                               Bursa                                                 İzmir

“Geçici Madde 2- 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında çıkarılması öngörülen yönetmelik, altı ay içinde hazırlanarak Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlık tarafından yürürlüğe konulur.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECAİ BERBER (Manisa) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar)  - Katılıyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Ahmet Ersin konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ersin. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; yüksek heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, daha önceki konuşmamda da söyledim, 1.666 gram ağırlığındaki ve yedi yüz altmış sekiz sahifeden ibaret bu kanun tasarısını, torba kanun tasarısını çok fazla incelediğinizi sanmıyorum çünkü zaman itibarıyla da belki buna fırsat bulamadınız ama verdiğimiz önergelere de hiç dikkat etmiyorsunuz, önergelerin ne içerdiğini bile araştırmadan reddediyorsunuz. Dolayısıyla, bunu da reddedeceksiniz, bundan çok eminim. Ancak Sayın Millî Savunma Bakanı buradayken bir sıkıntımı sizlerle paylaşmak isterim, Sayın Bakana da iletmek isterim.

Değerli arkadaşlarım,Türk Silahlı Kuvvetleri, ordumuz, Orta Doğu’nun ve Balkanların çok güçlü bir ordusudur.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Bakan dinlemiyor.

AHMET ERSİN (Devamla) – Sayın Bakanım, Sayın Millî Savunma Bakanı, size hitap ediyorum, dinler misiniz.

AHMET YENİ (Samsun) – Genel Kurula hitap edin, Genel Kurula…

AHMET ERSİN (Devamla) – Genel Kurula hitap ediyorum ama Sayın Bakanın da ilgisini çeker diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türk Silahlı Kuvvetleri, ordumuz, Orta Doğu ve Balkanların en güçlü ordusu, iftihar ediyoruz…

SIRRI SAKIK (Muş) – Dün de “kartondan kabadayı” dediniz.

AHMET ERSİN (Devamla) – …ve bu silahlı kuvvetlerde, bu orduda hepimiz şerefle askerlik yaptık. Bizden sonra gelen çocuklarımız da, aynı şekilde, şerefle bu orduda askerlik yapacaklar.

Cuma günü gece yarısı, on yıllık polislerin askerlikten muaf olmasına ilişkin bir kanun tasarısı görüşüldü ve kabul edildi ama ondan sonraki gelişmeler bana göre son derece can sıkıcı.

Değerli arkadaşlarım, askerlikten muaf olan polislerin eşleriyle çocuklarıyla birlikte İstanbul ve Ankara’da Sayın Başbakanı alkışlamaları, teşekkürlerini iletmeleri, abartılı bir şekilde memnuniyetlerini iletmeleri ve Sayın Başbakanın da aynı şekilde onlara “Askerlikten yırttınız.” diye cevap vermesi ve onları alkışlaması, üzülerek belirteyim ki, son derece can sıkıcıdır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, askerlik, asker ocağı bir çilehane değil. Bütün çocuklarımız, gençlerimiz severek asker oluyorlar ve bu en kutsal vatan görevini coşku içinde tamamlıyorlar. Ancak gerek askerlikten muaf olan on yıllık polis memurlarının coşkulu bir şekilde askerlikten kurtulmuş olmalarını ifade etmeleri ve gerekse Sayın Başbakanın “Yırttınız askerlikten.” diye cevap vermesi, böyle bir söylemde bulunması, sanıyorum, şu an silah altında olan gençlerimizde ve bundan sonra askere gidecek olan gençlerimizde bir duygu kırılmasına sebep olabilir.

Değerli arkadaşlarım, bir Başbakanın, askerlik görevini, bu kutsal görevi yapmak isteyenlere ya da bu kutsal görevden bir şekilde kendisini kurtarmış olanlara “Hadi bakalım, askerlikten yırttınız.” diye cevap vermesi, bu şekilde karşılaması, böyle bir tanımlama yapması son derece de ayıptır. Bir Başbakana yakışan söylem değildir. Hem Türkiye Cumhuriyeti’nin Silahlı Kuvvetlerinin Orta Doğu’nun ve Balkanların en güçlü ordusu, hatta dünyanın sayılı ordularından olduğunu söyleyeceğiz… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Süheyl Batum “Kâğıttan kaplan” diyor!

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – “Kâğıttan kaplan” demediniz mi?

AHMET ERSİN (Devamla) – …hem orada askerlik görevini, vatan görevini yapmanın kutsal bir görev olduğunu söyleyeceğiz, diğer taraftan da Başbakan, bu ülkenin en güçlü insanı Başbakan askerden kurtulmanın yolu yöntemi olarak “Hadi bakalım, yırttınız.” diye bir söylemde bulunacak! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Vekilim, Süheyl Batum’a ne diyeceksin, Süheyl Batum’a?

AHMET ERSİN (Devamla) – Bu yakışmıyor, Başbakana yakışmıyor değerli arkadaşlarım.

AHMET YENİ (Samsun) – Sen Süheyl Batum’a ne dedin?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AHMET ERSİN (Devamla) – Sanıyorum şu an askerde olan gençlerimizde ve askerlik için sıra bekleyen gençlerimizde bir duygu kırılmasına sebep olmuştur. Bir ayrıcalık yapıldığına ilişkin bir duygu kırılmasına sebep olabilir. O nedenle bunu belirtmek istedim.

Sayın Millî Savunma Bakanının bu söylemlere, bu davranışlara karşı, bu abartılı davranışlara karşı bir tavır göstermesini beklerdim ama maalesef seyretmekle yetindi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Süheyl Batum’a ne dedin, Süheyl Batum’a?

AHMET ERSİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ordumuza kimse bir şey söyleyemez.

AHMET YENİ (Samsun) – Diyebildin mi, onu söyle, onu.

AHMET ERSİN (Devamla) – Söylediğim gibi, hepimizin iftihar ettiği ordumuza kimse yanlış bir yaklaşım içinde bulunamaz, kimse ordudan, vatani görevinden bir şekilde uzaklaşmış olanlara “yırttınız” diye cevap veremez.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır önergenin oylamasından önce, onu yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Diren, Sayın Öztürk, Sayın Yazar, Sayın Susam, Sayın Tütüncü, Sayın Ersin, Sayın Köse, Sayın Süner, Sayın Güner, Sayın Dibek, Sayın Emek, Sayın Özer, Sayın Baratalı, Sayın Ünsal, Sayın Karaibrahim, Sayın Küçük, Sayın Koçal, Sayın Mengü, Sayın Seyhan, Sayın Özyürek.

Sayın milletvekilleri, yoklama için bir dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Efendim, kabul edildi mi önerge, edilmedi mi?

BAŞKAN – Kabul edilmedi efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, kabulü için kaldırdık ama biz.

ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – Kabul için kaldırdılar efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz ne diyorsanız odur ama kabul için kaldırdık Sayın Başkanım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Hayır, hayır, reddettiniz, ret!

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Neyse, bir daha oylayalım!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Hayır, reddettiler Sayın Başkanım, ret!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hükûmet kabul etti, Komisyon takdire bıraktı.

BAŞKAN – Hayır, Hükûmetin katıldığı doğru ama ben “Kabul edenler… Kabul etmeyenler…” dedim ve kabul edilmedi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Her şey çorbaya döndü zaten, bu da karışsın!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Tamam Sayın Başkan tamam, reddettiler.

BAŞKAN – Bir yanlışlık oldu, yoklama istenince karıştı işler.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Muhalefet kendi önergesinde yoklama istediği için şaşırdık doğrusu.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 131. maddesinde yer alan “GEÇİCİ MADDE 2 deki “üç ay içinde” ibaresinin “bir ay içinde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Tankut, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülen kanun tasarısının 131’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yağışlardan dolayı oluşan taşkınların erkenden öğrenilmesi, gereken önlemlerin alınması ve oluşabilecek can ve mal kayıplarının en aza indirgenmesi için özellikle kamunun bu konuda gerekli yatırımları yapması artık kaçınılmaz bir hâl almıştır.

Suyun aktığı doğal yataklarında beklenmedik ve kontrol edilemeyen su akışlarına hepinizin bildiği gibi sel denilmektedir. Ülkemizde görülen doğal afetler içinde sel, depremden sonra en büyük can ve mal kayıplarının görüldüğü hadiselerdir. Her yıl, can kayıplarımız bir yana, bu afetlerden kaynaklanan ekonomik kaybın ortalama 160 milyon Türk lirası olduğu hesaplanmıştır.

Dünyada son yirmi yılda doğal afetler nedeniyle 1,5 milyon kişi hayatını kaybetmiştir. Dünyada afet riski altında bulunan nüfusun yüzde 15’i gelişmiş ülkelerde olmasına karşılık can kayıplarının sadece yüzde 1,8’i gelişmiş ülkelerde meydana gelmiştir. Kalkınmakta olan ülkelerin afetler sonucu ekonomik kayıpları ise gelişmiş ülkelerin 20 mislidir. Bu durum doğal afetlerin mücadele edilebilir olaylar olduğunu, gelişmiş ülkelerde başarılı müdahaleler nedeniyle ziyanın en az düzeyde yaşandığını göstermektedir. Devlet Su İşlerinin verilerine göre son yirmi yılda tüm Türkiye’de üç yüzü aşkın taşkın meydana gelmiş, bu taşkınlarda yaklaşık 500 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.

Seller elbette ki doğal ve meteorolojik olaylardır ancak afete dönüşmesinin nedeni ise yönetememe durumudur ve bu durumdan da elbette hükûmetler ve yerel yönetimler sorumludur. 8-9 Eylül 2009 tarihinde İstanbul ve Trakya bölgesinde yaşanan sel felaketi yerel yönetimler ve kamu kurum ve kuruluşları açısından ders çıkarılması gereken vahim olaylardır. Bu felaketlerde 33 kişi ölmüş ve ciddi maddi ziyanlar meydana gelmiştir. Yerel yönetimler ve İktidar temsilcileri ise bu acı durumu maalesef o günlerde “Takdiriilahi” şeklindeki açıklamalarda geçiştirmişlerdir.

Bu son sel felaketi de göstermiştir ki Türkiye’de afet yönetimi gerçekleştirilememektedir. “Afet yönetimi” kavramı her türlü tehlikeye karşı hazırlıklı olma, olası zararları azaltma, imkânları optimum kullanma, planlama, karar alma ve değerlendirme çalışmalarının tümünü içine almaktadır. Başka bir ifadeyle afet yönetimi, afet öncesi ve sonrası yapılacak işleri kapsamaktadır. Afet sonrası müdahaleler genel olarak “kriz masası yönetimi” olarak adlandırılmaktadır. Ancak önemli olan, afet olmadan önce afetleri önlemeye yönelik tedbirleri alabilmektir. Afeti önlemeye yönelik olarak yapılan çalışmalar ise kabaca “risk yönetimi” olarak adlandırılmaktadır.

Yaşanan son sel felaketleri Türkiye'de risk yönetimi olgusunun olmadığını, bunun yerine felaket meydana geldikten sonra kriz masası yönetimi yapılmaya çalışıldığını, bunda da başarılı olunamadığını göstermiştir. Örneğin selin olduğu bölgeye girişler engellenememiş, arama ve kurtarma çalışmaları yetersiz kalmış, insanlar kendi imkânlarıyla bilinçsizce selle mücadele etmişlerdir.

Taşkın gibi doğal olaylara doğru zamanda ve olay gerçekleşmeden önce müdahale edilmelidir. Afet yönetimi bunu gerektirir ve öncelikle sellerin afete dönüşmesine engel olabilmek için erken uyarı sistemleri kurulmalıdır. Erken uyarı sistemleri birtakım olası senaryolarla birlikte çalıştırılmalı ve yerleşimlerin düzenlenmesi başta olmak üzere tüm tedbirler sel olmadan önce alınmalıdır. Sel taşkınlarının olduğu havzalarda sel taşkınları önceden tespit edilebilmektedir, önceden haber alınabilmektedir ve bu amaçla kurulması şart olan taşkın önleme sistemleri sayesinde şu söyleyeceğim işlemler gerçekleşmektedir: Havzada bilinmeyen bir zamanda taşkın meydana getirecek aşırı bir yağış olduğunda sistem ilgili yerlere otomatik olarak bilgi göndermektedir. Kar erimesinin ne zaman başladığı ve kar erimeye başladığında ne kadar su oluştuğu, aşırı kar erimesinden dolayı ne zaman ve nerede taşkın olacağı sistem ile anında bilinmektedir. Bu projeleri Türkiye'de yapan yerli firmalarımız da mevcuttur. Sel ve taşkınların Türkiye'de can ve mal kaybına sebep olmaması için “taşkın erken uyarı sistemi” olarak adlandırılan bu sistemlerin mutlaka bütün havzalarda kurulması gerekmektedir. Böylece taşkın erken uyarı merkezine gelecek olan alarm mesajlar ile olabilecek sel ve taşkın hadiseleri il valiliği, belediye başkanlığı ve sivil savunma müdürlükleri ile ilgili kamu kurumlarının Ankara’daki genel merkezleri tarafından anında takip edilerek gereken önlemler alınabilecektir.

Ancak değerli arkadaşlar, maalesef AKP’nin bu konularda ne kadar duyarsız ve vizyonsuz olduğunu dokuz yıllık icraatlarından anlamaktayız ve artık bu saatten sonra da bu anlayışlarının değişeceğine inanmıyoruz diyor ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak, ülkemizin yaşadığı bu sorunların çözümüne katkı sağlamaya devam edeceğimizi belirterek, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Geçici madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 131’e bağlı geçici madde 3 üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 131. maddesi ile 167 sayılı kanuna eklenen GEÇİCİ MADDE 3'de yer alan "kuramayanların" ibaresinin "kurmayanların" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                                 Erkan Akçay                             Doç. Dr. Mehmet Günal

                      Denizli                                              Manisa                                              Antalya

               Mustafa Kalaycı                                Mehmet Şandır                                    Metin Ergun

                       Konya                                               Mersin                                               Muğla

              Metin Çobanoğlu                                Yılmaz Tankut                                   Ahmet Bukan

                     Kırşehir                                             Adana                                              Çankırı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 131 inci maddesi ile 167 sayılı Kanuna eklenen Geçici madde 3'ün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                                  Tacidar Seyhan

                     İstanbul                                               İzmir                                                Adana

                 Abdullah Özer                            Ferit Mevlüt Aslanoğlu                     Ramazan Kerim Özkan

                       Bursa                                              Malatya                                              Burdur

"Geçici Madde 3- Bu maddenin Resmî Gazetede yayımı tarihinden önce yeraltı suyu temini maksadıyla kuyu, galeri, tünel ve benzerleri için kullanma belgesi almış olanlar, iki yıl içerisinde 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen ölçüm sistemini kurarlar. Bu süre içerisinde ölçüm sistemi kurmayanların kullanma belgeleri Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü tarafından iptal edilir ve belgeye konu yer kapatma masrafları sahibinden alınarak kapatılır "

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Seyhan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TACİDAR SEYHAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında bu maddeyle bir tür denetim sağlanıyor. Yer altı sularının kuyu, galeri ve tünellere alınmasında bir ölçüm sağlanıyor. Bu gayet güzel bir uygulama. Eğer amacınız yer altı sularını kontrol altına almak ve planlamaksa amenna ama burada çok önemli bir nokta var. Peki, bunu kim denetliyor? Devlet Su işleri. Aynı Devlet Su İşlerinin yer altı sularını denetlerken bu tesisleri denetleme yetkisi var mı? Tesisi kim denetliyor? Yok, denetleme yetkisi yok çünkü denetleme kanunu yok. Peki, yer altı suları üzerinde böyle bir planlama girişimi var mı Devlet Su İşlerinin? Ruhsatlandırma, gerektiğinde kapatma yetkisi var mı? Çevreyi ilgilendiriyorsa Çevre Bakanlığının var ama Devlet Su İşleri kullanım iznini verdi mi iş bitiyor çünkü denetim yetkisi yok. Değerli arkadaşlarım, bu, çifte standart.

Bakın, Türkiye'de yıllardır doğru dürüst bir havza planlaması yapılmıyor. Yıllar önce yapılan havza planlamasına göre, yer altı sularında, dereler üzerine onlarca yenilenebilir enerji adı altında hidrolik santral ruhsatı verildi. Devlet Su İşleri bunun neresinde? “Bizim yetkimiz yok.” Bunu kim verir? EPDK verir. E, siz niye varsınız? Kim denetleyecek? O bölgedeki suyun yeterliliğini kim denetleyecek? Bir dere üzerine on üç tane, on beş tane santral ruhsatı verilecek ama Devlet Su İşleri bu işin içinde olmayacak.

Değerli arkadaşlar, bunun dışında ne yapıyor biliyor musunuz? O bölgede can suyu diye, oradaki tarımsal alanın, floranın, doğal dengenin yaşamasını sağlayan bir can suyu bırakılır. Bu can suyu tespiti bile Devlet Su İşlerinin yetkisinde değil, orada bir denetimle yapılmıyor, Ankara’dan belirleniyor, yıllar önce yapılmış ölçümlere göre belirleniyor. Türkiye'de eğer biz doğayı koruyacaksak ilk yapmanız gereken bir havza planlaması yapmaktır. Sayın Bakan Çevre Bakanı olunca, önceden de hazırlığı vardı, hemen Devlet Su İşleri onun bünyesine alındı, sanki, çevreyi, Devlet Su İşlerini oraya alarak korumaya yetecekmiş gibi.

 Peki, değerli arkadaşlar, niye koruyamıyoruz? Çevre Bakanlığı bünyesine aldınız, planlama yaparken Tarım Bakanlığıyla ilgili, Enerji Bakanlığıyla ilgili yetkiyi niye siz EPDK’ya verdiniz? Sadece, DSİ şu anda, para alınacak noktada var arkadaşlar. Ölçümlerini yapar, eğer tahakkuk çıkarırsa su kullanım iznine para alır, şimdi de ölçüm koyuyor, ölçüme para alır. Peki, “genel denetleme” hayır, “tesis denetlemesi” hayır, “ruhsatlandırma” hayır. Oralarda yoksun, nerelerde varsın? Kullanım hakları çerçevesinde varsın. Oradaki yasa dışılık aletle ve suyun akışıyla ölçülüdür, onun dışında yok. Bakın arkadaşlar, bu mantık Türkiye’yi gecekondu barajlar çöplüğüne doğru götürür, götürüyor da.

Dikkat ederseniz, kısa bir süre önce, hatırlarsınız, Başbakan dedi ki “Bu koruma kurullarını merkeze bağlamak lazım çünkü her şeye durdurma kararı veriyorlar.” Nerede verdi? Karadeniz’de bir hidrolik santrale durdurma kararı verdi. Peki, size soruyorum: Sayın Başbakan, geçen günlerde bir anıt için şunu söyledi: “Koruma kurulu kararı var. Kimse bunun üzerine bir şey söyleyemez.” Aynı Başbakanın diğer tarafta söylediği nedir? “Koruma kurulları haksız yere bir hidrolik santrali kapattılar. Bunları derleyip toplayıp düzenlemek lazım.”

Arkadaşlar, siyasette çifte standart olmaz. Eğer düzenleyecekseniz yer altı sularını düzenleyin, destek verelim. Kontrol edin kullanılıp kullanılmadığını ve enjeksiyonu, yeniden verilmesi gerekenlerin verilip verilmediğini kontrol edin, su planlamanızı doğru yapın ama yer üstü sularında da havza planlamasını ve santrallerin planlamasını Enerji Bakanlığıyla birlikte yapın. Bunu yapmadığınız sürece bu çöplükleri yol üzerinde çok görürüz. Türkiye buna müsaade etmez.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Seyhan, önerge sahibi arkadaşlar, önerge üzerinde Komisyonun bir düzeltme talebi var, sizlerin de katıldığı söyleniyor, bir şey çıkacakmış. Doğru mu efendim?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECAİ BERBER (Manisa) – Bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Evet, buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, önergedeki “Resmî Gazetede” ibaresinin çıkarılması hâlinde, takdire bırakıyoruz Komisyon olarak. Çıkarılması kabul ediliyor herhâlde?

BAŞKAN – Dinlediniz. Komisyon “Resmî Gazetede” ibaresinin çıkarılmasıyla olumlu yaklaştığını ifade etti.

Önerge sahipleri de –benim anladığım- onayladılar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Evet, önergeyi düzeltilen şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Önerge bu şekliyle kabul edilip metin değiştiği için diğer önergeyi işlemden kaldırma zarureti hasıl olmuştur, onu kaldırıyoruz.

Önergeyle değiştirilen metni oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çerçeve madde 131’i bağlı geçici madde 2 ve geçici madde 3’le birlikte oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, bir önerge daha var.

BAŞKAN – Efendim, işte biraz önce onu izah ettim. Arkadaşlar bu önerge kabul edilince diğer önergenin değişikliğinin kabul edilmesinin mümkün olmadığını ifade ettiler, o bakımdan kaldırdık. Kemalettin Bey’e bir dahaki sefere sıra gelecek.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.47

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

606 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, biraz önce oylamasını yaptığım 131’inci madde üzerinde arkadaşlar tutanağı getirdi, oylamaya sunduktan sonra “Kabul edilmiştir.” ifadesi geçmemiş yani “Kabul edilmiştir.” ifadesini ekliyoruz oraya.

132’nci madde üzerinde dört adet önerge vardır. Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 132 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Nil Hıdır                        Ahmet Yeni                         Nusret Bayraktar

       Muğla                                   Samsun                                 İstanbul

 

  İsmail Bilen                         Ali Bayramoğlu

      Manisa                                     Rize

"Madde 132- 10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun geçici 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir."

"4628 sayılı Kanun kapsamında kurulmuş ve kurulacak olan hidroelektrik santrallar için imzalanan su kullanım hakkı anlaşması hükümleri çerçevesinde DSİ'ye ödenecek olan enerji hissesi katılım payının hesabında esas alınacak tesis bedeli, tek veya çok maksatlı tesislerde tesisin ihaleye esas ilk keşfi;

a) Enerji tesisini ihtiva ediyorsa tesisin DSİ tarafından yapılan kısmın ilk keşif bedeli,

b) Enerji tesisini ihtiva etmiyorsa ortak tesise ait ilk keşif bedeli,

TEFE/ÜFE ile su kullanım anlaşmasının yapıldığı tarihe getirilmiş olan bedelin % 30'undan fazlasını geçemez ve (b) bendi kapsamına giren tesislerde, DSİ tarafından enerji tesisine harcanan miktar var ise TEFE/ÜFE ile hesaplanarak ayrıca enerji hissesi katılım payına ilave edilir."

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 132 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

 

                R.Kerim Özkan                                  Abdullah Özer

                      Burdur                                               Bursa

Madde 132- 10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun geçici 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"4628 sayılı Kanun kapsamında kurulmuş ve kurulacak olan hidroelektrik santrallar için imzalanan su kullanım hakkı anlaşması hükümleri çerçevesinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne ödenecek olan enerji hissesi katılım payının hesabında esas alınacak tesis bedeli, tek veya çok maksatlı tesislerde tesisin ihaleye esas ilk keşfi;

a) Enerji tesisini ihtiva ediyorsa, tesisin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan kısmın ilk keşif bedeli,

b) Enerji tesisini ihtiva etmiyorsa, ortak tesise ait ilk keşif bedeli,

TEFE/ÜFE ile su kullanım anlaşmasının yapıldığı tarihe getirilmiş olan bedelin % 30’undan fazlasını geçemez ve (b) bendi kapsamına giren tesislerde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından enerji tesisine harcanan miktar var ise TEFE/ÜFE ile hesaplanarak ayrıca enerji hissesi katılım payına ilave edilir."

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, okutup birlikte işleme alacağım, eğer talepler olursa kişilere, önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 132. maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

             Emin Haluk Ayhan                                 Erkan Akçay                             Doç. Dr. Mehmet Günal

                      Denizli                                              Manisa                                              Antalya

 

               Mustafa Kalaycı                                   Metin Ergun                                    Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

 

               Necati Özensoy                                  Ahmet Bukan                                 Metin Çobanoğlu

                       Bursa                                              Çankırı                                             Kırşehir

Diğer önerge sahipleri:

              M. Nezir Karabaş                                  Nuri Yaman                                       Sırrı Sakık

                        Bitlis                                                 Muş                                                   Muş

 

                 Hasip Kaplan                                  Fatma Kurtulan

                       Şırnak                                                 Van

 

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Son iki önergeye katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Son iki önergeye katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, siz mi konuşacaksınız?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu torbanın içine ha bire madde ve önerge atılınca şaşıyor insan, maddi hata yapıyor, maddeyi yanlış yazıyor, tekniği yanlış yazıyor, yasa kalitesini çürütüyor. Ondan sonra da önergelerle düzeltmeye çalışıyoruz.

Bakın, şimdi bu maddede deniliyor ki: “(b) bendi kapsamına giren…” (b) bendi yok bunun içinde, (b) bendi olmayan bir madde yazılmış. Şimdi, bu maddenin çıkarılmasını istiyoruz biz. Bu kadar teknik hata, bu kadar maddi hata, bu kadar yanlış, bu kadar özensizlik, bu kadar dikkatsizlik… Bu kadar aceleye getirmenin anlamı ne?

Allianoi’ya bakın. Mutlu musunuz Allianoi’nın sular altında kalmasından? Karadeniz’in derelerine bakın, yapılan HES’lere bakın. Oralarda her gün mahkemeler karar veriyor, çevre örgütleri Karadeniz’de ayakta. Onu bırakın, Hasaykeyf’i sular altında bırakacaksınız. Hasankeyf’le ilgili bütün Türkiye, bütün dünya ayakta. Munzur Vadisi’ne HES’leri kurmaya çalışıyorsunuz. Munzur Vadisi’yle ilgili her gün Dersimliler yürüyor, bütün Dersim ayakta. Yani sizler ne yapmak istiyorsunuz gerçekten?

Hem bu maddeye son dakika önergeleri yetiştiriyorsunuz hem yanlışı düzelteceksiniz hem de bu şirketlere kıyak çekeceksiniz, onlara gayet güzel ödeme kolaylıkları getireceksiniz. Allah’tan korkun! Yani gerçekten bunun bir ölçüsü, bir izanı olması lazım.

DSİ’ye su kullanım bedeli veriliyor. DSİ hangi suların tapusunu üzerinde taşıyor, söyler misiniz? Malatya’nın, Adıyaman’ın, Şanlıurfa’nın, Diyarbakır’ın, Elâzığ’ın, Tunceli’nin toprakları üzerinde kurduğunuz barajlar, Keban, Atatürk Barajı ve diğer barajlar söz konusu olduğunda, bu topraklardan kaynağını alan bir baraj söz konusu olduğunda buradan kazanıyorsanız en az yüzde 15’ini o bölgeye vermeniz bütün dünyada adalet gereği uygulanır ama o bölgeye yüzde 15 verilmiyor, bir kuruş verilmiyor; yüzde 48 elektriği alınıyor, götürülüyor, başka yerde kullanılıyor. Bu adaletsizlik ayrı bir konu.

Rüzgârın sesini kesiyorsunuz. Güneşin ışınları eskisi gibi parlatmıyor. Buğularını, sularını, karlarını değiştirdiniz, iklimini değiştirdiniz ve bu ülkenin tabiatını, doğasını, çehresini değiştiriyorsunuz. Böylesi bir olayda çevreye sormuyorsunuz, yaşayan insana sormuyorsunuz, bir referandum yapmıyorsunuz, bir ÇED raporu yapmıyorsunuz, almıyorsunuz, sonra da buraya yalan yanlış kanun tekliflerini koyup, madde başlıklarını unutup, ondan sonra da burada uyarmasa muhalefet… Niye uyardınız kardeşim? Uyarmayın da kaldırsınlar ellerini, maddesi olmayan yasa nasıl geçmiş Türkiye de görsün.

Yapmayın arkadaşlar, suyun kullanım bedeli DSİ’nin olmaz, o su nereden çıkıyorsa -kaynak- oranın halkının, orada yaşayan insanların, oradaki şehrin hakkı olabilir. Burada birileri yiyor, birileri kazanıyor. Bir atasözümüz var, ne diyor? “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar.” der. Evet, birileri bu enerji olayında fazla yemeye başladı, çok fazla kâr hırsıyla doğayı tahrip etmeye başladı ve doğayı tahrip ederken o bölgeyi ihmal etmeye başladı. O bölgedeki bütün kaynakları kuruturken, bütün halkın yararlanacağı yöntemler yerine 1-2 kişinin, bir şirketin, 5 kişilik ortaklıkların orayı sömürmesine izin veriliyor. Çevre kirletiliyor, hava kirletiliyor, doğa tahrip ediliyor, ekolojik denge bozuluyor, su kaynakları kurutuluyor.

Hiçbir yere bakmayın, Meke Gölü niye kuruyor, bir sorun kendi kendinize. En güzel doğal varlıkları Konya’nın, Karaman’ın, diğer yerlerin. Tek tek bir inceleyin bakın, su dengesi niye değişiyor bu ülkede. Ya, Karadeniz’in türkülerini de mi kurutacaksınız, Şevval Sam’ın türkülerini de mi ve Koyuncu’nun türkülerindeki dereleri de mi çıkaracaksınız? Arkadaşlar, yapmayın. Bu konuda biraz vicdan, biraz izan diyoruz. Bu yanlış maddenin çıkarılmasını istedik. Takdir sizindir.

Teşekkürler. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Şandır, sizin gruptan konuşacak var mı?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Var efendim, Necati Özensoy.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Hayır, önergeler aynı mahiyette olduğu için onlar konuştu, Necati Bey de konuşsun.

Sayın Özensoy, buyurun efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, aslında bu tanzim şekli yanlış. Gerekçeyle kanun metnine anlam kazandıramazsınız. Kanun yapma tekniği açısından bu düzenleme şekli yanlış. Bunun düzeltilmesi lazım, eğer burada ifade edilemeyen bir gerekçe varsa onun da anlatılması lazım. Böyle kanun olmaz. Kanunun metninden farklı bir anlam çıkıyor. Onu anlatabilmek için gerekçeye izahat konuluyor komisyon tarafından. Böyle bir şey olmaz. Bu usul tartışılmalıdır yani arkadaşımız konuşsun ama aslında bu maddenin oylamasından önce bir usul tartışması yapılması gerekir. Bu düzenleme yanlış bir düzenleme. Komisyonun ve Sayın Bakanın takdirine. Buradan çıkan uygulama uygulayıcıları çok zor durumda bırakır.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Çok net anlaşılıyor, öyle uygulanıyor zaten.

BAŞKAN – Sayın Özensoy, buyurun efendim.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı kanunun 132’nci maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım.

İşte, biraz önce Grup Başkan Vekilimizin de ifade ettiği gibi, maalesef bu maddedeki değişiklikten doğru bir murat algılanmayınca gerekçesinde sanki kanunu düzeltme yapılıyormuş gibi yani kanun tekniğine hiç de uygun olmayan bir değişikliği tartışıyoruz burada. Biz aslında sizi kurtarmak için bu maddenin metinden çıkarılmasını talep ettik. Yani bu maddenin metninden çıkarılmasını gerçekleştirirseniz belki siz de kurtulmuş olursunuz.

Tabii, bugüne kadar yapılan kanunlara baktığımızda, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla alakalı 2005’te bir kanun yapmışız, 2010’da yapmışız. İşte, onlar da yetmedi, burada yine yanlış üzerine bir yanlış daha yapıyoruz maalesef. Ama konu yenilenebilir enerji kaynakları olduğuna göre, ben biraz HES’lerden de ve HES’lerin elektrik projeksiyonuna nasıl yansıyacağından biraz bahsetmek istiyorum.

Mevcut EÜAŞ’a ait HES’lerin bu geçiş döneminde özelleştirilip özel sektörün eline geçmesiyle birlikte, önümüzdeki yıllarda ciddi anlamda sıkıntılar oluşacak elektrik fiyatları açısından. 2002’den 2007’ye kadar elektriğe zam yapılmamasıyla birlikte KİT’ler arasında oluşan o yaklaşık 12-13 milyarlık görev zararı hâlen katlanarak devam etmekte ve daha sonra, 2007’den sonra maliyet bazlı fiyatlandırmaya geçince de EÜAŞ’ın sattığı elektrikle, işte, TETAŞ’ın ikili anlaşmalarla aldığı elektrikler bir şekilde paçal yapılıp TEDAŞ’a veriliyor ve TEDAŞ da bu paçal fiyatla, işte kayıp, kaçakları vesaireyi koyup üzerinden, vatandaşa, son tüketiciye gönderiyor.

Bakın, bugüne kadar EÜAŞ’ın elinde bulunan hidroelektrik santrallerinden bu paçal maliyetin içerisine koyduğu fiyat ne kadar biliyor musunuz? Yani yaklaşık 12 bin megavatlık bir hidroelektrik santral yılda 5 milyar kilovatsaat elektrik üretir, bunun üzerine şu anda bu özelleştirmeden dolayı, özel sektöre geçtiğinden dolayı, EÜAŞ bugüne kadar o paçal maliyetlerin içerisine 1 kuruş maliyetle elektrik fiyatlarını koyuyordu, şimdi 10 kuruşluk bir fark gelecek, dolayısıyla, o toplam TEDAŞ’ın 2009 yılında aldığı yaklaşık 18 milyarlık elektrik fiyatlarının üzerine tam 5 milyar lira fark binerek, yani yüzde 20’den yüzde 30’a varan bir fiyat farkı oluşacak sadece hidroelektrik santrallerin özel sektöre devriyle. Yani özel sektörün, işte, yine 2005’te ve 2010’da yapılan kanunla ilgili, satış fiyatları da ortadadır. 1 kuruş nerede 10 kuruş nerede, 11 kuruş nerede? Bunun acısını önümüzdeki yıllarda zaten kaos içerisinde olan bu elektrik projeksiyonunda, elektrik üretimiyle alakalı konularda hep birlikte yaşayacağız.

Bakın, ben bütçe konuşmamda bir konuya temas etmiştim. “TEDAŞ’ın yaptığı bu fiyatlandırma, tarife bileşenlerinin içerisinde perakende satış fiyatının içerisine, 14,54 kuruş olan fiyatın içerisine kayıp kaçaklar konduktan sonra TRT payı niye kesiliyor, kayıp kaçaklardan da niye TRT payı alınıyor?” diye sormuştum. Sağ olsun, EPDK buna kulak vermiş. Şu anda, EPDK şu andaki fiyatlarda TRT payını kayıp, kaçaklardan almama kararı almış ama bunun için de aslında EPDK’nın bu kayıp, kaçaklarla yaklaşık yüzde 16 olan yani 23 milyar kilovatsaat, 25 milyar kilovatsaate tekabül eden bu kayıp kaçaklardan, faturalarını ödeyen vatandaşların ödediği bu kayıp kaçaklardan da maalesef ÖTV’si de KDV’si de vesaire… Yani yaklaşık yüzde 60’a varan vergisini de maalesef yine vatandaş bu kayıp kaçakların ödüyor. Böyle bir duyarlılık göstermiş EPDK, kayıp, kaçakların dışına çıkarmış TRT payını. Doğru bir yaklaşım bu. Ben de bu ifadeyi kullanmıştım zaten ama EPDK bu konuşmama da kulak versin. Bu kayıp kaçaklarla ilgili… Gerçekten, zaten bu HES’lerin devriyle de yarınlarda ciddi anlamda fiyat farklılıkları oluşacak, zamlar oluşacak, bu elektrik fiyatlarının da önüne geçmek adına hiç olmazsa kayıp kaçakların da ayrı bir konuma getirilmesini ben burada talep ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özensoy.

                                               III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergelerin oylamasından önce bir yoklama talebi vardır.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Ersin, Sayın Öztürk, Sayın Baratalı, Sayın Diren, Sayın Köse, Sayın Karaibrahim, Sayın Oksal, Sayın Güner, Sayın Süner, Sayın Özkan, Sayın Coşkunoğlu, Sayın Yazar, Sayın Günday, Sayın Çakır, Sayın Dibek, Sayın Küçük, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Emek, Sayın Mengü, Sayın Ünsal, Sayın Meral.

Sayın milletvekilleri, yoklama talebini yerine getireceğim.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım iki önerge de aynı mahiyettedir, birisini okutup diğerlerinin imza sahiplerini okutacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 132 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                     Mustafa Özyürek (İstanbul) ve arkadaşları

Madde 132- 10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun geçici 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"4628 sayılı Kanun kapsamında kurulmuş ve kurulacak olan hidroelektrik santrallar için imzalanan su kullanım hakkı anlaşması hükümleri çerçevesinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne ödenecek olan enerji hissesi katılım payının hesabında esas alınacak tesis bedeli, tek veya çok maksatlı tesislerde tesisin ihaleye esas ilk keşfi;

a) Enerji tesisini ihtiva ediyorsa, tesisin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan kısmın ilk keşif bedeli,

b) Enerji tesisini ihtiva etmiyorsa, ortak tesise ait ilk keşif bedeli,

TEFE/ÜFE ile su kullanım anlaşmasının yapıldığı tarihe getirilmiş olan bedelin %30’undan fazlasını geçemez ve (b) bendi kapsamına giren tesislerde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından enerji tesisine harcanan miktar var ise TEFE/ÜFE ile hesaplanarak ayrıca enerji hissesi katılım payına ilave edilir."

Diğer önerge sahipleri:

Mehmet Nil Hıdır (Muğla) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Orada ilave edeceğiniz bir husus mu vardı? Maddelerde “b” falan diye bir şey söylediniz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas) – Sayın Başkan, izninizle, bu maddeyle ilgili olarak şu açıklamayı yapmak istiyorum.

 Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 132’nci maddesinde düzenlenen 5346 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinde (a) ve (b) bentlerini ifade eden harfler Komisyon metninde bulunmasına rağmen, sıra sayısı basımında sehven yer almamıştır ve bu bentler şu anda bu iki önergeyle yerine gelmektedir.

Anlam karışıklığına meydan vermemesi açısından şunu ifade etmek istiyorum: Burada ilk keşif bedelleri TEFE/TÜFE’yle su kullanım anlaşmasının yapıldığı tarihe getirilmekte ve bunun yüzde 30’undan fazlasını geçmemektedir. Bu madde, meri kanundaki maddeyle aynıdır. Gerekçede, bunun nasıl hesaplanacağına ilişkin açıklama getirilmiştir. Anlam karışıklığı bakımından şunu izah etmek isterim: Bu yüzde 30, “bedelin yüzde 30’unu geçmez.” denmemekte, “yüzde 30’undan fazlasını geçmez.” denmektedir.

Bu hususu da bilgilerinize arz ediyorum.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılıyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurun.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 132’nci maddeyle ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz önce de Sayın Komisyon Başkanının ifade ettiği gibi bu madde komisyondan Kanunlara gönderildiğinde (a) ve (b) bentleri olarak işaret edilmiş olmasına rağmen baskıda bu (a) ve (b) bentleri düşmüştü ve biz de bunu incelediğimiz sırada mevcut maddede (b) bendine bir atıf görünüyor, fakat yukarıya bakıyoruz (b) bendi diye bir bent yok, dolayısıyla baktığımızda böyle bir hata yapıldığını gördük. Tabii, bu Parlamentonun bu şekilde hızlandırılmış bir takvimle çalıştırılmasının da bu tür teknik hatalarda etkili olduğunu kabul etmek durumundayız.

Değerli milletvekilleri, bu 5346 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinin ikinci fıkrasında bir değişiklik yapılıyor. İkinci fıkrası iki cümleden ibaret. Değişiklik yaptığımız bölüm birinci cümleyle ilgili. Bu nedenle, biraz önce ifade edilen “…yüzde 30’undan fazlasını geçemez.” de mevcut hükümde, Yasa’da yer alan bir hüküm, dolayısıyla bugüne kadar uygulamada da bir yanlış anlaşılmaya yok açmamış görünüyor. Ancak biz de tekrar, bunun nasıl anlaşıldığını bir kez daha bizim açımızdan tutanaklara geçirtmek istiyoruz. Yani ilk keşif bedeli, DSİ’nin bu enerji yatırımlarıyla ilgili olarak ilk keşif bedeli esas alınacak, o bedel Su Kullanım Anlaşması’nın yapıldığı tarihe kadar TEFE ve ÜFE endekslerine göre eskale edilecek ve yeni bir bedel bulunacak. Dolayısıyla, eskale edilmiş bedel üzerinden yapılan bu su anlaşmaları çerçevesinde vatandaşlardan yüzde 30’dan daha fazla bir katılım bedeli almamamız gerektiği şeklinde anlıyoruz. Bu anladığımızı da bu şekilde ifade etmek istiyorum.

Hükûmet grubu da bizim önergemizi gördükten sonra önergemizle aynı mahiyette bir önerge hazırladılar. Burada aramızdaki fark: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü adını bizim açık olarak yazmamız, Hükûmet grubunun ise kısaltma olarak “DSİ” şeklinde yazması şeklinde bir farklılık var. Bu farklılık da… Tasarıdaki önceki maddelere baktığımızda, tamamında Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün adının açılmış hâliyle yer aldığını görüyoruz. Ancak bu 5346 sayılı yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili Kanun’un “Tanımlar” maddesine baktığımızda “DSİ”nin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünü anlattığı yönünde bir tanım olduğu için, bu şekilde kısaltılmış bir hâlde de metinde yer alabileceği düşüncesindeyiz. Özetle önergeler aynı mahiyettedir. Takdirlerinize sunulacaktır.

Biraz önce görüşülen 131’inci maddenin ekindeki geçici madde 2’de bir yönetmelik çıkarılması öngörülüyor. Burada kuyu, galeri, tünel ve benzerlerinden çekilecek yer altı suyu miktarının tespitini sağlayacak ölçüm sisteminin kurulmasıyla ilgili bir yönetmelik düzenlenmesi öngörülüyordu ve maddede üç aylık süre verilmişti. Biz, bu bir önceki maddeyi de dikkate alarak, bugüne kadarki uygulamaların yaygınlığını da göz önünde bulundurarak, bu üç aylık sürenin yetmeyebileceğini, seçim nedeniyle de birtakım sıkıntılar yaşanabileceğini ve altı aylık olması gerektiğini söyledik ve bu yönde bir önerge verdik ancak önergemizle ilgili olarak yoklama talep etmiş olmamız… Bu, özüne katılmış olmakla birlikte önergemize iktidar grubu katılmadı. Dolayısıyla, bunu sizlerin ve milletimizin dikkatlerine sunmak istedim.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ederim.

Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 132 nci maddesiyle değiştirilen 10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun geçici 4 üncü maddesinin geçici ikinci fıkrasının ilk cümlesindeki değişiklik Plan ve Bütçe Komisyonunda (a) ve (b) harfli bendleriyle kabul edilmiş olup, cümlenin devamında da (b) bendine atıflı düzenleme yer almıştır. Ancak, Genel Kurul'da görüşülmekte olan metinde ise (a) ve (b) harfleri yer almamış olup, cümlenin devamındaki (b) bendine yapılan atıf bendi belli olmamaktadır.

Önerge ile; Komisyondan Genel Kurula gönderilme safhasında oluşan basım hatasının düzeltilmesi sağlanmaktadır.

Ayrıca (a) ve (b) bendlerindeki ilk keşif bedelinin TEFE/ÜFE ile artırılmış olan tutara % 30 ilave ile birlikte ulaşılan bedeli aşamayacağı hususuna açıklık getirilmiştir.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkanım, o anlamı vermiyor yalnız metin.

BAŞKAN -  Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – O anlamı vermiyor metin.

BAŞKAN -  Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeler istikametinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Saat 20.00’de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.29

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

606 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

133’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 133. maddesi ile değiştirilmek istenen 13/12/1983 tarihli ve 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"j) Bakanlık hizmet binalarının yapımını programlamak, satın alma işlemlerini yürütmek ve İmar planı ve mimari projeye uygun olarak bunların onarımlarını yapmak,"

              M. Nezir Karabaş                                  Nuri Yaman                                       Sırrı Sakık

                        Bitlis                                                 Muş                                                   Muş

                 Hasip Kaplan                                  Fatma Kurtulan

                       Şırnak                                                 Van

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Şimdi bu önergeleri birlikte okutup işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum, buyurun:

           Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 133 üncü maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ramazan Kerim Özkan

                     İstanbul                                               İzmir                                                Burdur

                 Abdullah Özer                                    Tayfur Süner                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                       Bursa                                              Antalya                                             Malatya

Diğer önergenin imza sahipleri:

             Emin Haluk Ayhan                                 Erkan Akçay                             Doç. Dr. Mehmet Günal

                      Denizli                                              Manisa                                              Antalya

               Mustafa Kalaycı                                  Ahmet Bukan                                     Metin Ergun

                       Konya                                              Çankırı                                               Muğla

                Mehmet Şandır                               Metin Çobanoğlu

                      Mersin                                             Kırşehir

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) -  Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Süner, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; torba yasasının 133’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge konusunda söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

133’üncü maddenin yasadan çıkarılmasını talep ediyoruz ama ondan önce birtakım söyleyeceğim sözler var.

Konyaaltı’nda, akaryakıt tankının üzerinde, gaz sıkışmasından dolayı 2 vatandaşımız hayatını kaybetti. Onlara Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum. Aynı konuda, 2009 senesinde de yine gaz sıkışmasından dolayı 4 kişi hayatını kaybetmişti. Maalesef, akaryakıt tanklarıyla, yer üstü akaryakıt tanklarıyla ilgili, Türkiye'nin genelinde, halkın sağlığını düşünen politikaları üretemiyoruz.

On beş-yirmi gün önce bir basın açıklamam vardı. Bu da yine akaryakıt tanklarıyla ilgiliydi. Ayamama Deresi’nin kenarında, havaalanının dibinde yedi tane 5 bin tonluk tanklardan oluşan bir akaryakıt silsilesini oraya yerleştirdiniz, tam Ayamama Deresi’nin kenarı. Ayamama Deresi’nde ve İkitelli’de doğan sel felaketinden dolayı 31 kişi hayatını kaybedince Sayın Başbakan demişti ki: “Artık İkitelli’de, Ayamama Deresi’nin kenarında insanlar ölmeyecek. Orada yapılaşmaya müsaade etmeyeceğiz.” Ama bakıyorum, Konyaaltı’nda, Antalya’da akaryakıt tanklarını koyacağımız yeri tespit edemediğimiz gibi, maalesef havaalanının kenarında da vatandaşlarımızı düşünecek, hayatını tehlikeye sokacak yerlerin konumunu tayin etmekte güçlük çekiyoruz. Yapılaşma bir tarafa, akaryakıt tanklarını oraya yerleştirdiniz ve yapılaşma hâlâ devam ediyor, “Mevcutları da yıkacağız.” dediği hâlde Sayın Başbakan, hâlâ gereği yerine getirilmedi.

Aynı Ayamama Deresi’nin kenarında bir tabela gördüm bir ay önce, kadın sığınma evi. Ya Allah aşkına, kadınları koruyacaksanız… Anayasa oylamasında, Türkiye'nin her tarafında “Kadınlara ayrıcalık tanıyacağız, kadınları koruyacağız.” diye bas bas bağırdınız, hakikaten kadınları koruyorsunuz! Ayamama Deresi’nin kenarına, farelerin, sivrisineklerin, karasineklerin uçuştuğu, insanın bile geçmeyi arzu etmediği bir yere kadın sığınma evi yapıyorsunuz.

İnşallah torba yasasında söz verdikleriniz de yerine getirilir ama ben zannetmiyorum. Sabahleyin tv8’i açtığım zaman AKP Grup Başkan Vekili “Artık torba yasasında kıdem tazminatıyla ilgili bir sorun yaşamayacağız.” dedi. Demek ki yaşayacağız. “Kıdem tazminatının bir kısmını devlet ödeyecek, bir kısmını da işveren ödeyecek” diyor. Şimdiye kadar verilen sözlerin hiçbiri tutulmadığına göre, demek ki kıdem tazminatıyla ilgili işçilere yönelik bir tedbir alınacağını zannetmiyorum.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Devlet ödeyecekse İşsizlik Sigortası Fonu’na ödeteceklerdir.

TAYFUR SÜNER (Devamla) – Tabii ki, yani işverene yönelik alacaklar ama işçinin hakkını alıp almayacağı belli değil.

Şimdi bu madde niçin yasadan çıkarılsın diyoruz, 133’üncü madde. Daha önce Maliye Bakanlığının yapmış olduğu hükûmet konağı, akaryakıt giderleri, kiralama, kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışı ve yurt içindeki kiralama olayları… “Efendim, Maliye Bakanlığı yapmasın, İçişleri Bakanlığı yapsın…” Şimdi ben düşünmeye başladım bu madde önüme gelince. Acaba, İçişleri Bakanlığının, bu kanun çıkmadan önce, akaryakıt giderleriyle ilgili, kiralamayla ilgili ve binaların yapımıyla ilgili usulsüz birtakım işlemleri var da onu yasal hâle mi getiriyoruz diye bir düşünceye sahip oldum. Çünkü bu yasayla artık Bayındırlık Bakanlığının işi yok, Hazine ve Millî Emlak Genel Müdürlüğü de devre dışı bırakılıyor, onun da işi yok. Demek ki bir art niyet var.

Önergemize destek vermenizi rica ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)                                                      

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Konuşmaktan vaz mı geçtiniz Haluk Bey?

Diğer önerge sahipleri konuşmuyor.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarı metninde yer alan metnin hangi ihtiyaçtan doğduğu anlaşılamamıştır. Mevcut yasal prosedürdeki aksamaların ne olduğu anlaşılamamıştır. Bakanlık hizmet binalarının yapımının programlanmasından sadece Maliye Bakanlığının mı binaları olduğunun da açıklanması gerekir.

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.16

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 133’üncü maddesi üzerinde verilen aynı mahiyetteki iki önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeleri yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeleri kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 133. maddesi ile değiştirilmek istenen 13/12/1983 tarihli ve 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"j) Bakanlık hizmet binalarının yapımını programlamak, satın alma işlemlerini yürütmek ve İmar planı ve mimari projeye uygun olarak bunların onarımlarını yapmak,"

Nuri Yaman (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yaman.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 133’üncü maddesiyle ilgili verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, tabii, bir yasal çalışma kendi süreci içinde ve normal bir çalışma temposuyla yürütülmezse, biraz önce 132’nci maddesinde yaptığımız düzeltmede görüldüğü gibi, bir sürü yanlışlıklarla da karşı karşıya kalırız. Hani halk arasında çok güzel bir deyim vardır: “Şaşkın ördek göle tersten dalarmış.” Bugün bu maddeyi görüşürken gördük ki artık bu çalışmalarda gerekçelere dayalı olarak yasal eksiklikleri ve yasal birtakım yetmezlikleri dolduruyoruz. Bunlar aslında, böyle, yüce Meclisin aceleye getirmeden komisyonlarından geçirerek yapacağı düzenlemelerde rastlanılacak durumlar değil ama buna rağmen, AKP’nin mutlak çoğunluğuna dayalı olan yönetimi, aldığı talimat doğrultusunda, bütün bundan önceki değişikliklerle ilgili verdiğimiz önergelerde olduğu gibi bu verdiğimiz önergeleri de yine oy çokluğuyla reddedecek ama ben yine de dilimin döndüğü kadar, belki arkadaşlarımız bu sohbetlerinde zaman ayırırlarsa, değineceğim önemli bir konuyu da dile getirmek istiyorum.

Bu yasal düzenlemeyle bizim önergemizin değişikliğinin temel amacı… Maliye Bakanlığı Millî Emlak Genel Müdürlüğünün görevleri arasında zaten 83’ten beri bulunan bu yasal düzenleme, bir sonraki maddesinde -134’üncü maddesinde- hükûmet konaklarının İçişleri Bakanlığının programı ve yönetimi dâhilinde yürütülmesinden kaynaklı olarak tekrar düzenlenme ihtiyacı duyuyor ancak bakanlıkların bu konudaki hizmet binalarının yapımı, bunların programlanması, satın alma işlemleri, yürütme ve imar planları ve mimari planlar çerçevesinde yapılmasını istememizin nedeni şudur: Bugün Anadolu’nun çok sayıdaki yerlerinde hepiniz gibi ben de kamuya ait, bakanlıklara ait binaları gezdim, gördüm ve bunların büyük bir çoğunluğunda ne kadar mimari ve estetik zevksizliklerin olduğunu, o binaların hem bulundukları yerlerin coğrafi ve iklim koşullarına hem de o coğrafi ve çevresindeki binalarla ne kadar uyumsuz, ne kadar uygunsuz düştüğünü hep beraber gördük.

Şimdi, bu nedenle bu değişiklik önerimizle diyoruz ki: “Lütfen bu kadar zevksiz binalar yapmayın. Bakın, diğer yabancı ülkelerde biz kamuya ait, devlete ait binalara baktığımız zaman belki sizler de benim gibi saatlerce bu binaların mimari ve estetik güzelliklerini seyrediyorsunuz ve bizdeki binalarla hemen karşılaştırma gibi bir durumla karşılaşıyorsunuz. Yalnız Maliye Bakanlığı bu yetkisini kullanarak, öyle sanıyorum, süregelen bir TOKİ furyası içinde çok sayıda kamu hizmetlerine ait binaları yine TOKİ’ye yaptıracak gibi görünüyor. Zaten Anadolu’nun neresine giderseniz gidin TOKİ’nin konutlarla ilgili yaptığı binaları ve o bazılarına göre rant getiren ve şehrin önemli birtakım yerlerinde belli gelir düzeyindeki insanlara yapılan o villaların dışındaki binaların şekilsizliğini, fiziki yetmezliğini, bunların yapımındaki eksikliklerini, altyapı yetmezliklerini her gün gazetelerde ve o törenlerde dağıttığınız binalardaki insanların haykırışlarında görüyoruz. Biz şimdi bu önergemizi bakanlık hizmet binalarının bundan sonra en azından imar planlarını her ne kadar TOKİ’ye verirseniz, o yetkilerini kullanacaksa da yapılacak olan diğer birtakım şeylerin hem imar planlarına hem de mimari projelere uygun yapılmasını amaçladığımız için verdik.

Ben bundan sonraki maddeyle ilgili olarak da hükûmet konaklarımızın içinde bulunduğu konuya değineceğimiz için burada bu konuyu bitiriyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

134’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 134. maddesi ile değiştirilmek istenen 14/2/1985 tarihli ve 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere eklenen (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“c) Hükûmet konaklarının yapımını programlamak, satın alma ile kiralanması işlemlerini yürütmek ve bunların imar planı ve mimari projeye uygun olarak onarımlarını yapmak,”

              M. Nezir Karabaş                                  Nuri Yaman                                       Sırrı Sakık

                        Bitlis                                                 Muş                                                   Muş

               Fatma Kurtulan                                  Hasip Kaplan

                         Van                                                 Şırnak

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir; okutup, beraber işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 134 üncü maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

               R. Kerim Özkan                                 Abdullah Özer                                    Şahin Mengü

                      Burdur                                               Bursa                                               Manisa

Diğer önergenin imza sahipleri:

             Emin Haluk Ayhan                        Doç.Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

              Metin Çobanoğlu                                 Ahmet Bukan

                     Kırşehir                                             Çankırı

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Mengü, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 23’üncü maddesinin birinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere (c) bendi eklenmek isteniyor. Bu “Hükûmet konaklarının yapımını programlamak, satın alma ve kiralanması işlemlerini yürütmek ve bunların onarımlarını yapmak…” şeklinde bir madde. Bu “duyan gelmiş” denebilecek olan tasarıda gerekçesi yok.

Niye böyle bir işlem yapılıyor? Bunu anlamak mümkün değil. Efendim, Bütçe Plana gidecekmişiz, Bütçe Planda öneriyi veren arkadaşların gerekçesine bakacakmışız, çok enteresan bir kanun tekniği. Yani bir gerekçesi olmayan bir kanunu burada hep beraber tartışıyoruz. Gerekçesinin olmamasının sebebi bir mantığının da olmamasından kaynaklanıyor çünkü aynı işi 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de Maliye Bakanlığının Millî Emlak Genel Müdürlüğüne verilen görevler var. Millî Emlak Genel Müdürlüğü bugüne kadar bunları hep yapagelmiş. Bugüne kadar Millî Emlak Genel Müdürlüğünün yaptığı işlemlerden ötürü de herhangi bir şikâyet de yok ve çok ihtisaslaşmış bir genel müdürlük. Maliye Bakanlığı, hakikaten, her şeye rağmen bu ülkenin, çok ciddi, ağırlıklı bakanlıklarından biridir. Biz onları zaman zaman eleştiririz, özellikle maliyecilerin tutumundan ötürü ama hakikaten ağırlığı olan bir teşkilattır ve onların davranışlarında da bugüne kadar hiç öyle, bu konuyla ilgili nedir sorunun gerekçesi anlayamadık ama benim bildiğim kadarıyla, burada hepimizin bildiği gibi aslında bu onarımlar, bakımlar, hepimiz biliyoruz ki bunlar, kaymakamlık, valilik, elindeki diğer fonlardan bu işleri yaparlar. Bu işleri bu fonlardan yaptıkları için bugüne kadar bir anlamda kanunsuz yapılmış işlemlerine hukuki bir kılıf hazırlamak mahiyetinde gözüküyor. Çünkü bakıyorum Maliye Bakanlığının yasasına: “Hazinenin özel mülkiyetinde ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmaz malların yönetimine ilişkin hizmetleri, gerektiğinde diğer kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği yaparak yürütmek, Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazların satışı, kiralanması, trampası ve üzerinde sınırlı

aynî hak tesisi, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiralanması ve bu yerler için gerekli görülen hallerde kullanma izni verilmesi işlemlerini yapmak…” ve sayıyor birçok maddeyi. Şimdi, bütün bu kadar teknik işi rahatlıkla yapabilen bir teşkilattan bir anda gelip neyi alıyorsunuz? Hükûmet konaklarının yapımını programlamak, satın alma ve kiralanması işlemlerini yürütmek. Bir şeyi saklıyoruz arkadaşlar. Gerekçeye de yazmadığımıza göre bir şey var. Şunu açıkça söyleyeyim: “Biz bunu bu gayeyle yapıyoruz…”

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Yapılan işi temizliyor.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – “…bugüne kadar şöyle şöyle bir hukuksuzluklar oldu, kanunsuzluklar oldu, bunu örtmeye çalışıyoruz, bunu hep beraber düzeltelim.” denebilir ama böyle bir kanun…

Siz bir şey mi söylediniz Sayın Başkan?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – MHP sırasındaki arkadaşlar söyledi.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Beni gördü o. Beş dakika önceydi.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Olabilir.

Nedir gerekçe? Gerekçeyi bilmiyorum. Hakikaten bilenleriniz varsa… Bakın, iktidar sıralarında bir sürü milletvekili arkadaşım oturuyor. Ne olur, bunun gerekçesini bilen birisi varsa bir izah etsin. Bu, bir, izaha muhtaç bir şey. Neyi saklıyoruz arkadaşlar? Bir şeyin saklandığı açık. Gerekçesi olmayan kanun maddesi olmaz. Hiçbir mantığı olmayan, Millî Emlak gibi çok ihtisaslaşmış bir Genel Müdürlükten bir şeyi alıyorsun; kaymakamlığa, valiliğe veriyorsun. Niye? Millî Emlak bugüne kadar Türkiye’deki devletin ihtiyacı olan gayrimenkulleri kiralarken yanlış mı yapıyordu? Yoo...

Bir şey var, saklanan bir şey var, bunu öğrenmek istiyoruz. Bunu öğrenmek istemek de bizim milletvekili olarak hakkımız. Biz, burada görev yapıyoruz, hepiniz görev yapıyorsunuz. Bunu, sizin de bilmek hakkınız. Buradaki arkadaşların birçoğunun bunun gerekçesini bilmediğini biliyorum, yok çünkü gerekçesi. Hepiniz gerekçeye bakıyorsunuz. “Acaba ben mi yanılıyorum, gerekçeyi ben mi bulamadım?” dedim. Olabilir, kabiliyetimiz müsait değildir, gerekçeyi bulamayabiliriz. Gerekçe yok.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Gerekçeye gerek yok.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – “Gerekçeye gerek yok.” diyor arkadaşım. Doğru çünkü yapılmak istenen eğer başka bir şey varsa, saklanmak istenen bir şey varsa  o zaman gerekçeye lüzum olmaz, hatta gerekçe yazılmaz. Hukuksuzluğu itiraf edecek hâliniz yok. O zaman sükûtla geçersiniz, bütün bu işler yürür.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diğer önerge sahiplerinden Sayın Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Denizli’de belediye konağı var mı?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 134’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz bu önergeyle. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyoruz.

Gerekçemiz, tasarı metninde yer alan metnin hangi ihtiyaçtan doğduğunun bilinmemesi. Hükûmet öneriyi getiriyor veya milletvekilleri getiriyor; sebebi, sonucu belli değil. İçişleri Bakanlığının önünde koca bir terör hadisesi var. İçişleri Bakanlığının en önemli önceliği bu mu? Maliye Bakanlığının hiç beceremediği husus bu mu? Değil. Sizin verdiğiniz 60 lira emeklilere söz hâlâ bu yüzden bekliyor. Onun için kanun tasarısı verdik öncelikli olarak, onu da yapmadınız. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli meselesi hükûmet konağının kimin tarafından yapılacağı mı? Yüz binlerce emekli bekliyor. Onların işlerini geciktiriyorsunuz.

Bakın, Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu madde bir önceki düzenlemeyle ilgili bir madde. Bir tarafta birini alıyorsunuz, diğer tarafta diğerine veriyorsunuz.

Hükûmet konaklarının yapımını programlamak. Hükûmet konağı ne olacak? Bunun demokratik bir şekilde yapılması hâlinde bile Hükûmet tarafları bu işe uymuyor. Denizli bunun en güzel örneği. Ne yaptık? Demokratik bir sempozyum yapılmış. Hükûmet konağının nereye yapılacağı söylenmiş. Herkes toplanmış. Bunun sonucunda bir yarışma açılmış. Bir önceki maddede yetişip konuşabilseydim biraz daha uzatacaktım ama şimdi uzatamıyorum. 2009 Haziran tarihinde Denizli Valiliği imzaya koyuyor bir protokol, yarışma açıyor, açılan yarışma tüm Türkiye’de ilgiyle karşılanıyor, yüksek bir katılım var. Konusunda değerli uzmanlar geliyor katılıyor. Mimar Yavuz Selim Sepin’in projesi birinci seçiliyor. Yarışma sonuçlanıyor. Projenin aynen uygulanacağına dair yetkililer açıklama yapıyor. Atılan imzalara rağmen Haziran 2010’da projede hiç yıkılmaması gereken Kız Meslek Lisesi binası yıkılıyor.

Şimdi, burada ne var? Arada birtakım problemler oluyor. Bu aşamada Mimarlar Odası yetkilileriyle Denizli Valisi görüşme yapıyor. Binanın yıkımının söz konusu olmadığını söylüyor. Sadece toplantı salonu olan kısım yıkılarak yolun genişletileceği, ana binada tamirat yapılacağı, bakım çalışmalarının yapıldığı ifade ediliyor, yıkım ve moloz atım işlemleri ise bir belediye tarafından üstleniliyor.

Şimdi, bütün bunlara bakıyoruz. Bunun belediyeye devrinden sonra öteden beri binanın yıkımını savunan yetkililer tavır sebebiyle şüphe uyandırmış, Valinin açıklamalarına rağmen yapı 19 Haziran 2010 günü tamamen yıkılmış. Bu süreçte, hukuki süreçler, odaların ve koruma kurulunun yıkan ve yıktıranlar hakkında suç duyurularıyla sürüyor. Ancak devlet kurumları-meslek odaları arasında ciddi bir güven problemi oluşmuş. Devlet kurumları atılan imza ve verilen sözlere, resmî ve ulusal ölçekli yarışma sonuçlarına aykırı bir işlem yürütüyor, tamir olunmaz bir yara açıyor. Hadise kurumlar arasında sadece bu konuda değil, başka alanlara da kayıyor. İçişleri Bakanlığıyla Maliye ve Bayındırlık Bakanlığı birlikte birer müfettiş göndersinler. Literatüre geçecek bir “…”(x) bu. Anlaşsınlar, bu bakanlıkların arşivlerine girsin. Girerken de bundan sonra herkes ne yapılacağını, neyi düzenleyeceğini ona göre yapsın.

Gerçekten, konuşmamın başında söylediğim bir şey var: Terör bir tarafta duruyor, memleketin problemleri bir tarafta duruyor. Emeklilere söz verdiğiniz 60 lira sözü sırf bunlar yüzünden duruyor. Temmuzda söz verdiğiniz hadise hâlen duruyor, yavaş yavaş ilerletiyorsunuz seçime yakın çıksın diye. Nedir o? Verginin yeniden yapılandırılması, sosyal güvenlikle ilgili hadiselerin yeniden yapılandırılması. Her şeyi ne yapıyorsunuz? Darmadağın ediyorsunuz, olmayacak işleri bunun içine koyuyorsunuz. Bunun ne anlamı var? Bu tasarıda yeri mi yurdu mu…

İçişleri Bakanlığı büyükşehir sözü verdi. Sayın Başbakan 2014’e attı. Yani bunun neresi güvenilir bir söz? Yaptığınız işin bir evini evceri var mı?

Saygılar sunuyorum Sayın Başkanım, teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Önergeleri oylarınıza…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklama yapmama izin verir misiniz?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Niye? Böyle bir usul var mı?

Yani önerge yok, bir şey yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, 133 ve 134’üncü maddelerin gerekçelerinin yazılmamasında bir şeylerin saklandığı şeklindeki ifadesine ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, biraz önce konuşan bir arkadaşımız bu maddelerle ilgili gerekçenin olmadığını ifade etti, 133’üncü madde ve 134’üncü maddeyle ilgili. Herhâlde biraz tasarının kapsamlı olmasından kaynaklanan bir durum.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Dağınık, dağınık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 133’üncü madde, tasarıda 95’inci madde olarak yer bulmuş. Onunla ilgili bir de 96’ncı madde var. Şu anda konuştuğumuz 134’üncü madde de tasarının 96’ncı maddesiyle ilgili. Her ikisinin de gerekçesi olduğunu ifade etmek istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Bunu söyleyen benim Sayın Başkan. Cevap hakkım doğdu müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Aman efendim…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Benim söylediğime cevap veriyor. Sataşma var.

BAŞKAN – Evet buyurun. Otuz saniyede bir açıklama yaptı, bir dakika da size vereyim, açıklayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçesinde olmadığını söyledi.

BAŞKAN – Açıklasın bakalım, ne diyecek, Sayın Elitaş.

Buyurun efendim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Bunun 54 ve 55’inci sayfalarına bakarsanız “Anayasa Mahkemesine uyduk.” diyor. Bu gerekçe mi? Buradaki arkadaşlarımın hangisi Anayasaya…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Bir dakika müsaade buyur. Sen konuşurken ben müdahale etmedim Sayın Elitaş.

Gerekçe bu: “Anayasa Mahkemesinin kararına uyduk.” Hangi arkadaşım biliyor hangi Anayasa Mahkemesi kararı olduğunu? Bu gerekçe mi? Böyle bir gerekçe mi var dünyada?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Gerekçe yok”la “gerekçe” farklı. Şimdi siz önergenizdeki gerekçeye bakabilirsiniz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 134. maddesi ile değiştirilmek istenen 14/2/1985 tarihli ve 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere eklenen (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“c) Hükûmet konaklarının yapımını programlamak, satın alma ile kiralanması işlemlerini yürütmek ve bunların imar planı ve mimari projeye uygun olarak onarımlarını yapmak,”

                                                          Nuri Yaman (Muş) ve arkadaşları

 

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yaman.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 134’üncü maddesiyle ilgili verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kürsüden bir sürü yapılan konuşmalarda değerli hatiplerin hepsi tuğla şeklindeki yasanın, torba yasanın gerekli nitelendirmelerini yaptılar. Ben yasanın maddelerinin tamamını şöyle bir hesapladım, iki yüz yirmi dört maddesi var. Bu iki yüz yirmi dört maddenin yaklaşık iki yüz maddesi bu düzenlemelerde beklenen ihtiyacı karşılamadığı ve kamuoyunun da karşı çıktığı bir sürü maddeyi içeriyor. Ancak yaklaşık yirmi iki – yirmi üç maddeden ibaret olan, dişe dokunur maddelerden biri de -bana göre- yapılan bu değişiklik maddesi.

Bu değişiklikle, hükûmet konaklarının, bundan önce, yıllardan beri Maliye Bakanlığı tarafından yürütülmesinde, inşallah, öngörülen eksiklikleri giderecek şekilde, doğrudan doğruya hizmetin sahibi olan İçişleri Bakanlığı tarafından tam ve isabetli olarak yerine getirileceğini umuyorum. Nedeni, Anadolu’nun hemen hemen her köşesindeki hükûmet konaklarında çeşitli görevlerde bulunan ve inceleyen bir kişi olarak, proje yarışmasıyla da kazanılan bir sürü binanın ne kadar çapraşık ne kadar ihtiyaçtan uzak olduğunu gören bir kişiyim. Yine bir sürü ilçede yapılan hükûmet konaklarının ne kadar anlamsız, ne kadar ihtiyacın çok çok üzerinde olduğunu da gördüm.

Ben, sayın Kütahya milletvekillerinin ve sayın Zonguldak milletvekillerinin, bir an için bu iki ilimizdeki hükûmet konaklarını gözlerinin önüne getirmesini rica ediyorum. Bu hükûmet konaklarında, yaklaşık her ikisinde de uzun süre görev yapan bir kişiyim ve üzülerek belirtiyorum, bu iki hükûmet konağı da yarışmayla, birincilikle, proje yarışmasıyla yapılan binalar. İnanının ki hiçbir şekilde ne hizmetin ne görev yapan kişilerin çalışma ortamı ve ne de oranın jeolojik ve jeoteknik şartlarına uygun olarak yapılmış, izbe bir sürü koridorlardan, bodrumlardan ve ihtiyacın üzerinde bırakılan boş alanlardan ibaret. Demek ki Maliye Bakanlığı döneminde, bu projelerin, işte birtakım kişilere -proje yarışması yaptırarak- birtakım ödüller, birtakım paralar verilirken, hizmete ve bu konudaki gereklere uygun olarak yapılmadığı anlaşılıyor. Umuyorum ve diliyorum ki bundan sonra, örneğin, Erzincan’ın Otlukbeli ilçesindeki hükûmet konağı gibi bütün Otlukbeli’ni içine alsa dahi boş kalacak bölümlerinin olmadığı ve ihtiyaca cevap verecek birtakım hükûmet konaklarının yapılması sağlanır.

Ben öyle umuyorum ki -bu değişikliğin amacı- hizmetin temel uygulayıcısı olan İçişleri Bakanlığı, hizmet gereklerine uygun bu binaların yapılmasını sağlamak amacıyla, Maliye Bakanlığı buna müdahale etmeden, kendi inisiyatifiyle böyle bir düzenleme yapmıştır. İşte o iki yüz yirmi dört madde içinde dişe dokunur maddelerden biri olarak da ben bunu görüyorum.

Yine, bu hükûmet konaklarının İçişleri Bakanlığına verilmesinin isabetli bir yanı da Millî Emlak Genel Müdürlüğü kanalıyla gelen ödenekler, yıllarca bu binaların onarımı ve diğer ihtiyaçlarının giderilmesi için yazışmalara rağmen gelemiyordu. Ancak, İçişleri Bakanlığı, öyle sanıyorum ki valilerin ve kaymakamların çeşitli olanaklarını da kullanarak belki ufak tefek ihtiyaçları bu şekilde kendi yaptığı binada yapacak. Ancak o yarışmayla kazanılan hükûmet konaklarındaki tadilatlarla ilgili imar planı ve kendi planlarına uygun olarak müelliflerine de bir ödeme yapmak koşuluyla, o “ucube” denen birtakım binalarda da düzenlemeler yapacağını umuyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

135’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır. Kâtip Üye arkadaşımızın sonradan okuyacağı iki önerge aynı mahiyette olduğu için onları birlikte işleme alacağım.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 135. maddesi ile değiştirilmek istenen 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesine eklenen fıkranın son cümlesinden "veya yabancı şirket" ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              M. Nezir Karabaş                               Fatma Kurtulan                                  Hasip Kaplan

                        Bitlis                                                  Van                                                 Şırnak

                M. Nuri Yaman                                     Sırrı Sakık

                        Muş                                                  Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan      606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 135 inci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu                          Mustafa Özyürek

                        İzmir                                               Malatya                                             İstanbul

                Hüseyin Ünsal                                 Bülent Baratalı                                   Tekin Bingöl

                     Amasya                                               İzmir                                                Ankara

Diğer önergenin imza sahipleri:         

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Erkan Akçay

                       Denizli                                              Antalya                                              Manisa

                Mustafa Kalaycı                                   Metin Ergun                                    Mehmet Şandır

                        Konya                                               Muğla                                               Mersin

                           

                  Ahmet Bukan                                 Metin Çobanoğlu

                       Çankırı                                             Kırşehir

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ünsal, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yasanın 135’inci maddesi üzerinde verilen önergeyle ilgili konuşuyorum.

Değerli arkadaşlarım, 670 sayfa, sıra sayısı verilmiş bir kâğıt var elimizde. Kanun görüşüyoruz.

Ben de Sayın Elitaş için bir şey söyleyeyim: Uygunsa 135’inci maddenin de bir gerekçesini bulun bana. Ben o 676 sayfanın içerisinde bu gerekçeyi bulamadım ama bu gerekçeyi araştırmak için AKP’li arkadaşlara sordum. Zamandan tasarruf için böyle bir önerge verdiklerini söylediler. Böyle bir yasa olmaz. Dokuz tane bölüm var, 676 sayfa, gramlarını arkadaşlarımız söylediler. Burada olmayacak bir yasa görüşüyoruz. Şu anda belki bizi milletvekilleri fazla dinlemiyor ama halkımız bunu dinliyor. Halk yararına burada bir tane madde geçiremediniz ve burada Meclis meşgul ediliyor.

Değerli arkadaşlarım, 135’inci maddeyle ilgili olarak yapılmak istenen değişiklik, Yüksek Planlama Kuruluna müracaat edildikten sonra, bundan sonra yapılacak bütün işlemlerin ilgili bakan veya bürokrat tarafından yönetilmesiyle ilgili kanuna bir madde ekleniyor. Kanunun maddesini okuduğumuzda şunu görüyoruz: Madde esasında Yüksek Planlama Kurulunu amir kılıyor, bunun da çok mantıklı yanı var, çünkü Yüksek Planlama Kurulu Bakanlar Kurulundan teşkil ediyor, ama bir klasiktir bu, AKP klasiğidir, yine yap-işlet-devret modellerinde yüksek Planlama Kuruluna giren bakanlardan dahi bir şeyler kaçırılması anlamında artık YPK’ya uygulama projeleri gitmeyecek. Sebep: Zamandan tasarruf. Zamandan böyle bir tasarruf olmaz, çünkü yap-işlet-devret projeleri basit projeler değildir, çok boyutlu projelerdir. Bunun sosyal boyutu vardır, ekonomik boyutu vardır ve yap-işlet-devret projelerinin uluslararası boyutu vardır. Dolayısıyla, bu boyutları da göz ardı ederek bu kanun maddesini ekleyerek YPK’yı devre dışı bırakmak, birtakım işleri bakanlardan, bürokratlardan kaçırmak anlamına geliyor. Bu anlamda karşı olduğumuzu, o yüzden de bu önergeyi verdiğimizi sizlere belirtmek istiyorum, çünkü önümüzdeki dönemde yap-işlet-devret modeliyle muhtemelen üçüncü köprü gelecek, Galataport Projesi gelecek, Haydarpaşa Garı Projesi gelecek, Gebze-İzmir Otoyolu Projesi, daha doğrusu körfez geçişi gelecek ve bu geçişler geldiğinde de yap-işlet-devret projesi ihalesini alanlar artık Yüksek Planlama Kurulunda değil, o uygulamayı yapan bürokratlarla muhatap olma durumuna gelecek. Dolayısıyla, böyle büyük önemi olan projelerin Yüksek Planlama Kurulunda tekrardan gözden geçirilmesi ve oradaki bakanların da dikkatini çekmesinde fayda vardır, çünkü yine AKP İktidarında YPK içerisinde çekince koyduğu için Yüksek Planlama Kurulundan çekilen bakanlarımız olmuştur, bu yap-işlet-devret’lerde de aynı şeyler söz konusu olacaktır diye düşünüyoruz.

Üçüncü köprüyle alakalı diyorum, üçüncü köprüyle alakalı olarak yap-işlet-devrete getireceksiniz ama, çok önemli bir proje, İstanbul hepimiz için, dünya için önemli. İstanbul için de bu önemli olan proje hatlarında, şu anda, Poyrazköy-Garipçe hattında artık arsalar kapatılmış, paravan şirketler hazırlanmış, böyle önemli bir projede de Karayollarının bir tespiti var: 17’nci Bölge Müdürlüğü, güzergâhın uzunluğu, uzun bağlantı yollarının ihtiyacı, trafik yükünün azalmaması nedeniyle bu projenin verimli olmadığını söylüyor. Dolayısıyla, işletmeyi üstlenecek firmalara da bu geçiş ücretleri üzerinden devlet garantisi verilecek mi verilmeyecek mi? İstanbul için, üçüncü köprü için en büyük merakımız burada. İşte yap-işlet-devrette bunlar kaçırılma noktasına geliyor. Hepimiz, bu konuda şüphe uyandırdığı için bunun tekrar ve tekrar Yüksek Planlama Kurulunda, yani o siyasilerin ortak olduğu kurulda bu sorumluluğun tekrar ve tekrar üstlenilmesini talep ediyoruz.

Haydarpaşa Limanı ve çevresinde de yapılmak istenen konular, zaten devri iktidarınızda hep torba yasalarla getirildi. 2004 yılında çıkardığınız yasayla ilk önce Haydarpaşa Limanı’nı Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına verdiniz, 21/4/2005’te 5335 sayılı Yasa’yla da Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına bu limanları satma yetkisini verdiniz. Şimdi, bu torba yasayla da bu limanları yap-işlet-devret modeliyle satma noktasına geliyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÜNSAL (Devamla) - Dolayısıyla, yap-işlet-devret modeliyle yapılacak olan çalışmaların YPK tarafından tekrar gözden geçirilmesini talep ediyor, önergemize destek bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diğer önerge sahipleri adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal.

Buyurun Mehmet Bey. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu maddede YPK’nın yetkisi elinden alınarak ilgili bakanın onayıyla sonra bir daha da karışmamak üzere kurum yetkilendiriliyor.

Bakın, arkadaşlarımız kanun maddesini aynen şöyle yazmışlar: “İkinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.” Yeni bir fıkra eklenmiş. Bakıyorsunuz, kaldırılan bir şey yok, eski şeyde sadece “YPK’ya yetki verilir.” deniliyormuş, şimdi sadece kaldırılmış, yeni bir fıkra eklenmiş gibi yaparak böylece yetkinin gizlenmesi söz konusu. Yüksek Planlama Kurulu önemli görevler ifa ediyor. Bir tanesinde diyor ki: “Ülkenin yurt içi ve yurt dışı ekonomik hayatıyla ilgili konularda yüksek düzeyde kararlar almak.” Şimdi, bunu kaldırınca yüksek düzeyden alt seviyelere doğru kararı indirmiş oluyoruz. Yani alçak düzeyde kararlar artık alacağız, yüksek düzeyde kararlar alamayacağız demektir.

Değerli arkadaşlar, bunların hepsi, yap-işlet-devret böyle küçük projeler değil biliyorsunuz. YPK’nın içinde de hem DPT’nin görüşü var.

Tabii, Sayın Bakanım gülüyor. Bir ara siz, DPT’yi de kapatmayı düşünmüştünüz “Bize engel oluyor. Bizim yatırımlara para vermiyor. Uzmanlar bizi engelliyor. Onlar da kim oluyor?” gibi. Ben bunu normal karşılıyorum.

Maliye baypas, ekonomi bakanlığı baypas, DPT Müsteşarı, DPT Müsteşarlığı baypas. Bakın, aynen ne diyorsunuz: “Yetkili idarelerin…” Bağlı yetkili idarelerin, ekonominin falan değil. Diyelim ki Ulaştırma Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı veya Enerji Bakanlığı. Onun dışında ne DPT’nin haberi olacak, ne Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısının haberi olacak, ne Maliye Bakanının haberi olacak. Böylece bunların gelmesi gerekir…

Peki neden? Neden? Ben yine sizden bir örnekle durumu açıklayayım. Daha önce bu tip konular olmuştu. Hani hatırlarsınız, ilk döneminizde Ekonomiden sorumlu Sayın Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in imzalamadığı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları vardı kendisinin Bakanlığına ve sonra milletvekilliğine mal olan.

Kısa bir şeyi oradan sizinle paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlar. Diyorlar ki bununla ilgili, özelleştirmedeki sıkıntılarla ilgili söylüyor ve imzalamadığını da söylüyor. Bir ÖYK kararı geliyor. Öncelikle sayın sorumlu bakanın imzası olması gerekirken Sayın Başbakanın imza atıp gönderdiğini söylüyor. O da “imzalamadım.” diyor.

“Sadece bununla mı ilgili?” diyor. “Hayır” diyor. “O dosyaya imza atmadım; onu da Sayın Maliye Bakanına devrettiler.” “Başka özelleştirmeyle ilgili rahatsızlığınız neydi?” “Hayır… Galataport’ta da ‘imzala’ dedi imzalamadım. Avea ve Aycell birleşmesine itiraz ettim ve ‘Bu da benden geçmez.’ dedim. Onlar da kanun çıkardılar.” diyor.

Şimdi, yine yaptığımız, belli şeyleri baypas edebilmek üzere bir kanun tasarısını çıkarmak ve böylece bir değişiklik ortaya koymak. Yani ne oluyor? YPK’dan geçse ne olur? Niye bunu değiştiriyorsunuz? Neden kaçırıyorsunuz? Yani DPT’den geçsin, ilgili bakanımız baksın. Yani şimdi, sadece Sayın Eroğlu burada. DSİ’nin bir şeyi var, sadece o imzalayınca geçecek. Diğer arkadaşlarımız da Bakanlar Kurulunun üyesi, onlar da görsün. En azından, ekonomiyle ilgili yapılacak yatırımlarla ilgili koordinasyon sağlansın.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – İşler uzuyormuş!

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlarım, bu çok önemli bir şey. Neden? Neden bunu yapıyoruz? Yani, işlerlik açısından mı? Diğer arkadaşlarımız bunu anlamıyorlar mı? DPT’dekiler anlamıyor mu? Şimdiye kadar YPK’ya… Peki, sekiz yıldır aklınız neredeydi? İşler iyi mi gidiyordu? Neden bu torbaya bu kanun maddesi sokuldu, ben hâlâ anlayamıyorum.

Yine, geliyor ki arkadaşlarımız, aynı şeyde… Neden öyle söylüyorum? Çünkü, Sayın Abdüllatif Şener, DPT kendisine bağlı olduğu için, diyor ki: “Arkadaşlarımız bana getirdiler, bir hesap yapmışlar, hem taksitlendirme anlamında hem de risk anlamında, projenin gerçekleştirilmesi anlamında sıkıntı vardı.” Şimdi, bu tür mahzurları götürecek kimse kalmayacak. Bunun önüne taş koyacak kimse de kalmayacak. Maalesef böyle bir düzenlemeyle karşı karşıyayız.

Yine, o mülakatta Sayın Şener bir şey söylemiş, yani gazetede çıkan haberin altında. Kendisine de sormuşlar, doğrulamış. O günlerde, Sayın Şener, “Sürekli olarak İsra Suresi’nin 80’inci Ayeti’ni ben okuyup tekrarladım.” diyor, gazeteciler de onu yazmışlar.

Ben de size konuşmamın sonunda bununla veda etmek istiyorum. Allahuteala 80’inci Ayet’te şöyle buyuruyor: “Rabbim, girdiğim yere doğrulukla girmemi, çıktığım yerden doğrulukla çıkmamı nasip et. Bana, tarafından destekleyici bir kuvvet ver.” diye dua ediyormuş. Ben hepimiz için Allah’ın bu duayı kabul etmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istiyorsunuz.

Evet, önergeleri oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeleri kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik cihazla oylama yapacağım ve bir dakikalık süre vereceğim.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 135. maddesi ile değiştirilmek istenen 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin           Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesine eklenen fıkranın son cümlesinden "veya yabancı şirket" ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Sırrı Sakık (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de önergemiz üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinize saygılar ve sevgiler.

Yap-işlet-devret, ne dersek bizim burada bu yasaları değiştirme ne şansımız var ne de böyle bir konsensüsümüz var.

İkincisi, çok da fazla bir derdimiz de yok. Yani bu ülkenin temel sorunlarıyla eğer bir Parlamento ilgilenmiyorsa burada büyük bir yanlışlık var. Bakın, Türkiye'nin dört bir tarafında… Ben yeni geliyorum, Bitlis’in Mutki ilçesinden geliyorum, orada insanlığa karşı suç işleniyor, iktidar partisi ve muhalefet partisinden çıt yok, ses yok. Ve bir alçak çıkıp “Ben JİTEM’i kurdum.” diyor, “Ben yüzlerce cinayet işledim.” diyor, “Ben o cinayetleri işlerken bir de mezar taşı mı yapsaydım?” diyor ve kanal kanal dolaşıyor. Ve bir ülkede, bir alçak eğer devlet adına burada cinayet işlediğini söylüyorsa ve elini kolunu sallayarak dolaşıyorsa, burada iktidardan ve muhalefetten ses çıkmıyorsa bu yasalar bizi çok ilgilendirmez. Ve bu adam çıkıp “Ben kurdum.” diyor, “Eğer ben görev başında olmuş olsaydım Habur’dan gelenler… O gün 20 bin insanı öldürürdüm.” diyor. İşte bunlar katil sürüsü, bunlar cinayet işliyor. Ve biz bunların araştırılması için sizleri göreve davet ediyoruz, sesiniz çıkmıyor. Ve biz feryat ettik, Cumhuriyet Halk Partisi de birkaç kez bu konuda Meclis araştırma önergeleri getirdi, yine sesiniz çıkmadı. Ama seçimler yaklaştı, iki gün önce, 305 kezdir Galatasaray Lisesi önünde eylem yapan anneleri Sayın Başbakan kabul ediyor ve diyor ki: “Acınızı anlıyorum ama bu Meclis araştırma önergelerini kabul etmeye bizim tek başımıza gücümüz yetmez.” Ee, peki, yetmiyorsa buyurun, ana muhalefet partisi destek veriyor, biz destek veriyoruz, siz veriyorsunuz; peki, diğer güç ne? Siz acaba bilinmeyen güçlerden mi talimat alıyorsunuz? Şimdi, bu konuda çok açık, net kamuoyunu  bilgilendirmelisiniz. Anneler feryat ediyor “Ben otuz bir yıldır kapıma kilit vurmadım. Bir gün geri dönebilir umudunu taşıyorum. Benim çocuklarım kayıp, onun için sizi göreve davet ediyorum.” diyor ama ne yazık ki hâlen bu konuda Parlamento görev başında değil.

Sevgili arkadaşlar, kendi iktidarınızı, kendi saadetinizi bizim sefaletimizde aramayın. Eğer sadece seçim için bu işlere yaklaşıyorsanız bunun vebali çok ağırdır, bunun vebali çok büyüktür. Onun için, bu yasalardan daha çok önemli olan bu vicdan yasasını geçirmektir. Bu gece, ne olur, gidin uyuyun ve başınıza yastığa koyduğunuzda o 305 haftadır Galatasaray Lisesi önünde her cumartesi günü bekleyen annelerin ruh hâlini düşünün, kendi annelerinizi onların yerine koyun. Eğer böyle düşünebilirsek bu sorunu çözebiliriz.

Adalet dolu bir dünya istiyoruz, merhamet dolu bir dünya değil. Yani bunlara karşı bir merhamet duygusuyla yaklaşmamalıyız. Adaletin ve hukukun, gerçekten, normlarını uygulayarak bu sorunlarımızı çözebiliriz. Burada hepimize görevler düşüyor, hepimize. Her seferinde söylüyoruz, ortak vatanımızda bir arada yaşamak zorundaysak, mecbursak, mahkûmsak, evet, adalet dolu bir dünya…

Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisine, Milliyetçi Hareket Partisine ve başta Adalet ve Kalkınma Partisine önemli görevler düşüyor ve sizden, bu konuda, kardeşlik adına, barış adına, bu ülkenin geleceği adına birlik istiyoruz. Bu, ülkemizin üzerinden eksik olmayan savaş bulutlarının bir an önce barış meltemlerine dönüşmesi için bu konulara değinmeniz gerektiğini ve bunlarla ilgili daha hassas olmanız gerektiğini düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

136’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 136. maddesi ile değiştirilmek istenen 3996 sayılı Kanunun 8 inci maddesine eklenen fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Görevli şirketçe üretilen mal ve hizmetler için idare tarafından hiçbir şekilde talep garantisi verilmez.”

              M. Nezir Karabaş                                  Nuri Yaman                                       Sırrı Sakık

                        Bitlis                                                 Muş                                                   Muş

                             Fatma Kurtulan                                                              Hasip Kaplan

                                       Van                                                                             Şırnak

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi Sayın Özçelik’in okuyacağı iki önerge aynı mahiyettedir, okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” nın 136 ncı maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Harun Öztürk                                 Mustafa Özyürek                                Bülent Baratalı

                        İzmir                                              İstanbul                                               İzmir

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                           Hüseyin Ünsal                                   Tekin Bingöl

                      Malatya                                             Amasya                                             Ankara

                                                                        Tacidar Seyhan

                                                                               Adana

Diğer önergenin imza sahipleri:

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

                                      Metin Çobanoğlu                                        Ahmet Bukan

                                             Kırşehir                                                    Çankırı

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Tacidar Seyhan konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Seyhan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TACİDAR SEYHAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde alım garantisiyle ilgili.

Değerli arkadaşlarım, her dönemde her hükûmetçe bu alım garantisini yaşıyoruz ve olumsuzluklarını da yaşıyoruz. Sadece şimdinin sorunu değil. 90’lı yıllarda Türkiye, çok yüksek “al ya da öde” kapsamında alım garantileri verdi. Hatta, öyle elektrik santralleri kuruldu ki yap-işlet-devret kapsamında, o kadar ciddi alım garantileri verildi ki, Türkiye’de bugün elektrik fiyatlarını yeterince düşüremiyorsak, o günlerde verilen yüksek alım garantilerinin büyük etkileri vardır.

İkinci büyük etki, bu Hükûmet döneminde de devam eden ve bir türlü düşürülemeyen “al ya da öde” sözleşmeleri ve alım garantileridir. Dikkatle bir göz atalım bunlara:

Değerli arkadaşlar, bakın, 2008 yılında İran’dan alamadığımız gazın parasını ödemişiz, 705 milyon dolar, İran’a. 2009 yılında İran’a alamadığımız gazın parasını ödemişiz, 650 milyon dolar. Yani 1 milyar 355 milyon dolar parayı götürdük biz İran’a ödedik “al ya da öde” kapsamında.

Bakın, biz bu gazı kullanamadık ama iyi sözleşmeler yapmış bu ülke, yeterli arz talep dengesi kuramadığı için iyi sözleşmeden doğan haklarını da kullanmıyor.

Bakın, şu da Azerbaycan’la yapılan sözleşmenin onaylı aslı. Diyor ki “6 milyar metreküp bizden gaz aldığınız zaman 120 dolara alacaksınız, bunun üzerinde 1,5 milyar metreküp gaz aldığınız zaman onu da 45 dolara alacaksınız.” Bu ülke, Rusya’dan 400 dolara 1.000 metreküpü gaz aldı ama altı yıldır 45 dolarlık 1,4 milyar metreküp alacağı gazı Azerbaycan’dan alamıyor. Yazık değil mi bu ülkeye!

Değerli arkadaşlar, böyle alım garantisi, böyle talep garantisi olur mu? Bunu yapan, planlayan insanlar Türkiye’de ne kadar doğal gaz kullanacağını hesap edemiyorlar mı? Mutlaka bunun bir ölçüsü olması lazım.

Yine bir alım garantisi rezaleti de Rusya’dan geliyor. 2008, 2009’u koydum sözleşmede, 2010 yılında Türkiye -2010, yeni bu- bu dönemki, bu yılki, ölçüyü de göreceksiniz, 2010 yılında Rusya’ya 4 milyar metreküp ödemek zorunda kaldı. Bu da yeni alım garantisinden çıkan başımıza bela!

Şimdi, bunlar ödenebilir mi? Alınabilir mi?

Değerli arkadaşlar, bunlar alınabilir. Ne zaman biliyor musunuz? Beş yıl sonra. Hangi fiyattan? O günkü fiyattan. O günkü fiyattan ödeyeceğimiz ceza nedir? Ödeyeceğiniz toplam paranın yüzde 25’ini ödersiniz. 2 milyar tutuyorsa, 500 milyon doları gitti bu milletin. Yazık değil mi! Yazık değil mi! Ben buradan bu hesapları yapan arkadaşlara sesleniyorum: Bu ülkeyi böyle bu hâle getirmeye hakkınız var mı?

Bakın, yine sözleşmenin aslı elimde, aslından onaylı fotokopisi. Aynı sözleşmede deniliyor ki Rusya için: “Alım garantisi 5-6 milyar metreküptür.” Türkiye, sürekli para öderken 5 milyar metreküpü değil de 6 milyar metreküpü baz almış. Sözleşme açık: “5-6 milyar metreküp” ve aynı sözleşmenin 2.4’üncü maddesinde diyor ki: “İstenildiğinde, o yıl içinde bildirilmek koşuluyla, buradaki miktar yüzde 25 oranında düşürülebilir.” Sözleşme elimde ama Türkiye bu düşürmeyi hiçbir zaman yapmamış ve yine diyor ki: “Türkiye, alması gereken gaz miktarının sadece “al ya da öde” garantisi çerçevesinde yüzde 75’ini öder.” Tamamını öder demiyor. Yani 6 milyar metreküp üzerinden hesaplarsanız bunu, Türkiye'nin ödeyeceği miktar 2,8 milyar metreküp.

Değerli arkadaşlar, bu sözleşmeden doğan haklarını Türkiye kullanmıyor. Birinin çıkıp bunun hesabını vermesi lazım. Hem neden yüksek fiyattan hesaplandığını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum. Bir sonraki maddede devam edeceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Ayhan, buyurun.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 136’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir önceki maddeyle tasarıda yapılmak istenen değişikliğe ilişkin verdiğimiz önergenin gerekçesinde, “Tek başına Türkiye Büyük Millet Meclisinde büyük bir çoğunlukla iktidar olan bir siyasi partinin Yüksek Planlama Kurulu onayından kaçınmaya çalışması maalesef anlaşılamamıştır. İktidarda bulunulan dokuz yıl boyunca böyle bir lüzum hissedilmemesi, ancak seçime çok az bir süre kalması, böyle bir düzenlemeye gidilmek istenmesi, seçim öncesi bazı işlerin diğer kurul üyelerinden de kaçırılarak yapılmak istenmesi düşüncesinin oluşmasına neden olmaktadır.” ifadesini kullanmıştık.

Tasarının bu maddesinde ise “Bu fıkrada belirtilen oranlar ile uygulanmasına ilişkin esas ve usuller yılı programının uygulanması, koordinasyonu ve izlenmesine dair kararda belirlenir.” ibaresi değiştirilmektedir. Değişiklik ile “bu fıkranın uygulamasına ilişkin usul ve esasların Bakanlar Kurulunca belirlenmesi” hükmü yer almaktadır. İkisi arasındaki farkı Hükûmet kamuoyuna açıklayamamaktadır.

Şimdi burada ifade etmek istediğim bir husus var. Bir önceki maddede “Yüksek Planlama Kurulu tarafından ilgili idarenin yetkilendirilebileceği” ifade ediliyor. Daha önce benzer maddelerde problemli maddeler geçirdik, burada da aynı. Peki, yetkilendirilmezse ne oluyor? Devam ediyor, yetkilendirilmezse “Bu kanun kapsamında ilgili bakan veya ilişkili olduğu bakanın onayı alınarak sermaye şirketi veya yabancı şirket ile imzalanır.” diyor. Şimdi bunun bir mantığının olması lazım. Yaptığınız işin evini evceri olması lazım. Ne yapmak istediğini Hükûmet kendi de bilmiyor. Kafasında yapmak istediği bir madde var, madde dizaynını ona göre şekillendirmekte zorluk çekiyorlar.

Elbette ben de biliyorum, Yüksek Planlama Kurulu Hazineden görüş alırken, Planlamadan görüş alırken oradaki uzmanların direndiği, görüşlerinde Hükûmetle farklı olduğu hususların çıkması doğal ama netice itibarıyla bunu yapacak olan Hükûmet, dinlersiniz, dinlemezsiniz. “Oradaki bir uzmanın veya bir kurumun görüşü sonradan bize sıkıntı olur, bizim bunu aşmamız lazım.” diyorsanız, o zaman, bu sayıyla Hükûmet olan bir iktidarın hiç de görevini yerine getirebildiği kanaatimiz de yok. Kendisinden korkar bir hâlde.

Şimdi bu maddeyle “Bu fıkrada belirtilen oranlar ile uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, yılı programının uygulanması, koordinasyonu ve izlenmesine dair kararda belirlenir.” ibaresi yürürlükten kaldırılıyor. Daha doğrusu değiştiriliyor. Peki, bu karar kimin tarafından yayınlanır? Bakanlar Kurulu tarafından yayınlanmaz mı o kaldırdığınız karar? Evet, onun tarafından. Evet, o zaman bu ibarenin kalkmasıyla yerine kim geliyor? Bakanlar Kurulu geliyor. Nasıl geliyor? “Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca belirlenir.” şeklini alıyor, ikisinde de Bakanlar Kurulu oluyor. “Ne var burada?” diyebilirsiniz, haklısınız da ama değiştirilmesine ne gerek var? Orada küçük bir nüans farkı var. “Nedir o nüans farkı?” diyeceksiniz, bu da normal, bu soru da normal. “İncelik nerede?” diyeceksiniz… Mevcut hâlinde esas ve usullerin, bizim planlamacıların deyimiyle, program kararnamesinde yer alması, genel esaslara tabi olmasına bile gerek yok. Bu hususu ayırıp yazabilirsiniz hatta program kararnamesinde de Bakanlar Kuruluna yetki verebilirsiniz. Ancak bu Hükûmetin ya acelesi var ya milletin bilmediği bir şeyi atlatmaya çalışıyor. Peki, aceleniz olsun, ya, şurada beş ay var, beş ay sonra yeni gelen hükûmet istediği şekilde düzenlesin. Bu acele niye, niye bunu yapmaya çalışıyorsunuz?

Bazen kamu kuruluşları görüş yazıyor, biraz önce ifade ettim, bu kamu kuruluşlarının görüş yazması ileride sizin yargılanmanızda baz teşkil edecek, delil teşkil edecek yazılar olduğu için, deliller olduğu için mi bundan kaçıyorsunuz? Bir de bunu düşünmek lazım.

İleriki maddelerde ben de devam edeceğim.

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- Y O K L A M A

 (CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, önergenin oylamasından önce yoklama talebi vardır.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Özyürek, Sayın Öztürk, Sayın Baratalı, Sayın Yazar, Sayın Susam, Sayın Köse, Sayın Güner, Sayın Tütüncü, Sayın Ünsal, Sayın Ağyüz, Sayın Dibek, Sayın Emek, Sayın Ersin, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Seyhan, Sayın Seçer, Sayın Bingöl, Sayın Mengü.

Sayın milletvekilleri, yoklama için bir dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 136. maddesi ile değiştirilmek istenen 3996 sayılı Kanunun 8 inci maddesine eklenen fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Görevli şirketçe üretilen mal ve hizmetler için idare tarafından hiçbir şekilde talep garantisi verilmez.”

Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sanıyorum torba kanunun en önemli üç dört maddesini şu an görüştüğümüzün farkında olmanız lazım. Bu konuda sorularımıza cevap veren Sayın Bakan Babacan sadece bu torba kanundaki “yap-işlet-devret”le ilgili en asgari 65 milyar dolar bir hedef olduğunu söyledi. Tabii Sayın Bakanın öngördüğü asgari had bu. 100 milyar doları da aşabilir, çünkü çok ciddi projeler var. Bu projelerin direkt Bakanlığın, üstelik de YPK’nın izni aranmadan ihale süreçleri atlanarak, mali denetim atlanarak, hatta onun ötesinde, daha hızlı, daha acil, daha acele kararlar alabilmek üzere ve de daha önemlisi -takip eden maddelerde var- “Hazine arazilerinin terkin ve tesciline kadar, limanlarına kadar, dağlarına kadar, ovalarına kadar, kara sularına kadar, kıyılarına kadar, denizlerindeki petrol aramalarına kadar her alanda nasılsa mali kural da yok, istediğimi yapayım.” maddeleri bunlar.

Şimdi, arkadaşlar, zaten anketlerde birinci parti çıkıyorsunuz, tek başınıza iktidarsınız, bu aceleniz ne? Gerçekten şaşırıyoruz. Bu aceleniz, bu koşturmacanın anlamı ne?

Şimdi düşünsenize, demin arkadaşlar açıkladı, neyin garantisini veriyorsunuz? Lütfen, kamuoyuna çıkın açıklayın, Sinop’taki nükleer santralin, Mersin Akkuyu’daki nükleer santralin kaç sent üzerinden, kaç yıllığına garantisini verdiniz? Lütfen, bu termik santrallerin, özelleştirmeyle sonradan yapılan santrallerin hepsinin kaç sent üzerinden elektriğinin garantisini, alım garantisini kaç yıllığına verdiniz? Bu ülkeyi zaten on yıllığına, on beş yıllığına ipoteklemişsiniz. Doğal gaz ithalatında yaptıklarınız, hatalar ayrı bir konu. Zaten doğal gaz konusunda İran’a verilen paralar, Rusya’yla olan bağlantılar ayrı bir sıkıntı. Yani burada sabahlıyoruz, konuşuyoruz; gelin, ülkenin gerçek sorunlarını konuşalım, enerjiyi konuşalım, sabahlara kadar tartışalım arkadaşlar. Gelin, işsizliği konuşalım, sabahlara kadar tartışalım; yoksulluğu konuşalım, sabahlara kadar tartışalım; Kürt sorununu konuşalım, demokrasiyi konuşalım, yeni Anayasa’yı konuşalım, yeni bir Siyasi Partiler Yasası’nı, yeni bir Seçim Yasası’nı, barajsız, sıkıntısız, özgür bir geleceğini konuşalım Türkiye’nin ama varsa yoksa bu torba kanuna doldurduğunuz, kendinizi, herkesi, kendince bütününüzün çıkarlarını karşılayacak şeyler koyuyorsunuz.

Bakın, öyle bir hata yapıyorsunuz ki, arada bazı güzel şeyler de yapmaya çalıştık. Alt komisyonda konuştuk, üst komisyonda konuştuk. Allah aşkına, 12 Eylül darbesi sonrası üniversite öğrencilerinin, geç de olsa, otuz yıl geçse de aradan, bir afla tekrar okula kazandırılması, okullarının devam ettirilmesini her dört grupla birlikte uzlaşmadık mı? Uzlaştık. Sonra bir günlüğüne bir yere gittik, geldik, baktık, komisyondaki, üniversite öğrencilerine af tasarısı aynen şöyle geçmiş: “Terör suçlarından mahkûm olanlar hariç.” 12 Eylül”de yargılanan, sağcısı da solcusu da terörist diye mahkûm olmadı mı? Sıkıyönetim askerî mahkemelerinde bunların kararları verilmedi mi? Kitap yazan, makale yazan gazeteci, düşünen bütün ülkenin insanları terörist diye yargılanmadı mı? Şu anda yargılanmıyor mu? Şu an 47 tane gazeteci içeride değil mi? İlla ki güzel bir şey yaparken bir güzel güvecin içine bir sinek atmanın ne âlemi var? Ne bu ayrımcılık, ne bu korku, ne bu mide bulandırma? Niye biraz adil olamıyoruz? Arkadaşlar, yanlış; bu yanlış ayağınıza dolanır, önünüze çıkar; bunu uyarmak bizden.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

137’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 137. maddesi ile değiştirilmek istenen 3996  sayılı Kanunun 12 nci maddesine eklenen fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Yap-işlet-devret modeli ile yapılacak projelerde ilgili idaresince 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi olunmak suretiyle yapım ve işletme sürelerinde müşavirlik hizmet alımı yapılabilir. Söz konusu hizmet alımına ilişkin esas ve usuller ilgili bakanlıklar tarafından belirlenir.”

              M. Nezir Karabaş                                  Nuri Yaman                                       Sırrı Sakık

                        Bitlis                                                 Muş                                                   Muş

               Fatma Kurtulan                                  Hasip Kaplan

                         Van                                                 Şırnak

BAŞKAN – Bu iki önerge aynı mahiyettedir; okutup, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 Sıra Sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 137 nci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

                Hüseyin Ünsal                                   Tekin Bingöl                                     Rasim Çakır

                     Amasya                                             Ankara                                              Edirne

               Tacidar Seyhan                                 Bülent Baratalı

                       Adana                                                İzmir

Diğer önergenin imza sahipleri:

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

              Metin Çobanoğlu                                 Ahmet Bukan

                     Kırşehir                                             Çankırı

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Seyhan, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

TACİDAR SEYHAN (Adana) – Değerli arkadaşlar, çok geç bir saat değil ama Türkiye Büyük Millet Meclisindeki, özellikle şu sıralardaki tabloyu izah etmenin hiçbir yolu yok. Çok ciddi bir kanun görüşüyoruz; bir, konuyla ilgili Bakan yok; iki, sıralara bir bakar mısınız, bir tane bürokrat yok değerli arkadaşlar, bir tane bürokrat yok. Bir şey sormak isteseniz, birlikte bir şey kararlaştırmaya çalışsanız bir tane bürokrat yok. Gören de Meclis Başkanlığının izniyle buraya bürokrat alınmıyor zanneder.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – O arkadaş Plan ve Bütçe Komisyonundan.

TACİDAR SEYHAN (Adana) – Böyle…

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Vekiller var.

TACİDAR SEYHAN (Adana) – Değerli arkadaşlar, vekilin işi başkadır, bürokratın işi başkadır. O zaman buraya hiç bürokrat almayın. Yani bilerek konuşalım, söylediğimiz şeyin bir anlamı olsun. Devlet yönetimi ciddiyet ister değerli arkadaşlar. Bir gün öyle, bir gün böyle denilmez. Orada olmanın da, orada bulunmanın da bir ciddiyeti vardır, yasanın da bir ciddiyeti vardır. O çerçevede bir disiplin istiyoruz, bunu da istemek milletvekili olarak hakkımız bizim.

Değerli arkadaşlar, bu önerge konusunda da birkaç şey söyleyeceğim ama söylediklerim yarım kalmıştı. Değerli arkadaşlar, yine sözleşme elimde. Bu sözleşmeye göre “al ya da öde” kapsamı içerisinde dağıtamadığımız gazı bakın neler yapmışız: Bir gazı alıyorsunuz ve o gazı kullanamıyorsanız ne yaparsınız? Satarsınız. Azerbaycan’dan gazı 120 dolara alıyoruz, Rusya’dan bunun tam 2,5 katına alıyoruz. Hangi gazı satarsınız doğal olarak? Rusya’dan aldığınız gazı. Peki, ilgili bakanlık ve ilgili genel müdürlük hangisini satmayı tercih etmiş? 120 doları. Bir şirkete satıyor ve bu şirkete sattığı miktar 1,2 milyar metreküp. Bu 1,2 milyar TURCAS&SOCAR’a devretmiş, bunun niçin devredildiği açıklanmak zorundadır. Bu çok büyük vebal. İkincisi, yine aynı şirkete 2 milyar metreküplük kısmı yurt dışına satılmak üzere devredilmiş. Değerli arkadaşlar ve bunu yaparken ne yapmışız biliyor musunuz? Bir yandan 2,5 katı fiyata Rusya’dan gaz alırken, diğer yandan Azerbaycan’a 2 milyar metreküplük kısmını, 120 dolardan olan 2 milyar metreküplük kısmını “Almak istemiyorum.” diye başvurmuşuz ve o gazı almamışız.

Değerli arkadaşlar, bu yönetim zafiyeti değil de nedir? Yani üç yıl içerisinde siz 3 milyar dolar “al ya da öde”den ödeyeceksiniz bir yere, bir de 2,5 kat fiyatla aldığınız gazı satacağınız yere 120 dolarlık gazı satacaksınız, bir şirkete devredeceksiniz, şirketin cebini parayla dolduracaksınız. Faturasını kim ödeyecek? Vatandaş ödeyecek. Bunun adil yönetimle, adaletle, yönetim disipliniyle, iyi yönetimle bağdaşır bir yanı olabilir mi? Bir yıla sâri şey değil bu. 2008’den beri bu ödenme devam ediyor. Peki, hiç planlayamadınız mı? Bu planlayamama ülkenin başına daha çok işler getirecek. Önce “Kontrat devri yapalım şirketlere, bununla kurtulalım.” dediler. Üç dört tane şirket bulundu -yandaş olup olmadığını herkes biliyor, onu kamuoyu değerlendirsin- hâlâ o kontrat devirleri tamamlanmadı. 2011 anlaşmanın bittiği yıl. Peki, bu kontrat devirlerini o şirketler yapamazsa, 6 milyar metreküplük bölüm tehlikeye düşerse, Türkiye o zaman ne yapacak? Yoksa, bunu “al ya da öde” kapsamında alamadığınız gazın açığını kapatmak için mi kullanacaksınız?

Arkadaşlar, bunu yapacağınıza, siz Türkiye’yi doğru planlayın. Nabucco’nun daha nereden alınacağı belli değil. Önce, Nabucco’ya Türkiye’deki gazınızı kaynak hâline getirin, boşu boşuna para ödemeyin. Fazla gazınız varsa, dış satım anlaşmaları yaparak onu kaynak hâline getirin. Güçlü hükûmet budur.

Bu maddeyle ilgili de bir şey söylemek istiyorum değerli arkadaşlar: Bu maddede, maalesef, özellikle hizmet alımına ilişkin, müşavirlik hizmeti alımına ilişkin tüm işlemlerin ihalesiz yapılması öngörülüyor. Değerli arkadaşlar, bu, daha önce ihalesiz müşavirlik hizmeti alan ve şu anda yargılanan insanlara af anlamına gelir. O kadar fazla bu konuyla ilgili yargılanan belediye başkanı var ki, böyle bir şeyi yapamayız, böyle bir şeye hakkımız yok. Bunun bedeli ne kadardır? Biz, bir sürü aklama modelinin müşavirlik anlaşmalarının üstünden geçtiğini biliyoruz. Lütfen buna izin vermeyin.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Seyhan.

Sayın Ayhan, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önergemizde görüşülmekte olan tasarının 137’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önergemizdeki amaç, tasarının 135 ve 136’ncı maddelerinde yapılan düzenlemeler ile Hükûmetin giderayak neler yapmak istediğini açıkça göstermektedir. Tasarının bu maddesiyle yapılmak istenen düzenlemeyle tamamen kural tanımaz bir tutum takınmaya çalıştığını ortaya koymaktadır. Hükûmet bu düzenlemeyle yine Kamu İhale Yasası’ndan kaçmaktadır. Bu ilk değildir, defalarca yapmıştır, bir defa daha yapmaktadır. Ama yaptığının doğru olmadığını biz bir kere daha ifade etmek istiyoruz. Hükûmet ihalelerde zorlandığı her hususta ne yapmaya çalışıyor? İhale Yasası’ndan kaçmaya çalışıyor. Bu da Hükûmetin çalışma yöntemi. Buna da diyecek bir şeyimiz yok. Hukuken buraya getiriyorlar ama millet de bunu izliyor.

Şimdi, emeklinin söz verdiğiniz, daha önce de söyledim, 60 lirası bekliyor, kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması, vergiyle, sosyal güvenlik primleriyle ilgili hususlar bekliyor, Hükûmet başka şeylerle uğraşıyor, başka konulara daha çok kendini adapte ediyor.

Şimdi, burada, 3996 sayılı bazı yatırım ve işletmelerin yap-işlet-devret modeline ilişkin Kanun’un 12’nci maddesine bir fıkra ekleniyor. Ne ekleniyor? Öncelikle 12’nci maddede ne var? 3996 sayılı bazı yatırım ve hizmetlerin yap-işlet-devret modeline ilişkin Kanun’un 12’nci maddesinde, “Yap-işlet-devret ile iş yapan yerli ve yabancı şirket damga vergisi ve harçlardan muaftır.” diyor. Şimdi de bu maddeyle alakası olmayan bir husus bu maddeye konulmaya çalışılıyor, diğer bir ifadeyle, ilave edilmeye çalışılıyor. Ne kadar birbiriyle ilgisi vardır, o da anlaşılamamıştır. Ancak hukuken buraya konulma hususu, şeklî olarak buraya konulma zarureti olduğu kanaati bizde hasıl olmuştur.

Peki, “Nedir buraya konulmak istenen husus, onu anlat.” diyeceksiniz. Yap-işlet modeliyle yapılacak işlerde Kamu İhale Kanunu dışında yani ona tabi olmadan yapım ve işletme sürelerinde müşavirlik hizmeti alınabilir. Usul ve esaslar da Bakanlar Kurulunca belirlenir. Şimdi o usul ve esasları koyun kanuna madem, ileride sık sık değiştirmek isteyeceksiniz. Size engel olan ne varsa tarumar etmeye çalışıyorsunuz.

Birincisi, ilgili hususun 12’nci maddesiyle alakası yok. Yeri burası değil. “Olursa ne olur?” diyeceksiniz. Daha iki hafta önce kanun yapma süreciyle ilgili sempozyum yapıldı. Bütün katılan siyasi partiler bu tür bir yaklaşımdan uzak durulmasına yakın görüş beyan ettiler. O zaman böyle bir husus teknik açıdan uygun değil.

İkincisi, AKP İktidarı bu Kamu İhale Kanunu’na düşman. Kaçıncı defadır değiştiriyor, artık unutuldu. Orasını oynadınız olmadı, burasını oynadınız olmadı, altını oynadınız olmadı, üstünü oynadınız olmadı. Şimdi de burada kanuna uymamak için yeni bir hukuki düzenlemeyle kanun yapmaya çalışıyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Denizli de oynasın, Denizli…

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Denizli’yi unuttular zaten. Verdiği bütün sözler gitti.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Hangi sözler?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Büyükşehir belediyesi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Olacaksınız, olacaksınız.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Malatya da aynı şekilde.

KEMALETTİN NALCI (Tekirdağ) – Tekirdağ’ı unutma.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Doğru, tamam.

Şunu tamamen kaldırsanız, deseniz ki: “Bizim aklımızdan geçen her şey bu Kamu İhale Kanunu hükümleri dışındadır.” veya “Bizim yapacağımız işlerde bu kanun hükümleri uygulanmaz.” Siz de rahatlayın, Meclis de rahatlasın, millet de rahatlasın, yerli ve yabancı firmalar da rahatlasın.

Peki bu hüküm lüzumsuz bir şekilde, lüzumsuz bir zamanda niye Meclisin gündemine geliyor? Ne aceleniz var? Seçim öncesi hangi projeler için -bu hükümleri uygulamak için- uygulamayı düşünüyorsunuz? Bunu millete anlatın, açıklayın. Seçim öncesi çok mu acil?

Belki gelen hükûmet farklı bir yöntem uygulayacak. Bu iş demokratik temayüllere daha uygun. Yoksa siz imzaladığınız bir yap-işlet-devretle ilgili projenin uygulanmasında mı sıkıntı çekmeye başladınız veya başlarken problem çıkmasın diye mi uğraşıyorsunuz?

Bu maddeye ilişkin yaptığımız çalışmalara ilişkin DPT’nin, Hazinenin, Kamu İhale Kurumunun ve diğer kurumların görüşleri nerede? Onlar ne düşünüyor? Onların bağlı olduğu bakanları sormuyorum, sormak da istemiyorum çünkü onların bir şey deme şansı yok -onu tahmin edebiliyorum- olsa da onların görüşlerinin hükmü yok zaten.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 137. maddesi ile değiştirilmek istenen 3996  sayılı Kanunun 12 nci maddesine eklenen fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Yap-işlet-devret modeli ile yapılacak projelerde ilgili idaresince 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi olunmak suretiyle yapım ve işletme sürelerinde müşavirlik hizmet alımı yapılabilir. Söz konusu hizmet alımına ilişkin esas ve usuller ilgili bakanlıklar tarafından belirlenir.”

                                                Nezir Karabaş (Bitlis) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Karabaş, buyurun.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 137’nci maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de en çok, en hızlı değişen kanun Devlet İhale Kanunu’dur. On yıllardır Türkiye’de diğer iktidarlar zamanında,  daha sonra son sekiz yıldır AKP İktidarı döneminde de bu yasa en çok oynanan yasa. Hem Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde birçok zaman belli baskılarla bu yasada değişiklikler yapılmaya çalışılıyor diğer taraftan da Devlet İhale Kanunu’nun iktidarın istediği şekilde, istediği kişiye çıkar sağlama ve istediği kişiye ihale verme şeklinde nasıl yapılabilir? Her seferinde de mutlaka bazı eksiklikler, aksaklıklar çıkar. Daha önce yapılıp düzenlenip hazırlanan uygulama artık geçersiz olur ve başka ihalelerde yeni şeyleri yapmak gerekir, yeniden bu İhale Kanunu getirilir ve her seferinde de topluma, kamuoyuna hatta Avrupa’ya daha şeffaf, tarafsız, devletin çıkarlarını, kamunun çıkarlarını koruyan bir iddia olur fakat her seferinde de maalesef bu doğru değil “Daha fazla nasıl devlet malını çalabiliriz veya çaldırabiliriz.” üzerine kurulur. İki madde var bu tasarıda üst üste gelen 136, 137. Bu her iki maddede de daha önce yap-işlet-devret modeliyle ilgili yasa geldiği zaman o dönem üzerinde konuştuk, o yasanın sakıncalarını belirttik. Yap-işlet-devret modeliyle birçok kamu kaynağını belli kesimlere dağıtma, peşkeş çekme gayreti var dedik. Şimdi, bu iki maddeyle de yap-işlet-devret modeliyle iş yapmış olanlar veya yeni yapacaklara yeniden kaynak aktarma, yeniden çalma, devlet malını, hazine malını bu kesimlere aktarmayla ilgilidir. 136’ncı maddede, üretilen mal ve hizmetler için idare tarafından talep garantisi veriliyor. Yani diyor ki “Siz -peşinen- bu işi, bu yatırımı gelin yapın, ben size veriyorum. Bu kadar da mal üretin, peşin parasını da size vereceğim, bunu sizden almayı garanti ediyorum.” Bunun örnekleri var, arkadaşlar zaten konuşmalarında -diğer vekiller- belirttiler.

Burada bir madde ve ondan sonrasında da 137’nci maddede yap-işlet-devret modeliyle yapılacak müşavirlik ihaleleri de Kamu İhale Kanunu’nun dışında tutuluyor. Değerli milletvekilleri, bu Kamu İhale Kanunu’na tabiyken, bu ihaleler yapılıyorken hangi sıkıntılar yaşandı, hangi ihtiyaçtan kaynaklı? Mevcut, şimdiye kadar yapılan bir iş, müşavirlik hizmetleri alımı Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkarılıyor. Yani bu olduğu zaman, hangi belli kesimlere çıkar sağlama, devlet malını çalma, kamu malını birilerine aktarmanın dışında ihtiyaç nedir? Bu konuda belli bazı gerekçeler yazılmış tasarıya. Muhalefet burada konuşuyor. İktidar da çıkıp -sayın bakanlar dâhil, iktidar milletvekilleri, grup başkan vekilleri dâhil- sırf şu gerekçeyle “Uzamasın, bu yasayı bir an önce çıkaralım.” gerekçesiyle, burada muhalefet milletvekillerinin dile getirdikleri çekincelere, dile getirdikleri eleştirilere hiç kimse çıkıp cevap vermiyor. Yani, bu iki maddeyle ilgili, 136 ve 137’nci maddelerle ilgili, muhalefet milletvekillerinin dile getirdikleri, iddia ettikleri şeylere birilerinin cevap vermesi gerekiyor. Deniliyor ki: “Siz hırsızlık yapmak için bunu yapıyorsunuz.” Kimse cevap vermiyor, Sayın Bakan cevap vermiyor, bakanlar cevap vermiyor, iktidar milletvekilleri cevap vermiyor. Nasıl iştir, yani bu iddialar var, bu iddialar burada dile getiriliyor fakat kimse de cevap vermiyor. Nedir, ileri sürülen gerekçe ne? Bu yasa herkesin beklentisidir bir an önce çıksın. Peki, belli kesimlerin veya sokaktaki insanların bu tasarıyla ilgili birçok çekinceleri var, itirazları var, bunları anlatmıyorsunuz da yasa çıkarıyorsunuz.

Hepinize saygılara sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

138’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 138. maddesi ile 3996 sayılı kanuna eklenen "EK MADDE 1" de yer alan "(kamu iktisadi teşebbüsleri dahil)" ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Erkan Akçay

                      Denizli                                              Antalya                                              Manisa

               Mustafa Kalaycı                                   Metin Ergun                                    Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

              Metin Çobanoğlu                                 Ahmet Bukan

                     Kırşehir                                             Çankırı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 138 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

               R. Kerim Özkan                                  Vahap Seçer

                      Burdur                                              Mersin

Madde 138- 3996 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 1- Bu Kanun kapsamında gerçekleştirilecek yatırım ve hizmetlerle ilgili olmak üzere görevli şirketin kullanımına bırakılacak olan mülkiyeti kamu kurum veya kuruluşlarına ve Hazineye ait taşınmazlar ile bedeli idare tarafından ödenmek suretiyle kamulaştırılarak tapuda idare veya Hazine adına tescil ya da tapudan terkin edilen taşınmazlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan diğer yerler için kullanım bedeli ve hasılat payı yüzde elli oranında alınır."

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 138. maddesi ile değiştirilmek istenen 3996 sayılı Kanuna eklenen ek maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 

"Ek Madde 1- Bu Kanun kapsamında gerçekleştirilecek yatırım ve hizmetlerle ilgili olmak üzere görevli şirketin kullanımına bırakılacak olan mülkiyeti kamu kurum veya kuruluşlarına (kamu iktisadi teşebbüsleri dâhil)

ve Hazineye ait taşınmazlar ile bedeli idare tarafından ödenmek suretiyle kamulaştırılarak tapuda idare veya Hazine adına tescil ya da tapudan terkin edilen taşınmazlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan diğer yerler için kullanım bedeli ve hasılat payı alınır."

              M. Nezir Karabaş                               Fatma Kurtulan                                 M. Nuri Yaman

                        Bitlis                                                  Van                                                   Muş

                   Sırrı Sakık                                      Hasip Kaplan

                        Muş                                                 Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tekrar hepinize merhaba.

Şimdi, bu torba yasası görüşülürken yani sözüm ona mağdurları kollamak, korumak adına böyle bir torba yasası hazırlanıyor. İçinde işte, geçmişten bugüne kadar krizden mağdur olan insanların korunması gibi… Peki, size soruyorum: Yani 1993, devletin güvenlik güçleri gitmiş Kürt coğrafyasında, Bolu’dan, Kayseri’den tugay komutanlarıyla birlikte gitmişler, orada köyleri ateşe vermişler. 1993 ve bugün 2011, arada on sekiz yıl bir zaman dilimi ve bu mağdurların hiçbirinin mağduriyeti giderilmemiş büyük oranda. Bu mağdurlardan biriyim de. Gidip köyümü yakmışlar, evimi yakmışlar ve yakanlar da üzerinde üniforma ve apoletle gidip yakmış, devlet adına yakmış.

Peki, siz krizden mağdur olanları beslediniz de bunlarla ilgili yasal düzenleme yapıyorsunuz ve sizin vatandaşınız olan insanların mağduriyetini niye dikkate almıyorsunuz? Üç buçuk yıldır burada her gün kürsüye çıkıyoruz ve bunları size söylüyoruz, söylüyoruz ama Sayın İçişleri Bakanımız çıkıp burada ayetlerle “İnşallah olacak, maşallah olacak…” ama bu işler inşallah, maşallahla olmuyor! Yani felakete karşı bu iyi niyet veyahut da bu mistik inançlar sigorta oluşturmuyor sevgili arkadaşlar.

Bakın, bölgede görev yapan sizin valileriniz çünkü sizin il başkanınız gibi davranıyor. Ben üç gün önce Bitlis’teydim. Bitlis Valisi bir militan gibi davranıyor. Gidip kapalı spor salonunda toplantı yapıyoruz, mahkemeden karar çıkarıyor, bizi kamerayla tespit edecek, efendim, üst baş aranacak, öylece salona girilecek. Valinin görevi bu mu? Acaba sizler gittiğinizde size karşı nasıl bir davranış içerisinde? İşte, o valilerden adalet bekleniyor. O valiler, gidip on sekiz yıl önce evi barkı yanan insanları alıyor, götürüyor, ikna odaları var, vali muavinleri… Hep ikna odalarından şikâyet edersiniz ya! Şimdi ikna odaları orada, mağdurları alıp götürüyor, ikna odasında ikna ediyor. Nasıl? Efendim, 20 milyar alacağınız varsa, ver elini sevgili kardeşim, biz bir pazarlık yapalım, 7 milyar, 8 milyar liraya. Bir sosyal devlete bunlar yakışır mı? Gerçekten sizin bu ülkede bütün vatandaşların sorunlarını çözmek gibi bir derdiniz olmalıdır, ama burada görüyoruz, böyle bir dert yok. Bunları, mağdurları da buraya dâhil etmiş olsaydınız, dönüp hiç olmazsa söylerdik “Evet, şu boyutta eleştirilerimiz var, ama hiç olmazsa şu mağduriyetleri giderecek bir adım da atılıyor.” Ama ne yazık ki bugüne kadar bu bile olmadı.

Bakın, Muş’ta, bizim Muş Rekabet Kurulu Lisemiz var. Bu lisemiz 2008 ve 2010 yılında dünya şampiyonu oldu atletizmde. Bu insanları çağırıp bunlarla bir diyalog kurmak, sahiplenmek gerekirken, bir 5 bin TL bunlara yardım yapıldı, ama diğer taraftan mesela basketbolda dünya 2’ncisi olduk, Sayın Başbakan onları çağırdı, çünkü onlar beyaz Türkler. Çağırdı, hatta Hidayet’in elini okşuyordu, Hidayet de “para” diyordu, 1,5 trilyon para ödendi onlara ve sonra bu yetmiyor, 500 altın; yetmiyor, bir daire… Ama yoksul Kürt çocukları dünyada 1’inci olmuşlar, bunları büyütmeniz gerekirken bunlarla görüşmüyorsunuz. Hidayet’in elini okşayacaksınız, hiçbirinin ne paraya ne pula ihtiyacı yok, ama burada 2008 ve 2010 yılında dünya 1’incisi olmuş bu çocuklarımızı büyütmeniz gerekirken ne yazık ki, sizin adaletiniz bu kadar, sizin adaletiniz hep varlıktan yana olmak, adaletiniz hep güçlüden yana olmak. Güçsüzlerin sesi olacağız.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 138 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ye teklif ederiz.

                                              Mustafa Özyürek (İstanbul) ve arkadaşları

Madde 138- 3996 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"Ek madde 1- Bu Kanun kapsamında gerçekleştirilecek yatırım ve hizmetlerle ilgili olmak üzere görevli şirketin kullanımına bırakılacak olan mülkiyeti kamu kurum veya kuruluşlarına ve Hazineye ait taşınmazlar ile bedeli idare tarafından ödenmek suretiyle kamulaştırılarak tapuda idare veya Hazine adına tescil ya da tapudan terkin edilen taşınmazlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan diğer yerler için kullanım bedeli ve hasılat payı yüzde elli oranında alınır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özyürek, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 138’inci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, epey bir süredir yap-işlet-devret modeliyle ilgili torba yasada yer alan değişiklikleri değerlendiriyoruz, tartışıyoruz.

Bu değişikliklerden sonra Türkiye’de temel yatırım yapma yöntemi yap-işlet-devret modeli olacak Çünkü kamu yatırımlarının millî gelire oranı her geçen gün düşüyor, her geçen yıl düşüyor. Geriye ne kalıyor? Büyük olanaklar tanıdığımız, büyük imtiyazlar tanıdığımız özellikle yabancı kuruluşların, şirketlerin yap-işlet-devret modeliyle yapacakları yatırımlar.

Şimdi, Sayın Babacan bir konuşmasında demişti ki: “Bizim bütçemizde yatırımlar için yeterli ödenekler yok. Ayrıca, olsa bile ödenekten pay veremiyoruz. Öyleyse yap-işlet-devret modelini esas alıyoruz.” Oysa bütçeden yap-işlet-devret modeliyle çalışanlara önemli katkı payı sağlıyoruz. Ayrıca, garanti, talep garantisi veriyoruz.

Ayrıca, görüşmekte olduğumuz bu 138’inci maddeyle devletin gayrimenkullerini bedelsiz, hiçbir hasılat payı almadan, hiçbir bedel almadan yap-işlet-devret modeliyle çalışacak firmalara tahsis ediyoruz. Yani çok büyük olanaklar tanıyoruz.

İstisnai olarak, yani Türk müteşebbisinin yapamadığı, kamu sektörünün yapamadığı çok özelliği olan bazı işleri yap-işlet-devret modeliyle yaptırabilirsiniz. Ama artık her işinizi yap-işlet-devret modeliyle yaptırırsanız, o zaman yabancılara ülkeyi, ülkenin kaynaklarını teslim etmiş olursunuz. Çünkü bunlar, bu yatırımları yapacaklar, çok kârlı alanlarda yapılan bu yatırımlarla sürekli dışarıya kâr transfer etmek suretiyle ülkenin kaynaklarını aktaracaklardır. Oysa bütçeden pay ayırarak, vergilerden pay ayırarak yapacağınız yatırımlar sonucu elde edeceğiniz kazançlar, kârlar bu

ülkede kalacaktır, Türkiye’de kalacaktır. Yani, istisnai olarak başvurulacak bir yöntemi, yap-işlet-devret yöntemini temel sistem hâline getiriyoruz; kamuyu, âdeta, yatırım yapmayan, altyapı yatırımları bile yapmayan bir konuma düşürüyoruz. Bu, yanlış bir anlayıştır. Bu, doğru bir anlayış değildir.

Değerli arkadaşlarım, Sırrı Sakık –ayrıldı- konuşurken “Arif Doğan” diye, bana göre bir meczup… İşte “70 kişi öldürdüm, 80 kişi öldürdüm. JİTEM’i ben kurdum.” diye konuşuyor. Mahkeme bunu ciddiye alıyor, günlerce ifadesini alıyor, televizyon kanalları ciddiye alıyor, kanal kanal dolaştırılıyor, konuşuluyor. Sayın Sakık dedi ki: “İktidar da muhalefette buna seyirci kalıyor.” Bu kişi, mahkemenin önünde söylüyor bunları. Mahkeme bir tedbir almıyorsa, yazanı çizeni üç senedir, dört senedir hapiste tutuklu olarak çürütüp bu kişiyi seyrediyorsa, muhalefet partisi olarak bizim yapacağımız bir şey yok. İktidar partisine yönelik eleştirilerinizi anlarım ama Cumhuriyet Halk Partisine dönük eleştirilerinizi anlamakta güçlük çekiyorum. Ama, Türkiye’de, hem medyanın hem mahkemelerin içine düştüğü acıklı durumu Arif Doğan’ın ifadeleri çok net gösteriyor.

Bu konuda alınması gereken önlemleri mahkemenin alması gerektiğini düşünüyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Benim bahsettiğim şu…

BAŞKAN – Efendim Sırrı Bey? Bir şey söylenmedi, sadece o bahsettiğiniz kişiyle ilgili…

SIRRI SAKIK (Muş) – Benim bahsettiğim şu: Ben, iktidar ve muhalefet partisini göreve davet ediyorum. Sadece onun televizyonlardaki açıklamaları… Bununla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Tutanaklara geçti zaten söylediklerin.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben de dostça bir öneride bulunmuştum sadece.

BAŞKAN – Tamam…

SIRRI SAKIK (Muş) - Tabii ki eleştireceğiz.

BAŞKAN – Hayır… Burada bir şey yok, bir sataşma yok ki burada.

Ama, oraya kadar gelmişken bir dakika bir şey söyle, buyur.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in konuşmasında geçen “Faili meçhul olaylara iktidar da muhalefet de seyirci kalıyor.” ifadeleriyle faili meçhul olayların araştırılması için iktidar ve muhalefeti göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, ben tabii ki olayı açıklarken çok net ortaya koydum, “Bakın, Türkiye'nin dört bir tarafında kazılar yapılıyor, cesetler çıkıyor, bir tarafında da silahlar çıkıyor ve bu ülke bu hâliyle yaşayamaz.” dedim. Burada iktidar ve muhalefete görevler düşüyor. Bizim elimizde krokiler var, bu krokiler… Nerede, hangi çatışmalarda veyahut da faili meçhul cinayetlerde kimleri, nasıl aldılar, nasıl götürdüler? Bunların hepsi bizde hazır.

Şimdi, Mutki’de, evet, suçüstü yakalandı. Teşekkür ediyoruz, bu konuda katkısı kimin varsa, hangi savcının, hangi yargıcın. Ama siyaset dünyası bu olup bitenlere seyirci kalamaz. Cumhuriyet Halk Partisini göreve davet ettik, bu konuda sorumluluk almaya davet ediyoruz ve gerçekten siz bugünden bir heyet oluşturmalısınız, siz de bizim gibi gidip orada araştırabilmelisiniz. Bu eleştirilerimizi size de ve iktidar partisine de yaptık. Yani ben yoksa Arif Doğan’la ilgili değil, Arif Doğan’ın dışındaki noktada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 138. maddesi ile 3996 sayılı kanuna eklenen "EK MADDE 1" de yer alan "(kamu iktisadi teşebbüsleri dahil)" ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Kemalettin Nalcı (Tekirdağ) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Nalcı, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN NALCI (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın altıncı bölümünün 138’nci maddesinin ek 1 maddesinde verilen önerge hakkında söz almış bulunmaktayım.  Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yap-işlet-devret modeline şöyle bir bakacak olursak: Devletin kamunun yapması gereken veya kamunun sorumluluk alanına giren işleri özel sektör iş birliğiyle yapılmasına, belli bir müddet bunun girdilerinin özel sektör tarafından alınması ve zamanı geldiğinde de bu yatırımın ilgili kurumlara devredilmesine vermiş olduğumuz ad “yap-işlet-devret modeli”dir. Lakin, bir önceki maddede de gördüğümüz gibi, 138’nci maddede yap-işlet-devret modeliyle çıkacak olan işlerin müşavirlik ihaleleri 4734 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun da dışına çıkartılıyor. Ki, bu Mecliste yap-işlet-devret modeliyle çok kanunlar geçirilmeye çalışıldı. Hafızamızı azıcık zorlarsak burada mayın yasası, yap-işlet-devretle geçti. Arkasından bir kanun daha geçirdik, ki Meclis bunu anlayamadı, yap-işlet-devret katkı payı. Bu da neden çıkartıldı? Rantabl olarak gözükmeyen projelerin devlet tarafından finanse edilmesi.

Bugün geldiğimiz noktaya baktığımız zaman, bugün Türkiye’de her nehrimizin üzerinde -burada Sayın Çevre ve Orman Bakanımız olduğu için onun üzerinden konuşmalarımı götürmeye çalışacağım- yap-işlet-devret modeliyle  HES’ler verildi, bizim “regülatör” dediğimiz ufak su yapıları üzerinde enerji kaynakları verildi. Yap-işlet-devret modelleriyle katı atık tesisleri verildi. Fakat bunun bir yönetmeliği tam anlamıyla oturtturulamadı.

Bugün DSİ’ye geldiğimiz zaman: DSİ, Türkiye’deki suyun tek hâkimi. Yer altındaki, yer üstündeki, hatta bulutlardaki suyun bile hâkimi DSİ. Nedir? Yağan suyu toplama havzaları yapılıyor.

Bununla ilgili, ben, şimdi burada Sayın Bakanıma soruyorum: Çorlu’da bir proje vardı. Bu neydi? Yap-işlet-devretle bu suyun getirilmesi. Yaklaşık olarak beş sene bu proje rafta kaldı ve daha sonra bu proje iptal edildi. Ama bir önceki, 132’de de, 128’de de, 131’de de su kanunları konuşulurken DSİ’nin görevleri arasında 100 bini geçen nüfuslarda suyu getirmek var Sayın Bakanım. Bunları yap-işlet-devret modelleriyle neden düşünmüyoruz? Arıtmaları… Bugün Ergene’nin gelmiş olduğu noktayı biz burada kaç kere konuştuk. Daha bu Meclis başladığı günde biz burada küresel ısınmayla ilgili komisyon kurduk, akabinde Çevre Komisyonu kuruldu, bir ton raporlar yapıldı. Sayın Bakanım burada kaç kere söz verdiniz Ergene’yle ilgili. Ben bir daha burada sizin huzurlarınızda yine soruyorum Sayın Bakanıma: Ergene ne oldu Sayın Bakanım? Ergene yine unutuldu. Aynı zamanda Konya unutuldu, Urfa unutuldu. Oraya komisyonlar gitti. Ben şahsen 3 kere gittim. Bu dönem de bitti, ki 22’nci Dönemde de hazırlanmıştı, onlar da bitti. Geldiğimiz her nokta fos.

Şimdi, bu kanunda 138’inci maddede de getirmiş olduğunuz önergedeki eklenen ek maddede ilk bakışta proje maliyetlerinin düşürüleceği öngörülüyor. Belki bu kabul edilebilir bir şey ama anlaşılır bir şey değil. Nedir? Burada “kamu kurum ve kuruluşları…” Parantez içi ise hükme “Kamu İktisadi Teşebbüsleri” konmuş. Gelgelelim burada özelleştirme kapsamındaki  KİT’ler unutulmuş. Peki, bunlar ne olacak, kanunlar? Burada yapmış olduğumuz tüm icraatların sonucunu bir türlü burada çıkaramıyoruz değerli milletvekilleri. Tamam, burada toplanıyoruz, konuşuyoruz, kararlar alıyoruz ama hepsini burada bırakıp çıkıyoruz.

Ben bu duygu ve düşüncelerle önergemizin kabulü tarafında oy kullanmanızı temenni ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Cevap verebilir miyim müsaade ederseniz?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, özellikle şunu belirteyim: Az önce, Bitlis Milletvekili Sayın Nezir Bey, müşavirlik hizmetlerinin özellikle Kamu İhale Kanunu dışarısına çıkarılmasını tenkit etti, hatta bu konuda ağır sözler de söyledi. Ben şunu ifade edeyim: Bizim her yaptığımız iş şeffaftır, alnımız açıktır bakın. Ben, İSKİ’de, DSİ’de ve Çevre ve Orman Bakanlığında, belki Türkiye’de en çok ihale yapan birimlerin başında bulundum. Dolayısıyla, her işimiz son derece şeffaftır. Bu bir.

Müşavirlik hizmet alımlarının mutlaka 3996’ya göre bu Kamu İhale Kanunu dışarısına çıkılması bir teknik zarurettir bakın, çünkü bunu ihaleyi yapan bilir. Bakın, ben o zaman izah edeyim niçin çıkması lazım: Bir kere, 3996 Kamu İhale Kanunu’na tabi mi? Değil. O zaman, 3996’yla yapılacak işleri kontrol edecek olan mühendislik ve müşavirlik hizmetlerinin gerek yapım gerek hizmet süresinde mutlak surette İhale Kanunu’na tabi olmaması lazım. Aksi takdirde, Kamu İhale Kanunu’na tabi olduğu zaman paralellik sağlamak mümkün değil. Dolayısıyla da, belli sürede müşavirlik hizmetleri, çeşitli itirazlar oluyor ve idare mahkemelerine gidiyor. Dolayısıyla, işler aksayabilir, çok büyük bir işteki küçük bir müşavirlik hizmetleri dolayısıyla teknik açıdan birtakım problemler ortaya çıkabilir. Dolayısıyla, bu teknik bir zaruretten kaynaklanmıştır. Yoksa, büyük bir ihale içinde müşavirlik, mühendislik hizmetlerinin oranı çok daha düşüktür. Bu bir.

İkinci husus: bir de Sayın Tekirdağ Milletvekilinin ifade ettiği Ergene. Efendim, Ergene’yle alakalı, daha önce biz Ergene Nehri’nin, DSİ Genel Müdürüyken -hatta yıllarca 3 kilometre ıslahı yapılmış- biz 150 kilometre ıslahını bitirdik. Ancak burada problem şu: Biz bu konuda master planı hazırladık, fakat biz, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak atık su arıtma tesislerini yapan birim değiliz, kontrol eden birimiz ama buna rağmen biz, belediye başkanlıklarıyla toplantı yaptık. Sayın Başbakanımızın talimatıyla, Çevre ve Orman Bakanlığının yatırım fonlarından, biz, belediyelere belli oranda hibe olarak destek vereceğimizi ifade ettik. Ama, lütfen, o bölgedeki belediye başkanlarına söyleyin de, toplantılara iştirak etsinler, kendi vazifelerini yerine getirsinler.

Ama şunu ifade edeyim: Ergene ile ilgili çalışmalar başladı, master plan bitti. Bizzat Sayın Başbakanımızın talimatıyla, ben kendim kontrol ediyorum, projeler tamamlandığı zaman bu sene bununla ilgili belediyelerdeki atık su arıtma tesislerinin temelini atacağız, Ergene Nehri’ni de belli bir sürede kontrol altına alacağız.

Ben bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

KEMALETTİN NALCI (Tekirdağ) – Sayın Bakan, belediyelere yaptırım kanunu çıkartalım.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

139’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır; okutuyorum, buyurun:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 139. maddesi ile değiştirilmek istenen 3996 sayılı Kanuna eklenen geçici maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Geçici Madde 2- 8 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen esas ve usuller, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Kamu İhale Kurumu ve Hazine Müsteşarlığı tarafından hazırlanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlar Kuruluna sunulur."

                Nezir Karabaş                                    Nuri Yaman                                       Sırrı Sakık

                        Bitlis                                                 Muş                                                   Muş

                 Hasip Kaplan                                  Fatma Kurtulan                                            

                       Şırnak                                                 Van

BAŞKAN – Şimdi bu okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Birisini okutup diğerinin imza sahiplerini okutacağım, birlikte işleme alacağım.

Buyurun efendim:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 139. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                                 Erkan Akçay                                  Metin Çobanoğlu

                      Denizli                                              Manisa                                             Kırşehir

                 Ahmet Bukan                                  Mustafa Kalaycı                          Doç. Dr. Mehmet Günal

                      Çankırı                                              Konya                                              Antalya

                  Metin Ergun                                   Mehmet Şandır

                       Muğla                                               Mersin

Diğer önergenin imza sahipleri:

               Mustafa Özyürek                                 Enis Tütüncü                                     Vahap Seçer

                     İstanbul                                           Tekirdağ                                             Mersin

                 Harun Öztürk                            Ramazan Kerim Özkan                     Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                        İzmir                                                Burdur                                              Malatya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) -  Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önergeyle görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısı’nın 139’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Gerekçemiz: AKP Hükûmeti, Bakanlar Kurulu kararlarının yıllık olarak düzenlenmesine dahi tahammül edemez hâle gelmiştir. İktidardan dokuz yıl sonra seçim öncesi böyle bir düzenlemeye gidilmesi AKP Hükûmetinin durumunu yeterince ortaya koymaktadır. Bu düzenleme kamuoyunu tatmin etmemiştir. Bu nedenle bu önerge verilmiştir.

Gerçekten, ifade ettiğim gibi daha önceki konuşmalarımda, emeklilerin parasını vermiyorsunuz, bunlarla burada vakit geçiriyorsunuz. Söz verdiniz. Aynı şekilde, kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili verdiğiniz sözleri yerine getirmiyorsunuz, geciktiriyorsunuz, başka şeylerle uğraşıyorsunuz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 3996 sayılı yap-işlet-devret mevzuatına ilişkin Kanun’da yapılan değişiklik ve ilaveleri konuşmaya devam ediyoruz bu maddeyle. Ne yapılıyor bu maddede? 3996 sayılı Kanun’a geçici madde ekleniyor. Niye geçici olduğunu birinin açıklaması lazım. Ne diyor eklenen geçici madde: “Bu kanunun 8’inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen usul ve esaslar Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanacak, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren de bir ay içinde Bakanlar Kuruluna sunulacak.” Biz mi bir şey atlıyoruz? Maddede, bir kere, bir defalık demiyor. İkincisi, ne diyor? “Bu iş geçici olarak yapılmayacak.” Değişecekse zaten kim yetkili? Bakanlar Kurulu yetkili değil mi? Bundan sonra bu oranlar değişmeyecek mi?

Yaptığınız her iş alelacele, karmakarışık. Daha baştan iyice düşünüp kamuoyuyla tartışsanız ne olacak sanki? Komisyonda herkesin ayağını bir pabuca sokmaya çalışıyorsunuz. Bu tasarının günahı zaten Alt Komisyon Başkanına yeter. Bu kadar milletvekili beş dakikada bir içeriye zorla girip çıkmaya mecbur kalıyor. Bunu bu millet televizyonlardan seyrediyor.

Keçi otlatma ile emekli maaşının ne ilgisi var? “Yap-işlet-devret”in ne ilgisi var bunlarla? Komisyon Başkanını da zora sokuyorsunuz. Arzu etmediği hâlde ilgili ilgisiz her şeyin bu işe girmesinden rahatsız. AKP Hükûmeti komisyon başkanlarını da zorluyor. Bütçenin arkasından torba yasa… Bütün Komisyon üyeleri burada canhıraş bir şeyler düzgün çıksın diye uğraşıyor, bazı bakanlar da “Seyahate çıkacağım” diye, bazı bakanlıkların karşı çıktığı tasarıları kaşla göz arasında komisyondan geçirmek için baskı yapıyor. Bu, Hükûmetin üyelerine de, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine de yakışmıyor demeyeceğim ama uygun düşen bir davranış biçimi değil. Buradaki milletvekilleri de kimsenin zorlayarak iş yaptıracağı insanlar değil.

Bize ulaştığı kadar vatandaşın sorunlarını sizlere ulaştırıyoruz. Bu kadar birikmiş sorun varken niye böyle olur olmaz mevzular olur olmadık zamanda gündemi işgal ediyor?

Burada personel rejimine ilişkin hususlar var. Kuruluşların teşkilat yasaları da geçiyor. İçinde birbirine benzemeyen birçok husus var. Aynı kurum içinde de yanlış ve haksızlıklar yapıyorsunuz. Bir ay sonra, yeni çıkan yasaların neresine bir ilinti yapıp da koyabiliriz diye bakıyorsunuz. Kamu personel rejimini allak bullak ettiniz, rezil rüsva oldu. Kurumları birbirine düşürdünüz. Aynı kurumda çalışanları birbirine düşürdünüz. Kurumun taşra teşkilatı ile merkez teşkilatı çalışanlarını birbirine düşürdünüz. Böyle bir personel rejimi düzenlemesi olur mu?

Niye personel meselesini burada yap-işlet-önergesinde dile getiriyorsunuz derseniz… Bakın, hangi kurumla bu işi yapacaksanız, her birinde bu işleri uygulayacak ve aynı işi yapacak personelin statüleri farklı olmasın. İlerideki uygulamalarda çıkacak aksaklıkları gördüğünüzde “Haklıymış bu söylenenler” diyeceksiniz çünkü benzer problemler başka hususlar için başka maddelerde de mevcut, onun için söylüyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Sayın Tütüncü, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 139’uncu maddesiyle ilgili önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz bu maddenin tasarı metninden çıkarılmasıyla ilgilidir.

Aslında değerli milletvekilleri, bu madde tasarının 136’ncı maddesiyle ilgilidir. Sayın Bakanımız, Komisyonda yap-işlet-devret modelinin ne kadar yararlı olduğunu ve bütçe ödeneği gerektirmeksizin kamu yatırımlarını en kısa sürede devreye sokulmada çok büyük yararlar sağladığını, ayrıca kamu borç stokunda da bir artış sağlanmadığını, gerektirmediğini dile getirmiştir. Ancak yap-işlet-devret modeliyle ilgili tüm yatırımlar için kazın ayağı öyle değildir. Neden? Çünkü yap-işlet-devret modeliyle ilgili 2008 yılında bir değişiklik yapıldı. Buna göre bir ücret karşılığı sunulmayan yatırımlar için bütçeden girişimciye yıllarca “katkı payı” adı altında ödeme yapılması kabul edildi ve bu ödemenin ilgili kuruluşların bütçelerindeki yatırım ödeneklerinden karşılanması öngörüldü.

Öyle değil mi Sayın Bakanım?

Bu nedenle bu model bütçe gelirlerinin ve kamu yatırımlarının uzun sürelerle, belki yirmi yıl, otuz yıl, kırk yıl gibi uzun sürelerle bloke edilmesi ve kamunun borçlanma ihtiyacının artması sonucunu da doğurabilir. Bu gerçeği neden dikkate almıyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, işte bu nedenledir ki biz yap-işlet-devret uygulamalarında Yüksek Planlama Kurulunun ön izin verdiği projelerin ihale sonrası Yüksek Planlama Kurulu tarafından yeniden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Böylece, ileriki yıllardaki kaynak tahsisi projeksiyonlarında da buna göre düzeltme olanağı da sağlanmış olacaktır. Uzatmıyorum fazla. Bu nedenle önergemizin kabulünün son derece yararlı olacağını dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Ayrıca, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben 130’uncu madde üzerinde konuşurken Tekirdağ’daki su sıkıntısının çok kısa zamanda Tekirdağ’da çok büyük bir su problemine dönüşeceğini dile getirmiştim ve toprak göletler yapılma seferberliğine gidilmesini önermiştim. Biraz daha açıklık getirmek istiyorum. Neden? Çünkü Sayın Bakan arada dedi ki: “Biz Trakya’da, Tekirdağ’da büyük yatırımları gidiyoruz.” Bakınız, Tekirdağ’da toprak göletler yapılması seferberliği bir taşla en az üç kuş vurulması anlamına gelecektir. Birincisi, hızla seviyesi düşmekte olan yer altı su kaynaklarını güçlendirecektir. İkincisi, ayçiçeğinin sulu tarıma geçilerek sulanmasına yardımcı olacaktır. Çünkü Tekirdağ ayçiçeği açısından son derece stratejik önemde bir ildir. Eğer ayçiçeğini sulayabilir isek yıllardır dışarıya, ithalata vermiş olduğumuz milyarlarca dolarlık kaynaklar yurt içinde kalacaktır.

Üçüncüsü ise yörede hayvancılık açısından, büyükbaş hayvancılığı açısından bir atak yapılmasına ihtiyaç vardır. Göletlerin bir bölümü hayvan içme suyu göleti olarak yapılmalıdır ve hayvan yemi, sulu yem bitkilerinin yetiştirilmesi için de bu göletlerin bir bölümü sulamaya, hayvan yemi sulama ihtiyacı olarak kullanılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim efendim.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Evet, Sayın Başkan, Sayın Bakan, öyle zannediyorum bu dileklerimizi dikkate alacaksınız ve bu çerçevede lütfen talimat veriniz. Bu çerçevede bir fizibilitenin bir an önce yapılmasının yararlı olacağına inanıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tütüncü.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 139. maddesi ile değiştirilmek istenen 3996 sayılı Kanuna eklenen geçici maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Geçici Madde 2 - 8 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen esas ve usuller, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Kamu İhale Kurumu ve Hazine Müsteşarlığı tarafından hazırlanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlar Kuruluna sunulur."

                                     Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi ve sigorta yapılandırmasından beklenen rakam 50 milyar, yap-işlet-devret’ten beklenen 80 milyar, etti 130 milyar. Zaten bütçe açığı, öngörülen, 39,6 milyar.

Ya, ne yapmak istiyorsunuz arkadaşlar, yani bu torba kanunla bu aceleniz ne? Yani bununla uğraşmayın yani bu kadar kanun, bu kadar madde… Gerek yok. Chavez gibi bir kanun çıkarın “AKP ömür boyu iktidardır.” diye, bir defada geçirin, bütün istediklerinizi yaparsınız, olur biter; Meclisi de oyalamayın, uğraştırmayın. Bakın, kestirme yolu gösteriyorum size, böyle boşu boşuna uğraşmayın.

Size şunu söyleyeceğim ama hep söyleyeceğim: Burada üniversite öğrencilerine bir af maddesi geçti. Onun içine üniversiteden şu veya bu şekilde 12 Eylül darbesiyle ayrılan bugüne kadar öğrencilere yeni bir kapı açılıyor. Bir madde yerleştirdiniz ve dediniz ki: “Üniversiteden herkes yararlanır, sadece terör suçundan mahkûm olanlar hariç.” Yani kimler yararlanır? 17 bin faili meçhul cinayet işleyenler yararlanabilir bu maddeden. Darbe yapan Kenan Evren dahi bu maddeden yararlanabilir. Bu ülkeyi soyup soğana çevirenler yararlanabilir. Irza tasaddide bulunanlar, bakın dikkat edin, ırza tasaddi değil, tecavüz suçunu işleyenler, bütün yüz kızartıcı suçları işleyenler, hırsızlık yapanlar, rüşvet alanlar, dolandırıcılık yapanların hepsi bu maddeden yararlanabilir ama kazara bir üniversite öğrencisi ana dilde eğitim istiyorum diye okuldan atılmışsa, bir “Nevroz”da bir genç bir halay çekmişse, bir belediye başkanı bir basın açıklaması okumuşsa, bir siyasetçi düşüncesini açıklamışsa yani bunların hepsi terörist; bunlar bir üniversiteyi okumayacak, okumasınlar ama bu ülkede hırsızı, darbecisi, çetecisi hepsi okusun, onlara yol açık! Bu nasıl bir mantık, sizin vicdanınıza siniyor mu? Yani biraz tahayyül edin. Burada yirmi saat oturuyorsunuz yani bunu biraz düşünmeniz gerekmiyor mu, yani bu mu adalet teraziniz? Yani bir şeyler yaparken niye bunu yapıyorsunuz diye sormak vicdani olarak… Yani şimdi Sayın Bülent Arınç Köln’de Şivan’la konuşuyor, fotoğraf veriyor, çok güzel. Şivan da gelip Türkiye’de bir senfoni yapmak istiyor Sezen Aksu’yla, Sertab’la, Tarkan’la. TRT Şeş’ten kim sorumlu? Sayın Arınç. Peki, TRT Şeş’te Şivan’ın imzalayıp Sayın Arınç’a verdiği otuz CD’nin yirmi tanesinin sansürlü ve yasaklı olduğunu ve terörist olduğunu biliyor musunuz? Kürtçe stranların, şarkıların terörist olduğunu ve TRT’de yasaklı olduğunu biliyor musunuz?

Arkadaşlar, aymazlığa gerek yok. Bu Terörle Mücadele Kanunu var olduğu sürece, Şivan’ın Türkiye’ye girdiğinde, her seferinde başının belaya gireceğini biliyor musunuz? Biliyorsunuz herhâlde, yani bu kadar hukukçu var içinizde herhâlde.

Ne yapmak istiyorsunuz arkadaşlar? İnsanlar kendi kimliğini, kendi dilini, kendi kültürünü, kendi folklorunu, kendi türküsünü yaşadı diye terörist ilan ediliyor. Türkiye’de 12 Eylülden bu yana otuz defa, yasalarda terörizmin tanımı değişti; Birleşmiş Milletlerde 169 tane, terörizmin tanımı var. Bu torbanın içine bunu da katmanın, illa ki bir aşın içine bir sinek atmanın ne anlamı var? Yani hiç mi düşünce yok? Neyin kaygısını taşıyorsunuz? Ayıptır yani. Eğer Abdullah Öcalan gelip üniversiteye devam edecek diye bu maddeyi koyuyorsanız yazıklar olsun size! Yazıklar olsun! Böyle bir anlayışla, 100 bin, 200 bin tane gencimizin önünü tıkama hakkınız var mı? Her şeye bir bahane, her şeye bir bahane… Olmaz arkadaşlar. Biraz izan, biraz düzen lazım.

Bu torbanın içinde, inanın, sizleri çok sarsacak, çok şey çıkar. Bunlarda, biz sizi ancak uyarabiliriz bu beş dakikalarda. Takdir sizindir, bildiğinizi –çoğunluğunuz var- okuyabilirsiniz.

Saygılarımla…

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 140 üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 140. maddesi ile değiştirilmek istenen 14/5/1964 tarihli ve 474 sayılı Gümrük Giriş Tarife Cetveli Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “açmaya ve değiştirmeye” ibaresi “açmaya, değiştirmeye ve bunlara ilişkin usul ile kural ve esasları belirlemeye” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              M. Nezir Karabaş                                  Nuri Yaman                                       Sırrı Sakık

                        Bitlis                                                 Muş                                                   Muş

               Fatma Kurtulan                                  Hasip Kaplan

                         Van                                                 Şırnak

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 140 ıncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

                  Vahap Seçer                                  R. Kerim Özkan                                  Enis Tütüncü

                      Mersin                                              Burdur                                             Tekirdağ

Madde 140- 14/5/1964 tarihli ve 474 sayılı Gümrük Giriş Tarife Cetveli Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bu cetvelde yer alan eşyaların pozisyonlarını, alt tarife pozisyonlarını ve bunlara ait sayısal kodları, bölüm, fasıl ve alt tarife pozisyon notlarını ve Armonize Sistemin yorumuna ait genel kuralları genişletmeye, açmaya ve değiştirmeye ilişkin esas ve usulleri belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 140. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

              Metin Çobanoğlu                                 Ahmet Bukan                                  Necati Özensoy

                     Kırşehir                                             Çankırı                                               Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özensoy, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 140’ıncı maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu “torba” denilen tasarı görüşüldüğü günden bugüne kadar, işte, bakanlarımız orada Hükûmeti temsilen oturuyorlar. Enerji konuşuluyor, Çevre ve Orman Bakanımız orada oturuyor. İşte, gümrükleri konuşacağız, Bayındırlık Bakanımız orada oturuyor.

Tabii, bu önergeleri verince elbette gümrüklerde sıkıntılar varsa bunları burada ifade edeceğiz. Ben, her ne kadar Bayındırlık Bakanı Hükûmeti temsilen oturuyorsa da gümrüklerden sorumlu Sayın Bakana hitaben burada birtakım şeyleri söyleyeceğim çünkü bugünlerde gümrüklerde yangın var. Yani gümrük idarelerinin merkezî işlem bilgisayarlarında meydana gelen arıza nedeniyle ithalat ve ihracatla ilgili sorunlar düzelmeden şimdi de gümrük idarelerinde denetimle ilgili gönderilen müfettişler nedeniyle cari işlemler durma noktasına gelmiş. Gümrük Müsteşarlığındaki merkezî bilgi işlem sisteminin veri tabanında oluşan arıza nedeniyle -günde 400 milyon dolarlık ihracat, 600 milyon dolarlık ithalatın gerçekleştiği dikkate alındığında- iki gündür 2 milyar dolarlık, dış ticarette aksama olduğunu gazetelerde de aynı şekilde okuyoruz. Hafta sonu -İstanbul başta- birçok ilde, bu kez de denetimler nedeniyle cari işlemlerde sıkıntı yaşandığını, yine mükellefin ve gümrük müşavirlerinin protesto etmeleri nedeniyle öğrendik. Bugün birçok ilde yaptığımız araştırmada cari işlemlerde sanki arıza giderilmemişçesine sıkıntının devam ettiğini, birçok iş adamımız ve sanayicimizden öğrendik. Bunun nedenini ise gümrük idarelerinde Sayın Bakan talimatıyla başlatılan denetimlerde cari işlemlerin satır satır işlem bazında denetlemeye alınması yatmaktadır. Sayın Bakan, denetime kimsenin bir diyeceği olmaz ama “görev yapıyoruz” gerekçesiyle hiçbir olumsuzluğa kavuşmamış sanayicinin, iş adamının işlerinin aksamasını nasıl doğru buluyor, onu da anlamak mümkün değil.

Neden denetimlerinizi öncelikle gümrük operasyonlarının yapıldığı illerde değil de Bursa ve diğer illere kaydırarak sıkıntı yaratıyorsunuz? Bunu da Sayın Bakandan sormak istiyorum. Öncelikle bilgi işlemin çökmesinden kaynaklanan gecikmeleri ortadan kaldırıp, ondan sonra denetime geçmiş olsaydınız daha iyi olmaz mıydı?

Yine, önemli konulardan bir tanesi, gümrük müşavirleri ve gümrük müşavir yardımcılarıyla ilgili çıkartılacak kanunun bugüne kadar 3 defa kadük duruma geçmesi ve hâlen bu kanunun da bir türlü yürürlüğe girmemiş olmasıdır. Yani gümrük müşavirleri ve yardımcıları ne zaman oda hâline geleceklerini merak ediyorlar, bunları da soruyorlar.

Yine, sanayicimizin gümrüklerde karşılaştığı en önemli konulardan biri de yatırım konusu. Makine ve teçhizatının ithalini natamam yapmışsa, yatırımlarınızı eğer teşvik belgesi kapsamında yapıyorsanız sorun yok. Bu konuda düzenlenmiş Gümrük Genel Tebliği imdadınıza yetişiyor ama aynı yatırımı teşvik kapsamı dışında yapıyorsanız sorun başlıyor. Örneğin finansal kiralama veya kendi kaynaklarınızı kullanarak yatırım yapacaksanız, bu büyük üretim hattı sipariş ettiyseniz, makineniz yurt dışından birden fazla tırla gelmeye başladıysa, ilk tırla gelen eşyanızın son tırı beklemesi gerekiyor. Eğer kendi paranızla yatırım yapmak, bu anlamda gümrüklerde eziyet çekmenin bir sebebi oluyorsa, bunu bir an önce düzeltmeli, böyle torba yasada, çorba yasada böyle lüzumsuz vakitler geçireceğimize, işte önemli olan ihracatı, üretimi artırmak için tedbirleri bir an önce almalıyız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 140 ıncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

                                                 Enis Tütüncü (Tekirdağ) ve arkadaşları

Madde 140- 14/5/1964 tarihli ve 474 sayılı Gümrük Giriş Tarife Cetveli Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bu cetvelde yer alan eşyaların pozisyonlarını, alt tarife pozisyonlarını ve bunlara ait sayısal kodları, bölüm, fasıl ve alt tarife pozisyon notlarını ve Armonize Sistemin yorumuna ait genel kuralları genişletmeye, açmaya ve değiştirmeye ilişkin esas ve usulleri belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tütüncü. (CHP sıralarından alkışlar)

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 140’ıncı maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge hakkında konuşuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz, ilgili fıkrayı yeniden düzenleyerek fıkrayı daha sade ve daha anlaşılabilir bir hâle dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, bizim Gümrük Tarife Cetveli uygulamalarımız ile Avrupa Birliği uygulamaları arasında uyum sağlanmasını amaçlamaktadır, öngörmektedir. Bu nedenle önergemizin değerlendirileceğini ve kabul edileceğini umut ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; torbaya benim de bir yasa teklifimi koymuşlar. Bu bana, bizim, Rumeli’deki yaygın bir halk deyişini -halk söylemini- anımsatıyor. Birisine bir tatlı sürpriz, bir tatlı söz ya da bir iyilik yapıldığı zaman o kişi şaşkın bir mutlulukla şöyle söyler, der ki: “Hangi dağda kurt öldü?” Bu torba yasasında benim teklifime yer verilmesi gerçekten bana bu söylemi burada da dile getirme ihtiyacını doğurttu.

Değerli milletvekilleri, son derece önemli, geçen dönem vermiş olduğumuz bir teklif idi. Anımsayacaksınız geçen dönem KOBİ’lere “can suyu” adıyla büyük iddialarla AKP bir yasa çıkarmış idi ancak kâğıt üzerinde kaldı, uygulanamadı fakat bu yasa çıkarılırken büyük bir mağduriyet yaratılmıştı. Şu şekilde: Yasa sadece ve sadece mali kesime, bankalara borcunu ödememiş olan KOBİ işletmelerini kapsıyordu ama elindekini avucundakini satarak bankalara borcunu kapatmış olan işletmeleri kapsamıyordu, onların SSK borcunun, vergi borcunun, doğalgaz, telefon, elektrik gibi borçlarının yeniden yapılandırılmasına imkân vermiyordu. Yani deniyordu ki bazı KOBİ’lere: “Kusura bakmayın, sizler bu yasadan yararlanamazsınız, can suyu yasasından yararlanamazsınız.” Neden? “Çünkü sizler elinizdekini avucunuzdakini satarak bankaya borcunuzu kapatmışsınız, kapatmamanız gerekirdi.” Böylesine acayip bir mağduriyet yaratılmıştı. İşte bunun için biz bir yasa teklifi vermiştik ancak AKP uzattığımız eli o zaman reddetti ve bu kadük oldu. Yeni dönemde ekonomik krizin ayak sesleri duyulmaya başladığında biz bunu tekrar hukuk deyimiyle “ihya” ettik. Şu ana kadar bekledi yani geçen dönemde, geçen Parlamento döneminde mağduriyete uğratılmış olan o kişilerin önemli bölümü krizde iflas ettiler ve şimdi, bizim bu teklifimiz buraya alınmış ama iş işten geçmiş. Neden alınmış? Neden alınmış acaba? Çünkü seçim yaklaşıyor, KOBİ’lere sözüm ona göstermelik de olsa ağızlarına bir parmak bal. “Hangi dağda kurt öldü?” lafı ne kadar geçerli değil mi? Keşke, bizim o önerimizdeki, yasa teklifimizdeki şekilde bir kapsama yapılmış olsaydı, o da olmadı. Bizim, ne yazık ki, o vermiş olduğumuz yasa teklifinde elektrik borçları, doğal gaz, telefon borçları da var idi, bunlar buraya alınmamış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Ayrıca icra takipleri de alınmamış. Buna da şükür diyelim, hayırlı olsun.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

606 sıra sayılı kanun tasarısının 140. maddesi ile değiştirilmek istenen 14/5/1964 tarihli ve 474 sayılı Gümrük Giriş Tarife Cetveli Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “açmaya ve değiştirmeye” ibaresi “açmaya, değiştirmeye ve bunlara ilişkin usul ile kural ve esasları belirlemeye” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Nuri Yaman (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu değişiklikle metnin anlaşılabilirliği sağlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 141 üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 141 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                                     Vahap Seçer

                     İstanbul                                               İzmir                                                Mersin

               R. Kerim Özkan                           Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Burdur                                             Malatya

Madde 141- 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun mülga 244 üncü maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"Madde 244- 1. Beyan ile gümrük idaresince yapılan tespit arasında ortaya çıkan farklılıklara ilişkin tebliğ edilen gümrük vergileri alacakları ile bu Kanunda ve ilgili diğer kanunlarda öngörülen cezalar hakkında; yükümlü veya ceza muhatabı tarafından, söz konusu eksiklik veya aykırılıkların kanun hükümlerini yanlış yorumlamaktan kaynaklandığının veya yargı kararları ile idarenin ihtilaf konusu olayda görüş farklılığının olduğunun ileri sürülmesi durumunda, idare bu maddede yer alan hükümler çerçevesinde yükümlüler veya cezanın muhatabı ile uzlaşabilir. Uzlaşma talebi, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde, henüz itiraz başvurusu yapılmamış gümrük vergileri ve cezalar için yapılır. Uzlaşma talebinde bulunulması halinde, itiraz veya dava açma süresi durur, uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde süre kaldığı yerden işlemeye başlar, ancak sürenin bitimine üç günden az kalmış olması halinde süre üç gün uzar. Uzlaşma talebi otuz gün içinde sonuçlandırılır. Uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde yeniden uzlaşma talebinde bulunulamaz.

2. Gümrük vergileri ile ceza alacaklarının, 5607 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan kaçakçılık suçlarına ve kabahatlerine ilişkin olması halinde bu madde hükmü uygulanmaz.

3. Bu madde kapsamında yapılan uzlaşma talepleri, gümrük uzlaşma komisyonları tarafından değerlendirilir. Gümrük uzlaşma komisyonlarının kurulması, çalışması ile bu madde kapsamında yapılacak başvurulara ilişkin usul ve esaslar Dış Ticaret Müsteşarlığının görüşü üzerine yönetmelikle düzenlenir.

4. Gümrük uzlaşma komisyonlarınca düzenlenen uzlaşma tutanakları kesin olup idarece derhal yerine getirilir. Yükümlü veya ceza muhatabı; üzerinde uzlaşılan ve tutanakla tespit olunan hususlar hakkında dava açamaz.

5. Uzlaşma konusu yapılan ve uzlaşılan gümrük vergileri ve cezalar, uzlaşma tutanağının tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Uzlaşılan vergilerin ödenmesi gerektiği tarihten uzlaşma tutanağının imzalandığı tarihe kadar geçen süre için 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenen gecikme zammı oranında gecikme faizi uygulanır. Uzlaşmanın temin edilememesi halinde, genel hükümlere göre işlem yapılır.

6. Bu madde uyarınca üzerinde uzlaşılan cezalar hakkında 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 nci maddesi uyarınca ayrıca peşin ödeme indirimi uygulanmaz."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 141. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                          Mustafa Kalaycı

                      Denizli                                              Antalya                                               Konya

                  Erkan Akçay                                   Mehmet Şandır                                    Metin Ergun

                      Manisa                                              Mersin                                               Muğla

              Metin Çobanoğlu                                 Ahmet Bukan

                     Kırşehir                                             Çankırı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Günal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu, birkaç gündür tartıştığımız bir konu, siz de biliyorsunuz. Daha önce ilga edilmiş olan bir maddeyi ihya ediyoruz. Burada kısmen kapalı oturumda da tartıştık. Yine sonra tekrar gündeme geldi. Sayın Bakan, -şu anda Bayındırlık Bakanımız varmış- ilgili  bakan var mı diye bakıyorum. Dolayısıyla bu maddenin muhatabı olan ne gümrüklerden sorumlu Bakanımız ne de bize gece bilgi veren Sayın Şimşek burada yok.

Ben kısaca hafızanızı tazelemek istiyorum bununla ilgili. Neden böyle bir şeyin ihyasına gerek duyuldu? Daha önce kaldırılan bir madde. Arkadaşlarımız, iktidar mensubu milletvekillerimiz, Komisyon Başkanımız, grup başkan vekilleri çok doğal olarak diyorlar ki: “Herkese aynı muameleyi yapıyoruz yani bir firmayı ayrı tutamayız.” Peki, bu daha önce de görüşüldü. Yine vergiyle ilgili af kanunu çıktığında yine muhalefete mensup milletvekilleri itiraz edince geri çekilmişti. Şimdi aceleden ne gelirse bunun hepsine giriyor. Ben gerçekten merak ediyorum. Bu tarzda yapılan işlemlerle ilgili devam eden davalar da var. Arkadaşlarımız bize not verdiler görüşmeler sırasında Gümrük Müsteşarlığının… Yani uzlaşma, idareye, yükümlüden istenilen gümrük vergileri ve cezalarının bir kısmından vazgeçilmesi karşılığında vergi alacağının hemen tahsil edilmesi imkânını sağlamakta, bu sayede de yargı sürecinin uzaması nedeniyle doğacak sıkıntılar önlenmekte ve çok sayıda davanın takip külfeti de ortadan kalkmaktaymış. Bütün mesele davalarda ciddi bir külfet varmış.

Arkadaşlarımızın söylediği miktarlara baktık arkada, ilama bağlı borç ödemelerine ilişkin olarak Müsteşarlığın ayırdığı bütçe 2008’de 2,5 iken, 2009’da bir anda 5,8’e, 2010’da 5,4’e çıkmış. Yani bütün mesele… Milyon bu söylediğim.

Şimdi, öbür taraftan müfettişlerin açıkladığı, kamuoyuna yansıyan, basında da tartışılan rakamı size söylüyorum: “Alkollü içki ithalatında büyük vurgun. Yurt dışından düşük fiyat ve az vergiyle ithal edilen içkiler 3-7 kat fiyatla free shop’larda satıldı. Bu yolla son beş yıl içerisinde 3,8 katrilyon liralık vergi kaçırıldı.” Ve bu kamuoyuna yansımış bir şey.

Şimdi, affettiğiniz miktar, “Efendim, herkese aynı standardı uyguluyoruz.” deyip, birisinin 10 bin lirasını affetmek, öbür tarafta milyonlarca, yüz milyonlarca parayı affetmek. Sayın Bakan, bize olayı doğruladı, biliyorsunuz, ama miktarlarıyla ilgili bilgisi olmadığını söyledi. Biz hâlâ Hükûmetin üyelerinden, herhangi birinden… Sayın Demir burada ama, onun muhatabı değil, çünkü Maliye Bakanımız bile öğrenemediğine göre “Bu maddenin görüşülmesi sırasında tekrar soracağız.” dedik, şu anda bu konudan sorumlu Bakanımız maalesef yok.

Şimdi, bu nasıl oluyor da bu kadar tartışmalı, şaibeli bir konu, araya başbakanlar giriyor, mektuplar yazılıyor, yeni başbakan geliyor aynı ülkenin firmasının çıkarını korumak üzere, o da mektup yazıyor, Avrupa Birliğinin yetkilileri giriyor, onlar da mektup yazıyor ve sonuç olarak böyle bir kanunu koyarken siz de şunu diyebiliyorsunuz: “Efendim, biz bir uzlaşma, öbür tarafta, getirmiştik, gümrükte de bu uzlaşmayı getirelim, adaletsizlik olmasın.”

Peki, başka konularda biz size sürekli önerge veriyoruz. Diyoruz ki: “Bakın, bunlara getiriyorsunuz, iyi, çiftçilere niye getirmiyorsunuz? Sosyal güvenlik primleriyle ilgili bir hak niye tanımıyorsunuz? BAĞ-KUR’lu olmaları için niye bir hak tanımıyorsunuz? Bu adaletsizlik değil mi?”

Öbür taraftan milyarlarca lirayı bulduğu söylenen ve rakamını kimsenin bilmediği, 500 milyon olarak söyleniyor ama toplam rakam… Burada, sadece arkada yetkili arkadaşlarımız var, onlar verir mi bilmiyorum. Yeni genel müdürümüzü gördüm. Hayırlı olsun diyeyim bir taraftan. Belki onlarda bilgi vardır, geçen sefer daire başkanımız “Var.” demişti.

Değerli arkadaşlar, bakın bu ciddi bir konu. Bu gibi tartışmalı konularda ya gelip ilgili bakan adam gibi burada bilgi verir bize ya bu konuşulmaya devam eder.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – “Adam gibi.” ne demek ya?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bize tam bilgi verir. Bilgi, adam gibi bilgi. 

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – “Adam gibi.” lafını geri al.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – İlgili bakan değil, bilgi, bilgi. Adam gibi bilgi ne demek? Efradını cami ağyarını mâni, gelir… Yoksa, o zaman bu resimlerin üzerinden, gelen mektuplardan tartışma yapılır. Nerede? Ne oldu? O gün bir sürü tartıştık. Herhangi bir bilgi geldi mi? Gelmedi. Lütfen… Bu konular çok su kaldıran konulardır. Ya tam olarak, neyse, bu işin aslını arkadaşlarımız bize anlatsın, aksi takdirde bu tartışmalar devam eder. Doğru mudur yalan mıdır, kamuoyu o zaman takdir eder.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP Sıralarından alkışlar)

                                               III.- YOKLAMA

(CHP ve MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergenin oylamasından önce yoklama talebi vardır, onu tespit edeceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Özyürek, Sayın Öztürk, Sayın Ünsal, Sayın Öğüt, Sayın Susam, Sayın Yazar, Sayın Köse, Sayın Özkan, Sayın Güner, Sayın Coşkuner, Sayın Barış, Sayın Emek, Sayın Çöllü, Sayın Seyhan, Sayın Mengü, Sayın Ağyüz, Sayın Seçer, Sayın Yıldız. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri)

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, lütfen… 20 tane milletvekilinin yoklama talebi olabilir. Bunun için parti ayrımı falan yok, biliyorsunuz.

Yoklama için bir dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/971, 2/2, 2/15, 2/101, 2/111, 2/134, 2/175, 2/235, 2/236, 2/237, 2/258, 2/259, 2/261, 2/262, 2/267, 2/289, 2/344, 2/356, 2/363, 2/377, 2/400, 2/425, 2/444, 2/460, 2/462, 2/501, 2/503, 2/507, 2/540, 2/553, 2/587, 2/591, 2/677, 2/681, 2/682, 2/683, 2/688, 2/689, 2/690, 2/691, 2/698, 2/714, 2/740, 2/753, 2/760, 2/769, 2/779, 2/780, 2/783, 2/800, 2/801, 2/802, 2/805, 2/806, 2/808, 2/809, 2/810, 2/811, 2/812, 2/821) (S. Sayısı: 606) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 141 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                     R. Kerim Özkan (Burdur) ve arkadaşları

Madde 141- 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun mülga 244 üncü maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"Madde 244- 1. Beyan ile gümrük idaresince yapılan tespit arasında ortaya çıkan farklılıklara ilişkin tebliğ edilen gümrük vergileri alacakları ile bu Kanunda ve ilgili diğer kanunlarda öngörülen cezalar hakkında; yükümlü veya ceza muhatabı tarafından, söz konusu eksiklik veya aykırılıkların kanun hükümlerini yanlış yorumlamaktan kaynaklandığının veya yargı kararları ile idarenin ihtilaf konusu olayda görüş farklılığının olduğunun ileri sürülmesi durumunda, idare bu maddede yer alan hükümler çerçevesinde yükümlüler veya cezanın muhatabı ile uzlaşabilir. Uzlaşma talebi, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde, henüz itiraz başvurusu yapılmamış gümrük vergileri ve cezalar için yapılır. Uzlaşma talebinde bulunulması halinde, itiraz veya dava açma süresi durur, uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde süre kaldığı yerden işlemeye başlar, ancak sürenin bitimine üç günden az kalmış olması halinde süre üç gün uzar. Uzlaşma talebi otuz gün içinde sonuçlandırılır. Uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde yeniden uzlaşma talebinde bulunulamaz.

2. Gümrük vergileri ile ceza alacaklarının, 5607 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan kaçakçılık suçlarına ve kabahatlerine ilişkin olması halinde bu madde hükmü uygulanmaz.

3. Bu madde kapsamında yapılan uzlaşma talepleri, gümrük uzlaşma komisyonları tarafından değerlendirilir. Gümrük uzlaşma komisyonlarının kurulması, çalışması ile bu madde kapsamında yapılacak başvurulara ilişkin usul ve esaslar Dış Ticaret Müsteşarlığının görüşü üzerine yönetmelikle düzenlenir.

4. Gümrük uzlaşma komisyonlarınca düzenlenen uzlaşma tutanakları kesin olup idarece derhal yerine getirilir. Yükümlü veya ceza muhatabı; üzerinde uzlaşılan ve tutanakla tespit olunan hususlar hakkında dava açamaz.

5. Uzlaşma konusu yapılan ve uzlaşılan gümrük vergileri ve cezalar, uzlaşma tutanağının tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Uzlaşılan vergilerin ödenmesi gerektiği tarihten uzlaşma tutanağının imzalandığı tarihe kadar geçen süre için 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenen gecikme zammı oranında gecikme faizi uygulanır. Uzlaşmanın temin edilememesi halinde, genel hükümlere göre işlem yapılır.

6. Bu madde uyarınca üzerinde uzlaşılan cezalar hakkında 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 nci maddesi uyarınca ayrıca peşin ödeme indirimi uygulanmaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Özyürek…

BAŞKAN – Sayın Özyürek… (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 141’inci maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu 141’inci maddeyle Vergi Usul Kanunu’nda uzun zamandır uygulanmakta olan uzlaşma müessesesi, bundan böyle, gümrük vergileri için de uygulanacaktır. Bu, doğru bir tercihtir, doğru bir yaklaşımdır. Bunun en iyi şekilde çalıştırılması gerektiğini ifade ediyorum. Tabii, müesseseler tek başına sorunları çözmezler. O müesseseleri nasıl kullandığınız, nasıl işlettiğiniz son derece önemlidir.

Değerli arkadaşlarım, gümrükten sorumlu Sayın Devlet Bakanımız burada olsaydı, çok daha yararlı bir görüşme yapma fırsatı bulabilirdik. Çünkü gümrüklerle ilgili pek çok konuyu burada da tartıştık, Komisyonda da tartıştık ama yeterli bilgiyi alamadık. Sayın Bakan, bundan kısa bir süre önce üst düzey bürokratlar arasında kendi deyimiyle veya basına yansıyan şekliyle büyük bir operasyon gerçekleştirdi yani yöneticilerin yerlerini değiştirdi. Şimdi, bundan önce de yine Sayın Bakanın imzasıyla görevde olan bürokratlarla ilgili çok ciddi bir yolsuzluk ortaya çıktı ve o nedenle, Sayın Bakanın göreve getirdiği kişileri yine kendisi görevden almak durumunda kaldı. Şimdi, göreve yeni gelen arkadaşlarla ilgili olarak da -doğru yanlış, ben onu bilmem ama- geçmişte kendileri hakkında da bazı yolsuzluk iddiaları nedeniyle soruşturmalar yapıldığı yazıldı, çizildi, söylendi. Daha önce bu yolsuzluğa karışan ve Sayın Bakanın görevden almak durumunda kaldığı bürokratların da daha önce bazı yolsuzluklara karıştığına dair iddialar vardı. Plan ve Bütçe Komisyonunda Sayın Bakana bunları sorduğumuzda “Yani öyle bir soruşturma geçirmişler ama bunların önemi yoktu.” dedi. O emareler, o ortaya çıkan belgeler gösteriyor ki huylu huyundan vazgeçmiyor, bir süre sonra önemli yolsuzluklara neden oluyorlar. O bakımdan, özellikle gümrüklerle ilgili tasarruflarda çok ince eleyip sık dokumak gerekiyor. Her seferinde “Yanılmışız.” diyerek bu işin içinden sıyrılmak, kurtulmak mümkün değildir. O nedenle, özellikle gümrükte etkin noktalara getirdiğiniz kimselerle ilgili çok dikkatli incelemeler yapmanız lazım ve o arkadaşlarımızın geçmişte hiçbir şaibeye bulaşmamış olmaları son derece önemlidir. Çünkü gümrükteki yolsuzluk, sadece suç olmaktan, toplum vicdanını yaralamaktan öte Türkiye'nin ekonomi politikaları açısından çok önemlidir. Siz, ekonomi gerektirdiği için bazı mallarla ilgili vergileri artırıyorsunuz, vergileri eksiltiyorsunuz ama bir de bakıyorsunuz ki uygulamada sizin çıkardığınız kanunlar, kararnameler yok sayılmış, oradaki yetkili ve görevliler istedikleri gibi gümrüklerden ithalata veya ihracata fırsat tanımışlar. Öyle olunca gümrük meselesi, gerçekten bu ülkenin en önemli meselesidir. Bunu mutlaka ve mutlaka en iyi şekilde yönetmek ve hiçbir şaibeye bulaşmamış kimseleri göreve, yöneticiliğe getirmek son derece önemlidir. Mesela akaryakıt kaçakçılığı öylesine yaygındır ki ne yazık ki bu işe karışan insanlar “Soruşturmada bir şey çıkmadı.” filan bahaneleriyle tekrar göreve getiriliyorlar ve aynı işleri tekrarlıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.07

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

606 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

142’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” nın 142 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

                                      Ramazan Kerim Özkan                         Abdullah Özer

                                                   Burdur                                            Bursa

Madde 142 – 25/1/2006 tarihli ve 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“Geçici Madde 5- Bu Kanunun 20 nci maddesinin son fıkrası hükmü 2011 yılı için uygulanmaz.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 142. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

                                        Metin Çobanoğlu                                      Ahmet Bukan

                                               Kırşehir                                                 Çankırı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ayhan buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz ile görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısı’nın 142’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz. Gerekçemiz ise tasarının bu maddesiyle Hükûmetin konuları ciddiyetle ele almadığının ortaya çıktığını ifade ediyoruz. 2010 yılı sonunda 2011 yılı Merkezî Yönetim Bütçesi görüşmeleri sırasında bu husus dile getirilmemiştir.

Ayrıca, tasarının bu maddesiyle yapılmak istenen değişiklikle önümüzdeki yılın bütçesine de ipotek konulmak istenmektedir. Uygulanması ertelenmek istenen hükümler de mevcut iktidar tarafından talep edilen bir metin olarak, yasa olarak buradan çıkmıştır. Hükûmet, çıkardığı yasaya uymak istememektedir, ertelemek istemektedir. Ertelemek istemesinden öte ne yapmak istemektedir? Gelecek senenin bütçesine de ipotek koymak istemektedir. Peki, bu Hükûmet niye yaptığı işi doğru düzgün bir iş olarak önümüze getirip çıktığı zaman problemsiz olarak ortaya koymuyor, bu yapılamıyor?

Devlet Planlama Teşkilatına hesap kitap yaptırıyorsunuz, ilgili ajansa hesap kitap yaptırıyorsunuz, bütçe de geçiyor, sonra diyorsunuz ki bu uygulanmasın. Uygulanmasın da “Bunu biz tahmin edemedik, öngöremedik…” Böyle bir şey söyleseniz algılama daha kolay.

Siz, adaletsizliğe de devam ediyorsunuz. Adınızda “adalet” var ama adil değilsiniz. Gelin yükümlülüklerini yerine getiren mükelleflere bu kanunla ödül verelim diyoruz, onlar da aldatılmışlık duygusu içine girmesinler, onu hissetmesinler istiyoruz. Ona da “Hayır.” diyorsunuz, onlara haksızlık ediyorsunuz. Onların vergilerini taksitlendirelim diyoruz, “Hayır.” diyorsunuz. Onların AKP tarafından aldatılmışlıklarını ortadan kaldıralım, zararı yok önergeyi siz verin, adı sizin olsun, şanı şerefi de sizin olsun, yeter ki bu vatandaşlar istifade etsin diyoruz, doğru dürüst iş yapan, edimini, yükümlülüklerini yerine getiren mükelleflere bu kolaylıkları sağlayalım diyoruz, siz ona da karşı çıkıyorsunuz. Vergiler iyi gidiyor diyorsunuz. İyi gidiyor demenize rağmen zaten bu tasarıdaki gelir gider hesabı bütçede yok ama buna rağmen ne yapıyorsunuz? Bütün bu önerilerimizi kabul etmiyorsunuz. Madem kamu maliyesinde imkân var, madem bütçede imkân var, gelin edimlerini, yükümlülüklerini yerine getiren mükelleflere de bir güzellik yapalım, onları da rahatlatalım.

Perişan ettiğiniz vatandaşlar arasında ayrım yapıyorsunuz. Bu madde bunun bir örneği, burası bunun bir örneği. Bu tür benzer yasalar getirdiniz, problemi çözmedi. Vatandaşın durumu, vergi ödeyemedikçe… Kişi başına millî geliri artırıyorsunuz. Kitaba koydunuz, üç gün sonra Devlet Planlama Teşkilatının şu sayılı yazısı üzerine programda düzeltme yapıyorsunuz. O orada yanlışlıkla konulmuş bir şey değil ki. Daha önce koyduğunuz kriterler belli. Siz ne yapıyorsunuz? O kriterlerin dışına taşıyorsunuz, başka kriterler koyuyorsunuz. Koyduğunuz kriterlerde kişi başına millî gelir bir gecede, bir saniyede 2.500 dolar birden artıyor. Bunun hiç iler tutar tarafı yok.

Şimdi, gelin, bu tasarıya başka bir şey ilave edelim. Nasıl olsa vatandaş bu sefer de ödeyemeyecek. Bundan sonraki birkaç yıl içinde kamusal mali yükümlülükleri yerine getirmeyenlere de, yani getirmeyeceklere, getiremeyeceklere de şimdiden bir imkân tanıyalım, kolaylık olsun. Bunu buraya getirmemiş olun, tekrar tekrar getirecek durumda olmayın, bu sıkışıklıklar olmasın; biz bu kadar Hükûmeti tenkit etmeyelim, vatandaşlarımız bu problemi yaşamasınlar, bize temmuzda Sayın Başbakan söz verdi ama şubat ayına geldik, neredeyse temmuza geliyoruz, daha hâlâ tasarı üzerinde çıkacak mı, çıkmayacak mı endişesini yaşamasın onlar. Gelin, önümüzdeki yıllarda da bu işi ödeyemeyeceklere şimdiden bir esneklik sağlayalım, bir güzellik yapalım. Yani bunu ne yapmak lazım? Bakmak lazım. Böyle olur mu diyeceksiniz, olur. Yukarıda, Komisyonda, af kanununda öğrencilere, haziranda atılacaklara da af getirdi arkadaşlar önergelerle, sonradan çıktı. Yani nasıl olsa atılacak, atılacağına göre onlara kolaylık sağlayalım. Burada da nasıl olsa vergiyi ödemeyecek, onlara da bir kolaylık sağlayalım, ne olacak. Hükûmetin mantığıyla bir problemi yok.

Ben çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 142 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                   Harun Öztürk (İzmir) ve arkadaşları

Madde 142 – 25/1/2006 tarihli ve 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“Geçici Madde 5- Bu Kanunun 20 nci maddesinin son fıkrası hükmü 2011 yılı için uygulanmaz.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Eklenen geçici madde 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanunun 20’nci maddesinin son fıkrası hükmünün 2013 bütçe yılına kadar uygulanmayacağını öngörmektedir.

20’nci maddenin son fıkrası ise Ajansın yıllık personel giderleri toplamının gerçekleşen en son yıl bütçe gelirlerinin yüzde on beşini aşamayacağına dairdir.

Ajans, 2006 yılının Ocak ayında kurulmuş olmasına rağmen bugüne kadar yasada öngörülen gelirleri toplamakta başarılı olamamış, buna karşılık sabit personel harcamalarını yapmak zorunda kalması nedeniyle bu giderlerin toplam gelirler içindeki payını kanunun emrettiği yüzde 15'in altında tutmayı başaramamıştır.

Şimdi yasa ile bu oranı 2013 yılı bütçesine kadar tutturamama yetkisi verilmektedir.

Ajansın toplamakta başarılı olamadığı gelirleri yasanın 19’uncu maddesinde şu şekilde sayılmıştır:

a) Bir önceki yıl gerçekleşen genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından, vergi iadeleri ile mahallî idarelere ve fonlara aktarılan paylar düşüldükten sonra kalan tutar üzerinden, binde beş oranında her yıl ayrılacak transfer ödeneğinden, Yüksek Planlama Kurulunca her bir ajans için nüfus, gelişmişlik düzeyi ve performans ölçütlerine göre belirlenecek pay.

b)   Avrupa Birliği ve diğer uluslararası fonlardan sağlanacak kaynaklar.

c) Faaliyet gelirleri.

d) Bir önceki yıl gerçekleşen bütçe gelirleri üzerinden, bölgedeki il özel idareleri için; borçlanma, tahsisi mahiyetteki gelirler ile genel, katma ve özel bütçeli kuruluşlardan alınan yardım kalemleri hariç tutulmak üzere yüzde bir, belediyeler için; borçlanma ve tahsisi mahiyetteki gelir kalemleri hariç tutulmak üzere yüzde bir oranında, cari yıl bütçesinden aktarılacak pay.

e) Bölgedeki sanayi ve ticaret odalarının, bir önceki yıl kesinleşmiş bütçe gelirlerinin yüzde biri oranında, cari yıl bütçesinden aktarılacak pay.

f) Ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarca yapılan bağış ve yardımlar.

g) Bir önceki yıldan devreden gelirler.

Bakanlar Kurulu, il özel idareleri için belirlenen oranı yüzde beşe kadar yükseltmeye ya da bu Kanunda belirlenen oranına kadar indirmeye, belediyeler için belirlenen oranı ise; yarısına kadar indirmeye ya da bu Kanunda belirlenen oranına kadar yükseltmeye yetkilidir.

Birinci fıkranın (d) ve (e) bentlerinde belirtilen paylar, ilgili idare ve kuruluşlar tarafından haziran ayının sonuna kadar ajans hesabına aktarılır, (d) bendinde belirtilen paylar, süresi içerisinde aktarılmadığı takdirde, bu idarelere genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamı üzerinden ayrılan paydan ilgisine göre Maliye Bakanlığı ve/veya İller Bankasınca kesilerek ilgili ajans hesabına aktarılır. Diğer alacakların tahsilinde, genel hükümlere göre işlem yapılır.

Bugüne kadar maddede sayılan gelirlerin tahsil edilememesi bundan sonra da tahsilinde sıkıntı çekileceği anlamına gelmektedir.

Bu nedenle, soruna 2011 yılı sonuna kadar bir çözümde bulunulması için geçici maddedeki tarih 2011 yılı sonuna çekilmektedir.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                Kapanma Saati: 23.31

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 142’nci maddesi üzerinde verilen İzmir Milletvekili Harun Öztürk ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

142’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

143’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 143. maddesi ile 5664 sayılı Kanunun 3 üncü fıkrasının sonuna eklenen cümledeki “müteakip” ibaresinin “takiben” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

                                           Metin Çobanoğlu                                 Ahmet Bukan

                                                  Kırşehir                                             Çankırı

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 143 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

               R. Kerim Özkan                                 Abdullah Özer

                      Burdur                                               Bursa

Madde 143 - 22/5/2007 tarihli ve 5664 sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Bu fıkrada tanımlanan hak sahiplerine EGYO tarafından ödenen kâr paylarının EGYO'nun yükümlülüğünü aşan kısmı, Hazine Müsteşarlığınca incelenmesini müteakip düzenlenecek rapora istinaden Hazine tarafından EGYO'ya ödenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutayım?

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Konunun daha iyi anlaşılması için işbu değişiklik önergesi verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Sayın Şandır, bu önergeyle madde tümden değiştiği için maddenin üzerindeki değişiklik önergesini işleme alma imkânı kalmamıştır.

Haluk Bey, senin konuşma şansın kalmadı, madde…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Benim değildi zaten.

BAŞKAN – Evet.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

144’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

                                                        

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 144. maddesi ile 5570 sayılı kanunun 1 maddesine eklenen 3 fıkranın son cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Emin Haluk Ayhan                              Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

              Metin Çobanoğlu                                 Ahmet Bukan                                     Mithat Melen

                     Kırşehir                                             Çankırı                                             İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" nın 144 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

               R. Kerim Özkan                             Mehmet Ali  Susam                               Abdullah Özer

                      Burdur                                                İzmir                                                Bursa

 

Madde 144- 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "avans olarak" ibaresi madde metninden çıkartılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"(3) 15/11/2000 tarihli ve 4603 sayılı Kanun ile bu Kanuna istinaden T.C. Ziraat Bankası A.Ş.'ye, ödemeleri T.C. Ziraat Bankası A.Ş. kanalıyla yapılmak üzere tarım kredi kooperatiflerine ve Türkiye Halk Bankası A.Ş.'ye Bakanlar Kurulu kararları uyarınca verilen görevler nedeniyle doğan ve bankalar ile tarım kredi kooperatifleri kayıtlarına göre gerçekleşen gelir kayıpları ve görev zararları, bankalar ve tarım kredi kooperatifleri tarafından yapılacak ödeme talebine istinaden, ilgili mevzuatında belirlenen usul ve esaslar kapsamında Hazine Müsteşarlığı bütçesinde yer alan ilgili harcama tertiplerine gider kaydedilerek ödenir. Bu ödemeler, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 35 inci maddesi hükümlerine tabi değildir.

(4) Yapılan ödemeler yıllık olarak Hazine Kontrolörlerince incelenir. İncelemeler sonucunda düzenlenen raporlarda; hesaplanan tutar ile Hazine Müsteşarlığı bütçesinden yapılmış bulunan ödemeler arasında fark bulunduğunun tespiti halinde taraflar yükümlülüklerini faizsiz olarak yerine getirir. Ancak, ilgili teşebbüs veya kuruluş tarafından yapılan talebin gerçek olmayan belge ve işlemlere ilişkin tutarları da içerdiğinin tespiti halinde, gerçek olmayan belge ve işlemlere ilişkin olup Hazine tarafından teşebbüs veya kuruluşa ödenmiş bulunan tutar Hazine Müsteşarlığı tarafından, söz konusu ödemenin yapıldığı tarihten itibaren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun çerçevesinde gecikme zammı oranında faiz uygulanarak tahsil edilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Susam, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında Bakanlığın ve Komisyonun önergemize katılmaması için hiçbir gerekçe yok.

Bizim ilave ettiğimiz olay şudur: Eğer yapılan incelemede usulsüzlük nedeniyle kontrolörlerce kurum arasında farklılık varsa usulsüzlük nedeniyle yapılanlara faiz uygulanması. Bu, kamuyu koruyan bir anlayıştır. Aslında bunun yapılması gerekir ama maalesef arkadaşlarımız katılmadılar.

Şimdi, bu konuştuğumuz madde aslında kamuoyunda görev zararları olarak bilinen, Ziraat Bankası ve Halk Bankası vasıtasıyla esnaf sanatkâra veya tarım kredi kooperatifleri vasıtasıyla köylüye, çiftçiye kullandırılan kredilerle ilgili, Hükûmetin aradaki faiz farkını ödeyerek oluşan görev zararını değerlendirdiğimiz bir madde.

Bu maddeyi değerlendirirken bir şeyi hep beraber bir kez daha konuşalım. Şu kriz öncesi, Halk Bankası ve Ziraat Bankasını Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti özelleştirme sürecine girmişti. Diyordu ki: “Görev zararları nedeniyle bizden önce bu bankalar çok zarar etti. Bu bankaları biz özelleştirerek görev zararlarını ortadan kaldıralım ve kamu bankaları mümkün oldukça özelleştirilerek, kamu, bankacılık kesiminden elini ayağını çeksin.” şeklinde bir anlayış vardı. Bunun karşısında bizler de diyorduk ki: Finansmana ulaşmada tarım kesiminin, köylünün, esnafın, sanatkârın çok ciddi, finansmana ulaşma zorlukları var. Bunun için kamunun, bu alanda, finansman alanında, bankacılık alanında bulunması lazım. Hatta Avrupa’da bu konuda çok ciddi şekilde kamu ağırlığı hissedilir, bankalar dışında kooperatifler aracılığıyla da finansmana ulaşmada bu kesimlere destek verilir. Bizim Anayasa’mız da bu kesimlerin korunması ve kollanmasını emrettiği için onların finansman ihtiyacını karşılamada daha çok kamu bankalarına ihtiyaç vardır. Maalesef, bu söylediklerimize rağmen, özelleştirme sürecine gitmek üzereyken dünyada bir kriz patladı ve bankacılık sektörü krediler konusunda, özellikle yabancı banka ve özel sektör bankacılığı ayak direme noktasına girdiğinde kamu bankalarının önemi anlaşıldı ve o zaman Ziraat Bankası ve Halk Bankasının özelleştirme süreci hemen durduruldu, unutuldu ve o bankalar aracılığıyla… Hatta Başbakan çıkıp özel sektör bankacılığına ihtarlar vermeye başladı. Bu bankaları devreye sokup kriz döneminde finansman konusunda çıkan zorlukları aşmak için bu iki bankayı Hükûmet istediği gibi kullanma noktasına geldi. Demek ki bizim söylediklerimiz doğruymuş. O gün sizin bizi dinlemediğiniz şeyler… Kriz döneminde Cumhuriyet Halk Partisinin, finansman konusunda, bankacılık konusunda ne kadar doğru söylediğini hayat bir kez daha hepimize gösterdi.

Değerli arkadaşlar, aslında bu iki bankanın varlığı da yeterli değildir. Özellikle tarım kesiminin ve esnaf sanatkârın kamu tarafından finanse edilmesinde kamu bankalarının ve kooperatiflerin önemi çok fazladır. Bugün bakın, İnternet sitelerinde ve bazı gazetelerde satılık köy görürsünüz. Bir köy bankalardan aldığı kredi nedeniyle borçlarını ödeyemeyince “Satılık Köy” diye ilan asmış. Gerekçeleri de şu: “Bize gelip çok uygun faizli krediler ve kredi kartları dağıtan bankalara aldandık, hepimiz borçlandık ve bugün bu borçları ödeyemeyince köyümüzü satma noktasına geldik.”

Demek ki arkadaşlar, bugün Türkiye’de, finansmana ulaşmada ve ucuz, uygun, zamanında finansman almada, özellikle esnafın, sanatkârın, köylü kesiminin ciddi zorlukları var. Bu zorlukları aşabilmek için de işte, Ziraat Bankasına, Halk Bankasına, tarım satış kooperatiflerine, tarım kredi kooperatiflerine ve esnaf kefalet kooperatiflerine ihtiyaç var. Daha onlarcasının olması bu kesimler için önemlidir.

Biz, bu anlamıyla buralardaki görev zararlarının önemli olmadığını, bu kesimlere verilecek her türlü desteğin ekonomiye verilmiş destek olduğunu düşünüyor, bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 144. maddesi ile 5570 sayılı kanunun 1 maddesine eklenen 3 fıkranın son cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                             Mithat Melen (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Melen, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MİTHAT MELEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 144’üncü maddesi ile 5570 sayılı Kanun’un 1’inci maddesine eklenen üçüncü fıkranın son cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, aslında, hemen bu maddeyi çıkarmak kolay bir şey gibi görünüyor önergelerde, belki de kolay; çok basit yazılıyor, bunu yazması kolay, üzerinde çalışılmamış gibi görünüyor ama burası öyle değil. Bakın, niye öyle değil? Çünkü bu maddenin içerisinde çok önemli bir şey var, o da şudur: Mesela, madde 1’in ikinci fıkrasında “avans olarak” metinden çıkarılmasıyla paralel bir yapısı var bunun yani onu oraya getirdiğiniz zaman, o zaman 5018 sayılı Kanun’da Hükûmet kendi çıkardığı kanuna uymak istemiyor demektir. Bu çok ilginç bir şey. Yani bunu bilerek tabii yapıyor mutlaka bunu yapanlar, bu kanunu hazırlayanlar ama o zaman niye yanlış hukuki düzenleme yapılıyor, sonra niye düzeltilmeye çalışılıyor? İşte esas mesele her zaman olduğu gibi birinci kareye gelmemizle ilgili. O birinci kare de şu: Bütün çıkarılan kanunlar, bütün burada yapılan tartışmalar, üzerinde çok çalışılmadan, düşünülmeden ezbere yapılmış işler, sonra da onları düzeltmek için ettiğimiz gayretler. Yine bu kanunun değişmesi için yakında yine başka türlü önergeler verilecek.

Şimdi, belki bunlarla tebrik etmek lazım sizleri. Kamuoyunu bunlarla meşgul edip gerçek ekonomiyi, ekonomide neler olduğunu pek anlatmak, göstermek de istemiyorsunuz çünkü bunlar anlaşıldığı gün zaten işler o kadar gecikmiş olacak ki… Türkiye’de ekonomi hakikaten sıkıntı içerisinde, öyle çok göründüğü gibi değil, çok parlak gitmiyor işler. Ha bundan da çok memnun olduğumu falan zannetmeyin. Çünkü bu sene sıkıntılı bir sene. Bu sene zor bir sene. Bir de seçim senesi. Bu sene alınacak bütün bu seçimle ilgili kararlardan sonra bütün muslukları gevşeteceğimiz için altı ay sonra bunları tekrar kısmak zorunda kalıp hep birlikte sıkıntısını çekeceğiz. Niye? Bir türlü altyapıyla ilgili meselelere giremediğimiz için. Bu da aynı. Bu da altyapıyla ilgili bir meseleydi. Bununla hiç uğraşmadık. Şimdi birdenbire bunu getirip çözmeye çalışıyoruz. Ama bundan ne fayda edineceğiz, onu da bilemiyorum, onu da herhâlde kanunu getirenler…

Mesela o 5570 sayılı Kanun’un tümünde aslında sıkıntılar var. O zaman 5018 sayılı Kanun niye ortaya, gündeme tekrar geliyor? Eğer bundaki maksat Sayıştay denetiminin dışına çıkmaksa, o da çok doğru değil. Yani niye doğru değil? Zorunlu olarak Sayıştay, kendi kendimizi denetlemek için seçtiğimiz bir kurum. E, Sayıştayın denetiminden niye böyle karamsar olup veya işte dolambaçlı yollarla kaçmaya çalışıyoruz, onu da çözemiyorum ben. Yani o zaman Sayıştayın varlığı hakkında da tereddütlerinizin olması lazım. Niye bu, Sayıştay denetiminden çıkarılıyor? O zaman 5018 sayılı Kanun niye var? Hep bunları kendi kendimize sormamız lazım. Zaten ben dâhil -bunu çok samimi söylüyorum- bu torba kanundan hiçbir şey anlamıyorum. Türkiye’de de çok anlaşıldığını zannetmiyorum birkaç uzmanın dışında. Ama hep beraber bunun fiyatını ödeyeceğimiz de kesin anlaşıldığı zaman.

İşte, bilmem, üniversitelerden tutun da 50 bin kişiyi sokağa çıkarmaya kadar bir sürü madde var. Üniversitelerde kredi meselesini bile bu kanunla çözüyoruz. Ne kadar acı. Hep bir sistemden, hep bir intizamdan, dünyayla bütünleşmekten bahsederken, söz ederken, hiç dünyayla ilgimiz yok sanki. El yordamıyla işleri çözmeye çalışan bir Türkiye Büyük Millet Meclisi. Esas bence üzücü olan bu. Ama her şeye rağmen, en azından bu maddeyi çıkarırsak belki bir yanlıştan da döneriz.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Melen.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

145’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeler aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” nın 145 inci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mustafa Özyürek                       Harun Öztürk                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu

     İstanbul                                    İzmir                                    Malatya

 

R. Kerim Özkan                        Abdullah Özer                         Hüseyin Ünsal

      Burdur                                    Bursa                                   Amasya

 

Diğer önergenin imza sahipleri:

 

Emin Haluk Ayhan             Doç. Dr. Mehmet Günal                    Metin Ergun

      Denizli                                   Antalya                                    Muğla

 

  Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                       Mehmet Şandır

      Manisa                                    Konya                                    Mersin

 

Metin Çobanoğlu                       Ahmet Bukan                                   

     Kırşehir                                  Çankırı                                       

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) –   Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ünsal, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 145’inci maddeyle ilgili verilen değişiklik önergesi üzerine söz aldım, saygıyla selamlıyorum.

Bizler aynı zamanda Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunun üyesiyiz. Kalkınma Bankası da Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunun inceleme kapsamı içerisinde yani KİT’tir. Biz bu bankanın incelemesinde çok üzerinde durmamıza rağmen Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda bir sorumuzun cevabını alamadık. Sayın Bakan buradayken ve kanun da geçerken Hükûmetten bu konuyla ilgili neler yapıldı? Bu konudaki merakımızın cevabını almak için söz aldım.

Değerli milletvekilleri, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu bildiğiniz gibi Yüksek Denetleme Kurulu tarafından denetlenmekte, Yüksek Denetleme Kurulunun geçmiş yıllardaki raporları da bizlere intikal etmektedir. YDK raporları bizlere intikal ettikten sonra alt komisyonda görüşmeler yapılır ve üst komisyona gelir. Üst komisyonda yapılan görüşmelerde de o gelen KİT’in bütün hesapları, faaliyetleri incelenir. Bu inceleme esnasında karşılaştığımız çok özel bir durum oldu. Bu konuyu özellikle burada belirtmek istiyorum ve bu özel durumun Türkiye Büyük Millet Meclisinin kayıtlarına geçmesini istiyorum.

Yüksek Denetleme Kurulu üyesi Kalkınma Bankasının hesaplarını incelerken Kalkınma Bankasında birtakım usulsüzlüklerin, kanuna aykırılıkların olduğunu tespit ediyor ve bu tespiti yaptığında, bu konunun da farkına varıldığında Kalkınma Bankasının yöneticileri Yüksek Denetleme Kurulu Başkanına gidiyor ve böyle bir tespit yapıldığını, bu tespitin düzeltilmesini, bu tespitin, bu usulsüzlüklerin YDK raporlarına geçmemesini istiyor ve bunun üzerine de Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, o tespiti yapan Yüksek Denetleme Kurulu üyesini aynı gün görevden alıyor ve bir başkasını görevlendiriyor ama o gün başka bir iş daha oluyor değerli arkadaşlarım. Yüksek Denetleme Kurulu Başkanının oğlu, bu olaylar görülürken, aynı günler içerisinde, hiç hak etmediği hâlde, eğitimi yetersiz olduğu hâlde, çalışma süresi yetersiz olduğu hâlde Kalkınma Bankasında görevli olarak başlıyor. Şimdi, böyle bir al gülüm ver gülüm. Kalkınma Bankasındaki usulsüzlükleri ortaya çıkaran denetçiyi bir kenara atıp, onun yerine başka bir denetçi koyup, Yüksek Denetleme Kurulu Başkanının oğlunun Kalkınma Bankasında görev alması ve tespit edilen usulsüzlüklerin de YDK raporlarından çıkarılması bir AKP klasiğidir. Uzun zaman, uzun süre bu konuyu hem Mecliste hem Komisyonda dile getirdiğimiz hâlde, Adalet ve Kalkınma Partisinin ne yöneticilerinden ne de Hükûmetten herhangi bir cevap alamadık.

Bu konuyu burada söz etmek için söz aldım. Önergemiz lehinde oy kullanmanızı talep ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünsal.

Diğer önerge de aynı mahiyette olduğu için…

Sayın Günal, siz mi konuşacaksınız?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yine geldik başka bir taşınma maddesine. Ben, her seferinde size bunları hatırlatacağım. Şimdi rakamları tekrar söyleyeyim, kaç para o bankalar oraya vermişti, ilaveleriyle beraber: 223,5 milyon Halk Bankası, 211,5 milyon Ziraat Bankası, Vakıfbank yine KDV’si dâhil söylüyorum -bilgiler yanlış değil, hepsi doğru- net verilen para… TOKİ’ye teslim etmişler. Sayın Bayraktar “Ben bu paraları onlardan aldım, 600 milyon. Bana para akıyor.” dedi. Onun da itirafı var, ne kadar verdiklerini duyduk. BDDK yine 168 milyon, SPK 80 milyonluk ödeyecek yer almış. O maddelere geleceğiz de ben şimdiden size yine ne kadar para oraya aktarıldığını söyleyeyim.

Değerli arkadaşlarım, 2008 yılında Sayın Başbakan “Kanunsa, gerekirse kanun çıkarırız.” diyerek bunların sinyalini vermişti. Bir anda baktık, burada, İstanbul’a böyle bir haber geldikten sonra, hemen emlak fiyatlarında, çevredeki arsaların fiyatlarında ciddi anlamda bir artış olmuş.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben hâlâ cevabını bulamadım, sormaya devam edeceğim, eğer Hükûmet üyelerinden birisi beni muhatap alır, söylerlerse -Sayın Demir yine burada nöbetçi olarak, onun fazla maddesi yok ama- neden Ataşehir’e taşınmak istendiğinin cevabını istiyorum. Hadi İstanbul’a taşındınız, İstanbul’a taşınmasının da bir gerekçesi yok, hepsini anlatıyoruz ama hâlen merak ediyorum ne var Ataşehir’de? Kimin yatırımları var? Ataşehir’in neresine finans merkezi kuracaksınız? Defalarca sordum, bir tane örnek getirin bana, dünyanın hiçbir yerinde bir bölgesel finans merkezi var mı? Hepsinin bir araya toplandığı bir site var mı? Bunları bana bir anlatın. Adamları nasıl taşıyacaksınız, orada bir uluslararası finans toplantısı yaptığınız zaman hangi havaalanından, kaç dakikada gelecekler? O bina yoğunluğunu artırdığınız zaman… Hani iptal ettiğimiz büyükşehire alma yetkisi istemiştiniz Komisyona geldiğinizde, İFM kanunu geldiğinde 5’inci madde vardı, ilçe belediyeleriyle çözememiştiniz ve büyükşehire yetki istemiştiniz, vermemiştik, tepkiler üzerine de geri çekmiştiniz. Şimdi, o yoğunlukların içerisinde bu trafik sorununu nasıl çözeceğiz Allah rızası için? Yani “Bir anda banka rüzgârı gelince Ataşehir’de ev fiyatları üçe katlandı.” diyor. Evdekiler ayrı ama o arsalar kimin? Yanında kimler proje yapıyor? Bu TOKİ bu projeleri kime veriyor? Başka kimler geldi, uluslararası hangi projeler var? Birisi çıksın, muhatap alıp bize bir bilgi versin. Neden Ataşehir?

Şimdi yeni bir şey duyduk, herhâlde yeni rant yaratma projeniz var. Sayın Başbakan geçenlerde bir inci daha döktürmüş: “Yeni İstanbul Projesi” Yukarı doğru… Merak ediyorum, henüz daha bulamadım, fırsat bulursam, bu torba bitsin araştıracağım oralarda kimler arsa kapatmış, ne olmuş yukarıya doğru? Hani şu arkasından getireceğiniz 2B’lerle ilgili yasayla alakası var mı vallahi merak ediyorum şimdi.

Ben hâlâ istiyorum, Ataşehir’e neden finans merkezi yapıyorsunuz? İstanbul’u hadi anladık. Yapılan komisyonların buradaki raporlarını sizlere okudum. Raporların hepsi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilileri de var. Vali Yardımcısının başkanlığında gelen, tespit edilen yerlerin içerisinde en kötü olan, ulaşım olarak, altyapı olarak en kötü olan yer Ataşehir. Yani burada bir, varsa Levent ile Maslak arasında zaten var. Bir de finansal olarak ne yapmaya çalışıyorsunuz, ben gerçekten merak ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bu bankaların taşınması hiçbir ekonomik gerekçeye dayanmıyor hele Türkiye Kalkınma Bankasının. Ne yapacak yani? Türkiye Kalkınma Bankası ne yapıyor İstanbul’da? Siz zaten sanayiyi bırakmıyorsunuz, sadece hizmetler kalıyor, İstanbul’un dışına çıkıyor… Ne yapacak, Türkiye Kalkınma Bankası İstanbul’da kime ne kredisi verecek? Yani onun dışındaki Türkiye’ye kredi verilmeyecek mi? Niye taşıyorsunuz, ben merak ediyorum. Eğer gerekçeye dayanırsa daha önce de söylemiştim. Bazı arkadaşlar “Bizim illeri niye söylemedin?” diye iktidar  kanadından da söylediler. Ben sadece faaliyet alanına göre söylemiştim. “Ziraat Bankası Urfa’ya ya da Konya’ya gitsin.” derken ziraatla uğraşan iller olarak söyledim veya “Halk Bankası Kayseri’ye gitsin.” dedim. Öbür arkadaşlarımız alınmış. Bursa’ya da gidebilir, Antep’e de gidebilir, Denizli’ye de gidebilir. Ferit Bey alınır belki. Malatya’ya da gidebilir Sayın Aslanoğlu. Yani o yönden sıkıntımız yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Yok, bizim hakkımız değil.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ama bunlar gerçekten gerçek bir gerekçeye dayanmıyor, hepsi birtakım siyasi hesaplara, İstanbul’u başkent yapma hesabına ve arsa, arazi rantına dayanıyor diyorum. Cevap gelirse öbür maddelerde özür dileyeceğim. Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

146’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 146 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                R. Kerim Özkan                                  Harun Öztürk

                     İstanbul                                             Burdur                                                İzmir

                 Abdullah Özer                            Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                       Bursa                                              Malatya

Madde 146- 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 3 üncü maddesinde yer alan "Destek hizmeti kuruluşu" tanımı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Destek hizmeti kuruluşu: Bankaların, mevduat veya katılım fonu kabulü, nakdî, gayrinakdî her cins ve surette kredi verme ve bu Kanunun uygulamasında kredi olarak sayılan işlemler dışında kalan faaliyetlerini banka adına gerçekleştiren; ya da mevduat veya katılım fonu kabulü dışındaki faaliyetlerinden herhangi birinin pazarlanması da dahil gerçekleştirilmesinde bankaya yardımcı nitelikte hizmet veren kuruluşları,"

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 146. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                                 Erkan Akçay                             Doç.Dr. Mehmet Günal

                      Denizli                                              Manisa                                              Antalya

               Mustafa Kalaycı                                Mehmet Şandır                                    Metin Ergun

                       Konya                                               Mersin                                               Muğla

              Metin Çobanoğlu                                 Ahmet Bukan

                     Kırşehir                                             Çankırı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yalçın, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 146’ncı madde üzerinde verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüyorum ki önergeler üzerinde konuşmak çok anlamlı da değil, nasılsa dinlemeden bir refleks hâlinde reddediyorsunuz. Bu fırsatı bulmuşken, aslında geçen hafta da üzerinde konuştuğum bir konuyu, o kadar beni sarstı ki gerçekten, tekrar gündeme getirmek istiyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, elbette insanlar bir siyasi partide siyaset yaparlar, oradan aday olurlar. Süreç içerisinde belki siyaset yaptıkları parti kendi arzu ettikleri çizgiden çıkabilir ya da kendisinin siyasi fikirleri değişebilir ve olabilir, kopmalar, ayrışmalar yaşanabilir, bu Mecliste de birçok arkadaşımız geçmişte başka partilerde siyaset yapmış olabilir, ben bunu çok yadırgamıyorum, fakat Beypazarı Belediye Başkanının bir istifa süreci yaşandı.

Şimdi, arkadaşlar, burada daha önce Belediye Başkanlığı yapan Sayın Mansur Yavaş, Büyükşehir Belediye Başkan adayımız olmuştu. Öylesine siyasi zarafet örnekleri sergiledi ki orada, eğer Hükûmet içerisinde, Kabineden destek aldığı bir hizmet olmuşsa, o hizmetin kenarına, bu hizmet şu bakanın sayesinde yapılmıştı,r tabelaları asacak kadar siyasi zarafet içerisinde hareket eden bir insandı. Onun başarılarıyla tekrar seçim kazanan Cengiz Özalp, birdenbire, partimizle hiçbir ideolojik ayrışma, çatışma, tartışma yaşamadan, bir sabah bir baktık ki, Sayın Melih Gökçek’in kolunda partinize katıldı.

Arkadaşlar, eğer şu olsaydı, bu arkadaşımız “Benim artık Milliyetçi Hareket Partisiyle fikirlerim örtüşmüyor, Adalet ve Kalkınma Partisinin fikirlerini benimsiyorum ve buraya katıyorum.” deseydi, inanın, bu da beni sarsmazdı ama “Ben seçmenlerime ihanet ettim, hizmet almak için buraya katılıyorum.” cümlesini kullanmış bir insanı partinize kabul etmiş olmanızı siyasi ahlak bakımından sorgulanmaya muhtaç görüyorum. Böyle bir şey olamaz. Şimdi bakın…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir dakika sayın milletvekilleri, bir dinleyiverin, bakın.

Bugün, bu arkadaşımız yeni bir beyanatta bulunmuş, basında yer aldı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek Beypazarı Belediyesine hoş geldin hediyesi olarak iki çöp toplama kamyonu, bir cenaze aracı, bir de iş makinesi hibe etmiş.  Belediye Başkanı da “Bir de süpürge kamyonu hibe edilecek. Ayrıca, Ankara Büyükşehir Belediyesi parklarımızda yeni düzenlemeler yapacak. Bir de turistler için şehir terası yapılacak. Evet, seçmenlerimi üzdüm, MHP’den seçildim, ihanet ettiğim doğrudur. Ben siyaset adamı değilim, hizmet için geldim.” ifadesini kullanıyor.

Arkadaşlar, çok sayıda milletvekilisiniz. Bu cümleye birinizin en azından siyasi etik adına, bir ilke adına itiraz etmesi gerekir yani siz aslında bu cümleyi ifade eden bir insanı aranıza katarak diyorsunuz ki Türk Halkına: Biz belediyeler arasında ayrım yapan, kendi partimizden olana birtakım kamu imkânlarını sevk eden bir Hükûmetiz. 

Ben, bunu kabul edemiyorum. Bu yaklaşımı, bu anlayışı makul bulamıyorum. İstiyorum ki, buna içinizden birisi ya da Sayın Bakan bir itiraz etsin, böyle bir gerekçenin haklı olmadığını, ahlaki olmadığını ifade etsin. Böyle bir şey olamaz.

Değerli milletvekilleri, bu itirazı yapmayacaksanız eğer ben bu tabloyu, bu resmi Türk filmlerindeki bir sahneye benzetiyorum. Çok yaşanmıştır Türk filmlerinde; bir mazbut aile kızı bir gariban biriyle sevgilidirler, evlenme hayali kurarken, bir zengin aktör çıkar film içerisinde ve o mazbut kızımız, o ana kadar filmin iyi aile kızı, hanım kızı o zengin adamın peşine takılır ve bir zaman sonra da bakarsınız ki o zenginin pahalı arabalarıyla caka satmaya başlar.

Bu işin özeti budur. Bu Belediye Başkanının resmi benim gözümde o Türk filminin sahnesi şeklindedir. Belediye Başkanınızın, büyükşehrin gönderdiği araçların önünde, bu arkadaşımız mazbut yaşamı terk edip, zengin araç peşine takılmış bir genç kız durumuna düşmüştür.

Bunu da takdirinize sunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 146 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                  Harun Öztürk (İzmir) ve arkadaşları

Madde 146- 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 3 üncü maddesinde yer alan "Destek hizmeti kuruluşu" tanımı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Destek hizmeti kuruluşu: Bankaların, mevduat veya katılım fonu kabulü, nakdî, gayrinakdî her cins ve surette kredi verme ve bu Kanunun uygulamasında kredi olarak sayılan işlemler dışında kalan faaliyetlerini banka adına gerçekleştiren; ya da mevduat veya katılım fonu kabulü dışındaki faaliyetlerinden herhangi birinin pazarlanması da dahil gerçekleştirilmesinde bankaya yardımcı nitelikte hizmet veren kuruluşları,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Aslanoğlu konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri, tabii, burada bugün her nedense bürokratları getirmiyorsunuz. Burada bu mektubu vereceğim bir bürokrat göremiyorum. Aslında bu mektubu…

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Var, var…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Nerede, nerede? Yoktur işte.

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Var, var…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Niye yalan söylüyorsunuz? Nerede bürokratlar burada?

AHMET YENİ (Samsun) – Mevlüt Bey, orada oturuyor arkadaşlar!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Oradaki bürokratların kim olduğunu biliyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Lütfen arkadaşlar…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sadece, Kalkınma Bankası Genel Müdürünün dışında başka kimse yok burada.

AHMET YENİ (Samsun) – Kalkınma Bankası yok şu anda, gitti, başkası geldi.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – BDDK…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Yeni geldi, yeni geldi. Şimdi, Sayın Başkan, hoş geldiniz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Arkadaki Mustafa bizim bürokratımız, Bütçe Müdür Yardımcısı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Şimdi benim muhatabım BDDK. Size bir mektup okuyacağım. Hani “Faizler yüzde 3, yüzde 5, işte yüzde… TÜFE, ÜFE, TEFE.” diyordunuz ya. Bakın, size bir mektup okuyacağım.

HASAN ANGI (Konya) – Reel faiz, reel…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - 3 bin lira anapara, yüzde 87 faiz oranıyla…

RECAİ BERBER (Manisa) – Nasıl oluyor o?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Buyurun.

RECAİ BERBER (Manisa) - Hangi dönem bu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Yeni yeni… Tarih, 22 Aralık 2010. 3 bin lira anapara…

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Uydurma, uydurma o…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Anlamadım…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Lütfen arkadaşlar…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Beyefendi, uyduran sizsiniz!

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Başkası uydurmuş, başkası…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ya edebinle orada otur ya laf konuşmayın! Ne demek? Kim uydurur? Kim uydurur? Yalancı insan uydurur. Ne demek “Uydurma.”?

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, Mevlüt Bey, Genel Kurula hitap edin efendim, lütfen…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ya edebinle otur, ya gel konuş. Ayıp ya!

Bak, belgeli, bilgili konuşuyorum.

RECAİ BERBER (Manisa) – Mevlüt Bey, sen bankacısın, yüzde 87 faiz olmaz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – İhtarname tarihi, 22/10/2010.

RECAİ BERBER (Manisa) – Sen bankacısın, yüzde 87 faiz olmaz yani.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Buyurun… Ben “Vereceğim, yetkiliye vereceğim.” diyorum ya. Adam, borcunu ödeyecek makam bulamamış.

RECAİ BERBER (Manisa) – Hangi banka?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Birleşik Fon Bankası… Buyurun.

AHMET YENİ (Samsun) – Bulur, bulur Mevlüt Bey. Sen bu işi bilirsin. Nasıl bulamaz yani? Bankacılık yaptın.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Beyefendi, mektup da burada, mektup da burada… Ben adamı tanımam, bilmem. Adamı ne tanırım ne bilirim, ne tanırım ne bilirim. Mektup da burada, ihtarname de burada. Faiz oranı yüzde 87. Böyle bir faiz oranı var mı? Soruyorum, var mı?

RECAİ BERBER (Manisa) - Olmaması lazım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Recai Bey, bakar mısın şuna rica ediyorum. Rica ediyorum Recai Bey.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Oraya gelemez.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Recai Bey…

BAŞKAN – Sonra… Sonra...

AHMET YENİ (Samsun) –Bak yine sahibine vermedin Mevlüt Bey.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Vereceğim, vereceğim. Ben de çok numune var, veririm. Daha başka da var, başka da var Ahmet Bey.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Belgeyi verdin, ne anlatacaksın bize?

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, vaktiniz doluyor, konuşunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Mektup da burada, ihtarname de burada. Eğer bir taraftan yüzde 87 faiz oranını ve Birleşik Fon Bankası, TMSF’nin bankası… Eğer vicdanınıza…

RECAİ BERBER (Manisa) – Allah’ını seversen tarih 1999.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Beyefendi, faiz oranına bakın. Faiz oranına bakın, faiz oranına.

AHMET YENİ (Samsun) – 99’daki faiz o.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hayır efendim, son, son, son... 3 bin lira anapara, 51 bin lira olmuş. Her şey burada.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hangi tarihte başlamış?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben şunu söylüyorum: 87’lik faiz oranı var mı, yok mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 99 buradaki.

AHMET YENİ (Samsun) – Ya, doğrudur senin dediğin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 99’da başlamış.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Beyefendi, 87, son ortalama faiz oranı, hesapladığı faiz oranı 87.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 99’da zaten yüzde 7.500’dü. Niye 7.500’dü 99’da?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Beyefendi, hesapladığı faiz. Son dokuz yılda, son on yılda, son yirmi yılda var mı böyle bir faiz? Takdir sizin, böyle bir faizi ben sizin vicdanınıza bırakıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama 99 yazıyor burada.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben tanımam bilmem. Beyefendi, tanımam bilmem. Vicdanınızda…

AHMET YENİ (Samsun) – 98.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 98’miş bak doğrusu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – BDDK’ya vereceğim şimdi. Onların vicdanında, böyle bir borç 3 bin lira.

AHMET YENİ (Samsun) – İşte o sizin dönemden kalma işler.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hiç arayıp sormayacaksın, ihtarname göndermeyeceksin…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama 98 yılı o.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Borcumu ödüyorum, muhatap bulamıyorum beyefendi.

AHMET YENİ (Samsun) – Muhatabı ben söylerim sana Mevlüt Bey.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Takdir sizin yani her ne hikmetse rakam buna ulaşmıştır. Bilgilerinize sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Arkadaşlar… Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen…

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, bir açıklama yapayım.

BAŞKAN – Arkadaşlar, burada çok maliyeci var, çok bankacı var, diğer arkadaşlar var.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

147’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 147. maddesinin son cümlelerindeki “Kurulca” ibaresinden sonra gelmek üzere “çıkarılacak yönetmelikle” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

                                           Metin Çobanoğlu                                 Ahmet Bukan

                                                  Kırşehir                                             Çankırı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 147 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

                R.Kerim Özkan                                  Abdullah Özer                                   Rahmi Güner

                      Burdur                                               Bursa                                                 Ordu

Madde 147- 5411 sayılı Kanunun 15 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şeklide değiştirilmiştir.

“Bağımsız denetim, değerleme ve derecelendirme kuruluşlarının yetkilendirme izni

Madde 15- Kurul tarafından zorunlu tutulması halinde, bankaların varlıklarının, hak ve yükümlülüklerinin ya da kredi müşterilerinden alınacak teminatların değerlemesi ve kendilerinin ya da kredi müşterilerinin derecelendirilmesi faaliyetleri ile Bankaların bağımsız denetim faaliyetlerini gerçekleştirecek olan kuruluşların yetkilendirilmesine, yetkilerinin geçici veya sürekli olarak kaldırılmasına Kurulca karar verilir. Bu maddenin uygulamasına ilişkin usûl ve esaslar ilgili meslek birliklerinin görüşü alınarak Kurulca belirlenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Güner, buyurun efendim.

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 606  sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 147’nci maddesinde “5411 sayılı Kanun’un 15’inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.” diyerek bu 15’inci maddeye “kredi müşterilerinin derecelendirilmesi faaliyetleri ile bankaların bağımsız denetim faaliyetlerini” ibaresinin ilavesini talep ediyoruz. Bu konuda talebimizin kabulünü yüce Meclisten ayrıca talep ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu madde yine bankalarla ilgili bir maddedir. Dikkat ederseniz bankalar, bilhassa Halk Bankası -Çok Değerli Arkadaşım biraz önce anlattı- esnaflarla ilgili kredi vermekte,  esnaf kredi kooperatifleri vasıtasıyla değerlendirilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, yine Türkiye'de tarım sektörünün kalkınması, tarım sektöründe ürünün daha verimli bir şekilde elde edilmesi için tarım kredi kooperatifleri vasıtasıyla Ziraat Bankası tarafından kredi verilmekte idi. Başka yöreleri bilmiyorum ama benim yöremde tarım kredi kooperatifleri tamamen kapanmıştır. Onun için, dikkat ederseniz, Türkiye'de ürün, tarım kredi kooperatiflerinin kapanmasıyla tamamen düşmüştür. Benim ilimde üretici, verim gübresini kasım ayında bu kredi kooperatiflerinden almakta idi. Mahsulü iyi alması için azot gübresini de mart, nisan aylarında yine tarım kredi kooperatiflerinden almaktaydı. Yine, haziran ayında yapılan ilaçlamada da aynı şekilde, bu ürünün ilaçlanması için ilaçları da yine tarım kredi kooperatiflerinden almaktaydı.

Ne oldu şimdi değerli arkadaşlarım? Bu tarım kredi kooperatifleri neden kapandı, neden ortadan kaldırıldı da bu duruma geldik biz? Şimdi Türkiye'de, ben şunu örnek vermek istiyorum, kendi ürünümüzden: Her sene Karadeniz’de ve batıda Akçakoca yöresinde 650 bin, 700 bin ton fındık üretiliyordu, ama şimdi, dikkat ederseniz, 2009, 2010 yıllarında 350 bin ton, 400 bin ton fındık üretimine başlandı. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, bu fındık üretiminin gelişmesi için üreticinin gübre parası, ilaç parası gibi ürünün daha fazla olması için verecek olduğu ve harcayacak olduğu parayı bulamamasından kaynaklanmaktadır. O bakımdan, değerli arkadaşlarım, ürün fiyatları tamamen düşmüş ve dikkat ederseniz, tekelleşme de olduğu için, Avrupa’da iki alıcı, Türkiye’de üç beş satıcı tamamen tekelleşmiş. FİSKOBİRLİK bu görevi yapıyordu o da ortadan kaldırılmış, maşallah TMO’yu getirdiniz, fındıktan hiç anlamayan şeyi, o da zarar etti.

Geçen burada çok değerli bir arkadaşım dedi ki; “Fındıkta biz 4,700; 5 liraya çıktı” şeklinde bir beyanda bulundu. Ben, o arkadaşımın ilçesine gittim, ilçesinde sordum, yakınlarına da sordum, biliyor yakınlarını. Fındığı 3 liraya sattığını söylüyor değerli arkadaşlarım. İşte, o 3 liraya satılan fındık kârcının eline geçiyor. Şu anda 4.700 lira fındık ve bu kârcı bundan kâr etmektedir.

Yine, değerli arkadaşlarım, çok önemli bir konu var; bu ara, alan bazlı destek parası verilmektedir. Buna da şiddetle karşıyız biz. Ürüne para verilir, alan bazı şeklinde bir kredi verilmez ve bu para da, dikkat ederseniz, şerh olmadığı için her zaman haciz edilmekte, alan bazında para alacak olan kişiler maalesef para alamamakta, büyük bir sıkıntı içindedirler. Bu konuda kanun teklifi verdim bir sene önce, maalesef gündeme gelmedi, şerh verilmesi için, haczedilmemesi için alan bazlı verilen paraların.

Çok değerli arkadaşlarım, işte üreticinin korunması, daha iyi verim alması, Türkiye’ye daha fazla para girdisi sağlanması için maalesef hiçbir tedbir alınmamakta, 2 milyar dolar gelir sağlanan bir fındıktan şu anda 1 milyar 300-1 milyar 200 milyon dolar sağlanmaktadır. Bu da Türkiye'nin büyük bir kaybıdır, üreticinin kaybıdır.

Tüm arkadaşlarımı ve bütün milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 147. maddesinin son cümlelerindeki “Kurulca” ibaresinden sonra gelmek üzere “çıkarılacak yönetmelikle” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                            Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 147’nci maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım. Öncelikle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu torba yasasıdır. Ne torbası demeyin, yasa torbasıdır. Bir bakalım yasa torbasında neler varmış:

Bu yasa torbası, “Ben derim, olur.” torbasıdır.

Bu yasa torbası, AKP’nin kandırmacalı demokrasi torbasıdır.

Bu yasa torbası, “O kadar yasayla tek tek uğraşamam, hepsini bir tek yasada hallederim.” torbasıdır.

Bu yasa torbası, adalette deprem torbasıdır.

Bu yasa torbası, demokraside felaket torbasıdır.

Bu yasa torbası, yasamada rezalet torbasıdır.

Bu yasa torbası, acelesi olan gözü kara AKP’lilerin yangından mal kaçırma torbasıdır.

Bu yasa torbası, sihirli, kerametli, el çabukluğu torbasıdır.

Bu yasa torbası, ayvayı yedik torbasıdır.

Bu yasa torbası, devlet memurlarının parti memurları hâline getirilmesi torbasıdır.

Bu yasa torbası, devlet memurlarının esnek çalışabilmesinin sağlanabilmesi adı altında işten atılabilmesinin sopasıdır.

Bu yasa torbası, devlet memurlarının geçici görevlendirmelerle işten atılabilmesinin sağlanmasının sopasıdır.

Bu yasa torbası, devlet hizmetlerinin parti hizmetine dönüştürülmesinin torbasıdır.

Bu yasa torbası, Adalet ve Kalkınma Partisinin demokrasiyi amaç değil araç yapmasının torbasıdır.

Bu yasa torbası, Adalet ve Kalkınma Partisinin kendisine karşı olanları susturma sopasıdır.

Bu yasa torbası, muhalefet yapılmasını önleme torbasıdır.

Bu yasa torbası, AKP’nin yüksek yargıyı ele geçirme torbasıdır.

AHMET YENİ (Samsun) – İnternet’ten mi aldın onları?

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) - Bu yasa torbası, Hükûmetin denetimsiz bir iktidar istemesinin torbasıdır.

Bu yasa torbası, yandaş sermayeyi zenginleştirme pastasıdır.

Bu yasa torbası, Avrupa Birliğine, Amerika Birleşik Devletleri’ne, küresel sermayeye teslim bayrağınızdır.

Bu yasa torbası, yandaşların yolsuzluklarını görmezlikten gelme torbasıdır.

Bu yasa torbası, esnafın, çiftçinin, işçinin sorunlarına çözüm getirmeyen torbadır.

Bu yasa torbası, 2011’de yapılacak seçimlerde oy avcılığı torbasıdır.

Bu yasa torbası, işçilerin iş güvenliğini yok etme torbasıdır.

Bu yasa torbası, işçiyi işverenin insafına terk etme torbasıdır.

Bu yasa torbası, AKP’nin kronikleştirdiği sorunları istismar etme torbasıdır.

Bu yasa torbası, Adalet ve Kalkınma Partisinin bütçe denetim dışı seçim ekonomisine kaynak yaratma torbasıdır.

Bu yasa torbası, İşsizlik Fonu’nun amacı dışında kullanılmasının sağlanması torbasıdır.

Bu yasa torbası, yargı engeline takılan isteklerinizin yasa yoluyla çözülmesi torbasıdır.

Bu yasa torbası, denetim ve inceleme işlerinin düz memurlar eliyle yaptırılabilmesinin torbasıdır.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet bu torbaya sokacak sizi, torbaya!

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) - Bu yasa torbası, AKP’nin özel sektörden yandaş üst düzey yönetici transfer edebilmesinin torbasıdır.

Bu yasa torbası, AKP’nin siyasal kadrolaşmasının tamamlanması torbasıdır.

Bu yasa torbası, elveda demokrasi, elveda hukuk devleti torbasıdır.

Umuyorum 2011 Haziranında Türk milleti AKP zihniyetini toptan bir  seçim torbasına doldurarak gereken cevabı verecek diyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 148 üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 148. maddesinin 1. fıkrasının “5411 sayılı Kanunun 35 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

              Metin Çobanoğlu                                 Ahmet Bukan

                     Kırşehir                                             Çankırı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 148 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

               R. Kerim Özkan                                 Abdullah Özer

                      Burdur                                               Bursa

Madde 148- 5411 sayılı Kanunun 35 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 35- Bankalar destek hizmeti almadan önce, alacakları destek hizmetinden doğabilecek riskler ile bunların yönetilmesine, beklenen fayda ve maliyetin değerlendirilmesine ilişkin, Kuruma ibraz edilmek üzere, yazılı bir rapor hazırlar. Münhasıran bankaların yönetim kurullarınca veya iç sistemlerinde yer alan birimlerce yapılması gereken faaliyetler ile işlemlerinin muhasebeleştirilmesi ve finansal raporlarının düzenlenmesi faaliyetleri destek hizmetine konu edilemez. Alınacak destek hizmeti, bankaların yasal yükümlülüklerini yerine getirmelerini, ilgili düzenlemelere uymalarını ve etkin biçimde denetlenmelerini engelleyici nitelikte olamaz. Kurul, bankaların destek hizmeti alabilecekleri konuları belirlemeye veya banka ya da banka grupları itibarıyla destek hizmeti alınabilecek konuları sınırlandırmaya, yasaklamaya ya da sorumluluk sigortası yaptırılmasını zorunlu tutmaya veya destek hizmetinin niteliğine göre bu hizmetlerin alınmasını izin koşuluna bağlamaya yetkilidir.

Merkez Bankası tarafından kurulmuş ve Merkez Bankası bünyesinde faaliyet gösterenler ile Sermaye Piyasası Kurulunun denetiminde bulunan takas, saklama ve merkezi kayıt hizmeti kuruluşları bu Kanunun uygulamasında destek hizmeti kuruluşu olarak değerlendirilmez."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarı 5411 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin altıncı fıkrasını yürürlükten kaldırmak suretiyle banka genel müdür ve genel müdür yardımcılarının konsolide denetime tâbi ortaklıkların yanı sıra başka bir ticari kuruluşta tam veya yarı zamanlı olarak görev almalarına imkân sağlanmaktadır. Genel müdür ve yardımcılarının bu şekilde ilave görev almaları uygun görülmediğinden söz konusu değişikliğin madde metninden çıkarılması önerilmektedir.

Ayrıca 35 inci maddede yapılan değişiklik, bankaların destek hizmeti almadan önce, alacakları destek hizmetinden doğabilecek riskler ile bunların yönetilmesine, beklenen fayda ve maliyetin değerlendirilmesine ilişkin, gerektiğinde Kuruma ibraz edilmek üzere, yazılı bir rapor hazırlayacaklarını öngörmektedir. Bu raporun gerektiğinde değil mutlaka hazırlanıp Kurula verilmesi için "gerektiğinde" ibaresinin madde metninden çıkarılması teklif edilmektedir.

Yine 35 inci maddenin birinci fıkrasında, Kurulun, gerektiğinde bankaların destek hizmeti alabilecekleri konuları belirlemeye veya banka ya da banka grupları itibarıyla destek hizmeti alınabilecek konuları sınırlandırmaya, yasaklamaya ya da sorumluluk sigortası yaptırılmasını zorunlu tutmaya veya destek hizmetinin niteliğine göre bu hizmetlerin alınmasını izin koşuluna bağlamaya yetkili oldukları hükme bağlanmaktadır. Kurulun sayılan bu hususları mutlaka belirlemesi yararlı olacağından burada da "gerektiğinde" ibaresinin metinden çıkarılması gerekmektedir.

Değişiklik önergesi işbu amaçları gerçekleştirmek üzere verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 148. maddesinin 1. fıkrasının “5411 sayılı Kanunun 35 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: 5411 sayılı kanunun 25 inci maddesinin altıncı fıkrası yürürlükten kalkar ise “Genel müdür ve genel müdür yardımcıları, konsolide denetime tabi ortaklıklar hariç başka bir ticari kuruluşta tam veya yarı zamanlı olarak görev alamaz.” Hükmü kalkmış olmaktadır. Tasarının 148 inci maddesi ile yapılmak istenen de budur. Bu değişiklik yapıldığı takdirde banka genel müdür ve yardımcıları bankadaki görevini ikinci görev gibi yapacaklardır. Bu duruma karşı olduğumuz için değişiklik önergesi verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 149 üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 149. maddesinin son cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

            Metin Çobanoğlu                                 Ahmet Bukan                                      Hüseyin Yıldız

                   Kırşehir                                             Çankırı                                                Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 149 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

               R. Kerim Özkan                                 Abdullah Özer                                    Tekin Bingöl

                      Burdur                                               Bursa                                               Ankara

Madde 149- 5411 sayılı Kanunun 36 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 36- Bağımsız denetim kuruluşları, verdikleri hizmetlerden doğabilecek zararları karşılamak amacıyla yurtiçinde veya yurtdışında kurulu sigorta şirketlerine, Hazine Müsteşarlığı tarafından genel şartları belirlenecek ve bu şartlara uygunluğu teyit edilecek sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdürler. Değerleme, derecelendirme ve destek hizmeti kuruluşları da verdikleri hizmetlerden doğabilecek zararları karşılamak amacıyla sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadırlar. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurulca belirlenir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Tekin Bingöl konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Bingöl, buyurun.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Önceki maddelerde tek tek, Vakıfbank gibi, Kalkınma Bankası gibi, nihayet BDDK gibi bankalar ve finans kuruluşlarının Ankara’dan taşınmasının önü açılıyor. Ana sözleşmelerde yapılan değişikliklerle resmî bankalar ve finans kuruluşları tek tek Ankara’dan taşıttırılıyor.

Değerli milletvekilleri, başkentler o ülkelerin en önemli simgeleridir ve ülkelerin başkentleri duygusal bir anlayışla, sıradanlıkla oluşturulmazlar, başkentler tarihî bir sürecin sonucunda başkent yapılırlar, coğrafik koşulları çok önemlidir, demografik yapısına bakılır, bütün bu özellikler alt alta sıralanarak, stratejik önemi de dikkate alınarak başkent yapılır ve cumhuriyetin kuruluşunda bozkırın ortasında bir Anadolu kasabasından bugün müthiş bir değer yaratılmıştır. Türkiye'nin ikinci büyük kentidir ve uluslararası saygınlığı olan başkentler arasında önemli bir yer teşkil eder ama gelin görün ki son yıllarda “başkentlilik” bilinci, Ankara’da var olan “başkentlilik” bilinci bilinçli olarak ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.

Niçin finans kuruluşları ve bankalar Başkent’in dışına taşınır? Dünyada bunun hemen hemen hiç örneği yoktur. Birkaç ülkede başkentte merkez bankaları diğer illerde olabilir ama başkentlerinde şubeleri vardır ve asıl olan merkezî yönetimle iç içe olan o finans kuruluşlarıyla merkez bankasının birlikteliğini ve merkezî yönetimle birlikte iş birliğinin somutlaşmasını sağlar. Ama gelin görün ki Ankara’da özellikle finans kuruluşlarının, resmî bankaların taşıttırılmasının temelinde başka bir anlayış yatıyor. O anlayış, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinin farklı bir anlayışla Ankara dışına taşıttırılmasını beraberinde getiriyor ve üzülerek şunu ifade etmek istiyorum ki, birkaç yıldır Cumhuriyet Halk Partisi sözcüleri ve milletvekilleri ısrarla bu konuyu kamuoyunun dikkatine çekmekle ve bunu ısrarla gündemde tutmasına rağmen, maalesef hiçbir AKP’li Ankara milletvekili bu konuda görüş belirtmemektedir.

Değerli milletvekilleri, siz Ankara’da adayken, Ankara’nın ilçelerinde, sokaklarında, caddelerinde siyaset yaparken, oy isterken seçmenleriniz ve halkınıza ne anlamda siyaset yaparak öneriler götürdünüz? Ankara’nın başkent olmasını ortadan kaldıracağınızın garantisini mi vermiştiniz? O anlayışla mı siyaset yaptınız, oy istediniz? Şimdi hiçbir AKP milletvekili ve AKP sözcüsü bu konuda tek bir yerde görüş dahi belirtmemektedirler. Suskunlukları mahcubiyetlerinin önüne geçmiştir ama seçmen, özellikle Ankara seçmeni Ankara’da başkent olmanın bilincini ortadan kaldıran bu anlayışı mutlaka önümüzdeki seçimde mahkûm edecektir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 149. maddesinin son cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değerleme, derecelendirme ve destek hizmeti kuruluşlarının zorunlu sigorta yaptırma yükümlülükleri ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle değişiklik önergesi verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 150 üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 150. maddesinin son iki fıkrasının aşağıdaki şekilde düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

             Emin Haluk Ayhan                        Doç. Dr. Mehmet Günal                             Metin Ergun

                      Denizli                                              Antalya                                               Muğla

                  Erkan Akçay                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Şandır

                      Manisa                                              Konya                                               Mersin

              Metin Çobanoğlu                                 Ahmet Bukan

                     Kırşehir                                             Çankırı

"Sıfat ve görevleri dolayısıyla bankalara veya müşterilerine ait sırları öğrenenler, söz konusu sırları bu konuda kanunen açıkça yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrıldıktan sonra da devam eder. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu, 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun, 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanunu ile 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında çalıştırılan işçi, gemi adamı ve gazetecinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikte her çeşit istihkak ödemelerinin özel olarak açılan banka hesabına yapılması halinde, bu hesaplara ilişkin bilgi ve belgelerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı ile bunlara bağlı ve ilgili kurum ve kuruluşlara verilmesi ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 8 inci ve 100 üncü maddelerinin uygulanması ile genel sağlık sigortalılığında gelir testinin yapılmasına ilişkin bilgi ve belgelerin Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmesi sırrın ifşası sayılmaz. Bu bilgi ve belgelerin verilmesine ilişkin usûl ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlık ile Kurulca belirlenir.

Kurumun gözetim ve denetimine tabi kuruluşların, bunların ortaklarına, bağlı ortaklık, iştirak, birlikte kontrol edilen ortaklıklarının faaliyetlerine veya müşterilerine ilişkin yabancı ülke kanunlarına göre denetime yetkili ve Kurum muadili mercilerin taleplerinin Kurumca karşılanması sırasında banka ya da müşteri sırrı niteliğindeki bilgilerin öğrenilmesi sır saklama yükümlülüğü dışındadır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 150 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                              Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      İstanbul                                               İzmir                                               Malatya

              Nevingaye Erbatur                                R. Kerim Özkan                                                                         Adana                       Burdur                                                   

 

Madde 150- 5411 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasının dördüncü cümlesi ile üçüncü ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Kurumun bu fıkra kapsamında elde edeceği sır niteliğindeki bilgi ve belgeler, ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında savcılıklar ile ceza mahkemeleri, görevden ayrılmış olsalar dahi, görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı başlatılan soruşturma ve kovuşturmalar ile bağlantılı olarak talepte bulunacak soruşturmacılar dışında hiçbir kişi, kurum ve kuruluşa verilemez."

"Sıfat ve görevleri dolayısıyla bankalara veya müşterilerine ait sırları öğrenenler, söz konusu sırları bu konuda kanunen açıkça yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrıldıktan sonra da devam eder. 22/04/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu, 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun, 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanunu ile 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında çalıştırılan işçi, gemi adamı ve gazetecinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikte her çeşit istihkak ödemelerinin özel olarak açılan banka hesabına yapılması halinde, bu hesaplara ilişkin bilgi ve belgelerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı ile bunlara bağlı ve ilgili kurum ve kuruluşların denetim birimlerine verilmesi ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 8 inci ve 100 üncü maddelerinin uygulanması ile genel sağlık sigortalılığında gelir testinin yapılmasına ilişkin bilgi ve belgelerin Sosyal Güvenlik Kurumu denetim birimlerine verilmesi sırrın ifşası sayılmaz. Bu bilgi ve belgelerin verilmesine ilişkin usûl ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlık ile Kurulca belirlenir.

Kurumun gözetim ve denetimine tabi kuruluşlarla bunların ortaklarına, bağlı ortaklık, iştirak, birlikte kontrol edilen ortaklıklarının faaliyetlerine veya müşterilerine ilişkin yabancı ülke kanunlarına göre denetime yetkili ve Kurum muadili mercilerin taleplerinin Kurumca karşılanması, gizlilik sözleşmesi yapılması ve sadece belirtilen amaçlar ile sınırlı kılınması koşuluyla bankaların ve finansal kuruluşların, kendi aralarında doğrudan doğruya ya da risk merkezi veya en az beş banka ya da finansal kuruluş tarafından kurulacak şirketler vasıtasıyla yapacakları her türlü bilgi ve belge alışverişinin yanı sıra doğrudan veya dolaylı pay sahipliği yoluyla sermayelerinin yüzde onunu ve daha fazlasını temsil eden paylarının satışı amacıyla muhtemel alıcıların yapacakları değerleme çalışmalarında ya da sermayelerinin yüzde on veya daha fazlasına sahip olan yurtiçinde veya yurt dışında yerleşik kredi kuruluşu ile finansal kuruluşlar da dahil ana ortaklıkların konsolide finansal tablo hazırlama çalışmalarında, risk yönetimi ve iç denetim uygulamalarında veya kredileri de dahil varlıklarının ya da bunlara dayalı menkul kıymetlerin satışı amacıyla yapılacak değerleme çalışmalarında ya da değerleme, derecelendirme veya destek hizmeti alınması ile bağımsız denetim faaliyetlerinde ve hizmet alımlarına yönelik işlemlerde kullanılmak üzere bilgi ve belge taleplerinin karşılanması sırasında banka ya da müşteri sırrı niteliğindeki bilgilerin öğrenilmesi sır saklama yükümlülüğü dışındadır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu madde bankacılıkla ilgili sırların paylaşılmasına ilişkin düzenlemeler içermektedir.

73 üncü maddenin ikinci fıkrasının dördüncü cümlesine yapılan değişiklikte, görevden ayrılmış olsalar dahi, görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı başlatılan soruşturma ve kovuşturmalar ile bağlantılı olarak talepte bulunacak Kurul Başkanı ve üyeleri ile Kurum personeli ile sırların paylaşılmasına izin verilmektedir. Burada kurul başkanı ve üyeleri ile kurum personeline değil soruşturmacılara bu sırrın verilmesi uygun olacağından, maddenin giriş kısmında bu yönde bir değişiklik önerilmektedir.

73 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik kayıtdışı ile mücadele amacıyla söz konusu sırlara çok sayıda kişinin ulaşmasına imkan tanıyacak niteliktedir. Bu haliyle yasalaşması durumunda bankacılık sırlarından söz etmek mümkün olmayabilir. Bu nedenle kurumların bilgiye ulaşmaları yerine görevlendirilecek denetim birimlerinin söz konusu bilgilere ulaşmasının daha doğru olacağı düşüncesi ile bir değişiklik teklifinde bulunulmaktadır.

73 üncü maddenin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikte de hizmet alımları ile ilgili olarak "gerekli tedbirlerin alınması kaydıyla" şeklinde içeriğinin nasıl doldurulacağı belli olmayan bazı ifadeler kullanılmıştır. Bu ifadelerin de metinden çıkarılması önerilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 150. maddesinin son iki fıkrasının aşağıdaki şekilde düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları

"Sıfat ve görevleri dolayısıyla bankalara veya müşterilerine ait sırları öğrenenler, söz konusu sırları bu konuda kanunen açıkça yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrıldıktan sonra da devam eder. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu, 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun, 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanunu ile 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında çalıştırılan işçi, gemi adamı ve gazetecinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikte her çeşit istihkak ödemelerinin özel olarak açılan banka hesabına yapılması halinde, bu hesaplara ilişkin bilgi ve belgelerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı ile bunlara bağlı ve ilgili kurum ve kuruluşlara verilmesi ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 8 inci ve 100 üncü maddelerinin uygulanması ile genel sağlık sigortalılığında gelir testinin yapılmasına ilişkin bilgi ve belgelerin Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmesi sırrın ifşası sayılmaz. Bu bilgi ve belgelerin verilmesine ilişkin usûl ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlık ile Kurulca belirlenir.

Kurumun gözetim ve denetimine tabi kuruluşların, bunların ortaklarına, bağlı ortaklık, iştirak, birlikte kontrol edilen ortaklıklarının faaliyetlerine veya müşterilerine ilişkin yabancı ülke kanunlarına göre denetime yetkili Kurum ve muadili mercilerin taleplerinin Kurumca karşılanması sırasında banka ya da müşteri sırrı niteliğindeki bilgilerin öğrenilmesi sır saklama yükümlülüğü dışındadır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz.

MEHMET ŞANDIR – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Bankalar ve kuracakları şirketler vasıtasıyla yapacakları faaliyetler sırasında öğrenecekleri banka ya da müşteri sırrı niteliğindeki bilgilerle ilgili çok geniş yetki tanınmaktadır. Yabancı ülke kanunlarına göre denetime yetkili ve kurum muadili mercilerin dışındaki kuruluşlara verilen yetkinin suiistimalinin önlenmesi amaçlanmaktadır.

 BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 151’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeler aynı mahiyettedir, okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 151. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Emin Haluk Ayhan             Doç. Dr. Mehmet Günal                    Metin Ergun

      Denizli                                   Antalya                                    Muğla

 

  Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                       Mehmet Şandır

      Manisa                                    Konya                                    Mersin

 

Metin Çobanoğlu                       Ahmet Bukan

        Kırşehir                                Çankırı

Diğer önergenin imza sahipleri:

 

Mustafa Özyürek                       Harun Öztürk                           Şevket Köse

     İstanbul                                    İzmir                                   Adıyaman

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                 Akif Ekici                             Enis Tütüncü

      Malatya                                 Gaziantep                                Tekirdağ

 

                                       Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                   Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı, İstanbul’u finans merkezi yapma iddiasıyla kamu bankalarını, şimdi görüştüğümüz maddeyle Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunu ve birkaç madde sonra gelecek olan bir düzenlemeyle de Sermaye Piyasası Kurumunu İstanbul’a taşımak istemektedir.

Kamu bankalarıyla ilgili, Hükûmet birtakım gerekçeler ortaya koyabilir, “Bankacılığın merkezi İstanbul’dur.” diyebilir ama Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuyla ilgili olarak Hükûmetin ortaya koyabileceği bir ikna edici gerekçe yoktur. Bir gerekçe var tabii görünüşte: “Bankalar İstanbul’dadır, dolayısıyla bankaları, bankacılık piyasasını denetleyecek olan kurum da İstanbul’da olmalıdır.” Tek başına bu gerekçe BDDK’yı İstanbul’a taşımak için yeterli bir gerekçe değildir. BDDK, bankacılık piyasasını denetleyen bir kurumdur ancak aynı zamanda bu piyasanın çerçevesini çizen, buna ilişkin kuralları koyan, bu kuralları koyarken hükûmetle yakın iş birliği içerisinde olan bir kurumdur. Bir kentin finans merkezi olabilmesi için o kentin bulunduğu ülkenin finans kurumlarının İstanbul’da veya o kentte olması gibi bir gerekçe makul, makbul bir gerekçe değildir. İstanbul’un finans merkezi olabilmesi için birçok özelliği, birçok potansiyeli vardır ancak Türkiye uluslararası sermayeyi çekebilecek bir özelliğe sahip ise, Türkiye’nin de en büyük kenti olan, finansın merkezi olan İstanbul gerçekten dünya finans merkezi olabilir. Bunun için uygun bir yatırım ikliminin olması gerekir, bu şarttır. Uygun yatırım iklimi ekonomide istikrar demektir, finansal istikrar demektir. Fiskal yani kamu maliyesinde istikrar demektir. Fiyat istikrarı demektir. Bu, birinci şarttır yani bu “üç f” olarak ifade edebileceğimiz unsurlar bir kentin, bir ülkenin finans merkezi olabilmesinin birinci şartıdır.

Yine uygun yatırım ortamına sahip olmanın bir diğer şartı da uluslararası yatırımcıların güvenle o ülkeye gelebilmesi için o ülkenin kamu makamlarıyla olan ilişkilerinde bir sıkıntı yaşamaması gerekir. Uluslararası Saydamlık Örgütü ülkeleri bu açıdan denetliyor, puan veriyor, sıralıyor. Hangi ülke kamu makamlarıyla iş adamı ilişkisinde saydam bir yapıya sahiptir ve iş adamları, yatırımcılar kamu makamlarıyla gayet açık, net bir şekilde görüşmeler yaparlar, herhangi bir başka yol arama, tanıdık bulma ihtiyacına girmeksizin, böyle bir ihtiyacı duymaksızın işlerini yürütürler?

Uluslararası Saydamlık Örgütünün birkaç gün önce yayınladığı bir rapor var. Türkiye için bu rapor hiç iyi şeyler söylemiyor. Raporun sonuçlarıyla ilgili birkaç rakamı, bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Seksen altı ülkeyi incelemiş durumda Uluslararası Saydamlık Örgütü. Tam 91.500 kişiyle anket yapmış. Anketin sonuçları “Küresel Yolsuzluk Raporu” olarak yayınlanmış durumda. Bu rapora göre, son üç yılda Türkiye’de yolsuzlukların azaldığını düşünenlerin oranı yüzde 26. Türkiye’de anket yapılan kişilerin yüzde 26’sı Türkiye’de yolsuzlukların azaldığını düşünüyor. Ancak yine Türkiye’de yolsuzlukların arttığını düşünenlerin sayısı yüzde 57’dir. Son üç yılın oranı bu. Bu oran, Asya-Pasifik ülkelerinde yüzde 47 -onlardan daha yüksek bir orana sahibiz- Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yüzde 57, Latin Amerika ülkeleri, Rusya ve Rusya’dan ayrılan ülkelerde, bunlarda yüzde 45 ile 51 arasında değişiyor. Bu ülkelerin gerisinde kalmış Türkiye. Uluslararası Saydamlık Örgütünün raporları, Küresel Yolsuzluk Raporu; açıp bakarsınız, bir yanlışlık varsa siz düzeltirsiniz.

Peki, dünyada nasıl? Dünyada finans merkezi olan kentlerde mi toplanmış bankacılık düzenleme ve denetleme gibi kurumlar? Hayır. Amerika’nın finans merkezi New York’tur, Amerika’nın BDDK muadili kurumu “Ulusal Bankalar Denetim Ofisi” Washington’dadır, Kanada’da aynı şekildedir, başkenttedir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – …Almanya’da aynı şekildedir. Dolayısıyla BDDK’nın İstanbul’a taşınmasının hiçbir makul, mantıklı gerekçesi bulunmamaktadır.

Sözlerimi bitiriyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Sayın Şandır, gerekçeyi mi okutayım?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Mehmet Günal konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gecenin bu saatinde sabırsızlanan arkadaşlarım var, sadece bir sonraki önergede gerekçe okutacağım, ondan sonra sizi serbest bırakacağız.

Şimdi “İstanbul finans merkezi olmaz.” dedik, az önce Sayın Hamzaçebi de onu söylerken mikrofon kesildi. Ben size az önce kısaca bahsettiğim raporun, Sayın Başbakanın talimatıyla İstanbul Finans Merkezi Projesi Raporu’nu hazırlayan kısa bir değerlendirmeyi bilginize sunacağım. Diyor ki: “Maslak seçeneğinde olanakların zaten büyük ölçüde hem mevcut olduğu hem de gelişme kabiliyetine sahip olduğu söylenebilir.” Ataşehir’le ilgili değerlendirmelerde İFM için 300 bin metrekare alan tahsis edildiği, bu alanın ancak finans sektörünün kamu bölümüne ayrılabileceği belirtildi. İMKB ve Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği gibi kuruluşların Maslak-Büyükdere ekseninde gelişerek yer aldığı anlatılan raporda Ataşehir’in finans merkezi olması durumunda Ataşehir ve Maslak olmak üzere çift lokasyonlu bir tablonun ortaya çıkacağı ve başta ulaşım olmak üzere ciddi sorunlar yaratacağı vurgulanıyor. Şimdi, bakın, arkasından İMKB Başkan Yardımcısının da “Burası finans merkezi olmaz” diye açıklaması aynı şekilde devam ediyor.

Değerli arkadaşlarım, peki, siz hep böyle yabancı kaynaklara bakıyorsunuz, “Uluslararası Küresel Finans Merkezleri Endeksi” diye bir endeks var, “Dünya Ticaret Merkezleri Endeksi” diye bir endeks var. Şimdi, bakıyorum, Master Card tarafından hazırlanan -her yıl araştırma yaptırıyor- “Dünya Ticaret Merkezleri Endeksi” adı verilen ve yedi ayrı kritere göre yapılan sıralamada -siz başlattığınızda 2008 yılı çalışmasına bakıyorum- İstanbul 64’üncü sırada yer alıyor. Yani, burada bir sürü kriter var, yedi tane ayrı kritere göre yapmışlar. En zayıf yönlerinden birisi İstanbul’un bilgi üretimi ve enformasyon akımı. Burada bir sürü, veri hızı, bilgi işlem altyapısı gibi unsurlar yer alıyor.

Şimdi, yine başka bir şey: Londra’da yayınlanan Küresel Finansal Merkezleri Endeksi’nde ise yine İstanbul yer almıyor. İlk 50 ülke arasında, finans merkezi olabilme potansiyeli içinde, endekste yer almıyor.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Ne var?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – “Ne var?” diyor. Şunu söylemeye çalışıyorum Sayın Aydoğan: Bunun ekonomik, finansal, ticari açıdan hiçbir makul gerekçesi yok.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bize göre var.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ha, size göre var; hah oraya geliyorum. Şimdi, size göre var çünkü size göre Ankara’nın misyonu bitti, size göre Ankara’nın başkent olma fonksiyonu bitti. Size göre İstanbul’un yeni Osmanlı federal devletinin başkenti olması için altyapı hazırlıyorsunuz. O zaman onu soruyorsan…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hayır, o size göre.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ben bütün uluslararası kriterlere göre bir finans merkezinin neleri taşıması gerektiğini anlatıyorum.

Şimdi, hiçbirisinde yok. O zaman gelin, söyleyin. Ankara’nın misyonu bittiyse cumhuriyetin kuruluşuyla, temel ilkeleriyle sorununuz varsa bunu ayrıca tartışalım. Yoksa o zaman bana bir makul gerekçe gösterin. Bakın, ben size bütün raporları okuyorum, bilgiler veriyorum, rakamlar veriyorum. Siz de kalkın deyin ki, götürün Sayın Bakana ya da Sayın Komisyon Başkanına veya burada söz alın, açıklayın değerli arkadaşlar. Deyin ki: “Sayın Günal, senin şu, şu konuda söylediklerin yanlış ya da eksik bilgiye dayanıyor. Biz de sana bunu sunuyoruz.” Ben, bakın, neyi söylüyorum: Sayın Başbakanın talimatıyla kurulan Finans Merkezi Araştırma Komisyonunun raporundan bölüm okuyorum, bu kadar basit. Yani varsa bir şey gelin söyleyin. Ben de diyeyim ki: “Benimki eksik bilgiymiş, sizden özür dilerim.” diyeyim. Her seferinde söylüyorum. Bilgiye açık bir insanız. Doğrusu gelirse, yenisi açıklanıncaya kadar benim söylediğim bilgiler doğru demektir. Ben de toparlıyorum.

Dolayısıyla değerli arkadaşlarım, burada ben bütün Ankara’yla ilgili kaygısı olanları, başta, daha önce söylemiştim, Sayın Zafer Çağlayan ASO Başkanıyken “Bu kurumların İstanbul’da ne işi var?” diyordu. O artık bakan, o bir şey yapamaz. Mecburen burada Bakanlar Kurulunun içerisinde, bir şey söyleyemez de ama onun yerine geçen başta ASO Başkanını, daha önce Ankara Platformu’nu toplayan ATO Başkanı Sayın Sinan Aygün’ü, -ki onu da sıkıntıya düşürmeyelim, daha önce başına gelenleri sizler biliyorsunuz; çünkü Sayın Başbakan kızınca “Bunu yazanları nerede biliyorsunuz.” diye söylüyor- Esnaf Odaları Birliği Başkanını, tüm Ankara’yla ilgili, Ankara’nın ticari, sosyal hayatıyla ilgili üyeleri adına kaygı duyanları ve özellikle de bu kurumlarda çalışan, 10 bine yaklaşacak olan çalışanlar adına -sadece Merkez Bankasının idare merkezinde 3 bine yakın insan vardır- bunların haklarını savunmak üzere kamu çalışanları sendikalarını göreve çağırıyorum, yeni bir Ankara platformu oluşturmak ve Ankara’dan bu kurumların taşınmasını önlemek üzere.

Saygılar. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

152’nci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır, okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 606 sayılı Kanun Tasarısının 152. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Emin Haluk Ayhan                                  Erkan Akçay                                    Metin Çobanoğlu

                      Denizli                                              Manisa                                              Kırşehir

          Doç. Dr. Mehmet Günal                           Mustafa Kalaycı                                               Mehmet Şandır    Antalya                       Konya                                               Mersin                                          Ahmet Bukan

                      Çankırı

Diğer önerge imza sahipleri:

               Mustafa Özyürek                                  Harun Öztürk                                        Akif Ekici

                      İstanbul                                               İzmir                                              Gaziantep

                  Enis Tütüncü                                      Şevket Köse                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     Tekirdağ                                           Adıyaman                                            Malatya

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Şandır, Sayın Hamzaçebi gerekçeyi mi okutayım?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının bir önceki maddesi ile yapılmak istenen değişiklikle Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumuna ilişkin yetkili mahkemeler Ankara ilinden İstanbul İli’ne taşınmak istenmekteydi. Bu hususun doğru olmadığı düşünüldüğünden personelin yemin edeceği mahkeme ve ilinin değiştirilmesinin uygun olmayacağı düşünülmektedir.

BAŞKAN – Evet, diğer gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu madde de BDDK’nın İstanbul’a taşınması hâlinde ilgililerin Ankara Asliye Ticaret mahkemesi yerine İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde yemin edeceklerini düzenlemektedir.

BDDK kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip bir kuruluştur.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi Kurumun kararlarını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremez.

Üyeler Bakanlar Kurulunca atanırlar.

Kurul Başkan ve üyelerinin görev süresi altı yıldır.

Kurum, 5411 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuatın verdiği yetkiler çerçevesinde finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanması, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışması, mali sektörün gelişmesi, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması için;

a) Bankalar ve finansal holding şirketleri ile diğer kanunlarda ve ilgili mevzuatta yer alan hükümler saklı kalmak kaydıyla finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerinin; kuruluş ve faaliyetlerini, yönetim ve teşkilat yapısını, birleşme, bölünme, hisse değişimini ve tasfiyelerini düzenlemek, uygulamak, uygulanmasını sağlamak, uygulamayı izlemek ve denetlemek,

b) Yurt içi ve yurt dışı muadil kurumların katıldığı uluslararası mali, iktisadi ve mesleki teşekküllere üye olmak, görev alanına giren hususlarda yabancı ülkelerin yetkili mercileri ile mutabakat zaptı imzalamak,

ile görevli ve yetkilidir.

Kurum, tasarruf sahiplerinin haklarını ve bankaların düzenli ve emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye sokabilecek ve ekonomide önemli zararlar doğurabilecek her türlü işlem ve uygulamaları önlemek, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak üzere gerekli karar ve tedbirleri almak ve uygulamakla yükümlü ve yetkilidir.

Kurum; her türlü faaliyetinde, kuruluş kanununda verilen yetkiler saklı kalmak kaydıyla kalkınma planı, programlar ve hükûmet programında yer alan ilke, strateji ve politikalara uyar.

Kurum, 5411 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde kendisine verilen yetkilerini, Kurulca tesis edilecek düzenleyici işlemler veya alınacak özel nitelikli kararlar ile kullanır.

Kurum, iç düzenlemeleri dışındaki düzenleyici işlemlerini yürürlüğe koymadan önce sektör stratejisi ve politikaları ile ilişkisinin kurulması bakımından ilişkili Bakanlığın, kalkınma planı ve yıllık programla ilişkisinin kurulması açısından Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların görüşünü alır. İlişkili Bakanlık ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı en geç yedi gün içinde cevap vermezse olumlu görüş verilmiş sayılır.

Kurumun sayılan bu görevleri yerine getirmek için İstanbul’a gitmesi gerekmemekte, aksine Ankara’da kalması gerekmektedir.

BDDK’nın İstanbul’a taşınması ile ilgili olan bu maddenin de Tasarı metninden çıkarılması gerekir.

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, altıncı bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 8 Şubat 2011 Salı gün saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Siz sayın milletvekillerine ve bizleri izleyen vatandaşlarımıza hayırlı geceler diliyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 01.11

 

 



(x)  606 S. Sayılı Basmayazı 26/01/2011 tarihli 53’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade edildi.