DÖNEM: 23                            CİLT: 65                    YASAMA YILI: 4

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

81’inci Birleşim

1 Nisan 2010 Perşembe

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

 IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, su kaynakları ve kullanımına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Karabük Milletvekili Cumhur Ünal’ın, Karabük Demir Çelik Fabrikalarının ve Karabük’ün kuruluşunun 73’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kocaeli Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, Kocaeli Şekerpınar’da yaşayan bir kısım vatandaşların imarla ilgili sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Van Milletvekili Kerem Altun’un, Van’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 92’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Moldova Cumhuriyeti Gökoğuz Halk Topluşu heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1146)

B) Önergeler

1.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in (6/1912) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/199)

C) Genel Görüşme Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 milletvekilinin, ekonomi politikası konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/12)

D) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 24 milletvekilinin, kadına yönelik şiddetin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/651)

2.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 24 milletvekilinin, İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın olası etkilerinin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/652)

3.- BDP Grubu adına grup başkan vekilleri Batman milletvekilleri Ayla Akat Ata ve Bengi Yıldız’ın, hayvancılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/653)

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

4.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/769) (S. Sayısı: 486)

5.- Ankara Milletvekili Haluk İpek’in, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 10 Milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ve 19 Milletvekilinin, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123, 2/200, 2/288, 2/304, 2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Anayasa Komisyonu Başkan Vekili ve Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün’ün, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, İzmir İktisat Kongresi’ne ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/12861)

2.- Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Millî Emlak Genel Müdürlüğünde çalışan bazı personelin sorunlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/12897)

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, kurum içi millî emlak uzmanlığı sınavı açılmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/12961)

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 13.00’te açılarak üç oturum yaptı.

 

Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan, Balıkesir ilindeki tarım ve hayvancılık sektörünün sorunlarına,

Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır, Diyarbakır Göğüs Hastalıkları Hastanesinin kapatılmasına,

Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil, İnönü Zaferi’nin 89’uncu yıl dönümüne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

 

İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, İnönü Zaferi’nin 89’uncu yıl dönümüne ilişkin bir açıklamada bulundu.

 

Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in (6/1759) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi.

 

Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 22 milletvekilinin, töre ve namus cinayetlerinin nedenlerinin araştırılarak, önlenmesi için (10/647),

Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 24 milletvekilinin, olumsuz hava koşullarının tarım sektörüne etkilerinin araştırılarak (10/648),

İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız ve 24 milletvekilinin, organ nakli konusundaki sorunların araştırılarak (10/649),

İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 24 milletvekilinin, hayvancılık sektörünün sorunlarının araştırılarak (10/650),

Alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/487, 10/535) esas numaralı, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin yol açacağı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşmelerinin Genel Kurulun 31/3/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),

3’üncü sırasında bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761) (S. Sayısı: 458),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

 

4’üncü sırasında bulunan ve görüşmelerine devam olunan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/769) (S. Sayısı: 486) 5’inci maddesine kadar kabul edildi; 5’inci maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.

 

1 Nisan 2010 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 20.04’te son verildi.

 

                                                            Şükran Güldal MUMCU

                                                                    Başkan Vekili

 

                     Fatih METİN                                                                             Yusuf COŞKUN

                            Bolu                                                                                            Bingöl

                       Kâtip Üye                                                                                     Kâtip Üye

 

                                                                   Gülşen ORHAN

                                                                            Van

                                                                       Kâtip Üye

 

                                                                                                                                              No.:  113

 

II.- GELEN KÂĞITLAR

1 Nisan 2010 Perşembe

 

Tasarılar

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Lüksemburg Büyük Dükalığı Arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasını Değiştiren Protokol ve İlgili Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/840) (Plan ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.3.2010)                               

2.- Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/841) (Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.3.2010)

Teklifler

1.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın; İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/651) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.3.2010)

2.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 22 Milletvekilinin; İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/652) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.3.2010)    

3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/653) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.3.2010)

4.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in; Belediye Kanunu ile Doğal Gaz Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/654) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.3.2010)

5.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in; Diyarbakır Eski E Tipi Cezaevinin “İnsan Hakları ve Özgürlük Müzesi” Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/655) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.3.2010)

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşik Meksika Devletleri Hükümeti Arasında Diplomatik ve Konsüler Misyon Üyelerinin Yakınlarının Kazanç Getirici Bir İşte Çalışmalarına Olanak Sağlayan Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/677) (S.Sayısı: 491) (Dağıtma tarihi: 01.04.2010) (GÜNDEME)

2.- Bursa Milletvekili Ali Koyuncu ve 4 Milletvekilinin; 5683 Sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/644) (S.Sayısı: 492) (Dağıtma tarihi: 01.04.2010) (GÜNDEME)

Genel Görüşme Önergesi

1.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 Milletvekilinin, ekonomi politikası konusunda bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/12) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.02.2010)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 24 Milletvekilinin, kadına yönelik şiddetin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/651) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.02.2010)

2.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 24 Milletvekilinin, İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın olası etkilerinin araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/652) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.02.2010)

3.- BDP Grubu adına grup başkanvekilleri Batman Milletvekilleri Ayla Akat Ata ve Bengi Yıldız’ın, hayvancılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/653) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.02.2010)

 

1 Nisan 2010 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşimini açıyorum.

III. YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur, on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 13.04

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

Açılışta yapılan yoklamada yeter sayı bulunamamıştı. Şimdi yoklamayı yineliyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz su kaynaklarımız ve kullanımı hakkında söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’a aittir.

Buyurunuz Sayın Özbolat.(CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, su kaynakları ve kullanımına ilişkin gündem dışı konuşması

DURDU ÖZBOLAT (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sekiz yıllık AKP Hükûmeti her işin olduğu gibi su meselesinin de ne yazık ki suyunu çıkarmıştır.

Kurulduğu 1954 yılından bu yana su ve toprak kaynaklarının geliştirilmesi için çok büyük yatırımlar gerçekleştiren Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, AKP İktidarı dönemindeki sürgün ve görevden alma politikalarıyla içi tamamen boşaltılarak iş göremez hâle getirilmiştir.

AKP Hükûmeti, bölge müdürlerinin yüzde 140’ını, daire başkanlarının yüzde 120’sini, şube müdürlerinin yüzde 95’ini görevden alarak sürgün etmiştir. Sürgün edilen ve emekliliğe zorlanan  yönetici sayısı 3.200’dür. Bunları niye mi yapmıştır; kurumdaki birikim ve ulusal su bilincini yok etmek, dışa bağımlı, ulusal yarar gözetmeyen küresel su ve enerji politikalarının önünü açmak için.

Neler olmuştur bu dönemde? Sekiz yıllık AKP hükûmetleri döneminde sulamaya açılan alan ancak 666 bin hektardır. Bunların tamamına yakını da AKP İktidarı öncesi başlanmış projelerdir. Bu hızla gidilirse ekonomik olarak sulanabilecek topraklarımızın tamamı ancak doksan beş yılda sulanabilecektir.

Küresel güçlerin dayatmasıyla iş yapan AKP Hükûmeti, su temini ve dağıtımında işi sulama birlikleri vasıtasıyla yapmaya çalışmış ve bunun sonucunda özellikle kuyu sulamalarındaki elektrik bedeli çok artmıştır, öyle ki çiftçinin borcu 80 trilyona ulaşmıştır. Çiftçi, bu borcu ödeyemediği için birçok yerde toprağını sulayamamaktadır. Ülkemizin en önemli projesi olan GAP’ta sulamalardaki gerçekleşme oranı sekiz yılda 1,3’tür. Bu hızla gidilirse GAP sulamaları ancak yüz yetmiş üç yılda bitirilebilecektir.

Çevre ve Orman Bakanına bakacak olursanız, her ay yüz elli büyük tesis açılışı yapmaktadır. Sayın Bakan, 10 metrelik bentleri tesis diye yutturmakta, bir barajı parça parça 10 defada açmaktadır. Açılan küçük HES’ler ise özel sektörün yaptığı HES’lerdir. Oysa sekiz yıllık AKP hükûmetleri döneminde sadece Mavi Tünel ve Ilısu Barajı temelleri hariç başka hiçbir temel atılmamıştır. Ilısu Barajı da Hazine ve Devlet Planlamanın karşı çıkmasına rağmen, yasalara aykırı biçimde ihalesiz olarak bir konsorsiyuma devredilmiştir. Sekiz yılda HES kurulu gücü ancak 1.355 megavat artmıştır yani yılda sadece 193 megavat kurulu güç tesis edilmiştir. Oysa eski Enerji Bakanı, 2012 yılından sonra ülkemizin karanlıkta kalmaması için bunun yılda en az 850 megavat olması gerektiğini basın önünde anlatmıştır. Buna rağmen, DSİ neden sekiz yılda iki HES dışında başka hiçbir HES temeli atmamıştır, neden elli iki akarsu santralini özelleştirmeye çıkarmıştır, neden kırk beş adet termik ve hidrolik santrali satmak için ihale açılmaktadır? Bakan, bilerek devleti zarara uğratmaktadır. Bu milletin dünyanın en pahalı elektriğini kullanıyor olması Sayın Bakanı hiç rahatsız etmiyor mu? Doğal gazdan elde edilen elektriğin kilovatsaati 11 sent, HES’lerden elde edilen elektriğin kilovatsaati ise 3 sent olmasına karşın, AKP doğal gazın önünü açmak için HES’lerdeki kapasite kullanımını sekiz yıl içerisinde yüzde 65 azaltmıştır. Bu nedenle, barajlardaki türbinler bilerek çalıştırılmamıştır. Şu an bile Atatürk Barajı’nda sadece üç santral çalıştırılmakta, beş santral ise uzun yıllardan bu yana çalıştırılmamaktadır.

Son sekiz yılda elektrik üretiminde doğal gazın payı yüzde 22’den yüzde 52’ye yükselmiş, buna karşılık para ödemeden daha ucuza elde ettiğimiz hidrolik enerjide bu pay yüzde 38’den yüzde 17’ye düşürülmüştür. Siz değil miydiniz ANAP hükûmetlerini imzaladığı doğal gaz anlaşmaları nedeniyle suçlayan? Şimdi doğal gazın önünü neden açıyorsunuz? Bu işten kârınız ne?

Bir de meşhur Deriner Barajı var, öyküsü ibretlik. 1997 yılında 711 milyon dolara ihale edilen ve dört yıl önce bitmesi gerekirken sadece yüzde 57’si biten, yüzde 57’si 4 milyar dolara tamamlanan ve iş kapsamında hiçbir değişiklik olmamasına rağmen yüzde 570 keşif artışıyla rekor kıran ibretlik bir vaka.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

DURDU ÖZBOLAT (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

İnsanları basit keşif artışlarını bahane göstererek görevden alıp sürgün eden eski DSİ Genel Müdürü, şimdiki Çevre Bakanı buna nasıl bir açıklama getirecek acaba? Bu baraj neden bitirilmiyor? Bittiğinde kaç milyar dolara bitecek? Bu barajda elektriğin kilovatsaat maliyeti şimdiden 48 sente ulaşmıştır. Bu barajla ilgili elimizde bir dosya var, yakında anlatacağız. Böyle bir soygun nasıl olurmuş, halkımız görecek.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özbolat.

Sayın Altun, sisteme girmişsiniz…

KEREM ALTUN (Van) – Sayın Başkan, Van’ın kurtuluşuyla ilgili kısa bir söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Van Milletvekili Kerem Altun’un, Van’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 92’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

KEREM ALTUN (Van) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, nisan ayının ilk günlerinin Van’ımız için ayrı bir önemi vardır. 1 Nisan, Karakoyunlulara başkentlik yapmış Erciş ilçemizin ve Gürpınar ilçemizin; 2 Nisan, Van’ın ve Muradiye ilçemizin; 3 Nisan, Çaldıran, Saray ve Özalp ilçelerimizin bu yıl işgalci güçlerden kurtuluşunun 92’nci yıl dönümü. Kadim bir medeniyetin izlerini taşıyan, hoşgörünün, toleransın, merhametin, faziletin, erdemin timsali olmuş aziz Vanlıların bu güzel günlerini kutluyorum.

Vatan topraklarını özgürlük ve bağımsızlık mücadelesiyle canlarını vererek bize tekrar yurt yapan isimsiz kahramanları, aziz şehitlerimizi saygıyla, rahmetle anıyorum.

Millî Mücadele, Kurtuluş Savaşı’nda, Çanakkale ve Sarıkamış’tan sonra en fazla şehit veren il Van ilimizdir. İstiklal Savaşı’ndan sonra istikbal savaşını veren Vanlılar bu toprakları artık ebedî olarak dostluğa, kardeşliğe ve barışa adamışlardır.

Kine, nefrete, husumete, düşmanlığa yer kalmayacak kadar gönlü insan onuru ve sevgisiyle dolu Van Gölü çocuklarının bir de mesajları var: Geçmişte yaşanan tarihî hakikatleri emperyalist emelleri için kimse çarpıtmasın. Milletimiz, insanlığa karşı işlenebilecek en ağır suç olan “soykırım” gibi kara bir insanlık lekesini tarihin hiçbir döneminde taşımamıştır. Arşivler geçmişin tanığı ve aynasıdır. Kini, geriletici nefreti diasporalara bırakıyoruz.

Güneşin kutsal bir tören edasıyla battığı, tokmaklı kapıların bir zamanlar hiç kapanmadığı, gölünün deniz, kedilerinin sevimli, peynirinin otlu olduğu, gerçekle düş arasındaki bir masal kenti Van’a, saygın Vanlılara selam olsun. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Altun.

Gündem dışı ikinci söz Karabük Demir Çelik Fabrikalarının 73’üncü kuruluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Karabük Milletvekili Cumhur Ünal’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Karabük Milletvekili Cumhur Ünal’ın, Karabük Demir Çelik Fabrikalarının ve Karabük’ün kuruluşunun 73’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

CUMHUR ÜNAL (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Nisan KARDEMİR (Karabük Demir Çelik Fabrikaları) ve Karabük’ün kuruluşunun 73’üncü yıl dönümü nedeniyle bugün gündem dışı söz almış bulunmaktayım.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, üniformayla çıkılabilir mi?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, tebrik ediyoruz ama İç Tüzük’e aykırı.

BAŞKAN – Sayın Ünal, herkes yeterince gördü. Lütfen Karabüksporun şeyini çıkarırsanız…

CUMHUR ÜNAL (Devamla) – Peki, ben bütün arkadaşlarımızın Karabüksporu tebrik ettiğini düşünerek çıkartıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Evet, çok teşekkür ederiz. Karabüksporlulara da başarılar diliyoruz, sağ olun.

CUMHUR ÜNAL (Devamla) – Öncelikli olarak bana bu konuşma fırsatını veren Sayın Başkana teşekkür ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Karabük, Ulu Önder Atatürk’ün ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için ortaya koyduğu sanayileşme hedefinin ilk merkezi, Karabük Demir Çelik Fabrikaları ise bu sanayileşme hedefinin ilk yapı taşlarından birisidir. 3 Nisan 1937 tarihinde ülkemizin içinde bulunduğu tüm ekonomik zorluklara rağmen büyük bir öngörüyle temelleri atılarak iki yıl gibi kısa bir sürede üretime başlayan KARDEMİR (Karabük Demir Çelik Fabrikaları) uzun yıllar ülkemizdeki endüstrileşme hareketinin lokomotifi olmuş, fabrikalar yapan fabrika unvanına layık görülecek kadar ülkemiz sanayisine öncülük etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emeğin potalarda eritilerek çeliğe dönüştürüldüğü bu fabrika kimi zaman Adana ovalarında çimento, kimi zaman Konya bozkırlarında şeker fabrikası, kimi zaman da Fırat’ta köprü, Karakaya’da baraj olmuştur. Ülkemizin yazgısında böylesine onurlu bir görevi üstlenen Karabük Demir Çelik Fabrikalarını ayrıcalıklı kılan başka bir husus ise yöresine yaptığı hizmetlerdir. 3 Nisan 1937 tarihinde, çeltik tarımının yapıldığı bu alanda kurulan Karabük Demir Çelik Fabrikaları, on üç hanelik küçücük bir köyden, bugün 225 bin nüfuslu Karabük iline dönüşmesini sağlamıştır. İşte onun içindir ki 3 Nisan, KARDEMİR’le birlikte, Karabük’ün doğum günüdür; işte onun içindir ki KARDEMİR ve Karabük bugün aynı coşkuyu ve aynı heyecanı yaşamaktadır. Bu vesileyle, kuruluşundan bugüne kadar Karabük’e ve KARDEMİR’e emeği geçenlere bir kez daha minnet ve şükranlarımı sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ne mutludur ki yetmiş üç yıl sonra bugün KARDEMİR, üretimde 2 milyon tonları hedefleyen ve bu hedef doğrultusunda yatırımlarını sürdüren bir şirket hâline gelmiştir. Ne mutludur ki ülkemizde artık KARDEMİR tarafından 72 metre boya kadar ray üretilmekte, Devlet Demiryollarımızın en önemli altyapı malzemelerinden biri olan raylar KARDEMİR tarafından karşılanmaktadır ve ne mutludur ki, yetmiş üç yıl sonra bugün, KARDEMİR geçmişte olduğu gibi, sadece fabrika içerisinde değil, fabrika dışında da sosyal sorumluluklarını yerine getirmekte ve bu çerçevede KARDEMİR Karabükspora ve Karabük Üniversitesine önemli yatırımlarla katkılar vermektedir. Sosyal sorumluluklar çerçevesinde Karabük’ün onuru ve gururu olan, Türkiye’nin de sevdasını kazanmış olan Karabüksporumuza birinci lig yolunda emin adımlarla ilerlerken başarılar diliyoruz, desteklerinden dolayı KARDEMİR’e teşekkür ediyoruz ve yine KARDEMİR geçtiğimiz yıllarda Karabük Üniversitesine 500 kişilik kapalı spor salonu ve mühendislik fakültesi kazandırdı, iktisadi ve idari bilimler fakültesinin de temelini çok yakında atacaktır. Böylelikle, Karabük Üniversitemizin fiziki altyapı ihtiyaçlarından birisi daha giderilmiş olacak ve gelişmesini sürdürebilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; KARDEMİR’in gelecekte daha büyük başarılara imza atacağına olan inancımı ifade ederek buradan KARDEMİR yönetimini ve tüm çalışanlarını ve Çelik-İş Sendikamızı bir kez daha yürekten kutluyorum.

Karabük 1953 yılında ilçe, 1995 yılında il olmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra kurulan ilk planlı sanayi kentlerinden birisidir. Karabük ilk sanayi şehri olmanın yanında çevresi ve ilçeleriyle birlikte tarihî, kültürel değerleri ve doğal güzellikleri ile de ön plana çıkmaktadır. Safranbolu’muz bu kültürel zenginlikler içerisinde UNESCO tarafından dünya miras kentleri listesine alınmış bir kültürel mirastır. Yenice ilçemiz dünyanın en nadide ağaç türlerini bünyesinde barındıran orman varlığı ile dikkat çekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

CUMHUR ÜNAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Hadrianapolis antik şehri ile Eskipazar, kaya mezarları ile Ovacık ilçemiz ve insanları büyüleyen doğal zenginlikleri ile Eflani ilçemiz Karabük’ün incisi olan ilçelerimizdendir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kuruluşumuzun 73’üncü yıl dönümünde duble yol, su, doğal gaz, üniversite, tıp fakültesi, polis meslek yüksekokulu, eğitim yatırımları, sağlık yatırımları, TOKİ yatırımları, stadyum yatırımları ve teşvik alanlarında AK PARTİ Hükûmeti dönemimizde Karabük’e yaptığımız hizmetler vesilesiyle Meclis Başkanımıza, Hükûmetimize, bakanlarımıza ve Sayın Başbakanımıza Karabük halkı adına teşekkür eder, tüm Karabüklülerin sizlere selam ve saygılarını iletiyor, hemşehrilerimin kuruluş yıl dönümlerini kutluyorum.

Karabük halkı, şahsım ve milletvekili arkadaşlarım adına bu heyecanı sizlerle paylaşırken, bu güzel günümüze sizleri de davet eder, yüce Meclisimizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ünal.

Gündem dışı üçüncü söz Kocaeli’de yaşanan sorunlar hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Hikmet Erenkaya...

Buyurunuz Sayın Erenkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Kocaeli Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, Kocaeli Şekerpınar’da yaşayan bir kısım vatandaşların imarla ilgili sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

HİKMET ERENKAYA (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Kocaeli iliyle ilgili, sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu çerçevede, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinizin bildiği gibi Kocaeli ili Türkiye’nin en önemli, en gelişmiş illerinden bir tanesi ancak bu söylev 2002 yılına kadar böyle devam etti ama maalesef 2002 yılından sonra, özellikle Hükûmetinizin döneminden sonra yapılan özelleştirmeler nedeniyle Türkiye’nin gündemindeki Kocaeli maalesef ülkemizin sıradan bir ili hâline gelmiş bulunmaktadır. Özellikle işsizlik konusunda, yolsuzluk konusunda, yoksulluk konusunda şu anda Kocaeli’nin hangi durumda olduğunu önümüzdeki dönemlerdeki gündem dışı konuşmalarda sizlerle paylaşacağım.

Kocaeli’yle ilgili önemli bir sorunu sizlerle paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlar. Biliyorsunuz Kocaeli, Türkiye’nin en göç alan illerinden bir tanesi. Özellikle Gebze bölgesinde bulunan vatandaşlarımız, Gebze’sinde, Darıca’sında, Çayırova’sında bulunan vatandaşlarımız, genellikle göç eden vatandaşlarımız memleketlerinde bütün varlıklarını kaybederek ve satarak oraya yerleşip orada hayatını idame ettirmeye çalışan insanların yoğun olduğu bölgelerdir. Özellikle sizlerin belirttiği gibi bir belediyecilik anlayışını da AKP milletvekillerinin huzurunda, sizlerin huzurunda bazı görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Gebze bölgesinde Şekerpınar köyü 1998 yılına kadar orada köy statüsünde bulunan köyde muhtarlık aracılığıyla 1.100 vatandaşımıza paraları ödenmek kaydıyla arsalar tahsis edilmiştir. Sizlerin de bildiği gibi, 1999 yılında o bölgede belde belediyesi kuruldu ve o belediye olduktan sonra da oradaki vatandaşlarımızın yerleri aynı şekilde korunmaya çalışıldı ama daha sonraki dönemde bu tapular verilirken vatandaşlarımıza, sizlerin de bildiği gibi, beş yıllık süreç bir şart konuldu. Beş yıl içerisinde bina yapılabilir mi noktasında bir şerh konuldu. Ancak, yine sizin bildiğiniz gibi, 1999/17 Ağustosundaki büyük bir depremle karşı karşıya kaldı Kocaeli. Hâliyle o vatandaşlarımız, almış olduğu, edinmiş olduğu bu yerlerle ilgili o beş yıllık süreç içerisinde bina yapma şansına sahip olamadılar. Çünkü deprem nedeniyle -o dönem ben de belediye başkanıydım o bölgede- ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığının Afet İşleri Genel Müdürlüğüyle birlikte o dönem ruhsatlar durduruldu ve belde belediyesi olan bu Şekerpınar da işlemleri yapma olanağını bulamadı. Bu noktada, oradaki yer sahibi olan insanlarımız, maalesef, bina yapma şansına da sahip olamadılar. Ama gelinen noktada, yeni bir düzenlemeyle şu anda orası ilçe belediyesi oldu ve ilçe belediyesi olmak kaydıyla da şu anda AKP’nin mevcut yönetiminin, o bölgedeki insanlarımızın, o yoksul vatandaşlarımızın memleketlerindeki bütün varlıklarını yok edip bu bölgeye gelen insanlarımızın o zor şartlarda aldıkları yerleri ellerinden alma noktasında gayretleri olduğunu görüyoruz.

Bizler Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, hem orada yerel anlamda, aynı zamanda da oradaki çalışmalarda o vatandaşlarımızın o yerlerinin ellerinden alınmaması noktasında, o yöneticileri uyarma noktasında olduk. Ama gelinen noktada, mahkemelik duruma geldi vatandaşlarımız ve mahkeme noktasında da o yerleri devralma noktasına geldiklerini görüyoruz.

Ancak, değerli arkadaşlar, tabii ki bu bir yanlış uygulama. Çünkü deprem nedeniyle, beş yıllık süreç içerisinde, bu binaları yapamadıkları için bu yerlerin ellerinden alınmasını gayri ciddi olarak bizler görmekteyiz. On beş gün önce, Sayın Başbakan o bölgeye geldiğinde, bu vatandaşların bu problemlerini öncelikle yerel anlamda, daha sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisinde çözme noktasında o vatandaşlarımıza söz verdiğini biliyoruz.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

HİKMET ERENKAYA (Devamla) – Şimdi, tabii o bölgedeki arazilerin rantının yüksek olması nedeniyle, tekrar onların vatandaşların ellerinden alınması noktasında gayretleri vardır. Ama şunu ifade ediyoruz: Bizler, hem yerel bazda, aynı zamanda da genel bazda, Cumhuriyet Halk Partililer olarak, hiçbir siyasi kaygı belirtmeden ve siyasi kaygı düşünmeden o vatandaşlarımızın problemlerinin orada mutlaka halledilmesi gerektiğine inanıyoruz. Eğer, o yoksul vatandaşların oradaki durumlarını AKP milletvekilleri olarak görseniz vicdanınız sızlar ama sizlerin onu görme noktasında olmadığınızı da bizler görmekteyiz. Bu anlayış içerisinde, hangi şartlarda olursa olsun, oradaki vatandaşlarımızın yerlerinin ellerinden alınmaması noktasında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak sonuna kadar mücadele edeceğimizi de buradan, bu kürsüden ifade etmek istiyorum. Aynı zamanda, Başbakanımızın vermiş olduğu bu sözü de, o vatandaşlarımızın adına, yerine getirmesini sizlerin huzurunda söylemek istiyorum.

Bu duygular içerisinde de çalışmalarınızda başarılar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erenkaya.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Moldova Cumhuriyeti Gökoğuz Halk Topluşu heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1146)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

TBMM Başkanlık Divanı’nın 10 Mart 2010 tarih, 66 sayılı Kararı’yla, Moldova Cumhuriyeti Gökoğuz Halk Topluşu heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuğu olarak ülkemizi ziyareti uygun bulunmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 7. maddesi gereğince Genel Kurulun bilgisine sunulur.

                                                                                                         Mehmet Ali Şahin

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır, okutuyorum:

B) Önergeler

1.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in (6/1912) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/199)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin Sözlü Sorular kısmının 558. sırasında yer alan (6/1912) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Tayfur Süner

                                                                                                                  Antalya

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Bir genel görüşme önergesi vardır, okutuyorum:

C) Genel Görüşme Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 25 milletvekilinin, ekonomi politikası konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/12)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son 8 yıldır ülkeyi tek başına yöneten AKP'nin uyguladığı ekonomik politikalar, çalışan, üreten, katma değer ve istihdam yaratan, ihracat yapan kesimleri zor durumda bırakmaktadır

Uygulanan düşük kuryüksek faiz politikası ihracatı zorlaştırmakta, enerji, istihdam gibi üretimin temel girdilerindeki aşırı vergi yükü Türk sanayisinin uluslararası alanda rekabetçi olmasının önüne geçmektedir.

AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılından dünya ekonomisindeki başlayan olumlu hava ve finans bolluğu, 2008'e kadar AKP'nin bir sanayileşme ve ekonomi politikası bulunmayışını hissettirmeydiyse de, küresel krizin etkisini göstermeye başladığı tarihten itibaren sorunlar son derece can yakıcı biçimde baş göstermektedir.

Üretim yerine ithalatı körükleyen, Cumhuriyetle yaşıt fabrikalara kepenk kapattıran, bir yılda 1 milyon ilave işsiz yaratan politikasızlık; artık sanayicimizin soluğunu kesmiş bulunmaktadır.

İstanbul Sanayi Odası Başkanı Sayın Tanıl Küçük; Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan'ın katıldığı ve basına yansıyan bir toplantıda sanayinin sorunlarını bir kez daha dile getirmiş, sanayicide önemsenmediği duygusunun geliştiğini ifade etmiştir.

Küçük, sanayinin kârlılığının giderek azaldığı bu süreçte sanayicimizin; krize rağmen küresel rekabet koşullarında var olmaya çalışmakta olduğunu, elindeki kıt kaynaklarla teknolojiyi yenilemek, istihdamını korumak, devletin sürekli artan taleplerine yetişmeye çalışmak arasında sıkışıp kaldığını söylemiştir.

Tanıl Küçük, bir sanayicimizin "Benim şirketime yabancı sermayeli firmalar teklif veriyor. Satıp çıkabilirim. Ancak devlet bana destek verse, bana teklif veren firmaları rekabete zorlayabilecek durumdayım. Şimdi ‘pes mi edeyim yoksa mücadeleye devam mı edeyim' diye düşünecek duruma geldim" şeklindeki sözlerini hatırlatmış, sanayicimizin içinde bulunduğu hâli bütün açıklığıyla dile getirmiştir.

Başta sanayicilerimiz olmak üzere bütün reel kesim kayıt dışı ekonomiyle mücadele, istihdamın üzerindeki yüklerin azalması, vergi ve sosyal güvenlik primi borçlarında yeniden yapılandırma, enerji maliyetlerinin düşürülmesi, iç piyasayı canlandırmaya yönelik adımlar, esnek çalışmanın yaygınlaştırılması, Kredi Garanti Fonu'nun daha etkin hâle getirilmesi, yatırımcıların finansmana ulaşmasının kolaylaştırılması, kontrolsüz ithalata standart getirilmesi, ARGE faaliyetlerinden küçük işletmelerin faydalanabilmesi ve daha adil bir teşvik sistemi getirilmesi gibi tedbirler beklerken, hükûmet, devlete borcu olanların banka hesaplarına el konulmasını gündeme getirmiştir.

Ülkeyi 8 yıldır yöneten AKP anlayışı, gerek ülkenin gerekse sanayicinin sorunlarından kopuk, sadece kendi iktidarını korumayı düşünmektedir. Bunun için uluslararası şirketlerin Türkiye pazarını ve sanayisini ele geçirme çabalarına da kayıtsız kalmaktadır.

Türk ekonomisinin lokomotifi olması gereken sanayi sektörünün GSYİH içindeki payı, 10 yılda yüzde 27'den yüzde 19'a düşmüştür. Uzakdoğu ülkelerinde yüzde 35'lerin üzerinde olan bu paydaki düşüş, sanayi kesiminin sorunlarının çözülmediği, aksine arttığının göstergesidir.

Bu genel görüşme talebinin amacı, ülkeyi oluşturulmak istenen suni gündemler yerine, gerçek gündemi olan ekonomiye çevirmek, sanayicinin, üretenin, işçinin, işsizin ve çiftçinin sorununu Meclis gündemine getirmektir.

Tüm bu gelişmelerin değerlendirilmesi için Anayasa'nın 98 ve İç Tüzük'ün 101, 102 ve 103. maddeleri uyarınca Genel Görüşme açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mehmet Ali Susam                    (İzmir)

2) Ali Koçal                                    (Zonguldak)

3) Ali Rıza Öztürk                          (Mersin)

4) Akif Ekici                                   (Gaziantep)

5) Tayfur Süner                              (Antalya)

6) Hulusi Güvel                              (Adana)

7) Şevket Köse                               (Adıyaman)

8) Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (Malatya)

9) Mehmet Ali Özpolat                   (İstanbul)

10) Turgut Dibek                            (Kırklareli)

11) Canan Arıtman                         (İzmir)

12) Ali Rıza Ertemür                      (Denizli)

13) Durdu Özbolat                         (Kahramanmaraş)

14) Enis Tütüncü                            (Tekirdağ)

15) Gürol Ergin                              (Muğla)

16) Mevlüt Coşkuner                     (Isparta)

17) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

18) Nevingaye Erbatur                   (Adana)

19) Orhan Ziya Diren                     (Tokat)

20) Sacid Yıldız                              (İstanbul)

21) Kemal Demirel                         (Bursa)

22) Rasim Çakır                             (Edirne)

23) Muhammet Rıza Yalçınkaya    (Bartın)

24) Ensar Öğüt                               (Ardahan)

25) Hüsnü Çöllü                             (Antalya)

26) Atila Emek                               (Antalya)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve genel görüşme açılıp açılması konusundaki ön görüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

D) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 24 milletvekilinin, kadına yönelik şiddetin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/651)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye'de kadın cinayetlerinde 2002'den 2009'a kadar % 1400 oranında artış olmuştur. 2002 yılında 66 kadın öldürülürken bu sayı 2009'un ilk 7 ayında 953'e ulaşmıştır. Ortaya çıkan tablo kadına bakış açısında toplumsal olarak bir gelişme yaşanmadığını hatta bir gerilemenin olduğunu ortaya koymaktadır. 2003'te 83, 2004'te 164, 2005'te 317, 2006'da 663, 2007'de 1011, 2008'de ise 806 kadın yaşamını kaybetmiştir. Rakamlar yıldan yıla kadına yönelik şiddetin yükselen bir periyotta seyrettiğini ortaya koymaktadır. Kamuoyunda uzun bir süre konuşulan Münevver Karabulut'un vahşice katledilmesi, Adana, Osmaniye'de 6 yıl önce kaybolan Selma Saçmalı'nın karşılıksız aşk nedeniyle hunharca öldürülmesi, Güldünya Töre’nin namus gerekçesiyle gencecik yaşta öldürülmesi, Nişantaşı'nda otomobili içinde kıskançlık nedeniyle Esra Karsel'in telle boğularak öldürülmesi örneklerden sadece birkaç tanesidir. Ancak basında bu tür olayların dile getirilmesi toplumsal bilinci geliştiren ya da farkındalık yaratan bir etkiye sahip değildir.

Fiziksel şiddetin yanında, evde, işte, hemen hemen toplumsal her ortamda kadına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddetin örneklerine rastlamak mümkündür. Olumsuz bu tablonun giderilmesi, sorunun çözümlenmesi için öncelikle şiddetin kaynağını, nedenlerini tespit etmek son derece önemlidir. Şiddetin kaynağını tek bir nedene bağlamak ve sorunun bu şeklide çözülmesini beklemek gerçekle bağdaşacak bir yaklaşım değildir. Şiddetin ortaya çıkmasında önemli etkenler olarak ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal nedenlerin tamamının tespiti gereklidir. Aile içinde şiddeti görerek büyüyen çocukların, şiddeti kanıksaması ve büyüdüklerinde şiddet gören ya da şiddet uygulayan bireyler olmaları yüksek bir olasılıktır. Bu nedenle öncelikle aile içinde her türlü şiddetin engellenmesi için yasal, toplumsal mekanizmaların harekete geçirilmesi gerekmektedir. Çünkü mevzuattaki düzenlemeler yeterli olmasına rağmen bu düzenlemelerin pratikte uygulama bulmaması sadece yasal düzenlemelerle şiddetin ortadan kaldırılamayacağını ortaya koymaktadır. Toplumsal gelişmelere paralel olarak ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmeler bireyleri de doğrudan etkilemektedir. Günümüzde genel olarak yaşanan sorunlar içinde kadına yönelik şiddet her yıl artmaktadır.

Anayasa'nın 56. maddesine göre her birey sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Bu nedenle devlet yasal düzenlemelerin yanında sivil toplum kuruluşları aracılığıyla toplumsal gelişmişliği sağlamak için adım atmalıdır. Şiddetin önlenmesi için kişilerin dolayısıyla toplumun bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Şiddetin kanıksanmasının önüne geçilmeli, şiddetin toplumsal bir sorun olarak algılanmasının yolu açılmalıdır. Eğitimin yükseltilmesi ekonomik ve sosyal koşulların düzeltilmesi şiddeti engellemede önemli girişimlerdir.

Basın yayın organlarında şiddete karşı bilinçlendirici ve şiddeti önleyici filmlerin yayınlanması konunun toplumsal olarak da önemsenmesini sağlayacaktır. Şiddete uğrayan kadınlar açısından da kapsamlı bir çalışma yapılması gerekmektedir.

Çünkü şiddet gören kadın hem ailesi tarafından hem de toplum tarafından dışlanma riskiyle karşı karşıyadır. Şiddet göreni kınama anlayışı ortadan kaldırılmadığı sürece, şiddet gören kadınlara devletin sahip çıkması gerekmektedir. Sosyal güvencesinin sağlanması, barınma ve yaşamını idame ettirmede yeterli desteklerin sağlanması gerekmektedir. Fiziksel ihtiyaçların karşılanmasının yanında psikolojik olarak da desteklenen ve sahipsiz olmadığını düşünen kadın çok daha güçlü ve sağlıklı bir birey olacaktır. Tüm bu önlemlerin alınmaması şiddetin daha da arttığı ve günden güne şiddetin olağanlaştığı bir toplum hâline gelmemiz kaçınılmazdır. Sağlıklı düşünen, üreten, başkalarının haklarına saygı gösteren ve saygı gören bireylerden oluşan bir toplum olunabilmesi için kadına yönelik şiddetin engellenmesi için bir an önce harekete geçilmelidir.

Kadına yönelik şiddetin nedenleri ile bu nedenlerin ortadan kaldırılması için yapılacakların tespiti amacıyla, Anayasa’nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 15.02.2010

1) Çetin Soysal                               (İstanbul)

2) Ali Rıza Öztürk                          (Mersin)

3) Tayfur Süner                              (Antalya)

4) Hulusi Güvel                              (Adana)

5) Şevket Köse                               (Adıyaman)

6) Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (Malatya)

7) Turgut Dibek                              (Kırklareli)

8) Mehmet Ali Özpolat                   (İstanbul)

9) Ali Rıza Ertemür                        (Denizli)

10) Durdu Özbolat                         (Kahramanmaraş)

11) Canan Arıtman                         (İzmir)

12) Gürol Ergin                              (Muğla)

13) Enis Tütüncü                            (Tekirdağ)

14) Mevlüt Çoşkuner                     (Isparta)

15) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

16) Nevingaye Erbatur                   (Adana)

17) Orhan Ziya Diren                     (Tokat)

18) Sacid Yıldız                              (İstanbul)

19) Kemal Demirel                         (Bursa)

20) Rasim Çakır                             (Edirne)

21) Muhammet Rıza Yalçınkaya    (Bartın)

22) Ensar Öğüt                               (Ardahan)

23) Ali Koçal                                  (Zonguldak)

24) Hüsnü Çöllü                             (Antalya)

25) Atila Emek                               (Antalya)

2.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 24 milletvekilinin, İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın olası etkilerinin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/652)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, "İstanbul Çevre Düzeni Planı" adında bir plana imza atmıştır. Bu planla, İstanbul'un kültür, turizm ve üst düzey hizmet merkezi olması hedeflenmektedir.

Bu planla, İstanbul'un taşıdığı gereksiz yüklerin Marmara Bölgesi'nde etkin bir biçimde dağıtılması hedeflenmektedir. Bunun için de; Bursa ve Kocaeli ovalarını, Tekirdağ'ın uçsuz bucaksız verimli tarım topraklarını, binlerce sanayi kuruluşunun talanına açılması sonucu ortaya çıkmaktadır.

Yani, İstanbul'a yük olan sanayinin, Bursa Ovası, Tekirdağ, Ergene Havzası, Adapazarı ve Bilecik illerine taşınması düşünüldüğü ortaya çıkmaktadır. Bu yönde bir çalışma olduğunda; plansız sanayileşme, tarım alanlarının talan edilmesi, doğal çevrenin korunmaması ve göç yüzünden büyük sorunlar yaşayan İstanbul dışındaki diğer illerde de birkaç yıl içinde nüfusun birkaç milyon artacağı ve sahip olduğu doğal zenginlikler, verimli ovaların yapısının bozulacağı görülmektedir.

Burada özellikle dikkat çekmek istediğimiz bir nokta vardır ki, yıllardır kamuoyunu ve basını sürekli tedirgin eden olası bir Marmara depremi konusu. "İstanbul Çevre Düzeni Planı"nı hazırlamış olan profesyonel ekibin yaptıkları bu çalışmalarda bu konuyu görmezden gelmeleri ya da göre göre yok farz etmeleri anlaşılamamaktadır.

Çünkü İstanbul'daki "yüklerin" aktarılacağı iller de yine Marmara Bölgesi’nde ve hepsi de 1. ve 2. derece deprem bölgesi olarak belirlenmiş olan illerdir.

Sözü geçen bu proje uygulanmaya başlanır ve buna paralel olarak İstanbul'dan diğer illere sevk edilen her şey için yeni baştan yatırımlar düzenlenip bu yönde uygulamalar yapıldıktan sonra, ortaya çıkabilecek deprem ve/veya doğal afetlerle birlikte, ülkemizin ekonomisi düzeltilmesi imkânsız bir hâl alabilecektir.

İstanbul ve Marmara Bölgesi’nin mutlaka ve mutlaka bir "Çevre Düzeni Planı"na ihtiyacı olduğu ortadadır. Ancak bu çalışma yapılırken hem doğal zenginlikler ve sahip olunan verimli yerlerin talan edilmemesi, sahip olunan ekonomik değerlerin heba edilmemesi ve hem de ileri görüş ve olabilecek aksaklıklar en ince şekilde gözden geçirilerek ona göre bir çalışma yapılması ve ülkemizin depremlerden daha az etkilenebilecek yerlerinin yapılandırılması hedef alınmalıdır.

1. İstanbul Çevre Düzeni Planında sanayinin nereye ihracı düşünülmektedir? Bunun sebepleri nelerdir?

2. Planda bahsedilen; İstanbul'da ileri teknolojili sanayi alanlarının olası depremler de göz önüne alınarak değerlendirilip değerlendirilmediği?

3. Sanayi kenti hâline dönüşmüş olan İstanbul, Bursa ve diğer illerin neye göre değerlendirildiği ve bundan sonraki gelişmelerde hangi özelliklerinin ortaya çıkarılarak yapılandırılacağı konusunda, şimdiye kadar neler planlandığı ve bu planlamaların kimlerle nasıl yapıldığı? İlgili illerden ne düzeyde görüş alındığı ortaya koyulmalıdır?

4. Bu protokol ile Bakanlıkların hangi yetkileri İstanbul Metropoliten Planlama bürosuna bırakmıştır?

5. Bu protokolün denetim ve takibi için görevlendirilmiş bir birim mevcut mudur? Varsa bu birimde kimler görev yapacaktır? Yoksa böyle bir denetlemeye gerek duyulmamasının sebepleri nelerdir?

6. Onaylanan planda Bursa, Tekirdağ, Kocaeli, Balıkesir, Yalova, Çanakkale gibi çevre illere yüklenen fonksiyonlar nelerdir? Bunlar belirlenirken hangi kriterler göz önünde bulundurulmuştur?

Yukarıda bahsi geçen konular dikkate alınarak sorulan sorulara cevap bulunması ve bölgede ileriye yönelik sorunlar zincirinin oluşmaması için; İstanbul Çevre Düzeni Planı ile ilgili şimdiye kadar yapılmış olan çalışmaların yeniden gözden geçirilerek olası sorunlar açısından gereken önlemlerin alınması ve olası bir Marmara depremine hazırlıklı olması açısından, Marmara Bölgesi ve İstanbul ilinin bir bütün hâlinde değerlendirilmeye alınmasına ışık tutulması amacıyla Anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Kemal Demirel                           (Bursa)

2) Ali Rıza Öztürk                          (Mersin)

3) Akif Ekici                                   (Gaziantep)

4) Ali Koçal                                    (Zonguldak)

5) Tayfur Süner                              (Antalya)

6) Hulusi Güvel                              (Adana)

7) Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (Malatya)

8) Şevket Köse                               (Adıyaman)

9) Mehmet Ali Özpolat                   (İstanbul)

10) Turgut Dibek                            (Kırklareli)

11) Ali Rıza Ertemür                      (Denizli)

12) Durdu Özbolat                         (Kahramanmaraş)

13) Canan Arıtman                         (İzmir)

14) Enis Tütüncü                            (Tekirdağ)

15) Gürol Ergin                              (Muğla)

16) Mevlüt Coşkuner                     (Isparta)

17) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

18) Nevingaye Erbatur                   (Adana)

19) Orhan Ziya Diren                     (Tokat)

20) Sacid Yıldız                              (İstanbul)

21) Rasim Çakır                             (Edirne)

22) Muhammet Rıza Yalçınkaya    (Bartın)

23) Ensar Öğüt                               (Ardahan)

24) Hüsnü Çöllü                             (Antalya)

25) Atila Emek                               (Antalya)

3.- BDP Grubu adına grup başkan vekilleri Batman milletvekilleri Ayla Akat Ata ve Bengi Yıldız’ın, hayvancılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/653)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Ülkemizde hayvancılık sektöründe yaşanan temel sorunların ve bu sorunların üreticilere, ülke ekonomisine olan olumsuz yansımalarının bütün yönleriyle araştırılması ve alınacak tedbirlerin, uygulanacak yeni politikaların belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederiz. 22.02.2010

                    Ayla Akat Ata                                                                          Bengi Yıldız

                Grup Başkan Vekili                                                                Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Türkiye, bulunduğu iklim ve arazi koşulları itibarıyla hayvancılık faaliyetlerine oldukça müsait bir konumdadır. Üzerinde yaşadığımız coğrafya, hem tarihsel hem de konjonktürel olarak hayvancılığa önem vermiş, bu sektör temel istihdam ve geçim kaynaklarından biri hâline gelmiştir. Kırsal bölgelerde yoğunluk kazanan bu faaliyetler, modern şartlarda yapılan üretim çiftlikleriyle de yaygınlık kazanmıştır.

Ülkemizin temel geçim alanlarından biri olan hayvancılık, özellikle 1980 sonrası dönemde sistematik olarak bir gerileme yaşamış ve geldiğimiz dönem itibarıyla bir çöküşle karşı karşıyadır. Resmî verilere göre ülkemizdeki büyük ve küçükbaş hayvan sayısı yıldan yıla azalmış ve 2008'de bir önceki yıla göre, büyükbaş hayvan sayısında %1.58, küçükbaş hayvan sayısında da % 6.87 oranında gerileme meydana gelmiştir. Özellikle 1980'lerin başından günümüze hayvan sayısı yaklaşık 60 milyon dolayında iken, şimdi bu rakamın yarısının da altına inmiştir.

Ülkemizde hayvancılığın kötü gidişatının en önemli nedeni kuşkusuz yıllardır sürdürülen yanlış hükümet politikaları, yetersiz desteklemeler ve mera yasaklarıdır. Hayvan besiciliğinde yükselen girdi fiyatları, hayvan sağlığı açısından yeterli eğitim ve desteklemenin yapılmaması ve özellikle de geniş yayla ve meralara sahip olan ve hayvancılık açısından vazgeçilmez bölgelerden biri olan Doğu ve Güneydoğu illerinde çatışmalı ortamın ve operasyonların bahane edilerek buradaki yaylaların ve meraların yasaklanması, zorunlu göç uygulamalarından kaynaklı bölge illerinin kırsal alanlarının insansızlaşması, bu yıkımı daha da derinleştirmiştir.

Özellikle son yıllarda, hayvan sayısındaki düşmeye paralel olarak, et ithalatında 5 kattan fazla artış meydana gelmiş ve bu durumla birlikte et ithalatının olumsuz sonuçları tüm yakıcılığıyla bu sektörde hissedilmiştir. Hayvancılığın daha da gerilemesi sonucu günümüzde kırmızı et fiyatları 30 TL'nin üzerine çıkmış ve halkımızın zayıf olan alım gücüne bir darbe de yüksek et fiyatları tarafından vurulmuştur.

AB'deki kişi başına düşen et tüketiminin ancak yarısı oranında et tüketimi gerçekleştirilen ülkemizde bu durum, halk sağlığı açısından riskli bir ortam yaratmaktadır. Protein ihtiyacının büyük oranda etten karşılandığı göz önüne alındığında, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesinde de en büyük engeli yine bu sorunlar oluşturmaktadır. Özellikle süt sığırcılığının, yüksek yem fiyatları ve sütün bu maliyetleri karşılayamaması sonucu yok olmaya yüz tutması, hayvancılığa büyük oranda darbe vururken, süt ürünleri alanında da ciddi sorunları doğurmaktadır. Yoğurt ve diğer süt ürünlerinin ithalatını arttıran bu durum, büyük şirketlerin kâr amacıyla kalitesini düşürdükleri süt ve süt ürünlerinin ülkemize girmesine neden olmaktadır. Bu durum özellikle gelişme çağındaki nesil üzerinde büyük sağlık riskleri ortaya çıkarmaktadır.

Azalan et ürünleri ve artan fiyatlarla beraber, özellikle et kaçakçılığı ve sağlıksız ortamlarda gerçekleştirilen kaçak kesimlerde de artışlar meydana gelmekte ve bu durum, sektörü halk sağlığını tehdit eden unsurlardan biri halini almaktadır. Kayıt dışılığı ve rant alanlarını arttırıcı bu durum, önlem alınmadığı taktirde koca bir sektörü tamamen kuralsız ve üretimden kopuk büyük rant alanı haline getirecektir.

Yanlış hükümet politikalarının ortaya çıkarmış olduğu ülkemiz hayvancılığındaki yıkımın işsizlik, yüksek et fiyatları, kalitesiz süt ürünleri gibi sonuçları göz önüne alındığında buna yol açan nedenlerden olan mera yasakları, yanlış ve yetersiz teşvikler ve ithalatın yarattığı sonuçların bir bütün olarak Meclis gündemine gelmesi elzem hale gelmiştir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, şimdi gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/769) (S. Sayısı: 486) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde tasarının 5’inci maddesi üzerinde gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi söz sırası şahsı adına Sinop Milletvekili Engin Altay’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçen haftadan beri Türk-Alman Üniversitesinin kuruluş kanununu görüşüyoruz. Geçen hafta, malum, Almanya Başbakanı Türkiye’deyken Sayın Başbakan bu Meclisten bu kanunu geçirip ona bir hediye takdim edecekti ama burada çoğunluk sağlayamadığınız için Meclisi kapatmak durumunda kaldınız. Başbakan hediyesini veremedi.

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Postayla yollar!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet, postayla yollar!

Şimdi, tabii, benim asıl burada merak ettiğim şudur: Bu kanunla ilgili müteaddit defalar çeşitli milletvekili arkadaşlarım “Bunun muadili, karşılığı olması lazım, Almanya’da da bir Türk-Alman Üniversitesinin olması lazım.” diye söylüyoruz ama benim dikkatimi çeken: Sayın Başbakan bütün geçen haftayı, Almanya Başbakanının bütün ziyaretini hem kendi programıyla hem medyayla Almanya’daki Türk lisesine ayırdı. Varsa yoksa Türk lisesi, varsa yoksa Türk lisesi.

Şimdi, bunu, geçen ben bu kanunun tümü üzerinde konuşurken Başbakanın bu konuyla ilgili çekincelerini de söyledim ama bir şeyi anlamak mümkün değil: Almanya Başbakanı buraya gelmiş, “imtiyazlı ortaklık” diyor, vize konusunda katı tutumundan vazgeçmiyor, Almanya’daki 3 milyon Türk’ün sorunlarıyla ilgili dişe dokunur bir şey söylemiyor ve en önemlisi tabii burada imtiyazlı ortaklıkla ilgili ketum, katı tutumunu sürdürüyor, Başbakan sanki hiç bu konular Türkiye’de Merkel’le konuşulmuyor, varsa yoksa efendim bu Türk lisesi.

Şimdi, sayın milletvekilleri, akla tabii şu geliyor: Niye Türk lisesi diye diretiyor Başbakan, “Türk-Alman Üniversitesi ya da Alman-Türk Üniversitesi orada niye kurmuyorsunuz?” demiyor da? Başbakanın hâlâ kafasının çok değişmediğini buradan da anlıyoruz. Orta Asya’da, Afrika’da, dünyanın çeşitli ülkelerindeki o malum liselerin Almanya’da olamayışı belli ki Sayın Başbakanı çok rahatsız ediyor. Şimdi bu Türk lisesiyle hem içindeki asıl derdi ortaya döküyor hem de Almanya Başbakanının Türkiye ziyaretinin ana gündemini saptırarak bu Türkiye-Almanya arasındaki ilişkilerde büyük bir hezimete uğradığımızı, gol yediğimizi de milletten saklıyor. Bunu bir söylemek istiyorum.

Şimdi, sayın milletvekilleri, yükseköğretimi konuşuyoruz. Yükseköğretimin sorunları, sancıları saatlerce konuşsak bitmez ama çok somut bakın ben size bir şey söyleyeyim: Önümüzdeki hafta da altı üniversite daha bu Meclisten geçecek, açılacak. Hakkâri Üniversitesine Harvard’dan hoca geldi. Adam bir iyi niyetle, bir hümanist anlayışla, vatansever yaklaşımla geldi ve 55 öğretim üyesi için ilan verdi. 2 kişi ancak gitmiş. Sayın milletvekilleri, 2 kişi… Biz burada, yerden mantar biter gibi buradan üniversite açmakla bir şeyi çözmüyoruz, yükseköğretimin sorununu çözmüyoruz. Yükseköğretimde istatistiksel olarak okullaşma oranını artırmaya da bir faydası olmuyor bu işin. Bu işin bir tek şeye belki faydası olur: İşsiz çağ nüfusu üniversiteye saklarsınız, işsizlik oranını düşük gösterirsiniz.

                                         

(x) 486 S. Sayılı Basmayazı 24/3/2010 tarihli 77’nci Birleşim tutanağına eklidir.

Bakın, bir soru önergemize Millî Eğitim Bakanlığının verdiği cevaptan bir şeyi ben size söyleyeyim vakıf üniversiteleriyle ilgili: 2009 yılında vakıf üniversitelerinde ne kadar boş kontenjan kalmış biliyor musunuz sayın milletvekilleri? 35.177. Ya zaten bu vakıf üniversitelerinin hepsinde toplam 125 bin, bir rakama göre, bir rakama göre 166 bin öğrenci var, hepsi. 45 tane vakıf üniversitesi, 35 bin boş kontenjan var -sadece vakfı söylüyorum- devletle beraber bu 103 bin yapıyor. Şimdi önümüzdeki hafta biz altı tane daha vakıf üniversitesi açacağız. Yani buna tam olarak “Ayranı yok içmeye, atla gidiyor çeşmeye.” derler, başka hiçbir şey demezler. Böyle bir şey olmaz sayın milletvekilleri. Bu YÖK ne işe yarar, ben bunu anlamıyorum. Benim bildiğim yani YÖK dediğin şey bir planlama yapar her şeyden önce. Hiçbir planlaması, YÖK’ün yükseköğretimle ilgili bir penceresi, bir bakışı olduğuna ben inanmıyorum. YÖK’le ilgili bir şey söyleyeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Biraz sonra bir önerge var, ondan da konuşacağım.

Şimdi, padişah birini çok sevmiş, “Buna bir iş verin.” demiş. Bu adama verecek iş bulamamışlar. Padişaha sormuşlar, demişler ki: “Efendim, bunun tahsili yok, ufku yok, işte şusu yok busu yok. Buna bir iş bulamıyoruz, hiçbir baş yapamıyoruz bunu.” Padişah demiş ki: “Bunu ibrikçibaşı yapın.” Adamı ibrikçibaşı yapmışlar, göndermişler camiye. Millet geliyor, abdestini alıyor falan, adam bir şey yapmıyor orada. Sonra demiş ki: “Hop, hemşerim, bir dakika, o ibriği bırak.” “Niye?” “Şu ibriği kullan.” “Niye?” “Ben burada eşekbaşı değilim ibrikçibaşıyım.” demiş.

Şimdi, teşbihte hata olmaz. YÖK, bu ülkede yükseköğretimle ilgili bir paragraf, gelsin, şu Meclisin önüne bir şey koysun. Bu YÖK’ün ne işe yaradığını ben anlamadım. Allah aşkına, şu rakamlar ortadayken böyle plansız, altyapısız, piyasa bağlantısından yoksun, hiçbir şekilde işlevi olmayan üniversite açmak mıdır YÖK’ün görevi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü bağlayınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bunlara vize vermek midir? Birkaç tanesinin arsası yok, ben biliyorum, arsası yok. Bize diyorlar ki: “Efendim, yirmi tane kriter var. YÖK bu kriterlere göre üniversite açılmasına vize veriyor.” Yani üniversite açılacaksa başta ismi onların hoşuna giden bir isim olursa hiç mesele yok. Ben geçen de burada söyledim, yine söylüyorum sayın milletvekilleri: Burada yasama organı olarak ciddi işler yapıyoruz. Yaptığımız iş ciddidir, oyun oynamıyoruz burada. Şimdi, kanun yapıyoruz. Yaptığımız kanunlardaki sakatlıkları söylemek istemiyorum ama bir şeyi tabii ki bilmek zorundayız -hep söylersiniz, hep söyleriz, hep inanırız, israf haramdır- bu YÖK Türkiye’de israfın odağı olmuştur, bununla da kalmamıştır, partinizin strateji geliştirme merkezi olmuştur.

Tekrar devam edeceğim. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Altay, teşekkür ediyoruz efendim.

Şahsı adına Bitlis Milletvekili Cemal Taşar.

Buyurunuz Sayın Taşar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEMAL TAŞAR (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 486 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmündeki Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, milletler ve medeniyetler arası yarışın tüm hızıyla devam ettiği günümüzde, bilime, bilimin güvenilir rehberliğine her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır. Bir toplumun başı dik ve refah içinde yaşayabilmesi, bilim ve teknolojideki gücüne bağlıdır. Bilim ve teknolojideki güç, tüm dünyada üniversitelerin öncülüğünde meydana gelmektedir. Gelişmiş ülkelerde üniversiteler, özerkliğe ve akademik özgürlüğe sahip, bilgi ve hizmet üreten fabrikalar olarak tanımlanmaktadır. Bizim de üniversitelerimiz artık sadece bilgi tüketen kurumlar değil, bilgi üreten yerler hâline yavaş yavaş gelmektedir.

Değerli arkadaşlar, bilime önem veren ülkeler bugün dünyaya hükmetmektedirler. AK PARTİ olarak bunun farkında ve bilincindeyiz. Bu nedenle eğitimi önceliklerimizin birinci sırasına aldık, bugüne kadar İktidarımız döneminde de bütçede en büyük payı her yıl eğitime ayırdık.

Değerli milletvekilleri, tüm dünyada yükseköğretimde okullaşma oranı artmaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki yükseköğretim çağı nüfusunun okullaşma oranlarının ülkemiz oranlarının önünde olduğu malumdur. Örnek verecek olursak Belçika’da yüzde 56, Fransa’da yüzde 51, ABD’de yüzde 81, Kanada’da yüzde 88’dir. Bizde açık öğretimle birlikte bu oran yüzde 38’dir. Bunun farkında olan Hükûmetimiz bu alanda ciddi bir çalışma içerisindedir.

AK PARTİ İktidarından önce Türkiye'de 53’ü devlet, 23’ü vakıf olmak üzere toplam 76 üniversite mevcuttu. İktidara gelirken her ile bir üniversite sözü vermiştik. 2002’den bugüne 41’i devlet, 22’si vakıf olmak üzere toplam 63 üniversite kurmayı İktidarımız başarmıştır.

ENGİN Altay (Sinop) – Tabela kurdunuz, tabela astınız. Nerede üniversite?

CEMAL TAŞAR (Devamla) – Bu rakam hedeflerin üzerinde bir sayıdır. Bu bir rekordur. AK PARTİ olarak halkımıza verdiğimiz sözü tuttuk. Her alanda olduğu gibi bu alanda da yüzümüz aktır, milletimiz yapılanları takdir etmektedir hamdolsun. AK iktidarlar döneminde kurulan üniversitelerle birlikte bugün 94’ü devlet, 45’i vakıf olmak üzere toplam 139 üniversite sayısına ulaşmış bulunmaktayız. Bu rakamların kesinlikle yeterli olmadığını açık yüreklilikle söyleyebilirim. Gelişmiş ülkelerdeki yükseköğretim standartlarına ulaşmak için var gücümüzle çalışmaya devam etmekteyiz. Türk-Alman Üniversitesinin kurulmasıyla bu alandaki hedeflere bir adım daha yaklaşmış bulunmaktayız. Bugün kurmayı düşündüğümüz bu üniversite, Almanya’yla tarihten gelen kültürel ilişkileri güçlendirecek ve karşılıklı anlayış geliştirerek iki ülke arasındaki ikili ilişkileri daha da geliştirecek ve pekiştirecektir. Bu üniversite Türk yükseköğretim mevzuatına tabi olacaktır. Almanya tedrisatlı programlar sunulacak olup üniversitede lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde Türk yükseköğretim diplomasıyla birlikte veya tamamlayıcı nitelikte Alman üniversite diploması verilecektir.

Değerli arkadaşlar, eğitimde yapmış olduğumuz devrim niteliğindeki ulusal ve uluslararası çalışmalar artarak devam edecektir. Böylesine güzel ve hayırlı bir kurumun açılmasında art niyet aramak doğru değildir.

Ben bu vesileyle, yeni kurulacak Türk-Alman Üniversitesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Taşar.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Akkuş ve Sayın Asil dün sisteme girmişler, Sayın Asil girmiş ama Sayın Akkuş’tan rica edeyim.

Sayın Taner’e, Sayın Asil’e, eğer sisteme girerse Sayın Akkuş’a, sırasıyla söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Taner.

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakanım, taşımalı eğitim faaliyetini gerçekleştiren şoför esnafımız zamanında tahakkuk eden ücretlerini alamadıklarından yakınmaktalar. Bu, Bakanlığınızdan mı, Maliye Bakanlığından mı yoksa il millî eğitim müdürlüklerinden mi kaynaklanmaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Taner.

Sayın Asil…

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, on beş-yirmi dört yaş arası 12,8 milyon genç insandan yüzde 30’u okula gidiyor, yüzde 30’u çalışıyor; yüzde 40’ı, yani bir başka deyişle 5,1 milyon genç atıl durumda, ne çalışıyor ne de okula gidiyor.

Yirmi beş-kırk dört yaş grubu çalışma çağındaki 24,2 milyon nüfusun yüzde 6,5’i okuma yazma bilmiyor, yüzde 2,6’sı da okulu bitirmemiş.

2010 yılına geldiğimizde, bu konuda Bakanlığınızın bu tablolar karşısında hangi çalışmaları vardır? Bu konuda bilgi verirseniz teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Asil.

Sayın Akkuş…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım; birçok üniversitemiz maalesef yabancı dille eğitim yapıyor. Ancak bu yabancı dil genellikle İngilizce. Türk-Alman Üniversitesinde ise Almanca eğitim dili olacak.

Bu üniversitenin açılıyor olması yabancı dilde eğitim yapan üniversitelerimizin İngilizce yerine Almancayı tercih etmemesinin bir sonucu mudur? Bu üniversitenin kurulması fikri kim tarafından ortaya atılmıştır? Ülkeler bazında soruyorum tabii.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akkuş.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Taşımalı eğitimin, taşıma işiyle meşgul esnafın ücretlerini zamanında alamamasına yönelik şikâyetlerin bazı illerde bazı sorunlardan kaynaklandığı söyleyebilirim. Genel olarak Türkiye genelinde taşıma ücretlerine ilişkin ödenekler bize Maliye Bakanlığı tarafından zamanında aktarılıyor, bizim tarafımızdan da ödenmek üzere illere vaktinde aktarılıyor ama bazen taşıma ücretlerine ilişkin yaşanan sorunlar bazı illere özgü olarak gerçekleşiyor. Gecikmeli de olsa mutlaka ve mutlaka şoförlerimizin ve bu işi yapanların ücretlerinin zamanında ödendiğini söylemek isterim.

Sayın Asil’in on beş-yirmi dört yaş arası gençlerin eğitimde kalmaları ve iş gücüne katılımlarına ilişkin sorunlardan söz eden genel bir değerlendirmesi söz konusu. Ülkemizde gerçekten çok uzun yıllar boyunca birikmiş eğitim sorunları var. Bir kere bunları göz ardı edemeyiz. Göreve geldiğimiz dönemde Türkiye'de eğitimde feda edilecek tek bir ferdimizin bile olmadığı düşüncesinden hareketle, başta dezavantajlı gruplar olmak üzere kırsal kesimde ve eğitime erişimde problemi olan, aynı zamanda, bir şekilde ayrımcılığa uğrayan kız çocuklarımız, engellilerimiz gibi eğitim ve öğretim çağında ve bir meslek sahibi olmaları konusunda son derece önemli çalışmalarımız oldu. Sizlerle birlikte kamuoyu da bunlardan haberdar. Özellikle şartlı nakit transferiyle, eğitime erişiminde güçlük çekilen ve dezavantajlı olduğunu düşündüğümüz çocuklarımızın, gençlerimizin eğitime kazanımları için çok büyük çalışmalar yapıldı.

Bunlardan kısaca bahsedeceğim ama asıl geldiğimiz noktayı özetlemek istersek: Evet, bugün artık, çağ nüfusu içerisinde okullaşma oranı yüzde 98’in üzerine çıktı Türkiye'de. Bu gerçekten övünülecek bir rakam ki bu rakamlar yüzde 85’lerle 90 aralığında ilerliyordu. Kısa bir zamanda, yedi yıl gibi kısa bir zamanda eğitimde elde edilen sonuçlar ve başarılar gerçekten sadece Türkiye'de değil, dışarıda da ve birtakım uluslararası kuruluşlarda da karşılaştığımız ve övgüyle söz edilen alanlar.

Türkiye'de yaklaşık 5 milyon civarında, ifade ettiğiniz gibi, okuma yazma bilmeyen insan vardı ve biz yetişkin insanların da eğitime kazandırılması ve bir meslek sahibi olmalarını öngören çalışmaları başlattık. Özellikle kız çocuklarının okullaşmasını -okumaz yazmaz nüfusun içerisinde kadın nüfusunun oranı yüzde 80’e yakın, sizlerin de bildiği gibi- önemli bir hedef olarak aldık ve 2003 yılından bu yana başlattığımız “Haydi Kızlar Okula!” kampanyasıyla ve yetişkin kadınların eğitime erişimlerini sağlamak amacıyla başlatılan “Ana Kız Okuldayız.” kampanyalarıyla Türkiye'de özellikle eğitimin ortalamalarının negatife ve olumsuza dönmesine yol açan bu oranların, çok hızlı bir şekilde ve olumluya dönüştüğünü söylemek isterim. Gerçekten bu kampanyalarla eğitimin dışında, öğretimin dışında kalmış çağ nüfusu içerisindekiler, eğitim çağı dışında kalmış insanların eğitimiyle ilgili -okuma yazma kursları da dâhil olmak üzere- çok büyük bir başarı elde edildiğini söyleyebilirim ama -sizlerin de bildiği gibi- Türkiye’de eğitim alanında son derece birikmiş ve zamana yayılarak çözülebilecek problemlerden birisi. Özellikle belli bir yaş üstü, elli yaş üstü yetişkin insanların eğitim ve öğretim sistemine kazandırılmaları bir hayli güç. Ama inanıyorum ki bugün başlatılan bu projeler sayesinde ve geldiğimiz nokta itibarıyla, çağ nüfusunun okullaşmasının yüzde 98’e yaklaştığını düşünürsek önümüzdeki dönemde bu ve benzeri sorunlarının minimuma ineceğini söyleyebilirim.

Diğer taraftan, öğrencilerin temel eğitimlerini almalarının yanı sıra gençlerimizin ortaöğretim kurumlarına devam etmesi, herhangi bir mesleki beceriyle donanmış olarak yetişmesi ve eğitimde daha fazla kalmaları ve yükseköğrenime kadar taşınmaları da tabii ki eğitimin niteliğinin ve kalitesinin yükselmesi açısından son derece önemli. Bunları yaparken ve planlarken de elbette, hem ülkemizin ihtiyaçları hem dünyada iş gücüne katılım dâhil olmak üzere, yeni gelişen meslekler de dâhil olmak üzere, hem mesleki ortaöğretimde hem de yükseköğrenimde bu planlamalar doğrultusunda hareket ettiğimizi söyleyebilirim. Dolayısıyla bu alanda yapılan olumlu değişikliklerin de ve eğitim alanında yapılan bu yapısal dönüşümün de en azından kısa vadede sonuçlarının alınması değil, uzun vadede sonuçlarının alınması mümkün. Hepinizin de bildiği gibi, eğitim alanında yapılan yatırımlar uzun vadede sonuç veren yatırımlardır.

Sayın Akkuş’un bir sorusu oldu: “Almanca eğitim dili olacak. Acaba bu, liselerde, ortaöğretim kurumlarında İngilizcenin eğitim dili olarak çok fazla seçiliyor olmasının, Almanca dilinin biraz geride bırakılmış olmasının bir teşviki, desteği olabilir mi?” dedi. Artık, İngilizce dil olarak, yabancı dil olarak evrensel normlarda kabul edilmiş bir dil. Dolayısıyla, Türkiye’de ortaöğretim kurumundaki gençlerimizin de -haklı olarak kendilerini- küresel dünyada rekabet gücü yüksek olan bir yabancı dili seçmeleri son derece normal. Bu seçimin, bu üniversitenin diliyle herhangi bir bağlantısı yok. Elbette ki bu üniversite her şeyden önce Türk-Alman Üniversitesi olarak kuruluyor ve dil olarak sadece Almanca değil, Türkçe ve Almanca eğitim verecek yani her iki dil aynı anda eğitim verecek, kısmen de İngilizce eğitim verilecek, özellikle master ve doktora programlarında, yüksek lisans ve doktora programlarında da dil olarak yine İngilizce tercih edilecek.

Sanıyorum soruları cevaplandırdım.

Sayın Başkan, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Madde üzerinde üç önerge vardır.

Önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık sıralarına göre de işleme alacağım.

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 486 sıra sayılı yasa tasarısının 5. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

             Ferit Mevlüt Aslanoğlu                 Ali Rıza Öztürk                         Şevket Köse

                         Malatya                                    Mersin                                  Adıyaman

                    Hüseyin Ünsal                      Orhan Ziya Diren                 Malik Ecder Özdemir

                         Amasya                                     Tokat                                       Sivas

Madde 5: Bu kanun yayımı tarihinden 1 ay sonra yürürlüğe girer.

T.B.M. Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 486 sıra sayılı yasa tasarısının 5. maddesinde geçen yayımı tarihinin, yayımını takip eden 6 ay sonra biçiminde değiştirilmesini arz ederim.

                                                                                                              Kamer Genç

                                                                                                                  Tunceli

TBMM Başkanlığına

486 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 5. maddesinin “Bu Kanun 31.12.2011 tarihinde yürürlüğe girer” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Beytullah Asil                             Şenol Bal                              Reşat Doğru

                        Eskişehir                                     İzmir                                       Tokat

                                          Hüseyin Yıldız                    Ahmet Duran Bulut

                                                Antalya                                   Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon son okuttuğum önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Beytullah Asil efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Asil. (MHP sıralarından alkışlar)

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizde, Alman Federal Cumhuriyeti ile yapılan bir anlaşma sonrasında bugün üzerinde görüştüğümüz Türk-Alman Üniversitesinin kuruluşunun son yürürlük maddesine gelmiş bulunuyoruz. Yürürlük maddesinin ileri bir tarihte yürürlüğe girmesindeki muradımız, önergemizin konusu olarak, karşılıklılık ilkesi çerçevesinde gerek Genel Kurulda gerek komisyonlarda milletvekillerinin böyle bir temayülünün oluştuğunu görüyoruz, şu ana kadar yapılan müzakereler sonucunda. Bu nedenle de bunun üzerinde yeteri kadar durduk. Bir süre tanınması, Alman Hükûmetiyle yapılacak görüşmelerin ve yapılacak anlaşma çerçevesinde bir süre tanınması ve iki üniversite kuruluşunun birlikte yürürlüğe girmesini amaçladığımızdan böyle bir önergeyle huzurlarınızdayız. Bu önergemizin kabulünü arz ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, konumuz insan, öğrencilerimizin yetişmesi ve topluma birer yararlı fert olarak bunları topluma kazandırabilmemiz. Bir baba, akşam eve gelirken oğluna, çocuğuna bir yapboz getiriyor. Yapımı gayet zor, bir hafta, on günde yapabileceği zorlukta bir yapboz alıp geliyor. Çocuk, bir saat sonra “Yaptım baba.” diye babasına yapbozu alıp geliyor. Baba hayret içinde bu kadar kısa sürede nasıl yaptığını soruyor. Çocuk “Ortasında bir adam vardı, onu düzelttim, ondan sonra her şey düzeldi.” Şimdi, biz iyi insanlar, düzgün insanlar yetiştirirsek sorunları çözmemiz de çok kolay olur. Bu insanımız gerek yurt içinde olsun gerekse yurt dışında yaşıyor olsun, sonuçta bizim insanımız. Biz, insanımızı düzgün yetiştirmek zorundayız.

Bu nedenle, meslek okulları ve mezunlarının devletten, iş dünyasından ve genelde toplumdan daha fazla destek almaya ihtiyaçları var; ülke kaynaklarımız kıt. Bir taraftan mesleki ve teknik okullar, diğer taraftan da sanayi ve hizmet dallarında faaliyet gösteren özel sektör kuruluşları arasında karşılıklı ilişkinin yeniden düzenlenmesi gerektiği ortaya çıkıyor. Sanayi odaları ve organize sanayi bölgesi yönetimleri, meslek okullarının kalitesini geliştirme, eğitim malzemelerini, kullanılan araç ve gereçleri yenileyip modernleştirme konusunda destek olabilirler ancak bu konuda yasal düzenlemelere ihtiyaç var. Sayın Bakanım, bu yasal düzenlemelerin de mutlaka, bir an önce hayata geçirilmesi lazım.

Değerli arkadaşlarım, eğer okullardan mezun olanlar doğru düzgün okuyup yazamıyorlarsa ve bugünün dünyasında hayati bir önem taşıyan bilgisayar okuryazarlığı, eleştirel düşünce ve etkin problem çözümü gibi bazı genel becerilerle donatılmış değillerse bütün çocukların eğitime erişebilmesini garantilemek de maalesef, sonuç itibarıyla yeterli olamayabiliyor. Bugünün ekonomileri daha hizmete yönelik, daha bilişim teknolojilerine dayalı ve bu nedenle daha çok bilgisayar becerisine sahip olmayı gerektiriyor. Bilgisayar okuryazarı olmak artık çalışma hayatında başarının ön koşullarından biri. Kaliteli bir eğitimin, gençlerin bu tür becerilerle donatılması da gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, İzmir’den lise mezunu genç bir kadın şöyle yazmış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

BEYTULLAH ASİL (Devamla) – “On altı yıl okuyor, birçok aşamadan geçiyor ama onlar bile iş bulamıyor. Artık bu gençler nasıl düşünsün? Bir insanın mantıklı ve doğru dürüst düşünebilmesi için koşulların iyi olması lazım. İnsanların kendi sorunlarını düşünmekten ülkeyi kalkındırmak için proje ve fikirler üretmeye vakti kalmıyor. İnsanın önce bir işi olması lazım. İşi olmayan insanların kendi sorunlarını düşünmekten ülkeyi kalkındırmak için proje ve fikirler üretmeye vakti kalmıyor.”

Değerli arkadaşlarım, “Her okuyana iş bulmak zorunda mıyız?” diyen Başbakana ithaf ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Asil.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, önergenin oylamasında karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur. (AK PARTİ sıralarından “Vardır” sesleri)

On dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 14.39

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı da vardır.

Şimdi 486 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

İkinci önergeyi okutuyorum:

T.B.M. Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 486 sıra sayılı yasa tasarısının 5. maddesinde geçen yayımı tarihinin, yayımını takip eden 6 ay sonra biçiminde değiştirilmesini arz ederim.

                                                                                                              Kamer Genç

                                                                                                                  Tunceli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EYÜP AYAR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurunuz efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 486 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 5’inci maddesiyle ilgili verdiğim önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, tabii, ülkemizin çeşitli yerlerinde sorunu olan vatandaşlar her gün geliyor, en kolay ulaştıkları milletvekili ben olduğum için. Geçenlerde Karaman ilimizden Ekinözü köyünden bir grup vatandaş gelmişti. Diyorlar ki: “Bu Alarko Elektrik dağıtımı üzerine almış. Maalesef, şimdi ekim zamanı, kuyuların hepsinin elektrikleri kesik.” Bu aynı zamanda Niğde’de var, Konya’da var, Aksaray’da var, Kırşehir’de var, Nevşehir’de var. Bu vatandaşlara söz verdim “Genel Kurul Salonu’nda bunları dile getireceğim.” diye. Tam tarımın başladığı bu sırada bu insanların kuyularının elektriğini kesmek kadar vicdana sığmayan bir davranış olamaz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, AKP’yle beraber Türkiye’de eğitim medrese eğitimine dönüştü. Bunu artık görmemek için kör olmak lazım. YÖK’e bir kişi atadılar. Geldi, sanki adamın işi gücü… Bu memlekete tam medrese eğitimini getirmekten başka bir şey yapmıyor. Yani şurada üniversite eğitiminin seviyesini yükseltme konusunda hiç ciddi bir hareketi var mı? İşi gücü “Danıştayın, Anayasa Mahkemesinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararları nasıl aşarım?” diyor. Yahu senin görevin o mu? Niye peki bunu Anayasa değişikliği teklifine koymuyorsunuz?

Ben kendi ilimden özellikle söz etmek istiyorum. Maalesef, AKP İktidarıyla beraber benim ilimde de eğitimin seviyesi çok düştü. Dün konuşan Değerli Arkadaşım Şerafettin Halis Bey de bu konuyu dile getirdi. Bakın, bir batı ilinde din kültürü öğretmeni olan bir öğretmen hakkında soruşturma açılıyor ve suçlu bulunuyor. Tabii, suçlu bulunanlar nereye gidiyor? Efendim, Tunceli’ye. Tunceli’ye gidiyor, vatandaş orada. Soruşturma yapılmış, suçlu bulunmuş. Ondan sonra -zaten Türkiye’de ne kadar kötü kamu görevlileri varsa sürgün yeri Tunceli- hemen oraya gidiyor, üç ay sonra bir liseye müdür yardımcısı olarak görevlendiriliyor, arkasından Anadolu lisesine müdür olarak yetkilendiriliyor, daha üç beş ay sonra da tutuyorlar Millî Eğitim Bakanlığı şube müdürlüğüne atıyorlar.

Bakın, bu kimin zamanında oluyor? Şu andaki Giresun Valisi Mustafa Yaman zamanında. Zaten Tunceli’de en fazla eğitimin darbe gördüğü dönem de onun dönemi.

Şimdi, bu kişi, hakkında işte kendisi tutuyor Samsun’dan “Vurucu Kobra” diye, o aleyhinde, Türkiye’deki eğitim seviyesiyle, Tunceli’deki eğitim seviyesiyle ilgili yazı yazan Tunceli Emek gazetesine bir mail gönderiyor. Bakın, mail’de ne diyor… Sonra, bu mail’in kendisine ait olduğunu söylüyor. Diyor ki: “Benim gelip buraya göreve başlamama çatladınız, hasedinizden patladınız desenize. Nasıl olur da bizim olan bir ilde birkaç da olsa din öğretmeni, 3-5 de olsa yabancı birileri idareci olur. Yüzde 100 bizden, bizim ırkımızdan, inancımızdan olmalıydı desenize... Çekemiyoruz, hasedimizden içimiz içimize sığmıyor desenize. Siz gerçekten faşistsiniz! Irkçısınız yani. Bilinçaltınızda bu var.”

Bakın, Tunceli’de bir… Sonra bunu, isimsiz bir kişi bu mail’i çekiyor fakat sonradan araştırıyorlar, cumhuriyet başsavcılığınca da bu konu araştırılınca bir Millî Eğitim şube müdürü… Ki o, şube müdürlüğüne gelmesi mümkün olmayan birisi. Bunu atayan Vali de işte, sizin çok... Tayyip Bey’in “Ben bunu yedirtmem.” dediği kişi ve tutuyor ondan sonra… Bu Tunceli halkına karşı beslediği duygulara bakın! Böyle bir şey olur mu? Bu hâlâ görevinde. Yine getirmişler, Millî Eğitim şube müdürü ve tayin ve nakilleri de buna şey etmişler.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, beş dakikada ne söyleyebilirim ki. Şimdi bakın, geçen gün… O “Mustafa Yaman” dediğiniz Vali var ya, oraya giden o paraları o kadar keyfî harcadı ki bunun çok şeyleri var. Tayyip Bey “Ben bu Valimi yedirtmem.” dedi ama bakın, Tunceli mahkemesi bununla ilgili bir karar veriyor. Tunceli’ye üniversite açıldı. Rektöre bir konut tamiratı yapılıyor. Nereden yapılıyor? Özel İdare parasıyla, köy yollarına, KÖYDES’e göndermek istediğiniz parayla. Böyle bir şey olur mu? Kaç liraya yapılsa iyi, bir lojmanın tamiri kaç liraya olsa? Tam 240 milyar liraya, 240 milyar arkadaşlar, tamirat. Hâlbuki 240 milyar liraya, Tunceli’de, en azından dört tane daire yapılır, yepyeni daire yapılır. Kime veriyor? Oradaki İl Özel İdaresi ve Vali bunu tutuyor AKP’li bir il yönetim kurulu üyesine veriyor. Bakın, işte, Tunceli’ye giden paraların nasıl heba edildiğini, nasıl keyfî harcandığını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ve bunu da pazarlıkla veriyor sayın milletvekilleri. İşte, bakın, ben size diyorum ki: Gelin yahu, şu Tunceli’ye gönderdiğiniz paralara hele bakalım, nasıl harcanıyor? Çünkü Tunceli Valisi olan -o zamanki, şimdiki Giresun Valisi olan- bu Mustafa Yaman’ı, biliyorsunuz -hakkında- Yargıtay yargıladı ve kendisine ceza verdi. Şimdi niye almıyorsunuz bunu görevden? Niye Tunceli’yle ilgili yapılan bu keyfî harcamalar hakkında soruşturma açmıyorsunuz? Vilayetin, bilmem, lojmanlarında yapılan alemleri soruşturmuyorsunuz? Böyle bir şey olmaz arkadaşlar. Bunlar o kadar keyfî hareket ediyorlar. Ondan sonra arkası da kime dayanıyor? İşte, AKP İktidarına dayanıyor. Onun için, gerçekten, Tunceli halkına karşı reva görülen… İşte bu yönetici de hâlâ orada görevde. Bakalım Sayın Bakan alacak mı bunu, onu da göreceğiz.

Tunceli’de taşıma eğitimi doğru dürüst yapılmıyor Sayın Bakanım. Maalesef, oradaki yöneticiler o fakir çocukların taşıma parasını vermemek için bin tane bahane arıyorlar. Kendileri 4x4 ciplere biniyorlar ama bir çocuğun taşıma parasını vermiyorlar. Bunları tabii…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen sözlerinizi bağlayınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bunları kısa zamanda anlatmak mümkün değil sayın milletvekilleri.

Şimdi, bizim orada bölge yatılı okulları var. Bazı okullar açık ama bu da… Sayın Bakana bir tane soru sordum. Arkadaşlar, terör nedeniyle Tunceli’de bütün köy okulları yakıldı. Arkasından, şimdi, yavaş yavaş vatandaş köye dönmek istiyor. Köye dönmek için de köyünde çocuğunu okutacak okul yok. Birkaç tane yerde… Dün ben Sayın Bakana söyledim, lütfen hep mahallinde bir araştırma yapın, bu okulları yaptırın. Yani 40 öğrenci, 50 öğrenci bir köyde varsa bu köye bir okul yapmak lazım. Tunceli’nin birçok köyünde bu dönüş nedeniyle belli bir öğrenci potansiyeli var, dolayısıyla bunu karşılamak lazım. Bölge yatılı okulları da sağlıklı işlemiyor. İşte orada tabii, altı-yedi yaşındaki çocuğu on beş gün anasından, babasından ayırarak bölge yatılı okuluna vermek o çocuk için ciddi sıkıntı yaratıyor. Onun için bunları ileride daha geniş anlatacağım.

Saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 486 sıra sayılı yasa tasarısının 5. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

                                                                            Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya) ve arkadaşları

Madde 5: Bu kanun yayımı tarihinden 1 ay sonra yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EYÜP AYAR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurunuz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, parlamentoların görevi, kendi ülke halklarının ihtiyacı olan ihtiyaçları gidermek, ona uygun yasalar yapmaktır yani parlamentolar kendi halkının ihtiyaçları için yasa yaparlar. Oysa uzunca bir süreden beri bizim Parlamentomuz ya Avrupa Birliği istediği için ya AKP kendi ihtiyaçlarını gidermek için ya da başkaları için yasa yapıyor. Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı da Alman Başbakanı -sırf- Merkel istediği nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmiştir. Oysa halkımızın gündeminde açlık vardır, yokluk vardır, yoksulluk vardır, yolsuzluk vardır ve bunlarla mücadele vardır, halkımızın gündeminde milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması vardır. Eğer bu Parlamento gerçekten halkın taleplerini dikkate alacaksa ve siyaset halkın sorunlarına çözüm üretecekse öncelikle halkın esas gündemi olan konularda çözüm üretmelidir, halkın öncelikli taleplerini dikkate almalıdır.

Bakın, elimde milletvekillerinin dokunulmazlık dosyalarını gösteren bir çizelge var. Eğer bugün de artmadıysa bu, şu anda 603 tane dosya var ve halkımız bu milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasını beklediği hâlde AKP milletvekili arkadaşlarımız radyo ve televizyon ekranlarına çıkıyorlar ve bu suçların genellikle trafik suçları olduğunu ve Seçim Yasası’na muhalefet suçları olduğunu, çok önemli suçlar olmadığını halkın gözünün içine baka baka söyleyebiliyorlar. Bir milletvekili olarak ben bundan utanıyorum ve inceledim arkadaşlar. Gerçekten, suçun küçüğü büyüğü olmaz. Yani Seçim Yasası’na muhalefet veya trafik suçu da suçtur ancak gerçekten suçlar öyle midir değil midir diye inceledim ve elimdeki bu suçlara baktığımda, özel evrakta sahtecilik -isimlerini söylemiyorum- 2886 sayılı İhale Kanunu’na muhalefet, görevi kötüye kullanmak, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmî evrak ve kayıtlarda sahtecilik, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, ihaleye fesat karıştırmak, evrakta sahtecilik ve kamu kurumunu dolandırmak, görevi kötüye kullanmak, müteselsilen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu, Vergi Usul Kanunu’na aykırılık yani naylon fatura düzenleme suçu ve böyle gidiyor değerli arkadaşlarım. Yani söylenildiği gibi, o kadar basit, masum görülecek değil. Eğer gerçekten halkın taleplerine yönelik biz dikkatli yasa çıkaracaksak, işte halkın talebi bu, milletvekili dokunulmazlıklarının sadece kürsü dokunulmazlığıyla sınırlandırılması, diğerlerinin kaldırılması.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, yine elimde, bakın burada, Abdullah Gül’ün, yani bugün AKP’de siyaset yapan ve partinin önde gelen kimi kişilerin Refah Partisi döneminden itibaren söyledikleri sözler var. Elimde Abdullah Gül’ün sözü var, Salih Kapusuz’un sözü var, Cemil Çiçek Bey’in sözleri var, Mehmet Ali Şahin Bey’in var.

Şimdi bakın, burada deniliyor ki, Sayın Gül diyor ki: “YÖK statükocu.” diyor. Üniversiteler Arası Kurulun hükûmeti eleştiren ve üniversiteler üzerinde hâkimiyet kuracağı iddialarına ilişkin Sayın Abdullah Gül 2002 tarihinde, YÖK’ün statükocu olduğunu söylemiş. “YÖK’ün statüsü değişecek.” denilmiş. “Hükûmet YÖK’e yükleniyor.” denilmiş. Yine, Salih Kapusuz’un bir beyanı, bu kürsüde söylemiş, demiş ki: “Cumhuriyet Halk Partisi seçim bildirgesinde YÖK’ün kaldırılacağını ileri sürmüştü, YÖK’ün kaldırılması gerekir.” demiş. Yine burada bir beyan, YÖK’le ilgili düzenlemenin pakette yer alacağı yani Anayasa değişikliği paketinde yer alacağını belirtmişler. Kim belirtmiş? Sayın Mehmet Ali Şahin belirtmiş. “Yeni Anayasa paketinde Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Yükseköğrenim Kurumu yani YÖK’le ilgili düzenleme getirilecek.” demiş.

Değerli arkadaşlarım, oysa Parlamentoya halkın otuz yıldır beklediği özlem olarak AKP’nin ileri sürdüğü Anayasa paketinde YÖK’le ilgili bir değişiklik de söz konusu değil, halkın talepleriyle de ilgili bir değişiklik söz konusu değil. Dün “statükocu” dedikleri, antidemokratik yapıya sahip olan YÖK’le ilgili bir değişiklik olmadığı gibi, Cumhurbaşkanının YÖK’ten Anayasa Mahkemesine adam seçme hakkı bile tanınabiliyor.

Şimdi, ben burada yüce Meclise soruyorum: Dün antidemokratik olan YÖK ve gerçekten statükocu olan YÖK, değiştirilmesi gereken YÖK, bugün ne olmuştur da bu değişiklikten vazgeçilmiştir, bugün dinamik bir kurum mu olmuştur?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Ve bugün sadece değişen bir tek şey olmuştur, YÖK’ün statüsü değişmemiştir. YÖK dün olduğu gibi bugün de üniversitelerin bilimsel, akademik ve idari özerkliğinin önündeki en büyük engellerden birisidir, üniversitelerdeki düşünce özgürlüğünü kelepçeleyen, kilitleyen kurumlardan bir tanesidir. Bu da 12 Eylül darbe anayasasının ürünüdür ama AKP’nin buradaki samimiyet sınavı başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Demek ki 12 Eylül darbe anayasasında kendilerinin ele geçirdiği kurumlar, ele geçirme işleminin tamamlanmasından sonra demokratik hâle gelmiştir.

Size böyle bir demokrasi hayırlı olsun diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Hulusi Güvel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HULUSİ GÜVEL (Adana) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle ülkemizde bir Türk-Alman Üniversitesinin kurulmasının getireceği dinamizm ile üniversite yaşamımıza zenginlik katacağına olan inancımı belirtmek isterim.

Kurulacak üniversitenin iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde olumlu rol oynayacağı ortadadır ancak iki konu üzerinde eleştirilerimizi bildirmek istiyorum.

İlk olarak, kurulacak Türk-Alman Üniversitesinde Türkiye’nin yükümlülükleri ve Almanya’nın yapacağı katkı arasında daha eşit bir denge olması gerekirken, Türkiye’nin katkı ve yükümlülüklerinin daha ağır bastığı görülmektedir.

İkinci olarak, karşılıklılık ilkesinin yeterince işlemediğini görmekteyiz. Almanya’da açılacak bir Türk üniversitesinin, hem oradaki vatandaşlarımız için hem Türk öğretim üyelerinin yetiştirilmesi açısından yararlı olacağı düşüncesini taşımaktayız.

Değerli arkadaşlar, dünyadaki bilimsel ve teknolojik gelişime ayak uydurabilecek nitelikli cumhuriyet kuşakları yetiştirmekte üniversitelerin rolü tartışılmazdır.

Ülkemizin gelişimine katkıda bulunacak, yaşadığımız sorunlara doğru çözümler üretebilecek çağdaş insanlar yetiştirmek, ülkemizin geleceğine olan borcumuzdur. Bunları sağlayabilecek yeni bir öğretim kurumunun açılması elbette çok sevindiricidir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak eğitime katkı sağlayacak her girişimi şükran ile karşılayacağımızı belirtmek isterim. Bunlar olumlu gelişmelerdir. Ancak sistemle ilgili sorunlar giderilmediği sürece yapılan bu çabaların yeterince verimli olmayacağını ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün yükseköğrenim sistemine baktığımızda, özerk olmayan, uluslararası anlamda bilim üretmeyen, kalite yerine sayının öne çıkarıldığı bir yapı görmekteyiz. YÖK’ün eski başkan vekilinin intihalle suçlandığı, yukarıdan alınan kararlarla üniversitelerde bölümlerin kapatıldığı, bütün enerjisini katsayı konusuna harcayan bir kurumun yönettiği bir sistemle karşı karşıyayız.

İktidara geldiğinde YÖK’ün başındaki yöneticileri engel olarak gören, her konuda onları sorumlu tutan İktidar, YÖK Başkanı değiştikten sonra, kadrolaşmak ve üniversiteleri ele geçirmenin telaşına düşmüştür. Nasıl olsa İktidarın arzu ettiği rektörleri atayan bir Cumhurbaşkanı da Çankaya’da idi, sorun kalmamıştı. Öğretim üyelerinin oylarıyla birinci sıraya, ikinci sıraya yerleşmiş rektör adayları görmezden gelinip kendi kadrolarını yerleştirebilecek rektörler seçilmiştir. Böyle bir üniversitenin özerk davranabileceğini, demokratik bir yapı sergileyeceğini söyleyebilmek olanaksızdır. Yükseköğretim Kurumunun bugünkü hâliyle üniversite sistemine sağlıklı bir yapı kazandırması mümkün değildir.

Değerli arkadaşlar, YÖK’ün uygulamalarına bakıldığında, bu kurumun giderek siyasallaştığı, Hükûmetin direktifleri doğrultusunda hareket ettiği, akademik özerkliği hiçe saydığı görülmektedir. Son yıllardaki rektör atamalarına bakıldığında, YÖK’ün, üniversitelerdeki seçimlerde öğretim üyelerinin oylarıyla birinci olan çok sayıda rektör adayını yok sayıp AKP’ye yakın olduğu bilinen adayları birinci sıraya yerleştirdiği görülmektedir. Böyle bir sistemin 3 milyona yakın öğrenciye hizmet eden 100 bin öğretim üyesinin geleceğini belirleme hakkına sahip olması tartışma götürür.

Özerk ve bilimsel üniversite anlayışı olmadan YÖK, sistemin üzerinde bir kambur olmaya devam edecektir. Giderek siyasallaşan, iktidarın güdümünde davranan bir kurumdan sağlıklı bir üniversite sistemini yönlendirmesi beklenemez.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz yıl içinde YÖK’ün baskısı ile üniversitelerde, fakültelerde ana bilim dalları kapatılmıştır. Örneğin Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Roma hukuku, karşılaştırmalı hukuk, çevre hukuku gibi kürsüler ortadan kaldırılmıştır. Amaç nedir? Amaç “üniversite reformu” adı altında, çağdaş, bilimsel üniversite yapısının yok edilmesidir. Amaç üniversiteleri ticarileştirmektir.

Ancak bu kararlar alınırken üniversitelerin bilim üreten yerler olduğu göz ardı edilmektedir. Üniversite reformunu özerklikten uzak, yalnızca ekonomik bir anlayışla ele alırsak, bilim üretmek, öğrencileri çağdaş dünyaya uygun yetiştirmek mümkün olmayacaktır.

Yine geçtiğimiz yıl, üniversite araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, onları sözleşmeli hâle getiren bir sistem ortaya konuldu. Bu düzenlemeyle, doktora çalışmalarının bitiminde asistanların üniversiteyle ilişikleri kesilmektedir. Daha önce gerekli akademik ölçütlere sahip oldukları sürece yükselme yolları açıktı. Bu düzenlemeyle, doktorasını bitiren asistanlar kapının önüne konulacaktır.

Bu, yalnızca iş güvencesi sorunu değildir. Bu, bilimsel özerklikle doğrudan bağlantılıdır. Akademisyenlerin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duran böyle bir düzenleme yapılması, üniversitelerin bilimsel ölçütlerle değil siyasi tercihlere göre yapılandırılması anlamına gelecektir.

Değerli arkadaşlar, Yükseköğretim Kurumunun uygulamaları iktidarın siyasi tercihleriyle biçimlenmektedir. Bunun getireceği olumsuzluklar ortadadır. Özerk olmayan yapıların siyasallaşması kaçınılmazdır. Yıllardan beri, üniversitelerin özerk birer kurum hâline gelmeden verimli olamayacağını savunuyoruz.

AKP İktidarı ve onun uzantısı gibi davranan bir Yükseköğretim Kurulunun, özerk olmayan üniversitelerin yaratacağı olumsuzlukları bir kez daha gösterdiği ortadadır. Üniversitelerin birer bilim yuvası olması isteniyorsa, AKP, üniversitelerden elini çekmelidir, “reform” adı altında yandaş kurumlar yaratma çabasından vazgeçmelidir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; üniversiteler üzerinde konuşurken Adana’daki durumdan da biraz söz etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, Çukurova Üniversitesi, 1967 yılında Ankara Üniversitesine bağlı olarak kurulan Adana Ziraat Fakültesi ile 1972 yılında Atatürk Üniversitesine bağlı olarak kurulan Çukurova Tıp Fakültesinin yeni bir üniversitenin çatısı altında bir araya getirilmesiyle 1973 yılında kurulmuştur. Kuruluşunun üzerinden geçen otuz yedi yıl içinde üniversiteye 10 fakülte, 1 konservatuvar, 3 yüksekokul, 9 meslek yüksekokulu, 3 enstitü, 29 araştırma ve uygulama merkezi eklenmiştir. Her yıl 7 bin öğrenci kayıt yaptırmaktadır. 35 bin öğrenci Çukurova Üniversitesinde öğrenim görmektedir. Bütün bu olumlu özelliklerine rağmen, Çukurova Üniversitesi, nüfusu 2 milyonu aşan Adana’ya yetmemektedir. Nüfusu Adana’nın yarısı kadar olan Eskişehir’de iki üniversite bulunmaktadır. Kurulan ikinci üniversitenin bu ilimize yaptığı katkı ortadadır.

Adana’da her yıl, genel ve meslek liselerinden mezun olan 70 binin üzerinde gencimiz üniversite sınavına girmektedir. Bu gençlerimiz, Adana’da yeterli eğitim olanağı bulamadığından başka illerdeki üniversitelere gitmek zorunda kalmaktadır. Bu gençlerimize daha iyi bir eğitim olanağı sunmak için Adana’ya ikinci bir üniversite kurulması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, Adana, kurulacak ikinci bir devlet üniversitesine her şeyiyle hazırdır. Sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında 8’inci sıradadır Adana ilimiz. Kentleşme oranı yüzde 80 ile ülke ortalamasının üzerindedir. Eğitim anlamında tam bir cazibe merkezi olabilecek niteliklere sahiptir. Çukurova Üniversitesi gösterdiği başarı ile bunu kanıtlamıştır. Adana’ya kurulacak ikinci bir devlet üniversitesi bu potansiyellerin kullanılması açısından büyük önem taşımaktadır. Kentin tarım, sanayi, turizm, sağlık sektörü, enerji sektörü, tarıma dayalı sanayi iş kollarında büyük bir potansiyeli vardır, ancak bu sektörleri harekete geçirecek temel unsur yetişmiş insan gücüdür.

Şimdiye dek Çukurova Üniversitesi bu konuda üzerine düşeni yerine getirmiştir, ama şimdilerde kentin gereksinim duyduğu hareketlenmeyi sağlamak için yetersiz kalmaktadır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

HULUSİ GÜVEL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Bu nedenlerle Adana’ya kurulabilecek ikinci bir devlet üniversitesinin kente büyük katkı sağlayacağı tartışılmazdır.

Değerli arkadaşlarım, Adana, hazır altyapısı, gelişkin kültür yaşamı, sahip olduğu üniversitelilik bilinci ve sosyal olanaklarıyla ikinci bir üniversiteye uygun koşullara sahip bir ilimizdir. Adana’nın ekonomik potansiyelinin doğru kullanılabilmesi için, eğitimli, konusunda uzman ve dünyadaki değişimleri doğru yorumlayabilecek nitelikli kuşaklara ihtiyaç duyulmaktadır.

İlimizin yaşadığı işsizlik sorunu hepinizin malumudur. Bu durumun aşılmasında Adana’ya kurulacak üniversitenin büyük fayda sağlayacağı ortadadır.

Bu nedenle Adana’ya ikinci bir üniversite kurulması konusunda vereceğiniz desteğin Adana ili için büyük önem taşıdığını belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Güvel.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Akif Akkuş.

Buyurunuz Sayın Akkuş. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 486 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, geçen haftadan beri bu tasarıyla ilgili görüşler, birçok milletvekili tarafından açıkça belirtildi. Ancak, sorulan sorulara verilen cevaplardan ve iktidar mensubu milletvekillerinin yaptıkları konuşmalardan anlaşılıyor ki, bizim burada Türk millî eğitiminin geleceğine sunmaya çalıştığımız samimi katkılar dikkate alınmayarak bu yasa da bu şekilde geçirilmek isteniyor. Bu yüzden, bu üniversitenin bu hâliyle kuruluşuna niçin karşı çıktığımız konusunda sizleri biraz daha, belki de yeniden aydınlatmaya çalışmak doğru olur kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, biraz önce de arkadaşlarımız belirttiler, özellikle iktidar milletvekillerinden bir arkadaşımız çıktı, üniversitenin bir ülkedeki faziletlerinden bahsetti, üniversitenin gerek kültür gerek sosyal gerekse ekonomik seviyemizi geliştireceğini belirtti; bunu tabii kimsenin inkâr etmesi yahut buna “Hayır, böyle değil.” demesi mümkün değil, elbette böyle. Yani bir ülkede üniversite sayısı ne kadar fazla ise o ülkenin kültür seviyesi de o oranda yüksek olacaktır, en azından bilimsel seviyesi yüksek olacaktır, hatta ekonomik seviyesi yüksek olacaktır ama bizim burada tartıştığımız, belirttiğimiz, söylemek istediğimiz şu değerli kardeşlerim, değerli milletvekilleri: Burada bir “Türk-Alman Üniversitesi” adıyla üniversite kuruluyor. Bu üniversitenin yerini biz tahsis ediyoruz, binalarını biz yapacağız, iç ekipmanını biz tamamlayacağız, ondan sonra da orada görev yapacak bilim elemanlarının, bilim adamlarının ücretlerini de yine Türkiye olarak biz karşılayacağız. Peki, Almanlar ne yapacak? Almanlar, sadece, bize “Almanca dili öğretecek olan öğretim görevlisi desteği vereceğiz” diyorlar ancak onun da ücretlerini yine bize yüklemeye çalışıyorlar; biz buna karşıyız değerli arkadaşlarım, yoksa üniversiteye karşı değiliz.

Düşünün bir, geçtiğimiz dönemlerde Tarsus’a bir üniversite açılması için yasa teklifi vermiştim ancak bu dikkate bile alınmadı. Tarsus, gerçekten bir üniversiteye ihtiyacı olan ve üniversiter hayatı her yönüyle kaldırabilecek bir şehrimiz. Nüfus tabelasında “230 bin” yazıyor ama bunun tabii 230 binden biraz daha yüksek olduğu kanaatindeyiz. Şimdi, biz buraya bir üniversite yapmazken, üniversite yapılması için verilmiş olan bir teklifi dikkate bile almazken, artık üniversiteye doymuş bir şehrimiz olan İstanbul’a yeni bir üniversite daha ilave etmekle karşı karşıyayız. 6 tane devlet üniversitemiz var İstanbul’da. Bu 40 küsur vakıf üniversitesinin de eminim 35 tanesi yine İstanbul’da. Özellikle vakıf üniversitelerinden bir kısmının İstanbul’un dışındaki illerimize kuruluyor olması geçtiğimiz günlerde gündeme gelmişti bir üniversitenin kuruluş aşamasında ve bunu belirten arkadaşımız, sayın milletvekili çok sevindiğini belirtmişti yani İstanbul’un dışına, büyük şehirlerin dışını da artık üniversite yayılıyor diye. Ama biz bakıyoruz, Türk-Alman Üniversitesi bizi, özellikle Tarsusluları bu sevinçten mahrum ediyor. Şöyle olsaydı, yani biraz önce belirttiğim bütün fiziki yapım masrafları, ondan sonra da öğretim üyelerinin gelecekteki maaşları Almanlar tarafından ödense idi o zaman derdik ki “Almanlar haklı. İstedikleri yerde bu üniversiteyi yapma teklifini bize getirebilirler.” Ama öyle bir şey yok değerli arkadaşlarım. Ne var bunun yerine? Her şeyi biz veriyoruz ama onların ismini kullanıyoruz, onların artık dünyada pek de itibar görmeyen dillerini o üniversitemizde eğitim dili hâline getiriyoruz. Sayın Bakan az önce belirtti “Türkçe de öğretilecek. Türkçe de olacak.” dedi. Zaten, şu anda, Türkiye’deki üniversitelerin birçoğunda -ismi Hacettepe olur, Ankara Üniversitesi olur, falan filan olur- yabancı dil eğitimi var, yabancı dille eğitim var yani İngilizceyle eğitim yapılıyor. Dolayısıyla, şimdi, tükenmeye yüz tutmuş, itibarı azalmış bir dilde, biz onlara, tabiri caizse, bir kıyak yapıyoruz. Dolayısıyla, bu kıyağı yaparken masrafın onlardan olması gerektiğini söylüyoruz. Bir daha belirtiyorum: Kesinlikle, biz, herhangi bir üniversitenin açılışına karşı değiliz. Üniversitenin açılması bizi hem gururlandırır hem sevindirir ama bu şekilde, bütün masrafları bizim tarafımızdan yapıldığı hâlde, bizim birilerine -isim olarak da olsa- bu üniversiteyi peşkeş çekmemiz, Milliyetçi Hareket Partililerin hazmedemedikleri bir meseledir. Onun için, biz, bu Türk-Alman Üniversitesine karşı çıkıyoruz, aslında karşı da çıkmıyoruz her şeye rağmen. Mütekabiliyet esasına göre, Almanya’da da bununla eş değer olan, Almanca ve Türkçe eğitim yapacak olan bir üniversite açılması çalışmaları başlasın ve bu üniversite çalışmaları bugünkü aşamaya gelsin yani onların da yetkili meclislerinde görüşülecek hâle gelsin, o zaman biz bunu yeniden gündeme getirelim diyoruz. Soruyorum değerli milletvekilleri: Bunun böyle olması gerekmez mi?

Tabii, burada bir başka şeyi belirtmek istiyorum. Dün bir soru sormuştum bu üniversitenin kurulacağı yerle ilgili. Kurulacağı yerle ilgili, geçen hafta, Sayın Başbakanımızın bir beyanatları oldu: “Biz, bu üniversite için, İstanbul Boğazı çevresinde 119 dönümlük bir arazi tahsis ettik.” dedi. Sayın Bakan, dünkü sorduğum soruya verdiğiniz cevapta ise “Henüz yeri net olarak belli değil, yazışmalar yapılıyor.” demiştiniz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Belli değil demedim. Ben, burayla ilgili yazı gönderdik Maliye Bakanlığına dedim. Tarım Bakanlığının olumlu görüşü var.

AKİF AKKUŞ (Devamla) – Peki, ben o zaman yazışma safhasında olduğunu anlamışımdır, özür diliyorum.

Tabii, dün televizyonda, televizyonu şöyle karıştırırken, Beykoz Belediye Başkanı, bu üniversiteye tahsis edilen yeri gösterdi. Ancak, yine üzüldüğüm bir şey oldu, öyle bir edayla gösterdi ki yani burası zaten işe yaramaz bir yer gibi gösterdi. Ayrıca, orada bir şey daha belirtti, o kadar binanın, okulun oraya nasıl sığacağını da bilmiyorum, bu 119 dönümlük yere bir Türk-Alman Üniversitesi yapılacak, bunun yanında bir de yedi tane teknik okul ve ortaöğretim kurumu yapılacağı belirtildi. Dolayısıyla…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Üniversite için 120 dönüm az değil mi?

AKİF AKKUŞ (Devamla) – Zaten onu belirteceğim. 120 dönümlük bir yer, bir üniversite için fevkalade az yani oraya iki tane…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız.

AKİF AKKUŞ (Devamla) – Teşekkür ederim efendim.

Oraya sadece iki fakülte binası ya sığar ya sığmaz. Şu anda, Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesinin kurulu olduğu alan 110 dönüm yani 10 dönümcük eksik bundan ama orada sadece bir fakülte var ve o fakültenin kurulmasıyla, öğrencilerin gezeceği, ders aralarında nefes alacağı yerler de son derece küçük ve sınırlı. Dolayısıyla bu 119 dönümlük yerin, sanki, etrafındaki birtakım hazine arazileri de ileriki aşamada bu üniversiteye verilecek gibi.

Değerli milletvekilleri, bütün bunlardan sonra şunu diyorum: Biz Türk-Alman Üniversitesinin kurulmasına da karşı değiliz ama gelin, bunu daha açık bir şekilde ortaya koyalım, her şeyiyle ortaya koyalım, ondan sonra bunun açılmasına izin verelim diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akkuş.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Halis.

BDP GRUBU ADINA ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bu sabah Ankara’ya girmek isteyen Tekel işçileri, Ankara düşmandan korunurcasına, Ankara’ya sokulmak istenmediler. Tabii, öncelikle biz bunu, AKP her ne kadar antidemokratik uygulamalarıyla tanınıyorsa da 1 Nisan şakası zannettik ama sonradan öğrendik ki gerçekten Tekel işçileri Ankara’ya sokulmak istenmiyor. Kızılay’a indik, her taraf polis kuşatmasında, âdeta polis devleti görüntüleri sergileniyor.

Tekel işçileri ocak ve şubat aylarında, soğuğun en yoğun olduğu dönemde, hak aramak için Ankara’ya toplanmışlardı. O dönem yine sistemin baskı ve uygulamalarıyla karşılaştılar; biber gazıyla, copla bastırılmaya çalışıldılar. Tabii, limon üreticilerini çok etkilemese bile, limon satışlarında bir artışın yolunu açtılar.

Biz, burada, haklarını arayan, işçi statüsünden 4/C statüsüne düşürülen… 4/C ki, büyük haklarından yoksun bırakılan bir statü. Bu statünün insanca bir yaşam için doğru olmadığını biliyoruz ve söylüyoruz. Zaten konu, Anayasa Mahkemesinde. Öyle umuyor ve inanıyorum ki Anayasa Mahkemesinden gerekli haklı sonuç verilir ve işçilerin hakları alınır.

Ben buradan Tekel işçilerini Barış ve Demokrasi Partisi adına selamlıyorum ve onların haklı direnişinin yanında olacağımızı söylüyorum.

Tabii, değerli milletvekilleri, Alman üniversitesine geçmeden önce Türkiye'nin kanayan yarası olan cezaevleri sorununu sizinle paylaşmak istiyorum, Neredeyse 12 Eylül koşullarındaki gibi cezaevlerinde var olan mevcudun yarım katına yakın bir mevcutla cezaevleri dolmuş durumda. Yaklaşık 70 bin kapasiteli Türkiye cezaevleri bugün 120 bin kişinin üzerinde mahkûm barındırıyor. Bugüne kadar her yıl cezaevleri yapıldı, dönem dönem aflar çıkarıldı ama her ne hikmetse cezaevlerinin kısa sürede dolması engellenemedi. Siz bir ülkede temel hak ve özgürlüklerin arayışını terörle mücadele algısı içinde değerlendirirseniz, yine sizler yoksulluk ve geri bırakılmışlık içinde olan bir halkın ne yapacağının hesabını tutmazsanız haliyle cezaevleri dolar taşar.

Her şeyden önce Terörle Mücadele Kanunu’nda ve Türk Ceza Kanunu’nda bir değişikliğin yapılması, kişilere trilyon kazandıran uygulamalardan vazgeçilerek yaşam koşullarının düzeltilmesi esastır diyoruz. Cezaevlerinde bulunan mahkûmların, tutuklu ve hükümlülerin en ağır sorunu bugün hasta ve yaşlı mahkûmların durumudur. Bugüne kadar cezaevi koşullarında tedavi imkânı bulamayan, bugün, İHD’nin raporları dahilinde 49 isim vardır. Biz bunu bugüne kadar çeşitli defalarca hem Adalet Bakanının hem Sayın Cumhurbaşkanının dikkatlerine sunmuştuk ama bizim tüm dikkatlere sunmamıza rağmen, İHD’nin 2009 raporuna göre, Mustafa Elelçi, Gurbet Mete, Hasan Kert, Beşir Özer, Recep Çelik, İsmet Ablak adlı hükümlüler, mahkûmlar yaşamlarını yitirmişlerdi. Oysaki bunlar cezaevi koşullarında olmayıp da dışarıda özgür koşullar içinde tedavi bulmuş olsalardı, bugün, öyle inanıyorum ki, yaşıyor olacaklardı.

Kamuoyunun gündemine düşer Güler Zere olayı vardı. Hepimiz hassasiyet gösterdik. Güler Zere Sayın Cumhurbaşkanının hassasiyetiyle son anda cezaevinden çıkarıldı, bugün tedavisi devam etmektedir. Güler Zere’ye gösterilen hassasiyet, bugün cezaevlerinde bulunan, bizim elimizdeki sayısı 49 olan diğer mahkûmlara da gösterilmelidir diye düşünüyoruz.

Ben, 49 mahkûm içinden sadece Taylan Çintay adlı mahkûmun sizinle durumunu paylaşmak istiyorum: Otuz üç yaşında, on iki yıldır Gaziantep Cezaevi’nde. Yaşına göre çok erken tutulmuş olduğu bir hastalığı var, mesane kanseri. İki defa ameliyat olmuş. Üç aylık periyotlarla yeniden tıbbi operasyon görmesi gerekiyor bu hastalığın. Cezaevi koşullarında bunun mümkün olmadığı biliniyor ve her defasında başvurusu reddediliyor. Durumun kötüleşmesi üzerine Adana Balcalı Hastanesi Üroloji Servisi’ne getiriliyor, genç bir doktor muhatap ediliyor. Genç doktorun uzman olup olmadığı da kuşkulu ve “Dosyan kayıp, işlemlere yeni baştan başlayacağız.” deniyor kendisine. Bunun üzerine hasta Çintay “Hastalığım belli, gerekli uygulamaları yapın, raporumu verin, ben gideceğim.” diyor. Dosyasının kaybolduğunu tekrardan söyleyerek, dosyan kayıp, biz sana hiçbir uygulamaya yapamayız, sana rapor vermemiz için, heyete çıkarmamız için de hastalığın bütün vücuduna yayılması gerektiği kendilerine söyleniyor ve tedavi yaptırılmadan gerisin geriye cezaevine gönderiliyor.

Şimdi, burada, suçu her ne olursa olsun cezaevlerine düşmüş her yurttaşımızın can güvenliği devletin sorumluluğu dâhilindedir. Cezaevine düşmüş insanların, yurttaşların can güvenliğini, oraya düşme nedenleri ve suç tasnifine göre yaparsanız, bu adil bir durum olmaz devlet için. Bu, olsa olsa öç alma olur ki, bugün hasta ve tutuklular üzerinde yapılmak istenen budur, siyasi tutsaklar üzerinde yapılmak istenen budur ve öç alma durumudur. Adalet Bakanlığının ve Cumhurbaşkanının bu konuya biraz daha hassasiyet göstererek, gerçekten cezaevleri koşullarında tedavisi yapılmayan hasta ve tutukluların tedavi görme olanakları yaratılmalıdır.

Yine, belediye başkanlarımıza yönelik gözaltı sırasında, gözaltına alınıp tutuklanan Diyarbakır Sur Belediye Başkanımız Sayın Abdullah Demirbaş da yine hasta. Bugün her ne kadar tedavisi Dicle Hastanesinde sürüyorsa da kısa süre sonra yine cezaevine döndürüleceğini biliyoruz. Ancak Sayın Demirbaş’ın hastalığının, sürekli tedavi edilmezse, bir kan pıhtılaşmasından dolayı çok daha büyük bir boyuta taşınacağını ve yaşamını riske edeceğini de biliyoruz. Bu konuda da hassasiyet bekliyoruz.

Tabii, Alman Üniversitesi yapılacak. Değerli milletvekilleri, garip bir durum var: Külfeti bizden, ne hikmetse bu halkın parasıyla bir Alman Üniversitesi yapılıyor. “Bunun altındaki neden ne olabilir?” diye düşünüyoruz. Fethullah Gülen okullarına Almanya’da liseler, okullar açtırmanın bir yolu mu açılmaya çalışılıyor? Bugün haberlere bakıyoruz, 56 milyon euroluk bir tank alımı sözleşmesi var. Şimdi, burada bakıyoruz, farklı soru işaretleri kafamızda peydahlanıyor. Eğer biz oradan tank alacaksak kendi tanklarını bize satmaları için onların bize rüşvet vermeleri gerekiyor. Ama ne hikmetse biz bu Alman Üniversitesini kendi paramızla yaptırarak bir nevi biz onlara rüşvet vermiş durumuna geliyoruz.

Bu konuda biz Alman Üniversitesini yaparken, yaptırırken mutlaka eşit, dengeli bir ortaklık temelinde yapılması noktasında bir yapıma karşı değildik ve özellikle de, dünyanın neresinde olursa olsun her insanın kendi ana dilinde eğitim yapmasının karşısında olmadığımızı söylemiştik. Ama ondan önce de Türkiye’deki -zamanım daraldı ama- üniversitelerde okuyan öğrenciler üzerindeki baskıların ne olduğuna bir bakalım.

Ocak, şubat, mart aylarında Ankara, Balıkesir, İstanbul, Elâzığ, Muğla, Antep, yine Ankara, yine İstanbul, Eskişehir, Kocaeli, Sivas, Antep, yine Eskişehir, yine Adana’da öğrencilere baskılar yapıldı, sivil gruplarca saldırılar yapıldı. Bu saldırılarda polis ve özel güvenlik dönem dönem destek oldular saldırılara.

Çok ilginç bir durum var: Bugün haklarını arayan Tekel işçilerine destek sunan Sarıgazi Mehmetçik Lisesi öğrencilerine polis saldırıyor. Çok ilginçtir, yine Sivas’ta Cumhuriyet Üniversitesinde Tekel işçilerinin haklı mücadelesini desteklemeye çalışan Cumhuriyet Üniversitesi öğrencileri basın açıklaması yaptıkları gerekçesiyle soruşturulmaya tabi tutuluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – Çok daha ilginci, Adana’da at ve eşek eti yedirilen öğrenciler soruşturulmadan geçiriliyor.

Şimdi, burada, her şeyden önce, siyaset yapmaktan önce insani bir vicdan gerekiyor. “At ve eşek eti yemiyorum.” diyen bir öğrenciye soruşturma açmanın, bunu soruşturmaya tabi tutmanın insani bir boyutu var mıdır? Ben bunu sizlerin takdirlerine sunuyorum ve sizleri tekrardan saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halis.

Şahsı adına, Erzurum Milletvekili Muzaffer Gülyurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Gülyurt.

MUZAFFER GÜLYURT (Erzurum) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde bir Türk-Alman Üniversitesinin kurulmasına dair kanun tasarısının 6’ncı maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Türk-Alman Üniversitesi iki ülke arasında var olan tarihî ve kültürel ilişkileri daha da güçlendirecek olan bir projedir. Öğrenci ve öğretim üyesi mübadelesi imkânını sağlayacak olan bu proje daha önceden de ülkeler arasındaki kültürel değişim programı içerisinde uygulanmıştı. Nitekim, ben de bir üniversite mensubu olarak 1979 yılında Federal Alman Hükûmetinin bursunu kazanmış ve Mainz Üniversitesinde misafir öğretim elemanı olarak görev yapmıştım. Dolayısıyla, iki ülke arasındaki bilimsel ve kültürel açıdan bu tür ilişkilerin çok faydası olduğunu bizzat müşahede etmiş bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, üniversiteler misyon olarak bilimi öğreten, üreten, yorumlayan, eleştirip zenginleştiren kurumlardır. Bilgi ışıktır, güçtür. Bilgiye, bilimsel ve teknolojik gelişmelere sahip olan ve bunu üretime dönüştüren ülkeler güçlü ülkelerdir. Biz de bu güce sahip olmak için üniversitelere, yükseköğretime çok önem vermekteyiz. İşte, bu amaçla Hükûmetimiz seksen bir ilde üniversite kurmuş bulunmaktadır. Şu an sayısı 139 olan üniversitelerimizin bugünkü sizlerin oylarıyla kurulacak olan yeni üniversiteyle 140’a ve daha sonra yine Hükûmetimizin, Bakanlar Kurulumuzun almış olduğu kararla yeni kurulacak üniversitelerle sayısı daha da artacaktır.

Bu yeni kurulacak üniversiteler içerisinde benim de ilimin içinde bulunmuş olması, Erzurum Üniversitesinin de ayrıca kurulmuş olması bizi çok büyük bir memnuniyete sevk etmiştir. Yıllardan beri özlemini çekmiş olduğumuz ikinci üniversitemizin devletimiz tarafından kurulmuş olmasında başta Sayın Başbakanımız, emeği geçenler ve Sayın Bakanımıza huzurunuzda şükranlarımızı arz etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, üniversiteler eğitim-öğretim yanında bilimsel ve teknolojik çalışmalar yaparak ARGE çalışmalarına önem verirler. Bu amaçla, teknoloji geliştirme bölgeleri oluşturulmaktadır. 2002 yılına kadar sadece 5 adet olan teknoloji geliştirme bölgeleri 2010 yılına kadar 37’ye çıkarılmıştır ve bunlardan 21 tanesi aktif olarak hizmet vermektedir. Teknoloji geliştirme bölgelerinde amaç, sanayici ile bilim adamını bir araya getirerek bilimsel çalışmaların üretime dönüşmesini sağlamaktır. İşte, bu amaçla teknoloji bölgelerinde faaliyet gösteren firma sayıları da gittikçe artmaktadır. Şöyle ki: 2002 yılında yok denecek kadar az olan firma sayısı 2003 yılında 169, 2010 yılında ise 1.287 firmaya yükselmiştir.

Ayrıca, buralarda istihdam edilen personel sayısında da büyük bir artış olmuş, 2003’te 2.543 personel görev yaparken, 2010 yılında 11.150 personel burada istihdam edilmiş bulunmaktadır.

Ayrıca, 2003 ve 2009 yılları arasında bilim insanı sayısında 9 kattan fazla bir artış olduğu görülmektedir; bu da Hükûmetimizin bilime, ARGE’ye verdiği önemi açıkça ortaya koymaktadır. ARGE’ye ayrılan para ve harcamalar, 2002 ve 2008 yılları arasında yüzde 2,9 oranında artırılmıştır.

Bilim ve teknoloji çalışmalarının ticari ürün veya üretime dönüştürülmesi ve bunun sonucunda da patentle sonuçlandırılması arzu edilen bir sonuçtur.

Yine, geçmiş yıllarla mukayese yaparak baktığımız zaman, 2002 ila 2003 yılları arasında, maalesef patent alan ürün sayısının sıfır olduğunu görüyoruz, ama daha sonraları, 2005 yılında 63 ürün, 2010 yılında ise 297 ürünün patent aldığını görmekteyiz.

Bu bilgiler doğrultusunda, Türk-Alman Üniversitesinin yapacağı eğitim ve öğretim yanında bilim ve teknoloji alanında da önemli faydalar sağlayacağına inanıyor, hayırlı olması dileğiyle yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gülyurt.

Şahsı adına İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Sipahi.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Sayın Başkan, size ve yüce Meclise saygılar sunuyorum. 6’ncı madde üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Önce şunu belirtmekte fayda var: Bu Mecliste hiç kimse Türkiye’de üniversite kurulmasına karşı değil, fanatik Alman düşmanı hiç değil, ancak millî onur ve gururun korunması, dış ilişkilerin en önemli kuralı olan mütekabiliyet ilkesinin Batı kompleksi veya muhip zihniyetiyle ihlal edilmesine de hassasiyet göstermek, bu yüce Mecliste siyasi parti ve görüş farkı olmadan her Meclis üyesinin görevi değil mecburiyeti.

Yasanın dayandığı anlaşmada bir Alman koordinatör var. Rektörlüğün, senatonun ve idari kurulun faaliyetleri hakkında kendisine bilgi arz ediliyor, danışılıyor. Fakültelerde ise Alman fakülte koordinatörleri var. Anlayacağınız araziyi, binayı, altyapıyı sağlayıp, sürekli giderlerini karşılayacağımız bu güya devlet üniversitesinde rektör ve dekanlarımız Alman koordinatörlerin vesayeti altında görev yapacaklar. Kusura bakmayın, böylesine devlet üniversitesi denmez, koloni üniversitesi denir.

Yıllardır Almanya’da 3 milyona yakın vatandaşımız için entegrasyon, uyum sorunu bahane edilir. Ne bizler ne oradaki vatandaşlarımız ne yapsak yaranamayız. Sonunda, yabancılar konusunda güya en yumuşak olan Yeşiller Partisinin eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer kafalarının arkasındakini söyledi, “Türkler için en iyi entegrasyon asimilasyondur.” dedi, kurtuldu. Hiç izaha, yoruma gerek yok.

Alman eğitim sisteminde ortaöğretim üç kategoridir. En üstteki Gymnasium’larda Türk öğrenci sayısı elin parmaklarını geçmez, yani önleri daha ortaöğretimde tıkanır. İkinci kategoride Realschule’ler vardır, üç beş Türk öğrenciye lütfen rastlarsınız. En alt kademelerde en vasıfsız Alman öğrenciler için mevcut Hauptschule’ler ise Alman’dan çok Türk öğrenciyle doludur. Bu da belki bir meslek eğitimine katılırlarsa, bir işte çırak diplomasını alma imkânını sağlar onlara. Tabii, bu Türk çıraklar Alman iş yerlerinde iş bulamayacakları için Türk iş yerlerinde çırak olmak için akraba, hemşehri aramaya başlarlar; sonunda kaderleri Türkiye’deki gençlerle aynıdır: “Ne iş bulsam yaparım.” Ama Almanlar nezdinde, işlerini ellerinden alan, işsizliğin ve ekonomik krizin sorumlusu sadece Türklerdir.

Şimdi, işsizlik konusuna değinelim: AKP sayesinde dünya işsizlik sıralamasında ilk üçte yer almaya başladık. Son bir araştırma vardı, herhâlde izlediniz. Gayriresmî 7 milyona yaklaşan işsizlik 22-25 milyon insanımızı, yani aile ferdini etkilemekte. İşsizlerin yüzde 42’sini evinde hiç çalışan olmayanlar teşkil ediyor, yani bu evler aç. İşsizlerin yüzde 25’i üniversite mezunu ve bunların yüzde 36’sı sigortasız, yüzde 32’si ise asgari ücretle çalışmaya razı. İşte, üniversite mezunlarımızdan manzaralar.

Konuya dönelim: Üniversite kurulacaksa neden İstanbul? Neden Boğaz’da Beykoz ve neden orman arazisi? İstanbul’daki bir avuç ormandan AKP yandaşlarınca yağmalamakla bitmeyen kısmı da sözde Alman dostluğuna mı peşkeş çekilecek?

Sayın Başbakan Almanya’da Türk lisesinden bahsedince Alman basını haddini bilmezlikle suçladı. Alman muhalefet sözcüsü “Bu, Almanya’ya hakarettir.” dedi. Alman Başbakanı ise “belki” ile, “bir gün” ile, “fakat” ile savuşturdu. Biz burada neyi tartışıyoruz?

Gelmişken Alman Başbakanına jest yapalım konusunu da aydınlatmakta fayda var. Kime, neyin jestini yapıyoruz? Şansölye Merkel gayet açık ifadeyle fikirlerini söyledi. “Ankara Protokolü’nü imzaladınız; liman ve havaalanlarınızı Rumlara açın. Vize konusunu aklınıza bile getirmeyin. Avrupa Birliği için 35 başlıktan 27-28’ini açabilirsek, adı olur ‘imtiyazlı ortaklık’ işte bizden bu kadar.” İşte, Bayan Merkel’in söyledikleri. Tabii, kapalı kapılar ardındakileri bilemiyoruz. Ziyaret sonucu bizim açımızdan fiyasko. Kimse allayıp pullamaya kalkmasın.

Tabii, Frau Merkel’in Deniz Feneri’ne açıktan değinmemesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Evet, Frau Merkel’in Deniz Feneri olayına açıktan değinmemesi AKP için büyük nezaket ve incelik.

Bir de barış güvercini komedisi var. “Biblo” deseniz değil, bir parça alçıya boyanmış, güvercin mi tavuk mu belirsiz bir garip mahluk. Bir de yazı eklenmiş; ben ne yazıldığını okudum, anlayamadım, Sayın Başbakan herhâlde bu kuş açılımını anlamıştır.

Karşılığında altın taktık Frau Merkel’e. Her zamanki Batı kompleksi, hacıağa kafası. Güya jest yaptık; evet, Beykoz ormanlarını yağmalayıp jeste devam edelim.

Yüce Meclise saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sipahi.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, oylamadan evvel yoklama istiyorum.

BAŞKAN – Soru-cevap var efendim. Onu dikkate alacağız.

Sayın Taner…

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, özel ve devlet üniversitelerini açmak için aradığınız kriterler nelerdir ve bu görüştüğümüz Türk-Alman Üniversitesi bu kriterlere uygun mudur?

Bir diğeri: Anayasa’ya göre ülkemizde kurulan üniversitelerin adil ve dengeli bir şekilde ülkeye yayılması gerekmektedir. Mevcut üniversitelerimizin yüzde kaçı üç büyük ilimizdedir?

Bir de, son olarak, kaç üniversite için kuruluş kanunu Mecliste beklemektedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taner.

Sayın Çelik…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Çelik yok efendim.

BAŞKAN – Peki, Sayın Çelik yok.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu Türk-Alman Üniversitesine 1.200’ün üzerinde akademik, 400’ün üzerinde de idari olmak üzere çok sayıda kadro verilmiş bulunmaktadır. Acaba bu kadro kullanımı nasıl planlanmıştır? Örneğin 2010 yılı için bu kadroların kaçına kullanım izni verilmesi düşünülmektedir?

Hâlen ülkemizde birçok üniversite olduğu gibi Kütahya’da kurulmuş olan Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesinin iki yıl önce çıkarılan kadro kanununa rağmen bir adet kadrosu dahi bugüne kadar kullanım izni verilmediği için kullanılamamıştır.

Tekrar soruyorum, Kütahyalılar adına, özellikle bu defa da size sözlü soruyorum: Bu kadroları niçin serbest bırakmıyorsunuz?

2) Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi kadroları ne zaman serbest bırakılacak?

3) Bu nedenle kapanmak üzere olan Tıp Fakültesindeki 25 öğrencinin vebalini kim yüklenecektir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Birdal…

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanımdan şunu öğrenmek istiyorum: Dün gece Diyarbakır’da, Dicle Üniversitesinde önceki gün öğrenci grupları arasındaki bir gerilim fırsat bilinerek, dün gece, güvenlik güçleri, ağır silahlarla Dicle Üniversitesi yurdu kantinini bastılar ve daha sonra, bir olayın çıkacağından kaygı duyan avukat arkadaşlarımız ve İnsan Hakları Derneği yöneticilerinin araya girmesiyle, gece yarısı bir sorunun çıkması önlendi. Yani, Alman Üniversitesi, Alman-Türk Üniversitesi veya Türkiye'nin üniversiteleri… Bu üniversitelerin demokratikliğini, güvenliğini ve özgürlüğünü nasıl sağlayabiliriz? Bunu öğrenmek istedim.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Birdal.

 Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, soruların başında gelen Türk-Alman Üniversitesinin niçin İstanbul’da kurulduğu… Aslında bu konuda, hem kanunun sunuşuna ilişkin yaptığım konuşmada hem daha önceki soru-cevap bölümünde verdiğim cevaplarda, özellikle büyük kentlerimizde yaşayan nüfusun, yükseköğrenime talebi karşılamaktan çok uzak olduğu, yani her ne kadar üniversitelerimizin Anadolu’ya yayılması ve her şehirde bir üniversitenin, üniversitenin gelişmesine, sosyokültürel dokusuna katkı sağlamak amacıyla yayılıyor olsa dahi, hâlihazırda İstanbul, nüfusu itibarıyla, mevcut üniversite sayısı itibarıyla çok daha fazla üniversitenin kurulmasını kaldırabilecek bir şehir ve yükseköğrenim görecek genç nüfusun sayısı itibarıyla de bu açık devam ediyor. Dolayısıyla, üniversitelerin bu büyük illerde yoğunlaşıyor olmasının bu taleple de doğru orantılı olduğunu ifade etmek isterim.

“Şu anda Mecliste kaç tane daha üniversitenin kuruluşu bekleniyor?” diye bir soru geldi. Vakıf üniversitelerinin kuruluşuna ilişkin bir düzenleme önümüzdeki hafta itibarıyla gelecek ve şu anda mevcut kuruluş safhasında Mecliste bekleyen üniversite sayısı altı.

Dumlupınar Üniversitesinin kadrosuna ilişkin 2009 yılında… Yani,  hiç kadro izni verilmediğini söylediniz. 2009 yılında izin verilen kadro sayısı 99 öğretim görevlisi izni verilmiş durumda.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, sizi yanıltıyor bürokratlarınız, yapmayın lütfen. Dumlupınar Üniversitesinin diğer fakültelerine verilen kadrolardır bunlar. Bunun yazılı cevabını da verdiniz.

BAŞKAN – Sayın Işık… Sayın Işık, lütfen…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Üniversitelerin dağılımına ilişkin bir soru soruldu. Diğer illerde 88, Ankara, İstanbul ve İzmir’de toplam 51 olmak üzere toplam şu anda 139 üniversitemiz var.

Sayın Birdal’ın soru olarak yönelttiği Dicle Üniversitesinde yaşanan meseleye ilişkin olarak yazılı olarak cevaplandırayım Sayın Başkan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Daha süremiz var.

Sayın Ersin, buyurun.

AHMET ERSİN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana, aracılığınızla sormak istiyorum: Uşak Eşme’deki Yatılı İlköğretim Okulunda iki ay kadar önce müdür yardımcısı ve bir hizmetlinin adının karıştığı çocuk yaştaki kız öğrencilere tecavüz ve taciz olayını biliyoruz. Daha sonra 22 Mart günü Umut Balık isimli çocuk, on yaşındaki Umut Balık kayboldu ve dün gece cesedi bulundu.

Bu okulda üst üste bu tür olayların, sorunların ortaya çıkması ve okulda bir güvenliğin olmaması, okuldaki güvenlik kameralarının her iki olayda da devre dışı kalmış olması, acaba, Sayın Millî Eğitim Bakanına bir sorumluluk yüklüyor mu, kendisini sorumlu hissediyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ersin.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, özellikle bu konuyu tekrar hatırlatmak istiyorum. Size verilen cevap söz konusu üniversitenin diğer fakültelerine 2009 yılında verilen kadrolardır. Sizi kim yanıltıyor ise bunu lütfen araştırınız. Yazılı cevapla da sizi yanıltmışlardır. Ben bu konuyu bizzat Sayın YÖK Başkanıyla da görüştüm. Dolayısıyla tıp fakültesine verilen bir tane dâhi kadro yoktur. İki yıla yakın süredir 1 kadronun dâhi kullanım izni verilmemiştir. Lütfen bu konuyu takip ederseniz Kütahya adına teşekkür edeceğim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Son olarak Sayın Özensoy…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dün konuşmamda dile getirdiğim kantincilerle ilgili hassasiyetiniz sabıka kaydı istemenizle alakalı… Bunun yanında İŞKUR’la birlikte yapılan çalışmada, bu sizin hassasiyetinizi göstermeyen, ilkokul diplomasının dışında herhangi bir şey istemeyen, dolayısıyla 1.700 kişinin içerisinde sakıncalı insanların da olabileceğinden hareketle, bu işle alakalı sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özensoy.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKCU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son sorudan başlayayım. Dün, zannediyorum soru-cevap bölümünde eksik bıraktığım bir konuydu. “Kantincilerle ilgili yaptığınız çalışmanın benzerini İŞKUR’la yürütülen çalışmada düşünüyor musunuz?” demiştiniz. İŞKUR tarafından düzenlenen Toplum Yararına Çalışma Projesi çerçevesi içerisinde Bakanlığımız bünyesinde ve diğer bazı bakanlıklarda çalışma yürütülüyor biliyorsunuz ve bizim istediğimiz belgenin sadece “İlkokul mezunu olmak” olduğunu söylüyorsunuz. Bu belgeler ve çalışma koşullarına ilişkin tüm belgeler İŞKUR bünyesinde toplanıyor. Dolayısıyla biz İŞKUR’un düzenlediği ve yürüttüğü personelin uygun olanlarının bize gönderilmesi sonucu bir çalışma yapıyoruz. Bu belgelerin ve evrakların ben İŞKUR tarafından da temin edildiğini ve istendiğini biliyorum.

Sayın Ersin bir soru sordu. Uşak Eşme Yatılı İlköğretim Bölge Okulunda meydana gelen maalesef elim hadise nedeniyle… Gerçekten Uşak Eşme’de 28/12/2009 tarihinde de meydana gelen birtakım hadiseler oldu ve bu hadiseler çerçevesinde Bakanlığımız tarafından çok kapsamlı bir soruşturma yürütüldü ve bu soruşturma neticesinde Eşme Yatılı İlköğretim Bölge Okulu öğretmenleri ve müdürleri, müdür başyardımcıları hakkında yasal işlem yapıldı ve yöneticileri değişti.

Bu çerçeve içerisinde, yaklaşık on gündür kayıp olan ve maalesef, dün gece itibarıyla cesedine ulaşılan Umut Balık isimli çocuğumuzun da ölümünden tabii ki çok derin bir üzüntü duymaktayım ama bunun yanı sıra, her ne söz konusu olursa olsun hiçbir sorumlunun yaptığı ve sorumluluğu alanına giren hiçbir konunun tarafımdan örtbas edilemeyeceğini ve edilmeyeceğini, bu konuda en yüksek düzeyde sorumluluk ve hassasiyet gösterdiğimi Genel Kurulla bu vesileyle paylaşmak isterim.

Yürütülen soruşturma neticesinde, ilk etapta, o gece nöbetçi olan ve sorumluluklarını yerine getirmeme ihtimalleri yüksek gözüken nöbetçi öğretmenlerimiz açığa alındı. Diğer soruşturmalarımız da ayrıntılı olarak sürüyor. Sonuçlandıktan sonra, sorumlular hakkında durum netleştikten sonra bunu da kamuoyuyla paylaşmak istiyorum ama her şeyden önce, aileye başsağlığı diliyorum ve sabır diliyorum.

Bunun dışında, sanıyorum tamamlandı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Yoklama talebinizi yerine getiriyorum efendim.

Sayın Anadol, Sayın Aslanoğlu, Sayın Özdemir, Sayın Ersin, Sayın Güvel, Sayın Keleş, Sayın Gök, Sayın Kart, Sayın Çöllü, Sayın Oyan, Sayın Süner, Sayın Altay, Sayın Hacaloğlu, Sayın Kesici, Sayın Ünsal, Sayın Günday, Sayın Diren, Sayın Yıldız, Sayın Köktürk.

Üç dakika süre veriyorum efendim.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın İlknur İnceöz? Yok.

Sayın Sabahattin Cevheri? Burada.

Sayın Atilla Koç? Burada.

Sayın Hasan Altan? Burada.

Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/769) (S. Sayısı: 486) (Devam)

BAŞKAN – 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylamadan önce oyunun rengini açıklamak üzere, lehte, Tunceli Milletvekili Kamer Genç.

Buyurunuz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

486 sıra sayılı Türkiye’de Türk-Alman Üniversitesi Kurulmasına İlişkin Yasa Tasarısı’nın tümünün oylanmasından önce oyumun rengini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, geçenlerde Türk-İtalyan Üniversitesini kurma kararını aldık, şimdi Türk-Alman Üniversitesini kurmak üzere karar aldık, yarına Türk-Amerikan Üniversitesini kurmak üzere karar alacağız, Türk-Fransız… Herhâlde böyle gidiyor! Tayyip Bey, işte herhâlde kendisine gelen bu konudaki istekleri geri çevirecek durumda da değil. Bence bu İstanbul’un… Evvela Anayasa’nın 130’uncu maddesine aykırı bu tasarı. Çünkü Anayasa’nın 130’uncu maddesinde der ki: “Üniversiteler devlet eliyle kurulur veyahut da özel kanunla vakıf tarafından kurulur.” Şimdi devletin gidip de özel bir kişiyle birlikte ortak üniversite kurması veyahut da yabancı bir devletle kurması bana göre 130’uncu maddeye aykırı. Çok açık bir hüküm yani. Dolayısıyla bana göre 130’uncu maddeye aykırı bir tasarı. Ama tabii bunun üzerinde durulmuyor. Zaten AKP’nin de Anayasa’nın pek öyle üzerinde durduğu yok. Şimdi zaten “Anayasa” diye bir kavram da yok kendilerinde.

Değerli milletvekilleri, yeni bir Anayasa değişikliğine giderken gerçekten Türkiye’de yargı yetkisini gasp etmeye çalışan bir siyasi iktidar var.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya bırak Anayasa’yı!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ve burada şimdi ceviz kabuğunu doldurmayan şeyler tartışılıyor: “Mehmet Ali Şahin Anayasa teklifini imzaladı mı, imzaladı mı?” Yahu Anayasa’ya göre bunu imzalamasını engelleyen bir şey yok.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Açıklama yaptı bugün.

KAMER GENÇ (Devamla) – Meclis başkanlarının yapamayacağı herhangi bir şey yok. Var yok, bunu bile tartışma konusu yapmak cehaletin eseri! Yani Mehmet Ali Şahin’in maalesef bu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçilmesi çok büyük talihsizlik olmuştur.

Soru önergesini veriyoruz sayın milletvekilleri. Diyoruz ki: “Bak, İstanbul’da Birinci Ordu Komutanını tevkif etmeden önce Adalet Bakanı Müsteşarıyla, onu tutuklama kararını veren hâkim görüşüyor. Hem de beş buçuk saat görüşüyor. Peki, o görüşmeden sonra bu tutuklama kararı veriliyor.” Diyorum ki: “Burada bu kararı veren hâkim tarafsızlığını yitirmiştir. Dolayısıyla hâkimlerin tayin ve nakil meseleleri Hâkimler ve Savcılar Kuruluna ait olmasına rağmen neden bu hâkimi görevden almıyorsunuz?” Mehmet Ali Şahin bana diyor ki: “Efendim, bu soru, 96’ncı maddedeki soru niteliğinde değil.” Yahu, şimdi Mehmet Ali Bey, sana özel bir ders mi verelim, hangi sorular 96’ncı maddenin kapsamına giriyor veya girmiyor!

Diyorum ki: “Abdullah Gül, Çankaya’da oturan Abdullah Gül…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – “Sayın”, “Sayın.”

KAMER GENÇ (Devamla) – … yurt dışına yaptığı şu seyahatlerde ne kadar para harcamıştır?” Diyor ki: “Hayır efendim, burada kaba ve yaralayıcı söz var.”

Yahu, değerli milletvekilleri, bu Mehmet Ali Şahin’e söyleyin de kaba ve yaralayıcı söz nedir bir öğrensin bakalım. Yani “Çankaya” söylemekte mi kaba ve yaralayıcı söz? Ayrıca da “Abdullah Gül” demek de mi kaba ve yaralayıcı söz?

Kaldı ki 96’ncı maddede “kaba ve yaralayıcı söz” diye bir kavram yok. Ama orada oturmuş, ondan sonra, maalesef kendi aklına esen ve hukukla, mantıkla ilgisi olmayan gerekçelerle sorduğumuz soruları geri çevirerek, AKP İktidarı ve onun bakanları tarafından yapılan suistimalleri âdeta bir zırh germek suretiyle engellemeye çalışıyor.

Şimdi, bana göre, Mehmet Ali Şahin’in yaptığı en büyük ihlal Anayasa ihlalidir. Anayasa’nın 4’üncü maddesine göre diyor ki: “Türkiye Cumhuriyetinin işte şu şu maddelerine aykırı, değiştirilmesine dair teklif verilemez.”

Daha önce, biliyorsunuz, 411 oyla kabul edilen Anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesi iptal etti. Şekil değil esasa girdi. Niye esasa girdi? Ben, burada… Anayasa’nın temel ideolojisini, temel kuruluşunu, devletin, işte laik düzenini, hukuk devleti ilkesini eğer sen ihlal edersen, bu, şekil değil, Anayasa’nın esasından ihlal edilmesi şeklindedir ve bunu iptal etti. Buna benzer daha Anayasa Mahkemesinin kararları var.

Burada da Mehmet Ali Şahin’e düşen, bu teklifi komisyona sevk etmeden, bunun Anayasa’nın 2’nci maddesine aykırı olan maddelerinin tekliften çıkarılması için geriye iade etmesi lazım ama nerde… Mehmet Ali Bey, Tayyip Bey’in âdeta bir emir eri gibi hareket ediyor. Böyle bir Meclis Başkanlığı olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Arkadaşlar, bu makamlarda oturmak önemli değil, o makamların gereğini yapacak dirayeti, basireti göstermek önemli. Yoksa, orada ne emrediliyorsa yapmak… Buna o zaman gerek de yok, boş sandalye daha iyi yani! Orada boş sandalyeyi bırakalım, orada gelenler boş geçsin diye! Böyle bir şey olmaz, böyle bir hukuk düzeni olmaz.

Kaldı ki, şu memlekette bu kadar aç, çıplak, yoksul insan varken, bunları bir tarafa iterek, efendim, Anayasa’yı gündeme getirmek bu milletle alay etmektir, bu milletle eğlenmektir.

Maalesef, AKP’nin bir huyu var “Acaba nerede bir mağduriyeti oynarım da işte o mağduriyet yolunu bulup seçime giderim.” gibi bir oyun içindedir ve işte, efendim, yok “Yargının karşısında aciz kaldık…”

Tayyip Bey diyor ki “En verimli yerde bana iş yaptırmadı.” Yahu, Tayyip Bey, sen ne getirdin de yaptırmadı? Her gün yurt dışındasın, her gün yurt dışındasın. Yahu, biraz vicdanlı ol, gelip şurada otur! Şu, Allah… Yahu utanır insan bu sıralardan, utanır ya, utanır! Nerede bu bakanlar? Bu başbakanlar nerede yahu? Nerede? Utanır yahu, utanır. Şu manzara değer vermiyor, bu manzara size değer vermiyor, böyle şey olur mu? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, böyle bir şey olmaz.

BAŞKAN –Sayın Genç Teşekkür ediyoruz.

Aleyhte, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, hiçbir üniversitenin kurulmasında kimse aleyhte olamaz. Ama, ama…(AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu ülkede bulunan devlet üniversitesinin bütçesini kim yapıyor? Bütçesi yapılıyor ve buradan geçiyor. Şimdi acaba bu üniversitenin bütçesini kim yapacak? Almanların yönettiği bir üniversitemin… Bir üniversitemin… Şimdi, devlet üniversitem, devlet üniversitelerim son derece yokluk içinde, döner sermayeleri maaşa giderken devlet üniversitelerdi bir sürü ödenekten yoksun iken, acaba bu üniversitede bütçe nasıl yapılacak? Ve Almanların yaptığı bütçeyi acaba YÖK aynı şekilde onaylayıp ve bir şekilde, Maliye Bakanlığından, Millî Eğitim Bakanlığından aynı şekilde istedikleri her kuruş para geçecekse, benim devlet üniversitelerim perişan hâlde beklerken acaba bu üniversitenin her istediği kuruş verilecekse benim gönlüm buna razı olmaz arkadaşlar benim devlet üniversitelerimle aynı şekilde, aynı ödeneklere sahip değil ama bu üniversiteye Alman yöneticilerin istediği her türlü ödenek verilecek ve öbür üniversitelerim fakruzaruret içinde olacak.

Değerli arkadaşlarım, buradan YÖK’e sesleniyorum. Millî Eğitim Bakanlığı Yükseköğretim Genel Müdürlüğünün elinde, hangi üniversitenin kaç kadro açık olduğunun tek tek rakamı var. Acaba YÖK ne iş yapar? Bu üniversitelerim yıllarca kadro isterken bu kadrolar verilmiyorsa, acaba ey YÖK ,bunun hesabını sormak senin görevin değil mi; bu üniversitelerdeki çocuklarımın en iyi öğretimi görmesi senin görevin değil mi? Ama Türkiye’de her üniversitenin -altını çiziyorum- Yükseköğretim Genel Müdürlüğüne baksın, orada var. Hangi üniversitede kaç kadro açığı var? Yıllarca istiyorlar. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ne zamandan beri kadro istiyor? Ve Türkiye’de her üniversite… Demin Kütahya milletvekilim söyledi, “Kadro verdik.” diyorlar. Hayır arkadaşlar, serbest kadro. serbest bırakılmıyor.

Şunun için buna karşıyım: Bu üniversite her türlü olanağa sahip olacak, varsın olsun. Orada yetişen çocuklarımla gurur duymak da benim görevim ama aynı şekilde, aynı duyarlılıkla diğer üniversitelere duyarlılık göstermeyen bir YÖK acaba bu üniversitenin bütçesini, Almanların yönettiği ve onların gönderdiği bütçeyi onaylayacak ve her istediği parayı verecek arkadaşlar. Ben bunu söylemek istiyorum.

Tabii bir başka konu, yine vakıf üniversitelerinin yerleşkeleri, arkadaşlar. Yine söylüyorum, komisyonda söyledim. Adı “vakıf üniversitesi”, yüksekokul veya fakülte açıyor. Çocuklarımızın öğrenim gördüğü yerlerin, hepimizin çocuğu girdiği zaman hepimiz ondan rahatsız olmamalıyız ama öyle yerlerde öyle yüksekokullar açılıyor ki, öyle fakültelere izin veriliyor ki, çocuklarımızın oraya girmesinde sakıncalar var arkadaşlar. Maalesef, bu konuda YÖK’ün daha duyarlı olması lazım. Bir fakülte ve yüksekokul izni verirken, açılacak yerin kesinlikle bizim çocuklarımızın gidebileceği yerler olması lazım ama mezbele, bir şekilde sokak aralarında, giriş çıkışlarda sorunları olan birtakım yerler var arkadaşlar. Ben bunu bir kez daha uyarıyorum. Artı…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – O yerlerin isimlerini açıklayın.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Efendim size söyledim, YÖK’e de söyledim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – O üniversiteler ne zaman kuruldu, nerede kuruldu, lütfen açıklayın.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Söyledim, Komisyonda söyledim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – İsimlerini söyleyin, kamuoyu duysun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben burada okul ismi vermek istemiyorum. Ben sizi uyarıyorum.

İki, artı… Artık YÖK şunu kitabına yazsın: İlla bina olacak… Hayır arkadaşlar, Türkiye’de artık… Yani elli yıl işletme hakkı verilen binalar da olabilir, illa tapu yerine… İlla tapu diyor. Yani çok kötü bir yerde bir tapu olacağına, şehrin göbeğinde, çok iyi bir yerde, elli yıl eğer kullanma hakkı verilen, vakfa verilen bir yer varsa, YÖK’ün artık bunu kabul etmesi lazım, bu okulda, bu yerleşkede öğretime izin vermesi lazım. Maalesef…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Eskidendi…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hanımefendi, ben, Sayın Bakan…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Kast ettiğiniz okul çok eski.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – …bu olaylar oldu mu olmadı mı, var mı yok mu onu soruyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen konuşmanıza devam edin.

Sayın Bakan, müdahale etmeyiniz lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – “Eskiden” diyor da ben bunu soruyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu olaylar var mı, yok mu? Ben bu olaylar oldu mu olmadı mı, oluyor mu olmuyor mu…

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen Genel Kurula hitap ediniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ama, siz “eskidendi” diyorsunuz, demek ki var. Varsa, o zaman ben bunları düzeltin diyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şu anda yok ama.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Nasıl yok?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Varmış” diyorsun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – “Varmış” diyor işte, “varmış” diyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kim diyor onu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bunu görüp söylüyorsam, uyarıyorsam daha ne istiyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Doğruları söyle” diye uyarıyor seni.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Uyarıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Uyarıyor, “Ben Komisyonda söyledim.” diyorsun. Burada da söyle doğruları.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız lütfen… Sayın Elitaş…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Vakıf adını, üniversite adını vermek bana yakışmaz. Sadece diyorum, böyle okullar var mı? Bakın, gezin, göreviniz. Bakın… Yani bu çocuklarımızın yöre olarak, eğitim göremeyeceği yöreler varsa bu okulları taşıttırın. Bunları kapayın demiyorum, ben size yol gösteriyorum ve bunu söylemek de benim görevim.

Hepinize saygılar sunarım, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tasarı kabul edilmiştir ve kanunlaşmıştır.

Yirmi dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.23

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

5’inci sırada yer alan, Ankara Milletvekili Haluk İpek’in; Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin; Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün; Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 10 Milletvekilinin; Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ve 19 Milletvekilinin; Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Ankara Milletvekili Haluk İpek’in, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 10 Milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ve 19 Milletvekilinin, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123, 2/200, 2/288, 2/304, 2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490) (x)

BAŞKAN –Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 490 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, teklif tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Şimdi teklifin tümü üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Hamit Geylani.

Buyurunuz Sayın Geylani. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin tümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

                                          

(x) 490 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmetinin açılım açmazı, başta bu yasa teklifi olmak üzere şu an Adalet Komisyonunda görüşülen Terörle Mücadele Yasası ve açıklanan Anayasa değişikliği paketi ile açığa çıkmıştır. Kürt açılımı, demokratik açılım ve eklemeler derken veda kapanışı projesine dönüşen bu kandırmaca hadise yaşamın her alanında boy göstermektedir. Görüldüğü gibi, açılış yok, bir ölçüde kapanış var.

Görüşmekte olduğumuz bu yasa teklifi de çözüm noktasında yine gereken demokratik düzenlemeyi içinde barındırmadığı gibi devletin ve resmî ideolojinin Kürtlere ve de diğer farklı kültürlere bakış açısını bir kez daha ortaya koymaktadır. Oysaki Anayasa kadar önemli olan Siyasi Partiler Yasası, Milletvekili Seçilme Yasası ve Seçim Yasası’nın mutlaka önümüzdeki genel seçimlere kadar yetişecek biçimde, eşit ve demokratik bir yarış temelinde değiştirilmesi kaçınılmaz olmuştur. Üstelik bu yasaları değiştirmek için anayasal çoğunluğun olmasına da gerek yoktur. AKP Hükûmetinin tek başına bile bu değişiklikleri yapmaya yasal yeterliliği vardır.

Değerli arkadaşlar, kamuoyunda beklenti yaratan ve demokrasi adına değiştirilmesi kaçınılmaz olan Türkçe dışındaki başka dillerde propagandaya ilişkin Meclise sunulan yasa teklifinde hiçbir düzenleme yer almazken, alt komisyonda bu maddede değişikliğe gidilerek sadece sözlü propagandanın yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Üst Komisyon toplantısında bu maddeyle ilgili verdiğimiz değişiklik önergeleri de reddedilerek hüküm aynen korunmuştur. Yasanın bağlayıcı hükmünde “Dilde ve bütün propaganda araçlarında -tırnak içinde- Türkçe’nin kullanılması esastır.” denilmektedir. Yapılan değişiklikle “Ancak siyasi partiler ve adaylar seçim döneminde, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olmamak şartıyla, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları yerel dil ve lehçelerle de sözlü propaganda yapılır.” şekline dönüşmüştür.

Değerli arkadaşlar, bakınız, bu değişiklik bile sistemin, doksan yıllık Kürtlere ve diğer aidiyetlere bakış açısını çok iyi özetlemektedir. Böyle bir yazım tekniği ya da formülasyonu, tarihsel hazımsızlığın bir başka biçimi olarak değerlendirmek gerekir. Neden başka bir dilde konuşulunca hemen “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı” ezberi gündeme geliyor? Bölücülük başka dillerde konuşulunca mı ortaya çıkıyor? Bizce asıl bölücülük, diğer dilleri yasaklamak, başka kültürleri yok saymaktır. Teklifteki bu kırıntı değişiklikte bile onur kırıcı ve dili küçümseyen, basite alan bir bakış açısı hâkimdir. Ayrıca, 40 milyon insanın konuştuğu ana dili “günlük dil”, “geleneksel lehçe” ve benzeri benzetmeler olarak yasa maddesine dökmek tarihsel, siyasal ve sosyokültürel bir körlüktür. Bu da, 21’inci yüzyılda kabul edilmez bir insanlık ayıbıdır.

Bu ayıba rağmen, seçim propagandasında Türkçe dışında başka bir dilin serbest kalmasını mevcut Anayasa’nın ruhuna aykırı bulanlar bile vardır. Aslında, biz de ironik bir bakışla bu görüşe katılıyoruz çünkü öncelikle 82 Anayasası’nın ruhu yoktur. O, ruhsuz bir mevtadır, insanın varlığı bile o ölü ruha aykırıdır. Onun içindir ki, bu Anayasa’nın tümden değişmesi 72 milyon yurttaşımızın istem ve özlemidir.

Değişime karşı direnen mantıkla, geçmişten bugüne toplumda var olan farklılıkların ve çoğulculuğun bölünme nedeni olacağı şeklinde bir fobi yaratılmıştır. Oysa, çağımız, insan hak ve özgürlükleri çağı olarak tanımlanmaktadır. Farklı kültürler ve sosyolojik kategoriler arasında hoşgörü esasına dayalı uzlaşma kültürü çağımızın gelişen, önemli bir değeridir. Demokratikleşme ve demokratik standartların yükseltilmesi sonucu bölünmüş, parçalanmış devlet örneği yoktur. Aksine, demokrasi ve insan haklarıyla zıtlaşan sistemlerde istikrarsızlık, kaos, kargaşa, şiddet ve değişik biçimlerde çatışmalar olur.

Değerli milletvekilleri, seçim propagandası eşit koşullarda olmalıdır. Seçim afişleri, pankartları, el ilanları, radyo ve televizyonlarla yapılacak her türlü propagandanın da yasaksız dillerle yapılması bir vazgeçilmezliktir. Ayrıca, başka dillerde propaganda yapmanın önündeki tek engel, Seçim Yasası da değildir, asıl engeli oluşturan, Siyasi Partiler Yasası’nın ta kendisi. Bu Yasa’nın 43 ve 81’inci maddeleri, herkesin ana diliyle propaganda yapması önündeki en büyük engeldir. Onun için, ilgisi ve zorunlu uyum nedeniyle Komisyon toplantısında, anılan Yasa’daki bu maddelerin değiştirilmesi için verdiğimiz ek değişiklik önergeleri de görüşme gündemine dahi alınmamıştır.

Seçimlerde temel amaç, aday ile seçmen arasındaki sağlıklı iletişimdir. Bu iletişimin en doğal yolu, farklı dilleri de kullanabilme olanağıdır ancak bu yasaklayıcı yasa hükümleri nedeniyle hakkımızda bugüne değin yüzlerce fezleke düzenlenmiştir. Çağımızda ana dilin yasak konusu yapılması kabul edilemez; Türkiye bu ayıptan bir an önce kurtulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim hukuku, ilgili yasalarla birlikte bir bütündür. Başta Anayasa olmak üzere, Siyasi Partiler Yasası, Milletvekili Seçilme Yasası ve Seçim Yasası ile birlikte bir bütün olarak ele alınmalıdır. Seçim hukukunun en büyük handikabı ise, yerküresinde rastlanmayan yüzde 10’luk seçim barajıdır. Gerekçesi de sözüm ona temsilde adaleti ve yönetimde istikrarı sağlamadır. Ne var ki, gerçek anlamda adaletin olmadığı bir sistemde, yönetimde de demokratik istikrardan söz etmek mümkün değildir. Nitekim, yaşadığımız son çeyrek yüzyılın şiddet ve çatışma kültürünün sarmalında tüm acımasızlığıyla toplum olarak hep birlikte ölme ve öldürme iklimini yaşadık, hâlen de yaşamaya devam ediyoruz. Yaşanan kaotik ortamın temelinde yatan nedenlerden biri de ret ve inkârla birlikte, işte, seçim sistemlerinde uygulanan yüzde 10’luk barajdır.

Bakınız, son altı milletvekili genel seçimlerinde milyonlarca seçmenin iradesi anılan baraj nedeniyle Meclise ne yazık ki yansımamıştır. Belirgin bir kanıtı da, 2002 seçiminde, seçmen yurttaşların yüzde 49’unun oyunun Meclise yansımadığını görüyoruz. Bunun anlamı nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Temsilde toplumu bölen yüzde yarımlık ve istikrarda cehennemî kaos demektir. Seçim barajının yüzde 2 ile 5 arasında belirlenmesi durumunda, Parlamentonun toplumun daha geniş kesimlerini kapsayacağı ve temsiliyetini sağlayacağı gerçeğini bütün toplum olarak kabullenmekte ve bilinmekte.

Baraj sistemini öngören ülkelerin demokratik standartları da en fazla bu oranlar arasındadır. İşte böylesi bir uyum için, Komisyon toplantısında, yine yüzde 10’luk seçim barajının düşürülmesi için verdiğimiz değişiklik önergesi de kabul görmemiştir. Oysaki biz demokrasiyi toplum için ve her siyasi görüş için savunuyoruz. Bakınız, şu an, Meclisteki siyasi partiler dâhil -Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve AKP, bütün partiler dâhil- tüm siyasal geleneklerin partileri bu baraj altında kalmadılar mı değerli arkadaşlar? Bence açmaya gerek yok. Atatürk’ün partisi -İnönü’den Ecevit’e, Baykal’a kadar- Özal’ın partisi, rahmetli Türkeş’in partisi, Demirel’in partisi, bütün partilerin devamları bu baraja takılmışlardır. Onun için, sarıldığınız hukuksuzluk mutlaka bir gün sizin de ayağınıza dolanacaktır.

Bizim çağrımız, hukuki eşitlik ortaklaşmasıdır. Böylesi bir konsensüsle demokratik katılımı güçlendirilmiş bir yasama gücü, Türkiye’nin kendi iç dinamikleriyle sorunları çözme kültürünü geliştirecek ve uluslararası platformlarda da güçlü temsiliyet sağlanacaktır ve ülkenin itibarının da bu ölçüde demokratik standartlara ulaşacağı bir gerçek. Ama ne hazindir ki sistem bunu anlamakta zorlanıyor ve çoğulculuğa karşı da âdeta direniyor.

Değerli arkadaşlar, her açıdan eşit koşullarda başlamayan seçim yarışının adil bir yarış olduğu kabul edilemez. Yönetme erkini kullanmaya aday olan siyasal partilerin ekonomik sorunlardan ötürü herhangi bir ekonomik ve sosyal etki altına girmesinin engellenmesi açısından devlet yardımları yapılmaktadır ve bu yardımın adil bir şekilde dağılımı öngörülmekte.

Son olarak, 1995 yılında, Anayasa’nın 68’inci maddesinde yapılan son değişiklikle siyasi partilere devlet yardımı yapılması anayasal güvenceye bağlanmıştır. Emredici nitelikteki bu düzenlemeyle siyasi partilere yeterli düzeyde ve hakça mali yardım yapılması ve bu yardımın tabi olduğu esasların yasa ile düzenlenmesi öngörülmüştür ancak yapılan yasal düzenlemeler, Anayasa’da öngörüldüğü gibi hakça devlet yardımı yapılmasına olanak sağlamamıştır.

Yüzde 10 genel seçim barajı nasıl temsilde bir adaletsizliği oluşturuyor ise devlet yardımı alabilmek için konulan yüzde 7’lik baraj da aynı eşitsizliği destekleyen diğer bir hukuksuzluktur. Yüzde 7 oy alma zorunluluğu, tıpkı seçim barajı gibi, çoğunluğu oluşturan partilerin desteklenmesini öngörmekte ve demokrasinin çoğulculuk ilkesini ortadan kaldırmaktadır.

Değerli arkadaşlar, yine, Komisyon çalışmalarımızda, ilgisi nedeniyle Siyasi Partiler Yasası’nın bu haksız hükmünü düzenleyen ek 1’inci maddenin beşinci fıkrasının değiştirilmesine ilişkin verdiğimiz değişiklik önergesi de gerekçesiz suskunlukla gündeme yine alınmamıştır.

Ekonomik sıkıntılar girdabında, örgütsel yapısını geliştiremeyen, siyasi bir etkinlik yapamayan ve de geniş kitlelere ulaşamayan bir siyasi partinin siyasi yaşamda varlığını sürdürmesi oldukça zordur, nitekim, hâlen Türkiye’de mevcut olan çoğu parti aynı sıkıntılarla karşı karşıyadır. Ayrıca, bu durum, en başından siyasi partiler arasında eşitliği ortadan kaldırmakta ve küçük partileri ya yok olmaya ya da marjinal kalmaya zorlamaktadır. Şu an, tüm yurttaşların siyaseten helal olmayan, hazineden toplanan, alın teri olan vergilerini, üç parti -trilyonlarca- aralarında bölüşmektedirler; diğer siyasi partilere karşı devletin bir siyasi silahı olarak kullanmakta da sakınca görülmüyor. Bence bir empati yaparak bunu gözden geçirmek durumundayız.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz yasa teklifi, daha çok seçimlerin yapılış tekniği ile uyulacak bazı kuralları yeniden düzenlemektedir, kuşkusuz, olumlu bulduğumuz hükümleri de içermektedir. Bu hukuki teknikler, pratikte yaşanan sorunları ortadan kaldırma adına kuşkusuz yapılması gerekiyor ancak baştan beri anlattığımız gibi, seçimlerin demokratik ve adil olabilmesi, eşit koşullarda yürütülmesi ve eşit koşulların tüm seçmenlere ve o seçmenleri temsil eden siyasi partilere dağıtılması noktasında, sadece o teknik anlamda yapılan değişikliklerle güneşin doğuşu, batışı, saatler ya da sandık ve pusula ebatlarıyla sınırlı kalması mümkün değildir. Seçimlerin adil olabilmesi için her şeyden önce eşit koşulların yaratılması kaçınılmazdır. Ayrıca, her seçim bölgesi için propaganda zamanının 06.00 ile 23.00 arasında olması noktasında -Komisyondaki arkadaşlar da anımsayacaklar- bir ortaklaşma olduğu hâlde, Komisyon kararına değişik yansımasını hiç de doğru bulmuyoruz ve anlamakta da güçlük çekiyoruz. Zira, güneşin doğuşu, en doğudaki ilde çıkış saati, zamanı ayrıdır, İstanbul’da batışı ayrıdır ama eşitliği sağlaması açısından 06.00’yı başlangıç saati, 23.00’ü de bitiş saati olarak belirlemiştik ve öyle bir ortaklaşma da yaşamıştık.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, Türkçe dışındaki başka dillerde propaganda, seçim barajı, hazine yardımı gibi çok önemli hadiselerin yanında bu yasa teklifinde yer alan, bağımsız adayların birleşik oy pusulalarında yer almasının da haksız ve hukuka aykırı bir düzenleme olduğu görüşündeyiz. Yasa teklifinin 30’uncu maddesi ile düzenlenen birleşik oy pusulası hakkında vermiş olduğumuz değişiklik önergesi de diğer önergelerde olduğu gibi dikkate alınmadı ve reddedilerek kapsam dışında bırakıldı. Milletvekili genel seçimlerine katılan bağımsız adayların birleşik oy pusulalarında yer alması, uygulamada çok ciddi sorunlara neden olmaktadır. Birleşik oy pusulalarında yer alan bağımsız adayların sadece isim ve soyisimlerinin yanı sıra, kendilerini tanıtıcı hiçbir ibarenin olmaması okuma yazma bilmeyen seçmen yurttaşlar bakımından da ciddi sorunlar oluşturmaktadır.

Özce sunduğumuz bu nedenlerle birlikte maddeler üzerinde arkadaşlarımızla birlikte çekincelerimizi değişiklik önergeleriyle gündeme getireceğiz. Ancak, yasa teklifinin bu hâliyle yasalaşmasına karşı olduğumuzu belirtiyor, Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Geylani.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili İsa Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Gök.

CHP GRUBU ADINA İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 490 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında, tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle arkadaşlar, bunu duyurmakta ciddi fayda var: Türkiye, seçim sürecine girmiştir. Değil mi Haluk Bey? Türkiye, seçim sürecine girmiştir. Geçtiğimiz günlerde, Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması hakkındaki kanun teklifi yasalaştı. Ardından, Seçim Kanunu, Milletvekili Seçimi Kanunu’nda değişiklik, bunların tümü, Türkiye'nin artık seçim sürecine girdiğini gösteriyor. Bir de zaten, Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulmasında referandum gündeme gelirse demektir ki tam seçim sathındayız, startı veriyoruz. Hayırlı uğurlu olsun yeni seçim döneminiz.

HALUK İPEK (Ankara) – Sağ olun.

İSA GÖK (Devamla) – Şimdi, bu kanun neden son zamana kaldı? Anayasa’nın 67’nci maddesinin son fıkrasını arkadaşlar biliyorsunuz: Seçim hukukuna ilişkin değişiklikler seçim tarihinden bir yıl önceden ilişkin dönemde kullanılamaz. AKP sıkıştı, Haluk Bey çok sıkıştı, farkındayız, o kadar sıkışıldı ki Komisyon çalışmalarındaki süreler kısmı arkadaşlar çok enteresan oldu. Bir yıllık sürece girilmesin diye, bakın, Anayasa Komisyonu nasıl çalıştırıldı: 16 Mart tarihinde Komisyona geldi kanun teklifi, gündem yapıldı, yani salı günü geldi, perşembe günü 18 Martta toplantıya girdik sabahleyin. Teknik bir kanun, çalışılması lazım. Alt komisyon kararı çıktı. Alt komisyon hemen akabinde, 23 Martta, hemen salı günü toplandı. Sabahleyin başladık, gecenin bir saatine kadar çalışıldı.

AHMET YENİ (Samsun) – Çalışacaksınız, çalışacaksınız.

İSA GÖK (Devamla) – Biz çalışmaktan korkmayız ama eğer ki kanunu çıkarmakla görevli ve istekli olan AKP bunu çıkaracaksa seçimlerden bu tarafa geçen üç yıl uyuyup da son bir yıla bir hafta on gün kala “Aman, kanunun çıkması lazım!” diye bu kadar hata yapılmasına sebebiyet veren değişikliklere gitmesi gereksiz. Daha önce yapılabilirdi, altı ay önce yapılabilirdi, bu kanun sindire sindire çalışılır, bir hataya mahal verilmezdi -teknik bir kanun- ve arkadaşlar, salı günü akşamın bir saati çalışmamız bitti. Perşembe günü esas komisyona -Anayasa Komisyonuna- çıktı ve perşembe günü bitti, bu hafta salı da Genel Kurula indi.

Şimdi, sürelere bakarsanız zaten, sıkıştırılmayı görürsünüz. Bu hızlılık var ama bunun dışında, aslında, bu teklifle beraber yani 16 Martta havaleyle Komisyona gelip bir anda bu kadar telaşla çalışılırken Mecliste başka milletvekillerine de açıkça saygısızlık yapıldı, açıkça. Nedir biliyor musunuz arkadaşlar?

Bakın, bu Mecliste, hangi gruptan olursa olsun ve bağımsız olursa olsun, milletvekili arkadaşlarımız var. Sayın Ali Rıza Ertemür, CHP Grubumuzdan, Denizli Vekilimiz ve Halil Ünlütepe, Afyonkarahisar, bu konuda bir kanun teklifi verdiler, 26 Mart 2008. Sayın Sevahir Bayındır, Şırnak Milletvekili, Sevahir Hanım 2008’in Kasımında bir kanun teklifi verdi. Sayın Hasan Erçelebi, Denizli Milletvekili -Hüseyin Mert ile beraber ve diğer vekil arkadaşları var- 29 Ocak 2009’da kanun teklifi verdi. Çünkü bu kanun, herkesin, milletin iradesinin buraya yansımasını düzenleyen kanundur, son derece önemli. Sayın Mehmet Şandır, Oktay Vural, Mehmet Serdaroğlu; MHP Grubunun bir teklifi var 2008’in Ocak ayında, hiçbirisi bunların, arkadaşlar, gündeme alınmadı, görüşülmedi dahi. Yine, Mustafa Vural, Hasan Erçelebi, Denizli Milletvekili; onların teklifi var, 13 Haziran 2008, yine görüşülmedi. Gültan Kışanak, Diyarbakır Vekilimiz; Gültan Hanım’ın teklifi var 2008’in Temmuz ayında, görüşülmedi bugüne kadar. Oktay Vural ve Mehmet Şandır’ın teklifleri var 2008’in Aralık ayında, bugüne kadar görüşülmedi ve Kamer Genç, Tunceli Milletvekili, bağımsız Vekilimiz; arkadaşlar, onun da teklifi var, 2009 Haziran, yine görüşülmedi. Ama 16 Martta AKP’den Sayın Haluk İpek’in teklifi geldiği an -bu kadar vekil, bu kadar vekilin teklifi hiç umursanmadı- bir anda Komisyon toplantısı kondu.

Şimdi, işin komik yanı, arkadaşlar, Anayasa Komisyonunda bu teklifler toplantıya sunulmadı dahi, teklif sahiplerine haber dahi verilmedi. Anayasa Komisyonunda sorun dile getirilip konuşulduktan sonra -ki bu teklifler o günkü, yani 18 Mart tarihli toplantıda hiç kimseye sunulmadı; bir toplantı oldu zaten- salı gününe alt komisyon kondu, salı günü alt komisyon zamanı bu tekliflere ulaşıldı. Demek ki bu Mecliste, AKP’li vekillerin, CHP, BDP, MHP, bağımsızlara göre ayrı bir üstünlüğü var; bizim teklifler nazara alınmıyor. Ama aslında, bu diğer teklifler incelendiğinde, içinde, adaletin tecellisi, milletin iradesinin sandığa düzgün yansıması konusunda son derece reel öneriler var, bu da ayrı bir husus. Alt komisyonda geldi arkadaşlar, alt komisyona kadar bu teklifler incelenemedi. Zaten, salı gündeminden sonra, çarşamba elimize ulaşan tekliflerle perşembe günü Komisyona geldiğimizde AKP’li Komisyon üyeleri dahi bu teklifi ilk toplantıda görmemişlerdi, incelememişlerdi, direkt alt komisyona girdi.

Tabii, esas farklılıklar böyle de bitmedi. Alt komisyonda bir cansiparane çalışıldı, AKP’li teklif olunca özel bir muameleye tabi tutuldu. Alt komisyona girdiğimizde arkadaşlar, yine bunlar konuşulmadı. Bakıyorsun ama bunlar konuşulmadı, bunları masaya yatırmadınız. Az önce saydığım vekil arkadaşlarımın tekliflerini nazarı itibara… Şöyle bir baktınız, Türkçesi bu.

HALUK İPEK (Ankara) – Alt komisyon…

İSA GÖK (Devamla) – O zaman onu da açıklayayım Haluk Bey, peki, siz istediniz, açıklayacağım o zaman onu da.

Şimdi bakın arkadaşlar, bu teklifin adı Haluk İpek teklifi, Ankara Milletvekili. Bizim Komisyon toplantımızda önümüze getirilen teklif şu idi, biz de buna çalışarak gelmiştik. Alt komisyon kararı çıktı, ben partim adına görevliydim. Alt komisyona gelirken de ben yine bizim için önemli olan, Meclisi de ilgilendiren, İç Tüzük’ün de amir olduğu şekli ben Haluk İpek teklifini inceleyerek geldim. Toplantıya başladık ama başka bir teklifle karşılaştık; bu teklife isim vermek lazım -teklifler karışacak- ben de buna Ayhan Sefer Üstün teklifi dedim çünkü alt komisyon toplantısı salı günü…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Haluk İpek versiyonunun kötü bir kopyası.

İSA GÖK (Devamla) – Bilemiyorum… Onu demeyelim.

Şimdi, salı günü alt komisyona gelirken elimizde Meclis Başkanlığının ve Anayasa Komisyonu Başkanının havaleli olan teklifiyle ben o kadar çalışma yapmışım, çalışmalarla geldim ama öğrendim ki cumartesi ve pazar günü, Meclisimiz yokken çalışmıyorken ve Meclis çatısı altında olmaksızın dışarıda, başka bir yerde -ben merkezi söylemeyeyim- başka bir kanun teklifi çalışılıyor âdeta. Yepyeni bir metin geldi, bu metne de Ayhan Sefer Üstün teklifi diyoruz.

AHMET YENİ (Samsun) – Kanunla ilgili bir görüşünüz yok mu Sayın Vekilim?

İSA GÖK (Devamla) – Öğreneceksin, ona da geleceğim.

Ama böyle bir teklif havale edilmedi, incelenmedi, bizim önümüzde arkadaşlar otuz üç maddelik yepyeni bir teklif oluştu. Hangisine çalışacağız? Ama tabii ki AKP Grubunca, Haluk İpek teklifi değil, Ayhan Sefer Üstün teklifini masaya yatırıp bu maddeler üzerinden tartışacağız dendiği için bizler de eli mahkûm bu tekliften çalışmaya başladık. Her iki teklif arasında son derece farklı şeyler var. Bunları sorduğumuzda ise ilk komisyon toplantısında ortaya dökülen görüşlerden feyiz alındığını -bu feyiz benim kelimem- bu feyzle yeniden teklifin ele alındığını, yeniden yazıldığını söylediler. Yani alt komisyon aslında Mecliste kurulmuyor, alt komisyon AKP Genel Merkezinde kuruluyor. Bizim gitmemiz nafile, biz boşuna çabalıyoruz ama gittik.

Arkadaşlar, her iki teklif farklıdır, birçok maddesi farklıdır. Madde ihdası vardır, madde iptali vardır; iki farklı tekliftir. Bu iki teklifin resmî olan komisyona sunuluş tarih ve saatleri arasında hiçbir resmî toplantı yoktur. Demek ki bu teklif gayriresmî olarak dışarıda ele alınıp, yeniden pişirilip, Meclis Başkanlığına sunulmaksızın, bir sıra sayısı, hiçbir numara almaksızın doğrudan alt komisyonun önüne dayanmıştır. Bu da böyle mi arkadaşlar?

Biz, ona rağmen bu teklif çalışmasında Ayhan Sefer Üstün teklifinin daha makul, milletin iradesinin sandığa yansıyıp buraya kadar, mahallî idareler seçimleri dâhil… Çünkü bu kanun bir temel kanundur, yalnızca milletvekili değil mahallî idarelere de uygulanacaktır. Biz grup olarak elimizden geldiğince bu teklifi düzeltmeye, uygulanabilir kılmaya ve adilliği sağlamaya çalıştık, çalıştık ama yine de bu teklifte anlaşamadığımız ve o yüzden muhalefet etmek zorunda kaldığımız hususlar ortaya çıktı.

Şimdi, arkadaşlar, 1’inci maddesinde… Ha, bir şey daha söyleyeyim: Bakın, Sayın İpek, seçim süreci başladı ama yakın çağ tarihimiz bir şey gösteriyor, bir şey diyor: Seçimlere az süre kala seçim hukukuyla oynayarak, seçim kanunlarıyla oynayarak, seçim hukukunun üstüne bir abluka kurarak egemenlik sağlamaya çalışan tüm partilerin sonu ilk seçimde hüsran olmuştur. Bu da bir gerçeklik. Bunu tarihe not düşmek için söylüyorum, en geç bir yıl sonra olacak seçimlerde de bir hüsran bekliyor.

Şimdi, arkadaşlar, bu teklifte iyi şeyler de yok değil, var. Mesela, çerçeve 1’inci maddede biz Yüksek Seçim Kuruluna temsilci olarak, son seçimlerde en çok oyu almış dört siyasi parti ve bir de -düşünerek- grubu bulunan partinin Yüksek Seçim Kuruluna temsilci vermesini -1 asil, 1 yedek- kabul ettik. Sonuçta bu oylarla buraya tecelli edecek olan, iradeye yansıyacak olan partilerin YSK nezdinde bu oylarının takibini yapması lazım. Şu anda deniliyor ki, dün bana söylendi, bunun Anayasa 79’a aykırılık olabileceği… Tüm partilerin ortak kararından geri dönüş sinyalleri veriliyor, bunu yapmayın. YSK’da her parti mutlaka bir temsilci bulundurmalı, Anayasa 79’a aykırılık yoktur, üye değiller, oy kullanmayacaklar. İtirazların, denetimin YSK nezdinde daimî kılınmasını sağlamak istiyoruz. Lütfen bu adımdan geri dönmeyin arkadaşlar.

Ama bununla beraber başka sorunlar da var. Şimdi, bakın, bir ana makine var, HAVELSAN’da olduğu söyleniyor. Seçim kurullarında manuel olarak “SEÇSİS” dediğimiz, Bilgisayar Destekli Merkezî Seçmen Kütüğü Sistemi’ne girilen oyların Ankara’ya gelip buradan dağılması sürecinde bir de o ana makinenin kontrolü gerekiyor. Bu ana makine sebebiyle mutlaka her siyasi parti -o dört parti ve grubu bulunan partiler buna dâhil olmak üzere- bilgisayar, yazılım, işletimden anlayan bir uzman marifetiyle orada bulunmalı, sisteme giriş değil, kontrolünü yapmalı. Bizim amacımız, milletin oyunun, sandığa giren oyun aynen çıkışını sağlamak, arada her türden girişe, oyuna, yasa dışılığa izin vermemek.

Arkadaşlar, iki: İlçe seçim kurullarında mutlaka ve mutlaka -bunu konuştuk, hüküm altına altık, geri dönmeyin- ilçe seçim kurullarında manuel olarak sandık seçim sonuçları girilirken, SEÇSİS’e girilirken, o son tuşa basmadan önce herkes bir ekranda, tüm partiler, müşahitleri gelen sandık sonuçlarını okurken görebilmeli ilçe seçim kurullarında. Çünkü sandık sonuçlarını alsanız dahi, o bilgisayar sistemine, iletişim sistemine girerken bir hata olduğunda sonradan bunu giderme imkânı yok. Mutlaka bir gönderilen… Seçim kurulunun tek makinesinden girilir arkadaşlar, seçim kurulları görev paylaştırabilir ama bir makine üzerinden SEÇSİS’e veri aktarımı olur. Oraya mutlaka bir ekran koyarak, büyük ekran koyarak herkesin görmesini sağlamak zorundayız. Yine, bununla beraber, sandık sonuç listelerinin, tutanaklarının mutlaka imza karşılığı her müşahide verilmesi konusunda -en alta zaptı mutlaka ve mutlaka yaratılmalı- buna vermeliyiz. Çerçeve 1’inci madde konusunda hassasız arkadaşlar, bundan ödün verilmesine razı değiliz.

2’nci maddede, güneş esaslı olarak biz seçim yasaklarını başlatıp bitiriyoruz. Güneş esaslı yani güneşin doğuşundan, batışından dediğimiz usulde her zaman için fezlekelerle karşılaşılıyor. Bu davalara son verelim. Güneş battı batmadı, bulut var, erken oldu, yaz oldu, kış oldu, sabit bir saat… Bunu size anlattık yine bir kez daha anlatıyoruz, sabit saat uygulaması olsun. Herkes bilsin ki açık yerdeki görüşmelerde bu saat -23.00 demiştik biz 23.00 olarak- bilinsin. Emniyet geldiğinde, güneş battı batmadı, bugün iki dakika önce sonra, fezleke düzenleniyor, olmasın bunlar. Yani siyasetçinin önünü açmak lazım, bu konuda kolluğun eline siyasetçiyi vermemek lazım çünkü kolluk yani polis, bir zaman, özellikle seçim süresinde çok kötü kullanılıyor.

Arkadaşlar, çerçeve madde 3… Burada, ben AKP’nin bu mülki amirlere bu kadar bağlı ve sevecen olmasını anlayamıyorum. Yine seçim bürolarında ve birçok yerde, o yerin en büyük mülki amirine birsürü yetki verdik. Arkadaşlar, vermeyin. İlçe seçim kurulları var, orada hâkimler var, hâkimler muhatap olsun. En büyük mülki amire yetki verdiğinizde ne oluyor arkadaşlar?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Buzdolabı veriyor!

İSA GÖK (Devamla) – Buzdolabı dağıtıyor, hem de kışın! Suyu olmuyor, çamaşır makinesi veriyor, çekyat dağıtıyor. Arkadaşlar, bu olmaz. Yalnızca o değil, başka vali çıkıyor “Ben ’One minute’ diyen Başbakan istiyorum.” diyor. Seçim işlerini, arkadaşlar, mülki amirlere bıraktığınızda mutlaka siyasi baskı, siyasi etki çıkıyor. Biz o sebeple çerçeve 3 ve sonrasında mülki amir saplantısından kurtulunmasını öneriyoruz.

Arkadaşlar, canlı yayın… Bakın, canlı yayında sorun çıkacak. Bunu tekrar uyarıyoruz size. Şu canlı yayın olayı, çerçeve 4’üncü maddeden vazgeçin.

Çerçeve 5’te 61/3 yasağı, anket yasağı… Bunu son on güne indirdiniz. Bu, seçmeni yönlendirmektir. Baştan beri bizim söylemimiz ne oldu arkadaşlar? Anket yasağını önceki 61/3 gibi seçim sürecinin başlangıcına kadar koymak zorundasınız, daraltmayın, daha da alta getirmeyin onu.

Arkadaşlar, telefonla görüşme yasağı… Bunun ele alınması lazım.

Sandık seçmen listesine ilave… Buna “Evet.” dediniz AKP olarak. Bu sorunlu. Sandık seçmen listesine ilave SEÇSİS sistemine uymaz, uymuyor arkadaşlar. Bilgisayar destekli merkezî seçmen kütük sistemine geçtik, tabii Türkiye’de UYAP var, bunun dışında MERNİS var, bilgisayar ortamında çalışılıyor. Tabii bu bilgisayarın sorunu ayrı, yani sun microsystem işletim sistemini kullanıyor Türkiye, burada ciddi sorunlar olduğu söyleniyor. Bu kısma geçmiyorum, yani o sun microsystem, şuna buna girmiyorum ama sandık seçmen listesine, bilgisayar destekli listeye siz seçim kurullarından son dakika ilave seçmen göndermeye son verin. Çerçeve 15’inci maddeye, arkadaşlar, dikkatinizi çekiyorum, bunun acilen düzeltilmesi lazım.

16’ncı maddede, ısrarla biz bunu basın açıklamasında söyledik, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaralı kimliklerin kullanılması… Arkadaşlar, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu var, bunun 47’nci maddesi, açıkça buna aykırı düzenleme getiriyorsunuz. Yani oradaki belediyelerden alınacak belgelerle dahi -kimlik yerine kullandırıp- oy kullandırma imkânı veriyorsunuz. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’na aykırı düzenlemeden vazgeçin. Bunu alt komisyonda itirazın yer aldığı şekilde mutlaka kullanın.

Kolluk güçlerinin ve ulaştırma görevlilerinin oy kullanması… Arkadaşlar, tekrar ediyoruz, bu çok tehlikeli. Bir yerde mahallî seçimlerde, anlattık, bir oyla belediye başkanlığı değişiyor. O yerde kolluk güçlerinin ve ulaşım görevlilerinin kendi ilçelerinde oy kullanmasını sağlayamıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

İSA GÖK (Devamla) – Örneklerini verdim ben size arkadaşlar. Bunu sağlayamadığınızda binlerle ifade edilen kolluğu, polisi yönlendirerek tüm il seçimlerinde yapıyı değiştirirsiniz, seçim sonucunu belirlersiniz. Bundan vazgeçin, buna girmeyin.

Sandık sonuç tutanağının verilmesi… Arkadaşlar, itirazlarımız çok, o yüzden kanuna muhalif oluyoruz. Sandık sonuç tutanaklarının -o 26 tane bent saydık- en sonuna mutlaka matbu olarak, oradaki parti görevlilerine, müşahitlere verilmesi konusunda bir matbu, mutlaka, tutanak sureti konmak zorunda, imza karşılığı tutanak alınmak zorunda. Aksi hâlde, sandık sonuç tutanaklarının seçim kurullarına, milletin sandığa attığı iradenin düz olarak yansımasını sağlayamazsınız. Zira, biz yolda değişen sandık torbaları, değişen sandık sonuç tutanaklarını, bunları biliyoruz.

Arkadaşlar, eğer ki amacımız milletin iradesinin, sandığa atılan iradenin sandıktan çıkmasını teminse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü bağlayınız.

İSA GÖK (Devamla) – Peki, efendim.

…arz ettiğim ve daha sonra maddelere gelince arz edeceğimiz konular konusunda da uyarılarımıza kulak verin. Bu kanunu AKP kanunu, bizim dediğimiz olsun kanunu olmaktan çıkartın, millî iradenin, milletin iradesinin sandığa yansıdığı şekilde çıkmasını teminen uyarılarımıza kulak vererek bu değişiklikleri yapın.

Ben yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gök.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Faruk Bal.

Buyurunuz Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Seçim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak için huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, seçim kanunları seçmen eğiliminin millî iradeye dönüştürülmesine dair usul kanunlarıdır. Tekrar ediyorum: Seçim kanunları seçmen eğilimlerinin millî iradeye dönüştürülmesine dair usul kanunlarıdır. Dolayısıyla, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olarak nitelediğimiz siyasi partilerin seçim sathı mailinde yarıştıklarında aralarındaki yarışın demokratik kurallara uygun olması ve seçme ve seçilme hürriyeti diye tanımladığımız evrensel bir insanlık değeri olan ve demokrasinin de özünü teşkil eden kuralların uygulanmasını icap ettirir.

Bu nitelikleri itibarıyla seçim kanunları uygulandığı ülkelerin siyasi rejiminin rengini ve şeklini belirler. Yani bir ülke “demokratik bir ülkedir” diye anayasasında yazsa bile eğer seçim mevzuatı demokratik toplum gereklerine uygun hükümler ihtiva etmiyorsa, o takdirde o ülkenin rejimi demokratik olarak nitelendirilemez. Bu özelliğini dikkate aldığımızda, Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, Milletvekili Seçimi Kanunu ve Mahallî İdareler Seçimi Kanunu’yla ilgili değişiklikler Anayasa değişikliği kadar önemlidir, Anayasa değişikliği kadar özeldir çünkü bir ülkenin demokratik yapısının uygulanmasıyla ilgili olmak üzere halkın iradesinin belirleneceği sistemi ortaya koymaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, gerek Anayasa değişikliğinde gerekse bu özellikleri itibarıyla seçim mevzuatının değiştirilmesine ilişkin tasarı ve tekliflerde, uzlaşma yöntemiyle bu değişikliklerin gerçekleştirilmesine inanan bir partiyiz.

Görüştüğümüz kanun, maalesef bu felsefeden uzak bir kanundur, dayatmacı bir kanundur, yasakçı bir kanundur, devlet yetkilerini iktidarın emrine vererek seçmen iradesini iktidar istekleri doğrultusunda gerçekleştirmeyi amaçlamış bir kanundur.

Bu teklif geliş yöntemi itibarıyla böyledir. Bu kadar önemli, bir ülkenin siyasi rejiminin rengini ortaya koyacak kadar önemli olan bir kanunda, AKP İktidarının demek ki söyleyecek bir sözü yok ki bunu bir Hükûmet tasarısı olarak getirmemiştir, bir milletvekili teklifi olarak getirmiştir ya da AKP, yaklaşan seçimlerde istediği sonucu alabilecek bir seçim kanununun engellenmesini ortadan kaldırmak amacıyla, bu konuda söz söyleyebilecek başta Yüksek Seçim Kurulu olmak üzere, devletin ilgili kurum ve kuruluşlarının bilgisinden ve onların bu çalışma hakkında katkılarından korkmuştur ki bunu bir milletvekili teklifi olarak getirmiştir.

Bu teklif alelacele görüşülmüştür. 16 Mart tarihinde Meclise sunulan teklif, çok süratli bir şekilde 18 Martta Komisyona, 23 Martta alt komisyona gitmiş, 23 Martta alt komisyonda farklı bir metin üzerinde on bir saat çalışan alt komisyon raporunu verir vermez, 26 Mart tarihinde Anayasa Komisyonuna gelmiş ve bugün 1 Nisan, bu hızlı turu katederek yüce Meclisin huzuruna gelmiştir. Ne olmuştur? Acele edilmiştir. Acele işe şeytan karışır. Acele eden ecele gider.

Değerli arkadaşlarım, temenni ederim ki seçmen iradesine bu acele nedeniyle şeytani işler bulaşmaz, bu aceleden bir şeytani sonuç çıkmaz ve temenni ederim ki, bu acele işin neticesinde, seçmenin eğilimini belirleyecek, millî iradeye dönüştürecek olan seçim mevzuatımız ciddi bir şekilde hasar görmez.

Değerli arkadaşlarım, komisyon çalışmaları sırasında bu Seçim Kanunu’nu uygulayan, başta Yüksek Seçim Kurulu olmak üzere, nüfus idaresi olmak üzere, kurum ve kuruluşların görüşlerine itibar edilmemiştir. İtibar edilmediği gibi, mütalaalarının alınmasına imkân ve fırsat da sağlanmamıştır. Dolayısıyla, Hükûmet teklifi tek yanlı olarak değerlendirilmiş, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak uzlaşma kültürünün gereği verdiğimiz katkıların bir kısmı kabul görmüş ama asıl üzerinde durduğumuz ve seçmen iradesini bir ayna gibi yansıtacak, sandığa giren oyun aynen iradeye dönüşmesini sağlayacak tedbirler, maalesef, hiç dikkate alınmamıştır.

Bu tedbirlerin başında, yürütme gücünün seçim iş ve işlemlerinde etkisinin daraltılması ve yürütme gücünün seçim iş ve işlemlerinde kullandığı yetkinin denetlenmesidir. Eğer yürütme, yani iktidar seçim süreci içerisinde çok geniş bir yetkiyle seçim işlerine müdahale etmeye başlarsa ve bu müdahalesi denetlenemez bir boyutta olur ise o takdirde, o ülkede seçim demokratik bir seçim değildir, o ülkedeki rejim de dolayısıyla demokratik bir rejim değildir.

Şimdi, mülki idare amirlerinin bizim Seçim Yasamızda belirli görevleri vardır. Bu Seçim Yasası’nı 1960’lı yıllarda çıkaran Meclis zannetmiş ki hakikaten mülki amirler kamu yararına çalışan ve eşitliği, adaleti ön planda tutan bir anlayışa sahip. Ama gelin görün ki, 2010 Türkiye’sinde, Tunceli’de AKP seçim kazansın diye promosyon olarak beyaz eşya dağıtan bir valiyle karşı karşıyadır. Bu Vali bu suçtan dolayı Yargıtayda mahkûm olmuştur. Bu Vali hâlâ validir ve bu Valinin seçim sırasında seçim iş ve işlemleriyle ilgili yetkisini nasıl kullanacağından benim gibi herkesin şüphesi vardır.

2010 yılının Türkiye’sinde bir vali çıkmıştır. Rahmetli bir başbakanın bir yabancı ülkeyi ziyareti ile Sayın başbakanın Davos “One minute” olayını karşılaştırarak “Ben böyle bir başbakan istemiyorum, böyle bir başbakan istiyorum.” şeklinde particilik yapmıştır. Bu Vali hâlâ valilik görevini ifa etmektedir.

Başbakanın “Valiler de kömür dağıtacak.” lafını duyan bir vali, kamyon şoförü muavini olarak binmiş kamyonun başına, vatandaşa kömür dağıtmış, vatandaşa kömürle birlikte AKP’ye oy devşirmiştir. Bu Vali seçim iş ve işlemlerinde nasıl adaletli olacaktır? O Valinin kullandığı yetkiler nasıl adil bir şekilde seçmenin iradesini sandığa yansıtacaktır?

Sayın İçişleri Bakanı, haklarında onlarca yolsuzluk suçu, iddiası, ithamı, Danıştaydan verilmiş yargılanmasına dair karar bulunan İstanbul Belediye Başkanı, Çorum Belediye Başkanı, Malatya Belediye Başkanı, Ankara Belediye Başkanı, bölücülük suçundan hakkında tahkikat bulunan Diyarbakır ve sair belediye başkanları dururken Adana Belediye Başkanını Belediyeler Birliği ile ilgili açtığı davayı kazanması üzerine görevden almıştır. Bu İçişleri Bakanının yetkisindeki ve idari amirliğindeki vali ve kaymakamlar nasıl adil olabileceklerdir?

Fak Fuk Fon diye bilinen, vatandaşa, yoksula, fakire, garibe, gurebaya devletin imkânlarını eşit, adil bir şekilde sunmakla görevli bazı mülki idare amirlerinin muhtarları toplayarak “AKP’ye oy vermemeniz hâlinde bunları keseceğim.” tehdidi altında oy devşiriciliğinde bulunması ile değerlendirdiğimizde mülki idare amirlerinin önemli bir kısmının bugün parti memuru hâline geldiğini anlıyoruz ve dolayısıyla onların kontrolünde yapılabilecek bir seçimin eşit ve adil bir seçim olmayacağını anlıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, söz burada iken, bizim Seçim Kanunu’muzda “Sandık kurulu başkanları kura ile belirlenir.” diye hüküm vardır. Sandık kurulu başkanları kura ile belirlenir ama uygulamada hiçbir zaman kura çekilmez, mülki idare amirlerine bir yazı yazılır “Sandıklarda görevlendirilecek memurların isimlerini bildirin.” diye. İşte, “One minute” valisi, beyaz eşya dağıtan vali, kömürcü vali, Fak Fuk Fon’dan AKP’ye oy toplayan kaymakam bu listeleri nasıl dolduracaktır? Dolayısıyla sandık kurulu başkanının AKP tarafından doğrudan atanmış bir başkan olması ihtimali karşımızdadır. Biz komisyon çalışmaları sırasında böyle bir yazının yazılmaması gerektiğini, ilçede görevli tüm kamu görevlilerinin listesinin alınması ve bu kamu görevlilerinin bulundukları sandıklarda görevlendirilmesi ve bu görevlendirmenin de kura çekilme suretiyle gerçekleştirilmesini talep ettik. Eğer demokrasiye inancı olsaydı AKP Grubuna mensup olan arkadaşlarımız bu temel demokratik talebi kabul ederlerdi.

Değerli arkadaşlarım, demek ki yürütmenin etkisinin azaltılması ve denetlenebilir hâle getirilmesi gerekirdi bu kanunun düzenlenmesi sırasında ancak yürütmenin yetkisi daraltılmadığı gibi, artırıldı; denetlenmediği gibi, denetsiz bir hâle getirildi.

Bu seçim yasasında teknolojinin seçim hukukuna sokulması için teklifte bulunduk. Özellikle en büyük kaosun yaşandığı, en büyük seçim usulsüzlüklerinin yapıldığı sandık torbalarının ilçe seçim kurullarına teslimi sırasında… İki tane talepte bulunduk: Bunlardan bir tanesi, sandık sonuç tutanağının otomatik olarak bilgisayar tarafından okunabilecek şekilde tanzim edilmesine ilişkin talep idi. Bu, her türlü hileyi hurdayı ortadan kaldırabilecek bir talepti; bu reddedildi.

İkincisi ise, özellikle birden fazla -ki Türkiye'nin tamamına yakını böyledir, muhtarlık bölgeleri hariç olmak üzere- bilgisayar ile sandık sonuçlarını kabul eden ilçe seçim kurullarında, ilçe seçim kurulu bir kenarda toplantı hâlinde oturmakta, bilgisayarın başında bir tek memur bulunmaktadır. O bir tek memur ile bir tek sandık kurulu başkanı karşı karşıya bulunmaktadır; siyasi partiler ortada yoktur. Dolayısıyla siyasi partilerin bu teslim anında, teslim alan bilgisayar memurunun etrafında, müşahit olarak, yapılan işlemi gözleyebilmelerine imkân sağlamalarını talep etmiştik, maalesef bu talep de reddedilmiştir. Dolayısıyla, demek ki, yapılacak birtakım iş ve işlemlerin adım adım, parke taşı gibi, yolu döşenmektedir.

Değerli arkadaşlarım, iş aceleye getirilmiştir. Aceleyle birlikte, çok ciddi, tehlikeli işler de yapılmıştır. Bunlardan bir tanesi de sandık alanıyla ilgili düzenlemelerdir. Türkiye demokratik seçimleri yapmaya başladığı tarihten itibaren sandık alanı 100 metre yarıçaplı bir dairedir ve bu sandık alanında sandık kurulu, kurul hâlinde görevlidir ve yetkilidir. Acil işlerde sandık kurulu başkanı müdahale etmeye yetkilidir. Şimdi, bu teklif ile sandık alanının içine 15 metre yarıçaplı bir daire ile “sandık çevresi” diye bir tanım getirilmekte ve bu sandık kurulunun yetkisi 15 metrelik dairenin içerisine hapsedilmektedir. Sandık kurulu da kurul olarak yaptığı gibi birtakım işleri, sandık başkanı ayrıca tek başına yapabilir ya da herhangi bir sandık kurulu üyesi tek başına birtakım iş ve işlemleri yapabilir hâle gelmiştir. Bunun anlamı kaostur. Bu kaos bir tehlikedir ama sandık kurulu içerisinde yaratılan kaostan daha vahim, daha tehlikeli bir durum var ki o da şudur: 15 metre yarıçaplı alandan sandık kurulu alanının bakiye kalan kısmında yani 85 metre yarıçaplı sandık alanına emniyet güçleri yerleştirilmektedir, güvenlik güçleri. “E, ne olsun? Yerleşsin.” E, yerleşsin ama aynı emniyet güçlerine bu sandıkta oy kullanma imkânı getirilmektedir, ulaşım görevlilerine bu sandıkta oy kullanma imkânı getirilmektedir ve sandık alanının bu kısmında sandık kurulu değil, kanunen yetkisi bulunmayan bina sorumlusu görevli hâle getirilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bunun anlamı şu: “Ben, tehlikeli bulunduğunu gördüğüm sandıklara emrimdeki, iktidarın emrindeki zabıtayı yığarım, ulaştırma elemanlarını yığarım, orada ben seçimi alırım.” Bunun Türkçesi budur. Bu, iktidar yetkisinin suistimalidir, antidemokratiktir ve “Acele eden ecele gider.” lafının bir işaretidir. 1946 yılında da açık oy, gizli sayım kuralı getirilmişti. Bu millet açık oy, gizli sayıma rağmen “Dur” demesini bilmiştir, size de “Dur” demesini bilecektir.

Değerli arkadaşlarım, bir başka gariplik de alt komisyonda bir teklif üzerine Anayasa’mızda millî birlik ve bütünlüğü, resmî dili ve Anayasa’nın değiştirilmez maddelerini delen, Türkçeden başka bir lisanla propaganda yapılmasını yasaklayan hükmü ihlal edilmiştir.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk milletinin bin yıllık kardeşlik hukukunu muhteşem bir terkip hâline getirdiğine, vatandaşlarımızın hepsinin, birini diğerinden tefrik etmeden, birinci sınıf vatandaş olduğuna inanmakta ve farklı dilleri olsa da, farklı inanışları olsa da ülkemizi bir çiçek bahçesine benzetmekteyiz. Bu çiçeklerin elbette farklı renkleri, elbette farklı kokuları olacaktır ancak bu çiçek bahçesi bütünüyle birlikte güzeldir, bütünüyle birlikte bir anlam ifade etmektedir. O anlam da bin yıllık kardeşliktir. Bin yıllık kardeşlik süreci içerisinde, aynı Allah’a inanarak, aynı Peygambere inanarak, aynı Kâbe’ye beş vakit namaza durarak, düğünlerimizde oynadığımız halayı aynı, düğünlerimizde söylediğimiz şarkısı türküsü aynı olmak üzere, kadınlarımızın saç örgüsü aynı olmak üzere, kilimlerimizin deseni aynı olmak üzere, ağıtlarımız aynı olmak üzere, sevinçlerimiz, kıvançlarımız aynı olmak üzere bir kardeşlik yarattık. İşte o çiçek bahçesi içerisindeki güllerin hepsine yer vardır, çiçek bahçesinde ayrılık otlarına gerek yoktur, yer yoktur.

Değerli arkadaşlarım, bu kapsam içerisinde, Milliyetçi Hareket Partisi, biraz önce bir kısmını sıralayabildiğim müştereklerden hareket ederek millî bütünleşmeyi ve millî birliği savunmaktadır; tek bir farklılıktan yola çıkarak farklılaştırmayı ve ayrıştırmayı, Anayasa’nın ortaya koymuş olduğu millî birlik ve bütünlük kavramına ve Anayasa ilkelerine aykırı görmektedir ancak maalesef, bu adım atılmıştır, AKP’nin açılımı burada kendisini ortaya çıkarmış, Habur’dan ortaya çıkan sonuçlar, Habur’dan sonra toplumun ayrışma sürecini ortaya koyan, insanların birbirinin, komşusunun kim olduğu, fırıncının, kasabın kim olduğu sorusunu aklına getiren ve gelecekte tartışmalara, çatışmalara ve sosyal kargaşaya yol açabilecek bu maddeye şiddetle karşıdır.

Değerli arkadaşlarım, garip bir şekilde israf hükmü getirilmiştir bu teklifle. Yüksek Seçim Kurulunun yaptığı hesaplara göre 150 trilyon liraya yakın bir masraf çöpe atılmaktadır. Oy zarflarının, oy pusulalarının, sandıkların ve kabinlerin yenilenmesi suretiyle getirilen değişiklikler israftan başka, başka bir mana daha ifade etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

FARUK BAL (Devamla) – Milimetrik hesaplar, santimetreyle tarif edilen hususlar, kullanılacak metalin cinsi, şekli bize modern bir seçim sisteminden ziyade, bunları temin için yapılacak ihalede bir şartnameyi hatırlatıyor. Acaba bu şartname bir firmayı mı tarif ediyor, burada kaygımız vardır, burada kuşkumuz bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, oy zarfları, oy pusulalarının geçerli, geçersiz olması noktasındaki ayrıntı “Şeytan ayrıntıda gizlidir.” darbımeselini aklımıza getirmektedir. Bu kadar yoğun bir kazuistik anlayışla yapılan bu düzenlemenin, bizim, uygulama sırasında görevli olacak seçim görevlilerimize bir kaos yaşatacağı inancı içerisindeyiz. Bu itibarla bu ayrıntıların da ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, tekrar ediyorum: Bunun demokratik ölçülere uygun bir yasa hâline getirilmesi için Milliyetçi Hareket Partisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız.

FARUK BAL (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

…uzlaşma kültürünün gereği olarak katkılarda bulunmaya hazırdır. Yaklaşık on maddesi Milliyetçi Hareket Partisinin teklifiyle olgunlaştırılmış olan bu teklifin, daha da olgunlaştırılması için her maddesinde elimizden gelen katkıyı önergelerle sağlamaya çalışacağız diyor, hepinizi saygılarla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bal.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Haluk İpek.

Buyurunuz Sayın İpek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HALUK İPEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile ilgili AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Demokratik toplum düzeni gereklerine uygun bir seçimin yapılabilmesi, oy verme gününden önce siyasi partilerin ve bağımsız adayların özgür, eşit, serbest biçimde kendilerini seçmene, topluma tanıtmalarına, program ve projeleriyle rekabet etmelerine imkân sağlayan bir ortamın oluşturulmasına bağlıdır. Nitekim, demokratik seçim için gerekli ortamın oluşturulabilmesi amacıyla seçimin başlangıcı olarak belirlenen tarihten oy verme gününe kadar geçen süreyi kapsayan seçim döneminde uygulanacak usul ve esaslar 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nda ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 1’inci maddesine göre, özel kanunlarına göre yapılacak milletvekili, il genel meclisi üyeliği, belediye başkanlığı, belediye meclisi üyeliği, muhtarlık, ihtiyar meclisi üyeliği, ihtiyar heyeti üyeliği seçimlerinde ve Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulmasında yine 298 sayılı Kanun uygulanmaktadır.

298 sayılı Kanun, zaman içinde yapılan kimi değişikliklerle bugüne kadar 1’inci maddede belirtilen tüm seçimlerde ve halk oylamalarında uygulanan usul kanunu olma özelliğini hâlen devam ettirmektedir. Ancak, yaklaşık elli yıldır uygulanmakta olan bu kanunun, güncel gelişmeler ve teknolojik ilerlemeler karşısında yetersiz kalması doğal olduğu gibi, bazı hükümleri de özel kanunlarda yapılan düzenlemeler nedeniyle uygulanamaz hâle gelmiştir.

298 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği yılda yapılan 15 Ekim 1961 milletvekili genel seçimleri ile 29 Mart 2009 mahallî idareler genel seçimleri il genel meclisi sonuçlarını nüfus, seçmen, geçerli ve geçersiz oy, sandık sayıları ve katılım oranları açısından analize tabi tuttuğumuzda şu sonuçlar çok dikkat çekicidir:

1961’de seçmen sayısı 12.924.395 iken son mahallî seçimlerde seçmen sayısı 48.049.446’dır. 1961’de seçmenlerin nüfusa oranı yüzde 46 iken son mahallî seçimde seçmenlerin nüfusa oranı yüzde 67 olmuştur. Toplam sandık sayısı 1961’de 56.894 iken bu son mahallî seçimde sandık sayısı 177.431’dir. Katılım oranı yüzde 81’den yüzde 85’e çıkmış ama yüzde 15 seçmen hâlâ seçimlere katılmamaktadır. Geçersiz oy sayısı 385.281 iken 1961’de, son seçimde geçersiz oy sayısı 950 bin olmuştur.

Bu kıyaslamadan şuraya varmak istiyorum: 298 sayılı Yasa yaklaşık elli yıldır uygulamada ve bu elli yılda Türkiye nüfusu 3 kat, seçmenin nüfusa oranı yaklaşık 1 kat, sandık sayısı 3 kat artarken buna paralel olarak geçersiz oy sayısı 3 kat artmıştır. Yani, seçmen sayısının hızla artmasından kaynaklanan problemlere karşı mevcut kanun bazı noktalarda yetersiz kalmıştır. Bu artışın getirdiği ve getireceği problemleri gideren, vatandaşların seçme hakkını kullanmasını engelleyen ve güçleştiren fiilî durumları ortadan kaldıran ve hukuki güvenceler getiren, seçimin şeffaflığı, dürüstlüğü ve seçim sonuçlarının sağlıklı ve doğru biçimde tespitine dair yeni esaslar getiren bir düzenlemeye ihtiyaç vardı ve bu vatandaşların beklentileri, ilerleyen teknoloji, gelişen nüfus yapısı ve eğitimine rağmen geçersiz oy sayısının 3 kat artması, seçime katılım oranlarının yüzde 85’te kalması gibi sebeplerle ve bilimsel açıdan yapılan çalışmalarla 298 sayılı Yasa’da değişiklik yapılması ihtiyacı doğdu.

Uygulamayı ve teamülleri standartlara kavuşturmak amacıyla hukuki metinler oluşturmak, toplumun problemlerine çözüm bulma arayışını kolektif ihtiyaçların karşılanması amacıyla bütünleştirip toplumun beklentilerine yönelik kanun teklifleri hazırlamak saik ve göreviyle hareket eden her parlamenter arkadaşımın yaptığı gibi, 298 sayılı bu Yasa’da da çok geniş bir araştırma yaparak bu konuyla ilgili, seçimle ilgili bugüne kadar birçok alanda çalışmalar yapan kişilerin görüşlerinden yararlanılmıştır. Yine, İstanbul Milletvekilimiz Mustafa Ataş’ın önemli katkıları olmuştur, yine Sakarya Milletvekilimiz Ayhan Sefer Üstün’ün önemli katkıları olmuştur bu kanunda. Yine, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın bu teklifin hazırlanmasında katkıları olmuştur, Çankırı Milletvekili Sayın Nurettin Akman Bey’in katkıları olmuştur, Konya Milletvekili Kerim Özkul’un önemli katkıları olmuştur, İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın katkıları olmuştur ve yine seçim hukukuyla ilgili birçok eseri bulunan Avukat Mehmet Doğan Kubat’ın da birçok katkısı olmuştur. Kendilerine burada, huzurunuzda teşekkür ediyorum.

Anayasa Komisyonunun teklifle ilgili ilk toplantısında son söz olarak bu teklifle ilgili hiçbir maddeyle ilgili ön yargılarımızın olmadığını, tek amacımızın seçimlerin güvenle yapılması, seçmen iradesinin tam ve eksiksiz olarak sonuçlara yansımasını amaçladığımı, seçimlerin rekabete dayalı bir süreç, bir yarış alanı olduğunu, dolayısıyla iktidar ve muhalefetin birlikte katkılar vermesinin gerekliliğini vurgulayarak alt komisyona havale edilmesini, buradan önemli katkıların alınmasını ve bu katkılarla oluşacak bir anlamlı konsensüsün bir eseri olması gerektiğini açıkça söyleyerek bir bakıma partimizin alışılagelmiş uzlaşma kültürünün altını çizmiş ve mülahazalara açık tavrımızı ortaya koymuştum ki bu husus Anayasa Komisyonunun tutanaklarında da vardır.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Hiç samimi değilsin, doğru söylemiyorsun.

KADİR URAL (Mersin) – “Alışılmış uzlaşma kültürü” nasıl bir şey oluyor? “Alışılmış uzlaşma kültürü”nü bir açıkla Hocam.

HALUK İPEK (Devamla) – Eğer Anayasa Komisyonunun tutanaklarını incelerseniz, bu beyanımın öyle olduğunu, özellikle CHP’nin ve MHP’nin de orada katkılarının olduğunu, kendi taleplerinin metne geçtiğini de göreceksiniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şimdi garip olan, uzlaşma o değil Haluk Bey.

HALUK İPEK (Devamla) – Alt komisyonun ve Anayasa Komisyonunun AK PARTİ’li üyeleri de bu tavrı Komisyon çalışmalarında göstermiş, muhalefet milletvekillerinin görüşleri ve önerileri metne yansıtılarak seçim mevzuatı açısından önemli katkılar alınmıştır.

KADİR URAL (Mersin) – Kendin bile inanıyorsun!

HALUK İPEK (Devamla) – Muhalefet milletvekillerinin bir kısım teklifleri ise doğru olmadığı için Anayasa Komisyonunda dikkate alınmamıştır.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Bak sen!

HALUK İPEK (Devamla) – Bütün Komisyon üyelerimizin bu anlamlı katkılarına ayrıca teşekkür ediyorum.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Kendi yazdığınız komisyonların kararlarını bile çıkaracaksınız.

HALUK İPEK (Devamla) – Bu teklifle neler getirilmiştir? Seçim büroları… Normalde Yüksek Seçim Kurulunun kararlarında seçim büroları açılıyordu. Ancak, teklifle, seçim kirliliğini ortadan kaldırmak için, rastgele asılan o bayraklar, o görüntü kirliliği ve israfı yok etmek için şu düzenleme getirilmiştir: Artık bundan sonra parti genel merkezleri, il binaları, ilçe binaları ve belde binalarına her zaman ama seçim bürolarında seçimin başlangıcından propaganda süresinin sonuna kadar bayrak asılabilecek, onun dışında o yollara, ara sokaklara, direklerin kenarlarına bayraklar asılmayacak. Bu israfı ve bu kirliliği bu teklifle önlemiş olduk ama seçim büroları bu süreçte çok önemli bir yer kazanacağı için seçim bürolarını kanunda tanımlayan ve kanunda yeri olan bir hâle getirmek istedik. Teklifin 1’inci maddesinde bunun yer almasının sebebi budur.

Bugüne kadar Yüksek Seçim Kurulunun -biraz önce eleştiriler oldu “Niye mülki amirlere veriliyor?” diye, “Niye mülki amirler inceliyor?” diye- verdiği kararlarda da il seçim büroları, yine mülki amirlere dilekçeyle müracaat edildiğinde beyan usulüyle yani sadece bildirimle açılabiliyordu. Bu konudaki muhalefetin eleştirisi YSK kararlarıyla çelişmektedir.

Yine, bilindiği gibi, hava karardıktan sonra propaganda yapılamamaktaydı. Bununla ilgili birçok milletvekili hakkında veya belediye başkanı hakkında tutanak tutulup haklarında dava açılıyordu. Hatta, yukarıdaki, Anayasa Komisyonunda da birçok dokunulmazlıkla ilgili dava bununla ilgiliydi. Güneş battıktan iki saat sonrasına kadar propaganda yapılmasıyla ilgili bir düzenleme getirdik. Muhalefet “23.00’le sınırlayalım.” dedi, reddettik. Sebebi şu: Van ile İzmir arasında bir saat yirmi dakikalık bir saat farkı vardır arkadaşlar, güneşten yararlanma açısından. Eğer aynı saatle bunu sınırlar, “23.00” derseniz, o zaman batıya kadirlik yapmış olursunuz, İzmir’e kadirlik yapmış olursunuz, onun hakkını yemiş olursunuz. Ayrıca, seçimler mart ayında ve temmuz ayında yapılmaktadır. Eğer aynı saat derseniz, 23.00 derseniz, martta yaptığınız seçimlerde, beş altı saat, hava karardıktan sonra güvenliği sağlayamayabilirsiniz. O nedenle reddettik.

Yine, propaganda yapılmasıyla ilgili düzenlemeler getirdik. Ha, bu arada, katkılardan birisi, dedi ki: “Şu anda dağıtılıyor, işte anahtarlık, kalem. Bunlara bir sınır getirelim.” dedik. Muhalefet “Ya, bu yanlış anlaşılır, kimi dağıtır kimi dağıtmaz.” dedi, çıkardık tekliften. Muhalefetin de teklifiyle, arkadaşların da teklifiyle bunu çıkardık.

Yine, sabit ilan yerlerinden yararlanmayla ilgili -sabit ilan yerlerinden belediyelerin, biliyorsunuz, bir sürü billboard’ları var- buradan yararlanmayı çok sıkı kurallara bağladık. Bütün siyasi partilerin…

Bakın, arkadaşlar, bunu iktidardan bir milletvekili teklif ediyor. Muhalefetin haklarını korumak ve bütün siyasi partilerin seçimde o billboard’lardan eşit yararlanmasıyla ilgili düzenlemeyi biz teklif ettik ki şeyde…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O öneri bizim önerimiz.

HALUK İPEK (Devamla) – Hayır, hayır…

SIRRI SAKIK (Muş) – Peki, bağımsızlar ne olacak?

HALUK İPEK (Devamla) – Bağımsızlar da dâhil, bağımsızlar da dâhil…

SIRRI SAKIK (Muş) – Birleşin, birleşin yine beğımsızlara…

HALUK İPEK (Devamla) – Yok yok, bağımsızlar da dâhil. İsterseniz okuyayım: “Siyasi partiler ve bağımsız adaylar.” Teklifte böyle yazıyor. Dolayısıyla, hiç eşitlikten taviz vermedik.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Yine vardır bir bildiğiniz.

HALUK İPEK (Devamla) – Yine…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Boşuna iyilik yapmazsınız siz, bir hinlik vardır yine.

HALUK İPEK (Devamla) – Aynaya bir bak aynaya.

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Sizin gibi tuzak kurmayız biz.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Aynaya sen bak.

HALUK İPEK (Devamla) – Seçimin başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar şehir içi veya şehirler arası toplu taşıma amacıyla kamu hizmetlerinde kullanılan hava, kara, deniz ve raylı sistem gibi taşıtlarda, bu tür yerlerde siyasi partilerle ilgili reklam olmayacağına ilişkin düzenlemeyi getirdik.

Oy sandıklarıyla ilgili… Oy sandıklarının şeffaf olmasını arzu eden bir teklif getirdik. Sebebi de şu: Çevremizdeki bütün ülkeler -Irak da dâhil olmak üzere, Batılı devletler de dâhil olmak üzere- artık seçimleri şeffaf sandıklarda yapıyorlar. Ama bu düzenlemeyi getirmemizin asıl sebebi şu: Sadece sandık değil. Arkadaşlar, bütün ülkelerde oy kabinleri var, bizim ülkemizde yok. Biz bu düzenlemeyle oy kabinini mecbur hâle getirdik. Şu ana kadar, şöyle, çay kartonlarını kesip küçücük yerlerde, Anayasa’daki gizlilik ilkesini ihlal edici tarzda oylar kullanılıyordu. Şu an Yüksek Seçim Kurulu oy kabinini mecbur hâle getirecek.

Biraz hızlı geçiyorum.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Zarfları da şeffaflaştıracak mısınız, zarfları?

HALUK İPEK (Devamla) – Sandık alanı ve sandık çevresiyle…

Ha, ondan önce oy zarfları… Arkadaşlar, İstanbul’da çok büyük oy pusulaları kullanılırdı, ama sığdırmak istedikleri zarf küçücüktü. Zarfları 2 katına çıkardık, oylar daha rahat kullanılsın, zarftan çıkarılırken oylar iptal edilmesin diye.

Yine, oy kabinlerini getirdik.

Sandık alanı, sandık çevresi… Arkadaşlar, seçimin en önemli sıkıntılarından birisi güvenlik. Güvenliğin birçok yerde ne şekilde olduğu biliniyor. Sınıfın içinde oy kullanılırken sandık başkanına güvenliği sağlamakla ilgili emniyeti çağırma yükümlülüğü getirilmiş. Dolayısıyla, koridorlarda ve bahçede güvenlikle ilgili sıkıntıyı göremediği için o sandığın başındaki sandık kurulu üyesi onları çağıramamakta, bu da çok büyük bir güvenlik zafiyetine yol açmakta. Dolayısıyla “sandık alanı ve sandık çevresi” diye ilk defa seçimlere bir düzenleme getirdik. Sebebi güvenliği daha iyi sağlamak. Biraz önce muhalefetten bir arkadaşımız dedi ki: “Sandık kurulu üyelerinden bir tanesinin bile güvenliği çağırmasıyla ilgili düzenleme getiriyorsunuz. Bu doğru değil.” dedi. Arkadaşlar, biz bunu buraya yazmasak bile biz oradaki kurul üyesinin çağırmasıyla ilgili yetkiyi “Cebir, şiddet, tehdit hâlinde çağırabilir.” dedik, diğer sandıkla ilgili uyumsuz davranışlarda değil. Eğer orada birisine cebir, şiddet, tehdit uygulanıyorsa biz bunu buraya yazmasak bile güvenlik kuvvetlerini çağırma yetkisi vardı ama bir kısım güvenlikçiler “Sadece sandık kurulu başkanı çağırırsa geliriz.” diye bugüne kadar böyle bir uygulama yaptıkları için buraya açıkça yazma zorunluluğu doğdu.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Muhalefet kimi çağıracak? Bakanınız tehdit ediyor insanları. Kimi çağıracağız biz?

HALUK İPEK (Devamla) – O kadar çok bağırıyorsun ki sesini duymuyorum!

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Bağırırım, benim sesim gürdür, sesimi kesemezsiniz.

HALUK İPEK (Devamla) – O kadar çok bağırıyorsun ki sesini duymuyorum!

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Duymazsın. Kulaklarınız duymaz, gözleriniz görmez oldu zaten.

HALUK İPEK (Devamla) – Yine, diyelim, sandık seçmen listesinde birisinin ismi var veya ismi yok. Liste kesinleştiğinde, bakıyorsunuz, listede var olan birisi listeden çıkarılmış veya müracaat etmiş, dilekçe vermiş ama sandık listesine yazılmamış. Dolayısıyla ilçe seçim kurulu hâkimine başvurarak Anayasa’da yazılan o kutsal oy hakkını takip etmesi ve alması için ilçe seçim kuruluna bu konuda yükümlülük yükledik.

Tabii vaktim dar olduğu için ileriki aşamalarda konuşurum.

Özellikle iptal edilen oylara belli bir standart getirmek için kazuistik yöntemi benimsedik. Seçim Yasası, şu an mevcut 298 sayılı Yasa da yine kazuistik yöntemle yazılmıştır.

Yine, oylar sayılırken iki ayrı tutanak tutulmasını, zarfların iki kez sayılmasını, iki kez tutanak tutulduğu zaman bu tutanaklardan bir tanesi, yani birbiriyle çeliştiği zaman oyların yeniden sayılmasını, bunu da hükme bağladık. Yine, ilçe seçim kurullarında oyların tamamı sisteme girildikten sonra çıktı alınarak orada bulunan siyasi parti temsilcisine çıktının verilip tekrar oradaki ilçe seçim kurulu hâkimi tarafından bütün sandık sonuçlarının yüksek sesle okunması ve siyasi parti temsilcilerinin bunu kontrol etmesiyle ilgili bir düzenleme getirdik.

Vaktim dar olduğu için biraz da muhalefetin eleştirilerine de cevap vermek istiyorum. Özellikle şunu söylemek istiyorum, denildi ki: “Siz, emniyet güçlerine belli bir yerde oy kullanma hakkı vererek seçim sonuçlarını etkileyeceksiniz.” diye bir beyan oldu, özellikle onu söylemem lazım.

Arkadaşlar, getirilen düzenlemeyle, bir emniyet görevlisi hangi seçim çevresinde oy kullanması gerekiyorsa orada kullanacak. Milletvekilliğinde, diyelim Yenimahalle’de oturuyor, Keçiören’de de oy kullanabilecek. Niye? Toplamda aynı seçim çevresinde, aynı milletvekilini seçeceği için. Belediyede de kendi oturduğu yerde oy kullanabilecek. Bununla ilgili Yüksek Seçim Kurulunun Kararını okuyorum: “Güvenlik görevlileri ise seçmen bilgi kartları bulunmak şartıyla, görevli oldukları sandıkta oy kullanabilirler.” YSK kararı… Hani, siz yapıyor dediniz ya, biz YSK kararını kanunlaştırıyoruz.

Yine “Sandık kurulu üyeleri, bina sorumluları, güvenlik görevlileri oy kullanmış ise sandık seçmen listesindeki oy verenlerin toplamına dâhil edilir.” Yine Yüksek Seçim Kurulunun kararı. Dolayısıyla Yüksek Seçim Kurulunun mevcut uygulamalarını burada sanki biz ilk defa getiriyormuşuz gibi dile getirmek doğru değil.

Yine, şunu da özellikle belirtmek istiyorum; bunu hiçbir ön yargı olmadan, hiçbir kompleks olmadan söylüyorum: Muhalefet de bu seçimlerde birlikte oynayacağımız bu kuralların belirlenmesinde gerçekten önemli katkılar vermiştir Komisyonda. Ben burada, gelen sözcülerin, biz şu, şu, şu maddeleri teklif ettik, Komisyonda da burada geçirildi diye burada beyan etmelerini aslında arzu ediyordum. İnşallah görüşmelerin devamında söylerler. Birçok hususta mesela anketlerle ilgili hususta görüşleri buraya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

HALUK İPEK (Devamla) – Anketlerle ilgili hususta görüşleri dile getirilmiştir. Şu anda anket yayınlanması YSK kararıyla seçimden önceki son yirmi dört saat kalaya göre olabilmektedir. Arkadaşlar, bunu seçim yasaklarının başladığı o on günle sınırladık. On günden önce eğer bu anket yayınlanacaksa bu anketi kim yaptırıyor, kaynağını nereden alıyor, parasını, şununu, bununu, her şeyini açıklaması gerekir diye kural getirdik, şarta bağladık. Dolayısıyla bu kanun yasalaştıktan sonra, bundan sonra seçimler çok daha sağlıklı olacak, çok daha güvenli yapılabilecek. Seçimin daha güvenli ve seçmen iradesinin tabelaya düzgün bir şekilde yansıtılmasıyla ilgili çok fazla önlem alındı, çok iyi önlemler alındı.

Oy pusulalarımız renkli olacak arkadaşlar, onu da söyleyeyim. Hani gidiyoruz, siyah beyaz oluyordu. Bundan sonra oy pusulaları renkli olacak, herkesin İçişleri Bakanlığına verdiği kurumsal kimlik doğrultusunda. 298 sayılı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK İPEK (Devamla) – Son, tamamlıyorum eğer uzatırsanız.

BAŞKAN – Evet, tamamlayınız.

Buyurunuz.

HALUK İPEK (Devamla) – 298 sayılı Yasa’yı bundan elli yıl önce yapanları tebrik etmek lazım. Elli yıldır bu yasalarla seçimler yaptık ama bu değişiklik teklifiyle -iktidar muhalefet hiç fark etmez- herkes seçimlerini çok daha güvenli yapabilecek, -bunu çok iddialı bir şekilde söylüyorum- çok daha iyi yapabilecek.

Katkı… Mesela biraz önce İsa Bey söyledi: “Tutanak verildikten sonra, bunu, deftere imzasını alalım.” Biraz önce söyledi. Arkadaşlar, ilave edelim. Dolayısıyla hiçbir ön yargımız yok.

Ben tekrar, 298 sayılı Yasa’da yapılacak değişikliklerin milletimize ve demokrasimize hayırlı olmasını diliyor, katkısı geçen, emeği geçen bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İpek.

Şahsı adına İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu.

Buyurunuz Sayın Hacaloğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan 490 sıra sayılı Yasa Teklifi üzerinde, genelinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Esasında, biraz evvel ifade ettiğim gibi, evet, bu bir yasa teklifi ancak arkasında Hükûmetin var olduğu biliniyor ve bu tanımıyla esasında bu bir AKP yasası. Bu teklif de diğer birçok, hemen hemen tüm AKP yasalarında olduğu gibi öze dokunmuyor, sorunları çözmüyor, sadece çözer gibi yapıyor ve göz boyuyor. Gerçekten bu. Bu nedenle -uyarıyorum AKP’li arkadaşlarımı, Hükûmeti- giderek halkın önünde itibarınız erimekte, tükenmekte. Yasama organı olarak gerçekten Türkiye’nin sorunlarını çözmeye yönelik yasa çıkarmak öncelikli görevimiz ve seçimler demokrasinin en temel unsuru, mekanizması. Ben, şahsen, bürokrasiden ayrıldıktan sonra siyasete girdiğim günden bugüne, 80’li yılların başından bugüne yedi genel seçimde yönetici olarak bir şekilde ilgilendim, görevim oldu ve Türkiye, benim kanaatime göre, esasında belirli ülkelerle mukayese edilirse seçim yapmasını halk olarak öğrendi ama kurumsallaşma açısından zaman zaman çok ciddi müdahaleler nedeniyle seçimlerin sağlıklı yapılabildiğini söylemek mümkün değil. Tabii, bu yasa kapsamı içinde olmayan seçmen kütüklerinin hazırlanma meselesinde vatandaşlık kimlik numarasının devreye girmiş olmasını ciddi bir aşama olarak görüyoruz, doğrudur ancak orada bir taraftan İçişleri Bakanlığının doğrudan ve dolaylı denetimi altında gelişen Mernis artı ondan üretilen seçmen kütükleri diğer taraftan o seçmen kütüklerinde düzeltmelere alan açan, kapı açan nüfus müdürlükleri -ki onlar da devlet memurları, devlet memurlarına bütün saygım içinde ifade ediyorum- ne yazık ki siyasetin son derece derinine, AKP siyasetinin son derece kapsamlı bir şekilde bürokrasiyi etkilemekte oluşu nedeniyle yer yer zaaflar, güven boşlukları ve yönlendirmeler olmaktadır.

Bir evvelki seçimde çok ciddi seçmen kaydırmaları olmuştu. Son seçimde, ben, Yüksek Seçim Kurulu Başkanının son sunuşunda partiyi temsilen bulunduğum toplantıda, seçimlere birkaç hafta kala “3 milyon seçmenin vatandaşlık kimlik numarası yok.” dediğini biliyorum. Sonra, gelinen o günden bugüne nüfusun nasıl değiştiğini biliyoruz. Bunlar hep sorun alanı. Bu yasa bunları düzeltmekle yükümlü saymıyor kendisini.

Son genel seçimlerde değerli arkadaşlar, Diyarbakır’da Hava Kuvvetleri Lojmanlarının olduğu sandık grubunda, dışarıdan hiç kimsenin müdahil olamadığı, oy kullanamadığı kapalı alanda 4.700 oy kullanıldı. Bu 4.700 oyun 3.700’ü AKP’ye çıktı. 875’i MHP’ye çıktı. O sizlerin orduyu yönlendiriyor, orduyla iş birliği içinde dediğiniz CHP’ye çıkan oy sayısı sadece 4. Burada…

SIRRI SAKIK (Muş) – Bize karşı birleştiler, bize karşı. Orada bütün güvenlik güçleri bize karşı birleştiler.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Ben ne söylediğimi biliyorum, ne söylediğimi biliyorum. Rakam veriyorum. Bir dakika lütfen.

Ben üç partinin aldığı oylardan bahsettim. Bir başka tespiti de söyleyeyim: O seçimlerde güvenlik alan ayrımı yapmıştır. Partiler arasında uzlaşma sağlamıştır. Neyi ifade ettiğimi anlıyorsunuz? “Şuralar bu partiye, buralar bu partiye” denmiştir. Çok net ifade ediyorum. Burada söylüyorum bunu. Zabıtlara geçiyor. Bunu gidin, inceleyin, bakın, göreceksiniz. O nedenle, esasında, Türkiye’de, şu anda, özellikle son zamanlarda yargı bağımsızlığına yönelik bunca baskının, yönlendirmenin oluştuğu ortamda, önümüzdeki genel seçimlere yönelik güven ortamının sağlanması, özellikle yargıya yönelik yaratılan bu güvensizlik süreci gerçekten hepimizi ürkütmektedir. Güvenlik güçleri, yargının bu şekilde yönlendirilmesi ve tabiatıyla -biraz evvel ifade etti arkadaşlarım- idarenin yoğun bir şekilde siyasetle iç içeliği -açıkça ifade ediyorum- cumhuriyetin kuruluşunda payı olan partimin şu andaki gücünü, gerçek gücünü sandıkta siyasi irade olarak yansıtabilmesinin önünde ciddi engeller oluşturmaktadır. Bunu ne yazık ki ifade ediyorum. Ama biz, yine sandık iradesine saygılıyız, genel seçimin derhâl, en kısa zamanda yapılmasını istiyoruz ve sonuçlarının da herkes tarafından, olduğu şekliyle, çıkacak şekliyle kabul edilmesini istiyoruz. Demokrasimizin çıkışı yine sandıktadır.

Burada iki noktada, hatta üç noktada sıkıntı olduğunu ifade ediyoruz. Nedir? Biri, sandıklar. Orada HAVELSAN’ın yapmış olduğu o prototip elektronik oy kullanma mekanizmalarının bu seçimlere yetişemeyeceği biliniyor. O zaman ne yapmak lazım? İkinci kademede, insan hatasından kaynaklanan yönlendirmenin, seçim sonuçlarını etkilemenin en yoğun, kontrolsüz olarak yapıldığı ilçe seçim kurullarında bazı önlemlerin alınması lazım. Türkiye’de yaklaşık bin tane ilçe seçim kurulu vardır. Sandıklardan gelen sonuçları yani imzalı tutanakları muhakkak ve muhakkak sandık sorumluları vermekle, muhakkak vermekle, imzalı şekilde partilere, parti temsilcilerine iletmekle yükümlü olmalıdır. İsterlerse değil, vermekle, ulaştırmakla yükümlü olmalıdır. Bu sandık sonuçlarını kapsayan mühürlü belgeler güvenli bir şekilde seçim kurullarına, ilçe seçim kurullarına intikal ettirildiğinde, orada bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin bütün olanakları kullanılarak, birleştirme süreci doğrudan bu verilerin bilgisayar ortamına aktarılarak ve eş zamanlı olarak anında büyük ekrana yansıtılarak, etkin denetimiyle insan hatasından doğacak müdahalelerin önü alınmalıdır. Bunun için bin tane bilgisayar, bin tane scanner veya benzeri gereç ve bin tane büyük ekrana ihtiyaç vardır. Bu da Türkiye Cumhuriyeti’nin önümüzdeki dönemde, bir yılsa bir yıl, altı aysa altı ay, ne zaman yapılacaksa genel seçim o zamana kadar oluşturabileceği bir altyapıdır. Bunun yapılması demokrasimiz için gereklidir, halkın seçim sonuçlarına güven duyması için şarttır ve ondan sonraki süreçte HAVELSAN’ın denetiminde, Yüksek Seçim Kurulu adına o süreci denetlemekte olan HAVELSAN’ın denetiminde devam eden sürecin -benden evvel bir arkadaşım da ifade etti- bir yerde, partilere de direkt sonuçların anında iletilmesini sağlayacak link kurarak da ayrı bir denetim mekanizması oluşturulabilir. Ancak, ifade ediyorum tekrar, ilçe seçim kurullarına da büyük hatalar dönmekte, olmakta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Bağlıyorum.

Bunun önünü almadan sistemimize, demokrasimize olan güveni artırabilmek kolay değil, olası değil. Bir de 7’nci maddede -ki 298’de değişiklik öngören 7’nci maddede- işte şöyle deniyor: “Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları yerel dil ve lehçelerde de sözlü propaganda yapılabilir.” Bu söyleniyor. Peki, ondan evvel ne deniyor? “Ama” diyor “bir şartla”: “Cumhuriyetin Anayasa’da belirtilen temel niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olmamak şartıyla.” Ya, bunlar zaten yasaya uygun davranışlar mı? Yasanın açık seçik, Anayasa’nın açık seçik suç olarak kabul ettiği böyle bir tanımı ne diye getiriyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi bağlayınız.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Yani, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye bir tanım vardır, aynen budur.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hacaloğlu.

Anayasa Komisyonu adına Komisyon Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Sayın Ayhan Sefer Üstün konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Üstün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 490 sıra sayılı, Ankara Milletvekili Sayın Haluk İpek’in Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun Teklifi ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Benzer Mahiyetteki Diğer Kanun Teklifleriyle Anayasa Komisyonu Raporu üzerinde Anayasa Komisyonu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, üzerinde görüştüğümüz Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun 1961 yılında yapılmış, o zamandan beri bazı değişiklikler görmüş ama esaslı bir değişikliğe uğramamış. Şimdi ise önümüzde birtakım esaslı değişiklikler getiren bir kanun teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu var. Ben bu teklifi veren Sayın Haluk İpek’e ve diğer teklifleri hazırlayan milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Yine, değerli arkadaşlar, alt komisyonda ciddi bir çalışma yaptık. AK PARTİ Grubundan Sayın Hacı Hasan Sönmez, Sayın Canan Candemir Çelik ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan Sayın İsa Gök, yine, Milliyetçi Hareket Partisi Grubundan Sayın Behiç Çelik vardılar; gerçekten üstün bir gayret gösterdiler, katkı sağladılar, ben de onlara huzurlarınızda tekrar teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifi Anayasa Komisyonuna geldiğinde Komisyonda değerli üyelerimiz fikirlerini serdetti ve bir alt komisyon kurulması noktasında bir fikir birliğine varıldı. Burada tutanaklardan okuyacağım. Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Burhan Kuzu’nun “Bir hafta içerisinde bunu çözmeniz gerekir ve bir hafta içerisinde raporunuzu hazırlamanız gerekir.” diye böyle bir talimatı oldu bize. Yine, o arada Sayın Faruk Bal da “Biz partimiz açısından tüm gün çalışılacak şekilde yetki veriyoruz.” diyerek bir kesintisiz çalışma yöntemini bize önerdi. Aslında, perşembe günü toplantımız sona erdi ve hemen ben çalışmaları devam ettirmek istiyordum yani cuma günü, akabinde pazartesi, salı, çarşamba çalışarak bir hafta sonraki perşembe gününe raporumuzu hazırlamak istiyordum ama arkadaşlarımız, kendi seçim bölgelerine gideceklerini, dolayısıyla “Cuma ve pazartesi gününe bir çalışma saati koymayalım ama örneğin salı günü toplanalım ve kesintisiz bir şekilde o günü değerlendirerek raporumuzu hazırlayalım.” diye bir teklif getirdiler. Biz de o teklif doğrultusunda salı günü toplandık ve gerçekten on saati aşkın bir süreyle, uzun bir çalışmayla bu raporumuzu hazırladık.

Değerli arkadaşlar, burada, tabii işin esasına yönelik fazla da bir itiraz gelmedi. Gerçekten seçim kanunları, anayasalardan sonra önemli temel kanunlardan bir tanesidir. Uzlaşmayla çıkması gerekir, buna önem vermek gerekir. Bu kanun teklifini de uzlaşmayla çıkarmaya azami gayret ettik. Nitekim Sayın İsa Gök, burada, “İşte, bir Haluk İpek teklifi vardı, ardından Sayın Üstün teklifi geldi.” dedi. Biraz da işe magazin katarak söyledi ama biz orada Sayın Haluk İpek’in teklifi üzerinden çalışmalarımızı devam ettirdik. Yalnız, alt komisyon çalışmaları başlamadan önce, özellikle YSK’nin komisyonumuza öneri ve teklifleri vardı. Yine, Kanunlar Kararlar Dairesinin birtakım önerileri vardı. Ayrıca, üst Komisyonda görüşmeler sırasında değerli üyelerimizin önerileri vardı. Yine, bakın burada isimleri sayılmış: Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 milletvekilinin, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür'ün, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 10 milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ve 19 milletvekilinin, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır'ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 milletvekilinin olmak üzere, sekiz adet daha ayrı teklifi alt komisyonda görüştük ve değerlendirdik. Oradan istifade ettiğimiz maddelerle birlikte, elbette, alt komisyonda teklifteki birtakım madde sayıları arttı. Bunlar ne? Bunlara bakalım. Yani burada eleştirilecek ne var diye baktığımızda…

Bakın, ilave ettiğimiz maddelerden bir tanesi: Yüksek Seçim Kurulunda, biliyorsunuz siyasi partilerin temsilcileri yok. Üst Komisyonda, Anayasa Komisyonunda görüşürken aşağı yukarı, neredeyse eksiksiz bütün partilerin teklifi oldu. Dediler ki: “İl, ilçe seçim kurullarında siyasi partilerin temsilcileri var da YSK’da niye yok? Orada da olması gerekir. Biz de oralara temsilci verelim ve bu şekilde, oralardaki işlemleri gözlemleyelim.” Mantıklı, doğru bir teklifti ve biz alt komisyon metnine aldık.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şimdi niye geri çekeceğiz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Efendim “Şimdi niye çektiniz?” Oradaki önergenin hesabını ben veremem.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Geri çekilmesine karşı çıkmanız lazım.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Ben, alt komisyon başkanı olarak yapılan işlemleri izah ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Fakat bu görüşten sonra geri çekilmesine karşı çıkmanız lazım.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Bakın, bütün buradaki ilave edilen maddeleri tek tek izah edebiliriz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hem mantıklı hem destekleme!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Yine, değerli arkadaşlar, bakın, adaylık için görevden çekilmesi gerekenlerle ilgili bir madde ilave ettik. Buradaki Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Başkan Vekilleri Sayın Oktay Vural ve Sayın Mehmet Şandır’ın neredeyse teklifini bire bir alt komisyon metnine aldık hatta bunu üst Komisyonda biraz daha geliştirdik. Yani şimdi “Madde sayısı niye arttı? Haluk İpek teklifi oldu Ayhan Sefer Üstün teklifi!” Bunun mantığını anlayamıyorum.

Değerli arkadaşlar, bunun yanı sıra, bakın, başka neler ilave etmişiz: Mesela, hesaba katılan ve katılmayan oy pusulalarıyla ilgili bir madde ilave etmişiz. Sayın Haluk İpek’in metninde geçerli-geçersiz oylarla ilgili bir düzenleme vardı. YSK “Hesaba katılan-katılmayanlarla ilgili de bir madde düzenler misiniz?” dedi. Elbette, düzenledik biz de burada. Yani bunun neresi kanun tekniğine aykırı, onu anlayamıyorum.

Değerli arkadaşlar, yine, bakın, mesela 58’inci maddede, seçim zamanlarında yerel dil ve lehçelerde sözlü propaganda yapılabilmesine ilişkin bir imkân getirdik. Üst Komisyonda birçok değerli üyemiz -bu konuda bir eksiklik var- bununla ilgili bir düzenleme yapılmasını talep etti. Yine tekliflerimizde de vardı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Nerede talep etti efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Üst Komisyonda talep etti.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Esas Komisyonda mı talep ettiler, nerede? Size mi söylediler?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Efendim, bakın, şimdi, şey yapmayın, yani bir dakika… Sakin olun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Canım, Komisyon toplantılarında biz de varız.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Yani sakin olun… Sakin olun…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Alt komisyon başkanı konuşuyor, anlatıyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Biz de varız. Bu teklifi kime, ne zaman yapmışlar? Ben Komisyon üyesiyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hangi komisyon? Alt komisyon üyesi misiniz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hayır, efendim, esas Komisyonda. Ne zaman söylenmiş bu teklif?

BAŞKAN –Sayın Üstün, devam ediniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama alt komisyondaki olayları anlatıyor.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi alt komisyondaki olayları anlatıyoruz. Bakın…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Biz Komisyondan gelen teklif zannettik. Nerede konuşuldu teklif? Ben, o Komisyondayım Mustafa Bey.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Ben devam edeyim konuşmama. Devam edeceğim zaten.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Üstün.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Ben, isim vermeden söyleyeceğim sadece, yani kim etmiş, falan filan itirazlarını.

298 sayılı Yasa’nın 58’inci maddesinde “propaganda yayınlarına ilişkin yasalar” demiş bir arkadaşımız. “Yerel seçim propagandalarında Türkçeden başka dil ve yazı kullanılması yasaktır. Yani burada özellikle seçim dönemlerinde ana dilde propaganda yapılması noktasında düşüncemi ifade ediyorum. 58’inci maddenin, bu anlamda, o cümlenin son bölümünü kastediyorum, ilk bölümlerini kastetmiyorum. Yanlış anlaşılmasın, yanlış bir değerlendirmeye varılmasın. Türkçe dışında başka dillerle de o halka, seçmen kitlesine doğrudan konuşulabilmesinin gerektiği düşüncesindeyim.” diyerek bir üyemiz görüşlerini serdediyor. Yine sunulan kanun teklifleri içerisinde de buna benzer teklifler var.

Kaldı ki arkadaşlar, bununla ilgili niye bu kadar itiraz ediyorsunuz anlayamıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – İtiraz etmeyelim mi yani?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Bakın, şimdi burada daha önce çok önemli bir değişiklik yapılmış 2001 yılında. 2001 yılında, değerli arkadaşlar, Anayasa’da çok ciddi bir değişiklik yapılmış. Anayasamızın 26’ncı maddesi: Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti. Burada diyor ki: “Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılamaz.” 2001 değişikliğine kadar. Gene bir başka madde, 28’inci madde: Basın ve yayımla ilgili hükümler ve basın hürriyeti. Burada deniyor ki: “Kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dilde yayım yapılamaz.”

Şimdi, bu, tabii, Anayasa’mızda yer almış, yasaklayıcı bir hüküm. Ben şahsen bu yasaklayıcı hükme katılmıyorum. Nitekim, bu yasaklayıcı hükmü…

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Niye getiriyorsunuz ama, katılmadığınız şeyi niye getiriyorsunuz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – 2001 yılında, 4700 sayılı Kanun Teklifi’yle birlikte, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Rahmetli Sayın Bülent Ecevit’in, yine Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Sayın Mesut Yılmaz’ın teklifleriyle birlikte, bu yasaklar Anayasa maddelerinden çıkartılmış. Son derece doğru bir hareket, son derece doğru bir teklif. Kesinlikle bundan alınganlık gösterilmemesi lazım, ben bunu önemsiyorum.

Bakın burada, bu teklifin gerekçesinde deniyor ki: “Bu değişiklikle, düşünce ve anlatım özgürlüğünün sınırları genişletilmekte, vatandaşların günlük yaşamlarında farklı dil, lehçe ve ağızların kullanılmasına herhangi bir engel bulunmadığı kabul edilmektedir.”

Şimdi, Anayasa…

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Peki, seçim bir bütün değil mi? Seçim propagandası yazılı propagandayla birlikte değil mi?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Efendim, bir saniye ya, bir saniye…

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Bunu ayırdığınız zaman kalır mı propaganda?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Bakın, Anayasa’da bir yasak varken bunu kaldırmış o zamanki hükûmet, çok da iyi bir iş yapmış. Eğer bugün Agos gazetesi kapanma tehlikesi yaşamadan bir yayın yapabiliyorsa 2001’de yapılan bu basın özgürlüğüyle ilgili bu düzenlemedir. Yani, bu noktada, şimdi almışız bunu, 2001’de yapılan bu değişiklikle birlikte önümüzü açmış, kanunlarda mademki yerel dil ve lehçelerde artık kullanılmasının o yasağı kalkmış Anayasa’da, bununla ilgili teklifler de var, getirilmiş, hem Komisyon üyelerimiz teklif etmiş hem de tekliflerin içerisinde var. Dolayısıyla, seçim zamanlarında siyasi partilerin yerel dil ve lehçelerde sözlü propaganda yapabileceği noktasında bir hüküm getirmişiz. Şimdi, bunun neresi eleştirilebilir arkadaşlar? Yani burada eleştirilecek ne var? İşte, ilave ettiğimiz maddelerden bir tanesi de bu. Yani “Alt komisyon metni değişti.” vesaire, falan deniyor ya, ilave ettiğimiz maddelerden bir tanesi de bu.

Bunun dışında, yine, bir maddeyi çıkarmışız. Neden? O da şu, değerli arkadaşlar: Eksik listeyle ilgili, seçime girebilmesine yönelik bir teklif gelmişti, teklifin içerisinde bir madde vardı. Biliyorsunuz, eksik liste verebilirsiniz ama YSK size der ki: “İki gün içerisinde bu adayların tamamını tamamlayın.” Tamamladınız, tamamladınız; tamamlamazsanız şayet, o seçim bölgesinin tamamında seçime giremiyorsunuz. Bununla ilgili bir düzenleme getirilmiş. Aslında bence, şahsen, mantıklıydı bu fakat YSK dedi ki: “Bunu çıkaralım tekliften.” “Niye?” diye sorduğumuzda: “Örneğin 2 milletvekiliyle girdi bir seçim bölgesinde, bir ilde ama 3 tane, 4 tane -2’den fazla sayıyla- milletvekili çıkardı. O zaman ne olacak? Bizim bütün hesaplarımız altüst olur.” Sırf YSK’nın bu noktadaki talepleri açısından bunu da metinden çıkardık.

Değerli arkadaşlar, bunun gibi daha onlarca düzenlemeyi alt komisyondaki arkadaşlarımızla birlikte yaptık, onların teklifleri doğrultusunda geliştirdik. Bakın, “Taşınabilir veya sabit telefonlara SMS gönderilmesin.” dendi. Hem üst Komisyonda görüşler böyle çıktı hem de alt komisyonda, “Hayhay.” dendi. Yani biz kendimize seçim kanunu yapmıyoruz ki! Biz Türkiye’ye seçim kanunu yapıyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Beraber hazırlasak iyi olmaz mıydı?

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Bakın, bu çalışmalar sırasında bir gazeteci geldi…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ayhan Bey, madem hepimiz için yapıyoruz, beraber hazırlasak iyi olmaz mıydı?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Dinler misiniz.

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – …dedi ki: “Sayın Başkan, ya, ben baktım, baktım, bu teklifte iktidara yarayacak bir tane cümle bulamadım.”

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Önerge verin.

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Çünkü daha önce iktidarlar seçim kanunları yaparlar ama kendi menfaatlerini öne çıkarmak için yaparlar. Biz, şimdi… İktidar kendine seçim kanunu yapmıyor arkadaşlar, Türkiye’ye seçim kanunu yapıyor. Hani, bu kanun değişirse inşallah, bu objektif düzenlemelerden bütün partiler ortak yararlanacak. O bakımdan, hakikaten bu konuda objektif birtakım düzenlemeler getirilmiş, ben emeği geçenlere tekrar teşekkür ediyorum ve nitekim, alt komisyonda da bütün bu teklifleri, önerileri dikkate aldık.

Bakın, mesela mülki amirlerle ilgili çok eleştiri var. “Mülki amirlere yetki veriyorsunuz, yetki veriyorsunuz…” falan deniyor. Hayır, mülki amirlere, bu teklifte, bir tek yerde, seçim bürolarının açılmasıyla alakalı bir yetki veriyoruz, o da zaten uygulamada aslında seçim gününe kadar fiilen seçim bürosu açtığınızda mülki amirlere müracaat ediyordunuz. Bu düzenlemeyi kanun teklifine taşıdığımızda dedi ki arkadaşlarımız: “Efendim, bu konuda tek yetkili mülki amir olmasın.” “Hayhay, o zaman, tamam.” dedik, “Propaganda süresinden önce mülki amirler, propaganda süresi başladıktan sonra ilçe seçim kurulları yetkilidir.” diye bir düzenleme yaptık. Bu da bir uzlaşıyla çıktı.

Peki, bu kanunda hiç mi yok, yani “mülki amirler” lafı geçmiyor mu bu kanunda? Birçok yerinde geçiyor. Bakın, şimdi, biliyorsunuz, mitingler yapıyorsunuz, son on güne kadar bütün mitinglerle ilgili izni mülki amirlerden alıyorsunuz. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre son on… Bu Kanun’un belki de aksak yönüdür bu ama bu Kanun’da verilmiş daha önce mülki amirlere bu yetkiler. Dolayısıyla, burada da elbette bazen bu seçim bürolarının açılmasında mülki amirlere de yetki verildiği hususlar olmuştur.

Yine, bakın, “Promosyonlar çıkarılsın.” dendi. “Tamam, elbette çıkarılsın, eyvallah.” dedik, bu kanundan bunları çıkardık.

Yine, bağımsız adaylarla ilgili belki eşitlik ilkesine aykırı birtakım düzenlemeler vardı, onları da çıkardık arkadaşlar.

En fazla şu anda T.C. kimlik numarasına itiraz var “Niye bu sistemi değiştiriyorsunuz?” diye. Değerli arkadaşlarım, 22 Temmuzdan sonra geldik, Anayasa Komisyonu toplantısında, o zaman muhalefet partilerindeki söz alan bütün arkadaşlarımız “Bu kimlik numarasını nereden çıkardınız? 1 milyona yakın seçmenimiz oy kullanamadı, niye şimdi bunu böyle getirdiniz?” vesaire diye sitem ettiler bize. Şimdi bunu birazcık esneten, birazcık daha seçmenin oy kullanmasına imkân getiren bir düzenleme getiriyoruz, bu sefer de “Bunu niye kaldırıyorsunuz?” diye bir itiraz var. O bakımdan arkadaşlar genel olarak buraya çıkan, muhalefet adına buraya çıkan konuşmacılar da kanunun içeriği noktasında fazla eleştiride bulunmadılar, usuli birtakım itirazlarda bulundular.

Kanunun içeriğine baktığımızda bütün siyasi partilere objektif uygulanacak hükümler getirmektedir. Dolayısıyla bu kanun teklifi inşallah kanunlaşır. Ben bu kanunu hazırlayan herkese tekrar teşekkür ediyorum. Komisyonda çalışan değerli bürokratlara teşekkür ediyorum çünkü gerçekten on saatten fazla aralıksız bir çalışmayla bunları hazırladık.

Kanunun şimdiden de hayırlı olmasını diler, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Üstün.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim…

FARUK BAL (Konya) – Efendim, Sayın Hatip bu dil ile ilgili konuyu anlatırken benim de görev yaptığım dönemde, 2001 yılında çıkarılan Anayasa değişikliğini gerekçe olarak göstermek suretiyle yanlış bilgi vermiştir. İzin verirseniz iki dakika içinde açıklayayım.

BAŞKAN – Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Anayasa Komisyonu Başkan Vekili ve Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün’ün, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; nedense, Adalet ve Kalkınma Partisi yaptığı hataların bir tarafını Milliyetçi Hareket Partisine bulaştırma gibi bir gayretin içerisindedir. Bu gayret beyhudedir tabii. Biraz önce Sayın Hatibin ifade ettiği beyhude bir çırpınış gibidir.

2001 yılında yapılan -gerekçesini de kendisinin ifade ettiği gibi- Anayasa değişikliği “gündelik hayatlarında kullanılan dil ve lehçeler” şeklinde bir sınırlama getirmiştir. Bunun hukuki anlamı bireysel hakların kullanılmasıdır. Elbette ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tamamı bireysel hakların kullanılmasında özgürdür ve evrensel değerlerin tümünden yararlanma hakkına sahiptir. Ancak bunların kolektif hakka dönüştürülmesi, bir grubun, bir inanç grubunun, bir din grubunun, bir sosyal zümrenin hakkı hâline getirerek kolektif hakka dönüştürülmesi demek azınlık hakkıdır. Oysa Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan vatandaşlarımızın azınlık hakkı ile diğerlerinin hakkı 1923 yılında Lozan Anlaşması’yla belirlenmiş ve bu konu kapanmıştır.

Dolayısıyla, Sayın Hatibin ima etmeye çalıştığı gibi, Milliyetçi Hareket Partisi, AKP’nin açılımlarının doğumunu yaptırmaya çalışan bir parti değildir. Milliyetçi Hareket Partisi, açılımın bir adımı olarak gördüğü bu kanun teklifinde de bir adım öne götürmek suretiyle kolektif bir hakka dönüştürmeye çalıştığı ve seçim gibi kamu hukukunun ilgilendiği bir alana bu hakkı sokmaya çalışması Milliyetçi Hareket Partisinin ortağı bulunduğu koalisyon dönemindeki Anayasa değişikliğiyle ilgisi, alakası yoktur.

Yüce Kurulun bilgilerine saygıyla sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bal.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Ankara Milletvekili Haluk İpek’in, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 10 Milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ve 19 Milletvekilinin, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi ve 5 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Anayasa Komisyonu Raporu (2/636, 2/123, 2/200, 2/288, 2/304, 2/342, 2/364, 2/474, 2/596) (S. Sayısı: 490) (Devam)

BAŞKAN – Şahsı adına Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 490 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, seçim bir ülkede yönetilenlerin yani vatandaşların kendilerini yönetecek ve temsil edecek kişileri seçip onları iktidara taşımalarıdır. Bu seçim sadece ve sadece iktidarla sınırlı kalmamakta, demokrasinin diğer vazgeçilmez unsurları olan parlamento yapısı içerisindeki diğer kanatları da, diğer siyasi partileri de belirlemektedir. Siyasi partiler de siyasal mücadele yoluyla mümkün olan en geniş onaya ulaşarak millî iradenin devlete egemen kılınmasını sağlayan hayati nitelikteki demokratik unsurlardır. Bu anlamda, siyasal partilerin de kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması temel ilkedir.

Demokratik sistemlerde esas olan, halkın yönetim yetkisinin bizzat kaynağı olmasıdır. Aslolan da bir bütün olarak vatandaşların hepsinin katılacağı geniş katılımlı bir seçimdir. Gerçek demokrasinin varlığını işte ancak o zaman hissedebiliriz.

Demokrasi tarihi boyunca seçimler pek çok aşamadan geçmiştir. Günümüz çağdaş demokrasilerine ulaşıncaya kadarki süreçte önemli değişmeler, gelişmeler kaydedilmiştir. Günümüzde seçim artık belirli evrensel ilkelere ve değerlere sahip bir demokratik araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Anayasa’nın 67’nci maddesinin 23/7/1995 tarihli ve 4121 sayılı Kanun’la değişik ikinci fıkrasında da bahsedildiği üzere seçimler serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılan bir eylem olarak tanımlanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, genel oy ilkesi, bir ülkedeki bütün vatandaşların dil, din ayrımı yapılmaksızın, yaş, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın herkesin oy kullanabilmesidir. Serbest ve rekabetçi seçim ilkesi, seçime katılacak kişi ve partilere yasak getirilememesi, propaganda serbestliğinin olmasıdır. Eşitlik ilkesi, herkesin yalnızca bir oya sahip olmasıdır. Dağdaki çobandan tutun cumhurbaşkanına kadar herkesin yalnızca bir oyu olacak ve o oylar eşit sayılacak. Gizlilik ilkesi, oy vermenin gizli olması ve son olarak da serbest oy ilkesi de oy verecek kişinin her türlü baskı ve etkiden uzak olarak oy vermesidir.

İşte bu evrensel kavramlar günümüzde demokrasinin vazgeçilmezi olan seçimlerin temel mantığıdır ve dinamikleridir aynı zamanda. Bu evrensel değerlere sahip olmamış bir seçim ise çok farklı yönetim yapılarında karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği üzere uluslararası saygınlığını artırmaya ve rejimini meşrulaştırmaya çalışan çoğu totaliter rejimler de seçim sistemine başvurmaktadır.

Ülkemizde de seçim sistemi ve usulü, seçim dönemi ve zamanları ile seçim çevreleri, aday olabilme ve seçilme ilkeleriyle seçim propagandası, sayım, döküm ve sonuçların alınması, seçim yasakları, yaptırımlar, itirazlar ve bunların karara bağlanması gibi çeşitli konular mevzuatımızda yer almaktadır. Ancak 298 sayılı Kanun uzun zamandır uygulanmaktadır, yaklaşık elli yıl civarında bir uygulama süreci var ve zaman içerisinde de kimi değişikliklerle bugüne kadar gelmiş, ancak bu değişikliklere rağmen hâlen günümüzde usul kanunu olma özelliğini devam ettirmektedir.

Günümüzdeki teknolojik gelişmeler de göz önünde bulundurulduğunda, mevcut Kanun, 298 sayılı Kanun günümüz şartlarında yetersiz hâle de gelmiş durumdadır. Örneğin, Anayasa Mahkemesine göre de seçim çalışmaları, özellikle propaganda, Anayasa’nın -67’nci maddesinde- güvencesi altında bulunmaktadır. Bu manada seçimlerin vazgeçilmezi olan propagandanın demokrasiyle bağdaşmayacak biçimde sınırlanması, Anayasa’ya da açık bir aykırılık oluşturmaktadır. Uluslararası ve ulusal mevzuatlara göre de siyasi partilerin serbestçe faaliyette bulunması, programlarını ve görüşlerini serbestçe vatandaşlara anlatabilmeleri özgürlükçü ve demokratik bir düzenin de gereğidir.

Seçim propagandası 298 sayılı Kanun’un üçüncü bölümün ikinci kısmında 49 ila 66’ncı maddeler arasında düzenlenmiştir. Bu maddelerde siyasi partilerin açık ve kapalı yer toplantıları, hoparlörlerle propaganda, el ilanı, duvar ilanı, afiş ve benzeri yöntemlerle propaganda, radyo ve televizyonlarda propagandayla ilgili usul ve esaslara yer verilmiş, ayrıca bir kısım propaganda yasakları da hükme bağlanmıştır. Günümüz teknolojisi ve şartlarında propaganda araçları değişmeye yüz tutmuştur. Örneğin İnternet, örneğin bilboardlar, elektronik bilboardlar, görüntülü yayın yapan dijital reklam panoları gibi yeni birtakım teknolojik gelişmeler karşısında mevcut Yasa’nın yetersiz kaldığı da aşikârdır.

İşte bu eksiklikler de nazara alınarak, aynı zamanda Yüksek Seçim Kurulunun kararlarıyla, içtihatlarıyla da dercolunan birçok hüküm bu teklife konmuştur. Görüşülmekte olan kanun teklifiyle de siyasi partilerin ve bağımsız adayların serbestçe ve günün şartları çerçevesinde propaganda yapılmasına imkân verecek nitelikte bazı düzenlemeler yapılmaktadır. Bugün, gelişen çağdaş demokrasi anlayışının özgürlükleri genişleten yaklaşımı çerçevesinde yine bu Parlamento TRT Şeş’i yayına açmıştır. Yine şu anda, günümüzde birçok özel radyo ve televizyon yerel dil ve lehçelerde süresiz yayın yapabilmektedir. Kaldı ki Anayasa’mızın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26’ncı maddesi ve “Basın hürriyeti” başlıklı 28’inci maddesinde de 2001’de 4709 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmıştır. Kanun’da “Yasaklanmış herhangi bir dil kullanılamayacağı” şeklinde düzenlemeler Anayasa metninden çıkarılarak düşünce ve anlatım özgürlüklerinin sınırları genişletilmiş, vatandaşların günlük yaşamlarında farklı dil ve lehçeleri kullanmaları ve yayın yapmaları serbestliği, Anayasa’nın temel niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olmamak koşuluyla getirilmiştir.

Seçim zamanlarında siyasi partiler ve bağımsız adayların belli şartlarla seçim büroları açabilmesi ve modern iletişim teknolojileriyle propaganda yapabilmeleri sağlanmak istenmektedir.

Getirilen diğer bir kolaylık da parti ve adayların programlarını, görüş ve düşüncelerini daha etkili ve daha kolay biçimde vatandaşa ulaştırabilmelerine imkân sağlamaktadır.

Siyasi parti ve adayların belediyelere ve özel kişilere ait sabit ilan ve reklam yerlerinden bir düzen altında faydalanması da sağlanmıştır.

Diğer taraftan, kanunun getirdiği yenilikler ve kolaylıklar yanında propaganda faaliyetlerinin bir düzen ve disiplin içerisinde yapılması sağlanmış, seçimin başlangıç tarihinden itibaren oy verme gününü takip eden güne kadar getirilen şartlarla çevre ve görüntü kirliliğinin önlenmesi de amaçlanmıştır.

Yapılan bir başka düzenlemeyle de yine “sandık alanı” ve “sandık çevresi” tabirleri getirilmiş, sandık alanında ve çevresinde bulunması gereken kimselerle, uyulması gereken hususlar bir esas altında bağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin malumu olduğu üzere özgür, eşit ve dürüst seçimlerin yapılamadığı bir ülke, demokratik bir ülke değildir. Seçimlerin bu şartlara uygun bir biçimde tamamlanması devletin en başta gelen yükümlülüğüdür. Seçme, seçilme ve halk oylamasına katılma hakkı demokratik bir devlet yönetiminin vazgeçilmez koşulları arasında yer almaktadır. Bu aynı zamanda rejimin sağlıklı yaşamı için temel bir koşuldur.

298 sayılı Kanun’un 86’ncı, 87’nci ve 94’üncü maddelerinde yapılan değişikliklerle de vatandaşlarımızın seçme hakkını kullanmasını engelleyen fiilî durumlara karşı hukuki güvenceler getirilmiştir.

Yapılan düzenlemeyle, ayrıca, oy sayım ve dökümüne ilişkin yeni esaslar getirilmiştir.

Bu düzenlemelerle özellikle de sandık başında sıkça karşılaşılan sorunların azaltılması da amaçlanmaktadır.

Seçim sonuçlarının doğru bir biçimde tespiti ve bu sonuçlara parti ve adayların rahatlıkla kavuşabilmesi de sağlanıyor.

Yine, değerli arkadaşlar, ilçe seçim kuruluna itiraz edebilmek için mevcut Kanun’da sandık kuruluna şikâyet ve itirazda bulunmuş olma şartı olmamasına rağmen, bu şartın ortadan kaldırılması adına -Yüksek Seçim Kurulu içtihatlarında da var- sandık kuruluna şikâyet etmeden de ilçe seçim kurullarına vatandaşlar haklarını aramak adına -seçmenler- şikâyette bulunabilecekler.

Yine, seçimlerde kullanılan araç ve gereçler, materyaller, oy sandıkları, oy pusulaları, aynı şekilde, oy zarfları ve oy kabinleri için çeşitli standartlar geliştirilmiş, daha objektif, daha dürüst seçimlerin yapılmasına imkân sağlayacak şekilde geliştirilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Gün batımına ilişkin esaslar geliştirilmiş ve yine gün batımına ilaveten iki saat daha propaganda serbestisi tanınmıştır.

Değerli arkadaşlar, bizim temel hedefimiz, bu seçimlerin, bu ülkede, bu vatandaşlara, herkese eşit bir şekilde uygulanmasını sağlamak. Özgür bir seçim ortamını oluşturmak ve daha adil, şaibesiz seçimleri geliştirmek adına getirilen birçok yeni düzenlemeler var ve bu düzenlemeler de gerçekten hem uygulamada sıkıntısı yaşanılan birtakım hususların kanuna dercedilmesi hem de uygulamada YSK içtihatlarında var olup da kanunda olmayan birtakım hususların kanuna konmak suretiyle çok güzel seçimlerin yapılmasını düşünüyoruz, yapılabileceğini düşünüyoruz. Bu manada çok ciddi destekler verdi herkes, ben de onu biliyorum, uzun süre de takip ettim.

Hakikaten, teklif sahibi Sayın Haluk İpek Bey’e ben de çok teşekkür etmek istiyorum. İki ayı aşkın bir süredir üzerinde çalıştığını biliyorum. Anayasa Komisyonunun tüm üyelerine ve çalışanlarına -Haluk Bey de bahsetti- Avukat Mehmet Doğan Kubat Beyefendi’ye ve bu teklifin oluşmasında, yine aynı şekilde sizlerin desteğiyle de kanunlaşmasıyla da inşallah…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız.

AHMET AYDIN (Devamla) – Hepinize teşekkür ediyor, emeği geçen herkese tekrar teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşmelerin devam etmesine dair bir önerge gelmiştir.

Önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

490 sıra sayılı Kanun teklifinin tümünün görüşmelerinin devam etmesini arz ederim.

                        Faruk Bal                              Oktay Vural                             Behiç Çelik

                          Konya                                       İzmir                                      Mersin

                                         S. Nevzat Korkmaz                          Alim Işık

                                                   Isparta                                     Kütahya

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe...         

Gerekçe:

Görüşmelerin açıklığa kavuşması için verilmiştir.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Oylamadan evvel karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.08

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

490 sıra sayılı Teklif’in tümü üzerindeki konuşmaların bitiminde İç Tüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca verilen görüşmelere devam olunması yönündeki önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı var mı sayın vekillerimiz?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Karar yeter sayısı var efendim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Nerede var?

AHMET YENİ (Samsun) – Bu kadar da gözükmüyorsa…

BAŞKAN – O zaman oylamayı elektronik cihazla yapacağım.

Oylamayı başlattık. İki dakika veriyorum. Böylece, sonucu tartışmasız yapalım.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır; önerge reddedilmiştir.

490 sıra sayılı Teklif’in görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, tutanaklara girmesi açısından, biraz önce, Sayın Ayhan Sefer Üstün, benim ve Mehmet Şandır Bey’in teklifinin olduğu gibi alt komisyon metnine alındığını ifade etti.

Efendim, bizim grup başkan vekilleri olarak sunduğumuz kanun teklifinin hiçbir noktası Komisyonda görüşülmüş değildir. Zannederim Mehmet Serdaroğlu’nun Kanun Teklifi’ndeki imzaları kastettiniz siz. Dolayısıyla bizim kanun teklifimizin bu Anayasa Komisyonundaki metinde ele alınmadığını paylaşmak istiyorum. Zaten mümkün değil. Çünkü 11 Ocak 2009’da yapılmasını istiyorduk biz sayımın. Dolayısıyla ele alınması da mümkün değil. Mehmet Serdaroğlu ve 18 milletvekilinin Kanun Teklifi’ndeki birtakım hususlar alt komisyonda değerlendirilmiştir. Bunun kayda girmesi açısından söz aldım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, kayda geçti böylece.

Teşekkür ediyoruz Sayın Vural.

Şimdi, Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Soru-cevap işleminde kalmıştık.

Sayın Yıldız, Sayın Çelik, Sayın Işık, Sayın Coşkunoğlu, Sayın Genç, Sayın Karabaş ve Sayın Sakık sisteme girmişlerdi. Tekrar girmelerini rica edeceğiz. Çünkü işlem yapılınca sistem siliniyor. Sayın Yıldız ve Işık sisteme girmişler, diğer arkadaşlarımızın, sayın milletvekillerimizin sisteme girmelerini rica ediyorum.

Soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, seçim öncesinde ya da seçim sırasında partilerin ve adayların siyasi propaganda yapacakları alanlara ulaşımından ve güvenliklerinden kim sorumludur; adaylar mı, partiler mi, Hükûmet ve organları mı?

İkinci sorum: Oy kabinleri ve şeffaf sandıkların temin edilmesi noktasında rekabet ortamının oluşturulabilmesi için yeterli zaman sağlanacak mıdır; yoksa, adrese teslim ihale mi yapılacaktır; yoksa, kamu kurumları tarafından mı bunlar temin edilecektir?

Üçüncü sorum: Oy kabinlerinin ve şeffaf sandıkların yaklaşık maliyeti nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldız.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Yüksek Seçim Kurulu tarafından seçimlerde kullanılan oyların değerlendirilmesi ve analizi için kullanılan bilgisayar programı ya da programları hangi şirket ya da şirketler tarafından yazılmıştır? Bu program ya da programlar güvenlik ve geçerlilik testine tabi tutulmuşlar mıdır? Tutulmuşlarsa bu test kimler tarafından yapılmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Coşkunoğlu…

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçimlerde olası yanlışlıkları veya hileleri önlemeyi eminim herkes istiyor, Hükûmet de istiyor. Bunun için her ne kadar bütün yanlışlıkları, hileleri önleme olanağı olmasa da teknolojiden olabildiğince yararlanmak gerektiğini kabul ediyor musunuz? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: Bunu kabul etme durumunda ama olabildiğince yararlanmak yani teknolojinin elverdiği tüm olanaklardan yararlanmak için gerekli bütçeyi sağlamaya hazır mı Hükûmet? Bunu sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Coşkunoğlu.

Sayın Çelik…

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben de söz konusu teklifin 2’nci maddesindeki “Açık yerlerde, güneşin batmasını müteakip ikinci saatin sonundan güneşin doğmasına kadar toplu olarak, sözlü propaganda yapılamaz.” hükmüyle yine teklifin 3’üncü maddesinin son fıkrasındaki “Seçim büroları saat 09.00’dan 23.00’e kadar halka açık faaliyette bulunabilir.” hükmü arasında ileride ihtilafların oluşacağını düşünmekteyim. O nedenle, bunu aynılaştırma adına, 2’nci maddedeki “güneşin doğması” şeklinde düzenleme değil, fiks bir saatin verilmesi, “23.00” olarak düzenlemesinin daha uygun olacağını düşünüyorum. Bu konuda görüş talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelik.

Sayın Karabaş…

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum: Şimdi, kanun teklifinin 7’nci maddesinde, Türkçenin dışında yerel dillerde sözlü propaganda yapılabileceği ancak yazılı propagandanın yasak olduğu söyleniyor. Şimdi, Anayasa’da ve yasalarda da bir bütünlük vardır. Siz “propaganda” dediğiniz zaman, sözlü, her türlü afiş, pankart, CD yani yazılı, hep birlikte yapılabilir. Bunları çıkardığınız zaman, sözlü propaganda, Seçim Kanunu’nda sözlü propaganda propaganda sayılabilir mi? Bunu hangi mantıkla bu yasaya koymuşsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Karabaş.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de Sayın Bakanıma soruyorum: 2007 seçimleri öncesi, burada bir ittifakla, bağımsızların birleşik oy pusulasına dâhil edilmesiyle ilgili bir anayasal değişiklik yapıldı. Şimdi, o süreç aşıldı yani bütün haksızlıklara rağmen, insanlar gidip iradesini özgürce ortaya koydular. Acaba bunu değiştirmeyi düşünüyorlar mı, bir.

İkincisi de: Dünyanın hiçbir yerinde olmayan yüzde 10’luk barajın değiştirilmesi acaba onların aklına geliyor mu? Sürekli özgürlüklerden ve demokrasiden bahsedenler, 12 Eylül Anayasası’na karşı olduklarını söyleyenler, 12 Eylülün bu tür Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu’na sığınmak ne kadar etiktir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu kabul edilen metnin 7’nci maddesi ile “Radyo ve televizyonda yapılacak propaganda yayınlarıyla, diğer seçim propagandalarında, Türkçe'nin kullanılması esastır.” denmiş, sonra “Ancak” diyerek bir istisna getirilmiş ve “… yerel dil ve lehçelerde de sözlü propaganda yapabilirler.” denmiş. Bu durumda, mesela TRT’de tanımlanan, siyasi partilere verilen o sözlü propaganda yapmak için kullanılan o sürede bu “Ancak” çerçevesinde farklı dil ve lehçelerde de böyle bir yayın yapılması mümkün kılınmış olmakta mıdır, olmamakta mıdır? Bu konuda izahat verirseniz memnun olurum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Vural.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, İç Tüzük 26’ncı maddesinde “Komisyonların toplantıya çağrılması” başlıklı bir madde var. Burada “Komisyon başkanı daha önceden, işte, şuralara şuralara toplantıya çağırır.” diyor. “teklifi komisyon gündemine alınan milletvekilleri de çağrılır.” diyor. Burada benim de kanun teklifim olduğu hâlde Komisyon Başkanı hangi gerekçeyle bizi çağırmıyor? Bu Komisyon Başkanı zaten İç Tüzük’ü her zaman ihlal ediyor. Geçenlerde Cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili benim teklifim vardı, yine aynı şekilde, yani bu İç Tüzük’ü sanki görmezlikten geliyor. Şimdi, bir komisyon başkanı, hem de Anayasa Komisyonu Başkanı İç Tüzük’ü bu kadar askıya alabilir mi? Bunu neyle izah edebilir? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: Efendim, geçen seçimlerde bağımsız üyeler için çok büyük bir haksızlık yapıldı. Yani oy pusulasında bütün partiler baştan aşağı giderken, bağımsızlar, alt bir çizgi çizilmiş bir kısmı yukarıda bir kısmı altta, sanki üst bağımsıza veren alt bağımsıza veriyor gibi. Böyle bir şey…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, süreniz doldu Sayın Genç. Tekrar sisteme girin, sorunuzu şey yapalım.

Sayın Türkmenoğlu…

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Sayın Başkanım, ben de özellikle bu yasamızın hayırlı olmasını temenni ediyorum. Aslında hep gönlümüzün arzu ettiği bir yasaydı, ancak geç kalınmış bir yasa. Gelen yenilikler, özellikle benim seçim bölgem Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır. Ben özellikle bunu ifade etmek için söz aldım. Bundan dolayı bu yasada emeği geçen bütün emek sahiplerine sonsuz teşekkür ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Türkmenoğlu.

Sayın Mengü…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Bakan, geçen seçimlerde uygulanan bilgisayar programlarıyla ilgili büyük şaibe vardı. Hatta, en son Yunanistan’da yapılan seçimlerde bu programların reddedildiği ileri sürüldü. Şu anda HAVELSAN çok ciddi bir araştırma ve çalışma üstünde. Önümüzdeki genel seçimlerde, HAVELSAN’ın hazırladığı bu programdan istifade etmeyi düşünüyor musunuz? Düşünmüyor iseniz sebebi nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Mengü.

Sayın Genç, lütfen net olarak sorunuzu bitirin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bağımsızlarla ilgili. Şimdi, 6 tane bağımsız vardı bizim seçim bölgemizde. Şimdi, partilerin her birisi bir sütundan geliyor ama bağımsızlara gelince üç tanesi yukarıda, üç tanesi aşağıda olunca, sanki üstteki ile alttaki birbirine karışıyordu. Bu seçim pusulasında bağımsızlara da siyasi partiler gibi bir sütun ayrılması düşünülüyor mu?

İkincisi, bağımsızların ismi o kadar küçük yazılmıştı ki kendimiz kendi ismimizi okuyamıyorduk. Bu bağımsızlar için de en azından isim yazılmasında vatandaşın rahatlıkla ismi okuyabileceği bir büyüklükte yazmayı düşünüyorlar mı?

Bir de bağımsızlar için, icabında oy pusulasında, mesela -masrafı ilgili bağımsız tarafından ödenmek koşuluyla- fotoğrafının basılmasında bir sakınca var mıdır? Bunu öğrenmek istiyorum efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Buyurunuz Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Yıldız “Propaganda çalışmalarından kim sorumlu, kim düzenleyecek?” diyor güvenlikle alakalı. Bir defa her şeyden önce o çalışmayı kim yapıyorsa birinci sorumlu o. Kişi kendisini sorumlu tutmadıkça faaliyetinin elbette ki sağlıklı olduğundan söz edilemez. Kim eylemi planlıyorsa, projelendiriyorsa önce o önlemleri alacak. Ama bunun yanında, bizim idari sistemimizde bugüne kadar uyguladığımız uygulamada, yerleşik uygulamada güvenliği elbette ki güvenlik güçleri alacaktır, emniyet güçleri alacaktır, bunda da yadırganacak herhangi bir şey yoktur. Birbirimize güvenimizin olması gerekir.

İkinci soru: “Oy kabinlerinin yenilenmesinde rekabet ortamı olacak mı? Yaklaşık maliyet nedir?” Bir maliyet hesabı yapılıp da bana verilmiş değil. Elbette ki bu kabinlerin yenilenmesini sağlayacak olan kurum YSK’dır. Bunun planlamasını, projelendirmesini YSK yapacak, ölçüleri, standartları kanunda belirlenmiştir, planlamayı yapacak, yaklaşık maliyeti belirleyecek, ödenek talep edecek, Hükûmet de ödenek tahsisini yapacaktır. Büyük bir ihtimalle -ki öyledir, öyle olacak- elbette ki rekabet ortamını oluşturacaktır diye düşünüyorum.

Sayın Işık’ın “Bilgisayar programlarının güvenliği”, yine benzer mahiyette Sayın Mengü’nün “Bilgisayar programlarıyla ilgili sorunlar var, şaibeler var.” şeklindeki soruları elbette ki dikkate alınacak. Türkiye’nin bu Seçim Yasası’yla hedeflediği husus, seçimlerin güvenliğini sağlamak, oyların sandığa girdiği gibi vatandaş iradesine uygun olarak sandıktan çıkmasını temin etmek, bunun güvenliğini sağlamak; bütün çaba, gayret bu. Bu noktada da kullanılacak teknolojinin, son derece, yanılmaları önleyici, şaibelere yer bırakmayan, elbette ki nitelikte ve içerikte olması gözetilecektir.

Sayın Coşkunoğlu, işte, “Olası yanlışlıkları önlemek için teknolojiden faydalanıyor muyuz, faydalanmayı düşünüyor musunuz? Bütçe hazır mı?” diyor. Aynı çerçevede. Deminki cevabımla bu soruyu cevaplamış oluyorum. Elbette ki amacımız, en uygun teknolojiyi kullandırmak ve bütün yanılgıları ortadan kaldıracak bir yöntemi egemen kılmaktır.

Sayın Çelik’in “güneşin batmasından itibaren iki saat sonra açık hava propagandası yapılmaz; bir diğer maddede de, 3’üncü maddede de, saat 23.00’e kadar toplu propaganda yapılır, bu bir çelişki değil mi?” Çelişki değil. Bu çok açık. Birincisi güneşin batmasından itibaren iki saat sonra meydan mitinglerine dönük, diğeri ise kapalı mekânlarda ama kamuya açık alanlarda yapılacak propagandayı düzenleyen iki ayrı madde. Ben öyle anlıyorum, yani hukukçu kimliğimle bunu ifade ediyorum.

Sayın Karabaş’ın sözlü propaganda… Yine, benzer şekilde Sayın Sakık’ın da beyanları var. Bu, Türkiye’de önemli bir aşama. Yani, vatandaşın kullandığı lehçeyle, sözcükle muhatabına amacını, hedefini anlatmasına yasal imkân sağlanmış olması önemli bir aşama. Sanırım bunu takdir edeceksiniz, vatandaşlarımız bunu takdir ediyor ama Türkiye Cumhuriyeti…

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Zaten konuşuyoruz, izin almıyoruz ki Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Vallahi, karşılıklı böyle monoloğa girersek ben sizin sorunuzu cevaplayamam. Ben düşüncelerimi ifade edeyim ama sonra konuşmak isterseniz buyurun makamıma gelin, başka yerde konuşalım, görüşelim.

Yani bu, Türkiye için önemli bir aşama. Hiç kimse, bu yasa çıktıktan sonra “Ben, muhatabıma, anneme, babama, teyzeme, komşuma, kardeşime, arkadaşıma, dostuma amacımı anlatamıyorum.” diyemeyecektir. Bu yasal düzenlemeyle bunu sağlıyoruz. Ha, bunu sadece sözlü olarak ifade edebileceksiniz.

Yine buna bağlantılı olarak Sayın Vural’ın sorusu vardı: “Televizyonda olabilecek mi?” Olmayacak. Madde açık. Yani maddeyi okuduğunuz zaman, bunun ölçüsü, sınırları nedir belli, maddede çok net olarak verilmiş. Sözlü olarak bunu yapabileceksiniz. Bu da Türkiye açısından önemli bir aşama. Sözlü olarak muhatabınıza yapacaksınız. Yani araç-gereçlerle, televizyonda resmen planlanmış propaganda zamanlaması içerisinde, o araçlarla bunu yapamayacaksınız. Bu çok açık.

Efendim, Sayın Genç’in “Komisyon çalışmalarında Tüzük ihlal ediliyor…” O Komisyon çalışmalarında kısmen ben de bulundum, Anayasa Komisyonu Başkanımız Sayın Kuzu büyük bir hassasiyet içerisinde.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben Komisyon Başkanına sordum.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Nitekim bu yasanın genel görüşmeleri çerçevesinde 2 arkadaşım, bütün tasarı ve tekliflerin dikkate alındığını ve alt komisyonda ve ana Komisyonda değerlendirildiğini ifade ettiler.

Bağımsız adaylarla ilgili olarak “Niçin hâlâ listede bağımsız adaylara bir yer öngörülüyor? İşte, 2007 seçimleri öncesinde böyle bir yöntem izlendi, bugün hâlâ niye devam ediliyor?” diye bir soru var. Bu, çok doğru bir yöntem. Bu, aslında iyi irdelenirse bağımsız adaylarımıza bir katkıdır. Yani düşünebiliyor musunuz, bağımsız adaylar arasında da seçimlerde çok önemli rekabetler oluşuyor. Sandık kabinlerinde oy pusulaları bulunduruluyor ya da bulundurulmuyor ama şimdi hiç böyle bir kaygıya kapılmadan birleşik oy pusulasını seçmen alacak, ister tercih ettiği siyasi partiye, istiyorsa bağımsız adaya oyunu verecek, bir tane oy pusulası bu seçimlerde işlem görecek.

Efendim, “Baraj değişecek mi?” Barajın değişmeyeceği ortada. Barajın aslında değişmesi tartışmalarında siyasi partiler görüşlerini daha önce açıkladılar, bu konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine de götürüldü. Şu aşamada Türkiye, barajın bu şekliyle var olmasını siyasal istikrar bakımından önemsemektedir.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Komisyon Başkanı, Sayın Kuzu, buyurunuz, söz istediniz.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Evet, şimdi, Sayın Başkanım…

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Sayın Başkan, çok köşeli bir soru sordum, benim soruma yuvarlak bir cevap verdi.

BAŞKAN – O zaman, herhâlde, Sayın Kuzu da söz istedi, belki o, sizin sorunuzu cevaplayacaktır.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Bütçe hazırlanacak mı bunun için? Yani iyi niyetle “Biz her şeyi yaparız” falan ama teknolojinin tüm olanaklarından yararlanmak için gerekli bütçe hazırlanacak mı?

BAŞKAN – Evet, Sayın Kuzu, o zaman bu cevabı siz tam net olarak belki verebilirsiniz.

Buyurunuz.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Ben, Kamer Genç’in sorusuna cevap vereceğim efendim, bana sorulan sadece o çünkü.

Şimdi, efendim, Kamer Genç her fırsatta İç Tüzük’teki bir aykırılığı ya da ihlal olduğunu kendi yorumunca yapıyor. İç Tüzük’ü herkesten iyi bildiğini zannediyor. Hiç de bir şey bilmiyor ve kürsüye çıktığı zaman da sürekli hakaret ediyor. Kendisiyle mahkemede buluşacağız, o ayrı bir mesele, o günü bekliyoruz.

Şimdi, burada çıkıp bir bilim adamına sürekli hakaret etmek bir defa yaşına başına yakışmıyor Sayın Genç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Birazcık bu konuda tecrübeli bir insansınız, yaşına saygımız var. Bak dün burada yaptığın konuşmada, efendim, utanmadan dedin ki: “Kuzu beyinli!” Allah sana beyin de vermemiş, ne yapacağız o zaman! Böyle bir şey olabilir mi yani!

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bu üsluplar yakışmıyor. Meclise yakışmıyor bu üslup.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Yakışmıyorsa, tabii ki bunu söylediği zaman da söyleseydiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – O da yanlıştır tabii. Yani kişisel konuları buraya taşımayın.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – O da yakışmıyor. Ama bakın, dün burada Sayın Başkanın huzurunda… Ayıp denen bir şey var. Bilim adamlığımızı koymuyor, ilim adamlığımızı koymuyor, vekilliğimizi koymuyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Güzel de, aynı üslupla konuşulur mu Sayın Başkan?

BAŞKAN – Lütfen…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Tabii ki konuşulmaz ama o noktaya getiriyor maalesef.

BAŞKAN – Sayın Kuzu, lütfen cevaplayınız soruyu.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Şimdi 26’ncı maddedeki konuya gelince. Ben bunu kasten hiçbir zaman yapmadım. Bu bir yorum meselesi. Yanlış da yorumluyor olabilirim. Ama benim bugüne kadar yapmış olduğum yedi yıllık uygulamam şu olmuştur: Elimdeki metin… Gelen bir teklifi gündeme alıyorum. Almış olduğum o gündemdeki teklifle alakalı varsa, onları da çıkarıyorum. Uzmanım burada. Bütün onları çoğaltıyorum. Alt komisyona gitmişse, alt komisyona gittiği zaman orada dikkate alsın diye alt komisyon başkanından rica ediyorum. Öbür türlüyse bizzat teklif sahibini çağırıyoruz. Bugüne kadar bakın Cumhurbaşkanlığı oldu, Sayın Genç’in kendisini çağırdım, teklifini dikkate aldım, birleştirerek…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen çağırmadın.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Hayır efendim, çağırdım. Nasıl çağırmadım?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, sen çağırmadın, ben geldim kendi kendime.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Yahu, hoş geldin safa geldin de, çağırdım. Biliyorum çağırdığımı. Bak, uzman…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, çağırmadınız.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Peki, tamam, çağırmadım.

BAŞKAN – Lütfen bu tartışmayı yapmayalım. Çünkü kayıtlarda vardır çağırıp çağırmadığınız.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, son cümlemi söyleyeyim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Şimdi ikinci bir husus: Elimizdeki metinde sekiz adet, burada bu teklifle alakalı, bağlantılı teklifler gelmiş. Bakın hepsi matbu olarak geçmiş. Yani tarihe not olarak bu düşmüştür ve şu tekliflerin tamamı, bizim Komisyonda, hepsi burada dikkate alınmıştır. “Ama, efendim, tabii, benim teklif çok yansımamıştır.” denebilir, o ayrı bir mesele, o başka bir mesele. Tabii dikkate alınma demek… Şimdi o zaman şu ortaya çıkıyor değerli arkadaşlar: İç Tüzük'ümüz bunu da düşünerek ve haklı olarak 37’nci maddeye bir hüküm koymuş. Diyor ki: Milletvekili, kırk beş gün içinde görüşülmezse teklifi komisyonda, kendisi, efendim, dilekçe verir, Genel Kurula indirir. Bu da bir yöntem, o zaman bunu kullanacağız, başka çare yok. Ben bu sekiz teklifi tek tek nasıl inceleyip de her birini ayrı ayrı buraya getireceğim. Mecburen toplu olarak getireceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Geçici madde. İlgisi yok Sayın Başkan.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Hayır, 37’nci madde…

OKTAY VURAL (İzmir) – İlgisi yok.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) –Anlamadım…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim verdiğimiz teklifin sizin bu teklifle hiçbir alakası yok ki. Sadece o seçimlerde uygulanmasının önünü kesecek…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Şimdi, neyse…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Tabii, ayrıca bu, panolarda ilan ediliyor, duyuruluyor. Bir de o tarafı da var. Daha dikkatli olmak gerekir. Tamam, yani bundan sonra uygulamalarımızda bizzat çağırmakta yarar var. Ama bugüne kadar, sizi temin ederim ki benim komisyonda dikkate almadığım hiçbir teklif olmamıştır. Bunu samimi olarak söylüyorum, hiçbir aksi yoktur bunu.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kuzu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir daha bu çağırmalar yazılı olarak yapılsa herhâlde böyle tartışmalara yol açmayacak.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz… Efendim, aynı konuda kendisi de bana hakaret etti… Davetiye gönderme şimdiye kadar hep hatalı yapılmıştır. Uygulamayı hatalı yaptığından dolayı…

BAŞKAN – Sayın Genç…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, gerektiği zaman konuştu zaten, siz işleme devam edin efendim.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Kuzu beyinli” çok kötü bir şey değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz devam edin.

BAŞKAN – Sayın Genç, bu tartışmayı keselim lütfen. Lütfen, yeterince konuşma oldu bu konuda. Demin de söyledim, yazılı olarak çağrılsa, herhâlde bu tür tartışmalara bir daha yol açmayız bu tür gereklerde.

Şimdi, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, çalışma süremizin sonuna geldiğimizden, alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 6 Nisan 2010 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 19.49