DÖNEM: 23                                                                YASAMA YILI: 3

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 34

28’inci Birleşim

16 Aralık 2008 Salı

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656) (S. Sayısı: 312)

2.- 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2007 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/622, 3/521) (S. Sayısı: 313)

 

IV.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, avukatlık hizmeti alımlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/4700) Ek Cevap

2.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman’ın, Kur’an kurslarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun cevabı (7/4771)

3.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, bir sulama barajının etkin kullanımına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/4773)

4.- İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, Menderes ilçesindeki orman yangınına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/4791)

5.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, sarımsak üreticilerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/4802)

6.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, Silivri Cezaevi kanalizasyonunun oluşturduğu çevre sorunlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/4821)

7.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, Eğitim-Sen üyelerine baskı yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/4877)

8.- Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, Karadağ’daki bir okul yapımına para yardımı yapıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/4878)

9.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, disiplin cezası alan bir lise müdürü ve öğretmenin görev yerinin değiştirilmemesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/4881)

10.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Gemlik’teki bir lisenin yönetimine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/4884)

11.- Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi’nin, üniversite öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarının karşılanmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/4938)

12.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, emeklilerin ekonomik durumlarının iyileştirilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/4959)

13.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, bir derneğin denetimine ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/4963)

14.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi bünyesinde işsiz kalan işçi ve şoförlere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/4990)

15.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, Osmaniye’de kurulacak çimento fabrikasının çevreye etkilerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/4999)

16.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Bursa’da 1999 yılındaki depremden etkilenen okulların durumuna ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/5065)

17.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, öğretim yılına hazırlık ödeneği ödemelerine ilişkin  sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/5070)

18.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir Anadolu lisesinin yatılı kontenjanına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/5071)

19.- Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in, transgenik mısır tüketiminin doğurduğu riske ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/5092)

20.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, ekonomideki gelişmelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/5118)

21.- Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin, bir derneğin denetimine ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5125)

22.- Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in, Bursa’daki servis plakası tahdidine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5160)

23.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Gürpınar’daki bazı köylerin çeşitli sorunlarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5167)

24.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, öğrenci yurtlarının denetimine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/5176)

25.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, yüksek öğrenimdeki yurt ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/5177)

26.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki öğretmen açığına ve bazı çalışmalara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/5180)

27.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, Almanya’daki bir dernekle ilgili dava çerçevesindeki bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/5198)

28.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Erzurum Büyükşehir Belediyesinin tanıtım ve reklam giderlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5236)

29.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Erzurum Büyükşehir Belediyesinin borçlarına ve borçlanma giderlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5254)

30.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Sakarya Büyükşehir Belediyesinin borçlarına ve borçlanma giderlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5257)

31.- İzmir Milletvekili Abdurrezzak Erten’in, kızının bir şirketteki konumuna ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/5265)

32.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Devlet parasız yatılılık hakkı kazanan öğrencilere ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/5272)

33.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, bir padişahın resminin bir okula asılmasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/5273)

34.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, bir öğrencinin yatılı okula yerleştirilmesindeki soruna ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/5275)

35.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, çiftçi kayıt sistemindeki kayıt ücretleriyle ilgili bazı iddialara,

- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumuna yapılan proje ve faaliyet başvurularına,

- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, kuraklık desteğine,

- İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, haşhaş üretimine ve TMO Afyon eski Bölge Müdürüne,

- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, TMO’nun Bartın’da fındık alımı yapmamasına,

- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, TMO’nun fındık alımlarına ve depo kiralamalarına,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/5277), (7/5278), (7/5279), (7/5280), (7/5281), (7/5282)

36.- Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Balıkesir’de gerçekleştirilen TOKİ projelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/5299)

37.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, kot taşlamada çalışan işçilerin sorunlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/5315)

38.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, teknolojik atıkların bertarafına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/5317)

39.- Kocaeli Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, Kocaeli-Uzunçiftlik beldesinde kurulacak olan demir-çelik fabrikasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/5318)

40.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli Valiliğine alınan makam araçlarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5332)

41.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, bir derneğe yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/5342)

42.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam'ın, Ege Bölgesinde pamuk tarımının desteklenmesine,

- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, tarım sektöründeki küçülmeye ve tarımsal üretimin desteklenmesine,

- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, ithal süt ürünlerinde melamin maddesi kontrolüne

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/5351), (7/5352), (7/5353)

43.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, basında çıkan bir toplantıdaki konuya ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5374)

44.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, bir üniversite hastanesinde temizlik işçilerine yönelik uygulamalara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/5377)

45.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, Sosyal Güvenlik Kurumunun bir tebliğine ve bilgi güvenliğine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/5379)

46.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, Karacabey’deki bir mevkiden deniz kumu çıkarılmasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/5380)

47.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin, Afyonkarahisar’ın şebeke suyunun kalitesine ve bir baraj yapımına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/5381)

48.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Orhangazi’de kurulacak katı atık tesisinin muhtemel etkilerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/5382)

49.- İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, yurt dışındaki  mevduatın ülkeye çekilmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/5414)

50.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, Adana’da krizden etkilenen esnafa ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/5440)

51.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, vakıf ve derneklere yurt dışından yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/5442)

52.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, tayin edilen sendika yöneticilerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/5444)

53.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, tekstil sektöründeki sorunlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/5449)

54.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, TOKİ’nin güvenlik görevlilerine öncelik vermesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/5450)

55.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, SGK ile ilişiğini kesen özel hastanelere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/5455)

56.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, gözlük ve çerçeve bedellerindeki uygulamalara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/5456)

57.- Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, Edirneli çiftçilerin bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/5524)

58.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Niksar Organize Sanayi Bölgesinin tamamlanmasına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/5553)

59.- İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, Alevilerle ilgili konuşmasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun cevabı (7/5714)

60.- İzmir Milletvekili Recai Birgün’ün, güvenlik kameralarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/5963)

61.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin, güvenlik kameralarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/5964)

62.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, TBMM eski başkanlarına araç ve koruma tahsisine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/6001)

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak iki oturum yaptı.

 

Yapılan yoklamalar sonucunda Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı anlaşıldığından;

 

16 Aralık 2008 Salı günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere, birleşime 14.14’te son verildi.

 

 

 

 

 

 

Şükran Güldal MUMCU

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

Harun TÜFEKCİ

 

Canan CANDEMİR ÇELİK

 

Konya

 

Bursa

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

                                                                                                                                                 No.:  35

II.- GELEN KÂĞITLAR

15 Aralık 2008 Pazartesi

Tezkereler

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/618) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2008)

2.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/619) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2008)

3.- Mardin Milletvekili Emine Ayna’nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/620) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2008)

4.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/621) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2008)

5.- Mardin Milletvekili Emine Ayna’nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/622) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2008)

6.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/623) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2008)

7.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/624) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2008)

8.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/625) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2008)

9.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/626) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2008)

10.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/627) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2008)

11.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/628) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2008)

12.- Yalova Milletvekili İlhan Evcin’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/629) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2008)

Sözlü Soru Önergeleri

1.-Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, Batman’daki su sorununa ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1090) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

2.-Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, çiftçilerin sulamada kullanılan elektrik borçlarına ödeme kolaylığı sağlanmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1091) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

3.-Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, kadın istihdamına yönelik projelere ilişkin Devlet Bakanından (Nimet Çubukçu) sözlü soru önergesi (6/1092) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

4.-Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’da kilim dokumacılığının canlandırılmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1093) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

5.-Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Gaziantep’te tarımın geliştirilmesine yönelik projelere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1094) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

6.-Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, bazı sivil toplum kuruluşlarına yönelik yaptırımlara ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1095) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

7.-Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Zorunlu Okul Öncesi Eğitim Projesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1096) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

8.-Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, öğretmenlerin özlük haklarının iyileştirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1097) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

9.-Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, madencilik sektörünün desteklenmesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1098) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

10.-Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, jeoloji mühendislerinin istihdamına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1099) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

11.-Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Erbaa-Reşadiye yolunun bölünmüş yol yapılıp yapılmayacağına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1100) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

12.-Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Türk Telekom personelinin diğer kurumlara nakline ilişkin Devlet Bakanından (Murat Başesgioğlu) sözlü soru önergesi (6/1101) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

13.-Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Ankara-Samsun arasındaki yol çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1102) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

14.-Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Erbaa-Amasya arasındaki yol çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1103) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

15.-Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, liselerde bazı derslerin verilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1104) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

16.-Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Habur Gümrük Kapısındaki araç kuyruğuna ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Hayati Yazıcı) sözlü soru önergesi (6/1105) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2008)

17.-Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki OSB’lerin çevre denetimine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1106) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

18.-Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’daki OSB’lerde çevre birimi kurulmasına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1107) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

19.-Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, suçluluğun önlenmesine yönelik sosyal projelere ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1108) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

20.-Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, okulların ödeneğine ve katkı payı taleplerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1109) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

21.-Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, imalat sanayine yönelik tedbirlere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1110) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

22.-Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, arabuluculuk girişimlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1111) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

23.-Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, tekstil sanayinin desteklenmesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1112) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

24.-Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, tekstil ve hazır giyim sektörünün sorunlarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1113) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

25.-Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, şoför ve nakliyecilerden istenen belgelere ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1114) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

26.-Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, hazır kıyma satışına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1115) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

27.-Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, bir baraj projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/1116) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

28.-Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, sosyal yardıma konu kömürlerin torba alımına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Hayati Yazıcı) sözlü soru önergesi (6/1117) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

Yazılı Soru Önergeleri

1.-Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonunun kullanımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5888) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

2.-İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, işsizliğe yönelik önlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5889) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

3.-Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin desteklenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5890) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

4.-Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, bir TOKİ projesindeki yüklenici firmanın yükümlülüklerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5891) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

5.-Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Başbakanlık akreditasyonu verilen ve iptal edilen gazetecilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5892) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

6.-Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, okulların su ve elektriklerinin kesilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5893) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

7.-İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, İstanbul’da muhtaçlara yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5894) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

8.-Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT’de sunucu ve yorumculara ödenen ücretler ile yayın alımlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5895) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

9.-Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, kriz sonucu artan işsizliğe karşı alınan önlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5896) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

10.-Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın, Yüksek Denetleme Kurulunun TRT raporundaki bazı hususlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5897) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

11.-Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın, TRT’nin program, film ve dizi alımlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5898) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

12.-İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, Roj Tv’nin kapatılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5899) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

13.-İstanbul Milletvekili Hüseyin Mert’in, Vakıfbank’a ait bir tesisin tadilatına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5900) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

14.-Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, doğalgaz zammına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5901) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

15.-Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, ödenek üstü harcamalara ve menkul varlıklar hesabına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5902) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

16.-Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman ve GAP Bölgesindeki işsizliğe ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5903) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

17.-Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, Kızılay Çapa Kan Merkezinde işten çıkarılan personele ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5904) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

18.-Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, Aile Şurasında yaptığı bir konuşmaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5905) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

19.-Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk’un, Abdullah Öcalan’ın cezaevindeki durumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5906) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

20.-Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Adli Tıp Kurumunun bir raporuna ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5907) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

21.-Ordu Milletvekili Rahmi Güner’in, Ordu Adliyesindeki bazı sorunlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5908) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

22.-Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, bir termik santralin çevreye etkilerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/5909) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

23.-İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, Karaburun İlçesine su sağlayacak gölete ve sahildeki kirliliğe ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/5910) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

24.-Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün, bir HES inşasındaki çevre güvenliği sorunlarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/5911) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

25.-Hatay Milletvekili Abdulaziz Yazar’ın, İskenderun Körfezindeki kirliliğe ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/5912) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

26.-Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, reel sektörün kredilendirilmesine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Nazım Ekren) yazılı soru önergesi (7/5913) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

27.-Bursa Milletvekili Hamza Hamit Homriş’in, banka borcu nedeniyle icra takibine uğrayanlara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Nazım Ekren) yazılı soru önergesi (7/5914) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

28.-İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, yabancı iştirakli bankalarca reel sektöre verilen kredilere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Nazım Ekren) yazılı soru önergesi (7/5915) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

29.-Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, İMKB’de yabancıların gerçekleştirdiği işlemlere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Nazım Ekren) yazılı soru önergesi (7/5916) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

30.-Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonuna ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Hayati Yazıcı) yazılı soru önergesi (7/5917) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

31.-Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Vakıflar Şube Müdürlüğünün kaldırılmasına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Hayati Yazıcı) yazılı soru önergesi (7/5918) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

32.-Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, bir termik santralin yol açtığı çevre sorunlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5919) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

33.-Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, AB’nin bor madeniyle ilgili bir kararına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5920) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

34.-Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, bazı olaylarda gözaltına alınan ve tutuklanan çocuklara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5921) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

35.-Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya’da Büyükşehir Belediyesi ve bazı belediyeler tarafından kurulan şirketlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5922) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

36.-Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, haklarında inceleme ve soruşturma yapılan belediye başkanlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5923) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

37.-Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Teftiş Kurulunun belediye şirket ve işletmelerini denetimine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5924) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

38.-İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, Aliağa Belediyesindeki bir yolsuzluk iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5925) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

39.-Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Almanya’dan iadesi talep edilen bazı sanıklara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5926) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

40.-Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, özelleştirme sonucu nakledilen atıl işçilere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5927) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

41.-Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ekonomik krize yönelik tedbirlere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5928) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

42.-İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, öğretmenlerin özlük haklarının iyileştirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5929) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

43.-İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5930) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

44.-Hatay Milletvekili Fuat Çay’ın, bazı imamların ders vermekle görevlendirildiği iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5931) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

45.-Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan Üniversitesine arsa ve bina temin edilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5932) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

46.-Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, özel sağlık kuruluşlarındaki işten çıkarmalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5933) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

47.-Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, hastalardan alınan katkı payına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5934) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

48.-Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, bir köydeki sağlık ocağının durumuna ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5935) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

49.-Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana’daki hastanelerin ihalelerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5936) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

50.-Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana’daki hastanelere atanan başhekimlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5937) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

51.-İstanbul Milletvekili Şinasi Öktem’in, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun uygulamasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5938) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

52.-Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, yaş sebze ve meyve ihracatındaki sorunlara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5939) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

53.-Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, tütüne yapılan desteklemelere ve Alternatif Ürün Projesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5940) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

54.-Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, muz üreticilerinin sorunlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5941) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

55.-İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’de küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5942) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

56.-Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, çiftçilerin kredilendirilmesine ve buğday desteklemelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5943) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

57.-Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, Batman’daki bazı yolların ve bir köprünün yapımına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5944) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

58.-Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars ilindeki karayolları teşkilatına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5945) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

59.-Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Balıkesir-Bandırma-Susurluk bölünmüş yoluna ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5946) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

60.-Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, havaalanlarındaki bazı pano ve broşürlere ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5947) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

61.-İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, İzmir’le ilgili bazı ulaşım projelerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5948) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

62.-Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Nilüfer Spor Kompleksinin tamamlanmasına ilişkin Devlet Bakanından (Murat Başesgioğlu) yazılı soru önergesi (7/5949) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

63.-Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, bir Müsteşar Yardımcısının sahte belge düzenlediği iddiasına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/5950) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

64.-Mersin Milletvekili Behiç Kılıç’ın, işsizlere ve İşsizlik Sigortası Fonuna ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5951) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

65.-Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, uzman jandarmaların özlük haklarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5952) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

66.-Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, sebze ve meyve ticaretindeki bir düzenlemeye ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/5953) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/11/2008)

67.-İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, basında yer alan bir açıklamasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5954) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

68.-İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, engellilerin opera ve tiyatro binalarından daha rahat yararlanmalarını sağlayacak düzenlemelere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5955) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

69.-Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, öldürülen bir kadına ilişkin Devlet Bakanından (Nimet Çubukçu) yazılı soru önergesi (7/5956) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

70.-Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, kamu çalışanlarına toplu sözleşme hakkı tanınmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5957) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/11/2008)

71.-İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5958) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/11/2008)

72.-Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, Jandarma Teşkilatının idari konumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5959) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

73.-Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, yargılama izni verilen bir kişi hakkında söylediği iddia edilen sözlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5960) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

74.-İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, Bağdat’ta yapılan bir toplantıya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5961) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/11/2008)

75.-Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Jandarma bölgesindeki okulların güvenliğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5962) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/11/2008)

76.-İzmir Milletvekili Recai Birgün’ün, güvenlik kameralarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/5963) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/11/2008)

77.-Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin, güvenlik kameralarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/5964) (Başkanlığa geliş tarihi: 7/11/2008)

78.-İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, soru önergelerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/5965) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/11/2008)

79.-İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, enerji zamlarına ve esnafın desteklenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5966) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2008)

80.-Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, şiddet mağduru kadınlara yönelik çalışmalara ve bir sığınma evine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5967) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2008)

81.-Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, şehit çocuklarının istihdamına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5968) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2008)

82.-İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, yardım kömürü dağıtımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5969) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2008)

83.-İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, izleme ölçümleriyle ilgili bir iddiaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5970) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2008)

84.-Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, IMF ile kredi görüşmelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5971) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

85.-Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Habur Sınır Kapısındaki yoğunluğa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5972) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

86.-Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, şiddet mağduru kadınlara yönelik çalışmalara ve bir sığınma evine ilişkin Devlet Bakanından (Nimet Çubukçu) yazılı soru önergesi (7/5973) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2008)

87.-Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, kadın sığınma evlerine ilişkin Devlet Bakanından (Nimet Çubukçu) yazılı soru önergesi (7/5974) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

88.-Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Türkiye Kömür İşletmeleri ve Türkiye Taşkömürü Kurumlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5975) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

89.-Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer ve Garp Linyitleri İşletmelerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5976) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

90.-İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, Karaköy İskelesinin batmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5977) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2008)

91.-Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, şiddet mağduru kadınlara yönelik çalışmalara ve bir sığınma evine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5978) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2008)

92.-Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, bir mahallenin köy statüsüne dönme talebine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5979) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2008)

93.-İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, Muş İl Özel İdaresindeki atamalara ve KÖYDES projelerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5980) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

94.-Mersin Milletvekili Kadir Ural’ın, muhtarların özlük haklarının iyileştirilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5981) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

95.-Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, AK PARTİ  Genel Merkezine atık su bedeli fatura edilmediği iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5982) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

96.-Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara’daki hava kalitesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5983) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

97.-Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, özelleştirme sonucu geçici personel statüsüne aktarılan personelin durumuna ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5984) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

98.-Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil’in, Bilkent Üniversitesi çalışanlarından kesilen gelir vergisine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5985) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

99.-İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, öğretmenlerin ve ilköğretim müfettişlerinin özlük haklarının iyileştirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5986) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2008)

100.-Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, bir okuldaki baskı ve şiddet iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5987) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

101.-Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, şeflerin özlük haklarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5988) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

102.-Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ilköğretim müfettişlerinin özlük haklarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5989) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

103.-Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, akademik personelin ve üniversite çalışanlarının özlük haklarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5990) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

104.-Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, öğretmen atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5991) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

105.-Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, Diyarbakır Devlet Hastanesinin taşınmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5992) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

106.-Mersin Milletvekili Kadir Ural’ın, Mut Devlet Hastanesindeki doktor açığına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5993) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

107.-Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Cansuyu Kredisinden faydalanamayan işletmelere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/5994) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

108.-Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli’de reel sektörün desteklenmesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/5995) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

109.-Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, bir askeri helikopterin kullanımıyla ilgili habere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5996) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2008)

110.-Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, Almanya’daki Türk işçileri ekonomik krizden koruyacak tedbirlere ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Said Yazıcıoğlu) yazılı soru önergesi (7/5997) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

111.-Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’ta yapılması düşünülen cezaevine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5998) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

112.-Mersin Milletvekili Kadir Ural’ın, sözleşmeli personelin atama ve yer değiştirmelerine ilişkin Devlet Bakanından (Murat Başesgioğlu) yazılı soru önergesi (7/5999) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

113.-Mersin Milletvekili Kadir Ural’ın, bazı aylık bağlama ve emeklilik işlemlerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/6000) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2008)

114.-Antalya Milletvekili  Hüsnü Çöllü’nün, TBMM eski başkanlarına araç ve koruma tahsisine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/6001) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/11/2008)

16 Aralık 2008 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Köksal TOPTAN

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Fatoş GÜRKAN (Adana)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayımız vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre, 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

III.-KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.-  2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656) (S. Sayısı: 312) (x)

2.- 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2007 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/622, 3/521) (S. Sayısı: 313) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporları 312 ve 313 sıra sayılarıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi bütçe kanunu tasarılarının sunuş konuşmasını yapmak üzere Hükûmete söz vereceğim.

Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan, buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

17 Ekim 2008 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri yoğun bir çalışmayla tamamlanmıştır. Öncelikle, yaptıkları katkılar için Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine, bu sürece önemli katkılarda bulunan bakan arkadaşlarıma ve kamu idarelerinin temsilcilerine teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde gelir artırıcı, harcama azaltıcı politikalar ile birlikte gerçekleştirilen yapısal reformlar bütçe disiplinini sağladı. 2009 yılı bütçesini hazırlarken eğitim, sağlık, sosyal nitelikli ve bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılmasına yönelik harcamalara öncelik verdik. Bu bütçeyle, küresel mali krize karşı ekonomimizin dayanıklılığının artırılmasını, vatandaşlarımızın hayat kalitesinin yükseltilmesini ve beşerî sermayenin niteliklerinin geliştirilmesini amaçlıyoruz. Bugüne kadar uyguladığımız bütçe politikaları ve mali disiplin, köklü yapısal reformlar ve özelleştirmeler temel politikalarımız oldu.

                               

(x) 312, 313 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri tutanağa eklidir.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; dünya, 1929 büyük ekonomik bunalımından sonraki en büyük krizi yaşıyor. Bildiğiniz gibi bu kriz ABD’de konut piyasasındaki kredilerden başladı, sonra Avrupa ülkelerinde etkisini gösterdi, ardından dünyadaki tüm ülkelere yayıldı, reel ekonomileri olumsuz etkiledi. Gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş tüm ülkeler krizden etkileniyor yani bu krizden tüm dünya nasibini alıyor. Bundan kaçış yok. Etkilenmemek diye bir şey söz konusu değil, az veya çok herkes etkileniyor, bütün ülkeler etkileniyor.

Bu kriz dünya ekonomik sistemini de derinden etkiliyor. Dünyada talep düşüyor, özel tüketim daralıyor, dış ticaret yavaşlıyor. Dünya ekonomileri gittikçe küçülüyor, resesyona giriyor.

Şimdi, bu “resesyon” lafı çok konuşuluyor. Herkes bir resesyondur tutturmuş, bilen de konuşuyor bilmeyen de konuşuyor. Resesyon ne demek? Resesyon: Bir ülke iki çeyrek üst üste daralırsa yani küçülürse o ülkede resesyon var demektir. Teknik tabiri bu bunun.

Şimdi, dünyanın büyük ekonomileri arka arkaya resesyona giriyor, yani iki çeyrek üst üste küçülmüş durumda. Bunların başında Japonya… Japonya’nın ne güçlü bir ekonomiye sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Japonya gibi büyük bir ekonomi resesyona girmiş durumda. Resmen iki çeyrektir daraldığından dolayı resesyona girmiş durumda değerli arkadaşlar. Amerika Birleşik Devletleri üçüncü çeyrekte yüzde 0,5 küçüldü, dördüncü çeyrekte de küçüldüğü zaman Amerika da resesyonda demektir. Avro kullanan on beş Avrupa ülkesi ardı ardına iki çeyrek yüzde 0,2 küçüldü. Avrupa’nın o deve dişi gibi ülkeleri, İngiltere’si, Fransa’sı, Almanya’sı, İtalya’sı, diğer ülkeleri falan arka arkaya küçülüyorlar. Yani şimdi size söyleyeyim, Estonya birinci çeyrekte yüzde 0,9; ikinci çeyrekte 0,8; üçüncü çeyrekte yüzde 1; İsveç ikinci ve üçüncü çeyrekte arka arkaya yüzde 1; İtalya, ikinci çeyrekte yüzde 0,4; üçüncü çeyrekte yüzde 0,5; Letonya ve diğer ülkeler arka arkaya resesyona girdiler, Avrupa ülkeleri.

Demek ki değerli arkadaşlar, bu kriz dünyanın bir krizi, küresel bir kriz ve bu küresel kriz de dünyadaki global ekonomiyle entegre olmuş bütün ülkeleri vuruyor, başta gelişmiş ülkeleri. Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en gelişmiş ekonomisine sahip bir ülke ve en büyük sıkıntıyı onlar yaşıyorlar ve arka arkaya bankaları batıyor, sigorta şirketleri batıyor ve şimdi reel sektöre sıçradı, reel sektörde de bir sürü kurtarma operasyonlarını görüyoruz. Yani bu krizi buna göre yorumlamamız lazım.

Dünyadaki bütün bu kriz, herkesi vurduğu gibi Türkiye’yi de tesiri altına alıyor. Şimdi, dünyanın bu krizinden siyasi rant çıkartmanın âlemi yok. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Bu krizlere “dünyanın yüz yılda bir yaşadığı krizler” deniyor. Bunlardan kalkıp da… Öyle şeyler oluyor ki Türkiye’deki bazı ekonomik göstergelerin iyi olmamasını sevinerek verenler var. Yani ben bunlara hayret ediyorum, sanki Türkiye gemisinin içinde değil bunlar. Ya, bu, bütün dünyayı etkiliyor, bütün dünyayı kasıp kavuruyor. Bizim ülkemizi en az şekilde etkileyebilmesi için biz de Hükûmet olarak her türlü önlemi almaya gayret ediyoruz ve gece gündüz bunları takip ediyoruz, büyük bir hassasiyetle de takip ediyoruz.

Şimdi, bu, dünyadaki ticaret hacmini de daraltıyor. Bakınız Dünya Bankası, 2007 yılında yüzde 7,5 olan dünya ticaret hacminin büyümesinin 2008’de yüzde 6,2 olacağını söylüyor, önümüzdeki yıl ise bunu yüzde 2,1 daraltıyor; nereden nereye indiriyor.

Uluslararası kuruluşlar da 2009 yılı içinde büyüme tahminlerini düşürdü. Çünkü bu kriz, değerli arkadaşlar, bakınız, önce ticareti daraltıyor, dünyadaki ticaretin daralması söz konusudur. Ticaretin daralması demek reel sektörün büyük ölçüde etkilenmesi demek ve ekonomik büyümelerin daralması demektir; bütün dünyada ekonomik büyümeler daha az olacaktır. Hatta, biraz önce söylediğim gibi eksilere iniyor, daralıyor, büyük ekonomiler daralıyor ve büyüme tahminini Dünya Bankası geçen hafta yüzde 0,9 olarak açıkladı. Avrupa ülkeleri yüzde 0,6, OECD ülkeleri ise yüzde 0,3 daralacak diyor. OECD’nin otuz tane üyesi var, hepsi de birbirinden üstün ekonomiler. Japonya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Almanya, İngiltere, hepsi OECD’nin üyesi; Türkiye de bu kuruluşun üyesi ve OECD ülkeleri 0,3 daralacak, küçülecek diyor, tahminler bu şekilde oluyor.

Bu durumda, şimdi Türkiye'nin durumunu analiz edersek bir bütün içerisinde analiz etmemiz lazım, buna göre değerlendirmeleri yapmamız lazım.

1929 ekonomik buhranından beri dünyada böyle bir kriz görülmedi. Tabii, çok uzun senelerden beri dünyada böyle bir kriz görülmediği için, dünyayı yöneten büyük ekonomilerde bu krizi yönetme kabiliyetinin zayıflamış olduğunu düşünüyorum ben. Büyük bir panik içerisine girdi hepsi -evet büyük ekonomiler ama bunu da söyleyebiliriz yani, gayet rahatlıkla söyleyebiliriz- ve bu krizi yönetmekte, bana göre, zayıf kalıyorlar. Bugüne kadar birçok ülke mali önlem paketini ardı ardına açıkladı. Bu paketlerle, ekonomik daralmanın sona erdirilmesinin yanı sıra, bozulan dengelerin olumluya çevrilmesi amaçlandı, ama ne yazık ki şu ana kadar önlemler piyasaları tam olarak sakinleştirmeye yetmedi. Ekonomilerin olağan işleyişine dönmesi bir tarafa, krizin giderek derinleşmesi, atılan adımların etkinliğine ilişkin soru işaretleri yaratıyor.

Şimdi, Türkiye olarak bizim, dünyanın bu krizine ilgisiz kalmamız mümkün değildir. Türkiye Birleşmiş Milletlerin bir üyesidir, Türkiye G-20’lerin bir üyesidir, Türkiye OECD’nin bir üyesidir. Dolayısıyla, bu krizin aşılması için bizim de bazı söyleyeceklerimiz var değerli arkadaşlar. Bunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin Maliye Bakanı olarak dile getirmek, seslendirmek ve bütün dünyaya da duyurmak istiyorum, çünkü biz de bir dünya milletiyiz, bizim de bu krizin önlenmesi için fikrî olarak da olsa katkılarımız olmasını istiyorum.

Şimdi, birçok önlemler alındı, bu önlemler trilyonlarla doları ifade ediyor. Bu paralar verildi, veriliyor. Nereye gidiyor bu paralar, nerede? Daha hâlâ istikrar ve güven sağlanamadı. Demek ki para vermekle bu iş olmuyor. Bu işte başka tedbirlerin alınması lazım. Güven ve istikrarı sağlayacak birtakım başka yapısal tedbirlerin alınması lazım. Bu tedbirler de, şu anda dünyayı bu duruma getirmiş olan birtakım yanlış sistemin düzeltilmesinden geçiyor. Yani bu sistemin, mevcut sistemin değiştirilmesi lazım. Biz bunu öneriyoruz bütün dünyaya, çünkü bu dünya krizi sona ererse, bütün dünya milletleri bir oh çekecek, bütün dünya rahata kavuşacak, sıkıntıdan kurtulacak.

Son yıllarda reel kesim ile finans kesimi arasındaki denge bozuldu. Dünya sisteminden bahsediyorum değerli arkadaşlar. Sanal finansal varlıkların piyasa değeri aşırı ölçüde arttı. Bunun için reel ekonomi ile finans kesimi arasındaki makas mutlaka kapatılmalıdır. Yaşadığımız bu küresel kriz, üretmekten çok tüketmek suretiyle sanal finansal varlıklarla ekonominin döndürülemeyeceğini ve ekonominin iç dengelerini yeniden düşünmemiz gerektiğini bize gösterdi.

Sonuç olarak, bir değişimden geçeceğiz. Bu değişim kaçınılmazdır. Buna herkesin ayak uydurması gerekir. Krizle mücadelede yüksek tasarruf oranlarıyla desteklenen fiziki ve beşerî sermaye birikimini artırmak gerekir. Çünkü üretmeden, verimliliği artırmadan bir ekonominin dönmesi, refahı ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlaması oldukça zordur.

Değerli arkadaşlar, şimdi Türkiye'nin bu küresel krizin neresinde olduğu hususu üzerinde biraz durmak istiyorum.

Bugüne kadar Türkiye kendi içinden çıkan krizlerle uğraştı. Şöyle bir geriye doğru düşünün, 50’lerden bu tarafa doğru alın, neredeyse her on senede bir -son yıllarda daha da kısa dönemlerde- kriz çıkmak âdeti vardır Türkiye ekonomisinde. On yılda bir, hadi bir kriz! Onunla uğraşır durursunuz. Şimdi, bu krizle uğraşa uğraşa bizim krizle ilgili tecrübelerimiz de arttı Türkiye olarak. Ama şimdi öyle bir krizle karşılaştık ki bu kriz Türkiye'nin krizi değil, bu kriz dünyanın krizi. Kimse burada Türkiye yönetiminden dolayı bu kriz çıktı diyemez. Kimse böyle bir iddiada da bulunamaz. Bu kriz dünyada çıktı, dünyanın en gelişmiş ülkelerini çok daha fazla vuruyor bizden, çok daha fazla etkiliyor. Şimdi, bu kriz, mesela, Amerika’da çıktı, Amerika kötü mü yönetiliyor; İngiltere’yi etkiliyor, kötü mü yönetiliyor İngiltere; Japonya kötü mü yönetiliyor; Fransa, Almanya kötü mü yönetiliyor? Demek ki bu, yönetim biçiminden daha ziyade sistemden kaynaklanan bir krizdir, dünyanın krizidir. Türkiye için de böyle algılanması lazım. Yoksa, Türkiye’yi bu kriz etkilediği müddetçe “Aman, Türkiye şöyle etkilendi, böyle etkilendi.” gibi -sevinerek veya bunu bir siyasi rant hesabı görerek- konuşmalar gayet yersizdir ve bunları ben, doğrusu, biraz da akıl dışı görüyorum, böyle şey olmaz.

Ancak, Türkiye, tabii, bu krize yakalandığı zaman… Biz hazırlıklı olarak yakalandık, bu krize hazırlıklı olarak yakalandık. Daha önceden tecrübelerimiz vardı, bu tecrübelerden biz dersler çıkardık. AK PARTİ hükûmetleri zamanında, bakın, Türkiye'nin mali dengeleri tesis edildi, bütçe açıklarında çok düşük noktalara geldik, bankacılık sektörünü ve döviz rezervlerini güçlendirdik, dalgalı kur rejimini iyi yönettik, Merkez Bankasının bağımsızlığını kurumsallaştırdık, Türk bankacılık sektöründe kurulan gözetim ve denetim sistemini fevkalade işler hâle getirdik, kamu maliyesi, sosyal güvenlik, vergi ve daha birçok alanda köklü yapısal reformları hayata geçirdik ve büyük bir avantaj elde ettik. Bu başarılar milletimizin güven ve desteğiyle sağlandı.

Türkiye bu yapısal reformları yapmasaydı, bu değişiklikleri yapmasaydı, değerli arkadaşlar, ne duruma gelirdik biliyor musunuz? Hani bir zamanlar Anayasa kitapçığı atılmıştı, bütün ekonomi altüst olmuştu Türkiye’de, onu biliyorsunuz, hatırlıyorsunuz. İşte, o zamanın gazeteleri: Bir tarafta Sayın Necdet Sezer, bir tarafta Bülent Ecevit. “Buna hakkınız yok.” diyor. Bitirdiler; bir gecede, bir kitapçık atıldı, Türkiye bitti.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Dün de ayakkabı fırlatıldı Sayın Bakan!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, bu reformları yaptık.

Ben diyorum ki, ansiklopedi atsanız bir şey olmaz, hiç merak etmeyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ama eğer yapmasaydık, beni dinleyin, vallahi, bak, iki sayfa atsanız duman olurdu, iki sayfa. Şimdi hatırlayın o eski günleri. Bunlar yapılmadan önce, yani 2000-2001 krizinde ne oldu? “Kara Çarşamba” diye bir şey çıktı, gecelik faizler yüzde 7.500’e çıktı. “Merkez Bankası –bu, gazete haberi- 3,1 milyar dolar satın aldı.” diyor. Bir gecede, değerli arkadaşlar, 8 milyar dolar gitti, Türkiye'nin kamuya yüklediği, halkına yüklediği bir yüktür bu. İşte bakın, o zamanın gazeteleri elimde. “Kara çarşamba.”

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Bunlar sizi kurtarmaz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi…

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Bakanım.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanı lütfen dinleyelim. Ayaktaki arkadaşlarımızın yerine oturmalarını, bir bayram sonrası, anlıyorum ama olabildiği kadarıyla arkadaşlarımızın birbirleriyle konuşurken çok düşük ses tonuyla konuşmalarını rica ediyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ben olanları konuştuğum için bunu sükûnetle dinlememizde büyük fayda var, ama Sayın Başkan, laf atsalar da hiç mühim değil yani, ama ben yine konuşmamı yaparım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yani, Türkiye'nin yapmış olduğu, 2003’ten beri yapmakta olduğu yapısal reformların ve ekonomi politikalarının neticesinde bunları yaşayabiliyoruz. Yani, bu kriz bizi etkiliyor etkilemesine, esaslı da etkilemeye devam ediyor, edecek, fakat bizim hazırlıklı olarak bu krize yakalanmamızın da büyük avantajlarını görüyoruz, onu söylemek istiyorum.

Şimdi, bakın, Türkiye 8 milyar doları satmak mecburiyetinde kaldı, ama şimdi 100 milyon dolarla işi bitirdi. Merkez Bankası 100 milyon dolar satıverdi, ondan sonra piyasaların ateşini düşürüverdi.

Ve Türkiye, en büyük sıkıntısı böyle krizlerde, cari açıklardan olduğu için ödeme sıkıntılarına düştü eskiden. Bunu bilirsiniz. Ödeme sıkıntılarına, dış ödeme sıkıntılarına düştüğü için Türkiye’de birçok yokluk çıktı. Yağ kuyrukları çıktı mı değerli arkadaşlar, gördü mü Türkiye bu kuyrukları? Gördü. Gaz kuyruklarını gördü mü? Gördü. Tüp kuyruklarını gördü mü? Gördü. Türkiye bunları yaşadı, Türkiye bunları biliyor. Şimdi evvel Allah Boğaz Köprüsü trafikten geçilmiyor. Gece 12’de trafik ha böyle! Bu arabalar böyle çalışıyor.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Dünya değişti Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Ne gaz kuyruğu var ne tüp kuyruğu var ne yağ kuyruğu var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ben yaşayan birisiyim, ben özel sektörden geliyorum, damdan düşen birisiyim. Yedek parça bulamadık diye, akaryakıt bulamadık diye fabrikalarımızı kapattık. Hepimiz bunu biliyoruz. (Gürültüler)

HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Bakan, bugüne gelin!

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakınız şimdi, bu dünya krizi nasıl bir kriz, onu söyleyeyim. Komşumuz Rusya. Rusya, petrolü var, kömürleri var, madenleri var, yani tabii zenginlikleri fazla olan, geniş ve güçlü bir ekonomiye sahip olan bir ülke. Fakat bu kriz öyle bir etkiledi ki, rubleyi tutabilmek için piyasalara 161 milyar dolar sürdü. Bakınız 161 milyar dolar. Daha hâlâ rubleyi tutamadı. Peru diye bir ülke var. Dedi ki: “Ben artık dış borçlarımı ödeyemiyorum.”

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Onlar şanssız, sizin gibi Maliye Bakanı yok!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Evet, doğru.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bakınız Türkiye -dün açıklandı- 0,5 büyüdü. Oldukça küçük bir büyüme bu. Bu büyüme hiç kimseyi sevindirmez. Ama şunu bilin ki Türkiye, yirmi yedi çeyrekten beri devamlı büyüyen bir ülke, yani devamlı büyüyen bir ülke oldu. Bunu hiçbirimizin unutmaması lazım.

2002 yılında biz iktidara geldik, AK PARTİ Hükûmeti olarak geldik. O zaman kişi başına düşen gelir 3.517 dolardı. Şimdi, 2008 yılının sonunda Türkiye'nin kişi başına düşen millî geliri, dolar artmasına rağmen, 10 bin doların üzerine çıkıyor, bunu bilin. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

TÜİK’in büyüme rakamlarına inanıyorsunuz da gelir dağılımındaki rakamlarına niye inanmıyorsunuz? Hepsine inanın. Bu benim verdiğim, resmî rakamlardır. 

Türkiye'nin dokuz aylık büyümesi yüzde 3 olmuştur. Bakın, bu kadar ülkenin küçüldüğü, bu kadar büyük ülkelerin ekonomisinin daraldığı, Japonya ekonomisinin resesyonda olduğu bu dönemde Türkiye'nin yüzde 3 büyümesini, herhâlde, biraz, yani takdirle karşılamak lazım.

Evet, gönlümüz bu büyümeyi kabul etmiyor ama ne yapalım ki dünyadaki kriz böyle. Dünyada öyle bir kriz çıkmış ki ben üretiyorum, satacağım, fakat adamlardaki talep düşmüş; adamların talebi düşmüş, almakta zorlanıyorlar. Ama buna rağmen bizim müteşebbisimiz dinamik bir yapıya sahip. Bakınız, şimdi diyor ki tekstilcilerden birçok kimse: “Bizim Avrupa’dan siparişimiz arttı.” Niye arttı? Artık büyük montanlı siparişler vermiyorlar. Çin’deki Avrupalı alıcılar yavaş yavaş bu tarafa doğru dönmeye başladı. Şimdi bunları da fırsata çevirmenin gayretleri içerisinde olmamız lazım.

Ben inanıyorum ki Avrupa’nın en dinamik nüfusu nasıl Türkiye’de ise en dinamik müteşebbisi de Türkiye’de. Bu dönemde özel sektörümüzün inovasyon projelerine önem vermesi icap ediyor ve birçok yeni projelere, yeni pazarlara yönelmemiz icap ediyor. Nitekim, Sayın Bakanımızın, dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanımızın önderliğinde her zaman yeni yeni pazarlara açılıyor ve inanıyorum ki, Türkiye bu krizden de ders alarak ve faydalanarak çıkacaktır. Evet bu bizi etkileyecek fakat biz bunu fırsata çevirmenin yolunu bulacağız arkadaşlar.

Şimdi, son günlerde, değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği gibi petrol fiyatlarında büyük düşüşler var. Petrol fiyatlarındaki düşüşler bizim gibi petrol ithal eden ülkeler için sevindirici bir durum. Petrol üreten ülkeler için sevindirici olmayabilir ama onlar daha önce sevindiler nasıl olsa biraz da biz sevinelim. Şimdi, bunun neticesi, değerli arkadaşlar, tabii ticarette de hem ithalatta hem de ihracatta bir daralma söz konusu. Şimdi, bunları da -hepsini- hesap edecek olursak, Türkiye’de önümüzdeki 2009 yılında enflasyon bakımından daha düşük bir enflasyonla karşılaşacağız. Yani enflasyondaki düşme, hatta enflasyondaki bizim o ideal hedeflerimize varma imkânlarını da belki görebileceğiz.

Bunun yanında, daha önce bu kürsüde cari açıklar konusunda çok eleştirel konuşmalar yapan muhalefet sözcülerini de bir kere daha burada… Hani, bu sefer onu yapamayacaklar. Neden? Cari açık da düşecek. Önümüzdeki 2009 yılı hem enflasyonun düştüğü hem cari açıkların düştüğü bir yıl olacak Türkiye için. Tabii böyle olacak. Buna karşılık da büyüme rakamları Türkiye’de eskisi gibi olmayacak. Türkiye, biliyorsunuz, son dört beş yıldan beri OECD ülkelerinin en hızlı büyüyen ülkesi olmuştur. Dolayısıyla, bu hızlı büyümeye alışık olduğu için Türkiye onları göremeyecek ama Türkiye’de de resesyon diye bir şey söz konusu değildir. Bunu da belirtmek istiyorum.

Şimdi, Türkiye, değerli arkadaşlar, bu cari açıkların küçülmesi ve enflasyonun düşmesini kalıcı bir hâle getirebilirse işte bu krizden istifade ederek, bu krizi fırsata dönüştürerek çıkacaktır. Bu nasıl olur? Biz Türkiye olarak, hepinizin bildiği gibi, ara malları ithalatını fazla yapan bir ülkeyiz. Ara mallarını, bu dövizin arttığı, Türk lirasının değer kaybettiği, efendime söyleyeyim, petrol fiyatlarının düştüğü bu dönemde ara malları üretimini Türkiye’de yapma başarısını gösterebilirse işte o zaman Türkiye cari açığı kalıcı olarak düşürmüş olur. Bu da Türkiye için büyük bir imkândır, büyük bir fırsattır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu krizlerin konuşulduğu sıralarda ben cari açık sorununa ve Türkiye’nin tarihsel sorununa değişik bir şekilde yaklaşmak istiyorum. Burayı da, bu konuşmamı da, bu sözlerimi de dikkatle takip etmenizi rica ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin uzun yıllardan beri yaşadığı yapısal bir sorun var. Bu sorun tasarrufların yetersizliği sorunudur. Şimdi, tasarruflar Türkiye’de çok düşük. Bakınız şimdi, Çin’de tasarruflar yüzde 50-53, Hindistan’da 35 seviyesinde, Norveç’te yüzde 39 seviyesinde, Rusya’da 31, Güney Kore’de 30, Endonezya’da 28; Türkiye’de, bunlara baktığınız zaman, yüzde 15, yüzde 16, yüzde 14, bu seviyelerde. Dolayısıyla bu yapısal sorun yani tasarruf noksanlığından dolayı Türkiye devamlı surette cari açık veriyor. Şimdi, işte bu krizle Türkiye bunu aşma fırsatı yakaladı.

Şimdiye kadar yapmış olduğumuz kamu maliyesindeki düzenlemeler, bütçe açıklarının indirilmesi, kamuda tasarruflar konusunda kamu üzerine düşeni yaptı ama özel sektöre baktığımız zaman, özel sektörde bunu maalesef göremiyoruz. Özel sektörde niye göremiyoruz? Bakınız, şimdi, özel sektörün bilançolarına baktığınız zaman sermaye rasyoları bizde çok düşüktür. Sermaye rasyosu düşük olduğu zaman ne olur? Yatırım yapmak isteyen özel sektör dışarıdan borç almak mecburiyetindedir. Yani şimdiye kadar kamu kendisine düşeni yaptı ama özel sektör kendisine düşeni -maalesef o gayreti biraz daha fazla göstermesi icap ediyor- yapamadı. Yani yatırım yapmasını öğrendik ama tasarruf yapmasını öğrenemedik. Tasarruf yapmasını öğrenemedikten sonra da cari açığı temelden çözmemiz mümkün değildir.

Şimdi, bankalara baktığımız zaman, bankalar da biliyorsunuz sermaye rasyoları getirdi. “BDDK” diye bizim bağımsız kuruluşumuz dedi ki “Şu kadar sermayeniz olması lazım.” ve bu sermaye rasyosu dünyadaki en yüksek rasyolardan birisi. Ama ne oldu? Böyle sıkıntılı zamanında bankalarımız güçlü durumunu muhafaza ettiler, onun faydasını gördük ama özel sektörde zayıf bilançolara sahip özel sektörler sıkıntıya başladı. Öyle, şimdi, bilançolara sahip olup da “Biz kredi alamıyoruz.” diyen özel sektör var ki onlar zaten kriz olmasa da sıkıntıya düşecek. Bunları görmemiz lazım, bu gerçekleri görmemiz lazım. Dolayısıyla, şimdi burada öyle bir yeniden yapılandırmaya gitmemiz lazım ki özel sektörümüzün de sermaye rasyolarını mecburen artıracak önlemler almamız icap ediyor. Bu kriz de bize böyle dersler öğretiyor. Şimdi, bundan sonraki dönemde de bunları alacağız.

Sonra, başka bir mesele daha var: Biz, Türk milleti olarak başka başka özelliklerimiz olan bir milletiz. Mesela, 2003 yılından beri bu ekim ayına kadar 24,3 milyar dolarlık altın ithal etmişiz değerli arkadaşlar. Tonlarla altın ithal ediyoruz, öyle bir milletiz. Bu altınların da resmî rakamlara göre  4,5 milyar dolarını ihraç etmişiz. Şimdi, 24,5 milyarlık ithal, 4,5 milyar ihraç… Hadi, turiste de sattık, onları da koyalım. Geriye kalan 20 milyar, 15 milyar dolarlık altın nerede Allah’ını severseniz? Nereye gitti bu altınlar? Yastık altına. Ya kollarına takıyorlar ya yastık altına gidiyor.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Milletin yemeğe para bulamıyor Sayın Bakan, nerede yastık altına koysun.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Sende de mi var yoksa altın?

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Ya, resmî rakamları söylüyorum ben arkadaşlar, resmî rakamlardan konuşuyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Siz yakın çevrenizdekilere bakın Sayın Bakan.

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Dolayısıyla, ben, şimdi, bütün halkımızdan şunu rica ediyorum: Lütfen, yastık altındaki bu varlıkları ekonomiye kazandırın. Bunları biz şirketlerimize koysak, şirketlerimizin sermayelerine ilave etsek, güçlü şirketlerle ortaya çıksak kötü mü olur arkadaşlar? Bunları irdelemeye daha devam edeceğiz çünkü bunlar bizim yapısal sorunlarımızdır değerli arkadaşlar.

Şimdi, Türkiye’nin önünde bu krizlerle beraber fırsatlar var. Bu fırsatları, bir, cari açığımızı kalıcı olarak düşürebiliriz, enflasyonu kalıcı olarak düşürebiliriz. Ondan sonra, bakın değerli arkadaşlar, özel sektörün ara mallarının üretimini ve verimliliğini sürekli olarak artırabiliriz. Bu, hem istihdamımızın hem ekonomimizin gelişmesine hem cari açığımızın düşmesine sebep olur. Ondan sonra, Türkiye’nin iç dinamiklerini ve güçlü yanlarını ortaya çıkarmamız gerekiyor. Önümüzdeki dönemde ihracatımızı artırmanın yollarını ararken ithalatımızı da azaltacak katma değeri yüksek, bilgi ve teknoloji yoğun üretimler üretmeliyiz. Türkiye bunlara geçmeye başladı değerli arkadaşlar.

Geçen gün beni bir mal teslim törenine çağırdılar. Eskişehir’deki bir firmamız Amerika’daki uçak motor fabrikasına bir parça üretiyor ve bunun lisansını almış, sürekli olarak da bunu onlara teslim edecek. İlk teslimde de birçok kimseleri, Savunma Bakanımızı ve beni de davet ettiler. Ben şimdi parçayı görünce bir soru sordum, “Bu parça kaç kilo geliyor?” dedim, “25 kilo Sayın Bakanım.” dedi, “Kaç para bu?” dedim, “40 bin dolar.” dedi.

Değerli arkadaşlar, tonu bunun 1,5 milyon dolara gelir. Şimdi, demirin tonu 700 dolar. İstediğiniz kadar satın. Bu parçadan sattığınız zaman 1,5 milyon dolar tonunu satıyorsunuz. Gerçi bu demir değil, daha başka bir madde ama 1,5 milyon dolara bunun tonu satılıyor. İşte bizim bu üretimlere geçmemiz lazım ve geçmeye de başladı Türkiye.

Türkiye’de kimse enseyi karartmasın. Türkiye’yi iyi günler bekliyor. Dünyadaki bu krizler gelecektir ama bu krizlere biz göğüs gereriz. Aldığımız önlemlerle bir defa hazırlıklı yakalandık. Bundan sonra da, benden sonra yapılacak konuşmalarda ne gibi önlemler alındığı daha detaylı olarak anlatılacak. Fakat bu önlemlerle de daha dikkatli bir şekilde bu Türkiye’yi sağ salim biz limana çıkartırız. Kaptanın iyisi, dalgalı, rüzgârlı, fırtınalı havalarda belli olur. Evet, fırtına gelecek, gemi sallanacak, efendime söyleyeyim, bazılarının midesi bulanacak, bazıları şöyle olacak ama bunu salim bir şekilde, salimen limana çıkartırız. Ama kaptanın iyisi olacak ha! Kaptanın iyisini de biliyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok!

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Siz giderseniz iyisi gelecek.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız, şimdi size başka bir konudan bahsedeceğim. Şu “Ya Hükûmet -işte geldiniz burada- özelleştirme niçin yapıyorsunuz, işte kaça sattınız, bunları niçin sattınız, kime peşkeş çektiniz?” Hâlbuki tarihin en şeffaf özelleştirmesini yaptık, en iyi zamanda yaptık, en iyi şekilde yaptık, en iyi değerlerle sattık. Şimdi, gün geçtikçe bunlar daha iyi anlaşılıyor.

Bakınız, şimdi, Türkiye olarak yirmi senede 8,5 milyar dolarlık özelleştirme yapılmıştı. Biz, sadece özelleştirme idaresi olarak 32,5 milyar dolar, Türkiye olarak 50 milyar doların üstünde özelleştirme yaptık, paraları da hazineye tık attık. Öyle mi? Ha! Şimdi o sıkıntılardan da kurtulduk. Şimdi, düşünün, o idareler, zarar eden idareler, şunlar bunlar devletin elinde olsaydı ne yapacaktı bu devlet? Bütçe açığı üzerine bütçe açığı, bütçe açığı üzerine bütçe açığı gelecek duracaktı. Şimdi var elimde, efendim “Açıkta rekor kırdık” diyor. Eski bu.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Gazete haberleri Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Gazete haberi. Sen de gazete haberinden bahsediyorsun. Ansiklopedi haberinden bahsetmiyorsunuz burada.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – 2009’da işçiye, memura ne vereceksiniz?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – “İki ayda açık 10 katrilyonu geçti.” diyor. İki ayda.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Onları boş verin!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, onları biz indirdiğimiz için ne kadar faydalı oldu, sizin zamanınızda neler oldu, onları hep gördük. Şimdi, bu özelleştirmeleri biz niçin yaptık? Ekonomide rekabetin önünü açmak, verimliliği artırmak, maliyet etkinliğini sağlamak, hizmet kalitesini yükseltmek; bunlar için yaptık ve çok iyi de para topladık bu arada. Öyle mi? Topladık.

Şimdi, bize laf ediyordunuz. Bakın, PETKİM’in yüzde 51 hissesini 2 milyar 40 milyona sattık arkadaşlar. Burada bize muhalefet demediğini bırakmadı. Şimdi bunun yüzde 100 bedeli, borsa bedeli 608 milyon dolar. Biz yarısını 2 milyara sattık. Şimdi gelin de bir söyleyin bakalım, hani ucuza sattım da… Satın göreyim bakayım, şimdi satın onu göreyim bir 2 milyara, göreyim. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Kalmadı ki, kalmadı ki!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Burada TÜPRAŞ’ın 14,76 hissesi için söylemediğiniz laf kalmadı. Gerçi mahkemeler beraat kararı hepsine verdiler de… O lüzumsuz iddialara onlar da pek takılmadılar zaten.

TÜPRAŞ’ın biz yüzde 51’ini 4 milyar 140 milyona sattık, şimdiki değeri 2 milyar 371 milyon, yüzde 100 değeri. Gelin de satın bakayım, göreyim.

Halk Bankasının yüzde 25’ini 2 milyar dolara sattık biz. Şimdi Halk Bankasının tamamı 3 milyar 583 milyon, tamamı. Demek ki borsa değeri…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Değeri düşmüş demek ki!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, burada bize takdir sözlerinizi söyleyiniz, onu bekliyorum sizden. “İktidar sizi takdir ediyoruz.” deyin, muhalefet küçülmez, büyür. Söyleyin bunu. Gerçekleri bir söyleyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Söyleyin, ne olacak? Yani millet biliyor zaten, bir de siz söyleyin “Aferin, bravo muhalefete.” desinler ama nerede…

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu konuşmamın bu bölümünde sizlere çalışanlarımıza ve emeklilerimize verdiğimiz mali imkânlarla ilgili bilgiler vermek istiyorum.

Bir defa şunu söyleyeyim, hesap yapacaksınız: 2003 Ocak-2008 Kasım döneminde TÜFE’deki kümülatif büyüme, değişme yüzde 83,1 olmuş. Bunu bir defa bir yere yazın.

Şimdi, en düşük memur maaşı, 2002 Aralık ayında 392 YTL, 2008 Kasım ayında 1.118 YTL, artış yüzde 164,9.

Net asgari ücret, 2002 Aralık ayında 184 YTL, 2008 Kasım ayında 503 YTL.

En düşük SSK emekli aylığı, 2002 Aralık ayında 257 YTL, 2008 Kasım ayında 598 YTL.

En düşük BAĞ-KUR esnaf emekli aylığı, 2002 Aralık ayında 149 YTL, 2008 Kasım ayında 468 YTL.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Oranı ne Sayın Bakan?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Artış oranlarını da söyleyin Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Artış yüzde 214,5.

En düşük BAĞ-KUR çiftçi emekli aylığı, 2002 Aralık ayında 66 YTL, 2008 Kasım ayında 312 YTL, artış yüzde 373,8.

En düşük memur emekli aylığı, 2002 Aralık ayında 377 YTL, 2008 Kasım ayında 773 YTL’ye çıktı, artış yüzde 105,3.

Çok kısa olarak, değerli arkadaşlar, Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 2007 yılı bütçesine ait bilgileri arz etmek istiyorum:

Bütçe giderleri 204,1 milyar YTL, bütçe gelirleri 190,4 milyar YTL, bütçe açığı 13,7 milyar YTL düzeyinde gerçekleşmiştir.

Değerli arkadaşlar, konuşma kitapçığında bundan sonra -sizlere dağıtıldı bu kitaplar- Ocak-Ekim 2008 bütçe gerçekleşmeleri var, 2008 merkezî yönetim bütçe yıl sonu gerçekleşmesi var, 2009 yılı bütçe büyüklükleri var. Bunlar rakamlara dönük bilgiler oldukları için bu rakamları bu kitaplardan okursunuz diye, bir de fazla vaktinizi almamak için anlayışınıza sığınarak diğer konulara geçmek istiyorum.

2009 yılı bütçesinin özellikleri:

Son yıllarda gelir ve gider politikaları arasında gerçekleştirilen uyum, bütçe giderlerinde sağlanan etkinlik ve tasarruf ile vergi gelirlerinde gösterilen yüksek performans sayesinde bütçe açığının azaltılması yönünde önemli bir başarı yakaladık.

2009 yılı bütçe ödenekleri de uygulanan ekonomik programın ilke ve hedeflerine uygun olarak kamu kesimi açıkları ile enflasyonun düşürülmesini ve reel ekonomideki büyümenin sürdürülmesini, dışsal şoklara karşı ekonomimizin direncini artırmaya katkıda bulunulmasını sağlayacak şekilde belirlenmiş ve kamu idarelerinin hizmet öncelikleri dikkate alınarak tahsis edilmiştir.

Ayrıca, 2009 yılı yanında 2010 ve 2011 yılı bütçe büyüklükleri ile kamu idarelerine söz konusu yıllarda tahsis edilmesi planlanan bütçe ödeneklerine de yer verilmiştir.

Bütçe yönetiminde saydamlığın artırılması, Meclisimizin bütçe uygulamaları konusunda daha iyi bilgilendirilmesi amacıyla bütçe gerekçesinde mahalli idareler ve sosyal güvenlik kurumlarının bütçe büyüklükleri, döner sermayeler ile bütçe dışı fonlara ve bütçeden yardım alan kuruluşlara ilişkin bilgilere de yer verilmiştir.

Kural olarak 2009 yılı yatırım programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında herhangi bir projeye harcama yapılmayacaktır.

Belirlenen sınırlar içinde memur ihtiyacını karşılayamayacak idare, kurum ve kuruluşlardan yükseköğretim kurumları için ilave 4 bin adet, diğerleri için de ilave 21 bin adet atama izni verilebilecektir.

Yükseköğretim kurumlarının öğretim üyesi dışındaki boş öğretim elemanı kadrolarına yapabilecekleri atamalara ilişkin hususlara ve bu sınırlar içinde öğretim elemanı ihtiyacını karşılayamayacak öğretim kurumları için ise ilave 5 bin adet atama izni verilebilecektir. Yani öğretim kadrosuna 5 bin adet tekrar ilave yapıyoruz ki bu fevkalade önemli bir durumdur.

Millî eğitim bütçesi, değerli arkadaşlar, 2002 yılında 7,5 milyar liraydı, şimdi 27,9 milyar dolar. Bu büyüklükle Bakanlık bütçeden en fazla payı alan idare olma özelliğini sürdürmektedir. En fazla payı Millî Eğitim Bakanlığı alıyor.

İktidara geldiğimizden beri 130 bin dersliğin yapımını tamamladık. 2009 yılında 28 bin adet derslik yapmayı hedefliyoruz.

Değerli arkadaşlar, biz inanıyoruz ki, yaşlısına, özürlüsüne, garibanına, fakirine fukarasına sahip çıkmayan devlet, eksik, sosyal olmayan bir devlettir. Halbuki bizim Anayasa’mızda Türkiye devleti tanımlanırken hukuk devleti, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Sosyal olma özelliği fevkalade önemlidir. Fakat bizden önceki  Hükûmetler bunu yerine getiremediler. Neden? Bütçeleri öyle açık veriyordu ki sosyal yönlere harcama yapma imkânları olmuyordu. Yok, ne yapacak? Faize para yetmiyordu faize. Faiz tarihî rekora uçtu, gitti. Faizi topladıkları… 2001 yılında toplanan vergiler faize yetmiyordu. Artık vergiler faize yetmiyor… İşte, yani, o zamanın şeyleri bunlar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, bizim zamanımızda özürlülerle ilgili kanun çıkardık. Şimdi, özürlü vatandaşlarımıza “rehabilitasyon eğitimi” diye eğitim verdiriyoruz. Evinden alınıyor, götürülüyor, eğitiliyor, evine getiriliyor. Hayata kazandırıyoruz. Şimdi, biz 200 bin özürlümüzü bu eğitime tabi tutuyoruz. Bu yıl 233 bin özürlümüzü bu imkânlardan istifade ettireceğiz.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Bakın, ayda sekiz saatle hiçbir şey olmuyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Bakın, şimdi özürlülerimize biz evde bakım yaptırıyoruz. Ev sıcaklığını…

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Yanıltmayın! Aldatmayın!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Niye anlatmayayım canım, yaptık. Yaptıklarımızı niye anlatmayalım? Rahatsız olmayın, dinleyin.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Ayda sekiz saatle hiçbir şey olmuyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Dinleyin… Dinleyin… Siz de faydalanırsınız.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Yani önce kendin faydalan da bize sıra gelince bakarız tabii.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Belki değişirsiniz de işte… Çarşaf marşaf falan, biraz değişiyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İyi şeyleri almaya bakın, bu milletle bütünleşmeye bakın. Yani bunları şimdi dinlemekten rahatsız olmayın. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Kendi kendine konuşuyorsun Sayın Bakan! Elini cebine atma!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, biz bunlara, bunlar için 1,5 milyar YTL’nin üstünde para harcıyoruz. Bunlar kolay değil, bu paraları harcamak kolay değil.

Bakın, şimdi çiftçimiz için söyleyeyim. Çiftçimize şunu yaptık, bunu yaptık… Ya, 2002 yılında ben geldiğimde… (CHP sıralarından gürültüler) Hesaplar benim elimde arkadaş! Ben Maliye Bakanıyım.

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Bir baktım… Ne ödemişler bu çiftçilere? Çiftçilere 1 milyar 800 küsur milyon para dağıtılmış. Biz 5,5 milyar YTL dağıtıyoruz, 5,5 milyar… Hayvancılık için, efendim üretimin, tahıl üretiminin artması için, diğer üretimlerin artması için.

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Oralara hiç girme.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Ve bunları artık öyle hâle getirdik ki biz üretime veriyoruz, Türkiye’deki üretimin artmasına sebep oluyoruz. Gübre desteği veriyoruz, hayvancılık desteği veriyoruz. Mesela, gübre desteğini yüzde 110 artırdık 2008’e göre, 2009 yılı bütçesinde yüzde 110 artırdık. (CHP sıralarından gürültüler) Hayvancılık desteklerini yüzde 80 artırdık. 1 milyar 314 milyon YTL hayvancılık için destek veriyoruz.

Kırsal kalkınma desteğini hakeza yüzde 219 oranında artırdık değerli arkadaşlar.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Ne oldu? Göç devam ediyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Bunlarla mı kaldık? Hayır. Bakınız, geldiğimizde bölünmüş yoldan bahsediyorduk. Türkiye için, Türkiye ekonomisi için, Türkiye'nin sosyal yapısı için, kültürel yapısı için ne kadar önemli. Yol demek, medeniyet demek. Su demek, medeniyet demek. Elektrik demek, medeniyet demek.

Bakınız, biz geldiğimizde bölünmüş yollar 6 bin kilometre idi, şimdi bölünmüş yollar 15.358 kilometre oldu.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Yolları değil, yolları değil, insanları…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Beşer kere söyledik, beşer kere yapıldı. Yapboz oldu yollar.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Yani, bütün cumhuriyet döneminde 6 bin kilometre yol yapılmış, altı senede –şimdi altıncı seneye vardık, bu 7’nci bütçemiz biliyorsunuz- bu 15.358 kilometreye çıktı. 2009 yılında buna ilaveten 1.700 kilometre daha yapacağız.

Şimdi, ne gibi işler yaptığımıza böyle kısaca bile değinsek, yani tabii millet bunların hepsini memnuniyetle dinlerken bazı kesim de biraz rahatsızlıkla dinliyor ama olsun, dinlesinler, mühim değil.

Değerli arkadaşlar, hepiniz biliyorsunuz, bizim şimdi KÖYDES projelerimiz var. Bu KÖYDES projelerimizde 6.130 kilometre ham yol, 49 bin kilometre stabilize yol, 62 bin kilometre asfalt ve 1.567 kilometre beton yol yapıldı. Bunlar cumhuriyet tarihinde görülmemiş rakamlar. Şimdi, gidin gezin Anadolu’yu. Biz geziyoruz, kendimizi Ankara’ya bağlamadık. Orada nereye gitsek bu projelerden dolayı bize teşekkür ediliyor.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) - Tabii, tabii, istediğiniz yere gidiyorsunuz, teşekkür alıyorsunuz!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – BELDES projelerimiz hakeza o şekilde. Yani bunu seksen bir ilde uyguladık ve bunları uygularken değerli arkadaşlar, çok önemli bir şey var: Köy, kent, belediye, şu parti, bu parti farkı gözetmeksizin yapıyoruz bunları ama bu paralar da nereye gidiyor onların da hesabını soracağız. Bir belediye, efendim, çöpünü temizleyemiyorsa, yollarda çöpler görünüyorsa, kanalizasyonu yapmıyorsa, suyunu yapmıyorsa nereye gitti bu paralar?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Önce Van’dan başlayın o zaman.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) - Ankara’ya sor, Ankara’ya.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Bitlis’ten, Bingöl’den, Van’dan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bitlis, Bingöl, Ağrı’dan başlayın. Kendi belediyeleriniz var.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Bugüne kadar sormadınız mı Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, vallahi, burada saçı bitmedik yetimin parası var, hesabını gıdım gıdım sorarım ha! Hiç yolu yok, öyle numara yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Parayı verdim, hesabını getirin kardeşim. Haa “Şöyle, böyle…” O zaman sen belediye başkanlığı yapamazsın, böyle numara yok. Bunu halka hizmet için verdik biz. Kimse kendi düşüncelerine göre birtakım gerekçeler uydurmasın. (Gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar, lütfen…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, böyle kriz günlerinde krize maruz olmuş olan ülkelerin umumiyetle kendilerini toparlayabilmeleri için bütçelerini toparlamak mecburiyetleri vardır. Bütçe açıklarını da kapatabilmeleri için ya büyük miktarda harcamalarını kısmak mecburiyetindeler –bu çok zor oluyor- veyahut da vergilerini artırmak zorunda kalırlar. Vergilerine arka arkaya ve umulmadık, böyle hiç akla gelmedik isimler de bulurlar. Mesela, bakın, 1994 yılı krizinde bize öyle vergiler geldi ki. Mali denge vergisi. Yani, ne demek ya mali denge vergisi? Hiçbir şey çağrıştırıyor mu size? Yok. Neden? Alacak yani, toplumdan alacak. Şu anda bazı ülkeler var, gidin, Macaristan, Ukrayna, diğer ülkeler falan, böyle vergileri artırıyorlar mecburen. Ama, çok şükür, biz o durumda değiliz, biz o durumda değiliz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hamdolsun!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Hatta, şimdi bize ne diyorlar biliyor musun bazı kesimler: “Vergileri indirin.”

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Doğal gaza yüzde 60 vergi ödeyen bir devlet yok!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – “Vergileri indirin.”

Be kardeşim “Vergileri indirin.” diyenlere ben sesleniyorum: Ben yıllar yılı vergi indiriyorum, bu Hükûmet yıllar yılı vergi indiriyor, neredesiniz siz ya, başka ülkede mi yaşıyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Doğal gazda da indirin, telefonda indirin.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Yeni mi geldiniz Türkiye’ye? (CHP ve DTP sıralarından gürültüler)

ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – Yatırım indirimi ne oldu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, bakınız, kurumlar vergisini biz -yüzde 33’tü biz geldiğimizde 33- önce 30’a indirdik, sonra 20’ye indirdik. Neredesiniz ey kesim ha, neredesiniz? Yok, ses yok.

Efendime söyleyeyim, hadi onları geçelim “KDV insin.” Be mübarek, KDV’yi… Halka eğer hizmet edeceksek biz, halkı rahatlatacaksak, halkın fazla harcadığı konulara bakalım. Nedir? Yiyecek, gıda, en fazla gıda. (CHP sıralarından gürültüler)

Şimdi, gıdada biz indirdik mi arkadaş, indirdik mi? Kaç indirdik? 18’den 8’e indirdik; yüzde 60 indirdik ya! Çikolatadan bile indirdik, çikolata, çocuklarımız yesin diye. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, giyecek. Halk, giyecek en fazla, tekstil, giyecek, deri, neyse indirdik mi?

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Halk, Maliye Bakanından kalırsa yiyecek!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – İndirdik, 18’den 8’e indirdik. Neredeydiniz siz, Türkiye’de değil misiniz ha? (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bakan bir dakika…

Şimdi, sevgili arkadaşlarım, Sayın Bakan konuşurken… (CHP sıralarından gürültüler)

Bir dakika rica ediyorum, bir dakika…

Sayın Bakan konuşurken siz sürekli laf atarsanız ve bu, alışkanlık hâline gelirse, biraz sonra sayın genel başkanlar ve sözcüler konuşurken…

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Konuşmalarına dikkat etmesi lazım Sayın Bakanın.

BAŞKAN – …başka gruplar laf atarak onların konuşmasını bozarsa sağlıklı bir görüşme yapabilir miyiz. Onun için, lütfen…

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Ama Maliye Bakanına yakışır şekilde konuşması lazım.

BAŞKAN – Bir dakika, rica ediyorum arkadaşlar.

Sayın Bakanın konuşmasının içeriği kendi takdiridir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Maliye Bakanından bir dinleyelim, işçiye, köylüye ne verecek? Sayın Bakan burada bir saat hikâye okuyor.

BAŞKAN – Hayır, biraz sonra Sayın Deniz Baykal çıkacak, konuşacak; Sayın Bahçeli konuşacak. Şimdi, oturduğunuz yerden…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – “Vergileri indirdik.” diyor, “tasarruf” diyor.

BAŞKAN – Yanlış söylüyorsa bu, müzakere…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Millet sokakta, aç. Aç insanlardan bahsetsin o zaman.

BAŞKAN – Bir dakika, müsaade eder misiniz… Müsaade eder misiniz, bir dakika… Sürekli konuşuyorsunuz. Parlamento kültüründe laf atma vardır, dünyanın bütün parlamentolarında vardır ama -rica ediyorum sizden- siz devamlı oturduğunuz yerden konuşuyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Bunun bir faydası var mı? Ne partinize faydası olur bu tür bir tartışmanın ne de millete faydası olur. Rica ediyorum arkadaşlar, sükûnetle dinleyelim. Konuştuklarına Sayın Bakanın biraz sonra çıkacak değerli sözcüler cevap vereceklerdir ve sağlıklı bir tartışmayla bütçe müzakerelerini sürdüreceğiz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan bütçe konuşması yapsın Sayın Başkan. Bütçe konuşması yapsın, biz bunu bekliyoruz Sayın Bakandan.

BAŞKAN –Lütfen…

Buyurun Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, biz gıdada indirmişiz, giyimde indirmişiz, sağlıkta indirmişiz sağlıkta… İlaç alırken KDV’leri indirdik. Eğitimde indirmişiz. Halkın istediği bu.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Mazot, gübre…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Orada, Nişantaşı pazarlarında gezip de “KDV indirilsin.” diyenlere ithaf ediyorum bunları. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Halkın pazarlarına insinler, halkı anlasınlar, halkı dinlesinler. Öyle, belli kimselerin, efendime söyleyeyim, lüks malları için bana kimse gelip “KDV indirin.” demesin.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Akaryakıt lüks mü Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yatırım önemli, Türkiye’deki ekonominin canlanması önemli fakat mali disiplin de önemli. Eğer buralara geldiysek bu mali disiplinle geldik, Hükûmetimizin hiç taviz vermeden takip ettiği bu mali disiplinle. Ülkeyi bu iyi durumlara, krizlere karşı hazırlıklı durumlara, şoklara karşı dayanıklı durumlara getiren budur.

Orada oturmuş, efendime söyleyeyim, kahvesini içiyor veya başka şey içiyor, neyse…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Senden izin mi alacağız?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – “Bundan KDV’yi indirelim.” Sonra? Arkadaş, Türkiye’yi yaşadığı o eski günlere döndürtmeyiz biz. Biz olduğumuz zaman Türkiye’yi o eski günlere döndürtmeyiz. (CHP sıralarından “Bravo(!)” sesleri)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bu tarz yakışıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Türkiye'de bu en zorlu günleri, dünyanın krizinde -bakın, bu kriz Türkiye'nin krizi değil, dünyanın krizi- en zorlu günleri en iyi şekilde geçirmenin gayreti içerisindeyiz, Hükûmet olarak bu çalışmanın, bu hassasiyetin içindeyiz. Onu özellikle belirtmek istiyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bütçe konuşması mı bu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ben Maliye Bakanı olarak, maliyede ne gibi iyileştirmeler yaptık, neler yaptık, nerelere geldik, bunları uzun uzun anlatıp da sizlerin vaktini almak istemiyorum ama bugün okuduğum bir şeyi söylüyorum: “Artık vergi dairelerinde çayımızı içerken işimiz yapılıyor. Artık son günlerde kuyruklar oluşmuyor, artık sıkıntılara girmiyoruz, günlerimizi kuyruklarda geçirmiyoruz, Maliyeye bir tıklamayla ulaşıyoruz.” diyor. VEDOP sistemini kurduk, bütün mükelleflerimize en güzel şekilde hizmet veriyoruz. Bunun neticesinde de, biz geldiğimiz zaman topladığımız vergiler 60 milyar YTL’ydi, şimdi 170 milyar YTL’nin üstünde. Biz vergileri artırmadık, vergileri düşürdük. Nasıl oluyor da bu kadar vergi artıyor? At binenin, kılıç kuşananın. Bu işi ehli yapar kardeşim, ona göre!

Şimdi, değerli arkadaşlar, sizlere son olarak şu sözleri söyleyip huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum: Küresel ekonomilerde dalgalanmalar değişik şekillerde her zaman olabilir. Önemli olan, önümüze çıkan her zorluğu kolayca bertaraf edebilecek şekilde hazırlıklı olmaktır. Bu doğrultuda, yapısal reformlara devam etmek suretiyle Türkiye’nin dış şoklara karşı dayanıklılığını artırabilir ve kalıcı başarılar elde edebiliriz.

Önümüzdeki dönemde gelişmeleri yakından takip ederek mali disiplinden ve yapısal reformlardan taviz vermeden gerekli önlemleri almaya devam edeceğiz.

Maliye politikalarımızı üretirken küresel bazda düşünüyoruz. Ülkemizin küresel yarışta bir adım öne geçmesi için uğraş veriyoruz. Risklerin yeniden tanımlandığı bir süreçten geçiyoruz. Bunu bir fırsata dönüştürmek için çalışıyoruz. Nitekim, dışımızda gelişen bu dünya krizi sürecinde Türkiye, cari açığa ve enflasyona kalıcı çare bulduğu ölçüde bu krizi fırsata dönüştürmüş olacaktır.

Türkiye’nin, genç nüfusu ile önümüzdeki yıllarda üretimi, verimliliği ve refahı daha da güçlendiren, hızlı büyüyen ve ihracatı daha da artıran bölgesel ekonomik güç olacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın. “Türkiye, hükûmetlerimiz döneminde sağladığımız makroekonomik ve siyasi istikrar, iyi yönetişim, beşeri sermaye gelişimi ve teknoloji kullanımı dâhil birçok sosyoekonomik gösterge bakımından hem eski yıllara ve hem de birçok ülkeye göre çok daha iyi bir konuma gelmiştir.” Bu söylediklerimi, yabancı bir kuruluş tarafından Türkiye hakkında yazılmış bir rapordan alıyorum.

Bakınız -bir daha diyorum- yabancılar yazıyor bu raporu, bir Türkiye değil. Diyor ki: “Türkiye, AK PARTİ hükûmetleri döneminde sağladığı makroekonomik ve siyasi istikrar, iyi yönetişim, beşeri sermaye gelişimi ve teknoloji kullanımı dâhil birçok sosyoekonomik gösterge bakımından hem eski yıllara ve hem de birçok ülkeye göre çok daha iyi bir konuma gelmiştir.” Bunu diyen yabancılar.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – IMF destekli!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – 2009 bütçesi, küresel krizin parametreleri dikkate alınarak, ülke ihtiyaçlarına ve gerçeklerine uygun olarak hazırlanmış ve huzurunuza getirilmiştir. Bu bütçe, hedeflerimizle uyumlu, şeffaf, samimi ve gerçekçidir.

Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, maliyenin çekirdek devlet olduğunu ve cumhuriyetin mali temeller üstünde yükseleceğinin bilincindeydi ve her fırsatta tam bağımsızlığın ancak mali bağımsızlık ile mümkün olacağını vurgulamıştı.

Büyük Atatürk’ün bize gösterdiği bu yolda emin adımlarla ilerliyoruz. Hedeflerimize kararlı ve disiplinli adımlarla ulaşacağız. Önümüze koyduğumuz hedeflerden hiç taviz vermeden yolumuza devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 bütçesi ülkemize ve milletimize hayırlı olsun. Yapacağınız yoğun ve yorucu çalışmalar için Hükûmetim ve şahsım adına sizlere şimdiden teşekkür ediyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, bütçe görüşmeleri, 26/11/2008 tarihli 22’nci Birleşimde alınan karara uygun olarak bastırılıp dağıtılan programa göre yapılacaktır.

Başlangıçta, bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları ve Hükûmet adına yapılacak konuşmalarda süre -Hükûmetin sunuş konuşması hariç- birer saat, kişisel konuşmalar onar dakikadır.

Kişisel konuşmalarda bütçenin tümü üzerinde lehte ve aleyhte olmak üzere birer üyeye söz verilecektir.

Şimdi, bütçenin tümü üzerinde grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin adlarını sırasıyla okuyorum:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Genel Başkan ve Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Genel Başkan ve Osmaniye Milletvekili Sayın Devlet Bahçeli, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş ve Kocaeli Milletvekili Sayın Nihat Ergün, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Fatma Kurtulan ve Diyarbakır Milletvekili Sayın Selahattin Demirtaş.

Şahısları adına, lehinde Mardin Milletvekili Sayın Cüneyt Yüksel, aleyhinde İzmir Milletvekili Sayın Harun Öztürk.

Şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanı, Genel Başkan ve Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal’da.

Buyurun Sayın Baykal. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

Süreniz altmış dakikadır.

CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2009 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun düşüncelerini ifade etmek üzere huzurunuzdayım. Bu vesileyle, Sayın Başkan, sizi ve değerli milletvekilleri, sizleri içten sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz bütçe tasarısı çok büyük bir talihsizlikle karşı karşıyadır. Bu bütçe tasarısının hazırlandığı dönemde, öyle anlaşılıyor ki dünyanın ve Türkiye'nin nereye doğru gitmekte olduğu bu tasarıyı hazırlayanlar tarafından görülememiştir ya da görmemeyi tercih etmişlerdir çünkü o noktalarda dünyadaki krizin bize teğet geçip bizi etkilemeyeceği iddiaları dile getiriliyordu. Anlaşılıyor ki bu bütçe tasarısını hazırlayanlar da bu söylemi ciddiye almışlardır ve buna göre bütçe tasarısı hazırlanmıştır. O bakımdan, bu bütçe tasarısı gerçeklerden kopuk; hangi gerçeklerden? Daha dün ilan edilmiş olan resmî gerçeklerden, ekonominin resmî yetkilileri tarafından tespit edilen gerçeklerden kopuk, bu gerçeklerin tam tersini varsayarak hazırlanmış olan bir bütçedir. Varsayımları geçerli olmadığı için bu bütçenin de ne samimiyetinden ne gerçekçiliğinden ne de ciddiyetinden söz etmek imkânı maalesef yoktur. Bu acı bir tespittir ama gerçek budur.

Değerli arkadaşlarım, bu bütçe tasarısı 2008 yılı kalkınma hızının yüzde 4 olacağını kabul etmiştir. 2009 yılıyla ilgili olarak büyüme hızını gene yüzde 4 olarak ifade etmiştir ve buna dayalı olarak pek çok varsayım ortaya koymuştur. Enflasyonla ilgili yüzde 7,5 artış varsayımını koymuştur. Kurla ilgili 1.400 kur varsayımını koymuştur ve buna göre gelir tahminleri yapmıştır, buna göre harcama hedefleri koymuştur. Bunların hiçbir ciddi geçerliliği olmadığı daha dün açıklanan 2008 yılının üçüncü çeyreğiyle ilgili büyüme rakamlarıyla ve bu büyüme rakamının 2008 yılının ortak büyüme hızını ne olarak ortaya koyacağına ilişkin tespitleriyle birlikte çökmüştür. Yüzde 4 varsayımıyla hazırlanmıştır. Bugün en iyimser değerlendirmeyle 2008 üçüncü çeyrek resmî sonuçları, 2008’in Ekim ayıyla ilgili daha kısa bir süre önce açıklanmış olan büyüme rakamları ve 2010’la ilgili kapasite kullanım rakamları dikkate alındığı zaman, 2008 yılının yüzde 2’nin büyük bir ihtimalle altında bir kalkınma hızıyla bizi karşı karşıya bırakacağı açık bir gerçektir ama bu bütçe onun 2 katı bir büyüme varsayımıyla yola çıkmıştır. Üstelik o büyüme varsayımını haklı kılmadığı başka bazı varsayımlarla da gelir tahminleri yapmıştır ve harcama hedefleri koymuştur.

Değerli arkadaşlarım, bu yüzde 4 bir yandan 2008 yılıyla ilgili büyüme öngörüsü yapılıyor. Öte yandan 2009 için yüzde 4 bir büyüme hedefi bütçede yer alıyor ama IMF’yle bir yandan 2009 için yüzde sıfırlık bir büyümenin el altından müzakeresi sürdürülüyor. Değerli arkadaşlarım, bu varsayımlar bu bütçeyi mali ve ekonomik bakımdan geçerli olmaktan çok açık bir biçimde çıkarmıştır.

Dış ticaretten alınan vergilerle ilgili bütçe hazırlanırken ithalatın 2009 yılında yüzde 6,7 artıp 232 milyar dolar olacağı, bu nedenle dış ticaretten 53,7 milyar YTL’lik bir gümrük vergisi ve dâhilde alınan KDV tahsil edileceği ifade edilmiştir. Oysa bizzat dış ticaretten sorumlu Bakan Sayın Kürşad Tüzmen daha iki hafta önce 2009 yılı için ithalat tahmininin yüzde 25 2008’in altında olacağını ifade etmiştir ve daha gerçekçi olan tahmin de budur. Yani Hükûmetin ilgili Bakanı “Yüzde 25 ithalat azalacak.” diyor, Maliye Bakanının hazırladığı bütçe tasarısında “2009 yılında ithalat artacak. O artışın çok ötesinde yüzde 20’ler civarında, yüzde 20’lerin üzerinde bir ithalattan elde edilen KDV tahsilatı yapılacak.” diye varsayım konuluyor. Bu ciddi bir manzara değildir değerli arkadaşlarım.

Aynı şekilde, bu bütçeyi anlamsız hâle getiren bir temel nokta da IMF’yle yürütülmekte olan müzakerelerdir. Değerli arkadaşlarım, bu da büyük bir talihsizlik olmuştur. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin yasama meclisi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçe tasarısını konuşuyor ama kısa bir süre sonra, birkaç hafta sonra bir Sayın Bakan -Hazineden sorumlu Devlet Bakanı- bir bürokrat -Merkez Bankası Başkanı- 2’si bir niyet mektubu imzalayacaklardır ve o 2 kişinin imzaladığı niyet mektubu burada sizin oylarınızla kabul edilecek olan bütçeyi anlamsız hâle getirecektir.

Keşke, IMF’yle müzakere yapılacak idiyse çok daha önceden yapılsaydı da önünüze gelecek olan bütçe o varsayımları ciddiye alarak, dikkate alarak düzenlenmiş olsaydı. Maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisine hiç yakışmayan bir konuma sürüklenmek üzereyiz. Daha şimdiden IMF çevreleri hazırlanan bütçede çok büyük bir budama gerçekleştireceklerini açıkça ilan etmektedirler. Bir yandan da Türkiye Büyük Millet Meclisi önünüze getirilen bu bütçeyi kabul etmek durumundadır. Bu acı bir olaydır. Olayın hem hukuki hem de siyasi, millî iradeye saygı, Parlamentoya saygı anlayışıyla izah edilmesi güç yönleri vardır. Bunları da takdirinize sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu bütçe bir yana, Türkiye çok ciddi bir ekonomik tartışmanın içinden geçmek durumundadır. Çok ciddi bir ekonomik tabloyla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin çok ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya olduğu açıklanan rakamlarla ortaya konmuştur. Daha ekim ayıyla ilgili büyüme rakamı sanayi büyümesinin yüzde 8,5 çöktüğünü bize göstermiştir. İmalat sanayisinde yüzde 10,3’lük bir gerilemenin ortaya çıktığı gene resmî rakamlarla tespit edilmiştir. Büyüme hızı ciddi bir şekilde bir düşme sergilemiştir.

Değerli arkadaşlarım, bunu doğru anlamak lazımdır. Bunun, hiçbir şekilde dünyada şu anda yaşanmakta olan krizle doğrudan ilgili bir tablo olduğunu düşünmek geçerli değildir. Gerçeğe gözümüzü tıkamamalıyız.

Önümüzde iki mesele var: Türkiye ekonomisi hangi politikalar sonucu bugünkü noktaya sürüklenmiştir, nerede, ne gibi sıkıntılar vardır, buna doğru teşhis koymamız lazım.

İkinci olarak da gelmekte olan ve derinleşmekte olan ekonomik kriz karşısında Türkiye hangi politikayı ortaya koymalıdır; o krize karşı ne yapmamız lazım, bunu da ayrıca mütalaa etmemiz ve birlikte bir değerlendirme işine girmemiz gerekmektedir. Yani buralarda pembe masallar anlatarak, astık kestik diyerek bir yere varmak mümkün değildir. Gerçekler çok açık bir şekilde ortadadır.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, Türkiye, 2002 yılının sonundan itibaren, 2002 yılından itibaren dünya çapında bir büyük ekonomik bolluk konjonktürünü yakaladı. Dünya, çok uzun bir süreden beri karşı karşıya gelinmemiş bir likidite bolluğu, döviz bolluğu tablosuyla karşı karşıya kaldı. Bunun çeşitli nedenleri var. Bugün ortaya çıkan krizin altında da bir ölçüde o bolluk yatıyor. Hem dövizin bolluğu hem çeşitli döviz enstrümanlarının yaygınlaşması, borçlanmanın Amerika Birleşik Devletleri tarafından çok ileri ölçülere taşınmış olması, dünyada büyük bir likidite bolluğu tablosu ortaya çıkardı. Bu, Türkiye için bir şans olarak kullanılabilirdi. Keşke kullanabilmiş olsaydık ama maalesef acı gerçek şudur ki, Türkiye, o bolluk tablosunu doğru değerlendirememiştir hatta tam tersine o bolluk tablosundan ciddi yanlışlıklara sürüklenmiştir, ciddi olumsuzluklarla karşı karşıya kalmıştır. Nedir bu olumsuzluklar? Ne gibi sıkıntılarla karşı karşıya kalmışızdır?

Önce, içinde bulunduğumuz tabloyu kısaca bilginize çok net bir şekilde sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, dünya 2003’ten 2008’e doğru “gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye” olarak nasıl bir büyüme tablosuyla karşı karşıya kaldı, önce bunu çok doğru görmemiz lazım.

Buradaki veriler IMF’nin “World Economic Outlook 2008” yayınına dayalı olarak hazırlanmıştır. Kırmızı büyüme hızı Türkiye’yle ilgilidir, mavi de gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızıdır. Bakınız, 2003’te ve 2004’te Türkiye anlamlı bir ekonomik büyüme hız artışı gerçekleştiriyor. Bu, dünyadaki bolluğun olumlu yansıdığı konjonktürdür. 2003-2004’te yüzde 9,4’e çıkıyor. Bu çıkış sırasında da diğer az gelişmiş ülkeler, özellikle 2004’te, Türkiye'nin altındadır. 7,7 kalkınıyor onlar, Türkiye yüzde 9,4 kalkınıyor. 2005 yılında gene Türkiye yüzde 8,4’le 7,5’luk dünya kalkınma hızının üzerinde bir hız gerçekleştiriyor. 2004 ve 2005 Türkiye'nin dünyadaki bolluktan yararlandığı yıllardır ama 2006, 2007 ve 2008, bu bolluğun artık Türkiye’ye zarar vermeye başladığını göstermiştir. 2006’da Türkiye'nin kalkınma hızı -yüzde 7,9 gelişmekte olan ülkeler bir hız yakalarken- 6,9’a düşmüştür, 2007’de 4,6’ya düşmüştür. O zaman gene dünya gelişmekte olan ülkeleri yüzde 8 hızı yakalamıştır. 2008’de de, şimdi yıl sonuna dönük olarak, yüzde 2 nihayet bir kalkınma hızı gerçekleştirecek gibi gözüküyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hızı yüzde 6,9 yani 7’dir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu, Türkiye'deki büyümenin dünyadan 2005 yılı sonundan itibaren kopmakta olduğunu göstermiştir. Hâlbuki 2006-2007 de o dövizin bolluk dönemidir, ucuz ve bol dövizin olduğu dönemdir ama o ucuz ve bol döviz döneminde az gelişmiş olan ülkeler sürdürülebilir bir kalkınma hızını 7; 7,5; 7,9; 8 ve 6,9 olarak sürdürmüşler ama Türkiye, yüzde 2’ye doğru, 2008’de, dünya krizinden dolayı değil, içinde bulunduğu konjonktürü doğru değerlendiremediğinden dolayı kalkınmasının düştüğüne tanık olmuştur.

Değerli arkadaşlarım, yine aynı şekilde, büyüme hızı, bu süreçle 2004’te yüzde 9,4’ten 2005’te 8,4’e, 2006’da 6,9’a, 2007’de 4,6’ya, 2008’de de 2’ye inmektedir. Bu da krizden bağımsız bir süreçtir. Türkiye sürdürülebilir bir ekonomik büyümeyi gerçekleştirememiştir. Konjonktürün sağladığı olanaklar başlangıçta bir yüksek büyüme imkânını Türkiye’ye sağlamışken arkasından çok ciddi bir şekilde ekonomik gerileme ortaya çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, büyüme hızı, yılın ilk yarısı esas alınarak bakıldığı zaman, yüzde 11, yüzde 8,1; yüzde 7,9; yüzde 6, yüzde 4,2; yüzde 3 olarak düzenli bir şekilde aşağı doğru inmektedir.

Bu süreçte işsizlik oranı ise artma eğilimindedir ve çok kaygı verici bir düzeye çıkmıştır. Son olarak da iki rakamlı bir işsizlik tablosuyla karşı karşıyayız. Hesaplama yöntemiyle ilgili bütün itirazlarımız bir yana, resmî rakamlar da Türkiye'de işsizlik oranının kaygı verici biçimde artmakta olduğunu bize göstermiştir. Yüzde 9,3’ten yüzde 10,3’e, 2007 Eylülü ila 2008 Eylülü arasında bir işsizlik artışı olmuştur.

Değerli arkadaşlarım, bu süreçte, 2002 öncesinde Türkiye’de yaşanmayan, bizim ekonomimizde var olmayan bir ciddi sorun şekillenmeye başlamıştır. Bu iktidar döneminde ortaya çıkan bir sorundur. Bu, cari açık sorunudur. 2002 yılında Türkiye’nin cari açığı 600 milyon dolar civarındadır. 2003’te 7,5 milyar dolar, 2004’te 14,4 milyar dolar, 2005’te 22,1 milyar dolar, 2006’da 31,9 milyar dolar, 2007’de 37,7 milyar dolar ve 2008’in Eylül ayında 47 milyar dolar düzeyine Türkiye cari açığının fırladığına tanık olmuştur. Yani dünyada döviz bol, döviz ucuz Türk lirasına göre, likitide bol, Türkiye müthiş bir cari açık problemiyle karşı karşıya kalıyor.

Bu süreçte ilginç başka bir şey daha oluyor: İhracat daralmaya başlıyor. İhracattaki daralma bu son dönemde çok çarpıcı bir şekilde kendisini gösteriyor. Eylül 2008 ila Ekim 2008 arasında 136 milyardan 132 milyara bir ciddi…

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Daha önceki 36 milyar dolardı.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Evet, o yükseliş yaşanıyor, o yükseliş var ama oradaki kırılmaya dikkati çekiyorum. 2008 Kasımında da -yıllıklandırılmıştır yalnız bu kasım rakamı- 129 milyar dolara ihracat iniyor.

Diğer yandan, ithalat çok tehlikeli bir artış eğilimi gösteriyor. 2002’de 51 milyar dolardan başlayan ithalat, şimdi, eylülde 211 milyar dolar düzeyine tırmanıyor. Türkiye’de ihracat tıkanma noktasına giriyor, ithalat parlıyor, cari açık olağanüstü bir düzeye çıkıyor.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – İhracatın beş yıllığını niye göstermiyorsun?

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Gösteriyoruz, kabul ediyoruz, doğrudur.

Bu arada gene başka bir şey oluyor: Hem bankacılık hem de reel sektörün, özel sektörün dış borç stoku tehlikeli bir biçimde artış gösteriyor. 2002’de 43 milyar dolardan 2008 Haziranında 190,5 milyar dolara, 150 milyar dolarlık bir özel sektör, bankacılık ve reel sektör ortak dış borç patlaması yaşanıyor. Döviz ucuz ve bol, Türkiye onu bu şekilde kullanıyor.

Bu arada hane halkı borç stokları da tehlikeli biçimde artış gösteriyor. 2003’te 8 milyar YTL’lik bir borç varken 2008 Haziranında 96 milyarlık, 80 milyar doların üzerinde bir hane halkı borç düzeyi ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu tablo neyi gösteriyor? Bakın, herkes bu tabloyu yaşamış değil. Şimdi bir ekonomik kriz var, bu ekonomik kriz dolayısıyla -dünyada iki yüze yakın ülke var- kaç tane ülke IMF’nin önüne gitti? Yani kriz dolayısıyla herkes IMF ile anlaşma ihtiyacında mı? Hayır, değil. Herkes kendi işini kendi çözüyor; paketlerini yapıyor, programını ayarlıyor, ekonomisini toparlıyor, götürüyor. Sırbistan gidiyor, Macaristan gidiyor, İzlanda gidiyor, Türkiye gidiyor. Değerli arkadaşlarım, hani biz Maliye Bakanının söylediği gibi ekonomik sorunlarımızı çözdü isek niçin şimdi bu noktada IMF’ye…

BAŞKAN – Sayın Baykal, ihtiyacınız yoksa onları aldırayım mı daha rahat konuşmanız için?

DENİZ BAYKAL (Devamla) –Teşekkür ederim. Olabilir, alabilirler.

Bunları niçin IMF ile müzakere etmek zorunda kalıyoruz? Niçin Türkiye tekrar, altı yıl sonra IMF’nin kapısına gelip dayanmak durumunda kalıyor? Başbakan kıyameti koparıyordu, “IMF ümüğümüzü sıkacak, yüzde 2 kalkınma istiyor bizden. Hayır, kabul etmiyoruz.” diyordu. E, şimdi IMF yok, kalkınma ne oldu, ne olacak? Yüzde 2’yi kendi elinle yaptın. Yani anlaşılıyor ki milletin ümüğünü sıkmak için bu Hükûmetin IMF’ye ihtiyacı yok, kendisi de o işi yapabiliyor. (CHP sıralarından alkışlar) 2009’da büyüme, IMF’yle iş birliği yapmazsak ne olacak zannediyorsunuz, IMF’yle ilişki kurduğunuz zaman ne olacak? Resmî 1,7’yi, OECD, IMF, “iyimser bir tahmin” olarak Türkiye için söylüyor. Türkiye’de nüfus artışı 1,5.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye ekonomisi bir sıkıntının içine girmiştir. Bu sıkıntının altında da, hiç şüphe yok, Türkiye'nin eline geçen fırsatları en iyi şekilde kullanamamış olması yatmaktadır. Dünyadaki o döviz ve dövizin bol ve ucuz olduğu dönemi eğer biz borçlarımızı ödemek için kullanmış olsaydık, dünyada dövizin bol ve ucuz olduğu o günleri eğer biz sanayimizi kurup geliştirmek için kullanmış olsaydık, altyapımızı geliştirmek için kullanmış olsaydık, eğer biz o dövizin ucuz ve bol olduğu dönemi yatırım yapmak için, kalkınmak için kullanmış olsaydık ve eğer biz dövizin bol olduğu dönemlerde tüketmeyi değil üretmeyi düşünmüş olsaydık bugün bambaşka bir noktada olurduk. Türkiye maalesef, bu dövizin bolluğunu rahat yaşamak için bir fırsat olarak kabul etmiştir, borçlanmıştır, yüksek faiz batağına girmiştir, muazzam cari açık vermiştir, dış ticaret açığı vermiştir; bunun ebedî olarak süreceğini varsayarak kendisini tanzim etmiştir ama bunun olmadığı ortaya çıkmıştır. Hani, Orhan Veli’nin güzel bir şiiri var, Orhan Veli diyor ki: “Beni bu güzel havalar mahvetti.” Yani insanın aklına o geliyor. Orhan Veli,

“Beni bu güzel havalar mahvetti,

Böyle havada istifa ettim

Evkaftaki memuriyetimden.

Tütüne böyle havada alıştım,

Böyle havada âşık oldum;

Eve ekmekle tuz götürmeyi

Böyle havalarda unuttum;

Şiir yazma hastalığım

Hep böyle havalarda nüksetti;

Beni bu havalar mahvetti.” der ya. (CHP sıralarından alkışlar) 

Bizim Hükûmetin de şimdi “Beni bu bol ve ucuz döviz havası mahvetti, o havada ben yatırım yapmayı unuttum, borç ödemeyi unuttum, açık vermemeyi unuttum. Dünyaya benim açılmam gerekirken dünyanın bana açılmasına fırsat verdim. Elimdekini avcumdakini alıp götürmelerine izin verdim. Beni bu havalar mahvetti.“ dese yeridir diye düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin bu geldiği noktanın arkasında çok ciddi ekonomi politikası yanlışları vardır. Her bütçe konuşmasında burada bunları dile getiririz. Üç dört yıldır biz bunu anlata anlata bir hâl oldu. Geldiğimiz nokta maalesef budur. “Amerika’nın krizi”, “dünyanın krizi” laflarıyla bunu geçiştirmek hiçbir şekilde mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, bugün önümüzdeki kriz çok ciddi sorunlarla bizi karşı karşıya bırakıyor. Bir defa, dünya ekonomisi yeni bir anlayışla şekillendirilmek durumunda. Neoliberal politikaların dünyayı bir krize sürüklediği yaşanarak görülmüştür. Şimdi, sosyal sorumluluk duygusunu ön plana çıkararak, devlete daha yüksek sorumluluklar yükleyerek yeni bir ekonomi anlayışına ihtiyaç vardır. Ayrıca dünyadaki uluslararası finansal mimariyi de yeni şartlara göre düşünmek lazımdır. Bretton Woods dönemi artık bitmiştir. Şimdi, yeniden, bu globalleşen ekonominin gerektirdiği uluslararası mali kuruluşlar yeni yetkilerle, yeni anlayışlarla şekillendirilmelidir.

Değerli arkadaşlarım, maalesef bu tablo Hükûmetimiz tarafından doğru değerlendirilmemiştir. Krize ilişkin olarak bol konuşulmuştur. Tutarsız konuşmalar yapılmıştır. Krize çare olacak paket açılacağı yerde krizle ilgili iddia paketleri ortaya atılmıştır. Bu iddia paketlerinin bir tanesi, “Bu bize teğet geçecek, bize dokunmayacak” paketidir. Bir başkası, bunun kalıcı olmayacağı, dünyada düzelmenin başladığı, zirvenin yakalandığı, inişe geçtiği iddiasıdır ve Türkiye'nin krizden en az etkilenen ülke olacağı ifade edilmiştir. Bütün bunlar, Türkiye'nin hızla küçülmeye başladığı, işsizliğin olağanüstü rakamlara çıktığı, çiftçi, esnaf, çalışan, işveren, toplumun tüm kesimlerinin büyük bir endişe ve sıkıntı içine sürüklendiği ve işsizliğin ürkütücü boyutlara ulaştığı bir ortamda yaşanmıştır. Yaşanan ekonomik krizi okuyamayan İktidar, hâlâ ne yapacağına karar verememiştir, IMF anlaşmasını beklemektedir. Bu İktidar, kararsızlığıyla krizin tahribatını ve millete maliyetini de artırmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de örneğin tekstil sektöründe son iki aydır fabrikalar kapandı, tatile girdi ya da toplu işten çıkarmalar yaşandı. İşsiz kalanların dramına ilişkin haberler televizyonlarda, gazetelerde ön plana çıktı. Bu çerçevede, mesela tekstil sektöründe son bir yılda 10 bin çalışan işini kaybetti. 83 tekstil fabrikasının bulunduğu Denizli Organize Sanayi Bölgesinin ilk tekstil fabrikası olma özelliğini taşıyan ve 450 işçi çalıştıran Denteks tekstil fabrikası ile 1972 yılında kurulan, 700 kişinin çalıştığı, yıllık ihracatı 25 milyon dolar olan Dempa Denizli Mensucat Sanayi ve Ticaret AŞ üretimini durdurmuştur. Son altı ayda Atakan Tekstil, Atak Tekstil, İrem Tekstil, Bordo Tekstil ve Türkmar firmaları da üretimi durdurmuştur. Merkeze bağlı Göveçlik beldesinde faaliyet gösteren, Denizli’nin ilk iplik fabrikası olan Göveçlik İplik Sanayi ve Ticaret AŞ, 850 kişinin işine son verip fabrikayı kapatmıştır. Kapısına kilit vurulan fabrikaların Denizli tekstil ihracatındaki payının 100 milyon doların üzerinde olduğu belirlenmiştir. Türkiye'nin en eski ve büyük tekstil fabrikalarından Sönmez Filamet, daha önce iki kez üretime ara vererek direndiği mali sıkıntıya bu kez dayanamamış ve üretimi durdurma kararını almıştır ve toplam 230 çalışanının işine son verilmiştir.

Kocaeli’nde faaliyet gösteren Ford Otomotiv, talebin düşmesi nedeniyle üretimini durdurarak 6.400 işçisine izin vermiştir. Gaziantep Organize Sanayi Bölgesinde kurulmuş olan Tekerekoğlu ev tekstil fabrikası kapanmış, 2.800 çalışanı işsiz kalmıştır. Adıyaman Organize Sanayi Bölgesinde 43 fabrikadan 22’si kapanmış, 4 bin kişi işten çıkarılmıştır. Kilis’te kent sanayisinde çalışan 1.500 kişiden 500’ü işsiz kalmıştır. Ülkenin tüm kentlerindeki fabrikaların ya toplu işçi çıkardığı ya işçilere ücretsiz izin verdiği ya da dört beş ay önce işçi ücreti ödeyemediği ortadadır.

Esnaf ve ticaret erbabı ciddi sıkıntı içindedir. TÜİK verilerine göre ocak-ekim döneminde kapanan “ticaret” unvanlı iş yeri sayısı ürkütücü bir hâl almıştır. Nitekim geçen yılın ocak-ekim döneminde toplamda 19 bin iş yeri kapanırken bu sayı bu yılın aynı döneminde yüzde 72 artarak 33 bin düzeyine çıkmıştır. Aynı dönemde açılan şirket sayısında da gerileme söz konusudur.

Son birkaç yıldır tarımda ciddi bir yıkım yaşanmaktadır. Geçen yıl tarımda yüzde 6,9’luk bir üretim kaybı ortaya çıkmıştır. Tahıl ambarı olan Türkiye 1,5 milyar dolar buğday ithal etmek zorunda bir ülke konumuna düşmüştür. Buğday üretimi 20 milyon tonlardan 17 milyon tona, arpa üretimi 9 milyon tonlardan 6 milyon tona düşmüştür. Bakliyatta dünya birincisi olan Türkiye, artık, Kanada’dan ithalat yapmak zorunda kalmaktadır. Kırmızı mercimek 600 bin tondan 110 bin tona, nohut 650 bin tondan 540 bin tona, kuru fasulye 250 bin tondan 150 bin tona düşmüştür. Endüstri bitkilerinde tam bir çöküş yaşanmaktadır. 2000-2008 yıllarını değerlendirdiğimizde şeker pancarı üretimi 18 milyon tondan 15 milyon tona gerilemiş, aynı zaman diliminde tütün üretiminin yarısını yitirmişizdir. 2000 yılında 200 bin ton olan üretim 2008 yılında 100 bin tona düştü. Buna paralel olarak 2002 yılında 410 bin olan tütün ekicisi sayısı bugün 210 bine düşmüş durumda. 2000 yılında pamuk üretimi 1 milyon tondan bugün 800 bin tona geriledi. Türkiye'nin yetmiş dört ilinde üretilen patates üretiminin bile 5,2 milyon tondan 4,2 milyon tona düşmesi yaşanan durumu açıkça ortaya koymaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu dönemde -bu gerilemeler, üretim gerilemeleri- maliyet artışları da tahammül edilemez bir düzeyde ortaya çıkmıştır. 2002-2008 döneminde traktör fiyatlarında yüzde 78, mazotta yüzde 130, yemde yüzde 137, sulamada yüzde 175, gübrede yüzde 400’e yakın fiyat artışları ortaya çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, yıllar itibarıyla traktör satışları –Sayın Başbakan bu işe meraklı, sık sık “Traktör satışları artıyor.” diye söyler, ilgisine sunuyorum- 2005 yılında 39 bin olan traktör satışı 2006 yılından itibaren ciddi bir düşmeye maruz kalmıştır. 2007’de 31.500; 2008’de 17.825 düzeyine inmiştir, yıllık satışı da 25 bin olarak görülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de 11 milyar litre mazot tüketiminin 3,5 milyar litresi tarımda kullanılmaktadır. Yani, bu, şu demektir: Üreticinin mazot alırken ödediği dolaylı vergi 5 milyar YTL’nin üzerindedir, çünkü mazotun içindeki vergi oranı, malum, yarıya yakındır. Buradan hesap ettiğimiz zaman 5 milyar YTL civarında bir verginin, sadece tarımda mazot kullanan köylülerimiz, çiftçilerimiz tarafından ödendiği anlaşılmaktadır. Yani, bu AKP Hükûmetinin milyonlarca üretici köylüye bütçeden ayırdığını söylediği 5,3 milyar YTL’nin neredeyse tamamı sadece mazot alan çiftçi tarafından devlete vergi olarak iade edilmektedir.

Gübreye gelen zamlar yüzde 75 ila yüzde 180 arasında değişmiştir. Gübre fiyatlarındaki bu müthiş artış, hem üretici maliyetlerini daha da artırmış hem de gübre kullanımını bazı bölgelerde yüzde 40’a varan oranlarda düşürmüştür. Gübre kullanımındaki daralmanın önümüzdeki yılın tarımsal verim ve kalitesini olumsuz etkilemesi kaçınılmaz gözükmektedir.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir manzarayla karşı karşıyayız. Türkiye, önümüzdeki dönemde, bir yandan bizi buraya getiren ekonomi politikasını gözden geçirmeli, bir yandan da bu krize karşı ciddi önlemler almalıdır. Bu krizin Türkiye bakımından talihsizliği, Türkiye’nin yüksek bir borçluluk düzeyiyle bu krizi karşılamak durumunda kalmasıdır.

2001 krizinin ardından sıçrayan borç yükü belli bir iyileşme göstermekle birlikte, kamu borç yükü hâlen 2001 krizi öncesindeki seviyenin üzerindedir. Sadece kamu borç yükünü konuşuyorum. Özel sektör borçları hariç olduğu hâlde, bir başka ifadeyle Türkiye 2001 krizi öncesinde sahip olduğu borç yükünün üzerinde bir yükle küresel krizi göğüslemeye çalışmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, şunu da belirtmek isterim: İddia edilenin aksine Türkiye’de uluslararası rezervlerin düzeyi de dış şoklara karşı beklenen korumayı sağlayacak miktarda değildir. Türkiye'nin sahip olduğu rezervlerin dış borçlarına oranı benzer ülkelerin ortalamalarıyla kıyaslandığında beşte 1 seviyesindedir. Bu durum, Türkiye ekonomisinin bir kriz anında benzerlerine göre daha kırılgan olduğunu göstermektedir. Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin karşı karşıya olduğu krizin boyutunu büyük ölçüde dış finansman gereksiniminin ne ölçüde karşılanacağı belirleyecektir.

Değerli arkadaşlarım, 2007 yılında Hükûmetin bir seçim ekonomisi uygulamış olması maalesef bu kriz karşısında Türkiye’yi daha da sıkıntıya sokmuştur. Eğer bir seçim ekonomisi uygulamamış olsaydı 2007 yılında Türkiye, bu kriz karşısında çok daha etkin önlemler alma şansına sahip olabilirdi.

Değerli arkadaşlarım, bu tablo karşısında alınması gereken önlemlerle ilgili olarak düşüncelerimizi de kısaca sizlerle paylaşmak isterim.

Önce bir defa şunu söylemeliyiz: Maalesef Hükûmet bu krizi çok kötü yönetmektedir ya da sadece seyretmektedir. Hükûmetin bu yanlış yaklaşımlarının yol açtığı güvensizlik ortamı krizin neden olabileceğinin çok ötesinde işsizliğe ve daralmaya neden olmaktadır. Bu Hükûmetin tek başına bu krizden çıkma becerisi yoktur. Öyle anlaşılıyor ki Hükûmet çok kısa sürede bu uçağı kendi yönetmekten vazgeçip yeniden IMF’ye başvuracak, yani otomatik pilotu devreye sokacaktır. IMF’nin bir ihtiyaç olarak ortaya çıkması, Hükûmete duyulan güvenin, bu krizi göğüsleyecek gerekli önlemleri alacağına olan güvenin bulunmamasıyla ilgilidir. IMF, bu tablo karşısında, bazı çevrelere bir çözüm olarak görülmektedir.

Yaşadığımız küresel kriz meydana gelmeseydi de Türk ekonomisi AKP’nin bu yönetimi dolayısıyla krize girmişti. AKP, uyguladığı ekonomik politikaların yol açtığı tahribatı gözlerden saklamak ve IMF’ye ekonomi yönetimini terk etmek için şimdi küresel krize sarılıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu tablo karşısında alınacak önlemlerle ilgili anlayışımızı da bir dakika içinde ifade etmek isterim. Derhâl bir paket hazırlanmalıdır. Bu paket, ekonominin değişik kesimlerinin temsilcilerinin katılımıyla bir ortak anlayış etrafında hazırlanmalıdır ve bu paketle şu amaçlar öngörülmelidir:

1) Altyapı yatırımları artırılmalıdır.

Yarım kalmış yatırımları ekonomiye kazandıran önlemler ve kaynaklar mutlaka devreye sokulmalıdır.

Kamu yatırımlarının millî gelire oranı yüzde 4 sınırının altına inmemelidir.

Talebi canlandırmak için yüzde 18’lik KDV oranlarına 5 puan indirim yapılmalıdır.

Girdi maliyetlerinin azaltılması için petrol ve doğal gaz ürünlerindeki ÖTV indirilmelidir.

Aracılık maliyetlerinin azaltılması için banka sigorta muamele vergisinde indirime gidilmelidir.

Mevduat garantisi artırılmalıdır.

Yabancı para cinsinden mevduatın karşılıklarında Merkez Bankasının yaptığı yüzde 2 puanlık indirim yeterli olmamıştır, daha da indirilmelidir.

Tarım kesimini canlandırabilmek için gübre, zirai ilaçtaki KDV ve mazottaki ÖTV düşürülmelidir.

Çiftçinin kredi borçları ve elektrik borçları yeniden yapılandırılmalıdır.

Memur ve emeklinin ücretleri mutlaka artırılmalıdır.

Bu yolla hem bu kesimlerin sıkıntısı az da olsa hafifletilmiş hem de piyasa canlandırılmış olmaktadır.

Son zamanlarda birbiri ardından getirilen zamlar bu memur ve emekli kesimini çok ciddi şekilde tahrip etmiştir. İnsanlar kendi evinde kira verir hâle gelmeye başlamışlardır. Elektrikteki artış, doğal gazdaki artış, ısınmadaki artış, büyük şehirlerde sudaki artış, insanları kira verme durumuyla neredeyse karşı karşıya bırakmıştır. Buna karşılık emekliliklere yönelik olarak ayrılmış olan kaynakların ne kadar yetersiz olduğunu hepimiz görmekteyiz.

İşsizlere İşsizlik Sigorta Fonu’ndan yapılacak ödemelerin koşulları kolaylaştırılmalı ve işsizlik ödeneğinin miktarı mutlaka yükseltilmelidir.

Açlık sınırının ve yoksulluk sınırının altında gelir elde edilen ailelere vatandaşlık yardımı yapılmalıdır. Halkın ihtiyacı dikkate alınmadan yapılan ayni yardım yerine, nakdî yardım yapılmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bölük pörçük alınan önlemler çöle serpilmiş su damlaları gibi etkisiz kalmaktadır, Türkiye'nin bu krizi etkin bir paketle göğüslediği izlenimi, güveni mutlaka yaratılmalıdır. Bunun için de, yaşanan sorunlara doğru teşhisler koyulmalı ve çözüm yolları gerçekleştirilmelidir.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten tarım kesimi çok büyük bir bunalımla karşı karşıya. Çiftçi 16 çuval buğday veriyor, sadece 4 çuval gübre alıyor, üzerine de bir 28 milyon lira ödüyor. Bu yıl tarlaya çiftçiler gübre atamaz hâle düşmüşlerdir ve yer yer icra dolayısıyla çiftçilerin elindeki tarlaların fiyatları büyük düşüşler sergilemiştir. Bugün bir Marlboro’nın yarısı fiyatına 1 metrekare arazi almak imkânı vardır. Yani, bir Marlboro’nın yarı fiyatıyla 1 metrekare arazi alınabilmesi Türk tarımının ne hâle düştüğünün açık bir şekilde ifadesidir.

Türkiye’de bir yandan kaçak et, kaçak çay piyasaları allak bullak ediyor ve çiftçiyi, üreticiyi büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakıyor ve çok ciddi devlet düzeniyle ilgili olumsuzlukları da beraberinde getiriyor. Bunlar karşısında, maalesef, etkin önlemler alınabilmiş değildir.

Değerli arkadaşlarım, bir kriz döneminde, iktidarların halka güven vermek için önce yolsuzluklar konusunda sağlam bir çizgiye oturduğunu ortaya koymasına ihtiyaç vardır. Yolsuzluklar konusunda güven vermeyen iktidarların Türkiye’yi böyle bir krizden derleyip toparlayıp çıkarması mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, son zamanlarda Türkiye çok ciddi yolsuzluk iddialarıyla karşı karşıya kaldı. Bu iddialar karşısında maalesef kimse gereken önlemleri alma arayışına, ihtiyacı içine girmedi. Böyle bir tabloyu kabul etmek mümkün değildir. Türkiye’de yolsuzluklar sorunu iktidarlar değiştiği zaman mı gündeme gelecektir? Niçin iktidarlar işbaşındayken, kendi iktidarları döneminde gerçekleşen yolsuzluklarla ya da yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak topluma güven veren çalışmaları yapamıyorlar? Niçin yapamıyorlar? Beklenecek, gidecek bir iktidar, arkasından yeni bir iktidar gelecek, o iktidar hesap soracak! Ne kadar yanlış. Bunu kıramadık bir türlü. Bu İktidar da sıfırdan geldi. Hepimiz umut ettik. Birlikte yola çıkarken “Dokunulmazlıkları kaldıracağız.” diye başladık ama kısa bir süre sonra bu İktidar kendisiyle ilgili yolsuzluk iddiaları karşısında aynı tavrın içine girdi. Şimdi bu İktidardaki yolsuzluk iddialarının ne zaman ortalığa çıkacağını beklemek için iktidar değişikliğini sağlamak mecburiyeti vardır. Çok üzüntü verici bir tablo.

Değerli arkadaşlarım, bir kez daha bu konudaki önemli gördüğüm noktalara dikkatinizi çekmek ve Sayın Başbakana bu konularda bir an önce cevap vermesi için sorular sormak istiyorum.

Sayın Başbakan gerçek anlamda bir basın toplantısı yapmıyor, gazeteciler Başbakana uygun gördükleri soruları soramıyor. Başbakanlığı kimin izleyeceğine Başbakanın kendisi karar veriyor, sorulacak soruları kendisi belirliyor. Başbakan toplumun karşısına, halkın karşısına çıkıp bir siyasi tartışmayı bir türlü gerçekleştirmiyor. Televizyona birlikte çıkalım diyoruz, televizyona birlikte çıkamıyoruz. Soru soruluyor, cevap vermiyor.

Şimdi mesela ben bazı soruları sormak istiyorum Sayın Başbakana:

Bir: Bu Telekom satışı. Bu konu Türkiye’de aydınlığa kavuşturulmamıştır. Bu büyük konudur. Telekom öylesine bir satılmıştır ki, alanlar kârıyla taksit ödemesini sağlamışlardır. Olmaz, böyle bir şey olmaz! Yani şaibeli bir satış, güven vermemiştir. Telekom bu şekilde satılmıştır, tarlanın taşıyla tarlanın kuşunu vurmuşlardır. Şimdi, bunun incelenmesi lazım.

Bu bir tarafa, Telekom, Hariri ailesine satıldı, Hariri ailesi de daha sonra başkalarına devretti. Kim aldı, sonunda kime geldi, mülkiyet yapısı ne, hisse tablosu ne, belirsiz, kayboldu gitti. Ve ilgi çekici bir tablo var, bu satış gerçekleştikten hemen sonra yüzde 10 kurumlar vergisi indirimi sağlandı. Yüzde 10 kurumlar vergisi indirimi, muazzam bir kaynak. Bu kaynak satıştan sonra verildi. Tüccar siyaset yapma iddiasındaki Sayın Başbakan, nasıl olur da Hariri ailesinin cebine karşılıksız olarak, Türkiye’de satıştan hemen sonra kurumlar vergisi indirimini devreye sokarak bu kadar büyük bir kaynak transferini içine sindirebilir? Bu kaynak indiriminden sonra, acaba, karşılığında bir şey alınmış mıdır? Ne alınmıştır, kim almıştır, ne olarak almıştır? Bunları bilemiyoruz, bunlar belli değil. Karanlık bir satış. Ne olduğu belli değil, müphem hisseler ve “Bunu böyle kabul edin, geçin.” denilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bir satış yapıldı. Telekom’da, arkadaşlarımız çalışma yaptılar, görüldü ki Denetim Kurulunda Oger şirketi adına Başbakanlık Müsteşarı bulunuyor. Neye göre bunu söylüyoruz? Ticaret Sicili Gazetesi’nin resmî yayınına göre söylüyoruz. Neye göre söylüyoruz? Şirket kayıtlarına göre söylüyoruz. Bunu söyledikten sonra, “Efendim, şirket kayıtları öyleydi, değildi…” Durumu toparlamaya yönelik açıklamalar.

Hisse oranlarıyla ilgili bir müphemiyetin ortada olduğu bir sırada, Oger hissesi adına Başbakanlık Müsteşarının Denetim Kurulu olarak orada görev yaptığının ortaya çıkması herkesin kafasını karıştırmıştır.

Şimdi, ben, Sayın Başbakanın bu konuya açıklık getirmesini istiyorum. O yüzde 10’luk kurumlar vergisi indirimiyle Hariri ailesine ya da kimse ortak, onlara intikal ettirilen bu kaynak karşılığında Türkiye ya da Sayın Başbakan bir şey almış mıdır almamış mıdır? Alınmışsa ne alınmıştır? Alınmamışsa niçin alınmamıştır? Türkiye'nin hakkı niye bırakılmıştır? (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, bu, birinci soru.

AHMET YENİ (Samsun) – Biliyorsanız söyleyin, biz de öğrenelim.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - İkinci sorumu soruyorum değerli arkadaşlar: Sabah-ATV satışı. Bu konu da aydınlığa kavuşturulması gereken bir konu. Şimdi, satış sürecinde, Sayın Başbakan, bu işe talip çıkan iş adamlarıyla görüşmüş müdür? İş adamlarıyla görüşmüştür ama bu konuyu değil başka bir konuyu görüşmüş müdür? Yani gece saat 23.00’te Ankara Havaalanı’nın VIP salonunda bu işe talip olduğunu söyleyen bir iş adamıyla Sayın Başbakan on beş dakika Türk ekonomisinin sorunlarını, bugünkü krizin gelişini mi konuşmuştur yoksa başka bir şey mi konuşmuştur? Bu görüşmeden sonra, o işe talip olan iş adamının talip olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu temasın bir rolü var mıdır? Bu konu aydınlatılmamıştır.

TMSF Başkanı geçenlerde demiştir ki: “Devlet yetkilileri bana ‘Bunu niye pahalıya sattın?’ diye hesap sormuşlardır.” Sayın Başbakan, TMSF Başkanına “Sabah-ATV satışını yüksek fiyatla gerçekleştirdin” diye şikâyette bulunmuş mudur? Soru ortada: Bulunmuş mudur? Kamuoyuna bu görüşünü aktarmıştır da şahsen TMSF Başkanına “Niye pahalıya satıyorsun?” demiş midir? Başbakan kimin yanındadır? Sabah-ATV’yi alan şirketin Genel Müdürü olan damadının mı yanındadır, yoksa Türk hazinesinin mi yanındadır? (CHP sıralarından alkışlar)

Bunları konuşmayalım, bunları sessizce geçiştirelim, böyle bir şey olur mu değerli arkadaşlar? Burası demokrasi, hukuk devleti. Ne yanlışlık varsa bunu soracağız, cevabını da isteyeceğiz.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Baykal, onlarla ilgili belgeleri de ortaya koymanız lazım. Sadece soru soruyorsunuz. (CHP sıralarından “Var, var” sesleri)  Varsa koyun ortaya, millet bilmiyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bunları Başbakana sorun.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu satış yapıldı, yeni bir belge ortaya çıktı; yüzde 25’lik hisseye sahip olduğu gözüken Katarlı şeyhin aslında yüzde 50 söz hakkına sahip olduğu bir anlaşmayla bunun güvence altına alındığı anlaşıldı. Ne oluyor? Hisseler mi gizleniyor? Hisseler kime ait? Ne biçim iş bunlar? Yani, bunları da hiç konuşmayacağız, yazanların üzerine baskı yapacağız, konuşanları susturmaya çalışacağız! Böyle şey olmaz. Bu satış yapıldı; 750 milyon dolar devlet kasasından, devlet bankalarından o şirkete kredi verildi. Değerli arkadaşlarım, birkaç ay sonra Türkiye krize girdi. Türkiye’nin krize girmiş olacağı o zaman bilinseydi bu verilebilir miydi? Bakın, 350 trilyon lirayı binlerce KOBİ’ye dağıtacağız diye övünüyorsunuz. Burada söz konusu olan 1,3 katrilyonluk bir kaynaktır. Bir tek şirkete verdiniz 1,3 katrilyonu. 350 trilyonu kriz döneminde binlerce şirkete dağıtmaya çalışıyorsunuz. Bunda hak var mı, adalet var mı? Sorulması gereken bir şey değil mi? Herhangi bir çağdaş dünya demokrasisinde böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlarım, olabilir mi? (CHP sıralarından alkışlar) Yani, siz medya monopolünü kuracaksınız diye, bu monopolü de birtakım kamu kaynaklarından ya da yolsuzluk finansmanıyla sağlamaya kalkabilir misiniz, böyle bir şey olabilir mi? Türkiye muz cumhuriyeti mi? Bizim kırk yıllık demokrasi tarihimiz var, çok daha uzun bir hukuk devleti tarihimiz var. Bunların hesabını sormayacak mıyız değerli arkadaşlarım?

Üçüncü sorumu soruyorum: Deniz Feneri konusu. Bir büyük skandal. Eksik olmasın, AKP’li milletvekili arkadaşlarınızın bir kısmı bu anlayışı ifade ediyorlar. Büyük mutluluk duyuyorum. Hep birlikte sahip çıkmamız lazım. Böyle bir şey olabilir mi? Almanya’da şirket, Türkiye’de şirket, ikili hesaplar. Oradaki para buraya aktarılıyor. Oradaki para Müslüman vatandaşların fitre ve zekâtı olarak toplanıyor. Buraya getiriliyor kuryeler aracılığıyla. Burada bir siyaseti finanse etmek için harcanıyor. Televizyon kurduruluyor. O televizyon belli bir siyaseti destekliyor. Bu olayın arkasında yer alanların kim oldukları belli. Sayın Başbakan “Tanımıyorum.” diyor. Fotoğraflar ortaya çıkıyor, tanıdıkları ortada. Şimdi değerli arkadaşlarım, böyle bir olay yaşanmış. Bu derneğe Bakanlar Kurulu “kamuya yararlı dernek” statüsü vermiş. Bu derneğe Mehmetçik Vakfına tanınmayan vergi kolaylıkları tanınmış, bu işlerde kuryelik yapan kişi RTÜK’ün başına geçirilmiş, orada görev yapmaya devam ediyor. Alman mahkemesi orada, Almanya’da yakaladıklarını mahkûm etmiş, Türkiye’deki sanıklar hakkında hüküm vermiş, bu dava Türkiye’de yürütülsün diye bekliyoruz, Adalet Bakanı “Bana ne, bu Almanya’daki iş.” diye sorumluluktan sıyrılmaya çalışıyor! Böyle bir tablo kabul edilebilir mi?

Sayın Başbakan, o RTÜK Başkanı orada görev yapmaya devam edecek mi? Alman mahkemesinin, hakkında “Bu işlere bulaştığı yolsuzluklarla kendisini soruşturmak istiyoruz.” dediği insan Türkiye’de en saygıdeğer medya kuruluşunun başında bulunmaya devam edecek mi etmeyecek mi? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, dördüncü bir konu daha var. Bu, Ceyhan’da kurulacak rafinerinin ruhsatı meselesi.

BAŞKAN – Sayın Baykal, on dakikanız var efendim.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Buyurun.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Kamuoyuna ilgili kişi açıklama yaptı “Ben görüştüm Başbakanla. Başbakan ‘Biz bu rafinerinin ruhsatını sana vermeyeceğiz bizim Çalık Grubuna vereceğiz. Bunu da Berlusconi ve Putin’le birlikte gerçekleştireceğiz.’ dedi” diye açıklama yaptı. Şimdi, ben bunu Sayın Başbakanın tekzip etmesini ya da teyit etmesini istiyorum. Gerçekten böyle bir açıklama yapılmış mıdır? Gerçekten “Bizim Çalık Grubuna biz orayı vereceğiz.” demiş midir buraya bu konuda talip olarak gelmiş olan bir girişimciye, bir iş adamına? “Bunu Berlusconi ve Putin’le birlikte bizim Çalık Grubu yapacak.” demiş midir? Demişse bu ne biçim şeydir değerli arkadaşlarım. Bu soruların bir an önce cevaplandırılmasını istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakınız “dokunulmazlık” dedik; bu işlerin çaresi budur. Ta başından beri, daha iktidara gelmeden seçimde Sayın Başbakan’la, Sayın Uğur Dündar’ın yönettiği bir açık oturumda birlikte taahhüt etmiştik. Daha sonra bu bir türlü gerçekleşmedi. Başbakan, “Efendim, dokunulmazlığın kaldırılması bir bütündür, sadece siyasetçilerin dokunulmazlığının kaldırılması yetmez, bürokrasininkini de kaldıralım.” dedi. (AK PARTİ sıralarından “Doğrudur.” sesleri) Doğru.

Biz, şöyle düşündük, dedik ki: Bürokrasinin dokunulmazlığını kaldırmak için Anayasa değişikliğine gerek yok. Parlamentoda çoğunluğunuz var, yapın ama öbürü için Anayasa değişikliğine ihtiyaç var parlamenter dokunulmazlıkla ilgili olarak. Onu da, gelin, birlikte yapalım.  Bunu bir engel diye Başbakan ısrarla söyledi.

Şimdi, ben burada, Türkiye’nin huzurunda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önünde açıkça ifade ve taahhüt ediyorum: Eğer bürokrasinin dokunulmazlığını da milletvekili dokunulmazlığıyla birlikte kaldırmak için bir tasarı hazırlarsanız, o tasarıya da sonuna kadar destek vermek boynumuzun borcudur. Buna da hazırız. (CHP sıralarından alkışlar) Gelin, öyle getirin. Onun arkasına saklanmayalım. İyi niyet esas. Yapacaksak, gelin, yapalım. Bürokrasininkini de kaldıralım. “Biz bürokrasiyi kaldıralım mı? Kaldırmak için değil, siyasetin dokunulmazlığını korumak için söylüyorduk.” diye düşünüyorsanız, bu da size yakışmaz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, Sayın Başbakanın son günlerde üzerinde durulması gereken önemli bazı açıklamaları var, onlara da kısaca değinmek istiyorum böyle bir bütçe görüşmesi vesilesiyle.

Sayın Başbakan geçenlerde Kafkasya’yla ilgili olarak bir proje ortaya attı, “Kafkas İstikrar Paktı.” dedi. Yani Kafkasya’daki sorunları, orada yer alan ülkeler, bir arada istikrarı temel alarak sağlamalıdırlar. Bu doğrultuda görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerin sonucunda ne ortaya çıktı? Bu görüşmelerden bu projenin ortaya atılmasından kısa bir süre sonra iki önemli gelişmeye tanık olduk: Birisi, Abhazya ve Güney Osetya Gürcistan’dan koparıldı ve Rusya bu sürece el koydu bizim bu öneriden sonra. Sayın Başbakanın istikrar paktı önerisiyle bu gelişme arasında nasıl bir tablo var, bunu doğrusu biz göremedik.

İkinci ilginç bir gelişme de, gene Rusya Başbakanı, eski Devlet Başkanı Putin’in bir projesi olarak ortaya çıktı. Sayın Putin, Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin uzaydaki konuşlanmasıyla ilgili bir öneri geliştirdi ve o konuda iddia ortaya koydu. Bu, tabii, Kafkasya’da bir istikrar fonu arayışı bakımından çok düşündürücü olması gereken bir manzaraydı. Bu konuda da Türkiye’nin ve Sayın Başbakanın bu projesi ne anlam taşıdı, bunu doğrusu anlamakta güçlüğümüz oldu.

Gene, Sayın Başbakan Amerika’da Brookings Enstitüsünde bir konuşma yaptı ve orada dedi ki İran’ın nükleer silah arayışıyla ilgili olarak: “İran’a ‘nükleer silah yapma’ diyenlerin önce kendilerinin nükleer silah yapmaktan vazgeçmesi gerekir.” Tabii, bu, önemli bir yeni politik konumu ifade ediyor. Yani Sayın Başbakan bu söyleminin arkasında mıdır? Yani bu şu demektir: Nükleer Silahların Yaygınlaşmasını Önleme Anlaşması iptal edilmelidir -bizim de imzaladığımız anlaşma- çünkü o anlaşma Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimî üyelerinin nükleer silaha sahip olabileceğini öngörmektedir. Ona, Başbakan da imza sahibi bir ülkeyi temsil etmektedir.

Şimdi, bu politika mı değişmiştir ya da İran’ın nükleer silah sahibi olmasına yönelik biz de bir kolaylaştırıcı anlayış içine mi giriyoruz? Türkiye’nin ulusal çıkarları, yararları o gelişmelerle birlikte mi sağlanabilecektir? Bunlar, tabii, sorulması gereken ciddi sorulardır.

Değerli arkadaşlarım, bu çerçevede son olarak iki noktaya daha değinmek istiyorum. Sayın Başbakan çok önemli sonuçları olabilecek iki açıklama yaptı. Daha sonra bu açıklamalarla ilgili bir düzeltmesine tanık olmadık. Bunları da Sayın Başbakandan talep ediyoruz.

Bunlardan birisi, “Beğenmeyen çekip gitsin.” değerlendirmesidir. Değerli arkadaşlarım, kimseyi Türkiye’den kovmaya, Türkiye’de hiç kimsenin hakkı yoktur; Başbakanın da hakkı yoktur, Cumhurbaşkanının da hakkı yoktur, yargı organının da hakkı yoktur, kurumların da hakkı yoktur. Bu topraklarda herkes yaşama hakkına sahiptir. Yaptığı yanlış varsa o yanlışın hesabını ona sorarsınız. O kadar! (CHP sıralarından alkışlar) Ama kimseye “Çek git” diyemezsiniz. Bu, vahim bir olaydır. Türkiye’de yaşanan tartışmaların ışığında Başbakanın bu yanlıştan döndüğünü resmen kayda geçirmesinde yarar vardır.

İkinci temel nokta, bu pompalı tüfek kullanılışıyla ilgili açıklamadır. Bunu da hiçbir şekilde kabul etmek mümkün değildir. Yani Türkiye’de ihkakıhak dönemine mi geleceğiz? Bir haksızlığa maruz kaldığını düşünen insan kendisi mi tedbir alacak? Ne kadar tehlikeli, ne kadar patlayıcı, ne kadar Türkiye’yi karıştırıcı olabilecek bir yaklaşım. Gerçekten büyük üzüntü içindeyim. Sayın Başbakanın ağzına bu iki açıklama da yakışmamıştır. Bu konularda bir an önce kamuoyunu tatmin edecek bir açıklamaya ihtiyaç vardır.

Bu vesileyle, bu bütçenin, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, demin anlattığım gerekçelerle yanlış olduğu kanısındayız, o nedenle oy vermeyeceğiz. Ama bu müzakereler vesilesiyle düşüncelerimizi ifade etmek imkânını bulduk. Türkiye Büyük Millet Meclisini, Sayın Başkan sizi ve Sayın Hükûmeti sevgiyle selamlıyorum. Hepinize başarılar diliyorum, hayırlı olmasını da temenni ediyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baykal.

Değerli arkadaşlarım, saat 14.15’te toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 13.12

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.15

BAŞKAN: Köksal TOPTAN

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Fatoş GÜRKAN (Adana)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Bütçe kanun tasarılarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerlerinde.

Şimdi söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Grup Başkanı ve Genel Başkan ve Osmaniye Milletvekili Sayın Devlet Bahçeli’ye aittir.

Sayın Bahçeli, buyurun. (MHP sıralarından ayakta alkışlar)

Süreniz altmış dakikadır.

MHP GRUBU ADINA DEVLET BAHÇELİ (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkındaki düşüncelerimi ifade etmek ve bu çerçevede, Milliyetçi Hareket Partisinin ülke gündemini meşgul eden temel siyasi ve ekonomik konulardaki görüşlerini sizlerle paylaşmak amacıyla huzurlarınızda bulunuyorum. Bu vesileyle, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına yüce Meclisin değerli üyelerini saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime, Kurban Bayramı’nı da kapsayan dokuz günlük tatil süresince yurdumuzun hemen her yöresinde meydana gelen elim trafik kazalarında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar dileyerek başlamak istiyorum. Bu ve benzeri acıların bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, büyük bir Meclis çoğunluğuna sahip, tek başına iktidar çoğunluğu tarafından 2.219 gündür yönetilmektedir. Bugün görüşmekte olduğumuz bütçe, AKP hükûmetlerinin yedinci bütçesidir.

Son altı yılda yaşanan gelişmelere, talihsiz tecrübelere ve bunların karşımıza çıkardığı gerçeklere bakıldığında, idrak, vicdan ve insaf sahibi hiç kimse, 2008 Türkiye’sinde siyasi ve ekonomik istikrardan, refah toplumundan, sosyal barıştan, iç huzur ve güven ortamından, millî birlik ve dayanışma ruhundan ve gelecek ümidinden bahsedemez; devlet ve toplum hayatında adaletin, hukukun, dürüstlüğün, siyasi ahlakın, temiz ve namuslu yönetim anlayışının egemen kılındığını söyleyemez. Bu nedenle bütçe görüşmeleri, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin en kritik bunalımlarının yaşandığı, aziz milletimizin artık katlanılamaz hâle gelen ekonomik ve sosyal sorunlarının ağırlığı altında ezildiği çok zor ve sancılı bir dönemde yapılmaktadır.

Genel anlamda bütçe, devletin bir dönemde yapacağı harcamaları ve elde edeceği gelirleri gösteren ve yüce Mecliste kabul edilerek uygulanan bir belgedir. Hukuki bakımdan bir kanun olmakla birlikte, bazı özellikleri nedeniyle kanunlardan ayrılan bütçe, her şeyden önce hukuki, ekonomik ve mali işlevlerin yanı sıra siyasi bir fonksiyona da sahiptir. Maliye politikası araçlarının hemen hemen tümü, diğer ekonomik araçların önemli bir bölümü bütçe içinde şekillenmektedir. Elbette bu durum siyasal karar sürecinin belli başlı tüm unsurlarının katkılarıyla gerçekleşmektedir. Bu niteliğiyle bütçe, yalnızca kamu kesimi için değil toplumsal hayatın bütünü için son derece önemli görevleri yerine getirmektedir.

Bilindiği üzere bütçenin siyasi işlevi iki şekilde kendisini göstermektedir: Birincisi, bütçe kanununun görüşülmesi esnasında Türkiye Büyük Millet Meclisi hükûmetin bir yıllık icraatını denetleme imkânına kavuşmaktadır. Siyasal işlevin ikincisi ise, bütçenin onaylanmasının hükûmete bir güvenoyu şeklinde değerlendirilmesi ve anlaşılmasıdır.

Ne var ki uygulamada bütçenin hazırlanma ve görüşülme süreçlerinin sıradanlaştığı, bütçeye yön veren ekonomik ve siyasi gelişmelerin gerçekçi tahlilinin yapılmadığı görülmektedir. Bu çerçevede, 2009 yılı bütçesinde de, Hükûmet tarafından, tutarlılığı olmayan tahminlerin, doğruluğu tartışmalı verilerin hazırlık aşamasında dikkate alınması ciddiyetsiz bir siyasi duruşu resmetmektedir.

Bu itibarla, kamusal hizmet ve amaçların hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynayan bütçenin planlama aşamasından başlayarak devam eden zafiyetlerin kriz sürecine giren Türkiye’nin sorunlarını daha da artıracak olması, hem doğal bir sonuç hem de kuşku götürmez bir gerçektir.

Muhterem milletvekilleri, hepimizin yakından şahit olduğu gibi, 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı, dünya genelinde yaşanılan ve ülkemizde de siyasi sorumlu olan Hükûmetin ihmalleri sonucunda içine sürüklendiğimiz ekonomik krizin gölgesinde müzakere edilmektedir. Uluslararası iş bölümünde görülen değişmeler, farklılaşmalar ve kaymalar, adına popüler ifadeyle “küreselleşme” dediğimiz yaklaşımla karmaşık bir yapıya bürünmüş, dünya ekonomisinin serbest piyasa mantığı doğrultusunda bütünleştiği bir dönemi ortaya çıkarmıştır.

Küreselleşmenin bilançosunda eşitsizlik, yoksulluk, etnik çatışmalar, kutuplaşmalar ve silahlanma; yardımlaşma, dayanışma, refah ve mutluluktan daha ağır basar hâle gelmiştir. Bu hâliyle küreselleşmenin son yıllarda iyice biçimlenen bölgesel ittifaklar aracılığıyla çetin geçeceği bugünden belli olan ekonomik ve kültürel rekabeti gelecekte daha da artıracağını öngörmek zor olmasa gerektir.

İlerleyen yıllarda küreselleşme sürecinin günümüzdeki hızını sürdürmesi, hatta artırması durumunda özellikle gelişmekte olan ülkelerin millî kültürlerinin daha çok kuşatılacağı, varlıklarının tehlikeye gireceği acımasız bir dönem kendisini gösterecektir. İletişim teknolojilerinde görülen büyük gelişmeler, finansal varlıkların el değiştirmesinde âdeta kontrolsüz bir ortam yaratmıştır. Artık saniyelerle ifade edilen bir zaman diliminde milyarlarca dolarlık sermayenin el değiştirdiği, “kârda özel-zararda genel” anlayışının belirleyici olduğu bir sistem, egemenliğini tesis etmiştir.

Çelişkilerle dolu bu yapı, ülke ekonomilerinin fazlasıyla duyarlı hâle gelmesine neden olmuş, bizim de içinde bulunduğumuz birçok ülke ekonomisinin kırılganlığını artırmıştır. Kabul etmeliyiz ki finansal piyasaların yapıları, işlem yapma yöntemleri nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin, bütün olarak değerlendirdiğimizde bu sistemlerin sınırı üretim yapısı tarafından belirlenecektir. Bugün, maalesef üretim temelinden tamamen kopmuş, finansal işlemlerin neden olduğu ve başka alanlara bulaşarak yayılan kriz durumundan bahsetmemiz yanlış olmayacaktır. Başlı başına bu durum bile, sorunların oluşmasında hiçbir suçu ve günahı olmayan milyonlarca insanın krizin ağır sonucundan ve büyük maliyetlerinden etkileneceğini göstermektedir. Finansal işlemlerin gelir yaratma potansiyelinin sanayileşmenin gelir oluşturma özelliğinin yerine geçmesi ve bu eylemin artarak devam etmesi bizim gibi sanayileşmesini tamamlayamamış olan ülkelere ciddi oranda zarar vermektedir. Üretim kaygısı taşımayan, sadece dışarıdan akacak sermayeyle ayakta durmaya çalışan ve bununla da sürekli övünen bir hükûmet etme anlayışının elbette bu endişelerimizi anlaması mümkün değildir.

Küresel sistemin bir parçası olma konusunda abartılı ve ısrarlı bir heves içinde olan Hükûmete bir hususu hatırlatmak ve samimi bir uyarıda bulunmak istiyorum. Ülkeler arasında finansal alanda gözlenen bütünleşme ve yakınlaşma bir gerçek olsa da üretimden kopuk, ayrık ve uzak böylesi bir sürecin, küresel sistemde Türkiye ekonomisini güdümlü hâle getireceği asla dikkatlerden uzak tutulmamalıdır. Esasen Türkiye'nin onlarca yıldır içinde kıvrandığı, ancak altı yıla yakındır yoğunlaşan kronik sorunların özünde bize göre bu gerçek yatmaktadır. Bilgi toplumundan ziyade malumat toplumu hâline geldiğimiz bu aşamada üretim yerine tüketimi önceliğimize almamızın gerçek nedeni de budur. Bu itibarla, üretilenden daha çok tüketilmekte, kazanılandan daha çok harcanmaktadır. Nasıl finanse edileceği üzerine her kesimin görüş ileri sürdüğü ve uzun bir süreden beri tehlike sinyallerini veren cari açık sorununun gerçek nedeni de burada aranmalıdır. Ekonomik sorunlara paralel artan sosyal ve siyasal problemler ne yazık ki aziz millet fertlerini hayatından bezdirmiştir. Sanayileşme meselesini yalnızca fabrika bacalarının tütmesiyle açıklayan siyasi zihniyetin milletimize öncülük edememesi, dar ve kısır gündemlerle ülkemizi meşgul etmesi geleceğe dönük umutları ortadan kaldırmaktadır. Her alanda ve her kesimde görülen uyumsuzluk ve ihtilafların asıl nedeni hükûmet etme sorumluluğu taşıyanların topluma yerleşmesini temenni ettiğimiz sorun çözme kültürünü bir türlü geliştirememesi, bilakis köreltmesidir. Ekonomik büyümenin sosyolojik ve kültürel temellerimizden kopuk olarak gerçekleşmesi, üretim sistemimizin her sallantıda daralması, geleceğe dönük ümidin azalması sorun çözme yeteneğimizin zayıflamasına yol açmaktadır. Unutulmaması gereken en temel husus ise sanayileşmenin ve gerçekçi ekonomik gelişmenin, beraberinde sorun çözme kültürünün toplumsal yapıya yayılmasını ve yerleşmesini sağlayacak olmasıdır. Oysaki ciddi bir siyasal güçle yönetim yetkisini eline alan Adalet ve Kalkınma Partisinin ekonomik ve siyasi uygulamalarında bu hususları asla gözetmediği altı yıllık icraatlarından anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, en ufak bir toplumsal gerilim ve siyasi tansiyon yükselmesinden kaynaklanan cepheleşme ve kamplaşmalar milletimizi anında etkisi altına alabilmektedir.

Görüldüğü ve anlaşıldığı kadarıyla, meseleleri omurgasından bir türlü yakalayamayan Hükûmetin şaşkınlığı, sorunlu siyasi anlayışı, siyasi geleceğiyle ilgili taşıdığı endişe, Türkiye'nin sorunlarının sağlıklı ve rasyonel bir bakış açısıyla yorumlanamadığına işaret etmektedir. Bu kapsamda, küresel ekonomide yaşanan büyük sarsıntı da doğru okunmamış, alınması gereken tedbirlerle ilgili zamanlama hatası hâlihazırda bir türlü giderilememiştir. Küresel finans sisteminde 2007 yılının ikinci yarısından itibaren yayılan ekonomik kriz bulunduğumuz yıl içinde etki ve kapsamını genişletirken, bugün bu yüce çatı altında bulunan sorumluluk sahipleri “Bize bir şey olmaz.” kolaycılığıyla sorunları geçiştirmeyi yeğlemiştir. Krizin önemine dair işaretlerin özellikle 2008 yılının başından itibaren netleşmeye başlamasına rağmen, Hükûmetin bunu önemsememesi, krizi hafife alması, teğet geçeceğini iddia etmesi, içine düştüğü öngörü ve teşhis karmaşası hakkında hepimize bir fikir vermektedir.

2009 yılı bütçesiyle ilgili değerlendirmeye geçmeden önce, Türkiye ekonomisinin makroekonomik büyüklüklerinde görülmeye başlanan bozulma ve dengesizlik hâlini küresel krizle ilişkilendirme çabalarını, bir yanlışın başka bir yanlışla giderilmesi olarak gördüğümüzü bu vesileyle belirtmek istiyorum. Her kesim ve sektördeki feryatların, üçüncü çeyrekte büyümede ortaya çıkan keskin düşüşün, artan işsizlik ve işten çıkarmaların, iflasların, üretimdeki daralmanın, reel sektördeki çığlıkların, cari açığın finansman sorununun Türkiye ekonomisinin iç çelişkilerinden ve Hükûmetin sorunları ötelemesinden kaynaklandığı iyi bilinmelidir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisinin sorunlu yapısı bir yılı aşkın bir süredir sürekli kriz işaretleri vermektedir. Bu hastalıklı ekonomik yapı, dış kaynaklı etkilere maruz kalmadan önce, ekonomik kriz ortamının şartlarını kendi bünyesi içinde üretmiştir. Makroekonomik göstergedeki bozulma eğilimlerinin küresel kriz öncesi dönemde başlaması, büyümenin 2008 yılı üçüncü çeyreğinde sıfıra yakın çıkması bunun açık delilidir. Hükûmet, bu gerçeklerin üstünü örtme çabası içine girmiş, büyük bir sorumsuzlukla hiçbir yapısal tedbir almamış ve “Güçlü ekonomi, güven ve istikrar ortamı” sloganıyla bu çöküş sürecini izlemekle yetinmiştir. Bugün geldiğimiz noktada Türk ekonomisinin yapısal sorunlarının su yüzüne çıkardığı olumsuzluklarla küresel kriz dalgalarının yıkıcı etkileri bir arada yaşanmaktadır. İktidar partisi tarafından 2009 yılı program büyüklükleri belirlenirken krizin hiç düşünülmediği, gündeme alınmadığı veya umursanmadığı anlaşılmaktadır.

Gelecek yıla ait büyüme hedefi başta olmak üzere program hedeflerinin birçoğu, Hükûmetin 2009 yılını nasıl bir anlayışla planladığını açıkça göstermiştir. 2009 yılı için belirlenen yüzde 4’lük büyüme hedefinin, bu hâliyle krizin teğet geçeceğine yönelik derin yanılgıdan yola çıkarak tespit edilmiş olduğu görülmektedir. Özellikle ihracattaki gerilemenin, sanayi üretiminde kaygı verici azalmanın, büyümeye olumsuz bir şekilde yansıyacağı tartışmasız bir gerçekken bu büyüme hedefine nasıl ve hangi yoldan ulaşılacağı belirsizdir. Buna ilave olarak, iç ve dış talepteki daralmalar bütçe hazırlığında görmezden gelinmiştir. Üzülerek belirtmeliyim ki bu özürlü bakış açısı gelecek yılın da kaybedilmesine neden olacaktır.

Bütün veriler ekonomide ciddi bir güven kaybına ve beklentilerde belirsizliğe işaret ederken Hükûmetin bu faktörleri dikkate almaması, her konuda olduğu gibi bütçenin hazırlanmasında da içine düştüğü değerlendirme yanlışını ortaya çıkarmıştır. Önümüzdeki yıl beklentilerin daha da kötüleşeceği düşünüldüğünde, program hedeflerinin şimdiden revize edileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Böyle bir ortamda, 2009 yılı yurt içi talebinin büyümeye katkısının yüzde 4,2 olarak belirlenmesi gerçekçi ve inandırıcı değildir. Orta vadeli programda 2009 yılı için öngörülen dolar kuru 1,43 YTL olmasına rağmen, 2009 program hedefinde dolar kuru 1,40 YTL olarak belirlenmiştir. Döviz fiyatındaki yukarı yönlü eğilimin görüldüğü bu zaman diliminde kurlardaki oynaklık 2009 program hedeflerini işlevsiz bir hâle getirecektir. Ayrıca, petrol ve emtia fiyatlarındaki düşme bir vakıa iken 2009 yılı için hedeflenen 50,4 milyar dolarlık cari açık rakamının gerçekçi olmayacağı da ortadadır.

Muhterem milletvekilleri, bütçenin hiçbir kesiminde, küresel krizin giderek ağırlaşan etkileri ve ekonomik destek tedbirlerinin maliyeti yansıtılmamıştır. Hükûmetin IMF ile anlaşma yapması hâlinde bütçe büyüklüklerinin önemli bir bölümünün değişme ihtimali söz konusudur.

2009 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nda bir önceki yıla göre yüzde 15,5’lik bir gelir artışı hedeflenmiştir. 2009 yılının her bakımdan zor geçeceği şimdiden belli olmuşken ve önümüzde çok zor bir yıl dururken bu gelir artışının tutarlı olmadığı açıktır.

2009 yılında ithalatta bir gerileme beklenmesine rağmen, vergi gelirleri arasında en yüksek artışın yüzde 22,44 ile ithalden alınan KDV’den beklenmesi tam anlamıyla çarpıklığın bir göstergesi olmuştur. Bütçede gelir artışı beklenen diğer kalemler, yüzde 13,77 ile özel tüketim vergisi ve yüzde 12,95 ile KDV’dir.

Ekonomik kriz nedeniyle otomotiv sektöründe satışlar durma noktasına gelmiş olmasına karşılık, motorlu taşıtlardan yüzde 10,59 oranında ÖTV tahsilatı artışının öngörülmesi, vergi gelirlerinde sapma olacağının bir görüntüsüdür.

Hükûmetin bu hedeflere ulaşabilmesi için, vergi dilimlerindeki düzenlemelerle ve gizli vergileme yoluyla mükelleflere ve üreticilere, dolaylı vergilerle de mecali tükenmiş olan geniş kitlelerin sırtına yüklemeyi amaçladığı görülmektedir. Bunun sonucu, açlık ve yoksulluk sınırında yaşama mücadelesi veren halk kitlelerinin vergi yükü daha da ağırlaşacak, kayıt dışı ekonomi de daha da büyüyecektir.

Vergi gelirlerindeki gerçekçi olmayan bu artışların yanında, özelleştirme gelirlerinde yüzde 42’lik bir artış hedefinin, küresel ekonominin daraldığı bir süreçte gerçekleşmeyeceği aşikârdır.

Burada tehlikeli olan ise, bu hedefi belirleyenlerin böylesi bir dönemde sattıklarından artakalan millî varlıkları haraç mezat elden çıkarma amacı taşıdıklarının anlaşılmasıdır. Nitekim, özelleştirme gelirleriyle bütçe açıklarını kapatmayı ve günü kurtarmayı amaçlayan bütçe anlayışının önümüzdeki yılda da devam edeceği bugünden belirginleşmiştir.

Gelecek yıl kendisini daha fazla hissettirecek olan ekonomik kriz nedeniyle, durgunluk, üretimde azalma, işsizlikte patlama, ihracat ve ithalattaki gerileme, bu kapsamda vergi gelirlerindeki düşmeden dolayı bütçenin gelir hedefini tutturması mümkün görülmemektedir. Bütçeye harcama kalemleri açısından bakıldığında değişen herhangi bir şeyin olmadığı, iç talepteki çöküşü ve üretimdeki gerilemeyi engelleyecek bir gider hedefinin kurgulanmadığı görülecektir.

2009 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nda kamu harcamalarında yüzde 14’lük bir artış hedeflenmektedir. Uzun bir aradan sonra ilk kez üretim kapasitesini korumak için kamu harcamalarının azaltılmaması, hatta artırılması gereken bir dönemin içinde bulunulmaktadır. Bize göre, kredi kanallarının tıkanmaması için kamu kaynakları kefalet mekanizmaları vasıtasıyla harekete geçirilmelidir. Ayrıca iç tüketimin yavaşlama hızını durdurmak için kamu imkânları da devreye sokulmalıdır. Mevcut harcama artışlarının program hedefleriyle uyumunun nasıl olacağı düşünülmediğinden, bahsettiğim bu hususları uygulamak son derece şüphelidir.

İç talep ve üretim kapasitesinde görülen kontrolsüz daralmanın önüne geçmek amacıyla kamu harcama artışları içinde bulunduğumuz geçiş döneminde bir politika değişkeni olarak kullanılmalıdır. Ancak bunun için önce hangi harcama programlarının hangi hedefe yönelik olarak seçildiği netlik kazanmalıdır. Şimdi zaman, ülkemizin üretim kapasitesini bu olağanüstü dönemden en az hasarla çıkaracak tedbirleri alma zamanıdır. Öncelikli alınacak önlemlerin, Merkez Bankası tarafından uygulanan para politikasıyla değil, doğrudan maliye politikası ve bütçede belirlenen hedefler doğrultusunda hayata geçirilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, Hükûmetin iç talebi canlandıracak, üretimi özendirecek bir yatırım harcamasına bütçede yer vermediği görülmektedir.

AKP Hükûmeti döneminde, hayatın zorluklarını alabildiğine yaşayan kamu çalışanları ve emekliler için ise, önümüzdeki yılda da bir iyileştirmenin yapılmayacağı görülmektedir.

2009 program ve bütçesinde, ekonominin üretim kapasitesini arttıracak bir gelir ve gider dengesinin kurulamadığı açıklık kazanmıştır. Bunun yanı sıra, krizin reel ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin bütçenin hiçbir parametresinde görülmediği, üreten kesimin sorunlarının çözümüne yönelik bir hedefin gözetilmediği anlaşılmaktadır.

Bu zamana kadar reel sektör üretimini dış borçla finanse ederken, bankalar tüketiciyi finanse etmiştir. 2004 yılı ve sonrasında bankalar tarafından mali olmayan şirketlere ve vatandaşlarımıza açılan kredilerde patlama yaşanmıştır. 2002–2008 döneminde finansal olmayan şirketlere açılan krediler 7,8 kat, bireysel işletmelere açılan krediler 4,2 kat, hane halkına açılan krediler ise 17,5 kat artmıştır. Kısaca, 2009 yılı program büyüklükleri ve bütçesi üzerinde yaptığım bu değerlendirmeler ışığında, Hükûmetin derin bir siyasi basiret sorunu yaşadığını söylemek için haklı birçok nedenimiz bulunmaktadır.

Krizin bütün boyutlarıyla görüldüğü bir zamanda hazırlanan ve bir yılı kapsayan bütçenin, sanki hiçbir şey olmamış gibi planlanması Hükûmetin çaresizliğinin, iş bilmezliğinin ve rotasını kaybettiğinin bir belirtisi olarak görülmelidir.

Bizim öncelikli kaygımız, vatandaşlarımızın mahkûm olduğu ekonomik problemlere yenilerinin eklenmemesi, gafletten başını kaldırmayan Hükûmetin faturayı aziz millet fertlerine ödetmemesidir. Uyarı ve itirazlarımızın ana gayesi elbette budur.

2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkındaki değerlendirmelerin, sırası ve yeri geldiğinde grubumuzun değerli üyelerince ayrıntılı olarak yapılacağını bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin bildiği gibi, Türkiye, yaklaşık yarım yüzyıldır ekonomik ve mali sistemini bir esasa oturtmaya, küresel fırsatlar, toplumsal riskler ve siyasal sistem arasında bir denge kurmaya çalışarak bugünlere kadar gelmiştir.

Yaşadığımız tecrübeler, ülkemizin ekonomik sorunlarına paralel olarak ardı ardına gelen siyasal, sosyal, ahlaki ve asayiş alanlarında katmerli sorunların da baş gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Yıllardır tekrarlanan önce ekonomik kriz, sonra siyasal istikrarsızlık ve nihayetinde toplumsal bunalım döngüsü, ülkemizde demokrasinin kök salmasının, sağlam ve millî bir ekonomik iklimin ortaya çıkmasının, dengeli bir mali yapı oluşmasının ve hakkaniyetli gelir paylaşımı ile ahlaki bir sistemin yerleşmesinin önündeki en önemli engellerdir.

Ülkemizin, milletimizin ve vatandaşımızın sorunlarına eğilirken ekonomik gidişata dikkat etmeyen, tehlikeleri ciddi bulmayan, tedbirleri vaktinde almayan siyasal iktidarların verecekleri en büyük zarar, kendilerinden önce millî varlığımıza ve toplumsal geleceğimize yönelik olacaktır. Bu nedenle, yaşanacak bir ekonomik krizin ve yoksullaşmanın hiç kimseye siyasi bir fayda sağlaması, bunun bir sinsi fırsatmış gibi beklenmesi, basit hesaplarla krize davetiye çıkarılması, yüreğinde millet ve insan sevgisi olan hiç kimse için düşünülemeyecek bir seviye kaybıdır. Ancak bu kez karşımıza çıkan ekonomik kriz ortamı, ülkemizin bundan önce yaşadığı kronik kriz sonuçlarından daha önemli ve vahim bir gelişme ile birlikte millî birlik ve beraberliğimizin yara aldığı ve kardeşliğimizin ulu orta tartışıldığı daha tehlikeli bir dönemde kendini göstermektedir.

Yeni bir yüzyılın henüz 8’inci yılı geride kalırken ülkemizde ve komşularımızda kanlı çatışmalar, başkaldırı provaları, terör eylemleri ve sabotajlar, adaletsizliklerin neden olduğu ahlaki çöküntü ve yoksulluktan kaynaklanan çaresizlik önümüzdeki yılların çok zor geçeceğini işaret etmektedir.

Üzülerek ifade etmeliyim ki, işsizlik, durgunluk, hayat standardının düşmesi ve benzeri açmazlar sosyal patlamalara çok müsait bir ortam hazırlamaktadır. Bu anlayışla, siyasi, ekonomik ve sosyal problemlerin neden olduğu derin umutsuzluğun ve sisteme dönük güvensizliğin, devlete ve hükûmete karşı öfkeye dönüşebilme riski üzerine herkesin gerçekçi bir analiz yapmasının zamanı gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin siyaset anlayışının öznesi insan, nesnesi devlet, yüklemi demokrasi, cümlesi ise millettir. Partimiz bunlardan birini diğerine, milleti, devleti ya da demokrasiyi ötekine tercih ederek yapılacak sözde yaklaşımların eksik, kusurlu ve sakat olacağına ve bunlardan birinde neden olunacak tahribatın çok önemli beka meselelerine yol açacağını öngörmektedir. Bu nedenle, konuşmamın bu bölümünde, adına bütçe yaptığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin ve büyük Türk milletinin varlığını, birliğini ve devamlılığını tehdit eden başlıca riskler ile bunların çözümü konusundaki değerlendirmelerimi yüce Meclisle paylaşmak düşüncesindeyim.

Maddi yokluklar ve stratejik sarsıntıların arasından muhteşem bir mücadele ile doğmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin seksen beş yıllık yolculuğunda aldığı önemli mesafeyi küçümsemek, hor görmek adaletli bir değerlendirme olmayacaktır. Bu süre içinde ülkemiz ve milletimiz elbette ki birçok başarılara imzasını atmıştır.

Daha müreffeh bir toplum, daha kalkınmış bir ülke, daha kudretli bir devlet, daha sağlam bir millet yapısı bu süre içinde her hükûmetin arzusu olmuş, bunca uzunca dönemde her siyasal görüş bu alanlarda az ya da çok katkı sağlamıştır. Devlette devamlılık, hizmette süreklilik vardır. Bugüne kadar yapılmış bütün güzel işlerin ve gelişmelerin hakkını teslim etmeyi ve emeği geçenlere şükranlarımızı sunmayı bir kadirşinaslık olarak gördüğümü belirtmek istiyorum.

Ancak, Türkiye’mizin bu yolculuğunda, kalkınma, demokratikleşme ve milletleşme yolundaki yetersizliklerin ve noksanların, özellikle siyasi vizyon eksikliği ile birleşince bugün karşımıza çok ciddi toplumsal ayrışma ve çözülme tehlikesini çıkardığını üzülerek ifade etmek istiyorum.

Bugün ülkemiz ve milletimiz, yıllardır birikmiş sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel sorunlarını aşamamış olmanın zafiyetiyle ve özellikle altı yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin “yüzleşme”, “ezber bozma”, “tabuları yıkma” adı altında tekrarladığı yanlışlarıyla beka düzeyinde tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadır.

Bunları yok farz etmek, iyimser ifadelerle üstünü örtmek “Geliştik.”, “Kalkındık.”, “Büyüdük.”, “İtibarımız arttı.” gibi sanal söylemlerle pembe tablolar çizmek ya da alt kimlikleri nakarat hâlinde tekrarlayıp durmak önümüze çıkan gerçekleri asla değiştirmeyecektir.

Karşılaşılan tehdit, milletimizin bin yıllık kardeşliğini ve millî kimliğini ayrıştırmaya yönelik sosyolojik kırılma, üniter devletimize yönelik egemenlik paylaşımı ve topraklarımızın bir bölümünü yönetememe tehlikesinin baş göstereceği siyasi çözülme sorunudur.

Mutabık kalınacak ciddi, kalıcı ve köklü çözümlerin uygulanmasında gecikilmesi hâlinde kapanması mümkün olmayan derin yaraların açılacağı, millî birlik ve bütünlüğümüzün onarılmayacak kadar zedeleneceği çok tehlikeli bir süreç maalesef Türkiye’nin karşısındadır.

Gerek ihmal gerek tahrik gerek dayatmalarla gelinen nokta cumhuriyetin kuruluşu ile elde edilen kazanımların, devlet ve millet hayatımızın temelini oluşturan kurucu ilkelerin ve bizi bir arada tutan kardeşliğimizin keskin bir yol ayrımına yaklaştığını ortaya koymaktadır.

Hepimizin arzusu olan çağdaş ve müreffeh bir topluma ulaşmada tek seçenek paketi olarak dayatılan demokratikleşme, çok kültürlülük, alt kimliklerin siyasallaşması, ana dilde eğitim, bölücülüğe ve teröre af ile yerel yönetimlere alabildiğine özerklik gibi yıkım projelerine hepimizin dikkatini çekmek isterim. Bu taleplerin siyaset eliyle ilerleme kaydetmesi ve zemin bulması hâlinde bu badireden ne devletimizin ne de milletimizin bütünlük ve birlik içinde çıkması mümkün görülmemektedir.

Bilinmelidir ki en az bin yıllık muhteşem bir kaynaşma ile yükselerek vücut bulmuş büyük Türk milletinin alt kimliklere doğru dönüş ve kıvrılış göstereceği böylesi bir gelişmenin yaşanması hâlinde, cumhuriyetimizin üzerinde yükseldiği millî devleti ve üniter yapıyı korumak ve yönetmek tamamen imkânsız hâle gelecektir.

Adına ne denirse denilsin, ister çağdaşlaşma ister Avrupalı olma ister demokratikleşme, göz yumulan kimlik tahriklerine, verilen tavizlere devam edilmesi ve bu taleplere önümüzdeki dönemde anayasal kılıf ve zemin hazırlanması, yüce Meclisin varlık nedenini inkâr anlamı taşıyacaktır.

Bunun gerçekleşmesi hâlinde, toplumun Türk milletine olan mensubiyet bağlarını kopartmadan korumak ve aynı geleceği aynı coğrafyada aynı devlet çatısı altında paylaşma arzusunu canlı ve diri tutmak zor olacaktır.

Biliniz ki bu uyarılar, asla bir vehim ve aşırı hassasiyetin ürünü değil, bütün dikkati aziz millet varlığının bekasına odaklanmış bir siyaset hareketinin çok ciddiye alınması gereken uyarıları ve öngörüleridir.

Bugün gelinen aşamada, artık açıkça dillendirilen, “federasyon”, “ayrı bayrak”, “ayrı eğitim dili”, “ortak kurucu halk”, “çokluklar devleti”, “öz yönetim” ve hatta “ayrılma tehditleri” gibi talepler karşımızdaki tehlikenin boyutlarını gözler önüne sermektedir. Ancak burada asıl önemli olan, Türkiye’nin karşısına çıkartılan bu süreci yönetebilecek, tehditleri bertaraf edebilecek ve asıl mevcudiyeti koruyabilecek inanca, değerlere, stratejiye ve vizyona sahip kadrolar tarafından yönetilmiyor olmasıdır.

Ülkemizin içinde bulunduğu yakın coğrafyada yaşanan gelişmeler de Türkiye’nin sürüklendiği olumsuz süreci hızlandırıcı rol oynamakta, ne üzücüdür ki “çözüm” adı altındaki yabancı dayatmaların bölgesel senaryolarla beslenmesini kaçınılmaz hâle getirmektedir.

Hükûmetin, teröre desteğini sürdüren Irak’taki yerel yönetimle, iddialarından vazgeçmeyen Ermenistan’la, uzlaşmaya asla yanaşmayan Kıbrıs Rum Yönetimi’yle, talep listeleri bir türlü bitmeyen Avrupa Birliğiyle ve komşularımızı tanzim etmeye çalışan Amerika’yla olan ilişkilerimizi bu çerçevede ele almak gerekecektir. (MHP sıralarından alkışlar)

Son zamanlarda ortaya çıkıp “tarihle yüzleşme” adı altında, utandıkları geçmişimizi yargılayarak tam bir iş birlikçi refleks gösteren sözde aydınlar da bu kapsamda değerlendirilmelidir. (MHP sıralarından alkışlar)

Bu itibarla, sıraladığımız gerçek gündemle ülkemizin yüzleşmeye başlaması için yaptığımız siyasi hamleler partimizin öncelikli siyasi tercihi ve vazgeçilmez millî sorumluluğudur. Çünkü Milliyetçi Hareket, bu sorunların toplum ve siyasetçi tarafından doğru değerlendirilmemesi ve önemine göre sınıflandırılmaması hâlinde, üretilecek sözde çözümlerin Türkiye’yi yeni ve daha büyük sıkıntılara sürükleyeceğinin farkındadır.

Değerli milletvekilleri, bugün karşı karşıya bulunduğumuz temel sorun, millî ve manevi değerlerimizin toplumsal çatışma alanına dönüştürülmesi ve Türkiye’nin köken, inanç ve mezhep temelinde çok tehlikeli bir ayrışma ve cepheleşme sürecine çekilmek istenmesidir.

Elbette ki çağdaş ve modern bir millet ve devlet yapısı için almamız gereken çok mesafe, müreffeh ve hakkaniyetli bir toplum oluşturabilmek için yapmamız gereken çok işler vardır ve insanın karşılaştığı her sorun elbette ki siyasetin ilgi alanındadır ve siyasetçinin sorunudur. Bu sorunların ise öncelikli konuşma ve çözüm yeri yüce Meclis çatısıdır, ancak siyasetçinin bir sorumluluğu da sorunları milletin temel değerleri ekseninde çözmeye çalışmak ve çözüm alternatiflerini binlerce yılda oluşmuş millî değerler sisteminin içinden arayıp çıkarabilmektir.

Bu açıdan, birileri millet kimliği dışında yeni arayışlar ve tanımlar talep ediyor diye milleti bu talepler üzerinden yeniden adlandırmak, devleti bu taleplere göre yeniden tanzim etmek emsali görülmemiş bir yıkım olacak ve bitmeyecek başka ayrışma taleplerinin önünü açacaktır.

Nitekim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak yüce Meclis çatısı altında temsil edildiğimiz 2002 yılında, aralarında, idamı kaldıran, ana dilde yayına ve özel kurslara izin veren yasaların bulunduğu uyum paketlerine “Hayır.” oyu verirken temel kaygımız işte buydu. Maalesef, gelişmeler bizi haklı çıkarmıştır. Bu tarihten sonra ne taleplerin sonu gelmiş ne de verilen tavizlerin ardı arkası kesilmiştir.

Kimlik arayışlarıyla ortaya çıkan mihrakların, Avrupa’nın dayatmalarına rıza gösteren yüce Meclis eliyle sözde uyum ve demokratikleşme adına elde ettikleri yasal imtiyazlar bugüne kadar bitmek tükenmek bilmemiştir. Ulaşılan her aşamadan sonra çıkılan yeni basamak bir sonraki adımın zemini yapılmış, yeniden başlatılan kampanyalarla bölünmeye ve ayrışmaya giden merdiven birer birer çıkılmaya başlanmıştır. Nerede durulacağı, daha ne kadar taviz verileceği, bölünme taleplerinin hangi aşamada biteceği ise belli değildir. Anayasa’nın ve yasaların değişimi yoluyla bölücülüğün önündeki engeller birer birer ortadan kaldırılarak daha nereye kadar bu sürece refakat edilecektir? Buna artık bir son verilmek mecburiyetindedir.

Biz, baştan beri, milleti oluşturan ana gövdeden kopacak küçük parçaların meşrulaştırılarak giderek husumeti körüklemesinden ve bütünün ufalanarak sonu gelmeyen ayrışma sürecinin başlamasından endişe etmiştik, şimdi de ediyoruz.

Bunu, oluşmuş bir milleti, sosyolojik anlamda geriye götürecek, boy ve kabilelere dönüştürecek iptidai ve ırkçı proje olarak görüyorduk. Şu anda da aynı tehlikeyi artan bir vurgu ile söylüyoruz.

Karşımıza çıkacak sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik sorunların çözümünde takip edilecek ilkeler; millet varlığının devamını ve gelişmesini sağlayacak, millî devletin bekasını sürdürecek bir çerçeve içinde ele alınmak zorundadır.

Kavramları kutsayarak ve putlaştırarak, vatansız bir demokrasi arayışını kabul etmemiz; milletsiz bir demokratikleşmeyi dikkate almamız inandığımız siyaset değerleri açısından mümkün değildir.

Yaklaşık iki yüz yıldır siyasi şekil ve anlam bulmuş olan millet kavramı etrafında açık veya gizli mücadelelerin bütün hızıyla sürdüğü dünyada, milletleşmenin durdurulmaya çalışılması bizim açımızdan kabul edilemeyecek bir boş hayaldir.

Bedeli kanla ödenerek kazanılmış bağımsızlığımız, bin yıl boyunca sevgi ile yoğurduğumuz kardeşliğimiz, asırlarca alın terimizle oluşturduğumuz millî varlıklarımız, birlikte yaşanan binlerce yılın ürünü olan millî kültürümüz bu ham hayalin önündeki en büyük güvencemizdir. (MHP sıralarından alkışlar)

Elbette ki, çağ dışı bir tek tip vatandaş arayışında değiliz. Herkesin birbirinin aynı olmasını beklemiyor ve hedeflemiyoruz. Ancak, sonu gelmeyen isteklerin ve verilmesi düşünülen tavizlerin siyasal alt kimlik bilinci oluşturmasına ve bunun yeni talepler listesi hâlinde dayatılmasına da izin veremeyiz.

Türkiye’nin millî birliği ve bölünmez bütünlüğü gibi hayati öneme sahip millî beka meselelerinde siyasetçilerin görüşleri ve duruşlarının zamana ve şartlara göre değişmesini düşünemeyiz.

Başta Sayın Başbakan olmak üzere bu konuda sorumluluğu olan herkes samimi bir vicdan muhasebesi yapmalı ve Türkiye’mizi ateşe atacak yeni adımlardan ve yanlışlardan dönme basiretini gösterebilmelidir.

Bu vatanın kurucusu ve sahibi olanlar, aziz millet varlığına hep birlikte vücut veren büyük Türk milletinin ailesidir. Bulunacak bütün çözüm yolları bu ailenin bağlarını güçlendirmeli; küçülme, zayıflama, yalnızlaşmanın kimseye yarar getirmeyeceği artık anlaşılmış olmalıdır.

Bu eksende olmak üzere Hükûmeti, kapsayıcı millet tanımından uzaklaştırarak alt kimlik taleplerini tırmandıracak söylemlerden kaçınmaya, yıllardır bitmeyen bölücü taleplere verilecek yeni tavizlerden uzak durmaya davet ediyorum ve şunu açıkça söylüyorum: George W. Bush memleketimin insanlarını benden daha fazla sevemez. (MHP sıralarından alkışlar)

1910’lu yıllar temel alındığında dönemin küresel gelişmelerine karşı aziz milletimizin yegâne dayanma gücü, birleşme arzusu vatanseverlerin heyecanı ve direnci ile eş değerdi ve ne mutlu ki bunu başardılar.

Bugün de karşımızdaki ayrılma ve bölünme tehlikelerine karşı en önemli direnç ve dayanma noktası, yüreklerinin vatan ve millet sevgisi ile dolu olduğuna inanmak istediğim muhterem milletvekillerimin iradesidir. Milletvekillerinin yeri ve zamanı geldiği vakit mensubu oldukları “gazi Meclis”in anlamına uygun hareket edeceklerine olan inancımız tamdır.

Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; konuşmama burada son verirken, 2009 yılı bütçesinin Türkiye’miz için hayırlı sonuçlar getirmesi temennisiyle yüce heyetinizi en içten duygularla selamlıyor, saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bahçeli.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, şimdi söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna aittir. Ayrılan süreyi 2 arkadaşımız kullanacaktır.

İlk söz, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş’ta.

Sayın Elitaş, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Elitaş, süreyi eşit olarak mı kullanacaksınız?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 2009 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşeceğimiz 2009 yılı bütçesi AK PARTİ hükûmetlerinin 7’nci, yeni kamu mali yönetim sistemine uygun bir şekilde hazırlanan 4’üncü bütçe olacaktır.

Bildiğiniz gibi bütçe, belli bir dönem içinde toplanacak gelir ve yapılacak harcamaların tahminî ve karşılaştırmalı cetveli olup yetkili organlar tarafından bu giderlerin yapılması ve gelirlerin toplanması için verilen izindir. Hükûmetler bunun için, bütçe hakkının bir gereği olarak Parlamentodan yetki alırlar. Her şeyden önce, her yıl toplumda üretilen millî gelirin yaklaşık yüzde 30’a yakın bir kısmı bütçe yoluyla yeniden harmanlanır, toplanır ve yine kamuya, vatandaşa dağıtılır. İşte bu dağıtım aşamasında hükûmetler, yatırım politikalarının, sosyal politikalarının, büyüme politikalarının, istihdam ve gelir politikalarının nasıl dağılacağıyla ilgili yaklaşımlarını ortaya koyarlar. Bu açıdan bakıldığında, söz konusu politikaların yürütülmesi için de yıllık araçlar olarak karşımıza bütçeler çıkar.

Değerli milletvekilleri, bütçelerin birçok özelliği vardır. Bu özellikleri kısaca saymak gerekirse, öncelikle yönetilebilir olması, tahmin edilebilir olması gerekir ancak demokratik ülkelerde bütçelerin en önemli özelliklerinden birisi, vatandaşa karşı sorumluluk açısından, samimiyet, dürüstlük ve güven ilkesi olmalıdır. Ülkemizde 2002 yılına kadar yapılan bütçeleri değerlendirdiğimiz aşamada baktığımızda, açıkçası bütçelerin öngörülen harcamalar itibarıyla uyumlu olmadığı, makro dengelerin kurulamadığı gözlemlenmiştir. Bütçelerdeki güven ve istikrarın, samimiyetin olmasının en önemli unsurlarının başında, bu bütçeyle ilgili olan yediden yetmiş yediye herkesin hükûmetlerin yaptığı bütçelere güven duyup gelecekle ilgili projeksiyonlarını ona göre değerlendirmeleri ve ona göre programlarını çizmeleri amacıyla çok önemli süreçleri beraberinde getirmektedir. Eğer bütçeler uyumlu olmazsa, samimi ve güvenilir bir şekilde olmazsa, hükûmetlerin yaptığı bütçelerin tahmin yönünden inandırıcılığı olmazsa, faiz oranları, herkesin zihnindeki enflasyon oranları, herkesin gelecekle ilgili bakış açısıyla paralel bir şekilde tamamen karmaşık bir şekilde ortaya çıkacak ve insanların kararlarıyla ilgili verecekleri kanaatlerde, verecekleri kararlarda yeknesaklık olmayacak, bir başıbozukluk ortaya çıkacaktır.

Nitekim bugüne kadar yapılan bütçelere baktığımızda… Bakınız, size çeşitli örnekler vermek istiyorum. 1999 yılında Hükûmet 64,4 trilyon harcama yapacağını söylemiş, ancak 68,4 trilyon lira harcama gerçekleştirmiş. Yani söylediği ile icraatı arasında yüzde 6’lık bir sapma meydana gelmiş. 1991 bütçesinde ise 101 trilyon lira harcama yapacağım demiş, 132 trilyon lira harcama yapmış. Böylece vatandaşa verdiği sözden yüzde 31’lik bir sapmayla karşı karşıya kalınmış. 1994 yılında yüzde 10’luk bir sapma, 1995 yılında yüzde 30’luk bir sapma ortaya çıkmış. En son 2002 yılında 57’nci Hükûmetin yaptığı bütçede ise Hükûmet 98 katrilyon lira harcama yapacağını ve bununla ilgili gelirlerini toplayacağını taahhüt etmiş ama yüzde 18’lik bir sapmayla 115,6 katrilyon lira harcama gerçekleşmiştir.

2003 yılından itibaren AK PARTİ hükûmetlerinin yaptığı bütçeleri değerlendirdiğimizde, bakınız, Hükûmet 2003 yılında 146 katrilyon lira bütçe büyüklüğü hedeflemiş, ama dikkatinizi çekiyorum değerli arkadaşlar, bu süreçte 140,4 katrilyon lira harcama yapmış. Bırakın aşmayı, bugüne kadar yapılan, 2003 yılına kadar yapılan gelenekler içerisinde hükûmetlerin bütçeleri sürekli ek bütçelerle veya harcama aşmalarıyla karşı karşıya olmuş, ama 2003 yılındaki bütçede hemen hemen 6 katrilyon liralık bir eksik harcamayla vatandaşa bir güven tesis edilmiş.

Bu nereden kaynaklanmış? 2002 yılının 3 Kasım seçimlerinde milletinden aldığı emaneti ve milletin kendisine verdiği güveni en iyi şekilde kullanan ve güven ve istikrarı sağlayan bir iktidarın başa geçmesiyle birlikte faiz oranlarında önemli bir düşme ortaya çıkmış, tüyü bitmedik yetimin hakkını koruma amaçlı ortaya çıkan ve bu söylemle, bu şiarla milletten yetkiyi almış iktidar, yaptığı harcamaları en verimli şekilde kullanarak harcamaların vatandaşa tekrar hizmet olarak geri dönmesinde çok etkili bir fonksiyon sağlamış. Yine 2004, 2005 ve 2006 yılı bütçeleri tahminleri hemen hemen çok yakın bir şekilde gerçekleşmiş. 2007 yılı bütçesi, bizim bütçe kalemindeki harcama kalemimiz 204 milyar 989 milyon YTL iken 2007 yılı gerçekleşmesi 203 milyar 501 milyon YTL olmuş. Hemen hemen tahmin ile gerçekleşme arasındaki oran çok yakın bir vaziyette olmuş. Neyi gösteriyor bu? Bu bütçeyle ilgili kanaat sahibi olup buna göre projeksiyonlarını tahmin eden, gelecekle ilgili kararlarını veren herkesin Hükûmetin yaptığı bütçelere güvenini ortaya çıkarıyor. Ondan önceki dönemde, iş âlemi, finans sektörü ve bütün katılımcılar, bütün bütçeden fayda sağlayanlar, bütün bütçeyle ilgilenenler, geçmişle ilgili kanaatleri alırlar, gelecekle ilgili değerlendirmelerini, gelecekle ilgili yapılandırmalarını ortaya çıkarırlar ve maalesef bu da gelecekle ilgili alınan kararlarda, hükûmetlerin aldığı kararlara çok olumsuz yönde katkılar ortaya çıkarır.

Değerli arkadaşlar, eğer bütçe istenildiği gibi olmazsa topluma verdiğiniz sözü, verdiğiniz güveni tam olarak anlatamadığınız takdirde kötü bir yönetimin unsuru olarak faiz oranlarının artmasının, enflasyon oranlarının zirveye çıkmasının önlenemez hâle gelmesiyle karşı karşıya kalırsınız.

İşte 2002 yılı bütçesi, çok büyük bir oranda toplanan gelirlerin faiz harcamalarına gitmesiyle karşı karşıya kalmış, bütçelerden vatandaşın imkân sağlaması, onların refah seviyelerini, onların gelir düzeyini artırıcı bir etki yapmamıştır. Eğer AK PARTİ  İktidarı da 3 Kasım 2002 seçimlerinde milletten aldığı yetkiyi kendinden önceki hükûmetler gibi kullanmış olsaydı –bakınız, size çok önemli bir rakam ifade etmek istiyorum- hiçbir değişim olmasaydı, bizden önceki iktidarın yaptığı icraatı gerçekleştirmiş, aynı şekilde devam etmiş olsaydık 2007 yılı bütçesinde faiz harcamalarımız 110 milyar YTL olacaktı. Şimdi, 2007 yılı bütçesinde faiz harcamalarımız 50 milyar YTL civarında olacak. Yani bizim, 2007 yılında gösterdiğimiz basiretli bir yönetimin sonucu olarak 50 milyarın üzerinde, 60 milyar YTL’ye yakın bir kaynağın vatandaşa tekrar hizmet olarak dönmesi imkânını ortaya çıkardık.

Bu yapılan tasarruflar nerede kullanılmış olabilir? Bu yapılan tasarruflar, işte, KÖYDES projesiyle vatandaşa hizmet olarak aktarılmış olabilir, BELDES projesiyle vatandaşa hizmet olarak aktarılmıştır ve yine, devletten maaşını alan işçimize, memurlarımıza, refah seviyesini yükseltici olarak maaşlarında önemli bir artış tesis edilmiştir.

Bakınız, 2002 yılı bütçesinde personel harcamaları yüzde 18 iken 2007 yılı gerçekleşmelerinde personel harcamaları yüzde 24 seviyesine ulaşmıştır. İşte, milletten topladığını yine milletle paylaşan iktidarın en önemli özelliklerinden birisi budur.

Değerli milletvekilleri, eğer bütçeleriniz tahmin edilebilir olmadığı sürece, güvenli bir şekilde olmadığı sürece, bu konuda faizlerin olumsuz yönde yükselişinin olacağını ifade etmiştim.

2002 yılı öncesi şirketlerin bilançolarına baktığınız zaman en önemli kalemler, kâr kalemlerinin içerisindeki unsurları faaliyet dışı kârlar oluşturmaktaydı. Faaliyet dışı kârlar nelerdir? İşletmelerin hiç alakası olmayan konularda işlem göstermesi yani kaynaklarını kamuya satması, kamunun imkânlarından, kamunun ihtiyacı olan borçlanma gereğinden dolayı yüksek oranda faiz elde edip, ülkenin üretken değerlerinin, sermayesinin, altyapısının, hiç uygun olmayan yerlerde devletten nemalanarak bunların ortaya çıkması şeklinde değerlendirmek mümkündür.

Değerli arkadaşlar, bütçedeki istikrar, fiyat istikrarını ve dolayısıyla ekonomik istikrarı da beraberinde getirmektedir. İşte bu yüzden bütçelerin güvenilirliği çok önemli bir noktadır.

Yine bütçeler, eğer güvenli bir şekilde devam ederse, bunun, gelir dağılımındaki adalette de çok önemli etkisi meydana gelmektedir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’nun ve sosyal faaliyetler neticesinde gelir dağılımındaki adaleti de size 2002 ve 2005 yılı rakamlarıyla ifade etmek istiyorum.

En son yapılan verilere göre, 2002 yılında gelir grupları içerisinde en düşük gelire sahip yüzde 20’lik dilimin 2002 yılındaki toplam gelirden aldığı pay yüzde 5,3 iken, 2005 yılı itibarıyla bu yüzde 6,1’e yükselmiştir. Bakın değerli arkadaşlar, bu aradaki fark yüzde 1’den az gibi gözükmesine rağmen iyileşme oranı yüzde 20’ye yakın bir iyileşmeyi de beraberinde getirmiştir. Yine, 2002 yılında toplam gelirden en yüksek alan beşinci en zengin diyebileceğimiz yüzde 20’lik kesim, önce 2002 yılında yüzde 51,1 alırken, 2005 yılında bu yüzde 44,4’e gerilemiştir. Bu aralardaki 6,5 puanlık fark, toplumun orta direk dediğimiz kesimlerine dağıtılmıştır. Birinci dilim, bildiğiniz gibi 5,3’ten 6,1’e çıkmış, ikinci dilim 9,8’den 11,1’e çıkmış, üçüncü dilim 14,1’den 15’e çıkmış, bu şekilde, son dilim olan dördüncü dilim ise 20,1’den 22,6’ya çıkmıştır. Bu manada da yapılan bütçelerin güven verici olmasıyla birlikte, sosyal nitelikli olmasıyla birlikte gelir dağılımındaki adaleti de beraberinde getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, bütçeleriniz uygun olursa, bütçeleriniz inandırıcı olursa, güven verici olursa -sizin bu açıklarınızın neticesinde de- ekonomide yapısal reformlara imkân verecek düzenlemeleri de beraberinde getirir, ekonominin dış ve iç şoklara karşı dayanıklı güvenlik çemberini oluşturmuş, makro dengelerini kuran bir ekonomiyle karşı karşıya gelmiş olursunuz.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetleri, bütçe açıkları cihetinden ortaya koyduğu başarıyı ekonominin bütün ünitelerine yayma azmi ve kararlılığı içindedir; nitekim vergi sisteminin yeniden yapılandırılması çerçevesinde vergi tabanının genişletilmesi, kayıt dışılığın azaltılması, vergi oranlarının düşürülmesi, vergi sisteminin basitleştirilmesi hususlarında çok önemli adımlar atılmıştır. Uzun süredir yüksek seviyelerde seyreden enflasyonun tek haneli seviyelere indirilmesi ve fiyat istikrarının sağlanması konularında önemli başarılar elde edilmiştir ancak son dönemde, özellikle 2007 yılından itibaren başlayıp 2008 yılında zirveye ulaşan enerji ve tarım fiyatlarındaki ve emtia fiyatlarındaki, ham madde fiyatlarındaki olağanüstü, öngörülemeyen yüksek bir orandaki artış küresel finans piyasalarında önemli sorunları da beraberinde getirmiş, enflasyon oranının 2008 yılında istediğimiz ölçüde düşmesini engelleyen unsurlardan olmuştur. Fakat buna rağmen kararlılıkla sürdürülen mali disiplin ve etkin borç yönetimi sonucunda borç stoku sürdürülebilir yapıya kavuşmuş, her yıl istikrarlı bir şekilde elde edilen faiz dışı fazla sayesinde kamu finansmanında önemli iyileşmeler meydana gelmiştir.

Ekonomideki yapısal reformların gerekli ve önemli bir boyutu olan özelleştirme uygulamalarında kamuya kaynak sağlamaktan daha çok üretim maliyetlerini düşürerek verimliliği yükseltmek ve bu sayede rekabet gücünü ve istihdamı artırmak en önemli amaç olmuştur. 2003 yılından itibaren gerçekleştirilen özelleştirmelerle hem kamu üzerinde yük oluşturan sektörlerin daha verimli hâle getirilmesi hem de devletin asli görevlerine yoğunlaşabilmesi sağlanmıştır. Özelleştirme İdaresi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu verilerine göre, 1985 ile 2002 yılları arasında toplam 8 milyar Amerikan doları özelleştirme gerçekleştirmiştir. Yine o dönem içerisinde Özelleştirme İdaresinin bu 8 milyar Amerikan doları karşılığı özelleştirmeye paralel olarak yaptığı harcama 11 milyar Amerikan dolarına ulaşmıştır. Yani, Özelleştirme İdaresi özelleştirmiş ama bunu sadece giderlerinde kullanmıştır.

2003-2008 yılları arasındaki rakamları değerlendirdiğimizde, bu beş yıllık süre içerisinde 42 milyar Amerikan doları özelleştirme gerçekleştirilmiştir. Bu da ülke ekonomisindeki yapısal değişimin, dönüşümün en önemli özelliklerini ortaya koyan nihai sonuçlarından birisidir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, şu anda bütün dünyanın karşı karşıya olduğu çok önemli küresel bir mali krizle karşı karşıyayız. Bu kriz IMF tarafından “1929 yılından bu tarafa görülebilecek en büyük kriz” olarak ifade edilmiş, Birleşmiş Milletler ise “yüzyılın krizi” olarak ifade etmeye çalışmış. Şu anda bu krizden global ekonomi içerisindeki hiçbir ülkenin etkilenmediğini ifade etmek mümkün değildir. Ama 2007 yılının ikinci yarısından itibaren, dünyanın en büyük ekonomisi Amerika Birleşik Devletleri’nde yılların birikimiyle ortaya çıkan güç bir anda patlamış ve dünya ekonomisi de bundan gerekli etkilerini de beraberinde almıştır.

Şu anda, 60’ıncı Hükûmet, iktidara geldiği günden bu tarafa, dünya ekonomisindeki ortaya çıkan gelişmeleri, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan olumsuz gelişmeleri zamanında görmüş ve tedbirler paketini ta 2008 yılı başından itibaren almaya başlamış. Ne yapmışız? İstihdam paketiyle ilgili çok önemli gelişmeleri yapmışız. Yine değerli milletvekillerinin bu Parlamentoda kabul ettiği süreç içerisinde, 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren istihdam edilen her bir işçinin yüzde 5 sigorta primini kamu üzerine yüklenerek istihdamın önündeki engelleri kaldırıcı ve maliyet unsurunu düzeltici, azaltıcı etki ortaya çıkarmış.

Yine, genç işsizlerimizi, hanımefendilerimizi iş sahasına çekebilmek için, yirmi dokuz yaşına kadar olan gençlerin, yaş hususu olmamak üzere bütün hanımefendilerin iş yerlerindeki istihdamını sağlamak amacıyla yüzde 100’den başlamak üzere beş yıl süreyle bunların sigorta primlerinin kamu tarafından ödeneceği ve işletmelere önemli katkı sağlamak amacıyla, işletmelerin maliyet unsurlarının azaltılmasını sağlamak amacıyla bu düzenlemeler de 2008 yılının ilk yarısından itibaren ortaya çıkarılmıştır.

Son bir aydır, hatta on beş gündür, Türkiye’de çeşitli gruplar kriz üzerine söylem geliştirmeye çalışıyorlar. Aslında bu dönem içerisinde global mali krizin dünyadaki bütün ülkeleri etkileyeceğini ifade etmiştik. Ülkemiz, global mali krizden en az seviyede etkilenebilmesi için çeşitli korunaklarını 2008 yılından itibaren almaya başlamış ve dünyada çıkan, Amerika Birleşik Devletleri’nde çıkan yangının, depremin oluşturduğu hararetin veya ortaya çıkardığı tsunaminin ülkemiz ekonomisini minimum seviyede etkilemesi için alınan yasal düzenlemelerle birlikte, sorumluluk sahibi olan herkesin, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, medyanın bu konuda, krizin, mali krizin en az seviyede etkilenebilmesi amacıyla hepsinin üzerine düşen gayreti göstermesi gerekir. Söylemlerimizi bu çerçevede yapıp değerlendirmemiz gerekir.

Bakınız, şu anda kriz söylemi yapanları değerlendirirsek, bir kısım insanlar var ki kriz fırsatçılığı yapmaya çalışıyorlar. Krizin yaygınlaşmasını, yoğunlaşmasını arzu ederek, milletin alın teriyle biriktirdiği değerlerin ucuza gelmesi ve bunu çok ucuz fiyatla kapatma gayreti içerisinde olanlar var.

Hatırlayın, 22 Kasım 2000 tarihinde Türkiye bir mali krizle karşı karşıya geldi. Eylül 2000 tarihinde o zamanın IMF Türkiye Masası Şefi… Ki, herhâlde şu anda bizi televizyonları başında dinleyenlerin aklına… IMF Türkiye Masası Şefinin hangi takımı tuttuğu, Türk yemeklerinden hangisini sevdiğini çok iyi bilirlerdi. Ve o şahıs Eylül 2000 tarihinde piyasaların çok ısındığını ifade ederken, Türkiye ekonomisini idare edenlere önemli işaretleri verirken maalesef Hükûmet onları boynu bükük bir şekilde dinlemiş ve 22 Kasım 2000 tarihinde ilk mali kriz beraberinde gelmiş. Bu krizle birlikte, devlete güvenmiş, hatta babasının cenazesinde dahi devlet iç borçlanma senetleri alması tavsiye edilen bir bankanın sahibi, o gün itibarıyla devlet kâğıtlarının, yine faiz oranlarının olağanüstü şekilde artması münasebetiyle edimlerini, borçlarını karşılayamadığından dolayı, daha önce 1 milyar 200 milyon dolar verilen bankasının yüzde 70’lik hissesini maalesef krizle, hiç kimsenin kılı kıpırdamadan… O dönem içerisinde ekonomik büyüklük olarak baktığımızda aktif büyüklük olarak beşinci büyük banka olarak ifade edilen bir banka göz göre göre batırılmış ve çok hızlı bir şekilde yabancı bir bankaya 300 milyon dolara satılmış. Hem de tamamı satılmış. Ondan yedi sekiz ay önce yüzde 70’lik hissesi 1 milyar 200 milyon dolar eden bir banka maalesef kriz içerisinde boğdurulup 300 milyon dolara başkasına satılmıştır. İşte bu dönem içerisinde bunu söyleyenler, kriz fırsatçılığı yapanlar var.

Yine bir grup, sektör içerisinde bulunan ama sektör itibarıyla yapısal dönüşümünü değiştirememiş, krizden olumsuz yönde etkilenen insanlar var.

Yine, üçüncü bir grup ise, dünya ekonomisindeki gelişmeleri, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gelişmeleri bir buçuk yıldır takip etmeyen, kendi iç dinamiklerini buna göre reorganize etmeyen, düzenlemeyen ve buradan ortaya çıkan sorunları Hükûmete yıkma gayreti içerisinde olan üçüncü bir zihniyet var. Bunlar da kendi başarısızlıklarını başkalarının üzerine yıkma gayreti içerisinde devam ediyorlar.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Hükûmetimiz KÖYDES diye bir proje başlattı. O zaman, Plan ve Bütçe Komisyonunda değerli milletvekili arkadaşlarımızla köylere su için bütçeye ödenek koymamız gerektiğinde, değerli bir milletvekili arkadaşımız Türkiye genelinde üç yüz yirmi tane köyün susuz olduğunu ifade etti ve bununla ilgili çok düşük bir ödenek koyalım… O gün itibarıyla büyük bir ödenek ama baktığımızda küçük bir ödenek ki sonraki koyduklarımızla küçük bir ödenek olarak değerlendirilebilecek bir miktar ortaya konulmuştu. Fakat Sayın Başbakanımızın bu konudaki hassasiyeti, Hükûmetimizin bu konuda yaptığı olumlu çalışmalar neticesinde, cumhuriyet tarihinde ilk defa, köylerin kalkındırılması ve mahalle çeşmelerinden öte her evde çeşmede bir suyun akması, evde çeşme suyunun, şehir suyunun akması amacıyla ilk yıl 2 milyar YTL’lik ödenek konularak, bugün vatandaş memnuniyeti, köylerdeki önemli ölçüde artan memnuniyet beraberinde gelmiştir.

Biz, 3 Kasım 2002 seçimlerinde köye gittiğimiz zaman vatandaşlar bize “Köyde su istiyoruz.” diye bir ifade kullanmamıştır, “Biz köyümüzde kanalizasyon istiyoruz, yol istiyoruz.” diye ifade kullanmamıştır, sadece “Gidin, biz sizin dürüst, namuslu olarak çalışacağınıza inanıyoruz, ebe istiyoruz, imam istiyoruz.” ve bir de “Biz sizi ne zaman göreceğiz?” diye bizden taahhüt almıştır.

2002 yılı öncesinde, milletvekillerinin seçildiği yörelere gitmeleri en önemli faaliyetlerden biri sayılırken bugün 2008 Türkiye’sinde, değerli milletvekili arkadaşlarımız köyleri, beldeleri, ilçeleri gezdiklerinde yatırımla ilgili çok önemli taleplerle karşı karşıya kalıyor. Hatta, köylerin altyapı sorunları önemli ölçüde halledilmiş, kanalizasyonları yapılmış ve artık kanalizasyonların da arıtma şeklinde olması, illerin, ilçelerin kanalizasyonlarının arıtmayla tesis edilmesi gündeme getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, biraz önce konuşan siyasi parti yetkililerinin burada ifade ettikleri çeşitli rakamlardan söz etmek istiyorum. Ondan önce, ülkede sanayileşmenin, ülkede ekonomik verilerin iyileşmesi için yapılması gereken en önemli unsurlardan birisi altyapı yatırımlarıdır. “Altyapı yatırımları” derken haberleşme ve ulaşımı göz ardı etmek mümkün değildir. Çünkü haberleşmeyle birlikte zamanı satın alırsınız, iyi yollarla birlikte, hava ulaşımının hızlanmasıyla birlikte zamanı satın alır ve bu zamanın satın alınmasıyla birlikte çok önemli bir fonksiyonla, işletmenize ayıracağınız, ülkenize ayıracağınız zamanla birlikte çok büyük katkıları da beraberinde getirme imkânı bulmuş olursunuz.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, beş dakikanız var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, 2003 ila 2008 yılları arasında Türkiye'nin ihracatında çok önemli ivme yaşanmıştır. 2003 yılına gelinceye kadar Türkiye'nin yaptığı ihracatın çok önemli bir bölümü Avrupa Birliği ülkelerine, yüzde 60’a yakın bir kısmı Avrupa Birliği ülkelerine diğer kısmı da Avrupa Birliği haricinde olan ülkelere ve uzak ülkelere yapılan ihracat kalemleri içerisinde veya sepeti içerisinde olurdu ama 2003 yılından itibaren, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, sorumlu Devlet Bakanımız yanlarına aldıkları iş adamlarıyla birlikte dünyada bütün ülkeleri gezerek, orada Türkiye’yi tanıtarak, orada Türk mallarını tanıtarak ihracat yapabilecek ülkelerin çeşitlenmesinde çok önemli etkiler sağlamış, Avrupa Birliğine yaptığımız ihracat 2008 yılı itibarıyla yüzde 46 seviyelerine düşmüş ve dünyada Afrika ülkelerine, yakın komşularımıza çok önemli ihracat yapılarak burada ihracatın farklı ülkelere yayılması ve bir ülkede, tek bir ülkeye veya belirli bölgedeki bağımlılıktan kurtulunarak onlarda ortaya çıkan olumsuzlukların Türkiye ekonomisine yansımaları önemli bir ölçüde azaltılmaya gayret edilmiştir.

İhracat yapılırken ithalatın hiç söylenmediği ifade edilir muhalefet tarafından ama 2001 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 50 idi. 2002 yılındaki olağanüstü döviz fiyatlarındaki artışla birlikte ihracatın ithalatı karşılama oranı fiktif olarak, kısa bir dönem için yüzde 70’lere ulaştı. AK PARTİ iktidarları döneminde şu anda ihracatın ithalatı karşılama oranı 2007 yılı itibarıyla yüzde 61 seviyelerinde, 2008 yılı sonu itibarıyla yüzde 64 seviyelerinde, inşallah, 2009 yılı itibarıyla da baktığımızda yüzde 65-66 seviyelerinde gerçekleşecek diye düşünüyoruz.

Şimdi, biraz önce Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Baykal buraya çok güzel bir çantayla çıktı, büyük bir çanta. İçinde de herhâlde muhalefet iyi bir çalışma yapmış çünkü sorumlu bir muhalefet örneği göstererek iktidara yol göstermek amacıyla o çantadan güzel güzel veriler çıkacak diye umuyorduk, bekliyorduk. Güzel, harika bir tablo yapılmış ama bu tablolarda çok dikkatimi çeken bir unsur: Sayın Baykal ihracatla ilgili tabloyu ortaya koyarken 2008 yılındaki ihracat rakamlarını, sütunlara baktığınızda, sanki ihracatın üçte 1 oranında düştüğüyle ilgili bir sonuç ortaya çıkıyor. İthalatla ilgili tabloyu ortaya koyduğunda 2003 yılından 2008 yılına kadar ithalatın gelişimini ortaya koyuyor ve düşük bir ivmeyle arttığını ifade ediyor ama ihracatın minimum seviyede olduğunu ifade etmek için bu tabloyu kullanıyor.

Değerli arkadaşlar, bize fakültede öğretilirken istatistik hocamız şöyle derdi: “Çocuklar, rakamlar yalan söylemez, rakamlar yanlış şeyler ifade etmez ama rakamları, yanıltmak için çok iyi bir şekilde kullanırsınız.” diye söylerdi. Şimdi, biz Sayın Baykal’ın yaptığı bu tabloyu gördükten sonra, açıkçası konuya da hâkim, ihracatın içerisinden gelmiş, mali meseleleri de az çok bilen birisi olarak, bütçeyi de incelemiş birisi olarak baktığımda, sanki illüzyon yapar gibi, vatandaşı olumsuz yönde veya vatandaşı uyutur bir şekilde ifade eden bir şekilde koyduğu, abrakadabra yapar şekilde, açıkça bir sihirbaz edasıyla Türkiye’nin altı yıllık gelişimini göz ardı etmiş, açıkçası insafsız ve haksız bir eleştiri beraberinde gerçekleştirmiştir.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Sayın Baykal bir şeyi daha ifade etti. Buradan sorumluluk sahibi insanların söylerken çok dikkat etmeleri gerekir. Bunun, rakamların hızlı bir şekilde teyit edilebileceğini düşünmesi gerekir. Biraz önce söyledik. İletişimin çok önemli olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bundan önce fakslarla, telgraflarla, telekslerle gelecek haberler şimdi telefonla anında gelebiliyor.

Adıyaman’da yirmi iki tane fabrikanın kapandığını ifade ettiler. Oysa Adıyaman’da valilikten aldığımız bilgi çerçevesinde iki tane firmanın zor duruma düştüğünü ifade ediyoruz.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Bu rakamlar Adıyaman Sanayi ve Ticaret Odası rakamları, yalan rakamlar değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakınız, bu da Adıyaman Valisinin rakamlarıdır. Adıyaman Valisinin rakamlarını veriyoruz.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Adıyaman’da SANKO kapatılmıştır. 1.050 tane işçi işten çıkarılmış. Bu da mı yalan?

BAŞKAN – Sayın Köse, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yine açılan kapanan şirketlerle ilgili bir söz ifade etti. Hani bizi eleştiriyorlardı ya ihracatı söylüyorsunuz, ithalatı hiç söylemiyorsunuz diye. Yani ben şunu beklerdim: Kapanan firmalarla ilgili olayı, rakamları çok büyütürken açılan firmaların da kaç tane olduğunu söyleyip vatandaşın bu konuda bir değerlendirme yapmasına fırsat vermesini, imkân vermesini beklerdim.

Bakınız -2007 yılı itibarıyla söylüyorum- 2007 yılı itibarıyla açılan şirket sayısı 113.469…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen Genel Kurulu selamlayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

…kapanan 36.960; 2007 yılı Kasım sonu itibarıyla 96.844 açılan, kapanan 31.655; 2008 Kasım sonu itibarıyla veriyorum, bakınız, açılan anonim, limitet, kolektif, komandit ve gerçek tacirler 90.060, kapanan 44.538.

Değerli milletvekillerim, açılan esnafla ilgili kısaca bilgiyi de vermek istiyorum size: 2007 bütünü 170.826 açılan, kapanan 118.871; 2008, 15 Aralık, dün itibarıyla açılan firma sayısı, esnaf sanatkâr sayısı 160.295, kapanan 111.110.

Bu bilgileri değerli milletimizle paylaşıyorum. Bundan sonra inşallah buradaki verilerin daha resmî, milleti yanıltır şekilde değil, doğruları paylaşılan bir söylem içerisinde olacağına inanıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci söz Grup Başkan Vekili ve Kocaeli Milletvekili Sayın Nihat Ergün’de.

Buyurun Sayın Ergün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz otuz dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 yılı kesin hesabı ve 2009 yılı bütçe kanun tasarısının tümü üzerinde AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

İnsanoğlunun yeryüzündeki en önemli faaliyeti iktisadi faaliyettir. Hayatını idame ettirebilmek için gerekli olan gıda, barınma, güvenlik ve benzeri her türlü ihtiyacı gidermek amacıyla çalışmak zorundadır. Herkesin bildiği bir şey, ihtiyaçlarımızın sınırsız, kaynaklarımızın sınırlı olduğudur. Bir yönden kaynaklarımızı artırmaya çalışırken diğer yönden ihtiyaçlarımızı planlamak, önceliklerimizi iyi tespit etmek durumundayız. İktisat, sınırlı imkânlarla nihayetsiz ihtiyaçların karşılanması işidir. Kişiler, aileler veya işletmeler bütçelerini yaparken bu konuya azami titizlik ve dikkat göstermektedir. Bu dikkati göstermeyenleri bekleyen sonuçlar ve sorunlar hepimizce malumdur.

Demokratik parlamenter rejimlerde yasama, yürütme ve yargıdan oluşan devletin motoru hükûmetlerdir. Sorunları çok, imkânları sınırlı bir ülkede Hükûmetin kamu kaynaklarını nasıl yönettiğini ve yöneteceğini gösteren en önemli belge, bütçe uygulamaları ve tasarılarıdır. Bu durum hükûmetlerin performansının tartışmasız bir numaralı ölçütüdür. Siyaset, biraz da mümkün olanı gerçekleştirme sanatı ise, hükûmet, iktidar mevcut şartlar altında mümkün olanın en iyisini nasıl gerçekleştirecektir, bütçeler bize bunları gösteren belgelerdir. Eğer kaynaklar gerçekten sınırlı ve yetersiz, problemler çeşitli ve çok, hatta bazıları ilerlemiş hastalık seviyesinde ise o zaman siyasi istikrar ve güven, bütçe disiplini, ciddi bir eylem planı ve öncelikler sıralaması daha da önem kazanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi istikrar ve güven ortamının hem ülkenin genel yönetimi hem de bütçe uygulamaları ve disiplini yönünden ne kadar gerekli ve önemli olduğu siyasi tarihimizde de görülmüştür. 1950-60, 65-69, 83-90 yılları arasındaki istikrarlı dönem Türkiye’nin kalkınmasındaki en önemli işaretlerdir ve dördüncü bir dönem olarak da 2003-2008 AK PARTİ iktidarları dönemi bu istikrarın meyvelerini hep beraber tatmamıza imkân vermiştir.

2003 yılından bu yana AK PARTİ hükûmetlerinin bütçelerine hedefler, uygulamalar ve gerçekleşmeler yönünden kısaca göz attığımızda 2009 bütçesinin de durumu hakkında bir kanaate sahip olabiliriz.

Altı yıl boyunca bütçe uygulamalarıyla gerçekleşen gelir tahmin edilenden daha fazla olurken gerçekleşen harcama tahmin edilenden daha az olmuşsa, bu, sıkı bir disiplin, iyi bir planlama ve sağlam bir iradenin sonucudur, tesadüf değil. Üstelik bu başarı, başarılı performans, eğitimden, sağlıktan, sosyal yardım ve desteklerden, altyapı yatırımlarından taviz vermeden gerçekleştirilmişse, bu başarı alkışlanmayı hak eden bir başarıdır.

Bütçe açıkları ve bütçedeki faiz ödemelerinin bütçe içindeki payları gayrisafi yurt içi hasıla ile bütçe harcamalarına oranları bütün bütçelerin en kritik göstergelerinden sayılmalıdır. Bütçe gelirlerinin giderleri karşılama oranı 2002 yılında sadece yüzde 66’ydı yani bütçenin yüzde 40’a yakını, 35’ten fazlası açıktı. 2008 yılında ise bu oran yüzde 94’e ulaştı, bütçe açıkları yüzde 35’ten yüzde 5’e kadar gerilemiş oldu bütçe içerisinde. Faiz harcamalarının bütçe gelirlerine oranı ise 2002 yılında yüzde 65 iken 2008 yılında bu yüzde 25’e gerilemiştir.

Yukarıdaki veriler çerçevesinde 2009 yılı bütçesini değerlendirdiğimiz zaman da Hükûmetin şimdiye kadar gösterdiği sıkı disiplin, iyi planlama ve sağlam iradeyi devam ettireceği aşikârdır. Bütçe performansı, küresel, bölgesel ve ulusal bazı olumsuz koşullarla birlikte değerlendirildiğinde daha da önem ve anlam kazanmaktadır. 2003 yılından bu yana süren petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki tırmanış, Irak’ın işgaliyle ortaya çıkan bölgesel bunalım, gerilim ve belirsizlikler, 2005’ten itibaren özellikle tırmandırılan terör olayları ve Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak amacı güden iç hareketlenmeler, Mayıs 2006’daki gelişmeler, Nisan 2007’deki gelişmeler ve Mart 2008’deki gelişmelerle birlikte düşünüldüğünde bütçe performansı daha da önem kazanmaktadır. Bunların hiçbirisi Hükûmetin iradesini ve performansını örseleyemedi. Ancak uluslararası birçok yatırımcıyı, içerideki birçok yatırımcıyı tedirgin etmediğini de söyleyemeyiz.

2009 bütçesi de devam eden bazı olumsuzluklara ilaveten küresel, mali ve finansal krizin bütün dünyayı sarstığı bir ortamda hazırlandı ve uygulamaya konulacaktır. Bu koşullarda bu bütçenin gerçekçi, samimi ve güvenilir bir bütçe olması önemlidir. Bütçe, 262 milyar 110 milyon YTL’lik bir harcama öngörmektedir ve 2008’e göre harcamalarda yaklaşık 35 milyar YTL’lik bir artış öngörülmektedir. 248 milyar 759 milyonluk bir gelir öngörmekte ve yine 2008’e göre yaklaşık 35 milyar YTL’lik bir artış sağlanmaktadır. Faiz harcamalarının bütçedeki payı ise 2008’e göre daha düşük kalmaktadır. Bütçe açığı ise daha da azaltılmaktadır. Bunlar 2009 bütçesinin gerçekleridir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin sorunları, ihtiyaçları, toplumsal talep ve beklentiler dikkate alındığında bütçedeki harcama rakamlarının 500 milyar YTL’yi bulması da mümkündür. Böyle bir bütçe de hazırlanabilirdi. Acaba böyle bir bütçe gerçekçi bir bütçe olur muydu? Böyle bir bütçe samimi, inandırıcı bir bütçe olur muydu? Topluma, iç ve dış ekonomik aktörlere güven veren bir bütçe olabilir miydi? Şüphesiz olamazdı. İşte bu nedenle 2009 bütçesini de AK PARTİ iktidarlarının diğer bütçeleri gibi gerçekçi, samimi ve güven veren bir bütçe olarak gördüğümüzü ifade etmeliyim.

Sayın Baykal konuşmasında, bu bütçede harcamaların ve ücretlerin özellikle artırılması önerisinde bulundu. Buna mukabil ise bütçe gelir kalemlerini oluşturan vergilerin önemli oranda azaltılması gerektiğini ifade etti. “Bu küresel krizde bütçe böyle olmalıydı.” diyor. Yani 500 milyarlık harcama yapan bir bütçe ortaya koymalıydık. Peki, koysaydık nasıl bir bütçe açığı tablosu, nasıl bir borçlanma ihtiyacı ortaya çıkacağını tahmin edebiliyor musunuz? 500 milyarlık harcama öngören bir bütçenin kaynağı ne olabilir, kaynağı?

Değerli arkadaşlar, kaynağını ifade etmeden burada yapılan önerilerin değeri elbette olamaz. Kusura bakmasın Sayın Baykal, biz Zati Sungur değiliz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu iş hesap işidir, bu iş planlama işidir. O nedenle, bütçe disiplini, bütçe uygulamalarındaki bugüne kadarki performans devam ettirilecektir.

Değerli Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz hepimize, siyasi istikrarın,  bütçe açıklarını önlemenin, faiz giderlerini düşürmenin, kamu harcamalarını disiplin altına almanın, kamunun borçlanma ihtiyacını azaltmanın, finans sektörünü sıkı bir şekilde kontrol etmenin ve bazı yapısal reformları gerçekleştirmenin önemini çok acı faturalarla öğretti. Öğrendiklerimizi bir kenara koyup topluma yeni acı bedeller ödetmeye hiç niyetimiz yoktur.

2001 yılında yaşadığımız kriz bizim kendi iç hastalıklarımızın bir tezahürüdür. Özellikle 1990’lı yıllar boyunca devam eden siyasi istikrarsızlık her türlü iç hastalığın oluşmasının zeminini hazırlamıştır. Her kafadan ayrı bir sesin çıktığı koalisyon ortamlarında sağlıklı kararlar alınamadığı gibi, alınan kararlar da uygulanamamış veya arkasında güçlü bir iradeyle durulamamıştır. Popülizm had safhaya varmış, “Kim ne veriyorsa 5 fazlası benden.” diyen politikacı tipi geçer akçe olunca sosyal güvenlik ve diğer sübvansiyonlarda doğan açıklar, aşırı borçlanma, yüksek faiz ve bütçe açıklarının kaynağını oluşturmuştur. Bir öncelik sıralamasına dayanmayan ve plansız yatırım programları, gereksiz projelere dağıtılan kıt kaynaklar israf olup, heba olup gitmiştir. Siyasete yapılan postmodern müdahaleler bir yandan istikrarsızlığı derinleştirirken diğer yandan Türkiye’de eşi görülmedik bir banka boşaltma operasyonu yürütülmüştür. Müdahalecilerden bir kısmı da boşaltılan bankaların yönetim kurullarında görev almaktan kaçınmamışlardır.

Banka kurmak, çok özel bir imtiyazdır değerli arkadaşlar, para toplama imtiyazı vermektir, Bakanlar Kurulu kararıyla para toplama imtiyazı vermektir. Bu imtiyazın verildiği kişilerin son derece dürüst ve yetkin kişiler olması gerekirken ve beklenirken “Hamilikart yakinimdir.”, “Tanırım, iyi çocuklardır.”, “Arkasında biz varız.” mektuplarıyla refere edilen kişilere banka kurma izni verilmiş, üstelik yapılması gereken denetimler de yapılmamıştır. Bu büyük soygunu görmek istemeyenlerden daha kör, duymak istemeyenlerden daha sağır kim olabilir? Devlet gözünü yummasaydı, başını öbür tarafa çevirmeseydi bunlar olabilir miydi değerli arkadaşlar?

Çok şükür ki milletimiz 2002 sonunda önce siyasi istikrarı kendi eliyle sağlamış, karar alan, aldığı kararı uygulayan ve arkasında duran güçlü bir siyasi irade ortaya koymuştur, ortaya çıkartmıştır. Popülizm, plansızlık, israf ve soygun sona ermiştir. Son altı yıldaki bütçe rakamları, uygulamaları ve yapılan hizmetler açık bir şekilde bunu ortaya koymaktadır.

Değerli arkadaşlar, işte bunlar, yukarıda saydığımız örnekler bizi 2001 kriziyle birlikte IMF’nin kapısına götüren gerçeklerdir. 30 milyar dolarlık borç almak… Hani “Borç alan emir alır.” deniyor ya. Borcu biz almadık, başkası aldı. Herhâlde emri de onlar almış olmalı. “Siz parayı verin, biz yönetiriz.” denildi ama onlar dediler ki: “Siz parayı yönetebilseydiniz elinizdeki parayı yönetirdiniz. Benim verdiğim parayı hiç yönetemezsiniz. Verdiğim parayla beraber parayı yönetecek adamı da yanında göndereceğim.” Gönderdi mi göndermedi mi? Gerçek bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Karşılaştığımız manzara budur değerli arkadaşlar. Biz kararlı bir şekilde hortumcuların hem hortumunu kestik hem de mallarına el koyarak halkın parasının büyük bir bölümünü geri aldık değerli arkadaşlar.

Kuşkusuz, o gün olanların siyasi faturasını da halk kesti. O günün iktidar sahiplerinden bir siyasi parti yüzde 22,5’ten yüzde 1,5’e geriledi, bir başka siyasi parti yüzde 18,5’ten 8,5’e geriledi, bir başka siyasi parti yaklaşık yüzde 15’ten 5’e geriledi. Eğer böyle bir şey olursa halk kime fatura keseceğini çok iyi bilmektedir. O günleri biz gördük.

Değerli arkadaşlar, bir örnek daha vermek istiyorum, çok önemli bir örnek: 2000 yılı Sayıştay raporu var, hazine işlemleri raporu, Türkiye’deki yap-işlet-devret modellerini inceliyor. Bir baraj hikâyesi anlatıyor, diyor ki: Yüzde 50’si tamamlanmış bir baraj var. Toplam maliyeti 200 milyon dolara bitebilir fakat bir anda bazı operasyonlarla yap-işlet-devret’e alınmış ve dış kredi bulunarak on beş yıl vadeli geri ödeme planıyla yapılmasına karar verilmiş.

200 milyon dolarlık işin kaça ihale edildiğini biliyor musunuz arkadaşlar? 960 milyon dolara. Bunun yaklaşık 700 milyon doları o parayı veren ülkede, geride kaldı. Çünkü boruların, bütün fittings malzemelerin, hatta arıtma tesislerinin kumu bile İngiltere’den geldi, bu ülkeden geldi, yaklaşık 700 milyon doları o ülkede zaten kaldı. Suyun satış fiyatını da kendilerinin belirleyeceği bir anlaşma yapıldı. 142 milyon metreküp suyun satışı hazine tarafından garanti edildi: “Siz bunu ödeyemezseniz hazine ödeyecek.” Hâlâ ödüyor. 142 milyon metreküp suyun satışı garanti edildi. On beş yıl geri ödemeyle kaç para ödenecek biliyor musunuz arkadaşlar? 4,5 milyar dolar. Hâlâ ödeniyor. Hazine bu parayı hâlâ ödüyor değerli arkadaşlar.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bu baraj, hangi baraj?

NİHAT ERGÜN (Devamla) -  Eğer bu barajın suyunu on beş yıl boyunca vatandaş su parası olarak ödeyebilse, bugün yaklaşık olarak bütün harcamalarla suyun maliyeti yaklaşık 1 YTL, biraz daha düşük, suyun tonunu 20 YTL’den aşağıya kullanamazdı.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Neresi burası, neresi?

NİHAT ERGÜN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, bunu hukuka, hukuk kitabına sığdırmış olabilirsiniz. Bundan ben bir kişiyi de suçlamıyorum çünkü bu iş bir kişinin boyunu çok aşan bir iş, bu organize bir iş. O bir kişinin bunu yapabilecek kapasitesi zaten yok tek başına ama bu işin içinde olan aktörlerden birisi olabilir. Hukuk kitabına sığdırdınız diyelim, bu, ahlak kitabına, bu vicdan kitabına sığar mı değerli arkadaşlar! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  200 milyon dolarlık bir işin 4,5 milyar dolarlık geri ödemeyle yap-işlet-devret’le yaptırılması hangi ahlaka, hangi vicdana sığıyor değerli arkadaşlar.

SONER AKSOY (Kütahya) – Resmî soygun bu!

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Gereğini yapın!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Neresi burası, neresi?

NİHAT ERGÜN (Devamla) -  O baraj benim vilayetimde değerli arkadaşlar, Yuvacık Barajı, Kocaeli’de. Hikâyesi bu. İşte bunlar, Türkiye hazinesini nasıl ellere teslim ettiğimizi… Şimdi aday o arkadaş. Bakalım ne olacak? Hayırlı olsun.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bütün dosyalardan beraat etmiş!

NİHAT ERGÜN (Devamla) -  Değerli arkadaşlar, Sayın Baykal burada birtakım konuşmalar yaptı ancak belli ki töresini devam ettirdi. Çünkü yalanlaması yapılmış, tekzibi yapılmış, cevabı verilmiş konulara hiç itibar etmiyor, sanki verilmemiş gibi… Bütün o söylediklerinin hemen hemen hepsinin cevabı verildi. Bir tanesini örnek vereyim: Sayın Başbakanlık Müsteşarı, Telekom’da Oger adına denetim kurulu üyesi olmuş. Sorular, sorular, sorular… “Şöyle mi olmuş, böyle mi olmuş?” Anlamsız sorular. Değerli arkadaşlar, 11 Kasım tarihinde Telekom yalanlamış bunu, 12 Kasım tarihinde Başbakanlık Müsteşarı kendisi yalanlamış bunu, 14 Kasım tarihinde de Telekom yaptığı olağanüstü genel kurulla bütün yönetim ve denetim kurulu üyelerinin yeni tespitini yapmış, Ticaret Sicili Gazetesi’ndeki bu hatanın oradaki matbuattan kaynaklandığını ya da Telekom’un bazı teknik yanlışlarından kaynaklandığını ifade etmiş. Bütün bunlar yalanlanmış olduğu hâlde, tekzip edilmiş olduğu hâlde şu Meclis kürsüsünden tekrar tekrar söylendi. Ayıp değil mi? Yakıştı mı yani bu şimdi? Ha yakıştıysa benim lafım yok, yakışsın, o da size helal olsun!

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Senin ismini yazmamışlar yanlışlıkla Nihat Bey!

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Ama bu bir töre. Siz her zaman bunu yapıyorsunuz. Önder Sav bunu yaptı.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Ergün…

NİHAT ERGÜN (Devamla) – “Benim telefonumu dinlemişler…”

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Ergün…

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Seni dinleyen falan yok, sen kendini dinletmişsin.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Ergün…

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Telekom’a başvurdu, Turkcell’e başvurdu, şuraya başvurdu. Bütün belgeler yalanladı ama hâlâ.... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Siz, şimdi, şu Çankaya Belediyesindeki yamyam hikâyesi var ya, o yamyam hikâyesini bir halledin, ondan sonra gelin, konuşalım değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Şu Deniz Fenerini Sabah ATV’yle birlikte bir açıkla.

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Bugün dünyada yaşanan finansal kriz özellikle ABD kaynaklı salgın bir hastalık niteliğindedir. Elbette bizim de başımızın ağrımasına, midemizin bulanmasına, ateşimizin yükselmesine, bir miktar hâlsizliğe yol açmaktadır. Geçtiğimiz altı yılda iç hastalıklarımızı büyük oranda tedavi ettiğimiz için, bağışıklık sistemimiz güçlendiği için küresel şoklara bugün daha dayanaklıyız değerli arkadaşlar. Mali sistemimizde ve bankacılık sistemimizde büyük bir açık bulunmuyor, disiplin ve denetim altındalar. Gerek Maliye Bakanımızın konuşmasında açıkladığı gerekse biraz sonra Sayın Başbakanımızın konuşmasında ifade edeceği alınmış ve alınacak bazı tedbirlerle yolumuza sağlıklı bir şekilde devam etme şansına sahibiz. Hatta enerji maliyetlerinin azaltılması, bazı ithal ara mallarının iç piyasada üretilmesi, genel olarak dış ticaret açığının ve cari açığın düşürülmesi, yeni yabancı sermaye yatırımlarının çekilmesi ve yeni ihracat pazarlarına ulaşmak gibi fırsatların da yakalanması mümkün olabilecektir. Hepimiz biliyoruz ki ekonominin yüzde 60’ı psikolojidir. Dünyadaki bunalımın ülkemize etkilerini sağlam bir psikolojiyle, sabır ile ve birbirimize daha çok güvenerek daha kolay göğüsler ve aşabiliriz değerli arkadaşlar.

Birçok önemli olayda insanlar yangından değil, panikten zarar görmektedirler. Toplumda panik havası meydana getirmeye çalışanlar, amaçları bu olmasa da ülkemize ve milletimize en büyük kötülüğü yaparlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçenin sosyal devlet uygulamalarına imkân verip vermediği de çok önemlidir. Sosyal devlet, sosyalist devlet değildir, içtimai hayatı kolaylaştıran sosyal politikalara önem veren, sosyal hizmetlerin sayısını ve kalitesini artırmak için kaynak ve çaba harcayan devlettir. AK PARTİ hükûmetleri ve bütçeleri son altı yılda eğitim, sağlık, konut, özürlü ve diğer dezavantajlı kesimlere yönelik sosyal yardım ve destekleme politika ve uygulamaları ile sosyal devletin en güzel örneklerini vermiştir. 2009 bütçesi de aynı politikaların ve uygulamaların devamı niteliğindedir.

Özellikle, Hükûmetin kömür dağıtımına, belediyelerin gıda ve burs vermesine karşı çıkanlar ve bunu engellemek için mahkeme mahkeme dolaşanlar yarın bu insanların yüzüne nasıl bakacaklar değerli arkadaşlar? Adama sormazlar mı “Fakirin fukaranın kömürüne, gıdasına karşısın…”

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Fitre ve zekâtın üzerine yatanlar bu hesabı nasıl verecekler?

NİHAT ERGÜN (Devamla) – “…gençlerin belediyelerden burs almasına karşısın. Sen kimin yanındasın arkadaş? Kimin avukatısın sen?” demezler mi? Derler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Nihat Bey, Deniz Fenerinde fitre ve zekâtın üzerine yattığınızın hesabını nasıl vereceksiniz?

NİHAT ERGÜN (Devamla) – İşte o soruya cevap hazırlayın şimdiden.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Millete “din, iman” deyip kandırmanın hesabını nasıl vereceksin?

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, eskiden konut sistemi şöyleydi: On yıl, on beş yıl para ödüyordunuz, aidat ödüyordunuz. On yıl sonra konutunuzu alabilirseniz ne âlâ! Alırsanız da yolu, altyapısı olmayan, kötü bir inşaatla yapılmış bir konuta sahip olabilirsiniz. Eski sistem buydu. On beş yıl öde, on beş yıl sonra alabilirsen al! Şimdiki sistem ne arkadaşlar? Şimdi al, on beş yılda öde. Hangisi daha iyi?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – İnanıyor musun sen buna Allah aşkına? İnanıyor musun ya?

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Evet. 500 bin konut başladı, 300 binden fazlası teslim edildi. “İnanıyor musun?” diyor. Gerçek bu.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Vatandaşın elinden arsayı al, rant yap, kâr et…

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Bu, inanılacak bir şey değil, ispat edilecek bir şey, ispatı mümkün olan bir meseledir.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Vatandaşın arsasını gasbet, ondan sonra bunu anlat! Bırak bunu!

BAŞKAN – Sayın Okay... Sayın Okay…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen de aldın mı Nihat Bey?

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi sunacağım sosyal kesimlere destek tabloları sosyal devlet gerçeğini bir kez daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Buyurun, değerli arkadaşlar, reel kesime sağlanan destekler 2009 bütçesinde de devam edecektir, bunları saymıyorum, arkadaşlar ifade ettiler. Sosyal güvenlik sistemine yapılacak transferler, bunları saymıyorum, arkadaşlarım ifade ettiler, tekrar tekrar ifade etmeyeceğim. Tarım kesimine yapılacak olan destekler, işte 2008’de 731 milyon olan destek, 2009’da 1 milyar 314 milyona çıkıyor, yağlı tohumlarda 977’den 1 milyar 81’e çıkıyor, hububatta, gübrede, mazotta, kırsal kalkınmada, hepsinde destekler…

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Tarımsal desteği…

BAŞKAN – Sayın Küçük…

NİHAT ERGÜN (Devamla) – …yüzde 80 oranında, yüzde 100 oranında, yüzde 30 oranında döneme göre artırılarak devam ettiriliyor.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Gübre ve mazota zam ne oluyor?

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, özürlülere eğitim desteği 362’den 888 milyona çıkıyor. İlköğretim öğrencilerine ücretsiz ders kitabı devam ediyor, 217’den 235’e çıkıyor. İlköğretim öğrencilerine öğlen yemeği desteği devam ediyor, 167’den 180’e çıkıyor. Yeşil kartlılara sağlık hizmeti desteği devam ediyor, 3.850’den 4 milyar 109 milyona çıkıyor. Öğrencilere sağlanan burs ve harç destekleri 508’den 615’e çıkıyor, öğrenim harç kredileri 1.151’den 1.368’e çıkıyor. Özürlülere evde bakım için, 144’ten 728’e çıkıyor. Sosyal Yardımlaşma Fonu’na aktarılan ayrıca kaynak 1.685’ten 1 milyar 773’e çıkıyor. Kömür yardımları da 232’den –bu sizin çok kızdığınız kömür yardımları- 430 milyon YTL’ye çıkartılarak, yüzde 85 oranında artırılarak devam ediyor.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Kömürden ticarete kızıyoruz, kömürden ticarete. Kömür üzerinden siyasete kızıyoruz, kömür üzerinden ticarete kızıyoruz.

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sosyal kesimleri desteklemeye, siz ne derseniz deyin bizim hükûmetlerimiz ve bütçelerimiz devam edecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ergün, beş dakikanız kaldı.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – “8 milyon YTL’ye çıkıyor” diyorsunuz ama Savunma Bakanınız söylüyor ki: “Benim halkımın ete, ekmeğe giyinmeye ihtiyacı yok.” Bu, nasıl…

BAŞKAN – Sayın Yalçınkaya…

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe uygulamalarında partizanlık olup olmadığı da elbette çok önemlidir. AK Parti iktidarları, bütçe uygulamalarında partizanlık yapmadığının en güzel örneğini belediyelere dönük faaliyetlerinde göstermiştir. Hangi partiden olursa olsun hiçbir belediyenin, ne kadar borcu olursa olsun yüzde 40’tan fazla payı kesilmemiştir. Biz de belediye başkanlığı yaptık arkadaşlar, beş kuruşsuz bıraktılar, beş kuruşsuz! Ama hizmet yapsınlar diye bu uygulamayı yaptık.

Devam ediyoruz: BELDES projelerinden bütün belediyeleri yararlandırdık. Nüfusuna göre, partisine bakmaksızın bütün belediyeleri yararlandırdık, yararlandırmaya devam ediyoruz. Belediyelere pay dağıtım kriterlerini değiştirdik. Şimdi, kalkınmada öncelikli yörelerdeki ve kış şartlarının zor olduğu yörelerdeki belediyelerimiz eskisine göre daha fazla pay alacaklardır ve onların hizmet yapabilmeleri için yaz aylarında istisnasız hiçbir tanesini ayırmadan kesintisiz para gönderme uygulamasını biz başlattık, devam ettiriyoruz. Bunlar, bizden önce olan işler değildi.

99 yılında Kocaeli’nde deprem oldu, afet bölgesi ilan edildi, belediyelere kat sayı uygulaması başladı.

Değerli arkadaşlar, Kocaeli’nde deprem oluyor, Koalisyon Hükûmetinin liderlerinin illeri de afet bölgesi ilan ediliyor. Böyle bir adalet nerede var arkadaşlar, nerede? Bartın’da sel oluyor, bu sel vesilesiyle, o günkü iktidar partisi liderlerinin vilayetleri bir daha afet bölgesi ilan ediliyor, paylar 4 kat, 5 kat ödenmeye başlanıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Afet olan yerlere yardım yapılmasına niye karşı çıkıyorsunuz?

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Afet orada oluyor, para buraya gidiyor değerli arkadaşlar, böyle bir şey var mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Afete uğramış insanlara yardımdan niye kaçıyorsunuz?

NİHAT ERGÜN (Devamla) – İşte, biz bu uygulamaların hepsine son vermiş olduk.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye şikâyet ediyorsunuz?

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sözü çok fazla uzatmak istemiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, Kocaeli’nde kalıcı konutlar yapıldı diye niye şikâyet ediyorsunuz?

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Ancak, bir iki hususa da değinerek sözlerimi toparlamak istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sel olan yere yardım yapıldı diye niye şikâyet ediyorsunuz?

BAŞKAN – Lütfen Sayın Vural…

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Bu dönemde, Türkiye'nin küresel ve bölgesel gücünde de ciddi artışlar meydana gelmiştir, etkili bir ülke hâline gelmiştir. Medeniyetler İttifakı Projesi’nden tutun da bölgesindeki ihtilaflara nezaret eden bir ülke hâline gelmiştir Türkiye ve Türkiye bu yolunda ilerleyecektir değerli arkadaşlar.

Türkiye, TİKA vasıtasıyla Kafkasya’da, Balkanlarda, Afrika’da, Orta Doğu’da, tarihinde görülmemiş etkinlikler yapmaktadır. O hizmetleri ben burada sıralayacak değilim. İnşallah, Başbakanımızın vakti kalır ve o hizmetlerden bir kısmını kamuoyuyla, sizlerle paylaşma imkânı olur. Ama bu, Türkiye'nin bütün dünyadaki imajını yenilemiştir. Türkiye alelade bir ülke gibi yönetilemez. Burası imparatorluk bakiyesi bir ülkedir ve buranın ilişkileri çok güçlü ilişkiler olmalıdır. Etrafında etkili bir ülke olmalıdır Türkiye. Türkiye böyle yönetilmelidir değerli arkadaşlar ve AK PARTİ iktidarlarında da böyle yönetilmektedir.

Bazı demokrasi eleştirileri oldu, demokrasinin tehlikelerinden söz edildi. Değerli arkadaşlar, demokrasi tehlikeli bir şey değil. Demokrasi içerisinde, vatandaşlarımızın en tabii haklarını, onlara verilmiş olan tavizler olarak görmek doğru değildir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Konuyu çarpıtıyorsunuz.

NİHAT ERGÜN (Devamla) – İnsanların, bu ülkenin asli unsuru olan insanların dillerini özgürce konuşmak istemeleri ve konuşmalarının, öğrenmek istemeleri ve öğrenmelerinin, çocuklarına kendi geleneksel isimlerini koymak istemelerinin tavizle alakası yoktur. Bu bir haktır ve bu haklar vatandaşlarımıza demokrasi içerisinde iade edilmiş, verilmiştir.

Demokrasi, ayrıca, milletin inşasında bölünmeyi sağlayan değil, bütünleşmeyi sağlayan bir faktördür. Siz insanlara hakları vermezseniz, insanları kısıtlarsanız, baskı altında tutarsanız, o insanlar bu ülkeye daha mı çok bağlanırlar zannediyorsunuz? Bağlanmazlar değerli arkadaşlar, bağlanmazlar. Onun için…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Beğenmeyen çeksin gitsin!” diyen ben miyim?

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu nedenle demokrasi içinde hak ve özgürlüklerin gelişmesi bizim için çok önemlidir. Milletin inşasında asli unsurların bir kısmına yasak getirerek milleti inşa edemeyiz ve millete verilen haklar asla taviz niteliğinde değerlendirilemez değerli arkadaşlar.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sana mı düştü? Sen misin karar verici olan? Sana söz hakkı bile vermezler.

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Son olarak şöyle söylüyorum: Siyasi iktidar elbette sorumluluk sahibi bir iktidardır. Siyasi sorumluluğun son örneklerinden birisini Amerika Birleşik Devletleri seçimlerinde gördük. Obama bir konuşma yaptı, “Kazandık, büyük bir zafer, büyük bir başarı elde ettik. Bu başarı sizin başarınızdır.” dedi kendisini destekleyenlere, oy verenlere. Sonra McCain bir konuşma yaptı, dedi ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitiriniz Sayın Ergün.

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

“Yenildik, başaramadık ama bu benim yüzümden oldu.” dedi. “Benim yüzümden… Siz elinizden geleni yaptınız.”

Değerli arkadaşlar, bizde böyle mi oluyor? Bizde böyle olmuyor. Yenilenler yenilgiyi kendi etraflarındakine, hatta oy vermeyenlere buluyor, oy vermeyenlere… “Nankör millet, bize oy vermedi.” deniliyor, “Bir çuval kömüre oyunu sattı.” deniliyor, “Bir çuval pirince oyunu sattı.” deniliyor. Böyle siyasi sorumluluk olur mu arkadaşlar?

Şimdi, herkesi siyasi sorumluluğuna sahip çıkmaya ve önümüzdeki mahallî seçimlerde sizi ne yaparsanız başarılı sayılacaksınız, ne yapmazsanız başarısız sayılacaksınız diye objektif bir ölçü koymaya davet ediyorum. Kendiniz için objektif bir ölçü koyun ve nereye giderseniz başarılı olacaksınız, ne yapamazsanız millet sizi başarısız sayacak… Bizi göreceksiniz.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sen kendi ölçünü söyle!

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Biz sorumluluğumuzu açıklamışız. Siz birinci parti olun, biz ikinci parti olalım, biz bırakacağız.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sen kendi işine bak!

BAŞKAN – Sayın Ergün, lütfen bitirin.

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

Hatta bir amigo tutup da partinin çatısına çıkarıp “Ne olur gitme, giderseniz kendimizi buradan atarız.” da dedirttirmeyeceğiz kimseye, söz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ergün, Genel Kurulu selamlayın. 

NİHAT ERGÜN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu duygu ve düşüncelerle 2007 yılı kesin hesabının ve 2009 yılı bütçe tasarısının milletimiz ve memleketimiz için hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ergün.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.09

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.24

BAŞKAN: Köksal TOPTAN

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Fatoş GÜRKAN (Adana)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Bütçe kanunu tasarılarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, bütçenin tümü üzerinde söz sırası Demokratik Toplum Partisinde. Süreyi 2 arkadaşımız kullanacak. İlk söz, Grup Başkan Vekili  ve Van Milletvekili Sayın Fatma Kurtulan’a aittir. (DTP sıralarından alkışlar)

Süreyi eşit mi kullanacaksınız Sayın Kurtulan?

FATMA KURTULAN (Van) – Evet.

BAŞKAN – Süreniz otuz dakika.

Buyurun.

DTP GRUBU ADINA FATMA KURTULAN (Van) –  Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde görüş belirtmek üzere Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe görüşmelerine başladığımız süreç, dünyada 1929’daki ekonomik krize benzer bir krizin yaşandığı döneme denk gelmektedir. 2007 yılının ikinci yarısından itibaren ABD konut piyasasında yaşanan olumsuz gelişmeler nedeniyle küresel finans piyasalarında ortamın altüst olduğu, ekonomide durgunluğun ciddi boyutlara ulaştığı bir durumla karşı karşıyayız.

2006 yılında yüzde 5,1 oranında büyüyen dünya ekonomisinin büyüme hızı bu yıl yüzde 3,9’da kaldı. 2009’da öngörülen büyüme hızının ise ancak yüzde 3 düzeyinde gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Ülkemiz için büyüme oranının ise, ekonomik kriz göz önüne alındığında, yüzde 1 olması bile çok zor görünüyor. Özellikle son yıllarda “küresel sisteme entegre olmak” olarak adlandırılan ama gerçekte dışarıya bağımlı hâle gelen ülkemizin, hem ticari hem de finansal açıdan dünyadaki bu büyük dalgalanmadan etkilenmemesi mümkün değildir. Kredi imkânlarının daralmasıyla borçlanma daha maliyetli hâle gelirken büyüme hızımızın düşmesiyle birlikte işsizlik daha çok artmış, enflasyon şimdiden yüzde 12’leri aşmıştır.

Son yılların olağanüstü boyutlu yabancı sermaye girişleri, sermaye birikimini ve büyüme potansiyelini yukarı taşımak yerine ulusal tasarruf oranlarını aşağı çekmiş, özel tüketim artışlarına dayalı talep genişlemesine katkı yapmıştır. Çok yüksek tempolu yabancı sermaye girişlerinin büyük bölümü özel sektörün dış borçlanmasından oluşuyor. Böylece, 2007 yılının ortalarında ülkemizin dış borçları çoğu sermaye gruplarına ait olmak üzere 226,4 milyar dolarken, bu yıl 296 milyar doları geçmiş durumdadır.

Bu gelişmelerin toplumsal yansımalarına bakarsak, ilk olarak 2001 krizinin, emekçilerin göreli durumlarının ciddi boyutta bozulmasına yol açtığını hatırlamamız gerekmektedir. AKP’nin iktidar yılları olan 2002-2008 yılları içinse geniş anlamda işsizlik artmış, tarımsal istihdam düşmüş, reel ücretler ve tarım-sanayi fiyat makasları gerilemiş, kısacası bölüşüm ilişkilerinin emek aleyhine bozulması süregelmiştir.

Bütçede en büyük pay faiz ödemelerine ayrılmakta, son yıllarda bütçenin temel harcama kalemlerini borç ve faiz ödemeleri oluşturmaktadır. İşçi ve emekçilerden toplanan vergiler ne yatırımlar ne de toplumsal ihtiyaçların karşılanması için kullanılmakta, bu gibi alanlara ayrılan kaynaklar göstermelik düzeyde tutulmaktadır. Böylesi bir tablo karşısında 2009 yılı merkezî yönetim bütçesine yönelik değerlendirmelerimizi sunarken belirleyici ölçütlerimizden öngörülen refah düzeyi, adaletli ve eşitlikçi vergi dağılımı, hedeflenen kalkınma seviyesi, kapsayıcı sosyal politikalara yaklaşım ve nitelikli istihdam olacağını belirtmek isteriz.

Yine öncelikli olarak belirtmek istediğim bir nokta ise bütçenin hazırlanmasında katılımcılık ilkesinin dikkate alınmadığıdır. Bu bağlamda demokratik toplumlarda, çağdaş hukuk devletlerinde bütçenin kaynağını teşkil eden vergileri veren yurttaşların ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ve denetiminin sağlanmamış, görüşlerinin alınmamış olması şeffaf bütçe oluşmasında büyük bir eksikliktir.

Merkezî bütçenin hazırlanmasında sağlıklı bir planlama yapılmasının öncelikli şartının, yaşanan sosyal dönüşümlerin, doğuracağı sosyal risklerin dikkate alınması olduğu gerçeği ihmal edilmiştir çünkü bütçe kanun tasarısının içeriğine bakıldığında da bir borç ödeme bütçesi olarak hazırlandığı ve ciddi bir toplumsal sorun hâline gelen işsizliğe yönelik olarak istihdam artırıcı tedbirler sağlayıcı düzenlemelerden yoksun olduğu görülmektedir.

Sayın Maliye Bakanı sunuş konuşmasında “Bugün bütün dünyayı sarsan küresel mali krizden asgari şekilde etkileniyorsak bu, altı yıldır uyguladığımız akılcı bütçe politikalarının bir sonucudur.” diyerek ekonomi politikalarını bir başarı olarak sunmaktadır. Oysa bu politikaların uygulamada sermayeyle işçi ve emekçiler arasındaki gelir uçurumunu daha da açtığını, halkın küçümsenmeyecek bir bölümünün açlık sınırında yaşadığını, 52 milyon vatandaşın yoksulluk sınırında olduğunu, satın alma gücünün artan bir hızla düştüğünü, sosyal devlet ilkesinin dönüşsüz olarak terk edildiğini, geniş halk yığınlarının piyasada tüketici yurttaş konumuna getirildiğini görmezlikten gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, bir devletin demokrasi, eşitlik ve özgürlük anlayışı, bütçenin nasıl paylaştırıldığı ve nelere harcandığıyla doğrudan ilişkilidir. Sosyal bir devlette bütçe paylaştırılırken elbette en önemli hedef, bu alanlarda ilerlemeyi sağlayacak köklü reformları yapmak olmalıdır. Sosyal devlet anlayışının vazgeçilmez bir gereği olarak, etnik unsurların, kadınların, çocukların, işçilerin durumlarında her geçen yıl biraz daha düzelme sağlayacak adil bir bütçe oluşturulması hedef seçilmelidir. Toplumdaki gelir eşitsizlikleri adil bir bütçe oluşturulduğu oranda azalacaktır.

Sosyal devlete düşen görevlerin daraldığı, devletin asli görevinin savunma, güvenlik olarak tanımlandığı ülkemizde, az önce saydığım argümanları hedef alacak adil bir yönetim maalesef yıllardır oluşturulamadığı gibi, eşitsizlikleri giderme alanında arpa boyu kadar ilerleme sağlanamamıştır.

Bütçe paylaştırılırken katı devlet yapısını koruyacak unsurlara öncelik verilmekte, büyük payın çoğu doğrudan ya da dolaylı olarak savunma unsurlarına harcanmakta ve yirmi beş yıldır devam eden çatışmalı ortamda savaş malzemesi olarak harcanarak heba edilmektedir. Eğitimde, sağlıkta, yoksulluğu azaltma hizmetlerinde devlet harcamaları görünürde artsa bile mevcut durumda iyileşme yaşanmamıştır.

Yıl içerisinde savunma harcamalarına bakıldığında ise, bütçede ayrılan payın çok üzerinde bir harcama gerektiren uygulamaların hayata geçirildiği görülmektedir. Faizin bütçenin dörtte 1’ini yuttuğu 2008’in ilk sekiz ayında tarıma, yoksullara, küçük esnafa, kimsesiz çocuklara ayrılan pay toplamda bütçenin yüzde 6’sının altında kalırken, sınır ötesi operasyonlarda milyonlarca dolar harcanmış, halkın emeği, alın teri; top, tüfek, bomba olarak bu ülkenin yabancısı olmadığı anlamsız savaşta kullanılmıştır.

Yoksullara ayrılan bütçe payı faiz bütçesinin yüzde 8’inde kalırken, savunmaya ayrılan payın ancak beşte 1’ini bulmuştur. Bütçeden Çocuk Esirgeme Kurumuna ayrılan transferler de yalnızca 228 milyon YTL olmuştur. Mali disiplin adı altında, sosyal harcamaların IMF denetiminde her geçen yıl azaltıldığı, artan nüfusa rağmen sosyal harcamaların ve tarıma desteğin giderek düşürüldüğü, rantiyelerin ve devletin baskı araçlarının geliştirilmesine seferber edilen bir bütçe yasa tasarısı karşımızdayken Sayın Başbakanın gelir bölüşümünün iyileştirildiğini söylemesi iddiadan öte bir şey ifade etmeyecektir. Krizin en derin etkilerini göstereceği, büyümenin durup vergi gelirlerinin azalacağı 2009 yılında ise gelir bölüşümünün iyice muğlaklaşacağı ve hedeflerin tutturulamayacağı gün gibi ortadadır.

Açıkça ifade etmek gerekirse Hükûmet bütçeyi hazırlarken ortağı olduğu sermaye gruplarının işini kolaylaştırmayı hedeflemiş, diğer kesimleri hesaba katmamıştır. Harcamaların 262,1 milyar TL olması öngörülen 2009 bütçesinin gelirleri 248,8 milyar TL olarak hedeflenmektedir. Bu durumda 13,3 milyar TL bütçe açığı ortaya çıkmaktadır. 44 milyar TL faiz dışı fazla olan bütçede, yine en fazla payın faiz ödemelerine gideceği görülmektedir. 58 milyar lira  olan bu pay mevcut konjonktürde giderek artacağa benziyor. Hedeflenen enflasyon oranı yüzde 7,5 iken, büyüme hedefi yüzde 4 olarak belirlenmiştir. Dünyanın içinde bulunduğu mali kriz göz önüne alındığında büyüme hedefinin yüzde 1 olmasını bile tahayyül etmekte zorlanacakken, enflasyon oranının şimdiden verilen rakamın 2 katına çıkması, belirlenen hedeflerin vaatlerden ibaret olduğunu göstermiştir.

Değerli milletvekilleri, yoksulla zengin arasındaki farkın iyice açıldığı ülkemizin az gelişmiş ülkeler içinde krizden en çok etkilenen ülke olacağı mutlaktır. Oysa hükûmetlerin görevi, vatandaşın bu gibi durumları en az maliyetle atlatmasını sağlayacak bir ekonomik istikrar oluşturmaktır. Güvencesiz çalışanların sayısının giderek arttığı ülkemizde işçiyi ve emekçiyi sermayenin krizinden koruyacak bir program olmadığı gibi, süreç yoksula karşı zengini koruma refleksinin iyice açığa çıkması olarak işlemeye başlamıştır. Krizi bahane ederek zengini daha zengin yapmanın formülünü bulmuş ve âdeta rehavet içinde olan Hükûmet yoksulu daha da yoksullaştırmaktadır.

Toplam bütçe ödenekleri geçen yıla göre yüzde 18 artırılırken Millî Eğitim Bakanlığının ödeneği yüzde 21,7 artışla 27 milyar 883,7 milyon YTL’ye, bunun toplamdaki payı da yüzde 10,5’ten yüzde 10,82’ye yükselmiştir.

İlk ve ortaöğrenim öğrenci sayısı 15 milyonu, yüksekokul öğrenci sayısı 3 milyonu aşarken 18 milyon öğrenci için bütçenin ancak yüzde 13’ü harcanıyor. Yani öğrenci başına ayda ancak 134 YTL bütçe ayrılmıştır. Ana dilleri Kürtçe olan çocukların kendi dillerinde eğitim görmeleri için bu yıl da ödenek ayrılmazken Sayın Başbakanın “Tek dil, tek millet.” ısrarı bu konuda adım atılmasının önünü ciddi ölçülerde tıkamıştır.

Sosyal devleti tasfiye etmiş ve günümüzde eğitimi tamamen paralı hâle getirmiş olan AKP Hükûmeti, eşit eğitim fırsatları konusunda bir tek adım bile atmamakta kararlı görünmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık harcamalarının hızlı artışına rağmen, sağlık durumunda beklenen iyileştirmeler gözlenmezken, eşitsizlikler derinleşmiştir. Bir toplumun asıl gelişmişlik göstergesi olan sosyal politikalar alanında, eğitim, sağlık harcamalarında, bilgiye erişimde, daha iyi gelecek umudunu besleyen yaşam süreleri ve kalitesinde, kadın-erkek eşitliğinde Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın 2007-2008 İnsani Gelişme Raporu’na göre 84’üncü sırada olmamız, 1980’den sonra göreli bir gerileme olduğunu ortaya koymaktadır.

Hükûmet tarafından Türkiye'nin sağlık göstergelerinde iyileşmeler olduğu söylense de bu alanda OECD ülkelerinin içinde en kötü durumda olan ülkeyiz. Yani SSGS ile sağlığın tamamen ticarileştirilip sosyal devlet anlayışını tamamen tasfiye etmiş olmasına rağmen sağlığa ayrılan payın yüzde 17,5 artırılmış olması ise düşündürücüdür.

5510 sayılı Kanun’da değişiklik yapan kanunla emeklilik ve sağlık hakları gasbedilmiş, kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın, Türkiye iş gücü piyasasının özellikleri dikkate alınmaksızın emeklilik yaşı altmış beşe çıkarılmıştır.

Kadınların eve mahkûm edildiği yasayla iş yerlerinde kreş bulundurma zorunluluğu kaldırılmış, engelli sigortalılara ve ilk defa çalışmaya malul olarak başlayanlara yaşlılık aylığı bağlanması zorlaştırılmış ve malullük aylığı oranı düşürülmüştür. Sosyal güvenlik sisteminin mali dengelerini korumanın yolu kazanılmış hakları geri almak ve prim oranlarını yüksek tutmaktan değil, kayıt içi sosyal sigortalı tabanın genişletilmesinden geçtiği bilindiği hâlde sosyal ve ekonomik koşullarımıza uygun olmayan bu yasanın kanunlaştırılmış olması büyük haksızlıktır. Bu çerçevede yapılmış olan düzenlemeler bir insan hakkı olarak tanımlanması gereken sağlıklı yaşama hakkını yoksul yurttaşlarımızın elinden almış ve kadınların yararına olan yasal düzenlemeleri de ortadan kaldırmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım sektöründe 2007’nin ocak-eylül döneminde 2006 yılının aynı dönemine göre yüzde 5,6’lık bir küçülme yaşanmış, 2007-2008’de tarıma uygulanan tasfiye programının yanı sıra küresel ısınmanın yarattığı kuraklık damgasını vurmuştur. Kamuya ait gübre fabrikalarının tamamının özelleştirilmesiyle gübre fiyatları fahiş oranlarda artmış, çiftçi giderek daha az gübre kullanır duruma gelmiştir. Tarım sektöründe yaşanan bu küçülme 2001 krizinden sonraki en kötü performansı yansıtmaktadır. Çiftçimizin satın alma gücü 2002 yılı sonuna göre tüketim mallarında ortalama yüzde 45, girdilerde ortalama yüzde 35 azalmıştır. Bu rakamlar, çiftçilerimize verildiği ifade edilen desteklerin hiçbir anlam taşımadığını, çiftçinin Hükûmetin uyguladığı politikalarla sürekli fakirleştiğini ve üretemez hâle geldiğini ortaya koyuyor. 2002 yılında 9 milyon 300 bin hektar olan buğday ekim alanları 2006 yılı sonunda 8 milyon 490 bin hektara gerilemiştir. Bu nedenledir ki tarım istihdamı da 2007 sonunda 2002 yılına göre yüzde 24,7 azalmıştır.

Şeker pancarı ve tütün üreticisi hem kotalarla hem de fiyat politikasıyla üretemez hâle getirildi. Şeker pancarı üretimi 20 milyon tondan 12-13 milyon tona inmiştir.

Buğdayda düşük fiyat, düşük prim politikası uygulanarak çiftçiye alım sıkıntısı yaratılarak, 2007 yılı üretimimiz 16,7 milyon ton iken, 2008’de ancak 18 milyon ton oldu.

Ülkemizin kanayan bir yarası olan mevsimlik işçilere ne yazık ki bu yıl da bütçede hiçbir ödenek ayrılmamıştır. Bu alanda çalışan vatandaşlarımız güvencesiz olarak çalışmaktadır. Aynı zamanda tarım kesiminde çalışanlar için düzenlenmiş bir iş yasası olmadığı gibi, işçilerin gerek kendi yörelerinde gerekse çalışma için gittikleri yörelerdeki çalışma koşulları Sosyal Sigortalar Yasası’nın sağladığı olanaklardan yararlanılmasını engellemektedir. Ulaşım olanaklarını da kendi çabalarıyla yaratmaya çalışan işçiler yollarda hayatlarını kaybederken, çoğu zaman Kürt oldukları gerekçesiyle valiler tarafından kentlere girişleri yasaklanmakta ve linç girişimlerine maruz kalmaktadırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küreselleşmenin temel dinamikleri genel olarak gelişmiş ülkeler düzeyinde aktif duruma gelmektedir. Gelişmekte olan ülkeler ise bu sürece uyum sağlama çabası içinde olan ve edilgen olmaktan kurtulmaları çok zor görünen taraf pozisyonundadırlar. Dışa açılmak isteyen ve kendi içinde ekonomik bir istikrar oluşturamayan ülkeler, küreselleşme iddialarında büyük çoğunlukla krizlerden en çok etkilenen ülkeler olmuşlardır.

Ülkemizin küreselleşme sürecine girdiğini, dış dünyayla tam bir entegrasyon içinde olduğunu söyleyen Hükûmet, gelişmiş ülkelerin içinde olduğu ekonomik krizin bizi teğet geçeceğini iddia etmişse de yavaş yavaş gerçeği itiraf etmek zorunda kalmıştır. Gerçekte bu ekonomik krizden nasibini alacak olan ülkelerin başında Türkiye gelmektedir, çünkü Hükûmetin küreselleşme iddiaları arttıkça, özelleştirme, işten çıkarma, ücretleri düşürme, sendikasızlaştırma ve iş güvencesinden yoksun bırakma artmış ve zengin ile fakir arasındaki uçurum giderek büyümüştür.

İktidara geldiğinden beri 8,2 milyon tona yakın bir kömür dağıtımı yapan Hükûmet, vatandaşa kendi kömürünü alacak bir ekonomik yapıyı oluşturmaktansa kendisine muhtaç bırakmayı ve bununla da ömrünü biraz daha uzatmayı bir taktik olarak benimsemiştir. Halkın vergilerini kendi cebine koyup sadaka olarak dağıtması yalnızca mevcut Hükûmete has bir olgudur. Halkı daha çok yoksulluğa mahkûm edip, halkın alım gücünü kendi elinde bulundurması tam bir ekonomik despotizmdir. Ekonomi politikasını sadaka dağıtma olarak özetleyebileceğimiz AKP, bunu yaparken de eşit davranmamaktadır. Bu süreçte de yerel seçim stratejisine göre bir kategori oluşturmuş durumdadır.

Ekonomide anlayış böyle olunca küreselleşme sürecinde Hükûmetin hedef olarak belirledikleri de göstermelik olarak kalmakta ve ülkemizin potansiyeli ile uyum sağlayamamaktadır. Çünkü iç ekonomik, politik kararlarda ve özellikle uygulamalarda büyük çıkmazlar bulunmaktadır.

1980’lerden bu yana dışa açılan ülkemizde ne yazık ki, vatandaşın hayatında değişen pek bir şey yoktur. 5 Kasım 2008 tarihli Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda da belirtilmiş olduğu üzere, ülkemiz, 1993 Kopenhag Kriterlerine uygun ekonomik bir büyüme çizgisini izleyememiştir. Raporda reel gayrisafi yurt içi hasılanın 2005’teki yüzde 7,4 büyüme seviyesinden 2006’da yüzde 6,1 düzeyine gerilediği, 2007’nin ilk yarısında ise büyümenin yüzde 5,3 seviyesine çekilerek yavaşladığı, reel tüketimin Mayıs ve Haziran 2006’daki mali çalkantıları izleyen sıkı para politikasının sonucu olarak 2006 yılının ikinci yarısından itibaren yavaşladığı, çok az yeni iş yaratılabildiği, istihdamın 2006 yılında sadece yüzde 1,3 büyüdüğü ve özellikle kadın istihdam oranının yüzde 22-23 seviyesinde düşük seyretmeye devam ettiği vurgulanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik çıkmazın nedeni ve mali krizlere karşı korunma gücünün ciddi boyutlarda zayıf olması hiç şüphesiz yirmi beş yıldır devam eden Kürt sorunu kaynaklı iç ve dış çatışmalardır. Sorunun ekonomik kaynaklı olduğunda inançlı bir direnç gösteren hükûmetler GAP ile sorunu çözeceklerini iddia etmiş, KÖYDES ve BELDES gibi harcama kalemleri şeffaf olmayan sözde projeler devreye koymuş, ancak bölgede hiçbir ekonomik iyileşme sağlanamamıştır. “Havaalanı ve hastane yapıyoruz daha ne istiyorsunuz?” diyen Sayın Başbakan havaalanlarına getirilen tabutları, hastanelere taşınan ölü ve yaralı genç insan bedenlerini artık görmek istemeyen feryatlara ise kulaklarını tıkamıştır. Sorunu çözmek yerine savaşa yeni ekonomik yatırımlar yapma yolunu seçen Hükûmet bu yıl savunma harcamalarını göstermelik olarak aşağı çekmiş olsa da savunma harcamaları için yalnızca bütçeden pay ayrılmadığı, bunun için birçok kaynağın kullanıldığı hepimizce bilinmektedir.

Ekonominin küresel sürece sorunsuz entegrasyonu için en önemli koşullardan biri genç, dinamik insan varlığı olduğu hâlde ülkemizde yirmi beş yıldır devam eden çatışmalarda yaklaşık 50 bin kişinin hayatını kaybettiği açıklanmıştır. Vatandaşlarımız yalnızca çatışmalarda değil, gösteri ve yürüyüşlerde de güvenlik güçlerinin müdahaleleri sonucu yaşamını yitirmekte, güvenlik güçlerinin sert müdahaleleri yetkililerce takdirle karşılanmakta ve emniyet müdürleri bu marifetlerinden dolayı ödüllendirilmektedir.

Bu yıl İçişleri Bakanlığının bütçesi geçen yıla göre yüzde 41 artırılmıştır. İçişleri Bakanlığının icraatlarını ise ayrılan bu payı 1 Mayıs kutlamalarında, nevruzlarda, 8 Martlarda, demokratik taleplere karşı bomba, mermi, panzer ve cop olarak kullanmak şeklinde özetleyebiliriz. Emniyet Genel Müdürlüğünün bütçesi bir önceki yıla göre yüzde 20, Jandarma Genel Komutanlığının bütçesi yüzde 18, Sahil Güvenlik Komutanlığının bütçesi yüzde 14 artırılmıştır. Suç işleme oranlarını güvenlik önlemlerini arttırarak düşüreceğini sanan ve hiçbir sosyal politika geliştirmeyen İçişleri Bakanlığı sokaklarda infaz memuru kesilen güvenlik görevlileri hakkında hiçbir yaptırım uygulamamaktadır.

İşçi ve emekçi sınıfının en demokratik taleplerini dile getirmesinin önüne set çeken, taleplerin üzerine panzer süren, sivil toplum örgütleriyle masadan kavga ile kalkan, eşit temsiliyet talebinde bulunan kadınlara “Buyur Ruanda ol.” diyen, çevrecileri “işsizler güçsüzler” diye niteleyen, basını tehdit eden, işçilere ve memurlara kendi bayramlarında alanları yasaklayan, çiftçiyi, esnafı azarlayan, Kürtlere “Ya sev ya terk et.” şartı koşan, “tekçi” anlayışı ile “çoğulculuğa” düşman kesilen bir Başbakanın ve onun Hükûmetinin adil bir bütçe oluşturması beklenemez.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Ayıp oluyor!

FATMA KURTULAN (Devamla) – Söylediğiniz şeylerdir, niye şaşıyorsunuz!

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Nerede söyledi? Nerede söyledi?

SIRRI SAKIK (Muş) – Ne bağırıyorsun, dinlesene edepsiz adam!

FATMA KURTULAN (Devamla) - Aynen… Aynen…

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

FATMA KURTULAN (Devamla) – Her yerde söylemişsiniz bunu, her yerde…

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Nereden uyduruyorsun!

FATMA KURTULAN (Devamla) – İşçiyi azarlamadınız mı?

BAŞKAN – Arkadaşlar, karşılıklı konuşmayın.

FATMA KURTULAN (Devamla) – Çevrecilere “işsizler, güçsüzler” denmedi mi?

BAŞKAN – Sayın Kurtulan, siz Genel Kurula hitap edin.

FATMA KURTULAN (Devamla) – Politikalarıyla ekonomik ve siyasal kırılganlığı artıran AKP yönetimi Kürt sorununun çözümünde samimi davranmazken ekonomik sorunlara çözüm olmak gibi bir iddiası da bulunmamaktadır. Kâbusa dönüşen ekonomik çalkantı büyük iflaslara yol açmakta, yabancı sermaye girişi azalmakta, işten çıkarmalar yüz binleri bulmaktadır. Zaten dünyanın en yüksek faiz oranına sahip olan ülkemizde faiz oranları önü alınamaz bir yükselişe geçmektedir. Sanayide, ihracatta gerileme başlamış, özellikle AB’den siparişlerin kesilmesiyle fabrikalar kapılarına kilit vurmuştur. Büyümesini dış kaynak girişiyle gerçekleştiren Türkiye ekonomisinin, yeni girişler bir yana, stoktaki azalmalarla dış kaynak ihtiyacı büyümektedir. Kriz öncesinde bile enflasyonu yükselişe tırmanan, büyüme hedefleri tutmayan, faiz oranları hızla büyüyen, işsizlik oranı hızla artan AKP’nin ekonomi politikası iflas etmiştir. Gelişmiş ülkeler nasıl ekonomik krizin yükünü gelişmekte olan ülkelerin sırtına yıkıyorsa, ülkemizde de Hükûmet bu yükü yoksulun sırtına yüklemektedir. Piyasa köktenciliğiyle “2020 yılına kadar dünyanın en gelişmiş ekonomisi olacağız.” diyen Hükûmet, bütün kaynakları elinde bulunduran yüzde 20’lik kesimin, zam ve işsizlik oranıyla, geriye kalan yüzde 80’lik kesimin sırtından kalkınmasına katkı ve destek sunmaktan başka bir şey yapmamaktadır.

Sayın milletvekilleri, bir ülkenin millî gelir artışının yüksek oluşu o ülkenin “gelişmiş bir ülke” olarak adlandırılabilmesi için yeterli değildir. Ekonomik açıdan kalkınmış birçok ülkede sosyal sorunların çözülmediği, etnik ve kültürel farklılıkların bir iç savaş sebebi olduğu bilinmektedir.

BAŞKAN – Sayın Kurtulan, beş dakikanız kaldı.

FATMA KURTULAN (Devamla) – Teşekkür ederim Başkan.

Ekonomik açıdan gelişmiş birçok ülke insani gelişmişlik açısından zayıf olabilirken daha düşük gelirli ülkelerin insani gelişmişlik açısından daha iyi durumda olmaları mümkündür çünkü gelir artışı insan gelişimi açısından gerekli ama yeterli olmayan bir faktördür. Demokratikleşmeden, ülkemizde yalnızca ekonomik kalkınma ile sürdürülebilir bir ekonomik büyüme sağlanacağını vaat etmek, içinde bulunduğumuz duruma gerçekçi yaklaşmamak demektir.

Adil bir bütçe oluşturabilmesinin önemli şartlarından biri hiç şüphesiz yolsuzlukla mücadeledir. 4 Ocak 2002 tarihinde IMF’ye verilen taahhütlere uygun olarak ve kamu ihalelerine şeffaflık getirilmesi iddiası ile çıkarılan Kamu İhaleleri Kanunu’nun getirdiği en önemli değişiklik, yolsuzlukların artması olacaktır. AKP yönetimi iktidara geldiği 2002 yılından bu yana neoliberal politikalarla kendisinden önce hiçbir iktidar zamanında rastlamadığımız yolsuzluklara adını yazdırmış, “yeniden yapılandırma” adı altında hayata geçirdiği kuralsızlaştırma ile duruma yasal zemin oluşturmuştur. Anayasa’nın açıkça yasa ile düzenleneceğini belirttiği konularda gerekli düzenlemeler yasayla değil, ilgili bakanlıkların yönetmelikleriyle yapılmıştır. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı her şeyi ne pahasına olursa olsun satacak bir kurum hâline getirilmiştir. Belediyelerin faaliyetlerini taşeron şirketlere aktararak özelleştirmeleri yeni yolsuzluklara kapı aralarken, RTÜK Başkanının ve daha birçok yöneticinin adının karıştığı küresel bir yolsuzluk olarak nitelendirebileceğimiz Deniz Feneri yolsuzluğu yine bu Hükûmet döneminde yaşanmıştır.

Değerli milletvekilleri, sosyal hakların en temel vatandaşlık hakkı olduğundan hareketle devletin toplumdaki bütün bireylerin eşit vatandaşlar olarak topluma katılmasındaki sorumluluğunu hiç koşulsuz yerine getirmesi gerekiyor. Bu bağlamda, çağdaş ülkelerde de farklı arayışlar gelişmiş; birçok ülkede sosyal politika harcamaları, yoksullukla mücadele yöntemleri içerisinde doğrudan gelir transferini içeren bir eğilim ortaya çıkmıştır. Bu anlayış hiç şüphesiz ki bir hayır kurumu mantığıyla muhtaçlara yardım yapar gibi değil, yurttaşların hak ve özgürlüklerini güvenceye alan mekanizmaların sosyal devlet güvencesinde oluşturulması yoluyla hayata geçirilmelidir. Ülkemizde sosyal yardım kurumlarının politize olması, hizmetlerin kalitesiz, verimsiz ve kayırmacılıkla malul olarak…

(Mikrofon arıza nedeniyle kapandı)

BAŞKAN – İki dakikanız kaldı.

Teknik bir arıza nedeniyle birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.53

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.04

BAŞKAN: Köksal TOPTAN

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Fatoş GÜRKAN (Adana)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, teknik bir arıza nedeniyle ara vermek zorunda kaldığımız Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2009 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Bütçenin tümü üzerinde Demokratik Toplum Partisi Grubu adına konuşmasını tamamlamak üzere Van Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Fatma Kurtulan’ı kürsüye davet ediyorum.

Sayın Kurtulan buyurun, iki dakikalık süreniz kaldı. (DTP sıralarından alkışlar)

FATMA KURTULAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hazırlanan bütçenin adil ve ülkemizin gereklerine uygun olmadığı, bu hâliyle onaylanırsa yaralarımızı sarmayacağı, vatandaşın hayatına hiçbir kolaylık getirmeyeceği açıktır.

Sonuç olarak, savaşın son bulduğu, “Tek dil tek millet.” ve “Ya sev ya terk et.” baskılarının terk edildiği, demokrasinin, insan haklarının ve özgürlüklerin yüceltildiği, ana dilde eğitim hakkının verildiği, Kürtlerin ve diğer etnik unsurların varlığının kabul edilip anayasal güvence altına alındığı bir ülkenin hedeflendiği; kadınların, yaşlıların, çocukların, işsizlerin, emekçi ve işçilerin unutulmadığı adil bir bölüşümün yapıldığı bir bütçe tasarısının oluşturulması dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurtulan.

Demokratik Toplum Partisi adına ikinci konuşmacı, Diyarbakır Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Selahattin Demirtaş.

Sayın Demirtaş buyurun. (DTP sıralarından alkışlar)

Süreniz otuz dakika.

DTP GRUBU ADINA SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde görüşlerimizi sunmak için Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Hükûmetin son bir yıllık icraatlarını değerlendirme fırsatını bulacağımız bütçe görüşmelerine başladık; şüphesiz ki bütçe görüşmeleri bu açıdan önemli fırsatlar yaratır. Önünü görmek isteyen, düştüğü hatalardan ders çıkarmak isteyen, yaptığı yanlışların faturasını halka ödetmek istemeyen samimi ve dürüst hükûmetler için bütçe görüşmeleri önemli perspektifler sunabilir.

Muhalefetin yapacağı eleştirileri dikkate ve ciddiye alarak kendi özeleştirisini yapan bir hükûmetin ülke için daha yararlı işler yapacağı muhakkaktır. Bu bütçe görüşmelerinin de bu olgunlukta geçeceğini ümit ediyorum.

Değerli milletvekilleri, dünya ölçeğinde şimdiye kadar nadir görülen bir ekonomik krizin bütün etkileriyle Türkiye’de de yaşandığı bir süreçte önümüzdeki yılın bütçesini tartışacağız. Hükûmetin, aylardır Türkiye’yi etkisi altına alan krize karşı önlem almak yerine krizi inkâr eden yaklaşımı bilindiği için önümüzdeki yılların çok daha zorlu geçeceği anlaşılıyor.

Aslında inkârcılık konusunda cumhuriyet tarihinin en başarılı olmuş hükûmetinin kriz karşısındaki tavrı şaşırtıcı değildir çünkü AKP Hükûmetinin en bariz özelliği sorunları inkâr etme konusundaki istikrarlı tutumudur. Krizi inkâr etmenin mantıklı gerekçesi olarak da “Aslında biz çıkıp açık açık kriz var dersek asıl o zaman kriz olur.” gibi tuhaf bir mantıktan hareket edilmektedir ancak bu inkârcı psikolojik harekâtın komutanı Sayın Başbakan, krizin zaten aylardır yoksul halkın ciğerini delip geçtiğinin, krizi inkâr eden ve “Bizi teğet geçti.” diyen bir tek hükûmetin kaldığının da ne yazık ki farkında değildir.

Türkiye’de 2001 krizinden sonra yaşanan sanal büyümenin lokomotifi olan yabancı kaynak Ekim 2008 tarihinden itibaren Türkiye’yi terk etmeye başladı. Artık batma riski altındaki “hedge” fonlar, bankalar gerekirse muhtemel kârlarından vazgeçerek ne götürsek kârdır diye düşünmeye başladılar; özellikle yıllık 50 milyar dolara dayanan cari açık, 284 milyar dolar dış borç yüküyle kırılganlaşan Türkiye ekonomisinde borsaya yaptıkları yatırımları kapatıp açtıkları kredileri faizi, ana parasıyla birlikte toparlayıp götürmeye başladılar. Bununla birlikte döviz kuru büyük artış gösterdi. Uluslararası finans kurumuna göre otuz çevre ekonomisine dönük sermaye girişleri 2008’de 300 milyar dolar geriledi. AKP hükûmetleri döneminde biraz da global düzeydeki sıcak para akışının etkisiyle yaşanan ekonomik göstergelerdeki kısmi iyileşmelerin sokağa yansımadığı, hakça bir paylaşım ve gelir dağılımında adalet yaratılmadığından Türkiye'nin bir avuç zengininin biraz daha zenginleşmesi dışında hiçbir etkisinin olmadığı bugün artık daha iyi anlaşılmıştır. Başbakanlığa bağlı TÜİK’in yalan yanlış zorlama rakamları bile bu gerçeği örtme konusunda yeterli olmamıştır.

Mal ve sermaye hareketlerini 80 sonrası yerkürenin her coğrafyasına taşımayı hedefleyen ve 2000’lere gelindiğinde bunu büyük ölçüde gerçekleştirerek dünyayı global köy hâline getiren küresel kapitalizm 2008’de derin bir krize girerken, yarattığı ve yaygınlaştırdığı bir hastalık onu dibe çekti. O hastalığın adı gelir bölüşümündeki uçurumdur.

Son otuz yıldır bilumum coğrafyalarda kâh Asya’da, kâh Rusya’da, kâh Latin Amerika’da, kâh Türkiye’de ayağı tökezleyerek krize giren küresel kapitalizm bu kez tam merkezde, emperyalizmin kalbinde krize yakalanırken üretilen zenginliklerin adaletsiz bölüşümünün krizin ortaya çıkmasındaki rolü nihayet konuşulmaya başlandı. Küreselleşmenin dünyadaki bölüşüm ilişkilerini olumlu değil olumsuz yönde etkilediği anlaşılıyor.

En adaletsiz bölüşüm tablosu Meksika ile Türkiye’de, OECD ülkeleri içerisinde. 1980’den 2000’e bölüşümdeki adaletsizliğin pek değişmediği görülüyor. OECD liginin en adaletsiz bölüşüm tablosuna sahip olmada Meksika ile yarışan ülkemizde gelirden aslan payını nüfusun yüzde 1’lik azınlığı alıyor. Dolayısıyla kriz hasarını göğüslemede bulunması gereken iç kaynaklarda da adres bellidir aslında, yüzde 1’lik ultra zengin azınlık.

Türkiye’de, banka mevduatlarında, borsada, kredi kullanımında ve gelir dağılımı araştırmalarında bu yüzde 1’lik azınlığın hâkimiyeti hemen ortaya çıkıyor. Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre 2007 sonunda bankalarda yaklaşık 75 milyon cüzdan ve bu cüzdan sahiplerinin yaklaşık 140 milyar YTL’si vardır. Bu cüzdanların yüzde ¼’üne sahip olan süper zengin azınlık mevduatların yüzde 75’ine sahiptir. Yani, toplam banka mevduatlarının dörtte 3’ü yüzde 1,4’lük azınlığa aittir.

Gelelim kredilere. 2008 ortalarında, BDDK verilerine göre, 343 milyar YTL’lik kredi kullanılmış görünüyordu. Kredi müşterilerinin binde 7’sinin kredilerin yüzde 43’ünü kullandığı, müşterilerin yüzde 1,8’inin kullandığı kredilerin toplamının ise yüzde 68’e çıktığını görüyoruz.

Piyasanın önemli ayağı borsaya gelince de durum farklı değildir. Takasbank verilerine göre borsanın 2007 portföyü 113 milyar YTL’dir ve yatırımcı sayısı 1 milyonun da biraz üzerindedir. Ancak bunlardan yüzde 1’lik bir azınlık ya da 10 bin yatırımcı borsa portföyünün yüzde 81,5’ine sahiptir.

Mevduatta, kredide, borsadaki yüzde 1’in hâkimiyeti, yaklaşık 100 milyar dolarlık altın stoku ve Türkiye'nin gayrimenkul sahipliğinde de maalesef ki farklı değildir.

Dolayısıyla bu gelir dağılımındaki adaletsizlik bir yandan vatandaşın yaşamını çekilmez hâle getirirken diğer yandan krizin yükü de, yine gelirlerle, vergilerle, zamanlarla bu yüzde 1 azınlığa değil, maalesef ki emekçi, yoksul halkın sırtına yüklenmektedir.

TÜİK’in verilerinden devam edelim değerli arkadaşlar. TÜİK’e göre Türkiye’de nüfusun sadece yüzde 0,54’ü açlık sınırının altında yaşamaktadır. Oysa, hem Türkiye’deki yeşil kart oranı hem sendikaların yapmış oldukları araştırmalar hem de çeşitli odaların ortaya koymuş olduğu araştırma bunun çok daha farklı bir noktada olduğunu, çok daha farklı verilerle gerçeği yansıttığını ortaya koyuyor. TÜİK’in verilerine göre, bir vatandaş, günde 1,9 YTL’yi gıdaya harcayabiliyorsa, sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeği için 1,9 YTL ayırabiliyorsa aç değil demektir. Günde üç öğününü 1,9 YTL’ye gidermek zorunda TÜİK’e göre. Oysa, sendikaların rakamları açlık sınırının 1.012 YTL olduğunu göstermekte, yine ATO’nun, Ankara Ticaret Odası verilerinin de buna yakın olduğu ve bu şekilde en azından Türkiye’de 10,9 milyon kişinin yıllık ortalama açlık sınırının altında bir gelire sahip olduğu, 70,6 milyon kişinin de gelirinin yoksulluk sınırının altında olduğu anlaşılıyor. Bir tarafta bu yüzde 1’lik kesimin muazzam serveti, öte taraftan Türkiye'nin yüzde 75’inin açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor olduğu gerçeği. Dolayısıyla, kriz için önlem alınacaksa mutlaka ama mutlaka bu gelir dağılımındaki adaletsizlikler gözetilerek vergi yükü, zam yükü mutlaka emekçilerin sırtından alınmalıdır değerli arkadaşlar.

Bir önemli veri yeşil kart verisidir. Yeşil kart yoksul olana, geliri olmayana, geliri aylık 126 YTL’nin altında olan, gayrimenkulü veya kayda değer bir menkulü olmayanlara verilir. Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye’nin özellikle Doğu ve Güneydoğu’sunda yeşil kart tablosu bu. Aslında bu, yoksulluğun haritası. Bu şehirlerde yeşil kart oranı yüzde 50’lere yakın, yüzde 50’nin çok az altında, yüzde 40 ile yüzde 50 arasında bu şehirlerde yeşil kart sahibi insanlar. Oradaki yurttaşlarımız, demek ki aylık 126 YTL gelirin altında bir gelire sahip, hiçbir gayrimenkulü yok, kayda değer hiçbir menkulü yok.

Bu tablo aslında seksen yıldır değişmeyen bir tablodur. Bu tablo AKP Hükûmetiyle birlikte başlamadı ancak devletin bilinçli yoksullaştırma politikasına AKP de önayak oldu, bu politikayı sahiplenerek maalesef ki bu politikayı sürdürmeye devam etti. Bu rakamlar da…

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) – Terörden, terörden.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Devamla) – Seksen yıl önce yoktu onlar. Seksen yıldır bu tablo böyle. 50’lerde de bu böyleydi, 40’ta da böyle, 2008’de de bu tablo böyledir.

Bingöl’deki yeşil kart oranı yüzde 50’ye dayanmış değerli arkadaşlar. Her 2 yurttaşımızdan 1’i demek ki yoksulluk sınırının, hatta açlık sınırının altında yaşıyor.

Yine bir başka TÜİK rakamı: Ekim ayı itibarıyla yıllık enflasyonun yüzde 12 olduğu ifade ediliyor. Ancak, bir ailenin ulaşım, gıda, kira, ısınma, haberleşme gibi temel giderlerine bakılınca bu alanda artışın yüzde 25 olduğu, gerçek enflasyonun yüzde 25 olduğu görülüyor. TÜİK’in enflasyonu yüzde 12 ama sokağın enflasyonu yüzde 25.

Az önce bahsettiğimiz bu yüzde 75’lik yoksul kesim gıdasını, beslenmesini nasıl sağlıyor: Mercimek, bulgur, pirinç, makarna, ekmek, kuru fasulye, buğdayla sağlıyor. Bunlardaki artış oranlarına bakalım değerli arkadaşlar: Mercimekte yüzde 130, bulgurda yüzde 57, pirinçte yüzde 45, makarnada yüzde 42, ekmekte yüzde 33, kuru fasulyede yüzde 31, buğday ununda yüzde 18 ve bu temel gıdalarda yıllık ortalama artış yüzde 26 ama enflasyon yüzde 12! Dolayısıyla TÜİK’in Hükûmeti aklamaya yönelik bu çabaları da sokakla, sokaktaki gerçek enflasyonla çelişir durumdadır.

Bir ailenin kira, ısınma, ulaşım, haberleşme gibi ihtiyaçlarından oluşan 22 maddenin ortalama yıllık fiyat artışı da yüzde 22,5 civarındadır. Bu da enflasyonun çok çok üzerindedir. En çok artış yüzde 54’le elektrikte. Doğal gazdaki artış da son zam hariç yüzde 44’e, son zamla birlikte yüzde 80 küsura dayanmış durumda.

Değerli arkadaşlar, yine TÜİK’in verilerine göre kira artışları yüzde 13 olarak belirlenirken, telefonda yüzde 20, tüpte yüzde 26 artış yaşandığı yine sokağın verilerinden anlaşılıyor.

Değerli milletvekilleri, bütçenin millî gelire oranı Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 40’lara kadar ulaşırken AKP’nin IMF buyruklu “devleti küçültme” operasyonları sonucu Türkiye’de 2002’de yüzde 36 iken 2008’de yüzde 23’lere kadar düşmüş durumda.

2009 bütçe tasarısına göre dünyada ve Türkiye’de ekonomik kriz yoktur, her şey güllük gülistanlıktır. 2009 yılı bütçe tahminleri, vergi gelirleri, giderler, büyüme, dolar kuru, özelleştirme, faiz giderleri ve cari transferler yönünden krizin etkilerini taşımıyor. Örneğin, dolar daha şu anda 1,50 YTL civarındayken buna rağmen 2009 yılında ortalama dolar kuru 1,41; bu yılın sonuna kadar da hedef 1,28 YTL olarak öngörülmüştür.

Tüm ülkelerin para diye kıvrandığı ve ciddi bir krizin yaşandığı bir dönemdeyiz. 2008 yılı özelleştirme hedefi olan 11 milyar dolar 8 milyar dolarda kalacak. Buna rağmen 2009 yılında özelleştirmenin hızlanacağı ve yüzde 51 artacağı varsayılıyor. Yani Hükûmet, 2009 yılında özelleştirmelere büyük bir hız vererek her şeyi yok pahasına satmaya devam etme konusunda ısrarlı olduğunu bu bütçede de göstermiştir.

2009 bütçesinde öngörülen 249 milyar YTL’lik gelirin 202 milyar YTL’sinin yani yüzde 81’inin vergi gelirlerinden oluşması hedefleniyor. Buna göre 2008’de 175 milyar YTL olması, 2009’da yüzde 16 artış göstermesi öngörülüyor. 2009’da ithalat gerileyecek beklenen vergi gelirlerinde ama ilginçtir ki en yüksek vergi artışı da yine yüzde 22,47’yle ithalde alınan KDV’den bekleniyor. Yani kriz dolayısıyla ithalat gerileyecek ama bütçenin beklentisi, ithalattaki verginin yüzde 22, yüzde 23 civarında artışıdır. ÖTV’de de yüzde 14, dâhilde alınan KDV’de ise yüzde 12 artış bekleniyor. Oysa KDV artışı 2008’in ilk dokuz ayında sadece yüzde 1,5’tir. Yukarıda sayılan dolaylı vergiler toplam vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 65’ini oluşturuyor. Buna da dikkat çekmek isterim.

2009 yılında piyasalarda durgunluk yaşanması, üretimde gerileme olması, işsizliğin artması, ülkeye gelen 25 milyon turistte azalma olması, inşaat sektöründe yaşanan durgunluğun devam etmesi, ihracatın ve ithalatın gerilemesi, harcamaların kısılması bekleniyor kriz nedeniyle. Böyle bir ortamda vergi gelirlerinde, dünyada ve Türkiye’de sanki hiç kriz yokmuş gibi gelir tahminleri yapılmıştır. Bu durumda Hükûmete göre demek ki kriz Türkiye’ye hiç uğramayacak, yukarıda belirtilen bütün sektörlerde tam tersine ciddi bir canlanma olacaktır.

2009 bütçesinin diğer kalemlerine de baktığımızda benzer yorumları yapmak mümkündür. Dünyada ve Türkiye’de sanki hiç kriz yokmuş gibi ya da Türkiye krizden hiç etkilenmeyecek veya teğet geçecekmiş gibi hazırlanan 2009 bütçe tasarısının revize edilmesi, hedeflerinin de gerçekçi olarak belirlenmesi gerekiyor.

Ayrıca, bütçede orta vadeli mali planda ve yıllık programlarda kullanılan rakamların hiçbiri diğerini tutmuyor. Hükûmet, hazırlamış olduğu üç ayrı resmî belgenin her birinde farklı rakamlar kullanmıştır. 2001 krizinde iki ayla sınırlı olarak otomobil ve beyaz eşyada KDV 8 puan indirilmiş, sonuçta beyaz eşya satışları yüzde 89, otomobil satışları yüzde 200 artmış, maliye dâhil herkes kazanmış sonuç da olumlu olmuştu. Şimdi 2001 krizinden daha büyük bir kriz yaşıyoruz. 2001’de dünyada kriz yoktu, onlardan borç alabiliyorduk, ihracat yapabiliyorduk ve sonuçta krizden çıkmayı başarmıştık. Şimdi diğer ülkelerde de kriz var, onlar da borç para arıyorlar, mal alımlarını kıstılar. Bu aşamada kimse alışveriş yapmıyor, esnaf, tabiri caizse, sinek avlıyor. Kriz nedeniyle ertelenen harcamaları ve tüketimi artırmak, piyasalarda bir hareket yaratmak gerekiyor. KDV indirimi bunu sağlayabilecek, ekonomi canlanacak, dolaylı ve dolaysız vergi gelirleri artabilecekti. Türkiye bunu tartışıp KDV indirimi isterken Başbakan ilginç bir açıklama yaptı: IMF KDV indirimine karşı, hatta bindirim istiyor. Ardından da IMF’nin bazı ürünlerde yüzde 8 olan KDV’nin yüzde 18’e çıkartılmasını istediği haberi yayınlandı. Belli ki IMF ile anlaşma olmadan zaten ümüğümüz sıkılmaya başlanmış olacak. Anlaşma yapılınca herhâlde iyice sıkılacak ve vergi üzerine vergiler, zam üzerine zamlar gelecek. Dönüp bakıyoruz, KDV oranlarında bugüne kadar göze çarpan en yüksek indirim pırlanta, elmas, yakut, zümrüt ve incinin yüzde 18 olan KDV’sinin sıfıra indirilmesi şeklinde olmuş. Yani şu anda gübre, odun, kömür, tükenmez  kalem, çocuk emziği, sabun ve daha birçok şeyde yüzde 18 KDV var, pırlanta ve elmasta KDV yok. Ekmek, peynir, su, ilaç , yumurta, meyve, sebze, defter, kitap, kefen bezinde KDV var, pırlantada, yakutta KDV yok. O yüzde 1’lik servet sahipleri rahat alışverişini yapsın diye herhâlde!

Değerli milletvekilleri, 2002 yılında demokratikleşme, Avrupa Birliği süreci, refah ve özgürlük iddialarıyla işbaşına gelen ve bu söylemini 2007 yılında da sürdürerek güven tazeleyen AKP Hükûmetinin bugün içinde bulunduğu durum tam anlamıyla bir hüsrandır. Kürt sorunu başta olmak üzere, Kıbrıs sorunu, inanç özgürlüğü ve baş örtüsü sorunu, Alevi sorunu, Ermeni sorunu, Yunanistan ile yaşanan Ege sorunu konularında çözüm iradesi geliştiremeyen Hükûmet bu alanlarda statükoya tam anlamıyla teslim olmayı kabul etmiştir. Parti kapatma davasında elde edilen sonuca karşılık olsa gerek, demokratikleşme, yeni Anayasa, Avrupa Birliği süreci, baş örtüsü konularında militarizme taviz verilmiş ve bu çerçevede anlaşma sağlanmıştır. AKP, halkın özgürlük umutlarını koltuğa değişmiştir. Güvenlik sorunlarını, demokrasi, diyalog ve barış çerçevesinde çözmek yerine işi orduya havale eden Hükûmetin bütçesinde de doğal olarak aslan payı yine savunma bütçesine gitmiştir. Oysa kendi sorunlarını çözmüş bir Türkiye savunma bütçesini kısarak yatırımlara yönlendirebilir, işsizliği ve yoksulluğu önleyebilirdi. Krizden hızla çıkma konusunda da diğer çevre ülkelere göre avantajlı olabilirdi. Ancak, ne yazık ki, altı yıllık AKP Hükûmetleri dönemleri tamamıyla oyalama ve kandırma dönemleri olarak geçmiştir. Özgürlük ve adalet isteyen Türkler, Kürtler, Aleviler, baş örtülüler, emekçiler, yoksullar umduğu hiçbir beklentiyi görememiş, tam tersine bir aşağılama ve hakaret ile karşılaşmışlardır. İnsanlara “Ya sev ya terk et.”, çiftçilere “Ananı da al git.”, Alevilere “Marjinal grup.”, emekçiye “Provokatör.” diyen bir hükûmet demokrasi iddiasında olamaz.

Cezaevlerindeki insan sayısının 100 bini aştığı, düşüncelerini açıkladığı için insanların onlarca yıl cezalara çarptırıldığı, sokakta taş atan küçük çocukların bile elli altı yıl hapisle yargılandığı, Kürtçe davetiye basan belediye başkanlarının mahkemelerden çıkamadığı, sokaklarda “Dur” ihtarına uymadı diye insanların infaz edildiği ve sorumlularının cesaretlendirildiği, cezaevlerinde ve sokaklarda işkencelerin kesilmediği, devlet koruması altındaki mağdur kadınların kocaları tarafından infaz edildiği, başını örtüyor diye kadınların salonlardan, alanlardan dışarı atıldığı bir dönemde Hükûmet hâlen başarıdan söz ediyorsa bu biraz da ayıp olur.

Şimdi, değerli arkadaşlar, izninizle son dakikalarımı son bir yıl içerisinde yaşanan insan hakları ihlallerine ilişkin örneklerle tamamlamak istiyorum: “İşkenceye sıfır tolerans.” sloganıyla işe başlayan AKP İktidarının son iki yılında adliyelere 4.662 işkence başvurusu yapıldı. 10.886 polis, jandarma ve diğer kamu görevlisi işkenceyle suçlandı. Bunlardan sadece 614 olayda 1.223 polis, jandarma ve diğer kamu görevlisi hakkında işkence davası açıldı. Mağdurların 480’i çocuk olmak üzere 7.301 kişiden 6.268’i erkek, 553’ü de kadınlardan oluştu. 1 Ocak 2006 tarihinden 30 Nisan 2008 tarihine kadar 2’si ikinci sınıf emniyet müdürü, 3’ü dördüncü sınıf emniyet müdürü, 11’i emniyet amiri, 22’si başkomiser, 33’ü komiser, 12’si komiser yardımcısı ve 839’u polis memuru olmak üzere toplam 922 polis hakkında da zor kullanma sınırını aştığı gerekçesiyle idari soruşturma açıldı. Bunlarla ilgili yapılan işlemlerde ise çoğunda zaman aşımı veya ceza tayinine mahal olmadığı kararı çıkarken sadece 1 başkomiser, komiser ve komiser yardımcısı aylık kesme cezasıyla cezalandırıldı. 1 polis kınama, 1 polis aylık kesme, 6 polis kısa süreli kıdem durdurma, 2 polis de uzun süreli kıdem durdurma cezası aldı.

1 Haziran 2007’de kamuoyunda çok tartışılan, insan hakları örgütlerinin de çok eleştirdiği bir yasal değişiklik yapıldı. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda yapılan bu değişikliklerin yürürlüğe girmesinin ardından yaşanan polis şiddeti her geçen gün sokakta arttı. Bunlardan birkaç örnekle hatırlatma yapmak istiyorum: İzmir’de polisin “Dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle ateş ettiği yirmi yaşındaki Baran Dursun adlı genç yaşamını yitirdi.

Hüseyin Turgut Yalova’da park etme meselesi yüzünden tartıştığı polisin açtığı ateş sonucunda öldü.

Şırnak’ta yapılan bir gösteriye katılan on altı yaşındaki Yahya Menekşe polis panzeri altında kalarak yaşamını yitirdi.

Van Erciş’te 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yapılan şölende polis tarafından dövülen elli bir yaşındaki Mehmet Deniz yaşamını yitirdi. Van’daki “Nevroz” olaylarında polisin açtığı ateş sonucu Zeki Erinç yaşamını yitirdi.

Yüksekova’daki “Nevroz” kutlamasında İkbal Yaşar polis tarafından vurularak öldürüldü.

Van’daki “Nevroz” a polis müdahale etti otuz yaşındaki Ramazan Dal yaşamını yitirdi.

İkbal Yaşar’ın cenazesinde bu sefer Fahrettin Şedat polis tarafından vurularak öldürüldü.

Ankara Mamak’ta polisten kaçan Ercan Ceylan vurularak öldürüldü.

Iğdır’da karakola götürülmek üzere polis aracına bindirilen yirmi iki yaşındaki Vusale Süleymanova ölü olarak indirildi.

Zonguldak’ta gözaltına alınan otuz sekiz yaşındaki Metin Yüksel gözaltında fenalaştı. Hastaneye kaldırılan Yüksel öldü.

Ankara’da polisin “Dur” ihtarına uymayarak otomobiliyle kaçtığı iddia edilen Gürsel Varol açılan ateşle öldürüldü.

İstanbul Bahçelievler’de polis memuru Mustafa Atasoy yirmi üç yaşındaki Cem İnci’yi kendisine küfrettiği gerekçesiyle vurarak öldürdü.

Sivas’ta “Dur” ihtarına uymayarak kaçtığı iddia edilen Turan Özdemir öldürüldü.

Bursa’nın Nilüfer ilçesinde polis “Dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle yirmi dört yaşındaki Cengiz Koç’u vurarak öldürdü.

Sarıyer’de gözaltına alınan Engin Çeber gözaltında gördüğü ağır işkence sonucunda götürüldüğü Metris Cezaevinde hayatını kaybetti.

İstanbul Bağcılar’da otuz yaşındaki Ahmet Laçin, Bağcılar polis merkezinde dövüldü ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

Ağrı Doğubeyazıt’taki protesto gösterisine polis müdahalesinde Ahmet Özhan öldürüldü.

Antalya’da polis “Dur” ihtarına uymadığı iddiasıyla motosikletiyle gezen on sekiz yaşındaki Çağdaş Gemik’i vurarak öldürdü.

Ankara’da hırsızlık zanlısı on yedi yaşındaki Soner Çankal’ı ayağından vurarak yakalayan polis daha sonra kafasına ateş etmek suretiyle ölümüne neden oldu.

Değerli arkadaşlar, bunlar son bir yıl içerisinde Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda yapılan değişiklik sonrası yaşanan vakalar. Kültürel haklara, dil hakkına ve ayrımcılığa yönelik binlerce ihlalden birkaç örnek de vermek istiyorum.

Nefes darlığı şikâyetiyle Özel Keçiören Hastanesine götürülen on dört yaşındaki “Rojda”, isminin Kürtçe olmasından dolayı muayene edilmedi. Konuyla ilgili  açıklama yapmayan hastane yetkilileri “Rojda”nın annesini arayarak “Zaten ortam gergin, bu tür haberlere gerek yok.” dedi.

Erzurum Cezaevinde tutuklu olan Fettah Karataş adlı mahkûm Türkçe bilmeyen annesiyle Kürtçe telefon görüşmesi yapmak istedi ancak izin verilmedi.

Diyarbakır Kayapınar Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan üç parka verilen Kürtçe isimler Kayapınar Kaymakamlığı tarafından  sakıncalı bulunarak yasaklandı.

Cumhuriyet Başsavcılığı Dicle Üniversitesinde Kürdoloji enstitüsü ve Kürt dili ve edebiyatı ana bilim dalı bölümlerinin kurulması için başvuruda bulunan Diyarbakır Barosu yönetimi hakkında  inceleme başlatılmasına karar verildi.

DTP Siirt Milletvekili Osman Özçelik, yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle Meclis Basımevinde üzerinde  Türkçe ve Kürtçe “Kurban Bayramınızı kutlar, çalışmalarınızda başarılar dilerim.” yazılı davetiye bastırmak istedi, talebi Meclis Başkanlığından dönen Özçelik, bu kez de Meclisin boş kartına kendi imkânlarıyla davetiye bastırdı ve Meclis Genel Sekreterliğine başvurarak davetiyenin Meclisin dağıtım sistemiyle dağıtılmasını talep etti. Özçelik’in bu talebini, Meclis Genel Sekreterliği, “bunun uygun olmadığı” gerekçe gösterilerek, reddetti.

AKP Hükûmetinin yaşam hakkına, işkence yasağı hakkına, ifade özgürlüğü hakkına, ana dilde eğitim ve yayın hakkına, kültürel haklara saygı duymadığı artık bilinen bir gerçektir. Peki, AKP’nin en çok önemsediği baş örtüsü sorununda durum nedir? Binlerce örnekten bunun da birkaç örneğini hatırlayalım:

Van Araştırma Hastanesinde doktor odaya girince, Ayfer Susuz adlı refakatçiyi tesettürlü olarak görmüş ve kendisine nahoş sözler sarf ederek sataşmada bulunmuştur, sonra da yanında bulunan doktorlara dönerek “Bunu burada görmek istemiyorum.” diyerek doktorların refakatçiyi odadan çıkarmalarını sağlamıştır.

Bursa Barosu avukatlarından Avukat Vildan Doğan hakkında, baro seçimlerinde başörtülü oy kullandığı gerekçesiyle disiplin soruşturması başlatılmıştır.

Asker oğullarını ziyaret için Malatya’ya giden ve astsubay orduevi misafirhanesinde kalan aileden anne ve kızın başörtülü olduğunu gören bir astsubay aileyi misafirhaneden kovmuştur.

Genelkurmayın Kara Kuvvetleri Komutanlığı yazlık bahçesinde verdiği resepsiyona, Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşleri başörtülü oldukları için davet edilmemiştir.

Gelibolu Namık Kemal İlköğretim Okulunda, yasalar İstiklal Marşı okunurken başın açık olmasını gerektirdiği için, başörtülü veliler okul bahçesinden tören sırasında dışarı çıkarılmıştır.

Astsubayın öğrenci kızını almak için 3. Kolordu Komutanlığına, astsubay lojmanlarına giden öğrenci servis aracının içeri sokulabilmesi için serviste bulunan bir başörtülü kızın baş örtüsü açtırılmıştır.

BAŞKAN – Sayın Demirtaş, beş dakikanız kaldı.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bu kısa örneklerle hatırlatmaya çalıştığım insan hakları sorunlarını çözmek iddiasıyla iş başına gelmiş bir hükûmetin, bugün içine düştüğü acıklı durumu nasıl açıklayacağını doğrusu merak ediyoruz.

Yeni bir anayasa yapma sözü verip zoru görünce vazgeçen bir hükûmetten çok fazla bir şey beklenmemesi gerektiği artık açıkça anlaşılmıştır.

Tarihte, özgürlüğün, egemenler tarafından ezilenlere armağan edildiğinin bir tek örneği var mıdır? Özgürlüğün, mücadele etmeden, bedel ödemeden elde edildiği görülmüş müdür? Baskıcı, inkârcı zihniyetle mücadele etme yerine, onlarla uzlaşarak, anlaşarak birlikte ezme politikasının hesabını halka vereceğinizi asla unutmayınız.

AKP’nin, giderek celladına benzeme psikolojisiyle hareket ettiği, Türkiye’de iktidar olabilmek için ezmek gerektiği anlayışını iyice benimsediği görülüyor. Eşi başörtülü diye bir zamanlar kendisinin eli sıkılmazken ve hâlen bu nedenden dolayı törenlere davet edilmezken şimdi kendisi aynısını bize, yani DTP’ye yapmaya çalışıyor. Kendisi bir zamanlar okuduğu bir şiirden dolayı hapislere atılırken şimdi kendi Başbakanlığı döneminde insanlar düşüncelerinden dolayı sokak ortasında linç ediliyorlar. Çocuklar başlarını kapatıyor diye kürsüden indirilirken demokrat kesilenler, şimdi sokaklarda çocuklar taş attı diye elli altı yılla yargılanmalarını sadece izliyorlar. Tam da bu noktada Churchill’in bir sözünü hatırlatmak istiyorum: “Uçurtmalar, rüzgâr gücü ile değil, o güce karşı koydukları için yükselirler.”

Tam anlamıyla statükoya teslim olmuş bir siyasi anlayış için söylenecek çok da fazla bir şey yoktur aslında. Zaman içerisinde düşüncelerin değişime uğraması, hatta dünya görüşünün tümden değişmesi bile anlaşılırdır. Ancak, teslimiyet gibi onur kırıcı bir yaklaşım, özgürlüğüne sevdalı bu halk tarafından asla kabul görmeyecektir. Yarınlar özgürlüğü için direnenlerin olacaktır.

Değerli arkadaşlar, bütçe görüşmelerinin halkımız için faydalı olması temennisiyle milletvekili arkadaşlarıma şimdiden başarılar diliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirtaş.

Sayın milletvekilleri, bütçenin tümü üzerindeki gruplar adına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi bütçenin lehinde, Mardin Milletvekili Sayın Cüneyt Yüksel konuşacaklar.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Yüksel, süreniz on dakikadır.

CÜNEYT YÜKSEL (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin tümü hakkında şahsım adına lehte söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyor, iktidar ve muhalefetin değerli katkılarıyla on iki gün boyunca görüşeceğimiz 2009 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, AK PARTİ’nin gerçekleştirdiği reformlarla birlikte artık iç ve dış şoklara karşı daha dayanıklı bir ekonomiye sahip, küresel ekonomiye önemli katkılar sağlayan bir aktör, artık dış politikada attığı proaktif adımlarla bölgemizde ve dünyada etkin bir ülke. Türkiye, bu reformlarla artık demokrasisi daha güçlü, sosyal devletin gerekliliklerini yerine getiren tüm dünyaya örnek bir ülkedir.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi Avrupa Birliği, üye ülkelerde ekonomik istikrarın ve mali performansın bir göstergesi olarak Maastricht Kriterlerini oluşturmuştur. Türkiye, 2002’de gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 11,5 olan bütçe açığını yüzde 1,6’ya indirerek, yine 2002’de yüzde 73,7 olan AB tanımlı borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranını yüzde 38,9’a düşürerek Maastricht Kriterlerini karşılamıştır ve karşılamaya da devam edecektir. İşte, bunun adı istikrardır, bunun adı mali disiplindir. Bunun anlamı, Türkiye'nin sırtındaki yüklerden her geçen gün biraz daha fazla kurtuluyor olması demektir.

Biz, güven ve istikrarla, bilgiye dayalı kararlar ve daha fazla demokrasi ışığında, iyi, saydam bir yönetimle, 1990’ların kayıp yıllarını kazanılmış yıllara dönüştürmeyi başardık. Büyümede olsun, millî gelirimizde olsun, enflasyonda olsun, dış ticaret hacmimizde olsun ve kabul ettiğimiz küresel sermayede olsun veyahut bizim girişimcilerimizin küresel sermayeye katkıları olsun başarımız ortada. İşte, güçlü ekonomik performansın bir sonucu olarak da IMF nezdindeki oy gücümüz arttığı gibi, proaktif dış politikamızda gösterdiğimiz başarı en yüksek oyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmemizle teyit edilmiştir. Türkiye barışa, istikrara, küresel ekonomiye ve küresel güvenliğe çok önemli katkılar  sağladı ve sağlamaya devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz saydam, güvenilir ve hesap verebilir politikalar izlemektedir. Bizim uyguladığımız ekonomik politika, etik  standartları olan, demokratik, serbest bir piyasa ekonomisidir. Şundan herkes emin olmalı ki bizim en büyük kuvvetimiz, bugün de yarın da etik, dürüst, açık bir siyaset izliyor olmamızdır. Bu başarılı tabloda küreselleşmenin fırsatlarını en etkili mali politikalarla değerlendirmemizin payı büyüktür.

Değerli milletvekilleri, dünya ekonomisi bugün yaşadığı mali ve ekonomik krizle eşine yüz yılda bir rastlanan ve sonuçları itibarıyla da önümüzdeki on yıllara şekil verecek tarihî bir süreçten geçmektedir. Bu bir küresel krizdir. Bu küresel krize, küresel iş birliğiyle küresel cevap vermeliyiz; korkunun yerine piyasalara güven vermeliyiz. Şurası kesin bir gerçek ki bizler bu krizde diğer ülkelerin yaşadığı ağır sorunları yaşamıyoruz. Çünkü gözlerimiz yıldızlarda, ayaklarımızı da yerden ayırmadık. Çünkü 2002 senesinden önce yaşanan krizlerden gerekli dersleri çıkardık. Çünkü iyi düşünülmüş, kapsamlı bütçe planları yaptık. Biz, güçlü bir bankacılık ve finans sistemi kurduk. Diğer devletler kamu reformlarının önemli bir ayağı olan sosyal güvenliğin iyileştirilmesinden kaçarken, biz çağdaş standartlara uygun, uygulanabilir bir sosyal güvenlik yasasını yürürlüğe koyduk. İnovasyona önem verdik, Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkındaki Kanunu çıkardık. Bu sayede Türkiye yarınların dünyasına marka olarak adını yazdıracaktır. Bakınız, bu hafta e-devlet kapısı da açılacaktır.

Çıkarttığımız istihdam paketiyle işsizliğe çare aradık. Önümüzdeki dönemde de en önemli önceliğimiz işsizliğe çare bulmak olacaktır. Bununla birlikte KOBİ’lere verdiğimiz “can suyu” ile vatandaşlarımızın yurt dışındaki mevduatlarıyla ilgili “Varlık Barışı” adı altındaki düzenlemeyle, muhasebe ve denetim standartları hakkındaki kanun tasarısı ile reformlara devam ettik ve edeceğiz.

Yine geçtiğimiz ay, tüm dünyada etkisini gösteren bu küresel kriz ortamında, cumhuriyet tarihimizin en önemli hukuk reformlarından biri olarak değerlendirilmesi gereken Türk Ticaret Kanunu hakkında görüşmeleri başlattık.

Bakınız, geçtiğimiz ay düzenlenen G-20 toplantısında mali kriz için alınabilecek önlemler tartışıldı. IMF ve Dünya Bankasının yeniden yapılandırılması gündemde. Küresel ekonominin IMF ve Dünya Bankası yoluyla gerçekleştirilmesi planlanan faydaların daha azına değil, daha fazlasına ihtiyacı var. Bugünkü ortamda ticaret akımlarına engel konulmaması ve korumacı eğilimlere karşı çıkılması bu krizin etkilerinin hafifletilmesi bakımından özel bir önem taşımaktadır. Öne çıkan tedbirler arasında finansal sistemin gözetimi ve muhasebe standartlarının iyileştirilmesi yer almaktadır.

Hükûmetimiz küresel ekonominin nabzını iyi tutarak bu adımları çok önceden atmıştır. Bu süreçte ateşleyici güçlerimiz olan kültürel zenginliğimiz ve değerlerimiz, girişimcilik ruhumuz, birlik ve beraberlik ruhumuz, güven ve istikrar, genç nüfusumuzun dinamizmi, Avrupa Birliği müzakere süreci, etik standartları olan demokratik serbest piyasa ekonomimizle Türkiye küresel krizi fırsata dönüştürecektir. Hayallerimiz gerçekçi, hedefimiz büyük, vizyonumuz geniştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı bütçesinin hedefi eğitim, sağlık ve sosyal nitelikli harcamalar ile bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılmasına yönelik harcamalara daha fazla kaynak sağlamaktır. Bizler biliyoruz ki eğitim sürdürülebilir kalkınma için bir ön koşuldur. İlk defa İktidarımız döneminde eğitime ayrılan pay diğer kurumların önüne geçmiş ve en fazla payı almıştır. Yine, mahallî idarelerin mali yapılarının güçlendirilmesi de bizim için büyük önem taşımaktadır.

Biz insanımızı ayırmıyoruz, tüm vatandaşlarımıza eşit hizmetler götürüyoruz, götürülmesine imkân tanıyoruz. Çünkü kamu kaynağını kim harcarsa harcasın hizmetten yararlanan bu ülkenin insanlarıdır.

2009 yılı bütçesi halka hizmeti en öncelikli hedef olarak belirleyen bir bütçedir. Ekonomik kalkınmaya odaklanmış, bireysel ve toplumsal refahı gözeten, cumhuriyet tarihinin sosyal yönü en güçlü bütçelerinden biridir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimizin bölgesel kalkınmaya verdiği önem açıktır. Sadece GAP için 2002-2008 döneminde 14,5 milyar Türk lirası tutarında ek finansman öngörülmüştür. Bakınız Güneydoğu Anadolu Projesi başta tarım ve enerji konuları olmak üzere yaşanan küresel kriz ortamında da bütün dünyanın örnek alması gereken bir kalkınma projesidir. Bizler kendi kalkınmamızı her zaman kendi kaynaklarımızda, kendi insanımızda arıyoruz. Bu inanç ve güvenle şekillenen 2009 bütçesiyle amacımız, büyümenin geniş tabana yayılmasıdır. Bu bütçeyle Türkiye’nin gelecekteki kalkınmasına, çocuklarımızın yaşam kalitesinin yükselmesine yatırım yapmaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı demokratik kalkınmayla birlikte inşa etmek için yola çıktık. Bizler topyekûn adalet ve kalkınmanın olduğu bir düzen için, hukukun üstünlüğü için, birçok farklılık içerisinde vatandaşlarımızın seçme özgürlüğü olduğu bir demokrasi için çabalıyoruz.

2009 bütçesi her milletvekilinin gönül huzuruyla kabul edebileceği bir bütçedir. Çünkü bu bütçe istikrarın ve refahın artırılmasını dikkate alan bir bütçedir. Çünkü bu bütçe sosyal devlet anlayışını benimseyen bir bütçedir. Çünkü bu bütçe yaşanmakta olan küresel mali ve ekonomik krize karşı ekonomimizin dayanıklılığını daha da artıracak bir bütçedir.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerimi bitirirken, 2009 bütçesinin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyor, 2009  bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Yüce heyetinize tekrar saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum Sayın Yüksel.

Sayın milletvekilleri…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, eleştirilere…

BAŞKAN -  Eleştirilere Hükûmet adına Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan yanıt verecektir.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından ayakta alkışlar)

Sayın Başbakan, süreniz altmış dakikadır.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 mali yılı bütçe kanununu görüşmek vesilesiyle değerli heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2009 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini diliyor, konuşmamın başında, şu ana kadar komisyonlarda verilen gayret ve bu bütçenin hazırlanmasında emeği geçen, katkı veren herkese huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

60’ıncı Hükûmet olarak ikinci bütçemizi, 58, 59 ve 60’ıncı hükûmetler olarak da yedinci bütçemizi bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşmeye başlıyoruz. Şunu memnuniyetle ifade etmek istiyorum: Tıpkı önceki altı bütçe gibi yedinci bütçemiz de Türkiye'nin potansiyelini açığa çıkaran, Türkiye'nin zenginliğini, dinamizmini, imkânlarını, kaynaklarını, fırsatlarını yine Türkiye’ye kazandıracak bir bütçe olmuştur. 2009 yılı bütçesi küresel finans krizini Türkiye için fırsata dönüştürme bütçesidir.

Bu bütçeyle insanımızın en temel eğitim ve sağlık ihtiyacını -özellikle bunu- takip etmeye ve karşılamaya devam ediyoruz. Yoksullukla mücadelemizi hız kesmeden sürdürüyoruz. Devletimizin imkânları ölçüsünde, çiftçinin ekip biçtiği mahsulün hakkını veren, köylümüzü yol, su ve diğer altyapı hizmetlerine kavuşturan, işçinin, memurun alın terini karşılıksız bırakmayan, emeklinin geçimini ön planda tutan, öğrencinin eğitim, barınma, yiyecek ihtiyaçlarını karşılayan, özürlü ve bakıma muhtaç vatandaşlarımıza destek olan anlayışımızı, perspektifimizi muhafaza ediyoruz.

Ülkemizin dört bir tarafına ihtiyaç duyduğu yatırımları götürüyor, reel kesimi destekliyor, bilime, araştırmaya-geliştirmeye yine önemli pay ayırıyor, mahallî idarelerimize destek oluyoruz ama bunu göremeyenler yok mu? Var. Gözü var ama göremiyor. Burada tabii ki bizim bir şey söyleyecek hâlimiz de yok. Türkiye'nin seksen bir vilayetinde altyapı yatırımlarından tutunuz, üstyapı yatırımlarına varıncaya kadar bu yatırımları çok açık, net görmek isteyen aslında görüyor ama burada, gelip de bunu söyleyemiyor; kapalı kapılar arkasında bunu söylüyor ama burada söyleyemiyor. Milletim bunu çok iyi biliyor ve zaten 29 Mart bunun aynı zamanda bileşkesi olacaktır. Bunu da çok açık, net orada göreceğiz.

Önceki bütçelerimizde olduğu gibi, 2009 bütçemizde de ekonomik kalkınmaya odaklanmış, bireysel ve toplumsal refahı gözeten, sosyal yönü güçlü bir bütçeyi Türkiye’ye kazandırıyoruz. Esasen, gerek önceki altı bütçemizde gerek altı yıllık İktidarımız boyunca yaptığımız budur.

Değerli arkadaşlar, biz, Türkiye’ye inandık, Türkiye'nin potansiyeline inandık, Türkiye'nin zenginliklerine, dinamik iş gücüne, girişimci ruhuna inandık, “Kaynak Türkiye’dir” dedik ve Türkiye'nin kaynaklarını yine Türkiye için aktif hâle getirdik. Geçmiş dönemin geri kalmışlığını, krizlerini vurgulayarak değil, daha iyiye, daha güzele ulaşmayı vurgulayarak yolumuza devam ettik. Elde ettiğimiz her başarıyı kriz sonrası toparlanma olarak değerlendirenler, ülkemizin, Hükûmetimizin başarılarını şansa, tesadüfe havale edenler oldu. Bugün de bunu burada, az önce dinledik. Milletin sevincini, milletin başarısını, milletin umudunu karartmaya çalışanlar, başarılarımıza kulp takanlar oldu ancak altı yıllık performansımız ortaya koydu ki hiçbir başarı tesadüfi değildir. Altı yılda ulaştığımız tarihî başarıların, kırılan rekorların, “sesiz devrim” olarak nitelenen dönüşümün arkasında büyük bir hazırlık vardır, ciddi bir çalışma vardır, vizyon vardır, azim ve kararlılık vardır, aşk vardır, cesaret vardır. “Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkaracağız.” dedik, “Türkiye'nin makûs talihini kıracağız.” dedik, “On yıllar boyunca üst üste birikmiş kronik meseleleri tek tek çözeceğiz.” dedik, “Cumhuriyetimizin 100’üncü kuruluş yıl dönümünde, 2023’te Türkiye’yi dünyanın en büyük ilk on ekonomisi arasında görmek istiyoruz, göreceğiz.” dedik ve tüm hedeflerimizi gerçekleştirmek için azimle, kararlılıkla, cesaretle, samimiyetle çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz.

Şu son altı yılda Türkiye'nin en büyük kazancı -buranın özellikle altını çiziyorum- başarabileceğine inanması olmuştur. Türkiye'nin, milletimizin öz güveni yeniden tesis edildiği için bu heyecanı, bu girişimci ruhu yakalamıştır. Bugün, çok şükür milletimiz artık sorunlarının çözümsüz olmadığına, hiçbir hedefinin hayal olmadığına, Türkiye'nin güçlü bir devlet olduğuna inanmıştır ve bizi ileriye taşıyacak olan da işte bu inançtır, bu umuttur.

Bakınız, sadece, Türkiye ekonomisini daha iyi ve ileri noktalara taşımakla kalmadık, siyasete, siyasetçiye güven kat sayısı yerlerde sürünüyordu, bu güveni yeniden tesis ettik. Bu ülkede siyasetçi evladı olmak çileydi, bunu ortadan kaldırdık. Artık, siyasetçilerin evladı da huzurlu bir şekilde okuluna gidiyor, çarşı pazar dolaşabiliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, Türkiye dışarıda itibarını kaybetmişti, Türkiye'nin saygınlığını, itibarını iade ettik, uluslararası gücünü ileri noktalara taşıdık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sarkozy gösterdi onu!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Demokrasiyi, insan haklarını, istikrarı, güveni güçlendirdik. Son derece dirençli, son derece sağlam, sağlıklı, geleceğe güvenle bakan, umutla bakan, gelecek güzel günlere inanan bir Türkiye’yi inşa etmenin mücadelesini verdik, veriyoruz.

780 bin kilometrekare vatan toprağının hiçbir karışını diğerinden ayırt etmedik. 70 milyon vatandaşımıza aynı gözle baktık, hiçbirini dışlamadık, hiçbirinin dışlanmasına müsaade etmedik. Ülkemizin her köşesine hizmet götürmenin gayreti içinde olduk, belediyeleri birbirinden ayırmadık, şu partili, bu partili belediye demedik, belediyelerimiz arasında asla ayrımcılık yapmadık. Her şeyden önemlisi, milletimize, ülkemize bir ufuk çizdik ve ülkemizin her bir ferdinin ortak hedefler, ortak idealler doğrultusunda tam bir sinerjiyle kalkınma mücadelesinin içinde yer almasına çaba gösterdik.

Adımlarımızı atarken öncelikle “Milletimiz buna ne der?” hassasiyeti içinde olduk. Milletimizin desteğini, milletimizin tercihini her şeyin üzerinde tuttuk. Asla belli kesimlerin iktidarı olmadık, asla imtiyaz ve ayrıcalık üretmenin peşinde olmadık. İşçinin de işverenin de hükûmeti olduk, köylünün de şehirlinin de hükûmeti olduk, çiftçinin de memurun da hükûmeti olduk. Bir kesimi abat edip diğer bir kesimi unutan, öteleyen, ihmal eden bir hükûmet veya bir politikanın uygulayıcıları olmadık. Bu nedenledir ki seçim dönemleri dâhil popülizme prim vermedik. Onun için, 16 milyon 500 bin seçmenin oyunu aldık, yüzde 47’yle iktidara “Durmak yok, yola devam.” diyerek devam ettik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Attığımız her adımda, evet, engellerle karşılaştık, haksız ve insafsız eleştiriler yapıldı, haksız ithamlara maruz kaldık. Her türlü yöntemi kullanarak önümüzü kesmek isteyenler oldu. Biz Türkiye ekonomisini, Türkiye’yi âdeta şaha kaldırırken bizim bu mücadelemize destek vermesi gerekenler tam tersine yolumuza engeller çıkarmanın mücadelesi içerisinde oldular. Türkiye'nin büyümesinden, güçlenmesinden, Hükûmetimizin başarılı olmasından âdeta rahatsızlık duyanlar oldu. AK PARTİ’nin kaybetmesi için Türkiye'nin kaybetmesini isteyenler oldu. Ama biz her zaman dedik ki: “Türkiye kazanacaksa biz kaybetmeye hazırız.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biz “Bu ülkede taş üstüne taş koyanın başımız gözümüz üstünde yeri vardır.” derken, taş üstüne taş koyanları taşlamaktan, yıldırmaktan, bezdirmekten başka bir misyon yüklenmeyenler çıktı ortaya. Biz “Birlik siyasetiyle tüm Türkiye’yi kucaklayalım, sevgi diliyle konuşalım, uzlaşmayla yol alalım.” derken, halkımız arasına nifak tohumları ekenler, milletimizin bir bölümünü diğerine karşı kışkırtanlar, toplumumuzu kutuplaştırmayı âdeta görev telakki edenler çıktı. Biz güven ve istikrara vurgu yaparken, kriz tellallığı yapanlar oldu. Bunlar bizi yıldırmadı, yılgınlığa sevk etmedi.

“Millete hizmette yorgunluk yoktur, bıkkınlık yoktur, rehavet yoktur.” dedik ve yolumuza devam ettik; sabırla devam ettik, cesaretle devam ettik, azimle devam ettik. Hiçbir zaman mazeretlere sığınmadık, sığınmıyoruz, sığınmayacağız. Türkiye için yaptıklarımız apaçık ortadadır, yapacaklarımız apaçık ortadadır; milletimiz de yaptıklarımızı, yapacaklarımızı apaçık görmektedir.

Biz yola çıkarken “Söz de, karar da milletindir.” dedik, bu asli düsturdan hiçbir zaman şaşmadık. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da söz ve karar aziz milletimizindir. Biz milletimizin takdirine sonuna kadar inanıyor, sonuna kadar güveniyoruz. Gücümüzü milletimizden alıyor ve yolumuza da öylece devam ediyoruz.

Altı yıl boyunca gerek yurt içinde gerek yurt dışında milletimizin, ülkemizin menfaatlerini yükseltmek ve yüceltmek için bütün ekibimle birlikte yoğun bir gayretin içerisindeyiz. Türkiye genelinde ayak basmadık vatan toprağı bırakmadık. En az gittiğim ile bir Başbakan olarak 3 kez gittim ve gitmeye de devam ediyorum ve devam edeceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Fakat bu ülkenin Başbakanını kalkıp da vatanımızın herhangi bir karış toprağında veya ilinde görmek istemeyenler de çıktı bu kutsal çatının altından, çıktı!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz de Mecliste görmek istemediniz Sayın Başbakan! Mecliste görmek istemediniz siz de!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ve o kadar ilginç ki, o kadar ilginç ki orada demokratik bir hakkımızı kullanırken, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak orada açılışlar yaparken bunu hazmedemeyenler, arabaları yaktılar, lastikler yaktılar, partimin teşkilatını cam çerçeve indirdiler. Bu mu demokrasi? Bu mu özgürlük? Bu mu insan hakları? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Öldürülenlere ne diyorsunuz Sayın Başbakan? Bu mu demokrasi?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Özgürlük bu yolla alınmaz, demokrasi bu yolla elde edilmez. Demokrasinin yolu sandıktır, sandık! Oradan çıkacaksın, oradan! Oradan çıkacaksın! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, DTP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar… Arkadaşlar…

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz sandığa saygı duydunuz mu, DTP’ye saygı duydunuz mu?

BAŞKAN – Sayın Sakık…

M. NURİ YAMAN (Muş) – Sandıktan çıktık geldik, elimizi sıkmadınız!

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Türk’ün elini sıkmayıp katillerin elini sıkıyorsunuz!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Katillerin elini sıkarsınız!

BAŞKAN – Sayın Sakık, Sayın Kaplan…  Arkadaşlar, siz niye üzerinize alınıyorsunuz? Rica ederim yani! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) –  Bize söylüyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Size bir şey söylemiyor canım. Rica ederim!

Buyurun Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devam etmekte olan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz nereden geldik peki? Şırnak’ta yüzde 70 oy aldık, siz yüzde 70 oy alamadınız orada.

BAŞKAN – Sayın Kaplan… Sayın Kaplan… Lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – …küresel kriz ve Türkiye'nin ekonomik manzarasına değinmeden önce bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye 58’inci Hükûmet olarak iktidara geldiğimiz 2002 sonundan itibaren her alanda olduğu gibi ekonomide de tarihî başarılar elde etti.

Ülkemizin ve milletimizin bu başarılarına ve sevincine ortak olamayanların, sürekli olarak bir karamsarlık atmosferini Türkiye’ye pompalamaya çalıştıklarına üzülerek şahit olduk. Açıklanan her olumlu gösterge sonrasında, bazı kesimlerin ısrarla ve inatla bu olumlu tabloyu karartmaya çalıştıklarını gördük, görüyoruz.

Defaatle izah ettim, bugün bu fırsatla bir kez daha ifade etmek istiyorum: Bugün, dünyanın hemen her ülkesinde ekonomik kalkınma ve büyümede beklentilerin olumlu seyretmesi, morallerin yüksek olması çok  önemli rol oynuyor. Yatırım bu sayede artıyor, istihdam bu sayede yükseliyor, üretim, ihracat bu sayede yoluna devam ediyor. Fakat az önce burada bir şeyler dinledim, çok enteresan, o da şu: Bakınız, 2003’ten itibaren Türkiye’de biz iktidardayız ve büyüme oranına bakıyoruz, bizim hedefimiz yüzde 5’ti ama 5,3’le sonuçlandı. 2004’e bakıyoruz, hedefimiz 5’ti 9,4’le neticelendi. Hedefimiz 2005’te 5’ti 8,4’le sonuçlandı. (CHP sıralarından gürültüler) Az önce grafikleri gördük ya, ben de göstereyim mi grafik? Var… 2006’da hedef 5’ti 6,9’la sonuçlandı. 2007’de hedef 5’ti 4,6’yla sonuçlandı. 2008’in ilk dokuz ayı, şu anda  3.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Baş aşağı gidiyorsunuz yani!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN  (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız, şimdi, az önce burada Baykal -belki sürçülisan olmuştur diye düşünüyorum ama- şöyle bir şey söyledi (CHP sıralarından “Sayın, sayın.” sesleri) dedi ki: “Bu yükselen dönemlerde, bu artan dönemlerde -orada doğruyu söyledi- dünyadaki likidite olayı olumlu istikamette seyrediyordu ve bundan dolayı da Türkiye böyle, büyümede bir, yüzde itibarıyla hedefin üstünde bir netice yakaladı.” Şimdi ise dünyada likidite sıkıntısı var, bunu demiyor. Ya ne diyor? “Şimdi ulusal anlamda Türkiye’de bir kriz var.” diyor.

Şimdi, arkadaşlar, dürüst olacağız, samimi olacağız. Yani büyüme, bir hedeftir. Büyüme, iki kere iki dörttür diye bir hedef değildir. Büyümeyi hedef olarak koyarsınız ama bunun üstünü de yakalayabilirsiniz, altında da kalabilirsiniz. Bu, dünyadaki değişen ekonomik şartlarla, finans sektöründe, reel sektördeki şartlarla bağlantılı olan konulardır. Nitekim, bizler, o dönemde attığımız birçok adımla hakikaten hedefimizin üstünde oranlar yakaladık. Fakat şu anda, biz, kalkıp da taa 2008’de değil, 2007’de başlayan şu küresel finans krizini nasıl görmemezlikten geliriz? Bu kriz 2008’de başlamadı, 2007’nin ortalarında başladı ve bu bir ekonomik kriz değildir, bir finans krizidir. Orada başlamıştır ve bu, ülkemize de az veya çok zararını verecektir, bunu söyledik.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Siz “Yok” diyordunuz, biz “Var” diyorduk.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ha “Teğet geçer.” dedim. Bunu size ezberlettiğim için de çok mutluyum, bunu öğrendiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu önemli bir şey, bu önemli bir şey. Yalnız burada bir geometrik ders almanız lazım. Teğet geçmek de bir dokundurmaktır yani bir zarar orada verecek zaten. Bunu da bilmeniz lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, şimdi, tabii burada birçok şeyi çok açık, net görüyoruz ama görünen bir gerçek daha var -biraz sonra o rakamlara falan da gireceğim- o da şu: Türkiye, acaba, reel sektör olarak, finans sektörü olarak bundan ne kadar rahatsız olmuştur?

Bakınız, süreç başlayalı ne kadar oldu ve bu sürecin içerisinde bizler bu krizi nasıl yönettik? Hedefimiz bizim şu: Konuşmamın başında söyledim, biz bu krizi fırsata dönüştüreceğiz. Neresi için? Ülkemiz için. Eğer sizlerin dediği olmuş olsaydı, o zaman biz ne yapacaktık biliyor musunuz, Merkez Bankasının içini boşaltıp, Merkez Bankasına diyecektik ki: Ya, gel, bir kıyak yap, şu finans sektörüne bu paraları dağıt. Ama dikkat edin, Merkez Bankası bu yanlışa düşmedi, ya ne yaptı? Merkez Bankası, burada gayet akıllı bir şekilde finansı yönetti ve biz şu anda bir sıkıntının içinde -hamdolsun- değiliz ve biz göreve geldiğimizde -biraz sonra onu konuşacağız arkadaşlar- 26,5 milyar dolar döviz rezervi olan bir Merkez Bankası vardı, şimdi kriz döneminde olmamıza rağmen 71 milyar dolar döviz rezervi olan bir Merkez Bankası var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve bugün dünyanın hemen her ülkesinde bu ekonomik süreç, finans krizi süreci bu şekilde devam ederken morallerin bozuk, güvenin ve istikrarın kaybolduğu, geleceğin belirsizleştiği bir ortamda hiç kimse yatırıma, üretime, tüketime yönelmiyor ve ekonomi bir durgunluk yaşıyor, bunu göreceğiz.

Her an kriz bekleyenler oldu. Âdeta ruh çağırır gibi kriz çağıranlar oldu, kriz tarihi verenler bile çıktı. Çok şükür, Türkiye sağlam, sağlıklı, dirençli, korunaklı ekonomik yapısıyla artık bu tür spekülasyonlara pabuç bırakmıyor. Son altı yılda yanı başımızdaki savaşa, terör saldırılarına, küresel ölçekte ve ulusal ölçekte dalgalanmalara rağmen ekonomimiz her türlü badireyi başarıyla atlattı ve yoluna devam etti.

Şimdi bütün dünya yeni ve tarihî ölçekte büyük bir küresel krizin içinden geçiyor ve dalga dalga gelişmekte olan ülkeleri de bu, âdeta, kendi türbülansı içerisine almanın hedefi içerisinde. Bütün ülkelerde büyüme oranlarında gözle görülür bir yavaşlama yaşanıyor. Ülkeler büyüme tahminlerini aşağı doğru revize etmeye başladılar. Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Almanya gibi dünyanın en gelişmiş ekonomileri son iki çeyrektir -lütfen dikkat- negatif büyüyor yani küçülüyor.

Şimdi küresel ölçekte bu büyüklükte bir krizin Türkiye üzerinde de etkilerinin olması son derece doğaldır, normaldir. Türkiye ekonomisi, özellikle son altı yılda yaptığımız reformlarla dünya ekonomisine entegre olmuş, dışa açık bir ekonomi hâline gelmiştir. Bu tür küresel bir krizin elbette ülkemiz üzerinde de tesirleri olacaktır.

İlk günden itibaren “öldük, bittik, tükendik, mahvolduk” havasına girenler oldu. Yapılan açıklamalar, analizler, yorumlar, sağduyudan uzak, sorumluluktan uzak, serinkanlılıktan uzak bir şekilde ve pervasızca ortaya konuldu. Alıştıkları şekilde, hemen Hükûmetimizi sorumlu tutmaya kalkıştılar; akla, insafa, vicdana sığmayan isnatlarda bulunmaya başladılar.

Şunun altını bir kez daha çizerek söylemek istiyorum: Bu kriz Türkiye’nin krizi değildir, küresel ölçekli bir krizdir. Hükûmeti bu krizin  sorumlusu olarak göstermeye çalışanlar, küresel krizi kendileri için siyasi ya da başka türlü ranta çevirmeye çalışanlar çok büyük bir yanlışın içindedir ve millet de bu numaraları artık yutmuyor.

Diğer bir husus, Hükûmetin tedbir almakta geciktiği yönündeki yine insafsız yorumlar var. Hükûmet olarak, krizin sinyallerinin alınmaya başlandığı andan itibaren son derece dikkatli ve son derece ihtiyatlı bir yaklaşım içinde olduk ve dünyayı izleyen, küresel gelişmeleri izleyen, ekonomiyi izleyen herkes, krizin aynı zamanda fırsata dönüştürülebileceğini de gayet iyi bilir.

Bakın, son dönemde lehimize gelişen ve fırsat oluşturan önemli bir faktör uluslararası enerji ve emtia fiyatlarında meydana gelen düşüştür. Dünya fiyatlarında kaydedilen bu düşüşler 2009 yılında hem enflasyon hedefinin gerçekleştirilmesine önemli katkılarda bulunacak hem de cari açığın miktarını ve finansman gereğini de azaltacaktır. Buna benzer birçok gelişmeyi Türkiye için bir fırsata dönüştürmenin mücadelesini veriyoruz. Açıkçası, bu mücadelede destekten vazgeçtik, ancak bari engel çıkarılmasın istiyoruz.

Şunu da özellikle belirtmek durumundayım: Hükûmetimiz yaşanan küresel krizin derinliği ve yansımaları karşısında gerekli tedbirleri almakta son derece kararlı bir tutum sergilemiştir. Bu çerçevede, başta Ekonomi Koordinasyon Kurulu olmak üzere oluşturduğumuz izleme mekanizmalarıyla düzenli olarak krizin seyrini takip ettik. Ülkemize muhtemel etkileri ile, bu etkiler karşısında alınması gerekli tedbirleri değerlendirdik, değerlendiriyoruz.

Merkez Bankası bu süreçte piyasadaki döviz ve yeni Türk lirası likiditesini takip etti. Bankacılık sisteminin gerek YTL gerek döviz likiditesi sorunuyla karşılaşmaması için gerekli önlemleri aldı.

Bakın neler yapıldı:

1) Merkez Bankası kendi nezdindeki döviz depo piyasasında aracılık faaliyetlerine yeniden başladı. Ayrıca bankaların bilanço büyüklükleri dikkate alınarak döviz ve efektif piyasaları işlem yapma limitleri 14 Ekim 2008 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde güncellendi.

2) Bankalarımızın likidite durumlarını daha da güçlendirmek amacıyla döviz alım ihalelerine ara verildi.

3) Bankaların döviz ve efektif piyasaları işlem yapma limitleri her bir kurum için 2 katına çıkarıldı ve toplamda 10,8 milyar dolara yükseltildi.

4) Uygulamakta olduğumuz dalgalı döviz kuru rejimiyle çelişmeyecek şekilde döviz kurlarının piyasada belirlenmesi ilkesi çerçevesinde piyasaya döviz satım ihaleleri yoluyla döviz likiditesi sağlanmasına karar verildi. Döviz piyasasındaki derinliğe ilişkin kaygıların azalmasıyla birlikte döviz satım ihalelerine de bu arada ara verildi.

5) Bankaların dolar ve avro cinsinden Merkez Bankasından alabilecekleri döviz depolarının vadesi bir haftadan bir aya yükseltildi.

6) Merkez Bankası döviz depo piyasasında yüzde 10 olarak belirlenmiş borç verme faiz oranlarının dolar için yüzde 7’ye, avro için yüzde 9’a düşürülmesine karar verildi.

7) Yüzde 11 olan yabancı para zorunlu karşılık oranı 2 puan azaltılarak yüzde 9 düzeyine indirildi. Bu indirimle bankacılık sistemimize yaklaşık 2,5 milyar dolar ek döviz likiditesi sağlandı.

8) Ters dolarizasyon sürecini desteklemek ve bu doğrultuda yeni Türk lirası mevduatı ve kredileri teşvik etmek amacıyla yabancı para zorunlu karşılıklara faiz ödenmesi uygulamasına son verildi. Türk parası zorunlu karşılıkların faiz oranı artırıldı.

9) Türk  parası zorunlu karşılıklara ödenen faiz oranı Merkez Bankası gecelik borçlanma faiz oranının yüzde 75’i seviyesinden yüzde 80’i seviyesine çıkarıldı.

10) Hazine Müsteşarlığı yurt içinde piyasa  talebine uygun araçlarla borçlanmaya devam ederek likidite yönetimine yardımcı olmaya devam ediyor.

11) Mevduat sigortasının kapsamını genişletme ve sınırını artırma konusunda Bakanlar Kuruluna yetki aldık.

Bütün bu adımlar, bu önlemler kurumlarımızın tam bir uyum ve koordinasyonuyla gerektiği zamanda gerektiği yerde uygulamaya konuldu.

Tabii ki bunlarla kalmadık, ihracat ve reel sektöre desteği artıracak ve finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesini sağlayacak adımları da attık, atıyoruz.

Eximbank kaynaklarının artırılmasına ve KOBİ’lerin desteklenmesine öncelik verdik. Bu çerçevede;

1) Merkez Bankası ihracat reeskont kredisi limitini 500 milyon dolardan 1 milyar dolara çıkardık. Yani ihracatımıza yıllık 3 milyar dolarlık ek destek sağlamış olduk.

2) Hazinenin 2009 yılında sağlayabileceği toplam garanti ve ikraz limitini 1 milyar dolar artırarak 4 milyar dolara çıkardık. Bu imkânın önemli bir bölümü ihracatın ve KOBİ’lerin finansmanına yönelik olarak kullanılacak.

3) Eximbank’ın ödenmiş sermayesini, bütçe imkânlarını da göz önüne alarak ihracatı daha fazla desteklemesini sağlayacak şekilde artırıyoruz.

4) İhracatçı, imalatçı KOBİ’ler ve esnaf, sanatkârlara yönelik olarak dağıtılan da güncelleşmiş değil -onu burada özellikle söylemek istiyorum, 350 milyon YTL olarak gözüküyor- bunu güncelliyorum bu konuşmamla: 700 milyon YTL olarak sıfır faizli kredi desteği paketi KOSGEB tarafından şu anda uygulamaya konuldu.

5) Vergi borçlarının on sekiz ay süreyle yıllık yüzde 3 faizle taksitlendirilmesi imkânını getirdik.

6) Mayıs ayında kanunlaştırılan istihdam paketi ekim ayı başında yürürlüğe girdi; bu paket kapsamında işveren primini 5 puan düşürdük, genç ve kadınların istihdamına yönelik işveren primlerine beş yıl boyunca devlet desteği getirdik, bu sayede işveren üzerinden 5 milyar yeni Türk lirası yükü aldık.

7) Başta GAP olmak üzere, bölgesel gelişme ve sosyal kalkınma projeleri için 2008-2012 döneminde 14,5 milyar yeni Türk lirası tutarında ek finansman ayırdık.

8) Girdi maliyetlerini azaltmak üzere elektrik enerjisi satış fiyatları içerisinde yer alan TRT payını da yeniden belirleyeceğiz.

Bu kadar da değil. Ekonomimizin ihtiyaç duyacağı finansman kaynaklarını artırmak ve çeşitlendirmek amacıyla yürütülen çalışmalara hız kazandırdık. Bu kapsamda;

9) Yurt dışındaki varlıkları yurt içine getirmeyi ve yastık altındaki birikimleri ekonomiye kazandırmayı sağlamak amacıyla Varlık Barışı Yasası çıkarıldı. Bildiğiniz gibi, yurt dışındaki tasarruflardan yüzde 2, yurt içindekilerden de yüzde 5 vergi almak suretiyle bu kaynakları ülkemize kazandırıyoruz.

10) Hisse senedi kazançlarında yerli yatırımcılara uygulanan stopajı sıfıra düşürdük.

11) Hazinemiz önümüzdeki dönemde iç piyasada yatırımcı tabanını genişletmek amacıyla hasılat payına ve temettü gelirlerine endeksli tahviller gibi yeni finansman araçlarını kullanmayı plan dâhiline aldı.

12) Likiditesi yüksek olan bölge ve ülkelerdeki yatırımcıların ağırlıklı olarak talep ettiği senet, sertifika ve benzeri finansman araçlarının ihracına imkân sağlayacak yasa tasarısını kısa süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk ediyoruz.

13) Uluslararası sermaye piyasalarındaki olumsuz koşullara rağmen, 2008 yılı başından bugüne kadar tahvil ihraçları yoluyla 4 milyar dolar tutarında bir kaynak temin ettik.

14) Dünya Bankası 2008-2011 yılları arasında yarısı proje kredileri, diğer yarısı program kredileri olmak üzere 6,2 milyar dolar tutarında finansmanı ülkemize sağlayacak, bunun da çalışmalarına başladık.

15) IMF ile ilişkilerimiz iç ve dış kamuoyunda yakından izlenen diğer bir önemli konu. IMF ile görüşmeleri ülkemizin menfaatlerini en üst seviyede dikkate alan bir çerçevede sürdürüyoruz.

Tabii, burada IMF’le ilgili konuda benim doğrusu rahatsız olduğum bir husus var, o da şu, yani burada ona ister istemez değinmek durumundayım: Şimdi, IMF konusu, âdeta sadece Tayyip Erdoğan’ın konusuymuş gibi gündeme geliyor.

Değerli arkadaşlar, biz, IMF’le bildiğiniz gibi bir kez stand-by anlaşması yaptık. Sayın Baykal, geçenlerde bir televizyon kanalında şunu söylüyordu… IMF ile anlaşma yapılması gerekip gerekmediği yönündeki bir soruya, Baykal “IMF ile anlaşmayı bunlar çok geciktirdiler. Ekonomiyi bu noktaya getirdikten sonra yapacak bir şeyleri yok. Şimdi de bunlar bu arayışa girdiler, ama ne yazık ki geç kaldılar. Geç kaldıkları için IMF’in maliyeti daha da arttı. Bu geldiğimiz noktada artık uluslararası dayanışma şarttır.” karşılığını verdi. Uluslararası sistemin güvenini kazanmak gerektiğini vurgulayan Baykal “Çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Bir an önce Türkiye'nin bir atılım yapması lazım.” dedi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada, Sayın Baykal sağ olsun IMF’le bizim bir anlaşma yapmamız gerektiğini ve geç kaldığımızı da tespit ediyor ve böyle de bir tavsiyede bulunuyor, teşekkür ederim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Efendim, mahkûm ettiniz Türkiye’yi de onun için.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bakınız, biz konuyla ilgili olarak… Ta mayıs ayında IMF’le anlaşmanın yapılması gerekiyordu, ta mayıstan bu yana biz niye acaba anlaşmayı yapmadık? Görüşmeler devam ediyor ve bu görüşmeler ülkemizin… Bunu kaç kez söyledim; bu, karşılıklı çıkara dayalı bir olaydır, ülkemizin menfaatini biz kimseye yedirtmeyiz, böyle bir derdimiz bizim asla olmamıştır, olamaz ama şu gerçeği de göreceğiz: Biz IMF’in ortaklarından bir tanesiyiz, herhâlde bunu biliyorsunuz.

TANSEL BARIŞ (Kırklareli) – Herkes ortak.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ortaklarından bir tanesi olmanın yanında -bilmeyenler bilsin- şunu çok iyi bilmemiz gerekiyor: IMF, sadece kendisinden para almak için kapısı çalınan bir uluslararası kuruluş değildir. IMF, bir akreditasyon kuruluşudur. Onunla birlikte dünyadaki yeriniz, konumunuz, duruşunuz çok daha farklı olur ve bizden önceki Hükûmet IMF’ten çok ciddi para yardımı aldı, çok ciddi borçlanma yaptılar ve bunu görmemezlikten gelemeyiz. Biz göreve geldiğimizde 26,5 milyar dolar borçla devraldık, IMF’e olan borcumuz buydu. Ama şu anda bizim IMF’e olan borcumuz 8,5 milyar dolar. Bu parayı biz ödedik. Nereden nereye geldiğimizi görmeniz bakımından bunu da sizlere söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama bizden önceki ANAP-MHP-DSP Hükûmeti bu borçlanmayı yaptı. Bu denli bir yüklü borçlanma var ve biz bunları ödemeye devam ediyoruz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Helal olsun!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ve şimdi burada IMF’in uluslararası camiadaki bu akreditasyon gücünü Türkiye kullanabilir, kullanmalıdır, ama bunu kullanırken biz asla –o gün de söyledim, ondan dolayı da mutluyum, ümüğü sıkmayı da öğrendiler, bu da güzel bir şey- Türkiye’nin ümüğünü sıktırmayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Neyse gereği bunu yaparız. Ama bizden önce sıktıranlar oldu, bunları hep sizler yaptınız.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kendiniz sıkıyorsunuz, IMF’e ihtiyaç yok.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 17-18 kez stand-by anlaşması yapıldı. Bunların bedelleri bellidir, faturası bellidir. Bunları tarih çok iyi kaydetti. Biz de kaydettik, kayıtlarımızda bizim de var.

Değerli arkadaşlar “Hükûmet adım atmıyor. Hükûmet önlem almıyor. Hükûmet paket açıklamıyor.” Lütfen, biraz insaf. Bakın, otuza yakın ben sizlere attığımız adımla ilgili bir paketi açıkladım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bir işe yaramıyor ki!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Yani bunun siz herhâlde ambalajını görmek istiyordunuz ama o ambalajı da biz gereksiz bulduk yani “Ambalajsız olarak bunu hemen hayata sokalım.” dedik. Hükûmet en başından beri önlemleri alıyor. Bunu 2009’da çok daha iyi göreceğiz ve 2009’un içinde bunu gayet iyi göreceğiz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Onun için de ekonomi çöküyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bunu siz öyle görüyorsunuz ama uygulama öyle değil. Kamunun tüm kurumları, tüm bürokrat arkadaşlarımız tam bir uyum hâlinde gecelerini gündüzlerine katarak krizin etkilerini asgari seviyede tutmanın çabası içindeler. İlgili tüm kesimlerle konuşuyoruz, kararlar alıyor ve uyguluyoruz. Ve lütfen…

Bakınız, kasım ayında Amerika Birleşik Devletleri’nde G-20 Zirvesi’ne katıldım. Orada G-20’deki tüm ülkelerle bu krizi değerlendirdik ve şu anda, oluşturulan bu krizi yönetme heyetinin içerisinde bizim arkadaşlarımız da var ve nisana kadar yoğun bir çalışmayla açıklanan deklarasyon üzerinde yine çalışmalar devam edecek ve Londra Zirvesi’nde de tekrar bu süreci yeniden ele alacağız.

Tabii burada bir şey söyleniyor. Birçok ülke krizin etkilerini azaltmak, paralarının değer kaybını önlemek, borsalarını korumak için milyarlarca dolar harcarken biz milletimize, hazinemize, devletimize yük bindirmedik; budur önemli olan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bakınız, şu anda, AK PARTİ İktidarı kamuya bir yük getirdi mi? Diyemezsiniz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Diyemiyoruz zaten.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bakınız, şu anda, AK PARTİ İktidarı karşılıksız para bastı mı? Diyemezsiniz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Diyemiyoruz, çok zor çok!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ama geçmiş dönemde şakır şakır karşılıksız paralar basılıyordu ve kamuya devamlı olarak enflasyonla yükler getiriliyordu. Benim vatandaşımın cebindeki paralar enflasyonla modern bir şekilde çalınıp alınıyordu. Üç haneli enflasyonu gördü mü bu ülke? Gördü. Çift haneliyi gördü mü? Gördü. Ama tek haneliye bizimle ulaştı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ortada gerçekler var, ne söylerseniz söyleyin. Türkiye'de AK PARTİ İktidarı işbaşına geldiği zaman faiz oranları neydi, şu anda ne? En zor dönemde bile… Bakınız, 63,4 bileşik faiz vardı, şimdi faiz nerede? 18’de. Arkadaşlar, bakın 18’de. Enflasyon ne? Şu anda 10,76. Reel faiz ne? Alın getirin, reel faiz de şu anda -bugün itibarıyla söylüyorum- 8, reel faiz 8. Bütün gerçek ortada. Bu gerçekleri nasıl oluyor da görmemezlikten geliyorsunuz? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Biz göreve geldik, yüzde 20 küsur reel faiz vardı; şimdi 8. İşte bugün bile, en zor şartlarda bile Türkiye, gene, evet, güçlü, yere sağlam basan bir dinamik yapıya sahip. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, bütün bu dalgalanmalarda, bu krizde de biz milletimize yük yüklemiyoruz. Krizi öngördük, tedbirlerimizi aldık, süreci başarıyla yönettik, yönetiyoruz; hiç kimsenin endişesi olmasın. Hiç kimse, topluma endişe, korku, panik havası pompalamaya çalışmasın, yazık olur.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – İşsizlerin endişesi var Sayın Başbakan, işsizlerin.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Türkiye…

Bakın, ya hesap bilmiyorsun…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) -  İşsizleri…

BAŞKAN – Sayın Özyürek…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bakın, göreve geldim, 10,3 işsiz vardı; şu anda Türkiye’de yine 10,3 işsiz var.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Son kapanan iş yerleri yok orada.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Size miktar itibarıyla da ayrıca, miktar itibarıyla da ayrıca bunları veririm. (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kapanan iş yerleri yok orada.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Onun da veririm, onun da veririm rakamlarını, merak etme.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kapanan iş yerleri…

BAŞKAN – Arkadaşlar lütfen… Sayın Özyürek lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bakın, burada bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu rakamları kriz tellallığı yapanlara ithaf ediyorum. Az önce devletin, TÜİK’in rakamlarını “yalan yanlış raporlar” olarak burada takdim edenler var; ayıptır, ayıptır.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Ayıp, ayıp!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Devletin bir kurumunun yalan yanlış rakamlar açıklayacağını, kimsenin, bu ülkenin bir evladı olarak söylemeye hak ve salahiyeti yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP ve DTP sıralarından gürültüler)

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – 1,5’u 3,5 yapıyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ekonominin nereden nereye geldiğini, milletimin alım gücünün ne yönde değiştiğini bu rakamlar çok açık, net ortaya koyuyor. Bakınız, 2002 yılında bir asgari ücret…

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – 1,5’u 3,5 yapıyorsunuz Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Hoca dinle, dinle, dinle!

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Şunları bir dinle!

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – 1,5 3,5 olmaz Sayın Başbakan.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bir dinle hoca! Sen çarşı pazarı bilmezsin, sadece kitabın arasından konuşursun. Şunları bir dinle! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şunları bir dinle!

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – 1,5 3,5 olmaz Sayın Başbakan; 1,9’u da 2,3 yaptınız.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - 2002 yılında bir asgari ücret 71 kilo tavuk eti alabiliyordu, bugün 121 kilo tavuk eti alabiliyor; artış oranı yüzde 70. (MHP sıralarından gürültüler)

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Vatandaş tavuk eti bile yiyemiyor!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2002 yılında asgari ücretle 1.533 adet yumurta alınabiliyordu, bugün 2.187 adet yumurta alınabiliyor; artış oranı yüzde 42. O gün 161 litre süt alınabiliyordu, bugün 268 litre; artış oranı yüzde 66. (CHP sıralarından gürültüler)

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Hayvancılığı bitirdiniz!

BAŞKAN – Sayın Küçük… Sayın Küçük…

Sayın Başbakanım, bir dakika.

Değerli arkadaşlarım, burada… Müsaade eder misiniz…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – …83 kilogram kuru fasulye alınabiliyordu, bugün 107 kilogram; artış oranı yüzde 29. 2002’de asgari ücret 135 kilogram toz şeker alabiliyordu, bugün 204 kilogram alabiliyor; artış oranı yüzde 51. Daha ne söyleyeyim.

Ücretleri enflasyona ezdirmedik. Vatandaşın cebindeki parasını enflasyona eritmedik, sofradaki ekmeği de küçültmedik. Rakamları söyledim. Halep oradaysa arşın Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim, sağlık, adalet üzerinde yükselen bir Türkiye diyorum. Eğitimde, biliyorsunuz millî bütçede birinci sırada eğitim.

ABDULLAH ÖZER (Bursa) – Tabii, Fethullahçı eğitim!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2002 yılında…

Çok ayıp, şık değil bunlar. Çok ayıp, şık değil bunlar. Ayıp oluyor… Ayıp oluyor. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ayıp oluyor. Lütfen, şu kubbenin çatısına yakışan şeyleri konuşun, böyle çirkin laflar atmak suretiyle bir yere varamazsınız.

SIRRI SAKIK (Muş) – Peki, bizler için söylediğiniz o çirkin laflar ne?

BAŞKAN – Sayın Sakık…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2002 yılında 7,5 milyar yeni Türk lirası olan Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi, 2009 yılında 27,88 milyar yeni Türk lirasına yükseldi. Böylece 2002 yılına göre yüzde 274’lük artış sağladık.

Yükseköğretim bütçesi 2002 yılında 2,5 milyar yeni Türk lirası iken, 2009 yılında 8,8 milyar yeni Türk lirasına yükseltildi. Bu şekilde 2002’ye göre yüzde 252’lik bir artış sağlandı.

Değerli arkadaşlar, göreve geldiğimizde, yetmiş dokuz senede Türkiye’deki derslik sayısı 362 bin idi, altı yılda biz buna 130 bin derslik ekledik. Sadece kırk ilimizde toplam 76 üniversite vardı, söz verdik ve 54 yeni üniversiteyi açmak suretiyle, şu anda üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Binası olmayan üniversiteler var Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Şu anda Edirne’de de üniversite var, Hakkâri’de de üniversite var…

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Kâğıt üzerinde, kâğıt!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – …Tunceli’de de üniversite var, Şırnak’ta da üniversite var.

Kâğıt üstünde olanı…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şırnak’ta temel bile atılmadı ki!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Gelelim fiziki imkânlar… Onlar da olacak, onlar da olacak.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yüz yıl daha beklemek lazım.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Rahatsızlığınız zaten buradan geliyor. Siz bunları yapacak durumda değilsiniz, yapamazsınız da! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 70 öğrenci bir sınıfta okuyor Sayın Başbakan! Çift tedrisat var.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Sadece ve sadece bu ülkede kimlik siyaseti yapmak suretiyle bu ülkenin hiçbir yerine ne okul kazandırabilirsiniz ne hastane kazandırabilirsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başbakan, Şırnak ÖSS’de neden sonuncu?

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Düşünebiliyor musunuz, ben Hakkâri’ye okullar, hastaneler açmaya geliyorum -modern, yüz ellişer yataklı iki tane hastane açmaya geliyorum- bir de bakıyorum ki o gün maalesef şehirde bir sessizlik var. Nedir o? Bütün vatandaş tehdit edilmiş “dışarıya çıkmayacaksınız” diye. Çıkanlar çıktı. Demokrasi bu mu, özgürlük bu mu, vatanı sevmek bu mu? Soruyorum sizlere! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O halkın özgür iradesine saygılı olsaydınız sizi de güllerle karşılarlardı! Bizler o halkın oylarıyla geldik.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ben burada bir gerçeği daha söylemek zorundayım, o da şu: Sayın Bahçeli’nin az önce söylediği şeyleri ben de paylaşıyorum, farklı düşünmüyorum. Nedir o? Değerli arkadaşlar, biz millet kavramını bir yerlere yediremeyiz, biz vatan kavramını bir yerlere yediremeyiz ve bu vatanı da kusura bakmayın böldürtmeyiz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; DTP sıralarından gürültüler)

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Asıl bölücü sensin!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bunun yanında, yaptığınız toplantılarda bayrağımızı değil de farklı bayrakları getirmek suretiyle bu ülkeye ayrımcılık tohumlarını ekenlerin kendilerini çek etmesi lazım.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Siz de çek edin kendinizi.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bir diğer nokta da: Devletimizi de bu noktada böldürtmeyiz. Kendimizi bu noktada da…

Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: Tehditlerle mehditlerle bir yere varamazsınız. (DTP sıralarından gürültüler)

SIRRI SAKIK (Muş) – Tehdit eden sensin!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Yaptığınız iş sadece budur.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tehdit eden sensin!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Tehdit etmek suretiyle oy topluyorsunuz ve vatandaşa bunu yapıyorsunuz.Yaptığınız iş budur. (DTP sıralarından gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Pompalı” demediniz mi? Daha ne olsun.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Başbakan…

BAŞKAN – Bir dakika… Sayın Demirtaş…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Demokrasinin yolu oradan geçmiyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Ya sev ya terk et.” deyip tehdit ediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Özgürlüklerin yolu oradan geçmiyor.

BAŞKAN – Sayın Sakık…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Hak aramanın yolu oradan geçmiyor. Hak aramanın yolu tatlı dille konuşmaktan geçiyor, anlatmaktan geçiyor. Bunu yapın da  sizi göreyim. Bunu yapın, sizi göreyim. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar, DTP sıralarından gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Ya sev ya terk et.” diyen ben miyim? Siz değil misiniz?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, Sayın Sakık, Sayın Demirtaş, rica ediyorum, lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başbakan da üslubuna dikkat etsin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Ama siz de her şeyi söylediniz, Sayın Başbakan da onlara cevap veriyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) –  Pompalıyı savunuyor.

BAŞKAN - Siz üzerinize almayın.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Bu Meclis pompalıyı savunanları alkışlayamaz.

BAŞKAN – Üzerinize almayın siz, size söylemiyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Ya sev ya terk et.” diyenleri alkışlayan Başbakan bunu söyleyemez!

BAŞKAN – Siz üzerinize alınmayın.

Sayın Kaplan, siz eleştirilerinizi söylediniz, şimdi de cevap veriyor Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Şimdi, benim burada bir gerçeği söylemem lazım. Bu çatının altında her şeyin konuşulması lazım. (AK PARTİ ve DTP sıralarından gürültüler)

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) -  Konuşma!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Hakkâri’de ben bir konuşma yaptım.

Otur, otur…

BAŞKAN – Lütfen oturun yerinize.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Otur, otur, otur otur, otur…

Hakkâri’de ben bir konuşma yaptım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 29 Martta konuşacağız.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Hakkâri’deki konuşmamda benim “Ya sev ya terk et.” diye bir ifadem yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Ya seveceksin ya terk edeceksin.” lafının Fransızcasını Le Pen  kullanıyordu.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – İfademin aynısını söylüyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Le Pen kullanıyordu.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Aynısını söylüyorum:

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Le Pen… Le Pen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Le Pen sizsiniz!

HASİP KAPLAN (Şırnak) - “Ya seveceksin ya terk edeceksin.” Le Pen’in sözü.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Siz bu ülkede Nazizmi hortlattınız, Nazizmi! Sizsiniz Le Pen! (AK PARTİ  sıralarından alkışlar, DTP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kaplan… Sayın Kaplan, lütfen yerinize oturun.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakınız, konuşmam şu…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başbakan durmadan hakaret ediyor.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – AK PARTİ’nin üç kırmızı çizgisi bulunuyor.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, izah ediyor Sayın Başbakan, dinlesenize.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Özür dileyeceksiniz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kaplan… Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kürt halkından özür dileyecek. “Ya sev ya terk et.” sözü için özür dileyeceksiniz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Hadi oradan, hadi! Hadi!

AK PARTİ’nin üç kırmızı çizgisi bulunuyor:

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Dinle, dinle, bak, dinle.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Etnik, bölgesel ve dinsel ayrımcılığa karşıyız. Hiçbir vatandaşımız bir diğerinden ayrı tutulamaz.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Tutuyorsunuz ama.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – O Kürt ise “Kürt’üm” diyebilir, Zaza ise “Zaza’yım” diyebilir.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Ama konuşamaz, değil mi? Dilini konuşamaz.

BAŞKAN – Lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ama bizi birbirine bağlayan bir başka üst bağ var. Nedir o? Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Dilini konuşamaz.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Başbakanı susturmaya çalışıyorsun.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Lafımı dinle, lafımı. Bakalım bunlara karşı mısın değil misin? Şimdi bu çatı altında bunu görelim.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Buna uyuyor musunuz uymuyor musunuz, onu söyleyin.

BAŞKAN – Lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bunu hazmedemeyen terör örgütü var. İfademe dikkat. Bunu hazmedemeyen terör örgütü var, onlar bunu hazmedemiyorlar. Biz ne dedik? Tek millet dedik. Ne dedik? Tek bayrak dedik. Ne dedik? Tek vatan dedik. Ne dedik? Tek devlet dedik. Buna kim karşı çıkabilir ya?

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Etnisite siyaseti budur işte.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Buna karşı çıkabilenin bu ülkede yeri yok. Ben bunu söyledim. Kim bu? Terör örgütü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama sen de onlar gibi düşünüyorsan ben sana ne söyleyeyim? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve her yerde söylediğim şey şu: Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Gürcü’sü, Abaza’sıyla biz biriz, beraberiz. Niçin? Çünkü biz öyle bir medeniyetten geliyoruz. İfademe dikkat. Biz yaratılanı Yaradandan ötürü seven bir anlayışın mensuplarıyız, bizim durumumuz bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Başbakan, sekiz dakikanız kaldı efendim.

AHMET TÜRK (Mardin) – Ama Başbakan doğru söylemiyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Doğru söylemiyor Sayın Başbakan.

AHMET TÜRK (Mardin) – Kimlikleri inkâr ederek olmaz Sayın Başbakan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 75 tane Kürt milletvekili bu kürsüde…

BAŞKAN - Sayın Türk, Sayın Kaplan, lütfen…

Sayın Başbakanım, sekiz dakika kaldı efendim. Rica ediyorum.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Hepsine cevap vereceğim.

BAŞKAN – Şimdi, değerli arkadaşlarım, lütfen…

SIRRI SAKIK (Muş) – Senden büyük Allah var, Allah. Kendi grubuna güvenerek bir halka hakaret edemezsin.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ondan hiç şüphe yok. Eyvallah, eyvallah… Bunu sizden duymak beni ayrıca mutlu etti.

BAŞKAN – Sayın Sakık, Sayın Türk, Sayın Kaplan, rica ediyorum.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bunu sizden duymak ayrıca beni mutlu etti.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayısal çoğunlukla bir halka hakaret ediyorsun.

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Asla, asla…

SIRRI SAKIK (Muş) – Evet, evet.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Halka hakaret eden bir parti olmuş olsaydık güneydoğunun birinci partisi biz olmazdık, doğunun birinci partisi biz olmazdık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Göreceğiz 29 Martta.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Göreceğiz, göreceğiz. Eğer gücünüz yetiyorsa parti olarak seçimlere girin. Parti olarak seçimlere girin.

SIRRI SAKIK (Muş) – Değiştirin yasaları, Anayasa’yı değiştirin, hodri meydan!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Anayasa rafta! Siyasî Partiler Yasası değişmiyor. 6 milyon fazla seçmen var. Bu değil demokrasi!

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Yüzde 10 barajını biz mi koyduk?

BAŞKAN – Sayın Sakık, Sayın Kaplan, Sayın Demirtaş, lütfen… Lütfen… Rica ediyorum arkadaşlar… Görüşmeleri sabote etmeyelim. Lütfen, rica ediyorum.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 5.385 kütüphaneyi Türkiye’ye kazandırdık.

Bu arada değerli arkadaşlarım, 230 tane yeni fakülte açtık.

Bütün bunların yanında altı yılda 88 yeni yurt yaptık ve üniversite öğrencilerimizin kullanımına sunduk. Şu anda 54 tane daha yapıyoruz. Bunları da en kısa zamanda eğitimin hizmetine sunacağız.

Ortaöğretimde yaptığımız yurtlar var. Bunları da yine aynı şekilde yavrularımızın hizmetine sunuyoruz.

Bakınız, burs… Biz göreve geldik, 45 yeni Türk lirası burs alıyordu üniversiteli gençlik, şimdi 160 alıyor, yeni yılda 180 yeni Türk lirası burs alacaklar ve çok daha önemli olan bir şeyi söyleyeceğim, o da şu: 2002 yılında burs alan öğrenci sayısı ne idi şimdi ne oldu? 2002’de 451 bin öğrenci yükseköğrenim bursu alıyordu, şimdi 763 bin öğrenci yükseköğrenim bursu alıyor.

Bunun yanında bir başka adım daha: Şartlı nakit transferi yoluyla ilköğretime devam eden yavrularımıza erkek öğrenciye 20 yeni Türk lirası, kız öğrenciye 25 veriyoruz. Ortaöğretime devam eden erkek öğrencilere 35 veriyoruz, kız öğrencilere 45 yeni Türk lirası şartlı nakit desteği veriyoruz. 2008 yılının ilk on ayında bu, hızla devam ediyor, yine devam edecek.

Değerli arkadaşlar, sağlıkta 389’u hastane ve ek binası olmak üzere 1.200 tesisi hizmete açtık ve sağlıkta atılan adımlar halkımın malumu, fazla detayına girmeyeceğim. Zira hastanede ilaç kuyruklarında bekleyen vatandaşım artık hastane kapılarında, ilaç kuyruğunda beklemiyor, istediği serbest eczaneden gidip ilacını alabiliyor, bu duruma geldi.

Bir diğer adım, o da şu: Artık hastanelerdeki bu sıkıntıyı iyice aşmanın yanında hastamıza ulaşmanın da yollarını açtık. O da nedir? Artık, bakıyorsunuz, ambulans helikopterlerle, jet ambulans helikopterlerle halkımızın hizmetine giriyoruz ve şu anda bütün bölgelere yapılan ihale bitti, dört tanesi teslim alındı, diğerleri de alınacak. Böylece, en ücra köşede bir hastamızın olması hâlinde onu gidip helikopterle alma imkânını yakalıyoruz.

Bir diğer adım, aynı şekilde, değerli arkadaşlarım, o da şu: Diyelim ki hamile vatandaşım, kardeşim, hanım kardeşim on gün önceden şehre Sağlık Bakanlığı vasıtasıyla alınabiliyor ve Sağlık Bakanlığımız misafir ediyor, doğumu müteakiben kaç gün kalacaksa kalıyor ve daha sonra da evine teslim ediliyor. Geçmişte bu noktada çekilen çileler hepimizin malumuydu. Bu da kadına yaklaşımımızı, kadın hakları noktasında İktidarımızın yaklaşım anlayışını göstermesi bakımından çok çok önemli.

SIRRI SAKIK (Muş) – Belli, Bakanlar Kurulunda tek bir tane kadın Bakan var!

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sivas’ın sekiz ilçesinde uzman doktor yok, reçete yazacak uzman doktor yok.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Tabii, burada bir ifade daha kullanıldı az önce, “OECD’nin resmî raporlarına göre Türkiye sağlıkta sonuncu.” dendi. Arkadaşlar, lütfen, iyi inceleyelim ve ona göre konuşalım. OECD’nin resmî raporlarına göre, Meksika’da anne ölüm oranı en son bildirim tarihi olan 2005’te yüz binde 63,4 iken, Türkiye’de 2007’de binde 21’dir. 2006 verilerinde boğmaca hastalığının yılda görülme oranı OECD ortalamasında milyonda 130 iken, Türkiye’de milyonda 1’dir. 2006 verilerinde kızamık hastalığının yılda görülme oranı İngiltere’de milyonda 66, Yunanistan’da 47 iken, Türkiye’de 2006’da milyonda 1 idi, 2008’de ise şu ana kadar kızamıklı çocuk sayısı sıfırdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Türkiye’yi sağlık göstergeleri açısından Dünya Sağlık Örgütünün tarifine göre orta, yüksek gelirli ülkeler içinde değerlendirmek uygundur, böyle değerlendirilirse, ha o zaman yanlışın içerisine düşülmez. Az önce burada sayın konuşmacı böyle bir yanlışı da yaptı, bunu düzeltmemiz gerekiyor.

Bir diğer adım adalette…2003 yılından itibaren büyük bir gayretle 111 adalet sarayını bitirdik ve 59 adalet sarayıyla ilgili çalışmalarımız da devam ediyor. Göreve geldiğimiz tarihten bu yana yargının modernizasyonu, yargıya erişim, özlük hakları, her türlü araç-gereç ihtiyaçlarının karşılanması dâhil yapılan hizmetler hiçbir dönemle kıyaslanmayacak kadar gelişme kaydetmiştir.

Burada, özellikle emniyet, güvenlik alanında dönemimizde büyük bir ilerleme kaydedildi. Adi suçlarla, organize suçlarla, çete ve mafyayla mücadele ettik, etmeye de devam ediyoruz. Son altı yılda Emniyet teşkilatında toplam 51.358 kişi polis memuru olarak göreve başladı. Emniyet teşkilatında 2003 yılında yüzde 21 olan yüksekokul ve üniversite mezunu polis oranını bugün yüzde 75 seviyelerine yükselttik. Değerli arkadaşlar, bunların detaylarıyla alakalı ise gerek Adalet Bakanlığı bütçesinde gerekse İçişleri Bakanlığı bütçesinde bunların detayları zaten görüşülecek, dolayısıyla ben daha fazla bunun üzerinde durmuyorum.

Toplu konutta 336 bin rakamına ulaştık. 230 bin konutu sahiplerine teslim ettik. Şimdi yeni bir adım daha atıyoruz, o da, 10 bin konut. Hedef dar gelirli, tamamen yoksul vatandaşlarımızın olduğu bölgelerde 45 metrekarelik daireler yapacağız ve buralarda peşinatsız 100 yeni Türk lirası taksitle veyahut da kira sistemiyle başlayıp, kendisine iş imkânı sağladığımız ana kadar böyle devam edecek ve bunu Sosyal Dayanışma Yardımlaşma Fonundan çözeceğiz, ama iş bulduğumuz andan itibaren kendi taksitini ödemeye başlamak suretiyle yirmi yıl vadeyle bu konutların sahibi olmuş olacaklar.

Bir diğer adım ulaşım. 2003’e kadar 6.101 kilometre bölünmüş yol, 2003-2008 yılları arasında 338 kilometresi otoyol olmak üzere 9.227 kilometre bölünmüş yol yaptık. Ankara ve İstanbul’u hızlı trenle birbirine bağlıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Başbakan, süreniz bitti, lütfen toparlayınız efendim.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Süre bitti, daha sorulara cevap vermedi Sayın Başbakan. 

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Şu anda Ankara-Eskişehir arası test çalışmaları yapılıyor. Kısa bir süre içerisinde Ankara-Eskişehir arasında, evet, hızlı trenimize kavuşuyoruz. Bu arada Eskişehir-İstanbul arası ihale yapıldı. Müteahhit firma artık belli oldu, onlar da çalışmalarına başladılar. Ve bununla kalmadık, Ankara-Konya arasında da hızlı trenle ilgili çalışmalarımız hızla devam ediyor. İnşallah o da bittiği anda Ankara’dan Konya’ya  bir saat on dakika bir zamanla ulaşacağız.

Tabii bir diğer önemli proje bizim için gerçekten bir dünya projesi: Marmaray. Yani İstanbul Boğazı’nın altından, evet, Sirkeci’den Üsküdar’a denizin altından artık tüp geçit bitti. Şu anda iç çalışmaları yapılıyor. Geçenlerde Ulaştırma Bakanımla beraber biz de denizin altına indik ve Sarayburnu’ndan ta Üsküdar’a kadar bu tüp geçitten burayı geçme imkânımız oldu. 11 tüp birbirine bağlandı, süratle devam ediyor. İnşallah 2013 yılında bu raylı sistem (Marmaray) bitmiş olacak. Böylece Londra’yı Pekin’e bununla bağlamış olacağız. Asya-Avrupa bununla birbirine bağlanmış olacak ve bu da tabii ki Türkiye'nin özellikle dünya genelindeki durumunu farklı bir konuma ulaştıracaktır.

Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan arasında doğrudan demiryolu hattı tesisi amacıyla planlanan Bakü-Tiflis-Kars demiryolu inşaatı da hızla devam ediyor.

Burada bir şeyi söylemek zorundayım tarımla ilgili olarak. Sayın Baykal “Çiftçi 3,5 milyon ton mazot kullanıyor. Bunun için 5 milyar yeni Türk lirası vergi ödüyor.” dediler. Herhâlde, bilginin kaynağında bir yanlışlık var. Doğrusu şu: Çiftçi 1,5 milyon ton mazot kullanıyor, 1 milyar 950 milyon yeni Türk lirası vergi ödüyor. Resmî rakam budur.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Kaçak kullanıyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Traktör satışlarına gelince: 2002 yılında 8.100 traktör satılmıştır bu ülkede, biz iktidara geldiğimizde. 2003’te 18.600, 2004’te 34.525, 2005’te 39.571, 2006’da 42.033, 2007’de 34.926, 2008’de 23.631. Yani 2002’de 8.100, şu anda 23.631. (CHP sıralarından gürültüler)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hacizden dolayı satılanlar dâhil mi?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -  Bakın arkadaşlar, ben sizlere şu anda satışları söylüyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Haciz dâhil mi?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Onu sen söylüyorsun. Bu rakamlar Otomotiv Sanayicileri Derneği, New Holland Traktör, bunun rakamıdır. Kaynağını size aynen veriyorum.

Bir diğer konu değerli arkadaşlarım, o da şudur…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Peki, ÖTV’yi kaldıracak mısınız? Mazottan ÖTV’yi kaldıracak mısınız?

BAŞKAN – Sayın Özyürek…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Aynen devam edeceğiz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Çok az bir rakam…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Aynen devam edeceğiz. Sizin bu konudaki ricanızı popülizm olarak görüyorum. Ben ülkemin bu noktadaki menfaatini düşünüyorum. Kusura bakmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, şunu unutmayalım: Ülkemiz, eğer dışa bağımlı olduğu konularda, ürünlerde hiçbir zaman dıştan gelen zamma karşı kalkıp da burada böyle, keyif bağlamak suretiyle fiyatları düşüremez. Bunu yapamayız.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – “Vergiyi indir.” diyorum Sayın Başbakan, vergiyi.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Biz bunu dışarıdan alıyor muyuz? Alıyoruz. Eğer burada üzerime daha fazla gelirsen o zaman ben sana şunu söylerim…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Söyle.

 BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bak, şimdi burada enteresan şeyler var…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Şimdi, Sayın Başkan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – “Akaryakıt darlığı halkı perişan etti.” Görüyoruz değil mi?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Evet.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - “Halkı perişan etti.” Görüyoruz…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kaç liraya satıyorduk o zaman, söyler misiniz? Kaç dolara satıyorduk?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Kaça satarsan sat, o mal yoksa ben ne yapayım? Bu bir.

Bakınız…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Deniz Fenerine gel, Deniz Fenerine…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ona da geliriz.

Bakın, “Aylardır tüp gaz alamayanlar geceleri de kuyruklarda geçirmeye başladılar.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Burada, burada… Bitmedi, bak, daha gerisi var. Bakınız, Baykal “Enerji darlığı sürecek.” diyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ben demiyorum, Sayın Baykal diyor, buyurun. Param var, gaz yok. Ne yapayım ben bunu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Buyurun: “Devalüasyon piyasaya karabulut gibi çöktü. Fiyat artışları önlenemiyor.”

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hikmetyar’ın resmini koy.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – “Dün de sabun, zeytinyağı, deri ve kösele fiyatlarına zam geldi.” Bitmedi…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bizde de bir resim var Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – “Akaryakıt zammı yürürlüğe girdi, şeker satışları dün durduruldu.” Var mı böyle bir şey? Bitmedi…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hikmetyar’ın resmini göster.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – “5 litre benzin 500 lira. Akaryakıt darlığı yüzünden cinayet işlenmeye başlandı. Kırıkhan’da da benzin kuyruğunda 1 kişi öldü, 6 kişi yaralandı.”

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Şimdi bir litre benzin kaça, şimdi bir litre benzin kaça, onu da göster.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bir de Sayın Baykal bir ifade kullandı, o da çok enteresandı. Temiz havaya ne kadar hasret olduğunu biliyorum, biliyorum. Ama ben İstanbul’da doğdum, büyüdüm. Bakınız, sene 1992 ”Kaldırın şu pisliği.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu CHP belediyesi kaldıramadı, bu pisliği. Kim kaldırdı? Bu fakir orada iş başına geldi, biz kaldırdık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz kaldırdık. Bu çöpler, dağ gibi İstanbul’u istila etmişti ve hava kirliliğinden dolayı da o zaman Sabah gazetesi maske dağıtıyordu, maske ve vatandaş İstanbul’da maskeyle dolaşıyordu. Biz geldik maskeler kalktı ve temiz hava İstanbul’a hâkim oldu.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ankara da şimdi öyle oldu, Ankara da şimdi öyle.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Git bak şehirlere, hava kirliliğinden geçilmiyor.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hikmetyar’ın resmi var mı? 

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Buyurun bir haber daha: “Rüşvet SHP’ye böyle aktı.”

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yazıklar olsun sana!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Teferruatı burada.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hâlâ otuz yıl önceki lafları söylüyorsun.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – E, şimdi, Genel Başkanın burada demin kartları gösterirken gayet memnundun da ben gösterirken niye rahatsız oluyorsun? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Niye rahatsız oluyorsun? Rahatsız olma.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hayır, olmuyorum da… Başkan bize de o kadar süre tanısın.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, on dakikadır konuşuyor, müsaade ediyorsunuz. Bir saatlik süre sonunda konuşmasını toparlaması lazımdı. Sayın Başkan, sekiz dakika da ilave süre verdiniz.

BAŞKAN – Sayın Başbakan, lütfen toparlayınız.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – O zaman ek süre verilsin bize de, biz de konuşalım.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bakınız, otomobil satışlarına bakalım. “Her taraf perişan.” deniliyor ya, buyurun, 2007 Ocak-Ekim 256 bin otomobil satılmış, yerli. 2008 Ocak-Ekim 263 bin…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kasımda kaç satılmış, Sayın Başbakan?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Kardeşim, size ben geçen yılın rakamlarını veriyorum. İşte bu yılla da mukayese ediyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kriz öncesini alıyorsunuz. Krizde durum ne onu bir anlatın bakalım.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Kasımda az da satılsa geçen yıla göre daha iyi olacak, merak etme. Bu durum da burada.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bir saat içerisinde meramını anlatamıyor Başbakan. Artık yeter!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Enteresan olan, az önce, kapanan şirket sayıları soruldu.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, muhalefete de ek süre verecek misiniz? (AK PARTİ sıralarından “Dinleyin” sesleri)

Hayır, ek süre verecekse memnuniyetle dinlerim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - O da şu: Bakınız, 2002’de açılan şirket sayısı 30.842. Geliyoruz 2007’ye, 55.351. Kapanan şirket sayısı 9.954. 2008 Ocak-Ekimini vereyim size. Açılan şirket 43.239, kapanan 7.748. Muhasebecisiniz, mali müşavirliğiniz var, bilirsiniz bunları. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bir önceki yıla göre ne kadar kapanmış ona bakın.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Özellikle bir konum daha var, onu da söyleyeyim. Geri kalanlarını inşallah final konuşmamızda yaparız. O da şu: Kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasıla, arkadaşlar, Avrupa Birliği tanımlı, 2002’de 3.517, 2007’de 9.305…

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sayın Başbakan, otuz yıl önceki gibi konuşuyorsun. Başbakan gibi konuş! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bu yıl sonu itibarıyla 10 bin doları geçiyor, bunun da müjdesini veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Borç stokuna gelince… Borç stoku 2003’te 67,4 gayrisafi yurt içi hasılaya oranla.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Halk aç…

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -  2007’de 38,8. Borç stoku da bakın nereden nereye düşmüş.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – 1979 yılının konuşmalarını yapıyorsunuz. Otuz yıl önceki konuşmaları yapıyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bir de oğlunuz öğrenciyken nasıl gemi aldı onu anlatsanıza Sayın Başbakan. Nasıl armatör olunuyor bir de bunu anlatın.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Onu özel gelirsin, anlatırım sana.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Öğrenciler nasıl kazanıyor gemileri?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Onu özel gelirsin anlatırım sana.

BAŞKAN – Sayın Başbakan, lütfen tamamlar mısınız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kaç liraya aldı?

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, son bir şey, o da şu: Telekom’la alakalı Sayın Baykal’ın bir yaklaşımı oldu, az önce söylediler.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Benim de öğrenci çocuğum var, gemi alamıyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın bir gerçeği gözden kaçırmayalım, o da şu: Bir, bir defa Telekom satışı bir rekordur. Bakın, o günkü gazetelerin başlıkları: “Bu bir rekor.” O günkü gazetelerin başlığı. “En büyük satış.”

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sayın Başbakan, ülke yanıyor, yanıyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Arkadaşlar, bakınız, biz yeni bir anlayışı ülkede egemen kıldık.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kurumlar vergisini niye sonradan indirdiniz?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Nedir? Devlet ekonominin, ticaretin içinden çekilecek, özel sektör orada rol alacak ve özel sektörün rol alması sebebiyledir ki bugün hamdolsun bizim zarar eden veya iflasa giden devletin şirketlerinin sayısı yok denecek noktaya geliyor. Burayı yakaladık.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Telekom zarar etmiyor ki kâr ediyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bir diğer konu, o da şu: Değerli arkadaşlar, özellikle Adıyaman’la alakalı orada da şirketlerin kapatıldığı söyleniyor. Yanlış bilgi. Adıyaman organizeden aldığım bilgi, Vali Bey’in açıklamasıdır şu…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Sayın Başbakan, burada!

BAŞKAN – Sayın Köse, bir dakika lütfen.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ben Vali Bey’in açıklamasını söylüyorum. Benim Valim bu noktada çok daha hassastır ve yirmi iki işletme değil iki işletme kapandı.(Gürültüler) Bilgileri kaynağından alırsanız Sayın Baykal, sizi yanınızdakiler yanıltmamış olur. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kaç işçi çıkarılmış?

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Yarım saat önce bana faks geldi. Lütfen doğruyu söyleyin Sayın Başbakan. Siz Adıyaman’da fabrikalar kapattınız, tütünü yok ettiniz, insanları açlığa mahkûm ettiniz.

BAŞKAN – Sayın Köse, lütfen…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Burada, Zafer Çağlayan… Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı bir saat önce bana faks çekti, 35 fabrika kapatıldı. Lütfen… Burada!

BAŞKAN – Sayın Köse…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Lütfen doğruları söyleyelim. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Başbakan, lütfen bitirin.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2009 mali yılı bütçesinin ülkemiz için, milletimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, tüm milletvekili arkadaşlarımı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Başbakan.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Niye alkışlıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Yalçınkaya… Sayın Yalçınkaya…

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Neyi alkışlıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Yalçınkaya… Sayın Yalçınkaya…

Bütçeyle ilgili son konuşma, aleyhinde İzmir Milletvekili Sayın Harun Öztürk.

Sayın Öztürk, buyurun.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkanım, Deniz Fenerini AKP açıklamamıştır. Sayın Başbakan süreyi iyi kullanmamıştır.

BAŞKAN – Süreyi siz aştırdınız sevgili arkadaşlarım. Sık sık kestiniz konuşmayı.

Sayın Öztürk, buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçeler millete hizmet götürmenin bir aracıdır. Yoksulluğun, işsizliğin önlenmesinde ve gelir dağılımının düzeltilmesinde  araç olarak kullanılırlar. Hükûmet bu aracı altı yıldır bu saydığımız amaçlar doğrultusunda ne yazık ki kullanamamıştır. Hükûmet aksini söylese de altı yıldır ekonomiyi iyi yönetememiştir. 2002 yılında devraldığı göstergeleri neredeyse bütünüyle bozmuş ve ülkeyi ekonomik krize, bozduğu ve kırılgan hâle getirdiği bir ekonomiyle sokmuştur. Bu nedenledir ki krizin etkisi ülkemizde diğer ülkelerden daha fazla hissedilecektir.

Hükûmetin ithalata dayalı, istihdam yaratmayan büyüme modeli iflas etmiştir. Düşük kur yüksek faiz politikası tıkanmıştır. Büyüme ve ihracatın motorları durmuştur. Son üç aydır üretim artışı değil, üretim gerilemesi yaşanmaktadır. Kapasite kullanım oranları geçen yılki düzeyin 10 puan altındadır. Yıllardır tarıma bütçeden, yasaya aykırı olarak, millî gelirin yüzde 1’inin altında pay ayrılmaktadır. Plan ve Bütçe Komisyonunda, tarımsal desteği millî gelirin yüzde 1’i düzeyine çıkarmak amacıyla, Demokratik Sol Parti olarak vermiş olduğumuz önerge AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiştir.

Yatırım ve üretim artışıyla desteklenmeyen, ithalat ve para politikalarıyla kontrol altına alınmaya çalışılan enflasyon kontrolden çıkmıştır. Ekonomik krize ülkeyi bu kırılganlıklar içinde sokan AKP Hükûmeti hâlâ bağımsız ve etkin bir kriz yönetimi oluşturamamıştır. Göle maya çalma olarak nitelendirilebilecek varlık barışı yasasıyla KOBİ’lere yönelik yetersiz bazı kredileri ve mevduat munzam karşılığı indirimi dışında ortada ne bir kriz yönetimi ne de elle tutulur bir kriz tedbiri vardır. Hükûmetin iddia ettiğinin aksine, ekonomik göstergeler kriz nedeniyle bozulmamıştır, özellikle 2004 yılından sonra ekonomik göstergeler zaten bozulmaya başlamıştı.

Değerli milletvekilleri, umutlar IMF’yle yapılacak anlaşmaya bağlanmıştır. Anlaşma sağlanırsa olacaklara birlikte bakalım: Yüksek reel faizlere dayalı sıcak para girişi yeniden ülkeye çekilmeye çalışılacak, yeterli sıcak para girişi olursa kurlar gerileyip TL yeniden değer kazanacak, üretmek yerine ithalat yapmak yeniden ucuz hâlâ gelecek, ithalat yaptıkça ihracatımız artacak, ithalat ihracattan daha çok artacağı için dış ticaret açığı ve cari açığımız yeniden yükselecek, açıkların finansmanı için devlet ve özel sektör bu kez artan maliyetler ve kısalan vadelerle borçlanmak zorunda kalacak, merkezî yönetim bütçesi yeniden sadece borç ödemeye endekslenecek, kalan kamu kurumları ile bankalardaki devlet ve yerli payları ölü fiyatına satılacak, sorunlarımız kısır döngü içinde birikerek ne yazık ki artmaya devam edecek.

Değerli milletvekillerim, bu filmi daha önce görmedik mi? Sadece ithalata ve dış ticaret açıklarına dayalı büyüme modelinin sürdürülemez olduğunu ne zaman anlayacağız? Millete niçin acı ilaçlar içirmeye devam etmek istiyorsunuz? Hükûmetin, işsizlikle mücadele konusunda rakamları çarpıtmaktan başka yaptığı bir şey yoktur, işsizliği azaltmak konusunda hiçbir öngörüsü de bulunmamaktadır. Uyguladığı ve uygulamaya devam edeceği anlaşılan ithalata dayalı büyüme modelinin işsizliğe çare olmadığını Hükûmet dışında bilmeyen kalmamıştır. Eylülden eylüle bir yıl içinde 295 bin kişi işini kaybetmiştir. Bu rakamların içerisine, krizin alevlendiği ekim ve kasım ayları dâhil değildir.

Değerli milletvekilleri, yolsuzluklarla mücadele vaadiyle iktidara gelen AKP Hükûmeti, bugün boğazına kadar yolsuzluklara batmış durumdadır. “Hortumları kestik” demekle hortumlar kendiliğinden kesilmiş olmuyor. Yolsuzlukla mücadele için siyasetçi-iş adamı-bürokrat üçgeninden hangisine dokundunuz? Yönetiminizde milletvekilliği, yargıdan kaçmak için sığınılacak bir liman hâline getirildi. Siyasetçiye dokunmadınız. Liyakate dayanmayan ve vücut dilinden anlayan bürokrat atamaları ile bürokratı siyasetin emrine verdiniz. Üçgenin bu halkasını da siyasete tabi ve onun işaretine bakar hâle getirdiniz. İş adamı halkasıyla ilgili olarak, iş adamı ve siyaset arasında var olan çıkar ilişkisini güçlendirdiniz. Kamunun mal ve hizmet alımlarını giderek daha çok Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkardınız. Son yaptığınız değişiklikle, kamu ihalelerinde şikâyet ve itirazı neredeyse imkânsız hâle getirdiniz. İhalelerde kamuoyu denetimini, yarattığınız yandaş medya aracılığıyla etkisiz hâle getirdiniz. Bütün bunlara rağmen çıkıp yolsuzluk hortumlarını kesmekten bahsediyorsunuz. Hükûmetin yolsuzluk karşısında bunca kayıtsızlığı ve yolsuzluk yapanları korumak için kol kanat olması, olsa olsa hortumların çapını büyüterek iktidar yandaşlarına döşemek anlamına gelir.

Değerli milletvekilleri, “kara delik” gerekçesiyle öncelikle zarar eden KİT’lerin elden çıkarılması beklenirken ulusal çıkarlarımız için stratejik konumları göz ardı edilerek satın alanların yerli ve yabancı olup olmadıklarına bakılmaksızın özelleştirmeye kâr eden kuruluşlardan başladınız.

Elektrik piyasasını özelleştiriyorsunuz. Elektrik üretimini artırmak için vergi teşvikleri veriyor musunuz? Veriyorsunuz. Bu teşvikler nereden çıkıyor? Gelir kaybı şeklinde devlet bütçesinden çıkıyor. Maliyetlere dayalı otomatik fiyatlandırma yoluyla halka ve sanayiye altından kalkamayacakları yüksek fiyattan elektrik satıyorsunuz. Şimdi “Ne yapalım da sanayi ve vatandaşlara daha ucuz elektrik verebilelim.” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Akla hemen düşük tarife uygulaması ve üzerini devletin karşılaması formülü gelecektir. Peki, bu sübvansiyonu nereden ve kime yapacağız? Devlet bütçesinden özel sektöre. Peki, eskiden kime ve nereden yapıyorduk? Yine devlet bütçesinden devlet KİT’lerine. O zaman stratejik tesisleri niye özelleştirdik değerli arkadaşlarım?

BAŞKAN – Bir dakikanız var Sayın Öztürk.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Toparlamaya çalışacağım Sayın Başkanım.

Üstelik haraç mezat satıştan elde edilen para ile borç yükünü de hafifletemediniz. Borçlarımız AKP döneminde 130,5 milyar YTL arttı. 2003-Eylül 2008 arasında anapara ve faiz olmak üzere 972 milyar YTL tutarında borç ödediniz. Bu tutarın 790 milyar YTL’sini yeniden borçlanarak ödediniz, yani borcu borçla ödediniz. Sayın Maliye Bakanının yere göğe sığdıramadığı özelleştirme gelirlerinin bu çorbada tuzu sadece 23,5 milyar YTL’dir.

Değerli milletvekilleri, 2009 yılı, 2008 ve 2007 yılı gibi olmayacak. Dolayısıyla Hükûmet, sanki hiçbir şey değişmemiş gibi diğer yıllar bütçelerinin bir kopyasını huzurumuza getirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen bitirin Sayın Öztürk.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Bir dakikada toparlamaya çalışacağım Sayın Başkanım.

Memur maaşlarıyla ilgili olarak, sürekli olarak gerçekleşen enflasyon Hükûmetin açıkladığı hedef enflasyonun 2 katından fazla olduğu için Plan ve Bütçe Komisyonunda memurlara yüzde 7,5 yerine yüzde 15 oranında zam yapma önerimiz AKP milletvekilleri tarafından reddedilmiştir.

Sayın Maliye Bakanı konuşmasında çocuklar yesin diye çikolatanın KDV’sini indirdiğini ifade etti. Sayın Bakan ucuz halk ekmeği alabilmek için kuyrukta bekleyen vatandaşlara demek istemektedir ki “Ekmek alamıyorsanız çikolata yiyiniz.”

Değerli milletvekilleri, bu bütçe samimi değildir, harcamalar için öngörülen ödenekler açısından samimi değildir, toplayacağı söylenen gelirler açısından samimi değildir, verilen açık açısından samimi değildir, sadece faiz ödeme bütçesi niteliğindedir.

Demokratik Sol Parti olarak bütçeye “Hayır” oyu vereceğimizi ifade ediyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Sayın milletvekilleri, 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım.

2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Şimdi, sırasıyla her iki tasarının da birinci maddelerini okutuyorum:

2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Gider, Gelir, Finansman ve Denge

Gider

MADDE 1 – (1) Bu Kanuna bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 257.742.143.488 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 16.423.005.878 Türk Lirası,

c) (III) cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 1.923.611.108 Türk Lirası,

ödenek verilmiştir.

2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI

Gider bütçesi

MADDE 1- (1) Merkezî yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2007 yılı bütçe giderleri toplamı 200.206.449.414,00 Yeni Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2007 yılı bütçe giderleri toplamı 12.661.479.001,26 Yeni Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2007 yılı bütçe giderleri toplamı 1.473.982.406,01 Yeni Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

BAŞKAN – Değerli milletvekili arkadaşlarım, Anayasa’nın 164’üncü maddesi uyarınca, Bütçe Kanunu Tasarısı ile Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmeleri birlikte yapılacağından, okunmuş bulunan 1’inci maddeler kapsamına giren kuruluşların 2009 Yılı Merkezî Yönetim Bütçeleri ile 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesaplarının görüşmelerine yarınki birleşimde başlanacaktır.

Programa göre, kuruluşların bütçe ve kesin hesaplarını görüşmek için alınan karar gereğince 17 Aralık 2008 Çarşamba günü saat 11.00’de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 19.14

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.