22 Nisan 2009 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati:14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşimini açıyorum.

 

                                                          Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 14.05

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati:14.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

                                                          Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlıyorum.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı münasebetiyle, erken yaşta zorla evlendirmelerle ilgili söz isteyen İzmir Milletvekili Canan Arıtman’a aittir.

Buyurunuz Sayın Arıtman. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

CANAN ARITMAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye tüm dünyada çocuklarına bayram hediye etmiş ilk ve tek ülkedir ama ne yazık ki hayatı onlara bir bayram olarak yaşatamıyoruz. Çocuklarımız insan olan herkesin yüreğini yakacak acılarla karşı karşıyadır. Ülkemizde çocuk ihmal ve istismarı, çocuk hakları ihlalleri çok yaygındır. Bugün bunlardan sadece birine, erken yaşta zorla evlendirme olgusuna dikkatinizi çekmek istiyorum.

Ülkemizde çocuk yaşta evlilik oranı yüzde 35’tir yani her 3 evlilikten 1’i on sekiz yaşın altındadır. Güneydoğuda ise bu oran her 2 evlilikten 1’i şeklindedir.

Erken yaşta evlilik olgusu, bir çocuk hakları ihlali ve çocuk istismarıdır; çocuğa yönelik şiddettir ve bir toplumsal halk sağlığı sorunudur.

Erken yaş evlilikleri yüksek risk taşıyan erken yaş gebeliklerine neden olur. Bu gebeliklerde anne ve bebeklerin hastalanma, sakatlanma ve ölüm riskleri yüksektir. Erken yaş gebeliklerinde gebelik ve doğuma bağlı anne ölümleri 4 misli daha fazla görülür.

Daha ilköğretim çağında anne-baba olunan çocuk yaştaki evliliklerde hem sağlıklı bir aile ilişkisinden hem de sağlıklı bir kişilik gelişiminden bahsetmek mümkün değildir. Ülkemizde bu evlilikler erkeklerde az görülürken kız çocukları çok yüksek oranlarda erken yaşta evlendirilmektedir. Buna bağlı olarak da eğitimlerini tamamlayamayan, bir meslek sahibi olamayan, evlilikte sevilmeyen, ihmal edilen, kendini koruyamayan, şiddete maruz kalan, bazen ailenin diğer erkeklerini de kapsayan bir biçimde cinsel taciz ve tecavüze uğrayan, törelere kurban edilen bu çocuklar başlık parası, berdel gibi geleneksel nedenlerle gelir getirici bir mal, meta görülerek bir an önce evlendirilirler.

Bu erken yaş evliliklerinin bireyin özgür iradesi, kendi rızası olmaksızın aile baskısı zoruyla yapılması bile başlı başına çocuğa yönelik bir şiddettir.

Birleşmiş Milletler erken yaş evliliklerini “kız çocuklarını vuran köleliğin modern biçimi” olarak tanımlamaktadır. Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmeleri kadınların toplumdaki eşitsiz konumunu pekiştirmekte, şiddete karşı zayıf hâle getirmektedir. Bu evliliklerde aile içi şiddet oranları çok yüksektir. Yapılan araştırmalara göre, evlilik içi tecavüz ve cinsel şiddete maruz kalma oranlarının yüksekliği de çarpıcı ve sarsıcıdır.

Ailenin sosyoekonomik düzeyi ne kadar düşükse kız çocuğunun erken yaşta evliliğe zorlanması olasılığı da o kadar yüksek olmaktadır. Erken yaştaki bu zorla evlendirmeler kız çocuklarının zorla eğitimden alınmalarına ve böylelikle de onların eğitimsizlik, yoksulluk, cahillik ve bağımlılık kısır döngüsüne hapsedilmelerine yol açmaktadır.

Sosyoekonomik durumu ve eğitimi düşük olan kız çocukları, geleneksel rol olan doğurganlığa mahkûm edilmekte ve daha çocuk yaşta kaldıramayacağı, kaldırmaması gereken bir yükün altına girmeye zorlanmaktadır. Çocuk yaşta olduğu için genelde yasal olmayan evlilikler şeklinde gerçekleştiğinden, medeni nikahla kazanacağı haklarından da mahrum bırakılan bu çocukların mağduriyetleri de artmaktadır.

Çocuğun eğitim hakkından sağlıklı yaşam hakkına kadar neredeyse tüm haklarının elinden alınmasına neden olan bu erken yaşta evlilikleri kadının toplumsal statüsünün düşmesine ve daha yoğun cinsiyet ayrımcılığına maruz kalmasına yol açmaktadır.

Bir süre önce, Adalet Bakanlığında, evlilik yaşıyla cinsel ilişkide rıza yaşanın on dörde düşürülmeye çalışılması çok vahimdir, ürkütücüdür. Daha kendi çocukluğunu yaşamamış, insan hakları elinden alınmış, örselenmiş, güçsüz bırakılmış çocuk annelerle ülkemizi ileriye götüremeyiz, kalkınmayı, çağdaşlığı yakalayamayız.

Çocuklarımızın insan hakkı ihlallerine, cinsel istismarına, şiddete maruz kalmasına ve toplumsal hak sağlığı sorunlarına neden olan erken yaşta evliliklerin önlenmesi için tedbirler almak, yasal düzenlemeler gerçekleştirmek, bunların yaşama geçmesini sağlamak bu Meclisin görevidir. Bu çaba, çocuklarımızın insan hakları mücadelesidir.

Milyonlarca çocuğun yaşamını derinden etkileyen bu erken yaşta evliliklerin önlenmesi için nedenlerinin araştırılarak gereken önlemlerin alınması amacıyla, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak, Meclis araştırması açılması için verdiğimiz önergenin yaşama geçirilmesini de yüce Meclisimizden diliyor ve saygılarımı sunuyorum.

Ayrıca…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Arıtman.

CANAN ARITMAN (Devamla) – Son bir cümle…

BAŞKAN – Buyurunuz.

CANAN ARITMAN (Devamla) – Sayın Başkan, ayrıca, bu anlamlı günde bu konuda bana konuşma imkânı tanıdığınız için size özellikle teşekkür etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Arıtman.

Gündem dışı ikinci söz, Türkiye-Azerbaycan arasındaki son gelişmeler hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Atila Kaya’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Kaya. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

ATİLA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken, yarın kutlayacağımız Türkiye Büyük Millet Meclisinin 89’uncu kuruluş yıl dönümünü bir kere daha tebrik ediyorum ve bu anlamlı günü Türk çocukları nezdinde bütün dünya çocuklarına bir bayram olarak armağan eden, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’i de bu vesileyle bir kere daha minnet ve şükran duyguları içerisinde anıyorum.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta içerisinde, Türkiye ve Azerbaycan kamuoylarını yoğun bir şekilde işgal eden ve Ermenistan sınır kapısının açılmasına yönelik spekülasyonlar üzerine, her iki kamuoyunda meydana gelen hassasiyetleri yerinde tespit etmek maksadıyla, Azerbaycan Parlamentosunda temsil edilen muhtelif siyasi partilerin daveti üzerine bir grup parlamenter arkadaşımızla beraber Azerbaycan’da bir ziyaret gerçekleştirdik. Bu ziyaretimiz esnasında, hem Azerbaycan Millî Meclis Başkanı hem de değişik siyasi partilerin temsilcileriyle ve sivil toplum teşkilatlarıyla Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde son dönemde bir krize doğru giden süreci karşılıklı olarak değerlendirme imkânına sahip olduk ve orada, haklı olarak Azerbaycan kamuoyunun bu sınır kapısının açılmasına yönelik endişelerini ve kaygılarını, bir kere daha yerinde gözlemleme, müşahede etme imkânımız oldu.

Değerli milletvekilleri, Türkiye-Azerbaycan ilişkileri son derece önemli ilişkilerdir. Ortak köken, tarih, medeniyet birlikteliğimizin yanı sıra özellikle çıkarlar bağlamında da yaklaştığımızda hakikaten Azerbaycan, Türkiye için son derece önemli bir ülkedir. Aynı şekilde Bakü-Tiflis-Ceyhan, Bakü-Tiflis-Kars demir yolu ve yine Bakü-Tiflis-Erzurum petrol ve gaz boru hatlarını da dikkate aldığımızda, 21’inci yüzyılın önemli projeleri olan bu projeleri de dikkate aldığımızda, Azerbaycan’ın ihmal edilmemesi gereken ve son derece önem verilmesi gereken dost ve kardeş ülke olduğu gerçeğini öncelikle burada belirtmek istiyorum.

Tabii değerli milletvekilleri, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin geçtiğimiz haftalar içerisinde bir krize doğru gidiyor olmasının altında yatan temel sebep bugünkü… Yani İktidarın, Hükûmetin maalesef bu konuya yeterince ehemmiyet göstermemesi neticesinde olmuştur. Çünkü, bu mesele ilk gündeme geldiği zaman yani bu sınır kapısının açılması meselesi ilk defa olarak Ermenistan medyasına yansımıştır. Daha sonra Ermenistan medyası, ondan sonra Azerbaycan kamuoyu yoğun bir şekilde bu meseleyi işlemeye başlamıştır. Bütün bu süreçler içerisinde, maalesef, bizim Hükûmetimizden bu konunun olmadığına yönelik herhangi bir açıklamanın gelmemesi üzerine, bu sefer Azerbaycan’ın resmî yetkilileri de birtakım kaygılarını, endişelerini ortaya koyan açıklamalar yapmaya başlamışlardır.

Değerli milletvekilleri, biz Azerbaycan’da bulunduğumuz süre içerisinde de bu kaygı ve endişeleri yerinde tespit etme imkânına sahip olduk. Yine Azerbaycan’daki resmî yetkililerin bize ifade ettiklerine göre, bu Ermenistan’la yaşanan, Cenevre’de iki yıldan beri devam etmekte olan süreç hakkında kendilerinin geçtiğimiz mart ayına kadar, yani bu içinde bulunduğumuz… Daha doğrusu iki ay önceye kadar kendilerine yeterince bilgi verilmediği, doyurucu bir şekilde bilgi verilmediği şeklinde ifadeleri oldu. Dolayısıyla, bu süreç maalesef Hükûmet tarafından gerektiği kadar iyi yönetilememiştir ve ilişkiler neredeyse, Sayın Aliyev’in Türkiye’deki Medeniyetler Zirvesi’ne gelmemekle ortaya koyduğu tavırla, giderek yükselen bir boyut kazanmıştır.

Konuşmamın başında da ifade ettim, değerli milletvekilleri, Türkiye ve Azerbaycan ilişkileri önemli ilişkilerdir, dostluk ve kardeşlik ve çıkarlar bağlamında son derece önemli ilişkilerdir. Dolayısıyla, hem Ankara hem Bakü bu ilişkilerde son derece dikkatli olmalıdır. Ama aynı şekilde de, hem Türkiye kamuoyu hem de Azerbaycan kamuoyu bu süreçleri sağduyulu bir şekilde, sağduyuyla takip etmelidir. Çünkü maalesef bu zaaflardan dolayı birtakım üçüncü ülkeler, birtakım başka unsurlar da devreye girmek suretiyle, Türkiye ve Azerbaycan dostluğunu ve kardeşliğini zedelemeye yönelik birtakım faaliyetleri gerçekleştirme imkânına kavuşabiliyorlar. Onun için bu meseleye büyük bir hassasiyetle yaklaşılması gereğini burada bir kere daha ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ATİLA KAYA (Devamla) – Sözlerimi şu şekilde tamamlamak istiyorum:

Azerbaycan’da yaptığımız görüşmeler esnasında Azerbaycan Parlamentosuna mensup bir milletvekilinin şöyle bir tespiti oldu: Azerbaycan’da geçtiğimiz hafta içerisinde bir kamuoyu araştırması yapılıyor ve bu kamuoyu araştırmasında dost gördükleri ülkeler soruluyor. Azerbaycanlıların kendilerine dost gördüğü ülkeler içerisinde Rusya’nın oranı yüzde1, İran’ın oranı yüzde 3, Türkiye'nin oranı ise yüzde 65 çıkıyor ancak bu oranları o sayın milletvekili şu şekilde değerlendirdi, dedi ki: “Bu yüzde 65’lik oran, iki dost ülke açısından iyi bir orandır ancak iki kardeş ülke açısından baktığımız zaman ise düşük bir orandır.”

Bu vesileyle tekrar bu meseleye hem Hükûmetimizin hem Parlamentomuzun büyük bir hassasiyetle yaklaşmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atilla Kaya.

Hükûmet adına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Çiçek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evvela, yarın büyük bir coşkuyla kutlayacağımız Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın tüm çocuklarımıza, milletimize, hepimize hayırlı olmasını temenni ediyor, bu bayramı bize armağan edenleri saygıyla, rahmetle ve şükranla anıyorum.

İkinci olarak, güncel bir konu, Türk milleti olarak bizi yakından ilgilendiren Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini gündeme getirdiği için Değerli Arkadaşımıza huzurunuzda çok teşekkür ediyorum.

Bu mesele hepimizin yakından takip ettiği, ilgilendiği, ilgilenmesi gereken bir konu.

Evvela bir üzüntümü burada ifade etmek istiyorum: Bizim Azerbaycan’la ilişkilerimiz -sadece bugünkü Hükûmet bakımından değil, geçmişteki cumhuriyet hükûmetleri bakımından da- özellikle Azerbaycan’ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra kurulan ilişkilerimiz kardeşçe ilişkilerdir. Bizim Azerbaycan’la, Azerbaycan’ın daha ötesinde Türk cumhuriyetleriyle olan ilişkilerimiz, bu ülkelerin maddi varlıkları, zenginlikleri, oradan elde edilecek imkânların ötesinde doğrudan doğruya kardeşlik temeline dayanmaktadır. Biz karşılaştığımız her sorunu, geliştirdiğimiz her ilişkiyi bir kardeşlik ilişkisi çerçevesinde değerlendiriyor, ona göre yapılması gerekenleri yapmaya çalışıyoruz.

Tabiatıyla bu kardeşlik ilişkisinin ekonomik, ticari, siyasi, kültürel başka boyutları olabilir ama bugün bu konuşmanın yapıldığı zamana kadar olan ilişkilerimizin böyle bir samimiyetle, böyle bir anlayışla yürütüldüğünden evvela bizim, birbirimizin emin olması gerekir. Azeri kardeşlerimizin de olması gerekir. Onun için, yazılıp çizilen, söylenen bir kısım iddiaların çok da haklı nedenlere dayanmadığını, asılsız, spekülatif bir kısım haberlerden yola çıkılarak bir değerlendirme yapıldığını burada belirtmek istiyorum ve milletimizin takdirine de sunmak istiyorum.

Esasen, bu gelişmeler başladığı günden beri müteaddit açıklamalar yapıldı. Sayın Başbakanımızın açıklamaları var, G-20 zirvesi için gittiği Londra’dan yaptığı açıklamalar var. Daha sonra yurt içinden yapılan açıklama var. Dışişleri Bakanımızın var. En son, geçtiğimiz Hükûmet toplantısından sonra, Bakanlar Kurulu toplantısından sonra benim yaptığım açıklamalar var; bu, Türkiye içine dönük olarak. Ayrıca, Azerbaycan’daki bir kısım medya kuruluşlarının bize ulaşarak -devletin kayıtlarında vardır- bu konuyla ilgili görüşlerimiz sorulduğunda da, çok net ve açık olarak Türkiye-Azerbaycan ilişkileri ve Kafkasya’daki gelişmeler nedir, ne değildir ve Türkiye bu meseleye nasıl bakmaktadır? Bunları Azerbaycan halkına da, oradaki kardeşlerimize de ifade ettik, benim de konuşmalarım var. Anlaşılıyor ki, bütün bu konuşmalara rağmen, hâlen ortada yine de tekrar konuşulması gereken hususlar var. Ben de bu mülahazayla bir defa daha yüce Meclisin bilgisine ve takdirine, milletimize bu konudaki görüşlerimizi açıklamak üzere huzurunuza geldim.

Türkiye, 30 Ağustos 1991’de Azerbaycan, bağımsızlığını ilan ettiğinde, Azerbaycan Cumhuriyetinin kurulmasıyla birlikte 9 Kasım 1991’de tanıyan ilk devlettir. Türkiye-Azerbaycan ilişkileri bu tarihten bu yana gücünü iki halk arasındaki tarihî, kültürel ve aynı millete mensup olmaktan doğan bir yakınlık temelinde sürekli bir şekilde geliştirmiştir.

Türkiye ve Azerbaycan arasında mevcut olan işbirliği ve dayanışma, uluslararası ilişkilerde iki bağımsız ülke arasında benzerine az rastlanabilecek bir seviyeye de ulaşmıştır. Türkiye-Azerbaycan siyasi ilişkilerinin temelini iki ülkenin ortak menfaatlerinin geliştirilmesi arayışı ve her iki ülke halkının refah ve istikrarına katkıda bulunacak şekilde iş birliğinde bulunması ilkesi oluşturmaktadır. İki ülke yönetimi arasındaki diyalog ve temaslar, en üst seviyede sürdürülmekte ve ziyaretler vesilesiyle her iki ülkeyi de yakından ilgilendiren ikili ve bölgesel tüm konuların ele alınması mümkün olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bakınız, 2008 yılı içinde iki ülke arasında Cumhurbaşkanı ve Başbakan düzeyinde on, çeşitli bakanlar düzeyinde ise otuz kadar karşılıklı ziyaret yapılmış olması, temasların sıklığını ortaya koyması açısından son derece önemlidir diye düşünüyoruz. Eğer, Azerbaycanlı kardeşlerimizin bu gelişmelerle ilgili, bu görüşmelerle ilgili yeteri kadar bilgisi yoksa, kendilerine bilgi vermesi gerekenlerin yeterli bilgiyi vermediğindendir. Bunun da altını çiziyorum.

Cumhurbaşkanlığı Aliyev’in 15 Ekim 2008 seçimlerinde yeniden iş başına gelmesinin ardından yurt dışına yaptığı ilk resmî ziyaret kapsamında ülkemizi ziyaret etmiş olması, Azerbaycan yönetiminin ülkemize verdiği değerin açık bir göstergesidir ve üstelik tekrar Cumhurbaşkanlığı görevine seçildiğinde orada temsil edilen birkaç ülkenin başında da Türkiye gelmektedir.

Türkiye-Azerbaycan ekonomik ilişkileri de özellikle son dört yıl içinde siyasi ilişkilere paralel bir gelişme göstermiş ve memnun edici düzeye erişmiştir. İkili ticaret hacmimiz son dört yıldır ortalama yüzde 40 oranında artarak Eylül 2008 sonu itibarıyla 2 milyar doları aşmıştır. Azerbaycan’ın petrol dışı sektörlerine yatırımlarımız 3 milyar dolar seviyesine ulaşmış olup bu rakamla Türkiye, Azerbaycan’ın petrol dışı sektörlerinde en büyük yatırımcı konumuna gelmiştir.

İki ülke arasında hayata geçirilen Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis- Erzurum petrol, doğal gaz boru hatları ile çalışmaları devam eden Bakü-Tiflis-Kars demir yolu projesi gibi enerji ve ulaşım alanlarında bölgesel önemi haiz iş birliği alanları, Türkiye’yle Azerbaycan’ın parçası oldukları çok taraflı iş birliğinin tüm Avrasya coğrafyası açısından taşıdığı stratejik önemi ortaya koymaktadır. Söz konusu projeler, her iki ülke halkının refahına katkıda bulunmanın ötesinde, bölgenin istikrara kavuşmasına ve uluslararası planda stratejik önem kazanmasına da vesile olmuştur.

Tüm bu saydığım unsurlar, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin stratejik niteliğini ve önemini büyük bir açıklıkla ortaya koymaktadır. Hükûmetimiz, gerek Azerbaycan’la ikili ilişkilerimizin taşıdığı bu önemin gerek Azerbaycan’ın Türk halkının kalbinde taşıdığı yerin farkındadır.

Bölgedeki diğer bir komşumuz olan ve aramızda da sorunlar bulunan Ermenistan’la yürütülmekte olan ve son dönemde de bölgedeki gelişmeler sebebiyle hız kazanan görüşmeler süreci ise bu ülkeyle mevcut olan sorunların çözümü için gerekli altyapının sağlanmasını ve Güney Kafkasya’daki tüm ülkelerin iştirakiyle bir istikrar ve güven ortamının oluşturulması için ilk adımların atılmasını hedeflemektedir. Ermenistan’la esasen bu ülkenin bağımsızlığını kazandığı 1991 yılından bu yana çeşitli düzeylerde sürdürülen bir temas vardır ancak                       -geçtiğimiz pazartesi günü yaptığım açıklamada da ifade ettim- ikili ilişkilerde ve uluslararası diplomaside konular belli bir olgunluğa kavuşmadan, yeterli açıklamalar yapılmamış olması bu ilişkilerin dün, evvelsi gün başladığı anlamına gelmiyor. Burada bir defa daha ifade ediyorum ki Ermenistan’la Türkiye ilişkileri, 1991’de bu ülkenin bağımsızlığını kazandığı günden bu tarafa değişik düzeylerde -bu temaslar- sürdürülmektedir. Son dönemde bölgede ortaya çıkan yeni dinamikler çerçevesinde bu ilişkilerde bir ivme var ve 1990’lı yıllara oranla bir ilerleme kaydedildiği de ortadadır ancak altını çizmek istediğim husus şudur: Ancak tüm bu süreç boyunca Azerbaycan ve Ermenistan arasında var olan Yukarı Karabağ ihtilafının yarattığı sonuçlar Türkiye ile Ermenistan’ın arasındaki görüşmelerde hiçbir zaman göz ardı edilmemiştir. Türkiye, bu Karabağ sorununun çözümünde en az Azerbaycan kadar çaba sarf eden bir ülkedir, bundan emin olabilirsiniz.

Ayrıca, Türkiye'nin birçok uluslararası toplantıda ve üst düzey ziyaretlerde, ister Türkiye’ye yapılan ister Türkiye'nin yaptığı ziyaretlerde gündeme getirdiği iki önemli konu vardır. Bunlardan bir tanesi Kıbrıs konusudur, diğeri de bizim tarafımızdan gündeme getirilen Karabağ konusudur. Dolayısıyla Ermenistan ile müzakere sürecimizde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da dost ve kardeş Azerbaycan halkının çıkarları ve iyiliği hiçbir şekilde göz ardı edilmemiştir ve edilmeyecektir. Azerbaycan topraklarının işgali sona ermeden bölgede arzu edilen normal ilişkilerinin tesisinin mümkün olmadığı tüm bölge ülkeleri tarafından da bilinmektedir.

Hükûmetimiz, Azerbaycan’ın konuya ilişkin hassasiyetinin bilincinde olarak sürecin başından bu yana Ermenistan ile yürütülen müzakereler hakkında Azerbaycan yönetimine gerekli bilgilendirmeyi her zaman yapmıştır. Bunun da tekrar altını çiziyorum. Yani biz, 2002’den bu tarafa, Ermenistan’la eğer bir görüşme yaptıysak, bir müzakere varsa, bu konuyla ilgili Azerbaycan’dan herhangi bir bilgi saklamaksızın ne görüşüldüyse, ne konuşulduysa Azerbaycan yetkililerine her kademede bu bilgilendirme yapılmıştır ve bundan sonra da bu bilgi akışı sürdürülmeye devam edecektir. Amacımız, bir yandan Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleşmesi yönünde ilerleme kaydedilirken, bir yandan da Yukarı Karabağ sorununun Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde çözümü için uygun şartların yaratılmasıdır. Zira Yukarı Karabağ sorunu çözülmeden bölgede kalıcı huzur, istikrar ve iyi komşuluk ilişkilerinin tesis edilmesi mümkün değildir ve mümkün olmayacaktır. Bu konu müteaddit defalar hem Sayın Başbakanımız ve hem de Hükûmetimiz tarafından kamuoyunun bilgilerine sunulmuştur.

Değerli milletvekilleri, netice itibarıyla aramızda çok yönlü ilişkiler var, bunlara bu çerçevede devam etmek istemiyorum ancak bizim, bu ilişkileri sürdürürken dikkat ettiğimiz ve bundan sonra da daha fazla dikkat göstereceğimiz hususları madde başlıkları itibarıyla bilgilerinize sunmak isterim:

1) Evvela, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi sürecine ilişkin gelişmeler hakkında Azerbaycan’a, tekrar ifade ediyorum ki, düzenli bilgi verilmiştir, bundan sonra da verilmeye devam edilecektir.

2) Son dönemde ortaya atılan bazı iddialar ise tamamıyla spekülatif niteliktedir. Ermenistan ile yürüttüğümüz normalleşme sürecinin Azerbaycan’ın aleyhine cereyan ettiği gibi haberler gerçeği yansıtmamaktadır.

3) Ermenistan ile müzakere sürecimizde, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, dost ve kardeş Azerbaycan halkının çıkarları ve iyiliği hiçbir şekilde göz ardı edilmemiştir ve edilmeyecektir.

4) Türkiye'nin Azerbaycan’ın menfaatleri aleyhine adımlar atması kesinlikle söz konusu değildir.

5) Türkiye, Yukarı Karabağ sorununun Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde, barışçı ve kalıcı bir çözüme kavuşmasını arzu etmektedir. Bu politikamızda hiçbir şekilde sapma yoktur.

Diğer bir madde: Yukarı Karabağ sorunu çözülmeden bölgede kalıcı huzur, istikrar ve iyi komşuluk ilişkilerini tesis etmek mümkün değildir, mümkün olmayacaktır. Bu, Sayın Başbakanımız ve Hükûmetimizce defaatle vurgulanmıştır ve Azerbaycan yetkilileri de bunu bilmektedir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yani kapı açılmayacak değil mi Sayın Bakanım?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Azerbaycan topraklarının işgali sona ermeden bölgede arzu edilen normal ilişkilerin tesisi imkânsızdır.

Bilgilerinize saygı ile arz ediyorum, hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çiçek.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Kapı açılacak mı açılmayacak mı?

BAŞKAN - Gündem dışı üçüncü söz, kot kumlama işinde çalışan işçiler arasında silikozis hastalığı sebebiyle artan ölüm olayları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’e aittir.

Buyurunuz Sayın Sevigen. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Sayın Başbakan Yardımcımız buradan gitti ama milletvekilleri adına bir soru sormuşlardı “Kapı açılacak mı açılmayacak mı? “ diye, umarım bunun cevabını verir herhâlde.

EMİN NEDİM ÖZTÜRK (Eskişehir) – Verdi cevabını.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Yani sadece duymamışlar.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, sevgili arkadaşlarım; ben bugün karşınıza silikozis hastalığından mağdur olan vatandaşlarımızla ilgili gündem dışı söz aldım. O konuyla ilgili sizleri bilgilendirmek, ortak bir çözüm önerisi bulmak için buradayım.

Bu konuda, ben, milletvekili olarak düşüncelerimi dile getireceğim, Sayın Bakan varsa çıkıp cevap verecek. Zannediyorum Çalışma Bakanı yok. Olsun, biz de Parlamento olarak eğer anlaşabilirsek zannediyorum bir çözüm buluruz ve bunlara biraz yardımcı oluruz diye düşünüyorum.

İzin verirseniz önce ben size bu konuda mağdur olmuş bir işçi arkadaşın mektubunu okumak istiyorum, bir mektup göndermiş: “Sizler, ölümü beklemek nedir bilir misiniz? Size doktorlar ‘Hastalığınızın tedavisi yok, birkaç yıl içinde öleceksiniz.’ deseler ne yaparsınız? Sizler, çocuğunuzun gözlerinin içine bakıp onun büyümesine şahitlik edemeyeceğinizi hiç düşündünüz mü? Sizler, sırf başkalarına yük olmamak için hemen ölmeyi düşündünüz mü? İşte biz bütün bunları düşünüyoruz çünkü ölmeyi kurtuluş olarak görüyoruz. Yüreğimizi kanatan ise zamansız oluşudur ölümlerin. Yirmili, otuzlu yaşlarda ekmek parası uğruna ölmek kader olmasa gerek. Şimdi diğer bütün ölümleri nasıl cezalandırıyorsanız bu ölümlerin de suçlularının cezalandırılması gerekir. Ölümü bekleyen mağdurlara sahip çıkılmalıdır. Bizler tedavisi olmayan bir hastalığın pençesindeyiz. Belki ölümümüzü engelleyemezsiniz ama ölürken gönlümüzü rahatlatırsınız, gözümüz arkada kalmasın diye, kırılmış olan kalplerimize bir nebze olsun merhem olursunuz.”

Hele bugünde, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramımızda –onu da kutluyorum hepinizin- o insanların çocuklarına bir nebze olsun bu hastalıktan kurtulmalarına yardımcı olacak bir çözüm buluruz diye düşünüyorum.

Sevgili arkadaşlarım, silikozis hastalığı, daha çok tünellerde, madenlerde çalışan insanların yakalandığı bir hastalık. Ama, maalesef, bizim ülkemizde bu kot beyazlatma dediğimiz, hepinizin çok yakından bildiği, kotları beyazlatmaya çalıştığımız atölyelerde –doktor arkadaşlarım daha çok iyi bilir- sağlıksız yerlerde, kapalı yerlerde, sigortasız insanların, çoğunun, yüzde 90’ının sigortasız olarak çalıştığı ya da bir kısmının başkalarının üzerine sigortalı yaptırıldığı, taşeronların elinde olduğu, havasız küçük atölyelerde çalıştırılıyor ve burada çalışan insanların yüzde 90’ının sigortası yok, yüzde 90’ının geleceği yok, sağlık güvencesi yok. Yüzde 90’ı, bırakın sigortalı çalışmayı, kendi yanındaki arkadaşlarına başka bir şirket, paravan şirket kurarak sanki onların üzerinde sigortalıymış gibi gösterdiklerini ve kendilerinin sırf sigortalı olduklarını kanıtlayabilmek için mahkeme kapılarında uzun süre kuyruklarda beklediğini, mahkemeler sonuçlanıncaya kadar çoğunun da öldüğünü, o dev gibi adamların nasıl küçüldüğünü, ufacık kaldığını görerek yaşıyoruz.

Bu konuda AKP’li ve CHP’li milletvekili arkadaşlarım… İki arkadaşım Meclis araştırması vermiş: Sacid Yıldız, Çetin Soysal arkadaşım. AKP’li, Yozgat Milletvekili bir arkadaşım da bu konuda kendi köyünde ölen insanlara yardımcı olmak için bir Meclis araştırması vermiş zannediyorum. Bütün bu milletvekili arkadaşlarımızın ortak yaptığı bir çalışmaya dayanarak ben de bir kanun teklifi verdim. Dedim ki bir kereye mahsus olmak üzere, bu işte çalışan, hasta olmuş, sağlık kuruluşlarından alacakları raporlarla hasta olduklarını belgeleyen, raporlara dayanarak bu insanları sigortalı yapalım ya da bu insanları malulen kendi hastalık derecelerine göre emekliye ayıralım ve bu hizmeti devlet olarak bedava yapalım, bir kereye mahsus olmak üzere.

Tabii bunları nasıl bulacağız, nereden bulacağız? Bunları da bulmak mümkün değil ama Sağlık Bakanlığı eğer bu insanlara bir gazete ilanı vererek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Hemen bitiriyorum Başkanım.

Bu insanların Türkiye’de ne kadar çalıştıklarına, nerelerde çalıştıklarına, hangi şartlarda çalıştıklarına bakılmaksızın biz ilan vererek bunların ücretsiz olarak devletin o kuruluşlarında ciğerlerinin muayene edilmesi gerektiğini belirterek hiç olmazsa bu hastalığa kimlerin yakalandığını önce bir tespit edelim. Elimizdeki veriye dayanarak, İktidarı, muhalefeti, Hükûmeti, milletvekilleri ortak bir karar vererek böyle bir günde, yarın kutlayacağımız bir günde bu çocukların babalarının, ailelerinin…

İnsanlar ölüme mahkûm edilmişler, bile bile. Bu hastalığın çaresi yok sevgili arkadaşlarım, bu hastalığın tedavisi yok. Ancak organ nakliyle yapılabiliyor, bunlar da çok sağlıklı değil. İki tane arkadaşa yapılmış ciğer nakli. Bir tanesi geçen gün, iki gün evvel ölmüş, bir tanesi de yoğun bakımda. E, Türkiye’de kaç kişi nakil olacak? Onun için hepimiz el ele verirsek bir kereye mahsus olmak üzere bu insanlara sahip çıkarız diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Sayın Bakanım, geldiniz mi?

BAŞKAN – Sözünüzü tamamlayınız.

Buyurunuz.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Hepinize bu konuda beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, sevgiler, saygılar sunuyorum.

Bu arada Çalışma Bakanlığımız da bu zararlı gördükleri, bu konuda kullanılan, zannediyorum kumda gördüğü zararlı maddeleri de yasaklamış bir genelgeyle. Ona da teşekkür ediyorum. Bu kuruluşlar, dernekler Sağlık Bakanlığından görüşme istemişler, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı gelmiş, kendileriyle görüşmüş. Çalışma Bakanımızdan randevu istemişler, o daha kendilerine ulaşmamış. Eğer Çalışma Bakanı da onlara randevu verirse, bu konuda mağdur olan derneklere, zannediyorum problemi biraz daha öne almış ve çözmüş oluruz. Çünkü onların zamanla yarıştığını bilmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sevigen.

Hükûmet adına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik konuşacaktır.

Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in kot kumlama işçiliğinde çalışan işçilerin silikozis hastalığına yakalanmaları sebebiyle ölümlerinin araştırılması ve sorunlarıyla ilgili gündem dışı konuşması üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tedbirler, bildiğiniz gibi, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında ele alınmış bulunuyor ve sadece işçileri kapsamaktadır. Bizim müstakil bir iş sağlığı ve güvenliği yasamız dünden bugüne olmamıştır. Müstakil bir iş sağlığı ve güvenliği yasasını hazırlayıp şu anda Başbakanlığa sevk etmiş bulunuyoruz ve tüm çalışanları kapsamaktadır. Yani memur-işçi ayrımını ortadan kaldıran müstakil bir iş sağlığı ve güvenliği yasasına Türkiye inanıyorum ki hep birlikte yapacağımız çalışmayla kavuşacaktır. Bu işin birinci yönü.

İkinci yönüne baktığımız zaman, meslek hastalıklarının tümü önlenebilir hastalıklardır. Ne yazık ki, az önce Sayın Milletvekilimin söylediği ve medyadan hepimizin izlediği gibi üzücü olaylarla karşı karşıyayız ama bunların tümü önlenebilir hastalıklardır, önlenebilir rahatsızlıklardır. İş kazaları için aynı şeyi söylemek mümkün mü? Tabii ki mümkün değil. İş kazalarının da yüzde 98’ini alınacak olan önlemlerle, tedbirlerle engellemek, önüne geçmek, yüzde 98’inin önüne geçmek mümkündür.

Şimdi bu çerçeveden baktığımız zaman Yasa yani 4857 sayılı İş Kanunu’muz iş kazaları ve meslek hastalığının önlenmesiyle ilgili olarak birinci derecede sorumlu işvereni tutmaktadır. Şimdi, elimizi vicdanımıza koyalım, siyasetçiler olarak bu sıkıntılarla biz yüzleşiyoruz, karşı karşıya kalıyoruz. Bizim tabii ki sorumluluklarımız var ama işçinin alın terinden, emeğinden hatta sağlığından ödün vererek birilerinin de para kazandığını hiç unutmayalım. Bundan dolayı yasa koyucu ve yasa diyor ki: “Sorumluluğun büyüğü, sorumluluk merkezinde işveren  bulunmaktadır.”

Şimdi işveren eğer kayıt dışı istihdamı  sürdürüyor ise işverenin eğer işyeri kayıt dışı ise bunun ne derece bir sorumsuzluk olduğunu öyle tahmin ediyorum ki bizi izleyenler de, sizler de takdir edersiniz. Bununla benim işverenlerin tümünü ifade etmem tabii ki söz konusu değil ama bir sorumsuz anlayış içerisinde hayatını idame ettirmeye çalışan, gelirine gelir katmaya çalışan, işçiyi sömürerek, işçinin alın terini sömürerek hayatını sürdürmeye çalışan işverenlerin olduğunun en canlı örneğini de bu dramatik sahnelerin ortaya koyduğunu  bilmemiz gerekiyor.

Şimdi açık kumlama, bu kot işçiliğinde, kotların beyazlatılmasında birkaç çeşit beyazlatma şeyi var ama esas iki yöntem var: Biri kapalı, biri açık. Bu açık yöntemde… Yürürlükteki mevzuat kesinlikle açık kumlamaya müsaade etmemektedir. Yani bu, bugün yasaklanmış filan bir hadise değil. Bizim mevzuatımız açık kumlama… Açık kumlama ne? Bir hortumla, açık bir alanda, maske var yok, böyle bir ortamda kumlama yapıyorsunuz ve tüm bu tozlar ciğerlere ulaşıyor. Aslında silikozis “Toza bağlı akciğer hastalığı.” demek. Açık olarak bunu yaptığınız zaman, insan sağlığının ne derece tehlikeye girdiğini, hepimiz öyle tahmin ediyorum ki çok daha iyi anlıyoruz. Kapalı yöntem nedir? Kapalı alan içerisinde, yine gerekli önlemler alınarak, yalnız bileklerinize kadar veya ellerinizle yapmış olduğunuz bir faaliyettir ki bunun birincisiyle mukayese edilir yanının olmadığı açıktır.

Şu anda silikozis hastalığının şikâyet verecek… Açık sistemde kumlama yapılan bir iş yerini biz tespit etmiş bulunmuyoruz, böyle bir iş yerine rastlamış değiliz değerli arkadaşlar. Bunu bugün itibarıyla söylüyorum. Bu bir savunma…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Demek ki sıfır denetim Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Tabii, bu bir savunma açısından değil. Bakınız, eğer konuşmama bütünü içerisinde bakacak olursak çok daha net bir şekilde görülecek.

Şimdi silikozis hastalığının üç ayrı klinik şekli var: Biri akut, diğeri hızlanmış şekli, bir diğeri de kronik olan şeklidir. Burada tekrar ediyorum: Bu mesele siyaset meselesi değil, bu mesele insan sağlığı meselesi. Yani kronik bir silikozis hastası kronik durumda ise bu belki 1990’lardan, 1995’lerden, on yıla, on beş yıla sâri bir durum da olabilir yani. Adam çalışıyor, emekli oluyor, o kronik durum devam ediyor. Emekliğinden sonra da çok ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor bu çalışanımız. Dolayısıyla akut durumda ise belki bir iki ay içerisinde olumsuz ortamda çalışması neticesinde yine bu hastalığa yakalanma… Bu hastalık da öyle bir hastalık ki, bundan kurtuluşun olmadığını, bir tedavi yönteminin olmadığını da hepimiz biliyoruz.

Şimdi Bakanlık olarak, tabii özellikle iş başına gelir gelmez, bu konularla ilgili olarak Bakanlık proje denetimleri çerçevesinde, özellikle madenler, ki daha önce de ifade ettim ilk gittiğim yerlerden biri de Zonguldak’ta 570 metre yerine altına inip kömür madeninde olup bitenleri bizzat işçilerle paylaşmak oldu, Çalışma Bakanı da bunu yapmalı diye düşünüyorum. Şimdi tekstil sektöründe kot taşlamayla ilgili, inşaat sektöründe, maden sektöründe… Yani iş sağlığı güvenliği açısından risk oluşturan sektörlerde yoğun proje denetimlerimiz oldu. 2007-2008 yılları arasında 71 iş yeri denetim programına alındı, 11 iş yerinin kapalı olduğu tespit edildi bu denetimlerde, 60 iş yerinde ise teftiş sonuçlandırıldı ve 1 iş yeri kapatıldı ve hâlen bu iş yeri kapalı, gerekli önlemleri almadığı için kapalılığı sürüyor, 13 iş yerinde ise idari para cezası uygulandı.

Ayrıca iş yerlerinin tespiti için Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesinden kot kumlama nedeniyle silikozis tedavisi gören işçilerin iş yerlerinin listesi istendi ve bu iş yerlerinde de teftişler gerçekleştirildi. 2009 yılında ise… 2008 yılında bu bahsettiğimiz 71 iş yerinde, özellikle İstanbul ve Çorlu istikametinde bu denetimler yapıldaktan sonra, 2009 yılının ilk üç ayında ise 78 iş yerinin denetimi yapıldı, nisan ayında ise 54 iş yerini denetimi yapılmak üzere programa almış bulunuyoruz. İster program dahilinde ister ihbarla olsun iş müfettişlerimiz bu konudaki denetimlerini sıkı bir şekilde sürdürmektedirler.

Burada önemli bir rakam vermek istiyorum bu hastalıkla, bu rahatsızlıkla ilgili, Çalışma Bakanlığı olarak bizler ve İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi ve Bursa Verem Savaş Derneğiyle birlikte 2007 yılında yapılan araştırmada yani kot taşlama, kot beyazlatmasıyla ilgili, bu silikozis hastalığıyla ilgili yapılan araştırmada yüzde 38,8 silikozis hastalığının bu iş yerlerinde çalışan işçilerimizde varlığı göründü, bu gerçekten ürkütücü ve korkutucu bir rakamdır.

Bu tespitler 2007-2008 yılında yapılınca yapmamız gereken neydi?

Birincisi, denetimleri -az önce ifade ettiğim gibi- çok daha sıkı bir şekle dönüştürmek ki bu gerçekleşti, bu yapılıyor.

İkincisi, meslek hastanelerine vatandaşların yönlendirilmesi konusunda bir çaba sarf ediyoruz.

Ayrıca, bu bahse konu araştırma yapılan ve teftişler yapılan iş yerlerinde ise iş yeri eğitimi ve bilgilendirme çalışmalarımızı da yoğun bir şekilde sürdürdüğümüzü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, kayıt dışı, kayıt dışı… Kayıt dışının önlenmesiyle ilgili biz çok önemli düzenlemeler yaptık. Şimdi, bu küresel krize rağmen –dün burada ifade ettim- 300 binin üzerinde kayıt dışı çalışan vatandaşımız banka işlemlerinde ve diğer kamu kurumlarıyla ilgili yaptığımız yasal düzenlemelerden dolayı kayıt dışı kayıt altına alınmıştır, 300 binin üzerindeki işçimiz, çalışanımız. On bir bin iş yerimiz kayıt dışılıktan kayıt altına girmiştir, yapılan yasal düzenlemeler neticesinde.

Ben inanıyorum ki bu küresel kriz geçince, bu yasal mevzuatın işlerliği çok daha büyük bir anlam kazanacak ve kayıt dışılığın gerçekten beli kırılacak ümidindeyiz çünkü onunla ilgili gerekli altyapı oluşturulmuş bulunuyor. Fakat vatandaşımız eğer duyarlılığını ortaya koymaz ise yani kendisi böyle olumsuz şartlar içerisinde iş sağlığı güvenliğine aykırı bir ortamda çalışmasına rağmen, kendisi bir şikâyette bulunmaz ise veya yanındaki komşusu veya evindeki ailesi bu konuda bir duyarlılık göstermez, hastalığa yakalandıktan sonra şikâyetlerimiz artmaya devam ederse, e bu da bu toplum içerisinde yaşayan birisi olarak toplum sağlığı açısından, vatandaşın sağlığı ve geleceği açısından, herhâlde en hafif tabiriyle, görevimizi yapmamak karşılığı şeklinde ifade edilebilir. Onun için bu gündem dışı konuşma vesilesiyle ben ifade ediyorum: Bütün dinleyen vatandaşlarımız bu konuda duyarlı olsunlar ve Bakanlığımızın taşra teşkilatları var, merkez teşkilatlarımız var, yani bir telefon yeterlidir.

Ayrıca, bakınız, biz Alo 173 hattını kurduk. Alo 173 hattı kayıt dışı çalışmayla ilgili, yalnız kayıt dışı çalışma değil çalışma hayatıyla ilgili tüm sorunları, şikâyetleri içeren bir hattır. Yani silikozis hastalığına neden veren kot taşlamayla ilgili sağlıksız ortamda bir hizmet, bir faaliyet söz konusu ise, bir işletme böyle bir faaliyet içerisinde ise Alo 173 hattını çevirmesi bile yeterlidir. Ama bu konuda bir duyarsızlık söz konusu ise, herhâlde sizler milletvekilleri olarak, bizler Bakanlık olarak hangi merdiven altında hangi işlerin yapıldığını araştırmakla görevliyiz, bu  doğru ama bütün merdiven altlarını ve bütün olumsuz alanları denetleme, bulma imkânınız yok ki tabii. E bulamayınca bunlara göz yummamız doğru mu? O hâlde vatandaşlarımıza düşen görevler var. Tabii ki bize düşen görevler de var. Bunları el birliği içerisinde yerine getirmemiz gerekiyor.

Şimdi, yaptığımız bir önemli düzenleme var. Bildiğiniz gibi üç meslek hastanesi var, meslek hastalıkları hastanesi var. Bunlar İstanbul, Zonguldak ve Ankara illerimizde bulunuyor. Şimdi biz 2008 yılının onuncu ayında yönetmelikte bir değişiklik yaparak ilave bir şey yaptık. Dedik ki: Meslek hastalıkları madem önlenebilir, önlenebilir olduğuna göre bizim bu konuyla ilgili kamu üniversite hastanelerine de meslek hastalıkları tanısını koyma yetkisini verdik. Dolayısıyla şimdi üniversite hastaneleri de meslek hastalıklarıyla ilgili tanı koyabilecek. Yani Antalya’da bir hasta var -silikozis hastası diyelim- bunun tanısı, Ankara’ya, Zonguldak’a veya İstanbul’a gelmek durumunda. Şimdi üniversite hastanelerinde yaygınlaştırılarak bunun önemli bir adım olduğu düşüncesindeyim.

Peki, işin can alıcı noktasına gelelim. Ne olacak bu insanların hâli? Esas can alıcı nokta burası.

Şimdi, değerli arkadaşlar, eğer meslek hastanesi bu hastalıkla ilgili bir işçimiz, bir çalışanın üzerinde bir tespitte bulunmuşsa, yüzde 10 ve daha üzerinde bir hasar, bir kazanma gücü kaybı söz konusuysa, bu vatandaşımıza sürekli iş göremezlik geliri bağlanıyor. Hangi durumlarda? Meslek hastanesine gitmiş ve tespit edilmiş. Kayıt altından bahsediyoruz.

İkincisi ise, vatandaş kayıt dışı çalışıyor ise burada yapılacak olan nedir? Burada yapılacak olan, müfettişlerimiz bu kayıt dışı çalışmanın neticesinde slikozis hastalığına yakalanmış olan vatandaşlarımıza gidiyorlar. Diyorlar ki: “Siz nerede çalıştınız?” Vatandaş diyor ki: “Ben filan iş yerinde çalıştım.” Bu iş yeri kayıt altında mı? Değil. Orada bir şahit bile yeterlidir. Yani birisinin “Evet, bu Ahmet, bu iş yerinde, kayıt dışı iş yerinde çalıştığına ben şahidim. Ben bunu biliyorum. Burada böyle iş yeri vardı.” demesi, müfettişe bu bilgiyi vermesi yeterlidir. Bakınız, yeterlidir bu bilgi. “Ne olacak?” sorusu şu: Yani ya kayıtlı olacaksınız -slikozis hastaları için söylüyorum veya meslek hastaları için söylüyorum- kayıt altında olacaksınız veya tanık ifadeleriyle bunu belgeleyeceksiniz orada çalıştığınıza dair, bizim için bu tespitler yeterlidir. Evet, bu vatandaşımıza sürekli iş göremezlik aylığı bağlanıyor.

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Mahkemeye gitmeden mi?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Problem nedir? Zaten kayıt dışı yerde çalışmanın nereden kaynaklandığını hepimiz biliyoruz. O bilinç olsa, çalışsa bile şikâyette bulunur kendi geleceği açısından. Bu şikâyette bulunmuyor. Bulunmayınca, daha sonra kendisi bu sağlık sorunlarıyla karşılaşınca da bunun çözümü konusunda da bir yol bilemiyor vatandaşımız.

Şimdi, burada ne söylüyorum? İki tane yolumuz var. Kayıt altındakiler için hastane, meslek hastanelerinden, üniversite hastanelerinden rapor yeterlidir. Kayıt dışı olan vatandaşlarımız, müfettiş gittiği zaman, ilgili iş yerinde çalıştığına dair bir tanığın müfettişimize bilgi vermesi, bunun rapor edilmesi yeterlidir. Bunların hiçbirisi yapılamıyorsa, tespit edilemiyorsa, yargı yolundan başka bir çıkış yolu görülmüyor. Yani, iş yeriyle bağlantı kurulmadan vatandaşa bizim sürekli iş göremezlik aylığı bağlamamız mümkün değildir. Mutlaka iş yeriyle bir bağ kurulacak. Nasıl kurulacak? Hastane bu bağı kuracak, kayıtlılık bu bağı kuracak. Kayıt dışıysa müfettiş raporuyla, tanıkla bu bağ kurulacak veyahut da “Evet, bu, böyle bir meslek hastalığı neticesinde bu duruma gelmiştir.” diye yargı bir karar verecek ki, biz bu işi çözelim.

Dikkat ederseniz, kapalı bir nokta yok, her şey açık. Ama, belki bilgi açısından, bilgi kirliliği açısından ve yeterli araştırma yapmamaktan kaynaklanan bir sorunla karşı karşıyayız.

Ben, bir vesileyle daha buradan ifade ediyorum:  Bu sorun önemli bir sorundur. Yalnız slikozis hastaları için değil, iş sağlığı güvenliğine aykırı… Bakın, Tuzla olaylarını hep beraber izledik. Aynı şey… Ben gayri resmî olarak da gittim, orada denetimlerde gördüm. Adam boya yapıyor, maskeyi takmıyor. “Neden takmıyorsun?” diye bizzat işçiyle yüzleştim. “Sana bu maske verilmiş, niye kenara koymuşsun?” diyorum.

Bakınız, bütün çalışanlara, bütün emekçilere buradan sesleniyorum: Sağlıksız ortamlarda ve iş sağlığı ve güvenliğine aykırı ortamlarda çalıştırılıyorsanız, Alo 170 hattı size çok yakın. Alo 170 hattına bu ihbarda bulununuz, biz de kamu olarak üzerimize düşen sorumluluğu ve görevi yerine getirelim. Aksi olarak “Olumsuzluklar oluşsun ve Bakanlık, Bakanlığın 200-300 müfettişi Türkiye'nin neresinde ne varsa bunu ortaya çıkarsın.” gibi bir yaklaşım olumsuzlukların devamı anlamınadır.  Sorumluluk tümden 70 milyonundur. El birliğiyle, özellikle de milletvekili arkadaşlarımızla birlikte bir dayanışma içerisinde, inanıyorum ki, bu ve benzeri iş sağlığı güvenliğine aykırı kayıt dışı uygulamaların önüne geçeceğimize ben inanıyorum.

Bu fırsatı verdiğiniz için ben de gündem dışı konuşma yapan değerli arkadaşıma ve siz değerli milletvekillerine teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelik.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup bilgilerinize sunacağım:

 

 

                                                                                       21 Nisan 2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’nın 15 Nisan 2009 tarih ve 46 sayılı Kararı ile Sri Lanka Parlamentosu Başkanı Sayın W.J.M Lokubandara ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin 26 Nisan-1 Mayıs 2009 tarihleri arasında ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 7. Maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                   Köksal Toptan

                                                                      Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                       Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin Sözlü Sorular Kısmının 355, 392, 393, 414, 436 sırasında yer alan (6/1133, 1174, 1175, 1196, 1220) esas numaralı soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                       Hasan Özdemir

                                                                                            Gaziantep

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Komisyondan istifa önergesi vardır; okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üyesi bulunduğum Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonundaki görevimden gördüğüm lüzum üzerine istifa ediyorum.

Gereğini arz ederim.

Saygılarımla. 21/04/2009

                                                                                       Osman Özçelik

                                                                                           Siirt

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır. Ayrı ayrı okutacağım.

İlk okutacağım önerge 500 kelimeden fazla olduğu için özeti okunacaktır, ancak önergenin tam metni tutanak dergisinde yer alacaktır.

Okutuyorum:

 

 

 

                                                                                       (X)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Güvenlik güçlerinin, toplumsal gösterilere “kamu düzenini koruma ve güvenliği sağlama” amacını aşan müdahale şeklinin, kullandıkları araç-gereçlerin ve özellikle son iki yılda toplumsal gösterilerdeki yaşam hakkı ihlallerinin, ölümlerin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98, İçtüzüğün 104 ve 105’inci Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

1)  Ahmet Türk                                                          (Mardin)

2)  Emine Ayna                                                         (Mardin)

3)  Fatma Kurtulan                                                    (Van)

4)  Selahattin Demirtaş                                             (Diyarbakır) 

5)  Sırrı Sakık                                                           (Muş)

6)  Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

7)  Bengi Yıldız                                                         (Batman)

8)  M. Nezir Karabaş                                                 (Bitlis)

9)  Akın Birdal                                                          (Diyarbakır)

10)  Aysel Tuğluk                                                      (Diyarbakır)

11)  Gültan Kışanak                                                  (Diyarbakır)

12)  Hamit Geylani                                                    (Hakkâri)

13)  Pervin Buldan                                                    (Iğdır)

14)  Sebahat Tuncel                                                 (İstanbul)

15)  Nuri Yaman                                                       (Muş) 

16)  Osman Özçelik                                                  (Siirt)

17)  İbrahim Binici                                                    (Şanlıurfa)

18)  Sevahir Bayındır                                                (Şırnak)

19)  Hasip Kaplan                                                    (Şırnak)

20)  Şerafettin Halis                                                 (Tunceli)

 

 Gerekçe Özeti:

Ülkemizde yapılmak istenen demokratik eylem ve etkinliklere, güvenlik güçlerinin görev ve yetkilerini aşan müdahalesi nedeniyle yaşam hakkı ihlallerinin sıkça yaşandığı kamuoyuna yansımaktadır.

Oysaki demokratik toplumlarda toplanma özgürlüğü, siyasal ve toplumsal yaşamın vazgeçilmez unsurlarındandır. Toplantı ve gösteriler, düşünceyi ifade etmenin kolektif bir biçimi ve düşünce özgürlüğünün tamamlayıcısı niteliğindedir. Bu nedenle demokratik bir fonksiyona sahip olma özelliği taşır.

Toplanma ve gösteri özgürlüğü hakkının kullanılması ise izin alınmaksızın yalnızca bildirime tabi bir hak olup, bu şekliyle Anayasanın 34'üncü Maddesi'nde düzenlenmiştir. Barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının kullanılmasına yönelik müdahale etmeme yükümlülüğü, açık bir yükümlülüktür. Ancak ülkemizde yapılan barışçıl ve demokratik gösterilere karşı müdahaleler "kamu düzenini koruma ve güvenliği sağlama" amacının çok ötesinde, aşırı güç kullanımı sonucu çok sayıda insanın yaralanmasına ve hatta yaşam hakkının ortadan kalkmasına yani ölümlere sebep olmaktadır.

Avrupa Birliği uyum sürecinde "demokratikleşme paketi" adı ile yasal düzenlemelere gidilirken; bu düzenlemelerin yaşamsal bir karşılığının olmaması idari bir sorumluluktur. İnsan hakları ihlalleri son iki yılda kaygı verici bir artış göstermiştir. Bu durum demokratik eylem ve etkinliklere güvenlik güçlerinin göstermiş olduğu orantısız güç kullanımında da kendini göstermektedir. Güvenlik güçleri tarafından 2007 yılında 34, 2008 yılında 127 toplantı ve gösteriye müdahale edilmiş. Yine 2007 yılında 84, 2008 yılında ise 299 kişi güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucunda yaralanmış; daha da vahim olanı 2009 Nisan ayı itibariyle Mehmet Deniz, Yahya Menekşe, Zeki Erinç, Ramazan Dal, İkbal Yaşar, Fahrettin Şedal, Ahmet Özhan, Mustafa Dağ, Mahsun Karaoğlan adlı 9 vatandaşımız yaşamını yitirmiştir.

İşçi sendikalarının, 2008 yılı 1 Mayıs kutlamalarını Taksim Meydanı'nda yapma istekleri üzerine, idarenin diyalogu bütünüyle dışlayıcı bir yaklaşımla bu talebi reddetmiştir. Aşırı güç kullanılması sonucu yüzlerce kişi yaralanmış ve gözaltına alınmıştır. Özellikle Özgürlük ve Dayanışma Partisi ve Demokratik Toplum Partisi binalarına atılan gaz bombalarının, kapalı mekanda kullanılıyor oluşundan ötürü artan etkisiyle ciddi sağlık sorunlarına neden olmuştur.

Şubat 2009'da Batman'da ve Diyarbakır'da yapılmak istenen basın açıklamasına yönelik güvenlik güçlerinin aşırı güç ve gaz bombası kullanması sonucunda çok sayıda insanımız yaralanmıştır. 59 yaşındaki Sinan Aydın adlı vatandaşımız gaz bombasının yoğun kullanılması sonucu solunum yolu rahatsızlığı yaşamış, yoğun bakıma kaldırılmış ve 11 Mart 2009'da yaşamını yitirmiştir.

Son olarak, Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Dayanışma Dernekleri Federasyonu'nun, cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler üzerindeki tecrit ve izolasyona dikkat çekmek amacıyla 3-4 Nisan tarihlerinde yaptığı demokratik eylem keyfi olarak engellenmek istenmiştir. Bu durum karşısında, aralarında Milletvekillerinin de bulunduğu heyet, güvenlikten sorumlu yetkililerle görüşürken, kitle saldırıya uğramıştır. Müdahale esnasında Milletvekillerinin de bulunduğu heyete yönelik rütbeli asker ve emniyet mensupları tarafından fiziksel ve sözlü saldırı gerçekleşmiştir.

Güvenlik güçlerinin kullandıkları araçların, gaz bombalarının, yakın mesafede öldürücü olduğu bilinmesine rağmen halk üzerine ateş açılmıştır. iki çocuk babası 27 yaşındaki Mustafa Dağ başından aldığı gaz bombası kapsülü yarasıyla, üniversite üçüncü sınıf öğrencisi 21 yaşındaki Mahsun Karaoğlan sol göğsüne aldığı darbe sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir. Yine müdahale esnasında bazıları ağır olmak üzere çok sayıda insanımızda yaralanmıştır.

Güvenlik güçlerinin, toplumsal gösterilere "kamu düzenini koruma ve güvenliği sağlama" amacını aşan müdahale şeklinin, kullandıkları araç - gereçlerin ve özellikle son iki yılda toplumsal gösterilerdeki yaşam hakkı ihlallerinin, ölümlerin araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98, içtüzüğün 104 ve 105' inci Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin en önemli sağlık problemlerinden biri olan kanser hastalığının hangi boyutlarda olduğunun tespiti, araştırma merkezleri, tıbbi cihaz, uzman hekim ihtiyacı ve hasta sayısının belirlenmesi ile tanı ve tedavi şekilleri dahil tüm eksikliklerin giderilmesi için gerekli önlemlerin ortaya konulması amacıyla Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz. 16/04/2009

1) Mehmet Serdaroğlu                               (Kastamonu)

2) Reşat Doğru                                         (Tokat)

3) Hasan Çalış                                          (Karaman)

4) Ümit Şafak                                            (İstanbul)

5) Oktay Vural                                           (İzmir)

6) D. Ali Torlak                                          (İstanbul)

7) Münir Kutluata                                       (Sakarya)

8) Recai Yıldırım                                       (Adana)

9) Yılmaz Tankut                                       (Adana)

10) Alim Işık                                             (Kütahya)

11) Kemalettin Nalcı                                  (Tekirdağ)

12) Hüseyin Yıldız                                     (Antalya)

13) Murat Özkan                                        (Giresun)

14) Akif Akkuş                                           (Mersin)

15) İsmet Büyükataman                             (Bursa)

16) Hamza Hamit Homriş                           (Bursa)

17) Beytullah Asil                                      (Eskişehir)

18) Hasan Özdemir                                    (Gaziantep)

19) Kamil Erdal Sipahi                              (İzmir)

20) Erkan Akçay                                        (Manisa)

Gerekçe:

Tüm dünyada ve ülkemizde yaygınlaşarak, çağımızın en önemli sağlık problemi hâline gelen ve ülkemizde her yıl 100 bin civarında kişinin yakalandığı kanser hastalığıyla ilgili ve özellikle hasta sayısı hakkında net bilgiler bulunmamaktadır. Kansere yakalanan hastalarımızın sayısı her geçen gün artarken, hastaneler dolup taşmaktadır. Üstelik tedavi masrafları da bir hayli yüksek olan bu hastalıkta, sorun sadece hasta ile kalmayıp, tüm aile bireylerini de yakından ilgilendirmektedir.

Türkiye'de 1982 yılında 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu'nun 57. Maddesi gereğince "bildirimi zorunlu hastalıklar listesi"ne alınmış olmasına rağmen ülkemizde gerçek kanser sayısı bilinmemektedir.

Ülkemizde kanser tedavi hizmetlerinin organizasyonunda, en çarpıcı ve önemli nokta ülkemizdeki tıbbi onkologların ve hematologların sayısal yetersizliğidir. Şu an sayıları 350 bin olan kanserli hastaların tedavisini ve takibini yetersiz sayıdaki tıbbi onkolog ve hematolog üstlenip götüremeyeceğine göre, tedavi hizmetlerinin ilgili diğer uzmanlık alanlarından olabildiğince yararlanarak organize edilmesi zorunludur.

Sadece senede 1.000'in üzerinde akciğer kanseri tanısı konulan Ankara'nın merkezindeki Atatürk Göğüs Hastalıkları Hastanesinde bile zaman zaman onkoloji uzmanının bulunmadığı unutulmamalıdır. Unutulmaması gereken diğer bir nokta ise, göğüs hastalıkları uzmanlarının akciğer kanseri takip ve tedavisini üstlenmedikleri 5-6 yıl öncesinde, bu hastalara onkoloji kliniklerinde aylar sonrasına randevu verildiğidir. Göğüs hastalıkları uzmanlarının bu işi üstlenmelerinin nedenleri burada yatmaktadır.

Ülkemizde 50 bini aşkın lösemi hastası takip edilirken, yılda 15 bini aşkın yeni lenfoma ve 10 bini aşkın yeni lösemi olgusu saptanmaktadır. Lösemi ve lenfomada son 10 yılda yaşam beklentisinin belirgin olarak artmış olması, takip altındaki hasta sayısının katlanmasına yol açmaktadır.

Sağlık Bakanlığı yetkilileri, 2020 yılına kadar ülkemizde 54 yeni Kanser Araştırma Merkezine ihtiyaç olduğu yönünde açıklamalar yapmaktadır. Gerekli uzman ihtiyacının karşılanması içinde üniversiteler ve tıp fakülteleri ile birlikte ortak çalışmaların yapılarak tespit ve çözümlerin belirlenmesi gerekmektedir. Erken teşhis ile kanserle savaş politikasına yön verilmesi ve nüfus tabanlı kanser kayıt sistemlerinin kurulması ve daha sağlıklı veri toplanması sağlanmalıdır.

Medikal onkoloji konusunda, uzmanın yetişmesi seneler almaktadır. 11 milyon nüfuslu Yunanistan'da bile medikal onkolog sayısı bizden fazladır. Bu konudaki yetişmiş eleman sayımız gerçekten yetersizdir. Üstelik sadece onkolog yetiştirmekte yeterli değildir. Patolojide uzmanınız yoksa yeterli onkolog olması da bir şey ifade etmez. O nedenle, radyolog, stolog, ve patologların yetiştirilmesine önem vermeli ve insan kaynakları yetersizliğini gidermeliyiz. Bir medikal onkolog ve hematolog günümüzde ancak 40 yaşında göreve başlayabilmektedir. Bu uzmanların yetiştirilmesi konusunda yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğu da aşikardır.

Bütün bu sorunları ülke düzeyinde çözümlemek üzere kural koyucu ve denetleyici bir kurulun oluşturulmasına büyük bir gereksinim vardır. Adı ve yetki sınırları çalışmalarla saptanacak böyle bir ulusal kanser kurumunun oluşturulması, hem ülkemizde kanser sorununun disipline edilmesi açısından hem de pahalı tedavilerinin hasta ve aileye yük olmaması açısından, hastalarımızın teşhis ve tedavilerinde en gelişmiş yöntemlerden yararlanmaları bakımından büyük önem taşımaktadır.

İşte tüm bu nedenle ülkemizin en önemli sağlık problemlerinden biri olan kanser hastalığının hangi boyutlarda olduğunun tespiti, araştırma merkezleri, tıbbi cihaz, uzman hekim ihtiyacı ve hasta sayısının belirlenmesi ile tanı ve tedavi şekilleri dâhil tüm eksikliklerin giderilmesi için gerekli önlemlerin ortaya konulması amacıyla Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Süt sektörümüzün sorunlarının tespit edilip, çözüm yollarının belirlenmesi, eksikliklerinin giderilmesi, Süt Konseyinin daha işlevsel hale getirilmesi, yönetmeliğinin düzenlenmesi, adil olmayan bu durumların düzeltilmesi, hayvancılığın gelişimi, ülkenin sağlıklı beslenmesinin riske girmemesi, ulusal düzeyde koordinasyonun sağlanması, destekleme yollarının araştırılması, idari ve kurumsal yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırılması açılmasını arz ve teklif ederiz. 15.04.2009

1) Kemalettin Nalcı                                (Tekirdağ)

2) Oktay Vural                                        (İzmir)

3) Mehmet Günal                                    (Antalya)

4) Recep Taner                                      (Aydın)

5) Muharrem Varlı                                  (Adana)

6) Ahmet Bukan                                     (Çankırı)

7) Necati Özensoy                                  (Bursa)

8) Mustafa Kalaycı                                 (Konya)

9) Cumali Durmuş                                  (Kocaeli)

10) Süleyman Latif Yunusoğlu                  (Trabzon)

11) Cemaleddin Uslu                               (Edirne)

12) Ahmet Orhan                                      (Manisa)

13) Hamza Hamit Homriş                          (Bursa)

14) Ahmet Kenan Tanrıkulu                       (İzmir)

15) Murat Özkan                                       (Giresun)

16) Kürşat Atılgan                                    (Adana)

17) Yılmaz Tankut                                    (Adana)

18) Osman Ertuğrul                                  (Aksaray)

19) Osman Durmuş                                  (Kırıkkale)

20) Hasan Çalış                                      (Karaman)

21) Reşat Doğru                                      (Tokat)

22) Erkan Akçay                                       (Manisa)

Gerekçe:

Depolanması ve stoklanması mümkün olmayan dayanıksız bir ürün olan sütün hemen işlenmesi gerektiği hepimizin bildiği bir durumdur. Üreticinin satmakla dökmek arasında bir tercih yapması gerektiğini bilen çok az sayıdaki büyük süt alıcılarının oyunları sonucu fiyatlar düşürülmüştür. Satıcılar (Kooperatifler, birlikleri, süt toplayıcıları ve sütünü direk alıcılara satan işletmeler) ve bir elin parmaklarından daha az olan büyük süt alıcıları arasındaki pazarlık istersem alırım, almazsam dökersin anlayışıyla sürmüş, satıcılar her zaman verilen fiyata razı olmaya mecbur bırakılmıştır. Üretici birliklerinin ve kooperatiflerin alıcı firmalar tarafından belirlenen fiyatın üzerine çıkma şansı yoktur. Fiyat belirleme tek taraflı olarak süt alıcısının kontrolünde gerçekleşmektedir.

Kasım ayı süt fiyatı yine bu anlayış ile yapılan ihaleyle 0,565 TL'ye indirilmiştir. 2007 Kasım ayında 0,660 TL olan süt alım fiyatı birkaç operasyonla 2009 Ocak ayında 0,515 TL 'ye indirilmiştir. Yıllardan beri sürdürülen fiyat politikası bir kez daha üreticilerin aleyhine gerçekleşmektedir. Bu arada üreticilerin tepkileri sonucu çıkan birkaç cılız tepki, itirazlar ve toplantılardan bir sonuç çıkmamakta, daha önce olduğu gibi sorunun çözümü zamana bırakılmakta ve sonuçta alıcı firmaların günler, aylar önce verdiği fiyatlar kabul edilir hale gelmektedir.

Bir yıl içerisinde süt üretiminde elektrikten suya, ottan, samandan yeme, ilaçtan tohuma kadara girdilerin hepsi katlanarak artmıştır. Süt ürünleri ise 2008 yılında %40 civarında arttığını yetkili ağızlardan duyuyor, market vitrinlerinde görüyoruz. Sütün fiyatında düşme olmasına rağmen süt ve süt ürünlerinde Ocak 2009 tarihi itibariyle düşme olmamıştır. Beslenmemizin ana maddelerinden biri olan süt ve süt ürünlerinin pazarlanmasından dolayı alıcı firmalar açısından çok ciddi bir sıkıntı yoktur. Kısa süreli stoklarda fiyat artışlarından dolayı işletmelerin artı kazancı haline gelmektedir. Süt üreticileri ise tahıllar, saman, ot, silaj, yonca gibi ürünleri alıp bir yıl süreyle stoklama durumundadır. Üstüne ne kadar süt vereceğini bilmediğimiz bir buzağıyı en az 24 ay bakmakta ve kazanç ummaktadır.

Yukarıdaki nedenlerden dolayı süt fiyatlarının düşürülmesini gerektiren herhangi bir neden yoktur. Süt fiyatlarının düşürülmesinin tek nedeni krizi fırsat bilip alıcı firmalar yatırımlarını üreticilerin sırtına yükleme çabalarıdır. Kriz bahanedir. Süt işleyen firmaların hepsi çok ciddi kapasite arttırmaya giderek yatırım yapmaktadırlar. Finans kaynağı ise üreticinin emeği, sermayesi ve varlığıdır. Bu fiyat düşürülmesinin başka bir izah tarzı yoktur.

Üreticinin bu fiyatlarla yaşaması mümkün değildir. Fiyat düşmesiyle birlikte inek kesimleri hızlanmış, işi terk edenlerin sayısı artmıştır.

Çözüm olarak ülke genelinde yapılacak olan kampanyalar ve reklamlarla içme sütü tüketimini arttırmak tüm sektörü rahatlatacak gibi görünmektedir. Bunun yanında sokak sütçülüğünün kontrollü olarak tekrar canlandırılması düşünülebilir. Talebi artırmak için “Okul Sütü” programı uygulanmalıdır.

Süt sektörümüzün sorunlarının tespit edilip, çözüm yollarının belirlenmesi, eksikliklerinin giderilmesi, Süt Konseyinin daha işlevsel hale getirilmesi, yönetmeliğinin düzenlenmesi, adil olmayan bu durumların düzeltilmesi, hayvancılığın gelişimi, ülkenin sağlıklı beslenmesinin riske girmemesi, ulusal düzeyde koordinasyonun sağlanması, destekleme yollarının araştırılması, idari ve kurumsal yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırılması açılmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

 

 

BAŞKAN - Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda boşalan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, on beş dakika ara veriyorum.

                                                                                  Kapanma Saati: 15.32

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:15.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

1. Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2. Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/675) (S.Sayısı: 330)  (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Geçen birleşimde 8’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmalar yapılmıştı.

Şimdi, şahıslar adına konuşmalar yapılacaktır.

Şahsı adına ilk söz Tokat Milletvekili…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, geri çektik, konuşmayacağız.

BAŞKAN – Peki, Reşat Doğru geri çekildi.

Konya Milletvekili Mustafa Kabakcı, buyurun.

Süreniz beş dakikadır.

MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

3624 sayılı Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair -Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan- Kanun Tasarısı’yla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yapılan hazırlığın ülkemize, mensuplarına, muhataplarına hayırlı olması dileğiyle saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kabakcı.

Soru-cevap için sisteme girilmemiş.

Madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 330 sıra sayılı "Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 8 inci maddesine geçici 3 ncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici 4 üncü maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                 Bekir Bozdağ                                   Mustafa Elitaş                                    Celal Erbay

                      Yozgat                                              Kayseri                                              Düzce

                 Veysi Kaynak                                  Mehmet Yüksel

              Kahramanmaraş                                      Denizli

"GEÇİCİ MADDE 4- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar bu Kanun kapsamında kullandırılan desteklerden, uygunsuzluğu tespit edilerek ihtilaflı hale gelen veya dava açılmış olmakla birlikte haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayanların, ana paranın işletmeler tarafından 31/10/2009 tarihine kadar defaten ödenmesi halinde, alacakların faizinin tahsilinden bir defaya mahsus olmak kaydıyla vazgeçilir. Bu işletmeler, KOSGEB tarafından sağlanan desteklerden herhangi bir işleme gerek kalmaksızın faydalandırılır. Bu durumda mahkemelerde veya icra dairelerinde haklarında hukuki işlem, takip veya dava devam etmekte olanların mahkeme ve icra masrafları ile vekalet ücreti işletmeler tarafından ödenir."

BAŞKAN – Çerçeve madde 8’e bağlı geçici madde 3’ten sonra gelmek üzere yeni bir geçici madde eklenmesini isteyen bu önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutayım? Kim konuşacak?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Küresel krizin ve bu krize bağlı olarak ihracatta yaşanan gerileme sebebiyle ekonomide daralmalar yaşanmaktadır. Diğer taraftan KOSGEB, özellikle son dönemde ana hedef kitlesi olan KOBİ'lerle çeşitli konularda hukuki ihtilaf yaşamaktadır.

İşletmeler, KOSGEB'in sağladığı desteklerden ihtilaflı hale gelenler nedeniyle yeni desteklerden de faydalanamamaktadır. Bu mağduriyetin ortadan kaldırılması amacıyla, ana paranın ve mahkeme masrafları ve vekalet ücretinin ödenmesi kaydıyla, bir defaya mahsus olmak üzere faiz alacağından vazgeçilmekte ve böylece 3624 sayılı Kanun kapsamında yapılan yeni desteklerden faydalandırılmalarının yolunun açılması hedeflenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Önerge kabul edilmiş ve böylece çerçeve metindeki “madde” ibaresi çoğul hâle getirilmiştir.

8’inci maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 9- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 9’uncu madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili Sayın Hüseyin Ünsal…

Buyurunuz Sayın Ünsal.

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 330 sıra sayılı Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken saygılarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, sanayinin ve ekonomik yapıları küçük, orta ölçekli işletmelerin etkinlikleri gün geçtikçe artmaktadır. Taşıdıkları önemi, istihdam ve yatırım yönleriyle ekonominin temel unsuru olarak söylememiz mümkündür. Türkiye’de gelinin noktada artık kamu sektöründen ve hatta büyük ölçekli özel sektör işletmelerinden istihdama katkı sağlanması beklenilmemelidir. Bu noktada küçük ve orta ölçekli işletmelerin payı ve etkinliğini artırmak, rekabet düzeylerini yükseltmek, sanayi ve teknolojiye entegre olmalarını sağlamak hükûmetlerin en önemli görevleridir. KOSGEB bu anlamda çok önemlidir, kuruluş amacı da bu anlama yöneliktir. Bu anlamda KOBİ’lere önem verilmeli ve desteklenmelidir.

Bu tasarıyı biz destekliyoruz ama tasarının eksik olduğunu da ifade etmek istiyoruz; KOBİ’lerin ihtiyaçlarına cevap verecek durumda da değildir. Çıkartılmakta olan yasa değişikliğine gelmeden önce, bu Mecliste bir KOBİ politikasının belirlenmesi, bu konuyla ilgili tartışmanın ortaya atılması gerekirdi, bu yapılmamıştır. “Nasıl bir KOBİ özlüyoruz, olmasını istiyoruz?” ona bakılmalıydı, bir temel anlayış olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında belirlenmeliydi.

Bu temel anlayış nelerdir? KOBİ’ler çok yönlü olmalı ve değişen ekonomik şartlara ve teknolojik gelişmeye ayak uydurmalıdır. Bugün yaşadığımız kriz karşısında KOBİ’lerin içine düştüğü durum nedeniyle bu temel değerlendirmenin ne kadar doğru olduğu tartışmalıdır.

KOBİ’lerin emek yoğun işletmeler olmaları nedeniyle çok amaçlı makine donanımıyla çalışır olmaları, basit üretim tekniğiyle ucuz üretim yaptıkları gerçeği göz önüne alınmalıydı.

KOBİ’lerin bölgeler arası dengeli kalkınmayı sağlayan yönü vardır, bu anlamda önemi vardır. Gelir dağılımını düzenler, ferdî tasarrufları teşvik eder, sosyal yaşantıda denge unsurudur, dünyanın kabul ettiği gerçektirler, ekonomik gelişmelere karşı esnek bir yapıya sahiptirler.

Bu sıraladığım temel değerler KOBİ’lerin ve ona destek verecek olan KOSGEB’in önemini de ortaya koymaktadır.

KOSGEB Yasası’nda yapılan değişikliklere katılmakla birlikte yeterli görmediğimizi bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Bu yasa değişikliği, yaşanan ve Sayın Başbakan ve Hükûmetçe de yeni yeni algılanan kriz ve sonrası yaşanacak sorunlara cevap vermeyecektir. Her ne kadar kriz Sayın Başbakan ve Hükûmetçe yeteri kadar algılanmasa da Sayın Bakan, bir kriz var ve bu yasa, yaşanan kriz ortamında KOBİ’lerin, sanayi sektörünün, esnafın, sanatkârın içine düştüğü sıkıntıya KOSGEB çerçevesinden bir çözüm üretmemektedir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bir önemli konu da KOSGEB’in denetlenmesiyle ilgilidir. KOSGEB, en son 2005 yılı itibarıyla Yüksek Denetleme Kurulu tarafından denetlenmiş, 5018 sayılı Yasa ile de KOSGEB Sayıştay denetimine tabi tutulmuştur. Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapmaktadır.

Peki, değerli arkadaşlarım, KOSGEB’in Sayıştay incelemelerinden haberiniz var? Sayın Bakan, size ulaşmış bir Sayıştay raporu var mı? Var ise bundan bizim haberimiz olmuyor. Bu konu önemli. Bugün KOSGEB’in internet sitesine girin. 1 milyar dolar ihracat destek kredisinden söz ediliyor. Bu krediler kimlere veriliyor veya verildi haberimiz var mı? Bu kadar büyük meblağların konuşulduğu KOSGEB’in Sayıştay raporunu güncellenmiş bir şekilde istiyoruz. Buna da hakkımız olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyoruz. KOSGEB şu anda nasıl denetleniyor haberimiz yok.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yaşanan ekonomik krizin uyarılarını bir buçuk yıl önce yapan muhalefet ve onun Sayın Genel Başkanı “Sayın Başbakan kriz tellallığı yapıyor.” diyerek adını böyle koymuştur.

Sayın Başbakanın 16/12/2008 tarihinde yaptığı konuşma metninden sizlere pasajlar okumak istiyorum. Bir tanesi şu: “2009 yılı bütçesi, küresel finans krizini Türkiye için fırsata dönüştürme bütçesidir.” Bu nasıl fırsata dönüşmüştür, kimler fırsattan yararlanmıştır, ortada anlaşılır gibi değildir. Bu bütçeyle yüzde 4 kalkınma önerirken şu anda yüzde 3,6 küçülme olacağı Sayın Bakanlar tarafından adlandırılmıştır. İşsizlik had safhada. Daha da artacağı konusunda TÜSİAD’ın dün açıklaması vardır.

Bir konuşmasını daha sizlere Sayın Başbakanın buradan aktarmak istiyorum: “Ama biz her zaman dedik ki Türkiye kazanacaksa biz kaybetmeye hazırız ve razıyız.” diyor. Şimdi hem Türkiye’ye kaybettirdiniz hem de bu son seçimlerde sizler kaybettiniz. Evet, aynen öyle oldu.

Şimdi bir konuşması da şu: “Artık muhalefet anlayışının da değişmesi, çağın gereklerine uygun hâle gelmesi gerekiyor.” diyor. “Artık demokrasinin standardı sadece iktidarın kalitesiyle ölçülmüyor. Aynı zamanda muhalefetin kalitesiyle de ölçülüyor.” diyor. Bunu dediğinde Sayın Genel Başkanı Deniz Baykal Cumhuriyet Halk Partisinin “Önerinizi verin.” dedi ve bu önerilerini yedi maddeyle sıraladı. “İşine bakın.” diye cevap verdi Sayın Başbakan. Ama ondan sonra da bu yedi tane öneri tek tek daha sonraki günlerde Hükûmet tarafından maalesef dile getirilmeye ve uygulanmaya kalkıldı.

Bir konuşması da şu: “3 Kasım 2002’nin anlattığı budur, 28 Mart 2004’ün anlattığı budur, 22 Temmuz 2007’nin anlattığı budur ve dikkat ediniz -aynen böyle söylüyor- 29 Mart 2009’un anlatacağı da bu olacaktır.” 29 Mart 2009’un neler anlattığını hep beraber görmeye başladık.

Şimdi dün, tekrar, Sayın Başbakan yine teğet geçeceği konusunda ifadelerde bulundu. Sayın Başbakan anlaşılan bu krizi görmek istemiyor veyahut da göremiyor ama bir yandan kriz varken, bir yandan da kendisinin filosuna uçak katmaya, milyon dolarlarla değerlendirilen uçakları katmaya devam ediyor, şarkıcı Cengiz Kurtoğlu’nun düğününe gidiyor, Almanya eski Başbakanının doğum gününe giderek bir hayat yaşamaya devam ediyor.

Bugün sanayiciler bu krizi yaşıyorlar ve sıkıntıları çekiyorlar. KOBİ’ler sıkıntıların içerisindeyken bunları çok dikkate almak gerekiyor. Sanayiciler daha bugün, bu sabah haberlerinde yeni bir slogan ürettiler sizlerle ilgili: “Makineler yalan söylemez.” diyorlar. Fabrikalarda artık makineler susmuş, çalışamaz durumdayken, hâlâ Sayın Başbakanın “teğet geçecek” demesi başka manaları da aklımıza getiriyor. Gerçekten, halkın isteklerini anlamayan bir zamanın kralları, kraliçelerinde “ekmek bulamazlarsa pasta yesinler” mantığı vardı, sanırım Sayın Başbakanda da aynı mantık devam ediyor gibi gözüküyor.

KOSGEB’le ilgili, eğitim konusunda da söyleyeceklerimiz var. KOSGEB çalışanları yeterli eğitime sahip olmadığını da bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Artık, araştırma faaliyetleriyle birlikte, özellikle KOSGEB’in sanayi kuruluşlarında destek hizmeti veren personelinin mühendislik eğitimi ayrı bir bölüm olarak verilmesi mutlaka sağlanmalıdır. İşletmelere giden bu personeller orada apışıp kalmakta ve yeterli cevabı verememektedir. Bunun canlı örnekleri gözümüzle görülmektedir.

Sayın Bakanım, bu konuyla ilgili özellikle Amasya bölgemizde de KOSGEB’le ilgili sıkıntılar yaşanmakta, organize sanayi bölgesinde faaliyet gösteren işletmeler KOSGEB’le ilgili gelen personellerden yeteri kadar yararlanamamaktadır, bu bir eğitim sorunudur. Yine Amasya’nın organize sanayi bölgesi artık çok kötü durumdadır, mutlaka bir ilgiye ihtiyacı vardır. Tamamen mermer üretimine dönmüş olan sanayi bölgesinin yeni bir ihtisas sanayi bölgesi hâline gelmesine ihtiyaç vardır. Yine, aynı zamanda, Merzifon Organize Sanayi Bölgesi parselleri dolmuş, ilave bir organize sanayi bölgesi açılması ihtiyacı vardır. Bu konuyla ilgili derhâl bir çalışma yapılması gerekmektedir. Suluova OSB’yle birlikte bu üç bölgemizde yatırımcıların her şeyden önemlisi desteğe ihtiyacı vardır. Maalesef bu KOSGEB kredilerini bile almakta zorluk çekmektedirler. Bu konuyla ilgili sanayicilerin bir kez daha dinlenmesine ihtiyaç vardır.

Bu anlamda, çıkacak yasanın şimdiden hayırlı olmasını diliyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünsal.

Madde üzerinde şahsı adına Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan söz istemiştir.

Buyurunuz Sayın Aydoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Teşekkür ederim.

Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Tasarı ile küçük ve orta ölçekli sanayi işlemlerine hizmet ve destek veren KOSGEB’in hedef kitlesi genişletilmektedir. Sayıları toplumumuzda önemli bir büyüklüğe sahip bulunan; ekonomimizde üretim, hizmet ve ticaret sektöründe yarattıkları istihdam ve sağladıkları katma değer açısından önemli bir kesimi oluşturan esnaf ve sanatkârlarımızın özellikle piyasa ve pazar ekonomisi içindeki yerinin iyi değerlendirilmesi, mevcut sorunlarının çözümlenmesi, kredi ve teşvik sistemlerinden etkin bir şekilde yararlanmaları bu kesimin gelişip güçlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

KOBİ’ler, sanayileşmenin, sağlıklı bir sosyal yapının, gelir dağılımındaki dengenin ve ticaretteki dinamizmin sürükleyici faktörü ve ekonominin de vazgeçilmez unsurudur. KOBİ’ler, toplam işletmelerin neredeyse yüzde 99’unu meydana getirmektedir. Bu arada, açıklanan rakamlar -dış ticaret rakamları açıklanıyor- gerçekten bir felaket. Büyüme rakamları, işsizlik verileri iç karartıcı. Sanayi üretimi istatistikleri her ay bir öncekinden kötü. Şubat ayı rakamları toplam sanayi üretiminin yüzde 23,7’si. İmalat sanayi üretimi 25,9’a düşmüş. Türk sanayisi bu denli ağır bir üretim düşüşünü bundan önceki hiçbir kriz döneminde yaşamadı. Başbakana göre teğet geçen küresel kriz, TÜİK verilerine göre Türk sanayisini felç etmiş durumda. Talebin azalması, dış talebin daralması, sanayide meydana gelen bu boyuttaki üretim kaybı, ticaret ve ulaştırma başta olmak üzere, hizmet sektörünün katma değerini de düşürmüştür.

Özetle, ülkemiz bu yıl büyüyemeyecek, fakirleşecek, işsizlik daha da ağırlaşacak, işsizlikte tarihî bir rekor kırılacak -ki kırıldı- cumhuriyet tarihinin en yüksek işsizlik oranını ne yazık ki yaşıyoruz. Başbakan “Elli üç tedbir aldık.” diyor. Belli ki alınan tedbirler yaşanan soruna çare olmuyor. Ya sorun doğru teşhis edilmemiş ya da tedbirler yanlış veya yetersiz. İkisi de olabilir. Umudumuzu IMF’e bağlamış durumdayız. Yeterli mi? Sanayi üretimini ayağa kaldıracak, istihdamı koruyup işsizlik artışını durdurabilecek iç tüketim ve yatırım talebi canlandırılmalı. O nedenle, KOSGEB ile ilgili düzenlemeler bu sorunları çözsün istiyoruz.

KOBİ ve esnaf konusuna biraz daha genel bakılmalı. KOBİ ve esnaf bakanlığı kurulmalı. Bu arada, krizin de etkileri dikkate alınarak yeniden yapılandırma, gelişme, değiştirme süreci başlamalıdır.

Küresel krizde özellikle sistemin yükünü çekenler küçük orta ölçekli işletmelerdir. Ekonomik krizin etkilerinden kurtarmak için bulduğunuz formül onları borçlandırmak mıdır? Borçlandırarak bulunmaz, bulamazsınız.

Reel sektör açısından baktığımızda durum bundan farklı değildir. Türkiye’nin döviz kurlarını sürekli düşük tutmasından dolayı ithal malların ucuzladığı, yerli sanayinin rekabet gücünün kalmadığı için de sanayici üretmek yerine ithal etme yolunu tercih etmeye başladı. Türk sanayisi ara mallarda Batı ülkelerinin, nihai mallarda ise Uzak Doğu’nun dayanılmaz yıkıcı rekabeti karşısında ezilmekte ya kapasite düşürmekte ya da üretimi tamamen bırakarak yabancı rakiplerinin Türkiye bayisi olma yolunu seçmektedir.

Halk Bankası, Büyük Önder Atatürk’ün gelecekle ilgili olağanüstü öngörülerinden birisidir. Ama son dönemde Halk Bankasının küçük, orta ölçekli esnafa kredi vermek yerine, ne yazık ki, son dönemde ATV-Sabah grubuna, Başbakanın damadına kredi verdiği bir tabloyla karşı karşıyayız.

KOSGEB’in mevcut kurumsal yapısında unvan fazlalığı sıkıntısı yaşanıyor ve elaman alımında objektif kriterler aranmıyor. Bu KOSGEB’in kadrolaşmanın merkezi hâline geldiğinin göstergesidir.

Sayın Bakan, siz bakan olduktan sonra kaç kişi KOSGEB’de işe başlamıştır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.

Buyurunuz.

ERGÜN AYDOĞAN (Devamla) – KOSGEB’e kadro ihdası yapıldıktan sonra sizin parti yöneticilerini arayarak “Bana eleman gönderin, işe alayım.” dediğiniz yönündeki iddialar doğru mudur? KOSGEB kadrolarının nasıl kullanıldığını göstermesi bakımından bir sorunun cevabını daha sizden bekliyorum.

AKP’li milletvekillerinin danışman ve sekreterlerine KOSGEB’den kadro verdiğiniz yönündeki iddialar doğru mudur? Kaç kişiye kadro verildiğini burada açıklayın. Siz bu kadrolaşma anlayışıyla mı küçük ve orta boy ölçekli işletmeleri destekleyeceksiniz, geliştireceksiniz, kalkındıracaksınız, gerçekten merak ediyorum.

Bugün bu KOSGEB’le ilgili görüşülen yasanın ülkemize ve KOSGEB, küçük ve orta ölçekli sanayi temsilcilerine hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, Cumhuriyet Halk Partisi olarak KOSGEB yasasını desteklediğimizi buradan bildiriyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydoğan.

Şahsı adına Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yok.

BAŞKAN – Yok.

Soru-cevap işlemine geçiyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, arkadaş yoksa ben konuşmak istiyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Burada, gelmiş. Geldi Sayın Başkanım, geldi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Yok” dedi. Olmaz ama! Böyle bir şey olur mu efendim?

BAŞKAN – Şimdi, sayın milletvekilleri…

Türkmenoğlu, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu hiledir. Söz istemiyor, ondan sonra ben söz isteyince istiyor.

BAŞKAN – Sayın Türkmenoğlu, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Uygulamanız da hatalı. Söz istememiş, ben söz isteyince ondan sonra buradan çıkıp geliyor, söz istiyor.

BAŞKAN – Dikkate alacağız efendim bunu da.

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; KOSGEB yasasının 9’uncu maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Küçük ve Orta Boy İşletmeleri İdaresi Başkanlığımızın getirmiş olduğu yasanın, ülkemize, milletimize, sanayicimize, işadamımıza hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Türkmenoğlu.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Coşkunoğlu, buyurunuz.

Bir dakika süre tanıyacağım, ona göre lütfen.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizin aracılığınızla Sayın Bakana benim seçim bölgemden bir esnaf odası başkanından gelen sorulardan bir tanesini yöneltmek istiyorum. Esnafımız hakkında sicil affı çıkarıldı fakat bankalarımızda bu konuda sıkıntı devam ediyor. Yani bu sicil affı ya silinmiyor ya kredi verilmiyor. Şimdi, siz de Sayın Bakan, şikâyet ettiğiniz zaten bankaların durumuyla ilgili. Fakat özel piyasa sisteminde bankaların yaptığı da doğaldır. Şimdi, bu durumu telafi etmek için herhangi bir önlem düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Coşkunoğlu.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, aslında işte bu gibi olaylara meydan vermemeniz lazım. AKP’li ben söz istemeyeyim… Söz isteyen olmayınca biz söz istiyoruz, ondan sonra orada türüyorlar, nereden türüyorlar bunlar ben anlamadım.

Şimdi, Sayın Başkan, AKP’nin bir huyu var: Son maddelere geçici bir madde getirerek kendi yandaşlarına af getiriyorlar. Şimdi öyle bir önerge vermişler ki, diyorlar ki: “31/10/2009 tarihine kadar defaten ödenmesi hâlinde.” Yani, adam 31/10/2009 tarihine kadar defaten ödemez de taksit taksit öder. Yani bir önerge hazırlanırken biraz hukuk terminolojisine uygun olması lazım. Adam taksitle o tarihe kadar hepsini öderse aftan yararlanmayacak mı?

Ayrıca, bu getirilen, geçici 4’üncü madde olarak verilen önergeyle kaç kişinin, ne kadar miktarda faizi affediliyor? Özellikle bunlardan AKP’ye yakın olan ve bu önergeyi veren kişilere yakın olan kişiler var mıdır? Bakandan öğrenmek istiyorum.

Yine, bir de bir haksızlık var. Yani bir gün önce mahkeme karar vermiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz doldu efendim.

Sayın Özkan…

MURAT ÖZKAN (Giresun) – Efendim, teşekkür ediyorum.

Ben de KOBİ’lerle ilgili olarak… Küresel krizden en fazla etkilenen işletmeler olduğu bilinen bir gerçek. Bu amaçla Sayın Bakanımızdan şu önlemleri acaba gündemine alabilir mi diye soracağım:

KOSGEB bütçesinin artırılmasını ve verilen desteklerdeki bürokrasinin azaltılmasını düşünüyor musunuz? Birinci sorum.

İkincisi: KOBİ’lerin kredi kullanırken yaşadıkları ipotek ve kefaletle ilgili çok ciddi problemleri var. Buradaki kırtasiyeciliği, bürokrasiyi azaltmayı düşünür müsünüz?

KOBİ’lere pazarlama desteği olarak KOSGEB’in katkısı nedir?

Diğer bir sorum da: Maalesef KOBİ’ler ölçek ekonomisinden faydalanamayan işletmeler durumundadır. KOBİ’lerin ölçek ekonomisinden faydalanabilmesi için KOBİ’ler arasında, kendi benzer işleri yapanlar arasında bir birleşme, bir bir araya getirme düşünülüyor mu?

Diğer bir sorum da: Büyük ihalelere giremiyor maalesef KOBİ’ler. KOBİ’lerin kamunun büyük ihalelerine girebilmesi için konsorsiyum oluşturulması gibi bir…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bakanım.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Efendim, tekrar, konuşmalar için, verilen katkılar için teşekkür ediyorum.

Evet, bu sicil affı kanunu Büyük Millet Meclisimizde Genel Kurulda görüşülürken ve komisyonda görüşülürken o zaman da dile getirilmişti, bankalara bu konuda “Mutlaka bunu sileceksiniz.” şeklinde bir müeyyide koymak mümkün değil. Bu konuda gerek BDDK’nın gerek Merkez Bankasının gerek Bankalar Birliğinin bu konuyla ilgili vermiş olduğu görüşler… Bir de serbest piyasa kurallarına uygun değil. Hep söylüyorum, yani onunla ilgili bir düzenleme getirirsiniz ama diğer taraftan bir başka bahaneyle, başka bir gerekçeyle isterse sicil affının yerine başka bir gerekçeyi göstererek banka krediyi vermeyebilir. Ancak sicil affı kanunu çıkar çıkmaz, öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası sicil affıyla ilgili bütün düzeltmeyi yaptı, yani bütün sicili bozulmuş olan kayıtları düzeltti. Bankalarla birebir görüşerek, zaman zaman bir araya gelerek, Bankalar Birliğiyle bir arada oturarak sicil affı konusunda varsa bir engel, bu konunun düzeltilmesiyle ilgili kendileriyle görüşüyoruz ve bunu da gerek TESK’le yapmış olduğum gerek TOBB’la ve ilgili odalarla yapmış olduğum toplantılarda da kendilerine “Eğer böyle müşahhas bir problem varsa lütfen iletin ve bu konuda bankalarla görüşelim.” diye söylüyorum. Yani şu an için bize sicil affının silinmemesiyle ilgili intikal eden çok ciddi problem olmadığını tekrar ifade etmek isterim.

Diğer taraftan, efendim, bu geçici madde… Yani “yandaş” veya “yakın”   -bilmiyorum neye göre bu tarif yapılacak, neye göre söylenecek- böyle bir şey olması söz konusu değil. Bunun son anda girmesinin sebebi şu: KOSGEB vermiş olduğu kredilerde bazen şartlı kredi destekleri veriyor. Örneğin geçen sene vermiş olduğumuz makine teçhizat kredisinde koşmuş olduğumuz şart şuydu: Makine teçhizat kredisinden KOBİ’nin faydalanması için kredi zaten KOBİ’ye verilmedi, makineyi aldığı işletmeye verildi ve bu krediyi alanların da 3 veya 5 kişiyi istihdam etmesini -derecesine göre- şart koştuk ve dedik ki: “Bu istihdamı kredinin müddeti olan on sekiz ay boyunca işten çıkartmayacaksınız ve on sekiz ay bu insanları çalıştıracaksınız.”

Buna benzer başka kredilerde de, yine KOSGEB desteklerinde de böyle benzer şartlar koyduk. Örneğin, ihracat yapanlarda da ihracat şartı koyduk. Ancak sonradan… Burada herhangi bir şekilde KOSGEB’in bir kaybı zaten yok. Bildiğiniz gibi KOSGEB olarak biz faiz sübvansiyonu, faiz desteğini veriyoruz, krediyi banka zaten kendisi kullandırıyor. Dolayısıyla burada banka zaten kendi parasını, alacağını alıyor veya alacak. Diğer taraftan, faizi zaten biz KOSGEB olarak peşin ödemiş durumdayız.

Şimdi, bu durumda, bu taahhüdü yerine getirmeyenler açısından bu sefer ortaya bir hukuki problem çıkıyor. Çıkan problemde de ben, işletmeyi niye bu şartı yerine getirmedin diye mahkemeye vermek ve cezai işlem yapmak zorunda kalıyorum.

Şimdi, bu düzenleme… Tabii ki bu küresel ekonominin Türkiye üzerinde de getirmiş olduğu olumsuz şartlarda işletmeler istihdam şartını yerine getiremiyorlar veya ihracatı, vermiş oldukları taahhütleri yapamıyorlar. Bu işletmeler bu durumda kaldığı müddetçe bir taraftan ceza çalışırken bir taraftan da bunların KOSGEB desteklerinden faydalanma imkânı ortadan kalkıyor. Bu getirilen düzenleme böyle bir küresel kriz ortamında işletmelerin KOSGEB desteklerinden faydalanmaya devam etmesini sağlayacak olan bir düzenlemedir.

Daha evvel atlandığı için sonradan önerge olarak bunu getirdik. Başka bir düşüncenin olması zinhar, kesinlikle doğru değildir ve böyle bir şeyin olması da mümkün değildir. Yani KOSGEB burada kâğıt üzerindeki bir alacağından vazgeçiyor. Ortadan vazgeçilen kısım da budur.

Diğer taraftan, Sayın Özkan’ın sormuş olduğu soruyla ilgili de efendim şunu ifade edeyim: KOBİ’lerin konsorsiyum yapması açısından hiçbir sakınca yok yani kendileri bunu rahatlıkla yapabilirler.

Şimdi, KOSGEB’de geçen yıl başlattığımız, bu sene devam edeceğimiz özellikle esnaf ve sanatkârda ve KOBİ’lerimizde işletmelerin bir araya gelmesiyle, güçlü yapılar oluşturmasıyla ilgili çalışmamız var. Maliye Bakanlığımız ayrı bir çalışma yapıyor. Şirketlerin bir araya gelmesi, konsolide olması noktasında vergisel destekler gelecek. KOSGEB’de de biz güç birliği veya ortaklık yapma noktasında bu tür destekleri zaten koyuyoruz. Bunların, KOSGEB desteklerinin biliyorsunuz bazıları kredi destekleri, bazıları da bu destek mekanizması şeklinde aktarılan kısımlar.

İpotek ve kefalet konusuna gelince, tekrar ifade ediyorum: Değerli arkadaşlar, KOSGEB kredi vermiyor. KOSGEB 23 milyon dolar faiz ödemesiyle örneğin 1 milyar dolarlık ihracat kredisi kullandırıyor. 44 katı bir kredi kullandırıyoruz. Dolayısıyla KOSGEB 23 milyon dolar faizden mesul, verilen kredilerden bankaların kendisi mesul, dönüşünden. Bankaların…

MURAT ÖZKAN (Giresun) – Sayın Bakan…

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Söyleyeceğim.

Bankalar tabii ki vermiş oldukları paraları -bir yerde ben de rahatsız oluyorum ondan- sağlama alma noktasında enteresan şartlar getiriyor ancak şu çalışmaya başladık: Artık, bankalarla yapmış olduğumuz anlaşmalarda müracaatın bir ay içinde mutlaka kesinleştirilmesiyle ilgili bir hüküm koyduk, bu bürokrasinin azaltılması noktasında. Yeni kanunumuz çıktıktan sonra zaten Odalar, Odalar Birliği, Esnaf Odaları Birliğiyle beraber, onların altyapısıyla onların network imkânlarını da kullanacağız ve banka sayısını artırarak da -mesela, en son krediyi on bankayla yaptık, daha evvel üç veya beş bankayla yapıyorduk- müracaatın zamanında etkin verilmesini sağlıyoruz ama dediğiniz uyarıları da mutlaka dikkate alacağız.

MURAT ÖZKAN (Giresun) – Sayın Bakan, KOSGEB’in faiz desteği verdiği kredilerde KOSGEB’in garantisi yeterli olamaz mı?

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Dikkate alalım efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çağlayan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yetersayısını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Arayacağım efendim.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.31

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:16.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Görüşülmekte olan 330 sıra sayılı kanun tasarısının 9’uncu maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

9’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

10’uncu maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 10- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 10’uncu madde üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Tayfur Süner. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Süner.

CHP GRUBU ADINA TAYFUR SÜNER (Antalya) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 10’uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Gurubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, konuştuğumuz bu madde yürütme maddesidir. Yürütme maddesinde tasarıyla ilgili çok fazla konuşacak bir şey yok. Zaten benden önceki milletvekili arkadaşlarım da tasarının neler getirdiğini ayrıntılarıyla birlikte açıkladılar. Ben bu konuşmamda daha çok esnaflarımızı nasıl rahatlatabiliriz, onların içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları nasıl azaltabiliriz, bu konuda sizlere düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

Bu tasarıyla KOSGEB’e yeni görevler veriyoruz, bu kurumun yetkilerini biraz daha genişletiyoruz, bunlar güzel uygulamalar ancak kurumun görev ve yetkilerini artırmak yerine şu anda siftah yapamadan kapanan iş yerlerimizi ayakta tutmak için geçici kararlar yerine esnafın yararına kalıcı kararlar alınması gerekmektedir. Kapanan iş yerleri sayısına baktığımızda bu önlemlerin acilen alınmasının gerekliliğini çok rahat görebileceğiz. Dört yıl öncesiyle kıyasladığımızda, 2008’de kapanan iş yeri sayısı 2004 yılına göre yüzde 333 artmış durumdadır. Kapanan iş yeri sayısına son on yıllık dönem itibarıyla bakıldığında, 2008 yılında son on yılın rekorunun kırıldığı fark edilmektedir. 1999 yılının tamamında kapanan iş yeri sayısı 10.166’ken, 2008 yılının sadece beş ayında 21.335’tir; bunlar TÜİK’in verileridir. İşin doğrusu kapanan iş yeri sayısı bu rakamların çok fazla üzerindedir. Bunun nedeni, TÜİK bu verileri ticaret sicili kayıtlarına göre derlemektedir. Çok sayıda iş yeri ticaret sicili kayıtlarında faal gözükmekte ama aslında faal değildir. Ekonomik krizden ve durgunluktan etkilenen binlerce iş yeri, faaliyetlerine fiilen son vermekte ama ticaret siciline bildirimde bulunmadığından ticaret sicili kayıtlarında işi terk etmiş sayılmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, bunları da göz önüne alarak, gerçek anlamda kapanan iş yeri sayısının 2008’de açılanın da üzerinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çoğu iş yeri siftah yapmadan kapanmaktadır. Kiralar, ücretler, vergiler, SSK primleri ödenememektedir. Bununla birlikte, bonolar protesto olmakta, çekler karşılıksız çıkmaktadır. Esnaf, sanatkâr ve tüccar kepenkleri kapatmaktadır. 2001 krizinde bile kapanan iş yeri sayısının açılan iş yeri sayısına oranı 2008 yılındaki gibi değildir. Kapanan iş yeri sayısının son on yılın rekoru olduğu bir dönemde ekonomik tablo da hiç iç açıcı değildir. Uygulanan yanlış para politikası ülke ekonomisini kısır bir döngünün içine sıkıştırmış durumdadır. İşsizlik tırmanışta olup son yirmi yılın en yüksek oranına ulaşmıştır. Kapanan iş yeri sayısı arttıkça yalnızca o iş yerinin sahibi değil, çalışanlar da işsiz kalmaktadır, bu durum çalışanların ailelerini de etkilemektedir. Bununla birlikte, kapanan iş yerlerine mal satan ya da hizmet yapan firmaların da işleri olumsuz yönde etkilenmektedir. Devletin gelir vergisi, KDV ve sigorta prim kaybı da hâliyle olmaktadır. Böyle bir ortamda, asgari ücret üzerinden gelir vergisi kesintisinin bir yıl süreyle yapılamayacağı, asgari ücreti aşan ücretler de ise asgari ücret tutarına isabet eden gelirin bir yıl süreyle vergiden muaf olması ve sigortalı çalıştıran özel sektör işverenlerinin SSK prim ödemelerinin kendi paylarına düşen kısmının bir yıl boyunca onar puan aşağıya çekilmesi, hiç olmazsa iş yerlerinin bir yıl süreyle daha ayakta kalmalarına bir nebze yardım edecek bir uygulama olacaktır.

Bununla birlikte, emeklilerimiz de büyük ekonomik sıkıntı içerisindedir. Açlık sınırı olarak açıklanan 750 TL’yi bile bulmayan aylıklarıyla geçinmek zorunda olan emeklilerimiz zorunlu ihtiyaçlarını bile karşılayamaz duruma getirilmişlerdir. Emeklilerimizin ekonomik açıdan biraz olsun rahatlaması için maaşlarının en az yüzde 50 artırılması gereklidir. Bu yolla hem emeklilerimiz zorunlu ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilecek hem de evindeki bir nevi hapis hayatından kurtularak sokağa çıkacak ve esnafımıza da hatırı sayılır katkısı olacaktır.

Bu konularda Meclis Başkanlığına sunulmuş kanun tekliflerim vardır, komisyonda görüşülmek için beklemektedir. Bu tekliflerimin acilen ilgili komisyonlarda görüşülerek Meclis gündemine alınması ve kanunlaşması, esnafları, emeklileri ve özel sektör çalışanlarını ekonomik açıdan büyük ölçüde rahatlatacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esnaf ve sanatkârlarımızın AKP İktidarından en önemli beklentisi, kapsamlı bir esnaf destek paketinin bir an önce açıklanmasıdır. Esnaf ve sanatkârların vergilerinin, çalışanların maaş ve SSK primi gibi ödemelerinin desteklenmesi ve iş yerlerinde kullanılan doğal gaz, su ve elektrik gibi girdi fiyatlarının konut fiyatlarıyla eş değerde olması gerekmektedir. İşçimize, memurumuza, SSK’lı, BAĞ-KUR’lu tüm emeklilerimize bir defaya mahsus olmak üzere insanların elini rahatlatacak, esnaftan alışveriş yapmasını sağlayacak harcama çeki veya benzeri bir nakit desteği verilmelidir. Zaten yerel seçimler öncesinde AKP Hükûmeti tarafından vatandaşımıza bu konuda da söz verilmiştir. Bunun bir seçim yatırımı olup olmadığını yakın zamanda anlayacağız. Ayrıca, doğal gazda KDV -zorunlu tüketim malı gibi- yüzde 1 oranına indirilmelidir. Sorunlu kredilere ödeme kolaylığı sağlanarak insanlara nefes aldırılmalı, onlara tekrar alışveriş yapabilme olanağı sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz ekonomisinin 2008 yılının son çeyreğinin büyüme rakamları açıklanmıştır. Bu dönemde ekonomimizde yüzde 6,2 oranında daralma gözlenmiştir. Bu rakamın açıklanması ve 2009’daki gidişata bakarak bu yıl da pozitif büyüme gerçekleşmesini beklemek imkânsız hâle gelmiştir. AKP Hükûmetinin son üç aydır ekonomi yerine seçime kilitlenmesi krize karşı müdahaleyi oldukça geciktirmiştir. Ekonomik açıdan 2009’u kaybetmiş durumdayız, 2010’da toparlanmanın başlaması için de bugünlerin çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Enflasyon ve cari açık dışında bütün göstergeler kötüye gitmektedir. Enflasyon, talep yetersizliğinden dolayı düşmektedir. Şu anda içinde bulunduğumuz durum talebi canlı tutmayı zorunlu kılmaktadır. Bunun için de yeni paketlerin açıklanmasına şiddetle ihtiyaç vardır. Var olan işsizlik, aralık ve ocak aylarında hızla artmaya başlamıştır. Aralık ve şubat aylarında kendilerine işsizlik sigortası ödemesine başlanan işsizlerin bu ödenekleri sonbahara kadar bitmiş olacaktır. Dolayısıyla, yaz aylarına kadar talep artırıcı her türlü önlemin alınması gerekmektedir. Ben buradan Hükûmeti uyarmak istiyorum: Aksi hâlde, hem bir sosyal buhran yaşanacak hem de ekonominin yeniden büyümesini uzun süre erteleyen bir kısır döngüye girilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar AKP Hükûmeti tarafından beş tedbir paketi açıklanmıştır ve hepsi de olumludur. Ancak, bununla birlikte halkın yoğun olarak kullandığı peynir, süt, yoğurt, yağ, şeker, makarna, çay, salça, konserve ve sebze gibi ürünler ile sabun, deterjan ile zorunlu tüketim mallarında 2009 yılı sonuna kadar KDV oranları sıfırlanmalıdır. Bugüne kadar otomotiv, beyaz eşya ve mobilya gibi sektörlere yapılan indirimler belli toplumsal kesimleri rahatlatmıştır. Yürürlüğe konulan kısa vadeli tedbirler paketlerinin sosyal boyutu eksik kalmıştır. Piyasaların rahatlaması, dar gelirli toplumsal kesimlere destek ve güven verilmesi için, yaklaşık 150 milyar dolarlık bir hacme sahip gıda ve zorunlu tüketim mallarında KDV oranı sıfırlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Antalya’da yapılan şehir tramvayı sonucunda, kısa vadede hat üzerinde, orta vadede bütün şehir esnafını perişan eden ve gününü siftah yapmadan geçiren esnafımızın sorunlarını, daha önce yapmış olduğum konuşmalarımda bu kürsüden dile getirmiştim. Bununla birlikte yine Antalya’da uygulamaya konulan ancak birilerinin çıkarı gözetildiği için yanlış hesaplamalar sonucu dolmuş ve otobüs esnafını mağdur eden Ankart uygulamasını bilmeyen yoktur. Bu yanlış uygulamalar sonucu, AKP’li Büyükşehir Belediyesi, yerel seçimlerle birlikte Antalya’dan esnafın da onayıyla gönderilmiştir. Yapılan yanlışların üstüne, Antalya’da olduğu gibi yanlışlar eklemeyin.

Sözlerimi bitirmeden önce, tekrar dikkatinizi çekmek isterim: İşçi emeklilerimizin yüzde 83’ü, BAĞ-KUR emeklilerinin yüzde 99’u açlık sınırının altında aylık alıyor. Vermiş olduğumuz kanun tekliflerine desteğinizi bekliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayınız lütfen, buyurunuz.

TAYFUR SÜNER (Devamla) – Gelin, verdiğimiz önergelere destek olun. Bu vatan hepimizin. Krizden en az zararla çıkmak için gelin bizlere kulak verin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Süner.

10’uncu madde üzerinde şahsı adına Nevşehir Milletvekili Erdal Feralan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Feralan.

AHMET ERDAL FERALAN (Nevşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 10’uncu maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanunun KOBİ’lerimize, ülkemiz ekonomisine önemli kazanımlar getireceğini belirtmek istiyorum. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Feralan.

Şahsı adına Denizli Milletvekili Mehmet Yüksel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Yüksel.

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz 330 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

KOSGEB Yasası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile birlikte esnaf birliklerimizin toplam 3,5-4 milyonu bulan üyeleri ve aileleriyle beraber 12-14 milyonu bulan bir nüfusun beklediği bir yasaydı. Bu yasanın çıkarılması noktasında bütün partilerimizin ortak mutabakatı sağlanmış, Sanayi Bakanımız başta olmak üzere bütün personel ve yetkili arkadaşlarımıza, emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

Hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yüksel.

Soru-cevap için… Bir soru görüyorum.

Sayın Ünsal, buyurunuz, bir dakika süreniz var.

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, 5018 sayılı Yasa’nın 68’inci maddesinin bir fıkrasını okuyorum: “…yönetimin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin; kanunlara, kurumsal amaç, hedef ve planlara uygunluk yönünden incelenmesi ve sonuçlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlanmasıdır.” Dolayısıyla -demin konuşmamda da söylemiştim- KOSGEB’in Sayıştay denetim raporları henüz elimize geçmemiştir. Meclise de gelip gelmediği konusunda yeterli bir bilgi almadık, çünkü komisyonlarda yoktur. Sizlerde bu mevcut mudur, elinize geçmiş midir? Eğer sizin elinize geçtiyse bize de bilgi verilmesi, bu rapordan bir örnek verilmesi mümkün müdür?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünsal.

Buyurunuz Sayın Bakan.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; öncelikle son maddesini görüşmüş olduğumuz bu KOSGEB Kanunu’nun hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum ve katkı veren herkese yürekten teşekkür ediyorum. Bahsedilen birçok konuda dile getirilmiş olan hususları ciddi bir şekilde dikkate alacağımızı, gerek teşkilat (organizasyon) yapısı gerek bütçe konusunda KOSGEB’in geçmiş başarılarına daha büyük başarı katacağımız noktasında gerekli hazırlıklarımızı yaptığımızı ifade etmek istiyorum ve bu noktada Bakanlar Kurulumuzun özellikle sektörel ve bölgesel alınmış olan yetkisi çerçevesinde belirlenmesi ve yönetmelikle ilgili çalışmalarımız da yine ilgili birimimiz tarafından, Bakanlığımız tarafından hazırlanmıştır. Bu da yine kanun çıkar çıkmaz, hemen yasalaştıktan sonra, Sayın Cumhurbaşkanımızın onayını müteakip Bakanlar Kurulumuza sunulacak ve bu konuda Anadolu’nun her tarafından KOSGEB desteği bekleyen işletmelerimize, KOBİ’lerimize, esnaf ve sanatkârımıza ciddi bir finansman noktasında nefes aldıracaktır. KOSGEB’in ilgili destekleri, bir taraftan kredi desteği devam ederken bir taraftan şirket birleşmeleri, pazarlama, araştırma-geliştirme, inovasyon, teknoloji alanındaki diğer sorumluluk ve diğer çalışmalarımız da devam edecektir. Ümit ediyorum ki yıl içinde KOSGEB’e yine bütçeden alınacak olan desteklerle KOSGEB destekleri de aynı oranda artırılacaktır.

Sayın Milletvekilimizin sormuş olduğu soru: 5018’den sonra Sayıştay denetimi yapılmıştır ve Sayıştay raporları Başkanlığımızda mevcuttur. Müracaatınız hâlinde orada arkadaşlarımız değerlendirecektir.

Sayın Başkanım, ben tekrar size ve emeği geçen tüm milletvekillerine teşekkür etmek istiyorum bu vesileyle.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çağlayan.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylamadan önce oyunun rengini belli etmek üzere lehte Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu. (CHP  sıralarından alkışlar)

Buyurunuz efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bu Mecliste özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına esnafımızla ilgili ne getirilirse onlar için sonuna kadar destek olacağımızı bir kez daha söylüyoruz. Bu kanunun grup olarak biz hep lehinde olduk, sonuna kadar lehinde olacağız. Bir kere bu kanunun hazırlanmasında emeği geçen Sayın Bakana, tüm gruplara teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, ama bir yasa  uygulanmalı yani çıkarırsın ama uygulamazsın. Demin sordular sicil affıyla ilgili, uygulanmıyor. Geçen de belirttim, bir yasanın uygulanması lazım. Sayın Bakan, bir kere zimmet maddesi, Bankalar Kanunu’ndaki zimmet maddesinin özellikle küçük esnaf, küçük sanayiciye uygulanan bölümü kalkmadığı sürece veya Bankalar Birliği tarafından zimmet konusunda özellikle sicil affından oluşan bir aftan sonra daha önce bir şekilde kara leke yiyen insanlara tekrar kredi açmanın, sicil affından dolayı zimmet maddesine girmeyeceğinin belirtilmesi lazım. Bir kere arkadaşlar, bunu açık söylüyorum bankacılar yapmıyor bunu. Zimmet maddesi başlarında bir şey… Sicil affı olmasına rağmen, açık olmadığı için “yarın benim başıma buradan bela gelir.” diyor. Bunun bir kere Bankalar Birliği ve BDDK tarafından sicil affından dolayı, bu yasadan dolayı daha önceki herhangi bir şeyi olan insanlara açılacak kredilerin sicil affından dolayı artık yeni açılan kredileri kapsamayacağının ve zimmet maddesine, içeriğine girmeyeceğinin belirtilmesi lazım. Bu belirtilmediği sürece arkadaşlar, bu sicil affından dolayı hiçbir banka kredi vermez.

İki, -geçen de söyledim Sayın Bakan- yine sicil affıyla ilgili küçük esnafımıza yönelik mutlaka bankaları özendirmeniz lazım.  Dün Plan Bütçe Komisyonunda Merkez Bankasının bir brifingi vardı, arkadaşlarım orada gördüler, ben, burada konuştuğum tüm konuyu Merkez Bankası Başkanına, kendisine ilettim. Bir şekilde yapanla yapmayan bankayı ayırmak lazım. Yani “Ben niye uygulayacağım?” diyor çünkü hiçbir kazancım veya hiçbir şeyim yok. Ama siz Bankalar Birliği ve BDDK’yla bir mutabakat sağlayıp özellikle esnafın borçlarını iki yıl ve daha uzun vadeye yayan, yapılandıran bankalara mutlaka munzam karşılık ve disponibilitede belirli bir indirim yaparsanız, o zaman bankalar da sicil affından dolayı yeniden yapılandırma olayına sıcak bakar ve bunun sonucu alınır. Yoksa bu sicil affı hep bir…

Meclis sicil affı yaptı, esnaf bayram etti. Hayır, esnafın bayram ettiği yok. Herkes bu gerçeği bilsin. Hiçbir şekilde işlemiyor sicil affı. Sadece, Merkez Bankası, kayıtlarından sildi ama herkesin defterinin altında kara kaplı defter duruyor. Kesinlikle kimse sicil affına uğrayan insanlara yeni kredi açmıyor, kredi yeniden yapılandırmasını yapmıyor. Ben, bir kez daha yasanın lehine oy kullanacağımı söyleyerek ama bunun bir kere daha dikkate alınmasını söylüyorum.

Ayrıca dün yine yukarıda Sayın Merkez Bankasının brifinginde… Özellikle, biz, geçen dönem bu Mecliste kredi kartlarıyla ilgili ve tüketici kredisini ilgilendirdiği için ve bu Bakanlığın sorunu olduğu için hakem olsun diye hakemliği Merkez Bankasına verdik ve ben bu konuda çok ısrar etmiştim, Merkez Bankası iyi hakemdir diye ama dün Sayın Başkanın önünde itiraf ettim “Ben suç işlemişim hakemliği size vermekle.” dedim.

ASIM AYKAN (Trabzon) – Yanlış yapmışsınız, suç değil.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Evet. Yani yanlış düşünmüşüm, yanlış düşünmüşüm.

Biz, adil olacağınız yönünde düşünmüştük ama dünyanın hiçbir yerinde tüketici kredileri ile kredi kartları arasında çok büyük bir fark yoktur. Bana Sayın Başkan “Bazı ülkelerde 3 kat.” diyor. Tabii arkadaşlar, faizlerin libor artı 1 olduğu ülkelerde yani yüzde 4 yıllık faiz oranı olan bir ülkede tüketici kredisi faizinin, kredi kartı faizinin yüzde 12 olması çok büyük bir şey değil, ama faizlerin, tüketici kredi faizlerinin aylık 1,5 olduğu bir yerde, aylık 4,5; aylık 5 gibi bir kredi kartı faizi bir fahiş faizdir. Ben yine söylüyorum: Sizin Bakanlığınızın konusu, kredi kartları bir tüketici kredisidir, tüketim amaçlıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.

Buyurunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Kredi kartlarının mutlaka tüketici kredisi kapsamı içinde değerlendirilip -bu düzenlemeyi Merkez Bankasından alıp Bakanlığınıza- Tüketici Kredisi Kanunu’nda yeni bir düzenleme yapılmasına gerek vardır.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.

Aleyhte İzmir Milletvekili Harun Öztürk.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, görüşülmekte olan 330 sıra sayılı Tasarı’yla ilgili olarak oyumun rengini belirtmek üzere söz aldım. Bundan önceki birleşimde KOSGEB Tasarısı’yla ilgili görüşmeler sırasında aldığım sözde, bir iki teknik itirazı ilave ettikten sonra tasarıyı olumlu olarak değerlendirdiğimi ve olumlu oy vereceğimi ifade ettim. Ancak biraz önce tasarıya ilave edilen geçici 4’üncü madde nedeniyle tasarının günahının sevabını aştığı kanaatine vardım ve oyumun rengini değiştirdiğimi sizlere ifade etmek için söz aldım.

Değerli milletvekilleri, önergeyle ilave edilen geçici 4’üncü maddenin tasarıya eklenmesiyle ilgili olarak İç Tüzük’e baktığımızda herhangi bir şekilde usul hatası olmadığını söyleyebiliriz. Yani Genel Kurulun yetkisi dâhilinde burada görüşülen tasarılara sayın milletvekillerinin vermiş oldukları önergelerle maddeler ilave edilmesi doğaldır. Doğal bulmadığım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde önemli olan bazı hususların, özellikle af niteliği taşıyan bazı hususların ihtisas ve uzman komisyonlarda görüşülmeden… Çünkü gerekçesi krize bağlanıyor. Kriz Türkiye’yi 2007 yılı ağustosundan bu yana etkiliyor, dolayısıyla Hükûmet ve Sayın Bakanlık bu tasarıya bu geçici maddeyi öncede ilave edebilir, komisyonlarda tartışılabilir ve Genel Kurulun huzuruna o şekliyle gelebilirdi. Dolayısıyla Hükûmet sürekli olarak bunu yapmaktadır, özellikle af niteliği taşıyan bazı düzenlemeleri Genel Kurulda vermiş olduğu son dakika önergeleriyle tartışılmasına imkân vermeden kabulünü ve yasalaşmasını sağlamaktadır.

Getirilen metni değerlendirdiğimizde yürürlüğe girdiği tarihe kadar bu kanun kapsamında kullandırılan desteklerden uygunsuzluğu tespit edilerek ihtilaflı hâle gelen ve dava açılmış olmakla birlikte haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayanlara ilişkin faiz affı getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu tür düzenlemeler ne yazık ki Türkiye’de hukuk devletini yerleştirme imkânlarını ortadan kaybettirmektedir. Çünkü biz burada bir yasal düzenleme yaparak kurallarını belirliyoruz, gerektiğinde bakanlara, Bakanlar Kuruluna yetkiler veriyoruz ve o yetkiler çerçevesinde birtakım esas ve usuller belirliyor ve bu usul ve esaslar, ekonominin geneliyle ilgili ve birtakım eşitlikleri sağlamaya yönelik, adaleti sağlamaya yönelik düzenlemeler oluyor. Ancak sonuçta yaptığımız bu düzenlemelere bir kısım vatandaşlarımız uymuyor ve uymadıklarını  tespit ediyoruz ve sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisine dönüyoruz ve yasalara uygun davranmayan vatandaşlarımızın bu aykırılıklarını affediyoruz. Bu, bir kere, yargıya intikal eden olaylardan kesinleşmiş yargı kararı olanlarla ilgili olarak faizlerini alacaksınız ancak yargıya intikal etmiş olan olaylardan henüz sonuçlanmayanlarla ilgili olarak yargı kararlarını da etkisiz hâle getirecek bir biçimde faizleri almaktan vazgeçtiğinizi ifade edeceksiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayın.

Buyurunuz.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Teşekkür ediyorum.

…ve bunu da birtakım adaletsizlikler yaparak sağlayacaksınız.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu adaletsizliklere alet olmaması gerektiğini ve hukuk devletini el birliğiyle yerleştirebilmemiz için bu tür düzenlemelere fırsat vermememiz gerektiği ifadesini belirttikten sonra tasarıya vermek istediğim oyun renginin bu nedenle değiştiğini ifade ediyor “Hayır” oyu kullanacağımı tekrarlıyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın Bakan, konuşmak istiyor musunuz?

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sağ olun Başkanım,  teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz biz de.

Şimdi, 3’üncü sırada yer alan Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, Çorum Milletvekili Agâh Kafkas’ın, İstanbul Milletvekili Ufuk Uras’ın, Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ve 14 milletvekilinin, İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 16 milletvekilinin, İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in, İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün benzer mahiyetteki kanun teklifleri ve İçişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

.- Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Çorum Milletvekili Agah Kafkas’ın; İstanbul Milletvekili Ufuk Uras’ın; Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ve 14 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 16 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/176, 2/212, 2/213, 2/215, 2/225, 2/420, 2/421, 2/430) (S. Sayısı: 354)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 354 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır. (x)

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek konuşacaktır.

Sayın Özyürek…

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Dışarıda, geliyor.

BAŞKAN – İkinci sıradaki konuşmacıyı çağırayım o zaman.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal.

Buyurunuz Sayın Birdal. (DTP sıralarından alkışlar)

DTP GRUBU ADINA AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na ilişkin Demokratik Toplum Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yüce Meclisin çatısı altında, Hükûmet ile Mecliste grubu bulunan ya da bulunmayan siyasi partilerle bugüne değin demokratikleşme, demokrasi, barış ve bir arada yaşama yolunda ne yazık ki ortak mutabakatlar sağlanamamıştır birkaç konu dışında. İşte, geçtiğimiz aylarda, 2010 Avrupa kültür başkenti olma konusunda bir mutabakat sağlanmıştır ama onun dışında, yaklaşık iki yılı dolduracağız, ne emek ne demokrasi ne barış ne özgürlük ne adalet yolunda, ne yazık ki henüz daha bizi bir araya getirebilecek, nüanslarımızı kabul ederek, adım atılamamıştır.

Gerçi bugüne değin bizim verdiğimiz kimi öneriler, yasa tasarıları, araştırma komisyonlarının oluşturulması yolundaki öneriler komisyonlarda bekletilmekte, ama ilk kez 1 Mayıs konusunda Hükûmetin ve Mecliste grubu bulunan ya da bulunmayan siyasi partilerin, 1 Mayıs İşçi Bayramı, Emek Bayramı konusunda, tatil edilmesi yolunda bir mutabakat sağlanarak komisyondan Genel Kurula getirilmiş olmasını da önemsiyoruz.

Şimdi, bu tasarı, işçi sınıfının, emekçilerin, yoksul halk yığınlarının, ezilenlerin yıllardır sürdürdüğü mücadelelerinin kuşkusuz bir sonucudur. Örneğin geçtiğimiz günlerde seçim -yine- rüşveti olarak bilinen birtakım biliyorsunuz düzenlemeler yapıldı. Seçim rüşvetinden, baskılardan, tehditlerden ve seçimlerin demokratik, adil ve eşitlikçi olması yolunda birçok olaylar yaşandı, gerek bölgemizde ve gerekse İstanbul, metropol kentlerde. Ama ne yazık ki Hükûmetle ilişkili olanlar ve başta Sayın Başbakan, bu seçimlerin demokratik ve adil olmadığı yolunda da yakındı nedense. Nasıl bir paradokstur ki gerçekten seçimlerin demokratikliğinin, eşitlikçi olmasının ve herkesin, her yurttaşın iradesini serbestçe sandığa taşıması konusundaki güvencelerin kendilerince sağlanması gerekirken, bölgede baskı altında oyların kullanıldığı yolunda yakınmıştır ve bununla da yetinilmemiştir, sonra da Türkiye'nin birtakım şu andaki gerçekliklerini, olguları gizlemek niyetiyle de partimiz, Demokratik Toplum Partisi üzerinde operasyonlara girişilmiştir. 3 parti genel başkan yardımcımızın, çok sayıda parti meclis üye ve yöneticisinin, kadın meclisi ve gençlik meclisi yönetici ve üyelerimizin derdest bir operasyonla gözaltına alındığına ve tutuklandığına tanık olduk. Şu anda 200’ü aşkın arkadaşımız tutuklanmıştır. Dört gündür gözaltında olup da hâlâ kendilerine soru sorulmadığına da avukat arkadaşlar aracılığıyla tanık olmaktayız.

Şimdi, tabii biraz sonra değineceğim, gerçekten Kürt sorununun demokratik, barışçıl çözümü, ki, Türkiye'nin demokratikleşmesinin olmazsa olmazı olan bu sorunun çözülmesine ilişkin 22 Temmuzda yaratılmış olan bir fırsatın bugüne değin değerlendirilmemesine karşın, ikinci kez, halkımızca yaratılmış bu fırsat gerçekten göz göre göre niye acaba gizlenmek isteniyor, ne örtbas edilmek isteniyor ya da halkımızdan hangi gerçekler saklanmaya çalışılıyor; onu biraz sonra yine elbette konuşacağız. Ama, 1 Mayıs kutlamalarının, özellikle dünya işçi sınıfının, emekçilerinin 1 Mayıs 2009’da 120’nci ve Türkiye’de de 100’üncü yılını kutluyor olmasının elbette ki, emekçiler, çalışanlar açısından büyük bir anlamı var ve özellikle bu 1 Mayısı anlamlı kılan… Bizim 1 Mayısta ve 1 Mayıs öncesinde ve sonrasında yaşadıklarımız ve trajediler, bu 1 Mayısı Türkiye emekçi güçleri açısından çok daha anlamlı kılmaktadır.

Şimdi, 1 Mayısın yüz yıl önce örgütlenmesinde temel rolü üstlenen Selanik Sosyalist İşçi Federasyonu, amaçlarını Sosyalist Enternasyonale şöyle açıklıyordu: “Osmanlı milleti aynı ülkede yaşayan ve her birinin ayrı dili, kültürü, edebiyatı, göreneği ve nitelikleri olan çeşitli milliyetlerden oluşmaktadır. Öyle bir teşkilat kurmak istedik ki, insanlar kendi dil ve kültürlerini terk etmeden ona girebilsinler. Hatta daha iyisi, aynı bir ülkü uğrunda -sosyalizm ülküsü- çalışırken her biri kendi kültürünü ve bireyliğini geliştirme olanağını bulabilsinler.” diyorlardı. Bu, tam yüz yıl önce Türkiye’de yayınlanan bir 1 Mayıs deklarasyonundaki amacı ortaya koymaktadır. Ama ne yazık ki, vahşi kapitalizmin acımasız ve neo-liberal politikaların soy, sömür ve kazan politikalarının sonucunda ne yazık ki, bu özlem karşılık bulamamış, saldırılara, cinayetlere, katliamlara ve büyük meydan cinayetlerine dönüşmüştür.

Şimdi, Türkiye’de bu 1 Mayıs kutlandıktan sonra, tabii evrensel değerlerin en önemlilerinden birisi emeğin en yüce değer olduğu ve emeğe duyulan saygıdır. 19’uncu yüzyıldan bu yana sürdürülen mücadeleler sonucu emekçiler ve çalışanlarca günlük çalışma süresini sekiz saate indirmek için grev ve gösterilerin yapıldığı ve bu yolda birçok acıların ve ölümlerin yaşandığı bilinmektedir. Bu mücadelenin simgesi olarak da 1 Mayıs günü dünyanın birçok ülkesinde resmî tatil ilan edilerek, bayram olarak kutlanmaktadır.

Ülkemizde 1 Mayıs, 1908 yılından bu yana İşçi Bayramı, 1925 yılından sonra Bahar ve Çiçek Bayramı olarak belirlenmiş ve bu durum 12 Eylül 1980 askerî darbesine değin de sürmüştür.

Şimdi, bu 1 Mayıs, 1976’da ilk kez kitlesel olarak Taksim’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunca kutlanmıştır ve 1976’da bir şiddet yaşanmamıştır. 1977’de bir şiddet yaşanmamıştır yine ve alana dört bir yandan gelen insanların alanda toplanmasının beklenmesi ve törenin başlaması biraz geç zamana yayılmıştır ve akşam 19.00 sıralarında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Kemal Türkler hemen konuşmasını bitirdikten sonra sular idaresinden “InterContinental” denilen şu andaki The Marmara otelinden ateşler açılmaya başlanmıştır ve o günlerde emekçilerin bayramının kardeşçe kutlanması yolunda çaba gösteren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ahmet İsvan kürsüde bu ateş açanların polis mi, görevli mi olduğu konusunda yanındakilere sorduğu sorular karşılıksız kalmış ve hatta tartaklanmıştır.

Şimdi, bu konuda daha sonraki yıllarda, yine… 1978 yılında gerçekten yüz binler, o 1977 1 Mayıs katliamını telin etmek için 78’de yine 1 Mayıs, Taksim Alanı’nda buluşulmuş ve 1977’de yaşanılanları adları tek tek sayılarak 36 yurttaşımız emekçinin anısı önünde saygı duyulmuş ve Taksim Alanı’nın “1 Mayıs alanı” olarak kabul edilmesi kararlaştırılmış ve ilan edilmiştir. Ama ne yazık ki o günden sonra emekçiler 1 Mayıs alanında, Taksim’de buluşamamış ve bayramını, emek bayramını kutlayamamışlardır.

Şimdi, yine, işte biz burada bugün tatil günü ilan edeceğiz hep birlikte; keşke adını “bayram” olarak da koysaydık ve isteyen istediği şekilde bayramını kutlayabilseydi, bütün farklı diller, kimlikler, emekçiler buluşabilselerdi. Ama şimdi Sayın İstanbul Valisi “Orantılı güç kullanılacaktır eğer gelinirse.” diyor. Şimdi, geçen yıl biz yine tanık olduk ve emek ve demokrasi güçlerinin kardeşliği ve birliği yolunda, dayanışması yolunda

Demokratik Toplum Partisinden 8 milletvekili arkadaşımız, emekçilerin bayramında birlikte olmaya gittik ama hepimiz tanık olduk DİSK Genel Merkezinin, emekçilerin, sendikacıların nasıl biber gazıyla, gaz bombalarıyla saldırıya uğradığına. Şimdi, orantılı güç bu mu oluyor acaba? O nedenle, biz bugün buradan bu kararı çıkarırken Hükûmet ve başta Sayın Bakan bu İstanbul Valisine, isteyenlerin istediği yerde özgürce bayramını kutlayabileceğini salık versin ve güvenlik güçleriyle İstanbul’da 1 Mayıs alanının kuşatılmasının önlenmesini istesinler.

Şimdi, dileğimiz tabii bu ki, bu 1 Mayısın… Yaratılmak istenilen, ki egemen güçlerin düzeninin yarattığı korku ve yoksulluktur; hem yoksulluğu üreteceksiniz hem iş, ekmek ve özgürlüğü baskı altına almaya kalkışacaksınız, ondan sonra da panzerlerinizle, tanklarınızla, askerlerinizle, polislerinizle, JİTEM’inizle, mahkemelerinizle korkuyu egemen kılmaya çalışacaksınız ama tabii, demokratikleşme ve özgürleşme yolunda korkuların nasıl yenildiğini, hak ve özgürlük mücadelesinden ve insanlık onuruna bağlılıktan nasıl vazgeçilmediğinin, Türkiye coğrafyasında, size çok iyi örneği de verilmektedir.

Şimdi, bakın, örneğin, orantısız… “Orantılı güç kullanılacaktır”ın biz şeyini de gördük. Dün örneğin burada bir gensoru tartışılırken hepsi reddedildi. Arkadaşlar, daha biz geçtiğimiz yıl nevruzda… Gerçekten orada, Kürk halkının, Orta Doğu halklarının uzun, ağır bedeller ödeyerek kazandığı bir gündür. Şimdi, o nevruzun, örneğin gerçekten kazanılmış bugün, artık birçok yerde özgürce kutlanabilmektedir 21 Martta, yine halklarımızın kardeşliği ve dayanışması orada ilan edilmektedir ama geçen yıl, izin verilmeyen yerlerde nasıl orantılı güç kullanılarak 4 yurttaşımızın katledilişine, 197 yurttaşımızın ağır yaralanmasına ve 600’ü aşkın insanın da gözaltına alınıp tutuklanmasına da tanık olduk. Şimdi, nedir bu? O zaman bu şiddeti kaldırın ve gerçekten, 21 Mart nevruzun da tatil ve bayram olması için burada bir yasa önerimiz var, bunun da önümüzdeki günlerde Genel Kurula getirilmesini ve 21 Martın da Nevruz Bayramı ve tatil olarak kabul edilmesini diliyoruz.

Şimdi, DTP’ye yönelik son operasyonlar, gözaltı ve tutuklamalar neyi acaba ifade ediyor? Bakın, bu operasyonların sonunda yöneticilerin tutuklanması, gözaltı…

Şimdi, birincisi: Acaba ekonomik krizin gerçekten sonuçları mı gizlenmek isteniyor? Bakın, Sayın Başbakan, uluslararası mali krizin, finans çöküşünün, finans kapitalin çöküşünün bizi teğet geçeceğini söyledi ve ısrarla Sayın Başbakan… Örneğin, son şu krizden sonra 1 milyonu aşkın emekçi kapı dışarı edildi ama Sayın Başbakan hâl⠓Kriz yok.” diyor, “Teğet geçecek.” diyor.

Şimdi, örneğin, resmî rakamlar ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bu oranlara ulaştı yüzde 15,15. Yine resmî açıklamalara göre işsiz sayısı 3 milyon 650 bin. Ama konfederasyonlarımızın, ki dün daha DİSK Genel Başkanı Sayın Süleyman Çelebi’nin açıklamalarına göre 24,2 ve işsiz sayısı da 6 milyon 334 bine ulaşmıştır. Ama şimdi, hâlâ Sayın Başbakan “Teğet geçmiştir.” diyor. Şimdi, işsizliğin rakamının, yüzdesinin çoğalmasını kadınlara bağlıyor Sayın Bakan. Diyor ki: “Şimdi, işsiz kadınlar iş için başvurdular, o nedenle bu yüzde arttı.” Ya da Sayın Başbakan, ne diyor? “Eğer üretim kesintiye uğruyorsa, eğer atölyeler kapanıyorsa, eğer kepenkler kapatılıyorsa bu ekonomik krizden değil o yöneticilerin beceriksizliğindendir.” diyor. Arkadaşlar, emek ve emekçiler, çalışanlar bu kadar aşağılanır mı? Bu nasıl bir sınıf fikridir, nasıl bir adalet fikridir Sayın Başbakanda, ki hâl⠓Ekonomik krizin sonuçlarını nasıl birlikte giderebiliriz?” konusunu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kuruluna taşımıyor. Pekâlâ yine iki ay sonra göreceğiz bu ekonomik krizin gerçekten nasıl sonuçlar doğuracağını ve biz, şimdi bunu haber veriyoruz. Kaç kez bu Genel Kurulda ekonomi ile demokrasinin ilişkisini anlatmaya çalıştık, hak ve özgürlüklerin anayasal güvenceye bağlanmasının doğrudan ekonomik kalkınmayla, ilerlemeyle nasıl ilişkisinin olduğunu anlatmaya çalıştık. Ama ne yazık ki bunlar “Sözümüzün eriyiz, eğer ‘Teğet geçiyor.’ dediysek teğet geçecektir.” diyorlar ve bunun tersini kabul etmiyorlar.

Yine, bu seçim sonrası gerçekten Kürt sorununun demokratik, barışçıl çözümüne yaratılan bu fırsatı ikinci kez heba ederken acaba PKK’nın 1 Hazirana kadar eylemsizlik kararını gözden kaçırmak mı istemişlerdir ya da Erbil’de gerçekten bütün iradelerin bir araya gelip Kürt sorununun çözümü konusunda düzenlenecek konferansın Kürt halkının iradesine bağlı bir çözüm olmayacağından kaygı duyarak mı erteleyerek yine bunu gözden kaçırmaya kalkışmışlardır ya da on gün sonra, meşru, kazanılmış 1 Mayıs Taksim Alanı’na dönüşün meşruiyetini mi örtmeye kalkışmaktadırlar? Ama bütün bunlar nafile, çünkü halkın demokrasi, barış ve özgürlük isteyişini biraz erteleyebilirsiniz ama halkın ekmek isteyişini ve halkın açlığını erteleyemeyeceksiniz. Bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz. AKP ve Sayın Başbakan, siz Kürtlersiz bir demokrasi mi istiyorsunuz, siz emekçilersiz bir demokrasi olacağını mı düşünüyorsunuz ve siz muhalefetsiz bir demokrasi olacağını mı düşünüyorsunuz? Bunların, Kürtlersiz, emekçilersiz, kadınlarsız ve muhalefetsiz bir demokrasinin olmayacağını ve olamayacağını çok kısa zamanda göreceksiniz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; şimdi gerçekten tartışılıyor, örneğin dün yine tanık olduk Ergenekon meselesi. Bakın, bu 1 Mayıs katliamının ardındaki adres bellidir; bu adres kontrgerilladır. Şimdi gelin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, gerçekten, Almanya ve Türkiye’nin dışında bütün NATO üyesi ülkelerde temizlenmiş olan bu gladyoyu, kontrgerillayı açığa çıkaralım. Neden bu konudaki araştırma önerimizi dikkate almıyorsunuz? Çünkü, bugünkü yaşanılan sonuç, darbelerin Türkiye’ye uğrattığı sonuçlardır. Çünkü, darbeler, emeğin ve emekçilerin düşmanıdır. Darbeler, halklara ve özgürlüklere karşıdır. Darbeler, insanlığa karşı işlenmiş suçlardır. Darbeler, solun, sosyalizmin ve emeğin düşmanıdır. O nedenle, bugünkü yaşanılan kriz ve sonuçları ve bugünkü tıkanıklık darbelerle hâlâ yüzleşememekten kaynaklanmaktadır.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi, tabii, Sayın Bakan gerçekten mizah yapıyor hâlâ kanların üzerinde, bunu yapmayalım. “Gelin, beş yüz kişiyle 1 Mayıs alanında toplanın, çiçek bırakalım, ben de geleyim” diyor. Yapmayın Sayın Bakan, bu hakkın kabulünü önce siz buradan ilan edin. 1 Mayıs emek bayramıdır. 1 Mayıs işçi sınıfının bayramıdır. 1 Mayıs, işçi sınıfının, çalışanların birlik, mücadele ve dayanışma günüdür ve bu bir haktır. Gelin, bu hakka saygı gösterilmesini lütfen siz burada ilan edin ve hep birlikte emekçilerle 1 Mayısta buluşalım.

Şimdi yapılması gereken şu: Bugünkü yasa tasarısının kabullenilecek olması yetmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkan.

Gerçekten, bugüne değin 1 Mayısın kutlanmasından önce, 28-29 Nisanlarda yaşanılan acılar, 1 Mayısta yaşanılan dramlar ve yakınlarını yitiren ailelerden, emekçilerden, işçi sınıfından, onları açlığa, yoksulluğa, işsizliğe terk edenler bir defa özür dilemelidir.

İkincisi, yapılması gereken, 1 Mayısta, gerçekten, Taksim’de 1 Mayıs alanında toplanılmasının önündeki engelleri kaldırarak bunun güvencesi verilmelidir. Üçüncüsü de 1 Mayıs 1977 katliamının faillerinin bulunması yolunda verdiğimiz Meclis araştırma komisyonu oluşturulması yolunda ortak bir irade gösterilmelidir. Yoksa örneğin KESK şimdi iş, aş ve barış olarak bu 1 Mayısı adlandırdı ve yine 1 Mayısın emekçilerin birlik, mücadele…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen bağlayınız.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Son sözümü söylüyorum Sayın Başkan.

…dayanışması için sekiz saat iş, sekiz saat uyku, sekiz saat de canınız nasıl isterse… İşte özgürlük bu, işte demokrasi bu, işte barış bu.

Bu umutla bugünlere 1 Mayısı taşıyan bütün emekçileri selamlıyorum ve bu yolda 1 Mayıs ateşini söndürmeyenleri selamlıyorum, emekçilerin 1 Mayısını kutluyorum ve bu yolda yaşamını yitirmişleri bir kez daha saygıyla anıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Birdal.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek…

Buyurunuz Sayın Özyürek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, görüşmekte olduğumuz 1 Mayısın tatil ve bayram ilan edilmesiyle ilgili tasarı hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu, hükûmet tasarısı şeklinde görüşülüyor olsa da 8 milletvekilimizin -imzalayanların sayısıyla çok daha fazla milletvekilimizin- çeşitli tarihlerde verdiği yasa teklifleri birleştirilmek suretiyle bir tasarı önümüze gelmiştir. Aslında bugün burada tarihî bir görüşme yapıyoruz. Bizi televizyon başında izleyen yurttaşlarımızın, özellikle emekçi kardeşlerimizin Meclisin bu tenhalığına aldanmamalarını diliyorum. Meclis tenha ama görüşmekte olduğumuz konu tarihî ve önemli.

Tabii, Türkiye ve dünya buraya kolay gelmemiştir. Kısaca, şöyle bir geçmişe bakarsak: 1 Mayıs 1886 yılında sekiz saatlik iş günü mücadelesine önderlik eden Amerika Birleşik Devletlerindeki işçi önderleri bu mücadeleyi başlatmışlar ve daha sonra 1 Mayıs emekçilerin günü, işçilerin bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır. Sekiz saat çalışma -biraz önce değerli hatibin de söylediği gibi- sekiz saat dinlenme, sekiz saat uyku şeklindeki bu ilk mücadeleyi yapan Albert Persons şöyle diyor: “Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam cani olduğumdan değil emekçi olduğumdan asılacağım.” Ne yazık ki dünyada ve Türkiye’de pek çok insan emekçi olduğu için katledilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, daha sonra bu mücadele bir noktaya gelmiş ve emek bayramı olarak 1 Mayıs kutlanmaya başlanmıştır. Gene, Türkiye coğrafyasında, Selanik’te –Osmanlı toprağıydı o zaman- bundan yüz yıl önce 1 Mayıs kutlanmıştır. Aynı zamanda, bizim için önümüzdeki günlerde, 1 Mayısta kutlayacağımız bayramın da yüzüncü yılıdır. Yani Osmanlı toprağında bile yüz yıl önce kutlanmış olan bir bayramı ne yazık ki Türkiye otuz yıldır kutlayamamıştır.

Şimdi bu tasarı bu Hükûmet döneminde geldiği için AKP Grubu ve Hükûmet kendince bir pay sahibi olabilir ama bu çok uzun mücadelenin buraya getirdiği bir noktadır ve bu mücadeleyi emekçiler yapmıştır. Hani hep kullandığımız güzel bir slogan vardır ya, söke söke alınan bir haktır. Emekçilerin, işçilerin söke söke aldığı, bedelini ödediği, canını verdiği bir hak yeniden verilmiştir. Oysa biz 1976 yılında, oysa biz 1978 yılında 1 Mayısı Taksim’de büyük bir coşku içinde kutlamıştık. 1977’deki o menfur saldırı ile bir tatsızlık yaşanmış ama onun öncesinde de, sonrasında da 1 Mayıs Taksim Meydanı’nda coşkuyla kutlanılmıştır. Ama daha sonra sıkıyönetim girmiş, 12 Eylül askerî darbesi 1 Mayısı işçilere, emekçilere çok görmüştür.

Değerli arkadaşlarım, geldiğimiz noktada bütün gruplar olarak, artık 1 Mayısın tatil olması noktasında ve 1 Mayısın emekçinin, işçinin bayramı olması noktasında birleşmiş bulunuyoruz. Her ne kadar tasarıda “Emek ve Dayanışma Günü” demek suretiyle bayram sözcüğü işçilerden, emekçilerden esirgeniyor olsa da, biz, gene de, bu yasayı ve bugünü bir işçi bayramı, bir çalışanlar, bir emekçiler bayramı olarak görmek, algılamak ve kutlamak istiyoruz.

Bu emek bayramının, bu işçi bayramının içini boşaltmak isteyen çevreler var ne yazık ki. Bu Taksim’de kutlanması yönündeki tartışmalar sırasında kendini solda gören bazı çevrelerde bile “Canım, gidip o gün piknik yapın, nasıl olsa tatil de var.” diyorlar. Oysa, 1 Mayıs bir emek bayramıdır, biraz önce belirttiğim çok uzun mücadeleler sonunda elde edilen bir gündür; emekçiler, işçiler bunu coşkuyla kutlamalıdır. Piknik yapmak her zaman mümkündür. Geçmişte söylendiği gibi bahar bayramı olarak kutlamak her zaman mümkündür. O nedenle, bütün emek dünyasının, işçilerimizin, memurlarımızın, emeğiyle geçinen herkesin bu 1 Mayısı coşkuyla kutlaması gerekiyor.

Şimdi, 1 Mayıs 1977’de yaşanan olaylar özellikle belli çevreler tarafından emek dünyasını, işçileri susturmak, onların yükselen taleplerini bastırmak için hep kullanılmıştır, “İşte, siz birlikte coşkuyla kutlamak istiyorsunuz ama 1 Mayıs 1977’yi unutmayın.” demektedirler. 1977’de olup bitenler elbette mutlaka araştırılmalıdır, sorumluları ortaya çıkarılmalıdır, ama hep o korkulu gün insanların önüne getirilmek suretiyle bu bayramın coşkuyla ve Taksim Meydanı’nda kutlanmasının engellenmesi düşünülemez.

Değerli arkadaşlarım, 1 Mayıs emekçilerin en doğal hakkı. İşte, emekçiler yıllarca bunun mücadelesini yaptığı için, bütün sendikalarıyla, örgütleriyle birey olarak bu mücadeleyi yaptıkları için yüce Mecliste hep beraber onların hakkını teslim etmek zorunda kalıyoruz. İşte, deniliyor ki AKP’li arkadaşlarımız… “İşte bunu biz sağladık.” Peki, yedi yıldır neredeydiniz? Bu mücadele bu hakkı doğurmuştur. Bu mücadele olmasaydı bu hak alınmazdı. Daha geçen yılki tartışmaları hatırlayınız, Sayın Başbakan “Ne tatili, bir günlük tatil Türkiye’de 2 katrilyona mal oluyor, onun için biz 1 Mayısı tatil yapamayız.” demişti. Acaba şimdi hangi hesap değişti, Sayın Başbakana sormak lazım. Olsa olsa, herhâlde çalışanların sayısı azaldığı için, işsizlik çok arttığı için bu 2 katrilyon rakamı aşağı düşmüş olabilir!

Değerli arkadaşlarım, bu bayramı Meclis olarak sağlıyoruz. Hep beraber biraz sonra oylamada ellerimizi kaldıracağız ve yüce Meclisin nadiren birleştiği konulardan birisi olarak halkımıza, vatandaşlarımıza, işçilerimize, emekçilerimize bir bayramı yüce Meclis tescil edecek, kabul edecek. Öyleyse, geliniz, bu bayramı, bu coşkuyu insanlar, emekçiler diledikleri gibi kullansınlar. Bir “Taksim’de asla olmaz.” yaklaşımı yüce Meclisin bu iradesine saygısızlık anlamına gelir değerli arkadaşlar. Yine pazarlıklar başladı. “500 kişiyle giderseniz gelirim.” diyor Sayın Bakan. Peki, yüce Meclisin böylesine oy birliğiyle ilan edeceği, kabul edeceği bir bayramı niye 500 kişiyle kutluyoruz, niye 500 bin kişiyle kutlamıyoruz, niye herkesin istediği yerde kutlamıyoruz? Bunu anlamak mümkün değil. Bir Taksim takıntısını toplumun önüne, işçilerin önüne ve böylesine önemli bir günün önüne koymak son derece yanlıştır. Umarım ve dilerim ki, geçen yıl Taksim’de yaşadığımız, DİSK’in binasında yaşadığımız olaylara bu sene tanık olmayız. Güvenlik güçleri her türlü önlemi alır ve coşkuyla hep beraber gideriz Taksim’de bu bayramı kutlarız.

Şimdi bütün işçi sendikalarının, bütün işçi temsilcilerinin isteği bu bayramı Taksim’de kutlamaktır. Deniliyor ki: “Güvenlik yönünden bu güvenliği sağlayamayız Taksim’de.”

Değerli arkadaşlarım, Taksim Meydanı, örneğin Kadıköy’e göre güvenliği sağlama açısından çok daha uygun bir meydandır. “Bir tarihte çok kötü olaylar meydana geldi.” diye o meydanı devamlı öyle bir kötü alan olarak, menfur alan olarak görmek son derece yanlıştır. Geliniz, 1976’daki gibi, 1978’deki gibi bu bayramı hep birlikte kutlayalım diyorum.

Değerli arkadaşlarım, geçen yıl yaşanan olaylar Türkiye için bir yüz karasıdır, işçi sınıfı için yüz karasıdır -yani işçi sınıfına reva görüldüğü için yüz karasıdır- ve o uygulamayı yapan herkes için yüz karasıdır. O nedenle, artık biber gazının sıkılmadığı, buna karşılık çiçeklerin atıldığı bir 1 Mayısı Taksim’de kutlamak istiyoruz; emekçiler olarak, işçiler olarak hep birlikte kutlamak istiyoruz.

Geçen yılki olaylar bütün dünyada yansıdı, bütün uluslararası camia bunu hayretle, ibretle ve Türkiye’yle ilgili çok kötü değerlendirmeler yaparak izlemiş oldu. Bunlara asla meydan vermemek ve artık işçi sınıfının önüne, işçi sendikalarının önüne böyle barikatlar, setler kurmamak lazım.

Deniliyor ki: “Taksim miting alanı değil.” Peki, kim diyor “Miting yapılacak.” diye? Taksim’de bir bahar şenliği, bir işçi bayramı, bir emekçi bayramı kutlanacak. Bu bir bayram, bu bir şenlik, bu bir miting değil. O nedenle, kategorik olarak yok Kazlıçeşme, yok Çağlayan…

Değerli arkadaşlarım, Çağlayan’da miting filan verilmez. Sayın Valinin geçen  seçimler sırasında bize reva gördüğü Çağlayan’da gerçekten miting filan yapılmaz. Dört yolun ağzına kuruyorsunuz kürsüyü, “Burası miting alanı.” diyorsunuz. Burada 1 Mayıs filan kutlanamaz. Kadıköy Alanı 15 bin metrekaredir, küçük bir alandır. Orada da hele ilk kez Yüce Meclisin bayram yaptığı, tatil kabul ettiği bir günde insanları küçük bir alana hapsetmek doğru değil. Burada tek alan var. O da Taksim Alanıdır, Taksim Meydanıdır. Hep birlikte bunu sağlamalıyız. Ben Hükûmetten rica ediyorum. İsteyerek-istemeyerek bir noktada geldik, işçilerin bu hakkını teslim ediyoruz. Öyleyse işçilerin uğrunda mücadele yaptıkları, otuz senedir hasretini çektikleri bir alanı onlara çok görmeyelim. Onlar da bu alanı bayram yeri gibi süslesinler, orada eğlensinler, coşsunlar istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifini verirken biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, sadece 1 Mayısın değil, aynı zamanda nevruzun da bayram olmasını istemiştik. Ne yazık ki Hükûmet ve AKP çoğunluğu o konudaki önerimize, kanun teklifimize itibar etmediği için onu görüşme fırsatını bulamadık. Umarım ve dilerim ki gelecek nevruzu da gene Meclisten çıkaracağımız bir kanunla coşkuyla bir bayram olarak kutlama şansını bulabiliriz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye çok sıkıntılı günlerden geçiyor. Bazı çevrelerde, bazı köşelerde görüyorum. “Bunca işsizlik varken, bunca yoksulluk varken bayram bizim neyimize?” deniliyor. Tabii Türkiye hep böyle fakir kalacak değil. Türkiye hep böyle işsiz kalacak değil. İnşallah, gecikmeden Türkiye bu sorunların altından kalkacak, ekonomi de düzelecek, işsiz kalan insanlar da iş bulacak. Şimdi, çalışanıyla çalışmayanıyla, işsiziyle işi olanıyla, memuruyla işçisiyle bu bayramı coşku içinde kutlamalıyız. Bu, emekçilerin en doğal hakkı; bu, işçilerin en doğal hakkı. Tabii, şartların ağır olduğunu biliyorum. Akşam eve götürecek ekmek derdinde olan insanların o coşkuyu doya doya yaşayamayacağını biliyorum ama bir hak, uğruna yıllardır mücadele edilmiş, bedeller ödenmiş bir hakkı kutlamak, elbirliğiyle ve coşku içinde kutlamak, işi olanın da işi olmayanın da, sıkıntıda olanın da rahat yaşayanın da hakkıdır diye düşünüyorum ve biraz önce de söylediğim gibi, bu emekçi bayramının, bu işçi bayramının hakkını hep birlikte vermemiz lazım. Bunu bir yasak savma kabilinden görmeyelim. İşte, “bu bir resmî tatildir, öyleyse resmî kurumlar da bunu kutlamalıdır” filan gibi görüşler de var. Bunlar doğru değil değerli arkadaşlarım. Bu, halkın; bu, emekçinin; bu, çalışanların; bu, memurların, emeğiyle geçinenlerin bayramı. Bırakalım, resmî kimlikli olan kişiler olmasın, onlar coşkuyla kullansınlar. Sayın Bakan “bakan” sıfatıyla oraya gitmesin, bir vatandaş gibi oraya gitsin, bayramı kutlasın ama oraya giderken yasaklarıyla beraber gitmesin, “Beş yüz kişi olursa katılırım, beş yüzden fazla olursa katılmam.” demesin. Sayın Vali “Şu, şu, şu şartlarla siz bu bayramı kutlayabilirsiniz, bu şartlar olmazsa size izin vermem, fırsat vermem.” demesin. Mademki bir özgürlüğü tanıyoruz, madem ki bir coşkuyu, bir bayramı hep birlikte kabul ediyoruz, öyleyse yasakları kaldıralım. 1 Mayısın Taksim Meydanı’nda kutlanmasını sağlayalım. Bu konuda bütün işçi sendikalarının talebi var. İşçi sendikaları orada güvenliği sağlayabileceklerini söylüyorlar. Devlet de, güvenlik güçlerimiz de her türlü önlemi alır ve huzur içinde, coşkuyla bir bayramı kutlarız. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul edeceği ve tarihî bir karar vereceği 1 Mayısı, gene Taksim’de kutlanacak mı, kutlanmayacak mı diye her yıl tartışmaya açmak son derece yanlıştır. Geldiğimiz nokta, artık bu konuda, 1 Mayıs konusunda her türlü engelin aşıldığı bir nokta olmalıdır. İşte geçmişte, daha 35’lerden başlayarak 1980’lere kadar bayram olarak kutladığımız bir günü otuz yıl sonra tekrar bir bayram şeklinde kutlayacağımız ve o yönde karar alacağımız bir noktada Taksim mutlaka aşılmalıdır yani her 1 Mayısta Taksim tartışması yapmaktan, her 1 Mayısta işçilerimiz Taksim’de coşkuyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

…bu bayramı kutlayacak mı, kutlamayacak mı tartışmasından, saplantısından kurtulalım; el birliğiyle, coşkuyla bu bayramı kutlayalım diyorum.

1 Mayıs İşçi Bayramı’nın emek dünyasına, milletimize, vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum ve bu tarihî toplantıda bulunan, bu tarihî karara el kaldıracak herkese şükranlarımı sunuyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP, MHP ve DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özyürek.

Sayın milletvekilleri, on beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.02

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati:18.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

354 sıra sayılı tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’da.

Buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 354 sıra sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

23 Nisan 1920 tarihi, Türk milletinin kendisine dayatılmak istenen ve rıza göstermesi beklenen teslimiyeti reddedişinin ve sonunda cumhuriyetle taçlanan sürecin en önemli dönüm noktasıdır. Kuruluşunun 89’uncu yılını kutladığımız Türkiye Büyük Millet Meclisi, bugün de tıpkı o gün olduğu gibi demokrasimizin, millî devletimizin ve geleceğimizin en büyük güvencesidir. Bu vesileyle, seksen dokuz yıl önce bu vatanı ve Meclisi emanet eden Büyük Atatürk’ü, kurucu kahramanları, şehitlerimizi ve gazilerimizi minnet ve rahmetle anıyorum. Aziz milletimizi ve çocuklarımızı bu bayram vesilesiyle bir kez daha kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, 1 Mayıs İşçi Bayramı, işçi hareketinin sosyal ve ekonomik kazanımlarının kutlandığı gün olarak pek çok ülkede resmî bayram olarak kabul edilmektedir. Türkiye İşçi Bayramı’yla yüz yıllık tanışıklığına rağmen İşçi Bayramı’nın resmî bayram hüviyetini kazanamamış olması, toplumsal yaşamda kendini önemli bir eksiklik olarak hissettirmektedir. Dünya ölçeğinde kutlanmasıyla 1 Mayıs İşçi Bayramı toplumsal hafızada ilerleme fikrinin zaferini ilan vasıtası hâline gelmişken, kendisi ilerleme düşüncesinin ürünü olan Türkiye’de bu niteliği hiçbir dönemde elde edememiştir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 1 Mayıs, işçi ve emekçiler tarafından dünya çapında birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü olarak kutlanmakta olup, dünya üzerindeki pek çok ülkede resmî tatil olarak kabul edilmektedir. 1 Mayıs ile ilgili tarihî sürece göz attığımızda, işçiler açısından organize bir şekilde ilk kez hak arama girişimi olarak, 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde, taş ve inşaat işçilerinin çalışma saatlerinin günde sekiz saate indirilmesi için gerçekleştirdikleri yürüyüş ile başlamış; 1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçilerin günde on iki saat, haftada altı gün olarak çalışma takvimine karşı günlük sekiz saatlik çalışma talebiyle iş bırakma eylemi yapmaları ile devam etmiş ve sonunda, 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de, Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanmasına karar verildiğini görüyoruz.

Ülkemizde ise ilk kitlesel işçi hareketleri, Osmanlının meşrutiyet döneminde başlamış, cumhuriyet döneminde de işçiler tarafından kutlanmıştır. İlk kez 1911 yılında Selanik’te tütün, pamuk ve liman işçileri tarafından kutlanan 1 Mayıs, cumhuriyetin ilanından sonra ilk kez 1923’te resmî olarak kutlanmıştır. 1925’teki Takrir-i Sükun Kanunu’yla birlikte maalesef bu süreç askıya alınmıştır. 1935 yılında ise 1 Mayısın “Bahar Bayramı” olarak kutlanması kararı alınmıştır. Ancak halk arasında yine 1 Mayıs “İşçi Bayramı ve Bahar Bayramı” olarak bilinmiştir. 1976 yılında ilk kez geniş katılımlı olarak kutlanan 1 Mayıs, 1977 yılında 500 bin kişinin katılımıyla en kalabalık şekilde kutlanmıştır. 1 Mayıs 1977 yılında Taksim Meydanı’nda kutlanan İşçi Bayramı, provokatörlerin kışkırtması sonucu kanlı olaylara sahne olmuş; polisle çatışan işçilerden 34 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu talihsiz hadise sonucu 1 Mayıs 1977 kutlamaları tarihe “Kanlı 1 Mayıs” olarak geçmiştir. Ülkemizde Mayıs 1977’de yaşanan bu acı hadiseler ne yazık ki toplumsal hafızamızda derin izler yaratmıştır. Toplumsal barışın tescil edildiği bir gün olması gereken 1 Mayıslar ne yazık ki ülkemizde bir tedirginliğin, korkunun kaynağı hâline gelmiştir. 1996 ve 2005 yıllarında da provokasyonlar sonucu yine çeşitli olaylar yaşanmış, 2005 yılında bir polis memuru linç edilmek istenmiştir.

Bu olayların bir daha yaşanmaması, 1 Mayısların, bütün çağdaş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de işçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanması ve bir gerilim günü olmaktan çıkması Milliyetçi Hareket Partisi olarak en büyük temennimizdir. Bu konuda herkes üzerine düşeni yapmalı, duyarlı ve sorumlu davranmalıdır. Gerginlikten beslenen anlayış ve yaklaşımlardan artık vazgeçilmelidir. Asıl amaç kutlamak olmalıdır ve nerede olacağı, kutlanacağı önemli değildir.

Aslında 1 Mayıs çalışma bayramı olarak tatil edilmelidir. Böylece 1 Mayıs daha anlamlı hâle gelecektir. 1 Mayıs, anlamına uygun olarak, çalışanların sorunlarının tartışıldığı, sorunlarının çözümü için somut adımların atıldığı, çalışan, işveren ve siyasi iradenin kaynaştığı, çalışma barışının sağlandığı bir gün olarak görülmeli ve yapılacak düzenlemeler bu yolda olmalıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, işçi İş Kanunu tarafından “Hizmet akdine dayanarak, herhangi bir işte ücret karşılığı çalışan kişi.” olarak tanımlanmaktadır. Daha genel bir ifadeyle işçi, yaşamını sürdürmek amacıyla bedenini, kafa gücünü veya el becerisini kullanarak ücretli olarak çalışan kimsedir. Üretimin en önemli ve vazgeçilmez temel unsurlarından bir tanesidir. Yüce dinimiz çalışmaya, emek sarf etmeye büyük bir değer vermiş ve bundan asırlar önce emeğin kutsallığına vurgu yapılmıştır. Bu kapsamda işçilerin haklarının korunması, ücretlerinin eksiksiz ve zamanında verilmesi, onlara güzel davranılması hususlarında yüce dinimizin getirdiği pek çok düstur vardır. “İşçinin ücretini alın teri kurumadan ödeyin.” prensibiyle işçinin hakkını en mükemmel şekilde teminat altına almış, Allah’a karşı vazifelerini de yerine getiren bir insanın çalışması ibadet olarak kabul edilmiştir. Peygamber Efendimiz “Hiç kimse kendi elinin emeğinden daha temiz bir kazanç elde edemez.” buyurmuştur. Bu anlamda işçinin ve emekçinin haklarını korumak ve bu konuda düzenlemeler yapmak dinimizin de salık verdiği bir husustur.

Saygıdeğer milletvekilleri, ülkemiz ekonomik açıdan oldukça zor ve sıkıntılı bir süreçten geçmekte, yaşanan ekonomik kriz etkisini her geçen gün daha ağır olarak hissettirmektedir. Ülkemiz giderek gelecekten ümidi olmayan, endişeli, mutsuz insanların yaşadığı bir ülke hâline gelmektedir. Bu tablonun mimarı, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin yanlış tercihi ve uyguladığı ekonomik politikalarıdır. Bu tercihler yüzünden Türkiye, gelişmekte olan ülkeler arasında işsizlikte 3’üncü, sanayi üretimindeki düşüşte 2’nci sırada yer almaktadır.

Bu kriz döneminden en çok etkilenenler şüphesiz evine alnının teriyle helal yollardan ekmek götürme derdinde olan işçi ve emekçi kesimler olmaktadır. Binlerce işçinin işini kaybettiği bugünlerde ekonomik krize karşı tedbir almakta geciken ve yaşanan sıkıntıların tek müsebbibi olan Hükûmetin, işçilerimizin ekonomik açıdan güçlenmesini sağlayacak tedbirleri bir an önce alması artık bir zaruret hâline gelmiştir.

Ekonomik krizin etkilerini giderek daha yoğun bir şekilde hissettirdiği, pek çok emekçinin işini kaybettiği ve işsizler ordusuna katıldığı, pek çok işçinin ücretsiz ya da yarı ücretli izne çıkarıldığı bu zor günlerde 1 Mayısın tatil olarak ilan edilmesi işçilerimiz için bir nebze de olsa moral olacaktır. Ancak, işçilerimize ve emekçilerimize asıl bayramı yaşatacak şey Hükûmetin işsizliği önlemeye yönelik olarak atacağı adımlar olacaktır.

Hükûmetin bugüne kadar aldığı kriz önlemleri ne yazık ki işten çıkarmaların, ücretsiz ya da yarı ücretli izne çıkarmaların önüne geçebilmiş değildir. Türkiye ekonomisinin mevcut görünümü ile “kriz” kelimesini ısrarla yan yana getirmekten imtina eden, “Her şey yolunda.” mesajlarıyla hem kendisini hem de milletimizi aldatan Sayın Başbakan, ekonomiyi işsizlik fırtınasının tam ortasına getirip kendi hâline terk etmiştir. Dünya ekonomik krizle başa çıkmaya çalışırken Başbakan Erdoğan’ın krizi yok farz etmesi krizi küçültmemiş, ağırlığından bir şey kaybettirmemiş, aksine, fark edilemeyen etkileriyle ekonomik ve sosyal tahribat daha da büyümüştür. Resmî olarak ilan edilen rakamlarda bile çığırından çıktığı görülen işsizliğin gerçekte daha yüksek ve kaygı verici bir noktada olduğunu söylemek durumundayım.

Hükûmet insanlarımızın geleceğe güvenle bakmasını sağlamak için, toplumun her kesiminin görüşlerini alarak, toplumsal mutabakatla ve kararlılıkla artık bu soruna acil olarak çözüm bulmalıdır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; temel hak ve özgürlüklerin en iyi biçimde korunduğu ve kullanıldığı demokrasilerin önemli kurumlarından biri de sendikalardır. İşçilerimizin hak ve menfaatlerini savunan ve siyasal karar alma organlarına ileten sendikalarımız çoğulcu demokrasinin vazgeçilmez örgütlerindendir.

Cumhuriyete kadar demokrasinin ve onun sağladığı hür ortamın yokluğu sendikacılığın etkin biçimde yerleşmesini ve gelişmesini engellemiştir. Cumhuriyetle birlikte benimsenen demokratik rejimin hürriyetçi yapısı, sendikal hak ve hürriyetlerin yerleşip gelişmesine imkân sağlamıştır. Bağımsız ve güçlü sendikal hareketlerin oluşması da, demokrasinin güçlenme ve gelişme sürecini hızlandırmıştır. İşçilerimizin haklarını savunan, görüşlerini dile getiren ve sorunlarına siyasal sistem içerisinde çözüm arayan sendikalar, demokrasinin sağlıklı temeller üzerinde işlemesine vatandaş-devlet diyaloğunun gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Sendikalarımızın ülke sorunları konusunda getirdiği öneriler, kamu yönetiminin etkin ve saydam işleyebilmesi için kaynak oluşturmakta ve yardımcı olmaktadır.

Karar alma organlarıyla emekçilerimiz arasında köprü konumunda olan sendikalarımız, çalışanların eğilimlerini olumlu biçimde yönlendirmeleri ve demokratik çözüm arayışlarıyla toplumsal uzlaşmayı da güçlendirmektedirler. Emeklerini ortaya koyarak ülkemizin kalkınması için var gücüyle çalışan işçilerimizin en iyi yaşam düzeyine ulaşmaları hepimizin ortak dileğidir. Sendikaların bu konuda gösterdiği çabayı takdirle izlemekteyiz. Sendikacılığın gelişmesi için yasal düzenlemeler tek başına yeterli olmamaktadır. Haklarının bilincine varmış, önce ülkesinin çıkarlarını gözeterek kendi çıkarlarını savunan emekçiler, sendikacılığın ve ülkenin gelişimine güç katmaktadırlar.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Anayasa’mızın 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin sosyal hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. 5’inci maddesinde ise, bireyin ve toplumun huzur ve mutluluğunu sağlamak, bireyin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak, devletin temel amaçları ve görevleri arasında sayılmıştır.

Sosyal devlet, bireyi ekonomik hayata yenik düşürmeyen, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlettir. Bireylerin sosyal hakları ve asgari yaşam düzeyleriyle ilgilenerek, onların huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlamak sosyal devletin temel amaç ve görevlerindendir. Sosyal devlet, bireyin huzurunu sağlamakla kalmayıp aynı zamanda güvenceye alan devlettir. Bu bağlamda, işsizliği önleyici ve millî gelirin adaletli biçimde dağılımını sağlayıcı önlemler almak da sosyal devletin görevleri arasındadır. Devlet, sosyal niteliği nedeniyle bireyle toplum arasında denge kurmak, emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenlenmek, özel girişimcinin güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlarken, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma yaşamının kararlılık içinde gelişmesi yönünde ekonomik, mali ve sosyal önlemleri alarak çalışanları korumak zorundadır.

Devletimiz anayasal sorumluluklarını ve sosyal devlet olma ilkesinin gereklerini yerine getirirken, sendikalarımızın girişimleri de işçilerimizin hayat düzeylerinin yükselmesini sağlamaktadır. Ülkede çalışma barışının sağlanması etkin üretimin en önemli anahtarıdır. Çalışma barışına giden yol uzlaşma kültüründen geçmektedir. Sendikalarımızın uzlaşmacı tutumları işverenle işçi arasındaki ilişkileri en üst düzeyde tutarak işçi mutluluğunu sağlamakta, bu da üretime olumlu biçimde yansımaktadır. İş güvencesi yasa tasarısının bir an önce çıkarılması bu alanda keyfî uygulamalara son verecek, işçilerimizi koruyarak etkin çalışmaları için güvenli ortam sağlayacaktır. Bu da işçilerimizin üzerindeki olumsuz baskıları azaltarak kapasitelerini en iyi biçimde kullanmalarına zemin oluşturacak ve verimliliği artıracaktır.

Bu tasarının yasalaşması Anayasa’da ve yasalarda yer alan sendikalaşma hakkının kullanılmasını da kolaylaştıracaktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu yasada olduğu gibi sendikal mevzuatta yapılacak değişikliklerle ilgili olarak da sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin desteğini almak şartıyla Hükûmete katkı sağlayacağımızı ifade etmek istiyorum. Çalışma barışı ve demokrasi kültürünün gelişmesi açısından bu düzenlemeyi önemli bulduğumuzu ancak tek başına yeterli görmediğimizi belirtmek istiyorum. 1 Mayısların barış ve bayram havasında kutlanmasını, bugünlerin demokrasi şölenine dönüşmesini, herkese örnek olacak bir olgunlukta gerçekleşmesini temenni ediyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; milletimizin her alanda ve her anlamda düzeyinin yükseldiği, ülkemizin demokratikleşme sürecini tamamladığı, siyasal yapımızın istikrara kavuştuğu, işsizliğin olmadığı, herkesin sosyal güvencesinin bulunduğu, üreten, güçlü ekonomisi olan, Büyük Atatürk’ün koyduğu amaçların gerçekleştirildiği mutlu Türkiye’ye ulaşmak için hepimize büyük görevler düşmektedir. Türkiye, ülke çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan şuurlu vatandaşlarının ve sorumlu kurum ve kuruluşlarının el ele vermesiyle bu amaçları yakalayacak güçtedir. Herkesin çabalarıyla güçlü, başarılı, huzurlu, mutlu Türkiye’ye ulaşacağımıza yürekten inanıyor, bu duygular içerisinde yasanın çalışanlarımıza, milletimize hayırlara vesile olması temennisiyle hepinizi saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Büyükataman.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çorum Milletvekili Agâh Kafkas.

Buyurun Sayın Kafkas. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün önemli bir kanunu görüşmek için bir aradayız ama bugün            22 Nisan ve 23 Nisanın bir öncesi günü. 23 Nisan Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 89’uncu yılı ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşkuyla kutluyorum. Ulusal egemenlik Türkiye'nin karakteridir. Bugün, millet olarak ulusal egemenliğimizin üzerinde hiçbir gücün olmadığını bilmeli ve demokrasimize, özgürlüklerimize, diyalog ve iş birliği bilincimize sahip çıkmalıyız diye düşünüyorum. Yine dünyada meclisinin kuruluş yıl dönümünü çocuklara bayram olarak hediye eden tek ülke olmanın da onurunu paylaşmak istiyorum ve 23 Nisan’ı, başta çocuklarımız olmak üzere aziz milletimize, kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1 Mayıs dünya işçi hareketi için kuşkusuz önemli bir gündür. Resmî miladı, 1886’da Chicago’da, insan onuruna yakışmayan çalışma saatlerinin günde sekiz saate indirilmesi talebiyle 80 binin üzerindeki emekçinin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki onurlu duruşunun kanlı bir şekilde bastırılması, liderlerinin ya idam edilmesi ya da hapse atılmasıyla başlamıştır. Gerek başlangıç eylemi gerekse dünyada ve ülkemizde bazı yıllarda yaşanan çatışmalarla kanlı bir şekilde sona eren 1 Mayıs kutlamaları nedeniyle bu bayram günü hafızalarımızda hep kavga, kan, hüzün günü olarak yer etmiştir. 1 Mayıs kutlamaları, emek ortak temelinde, ülkelerin kendi ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal modellerine göre yüzün üzerinde ülke tarafından kutlanılmaktadır.

1 Mayıs bütün dünyada birlik ve dayanışma günü olarak kutlanırken ülkemizde de 1905’lerde kutlanılmaya başlanmıştır ve bu süreç İstanbul’un işgal yılları dâhil olmak üzere zaman zaman kesintiye uğrasa da emek ve dayanışma günü olarak kutlanmıştır ve ta ki 1935’te Bahar Bayramı olarak resmî tatil edilmiştir. Sonraki süreçler hepimizin malumu. Konuşmamı tekrarla geçiştirmemek üzere çünkü hem ülkemizde hem de dünyadaki tarihsel sürecini değerli konuşmacı arkadaşlarım detaylarıyla dile getirdiler. Ama Türkiye’deki kutlanışına baktığınız zaman en acısı 1977 1 Mayısında Taksim’de 34 canımızı kaybettiğimiz kara ve kanlı 1 Mayıstır. 136 kişi yaralanmış ve tarihin sayfalarına kanlı bir gün olarak geçmiştir. Daha sonra 1980’de darbeyle birçok hak ve özgürlüklerimizin elimizden alındığı gibi, bilindiği gibi 1 Mayıs da her ne kadar bahar bayramı olarak kutlanılıyor olsa da tatil olmaktan çıkarılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de de son on beş yıldır 1 Mayısın kutlanması konusunda çok olumlu gelişmeler olmuştur. 1991 yılında, içinde, tertip komitesinde bizzat görev aldığım ve üç konfederasyon tarafından ilk defa kutlanması gerçekleştirilmiştir. 1 Mayısta, resmî ideoloji, devlet ve hükûmetler hep mesafeli olmuşlardır. İlk defa Atatürk tarafından 1 Mayıs kutlanmıştır Türkiye’de. Daha sonra, rahmetli Menderes tarafından kutlanmıştır. Yine burada rahmetle anıyorum, 1991 yılında üç konfederasyon birlikte kutladığımızda, Sayın Erdal İnönü tarafından bizzat katılınılarak kutlanmıştır.

Ve Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son döneme geldiğimiz zaman, yedi yıldır, AK PARTİ İktidarı döneminde, Sayın Başbakanımız her yıl 1 Mayısı kutlayarak 1 Mayısa meşruiyet zemini oluşturma gayreti içerisine girmiştir. 2008’de, Hükûmetimiz ilk defa, cumhuriyet tarihinde ilk defa, 1 Mayısı Emek ve Dayanışma Günü olarak Bakanlar Kurulu kararıyla ilan etmiştir ki ondan önceki döneme baktığınız zaman, Cumhuriyet Halk Partisi döneminde, 1935’te çıkarılan kanunla Bahar Bayramı’ydı adı bildiğiniz gibi ve o güne kadar resmî hiçbir hükûmet, Emek ve Dayanışma Günü’nün kimliğini kabul eden bir Bakanlar Kurulu kararı ya da bir hukuki düzenleme yapmamıştır; AK PARTİ’nin demokratik açılımının önemli bir göstergesidir. Yine Hükûmetimiz tarafından, 13 Nisan 2009’da Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiştir Bakanlar Kurulu kararıyla 1 Mayısın tatil olması.

Burada, benim ve 26 AK PARTİ milletvekili arkadaşımla birlikte verdiğim kanun teklifi vardır. Ayrıca, benimle birlikte, muhalefet partilerimize mensup 7 ayrı milletvekilimiz ve arkadaşları da kanun teklifi vermiştir. Ama, burada Önemli olan, devletin bakış açısının, Hükûmetin bakış açısının bir göstergesi, demokratikleşme sürecinin somut bir örneği olarak Hükûmet tarafından Emek ve Dayanışma Günü olarak tatil yapılmasının teklif edilmesi bence demokratikleşmemiz açısından önemli bir adımdır diye düşünüyorum.

Bilinen resmî görüş yerine, sivil, demokratik bir açılım olarak önem kazanmaktadır. AK PARTİ ile hızlanan demokratik sürecin bu 1 Mayısta kazandığı önemli aşamanın bundan sonra da başta sivil bir anayasa olmak üzere çalışma yaşamını düzenleyen yasaların da demokratikleşmesini de hızlandırarak ivme kazandırmalıyız ve Türkiye'nin özgürleşmesi, demokratikleşmesi konusunda sivil bir anayasa ve çalışma yasalarının ve tüm yasaların demokratikleşmesi konusunda da Parlamentomuzda bugün sağlanan konsensüsün bundan sonraki süreçlerde de sağlanması en önemli temennimizdir. Yine yüce Meclisimizin 12 Eylülün baskıcı yasalarını kaldırması açısından da bu yasal düzenlemeyi çok çok önemsiyorum.

Değerli arkadaşlarım, yine burada çalışma yasalarını düzenleyen ve tarafımdan Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımızın üçlü danışma konseyinde ve zaman zaman çok sayıda toplantılarıyla sosyal kesimlerle bir ortak paydada buluştuğu, temel parametrelerinde çok çok büyük oranda anlaşılan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun, 2822 sayılı Grev ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun da bir an önce hayata geçirilmesi en önemli temennimdir.

Burada sosyal taraflardan, özellikle, ayrıntılara takılmak yerine, 12 Eylülden kalma bu vesayetçi yasanın ana parametrelerinde anlaştığımız şekilde hayata geçirilmesi konusunda desteklerini bekliyorum. Ayrıntılarla uğraşarak esası kaçırmanın kimseye bir faydası olmayacağının altını çizmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu düzenlemelerin ayrıca bana göre dünyanın en büyük barış projesi olan Türkiye'nin Avrupa Birliğine uyum sürecinde de ciddi anlamda katkılar sağlayacağına inanıyorum. Çünkü bu açılımlar, Avrupa Birliği uyum süreci konusundaki yüce Meclisin yaptığı çalışmalar kendi insanımız ve emekçilerimiz için mutlak gerçekleşmesi gereken hususlardır diye düşünüyorum.

1 Mayısla ilgili bu güzel konsensüsün ve bu demokratik açılımın birileri tarafından alan fetişizmine kurban edilmemesini diliyorum ve 1 Mayısın korku günü olmaktan kurtarılmasını diliyorum. 1991 yılından beri üç konfederasyon birlikte kutlarken zaman zaman Taksim’le ilgili taleplerimiz olduğu hâlde hiçbir ısrarda bulunmayıp son iki yılda Taksim’i olmazsa olmaz hâline getirip dayatılmasını da gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Size biat mı etsinler, ne yapsınlar işçiler?

AGÂH KAFKAS (Devamla) – O dediğin kültür bizim kültürümüzde yok, herhâlde sende var vaziyete göre.

SIRRI SAKIK (Muş) – Onu istiyorsunuz, başka ne istiyorsunuz? Uzlaşı kültürü olsa “Buyurun, birlikte kutlayalım.” derdiniz.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Şimdi, 1977 kanlı 1 Mayısının üzerinde durmak istiyorum esas itibarıyla. Türkiye bugün 1 Mayısı tatil ederken ve Parlamentodaki bütün partilerin bu konsensüsünün sağlandığı bu noktada ben Türkiye’deki savcıları, Türkiye'nin adalet mekanizmalarını 1 Mayısın, 1977 1 Mayısının karanlık noktalarını araştırmaya davet ediyorum. Türkiye karanlık noktalarını, cumhuriyet tarihimizdeki karanlık noktalarını aydınlatmadığı sürece demokratik gelişmemizi tamamlamamız, yarınlara emin adımlarla yürüme imkânımız bir şekliyle mümkün olmayacaktır. O nedenle Türkiye, ayıplarını, depolarını, yanlışlarını temizlemelidir.

HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Her alanda ama her alanda!

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Ve o günün, bu kanlı 1 Mayısın sorumlularına bir şekliyle bu ülke hesap sormalıdır, hesap sormalıdır. Yoksa 1 Mayısa gitmekle 1 Mayıstaki o karanlık noktaları temizlemediğimiz sürece Taksim’de değil de nerede kutlarsanız kutlayın Türkiye o ayıptan, o günahtan, o karanlık noktadan kurtulamayacaktır ve bence önemli olan bu noktadır. Bu noktada bir konsensüs sağlayıp birlikte bu karanlık noktaların üzerine gidiyor olmamız lazım. Türkiye'nin dünündeki karanlıkları temizlemeliyiz, bugünündeki karanlık noktaları temizlemeliyiz ki yarınlarımız ancak aydınlık olabilsin. Onun için alan fetişizmiyle birbirimizden ayrışacağımıza, madem öyle işte böyle mantığı içerisinde tartışma kültürü içerisinde olacağımıza bir uzlaşmayı arıyor olmamız lazım.

Türkiye sendikal hareketi dünya sendikal hareketiyle ciddi anlamda entegrasyonunu sağlamıştır ve gerçekten de çok büyük bir uzlaşı kültürünü edinmiştir. Bu noktada son günlerde dün çeşitli gazetelerde tam sayfa olarak DİSK’e bağlı bir sendikamızın ilanlarını memnuniyetle gördüm. Tekstil sektöründeki bir kriz vesilesiyle “kaderine terk edemezsiniz” diyor, Başbakana bir mektup yazıyor. “Bu yeni bir anlayış” diye de bir kısım köşe yazarlarımız tarafından da takdim ediliyor. Ben kendilerini kutluyorum, dünya sendikal hareketinin ve Türkiye sendikal hareketinin çok uzun yıllar önce yakaladığı bu uzlaşı kültürünü değerli arkadaşlarımın da yakalamış olmasından duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum çünkü “Sayın Başbakanımız” diye başlayan o ilanı benim de genel sekreteri olduğum sendika 1992 yılında zamanın  Başbakanı Demirel’e Antalya’daki bir fabrika için gazete ilanlarıyla yapmıştı. O açılımların, bugüne bugün bütün Türkiye’de ve bütün sendikalarımız tarafından kabul ediliyor olmasını da çok anlamlı buluyorum ama burada bir başka şeyin altını çizmek istiyorum, işverenlerle uzlaşma konusunda bu kadar güzel bir jest yapan, bu kadar güzel bir duruş sergileyen değerli konfederasyonumuzun yöneticilerini üç konfederasyon arasında uzlaşma konusunda da Emek ve Dayanışma Günü’nün birlikte kutlanması konusunda da göstermelerini de temenni ediyorum, diliyorum çünkü bu…

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – DİSK Başkanı burada, ona da söz hakkı doğdu.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – DİSK Başkanının avukatlığı sana düşmez. O benim senden daha çok arkadaşımdır.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Buradan DİSK’i eleştireceğine  yardımcı olmaya çalış. Taksim’in önünü hep birlikte açalım. DİSK’in avukatlığını yapmaktan da onur duyarım.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – DİSK’e, emekçilere, bütün konfederasyonlara yardımcı olmak bizim boynumuzun borcudur ve ben o emek hareketinin içinden gelen birisiyim ve biz…

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Tıkıyorsunuz Taksim’i işte!

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Hiçbir şeyi tıkamıyoruz.

Şimdi burada birileri çıkıp şunu söylüyorlar: Vay efendim “Bir kısım emekçiler bunu söke söke aldılar.” Emekçilerin 1 Mayısın tatil olması adına yaptıkları mücadeleyi alkışla karşılıyorum, tebrik ediyorum, kararlılıklarını kutluyorum ama 80’den bu yana bu köprünün altından çok su aktı be kardeşim. Bu ülkede biraz önce “Söke söke emekçiler aldı.” diyenler, otuz senedir sizin iktidar olduğunuz dönemlerde, bu 1 Mayıs sizin döneminizde Bahar Bayramı iken sonra 12 Eylülde kaldırılmış iken sizin iktidar olduğunuz, kimi partilerinizin iktidar olduğu dönemlerinde 1 Mayıs takvimden çıkmış mıydı?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yedi senedir iktidardasınız. 

AGÂH KAFKAS (Devamla) –  Çıkmış mıydı?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yedi sene geçti…

AGÂH KAFKAS (Devamla) – 1 Mayıs yine vardı bu takvimlerde. Yine emekçiler vardı, yine Taksim oradaydı. Neredeydiniz de o gün, bu emekçilerin taleplerini bizim kabul edişimizi küçültmek adına “Bu, birilerinin kazanımıdır.” diyorsunuz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Elbette emekçilerin kazanımı… Kimin kazanımı? Emekçilerin kazanımı.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Ben, burada özellikle Sayın Başbakanımızı kutluyorum. Bir kısım arkadaşlarımız diyorlar ki: “Sayın Başbakan geçen sene ‘Şu kadar maliyeti var yapmayalım.’ dedi, bu sene niye yaptı?”

SIRRI SAKIK (Muş) – Bu kadar maliyetle gaz bombası attılar 1 Mayısta.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Ya herkesin anlaması gereken bir konunun altını çizmek istiyorum: AK PARTİ, demokrasiyi bir yaşam biçimi olarak almış bir partidir. (CHP sıralarından “Vay be!” sesleri) AK PARTİ, demokrasinin teminatıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ, dün kendi süreçleri içerisinde tartışmış, o günün konjonktüründe ilk defa, cumhuriyet tarihinde ilk defa Bakanlar Kurulu tarafından “ Emek ve dayanışma Günü” ilan edilmesine karar vermiş, sonraki tartışma sürecinde de 1 Mayısın tatil olmasını getirmiştir. Şimdi bir hakkı teslim etmeyelim mi? Burada bir konsensüsün olmasında bütün partilerimize, bütün milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum emek dünyasından gelen birisi olarak. Ama, kabul edin ki bu grup da bu işe “evet” diyor olmasaydı ve ilk defa Hükûmet böyle bir tasarıyı getiriyor olmamış olsaydı, bugün bunu burada görüşüyor olmamız ve hayata geçiriyor olma şansımız var mıydı, var mıydı yani? Bunu da teslim etmemiz lazım diye düşünüyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, mutlaka 1 Mayısları korku tünelinden çıkartmak zorundayız.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Başbakan Köşke çıktı, sen geç kaldın.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Ben yıllarca sendikacılık yapmışım. Her 1 Mayıstan önce 1 Mayısı kutlamak, alanları daha coşkulu yapmak üzere fabrikalara gittiğimde, bir yandan emekçilerin 1 Mayıs alanlarına gelme konusundaki heyecanlarını, gayretlerini görürdüm, bir yandan da terör ve anarşi konusundaki endişeleri, o bakışları hiç hafızamdan silinmedi. Gelin, korku tüneli olmaktan kurtaralım. Gelin! Üç konfederasyonun yöneticilerine sesleniyorum, emekçilere sesleniyorum: Sadece emekçilerin katıldığı hiçbir 1 Mayısta olay çıkmamıştır.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hep beraber Taksim’de kutlayalım.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Gelin, şu 1 Mayıs meydanlarında laleyle problemi olan, oradaki laleyi dövmeye kalkanlarla aramıza mesafe koyalım. Gelin, işçilerle 1 Mayısı barıştıralım. Gelin, bu halkla 1 Mayısı barıştıralım.(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Gelin, birlikte biz olalım, beraber olalım ve 1 Mayısları korku tüneli olmak yerine, 1 Mayısları emeğin, demokrasinin, özgürlüklerin, hakların genişletileceği zeminler olarak esası tartışmaya bakalım, esası tartışmaya bakalım.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – 1 Mayısı kiminle sınırlamak istiyorsun?

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Gelin, terörü savunmaktan vazgeçelim, demokratikleşmeyi birinci öncelik hâline getirelim. (DTP sıralarından gürültüler) Gelin! Gelin, bunları yapalım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İşçiler terörist değil!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Demokrasi olmazsa olmazımız bizim.

SIRRI SAKIK (Muş) – En büyük terörist sensin!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Önce demokrasi ve demokratik zemin içerisinde mücadele yapmayı öğrenelim. Yani hem demokrasinin kodları konusunda sıkıntımız olacak, hem demokrasi hem terör diyeceksiniz, bu ikisinin bir arada oluyor olma şansı yok.

 

Ve gelin, artık Türkiye bir muz cumhuriyeti değil, Türkiye demokratik, laik, sosyal hukuk devleti.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sizin döneminizde kivi cumhuriyeti oldu; muz cumhuriyeti değil kivi cumhuriyeti!

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Bir hukuk devletinde herkesin, yargının bağımsız ve özgürce karar vermesinin zeminini oluşturma konusunda bu yüce Meclise giren herkesin destek vermesi ve gayret göstermesi bir zorunluluktur diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Aksi takdirde yüce Meclise giren insanların demokrasi konusunda sıkıntılarının oluyor olması üzücü bir durumdur diye bakıyorum.

Emekçiler bilmektedirler ki ne kadar demokrasi o kadar özgürlük, ne kadar demokrasi o kadar yaşam kalitesi, ne kadar demokrasi o kadar ekmek ve o kadar iş diyebilmekteyiz biz. Onun için de Türkiye’de ne kadar demokratik gelişme olmuşsa o kadar bizim ekmeğimiz büyümüştür. O nedenle ben bu demokratikleşme adımına katkı veren herkesi içtenlikte kutluyorum.

1 mayıslar bir anlamda sömürüye karşı verilen bir mücadelenin de tarihidir, bir mücadelenin de tarihidir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – O işte.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – 1 mayısları ideolojik ve siyasal nedenlerle de sömürmekten vazgeçelim. Gelin, 1 mayısları anlamına uygun bir şekilde emek ve dayanışma günü olarak birlikte coşkuyla kutlayalım diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Taksim’de bekliyoruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Taksim’de bekliyoruz.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Türkiye emekçileri adına Hükûmetimize, Meclis Başkanımıza ve grup başkan vekillerimize birer karanfil takdim etmek istiyorum.

Tekrar emeği geçen herkese saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kafkas.

Teşekkür ediyoruz, 1 Mayısın İşçi Bayramı olması nedeniyle yaptınız bu jesti.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet Sayın Başkanım, devam edelim, seremoniyi beklemememize gerek yok.

BAŞKAN – Ediyoruz efendim.

Alanları açacakları günü bekliyoruz esasında, alanların açılacağı günü bekliyoruz biz aslında.

HASİP KAPLAN (Şırnak) -  Biz Taksim kutlamalarında göreceğiz karanfilleri, Taksim kutlamalarında!

BAŞKAN – Şimdi, şahsı adına tasarının tümünde Bursa Milletvekili Mehmet Ocakden.

Buyurunuz Sayın Ocakden. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum.

Bu tasarı ile 1 Mayıs gününün bütün demokratik dünyada olduğu gibi ülkemizde de “Emek ve Dayanışma Günü” adıyla tatil günü olarak belirlenmesi öngörülmektedir.

Bugün bütün dünyada 1 Mayıs, işçilerin ve tüm emekçilerin demokratik haklarını ve taleplerini gündeme taşıdıkları bir gün olarak insanlığın hafızasında yer almaktadır.

Ülkemizde ilk kez 1908’de kutlanan 1 Mayıs, 1923 yılında İzmir İktisat Kongresinde işçilerin bayramı olarak benimsenmesine rağmen maalesef yasal bir düzenleme yapılmamış, dahası zaman zaman da 1 Mayısın kutlanması fiilen engellenmiştir.

1935 yılında “İşçi Bayramı” olarak değil “Bahar Bayramı” olarak tatil günleri arasında yerini almıştır.

1976’da ilk kez kitlesel olarak kutlanmaya başlanan 1 Mayısta, 1977 yılındaki kutlamalarda, tıpkı 1886’da Amerika’da olduğu gibi, yaratılan provokasyon sonucu 37 işçimiz ne yazık ki hayatını kaybetmiştir.

1978, 79 ve 80 yıllarında engellemelere rağmen 1 Mayıs kitlesel olarak kutlanmıştır.

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında 1 Mayısın Bahar Bayramı olmasına dahi tahammül edilememiş ve 1 Mayıs İşçi Bayramı âdeta bir tabu hâline getirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emek her türlü üretimin vazgeçilmezi olduğuna göre emeğin bayramı da bayramların en anlamlılarından biridir.

1 Mayısın huzur ve güven içinde, demokrasiye yakışır bir şekilde kutlanabilmesi için fiilî durumun resmiyete kavuşturularak resmî tatil olarak kabul edilmesi, sendikalarımızın da taleplerine olumlu bir cevap verilmesi açısından anlamlı bir adım olacaktır. Kaldı ki Anayasa’nın 49’uncu maddesi “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.” şeklindedir. Yüce Meclisimizin bu maddeyi de göz önünde bulundurarak 1 Mayısı resmî tatil ilan etmesi hem demokratik değerlerin hayata geçirilmesi hem de toplumsal barışımız açısından büyük bir önem taşımaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de iktidarımız döneminde özgürlükler, insan hakları ve topyekûn demokratikleşme konusunda önemli mesafeler alınmış, demokratik kazanımlar anlamında devrim niteliğinde adımlar atılmıştır. İşte, bugün, burada, bu yüce çatı altında, Sayın Başbakanımızın öncülüğünde, parti gruplarımızın da desteğiyle bir tabuyu daha yıkıyoruz ve yeni bir demokrasi baharı başlatıyoruz. Çünkü 1 Mayıs bütün demokratik dünyada emeğin bayramı olarak kutlanmaktadır. Bir demokrasi ülkesi olan Türkiye'nin bütün işçilerinin de 1 Mayısı bayram olarak kutlama hakkı vardır. Ancak kabul etmek gerekir ki Türkiye’deki demokratik değişimler kolay olmamıştır. Demokratik açılımların önü zaman zaman demokrasi dışı kuşatmalarla, zaman zaman da doğrudan darbe anayasalarıyla kesilmiştir. Kısacası Türkiye'nin demokrasi tarihi uzun ve yorucu bir insan hakları ve özgürlükler mücadelesinin tarihidir. Artık, Türkiye'nin, özgürlükler konusunda daha fazla gecikmelere tahammülü yoktur. Bunca gecikmişliğin ardından ertelenen özgürlüklerin emekçilere iade edilmesi demokrasimizin ve sendikal hareketin ciddi bir kazanımı olacaktır. Zaman zaman muhalefete mensup değerli milletvekillerinin, sanki bu tür demokratik açılımları sadece AK PARTİ yapıyormuş gibi itirazlarının aslında çok da temeli olduğunu sanmıyorum, çünkü şükrediyoruz ki bu demokratik hayatı yaşamın bir parçası olarak algılayan AK PARTİ İktidarı, yine 1 Mayıs emeğin bayramı hakkının işçilere iade edilmesi de AK PARTİ İktidarının sayesinde olmuştur.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yani lütufta mı bulunuyorsunuz?

MEHMET OCAKDEN (Devamla) – Hayır, bugüne kadar sizin de iktidarları içinde bulunduğunuz iktidarların…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ne zaman iktidar olduk?

MEHMET OCAKDEN (Devamla) – …bu hakkı iade etmemelerinin bize nasip olmasından söz ediyorum sadece.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hep böyle lütuf, işçilerin başına kakarak nereye kadar?

MEHMET OCAKDEN (Devamla) – Aynen Nazım Hikmet’in üzerindeki tabuların da, yasakların da kalkması bu iktidara nasip olmuştur.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Söke söke alıyor işçiler!

MEHMET OCAKDEN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üretimin temel unsuru olan insan emeğine gerekli değerin verilmesi, aynı zamanda uygarlığın da ön koşuludur.

Bugün, burada 1 Mayısı emeğin bayramı olarak ilan etmeye hazırlanırken, işçilerin haklarını ve sorunlarını sadece insan hakları ve hürriyetleri temelinde çözme iradesinde olduğumuzun ve bu hakları asla ideolojik yaklaşımlara kurban etmememiz gerektiğinin altını da özellikle çizmek istiyorum, çünkü özgürlüklerin ideolojik bir formatta gündeme gelmesi, bu konunun tüm topluma mal olmasını maalesef engellemektedir. Dolayısıyla, Türk çalışma hayatının ve işçilerimizin sorunlarını popülist ve ideolojilere hapsolmuş bir zihniyetle çözemeyiz. 1 Mayısın emeğin kutsal olan haklarının korunması, bu konuda toplumsal bir bilinç oluşturulması ve bir bayram havasında kutlanması asıl temennimizdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi demokrasi zamanıdır. Korkuları aşarak tabuları yıkma zamanıdır.

Tıpkı İspanyol şairi Neruda’nın “Buğdayın Türküsü” şiirinde olduğu gibi:

“Halkım ben, parmakla sayılmayan.

Sesimde pırıl pırıl bir güç var;

Karanlıkta boy atmaya,

Sessizliği aşmaya yarayan.”

Şimdi, emekçi kardeşlerimizin yıllardır ertelenen  emeğin bayramını kutlama zamanıdır ve şimdi, sendikalarımıza düşen en önemli görev bu bayramı ideolojik bir gösteriye dönüştürmeden, toplumsal barışı zedelemeden, daha da önemlisi kutlamaları birtakım inatlaşmalara kurban etmeden bir demokrasi şöleniyle kutlamaktır. 

İnanıyoruz ki, demokratik kazanımlarla daha bir güç kazanan sendikalarımız 1 Mayıs bayramını toplumsal barış duyarlılığı içinde kutlayacaklardır.

Hepinize sevgiler ve saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ocakden.

Sayın milletvekilleri, otuz dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.09

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati:19.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

354 sıra sayılı tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yok.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.48

 

 

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

354 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Hükûmet adına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’te.

Buyurunuz Sayın Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 23'üncü Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak otuz yıldır gerçekleştirilemeyen 1 Mayısın tatil olması, “Emek ve Dayanışma Günü” olmasıyla ilgili kanun tasarısını Hükûmet olarak huzurlarınıza getirmekten mutluluk duyuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sanayideki gelişmeler -bilindiği gibi- emeğin sömürülmesini, insanı ruhsuz bir makine gibi gören yaklaşım ve üretim anlayışları, daha çok kazanma ve üretim, günde on beş – on altı saat karın tokluğuna çalışma ve çalıştırma anlayışları neticesinde bu hak arama süreci başlamış ve dünyada, bu hak arama süreci çerçevesinde birçok ölümcül olaylar, birçok müessif olaylar yaşanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri de, Almanya da, Fransa da bu acı olaylara sahne olmuştur.Neticede, 1889 yılında, 1 Mayıs “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kabul edilmiş ve ülkemizde de ilk olarak 1906 yılında 1 Mayıs kutlanmıştır. Daha sonra, bildiğiniz gibi 1935 yılında “Bahar Bayramı” olarak tatil günlerine dâhil edilmiş. İlk olarak, kitlesel olarak 1976 yılında… 1977 yılında da yine kitlesel olarak kutlanırken, maalesef birçok müessif olaylar yaşanmıştır ve 12 Eylül 1980 müdahalesiyle “1 Mayıs Bayramı” ortadan kalktığı gibi sendikal örgütlenmelerin önüne de çok ciddi yasaklar getirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aradan geçen otuz yılda Türkiye’de ve dünyada çok şey değişti. Çalışma hayatında “çatışmacı” değil “dayanışmacı” anlayış kökleşirken sosyal devlet, sosyal diyalog ve insan merkezli çalışma politikaları hayata geçirilmeye başlanmıştır. Emek ve sermaye yani işçi ve işveren endüstriyel ilişkilerde birbirinin rakibi değil üretimi ve kalkınmayı gerçekleştiren vazgeçilmez iki unsur olarak görünmeye başlanmıştır. Bu bakış ülkemizin kalkınmasını, gelişmesini hızlandırmıştır. Bu anlayış aynı zamanda alın terinin sembolü olan 1 Mayıs’ı ülkemizde korku günleri olmaktan çıkarıp işçi ve emekçinin dayanışma gününe dönüştürmüştür. Her alanda özgürlükleri genişleten Hükûmetimiz 25 Nisan 2008’de almış olduğu kararla 1 Mayıs’ı fobi olmaktan çıkararak “Emek ve Dayanışma Günü” ilan etmiştir. Bugün burada hep birlikte tarihî bir adım daha atıyoruz. Tüm dünyada coşkuyla kutlanan 1 Mayıs’ı yirmi dokuz yıl aradan sonra tatil günü ilan ediyoruz. Ülke olarak, millet olarak, demokrasi yolunda önemli bir mesafe daha katetmiş oluyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde bildiğiniz gibi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı 1,5 gün; 23 Nisan, 30 Ağustos ve 19 Mayıs 3 gün; ramazan ve kurban bayramları -dinî bayramlar- 8 gün, yılbaşı 1 gün olmak üzere, tatil günlerimiz toplam 13,5 günden ibarettir. Bugün alacağımız kararla, 1 Mayıs’la birlikte bu tatil günlerinin sayısı 14,5 güne ulaşmış olacaktır. Dünyada hâlen 1 Mayıs 148 ülkede tatil ilan edilmiş, 28 ülkede bayram olarak kutlanmaktadır, 15 ülkede ise İşçi Bayramı nedeniyle 1 Mayıs haricinde farklı günler tatil günü olarak kutlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, emeğin dayanışması, çalışma hayatının sorunlarının irdelendiği, demokrasi kültürünün zirveye çıktığı, sevginin, barışın yeşerdiği bir gün olarak hafızalarda yer etmelidir. Bundan sonra 1 Mayısları dünyaya örnek olacak bir olgunlukla kutlamamız, demokrasimize büyük katkılar sağlayacaktır. Bu konuda herkese büyük sorumluluklar ve fedakârlıklar düşmektedir. Geçmişte yaşananlara sünger çekip 1 Mayıs’ı bir matem günü olarak değil, ruhuna uygun bir şekilde milletçe coşkuyla kutlamak için enerjimizi kullanmalıyız. Meseleye ideolojik yaklaşarak bugünün anlam ve önemini hiç kimsenin gölgelemesine müsaade etmemeliyiz. Nerede kutlanacağı tartışmalarıyla bugünün tarihsel önemini gölgelemekten kaçınmalıyız. Kutlamanın kendisi, nerede kutlanacağından çok daha önemlidir. Geçmiş tecrübeler bize gösteriyor ki demokrasi bir sonuç değil, bir süreçtir ve bu sürecin olağan akışını sekteye uğratmamalıyız. Şimdiden 1 Mayıs’ın Emek ve Dayanışma Günü’nün çalışanlarımıza, milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Bu yasa tasarısını tabii ki Hükûmet olarak getirdik. Bunun üzerinde bir tartışma yürütülmesini doğrusu uygun bulmuyorum. Milletvekili arkadaşlarımız, çeşitli siyasi partilere mensup milletvekili arkadaşlarımız bu sürece, 1 Mayısın tatil olma sürecine katkıda bulunmuşlardır. Kendilerini de kutluyorum, emeği geçenleri kutluyorum ve büyük ihtimalle bizleri yanıltmayacağınızı umuyorum.

Kabul edeceğinizden dolayı da 1 Mayısın, tatil gününün milletimize, çalışanlarımıza tekrar hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelik.

Şahsı adına İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş.

Buyurunuz Sayın Ağırbaş. (DSP sıralarından alkışlar)

AYŞE JALE AĞIRBAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 354 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve bu konuda verilen kanun teklifleri üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çalışanların hakları için verilmiş ve kazanılmış mücadeleden doğan Demokratik Sol Partinin milletvekili olarak, 1 Mayısın işçi bayramı olarak resmî tatil ilan edilmesine ilişkin kanun teklifim demokratik sol felsefe açısından ayrı bir önem taşımaktadır.

1963 yılındaki çalışma yasaları, iş yasaları, toplu sözleşme, grev ve sendika yasaları demokratik sol felsefeyle ülkemizde şekillenmiş ve hayat bulmuştur. 57’nci Hükûmet döneminde İş Güvencesi Yasası yine Demokratik Sol Partinin öncülüğünde çıkartılmıştır. Merhum Başbakanımız, işçi dostu Bülent Ecevit “Kırk yedi yıllık siyasi yaşamınızda en çok gururlandığınız ‘İyi yaptım.’ dediğiniz iş nedir?” şeklinde  sorulan soruya, 15 Temmuz 1963 yılında sendika yasalarının çıkartılması olduğunu, bundan gurur duyduğunu belirterek, Türkiye’de İşçi Bayramı’nın sendika yasalarının çıkarıldığı 15 temmuz tarihinde kutlanması gerektiğini ifade etmiştir. Bülent Ecevit’in ışığında ilerleyen Demokratik Sol Parti, bu bilinç ve sorumluluk içerisinde emekçilerin hep yanında yer almış ve daima emekçilerin sorunlarını dinleyen, onlara sahip çıkan bir anlayış içerisinde olmuştur. 1 Mayısın tatil edilmesine ilişkin kanun teklimiz bu felsefenin gereği olarak verilmiştir. Bu konuda Mecliste siyasi partiler arasında bir uzlaşma olmasını, ülkemizin bu konuda demokratikleşmede ulaştığı seviyeden son derece memnuniyet duyduğumu ifade etmeliyim.

Diğer taraftan şunu da belirtmeden geçemiyorum: 1 Mayısın resmî tatil ilan edilmesi emekçilerimize bahşedilen bir hak değildir, onların yılmadan verdikleri mücadele ve kararlı duruşlarının bir sonucudur. Bir başka ifadeyle biz siyasiler işçilere haklarını teslim etmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, toplum olarak geçmişte acı, hatırlamak istemediğimiz, bizlerde kötü izler bırakan olaylardan korkmak yerine yaşananlardan gerekli dersleri alarak geleceğimizi şekillendirmeliyiz. Hiçbir zaman geçmişte yaşanan olumsuz olayların geleceğimizi de etkilemesine müsaade etmemeliyiz. Bugün görüştüğümüz kanun teklifi bahsettiğim kırılmayı gerçekleştirecek, bizleri korkularımızın esiri olmaktan kurtaracak önemli bir mihenk taşıdır. Geçmişte yaşanan birtakım olayları kendi şartları içerisinde değerlendirmek, olumsuzlukları o şartları göz önüne alarak derinlemesine analiz etmek sağlıklı kararların alınmasını sağlayacaktır. Bunu yaptığımız takdirde, bugün tartıştığımız, önümüzde yıllardır sorun olarak duran birçok konunun da kendiliğinden hallolduğunu o zaman göreceğiz. Bu nedenle öncelikle korkularımızı, bardağın boş tarafını görmeyi bir kenara bırakmalıyız diye düşünüyorum.

İşçilerimiz, işçi temsilcileri, sendikalar 1 Mayısı İstanbul Taksim Meydanı’nda kutlamak istemektedirler.

Dünyanın birçok ülkesinde İşçi Bayramı kentlerin en merkezî yerlerinde, coşkuyla kutlanmaktadır. Ülkemizde de işçilerin 1 Mayısı Taksim Meydanı’nda kutlama istekleri yerine getirilmelidir. 1 Mayıs İşçi Bayramıdır ve bayramlar yasakların gölgesinde kutlanamaz. Bu günün Taksim Meydanı’nda kutlanma kararı asla ama asla bürokrasinin üzerine yıkılmamalıdır. Hükûmet bu konuda kesin tavrını işçilerden yana ortaya koymalıdır. 1977 yılında yaşanan olayların zihinlerde bıraktığı kötü izlenimi ve 1 Mayısın ülkemizde kutlama biçimine ilişkin olumsuz algıyı yıkmak için emekçilerin bayramı Taksim Meydanı’nda kutlanmalıdır.

Şuna inanıyorum ki emekçilerimiz 1 Mayısı Taksim’de miting havasında değil, bayram havasında, kışkırtmalara kapılmadan, coşkuyla kutlayacaklardır. Türkiye geçmişte yaşanan acı günlerin etkisinden, 1 Mayıs kaygılarından kurtulmalı, her şeyi kendi doğal çerçevesi içinde yaşayabilen bir ülke erginliğine gelebilmelidir.

1 Mayısın bayram ilan edilmesi emekçilerin taleplerine kulak verilmesi açısından önemli bir aşama olmakla beraber, yeterli değildir. İşçilerimiz sorunlarının çözülmesi konusunda önemli adımlar atılmasını beklemektedirler. Öncelikle işçi hak ve özgürlüklerini geri götüren 4857 sayılı İş Kanunu yeniden ele alınmalıdır. İş Güvencesi Yasası’nın kapsamı genişletilmeli ve etkinliği artırılmalıdır.

Üzülerek ifade ediyorum ki İş Güvencesi Yasası’nın uygulama etkinliği farklı yollar takip edilerek zayıflatılmıştır. Oysa çıkarıldığı zamanki mevcut zor koşullar düşünüldüğünde aksaklıkları olmakla beraber İş Güvencesi Yasası’nın ne kadar önemli bir adım olduğu ve daha da ileri götürülmesi gerektiği yadsınamaz bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır.

Örgütlenme özgürlüğünün önündeki her türlü yasal ve kuramsal engellere son verilmelidir. Bugün çalışanların büyük bir kısmı sendikasız ve örgütsüzdür. İşçilerin sendikasız olması seslerini duyuramamalarına, mevcut zor koşullar altında ezilmelerine neden olmaktadır. İşçilerin sendikalı olmalarının önünün yeteri kadar açılmaması sebebiyle ülkemizde çalışma saatleri keyfî olarak belirlenmekte, iş güvenliği önlemleri yetersiz kalmaktadır.

Geçtiğimiz aylarda hemen hemen her gün Tuzla’da tersane işçilerinin ölüm haberleri yazılı ve görsel medyada sıklıkla yer almaktaydı. Bugün de bu ölümler devam etmektedir. Tuzla’daki tersanelerde yaşanan işçi ölümleri sadece bu iş kolunda medyaya yansıyan iş kazalarıdır. Yazılı ve görsel basına yansımayan, bizim haberdar olmadığımız diğer sektörlerde de ölümlerin varlığı düşündürücü ve üzücü diğer bir husustur.

İşçilerimiz sendikalı olmadıkları için, sendikaya üye olmaları görünen ve görünmeyen engellerle zorlaştırıldığından, emekçilerimiz keyfî kararlarla işten çıkarılmaktadırlar. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik 1 Mayısın resmî tatil ilan edilmesine ilişkin kanun tasarı ve tekliflerinin birleştirilerek görüşüldüğü komisyon toplantısında 2821 ve 2822 sayılı Kanunlarda değişiklik yapılacağına dair açıklamalarda bulunmuştu. Bu düzenlemelerin ivedilikle ve işçilerin hak ile kazanımlarını güçlendirecek şekilde gerçekleştirilmesini temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz dünyayı etkileyen bir global krizin içerisindedir. Bu krize Hükûmetin basiretsiz ekonomi yönetiminin eklendiğine de dikkatinizi çekmek istiyorum. Bundan en büyük zararı emekçiler görmüştür. Kurun düşük tutulduğu, “özelleştirme” adı altında millî servetlerimizin satılarak gelmekte olan ekonomik krizin etkilerinin geciktirilmeye çalışıldığı ortamda emekçiler, memurlar, emekliler bankalara borçlandırılmak suretiyle ev almaları, araba almaları, tüketimlerini artırmaları yolunda teşvik edilmişlerdir. Kriz geldiği zaman, harcamaları teşvik edilen kesimler işsiz kaldıklarında, işten çıkarıldıklarında kaderleriyle, yüklendikleri borçlarla karşı karşıya kaldılar. Kredi kartı borcunu, zorunlu harcamalarını dahi karşılayamayacak duruma düşen emekçiler, umutsuzluk içerisinde kendilerine bir çözüm yolu gösterilmesini beklemektedirler.

Son dönemde ülkemizde toplu işçi çıkarmaları görülmüştür. İşçilerimiz güne işten çıkarılma tedirginliği yaşayarak başlamaktadırlar. Ekim 2008’den bugüne kadar 500 bin kişi işsiz kalmıştır. İş yerlerine asılan listelerde işten çıkarıldığını gören emekçilerimiz gözyaşlarına boğulmaktadırlar.

Ülkemizde şartlar her geçen gün emekçilerin aleyhine işlemektedir. Emeklilik yaşının altmış beş olduğu ülkemizde, emekçilerimiz kırk yaşında işsizliğe mahkûm edilmektedir. Mersin’de Toros Devlet Hastanesinin temizlik işlerinin ihalesini alan taşeron firma, yaşı kırkın üstünde olan 41 temizlik işçisini 28 Şubat 2009 tarihinde işten çıkarmıştır. Gerekçesi çok ilginç değerli milletvekilleri: İhale şartnamesinde, temizlik işlerinde çalışacak kişilerin yaşının kırkın üzerinde olmaması öngörülmüştür. Yaşı kırkın üzerinde olan insanlar çalışmayacak mı? Evlerine nasıl ekmek götürecekler? İşçilerin yıllarca emek verdikleri hastanelerde kırk yaş gibi hiçbir şekilde kabul edilemeyecek gerekçelerle kolayca işten çıkarılması, Hükûmetin buna göz yumması, emekçi kesime bakış açısını göstermesi açısından bir o kadar düşündürücüdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

AYŞE JALE AĞIRBAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kayıt dışı istihdamı önleyecek, işçilerimizin çalışma şartlarını ve aldıkları ücreti iyileştirecek, haklarını tam olarak verecek düzenlemelerin yapılması ve bu hususta doğru bir politika izlenmesi zaruridir.

Temennim, 1 Mayısın işçi bayramı olarak, resmî tatil olarak kabul edilmesini sağlayan teklifin kanunlaşmasının, bugüne kadar ihmal edilen, istekleri, sesleri duyulmazdan gelinen işçi sınıfının hak ettiği haklara kavuşmasının dönüm noktalarından biri olmasıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle, 1 Mayısın resmî tatil ilan edilmesine katkı veren, başta işçi temsilcileri, sendikalar olmak üzere emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Kanunun hayırlı olması dileğiyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ağırbaş.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Tekrar yineliyorum, süre bir dakikadır.

Buyurunuz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, Taksim Meydanı, değişik meslek gruplarının, çeşitli kurum, kuruluşların ve en son Polis Günü’nde bütün trafik yolları kapanarak kutlamanın yapıldığı bir alan ancak işçilerin 1 Mayıs bayramına geldiği zaman yıllardır bir engellemeyle karşı karşıya. Bu artık temel bir demokrasi ölçütü olmaya başladı ve Taksim 1 Mayıs alanı olarak bütün işçi, emekçi kesimce bilinmektedir.

Sizler açıklamanızda “500 kişiyle gidilirse ben de katılırım.” dediniz. Ben buradan bir davette bulunuyorum. Gelin, Sayın Bakan, siz başta olmak üzere bütün parti gruplarını, hepsini 1 Mayısa, 1 Mayıs işçi bayramına katılmaya davet ediyorum ve buradaki engelleri… Sayın Başbakanı, İçişleri Bakanını ve İstanbul Valisini bugünden itibaren, bu yasa çıktığı andan itibaren ilan etmesini ve 1 Mayısın Taksim’de kutlanacağının müjdesini vermeye davet ediyorum çünkü toplumsal barış için, işçi bayramının ilan edildiği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 12 Eylül askerî darbesinin yasakladığı bu güne kavuşması açısından önemlidir.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Sayın Yıldız…

BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Başkan, ulusal bayramlarda, konserlerde, millî marşlarda on binlerce insan Taksim’de toplanıyor. Televizyonlar canlı yayın yapıyor. Bu insanlarımızın güvenlik problemi olmuyor ama nedense 1977’den itibaren Taksim’de işçi sınıfının, emekçilerin bayram yapma isteği güvenlik gerekçesiyle reddediliyor. Taksim’de 1 Mayısı kutlatmamak kimin kırmızı çizgisidir? Taksim’de 1 Mayısı kutlamamak mı alan fetişizm mi yoksa burada kutlama yapmaya çalışmak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldız.

Sayın Ağyüz…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, “Bayram” sözcüğü esirgenerek çıkaracağımız 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü tatili yasasını olumlu bir yasa olarak görüyorum ve zamanlaması da özellikle 23 Nisan öncesi olduğu için takdir ediyorum.

Sendikalarımızın yıllardır verdiği mücadeleyi de göz ardı etmeden, bu mücadelede özellikle DİSK’in kararlı mücadelesini inkâr etmeden sağlanan bu kazanımı işçilerimiz için emek tarihi açısından özel bir anlamı olan Taksim Alanı’nda kutlamalarına izin vererek neden taçlandırmıyoruz?

1 Mayısları bir gerilim, bir kâbus günü olmaktan çıkarmamız gerekmiyor mu? Bu yasayı bu vesileyle bir araç olarak kullanamaz mıyız? Güvenlik veya miting alanı olmaması bir gerekçe midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ağyüz.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, 1 Mayıs bir dayanışma günüdür, emeğin ve sorunların dile getirilme günüdür ama son yıllarda 1 Mayıslar işçilerimizin sorunlarının dile getirilmesi bir yana, dövüldüğü, coplandığı, biber gazı atıldığı günler olarak hep hafızalarda kalacaktır.

Bu yasanın uygulayıcısı İçişleri Bakanıdır. İçişleri Bakanı maalesef ne bugün var ne de Komisyonda vardı. En azından bu yasayı o uygulayacaktır, sizin kadar. Bu nedenle, ben bu konuda üzüntülerimi bildiriyorum.

1 Mayıslarda copun, biber gazının ve dayağın yerini çiçekler alacak mı? İçişleri Bakanının bu konuda önlemi var mı?

Taksim’deki 1 Mayısa siz katılıp işçilerimize çiçek atacak mısınız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bu 1’inci maddede yapılan bir değişiklik var. Tasarıdan sonra, Komisyonda “Kanunun 2’inci maddesinin (D) bendinde ulusal resmî ve dinî bayram günleri ile yılbaşı günü resmî daire ve kuruluşlar tatil edilir.” Burada “1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü” çıkartılmış. Komisyon raporunda “Mükerrerlik olmasın diye çıkardık.” deniyor ama zaten mükerrerlik yılbaşı tatili için var. Bu durumda acaba kanun koyucu olarak… Özellikle 1 Mayıs günü resmî daire ve kuruluşların tatil edilmeyeceği anlamı çıkartılabilir. Aslında (d) bendinde zaten yılbaşı günü mükerrer olarak yer almış. Mükerrer olarak yer almış yılbaşı günü varken Emek ve Dayanışma Günü’nün mükerrerlikten dolayı çıkartılmış olması bu konuda bir tereddüt oluşturabilir. Dolayısıyla, bu konudaki kanaatinizi öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Vural.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

1 Mayıs 1977 yılında 34 vatandaşımız orada katledilmişti, Taksim’de. Acaba, Sayın Hükûmetimizin, Bakanımızın bu ölen insanların anısına orada bir anıt yapmak gibi bir düşünceleri var mıdır?

İkinci bir sorum: 1980 askerî darbesiyle özellikle bütün sendikaların mallarına el konuldu ama DİSK’in de mallarına el konuldu. Ankara’da Anayasa Mahkemesi tarafından kullanılan bir bina vardı, çok ucuz bir fiyata satın alınmıştı. Bugün, DİSK o parayı faizleriyle birlikte ödemek istiyor        -Anayasa Mahkemesi de oradan ayrıldı- böyle bir olanak sağlayabilir misiniz?

Üçüncü bir sorum: Siz gerçekten emekten, özgürlükten yanaysanız neden 1 Mayısta yoksunuz? Neden polislerin elinde gazlı bombalar var ve siz hâlâ yoksunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Sayın Gök…

İSA GÖK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’yla işçi hakları budandı. Emekliliği kavuşulamayacak hâle getirdiniz. Sendikacılık fiilen bitirildi, çok cılız bir kamu sendikacılığı kaldı. Hükûmet içerisinde, parti içerisinde sizin beş altı dönemdir vekil olanlarınız var hatta bakanlık yapanlarınız var. Bu süre içerisinde 1 Mayısı kutlatmadınız, coplandı insanlar, hastane acil servislerine bombalar atıldı. Bu insanlar hakkında soruşturma dahi açılmadı, emniyet güçleri hakkında. Ne oldu da 1 Mayıs yasa tasarısı bir anda aklınıza geldi? Bu farlı bir değişim.

Bir de bir şey söylemek istiyorum: Kırmızı karanfil bizimdir, elinize yakışmıyor, karanfilimize el uzatmayın.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gök.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Ayıp oluyor!

BAŞKAN – Sayın Baytok…

NESRİN BAYTOK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Senin eline yakışıyor, benim elime yakışmıyor! Bu ayıp ya! Bu yüce Meclise saygı duyun!

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baytok.

Lütfen sayın milletvekilleri, sonra tartışın.

NESRİN BAYTOK (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, 1 Mayıs, 1977 yılıyla tarihe geçmişti, bir de 1 Mayıs 2008 tarihe geçti, coplarla, gaz bombalarıyla, yoğun şiddetle ve hak edilenin çok ötesinde çok yoğun bir saldırıyla tarihe geçti. Yüzde 47 oy alınca coplar, gaz bombaları, yüzde 38’e düşünce oylar 1 Mayısın tatil edilmesi mi gündeme geliyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baytok.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle tabii, Genel Kurulda önemli bir tasarıyı görüşüyoruz, otuz yıldır beklenen bir tasarıyı. Ben komisyonda da çok arzu etmeme rağmen, özellikle işçi konfederasyonu başkanlarının komisyonda olmamalarını komisyonda eleştirmiştim. Konfederasyon başkanlarının bugün Genel Kurulda olmalarından dolayı kendilerine teşekkür ediyorum. Aynı zamanda, Bakanlığımızın sosyal partnerleri, birlikte çalışıyoruz, bu kararları birlikte alıyoruz ve dolayısıyla, kendilerine hoş geldiniz diyorum.

Bu çerçevede, sorulara baktığımız zaman, ağırlıklı olarak Taksim Meydan’ında 1 Mayısın kutlanmasıyla ilgili değerlendirmeler yapılıyor.

Değerli milletvekilleri, tabii, Türkiye bir hukuk devleti. Demokrasimiz, genç cumhuriyetimiz, ciddi mesafeler kat ederek, önemli mesafeleri kat ederek bir noktaya geldi. Bugün, 1 Mayısla ilgili de önemli bir düzenlemeyi gerçekleştiriyoruz, hep birlikte gerçekleştiriyoruz. Bu 1 Mayısı otuz yıl aradan sonra tatil günü ilan ettikten sonra 1 Mayıs gününün tekrar bir kargaşa, bir olumsuz gün olarak hafızalarda yer etmesi veya böyle bir tatil gününün bu şekilde bir başlangıca vesile olması, inanıyorum ki hiç kimseyi memnun etmez.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Nereden biliyorsunuz Sayın Bakanım?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Siz zaten insanları vurmazsanız öyle bir şey olmaz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Dolayısıyla konfederasyon başkanları da buradadır, kendileriyle bu görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Son ana kadar da bu diyaloglarımızı sürdüreceğiz. Ben inanıyorum ki aklıselim galip gelecektir ve burada sağlıklı bir çıkış noktasını yine birlikte bulacağız.

Yani iki açıdan bakılabilir: Sizlerin de ifade ettiğiniz gibi Taksim’de bu 1 Mayıs kutlansın. Bu birinci yolu. İkinci yolu: Diyelim ki idare, toplantı-gösteri yürüyüşleriyle ilgili kanun çerçevesinde bugüne kadar belirlediği alanlarda bunun kutlanması konusunda karar alır ise, hukuk devletinde medeni bireylerin yapmaları gerekenler bellidir. Yani bu konuda bu karar niye alınıyor? Tabii ki eleştirilebilir, tabii ki değerlendirilebilir, ama netice itibarıyla demokratik girişimlerde bulunulabilir, hak arayışları gerçekleştirilir, sonunda bir karara varılır. O karara varılınca herkesin buna saygı duyması gerekiyor. Yani ülkemizde bu ve benzeri günler, bayram günleri, tatil günleri kutlanırken ille de dünyaya olumsuz görüntüler vermek zorunda değiliz.

NESRİN BAYTOK (Ankara) – Siz veriyorsunuz Sayın Bakan, siz veriyorsunuz!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Bu konuda yalnız idareyi suçlamak, yalnız kamuyu suçlamak ne kadar doğru?

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) –  Nereden biliyorsunuz Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Kaldı ki 1 Mayısa daha sekiz günlük bir süreç var.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Nereden biliyorsunuz ama, nereden biliyorsunuz?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Siz nereden biliyorsunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Ben biraz önce yine konfederasyon başkanlarıyla görüştüm. Yine görüşmemizi sürdüreceğiz ve ben inanıyorum ki…

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Kardeşim, çıkacaksa her yerde çıkar! Yani Taksim’de oluyor da Çağlayan’da olmaz mı! Çağlayan’da olmuyor da Taksim’de niye oluyor?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Şimdi, bakınız, benim söylediğim olay, böyle bir görüntüyü vermeyi ne konfederasyonlar ister ne işçiler ister ne bu yasayı çıkaranlar ister. Kimsenin böyle bir talebi yok diyorum ben. Böyle bir arzu da olamaz zaten.

 

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) –  İçinizde öyle bir his mi var yoksa?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Kavga çıkacak diye iddia ediyorsunuz. Bir bakana yakışır mı bu?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hepsiyle görüştüm kuliste. Hepsi Taksim’i istiyor.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Efendim, sizin de burada Taksim talebini dile getirmeniz saygıdeğerdir. Buna saygı duyarız. Ama netice itibarıyla diyorum, idare bir karar alacaksa, hukuk devletinde bireyin nerede, nasıl duracağı bellidir.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Bakanım, siz “Kargaşa çıkar.” diyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) –Hukuka saygımız varsa bu konuyu…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – İdare size bağlı. Yapmayın.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Gerekçeniz yanlış.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sayın Bakanım, siz şimdiden korku salıyorsunuz, ilan ediyorsunuz kargaşayı, karmaşayı, şimdiden korku salıyorsunuz topluma.

 YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – O zaman niye Hükûmetsiniz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Yani, burada bazı arkadaşların tribüne oynamalarını da saygıyla karşılıyorum. Bunu da saygıyla karşılıyorum fakat hukuk devletinde olması gerekenler olur, bu konuda da kimsenin endişesi olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Hükûmetin görevi sorun çözmektir.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Şimdi, biz sorunları çöze çöze geliyoruz. Bakınız, onu bu iktidara söylemeyin.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Esas tedirgin olan sizsiniz!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Bakınız, en basitinden 1 Mayısı tatil yapıyoruz. Bu da sorun çözmektir. Ama sizler çözemediniz. Yani ben bu şekilde bir cevap vermeyi de kendi siyasi yaşamım açısında, üslubum açısından doğru bulmuyorum. Ama daha ileri götürürseniz farklı şeyler de söyleriz yani.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Söyleyin canım, söyleyin.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Söyleyin Sayın Bakan, içinizde kalmasın.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – İçinizde kalmasın.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Gaipten haber geliyor sana zahir!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Şimdi, bir başka konu: İşte, 1977’de ölen, orada katledilen vatandaşlarımız adına bir anıt, Anayasa Mahkemesi binasının devri ve benzeri konularla ilgili doğrusu, tarihî geçmişiyle ilgili şu anda bir bilgim yok. Bu konuları yazılı olarak sizlere bildiririz.

Bir önemli konu Sosyal Güvenlik Kurumuyla ilgili. Sosyal güvenlik reformunu burada gerçekleştirdik. Hayret ettim, işçi haklarını budayan bir yasa getirdiğimizi söylediler. Sosyal güvenlik reformunu da çok büyük bir uzlaşıyla geçirdik. Arkadaşımız herhâlde burada bulunmadılar. Bakınız, haklarla ilgili…

İSA GÖK (Mersin) – Emeklilik primleri ne oldu Sayın Bakan? Yapmayın! İnsaf yani, insaf! Sendikalar burada.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sosyal güvenlik reformunu herkesin ben okumasını tavsiye ediyorum, özellikle soruyu soran arkadaşımızın iyi okumasını tavsiye ediyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Biz rey vermedik!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –  Çok büyük bir uzlaşı ve gerçekten çok ciddi sosyal hakları içeren  bir düzenleme getirdik.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Bakan rey vermedik biz!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – En basitinden yalnız eşitsizlikleri gideren düzenleme bölümünü okursanız sizin için yeterlidir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Rey vermedik!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Sendikal hakları budadığımızı söylüyorsunuz, 2821-22 ile ilgili 4688’le ilgili düzenlemeler Meclisin gündemindedir. İnanıyorum ki bu dönem içerisinde bunları da yasalaştıracağız ama bizim dönemimizde sendikal haklarla ilgili bir budama söz konusu değildir. Aksine, 12 Eylülden kalan yine bu düzenlemeleri 2821-22 ile ilgili o düzenlemeleri de ortadan kaldırmak için iradeyi ortaya koyduk ve Meclisin gündemine yine birlikte taşıdık. Bunları da bilmiyorsanız… Tabii ki milletvekilinin bir görevi denetimde bulunmak, eğer muhalefetteyseniz ağırlıklı denetim göreviniz vardır. Mecliste olup bitenleri, bakanların yapmış olduklarını bilmek ve denetlemek de asli görevinizdir, bunlardan uzak kalmanıza üzüldüm doğrusu.

İSA GÖK (Mersin) – Neyin cevabı… Neye cevap verdiniz bugüne kadar?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bir diğer konu, yani kırk yedi oy, otuz dokuz oy… Vallahi şimdi…

ÖZDAL ÜÇER (Van) –  Bir gerileme yok diyorsunuz. Hangi sendika…

BAŞKAN – Lütfen… Sayın Bakan lütfen karşılıklı konuşmayalım sayın milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Milletvekilleri rahatsız ediyor Sayın Başkan.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Böyle usul yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoksa cevap verilmek…

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Efendim oradan öyle mi gözüküyor?

BAŞKAN – Sorularınızı sordunuz, Sayın Bakanın cevap vermesini dinleyelim lütfen.

Devam ediniz Sayın Çelik.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, seçimler geride kaldı. Herkes seçimlerden tabii ki nasibini aldı. Soruyu soran arkadaşın seçimlerden galip çıktım diyemediğini hepimiz biliyoruz. Onun için güzel bir kanun görüşüyoruz, seçim  tartışmalarını biz meydanlarda bolca yaparak geldik. Milletimiz bir tabloyu ortaya koydu. İnanıyorum ki bunları düşünüyorsunuz ama şunu söyleyeyim bu seçim neticelerinde tek AK PARTİ’de, AK PARTİ İktidarında bir liderlik tartışması ve benzeri tartışmalar, hiç böyle bir şey gündeme gelmedi ama genelde diğer tüm partilerde bu ve benzeri tartışmalar yaşanıyor şu anda. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Nerede yaşanıyor, nerede?

 ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Onun için biraz kendi içimize bakmamız gerekiyor.

İSA GÖK (Mersin) – Ne alaka Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –

Tekrar ediyorum…

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Saygısızlık yapıyorsunuz. Böyle bir bakan üslubu olamaz!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) –Ben, bu üslubu hiç sevmiyorum ama sorduğunuz sorular bunları gerekli kıldığı için söylüyorum.

Evet, öyle tahmin ediyorum, genelde 1 Mayıs ve Taksim’le ilgili sorular geldi, onun için, başka bir soru gelmediği için… Gerçekten de 1 Mayıs ilk olarak otuz yıl sonra tatil günü olarak ilan ediliyor. Hep birlikte bunun altında imzamız var, katkımız var, desteğimiz var. Ben inanıyorum ki önümüzdeki 1 Mayıs, bu amaca dönük, barış içerisinde, huzur içerisinde, sevgi ve kardeşlik içerisinde kutlanacaktır. Bundan hiç şüphemiz yok. Gerekli temasları ve diyalogları da ilgili sosyal taraflarla sürdüreceğiz.

Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelik.

Sayın Vural’ın sorusuna Komisyon Başkanı Ziyaeddin Akbulut cevap verecektir.

Buyurun Sayın Akbulut.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Oktay Vural’ın sorusuna cevap vermek için söz aldım. Efendim, buradaki tasarının dikkatlice okunması hâlinde farklılık görülecektir. 1’inci maddede "yılbaşı günü", “1 Mayıs günü" şeklinde bir tespit yapılıyor. Bunların tespitinden sonra (C) fıkrasında  “tatili” kelimesine yer verilerek  “1 Ocak günü yılbaşı tatili, 1 Mayıs günü Emek ve Dayanışma Günü tatilidir." deniyor. Dolayısıyla 1’inci maddedeki olay günün tespitidir, (C) fıkrasındaki olay tatil olduğunun tespitidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akbulut.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİLLER HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- 17/3/1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasına, bu fıkrada geçen "yılbaşı günü" ibarelerinden sonra gelmek üzere "ve 1 Mayıs günü" ibaresi eklenmiş ve birinci fıkranın (C) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"C) 1 Ocak günü yılbaşı tatili, 1 Mayıs günü Emek ve Dayanışma Günü tatilidir."

 

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Yalçınkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; 354 sıra sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde 1 Mayıs ilk kez 1905 yılında İzmir’de kutlanmış, bunu 1909 Üsküp kutlaması izlemiştir. İstanbul’da ilk 1 Mayıs kutlaması ise 1910 yılında yapılmıştır.

1 Mayıs, Anadolu toprakları açısından sadece “işçi bayramı” anlamını değil, aynı zamanda “özgürlük ve bağımsızlık” anlamını da tarihten bu yana taşımıştır. Nitekim 1920 yılının 1 Mayısında, işgal idaresinin ve Osmanlı Hükûmetinin yoğun baskılarına rağmen 1 Mayıs “İşçi Bayramı” olarak bu coğrafyada kutlanmıştır. 1920 yılında tüm baskılara rağmen işçiler Haliç’ten başlayarak Karaköy üzerinden Beyoğlu’na kadar yürüyüş yapmışlar ve “Bağımsız Türkiye” yazılı bir pankart taşımışlardır. Aynı şekilde 1921’in 1 Mayısında da İstanbul’da işçiler, özellikle Şirketi Hayriye, Seyrisefain, Haliç İdaresi ve Tramvay Şirketi çalışanları 1 Mayısı kutlamışlardır. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk 1 Mayısında, 1923 yılında çok sayıda yerli ve yabancı işletmede çalışan işçiler greve çıkmış, taleplerini dile getirmişlerdir. İşçilerin taleplerinin arasında yabancı şirketlere el konulması, 1 Mayısın resmen işçi bayramı olarak tanınması, sekiz saatlik iş günü, hafta tatili, serbest sendika ve grev hakkı bulunmakta idi. 1925 yılında çıkarılan Takriri Sükun Kanunu’na kadar işçiler Türkiye’de 1 Mayısı İşçi Bayramı olarak kutladılar. 1925 yılında yasaklanmış da olsa işçiler 1 Mayısı İşçi Bayramı olarak kutlamayı 1935 yılına kadar sürdürmüşlerdir. 1935 yılında çıkarılan Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun ile 1 Mayıs “Bahar ve Çiçek Bayramı” olarak genel tatil günlerine dâhil edilmiş, çocuklar için bahar ve çiçek bayramı olan 1 Mayıs, çalışan babalar ve anneler için her zaman bütün dünyada olduğu gibi birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak kabul görmüştür.

Yaklaşık 500 bin emekçinin katılımıyla gerçekleşen 1977 Taksim kutlamaları emekçilerimizin, insanlarımızın yaşamını yitirdiği son derece üzücü provokasyonlara sahne olmuştur. 1978 1 Mayısında da Taksim Meydanını 100 binlerce emekçi doldurunca dönemin sıkıyönetimi korkmuş, 1979 yılında Taksim’i emekçilere kapatmış ve 12 Eylül darbesinden sonra bahar bayramı olarak bile 1 Mayıs kutlamalarına tahammül gösterilememiştir.

Bütün dünyada, yüz altmış beş ülkede bayram havasında kutlanan, yüz yirmi yıldır evrensel bir değer olarak kabul edilen, emeğin, emekçilerin direniş ve mücadele gününün simgesi olan 1 Mayıs kutlamaları ülkemizde her yıl çeşitli engellere takılmaktadır. Kölelik yasalarına, haklarının ellerinden alınmasına karşı emekten yana politikalar için grevli sendikal hak ve özgürlük mücadeleleri için bir araya gelen emekçilerin birlikteliği maalesef ülkemizde her yıl 1 Mayısta engellenmeye çalışılmıştır.

Türkiye toplam çalışanının 22 milyona ulaştığı ve Avrupa Birliğine uyum sürecinde olup da 1 Mayısı “İşçi Bayramı” olarak kutlamayan tek ülke konumundadır. Bu gerçeğin farkında olan emek dostu siyasi partiler ve milletvekilleri de Türkiye Büyük Millet Meclisinde 1 Mayısın emeğin bayramı, yani işçi bayramı olması ve tatil ilan edilmesi konusunda yıllardır mücadele vermişlerdir.

1905 yılından bu yana Anadolu coğrafyasında kutlanılmakta olan ve emekten yana işçi sendikaları öncülüğünde yaklaşık otuz iki yıldır da kitlesel olarak 1 Mayısı kutlayan bir ülke olduğumuz hâlde anlamsız çağ dışı yasaklar ve korkularla  1 Mayıs kutlamalarına her yıl çeşitli engeller çıkarılmakta ve emeğin, emekçinin hak mücadelelerinde saygın bir yeri olan 1 Mayıs kutlamaları âdeta illegal örgütlerin yürüyüşü gibi kamuoyuna yansıtılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, AKP İktidarının İşçi Bayramı ve 1 Mayıs hakkında ne denli samimi olduğu geçtiğimiz yılın 1 Mayısında ortaya çıkmıştır. Hatırlayınız, 1 Mayısların simgesi olan Taksim sıkıyönetim bölgesi ilan edilmişti geçen yıl. Hükûmetten talimat alan güvenlik güçleri Taksim’de kuş bile uçurtmamışlardı. Yapılamayan kutlamalara rağmen sadece emekçilere değil, pastanede oturan sade vatandaşa bile artık moda olan deyişle orantısız güç kullanılmıştı. Hatırlayınız, bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında güvenlik güçlerini orantısız güç kullanmaya teşvik ettiği, bu tutumuyla toplumsal barışı tehlikeye atarak şiddet görüntülerinin ortaya çıkmasına neden olduğu iddiasıyla gensoru önergesi verilmiştir. Ancak çoğunluk anlayışıyla işleyen Meclis demokrasisi nedeniyle, gensorunun gündeme alınması her zamanki gibi AKP milletvekilleri tarafından engellenmiştir.

1 Mayıs 2008’de İstanbul korku şehrine, açık hava cezaevine dönüştürülmüştür, hayat felç edilmiştir. Emekçilerin üzerine binlerce gaz bombası kullanılmıştır. Hastanelere, sendika binalarına gaz bombaları atılmıştır. Bir gazetecinin kolu kırılmış, bazıları dövülmüş, kadınlar tekmelenmiş, turistler coplanmıştır. Polisin emekçilere karşı bu acımasız ve sert bir  tutum ile uyguladığı olağanüstü şiddet tüm dünyada hayretle, ibretle izlenmiş, AKP İktidarının demokrasi anlayışı bu vesileyle bir kez daha somutlaştırılmıştır. 1 Mayıs kutlamalarına gölge düşüren, engellemek için elinden geleni yapan, işçi sınıfından ve işçi sınıfı bilincinden nefret eden AKP Hükûmetinin nasıl olup da aniden 1 Mayısın “işçi bayramı” olması yönünde kanun tekliflerini desteklemeye karar verdiğini anlamak ise yerel seçimler sonrasında aslında hiç de zor değildir. Aslında daha bir sene önce 1 Mayısın tatil olması ve Taksim’de kutlanmasıyla ilgili “1 Mayısı tatil ilan etmeyeceğiz çünkü Türkiye tatiller ülkesi, bir günlük tatilin maliyeti 2 katrilyondur.” diyen ve bu kadar ince hesaplar yapan Başbakanımız, insanlarımızın yiyecek ekmek bulamadığı, sosyal patlamaların yaşandığı, işsizlik oranının yüzde 15,5’la tüm zamanların en yüksek rakamına dayandığı, yaklaşık 4 milyon işsizin bulunduğu bu kriz ortamında kendisine 60 milyon dolara iş jeti, yani uçak almayı ihmal etmemiştir. Gene Sayın Başbakan konuşmalarında “Ayaklar baş olursa kıyamet kopar.” sözünü sarf etmiş ve emekçilere talihsiz bir şekilde “ayak takımı” yakıştırması yapmıştır. Mart 2009 yerel seçimlerinde seçmen frene basıp AKP’ye “Kendine gel.” deyince, yani AKP’nin oyları tüm kamusal baskılara, dağıtılan hediye paketlerine, buzdolaplarına, çamaşır makinelerine, kanepelere rağmen, aniden kesilen elektriklere, oy torbalarının belediye araçlarında yaptıkları seyahatlere rağmen yüzde 47’lerden yüzde 38’lere düşünce, Başbakan, 1 Mayısın bayram ve tatil olması için düğmeye basmıştır. Ancak hangi gerekçelerle olursa olsun 1 Mayısın “emek ve dayanışma günü” olarak resmî tatil ilan edilmesi tarihsel sürecin ve bu süreç içerisindeki işçi sınıfının ortaya koymuş olduğu emek mücadelesinin haklı ve gururlu sonucudur. Çıkacak olan kanunla, artık 1 Mayıs resmî olarak Emek ve Dayanışma Günü olacaktır. 1 Mayıs 2009’da kutlanacak olan Emek ve Dayanışma Günü’nün, emek hareketinin uluslararası birlik, dayanışma, mücadele ve direniş günü olarak en geniş katılımla, ülkemizde 1 Mayısın simgesi hâline dönüşmüş olan Taksim’de kutlanacağına inanıyorum ve diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, artık 1 Mayısın Emek ve Dayanışma Günü olduğunun herkes tarafından kabullenilerek huzur içerisinde kutlanılmasını temenni ediyor, işsizliğin ortadan kalktığı, yoksullukların sona erdiği, tüm çalışanların refahının yükseldiği, temel hak ve özgürlüklerin engellenmediği, sendikal örgütlenmelerin önündeki engellerin kaldırıldığı, çalışanların sorunlarının çözüldüğü, barışın egemen olduğu, cumhuriyetin temel ilkelerinin tartışılmak yerine demokratik kazanımlarının artırıldığı bir ülke dileğiyle 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü yürekten kutluyorum. Emekten yana olan sendikalarımıza da bugünün hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yalçınkaya.

1’inci madde üzerinde Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Osman Özçelik.

Buyurunuz Sayın Özçelik.

DTP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüldüğü gibi Meclisimizde 1 Mayısın bayram ve tatil günü olarak kabul edilmesi konusunda bir mutabakat var, “Emek ve Dayanışma Günü” olarak tescil ediliyor, oysa bugünün evrensel adı “Emeğin Uluslararası Dayanışma, Birlik ve Mücadele Günü”dür. Yalnız ittifakla, mutabakatla “Emek ve Dayanışma Günü” adının verilmesi de sanıyorum içeriğini ifade ediyor. Yıllardır çatışma, tartışma ve gerginlikle geçen 1 Mayısın bayram tatili ilan edilmesi için işçiler, emekçiler, aydınlar, demokratlar, insan hakları savunucuları büyük bir mücadele yürüttüler. En zor koşullarda bile emekçiler, kendi bayramlarını kutlamak üzere alanlara çıktılar; yaşamları pahasına bunu yaptılar, gaz bombaları, biber gazları yeme pahasına bunu yaptılar, cezaevlerine girme pahasına emek mücadelesini alanlarda yürüttüler; ülkenin demokrasisinin gelişmesine bu şekilde büyük katkı sundular. Bu arada, kaybettiğimiz işçi önderleri Sayın Kemal Türkler ve Sayın Abdullah Baştürk’ü de saygıyla anıyorum buradan.

 Eğer biz 1 Mayısı bir yıl önce, gerek Grubumuz gerek ÖDP Milletvekili Sayın Ufuk Uras’ın ve diğer milletvekillerinin 1 Mayısın bayram olarak ilan edilmesi konusunda verdiği kanun teklifi geçen sene kabul edilmiş olsaydı, en azından, 2008 1 Mayısında İstanbul o günü yaşamayacaktı. O gün neler yaşandı? O gün, hastanelere gaz bombaları atıldı, o gün, siyasi partilerin merkezlerine gaz bombaları atıldı, milletvekilleri biber gazı yediler, sendika genel başkanları, emekçiler kırmızı boyayla boyandılar, coplandılar; bugünleri yaşamamış olacaktık. Gecikmiş de olsa, yine de Meclisimizin bugün 1 Mayısı tatil günü ilan etmesi sevindiricidir, Parti olarak bunu destekliyoruz.

Bilindiği gibi, yüzlerce yıldır bu mücadele sürdürülüyor ve gelişmiş demokratik ülkelerde 1 Mayıs bayram havası içinde, tam bir festival gibi kutlanmakta ve bayramın kutlandığı, günün kutlandığı ülkelerin ilgili kentlerinin en güzel meydanları, en ünlü meydanları 1 Mayıslara tahsis edilmekte ve gerçekten bayram şölen havası içinde geçmekte. Ama ülkemizde ne yazık ki, 1 Mayıs Taksim Meydanı ile özdeşleşmiş durumda.

Bunun önemli bir nedeni var: 1977 1 Mayısı. Ben de o 1 Mayıstaydım. Beyaz gömleğimle, sağlık emekçileriyle birlikte işçilerimizin, emekçilerimizin bayramında dayanışma amacıyla oradaydım. 500 bin insanın katıldığı büyük bir şölen, büyük bir coşku, büyük bir bayram havası içinde geçen bayramın dağılma anında birdenbire insanların üzerine ateşler açıldı, birdenbire siren sesleri, ses bombaları patlatıldı. 5 insan kurşunla yaşamını yitirdi, 25 insan ezilerek canını verdi, 1 insan da panzer altında kaldı.

Bunun büyük bir provokasyon olduğu çok açıktı. Ancak diğer gün hemen, bayramın ikinci günü, yani 2 Mayıs’ta sağ basın olayı çarpıtarak kamuoyunu yanıltmaya kalktı.

Günaydın gazetesi şöyle dedi: “Maocu vatan hainleri İşçi Bayramını kana buladı.”

Tercüman gazetesi: “Maocular DİSK’in İstanbul’da yaptığı mitingi bastı.”

Son Havadis gazetesi: “Kızıllar kudurdu, Taksim savaş alanına döndü.”

Hergün gazetesi: “Solcular 40 kişiyi katletti.”

Yeni Asya gazetesi: “DİSK mitinginde komünistler birbirini yedi.” gibi tamamen gerçek dışı ve amaçlı, kamuoyunu yanlış yönlendirmeye yönelik haberler yapıldı.

İşte bugün aynı zihniyet devam ediyor. Sanki 1 Mayısta emekçiler, işçiler, devrimciler, demokratlar kan dökecekmiş gibi bir hava yaratılıyor. Ne yazık ki, Hükûmette de böyle bir ön kabul var gibi görüyoruz. Oysa işçilerin, emekçilerin kendi düşüncelerini ifade etmek için kullandıkları sloganları dışında ve taşıdıkları pankartların dışında herhangi bir şiddet uyguladıklarına rastlamıyoruz 1 Mayıslarda. 1 Mayıslarda kendi sınıf çıkarlarını savunmak üzere düşüncelerini dile getiriyorlar. Ne zaman ki polis müdahale ediyor, işte o zaman kan dökülüyor, o zaman insanlar coplanıyorlar.

Müdahalenin olmadığı hiçbir 1 Mayıs’ta emekçiler 1 Mayıs’ı bayram havası dışında kutlama gayreti içinde olmamışlardır. Bu 1 Mayıs’ta da böyle olacaktır. Bakın, DİSK polis sendikalarını davet etti, polisleri davet etti Avrupa’dan; polisler gelecekler 1 Mayıs’a, 1 Mayıs’ı Türkiye emekçileriyle birlikte kutlamaya gelecekler, daveti kabul etmişler. Bizim polisimizin de oraya gelmesini istiyoruz, ama nasıl? Copsuz, biber gazsız ve panzersiz; bayrama, şölene katılmalarını istiyoruz 1 Mayıs’ta.

1 Mayıs’ın önemi: İşçi sınıfı açısından çok önemli. 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması son derece önemli. Geçmişimizle yüzleşmek zorundayız. O gün 1 Mayıs’ta provokasyon yapanlar 1980 askerî darbesinin hazırlıklarını yapanlardı ve şartlar olgunlaşınca darbe yaptılar. Bugün de Türkiye bir darbe tehlikesi yaşamıştır ve darbe belki önlenmiştir ama işin kökü kazınmadıkça bu ülke her an bir darbeyle karşı karşıya kalabilir. Bu tehlikeyle, bu korkuyla yaşayamayız.

Eğer biz 1 Mayıs 1977’nin katillerini, örgütleyicilerini ortaya çıkarmaz isek, eğer biz Susurluk’u ortaya çıkarmaz isek, eğer biz Şemdinli’yi ortaya çıkarmaz, faili meçhul cinayetleri ortaya çıkarmaz isek bu ülke demokrasiye ulaşamaz. Demokrasi ancak geçmişimizle yüzleşmek ve karanlık bütün cinayetleri ve olayları aydınlatmakla mümkündür. Bu da Hükûmetin görevidir, Meclisin desteğini arkasında bulacaktır.

Bakın, 1 Mayıs’ta alanda çok büyük sayıda görevli vardı. 15 emniyet müdürü, 315 emniyet amiri, 3.094 polis, 207 bekçi, 81 motorlu ekip, 9 panzer ve 1 jandarma birliği görev yapmıştı. Ancak, kitleye saldıranlar değil, doğrudan doğruya kitleye bu güvenlik görevlileri müdahale ettiler. O günün belediye başkanı Sayın İsvan coplandı o gün orada. Sayın İsvan mıydı kitleyi kurşunlayan? O gün, 1 Mayısta görevli olan kişi, 1 Mayısın güvenliğini sağlamak üzere görevlendirilen kişi kimdi biliyor musunuz? 1955  6-7 Eylül olaylarına neden olan, Selanik’te Atatürk’ün evini kundaklayan kişi -daha sonra ki adı Oktay Ergin- Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Daire Başkanlığında 1 Mayıs toplantısıyla ilgili önlemlerin alınması ve uygulanmasında görevlendirilmişti. Yani, güvenlik önlemi almak yeterli değil. Gerçekten olayın yaşanmaması için, demokrasiye inanmış, barışa inanmış insanların görevlendirilmesi gerekmektedir.

Zaman yeterli değil. Biz, 1 Mayısla ilgili kanun teklifi vermiştik ancak gündeme gelmemişti. Yine bizim, nevruzun bayram günü ilan edilmesiyle, kabul edilmesiyle ilgili verdiğimiz bir yasa değişikliği önerimiz vardı; o da gündemimize, Meclisimizin gündemine getirilmedi. Bunların bir an önce gündeme getirilmesi ve yasallaşması temennimizdir.

Zaman darlığı nedeniyle… Daha fazla konuşmak mümkün ama zamanım bitti. Diyorum ki: Yaşasın 1 Mayıs…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) - “…” (x)

Saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özçelik.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 354 sıra sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın

1’inci maddesi üzerinde Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 1 Mayıs’ın tarihine baktığımızda 1886’da Chicago’da bayraklaşan ağır çalışma şartlarının ve sürelerinin yeniden düzenlenmesi için başlatılan mücadeleyi görmekteyiz. Bu mücadele, sadece iş saatlerinin düzenlenmesi değil, çalışanların, ezilenlerin, işsizlerin, yoksul halk kesimlerinin ekmek, barış, özgürlük, hak ve onur mücadelesidir. 1 Mayıs bir ideolojinin kavramı değildir. Tüm çalışanların ve dünyanın evrensel ortak bir değeridir. Tüm dünyada “Uluslararası Birlik ve Dayanışma, Mücadele Günü” olarak kutlanmaktadır. Ülkemizde 1 Mayıslar ilk kez 1909’dan itibaren kutlanmaya başlanmıştır. 1 Mayıs, 1923’te resmî “İşçi Bayramı” olarak kutlandı. 1924’te kitlesel kutlamalar yasaklandı. 1935’te “Bahar ve Çiçek Bayramı” oldu, ilk defa ücretsiz tatil günü ilan edildi. 1981 yılına kadar da ülkemizde resmî tatil olarak kutlanıyordu. Ancak, 12 Eylül ihtilal döneminde 1 Mayıs resmî tatil olmaktan çıkarılmıştı.

Değerli arkadaşlarım, hafızalarımızı yoklarsanız yıllardır Türkiye’de 1 Mayıslar kavgayla, endişeyle, korkuyla, kanla, şiddetle anılmıştır. Özellikle, küçük, illegal örgütler 1 Mayıs’ı fırsat bilerek meydanlarda terör estirmektedirler. Anlaşılmaz bir şekilde, bazı örgütler de buna çanak tutmaktadırlar. 1990’lı yıllardan itibaren işçi konfederasyonlarının 1 Mayıs’ı ortak kutlamalarında emeği geçmiş ve bu kutlamalarda aktif görev almış sendikacı kökenli bir arkadaşınız olarak ifade etmeliyim ki 1 Mayıs’a damgasını vuran maalesef hep üzücü olaylar olmuştur. 1977’de 34 kişi, 1996’da 3 kişi, insanımız, çıkan olaylarda hayatını kaybetmiştir. Kaldırım taşlarının söküldüğü, camların ve canların kırıldığı, lalelerin tekmelendiği, trafik lambalarının parçalandığı görüntüler hâlâ hafızalarımızdadır. Geçmişte yaşadığımız acı tecrübeler hepimizce malumdur. Artık bu olumsuzluklara, şiddet görüntülerine son verilmeli, hafızalarımızda yeni bir sayfa açılmalıdır. Sivil toplum kuruluşlarıyla, sendikalarımızla, işçi ve işveren kuruluşlarımızla bu acı tecrübelerin tekrarlanmaması için, hep beraber ortak akılla hareket etmeliyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimizin attığı bu ileri ve olumlu adım, sadece 1 Mayısın resmî tatil ilan edilmesi olarak görülmemelidir. Bu adım, AK PARTİ İktidarında sağlanan açılımların, toplumsal huzura ve barışa getirilen yeni kazanımların devamıdır, demokratikleşmenin, bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesidir. 1980 sonrasında bütün işçi sendikalarının ve konfederasyonlarının her platformda dile getirdiği “1 Mayıs resmî tatil olsun” talebi, dönemin bütün iktidarları tarafından görmezden gelindi ama bunu yine AK PARTİ gündeme taşıdı ve bugün de hep beraber gerçekleştiriyoruz. AK PARTİ, her zaman söylediğimiz gibi değişimi ve dönüşümü takip eden değil, bizzat gerçekleştiren partidir. Biz, ülkemizin geçmişinde ne kadar kara delik ve olumsuz iz varsa onları tek tek gideriyoruz ve siliyoruz. Değişen ve gelişen dünyanın tüm açılımlarını ülkemize kazandırıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, 1 Mayıs, bildiğiniz gibi, geçen yıl Hükümetimizce Emek ve Dayanışma Günü olarak ilan edildi. Bu yıl da Türkiye Büyük Millet Meclisine resmî tatil olması için kanun teklifi verildi. Biz bütün toplumsal kesimlere olduğu gibi çalışanlarımıza da her zaman elimizi uzattık. Çalışanların haklarında önemli ilerlemeler kaydedildi, birçok yasal düzenleme yapıldı.

Hatırlamak istersek bunları: İş Kanunu revize edildi. 1980 öncesindeki hak grevine benzer şekilde, ücretlerini alamayan çalışanlara iş borcunu yerine getirmeme hakkı tanındı. Yine bizim dönemimizde 13,5 katrilyon zorunlu tasarruflar anapara ve nemalarıyla ödendi. Konut edindirme yardımlarında hak sahiplerine şu ana kadar 3 katrilyona yakın geri ödeme yapıldı ve hâlen ödemeler yapılmaya devam ediyor. 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelecek. Çalışma hayatının kronik sorunlarından birisi olan geçici işçiler sorununda 218 bin geçici işçi AK PARTİ ile daimî kadrolarına kavuştu. Bütün bunlar AK PARTİ’nin emekçilere bakışını açıkça, net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Biz hiçbir şeye kayıtsız kalmadık, kalmıyoruz, kalmayacağız. AK PARTİ olarak, Anayasa’nın 2’nci maddesindeki “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” kavramlarının içini doldurmak ve onları hayata geçirmek için çaba sarf ediyoruz. Türkiye elde ettiği kazanımlarını kaybetmeyecek, daha ileri düzeylere taşıyacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde konuştuğumuz düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edildikten sonra emekçilerin tebrik ve teşekkür mesajlarını aldık ancak birtakım çevrelerin de “1 Mayısı aldık, sıra Taksim’de.” yaklaşımları şimdiden ortamı germektedir. Bu tür yaklaşımlar 1 Mayısın barış, kardeşlik ve dayanışma ruhuna aykırı yaklaşımlardır. Biz 1 Mayısın “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması için üzerimize düşeni yapıyoruz, çalışanların taleplerine geçmişte yapıldığı gibi seyirci kalmadık ancak bu konuda konfederasyonlarımızın da yerine getirmeleri gereken görevler vardır. Son yıllarda 1 Mayıs kutlamalarında ciddi gelenekler oluşmaya başlamıştır ancak bu gelenekler bazı girişimlerle birtakım tartışmaları da beraberinde getirmektedir.

1 Mayıs konusunda alan ısrarını anlamlı bulmuyoruz. Çünkü alanlar değil, emek kutsaldır. Kaldı ki Taksim Meydanı hiçbir zaman 1 Mayısa kapatılmamıştır. 1 Mayıs öncesi Taksim Meydanına bütün işçi ve memur konfederasyonu temsilcileri çıkarlar, önce Atatürk Anıtı’na çelenk konur, ondan sonra da Kazancı Yokuşu’ndaki 1 Mayısta hayatını kaybeden işçilerin başına karanfil konulur, anılır.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Onu da mı yasaklayacaksınız!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Dolayısıyla, Sayın Özyürek, 1 Mayısta Taksim alanı kapalı değildir ancak siz ifade ettiniz, dediniz ki: “Taksim’de kutlayalım.” Oysa yetkililerden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) - Eğer yetkililerden alanlara ilişkin bir hacim sorarsanız, öğrenirseniz en büyük alan Kazlıçeşme Alanı’dır, 300 bin metrekaredir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Dağın başıdır.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) - Onun yanı başına baktığınızda Çağlayan Meydanı, “Burada miting mi olur!” dediğiniz yer 180 bin metrekaredir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Orada meydan falan yok.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Taksim Alanı 60 bin metrekaredir.

Eğer geniş katılımlı, hepimizin orada bulunmasını arzu ettiğiniz bir meydan, bir alan istiyorsanız, hepimizi alacak en büyük meydan Kazlıçeşme Alanı’dır. Eğer meydanı böylesine…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – O zaman yılbaşını da orada kutlayın.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Taksim’i niye kapatıyorsunuz?

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Taksim kapalı değil…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İşçilere kapalı.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) -…beraberce 1 Mayıs günü gidelim, karanfilimizi beraber koyalım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – 100 kişiyle!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Sayın Özyürek, ben yirmi yıldır 1 Mayısı Taksim Meydanı’nda kutlayan bir arkadaşınızım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – 100 kişiyle mi?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sembolik ama!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Siz Kazancı Yokuşu’ndaki o hayatını kaybeden işçi arkadaşlarımızın hangisine karanfil götürdünüz? (CHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yapma ya!

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Senin yaşın kadar ben oraya çelenk bıraktım.

BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, lütfen sözlerinizi bağlayınız.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Sayın Özyürek, size soruyorum ben… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, lütfen sözlerinizi bağlayınız.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Ben size soruyorum… Şimdi bakın…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Evet, evet… Ben İstanbul il başkanıydım, o zaman gider oraya karanfil bırakırdım.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hepsine…

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – O zaman Sayın Özyürek…

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika alabilir miyim?

BAŞKAN – Ek bir dakika daha verdim Sayın Tanrıverdi, lütfen tamamlayınız.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Geçen sene neredeydiniz?

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Sayın Özyürek, görülüyor ki Taksim Alanı kapalı değil, karanfilinizi götürebiliyorsunuz, koyabiliyorsunuz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bırak ya! Yapma ya! Sana kapalı değil.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – O hâlde burada başka bir şey yapmaya gerek yok, düşünmeye gerek…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Kitlelere kapalı, sana kapalı değil.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Biz emekçilerin hakkını savunuyoruz, sizin hakkınızı değil.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Şimdi, önemli olan 1 Mayısta mesaj verebilmektir, mesaj.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) - Taksim’de verelim!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Biz bu meydanlarda çok mesaj verdik ama kimse algılamamıştı. İşte şimdi AK PARTİ İktidarı bunu algılıyor, uyguluyor.

Hayırlı olsun diyorum. Sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıverdi.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Kanlı Pazarlarda da verdiniz mesajı vaktiyle!

BAŞKAN – 1’inci madde üzerine şahsı adına Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, bizim Genel Başkan ABD’nin, tarikatların ve cemaatlerin izni ve icazetiyle ısmarlama genel başkan olmamıştır. Bizim Genel Başkan, Hikmetyar’ın dizinin dibinde çökerek, büyüyerek genel başkan olmamıştır. O nedenle, AKP rahatsız olabilir bizim Genel Başkan’dan, siz rahatsızsınız diye, siz istemiyorsunuz diye, Amerika istemiyor diye biz Genel Başkan’ımızı değiştirecek değiliz. Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanının değişmesini bekleyenler avuçlarını yalarlar! (CHP sıralarından alkışlar)

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Ya şimdi ne alakası var bunun? Başkasına niye sataşıyorsunuz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, ben bir konuşmacının konuşma metnini düzelterek konuşmama devam etmek istiyorum: “1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda polisle çatışan işçilerden 34 kişi hayatını kaybetmiştir.” diye bir ifade geçmiştir. Siz de hatırlarsınız ki, 1 Mayıs 1977’de Taksim’de işçilerin polisle çatışması değil, orada yapılan bir provokasyon sonucu işçilerin paniklemesiyle, o kalabalığın paniklemesiyle ezilerek insanlar ölmüştür, işçilerle polisin çatışması söz konusu değildir.

AKP’nin sözcüsü, dedi ki: “1 Mayısta Taksim Meydanının emekçilere açılmasını savunacağımıza, gelin 1 Mayıs 1977’deki katliamı yapanların üzerine gidelim.” Ben bu Meclis kürsüsünde de defalarca söyledim, 1 Mayıs 1977 katliamının üzerine gidin dedim. Şimdi, 1 Mayısta Taksim Meydanı’nın emekçilere açılmasını istemek, 1 Mayıs 1977 katliamını yapanların üzerine gidilmesine engel midir değerli arkadaşlarım?

AKP sözcülerinin konuşmalarından anladığımıza göre hâlâ şu anlayıştan vazgeçmiş değiller: Hâlâ kendilerinin lütfettiğini ve işçilere 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kendilerinin bir lütfu olarak verdiklerini söyleyip duruyorlar. Oysa, kendilerinin de sendikacı olduğunu söyleyen arkadaşlarımız, dünya toplum tarihinin ezenler ve ezilenlerin mücadelesi olduğunu çok iyi bilirler ve hak verilmez, hak alınır. Siz lütfetmiyorsunuz, dünya işçi sınıfı bunu canıyla aldı, Türkiye işçi sınıfı da yüz yıldır mücadelesi sonucunda, artık, o mücadelenin elde ettiği başarıyı kazanmanın mutluluğunu yaşıyor. Bugün, işçi sınıfının, Türkiye işçi sınıfının verdiği mücadele sonucunda bu haklarını elde etmişlerdir. Türkiye'de ilk defa 1909 yılında kutlanmıştır 1 Mayıs, yüz yaşındadır bu 2009’un 1 Mayısında.

Değerli arkadaşlarım, burada yine ben teknik bazı şeyler söylemek istiyorum. Şimdi, ısrarla bu 1 Mayısta Taksim Meydanı’nın açılmasına karşı olan dar bir kesim ideolojik dayatmayla aslında olaya bakıyor, 1 Mayısın açılmaması için çeşitli bahaneler ileri sürüyorlar. Bunlardan bir tanesi, Taksim Meydanı’nın büyüklük olarak mitinge elverişli olmamasıymış; diğeri ise Taksim Meydanı turizm merkeziymiş, miting yapılamazmış. Bir kere, bu miting falan değil, bunu Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında değerlendirmek doğru değildir. Bu, 1 Mayıs, uluslararası, işçilerin dayanışma, birlik, beraberlik ve mücadele günüdür. Nasıl diğer bayramlar istenildiği tarzda buralarda kutlanabiliyor ise, işçiler de bu dayanışma gününü pekâlâ özgürce burada kutlamadırlar. Buradaki bütün telaş, bütün kaygı, bu toplantıların özgürce yapılamayacağı kaygısından kaynaklanmaktadır. Şimdi, burada, öteden beri, olay çıkacağı konusunda iktidarın bakanı felaket tellallığı yapıyor, iktidar partisi felaket tellallığı yapıyor. Hükûmetin görevi felaket tellallığı yapmak değildir. İktidarın görevi, olay çıkacak diye insanların haklarını kullanmasını engellemek değildir, özgürce bunun kutlanması için gereğini yapmaktır, gereğini sağlamaktır.

Burada, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının İstanbul Metropoliten Planlama Bürosuna yaptırdığı “İstanbul Çevre Düzeni Planı” var, bu planda İstanbul’un meydanları işaretlenmiştir. Burada benden önce konuşan AKP sözcüsü arkadaşımız, Şişli’deki meydanın en büyük meydan olduğunu, Taksim’in 2 katı olduğunu söylemiştir. Oysa, bu elimizdeki raporda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan raporda, Taksim Meydanı, Kadıköy Meydanı ve Çağlayan Meydanı kıyaslanmıştır. Taksim Meydanı 58 bin metrekaredir, oysa Çağlayan Meydanı 15 bin metrekaredir; bu, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yaptırdığıdır ve bu raporda hem güvenlik bakımından hem ulaşım bakımından hem teknik bakımdan hem de büyüklük bakımından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – … Taksim Meydanı’nın en uygun meydan olduğu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün kutlanacağı en uygun alan olduğu belirtilmektedir.

Bu meydanlar, alanlar yolların, salt yolların kesişmesinden meydana gelen yerler değildir. Bu meydanların geçmiş tarihindeki anılar vardır. Meydanlar o anılarıyla birlikte değerlendirilir, o anılarıyla birlikte anlam kazanırlar. Meydanların güzelliği, ulaşımı, çevresi elbette önemlidir ama tarihin, toplumun ona kattığı değer hepsinden daha da önemlidir. Bugün tüm dünyada meydanlar insanların protestolarını, sevinçlerini, acılarını haykırdıkları toplu buluşma alanlarıdır. Acı günlerinde ağıt yakarlar. Sevinçlerinde türkü söylerler, halay çekerler. 1 Mayıs denilince Taksim anlaşılır, Taksim Meydanı anlaşılır. Taksim Meydanı’nın Türkiye işçi sınıfı için çok özel bir anlamı vardır. Orada, Taksim’de işçiler 37 tane şehit vermişlerdir. Bu mücadele ve dayanışma gününün Taksim’de kutlanılmasından korkulacak hiçbir şey yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Bakın, Nasreddin Hoca’nın deyimiyle eşeği yanlış yerde aramamak lazım. Bu korkunun sebebi oraya katılan işçiler değildir. O dayanışma gününde orada toplanan insanlar değildir. Bunun sebebinin kim olduğunu herkes biliyor. Şimdi toplumda yapılması gereken bir geniş uzlaşıyla… Bir de kendisine “Demokratım ve özgürlüklerin savunucusuyum.” diyen AKP döneminde Taksim Meydanı kapatılarak 1 Mayıs uluslararası dayanışma günü kutlanılamaz değerli arkadaşlarım. O nedenle 1 Mayısa korkusuzca gitmemiz lazım.

Ben Sayın Çalışma Bakanımıza, Sayın Başbakanımıza, AKP’li milletvekili arkadaşlarımıza 1 Mayısta Taksim Meydanı’nda hep beraber bu işçi sınıfının uluslararası dayanışma, birlik ve mücadele gününü beraber kutlayalım diyorum. Yaşasın 1 Mayıs diyorum. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

1’inci madde üzerinde şahsı adına İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç.

Buyurunuz Sayın Domaç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;          1 Mayısın Emek ve Dayanışma Günü adıyla tatil günü olarak düzenlenmesini sağlayacak kanun tasarısının 1’inci maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyor, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başbakana, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımıza, Bakanlar Kurulu üyelerine, AK PARTİ Grubuna, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna, Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna, Demokratik Toplum Partisi Grubuna, tek tek milletvekillerimize, işçilerimizin temsilcisi sendikalarımıza 1 Mayısın Emek ve Dayanışma Günü, kısaca işçi bayramı olarak kutlanmasına sundukları katkılar için teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, sanayileşmiş ülkelerde 19’uncu yüzyılda çalışma saatleri gün ışığıyla başlama esasına göre belirleniyordu ve işçiler yaklaşık yaz aylarında on sekiz, kış aylarında on beş saat çalışıyorlardı. Bu nedenle, sekiz saat iş gücü talebi kapitalizmin geliştiği her ülkede yükseldi ve “sekiz saat çalışma, sekiz saat sosyal hayat, sekiz saat dinlenme ve uyku” sloganı Avustralyalı işçiler tarafından hayata geçirildi, talep edildi ve 1856 yılında Avustralya’da gerçekleştirildi.

Saat hareketi Amerika Birleşik Devletleri’nde yığınsal bir harekete döndü. 1886 yılında, Ulusal Emek Birliği Kuruluşu bunu karar altına aldı. Hak arama süreçleri kolay olmadı. Ölümlerle sonuçlanan acı olaylar gerçekleşti. Emeğin dünya dayanışması geliştirildi ve 1 Mayıs, 1889 yılında işçilerin, emekçilerin birlik, mücadele, dayanışma günü olarak belirlendi, insanlık tarihinin önemli günlerinden biri olarak ülkelerin, toplumların hafızalarına kaydedildi.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde de 1 Mayıs yasaklarla dolu bir geçmişe sahip, acı olayların, ölümlerin gerçekleştiği bir mücadele süreci. 1 Mayıs bahar bayramlarından yola çıkarak kutlamalar 1923-1975 yılları arasında doğru düzgün gerçekleştirilemedi. 1977 yılında bizim de o topluluğun içinde bulunduğumuz, failleri henüz bulunamayan acı ölümlerin yaşandığı yıllarla yüzleşmek durumundayız. Bu yüzleşmeyi hep birlikte yapmalıyız, toplumun bütün kesimleri yapmalı herhangi bir kesimini ayırmadan. Demokrasiye ve insan onuruna olan inancımız ise bu felaketler karşısında her gün daha pekişiyor. Bu inançla geliştiğimizi, değiştiğimizi ve insana daha fazla değer vermeyi öğrendiğimizi düşünüyorum hep birlikte.

12 Eylül 1980 darbesi 1 mayısı ortadan kaldırdı. Yani bizi yüz yıl geri taşıdı, yüz yıl. Belleklere işlenmiş, nesilden nesile geçen mücadele, dayanışma, birlik duygusunu yok etmek olanaksızdı çünkü o genetik bir özellik hâline dönüşmüştü. Tabii ki işçiler, sendikalar durmadılar, mücadele ettiler, acı çektiler ama her zaman vardılar, var olacaklarını da gösterdiler.

Sayın milletvekilleri, yirmi dokuz yıl aradan sonra bugün 1 Mayısı emeğin ve dayanışmanın günü olarak tatil yapmak için çaba harcıyoruz. Bunun için işçi bayramının yalnızca işçilerin değil, barışın, kardeşliğin, tüm yurttaşların bayramı olmasıdır buradaki çabamız çünkü üretim, emek tek tek bireylere yönelen, paylaşılan bir olgudur. 1 Mayıs işçi bayramının doğuracağı coşku ve kıvanç herkesçe paylaşıldığı oranda artacaktır. 1 Mayıs sevinci, dayanışmayı, paylaşma coşkusunu, erinci kendisinde saklı tutulmaktadır. Ülkemizin sınırları dışında tüm emekçilere bir selam gönderiyor, böylece dünyada barış istendiği kararlı bir şekilde haykırılıyor. Onun için, 1 Mayısta omuz omuza olmayı, geleceğe ait ideallerimizin daha bir yeşermesi için, yansıtılması için, paylaşmayı, dostluk duygularını geliştirmemiz gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MEHMET DOMAÇ (Devamla) – 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün resmî tatil olarak kutlanacak olmasının kıvancı ve sevgisiyle saygılar sunuyorum, hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Domaç.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz.

On dakika süremiz var, beş dakikasını sorulara ayıracağım, beş dakika dolduğu zaman sorulara son vereceğim.

Sayın Genç, buyurunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, bugün televizyonlarda bir yayın yapılıyor. Sayın Bakan, 500 bin kişi geçici işçi alacağını deklare etmiş. Zaten aslında bu ekonomik krizde 500 bin değil belki 1 milyon insan almak lazım. Bu doğru mudur? Alınacaksa, bunları hiç olmazsa ağaç dikmede ve taşlı arazilerin temizlemesinde kullanmayı düşünüyorlar mı?

1 Mayısın kabulü elbette ki olumludur, resmî tatil günü olarak kabul edilmesi. Ama, AKP yedi yıldır iktidardadır, yedi yıl sonra mı aklı başına geldi? Keşke daha önceden de bunu getirseydi, bu iş daha da kutlanacak bir durum olacaktı. Ayrıca, AKP İktidarı zamanında sendikacılık öldürüldü yani KİT’ler özelleştirildi, işte, devletin resmî kurumlarındaki işçi kanalıyla görülmesi gereken işler, temizlik işçisi ve güvenlik görevlisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yedi senedir iktidardasınız, her 1 Mayıs gelişinde iktidar ile işçi ve emekçi kesim temsilcileri arasında izin ve meydan krizi yaşanıyor. Demin kürsüde yapılan konuşmalar da bunu ortaya koyuyor. Şunu sormak istiyoruz gerçekten: AKP’nin agorafobi hastalığı mı var? Yani, meydan fobisi hastalığına mı yakalandı? Yani yedi sene sonra ilk defa ortak bir önerge veriyoruz 1 Mayıs İşçi Bayramı’nın yasallaşması için ve bayramların kutlanması biçimi mitingler gibi değil siyasi partilerin. Mitinglere emniyet müdürleri, valiler yer gösterebilir. Ama bayram olduktan sonra artık bu değişimi AKP’nin de görüp bu hastalığı aşması gerekiyor. Bunun zamanı geldi. Toplumsal barış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Sayın Üçer…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Söz hakkı için teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanın az evvelki söylemine bağlı olarak… Sendikal hakların AKP Hükûmeti süresince genişlediğini ifade etti ve buna karşılık olarak, altı yıllık iktidarınız süresince sadece sendikal faaliyetler yürüttükleri için acaba kaç sendika yöneticisi ya da sendika şube başkanı, sendika şube temsilcisi gözaltına alındı? Kaç sendikanın iş yeri binası güvenlik güçlerince basıldı? Sendika üyesi olup sendika yöneticiliği yapan kaç kişi görevinden alındı ya da görev yeri kendi isteği dışında değiştirildi, yani sürgün edildi? Bunları yanıtlarsa söylediğinin haklı ya da haksız olduğunu değerlendirme şansımız var.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Üçer.

Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ben sorumu aslında İçişleri Bakanımıza soracaktım ama kendisi yok, sanıyorum Komisyon Başkanımız yanıtlayabilir.

Şimdi, dün sanıyorum basında da yer almıştı, geçen yıl Taksim’de hiç istemediğimiz görüntüler oldu. Polis memurlarımızın -hatta az önce Rıza Bey de belirtti- pastanede oturan bir vatandaşa tokat attığını biliyoruz. Bunları önlemek üzere, İçişleri Bakanlığı, Çevik Kuvvet polis memurlarının kasklarına numaralandırma işleminin yapılacağını söylemişti. Dün sanıyorum basında yer aldı, İstanbul, Diyarbakır gibi çok büyük iller de dâhil olmak üzere otuza yakın ilde bu uygulamanın henüz başlamayacağı, yapılamadığı belirtildi. Şimdi anlaşılıyor ki on gün sonraki 1 Mayısta Taksim ile ilgili olarak bu olayların tekrar çıkması muhtemeldir.

Benim sormak istediğim şu: Aradan bir yıl geçti, niçin İstanbul, Diyarbakır ve diğer otuza yakın illerde bu uygulamayı İçişleri Bakanlığı başlatmadı? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dibek.

Sayın Kafkas…

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanıma bir soru sormak istiyorum.

Biraz önce bir değerlendirme yaparken kimi partilerde seçim sonrasında liderlik tartışmalarının olabileceğini söylerken acaba hangi partinin liderine hakaret ettik ki bir arkadaşımız çıkıp burada partimizin Genel Başkanı ve Başbakanımıza haddini aşan ifadeler kullandı? Biz mi duymadık, yoksa bu arkadaşımız hadsizlik mi yaptı?

Bir de bir arkadaşımız kırmızı karanfillerin birilerinin eline yakışıp yakışmadığını sordu. “Acaba kırmızı karanfili bile ortak, birlikte sevemiyorsak burada bir sevgisizlik yok mu?” diye sormak istiyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bakana mı soruyorsunuz bunu?

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Bakan nereden bilecek?

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Bakan konuşurken yoktunuz herhâlde.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kafkas.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Efendim, teşekkür ederim.

Öncelikle tabii önemli bir gündem maddesi. Yıllarca beklediğimiz bir gündem maddesini görüşüyoruz. Burada konuya bağlı kalınması…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Nereden çıkarıyorsunuz siz, nereden çıkarıyorsunuz? Adını ben ağzıma almadım ki. Tutanak orada. Nereden çıkardınız? Niye alınıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olunuz.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – …son derece önemli.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Alınacak ne var? Tutanak orada.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Çünkü 1 Mayısı konuşuyoruz, 1 Mayısın dışında birçok şeyler burada gündeme geliyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Siz getirdiniz Sayın Bakanım, siz getirdiniz!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Hayır efendim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Siz getirdiniz! Bizim Genel Başkanımızı siz getirdiniz!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Bakınız, söylenen…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Tutanaklar orada.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Bakınız, ben size şunu söyleyeyim: Siz Genel Başkanınızdan tabii ki memnunsunuz. Doğrusu biz de memnunuz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Siz niye getiriyorsunuz? Size ne bizim Genel Başkanımızdan!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Biz de memnunuz efendim, bir şey yok.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Tam bir demagoji! Gecenin bu saatinde bir bakana yakışıyor mu bu!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Yani demagoji değil. Bizim bir memnuniyetsizliğimiz söz konusu değil fakat burada ifade edilen konu, yok “47 alırken bilmem şuraya indiniz, bundan dolayı mı getirdiniz?” gibi yakışıksız ifadeler kullanılıyor. Bu anlamda söylediğimiz bir şey.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bir bakana yakışıyor mu!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Siz niye getiriyorsunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Tabii ki bu cümleyi ifade ederken, doğrusu seçimlerden sonra bazı genel başkanlar da siyasetten ayrıldılar veya istifa ettiler.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yüzde 39 oy almadınız mı?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Burada bu soru üzerine verdiğimiz cevap çerçevesinde de gerçekten bu sorunun muhatabı olmayan ve bu kadar önemli bir gündemi takip eden Sayın Bahçeli’ye de ben gerçekten çok teşekkür ediyorum, çünkü önemli gündem maddesini görüşüyoruz ve muhatap, soruyu soran muhataba dönük ifademiz biraz daha genelleme şeklinde anlaşıldıysa bu konuda tavzihini ifade etmek için söylüyorum, yoksa bizzat bu soruyu soran arkadaşıma dönük bir cevap idi çünkü… O da şu: Seçimlerden sonra dikkat ederseniz günlerce partinizle ilgili değerlendirme yapıldı medyada. Buna yanlış diyebilir misiniz? Yani, bunu,  böyle bir şeyi…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Ne alakası var bunun konuyla?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) –  Böyle bir şeyi sorup da bize bu…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Size ne! Size ne!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) –   Bizi ilgilendirmiyor ve Genel Başkanınıza da memnuniyetimizi ifade  ediyoruz. 

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Siz kendi işinize bakın! Kendi işini yaptın da CHP mi kaldı?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) –  Şimdi, sayın bir milletvekilimizin sorusu: “500 bin geçici işçiyi nasıl alacaksınız? Nedir?” şeklinde. Bu konuyla ilgili tabii bu küresel krizin yansımaları neticesinde işsizlikle ilgili ciddi sorunlar var talep daralmasından kaynaklanan,  iç talep, dış talep daralmasından dolayı yaşadığımız sorunlar var. Bununla ilgili… Kriz tabii geçici. Geçici önlemler alıyoruz, vergi indirimleri, ÖTV, KDV indirimleri gibi bazı düzenlemelerimiz var. Yine işsizliğin önlenmesi konusunda da geçici bazı önlemler üzerinde çalıştığımız anlamında medyaya verdiğimiz bir demeçtir. Özellikle toplum yararına işlerle ilgili olarak yaygın bir şekilde seksen bir ilde altı aylık süre veya üç aylık süre veya bir yıllık süre içerisinde çok yaygın bir istihdamı gerçekleştirme imkânımız olduğu gibi mesleki eğitimi de yaygınlaştırarak şu anda yılda 100 bin kişiyi mesleki eğitime tabi tutmayı, kapsamı daha da genişleterek 300 bin kişiye çıkarma hedeflerimiz var. Böylece 1 milyona yakın vatandaşımızın gerek meslek edinme, bir mesleki formasyona kavuşma gerekse belli süreli toplum yararına işlerde istihdamı konusundaki çalışmamıza dönük medyanın soruları karşısında verdiğim cevap idi.

Bir diğer soru ise: Sendikal hakların genişlemesi veya daraltılmasıyla ilgili ben burada bir ifade kullanmadım. Sendikal mevzuatın, 12 Eylül döneminde çıkan bir mevzuat olduğunu, bu konuda AB ve ILO normları çerçevesinde bu yasanın değişmesi gerektiği konusunda bir irade var. Bu iradeyi hep birlikte Parlamentoda, komisyonlarda bu iradeyi ortaya koyduk ve yasayı Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdık. Bu 2821 ve 22’yle ilgili düzenlemeyi gerçekleştirdiğimiz an bu konuda elde edilmesi gereken haklar elde edilmiş olacak anlamında bir şeyler söylemeye çalıştım.

Efendim, sendikal faaliyetlerinden dolayı herhangi baskı veya tutuklama veya gözetim altına alınma diye bize iletilen bir şey söz konusu değil fakat illegal faaliyetler neticesinde…

SIRRI SAKIK (Muş) – 4 tane KESK şube başkanı tutuluyor. 

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Bakınız, yani yasalara aykırı bir tutum neticesinde bir durum söz konusu ise sendikacı da olsanız kim olursanız olun yasalara karşı bir tutumunuz söz konusu ise o ayrı bir olaydır. Bu konuda da hukuka hepimizin saygılı olması gerekiyor.

İçişleri Bakanımızla ilgili bir soru tevcih edildi. Sayın Bakanımız tabii burada olmadıkları için o konuda ben bir değerlendirme yapmayı uygun bulmuyorum.

1 Mayıs huzur içerisinde, barış içerisinde kutlansın temennisinde bulunuyoruz. Taksim’e, az önce arkadaşlarımız da ifade ettiler, hep beraber de gidebiliriz, çiçeklerimizi de koyabiliriz, geçmişin anılmasıyla ilgili bir tablo söz konusu ise hep birlikte bunu gerçekleştirebiliriz ama meydanla ilgili, miting alanıyla ilgili veya büyük kitlesel toplantıyla ilgili tabii ki ilgili ve yetkililerin alacağı karara da hepimizin saygılı olması gerektiğini ifade ediyorum.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelik.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yetkililer kim? Vali, Hükûmetin emrinde memurlar.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, sormuş olduğumuz sorulara… 

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Efendim, biz Çalışma Bakanı olarak çalışma hayatındaki sorunları… 

BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri, bir dakika…

Şimdi, sizin sözünüz bitti Sayın Bakan, bir arkadaşımız bir talepte bulunuyor.

Buyurunuz.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Milletvekillerinin sorusunu hükûmet sözcüsü olan sayın bakanların cevaplaması İç Tüzük esasına dayalıdır ve Sayın Bakanların da kamuoyunu doğru bilgilendirme sorumluluğu vardır. Bu anlamda sormuş olduğumuz soruya kendi mecrasından saptırılarak, başka bir yöne çekilerek cevap verildiği için…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, soru sordu…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Ben sormuş olduğum soruya net cevap istiyorum. O zaman sorumu şu şekilde soruyorum: En son Ağrı Eğitim-Sen İl Başkanı hangi hukuki gerekçelerle göz altına alındı ve o zaman denildiği şekilde gözaltına alınan ya da yasal prosedüre tabi tutulan sendika yöneticilerinin hangi hukuki gerekçelerle gözaltına alındığını söyleyebilir mi?

BAŞKAN – Sayın Üçer, sorunuza tam yanıt alamadığınızı söylüyorsunuz, doğru mu anlıyorum?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Evet.

BAŞKAN – Sayın Bakan, bu sorunun tam yanıtını verebiliyorsanız lütfen şimdi veriniz, yoksa yazılı olarak veriniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Böyle bir usul yok!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok!

BAŞKAN – Buyurunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Şimdi, Sayın Başkan, sendikal faaliyetler yasal zemin faaliyetleridir. İlgili yasalar çerçevesinde sendikalar kurulur ve faaliyetlerini icra ederler. Bu çerçevede bize intikal etmiş olan bir durum söz konusu değil, bir olumsuz durum söz konusu değil. Ama yasalara aykırı bir durum var ise tabii ki ilgili merciler bununla ilgili değerlendirmeyi yapacaklardır. Eğer suçsuzluk söz konusu ise yine ilgili adli merciler kararını vereceklerdir. Eğer sendika, yasaların hükümleri çerçevesinin dışında bir faaliyet söz konusu ise illegal bir faaliyet söz konusu ise de onunla ilgili de değerlendirmeyi hep beraber göreceğiz. Ama ben Çalışma Bakanlığına bugüne kadar sendikal faaliyetinden dolayı gözetim altına alınan, tutuklanan bir sendikacının bize intikal etmediğini söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelik.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Hangi hukuki gerekçelerle gözaltına alındı?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerindeki…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Eğitim-Sen Başkanı hangi gerekçelerle gözaltına alındı?

BAŞKAN – Sayın Üçer, böyle bir usul yok. Sorunuzu sordunuz, Sayın Bakan cevap verdi. Eğer cevap uygun gelmiyorsa tekrar yazılı olarak yineleyin, gerekli cevabı tekrar alırsınız.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Şimdi 1’inci madde üzerinde konuşmalar tamamlandı ve 1’inci madde üzerinde üç önerge var.

Önergeler aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım ve istemleri hâlinde ayrı ayrı söz vereceğim.

Şimdi önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

354 S. Sayılı Kanun Tasarısının 1. Maddesinde geçen “ve 1 Mayıs günü” ibaresinin “1 Mayıs günü ve 21 Mart günü” olarak değiştirilmesini; C bendinde geçen “1 Mayıs günü Emek ve Dayanışma Günü” ibaresinden sonra “ve 21 Mart Nevruz Günü” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

                   Oktay Vural                                        Atila Kaya                                      M.Akif Paksoy

                        İzmir                                              İstanbul                                            K. Maraş

                  Hasan Çalış                                       Akif Akkuş                                  Ahmet Duran Bulut

                    Karaman                                            Mersin                                             Balıkesir

                                                                                                                                                                                                    

 

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 354 s. sayılı yasa tasarısının 1. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                          Mustafa Özyürek                                    Atila Emek

                      Malatya                                            İstanbul                                             Antalya

                Hüseyin Ünsal                                  Bayram Meral                                     Sacid Yıldız

                     Amasya                                            İstanbul                                            İstanbul

Madde: 1- 17.3.1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunun 2. maddesinin birinci fıkrasına, bu fıkrada geçen "yılbaşı günü" ibarelerinden sonra "1 Mayıs günü ve 21 Mart nevruz günü" ibaresi eklenmiş ve birinci fıkranın (C) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"C) 1 Ocak günü yılbaşı, 1 Mayıs günü Emek ve Dayanışma Günü ve 21 Mart Nevruz günü tatilidir."

 

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 354 s. sayılı kanun tasarısının 1. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Selahattin Demirtaş                                Akın Birdal                                       Nuri Yaman

                    Diyarbakır                                         Diyarbakır                                              Muş

               Fatma Kurtulan                                    Sırrı Sakık

                         Van                                                   Muş

Madde 1: 17.3.1981 tarihli 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasına, bu fıkrada geçen "yılbaşı günü" ibarelerinden sonra "1 Mayıs günü ve 21 Mart Nevruz Günü" ibaresi eklenmiş ve birinci fıkranın (C) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"C) 1 Ocak günü yılbaşı, 1 Mayıs günü Emek ve Dayanışma Günü ve 21 Mart Nevruz Günü tatilidir."

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Şimdi gerekçeler mi yoksa…

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe okunsun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Söz istiyorum Sayın Başkan.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Söz istiyoruz Sayın Başkan, ben konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özyürek. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; önergemiz hakkında söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlarım.

Konuşmamda da ifade ettiğim gibi Nevruz’un da biz tatil olmasını ve bütün Türkiye coğrafyasında coşkuyla kutlanmasını istiyoruz, o nedenle de bu önergeyi vermiş bulunuyoruz.

Şimdi, 1 Mayısı tatil ve bayram ilan etmek suretiyle emekçilerin, işçilerin yıllardır devam eden bir taleplerine cevap vermiş oluyoruz.

Nevruz için de yurdumuzun pek çok bölgesinde fiilen kutlanan, diğer bazı ülkelerde de kutlanan bugünün de tatil ve bayram olmasını istiyoruz, bu nedenle bu önergeyi vermiş bulunuyoruz.

Burada deminden beri AKP’nin ne kadar özgürlükçü, halkın taleplerine ne kadar duyarlı olduğuna dair güzel konuşmalar dinledik. Bu konuşmaların bir gereği olarak arkadaşlarımızın bu önergemize sahip çıkacaklarını, kabul edeceklerini umuyorum ve bekliyorum.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce burada konuşulurken, bir polemik açmak için söylemiyorum ama arkadaşlarımızın, özellikle AKP sözcülerinin laleye karşı, lale çiçeğine karşı çok duyarlı olduklarını gördük, bundan çok mutlu olduk, memnun olduk. Çiçeklere, böceklere, hayvanlara karşı da sevgi göstermek, sempati duymak güzeldir ama geçen yıl 1 Mayısta biber gazı sıkılan, coplanan insanlara da aynı saygıyı, aynı sevgiyi göstermek gerekmez mi? (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, Tuzla’da hayatını kaybeden, peş peşe hayatını kaybeden insanlara da aynı saygıyı göstermek gerekmez mi değerli arkadaşlarım?

Şimdi öyle bir hava estiriliyor ki burada, tamam kardeşim biz size, emekçilere bayram tatilini verdik, bir de Taksim Meydanı talebi nereden geliyor havası esiyor. Değerli arkadaşlarım, bunlar birbirinin ayrılmaz parçaları. (AKP sıralarından “Olur mu öyle şey?” sesleri)  Tabii, tabii, yıllardır, yıllardır, otuz yıldır Türkiye’de -arkadaşlarım eğer emek dünyasının taleplerini, sendikaların taleplerini izleme fırsatı bulmuşlarsa- 1 Mayısın Taksim’de kutlanması talebi vardır, bunun mücadelesi vardır. Bu mücadelenin sadece bayram kısmını, tatil kısmını görüp diğer esas kısmını, Taksim’de kutlanmasını görmezden gelmek bütünüyle ideolojik bir takıntıdır. Bu ideolojik takıntıdan kurtarın kendinizi, bu talebi kabul edin, geliniz, hep beraber işçiler, memurlar, emekçiler bugünü coşkuyla kutlasınlar diyorum. (AK Parti sıralarından gürültüler) İdeolojik takıntıdır sizin Taksim’e karşıtlığınız. Bunun başka hiçbir anlamı yoktur. Ama geçen yıl bu tartışmalar gündeme geldiğinde Sayın Başbakan demişti ki “Ayaklar baş olursa elbette o ülkeyi yönetemezsiniz.” demişti. Ayakların baş olması meselesi değil, ayakların da özgürlüğünün, ayakların da haklarının korunması, verilmesi, onların haklarına saygı gösterilmesi meselesidir. Bizim talebimiz budur.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ayak değil, ayak!

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Ne ayağı? Neden bahsediyorsunuz? Ayak ne?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan; eğer demagoji yapacaksak burada, biz alasını yaparız.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Başlayalım isterseniz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Ama gecenin bu saatinde hem görüşmekte olduğumuz kanuna, bunun  bir an önce yasalaşmasına saygımız nedeniyle susuyoruz ama size de bir partinin iç işiyle, bir partinin lideriyle ilgili değerlendirme yapmak yakışmıyor. Bu sizin konunuz değil. Siz, meydanlarda herkes eteğindeki taşı döktü, herkes boyunun ölçüsünü aldı, oturun onu değerlendirin, onun bunun işiyle meşgul olmayın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Boyunuzun ölçüsü ne kadar? Boyunuzun ölçüsünü söyleyin!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özyürek.

Sayın Demirtaş, buyurunuz. (DTP sıralarından alkışlar)

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında 1 Mayısla ilgili olarak iktidar grubunun değerli sözcülerinin yapmış oldukları gerçekten de demokratik açılımlara, demokrasiye ne kadar saygı duyduklarına ve bu konuda açılımlara devam edeceklerine dair bu umut veren söylemleri üzerine “Niye olmasın?” dedik. Acaba, bu kadar demokrasi havası eserken neden 1 Mayısın yanına da “nevroz” eklenmiş olmasın? İki sendromdan birlikte kurtulmuş oluruz.

Bu ülkede yıllardır iki sendrom vardı: 1 Mayıs sendromu, “nevroz” sendromu. Yıllardır “nevroz” bu ülkede izinli kutlanıyor, geçen yıl ve ondan önceki yıl bazı kentlerde maalesef ki İstanbul 1 Mayısına benzer talihsiz olaylar yaşandı, hatta Van’da, Yüksekova’da sivil yurttaşlarımız bu müdahalelerde yaşamını yitirdi. Madem bu kadar demokrasi heveslisiyiz, madem açılımlar, Avrupa Birliği süreci, AKP Hükûmeti demokrasi konusunda bu kadar büyük bir hevesle çalışmalarını yürütüyor; binlerce yıldır Orta Asya’da, Orta Doğu’da değişik halkların kutladığı, Türkiye'de de yıllardır kutlanan “Nevroz” Bayramı’nı da resmî tatil ilan edelim ve hep birlikte bu bayrama sahip çıkalım, bu bayramın anlamına, bu bayramın önemine binaen bunu da kardeşlik içerisinde, barış içerisinde hep birlikte kutlayalım. Yoksa 1 Mayısta demokrat olup “nevroz”da eğer yasaklamaya veya “nevroz”u tanımamaya devam edeceksek, yarım demokratlık olmaz. Demokrasi ya tam bir inanışla tümüyle yürekten sahiplenilir ya da burada öyle demokrasi nutukları atmakla olmaz.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, mademki seçim sonrasında 1 Mayısın tatil olması konusunda halktan bir mesaj aldınız, emekçilerden bir mesaj aldınız, aynı mesajı “nevroz” konusunda da almış olmanız gerekir, bu mesajı da eğer doğru okursanız bu değişiklik önergelerinin desteklenmesi gerekir.

Biz, bu umutla, bu beklentiyle, sizlerin bu demokrasi anlayışına güvenerek önergemizi destekleyeceğinizi umut ediyor, bekliyoruz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Demirtaş.

Sayın Oktay Vural ve arkadaşları tarafından verilen önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Bilindiği gibi milletleri yaşatan, millet hayatını devamlı kılan ve “tarih sahnesinde ben de varım” dedirten en önemli temel dinamik kültürdür.

Bunun içindir ki, milletimizi her türlü kültür emperyalizmine karşı korumak isteyen Mustafa Kemal Atatürk, yaptığı bir konuşmada “Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak, evvela bizim kendi benliğimize ve milletimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün ef’al ve hareketimizle gösterelim. Bilelim ki; millî benliğini bulamayan milletler başka milletlerin esiridir,” diyerek millî kültür hayatımıza sahip çıkmanın hayati derecedeki önemine değinmiştir.

Demek ki, bir millet varsa, bir kültür, bir tarih olacaktır. Tarihini ve kültürünü yaşatamayan milletlerin ömrü az olur.

Şayet kültür; geçmiş nesillerin, sonrakilere miras bıraktıkları bir millî-manevi değerler ve kavrayışlar bütünüyse, bir millete ait hayat biçimi ve asırların süzgecinden geçerek yaşanılan çağa kadar intikal etmiş bir zenginliklerin ifadesi ise; bizim de kendi kültürümüzü yaşatma mecburiyetimiz vardır.

Çünkü Millî Kültürümüzün yaratacağı her türlü güçlü fikir ve mefkûreler bize kazandıracağı millî şahsiyet ve hassasiyetle ayakta kalır ve mutlu oluruz.

Bu vesileyle hem millet gerçeğimize ihanet olan her türlü kopyacılık ve taklitçilikten kurtuluruz, hem de gelişmek ve mutlu olmak sırrını kendi kültür dünyamızda buluruz. Bu aynı zamanda şerefli yaşamanın da vazgeçilmez şartıdır.

İşte bu güzelliklerden birisi de Nevruz Bayramıdır.

Temelinde sevgiyi, güzelliği, dayanışmayı, baharın gelişini ve binlerce yıllık vazgeçilmez âdetlerimizi, gelenek ve göreneklerimizi yaşatan Nevruz Bayramının bir günlük resmî bayram olarak kutlanması milletimizi sevindirecektir.

Aynı zamanda bu kabul -kadim Türk bayramını bahane ederek ülkemizi kan ve gözyaşına boğmak isteyenlerin de hain emellerine dur- diyecektir.

Tüm Türk Cumhuriyetlerinde resmî bayram olarak kutlanan bu müstesna günün bizde de resmî bayram ilan edilmesi; ortak bir geçmişin ortak yaşanacak bir geleceğe öncülük etmesine de hizmet edecektir. Bu sebeple dili, tarihî, tüm maddi ve manevi kıymet hükümleri bir olan büyük bir milletin sevinçleri, bayramları da bir ve ortak olmalıdır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Dikkate alacağım.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı vardır; kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni geçici madde eklenmesini isteyen bir önerge vardır.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 354 sıra sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun Tasarısı’na 1 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Geçici Madde - 1 Mayıs 2009 tarihinde kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılması kararlaştırılan iş ve işlemler yürütülür. Kamu kurum ve kuruluşları bu iş ve işlemlerin yürütülmesi için gerekli tedbirleri alır.”

               Nurettin Canikli                                 Kemal Anadol                                     Oktay Vural

                     Giresun                                               İzmir                                                 İzmir

 

             Hüseyin Tanrıverdi                                Agah Kafkas                                    M. Nuri Yaman

                      Manisa                                              Çorum                                                Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu Tasarı’nın hazırlanmasından önce 1 Mayıs 2009 tarihinde yapılacağı kararlaştırılan bir çok iş ve işlem bulunmaktadır. Bunların bazılarının uzun bir tebligat ve hazırlık aşaması söz konusudur. Anılan kapsama giren iş ve işlemlerin aksaması kişi ve kurumların, mali konularda ve süre açısından mağduriyetine sebep olabilecektir. Bu bağlamda örneğin 1 Mayıs 2009 tarihinde yapılması belirlenmiş olan icra satışlarında mağduriyetin yaşanacağı açıktır. Değişiklik önergesi, 1 Mayıs 2009 tarihine mahsus bu gibi sorunların giderilmesini amaçlamaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırklareli Milletvekili Tansel Barış konuşmak istiyor.

Buyurunuz Sayın Barış. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TANSEL BARIŞ (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, “İşçi Bayramı”nın tarihi, 1886 yıllarında Amerika’da on beş-on altı saatlik çalışma sürelerine dayanamayan yaklaşık 80 bin işçinin çalışma saatlerinin düşürülmesi amacıyla başlattıkları eylemlere dayanır. Günde ortalama on beş-on altı saat çalışan işçiler dinlenmek, uyumak ve temizlenmek için, çalışmaktan geriye yeteri kadar zamanları olmadığından, çalıştıkları yerlerde uygun olmayan ortamlarda barınarak uyumaya, dinlenmeye çalışmakta, bu sürenin sonunda da tekrar kaldıkları yerden on beş-on altı saatlik işlerine devam ediyorlardı. Çalışanların başlattığı bu eylemle çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sürenin sekiz saate indirilmesi isteniyordu. Tabii ki her zaman olduğu gibi hak arama cezasız kalmayacak, çalışanların önderleri cezasını çekecekti; öyle de oldu. Çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve çalışma saatinin on beş-on altı saatten sekiz saate indirilmesini isteyen işçi önderlerinden 4’ü idam edilmiştir.

1889’da toplanan İkinci Enternasyonal Toplantısı’nda işçilerin çalışma koşulları ve sekiz saatlik iş gücü isteklerinin anısına 1 Mayıs’ın “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul edilmiştir. Bugün dünyada yüz altmışın üzerinde ülkede “İşçi Bayramı” olarak kutlanan 1 Mayıs ülkemizde ilk defa 1923 İktisat Kongresi’nde işçilerin önerisi üzerine “İşçi Bayramı” olarak kutlanmaya başlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, 1961 Anayasası ile hak ve özgürlük alanlarında elde edilen kazanımlar sonucu 15-16 Haziran 1970’te başlayan büyük işçi eylemleri sonucu 1 Mayıs, yeniden, güçlü bir şekilde gündeme gelmeye başlamıştı. 1976 yılında, başta Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) olmak üzere Türk-İş’e bağlı çok sayıda sendikanın da katılımıyla, elli yıl aradan sonra, ilk kez, yasal 1 Mayıs İşçi Bayramı, Taksim Meydanı’nda, 100 binden fazla emekçinin katılımıyla kutlanmıştır. 1977 yılında büyük bir şölen ve bayram havasında başlayan, Taksim Meydanı’nda düzenlenen, “Yakın tarihimizin en büyük işçi eylemi.” olarak kabul edilen, emekçilerin, demokratik, ekonomik, politik talep ve sloganlarının öne çıktığı, 500 binden fazla işçinin katıldığı 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda, maalesef yaratılan provokasyon sonucu 37 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bu çatı altında ben, hayatını kaybeden işçi kardeşlerimi saygıyla anmaktayım.

Değerli milletvekilleri, yıllardır işçilerden, “işçi” kelimesinden, işçi bayramından bir korku vardır. Kim bu insanlar? İşçi kardeşlerimiz kimler? Bu ülkenin kalkınmasında emeğini, alın terini akıtan, hatta işverenlerin de kalkınmasında emeği olan insanlardır. Bunlardan korku niye? Bu insanlara, inşaat sektöründe, sanayi sektöründe, tarım sektöründe emeğini harcayan ve elbette yaşam koşullarının düzelmesi için, haklarını aramak için, birtakım, böyle 1 Mayıs günlerini kendi haklarını aramak için kutlamak isteyen işçilerimize bu niye çok görülmektedir?

Değerli arkadaşlarım, bu korkulardan bir an önce arınmamız gerekiyor. Ben 26 Şubat 2008 tarihinde, 1 Mayısın tatil olmasıyla ilgili bir kanun teklifi vermiştim. Aradan on dört ay geçti ve Bugün, Başbakanımız, bu tatil gününün, 1 Mayıs’ın tatil olmasıyla ilgili doğru yolu bulmuştur diyelim. Ama aradan geçen on dört ay içerisinde ne değişti de dün “Hayır, olmaz.” diyen Sayın Başbakanımız, bugün buna “Olur.” demiştir? Ve o günlerde hatırlarsanız bir günlük tatil maliyetinin bile hesabı yapılmıştı ve bu hesap 2 katrilyon olarak ortaya konmuştu. Acaba o günden bugüne bu 2 katrilyon liranın nazarıdikkate alınmaması ülkemizin çok fazla zenginleştiğinden mi arkadaşlar? Bunun bir cevabını almak gerekiyor. Sayın Başbakanımız “Yapacak çok işimiz var.” derken acaba neden o gün 1 Mayıs’ın tatil olmasını istememişti? Ebette, bunun da bir cevabı olacaktır. Ancak, yine de bugün Sayın Başbakanımızın ve İktidarın, Hükûmetin 1 Mayıs işçi bayramını tatil olarak önermesi -ki ondan önce önerenler bizleriz- yine de umut verici, mutluluk vericidir.

Tabii ki “Dünden bugüne ne değişti?” derken maalesef dünden bugüne işsizler ordusuna 1,5 milyon kişi daha eklenmiştir arkadaşlar. Bunun yanında, dünden bugüne derinleşen bir ekonomik kriz hâlen ülkemizi kasıp kavuruyor ve aile ocaklarını söndürmeye devam ediyor. Gençlerimizin üçte 1’i işsiz, üniversite mezunlarımızın ikide 1’i işsiz. Esnaf, memur, emekli ve çiftçi hangi durumda bunun hesabını sizler yapın arkadaşlarım. Korkularla veya korkutularak bir yere varılamaz. Baskı, tehdit ve korku ile günü kurtarabilirsiniz ama sonuç her zaman hüsrandır. Ergenekon dalgaları ile yaratılan korku, telefon dinlemeleriyle yaratılan korku elbette bir gün sandıkta gerekli cevabını alacaktır değerli arkadaşlarım. Taksim korkusu nereye kadar diyoruz. Her yıl tartışma, toplumsal bir gerilim, “Taksim’de olmasın, şurada olsun, burada olsun.”

Değerli arkadaşlarım, bir otuz yıl daha bekleyerek bu sorunu çözmek mümkün değildir. O nedenle, Sayın Çalışma Bakanım da burada, ben İçişleri Komisyonunda da bu öneriyi yapmıştım kendisine; gelin bizlerle beraber, hepimiz, orada işçi kardeşlerimizle, sivil toplum örgütleriyle, siyasi partilerle hep beraber bugünü kutlayalım ve orada coşkuyu hep beraber işçi kardeşlerimizle bir bayram havasında kutlayalım, demiştim. Tabii ki zaman var, sanırım Sayın Bakanımız da bu konuda gerekli ilgiyi gösterecektir ve o gün hep beraber işçi bayramını Taksim’de kutlayacağız.

Değerli arkadaşlarım, Türk-İş ne diyor? “1977 1 Mayısının zihinlerde bıraktığı travmayı geride bırakmak için Taksim şart.” diyor. Devrimci İşçi Sendikaları ne diyor? “1977 1 Mayısında hayatını kaybedenler anısı için Taksim şart.” diyor. İşçi örgütlerimiz böyle derken bakıyorum burada siyasi partilerin çoğu, ana muhalefet, diğer partiler “Taksim şart” derken, bundan kaçmak niye, bu toplumsal barışı hep bir arada hayata geçirmek varken bundan kaçmak niye, diye soruyorum ve bu kürsüden bu çağrıyı yineliyorum ve hep beraber özgürlük meydanı Taksim’de 1 Mayısı kutlayalım diyorum değerli arkadaşlarım. Adına ne denirse densin, “Emek ve Dayanışma Günü” densin, bir başka şey densin ama herkes şunu bilsin ki bugün 1 Mayıs işçi bayramıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

TANSEL BARIŞ (Devamla) – Sokakta kime sorarsanız “1 Mayıs günü ne bayramıdır?” diye, herkes işçi bayramı olduğunda birleşecektir. İktidarın da bu konuyu nazarı dikkate almasını ben istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, yasaksız bir bayram için ve yasaksız bir Türkiye için tüm emekçilerin Taksim’de buluşmasını ve işçi bayramını hep beraber kutlamanın çok şık olacağını düşünüyorum.

Ben tüm emekçilerimizin 1 Mayıs işçi bayramını kutluyorum ve yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tansel.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk. (DTP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Tuğluk.

DTP GRUBU ADINA AYSEL TUĞLUK (Diyarbakır) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 354 sıra sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesiyle ilgili, DTP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ezilen halkların ve sömürülen sınıfların özgürlük ve demokrasi mücadelesi dinamizminden hiçbir şey kaybetmeden, egemen ve tahakkümcü iktidarlara karşı büyük bir inançla sürmekte, sürdürülmektedir. Daha güzel bir dünya, daha yaşanılır bir hayat için verilen bu mücadele kendi geleneğini ve değerlerini yaratarak insanlık için büyük bir miras ve ilham var etmiştir. Çağdaş dünyanın ulaştığı düzey, hak ve hürriyetler, demokratik değer ve kazanımlar, kimse unutmasın ki yoksul ve ezilen halkların mücadelesi sonucudur. Bu sebeple, insanlık adına, bu en büyük fedakârlık hareketlerini doğru tanımlamak ve anlamak önemlidir. Tarihin özgürlüksel akışı bilinmelidir ki bu direnişçi yaşam tarzının sonucudur ve hâlen de büyük bedel ve acılarla sürmektedir.

İşçi ve emekçilerin dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs, hâkim,

iktidarcı, savaşçı kültür ve sisteme karşı özgürlük ve eşitlik arayışında olan ezilenlerin belki de en kapsamlı eleştirisi olmaktadır. Simgesel anlamı ve önemi bir yana, özgürlük ve eşitlik ideallerini ezilenler ve emekçiler adına güncel ve yaşanılır kılması, bu uğurda atılmış tek bir adımın dahi boşa gitmediğinin kanıtlanması bakımından da insanlığın ortak belleği ve bilinci olma özelliğini korumaktadır. Belki bugün teknik ve yasal bir değişiklikle 1 Mayısı tatil ilan edeceğiz ancak bu öyle bir özgürlük mücadelesidir ki direnişçi özünden hiçbir şey kaybetmeden, halkların özgürlük arayışına ve kendi gelişim tarihine öncülük etmeyi sürdürecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devletin baskıcı, tahakkümcü ve savaşçı iktidarı nasıl zincirin halkaları gibi gelişim göstermişse ezilen ve yoksul halkların buna karşı hareketleri de kendi özgün gelişim tarihine sahiptir. 1 Mayıs bu tarihin kuşkusuz ki en önemli dönemeçlerinden biridir. Özgürlük, emek, eşitlik talepleriyle halkların özgür duruşunu, sömürgenliğe, gaspçılığa, hırsızlığa karşı demokratik bir seçenek olarak, yeni ve anlamlı yaşam bayrağı olarak dalgalandırmıştır. Hâlen küreselleşmenin bir fetişizm hâline getirdiği ve allayıp pullayıp topluma sunduğu serbest piyasa değerlerine karşı emek ve dayanışmanın ahlakıyla aynı geleneğin sürmesine vesile olmaktadır. Ahlaklı hiçbir insan ve toplum, halkların ve özgün toplulukların bu mücadelesini inkâr edemez. Tarihin esas dinamiği de ezilenlerin bu mücadelesi olmaktadır. Zaman zaman kesintilere uğrasa da bu tarihin başat bir rol oynayarak süreceğinden kuşku duyulmamalıdır. Belki bastırılabilir, geriletilebilir, kıstırılabilir ama asla yok edilemez. Yoksulların varlık savaşları tüm direngenliğiyle sürecek, sürdürülecektir. O nedenle halkların politik seçeneği olan demokrasiyi doğru tanımlayıp çözüm gücünü ortaya koymak en yakıcı ve en acil olguların başında gelmektedir.

Sadece 1 Mayısı resmî tatil ilan etmekle bir yol almış olmayacağız. Tatil olsa da olmasa da emekçilerin ve yoksulların mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs kutlanmaya devam edecektir.

1 Mayıs gibi tarihsel ve güncel simge değerinde olan bir günü kendi özgün tarihini yok sayarak iktidarcı siyasetinize alet etmek sizleri kesin olarak solcu yapmaz, demokrat ise hiç yapmaz. Belki şeklen yapar diye düşünebilirsiniz ancak bu, takiyeciliğinizi pekiştirmekten başka bir algıya da yol açmayacaktır.

Eğer gerçekten samimiyseniz ve kaygınız varsa ezilenlere karşı sermaye sınıfının dizginsiz sömürüsüne ve gaspçılığına, çalışan ve emekçi sınıfın hakkını ve hukukunu koruyacak tutuma sahip olmalısınız. İlkeli, ahlaklı ve tutarlı davranmak esas göreviniz olmalıdır.

İnsanlığın uzun bir direnme tarihi boyunca var ettiği özgürlük değerlerine günümüzün çağdaş, demokratik ilke ve kriterlerine uygun bir toplumsal yaşam tarzı ve bunun hukuksal ve anayasal ifadesini Meclis içinde ve dışında bir konsensüsle oluşturmak gibi bir göreviniz ve sorumluluğunuz vardır. Bundan daha fazla kaçamazsınız çünkü seçimlerden sonra siyasi denge ve koşulları her açıdan değişmiş bir ortam ve sürece girmiş bulunmaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’yi yönetenler bir dönem “Sürdürülebilir çatışma.” dedikleri nispeten daha az kanlı ve siyaset üzerindeki vesayeti de sürdürebilecekleri bir konsept çizdiler. Ancak ABD seçimleri ve ekonomik krizle birlikte değişen dünya dengeleri ve yine Türkiye’nin iç denge ve çelişkileri ve özellikle de demokratik Kürt muhalefetinin bu yeni sürece yönelimi söz konusu konsepti geçersiz kıldı. DTP’ye yapılan ve faşizmi andıran yöntemlerle tutuklamalarla sonuçlanan operasyon göstermektedir ki, Türkiye’deki vesayet rejimi, soruna ciddi bir iç hazırlık süreciyle başlamış bulunmaktadır. Adına “demokrasimiz” dedikleri oyuna son vermeyi düşünüyorlar. Zaten,adım adım bunu yapıyorlar. OHAL uygulamaları zaten çoktandır sıradanlaşmış haldeydi. Hakeza, AB ve demokratikleşme çabaları askıya alınmış durumdadır. Burada esas hedef demokratik Kürt siyasetinin tamamen işlem dışına itilmesidir. Evet, Türk siyaset eliti, farklı kesimler arasında denge siyaseti sürdürebileceğine inanmaktadır. Böylesi zor bir oyunun en önemli iki koşulundan birincisi, iç temizliktir. Buna “birlik ve bütünlük” diyorlar. İkincisi ise, güçlü uluslararası aktörlerle kısmi iş birlikçi bir ilişki tarzıdır. İşte böylesi zor bir oyuna hazırlanan ordu ve AKP kliği 2009 baharıyla birlikte yeni bir esas hamle başlatmış durumdadırlar.

Elbette ki partimiz, Kürtler ve demokratik kamuoyu bu konsepte karşı demokratik direnişini ve onurlu mücadelesini büyüterek karşı duracaktır. Demokratik bir toplumsal yaşam ve birlikte gelecek yaratma adına özgürlükçü politik çizgimizi ve değerlerimizi savunmayı sürdüreceğiz. Bu, bizler için sadece bir siyaset yapma ve mücadele etme biçimi değildir. Bu, herkes çok iyi bilmelidir ki, halkların özgür duruşu adına direnmeyle, bedelle, ahlak ve onurla yaratılmış ve asla vazgeçilmeyecek bir yaşam tarzı ve felsefesidir.

Bu memlekette hayata ve dünyaya yönelik samimi kaygıları ve demokrasi tasavvuru olanlar, kendilerini asla yalnız hissetmemelidir. Bütün direnenlerin, özgürlük arayışında olanların demokratik bir yaşam ve gelecek adına emek ve çaba sarf edenlerin ütopyalarını gerçekleştirmek için 1 Mayısın özüne de uygun olarak daha fazla dayanışma ve birlik ruhu içinde olacağımızın bilinmesini istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye çok sert bir kapışma ortamına doğru sürüklenmektedir. Yoksul Türk ve Kürt halklarının nasıl bir sona yöneltildiğinin farkına varmaları ve nasıl bir gelecek istediklerini haykırmaları gerekiyor. Yoksa, uluslararası sermayenin toz dumanında kanlarının hiçbir değer taşımadığını ve egemenlerin ise, olası gelecekleri bu kanla hazırlamaya karar verdikleri bir ortamda “Duyduğumuz çığlıklardan sonra yüreğimiz dağlandı.” cümlesi herkes için şık bir yalan hâline gelecektir.

Sonuç olarak, 1 Mayısın resmî tatil olması için verilen yasa teklifini destekleyeceğimizi belirtiyor, tüm emekçilerin birlik, emek ve dayanışma gününü kutluyorum, Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tuğluk.

2’nci madde üzerinde şahsı adına İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bahçekapılı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şahsım adına söz aldım ve 354 sıra sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2’nci maddesi üzerinde görüşlerimizi açıklayacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özgürlük, insanın var oluşunun en önemli ve en temel nedenidir. Bu nedenledir ki tarih, insanların ve toplumların özgür olabilme, bağımsız kalabilme mücadeleleriyle yazılır. Özgürlüğünü istemek, insanın varlığını koruyabilme eylemidir. Bu yönüyle özgürlük, insanın haksızlığa uğradığında hakkını arayabilmesinin, haksızlık karşısında hayır diyebilmesinin ya da baş kaldırabilmesinin ifadesidir çünkü düşünme yeteneğine sahip olan insan talep etme hakkına da sahiptir. Talep etme, isteme mutlak bir haktır ve insanların bu haklarını kullanabilmeleri için özgür olabilmeleri şarttır. Bu bağlamda baktığımızda aslında özgürlük ve hak kavramları birbirini tamamlayan maddi olgulardır. İnsanlar ve toplumlar haklarını aradıkları oranda özgürleşir ve özgürleştikleri oranda da haklarını daha sağlam temeller üzerinde talep eder ve korurlar. Bu gerçeklik ise demokrasinin dokusunu oluşturur.

1 Mayıs hak arama, özgürleşme ve demokrasi bilincinin çok önemli bir yapı taşıdır. Biliyoruz ki 1886 yılının 1 Mayısında işçiler ve çalışanlar bedel ödeyerek haklarını elde ettiler. O gün haklarını talep ederek mücadele edenler bu hak kazanımları ile 1 Mayısın Birlik, Dayanışma, Emek Günü olarak ilan edilmesine neden oldular. Onları selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, ülkemin 1 Mayıs tarihi ise 1925 yılında o günün İşçi Bayramı olarak kabulü ile başladı. Evet, 1 Mayıs tarihi dedim. Ülkemin 1 Mayısları bir tarih oluşturmuştur. Tarihsel bu süreç aynı zamanda ülkemin hak, özgürlük ve demokrasi tarihi ile iç içe geçmiştir. Sıkıyönetimler, sokağa çıkma yasakları, baskı, korku yayma ve sindirme uygulamalarıyla doludur bu tarih. Ben de dâhil olmak üzere burada bulunan milletvekillerinin bir kısmı bu tarihin çok önemli bölümlerine ve özellikle 1 Mayıs 1977’ye tanık olmuştur veya o günleri bire bir yaşamıştır. 1 Mayıs 1977’yi hafızalardan silmek imkânsızdır. O gün yaşamını yitiren 34 kişinin faili ise meçhul değildir. Onlar günün anlamını kutlamak, düşüncelerini ifade etmek ve özgürce haklarını talep etmek için toplanmışlardı, katledildiler. Onları saygıyla selamlıyorum. 1 Mayıs 1977, 12 Eylül darbesinin önünü açan bir dönüm noktasıdır. Türkiye, tarihinin bu kara günüyle, olması gerektiği gibi, yargı yoluyla yüzleşmelidir. 1 Mayıs 1977 günü yapılanlar insanlık suçudur ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı yoktur. 

Sayın milletvekilleri, 12 Eylül darbesiyle yasaklı gün ilan edilen            1 Mayıs, o tarihten itibaren ilk kez geçtiğimiz yıl, AK PARTİ İktidarı tarafından Emek ve Dayanışma Günü olarak kabul edildi. Bu yıl ise Emek ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs gününü resmî tatil olarak kabul ediyoruz. Bugün, toplumsal barışı güçlendirme yolunda önemli bir adım daha atıyoruz, bir yasağı kaldırıyoruz. Bugüne tanık olduğum için kendimi mutlu hissediyorum. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum ve gösterdikleri cesaret için kendilerini kutluyorum, sağ olsunlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bahçekapılı.

Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan.

Buyurunuz Sayın Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca hazırlanan Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile 1 Mayıs günü tüm dünyada çalışanların birlik ve dayanışmasının simgesi olarak kabul gördüğünden, tasarıyla anılan günün ülkemizde de Emek ve Dayanışma Günü adıyla tatil günü olarak belirlenmesi öngörülmektedir. İşçilerin, insanlık onuruna yaraşır bir hayat seviyesine ve demokratik haklara ulaşabilmek için verdiği mücadelenin sembolü olan 1 Mayıs, emekçilerin uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günüdür.

Emeğiyle, alın teriyle ve bilgisiyle çalışan ve üreten herkesin ortak bayramı 1 Mayıs işçi bayramı yüz on yılı aşkın bir süredir her kıtada ve ülkede kutlanmaktadır. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisimize verilen kanun teklifiyle 1981’den sonra tekrar resmî bayram olarak 1 Mayısın kabul edilmesi gündeme gelmiştir. 1 Mayıs işçi bayramı, işçi hareketinin sosyal ve ekonomik kazanımlarının kutlandığı gün olarak pek çok ülkede resmî bayram olarak kabul edilmektedir. Türkiye, işçi bayramıyla yüz yıllık tanışıklığına karşın işçi bayramının resmî bayram hüviyetini kazanamamış olması toplumsal yaşamda kendini önemli bir eksiklik olarak hissettirmekteydi. Toplumsal barışın tescil edildiği bir gün olması gereken 1 Mayıs ne yazık ki ülkemizde bir korku kaynağı olarak takdim edilegelmiştir. Ülkemizde 1 Mayısın resmî bayram olarak tanınması toplumsal ufkumuzun olmazsa olmaz belirleyicisi, toplumsal dayanışma ruhunun hak ettiği yere kavuşturulması sadece dayanışma ruhunu kazanmamıza neden olmakla kalmayacak aynı zamanda emeğin toplum hüviyetini kazanmamızdaki kurucu rolünü gelecek kuşaklara aktarmamızı sağlayacaktır. 1 Mayısın dünyanın her yanında olduğu gibi Türkiye’de bayram ilan edilmesi çalışanların isteklerini, dertlerini, sıkıntılarını barış, sevgi, dostluk içinde birlik ve dayanışma duygularıyla dile getirmeleri sağlanmış olacaktır.

Gecikmiş bir beklentiyi hayata geçirecek yasa, toplumsal barışımıza katkı sağlayacak, emekçilerimizin demokratik şuurla kendilerini ifade edebilecekleri bir kazanım olacaktır.

Bu anlayış içerisinde, yasanın, başta işçilerimiz olmak üzere ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğan.

Soru-cevap işlemine geçiyoruz, on dakika süremiz var.

Sayın Tuncel…

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

İşçi ve emekçilerin özgürlük mücadelesinin kazanımı olan 1 Mayısın, halkların özgürlük sembolü olan Nevruzun ve kadın emekçilerin özgürlük mücadelesinin kazanımı olan 8 Martın özgürce ve bayram coşkusuyla kutlanması umudunu koruyoruz çünkü burada, 1 Mayıs sadece Birlik ve Dayanışma Günü olarak ilan ediliyor, ne yazık ki bayram olarak ilan edilmiyor.

Bu vesileyle, Sayın Bakana şunu sormak istiyorum: Sendikalı oldukları için, başta ATV ve Sabah Grubu ve DESA işçileri olmak üzere işten çıkartılan ve sayıları 5 milyonla ifade edilen işsizler konusunda herhangi bir çalışmaları var mı? Yine bu, sendikalı oldukları için işten çıkartılan işçilerin işe geri alınması konusunda herhangi bir çalışmaları var mı?

Ve 500 bin işçi alınacağından bahsediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tuncel.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Biraz önce, Sayın Bakanımıza bir arkadaşımız bir sual sordu ama sual tam cevabını almadı. Şimdi, 4 tane KESK şube başkanı tutuklu. Bunlar, düşüncelerinden dolayı alındı ve tutuklandı. Görevine son verilen 2 tane genel başkan var: Biri, SES Genel Başkanı ve bir MYK üyesi; bir de DİVES Genel Başkanı var, Bunun da politik nedenlerden dolayı görevlerine son verildi, işlerine son verildi. Onun dışında KESK’e bağlı olan bir sürü sürgün yaşanıyor, bu bütün Bakanlıklarda var. Bu konuda Sayın Bakan ne diyor? Özgürlüklerden çok bahsediyorlar ama bu partizan tutumlarını ne zaman sona erdirecekler?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.

Sayın Aydoğan…

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Döneminizde çalışanlar hızla sendikasızlaştırılmıştır. Çalışanlar her geçen gün hak kaybı yaşamaktadır. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü buruk kutlanacaktır. Daha önce 1 Mayısın tatil edilmesine karşıyken bugün kabul ediyorsunuz. Bugün de Taksim’de kutlamaya karşısınız. Taksim’de kutlamaya ne zaman izin vereceksiniz? İşsizliğin resmî rakamlara göre 3 milyon 650 bine yükseldiği günümüzde işsizlere ne zaman bayram yaşatacaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydoğan.

Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, biber gazı yiyen vatandaşlarımız, bir de 1 Mayıs gösterilerinde gaz bombasıyla gazlanan vatandaşlarımızın bir kısmı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava açtı ve kazandı. Bu kazandıkları Mahkeme kararlarında devletlerin sadece toplantı yapma hakkını korumakla kalmayıp bu hakkı dolaylı yoldan usulsüz bir şekilde sınırlandırmaktan da kaçınmaları gerektiğini not etmektedir. 2004’teki Anayasa -madde 90- değişikliğinden sonra Avrupa Birliği reformları karşısında toplantı hakkını kullanmak isteyen sendikaların bu haklarını neden görmezlikten geliyorsunuz? Kaç tane mahkûmiyet kararı oldu bugüne kadar bu şekilde yapılan başvurularda? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurusu yapılıp kazanılan dava sayısı kaçtır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Buyurunuz Sayın Bakanım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Evet, teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, 1 Mayısın Emek ve Dayanışma Günü olarak ilan edilmesinin sebebi, bütün emekçileri, bütün çalışanları kapsasın diye. İşçi bayramı olarak ilan edilmesi hâlinde yalnız işçi kesimine has bir bayram olacak idi. Oysa biz önümüzdeki süreçte mevzuatımızı “çalışanlar” diye değiştirme arzusu içerisindeyiz. Böyle baktığımız zaman, emeği öne çıkarmanın, dayanışmayı öne çıkarmanın çok daha geniş kapsamlı, çok daha kucaklayıcı olacağı düşüncesiyle “Emek ve Dayanışma Günü” olarak tatilini uygun bulduk.

Diğer sorular: Ben tekrar ifade ediyorum, sendikal faaliyetinden dolayı bizde kayıtlı, bize ifade edilen tutuklu hiçbir sendikalı söz konusu değil. Fakat konu yargıya intikal etmişse yargıdaki sonucu beklemek gerekiyor ve neye dayanarak bu tutuklama olmuş doğrusu bilgi sahibi değiliz. Bununla ilgili gerekli çalışmayı, araştırmayı biz de yapıp yazılı olarak arkadaşlara bilgi verebiliriz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Ali Arslan.

Buyurunuz Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 354 sıra sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’da değişiklik yapılarak 1 Mayısı Emek ve Dayanışma Günü tatili yapan kanun üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına 3’üncü maddede söz almış buluyorum. Sözlerime başlamadan önce sizleri, yüce Meclisi, emeğin temsilcilerini, televizyonları başında bizi izleyen değerli emekçilerimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün sanıyorum bütün Meclisin onur duyacağı,

gurur duyacağı bir gün, çok az yaşıyoruz bunu aslında. Yaşadığımız yasalar var ama bütün Meclisin tüm üyelerinin katılarak, onaylayarak birlikte olduğu bir yasayı gerçekleştiriyoruz. Bu, gerçekten onur verici, gurur verici bir tablo bu Meclis için. Dilerim bu tür yasaların, bütün Meclisin birlikte aldığı yasaların sayılarında artışlar olur. Büyük mücadele var tabii. Bu, aslında verilen bir hak değil belki alınan bir hak aslında. 1 Mayısın, emeğin bayramı, işçinin bayramı olması için, emeğin mücadele günü olması için yıllardan beri insanlar, sendikalarımız, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler uğraş veriyor ancak bugün bunu gerçekleştirme onuruna biz ulaştık. Gerçekten onurlu bir gün, gururluyuz hepimiz. Ben bu yasanın hazırlanmasında emeği olan herkese, teklif veren bütün milletvekili arkadaşlara, bütün siyasi parti gruplarına bir işçi çocuğu olarak şükranlarımı sunuyorum, çok teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, aslında 1 Mayısın bir başka özelliği var, belki de bu yasa geçtikten sonra bütün dünyayla birlikte kutladığımız evrensel, küresel bir bayramın içine biz de dâhil olmuş olacağız. Belki bu yönüyle de aslında enteresan. Bütün dünyayla birlikte kutladığımız bir yılbaşımız var, bir de şimdi bütün dünya emekçileriyle aynı anda, Türkiye’deki, bütün dünyanın emekçileriyle aynı anda kutlanan bir bayram olacak. Bu yönüyle de enteresan bir bayram ve dünya ülkeleriyle yavaş yavaş entegre olduğumuzu da gösteriyor.

Geçtiğimiz yıllarda yine Sayın Agâh Kafkas’ın -yanılmıyorsam- yine 22’nci Dönemde milletvekili olan İzzet Çetin arkadaşımızın 1 Mayısın bayram olmasıyla ilgili tekliflerine Sayın Cemil Çiçek’in çok enteresan bir cevabı var, diyor ki: “Yahu, dünyada yok ki başka bir yerde, çok fazla yok ki.” Bugün ne mutlu ki Sayın Çalışma Bakanının ağzında duyuyoruz, ki öyle olduğunu da hepimiz biliyorduk, o zaman da öyleydi, dünyada 140’tan fazla ülke 1 Mayısı emeğin bayramı olarak, emeğin mücadele günü olarak ve tatil olarak kutluyor. Bu değişiklik nereden nereye geldi, altı yıllık süre içinde nasıl oldu? Doğrusu gerçekten iyi bir gelişme AKP Grubu için. Bir Sayın Bakan “Dünyada böyle bir bayram yok.” derken, bugün artık AKP’li bir Bakan da “Dünyanın birçok ülkesinde… “ Hatta bakın hangi ülkeler bunlar? Komşumuzdaki neredeyse tüm ülkeler değerli arkadaşlarım. Yunanistan’da, Bulgaristan’da, Irak’ta, Suriye’de 1 Mayıs emeğin bayramı olarak, işçi bayramı olarak kutlanıyor ve tatil. İşte Amerika’da, İngiltere’de, dünyanın birçok ülkesinde tatil. Bugün böyle bir yanlışlığı, böyle bir eksikliği hep birlikte gidermiş oluyoruz.

Değerli arkadaşlarım, tarihsel sürecini, dünyadaki ve Türkiye’deki tarihsel sürecini birçok kez dinlemek durumunda kaldık. Türkiye’deki tarihsel sürecine baktığımızda, sanıyorum, iki önemli köşe taşı var 1 Mayısın. Birincisi, 1977’de hepimizi üzen 37 emekçinin can verdiği olaylar ve hâlâ faillerinin bulunamadığı olaylar. Bir de sanıyorum tarihe 22 Nisan 2009 önemli bir gün olarak geçecek, emekçilerimize 1 Mayısın tatil ve bayram hakkı olarak verildiği bir gün olarak geçecek. İki önemli köşe taşı.

Tabii tartışmalar bu noktaya gelince, 1977 en çok tartışılan tarih olunca da Taksim… Konuşmaların önemli bir bölümü Taksim’i verelim mi vermeyelim mi?

Değerli arkadaşlarım, bir AKP’li milletvekili arkadaşımızın anlayışı çok garibime gitti. Diyor ki işçi sendikalarına seslenerek: “Yani 1 Mayısı aldık,  Taksim’i de mi alacağız diyorsunuz?” Siz, ne o, 1 Mayısı verdik, size Taksim’i vermeyiz mi diyorsunuz? Nasıl 1 Mayısı aldılarsa o insanlar, söke söke aldılarsa, o hakkı bugün teslim ediyorsak, yıllardan beri bununla ilgili mücadele verdilerse Taksim için de mücadele verilecektir. Elbette Meclisten çıkacak karar ama 1 Mayısı verdik, Taksim’i vermeyiz. Böyle bir inatlaşmanın içine girmeyi anlamak mümkün değil.

Bakın, Taksim alanını siz yılbaşında İstanbul Büyükşehir Belediyesine veriyor musunuz? Veriyorsunuz. Yılbaşı gösterileri Taksim alanında yapılıyor ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi yapıyor. Bu çifte standart değil mi? Futbol kulüplerimiz Taksim alanını şampiyonluk kutlamaları için kullanıyor mu kullanmıyor mu? Kullanıyor. Ee siz, İstanbul Büyükşehir Belediyesine yılbaşı kutlamaları için vereceksiniz, spor kulüplerimize şampiyonluk kutlamaları için verilecek. “Onlara niye veriyorsunuz?” diye suçlamıyorum, sakın onlardan geri almayın. Ama 1 Mayısı en çok hak eden kurumların başında Türkiye’nin emekçileri geliyor, 37 insanı şehit vermişler. Hatta birçok konuşmacı arkadaşımız da dile getirdi. Bırakın Taksim’de 1 Mayısın her yıl kutlanmaya izin verilip verilmeyeceğini, Taksim Alanı’na “1 Mayıs Alanı” adı verilmesi gerekiyor, hatta Taksim Alanı’na anıt dikilmesi gerekiyor. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer gerçekten Türkiye’de demokratik açılımların, sendikaların bu tür demokratik hareketlerin önünü açtığını, demokrasinin gelişmesi konusunda büyük emekleri olduğunu kabul ediyorsak, 1 Mayıs’a biz, Taksim Alanı’na biz 1 Mayıs anıtını hep birlikte dikmek zorundayız. Bırakın, yarın, 1 hafta sonra yapılacak 1 Mayısta Taksim Alanı’nı tahsis edip etmemeyi.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, yine sayın konuşmacılar diyorlar ki: “İşte 1 Mayıs korku, endişe, gerilim günleri hâline geldi.”, hatta bir konuşmacı arkadaşımız “korku tüneli.” Şimdi, değerli arkadaşlarım, 1 Mayısın korku tüneli hâline gelmesinde 37 insanı öldürenler mi sorumlu, işçiler mi sorumlu? Şimdi öyle bir tablo çiziyorsunuz ki, sanki 37 insan, 37 işçi, 37 emekçi o törene katılanlar tarafından öldürüldü. Ben de biz de katılıyoruz. Bu konuda birçok da şimdiye kadar Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilmiş önergeler var. 1 Mayısın faillerinin mutlaka bulunması gerekiyor, mutlaka bulunması gerekiyor. Bu konuda, bu Meclisin yapacağı en büyük görevlerden birisinin de bu olduğuna inanıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bir yandan övünüyoruz işte “Biz yaptık, bizden öncekiler yapmadı.” Hatta bakın, bırakın insanlar Taksim Alanı’na gitsinler, haykırsınlar. 1977 yılında o meydanda can verenlerin çocukları gitsinler, babalarının katillerinin bulunması için yüksek sesle bağırsınlar, hep birlikte bağırsınlar. Niye korkuyorsunuz bundan?

Değerli arkadaşlarım, tersanede can veren, âdeta bir ölüm tarlasında çalışır gibi tersanelerde ölüm pahasına çalışan işçilerimiz bırakın dayanışma içinde -Emeğin Dayanışma Günü diyorsunuz- hep birlikte haykırsınlar 1 Mayısta, bayram etsinler, bayramın ötesinde sorunlarını dile getirsinler. Emekli olduktan sonra yeniden işçi hâline gelip ayağındaki varisle elli yaşında, altmış yaşında ev temizliğine giden kadınlar da o insanlarla omuz omuza olsun, dayanışma içinde olsunlar.

1980 yılında Türkiye’de biliyorsunuz 40 milyon civarında nüfusumuz var, sendikalı işçi sayısı kaç? Toplu sözleşmeden yararlanma hakkı olan sendikalı işçi sayısı kaç? 2,5 milyon değerli arkadaşlar. Bugün nüfus kaç? Neredeyse 2 katına çıkmış. Sendikalı işçi sayısı 2 katına mı çıkmış? Hayır, beşte 1’e, dörtte 1’e düşmüş. Şimdi bu insanlar 1 Mayısta Taksim Alanına gidip bu olumsuz tabloyu haykırmasınlar mı? “Efendim ona sıra gelmedi. Biz iktidardayız, işte yavaş yavaş yapıyoruz.”

Bakın sıra ilk neye geldi? Hatırlayın, 2002 yılında iktidara geldiniz, bu Meclise getirdiğiniz ilk yasa işçileri kölelik hâline getiren kölelik yasasıdır. Çok acele ettiniz o konuda ama bu konuda acele etmiyorsunuz. Sendikalar Yasası’nın bu Meclisten bir an önce çıkması konusunda bir aceleniz yok. Bakın geçen sene ILO toplantısına giderken acilen komisyona Sendikalar Yasası’nı getirdiniz Sayın Bakan. Bir yıl oldu görüşüldü komisyonda. Bir yıldan beri işçileri iş güvencesiz, köle hâline getiren, sendikalaşmasını engelleyen bu olumsuz tabloyu yaratan yasayı düzeltecek yasayı hâlâ bu Meclise getiremediniz. Belki bir daha ILO toplantısına giderken acele yine toplayacaksınız, ILO’ya ayıp olmasın, Avrupa Birliğine ayıp olmasın diye çıkarmak zorunda kalacaksınız.

Bakın, bu insanlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi toparlayın lütfen.

ALİ ARSLAN (Devamla) – Eleştiriyor Sayın Başbakan Cumhuriyet Halk Partisini, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde iktidarda olduğu dönemde çöp yığınları varmış. Arkadaşlar, o çöp yığını Cumhuriyet Halk Partisinin onurudur. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar.[!]) Neden? Bugün siz o işçileri, grev yapıp çöpleri toplamayan işçileri taşeronların emrine verip köle hâline getirdiniz, aç karnına çalıştıkları, karın tokluğuna çalıştıkları hâlde “Biz grev yapıyoruz.” diyemez hâle getirdiniz işçileri. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

K.KEMAL ANADOL (İzmir) – Hepsi taşeron, hepsi taşeron…

ALİ ARSLAN (Devamla) – Biz o çöpün hesabı veririz de siz bu işçileri bu hâle nasıl getirdiniz onun hesabını vermek zorundasınız, değil mi?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – İşçilere hakkı verilmiyor mu?

K.KEMAL ANADOL (İzmir) – Hangi belediyenizde sendika var? Bütün belediyelerde taşeron, sendika yok.

ALİ ARSLAN (Devamla) – Yok ki, sendikası yok, iş güvencesi yok,. Karın tokluğuna çalışıyorum diyemez hâle getirdiniz işçiyi, grev yapamaz…

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – İSKİ-gate onurunuz mu?

ALİ ARSLAN (Devamla) - …hâle getirdiniz işçiyi. Yazık değil mi?

Bu insanlar, bırakın gelsinler Taksim’e, bu sorunlarını hep beraber haykırsınlar değerli arkadaşlarım.

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Susuz İstanbul, susuz!

ALİ ARSLAN (Devamla) - Sevgili dostlar, yarın 23 Nisan, ben 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı hem de bütün emekçilerimizin, beyaz yakalı, mavi yakalı bütün emekçilerimizin, sağlık çalışanlarının, eğitim çalışanlarının bütün işçi kardeşlerimin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözünüzü bağlayınız lütfen.

ALİ ARSLAN (Devamla) - ...1 Mayıs Dünya Emek ve Dayanışma Günü’nü, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı yürekten kutluyorum. Hepinize saygılar sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Arslan.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (DTP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında 1 Mayıs bayramıyla ilgili bütün grupların uzlaştığı bir noktada konuşuyoruz ama bir iki gerçeğin altını çizmekte büyük yarar var.

Şimdi, 12 Eylül askeri darbesi oluyor, 1 Mayıs bayramını yasaklıyor ve yasaklar bugüne kadar sürüyor. Bu hak gaspını, işçi sınıfının, emekçi halkın verdiği mücadelelerin, yılların mücadelesinin sonucu kazandığı bu hakkı -yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı yarın- 5 tane general geliyor, darbe yapıyor, bu Meclisi kapatıyor, üstelik Atatürk’ün kurduğu partiyi de kapatıyor, bütün partileri kapatıyor, liderlerini de Zincirbozan’a kapatıyor, 1 Mayısı da kapatıyor. Aradan yirmi dokuz sene geçmiş. Biz bir hak gaspını, darbecilerin gasp ettiği bir hakkı burada almaya kalkarken, bu konsensüsü bu muhalefet gruplarının sayesinde yakalamış, yedi yıldır iktidar olan AKP’nin milletvekili, sendika kökenli milletvekili kalkıyor burada bir lütufmuş gibi gösteriyor. Bakın, işçi sınıfına, emekçi halka yapılacak en büyük saygısızlık budur. Sakın ha bir lütuf gibi göstermeyin. 1890’lardan bu yana dünya işçi sınıfı hareketi mücadeleler vere vere, meydanları gümbürdeterek Taksim Meydanı’na 1 milyon insanı yığdığı zaman şu marş söyleniyordu:

“Günlerin bugün getirdiği baskı, zulüm ve kandır.

Ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez.

Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde.

1 Mayıs, 1 Mayıs, işçinin, emekçinin bayramı.”

Hatta daha ötesine gidelim, orijinal şiirine gidelim marşın:

“Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı.” 1890’lardan bu yana. (DTP sıralarından alkışlar)

“Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkın bayramı” ve

“Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından,

Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından,

Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir.” diyordu işçiler  meydanlarda.

Ben 1977 1 Mayısında hukuk fakültesi son sınıf öğrencisi bir genç olarak o meydanda 1 milyon insanın Türk-İş’i, DİSK’i… Hak-İş yoktu o zamanlar, bazı sendikalar yoktu. KESK yoktu ama TÖS vardı, TÖB-DER vardı, gençlik örgütleri vardı, kadın örgütleri vardı, halkevleri vardı, değişik kurumlar vardı. 1 milyon insan Taksim Meydanı’na toplanıp gümbürdettiğinde, sömürüye karşı emeğin hakkını savunduğunda, meydanlarda o bayrakları dalgalandığında işçilerin, acımasızca kurşun sıktılar Sular İdaresinin üstünden, gözlerimle gördüm. Acımasızca insanlarımızı katlettiler Intercontinental Oteli’nden. O gün kürsüde konuşan işçi lideri Kemal Türkler’i de katlettiler.

Şimdi, hepimiz geldik, yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’nı kutlayacağız çocuklara armağan edilen. Hepsi bunların hazırlanan bir darbenin milim milim adımlarıydı. Hiçbir siyasetçi uyanmadı. Ve 12 Eylülde bu Meclis kapandı, İstiklal Savaşı’nın kapatmadığı bu Meclisi darbeyle kapattılar.

Şimdi, lütfen, bu Mecliste çoğunluk olmuş AKP İktidar, yedi senedir bu darbecilerin gasp ettiği hakkı siz hangi haysiyet ve onurla lütuf olarak sunabilirsiniz burada? Hangi hakla? Lütfen, onuruna, emeğin onuruna, insanlık onuruna biraz saygı. Saygıya davet ediyorum, lütfen. Bu bir.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – 12 Eylül yedi sene önce miydi?

HASİP KAPLAN (Devamla) – İki, işçinin, emekçinin bayramını teslim etmek, bu gasp edilen hakkı yirmi dokuz senede teslim etmek, geç teslim etmek, bizim siyasilerin maalesef çok geç kalmış bir uzlaşması ve konsensüsüdür.

Ben, bu Meclisi, yüzde 85 temsilini, farklı renkleri bir araya gelip birlikte bunu yapabilme becerisini gösterebilecek bir kıvamı yakalamış bu Meclisten daha büyük şeyler bekliyorum.

Taksim’de bu korkuyu biz yenemezsek, bu terör korkusudur, yok provokatör korkusudur, yok ajan korkusudur, yok bilmem ne korkusudur deyip, pala bıyıklı, boyalı pala bıyıklı emniyet müdürlerinin insafına Taksim Meydanı’nı bırakırsak, gaz bombalarıyla hastanelerin acil servislerini bombalarsak, çıkıp demokrasiden bahsetme hakkını kendimizde bulamayız. Biz, gerçekçi olmak zorundayız. Biz, bu ülkede hukuku savunmak zorundayız.

Ben, burada şunu açıklıkla ifade etmek istiyorum: Ulusal Egemenlik Bayramı’nı kutlayacağız yarın, değil mi? Peki, ben buraya seçildiğim günden bugüne -işte “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”- benim Genelkurmay Başkanım, Kara Kuvvetleri Komutanım, sadece Obama geldiği zaman buraya geldi oturdu. Ben sandıktan çıktım, 3 milyon oyun iradesine saygı göstermiyorsa… Eğer İktidar Partisinin Başbakanı, yedi yıldır iktidar olan Başbakanı hâlâ benim partime “O parti.” diyorsa, beni, 22 Temmuzda halkın iradesini tanımıyorsa, daha dün tuşa geldi 29 Mart seçimlerinde, doğu ve güneydoğuda kendi seçildiği ve Başbakan yapan Siirt’te de belediye başkanlığının kaybediyorsa, bakanının olduğu Van’ı kaybediyorsa, bakanının olduğu Diyarbakır’ı kaybediyorsa, Şırnak’a giremiyorsa, gelip burada bana “O parti.” diyemez. (DTP sıralarından alkışlar)

Yarın 23 Nisan Egemenlik Bayramı. Egemenlik Türkiye halkınındır. O halkın üstünde güç, o halkın üstünde kurum, o halkın üstünde kişi tanımam, ama buradaki, Meclisteki her partinin önünde, her milletvekilinin önünde saygıyla eğilirim. Her zaman, bunu da eksiklik saymam, diyalog da kurarım, Türkiye'nin sorunları için de uzlaşırım, tıpkı bu yasada olduğu gibi. Ama, bir Nevruz önergesi verdik üç parti olarak. Ayıp! Yazıktır, yazık! 75 tane Kürt milletvekili ret oyu kullandı. Ret! Ret! Bunu nasıl anlatacaksınız, söyler misiniz. Nasıl anlatacaksınız Iğdır’da Azeri’ye? Gidip Van’da Kürde, gidip Diyarbakır’da “Amed” de nasıl anlatacaksınız? Orta Doğu halklarının bu kadim bayramına ret kaldırdınız, ret. Bu üç partinin, üç grubun ortak verdiği önerge karşısında sınıfta çaktığınızın en büyük fotoğrafı budur.

Şimdi, Taksim Meydanı’na Çin Seddi’nin surlarını çekmek istiyorsunuz. Çekemez AKP. Gücünüz yetmez. Bu muhalefet, bu dinamizm olduktan sonra gücünüz yetmez.

Ben buradan sesleniyorum Sayın Baykal’a, Sayın Bahçeli’ye, Sayın Ahmet Türk’e. Lütfen, Taksim Meydanı’na emekçilerle beraber gelin. (DTP sıralarından alkışlar) Sizler Taksim Meydanı’na barış getirin. Taksim Meydanı’na bayram havası getirin. Taksim Meydanı’na coşku getirin. O zaman iktidarın gazları, copları, bombaları, panzerleri tanzerleri de o tarafta kalsın. Gerçek demokrasi budur arkadaşlar.

23 Nisan’da çocuklarınıza teslim edeceğiniz, çocukların babalarına bayram hakkını verirken o çocukların geleceğine dair vicdanınızın sesini dinleyin. İnsanlığın sesini dinleyin. Demokrat olmanın sesini dinleyin. Hukukun üstünlüğünün sesini dinleyin. Hukuk, bir emniyet müdürü ile bir valinin iki dudakları arasında kalamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hakları bir emniyet müdürü ile bir valinin insafına, keyfine, takdirine terk edecek kadar işçi sınıfı aciz değildir. Emekçi halk aciz değildir. KESK aciz değildir. DİSK aciz değildir. TÜRK-İŞ aciz değildir. Türkiye Barolar Birliği aciz değildir. Türk Tabipler Birliği aciz değildir. Mühendis odaları aciz değildir. Meslek örgütleri aciz değildir. O insanlarımıza potansiyel suçlu gözüyle bakmak vicdansızlıktır, haksızlıktır, hakarettir, zulümdür. Yeter!.. İnsan ne zamana kadar vatandaşına potansiyel düşman gözüyle bakacak. Vatandaşını dışlamanın bir sınırı, bir izanı, bir vicdanı olsa gerek diyoruz.

Hepinizi vicdana ve insafa davet ediyorum. Taksim Meydanı’na bütün grupları, bütün milletvekillerini. Ben orada olacağım, ister izin verin Sayın Bakan ister vermeyin, ister Hükûmet versin ister vermesin ben 1 Mayıs’ta olacağım. 1 Mayıs şehitlerinin katillerini çıkaramadık ortaya ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen sözünüzü tamamlayınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – …saygı duruşunda durmak için on binlerle, yüz binlerle; o meydandaki, 77’deki bir milyon emekçi gibi onurumuzla ve Türkiye'nin barışı için, demokrasisi için, hepsi için 1 Mayıs kutlanacak. O haktır, hak alınır, verilmez; bunu bilin, bunu bilin, bunu bilin!

Teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

3’üncü madde üzerinde şahsı adına Çorum Milletvekili Agâh Kafkas.

Buyurunuz Sayın Kafkas. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada önemli bir kanunu görüşüyoruz ve bu kanunun vesilesiyle emeğin, emeğin sorunlarının, ülkenin, ülkenin sorunlarının ve demokratikleşmenin daha enine boyuna konuşacağımız zemin yerine, bu kanun vesilesiyle tribüne selam verme anlayışımızı bazı arkadaşlarımız hararetle sürdürmektedirler.

Birkaç konunun altını çizmek ve küçük düzeltmeler yapmak istiyorum. Biz, ben ve AK PARTİ’nin hiçbir sözcüsü emek hareketinin verdiği mücadeleyi küçümseyecek hiçbir beyanda bulunmadık. Aksine, ben yaşamımın en güzel yıllarını emek hareketi içerisinde geçirmiş, bu işi de haysiyetlice yapmış bir sendikacılık dönemi geçirmiş birisiyim. Emek hareketinin bu konudaki istemlerini biz haklı bulduk ve hakkı teslim ettik, bunu söylüyoruz; bundan niye gocunuyorsunuz?

Ve 12 Eylül yedi yıl önce olmadı. 12 Eylül takvimlerde, 12 Eylül’ün takvimi 1980. Yani 80’den 2009’a gelene kadar bu ülkede, burada siyaset yapanların birçoğu, özellikle sol siyaset adına konuşan değerli arkadaşlarımızın birçoğu iktidar oldular, koalisyon oldular, hükûmet oldular. O takvimde… O iktidar olduğunuz yılların takvimlerinde de 1 Mayıs vardı. Bu 1 Mayısın bazı yıllarda olup bazı yıllarda olmamak diye bir şansı yok, her yıl 1 Mayıs oluyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Her yıl 1 Mayıs oluyor ve siz iktidardaydınız, bu Mecliste çoğunluğunuz oldu; hiçbir gün aklınıza gelmedi ve şimdi ilk defa… Ve sizin döneminizde, 1935’lerde, bugün “İşçi Bayramı” dediğiniz Emek ve Dayanışma Günü’nün adını Bahar Bayramı siz yaptınız ve 12 Eylüle kadar böyle geldi ve biz geçen yıl “Emek ve Dayanışma Günü” olarak ilk defa, Hükûmetle, resmî anlayışla sivil anlayışları örtüştürmek adına bir adım attık ve Emek ve Dayanışma Günü ilan ettik ve sonunda da döndük, bu sene de kendi iç dinamiklerimizle tartıştık.

Şunu anlamıyorum ya: Siz “Geçen dönem böyle demişti, niye böyle yaptı?” Yani AK PARTİ, bir kere daha söylüyorum… Bazı arkadaşlarımız parti içi demokrasiyi görmedikleri ve yaşamadıkları için anlamakta zorluk çekiyor olabilirler, AK PARTİ demokrasiyi bir yaşam biçimi olarak almış, kendi dinamikleri içerisinde sorunları tartışarak çözüm üretmeyi becerebilen, Türkiye'nin en büyük partisidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  Bunu anlayacağız, bunu anlayacağız; bu kadar basit. Dün tartıştık Emek Günü ilan ettik, bugün tatil yapıyoruz; bu bir süreç. Biz durduğumuz yerde durmuyoruz ki her gün ders çalışıyoruz, her gün dersimize çalışıyoruz. Tavsiye ederim, bu ders çalışmanın kimseye de bir zararı yok. Onun için değerli arkadaşlarım…

Bir de sendikacılar çıkıp burada… Bize kimse haysiyet mücadelesi veremez, haysiyet dersi veremez. Cümlenin arasında diyeceksin ki: “İşte, hukuka saygı.” “Hukuka saygı” diyeceksin ve satır aralarında diyeceksin ki: “Başbakan Şırnak’a giremiyor.” Başbakan bütün illere gitti ve gidemediği hiçbir vatan toprağı olamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  Bugünkü Başbakanımız da gitmiştir, bundan sonrakiler de gidecektir. Kimsenin de haddine değil başbakanları bir yere sokup sokmamak.

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Devletin uçağıyla gitti değil mi?

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Kimsenin de gücü yetmez! Kimsenin de gücü yetmez!

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Sandıklarda sokmadılar, “güle güle” dediler.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Sen, "sonuçlarda “Şurada burada kaybettik.” diyeceksin. Ağrı’da, bütün örgütlerinizi toplayacaksınız gideceksiniz, “Seçim sonucunu kabul etmiyorum.” diyeceksiniz. Siz hukuku, önce bir hukuku içselleştirin, önce terörle aranıza bir mesafeyi koyun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Terör sensin, sen! En büyük terörist sensin!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Önce bu ülkenin hukuk sistemine bağlılığınızı bir ortaya koyun, hep beraber ondan sonra olayları çok daha rahat tartışalım. Sen hukukla, hukuku olan… Hukuk lazım olduğu zaman, kullanılması gereken bir şey değil ki, herkese, her gün ve her zaman lazım olan şey.

Onun için bir de bir konun altını bu kısa süre içerisinde çizmek istiyorum. Yani burada “Vay efendim, 47 olunca cop, 38 olunca bilmem ne.” Ya arkadaşlar, bu 38’e niye takılıyorsunuz ki, bütün muhalefet partilerinin toplamı kadar 39 yani bu milletin verdiği ölçü. Bizim bu milletin verdiği ölçüye bir itirazımız yok. Bugün, dün, cumhuriyet tarihinde hiçbir partiye vermediği kadar büyük destek vermiştir. Biz bu seçim sonuçlarından dersimizi çıkardık, milletle küstüğümüz filan yok. Gereken dersi çıkardık ve sizin de çıkarmanızın faydalı olacağını düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sizin de çıkarmanızın faydalı olacağını düşünüyorum, çünkü biz demokrasinin bir unsuru olarak buradayız. Geçerken hiç kimse buraya gelmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Burada önce Anayasa’da belirtilen o temel ilkeleri hepimiz içselleştireceğiz. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti dediğimiz şeyi hepimiz içselleştireceğiz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kesinlikle doğru.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kesinlikle doğru. Laiklik de esas değil mi?

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Bu Mecliste olmanın temel, olmazsa olmazının bu olduğunu hepimiz kabul edeceğiz. Ondan sonra ayrışmalarımız olabilir, ondan sonra tartıştığımız konularımız olabilir ama burada bu konuda kimsenin ihtilafının olmaması lazım. Allah aşkına, artık bu kölelik yasasını çıkardınız filan… İlk defa, bu “kölelik yasası” dediğiniz şeyin bu kriz döneminde ne kadar işe yaradığını kısa çalışma deneyiyle gördük ve bu, sendikalar yok, başka şeylerde filan yok. İlk defa cumhuriyet tarihinde ilk defa taşeronun alt işveren olarak sorumluluk içerisine alınmasını o “köle yasası” dediğiniz yasalar sağladı, geçmişte öyle diyordunuz, o yasa çıkarken. Allah aşkına, Ali’ciğim sen iyi bir araştırmacısın, bir araştır sevgili kardeşim, Allah aşkına bir araştır. O dediğiniz gün, “köle yasası” diyordunuz ama uygulamalarıyla bunun böyle olmadığını emekçilerin hepsi biliyorlar, gidip sorarsan öğrenme imkânın olur diyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yok canım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Nereden çıkardın.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kafkas.

Şahsı adına İstanbul Milletvekili Bayram Meral. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Meral.

BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 354 sıra sayılı yasanın 3’üncü maddesiyle ilgili şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, yarın 23 Nisan, bir hafta sonra 1 Mayıs. Gönül istiyor ki 1 Mayısları, 23 Nisanları işsizliğin aza indiği, yoksulluğun aza indiği, haksızlığın ortadan kalktığı bir dönemde kutlayalım ama ne yazık ki bunu yaşayamıyoruz. Bugün ülkemizde işsizliğin had safhaya çıktığı, binlerce iş yerinin kapandığı, yüz binlerce işçinin kıdem tazminatsız kapının dışına bırakıldığı; çiftçinin ektiğine, biçtiğine pişman olduğu; emeklinin, memurun sosyal yardım beklediği, çalışanların yarınına güvenle bakamadığı, kısacası değerli arkadaşlarım, işsizliğin, yoksulluğun, sıkıntının had safhada olduğu bir ortamda 23 Nisanı kutluyoruz, 1 Mayısı kutlayacağız.

Değerli arkadaşlarım, bir konuyu yine özellikle bilginize sunmak istiyorum. Seksen beş yıllık cumhuriyet hükûmetlerinin yaptığı iç ve dış borç 226 milyar dolar. Bir cumhuriyeti kurmuştur, okullar yapmıştır, fabrikalar yapmıştır, yapmıştır da yapmıştır… Yedi yıllık Hükûmetiniz döneminde değerli arkadaşlarım, yaptığınız iç ve dış borç 260 milyar, 80 milyara yakın da özelleştirmeden gelen parayı koyarsak paha biçilmez bir borç edindiniz. Bunun nereye gittiğini benden daha fazla sizler merak ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, elbette ki 1 Mayıs, mücadele eden insanların kanı pahasına, zindanlarda çürüme pahasına elde edilmiştir. 1 Mayıs işçi sınıfının uluslararası dayanışma ve birlik günüdür; çalışanların emek, barış, özgürlük, demokrasi günüdür; güçlü sendikacılığın temelinin atıldığı günlerdir; sömürünün önüne set çekildiği dönemlerdir değerli arkadaşlarım.

Muhterem arkadaşlarım, burada önemli bir tartışma yapıyoruz. Sayın Kafkas da bilir, sizler de bilirsiniz değerli arkadaşlarım, Türk-İş’te genel başkanlığım döneminde en fazla miting yapan, meydanları dolduran genel başkanlardan birisiyim. Ne bir insanın burnu kanadı ne bir insanın malına zarar verdik. İçinizde bunu söyleyen var mı? Niye burada kendimizi bu kadar yoruyoruz?

Sayın Bakanım diyor ki: “Taksim için müracaat eden olmadı.” Oldu Sayın Bakanım, Türk-İş yaptı, DİSK yaptı, Hak-İş meraklı, diğer kuruluşlar yaptı, yaptı. Bakınız, yapıyoruz, bozuyoruz.

Çalışma yaşamında tarihte iz bırakan siyasiler vardır değerli arkadaşlarım. 1961 Anayasası’ndan sonra 274, 275 sayılı Yasalar merhum Ecevit döneminde çıkarılmıştır. 12 Eylül bütün tahribatına rağmen iskelesini yıkamamıştır. İz bırakmıştır işte bu.

Yine iz bırakanlar vardır. 57’nci Hükûmet döneminde -Sayın Başbakan Yardımcımız burada oturuyor, kendisine teşekkür ediyorum- saatin üç buçuğuna kadar İş Güvencesi Yasası çıktığında Ecevit hasta hasta Mecliste bulunmuştur, Sayın Başbakan Yardımcım bulunmuştur. Ne olmuştur sonra? Tahrip edilmiştir. Şimdi Sayın Bakanım diyor ki: “Bir sürü haksız yere işçi atılıyor, bunları yeniden getirip düzelteceğiz.” Memnuniyet vericidir.

Şimdi değerli arkadaşlarım, olay Taksim. Size şaşıyorum! Ya değerli arkadaşlarım, neyin tartışmasını yapıyorsunuz? Yani anlamakta zorluk çekiyorum, niye zorluyorsunuz? Yani orada yapılmış ne, burada yapılmış ne… Bakınız, iz bırakandan bahsediyorum.

Sayın Bakanım, size bir şey daha söylemek istiyorum: 2821’i, 2822’yi değiştirirken lütfen 274 ve 275’le bir mukayesesini yapın, size yardımcı olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Muhterem arkadaşlarım, bakınız, bir baklava pişiriyorsunuz -bu Meclis pişirdi- tavanın kulpundan da siz tutuyorsunuz. Kime götürüyorsunuz? İşçiye. Götürürken üzerine niye acı biber atıyorsunuz? Yaptığınızın farkında mısınız? Hep birlikte gelin, gidelim Taksim’e, davullu zurnalı halayları çekelim. Yanlış bir şey olursa sorumlu siz olmazsınız, biz oluruz, biz! Biz oluruz! Sorumlu kimse de olmaz değerli arkadaşlarım, olmamıştır da bugüne kadar. Geçen dönem polis gidip de DİSK’in kapısının önünde işçilere cop vurmasa olay olur muydu? Olmazdı. Dövme beni dövmeyeyim seni, bu kadar basit. Muhterem arkadaşlarım, yapmayınız bunu. Güzel bir şey yaptınız, çok teşekkür ederim yüce Meclise, emeği geçenlerin hepsine teşekkür ederim. Bu küçümsenecek bir olay değildir, bunu kabul ediyorum. Yılların beklentisi ortadan kalkmıştır ama beklentiyi yeni bir beklentiye sokmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü bağlayınız Sayın Meral.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakınız, sorunlar had safhada, sıkıntılar had safhada, işsizlik had safhada, yoksulluk, haksızlık had safhada. Derdin üzerine bir dert daha yüklemeyin. Bırakın millet gitsin, Taksim’e çıksın, halayını çeksin, davulunu çalsın, konuşan konuşsun, yuhalayan varsa da bizi biraz yuhalasın. Gelirseniz kısmetinizi alırsınız, gelmezseniz evinizde oturun, çağıran mı var sizi?

İşte onun için, muhterem arkadaşlarım, bu güzel konuyu güzellikle sonuçlandıralım, sizden özellikle rica ediyorum. Tahrik de etmiyorum, sizden özellikle katkı bekliyorum. İktidarsınız, sorumlusunuz, sorumluluğunuzun yerine getirilmesini istiyorum. Bu da sizin göreviniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. Hayırlı olsun, uğurlu olsun, barış getirsin!

Teşekkür ederim. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Meral.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunmadan önce, lehte, oyunun rengini belirtmek üzere İzmir Milletvekili Kemal Anadol.

Buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; oyum elbette olumlu olacak. Tarihî bir gün bu. Bu Meclis Türkiye’yi çok geç de olsa bir ayıptan kurtardı. Gerçekten, 1 Mayısı yasaklayan bir ülke olarak ayıp ediyorduk yıllarca.

Bu arada, bir vefa borcu olarak, 29 Nisan 1980’de yani 12 Eylül darbesinden dört buçuk ay önce 1 Mayısın İşçi Bayramı olması için kanun teklifi veren ve çoğu aramızda olmayan, bir kısmı aramızda olmayan önerge sahiplerinin isimlerini tutanaklara geçirtmek istiyorum. Bunu bir vefa borcu sayıyorum: Kemal Anadol, Mustafa Gazalcı, İsmail Hakkı Öztorun, Gündüz Onat, Erol Saraçoğlu, Altan Tuna, Yılmaz Cemal Bor, Neccar Türkcan, Mehmet Balta, Mehmet Ali Pestilci, İskan Azizoğlu, Temel Ateş, Veli Zeren, Süleyman Sabri Öznal, Ertuğrul Günay, Süleyman Genç, Sevil Korum, Orhan Yağcı, İsmail Akın, Mustafa Şentürk, Ferhat Arslantaş, Nizamettin Çoban, Süleyman Sırrı Ergun, Yücel Akıncı, Hüseyin Kaleli, İbrahim Akdoğan, Mehmet Sönmez, Abdullah Emre İleri, Nedim Tarhan.

Biz, tek parti dönemini de eleştirmesini biliriz, onun sorumluluğunu da üstlenmesini biliriz. 1935’lere arkadaşım geldi, temas etti. Yanlış yapmışız, tek parti dönemiydi. Canım 1 Mayısı bahar bayramı hâline getirmek yanlış, tek partinin koşullarında. Bakın, üstleniyoruz ama “Hikmetyar” deyince tüyleriniz diken diken oluyor. 1993’te… 1993’te…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Kemal Ağabey yapma, bak “ağabey” diyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Millet yapıyor Başbakan, millet yapıyor!

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Millet seçiyor Başbakanı, millet!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – 1993’te “Elbette laiklik elden gidecek. Laiklik ne menem şey yahu?” diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın cümlelerini söylediğim vakit kıvırıyorsunuz, “Biz gömlek değiştirdik.” diyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Egemenliğin kaynağı millet!

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sayın Anadol, arkadaki yazıyı okur musunuz.

BAŞKAN – Sakin olun lütfen… Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olun…

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Gömlek değiştirmek kolay ama deri değiştirmek imkânsız! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – O yetkiyi millet veriyor, millet!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Dinleyin… Dinleyin…

Bak, sizin geçmişinizden bahsettiğimiz vakit kıvırıp “Gömlek değiştirdik.” diyorsunuz. Gömlek değiştirmek kolay, deri değiştirmek imkânsız, dövmeler de üstünüzde duruyor, alnınızda duruyor! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Geç... Geç... Şimdi…

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Şu arkadaki yazıyı bir okusana… İstersen ben okuyayım: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”

BAŞKAN - Sakin olun lütfen sayın milletvekilleri…

Buyurunuz Sayın Anadol, devam edin.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Ya, takdiriilahî…

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Takdiriilahî değil, millet seçiyor, millet!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Dinle, Agâh dinle…

22 Nisan 2008... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan…

BAŞKAN - Devam ediniz Sayın Anadol.

Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz konuşmacıyı.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Takdiriilahî arkadaşlar. Bundan tam bir sene önce bugün, Recep Tayyip Erdoğan ne demiş bakın, bugün, bir sene önce: “1 Mayısı resmî tatil ilan etmemizi isteyenler var. Türkiye tatiller ülkesi, yıllık çalışma günü iki yüz gündür. Bunun dışı tatildir.”

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Yanlış mı?

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – E niye getirdiniz? “Yanlış mı?” diyor! E niye getirdiniz bu kanunu ya? Niye getirdiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Sağlığına zarar veriyorsun bak.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – “Hesap edecek olursak, bugünün maliyeti 2 katrilyondur. Bir taraftan emeğin karşılığının daha fazla olmasını arayacağız, bir taraftan tatiller artsın diyeceğiz, biz böyle bir noktada değiliz.” Bu ne biliyor musunuz? Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ne kadar değişimci, ne kadar dönüşümcü, bir senede nasıl mesafe aldığını gösteren çok somut bir örnektir. Hayırlı olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Bir de siz değişseniz, dönüşseniz!

ABDULLAH ÖZER (Bursa) –Bir dinle kardeşim ya!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Hayırlı olsun bu değişim, bu dönüşüm! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, dinleyelim.

Devam edin Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Merhum Uğur Mumcu o kadar güncel ki… InterContinental’in 5’inci katı, o gün misafirler kapatmıştı. O katta kimler kalıyordu? Taksim alanına bakan 510, 511, 512 no.lu odalardan ateş edildi mi? O odalarda kimler kalıyordu? 2 Mayısta, InterContinental Otelinin önünde bir bomba patlatılarak bütün camlar kırıldı -2 Mayıs günü, olaydan bir gün sonra- ve ertesi gün ön cephe bütünüyle ithal camla kaplandı. Neden?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, lütfen, Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Şimdi, tarihle yüzleşmek deniyor. Cumhuriyet Halk Partisinin önergesi var…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Vardır…

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinin önergesi var.

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Uğur Mumcu’yu ortadan kaldıranları niye saymıyorsunuz?

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Hadi bu Meclis, el koyalım, araştırma komisyonuna “evet” deyin, o 1 Mayıstaki cinayeti işleyenleri ortaya çıkaralım. Hodri meydan! Hadi! Haydi! Haydi! (CHP sıralarından alkışlar)

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Hadi… Hadi…

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Kontrgerillayı ortaya çıkaralım. Haydi! Haydi! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ha, siz bunlara “evet” demezsiniz.

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Uğur Mumcu’yu ortadan kaldıran Ergenekonculara sahip çıkmayın bakalım.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Hadi… Hadi…

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Hadi bakalım.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Ergenekon’u dava edin. Şu 1 Mayıs katillerini Ergenekon’un içine sokun, Ergenekon’a sokun, Ergenekon’a sokun! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi, son olarak…

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Uğur Mumcu’yu ortadan kaldıran Ergenekonculara sahip çıkmayın.

BAŞKAN – Lütfen… Sayın…

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Kes sesini!

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Hadi bakalım…

BAŞKAN – Sakin olun lütfen sayın milletvekili.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Uğur Mumcu’yu ağzına alma!

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – İşine gelmedi değil mi?

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Uğur Mumcu’yu sen ağzına alamazsın.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Sayın Anadol, işine gelmedi değil mi?

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Kes!

Şimdi, Sayın Bakan dedi ki… Son cümlemi söylüyorum. Niye Taksim değil 1 Mayısın kutlama alanı? Dedi ki: “Yüzümüzü kızartacak sahneler olmasın.” Sayın Bakan, emekçilere Taksim Meydanı’nı açmak yüzümüzü kızartmaz ama emekçilerden esirgediğiniz Taksim Meydanı’na doldurduğunuz magandaların, sarhoşların, yılbaşında yabancı kadınlara tacizlerinin bütün dünya televizyonlarında yayınlanması Türkiye için bir utançtır! (AK PARTİ sıralarından “Kim onlar?” sesleri)

Onlara tanıdığınız özgürlüğü emekçilere tanımıyorsunuz. 1 Mayıs alanını, 1 Mayıs törenini Taksim’de işçilerden esirgiyorsunuz.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Bizim maganda arkadaşımız yok.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Onun için, elbette bu yasaya “evet” diyeceğiz ama yarım bir yasadır, ayıplı bir yasadır. Siz 1 Mayısı Taksim’de kutlamayı önlediğiniz sürece kendinize demokrat diyemezseniz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Anadol.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın Bakan, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; yıllarca beklenen, emekçilerin, bütün çalışanların beklediği 1 Mayısın tatil olmasıyla ilgili düzenlemeyi yasalaştırmış bulunuyoruz. Tabii bu konuda emeği geçen herkesi ben kutluyorum. Özellikle bu Yasa’nın gerçekten benim Bakanlığım döneminde olması, AK PARTİ İktidarı döneminde olması ve 23’üncü Dönem Parlamento döneminde olması gerçekten bizleri son derece memnun etmektedir. Emeği geçen, katkısı olan herkesi kutluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, efendim, bakınız, 1 Mayıs sevgi, barış günü olsun diyoruz. Burada maalesef öyle konuşmalar yapıldı ki sanki muharebeye gidiyoruz yani ben doğrusu bunu anlamakta zorlandığımı ifade ediyorum. Hatta öyle şeyler de kullanıldı ki, bunu bir sevince dönüştürmemiz, hiç olmazsa bağlarken bir sevince dönüştürme imkânımız varken burada benim hiç söylemediğim şey bana izafe edildi: Taksim’in yüz karası filan gibi. Nereden bulundu, nereden duyuldu, nasıl icat edildi, doğrusu bilemiyorum. Hele hele deneyimli bir siyasetçi arkadaşımızın, ağabeyimizin bunu kullanması da doğrusu hiç hoş olmadı. Bu Yasa’ya “Ayıplı yasa.” demek… Nasıl olacak yani? Bu Yasa’nın meydanıyla birlikte çıkması diye bir şey söz konusu değil. Böyle bir yasa yok ortada. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Söyle ya! Kapatmadık de!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bu yasa 1 Mayısın tatiliyle ilgili bir durum. Yani, saygı duyun. Biz sosyal taraflarla bu konuları görüşüyoruz, görüşmeye devam ediyoruz. Efendim, 1 Mayısa gidemezsiniz, gelemezsiniz diye bir şey demedik. Bunu –yani herkesin dediği gibi bir kutlama olmaz ki- zaten önümüzdeki yıllarda göreceksiniz. Bu 1 Mayıs zaten bir gerilim olmaktan çıkacak, tatil olacak, millet bunu piknik olarak değerlendirecek. Yani şu anda bunun ısrarla tatile dönüşmesini bir sevince değil, burada bir gerilime dönüştürmek, aslında 1 Mayıs açısından da çok büyük talihsizlik. Bunu Parlamentoda bizim yapmamamız gerektiği inancındayım. Hani en sonunda ne güzel Bayram Bey söyledi “Tatlı, baklava,  filan…” Üzerine tuzu biberi niye ekiyoruz, onu anlayamadım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hep siz ekiyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Özellikle, buna hiç ihtiyaç yok idi. Tekrar döndük, siyasi parti genel başkanlarına konuları götürdük. Buna da hiç gerek yok. Herkes herkesi biliyor. Az önce arkadaşlarımız söylediler. En güzel ölçüyü veren, en güzel tartı yeri millettir. Millet tartıyor, ölçüyor, biçiyor, herkesi bir yere oturtuyor. Ona da saygı duymamız gerekiyor. O çerçevede değerlendirmelerin daha doğru olacağı inancındayım.

1 Mayıs 77’deki tüm olumsuzluklar ortaya çıksın. Çıksın arkadaşlar. Çabamız, gayretimiz…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Önergemiz var… Hep beraber…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bir dakika…

Çabamız, gayretimiz Türkiye’de karanlık bir nokta kalmasın mücadelesidir. Bunun için… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama bu konuda demokrasimiz daha da kökleşsin, daha da yaygınlaşsın anlamındaki bütün mücadeleler karşısındaki duruşumuzu da bir görmemiz gerekiyor, bir aynaya da bakmamız gerekiyor. Kim bu karanlıkların aydınlanması konusunda nasıl bir duruş sergiliyor, bunları da değerlendirmemiz gerektiği inancındayım.

Ben tuz biber ekmek için söz almadım. Gerçekten, bütün milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Sayın Başbakanıma teşekkür ediyorum çünkü gerçekten, 1 Mayısın tatil olması için talimatını verdiler ve bu çalışmayı gerçekleştirdik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Aslında, şunu söyleyeyim Kemal Bey: Bakınız, geçen yıl sendika konfederasyon başkanlarıyla bugünün tatil olmasıyla ilgili birlikte mutabakat sağlamış idik fakat buradaki bazı konuşmalara dikkat edince sanki son oylamada vazgeçelim bu 1 Mayıstan anlamını taşıyan ifadeler var burada. Yani demokratik bir adım ise bu, bu adıma hepimizin destek vermesi gerekiyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Veriyoruz işte.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Niye bu adımı atıyorsunuz tarzında bir yaklaşım son derece yanlış.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Veriyoruz, oyumuzu da veriyoruz, daha ne istiyorsunuz?

ALİ ARSLAN (Muğla) – Sakın vazgeçmeyin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Geçen yıl da benzer tarzda olumsuzluklar yaşandı. Ben diyorum, bu süreci   -bakın- demokratikleşme konusundaki bu süreci saygıyla karşılayalım ve her yıl yeni yeni şeyler ilave edelim bu sürece. Türkiye'nin buna ihtiyacı var, Türkiye'nin bu hoşgörü iklimine ihtiyacı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Son, efendim.

Türkiye'nin kavga ile Türkiye'nin çatışmayla varacağı bir yer yok.

Son olarak da Sayın Kaplan şunu söylemek istiyorum: Sizin de bizim de 70 milyonun da güvenliğini sağlayan güvenlik güçlerinin içlerinde yanlış yapan, hukuk karşısında yanlış yapan var ise hukuk devletinde tabii ki onlarla ilgili gerekli işlemler yapılıyor…

SIRRI SAKIK (Muş) – Valla, hiç görmedik Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …ama burada kalkıp tümden, toplumun güvenliğini sağlayan insanlarla ilgili rastgele ifadelerde bulunmak da şık olmamıştır bu anlamlı günde ve bu anlamlı yasa çerçevesinde.

AHMET TÜRK (Mardin) – Sayın Başkan, eleştiri için mi söz verildi, teşekkür için mi söz verildi?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bunu da ifade ediyorum, hayırlı olmasını diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 89’uncu yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlanması ve günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla yapılacak görüşmeler için 23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                   Kapanma Saati: 23.19



(X) (10/347) esas numaralı Meclis Araştırması önergesinin tam metni tutanağa eklidir.

(X) 330 S.Sayılı Basmayazı 25/2/2009 tarihli 62’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) 354 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade edildi.