TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           16’ncı Birleşim

                                                                                  12 Kasım 2008 Çarşamba

                                                                                              İçindekiler

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A)     Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu’nun, Türk kadınının siyasetteki yerine ilişkin gündem dışı  konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, çevre sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Millletvekili Reha Çamuroğlu’nun, Aleviler ve Aleviliğe ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın, Antalya’nın Finike ilçesi ile Kumluca ilçesi arasındaki Alakır Çayı mevkisinde meydana gelen orman yangınına ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, vefat eden Son Gazi Mustafa Şekip Birgöl’e, Kurtuluş Savaşı’nın tüm şehitlerini ve gazilerini temsilen devlet töreni düzenlenmesine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, vefat eden Son Gazi Mustafa Şekip Birgöl’e, Kurtuluş Savaşı’nın tüm şehitlerini ve gazilerini temsilen devlet töreni düzenlenmesine ilişkin açıklaması

4.- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, vefat eden Son Gazi Mustafa Şekip Birgöl’e, Kurtuluş Savaşı’nın tüm şehitlerini ve gazilerini temsilen devlet töreni düzenlenmesine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan ve 25 milletvekilinin, Balıkesir ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/280)

2.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 30 milletvekilinin, Alternatif Ürün Projesi’nin Adıyaman’daki uygulamasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/281)

3.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 27 milletvekilinin, ülkemizdeki sığınmacıların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/282)

B) Önergeler

1.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, Adalet Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/93)

2.- Hakkâri Milletvekili Hamit Geylani’nin, Dilekçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/94)

C) Tezkereler

1.- Adelson Stratejik Çalışmalar Enstitüsü Başkanı tarafından, Tel-Aviv’de 8 Aralık 2008 tarihinde gerçekleştirilecek olan “İsyana Karşı Koyma” konulu konferansa ismen davet edilen Eskişehir Milletvekili ve Dışişleri Komisyonu Başkanı Hasan Murat Mercan’ın vaki davete icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/584)

2.- Kütahya Milletvekili ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy’un Başkanlığında, Komisyon üyelerinden oluşan bir heyetle, Macaristan Ulusal Meclisi Ekonomi ve Bilişim Komisyonunun resmî davetine icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/585)

3.- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Dr. Fatma Ekenoğlu’nun vaki davetine, “KKTC’nin 25. Kuruluş Yıldönümü Kutlamaları”na Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ı temsilen bir Parlamento heyetinin icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/586)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Ürdün Meclis Başkanı Abdel Hadi Majali’nin Ürdün’e davetine beraberinde bir Parlamento heyetiyle icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/587)

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Adalet Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/605) (S. Sayısı: 275)

2.- Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/657) (S.Sayısı: 302)

IX.- OYLAMALAR

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk’un, ceza infaz kurumlarındaki hak ihlali iddialarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/4714)                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                     

2.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, kadınlara yönelik bazı çalışmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/4945)

3.- Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, TÜİK’in açıkladığı açlık sınırına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in cevabı (7/4954)

4.- Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, çiftçilerin bankalardan kullandıkları kredilere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in cevabı (7/5012)

5.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, adrese dayalı konut kayıt sisteminin yaratacağı sorunlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in cevabı (7/5135)

6.- Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin, bankacılık izinlerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in cevabı (7/5152)

7.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, engelliler için verilen evde bakım ücretine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/5197)

8.- Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin, Adabank hisselerinin satışına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in cevabı (7/5289)

9.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, çocukların korunmasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/5291)

 

 

 

 

12 Kasım 2008 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN (Adana), Harun TÜFEKCİ (Konya)

-----0-----

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, Türk kadınının siyasetteki yeri hakkında söz isteyen Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu’na aittir.

Sayın Kumcuoğlu, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

B)     Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu’nun, Türk kadınının siyasetteki yerine ilişkin gündem dışı  konuşması

 

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, salonda çoğunluğu sağlayamadığınız açık ama lütfen sükûneti sağlarsanız mutlu olurum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de kadınlara seçme ve seçilme hakkı, ilk defa belediye seçimleriyle ilgili olarak 1930 yılında çıkarılan 1580 sayılı Kanun’la verilmiştir. Daha sonra çıkarılan 26 Ekim 1933 tarih ve 2349 sayılı Kanun’la da kadınlarımız köy ihtiyar heyetlerine ve muhtarlığa seçilme hakkını elde etmişlerdir.

Bu Kanun çerçevesinde ilk muhtarlık seçimi bundan tam yetmiş beş yıl önce bugün yani 12 Kasım 1933 tarihinde Aydın ilimizin o zaman Çine ilçesine bağlı olan, bugün ise Karpuzlu ilçe merkezi olarak bilinen Demircidere köyünde yapılmış ve seçimlerin galibi Gül veya Gülkız Ürbül Hanım olmuştur.

İlk eşini ve 6 erkek kardeşinden 5’ini Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sürecinde kaybeden Gül Hanım, Türkiye'nin ilk muhtarı seçildiğinde otuz iki yaşındadır ve bu görevi üstlenmek için gerekli olan okuma yazma şartını haiz bulunmaktadır.

1933 yılında ülke çapında okuma yazma nispeti yüzde 10’dan düşük, kadınlarımız arasında ise bunun çok daha altındadır. Ama Gül Hanım İstanbul'un Fatih veya Nişantaşı semtinde değil, Aydın'ın bugün bile sapa bir yöresi olan o günkü Demircidere köyünde, çok sınırlı imkânlarına rağmen okuyup yazmanın üstesinden gelebilmiş ender kadınlarımızdan biridir, yani Gül Hanım, bu mümtaz ve aziz milletin 7’si erkek 8 aday arasından tarihimizin ilk kadın muhtarı seçilmeyi ve görevine seçimle gelen ilk kamu yetkilisi olmayı başarabilmiş istisnai evlatlarından birisidir.

Seçimlerden sonra basına bir beyanat veren zamanın Çine Kaymakamı Mehmet Ali Bey "İlçemiz yeni Kanun’un uygulanması konusundaki öncülüğünden dolayı bahtiyarlık hissetmektedir. Halkımız cumhuriyetin yeniliklerini severek benimsemekte ve 'Türk kadınına benliğini tanıtan ve medeni haklarını veren cumhuriyettir.' gerçeği bu gibi yeni tezahürlerle kuvvet bulmaktadır." diyerek önemli bir gerçeği dile getirmektedir.

O günlerde, Türkiye'nin tek siyasi partisi konumundaki Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Sekreteri -ve daha sonra da Başbakan- olan Recep Peker de Gül Hanım’a çektiği telgrafta "Türkiye'nin ilk kadın muhtarı olmak büyük bir şereftir. Kutlu olsun. Sizin ve aynı vazifeleri alacak bütün kız kardeşlerimizin Türk kadınının üstünlüğü hakkındaki davamıza hak kazandıracak örnekler vereceklerine şüphe yoktur." demektedir.

Bu ifadeler aslında insanlık tarihinin büyük siması, istisnai insan Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözlerinden ilham almaktadır: "Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin?" Cumhuriyetin inançlı ve sadık evlatları olarak bu davaya ve felsefeye daima sahip çıkmak hepimizin görevi olmalıdır.

Gül Hanım, görevde kaldığı iki yıl boyunca sadece göstermelik bir muhtar olarak kalmamıştır. Köyünün sosyal ve ekonomik yaşantısına katkıda bulunmak amacıyla Karpuzlu-Çine arasına taş döşemeli yol ve bir köprü inşa edilmesine önayak olmuştur. Köye ait hizmetlerin belli bir mekânda kararlaştırılıp yürütülebilmesi için kooperatif tipi bir oluşumla kaynak yaratıp bir köy odası yaptırmıştır. Belli bir yaşın altındaki gençlerin kahvelere girmesini yasaklayıp avcılık, binicilik ve diğer spor dallarında faaliyet göstermek üzere bir gençler derneği kurdurmuştur.

Kendisini, seçiminin 75’inci yılında saygıyla ve rahmetle anıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu arada, son zamanlarda, cumhuriyetin temel felsefesinin aksine, kadınlara ve özellikle reşit olmayan kızlarımıza karşı işlenen suçlarda ciddi bir artış gözlenmektedir. Bu konuda da Hükûmeti ve özellikle cumhuriyetin doğal sahibi olan kamu yöneticilerini daha duyarlı, tutarlı ve etkin olmaya ve cumhuriyetin ana çizgisinden sapmalara meydan verilmemesi hususunda uyanık olmaya davet ediyor, hepinizi  saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kumcuoğlu, teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, çevre sorunlarıyla ilgili söz isteyen İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’a aittir.

Sayın Soysal, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, çevre sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çevre kirlenmesiyle ilgili olarak gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum her ne kadar çoğunluğunuz yoksa da.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, ülkemiz doğal ve tarihî zenginlikler açısından eşsiz bir ülkedir. Bu zenginliğin korunması ve geleceğe aktarılması için hepimizin üzerine çok ciddi görevler düşmektedir. Biliyorsunuz bir bakanlığımız var: Çevre ve Orman Bakanlığı. Bu Bakanlık en kısa tanımlarıyla, çevrenin korunması için kurulmuştur.

Ayrıca, çevreyle ilgili olarak Anayasa’mızda düzenlemeler bulunuyor. Anayasa’nın 56’ncı maddesi aynen şöyle:

“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”

Şimdi bir bakmak gerekiyor acaba Bakanlık kuruluş amacı doğrultusunda ve Anayasa’daki düzenleme çerçevesinde çalışıyor mu? Örneklerle bakalım: Bursa Bayramdere Yeniköy açıklarında denizden kum çıkarılıyor, çıkarılan kumlar İstanbul’a taşınıyor, inşaatlarda kullanılıyor. Nerede? TOKİ’nin inşaatlarında.

İstanbul’da yeşil alanları TOKİ dilediği gibi imara açabiliyor, sonra da çevrecilikten bahsediliyor.

Değerli arkadaşlarım, Bursa Karacabey Yeniköy’de ve deprem bölgesi olmasına rağmen, ekolojik olarak oradaki bölgeyi bozma adına ne yazık ki kum çıkartmalar devam ediyor. Biliyorsunuz 1999 depreminde bunu yaşadık ve birçok binanın deniz kumunun kullanılmasından ötürü yıkıldığını hep beraber ne yazık ki izledik, gördük. Çevre katliamı karşısında ne yazık ki Bakanlık seyirci kalıyor.

Bir başka örnek Düzce’de. Düzce’de Karagöl’ün yakınındaki ormanlık alanın çöp entegre tesisi olması ve Çevre Bakanlığının oluru ile. Bu olur yazısında kamu yararı ve zarureti gerekçeleriyle Düzce Belediyesine izin verildiği ifade ediliyor oysa bu alan orman alanı, aynı zamanda İSKİ’nin su havzası. Bakanlık Düzce’de başka yer yokmuş gibi İSKİ’nin havzasına çöp entegre tesisi yapmayı uygun bulabiliyor. Ne yazık ki Bakanlık su havzalarına inşaatlar dikmeyi zaten alışıklık ve bağışıklık hâline dönüştürmüş çünkü Çevre Bakanı eski İSKİ Genel Müdürü olmasına rağmen, İSKİ’nin su havzalarındaki yapılaşmayla ilgili olumsuz görüşüne rağmen, İstanbul su havzalarında 24.500 tane kaçak yapı bulunuyor. Tabii bunları açıklamak mümkün değil ama su havzalarındaki kaçak yapılaşmaya göz yumuluyor, sonra da İstanbul’u susuzluğa mahkûm edip Melen Çayı’na, oradaki sulama alanlarında su ihtiyacını karşılayan Melen Çayı’na ihtiyaç duyuluyor.

Ne yazık ki yeşil alanlar imara açılıyor. Tuzla’da denizler dolduruluyor, oranın ekolojik yapısı bozuluyor; Bakanlık uyuyor, buna seyirci kalıyor ve Bakanlığın bu konuyla ilgili bilgisi dahi olmadığını düşünüyorum. Ne yazık ki birtakım çevreler tarafından da oralarda alabildiğine dolgu alanları yaratılma çalışmaları devam ediyor.

Çevre katliamıyla ilgili son örneğini de ne yazık ki Erzurum’da gördük. Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Erzurum’daki ağaçları kesti; yerine metal ağaçlar yerleştirmeye kalkıyor üstelik bu akıl almaz icraatından sonra meydan okuyan bir tarzda açıklamada “Suç ise suç işliyorum, bütün ağaçları keseceğim, hadi şimdiden önlem alsınlar.” diyecek kadar cüretkâr bir yaklaşım içerisine girebiliyor. Bu Başkan, kime, nasıl, niye meydan okuyor? Çevreyi katlederek mi kenti yönetmeye kalkıyor? Buna dönük bir müdahale ne yazık ki Çevre Bakanlığından gelmiyor.

Yine, Adana’da, Osmaniye’de iki bin beş yüz yıllık antik kentin üzerine çimento fabrikası kuruluyor. Bu fabrikanın yapılması tam bir çevre ve tarihî katliam anlamına geliyor çünkü bu alanda yapılacak çalışmalarda taş ocaklarında patlatılan dinamitler ve nakliyede ortaya çıkacak kirlilik zaten atıklarla kirlenmiş olan Ceyhan suyunu daha da kirletecektir. Üretim sırasında oluşacak zehirli gazlar ve atıklar nedeniyle yakın çevredeki köylerin, bölgedeki canlıların, bitkilerin olumsuz etkileneceği de ortadadır.

Bütün bunlara rağmen, Çevre Bakanlığı uyuyor, bunlardan bihaber veya bir rant politikasına kurban gidiyor ormanlarımız. Örneğin, Marmaris Kent Konseyi tarafından yapılan araştırmaya göre Marmaris’te maden aramak için kırk beş  şirkete ruhsat veriliyor üstelik maden arama ruhsatı verilen yerlerin büyük kısmı millî park ve özel koruma alanı. Bunların, her biri birer çevre katliamı. Kaz Dağları’nda maden aranması, Tuzla denizlerinin doldurulması, Kuşadası Limanı’nın doldurulması, sahillerdeki yapılaşmanın artmasının hesabını vermek, gerçekten Çevre Bakanlığının görevidir. Küresel ısınma nedeniyle dünyada dengeler değişiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Soysal, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun efendim.

ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Çevre örgütleri uyarılarda bulunuyor.

Tabii, Başbakan da çıkıyor “Ben daniskasıyım çevrecinin.” diyor. Elbette, daniskası olabilirsiniz ama neyin? Çevreye ihanetin daniskası olabilirsiniz. Başbakan ve Çevre Bakanı çevreye ihanetin daniskalığı konusunda eş güdümlü çalışmaya da ne yazık ki devam ediyor ve çevreyle ilgili, çevreye dönük duyarlılık içerisinde olanlar da şiddete maruz kalabiliyor.

Değerli arkadaşlarım, tabii, çevreyle ilgili, gerçekten, ormanlarımız ranta dönük bir politikaya kurban ediliyor. Su havzaları perişan. Buna karşı ne yazık ki bir duyarsızlık, Çevre Bakanlığının ilgisizliği alabildiğine devam ediyor. Burada bir sorumsuzluk örneği var. Rant uğruna İstanbul’un yeşil alanları imara açılıyor, kıyı beldelerinde çok katlı yapılaşmalara izin veriliyor. Tarımda kendi kendine yeten memleketimizin kuraklığa mahkûm edilmesi. Bunlar, her biri de… “Çevrecinin daniskasıyım” diyeceksiniz, daha sonra çevreye ihanet edeceksiniz. İşte, bunun adı çevreye ihanet etmenin daniskalığıdır.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soysal.

Gündem dışı üçüncü söz, Aleviler ve Alevilikle ilgili söz isteyen İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu’na aittir.

Sayın Çamuroğlu, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

REHA ÇAMUROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ne konuşacaksın acaba?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Eylemle olur eylemle! Sözle olmaz!

SAMİ GÜÇLÜ (Konya) – Müsaade edin konuşsun.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu… Sayın Aslanoğlu, lütfen efendim...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ama bütçede ödenek varken, ödenek isterken niye sahip çıkmıyor?

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen efendim…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Niye sahip çıkmıyorsun?

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen efendim. Sayın Aslanoğlu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen uyarın Sayın Milletvekilini…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Eylemle olur eylemle, konuşmayla olmaz bu iş!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen uyarın. Sayın Milletvekili daha konuşmasına başlamadı.

BAŞKAN – Sayın Çamuroğlu, buyurun efendim, konuşmanıza başlayınız.

 

3.- İstanbul Millletvekili Reha Çamuroğlu’nun, Aleviler ve Aleviliğe ilişkin gündem dışı konuşması

REHA ÇAMUROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz pazar günü Ankara’da gerçekleşen yürüyüş ve mitingin yeniden gündeme getirdiği bazı hususlarda görüşlerimi sizlerle paylaşmak üzere gündem dışı söz almış bulunuyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Neredeydin sen?  Mitingde miydin?

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Demokratik ülkelerde sivil toplumun bu tarz eylemlerle taleplerini duyurmasından daha doğal bir durum olamaz. Toplantının düzenli ve barış içinde geçmesi de hem düzenleyenleri hem de emniyet güçlerimizi tebrik etmemizi gerektirmektedir.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bravo! Bravo!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Sizlerle bu mitingde dile gelen talepler konusunda görüşlerimi paylaşmayacağım. Cemevleri, zorunlu din dersi ve diğer konularda hangi görüşlere sahip olduğumu gerek burada gerek Genel Kurulumuzda ve gerekse medyamız aracılığıyla kamuoyuyla paylaştım.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Lafla olmuyor, lafla olmuyor o iş!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Konuşmamda başka bir hususa dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Bütçeye gelseydin bütçeye!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Buna tek kelimeyle “üslup” diyebiliriz Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Bütçeye gelseydin de sahip çıksaydın!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Niye rahatsız oluyorlar Sayın Başkanım, kimsenin tekelinde değil, niye rahatsız oluyorlar?

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Alevilikle ilgili sorunlar ve Alevi vatandaşlarımızın şikâyetleri, yeni sorunlar, yeni şikâyetler değildir. Cumhuriyetimiz bu sorunları da pek çok diğer sorunla birlikte Osmanlıdan devralmıştır. Pek çok hassasiyet ve gözyaşı içeren sorunlardır bunlar.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Duygu sömürüsü yapmayın!

HASAN KARA (Kilis) – Mesaiye erken başladılar!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) –  Birbirimize yaşattığımız ve zaman zaman da ülkemiz siyasetinin hatta uluslararası siyasetin hepimize yaşattığı derin acıların açtığı derin izleri taşırlar. Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı şudur ki: Yüzlerce yıllık, üstelik duygu yüklü, üstelik inançlarımız etrafında oluşan böylesi sorunları çözmek üzerine konuşur ve diyaloglar geliştirmeye çalışırken çok daha sakin, çok daha yumuşak, çok daha muhatabımıza açık olmamız gerekmektedir.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ne yaptı, üstünüze mi yürüdü…

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Siyasette tribünlere oynamak bazen siyasetçiye haz verebilir Beyefendi.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Orada yüz bin vardı, yüz bin!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Hatta denebilir ki: Tribünlere oynamak siyasetin doğasında vardır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Onu siz yaparsınız siz!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Oysa parlayıcı olduğunu defalarca göstermiş olan… (CHP sıralarından gürültüler)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Siz yapıyorsunuz. Ayıptır, ayıptır!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sayın Bakan Alevilerin haklı taleplerini “sitem” diye söylüyor.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, Hatibe saygı gösterelim.

ZEKARİYA AKINCI (Ankara) – Kimin tribüne oynadığı belli!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çamuroğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ayıp yahu, ayıptır!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen efendim…

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Tribüne sizler oynuyorsunuz, sizler!

BAŞKAN – Sayın Çamuroğlu, buyurun efendim.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – “Uç talep” deniyor. Alevilerin talebine “uç talep” diyen Bakan tribüne oynuyor, lütfen!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Oysa parlayıcı olduğunu defalarca göstermiş olan konularda şuur sahibi olarak tribünlere oynamak değil de çözüme yönelmek gerekmektedir.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Çözüm nerede?

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Siz onu da beceremediniz, bulaştırdınız ya elinize yüzünüze!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Aslında Yunus Emre, yüzyıllar önce…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bir buçuk senedir hikâye anlatıyorsun…

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) –  …“Neçe yumuşak söylese sözü savaşa benzer.” der.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Söyleyecek sözün yok, bırak bunları, bırak!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Ne yazık ki bu mitingi düzenleyenleri bu konuda tebrik etmek mümkün olamayacaktır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Vah, vah!

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Seni tebrik etmek gerek!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Hükûmeti Ankara Çayı’na süpürmek mi istiyorsunuz, oturup sorunların çözümü için konuşmak mı?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Senin gibi Hızır Paşalar…

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Büyük ve dehşetengiz tehlikelerin temsilcisi olarak mı görüyorsunuz, ülkenizin meşru Hükûmeti olarak mı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bravo!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Mitinginizi, mitingdeki konuşmalarda dile getirdiğiniz gibi yerel seçimleri hedefleyerek mi düzenlediniz yoksa gerçekten muradınız Alevilerin sorunlarının çözümlenmesi midir? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Reha Bey, tam da sizden beklenen bir konuşma yapıyorsunuz, tebrik ediyorum sizi!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – AK PARTİ’yi kapatılması, kapattırılması, bir şekilde ortadan kaldırılması gereken bir siyasi varlık olarak mı görüyorsunuz yoksa demokratik gerçeğimizin güçlü bir temsilcisi olarak mı?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Hızır Paşa! Bırak bu hikâyeleri Hızır Paşa!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Biz ne yaparsak yapalım baştan karşı mı olacaksınız yoksa gerçekten ama gerçekten bir diyaloğa niyetiniz var mıdır?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bu söylediklerine sen inanıyor musun acaba?

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Lütfen artık karar veriniz. Bu ülkedeki bütün sorunların nihai çözüm yeri Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetidir. Buyurun konuşalım, buyurun tartışalım ve ülkemiz için çözümleri buna uygun üsluplarla burada arayalım.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sen bir buçuk senedir konuşuyorsun, neyi hallettin, neyi?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başbakanla konuştunuz, ne oldu? Ne elde ettiniz?

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen sene burada, bu kürsüde bir değerli bakan arkadaşımız açıkça bir tutum ifade etti.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ne dedi? “Uç talep” dedi, “Uç talep.”

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Mealen şunu söyledi: “Bu ülkede Alevi vatandaşlarımızın sorunları vardır ve bunlar çözülmelidir.” Duymak istemeyenler bunu da duymadılar, duyanlar ise “Ne var burada?” demekteler. Şu var: Büyük Millet Meclisi tutanakları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çamuroğlu, konuşmanızı tamamlayınız.

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – …ve arşivlerini inceleyiniz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Dün Sayın Bakan, Alevilerin haklı taleplerinden “sitem” diye bahsediyordu. Bu sizi incitmedi mi?

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Daha önce bu mesele bu kadar açık bir şekilde ve bir gereklilik vurgusu taşıyarak bu kürsüden bir bakan seviyesinde gündeme getirilmiş midir? Daha önce bu ülkenin bir başbakanı “Bu matem sizin değil, bizim hepimizin matemidir” demiş midir?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Tebrik ediyorum, bravo!

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Yalandan kim ölmüş, yalandan!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Hemen itiraz etmeyiniz, “Arkası gelmedi.” demeyiniz. Olanı olduğu sırada bir türlü anlatamadık ki.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başbakan ne güzel şeyler söylemiş Alevilik hakkında. Seni takdir etmişse mesele yok!

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Bakanın bir tane Alevi genel müdürü var mı, sordun mu hiç?

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; takdir edersiniz ki pek çok nedenle maalesef 2008 yılı Büyük Millet Meclisimiz açısından verimli bir yıl olamamıştır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Niye? Niye olmadı, niye?

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Hızır Paşa görevinin başında.

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Demokrasilerde muhatabı beğenmeyince değiştirme lüksü yoktur. AK PARTİ burada, CHP burada, MHP burada, diğer partilerimiz burada, ülkemizin bu tarihî ve büyük problemi de burada.

FATMA KURTULAN (Van) – DTP de burada.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – İktidar yok, iktidarsız iktidar...

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Orta yerde duruyor ve çözülmeyi bekliyor. Hükûmetimizin bu konudaki çözüm iradesini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – … yeni dönemde yeniden daha da…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Daha dün bütçede reddettiniz! Reddettiniz bütçede dün, dün!

BAŞKAN – Sayın Çamuroğlu, son cümlelerinizi alayım efendim.

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Gelin diyalogumuzu artıralım, gelin bu konudaki birikimlerimizi her gün daha fazla birbirimizle paylaşalım.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Cemevlerine “Cümbüşevi” denmesi seni rencide ediyor mu etmiyor mu? Yazıklar olsun!

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Gelin el birliğiyle, “ben yaptım, sen yaptın” demeden ülkemizin fay hatlarından birini ortadan kaldıralım.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Getir, düzenlemeyi getir, biz de “evet” diyelim.

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Sorun ortada ve çözüme de çok yakın olduğumuzu hissediyorum. Bin tane daha seçim olur, varsın olsun, biz sorunları çözelim.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – İktidarsınız niye şikâyet ediyorsunuz? İktidar şikâyet etmez.

REHA ÇAMUROĞLU (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Madımak’ın müze olmasını istiyor musun istemiyor musun Sayın Çamuroğlu?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Elinizi kolunuzu tutan mı var, niye çözmüyorsunuz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Seni orada dinlemiyorlar da kürsüden mi konuşuyorsun?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bugüne kadar niye çözmediniz? Altı yıl oldu, altı yıl!

BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, lütfen birbirimizin hukukuna saygı gösterelim. Bakınız, Sayın Hatip kürsüye çıktı daha konuşmaya başlamadan söz atmalar başladı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, daha dün önergeyi reddetti ya! Bütçe Komisyonunda Bakan şeye bıraktı, yaptı arkadaşları reddetti ya!

BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu, istirham ediyorum. Ama bak, hayır, ne söyleneceği belli değil, lütfen…

Evet, Antalya’da meydana gelen bir yangın olayı varmış, müessif bir olay. Onunla ilgili olarak Sayın Kaptan’ın bir söz talebi var, kendisine söz vereceğim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, ben de söz istedim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaptan.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın, Antalya’nın Finike ilçesi ile Kumluca ilçesi arasındaki Alakır Çayı mevkisinde meydana gelen orman yangınına ilişkin açıklaması

 

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; pazar günü akşam saat dokuz sıralarında Antalya Finike ilçesi ile Kumluca ilçesi arasındaki Alagır Çayı üzerindeki ormanlık vadide bir yangın çıkmıştır. Bu yangın, dün akşamüzeri…

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Pohpohlayın biraz daha, pohpohlayın Sayın Çamuroğlu’nu.

BAŞKAN – Sayın Akıncı, Sayın Kaptan’ı dinleyelim lütfen.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Bu yangın, pazar, pazartesi, salı günü devam etmiştir; bu gece, geçtiğimiz geceki yağmurda kısmen kontrol altına alınmıştır, kısmen söndürülmüştür. Yangının çıktığı bölge derin bir vadidir, ulaşımı güçtür, ancak helikopterle havadan söndürülmesi gerekiyor, fakat ne yazık ki “Yangın sezonu bitti.” diye Hükûmetin helikopter kiralama süresi bittiğinden elde helikopter yoktu. Helikopter olmadığı için de yangının söndürülmesi uzamıştır.

Bu nedenle, ben Hükûmetten şunları sormak istiyorum, bu konuda önlemler almasını istiyorum:

Özellikle bu yangınla ilgili olarak Akdeniz Bölgesi gibi yangına hassas bölgelerde yangın söndürme helikopterlerinin kiralama süresi neden daha uzun tutulmamaktadır?

Sezonluk kiralama süresi bitse bile yangın çıkan yerlerde helikopter kullanılması için sözleşmeye bir madde konarak kış aylarında çıkacak yangınlara havadan müdahale etme olanağı neden sağlanmamaktadır?

Mevsimlik yangın söndürme işçilerinin Akdeniz Bölgesi’nde daha uzun süre çalıştırılmaları niye sağlanmamaktadır? Ve Hükûmet bakanlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Otomatik kesildi Sayın Kaptan.

Ben Antalya’ya ve ülkemize geçmiş olsun dileklerimi ifade ediyorum.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkan, teşekkür edeyim.

BAŞKAN – Tekrar sisteme girip, tekrar yapmanız lazım. Konu herhâlde anlaşıldı. Onun için ben -size iki dakikalık süre vermiştim- teşekkür ediyorum sizlere de.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkanım, sonunu bitirivereyim.

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın, bitirin.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Hükûmetin, bakanlara çok pahalı, trilyonluk cipler yerine bu havadan söndürme uçakları ve helikopterleri alması daha yararlı değil midir? Hükûmetten bu konularda açıklama yapmasını istiyor, Finike ve Kumlucalı hemşehrilerimize geçmiş olsun diyor, Hükûmetin orman yangınları konusunda ciddi önlemler almasını diliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Evet, Finike’ye, Kumluca’ya, Antalya’ya ve tüm ülkemize, insanlarımıza geçmiş olsun diyorum.

Sayın Aslanoğlu, talebiniz nedir efendim?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Neyle ilgili efendim?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Hatibin konuşmasıyla ilgili.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, ben şunu istirham ediyorum: Yani buraya çıkan her milletvekili arkadaşımızın görüşüyle ilgili olarak diğer bir arkadaşımız görüş açıklamaya başlarsa çalışmalarımızı yürütemeyiz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Bir bilgi sunmak istiyorum.

BAŞKAN – Onun için, özür dileyerek sizlere söz veremeyeceğim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan ve 25 milletvekilinin, Balıkesir ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/280)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Balıkesir 1.118.313 (2008) toplam nüfusunun 649.423'ü şehirde 468.890'nı köylerde ikamet etmekte 14.292 km² yüzölçümü ile Kuzeyden Marmara, Batıdan Ege Denizi kıyılarına, diğer yönlerden de kırsal alana dayalı coğrafi yapısıyla çok sayıda temel sorunlarla baş başa büyük bir ilimizdir. Ulaşım, sanayileşme, işsizlik, tarım, sulama, eğitim, sağlık, kültür, hipermarketler, sınırlı köydes projeleri gibi öncelikli temel sorunların yakıcı kıskacı altındadır.

Ulaşım yatırımları yönünden;

a) Balıkesir - Susurluk - Karacabey yolu,

b) Balıkesir - Akhisar - Manisa yolu,

c) Balıkesir - Dursunbey - Harmancık - Tavşanlı yolu,

d) Havran - Edremit - Ayvacık yol yapımı,

e) Havran - Balıkesir yolu,

f) Balıkesir - Bigadiç

g) Bigadiç - Sındırgı

h) Marmara Adası yolu,

i) Aliağa-Ayvalık yollarının yanında İstanbul-Bergama-İzmir karayolunun hizmete geçirilmesinde günümüze kadar büyük ihmaller yaşanmış olup, ileri tarihlere ertelenmeleri önemli ekonomik kayıplar başta olmak üzere, çeşitli kayıpların devamını beraberinde getirecektir.

İzmir-Ankara hızlı tren projesine Balıkesir'in dahil edilmemiş olması, İktidarın Balıkesir'de yarattığı hayal kırıklıklarından birisidir. Hızlı tren projesine mutlaka Balıkesir'in katılım olanakları bulunmalıdır. Umarız ve dileriz ki son günlerde basında sıklıkla duyduğumuz, İstanbul - Ankara hızlı tren hattına "Bandırma-Bursa-Ayazma-İnönü" güzergahlarının bağlanması da, oyalamalar sonrası yeni hayal kırıklıklarına yol açmaz.

Körfez Havaalanın teknik olarak yeterli düzeye getirilmesi sonucu, Avrupa ülkelerine en yakın meydan konumu nedeniyle, Körfez turizmini önemli gelişmelere taşıyacak stratejik öneme sahiptir. İçinde yaşadığımız günlerde beklenen ihalenin mutlaka yapılması ısrarlarımızı sürdürürken yakın takipçisi olacağız.

Ülkemizin kalkınmasında Sanayileşmenin üretim, istihdam, dışsatım ve milli gelirdeki gerçekçi artışında, öncelikli ağırlığı, hangi yaşamsal değere sahipse, Balıkesir içinde aynı konumdadır. Bu nedenle Balıkesir ve Bandırma'daki Organize Sanayii bölgelerindeki yatırımların geciktirilmeksizin sürdürülmesine şiddetli ihtiyaç duyulmaktadır.

İşsizlik, kronikleşmiş sorunlarımızdan birisidir. Balıkesir'de özellikle gençler arasında işsizlik yaygındır. Balıkesir Ticaret Odasının son yaptığı ankette katılımcıların % 59,86 gibi oranı "İşsizlikle mücadeleyi" öncelikli önemde tarif etmiştir. Aynı anket sonuçlarına göre, araştırmaya katılan üyelerin % 61.82 lik dilimi faaliyette bulunduğu sektörü "olumsuz" yönde tanımlarken, Bölgemiz hipermaketlerin sarmalıyla kuşatılmış durumdadır. Hipermarketler yasasının çıkarılmasına acilen gereksinim vardır.

İlimizde eğitim yatırımları yönünden çok sayıda ilk Ö.Okulu inşaatı, ek derslikler, okul onarımları çeşitli aşamalardadır B.Ü.Tıp Fakültesi 2006 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile İvrindi Meslek Yüksek okulu ve Burhaniye Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu kuruluş kararları sonrası kaynak aktarımı sürecindedir.

Bandırma Devlet, Balıkesir 400 yataklı bölge Devlet, Marmara 30 yataklı Devlet ve Kepsut Devlet hastahane inşaatları farklı aşamalarında olduğu gibi sağlık kuruluşlarında hekim ve sağlık çalışanları kadroları yönünden önemli eksikler ve sağlık hizmetleri bakımından da ciddi aksamalar yaşanmaktadır.

Balıkesir ilimizde Ulaşım, Sanayileşme, İşsizlik, Tarım, sulama, Eğitim, Sağlık, Hipermarketler, Köydes projelerinin yetersizliği, Termal kaynaklar ve turizm vs temel sorunlarının tespit edilmesi seçenekli çözümlerin geliştirilmesi, eksikliklerin giderilmesi, yatırım ve destekleme tekniklerinin güncelleştirilmesi amacı ile Anayasanın 98. TBMM İ.tüzüğünün 104 ve 105 maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Ergün Aydoğan                                  (Balıkesir)

2) Ahmet Ersin                                      (İzmir)

3) Mevlüt Coşkuner                                (Isparta)

4) Ramazan Kerim Özkan                       (Burdur)

5) Enis Tütüncü                                     (Tekirdağ)

6) ) Rasim Çakır                                    (Edirne)

7) Ali Rıza Öztürk                                  (Mersin)

8) Abdullah Özer                                    (Bursa)

9 Kemal Demirel                                    (Bursa)

10) Halil Ünlütepe                                  (Afyonkarahisar)

11) Rahmi Güner                                   (Ordu)

12) Ali İhsan Köktürk                              (Zonguldak)

13) Tayfur Süner                                    (Antalya)

14) Turgut Dibek                                    (Kırklareli)

15) Atila Emek                                       (Antalya)

16) Gökhan Durgun                                (Hatay)

17) Hüseyin Ünsal                                  (Amasya)

18) Tekin Bingöl                                    (Ankara)

19) Bülent Baratalı                                 (İzmir)

20) Hulusi Güvel                                    (Adana)

21) Ali Rıza Ertemür                               (Denizli)

22) Tansel Barış                                    (Kırklareli)

23) Hüsnü Çöllü                                     (Antalya)

24) Hikmet Erenkaya                              (Kocaeli)

25) Durdu Özbolat                                 (Kahramanmaraş)

26) Selçuk Ayhan                                   (İzmir)

 

2.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 30 milletvekilinin, Alternatif Ürün Projesi’nin Adıyaman’daki uygulamasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/281)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde üretim fazlası olan ve destekleme alımları nedeniyle bütçeye büyük yük getiren tütün üretim alanlarının azaltılması, azaltma nedeniyle kazanılan bu tarım alanlarında üretim açığımız olan ürünler ile ülke talebinin ithalat yoluyla karşılandığı yağlı tohumlu bitkiler, yem bitkileri, meyve, sebze, tıbbi ve aromatik bitkiler yetiştirilmesi düşüncesi ile Alternatif Ürün Projesi uygulanmaya başlanmıştır.

Proje kapsamında Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yer alan 11 il bulunmaktadır. Bu iller: Adıyaman, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkari, Malatya, Mardin, Muş, Siirt ve Van'dır. Projeye göre, ismi geçen illerdeki çiftçiler tütün üretiminden vazgeçerek, kazanılan alanlara alternatif olarak; buğday, ayçiçeği, kanola, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, mısır, soya fasulyesi, yonca, pamuk, fiğ, korunga, bağ, meyve, sebze, sera, aromatik ve tıbbi bitkiler ekebilecektir.

Tütünde Alternatif Ürün Projesine ilişkin olarak 13.07.2001 tarih ve 24461 sayılı Resmi Gazete'de "Tütün Üretiminden Vazgeçip Alternatif Ürün Yetiştiren Üreticilerin Desteklenmesine Dair" 2001/2075 Karar Sayısı ile Bakanlar Kurulu Kararı yayımlandı. Bunun üzerine il ve ilçe yürütme üniteleri ile komisyonlar kuruldu. Ayrıca; il ve ilçe müdürlüklerince tanıtım ve yayım çalışmaları yapıldı. Alternatif Ürün Projesi (AUP) tanıtım kitapçığı ve 40 değişik ürüne ait 25.000 adet liflet hazırlanarak dağıtıldı. 25 Aralık 2001-25 Ocak 2002 tarihleri arasında proje illerindeki teknik elemanlara Eğitim Kursu düzenlendi.

2001 yılından itibaren Alternatif Ürün Projesi kapsamında çok çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Yalnız, yapılan çalışmaların sonucunda ciddi sorunlar baş göstermiştir. Her şeyden önce tütün yetiştiriciliğinin emek yoğun bir iş olması nedeniyle bölgede yaşanan işsizlik sorununa bir nebze çözüm getirmesi ve yeni ürünlerde işsiz sayısının artacak olması çiftçiler için ciddi bir sorun halini almıştır. Aynı zamanda, bölgede tütünün uzun yıllar yetiştirilmesi nedeniyle üreticilerin yetiştiriciliğini bilmedikleri ürünlere yönelmek istememesi de ayrıca bir sorun olmuştur. Bütün bunlarla birlikte, hükümetin yetiştirilecek yeni ürünler çiftçiler tarafından benimsenene kadar çiftçilere yeterince destek olmaması da bir sorun olarak görülmektedir.

Adıyaman, tütünde uygulanacak olan Alternatif Ürün Projesi için iyi bir örnektir. İl tarımının en önemli payını oluşturan tütünde uygulanan kotalar çiftçiler için büyük bir kayba neden oldu. Kotalarla birlikte, tütünde Alternatif Ürün Projesi uygulaması da çiftçiler için ikinci ağır bir yük oldu. Alternatif ürün yetiştirilene kadar yeterli desteği göremeyecek olan çiftçiler, sarmalık kıyılmış tütün üretiminde TEKEL'de yaşanan özelleştirmeler sonucunda piyasanın acımasız rekabetine, hiçbir gücü olmadan bırakılmıştır.

Adıyaman ekonomisinin en büyük kalemini oluşturan tütün, tarıma dayalı sanayiyi de destekleyerek sadece ilimiz için değil, ülkemiz için de önemli bir kaynak olmuştur. Yakın zamana kadar ihracatta yüksek payı, dünyaca üne sahip bir kalitesi, sanayiye önemli bir tarımsal girdi olması anlamında önemini koruyan tütün, yabancı tekellerin insafına bırakılmıştır. Bu durumla birlikte Alternatif Ürün Projesi'nin amaçlandığı gibi uygulanamaması nedeniyle çiftçilerimiz zor günler yaşamaktadır.

Bu bağlamda Adıyaman'da Alternatif Ürün Projesi yerleşene kadar çiftçilerin hangi yöntemlerle destekleneceğinin, Alternatif Ürün Projesi kapsamında hangi bitkilerin Adıyaman'da üretilebileceğinin ve çiftçilerin Alternatif Ürün Projesi ile yaşadığı sorunların çözüm yollarının tespiti amacıyla Anayasa'nın 98. ve T.B.M.M. İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Şevket Köse                                  (Adıyaman)

2) Ensar Öğüt                                    (Ardahan)

3) Ali Rıza Öztürk                              (Mersin)

4) Tekin Bingöl                                  (Ankara)

5) Turgut Dibek                                  (Kırklareli)

6) Hikmet Erenkaya                            (Kocaeli)

7) Ali Koçal                                       (Zonguldak)

8) Abdullah Özer                                (Bursa)

9) Rasim Çakır                                  (Edirne)

10) Enis Tütüncü                               (Tekirdağ)

11) Hüseyin Ünsal                              (Amasya)

12) Akif Ekici                                     (Gaziantep)

13) Ahmet Ersin                                 (İzmir)

14) Mevlüt Coşkuner                           (Isparta)

15) Mehmet Ali Özpolat                       (İstanbul)

16) Mehmet Ali Susam                        (İzmir)

17) Ramazan Kerim Özkan                  (Burdur)

18) Kemal Demirel                             (Bursa)

19) Halil Ünlütepe                              (Afyonkarahisar)

20) Rahmi Güner                                (Ordu)

21) Ali İhsan Köktürk                          (Zonguldak)

22) Gökhan Durgun                            (Hatay)

23) Bülent Baratalı                             (İzmir)

24) Hulusi Güvel                                (Adana)

25) Tayfur Süner                                (Antalya)

26) Atila Emek                                   (Antalya)

27) Ali Rıza Ertemür                           (Denizli)

28) Tansel Barış                                (Kırklareli)

29) Hüsnü Çöllü                                 (Antalya)

30) Durdu Özbolat                              (Kahramanmaraş)

31) Selçuk Ayhan                               (İzmir)

 

3.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 27 milletvekilinin, ülkemizdeki sığınmacıların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/282)

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Mülteciler ve sığınmacılar ülkemizde çoğu zaman kötü koşullarda yaptıkları yolculuklar sonucunda yakalanmaları ile gündeme gelmektedir. Uluslararası Af Örgütü'nün verilerine göre, Türkiye, zulümden kaçan binlerce kişi için bir sığınma yeri olarak görülmektedir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği 2007 yılında 4400 yeni Avrupalı olmayan sığınmacı başvurusu almıştır. Bu sayı 2006 yılı rakamlarından % 68 daha fazladır. 2007 yılında İran, Irak, Afganistan ve Somali'nin de aralarında bulunduğu birçok ülkeden toplam 12 bin 630 kişi Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin çalışma alanında yer almıştır. Bu sayılara ek olarak TSK tarafından, Ekim 2007'de açıklanan bilgilere göre 29 binden fazla düzensiz göçmen 10 ay içinde yakalanmıştır.

Ege Denizi'ndeki kazalarda 2000'li yıllara kadar yılda ortalama 10 kişi hayatını kaybederken bu sayı 2000'li yıllarda 100'e kadar yükselmiştir.

Yani her yıl sadece Ege kıyılarında 100'e yakın insan boğularak yine buna yakın oranda da sınırlarımız içerisinde ölümlerle sonuçlanan kazalara ve havasızlıktan ve ağır ve kötü yaşam koşullarından kaynaklanan ölümlere tanık olmaktayız. Coğrafi konumu nedeniyle tam da göç yolu üzerinde olan, bir transfer ülkesi olarak görülen ülkemizde maalesef henüz bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Sadece 1994 yılında çıkarılan bir yönetmelik mevcuttur. Uluslararası alanda ise; Türkiye'nin taraf olduğu 1951 Cenevre Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi bulunmaktadır. Türkiye tüm bu uluslararası sözleşmelerde hukuki bir sorumluluğun altına imza atmıştır.

Öncelikle, AB'ye uyum sürecinde, 2005 yılına kadar çıkarılacağı vaad edilen ancak daha sonra 2012 yılına ertelenen İltica Yasası'nın çıkarılması gerekiyor. Bunun da yaptım oldu zihniyetiyle değil, insani duyarlılığın yasanın geneline hakim olduğu, tüm sivil toplum kuruluşları ve akademisyenlerle yapılacak ortak bir çalışma ile hazırlanılması gerekiyor. Ülkemizde yaşanan olayların basit, sıradan olaylar gibi algılanmasının önüne geçilmesi gerekiyor. Şu an Türkiye'de yaklaşık 15.000 kayıtlı sığınmacı ve iltica başvurusunda bulunan yabancı mevcuttur. Ülkemiz bir yandan AB üyeliği standartlarına kavuştuğunu, bir yandan Ortadoğu'da ekonomi ve demokrasi alanında en gelişmiş ülke olduğunu iddia ederken bizlere sığınan 15.000 kişinin barınma, sağlık ve korunma gibi temel ihtiyaçlarını yerine getirememektedir. Şu an hiçbir sığınmacının ücretsiz olarak sağlık imkânlarından faydalanamaması, çalışma izinlerinin bir Avrupa ülkesinden gelip ülkemizde çalışan bir meslek sahibiyle aynı prosedüre tabi olması, kendilerine herhangi bir maddi destek sağlanmadığı gibi her altı ay için 287,00 YTL ikamet harcı bedeli tahsil edilmek istenmesi ülkemize sığınanları daha da zor koşullara itmektedir.                                         

Bir an önce Maliye Bakanlığının bu konuda gerekli çalışmayı yaparak sığınmacı ve sığınma başvurusu sahibi yabancıları bu ikamet harcından muaf tutacak yasal düzenlemeyi yapmalıdır.

Ayrıca, geri göndermeme ilkesi uluslararası mülteci hukukunun temel bir öğesidir. Türkiye'nin taraf olduğu 1951 Cenevre Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ile Türkiye bu ilkeye mutlak saygı göstermek hukuki sorumluluğu altında bulunmaktadır. Oysa Türkiye'nin son zamanlardaki bazı olaylarda bu ilkeyi ihlal ettiği basına yansımıştır.

Ayrıca haklarında yapılan idari işlemlerin yargısal denetim altına alınması koşullarının da fiili olarak engellenmesi sorunun bir başka parçası olarak karşımızda durmaktadır.

Ülkemizde mülteci ve sığınmacıların yaşadıkları sorunlar ve bu sorunların önlenmesi için alınacak tedbirlerin tespiti amacıyla, Anayasa'nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 21.10.2008

1)         Çetin Soysal                                                     (İstanbul)

2)         Ahmet Ersin                                                      (İzmir)

3)         Durdu Özbolat                           (Kahramanmaraş)

4)         Mevlüt Coşkuner                        (Isparta)

5)         Ramazan Kerim Özkan                                       (Burdur)

6)         Mehmet Ali Susam                                             (İzmir)

7)         Mehmet Ali Özpolat                                            (İstanbul)

8)         Enis Tütüncü                                                     (Tekirdağ)

9)         Rasim Çakır                                                      (Edirne)

10)       Ali Rıza Öztürk                          (Mersin)

11)       Abdullah Özer                            (Bursa)

12)       Kemal Demirel                           (Bursa)

13)       Turgut Dibek                                                     (Kırklareli)

14)       Bülent Baratalı                           (İzmir)

15)       Halil Ünlütepe                            (Afyonkarahisar)

16)       Rahmi Güner                                                     (Ordu)

17)       Ali İhsan Köktürk                                                (Zonguldak)

18)       Gökhan Durgun                          (Hatay)

19)       Hüseyin Ünsal                            (Amasya)

20)       Tekin Bingöl                                                      (Ankara)

21)       Hulusi Güvel                                                      (Adana)

22)       Tayfur Süner                                                     (Antalya)

23)       Atila Emek                                                        (Antalya)

24)       Ali Rıza Ertemür                        (Denizli)

25)       Tansel Barış                                                     (Kırklareli)

26)       Hüsnü Çöllü                                                      (Antalya)

27)       Hikmet Erenkaya                        (Kocaeli)

28)       Selçuk Ayhan                             (İzmir)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, komisyonlardan gelen istifa tezkereleri vardır, okutuyorum:

B) Önergeler

1.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, Adalet Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/93)

 

  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üyesi bulunduğum Adalet Komisyonundaki görevimden istifa ediyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                         Ayla Akat Ata

                                                                                                                 Batman

 

2.- Hakkâri Milletvekili Hamit Geylani’nin, Dilekçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/94)

 

   Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üyesi bulunduğum Dilekçe Komisyonundaki görevimden istifa ediyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        Hamit Geylani

                                                                                                                 Hakkâri

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının dört tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Buyurun:

 

C) Tezkereler

1.- Adelson Stratejik Çalışmalar Enstitüsü Başkanı tarafından, Tel-Aviv’de 8 Aralık 2008 tarihinde gerçekleştirilecek olan “İsyana Karşı Koyma” konulu konferansa ismen davet edilen Eskişehir Milletvekili ve Dışişleri Komisyonu Başkanı Hasan Murat Mercan’ın vaki davete icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/584)

 

                                                                                                                                                                                                                   06 Kasım 2008

      Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan, Adelson Stratejik Çalışmalar Enstitüsü Başkanı tarafından, Tel-Aviv’de 8 Aralık 2008 tarihinde gerçekleştirilecek olan “İsyana Karşı Koyma” konulu konferansa ismen davet edilmiştir.

Söz konusu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 9. Maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur.

                                                                                                         Nevzat Pakdil

                                                                                     Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                             Başkanı V.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurun.

 

2.- Kütahya Milletvekili ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy’un Başkanlığında, Komisyon üyelerinden oluşan bir heyetle, Macaristan Ulusal Meclisi Ekonomi ve Bilişim Komisyonunun resmî davetine icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/585)

 

                                                                                   11 Kasım 2008

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Macaristan Ulusal Meclisi Ekonomi ve Bilişim Komisyonu, Kütahya Milletvekili, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy Başkanlığında TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Üyeleri’nden oluşan bir heyeti Macaristan’a davet etmektedir.

Söz konusu davete icabet edilmesi husus “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkileri’nin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 6ncı maddesi uyarınca” Genel Kurul’un tasviplerine sunulur.

                                                                                                Köksal Toptan

                                                                                     Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                    Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

3.- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Dr. Fatma Ekenoğlu’nun vaki davetine, “KKTC’nin 25. Kuruluş Yıldönümü Kutlamaları”na Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ı temsilen bir Parlamento heyetinin icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/586)

 

                                                                                   11 Kasım 2008

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Dr. Fatma Ekenoğlu’nun vaki davetine icabetle, “KKTC’nin 25. Kuruluş Yıldönümü Kutlamaları”na, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ı temsilen bir parlamento heyeti ile icabet edilmesi hususu “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 Sayılı Kanun’un 6. Maddesi” uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                Köksal Toptan

                                                                                     Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                    Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Ürdün Meclis Başkanı Abdel Hadi Majali’nin Ürdün’e davetine beraberinde bir Parlamento heyetiyle icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/587)

 

 

                                                                                   11 Kasım 2008

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Ürdün Meclis Başkanı Abdel Hadi Majali’nin davetine icabet etmek üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle, Ürdün’e resmi ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 Sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur.

                                                                                                Köksal Toptan

                                                                                     Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                    Başkanı

 

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Adalet Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

BAŞKAN - Adalet Komisyonunda boş bulunan ve Demokratik Toplum Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Hakkâri Milletvekili Hamit Geylani aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Serbest Bölgeler Kanunu  ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum İle Plan ve Bütçe Komisyonları Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/605) (S. Sayısı: 275)

2.- Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/657) (S.Sayısı: 302)

 

1.      X - Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/605) (S. Sayısı: 275)           (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

5’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk  Partisi Grubu adına konuşma tamamlanmıştı.

Şimdi, söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Erdal Sipahi’ye aittir.

Sayın Sipahi, buyurun efendin. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Bilindiği gibi, serbest bölgelerle ilgili temel düzenlemeler 1985 yılında kabul edilen 3218 sayılı Yasa’yla yapılmış ve 1987 yılından itibaren yapılan uygulamalarla en sonuncusu Sakarya ilimizde 2007 yılında açılan bir serbest bölgeyle geçtiğimiz yirmi üç yılda serbest bölge sayısı da 20’ye ulaşmıştır. Ancak serbest bölgelerle ilgili ilk yasanın 1927 yılında çıkmış olduğu anımsanırsa yetmiş yıl sonra saygıyla, kıvançla ve şükranla andığımız Yüce Ata’mızın her konuda olduğu gibi bu konuya da öncülük ettiğini ve bu uygulamanın yararlarını elli sekiz yıl önceden gördüğünü belirtmekte yarar görüyorum.

Serbest bölgelerin kurulmasında ana amaçlardan birincisi, yatırım ve üretimi ihracat amacıyla artırmaktır, yani asıl olarak bir ihracat projesidir. Ancak şu anda gelinen noktada 20 serbest bölgenin toplam ticaret hacminin ancak beşte 1’inin ihracat olduğunu düşündüğümüzde asıl amaçtan nasıl bir sapma olduğunu daha iyi değerlendirebiliriz. Hâlen 647’si yabancı 3.711 firmanın faaliyet gösterdiği serbest bölgelerde 50 bine yakın insanımıza istihdam imkânı sağlanmış olup, bu bölgelerle bağlantılı iş ve faaliyetler de dikkate alınırsa 200 bin civarında bir dolaylı istihdam söz konusudur. Bu bölgelerin vergilendirme ve denetlemelerinde bazı sorunların olduğu bir vakıadır. Birçok konuşmacımız tarafından da yüce Meclisin gündemine getirilmiş, söz konusu yapılmıştır.

Bu serbest bölgelerden bazıları maksadına uygun hareket ederken bazılarında çok ciddi ekonomik sıkıntılar vardır. Bunun yanında Mersin Serbest Bölgesi gibi bazılarında ise millî güvenliğimize tehdit olarak algılanabilecek sıkıntılar mevcuttur. Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Cumali Durmuş tarafından da ifade edildiği gibi, Mersin Serbest Bölgesinde bölücü örgüt yandaşları, hatta Barzani’nin ortak olduğu firmaların faaliyetleri denetlenememekte, sorgulanamamakta, kontrol edilememektedir. Bu serbest bölge ve bahse konu firmalar hakkında gerekli kontrol, denetim ve adli takibat mutlaka sağlanmalıdır. Bunların bölücü terör ve siyasal bölücülükle ilişki ve iltisakları ortaya çıkartılmalı ve bunun bedeli ödetilmelidir.

Üzerinde duracağım diğer bir konu, bu serbest bölgelerin ticaret hacmi konusundaki dengesizliktir. 20 serbest bölgeden sadece 1’i olan İzmir Serbest Bölgesi tek başına toplam ticaret hacminin yüzde 26,6’sını, yani 1/4’ünden fazlasını ihtiva etmektedir. İzmir, Bursa ve Mersin serbest bölgeleri, yani 20’de 3 serbest bölge yine toplam ticaret hacminin yüzde 50’sini, yani yarısını ihtiva etmektedir. Seçim bölgem olan İzmir’de, İzmir Serbest Bölgesi, biraz önce ifade ettiğim gibi, toplamın 1/4’ünden fazlası ticaret hacmine sahipken, Menemen’deki Deri Serbest Bölgesi âdeta can çekişmektedir. O hâlde bu serbest bölgeler arasında ciddi bir dengesizlik vardır ve bu dengesizliğe karşı bir tedbir getirilmesi gerekmektedir. Diğer yandan, yapılmış bazı düzenlemelerin bu bölgelerdeki firmaların avantajlarını, dolayısıyla istek ve taleplerini azalttığı da bir vakıadır. Eğer bu talepler ülkemizin çıkarlarına ve bu serbest bölgelerin kuruluş amaçlarına ve beklentilerimize tenakuz göstermiyorsa bazı tedbirlerin alınması gerekmektedir. Nitekim Milliyetçi Hareket Partisi bu doğrultuda bir yasa teklifi vermiştir.

Hükûmetin getirdiği bu tasarıda, 5 sayın milletvekilinin, özellikle 3218 sayılı Yasa’nın 5’inci maddesi hakkında ayrışık oy yazısı bulunmaktadır. MHP Grubu, tasarının 1, 2 ve 6’ncı maddeleri ağırlıklı olarak muhalefet şerhi koymuştur. Bir sayın milletvekili ise karşı oy yazısı ile tasarının büyük kısmına karşı olduğunu beyan etmektedir. Demek ki bu tasarıya getirilen itirazlar, serbest bölge uygulamasına veya tasarının tamamına değildir, getirilen bazı maddeleredir. 5’inci maddede -ki şu anda benim söz konusu yaptığım madde budur- bedeli 5 bin Amerikan doları veya karşılığı YTL’yi geçmeyen Türkiye mahreçli malların isteğe bağlı olarak ihracat işlemine tabi tutulmayabileceği belirlenmiştir. Bu bedel, yani 5 bin ABD doları tavanı, daha önce 3218 sayılı Yasa’nın 8’inci maddesinde 500 ABD doları olarak öngörülmekteydi. Yani bu tasarıda bu 10 misline çıkartılmaktadır.

Biz, MHP Grubu olarak, bu maddeye değil, ama muhalefet şerhimizde belirlenen nedenlerle tasarının bütününe karşıyız.

Bu vesileyle, ben, konuyu ilgili olduğu bir başka alana aktarmak istiyorum. Zira tasarının başlığında “gümrük bölgeleri” sözcükleri de yer almaktadır. Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisinin sınır güvenliği olduğu yüce Meclisin malumlarıdır. Sınırdaki gümrük kapıları ve bölgeleri de bu sınır güvenliğinin ayrılmaz birer parçası, yani bütünün birer parçasıdır.

Sayın milletvekilleri, sınırın dikiş tutmadığı yerde güvenlik dikiş tutmayacağı gibi bir ülke ekonomisinin de dikiş tutmayacağı açıktır. Türkiye, bir kaçakçı ve kaçak mal cenneti hâline gelmiştir. Ülkemizde 1 milyona yakın kaçak insan yaşamaktadır ve bu insanlar benim insanımın, zaten fakruzarûret içerisinde, her gün daralan ekonomik sıkıntılarla boğuşan insanımın işine ve aşına kanunsuz olarak ortak olmaktadır. Her yıl binlerce kaçak insan, tonlarca uyuşturucu, tonlarca kaçak mal, binlerce silah ülkenin doğusundan girmekte, batısına kadar binlerce kilometre yol almaktadır.

İki gün önce İçişleri Bakanlığı bütçesinin Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri esnasında da Sayın Bakana ve komisyona dile getirdim. Bugün ben seçim bölgem olan İzmir’e her gidişim ve gelişimde en az üç dört noktada trafik polisi tarafından durduruluyorum. Bu durdurmayı da gayet anlayışla karşılıyorum. Nereye gittiğim veya bir trafik kuralını ihlal edip etmediğim konusunda sorgulanıyorum. Şimdi ben size soruyorum: Binlerce kaçak insan, yüzlerce ton kaçak, sınırın bir tarafından girip öbür tarafından çıkıyor. O hâlde çok ciddi bir kontrol ve denetim mekanizmasında noksanlık var. Buna Mersin Serbest Bölgesindeki gibi hassasiyetleri de ekleyebilirsiniz. Mersin’den Erbil’e sevk edilen malların kaçak olarak geriye döndüğü, hatta bazen bu işlemin mal gitmeden kâğıt üzerinde yapıldığı, bu kaçakçılıktan ele geçen kara paranın önemli bölümünün bölücü örgütün finansman kaynağı olduğu konusunda çok ciddi iddialar olduğu malumlarıdır. Biraz önce belirttiğim gibi, bu konu benden önce de bazı sayın milletvekillerimiz tarafından ve özellikle Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Cumali Durmuş tarafından dile getirilmiştir. Bu konuyu daha sonra somut bilgi ve belgelerle Meclis gündemine tekrar sunacağız.

Ben tekrar sınır kapılarına dönüyorum. Sınır gümrük kapılarımızda en az yedi sekiz bakanlığın temsilcisi vardır. Merkezî bir otorite yoktur. Diğer yandan, bu sınır kapıları bir yandan birinci derece kara askerî yasak bölgesi ama bu gümrük sahalarında askerin de, yani hudut güvenliği sağlayan askerî birliğin de bir yetkisi bulunmamaktadır. Yani sınırın kapı olmayan yerlerinden geçiremediğiniz şeyleri bazen gümrük sahasından, yani kapıdan daha rahat geçiriyorsunuz. Bunun örnekleri Habur Sınır Kapısı’nda kaçak akaryakıt konusunda tarafımdan bizzat yaşanmış bir konudur. Bazı yerlerde birinci mülki amir, yani genelde vali yardımcısı gibi bir görevli bu kapılarda koordinatör olarak görevlendirilmektedir. Biliyorum, bu uygulamayı ben de yaşadım ama onların da yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Aslında sınır güvenliği konusunun gümrük sahalarını da kapsayacak şekilde çok boyutlu bir problem olarak gerek Hükûmetiniz tarafından gerekse yüce Meclis tarafından araştırılmasında ve bir hâl tarzı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

…bulunmasında yarar bulmaktayım. Konu gümrük bölgelerini de kapsayınca sizlerle bu hassasiyeti paylaşmak istedim.

Görüştüğümüz tasarıda ise görüş belirttiğim 5’inci maddede önemli bir karşıtlığımız olmamakla birlikte, tasarının bütünüyle ilgili çekincelerimiz muhalefet şerhinde belirttiğim esaslar dâhilinde devam etmektedir.

Sözlerime son veriyorum, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sipahi.

Şahsı adına Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu.

Sayın Türkmenoğlu, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi komşu ülkeler, serbest bölgeler, sınır ticaret merkezleri, açık pazarlar bu ülkenin jeostratejik önemini, ülkemizin ne kadar hassas bir bölgede olduğunu bize ifade etmektedir. Bir taraftan serbest bölgelerle ilgili çalışmalarımız devam ederken, diğer taraftan sınır bölgelerimizde açık pazar statüleri, diğer taraftan sınır ticaret merkezleri, buna bağlı olarak inşallah ileride belki faaliyetine geçeceğimiz nitelikli sanayi bölgeleri ülkemizin büyüklüğünü, gelişmişliğini göstermek için bize yeterlidir.

Değerli arkadaşlar, 1985 yılında 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu yürürlüğe girdikten sonraki süreç içerisinde -yirmi yıllık süre içerisinde- aşağı yukarı yirmi ayrı noktada serbest bölgeler faaliyetlerini sürdürmektedir. Tabii ki günü ve zamanı geldiği andan itibaren değişiklik gerekiyorsa bunlar da yapılmalıdır ve yapılacaktır.

Bilindiği gibi, Hükûmetimiz 17 Nisan 2007 açıklamasında, Avrupa Birliği müktesebatına uyum süreci içerisinde 2013 yılına kadar iki yüze yakın yasal düzenleme, altı yüze yakın da ikincil düzenleme yapmak için hedef koymuştur, bunun için gayretlerini sarf etmektedir. Hedefimiz, tabii ki ülkemizi dünyanın on büyük ekonomisi arasına sokmaktır, bunun için ne gerekiyorsa yapacağız.

Demin buradaki konuşmacı ağabeyimiz, Sayın Milletvekilimizin, özellikle doğu bölgelerindeki sınır ticaretlerinde yaşanan hadiseleri, insan kaçakçılığıyla ilgili görüşlerini burada dikkatle izledim. Ancak tabii bazı şeyleri, fikirleri üretebilmemiz için bilgi sahibi olmamız gerekiyor. Bilgi olmadan fikir üretilemez. Bakın, Doğu Anadolu Bölgesi’nde, özellikle seçim bölgem olan Van ilinde Birleşmiş Milletlerin Mülteciler Yüksek Komiserliği var. Hâliyle Avrupa’ya geçiş yapmak isteyen insanlarımızın, özellikle Orta Doğu’dan, Uzak Doğu’dan gelen insanlarımızın bir geçiş güzergâhıdır. Bir mülteciler var, ayrıca ülkemize giriş yapmak isteyen sığınmacılar var. Birleşmiş Milletler Yasası gereği de bunlara tabii ki sahip çıkmamız gerektiğini zaten kendi Yüksek Komiserliği en iyi şekilde ifade etmektedir.

Serbest bölgelerde, demin de ifade edildiği gibi, 600’e yakın yabancı firmanın, toplam 3.700’e yakın firmanın oradaki istihdama katkısı 50 bindir. Rakamlar itibarıyla baktığımızda, dış ticaret hacmimizde serbest bölgelerimizin potansiyeli hemen hemen yüzde 10’u bulmaktadır. Bizim amacımız bunu daha da yükseklere taşımaktır. Hükûmete 2002 yılında geldiğimizde, komşu ülkelerle olan ticaret hacmimiz yüzde 8’di, hiçbir komşu ülkemizle sıcak bir diyaloğumuz yoktu ama hamdolsun, bu altı yıl içerisinde gerek komşu ülkelerimizle olan münasebetlerimiz gerek komşu ülkelerle olan ticaretimizin rakamları da yüzde 20’lere, yüzde 25’lere çıktı ticaret hacmimizde. Bunun için, ben, özellikle bu konuda gayret gösteren başta Sayın Bakanımız Kürşad Tüzmen olmak kaydıyla bütün ekibine huzurunuzda şükranlarımı sunmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türkmenoğlu, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri, serbest bölgeler, bilindiği üzere, ülkenin siyasi sınırları içerisinde, gümrük sınırları dışında özel teşvik sağlamak üzere kurulmuş bölgelerdir. 5’inci maddede de bize göre, Türk mahreçli ürünlerin dolaşımının 500 dolardan 5 bin dolara çıkması en tabii haktır ve olması gereken rakamdır.

Bu duygu, düşüncelerle, ben özellikle bu tasarıya emeği geçen başta Avrupa Birliği Uyum Komisyonumuza, sonrasında Sanayi, Ticaret Komisyonumuza teşekkürlerimi bir kez daha ifade ediyor, bu yasamızın da ülkemize, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkmenoğlu.

Şahsı adına Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu… Yok.

Şahsı adına başka söz talebi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, Serbest Bölgeler Kanun Tasarısı… Tabii bunu iyi incelemek lazım. Şimdi, “serbest bölgeler” adı altında acaba Türkiye’nin ekonomisine ne katkı sağlanıyor? Bizim tahminimize göre burada çalışan işçilerin büyük bir kesimi kaçak işçiler. Türkiye Cumhuriyeti’ne kaçak giren belli birtakım imtiyazlı kişilere buralarda çok avantajlı, devletin aleyhine çok gelir kayıplarına sebep olan birtakım tahsisler bulunmaktadır.

Mesela Sayın Bakanımla ilgili iki üç sene önceden bir olay vardı. İstanbul’da 80 dönümlük bir arazinin kendisiyle yakın arkadaş olduğu bir hanıma çok düşük bir bedelle verildiğini gazeteler yazdı. Ama, tabii, AKP zamanında o kadar olaylar, o kadar suistimal olayları var ki artık bunları elektronik beyinler değil, bilgisayarın beyni dahi muhafaza etmiyor; çünkü her gün bu bilgisayara yeni yeni suistimal iddiaları, yeni yeni kayırma iddiaları, yeni yeni devlet imkânlarını belli yandaşlarına tahsis etme iddiaları verince bilgisayarın hafızası doluyor. Bilgisayarın hafızasının dolduğu yerde insan hafızasının bunları muhafaza etmesi mümkün değildir.

Şimdi, soruyorum ben: Siz eylül sonu itibarıyla 132 milyar dolarlık ithalat yaptınız. Bu ithalatın dövizinin yüzde kaçını Türkiye’ye getirdiniz? Pardon, ihracat yaptınız. İhracatın yüzde kaçını Türkiye’ye getirdiniz? Bakın, AKP Hükûmeti zamanında bir genelge yayımlandı, ihracat bedellerinin Türkiye’ye getirilme zorunluluğu kaldırıldı. Niye kaldırıldı? Bu yolla eskiden hayalî ihracat yapılıyordu. Bu hayalî ihracat yapanlar hiç olmazsa sağdan soldan para buluyorlardı, Türkiye’ye getiriyorlardı, döviz yönünden devletin bir kazanımı oluyordu. Şimdi hayalî ihracatçıların ekmeğine yağ sürüldü; hayalî ihracat yapılıyor, bedeli de Türkiye’ye gelmiyor. Bunu sormak istiyoruz. Soru soruyoruz, diyoruz ki: “Bu ihracat bedelini siz niye Türkiye’ye getirmiyorsunuz?” Maalesef Türkiye’ye gelmiyor değerli milletvekilleri.

Yine bu kanunda yabancılara serbest bölgelerde hazine arazilerini Devlet İhale Kanunu’na tabi olmadan getiriyorsunuz. Tabii “yabancılar” derken herhâlde dışarıdaki yabancılar değil, yani Türkiye’deki iktidarın uzantısı olan kişilerle yakın ilişkisi olan insanlara çok düşük bedellerle kiralayacaksınız kırk dokuz yıllığına.

Yani, değerli milletvekilleri, bu memleketin mallarını, bu devletin kaynaklarını kişisel ve şahsi çıkarları için bu kadar bedava birilerine vermek… Bu, yurtseverlikle, vatanseverlikle bağdaşmayan bir davranış biçimidir. Bu devletin sahibi kim kardeşim ya? Bu devletin malını mülkünü, parasını, gelirini kim koruyacak? Yani bunu birilerinin koruması lazım. Her getirilen kanunda, AKP Hükûmeti zamanında getirilen kanunlarda hep objektiflikten, dürüstlükten kaçınılıyor. Yani, efendim, orada görevde bulunan birilerinin takdirine bırakılıyor. İşte, efendim İhale Kanunu’na tabi değil, yok efendim Sayıştay denetimine tabi değil, yok efendim denetime tabi değil. Yahu siz kimsiniz? Yani siz böyle her şeyi çok objektif yaptığınızı, şahsi çıkarlarınızın dışına taşarak, şahsi çıkar gözetmeden iş yaptığınızı nereden çıkarıyorsunuz? İnsanların daima belli bir işlemi hakkaniyet içinde yapabilmesi için, gelecekte bir keyfîliğe kaçtığı zaman, bir suistimale kaçtığı zaman birileri tarafından kendisinden hesap sorulacağı korkusu içinde bazı işlemleri yapması lazım. Burada hiçbir şey yapılmıyor. Maalesef işte böyle çok da yabancıların hoşuna giden yasalar getiriliyor. Ondan sonra…

Ben soruyorum şimdi: Bu serbest bölgelerde çalışan işçilerin kaçı Türk’tür, kaçı yabancıdır, kaçı kaçaktır? Burada senede devlet işçilerden ne kadar vergi alıyor? Burada getirilen yine bir hükümle, bu işçilerin ücretleri de vergiden istisna tutuluyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, gerçekten, getirilen yasa tasarıları Türkiye Cumhuriyeti devletinin menfaati korunarak hazırlanıp getirilmeyen yasalar. Her gün televizyonlarda dinliyorsunuz, yahu bugün Türkiye’de bir kriz… “Efendim, kriz bizi teğet geçiyor.” deniliyor ama bu krizin Türkiye’de etkisi yoksa, bu yüz binlerce işçi… 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, konuşmanızı tamamlayınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Gazeteleri okumuyor musunuz kardeşim, Bursa’da işçi çıkarılıyor, İzmir’de işçi çıkarılıyor, İstanbul’da işçi çıkarılıyor, Denizli’de işçi çıkarılıyor, müesseselerin kapısına kilit vuruluyor. Bunlar başka bir ülkede mi oluyor, Türkiye Cumhuriyeti devletinde olmuyor mu? Yani bu devletin başında bir hükûmet yok mu kardeşim? Bu Hükûmet… Bu memlekette her gün binlerce kişi, on binlerce kişi işsiz kalınca bunların sorununa çare bulunacak bir sorumluluk makamında kimse yok mu?

Değerli milletvekilleri “Yok, efendim, bize bir şey olmaz…” Yahu sana nasıl bir şey olmaz? Sen ayda mı yaşıyorsun, dünyanın neresindesin? Peki, bir şey olmazsa, bu iş yeri kapatmaları ne oluyor, bu işçi çıkarmaları ne oluyor? Yarın sokakta insanlar açlıktan birbirine saldıracak beyler. Yani eğer bugün memlekette bazı sıkıntılar varsa, bu sıkıntıların temelinde ekonomik sıkıntı vardır. Bugün maalesef sorumluluk taşıyan bir hükûmet işbaşında yok. Hep böyle kamuoyunun karşısında yalan yanlış bilgiler verilerek insanların karşısına çıkıyorlar. 

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın İnan, buyurun.

MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Aracılığınızla Sayın Bakanıma sormak istiyorum.

Birinci sorum: Niğde’de daha önce kapatılan gümrük müdürlüğünün

açılmasıyla ilgili birçok defa girişimlerimiz olmasına rağmen henüz açılmadı. Ne zaman açmayı düşünüyorlar Hükûmet olarak?

İkincisi: Niğde’nin ihracat ürünlerinden olan patates, elma ve lahanayla beraber diğer tarımsal ürünlerin şu anda üreticilerinin çok zor durumda olduğu ve TÜİK rakamlarına göre Türkiye'nin geçen yıl bir tarım ülkesi olmasına rağmen ihracatının 3 katı tarımsal ürün ithal ettiği açıklanmıştır. Bu, Türkiye için son derece sakıncalı bir durum mudur? Bunu Sayın Bakanımın açıklamasını istirham ediyorum.

Diğeri de: Sayın Başbakanımız, dünyadaki küresel krizin Türkiye’yi teğet geçeceğini ifade etmişti. Yalnız uzmanlar ve sanayi sektörünün temsilcileri, bu krizin Türk sanayisinin kalbini delip geçeceğini ve on ikiden vuracağını ifade etmektedirler. Sayın Bakan bunların hangisine katılmaktadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnan.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakana bir sorum olacak. Kendilerinin de milletvekili olduğu Mersin, benim de vekili olmaktan iftihar duyduğum Mersin, maalesef serbest bölgesiyle sorunlu bir bölge olarak iddia ve itham edilmektedir. Bu beni rahatsız etmektedir. Basında çıkan birtakım haberler ve Genel Kurulda yapılan konuşmalarda -ki üzüntüyle izledim, Sayın Bakan konuşmaları dinlemediler- Mersin Serbest Bölgesi, bölücü terör örgütü yandaşlarının firmalarının faaliyette bulunmasıyla anılmaktadır. Hatta buradan yapılan ihracatın kaçak olarak yurda tekrar sokulduğu, denetimlerin yapılmadığı, kaçakçılık yapıldığı yönünde birtakım iddia, ifade ve ithamlar bulunmaktadır. Mersin Milletvekili olarak bu beni rahatsız etmektedir. Birçoğunu tanıdığım Mersin Serbest Bölgesindeki üretici ve ihracatçıları da rahatsız etmektedir, onları tenzih ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, tamamlamama lütfen müsaade edin.

BAŞKAN – Otomatik kesiliyor, tekrar sisteme girmeniz gerekiyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tamam. Önemli çünkü.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –Teşekkür ederim efendim.

Önemli, çünkü gerçekten hak edilmeden… Yani Mersin’e haksızlık yapıldığı kanaatindeyim. Mersin Serbest Bölgesindeki üretici ve ihracatçıların birçoğunu tanıyorum, onlara haksızlık yapıldığı kanaatindeyim. Ama bu itham ve iddialar sürekli basında yer almakta hatta Genel Kurulda da konuşulmaktadır.

Sayın Bakana soruyorum: Dış ticaretten sorumlu Bakan olarak, Mersin Milletvekili olarak, inanıyorum ki kendileri de bu itham ve iddialardan rahatsızdır ama bu konuda  bir denetim yaptılar mı, bir denetim yapıyorlar mı, yapmayı düşünüyorlar mı ve bu konuyu araştırıp suçlu varsa suçu belirleyip suçluyu yargıya intikal ettirmeyi düşünüyorlar mı? Bu konuda bir açıklama yaparlarsa memnun olacağım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istediğim: Serbest bölgelerde üretici firmalar ve üretim dışı faaliyet gösteren firmalar olarak iki firma göze çarpmakta. Üretici firmalar acaba yüzde kaçı oluşturuyor ve dış ticarette payı nedir? Üretim dışı faaliyet gösterenler acaba yüzde kaçı oluşturuyor ve dış ticarette payı nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

Sayın Bakanım, buyurun.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tabii, bizim açımızdan, açıkçası Sayın Milletvekilimizi bilgilendirmekte yarar var. Niğde gümrükleriyle ilgili soru sordunuz. Gümrükler yaklaşık bir senedir bende değil biliyorsunuz. Beş sene oradan sorumlu Devlet Bakanlığı yaptım ama ilgili bakan arkadaşımıza sorunuzu iletirim, onlar da size bir cevap verirler. Çünkü ihtiyacına göre gümrüklerin kapıları açık. İlgili ilin ihtiyacına göre, ticaret hacmine göre kapatılıyor. Ona göre mutlaka bunun akılcı bir metodu var. O şekilde bir çalışma olmuştur.

Patates, elma gibi tarımsal ürünlerle ilgili söylemiş olduğunuz değerlendirmelerde size şunu söyleyebiliriz: İlk defa tarihinde Türkiye, 10 milyar doların üzerinde tarım ürünleri ihracatı yapacak. Tarım ürünleri ihracatı Türkiye'de şu anda yüzde 24 oranında bir ihracat artışı gösteriyor. Önümüzdeki dönemde de biz bunun devam edeceğini düşünüyoruz. Çünkü, artık, dünya yeni bir terimle karşılaştı; “tarflasyon” olarak bunu anlatabiliriz. Yani tarım ürünlerinden gelişen bir enflasyon, tarflasyon. Dolayısıyla, bütün dünyada tarım ürünleri fiyatları yükselirken tabii bizde de hem değer olarak hem miktar olarak son derece stratejik bir hâle geliyor tarım ürünleri. Bu konuda Tarım Bakanlığımızla çalışmalar yapıyoruz. Tahmin ediyorum bu sene 11,5 milyar dolar civarında bir tarım ürünü ihracatı göreceğiz. Bunun içinde patates ve elma da olacak. En az hasarla bu krizin atlatılacağını söylemek mümkün. Geçtiğimiz gün Meclis Genel Kurulunda yaptığımız tartışmada da bunu söylemiştim. Yabancı akademisyenlerin yaptığı Herfindahl ve Hirschman indekslerine göre, Türkiye bölge ve sektör bağımlılıklarını yaklaşık yüzde 50 oranında azaltabildiği için bu krizden en az hasarla çıkacak ülkeler arasında.

Ancak tabii ki ihracat ve ithalat rakamlarına bunun yansıması olacak. İhracatta tahmin ediyorum 2-3 milyar dolar, ithalatta da 10-12 milyar dolar seviyesinde aşağı doğru bir iniş olacak, ihracatın ithalatı karşılama oranı da daha yüksek bir orana gelecek. Bu, geçtiğimiz yıllarda yüzde 62’ler seviyesindeydi.Bu sene, şu ana kadar, konuştuğumuz 11-12 Kasım itibarıyla 1 Ocak-12 Kasım arasındaki toplam dönemde yüzde 64,4 oranında. İhracatın ithalatı karşılama oranında biraz yükselme var. Geçen ay yüzde 72’ye çıktı aylık bazda. Dolayısıyla, önümüzdeki dönem ihracatın ithalatı karşılama oranının biraz daha fazlalaşacağı, cari açığın biraz daha aşağı doğru ineceği bir dönem olacaktır. Yani dış ticaret hacmimizin bu sene 350 milyar dolar olması bekleniyor, onun içerisinde cari açık seneye daha da azalacak şekilde devam edecek.

Sayın Şandır, Mersin Serbest Bölgesi aslında Mersin’in en fazla istihdam sağlayan merkezi olmuştur. Bütün tartışmalar yapılmıştır. 1984 yılından beri serbest bölge teşkilatının içinde olan birisi olarak söylüyorum. Orada tabii ki zordu serbest bölge kurmak. Bütün diğer kurumlarla sıkıntılar yaşandı. Ancak bu bölge şu anda sahip olduğu istihdam rakamlarıyla ve yaklaşık 2,5 milyar dolarlık ticaret hacmiyle Mersin’in en fazla ticaret hacmi yaratan bölgesi olmuştur. Bir kümeleşme olmuştur Mersin Serbest Bölgesi, bir “cluster” olmuştur.

Tabii, bunun yanında, içeriden ve dışarıdan çeşitli denetimler yapılmıştır. Yani bunun, gerek bölge içi denetimleri, gerekse Türkiye’deki diğer ilgili denetim kurumları. Az evvel söylemiş olduğunuz bu bütün çalışmalarla ilgili olarak jandarma birimleri, Maliye Bakanlığı ve Serbest Bölgeler Teşkilatı Dış Ticaret Müsteşarlığında denetim birimlerini, kontrolörlerini görevlendirmişlerdir. Bugüne kadar çeşitli çalışmalar bu konuda yapıldı. Ancak, sizin söylediklerinizle ilgili olarak herhangi bir bulguya rastlanmadı. Yani, kamu birimleri tabii ki, Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi denetimleri anında yapmaktalar. Bizim açımızdan istihbarat teşkilatımız ve diğer bütün ilgili kuruluşlar da bu denetimleri yaptılar bugüne kadar.

Tabii, üretici ve serbest bölgedeki firma sayısına baktığımız zaman, şu anda üretimde yaklaşık 655 yerli, 172 yabancı, toplam 827 firmamız var serbest bölgelerde. Alım satımda 1.849’u yerli, 366’sı yabancı 2.215 firmamız var. Diğerleri de 510 yerli, 99 yabancı olmak üzere 609 adet. Toplam 3.651 firmanın dağılımı ise, yaklaşık 3.014’ü yerli, 637’si yabancı.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tüm Türkiye’de bu ama, yalnız Mersin’de  değil.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Evet. Bu, elimizdeki dağılımlara göre. Tabii ki, gönül arzu eder ki, daha fazla üretim firması serbest bölgenin içerisinde yer alsın. Amacımız bu. Zaten bu yeni hazırladığımız ve burada tartışılan kanun metnimizde serbest bölgedeki üretici firmaların daha rahat bir ortamda çalışabilmesi ve serbest bölgelerde toplam faaliyetlerin üretim alanlarına kaydırılabilmesi amacıyla çeşitli çalışmalar yaptık. Kanun maddeleri bunu içermektedir.

Tahmin ediyorum ki, bütün değerli üyeler burada yaklaşık 24 milyar dolarlık bir dış ticaret hacminin ne kadar büyük olduğunu, bir zamanlar Türkiye’nin toplam dış ticaret hacminden daha fazla bir dış ticaret hacminin sadece serbest bölgeler tarafından yaratıldığını takdir edeceklerdir.

Değerli Başkan, sayın vekiller; bizim açımızdan, Serbest Bölgeler Yasası’nın tabii ki mümkün olan en kısa zamanda en iyi şekilde çıkarılmasını sağlamak hepimizin görevi. Bizim amacımız şu anda yüksek teknolojili üretim ağırlığını serbest bölgelerde artırmak yani bunlarla ilgili bir tarafta yat kümeleşmeleri sağlarken diğer taraftan elektronik eşya, diğer taraftan yazılım kümeleşmeleri sağlamak ve Türkiye'nin 2000 yılında yüksek teknoloji gamı, orta ve yüksek  teknoloji sadece toplam dış ticarette yüzde 22 ağırlık alırken şu anda yüksek teknolojili ürünlerimiz, yüksek ve orta teknolojili ürünlerimiz toplam ihracatımızda yüzde 34 ağırlık almıştır. Bu da önemli bir gelişmedir, dikkatlerinize sunarım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

Evet, soru-cevap işlemleri tamamlanmıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – 5’inci maddeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                   Kapanma Saati: 12.21

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 12.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN (Adana), Harun TÜFEKCİ (Konya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

275 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının 5’inci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi 5’inci maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6- 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun 12 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 12- Serbest bölgelerde 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun, 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanununun ölüm ve yangın halleri, kanalizasyonların inşa ve tamiri ile içme, kullanma, endüstri suyunu sağlamaya ve gaz, su, elektrik sarfiyatını denetlemeye yönelik maddeleri dışında kalan hükümleri, 5682 sayılı Pasaport Kanunu, 5683 sayılı Yabancıların Türkiye'de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun ile diğer kanunların bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz. Ayrıca, 5 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen işlemler, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi değildir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde ilk konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu.

Sayın Aslanoğlu, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, yüce Meclisin çok değerli üyeleri; tabii, bu yasa yapılırken şöyle bakmak lazım: Serbest bölgelerin temel amacı ülke ihracatına en büyük destek olmaktır, esas amacı bu olmalıdır.

İki, ithal ikamesini ortadan kaldırıp ithal ikamesinde katma değer yaratan ürünlerin serbest bölgesi olmalı. Şimdi, burada bir şeye açık, net bakmalıyız, yani üretimle tüketimi ayırmamız lazım.

Şimdi, bu yasada -demin Sayın Bakanı da dinledim- üretenle üretmeyenin hiçbir farkı yoktur arkadaşlar. Katma değer yaratanla yaratmayanın hiçbir farkı yoktur. Sadece getirip iki tane cıvata sıkan veya Uzak Doğu’dan çayı getirip paketleyen kurumlarla Türkiye’de üretim yapan, Türkiye’de katma değer yaratan ve oradan da ihracat için götüren ve serbest bölgede üretim yapan firmalar arasında hiçbir fark yoktur.

Arkadaşlar, önceliğimiz ihracat olmalı, önceliğimiz birtakım burada katma değer yaratmayan ithalatçıları ödüllendirmek olmamalı. Yani bir yasayı yaparken ülkenin ulusal çıkarını ve ülkedeki ulusal ekonomiyi ve ulusal sanayiciyi korumak kollamak hepimizin görevi. Ama yıllardır bu serbest bölgeler uygulanıyor ve Sayın Bakan yıllardır bunun içindeydi ama aldığımız neticelere baktığımız zaman 20 milyar dolarlık bir hacimde ihracatın payı, 5 milyar dolarlık bir pay.

Değerli arkadaşlarım, ülkenin ekonomik özgürlüğü, ülkenin insanlarının huzuru ve mutluluğu ülkeye yeni kaynak gelmesiyle olur. Şimdi, serbest bölgelerde bizim bu düzenlemeye karşı çıktığımız noktalar var. Diyoruz ki: Ulusal çıkarları koruyacak ve ülkenin ulusal sanayicisini ve yerli sanayiciyi, üreteni koruyan bir şeyler mutlaka olmalı, onları teşvik etmelisiniz. Siz, iki tane cıvata sıkıp adı “serbest bölge”den geçen bir makineyle burada yedek parça üreten, her şeyi üreten, serbest bölgeye ihracat yapıp oradan da ihraç eden insanları mutlaka ayırmak zorundasınız. Bu yasada bu yoktur. Ülkenin bir hedefi olmalı, ihracat bu ülkenin temel hedefi olmalı. Tabii, geçen hafta dış ticaret bütçesinde de söyledim, verin Sayın Bakana yetkiyi, ödeneklerini artırın Sayın Bakanın. 150 milyar dolarlık ihracatın…

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – İstiyorum tabii.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Evet, istiyor Sayın Bakan, istiyor ama vermediniz. 150 milyar dolarlık bir ihracatta özellikle tanıtım, fuar ve ülkemizdeki ihracatçıların dünyadaki tanıtımı için verdiğiniz tüm para 200 milyon dolar. Ha hiç değilse ihracatın yüzde yarımını yani binde 5’ini… Sayın Bakana verin bu yetkiyi. Sayın Bakan, dünyanın her tarafında, özellikle Türkiye’den ihraç edilen ürünleri fuarlarda, her yerde… Bunun tanıtımı parayla oluyor arkadaşlar. Ama Sayın Bakan istemesine rağmen siz Sayın Bakanın yetkisini artırmıyorsunuz, ona ilave ödenek vermiyorsunuz. İhracatçılar bunu istiyor. Türk ihracatçısının geleceğine uzun vadeli bakarsanız, binde 5 gibi bir ödeneği, ihracatın binde 5’i kadar bir ödeneği Sayın Bakana verin. Arkadaşlar, tüm ödenek 200 milyon dolar. Dünyanın her tarafında tanıtım, fuar, ihracatçıların pazar arama gibi tüm faaliyetleri bununla yapılıyor. Bir tarafta ihracat diye bağırıyoruz ama, değerli arkadaşlarım, serbest bölgelerde de aynı şey var; hep ithalatçıyı finanse ediyoruz, hep ithalatçıya kolaylık sağlıyoruz, hep birilerinin getirip cıvata sıktığı mala öncelik tanıyoruz. Bu ülkenin üretimine destek veren, bu ülkedeki ulusal sanayiciyi koruyan, kollayan bir yapıya bürünmezsek arkadaşlar, Serbest Bölgeler Yasası dün nasılsa yarın da aynı olacaktır. Bunu açık ve net söylüyorum. Gelin, üretenle üretmeyen arasında bir ayrım yapın. Gelin, ülkeye katma değer yaratanla katma değer yaratmayan arasında bir ayrım yapın. Eğer bir üretici ihraç ettiği ürünün tüm bedelini Türkiye'deki bir malla üretip ihraç ediyorsa ve her giren dövizin yüzde 100’ü Türkiye'ye giriyorsa bu üretici ile sadece cıvata sıkan bir üreticinin, arkadaşlar, farkı olmalı. Ama biz bu farkı yaratmıyoruz. Adı “Yasa yapıyoruz.” “Serbest Bölgeler Yasası” üreticiyi korumayan, kollamayan, birileri böyle dedi diye birtakım ithalatçıların çıkarını koruyan bir yasa.

Tabii, gümrük birliği ve Avrupa Birliği meselesi, ona girmek istemiyorum artık. Ama, eğer biz Avrupa Birliği üyesi olmadığımız için üçüncü ülkelerle olan ticaretimizde Avrupa Birliği üyelerinin hiçbir hakkından yararlanamıyorsak… Sadece bizi dizginleyen, sadece bizim elimizi kolumuzu bağlayan bazı şeyleri çözmedikleri sürece, arkadaşlar, biz yine hep bunları konuşuruz.

Değerli arkadaşlarım, bir kere yüzde 100 üretenle yüzde 5, yüzde 1 üreten arasında bir fark yaratmak zorundayız. Buna hiçbir vicdan razı olmaz. Burada, yerli sanayicilerin bazıları isyan ediyor. Bizim bir farkımız olsun, diyorlar. Biz alın terimizle çil çil dövizi ülkemize getiriyoruz ama öbür adam alıp götürüyor diyor. Bunda mutlaka bir fark yaratmalıyız. Bir şekilde, yani bu, serbest bölgede olsun, aynı şekilde ihracatta da böyle. Rakamsal boyutu 150 milyar dolar ama 150 milyar doların içinde ithal ikamesine dayalı ne kadar ihracat var? Ara malı ithalatı ne kadar, ara malından bu ülkenin elde ettiği gelir ne kadar, ara malına gönderdiği döviz ne kadar? Ama biz, 150 milyar dolar ihracatı olan bir ülkeyiz; tamam, keşke 500 milyar dolar olsa, 1 milyar dolar ihracat yapan bir ülke olsa. O kadar döviz ülkeye geldiği zaman, bu, ülkenin her tarafına dağılıyor arkadaşlar. Bu ülkenin kurtuluşu ihracattadır çünkü Niğde’deki patatesciden, Malatya’daki kayısıcıdan tüm ülkeye yayılıyor. Ama, biz, bu yaygınlaşmayı yapmak için özellikle Serbest Bölgeler Kanunu’nda bunları koruyacak, kollayacak hiçbir şey üretmiyoruz. Ben, dikkatlerinize sunuyorum, ihracatçımızı, ulusal sanayiciyi ve ülkede üretilen değerleri korumak, kollamak amacıyla bir kez daha gözden geçirin diyorum. Bizim, yasaya karşı çıktığımız noktalardan biri budur değerli arkadaşlarım.

Ben, ülke adına, ülkedeki sanayici adına, ülkedeki üretici adına ve dışarıdaki birilerinin malını getirip, burayı bir pazar gibi kullanıp hiçbir katma değer yaratmayan insanlar arasında bir farklılık yaratmadığımız sürece bu yasa, yasa olmaz.

Tabii, yine söylüyorum, bütçe daha geçmedi, Meclise gelecek. Yüce Meclis, buradaki bir önergeyle, Sayın Bakanın, özellikle uluslararası fuarlar, tanıtım konusundaki ödeneklerini hiç değilse ihracatın binde 5’i oranına endeksleyin. Yani, 150 milyar dolar bir ihracat varsa, bunun binde 5’i kadar Sayın Bakanlığa bir yetki verin arkadaşlar ve ihracatçı birlikleriyle birlikte organize edilerek dünyanın her tarafına Türkiye’nin daha fazla ihracat yapmasının sağlanması yollarından biridir. Ben dikkatlerinize sunuyorum. Çok geçmemiştir. Sayın Bakan bütçede istedi “Ödeneğimi artırın.” dedi ama artırmadınız. Gelin artırın, verin yetkiyi. Hani, ülkenin geleceği, hepimiz, hep birlikte, yüce Meclis diyor ki ihracattadır. Bura da seferber olsun. Sadece Sayın Bakanın kendi çabasıyla, kısıtlı miktardaki ödenekle bu iş olmaz arkadaşlar.

Ben bu iki konuyu dikkatlerinize sunuyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın İsmet Büyükataman.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Konuşmayacak efendim.

BAŞKAN – Şahsı adına Malatya Milletvekili Sayın Mücahit Fındıklı… Yok.

Sayın Mazıcıoğlu… Yok.

Başka söz isteyen yok.

Soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın İnan, buyurun efendim.

MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, demin tarımla ilgili sordum, şu anda Niğde’nin ambarlarında 1 milyon tona yakın patates ihracat beklemektedir. Eğer ihracat olmazsa, kapılar açılmazsa kesinlikle çürüyecektir. Bu bir.

İkincisi, Niğde Organize Sanayi Bölgesinde tekstil sektörü oluşmaktadır. Sadece küresel krizle ilgili değil, geçtiğimiz yıllardan beri tekstil sektörünün son derece önemli sıkıntıları vardır; fabrikalar kapanmak üzeredir, vardiyalar düşürülmüştür, işçi çıkarmalar arttırılmıştır. Dolayısıyla tekstille ilgili şu anda Niğde’de teşvik var. Esas kriz teşvikten sonra da ortaya çıkacaktır. Tekstilde teşvik uygulamasını, Niğde’de teşvik uygulamasını ya da diğer teşvik uygulanan bölgelerde teşvikin devam ettirilmesini istiyor musunuz? Böyle bir çalışma var mı?

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnan.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, gerçekten öğrenmek istiyorum, 6’ncı maddenin son cümlesi “2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi değildir.”

Madde gerekçelerinde bunun gerekçesi belirtilmemiştir. Çünkü tasarı Komisyona üç madde olarak gelmiştir, Komisyonda dokuz maddeye çıkmıştır. Dolayısıyla 6’ncı madde tasarının gelişinde olmadığı için gerekçesi de belirtilmemiştir.

Şimdi sorum şu: 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu biliyorsunuz yolsuzluk itham ve iddialarıyla ilgili çok kilit konumunda bir kanundur. Her defasında 2886 sayılı İhale Kanunu’nun hükümleri uygulanmaz diye bir istisna getirmeyi usul hâline getirdiniz.

Şimdi, sorum şu: Serbest Bölgeler Kanunu’nda 2886’nın uygulanmamasının gerekçesi nedir? Niye uygulamıyorsunuz? Şeffaflık, rekabet, netlik ve yolsuzluk itham ve iddialarından arınmış olmak önemli değil midir? Bu konunun gerekçesini bize anlatır mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Sayın Çalış…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, hububat alım mevsiminde İç Anadolu’da buğday fiyatları 850 lira civarında başladı. Ama maalesef zamansız buğday ithalatı nedeniyle kısa bir süre sonra 400-500 liraya kadar düştü. Çiftçi tabii böyle haksız bir rekabette, fındık alımıyla uğraşan Ofisi bölgesinde göremeyince mağdur oldu. Bu sene yurt dışından ne kadar hububat ithal edilmiştir, hangi aylarda edilmiştir? Bu ithalatın içerisinde Ofisin kendisi de ithalat yapmış mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çalış.

Sayın Bakanım, buyurun.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tabii bu Niğde’deki patates stokunun bu kadar artması ve ihraç imkânı eğer bulunduğu zaman bu stok seviyesinin düşmesiyle fiyat hareketinin başladığını hepimiz bu kadar senedir biliyoruz. Dolayısıyla önemli olan onu ihracata çevirebilmek.

Geçmiş yıllarda, biliyorsunuz, patatesi daha çok -oradaki ihtiyaçlara göre- komşu, çevre ülkelere, Irak’a ağırlıklı olarak satarak, belli bir şekilde, öyle bir politika izledik ve orada, fiyat artışlarında, iç piyasa ve dış piyasa dengelerinin oluşumunda ciddi bir etkisi oldu. Yine aynı şekilde ihraç imkânları değerlendiriliyor. Tarım Bakanlığımızdaki arkadaşlar da içerideki üretim seviyesi ve bu seviyenin daima Türkiye’de ürünün fiyatını bulacağı bir seviyede oluşması için gerekli çalışmaları yapıyorlar.

Tabii, bize düşen… Gerçekten ihracatı… Karşı tarafta alıcısı olan mal üretiyorsanız bunu satarsınız ama alıcısı olmayan bir malı devamlı üretiyorsanız o zaman o elinizde stokunuzu artırır, onu da satmanız mümkün değil. Bu, birçok tarım ürününde, birçok üründe aynı şekilde sıkıntısı olan bir konu hâline gelebiliyor. Görüyorsunuz, dönem dönem bunların ihracatını ancak kapıları açtığımız zaman sağlayabiliyoruz ve bu konuda da arkadaşlarımız, oradaki, gerek ticaret müşavirlerimiz gerek iş adamlarımızla beraber bu çalışmaları sürdürüyorlar.

Tabii, organize sanayi bölgesi konusunda, Niğde’deki, onun gelişmesi için gerek teşvikler konusunda olsun gerekse oradaki kümeleşme çalışmaları olsun… Kümeleşme çalışmalarını bana bağlı olan Dış Ticaret Müsteşarlığında sürdürüyoruz ve bu sene 2009’un sonuna kadar bu programımız… Orada biliyorsunuz, Avrupa Birliğinden aldığımız çeşitli yardımlar da var, bu konuda, kümeleşme sağlamak amacıyla ve bu da ciddi bir çalışma oldu Türkiye’de. Gerek akademisyenlerin gerek sanayicilerin gerekse bürokratların içerisinde olduğu bir komite oluşturuldu ve bu çalışmalar yapılıyor. Belli kümeleşmeler sağladık aslında Türkiye’de. Burada çok fazla vaktimiz olmadığı için, isterseniz size detaylı bilgi de gönderebiliriz kümeleşmeyle ilgili.

Onun dışında, teşvik uygulama çalışmalarıyla ilgili olarak zaten ilgili bakanlarımız bu konuda çalışmalarını yapıyorlar. Strateji konusunda olsun, bir sanayi envanteri yapılması konusunda olsun, bütün bu çalışmaların sonucunda teşvik politikasının da belirleneceği bir döneme geleceğiz.

Tabii, burada, serbest bölgelerde 2886 sayılı İhale Kanunu’nun yer almamasının nedeni… Aslında, açık söylemek gerekirse bu yeni bir şey değil. Serbest bölgelerin mantığına da aykırı. Yani ilk Serbest Bölge Kanunu, 1985 yılında yürürlüğe giren Kanun’un içerisinde de serbest bölgelerin özel sektör ağırlıklı olması amaçlandığı için ve özel sektörün işleri burada daha iyi bir şekilde yapılacak, altyapısı, üstyapısı buna göre hazırlandığı için, bu şekilde hazırlanmıştır. Yani aslında çağının çok ötesinde bir Kanun’du. 1984 yılında yazmaya başladığımız Kanun ve bugün hâlâ görüyorsunuz yürürlükteki maddeleri… Şunu da iddia ediyorum: Türkiye’deki en kısa ama en anlaşılır ve işe yaramış kanunlardan bir tanesidir Serbest Bölge Kanunu. Dolayısıyla, bu çalışma, taa Serbest Bölgeler Kanunu’nun yayımlandığı 1985 yılında uygulanmayacak kanunlar arasında -2886 sayılı Kanun- sayıldı. 4684 sayılı Kanun’la fonların tasfiyesi sırasında bu Kanun sayılmadı. Hazineye ait serbest bölgelerde arazilerin kiraya verilmesinde, ayrıca binaların diğer kullanıcılara kullanım hakkının devredilmesine ilişkin işlemlerde 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ve ilgili mevzuat uygulanıyor.

Yapılan düzenlemeyle 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun uygulanmayacağının belirtilmesiyle bütün karışıklıkların önlenmesi amaçlanmıştır. Yani sonuç olarak, bizim açımızdan önemli olan işin kısa sürede, doğru bir şekilde yapılmasıdır. Oralarda bizim…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakanım, ne gibi karışıklıklar oluyor ki?

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Yani şu anda vakit bizim için çok önemli, zaman çok önemli; hızlanması, işlerin hızlı bir şekilde yapılması ve sonuçlandırılması… Bu tamamıyla özel sektörün inisiyatifiyle serbest bölgelerin içerisinde yapılan bir çalışma. Yani siz oraya bir liman yapıyorsunuz veya yat imalat merkezi kuruyorsunuz, yat üretimi yapıyorsunuz, bütün bunları yaparken çok hızlı hareket etmeniz lazım. Sanayiciyi dışarıdan getiriyorsunuz. Dolayısıyla bu amaçlanmıştır.  Orada bugüne kadar herhangi bir sıkıntımız olmadı.

Bizim burada çalışmalarda… Diğer konularda da -buğday alım fiyatıyla ilgili olarak ve diğer ithalatla ilgili olarak da- tabii hububat ithalat rakamlarıyla ilgili son bilgileri biz size yazılı olarak gönderelim. Dönem dönem Türkiye’nin içerisindeki fiyat artışlarının dengelenmesi amacıyla da ithalat yapılır. Fiyatların dengelenmesi, iç ve dış piyasa fiyatlarının dengelenmesi amacıyla da ithalatın bir araç olarak kullanıldığı dönemler vardır. Ancak ihtiyaca binaen -biliyorsunuz bunu- Tarım Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı ve diğer bakanlıkların ihtiyaçları tamamıyla tespit edildikten sonra, Türkiye’nin gelir - giderine bakıp ne kadar içeride stok var, ne kadar üretim olacak, ne kadar ihracat yapılacak, bu planlamaları yaptıktan sonra ithalat kararıyla ilgili olarak tebliğ bize bildirilir, biz de ona göre arkadaşlarımızla oturur, bakar ve bu kararları ona göre ararız. Yani sonuç olarak, Türkiye’de içeride iç piyasa dengeleri dışarıdaki dünya fiyatlarından çok farklı bir hâle geliyorsa o zaman ciddi sıkıntılar yaşanmıştır. Geçmişte bunun örnekleri oldu ama görüyorsunuz ki son altı sene içerisinde bizim yaptığımız, bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz dış ticaret politikası araçlarının yerli yerinde kullanıldığı ve iç piyasa ve dış piyasa dengelerinin iyi bir şekilde oluşturulduğu bir dönemi yaşadık. Yani önemli olan, içeride herhangi bir şekilde mal ihtiyacı varsa bu mal ihtiyacının ciddi bir şekilde giderilmesi, bu arada da yerli üreticinin zarar görmeden bütün bağlantılarının sağlanması, ihracat bağlantılarının yapılması. Amacımız budur.

Ben, tabii bu aşamada şunu da belirtmek isterim: Az evvel söylediğim tarım ürünleri konusunda ve işlenmiş tarım ürünleri konusunda ciddi çalışmalar yapıldı. Yani bizim için en fazla bu dönemde ağırlıklı olarak katma değer en fazla yaratan ürünler tarım ürünleridir. Çünkü tamamıyla kendi değerlerimiz, kendi toprağımızı kendi tarım ürünleri üreticimizle tamamıyla işleyip ondan sonra da ihracatını yaptığımız ürünler olduğu için en yüksek katma değer bizde kalmaktadır.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Bakanım, uygulama tam tersi. Yok böyle bir şey.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) - Bizim açımızdan şu önemli.

KADİR URAL (Mersin) – Sayın Bakanım, çok güzel söylüyorsunuz da, hiçbir uygulaması yok bunun.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Hayır, yani şurada…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Yani siz hep hayalî şeyler konuşuyorsunuz Sayın Bakanım. Böyle bir şey yok.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) - Bizim açımızdan şu önemli: Ciddi ihracat rakamlarına ulaştı bu sene. 11,5 milyar dolar bir ihracatı tarım ürünlerinde göreceğiz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bunu sorgulayacağız, ihracat rakamlarının ciddi olup olmadığına bakacağız!

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) - Açıkçası bizim açımızdan ihracatın sürdürülebilirliği önemli. Dediğim gibi, en fazla katma değeri sağlayan sektörler bunlar…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çiftçinin elindeki mal niye kaldı? Buğdayı niye satamıyor?

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) -…ve ileride dünyada küresel ısınma nedeniyle de git gide bu ürünlerin kıymeti artıyor. Dolayısıyla bizim tabii politik olarak hep beraber bu tarım ürünleri ve işlenmiş tarım ürünleri ihracatını artırıcı ve Türkiye’de tarım ürünleri işleme tesislerini artırıcı politikaları izlememiz lazım. Yani bunlara öncelik vermemiz lazım.

Burada herkese katılıyorum. Biz de elimizden geleni yapmaya gayret ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakanım, Sayın Milletvekili soruyor: “İthalata açtınız, Karaman çiftçisinin elindeki buğday 400 liraya düştü.” diyor. Bunun neresi politika, bunun neresi başarı? Bunu nasıl anlatabiliyorsunuz? Sorulara cevap verin lütfen. Yani teori anlatıyorsunuz, temenni anlatıyorsunuz.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sorularınıza cevap veriyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anladım işte. “400 liraya düştü. Niye düştü?” diye soruyor.

BAŞKAN - Sayın Şandır, teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, madde üzerinde önergeler vardır. Önergeleri görüşmek için de yeterli vaktimiz yoktur.

Saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 13.00

 

 

 

 

ÜÇÜNCÜ  OTURUM

Açılma Saati: 14.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Fatoş GÜRKAN (Adana)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

275 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada, Hükûmet burada.

Tasarının 6’ncı maddesi üzerinde önerge işlemi yapacağız.

Madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 6 ncı maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 3218 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          M. Akif Hamzaçebi                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu                 Bülent Baratalı

                  Trabzon                                    Malatya                                       İzmir

               Gürol Ergin

                   Muğla

“Ayrıca, 5 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen kiralama, irtifak hakkı ve kullanma izni işlemleri 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 51 inci maddesinin (g) bendi hükmüne tabidir.

 BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı yasa tasarısının 6. maddesinin son cümlesinin madde metninden çıkarılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                           Kamer Genç

                                                                                                                 Tunceli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun.

Süreniz beş dakika.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin son fıkrasının çıkarılmasıyla ilgili olarak verdiğim önerge üzerinde söz almış bulunuyorum ve hepinizi saygılarla selamlıyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, biraz önce burada konuşuldu, efendim, 24 milyar dolar az para mı? 24 milyar dolar değil de 1 trilyon dolarlık İstanbul Boğazı’nda mallar geçiyor. Önemli olan bu malların Türk ekonomisine katkısı önemli. Yani siz serbest bölgelerde birtakım insanlara birtakım avantajlar sağlayacaksınız, yer vereceksiniz, ama bunun Türk ekonomisine hiçbir değeri olmayacak. Bunun ne anlamı var? Biraz önceki madde üzerinde yaptığımız konuşmada dedim ki: Eylül 2008 tarihi itibarıyla 132 milyar dolar ihracat yaptınız, bunun kaçını Türkiye’ye getirdiniz? Yine soruyorum Sayın Bakan: Bu ihracat bedellerinin Türkiye’ye getirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldıran genelgeyi niye imzaladınız, niye yayınladınız? Yani bu hangi gerekçeyle yayınlandı? Yani insanlar ihracat yapacak hem de hayalî ihracatın da en fazla yapıldığı bu dönemlerde yapacak, döviz bedelleri de Türkiye’ye gelmeyecek. Söyleyin bunu efendim. Yani bunu niye yayınladınız ve neden şimdiye kadar… Yani 2008’i soruyorum, neden dolayı, şimdiye kadar ne kadar para geldi bu 132 milyar doların?

Şimdi, değerli milletvekilleri, biz ihracatı artırdık, artırdık diyorlar ama yani bu ihracat, artırdığınız ihracat, ithalata dayalı ihracat. Dışarıdan 10 bin dolarlık bir mal geliyor, siz bin dolar bir katkı yapıyorsunuz, onu 11 bin dolara satıyorsunuz. Burada hakiki ihracat bin dolardır, yani kısa bir misal vermek gerekirse. Yani Türkiye tamamen ithalata dayalı bir ihracat yapıyor.

Tarım ürünlerini maalesef yok ettiniz. Bu sene tam tarım ürünleri ihracatı başlayacaktı, Rusya’yla problem çıkardınız. Vatandaşın domatesi tarlada kaldı, kavunu tarlada kaldı, karpuzu tarlada kaldı. Siz iktidara geldiğiniz günde Türkiye’de pamuğun fiyatı kaç liraydı, şimdi ne kadar? Zeytinyağının fiyatı ne kadardı, şimdi ne kadar? Gübrenin fiyatı ne kadardı, şimdi ne kadar? Şimdi, bunları bir söyleyin de bu millet de anlasın. Yoksa, efendim, çıkıp da burada, kanunları getirip, bu kanunlarla şeffaflığı kaldırıyorsunuz. Benim önergem bu. 2886 sayılı İhale Kanunu’na… Değil. Nedir? Getireceksiniz, serbest bölgedeki en kıymetli arazileri kendi yandaşlarınıza vereceksiniz. İşte, bir önceki maddede de yaptığım konuşmada, İstanbul’da havaalanı yanında 80 dönümlük, en kıymetli bir araziyi Sayın Bakan getirdi, ticari ilişki… Yani bilmiyorum, o zaman gazetelerde sürmanşetlerde verildi, bir hanıma verildi ve çok bedava fiyatına verildi. Yani şimdi niye İhale Kanunu’na tabi değil değerli arkadaşlarım? Niye bir yerde devletin bir malı eğer birilerine veriliyorsa bu 2886 sayılı Kanun’un getirdiği dürüstlüğü ortadan kaldırıyorsunuz, şeffaflığı ortadan kaldırıyorsunuz. Birçok insanların bu malın, işte, alımına, ihalesine girmeyi ortadan kaldırıyorsunuz. Bunun bir sebebini izah edin, neden yani bunu yapıyorsunuz? Bununla kime fayda sağlıyorsunuz? Bununla sağladığınız fayda kendi yandaşlarınıza devletin en kıymetli arazilerini yok pahasına kırk dokuz seneliğine vermek. Ee, bunun adı nedir? Bunun adı, devlet malına el uzatmak demektir. Bu tamamen hakkın da, hukukun da, Allah’ın da reddettiği bir davranış biçimi ve bir uygulama biçimidir. Neden bu 2886 sayılı Kanun’a göre aynı yerde birtakım insanlar gelip de bir kıymetli arazinin ihalesine girmesinler? Yine, birçok yabancı adam gelecek buraya. Tabii bu yabancı adamlar gelirken herhâlde bunların Türk ortakları olacak. Ee, yine bu Türk ortakları yine kim olacak? Yine sizin yandaşlarınız olacak. Yani dürüstlükten kaçan bir siyasi zihniyetin hesabı nedir? Suistimaldir. Eğer hakikaten sizin işlemlerinizde suistimal olmasını istemiyorsanız buyurun bunları…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kamer Bey, başka hiçbir şeye aklın çalışmıyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, senin aklın ermez arkadaş. Bir dakika, benim konuşmamı dinleyin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yanlış şeyler söylüyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, sen yanlış biliyorsun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İtham ediyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) – İtham ediyorum tabii. 2886’yı niye kaldırıyorsun?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İtham etme eleştir, eleştiriye itirazımız yok.

KAMER GENÇ (Devamla) –2886’yı yani serbest bölgeler içindeki hazine arazisinin birtakım insanlar tarafından gelip de ihale şartlarına göre oraya iştirak etmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum Sayın Genç, tamamlayın lütfen.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - İlk çıktığından beri serbest bölgeler 2886 sayılı Kanun’a tabii değil biliyorsunuz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Maddeyi okuyalım arkadaş. Nedir? Ayrıca, 5’inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen işlemler 2886 sayılı İhale Kanunu hükümlerine tabi değil. Bu bu. Yani bu ihale hükümlerine tabi değilse neye tabi peki? Neye göre vereceksiniz? İşte söyledim: Dört sene mi, beş sene önce, üç sene önce İstanbul’da en güzel bir yerde, İstanbul havaalanının hemen 1 kilometre ilerisinde 80 dönümlük bir arazi getirilip bedava verildi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yirmi beş yıldan beri nasıl yapılıyorsa şu anda öyle yapılıyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, öyle yapılmıyor.

BAŞKAN – Sayın Canikli, Sayın Canikli lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu istisnayı niye getiriyorsunuz o zaman?

Niye istisnayı getiriyorsunuz? Yani bu Serbest Bölgeler Kanunu’nun Türk ekonomisine bir katkısı yok. Diyorum işte, Boğazlardan da geçiyor, trilyon dolarlık mallar geçiyor. Türk ekonomisine bir katkısı var mı? Burada çalışan işçilerin çoğu kaçak. Orada üretilen malların Türk ekonomisine katkısı yok. Orada geliyor birileri, şey ediyor; gelir vergisine tabi değil, kurumlar vergisine tabi değil. Böyle bir şey olur mu? Yani böyle bir şey olur mu? Ondan sonra da “Vay efendim, bizim ihracatımız…” Bunlar bilinen şeyler ama neyse…

Diğer maddelerde de şeyim var. Önergemin kabulünü diliyorum efendim. Karar yeter sayısı da istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Arayacağım Sayın Genç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                   Kapanma Saati: 14.13

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Fatoş GÜRKAN (Adana)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

275 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Tasarının 6’ncı maddesinde Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi tekrar oylayacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 6 ncı maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 3218 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                M.Akif Hamzaçebi (Trabzon) ve arkadaşları

“Ayrıca, 5 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen kiralama, irtifak hakkı ve kullanma izni işlemleri 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 51 inci maddesinin (g) bendi hükümüne tabidir.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Katılmıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

“Gerekçe: Söz konusu 5 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen işlemler esasen 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 51/g maddesine göre pazarlık usulü ile yapılacak işlerdendir. Bu nedenle ilaveye bir düzenlemeye ihtiyaç yoktur. Ayrıca böyle bir düzenleme AB müktesebatına da aykırıdır. Buna göre AB ile ilişkilerde sorun yaratacak bir muafiyet hükmü yerine mevcut durumu daha açık bir hâle getiren ve yatırımcı/kullanıcıların da tereddütlerini gideren bir hüküm yeterli olacaktır. Önerge bunu amaçlamaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7- 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar;

a) Serbest bölgelerde üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu bölgelerde imal ettikleri ürünlerin satışından elde ettikleri kazançları gelir veya kurumlar vergisinden müstesnadır. Bu istisnanın 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci ve 30 uncu maddeleri uyarınca yapılacak tevkifata etkisi yoktur.

b) Bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az  %85’ini yurtdışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler gelir vergisinden müstesnadır. Yıllık satış tutarı bu oranın altında kalan mükelleflerden zamanında tahsil edilmeyen vergiler cezasız olarak, gecikme zammıyla birlikte tahsil edilir.

c) Bu bölgelerde gerçekleştirilen faaliyetlerle ilgili olarak yapılan işlemler ve düzenlenen kağıtlar damga vergisi ve harçlardan müstesnadır.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı’ya aittir.

Buyurun Sayın Baratalı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlarken yüce heyetinizi grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, İkinci Dünya Savaşı öncesinde kurulan Singapur ve Hong Kong serbest limanları ile daha sonra kurulan Panama, İrlanda, Tayvan ve Güney Kore Serbest Bölgelerinin elde ettikleri büyük başarılar serbest bölgeler fikrinin pek çok ülkede  kabul edilmesine katkıda bulunmuştur. Bugün en gelişmişinden en fakirine kadar yüz yirmi ülkede serbest bölge bulunmaktadır.

Serbest bölge çalışmalarının ülkemizde de uzun bir geçmişi vardır. 1850 yılına kadar gittiği söylense bile ancak 6 Haziran 1985 yılında bu Kanun çıkarılmış ve Türkiye'nin dışa açılması ve dış ticaret hacminin büyütülmesi böylelikle sağlanmıştır.

Serbest bölgelerin kuruluşunun çok değişik amaçları vardır; Türkiye'nin ihracatını artırmak yanında, Türkiye'de ihracat için yatırım ve üretimi artırmak, yabancı sermaye ve teknoloji girişini hızlandırmak, ekonominin girdi ihtiyacını ucuz ve düzenli bir şekilde temin etmek, dış finansman ve ticaret olanaklarından daha fazla yararlanmaktır.

Değerli milletvekilleri, serbest bölgeler yıllar boyunca geniş vergi teşvikinden ve muafiyetinden faydalanarak geliştiler. Hatta ve belki de biraz siyasi ve politik baskılarla bazı yerlerde de yirmi adet serbest bölge kuruldu. 2008 yılı Eylül sonu itibarıyla, 637’si yabancı sermayeli olmak üzere toplam 3.667 firmanın faaliyet gösterdiği serbest bölgelerde 53.413 kişiye doğrudan istihdam sağlanmaktadır. Serbest bölgede faaliyet gösteren firmalara mal ve hizmet satan yurt içi kuruluşlar da dikkate alındığında, dolaylı istihdam ile birlikte serbest bölgelerin yarattığı istihdamın en az 100 bin kişi olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Serbest bölgelerimiz, 2007 yılında gerçekleştirdikleri 24,6 milyar dolar toplam ticaret hacmiyle ekonomimizde önemli bir yer işgal etmektedirler. Bu bağlamda, sadece Ege Serbest Bölgesine baktığımızda, 2007 yılında             1 milyar 108 milyon dolar yurt dışı satış rakamı gerçekleşmiştir. Aynı dönemde, yurt içinde satışların toplamı 1 milyar 151 milyon dolardır. Bu bölgemizde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 96’nın üzerindedir.             2008 yılı ilk dokuz ayında ise 913 milyon 350 bin 238 dolar yurt dışına satışa karşılık 728 milyon 100 bin 138 dolar yurt içine satış gerçekleştirilmiş olup, ihracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 125’tir. Ancak bu durum böyle iken, bu çerçevede, AKP Hükûmeti oyunun tam ortasında kurallarını değiştirerek          6 Şubat 2004’te serbest bölgelerdeki çoğu vergi muafiyetini kaldırmış veya ruhsat süresiyle kısıtlamıştır.

Oysa Türkiye gibi henüz tümüyle istikrarlı ve cazip yatırım ortamı sağlayamamış büyük ekonomiler açısından doğru tasarlanmış bu tip bölgeler, gelişmiş iletişim, enerji, ulaşım altyapısı, nitelikli  iş gücü ve etkin yönetim sunması kaydıyla, ülkenin düzeyinden çok daha ileri ve güvenli yatırım adaları hâline getirilebilir. Yapılması gereken, serbest bölgelerin kapsamını katma değer üretimine, nitelikli iş gücüne, döviz kazandırıcı faaliyetlere teknolojiyle odaklı olarak yapılandırmak, bu arada bölgesel lojistik merkezler ve iletişim merkezleri gibi ortak hizmet alanlarına, yani global ekonomiye uyumlu modellere imkân sağlamak, öte yandan bu öncelikli faaliyetlere AB üyeliği gerçekleşinceye kadar hem gelir hem kurumlar vergisi muafiyeti hem de çalışanlar için stopaj vergisi muafiyeti tanımaktır.

Bu çerçevede, görüşmekte olduğumuz tasarının 7’nci maddesine baktığımızda, üretici firmalarda çalışan personelin gelir vergisi stopajı muafiyetinin üretimden yapılan satışların yüzde 85’ten fazlasının yurt dışına olması şartına bağlandığını görmekteyiz. Kabul etmek gerekir ki bu oran yüksektir. Bu durum kanun öncesinde bölgeye yatırım yapmış ve yurt içine yönelik satışları da bulunan firmalar açısından bir hak kaybı yaratmaktadır. Ayrıca firmalar dönem başında ürettikleri malların ne kadarının yurt içine, ne kadarının yurt dışına satılabileceği hususunda belirsizlik yaşayacaklardır. Bu vergilerin yıl sonunda tahsil edilebilir olması da konuyu tam olarak çözmeye yetmeyecektir. Gelir vergisi stopajı, işçi transferleri, giriş-çıkış, maliyet hesaplaması gibi konularda yeni sorunlar ortaya çıkacaktır.

Bir başka konu da hem yurt içine ve hem de yurt dışına yönelik satış yapan firmaların bu avantajdan faydalanabilmek için farklı yollara başvurabileceği gerçeğidir. Yine bu bağlamda Ege Bölgesi’nden gelen bazı taleplerde yüzde 25’in yurt dışına ihracının yanında, dâhilde işleme izin belgesi ve hariçte işleme belgesini de kapsamında teslim eden mükelleflerin de istihdam ettiği personel açısından talepleri bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, serbest bölgeler Bakanlar Kurulunca yetkilendirilmiş işletici, bölge kurucu işletici şirketler tarafından işletilmekte ve serbest bölgelerde üretim faaliyeti yapan firmalar da dâhil olmak üzere tüm hizmetler bu şirketler tarafından verilmektedir. Yapılacak olan düzenlemede, hizmet üretiminde bulunan işletici ve bölge kurucu işletici şirketlerin çalıştırdıkları işçilerin ücretlerinin vergi istisnasına tabi tutulması sayesinde serbest bölge içerisindeki hizmet maliyetleri azalacak ve bu uygulama serbest bölge içerisinde faaliyet gösteren firmaların da maliyetlerini olumlu yönde etkileyeceğinden rekabet gücü artacaktır. Türkiye genelinde işletici, bölge kurucu ve işletici şirketler için toplamda bini bulmayacak işçilere yapılacak bu uygulama sektöre işlem kolaylığı, maliyet avantajı ve uluslararası piyasada rekabet gücü getireceği gibi vergi istisnası talep eden işçi sayısının yüksek seviyede olmaması nedeniyle de ülkemiz ekonomisi açısından bir kayıp olmayacaktır.

Öte yandan serbest bölgelerden elde edilen gelirler arasında fonlar önemli bir yer tutmaktadır. Devlete ait arazi üzerinde, altyapının bölge kurucu şirketler tarafından yapılmasını ve bunun karşılığında serbest bölgeye giren ve çıkan malların FOB-CIF fatura değerleri üzerinden binde 5 oranında özel hesaba yapılan tahsilatlardan pay almasını öngören işletme sözleşmesi tahtında başlatılan uygulama modelinde, 4684 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik, bölge kurucu işletmeleri ile kurucu şirketlerin işletme sözleşmeleriyle almayı hak ettikleri gelir payları azaltılmıştır. Serbest bölgelerin kuruluşunda altyapı yatırımı yapan bölge kurucu ve işletici şirketlerin işletme sözleşmesi ile almayı hak ettikleri gelir payı kayıplarının engellenmesi konusunda 01/05/2007 tarihinde örnek bir karar alınmış, bölge kurucu işletmelerin, çifte vergilendirmeye tabi olan şirketlerin fon ödememesinden kaynaklanan alacakları garanti altına alınmıştır. Bu garantinin daha da devam etmesi ve iyileştirilmesinde yarar bulunmaktadır diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime son verirken bir konuyu Hükûmetin ve özellikle Enerji Bakanımızın dikkatine sunmak istiyorum. Gerek ülke ve gerek bölge ekonomisine katkıları gerekse yaratmış olduğu 14.500 kişilik istihdam potansiyeliyle Ege’nin gururu olan Ege Serbest Bölgesinin enerji ihtiyacında problemler vardır. 1991 yılında Gediz EDAŞ, TEDAŞ tarafından 10,5 kva olarak karşılanan enerji ihtiyacı, yine ESBAŞ tarafından 10,5 kva olarak düzenlenmiş ve geliştirilmiştir. Ancak uzun süredir Gediz EDAŞ, enerji taleplerini karşılayamamaktadır ve bundan sonra da başlangıçtaki tesislerin aksine 10,5 kva olarak enerji ihtiyacını karşılayamayacağını söylemektedir. Ancak 34.500 kva’ya dönüşüm çalışmalarını yapmakta olan ESBAŞ, trafo yeri vermesine karşın, 6 bin metrekarelik yer tahsis etmesine karşın Gediz EDAŞ’tan ve TEİAŞ’tan gerekli yardımları görememektedir.

Sonuç olarak TEİAŞ ve Gediz EDAŞ bugüne kadar olduğu gibi artan enerji fiyatlarına paralel gerekli yatırımları gerçekleştirmemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, tamamlayacağım süresi içinde.

Bu nedenle en kısa bir dönemde üretimi olumsuz yönde etkileyecek enerji kesintileri yaşanacak ve ekonomik kayıplar oluşacaktır. Arz güvenliği bulunmamaktadır. Yatırımlar için zaman kaybedilmektedir. Bu durumun hemen düzeltilmesi ve acil olarak enerji ihtiyacının gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Bölgedeki diğer bir konu ise serbest bölge kurulurken İktidar, devlet tarafından taahhüt edilen serbest bölge kavşağının Karayolları tarafından yapılmamasıdır. Karayollarının bugüne kadar ihmal ettiği, yapmadığı, sözünde durmadığı bu kavşak İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmıştır.

Sayın Bakanımıza bu konuda bilgiler sunuyorum. Elektrik konusunda yardımlarını diliyorum. Önergelerimizin kabulünü diliyor ve hepinize de saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baratalı.

Gruplar adına ikinci söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal’a aittir.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına 7’nci madde üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, serbest bölgelerin kurulmasının amacına baktığımız zaman ihracat için yatırım ve üretimi artırmak, yabancı sermaye ve teknoloji girişini hızlandırmak, ekonominin girdi ihtiyacını ucuz ve düzenli bir şekilde temin etmek, dış finansman ve ticaret imkânlarından daha fazla yararlanmak gibi genel amaçları olduğunu görüyoruz. Bugün burada tartışmakta olduğumuz değişiklik tasarısı da bu amaca tam olarak hizmet edemediğini gördüğümüz bazı noktaları düzeltmek için getirilmiş ama öncelikle gerçekten bu amaca hizmet ediyorlar mı, sadece bu değişiklikle bu yararları sağlamamız mümkün mü, onları tartışmamız gerekiyor değerli arkadaşlar.

Burada 1987 yılından bu yana otuz dokuz yıla varan lisanslar alındı, önemli ölçüde hizmetler oldu ama biz hiçbir şekilde tasarlamış olduğumuz sonuçlara ulaşamadık. Uzun bir süre de serbest bölgeler o anlamda ilgisiz ve öksüz kaldı diyebiliriz. 2004 yılında yaptığımız değişikliklerle de aslında bir taraftan verdiğimiz teşvikleri sınırlandırmış olduk.

Şimdi benim söylemeye çalıştığım şey esas itibarıyla, değerli arkadaşlar, burada sadece bir iki madde değiştirerek, teşviklerle oynayarak gerekli sonuca ulaşamayacağımızı sizlere hatırlatmak istiyorum. Neden? Genel olarak bizdeki serbest bölge anlayışı teşvik amaçlı ve daha statik bir yapıda kurgulanmış. Belki kuruluş aşamasında bunlar o zaman için doğru olabilirdi. Ama burada “Efendim, istismara açık. Birtakım vergi kayıpları oluyor. Başka firmalar teknoloji getirmeden burada yurt içinde üretim yapıyor.” gibi eleştiriler olabilir.

Bugün yüz yirmiden fazla ülkede binden fazla serbest bölge olduğunu söylüyor arkadaşlarımız. Burada baktığımız zaman en fazla ABD ve Çin gibi büyük ülkelerde de bu uygulamanın olduğunu görüyoruz. Ancak burada değerli arkadaşlarım, sadece vergi teşvikine odaklı anlayışın yerine, biraz daha, daha dinamik bir yapıda serbest bölge anlayışına geçmemiz gerekiyor. Sadece vergi teşvikine baktığımız zaman bugün bu eleştirileri haklı bulabiliriz ama yatırıma odaklı etkin bir yönetim anlayışına dayanan, daha global, rekabetçi piyasalarla bütünleştirici bir serbest bölge anlayışı benimsemeden, maalesef, bu kanunda belirttiğimiz amaçlara ulaşmamız mümkün gözükmüyor.

Dolayısıyla, burada kendi ülkemizin şartlarını da dikkate alan dinamik bir anlayışla, nitelikli iş gücüne, araştırma geliştirmeye, bazı lojistik, global lojistik merkezlerine yer vermediğimiz takdirde bizim yine birkaç kanun değişikliğiyle vergi teşviklerini düzenlemenin ötesine geçmemiz mümkün değildir. Neden önemli bu? Çünkü şu anda da, global krizin de etkisiyle, reel sektörümüzde bir üretim daralmasına doğru gidiyoruz. İhracat imkânlarımız da kısıtlanıyor. Bu çerçevede, sizlerin sürekli belirttiğiniz yabancı sermayenin, teknoloji getiren yabancı sermayenin gelmesi açısından da bu tip bir serbest bölge yaklaşımının önemli olduğunu düşünüyorum. Yani buradan şöyle bir öneride bulunmak istiyorum sizlere: Bunu daha geniş bir kapsamda, yine teknoparklar, endüstri bölgeleri gibi dağınık şekilde değil de ekonomik gelişme bölgeleri olarak, serbest bölgeleri de bu şekliyle tasarlayarak yeni bir yaklaşımla, yeni bir tasarıyla gelirsek daha anlamlı olacağını düşünüyorum.

Şimdi, değişikliklerle ilgili olarak değerli arkadaşlarım… 2004’te az önce bahsetmiş olduğum, çıkarmış olduğumuz yasa tasarısıyla, ücretlerle ilgili gelir vergisi muafiyeti kaldırıldı ve 2004’ten sonra kurulan şirketler de bunlardan yararlanamadılar. Şimdi karışıklığın bir kısmı giderilmekle beraber yine bu konuda eleştiriler var. Bu çerçevede şirketlerin yurt dışındaki serbest bölgelere doğru kaçabileceği söyleniyor.

İki neden ön plana çıkıyor değişiklerle ilgili. Burada öncelikle deniliyor ki: “AB’ye uyum amaçlandı.”

İkincisi de “Haksız rekabetle vergiden kaçınma var, bunları engellemek üzere. “

AB’ye uyum için biraz aceleci davranıyoruz. Her ne kadar kanunun sonuna doğru “tam üyeliğe girinceye kadar” diye eklediysek de bu bize şu anda acele bir uyum faydası getiren bir düzenleme değil.

Diğeri nedir? “Haksız rekabetle vergiden kaçınma.” diyor. Şimdi, burada, pire için yorgan yakmak diye bir şey var. Eğer burada vergiden kaçınma varsa, etkin bir denetimle bunları sağlamak gerekir. Amacına hizmet eder şekilde bunların işlemesini sağlamak da ilgili kurumların görevidir diye düşünüyorum.

Kayıt altında aslında en fazla olan bölgeler serbest bölgeler. Yani belki üretimle ilgili kayıp kaçakları olabilir. Onları denetleyip vergi kaybı varsa bunları önlemek bizim görevimizdir.

Burada maddeyle getirilen önemli bir düzenleme var. Madde çerçevesinde, (a) bendinde… Burada bir şey yok, müstesna olduğunu belirten bir hüküm var gelir ve kurumlar vergisinden. Ancak (b) bendinde, “Bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az yüzde 85’ini yurt dışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler gelir vergisinden müstesnadır.” Yapamazlarsa, gerekli taahhüdü yerine getiremezlerse, ceza alınmadan sonra kendilerinden tahsil edilir.

Değerli arkadaşlar, burada hizmetlerin kapsam dışı bırakılması serbest bölge anlayışı açısından kabul edilebilir bir durum değildir, artı yüzde 85 taahhüdü de gerçekten bütün firmalar için geçerli olabilecek bir durum, yerine getirilebilecek bir durum değildir.

Az önce bahsetmiş olduğum kapsamda sadece teşvik veya istisna vergilerle ilgili düzenlemeler, bizim buradan rekabeti artırıcı bir sonuç elde etmemizi sağlayacak değişiklikler değildir. Bu çerçevede bunların gözden geçirilmesi, haksızlığın önlenmesi ve buradaki faaliyetlerin yeniden tanımlanarak nelerin kapsam içine gireceğinin düzenlenmesi gerekir. Aksi takdirde serbest bölgeleri o zaman kaldırmak lazım, diğer hizmetleri üretenleri de serbest bölgeye sokmamak lazım, sadece üretime yönelik olması lazım. Ama bütün bunların ötesinde bizim anlayışımızı değiştirerek, serbest bölgeye bakışımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor, yoksa bunları toparlamamız, yeniden yatırımları artırmamız, bu çerçevede serbest bölgelerden gelecek ihracatı artırmamız mümkün olmayacaktır diye düşünüyorum.

Bu konuda önergeler olduğunu gördüm, ama tam ayrıntısını bilmiyorum, inşallah biraz sonra onları da tartıştığımız zaman bu aksaklıklar giderilir.

Bu çerçevede, ben bu yasanın hayırlı olmasını diliyorum, ama öncelikle de Sayın Bakandan istirhamımız, bu anlayış değişikliği çerçevesinde yeni bir serbest bölge konseptini, gelişme bölgeleri anlamında ele alarak bizim karşımıza daha geniş bir tasarıyla gelmesini bekliyoruz.

Hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Madde üzerinde şahıslar adına ilk söz Eskişehir Milletvekili Sayın Beytullah Asil’e aittir.

Buyurun Sayın Asil. (MHP sıralarından alkışlar)

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerindeki görüşlerimi ifade etmek için söz aldım. Bu vesileyle yüce Türk milletini, heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, az önce, bundan önceki oturumun sonuna doğru sorulan sorularla alakalı Sayın Bakanın verdiği bir cevabı değerlendirerek sözlerime başlamak istiyorum.

Sayın Bakan diyor ki, aynen tutanaklardan okuyorum: “Ben, tabii şu aşamada şunu da belirtmek isterim: Az evvel söylediğim tarım ürünleri konusunda ve işlenmiş tarım ürünleri konusunda ciddi çalışmalar yapıldı. Yani bizim için en fazla bu dönemde ağırlıklı olarak katma değer en fazla yaratan ürünler tarım ürünleridir. Çünkü, tamamıyla kendi değerlerimiz, kendi toprağımızı kendi tarım ürünleri üreticimizle tamamıyla işleyip, ondan sonra da ihracatını yaptığımız ürünler olduğu için en yüksek katma değer bizde kalmaktadır.”

 Bu sözlerin tamamına katılmamak mümkün değil. Ben bu sözleri Sayın Bakanın samimiyetle ifade ettiğini de biliyorum. Ancak, inşallah bu konuşmayı bir de Tarım Bakanının olduğu bir Bakanlar Kurulu toplantısında yapmasını temenni ediyorum. Niçin?

Değerli arkadaşlarım, ekim ayı hububat ekimi yapan çiftçilerimiz için tohumu toprakla buluşturdukları aydır. Ne hazindir ki, gübre fiyatlarındaki hızlı artış karşısında Hükûmet duyarsız kalmış, geçen ekim döneminde tonu 650 ila 700 bin lira arasında satılan “taban gübresi” diye nitelendirilen DAP gübresinin ton fiyatı bu dönemde, bu ekim döneminde 1.950 ile 2.080 yeni Türk lirasına yükselmiştir. Akaryakıt fiyatlarındaki yüksek artışın, diğer girdi maliyetlerindeki artışın nasıl seyrettiğini zaten hepiniz yakından takip ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bunun sonucunda çiftçi ömründe ilk defa ya gübre atmadan toprağını ekmek zorunda kalmış ya da attığı gübre miktarını yarı yarıya azaltmıştır. Şimdi, bunun doğal sonucu olarak da rekolte düşecektir, millî servet azalacaktır, çiftçilerimiz yoksullaşacaktır, çiftçilerimiz topraktan umudunu kesecek, üretimden çekilecektir. Rekolte düşüşü nedeniyle oluşan açık ithalat yoluyla kapatılacak, böylece kendi çiftçimizden esirgediğimiz desteği hububat ithal etmek zorunda kalarak hububat ithal ettiğimiz ülke çiftçilerine aktarmak zorunda kalacağız. Az önce Sayın Bakanın tutanaklardan okuduğum sözlerindeki tarım ürünlerinden ve bunların işlenmesi ve ihracatından elde edilen gelirlerden de mahrum kalacağımız aşikârdır.

Değerli arkadaşlarım, yine bir arkadaşımızın harman döneminde, hasat döneminde ülkeye buğday ithal ettiğiyle ilgili Sayın Bakanın verdiği cevapla sözlerime devam etmek istiyorum. Dönem dönem Türkiye'nin içerisindeki fiyat artışının dengelenmesi amacıyla da ithalatın bir araç olarak kullanıldığı dönemler vardır. Ancak ihtiyaca binaen -tamamıyla tespit edildikten sonra- Türkiye'nin gelir-giderine bakıp -ne kadar içeride stok var- bununla ilgili ithalat kararlarının verildiğini ifade ediyor. Burada da Sayın Bakan yerden göğe kadar haklı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

BEYTULLAH ASİL (Devamla) – …ama kendisinden, bu işi tespit eden Tarım Bakanlığı ve Sanayi Bakanlığıyla, bu Bakan arkadaşlarımızla da bu görüşlerini paylaşmalarını istirham ediyorum. Çünkü değerli arkadaşlarım, bu hasat döneminde dünya piyasalarında tonu 600 ile 700 lira arasında satılan buğday, maalesef ithalat yoluyla ve Toprak Mahsulleri Ofisinin piyasadan çekilmesiyle, Türk çiftçisinin, 400 ila 450 lira arasında tonunu satması suretiyle âdeta cebinden parası çalınmıştır.

O nedenle, bu görüşlerini destekliyor ve bu görüşlerini Tarım Bakanı ve Sanayi Bakanıyla da paylaşmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Asil.

Şahısları adına ikinci söz Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi’ye aittir.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yaptığım değerlendirmede, tasarının ihracata yönelik üretim faaliyetini desteklemek gibi bir amacının olduğunu ve bu çerçevede 2008 yılı sonunda bitecek olan bazı vergi teşviklerinin süresinin Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihe kadar uzatıldığını ifade etmiştim ve yine aynı çerçevede, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yaklaşımı olumlu bulduğumuzu da belirtmiştim.

         Tasarının bu maddesi vergi teşviklerinin uzatılmasını öngörüyor. Ancak her hâlükârda herkes için bir uzatma söz konusu değil. Üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu faaliyetlerden elde ettikleri kazanca yönelik olarak gelir ve kurumlar vergisi istisnası ve yine imal ettikleri ürünlerin en az yüzde 85’ini ihraç eden mükelleflerin bu faaliyetlerinde istihdam ettikleri personele yaptıkları ücret ödemelerine ilişkin gelir vergisi istisnası. Bu iki istisna, özellikle de istihdam edilen personele yönelik istisna son derece önemli. Maddede yer alan yüzde 85’lik oranın kriz şartlarında ağır olduğu, ihracatçılarımızın bunu tutturmakta zorlanabileceği yönündeki kaygım iktidar partisi tarafından da paylaşıldı ve bu oranı gerektiğinde yüzde 50’ye kadar indirme konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verecek şekilde bir önergeyi müştereken imzaladık, biraz sonra okunacak.

Benim burada asıl üzerinde durmak istediğim konu, üretim faaliyetini teşvik ederken Türkiye’deki serbest bölge sınırları dışında, Türkiye sınırları içerisindeki üretim faaliyetimizi de teşvik edecek şekilde serbest bölgedeki bazı hizmet faaliyetlerine aynı vergi teşvikinin sağlanmasıdır. Bu açıdan madde eksiktir. Serbest bölgede faaliyet gösteren ve ana faaliyet konusu Türkiye’de üretilen ürünlere dış talep yaratmak olan mükelleflerin bu faaliyetlerden elde ettikleri gelir hizmet geliridir, hizmet ihracıdır, karşılığında elde edilen gelir hizmet geliridir. Dolayısıyla bu gelire de istisna tanımak tasarının amacına uygun düşer. Serbest bölgedeki üretim faaliyetini teşvik etmekten çok daha önemli buluyorum bu teşviki. Serbest bölgedeki üretim faaliyeti belirli vergi teşvikleriyle desteklenen bir faaliyettir. Oysa benim sözünü ettiğim faaliyet, Türkiye sınırları içerisinde herhangi bir vergi teşviki olmaksızın, örneğin İstanbul il sınırları içerisinde üretilen bir ürüne dış talep yaratmak amaçlı bir faaliyeti, serbest bölge faaliyetini de teşvik kapsamına almanın uygun olacağını düşünüyorum. Bu yöndeki önergemiz biraz sonra okunacak, sizlerin takdirine sunulacak.

Değerli milletvekilleri, ihracata yönelik üretim faaliyetini teşvik etmek son derece önemli. Esasen serbest bölgelerin kuruluşundaki ana amaç budur. Belki kanunda başka birçok amaç da yazılmıştır, ama ana amaç, buraya yabancı sermaye çekmek, burada üretim faaliyetini gerçekleştirmek ve bu üretimi yurt dışına ihraç etmek suretiyle ekonomiye katkı sağlamaktır. Ancak bu çerçevede serbest bölgelere, 20 adet serbest bölgeye baktığımızda bütün serbest bölgelerin aynı ölçeğe geldiğini söylemek mümkün değil. Dış ticaret hacmi yönünden serbest bölgelerimizin çapı çok fazla değildir belki, ama bu toplamın içerisinde dahi bazı serbest bölgeler çok geride kalmış, bazıları konumunun veya belki belli başka sektörlere hitap ediyor olmanın getirdiği avantajla ileri gitmiştir. Şöyle bir tabloya baktım, 20 serbest bölge içerisinde kendi bölgem olan Trabzon Serbest Bölgesine baktım; ticaret hacmi yönünden 20 serbest bölge içerisinde 38 milyon dolarla 17’nci sırada geliyor. İstihdam hacmi yönünden, istihdam ettiği kişi sayısı yönünden de 20 serbest bölge içerisinde yine 17’nci sırada geliyor. Aslında Trabzon, konumu itibarıyla Bağımsız Devletler Topluluğu’na olan yakınlığı, İran’a olan yakınlığı, diğer komşu ülkelere olan yakınlığı itibarıyla üretim faaliyeti açısından stratejik bir bölge özelliğine sahip olabilecek bir potansiyele sahiptir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Umarım Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihe kadar, gerek Trabzon gerekse diğer serbest bölgelerimiz üretim amaçlı faaliyetlerin merkezi olur veya ihracat amaçlı üretim faaliyeti buralarda artar, bu tasarı da ona katkı sağlar.

Konuşmamı burada bitiriyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Şimdi madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız.

Sayın Tankut…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, öğleden önceki soru-cevap bölümünde de ifade ettiniz, az önce arkadaşlarımız da belirtti, tarımsal ihracatımızın artmasına büyük önem veriyorsunuz ve her şeyiyle bize ait olan tarım ürünlerimizin ihracatındaki hedefinizin en az 11 milyar dolar olduğunu ifade ettiniz. Ancak, bu ihracat hedefine ulaşabilmek için, özellikle son altı yıldır, başta narenciye olmak üzere diğer ihraç ettiğimiz tarım ürünlerimize, maalesef, yeterli destek ve ihracat teşvik primleri verdiğinizi söyleyemeyiz.

Şimdi sormak istiyorum: 2000 yılında, sadece narenciyeden örnek verecek olursak, limonda 100 dolar, portakal ve mandalinada 80 dolar, greyfurtta ise 78 dolar olan ihracat primi mevcut iken geçen son altı yılda niçin bu rakamlara ulaşılmamıştır? Maliyetler yüzde 100, yüzde 200, yüzde 300 arttığı hâlde niçin bu ihracat primlerine ulaşılamamıştır?

Yine, tarımsal ihracatı artırabilmek için altı yıl önce 57’nci Hükûmet tarafından verilen ve ortalama 70-80 dolar olan narenciye ihracat primlerini bu yıl ne olarak düşünmektesiniz ve bu düşündüğünüzü hangi zamanda, ne zaman ödemeyi gerçekleştirebileceksiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, bu kanun tasarısının görüşülmeye başlandığı hafta Sayın Maliye Bakanımıza da ilettiğim bir konuyu size de iletmek istiyorum. Bildiğiniz gibi ÖTV tutarlarının belirlenmesine ilişkin 2008/13835 sayılı Karar’a göre ülkemizde madenî yağ ve gres yağı üretimi yapan imalatçılarımız, serbest bölgelerdeki imalatçılara ya da ithal eden, aynı ürünü ithal edenlere göre yaklaşık yüzde 30 oranında daha fazla maliyetle yağ üretebiliyorlar. Bu haksızlığın giderilmesi konusunda, Sayın Bakanımız da bunun giderileceği yönünde bir söz verdi ama bunu ne zaman gerçekleştireceksiniz? Çünkü imalatçılarımız hâlâ bunun peşinde.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Şimdi, tabii ki narenciye olsun, diğer ürünlerde olsun tarım destekleri usulüne uygun olarak bugüne kadar nasıl yapıldıysa aynı şekilde devam ediyor. Bunların, bizim açımızdan, narenciyede, özellikle komşu ve çevre ülkelere yapılan ihracatta Dünya Ticaret Örgütü kuralları çerçevesinde yapılan destekler neyse aynı şekilde destekleme programı içerisinde bunlar devam ettiriliyor. Onu bir kere söylemekte yarar var.

İkincisi, tabii, ürün çeşitlemesini ve sertifikalandırmasını burada gündeme getirdik. Daha önceden yapmış olduğumuz çalışmalarda, kayıtlı olan ihracata desteklerin verilmesinde çeşitli basamaklar verildi ve bu basamaklar çerçevesinde bu ihracatı yapıyoruz. Değerli milletvekillerim yöre milletvekilleri oldukları için bunları çok iyi bilirler.

Bizim açımızdan, narenciyenin şu aşamada özellikle kuzey komşularımıza ve Avrupa Birliğine yapılan ihracatı son derece önemli. Bu ihracat kapıları açıldıktan sonra içerideki ürün piyasasındaki fiyatlanma da kendiliğinden normal bir dengeye gelecektir. Yalnız, tabii, bir eksik kaldığımız nokta vardır: Türkiye’de, sadece İspanya’nın yaklaşık 8 milyar dolar narenciye ihracatı varken bizim ülkemizde bu rakamlara ulaşmak son derece zor. 1 milyar doların bile içerisinde yaş meyve ve sebze dâhil olmak üzere ancak dolanabiliyoruz şu anki rakamlarla.

Amacımız, aynı ürünleri değil, dış pazarlarda kabul gören ürünlerin üretilmesini sağlamak. Burada da Tarım Bakanlığıyla beraber ortak çalışmalarımız var. Yani, bizim için önemli olan, dışarıda kabul gören, bugüne kadar klasik olan ürünlerin değil, eskiden beri yetiştirilen ürünlerin değil, dışarıda damak tadına uygun olarak, tüketici talebine uygun olarak ürün geliştirmek. Bir taraftan da bu çalışma yapılıyor. Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki narenciye dediğiniz zaman, beş seneden evvel… Turunçtan geçemediğiniz için, bir politika beş sene öncesine dayanır. Siz o çalışmayı yaparsınız, ondan sonra ancak ürün çeşitlemesini beş altı sene içerisinde gerçekleştirebilirsiniz. Bu çalışmalar da şu anda yapılmaktadır.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Ama zamanında ödenmiyor.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) - Açıkçası daha önceki sorularda da -şu anda madenî yağlarda yüzde 30 avantaj var- “Bu haksız rekabet oluşturuyor.” diye bir değerli milletvekili arkadaşımızın söylediği... Bu konuda Maliye Bakanlığı zaten bir inceleme başlatmış durumda. Orada, içeride ve dışarıda, iç tüketiminde ve dış tüketiminde üretim safhasında kullanımı ve üretim dışı kullanımıyla ilgili çeşitli çalışmalar yapılıyor.

Bir de tabii bu arada söylemekte yarar var. Serbest bölgedeki 53 bine yakın istihdamın tamamı kayıtlıdır, kayıtlı istihdam. Serbest bölgede 1 kişi bile kayıtsız olarak çalıştırılamaz. Çünkü sosyal güvenlik mevzuatının uygulanması, işçilerin gelip içeri girerken tamamıyla kartlarıyla girmeleri, üst üste iki kontrol yapılması… Size şunu söyleyebilirim: Belki de bütün ticari işlemler içinde ve istihdamda en fazla kayıt altına alınma Türkiye’de, Türkiye serbest bölgelerindedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Madde üzerinde üç önerge vardır.

Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

                               Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı “Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısının çerçeve 7. maddesi ile değiştirilen 3218 sayılı serbest bölgeler kanununun geçici üçüncü maddesinin 2. fıkrasının (b) bendine birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Elitaş                        M. Akif Hamzaçebi                   Mücahit Fındıklı

                  Kayseri                                    Trabzon                                     Malatya

               Hasan Angı                              Veysi Kaynak                  Abdurrahman Arıcı

                   Konya                                Kahramanmaraş                               Antalya

“Bu oranı % 50’ye kadar indirmeye ve kanuni seviyesine kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

                                                          

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Tasarısının 7 nci maddesinin (a) bendinde yer alan “Bu istisnanın” ibaresinden sonra gelmek üzere “193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinin (b) alt bendi ile” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Nurettin Canikli                           Bekir Bozdağ                  Abdurrahman Arıcı

                  Giresun                                     Yozgat                                      Antalya

                     Emin Nedim Öztürk                                               Ali Bayramoğlu

                            Eskişehir                                                             Rize

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 7 inci maddesi ile değiştirilmesini öngören 3218 sayılı Kanunun Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az % 85 ini yurt dışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler gelir vergisinden müstesnadır” cümlesinin

“Bu bölgelerde üretilen ürünlerin ve verilen hizmetlerin bedelinin en az % 50 sini (hizmet ihracında % 85 ini) yurtdışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler gelir vergisinden müstesnadır. Ürünlerin bedelinin hesaplanmasında FOB değerler esas alınır”

şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          M. Akif Hamzaçebi                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu                 Bülent Baratalı

                  Trabzon                                    Malatya                                       İzmir

                                                               Gürol Ergin

                                                                  Muğla

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutayım?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Serbest Bölgelerde istihdam edilen personele yapılan ücret ödemeleri 31.12.2008 tarihine kadar gelir vergisinden istisnadır. Tasarının öngördüğü düzenleme ile bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az %85’ini yurtdışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretlerin Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar gelir vergisinden istisna edilmesi öngörülmektedir.

Düzenlemenin üretimi teşvik amacına yönelik kısmı olumlu olmakla birlikte iki açıdan eksiktir.

1.- Hizmet ihracı düzenlemenin kapsamına dâhil edilmemiştir. Düzenleme özellikle ihracat organizasyonu yapmak suretiyle, Türkiye’nin imalat sanayisine dış talep yaratan işletmeleri olumsuz etkileyecek olması nedeniyle ülkemizin ihracatını da olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle hizmet ihracı da kapsama dâhil edilmelidir.

2.- Yüzde 85’lik oran küresel kriz ortamında son derece yüksektir. Dünya ticaret hacminin daralacak olması nedeniyle içinde bulunduğumuz süreçte bu oranın tutturulması son derece zorlaşacaktır. Bu nedenle oranın mal ihracında % 50’ye düşürülmesi uygun olacaktır. Önerge bunu sağlamaya yöneliktir. Öte yandan önerge ile hizmet işi ile iştigal eden mükelleflerin kurumlar vergisi mükellefiyetinin devam ettirilmesi sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                            Kapanma Saati: 15.11

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Fatoş GÜRKAN (Adana)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

275 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Tasarının 7’nci maddesinde Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylayacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Tasarısının 7 nci maddesinin (a) bendinde yer alan “Bu istisnanın” ibaresinden sonra gelmek üzere “193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendenin (b) alt bendi ile” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                   Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Katılıyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçeyi okutun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun geçici 3 üncü maddesi uyarınca gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine ilişkin yapılmakta olan tevkifat uygulaması, Tasarıda sadece kurumlar vergisi mükellefleri için öngörüldüğünden gelir vergisi mükellefleri de bu önergeyle kapsama alınarak paralellik sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 7. maddesi ile değiştirilen 3218 sayılı serbest bölgeler kanununun geçici üçüncü maddesinin 2. fıkrasının (b) bendine birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

“Bu oranı % 50’ye kadar indirmeye ve kanuni seviyesine kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutayım?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Serbest bölgelerde istihdamın ve ihracat potansiyelinin artırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeler doğrultusunda 7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeye bağlı geçici madde 5’i okutuyorum:

 

MADDE 8- 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununa aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 5- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce serbest bölgelerde faaliyet ruhsatı almış olan kullanıcılara kiralanan arazi, arsa ve binalardan Hazinenin mülkiyetinde bulunanların kira süresi, Dış Ticaret Müsteşarlığınca ruhsat süresine bağlı olarak 49 yıla kadar uzatılabilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin hususlar yönetmelikle belirlenir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Hüsnü Çöllü’ye aittir.

Buyurun Sayın Çöllü. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerine CHP Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yasa kapsamında serbest bölgelerde yirmi ve otuz yıl olarak belirlenen kira süreleri kırk dokuz yıla çıkarılıyor. Söz aldığım madde ile sözleşme sürelerinin kırk dokuz yıla kadar nasıl uzatılacağının esasları belirtiliyor. Bu konuda yönetmelik çıkması hedefleniyor. Bu noktada, tüm yatırımcılara eşit davranılacağını umduğumu özellikle belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, küresel bir ekonomik krizin dalga dalga yayıldığı bugünlerde, Türkiye'nin bu krizden ne kadar etkileneceği henüz netleşmiş değil. Sayın Başbakan “Bize bir şey olmaz.” diyor ama elimizdeki veriler hiç de Sayın Başbakanı desteklemiyor. Dış borç rakamları ortada, cari açık rakamlarlı ortada; 300 milyar dolara yaklaşan bir dış borç ve 50 milyar dolar düzeyinde cari açık. Bu tabloyla “Bize bir şey olmaz.” demeyi aşırı iyimserlikle birlikte açıklamak mümkün değildir. Türkiye'nin cari açığı neden büyüyor? Büyük bölümü enerji ithalatından kaynaklanıyor, ancak ithalatımızı karşılayacak kadar ihracat yapamıyoruz. Bizim serbest bölgelerimizin temel amacı nedir? Temelde ihracata yönelik yatırımı ve üretimi teşvik etmektir. Bu temel hedefi yakalayabildiğimizi söylemek biraz zordur. Serbest bölgelerdeki yıllık ticaret hacmi toplam ticaret hacminin yüzde 10’u düzeyinde veya biraz altındadır. Bu rakamı yeterli görmek söz konusu değildir arkadaşlar. Ayrıca, ihracatı artırmasını beklediğimiz  serbest bölgeler, ihracat yaparken bir yandan da ithalatı körüklemektedir. çünkü serbest bölgelerde faaliyet gösteren firmaların bir kısmı ya ithal ettikleri yarı mamul ürünlerin sadece montajını yaparak ya da tüketime yönelik ürünleri Türkiye’ye satarak ithalatı artırmaktadırlar. Bu nedenle, tüm serbest bölgelerin bu kanunun 1’inci maddesinde belirtilen amaçlar çerçevesinde çalışmalarının sağlanmasında ve verilecek teşviklerin de buna göre belirlenmesinde büyük fayda vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; serbest bölgelerle ilgili kaygılarımızı paylaşırken örnek serbest bölgelerin de hakkını teslim etmek gerektiğini düşünüyorum.

Benim seçim bölgem olan Antalya’da bir serbest bölge var. Antalya Limanı sahasında hizmet veren Antalya Serbest Bölgesinde hâlen 108 firma sürekli aktif ticari faaliyette bulunmakta ve bu firmalarda yaklaşık 3.800 kişi istihdam edilmektedir. Başlangıçta ülkemizin yurt dışı müteahhitlik hizmetlerine yönelik makine parkı alanı olarak planlanan ve bu arada kısmen alım satım şeklindeki ticari faaliyetlerin de sürdürüldüğü bir ticari serbest bölge görünümündeki Antalya Serbest Bölgesi, özellikle son beş yıllık süre zarfında üretim faaliyetlerinin artması ve bu yönde yoğunlaşan talepler karşısında büyük oranda üretim serbest bölgesi olma niteliğine bürünmeye başlamıştır. Hâlihazırda yüzde 100 doluluğa ulaşmış olan bu bölgemizde yatırım talepleri devam etmekle birlikte, maalesef, genişleme sahasının bulunmaması sıkıntı yaratmaktadır.

Bugün yat ve mega yat inşası ve bu yatların bakım onarımları; kablo, konfeksiyon, elektronik cihaz ve tekstil üretimleri ve beraberinde tıbbi cihaz üretimleriyle, ayrıca ülkemizde ilk defa gerçekleştirilen doku kültürü suretiyle yapılan ve ileri teknoloji gerektiren üretimler de Antalya Serbest Bölgesinin faaliyet alanlarına eklenmiştir. Antalya Serbest Bölgesi, faaliyete geçtiği 1988 yılında 1 milyon dolar olan ticaret hacmini bugün 700 milyon dolar düzeyine çıkarmıştır. Toplam ticaret rakamı da 5 milyar dolar düzeyine ulaşmıştır.

Antalya Serbest Bölgesinin bir başka özelliği de mega yat üretiminde artık bir dünya markası hâline gelmesidir. Sektörün gelişmeye başladığı 2000 yılından bu yana sadece bu sektördeki ticaret hacmi 330 milyon dolar olarak gerçekleşmiş ve bugüne kadar 12 metre ile 40 metre arasında 138 adet tekne yurt dışına satılmıştır. Kompozit mega yat üretiminde, Antalya Serbest Bölgesi, Türkiye’nin dünya üçüncülüğüne yükselmesini sağlamıştır. Bu başarıda emeği geçenlere, katkı koyanlara Meclis kürsüsünden özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada Antalya Serbest Bölgesiyle ilgili konuşurken daha önce de değindiğim yeni yatırımcı talepleri var ancak Antalya Serbest Bölgesinde yer olmadığı için, özellikle mega yat yapım yeriyle ilgili yer taleplerine yanıt verilemiyor demiştim. Ben burada şunu vurgulamak istiyorum: Ülkemizin dünya yat üretiminde kıskanılacak bir noktaya taşınmasında büyük katkısı olan bu tekne üretimini Antalya’nın başka bir bölgesinde de bir an önce hayata geçirmek zorundayız. Bununla ilgili Manavgat’ta yapılan projenin, ilgililerin ve yetkililerin katkılarıyla bir an önce hayata geçirilmesinde ve bu vesile en az 4-5 bin kişiye istihdam sağlanmasında büyük fayda vardır. Bu çerçevede, tüm ilgilileri bir an önce projeyi sonuçlandırma konusunda katkıya davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, tekne ve yat üretimini artıralım, Akdeniz çanağında dolaşan tekneleri ülkemiz marinalarına ve koylarına çekelim ve böylece ülkemizin ekonomik girdilerini artıralım derken ortaya çok önemli bir sorumluluğumuz da çıkmaktadır. Nedir bu? Mevcut değerlerimizi en iyi şekilde koruma, yani vurgulamak istediğim, özellikle yat turizmi için durak noktası olan koylarımızın kıymetini bilmektir.

Evet arkadaşlar, turistik tesis, otel ve benzeri yatırımlar her tarafa yapılabilir ama teknelerin yanaşacağı ve demirleyeceği yerler o kadar kolay bulunmaz. Özellikle bu Antalya sahilleri için bir elin parmakları kadar kısıtlı sayıdadır. Biz bu koylarımızı otel yapımına tahsis edersek ülkemize çekmeye çalıştığımız, Akdeniz çanağında dolaşan yüz binlerce yatın demirleyeceği yerleri kaybetmiş oluruz. Bu nedenle, hepimizin ve tüm yetkililerin ilgilerini, ilgililerin dikkatini bir noktaya çekmek istiyorum, Antalya-Kemer bölgesinde bulunan Alacasu Koyu’na çekmek istiyorum ve orada yapılan çalışmaların ne olduğunu, doğrusu ben ve bölge denizcileri ve balıkçıları merak ediyoruz. Sanki orada bir turistik tesis inşaatı yapılacakmış ve bunun araştırmaları yapılıyormuşçasına bir hissimiz var. Burada herkesin dikkatini çekerken, özellikle o koyun Antalya denizciliği, balıkçılığı için son derece önemli olduğunu vurguluyor ve buna sahip çıkmamız gerektiğinin altını bir kez daha çiziyorum.

Değerli milletvekilleri, bu bilgileri önemi nedeniyle aktardıktan sonra, tasarıyla ilgili bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Bu tasarıyla, gelir vergisi desteğini alabilmek için yurt dışına yüzde 85 ihraç koşulu getiriliyor. Yüzde 85 yurt dışına satış zorunluluğu tekne üretimi gibi bazı sektörler için oldukça zor bir ölçüm kriteridir. Büyük boyda bir teknenin iki üç yılda üretildiği düşünüldüğünde gelir vergisi avantajının Maliye Bakanlığı tarafından ne şekilde ve nasıl uygulanacağı açık değildir. Sektör temsilcileri bu konuda bilgi beklemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı üretime yönelik yatırımların önünü açmakla birlikte işleyiş açısından bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Örneğin 6 Şubat 2004 yılından sonra ruhsat alan üretici firmaların bugüne kadar ödedikleri gelir vergisinin telafisi mümkün olacak mıdır? Bilindiği gibi yürürlükteki kanunla 6 Şubat 2004’ten önce ruhsat alan firmaların gelir vergisi avantajı bu yılın sonunda kaldırılacaktı, yani kanun tasarısı bu haksızlığı bir nebze gidermekle birlikte ruhsat süresi Avrupa Birliğine giriş tarihinden sonra bitecek olan firmaların ruhsat aldığı tarihteki verilen haklarını iade etmemektedir.

Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri, kriz geliyorum diye diye geldi kapıya dayandı. “Bize bir şey olmaz.” diyen Sayın Başbakan şimdi “Eğer vatandaşın ümüğü sıkılacaksa IMF yerine bunu ben yaparım.” diyor. Kışa girerken bir seferde doğal gaza yüzde 22,5 zam geldi. Zam oranı bir yılda yüzde 80’i aştı. Elektrikte yüzde 60’ı aştı. Şimdi bu zamları krizin etkisiyle küçülmesi beklenen ekonomimiz için alınmış sağlıklı karar olduğunu söylemek mümkün müdür? Hükûmet hâlâ günübirlik politikalarla günü kurtarmaya çalışmaktadır. Eğer ekonomide küçülmeden, işsizlikten korkuyorsanız şimdi sanayicinin üretimini daha da düşürecek uygulamalar yapmak doğru bir politika olabilir mi, soruyorum size? Hükûmet bir an önce krizi doğru okumalı ve doğru önlemler almalıdır. Aksi hâlde krizin üstüne bir de kötü yönetim eklendiğinde faturamız daha da kabaracaktır.

Bu düşüncelerle konuşmamı noktalıyor ve hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çöllü.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi hakkında şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, uluslararası ticaretin süratle küreselleşip kompleks bir hâle geldiği günümüzde ülkelerin dış ticaret politikaları ve bu politikaların araçları her geçen gün biraz daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. Özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde stratejik önemi sürekli dillendirilen serbest bölgeler genel olarak ülkenin siyasi sınırları içerisinde yer almasına rağmen, vergi ve gümrük mevzuatlarının uygulanması bakımından gümrük hattı dışında bırakılan yerler olarak kabul edilmektedir. Bu bölgelerde özel teşvikler sağlanarak ihracat, yatırım ve üretimin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Ülkemizde de sayıları 20’yi bulmuştur serbest bölgelerin ve toplam ticaret hacminin yüzde 10’u bu bölgelerden gerçekleştirilmektedir.

Serbest bölgelerin ticari yapısını incelediğimizde de tıpkı ülke ekonomisinin ithalata dayalı ihracat ile götürülmeye çalışılması gibi serbest bölgelere ithalatın çok daha büyük bir parça oluşturduğu gözlenmekte, millî üretim yerine montaj sanayinin hâkim kılındığı gözlenmektedir. 1985’te çıkarılan Serbest Bölgeler Kanunu’nun serbest bölge uygulamalarının hukuki altyapısını düzenlediğini ve bu kanunun 2004 yılında 5084 sayılı Kanun’la AKP İktidarı döneminde değiştirildiğini hatırlatmak isterim.

Aslında, 5084 ile yapılan klasik bir kanun değişikliğinin ötesinde serbest bölgeler konusunda bir zihniyet değişikliğine gidildiğinin de ifadesidir. 3218’e göre hukuki işlemler açısından âdeta ülke dışı muamele görürken ve serbest bölgelere içeriden gelen mal ihracat işlemi olarak kabul edilirken 2004’te benimsenen anlayışla serbest bölgeler gümrükleme alanı olarak görülmüş ve işlemlerde gümrük beyannamesi istenir hâle gelmiştir. İşte, ekonomiyi ve dış ticareti iyi bildiğini iddia edenlerin geldiği nokta.

Serbest bölgelere bakış açısı değiştiğinden, 2004’te kabul edilen tasarıyla da bu bölgelerdeki vergi muafiyetleri sınırlandırılmış ve bu bölgeler cazibelerini kaybetmeye başlamıştır. Artık ihracatçı, ithalatçı buralardan yer alma, kiralama konusunda isteğini yitirdiği gibi birkaç yıldır da rakamlar kendisini tekrarlamaya başlamıştır. Asıl büyük sıkıntıyı bu bölgeleri kuran, işleten firmalar çekmiş, yaptıkları yatırımların karşılığını alamaz hâle gelmişlerdir. Bugün serbest bölgeler âdeta terk edilmiş kasabalara dönüşmüştür. Bu, maalesef, serbest bölgelere çarpık bir bakış açısıyla yaklaşan AKP İktidarının eseridir.

2004’teki 5084’ü yasalaştıran da, bugün görüştüğümüz tasarıyı önümüze getiren de, ülkeyi tek başına ama deneme yanılma yoluyla yöneten AKP İktidarıdır. Yapılan eksik ve yanlış düzenlemelerle tüm dünya ekonomileri için âdeta para basma makineleri olan serbest bölgeler büyük bir irtifa kaybetmiş, neredeyse sıradanlaştırılmıştır. Dış ticaret bürokrasisi “Ne yaptınız? Serbest bölgeleri serbest olmaktan çıkarıp, elini kolunu bağladınız.” diye feryada figana başlayınca Hükûmet ilgili kurumların müsteşarlarını bir araya getirmiş, Sayın Ekren başkanlığında, bugünkü tasarının 7’nci maddesindeki çözüm bulunmuş, vergi muafiyetlerini askıya alan düzenlemelerin Avrupa Birliğine tam üye oluncaya kadar bekletilmesine karar verilmiştir.

Buraya kadar belki bir nebze anlaşılabilir. Kör topal, karanlıkta yönünü bulma gibi bir yöntemle işlerin götürüldüğünü kabul edelim ancak ülkeyi kurumların birbiriyle çatıştırılması yöntemiyle idare eden AKP döneminde bir süreden beri devam eden Gümrük ve Dış Ticaret Müsteşarlıklarının icraatları arasında uyumsuzluk yaşanmaya başlanmıştır. Dış Ticaret Müsteşarlığının istekleri doğrultusunda hazırlanan ve bugün görüştüğümüz tasarıya âdeta pişti yaparcasına Gümrük Müsteşarlığı hemen bir tasarıyla cevap vermiş ve bugün serbest bölgeleri rahatlatalım diye önümüze getirilen tasarıdaki düzenlemeyi askıya alan yeni bir tasarı Meclise Hükûmet onayıyla gönderilmiştir. Bu tasarı, Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmeyi beklemektedir ve önümüzdeki günlerde de Genel Kurula inecektir.

Sayın Bakan, Meclisin zamanı kıymetlidir. Burası yazboz tahtası da değildir ayrıca. Meclisi ne diye meşgul ediyorsunuz? Bizlerden şu anda yaptığımızı bir süre sonra ortadan kaldırmayı ya da etkisizleştirmeyi istiyorsanız, iktidar ve muktedir iseniz kurumlar arası taassup ve koordinasyonsuzluğu giderirsiniz. Zikrettiğimiz kurumlar size bağlı değil mi? Ya gereğini yap yahut ülkenin önünde geçit vermez bir heyula gibi durma! Bu ülke senden önce de vardı, senden sonra da olacaktır.

Değerli milletvekilleri, serbest bölgenin rahatlatılması, özellikle yatırımcı yabancı sermayenin ülkemize kazandırılması, ülkemizin ihracatının, istihdam ve dış ticaret hacminin artması, bugüne kadar yapılan altyapı yatırımları ve hazırlanmış olan sanayi altyapısının korunması murat edilmektedir getirilen bu tasarıyla. Hayhay! Bu beklentilere Milliyetçi Hareket Partisi olarak kulağımızı tıkamamız mümkün değil, ancak şu hususlarda da uyarıcı vazifemizi, uyarılarımızı yapmak durumundayız. Yazboz yöntemiyle ekonomiye ve dış ticarete zarar veriyor ve sonradan, tahribatı nasıl gidereceğiniz hususunda günlük geçiştirmelerle telaşa kapılıyorsunuz.

Serbest bölge modelini, üretim, ihracat ve istihdamı desteklemesi gerekirken ülkemiz ekonomisinin dışa bağımlı hâle getirilmesi araçlarından biri hâline dönüştürüyorsunuz.

Ülkemizi ucuz ve kalitesiz mal girişleri açısından savunmasız bırakıyor, binlerce yerli üretici ve millî sanayiyi haksız rekabet karşısında yılgınlığa sevk ediyorsunuz.

Bazı serbest bölgelerde ülkenin bütünlüğü ve milletin birliğine kastetmiş terör örgütü, onun iç ve dış iş birlikçileriyle çetelerin yuvalanmış olduğu, devletin resmî raporlarına kadar yansımıştır.

Bu tespitlerimizi ve endişelerimizi giderme hususunda, bugüne kadar AKP İktidarının herhangi bir araştırma ve soruşturma iradesini ortaya koymamış olması da bizleri derinden kaygıya sevk etmektedir. Kaldı ki her platformda, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, üretim ve ihracat artışının temini ve sürdürülebilir hâle getirilmesi için, serbest bölgelerin güçlendirilmesi de dâhil her türlü destek ve teşvikin verileceğini, işlemlere sürat kazandırılacağını ve ihtisas gümrüklerinin sayısının artırılacağını beyan etmekteyiz.

Tasarının 8’inci maddesiyle getirilen serbest bölgelerde hazinenin mülkiyetinde bulunan yerlerin kira sürelerinin kırk dokuz yıla çıkarılmasında işleri sıkıntıya girmiş işletme şirketlerini desteklemek ve serbest bölgedeki söz konusu binalar boş kaldığında masraflarını devletin maliyesine yük kılmamak açılarından uygun bulduğumuzu belirtiyoruz. Bu şirketlerin Hükûmetin yanlış uygulamalarından dolayı artan yüklerini hafifletmek durumundayız.

Değerli AKP milletvekilleri, millî iradeye saygısızlık yaparak “yavru muhalefet” diye küçümsemeye çalıştığınız Milliyetçi Hareket Partisinin asaleti ve yapıcı muhalefet anlayışı budur. Milliyetçi Hareket Partisi ülkeye yaptıklarınıza ne kadar kızsa da ülke ve insanlarımızın menfaatleri neyi gerektiriyorsa duygusallığa kapılmadan onu yapmaya devam edecektir, size rağmen devam edecektir. Kavgacı bir kültürden gelenlerin ve öfkeyi bir hitabet yöntemi gibi sunanların anlayamayacağı yapıcı muhalefet anlayışımızdan vazgeçmeyeceğiz. Bu ülke hepimizin ve biz bu ülkeyi karşılıksız seviyoruz. Gerek Mecliste gerekse dışarıda yaptığımız tüm yapıcı önerileri dikkate almayacaksınız, sonra da çıkıp “Ağzı olan konuşuyor.” gibi gerçekten yakışıksız, “Muhatap almam.” gibi gayriciddi bir tavır sergileyeceksiniz. Belki bu üslubu bir siyasi tercih olarak kendinize yakıştırabilirsiniz, bu sizin tercihiniz, ancak anlamını ve derinliğini bilmeden sürekli ağzınıza pelesenk ettiğiniz millî iradeye saygısızlık yaptığınızı hatırlatmak istiyorum. Aman muhatap olma! Bir üzüldük, bir üzüldük!

Yeri gelmişken size bir fıkra anlatayım değerli milletvekilleri. İstanbul’un fethi zamanı. Surlar içinde 2 Bizanslı aralarında konuşuyor, bir taraftan da Fatih’i merak ediyorlarmış. Biri demiş ki diğerine: “Biliyor musun, ben Fatih’ten korkmuyorum.” O da ona cevap vermiş: “Sanki Fatih’in çok umurundaydı.”

Siz öyle yapın, biz de kapalı kapılar ardında karnımızdan konuşmak yerine ağzımızdan konuşmaya ve ağzımızdan çıkan her sözün arkasında durmaya devam edeceğiz diyor, tasarının milletimize ve iş çevrelerine hayırlı olması dileklerimle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Şahıslar adına bir söz talebi vardır.

Gaziantep Milletvekili Sayın Halil Mazıcıoğlu.

Buyurun Sayın Mazıcıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi dünya global bir ekonominin etkisi altındadır. Ülkeler arasında büyük bir sermaye akışı görülmektedir. Bu sistem içerisinde ülkelerin ekonomilerini güçlendirmek için diğer ülkelerle ticaret yapmaları, ihracatlarını güçlendirmeleri gerekmektedir. Ülkelerin ekonomilerini geliştirebilmesinin en önemli yollarından biri de kendilerini tanıtabilmeleridir. Yine, bunlarla birlikte sayılacak birçok sebepten dolayı ülkelerde serbest bölgeler şeklinde oluşumlar başlamıştır. Ülkemizde yaklaşık yirmi yıldır serbest bölgeler yer almaktadır. Geçen bu süreçte ülkemiz, serbest bölgeleri, düzenini, sistemini tanımış, ülke ekonomisine faydalarını görmüştür. Bunlarla birlikte serbest bölgelerin daha sağlıklı bir yapıya kavuşabilmesi için gerekli ihtiyaçlar, gerekli yasal düzenlemeler de tespit edilmiştir ve üzerinde konuştuğumuz bu tasarının kabul edilmesiyle de söz konusu eksiklikler giderilecektir.

Değerli arkadaşlar, Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı, uygulamadaki sorunların giderilmesi ve serbest bölgelerin avantajlarının artırılması yönünde Maliye Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Gümrük Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından üst düzeyde oluşturulan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. Türkiye, bu yasa ile birlikte ciddi anlamda bir dış ticaret hacmini değerlendirmek durumunda olacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu tasarının 8’inci maddesinde 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’na geçici maddeler eklenmiştir. Geçici 5’inci maddede, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce serbest bölgelerde faaliyet ruhsatı almış olan kullanıcılara kiralanan arazi, arsa ve binalardan hazinenin mülkiyetinde bulunanların kira süresi Dış Ticaret Müsteşarlığınca ruhsat süresine bağlı olarak kırk dokuz yıla kadar uzatılabilmektedir.

Değerli arkadaşlar, yabancı yatırımcıların ve teknolojinin ülkemize transfer edilmesi global ekonominin bir gereğidir. Üzerinde konuştuğumuz serbest bölgeler de söz konusu yatırım ve teknolojinin kazanılması yönünde çok önemli bir araçtır. Serbest bölgelerimiz yapılan bu değişikliklerle birlikte ülkemiz ekonomisine çok büyük katkılar sağlayacaktır ve bu kanuna göre destek olan herkesin de bunda büyük payı olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının hazırlanmasında emeği geçen başta Hükûmetimize, Komisyon üyelerine ve Genel Kurulda tasarıdan desteklerini esirgemeyen tüm milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyor, kanunun milletimize, ülke ekonomisine hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mazıcıoğlu.

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 8’inci maddesine bağlı geçici 5’inci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, çok cafcaflı laflar söyleniyor, ortalık böyle çok… Öyle laflar söyleniyor ki kimsenin itiraz etmeyeceği sonuçlar söyleniyor.

Şimdi bir şey düşünün, bir memlekette… Şimdi, İstanbul Boğazı’nda Rusya’dan güneye, yine güneyden İstanbul Boğazı’na, Rusya’ya tonlarca eşya taşınıyor ve burada trilyon değerinde eşyalar taşınıyor. Bu eşyaların Türkiye Cumhuriyeti devletine bir faydası var mı? Bu serbest bölgeler de biraz bu duruma getirilmeye çalışılıyor. Yani, bir yerde, en güzel yerlerimizde arazilerin, toprakların etrafı çevrilmiş, orada birtakım insanlara ticari faaliyette bulunmaları için ruhsatlar verilmiş, araziler kiralanmış. Orada ticari faaliyette bulunan kişiler Türkiye Cumhuriyeti devletine vergi vermiyor, çalıştırdığı işçilerden yine herhangi bir vergi almıyor; gelir, kurumlar vergisi almıyor. Şimdi, böyle bir işletmenin olduğu bir yerden Türkiye satış yapıyor. Bu, bir defa, vergi kaçakçılığını teşvik eden bir sistem.

Şimdi düşünün, serbest bölgede faaliyette bulunan bir firmaca yurt içinde herhangi bir firmaya en yüksek bir değerde yani hayal edilmez bir değerde bir fatura kesilse… Adam gelir ve kurumlar vergisini vermeyecek ki. Ne yapacak? Çok yüksek değerlerde fatura düzenleyecek ve buradan fatura alan insanlar bunu yurt içinde sattığı zaman, satanın  bir vergi ödeme zorunluluğu olmayınca ne yapacak? Herhangi bir zararı da olmayacak. Dolayısıyla yurt içindeki faaliyetlerde vergi kaçakçılığına çok elverişli olacak. Bence… Yani efendim, yüksek teknoloji getirdik de şey getirdik… Kardeşim, Türkiye’ye faydası ne bunun, Türkiye’ye? Türkiye Cumhuriyeti devletinin ekonomisine katkısı ne? Onu söyleyin. Yani, “Kardeşim, ben şu serbest bölgeyi kurdum. Bu serbest bölgede faaliyette bulunan şu işletmeler Türk ekonomisine şu katkıyı sağlıyor” demesi lazım. Efendim, yüksek teknolojiyle işte üretim yapacak… Yapacak da yani işte ihraç edecek. İhraç edilen dövizi getiriyor musun? Hayır getirmiyorum, çünkü genelge çıkarmışsın, diyorsun ki: “Efendim sen ihraç ettiğin malların bedelini Türkiye’ye getirmek zorunda değilsin.” Ben soruyorum, üç defa konuşuyorum, burada oturan, bakanlık sırasında oturan kişiye de soruyorum: Siz 2008’de, 2007’de ihracat bedelinin yüzde kaçını Türkiye’ye getirdiniz, yüzde kaçını getirmediniz? Söyleyin, cevap verin. Niye getirmiyorsunuz? Acaba ihracat bedeli, ihracat edilen mal karşılığı Türkiye’ye getirilmeyen paralar hayalî ihracattan dolayı mı getirilmiyor? Yani bu ihraç edilen malların  bedellerinin Türkiye’ye getirilmemesi  hayalî ihracatı, naylon faturayı teşvik için mi getirilen bir sistemdir? Bunlara bir cevap verin, insanlar bunu şey etsin. Yani şimdi serbest bölgeler…

Ben şimdi şuna değer veririm değerli milletvekilleri, eğer bir faaliyette, bir işletmede benim Türkiye Cumhuriyeti devletime bir ekonomik katkı olursa ben bunu desteklerim. İstihdam yaratılıyor… Şimdi biraz önce denildi ki: “Efendim, serbest bölgelerde çalışan işçiler kayıt altına alınıyor.” Alınıyor da işte İran’dan bir sürü kaçak işçi var, bilmem Pakistan’dan gelen var, Türki devletlerden var, birçok devletten Türkiye’ye gelen insanlar var, çalışıyor, Moldova’dan gelen var. Şimdi bunlar, tamam, kayıt altına alınıyor da acaba Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup da orada çalışan kaç kişi var? Yani bunları denetim altına almak lazım.

Şimdi bu maddeyle deniliyor ki: “Efendim, yani işte daha önce kiralanmış şeyleri Dış Ticaret Müsteşarlığınca ruhsat süresine bağlı olarak kırk dokuz yıla kadar uzatılabilir.” Neye göre uzatacaksın? Yani bunlar devletin, hazinenin arazileri. Hazine bunlara kiraya vermiş. Belki o zamanlar, ilk defa, hükûmette bulunanlar, yahu işte bunlara çok değersiz bir değer üzerinden de çok düşük bedellerle de kiraya verdiler. Şimdi, o zaman niye yani onların süresini otomatikman uzatıyorsunuz? Onlar yine çıksınlar, oraya talip olan başka insanlar da gelsinler, bunlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin hazinesine bir katkıda bulunsunlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hiçbir katkıda bulunmayacak, ondan sonra Hazine Dış Ticaret Müsteşarlığı Bakanlığın emrinde, ondan sonra kimin torpili güçlüyse, kim Tayyip Erdoğan’a ulaşabilirse onun talimatı doğrultusunda bunlar bedava verilecek. Böyle bir devlet anlayışı, böyle bir yönetim anlayışı olmaz. Bununla siz Türkiye’ye bir şey kazandıramazsınız, iflas etmiş ekonomiye bir şey kazandıramazsınız.

Şimdi, geçen gün söyleniyor, efendim, dış ülkelere borçlu olan özel teşebbüsün de devlet garantisini veriyor. Şimdi, kayıtlara göre, resmî kayıtlara göre, 384 milyar dolar dış borç var, bunun 191 milyar doları özel teşebbüsün. Yani özel teşebbüse de devlet garantisi verilecek -bu borçlara- ve Türkiye, âdeta Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşı, keyfî birtakım işlemler sonucu ömür boyu taşıyamayacağı bir yük altına girecek. Böyle bir devlet anlayışı olmaz, böyle bir yönetim anlayışı olmaz.  Bu nedenle ben bu kanuna karşıyım.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Soru da sormuşsunuz.

Şimdi soru-cevap işlemine geçeceğiz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Vazgeçtim efendim, sorulara cevap verirse olur.

BAŞKAN – Peki.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Benim Sayın Bakandan öğrenmek istediğim konu şurasıdır: Son yıllarda uyuşturucuyla ilgili dünyanın birçok yerinde çeşitli gelişmeler olmaktadır. Hedef olarak Türkiye'nin de seçilmiş olduğu görülmektedir. Bundan dolayı da özellikle ülkemizde sınırlarımızdan giren tırlarla ilgili normal, standardın dışında nasıl kontrol ediyorsunuz? Yani giren araçların hepsini, bu bilhassa havaalanlarına girerken bavul kontrolleri gibi o tür kontrolden geçiriyor musunuz, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, görüşülmekte olan 8’inci maddenin geçici madde 6 bölümünde, serbest bölgelerin Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihe kadar menşe hükümlerinin uygulaması bakımından Türkiye Gümrük Bölgesi sayılacağı şeklinde bir ifade yer almakta. Son yayınlanan AB İlerleme Raporu’nu da göz önünde bulundurarak sizce muhtemel tam üyelik tarihi nedir, söyleyebilir misiniz? Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Uslu…

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Edirne biliyorsunuz sınır kenti. Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye bu sınır ticaretlerine çok yatkın ülkeler. Edirne’de serbest bölge kurulması düşünülüyor mu? Bunun cevabını merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Evet, yine bir hatırlatma yapmakta yarar var Değerli Milletvekilimize: Bu tamamıyla gümrüklerin konusu, ben gümrüklerden sorumlu değilim bu dönem Devlet Bakanı olarak. Tamam, anlaşalım yani ikidir aynı soru geliyor.

Şimdi, tabii ki kontroller kapılarda ilgili gümrük otoritelerince ve diğer ilgili birimlerce yapılmaktadır. Bizim sorumlu olduğumuz dönemde de Türkiye tarihinde en yüksek yakalamaları gerçekleştirdik bu alanda biliyorsunuz.

Şimdi “Tam üyelik tarihi nedir?” Ben falcı değilim. Açıkçası 2003 yılında tam üyeliğe doğru en büyük adım atıldı. Avrupa Birliğiyle ilgili yükümlülükler ciddi bir şekilde, mevzuat uyumları ve bütün ilgili maddelerde teker teker tanımlamalar yapıldı, bu “chapter”lar açıldı kapandı, açıldı kapandı, bu şekilde devam ediyor. Bu uzun soluklu bir yarış. Ben şuna inanıyorum: Bizim yaptığımız çalışmalar neticesinde günümüz ekonomisi olarak Avrupa Birliğinin 6’ncı büyük ekonomisi olan Türkiye ve ihracat açısından da Portekiz’in ihracatından daha fazla, İspanya’nın 2002 ihracatını 2007 yılında gerçekleştiren bir Türkiye, komşumuz Avrupa Birliği üyeleri olan Yunanistan, Bulgaristan, Romanya’nın üst üste ihracatından daha fazla ihracat yapabilen, sadece bir sektöründe bu ihracatına baktığınız zaman, demir-çelik ihracatı komşularımızın ihracatlarından daha fazla, otomotiv ihracatı komşularımızın üst üste ihracatından daha fazla dolayısıyla çok daha fazla bir şekilde Avrupa Birliği üyeliğini hak eden bir durumda Türkiye. İnanıyorum ki, sizlerin de desteğiyle, el birliğiyle, önümüzdeki dönemde bu Avrupa Birliğinin tam üyesi olacak ve bizim de böyle Avrupa Birliğinin dışında sadece Gümrük Birliği Anlaşması olan, ama tam üyeliği gerçekleşmeyen bir ülke konumundan çıkacağız.

Tabii, Edirne’de serbest bölge konusuna gelince, bu yeni bir fikir değil, daha önce de tartışıldı. Az evvel de değerli milletvekillerimizin burada belirttiği gibi yirmi tane serbest bölge var. Bunlardan bazısı çok iyi çalışıyor, bir kısmı da istenilen oranda dış ticaret hacmine katkıda bulunamıyor. Dolayısıyla bütün bu analizler yapıldıktan sonra bir serbest bölge için altyapı, üstyapı, lojistik bağlantıları, kara yolu, demir yolu, hava yolu ve deniz yolu bağlantılarının en uygun olduğu bölgelerde serbest bölgeler yeşerebiliyor. Onun dışında, içeride yaptığımız bölgelerde çeşitli sıkıntılar görüyoruz. Yani baktığınız zaman Türkiye içerisinde, mesela Erzurum, Mardin serbest bölgelerinde istediğimiz oranda çalışmayı gerçekleştiremedik. Dolayısıyla bu bağlantıların çok iyi yapılması gerekiyor ki, hakikaten hem yöre ekonomisine ve hem de ülke ekonomisine katkıda bulunsun.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Madde üzerinde iki önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık derecesine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 Sıra Sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 8 inci maddesi ile 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununa eklenen geçici 5 inci maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Nurettin Canikli                           Ayhan Yılmaz                       Rüstem Zeydan

                  Giresun                                      Ordu                                       Hakkâri

           Orhan Karasayar                      Hüseyin Devecioğlu

                   Hatay                                        Kilis

“GEÇİCİ MADDE 5- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce serbest bölgelerde faaliyet ruhsatı almış olan kullanıcılara kiralanan arazi, arsa ve binalardan Hazinenin mülkiyetinde bulunanların ruhsat ve kira süresi, Dış Ticaret Müsteşarlığınca 49 yıla kadar uzatılabilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.”

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup, işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı yasa tasarısının 8. maddesine bağlı geçici 5. maddenin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederim.

                                                                                      Kamer Genç

                                                                                          Tunceli

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 8’inci maddesine bağlı geçici 5’inci maddenin tasarı metninden çıkarılması için verdiğim önerge üzerinde söz almış bulunuyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.

Dördüncü defadır kürsüye çıkıyorum. Diyorum ki: Bu Hükûmetin, hükûmet masasında oturan kişinin cevap vermesi lazım. Acaba hangi nedenle ihraç edilen mal bedellerinin -dövizin- Türkiye’ye getirilmesi zorunluluğu kaldırıldı? Cevap vermesi lazım. Vermediği sürece şimdi bundan sonra da soru soracağım.

Şimdi değerli milletvekilleri, yirmi sene önce serbest bölgelerde birtakım insanlara hazinenin arazileri verilmiş. O zaman serbest bölge yeni kurulmuş. O zamanki siyasi iktidarlar zamanında belki güçlü insanlar, o zamanki siyasi iktidarların yakınları gelmişler, buralarda araziler kapmışlar. Ondan sonra birtakım tesisler kurmuşlar. Ne kadar bir süre için kiralamışlar? Yirmi veya yirmi beş sene.

Şimdi nasıl bir kanun getiriyorsunuz? O zaman birçok insan da girmemiş. Serbest bölgenin ne olduğunu bilmiyor. Ondan sonra bunun ne avantaj getireceği, ne dezavantaj getireceği belli değil. Şimdi getirilen bu maddeyle diyor ki: “Bunlara -ki, aynı şartlarla mı verilecek o da belli değil- bu verilen yirmi sene ve yirmi beş senelik süreleri kırk dokuz yıla çıkaralım.” Neye göre çıkarıyorsun? Yani adam, o zaman belki başka kişi oraya talip olmadığı için çok düşük bir kirayla orayı kiraladı, devletin en kıymetli arazilerini, Hazinenin en kıymetli arazilerini. Şimdi, hiç olmazsa, ruhsat süresi bittiğine göre burayı rekabet kurallarına uygun bir ihaleye açalım. Ondan sonra, devletin de burada bir faydası olması lazım.

Şimdi, AKP’li Grup Başkan Vekili diyor ki: “Ruhsat süresi de otomatikman uzayacak, kira süresi de uzayacak.” Böyle bir şey olmaz yani.

Şimdi, aynı yerde belki daha üstün teknoloji getirecek, aynı yerde daha iyi üretim yapacak birtakım yeni firmalar çıkabilir. Yani, Türkiye’de eğer serbest rekabet var ise serbest rekabet kurallarına göre eğer ticaret yapmak esas, temel ilke ise bunu niye göz ardı ediyoruz da ille orada şu anda çalışan insanların özel istekleriyle, özel temaslarıyla böyle özel hatırla ve gönülle bunların kanunla sürelerini uzatalım? Bunu uzatanlara sorarlar: Neden dolayı bunu yaptın? Niye yapıyorsun? Avantajları ne? Devletin menfaati ne? Senin menfaatin ne? Sorarlar adama yani. Değil mi, sormazlar mı? Sorarlar.

Yani durup dururken birtakım firmalara devletin arazisinde birtakım imkânlar sağladığınız zaman herhâlde… Niye sağlıyorsun bunu? Niye başkasının önünü kesiyorsun? Niye rekabeti kaldırıyorsun? Niye 2886 sayılı İhale Kanunu’ndaki şartları kaldırıyorsun? ”E, kaldırıyorum.” Niye kaldırıyorsun? “Ben iktidarım.” Sen iktidarsın ama hakkı da adaleti de her şeyi de ortadan kaldırarak böyle bir şey yapılabilir mi hatır gönül işi? Senin hatır gönül işin o firmalarla, o tüccarlarla olabilir ama bence de devletin menfaati olması lazım.

Bu memleketin insanlarının verdiği vergiler var. Öte tarafta bu vergilerle alınan bu hazine arazilerini siz getirip de yandaşlarınıza nasıl böyle bedava fiyatlarla veriyorsunuz? Yani bunların hepsi sorulması gereken sorular. Ama nedense AKP İktidarı zamanında devletin en kıymetli arazileri yok pahasına yandaşlara verildi.

Şimdi geçen gün birisi bana bir şey söyledi. Şu anda Gemlik’te Gemlik Gübrenin aşağı yukarı bin dönümlük arazisi 500 megavatlık ithal kömüre dayalı bir termik santral yapmak için bu iktidarın en yakın adamlarından birisinin çocuklarına verme peşinde gidiyorlar. Ya, Allah’tan korkun ya! Ya bu devleti artık soya, soya, soya… Ya, bir insanda bir Allah korkusu türer ya! Allah korkusu yok olduğu zaman bir memleket ayakta kalır mı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Somut bir şey söyle, kime verilmiş?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, şimdi bunu araştır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Beş para etmeyen arazi 1 milyar dolara satıldı.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bak bana diyorsun ki sen: “Delil ver.” Ben sana, bak, delil veriyorum. İşte, Gemlik’te bin dönüm arazi…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kamer Bey, ne kadar boş konuşuyorsun! Hiçbir şey bildiğin yok!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bak, bin dönüm arazi üzerinde 500 megavatlık, ithal kömüre dayalı bir santral kuruluyor. Bu santrali alanın da  senin maliyeci Kemal Bey’le yakınlığı olup olmadığını bir araştır! Bedava fiyatına almış.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sen araştıracaksın! İddiayı yapan sensin! Belgen var mı? Somut bir delilin varsa çık konuş, varsa belgen çık konuş, biz de yardımcı olalım.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, bunun hem arazinin özelleştirme bedeli 200 milyon dolar. Bunu 83 milyon dolara değer vermişler, o gübrenin, gübre fabrikalarının depolarında da 50 milyon dolarlık mamul madde var. Git araştır işte, sen maliyecisin, git bunları araştır.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Maliye müfettişliğinden gelmişsin, git bunları araştır! Gel beraber gidelim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Aklın yetmiyorsa ben ne yapayım? Yapma Allah aşkına!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bak Sayın Canikli, sen müfettişlikten gelmişsin. Bak, ben de maliyeciyim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Geride kalmışsın! Hepsini unutmuşsun sen! Bilmiyorsun!

BAŞKAN – Sayın Canikli… Sayın Canikli, lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yiğitliğin varsa, bak, ben sana yirmi tane iddia getiririm, yirmi tane iddia! Sen diyorsun ki: “Delil koy ortaya.” Delil koyuyorum: Citibank’ın 3,5 milyar dolarlık vergi borcunu hangi yetkiyle siz uzlaştınız? Soruyorum sana: 2007 yılında 772 trilyon vergi aslını hangi yetkiyle Merkezî Uzlaşma Komisyonunda sildiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Belgeleri var mı sende?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yine Merkezî Uzlaşma Komisyonunda 2007 yılında 1 trilyon 175…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Uzlaşma belgeleri var mı sende?

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Uzlaşma belgeleri var mı?

KAMER GENÇ (Devamla) – Var!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Çıkar göster, tartışalım.

BAŞKAN – Karşılıklı birbirinize hitap etmeyin lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Var!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Millete çıkar göster!

KAMER GENÇ (Devamla) – Getirip gösterirsem sen istifa edecek misin?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Çıkar göster!

KAMER GENÇ (Devamla) – Getirirsem sen istifa edecek misin?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben niye istifa edeyim? Çıkar göster ondan sonra konuşalım!

KAMER GENÇ (Devamla) – İşte, çık, seninle konuşalım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Belgeyle konuş, belgesiz konuşma!

BAŞKAN – Sayın Canikli…

Sayın Genç, Genel Kurula hitap edin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, burada iyi bir… Yani ben sana bir şey teklif ediyorum, sen katillerle, soyguncuların avukatlığına soyun. Vallahi bu sana yakışır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Terbiyesizlik yapıyorsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan... Değerli Başkan…

KAMER GENÇ (Devamla) – Vallahi bu sana yakışır!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Terbiyesizlik yapıyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Vallahi bu sana yakışır!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Ne utanmaz adammışsın!

KAMER GENÇ (Devamla) – Çünkü onun için arkadaşlarını buradan savunuyorsun ki… Ben şimdi burada Türkiye'nin menfaatlerini savunuyorum, sen çıkıyorsun diyorsun ki…

BAŞKAN – Sayın Genç… Sayın Genç…

Teşekkür ederim Sayın Genç.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben sana “Adam ol!” diyorum sadece, “Belgeli konuş.” diyorum.

BAŞKAN – Sayın Canikli…

Önergeyi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, önergenin oylaması sırasında karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Peki.

Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.16

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 16.28

BAŞKAN: Başkan Vekili MERAL AKŞENER 

KÂTİP ÜYELER:Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik) 

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

275 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının 8’inci maddesine bağlı geçici madde 5 üzerinde Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç tarafından verilen önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir; karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 Sıra Sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 8 inci maddesi ile 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununa eklenen geçici 5 inci maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                  Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

Geçici Madde 5 – Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce serbest bölgelerde faaliyet ruhsatı almış olan kullanıcılara kiralanan arazi, arsa ve binalardan Hazinenin mülkiyetinde bulunanların ruhsat ve kira süresi, Dış Ticaret Müsteşarlığınca 49 yıla kadar uzatılabilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; önerge üzerinde önerge sahibi olarak söz aldım ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Esas itibarıyla bu önerge üzerinde konuşma yapmayı düşünmüyordum ancak biraz önceki Konuşmacının ifadeleri üzerine bazı hususların aydınlığa kavuşturulması ve bazı şeylerin söylenmesi gerektiği gerçeğinden hareketle huzurlarınızdayım.

Aslında arkadaşlarımızın “Muhatap almayın, cevap vermenize gerek yok, ciddiye almanıza gerek yok.” gibi telkinleri oldu. Aslında ben de katılıyorum ama konuştuklarının değeri yok, benim açımdan kendisinin de değeri yok ancak milletimiz bunları dinliyor ve söyledikleri şeyler, iddialar, hakaretler milletimiz tarafından dinlendiği için bunları açıklamamız gerekiyor, aydınlığa kavuşturmamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, hep söylediğimiz şu: Eğer herhangi bir iddianız varsa elbette bunu kamuoyuyla paylaşacaksanız, aktaracaksınız ama bunun mutlaka ispat edilebilecek kuvvetli delillerinin olması gerekir; hele konuştuğunuz konu son derece önemliyse, töhmet altında bıraktığınız kişi ya da kişiler önemli kişilerse ve milletin tanıdığı, itibar ettiği, devlet yönetiminde bulunan insanlarsa bu iddialarınızı ortaya atarken çok dikkatli hareket etmeniz gerekiyor.

Şimdi, çıkan Konuşmacı burada çok genel ifadelerle partimizi, bizleri ve genel uygulamaları eleştiriyor ve suçlamada bulunuyor ve hatta hakaret ediyor. Öncelikle, hiç kimsenin buradan hiç kimseye hakaret etme hakkı yok ve bu nedenle biraz önce Sayın Konuşmacının ifade ettiği, sarf ettiği o cümleyi geri almasını ben rica ediyorum, bekliyorum.

Değerli arkadaşlar, her duyduğumuzu, her kulağımıza gelen şeyi toplumla paylaşmaya kalkışırsak her şey çığırından çıkar, burası da çığırından çıkar. Elbette çok şeyler konuşulur, çok şeyler ifade edilir, dedikodusu olur, ciddi olan da vardır ancak gerçekten somut olarak tevsik edilebilen herhangi bir iddianız varsa çıkın burada konuşun, başka yerde konuşun, hiç kimsenin bir itirazı olamaz ve kim hakkında iddia söz konusuysa çıksın kendisini de savunsun, ona hiç kimsenin karşı çıkması mümkün değil.

Şimdi Sayın Konuşmacı burada diyor ki: “Efendim, işte şu uzlaşma, bu uzlaşma… Neden bu kadar rakama indi?” Rakamı bilemiyoruz. Bakın, bahsettiği konu Türk vergi mevzuatımıza 1960 yılında girmiştir ve 1960 yılından bugüne kadar da uzlaşma müessesesi uygulanmaktadır. Bugüne kadar milyonlarca kez uzlaşma yapılmıştır değerli arkadaşlar ve her bir uzlaşma münferittir, kendine özgüdür. O nedenle zaten kesin belirlenmiş standartlar yoktur ve yazılan inceleme raporu dikkate alınarak… Bazı rapor vardır zayıftır, doneler, deliller yetersizdir, bu itibarla uzlaşma rakamları aşağılara çekilir; bazıları kuvvetlidir, uzlaşmalar reddedilir ve mükellefin talepleri kabul edilmeyebilir. Her bir dosya özeldir, her bir dosya ayrıdır, ayrı değerlendirilmesi gerekir. Maliye konusunda az çok bilgisi olan, az çok bu konularla ilgilenmiş olan herkes bunu bilir. Dolayısıyla, siz şimdi buradan, çıkıp derseniz “Şu uzlaşma neden böyledir, bu uzlaşma neden böyledir?”… Kusura bakmayın ama bu soru akıl içeren bir soru değildir. Bu soru bilgisizlik içermektedir, bilgisizlik doludur. Neden? Çünkü ona vâkıf olmamız için, o soruya cevap vermemiz için o dosyayı incelememiz gerekir. İnceleme yapan inceleme elemanının raporunu en ince ayrıntısına kadar incelememiz gerekir. Ben soruyorum, diyorum ki: Uzlaşma tutanağınız var mı, böyle bir iddiada bulunmanız için? Yok. Rapora vâkıf mısınız, raporu incelediniz mi? Yok. Genel bir ifade… Duyulan herhangi bir şeyi, duyduğu herhangi bir şeyi gelip buradan zikrediyor, hakaret olarak, suçlama unsuru olarak kullanmaya çalışıyor. Bunların hepsini reddediyoruz, hiçbirisi gerçek değil. Gerçek olan belgelendirilir, belgelendirilmeyen hepsi safsatadır, boş iddiadır, değersizdir.

Değerli arkadaşlar, o nedenle ben, Sayın Konuşmacıdan, sarf ettiği o sözü geriye almasını rica ediyorum. Aksi hâlde herkes buradan… O zaman ben de duyduklarımı söylerim. Yani hoş bir şey değil ama böyle bir hakarete maruz kaldığım takdirde elbette kendimi savunma durumunda kalacağım.

Dolayısıyla o sözü, ben, Sayın Konuşmacıdan, geriye almasını bekliyorum, rica ediyorum ve yapacağı bundan sonraki konuşmalarda da içi dolu, delillendirebileceği iddiaları burada ortaya atmasını bekliyoruz. Aksi hâlde biz de gereken her türlü cevabı kendisine vereceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu konuda bir açıklama yapmak istiyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Konuşmacı, açıklama istedi çünkü.

BAŞKAN – Hiç duymuyorum. Bir dakika… Ne diyorsunuz duymuyorum?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Grup Başkan Vekili dedi ki: “Konuşmasına açıklık getirsin.”

BAŞKAN – “Açıklık getirsin.” demedi. “Katillerin ve hırsızların avukatlığını yapın madem.” dediğiniz sözünüzü geri almanızı rica etti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sözümü geri almam da, konuya açıklık getirebilirim.

BAŞKAN – Yok, öyle bir şey yok. Sözünüzü geri alıyorsanız, tamam.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, hayır, ama bir dakika açıklık getireyim efendim.

BAŞKAN – Hayır, yok. Gayet dikkatle dinledim Sayın Genç, yapmayın.

III.- YOKLAMA

 

 (CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı.)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergenin oylanmasından önce bir yoklama talebi vardır. Şimdi, bu talebi yerine getireceğim. Ancak yoklama talebini işleme koyabilmem için ayakta olup yoklama talep eden milletvekillerinin sayısının 20 olup olmadığını tespit edeceğim.

İsimler tutanağa geçeceğinden ayaktaki her sayın milletvekilinin sırayla isimlerini kâtip üyeye okutuyorum:

Buyurun.

Osman Kaptan, Antalya? Burada.

Hulusi Güvel, Adana? Burada.

Vahap Seçer, Mersin? Burada.

Osman Coşkunoğlu, Uşak? Burada.

Necla Arat, İstanbul? Burada.

Akif Ekici, Gaziantep? Burada.

Derviş Günday, Çorum? Burada.

Fehmi Murat Sönmez, Eskişehir? Burada.

Hakkı Suha Okay, Ankara? Burada.

Ergün Aydoğan, Balıkesir? Burada.

Nesrin Baytok, Ankara? Burada.

Zekeriya Akıncı, Ankara? Burada.

Haluk Koç, Samsun? Burada.

Hikmet Erenkaya, Kocaeli? Burada.

Şevki Kulkuloğlu, Kayseri?

ATİLA EMEK (Antalya) – Takabbül ediyorum.

BAŞKAN – Burada.

Hüseyin Ünsal, Amasya? Burada.

Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul? Burada.

Atilla Kart, Konya? Burada.

Ali Koçal, Zonguldak? Burada.

Ali Oksal, Mersin? Burada.

 

 Elektronik cihazla yoklama yapılacaktır.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Adlarını okuttuğum üyelerin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önceki yoklama isteminde Kayseri Milletvekili arkadaşımızın adını okuduğunuzda Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan bir milletvekili arkadaşımız “Burada.” dedi.

ATİLA EMEK (Antalya) – “Burada.” demedim, “Takabbül ediyorum.” dedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eğer o arkadaşımız kimse, onun olmadığını biliyoruz, başka bir arkadaşımız takabbül etsin. Lütfen, başkasının adına kimse burada olduğunu iddia etmesin.

ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, ben takabbül ettim efendim, tamam.

BAŞKAN – Tamam efendim.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri(Devam)

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/605) (S. Sayısı: 275) (Devam)

 

BAŞKAN – Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda geçici madde 5’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 6’yı okutuyorum:

“GEÇİCİ MADDE 6- Serbest bölgeler, Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihe kadar, gümrük rejimleri açısından Türkiye Gümrük Bölgesi dışında, menşe hükümlerinin uygulanması bakımından ise Türkiye Gümrük Bölgesi sayılır.”

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk söz, Ankara Milletvekili Sayın Tekin Bingöl’e aittir.

Buyurun Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275  sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geçici 6’ncı maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Avrupa Birliğine geçiş süreci sırasında yapılması gereken önemli işlerden bir tanesi de, serbest bölgelerle ilgili sorunların halledilmesidir. 2008 itibarıyla 19 milyar 854 milyon dolar ticaret hacmi ve 53.413 kişilik istihdam olanağıyla serbest bölgeler Türkiye ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır.

Avrupa Birliğine aday ülkelerin yaşadıkları en önemli sorunlardan bir tanesi, ülkelerindeki serbest bölgeler ile Avrupa Birliğinin serbest bölgesi anlayışı arasındaki farklılıktır. Takdir edersiniz ki her ülkenin sosyal ve ekonomik farklılıkları nedeniyle serbest bölge uygulamaları da değişiklikler arz etmektedir. O nedenle, Avrupa Birliği katılım süreci sırasında ülkelerin sorun yaşaması olabilmektedir.

Bizim ülkemize baktığımızdaysa, elbette, kendi ekonomik koşullarımız ve serbest bölge anlayışımız nedeniyle farklılıklar vardır ama bir farklı özelliğimiz de vardır, o da şudur ki, 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği Anlaşması’na imza atmamız nedeniyle, bizim, serbest bölgelerimiz nedeniyle, Gümrük Anlaşması nedeniyle, âdeta Avrupa Birliğinin dış kapıları olma özelliğini taşımaktayız, geçiş kapıları olma özelliğini taşımaktayız. Bu, ülkemiz için önemli bir özellik.

Ancak, yine, Avrupa Birliğine geçiş sürecinde sorun yaşayan ülkelere baktığımızda, bu ülkelerin hiçbir tanesi, kendi ekonomilerine yapmış olduğu katkılar nedeniyle serbest bölgelerden vazgeçmemektedirler. Bu ülkelerden örnek verecek olursak, temel sorun yaşayan ülkelerden bir tanesi Polonya’dır ve hâlâ Polonya, Avrupa Birliği ülkesi olmasına rağmen serbest bölge nedeniyle yaşadıkları sorunların bir kısmını yaşayagelmektedir.

Değerli milletvekilleri, serbest bölgeler bir ülkenin sınırları içerisinde olmakla birlikte, gümrük birliği ayrıcalıkları ve bazı dış ticaret kolaylıkları nedeniyle o ülkede ayrı alanlar olarak değerlendirilmektedir. Bugün serbest bölgelerin çok önemli özellikleri, ki serbest bölge anlayışı güden ülkelerde bu bölgelerden beklenen yararlar: İhracata yönelik yatırım ve üretimi artırmak, yabancı sermaye ve teknoloji girişini hızlandırmak, ekonominin girdi ihtiyaçlarını ucuz ve düzenli sağlamak, yine dış finansman ve ticaret olanaklarından daha fazla yararlanmak.

Ülkemizde de bu özellikleri nedeniyle serbest bölgeler kurulmuştur. Ancak maalesef Türkiye’deki serbest bölgeler gümrükteki kolaylıklar, vergi indirimleri nedeniyle daha çok yerli yatırımcıları ve sanayicileri cezbetmiştir ve maalesef serbest bölgelerde çok fazla yabancı yatırımcıyı istihdam edemediğimiz bir gerçek.

Burada yapılması gereken, bu sorunların mutlaka Avrupa Birliği geçiş sürecinde halledilmesidir. Aksi takdirde yabancı yatırımcılar için çekim merkezi olmayan serbest bölgeler ülkemiz için sorun olmaya devam edecektir. Oysa Gümrük Birliği Anlaşması nedeniyle serbest bölgelerle ilgili olan sorunların halledilmesi ve Avrupa Birliği anlayışıyla paralellik gösterecek bir serbest bölge düzenlemesi inanıyorum ki yabancı yatırımcıların Türkiye’ye bakışını değiştirecek ve daha Birlik üyesi olmadan yabancı yatırımcıların da Türkiye’ye yatırım yapmalarını hızlandıracaktır.

Değerli milletvekilleri, serbest bölgelerde aslolan birtakım özellikler vardır. Bu özellikler, gümrük ayrıcalıklarının yanı sıra vergi kolaylıkları sağlamakta, yine dünya standartlarında haberleşmede, diğer birtakım özelliklerde sağlıklı altyapı olanakları sunmakta ve ihracata yönelik üretime çeşitli biçimde sübvansiyonlar sunmaktadır. Bunlar yatırımcılar için önemli özelliklerdir ve zaten serbest bölgeleri de var eden özellikler bunlardır. Bizim serbest bölge anlayışımız sadece serbest bölgedeki sorunları değiştirip Avrupa Birliği normlarına uyum sağlayacak, paralellik arz edecek noktasında tutulmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin ekonomisinin rahatlaması, sanayinin çok daha ivme kazanması ve hâliyle serbest bölgelerde de ciddi yabancı yatırımcıların cezbedilmesi için yapılması gereken bir başka önemli sorun da mutlaka enerjideki bağımlılığımızın bir an önce asgariye indirgenmesidir.

Bu, çok önemlidir değerli milletvekilleri.

Bildiğiniz gibi biz, enerjide petrol ve doğal gaz nedeniyle dışa bağımlıyız. Bu dışa bağımlılık bizim aynı zamanda ekonomik bağımlılığımızı da beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla süratle yapılması gereken ve mutlaka iyileştirilmesi gereken, önemli ölçüde enerjideki bağımlılığımızı mutlaka kendi öz kaynaklarımızla rahatlatıp sorunların aşılması ve serbest bölgenin de diğer sanayi bölgeleri gibi çekim merkezi hâline gelmesini sağlamaktır.

Değerli milletvekilleri, serbest bölgelerde ciddi istihdam olanakları sağlamak mümkün. Bu, Türkiye’nin çok temel sorunu. Onun için hâlâ çok atıl vaziyette olan Türkiye’deki serbest bölgelerin Avrupa Birliğine dâhil ülkelerdeki otuz bir serbest bölgeyle mutlaka -düzenlemelerle- paralellik kazanması gereği vardır. Bu paralellik kazanılırsa daha Avrupa Birliğine katılım süreci tamamlanmadan inanıyorum ki serbest bölge ülkemiz için çok önemli, çok ciddi yatırım olanakları sunan bölgeler hâline gelecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle, beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bingöl.

Şahıslar adına ilk söz Sakarya Milletvekili Sayın Ayhan Sefer Üstün’de.

Buyurun Sayın Üstün.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok.

BAŞKAN – Sayın Mehmet Emin Tutan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok.

BAŞKAN - Geçici 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen geçici maddelerle birlikte çerçeve 8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 9- 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 7- Bu Kanunun 152 nci, birinci fıkrasının (a) bendi hariç olmak üzere 157 nci, 158 inci ve 185 inci maddelerinin 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununa aykırı olan hükümleri Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihe kadar uygulanmaz.”

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç.

Buyurun Sayın Koç. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının yürürlük ve yürütme maddelerinden önceki son maddesinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi şahsım ve partim adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, kanun tasarısında getirilmek istenen konuyla ilgili teknik açıklamalar daha önce grup adına tümü üzerinde konuşan Sayın Akif Hamzaçebi ve maddeler üzerinde konuşan diğer arkadaşlarımız tarafından detaylı bir şekilde dile getirildi.

Burada madde 9’da getirilmek istenen değişiklikle ilgili olarak “Gümrük Kanunu’nun ilgili maddelerinin Serbest Bölgeler Kanunu’na aykırı olan hükümleri Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihe kadar uygulanamaz.” hükmü üzerinde söz aldım ama genel bir değerlendirme yapmak istiyorum Sayın Başkan, müsaade ederseniz.

Gümrük Kanunu’nun ilgili maddeleri 152’nin ilgili fıkrası dışında 157, 158, 185 elimde… Bunlarla ilgili teknik boyutu, vurguladığım gibi, diğer arkadaşlarım dile getirdiler.

Sayın Bakan ihracatla ilgili bir Devlet Bakanlığının başında görevini sürdürüyor. Yaşamakta olduğumuz sürecin, üretimden kopan bir Türkiye'nin ihracat potansiyeli artsa bile, karşılığında katbekat artan ithalatın ihracatı karşılamaması sonunda ortaya çıkan değişik ekonomik sıkıntılarla çalkalanan bir Türkiye manzarasında bu maddeyi ele alıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, yaşanan süreci çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Yani “Bize bir şey olmaz.” ya da “Mutlaka birtakım uluslararası kuruluşlarla tekrar bir anlaşma yapalım, kendimizi garantiye alalım.” söylemlerinin sıkça dile getirildiği bir süreçten geçiyoruz. Ama kısaca buraya nasıl geldiğimize bir bakmakta yarar var diye umuyorum.

Ne önerilmişti bize? “Uluslararası sermaye hareketlerine her türlü kolaylığı sağlayacak değişiklikleri mutlaka yapın.” denmişti. Bunların adına da “yapısal reformlar” denmişti. “Bu koşulları oluşturmanız ön koşul” şeklinde Türkiye’ye birtakım vaatlerde bulunulmuştu. Değişik deyimler var; “oynak” diyenler var, “fiktif” diyenler var, “gezici spekülatif sermaye” diyenler var. Ne derseniz deyin ama  sonuçta Türkiye ortamında, gerçeğinde yüksek reel faiz sağlayan bir ekonomi olarak Türkiye’yi dünya piyasalarına sunan önlemleri Türkiye hazırladı bugüne kadar. Bu dünya konjonktüründen de kaynaklanan “sıcak para” olarak adlandırdığımız para ucuz döviz oluşmasına Türkiye’de yol açtı ve ucuz ithalat cenneti hâline geldi ülke. Ulusal sanayimiz ve ara sanayi malı ve hizmet üretimi bu ekonomik konjonktür içinde ciddi bir şekilde düştü. Bunun sosyal boyutunda bir istihdam azalması artık TÜİK’in bile reddedemediği rakamlar boyutunda karşımıza çıkmaya başladı. Sonuç: Matematiksel, cari açığın gittikçe arttığı bir dönem. Bu açığın finansmanı için işte bize sunulan reçetelerin karşılığında çözüm de önerdiler “Bu cari açığı, bu şekilde oluşan cari açığı kapatmak için  dış borçlanma olanaklarını kullanmaya da mevzuatınızı hazırlayın.” dediler ve Türkiye üretmeyen, ucuz döviz ve ithalat patlamasına bağlı olarak ulusal sanayisi gerileyen, buna karşılık cari açığı artan ve bu artan cari açığı da uluslararası piyasalardan birtakım fonların özendirmesiyle dış borçlanmayla karşılamaya çalışan bir ülke manzarası ortaya çıktı.

Değerli arkadaşlarım “yapısal reformlar” denildi. Bu yapısal reformlar söylemiyle devletin ekonomideki işlevinin, hiç olmazsa denetim işlevinin bile gittikçe ortadan kaldırıldığına tanık olduk. Bunun bir başka boyutu –ki, Cumhuriyet Halk Partisinin bunu çok daha vurgulu bir şekilde söylemesi gerekiyor- emeğin kazanımlarının da geriletildiği bir süreç yaşamaya başladık ve tartışmalı, kimi ekonomistler, sol duyarlılığı olan ekonomistler stratejik alanlar olarak belirliyorlar. Bu alanlardaki özelleştirmeler ulusal ekonominin kendi ayakları üzerinde durma dengesini bozdu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; finans krizi olarak başlayan ve ciddi bir ekonomik krize gün geçtikçe savrulan dünya gerçekleri karşısında Türkiye’nin yaşadığı süreçlerin çok ciddi bir öz eleştirisini yapmak gerekiyor. Bütçe görüşme dönemindeyiz. Veriler ortada. Düşük döviz kuru ve ucuz ithalat cenneti rütbeleriyle üretimden kopan, kopartılan bir Türkiye fotoğrafını, artık, iktidar partisi milletvekillerinin de bir an önce görmesi gerekiyor, bu gerçeklerle yüzleşmesi gerekiyor. Üretimden kopuk bir büyümenin sürdürülebilir olması mümkün değildir değerli arkadaşlar. Üretmeyen bir ülkenin sürdürülebilir bir kalkınma hızını gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bunun yan etkilerini çok ciddi bir şekilde önümüzdeki kısa ve orta dönemde de yaşayacağız gibi geliyor.

Rakamlarla biraz bahsedecek olursak, Türk sanayi üretimine bakarsak, Türk sanayisi üretiminin rakamları bu süreci uluslararası büyük para fonlarının, dünyadaki benzer seyahatlerini referans olarak alıp değerlendirilenler tarafından pek dikkate alınmıyor. Hani o, televizyonların “şimdi İMKB’den haberler” bölümüyle başlayan veya daha sonrasında, çeşitli televizyon programlarının ekonomistlerinin yorumlarıyla sadece dünyadaki finans hareketlerinin, para hareketlerinin penceresinden olaya bakılıyor.

Dökülen makyajın altından çıkan gerçek şudur değerli arkadaşlarım: Bakın, Türk imalat sanayisinin, temmuz ve ağustos aylarında yüzde 1 ve yüzde 3,2 oranında gerilediği ortadadır. Hiç kuşkusuz daha eylül, ekim, kasım rakamları bu gerilemeyi derinleştirecek korkusu ortadadır.

İMKB rakamlarıyla ulusal ekonomiyi değerlendirme yanlışlığı, yüzeyselliği sadece televizyonlarda yapılmıyor değerli milletvekilleri. Burada, en yetkili kişiler dahi siyasi başarılarını borsa endeksindeki yükselen rakamlarla ifade ettikleri bütçe konuşmalarını ve basın toplantılarını umarım hiç kimse unutmamıştır. En yetkili kişilerin, en yetkili kişinin, Sayın Hükûmet Başkanının, borsa endeksinin yükselmesini bir ekonomik başarı olarak burada sunduğu günleri biz çok iyi hatırlıyoruz. Tabii, siyaset, aynı zamanda, yaşanan değişik alanlardaki gelişmelere göre öngörüde bulunabilme, strateji geliştirebilmeyi de gerekli kılan bir kamusal görev alanıdır. Siyasetin bir başka tanımı da bu.

Dünyanın yakın tarihine bakacak olursak, değerli arkadaşlarım, bu ekonomik yeni dünya düzenindeki sıkıntılar, etki alanında bulunan stratejik coğrafyalardaki ülkelerde, bölgeselleştirilmiş savaşlarla yeni siyasi haritaların çizilmesini de kolaylaştırmaktadır. Çok daha ciddi bir başka boyut dile getirmek istiyorum. Bunu, Dünya Su Forumu’yla ilgili kanun tasarısı burada görüşülürken su boyutunda da dile getirmiştim ve örnek olarak da, bugünün krizinin ardışık depremlerinden bir tanesinin de bu tasarımların, yani bu coğrafya değişikliği tasarımlarının Türkiye’yi hedef alabileceği gerçeğidir.

Değerli arkadaşlarım, 1924 krizinin İkinci Dünya Savaşı’nın hazırlayıcı faktörlerinden biri olduğunu unutmamak gerekiyor. Sadece Avrupa’daki iki sapık kişinin, Hitler’in ve Mussolini’nin amaçları doğrultusunda dünya cehenneme dönmedi. Aynı zamanda 1929 ekonomik bunalımından çıkmak için yeni tüketim alanları yaratılmak istendi ve savaşın bir tek Avrupa’yla sınırlı kalmayıp Japonya, Çin, Uzak Doğu coğrafyasına sıçraması ve uzun sürmesi bu arayışların bir sonucudur; bunu unutmamak gerekiyor, tarihten ders almak gerekiyor.

“Peki, siz böyle konuşuyorsunuz, tahliller yapıyorsunuz; hiç önerileri yok mu? Alternatif getirin.” söylemlerine de sık tanık oluyoruz. Onlardan birkaç tanesini hızlıca söylemek istiyorum: Mutlaka, ulusal sanayimizin ithalat bağımlılığını azaltacak sektörlerin güçlendirilmesi gerekmektedir ve bu alanda teşviklerin yoğunlaştırılması gerekmektedir. İç tüketim alanına yani iç talebe yönelik üretim alanlarının tekrar ulusal ekonomiye kazandırılması gerekmektedir. Tasarruflarımızın spekülatif para hareketlerinde değil sabit sermaye yatırımlarında değerlendirilmesi gerekmektedir. Sarkozy bile bakın bugün spekülatif kapitalizme karşı sosyal ve üretimi özendirici modellerin tartışmaya açılmasını önerebilmektedir Avrupa’da, ki bir sağ parti genel başkanıdır.

Değerli arkadaşlarım, üretim ve ihracatı arttıracak önlemler mutlaka alınmalıdır. Yani topyekûn olarak üretim temelinde bir karşı koyuşu, bir direnişi, bir ulusal kalkınma programını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) vezire

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

HALUK KOÇ (Devamla) - … Türkiye ortaya koymak zorundadır. 1920’lerde Türkiye emperyalizme karşı bu ulusal yanıtı, bu topraklarda yaşayan tüm yurttaşlarımızla kardeşçe birlikte vermişlerdir. Ekonomik bağımsızlık, Türkiye üzerinde belirlenecek oyunu hepimizin bozacağı bir siyasi bağımsızlığı bizlere kazandıracağını unutmamalıyız. Yapay etnik köken temelindeki tartışmaları aşmanın en önemli yollarından bir tanesinin bu reçete olduğunu unutmamalıyız.

Bu süreçte Avrupa Birliğiyle ilgili bu görüşmelerin uzun ince bir yol olduğunu biliyoruz, karşılıklı olarak Avrupa Birliğinin bize dönük değerlendirmelerinin yanlış olanlarının altını çizmeyi Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir görev olarak biliyoruz ama iktidarın bu konuda konjonktürel davrandığını da, AB sürecini de iç siyasi gelişmelere paralel götürme yanlışını sürdürdüğünü de üzülerek gördüğümü belirtmek istiyorum.

Bu yasanın sonuçta ülkemize yararlı olmasını diliyor, hepinizi şahsım ve Cumhuriyet Halk  Partisi adına saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koç.

Şahıslar adına iki söz talebi vardır.

İlk söz, Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Emin Tutan…

Buyurun Sayın Tutan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; serbest bölgelerle ilgili bu kanunun serbest bölgelerimize hayırlı olmasını diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İkinci söz, Elâzığ Milletvekili Sayın Faruk Septioğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Septioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FARUK SEPTİOĞLU (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüz ekonomisinde ulusların rekabet üstünlüğü, firmaların verimliliği artırabilmelerinde, bilgiyi üretebilmelerinde ve stratejik bir girdi olarak kullanılarak yenilik yaratabilmelerine bağlı hâle gelmiştir. Bu açıdan ülke gelişmişliğini artırmak için doğrudan yabancı yatırımları çeken yeni teknolojik yatırımlara ve kullanmada imkân sağlayan serbest bölgeler ülkelerin yenilik yaratma merkezlerini oluşturmaktadırlar. Serbest bölgeler, ülkede geçerli ticari, mali ve iktisadi alanlara ilişkin hukuki ve idari düzenlemelerin uygulanmadığı veya kısmen uygulandığı, sınai ve ticari faaliyetler için daha geniş teşviklerin tanındığı, ülkenin siyasi sınırları içinde olmakla beraber gümrük hattı dışında sayılan, fiziki olarak ülkenin diğer kısımlarından ayrılan yerler olarak tanımlanmaktadır.

Serbest bölgeler ihracat için yatırım ve üretimi artırmak, yabancı sermaye ve teknolojilerin geliştirilmesine imkân verecek ortamı sağlamak, üretimde önemli yer tutan bazı ham madde ve ara malların kolaylıkla, istenilen miktarda ve zaman kaybı olmadan temin edilmesini sağlamak, sağlanan teşvik ve avantajlar yardımıyla düşük maliyetli mal üretilmesine katkıda bulunmak ve bu üretimi ihraç edebilmek, Türkiye dışından gelen malların transit olarak diğer ülkelere geçişini sağlamak, yeni istihdam olanakları yaratmak, ihracatı kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla kurulmuşlardır.

Serbest bölgelerimizin yirmi yılı aşkın bir geçmişleri vardır. Bu geçen süre içerisinde dünya ekonomisinde ve dünyada değişmeler çok hızlı olmuştur. Bu gelişmelerin sonucunda serbest bölgelerimizin işleyişi ve uygulamalardaki sıkıntıların giderilmesi için bu yasa tasarısı hazırlanmıştır.

Dünya ticaretinde sanayicilerimizin ellerini güçlendirmek, ihracata yönelik yatırım ve üretimlerin hem fiziki şartlarının hem de hukuki şartlarının günümüz uluslararası ticaret koşullarına uygun hâle getirilmesi için 1985 yılında yürürlüğe giren 3218 sayılı Serbest Bölge Kanunu’nda değişiklikler yapılması önemli bir ihtiyaç hâline gelmiştir. 2008 yılı Ekim ayı itibarıyla Türkiye’de 3.030’u yerli, 637’si yabancı olmak üzere 3.667 firma 21 adet serbest bölgede faaliyet göstermekte olup istihdam hacmi ise 53.413 kişiye ulaşmıştır.

Hedef, 2007 yılında ulaşılan 24,7 milyar dolarlık serbest bölge ticaret hacminin daha da artırılması ve ülkemizde yüzde 9 olan serbest bölgelerin ihracata olan katkısının dünya standartlarına çıkarılması; ihracata yönelik yatırım ve üretimi teşvik etmek, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandırmaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; serbest bölgelerde arazi kiralayarak bina ve tesislerini inşa eden üretici firmalara otuz yıl, üretim dışında faaliyet gösteren diğer kullanıcılara yirmi yıl süreli faaliyet ruhsatı verilmektedir. Bu kanun ile mülkiyeti hazineye ait serbest bölgelerde faaliyette bulunan yatırımcı kullanıcılara, hazinenin mülkiyetinde bulunan arazi ve arsalar, binalar doğrudan veya irtifak hakkı tahsisi suretiyle kırk dokuz yıla kadar kiralanabilmesi imkânı getirilmiştir. Arazisi hazineye ait serbest bölgelerde arazi kiralamak suretiyle üstyapısını inşa eden firmalardan üretim faaliyetinde bulunacak olanlar otuz yıl, üretim dışında faaliyet gösterecek olan firmalar yirmi yıl süreli faaliyet ruhsatı alabilmektedir. Belirtilen sürenin sona ermesini müteakip mevcut üstyapılar hazinenin mülkiyetine geçer.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

FARUK SEPTİOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Söz konusu binalarda faaliyetlerine devam etmek isteyen firmalar, kiralama yapmak suretiyle inşa ettikleri binalarda faaliyette bulunabilirler.

Mersin Serbest Bölgesinde 2007 yılı itibarıyla yirmi yıllık süreleri sona eren, 1987 yılında ruhsatı alınmış olan yirmi beş bina hazineye intikal etmiştir. Bu sayının her geçen gün artması da muhtemeldir. Dolayısıyla 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’na geçici 5’inci madde ilave edilerek binaların atıl vaziyette kalmasının önüne geçilmesi ve söz konusu binalarda faaliyet gösteren firmaların faaliyetlerinin devamının sağlanması amaçlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu değişiklikle ülkemizde faaliyet gösteren serbest bölgelerin avantajlarının artması ve serbest bölgelerin tekrar ivme kazanmasına katkı sağlayacağı inancıyla yasanın ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Septioğlu.

Şimdi, madde üzerinde soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kürsüye çıktığımda da sordum: İhracat bedellerinin Türkiye’ye getirilmesi zorunluydu eskiden, bu Hükûmet zamanında ihraç edilen malların bedellerinin Türkiye’ye getirilmesi zorunluluğu kaldırıldı. Bu hangi zorluktan kaynaklandı? Birinci olarak onu öğrenmek istiyorum.

İkincisi: Bu serbest bölgelerde şimdiye kadar hazineye ait olup da kaç kişiye, kaç metrekare ve hangi değerlerle kiraya verilmiştir?

Üçüncüsü: 2007 ve 2008 yıllarında ihraç edilen mallarla ilgili olarak Türkiye’ye getirilmeyen döviz miktarı nedir? Bu dövizin getirilmemesinin sebebi nedir? Bu ihracatta döviz bedellerinin getirilme zorunluluğunun kaldırılması Türkiye’de hayalî ihracatçıların işine yaramıyor mu?

Bunları öğrenmek istiyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Buldan…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum: Nahcivan Sınır Kapısı’nın ticarete kapalı olması Iğdır halkını büyük oranda zarara uğratmıştır. Seçim sürecinde AKP adayı Sayın Ali Güner halka bir söz vermişti “Seçilirsem Nahcivan Sınır Kapısı’nı ticarete açma konusunda çabalarım olacak.” diye. Bu konuda herhangi bir çabanız var mı, ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan…

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle bu ihracat bedellerinin Türkiye’ye getirilmesi konusu sık sık burada gündeme geldi. Yani tabii Meclisin çalışma saatlerinde, mesnetsiz, asılsız birtakım iddialara cevap vermek zorunda kalıyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hangisi mesnetsiz, hangisi?

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Bu aslında bizim açımızdan çok çok önemli. Vakit hakikaten son derece önemli. Meclisin bu değerli vaktinin bu şekilde alınmasını ben üzüntüyle karşılıyorum.

Bizim ihracat bedellerinin -dünyada bütün gelişmiş dış ticaret ülkelerinde olduğu gibi- değerlerinin Türkiye’ye getirilmesi, eskiden, Türkiye'nin sıkıntılı dönemlerinde getirilmiş bir zorunluluktu. Tıpkı Avrupa Birliği ülkeleri, diğer dış ticaret ülkeleri nasıl yapıyorsa -ihracat bedelleri de aynı şekilde- bütün dünyadaki diğer ana ihracatçı ülkeler nasıl bırakıyorsa biz de aynı şekilde bunu dışarıda bırakıyoruz. Neden? İhracatçı rahatlıkla faaliyetlerini dışarıda sürdürebilsin diye. Çünkü ihracat dediğiniz olay bir satıştır. Yani siz aldığınız ürünleri içeriden bir şekilde temin edersiniz, bunu yurt dışına götürürsünüz, orada satarsınız. Pazarlama faaliyetiniz olmazsa, satış elemanlarınız olmazsa nihai tüketiciye orada ulaşamazsınız. Pazarlama kanallarına giremezseniz, dağıtım kanallarına giremezseniz, ilişkinin lojistik boyutunu unutursanız, o zaman bu işleri yapamazsınız. Bütün bunların hepsi de sizin döviz olarak dışarıda yapacağınız ödemeleri gerektirir. Dolayısıyla ihracat bedellerinin tamamının yurt içine getirilmesi şartının kalkması, bizim son dönemde, 2002 ile 2007 arasındaki bu ihracat hamlesinin aslında ana motiflerinden bir tanesi olup tamamıyla ihracat artışına hizmet vermiştir. İhracatçı mallarını dışarıda daha rahat satabilmiştir, pazarlayabilmiştir, ofis mağaza açabilmiştir. Yani 21’inci yüzyılda yaşadığımızı ve bu yüzyılın içerisinde bir dış ticaret faaliyeti götürdüğümüzü unutmamak lazım. Bunlar 18’inci ve 19’uncu yüzyılın fikirleri.

Şimdi, bir diğeri… Tabii, burada bazı sorulara yazılı cevap vereceğim ancak bizim şu anda serbest bölgelere kayıtlı 53.343 işçiden sadece 285’i yabancı uyrukludur. Onun dışında tamamı Türk vatandaşı, Türkiye’de kayıtlı işçidir. Onu da bildirmekte yarar var. Yani yaklaşık 53.383 kişinin sadece 285’i dışındakiler, tamamıyla Türk vatandaşı ve biz herhangi bir şekilde kayıtta en ufak bir sıkıntı yaratmıyoruz. Serbest bölge çalışmaları da tamamıyla kayıt altında. Bunu, bir kez daha vurguluyorum.

Nahcivan sınır kapısıyla ilgili olarak geçtiğimiz günlerde Dış Ticaret Müsteşarlığı, Dışişleri Bakanlığı ve ilgili sanayi ticaret odası başkanları ve diğer temsilciler de olmak üzere karşılıklı ülkelerde toplantılar yapıldı. Sınır ticareti biliyorsunuz önemli. Biz sınır ticaretinde bütün bu sınır illerimizi ihracatçı il hâline getirmek için önemli bir çalışma yapıyoruz.

Bu arada, daha önce de Meclis kürsüsünden söyledim, özellikle son yaptığımız hamlelerle Türkiye’nin dış ticaret artışı içerisinde esas ihracat yapan illere baktığımız zaman Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinin ihracat artış oranları: Hakkâri’nin ihracat artış oranı yüzde 8 bin artmıştır. Baktığınız zaman Diyarbakır’ın ihracat artış oranı yüzde 1.300 artmıştır. Diğer illere bakın teker teker, Şırnak’ın ihracatı bakıyorsunuz yüzde 7 bin oranında artmıştır.

Şimdi, bunların hepsi bir gerçek. İhracatçı il hâline gelmiştir Muş, Tunceli, daha önce 2005 yılına kadar ihracat yapamamışlardı.

Tabii, bizim için sınır illerinin ihracatı da önemli. Bu konuda sanayi odaları, diğer ülkelerin sanayi odaları, ticaret odaları, ihracatçıları; bunları karşı karşıya getiriyoruz.

Sizin sadece ihracat rejiminizi düzenlemeniz bir işe yaramıyor, diğer ülkelerin de bu ihracat rejimini destekler şekilde karar alması lazım. Bu, tabii ciddi bir süreç, uzun bir süreç.

Görüyorsunuz, serbest ticaret anlaşmaları da dâhil olmak üzere diğer anlaşmaları biz burada teker teker Meclise getirip hızla bu ticaret anlaşmalarının Meclisten çıkmasını istiyoruz, yapmaya çalıştığımız bu. Dolayısıyla bu arada da çalışma yapıldığını ben size söyleyeyim. Tabii bunların birçoğunda önemli sonuçlar alındı ki biz ihracatta ve dış ticarette 2002’de 87 milyar dolar olan ticaret hacminden bu sene yaklaşık 350 milyar dolar ticaret hacmine geleceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Madde üzerinde bir önerge vardır.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 9 uncu maddesiyle 4458 sayılı Gümrük Kanununa eklenen geçici maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Elitaş                           Sadullah Ergin                 Mehmet Tekelioğlu

                  Kayseri                                      Hatay                                        İzmir

                                        Halil Mazıcıoğlu                          Taha Aksoy

                                            Gaziantep                                   İzmir

"Geçici Madde 7- Bu Kanunun 152 nci, birinci fıkrasının (a) bendi hariç olmak üzere 157 nci, 158 inci ve bölgede faaliyette bulunan işletmelerin ihtiyaçlarıyla sınırlı olarak 185 inci maddelerinin 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununa aykırı olan hükümleri, Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihe kadar uygulanmaz. Ancak 158 inci ve 185 inci madde hükümleri, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu yönünden uygulanmaya devam olunur.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemler için 4760 sayılı Kanuna göre tarhiyat yapılmaz, daha önce yapılan tarhiyatlardan vazgeçilir, tahakkuk eden tutarlar terkin edilir. Tahsil edilmiş tutarlar red ve iade edilmez."

BAŞKAN -  Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN -  Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Katılıyoruz efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN -  Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle serbest bölgelerde faaliyette bulunan işletmelerin kullandıkları mallarla sınırlı olarak Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihe kadar gümrük yükümlülüğünün doğmaması amaçlanmaktadır.

Öte yandan, Özel Tüketim Vergisi Kanununun konusuna giren malların yurt içinde tüketilmesi veya üretilen malların imalinde girdi olarak kullanılması hallerinde vergi doğmakta ve bu vergi üretilen malın maliyeti içerisinde yer almaktadır. Yapılan düzenlemeyle ÖTV Kanununun konusuna giren malların serbest bölgede tüketilmesi veya imalatta kullanılması halinde de vergi uygulanmak suretiyle, bu malları yurt içinde tüketenler veya imalatta kullananlar ile serbest bölgede tüketenler ya da imalatta kullananlar arasında, yurt içindekiler aleyhine haksız rekabete neden olunmaması sağlanmakta; bu Kanunun yürürlüğünden önceki dönemlere ilişkin özel tüketim vergisi açısından yapılan tarhiyat ve tahakkuklardan vazgeçilmesi öngörülmektedir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN -  Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum birleşime. 

                                                                                   Kapanma Saati:17.19

 

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

275 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Tasarının 9’uncu maddesi üzerinde Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 10- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

 

BAŞKAN – Şahıslar adına iki söz talebi vardır.

Birinci söz Sakarya Milletvekili Sayın Ayhan Sefer Üstün’e aittir.

Buyurun Sayın Üstün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz aldım. Sözlerime başlamadan önce yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, artık tasarının sonuna geldik, 10’uncu maddesi yürürlük maddesidir. Burada lehte, aleyhte güzel ifadelerde bulundular. Serbest bölgeler, Türk ekonomisine gerçekten ciddi katkılarda bulunmuştur. Şu anda, ticaret hacmimizin de yaklaşık yüzde 10’unu serbest bölgelerden karşılamaktayız. Ancak ekonomik hayat dinamiktir, canlıdır. Zaman zaman vergi muafiyetleri açısından yeni istisnalar getirilebilir, zaman zaman da bu vergi muafiyetleri kaldırılabilir. İşte bu kanunla da serbest bölgelerimizin yeni ihtiyaçları doğmuş ve bu ihtiyaçların giderilmesi açısından da yeni hükümler tanzim edilmiştir.

Bu çalışmalarda bulunan değerli bürokratlarımıza, bakanlarımıza ben teşekkürlerimi sunuyorum. Yine, buralarda iş yerleri olan çalışanlara da başarılar diliyorum, bunlar ülkemizin kalkınması için mücadele ediyorlar. Burada üretimin artırılmasını, ihracatın artmasını diliyorum. Tekrar yüce Meclise saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üstün.

İkinci söz Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Emin Tutan’a aittir.

Buyurun Sayın Tutan.

Süreniz beş dakikadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ben de hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Kanunun bu maddesinde, konuşulan her şey konuşuldu. Ben özellikle katkı koyan çok değerli iktidar ve muhalefet partisi milletvekillerine teşekkür ediyorum. Türkiye ihracatının ve ekonomisinin dinamiği olan bu serbest bölgelerimize bu yasanın hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tutan.

Madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Tasarısının 10 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Nurettin Canikli                           Bekir Bozdağ                       Ali Bayramoğlu

                  Giresun                                     Yozgat                                        Rize

          Emin Nedim Öztürk                     Abdurrahman Arıcı

                 Eskişehir                                    Antalya

“Madde 10 – Bu Kanunun;

a)                 7 nci maddesi 1/1/2009 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

b)                 Diğer maddeleri ise yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY(Kütahya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun geçici 3 üncü maddesinde bu bölgelerdeki iş yerlerinde çalışan personele ödenen ücretlere uygulanan gelir vergisi istisnası ile bu bölgelerde yapılan faaliyetlerle ilgili olarak gerçekleştirilen işlemlere ve bu işlemlere ilişkin düzenlenen kâğıtlara uygulanan damga vergisi ve harç istisnası 31/12/2008 tarihinde son bulacağından yeni düzenlemenin 1/1/2009 tarihinden itibaren geçerli olması öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. Kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 11- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Söz talebi yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun.

Fakat bugün hiç Tunceli’den bahsetmediniz.

Beş dakika süreniz var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, tabii, AKP Grubu bakıyor, eğer ben salondaysam söz alıyorlar, çıkıp “Bu kanun çok güzel, teşekkür ederiz.” deyip oturuyorlar ama ben salonda değilsem kimse konuşmuyor. Herhâlde benim olmadığımı sandılar! Neyse…

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu Serbest Bölgeler Kanunu bence bir fanteziden ibaret bir kanun. Neden fanteziden ibaret? Sınırlarımızda birtakım yerler oluşturuyoruz -Her vesileyle de söyledim- birileri geliyor, orada imalat yapıyor. Bu imalatta çalıştırılan işçilerden Türkiye maliyesine bir vergi gelmiyor, yapılan faaliyetlerden Türkiye’ye bir vergi gelmiyor. Neyse… “Buradan 24 milyar dolar ihracat yapıldı.” denildi. Ben de İstanbul Boğazı’ndan da Rusya’ya, bilmem öteki taraflara trilyonlarca liralık eşya geçiyor ama Türkiye’ye faydası yok.

Değerli milletvekilleri, biraz önce ben burada konuştuğum zaman, AKP Grup Başkan Vekili bana “Belgelere dayan.” dedi. Bakın şimdi: Bu, sizin Gelir İdaresi Başkanlığının 2007 yılı raporu. Şimdi, Merkezî Uzlaşma Komisyonunun uzlaşması: Uzlaşmaya giden dosya sayısı 49, uzlaşılan dosya 31, vergi tutarı 1 trilyon 121 milyar 381 milyon -uzlaşmaya giren- uzlaşılan miktar 398 trilyon. 772 trilyon vergiyi affediyorlar.

Şimdi, bakın…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 39 dosyada, 1 dosyada değil o.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sen bunları anlamazsın. Şimdi, sen dur da ben konuşmamı bitireyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 39 dosyada…

KAMER GENÇ (Devamla) –  Ayrıca 1 trilyon 171 milyar lira da vergi cezasını affetmişler.

Şimdi, Türkiye bir hukuk devletidir. Ben Danıştayda vergi davalarına uzun zaman baktım. Şimdi, hesap uzmanı… Bunu söyleyen adam, arkadaş maliye müfettişi. Maliye müfettişi, hesap uzmanı, gelirler kontrolörü gidiyor mükellefin defterini inceliyor. Getiriyorlar, Merkezî Uzlaşma Komisyonunda bunu sıfıra indiriyorlar veyahut çok düşürüyorlar. “Efendim, biz inceleme raporunu inceledik de inceleme raporunda bunun sağlıklı bir inceleme olmadığına karar verdik.” Sen kimsin yahu! Sen yargı değilsin ki! Bakın, vergi mahkemeleri, Danıştay bunları incelemek için var. Yani burada senin “Usule uygun değil.” dediğin vergiyi belki Danıştay onaylayacak. Sen kimin hakkına… Yani yargıyı mı kaldırıyorsun?

Ben çeşitli vesilelerle söyledim burada. Bakın, Citibank’ın 3,5 milyar dolarını Kemal Bey affetti Merkezî Uzlaşma Komisyonunda. Yahu Kemal, bunu niye affediyorsun kardeşim! 3,5 milyar dolar. “Efendim, inceleme elemanı hata etmiş.” Sana ne yahu! Adam hiç olmazsa vergi mahkemesine dava açsın, bir avukat tutsun, hiç olmazsa bir avukatlık ücretini ödesin, harç ödesin, gitsin ondan sonra Danıştaya, vergi mahkemesine. Sana ne!

Şimdi, arkadaşlar, bu kadar muazzam miktardaki rakamlar Merkezî Uzlaşma Komisyonunda sıfıra indirilince birilerinin aklına... Vicdanınıza söylüyorum: Acaba siz muhalefette olsaydınız da bunu bir iktidar partisi yapsaydı buna ne derdiniz? Yahu hele gelin bakalım, bu paralar niye böyle sıfıra iniyor dersiniz.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Uzlaşma yok mu bu kanunda?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yine, bakın arkadaşlar, Bursa’da BOTAŞ’a ait 142 dönüm araziyi imarsız, imar yapmadan kendi yandaşlarınıza verdiniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Nerede?

KAMER GENÇ (Devamla) – Bursa’da, Bursa’da…

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Kim verdi?

KAMER GENÇ (Devamla) – Siz…

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Ne alakası var!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu Koru Park’ı bilmiyor musun sen?

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Onlar özelleştirme, ihaleyle verildi.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, 142 dönüm araziyi, bakın…

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Ne alakası var!

BAŞKAN – Sayın Tutan… Sayın Tutan… Sayın Tutan…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunları getirdiler, imar planını değiştirdiler.

BAŞKAN – Sayın Genç, siz de konuya gelin lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Burada 1.200 tane daire, 200 bin metrekarelik alan çıktı 17 trilyona. Bakın, bu adam, burayı alan kişinin kimlerin adamı olduğunu biliyorum. Ondan sonra, bugün o iş yerlerinden ayda 10 milyon euro alıyor beyler, 10 milyon euro. Yahu bunlar, tabii gülüyorsunuz, tabii ki sizin de bunlardan haberiniz var.

Manisa’da bir kamu arazisini getirdiler bir gruba verdiler 3 milyon dolara, sonra, altı ay sonra onun yarısını 14 milyon dolara sattılar. Ya, bu devletin malı böyle talan edilir mi beyler? Şimdi, bana diyorlar ki… Ya, bende binlerce olay var, binlerce, binlerce olay var. Ha, yiğitliğiniz varsa çıkalım size ait bir televizyonda bunların hepsini tek tek söyleyelim, tek tek söyleyelim.

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Yazıklar olsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi Canikli diyor ki, Canikli Arkadaşımız diyor ki: Yahu…  Ben buna dedim ki, ya ben sana bir şey yakıştırıyorum, sen avukatlık yap. Şimdi, Tayyip Erdoğan gitti Halk Bankasında ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süreniz var,  tamamlayın lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – …Vakıflar Bankasında 750 milyon doları aldı, getirdi kendi damadının şirketine verdi. Bunun hakkında verilen gensoruda yani Canikli öyle çıktı cansiparane savundu ki… Bu, bir defa, bir suistimal. Yahu, devletin  bankasının parasını alıp da… Bugün vatandaş gitsin bakalım 5 bin dolar veriyor mu Halk Bankası? Bir 5 bin dolar getirip de herhangi bir vatandaşa kredi veriyor mu? Vermiyor.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Veriyor canım niye vermiyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ama Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı bu krediyi imzalamadı diye adamı genel müdür yardımcılığından aldılar. Ya, böyle bir şey olur mu? Böyle bir devlet yönetimi olur mu? Diyorlar ki daha “Bize müşahhas olay göster.” Yahu daha ben size ne göstereyim kardeşim, daha ne göstereyim! Yani, bir söyleyin de başka ne göstereyim ben size! Böyle bir şey olur mu ya! Yani gösterilecek şeyi gösteriyorum ama siz anlamıyorsanız… Yani iktidar sizin gözünüzü perdelemişse, Kamer Genç’in ne günahı var arkadaşlar! Kamer Genç’in günahı olmaz ki. Kamer Genç’in günahı, görevi, size, olan şeyleri söylemektir.

Şimdi, burada, getirilen bu kanunları, tabii zamanımız hep beş dakika ile sınırlı olduğu için çok şeyleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ek bir dakikam var, değil mi?

BAŞKAN – Yoo, verdim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Neyse, söylemiyoruz.

Saygılar sunuyorum

BAŞKAN – 11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, pusula gönderenleri okur musunuz?

BAŞKAN – Henüz gelen olmadı.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın Genç, makinede 230…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, bir şey demiyorum da, burada verdilerse, ben daha önce çok yakaladım onları.

BAŞKAN - Bu arada beklerken, Sayın Vural, bir söz talebiniz var, nedir konu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclis Başkanımıza bir müracaatımız olmuştu, o konuyla ilgili.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

 

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, vefat eden Son Gazi Mustafa Şekip Birgöl’e, Kurtuluş Savaşı’nın tüm şehitlerini ve gazilerini temsilen devlet töreni düzenlenmesine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın milletvekilleri, Değerli Başkanım; bilindiği gibi Kurtuluş Savaşı’mızın Son Gazisi Mustafa Şekip Birgöl vefat etmişti. Tabii, Kurtuluş Savaşı’nı yürütmüş Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, Türk milleti adına ona minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz, Son Gazimiz. Bu konuda Meclis Başkanımıza, Grubumuz olarak, Son Gazimize ve bundan önceki bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi temsilen bir devlet töreni düzenlenmesi konusunda girişimlerde bulunmasını Sayın Meclis Başkanımızdan istemiştik. Bugün öğrendiğim kadarıyla, Sayın Meclis Başkanımızın yaptığı girişimlerle, yarın Kurtuluş Savaşı’nı yönetmiş Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir tören düzenlenmesi mümkün olacaktır. Dolayısıyla Meclis Başkanlığımızın bu girişiminden dolayı çok teşekkür ediyorum. Türk milleti adına bütün gazilerimize, şehitlerimize minnet duygularımızı ifade etmek için bir fırsat olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Bakan, yerinizden buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, aslında önce bize söz verseydiniz, Sayın Bakan ondan sonra açıklama yapsa daha iyi olacaktı. Açıklamamız benzer bir konuda.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

3.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, vefat eden Son Gazi Mustafa Şekip Birgöl’e, Kurtuluş Savaşı’nın tüm şehitlerini ve gazilerini temsilen devlet töreni düzenlenmesine ilişkin açıklaması

 

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Vural’ın da söylediği gibi çok önemli bir olay. Son Gazimizin vefatı üzerine Bakanlar Kurulunda bu konuda yönetmelikte değişiklik yapıp, bir girişimde bulunmasıyla ilgili bir basın açıklaması yaptık CHP olarak. Aynı zamanda Meclis Başkanlığından bir talebimiz de oldu. Sanıyorum yarın 11.30’da burada bir tören düzenlenecek. Devlet töreni düzenlenecek. Biz, bu vesileyle bu duyarlılığa tercüman olan Hükûmete de teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Bakan.

4.- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, vefat eden Son Gazi Mustafa Şekip Birgöl’e, Kurtuluş Savaşı’nın tüm şehitlerini ve gazilerini temsilen devlet töreni düzenlenmesine ilişkin açıklaması

 

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gruplarımızın gösterdiği hassasiyete ben de teşekkür ediyorum.

Tüm gazilerimize ve şehitlerimize hepimizin minnet ve şükran borcu var. Son Gazimizin vefatı, üzücü haberi geldiğinde zaten biz Hükûmet olarak böyle bir törenin yapılması için gerekli hazırlıkları yapmak üzere Sayın Müsteşara Sayın Başbakan talimat verdi. Ben de bu konunun takipçisi olmaya çalışıyorum. Ayrıca Sayın Meclis Başkanlığımızın da bu yönde bir teşebbüsü oldu, gruplarımızın belki isteği üzerine. Dolayısıyla milletimizin arzusu gruplarımız aracılığıyla da gündeme gelmiş oluyor.

Yarın inşallah bu hazırlıklar tamamlandığında birlikte son görevimizi yapmış olacağız

BAŞKAN – 11.30…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Evet.

Bütün hassasiyetlere teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/605) (S. Sayısı: 275) (Devam)

 

 

1.      X - Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/605) (S. Sayısı: 275) (Devam)

BAŞKAN - Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı:                   251

Kabul:                                      219

Ret:                                           28

Çekimser                                     4(X)

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın Bakanın bir teşekkür konuşması vardır.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Son Gazimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

Burada verimli bir çalışma ortaya kondu ve Türkiye için son derece önemli bir kanun tasarısını kabul etmiş bulunduk.

Aslında bu, Türkiye serbest bölgelerine verilmiş bir sözdü. Bu serbest bölgeler için, mevcut ortamda üretim faaliyetleri başta olmak üzere tekrar Avrupa Birliğine girene kadar, tam üye olarak kabul edilene kadar bu faaliyetlerin devamlılığı sağlanmış oldu. Bundan dolayı teşekkürlerimizi arz ediyoruz.

Bu arada, biliyorsunuz 15 Haziran 1985 yılında yürürlüğe giren 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu, tarihinin açıkçası çok önünde bir kanundu. Hâlen daha maddeleri en az, en kısa kanunlardan ama en iyi işleyen kanunlardan bir tanesi olarak görülüyor. Yeni düzeltmelerle çok daha iyi bir noktaya geldi.

Tabii, ben -burada başından beri- 1984 yılından beri serbest bölgeyi o ilk kuran 5 kişiden biri olduğum için şu anda aramızda olmayan değerli amirlerimi, yöneticilerimi, başta Serbest Bölgeler Genel Müdürü Yalçın Alaybeyoğlu’nu, Genel Müdür Yardımcısı Ayhan Aybar’ı ve Genel Müdür Yardımcısı Sayın Mümin Özyurt’u huzurlarınızda bir kez daha rahmetle anmayı bir borç görüyorum. Çok çalıştılar. Zordu Türkiye'nin o döneminde bir serbest bölge felsefesini Türkiye’ye getirmek. O küçük kadro daha sonra bugün yaklaşık 24,5 milyar dolarlık dış ticaret hacmine ulaşan bir serbest bölge felsefesini getirdi Türkiye’ye. Toplam dış ticaretimizin yaklaşık yüzde 9’una ulaşan bir rakam, ciddi bir çalışma. Tabii eksiklikleri var. Ancak ben şuna bakıyorum: 2007 yılında yaklaşık 277 milyarlık bizim toplam dış ticaret hacmimizin 350 milyar dolara gelmesinde…

Serbest bölgeler kurulduğu sırada küçük, orta boy işletmelerin dünya ticaretinden yararlandırıldığı bir ortam sağladığı için son derece önemlidir. Yani Türkiye’nin dış ticaretle yeterince tanışmadığı bir dönemde, 1984’lerde kurulan serbest bölgeler, küçük, orta boy işletmelerimizi ve diğer işletmelerimizi dünya ticaretinden nasıl pay almaları gerektirdiğini gösteren bir kuvöz olarak onları orada dünya ticaretine hazırlamış ve büyük şirketler hâline getirmiştir. Bu geçiş çok önemlidir. En büyük faydalarından bir tanesi budur.

Tabii ki burada 637’si yabancı, 3.667 kullanıcı firma var. Burada 53.413 kişi, ki bunun 280’i hariç tamamı Türkiye’de, Türk vatandaşı ve sadece yabancı uyruklu 285 kişi var, elimizdeki kayıtlara göre. Bu normal istihdam rakamlarının üstüne dolaylı istihdamı da koyduğunuz zaman 200 bine yakın insan serbest bölgelerden ekmek yiyor. Dolayısıyla, bu çıkardığımız kanunun önemi bir kez daha rahatlıkla anlaşılabilir. Tabii, her işçi de burada kayıtlı, faaliyetler kayıtlı. Gönül ister ki daha fazla ihracat faaliyeti olsun. Ancak Türkiye’den bölgeye gelen 5 milyar dolarlık hacim ve serbest bölgelerden yurt dışına giden 3 milyar dolarlık hacim ciddi bir hacimdir. Bir zaman Türkiye'nin toplam ihracat rakamından daha yüksektir bu sadece ihracat rakamları. Tabii, Türkiye'nin ithalat-ihracat yansıması aynı şekilde serbest bölgelerde de ithalatın daha ağırlıklı, ihracatın daha az bir yapılanmasını getirmiştir, bu doğru, ancak üretim faaliyetlerinde çok başarılı olan serbest bölgelere baktığımız zaman, mesela Mersin Serbest Bölgemiz Orta Doğu’yla olan ticareti, yani bizim politikamız olan komşu ve çevre ülkelerle olan ticareti çok hızlı bir şekilde artırmıştır.

Antalya Serbest Bölgesi, başlı başına mega yat üretiminde -değerli milletvekilleri burada anlattılar- artık dünyanın en iyi mega yatlarını üretir hâle gelmiştir. Ege Serbest Bölgesinde üretim faaliyetini ağırlıklı görüyoruz; uzay kampı var ve Türkiye’de gençlerin ufkunun genişlemesine katkı sağlıyor. Havacılık endüstrisine çok önemli katkı sağlar yer hâline geldi. Dünya, şu anda, bütün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yine, aynı şekilde Kocaeli, Adana Yumurtalık Serbest Bölgelerinin gemi üretim alanında son derece başarılı çalışmaları var. İstanbul Atatürk Havalimanı Serbest Bölgemizden Hindistan’a yazılım ihraç ediliyor, o seviyede yazılım üretimi yapabilir durumdalar.

Ve tabii, bu kanun, bizim, Türkiye'deki serbest bölgeleri önümüzdeki dönemde ileriye doğru yeni bir moralle çok daha iyi noktalara getirecek bir çalışmayı da ortaya koymuştur.

Tabii, FOB bedelinin yüzde 85’ini yurt dışına ihraç eden firmaların istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretleri yine aynı şekilde gelir vergisinden müstesna tutmamız, bunu da Bakanlar Kurulunu yetkilendirerek burada yüzde 50’ye kadar çekebilmemiz, ciddi ihracatçı olan ama yüzde 85 şartını sağlayamayan firmaları da bu ihracat kervanının içerisine katacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle ben göstermiş olduğunuz gayretlere ve katkılara çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Hayırlı, uğurlu olsun.

2’nci sırada yer alan, Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/657) (S.Sayısı: 302) (X)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Geçen birleşimde 4’üncü madde üzerinde iki önerge işleme alınmış ve bunlardan en aykırı olan Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında kalınmıştı.

Şimdi Komisyon ve Hükûmetin katılmadığı bu önergeyi tekrar okutacağım ve oylarınıza sunacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Tasarının 4 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    M. Akif Hamzaçebi (Trabzon) ve arkadaşları         

Düzenleme yetkisi

Madde 4 – (1) Bu Kanunun Geçici 2 nci maddesi dışındaki hükümlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısının 4 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

“Madde 4 – (1) Bu Kanun uyarınca verilmesi gereken beyannamelerin şekil, içerik ve ekleri ile verileceği yeri ve Kanunun uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutayım, konuşacak mısınız ?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önerge ile Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Maliye Bakanlığına yetki verilirken, herhangi bir hukuki ihtilafa yol açmamak için, Kanun uyarınca verilecek beyannamelerin şekil, içerik ve ekleri ile beyannamenin verileceği vergi dairelerinin belirlenmesine ilişkin olarak da açık bir şekilde Maliye Bakanlığına yetki verilmesi sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 1’i okutuyorum:

 

GEÇİCİ MADDE 1- (1) Tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların 30/4/2009 tarihine kadar elde ettikleri kazançları da dahil olmak üzere;

a) Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumların iştirak hisselerinin satışından doğan kazançları,

b)Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlardan elde ettikleri iştirak kazançları,

c) Yurt dışında bulunan işyeri veya daimi temsilcisi aracılığıyla elde ettikleri ticari kazançları,

bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/5/2009 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması kaydıyla gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır.

(2) Tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumların tasfiyesinden doğan kazançları, 31/10/2009 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması kaydıyla gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Edirne Milletvekili Sayın Cemaleddin Uslu’ya aittir.

Buyurun Sayın Uslu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın geçici 1’inci maddesine ilişkin değerlendirmelerde bulunmak üzere, Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının genel gerekçesine baktığımızda, gerçek ve tüzel kişilerce sahip olunan para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesi, taşınmazların kayda alınması suretiyle millî ekonomiye kazandırılmasının hedeflendiği görülmektedir.

2007 yılının ortalarında Amerika Birleşik Devletleri konut piyasasında yaşanan olumsuz gelişmeler nedeniyle küresel finans piyasalarında uzun zamandan beri var olan istikrar ortamının bozulduğu ve likitidenin azaldığı, krizin derinleşmesi sebebiyle birçok ülkede banka ve şirket satın alınmasını ve birleşmesini de beraberinde getirdiği, faizlerin düşürüldüğü, mevduat garanti sınırlarının yükseltildiği ya da tüm mevduatların garanti altına alındığı bizzat Sayın Bakan tarafından da ifade edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, dünya yüzyılın ekonomik kriziyle nasıl boğuşabileceğini hesaplarken Hükûmet bir yıldır sorunun farkında olmadan beklemiştir. Yönetim bilimi stratejisindeki bir gerçeği bilgilerinize sunmak isterim. Birinci aşamada idareciler önce “Kriz yoktur.” diye inkâr ederler, ikinci aşamada “Kriz gelebilir, bizi de etkileyebilir.” dedikten sonra üçüncü aşamada birbirlerini suçlamaya başlarlar. Ne yazık ki olan bu ülkenin güzel insanlarına, vatandaşlarına olacaktır.

Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin tespit edebildiğimiz önemli sorunlarının bir kısmını şöyle sıralayabiliriz. Amerika Birleşik Devletleri belki de en büyük tarihî krizini yaşıyor. Devlet piyasaya 1929’dan beri en büyük müdahaleyi yaptı. Dünyada global mali sistemi de tetikleyen bu kriz Avrupa’yı, Rusya’yı, Hindistan’ı, Çin’i şimdiden etkiledi, mali yapıları altüst etti. Bu krizin şu veya bu şekilde Türkiye'yi etkilememesi beklenemez. Ancak şu anda olası krizin şiddetini Hükûmet tahmin edememiştir. Hükûmet Türkiye gerçeklerini görerek acil tedbirler almakta gecikmiştir. Son yıllarda borsaya gelen, dolaşan yabancı sermayeyle ayakta duran Türkiye ekonomisi eğer bu gezer tozar paralar çekilmeye başlarsa ne yapacaktır?

Geçen haftaki oturumda Sayın Bakanıma sormuştum: Türk bankaları ve bazı şirketler yabancı bankalardan büyük miktarlarda kredi kullanıyor. Bu paralar vaktinden önce geri çağırılırsa bu durum bankalarımızı, şirketlerimizi nasıl etkileyecektir?

Batı ekonomisi durağan bir döneme giriyor. Bu durağan süreçte Batı’da tüketim kısılacağı için Türkiye'nin bu ülkelere yaptığı ihracat ne miktarda düşecektir? Bu talep kısılması üretimi, istihdamı ne miktarda sekteye uğratacaktır? Üretime ara verme, işçi çıkarma, iç talebin de düşmesi sarmalı içine girilir mi? Bütün bunların toptan etkisi Türkiye ekonomisini ne derece etkileyecektir?

Değerli milletvekilleri, krize çözüm arayan ülkelerin bazıları hızla kararlar alarak uygulamaya koydular. Herhangi bir önlem almayan bazı ülkeler ise hâlâ çözüm arayışı içerisindeler. Krizin hemen bütün ülkelerde ciddi etkilerinin olacağı bilinmesine rağmen, alınacak önlemler konusunda bazı ülkeler aceleci davranmayarak diğer ülkelerin alacağı kararların sonucunu beklemektedirler; Türkiye de bunlardan birisidir. Krizin ülkemizi ne ölçüde etkilediği tartışmaları arasında, krizin ilk dönemlerinde herhangi bir önlem alınmayarak sadece “Kriz bizi etkilemez, bize bir şey olmaz.” diyerek halkı kandırmaya çalışan Hükûmet, özellikle halkımızın psikolojik yönündeki en önemli zaaf olan döviz fiyatlarındaki önemli artışlar sebebiyle, eyleme dayalı bir karar almış görünüyor.

Öncelikle bu tedbirlerin bir sonucu olarak önümüze getirilen bu tasarı, daha önce de gündeme gelmiş bulunan, yurt dışında bulunan ve meblağ olarak 100-150 milyar dolar olarak öngörülen bu paraların Türkiye’ye getirilmesini öngörmektedir. Bu tür paraların Türkiye’ye dönmesinin sağlayacağı fayda tartışmasızdır. Buna benzer konuda, daha önce, İtalya ve Almanya’da uygulamalar yapılmıştır. İtalya yurt dışında 500 milyar euro para olduğu varsayımıyla vergi oranlarını düşük tuttu, 60 milyar euro bir para girişi sağladı. Almanya vergi indirimi yapmadığı için para çekemedi. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu tür uygulamaların her ülkede farklı sonuçlar vereceğidir.

Burada temel problem, kanunların oluşturulmasında, gelecek paralara verilecek güvencelerde ve diğer bağlantılı mevzuatın oluşturulmasındadır. Bırakın vergi almayı, hiç vergi alınmasa dahi hukuk sistemimizdeki problemler sebebiyle duyulan endişeler hâkimken yüzde 2 vergi alınacağı şeklindeki hazırlanan bu tasarı ne kadar başarılı olabilecektir? Tahminimize göre, Türk şirketlerinin döviz yükümlülüklerini kapatmak için, varsa yurt dışındaki banka hesaplarında tuttukları dövizler bu tasarı kapsamında Türkiye’ye gelebilir. Aksi hâlde, Batı ülkelerinde, kaynağı belli olmayan bir parayı herhangi bir banka hesabına yatırarak “Hadi bunu Türkiye’ye havale edin.” demek imkânsızdır. Zira, Batı ülkelerinde bankaların “Nereden buldun?” süzgecinden geçmemiş paralar için belli bir kabul sınırı vardır. Bu sınırın üzerindeki parayı hesaba kaydetmezler, kara para aklama soruşturmasından çekinirler.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı ile yurt dışında olan varlıkların yanı sıra yurt içindeki para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil gibi varlıkların da beyanı imkân dâhiline alınmıştır. Buradaki fark, yurt içinde beyan edilecek varlıklardan yüzde 10 yerine -değişiklik önergesiyle düşürüldüğü üzere- yüzde 5 oranında vergi alınacak olması ve bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin fon hesabına kaydettikleri beyana konu varlıkları beyan tarihinden itibaren altı ay içinde sermayeye ilave edecek olmalarıdır. Aslında Türkiye’de şirketler sermaye artırdıklarında ortaklarına sermaye olarak koydukları paranın kaynağı zaten sorulmuyor. O hâlde bu düzenlemeye neden gerek duyuldu? Burada gizlenen asıl amaç nedir? Birilerine bir avantaj mı sağlanmak istenmektedir? Bu soruların cevabının verilmesi gerekir.

Değerli milletvekilleri, son verilere göre Türkiye'nin cari açığı 50 milyar doları bulmuştur. Dış borç toplamı tarihî rekor kırarak 284 milyar dolara ulaşmıştır. Reel sektörün borcu 140 milyar dolardır. Özel sektör kendini çevirmek için her yıl 50 milyar dolar dış borç bulmak zorundadır. Türkiye'nin nüfusu 2007 yılı sonu itibarıyla kabaca 70 milyon, çalışabilir insan sayısı 46,5 milyondur. Resmî işsizlik oranı yüzde 10, gerçekte ise yüzde 20 seviyelerindedir. Takriben çalışan her 2 kişi, işsiz 1 kişiye bakmak zorundadır. Ülkemizin 40 milyon civarındaki çalışan insanının cebinde tam tamına 38 milyon kredi kartı vardır. Bu kredi kartı sahiplerinin bankalara toplam 18 milyar dolar kredi kartı borcu bulunmakta, vatandaşların bankalara olan toplam borcu ise 115 milyar dolardır.

Bu rakamlar, Türkiye'nin dünya ile ne kadar entegre olduğunu ve ayrıca iç ekonomik dengelerin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Dünyada fırtına varken yağmurdan kaçmamız imkânsızdır. “Kriz ülkemizi etkilemez, teğet geçer.” söylemleri gerçekleri yansıtmamaktadır. Madem kriz yoktur, işler iyi gitmektedir, her şey güllük gülistanlıktır, o hâlde petrolün dünya piyasalarında 150 dolardan 60 dolara indiği bugünlerde yapmış olduğunuz yüzde 22, son bir yıl içinde toplam yüzde 82 doğal gaz zammını bu millete izah ediniz. Yoksa enerji piyasasında tekel olan BOTAŞ’ın yaklaşık bir yıl sonra piyasadan çekileceği ve enerji dağıtımının EPDK’dan izin alan birkaç şirket tarafından yapılacağı doğru mudur? Enerji ithali ve dağıtım yetkisi alan firmalar arasında yer alan Bosphorus, Çalık ve Shell gruplarının ortaklık yapıları nasıldır? Bu zammın anlamı, vatandaşın ümüğünün sıkılarak enerji ithal ve dağıtım yetkisi alan firmalar lehine yüksek kârlı bir ortam hazırlamak mıdır? Bu soruların cevaplanması gerekmektedir.

Bir zamanlar “Nereden buldun?” diyen ve bu soruyu davul zurnalarla yasalaştıran bir Maliyenin, bugün “Nereden bulursan bul!” demesinin ülke ekonomisinin nereden nereye getirildiğinin açık beyan itirafıdır. Dünyada meydana gelen global kriz bahanedir. Türkiye, bu krizi zaten yaşayacaktı. Çünkü cumhuriyet döneminde yapılan bütün büyük tesisleri yok pahasına satmanıza rağmen, Türkiye, 2006 yılında cari açığının yüzde 38’ini dış borçlanmayla karşıladı. 2008 yılında ise cari açığın yüzde 70’i dış borçlanmayla finanse edilmiştir. Birkaç ay önce cari açık için özel bir önlem…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMALEDDİN USLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

CEMALADDİN USLU (Devamla) – “Amerika Birleşik Devletleri’nde 784 milyar dolarlık cari açık var, onlar sorun yaşıyor mu?” yanıtını veren Sayın Başbakanın bu tasarıyı yüce Meclise göndermesi sorun olduğunun göstergesi değil midir? Hâlâ işlerin iyi gittiğinden bahsedebilir misiniz?

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla amaçlanan ve yurt dışında bulunan ülke insanımızın takriben 100-150 milyar dolar civarındaki parasının bir miktarı yanında, kaynağı belli olmayan menkul ve taşınmazların da ekonomiye kazandırılmasına yönelik bu girişimden beklenen faydanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini zaman gösterecektir.

Sözlerime son verirken sizleri bir kez daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uslu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bu yasa geldiği zaman, biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak yasanın bütününe karşı değildik, ama yasanın içeriğinde, eşitlik ilkesine aykırı, ülkedeki bazı şeylerin ilgili kurumlarla tartışılmadan emrivaki bir şekilde yapılması nedeniyle yasanın bu maddelerine karşı çıktık.

Biz grup olarak, bu ülkedeki üreten herkesin, bu ülkede kim üretiyorsa, üretim için, istihdam için, gelecek her tür paraya… Bırakın yüzde 2, yüzde 5 komisyon almayı, hiç para alınmadan işletmelere bu paranın girmesi ve işletmelerin de sağlıklı bir şekilde bu ülkeye değer katmasına hepimiz yürekten katılırız arkadaşlar. Yani önemli olan, bu ülkedeki üretimin, bu ülkedeki ulusal istihdamın, bu ülkedeki istihdamın ve bu ülkedeki tüm ekonomik faaliyetlerin istikrarlı bir şekilde yapılmasıdır. Biz, yasanın bu bacağına karşı değiliz. Gelsin paralar, üretime girsin, şirketlerimiz faaliyetlerini en iyi şekilde yürütsünler ve ülke insanımız aşsız, ekmeksiz kalmasın. Bu nedenle, biz, yasanın bu genel yapısına son derece katılıyoruz ama yasanın içeriğindeki bazı uygulamalarda yarın sorunlar olacağını söylemek de bizim görevimiz arkadaşlar.

Bir daha özetliyoruz: Biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, yasa Komisyona geldiği zaman, yine üretim açısından, istihdam açısından böyle bir yasaya imza atarız, ama bu yasanın içeriğinde uygulanmayacak ve eşitlik ilkesine aykırı maddeler var dedik ve görüşlerimizi de karşı oy yazımızda bildirdik. Yasanın bütününe karşı değiliz, yeter ki üretim olsun, istihdam olsun arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, bu ülkedeki istikrar, bu ülkenin ekonomik istikrarı, o ülkedeki insanların huzuru ve mutluluğudur. Tabii, küresel bir krizden geçiyoruz. Tabii, öncelikle, yasa geldiği zaman, bir şekilde burada bir haksızlık ve hukuksuzluk vardı, bir kısmı düzeltildi, verilen önergelerle bir kısmı düzeltilmeye çalışıldı ama yıllarca namusuyla, şerefiyle dürüstçe çalışan insanlarla bunu yapmayan insanları aynı kefeye koyarak birilerinin hakkını yemek de bize yakışmaz arkadaşlar. Birileri, yıllarca bu ülkenin üretimi için, bu ülkenin istihdamı için, bu ülkede katma değer yaratan ihracatı için dürüstçe, namusluca çalışacak, birileri bunu yapmayacak ve herkesi aynı kefeye koyacaksınız. Biz söylüyoruz, bir kuruş komisyon almayın. Üretime giren, istihdama giren, şirketlere sermaye olarak gelen bu paradan hiç komisyon almayalım ve üste verelim arkadaşlar. Onlara prim verelim. Ama, yüzde 2 ve yüzde 5’i geçirdiniz. Yani, önce biliyorsunuz yurt dışından gelene yüzde 2, yurt içinden gelene yüzde 10’du, daha sonra bunu bir önergeyle yüzde 5’e düşürdünüz. Her ikisi de para, her ikisi de işletmeye giriyorsa bunun farkı yok arkadaşlar. İşletmeye giriyorsa niye fark yaratıyorsunuz? Tabii, bu birinci etabı arkadaşlar.

İki: Burada biz, bu yasa geldiği zaman, aynen, Komisyonda arkadaşlarım, Komisyon sözcümüz dedi ki: “Bu paralar gelmez.” Niye gelmez? “Bu küresel krizde, tüm Avrupa’da bu bankacılık sektöründe tüm ülkeler güvence verdi. Güvence veren bir ülkeden paralar güvencesiz bir ülkeye gelmez.” dedik, ilk uyarımız buydu ve daha yasa başlamadan, geneli konuşulurken arkadaşlar. Ama, her ne hikmetse, yasanın tam… “Hayır, gelir” dediler. Gelmez. Peki, yasanın tam sonuna geldik, bitmek üzere yasa, teklifte yok, Hükûmet teklifinde yok, apar topar buraya ek madde… Nedir kardeşim bu? TMSF’deki güvence yetkisini Hükûmete alıyorlar.

Arkadaşlar, baştan bunu düşünmediniz mi? Biz söyleyince mi bunu getirdiniz?

Bu yetki TMSF’de var –ha, bu bir siyasi risk diyebilirsiniz- TMSF’de olan yetkiyi apar topar, sektörler tartışmadan, sektörün görüşü alınmadan, sektöre sormadan, kimsenin talebi olmadan… Acaba talebi olan mı var onu da bilmiyorum. Acaba talebi olan mı var? Böyle bir, buna ihtiyacı olan, güvenceye ihtiyacı olan kurum mu var onu da bilmiyorum. Çünkü biz sorduk, araştırdık, sektörün bilgisi yok. Sektörün bilgisi olmayacak, sektörün bilgisi olmadan ayaküstü ilave edilen bir maddeyi insanlar, hakikaten, hepimiz garipsiyoruz arkadaşlar.

Biz bu ülkedeki tüm insanların istikrar için, bu ülkenin geleceği için, bu ülkedeki paraların güvence altında olması bir hukuk devletinde… Biz buna karşı değiliz ama bu yetki var arkadaşlar. İlk söyledik arkadaşlar bunu, gelmez bu paralar.

Bir başka konu ise burada dürüst para ile dürüst olmayan para diyelim, aynı kefeye kondu. Daha sonra önergelerle bunun bir kısmı törpülendi ve yüzde 2 komisyonla insanların geçmişte açılan, bırakın maddi davaları, ceza davalarını ortadan kaldırıyordunuz, ceza davalarını.

Arkadaşlar, bu ülkede eşitlik ilkesi varsa, herkes kanun önünde eşit ise farklılıklar uygulanmaması lazım.

Tabii bu yasadan büyük bir gelir bekliyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, tabii, şirketlerimizin veya reel sektörün içinde olduğu koşullar o kadar zor ki sadece bu yasayla eğer siz reel sektörü düzeltmeyi, reel sektörün içinde olduğu koşulları düzeltmeyi düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Bugün reel sektör çok zor durumda. Bu yetmez.

Yıl sonuna kadar yaklaşık 8 milyar dolar, 2009’un ilk yarısında 20 milyar dolar bankaların sendikasyon borçları var. Artık bankalarımız dışarıdan dün olduğu gibi çok kolay borçlanamayacaklar, aynı faizle borçlanamayacaklar. Ha, bunlar için burada başka paketlerin, başka önlemlerin de alınması lazım. Ama sadece bir paket getirerek bununla eğer siz bunu aşmayı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Disponibilite oranları var, munzam karşılıklar var. Bir kere, bankaları rahatlatın. Tüm bankalar “Benim borcum var.” deyip, “Sendikasyon ödemem var.” deyip şimdiden piyasadan para çekmeye başladılar, kredileri geri çağırmaya başladılar; hatta hatta, arkadaşlar, kredi tasfiyesi için aldığı çeklerin -çekte vade olmaz ama, artık, bir de ticari kural oluştu Türkiye’de- bu vadeli çeklerin arkasını yazdırmaya başladılar.

Değerli arkadaşlarım, eğer bir piyasada istikrar bozulursa, reel sektör burada zora girerse… Tabii, bankalar geri ödeyecekler sendikasyon borçlarını ama bankaları başka önlemlerle rahatlatmak zorundayız ama biz bunu yapmıyoruz. Sadece bir güvence getirmekle sektörün tüm sorununu çözeriz diye düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.

Şu anda bankacılık sektörü ile reel sektör arasında bir sorun yaşanıyor. Bunu hepiniz böyle bilin. Piyasadan krediler geri çekiliyor, geri çağrılıyor, yeniden kullandırılmıyor. Reel sektör çok güç duruma düşmüştür ve hacizler başlamıştır. Vadesi gelmeyen çekler yazılıyor. Mutlaka bunun rahatlatılması lazım arkadaşlar. Sadece bu yetmez. Eğer Türkiye’deki küresel krizi sadece bununla önlemeye çalışıyorsanız çok yanılıyorsunuz, başka önlemlerin de alınması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Tabii, önce sektörle oturulması lazım. Yani, hem reel sektörle hem finans sektörüyle oturmanız lazım. Bir kere bunların birbirine olan inancını yeniden tesis etmeniz lazım. Bankalara, özellikle söylüyorum, disponibilite ve munzam karşılık yönüyle gerektiğinde her an yardım edeceğinizi bankaların bilmesi lazım. Bu sendikasyon ödemelerinde Hükûmet olarak her zaman yanlarında olacağınızı bildiği zaman piyasa, ilişkileri daha sağlıklı olur, daha güvenli olur, herhangi bir sorunla piyasa karşı karşıya gelmez arkadaşlar.

Piyasada bunlar yaşanıyor, bunu iletmek benim görevim, Komisyonda da ilettim, burada da ilettim. Şu anda finans kesimi ile reel sektör arasında soğuk savaş başlamıştır. Bunun adına güvensizlik deyin veya tedbir deyin veya sendikasyon ödemelerine hazırlık deyin, ama reel sektörü bitirmek üzere. Dikkatlerinize sunuyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

Şahıslar adına ilk söz talebi Bursa Milletvekili Sayın Necati Özensoy’a ait.

Sayın Özensoy burada mı?..

Bursa Milletvekili Sayın Sedat Kızılcıklı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEDAT KIZILCIKLI (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Varlıkların Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın geçici 1’inci maddesi hakkında konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii, çok büyük bir krizden bahsediyoruz. Bundan birkaç yıl önce Uzak Doğu krizini yaşadık, Arjantin krizini yaşadık, ama bu kriz 1929’daki o büyük krizden bile daha büyük diye uzmanlar tarafından ifade edildiği için gerçekten olağanüstü bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü, yaklaşık 300 milyon nüfusuyla dünya ekonomisinin de yüzde 25’ini elinde bulunduran Amerika Birleşik Devletlerin’de hemen hemen 10 trilyon dolara yaklaşan bir rakamdan, bir kriz ortamından bahsediyoruz. Tabii, bu kriz ortamının, Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan, merkezi Amerika Birleşik Devletleri’nde olan bu krizin de yavaş yavaş bütün dünya ülkelerine yayılması, yaygınlaşması son derece tabiidir.

Tabii, bu krizden az hasarla çıkmak için, etkilenmemek için bütün dünya ülkeleri de yeni önlemler alıyor; kimi mevduata garantiyi yükseltiyor, kimi bankalarını devletleştiriyor, kimi serbest piyasa ekonomisinden yavaş yavaş uzaklaşıyor. En önemli konu burada tabii ki krizi en az hasarla atlatabilmek. Tabii, Türkiye de böyle bir durumda hem özel sektör hem özel kurumlar hem de devlet kurumlarıyla tam bir iş birliği, tam bir güç birliği yaparak bu krizi en az hasarla atlatmak için gayret gösteriyor. Bu anlamda bütün kaynakların da seferber edilmesi için yeni çalışmalar yapılıyor. İşte bu kaynaklardan biri de yurt dışında elde edilen kazançların ülkeye kazandırılmasıdır. Yasa tasarısının geçici 1’inci maddesi de bunu düzenlemektedir.

Hepimizin bildiği gibi küresel ekonomide yurt içindeki bazı gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerimiz, ülkemizde yaptığı yatırımların yanı sıra yabancı ülkelere de yatırım yapmaktadırlar. Bu kapsamda gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri, yabancı kurumların hisse senetlerini satın alarak yurt dışındaki şirketlere iştirak etmekte ve kâr payıyla bu iştiraklerin satılması karşılığında gelir elde etmektedirler. Ayrıca, bu iştiraklerin tasfiye edilmesi sonucu kalan artı bakiyeden de pay almaktadırlar. Öte yandan, yurt dışında açtıkları şube iş yerleri veya daimî temsilcilikleri vasıtasıyla ticari kazanç elde etmektedirler.

Mevcut vergi mevzuatımızda yurt dışında elde edilen iştirak kazançları, iştirak hissesi satış kazançları ile ticari kazançlar belirli şartlarda kurumlar vergisinden istisna edilmektedir ancak öngörülen bazı şartların sağlanamaması hâlinde bu istisnalardan faydalanamamaktadır. Dolayısıyla mükelleflerimiz mevcut yasal düzenlemelerdeki şartları sağlayamadığı için vergi istisnasından faydalanamadığı durumlarda bu kazançları ülkemize hiç getirememekte, getirmemekte ya da beyana konu etmemektedirler. Bu nedenle, tasarının geçici 1’inci maddesiyle getirilen düzenlemeyle, yurt dışında elde edilen bu kazançlar belirli bir süre içinde ülkemize getirilmesi hâlinde hiçbir şartla sınırlı olmaksızın gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmekte ve söz konusu kazançların ülke ekonomisine kazandırılması amaçlanmaktadır. Bu yasaya göre, tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların 30 Nisan 2009 tarihine kadar elde ettikleri bazı kazançları gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmekte, bu istisna kazançlar tam mükellef gerçek kişi ve kurumların yurt dışında bulunan şirketlerin ortaklık paylarının veya hisselerinin satışından doğan kazançlarını, yurt dışında bulunan kurumlardan elde ettikleri kâr paylarını, yurt dışında bulunan şubeleri vasıtasıyla elde ettikleri kazançlarını kapsamaktadır.

Maddeye göre bu kazançların istisna edilebilmesi için tek şart, kazançların 31 Mayıs 2009 tarihine kadar Türkiye’ye getirilmesidir. Böylelikle, yaşanmakta olan küresel kriz nedeniyle Türk vatandaşlarının ortak oldukları yabancı şirketlerin hisselerini satmaları hâlinde bu satıştan doğan kazançların Türkiye’ye getirilmesi teşvik edilmektedir. Aynı şekilde, vatandaşlarımızın ortak oldukları yabancı şirketlerden elde ettikleri kâr paylarının da yurda getirilmesi özendirilmektedir ve böylelikle bu kazançların yeni bir kaynak olarak Türkiye’ye girişi sağlanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

SEDAT KIZILCIKLI (Devamla) – Hemen tamamlıyorum Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bu kazançların yurt dışından yurt içine getirilmesi ve bu kaynak seferberliğine katkı koyması, ilave olması tabii ki krize karşı daha dayanıklı olmamızı getirecektir, daha dayanıklı bir hâle getirecektir Türkiye’yi. İnşallah hep beraber yapacağımız iş birliğiyle, güç birliğiyle bu krizi en az hasarla atlatacağımızı ümit ediyorum.

Bu yasa tasarısının hayırlı olması temennisiyle yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kızılcıklı.

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 302 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın geçici 1’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanunla bir vergi affı getiriliyor yani kriz fırsat bilinerek. İşte, Tayyip Bey diyor ki: “Krizi fırsat bildik, kendi yandaşlarımızı zenginleştireceğiz.”

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Öyle bir şey demedi.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, ben geçen şeyde burada konuşurken Kemal Bey’e bir soru sordum: “Siz Foça’da 15 milyar liraya alıp bir süre sonra 1 trilyon 260 milyar liraya sattığınız taşınmazdan 1 trilyon 245 milyar lira kâr ettiniz. Bunu ne ettiniz, beyan ettiniz mi?”

Bakın, bu soru kendisine 2006’da soruluyor, hep suya gidiyor yani cevap verilmiyor. Şimdi bana dedi ki: “Efendim, biz bunu 2002 hesaplarımıza yazdık, noter kaydı var.”

Şimdi ben kendisine soruyorum: 2002 şimdi zaman aşımına uğramıştır. 2006’da niye bunları cevaplandırmadınız? Hakikaten, bunun vergisinin ödenip ödenmediğini bir milletvekili olarak öğrenmek istiyorum. O zaman, bu defterinizi getirin, biz burada bakalım. Yani hakikaten, bu 1 trilyon 265 milyar lirayı deftere kaydetti mi etmedi mi? Şöyle yapabilir: Şimdi, hani yekûna dâhil etmez, defterin bir sayfasına yazar, noter de getirir “Evet, bu defterin bu sayfasına yazılmış…” Ama sonra yazılmış, toplamlara dâhil edilmemiştir.

Şimdi, değerli milletvekilleri, ben maliyeci olduğum için vergi kaçakçılığının hangi hileler kullanılarak yapıldığını iyi bilirim. Onun için, biz rica ediyoruz, bunu bir öğrenelim, öğrenmemiz lazım yani.

Şimdi, 2006’da bu daha zaman aşımına uğramadığı zaman bunları söylemiyordunuz, şimdi söylüyorsunuz. Bunu lütfen ispat etmek zorundasınız. Aksi takdirde biz her vesileyle bunu söyleyeceğiz. Bu 1 trilyon 245 milyar liranın vergisinin -lütfen- hesabını vermek zorundasınız.

Şimdi, yine kulağımıza geldiğine göre, bu Gemlik’te bin dönüm arazi var Gübre Sanayisine ait. Bu bin dönüm araziyi 500 megavatlık ithal kömüre dayalı termik santral yapılma konusunda ciddi bir çalışma var. Bunun arazi değeri 200 milyon dolar. Bunu 83 milyon dolara özelleştirme yoluna gitmişsiniz ama özelleştirilen bu Gübre Sanayisinin depolarında da aşağı yukarı 50 milyon dolarlık ham madde var.

Şimdi soruyorum size: Acaba bu özelleştirmeyle sizinle yakın olan kişilerin bir ilgisi var mıdır? Olabilir ya… İnşallah yoktur. Yoksa -derseniz- biz de memnun oluruz ama bugün “yok” derseniz, yarına bu işin içinde bir şey çıkarsa orada artık sorumluluk kendinize ait.

Şimdi, değerli milletvekilleri, öyle bir kanun getirildi ki -yani tabii beş dakikada çok şey söylemek mümkün değil- bu kanunun uygulama esaslarıyla ilgili altıncı fıkrası çıkarıldı fakat beşinci fıkrası çıkarılmadı. Beşinci fıkrasında şöyle diyor bakın: Birinci ve ikinci fıkralarda bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle 1/1/2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin hiçbir surette vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamaz. Ancak, diğer nedenlerle bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra başlayan 1/1/2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin vergi incelemeleri sonucu gelir,  kurumlar ve katma değer vergisi yönünden tespit edilen matrah farkları mahsup edilir.

Arkadaşlar, siz bir yerde hâkim olsanız… Yarın bu kanun hâkimlerin karşısına gidecek. Yahu, “1/1/2008 tarihinden önceki dönemlerde hiçbir surette vergi incelemesi yapılamaz.” diyor. Ondan sonra herhangi bir surette başlanır. Yani bu fıkra çıkmadığı sürece, burada, Kemal Bey’le ilgili olarak eskiden başlanan naylon fatura, hileli vergi suçlarıyla ilgili suçlar affedilmiş oluyor. Birbirimizi kandırmaya gerek yok. Kanun çok açık. Hukuk mantığı olan ve kanunu anlayan kişi, tamamı, bu beşinci fıkra çıkmadığı sürece, bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1/1/2008 tarihinden önceki bütün mükelleflerin her birisi… Burada dedim ki, sordum sizlere: Ne kadar varlık beyan edecek? Diyor ki: “Beyan ettikleri varlıklar…” Bundan önceki af kanunlarında belli bir nispet konuyordu. İşte, beyan ettiği vergi matrahlarının şu kadarını beyan edenler aftan yararlanıyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Beyan ettikleri matrahın şu kadarını artıranlar yararlanacak. Diyor ki: “Beyan ettikleri varlıklar.” Yani, adam bin lira beyan etse bu varlık, bin lira beyan ettiği takdirde beş yıllık dönemleriyle ilgili hiçbir inceleme yapılmaz. İşte, beşinci fıkra bunu gösteriyor, “Hiçbir surette inceleme yapılmaz.” diyor. Yani, arkadaşlar, yarın yargı mercilerine gidecek, buna bağlı olarak şeyler. Bir vergi mahkemesi diyecek ki: “Yahu, hiçbir surette vergi incelemesi yapılmaz.” diyor. Ondan sonra nasıl inceleme yapacaksınız? Demek ki adam bin liralık bir varlık beyan edecek ve beş yıllığını vergi incelemesinden kurtaracak. Bunun anlamı bu. Başka bir şekilde anlayan varsa lütfen çıksın, bunu izah etsin. Şimdi, yani hukukçu olmanın da, maliyeci olmanın da bedeli bu. Ama maalesef, benim gördüğüm kadarıyla bu kanunla çok ciddi şekilde vergi kaçakçılığı eylem ve işlemleri affediliyor.

Şimdi, şu Eskişehir yolundan gelince çok büyük bir gökdelen yapılmış. Bazen “Bayraktar” yazıyor orada, bazen siliniyor. Peki, bunların hesaplarını incelediniz mi? Sayın Bakan, sizin çocuklarınızın, Tayyip Erdoğan’ın çocuklarının, ticaretle uğraşanların hesapları incelendi mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Neyse, tabii, zaman yetmeyince çok şey de söyleyemiyoruz.

İyi günler efendim.

BAŞKAN – Madde üzerinde soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Maliye Bakanımıza sormak istiyorum: 2008 yılı içinde ilk dokuz ay boyunca tahakkuk eden verginin ne kadar miktarı tahsil edilmiştir?

BAŞKAN – Tahakkuk eden verginin ne kadarı tahsil edilmiştir?

Evet…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Kayıtlarınızdaki kaç tane firma vergisini ödeyememiştir?

İkincisi de, özellikle esnaf ve iş adamlarında çok büyük oranda sıkıntılar mevcuttur. 2009 yılı içinde de herhalde verginin ödenmeme durumları vardır. Bunlarla ilgili bir önlem almayı düşünüyor musunuz? Ayrıca, başka tür vergiler getirecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru “Son ayda tahsil edilen vergilerin yahut da tahakkuk eden vergilerin ne kadarı tahsil edilmemiştir, bunlar kimden tahsil edilmemiştir?” diye sordular.

Şimdi, biz… Son ay, bizim, belli olan ay…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Son dokuz ay.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Son dokuz ay, hatta son onuncu ayı bugün açıkladık, bütçe rakamlarını da açıkladık.

Şimdi, bizim hedeflerimizin üstünde bir  tahsilat oldu. Vergilerde, son dokuz ayda, on ayda, hedeflerimizin üstünde oldu. Dolayısıyla, mesela bütçe açığını biz yılbaşında aşağı yukarı 17-18 milyar -yani akılda kalsın diye küsurları söylemiyorum, yuvarlak rakam söylüyorum- civarında düşünüyorduk, ondan çok daha az bir bütçe açığıyla bütçemizi kapatacağız ama şu var: Her sene -bizim bir tahsilat oranımız vardır; 91 olur, 92 olur, 93 olur- tahsilat oranları 90’ın üzerinde gider. Geride kalanlardan da tahsilatı da hızlandırabilmek için biz yeni bir tebliğ çıkardık. Bu tebliğde de dedik ki: Vergi borçlarını on sekiz aya yayıyoruz. Kasım sonuna kadar müracaat edenlerin vergi borçlarını on sekiz aya böleceğiz biz ve bu on sekiz ayda da faizi yıllık yüzde 3 tutacağız. Yüksek değil, yüzde 3 faiz uygulayacağız, bize müracaat edin, bundan da istifade edin diye biz bir tahsilat tebliği çıkardık. Böyle de mükelleflerimize bir kolaylık yaptık. Bunun sonucunda da işte ne olacak, hep beraber bunu da göreceğiz. Herhâlde mükelleflerimiz de bizim bu kolaylığımıza olumlu yanıt verecekler, cevap verecekler diye bekliyoruz. Durumumuz budur, arz ederim ama derseniz ki efendim bana bunu şirket şirket, şahıs şahıs derseniz, onu da vermemiz mümkün değil. Biliyorsunuz, vergi mahremiyeti var bizde. Ondan dolayı da…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Hayır, toplam sayı olarak.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Efendim?

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Mesela kaç kişi ödeyememiş?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayı olarak.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Yani şu anda ödeyemeyen, böyle hani mali kriz oldu, ödeyememe durumu oldu falan… Öyle bir durumla henüz biz daha karşılaşmadık. Yani eskiye göre…

Bakın arkadaşlar şimdi bana bir şeyi daha söylediler. Biz bütçe açıklamasında bunu açıkladık kamuoyuna, bütün hepsine açıkladık. Ocak-Ekim 2007 döneminde 123 milyar 833 milyon YTL vergi tahsilatı yapılmışken -yani geçen sene aynı dönemde, on aylık- bu yılın aynı döneminde yüzde 13,3 oranında bir artışla 140 milyar 321 milyon YTL vergi tahsil edilmiş, yıl sonu bütçe hedefinin yüzde 82’si bu dönemde gerçekleşmiştir. Arz olunur.

Peki, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yalçın…

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, başka vesilelerle Meclis kürsüsünden de ifade etmiştim, artık tapu daireleri haciz yazmaktan tapu işlemleri yapamıyor diye. Yeni bir uygulama başlatılmış zannediyorum, tapu dairelerinin haciz yazma işlemi kaldırılıp genel müdürlükte bir birim kurulduğunu arkadaşlar söylediler. Böyle bir birim kurulmuş mudur, bunun gerekçesi tapu dairelerinin haciz yazmaktan zaman bulamaması mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Evet, Sayın Yalçın “Tapu daireleri haciz yapmaktan vakit bulamıyorlar, şey bulamıyorlar.” diye, yani çok fazla bir haciz işlemleri olduğundan söylüyor.

Şimdi, tapu daireleri, takdir edersiniz, Bayındırlık Bakanlığımıza bağlı. Yani orada böyle bir daire teşekkül etti, ettirilmedi, ben şu anda da bilmiyorum ama Sayın Bakandan da öğrenip sizlere bildiririz ama bizim arkadaşlarımız diyor ki: “Öyle bir uygulama yok.”

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Yeni başladı diye haber aldık.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Yeni bir uygulama… Arkadaşlarım bana verdi. “Mutat, şimdiye kadar yapılan işlemlerin dışında yeni bir uygulama yok.” diye bana söylüyorlar ama esasını Bayındırlık Bakanlığımıza bağlı olduğu için onun vasıtasıyla öğrenip sizlere verebiliriz cevabını.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Madde üzerinde iki önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Tasarının Geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          M. Akif Hamzaçebi                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu               Mustafa Özyürek

                  Trabzon                                    Malatya                                     İstanbul

             Bülent Baratalı                               Ali Koçal                              Hulusi Güvel

                    İzmir                                     Zonguldak                                    Adana

“Geçici Madde 1- (1) Tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların;

a) Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlara ilişkin iştirak hisselerinin satışından doğan kazançları,

b) Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlardan elde ettikleri iştirak kazançları,

c) Yurtdışında bulunan işyeri ve daimi temsilcileri aracılığıyla elde ettikleri ticari kazançları

30/4/2009 tarihine kadar elde edilenler de dahil olmak üzere bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/5/2009 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmesi kaydıyla gelir veya kurumlar vergisinden müstesnadır.”

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

T.B.M. Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa tasarısının geçici Birinci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                   Kamer Genç

                                                                                   Tunceli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 302 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın geçici 1’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasıyla ilgili olarak verdiğim önergeyle ilgili konuşmak istiyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Biraz önce bütçe açığıyla ilgili bir konuşma yapıldı burada. Tabii, Maliye dahi kayıtlarını doğru ibraz etmiyor. Bakın, eylül ayına kadar diyorlardı ki: “Bütçe fazlamız var.” Eylül ayında 8,4 bütçe açığını gösterdiler. Ancak Telekom gelirinden, özelleştirmesinden 2,1 milyar, GAP projesinin finansmanı için kullanılan fon nakit fazlasından 5 milyar, işsizlik sigortasından elde edilen 1,3 milyar lirayı bütçe dışı gelirlerden buraya aktardılar, bütçe açığını bu kadar şey ettiler. Ayrıca, KEY ödemeleri bütçeden yapılmadı 2,8 milyar, bu Ziraat Bankasından yapıldı. Böylece bütçenin eylül ayı sonu itibarıyla net açığı 16 katrilyon lirayı geçiyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, hepiniz kendi bölgelerinize gidiyorsunuz. Oralara Maliye doğru dürüst bir ödeme yapmıyor ki. Her şeye ambargo koymuş. Bakın, bizim orada terör paralarının ödenmesi gerekiyor. İki seneye yakındır maalesef o insanlara 3 milyar, 5 milyar lira yani bir para ödenecek; adam evini terk etmiş, evi yanmış, tarlası yanmış, hayvanları telef olmuş, gidilmiş tespit yapılmış ama Maliye bir kuruş para göndermiyor. Yani siz bütün her şeyi sıkarsanız, ödemeniz gereken giderleri yapmazsanız, tabii ki bütçe açık verir, ama yani ondan sonra… Bir yatırım yapmadınız. Hükûmete geldiğiniz günden bugüne kadar Allah rızası için -yani üreten, işsizliğe çare bulan- bir yerde bir fabrika yaptınız mı? Bir yerde bir iş yeri açtınız mı? Yok böyle bir şey. Ancak işte seçim yatırımı için veyahut da belediyelere… Ankara Belediyesi ve İstanbul Belediyesine devletin büyük kaynaklarını şey ediyorsunuz. Dün burada Enerji Bakanıyla ilgili gensoru vardı. Enerji Bakanı ne diyor? “Arkadaşlar, ben size şimdi size bunları açıklarsam” diyor, “efendim, tahkime gittik. Tahkimde bunları aleyhimize kullanırlar.” Maliye Bakanı çıkıyor, burada diyor: “Arkadaşlar, ben bunları size söyleyemem, vergi mahremiyeti var.” Yahu, şimdi, siz, her şeyi bu Meclisten gizledikten sonra, sizin gizli emelleriniz uğruna yapılan birtakım işlemleri biz nasıl bulacağız? Zaten tahkime giderken orada bilinmesi gereken bilgiler herkeste var. Niye olmasın? Maksat, Meclise ve Türk kamuoyuna yanlış bilgi vermek.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu kanun geldiği zaman artık beş senelik vergi silinmiş demektir. Bu, tamamen, AKP iktidarları zamanında birçok insanlar haksız kazanç sağladılar. İşte biraz önce söyledim, tam anlatamadım şey zamanında. Eskişehir yolunda, gelirken çok büyük bir gökdelen var, bazen oraya “Bayraktar” yazıyor, bazen onu siliyorlar. Bu paralar neyle kazanıldı beyler? Bu paraları neyle kazandı? Vergileri verildi mi? Türkiye’de vergi denilen bir inceleme sistemi kaldırıldı. Ben, biraz önce burada söyledim, ne kadar vergiden uzlaşmaya gidildi. Maalesef vergi denetimleri kaldırıldı. O zaman bu kadar vergi inceleme elemanları -vergi incelemesini de kaldırıyorsunuz- boşu boşuna… Bunların da görevine son verin, ondan sonra devlet hiç olmazsa bunlara para ödemesin. Yani, orada hesap uzmanı var, maliye müfettişi var, gelir kontrolörü var, vergi denetmeni var, defterdar, vergi daireleri inceleme yapma yetkilerine sahip. Getiriyorsunuz, şu kanunla bütün inceleme yetkisini kaldırıyorsunuz. Kaldırırken de devlete bir fayda getirin yani, hiç olmazsa bir fayda getirin. Tamam, ondan sonra, bu kanun yürürlüğe girdikten sonra, hiçbir surette inceleme yapılmayacak. İşte adam beyan edecek, vicdanına göre kaç lira varlık beyan edecekse o varlığa göre bir beyanda bulunacak ve ondan sonra da aftan yararlanacak. Ne kadar güzel! O zaman bu devletin problemleri neyle halledilecek? Ben bunu öğrenmek istiyorum.

Benim verdiğim şeyde, zaten bu kurumlar vergisinde iştirak kazançları istisnası var, iştirak hisseleri istisnaları var. Bunlar kurumlar vergisinin de 5’inci maddesinde belirtilmiş. Getirilen bu (a) ve (b) fıkraları ile o istisnadan yararlanmak için ön koşulan şartları ortadan kaldırıyorsunuz. Ayrıca da 31/5/2009’a kadar yani çok büyük bir zaman veriyorsunuz. Bu kanun yürürlüğe girdikten sonra artık vergi denen bir kavram kalmıyor. Zaten bu Hükûmetin bütün hesabı  kazanandan vergi almak değil sayın milletvekilleri. Tamamen vasıtalı vergiler, her gün benzine zam, doğal gaza zam, elektriğe zam, ondan sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) - …haram paraları kazananlar getirsin, yurt dışında keyiflerine baksın, ondan sonra da getirip vergi de vermesin.

Şimdi bir de çifte vergilendirme var. Yani yurt dışında ikametgâhı olanlar nasıl Türkiye’ye para getirecekler? Orada çifte vergilendirme kanununa göre -biz de kabul etmişiz- o anlaşmalara göre yurt dışında ikametgâhı olan insanlar Türkiye’ye getirip de vergi beyanında bulunamazlar. Bulundukları zaman yurt dışındaki ilgili devlet bunun sırtına yapışacak “Kardeşim, sen nasıl benim memleketimde hem ikamet ediyorsun hem de gidip Türkiye’de bunun vergisini vereceksin, böyle bir şey olur mu?” Yani konular enine boyuna tartışılmadan, böyle, işte, maalesef burada getirilen metinde ne olduğu belirtilmeden kanunlar getiriliyor. Bence bu maddenin şeyine de gerek yok zaten. Aslında, zaten uygulama esaslarıyla ilgili beşinci fıkrada her şeyi halletmişsiniz. Herkes, vergi kaçakçıları kurtulup gidecek. Ondan sonra bakalım bir de kriz gelirse göreceğiz. Arkasından, temenni ederim ki varlık vergisi getirme peşine düşmezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Tasarının Geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                            M. Akif Hamzaçebi (Trabzon) ve arkadaşları

“Geçici madde 1- (1) Tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların;

a) Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlara ilişkin iştirak hisselerinin satışından doğan kazançları,

b) Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlardan elde ettikleri iştirak kazançları,

c) Yurtdışında bulunan işyeri ve daimi temsilcileri aracılığıyla elde ettikleri ticari kazançları

30/4/2009 tarihine kadar elde edilenler de dahil olmak üzere bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/5/2009 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmesi kaydıyla gelir veya kurumlar vergisinden müstesnadır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Başkan, takdire bırakıyoruz ancak burada bir redaksiyon ihtiyacı var, eğer kabul edilirse bu önerge.

“Geçici 1’inci maddenin birinci fıkrası” şeklinde değerlendirilmeli. Aksi hâlde, bu şekliyle kabul edilirse ikinci fıkrası kaldırılmış oluyor. O nedenle bu redaksiyonla birlikte takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Bu redaksiyonla beraber okundu, tutanaklara da girdi, düzeltildi.

Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Ali Koçal konuşacak efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, zaten katılındığı için konuşma olmaz.

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılıyorlar zaten, konuşma olmaz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Komisyon katılamıyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Koçal.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öyle anlıyorum ki bu önergemiz kabul edilecek. Bundan büyük bir memnuniyet duyuyorum ama gene de biz söyleyeceklerimizi söyleyelim, hem bu arada bilgilerimizi tazelemiş olalım.

Tabii, hemen sözlerimin başında belirtmeliyim ki bu kanun tasarısının Parlamento gündemine bugün gelmiş olması, aslında AKP İktidarının altı yıldır uyguladığı ekonomik politikaların iflas ettiğinin bir göstergesidir. Bunu tespit etmemiz lazım. Yüzde 47 oy alarak iktidara gelen AKP, ülke ekonomisini yönetmeyi becerememiş, her geçen gün ekonominin biraz daha bozulmasına neden olmuştur. Bozulan ekonomiyi bozulmamış ve küresel krizden etkilenmemiş gibi göstermek için de “Hamdolsun” gibi söylemlerle vatandaşımızın dinî duyguları kullanılarak durum kurtarılmaya çalışılmıştır. AKP İktidarı sorunlara çözüm bulmak yerine sorunları öteleyerek vatandaşımızı altı yıl boyunca aldatmıştır. Yaşanmakta olan ekonomik krizin faturası dar gelirli vatandaşlarımızın sırtına yüklenmiştir.

BOTAŞ, EGO’dan ve EÜAŞ’tan alacaklarını tahsil edemeyince işin kolayını bulmuş ve doğal gaza bugüne kadar hiç olmamış ve yaşanmamış bir oranda zam yapmıştır. Doğal gaza yapılan yüzde 22,5 oranındaki zam vatandaşımızı yaklaşmakta olan kara kışta kara kara düşündürür olmaya başlamıştır. Vatandaşımız bu durumun içinden nasıl çıkacağını, kışı nasıl geçireceğini kara kara düşünürken peki AKP İktidarı ne yapmaktadır, ona bir baktığımızda, yine “Hamdolsun durumumuz iyi.” diyerek vatandaşla alay etmektedir.

AKP’nin bu davranışının yaklaşmakta olan mahallî idareler seçiminde vatandaşlarımız tarafından değerlendirileceğinden ve AKP’ye gereken dersin verileceğinden de emin olmamız gerekiyor.

Aslında bugün Parlamento gündemine getirilen tasarı hiç de yabancısı olmadığımız ve ekonomik olarak sıkıntıya düşüldüğünde başvurulan yollardandır. 2002 yılında benzer düzenlemeler yapılmıştı biliyorsunuz  hatta 1999 yılında 4369 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme vergi sistemimizde “mali milat” olarak da isimlendirilmişti ancak yapılan düzenlemelerin sonuçları kamuoyuyla o zaman paylaşılmamıştı. Şimdi yapılan bu tür düzenlemeler neticesinde elde edilen sonuçların kamuoyuyla paylaşılması, kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesi önemlidir. Bu nedenle, tasarının kanunlaşması hâlinde uygulama sonuçlarının kamuyla paylaşılması konusunda Hükûmet şimdiden gereken tedbirleri almalıdır diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tür düzenlemeyi olumlu karşılıyoruz kuşkusuz zira küresel kriz ortamında reel sektörün önüne böyle bir olanağın konulmasında bir sakınca bulunmamaktadır. Ancak tasarıda yer alan bazı düzenlemeler tasarıyı ana amacından uzaklaştırmaktadır. Örnek vermek gerekirse yurt dışından getirilen tasarrufların türleri arasında ayrım yapılmaksızın tamamının yüzde 2 oranında vergiye tabi tutulmasını kanundan beklenen sonucun başarıya ulaşması önündeki en büyük engellerden biridir diye düşünüyoruz. Oysa tasarrufların yurt içinde devlet iç borçlanma senetlerinde değerlendirilmesi veya şirkete sermaye olarak konulması hâlinde vergilendirilmemesi, yaşanmakta olan küresel kriz ortamında daha uygun bir yaklaşım olurdu diye düşünüyoruz.

Bir başka eleştiri ise, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin sermayeye ilave edecekleri değerlerde yüzde 5’lik vergi oranının çok yüksek olduğu yönündedir. Yüksek sayılabilecek bu yüzde 5’lik vergi oranı, kanunun başarıya ulaşmasının önündeki bir başka engel olarak görülmektedir.

Yine tasarının 3’üncü maddesinin (5) numaralı fıkrası ile aynı maddenin (1) numaralı fıkrasına uygun olarak belirli varlıkların belirli sürelerde ülkeye getirilmesi kaydıyla ceza soruşturması veya kovuşturması yapılamayacağı düzenlenmiştir. Tasarı, kanunun yürürlüğü tarihinden önce yapılan veya yapılmakta olan soruşturma ve kovuşturmalara yönelik herhangi bir hüküm getirmemiştir. Bu şekildeki düzenleme daha önce yapılmış veya hâlen devam eden soruşturma ve kovuşturmaları da kapsamına alacak niteliktedir. Bu yönüyle tasarı ceza hükümleri yönünden af mahiyetindedir.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin yürüttüğü borç ekonomisinin yükü, ülkemiz ve halkımız tarafından artık taşınamaz noktaya gelmiştir. Bu Hükûmetin yüksek faizlerle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN -  Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

ALİ KOÇAL (Devamla) -  …ve borcu borçla kapatma anlayışıyla sürdürdüğü politikalarla ekonomi halkın sırtına bindirilmiştir. Herkes zor durumdadır.

Türkiye’de ekonomi gelişmiyor, büyüme yavaşlıyor, refah düşüyor, fabrikalar ve iş yerleri kapanıyor, işsizlik artıyor. Türkiye, AKP İktidarı döneminde yolsuzluk, dolandırıcılık, rüşvet, imar rantı vurgunu batağına sürüklenmiştir. Sanayi üretiminde son yılların en kötü dönemi yaşanmaktadır. Türkiye, içinde bulunduğu krizi “hamdolsun” diyerek geçiştirecek bir durumda değildir ve bu Hükûmet çiftçiye destek değil, köstek olmaktadır.

Bu iktidar  döneminde uygulanan çarpık politikalarla tarım neredeyse tamamen dışlanmış, çiftçinin giderek yoksullaşmasına, tarım sektörünün hızla gerilemesine neden olmuştur. Hakkını arayan çiftçi azarlanmış, onuru kırılmıştır. Zor koşullarda üretim yapmaya çalışan çiftçinin ise…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koçal.

ALİ KOÇAL (Devamla) – Peki, ben de teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 2’yi okutuyorum:

 

GEÇİCİ MADDE 2- 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 63 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında sigortaya tabi olacak tasarruf mevduatının ve gerçek kişilere ait katılım fonlarının kapsamını ve tutarını belirlemeye ilişkin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kuruluna verilen yetkiler, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl süreyle doğrudan Bakanlar Kurulu tarafından kullanılır. Bakanlar Kurulu, bu süre içerisinde tasarruf mevduatının ve gerçek kişilere ait katılım fonunun yanı sıra, sigortaya tabi olacak diğer mevduatın ve katılım fonlarının kapsamını ve/veya tutarını ve sigorta kapsamı dışında tutulacak mevduat ve katılım fonlarının niteliğini belirlemeye de yetkilidir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, önerge hakkında tekriri müzakere isteyelim.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı.

Buyurun Sayın Kalaycı.

 

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın geçici 2’nci maddesi hakkında görüşlerimizi ifade etmek üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle muhterem heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan tasarının geçici 2’nci maddesiyle, özü itibarıyla, mevduata verilecek güvence konusundaki Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulunun yetkileri iki yıl süreyle Bakanlar Kuruluna verilmektedir. Bu madde Hükûmet tarafından kabul edilen tasarıda bulunmamakta olup 30 Ekim 2008 günü Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan müzakereler esnasında iktidar partisi milletvekillerince tasarıya ilave edilmiştir. Mevduata, güvence verilmesi yetkisinin tasarıya ilave edildiği günden tam bir hafta önce, 23 Ekim 2008 tarihinde, Sayın Başbakan Başbakanlıkta düzenlediği bir basın toplantısında mevduata, güvenceye karşı bazı sözler sarf etmiştir. Sayın Başbakan diyor ki: “Mevduat olayına gelince biliyorsunuz bizim eski rakamla 50 milyar liraya kadar mevduata garanti vardı. Niçin biz bu kararı aldık? Bizden önceki dönemde yüzde 100 mevduat garantisiyle ülkemizde hazinenin, milletin nasıl söğüşlendiğini gördüğümüz için bu kararı aldık.” Böyle diyor Sayın Başbakan. Yine aynı konuşmada “Mevduat garantisi de olduğu için ‘Bunun sonunda ben vurgunu vururum, arkasından da bunu hazine öder.’ anlayışıyla yaklaştılar ve o zamanki rakamlarla 46 milyar dolar gibi bir borcu maalesef bu ülke, kasasından ödedi. Biz şimdi milletimize aynı şeyi ödetmeyiz.” diyor Sayın Başbakan ve daha sonra toplam mevduatın yüzde 45’inin 50 milyar liranın altında olduğunu, bu talebin yüzde 55’lik kesimin talebi olduğunu belirterek buna karşı çıkan bir konuşma yapıyor. Bu açıklamadan tam bir hafta sonra da tasarıya, mevduata iki yıl süreyle tam güvence verilmesi yetkisini Hükûmete veren bu madde ilave ediliyor. Peki ne oldu, ne değişti bir haftada? Şimdi de ben size soruyorum: “Bunun sonunda ben vurgunu vururum, arkasından da bunu hazine öder.” anlayışıyla mı bu düzenlemeyi getiriyorsunuz? Milleti söğüşleyecek misiniz? Vurgun mu vuracaksınız? Sayın Başbakanın sözlerinin başka bir anlamı var mı?

Mevduata yüzde 100 güvenceyi kim kaldırdı, ona bakalım. Mevduat sahiplerinin bankalardaki tasarruflarına yüzde 100 devlet güvencesi 1994 yılında ülkemizde yaşanan bankacılık krizinde uygulamaya konulmuştur. Yıllarca sürdürülen bu uygulamaya 57’nci Hükûmet döneminde son verilerek 31/5/2000 tarihli ve 2000/682 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile tasarruf mevduatının 31/12 tarihine kadar 100 milyar Türk Lirası, 1/1/2000 tarihinden itibaren 50 milyar Türk Lirası sigorta kapsamına alınmıştır. Diğer bir ifadeyle, mevduattaki devlet güvencesi uygulaması 1 Haziran 2000 tarihinden itibaren belirli bir miktar ile sınırlandırılarak tedricen terk edilmiştir.

Kasım 2000 ve Şubat 2001 döneminde yaşanan kriz nedeniyle, Hükûmet geçici bir tam garanti duyurusunda bulunmuş, bu kapsamda BDDK söz konusu garantinin uygulamasıyla ilgili olarak 15 Ocak 2001 tarihinde karar almıştır.

AKP döneminde de mevduata tam güvence verilmiştir. BDDK’dan yapılan 4 Temmuz 2003 tarihli basın açıklamasından aynen okuyorum: Biliyorsunuz, o tarihte bir banka daha Fon kapsamına alınmıştı: “Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 3/7/2003 tarihli ve 1083 ve 1084 sayılı kararları uyarınca 3/7/2003 tarihinden itibaren Türkiye’de faaliyet gösteren ve mevduat kabulüne yetkili bulunan tüm bankaların yurt içi şubelerinde gerçek kişiler tarafından açılmış bulunan Türk lirası cinsinden tasarruf mevduatı ile tasarruf mevduatı niteliğini haiz olan repo ve döviz tevdiat hesaplarının anapara faiz tutarlarının toplamının tamamı sigorta kapsamındadır. Diğer yandan 5/7/2004 tarihinden itibaren sigorta kapsamı 50 milyar Türk lirası olarak uygulanacaktır. “ Yani mevduatta devlet güvencesi uygulamasının 50 milyar Türk lirasıyla sınırlandırılması 57’nci Hükûmet tarafından kararlaştırılmış, krizin baş göstermesi üzerine geçici bir süre tam güvence kararı alınmış, daha sonra AKP Hükûmeti döneminde de mevduata tam güvence verilmiş ve bu uygulama 5 Temmuz 2004 tarihine kadar sürdürülmüştür.

Bakanlar Kurulu kararları, BDDK ve TMSF kararları ve basın açıklamaları burada, isteyene takdim edebilirim. Dolayısıyla, kamuoyunu doğru bilgilendirmek gerekmektedir. Eksik ve yanlış bilgilerle milletimizi aldatmaya ve kandırmaya çalışmak doğru bir siyaset anlayışı değildir. Lütfen, dürüst olalım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakan, batan bankalar konusunu sürekli gündeme getirmekte, eksik ve yanlış bilgiler vererek Milliyetçi Hareket Partisine de iftiralar atan beyanlarda bulunmaktadır. Gittiği her yerde bu konuyu konuşan Sayın Başbakan, Milliyetçi Hareket Partisinin ismini de zikrederek “57’nci Hükûmet döneminde bankalar batırıldı, hortumlandı; parasını millet, hazine ödedi. Peki, bu İktidar döneminde Fon’a devredilen bir banka var mı? Yok. Fon’a devredilen tek banka olmadığı için bundan rahatsız oluyorlar.” diyor. Bir defa, batan banka sayısı 21, bunların 17’si 57’nci Hükûmet döneminde, ki bunun 5’i daha 57’nci Hükûmet hükûmete gelir gelmez batık duruma gelmiş, 1’i de AKP döneminde. Yani Başbakana biriniz söylesin, AKP döneminde de Fon’a devredilen banka var.

Bu bankalar neden battı, nasıl hortumlandı, buna bakalım: BDDK raporlarına bir bakma zahmetinde bulunursanız gerçekleri göreceksiniz. Sadece 2000-2001 değil, 2002-2003 BDDK raporlarında da açıklıkla bu konu yer almaktadır. Bankaların batması ve krizin nedenlerinin 1990-99 döneminde uygulanan politikaların ve gelişmelerin olduğu raporlarda çok net olarak vurgulanmaktadır. Biriken sorunların patlak verdiği ifade edilmektedir. “Kamu bankalarının öncelikle 1990’ların başından itibaren bütçe kısıtları nedeniyle tahsil edilemeyen görev zararı alacaklarının yarattığı finansman ihtiyacı ve ekonomik etkinliğe ters düşen müdahaleler, kamu bankalarının iyi yönetilmemesi ve asli fonksiyonlarının dışında görev verilmesi bu bankaların mali yapılarının oldukça bozulmasına neden olmuştur.” diyor. 1999 yılı itibarıyla kamu bankalarının biriken görev zararı alacakları bu bankaların aktiflerinin yaklaşık yüzde 50’sine ulaşmış, Ziraat ve Halk Bankasının toplam görev zararı millî gelirin yüzde 13,2’sine yükselmişti. Kamu bankalarının finansman ihtiyaçlarını kısa vade ve yüksek maliyetle piyasadan karşılamaları hem bu bankaların zararlarının gittikçe artmasına hem de mali piyasalarda faiz oranlarının yükselmesine yol açmıştır. Kamu bankaları bankacılık işlevlerini yerine getiremez hâle gelmiş, makroekonomik istikrarsızlık -90-99 döneminde- yüksek kamu açıkları, kamu bankalarının sistemi bozucu etkisi ve yetersiz risk yönetimi gibi faktörler, bankacılık sektörünü olumsuz yönde etkilemiş ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi zorlaşmıştır. Bankacılık sistemi, 98 yılının ikinci yarısından itibaren sürekli olarak Merkez Bankasından yüksek miktarda ve maliyette likidite sağlamak zorunda kalmıştır. Yasal ve kurumsal düzenlemelerin bankacılık sistemine girişinin kolay olması nedeniyle sektör çok büyümüş ve banka sayıları hızla artmıştır. 90 yılında 64 olan banka sayısı 99 yılında 81’e yükselmiştir. 57’nci Hükûmet döneminde bir tane banka kurma izni verilmemiştir, üzerine basa basa söylüyorum. Mevduata yüzde 100 güvence uygulamasını 57’nci Hükûmetten önceki hükûmetler durdurmamış, devam ettirmiş, hortumlamaya fırsat vermiştir.

Peki, MHP ne yaptı? 57’nci Hükûmet ne yaptı? Önce, çıkar amaçlı suç örgütleriyle mücadele konusunda kapsamlı bir düzenleme yaptı. Yolsuzlukların üzerine amansız ve tavizsiz bir şekilde giderek kamuoyuna kod adlarıyla yansıtılan kırktan fazla büyük operasyonla, maddi boyutu onlarca katrilyon lirayı bulan yolsuzlukların ortaya çıkarılmasını sağlamıştır. Yine, Türk ekonomisi ve bankacılık sektörünü güçlendirecek yapısal reformlar gerçekleştirmiştir. Hükûmet kurulur kurulmaz, Haziran 1999 ayında çıkarılan Bankalar Kanunu’yla bankacılık sistemi yeniden düzenlenmiştir. BDDK kurularak bankacılık sektörünün denetim ve gözetimi özerk olan bu Kuruma devredilmiştir. Banka ortaklarının ve yöneticilerinin şahsi sorumlulukları artırılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Mevzuata aykırı davranışlar nedeniyle ilk kez idari ceza sistemi getirilmiş, adli cezalar ise önemli ölçüde artırılmıştır. Kamu bankaları yeniden yapılandırılmış, verimsiz şubeleri kapatılmış, görev zararı alacakları tasfiye edilmiş, kamu bankalarının faaliyetlerini etkinlik ve verimlilik ilkeleri çerçevesinde yürütmeleri doğrultusunda her bankanın ihtisas alanında kredilerini kaynak maliyetlerini dikkate alarak sürdürmeleri sağlanmıştır. Kamu bankaları gecelik borçlanmalardan kurtarılmıştır.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, daha sayacak birçok konu var o dönemde gerçekleştirilen. Bizim tavsiyemiz: Sayın Başbakan özellikle Milliyetçi Hareket Partisine yönelik iftiralarını bir an önce bıraksın ki elinin altında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun raporları var. 57’nci Hükûmet döneminde neler yapılmış, öncesinde neler yapılmış, krizin sorumlusu, batan bankaların sorumlusu kimler, çok net olarak oralarda yer almaktadır.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Madde üzerinde gruplar adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Faik Öztrak’ta.

Buyurun Sayın Öztrak. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının geçici 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz yılın ortalarında gelişmiş ülkelerin mali sistemlerinde başlayan dalgalanma son iki ay içerisinde tam anlamıyla küresel bir krize dönüşmüştür. Bundan tüm dünya etkilenmeye başlamıştır ancak ülkelerin bu krizden etkilenme derecesi iktidarların krizi nasıl yönetebildiklerine, krizi doğru okuyup okuyamadıklarına, krize karşı etkin tedbirler ve stratejiler geliştirip geliştiremediklerine ve iç ekonomik dengelerin ne durumda olduğuna bağlıdır.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin ekonomik krize karşı alınacak tedbirler konusunda strateji eksikliğinin en önemli örneklerinden biri, huzurunuzda bulunan, mevduata verilen güvencenin kapsam ve tutarını belirleme yetkisini iki yıl süreyle Bakanlar Kuruluna veren yasa maddesidir.

Sayın Başbakan ekim ayının 23’ünde yaptığı değerlendirmelerde, mali sistemin son derece sağlıklı olduğunu, tasarruf mevduatına verilen güvencenin artırılmasının mali sistemde bir zafiyet işareti olarak değerlendirilebileceğini ifade etmiş ve böyle bir karara karşı çıkmıştır. Benzer ifadeler Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanı tarafından da dile getirilmiştir. Buna karşın, 30 Ekim 2008 tarihinde yani tam bir hafta sonra Komisyonda bir son dakika önergesiyle bu madde yüce Meclisin huzuruna getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, hâlihazırda Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların yurt içi şubelerinde gerçek kişiler adına açılmış olan ve ticari işlemlere konu olmayan tasarruf mevduatı ve katılma hesaplarının 50 bin YTL’ye kadar olan kısmı sigorta kapsamındadır ve bunun kapsamını ve tutarını değiştirme yetkisi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulundadır. Hâl böyleyken Hükûmet, üzerinde konuştuğum düzenlemeyle hem bu yetkiyi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulundan almakta hem de sigortaya tabi olacak mevduatın ve katılım fonlarının sınırını ve kapsamını genişletme imkânına kavuşmaktadır. Böylece Hükûmet, yalnızca tasarruf mevduatına değil, uygun bulduğu diğer mevduatlara da güvence getirebilecek ve bu güvencenin sınırını dilediği şekilde belirleyebilecektir.

Şimdi, daha on gün öncesine kadar “Mali sistemimizde sorun yok, dolayısıyla ek güvenceye de gerek yok.” denilirken şimdi böyle bir düzenlemenin getirilmesi, Sayın Başbakanın tabiriyle, sisteme yönelik zafiyet algılamasını artırmayacak mıdır? Ya da “Genelde sistem sağlıklıdır ama Hükûmet birilerine özel elbise mi dikmeye çalışıyor?” sorusunu akla getirmeyecek midir?

Değerli milletvekilleri, 2005 yılından bu yana özel sektör borçluluğundaki hızlı artışı her dile getirdiğimizde, Sayın Başbakan ve bakanlar, borcun özel sektöre ait olduğunu, kamuyu ilgilendirmediğini ve piyasanın işleyişine karışılmaması gerektiğini söylemekteydi. Biz ise sistemik bir kriz ortamında özel sektöre ait borçların bir gecede kamu borcu hâline gelebileceğini, burada hesabın iyi yapılması gerektiğini söylüyorduk.

Sayın milletvekilleri, mevduata verilen devlet garantisinin boyut ve kapsamının genişletilmesi, aslında bankaların o bankada parası olan vatandaşlara borcunun, verilen garanti neticesinde, kriz anında, devletin borcu hâline gelmesinden başka bir şey değildir.

Değerli milletvekilleri, dilerseniz alınan bu kararın kamunun borcunu ne kadar artırdığına ilişkin bir hesap yapalım, böylece neyi oyladığımız hususunda daha açık bir fikir edinebiliriz.

17 Ekim 2008 tarihi itibarıyla Türk bankacılık sisteminde Türk lirası ve yabancı para cinsinden mevduat toplamı yaklaşık 382 milyar YTL’dir.  Merkezî yönetim borç stoku ise eylül sonu itibarıyla 353 milyar YTL düzeyindedir. Mevduatın 256 milyar YTL’si gerçek kişilere ait TL ve yabancı para cinsinden tasarruf mevduatlarından oluşmaktadır. Sayın Başbakan 23 Ekim tarihinde verdiği beyanatta bu mevduatın yüzde 45’inin 50 bin YTL ve altında olduğunu ifade etmiştir. Bu durumda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun cari mevzuat çerçevesinde güvence verdiği kısım kabaca 115 milyar YTL’ye tekabül etmektedir ve bu yükümlülük aslında Fon’un prim gelirleriyle karşılayacağı bir yükümlülüktür yani hazinenin yükümlülüğü değildir. Tasarruf mevduatına verilen güvencenin devlete geçmesi, mevduatın tamamına garanti verilmesi ve güvence kapsamının ticari mevduatları da içerecek şekilde genişletilmesi durumunda güvenceyi haiz mevduat miktarı 304 milyar YTL’ye çıkmaktadır yani devlet 304 milyarlık bir koşullu yükümlülük altına girmektedir. Bunun dışındaki mevduatların da kapsanması hâlinde ise devletin borcu -diğer mevduatların da kapsanmasıyla- 735 milyar YTL’ye kadar yükselmektedir ancak bunun da yetmeyeceği anlaşılmaktadır çünkü son günlerde bankaların yurt dışı  borçlarına da garanti talep ettiklerine dair söylentiler yoğunlaşmaktadır. Bu borç ne kadardır? Bu da 66 milyar dolardır.

Görüldüğü üzere rakamlar oldukça ürkütücüdür ve sürekli artmaktadır. Önümüze gelen bu maddeyle, Hükûmetin “düştü” diye övündüğü kamu borç yükü, şu anda alacağımız kararla ikiye hatta üçe katlanma riskiyle karşı karşıyadır.

Elbette olağanüstü durumlarda olağanüstü tedbirlere ihtiyaç duyulacaktır. Mevduata sınırsız devlet güvencesi, sistemden ani mevduat çekilişlerini önlemek amacıyla olağanüstü dönemlerde alınan olağanüstü bir tedbirdir ancak bu tedbirin ülkenin borç dinamikleriyle ilgili endişeleri artırması da kaçınılmazdır.

Değerli milletvekilleri, burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, mevduat sigortasının kapsamının ve tutarının genişletilmesi sonucunda bankaların faiz yarışına girmesinin engellenmesi ve devletin sırtından hesapsız risk almalarının önlenmesidir. Bu bağlamda, denetimler sıkılaştırılmalı, ahlaki rizikonun önüne mutlaka geçilmelidir.

Sayın milletvekilleri, diğer taraftan, Türkiye, krize oldukça kırılgan ekonomik dengelerle yakalanmıştır. İktidar, 2002 sonrasında yaşanan küresel coşku ortamında maalesef ülke ekonomisini güçlendirmek yerine zayıflatarak çıkarmayı başarmıştır. 2005 yılından sonra bize benzeyen ekonomilerden çok daha yavaş büyüyoruz ve bu fark giderek açılıyor. 2008 yılında onların ancak yarısı kadar büyüyerek sevineceğiz. İşsizlik artıyor, enflasyon yükseliyor, yavaşlayan büyümeye rağmen dış açığımız hızla artıyor. Gelişmekte olan ekonomiler arasında cari açığının büyüklüğü bakımından en fazla dikkati çeken bir konumdayız. İç ve dış borçlarımız hâlâ yüksek, borç yükümüz 2001 krizi öncesi dönemin üstünde. Düşen büyüme, artan faizler, değer kaybeden TL ve şimdi vereceğimiz garantilerle borç dinamikleri hızla olumsuza dönüyor.

Bütün bunların yanında, kamunun faiz dışı dengesinde gayrisafi hasılaya oran olarak geçtiğimiz yılda 2 puana yakın bir bozulma var. Bu yıl ise geçen yıldan da daha kötü olması riskiyle karşı karşıyayız yani bugüne kadar uygulanan programın en güçlü ayağı olan mali disiplin aslında konuşulmasa da çökmüş vaziyette. Son dönemde Hükûmet ve bazı çevreler, bize faiz dışı fazla hedefini unutturma çabası içerisinde ancak borç dinamikleri bakımından önemli olan parametrenin toplam bütçe dengesi değil, faiz dışı denge olduğunu bir defa daha hatırlatmak isterim.

Değerli milletvekilleri, rezervlerimizin dış borçlarımıza oranı da benzer ekonomilerin neredeyse beşte 1’i seviyesinde yani zayıf bir rezerv düzeyiyle küresel krizi karşılıyoruz. Önümüzdeki dönemde küresel ekonomilerin yavaşlaması ve gelişmekte olan ülkelere yönelen fon akışının hızla azalması kaçınılmaz görünmektedir. Gelişmiş ekonomilerin mali sistemlerinde yaşanan hızlı konsolidasyon ve tarihî doruklarında seyreden belirsizlik algılaması sonucunda, gelişmekte olan ülkelere yönelen fonların akışını belirleyen faktörler arasında son dönemde önem kazanan ve ülke ekonomilerinin zafiyetlerini görmezden gelen itici faktör yani yüksek risk iştahı önemini kaybetti. Buna karşın, ülke ekonomilerinin kendi dinamikleri ve sağlamlığı yani iyi yönetilip yönetilmediğini gösteren çekici faktörler hızla önem kazanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, işte burada Türkiye'nin bir diğer büyük şanssızlığı devreye giriyor. Bugüne kadar yanında Uluslararası Para Fonu olmadan ekonomiyi yönetememiş, ekonomiyi sadece küresel coşku döneminde tanımış, kriz tecrübesi olmayan, bu nedenle de gelişmeleri doğru okuyamayan ve kriz yönetiminde ciddi hatalar yapabilen bir siyasi kadronun iş başında olması Türkiye için büyük bir şanssızlıktır.

Değerli milletvekilleri, krizin başlangıç günlerinden bu yana Hükûmet kriz karşısında oldukça yanlış tavırlar takındı. Krizin başlangıcında krizi görmezden gelerek “Hamdolsun kriz bizi teğet geçecek, tedbir almaya gerek yok.” Yaklaşımı, daha sonra yerini kriz karşısında feryatları yükselen toplum kesimlerinin sesini kısmak amacıyla bu kesimleri kriz tellallığıyla suçlamaya veya tehdide, en sonunda da bir zula söylemine dönüştü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – Ancak son günlerde, baştan beri “İhtiyacımız yok.” diye Başbakanın ve bakanlarının ellerinin tersiyle iteledikleri tedbirleri hızla almaya başladıklarını görüyoruz. İşte bu, kriz yönetiminde yapılabilecek en büyük hatadır çünkü baştan “İyiyiz.” deyip reddettiğiniz tedbiri daha sonra aldığınızda, bu, ekonomideki oyunculara sorunun çok daha ciddi olduğunun ve sizin de bunun farkında olmadığınız izlenimini verir. Diğer taraftan, bu tedbirlerin bir paket bütünlüğü içinde değil de bölük pörçük getirilmesi, beklenti yönetimini de zora sokmaktadır.

Yaşanan süreç, Hükûmetin kriz karşısında bir panik ve şaşkınlık havası içerisinde olduğunu ve başlangıçtaki böbürlenme ve azarlamaların gecenin karanlığında mezarlıktan geçen ürkek yolcunun ıslığı olduğunu göstermektedir.

Sözlerimi bitirirken grubum ve şahsım adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztrak.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun Sayın Kaplan.

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusu Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmelerde son dakikada getirilen bir öneriyle, TMSF’nin yetkilerinin Bakanlar Kuruluna iki yıl süreyle verilmesi yönündeki bu geçici madde üzerinde, Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini açıklamaya çalışacağım ama bu yanık kokusu veriyor TMSF deyince. TMSF deyince batık bankalar akla geliyor, TMSF deyince 100 milyara yakın, vatandaşımızın vergisinin nasıl batık bankalara aktarıldığı hatırlanıyor.

Şimdi, bu maddeyle bakıyoruz ki, Hükûmet iki yıllığına üstelik bir yetki istiyor. Şimdi bu yetkiye bir taraftan bakıyorum, bir taraftan Başbakanın açıklamalarına bakıyorum, aradaki çelişkiyi izah etmek mümkün değil. Ne diyor Başbakan? “Küresel kriz inişe geçti, panik bitti.” diyor bu grup toplantısında, yeni. Peki, inişe geçtiyse, panik bittiyse, TMSF’nin yetkilerini iki yıllığına niye istiyorsunuz? Çok basit bir denklem. Diyor ki Başbakan: “Biz, önceki hafta reel sektörün temsilcileriyle bir araya geldik, konuştuk.” Krizin Türkiye’ye etkileri panik havasından itidal ve sağduyu havasına geçmiş. Ama arkasından da son dakika önergesiyle, TMSF’nin yetkilerini iki yıllığına istiyor. Şimdi, bu ne yaman çelişkidir ki, bir yandan bu ekonomik krizin gelişmiş ülkelerde büyümede daralma, enflasyon ve talep azalması şeklinde tezahür ettiğini, ama Türkiye’de de yatırımların durmayacağını söylüyor. Arkadaşlar, ben çok kafamı yordum ama “Bunun tanımı nedir?” diye, ben bunun tanımını siyasi şizofreni olarak, farklı iki dünya, farklı iki kişilik olarak gördüm. Çünkü şöyle bir bakıyorum dünya ne yapıyor? Nobel ödülü almış Paul Krugman kalkıyor Amerika’da Obama’ya diyor ki: “Bush döneminde bir 150 milyarlık paket vardı, yetmiyor. 600 milyarlık bir paket… Başka şansın yok.” Akıl veriyor. FED’in faiz indirmesi işe yaramadı, bilmem ne yaramadı. Potansiyel millî gelir üzerinde önerilerde bulunuyor.

Peki, bizim Başbakan ne yapıyor? Toplamış reel sektörü, reel sektöre göre durum iyi, panik yok. “No panik.”

Ben farklı okuyorum. Biraz da farklı bir alandan baktığımız zaman DİSK Genel Başkanı Sayın Çelebi diyor ki: “Tekstil sektöründe 200 bin kişi işsiz kalacak.” Sadece Trakya’da tekstil sektöründe 40 bin kişi işten atıldı bundan haberiniz var mı, sormak istiyorum.

Yine Türkiye İşveren Sendikası Başkanı diyor ki: “Şu anda 4 tane tezgâhtan 1’i boş.” Bunlar reel sektör değil mi?

Şimdi Müteahhitler Başkanı ne diyor: “İnşaatta yurt içi kötü gidiyordu, şimdi yurt dışı da kötüleşiyor.” Çünkü bizim inşaat sektörü yurt dışına en fazla iş yapıyor.

OSD ekimde otomobil pazarının yüzde 40 düştüğünü söylüyor.

İşte bu farklı bir Türkiye gerçeği. Şimdi tekstil sektörü çöküyor, otomotiv küçülüyor, 4 tezgâhtan 1’i boşalıyor, inşaat sektörü kan ağlıyor ve siz diyorsunuz: “No panik.”

Bu insanda, Hükûmette böyle iki ruh hâli… Bir çok rahat ruh hâli vardır “Non panic” dersiniz ama bir de “Çok panik var.” dersiniz, böyle bir geçici maddeyi son dakikada getirirsiniz.

Bu son dakikadaki geçici maddenin getiriliş gerekçesine bakıyoruz, çok ilginç. Bakın: “Küresel finans krizinde İrlanda başta olmak üzere, Danimarka, Almanya, Avusturya tam mevduat güvencesi getirdi.” deniyor. Mevduat güvencesini tam getirdi, sınır koymadı. Yani bizdeki gibi, 50 bin dolar veya 20 bin dolar değil. Sonra “Amerika, İngiltere, İspanya ve İsveç’te sigorta kapsamındaki mevduat tutarının artırılması nedeniyle ülkemiz -işte burada sadede geliyoruz- bankaları ile özellikle Avrupa Birliği ve üye ülkeler bankaları arasında haksız rekabetin oluşması olasılığı dikkate alınarak, gerektiğinde sigortaya tabi tasarruf mevduatı ve katılım fonunun kapsam ve tutarının…” Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl TMSF’nin yetkileri dâhilinde olan bu yetkiyi, bu özerk kuruluştan alacağım, Hükûmet olarak ben iki yıl boyunca kullanacağım, diyorsunuz. 

Peki, siz, bu önlemi bankalar için alırken -Türkiye’de 50 bankanın 26’sı yabancı sermayeli- sigorta fonları için alırken ve onun yükümlülüğünü üstlenirken, batacak bankaların ve bunlara ödenecek paranın vatandaşın vergisinden gittiğini bile bile bu önlemi bu yasaya alırken işsiz insanlarımız, işten atılan insanlar, batan sektörlerin durumu ne olacak? Bu konuda, emek dünyasının, çalışan dünyasının, küçük tasarruf sahiplerinin geleceği ne olacak? Bu Hükûmetin bunlarla ilgili hiç mi bir reçetesi, bir çözümü yok? Yalnız bir tarafa mı bakacak? Yalnız bankaları mı kurtaracak? Bu bankalarla ilgili serüveni, biz 2001 yıllarından biliyoruz. Bakın, kara para aklamanın yollarının en başında gelen banka hortumlamanın Türkiye’ye sadece 2001’deki reel rakamı 43,6 milyardı. 2003 tarihinde Başbakanlık Bankalar Yasası’nı yasalaştırdıktan sonraki değişimlerle Maliye Bakanlığı takip durumuna geçti alacaklar konusunda.

Sayın Maliye Bakanım, lütfen açıklar mısınız, TMSF bugün kaç milyar doların peşinde? Ne kadarını tahsil etti, ne kadarını edemedi? O rakamları bize, kamuoyuna açıklayın. Bilelim cepte, şurada burada ne kadar var ki, bu iki yıllığına TMSF’nin yetkilerini alıp, TMSF’nin yetkilerini eline alırken de “Vallahi kriz durumu var.” Ee, yani şimdi, Başbakana göre kriz durumu yok. Panik yok. Ee, panik yoksa, bu ne panik?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Panik var mı diyecek?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, buna “Şizofrenik panik” denir siyasette. Şizofrenik panik, böyle anlık panik oluyor. Böyle, son anda böyle önergeler çıkıyor.

Bakın, ekonomistler ne öneriyor? Çok açık öneriyor.

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Şizofrenik panik ne demek?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Düzelteceksin o cümleni. Şizofrenik panik ne demek?  Ne anlamda söyledin?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sizin keyfinize göre konuşmam. Sayın Halilciğim, sen bankacısın, bilirsin bu işleri. Bankaların nasıl battığını da çok iyi bilirsin. O paranın da vatandaşın nasıl vergisiyle ödendiğini de çok iyi bilirsin.

Şimdi, bakın, G-20 ülkeleri toplanıyor. G-20 ülkeleri 15 Kasımda toplanacak. Bilmiyorum bizden ekonomistler kim gidecek? Ne öneriliyor? Önerilere bakıyorsunuz, IMF ile uzlaşma. IMF ile ne noktadayız? Biliyor muyuz Sayın Bakanım, en son bir diklenmiştik IMF’ye “Yani dedikleriniz olmayacak.” Son noktayı bilmiyoruz.

Yine, uzun vadeli çözümler konusunda, uluslararası finans konusunda, bankaların durumu konusunda, ülkemizin reel durumu konusunda aceleye gelmeyecek bir stratejiyi belirlemek konusunda Türkiye’deki hangi iktisatçıları, ekonomistleri çağırdınız, konuştunuz? Başbakanın konuştuğu reel sektörün temsilcileri kimlerdir? Yani bu kadar rahat bir reçeteyi nasıl veriyorlar? Panik yok, durum iyi, itidal, sağduyu hâkim; krizi fırsata çevireceğiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ben sadece şunu söylemek istiyorum: Devlet malı ve parası soygunun kaynağı olmamalıdır. Yolsuzluk ve siyasal sistemler arasında yakın ilişki vardır, bu tarihsel bir gerçektir ve çok açık söyleyeyim: Balık baştan kokar, her zaman böyledir. Yönetim tepelerinden çok ciddi şeffaflık gerektirir bu konular.

Devletin üst yönetiminde görev alan kimselerin uzun süre aynı makamlarda bulunması, yönetmesi, görev süresinin uzaması durumlarında devletin etik kurumlarının devreye girmesi gerekir. Etik yasalarının olması lazım, siyasi etik yasası da bizim için lazım, ekonomik etik ve denetim yasaları da lazım. İşte bunlar için de milletvekillerinin, hepimizin bu kürsünün dokunulmazlığı dışında dokunulmazlık zırhımızı çıkarmamız lazım. Çıkarırsak bu ekonomik konularda daha saygın bir yerde oluruz diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Madde üzerinde şahıslar adına ilk söz…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, AK PARTİ Grubu adına madde üzerinde…

BAŞKAN – Buyurun. 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sataşma yok ki Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, hayır, sataşma değil.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz maddeyle ilgili olarak sayın konuşmacılar bazı ifadelerde ve açıklamalarda bulundular. Bunların bir bölümünün, hatta önemli bir bölümünün gerçeği yansıtmadığını ve bir bölümünün de konuya yeterince nüfuz edememekten kaynaklandığını düşünüyorum ve bu düzeltmelerin yapılması, bu açıklamaların ortaya konulması gerekir.

Ama ondan önce, biraz önceki Sayın Konuşmacının kullandığı bir ifadeyle neyi kastettiğini açıklaması gerekiyor. “Siyasi şizofren” ifadesini kullandı, tam anlaşılamadı. Bununla neyi kastettiğini de netleştirmesi gerekir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – On dakika anlattım Sayın Canikli yani.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, böyle bir, bu ifade kullanılınca böyle, keskin bir ifade, bunun elbette nereye yöneltilmek istendiğinin açıklanması gerekir.

Şimdi değerli arkadaşlar, bu maddeyle, esas itibarıyla Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun sahip olduğu bir yetki iki yıl süreyle Bakanlar Kuruluna devredilmektedir. Bu yetki vardır. Bu yetki, devletin bu konuyla ilgili bir organı olan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından bugüne kadar da kullanılmıştır. Biraz önce, bu yetkinin kullanılması hâlinde esasında bankaların mevduatlarının kamu borcu hâline geleceği şeklinde Sayın Öztrak -yanlış hatırlamıyorsam- bir ifade kullandı, bu da doğru değil değerli arkadaşlar. Aslında bu maddeler psikolojik maddelerdir.

Bankacılık sektörü, beklentilerden en çok etkilenen, gelişmelerden en çok etkilenen ve son derece hassas olan bir sektördür ve birçok ülkede bu sektörle ilgili çok özel düzenlemeler yapılır, çok özel yetkiler alınır ve bu yetkiler de çok hassas olarak kullanılır. Özellikle bankacılık sektörünün panik hâline düşmemesi için yani ani mevduat çekişi ve bunun ortaya çıkaracağı çok ciddi sorunların ortaya çıkmaması için buna benzer psikolojik yetkiler her zaman kullanılır ve bu yetkiler kullanıldığı takdirde de bankaların, finansal sektörün sahip olduğu mevduat -yani garanti kapsamına alınması hâlinde- tamamı ya da önemli bir bölümü garanti kapsamına alınan mevduat kamu borcu hâline gelmez; bu, teknik olarak doğru değildir, fiilen de doğru değildir.

Bugün -biraz önce de ifade edildi- hemen hemen dünyanın en gelişmiş ekonomileri, yaşanan bu kriz nedeniyle mevduata, geçmişlerinde hiç olmamasına rağmen ve ideolojik olarak da bugüne kadarki söylemlerine taban tabana zıt olmasına rağmen, şu anda tasarruf mevduatına ciddi anlamda garantiler getirdiler veya garanti kapsamını genişlettiler. Neden? Bu dönemde beklentilerin son derece karmaşıklaştığı, kayganlaştığı ve belirsizliklerin arttığı bir dönemde finansal sektörün böyle bir durumdan olumsuz etkilenmemesi ve diğer sektörleri de olumsuz anlamda tetiklememesi için bu tür tedbirlere başvurdular. Bu doğrudur, yerindedir yani dünyanın uyguladığı bu tedbir ve orada böyle bir hamleyi tetikleyecek de bir ortam mevcuttur. Yani çok ciddi olarak bir sıkıntı yaşanmaktadır. Hiç kimsenin toz kondurmadığı ve bugüne kadar batabileceği hiç kimsenin aklına gelmeyen, Amerika başta olmak üzere, Batı’nın gelişmiş ekonomilerinde çok büyük finansal kuruluşları batmıştır. Amerika’da en büyük, dünyanın en büyük otuzdan fazla finans kuruluşu yerle bir olmuştur, kelimenin tam anlamıyla tarumar olmuştur değerli arkadaşlarım ve bu nedenle kamu otoriteleri, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun sahip olduğu benzer yetkileri kullanarak müdahale etmişlerdir. Bu yetki idari bir yetkidir her şeyden önce. Bu yetkinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan alınıp Bakanlar Kuruluna sevk edilmesi bu yönüyle bir değişiklik arz etmemektedir. Ancak ince bir mesaj vermektedir ve bu mesajın yeri da bu kanundur. Çünkü biz bu kanunla sermaye gelmesini ümit ediyoruz, bekliyoruz, onun için çabalıyoruz ve bu sermaye sahiplerine kanunda belirtilen şartlar çerçevesinde getirdikleri takdirde, eğer herhangi bir olumsuzluk ortaya çıkarsa bu yetkinin gerekirse kullanılacağını ve bu anlamda diğer ülkelerle, mevduat garantisi getiren diğer ülkelerle ülkemizin bir haksız rekabeti oluşturmayacağı, aleyhte bir haksız rekabet oluşmayacağı ve gerekirse bu yetkinin de Hükûmet tarafından kullanılacağı ince bir mesaj olarak verilmektedir. Yoksa TMSF’nin kullanacağı bu yetkinin Bakanlar Kurulu tarafından kullanılması idari anlamda hiçbir farklılık arz etmemekte ve bir yenilik getirmemektedir, bir farklılık söz konusu değildir. Dolayısıyla getirilen bu yetkiyle, sanki işte “Efendim, özel birilerine bir avantaj mı sağlanacak, yoksa birtakım imkânlar mı getiriliyor?” gibi sorular, gerçekten bu konuya yeterince nüfuz edememiş olmasının yansımasıdır. Elbette teknik bir konudur sonuç itibarıyla ve bu değerlendirme yapılırken buna dikkat etmek gerekir.

          Değerli arkadaşlar, evet, dünyada, bütün dünyada bu güçlü bankalar batarken bizim bankalarımız ayaktadır, sapasağlam ayaktadır.

MUHARREM VARLI (Adana) – Neden acaba?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hiç kimse bunun aksini söyleyebilir mi? Söyleyemez.

MUHARREM VARLI (Adana) – Neden acaba, neden acaba?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Peki neden ayakta? Güzel bir soru: Neden ayakta? Hep alışılmış kamu yönetiminde…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Batsın mı yani, batsın mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Kamu yönetiminde yangın binayı sardığı zaman, sıkıntı geldiği zaman, kriz kapıya dayandığı zaman tedbirler alınmaya çalışılır ve bu dönemde alınan tedbirler de hiçbir işe yaramaz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Zaten yaramadı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Aleve dökülen birkaç kova su gibidir, hiçbir işe yaramaz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Aynen öyle, yaramadı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Onun için değerli arkadaşlar, biz bu tedbirleri zamanında aldık. Ne zaman aldık biliyor musunuz? 2003 yılı başından itibaren aldık.

Bakın, çok ayrıntıya girmeyeceğim, sadece basit bir örnek vereceğim. Birçok batı ülkesinde finansal kuruluşlar açık pozisyonlarla çalıştı ve ondan dolayı zarar ettiler ve mali yapıları bozuldu, iflas ettiler, hükûmetleri el koymak ya da destek vermek zorunda kaldı. Biz, 2003 yılı başından itibaren açık pozisyona müsaade etmedik, kanunda belirtilen sınırların dışına çıkmalarına müsaade etmedik. Yani ne yapıyordu bankalar, bankalar ne yapıyordu? Dışarıdan döviz alıyorlar, döviz borçlanıyorlar, içeride TL olarak kredi veriyorlar. Dövizle borçlandığı zaman LİBOR + 1-2’yle borçlanıyorlar, yani yüzde 3-4 civarında bir maliyeti var bunun, TL’ye çevirip içeride TL kredisi olarak veriyor; yüzde 22’ler,  23’ler civarında bir getiri elde ediyor. Bir de kurdaki aşağı gelmeyi hesaba kattığımız zaman, bankalar açısından açık pozisyonla çalışmak son derece cazip, yüksek kâr getiren bir uygulamadır ve bu yönde de her zaman bu sektörden çok da yoğun bir baskı gelir. Geçmiş dönemlerde, hemen hemen istisnasız hükûmetler bu baskıya boyun eğdiler, ama biz kesinlikle müsaade etmedik. Eğer kurun yaklaşık yüzde 25-30 civarında yükseldiği bu dönemde bankalar açık pozisyonla yakalanmış olsaydı, açık pozisyonla yakalanan banka batmış olacaktı değerli arkadaşlar. İşte tedbir budur. Tedbir 2003 yılı başından itibaren alınmıştır, tedbir zamanında alınmıştır, yerinde alınmıştır.

MUHARREM VARLI (Adana) – Allah’tan kork, Allah’tan!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bugün alınan tedbirin hiçbir anlamı yok. Başka tedbir mi istiyorsunuz? Bakın, biz KEY ödemeleri yaptık, reel sektör açısından söylüyorum. Birkaç örnek veriyorum sadece zamanı almamak için. Biz geçen dönem, yani geçen yasama döneminde KEY ödemeleriyle ilgili ödemeler yaptık, yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 2,5 milyar YTL civarında. Bu ödemenin iki tane amacı vardır değerli arkadaşlar:

Bir tanesi, bir hakkın teslimidir. Vatandaştan, garibandan kesilmiş, yıllar boyu unutulmuş, hiç kimsenin de aklında yok. Bu açıdan bir hakkaniyetin yerine getirilmesi, bir görevin yerine getirilmesidir. Ama aynı zamanda belki daha önemlisi ya da en az onun kadar önemli, ciddi anlamda talep daralması meydana gelmesi bekleniyor ve bu talep daralmasını ortadan kaldırmak için reel sektöre destek vermek amacıyla getirilmiştir. Ne zaman? Henüz daha global krizin hiç konuşulmadığı, gündeme dahi getirilmediği bir dönemde, yaklaşık beş-altı ay önce. Tedbir budur değerli arkadaşlar. Biz tedbirleri zamanında alıyoruz. Bakın en son, biraz önce Maliye Bakanımız belirtti, tahsilat tebliği… Mükelleflerimizin tümüne, ilave on sekiz ay, yıllık sadece yüzde 3 faizle borçlarını ödeme imkânı getirilmiştir. Keza, Sanayi Bakanlığımızın yaptığı çalışma çerçevesinde, KOBİ’lerimize sıfır faizle, hazineden finanse edilecek şekilde çok ciddi kaynaklar aktarılmıştır ve kaynak aktarmaya da devam ediliyor. İlk aklıma gelenler bunlar. Bunların hepsi tedbirdir, ama zamanında alınan tedbirlerdir. En düşük maliyetli tedbir, önceden alınan tedbirdir, yani o problemin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla alınan tedbirdir, yani bankaların batmasını önlemek amacıyla alınan tedbirdir. Başka örnekleri de var. Bunlardan herhangi bir tanesi olmamış olsaydı bugün Türkiye'de de bankalar, diğer gelişmiş ekonomilerin bankalarının maruz kaldığı sonuçla karşı karşıya kalacaklardı, yani batacaklardı. Elbette “hamdolsun” diyeceğiz. Elbette “hamdolsun” diyeceğiz.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Banka batmadı ama esnaf battı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İki nedenle: Bir, böyle bir Hükûmet var, önceden öngörebilen, çok önceden öngörebilen, hiç kimsenin gündeme dahi getirmediği şekilde, dönemde öngörebilen ve ona göre tedbir alan bir Hükûmet var. Onun için “hamdolsun” diyeceğiz elbette ve elbette, dünyanın yaşadığı o tarumardan ve depremden Türkiye'nin etkilenmemiş olması… Etkilenmedi, bu gerçek, finansal kesim…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Bugün millet çarşıda…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani bu etkilenmeyeceği anlamında değil arkadaşlar. Bakın, iki olayı karıştırmamak lazım. Elbette bizi de etkiliyor şu anda, etkilemeye de devam ediyor. Ama finansal kriz açısından, yaşanan finansal krizin boyutu açısından Türkiye kesinlikle bu depremi yaşamamıştır. Deprem nedir? Bankalar batmıştır. Bizde batmış mıdır? Batmamıştır.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Banka batmamış, esnaf batmış.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bugün, bakın, dünyanın gelişmekte olan…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Lütfen çarşıdan bir geç.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Basit bir örnek vereyim değerli arkadaşlar, ölçmek için kullanacağımız bir örnek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Dünyanın, gelişmekte olan, hatta bazı gelişmiş ekonomilerinin notlarının hemen hemen tamamı uluslararası kredi  derecelendirme kuruluşları tarafından düşürüldü. Türkiye düşürülmedi değerli arkadaşlar. Bu, kara kaşımız, kara gözümüz için mi düşürülmedi? İşte bunlar için düşürülmedi, bu alınan tedbirler için, bu alınan tedbirler nedeniyle finansal kesim Amerika’nın yaşadığı depremi yaşamadığı için düşürülmedi. Elbette eleştirin, ama lütfen hakkı da teslim edin değerli arkadaşlar. Onun için “hamdolsun” diyoruz.

MUHARREM VARLI (Adana) – Önce sen teslim et, önce sen!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Elbette tedbirleri alıyoruz, alacağız. Zamanında alacağız, alınması gereken varsa onları da alacağız. Adım adım da alıyoruz zaten, kademe kademe de devreye sokuyoruz, hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Canikli niye hiç yükseltilmedi bu bankaların dereceleri?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama bütün bunların da önceden öngörüldüğünü Hükûmetimiz tarafından ve kararlı ve zamanında, yeterli tedbirlerin de alındığını lütfen kabul edin, lütfen hakkı teslim edin. Rahatlarsınız değerli arkadaşlar, rahatlarsınız, psikolojik olarak  rahatlarsınız. Hep inkâr ederek bir yere varamazsınız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

Şahıslar adına ilk söz Adana Milletvekili Sayın Yılmaz Tankut’ta.

Buyurun Sayın Tankut. (MHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın geçici 2’nci maddesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Milliyetçi Hareket Partisi ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, eklenen geçici bu 2’nci maddeyle, tasarruflara tanınan güvence miktarlarının artırılması veya düzenleme yetkileri, iki yıl süreyle, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan alınarak Bakanlar Kuruluna verilmektedir.

İlk bakışta böylesine bir düzenleme, dünyayı her yönüyle etkileyen küresel ekonomik krize karşı Hükûmetin anında birtakım önlemlere başvurabilmesi açısından gayet normal ve olması gereken bir uygulama gibi gözükmektedir. Ancak, AKP Hükûmetinin ve özellikle de Sayın Başbakanın altı yıllık tek başına iktidarları süresince ortaya koydukları çelişkili ve birbirini tutmayan beyan ve davranışları karşısında Hükûmete böyle bir yetki verilmesinin hiçbir anlamı olmadığı gibi sakıncaları olacağı şüphesi daha ağır basmaktadır.

Bilindiği gibi, küresel kriz kapsamında birçok ülke, mevduatlarına tam güvence getirmek suretiyle piyasalara ve yatırımcılara güven verme yoluna gitmiş idi. Türkiye’de ise aynı önlemin alınmasına Sayın Başbakan karşı çıkmış, böyle bir önleme gerek olmadığını söylemesinin yanında bütün dünyayı etkileyen bu krizi hafife almış ve hepinizin malumu olan ve bugün siyasi polemiklere malzeme teşkil eden sözler sarf etmiş idi. Bugün gelinen noktada ise tasarıya bu maddenin eklenmesiyle Hükûmetin bu konudaki yaklaşımını değiştirdiği ve dün söylediklerinin bugün geçersiz olduğunun bizzat kendileri tarafından itiraf edildiği anlaşılmaktadır.

Güvence sınırını belirleme yetkisinin TMSF’den alınarak Hükûmete verilmiş olması, az önce de ifade etmeye çalıştığım gibi, ekonomik kriz ortamlarında yadırganacak bir durum değildir. Fakat AKP Hükûmetinin almış olduğu bu yetkiyi ne zaman, nerede ve hangi miktarlarda, hangi kurum, holding ve yakınları için kullanacağı belirsiz olduğu için, Bakanlar Kuruluna tanınan tasarruf ve mevduatlara güvence yetkisine bizler elbette ki şüpheyle bakmaktayız. Öbür yandan, Hükûmet yetkililerinin, bizzat Sayın Başbakanın ve bazı ekonomik çevrelerin Türkiye’de likidite krizi olmadığını ve yaşanmadığını belirtmelerine rağmen, niçin özellikle de yurt dışında olduğu iddia edilen birikim ve varlıklarla ilgili böylesine düzenlemelere gidilmektedir?

AKP İktidarının yıllardan beri iddia ettiği gibi ekonomik ve siyasi bir istikrar sağlanmış ve Türkiye’de tarımdan sanayiye, finans sektöründen reel sektöre kadar hemen hiçbir sıkıntı yaşanmamakta ise ve de hepsinden önemlisi kriz bizi teğet geçiyorsa, kısacası bizlerin bir türlü farkına varamadığı fakat AKP yönetiminin ısrarla çizmeye çalıştığı sanal bir cennet dönemi yaşıyor isek, bu tür uygulama ve düzenlemelere niçin boş yere vakit harcanmaktadır?

Sayın milletvekilleri, daha önce konuşan pek çok arkadaşımızın da ifade ettiği gibi bu tasarının gerekçesiyle içeriğine bakıldığında, etik olmayan, hukukla çelişen ve hepsinden de önemlisi kamu vicdanını kesinlikle tatmin etmeyecek pek çok husus ve sıkıntıyı da birlikte getirdiği görülmektedir. AKP Hükûmeti tasarının gerekçesinde altı yıllık iktidarları boyunca her türlü olumsuzluğun ve güvensizliğin giderildiğinden ve insanlarımızın hak ettiği bir yönetim anlayışına kavuştuğundan bahsetmektedir.

Şimdi, buradan Sayın Bakana sormak istiyorum: Madem her türlü siyasi ve ekonomik güvencelerle iş ve sosyal kesimlerin refah ve güvenini tesis ettiniz, o zaman ne diye bu kadar zahmete katlanıp, kaynağının ne olduğu belirli olmayan ve tasnif edilmesi mümkün olmayan para ve varlıkları ülkemize getirmeye çalışıyorsunuz?

Hani kriz bizi teğet geçiyordu? Hani ekonomimiz ve döviz rezervlerimiz hamdolsun gayet iyi bir durumdaydı? Hani biz kriz falan dinlemez, krizleri fırsata çevirip yolumuza devam ederdik? Peki, şimdi ne oldu? Bu tasarıyla yurt dışındaki ve içindeki beyan edilmeyen, vergisi ödenmeyen ve kaçırılan varlık ve paralara niçin göz diktiniz? Vergisini ödeyen, helal kazanan ve yatırımını bu ülke için yaparak her türlü sıkıntı ve krizi yaşayan insanlarımızın suçu nedir? Uyuşturucu, kaçakçı, kara para aklayıcıları ve silah tüccarlarını bu yasa tasarısına koyduğunuzu iddia ettiğiniz maddeler ile uygulamada nasıl ayıracak ve engelleyeceksiniz? Niçin “Biz yanlış yaptık, krizi göremedik, ekonomiyi iyi yönetemedik. Bu yüzden de, kaynağı ne olursa olsun, gerekirse sayısal gücümüzle kamu vicdanını yok sayan yasalar dahi çıkararak her türlü varlık ve parayı getirmeye mecbur kaldık.” diyemiyorsunuz?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türkiye ağır sorunlarla ve tehlikelerle dolu bir sürecin bütün belirtilerini her yönüyle yaşamakta, belirsizlik sarmalı her tarafı hâkimiyeti altına almış bulunmaktadır. Ne yazık ki Türkiye ekonomisi batmış ve zembereği kopmuştur. Milletimiz AKP döneminde, Hükûmet yetkilerinin açıklamalarının aksine, açlık, yoksulluk, işsizlik kör kuyusunun dibine itilmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, hemen tamamlayın.

YILMAZ TANKUT (Devamla) -…ve Türkiye ekonomisi cari açık, işsizlik ve kayıt dışılık sorunlarının girdabında ne yazık ki kontrolden çıkmıştır.

Netice olarak, bu ve benzeri yasa tasarılarıyla AKP Hükûmetinin ekonomik refahı sağlamasının ve insanlarımızın yüzünü güldürmesinin maalesef mümkün olamayacağını, iktidarın samimi bir şekilde ülkeyi iyi yönetemediğini itiraf ederek artık meselenin siyasetin çok ötesinde iktidarıyla muhalefetiyle bir var olma meselesi olduğunu idrak ederek hareket etmesi lazım geldiğini buradan bu vesileyle bir kez daha hatırlatıyorum ve diyorum ki: Dünyayı ve doğal olarak ülkemizi etkileyen benzer gelişme ve krizler karşısında yasa tasarılarıyla önlemler alınmak isteniyorsa, az önce de ifade ettiğim gibi iktidar-muhalefet ayrımı yapmadan, bu gibi tasarıların Mecliste ve Meclis dışında ortak komisyonlarda tam bir toplumsal mutabakatla ele alınarak süratle uygulamaya konulması gerektiğini hatırlatıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tankut.

Çalışma süremiz dolmuştur.

Kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 13 Kasım 2008 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                   Kapanma Saati: 20.00



(x) 275 S. Sayılı Basmayazı 22/10/2008 tarihli 9’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(X)  Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(X) 302 S. Sayılı Basmayazı 05/11/2008 tarihli 13’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.