TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                 TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                15’inci Birleşim

                                                                                             10 Kasım 2009 Salı

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                                 İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- ÖLÜM, SAYGI DURUŞU VE TAZİYELER

1.- Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle saygı duruşu

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, aramızdan ayrılışının 71’inci yıl dönümünde  minnetle, şükranla ve rahmetle andığına ilişkin  konuşması

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı

2.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle açıklaması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı

 

2.- Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi’nin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle açıklaması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, MHP Grubu önerisi üzerinde yaptığı konuşmadaki bazı sözlerinin yanlış anlaşıldığına ilişkin açıklaması

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, MHP Grubu önerisi üzerinde yaptığı konuşmadaki bazı sözlerinin yanlış anlaşıldığına ilişkin açıklaması

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.-  (8/11) esas numaralı “Hükûmet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın demokratik açılım konusunda” genel görüşme açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12/11/2009 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

2.- 3/11/2009 tarihli 12’nci Birleşimde, 10/11/2009 tarihinde ön görüşmelerinin yapılmasına karar verilen (8/11) esas numaralı genel görüşme açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 11/11/2009 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu önerisi üzerinde konuşan Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, şahsına ve grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, MHP Grubu önerisi üzerinde konuşan Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, genel görüşme önergesi üzerinde konuşan Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adana Milletvekili Mustafa Vural’ın, genel görüşme önergesi üzerinde konuşan Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, genel görüşme önergesi üzerinde konuşan Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, mensubu bulunduğu 57’nci Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- GENEL GÖRÜŞME

A) Ön Görüşmeler

1.- Hükûmet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, demokratik açılım konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/11)

 

X.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

   - Pankart Açma

1.- (8/11) Esas Numaralı Genel Görüşme Önergesi’nin ön görüşmeleri sırasında CHP sıralarından pankartlar açılması

 

 

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, dış borç stokuna ilişkin sorusu ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/9342)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerde amatör sporun desteklenmesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı  (7/9358)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerde amatör sporun desteklenmesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı  (7/9359)

4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerde amatör sporun desteklenmesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı  (7/9360)

5.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerde amatör sporun desteklenmesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı  (7/9361)

6.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Elazığ’a olimpik havuz yapımına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı  (7/9364)

7.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Batman şehir stadına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı (7/9365)

8.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, turizm sektörünün geliştirilmesine ilişkin  sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı  (7/9472)

9.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, bir KDV oranı ile turizm alanına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/9476)

10.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, sosyal turizmin geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/9481)

11.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bolu’da amatör sporun desteklenmesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı (7/9487)

12.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, İstanbul’daki sel felaketine ilişkin Başbakandan  sorusu ve Bayındırlık  ve  İskân Bakanı  Mustafa  Demir’in cevabı (7/9672)

13.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, kadın yönetici sayısına,

Bütçe hazırlanmasında toplumsal cinsiyetin gözetilmesine,

 İlişkin soruları ve Bayındırlık ve İskân Bakanı  Mustafa  Demir’in cevabı (7/9717) , (7/9718 Ek cevap)

14.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, bütçe hazırlanmasında toplumsal cinsiyetin gözetilmesine, 

Kadın yönetici sayısına, 

- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Basın Özgürlüğü Deklarasyonunun imzalanmasına, 

İlişkin soruları ve  Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/9754) , (7/9755), (7/9756)

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Kahramanmaraş’taki spor tesislerinin yetersizliğine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın cevabı (7/9761)

16.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars turizminin geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/9836)

17.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, turizm sektörünün desteklenmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/9837)

18.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, Bodrum’daki bir koyun planlamasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/9838)

19.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, vergi borcu olmadığına yönelik kaydın alınma şekline ilişkin  sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in  cevabı (7/9849)

20.- İstanbul Milletvekili Lokman Ayva’nın, tapu harçlarının banka şubelerinde ödenmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in  cevabı (7/9852)

21.- Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Ayvalık-Alibey Adasındaki tarihî yapıların restorasyonuna ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10021)

22.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, denetim ve yönetim kurullarında görevli personele ilişkin sorusu ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı  (7/10139)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

10 Kasım 2009 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

 

III.- ÖLÜM, SAYGI DURUŞU VE TAZİYELER

1.- Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle saygı duruşu

 

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bugün Büyük Atatürk'ün ölümünün 71’inci yıl dönümüdür. Genel Kurulumuzu onun aziz hatırası önünde iki dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.

(Saygı duruşunda bulunuldu)

BAŞKAN – Ruhu şad olsun.

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, aramızdan ayrılışının 71’inci yıl dönümünde minnetle, şükranla ve rahmetle andığına ilişkin konuşması

 

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilli arkadaşlarım, bilindiği gibi, bugün 10 Kasım. Devletimizin Kurucu Cumhurbaşkanı, millî mücadele hareketinin ve İstiklal Savaşı’mızın Başkomutanı, Meclisimizin ilk Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün fâni vücudunun aramızdan ayrılışının 71’inci yıl dönümü. Onu bir kez daha minnet ve şükranla anıyoruz.

O, bütün dünya ülkelerine, özellikle mazlum milletlere örnek olmuş, bağımsızlık ve özgürlük sembolü olarak yüreklerde yer etmiş bir liderdir. O, savaş meydanlarında kazanılan askerî zaferlerde olduğu kadar, yeni kurulan Türkiye  Cumhuriyeti’nin siyasi, sosyal ve kültürel sahalardaki inkılaplarında da bizzat öncü rol oynamıştır. Onun liderliğinin yüzyılın tarihi içinde ne kadar önemli ve anlamlı bir başarı olduğunu bugün bölgemizde yaşanan olaylar çok daha belirgin bir şekilde ortaya koymaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Atatürk’ün cumhuriyet projesi bir modernleşme ve medenileşme projesidir. Bu projenin dayanağını oluşturan üç temel kavram demokrasi, hukuk devleti ve laikliktir. Bugün, Türkiye, modern kurumsal yapısı, demokrasisi, barış ve istikrar ortamıyla hem bölgesinin hem de dünyanın önemli bir gücü ve aktörüdür ve Mustafa Kemal Atatürk’ün koyduğu muasır medeniyet hedefine en ufak bir yılgınlık göstermeden ilerlemektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu yolu Atatürk, Onuncu Yıl Nutku’nda şu veciz ifadelerle dile getirir: “Yurdumuzu dünyanın en mamur ve medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için bizde zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle daha çok çalışacağız. Daha az zamanda daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur… Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir ve çünkü Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir.”

Saygıdeğer arkadaşlarım, Büyük Atatürk’ün ve kahraman ecdadımızın bizden beklentisi, eserlerine sahip çıkmamızdır, cumhuriyetimizi kuruluş amacına ulaştırmamızdır. Kendisinin de ifadesiyle, az zamanda daha büyük işler başararak yurdumuzu dünyanın en mamur ve medeni memleketleri seviyesine çıkarmaktır. Bunları başarırsak ebedî istirahatgâhlarında rahat uyuyacaklardır.

Değerli arkadaşlarım, milletler tarihlerinden aldıkları güç, atalarından aldıkları ilhamla yaşanan zamanı idrak eder ve geleceği kurarlar. Bizler de zamanı iyi, anlamalı ve geleceği daha iyi görmeye çalışmalıyız.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Atatürk, onu anmanın ve anlamanın bir tek güne sığmayacak, sığdırılamayacak kadar büyük bir liderdir. Her günümüzde vardır, çünkü milletimize mal olmuştur.

Bir kez daha şükranla, rahmetle anıyorum. Ruhu şad olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekili arkadaşımıza gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Aziz Atatürk’ün ölüm yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Avni Doğan’a aittir.

Sayın Doğan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı

 

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 71’inci yıl dönümü dolayısıyla söz almış bulunuyorum. Sözlerime hepinize saygılar sunarak başlıyorum.

Değerli arkadaşlar, elbette ki bize ayrılan bu beş dakikalık süre içerisinde cumhuriyetimizin kurucusunu anlatabilmek imkânına sahip değiliz. Yapmak istediğimiz şey, burada, sizinle birlikte, aziz Türk milletiyle birlikte, onu saygıyla bir kere daha anmaktır.

Atatürk’ü anlamak çok kolay değil. Atatürk’ü anlamak için nasıl bir dönemde yaşadığına bakmak gerekiyor, İstiklal Savaşı öncesine, cumhuriyetin kuruluş yıllarına bakmak gerekiyor. Kan revan içerisinde bir ülke, başkenti işgal edilmiş, coğrafyasının büyük bölümü işgal altında, ordusu dağıtılmış, silahları bırakılmış bir ülke. İşte böyle bir zeminde, Atatürk, bu ülkeyi yeniden var etmek için Anadolu’ya çıkıyor. Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi ve dünyanın ilk gazi Meclisini, ilk kurtuluş savaşı yapan Meclisini açıyor. Onunla birlikte bir ordu kuruluyor, onunla birlikte büyük bir savaş, İstiklal Savaşı kazanılıyor.

Cumhuriyet ilan edildiği zamanki manzara neredeyse bir felaket manzarası. Üretimin sıfır olduğu bir ülke. Üretim deyince köylülerin kara sabanları akla geliyor. Maalesef, buğday üretimi ilkel şartlarda, arpa üretimi, meyve sebze üretimi ilkel şartlarda. Bunun dışında hiçbir üretim yok. Oysa, dünya sanayi devrimini gerçekleştirmiş. Fert başına gelir 4 lira, evet, fert başına gelir 4 lira. Bütün coğrafyada, bütün Türkiye coğrafyasında sadece 100 civarında ortaokul ve lise var. Okuma yazma oranı yüzde 7, kadınlar arasında yüzde 1. Memleketin aydınlarını savaşlarda kaybetmişiz. Sanayi dediğimiz zaman, marangozhaneler akla geliyor, demirci dükkânları akla geliyor. Atatürk, cumhuriyeti, işte böyle bir enkazdan kurarak bugünlere getirdi. On yıl, yüzde 7 ile 10 arasında yıllık millî kalkınma hızına kavuşuluyor. Sanayinin temelleri atılıyor, çelik fabrikaları, dokuma fabrikaları, şeker fabrikaları… Tarihte eşine rastlanmamış bir okuma yazma seferberliği başlatılıyor. Köy enstitülerine birçokları karşı, ama gerçekten bir devrimdir, halkevleri bir devrimdir. Eğer bugün, Türkiye, bulunduğu coğrafyada, kendi dünyası içerisinde en büyük ülkelerden biri demiyorum, en büyük ülkeyse Atatürk’ün bize gösterdiği istikamet sayesindedir. Onun gösterdiği istikamet doğru bir istikamettir. Bulunduğu coğrafyadan kastım, Kuzey Afrika’dan bütün Orta Doğu’ya, Balkanlardan Kafkaslara, bütün Doğu Avrupa ülkelerini ele alın ve o gün yoktan var edilmiş Türkiye Cumhuriyeti ile bir kıyaslayın. Türkiye’den daha güçlü bir ülke yok bugün. Sıfır ihracattan neredeyse 140 milyar doları bulan bir ihracata doğru yürümüş Türkiye.

Atatürk birçok devrim yaptı ama şunu bilelim, Atatürk’ün yaptığı en büyük devrim bizim zihniyetimizde yaptığı devrimdir. Bizim anlayışımızda yaptığı devrimdir. Atatürk bir cümle ile nasıl anlatılır? Kitaplarla anlatılamaz ama bir cümleyle anlatmak gerekirse, çağında zamanın ruhunu kavrayan tek önderdi. Onun için “Yurtta sulh, cihanda sulh” dedi. Birinci Dünya Harbi bittikten hemen sonra dünyada İkinci Dünya Harbi’nin nüveleri yeşermeye başladı. İkinci Dünya Harbi’nin kargaşaları, anlaşmazlıkları zuhur etmeye başladı. İşte bunu gördüğü andı dünyaya barışı, yurda barışı önermesi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Eğer biz o şiar içerisinde olmasaydık, kuşkusuz İkinci Dünya Harbi’ne katılırdık. Bakın, coğrafyamızda yüz yılda bir savaşa katılmamış tek ülkeyiz. Bunun kıymetini kesinlikle bilmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, Atatürk’ün gözümüzle gördüğümüz devrimleri ayakta. Bunlara saygı duyuyoruz, bunları yaşatmaya çağırıyoruz. Ama esas devrim gözümüzle göremediğimiz alanlardadır. O, bu milleti aklın özgürlüğü ile tanıştırmıştır. Dünyada bütün değerler değişmeye mahkûmdur. Değişmeyen hiçbir değer yoktur ama aklın özgürlüğü öyle bir değerdir ki o değişmez. O, bize, bu millete analitik düşünceyi öğretti. Onun için, istikametimiz çağdaş uygarlık değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğan, ek süreniz de doldu. Size çok kısa, konuşmanızı tamamlamanız için bir süre daha veriyorum.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Peki.

Değerli arkadaşlar, biraz önce söylediğim gibi, cumhuriyetimizin kurucusu Aziz Atatürk’ü beş on dakikalık bir süre içerisinde anlamak ve anlatmak mümkün değildir. Bize düşen, onun bize çizdiği yolda yürümektir, onu minnetle, şükranla anmaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Doğan, çok teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, gündem dışı ikinci söz yine Büyük Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Bilecik Milletvekili arkadaşımız Sayın Yaşar Tüzün’e aittir.

Sayın Tüzün, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı

 

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Önder Atatürk’ün bedensel varlığının aramızdan ayrılışının 71’inci yıl dönümündeki, gönüllerdeki Atatürk ile özdeki Atatürk’ü bir araya getirebilmek için söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Atatürk’ün ilke ve devrimlerini konuşmak ve anlatmak ve onu anlayabilmek adına çok önemli bir gündeyiz. Cumhuriyetimizin kurulması döneminde başlatılan reform süreci ve uygulamaları ulusal kimliğimizin kazanılmasında belirleyici bir rol olmuştur.

Cumhuriyetin kurulması sürecinde Ulu Önder ile birlikte mücadele veren isimsiz kahramanlar, liderlerine güvenen bu halkın içinden çıkmışlardır. Mustafa Kemal’in bu süreçte halk ile arasındaki güven, dünyada belki de başka hiçbir devrimcinin gerçekleştiremeyeceği boyuttaki değişimleri kısa sürede yaşama geçirmesini sağlamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihine bakıldığında, cumhuriyetin kuruluş yıllarından itibaren gerçekleştirilen, modern Türk devletinin kimliğini oluşturmaya yönelik reformların niteliği, Atatürk’ün ne derece ileri görüşlü bir siyasi lider olduğunu gözler önüne sermektedir.

Atatürk reformları gerçekleştirirken Türk kadınlarına ve çocuklarına da büyük önem vermiştir. Atatürk’e göre, bir kadının özgürlük derecesi eğitim ve refah düzeyinin, çocuklara verilen değer o ülkenin gelişmişlik düzeyinin bir göstergesidir. Atatürk’ün kadınlarımıza ve çocuklarımıza o gün verdiği önem bugün maalesef verilmemektedir. Üzülerek söylemek istiyorum ki hâlen ülkemizde milyonlarca kadınımız okuma yazma bilmemektedir, her yıl 1 milyon gencimiz üniversite kapılarından geri çevrilmektedir.

Değerli arkadaşlar, geçmiş yetmiş bir yıla baktığımızda, düşünüşü, görünüşü ve davranışı hep güzel olan bir Atatürk biliyoruz; iyi bir komutan, iyi bir asker, iyi bir devlet adamı hatırlıyoruz; ileri görüşlü bir devlet adamı, laik, çağdaş, devrimci ve özgürlükçü, kadına ve çocuklara ve insanlığa değer veren bir Atatürk hatırlıyoruz. Bu salona baktığımızda, hepimizin aynı Atatürk’ü hatırladığını umuyorum.

Tarih yapan, evrensel kişiliğiyle örnek alınacak üstünlükleri, ulusun karakterini yansıtan büyük Söylev’in sonunda, bilimin ve teknolojinin son gereklerine göre kurdukları devleti Türk gençliğine emanet ettiği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Tüzün ama size de ilave süre veriyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Saatte yanlışlık var Sayın Başkan.

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) – İki dakika yirmi dokuz saniye konuştum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Tüzün, sistemde bir geçici arıza meydana gelmiş, o nedenle olmuş. Özür dileriz. Şimdi düzeltiyoruz.

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlar, büyük Söylev’in sonunda, bilimin ve teknolojinin son gereklerine göre kurdukları devleti, Türk gençliğine emanet ettiği söylenen, kuşkusuz da böyle olan Mustafa Kemal Atatürk’e gerçekten saygıyla bağlı mıyız, içtenlikle izleyicisi miyiz? Ona verdiğimiz sözleri, içtiğimiz antları tutuyor muyuz? Ona yaraşır durumda mıyız? O, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına ‘Türk ulusu’ denir.” sözüyle hiçbir ayrımı, soy ve inanç ayrılığı gözetmeden uluslaşmanın yüceliğini ortaya koymuşken, seksen altı yıl sonra AKP İktidarı tarafından da din ve ırk nedeniyle çatışmanın eşiğine gelmemizin sebepleri nelerdir değerli arkadaşlar?

AHMET YENİ (Samsun) – Ne alakası var?

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) – Parlamentonun genç bir milletvekili olarak bugün burada sizlerle Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ndeki sözlerin bir kısmını paylaşmak istiyorum:

“Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tüzün, şimdi beş dakikalık süreniz doldu. Size de şimdi ilave süre veriyorum.

Buyurun, devam edebilirsiniz.

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) – “Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!”

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tüzün, ek süreniz de doldu. Tamamlamanız için çok kısa bir süre veriyorum.

Buyurun.

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) – Konuşmamızın bütünlüğü bozuldu ama Başkan, teşekkür ederim yine de.

BAŞKAN – Ne yapalım…

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) – “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur! “ (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Bu asil kanın bugün bu yüce Meclisimizde nasıl tecelli edeceğini hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tüzün, size de teşekkür ediyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, gündem dışı üçüncü söz Tokat Milletvekili arkadaşımız Sayın Reşat Doğru’ya ait.

Sayın Doğru da yine Atatürk’ün 71’inci ölüm yıl dönümü münasebetiyle düşüncelerini bizimle paylaşacaklar.

Sayın Doğru, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin kurucusu Büyük Atatürk’ü ebediyete intikalinin 71’inci yılında rahmet, minnet, şükran ve saygı ile anıyorum. Yaşamını milletine adayan, yepyeni ve güçlü bir devlet yaratan büyük bir lider, mümtaz bir devlet adamı, güçlü bir komutan olan Atatürk, yaşamları boyunca yaptıkları eserler ve insanlığa yapmış oldukları hizmetlerle yaşamlarından sonra da varlıklarını sürdüren ender insanlardan biri, belki de en büyüğüdür.

Sayın milletvekilleri, Kurtuluş Savaşı döneminde ülke dört bir yandan düşman istilası altındayken ve halkımızın tüm umutları tükenmişken, herkesi birlik ve beraberlik şemsiyesi altında toplamayı başaran Atatürk, bu birlik ve beraberlik ruhuyla düşmanı yurdumuzdan çıkarmış ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini bu ruhla atarak, ülkeyi işgalci devletlerden kurtarmıştır.

Atatürk’ün Türk milletini büyük bir atılıma hazırladığı ve yönlendirdiği yüzyılda Avrupa ve Asya’nın pek çok ülkesinde totaliter rejimler veya diktatörlükler bulunuyordu. Böyle bir dünyada O, yabancı bir gazetecinin sorusuna “Ben, kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim.” diye cevap vermiştir.

Aynı çağda yaşayan, gerek kendi milletleri gerekse dünya için endişe ve korku kaynağı olan bazı liderler bugün ya unutulmuş ya da kötü miraslarıyla anılır olmuştur; Atatürk ise, sevgi ve saygı uyandırarak, Türk milletini çağ ile tanıştırmaya gayret edip, varlığını teminat altına almaya yöneltmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni neslin geçmişini çok iyi bilmesi gereklidir. Yalnızca 10 Kasımlarda değil, düşünce ufkumuzda, Atatürk’ün mücadele azmi, bizlere yüklediği sorumlulukları ve gösterdiği hedefler asla unutulmamalıdır. Atatürk’ün istediği ülkemizin uygar ve saygın bir ulus olma bilincini yeni nesillere mutlaka aktarmalıyız, çünkü O, uygarlık olarak 21’inci yüzyıl ve daha ileriyi görebilen, daha ileriye gitmeyi amaçlayan bir liderdi. O, kişisel kazanç ve ün peşinde koşan bir insan değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir komutan, bir devlet adamıdır. Ülkemizi, en zor anında bile düşünüp ortaya koyduğu millî hedef ve stratejilerin hatırlanması, bu tür çabaların anlam ve değerinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde Ulu Önder’in kutsal emanetini gelecek çağlara ve nesillere ulaştırabiliriz.

Ünlü bir devlet adamının dediği gibi, Atatürk gibi insanlar bir nesil için doğmadıkları gibi, belli bir devre için de doğmazlar; onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihlerinde hüküm sürecek insanlardır.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde bugün yaşananlar, Atatürk’ün yıllar önce bizlere nasihat niteliğinde söylediği sözlerde ne kadar haklı olduğunu, vatanımıza, bayrağımıza ne denli sahip çıkmamız gerektiğini de göstermektedir.

Son günlerde cumhuriyete ve kurucu liderine yönelik maksatlı, organize saldırılar yapılmaktadır. Cumhuriyetimize, millî değerlerimize, Atatürkçülüğümüze ve O’nun söylemlerine her vatansever sahip çıkmalı, bunu ülkenin en önemli meselesi olarak görmelidir. Vatanımızı parçalamaya, yok etmeye yönelik güçlere karşı ona sahip çıkmalıyız.

Yedi düvele karşı Türk tarihine yakışır mücadele veren bu büyük devlet adamına çok şeyler borçlu olduğumuz unutulmamalıdır. Milletimiz en zor günlerde kendisini boyunduruk altına almak isteyenlere hak ettikleri cevabı dün vermişti. Maalesef bugün de ebediyete gidişinin 71’inci yıl dönümünde maksatlı çaba ve faaliyetlerin sonucunda büyük eser olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmek, parçalamak ve ortadan kaldırma çalışmaları görülmektedir ancak bütün dünya bilmelidir ki bu aziz millet var oldukça bu ülkeyi kimse bölemeyecektir.

Tarihin gerçeklerle alay edercesine çarpıtılıp yeniden yazılmak istendiği ve kahramanlar ile hainlerin yer değiştirdiği bir dönemdeyiz ama biliyoruz ki daha Kurtuluş Savaşı’mız sürerken atalarımız da bir taraftan düşman güçleriyle vatanı kurtarmak için savaşırken bir taraftan da Avrupa’nın soğuk savaş iş birlikçileriyle mücadele ediyordu. Bugün biz ne kadar kendimizi millî mücadelecilerin torunları olarak görüyorsak karşı taraftakilerin torunlarının da olduğunu unutmamalıyız. Bu yüzden çocuklarımıza ulusal destanlarımızı doğru anlatmanın ve 21’inci yüzyılda Atatürk’ü yeniden anlamanın yollarını bulmalıyız.

Türkiye'nin yükselişi, cumhuriyeti kuran, milleti yapan irade ve değerlerde Atatürk’ün koyduğu hedeflerde saklıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğru, size de bir dakikalık ilave süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.

REŞAT DOĞRU (Devamla) – Atatürk’ün koyduğu ilkelere sahip çıkarak ülkemizi, sağlam bir istikbal yolunda sulhun, adaletin ve yeni bir hayatın olduğu, özlenen “lider ülke Türkiye” hedefine götürmeliyiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aramızdan ayrılışının 71’inci yılında Ulu Önder Atatürk’ü tekrar rahmet, şükran ve minnetle yad ediyor, O’nun özlediği lider Türkiye ülküsünün mutlaka gerçekleşeceğine yürekten inanıyorum.

Aziz Atatürk! Sen rahat uyu. Milliyetçi irade, önümüzdeki dönemde bu ülkeye millî irade olarak yansıyacaktır. Türkiye Cumhuriyeti devleti sonsuza kadar var olacaktır. Ne mutlu Türk'üm diyene! (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Doğru, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, gündem dışı konuşmalar tamamlandı ancak iki sayın milletvekili arkadaşımız yerinden söz talebinde bulunmak için sisteme girmişler ancak hangi nedenle söz istediklerini kendilerinden kısaca öğrenmek istiyorum.

Sayın Demirtaş, aynı konuyla ilgili mi efendim?

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Başkanım, gündem dışı söz hakkımız yoktu. Grup olarak 10 Kasımla ilgili düşüncelerimizi ve duygularımızı kısaca ifade etmek istiyoruz.

BAŞKAN – Ayrıca Sayın Erçelebi’nin de söz talebi var.

Siz de aynı konuyla ilgili, bu günle ilgili mi konuşacaksınız?

HASAN ERÇELEBİ (Denizli) – Evet efendim.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, üç grubumuza mensup milletvekili arkadaşlarımız Atatürk’ün ölüm yıl dönümü dolayısıyla düşüncelerini bizimle paylaştılar. Diğer bir grubumuz Demokratik Toplum Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Demirtaş da bu günle ilgili, Atatürk’ü anmayla ilgili yerinden söz talebinde bulundular.

İki dakikalık süre içerisinde düşüncelerinizi bizimle paylaşırsanız sevinirim efendim.

Sayın Demirtaş, buyurun.

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle açıklaması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı

 

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün tabii ki Türkiye için önemli, anlamlı bir gün. Grup olarak çalışmaya başlamadan önce duygularımızı sizlerle paylaşmak istedik. Üç grubun değerli temsilcisi gündem dışı söz alarak duygularını paylaştılar. Biz de öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ilk Meclis Başkanımız, ilk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 71’inci yıl dönümünde saygıyla, rahmetle andığımızı ifade etmek istiyoruz.

Doğrusu, Türkiye’de cumhuriyetin niteliklerinin ne kadar yerli yerine oturduğu, Atatürk cumhuriyetinin bugünle kıyaslandığında cumhuriyet ilkelerinin ne kadar dejenere olup olmadığı, Atatürk’ün ne kadar anlaşılıp anlaşılmadığının da bir yandan yoğunca tartışıldığı bir dönemde Atatürk’ü anmak, belki de onu en iyi anlamakla, o dönemi en iyi anlamakla olur. Dolayısıyla, biz de Demokratik Toplum Partisi olarak böylesi bir günde Atatürk’ü anmanın ve anlamanın, kurucusu olduğu cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmakla mümkün olacağı inancındayız.

Biz DTP olarak, politikamızla, pratiğimizle bu doğrultuda çalışmaya ve cumhuriyetin giderek eksilen demokrasisini güçlendirerek ve demokrasisi olmayan bir cumhuriyetin bu topluma layık bir yönetim olmayacağı anlayışıyla, elbette ki bu ilke etrafında biz de elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz.

Bu duygularla, bu düşüncelerle bir kez daha Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle, saygıyla andığımızı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Demirtaş, ben de teşekkür ederim.

Sayın Erçelebi, yine size de aynı konuyla ilgili, iki dakika içerisinde düşüncelerinizi bizimle paylaşmak üzere söz veriyorum.

Buyurun.

 

2.- Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi’nin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle açıklaması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı

 

HASAN ERÇELEBİ (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi Demokratik Sol Parti ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Bugün, cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 71’inci yıl dönümü. Büyük Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu gazi Mecliste görev yapan ve şu anda aramızda olmayan, Hakk’ın rahmetine kavuşmuş bütün milletvekillerini rahmetle, minnetle, saygıyla ve özlemle anıyoruz.

Bugün, aslında hep Atatürk’ü konuşmamız lazım. Onunla bir vicdan muhasebesi, bir tarihî muhasebe yapmamız gereken bir gün olarak görüyoruz bu günü ve onun gösterdiği hedef olan çağdaş medeniyet düzeyinin üzerine ne kadar yaklaştık, bunun hesabını yapmamız gerekir diye düşünüyoruz. Milletimizin hassasiyetlerinin bu günde dile getirilmesini diliyoruz. Atatürk’ü sadece heykelleriyle değil, düşünceleriyle, fikirleriyle yaşatmamız gerekir diye düşünüyoruz. Onun düşüncelerini genç kuşaklara doğru, düzgün aktarmalıyız. Atatürk’ü unutmamalıyız, unutturmamalıyız diye düşünüyoruz. Atatürkçülük hiçbir zaman geçmişte kalan bir düşünce sistemi değildir ve Atatürkçülük süreklidir diye düşünüyoruz. Biz yüce Meclisin değerli milletvekilleri olarak yaptığımız yemine saygılı ve yaptığımız yemine layık olarak çalışmamız gerekir diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Erçelebi, çok teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, gündem dışı konuşmalara Hükûmet adına Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın cevap vermek veya bu günle ilgili düşüncelerini Genel Kurulumuzla paylaşmak isteğini bize bildirdiler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Aydın, hoş geldiniz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Cevabı biraz sonra İçişleri Bakanı verecek zaten Sayın Başkan!

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (Devam)

2.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (Devam)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (Devam)

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle açıklaması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (Devam)

2.- Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi’nin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıl dönümü münasebetiyle açıklaması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (Devam)

 

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de bugün yani Büyük Atatürk’ün vefatının 71’inci yıl dönümünde bu büyük önderi ve cumhuriyetimizin kurucusunu minnet ve şükranla anıyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. Benden önce konuşan arkadaşlarıma da bu vesileyle teşekkür etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Atatürk’ün dünya çapında yüzlerce büyük özelliklerinden sadece bir tanesi üzerinde ve kısaca durmak istiyorum. O da bir kişinin, bir insanın kendi kişiliğinde, şahsiyetinde, yeri geldiğinde savaşla ilgili her türlü irade gücünü, her türlü mukavemeti ve liderliği göstermesi ama yeri geldiğinde de aynı gücü barış istikametinde gösterebilmesidir. Başka bir deyişle, bir şahsiyette her iki gücün de muntazam bir şekilde, bir ahenk içinde var olmasıdır. Nitekim Kurtuluş Savaşı’mızın ne büyük bir mücadele olduğunu hepimiz biliyoruz, benden önce konuşan arkadaşlarım da kısaca temas ettiler. Fakat aynı Atatürk, savaşın hemen sonrasında büyük bir barış insanı olarak ortaya çıkıyor ve gerçekten de dünya barışına en önemli katkıyı yapan büyük liderlerden biri, belki de birincisi oluyor. Zaten görüşlerini dikkatlice takip ettiğimiz zaman anlıyoruz ki, açıkça görüyoruz ki Atatürk’ün ifadesi şu: “Aslolan barıştır. Savaş ne zaman meşrudur, ne zaman gereklidir? Eğer bir milletin hukuku, bir milletin varlığı tehlikeye düştüğü zaman. Eğer bir milletin hukuku, varlığı tehlikeye düşerse savaş zaruri olur. Bunun dışında aslolan barıştır.” diyor ve dolayısıyla, sırf menfaate dayalı bir savaş ise Atatürk’e göre bir cinayettir. Bunu bizzat kendisi zaten çok açıkça ortaya koymuştur.

Yunanistan’ın Anadolu içlerine kadar gelmesi ve gerçekten tarihimizde en büyük yarayı açan bir millet olmasının üzerinden on bir yıl gibi kısa bir süre geçmiş iken Venizelos’a barış elini uzatabilen ve onu Ankara’da kabul buyuran Atatürk’ün kendisidir. Yine hepiniz hatırlarsınız, Çanakkale Savaşı’nda, gerçekten Mehmetçiği büyük bir zorlukla karşı karşıya, yıkımla karşı karşıya bırakan ama çok şükür sonu da zaferle biten Çanakkale Savaşı’nda ölenlerin büyük çoğunluğu, o günlerde bize karşı olan Yeni Zelandalı, Avustralyalı askerlerin analarına söylediği sözü de hepimiz hatırlayacak durumdayız. Ne diyor? “Analar, gözyaşlarınızı dindirin, çocuklarınız bağrımızdadır, çocuklarınız bu mukaddes vatanın toprağındadır.” diyebilen bir cesareti, diyebilen bir büyüklüğü gösterebiliyor.

Tabii Atatürk için barış sadece silahların bırakılması değil, barış sadece silahlardan vazgeçilmesi değildir. Barışın yaşayabilmesi  için daha pek çok şeyin birlikte yapılması gerekiyor. Ben sadece bunlar arasından birkaçına temas etmekle yetineceğim. Evvela barışın sürdürülebilir olması için milletlerarası bir itina ve dikkate ihtiyaç vardır. Eğer gerçekten barış, sulh olduktan sonra, silahlar bırakıldıktan sonra beynelmilel bir dikkat yoksa, bir itina yoksa barışın devamı mümkün değildir.

İkincisi: Yine barışın idamesi için -aşağı yukarı kendi ifadeleriyle söylüyorum- beynelmilel bir hukuka ihtiyaç vardır ama o beynelmilel hukukun sadece varlığı yetmez. Karşılıklı olarak o beynelmilel hukukun gereklerine riayet etmemiz gerekiyor. Eğer ortada bir beynelmilel hukuk varsa ve bu hukuka riayet edilmiyorsa, bu hukuk görmezlikten geliniyorsa, bu hukuk çeşitli bahanelerle bir bakıma arka plana itiliyorsa barışın idamesi yine mümkün değildir, mümkün olmadığını da zaten çok yakın bir tarihte kendi çevremizde görmüşüzdür.

Üçüncüsü: Barışın idamesi için yine namuslu ve dürüst bir beynelmilel siyasetin mevcudiyeti gerekiyor. Bu da yine kendi sözleridir. Eğer biz dış ilişkilerimizde ve dış politikamızda samimiyete dayalı ilişkileri sürdüremezsek barışı da sürdürmemiz kolay olmayacaktır.

Dördüncüsü -ki hakikaten hâlâ son derece önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor- zora ve baskıya dayanmayı, zoru ve baskıyı dayatmayı ve yoksulluğu ortadan kaldıramadığımız sürece dünya barışını güvence altına almak mümkün değildir. Kendi ifadesiyle “Refah açlığın ve baskının yerini almadıkça dünya sulhunu devam ettirmemiz mümkün değildir.” diyor.

Son olarak da yine -ki bu da hakikaten büyük önem taşıyor- sulhu, barış anlayışını bir terbiye mevzuu hâline getirmemiz gerekiyor. Yani onu eğitimin konusu yapmamız lazım. Her ulus, her millet ve milletlerarası eğer barış eğitimi yapılamıyorsa, çocuklarımıza barış terbiyesi verilemiyorsa, barış zihniyeti, barış mantalitesi yerleştirilemiyorsa barışı bizim yine idame ettirmemiz mümkün değildir.

Kısaca bu saydıklarımın hepsini topladığımızda hem millet kendi varlığını devam ettirmek için güçlü olmak zorundadır, her zaman savaşa hazır olmak zorundadır. Kendisi açıkça söylüyor “Benim milletimin kaderine göz dikenler bu görüşlerinden vazgeçmedikleri sürece benim en büyük düşmanımdır.” diyor. Dolayısıyla, hem bu hazırlık içinde olacağız ama aynı zamanda da yine kendisi açıkça söylüyor: “Türkiye Cumhuriyeti barış konusunda kendisine tevdi edilen hiçbir vazifeden kaçmamıştır ve bundan sonra da kaçmayacaktır.” Dolayısıyla barışa da, uluslararası barışa da son derece hazır olmamız lazım. Bu, gerçekten Atatürk’ün bize bıraktığı en önemli tavsiyedir, insanlığa bıraktığı en önemli tavsiyelerdir ve benim dediğim gibi, kısaca hülasa ettiğim bu beş barış koruma noktası konusu bugün bile bütün tazeliğini, bugün bile bütün canlılığını ve geçerliliğini muhafaza etmektedir.

Hepinizi dikkatinizden dolayı saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydın, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları var.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi var, okutup oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (8/11) esas numaralı “Hükûmet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın demokratik açılım konusunda” genel görüşme açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12/11/2009 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

 

                                                        

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 10.11.2009 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Genel Görüşme 8/11 esas no.lu, “Hükûmet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Demokratik açılım konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesinin öngörüşmelerinin” Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince 12.11.2009 Perşembe günü 17. birleşimde yapılması önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımızla arz ederim.

                                                                                                                                            

                                                                                                                                   Mehmet Şandır

                                                                                                                                        Mersin

                                                                                                                           MHP  Grup Başkanvekili

 

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, grup önerisi üzerinde söz talebinde bulunan arkadaşlarımız var.

Grup önerisi lehinde, Mersin Milletvekili arkadaşımız, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır söz istediler.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 03/11/2009 tarih, 4342 sayılı yazısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazdığı yazısıyla ismi -muhtelif diyelim- “demokratik açılım, Kürt açılımı, Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi” olarak nitelendirilen bir konunun Meclis Genel Kurulunda genel görüşme formatında görüşmeye açılmasını talep eden yazısı, talebinin Meclis Başkanlığımızca -yine geçen hafta kararlaştırıldığı şekilde- bugün ön görüşmelerinin yapılması, kırk sekiz saat sonra da, karar verilirse, genel görüşmesine başlanılması konusundaki kararın yanlışlığına dayalı olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bugün Danışma Kuruluna müracaat ettik ve AKP Grubunun grup önerisiyle kararlaştırılan ön görüşmenin 10 Kasım tarihinde, yani bugün yapılmasının mahsurlarını ifade ederek bu ön görüşmenin 12 Kasım Perşembe günü yapılmasını ve kırk sekiz saat sonrası için de önümüzdeki salı günü, denetim gününde de karar verilirse genel görüşmenin yapılmasını talep ettik. Bunun Genel Kurulumuzca kabul edilmesi hâlinde Kürt açılımının, demokratik açılımın ön görüşmelerinin perşembe günü yapılmasını, genel görüşmenin de salı günü yapılmasını takdirlerinize ve oylarınıza sunmak üzere bu grup önerisini gündeme getirdik.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bizden önce 3 tane, hatta 5 tane arkadaşımız Türkiye Büyük Millet Meclisinin hislerine tercüman olacak şekilde 10 Kasımın anlam ve önemini ifade ettiler. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurucusu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıl dönümünün 71’inci yıl dönümünün anıldığı, törenlerin yapıldığı bir günde, bize göre ve birilerine göre, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin temel değerlerinin sorgulandığı, tartışılacağı bir konunun yine Atatürk’ün “En büyük eserim.” dediği bu Mecliste gündeme getirilmesinin doğru olmayacağını, hak olmadığını ısrarla ifade ettik. Bunu geçen hafta da ifade ettik ama ne hikmetse… Buradan cevabını öğrenmek istediğimiz husus şu: Neden 10 Kasım? Neden 9 Kasım değil, 11 Kasım değil, 15 Kasım değil? Üç ay geçen bir sürecin, oluşturulan beklentinin 10 Kasıma getirilmesinin sebebi ne? Niyet sorgulaması yapmak istemiyoruz ama diyoruz ki: “Bu özel günde bu önemli konuyu tartışmanın gerekçesi ne?” Eğer siz getirdiğiniz konuyu sıradan bir konu olarak görüyorsanız, biz öyle görmüyoruz. Eğer 10 Kasımı sıradan bir gün kabul ediyorsanız ki bu yönde beyanlarınız var, biz yine öyle kabul etmiyoruz. 10 Kasım’ın milletin hayatında, devletimizin hayatında, bu Meclisin kuruluş felsefesinde, yerinde çok önemli bir yeri bulunmaktadır ama ne hikmetse, değerli milletvekilleri, AKP İktidarı tek kelimeyle -başka bir izahı yok- inat etmektedir. Üç muhalefet partisi bu konuda çok iyi niyetli bir şekilde… Hatta bizim Grup Başkan Vekilimiz “Gelin, bunu 10 Kasımda yapmayın, ön görüşmeleri yapmayalım, doğrudan oylayalım, genel görüşmeye karar verelim ama 10 Kasımda bu konuyu bu Mecliste konuşmayalım.” diye teklif getirdi ama inat ediyorsunuz. Sizin için muhalefetin talebi önemli değil. Sizin için bu konunun tartışılması, bu konunun üzerine özel anlamlar yüklenerek Meclis gündemine getirdiğiniz çok önemli konunun başka anlamlara çekilmesi endişesi de önemli değil. Çok açık yüreklilikle soruyorum: Bir suçlama, bir niyet okuma falan değil. Niye bu ısrar? Bu inadın sebebi ne? Sayın bakanlar burada oturuyorlar, Sayın Başbakan Yardımcımız da burada. Biz bugün ve geçen hafta, Sayın Meclis Başkanımıza da ısrarla söyledik: Niye, niye 10 Kasım?

Değerli milletvekilleri, milletin gözünün içine baka baka, milletin önemsediği veya birtakım endişelerin ifade edildiği konularda Adalet ve Kalkınma Partisinin bu dayatmacı üslubu doğru değil. Sizin adınıza da doğru değil. Erzurum Kongresinin yıl dönümünde, Erzurum Kongresinin yapıldığı salonda, bu milletin egemenlik haklarını Avrupa Birliğine teslim eden uyum yasalarının altına törenle imza attınız. Niye? Yani 23 Temmuzda olacağına 25 Temmuzda olsaydı, Erzurum Kongresinin salonunda olacağına Ankara’da bu Bakanlar Kurulu toplantısı yapılmış olsaydı neyi eksik kalacaktı? Kime meydan okuyorsunuz değerli arkadaşlar, kime meydan okuyorsunuz? Birileri diyor ki: “Siz cumhuriyetle dövüşüyorsunuz.” Bir rövanş psikolojisiyle bu cumhuriyetin değerlerine, kutsallarına, önemli günlerine karşı anlamsız bir direnç, anlamsız bir inat ortaya koyuyorsunuz. Bunun size de faydası yok, ülkemize de faydası yok. Ne gereği var bu tartışmanın şimdi? Ya açık yüreklilikle ifade ediyoruz, muhalefet partisi sözcüsü olarak değil, ortak sorumluluk taşıyan bir insan olarak sizin için de önemli olduğunu çok ifade ettiğiniz, bizim için de önemli gördüğümüz bu “açılım” dediğiniz hadise ister “demokratikleşme” deyiniz, isterse “millî birlik, kardeşlik projesi” deyiniz ama ülkemizi geren, ülkemizde tarafların oluşmasına, bize göre ayrışmaya sebep olan bu önemli konunun 10 Kasımda tartışılmasının, 10 Kasımda bu Meclise getirilmesinin sebebi ne arkadaşlar? Keyfekeder mi? Biz yaptık oldu övüncünü duymak için mi? Neyinizi tatmin ediyorsunuz Allah aşkına? Ne olur 11 Kasımda yapsak, bugün normal gündemimizi görüşsek, bu Meclis gene çalışsa? Bugün bayraklar yarıya indi. Birileri diyor ki: ”Bir başka bayrağı yükseltirken…

FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) – Başka bayrak mı var?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - …Türk Bayrağı’nı yarıya indirenler bunun bayramını kutluyorlar.” Doğru mu?

TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) – Yanlış!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Evet ama Habur’da, Silopi’de başka bayraklar kaldırılmasına sebep olan bu açılım meselesini, bugün Türk bayraklarının yarıya indirildiği gün bu Meclise getirmek gaflet ötesi bir durumdur arkadaşlar, gaflet ötesi bir durumdur. (MHP sıralarından alkışlar) Vazgeçin bu inattan, vazgeçin bu inatlaşmadan. Muhalefetle akıl yarışı yaparak sayısal çoğunluğunuzun üstünlüğü ile muhalefetten gelen her talebi reddederek siyaset yapmış olmazsınız, güçlü olduğunuzu ifade etmiş olmazsınız. Burada hep beraber sahiplendiğimiz Büyük Atatürk’ün ölümünün yıl dönümünde bu tür konuşmalara, bu tür nitelemelere, suçlamalara sebep olmak size bir şey kazandırmaz ama diyorsanız ki “Gerginlikten biz siyasi rant elde ediyoruz. Türkiye sürekli gerginlik içerisinde, tartışma içerisinde, hatta en kutsal değerler üzerinden ayrışma içerisinde, cepheleşme içerisinde olsun…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şandır, süreniz doldu. Sözlerinizi tamamlayabilmeniz için size bir dakika ek süre vereceğim.

Buyurun, lütfen tamamlayınız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Bu tavrınızın yanlış olduğunu tekrar ifade ediyorum. Tüm sözlerimi geri alırım. Bu genel görüşmenin ön görüşmesinin bugün yapılmasından vazgeçiniz. Yarın yapalım, cuma günü çalışalım, cumartesi çalışalım, pazar çalışalım ama bugün 10 Kasım. Bize göre cumhuriyetin temellerinin tartışılmasına sebep teşkil edecek görüşmelerin, konuşmaların yapılacağı bugün, bu konuda bugün bu tartışmayı açmayalım.

Bir başka şey daha söylemek durumundayım: Sayın Meclis Başkanımızın tavrını da tartışmaya açıyorum. Bu tür önemli konularda Meclis Başkanlığımız inisiyatif koymak durumundadır. (MHP sıralarından “Koydu, koydu!” sesleri)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kürsüde yer alarak taraf oldu.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu Meclisin Başkanı olarak, bu Meclisin hükmi şahsiyetini, bu Meclisin kuruluş felsefesini savunmak, hepimiz adına, bu millet adına öncelikle Meclis Başkanımıza düşer.

Israrla istirham ediyoruz: “Bunu geri çekin.” diye Sayın Meclis Başkanımızın, İç Tüzük…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, söz konusu siz olunca bir dakika daha verir misiniz?

BAŞKAN – Sayın Şandır, süreniz doldu. Sadece tamamlamanız için mikrofonu bir kez daha açıyorum.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum.

Ama bunu da konuşmamız lazım arkadaşlar. Yani Meclis Başkanlığı gruplardan gelen taleplerin sevk makamı olmamalı. Bu Meclisin kuruluş felsefesinin, hükmi şahsiyetinin, teamüllerinin, İç Tüzük dışı kurallarının savunucusu, takipçisi olmak mecburiyetinde. Biz, Sayın Mehmet Ali Şahin’den, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak özellikle bunu istirham ediyoruz, yoksa iktidar partisinin sayısal çoğunluğu kendilerine zaten yetiyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Milletin çoğunluğu, milletin…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, tekrar ifade ediyorum: Tüm sözlerimi geri almaya hazırım, kaldı ki, siz bu görüşmenin ön görüşmesini bugün yapmaktan vazgeçiniz, yoksa sizi çok daha ağır sözlerle itham etmeye devam edeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şandır, çok teşekkür ederim.

İsmimden de bahsederek, inisiyatif almam bu süreçte gerekirdi değerlendirmesinde bulundunuz. Benim şu anda yürütmekte olduğum görev, tarafsız olmamı gerektiren bir görevdir.

ŞENOL BAL (İzmir) – Olun o zaman!

BAŞKAN – Danışma Kurulu toplantılarına, bilindiği gibi, siz de iştirak ediyorsunuz, ben Başkanlık ediyorum. Bu öneriler oraya geldi. Ben gruplarımız arasında bu konuda bir mutabakat sağlanması konusunda -Sayın Vural katılmıştı o toplantıya, siz yoktunuz- gayret ettim ancak bir mutabakat sağlanamadı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İnisiyatiften bahsediyor Sayın Başkan!

BAŞKAN – Buraya grup önerileri geldi ve Genel Kurul bir karar verdi. Bugün görüşülmesi kararı verdi.

Şimdi, Meclis Başkanı olarak, Başkanlık Divanı olarak, bu Genel Kurulun vermiş olduğu karar gereği bugün bunları görüşmenin dışında bizim başka alternatifimiz olabilir mi? Yani, ben, Meclisin vermiş olduğu kararın üstünde onu değiştirecek bir yetkiye sahip miyim?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, biz, sizden, Sayın Başbakanla görüşmenizi bekledik. Yani bu işin bugün görüşülme kararını Sayın Başbakan verdiyse, Meclis Başkanı olarak bu oluşan hassasiyeti Sayın Başbakana ifade edebilirdiniz.

BAŞKAN – Ben bugün genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin yapılacağı kararını bu Genel Kurul verdi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, bugün yeni bir talep var.

BAŞKAN – Bu Genel Kurulun vermiş olduğu karar gereğince bunları görüşüyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Biz beklentimizi ifade ettik.

BAŞKAN – Efendim, ismimden bahsettiniz, ben de bu konudaki düşüncelerimi çok samimi olarak sizlerle paylaşma ihtiyacını duydum.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde Kahramanmaraş Milletvekili arkadaşımız Sayın Avni Doğan.

Buyurun Sayın Doğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun verdiği Danışma Kurulu önerisinin aleyhine söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan hepinize saygılar sunarım.

Danışma Kurulu önerileri, İç Tüzük’e göre Meclisin gündemini belirlemek, acil konuları gerekirse öne almak amacıyla yapılan bir Meclis çalışma sistemi. Hep de böyle olmuştur bugüne kadar ama şu yakın zamanda benim gördüğüm -bu, tutanaklara geçsin diye söylüyorum- bu konu bir engelleme vasıtası olarak kullanılmaya başlanmıştır. Üç muhalefet grubu, Mecliste görüşülmesi gereken konular görüşülmesin diye gereksiz yere Danışma Kurulu önerileri vererek bir engelleme yapmaktadırlar.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bizim önerilerimiz ne zaman gereksiz oldu?

ŞENOL BAL (İzmir) – Bu rutin bir konu mu?

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Elbette ki demokrat bir insan olarak, muhalefetin her türlü demokratik kurallar içerisinde yapacağı engellemeye biz saygı duyarız ancak mutlaka demokratik kurallara, İç Tüzük’ün amacına da uygun olması gerekir. Bu Mecliste en ağır muhalefeti biz yaptık ama hep İç Tüzük içerisinde yaptık geçmişte.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – İç Tüzük dışı mı bunlar?

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, bugünkü iki Danışma Kurulu önerisi niye veriliyor?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – İç Tüzük’e aykırı bir şey mi Sayın Başkan?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e aykırı bir talep mi var?

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen. Siz de çıkacaksınız biraz sonra düşüncelerinizi Genel Kurulla paylaşacaksınız. Dinleyin sabırla.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Önerilerimizi gereksiz olarak tanımladı, onu düzeltsin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Hükûmet, bir genel görüşme istiyor. Diyor ki…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne zamandır muhalefetin önerileri gereksiz oldu? Bunu düzeltin lütfen! Bunu düzeltin lütfen!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – “Ben bir proje getirdim. Ben ‘Millî Birlik ve Bütünlük Projesi’ adında bir proje getirdim, bunu görüşelim.” diyor Hükûmet.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bunu düzeltin.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – “Ben bir barış projesi getirdim.” diyor Hükûmet. “Bunu görüşelim” diyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Muhalefetin önerisi ne zaman gereksiz oldu? Bunu düzeltin.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – “Ben demokratik açılım projesi getirdim.” diyor Hükûmet. “Bunu görüşelim.” diyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yarın görüşelim, yarın.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Victor Hugo’nun bir sözü var değerli arkadaşlar. Victor Hugo der ki: “Ağlama.”

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sen başkasına söyle onu.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Victor Hugo der ki: ”Gülme.” Victor Hugo der ki: “Bağırma. Dinle ve anla.” Dinleyin ve anlayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Düzeltin, bu tabiri düzeltin.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Hükûmet “Bir Millî Birlik Projesi getirdim.” diyor.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Açıkla da anlayalım. Açıkla, neyi söylüyorsun, neyi söylemek istiyorsun açıkla, ona göre anlayalım.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Muhalefet diyor ki: “Bugün barış günüdür, bugün yas günüdür.” Hayır, bugün yas günü falan değil.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Milletin yas günü, millete saygı duyun. Saygısız adam!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Hem “Atatürk ölmedi, kalbimizde yaşıyor.” diyeceksiniz hem de “Yas günü” diyeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Bugün Atatürk’ü anma günü.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Atatürk’ü böyle mi anıyorsunuz!

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Açıkla da anlayalım. Açıkla da anlayalım.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Bugün, ömrünü bu ülkenin millî birliğine, millî bütünlüğüne, barışına vermiş bir lideri anma günü.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Hayal görme, palavra kesme!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Eğer bu projenin adı “Millî Birlik Projesi”yse bugün görüşülmeyecek de ne zaman görüşülecek? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu projenin adı öyle değil.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Eğer bir konu yanlışsa bugün görüşülmesi de yanlış, yarın görüşülmesi de yanlış.

ŞENOL BAL (İzmir) – Özellikle mi getirdiniz?

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Bu “istemezük” siyaseti yeniçeriden bu yana geliyor arkadaşlar. Aslında bunları konuşmayacaktım. Boğaz Köprüsü yapılıyor: “İstemezük.” (CHP ve MHP sıralarından “Ne alakası var?” sesleri) Keban yapılıyor: “İstemezük.” Annan Planı oylanıyor: “İstemezük.” Siz istemiyorsunuz ama oradaki Türkler istiyor, siz istemiyorsunuz ama Rumlar da istemiyor sizinle birlikte. Mecbur musunuz onlarla birlikte düşünmeye?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne alakası var?

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Artık Türkiye kabına sığmıyor, artık Türkiye dışarıya taşıyor, artık Türkiye büyük bir ülke olmak istiyor.

ŞENOL BAL (İzmir) – Atatürk “Teslim olma.” diyor.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – İç barışını sağlamak zorunda değerli arkadaşlar, iç huzurunu sağlamak zorunda.

Atatürkçülük yas tutmak falan değildir.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Teröristleri affederek mi?

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Atatürkçülük bir paradigmanın arkasına sığınıp çözümsüzlüğü desteklemek değildir.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Demokratik açılımı anlatsana. Demokratik açılım neymiş, bilmek hakkımız.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Atatürkçülük, bu ülke medeniyete doğru yürüsün diye yol yapmaktır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Demokratik açılımı anlatsana? Demokratik açılım neymiş, anlatsana.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Atatürkçülük, Türk milletinin iyi eğitim almasını, iyi sağlık imkânı almasını sağlamaktır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Atatürkçülük bölmek değildir! Atatürkçülük ayrımcılık yapmak değildir!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Atatürkçülük enflasyonu düşürmektir.

ŞENOL BAL (İzmir) – Yakışmıyor ağzınıza!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Atatürkçülük teröristi dağdan indirmektir. Tamam mı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

ŞENOL BAL (İzmir) – Atatürkçülük teslim olmak değildir!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Atatürkçülük yıkmak değildir!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Atatürkçülük yolsuz köylere yol yapmaktır, susuz köylere su getirmektir.

Biliyoruz, bu ülkede iki tür siyaset yapılıyor…

ŞENOL BAL (İzmir) – Teröristle anlaşmak değildir Atatürkçülük!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Biri istikrarı arayanların siyaseti, biri “Kurt buhranlı havayı sever.” misali kaos siyaseti yapanların siyaseti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Ama istikrar kazanacaktır, mutlaka istikrar kazanacaktır. Gerçeklerin bir kötü huyu var, sonunda anlaşılır. Gerçeklerin böyle bir kötü huyu var, sonunda mutlaka anlaşılır.

Değerli arkadaşlar, Atatürkçülük çözümsüzlüğü besleyen paradigmaları ortadan kaldırmaktır...

GÜROL ERGİN (Muğla) – Atatürkçülük PKK hamiliği yapmak değildir!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Çözümsüzlük, âdeta bir terör bataklığı hâline gelmiş mevzuatı ortadan kaldırmaktır.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Türk milletinin onuruyla oynamak değildir?

AVNİ DOĞAN (Devamla) – AK PARTİ bunu yapmaya çalışıyor.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Türk milletine saygısızlık yaparak değil ama!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Sizin karşı olmadığınız nedir ki? Siz “istemezük”ten başka ne bilirsiniz ki? Yapmadınız, yaptırmadınız şimdiye kadar, yapılmasına engel oldunuz. Darbeleri alkışladınız. (CHP sıralarından gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, darbeyi kim alkışlamış, onu söylesin.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Bununla kimse bir yere varamaz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Darbeyi kim alkışlamış? Sataşma var.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, insanlık ilk insandan bu yana hep ileriye yürümüştür...

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Palavra anlatma, otur yerine!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Yontma taştan füzeye hep birtakım kalıpları, birtakım paradigmaları yıka yıka gelmiştir bugüne.

ŞENOL BAL (İzmir) – Demokrasi düşmanları!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Demokrasiye ulaşmak, istikrara ulaşmak, uygarlığa ulaşmak için siyasal dogmaların insan iradesi karşısında çaresiz kaldığına tanık olmuştur insanlık bugüne kadar.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Git de Maraş’ta anlat bunları, Maraş’ta!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Biz de Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak işte bu zemini sağlam tutmak istiyoruz. Zira insanlığın gittiği yöne, zamanın ruhuna engel olmak kimsenin yapabileceği bir iş değildir. Buna kimse engel olamaz.

ŞENOL BAL (İzmir) – ABD’nin isteğine göre yapıyorsunuz.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Hükûmetler gider, hükûmetler gelir; siyasi partiler gider, siyasi partiler gelir; demokratlar gelir, diktatörler geçer ama insanlık gideceği yöne mutlaka gider...

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – İhanetçiler de gidecek bir gün! Tarihin kirli sayfalarına, tarihin çöplüğüne gidecek bir gün!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – …Türkiye de o yöne gidiyor işte. Buna kimse engel olamaz. Bunlara engel koyduğunu zannedenler, sadece kendine engel koyar. Bize şunu söylüyorsunuz: “Kime meydan okuyorsunuz?” Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet, kime?

AVNİ DOĞAN (Devamla) – CHP’nin ağzı size yakışmıyor, onu söyleyeyim. (CHP sıralarından gürültüler, AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜROL ERGİN (Muğla) – Tahrikçilik yapma! Sen terbiyesizlik yapma! Sen o pis ağzına CHP’yi alma! O ağzına CHP yakışmaz!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Biz kimseye meydan okumuyoruz, biz meydan okuyorsak Türkiye’deki karanlığa meydan okuyoruz... (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye’deki teröre meydan okuyoruz, Türkiye’deki yokluğa, enflasyona, ağır faize meydan okuyoruz ve bu savaşı da kazandık. Farkında değil misiniz? Bu ülkede bir başka bayrağın yükseldiğinden söz etmek yanlıştır… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Olmadı mı! 

AVNİ DOĞAN (Devamla) – …gaflettir, bu ülkede bu topraklarda bir tek bayrak yükselir, o da ay-yıldızlı al bayraktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunun aksini düşünmek, gaflettir, dalalettir. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – İnkâr mı ediyorsunuz?

GÜROL ERGİN (Muğla) – O al bayrağı buraya sokmadınız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hangi bayrak?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – İnkâr mı ediyorsun Avni Bey, inkâr mı ediyorsunuz!..

CANAN ARITMAN (İzmir) – PKK bayrağı!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, böyle aziz bir günü istismar etmek yanlıştır. Bu ülkede din istismarı vardır, bu ülkede millî değerlerin istismarı vardır, ama maalesef bu ülkede en fazla yapılan şey de bu ülkenin kurucusu, bu cumhuriyetin kurucusu Aziz Atatürk’ün istismarıdır. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, lütfen…

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Bu yanlıştır. Bu yanlışı da millet hiçbir zaman affetmemiştir, hiçbir zaman affetmeyecektir.

Arkadaşlar, Victor Hugo’nun sözünü tekrarlıyorum… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Victor Hugo “Bağırma” diyor.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – “Bağırmayın, dinleyin, anlayın.” Anlarsanız belki katkıda bulunursunuz. Anlarsanız karşı çıktığınız şeye gerçekten doğru olarak karşı çıkarsınız. Anlarsanız, burada söylediğiniz sözlerin bir anlamı olur. Erzurum Kongresinin yapıldığı salondan lüzumsuz yere bahsetmezsiniz, yeter ki anlayın. Sizin probleminiz dinlememektir. Sizin probleminiz istemezükçülüktür, sizin probleminiz anlamamaya çalışmaktır. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM VARLI (Adana) - Senin problemin tetikçilik yapmak, tetikçilik!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri…

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Doğru şeyler söyle de anlayalım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen köle ruhlu bir adamsın, vicdanın, hepsi esaret altında, beynin…

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Bu ülkede kadim zamandan beri tetikçiliği kimin yaptığını bu millet bilir.

MUHARREM VARLI (Adana) – Belli belli, görüyoruz burada.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Meclis de esaret altında.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Tamam mı? Kimin tetikçilik yaptığını, kimin mafyaya hizmet ettiğini, kimin darbelerle, darbecilerle kol kola yürüdüğünü herkes bilir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu duygu ve düşünceler içerisinde MHP’nin Danışma Kurulunun aleyhine oy vereceğimi bildiriyor, hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Doğan, teşekkür ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yazıklar olsun!

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Öğren de gel, öğren de! Yirmi sene vekillik yapmışsın ama boşuna, haybeye yapmışsın. Danışma Kurulu önerisi değil o.

BAŞKAN – Sayın Anadol, bir şey mi söyleyeceksiniz?

Buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkanım, Sayın Konuşmacı konuşmasında “Darbecilere alkış tuttunuz.” diyerek… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Şimdi değerli arkadaşlarım, bakın, grup başkan vekillerinizi duyamıyorum, gürültü çıkarıyorsunuz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Oradan anlatsınlar, Başkan…

BAŞKAN – Sayın Anadol, lütfen tekrar eder misiniz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Konuşmacı “Darbecilere alkış tuttunuz.” diyerek ve bu sözü birkaç defa tekrarlayarak açık sataşmada bulunmuştur.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Size söylemedi ki… Size söylemedi…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bize söylemediyse çıksın, “Cumhuriyet Halk Partisine söylemedim.” diye söz istesin.

AHMET YENİ (Samsun) – Siz de karşı olduğunuzu söyleyin.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kime söyledi? Darbelere kim alkış tuttu, kim?

BAŞKAN – Evet, Sayın Doğan, neredesiniz efendim? O ifadeyi kullandınız. “Darbecileri alkışladınız.” ifadesinin muhatabı kimdir? Kimi kastettiniz efendim?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kime söyledi o lafı, açıklasın.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, MHP Grubu önerisi üzerinde yaptığı konuşmadaki bazı sözlerinin yanlış anlaşıldığına ilişkin açıklaması

 

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Evet, tabii, bu ülkede, ben bunu konuşurken, bir kere, bir siyasi parti grubunu kastetmedim, özellikle MHP’yi hiç kastetmedim, bunu söyleyeyim.

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Kimi kastettin o zaman?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Kimi kastettin? Kimdi o?

BAŞKAN – Sayın Anadol, herhangi bir siyasi…

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Yani Milliyetçi Hareket Partisini özellikle kastetmediğimi buradan söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Anadol, sizi kastettiğini söyleseydi size söz verecektim.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlar tarafından bu tür bir yanlış anlaşılma beni üzer.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yanlış anlaşılma yok.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Yani bir siyasi parti grubunu da ayrıca kastetmedim.

MUHARREM VARLI (Adana) - Sen hiç üzmezsin bizi çünkü sen tetikçisin.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Ama bu ülkede e-muhtırayı alkışlayanlar olduğu kesin. Bu ülkede 28 Şubatı alkışlayanlar olduğu kesin.          28 Şubatçılarla birlikte hükûmet kuran insanlar olduğu kesin… (CHP sıralarından “Yeter” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Peki, Sayın Doğan…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Kim onlar?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kimi kastettiğini söylesin!

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – … bu iktidarda 60 darbesini alkışlayanlar olduğu kesin. Onları kastettim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Doğan, teşekkür ederim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Niye söz veriyorsunuz Sayın Başkan! Kim onlar?

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye…

Sayın Anadol, sizi kastetmediğini ifade ettiler.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Kimi?

BAŞKAN – Bir saniye…

Sizi kastetmediğini ifade ettiler.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Kimi kastetti Sayın Başkan?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Cumhuriyet Halk Partisini kastetmedim demedi. Söylesin...

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Açıkça “grupları kastetmedim” dedi.

BAŞKAN – “Herhangi bir parti grubunu kastetmedim” dediler.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - “Gruplar”la olmaz!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü geri alsın!

BAŞKAN - Yetmez mi efendim bu? Yetmez mi?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Cumhuriyet Halk Partisini kastetmedim demedi. Ağır bir suçlamadır bu.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Söyledi ya! “Kastetmiyorum” dedi.

MUHARREM VARLI (Adana) – Gülme, gülme! Sözünün arkasında ol!

BAŞKAN – Sayın Doğan, Cumhuriyet Halk Partisini kastederek söylemediğinizi ifade ettiniz değil mi biraz önce? (CHP ve MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü geri alsın! Özür dilesin!

BAŞKAN - Evet efendim, sizi kastetmediğini söylüyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Grubumuza…

BAŞKAN - Sayın Anadol, sizi kastetmediğini ifade ediyor. Ben duydum. Sizin grubunuzu kastetmediğini ifade ediyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – O zaman, kendi grubu için… Kendi grubunu kastetmiş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çıkıp söylesin…

BAŞKAN – Söyledi efendim.

GÜROL ERGİN (Muğla) – AKP’yi mi kastetmiş Sayın Başkan! Öyle şey olur mu?

BAŞKAN – Sayın Şandır, buyurun.

ŞENOL BAL (İzmir) – Kimi kastettiğini söylesin!

KADİR URAL (Mersin) – O zaman sizi kastetti Sayın Başkan.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, oturur musunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, bakın, söz isteyen arkadaşlarımızı duyamıyorum. Lütfen, sakin olalım.

KADİR URAL (Mersin) - Meclis Başkanı… Büyük ihtimalle sizi kastetti. (MHP sıralarından alkışlar, gülüşmeler)

Kimi kastettiğini söyle lan!

BAŞKAN – Benim, böyle bir alınganlığım yoktur.

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, konuşmacı soy ismimi de ifade ederek, burada bize dönüp “Siz” diyerek bazı ifadelerde bulundu. Bunların üzerinde söz istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Özür dilesin!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tutanaklar gelsin.

BAŞKAN – Evet, Sayın Doğan, konuşması esnasında “Cumhuriyet Halk Parti ağzı size yakışmıyor” ifadesini kullandı. (MHP sıralarından gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Zaten, bu, yeteri derecede sataşmadır.

BAŞKAN – Sayın Anadol, lütfen, oturun.

Sayın Şandır, yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek şekilde, size, üç dakika içerisinde diyeceklerinizi ifade etmek için söz veriyorum.

Buyurun.

 

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu önerisi üzerinde konuşan Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, şahsına ve grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kastetmek istediğim husus buydu.

Sayın Hatibin söylediklerini öncelikle bütünüyle kendisine ve grubuna iade ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

KADİR URAL (Mersin) – Gülme!

MUHARREM VARLI (Adana) – Gülme, gülme! Sözünün arkasında ol, gülme!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Allah aşkına, alkışlayan sizsiniz, Hatibi ayıplayacağınıza alkışlayan sizsiniz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Söylemediğini ifade etti, Sayın Şandır. Söylemediğini ifade etti, daha ne diyorsun?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Söylediği şey şu: “Tetikçi” diyor. Böyle dönüp “Tetikçi” diyor. Kendisi, Victor Hugo’nun ağzıyla konuşarak bizi CHP’nin ağzıyla konuşmakla suçlamak haddi değil, haddi değil.

Sayın Avni Doğan, senin geçmişini de biliyoruz biz. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Geçmişini satarak yeni sahiplerine yaltaklanmaya ihtiyacın olmasa gerek. (MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ortalıkta dolaşamazsın sen. Utanç içinde dolaşacaksın. Yazıklar olsun!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Şandır, yeni bir sataşmaya lütfen mahal vermeyelim. Siz, o konuyla ilgili lütfen açıklamanızı yapın. (MHP sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ama söyledi.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Ne biliyorsan söyle.

MUHARREM VARLI (Adana) – Otur Yerine!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, Sayın Hatip, burada tetikçiliği yapmakla suçladığı kişinin veya grubun kim olduğunu açıklamak mecburiyetinde. Bunu siz açıklatmak durumundasınız. Kim bu tetikçi? Bunu bilmek mecburiyetindeyiz. Türkiye Büyük Millet Meclisinde tetikçi olan kim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Çıksın, özür dilesin Meclisten.

ŞENOL BAL (İzmir) – Çıksın, özür dilesin.

OKTAY VURAL (İzmir) – 28 Şubatta partilerini bırakıp kaçanlar…

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Mecliste tetikçi olmaz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bir başka husus: Bir siyasi grubu, bir başka siyasi grubun ağzıyla konuşmakla suçlamak ne kadar nezaketli bir hadisedir? Bir yandan Victor Hugo’dan söz edecek, bir yandan da -hiç haddi olmadığı hâlde- bir başka grubu itham ederken bizi de onun ağzıyla konuşmakla suçlayacak. Böyle bir şeyi kabul edebilir miyiz? Bunu kabul ederek bu Mecliste müzakereyi nasıl yapabiliriz? Nasıl bir arada otururuz?

İtiraz ettiğim husus şu: Burada yanlış konuşmalar olur ama yanlış konuşmaların alkışlanmasını kabul edemeyiz değerli arkadaşlar. Asla kastım size hakaret etmek değil ama yadırgadığımı da ifade ediyorum. Biri yanlış söylüyor, siz de alkışlıyorsunuz; böyle bir şey olur mu? Sayın Meclis… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Size ne efendim!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Evet, bize neyse…

Sayın Başkan, bize neyse biz de gereken cevabı veririz.

Tekrar ediyorum: Tetikçi kim, bunu burada açıklayacak…

OKTAY VURAL (İzmir) – MHP Grubundan özür dilesin.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Talimatname yollasaydın buraya!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …ya da özür dileyecek. Bunun yolu budur.

Dolayısıyla Sayın Başkan, tekrar hatırlatıyorum: Bu günde, bu önemli ve özel günde, Atatürk’ü de Atatürkçülüğü de kullanarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum ama buna müsaade edilmemesi gerekir. Müsaade edildiği takdirde burada müzakere yapamayız efendim. Bunu da arz etmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan “CHP ağzıyla konuşmak”la suçladı MHP’yi. Bu, açık sataşma sebebidir. “CHP ağzıyla konuşmak” asla hakarete yol açacak bir olay değildir. Cumhuriyet Halk Partisine açıkça sataşıyor. Söz istiyorum.

ŞENOL BAL (İzmir) – Ne demek bu? Ne varmış ağzınızda?

BAŞKAN – Sayın Anadol, size de yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek şekilde konuşmak üzere üç dakikalık süre veriyorum. Siz tecrübeli bir arkadaşımızsınız, tansiyonu yükseltmeyeceğinizi biliyorum.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, MHP Grubu önerisi üzerinde konuşan Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, fazla vaktinizi işgal etmeyeceğim.

Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri, burada, iktidar ve muhalefet partileri olarak görev yapıyoruz. Şimdi burada, hem muhalefetin toplantıyı germemesi, bu oturumda olay çıkartmaması gibi, Meclis çalışmaya başlamadan evvel grup başkan vekilleri televizyon ekranına çıkacaklar, ondan sonra da birisi çıkacak…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tetikçilik yapacak!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – …Kuvayımilliye’yi örgütlemiş, Türkiye’yi bağımsızlığına kavuşturmuş, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş Cumhuriyet Halk Partisine, şerefli Cumhuriyet Halk Partisine dil uzatmak cüretinde bulunacak. Böyle bir şey olamaz arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, evvela şunu söyleyeyim: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu içinde darbecileri alkışlayan şeref yoksunu bir tek milletvekili yoktur arkadaşlar! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Söyleyeyim. Bu bir.

Daha bir hafta geçti. Demokratik Toplum Partisi bir grup önerisi getirdi. Neydi o? Darbecilerle ilgili komisyon kurulsun, araştırma komisyonu kurulsun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aleyhte oy verdiler.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Çıktınız, bu kürsüden karşı laflar ettiniz, aleyhte oy kullandınız. Cumhuriyet Halk Partisi önergenin lehine oy kullandı. Daha bir hafta geçti! Daha bir hafta geçti! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ATİLA EMEK (Antalya) – Darbecileri alkışlayan AKP’dir.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Darbecilere diyet borcunuz var.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Son olarak şunu söylüyorum: Darbeci yaşıyor! Darbeci yaşıyor, 12 Eylül darbesini yapan kişi ve kişiler.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Ya, diyet borcu bu, diyet borcu!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Dedik ki: “Darbeciler yargılanacaksa önce onlar yargılansın. Anayasa’nın geçici maddeleri kaldırılsın.” Sayın Başbakan dedi ki: ”Eğer bu bir sulu şaka değilse hemen ‘evet’ diyeceğiz.” (CHP sıralarından “Ne oldu?” sesleri) CHP Grup Başkan Vekilleri geldiler, size öneriyi sundular. “Yetkili kurullarımız inceleyecek.” dediniz, hâlâ cevap vermediniz. Hadi canım sen de! Hadi canım sen de! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AKP sıralarından gürültüler)

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Anadol, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun vermiş olduğu öneri üzerinde görüşmelere devam ediyoruz. Şimdi, önerinin lehinde söz isteyen…

ŞENOL BAL (İzmir) – Özür dilesin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, “tetikçi”yi açıklayacak. Sayın Başkanım… (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, Milliyetçi Hareket Partisini “CHP ağzıyla konuşuyor.” diye suçlamıştır. Milliyetçi Hareket Partisinden özür dilemeye, gruptan özür dilemeye davet etmeniz gerekiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bizim kendi ağzımız yok mu?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Böyle olmaz Sayın Vural, bir talimatname yazın da imzalayalım!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tetikçiyi açıklaması lazım.

MUHARREM VARLI (Adana) – Yanına mı kalacak Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Vural…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, konuşmasını yaptı.

BAŞKAN – Sayın Vural, biraz önce konuşan hatibin -Sayın Doğan’ın- konuşmasına atıfta bulunarak sataşma talebiyle söz istediniz, ben de Sayın Şandır’a söz verdim. O da çıktı kürsüye, düşüncelerini ifade etti, cevabını verdi. Başka ne istiyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, böyle bir şeyin tutanaklarda yer almasını nasıl hazmedebilirsiniz bir Meclis Başkanı olarak? İstirham ediyorum! Lütfen!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tetikçi kim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Talebiniz nedir efendim? Talebiniz nedir?

OKTAY VURAL (İzmir) – Lütfen çağrıda bulununuz, sözünü geri almıyorsa tutanaklara girsin! Çağırınız lütfen!

BAŞKAN – Şimdi biz grup önerisi üzerinde görüşmelerimize devam etmek durumundayız.

Hakkı Suha Okay, Ankara Milletvekili…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, taraflı yönetiyorsunuz!

BAŞKAN - …Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili önerinin lehinde konuşacaklar.

Buyurun… Buyurun… (MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani o sözler kalacak mı tutanaklarda efendim?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Gelecek ve özür dileyecek!

BAŞKAN – Sayın Şandır, gelir misiniz bir dakika.

Efendim, ben size söz vermedim mi?

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Konuştun, daha ne konuşacaksın ya?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, tavrınızla ilgili İç Tüzük 63’e göre usul tartışması açıyorum. Takdir hakkınız yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ikaz etmeniz gerekiyordu!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tetikçiyi ifade edecek, kim tetikçi?

BAŞKAN – Sayın Şandır, siz sataşma nedeniyle söz istediniz, verdim mi? Verdim, konuştunuz. Daha ne istiyorsunuz?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ben beklentimizi ifade ettim. Grubum adına, Sayın Hatibin özür dilemesini, sözünü geri almasını talep ediyorum. Bunu temin etme görevlisi ve sorumlusu sizsiniz. Olmayacaksa, nasıl müzakere yapacağız?

BAŞKAN – Sizin böyle bir talebiniz olmadı.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Oldu efendim veya şimdi oluyor.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Şandır, tutanakları getirteceğim. Sayın Okay konuşmasını yapsın… (MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, bakın, arkadaşımız…

BAŞKAN – Sayın Okay konuşmasını yapsın, değerlendireceğim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır efendim, hayır…

BAŞKAN – Sayın Şandır, talebinizi değerlendirmeye çalışacağım, tutanakları isteyeyim. (MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, bu sıra kapaklarına vurmak suretiyle ne yapmak istiyorsunuz Allah aşkına?

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Özür dileyecek!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Özür dileyeceksin! Çıkacaksın ve özür dileyeceksin!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, arkadaş çok açık ifade etti, burada herkes duydu. Arkadaş, bize dönerek, tetikçilikle suçladı.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Sözünü geri alacak! Sözünü geri alsın!

BAŞKAN – Bakın, orada elektronik cihazlar var. Bakın, o elektronik cihazlar bozulabilir. Lütfen… Lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, arkadaş “tetikçi” lafını geri alacak, “CHP ağzıyla konuşuyor” ithamını geri alacak. Almadığı takdirde neyi müzakere edeceğiz?

RECEP TANER (Aydın) – Meclisi idare edemiyorsun!

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, geldi, bak.

BAŞKAN – Avni Bey, buyurun.

Sayın Doğan, niçin söz istediniz efendim?

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, ben herhangi bir partiye “tetikçi” demedim.

BAŞKAN – Sözlerinize açıklık mı getirmek istiyorsunuz efendim? Tavzih etmek mi istiyorsunuz?

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, MHP Grubu önerisi üzerinde yaptığı konuşmadaki bazı sözlerinin yanlış anlaşıldığına ilişkin açıklaması

 

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii biz, konuşulurken sükûnet içerisinde dinliyoruz ama arkadaşlarım beni konuşturmak istemedi. Burada hatip yanlış şeyler de konuşabilir. (MHP sıralarından gürültüler) Birilerinin işine gelmeyen şeyler de konuşulabilir ama sükûnet içerisinde dinlenmesi lazım. Ben konuşurken grupların birinden -çünkü konuşuyorum, hangisinden olduğunu bilmiyorum, tutanaklara bakın Sayın Başkan- ısrarla “Sen tetikçilik yapıyorsun! Sen tetikçilik yapıyorsun!” diye bağırdılar.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır…

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Tutanaklara bak.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır… Hayır…

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Sayın Şandır, tutanaklara bak.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır Avni Bey, hayır.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Ben Milliyetçi Hareket Partisini incitmek istemem.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır Avni Bey…

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Tutanaklara bakın Sayın Şandır.

Ben de -hangi gruptan geldiğini de bilmiyorum- şunu söyledim: “Tetikçilik kimin yaptığını bu millet biliyor.” dedim.  Benim ağzımdan MHP lafı mı çıktı? CHP lafı mı çıktı? Herhangi bir lafı mı çıktı? Niye üstünüze alıyorsunuz anlamıyorum. Bunu üstünüze almamanız gerek arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KADİR URAL (Mersin) – Meclis Başkanına mı söylediniz “Tetikçi” diye?

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Hayır, hayır, hayır…

KADİR URAL (Mersin) –  Kime söylediğini söyle!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Bana, bana “Tetikçi” diye bağırana “Bu millet kimin tetikçi olduğunu biliyor.” dedim. 

KADİR URAL (Mersin) –  Kime söylediğini söyle!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Şimdi Sayın Şandır: “Senin geçmişini biliyoruz.” dedi. Arkadaşlar, benim onurlu bir geçmişim var.

MUHARREM VARLI (Adana) – Belli… Belli… Belli…

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Kim benim geçmişim hakkında lekeli bir şey biliyorsa da çıksın açıklasın.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Başkan, özür dilesin bitirsin, uzatmasın.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Bu ülkenin anlı ak, geçmişi temiz insanlarından biriyim, tertemiz insanlarından biriyim.

Saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Özür dilemedi ki! Özür dilemedi!

BAŞKAN – Avni Bey, bir saniye…

“Milliyetçi Hareket Partisine, Cumhuriyet Halk Partisi ağzıyla konuşmak yakışmıyor.” sözü sebebiyle arkadaşlarımızın bir itirazları var. Onunla ilgili arkadaşlarımızı rahatlatacak bir ifadede bulunur musunuz lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Herkes kendi ağzıyla konuşsun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Esas ağzı olan konuşuyor da ondan çıkıyor sorun Başkan.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Sayın Başkanım…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ağzı olan konuşuyor.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Ben, birazcık, bugünkü Milliyetçi Hareket Partisinin üslubunu CHP’ye benzettim, benzetemez miyim yani? Böyle bir hakkım yok mu benim?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Böyle bir hakkın yok!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Yani, bizi bu kadar sınırlayamazsınız arkadaşlar.

MUHARREM VARLI (Adana) – Yazıklar olsun sana, yazıklar olsun!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Bir milletin vekilini bu kadar sınırlayamazsınız. Siz bizi kimlere benzetiyorsunuz, biz bir şey diyor muyuz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Biz, sizin geçmişinizi tartışamaz mıyız?

BAŞKAN – Peki, Sayın Doğan, teşekkür ederim.

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Arkadaşlar, ben, bugün Milliyetçi Hareket Partisinin üslubunu CHP’ye benzettim.

MUHARREM VARLI (Adana) – Vallahi yazıklar olsun sana!

AVNİ DOĞAN (Devamla) – Böyle bir hakkım var. Bu hakkı benim elimden kimse alamaz. Kusura bakmayın, vermem.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Benzetemezsin… Biz de seni başka şeye benzetiriz!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Biz de senin geçmişini tartışmaya açarız o zaman.

BAŞKAN – Sayın Şandır, kastettiği, üsluptur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kandil üslubuyla konuşuyor, Kandil!

BAŞKAN - O nedenle, daha fazla üzerinde durulmasına mahal olmadığını düşünüyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, yani…

BAŞKAN - Çok teşekkür ederim.

Şimdi, Sayın Okay, sizi davet etmiştim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, siz ne diyeceksiniz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bu Parlamentonun çatısı altında hiçbir milletvekili ne darbecidir ne de darbecileri alkışlar.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Avni Doğan, sen de gömleğini değiştirenlere benziyorsun!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Buna izin vermemeniz lazım.  Burada gelip özür dilemesi lazım.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, bakın, o sözler üzerine ben Grup Başkan Vekili arkadaşımız Sayın Anadol’a söz verdim, geldi konuştu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Arkadaşın özür dilemesi lazım efendim.

BAŞKAN – Sayın Okay, sizi davet ediyorum.

Buyurun efendim, lehinde söz istemiştiniz.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, Avni Doğan Bey de gömleğini değiştirenlere benziyor. Onu, ben, buradan söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Okay, buyurun.

KADİR URAL (Mersin) – Fransız’a, Fransız’a… Sütçü İmamlara karşı çıkan…

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (8/11) esas numaralı “Hükûmet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın demokratik açılım konusunda” genel görüşme açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12/11/2009 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, evet, grup önerisinin lehinde, Ankara Milletvekili ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Hakkı Suha Okay.

Buyurun Sayın Okay, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında bu Parlamentonun gergin ortamının nedenine baktığımızda, Sayın Meclis Başkanımız, dün basına yapmış olduğu açıklamada, Meclisin mehabetine, saygınlığına zarar vermeyecek görüşmeler umut ettiğini ve parlamenterlerden de böyle bir konuşma üslubunu benimsemelerini ifade etmişti. Ancak Sayın Başkan Meclisi yönetirken yönetimi nedeniyle buna sebebiyet verdi. Asıl sorun burada başladı. Sayın Başkan, eğer biraz evvel konuşan AKP Grup Sözcüsüne zamanında müdahale etseydiniz, ona “Sizin sözcünüz de çıkacak, o zaman cevap verir.” diye onun bu üslubunu tasvip etmeseydiniz bu tartışmalara neden olmazdınız.

Sayın Başkanım, bu Parlamentoda ola ki sizin de tutumunuz eleştirilir. İç Tüzük’te de açık hüküm var. Ama siz her eleştiriye karşı kendinizi savunmak zorundaymışçasına, sataşmayla söz almışçasına burada bunlara da cevap vermek zorunda değilsiniz. Siz bu Meclisi tarafsız olarak yönetmekle görevlisiniz ve bu yönetimi gösterirken sadece bu kürsüde değil, Danışma Kurulunda da aynı tarafsızlığınızı göstermeniz lazım.

Biraz evvel Sayın Şandır’ın ifade ettiği husus: Siz Meclis Başkanı olarak bugün, gündemi böylesine önemsiyorsunuz, yönetimde bulunuyorsunuz. Ama siyasal iktidarla da temasa geçebilirdiniz ve “Bu görüşmeleri, bu ön görüşmeleri 10 Kasım değil, 11 Kasım günü yapalım.” diyebilirdiniz. Siyasi partilerle olan… Geçmişte hiçbir Meclis Başkanı böyle bir görüşme yapmadı değil. İlk defa da böyle bir talepte bulunulmuyor.

Bugün tartıştığımız konu şu: Senenin üç yüz altmış beş gününden bir gün, 10 Kasım günü, özellikle ve özellikle 10 Kasım günü bu açılıma ilişkin genel görüşmenin ön görüşmesinin yapılma tarihi olarak belirlendi ve bu 10 Kasım günü belirlenirken birileri “Sıradan bir gün.” dedi, birileri “Herhangi bir gün.” dedi, birileri “Özel bir önemi yok.” dedi. Oysa 10 Kasım günü özel önemi olan bir gündür ve 10 Kasım günü, cumhuriyetimizin kurucusu ve yurdu sadece işgalci düşmandan kurtaran kişi değil, onun da ötesinde yurdumuzu bin yıllık hurafelerden, çağ dışı kafalardan, yoksulluktan, yokluktan, eşitsizlikten ve ezilmişlikten kurtaran bir vatan kahramanının ölüm yıl dönümüdür. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün tatil günü değil, zaten Meclis de çalışıyor veyahut da salı günleri sadece denetime açtığımız günler, denetim yapıldığı günler, eh, bu da, genel görüşme de bir denetim günüdür, bunu da salı gününe alalım mantığı içerisinde bu işe bakamayız. Çünkü 10 Kasım tarihine bakmamız lazım.

Bu açılım söyleminin ilk başlangıcı 8 Mayıs tarihi. Aradan altı ayı aşkın süre geçmiş ve altı ayı aşkın süre geçtikten sonra, on beş gün kadar önce Hükûmet açıklıyor, özellikle 10 Kasım gününü de takvim olarak veriyor, “10 Kasım günü” diyor, sorun burada.

Sorun şu: Bu Parlamentonun çalışmasındaki bir gerginlik, bu uzlaşmazlığın arkasında da bu yatıyor. AKP Grubunun dayatmacı anlayışı, AKP Grubunun kimi cumhuriyet değerlerini gölgeleme anlayışı. 11 Kasım olsa ne olurdu, 12 Kasım olsa ne olurdu? Altı aydır konuşuyoruz bunu, altı aydır.

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – 10 Kasım olsa ne olur?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bu oluyor işte, bu!

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – 10 Kasım olursa Atatürk’ün gününü gölgelersin.

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Biz onu göstermelik yapmıyoruz.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Konuşma oradan!

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Otur yerine!

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Konuşma! Dinle!

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – 10 Kasımın idrakinde değilsen bu soruyu normaldir sorman senin. 10 Kasımı çünkü benimseyemiyorsun, Mustafa Kemal’le kavgan var senin! (CHP sıralarından alkışlar)

Biraz evvel “Atatürkçülük dağdan teröristi indirmekti.” diyor. “Atatürkçülük dağdan teröristi indirmek” dedi biraz evvelki hatip. Değerli arkadaşlarım, dağdan teröristi indirmediniz, teröristleri devlet töreniyle karşıladınız. Bu mu Atatürkçülüğünüz?

Kaldı ki “herhangi bir gün” diyorsunuz; o zaman bakacaksınız yasalara. Yasalara bakacaksınız, İçişleri Bakanlığının teşkilat ve görevleriyle ilgili yasaya bakacaksınız, ona dayalı olarak çıkarılan yönetmeliklere bakacaksınız ve orada şunu göreceksiniz: Mahallî kurtuluş günleri ve Atatürk’ü Anma Günü’yle ilintili olarak düzenlemeler var. Bugün özel gündem belirleniyor, bugün özel programlar yapılıyor ve bu özel programlarda Mustafa Kemal anılıyor. Oysa sizler bu etkinlikleri, Mustafa Kemal’e ilişkin bu söyleşileri, Mustafa Kemal’e ilişkin kimi medyadaki yayınları, hepsini gölgelemek için, yarınki çıkacak haberleri biçimlemek için özel olarak 10 Kasım gününü seçtiniz.

ASIM AYKAN (Trabzon) – Çok ayıp ediyorsunuz.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Özel olarak 10 Kasım gününü seçtiniz. 10 Kasım günü öyle bir tesadüfün günü değildir. 10 Kasım günü sistemli, bilinçli getirilmiş bir tarihtir. Oysa bu Parlamento çoğunluğunun 10 Kasımı 11 Kasım günü yapmaması için hangi neden var veyahut da MHP grup önerisinde ifade edildiği gibi 12 Kasım günü yapılmaması için hangi neden var? Neyi kaçırıyorsunuz? Nereye, neyi yetiştirmek istiyorsunuz? Aceleniz ne? Bir günle neyi kaybedersiniz? Niye geçen hafta getirmediniz de bunu özellikle ve özellikle 10 Kasım gününe denk getirdiniz? Sorun burada, bugün tartışılan konu da bu.

Biz “10 Kasım günü yapılmasın.” diyoruz. 11 Kasımda olabilir, 12 Kasımda olabilir ama 10 Kasım günü yapıyorsanız meydan okumadır bu. 10 Kasım günü yapıyorsanız rövanş almadır bu.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ertuğrul Günay’a sorun, Ertuğrul Günay’a!

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Şimdi, bütün bunlar göz önündeyken hiç kimse bunun masum bir tarih çakışması olduğunu, bir kasta matuf olmadığını söyleyemez.

Eğer, 10 Kasımda bunu özel olarak getiriyor ve bu kadar ısrara rağmen ve geçen hafta da bu tartışıldığı hâlde, Parlamentoda grubu bulunan siyasi partiler, Milliyetçi Hareket Partisi, Demokratik Toplum Partisi  bunu hem Danışma Kurulu  toplantılarında ve Demokratik Toplum Partisi bu Genel Kurulda Milliyetçi Hareket Partisiyle beraber ifade ediyorsa ve bunun görüşme takvimini bizler ısrarla ve ısrarla “10 Kasım günü olmasın.” diyorsak niçin 10 Kasım? Niçin 10 Kasım?

Değerli arkadaşlarım, bu ülkede ümmetten ulus yaratan, kuldan özgür birey yaratan cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal’in anıldığı gün özellikle bu tartışma açılmıştır ve bu tartışmanın sonucunda, bilesiniz ki ne yaparsanız yapın Mustafa Kemal’i ve onun eserlerini gölgeleyemeyeceksiniz. O nedenle Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi lehinde oy kullanacağım.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Okay, teşekkür ederim.

Şimdi, grup önerisinin aleyhinde Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın.

Sayın Aydın, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, çok değerli halkımız bizleri izliyor burada. Bizler geçtiğimiz salı gününden itibaren bir grup önerisi vermiştik ve hem salı hem çarşamba hem perşembe günü ve daha öncesinde de örneklerini çok gördük, mevcut gündemin dışında gündemi savsaklamak adına başka başka birtakım gündemlerle maalesef milletimizin çok değerli zamanı burada harcanıyor, tüketiliyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yahu, Genel Kurulda bir çoğunluğu sağlayın, bir toplantı yeter sayısını sağlayın;  340 tane milletvekiliniz var!

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bizler, salı günü vermiş olduğumuz grup önerisinde 10 Aralığa kadar çalışma takvimini hep beraber çok değerli milletvekillerinin oylarıyla burada kabul etmiştik. Madem öyle, bu gündem devam edecektir.

KADİR URAL (Mersin) – AKP’nin oylarıyla kabul edildi!

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, değerli arkadaşlar, şunu özellikle istirham ediyorum: Bakın, halkımız bizi izliyor. Bazı değerlerin arkasına sığınarak siyaset yapmayalım. Ülke, vatan, bayrak hepimizce kutsaldır, hepimizce saygındır. Bunu herkes biliyor, en çok da halkımız biliyor.

Yine, değerli arkadaşlar, Atatürk, büyük kurtarıcı, büyük önder hepimizce kutsaldır. Bugün hepimizce saygındır.

ŞENOL BAL (İzmir) – Sizin için şüpheli.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Saygınızı böyle mi gösteriyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bugün onu rahmetle, minnetle anıyoruz. Saygınlığını şu şekilde ifade edebilirim:

Değerli arkadaşlar, bakın, Atatürk’ü anıyoruz. Doğru, hepimiz anıyoruz ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına vesile olan çok büyük bir önder, dünyada eşi az rastlanır bir önder.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Vesile olan değil, cumhuriyeti kuran, kuran!

AHMET AYDIN (Devamla) – Ancak lütfen, onu anmak kadar anlamayı da düşünün. Atatürk ne yaptı bu ülkede, neler yapmak istiyordu? İşte, bizler Atatürk’ü anmak kadar anlamanın da değerli olduğunu düşünüyoruz ve biliyoruz ki, o aslında millî birlik ve kardeşlik projesini en çok savunan liderlerinden biriydi.

ŞENOL BAL (İzmir) – Başbakan da öyle diyor.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti, bu kardeşliğin bir eseridir, ülkede yaşayan herkesin ortak adıdır. Zira, kendileri zaten reformlarına başlarken “yurtta sulh, cihanda sulh” parolasıyla hareket etmişti. Bizler de AK PARTİ olarak kurulduğu ilk günden itibaren bir defa dışarıdaki düşmanları eritmeye çalıştık.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Büyük Orta Doğu Projesi’ne eş başkanlık yaparak mı?

AHMET AYDIN (Devamla) – Çünkü bizler ta evvelden beri maalesef çevresi düşmanlarla örülü bir ülke olarak bilirdik. Maalesef içeride kendi düşmanlıklar üzerine siyasetler yapardık. Artık bu devir bitti değerli arkadaşlar.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Eş başkanlık yaparak mı sağlıyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) – AK PARTİ’yle birlikte artık düşmanlıklar geride kaldı ve bu vesileyledir ki, bizler komşularımızla barışmak suretiyle ihracatımızı da beşe katladık. Tüm dünyayla barış içinde yaşamak arzusundayız. Hele ki, tüm dünyada var olan savaş ortamının sona erdirilmesi adına Medeniyetler İttifakı’nın bir üyesiyiz; gayretli, çalışkan bir üyesiyiz.

Yine, Türkiye bu sayededir ki, “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi sayesindedir ki, bugün 151 ülkenin oyuyla Güvenlik Konseyinin geçici ülkesi konumunda. İslam Konferansı Örgütünün Genel Sekreterliğini üstlenmiş durumda. Bugün,  Türkiye, bu çalışmasıyla, bu düşüncesiyle dünyada enerji koridoru olma durumunda.

ŞENOL BAL (İzmir) – Piyon, piyon!

AHMET AYDIN (Devamla) – Ekonomisini büyüten, eğitimde, sağlıkta, her alanda birtakım çalışmalar yapan ve önceki çalışmaları âdeta katbekat artıran, cumhuriyet tarihinden 2002’ye baktığınız zaman, 2002’den bu tarafa kıyasladığınız zaman, ivmesini giderek artıran bir ülke konumundayız. Her alanda, ekonomide, sağlıkta, eğitimde, adalette, her alanda reformlar yapan bir ülkeyiz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İşsizlikte, borçlarda…

ŞENOL BAL (İzmir) – Boyun eğmede…

AHMET AYDIN (Devamla) – İşte, biz bununla birlikte istiyoruz ki, bu süreçte yıllardır ülkemizin önünü tıkayan, bizim daha çok gelişmemize engel olan, enerjimizin heba olmasına sebebiyet veren birtakım sıkıntıların, sorunların da çözülmesini istiyoruz ki bu ülkemiz çok daha büyük yerlere gelsin, daha da gelişsin istiyoruz.

Bu manada, çeteler başta olmak üzere bütün faili meçhullere yönelik çalışmalar, işkenceye sıfır tolerans, ana dilinin öğrenimi, ana dilde yayın yapan TRT Şeş gibi, yine üniversiteler bünyesinde kurulacak enstitüler gibi birçok çalışmaların içerisinde olmuşuz ve bundan sonra yine bu Meclis birçok reform niteliğinde tasarı, teklif yasalaştıracaktır.

KADİR URAL (Mersin) – Adıyaman’daki işsizlikten bahset, yoksulluktan bahset!

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, lütfen, bunu yaparken biraz daha vicdan sahibi olalım, biraz daha çalışalım, çünkü bizler, Atatürk’ün dediği gibi, yine Türkiye'yi muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak arzusundayız, lütfen sizler de bu düşünceyle çalışın. Burada Meclisi tıkamaktansa, gelin, destek olun, hep birlikte, el birliğiyle ülkemizin var olan sıkıntılarını giderelim diyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydın, teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… [MHP sıralarından alkışlar(!)]

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bravo! Tarihe kaydoldunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İki elinizi birden kaldırıyorsunuz, Bakanlar Kurulu teslim mi oldu IMF’ye?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bravo!

BAŞKAN – Teşekkür ederim, indirebilirsiniz.

Öneri kabul edilmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, Başkanlığın Genel Kurula sunuşlarına devam ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi var, okutup oylarınıza sunacağım.

2.- 3/11/2009 tarihli 12’nci Birleşimde, 10/11/2009 tarihinde ön görüşmelerinin yapılmasına karar verilen (8/11) esas numaralı genel görüşme açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 11/11/2009 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 10.11.2009 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Kemal Kılıçdaroğlu

                                                                                    İstanbul

                                                                                Grup Başkanvekili

Öneri: 03.11.2009 tarihli 12. Birleşimde, 10.11.2009 tarihinde (bugün) öngörüşmesine karar verilen (8/11) Esas numaralı Genel Görüşme önergesinin, 11.11.2009 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, önerinin lehinde ilk söz, İzmir Milletvekili ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Kemal Anadol’a aittir.

Sayın Anadol, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; epey bir süredir bu müzakerelerin 10 Kasımda yüce Mecliste olmaması için uğraşıyoruz, büyük gayret sarf ediyoruz. Ama, iktidar partisi gerekçelerimizi anlamamazlıktan geliyor, söylediklerimizi dinlemiyor. O zaman da bizi daha net konuşmaya davet ediyor. Niye biz böyle 10 Kasım konusunda duyarlıyız? Niye 10 Kasımda bu tartışma olmasın, bu genel görüşme tartışılmasın istiyoruz?

Arkadaşlar “Türkiye Cumhuriyeti’nin yetmiş yıllık tarihine baktığımızda, rejimin yüz akıyla çıktığını söyleyemeyiz. Türkiye Cumhuriyeti, 1923’ten bu yana sürekli gerileyiş içindedir. Türkiye’nin yetmiş yıllık tarihi boşa harcanmış bir zamandır. Tevhidi Tedrisat Kanunu nelerin önünü tıkamak, nelerin önünü açmak içindir? Harf İnkılabı vasıtasıyla bir ülkenin tamamının bir anda sıfır okuryazar seviyesine indirgenmesi kimlere yaramıştır?” Bu cümleleri daha okuyabilirim. Bu cümlelerin sahibi şu anda Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Başbakanı ve AKP’nin Genel Başkanıdır. Niye duyarlı olmayalım? Niye duyarlı olmayalım?

Şimdi, CHP ağzıyla konuşmakla Milliyetçi Hareket Partisini suçladı Sayın Avni Doğan, Kahramanmaraş AKP Milletvekili ve  -özür dilemek için buraya geldi zannettik- “Benim MHP’yi eleştirirken ‘CHP ağzıyla konuşuyorsunuz’ demek hakkım yok mu?” dedi. “Siz bizi nasıl görüyorsunuz?” dedi.

Onu da söyleyeyim: Biz sizi, Anayasa Mahkemesi kararıyla laikliğin, laiklik karşıtı eylemlerin odak noktası hâline gelmiş bir parti olarak görüyoruz! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Yetmiyor mu? Yani, 10 Kasıma itiraz etmemizin gerekçeleri yetmiyor mu? Yetmiyor mu?

Bu sabah -çok küçük bir ayrıntı gibi gelecek size- kulaklarımla dinledim ve nereden nereye geldiğimizi gördüm. Sabah kalktım, tıraş oldum; radyoyu dinliyorum bir yandan. TRT-3... TRT-3’ün spikeri “Hepinize keyifli bir sabah dileyerek, müzik yayınına başlıyoruz.” dedi. İsteyen, 10 Kasımda keyifli sabahlar yaşayabilir ama ben biliyorum ki bu milletin büyük çoğunluğu, kahir ekseriyeti 10 Kasımda Mustafa Kemal Atatürk’ü hatırlıyor, onun… (CHP sıralarından gürültüler)

İSA GÖK (Mersin) – Bakanlar dinlemiyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Bakanı rahat bırakın arkadaşlar.

İSA GÖK (Mersin) – Ayıp!

BAŞKAN – Evet, ayaktaki milletvekili arkadaşlarım, lütfen yerlerinize oturur musunuz. Daha sonra görüşürsünüz Sayın Bakanla.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Arkadaşlar, milletvekilleri iş takip ediyor sayın bakanlarla, onlar devam etsinler!

BAŞKAN – Milletvekili arkadaşlarım, lütfen…

Sayın Anadol, siz konuşmanıza devam edin lütfen.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Biz onlara değil, tarihe geçmek için, zabıtlara geçmek için konuşuyoruz. Bugün tarihî bir oturum. Şimdi, duyarlılığımız buradan.

Neden ayrıca, 10 Kasımda görüşülmesini istemiyoruz? Arkadaşlar, bu projeyi biz “ulusal bir proje” olarak görmüyoruz. Önce “Kürt açılımı”, sonra “demokratik açılım”, sonra “millî birlik açılımı” diye allayıp, pullayıp, süsleyip milletin önüne koyduğunuz bu projeyi “gayrimillî bir proje” olarak görüyoruz. Onun için 10 Kasımda görüşülmesini istemiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu sözlerimin kanıtı ve tanığı Sayın Cumhurbaşkanıdır. Sayın Cumhurbaşkanı altı ay altı gün önce yani yüz seksen altı gün önce Çekoslovakya dönüşünde uçakta -Yeni Şafak gazetesi, Fehmi Koru yazıyor, size çok yakın gelir bu haber ve yorum- “Bir fırsat var, kaçırılmamalı.” diyor. Altı ay altı gün geçti, sorduk: “O fırsat nedir? İçinde ne var? Söyleyin.” Bugün bu konuyu görüşüyoruz, genel görüşmenin ön görüşmesini yapıyoruz, hâlâ, içinde ne var söylemiyorsunuz. Ama demin konuşan Adıyaman Milletvekili acemilik etti, ağzından kaçırdı, ana dilde eğitim istiyorsunuz; bir tanesi o, çözdük şifrenizi, ağzından kaçırdı.

SIRRI SAKIK (Muş) – Günah işledi, günah; değil mi!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Gül “Sadece dış politika anlamında değil, içeride terör açısından da bu fırsat yılı kaçırılmamalıdır. 2009’da ana sorunlarda adım atmalıyız.” dedi.

Fırsat nedir arkadaşlar? Fırsat, irade dışı meydana gelen bir olgudur. Ondan yararlanırsınız veya yararlanmazsınız -alacağınız pozisyona bağlı- ama önemli olan, sizin iradenizin dışında bir olgu. Demek ki bu proje, bir fırsat projesi, başkalarının yarattığı bir fırsat; sizin yazdığınız, çizdiğiniz bir proje değil. En basit, bir inşaat yapacaksınız, projesini çizersiniz, belediyeye götürürsünüz, ruhsat alırsınız, inşaata başlarsınız; kat sayısı bellidir, oda sayısı bellidir. Sizin projenizin ne olduğunu iktidar grubunun milletvekilleri bile bilmiyor şu anda. Ne fırsatı? (AK PARTİ sıralarından “Nereden biliyorsunuz?” sesleri) E, biliyorsanız söyleyin! Yalvarıyoruz kaç aydır “Söyleyin şunu, bir anlatın.” diye.

Sonra 1 Ekimde Meclis açıldı. 1 Ekimde Meclis açılınca Sayın Cumhurbaşkanının şifrelerini çözmeye başladık. Dedi ki 1 Ekimde: “Bu sorunu biz çözmezsek gelir başkaları çözer.” Bu ikinci beyan çok daha netti. Projenin ulusal olmadığını, gayrimillî olduğunu, okyanus ötesinden sufle edildiğini, dikte edildiğini ortaya koyan bir beyandı bu. Meclisin açılışında devletin en yetkili kişisi Sayın Cumhurbaşkanının Meclis tutanaklarına geçmiş ifadesi.

Aradan bir süre geçti. 19 Ekim Pazartesi günü Türkiye’ye girişler oldu Habur Kapısı’ndan. Milletin, hafızasından silmek istediği ama silemediği görüntülerle karşılaştık. Güya barış projesi bu, değil mi? Barış projesi için savaş elbisesiyle mi Türkiye’ye giriş yapılır? Arkadaşlar, Türkiye'nin üniter yapısıyla tehlikeli biçimde oynuyorsunuz.

Hukukun birliğini bütünlüğünü de bozdunuz. Hukuk kurallarının genelliği ilkesi vardır. Bir hukuk kuralı, ülkenin her yerinde ve herkese uygulanır. Siz onu da bozdunuz; bir Habur hukuku yarattınız, bir Silivri hukuku yarattınız, bir Ergenekon hukuku yarattınız, bir Deniz Feneri hukuku yarattınız. Hepsi ayrı hukuk. (CHP sıralarından alkışlar) Memleketi parça parça ediyorsunuz, hukuk sistemini de parça parça ettiniz.

O görüntüler karşısında, beyanlar açık. AKP Grubu, 20 Ekim Salı, Sayın Başbakan diyor ki: “Dün Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Bu bir umuttur. Türkiye’de bir şeyler oluyor. İyi, güzel şeyler oluyor, umut verici gelişmeler oluyor. Daha bir gün geçmedi, millet spontane tepkisini ve aylardır, yıllardır içindeki birikimi dışarı vurduğu vakit, hemen geri dönüş yaptınız. Biz eskiden beri biliyoruz, iki adım ileri, bir adım geri. Sizin taktiğinizi biliyoruz.

Şimdi, bir gün evvel, bu olaydan bir gün evvel planı, programı yaptınız. Tarım Bakanı Sayın Mehdi Eker’in bürosunda, Sayın İçişleri Bakanı, daha sonra DTP’li milletvekilleri geldiler, ayın 19’unun protokol karşılama törenini yerine getirdiniz. AKP, DTP ve PKK üzerine düşen görevleri paylaştırdılar. Orada bir bando, mızıka yoktu. Çadır mahkemeleri kurdunuz, çadır!

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sözünü geri al, sözünü!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Türkiye hukuk sistemini allak bullak ettiniz. Bana söyler misiniz…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sözünü geri al! AK PARTİ, PKK’yla iş birliği yapmaz.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – “Sataşma var.” diye söz al, ben öyle alıyorum.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Utanın bundan, utanın!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – “Sataşma var.” diye söz alırsın.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Utanın bu sözlerinizden! Sözlerinizi geri alın!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Sen utan, böyle bir projeyi buraya getirdiğin için. Sen utan! Sen utan! (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – AK PARTİ, PKK’yla iş birliği yapmaz! Size yakışmıyor! AK PARTİ PKK’yla iş birliği yapan bir parti değil! Utanın sözlerinizden! Sözlerinizden utanın, Meclis kürsüsünden konuşuyorsunuz!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Meclis kürsüsünden konuşuyorum. Ne söylediğimin bilincindeyim, farkındayım. Sözlerimin altını çizerek bir daha tekrarlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Anadol, süreniz doldu. Sözlerinizi tamamlayabilmeniz için size bir dakika ek süre vereceğim.

Buyurun.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Şimdi, bu projeyi getirdiniz. Altında kalacaksınız. Şimdi, bir tufan yarattınız. Bunun altından kalkamayacaksınız.

Şimdi MHP sıralarında oturan Sayın Deniz Bölükbaşı’nın merhum babası Osman Bölükbaşı’nın bir cümlesini hatırlatmak istiyorum: “Tarih ‘Ben Nuh’um.’ diyenlerin kendi yarattıkları tufanlarda boğulduklarını gösteren misallerle doludur.”

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde, Eskişehir Milletvekili Sayın Tayfun İçli.

Buyurun Sayın İçli.

Süreniz on dakikadır.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bugün enteresan bir gün, sadece 10 Kasım olması sebebiyle değil. Kürsüde söz alabilmek için olağanüstü bir çaba sarf ettim diğer milletvekili arkadaşlarım gibi ve sanki Millî Piyangodan en büyük ikramiyeyi çekmiş gibi de sevindim çünkü AKP Grubu nedense bugün on altı-on yedi tane aleyhte, lehte önergelerle tıkamaya çalışıyor. Onun için kendimi şanslı addediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün birçok konuşmacı arkadaşımın da ifade ettiği gibi, 10 Kasım. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, çalışma arkadaşları ve devrim şehitlerini özlemle, rahmetle ve minnetle anıyorum.

Aslında, bugün “Kürt açılımı” meselesinin konuşulmasına tepki gösteren arkadaşlarla aynı düşüncedeyim. Benim takıntım sadece tarih takıntısı değil, 10 Kasım olmuş, başka bir gün olmuş meselesi değil. O takıntının ötesinde başka düşüncelerle hareket ediyorum. Öfkem de biraz da o yönden.

Değerli arkadaşlarım, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yılını kutluyoruz. Yetmiş yıldır her 10 Kasımda sadece Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’e minnet duymuyoruz, silah arkadaşlarına, çalışma arkadaşlarına, ülkemizi işgalden kurtaran o büyük kahramanlara minnet duyuyoruz. Sadece ulusal Kurtuluş Savaşı’nı vermelerinden dolayı değil, Kurtuluş Savaşı’nı bu yüce Meclisin çatısı altında yönettikleri için, cumhuriyeti ilan ettikleri için, ülkemize demokrasi ve özgürlük getirdiği için minnet ve şükran duyuyoruz. Onun için yetmiş yıldır her 10 Kasımda bu değerler konuşuldu Türkiye Büyük Millet Meclisinde, kamu kurumlarında, okullarda, meydanlarda; bu yıl ilki yaşanıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu yıl 10 Kasımda, Sevr’in, yırtılıp atılan o Sevr Anlaşması’nın bu ulusa dayatılan bazı hükümleri konuşulacak; asıl öfkem, tepkim ondan.

Değerli arkadaşlarım, eğer o büyük kahraman ve silah arkadaşları olmasaydı, bugün mütedeyyin vatandaşlarımızın o ibadethaneleri olmayacaktı, birçoğumuzun ismi Tayfun, Ahmet, Ayşe, Fatma olmayacaktı. Onun için her 10 Kasımda onları şükranla, rahmetle anıyoruz ve böylesi büyük bir mücadeleyi, o insanların o ortaya koyduğu mücadeleyi hafifletmesi açısından bugün işte bu Kürt açılımının konuşulmasını da tepkiyle karşılıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bugün sadece Kurtuluş Savaşı’ndaki şehitlerimizin kemikleri sızlamıyor, Kıbrıs’ta şehit düşen şehitlerimizin, Güneydoğu’da şehit düşen şehitlerimizin kemikleri sızlıyor.

Değerli arkadaşlarım, AKP Hükûmeti açılımın daha ne olduğunu anlatmış değil, bugün belki görüşeceğiz, iki gün sonra da biraz detaya girilecek. AKP sözcüleri ne olduğunu daha söylemiyor, sadece Sayın Başbakan ve İçişleri Bakanı biliyor anladığım kadarıyla, çünkü AKP milletvekilleri de bilmiyor, ama bunu fırsat bilenler demokratik özerklikten, yerel özerklikten söz ediyor. Biraz daha kaşıdığınız zaman, Anayasa’mızın “değiştirilmez, değiştirilmesi teklif edilemez” hükümlerinin konuşulmasını, dillendirilmesini talep ediyor.

Bugün bir televizyonda DTP Grup Başkan Vekili Selahattin Bey’in, Sayın Demirtaş’ın bir konuşmasına tanık oldum, “Seksen dört yıldır konuşamadığımızı Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşacağız.” şeklinde bir ifadede bulundu.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Erdoğan’ın, Sayın Başbakanın, AKP’nin ne söylediği değil, bu çatı altında nelerin söyleneceği önemli.

Bu projenin “millî birlik projesi” olduğu sıklıkla söyleniyor -ki ilk adı “Kürt açılımı” idi, sonra “millî birlik açılımı” şekline dönüştürüldü- ve bunun savunması yapılırken de Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “yurtta sulh cihanda sulh” söyleminin arkasına sığınılmak suretiyle aslında bu ülkeye sulhun getireceği konusunda da söylemlerde bulunuldu.

Değerli arkadaşlarım, bugün sokaktaki çocuk dahi anlar, böyle bir proje sulh projesi değildir, böyle bir proje kavga projesidir.

Daha bu projenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşulması sırasında üslupların nasıl bozulduğunu, tarafların nasıl iki kampa bölündüğünü çok net olarak gördük ve görüyoruz.

Bir de değerli arkadaşlarım, çok saygıdeğer milletvekilleri; “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” diye de bir söz vardır. Şimdi bu projeyi kim getiriyor? Bu projeyi AKP getiriyor. Peki, AKP hakkında Anayasa Mahkemesinin hepimizce bilinen bir kararı var mı? Var. Ne demiş Anayasa Mahkemesi? “AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı.” demiş. Doğru mudur değerli arkadaşlarım? Peki, laiklik Anayasa’mızın 2’nci maddesinde belirtilen cumhuriyetin niteliklerinden biri midir? Biridir. Peki, Anayasa’nın “değişmez, değiştirilmesi teklif edilmez” hükümlerinden olan 2’nci maddesine baktığımız zaman sadece laiklik ilkesinin mi cumhuriyetin niteliklerinden olduğunu görüyoruz? Hayır. Başlangıç hükümlerine de atıfta bulunuyor. Başlangıç hükümlerinde ülkenin bölünmez bütünlüğünden bahsediliyor değil mi değerli arkadaşlarım? Peki, bu proje neye sekte vuruyor?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sağlamlaştırmak istiyoruz.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Sağlamlaştırmak istiyorsunuz! Hayır, sağlamlaştırmak değil.

Bakın, aslında suç işleniyor, hiç kimse olayın farkında değil. Buradan da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bilgisine de sunuyorum. 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 81’inci maddesini dikkatlerinize sunuyorum değerli arkadaşlarım: Bu 81’inci madde “Azınlık Yaratılmasının Önlenmesi” başlıklıdır ve şu amir hükümleri taşır: “Siyasi Partiler:

a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli ve dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.

b) Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar.” dedikten sonra, 82 ve müteakip maddelerde, siyasi partilerin neleri yapamayacağını çok net, emredici hükümlerle düzenler ve 101’inci madde, bunlara aykırı fiillerde bulunan, eylemlerde bulunan siyasi partilerin temelli kapatılacağına dair de hüküm taşır.

Peki, Anayasa’mız ve özellikle Siyasi Partiler Yasa’mız, siyasi partilerin yapamayacaklarını çok net olarak belirleyip bunun müeyyidesini en ağır şekilde kapatma cezası olarak belirlemişken, devletin kurumları, devlette görev yapan kişiler bu yasada belirtilen eylem ve fiillerde bulunabilir mi? Bulunamaz.

Hatırlarsınız, Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddesinin değiştirilmesi konusu burada görüşülürken bunun Anayasa suçu olduğunu, Anayasa Mahkemesinin bunu iptal edeceğini söylemiş ve sonuçta da Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın “değiştirilmesi teklif edilemez” hükümlerini değiştirme eylemini eylem olarak kabul etmiş ve AKP kapatma davasında bunu bir kanıt olarak değerlendirmiştir.

Değerli arkadaşlarım, birbirimizi aldatmayalım. Önümüzde Anayasa var ve Anayasa’nın “değiştirilmez, değiştirilmesi teklif edilemez” hükümleri var. Meri olan, yani yürürlükte olan 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ve birçok buna bağlantılı kanun var. Peki, değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan, AKP, İçişleri Bakanımız ne yapmaktadırlar? Burada uyarıyorum! Anayasa’yı ihlal suçunu işlemektedirler. Belki, buradaki konuşmada, yine, her zaman olduğu gibi, açılımın ne olduğu konusunda bize bir şeyler söylemeyecekler, belki yöntemleri söylemeyip, birilerine söyletmek şeklinde olacak. Birileri söylüyor; Kandil’deki söylüyor, İmralı’da yatan bölücübaşı söylüyor ve onların sözcüleri söylediği gibi…

AHMET YENİ (Samsun) – İmralı’ya kim getirdi? İmralı’ya siz getirdiniz.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - İmralı’ya biz getirdik.

AHMET YENİ (Samsun) – Evet, konuş bakalım.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Bundan utanç duymayacaksınız.

AHMET YENİ (Samsun) – Siz utanın, siz!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Onu alıp Kenya’dan… Dağdan, Suriye’den, oradan çıkıp yakalayıp, getirip, derleyip, toparlayan biziz. Sadece o değil, bölücü terör örgütünün elebaşlarını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İçli, süreniz doldu. Sözlerinizi tamamlayabilmeniz için size de bir dakikalık ek süre veriyorum. Lütfen…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Peki.

Sadece onu değil, yöneticilerini, bordo bereliler, o kahraman bordo bereliler gittiler Kandil’den aldılar getirdiler. Siz ne yapıyorsunuz?...

AHMET YENİ (Samsun) – İmralı’ya, İmralı’ya…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - PKK terör örgütünün bayraklarıyla, davul zurnayla karşılıyorsunuz, ayaklarına Türkiye Cumhuriyeti’nin savcılarını, yargıçlarını götürüyorsunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – İmralı’ya götürdünüz yargıçları.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Onunla da kalmıyorsunuz, şimdi af hazırlıkları içerisindesiniz, af, af… Bir de, yarattığınız bu içler acısı durum üzerine de siyaset yapmaya kalkıyorsunuz.

Bakın, bu ülkede -Kahramanmaraş Milletvekili geldi, konuştu- o Fransız işgaline karşı o Kahramanmaraş’ın kahraman evlatları şehit olmuştur, o Urfa’da şehit olmuştur.

AHMET YENİ (Samsun) – Konuyu değiştirme. İmralı’ya geri dön!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - O bölgedeki insanlar, kahraman şehitler bu ülkenin bağımsızlığı için savaş vermişlerdir. Ama siyasi ikbaliniz için, bir daha milletvekili seçilebilmek için bu ülkenin değerleri üzerinde oynanan oyunlara sessiz kalan eğer aranızda kişiler varsa…

AHMET YENİ (Samsun) – İmralı, İmralı…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - …ki buna ihtimal vermiyorum, sizler de en az bizler kadar vatanını seven milletvekilleri olmalısınız, benim ona inancım sonsuz; göreceğiz, görüşmelerde kullanacağınız oylardan göreceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İçli, çok teşekkür ederim.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Peki efendim, teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – İmralı olunca nasıl kestin!

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerindeki görüşmelerimize devam ediyoruz.

Şimdi, öneri lehinde İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi sizlere hitap edecekler.

Sayın Sipahi, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 10 Kasım, Mustafa Kemal’i saygıyla anıyoruz. Ancak bu günler, aynı zamanda ondan ve en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti’nden Sevr’in intikamını almak isteyen emperyalizmin yeniden hortlattığı parçalanmış Türkiye haritalarının yerli taşeronlar, iş birlikçiler tarafından isim özürlü ihanet planlarıyla gündeme getirildiği günler. Bu günler, günümüz Damat Ferit, Dürrizade versiyonlarının Atatürk’e “10 Kasımda sen öldün, şimdi sıra en büyük eserini yıkmaya başlıyoruz.” denilen günler. Binlerce yıllık kardeşliğe zehir katarak millî birliğe, Türk’e, Türkiye’ye, Atatürk’e kastedilen günler. Onun büyük sözü “Yurtta sulh, cihanda sulh”un arkasına gizlenerek yurtta bölme, cihanda müstemleke hâline getirilme niyetinin giderek gizliden açığa döndürüldüğü günler. (MHP sıralarından alkışlar) Yirmi beş yıllık terörün başaramadığı ayrışmayı iki üç ayda becermeyi, terörle mücadeleyi önce terörle müzakere, sonra Habur kapısında mütareke, şimdi de gazi Meclise hulul etme günleri. (MHP sıralarından alkışlar) Ve bu günler, şehit analarının madalyaları, gazilerin takma bacakları malum suratlara nefretle fırlattığı günler.

Cumhuriyet boyunca iki tehdit vardı: Rejime karşı tehdit ve bölünmez bütünlüğe karşı tehdit. Günümüzde bu iki tehdit iş birliği içerisine girdiler…

FATİH ÖZTÜRK (Samsun) – Şaşırtmıyorsun, aynen sana yakıştığı gibi konuşuyorsun!

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) –  …müttefik hâle geldiler, birleştiler ve birlikte ihanet projeleri üretmeye ve uygulamaya başladılar.

FATİH ÖZTÜRK (Samsun) – Sivilsin, sivil!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Fatih, sen askerliğini yaptın mı?

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – 8 Nisan 1920, Mustafa Kemal’in Erzurum vilayetine telgrafı: “Damat Ferit Paşa’nın vazifesi milleti birbirine düşürerek memleketi dâhilen parçalamak ve bu suretle kolayca ve yeniden işgalcilere çiğnetmek olacaktır.”

FATİH ÖZTÜRK (Samsun) – Şaşırıyor, o kendini başka yerde zannediyor!

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) - 2009 Mart ayı, ABD Başkanının malum ziyareti ve talimatları: “Malum açılımı yapın, aşiret reisleriyle iyi geçinin, Ermeni sınırını açın, Kıbrıs’ı peşkeş çekin, Heybeliada papaz okulunu da sakın unutmayın!”

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Size göre, faşizme devam edelim mi?

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) - İşbirlikçi basında “ABD Başkanı ilk resmî ziyareti bize yaptı…”

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Şehit kanları devam mı etsin…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Hıdır, sus, dinle!

ŞENOL BAL (İzmir) – Dinle!

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – “Verilen önem, stratejik ortaklık” yaygaraları… Gazi Mecliste verilen talimatlar kim bilir iktidara hangi üslupta emredildi, bilen yok. 5 Kasım 2007 Washington teslimiyetinin Ankara’da tekrarı.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Şehitler üzerinden siyaset yapanları…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Türkiye’yi pazarlıyorsunuz!

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) - Bu ilk resmî ziyaretin amacı farklı. ABD emperyalizminin Büyük Orta Doğu Projesi’nin gerçekleşmesi için ilk talimatın verilmesi gereken ülke Türkiye, ortam da buna müsait!

Talimatın uygulanmasına Ermeni sınırının açılmasıyla başlamak isteyip, gösterilen tepki karşısında geri adım atılması, bu sefer tarihî fırsat yalanıyla sahnede ihanet açılımı, bu arada Büyükada’da papazlarla papaz okulu açma açılımı, ardından tekrar Ermeni açılımı! (MHP sıralarından alkışlar) Açılımlar tek tek olunca tepki fazla oluyor. Verilen ABD talimatlarını “Toptan açalım da, ne yapacaklarını, neye tepki göstereceklerini şaşırsınlar” açılımı!

3 Ekim 2008 Aktütün olayından, yani 18 şehitten sonra Hükûmet açıklamaları vardı. Sözün bittiği yere gelinmiştir: “Güvenlik güçlerinin terörle mücadelesi için gerekli yasal düzenlemeler derhâl yapılacaktır!” Ve bir yıl sonra, terörle mücadeleden sorumlu olduğunu unutup Kandil Dağı mesajlarına “Dikkatli olunmalı.” diyen bir İçişleri Bakanı! Habur’a Müsteşarını karşılamaya gönderip kendisi eksik kalan İçişleri Bakanı!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, konuşmacının böyle hakaret etmeye hakkı yok.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) - ABD talimatlı, Avrupa Birliği ortaklı, İmralı kılavuzlu…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan… Sayın Başkan… (MHP sıralarından “Otur yerine!” sesleri, gürültüler) 

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) - …aşiret reisi tavsiyeli, PKK koalisyonlu…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Bu Meclis kürsüsünden millete hakaret edemez Sayın Başkan. Güzelce konuşsun, izah etsin. Ama sabahtan beri kan kusuyor, kin kusuyor. Böyle bir yaklaşım olamaz Sayın Başkan. (MHP sıralarından “Otur yerine!” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Sabahtan beri hakaret ediyor Sayın Başkan. (MHP sıralarından gürültüler) Bu Meclisin altında millete hakaret ediyor. Bunlar milletin projeleridir. Milletin hükûmetine bu kadar hakaret edilmez. Böyle bir konuşma tarzı olmaz Sayın Başkanım. Reddediyoruz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Müdahale etmeyin. (MHP ve AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Canikli, gürültüden duyamıyorum. Konuşmasına tepki gösteriyorsunuz. Biraz sonra Grup Başkan Vekili arkadaşınız önergenin aleyhinde konuşacak, bütün bu iddialara…

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Evet, Avrupa Birliği… (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler) Amerika Birleşik Devletleri talimatlı…

BAŞKAN – Sayın Sipahi…

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – …Avrupa Birliği ortaklı…

BAŞKAN – Sayın Sipahi…

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – …İmralı kılavuzlu…

BAŞKAN – Sayın Sipahi, bir dakika beni dinler misiniz.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Buyurun efendim.

BAŞKAN – Konuşmanızı büyük bir dikkatle takip ediyorum.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Evet efendim.

BAŞKAN – Bazı ifadelerinizi not aldım. “Gazi Meclise hulul etme günleri” diye bir ifade kullandınız.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) –  Evet efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sayın Başkan, Hatip konuşmasını bitirsin ondan sonra...

BAŞKAN – Gazi Meclise kim hulul ediyor bir açıklar mısınız lütfen? (MHP sıralarından gürültüler) Gazi meclise kim hulul ediyor?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan tutanaklardan alırsınız.

BAŞKAN – Meclisin saygınlığını korumak Meclis Başkanlığının ve Divanının görevidir, o nedenle…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Avni Doğan’da niye aklınıza gelmedi Sayın Başkan, niye uyarmadınız? (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen oturunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Niye bugün görüşüyorsunuz?

BAŞKAN - Konuşmanız esnasında buna da cevap verirseniz sevinirim.

Sayın Sipahi, lütfen daha uygun cümlelerle konuşursanız, tahrik…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Siz konuşmanıza devam edin Sayın Sipahi.

BAŞKAN - Bakın siz biraz önce Sayın Doğan’ın konuşmasına tepki gösterdiniz. Bu konuşmaya da tepki göstermeyi anlayışla karşılamanız lazım.

Sayın Sipahi buyurun, devam edin ama deminki soruma da cevap verirseniz sevinirim.

Buyurun.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Evet, Amerika Birleşik Devleti talimatlı, Avrupa Birliği ortaklı, İmralı kılavuzlu, aşiret reisi tavsiyeli, PKK koalisyonlu, isim özürlü açılıma kim ne isim verirse versin… (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Sayın Başkan, Sayın Konuşmacının kimlerin İmralı’nın  kılavuzluğunu uyguladığını açıklaması gerekir. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Sayın Başkan, çok ağır bir cümle ifade etti. Kimlerin İmralı’nın kılavuzluğunu yaptığını açıklasın burada. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Sipahi…

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – …biz “ihanet projesi” demeye devam edeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Sipahi, bunlar bu Parlamentoya yakışmayan ifadeler. Bir milletvekili arkadaşımızın da ağzına hiç yakışmayacak ifadelerdir. Lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Hatip Hükûmeti tenkit ediyor. Hükûmeti savunmak size düşmez, Hatibi konuşturmuyorsunuz.

BAŞKAN – Efendim, böyle bir konuşma üslubu olabilir mi?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Hükûmet sözcüsü gibi davranıyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır efendim, ben de takip ediyorum buradan. Böyle bir üslup olmaz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hatip Hükûmeti tenkit ediyor, Hükûmeti savunmak size düşmemeli.

BAŞKAN – Bakın, siz biraz önce iktidar partisinden bir arkadaşımızın konuşmasına tepki gösterdiniz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Görüşme böyle devam etmez, Hatibin sözünü kesmeyin.

BAŞKAN - Ben de size söz verdim, cevap verdiniz. Ama bunlar onun ötesinde ağır ifadeler içeriyor. Lütfen… Lütfen… (MHP sıralarından gürültüler)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Hükûmet sözcüsü gibi konuşuyorsunuz Sayın Başkan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Otur yerine, otur yerine!

BAŞKAN - Sayın Sipahi, lütfen tahrik içermeyen çok daha düzgün cümlelerle hitap ederseniz memnun oluruz.

Buyurun devam edin.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Hatip Hükûmeti tenkit ediyor. Hükûmeti savunmak size düşmez.

BAŞKAN – Sayın Şandır, oturun.

Buyurun.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Siz de lütfen zamanla ilgili sorunu, Sayın Başkan, giderirseniz.

BAŞKAN – Buyurun.

ŞENOL BAL (İzmir) – Temiz bir Türkçe’yle konuşuyor.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – 2002’de “Kan dursun, kan akmasın, analar ağlamasın”a gelince… 2002’de iktidarı aldığınızda terör olayı sayısı 164, şehit sayısı 10. Yani terör bitti bitecek! Yedi yıllık iktidarınızda, 2008 yılında olay sayısı 1.614, şehit sayısı 171. Yani olay sayısını 10 misli, şehit sayısını 17 misli arttıran iktidarın adı belli: AKP. Nereden nereye! (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Beceriksizlikle, basiretsizlikle terörle mücadeleyi önce müzakere, sonra mütarekeye çevirmenin, etnik ayrımcılık üzerinden siyaset yaparak terörün amacı olan siyasallaşmanın iktidar eliyle yapıldığını anlayın.

Şimdi, açılıma ortak arama telaşındasınız. Aslında “açılım” diye, İmralı affından Anayasa değişikliğine kadar ne yapacağınız liste yapıp elinize verilmiş. Şimdi, tepkiler karşısında yıkım projesinin önemli madde başlarını sonraya bırakıp üç beş az zararlısını ortaya atacaksınız. Kamuoyunda “Aa, baktınız mı bunda bir şey yokmuş.” yaygaraları pompalanacak, gerisi sonra gelecek. Biz bu oyuna gelmeyiz, bu oyunu da oynatmayız; başka muhatap bulun! Aklımıza rahmetli Osman Bölükbaşı büyüğümüzün veciz bir benzetmesi gelmekte, onu bilenler bilmeyenlere anlatır.

Cumhurbaşkanı ağzından “farklı, farklılık, çeşitlilik, fay kırıkları”ndan bahsedeceğinize, bin yıllık kardeşliğin müştereklerinden, birlikteliğinden, beraberliğinden neden söz etmiyorsunuz? Bu müşterekler, ortak duygular, kaderde, tasada, kıvançta birliktelikler, farklılıklardan çok daha fazla olmasa bin yıldır nasıl birlikte yaşanırdı? Asıl zenginlik müşterek değerlerimiz değil mi?

Bilin ki biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak devletin ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bütünlüğü için her bedeli ödemeye, sonuna kadar mücadele etmeye, Türkçe düşünmeye, Türkçe konuşmaya, “Ne mutlu Türk'üm” demeye devam edeceğiz. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Dünyaya Ankara Kalesi’nin burçlarından, Washington ve Avrupa Birliği başkentlerinde sürünmeden Ankara Kalesi’nin burçlarından bakmaya devam edeceğiz.

Bilin ki biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bin yıllık kardeşliğin devamı için “tek vatan, tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil” demeye devam edeceğiz. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bilin ki biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sipahi, süreniz doldu.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Üç dakikasını aldınız Sayın Başkan.

RECEP TANER (Aydın) – Üç  dakika süresi vardı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Size de ek süre veriyorum, buyurun tamamlayınız.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Bilin ki Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu ihanet projesine sonuna kadar karşı çıkıp “Ne mutlu Türk'üm” demeye devam edeceğiz.

Saygılar sunarım. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz önergenin aleyhinde, Yozgat Milletvekili ve AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Bekir Bozdağ.

Sayın Bozdağ, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi aleyhine söz aldım, bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 10 Kasım, bütün Türk milleti için anlamlı ve önemli bir gün. Cumhuriyetimizin kurucusu, Meclisimizin ilk Başkanı, cumhuriyetimizin ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün rahmete kavuştuğu gündür. Ben, bu vesileyle yüce Meclisin huzurunda bir kez daha Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum. Tabii, böylesi bir güne de onun mesajının damga vurması önemli. Herkes konuştu, ben de Atatürk’ten bir alıntıyla başlamak istiyorum.

Bugün Vatan gazetesinde, başında “1930’dan 2009’a” diye bir başlık var. Altında da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını içeren şu ifadeler yer alıyor: “Benim istediğim sadece memleket işlerinin Büyük Millet Meclisinde açıkça münakaşa edilmesidir. Büyük Millet Meclisinde, Türk milletinin gözü önünde açıkça konuşulmayacak hiçbir iş yoktur. Büyük Millet Meclisi bu memleketin düzeni için, iç ve dış güvenliği için, dokunulmazlığı için en büyük teminattır. Büyük millî dertler şimdiye kadar ancak Büyük Millet Meclisinde şifa buldu, gelecekte de yalnız orada bulabilecektir.” İmza: Gazi Mustafa Kemal Atatürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu Meclis gazi Meclis. Düşman ülkemizi dört bir yandan işgal ettiği dönemde, Ankara’nın yanı başına geldiğinde bu Meclis çalışıyordu; hem düşmana karşı mücadeleyi hem de ülkemizin birliğini, dirliğini burada konuşuyor, müzakere ediyor, en uygun tedbirler ne ise onun üzerinde duruyordu. O gün birileri gene dediler: “İşte, Meclisi buradan başka yerlere taşıyalım; şöyle yapalım, böyle yapalım.” Onlara kulak asılsaydı bugün Türkiye nerede olurdu ben sizin takdirlerinize bırakıyorum.

Diğer bir konu, o gün birileri çıkıp da şunu da demedi: “Düşman işgal etmiş Meclisi. Siz ne oturuyorsunuz burada? Alın elinize silahı, siz de gidin oraya.” Oturmuşlar, ora da önemli, bura da önemli; derdin dermanı burada alınacak kararlarla daha erken bulunabilir ve müzakere edilmiş, münakaşa edilmiş, tartışılmış ve sonuçta, düşman, hem Türkiye’den atılmış hem cumhuriyet kurulmuş hem de bugün sahip olduğumuz pek çok imkânın temeli o günlerden atılmış. Hiç kimse “Bugünlerde bunlar tartışılmaz, münakaşa edilmez.” dememiş.

10 Kasım 1938, o da önemli bir tarih. Mustafa Kemal Atatürk’ün rahmeti Rahman’a kavuştuğu bir gün. Ama bakın, 11 Kasımda Türkiye Büyük Millet Meclisi Atatürk’ün daha naaşı ortadayken ne yapıyor? Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanını 11/11/1938’de seçiyor ve rahmetli İnönü Cumhurbaşkanı seçiliyor, 11’inde burada yemin ediyor ama o gün kimseler şunu dememiş: “Kardeşim, bizim Ulu Önderimiz bugün vefat etti, cenazesi ortada, biz kalkmışız Cumhurbaşkanı seçimiyle uğraşıyoruz.” Neden? Çünkü Cumhurbaşkanlığı önemli bir makam, oranın boş bulunmaması bu devletin, bu milletin, bu ülkenin geleceği açısından önemliydi de onun için hiç kimse bunun arkasından “Ben şifreyi çözdüm.” diye konuşmadı “Ben bunun altında şu manayı aradım, buldum.” diye konuşmadı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yapılanın doğru olduğuna inandı ve burada o saygıyı gösterdi.

Peki, daha sonraki dönemlere bakıyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmaları içerisinde, 10 Kasımlara baktığımız zaman, tarihleri şöyle bir hafızanıza getirmek istiyorum, 1992’den bu yana. 10 Kasım 1992, Meclis görüşme yapmış. 10 Kasım 1993; 10 Kasım 1994; 10 Kasım 1995…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – “Yapmasın” diyen yok. Allah Allah!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – 1996; 1997 tatile gelmiş, Meclisin çalışmadığı gün.

K . KEMAL ANADOL (İzmir) – Yahu “yapmasın” diyen yok!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - 10 Kasım 1998; 10 Kasım 1999;, 10 Kasım 2000; 10 Kasım 2001…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Demagoji yapma!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …10 Kasım 2004; 10 Kasım 2005; 10 Kasım 2006… 10 Kasımlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmış, grubu olan partilerin kimileri gruplarını yapmış.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yahu “çalışmasın” diyen var mı?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Burada sağlık sorunları tartışılmış, ülkenin başkaca meseleleri tartışılmış…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Demagoji yapıyorsun.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …görüşler, kanaatler ileri sürülmüş ama hiç kimse kalkıp da o zaman da “Arkadaşlar, bugün Atatürk’ün öldüğü gündür, siz bugün sağlık sorunlarını bu ülkenin, burada konuşamazsınız, eğitim sorununu konuşamazsınız, güvenlik sorununu konuşamazsınız.” dememiştir ama oturup konuşmuşlardır, tartışmışlardır, bir karara bağlamışlardır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yahu, bırak bunu.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Peki, değerli milletvekilleri, terör yirmi beş yıldır devam ediyor bu ülkede. Yirmi beş yıldır analar ağlıyor, kadınlar dul kalıyor, çocuklar yetim kalıyor, ateş düştüğü ocakları yakıyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Aklına 2009’da mı geldi? Başınıza taş mı düştü? 2009’a kadar neredeydiniz?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bütün hükûmetler ve bugüne kadar görev yapan Meclisler bu terör sorununu bitirmek için mücadele ettiler. Şimdi biz bu sorunu, yirmi beş yıldır devam eden bu sorunu bugün burada konuşmayacağız da neyi konucağız Allah aşkına?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yarın konuşun, yarın!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bundan daha önemli bir sorun mu var? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, Atatürk’ün hayatı, bu ülkenin birliğini, dirliğini güçlü kılmak, bütün Türk milletinin fertleri arasındaki sevgiyi, saygıyı kuvvetlendirmek için geçmiş ve onun mücadelesini vermiş. Eğer bugün bu ülkede yirmi beş yıldır kan akıyorsa, gözyaşı varsa bu sorunun çözümü: Gelin, millî birliği konuşalım…

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Hangi millî birlik?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …bu sorun bitsin; kanın durmasını, gözyaşının dinmesini, kardeşliği ve bu ülkenin 72,5 milyon insanı arasındaki kardeşliğin, sevginin güçlenmesini konuşalım, terörü bitirelim, demek Atatürk’e azap vermez, aksine onu rahatlatır. Bunun aksini savunmak Atatürk’ün ruhunu muazzep eder. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz birliği konuşmayacağız… Yani şimdi şu denebilir mi: “Siz kanın durmasını konuşursanız Atatürk rahatsız olur.”

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bırak, bırak zırvayı!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Siz, bu ülkenin insanlarının birliğini, dirliğini daha güçlü nasıl yaparız, onu konuşursanız Atatürk rahatsız olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Güçlü bir Türkiye’yi nasıl yaratırız diye konuşursanız Atatürk rahatsız olur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İhaneti konuşursanız Atatürk rahatsız olur.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - “Yurtta sulh cihanda sulh.” felsefesini şiar edinen bir liderin ülke içerisindeki bütün güvenlik sorunlarını…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Yeter artık…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …ortadan kaldırıp güçlü bir Türkiye’yi nasıl yaratırızı konuşursanız, Atatürk rahatsız olur. Aksine, bunları yapmazsak Atatürk rahatsız olur, konuşursak memnun olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ben ülkemde kan istemiyorum, diyordur eminim. Kardeşlik olsun, insanlar birbirini kucaklasın; konuşmalarda hakaret, konuşmalarda hamaset, konuşmalarda husumet yerine sevgi olsun, saygı olsun, insanlar birbirini daha sevsin istiyordur. Biz bugün burada bunu konuşacağız.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Neyi konuşacağız?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bu ülke nasıl daha güçlü olur, bu ülkenin insanları birbirini nasıl daha çok sever? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) terör nasıl bitirilir, nasıl çözüm bulunur, çözümlerimiz nedir; milletin huzurunda bugün onu söyleyeceğiz ama…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yahu altı aydır konuşamadık…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Altı aydır konuşmadınız da bula bula bugünü mü buldunuz?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …bunu konuşmak istemeyenler kırk dereden kırk bahane getirebilirler (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Ama millet bunu görüyor, herkes bunu görüyor.

Onun için, değerli dostlar, bugün bunu konuşmakta yanlış manalar aramak, şifre çözücülüğü yapmak, niyet okuyuculuğu yapmak, Hurufilik yapmak doğru değildir. Açık, şeffaf…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Kimse yutmaz dediklerini!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bugün burada herkes dağarcığında ne varsa onu konuşacak. Terör sorununun çözümü için ne söylüyorsunuz, ne düşünüyorsunuz? Bu derdin devası Mecliste dedik. Bu derdin devası size göre nasıl, onu konuşacağız ama konuşmak istemezseniz başka.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yarın, yarın…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Altı aydır konuşmadınız, bula bula bugünü mü buldunuz?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi, tabii, Sayın Anadol başka şeyler söyledi, MHP’nin adına konuşanlar da başka şeyler söyledi. İşin doğrusu, o üslupla konuşulmasını doğru görmüyoruz. Neden? Çünkü biz istiyoruz ki bugün burada sevgi, saygı güçlensin; ülkenin millî birliğine daha büyük katkıları herkes sunsun ama birkaç hususu da sözlerime son verirken ifade etmek istiyorum. O da şu: Anayasa Mahkemesi “AK PARTİ laikliğe karşı eylemlerin odağı.” diye karar vermiş olsa da  bu karar hukuka uygun bir karar değildir. Biz her zaman söyledik. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yok yahu! Yok yahu!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - AK PARTİ bir şeyin odağıdır.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Bölücü odağı olacaksınız.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - O da nedir biliyor musunuz? Laikliğe karşı eylemlerin odağı değil, bu millete, bu devlete karşı samimi hizmet veren kadroların, samimi hizmetlerin odağıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, bir dakika ilave süre veriyorum.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bir başka şey: Hiçbir Türk Hükûmeti ve bizim hükûmetlerimiz de teröristleri hiçbir zaman törenle karşılamamıştır. Bu da açık bir iftiradır. Bunu da herkes gayet iyi biliyor. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Yalan söylüyorsun!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Peki, diyecekler ki: “Efendim, şimdi işte geldiler Habur’dan…” Biz o görüntüleri tasvip etmediğimizi, en üst düzeyde Sayın Başbakanımız da söyledi, “Biz gerekirse sil baştan yaparız.” dedi.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Şehit anaları ağlıyor.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Ama bakın, bir şey söyleyeceğim: Türk Ceza Kanunu’nun 221’inci maddesi Ceza Kanunu’na yeni girmedi. Eski 765 sayılı Ceza Kanunu’nda da başka bir biçimde vardı ve uygulanıyordu. Yeni bir şey değildir; bu bir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Habur’u da izledin mi?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - İkincisi: Bakın, bu ülkede bir sürü pişmanlık yasaları çıkarılmış, tam sekiz tane etkin pişmanlık yasası çıkarılmış. Bunun altında sizin de, sizlerin de imzaları var. “Etkin pişmanlıktan yararlansınlar, dağdan gelsinler...”

ÜMİT ŞAFAK (İstanbul) - Ama gelen “Pişman değilim.” diyor.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - İşte, yasalar burada. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Ama bakın, bakın ben bir tanesini söylüyorum. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ÜMİT ŞAFAK (İstanbul) – Gelenler “Pişman değilim.” diyor!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bakın, bakın, diyor ki: “Terör bir toplum için…” (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, süreniz doldu efendim.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan, bitiriyorum. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Ek süreniz de doldu.

Sayın Bozdağ, ilave süre de verdim. Son cümlenizi, lütfen, kullanmanız için size çok kısa bir süre veriyorum. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Son cümleniz efendim…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki Sayın Başkanım.

Ben görüşmelerin hayırlı olmasını diliyorum. Ülkemizin birliğine, dirliğine, kardeşliğine katkı sunmasını istiyorum ve herkesi katkı vermeye davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunacağım: Kabul edenler…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, sisteme girdim görmüyor musunuz? Sisteme girdim görmüyor musunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Oylamaya geçtim efendim. Oylamaya geçtim, daha sonra söz istersiniz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yok, ben sisteme oylamadan önce girdim. Sisteme oylamadan önce girdim Sayın Başkan. Böyle bir şey yok!

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bakanlar Kurulunda fazla el kalktı Sayın Başkan.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Evet, Bakan sayısından daha fazla el kalktı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Kabul edilmemiştir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, mikrofonu açarsanız bir şeyi vuzuha kavuşturmak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – 60’ıncı maddeye göre bir şeyi vuzuha kavuşturmak istiyorum.

Bugün 10 Kasım, Kurucumuz Ulu Önderin diğer hayata intikalidir ve buradan uygunsuz birtakım sözler var. Olayı vuzuha kavuşturmak yüce Meclisi bilgilendirmek istiyorum.

BAŞKAN – Efendim, bizim böyle bir usulümüz yok.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle bir usul yok Sayın Başkan. Grup önerileri konuşulurken sayın milletvekillerinin…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Var Sayın Başkan, usul var.

BAŞKAN – Hayır efendim, yok.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                                   Kapanma Saati: 17.38

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.54

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmına geçiyoruz.

Alınan karar gereğince, bu kısmın 371’inci sırasında yer alan, Hükûmet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından verilen demokratik açılım konusunda Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 102’nci ve 103’üncü maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmesine başlıyoruz.

 

IX.- GENEL GÖRÜŞME

A) Ön Görüşmeler

1.- Hükûmet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, demokratik açılım konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/11)

 

BAŞKAN - Hükûmet? Yerinde.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, ben sözümü yineliyorum.

BAŞKAN – Genel görüşme önergesi Genel Kurulun 3/11/2009 tarihli 12’nci Birleşiminde okunduğundan tekrar okutmuyorum.

İç Tüzük’ümüze göre genel görüşme açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergedeki birinci imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.

Konuşma süreleri Hükûmet ve gruplar için yirmişer dakika, önerge sahipleri için onar dakikadır.

Şimdi, söz alan üyelerin isimlerini okuyacağım:

Önüme gelen listeye göre, Hükûmet adına İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay.

Gruplar adına: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Onur Öymen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına da İzmir Milletvekili Oktay Vural konuşacaklar.

Diğer gruplarımızın isimleri henüz bildirilmedi.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ben talebimi yineliyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, talebiniz?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Eğer mikrofonu açarsanız yerimden, kürsüye çıkmadan bir konuyu vuzuha kavuşturmak istiyorum. Yani böyle bir günde kurucu iradeye sahip bir liderin yanlış algılandığını, yanlış tarif edildiğini düşünüyorum ve yüce Meclisin, Parlamentonun bir konuda dikkatini çekmek istiyorum. Hiçbir sataşma yok. Hiçbir sataşma olmayacak Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bu konuda iki saati aşkın bir süre gerek sizin grubunuza ait gerek diğer gruplara ait arkadaşlarımız…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, bir milletvekili olarak…

BAŞKAN -…düşüncelerini uzun uzun Genel Kurulumuzla paylaştılar, televizyonları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızla paylaştılar.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, bir milletvekili olarak İç Tüzük 60’a göre iki dakika, rahatsızlık vermeden, yerimden bir şeyi paylaşmak istiyorum yüce Meclisle. Yani bu bir teveccüh falan değildir. Bu, hakikaten önemli gördüğüm…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Görüşmelere geçtik Sayın Başkan.

BAŞKAN - Şimdi, ön görüşmelere başladık, efendim, siz yerinize lütfen oturun, ben bu talebinizi değerlendireceğim sizin. Lütfen oturun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ama görüşme ortasında olacağını tahmin etmiyorum.

BAŞKAN – Sakin olun, sakin olun.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, ön görüşmeler kısmında ilk sözü Hükûmet adına İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay’a veriyorum.

Sayın Atalay, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika Sayın Atalay.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken sizleri en samimi duygularımla selamlıyor, bu görüşmenin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, demokratik açılım konusunda neden genel görüşme istediğimizi açıklamak için söz almış bulunuyorum. Yüce Mecliste tarihî oturumlardan birini daha gerçekleştiriyoruz. Bu Meclis, en olumsuz koşullarda kurulmuş, Kurtuluş Savaşı’nı yönetmiş ve milletimizi zafere ulaştırarak cumhuriyetimizi ilan etmiştir. Ülkemizin en hayati meseleleri, kurulduğu günden beri bu çatı altında tartışılmıştır. Bu vesileyle Meclisimizin ve cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefat gününde bir kez daha rahmet ve minnetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, açılımın sahibi ve adresi olarak hep yüce Meclisi işaret ettik, muhatabımızın millet ve milletin temsilcileri olduğunu vurguladık; konunun, millî iradenin ve demokrasinin tecelligâhı olan Meclisin çatısı altında tüm boyutlarıyla tartışılacağını ve çözüm yollarının bulunacağını söyledik. Yüce Meclisin mehabetine yakışır şekilde bu görüşmeyi gerçekleştireceğimizden ve konuyu aziz milletimizin beklentileri doğrultusunda seviyeli bir üslupla tartışacağımızdan kuşku duymadığımı belirtmek isterim.

Ayrıca, şunu da ifade etmek isterim ki: Biz demokratik açılımı baştan beri sadece AK PARTİ İktidarının meselesi olarak görmedik, bunu partiler üstü bir millî mesele olarak gördük. Bu nedenle de her fırsatta muhalefet partilerinin katkılarını almak istedik. Onlara açık çağrılar yaptık, randevu taleplerinde bulunduk ancak maalesef bazı muhalefet partilerimiz bu taleplerimizi geri çevirdiler. Buna rağmen, biz bu meselenin Meclis çatısı altında tartışılarak iktidarı ve muhalefetiyle milletin temsilcilerinin görüşlerini almak istedik. Nitekim, genel görüşme, anayasal sistemimizde hükûmeti denetleme yollarından biri olduğu hâlde, yüce Meclisi bilgilendirmek ve muhalefetin görüşlerini dinlemek maksadıyla bu önergeyi Hükûmet olarak biz verdik.

Unutmayalım ki çoğulcu demokratik rejimlerde muhalefetin görevi iktidarı sadece eleştirmek değildir; muhalefet, toplumda sorunları çözmeye yönelik görüş ve önerilerini kamuoyuna sunmak göreviyle de karşı karşıyadır. Demokrasilerin olmazsa olmazı muhalefettir zira, iktidar her rejimde, muhalefet ise sadece demokrasilerde vardır. Ancak çağdaş demokrasilerde muhalefet, sorunun değil çözümün bir parçasıdır. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Hatibi dinleyelim.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Sadece sorunun parçası olan ve toplumsal meseleler konusunda hiçbir projesi ve gelecek tasavvuru olmayan muhalefetin kimseye faydası yoktur. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Temenni ederim ki, bu görüşme vesilesiyle muhalefetimiz, demokratik açılım konusunda şu ana kadar Hükûmetimizden esirgediği yapıcı önerilerini, alternatif projelerini ve çözüme yönelik katkılarını da bizimle paylaşır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Önerin neyse söyle Sayın Bakanım.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, biz asırlardır kardeşçe birlikte yaşayan, cephelerde omuz omuza savaşan, acıyı ve mutluluğu paylaşan bir milletiz. Aziz Türk milletinin kardeşlik duygularını zayıflatmak, evlatlarını birbirine düşürmek, birlik ve dirliğimizi bozmak için bin türlü oyunlar oynanmıştır ancak milletimizin birlikte yaşama arzusu, engin sağduyusu, basiret ve feraseti sayesinde her defasında bu oyunlar bozulmuştur. Başladığımız, başlattığımız tarihî açılımın anlam ve önemini kavrayabilmek için, birliğimize kasteden bu oyunları ve bugün nasıl bir meseleyi çözmeye çalıştığımızı bilmemiz gerekiyor. Özellikle son çeyrek asırda kanlı ve tahrip edici bir hâle gelen, buna karşın çözümü sürekli ertelenen, ertelendikçe de daha karmaşık ve içinden çıkılmaz hâl alan ciddi bir terör meselesiyle karşı karşıyayız. Bu meselenin tanımlanması ve kaynakları konusunda ne düşünürsek düşünelim, üzerinde herkesin birleştiği, hepimizi yaralayan bir gerçek vardır; o da bu meselenin ülkemize ve insanımıza her bakımdan kaybettiren, on binlerce insanımızın canına mal olan, kaynaklarımızı ve enerjimizi tüketen yıkıcı bir mesele olduğudur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yedi senedir ne yaptınız Sayın Bakan?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Artık, bu gerçekle yüzleşilmesi ve milletimize yıllardır acı çektiren bu sorunun palyatif tedbirlerle değil, gerçek ve kalıcı müdahalelerle çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Biz, diğer tüm kronik meselelerde olduğu gibi, terör meselesinin de cesaret, samimiyet ve kararlılıkla çözülebileceğine inanıyoruz. Bu anlayışla, yıllardır devam eden terörün sonlandırılması, temel hak ve özgürlükler alanının genişletilmesi ve birlik ve dirliğimizin pekiştirilmesi amacıyla demokratik açılım çalışmalarını başlattık.

Değerli milletvekilleri, demokratik açılımı, devletin tüm kurumlarını ve milletin tüm kesimlerini içine alacak şekilde, bir devlet politikası olarak ve mümkün olan en geniş katılımla yürütmeye çalışıyoruz. Süreç içerisinde, ortak aklın ortaya konması ve sorunun çözümü konusunda geniş bir mutabakat sağlanabilmesi için ilgili tüm devlet kurumlarının temsilcileriyle, siyasi partilerle, meslek odalarıyla, sivil toplum örgütleriyle, bilim adamları ve gazeteci yazarlarla bir dizi görüşmeler ve toplantılar yaptık. Biz, demokratik açılımı başlattığımız andan itibaren, hiçbir illegal oluşumu muhatap alamayacağımızı açıkça ilan ettik ve kesinlikle almadık. Görüşmelerde bulunduğumuz kurum, kuruluş ve kişiler bu sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğini, bu yöndeki teklif ve hassasiyetlerini bizimle paylaşmışlardır.

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Halka sor, halka!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, baştan beri şunu söylüyoruz: Bu ülkede aklı başında olan hiç kimse, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif edilemez esasları olan devletin bütünlüğünü, resmî dilin Türkçe olduğunu, bayrağımızın ay yıldızlı bayrak olduğunu ve millî marşımızın İstiklal Marşı olduğunu tartışmıyor, tartışamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yüce Meclisin huzurunda bir kez daha ifade edelim ki: Demokratik açılım, üniter yapımızı, birlik ve bütünlüğümüzü bozacak hiçbir unsur ihtiva etmemektedir, etmeyecektir; aksine, bu, bir millî birlik ve kardeşlik projesidir. (MHP sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Ne yapacağını söyle, mavra okuma!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, AK PARTİ bu ülkenin her bölgesini ve her kesimini temsil eden bir Türkiye partisidir. Bu konuda da maalesef rakipsizdir. AK PARTİ dışındaki tüm partiler bölge partileridir. (CHP ve MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sensin bölge partisi olan!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bölücülük yapıyorsun!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – İşte tam da bundan dolayı Türkiye'nin birlik ve beraberliğinin en büyük güvencesi ve sigortası partimiz ve Hükûmetimizdir. (CHP ve MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Atalay…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, diyemez, böyle bir şey yapamaz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bölücü düşüncüleri taşıyorsunuz.

X.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

   - Pankart Açma

1.- (8/11) Esas Numaralı Genel Görüşme Önergesi’nin ön görüşmeleri sırasında CHP sıralarından pankartlar açılması

 

(CHP sıralarından “Atam seni unutmadık, unutturmayacağız”, “Atam eserine sahip çıkacağız”, “Atam seni unutmadık, unutmayacağız”, “Atam, kurduğun Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatacağız.”, “Büyük millî emanetimiz. Atam izindeyiz” yazılı pankartlar açıldı.)

 

IX.- GENEL GÖRÜŞME (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Hükûmet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, demokratik açılım konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/11) (Devam)

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Atalay…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, demokratik açılımın hedeflerinden biri…(CHP ve MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Atalay, bir saniye…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …her türlü görüşün…(CHP ve MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Atalay, bir saniye…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – …barışçıl şekilde ifade edildiği…(CHP ve MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Atalay, bir saniye…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …çözüm önerisinin karşılıklı hoşgörü  içinde tartışılabildiği…(CHP ve MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Atalay…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …çoğulcu ve özgürlükçü bir ortamın sağlanmasıydı. (CHP ve MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Atalay, sesim gelmiyor mu efendim? Bir saniye…

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi.

KADİR URAL (Mersin) – Müdahale yapsanıza Sayın Başkan.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Önce Sayın Bakan kürsüye saygılı olsun.

BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, burası miting alanı değil.

KADİR URAL (Mersin) – Müdahale etsenize, niye müdahale etmiyorsunuz?

BAŞKAN - Lüften, o pankartları indiriniz. Burası miting alanı değil.

90’ıncı yılını kutlamaya hazırlandığımız Türkiye Büyük Millet Meclisine bunu layık göremezsiniz. Burasını bir meydana dönüştüremezsiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli…

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye…

Lütfen, indiriniz.

İdare amiri arkadaşlarımızı görevlerini yapmaya davet ediyorum ve birleşime beş dakika ara veriyorum.

Lütfen, o pankartlarınızı indiriniz ve dışarı çıkarınız.

                                                                               Kapanma Saati: 18.08

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.21

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCi (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

------0------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

(8/11) esas numaralı Önergenin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Hükûmet adına İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay sekiz dakika konuşmuştu. Konuşmalarını tamamlamak üzere şimdi Sayın Bakanı kürsüye davet ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce, tabii, günlerdir ve akşamdan beri “Sevrcilik” de dâhil her şeyi söyleyen arkadaşlarımız, benim “AK PARTİ Türkiye'nin genelinden oy alıyor. Diğer partilerimiz genelinden değil, daha az yerlerden oy alıyor.” dememden rahatsız oldular. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

KADİR URAL (Mersin) – Öyle demedin Sayın Bakan!

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Öyle demediniz!

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir saniye…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Benim söylediğim şudur, düzeltiyorum… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bakan izah etsin, düzeltme yapmak istiyor. Sakin olun.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Düzeltiyorum arkadaşlar, düzeltiyorum. Çünkü ben bugün konuşmama çıkarken muhalefette hiçbir kimseyi rahatsız etmeden, polemik yapmadan, bu kadar hayati, ciddi bir meseleyi anlatmak istiyorum. Yani hiçbir partiyi rencide etmek gibi bir niyetim olmamıştır ve şu anda bunu bu şekilde düzeltiyorum. Yani bir sonraki cümleyi okusaydım zaten o, öyle anlaşılacaktı ama ona izin verilmedi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakan, sözlerinize özen gösteriniz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – İşte tam da bundan dolayı Türkiye'nin birlik ve beraberliğinin en büyük güvencesi, sigortası Partimiz ve Hükûmetimizdir. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Çünkü Türkiye'nin her tarafından oy alıyoruz. Bunu diyorum ben.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Kaç senedir İçişleri Bakanısınız siz?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, demokratik açılımın hedeflerinden biri, her türlü görüşün barışçıl şekilde ifade edilebildiği, çözüm önerilerinin karşılıklı hoşgörü içinde tartışılabildiği, çoğulcu ve özgürlükçü bir ortamın sağlanmasıydı ve bu hedefin büyük ölçüde gerçekleştiğini görmek bizi ziyadesiyle memnun etmektedir.

Yaklaşık dört aydır her platformda açılım tartışılmaktadır. Belki de tarihimizde ilk kez, önceden tabu olarak görülen meselelerimiz bütün yönleriyle konuşulmaktadır. Aydınlar, sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları, basın mensupları, siyasi partiler, vatandaşlarımız, kısacası toplumun tüm kesimleri büyük bir olgunlukla ve karşılıklı anlayışla kronikleşmiş sorunları tartışmaktadır. Bu durum fırtınalı günler yaşayan genç demokrasimizin geldiği aşamayı göstermesi bakımından son derece olumlu bir gelişmedir.

Elbette farklı görüşler, korkular ve kaygılar olacaktır. Demokratik toplumlarda farklılıkların olması son derece normaldir. Burada önemli olan, birbirimizin hak ve hukukuna saldırmadan, karşılıklı anlayış ve hoşgörü içerisinde, medeni insanlar olarak meselelerimizi tartışabilmektir. Bazı olumsuz ve yıkıcı tavırlara rağmen, milletimizin sağduyusu sayesinde bunu önemli ölçüde başardığımızı söyleyebiliriz.

Değerli milletvekilleri, biz istiyoruz ki, Meclisimiz, toplumda oluşan bu karşılıklı anlayış ve şefkat dilinin gelişmesine öncülük yapsın. Buradaki konuşmalar, topluma kin, nefret, gözyaşı, kan ve düşmanlık değil, birlik, kardeşlik ve şefkat duyguları yaysın. Milletimize, yıkıcı, olumsuz ve karamsar mesajlar yerine, olumlu ve kucaklayıcı mesajlar verelim. Milletin temsilcilerinden istediği, kavgayı ve  düşmanlığı körüklemeleri değil, sevgi ve kardeşliği teşvik etmeleridir. Milletimizin bu isteğine uygun hareket ettiğimizde, inanın, yüce Meclis  üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirmiş olacaktır. Gelin, bu millî meselede parti menfaatlerimizi ve siyasi hesaplarımızı bir kenara bırakalım, milletimizi tüm renkleriyle kuşatan, hiçbir kişiyi ve kesimi ötekileştirmeyen, kardeşlik duygularımızı pekiştiren bir siyasi şefkat dilini hep birlikte inşa edelim. Yüce Meclis buna öncülük etsin. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Bu Meclis buna öncülük ederse bu toplumda kardeşlik dalga dalga yayılır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bu söylediklerinle…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri…

BAŞKAN – Sayın Atalay, bir saniye… Bir saniye…

Değerli arkadaşlarım, bakın, biraz sonra sizin grubunuz adına da burada konuşmalar yapılacak. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Sizin sözcünüz konuşurken iktidar partisi grubundan bu şekilde söz atılmasına sıcak bakabilir misiniz? Razı olabilir misiniz? Kendimize yapılmasını istemediğimizi niye başkalarına yapıyoruz, bize yakışıyor mu bu? Lütfen hatibi dikkatle dinleyiniz arkadaşlar. Söyleyeceğiniz bir şey varsa grubunuz adına çıkan kişi cevabını verir.

Sayın Atalay, buyurun devam edin lütfen.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) –  Değerli milletvekilleri, AK PARTİ olarak, iktidara geldiğimiz günden bu yana terörün kabul edilemez, mazur görülemez, tahammül edilemez olduğunu devamlı vurguladık.  Hükûmet olarak bu konuda kararlı olduk ve terörle mücadelede en ufak bir zafiyet göstermedik, bundan sonra da göstermeyeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Terörle mücadele eden güvenlik güçlerimize, sınır ötesi operasyon yapma yetkisi dâhil, gerekli her türlü imkânı sağladık.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Aynı şeyi konuşuyor!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) –  Bugüne kadar da güvenlik güçlerimiz terörle mücadelede üzerine düşen görevi fedakârca ve başarılı bir şekilde yerine getirmişlerdir, kendilerine milletçe şükran borçluyuz. Ancak terörle mücadelenin sadece güvenlik tedbirleriyle başarıya ulaşamayacağı, meselenin diğer boyutlarının da başarılı bir şekilde ele alınması gerektiği artık herkes tarafından kabul edilen bir gerçek hâline gelmiştir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sadede gel!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Başlattığımız demokratik açılım terörü tüm boyutlarıyla ve bir bütün olarak ele almaktadır. Dolayısıyla, açılım süreci, terörle mücadeledeki zafiyetin değil, tersine kararlı ve azimli mücadelenin bir sonucu ve gereği olarak anlaşılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terörle mücadele ederken binlerce şehit verdik, binlerce güvenlik görevlimiz gazilik mertebesine ulaştı, binlerce vatandaşımızı kaybettik. Ülkemizin birlik ve bütünlüğünü, bu mücadeledeki kararlılığımızı şehit ve gazilerimizin fedakârlıklarına borçluyuz. Bu vesileyle bir kez daha tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi de minnetle anıyoruz. Şehitlerimizin geride bıraktıkları emanetleri ve gazilerimizi başımızın tacı olarak görüyoruz. Onların istismarına ve incitilmesine asla müsaade etmeyeceğimizi de bir kez daha ifade ediyoruz.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Paketi aç, paketi…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Evet, terör, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bizlere büyük acılar yaşatmıştır.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Aç, a煠

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Millet olmanın gereği, bu acıları paylaşmayı ve birlikte yas tutmayı başarabilmektir. Biz bunu yaptık ve yapıyoruz. Ancak artık acıların da bitmesini istiyoruz, şehit ve gazilerimize yenileri eklenmesin istiyoruz, daha fazla ana ve babanın yürekleri dağlanmasın istiyoruz. Paylaşılacak yeni acılar, yası tutulacak yeni kayıplar istemiyoruz. Kısaca, artık yeter diyoruz. (CHP sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Aç, aç…

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Paketi açın…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Lütfen…

Buyurun Sayın Atalay, devam edin siz.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Bu pakette ne var, onu bilelim!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Atalay.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kronikleşen terör, bir süre sonra, belli kesimlerin varlığından ekonomik, kurumsal veya siyasi rant devşirdikleri devasa bir sektör hâline gelmektedir. Bu kötülük sektörünü besleyen, terörün sonlandırılmasına yönelik her adımı boşa çıkarmak için canla başla çalışan bir çatışma lobisinin varlığını da milletimiz bilmektedir.

İşte demokratik açılım, sadece teröristle mücadeleyi değil, teröristi üreten ve onu sürekli hâle getiren bu çatışma lobisiyle de mücadeleyi esas alan bir süreçtir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CANAN ARITMAN (İzmir) – Aç, aç…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Demokratik açılımı bir bölünme projesi olarak sunmaya çalışıp topluma sürekli bölünme fobisi pompalayanlar, bilerek ya da bilmeyerek bu çatışma lobisinin değirmenine su taşıyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, biz özellikle etnik milliyetçiliğe dayanan terörün çözümünde demokratikleşmenin önemli olduğunu düşünüyoruz. Demokrasi, özgürlük ve güvenliğin birbirini gerektiren değerler olarak kabul edildiği bir yönetim modelidir. Bu iki değer birbirine karşıt değildir, tersine özgürlük ancak güvenliğin sağlandığı bir ortamda mümkündür.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Açılımı aç! Açılımı aç!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Güvenliğin tam olarak sağlanması da herkesin kendisini devletin eşit vatandaşı olarak hissettiği, öteki olarak görmediği bir özgürlükçü düzenin varlığına bağlıdır. (CHP ve MHP sıralarından “Açılımı aç! Aç, a煔 sesleri)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, size yakışıyor mu bu, Allah aşkına!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Çok güzel! Çok güzel! (CHP sıralarından “Açılımı aç!” sesleri)

BAŞKAN – Bu yakışıyor mu, Allah aşkına!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – İşte, biz demokratik açılımla, özgürlük, güvenlik birlikteliği ve uyumunu pekiştirmek istiyoruz. Hedefimiz, herkesin ama herkesin terör ve şiddetten arındırılmış bir coğrafyada kendini güvende ve özgür hissettiği, huzurlu, mutlu ve müreffeh bir ülkeyi adım adım inşa etmektir.

Değerli milletvekilleri, demokratik açılımı başlattığımız andan itibaren ilk basın toplantımızda hedefleri açıkça ortaya koyduk. Buna rağmen açılımın hedeflerinin belirsiz olduğu, binilen geminin rotasının belli olmadığı söylendi. Bu nedenle yüce Meclisin huzurunda bu hedefleri yeniden hatırlatmakta fayda görüyorum ama daha genişini perşembe günü burada anlatacağım. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Her şeyden önce demokratik açılım, büyük Türkiye’nin ayağındaki prangalardan kurtulmasını sağlayacaktır. İktidara geldiğimiz tarihten itibaren hedeflediğimiz büyük Türkiye, büyük Türk milletinin her ferdinin daha müreffeh, daha eşit ve daha özgür olarak yaşadığı bir ülkedir. Biz AK PARTİ Hükûmeti olarak bunun inşasıyla meşgulüz. (MHP sıralarından gürültüler)

Büyük Türkiye, komşularıyla sıfır sorun politikası izleyen, bölgesinde güvenliğin ve barışın teminatı olan ve küresel meselelerde belirleyici siyasi aktör olarak kabul edilen bir ülkedir.

Büyük Türkiye, başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere uluslararası organlarda yer alan ve dünya politikasında söz sahibi olan ülkedir.

Büyük Türkiye, kısa bir süre önce G-20 zirvesinde diğer büyük ülkelerle küresel meseleleri tartışan ve karar mekanizmasında yer alan ülkedir.

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Açılımı anlat, açılımı.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Biz bugünleri çok özlemiştik çok, bunları ilk defa daha yeni görüyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Atalay, süreniz doldu, size ilave süre veriyorum. Lütfen konuşmanızı tamamlamaya çalışın efendim.

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Bir yirmi dakika daha verin.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, küreselleşme tarihte hiç olmadığı kadar iç ve dış politikayı birbirine yaklaştırmış, birbirini belirleyici hâle getirmiştir.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Andersen’den masallar anlatıyor şimdi!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Dış politikadaki başarı içerideki temel sorunların halledilmesine, huzur ve barış ortamının konsolide edilmesine bağlıdır. Bu bağlamda demokratik açılımın en önemli amaçlarından biri de terörün sonlandırılarak güven ortamının pekiştirilmesidir.

Terör, ülkemizin bölgesel ve küresel bir siyasi aktör olarak dünya barışına ve huzuruna yaptığı katkıyı olumsuz yönde etkileyen bir sorundur. Bu sorunun çözümü iktidarı ve muhalefetiyle hepimizin özlediği büyük ve güçlü Türkiye'nin önündeki en önemli bariyerin kaldırılması anlamına gelecektir.

Diğer yandan Türkiye'nin yapıcı ve aktif dış politikası sayesinde terör örgütünün uluslararası arenada giderek yalnızlaştırıldığı ve bununla paralel olarak etkisizleştirildiği de bir gerçektir.

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Dışişlerinin bütçesini mi görüşüyoruz?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, demokratik açılım sürecinde birbirine bağlı iki somut sonucun gerçekleşmesi hedeflenmektedir: Birincisi terörün sonlandırılması ya da minimum seviyeye indirilmesi, ikincisi de demokrasimizin geliştirilerek standardının yükseltilmesidir.

Benzer sorunlarla karşılaşmış olan diğer ülkelerin tecrübeleri göstermiştir ki terörü sonlandırmanın yolu terör örgütünün silah bırakmasından geçmektedir. Dağdan inişlerin özünde işte bu silah bırakma vardır. Eğer eli silahlı bazı kişiler silahını bırakıp ülkeye geliyorlarsa, bu, terörle mücadelenin hedeflediği durumlardan biridir. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Buradan hiç kimse kendisi için bir zafer görüntüsü çıkarmaya kalkışmasın. Toplumun çok büyük bir kısmının duygularını rencide edici siyasi şovlar bu meselenin çözümüne değil ancak çözümsüzlüğüne katkı sunabilir. Biz bunları asla onaylamıyoruz tekrarını da kimse aklından geçirmesin. (MHP ve CHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, ek süre de doldu. Lütfen cümlelerinizi tamamlayınız. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Dağdan inenlerin görüntüsünden mutlaka bir başarı hikâyesi çıkarılacaksa, bu, demokratik açılımın, Millî Birlik Projesi’nin ve bin yıldır birlikte yaşayan milletimizin bundan sonra da birlikte yaşama iradesinin başarısıdır.

Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Herkes kanunların öngördüğü usul ve esaslara uymak zorundadır. Bu konuda hiç kimsenin ayrıcalığı ya da üstünlüğü bulunmamaktadır. (MHP ve CHP sıralarından gürültüler)

Şunu bir kez daha yüce heyetin önünde ifade etmek isterim, eve dönüş yapan bu vatandaşlarla ilgili bütün işlemler hukuk kuralları çerçevesinde yapılmıştır. (MHP ve CHP sıralarından gürültüler) Bu sürecin bundan sonra sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi ve yeni sorunlara sebebiyet verilmemesi için herkesin daha sağduyulu davranması ve aklıselimle hareket etmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, demokratik açılımın diğer temel hedefi de demokratikleşmedir. Zira, biz terörün de etnik milliyetçiliğin de panzehirinin demokratikleşme olduğuna inanıyoruz. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Esasen bu açılım özellikle son bir yıldır hız kazanmış olan… (MHP  ve CHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Atalay, ek süre de doldu.

Şimdi, gruplar adına konuşacak arkadaşlarımıza da -önemli bir konu görüşüldüğü için- size verdiğim ek süreyi vermek durumundayım.

Bir dakika ek süre daha veriyorum. Lütfen tamamlayınız. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım. 

Bu atılımın bizim İktidarımız dönemi öncesinde başladığını, başta dil yasaklarının kaldırılması olmak üzere idam cezasının kaldırılması, gözaltı sürelerinin kısaltılması ve DGM’lerin sivilleştirilmesi gibi önemli adımlardan bazılarının bizden önceki hükûmetler tarafından atıldığını belirtmeyi siyasi kadirşinaslığın bir gereği olarak da görüyorum. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Hükûmetimiz döneminde atılan ve atılacak olan demokratikleşme adımlarını, önergemizin kabulü hâlinde, iki gün sonra sizlere anlatma fırsatı bulacağım.

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Yemin eder misin? Söz mü?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Son sözler: Bir kez daha belirtmeliyim ki demokratik açılım toplumun sadece belli kesimine yönelik değildir.

OSMAN ERTUĞRUL (Aksaray) – Perşembe günü açacak mısın?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Hedef, herkesin daha özgür, daha müreffeh bir Türkiye'de yaşamasını sağlamaktır. Bu nedenle demokratik açılımın sloganı “Herkes için daha fazla özgürlük”tür.

Değerli milletvekilleri, bu süreçte biz pozitif siyaset anlayışıyla ve iktidar sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Bu nedenle kimseye kapımızı kapatmıyoruz. Çözümsüzlüğü savunarak negatif siyaset yapmanın hiçbir şeye faydası olmadığını görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen… Sadece selamlamak için…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum, hepinize çok teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Atalay, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, şimdi genel görüşme önergesi üzerinde gruplar adına ilk konuşmayı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Onur Öymen yapacaklar.

Sayın Öymen, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Hükûmetin genel görüşme önergesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün 10 Kasım, Atatürk’ün ölüm yıl dönümü. Hükûmetin genel görüşme için böyle bir günü seçmiş olması ibret vericidir. Bazıları “Atatürk öldüğüne göre meydan bize kaldı, şimdi dilediğimizi yapabiliriz. Onun çizdiği hedeften saptırıp başka ufuklara götürebiliriz.” diye düşünebilirler. Bunun örnekleri yok mu? Var. Atatürk’ün en önemli eserlerinden biri laikliktir ve bugün iktidarda bulunan siyasi parti Anayasa Mahkemesi tarafından, 11 üyenin oyuyla, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu için mahkûm edilmiştir. Bırakınız Türkiye’yi, dünyada bunun bir örneğini hatırlayan var mı? Hem Atatürk’ün eserine bu kadar karşı çıkacaksınız, ondan sonra da zaman geldiğinde “Biz de Atatürkçüyüz.” diyeceksiniz. Geçiniz, kimse inanmıyor size. 

Atatürk’ün hayatı sona erdi 10 Kasımda, ama Atatürk’ün ideali, hedefleri, ilkeleri, devrimleri ve devlet anlayışı bu milletin kalbinde yaşamaktadır ve size şunu söyleyeyim: Bu millet Atatürk’e sahip çıktıkça hiç kimsenin gücü Atatürk’ün eserlerini tahrip etmeye yetmeyecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu görüşmenin 10 Kasımda yapılması yalnız Atatürk’ün anısına bir saygısızlıktan ibaret değildir. Burada, genel görüşmede Hükûmetin bir türlü dile getiremediği, ama kafasından geçen proje, öyle anlaşılıyor ki, terörle mücadele değil terörle müzakere projesidir ve bu, Atatürk’ün terörle mücadele konusundaki politikasına taban tabana terstir, zıttır. Atatürk, terörle böyle mi mücadele etti arkadaşlar? Atatürk terörle mücadele ederken terörü yapanlarla, onların temsilcileriyle müzakere mi etti?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kim müzakere etmiş, açıklar mısınız?

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Onların temsilcilerinin sınırlardan elini kolunu sallayarak girmesine müsaade mi etti? Yoksa kararlılıkla mı mücadele etti? Yoksa terör örgütü mensuplarını kıskıvrak yakalayıp adalete mi teslim etti ve cezalandırılmasını mı sağladı? Atatürk sizin yaptığınızı mı yaptı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kim müzakere etti Sayın Konuşmacı? Açıklayın, bilelim.

ONUR ÖYMEN (Devamla) -  Atatürk’ün ölüm yıl dönümünde yapılan iş, aslında maalesef, Türkiye için üzüntü vericidir, ibret vericidir ve çok  hazindir.

Atatürk, Şeyh Sait’le müzakere mi etti, Dersim isyanını yapanlarla müzakere mi etti?

ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Dersim’de isyan yoktu Sayın Hatip.

SIRRI SAKIK (Muş) – Dersim’de katliam oldu, katliam.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Onların sözcüleriyle, temsilcileriyle masaya mı oturdu? Bunların hiçbirini yapmadı arkadaşlar. Yabancı ülkelerin istihbaratından mı yararlandı? Hayır.

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Neyi neyle karşılaştırıyorsunuz Sayın Öymen?

 ONUR ÖYMEN (Devamla) - Türkiye’nin istihbaratından yararlandı ve kısa bir sürede bütün terör örgütlerini dize getirdi.

Değerli arkadaşlarım, “Analar ağlamasın.” diyorlar. Maalesef, bu ülkenin anaları çok ağladı. Çok şehit verdik. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı’nda 200 bin şehidimiz var. Hepsinin anası ağladı. Bir kişi çıkıp da “Analar ağlamasın. Biz bu savaştan vazgeçelim.” demedi. Kurtuluş Savaşı’nda analar ağlamadı mı?

 SIRRI SAKIK (Muş) – Sizin çocuklarınız nerede?

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Kimse çıkıp da “Analar ağlamasın. Biz şu Yunanlılarla anlaşalım.” dedi mi? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Bir tek kişi Türkiye’de çıkıp da “Analar ağlamasın diye, bu mücadeleyi durduralım.” dedi mi? Dünyada diyen var mı? Amerika’da bir saat içinde 3 bin kişiyi öldürdü teröristler. Bir Amerikalı devlet adamı çıkıp da “Aman, analar ağlamasın. Şu teröristlerle bir uzlaşalım.” dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Niçin? Çünkü, terörle mücadeleye cesaretiniz yok. Sizden önceki bütün hükûmetlerin gösterdiği cesareti siz gösteremiyorsunuz.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Niye biz gösteremiyoruz?

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Sizden önceki hükûmetler 32 defa sınır ötesi operasyon yaptılar. Siz yedi yılda…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sizin çocuklarınız nerede? Yoksul Anadolu çocukları üstünde at oynatmayın!

ONUR ÖYMEN (Devamla) -  Bitmek üzereyken, terör bitmek üzereyken siz geldiniz. Sizin geldiğiniz yıl, 2002 yılında şehit sayımız 6’dan ibaret. Şimdi bunun neredeyse 20 misli şehit veriyoruz. 20 misli analar ağlıyor sizin döneminizde. Niçin? Çünkü yedi senede bir tek kere, o da yedi günlük sınır ötesi kara harekâtı yapabildiniz. O da yabancı ülkeler müdahale etti, hemen geri çekilmek zorunda kaldınız. Bu mudur terörle mücadele? Sayın Bakan çıkıyor terörle mücadeleden bahsediyor. Böyle mi mücadele edeceksiniz? Sizden önceki hükûmetler böyle mi mücadele etti? Başka ülkeler böyle mi mücadele ediyor teröristlerle? Ne yazık ki Hükûmetin bu konudaki davranışı çok yanlıştır ve son derece üzüntü vericidir.

Bazıları çıkıyorlar, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” anlayışının arkasına sığınıyorlar. Atatürk bu sözü söyledi, fazlasını da söyledi, Atatürk “Ülkenin savunması için yapılmadıkça savaş bir cinayettir.” dedi. Doğrudur ama bir şey daha söyledi, Atatürk “Milletimizin topraklarına göz dikenlerin ve ülkemizi esir almak isteyenlerin amansız düşmanıyım.” dedi. Atatürk bu. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözleri hiçbir zaman teslimiyetçi bir anlayışın limanı olarak, bu anlayışı savunmak için kullanılamaz. Atatürk’ün sözlerini anlamından çıkararak, kapsamından çıkararak yorumlamayınız. Atatürk Şeyh Sait’le mücadele ederken de “Yurtta sulh, cihanda sulh.” anlayışına sahipti ama bu onu mücadeleden alıkoymadı. Hatay’ı almak için biliyorsunuz icabında savaşı göze aldı. Onun için kimse Atatürk’ü yanlış anlamasın ve yanlış yorumlamasın. Atatürk aynı zamanda ne yaptı? Bütün vatandaşlarımızın, Güneydoğu’da yaşayanlar dâhil, kalbini kazandı, sevgisini kazandı.

ZEYNEP DAĞI (Ankara) – Siz de kazanın!

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Belli oluyor! Seksen beş yılda…

ONUR ÖYMEN (Devamla) – O tarihlerde o bölgeden gelip bu masalarda bu koltuklarda oturan milletvekillerimiz acaba ne diyorlardı biliyor musunuz?

ZEYNEP DAĞI (Ankara) – Siz de kazanın, Güneydoğu’yu kazanın!

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Size bir iki örnek vereyim. Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey… Bakınız ne diyor? Lozan müzakereleri sırasında Mecliste çıkıyor kürsüye “Bendeniz Kürt oğlu Kürt’üm. Sizi temin ederim ki Kürtler hiçbir şey istemiyorlar. Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık, ayrılmak istemedik ve istemeyiz.” diyor Yusuf Ziya Bey.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Yusuf Ziya Bey seçilmemiştir, atanmıştır.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Başka… Diyap Ağa… 3 Kasım 1922’de Meclis kürsüsüne çıkıyor diyor ki: “Dinimiz diyanetimiz, aslımız neslimiz hep birdir. Düşmanlar bizi birbirimize saldırtmak için tuzaklar kuruyorlar sen şöylesin, ben böyleyim diye. Ne yaparlarsa nafile, biz hep kardeşiz.”

Bu, eski tarihe ait şeyler zannetmeyin, daha yakın tarihte de aynı şeyler söylendi. Bitlis’in çok tanınmış ailelerinden birinin evladı olan değerli diplomat ve siyasetçi Kâmran İnan bakın ne diyor: “Kimsenin değil, devletin adamı olmaya çalıştım. Tek partim Türkiye’ydi. Düşüncem devlet ve millet hizmetiydi. ‘Türk vatandaşı’ ve ‘Türk insanı’ olur, kimse ayrım yapmasın”. Bunu söyleyen arkadaşımız Bitlis’in evladıdır ve bugün bu Mecliste, teröristlerle mücadeleyi müzakereye tercih eden Kürt asıllı 100’e yakın milletvekilimiz var. Onlar temsil etmiyor da terörün sözcüleri mi temsil ediyor o bölgede yaşayan vatandaşlarımızı? Değerli arkadaşlarım, her partide insan var Kürt kökenli.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – “Kürt.” “Kürt kökenli” değil.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Niçin onlarla değil de terörün sözcülüğünü üstlenenlerle müzakere ediyorsunuz? Onlar bu vatandaşları temsil etmiyorlar mı? Siz böyle yaparak terörü meşrulaştırıyorsunuz. Teröristleri muhatap alıyorsunuz. Teröristlere toz kondurmayanları, “Terör liderini Hükûmet muhatap alsın.” diyenleri karşınıza alarak terörü meşrulaştırıyorsunuz, farkında mısınız?

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Kimmiş onlar? İsmi var mı o partinin? Sayın Öymen, ismi var mı o partinin?

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, 5 Mayıs 1920 tarihinde …

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Açık konuşun, biz de cevabımızı verelim.

ONUR ÖYMEN (Devamla) -  …Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde bir bildiri yayınlanıyor. Bu bildiri, Mustafa Kemal Paşa’yı destekleyen bildiridir. Altında kimin imzaları var: Diyarbakır, Urfa, Hınıs, Viranşehir, Bitlis ve Van müftülerinin imzası var.

SIRRI SAKIK (Muş) – Mustafa Kemal’in, 1929’da “Bu ülke Kürtlerin ülkesidir.” dediğini niye söylemiyorsunuz?

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, işte siz maalesef Türkiye'nin bu güzel geleneklerinden sapıyorsunuz. Üzülerek söylüyorum ki Türk milleti, hiçbir 10 Kasımda, bu kadar üzüntü verici, bu kadar kasvetli ve bu kadar kahredici bir tabloyla karşı karşıya gelmemişti. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayenizde!

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Aylardır bir açılımdan söz ediyorsunuz ama içeriğini açıklayamıyorsunuz. Biraz önce Sayın Bakan geldi, burada uzun uzun konuştu. Açılımla ilgili bir cümlesini hatırlayanınız var mı? Neymiş bu açılım? Kimse bilmiyor. İçeriğine ilişkin bir cümle söyleyemiyorsunuz. Altı aydan beri ülkenin gündemini bu açılımla meşgul ediyorsunuz; millet aç, millet işsiz, millet perişan. Bütün gündemini -Türkiye'nin- örtüp “açılım” diye bir konu attınız, onun da ne olduğunu bir türlü söyleyemiyorsunuz.

Peki, kim söylüyor bunu? Kim destekliyor bunu? Bakıyoruz, yurt dışında bazı siyasetçiler destekliyor. Ne tuhaf, geçenlerde İngiliz Dışişleri Bakanı geldi Türkiye’ye “Hükûmetin Kürt açılımını kuvvetle destekliyorum.” dedi. Biz İngilizleri tanırız, yıllardan beri tanırız. Şimdiye kadar, bilmedikleri bir şeyi desteklediklerini hiç duymadık; şimdi destekliyor; demek ki biliyor. Demek ki bizim bilmediğimizi onlar biliyor. Nasıl oluyor bu iş? Bize söylemediğinizi onlara mı söylediniz yoksa? 2007 seçimlerinden sonra Anayasa taslağını da ilk önce Amerikalılara okutmuştunuz, bunu hatırlıyoruz. Efendim, yoksa onun içeriğinin hazırlanmasına, açılımın içeriğinin hazırlanmasına sakın yabancılar destek olmuş olmasın? Bunun da örneği var. Kofi Annan Planı’nı hatırlıyoruz. Kıbrıs Türk liderlerinin kabul etmediği bir metni, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine hazırlattılar ve siz de onu desteklediniz, bunun örnekleri de var. Acaba yabancılar mı bu yol haritasını hazırlıyor?

Birileri çıkıyor diyorlar ki: “Efendim, biz devlet olarak bu açılımın hazırlanışında rol oynamadık.” Gayet tabii ki böyle diyecek. Böyle demezse şaşmaz mısınız? Ama sonunda bakıyorsunuz ki, bu tasarıyı hazırlayanların arkasında evvelce birtakım yüksek devlet görevlerinde bulunmuş bazı sivil toplum örgütleri var. Açılım operasyonunun içine giren insanlar, Norveç’in bugün Washington’daki Büyükelçisi, Ankara’daki eski Amerikan Büyükelçisi, eski İngiliz Büyükelçisi, kısa süre önce emekli olmuş subaylar. Bunlar size bir yol haritası hazırlıyor Kürt konusunda. Ne diyorlar? “Sayın Başbakanın yakın zamana kadar, terörü lanetlemediği için görüşmeyi reddettiği bir siyasi grupla görüşeceksin.” diyorlar. Düşünebiliyor musunuz, söyledikleri bu. Şimdi bunun raporunun size tarihini de söyleyebilirim, bütün ayrıntılarını da verebilirim. Açınız bakınız, David Phillips’in raporu, sayfa yirmi sekiz, satır on dokuz. Merak edenlere bu raporları verebiliriz. Daha ne söylüyorsa o raporda adım adım bunu uyguluyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, dağdan inenleri âlâyı vâlâyla karşıladınız. Sayın Bakan diyor ki: “Biz illegal hiçbir örgütle görüşmeyiz.” Yani tesadüfen devletin valisinin, müsteşarının o sırada Silopi’ye gideceği tuttu, hâkimin de oraya gideceği tuttu. Bir de baktılar ki karşıdan birileri geliyor. Kimmiş bunlar? “Aa, bunlar teröristlermiş. Bari bunları şöyle ayaküstü bir yargılayalım da serbest bırakalım.” İllegal örgütle görüşmediyseniz, nasıl bu düzeni orada tertiplediniz siz? Kim size bunu sağladı? Kim size bu bilgileri verdi?

Üstelik, değerli arkadaşlarım, o insanları karşılayanlar arasında, bakıyoruz PKK bayraklarını sallayanlar var. Polis müdahale ediyor mu? Etmiyor. Polis kime müdahale ediyor? İşte bu esef verici olayı protesto eden, ellerinde Türk bayraklarıyla protesto eden şehit ailelerine müdahale ediyor. Sıhhiye’de şehit ailelerini copluyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisine girmek isteyen şehit ailelerinin elinden bayrağını alıyorlar. Bu nasıl devlet anlayışı? Sayın Bakan, sizin Bakanlığınıza bağlı bu polisler. Bu talimatı siz mi veriyorsunuz insanlara? Türk Bayrağı’nı şehit ailesinin elinden almaya kim cesaret edebilir Türkiye'de? Bu insanı siz ağlatıyorsunuz. Yalnız evladını kaybettiği için ağlamıyor ama bayrağı elinden alındığı için ağlıyor. Nasıl yaparsınız bunu? (CHP sıralarından alkışlar)

Atatürkçü Düşünce Derneği mensupları Denizli’de Cumhuriyet Bayramı kortejine katılmış. Ne var bunda? Katılmak istemiş. Cumhuriyet Bayramı kortejlerinde belediye araçları bile geçiyor, Atatürkçülere yer yok mu? Bu kadar mı tahammülünüz yok Atatürkçülere? Coplarla, kalkanlarla, polis, yaşlı kadınları yerlerde sürüklüyor Denizli’de. Bu mu sizin demokratikleşme anlayışınız? Böyle mi yapacaksınız demokrasiyi?

Adam dağdan inmiş, diyorsunuz ki: Biz bunları serbest bırakıyoruz çünkü bunlar suç işlememiş. Nereden biliyorsunuz? Aktütün saldırısını, Dağlıca saldırısını yapanları tespit ettiniz mi tek tek? Diğer saldırıların tek tek sicilini tuttunuz mu, parmak izi ellerinizde var mı? Nereden biliyorsunuz? Bunlar dağa niçin çıktılar acaba, ellerine silah alarak niçin çıktılar? Oraya, patates soymak için mi çıktılar, çay servisi yapmak için mi çıktılar? Dağda ne işi vardı bunların? Kim size bunların sicilini verdi, tezkiyesini verdi “suça karışmamışlardır” diye? PKK’dan başka kim olabilir? Kim size diyebilir ki “Bunlar hiçbir suça karışmamıştır.” Nereden biliyorsunuz, bunları serbest bırakıyorsunuz? Adamın üzerinde terörist üniforması var, zafer işareti yapıyor, orada serbest, bir siyasi partinin otobüsünün üstünde büyük bir törenle karşılanıyor. Eline silah alan, dağa çıkan adam serbest ama eline kalem alan insanın zindanda yatması normaldir sizin hukuk anlayışınıza göre. Silopi’de başka hukuk, Silivri’de başka hukuk… Sizin, devlete karşı baş kaldıran insana tahammülünüz var, Hükûmeti eleştirene tahammülünüz yok. (CHP sıralarından alkışlar) Bir tanesi dağa çıkmış, bir tanesi konferans yapmış; dağa çıkan serbest, konferans düzenleyen, Hükûmeti eleştiren aylarca, yıllarca hapiste yatsın!

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Onların silahları yerin altındaydı Onur Bey.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Bu mu sizin demokratikleşme anlayışınız? “Herkes için demokrasi.” diyor Sayın Bakan; bravo. Silopi için de demokrasi var mı? Var. Peki, Silivri için var mı? Hayır, onlar için yok. Niye? Onlar Hükûmeti eleştiriyor.

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Silivri’dekiler Silopi’de asit kuyularında insanları öldürdüler.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu, gerçekten savunulması mümkün olmayan bir yaklaşımdır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, size şunu da söyleyeceğim: Bazı terör örgütleriyle yabancı ülkelerin mücadelesini örnek veriyorlar, IRA ile İngilizler nasıl mücadele etmiş, IRA örgütüyle.

Size, değerli arkadaşlarım, şunu söyleyeyim: IRA meselesi çözülmeden önce, 7 Nisan 2005 tarihinde IRA bütün silahlarını bırakmayı resmen kabul etti, ilan etti ve ondan sonra kurulan bir komisyona son tabancasına kadar bütün silahları teslim etti. Siz de böyle mi diyorsunuz? Sizin de böyle bir projeniz var mı? PKK bütün silahlarını teslim etmeden çözüm yapmayacağız diyor musunuz? PKK hazır mı silahları teslim etmeye?

Bakın, size bir örnek vereyim: 29 Temmuz 2009 tarihinde, World Policy dergisinde, Amerika’da yayınlanan, PKK liderlerinin demeçleri var, bir iki tane örnek vereceğim. Diyor ki: “Bazıları PKK’ya silah bırakma çağrısında bulunuyorlar –Sayın Bakan gibi- bizim en çok yapabileceğimiz şey bir ateşkesten ibarettir.” Tarih 4 Ocak 2009, imza İmralı.

Başka… “Bir çözüm bulunamazsa bu süreçten çekilirim. Sonbahara kadar çok şey değişebilir, savaş çıkarsa Kürdistan Türkiye’den ayrılır.” İmza İmralı.

“Silahlanmadan bahsetmenin hiçbir anlamı yoktur. Kürtler var olmalarını sürdürmek için kendi savunma güçlerine ihtiyaç duyacaklardır.” Tarih 18 Mart 2009, imza Kandil.

“Eğer 2009 yılı içinde savaş olursa, biz saldırılara karşı koymaya, yani onları tahrip etmeye ve katletmeye hazırız.” İmza Kandil.

 “Silahları bırakmak tartışma konusu bile olamaz. PKK hiçbir zaman silah bırakmayacaktır.” Tarih 23 Haziran 2009, imza Kandil.

Daha söyleyelim mi? Daha söyleyelim mi? Kürtler… Kürtler… Kürtler…

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Ergenekonculardan onlarla görüşenleri de söyle!

ONUR ÖYMEN (Devamla) –Müsaade edin.

“Kürtler ya bağımsız olacaklar ya da yaşamayacaklardır.” 18 Haziran 2009, imza Kandil.

Değerli arkadaşlarım, siz kiminle, neyi müzakere ettiğinizin farkında mısınız? Bu insanlarla konuşuyorsunuz ve kalkıp diyorsunuz ki, 3 kişi sınırı geçti, demek ki silahları bırakıyorlar… Adam size bırakmayacağım diyor, hiçbir koşulda bırakmayacağım diyor. Daha ne istiyorsunuz? Daha ne istiyorsunuz? Ondan sonra da kalkıp büyük sözler söylüyorsunuz, analar ağlamasın vesaire filan.

Değerli arkadaşlarım, acaba Hükûmet bu konuda muhalefetle niçin görüşmek istiyor, niçin uzlaşmak istiyor? Cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşmadınız, Meclis Başkanı seçiminde de uzlaşmadınız, Anayasa değişikliğinde de uzlaşmadınız, hiçbir konuda uzlaşmadınız; bu konuda illa uzlaşacağız... Niye? Çünkü bizi bu politikanıza ortak etmek istiyorsunuz. Biz sizinle bu işlerde birlik olsak bu anlattıklarımızı halka nasıl anlatacağız? Ne yüzle anlatacağız? Onun için sizin bu politikanızın farkındayız, Cumhuriyet Halk Partisini hiç kimse tuzağa düşüremeyecektir, herkesin haberi olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

Bizim görüşlerimiz belli. 1989 raporumuza bakın, 1991 tarihli yasa önergemize bakın, 2008 tarihli programımıza bakın, bütün bu konuları açıkça söylüyoruz. Etnik köken servetimizdir diyoruz, hazinemizdir diyoruz, saygı gösterelim, devlet olarak destekleyelim; millî kimlik, millî birlik, eğitimde Türkçe konularına siz sıcak bakarsanız, bunlara karşı çıkmazsanız, diğer konularda biz diyoruz ki çağdaş bir ülkede etnik kökenli insanların bireysel hakkı neyse hepsini biz kabul etmeye hazırız. Var mısınız? Var mısınız? Varsanız, bu tartışmalar niye çıkıyor? Niye çıkıp şu cümleleri söyleyemiyorsunuz burada, Anayasa’nın değiştirilmesine karşıyız diyemiyorsunuz? Bazılarınız diyor, Sayın Başbakan dedi, bir iki defa “Anayasa’nın değiştirilmesine karşıyız.” dedi, Sayın İçişleri Bakanı söyledi; Sayın Arınç diyor ki: “Mecliste bir uzlaşma bulursak bir saniyede değiştiririz Anayasa’yı.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öymen, normal süreniz doldu. Size de ek süre veriyorum. Sayın Bakana ilave dört dakika süre vermiştim.

Buyurun, konuşmanıza devam edin efendim.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ne diyor İmralı’daki: “Sayın Başbakanın tutumundan hiç memnun değiliz.” diyor; “Bir daha kimse gelmeyecek Türkiye’ye.” diyor; “Bir daha hiçbir teröristi göndermeyeceğiz.” diyor; ama “Sayın Arınç’ın tutumundan memnunuz.” diyor.

SUAT KILIÇ (Samsun) – İmralı’nın görüşlerini değil, kendi görüşlerinizi açıklayın ilk önce.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Zannediyorum ki Sayın Arınç bir terör liderinin bu gibi iltifatkâr sözlerinden çok sevinmemiştir. En azından biz kendi hesabına üzüntü duyduk.

Değerli arkadaşlarım, Sayın İçişleri Bakanını hep birlikte dinledik. Onun sözleri arasında bu açılımın ne olduğuna dair hiçbir ipucu yok ama şu var: “Çözümü şimdiye kadar hep erteledik.” diyor, yani terörle mücadeleyi bir türlü beceremedik. Sayın Bakana hatırlatıyorum: Suriye’deki terör örgütünü, terör liderini, oradaki terörist örgütün bütün eğitim kamplarını nasıl biz bertaraf ettik, nasıl temizledik? Bir tek kurşun atmadan, bir tek operasyon yapmadan nasıl becerdik biz bunu?

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Amerika sayesinde!

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Biz bunu diplomasiyle becerdik. Öyle bir ağırlığını koyduk ki devletin, çözüldü Suriye, mecbur kaldı, ondan sonra ilişkilerimiz düzeldi. Siz niye yapamıyorsunuz?

Biraz önce Sayın Bakan anlatıyor, diplomaside ne kadar başarılıyız… Niçin Irak Hükûmetini ikna edemiyorsunuz PKK’nın tasfiyesi için? Niçin Amerikalıları ikna edemiyorsunuz? Uluslararası anlaşmalar var, Birleşmiş Milletler kararları var, Irak Anayasası’nın 7’nci maddesi var. O kadar başarılıysanız diplomaside sizden önceki hükûmetin başarısını niye yapamıyorsunuz? Ankara süreci vardı burada. Eş başkanlar, Türkiye, Amerika, İngiltere. Bir tarafımızda Barzani, bir tarafımızda Talabani oturuyor, karşımızda Türkmenler. Ne oldu o dönemde? Hepsi PKK’nın terör örgütü olduğunu kabul etti, hepsi PKK’yla silahlı mücadeleyi kabul etti ve silahlı mücadeleye girdiler. Siz niye yapamıyorsunuz Sayın Bakan? Sayın Bakan niye yapamıyorsunuz siz bunu? Sizden öncekilerin başarısını alicenaplık olarak kabul ederiz diyorsunuz, bunu da söylesenize. Niçin o hükûmetlerin yaptığını siz yapamıyorsunuz, niye siz beceremiyorsunuz?

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Niye asamadınız?

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Sonra kalkıp nasıl olur da böyle bir diplomasiyle övünebilirsiniz?

Değerli arkadaşlarım, bazıları bu diplomasiye 10 vermişler. Ben sordum: Acaba 10 üzerinden mi 10 veriyorsunuz, 100 üzerinden mi 10 veriyorsunuz? Bu kadar hayati bir konumuzda komşu ülkeyi ikna edemeyeceksiniz, en büyük müttefikimizi ikna edemeyeceksiniz, sonra diyeceksiniz ki “Çok başarılıyız.” Başarılıysanız 1 tane teröristi iade etmelerini sağlayın, 1 tane, Kuzey Irak’tan 1 tanesi yakalansın ve Türkiye’ye iade edilsin. Devri hükûmetinizde bu oldu mu? Olmadı.

Bir de şu var: Efendim, Sayın Bakan açıklamadı ama basında görüyoruz, bazı uygulamalardan görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız Güroymak ilçesine gitmiş, demiş ki: “Buranın adı ‘Norşin’ olacaktı, adını değiştirelim.” Sonra karar almışlar “Norşin” yapmışlar. Büyük bir endişe içindeyiz biz Bursa Milletvekili olarak. Çünkü acaba Bursa’ya gelirse Sayın Cumhurbaşkanımız, diyoruz, bakarsınız Mustafakemalpaşa ilçesine gider. Oraya da “Kirmaşti” mi diyeceksiniz? Eski adı “Kirmaşti” imiş. Nerede duracaksınız? Osmanlı isimlerinde mi, Bizans isimlerinde mi, Roma isimlerinde mi? Nereye kadar gideceksiniz?

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – İsimlerden niye korkuyorsunuz?

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Hititlere kadar yolu var. Dünyada bütün devletler kendi güçlerini tesis ettikten sonra yerleşim birimlerine kendi isimlerini verirler. Fransa’da da böyledir, Yunanistan’da da böyledir. Yunanistan Cumhurbaşkanı Gümülcine’ye gittiğinde “Buranın adı Gümülcine’dir.” diyor mu? Eski adı Gümülcine. Onlar “Komotini” diyor. İskeçe’ye gittiğinde “Burası İskeçe’dir.” diyor mu? Demiyor. “Ksanti” diyor. Kim yapıyor bunu? Sadece biz yapıyoruz, sadece Türkiye bu tavizleri veriyor.

Değerli arkadaşlarım, çok örnekleri var, vaktimiz de yok ama size şu kadarını söylüyorum: Biz Cumhuriyet Halk Partililer bu oyunlara geçit vermeyeceğiz. Biz Cumhuriyet Halk Partililer milletimizle birlikte, ülkemizin aydınlık insanlarıyla birlikte bu gidişi durduracağız.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Arkanızda millet yok, sadece gürültü.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Türkiye’yi teröre teslim etmeyeceğiz. Terörle müzakereye razı olmayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öymen, dört dakika ilave süreniz de doldu. Tamamlamanız için tekrar açıyorum mikrofonunuzu. Lütfen tamamlayınız.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Biz, hangi kökenden gelmiş olurlarsa olsunlar bütün insanlarımızla el ele, çağdaş dünya insanlarının sahip oldukları bütün haklara sahip olarak demokrasi ve özgürlük içinde kalkınmalarını sağlayacağız ve yurt dışından hazırlanan yol haritalarını yırtarak tarihin çöplüğüne atacağız.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi de gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Oktay Vural hitap edecekler.

Sayın Vural, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır, size de ilave süre vereceğim daha önceki uygulamaya uygun olarak.

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, Hükûmetin genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinize saygılarımı arz ediyorum.

Tabii, biraz önce şu genel görüşme gerekçesiyle ilgili yirmi dakikalık açıklamada, doğrusu bu açılımla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinden ve siyasi partilerden hangi yönde bir katkı beklendiği, neler yapmak istedikleri konusunda hiç, ufak bir bilgi bile verilmemiştir. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugün ön görüşmelerini yaptığımız bu genel görüşme önergesiyle aslında usulen getirilmiş bir genel görüşme önergesinden başka bir anlam yoktur. Maalesef Sayın Bakan, Hükûmet, kendisi çalıp kendisi oynamıştır ve bütün milletvekilleri de gerçekten bu içi boş tartışmalarla neden 10 Kasımda yapıldığını, böyle bir güne neden rast getirildiğini de merak etmektedir.

Evet, bugün 10 Kasım 2009, Türk milletinin Millî Mücadele’sinin lideri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi, cumhuriyetimizin ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü ebedi âleme uğurlayışımızın 71’inci yıl dönümü. Mekânı cennet, ruhu şad olsun.

Sayın milletvekilleri, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesi ve kuruluş felsefesiyle cumhuriyetimizin kurumları ve kazanımlarını ortak bir duyuşla anlamamız ve anlatmamız gereken bir gündeyiz. Farklı siyasi anlayışımız olabilir ancak Türk milleti adına egemenlik yetkisi kullananların -bizlerin, sizlerin- Millî Mücadele’nin anlamına, şahsiyetlerine, tarihine, millî egemenliğin mimarına, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusuna, dava arkadaşlarına karşı sorumlu olduğumuz da akıllardan çıkarılmamalıdır. Maalesef tüm uyarılarımıza ve talebimize rağmen milletimiz nezdinde derin hassasiyet ve endişeler uyandıran bir siyasal tartışma böylesi bir günde Meclis gündemine getirilmiştir. Bu, tarihimize ve varlığımıza karşı bir tavırdır. Bu, kurucu felsefeye karşı bir hesaplaşmadır. Daha iyimser yorumlamaya da imkân yoktur.

Hem milletimizin hem de Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan siyasi partilerin süreçle ilgili olarak duyduğu kaygılar göz ardı edilmiştir. Bu kürsüde 10 Kasımla ilgili endişelerimizi Hurufi’ye bağlayanların aslında Sayın Başbakanın Hazreti Musa’nın soyundan geldiğini ya da sandıktan çıkan mehdi olarak ilan eden Hurufilere danışmasında daha büyük fayda bulunmaktadır.

Evet, bugün tatil günü değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışacak ama eğer siz bizlerin kaygılarını dikkate almıyorsanız, siz bizlerin kaygılarını dikkate almadan bunu bugün yapmak istiyorsanız bizim katkımızı beklediğinizi de açıkçası…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Söylemeye hakkınız yok.

OKTAY VURAL (Devamla) – …ummuyorum, hiçbir zaman. Siz, kendiniz, elinize tutuşturulmuş bir senaryoyu getireceksiniz, o senaryo çerçevesinde milletvekillerinden “Parmağınızı kaldırın, indirin.” şeklinde bir talepte bulunacaksınız.

Maalesef -bunu bugün getirmenizin elbette bir sebebi vardır- böylesine önemli bir günün tarihinde bile uzlaşmayı başaramıyorsunuz, başaramadınız, dikkate bile almadınız, buna birtakım kılıflar uyduruyorsunuz ve böyle bir günde bizleri uzlaşmaya çağırmanız da aslında çok nafile bir çaba. Gerçekten tam bir aldatma ve kandırma senaryosuyla karşı karşıyayız.

Sayın Başbakan 10 Kasımı bilerek seçtiklerini söylemiştir Cumhuriyetle hesaplaşmanın ön görüşmelerini yapmak için bu tarihin seçildiği ve siyasi bir anlam yüklediklerini itiraf etmiştir. 10 Kasımda böyle bir konunun görüşülmesinin bahanesini Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözlerine bağlamayı, aslında karşımıza çıkartılmak istenen yıkım projesinin ve PKK açılımının makyajlanma ve Atatürk’ün arkasına saklanma olarak görmek lazımdır.

Bu kılıfa uydurmanın ilham kaynağı da belli olmuştur. Obama’nın Türkiye’yi ziyaretinde Anıtkabir’de yazdığı notta yer verdiği “Yurtta barış, dünyada barış.” ifadesinden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı konuşmada sözde demokratik açılım konusundaki önerilerinden ilham alanlar 10 Kasımda ön görüşmeleri yaparak ev ödevlerine ne kadar sadık olduklarını da ortaya koymuştur.

“Ne mutlu Türk'üm.” diyerek iç barışın esasını ortaya koyan Atatürk’ün “Ne mutlu Türk'üm diyene.” vecizesini kazımak isteyen bu açılım görüşmesinin 10 Kasımda yapılması yurtta sulh yerine çatışmayı ve gerilimi ikame etmek isteyen siyasal bir zihniyetin açığa vurulmasıdır. Yüklenmek istenen bu siyasi anlam aslında sözde açılımların da hedefini ortaya koymaktadır.

Cumhuriyeti kuran iradenin anıldığı bir günde bu konuyu gündeme taşımanızın ikinci cumhuriyet sevdalılarına, bölücülüğün emellerine, küresel projelere Türkiye Büyük Millet Meclisinde meşruiyet kazandırmaktan öte bir siyasal anlamı yoktur. Teşhisi ve muhtevası bile böylesine tartışmalı ve Sayın Bakan tarafından dahi bilinmeyen böyle bir konuyu 10 Kasımda Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmek, aslında toplumda cepheleşmeyi artırmak, millî ve manevi tarihleri hafızalardan kazımak amacını ortaya koymaktadır. Evet, 10 Kasım “Benim büyük eserim Türkiye Cumhuriyeti’dir.” diyen Atatürk’ün ölüm yıl dönümüdür ve böyle bir günde cumhuriyeti tartışmanın yolunu açan sözde açılımların ön görüşmelerini yapıyorsunuz ve Bakanlar Kurulunda 12 Kasımda da açıkçası bunun genel görüşmelerini yapmak durumunda kaldığınızı Türkiye Büyük Millet Meclisine âdeta dayatıyorsunuz. Peki neden 10 Kasım dedik? Peki niye 12 Kasım? Niye 12 Kasım? 12 Kasımda acaba terörist başının Roma’da yakalandığı bir dönemde, orada yakalandığı bir dönem içerisinde, bir günde onun sözde kılavuzluğunda hazırlanmış yol haritalarını bugün Mecliste tartıştırmak için mi acaba 12 Kasımı da ona denk getirdiniz? (MHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, lütfen konuştuğu sözünü geri alsın.

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, dolayısıyla iktidar zihniyetinin bu oturumu…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bu proje, terör örgütü ve terör örgütü başıyla hiçbir alakası yoktur; Sayın Konuşmacı çarpıtıyor; bu tamamen Hükûmetimizin ve bütün milletimizin bir projesidir ve milletimizin sahiplendiği bir projedir. Bunun terör örgütüyle, terör örgütü başıyla en ufak bir alakası yoktur. Sayın Bakanımız da bütün konuşmacılar da defalarca altını çizerek ifade ettiler Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, ben bunu bir zillet olarak görüyorum ve buna…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara)  - Yalan söylüyor.

BAŞKAN - Sayın Canikli… Biraz sonra sizin grubunuz adına da sözcü arkadaşımız çıkacak, bütün bu iddialara cevap verir.

 İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara)  - İftira ediyor, yalan söylüyor; düzeltsin.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Bakan “Düzeltsin.” diyor. Neresini düzeltelim Sayın Bakanım?

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (Devamla) – Bugün 10 Kasım, 12 Kasım da…

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (Devamla) – …terörist başının Roma’da yakalandığı gün.

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen düzgün bir üslupla konuşmaya özen gösterelim.

OKTAY VURAL (Devamla) – Şimdi bu, bu günler, bu günlerde konuşmayı yapanlar için ibretlik bir olay olarak anılacaktır. İbret verici olmuştur gerçekten. (MHP sıralarından alkışlar)

Bir zillettir aynı zamanda. Üzülüyorum. Keşke özenle tarihleri seçseydiniz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri, “Bugün 10 Kasım. Emanetin emin ellerde.” diye her zaman nakaratla söylenen sözlerin aslında çok gerisinde olduğumuzu düşünüyorum.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Senin için nakarat olabilir, bizim için nakarat değil.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bugün, onun fikirlerini tekrarlama imkânı bulduğumuz ve düştüğünüz bu teslimiyet girdabında fikirlerinizi ve düşüncelerinizi de  mukayese edebilmek için gerçekten önemli bir fırsat olmuştur. O bakımdan, böyle bir fırsatı kullanmak gerekiyor.

Atatürk, milletin haysiyetini, izzetinefsini her değerin üstünde tutan yüksek bir şerefin temsilcisiydi; yabancılara sırnaşarak, masalarda yüz sürerek, teslim olarak siyaset yapmamıştı. Atatürk, yedi düvelin göz diktiği vatan toprağını, insanını ve mukaddesatını ayakta tutmanın savaşını vermişti; hiçbir zaman “Biz de faşizan yaklaşımlar yaptık.” diyerek ecdadına hakaret etmemiş, töhmet altında bırakmamıştı.

Atatürk “Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.” demişti, milletimizi bölmemiş, birleştirmişti; emsali görülmemiş bir çürümüşlükle ayrışmayı kaşımamış, otuz altıya bölmeye çalışmamıştı.

Atatürk “Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizde gösterelim.” demişti, gidip yabancı başkentlere boyun eğmemişti, Papa heykeli altında imza atmamıştı. (MHP sıralarından alkışlar)

Barışçı idi, barışın değerini bilirdi fakat “Düşmana merhamet, acizlik ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık özelliğinin yok oluşunu ilan etmektir.” Demişti; teröriste tören düzenlememişti, omuzlarına almamıştı, ihanete kucak açmamıştı.

Millî devletin ve millet varlığının omurgası olan resmî dile ortak koşmamıştı.

Atatürk, “Siyasi, adli, iktisadi ve mali bağımsızlığını imhaya ve sonuç olarak yaşama hakkımızı inkâr ve ortadan kaldırmaya yönelik olan Sevr Anlaşması bizce mevcut değildir.” diyerek Sevr’i reddetmişti. Müslüman kardeşlerimize, Türk dünyasına zulüm ve kan getiren gizli Sevr olan Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanlığını yapmamıştı. (MHP sıralarından alkışlar)

Atatürk, asırlar boyunca bu topraklar için hayatını vermiş aziz şehitlerimizi tazimle, saygıyla, hayranlıkla anmıştı. Hepsi onun kader arkadaşıydılar. Bu topraklar ve millet için kahramanca mücadele ederken hayatını kaybeden şehitlerimize “kelle” dememişti.

Atatürk, Mehmetçiği anlatırken “Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir bezginlik bile göstermiyor, sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar, bilmeyenler kelimeyi şehadet getirerek, çekerek yürüyorlar.” demişti. Muhteşem mücadelelerini aşağılayıp “Yan gelip yatıyorlar.” dememişti. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Atatürk bir yerde, yalnız, maalesef, yanılmıştır: “Mazinin kararsız, çürümüş zihniyeti ölmüştür.” demişti ama ne hazindir ki o sözden altmış dört yıl sonra sözde “açılım” adı altında, mazinin kararsız, çürümüş zihniyetleri, tedavülden kaldırdığımız bu zihniyetleri Türk milletinin önüne getirebilmektedir.

İşte, bugün geldiğimiz bu noktada, bütün bu çürümüş zihniyetin hezeyanları manşetlerde, köşelerde, açılım paketleri içerisinde Türk milletine, açıkçası kan üzeriden siyaset yapanlar tarafından Türk milletine dayatılmaktadır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – 80 öncesi 5 bin tane evladımızı katlettiniz… (MHP sıralarından gürültüler)

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Biraz utanın, utanın!

OKTAY VURAL (Devamla) – Bu muhteşem ruhun ve vicdanın sahibi bugün milletin yüreğinde…

 

BAŞKAN – Lütfen… Sayın milletvekilleri, lütfen…

OKTAY VURAL (Devamla) - …ebedî istirahatgâhında yaşamaya devam ediyor.

Ne üzüntü vericidir ki bugün “ayrışma, bölünme, parçalanma” olarak algılanan senaryo müsveddeleriyle “açılım” adı altında gündeme bu konular taşınabilmektedir. Bu, bir utanç tablosudur aslında. Bu, yozlaşmanın en çukur noktasıdır, daha derini ve karanlığı yoktur.

Sizi milletimize şikâyet ediyorum. Sizi şehitlerimize, gazilerimize, kahramanlarımıza şikâyet ediyorum. Sizi asla kapatamayacağınız bu hain vebalin günahının müstahakına ulaşmanız için Yüce Allah’a havale ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, bu projenin ön görüşmelerinin başlangıç tarihini siyasi amaçla belirleyenlerin niyetleri de bellidir. Bugün ambalajlar arayan açılımın içeriği aynıdır. Zarfa değil, mazrufa bakmak gerekiyor. Esasen yapılmak istenenleri saklamak için sürekli olarak ambalaj değiştirmek de hazmettirmek çabalarından başka bir anlam taşımıyor. Önce “Kürt açılımı” deyip “Türkiye modeli” olarak sunulan, daha sonra “Anaların gözyaşı dinsin.” diyenler, sonra da “demokratik açılım” diye kamuoyuna sunanlar şimdi de “millî birlik projesi” olarak aynı paketi milletimize hazmettirmek istiyor. Bukalemun gibi bir paket. Amaç ve hedefler belli. Bu, adı gibi sahibini de bir türlü bulamamış bombalı paket aslında yıkım projesidir. Zamana, mekâna göre amaç ve hedefleri kamufle edilmekte, yeni kılıf içinde sunulmaktadır. Ancak yaşananlar, tartışmalar ve talepler sürecin ne olduğunu açığa çıkartmıştır.

Sayın milletvekilleri, yedi yıl önce sıfırlanmış, tüketilmiş bir terör örgütünü canlandıranlar “Nasıl oldu da terör örgütünü canlandırdık?” diye önce kendini sorgulamalıdırlar. Sayın Bakandan ve Hükûmetten önce bunun hesabını vermesini isterdik Türkiye Büyük Millet Meclisinde. Terörle mücadeleden vazgeçilmiş, Türkiye, kafalarındaki siyasal çözüme hazırlanmıştır.

Şimdi, sayın milletvekilleri, sizlere soruyorum: Türkiye’yi etnik kimliklere göre tanımlayan kimdir? Eyaletlerden bahseden kimdir? “PKK hakkında ‘terörist, ayrılıkçı, bölücü’ sıfatlar kullanmayın.” diyen kimdir? “Ne mutlu Türk’üm diyene.” sözünden rahatsız olan kimdir? Türklüğü etnik kimliğe indiren kimdir? Milletimizin kimliğini altüst eden kimdir? Lozan Anlaşması’ndaki “azınlık” tanımını yetersiz bulan insan hakları raporu kimin zamanında hazırlanmıştır? Milletin bölünmezliği ilkesinin sorunun çözümüne engel olduğu kimin zamanında raporlara girmiştir? Bölücülük propagandasını suç olmaktan kim çıkartmıştır? Kim terörist başının serbest kalmasını sağlayacak şekilde kanun değişikliğini Meclise sunmuştur? Aslında, o zamanlar, bulunduğu partinin yazdırdığı raporla milliyetçi, muhafazakâr, sağcı bir parti olarak görülmesinden rahatsız olduğunu ifade ederek…

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – İdam dosyası Başbakanlıkta nasıl bekledi?

OKTAY VURAL (Devamla) - …bugün sözde siyasal çözümle partisini ve ona oy verenleri bu değerlerden uzaklaştırmak isteyen kimdir?

ÜMİT ŞAFAK (İstanbul) – Başbakan.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – İdam dosyasını Başbakanlıkta bekleten kim?

OKTAY VURAL (Devamla) – Bu soruların cevaplarını elbette sizler vereceksiniz. Hepinizin bu konuda vereceği muhakkak bir cevap vardır.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – İdam dosyasıyla ilgili cevap ver.

OKTAY VURAL (Devamla) - Sayın milletvekilleri, tarihî fırsat denilerek terörle mücadelede önümüze sözde çözümler konulmaktadır. Nedir o fırsat? Kimin için fırsattır? Ekonomik krizi fırsata çevireceğiz diye ahkâm kesenlerin milletimizi nasıl işsiz, aşsız ve takatsiz bıraktığı hatırlardayken, terörle mücadelede fırsat yakaladığını söyleyenler bu defa da milletimizi kimliksizleştirmeyi, huzurunu bozmayı, ayrıştırmayı çözüm olarak yutturmak istemektedirler. Fırsat denilen, Türkiye’yi etnik temelde ayrıştırmayı, etnik nifak sokarak ötekileştirmeyi, kimliksizleştirmeyi, parçalamayı, çatıştırmayı ve bölmeyi amaçlayan bir yıkım projesidir. Bizi biz yapan, milletimizi millet yapan, devletimizi ayakta tutan bütün değerler uçuruma yuvarlanmaktadır. Bin yıllık varlığımızın ve kardeşliğimizin şifreleri, kodları kırılarak bu karanlık uçuruma doğru yuvarlanıp gitmektedir. Soruyorum: Bu yapılanlar, bu söylenenler bizim için nasıl bir fırsat olabilir? Bu coğrafyada bir millet olarak var olmamızı sağlayan tarihimizden, kültürümüzden, dilimizden, birbirimizin muhtaciyetlerimizden arınarak başkalarının, yabancıların ortaya koyduğu fırsatlar peşinde koşarsak yok oluruz değerli milletvekilleri. Bu fırsat bizim fırsatımız değildir. Bu fırsat, tarihî emellerini ve stratejik amaçlarını yerine getirmek isteyenler için bir fırsattır. Dün PKK ile mücadele etmek için ayak sürüyenler, teröre destek olanlar, bugün terör örgütünü güya bitirmek için siyasal hedeflerine göre adım atılmasını istemektedir. Teröre çözüm reçeteleri Türkiye’nin çözülmesinin adımlarıdır. Senaryo dışarıda yazılmıştır. Müellifleri ve eş başkanları bellidir. ABD Meclisinde görüşülmüştür, bilgiler verilmiştir, ona göre de adımlar atılmaktadır. David Phillips’in raporları, Henry Barkey’in raporları, bu raporlarla nelerin yapılması gerektiği adım adım ortaya konulmuş, ev ödevleri Türkiye Büyük Millet Meclisinde, ABD Başkanının burada konuşmasından sonra yerine getirilmeye başlanmıştır. Evet bu projeyi milletimiz desteklemiyor ama biraz önce söylendi, İngiltere destekliyormuş, Barzani de destekliyormuş. Aziz Türk milletinin temsilcileri, onlar destekliyor diye teslim mi olacağız?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Millet destekliyor, millet!

OKTAY VURAL (Devamla) – Şimdi, size soruyorum “millet destekliyor” diyenler, hodri meydan, gelin, bu konudaki taleplerinizi millete götürelim de milletin önünde hesap verin bakalım. (MHP sıralarından alkışlar) Yüreğiniz yetiyor mu acaba? Hadi gelin bakalım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Evet, bunlar, biliyorsunuz “Kevin Costner da destekliyor.” dediler ve baktık ki içinde yokmuş. Aldatma ve kandırmayla, milletimizi, bu kafes keklikleri gibi öterek uçuruma sokmak istiyorlar.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Seni sineyi millete götürüyoruz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7 Ekim 1998’de “Bölücü terör örgütünün yok edilmesi için öncelikle ona verilen lojistik ve politik desteklerin bitirilmesi gereken...” diyen kimdir biliyor musunuz? Bugünkü Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül. E, peki şimdi terör azdı, lojistik destekler var. Peki bu desteklerini artırdıklarını, hesabını niye vermiyorlar? Dün bunu söyleyenler bugün geliyorlar, bununla mücadele yerine teslimiyeti çözüm olarak getiriyorlar. “Politik desteği kesmek gerekir.” diyor. E bugün politik desteğe meşruiyet kazandırmaya çalışıyor. 7 Ekim 1998’de “Bölücülüğü destekleyen ve teşvik eden, onlara politik açılımlar getiren Batılı ülkelerin durumu daha vahimdir.” diyen kimdir? Sayın Abdullah Gül ve “Bugün güzel şeyler olacak.” diyerek teröre karşı politik açılımı çözüm olarak getirebilmektedir. Bugün burada yabancıların politik açılımları Türkiye Büyük Millet Meclisine gelebiliyor. “Siz yapmazsanız başkaları yapar.” diyenler aslında “Başkalarının yapacağını sen yap.” diyerek teslimiyetçiliğin geldiği bu seviyeyi ortaya koymuştur.

Bugün Türkiye olarak çok dikkat etmemiz gereken konu PKK terör örgütünün Avrupa’da siyasallaşmasıdır. Lozan Anlaşması’ndan Türkiye’deki azınlıkların kimler olduğu ve bu azınlıkların statüleri açıkça belirtilmiştir. Avrupa’nın bugünkü mantalitesi ve anlayışı Türkiye’deki azınlık tarifini yeniden tanımlama eğilimi içerisindedir. Avrupa siyasetinin ve diplomasisinin güneydoğu meselemizi bir azınlık statüsüne oturtma gayreti Sevr anlayışından kaynaklanmaktadır. “Bugün PKK darmadağınık hâle geldiyse yapılacak yanlışlarla bunun tekrar toparlanmasına fırsat vermemek gerekir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – PKK da karşı bu projeye.

BAŞKAN – Sayın Vural, size de ilave dört dakika süre veriyorum. Lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sataşmadan dolayı… Biliyorsunuz, sustum nezaketen grup başkan vekiline. Onu da dikkate alırsınız.

BAŞKAN – Dört dakika süre veriyorum.

Buyurun.

OKTAY VURAL (Devamla) – “Perişan hâle gelmiş terör örgütü liderinin, onun başının siyasi bir lider hâle gelmesine de kesinlikle fırsat vermemek gerekir.”

Şimdi soruyorum: Bunları kim söylemiş? 18 Aralık 1998’de Abdullah Gül söylemiş.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın, sayın… Saygılı ol.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Doğru söylemiş.

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, sayın milletvekilleri, darmadağınık hâle gelmiş, 2002 yılında sıfırlanmış…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne zaman sıfırlanmış?

OKTAY VURAL (Devamla) –  …terör bugün toparlanmışsa yedi yıldan bu yana acaba kim iktidardadır? Türkiye’yi kim yönetmiştir?

ŞENOL BAL (İzmir) – AKP…

OKTAY VURAL (Devamla) – “Lozan’da azınlık tanımını değiştirin.” diyen AB ilerleme raporlarına “Dengeli ve uyumlu.” diyenler nerede? Nerede?

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – İdam kararını uygulamayanlar nerede?

OKTAY VURAL (Devamla) – Başbakanlıkta insan hakları raporuna koyan nerede acaba?

İmralı’da hazırlanan yol haritalarına muhtaç olan, İmralı’nın kılavuzluğunda açılımlar hazırlayan, muhatap alan acaba kimlerdir? Onu siyasal lider konumuna yükselten kim olmuştur?

Sözde barış elçileri nasıl oluyor da devletimizin bir projesinin parçası olabiliyor?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kimlerin evinde misafir olmuşlar?

OKTAY VURAL (Devamla) – Bugün Kürtçe konuşan kardeşlerimizi azınlık statüsüne indirgemek isteyen Sevr anlayışını günümüze taşıyanlar dün var idiyse bunlar yok mu oldular? Yoksa onların çözümüne teslim olarak böylece sorunu çözmek yoluna gitmek daha kolayınıza mı gitti?

Sayın milletvekilleri “Son zamanlarda ABD’nin Kuzey Irak’a yönelik gayretleri kaygılarımızı artırmaktadır. Kuzey Irak’ta yaratılmaya çalışılan fiilî durumun Türkiye’deki bölücülük hareketi için büyük bir stratejik avantaj olduğunu kimse göz ardı etmemelidir.”

Sizce bu sözlerin sahibi kim? Abdullah Gül. 1998 yılında bunu söylemiş.

Şimdi huzurlarınızda bu soruyu sizlere yöneltiyorum. Bu fiilî durumu Türkiye’ye kabul ettirmek isteyenlerin kimler olduğunu cevaplamanızı istirham ediyorum. Bölücülük için bu stratejik avantaj kim tarafından kabullenilmektedir? Bugün fiilî durumu kim kabul etmiştir? Dün bu fiili durumu bölücülük için fiili avantaj olarak görenler bugün bu avantajı sağlamakta neden çekince görmemektedir? Neden orada onları muhatap almak suretiyle konsolosluk açmaktadırlar?

Evet, “Dün söylediklerini bugün unutanlar, tersini yapanlar acaba iktidara sahip olduklarında gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde mi olmuşlardır? Bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit mi etmişlerdir?” sorularının cevabını ve hesabını milletimize elbette vereceklerdir. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Hükûmetin sunduğu genel görüşme önergesine “Evet.” diyeceğimizi açıklamıştık. Aslında kapalı kapılar ardında yapacağınız kayıt dışı siyaset arayışlarının tezahürü olarak kapalı oturum yapılmasına “Hayır.” dedik. Kapalı olsa da hain tuzakları deşifre edeceğimizi Sayın Genel Başkanımız açıkladı. “Herkesin görüş ve düşüncelerinden milletimiz haberdar olsun.” dedik, “Saklamayın.” dedik. Sonunda Hükûmet vazgeçmek durumunda kaldı. Bu ön görüşmeden sonra genel görüşmede de MHP olarak düşüncelerimizi saklamadan mertçe ortaya koyacağız.

Hükûmet net olarak her şeyi anlatmalıdır. Bugün hiçbir şey anlatmadı. Açılımdan hedefi nedir? Kısa, orta, uzun vadeli hedefleri evirmeden çevirmeden, yuvarlamadan açıklamalıdır. Açıkçası, sizden, olduğunuz gibi görünmenizi istiyoruz. “Bu bir paket değil, bir süreçtir.” deyip Türk milletinin iradesini teslim almayı denemeyiniz. Bu siyasal düşüncenizi Milliyetçi Hareket Partisi deşifre etmeye kararlıdır.

Sakladığınız bu amaç ve hedeflerin Türk milleti tarafından kabul edilmeyeceğini biliyorsunuz. Bunu da Sayın Başbakan itiraf etti. Hazmede ede, hazmettire ettire… Burada sesleniyorum: Siz bunu hazmedebilirsiniz ama Türk milleti asla bu dayatmaları hazmetmeyecektir! (MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Vural, ilave süreniz de doldu. Dört dakikayı da doldurduk.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkan, Sayın Nurettin Canikli sataştı…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, ne alakası var!

BAŞKAN – Lütfen… Mikrofonu tekrar açacağım ama Genel Kurulumuzu selamlamak için size ilave söz veriyorum.

Buyurun.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın milletvekilleri, geldiğiniz çizgi gideceğiniz yolu açıkça göstermektedir. Milliyetçi Hareket Partisi sürecin tamamına kapalıdır ve karşıdır.

İmralı’nın kılavuzluğunda PKK’nın elçilerini sınırda devlet töreniyle karşılayanların, teröristlerle kucaklaşanların, onlara teşrifat yapanların, cumhuriyetimizle, millî kimliğimizle, birliğimizle, bütünlüğümüzle sorunu olanların Milliyetçi Hareket Partisini hedef alması tabiidir. Çünkü MHP onlar için en büyük engeldir. Biz bin yıllık kardeşliğe sahip çıkacağız. Teröristle şehidin aynı kefeye konulmasına karşı koyacağız. Etnik kimlik siyasetiyle ötekileştirmeyeceğiz. Anaların göz yaşına, şehidimizin koruduğu onurumuza sahip çıkacağız.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak terör sorununu bitirmeye, bölücülük gündemini yıkmaya, kardeşliğimize, bütünlüğümüze sahip çıkmaya kararlıyız. Analarımız gözyaşı dökmeyecek, milletimiz de bölünmeyecektir. Bunu da herkes böyle bilsin. (MHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lafla olmuyor, hamasetle olmuyor onlar.

OKTAY VURAL (Devamla) - Sayın milletvekilleri, PKK paçavraları altında yapılan karşılama törenini… 19 Ekim Pazartesi günü bütün oyunu açığa çıkartmıştır. Milletimizin ruhu, şehitlerimizin ruhu incinmiştir. Hepimiz üzüldük. Milletimiz ayağa kalktı ve kral çıplak oldu. Türk milletini derinden üzen, ayağa kaldıran bu tablo karşısında, 20 Ekim 2009’da Sayın Başbakan grup toplantısında “Dün Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Bu bir umuttur. Türkiye’de bir şeyler oluyor, iyi şeyler oluyor” diye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – O sadece teröristlerin gelişini kastetmiştir, çarpıtmayın. Sayın Vural, sadece terör örgütünün bittiğini göstermek için söylemiştir, teröristlerin teslim olmasının altını çizmiştir sadece.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkan, saygı sunacağım sadece.

BAŞKAN – Sayın Vural, yani beş dakikayı geçti. Size diğer arkadaşlarımızdan daha fazla süre vermiş oldum.

Lütfen selamlayınız efendim, lütfen. Lütfen selamlayınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teröristlerin gelmesinden, teslim olmasından niye rahatsız oluyorsunuz?

OKTAY VURAL (Devamla) – Ben huzurlarınızda, böyle bir çirkin tabloya “güzel bir tablo” diyen Sayın Başbakanın Türk milletinden özür dilemesi gerektiğini düşünüyorum ve hepinizi sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum, Allah’a emanet ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, genel görüşme önergesi üzerinde şimdi de Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak. (DTP sıralarından alkışlar)

Sayın Kışanak, buyurun.

DTP GRUBU ADINA GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Millî Birlik ve Kardeşlik” konulu genel görüşme önergesinin ön görüşmeleri üzerine Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ayrıca, bugün bir toplumsal duyarlılık örneği göstererek bu görüşmeleri dinlemek üzere buraya gelen ve siyasi partilerle görüşmelerde bulunan Barış İçin Kadın Girişimi üyelerini de saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

Aylardır süren tartışmaların ardından gecikmeli de olsa açılım konusunun Meclise gelmesini son derece önemsiyor ve çözüm süreci açısından bir fırsat olarak görüyoruz. Meclisin seksen altı yıllık aradan sonra ilk kez, adı konulmasa da, Kürt sorununu gündemine alması bu görüşmelere tarihî bir nitelik kazandırmaktadır. Bu, Kürt sorunuyla yüzleşme adına son derece önemli bir gelişmedir.

Elbette toplumsal sorunların tartışılacağı, birlikte çözümlerin üretileceği zemin Parlamentodur. Kürt sorunu gibi çok boyutlu ve derinlikli bir sorunun görüşüleceği ilk adresin de Parlamento olması gerekir. Eğer soruna sivil, demokratik bir çözüm aranıyorsa bunun adresi Meclis olmak zorundadır.

Bu sorun yıllardır Millî Güvenlik Kurulu toplantılarında, askerî karargâhlarda konuşuldu, tartışıldı, siyasi iktidarların ve parlamentoların iradesi hiçe sayıldı. Bu konuda tek söz sahibi olan, güvenlik kurumları ve onların devreye koyduğu şiddet politikaları oldu. Bunun sonucu olarak sivil çözüm arayışının önü kesildi, sivil çözüm arayışlarına şans tanınmadı. Kürt sorununda izlenen çözümsüzlük politikasında hükûmetlerin payınaysa düşen, askerî politikalara itirazsız itaat etmek oldu. Siyasal iktidarlar devletin bütün olanaklarını savaş politikalarının hizmetine sundu. Tam 29 kez denenen isyan bastırma yaklaşımının ve son otuz yılda yaşanan düşük yoğunluklu savaşın ardından konunun Parlamento zeminine getirilmiş olması, geç de kalınsa, soruna sivil çözüm arayışlarının başlaması açısından umut vericidir.

Yapacağımız bu genel görüşme aynı zamanda Parlamento ve demokrasimiz açısından bir sınav olacaktır. Binlerce gencin ölümüne neden olan savaş tezkerelerini çıkartan Parlamentonun bu olumsuz imajını düzeltebilmek için önüne gelen bir fırsat olarak görüyoruz bu görüşmeleri. Parlamento üyelerinin bu fırsatı toplumsal barış ve Türkiye'nin aydınlık geleceği açısından iyi değerlendirmesi gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, bu kürsüden bir kez daha iktidarı ve muhalefet partilerini, hepimizi, Kürt sorunu gibi Türkiye'nin kaderini ilgilendiren bir sorun karşısında sorumlu, vicdanlı, adil, cesur ve kararlı bir tutum içerisinde olmaya davet ediyoruz. Kürt sorunu siyasi çekişmelere konu olacak bir sorun değildir. Konuyu partilerüstü bir yaklaşımla ele almak bizi çözüme götürecek ilk adımdır.

Burada hep birlikte ortak bir çözümü geliştirmek durumundayız. Bu sorun senin-benim değil, tüm Türkiye'nin sorunudur. Hiçbir siyasi parti Kürt sorununu yok sayamaz ve çözümden uzak duramaz. İktidarından muhalefetine herkes bu sorunun gerçek boyutlarıyla yüzleşmek zorundadır. Demokratik siyasete ve halk iradesine bağlılığın gereği budur. Kürt’üyle Türk’üyle tüm yurttaşlarımızın bizlerden, Parlamentodan beklentisi, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik temelinde barışçıl bir çözümdür. Bu nedenle sorumluluğumuz ağırdır.

Değerli milletvekilleri, Kürt sorunu, bin yıllardır bu topraklarda Türk halkıyla kardeşçe, barış içerisinde bir arada yaşayan Kürt halkının kimlik, dil ve kültür gibi en temel hak ve özgürlüklerinin verilmemesi sorunudur. Yaşadığımız coğrafya, çok kimlikli, çok kültürlü kadim bir coğrafyadır. Kürtler de medeniyetler beşiği olan Mezopotamya topraklarının en kadim halklarından biridir. Mezopotamya tarih boyunca âdeta kültürlerin ve dinlerin kavşağı olmuş, Kürtler de bu zenginliğin ayrılmaz bir parçası olarak yaşamış ve uygarlığa çok şey katmıştır.

Kürtler, stratejik öneme sahip bu coğrafyada, tarih boyunca çevresindeki halklarla barış içerisinde, kardeşçe bir arada yaşamayı başarmış bir halktır. Şu iyi görülmelidir ki Kürtlerin bu tarihsel kardeşlik ittifak anlayışı, Malazgirt’ten Kurtuluş Savaşı’na kadar uzanan süreçte tarihî bir rol oynamıştır.

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında en önemli etkene baktığımızda, Türk ve Kürt halkı başta olmak üzere bütün Anadolu halklarının birliğini ve aynı amaç etrafında kenetlenmesini görürüz. Nitekim, bu birlik ruhu Kurtuluş Savaşı sonrasında oluşturulan 1920 Meclisine de rengini vermiş ve 21 Anayasası’yla çoğulcu yapı Anayasa’da ifadesini bulmuştur. Cumhuriyetin temelini oluşturan Erzurum ve Sivas Kongreleri, Amasya Tamimi, Misakımillî, Birinci Meclis Beyannamesi, 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu’na bakıldığında da Kürtlerin cumhuriyetin kuruluşundaki rolünün açıkça ve resmen vurgulandığı görülecektir.

Bunlardan 20-22 Ekim 1919 tarihli Protokol’de, vatan “Türk ve Kürtlerin oturdukları topraklar” olarak açıkça tanımlanmıştır. Ayrıca, devamla, Kürtlerin etnik ve sosyal haklar bakımından da destekleneceği vurgulanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Birinci Meclisin bu çoğulcu niteliği, milletvekillerinin kendi kimlikleriyle temsilini de beraberinde getirmiştir. Bugün bir suç hâline getirilen “Kürdistan” tanımı, o yıllarda “Kürdistan mebusu”, “Lazistan mebusu” gibi tanımlamalarla kurucu Meclisin tutanaklarında da yer almıştır.

Ancak 1924 Anayasası’yla birlikte tam tersi bir süreç başlamış, toplumsal çoğulculuk, kültürel çeşitlilik ve farklılıklar reddedilmiş, Türk etnik kimliği tüm topluma zorla dayatılmıştır. 24 Anayasası’yla birlikte, çok kültürlü yurttaşlık, özerk yerel yönetim ve kendi kimliğiyle siyasal temsil anlayışı terk edilmiştir. Kürtler başta olmak üzere, çoğulcu kültürel yapıya yönelik ret, inkâr ve asimilasyon süreci başlatılmıştır. 24 Anayasası ve ardından çıkarılan yasalarla bu ülkede Kürtçe konuşmak, yazmak, yayın yapmak yasaklanmıştır.

Şark Islahat Planı, Genel Müfettişlik Uygulaması ve Zorunlu İskân Yasası gibi uygulamalarla Kürtler yaşadıkları topraklardan göç ettirilmiş, sürgüne gönderilmiş, yoğun bir asimilasyon sürecine tabi tutulmuştur. Dinsel, dilsel ve etnik farklılıklar yok sayılarak tek tip yurttaş yaratma projesi devreye konulmuştur. Yurttaşlık standartları Türk, İslam, Sünni olarak belirlenmiş, tüm yurttaşlar farklılıkları bir yana bırakarak bu kalıbın içerisine girmeye zorlanmıştır.

Bu proje cumhuriyeti demokrasiden uzaklaştırdığı gibi, Kürt isyanlarını da beraberinde getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin seksen altı yıllık ömründe tam 29 Kürt isyanı yaşanmıştır. Günümüzde dünyada çağdaş demokrasiyle yönetildiğini iddia eden ve katı merkeziyetçi, tek tipçi ulus devlet anlayışına sıkı sıkıya sarılan hiçbir ülke kalmamıştır. Fransa’dan tutalım, İtalya’ya, Almanya’ya, İspanya’ya, İngiltere’ye kadar birçok ülke tek tipçi ulus devlet mantığını aşarak demokratik ve çoğulcu bir yapıya dönüşmüştür. Türkiye ise dünyadaki bu değişim, dönüşüm karşısında tekçi ulus devlette ısrar ederek, giderek demokrasiden uzaklaşmış, darbelere, ara rejimlere, askerî vesayete teslim olmuştur. 12 Eylül askerî darbesi ve onun şekillendirdiği darbe anayasasıyla demokrasi tümden rafa kaldırılmıştır.

Kürtlere karşı uygulanan inkâr, imha ve asimilasyon politikasının Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan vahşetle birlikte vardığı boyut ise son otuz yılımızı fiilî bir savaş içerisinde geçirmemize neden olmuştur. Tıpkı Şark Islahat Planı’nda olduğu gibi, Kürt coğrafyasında olağanüstü hâl ilan edildi, binlerce köy yakıldı, yıkıldı, boşaltıldı. 17 bin faili meçhul cinayet işlendi. İnsanlar asit kuyularına atıldı. Bu acımasız savaşta 40 bini aşkın yurttaşımız yaşamını yitirdi. Susurluk ve Ergenekon gibi çeteler bu savaşın ve Kürt sorununun çözümsüzlüğü üzerine kurulan politikaların bir sonucu olarak demokrasinin başına bela oldular.

Tek tip yurttaş yaratma projesi, sadece Kürtleri değil, bu ülkedeki tüm farklı kimlikleri ve kültürleri, azınlıkları ve farklı inanç gruplarını da baskı altında tuttu. Alevi kimliği yok sayılırken, başörtülü kadınlar şahsında inançlı insanlar ötekileştirilmeye çalışıldı. Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamları, bu tek tip elbiseye sığmayan Alevi yurttaşlarımızın yaşadığı katliamlardır. Süryaniler, Keldaniler ve diğer dinî gruplar inançlarından dolayı büyük baskılara maruz kaldılar.

Değerli milletvekilleri, coğrafyamızın toplumsal dokusuna aykırı olan bu tek tip yurttaş yaratma politikası Türkiye’ye çok şey kaybettirdi. Ülkemiz, ne demokratikleşme yolunda ilerleyebildi ne kalkınmasını gerçekleştirebildi. Avrupa Birliği üyelik süreci de yıllarca bu nedenle ertelendi. Kürt sorunundan dolayı Türkiye, dış politikasında sürekli taviz verdi. Uluslararası güçlerin politikalarının esiri hâline geldi. Ekonomik kaynaklarımızın bir kısmı bu savaşa harcandı. Eğitime, sağlığa, yatırıma, istihdama ayrılması gereken pay savunma giderlerine ayrıldı. Halkın vergileri bu ülkenin dağlarına bomba olarak yağdı. Savaş bütçesi, halkı yoksulluğa, açlığa mahkûm etti.

Bütün bunlarla birlikte milliyetçilik, ırkçılığa varan şovenizm ve militarizm, sokakta, okulda, iş yerinde, kısacası yaşamın her alanında toplumsal barışı tehdit eder bir noktaya geldi. Geriye dönüp baktığımızda cumhuriyetin seksen altı yılı Türkiye’nin kayıp yılları olarak geçti. Bu kayıp yılları telafi etmek için elimizde yeni bir şans var. O da çektiği büyük acılara, yaşadığı bütün tahribatlara ve travmalara rağmen Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle tüm Türkiye halkının hâlâ barış içerisinde, kardeşçe, bir arada yaşama arzusundan vazgeçmemesidir. Gelin bu şansımızı iyi kullanalım. Türkiye’yi çoğulcu, demokratik bir cumhuriyete; tüm farklılıklarımızı da özgürlüklerine kavuşturalım. Bu hiç de zor değil. Yeter ki demokrasiye, çoğulculuğa, farklılıkların zenginlik olduğuna gerçekten inanalım. Hiçbir kimliği ret ve inkâr etmeyelim. Asimilasyonu bir insanlık suçu olarak tanımlayalım ve farklılıklarımızın ilelebet yaşayabileceği demokratik bir rejim inşa etmek için hep birlikte çalışalım. Demokratik bir çözüm ve onurlu bir barışın koşulları artık her zamankinden daha fazla oluşmaktadır. Gelin bunu başka bir bahara ertelemeyelim.

Değerli milletvekilleri, hak ve özgürlüklerin teminatı, toplumsal uzlaşının kaynağı anayasalardır. Bu nedenle, demokrasi ve Kürt sorununda bir çözüm sürecinden bahsedilecekse bu Parlamento sivil, demokratik, çoğulcu bir anayasa hazırlığını gündemine almalıdır. 12 Eylül askerî darbe rejiminin hazırladığı 82 Anayasası Türk etnik kimliği üzerine kurulmuş, devleti kutsayan, kişi hak ve özgürlüklerini kısıtlayan, çoğulculuğu reddeden, antidemokratik bir anayasadır. Yeni anayasada ülkemizdeki farklılıklar, kültürel zenginlikler toplumsal bütünlüğümüzün temel harcı olarak görülüp teminat altına alınmalıdır. Herkesin resmî dilin yanı sıra özel ve kamusal alanda kendi ana dilini de kullanma hakkına sahip olduğu açıkça ifade edilmelidir. Hantal, sorun üreten, katı merkeziyetçi yapı yerine, yerel yönetimleri güçlendiren, bölge yönetimleri kurulmasına olanak tanıyan, yeni, demokratik, özerk bir idari yapılanmaya gidelim.

Ana dilde eğitim hakkı anayasal güvenceye kavuşturulmalı, bu hak eğitim ve öğretimin tüm aşamalarını kapsamalıdır. Türkçeden farklı bir dilde eğitim yapan kurumlarda resmî dil olan Türkçe de öğretilerek Türkçenin tüm Türkiye halkının ortak iletişim dili olması sağlanmalıdır.

Vatandaşlık hakkını Türk etnik kimliğiyle sınırlayan yaklaşım mutlaka değiştirilerek din, mezhep, ırk, etnik köken, cinsiyet, kültürel ve benzeri hiçbir fark gözetilmeksizin, Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese anayasal vatandaşlık hakkı tanınmalıdır.

Kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu vurgulandıktan sonra, devlete, fiilî ve gerçek eşitliğin sağlanması için kota ve benzeri özel önlemleri alma görevi mutlaka verilmelidir.

Parti kapatma cezası, yüksek seçim barajı gibi antidemokratik yasalardan kaynaklanan temsiliyette adaletsizlik sorunu da mutlaka çözülmelidir.

Düşünceyi ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü teminat altına alınmalı, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarından biri olan siyasi partiler anayasal güvence altında faaliyetlerini sürdürmelidir.

Kısaca ana hatlarını çizdiğimiz bu anayasal çözüm yaklaşımımız, Kürt sorununa kalıcı, demokratik, barışçıl bir çözüm olanağı yaratacağı gibi, Türkiye’yi de çağın demokratik değerleriyle buluşturacaktır.

Yıllarca yaratılmak istenen bölünme fobisinin ne kadar yersiz olduğu, gündeme getirdiğimiz bu önerilerle bir kez daha açığa çıkmıştır. Birlik ve beraberliğin, ortak vatanın, ortak geleceğin tek dayanağı, demokratik değerlerin, özgürlüklerin, farklılıkların anayasal güvenceye kavuşmasıdır. Ayrılığın önüne geçebilecek güç, tüm farklılıkların kendi dil ve kültürüyle, ortak vatanda özgür yurttaşlar olarak yaşamasının koşullarını yaratmaktır.

Değerli milletvekilleri, biz Demokratik Toplum Partisi olarak barıştan ve demokratik siyasi çözümden yanayız. Demokratik siyasi mücadelede ısrarlıyız. Sorunlarımızı demokratik yöntemlerle çözebileceğimize inanıyoruz. Demokratik tartışmanın, diyaloğun, siyasi çözüm yöntemlerinin gelişmesi ve demokratik siyasi mücadelenin daha etkili hâle gelmesi için her şeyden önce silah seslerinin sustuğu, evlere cenazelerin gitmediği bir ortama ihtiyacımız var. Bu durumun sağlanabilmesi için bir an önce askerî operasyonların durdurulması gerekmektedir. Askerî operasyonların durdurulması, ölümlerin önlenmesi artık tüm demokratik kamuoyunun talebi hâline gelmiştir. Askerî operasyonlar durdurularak fiilî ve gerçek bir çatışmasızlık ortamı yaratılmalı ki birbirimizin ne dediğini duyalım, birbirimizin acılarına dokunabilelim, empati yapalım, karşılıklı olarak yaşadığımız travmalarımızı çözümün önünde engel olmaktan çıkartabilelim. Böyle bir ortam yaratmadan Kürt sorunu gibi devasa bir sorunu çözmemiz gerçekten imkânsız olacaktır.

Sorunun kaynağını görmeyen, ana ekseni PKK’yi tasfiye etmek olan bir sürecin başarıya ulaşması mümkün olmayacağı gibi geçmişte yaşadığımız acıların daha katmerlisinin yaşanmasına neden olacağını bilmek için kâhin olmaya gerek yoktur. Zaten son otuz yıllık çatışmalı sürecin ana ekseninde de PKK’yi tasfiye anlayışı yok muydu? Çok büyük acılar ve dramlar yaşanmasına neden olan bu yaklaşımın çözüm üretmediği ortada değil mi? Bir kez daha aynı amaca kilitlenmiş ama kullanılan yol ve yöntemleri farklılaşmış bir süreç yaşamak, Türkiye’ye, hepimize maliyeti ağır bir zaman kaybettirecektir. Bu yaklaşımdan sonuç alınamamasının nedeni, Kürt sorununun nedenlerini bir kenara bırakıp sonuçlarının ortadan kaldırılmaya çalışılmasıdır. Nedenleri ıskalarsanız sorunları çözemezsiniz. Bunları hatırlatma ihtiyacı duyuyoruz. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımızın “İyi şeyler olacak.” sözüyle başlayan süreçte Hükûmetin sergilediği tutum her geçen gün kaygılarımızı artırmaktadır. Hükûmet, şimdiye kadar sadece samimi olduğunu savunarak kendisine destek verilmesini istedi. Ancak samimiyetinin göstergesi sayılabilecek bir yaklaşım sergilediği ve olumlu bir adım attığını da söylemek mümkün olmayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kışanak, sizin de süreniz doldu ama size de ilave süre veriyorum dört dakika kadar, lütfen tamamlayınız.

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) – Altı dakika Başkan… Saydım ben yerimden.

Bir taraftan şiddetin, can kayıplarının olduğu bir ortamda süreci ilerletmenin mümkün olmadığı söylenirken bir taraftan askerî operasyonlar ve çatışmalar devam etti. Hükûmet, askerî operasyonlardaki kararlılığını göstermek için savaş tezkeresi çıkarttı, sınır ötesi operasyon yapmak için Meclisten yetki aldı. Silahların susturulmasından, her türlü düşüncenin özgürce savunulmasından bahsederken demokratik, sivil alanda siyasal çalışma yürüten bini aşkın kişi gözaltına alındı. Aralarında partimizin genel merkez, il ve ilçe yöneticilerinin de bulunduğu 400’ü aşkın kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi. Âdeta, sivil demokratik siyaset kanalları tıkanarak çatışma zemini diri tutulmaya çalışıldı. Halka ve tüm demokratik kurumlara yönelik baskılar artarak devam etti.

Bütün bu yaşananlar Hükûmetin samimiyetini sorgulamamıza neden olmaktadır. Eğer bir samimiyetten söz edilecekse öncelikle bu baskılara son verilmeli, Kürt halkının iradesi dikkate alınmalıdır.

Değerli milletvekilleri, çözümsüzlük siyasetinin maliyetini Kürt’üyle Türk’üyle, Alevi’siyle Sünni’siyle hep beraber çok ağır ödedik, canımızla malımızla ödedik. Bu savaşta 40 binin üzerinde canımızı yitirdik; binlerce köyümüz yakılıp yıkıldı, viraneye döndü; milyonlarca yurttaşımız yerinden yurdundan edilerek göçe zorlandı. 5 milyon yurttaşımız açlık sınırında, 20 milyon yurttaşımız yoksulluk sınırında yaşarken bu savaşın ölçülebilir maliyeti 40 milyar doları aştı. Kürt sorunu bahane edilerek demokrasi rafa kaldırıldı. En temel hak ve özgürlüklerimiz kısıtlandı. Toplumsal cinnet hâlinde yaşar olduk; şiddet kanıksandı, günlük yaşamın bir parçası hâline geldi. Her gün ülkemizin dört bir yanından canavarca hislerle işlenmiş cinayetler, toplu katliam haberleri gelmeye başladı. Savaşın açtığı derin ruhsal yaralar, yaşadığımız toplumsal travma neredeyse geleceğimizi esir almaya başladı.

Bu savaşta kaybettiklerimiz saymakla bitmez. Biliyoruz, yitirdiklerimiz bir daha geri gelmeyecek, ancak yeni kayıpları önlemek bizim elimizde. Çözümsüzlük, çatışma siyaseti devam ederse, bundan sonra da her alanda kaybetmeye devam edeceğiz. Peki ne uğruna? Şimdiye kadar sormadığımız bu soruyu gelin şimdi hep beraber soralım. Bu ülkenin yurttaşlarının temel hak ve özgürlüklerini vermemek uğruna böylesine acımasız bir savaşa neden olmayalım. Biz inanıyoruz ki, bu soru büyük bir samimiyetle sorulur ve cevabı aranırsa, hiç birimiz bu savaşın sürüp gitmesine kayıtsız kalamayız.

Barışta kazanacağımız çok şey var; barış gelirse tüm Türkiye kazanacak, ekonomi kazanacak, demokrasi kazanacak, insan hakları kazanacak, kısacası insanlık kazanacak. Barış gelirse, her şeyden önemlisi, şimdiye kadar yaşadığımız evlat acılarına yenileri eklenmeyecek. Tarihî bir süreçte tarihî bir sorumlulukla karşı karşıyayız, gelin, hep beraber, barışın, demokrasinin, özgürlüklerin önünü açacak bir yaklaşım içerisinde olalım, insanlığımızı ve geleceğimizi kurtaralım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) – Başkan, iki dakika daha istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kışanak, lütfen, selamlama yapmanız için mikrofonu açıyorum.

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) – Bir iki dakika…

BAŞKAN - Lütfen… Lütfen…

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Şimdi de, bugün buraya, bir toplumsal sorumluluk örneği göstererek gelen Barış İçin Kadın Girişimi üyelerinin herkese getirdiği metinden çok kısa bir paragraf okumak istiyorum: “Barış için bir araya gelmiş olan biz kadınlar, Mecliste demokratik Kürt açılımı tartışılırken, kadınların bu toplumun yarısını teşkil ettiğini unutmayarak aşağıdaki hususları göz önünde bulundurmanızı ve tartışmanızı talep ediyoruz.

Savaş sadece Kürtleri değil, tüm yurttaşları etkiliyor. Savaş sadece anneleri değil, tüm kadınları etkiliyor. Savaşın yarattığı nefret, korku ve düşmanlık ortamı şiddeti normalleştirerek gündelik yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Bu durumdan hareketle, artan kadın ölümleri, kadın cinayetleri, kadına karşı şiddeti, toplumda yaratılan genel şiddet ortamının içerisine yerleştirerek bu tartışmalarda dikkate almanızı öneriyoruz.” diyorlar.

Arkadaşlarımıza bu sorumluluklarından dolayı bir kez daha teşekkürlerimizi ifade ediyoruz. Umuyoruz ve diliyoruz ki herkes bu sorumlu yaklaşım içerisinde olur.

Barışın bu ülkeye ve bu topraklara bir gün ama bir gün mutlaka geleceğine inanıyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz genel görüşme önergesi üzerinde son sözü gruplar adına AK PARTİ Grubu adına Samsun Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Suat Kılıç’a veriyorum.

Sayın Kılıç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika. Size de ilave süre vereceğim.

AK PARTİ GRUBU ADINA SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, çok saygıdeğer milletvekilleri; millî birliğimizin, beraberliğimizin, bütünlüğümüzün inşallah güvencesi olacak olan demokratik açılım süreci üzerinde verilmiş olan genel görüşmenin ön görüşmeleri noktasında AK PARTİ Grubunun görüşlerini sizlerle ve aziz milletimizle paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi, çok değerli milletvekillerini içtenlikle, en kalbî duygularla, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, bugün 10 Kasım. Gruplar tarafından verilen öneriler vesilesiyle yapılan konuşmalarda da, bu önerilerin öncesinde gündem dışı milletvekilleri tarafından yapılan konuşmalarda da, Hükûmetimiz adına Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın’ın gündeme ilişkin gündem dışı söz alıp konuşması noktasında da 10 Kasıma milletimizin bakışı, 10 Kasıma Meclisimizin bakışı, 10 Kasıma milletvekillerimizin ve bizi izleyen halkımızın bakışı bu kürsüden seslendirilmiştir. Bilvesile, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, bizlere emanet ettiği eşsiz cumhuriyet için ve yine çatısı altında özgürlüğümüzü, millet adına millî irademizi konuşturmakta olduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi için bir kez daha saygıyla, bir kez daha şükranla, bir kez daha milletim adına minnetle anıyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, hepiniz, hepimiz çok iyi biliyoruz ki Atatürk olmasaydı, Atatürk’ün cumhuriyeti olmasaydı, Atatürk’ün Meclisi olmasaydı, bu Meclisin sayesinde kazanılan zaferlere ulaşılmasaydı, erişilmeseydi, ben dâhil hiçbirimiz, Anadolu’nun dört bir köşesindeki doğup büyüdüğümüz köylerden kalkıp gelerek burada, millet adına, millî iradenin tecelligâhı olan bu Mecliste ve bu makamda bulunamazdık.

Sahip olduğumuz bütün değerler, başta cumhuriyetin temel nitelikleri, özgürlüğümüz ve hukuk devleti için Büyük Önder’e ve eşsiz mücadelesindeki silah arkadaşlarına bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, muhalefet demokratik açılım sürecine temelden ve tümden zaten karşı olduğu için 10 Kasım istismarı sadece sürece ilişkin daha fazla söz söylemenin gerekçesi olarak kullanılmış ve milletimizin duyguları, hissiyatı istismar edilmiştir.

Büyük Atatürk, bugün, milletin tamamını alakadar eden bu millî mesele burada konuşuluyor olduğu için değil ama milletin Meclisinde kendi adı ve kendi fotoğrafı bir korsan gösteriye alet edildiği için ıstırap duyuyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu bilmelisiniz. Bunu bilmelisiniz.

Biz birbirimizi yeni tanıyor değiliz. Millet sizi de, bizi de tanıyor ve biliyor. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda, Çankaya Köşkü’nde, Atatürk’ün Köşkü’nde, Reisicumhur makamında bugün oturmakta olan Sayın Cumhurbaşkanımızın kutlama etkinliklerine iştirak etmeyeceksiniz, film izlemeye gideceksiniz! Millet bu filmi biliyor! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Millet bu filmi biliyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sana mı soracağız?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Senden izin mi alacağız?

SUAT KILIÇ (Devamla) – O filmi bugün de izlersin, yarın da izlersin, öbür gün de izlersin. (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ne alakası var?

SUAT KILIÇ (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi olarak önce cumhuriyet iradesinin tecelli ettiği Çankaya Köşkü’ne gideceksin, Atatürk’ün aziz hatırasını Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle orada da idrak edeceksin. (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Başka bir emrin var mı?

SUAT KILIÇ (Devamla) - 10 Kasım savınız, 10 Kasım teziniz, 10 Kasım eyleminiz samimi değil, gerçekçi değil.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ya, git şuradan!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Duygularınızla konuşmuyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Palavracı! Masal anlatma. Masalcı dede, masal anlatma.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Zaten bu kürsüden konuşan hatipleriniz yerine geçip oturduktan sonra yüzüne yayılan tebessüme bakıyorum. Burada gergin konuşuyor, burada kaygılı konuşuyor, burada sıkıntısı yüzüne yansıyor, yerine geçtikten sonra, yaptığı konuşmadan aldığı hazdan olsa gerek, gülmeye başlıyor, mütebessim bir yüz ifadesine terk ediyor yüzündeki ifade.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Masalcı…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Artistlik yapma da pakete gel bakalım.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, milletimizin kullandığı bir söz vardır “Güleriz ağlanacak hâlimize.” diye. Gülüyorsunuz ağlanacak hâlinize. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Açılımla ilgili bir cümle söylemedin, kürsüyü boşa işgal ediyorsun.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanakları milletin hafızasıdır.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Konuya gel, konuya. Anlat anlatacaklarını.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Geçmiş 10 Kasımlara şöyle bir bakıyorum: 10 Kasım 2001.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Artistlik yapma! Kayınbabanın hesabını ver. Artist!

SUAT KILIÇ (Devamla) - İktidardaki hükûmet Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Anavatan Partisi Koalisyon Hükûmeti.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Daha konuya gelemedin.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Artist, kayınbabanın hesabını ver, kayınbabanın!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Tarih 10 Kasım 2001, günlerden salı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu çalışıyor ve ne getiriyorlar gündeme?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Kayınbabanın hesabını ver. Şovmen!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Hemen size okuyorum: Amerika Birleşik Devletleri tarafından başlatılan “Sürekli Özgürlük Harekâtı” kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerinin (Afganistan’a gönderilmek üzere) sınır ötesine gönderilebilmesine olanak sağlayan yetki tezkeresini görüşüyor.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Kayınbabana gelelim, kayınbabana.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Kim görüştürüyor? DSP, MHP, ANAP koalisyonu.

Bugün 10 Kasım istismarı yapanlara şunu sormak istiyorum: Mustafa Kemal’in askerlerini…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kardeşim, AKP ne diyor açıklasana ya!

SUAT KILIÇ (Devamla) - …Afganistan’a göndermek için 10 Kasımdan başka gün mü kalmadı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – AKP ne diyor açıkla, bir öğrenelim ya!

ŞENOL BAL (İzmir) – Cumhuriyetin emanetçiliği size mi kaldı?

SUAT KILIÇ (Devamla) – Çok saygıdeğer milletvekilleri, bir muhalefet grup sözcüsü çıktı şöyle bir cümle sarf etti, dedi ki: “Bu genel görüşmenin tümü üzerindeki görüşmeler, nihai görüşmeleri 12 Kasım Perşembe günü yapılacak.”

TANSEL BARIŞ (Kırklareli) – Sadede gel, sadede!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Neymiş? Biz bilmiyorduk…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Öğreneceksin!

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Yaşın genç, yaşın genç!

SUAT KILIÇ (Devamla) - …onlar iyi takip ettikleri için biliyorlar, 12 Kasım terörist başının Roma’da yakalandığı tarihin adıymış. “Dolayısıyla özellikle mi bugüne getirdiniz?” diye soruyor. Ben de kendisine sormak istiyorum: Dediler ki gün boyu, bugün, dün, önceki hafta: “Bunu 10 Kasımda görüşmeyelim, 12 Kasımda görüşelim, önümüzdeki hafta da genel görüşmeyi gerçekleştirelim.” Affedersiniz ama 12 Kasım konusunda böyle bir hassasiyeti olan sizsiniz galiba, bizim böyle bir hassasiyetimiz yok. 12 Kasım tarihi bizim için bir anlam ifade etmiyor. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ayıp, ayıp!

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Yalan söylüyorsun, yalan!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, milletin hafızasıyla dalga geçmeyeceksiniz.

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Utanmıyor musun!

SUAT KILIÇ (Devamla) - O 1 Mart tezkeresi döneminin müsteşarı niye laf atıyor bana, anlamıyorum.

MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Elini sallama bu tarafa dönüp de!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Bu Hükûmete müsteşarlık yapan birinin bana laf atması çok ayıp, doğru değil.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Komik oluyor, komik, başka şey söyle!

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – DJ yaparım ben seni, DJ! Güzel DJ olur senden!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyelim.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bir şeyi unutuyorlar: Hafızayı beşer nisyan ile maluldür ama o kadar da değil…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Başka şey söyle, başka şey söyle, komik oluyorsun!

SUAT KILIÇ (Devamla) - …o kadar da değil. Bu Meclisin tutanakları var, milletin hafızası var, millet bütün bunları hafızasında kaydediyor.

Bir diğer konuya cevap vermek istiyorum: Öyle bir kara propaganda yaptınız ki, öyle bir dezenformasyon yaptınız ki, bu süreci siyasi istismara maruz bırakmak için milletin hafsalasıyla, milletin vicdanıyla, milletin iradesiyle öylesine dalga geçtiniz ki yalanın bini bir para…

MUHARREM VARLI (Adana) – Sen yalan söylüyorsun!

SUAT KILIÇ (Devamla) - …iftira, bühtan, her türlü riyakâr beyanlar yerlerde sürünüyor.

Değerli milletvekilleri, öyle kara propaganda yaptılar ki kapalı oturumun varlığını bile başka vesilelerle istismar konusu hâline getirdiler.

Çok saygıdeğer milletvekilleri…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye korktunuz? Yapsaydınız kapalı oturum. Niye yapmadınız?

SUAT KILIÇ (Devamla) – Sen yeni milletvekilisin, Koalisyon Hükûmetinin neler yaptığını bilmiyorsun. Otur, ben sana anlatacağım. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kılıç, lütfen Genel Kurula hitap edin.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakınız, biz dedik ki:  Kapalı oturumda… Hani, randevu vermediler, Sayın Bakanla görüşmediler…

MUHARREM VARLI (Adana) – Görüşmeyi sana mı soracağız!

SUAT KILIÇ (Devamla) - …Sayın Başbakanla görüşmediler, kameralar olmadan, BBG evi olmadan görüşemiyorlar! Dolayısıyla, gerekirse bir kapalı oturum yapabiliriz. Sayın Başbakana söyleyemediğinizi, Sayın Beşir Atalay’a, İçişleri Bakanımıza söyleyemediğinizi, gelir burada kapalı oturumda ifade edersiniz. Ne dediler? Devlet adamlığıyla bağdaşmayan bir şekilde, devlet adamı ciddiyetiyle örtüşmeyen bir şekilde…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Devlet adamına bak! Devlet adamına bakın!

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sen misin devlet adamı!

SUAT KILIÇ (Devamla)- … kanun tanımayan, yasa tanımayan, hukuk bilmeyen bir biçimde, çıktılar dediler ki…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Kayınpederin devletini mi diyorsun!

SUAT KILIÇ (Devamla) - “Biz sır tutamayız, biz kanun tanımayız, kapalı oturumda ne görüşülürse çıkar dışarıda millete açıklarız.” Suç! Ama değerli arkadaşlarım… (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, devlet adamlığı meselesini bir anlatsın! Devlet adamlığı ne demek, bir anlatsın!

BAŞKAN – Daha sonra…

SUAT KILIÇ (Devamla) – Şimdi bak, yerinizden bağırmayacaksınız.

Değerli milletvekilleri, belgelerle konuşuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç… Sayın Kılıç…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan “Devlet adamlığına yakışmaz.” dediği nitelemeyi kimin için kullanıyor, onu bir açıklasın.

BAŞKAN – Şimdi, hatibi dinlemeye devam edin. Konuşması bittikten sonra değerlendiririz.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, belgelerle konuşuyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hangi belgelerle?

SUAT KILIÇ (Devamla) - Söylediklerim arasında belgesi olmayan hiçbir şey yok. DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükûmeti iki tane kapalı görüşme gerçekleştirmiş.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan!

BAŞKAN – Konuşması bittikten sonra değerlendiririz.

Sayın Kılıç, devam edin.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Demin hatibe müdahale ettiniz ama. Olmaz ki!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Hangi tarihte? Biri 2000 yılında, biri 2001 yılında. 2000 yılında gerçekleştirdikleri kapalı görüşmede Mavi Akım petrol ve doğal gaz boru hattı, Rusya’dan Türkiye’ye enerji getiren nakil hatları ve Türkiye'nin enerji politikaları konuşulmuş.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Demin hatibe müdahale ettiniz. Niye müdahale etmiyorsunuz?

SUAT KILIÇ (Devamla) - İktidarda kim var? DSP-MHP-ANAP Koalisyonu. Genel görüşme nasıl yapılmış? Kapalı oturumla yapılmış. Tutanaklar on yıl dolmadığı için hâlâ gizli.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Söyle de bilelim!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Şimdi soruyorum: O genel görüşmede Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi menfaatlerini, kaç paraya, kime sattınız? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan! Sayın Başkan!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, böyle mi devam edecek!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

KADİR URAL (Mersin) - Sayın Başkan! Meclisin Başkanı!

SUAT KILIÇ (Devamla) - …2001 yılında bir kapalı oturum daha yapılmış. (CHP ve MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

2001 yılında yapılan kapalı oturumun konusu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs politikaları.  (CHP ve MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Lütfen…

SUAT KILIÇ (Devamla) - Bu kapalı oturumda getirdikleri konu Kıbrıs politikaları ve yine kapalı oturum, yine kapalı oturum. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara)  – Laflarına dikkat et, haysiyetsiz! Utanmıyorsun değil mi!

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun arkadaşlar, lütfen…

(Mersin Milletvekili Kadir Ural’ın hatip kürsüsüne doğru yürümesi)

KADİR URAL (Mersin ) – Neyi satıyor ya! Neyi sattırıyor!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.11

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.44

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

MUSTAFA VURAL (Adana) – Sayın Başkan, ben Demokratik Sol Partinin 57’nci Hükûmet döneminde Antalya Milletvekili olarak…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bitmedi daha konuşma Sayın Başkan.

BAŞKAN – Biraz sonra dinleyeyim Sayın Vural. Bir saniye… Bir saniye…

Ne yaptığımızı Genel Kurula izah etmem ve zabıtlara geçirmem lazım.

(8/11) esas no.lu genel görüşme önergesinin ön görüşmelerine, değerli arkadaşlarım, kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Suat Kılıç…

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Özür dileyecek.

BAŞKAN – …on iki dakika konuşmuştu. Ancak Sayın Kılıç, size söz vermeden önce biraz önce gruplarımızın tepkisine neden olan bazı ifadeleriniz olmuştu.  Bu ifadelerle ilgili tavzih edici bir açıklama… (MHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Tavzihle olmaz Sayın Başkan.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Özür dileyecek Sayın Başkan.

BAŞKAN - …yapmanız da koşuluyla sizi, kalan sürenizi tamamlamak üzere kürsüye davet ediyorum.

MUSTAFA VURAL (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Daha sonra sizi dinleyeceğim efendim.

MUSTAFA VURAL (Adana) – Hayır ama, bakın bizim grubumuz yok ama biz o dönemin iktidar partisinin birinci partisiyiz. Ben o dönemin içinde olduğum için, milletvekiliydim, kısaca cevap vermek istiyorum. Bu bizim hakkımız  Tüzük’ün hükümlerine göre.

BAŞKAN – Grup adına…

MUSTAFA VURAL (Adana) – Grubumuz olmadığı için…

BAŞKAN – Hayır, grup adına söz isteyen, daha doğrusu söz verdiğim ve sözü yarıda kalmış olan Sayın Kılıç sözünü tamamlasın…

MUSTAFA VURAL (Adana) – Hayır ama ona da yol gösterecek kısacık bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Efendim, şimdi, bir başka hatibe söz vermişim, sözü yarıda kalmış, onun sözünü tamamlamadan size söz vermem uygun değil.

MUSTAFA VURAL (Adana) – Onun konuşmasından sonra…

BAŞKAN – Sizi daha sonra dinleyeceğim, şimdi yerinize oturun.

Sayın Kılıç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Niye alkışlıyorsunuz? Utanmanız lazım hepinizin.

AK PARTİ GRUBU ADINA SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; sözlerime devam etmek üzere söz aldım. Tekrar ve yeniden Genel Kurulu saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

KADİR URAL (Mersin) – Önce, söylediğin lafı geri al! “Satma” lafını geri al!

SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben gereğini söyleyeceğim siz eğer dinleme sabrını gösterirseniz, nereden başladığını, nereye gittiğini ben ifade edeceğim. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar… Arkadaşlar lütfen sabırlı olalım.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Çok saygıdeğer milletvekilleri, az önce cümlemin tamamlanmasına maalesef fırsat kalmadı. (MHP sıralarından gürültüler)

KADİR URAL (Mersin) – Daha ne tamamlayacaksın…

SUAT KILIÇ (Devamla) – Geçen haftadan hatırlayacaksınız değerli arkadaşlar, burada şunu söyledim, siyaseten üsluba herkesin dikkat etmesi lazım.

RECEP TANER (Aydın) – Önce sen dikkat et.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen kendine mi söylüyorsun?

SUAT KILIÇ (Devamla) – Arkadaşlar, bitireceğim.

Hakaret içeren, kırıcı olan, incitici olan cümleler sadece sizi değil, hepimizi incitiyor ve rahatsız ediyor. Gene geçen hafta, değerli arkadaşlar, Danışma Kurulu önerisi üzerine söz aldığımda şunu ifade ettim: “Söylemlere dikkat edilmesi lazım, karşılıklı empati yapılması lazım, birbirimizi karşıdakinin yerine koyarak düşünmek ve cümlenin sonunun gelmesini beklemek lazım.” dedim…

AHMET BUKAN (Çankırı) – Sen benim Genel Başkanımın devlet adamlığını tartışıyorsun.

SUAT KILIÇ (Devamla) –  …ve şunu ifade ettim: O gün bir muhalefet sözcüsü konuşmasında Hükûmete atfen “Damat Ferit Hükûmeti” benzetmesi yapmıştı ve yine basın toplantısında… (MHP sıralarından “Doğru” sesleri) Bak “Doğru” diyorsanız açıklama yapma gereği kalmaz değerli arkadaşlar. (MHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

SUAT KILIÇ (Devamla) – İşte, değerli arkadaşlar, yanlış, bu üslup yanlış.

KADİR URAL (Mersin) – Provokasyon yapıyorsun, provokatörlük yapıyorsun. Provokatörlük yapma.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, kapalı oturum mevzubahis olduğunda, bizden önceki Hükûmetin iki tane yaptığı kapalı oturum var. Bazı sorular sordum. Kıbrıs konusunda da soruları sorduktan sonra cevabı metinden kendim verecektim ve bunun cevabı şudur: Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana görev yapan, bu ülkede Başbakanlık makamında oturan, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinde “Bakan” sıfatıyla görev alan hiçbir devlet adamı vatan haini olamaz, vatana ihanetle suçlanamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kapalı oturum sizin devri iktidarınızda yapılmış olsa bile o dönemin koalisyon ortaklarını böyle bir bühtanla, böyle bir iftirayla karşı karşıya bırakmak bizim bugünkü siyaset anlayışımız çerçevesinde kabul edilebilir bir durum değildir. Cümlelerin devamı gelebilseydi ifade edilecek olan husus buydu değerli arkadaşlarım.

KADİR URAL (Mersin) – Ya, sen ağzından çıkanı bilmiyorsun orada!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, zırva tevil götürmez.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Bir saniye, bir saniye…

OKTAY VURAL (İzmir) – Zırva tevil götürmez. Mavi Akım formülüyle 27 milyar… Rusya’ya kaça sattığınızı siz açıklayın.

BAŞKAN – Sabırlı olun.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, devamını şu şekilde ifade etmek istiyorum: Biz burada sabahtan bu yana dinliyoruz. Sabahtan bu yana söylenmeyen söz kalmadı.

KADİR URAL (Mersin) – Sayın Meclis Başkanı niye müdahale etmiyorsun? Tutanaklarda ne yazıyor?

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz. Lütfen oturun.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Grup önerileriyle ilgili söylenmedik söz kalmadı. Hepsini teenniyle, hepsini sükûnetle, suhuletle karşıladık. Bütün grupların hatipleri burada konuşurken, Genel Kurulun mehabetine aykırı hiçbir cümleyi hiç kimse duymadı. Herkesin ne dediği, ne konuştuğu, ne anlattığı harfiyen anlaşıldı; hakaretleriyle, iyi cümleleriyle, kötü cümleleriyle beraber anlaşıldı.

Değerli arkadaşlarım, burada hükûmet tarafından getirilen bir genel görüşme önergesi var. İktidar Grubunun grup sözcüsünün, aylardır Hükûmete yöneltilen suçlamalara cevap vermesinden ve bu cevapları verirken tutanakları, Meclis tutanaklarını, belgeleri, bilgileri, evrakları kullanmasından daha doğal bir yöntem olamaz. (MHP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, Genel Kurulun mehabeti hepimizi alakadar eden bir hadisedir. Millet bizi izliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaça sattınız? Kaça sattınız mavi formülü?

SUAT KILIÇ (Devamla) - Eğer söylem sahipleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaça sattın?

SUAT KILIÇ (Devamla) - Hiçbir Türkiye Cumhuriyeti hükûmeti Kıbrıs’ı satamaz, satmaya teşebbüs edemez.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaça sattın? Sor bakalım Soros’a.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Hiçbir Türkiye Cumhuriyeti hükûmeti bu milletin ve bu memleketin millî meselelerini pazarlık konusu hâline getiremez. Sorduğum sorulardan geleceğim cevap budur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, basın toplantılarında konuştuğunuz zaman karşınızdakini nasıl rahatsız ettiğinizi burada duyduğunuz rahatsızlıktan anlamanız lazım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Soros’a sor, kaça almış acaba?

SUAT KILIÇ (Devamla) - Basın toplantılarında konuştuğunuz zaman…

OKTAY VURAL (İzmir) – Soros’a sor, Soros’a sor.

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin Sayın Kılıç.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Genel Kurulda konuştuğunuz zaman, basın toplantılarında konuştuğunuz zaman ortaya koyduğunuz lafları, sözleri, iftiraları, hakaretleri, bühtanları bir de bu gözle değerlendirmek zarurettir.

Çok değerli milletvekilleri, millet bizden birlik ve beraberlik bekliyor. Millet adına başlatılan, özü demokrasi olan, özü hukuk ve hukukun üstünlüğü olan, özü cumhuriyetin değerlerini çok daha ileri düzeylere çıkarmak olan bir projeyi konuşurken… (MHP sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ne yapacağınızı söyleyin.

SUAT KILIÇ (Devamla) -… milletin temsilcilerinin nahoş bir tartışma ortamının, nahoş bir diyalog ortamının içerisinde olmasının anlaşılır bir yanı ve boyutu yoktur.

Ha sözlerime itiraz edenler esasında bir ölçüde amaçlarına da ulaşmış oldular çünkü bu süreçte sarf edilen, Hükûmetimiz açısından iftira olan, grubumuz açısından iftira olan, milletvekili arkadaşlarım açısından iftira olan; imza atmadığımız, el vermediğimiz, desteklemediğimiz o kadar çok şey bize mal edildi ki. Bütün bunları buradan reddetmek, bütün bunları buradan belgeleriyle çürütmek imkânımı elimden almış oldunuz. Bu noktada başarılı sayılabilirsiniz. (MHP ve CHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen zaten bir şey söylemedin Suat, iftira atmaya çıktın.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu detaylara şu andan itibaren girmiyorum…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Zaten söyleyecek bir şeyin yok Meclisi karıştırmak dışında.

SUAT KILIÇ (Devamla) – …ama muhalefet partilerinin geriye dönük tutanaklarında, muhalefet partilerinin geriye dönük yazılı raporlarında, geçmişten bugüne getirdikleri ve olgunlaştırdıkları siyasal süreçlerinden bugünlere devreden, gelen yazılı metinlerinde demokratik açılım sürecine de, bu sorunun çözümüne de bugün bizden ne kadar fazla istekli oldukları geçmişten bugüne aşikârdır ve bu evraklarda bunlar mevcuttur. Perşembe günü yapılacak görüşmelerde bu konuların muhtemeldir ki gereği yerine gelecek, söylenmesi gerekenler mutlak surette söylenecektir. Ama değerli arkadaşlarım, insanın canını sıkan, hepimizi tahammül edemez bir noktaya taşıyan, millîliğimizin, kimliğimizin, birliğimizin, birlik irademizin sorgulandığı söylemlere dayanmak da tahammül etmek de katlanabilmek de…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hazmetmeyin, hazmetmeyin.

SUAT KILIÇ (Devamla) – … mümkün değildir. Hepimiz, bütün milletvekilleri, bu Anayasa’daki milletvekili andını içmek suretiyle burada görev yapma hakkını ve imkânını elde ettik. Bu Anayasa’ya göre yemin eden milletvekillerinin bu millete ihanet içerisinde olabileceğine biz ihtimal vermiyor ve bunu kabul etmiyoruz.

Demokratik açılım sürecinde gündemimizde olmayan, yapılacaklar arasında bulunmayan, kimseye söz vermediğimiz, kimseye taahhüt etmediğimiz, kimseyle müzakeresini yapmadığımız, kimseyle paylaşmadığımız o kadar çok şey bize mal edildi ki, hem bunları hem de neyin yapılmayacağını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç, lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Süreniz doldu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan,  o sözlerini düzeltsin. Yoksa o tutanakları yer!

SUAT KILIÇ (Devamla) – … sizlerle kalan süre içerisinde paylaşmak istiyorum.

Çok değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti’nde iktidar ya da muhalefet koltuğunda görev yapan bütün siyasal parti gruplarını bağlayan Anayasa 1982 Anayasası’dır. Hiçbirimizin, hiç kimsenin bu Anayasa’nın kavramları ve kapsamı dışında hareket etme hürriyeti ve özgürlüğü yoktur, olamaz. Bu süreçte bize mal edilenleri iftira ve bühtan boyutundaki yaklaşımları külliyen reddediyoruz.  (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Hepsi size ait.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Anayasa’nın 1’inci maddesi “Türkiye devleti bir cumhuriyettir.” diyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin adını bu süreçte hiç kimse, hiçbir irade, hiçbir siyasal ya da siyasal olmayan yaklaşımın Türkiye Cumhuriyeti’nin adını tartışmaya açması ve devletin adını tartışılır hâle getirmesi asla mümkün değildir.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Bir de onu yapsaydın!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Anayasa’mızın 2’nci maddesi Türkiye devletinin, cumhuriyetimizin temel niteliklerini sayar.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yeni mi okuyorsun?

SUAT KILIÇ (Devamla) - Her şeyden evvel Türkiye devleti üniter bir devlettir. Bununla beraber Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Anayasa Mahkemesi ne diyor partin hakkında?

 SUAT KILIÇ (Devamla) - Ne demokrasiyi laiklikten ne laikliği demokrasiden ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu dört değer, “demokrasi”, “laiklik”, “sosyal devlet” ve “hukuk devleti” kavramları herkes için olduğu gibi bizler için de bu sürecin olmazsa olmaz kavramlarıdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niyetinizi açıklayın, niyetinizi!

 SUAT KILIÇ (Devamla) - Saygıdeğer milletvekilleri, bu süreçte öyle şeyleri tartıştınız ve tartıştınız ki muhalefet etme noktasında bunların hiçbirinin kabul edilebilir bir tarafı yok.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, bu arkadaşımız söylediklerini geri alacak. Onun için söz verdiniz.

SUAT KILIÇ (Devamla) - AK PARTİ Hükûmeti bu yola çıktığı ilk günden bu yana olduğu gibi… (MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, geri alacak!

SUAT KILIÇ (Devamla) - …Anayasa’nın 3’üncü maddesinde sarf edilen… (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle zamanı arkaya yatırıp… Tavsiyeye gerek yok.

SUAT KILIÇ (Devamla) - … değerleri bugün de gelecekte savunmaya devam etmektedir.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – O söz geri alınacak! O sözü yiyeceksiniz!

SUAT KILIÇ (Devamla) – Türkiye devletinin başkenti Ankara’dır...

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

SUAT KILIÇ (Devamla) - ... dili Türkçedir. (MHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA VURAL (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bitiriyor… Söz vereceğim efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Geri alacak! Geri alacak Sayın Başkan!

MUSTAFA VURAL (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Söz vereceğim efendim size. 

SUAT KILIÇ (Devamla) - Tek vatan, tek devlet, tek bayrak ve tek milletin inancı etrafında…

BAŞKAN - Sayın Kılıç, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

SUAT KILIÇ (Devamla) - … bu sürecin milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; MHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar.)

OKTAY VURAL (İzmir) – Geri alacak! Geri alacak! Geri al! Geri al.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, ne konuştu?

BAŞKAN – Efendim, tashih etti. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Geri alacak Sayın Başkan!

MUSTAFA VURAL (Adana) – Söz istiyorum…

BAŞKAN – Buyurun… Buyurun…

OKTAY VURAL (İzmir) – O sözü yiyecek! Soros’a hesap verenler Meclise de hesap verecek!

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - Evet, sayın milletvekili arkadaşlarım…

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, konuşmasına niye itiraz etmiyorsunuz!

BAŞKAN - Sayın Şandır, söz istediniz…

MUSTAFA VURAL (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Vereceğim efendim, lütfen yerinize oturun, size yerinizden vereceğim. (MHP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, lütfen sakin olun…

Sayın Şandır, söz istediniz, gerekçesini kısaca izah eder misiniz? (MHP sıralarından gürültüler)

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Gerekçeyi sen bilmiyor musun! Bal gibi biliyorsun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Söyledi şimdi.

BAŞKAN – Efendim, zabıtlara geçsin.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Hatip, grubumuzu itham eden, grubumuzun ortağı olan hükûmeti itham eden, Genel Başkanımızı itham eden beyanlarda bulunmuştur. Bu sözleri tevil etmek üzere kürsüye geldi, maalesef, aynı şeyleri tekrarladı. Onun cevabını kürsüden vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır, size sataşma nedeniyle üç dakika söz vereceğim…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bitinceye kadar.

BAŞKAN - … ama lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyin. (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Onu arkadaşlara söyleyeceksiniz.

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA VURAL (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Yerinize geçin, size de söz vereceğim.

Buyurun.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, genel görüşme önergesi üzerinde konuşan Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni bir usul geliştirildi. Yani hem burada temennilerinizi ifade edeceksiniz, “şöyle yapalım, şöyle davranalım.” diyeceksiniz, sonra bu kürsüye geleceksiniz söylenmesi bu tür kavgalara sebep olan laflar edeceksiniz.

Bakın, Sayın Hatibin tutanaklardan beyanını okuyorum: “O genel görüşmede Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi menfaatlerini kaç paraya kime sattınız?” Söz bu. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Cemil Çiçek’e sorun!

MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Siz de vardınız Sayın Başkan, siz de vardınız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Cemil Çiçek bu sorunun cevabını versin, Sayın Mehmet Ali Şahin bu sorunun cevabını versin. Çünkü o kapalı oturumda bu beyefendiler de vardı. Türk milletinin hangi menfaatinin, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri tarafından kaça satıldığının…

OKTAY VURAL (İzmir) – Açıklamayan müfteri!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - …madem kendi grubunun Grup Başkan Vekili soruyor, cevabını kendileri vermeliler.

Biz şimdi buradan çok net söylüyoruz: Sayın Suat Kılıç ve bağlı olduğu Hükûmet, sayın iktidar partisi grubu, bütün belgeler elinizde, devletin bütün imkânları elinizde, bütün kayıtlar elinizde.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – İftira edildi, iftiralara…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Burada gelip karnınızdan konuşma hakkına sahip değilsiniz. Ne biliyorsanız ortaya çıkartın. Namertsiniz eğer bu söylediğinizi ispat etmezseniz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Kıvırtmayın…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Böyle mi? Böyle mi Hıdır Bey? Böyle mi söyleyeceğiz? Biri bu.

Bir diğer husus: Bakın arkadaşlar, Sayın Hatip buraya nereden geldi? “Ben başka şeyler söyleyecektim. Siz bizi kapalı oturum yapmayın diye suçladınız ama siz de kapalı oturum yaptınız. Biz sizi böyle bir suçlamayla suçlasak iyi olur muydu diye konuşacaktım, müsaade etmediniz.” dedi.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sizin Grup Başkan Vekiliniz “Kıvırtmayın.” dedi, siz de… (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) –  Müsaade edin… Müsaade edin…

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayın Suat Kılıç buraya şu sözden geldi… Biz dikkatlice dinliyoruz, hatta ben not alıyorum; Sayın Bakanın konuşmalarını, herkesin konuşmasını da not alıyorum.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Vallahi, adama denir “Sayın” diye; deme ya…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ne diyor Sayın Hatip? Sayın Beşir Atalay’a, İçişleri Bakanımıza söylemediğinizi gelip burada kapalı oturumda ifade edersiniz. Ne dediler? Devlet adamlığıyla bağdaşmayan bir şekilde, devlet adamı ciddiyetiyle örtüşmeyen bir şekilde kanun tanımayan, yasa tanımayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şandır, üç dakikanız doldu. Tamamlamanız için bir dakika daha ilave süre veriyorum; Lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – … hukuk bilmeyen bir biçimde çıktılar dediler ki… Kimi kastediyorsunuz? Yüreğiniz yetiyorsa bunu ifade edin, evet. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Biz diyoruz ki: Milletten saklayarak, milletin geleceğini tehdit eden hiçbir projeyi milletin kürsüsünde görüşemezsiniz.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Biz İmralı’yla pazarlık yapmadık, iftira atmayın.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Konuşursanız, biz de millete açıklarız diyoruz.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Eden bulur!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bunu kim diyor? Bunu, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli diyor. Siz Devlet Bahçeli’ye devlet adamı değil mi diyorsunuz? Devlet adamlığı ciddiyetiyle bağdaşmaz mı diyorsunuz? Bunu söylemeye hakkınız, haddiniz var mı sizin? Yakışır mı size?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen her gün söylüyorsun.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Suat Kılıç, yakışır mı? Sayın Başkanım, buna müsaade etmek Meclis Başkanlığına, iktidar grubuna yakışır mı? İtirazımız bu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Size yakışıyor mu?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – İtirazımız bu.  

Onun için bakın tekrar ifade ediyorum: Devletsiniz, Hükûmetsiniz, elinizde hangi belge varsa o belgeyi açıklamazsanız, bu sözün delilini ortaya koymazsanız sizi müfteri olarak ilan ederiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Biz, sizin, kapalı kapılar arkasında, kayıt altına alınamayan görüşmelerde kime ne söz verdiğinizi, nereyi, nasıl tüccar siyasetiyle sattığınızı sormuyoruz. (MHP sıralarından alkışlar; AK PARTİ sıralarından “Sen de onu açıkla.” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Şandır, teşekkür ederim.

Sayın Vural, size yerinizden 60/4 maddesi gereğince söz vereceğim. Lütfen yerinizden…

MUSTAFA VURAL (Adana) – Efendim, sataşma...

BAŞKAN – Lütfen yerinizden...

MUSTAFA VURAL (Adana) – Bu konuşmadan sonra cevap verme hakkı bize manen doğdu, geç bile kaldık.

BAŞKAN – Siz, Demokratik Sol Partiye de atfen sözler söylendiğini, o nedenle o sözlere cevap vermek istediğinizi söylüyorsunuz Demokratik Sol Partinin bir milletvekili olarak.

MUSTAFA VURAL (Adana) – O dönemde de milletvekiliydim Demokratik Sol Partiden.

BAŞKAN – Size yerinizden söz vereyim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Herkes kürsüden konuşuyor da o, niye kürsüden konuşmasın?

MUSTAFA VURAL (Adana) – Kürsüden efendim.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkanım…

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye... Sayın Vural’la sorunumuzu çözelim.

Sayın Vural, size de üç dakikalık söz veriyorum, lütfen…

Buyurun.

OSMAN DURMUŞ – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye, arkadaşımızı dinleyeceğiz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, 57’nci Hükûmetin bakanlarıyız, bize sataştı.

ABDULKADIR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Sözcü bizi bir şeyler satmakla itham etti, biz bunu cevaplamak istiyoruz.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekiliniz cevap verdi.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Hayır efendim…

BAŞKAN - Ben grup Başkan Vekilinize bu sataşmalar için söz verdim.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bir kişi söz alır Sayın Başkanım, bütün grup söz alamaz ki. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Vural, buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

Üç dakika süreniz var.

 

4.- Adana Milletvekili Mustafa Vural’ın, genel görüşme önergesi üzerinde konuşan Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA VURAL (Adana) – Teşekkür ederim Başkan.

Bana tanıdığınız bu olanaktan ötürü sizi mahcup etmeyeceğim, edebimle konuşacağım, ettiğim yemine de sadık kalacağım.

Sayın milletvekilleri, evet, 57’nci Hükûmet döneminde bir kapalı oturum yaptık, AKP’nin ondan önceki partisinin yoğun isteği üzerine. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sayın Kılıç, çok istemişlerdi, çok istemişlerdi. Ondan önceki…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Biz hiçbir partinin devamı değiliz.

MUSTAFA VURAL (Devamla) – Pardon, yanlış söyledim, devamı gibi gözüken parti. Affedersiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Tamam, tamam yahu! Hakaret mi ediyorum size? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Pardon, bitireyim.

O tutanakların açıklanmasına birkaç yıl ya kaldı ya kalmadı. (AK PARTİ sıralarından “Hocaya ayıp oluyor hocaya!” sesleri) Bir şeyi bilmenizi çok isterim ama hukuka da saygımı koruyarak konuşmaya çalışıyorum. Hangi hükûmet döneminde, hangi enerji bakanıyla, hangi ülkeden alınan doğal gaz fiyatları anlaşmasında bu ülkenin ne kadar kazık yediğini o zaman göreceksiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Vural, çok teşekkür ederim.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) -  Sayın Başkan…

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan…

(Başkanlık Kürsüsü önünde toplanmalar)

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, genel görüşme açılıp açılmaması hususunda Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergedeki…

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) - “Türk milletinin menfaatlerini sattı.” diyen…

BAŞKAN - …birinci imza sahibine ve onun göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilir.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – “Türk milletinin menfaatlerini satmıştır.” diyen bir namert burada oturursa…

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturur musunuz.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) -  Sayın Başkan, o zaman tarafsız idare edin.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekilinize bu sataşmalar için söz verdim, çıktı cevap verdi. (MHP sıralarından gürültüler)

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) - Grup Başkan Vekilinin imzası yok, 57’nci Hükûmetin bakanları olarak söz istiyoruz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Grup Başkan Vekilinin imzası yok, orada benim imzam var.

BAŞKAN – Efendim, lütfen… Lütfen yerinize oturun.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – 57’nci Hükûmetin Bakanıyım ben. “Türk milletinin menfaatlerini sattı.” diye itham edemezsiniz. Siz buna kayıtsız kalamazsınız.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, lütfen oturur musunuz, lütfen yerinize oturur musunuz.

(Başkanlık Kürsüsü önünde toplanmalar, AK PARTİ ve MHP milletvekilleri arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Arkadaşlar, yakışıyor mu Allah aşkına, yakışıyor mu?

Sayın Şandır’a demin söz verdim, siz cevaplandırdınız bunları. (MHP ve AK PARTİ  sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Burada “Türk milletinin menfaatlerini sattı.” diye itham eden namerttir, müfteridir. Eğer bildiğiniz bir şey var da açıklamıyorsanız müfterisiniz!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sen ne biliyorsan söylesene! Adamsan söylesene! Ne biliyorsun? Söylesene!

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Lütfen…

Değerli arkadaşlarım, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.08

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.21

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

(8/11) esas numaralı genel görüşme önergesinin ön görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Genel görüşme üzerindeki gruplar adına görüşmeler tamamlanmıştı. Ancak, sataşma nedeniyle söz talebi var.

Sayın Bal, kısaca, zabıtlara geçsin, söz vermeden önce izah eder misiniz, ne için söz istemiştiniz?

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkanım, Sayın Hatip, konuşmasını yaparken, 57’nci Hükümette enerjiyle ilgili yapılan bir kapalı oturumda enerjiyi ne kadar, kaça sattığımıza dair bir iddiada bulunmuştur. Bu, ağır bir iddiadır. O dönemde ben de Bakandım. Dolayısıyla, sataşmadan dolayı söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Size üç dakikalık süre veriyorum. Yeni bir sataşmaya mahal vermeyeceksiniz. Üç dakika içerisinde meramınızı anlatınız. (MHP sıralarından alkışlar)

5.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, genel görüşme önergesi üzerinde konuşan Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, mensubu bulunduğu 57’nci Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

 

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, önemli bir günde tarihî bir oturum yapıyoruz. Bu oturumun fikirlerin tartışıldığı ve ülkenin çok önemli gördüğümüz bir sorununa grupların açık bir şekilde fikirlerini ifade edebildiği bir ortamda cereyan etmesi bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak temennimizdi. Lakin, AKP Grubu adına konuşan Sayın Hatip, bu kapsamdan konuyu çıkararak, benim de üyesi bulunduğum, Bakan olarak görev yaptığım 57’nci Hükûmet döneminde enerjiyle ilgili olmak üzere kapalı bir oturumun yapıldığını, bu oturumda da zabıttan okuyorum: “Tutanaklar on yıl dolmadığı için hâlâ gizli. Şimdi soruyorum: O genel görüşmede Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin hangi menfaatlerini kaç paraya, kime sattınız?” Bu çok ağır bir laftır.

O dönemde, değerli arkadaşlarım, üç parti koalisyon yapmıştır. Birisi Demokratik Sol Parti, diğeri Anavatan Partisi, bir üçüncüsü ise Milliyetçi Hareket Partisi. Enerji Bakanlığı da Anavatan Partisine bağlıydı. Malumunuz, Bakanlar Kurulu müteselsil bir sorumluluk içerisindedir hukuken ama siyasi sorumluluk koalisyon ortaklıklarında her bakanın siyaseten bağlı olduğu parti siyaseten sorumludur.

Şimdi, Sayın Suat Bey’in, Milliyetçi Hareket Partisine dönerek Anavatan Partisinin sorumlu olduğu bir alanda “Türkiye Cumhuriyeti menfaatlerini kime, kaça sattınız?” sorusunu açıklığa kavuşturmaya davet ediyorum. Kime, kaça satılmışsa bunu milletimizle paylaşmaya davet ediyorum.

Cenabıallah bir şeyden kaçının, sakının diyor: “İftiradan.” O’nun Peygamberi de “İftiradan Allah’a sığınırım.” diyor. (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri) Eğer Sayın Hatip, bunun kaça, kime, nasıl satıldığını açıklamaz ise “müfteri” olarak ilan ediyorum. Diğer taraftan bunu açıklaması eğer suç ise gerektiğinde bedelini ödemeyi ortaya koyanlar vardır bu ülkede. “Ülkenin millî birliğini, üniter yapısını bozucu, ‘açılım’ adı altında Türkiye'yi çözen bir politikaya karşı eğer kapalı oturum yaparsanız ben bunun bedelini öder…” Kapalı oturumda konuşulanları açıklayan birisi var; o da Devlet Bahçeli’dir. Eğer yiğitseniz, eğer bu konunun arkasında durabiliyorsanız siz de açıklayın, siz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

 

IX.- GENEL GÖRÜŞME (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Hükûmet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, demokratik açılım konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/11) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, genel görüşme önergeleri üzerindeki ön görüşme tamamlanmıştır.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Değerli Başkanım…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Şimdi genel görüşme açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, biraz evvel ifade ettim…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkanım, gözlük numaranız küçük geliyor sizin!

BAŞKAN – Genel görüşme açılmasını kabul edenler… Etmeyenler… Değerli arkadaşlarım, genel görüşme açılması kabul edilmiştir.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, biraz evvel geldim, durumu size izah ettim…

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 103’üncü maddesi gereğince genel görüşmenin günü daha sonra Danışma Kurulunca tespit edilerek onayınıza sunulacaktır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 21.26

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.34

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

 

 

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

2’nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine devam edeceğiz.

 

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Değerli arkadaşlarım, diğer işlerde de komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere 11 Kasım 2009 Çarşamba günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

                                                                               Kapanma Saati: 21.35