DÖNEM: 23                            CİLT: 13                    YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

59’uncu Birleşim

6 Şubat 2008 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER

1.- (10/35, 43, 49, 70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimine ilişkin tezkeresi (3/275)

 

IV.- ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 6/2/2008 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine, 101 sıra sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri ve birinci tur oylamasının bitimine kadar çalışmalarını sürdürmesine, 9/2/2008 Cumartesi günü saat 11.00’de toplanmasına ve bu birleşimde 101 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci tur oylamasının tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin AK Parti ve MHP gruplarının müşterek önerisi

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

 

 

1.- 9.11.2006 Tarihli ve 5555 Sayılı Vakıflar Kanunu ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/24) (S. Sayısı: 98)

2.- İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/141) (S. Sayısı: 101)

 

 

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmiş olan 101 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin işlemlere geçilmeden önce, Anayasa’nın 2, 4 ve 175’inci maddeleri açısından anılan teklifin görüşülmesine yer olup olmadığı hakkında

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR

1.- Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, söz taleplerinin istem sırasına göre verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın konuşmasında partisine ve Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın konuşmasında partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun , Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in konuşmasında Genel Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması

VIII.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, bir Alman televizyon kanalında yayınlanan bir diziye ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun cevabı (7/1352)

2.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, İstanbul’daki su havzalarının korunmasına,

- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, Manisa’daki hava kirliliğine,

- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Çayırdere Barajı ve sulama projesine,

İlişkin soruları ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1362, 1366, 1417)

3.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Aşağı Seyhan Ovası IV. Merhale Projesine,

- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli’ndeki bazı köylerin tarım alanları sulamasına,

- İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, Yeşilırmak’ın kirletilmesine ve ıslahına,

İlişkin soruları ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1363, 1416, 1418)

4.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, müfredat dışı ders anlatımına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/1392)

5.- Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün, Çanakkale’deki derslik ve öğretmen ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/1395)

6.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünün sınav ve matbaacılık hizmetlerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/1438)

7.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, cuma vaazlarının içeriğinin denetimine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı  Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun cevabı (7/1464)

8.- İzmir Milletvekili Abdurrezzak Erten’in, finansal kiralama işlemlerindeki KDV  oranının artırılmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/1499)

9.- İzmir Milletvekili Abdurrezzak Erten’in, Yunanistan’la düzenlenen bir ekonomi zirvesine ve Ege Bölgesindeki laboratuvarlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in cevabı (7/1532)

10.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, Kapıkule Sınır Kapısı’nın tadilat ve yenileme ihalesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/1546)

11.- Edirne Milletvekili Rasim Çakır’ın, Edirne-Uzunköprü Eskiköy gümrük kapısının açılmasıyla ilgili bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/1615)

12.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, AK Parti Genel Merkezinin bastırdığı 2008 yılı ajandasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/1618)

13.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, eğitim kurumları yöneticilerinin atama yönetmeliğine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/1626)

14.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova’daki sosyal yardımlaşma ve dayanışma mütevelli heyetlerinin üye seçimine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/1631)

15.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, hacı adaylarının konaklama ve ulaşım sorunlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun cevabı (7/1632)

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.03’te açılarak üç oturum yaptı.

 

Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Üskül’ün,

İstanbul Milletvekili Necla Arat’ın,

Laiklik ilkesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na girişinin 71’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşmalarına, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin cevap verdi.

Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici, Doğu Türkistan’ın Gulca şehrinde yaşanan katliamın 11’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı bir konuşma yaptı.

 

Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/309),

Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın (6/333),

Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; soruların geri verildiği bildirildi.

 

Aydın Milletvekili M. Fatih Atay’ın Dilekçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

 

Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 23 milletvekilinin, enerji üretiminde ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımında karşılaşılan sorunların araştırılarak (10/114),

Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 22 milletvekilinin, kırmızı palmiye böceği zararlısı ile etkin mücadele için (10/115),

İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ ve 29 milletvekilinin, Hristiyan din adamları ile bazı gayrimüslimlere yönelik saldırıların araştırılarak (10/116),

Alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin (2/47) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

 

İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, Sivas Madımak Oteli’nin “Kardeşlik, Anma, Kültür ve Sanat Müzesi”ne Dönüştürülmesine Dair Kanun Teklifi’nin (2/89) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının:

1’inci sırasında bulunan  (6/181),

3’üncü     “             “        (6/183),

4’üncü     “             “        (6/188),

5’inci       “             “        (6/196),

8’inci       “             “        (6/205),  

9’uncu     “             “        (6/231),

10’uncu   “             “        (6/235),

Esas numaralı sözlü sorular, ilgili bakanlar Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi;

2’nci sırasında bulunan Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın (6/182),

43’üncü sırasında bulunan Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun (6/283),

Esas numaralı sorularına Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin cevap verdi; Kütahya Milletvekili Alim Işık ve Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu da cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar;

6 ve 7’nci sıralarında bulunan İstanbul Milletvekili Necla Arat’ın (6/201), (6/204),

80’inci sırasında bulunan Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün (6/329),

Esas numaralı sorularına Devlet Bakanı Nimet Çubukçu cevap verdi; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ve İstanbul Milletvekili Necla Arat da cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar;

11’inci sırasında bulunan Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/237),

14’üncü sırasında bulunan Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün (6/241),

26’ncı sırasında bulunan Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in (6/263),

45 ve 82’nci sıralarında bulunan Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in (6/285), (6/331),

56’ncı sırasında bulunan Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün (6/301),

58’inci sırasında bulunan Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın (6/303),

59 ve 97’nci sıralarında bulunan Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın (6/306), (6/349),

60, 85 ve 103’üncü sıralarında bulunan Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın (6/308), (6/334), (6/356),

93’üncü sırasında bulunan Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın (6/344),

105 ve 134’üncü sıralarında bulunan İzmir Milletvekili Şenol Bal’ın (6/358), (6/387),

Esas numaralı sorularına Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik cevap verdi; Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz, Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve Antalya Milletvekili Tayfur Süner de cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar.

 

İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu ve 19 milletvekilinin, işsizlik sorunu ve İşsizlik Sigortası Fonu’nun daha etkin kullanımı konularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına (10/2),

Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve 27 milletvekilinin, basın-siyaset ilişkileri ve basın özgürlüğü konusunda genel görüşme açılmasına (8/1),

Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat ve 20 milletvekilinin, termik santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına (10/3),

İlişkin önergelerinin ön görüşmeleri, Hükûmetin Genel Kurulda hazır bulunmaması nedeniyle, ertelendi.

 

Birleştirilerek görüşülmesi kabul edilen:

İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 20 milletvekilinin, uyuşturucu kaçakçılığı ve üretiminin tespiti ile uyuşturucu kullanımındaki artışın sebeplerinin araştırılarak (10/6),

Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve 35 milletvekilinin, okullardaki şiddet olaylarının ve madde bağımlılığı sorununun araştırılarak (10/19),

Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ve 30 milletvekilinin, uyuşturucu kullanımının başta gençler olmak üzere toplumda yol açtığı olumsuz etkilerin araştırılarak uyuşturucu bağımlılığının ve kaçakçılığının önlenmesi için (10/36),

Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 23 milletvekilinin, madde bağımlılığının nedenlerinin, boyutlarının ve etkilerinin araştırılarak mücadele edilmesi için (10/39),

İstanbul Milletvekili Halide İncekara ve 22 milletvekilinin, uyuşturucu bağımlılığının toplum üzerindeki etkilerinin (10/41),

Bitlis Milletvekili Vahit Kiler ve 24 milletvekilinin, uyuşturucu, alkol ve sigara bağımlılığı ile kaçakçılığının nedenlerinin, ulaştığı boyutların, sosyal ve ekonomik etkilerinin (10/51),

Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ve 26 milletvekilinin, uyuşturucuyla mücadelede yaşanan sorunların araştırılarak (10/103),

Alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin ön görüşmelerine bir süre devam edildi.

 

6 Şubat 2008 Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 19.04’te son verildi.

 

 

 

Nevzat PAKDİL

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

 

 

 

 

Canan CANDEMİR ÇELİK

 

Yaşar TÜZÜN

 

Bursa

 

Bilecik

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

                                                                                                                                                 No.:  85

II.- GELEN KÂĞITLAR

6 Şubat 2008 Çarşamba

Tasarılar

1.- Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/503) (Milli Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008)

2.- Şeker Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/504) (Tarım, Orman ve Köyişleri; Plan ve Bütçe ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008)

3.- İl Özel İdaresi ve Belediye Gelirleri Kanunu Tasarısı (1/505) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008)

4.- Uzman Jandarma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/506) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008)

5.- Türk Silahlı Kuvvetleri Stratejik Hedef Planının Gerçekleştirilmesi Maksadıyla Gelecek Yıllara Sari Taahhütlere Girişme Yetkisi Verilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/507) (Milli Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008)

6.- Çavuş ve Uzman Çavuş Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/508) (Milli Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008)

7.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/509) (Milli Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008)

8.- Devlet Memurları Kanunu ve İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/510) (Avrupa Birliği Uyum; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008)

9.- Harp Akademileri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/511) (Milli Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008)

10.- İstanbul Teknik Üniversitesinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde Eğitim-Araştırma Yerleşkeleri Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/512) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.2.2008)

11.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Uzman Jandarma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/513) (İçişleri ve Milli Savunma Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.2.2008)

Teklif

1.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü ve Tokat Milletvekili Orhan Ziya Diren’in; 5393 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/145) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.1.2008)

Raporlar

1.- Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/455) (S. Sayısı: 103) (Dağıtma tarihi: 6.2.2008) (GÜNDEME)

2.- Er ve Erbaş Harçlıkları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/459) (S. Sayısı: 104) (Dağıtma tarihi: 6.2.2008) (GÜNDEME)

3.- İstiklal Madalyası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/472) (S. Sayısı: 105) (Dağıtma tarihi: 6.2.2008) (GÜNDEME)

 

 

6 Şubat 2008 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

10/35, 43, 49, 70 esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimine ilişkin bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER

1.- (10/35, 43, 49, 70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimine ilişkin tezkeresi (3/275)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Komisyonumuz, Başkan, Başkanvekili, Sözcü ve Kâtip üyelerini seçmek üzere 05.02.2008 günü saat 17.00’de B Blok 2.Kat 4.Banko’daki Araştırma Komisyonu Toplantı Salonunda 10 Üye ile toplanmış ve  aşağıda isimleri yazılı sayın üyeler belirtilen görevlere seçilmişlerdir.

                                                                                                                 İbrahim Kavaz

                                                                                                                      Erzurum

                                                                                                        Komisyon Geçici Başkanı

 

                                         Adı ve Soyadı                      Seçim Bölgesi                  Aldığı Oy

Başkan:

Necat Birinci

İstanbul

10

Başkanvekili:

Mevlüt Akgün

Karaman

10

Sözcü:

Metin Ergun

Muğla

10

Kâtip:

Muharrem İnce

Yalova

10

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi Gruplarının İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş müşterek bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

IV.- ÖNERİLER

A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 6/2/2008 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine, 101 sıra sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri ve birinci tur oylamasının bitimine kadar çalışmalarını sürdürmesine, 9/2/2008 Cumartesi günü saat 11.00’de toplanmasına ve bu birleşimde 101 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci tur oylamasının tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin AK Parti ve MHP gruplarının müşterek önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 06.02.2008 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Gruplarımızın aşağıdaki ortak önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederiz.

 

Sadullah Ergin

Oktay Vural

 

Hatay

İzmir

 

AK Parti Grup Başkan Vekili

MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” Kısmının 54 ve 55 inci sıralarında yer alan 101 ve 102 Sıra Sayılı Kanun Tekliflerinin bu kısmın 2 nci ve 3 üncü sıralarına alınması ve diğer Kanun Tasarı ve Tekliflerinin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun; 6.2.2008 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesi,

Genel Kurulun Çalışma sürelerinin; 6.2.2008 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 101 Sıra Sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin Görüşmeleri ve Birinci Tur Oylamasının bitimine kadar, 7.2.2008 Perşembe günü 14:00-20:00 saatleri arasında olması,

Genel Kurulun 8.2.2008 Cuma günü saat 14:00’te toplanarak çalışmalarının saat 19:00’a kadar sürdürmesi ve bu birleşimde Kanun Tasarı ve Tekliflerinin görüşülmesi, 9.2.2008 Cumartesi günü saat 11:00’de toplanması ve bu Birleşimde 101 Sıra Sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin İkinci Tur Oylamasının tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, şu anda grup önerisinin lehinde 3 tane söz talebi var, fakat 2 tane söz talebi daha önceden Başkanlığımıza intikal etmiştir, eğer bu 2 milletvekili arkadaşımız konuşmazlar ise 3’üncü sıradaki milletvekiline söz vereceğim.

Evet, lehte, Sadullah Ergin, Hatay Milletvekili; Oktay Vural, İzmir Milletvekili; 3’üncü sırada Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekili.

Aleyhte, Başkanlığımıza aynı anda intikal eden 12 tane söz talebi vardır, şimdi, söz talep eden bu milletvekili arkadaşlarımız arasında kura çekimi yapacağız.

Evet, ilk söz, lehte, AK Parti Grup Başkan Vekili ve Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’e aittir.

Sayın Ergin, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi Gruplarının Meclis gündemini ve çalışma saatlerini belirlemek maksadıyla vermiş oldukları grup önerilerinin lehinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, Danışma Kurulumuzu saat 14.30’da toplantıya davet ettik, ancak gruplarımızdan bir tanesi, Demokratik Toplum Partisi katılamayınca toplantı yapılamadı ve şimdi sizlere arz edeceğim hususları grup önerisiyle getirme zarureti hasıl oldu.

Grup önerimizin içeriğinde neler var? Geçtiğimiz günlerde Anayasa Komisyonumuzda görüşülen ve kabul edilen 101 sıra sayılı Anayasa değişiklik teklifinin bugün Genel Kurulda gündemin 2’nci sırasına alınması talebimiz var. Arkasından, 102 sıra sayılı Gaziantep’e İstiklal Madalyası Verilmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin gündemin 3’üncü sırasına alınması ve bugün sözlü soruların görüşülmemesi; yine Anayasa değişiklik teklifiyle ilgili 101 sıra sayılı Kanun Teklifi’mizin birinci tur görüşmelerinin ve oylamalarının bitimine kadar görüşme süresinin devam etmesi; yarın saat 14.00 ile 20.00 arasında çalışılması, 8/2/2008 Cuma günü saat 14.00 ile 19.00 arasında yine çalışılması ve yasama faaliyetlerinin sürdürülmesi ve nihayet 9/2/2008 Cumartesi günü saat 11.00’de Genel Kurulun çalışmaya başlaması ve aynı gün 101 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin oylamalarının bitimine kadar Genel Kurulun çalışması talebiyle huzurlarınızdayız. Bu talebimize desteklerinizi bekliyoruz. Arz ediyoruz.

Bunun dışında, Anayasa değişiklik teklifimizin Genel Kurulda, öncelikle Komisyonda görüşülememesi gerektiği… Bugün de zannediyorum, biraz sonra, Cumhuriyet Halk Partisinin, bu değişiklik teklifinin Anayasa’mızın 2’nci ve 175’inci maddeleri gereğince Genel Kurulda görüşülemeyeceğine dair bir itirazı söz konusu.

Değerli arkadaşlar, ben detaya fazlaca girmeyeceğim. Ancak, bizim, Genel Kurulumuzun huzuruna getirmiş olduğumuz Anayasa değişiklik teklifimiz iki esas, bir de yürütme maddesine dayalı.

1’inci maddemiz, malumunuz, Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde değişiklik öngören ve devletin ve organlarının “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi konulmak suretiyle, eşitlik maddesinin daha vurgulu ve anlaşılabilir şekilde yazımını içeren bir madde.

Diğer maddemiz, Anayasa’mızın 42’nci maddesinde düzenlenmiş olan eğitim, öğretim hakkıyla ilgili olup, burada zaten mevcut olan “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” ifadesi vardı. Bu maddeye yedinci fıkra olarak “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” fıkrasının ilave edilmesi talebidir.

Sizlerin de açıkça görebildiğiniz gibi, getirmiş olduğumuz Anayasa değişiklik teklifimiz, Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik kavramı ve 42’nci maddesindeki eğitim ve öğretim hakkıyla ilgili olup, Anayasa’mızın 2’nci maddesiyle herhangi bir suretle pozitif hukuk açısından hiçbir irtibata sahip değildir.

“Efendim, bu 2’nci maddedeki laiklik ilkesinin bir şekilde arkasından  dolanılarak bu maddenin etkisiz kılınması, Anayasa Mahkemesi kararlarından 89 ve 91 tarihli kararların işlevsiz bırakılması maksadıyla getirilmiş bir değişiklik teklifidir” şeklinde itirazlar Anayasa Komisyonunda da yapılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu Anayasa metni, yasamayı da, yürütmeyi de, yargıyı da bağlayan, hepimizi bağlayan bir üst metin, hukuk normu. Anayasa’mızın 2’nci maddesinde sadece laiklik vurgusu yapılmamış “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk Devletidir.” Burada yapılan vurgular: Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti. Dolayısıyla bu ilkelerin her biri bir diğerinden daha önemli olup, hiçbiri bir diğerine feda edilemeyecek kadar önemli düzenlemeler.

Anayasa’mızın düzenlendiği, 82 Anayasası’nın yapıldığı Parlamentoda, Mecliste, laiklikle ilgili gerekçe kısmında şu tanım çok açık yapılmış: “Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik ise, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dinî inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir.” Bunu kim diyor? Bu Anayasa’yı yapan asli kurucu iktidar, o günün Anayasa’sını yapan Parlamento söylüyor gerekçe kısmında. Tekrar ediyorum: “…dinî inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir.”

Gene, Anayasa’mızın 5’inci maddesine de vurgu yaparak ben sözlerimi sonlandıracağım. “Devletin temel amaç ve görevleri: Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” Devlet tüzel kişiliğine yüklenen temel görev -biraz önce de ifade ettim- kişinin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak devletin görevidir.

Değerli arkadaşlar, Komisyonumuzun huzurlarınıza getirmiş olduğu teklif, tam da Anayasa’mızın 5’inci maddesinin emrettiği bir işlevi, bir fonksiyonu görmek üzere, Anayasa’mızın 2’nci maddesinde zikredilen laiklik ilkesinin, yine Yasama Meclisi yorumuna göre tanımında ifadesini bulan ve inançlarından dolayı vatandaşlarına farklı muamele yapılmamasını öngören laiklik ilkesinin ve 5’inci maddenin gereği olarak bu Parlamento, en tabii şekilde, bu değişikliği görüşebilir diye düşünüyorum.

Bu duygularla, teklifimizin lehinde oy kullanmanızı talep ediyor, Genel Kurula saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ergin.

Saygıdeğer milletvekilleri, aleyhte olan söz talepleriyle ilgili olarak çekilen kura sonucunda:

1) Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,

2) Sayın Kemal Anadol,

3) Sayın Atila Emek,

4) Sayın Halil Ünlütepe kurada çıkmışlardır.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, verdiği dilekçeyle, aleyhte olan söz talebini Ankara Milletvekili Emrehan Halıcı’ya devretmiştir.

Evet, aleyhte ilk söz, Ankara Milletvekili Emrehan Halıcı’ya aittir.

Sayın Halıcı, buyurun efendim. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, beni de oraya dâhil ettiniz mi? Kuraya dâhil ettiniz mi? Onu soruyorum.

BAŞKAN – Kuraya dâhil oldu. Arkadaşlarımız burada kurayı çekti, ilk dörtteki kura neticesi budur efendim.

Buyurun Sayın Halıcı.

MEHMET EMREHAN HALICI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemini düzenleyen bu öneriye karşı olduğumu bildirmek üzere söz aldım. Sözlerime başlarken, Demokratik Sol Parti ve şahsım adına, hepinizi sevgilerimle ve saygılarımla selamlıyorum. Ayrıca, bana söz hakkını verme nezaketini gösteren Değerli Milletvekili Arkadaşımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na da teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Bu öneriye karşıyım. Çünkü “türban düzenlemesi” olarak adlandırılan bu değişikliğin yüce Meclisimize getiriliş biçimini doğru bulmuyorum, yanlış buluyorum. Kabul edelim ki, ülkemizde “türban sorunu” adıyla bilinen bir sorun vardır. Siyasetçiler tarafından yaratılan ve büyütülen bu sorun hem önemlidir hem de çözülmelidir. Maalesef, siyasetçiler, yani bizler, bu sorunu hem büyütürken siyasi bir beklenti içerisinde olduk hem de şimdi bu sorunu çözmeye çalışırken de aynı beklentiler içerisinde hareket ediyoruz. Bu yüzden de ”Siyasetçiler türbandan elini çeksin. ”diyoruz, “Din üzerinden siyaset yapılmasın.” diyoruz. Kutsal dinimizi siyasete alet eden çevrelere de, inançları nedeniyle başlarını örten kardeşlerimizin sorunlarına çözüm bulmak isteyen çevreleri de rejim düşmanı olarak gören çevrelere de ben hem sükûnet hem de anlayış tavsiye ediyorum.

Biz bir sol partiyiz, bir sol parti olarak hem demokrasiden hem de özgürlüklerden yanayız. Yasakları savunmamız asla mümkün değildir. Ancak, bir özgürlük adına bir yasağı ortadan kaldırırken başka özgürlük alanları için de riskler ve tehditler yaratmamalıyız. Üniversitelerimizde baş örtüsü yasağının kalkmasını isteyen birçok insanımız mevcuttur, ben de bunlardan biriyim. İnançları nedeniyle samimiyetle başını örten herhangi bir kızımızın üniversitede okuma hakkının engellenmiş olmasından büyük bir üzüntü duyuyorum ve çözüm üretilsin istiyorum. Ancak, çözüm üretilirken, başlarını örtmeyen insanların da kuşkularına, kaygılarına önem verilmesini, çok ama çok önem verilmesini de bütün kalbimle istiyorum.

Komşumuz olan ülkelere baktığımız zaman, bu kaygıların, bu kuşkuların ne kadar haklı olduğunu gösteren örnekler mevcuttur. Peki, bu sorun nasıl çözülecek?

Değerli milletvekilleri, bu sorun, kendimizi karşımızdakinin yerine koyarak, hoşgörüyle ve sağduyuyla çözülecek. Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülen her yasa önemlidir ve bu yasaların görüşülmesi sırasında Hükûmet, iktidar partisi, bazen muhalefetle ilgili bir uzlaşma arayışına girmek istemeyebilir, böyle bir gereksinme duymayabilir, sayısal çokluğuna dayanarak istediği yasaları çıkartabilir. Ancak, bazı yasalarda durum farklıdır; örneğin bu yasa, hepimizi yakından ilgilendirmektedir. Herhâlde, hepimizin yakın çevresinde, ailesinde hem başını örtmeyen hem de başını örten insanlar mevcuttur. Başını örtmek, bir inanç, bir gelenek, bir âdet meselesidir, bir siyaset meselesi değildir, bir siyaset simgesi ise hiç ama hiç olmamalıdır. Başını örtenlerin sadece belli bir siyasi görüşe ya da belli bir siyasi partiye mensup olduklarını düşünmek hem başını örten bu kişilere hem de dinimize karşı yapılan büyük bir haksızlıktır, saygısızlıktır. Başını örten insanlarımız AKP’de de vardır, MHP’de de vardır, CHP’de de vardır, DSP’de de vardır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – DTP’de de var.

MEHMET EMREHAN HALICI (Devamla) – DTP’de de vardır.

Bu insanlarımızın Allah’la olan ilişkisine siyasetçilerin, yani bizlerin girmesi, en kibar deyimle, ayıptır. O yüzden, bu düzenleme, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, yargıda, üniversitede ve sivil toplum kuruluşlarında geniş bir uzlaşma arayışıyla ele alınmalıdır. Genel Başkanımız Sayın Zeki Sezer, bu amaçla siyasi parti liderlerini ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Köksal Toptan’ı ziyaret etmiş ve Demokratik Sol Partinin bu uzlaşma arayışını dile getirmiştir. Bu arayışın hedefi, rahmetli Bülent Ecevit’in ortaya koyduğu “inançlara saygılı laiklik” hedefidir.

Değerli milletvekilleri, bu yasanın şimdi görüşülmeyip de daha sonra Meclisin gündemine getirilmesi iktidar için bir vakit kaybı, bir zaman kaybı değildir, olsa olsa çıkabilecek gerginliklerin, sıkıntıların, problemlerin bir kaybı anlamına gelmelidir. Bu yasa değişikliğinin şimdi gündeme gelmemesi muhalefet için de bir zaman kazancı değildir, olsa olsa gerçekten inanarak örtünen insanların problemlerine çözüm bulmaya çalışmanın bir güvenini kazanmaktır. Dolayısıyla, ne muhalefet ne iktidar için bir kazanç yahut kayıp söz konusu değildir.

İfade etmek istediğim bir konu, deminden beri anlatmaya çalıştığım: Bu konu ağırlıklı, ama çok ağırlıklı bir konudur. Bir ağırlığı kolayca kaldırmanın yolu sadece tek uçtan değil iki uçtan birden tutmaktır. Örneğin, sadece sağ uçtan kaç kişi tutarsa tutsun kaldırılamayacak bir ağırlık, hem sol hem sağ uçtan tutulduğunda kolayca, ama kolayca kaldırılabilir.

Bu yasanın, sadece iki partinin uzlaşmasıyla değil, biraz önce bahsettiğim biçimde, geniş bir uzlaşmayla Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmesinin çok daha yararlı, gerekli ve hayırlı olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla, bu öneriye karşı olduğumu ifade ederken tekrar hepinizi sevgilerimle ve saygılarımla selamlıyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Halıcı, teşekkür ediyorum.

Evet, önerinin lehinde İzmir Milletvekili Oktay Vural.

Sayın Vural, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis çalışmalarını düzenlemek amacıyla Danışma Kurulu toplantıya çağrılmasına rağmen, maalesef, Danışma Kurulu toplanamadı. Bu bakımdan da Meclis çalışmalarının cumartesi gününe kadar yeniden düzenlenmesine ilişkin iki grup -AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi- olarak bir öneride bulunduk. Bu öneri, açıkçası, birincisi: 348 milletvekilinin imzasını havi bir Anayasa değişikliğini görüşmek, öncelikli olarak görüşmektir. Dolayısıyla, bu kadar son derece önemli bir Anayasa değişikliğini Meclisin gündemine alarak öncelik vermesi, bence, çalışmalarımız açısından son derece önemli. Ayrıca, Anayasa gibi önemli bir konuda, açıkçası, Meclisin, önüne gelen bir konuyu ivedilikle, bu iradeyi görüşerek karara bağlaması gerekmektedir. O bakımdan, Danışma Kurulu kararı yerindedir.

Aslında baktığımız zaman, bu karar gereğince, bugün bitimine kadar görüşmeleri yapacağız. Cumartesi gününde de, açıkçası, bitimine kadar ikinci tur oylamayı yapacağız. Önümüze gelen bu kanun tekliflerine baktığımız zaman, bu teklif, Anayasa dâhil olmak kaydıyla, aslında hem Anayasa’ya hem İç Tüzük’e, usule uygun bir şekilde Meclis gündeminde yer almıştır ve şu anda Meclis gündeminin 54’üncü sırasında yer almaktadır. Bu teklif verildikten sonra, yine İç Tüzük’e uygun bir şekilde, kırk sekiz saatten sonra Anayasa Komisyonu gündemine almıştır. Bu rapor dağıtıldıktan kırk sekiz saat sonra Meclis gündemine alınmıştır.

Şimdi, Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygun bir şekilde Meclis gündemine alınan Anayasa değişikliğinin öncelikle görüşülmesi için bir Danışma Kurulu kararı getirdik. Bu da, zannederim, son derece tabii adlandırılmalıdır.

Daha sonra, bu tekliflerle ilgili muhtevanın görüşülmesi sırasında her grup ve milletvekilerimiz görüşlerini paylaşacaktır ama böyle önemli bir konunun öncelikle Mecliste görüşülmesi ve karara bağlanmasını öncelikli hâle getiren bu Danışma Kurulu kararının lehinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Bir başka husus da Gaziantep. Gaziantep, 8 Şubat 1921’de gazilik unvanına, şerefine nail olmuş Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından. Yarın 7 Şubat. Dolayısıyla bu 7 Şubat’ta da, eğer bizim, Gaziantep’e gazilik unvanı yanında, ayrıca istiklal madalyası da vermemiz, bence, zamanlama açısından ve Meclis gündemi açısından tarihine yakışır bir davranış olacaktır. Bu bakımdan, bunun da öncelikli hâle gelmesini, öncelikli olarak görüşülmesini öngördük.

Bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Meclis çalışmalarının bu eksende yürütülmesinin lehinde olan bu grup önerisinin lehinde olduğumuzu ve bu çalışmaların, tarihimizden aldığımız ilhamla, cumhuriyetimize ve demokrasimize yakışır bir tartışma ortamı içerisinde, geleceğe ışık tutacak şekilde yüce Meclis tarafından karara bağlanacağını düşünüyor, bu vesileyle hepinize saygılarımı arz ediyorum.

Teşekkür ederim. (MHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Önerinin aleyhinde İzmir Milletvekili Sayın Kemal Anadol.

Sayın Anadol, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, her iki partinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, dünyanın ve Türkiye’nin gündeminde ne var? Bunu, politikayla hiç ilgisi olmayan sokaktaki yurttaştan, üniversitelerin iktisat kürsülerindeki bilim adamlarına kadar herkes cevaplandırıyor. Televizyonu açıyoruz, gazete sayfalarını açıyoruz, hepsi, bize okyanus ötesinden gelen bir ekonomik tsunami karşısında uyarıyorlar. Amerika’dan gelecek Avrupa’yı etkileyecek, Avrupa’yı etkilerse Türkiye’de ne olacak ve devamlı, televizyonlarda, gazetelerde, Türkiye’nin iç borcu, dış borcu, özel sektörün borcu, kamu sektörünün borcu, toplam borç, cari açık, dış ticaret açığı, bunlar tartışılıyor ve gerçekten Türkiye’yi, dünyayı beklediği gibi, zor günler bekliyor. Hele, Türkiye gibi ekonomisinin kırılgan olduğu uluslararası ekonomik kuruluşlar tarafından raporla tespit edilen bir ülke için bu çok önemli. Ne beklenir? Finans kuruluşlarıyla, TÜSİAD’dan MÜSİAD’a kadar siyasal ve ekonomik yelpazenin çeşitli yerlerinde yer alan, Odalar Birliği gibi, DİSK gibi, Türk-İş gibi, Hak-İş gibi emek ve sermaye kuruluşları, finans kuruluşları toplansın, hep birlikte, iktidarıyla, muhalefetiyle, Parlamentodaki partilerle, Parlamentonun dışındaki sivil toplum örgütleriyle, üniversitelerle, ne yapalım, bu ekonomik tsunamiye karşı hangi önlemleri alalım? Tartışmamız gereken bu değil mi? Eğer kadının özgürlüğüyle ilgili bir şey tartışacaksak, taa geçmişten bugüne kadar, dün akşam televizyonlar verdi, OECD raporlarına göre Türkiye Cumhuriyeti’nde kadının istihdamdaki yeri yüzde 60 istihdam dışı. Yüzde 60 istihdam dışı bir kadın nüfusumuz var. Eğitimde kadının yeri belli, okuma yazmasından ilkokul mezunlarına, ortaöğretim mezunlarına, üniversite mezunlarına kadar. Bu gerçekler var. Hayır, biz bunları tartışmıyoruz, bunları konuşmuyoruz. Ne yapıyoruz biz? İronik biçimde laiklik ilkesinin kabulünün yetmiş birinci yıldönümünde türbanla ilgili Anayasa değişikliğini Meclis gündemine sokuyoruz. Bu bizim için üzücüdür, seksen beş yaşındaki cumhuriyetimiz için gerçekten bir talihsizliktir.

Sayın Sadullah Ergin arkadaşım, iktidar partisinin Grup Başkan Vekili bu gelen değişikliklerin Anayasa’nın 2’nci maddesine aykırı olmadığını, Anayasa’nın 2’nci maddesinin arkasından dolaşma anlamına gelmediğini, Cumhuriyet Halk Partisinin biraz sonra görüşülecek önergesi üzerinde daha düşüncelerimizi söylemeden bunların geçerli olmadığını belirtti.

Genel Sekreterimiz ve Ankara Milletvekili Sayın Önder Sav biraz sonra bu iddialara karşı gerçekten 2’nci maddenin ihlal edilme niyetinin açıklığını bu kürsüden izah edecek, onun için ben bu konuya girmiyorum ama şunu söylüyorum: Arkadaşlar, gündem türban filan değil, hedef laiklik! Şunu doğru dürüst bir tespit edelim, hedef laiklik! (AK Parti sıralarından “Hayır” sesleri, gürültüler; CHP sıralarından alkışlar) Niye rahatsız oluyorsunuz? Niye rahatsız oluyorsunuz?

Gerçekten Anayasa’nın 2’nci maddesini, arkadan dolaşarak, laiklik ilkesini, her zaman yaptığınız gibi, takiyeci bir anlayışla delmek istiyorsunuz. Onun için, bu grup önerilerinin amacı bu.

Dün akşam Sayın Başbakan, gözümüzün içine baka baka, televizyon ekranlarından, AKP Grubundan, soruyor: “Niye telaşlısınız?” Laiklik elden gidecek mi kuşkusunu duyan milyonlara hitap ederek, gözlerinin içine baka baka “Niye telaşlısınız?” diyor. “Bu Mecliste laiklik karşıtı parti mi var? Laiklik karşısında olduğunu söyleyen milletvekili mi var?” Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Başbakan “Hafızayı beşer nisyan ile maluldür.” deyip, bizleri unutkan, bellekleri yok sayıyor. Laiklik karşısında olduğunu söyleyen milletvekili var Sayın Recep Tayyip Erdoğan, siz varsınız, siz söylediniz! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK Parti sıralarından gürültüler)

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) - Hadi ya!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Okuyun! Merak edenlere, meraklılarına, 1995 yılında Ümraniye’de yaptığı konuşmadan bir cümle, Sayın Recep Tayyip Erdoğan söylüyor: “Tutturmuşlar, laiklik elden gidiyor. Yani, bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu! Sen bunun önüne geçemezsin ki! Millete rağmen bu yürümez zaten. Sonra, nedir bu laiklik Allah aşkına? Bir tarif edin diyorsun, tarif etmiyor. Bu ne menem şey yahu!”  Bu sözler, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleri.

Şimdi, bunları yok farz edip “Mecliste laiklik karşıtı milletvekili mi var?” dediğiniz vakit, biz bunları söyleyince, cevap hazır. Cevap ne? “Biz millî görüş gömleğini çıkarttık.” Ben de her zaman söylüyorum: Gömlek değiştirmek kolay, deri değiştirmek imkânsız, mümkün değil! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Dövmeler duruyor yerinde. Çıkıyor işte ortaya.

Bazıları daha cesur arkadaşlarımızın. Bunlardan işte Konya Milletvekili ve Anayasa Komisyonumuz üyesi Hüsnü Tuna “Ne münasebet yükseköğrenimde, kamunun her kesiminde bu türban yasağı kalkmalı.” dedi. Sonra, Anayasa Komisyonuna göndermediniz arkadaşı, müzakerelere katmadınız. Isparta Belediye Başkanı…

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Asmak lazım!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Niye asalım canım! Düşüncesini özgürce söyleyecek.

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Asmak lazım!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Biz asmıyoruz, disiplin kuruluna siz gönderiyorsunuz. Biz asmıyoruz. Biz takdir ediyoruz takiye yapmadığı için, doğru söylediği için. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Asın o zaman.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Isparta Milletvekili Hasan Balaban söyledi ve Kadın Kolları Başkanı Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin söyledi. “Adım adım gitmek lazım.” diyor Fatma Hanım ve “Eğitim hakkının verilmesine ilişkin adım atılmadan kamuda çalışanların tartışmasını yaparsak, bu da çözümsüzlüğe gider.” diyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bunlar, birinci söz, cümle, okuduğum cümle takiye cümlesi. Bunlar daha cesur olanlar ama bunlar da galiba sizce erken öten horoz işlemine tabi tutuldular, disiplin kuruluna verilmek üzere haklarında dosya düzenleniyor. Zaten, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Nur Serter’in, Sayın Mesut Yılmaz’ın ve birkaç milletvekilinin katıldığı NTV’deki açık oturumda Sayın Burhan Kuzu, Anayasa Mahkemesi Başkanımız (AK Parti sıralarından “Anayasa Komisyonu Başkanı” sesleri) “Parti kapatmasını engellemek için bunların disipline verilmek zorunda olduklarını” söyledi televizyon ekranında, ben söylemiyorum. Sayın Burhan Kuzu söyledi. Bunlar, erken öten horoz. (AK Parti sıralarından gürültüler) Hele bir dinleyin canım, dinleyin, az kaldı.

Ankara’ya çelik halat çekenlere birkaç sözüm olacak. Ankara’ya çelik halat çekiyorsunuz, Anayasa’yı da pamuk ipliğine bağlıyorsunuz. Yani, kamudaki türban sorunu olmayacak, bu değişiklikler münhasıran yükseköğrenimde geçerli olacak diyorsunuz, o tıp fakültesindeki (intern) intörnler, polis okulları, öğretmen okulları, stajyer hemşireler vesaire… Bunları ne yapacaksınız? Bütün gün televizyon ekranında tıp profesörleri “Böyle bir şey olmaz!” diyorlar. “Hem hizmet alan hem hizmet veren bir meslektir.” diyorlar. Bırakalım onları canım, dört sene okuttunuz hukuk fakültesinde kız çocuğumuzu. Anayasa’yı değiştirdik, türbanı takacak. Ne için takacak? Dinî inancı gereği takacak, tamam. Sonra, hukuk fakültesi bitecek, avukat yahut savcı, hâkim stajyeri olacak “Ben, dinî inancım gereği bunu takacağım, çıkarmam.” derse ne yapacaksınız? O zaman bir Anayasa değişikliği daha getireceksiniz değil mi? İkinci aşama, adım adım gitmek lazım, adım adım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, açık öğretim sınavları yapıldı, gazetelerde gördük hep birlikte fotoğrafları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Anadol, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Hemen bitiriyorum.

Yani, ilköğretimde ve ortaöğretimdeki manzaraları da gördünüz. Bir şey yapacağız mı, yapmayacak mı, yükseköğretime münhasır mı, değil mi? Değil. Şu anda Meclisin Halkla İlişkilerine gidelim, orada türbanlı danışmanlar, sekreterler yok mu? Sağlık Bakanlığına gidelim, iki üç kişi, tesadüfen, kura çekelim gidelim… Bunlar, zaten Anayasa değişikliği yapılmadan uygulama alanı açılmış kamuda. Şimdi nasıl önleyeceksiniz, onu çok merak ediyoruz.

Bir de son olarak, kürsüden ayrılmadan önce, şunu söylemek istiyorum: Türkiye’nin yazgısıyla ilgili bu Anayasa değişiklikleri tartışılacak, Ankara kuşatılmış, Meclise kimse sokulmuyor, dinleyici locasına bakın, nasıl girdi o arkadaşlar da merak ediyorum…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Onlar polis.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Ve Ankara’nın her tarafı polis kordonu. Tepkisini gösteren vatandaşlar çember içinde. Bunu da bu kürsüden millet adına kınıyorum.

Yüce Meclise saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Anadol.

Sayın milletvekilleri, öneri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, 9.11.2006 Tarihli ve 5555 Sayılı Vakıflar Kanunu ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- 9.11.2006 Tarihli ve 5555 Sayılı Vakıflar Kanunu ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/24) (S. Sayısı: 98)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sıraya alınan, İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun birinci görüşmesine başlayacağız.

2.- İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/141) (S. Sayısı: 101) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

(AK Parti sıralarından alkışlar)

Komisyon raporu 101 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, teklifin görüşmelerine başlamadan önce, Ankara Milletvekili Sayın Önder Sav’ın yazılı bir başvurusu vardır, bu başvuruyu okutuyorum:

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmiş olan 101 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin işlemlere geçilmeden önce, Anayasa’nın 2, 4 ve 175’inci maddeleri açısından anılan teklifin görüşülmesine yer olup olmadığı hakkında

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

101 Sıra Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Teklifine ilişkin işlemlere geçilmesinden önce, Anayasa’nın 2, 4 ve 175’inci maddeleri açısından anılan teklifin görüşülmesine yer olup olmadığı konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 63’üncü maddesi uyarınca usul hakkındaki söz talebimi Sayın Başkanlığın 22. Dönem 1 inci Yasama Yılı 39 uncu Birleşimde 1 Mart Tezkeresinin görüşüldüğü oturum ile 4 üncü Yasamı Yılı 124 üncü Birleşimde Lübnan’a Türk Silahlı Kuvvetlerinin gönderilmesine izin verilmesine ilişkin Tezkerenin görüşüldüğü oturumlardaki taleplerimin  usulüne uygunluğuna yönelik görüşleri doğrultusunda saygılarımla bilgi ve takdirlerinize sunarım.

                                                                                                                    Önder Sav

                                                                                                                       Ankara

                                            

(x) 101 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Sayın Sav’ın istemini işleme almadan önce Başkanlığımızın bu konudaki görüşünü kısaca açıklamak istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine uygun olarak verilmiş olan Anayasa değişikliği kanun teklifi Başkanlığımız tarafından Anayasa Komisyonuna havale edilmiş ve Komisyon tarafından da görüşülerek rapora bağlanmıştır. Komisyon raporu Başkanlığımıza intikal etmiş ve teklif, gündemimizdeki yerini almıştır. Biraz evvel kabul edilen iki siyasi partinin grup önerisi doğrultusunda da görüşmelerimize başlayacağız.

Teklifin görüşmelerine başlanmasında Anayasa ve İç Tüzük’e aykırılık bulunmamaktadır. Ancak, istem üzerine bu konuda usul tartışması açacağım ve görüşme sonunda oya başvurmak gerekirse işaretle oylama yapacağım.

Görüşümün aleyhinde olmak üzere ilk söz Ankara Milletvekili Sayın Sav’a aittir.

Sayın Sav, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, aleyhinde ikinci sözü ben istiyorum.

ÖNDER SAV (Ankara) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 63’üncü maddesi uyarınca vermiş olduğum önergenin Sayın Başkanlıkça işleme alınmasını şükranla yâd ediyorum, çok teşekkür ediyorum kendilerine.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, cumhuriyet tarihimizin önemli oturumlarından, önemli birleşimlerinden birini daha gerçekleştiriyor. Çok masum ve sıradan bir Anayasa değişikliği gibi sunulmaya çalışılsa da üç maddelik değişiklik, sıradan, basit bir Anayasa değişikliği değildir.

Değişiklik teklifi, metninde ismen yazılı olmasa da üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına yönelik bir tekliftir. 1984 yılından bu yana, Danıştay, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, bu kararlarda ele alınan konularla konu açıklığa kavuşturulmuş, türban konusu, “Velev ki türban siyasi simge olsa ne fark eder?” sözleri üzerine, yeni ve kritik bir aşamaya gelmiştir.

Türbanı “dinî kökenli siyasi bir simgedir” anlayışından yola çıkılarak üniversitelerde serbest bırakmaya çalışmak, tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde ve dışında bu anlayışı bölüşen yol arkadaşlarını da bir araya getirmiştir.

Yüksek Mahkeme kararlarına aykırı olarak getirilmek istenen düzenleme, üniversiteleri, bilimsel özgürlüklerin değil inançların konuşulacağı, ayrımcılığın ve çatışmaların yaşanacağı alan hâline getirecektir kuşkusunu taşıyorum.

Üzülerek söylemek isterim ki, türban tartışmaları, sadece üniversitelerle sınırlı kalmayacak, tüm topluma yayılacak, cumhuriyetin kazanım ve birikimleri türban tartışmalarıyla kemirilmeye çalışılacaktır.

Türbanla ilgili değişikliğe karşı olmamız, inançları gereği örtünenlere saygımızı ötelemez. Anadolu kadınının yüzyıllardır taktığı baş örtüsüyle türbanı eş değer tutmak yanlıştır. Türban bir simge olarak benimsenir ve “Müslüman kadının kimliğidir” algılamasına oturtulursa, türban takmayan üniversite öğrencisi veya kadın Müslüman sayılmaz yanılgısına varılabilir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında değinildiği gibi, Türkiye’de, İslami türbanın, bunu takmayanlar üzerinde baskı oluşturabileceği gerçeği unutulmamalıdır. Yine aynı kararda “Laik üniversiteler öğrencilerin kıyafetlerine ilişkin kurallar vazettiğinde, belli kökten dinci hareketlerin yükseköğretimde kamu düzenini bozmamasını yahut başkalarının inançlarına tecavüz etmemesini temin etmelidir.” denilerek, düzenlemenin sakıncaları vurgulanmaktadır.

Görüşülecek olan Anayasa değişikliği metninde -teklifinde- her türlü kamu hizmetlerinden yararlanmakta eşitlikten söz edilmekle “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez.” denilmekte “Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenerek…” denilip, Anayasa’nın 2’nci ve 4’üncü maddelerine aykırı bir düzenlemenin yolu açılmaktadır.

Anayasa değişikliğini teklif etmeyi düzenleyen Anayasa hükümleri birer biçim kuralı olduklarına göre, bunu yasaklayan bir kuralın dahi bir biçim kuralı olduğunda kuşku yoktur. Çünkü bu yasak, belli sayıda Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesinin, esasında kendileri için bir hak teşkil eden ve niteliği bakımından da bir yasama işlemi olan Anayasa değişikliği teklif etmelerini önlemektedir. Başka bir deyimle, değişiklik teklifi değişmezlik ilkesi ile çatışıyorsa, Anayasa’da gösterilen şekil şartlarına uygun olarak yöntemi içinde yürütülecek ve şayet çatışıyorsa hiç yapılamayacak, yapılmış ise yöntemi içinde yürütülemeyecek, yürütülmüşse kabul edilip kanunlaşamayacaktır. Bu aktardığım konu Anayasa Mahkemesinin kararıdır, 4’üncü maddedeki değişmezlik yasağına da açıkça aykırıdır. Teklif, bize göre, yapılmamalıydı, buraya da gelmemeliydi, gelememeliydi. Anayasa’ya karşı hile niteliğini taşımaktadır. Çoğunluğa dayanarak Anayasa’nın tebdili, tağyiri niteliğini de taşımaktadır.

Milletvekillerinin olmayan yetkiyi kullanmaları da mümkün değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri elbette yasama faaliyetlerinde bulunacaklar, elbette Anayasa değişiklikleri verecekler. Ama kendilerine Anayasa’nın vermediği bir yetkiye dayanarak teklif hazırlayıp, çoğunlukla bunu Parlamentodan geçirmenin ileriye dönük sakıncalarına değinmekte yarar görüyorum.

Düzenlemeye karşı Yargıtay Başkanlar Kurulu da düşüncelerini belirtmiştir ve Yargıtay Başkanlar Kurulu tamamen bu düzenlemenin Anayasa’nın laiklik ilkesine karşı olduğunun altını çizmiştir.

Ayrıca, değişiklik teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmadan kimi siyasilerin verdiği güvenceler herhâlde anayasalardan, yasalardan üstün değildir. Benim de beğendiğim, sevdiğim bir siyaset adamı “ilk, orta ve liselerde türbanın kullanılamayacağını, liselerin kapısından türbanın giremeyeceğini” söylüyor, “Devlet dairelerinde başı kapalı kadınlar çalışamayacak, başı örtülü olarak da üniversiteye giden bir kız ileride devlet dairesinde çalışacağını düşünmesin.” diyor. Tabii, bu güvenceler buza yazılan yazı gibidir, kısa zamanda unutulur, bu yasaklar da aşılır ve delinir. Bu sözler… “Ne delinecek, -herhâlde- onlar anlamaz, biz daha iyi anlarız.” mı demek istiyor siyasiler? Cumhuriyetin vazgeçilmez temel dayanağını oluşturan laiklik ilkesinin ve Yüksek Mahkeme kararlarıyla çerçevesi çizilmiş olan laikliğin doğrudan ve dolaylı düzenlemelerle zayıflatılması kesinlikle kabul edilemez. Yargıtayın, yargı kuruluşlarının kararlarını yok sayarak geçiştirmeye çalışmak çok haklı gerekçelere dayanmaz. Tabii, bu sözlere karşı türbanla nasıl siyaset yapılacağını, altını çizerek, örneklerini vererek topluma duyurmanın da pek yararı yoktur. Belki, din ulemasına sorarak bunu çözmek daha mümkün olabilir, bazılarına göre.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Baykal’a sor yeter, dün açıkladı.

ÖNDER SAV (Devamla) – Ellerine geçirdiklerini sandıkları yetkiyi Türkiye Büyük Millet Meclisinde kullanmadan önce çok dikkatli davranmaları gerekir.

Tabii, türbanla nasıl siyaset yapılacağının çok kaba örnekleri de sergilenmektedir. Bir siyaset adamı “Biz bunun sonuçlarına razıyız, biz ne yaptığımızı biliyoruz; maliyetini de, bedelini de ödemeye hazırız, hasadını da yapacağız.” diyor. Korkarım, türban üzerinden siyaset yaparak hasada çıkanlar, amiyane tabirle, haşat olacaklardır. (CHP sıralarından alkışlar) Ellerine geçirdiklerini sandıkları elma şekerini Adalet ve Kalkınma Partisi yiyecek, sapı da hasada çıktığını sananların elinde kalacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Tabii, deneyimli siyaset adamları da endişelerini dile getiriyor, türban ortaklarını uyarıyor, “Toplumu kamplara bölmeyin, yol yakınken dönün, bindiğiniz alamet sizi kıyamete götürür.” diyor. Kimi siyaset adamları da Anayasa’nın ve hukukun üstüne çıkarak hukukun üstünlüğünden habersiz sözler söylemek cesaretini gösterebiliyorlar. “Güvence biziz, laik sistemi bizler savunuyoruz.” diyebiliyorlar. Bu kürsüde İsmet Paşa olsaydı, herhâlde “Hadi canım sen de!” der, geçer giderdi.

Laiklik klasik tanımıyla din ve devlet ayrılmasından daha geniş kapsamlıdır. Laiklik hukuk devletinin olmazsa olmaz koşuludur. Aklın öncülüğünde, bilimin ışığında, uluslaşmanın, ulusal egemenliğin, çağdaşlaşmanın temel harcıdır, şemsiyesidir. O şemsiye delinirse herkes sağanak altında kalır.

Bu anlamdan, bu tariften yola çıkıldığında, tarikat şeyhi Gulbettin Hikmetyar’ın önünde diz çöken siyasetçiler asla laikliğin güvencesi olamazlar! (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sav, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ÖNDER SAV (Devamla) – 1912 yılında Ziya Gökalp’in yazdığı meşhur “Askerin Duası”nı değiştirerek, dejenere ederek “Minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz, camiler kışlamız.” diyen siyaset adamları laikliğin güvencesi olamazlar! (CHP sıralarından alkışlar)

Kimileri toplumda aymazlık, dalgınlık, dikkatsizlikle laikliğe karşı geliyorlarsa, onlar yüce Atatürk’ün deyimiyle “gaflet” içindedirler. Kimileri sapkınlık, doğru yoldan ayrılma gibi nedenlerle laikliğe karşı çıkıyorlarsa, onlar “dalalet” içindedirler. Kimileri yaptıklarının nereye vardığını, demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz koşulu olan laiklik ilkesini deleceklerini, yok edeceklerini bilerek davranıyorlarsa, onlar tam “hıyanet” içindedirler. (CHP sıralarından alkışlar)

Gaflet, dalalet, hıyanet içinde olmayalım. Yol yakınken bu teklife ret oyu verelim diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sav.

Usul hakkında lehte, Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasanın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesiyle İlgili Kanun Teklifi’nin görüşülmesi üzerine İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre usul tartışması açılmasını isteyen önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, burada, birlikte, kırk yıldır tartışılan bu tartışmayla toplumsal ayrışmaya, cepheleşmeye hatta çatışmaya sebep olan bir konu üzerinde çözüm üretmek üzere bir aradayız, görüşmeleri başlattık.

Bunları, bu iyi niyetli girişimi başka alanlara çekerek yeni tartışma alanları, yeni gerginlik alanları yaratmak niyetini halkımız birlikte değerlendirecektir ve gereğini yapacaktır.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Gerginliği yaratan sizsiniz siz!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bize göre, Milliyetçi Hareket Partisinin iyi niyetle ortaya koyduğu bu çözüm, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüzde 60’ını geçen sayıda milletvekili tarafından benimsenmiş ve bir kanun teklifi hâline getirilmiş, sunulmuştur. Bu kanun teklifinin laikliğe aykırı olduğunu iddia etmek, maksadı aşan, farklı kavgaların gerekçesi olarak ortaya konan bir davranıştır. Bu kanun teklifi ve bu kanun teklifinin görüşülmesiyle ilgili ortaya konan program usule uygundur, İç Tüzük’e uygundur ve kesinlikle bu kanun teklifi Anayasa’nın değiştirilemez hükmü olan laikliğe de aykırı değildir. (MHP sıralarından alkışlar)

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Yapma yahu!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz, cumhuriyetimizin laik ve demokratik yapısını, devletimizin üniter yapısını, devletimizin kuruluş felsefesini, kurucuların ortaya koyduğu ilkeleri siyasetinin merkezi yapan, temeli yapan, asla bunlardan taviz vermeyen bir siyasetin partisi olarak, mensubu olarak iyi niyetle getirilen bu teklifin laiklik ilkesine aykırı olduğunu asla kabul etmeyiz. Böyle bir iddiayı şiddetle reddederiz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz, toplumun değerleriyle, toplumun içinde yaşadığı sorunların çözümü için ortaya konan iyi niyetli tekliflerle devletimizin vazgeçilmez, değiştirilemez ilkelerini karşı karşıya getiren bu gerginliğin… Bu tartışmayı da bir anlamda reddediyoruz. Bundan medet uman, bunun üzerinden siyaset yapılmasını da asla ve asla doğru bulmamaktayız. Mesele, inanç özgürlüğü ile laikliğin karşılıklı tartışılması meselesi değil, mesele, bir toplumsal sorunun çözülmesi meselesi. Çözmeyelim mi? Kırk yıldır tartışıyoruz. Bir kırk yıl daha mı tartışacağız? Yeni bir yüzyılın başında, özgürlüklerin, eğitim özgürlüğünün, öğrenim özgürlüğünün sınırlandırılmasını nasıl savunabiliriz? Milliyetçi Hareket Partisi olarak altında imzamızın bulunduğu bu teklif, vatandaşlarımızın kamu hizmeti almakta kanun önünde eşit olmasını amaçlayan bir tekliftir. Bunun laiklikle ilgisi yok.

Buradan ifade ediyorum: Tabii, hassasiyetlerin geliştirdiği endişelere saygı duyuyorum. O hassasiyetleri biz de paylaşıyoruz. Bu Mecliste bulunan herkes bu devletin laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olması niteliğini sonuna kadar savunur, bunun üzerine yemin etmiştir. Hiç kimsenin niyet okuyarak gelecekte bugün böyle söyleniliyor, yarın başka şeyler yapılacaktır endişesiyle bu toplumu germeye hakkı yok.

Tekrar ifade ediyorum: Anayasa’nın 14’üncü maddesi burada, Anayasa’nın 1’inci ve 2’nci, 3’üncü maddesi burada, Anayasa’nın dibacesindeki hükümler burada. Bunların değiştirilmesi teklif edilmiyor.

ABDULLAH ÖZER (Bursa) – İçi boşaltılıyor!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bunlar, bu Anayasa’da var olduğu sürece, hiç kimse endişeye ve korkuya kapılmasın. Bu Anayasa’nın savunucusu Türk milletidir, onların temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisidir. (MHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, laikliğin, laiklik ilkesinin bu ülkenin birlik ve beraberliğinin her anlamda ve her kapsamda teminatı olduğuna inanıyoruz ve asla zedelenmesi, sulandırılması, içi boşaltılması yönündeki niyet ve eylemlerin karşısında öncelikle bu Meclisin, öncelikle Milliyetçi Hareket Partisinin olacağını burada milletin önünde ifade ediyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

Niyet okuyarak, satır arası okuyarak, birtakım yakışıksız yakıştırmalar yaparak, bu iyi niyetli teklifi mahkûm etmeye kimsenin hakkı yok.

Sorun çözülmesin mi? Buraya çıkın, bunu ifade edin. Bu sorun çözülmesin, devam mı etsin?

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sorun yok!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sorun yok!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yapılan teklifi eksik, yetersiz bulabilirsiniz, uygulanabilirlilik noktasında problemler, yeni problemler çıkartılacağını söyleyebilirsiniz ama herkes, her kurum, her siyaset, her siyasetçi bir çözüm üretmek, bir çözüm ortaya koymak sorumlusu.

Milletin sorunlarını çözmek göreviyle ve yetkisiyle buraya geldik. Ortaya konan iyi niyetli çözümleri, geçmiş kavgaların da etkisinde kalarak, gelecek hesapların peşinde istismar etmek kimseye fayda getirmeyecektir. Bu fayda olmadığını, böyle bir siyasetin, böyle bir tavrın kimseye yarar getirmediğini tarih göstermiştir. Israr edilmesi hâlinde tekrar bu görülecektir ve yaşanacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak söylüyorum, bu kanun teklifi, yalnız yükseköğrenimde eğitim ve öğrenim özgürlüğünün alanını genişleten, anayasa, hukuk önünde vatandaşlarımızın eşit muameleye tabi tutulmasını isteyen bir anayasa teklifidir, değişikliğidir. Bunun bir başka anlama, bir başka alana çekilmesi niyetleri samimi değildir. Bu sorunun çözümüne katkı vermez bu tür davranışlar.

O sebeple, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu usul tartışmasının doğru olmadığını, ortaya konan usulün doğru olduğunu, kanun teklifinin Anayasa’mıza uygun olduğunu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Aleyhte, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç.

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa değişikliği teklifinin incelenemez yolundaki bir önergenin, kanun teklifinin işleme konulmaması konusunda verilen önergenin lehine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok ağır kış şartlarının geçtiği ülkemizde, gerçekten kendi seçim bölgem olan Tunceli’den ve birçok yerlerden aldığımız telefonlarda insanların çok zor durumda olduğu, hatta ölülerini dahi kaldırmadıkları, yolların açılmadığı ve bunun Karayollarından ve Köy Hizmetlerindeki yakıt sıkıntısından kaynaklandığını birkaç defa, dün de burada ifade ettim. Fakat Millî Eğitim Bakanı dün benim arkamdan demiş ki: “Bu, okulları diyor.” Ben “okulları” demedim. Bunların bir an önce giderilmesi gerektiğine inanıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii bu anayasa teklifinin Anayasa Komisyonunda müzakeresi sırasında, maalesef, Anayasa Komisyonu Başkanı İç Tüzük’ün 31’inci maddesine göre “Komisyon üyesi olmayan milletvekilleri de gider orada konuşur.” hükmünü kale almadan, bize orada yer vermeden ve bizi de konuşturmadan, gidip bir kara tahtanın üzerine oturtma zorunda bırakarak bizi, böyle, yasama faaliyetlerinden mahrum bıraktığı için kendisini kınıyorum. Bir daha da böyle yaparsa kendisine ona göre davranacağımı da bilmesini istiyorum. Milletvekilinin değerini bilecek. Eğer bir milletvekilinin gidip de ciddi bir anayasa taslağının değiştirilmesinde katkıda bulunması engelleniyorsa, Sayın Kuzu bunu bilsin ki, kendisine sert tepki göstereceğim.

Şimdi, değerli milletvekilleri, laiklik nedir? Bu laikliği kim, nerede tarif edecek? Deniliyor ki, bakın… Şimdi, dün burada bir hükûmet temsilcisi dedi ki: “İşte, bakın ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.’ “

Türkiye Cumhuriyeti devleti laik, sosyal bir hukuk devletidir. Nasıl bir hukuk devletidir? Laikliğe dayanan bir hukuk devletidir. Laiklik olmadığı zaman din kurallarına dayalı bir hukuk devleti olur.

Nasıl bir sosyal devlettir? Laikliğe dayanan bir sosyal devlettir. Laiklik ortadan kaldırıldığı zaman dine dayalı bir sosyal devlet olur.

Bir demokratik devlettir. Nasıl demokratik devlet? Laikliğe dayalı demokratik bir devlettir.

O zaman, siz laikliği kaldırdığınız zaman devlet yönetimi anayasalara göre yönetilmez. Nitekim, geçmişte de Fazilet Partisinden, Refah Partisinden arkadaşlarımız diyorlardı ki: “Yahu, biz Müslüman değil miyiz kardeşim? Müslüman’ız. Bu Anayasa’ya, kanunlara ne gerek var. İşte, Kur’an’a göre yönetilelim.” Yani, denilen bu.

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Ne zaman dedi?

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Hayal görüyorsun, hayal!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, burada siz eğer “laiklik” kelimesini kaldırdığınız zaman, buraya “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” değil, buraya “Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.” yazacaksınız ve burada millet değil, ümmet olacak. Onun için bunları iyi kavrayalım, bunları iyi bilelim.

Şimdi, Anayasa’mızın bir “Başlangıç” hükmü var. “Başlangıç” hükmünde diyor ki: “Laiklik ilkesi gereği kutsal din duyguları devlet işlerine ve politikaya karıştırılamaz.” Bu, Anayasa’nın “Başlangıç” maddesinde.

Yine 2’nci maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti devleti laik, sosyal hukuk devletidir” diyor. Yine, 24’üncü maddesinde, “Kimse, devletin ekonomik, sosyal, siyasi düşüncelerini veya yapısını din ve dince kutsal sayılan kurumlara bağlayamaz” diyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bizim burada karar verme şeyimiz… Bakın, politikacılar olarak biz oy peşindeyiz, oy. Acaba, biz, nasıl milleti dolandırarak, yalan söyleyerek, kandırarak oy alacağız diye milletin peşinde koşuyoruz, ama bu doğrusu böyle. Gerektiği zaman para veriyoruz, gerektiği zaman her türlü yalanı söylüyoruz. Türkiye’de… (AK Parti sıralarından gürültüler)

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Sen neymişsin!..

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben doğruları söylüyorum size. Bakın, size doğruları söylüyorum. Neyse… Dinleyin…

Şimdi, ama, arkadaşlar oy peşinde olmayan, bu memleketin hakikaten tarafsız… İşte tarafsız yargı mensupları var, işte üniversite öğretim görevlileri var. Yani üniversite öğretim görevlileri, profesörler diyor ki: “Ey Türkiye Büyük Millet Meclisi bu kanunu çıkarma kardeşim, bu kanunu çıkardığın zaman memleketi, üniversiteleri kan gölüne çeviriyorsun, bu milleti birbirine düşüreceksin.” diyor. Yine, yargı mensubu “Kardeşim, sen, siyasi geleceğini düşünerek bunu çıkarma, etme eyleme, bu memlekete kötülük yapma.” diyorsa, bunlara kulak vermemiz lazım.

Şimdi, kanunu çıkardık. Üniversitelere türbanlı, türbansız öğrenciler geldi. Kavga başlayacak. Şimdi, biz de… Bakın ben size bunun olacağını söyleyeyim: Üniversiteye gitti şimdi… Öğretim görevlilerimizin çoğu… Burada profesörleri görüyoruz. Hayret ediyorum bunlar nasıl profesör olmuş? Yani, acaba gitmiş kimin tezini intihal etmiş, buraya getirmiş, onları da şey edelim… “Efendim biz Anayasa’nın 10’uncu ve 40’ıncı maddesini değiştiriyoruz.” diyor. Değiştiriyorsun, ama orada da Anayasa’nın temelini kaldırıyorsun. 

Bakın, bir binayı nazara alın. Binanın bir tarafını, çatısını, duvarını tamir edebilirsiniz. Ama, binanın taşıyıcı kolonunu eğer keserseniz o bina yıkılır. Burada, getirdiğiniz bu kanun teklifi ile Anayasa’nın taşıyıcı kolonu olan “laiklik” ilkesini kesiyorsunuz. Yani, bunun sonunda, bu kanun çıktıktan sonra 1920’lerde kurulan laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin cenazesini kaldırıyorsunuz.

Bunun başka bir tarifi yok arkadaşlar. Yani, bakın, bunu kim söylüyor: Bunu üniversite hocaları söylüyor. Demin de söyledim, biz oy peşindeyiz, ama biz taraflı düşünüyoruz, biz günlük menfaatimizi düşünüyoruz. Zaten, bu Türkiye Cumhuriyeti devletini yöneten insanlar ne zaman ki, kendi kişisel ve cepsel sorunlarını düşünmedikleri zaman, ne zaman ki, halkı ve milleti düşündükleri zaman, doğruya doğru dedikleri zaman, o zaman Türkiye’de politikanın itibarı olur, o zaman politikacının itibarı olabilir, ama karşınızda tarafsız yargı organları diyor ki: “Kardeşim bunu çıkarmayın, memleketi ateşe atmayın.”

Şimdi, bir Cumhurbaşkanı seçmişsiniz, ikide bir Arabistan’a gidiyor. Niye gidiyor buraya? Ne var, bizim Arabistan’da alacağımız ne var? Bu Suudi Arabistan Cumhurbaşkanı geldiği zaman yedi tane tır geldi arkadaşlar, yedi tane tır boşaldı. Bu tırlarda ne geldi? Ne geldi bir söyleyin bize ya! Bu devletin… Siz şimdi çağdaş bir ülkeye gittiğiniz zaman, bir Almanya’ya, bir Amerika’ya gittiğiniz zaman, gelen adamların ayakkabısını bile çıkarıyorlar, ama o yedi tırda ne geldi bilmiyoruz. Bunlar ne getirdiler Türkiye’deki, bizim...

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Her şeyi merak etme, her şeyi!

KAMER GENÇ (Devamla) – İstiyorlar ki… Bakın, Anadolu insanı, arkadaşlar, inançları itibarıyla hoşgörülüdür, insanı seven, sayan şeyler… Ama, Vahabilerin acımaz bir tutumları var. O Vahabi inancını siz Türkiye’ye hâkim kılmaya çalışıyorsunuz. Bırakın, Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesini ortadan kaldırmak, Vahabi mezhebindeki o düşünceler, onlarla çünkü haşır neşirsiniz. Şimdi, gazetecinin birisi, yahu geldiği günden beri soruyor, diyor ki: “Yahu Abdullah Gül, kaç lira geldi, sana ne hediye verildi? Bunu açıkla.” Yani, bir devleti yöneten insanların… Tabii, Tayyip Erdoğan Bey için de söylüyor, öteki… “Yahu ne geldiyse açıkla kardeşim, niye bunu yani gizliyorsun?” diyor. “Yok ben açıklayamam.” O zaman niye açıklamıyorsun? O yedi tır arkadaşlar, o yedi tırda ne geldi? Dolar mı geldi, mücevherat mı geldi, kime ne geldi?

AHMET YENİ (Samsun) – Oo!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu geldi geldi, onun için zaten… Ben biliyorum da geldiğini…

Şimdi, bunları niye... Bakın, şimdi Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir yandan kemiriliyor, bir yandan kemiriliyor. Bakın, Türkiye’de çok ciddi sıkıntılar var arkadaşlar. Kış, çok kötü şartlar gösterdi. Bugün Anadolu’nun, Trakya’nın, Ege’nin her tarafında insanlar evine yakıt bulamıyor, yol bulamıyor, hastasını hastaneye getirmiyor; devlet ekonomik politika altında inim inim inliyor, Türkiye ekonomisi iflas etmiş. Efendime söyleyeyim, yani bir dış, ihracat ve ithalat patlaması diyorsunuz. Beyler, ihracatın yüzde 80’i yabancı kaynakları, yerli üretim değil. Dolar ucuz olduğu için dışarıdan getiriyorsunuz, ihraç ediyorsunuz. Efendime söyleyeyim, bugün cari açık gayrisafi millî hasılanın yüzde 7,5’unu aşmış, en büyük tehlike. Bunları düzeltmek için bir şey yapmıyoruz, gelmişiz türbanla uğraşmışız! Bu neye benziyor biliyor musunuz? Osmanlı İmparatorluğu İstanbul’u işgal ederken, o zamanki Bizanslıların “Yahu acaba melekler dişi miydi-erkek miydi”, ona benziyor, aynı şartlara benziyor.

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – İşgal değildi o.

KAMER GENÇ (Devamla) - Benim size tavsiyem, bakın, bu memleketin kan gölüne çevrilmesini istemiyorsanız, bu memlekette… Bakın, bu kanunu çıkarmakla da halledemezsiniz. Yani bu kanunu çıkardığınız zaman siz sorunu çözemezsiniz arkadaşlar. Sorun gittikçe kangrenleşecek. Ne yapacaksınız? Hadi şimdi ondan sonra mahalle baskısı, üniversite baskısı, ondan sonra başı açık okula gidilmeyecek… Bu memlekette ne olacak? Alevi inançlı insanlar o zaman çocuklarını okullardan almak zorunda kalacak. Çünkü onları türbana sokmak zorunda kalacaksınız. Çünkü, sokmadığı zaman, üniversitenin karşısına gittiği zaman hoca kız çocuğa -başı örtünen bir kız çocuğu var, bir de örtmeyen çocuk var- “Bak kızım yahu, sen ne kadar terbiyesiz bir kızsın.” diyecek; “Bak, ne kadar kibar, terbiyeli bir kız varken sen niye kendini böyle teşhir ediyorsun?” diyecek. Bunlar Türkiye’de olan şeyler. Türkiye’de öyle bedava profesör olmuş insanların hâletiruhiyelerini bildiğim için, uygulamalarını bildiğim için bunları söylüyorum size.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Onun için, bu kanun çıktığı zaman dahi üniversitede sorun çözülmeyecek.

Şimdi bu sorunu çözmenin bir yolu var. Abdullah Gül’ün karısı, Tayyip Erdoğan’ın karısı ve bakanların bütün karıları çıkacaklar başlarının örtüsünü çıkaracaklar. (AK Parti sıralarından gürültüler) Bir dakika… Bir dakika beyefendi… Başlarının örtülerini çıkaracaklar, diyecekler ki: “Ey üniversitede okuyan kızlarımız, vallahi de billahi de bu baş örtüsü İslam dininin bir gereği değildir. Biz bugüne kadar bunu…” (AK Parti sıralarından gürültüler)

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Geç onları!

KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim işte hocalar diyor...

“İslam dininin gereği değildir; biz bunları çıkaralım ve siz de çıkarın, bu memlekette bu mesele hallolsun.” demeleri lazım.

Bakın, ben o gün İstanbul’dan gelirken Katar’dan bir hanım gelmişti, kara çarşaflı hanım; Fransızca sordum: “Bu revizyon mu, tradisyon mu?” Kadın dedi ki: “Tradisyon, yani gelenekten kaynaklanan giyimdir bu.”

Ben size doğrularını söylüyorum. Bunun çözümü odur. İşte, siz de iktidar mensubusunuz, iktidarın sorumluluğu budur, bu iş böyle çözülür.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Saygıdeğer arkadaşlarım, konuşmalar sırasındaki üslubumuza dikkat etmemiz lazım. Annelerimiz, bacılarımız, kız kardeşlerimiz olan hanımefendileri incitecek şekildeki bir üslubu, doğrusu, Meclise ben şahsen yakıştıramadım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Ona yakışıyor.

BAŞKAN – Lehte, Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ.

Buyurun Sayın Bozdağ. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; açılan usul tartışmasında, Başkanlık Divanının tutumu lehinde görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Hukuk devleti, adil bir hukuk düzeni kurar, bütün vatandaşları için güvenceleri, teminatları tanır ve bununla ilgili mekanizmaları, yargı yolu dâhil bütün mekanizmaları kurar ve bunun sağlıklı bir biçimde işlemesini de takip eder, deruhte eder.

Şimdi, buradaki konuşmalar çerçevesinde olaya baktığımızda söylenen şu: Anayasa’nın ilk üç maddesiyle ilgili, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez konularıyla alakalı bir Anayasa değişiklik görüşmeleri yapılıyor. Şimdi ben bakıyorum, bizim teklifimiz Anayasa’nın 1’inci maddesiyle ilgili mi? Değil. 2’nci maddesiyle ilgili mi? Değil. 3’üncü maddesiyle ilgili mi? Değil. Anayasa’nın 1’inci, 2’nci ve 3’üncü maddeleriyle ilgili olmayan, uzaktan yakından alakası olmayan bir anayasa değişiklik teklifidir. Yorumla, teville, şahsi, indî birtakım değerlendirmelerle, oradan buradan çekmelerle, bunun 2’nci maddeyle iliştirilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Anayasa’nın 10’uncu maddesi çok açık, okuyorum ikinci fıkrasını, diyor ki: “Kadınlar, erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” Bir yandan, kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir deniyor ve arkasından da devlete bu eşitliğin hayata geçmesi için gerekli şartları hazırlamayı bir ödev olarak yüklüyor. Öte yandan, Türkiye’de yaşanan sorunlara baktığımız zaman üniversitelerimizde, yükseköğrenimde birtakım gençlerimizin yükseköğrenim haklarını kullanma noktasında sıkıntılar yaşadığı ve Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesiyle bağdaşmayacak bir ayrımcılığın bulunduğu da bir hakikattir. Ne diyor Anayasa? “Devlet, bu eşitsizliği ortadan kaldırmakla yükümlüdür.” Öte yandan, devletin amaçlarını düzenleyen 5’inci maddesinde de, bireyin maddi ve manevi varlığını geliştirmeyi ve bunun önündeki engelleri kaldırmayı da devlete bir görev olarak Anayasa’mız yüklüyor. Şimdi, siz bütün insanlarınıza haklarını vereceksiniz, eşit olarak tanıyacaksınız. Sadece tanımakla kalmayacaksınız, bunu teminat altına alıcı düzenlemeler yapacaksınız. Maddi ve manevi varlığını geliştirmesi için de katkı sunacaksınız. Şimdi, bir insanın maddi ve manevi varlığını en iyi geliştireceği unsur nedir? Donanımlı olması, iyi bir eğitim almasıdır. Siz ona iyi bir eğitim vermezseniz, okumasını temin etmezseniz, dünyanın, çağın gerektirdiği gerekliliklerle, bilgilerle donatmazsanız ve bu bilgiyi vermeyi teminat altına almazsanız, o zaman, bireylerin bu kendilerini geliştirme sürecini doğru bir biçimde işletemezsiniz. İşte, bu düzenlemeler, işin esasında cumhuriyetimizin niteliklerini güçlendiren, taçlandıran, kuvvetlendiren düzenlemeler ve insanımızın önünde haklarını kullanma noktasındaki eşitlik ilkesiyle bağdaşmayacak biçimde olan engelleri kaldırma yükümlülüğü altında olan devletimizin yapması gereken işlerden bir tanesidir. Onun için, bunun laiklik ilkesiyle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur, aleyhte bir ilgisi yoktur. Belki, şöyle denebilir: Laiklik ilkesini güçlendiren, cumhuriyetin niteliklerini güçlendiren bir yapısı vardır. Her vatandaşa eşit bir şekilde eğitim ve öğrenim hakkını vermenin neresi hukuk devletine aykırıdır? Hukuk devletine aykırı olabilir mi? Biri bunu söyleyebilir mi? Veya demokrasiye neresi bunun aykırı olabilir? Veya laiklik herkesin eşit eğitim, öğrenim hakkından yararlanmasının teminatı, güvencesi değil midir? Dolayısıyla, bütün bunlar bu müesseseleri güçlendiren düzenlemelerdir, farklı noktalara çekmek yanlıştır, bu bir.

İki: Şekil bakımından denetim noktasında. Şimdi, bizim Anayasa’mızın, 82 Anayasa’mızın öncesi bir dönem var -1961 Anayasası’nın uygulandığı dönem- bir de 82 Anayasası’nın uygulandığı dönem var. 61 Anayasası’nın 147’nci maddesi aynen şöyle, orijinal metni: “Anayasa Mahkemesi, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüklerinin Anayasaya uygunluğunu denetler.” Dikkat ederseniz, Anayasa’yla ilgili bir denetim görevi Anayasa Mahkemesine verilmemiş. Ancak, buna rağmen, Anayasa Mahkemesi, konu gittiği zaman, şekil ve esas bakımından denetimde bulunmuş ve bu yönde kararlar tesis etmiş. 1971 yılında, bu durumun sakıncaları değerlendirilmek suretiyle yeni bir düzenleme yapılıyor 147’nci maddede, o da aynen şöyle: “Anayasa Mahkemesi kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüklerinin Anayasaya, Anayasa değişikliklerinin de Anayasa’da gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu denetler.” Ama, burada dikkat buyurun, bir incelik de şu: “Şekil şartlarına uygunluğunu denetler.” demiş, fakat bu şekil şartlarının neler olduğunu hem belirtmemiş hem de tadat etmemiş, tanımlamamış, tamamen, şekil şartına dair değerlendirmeyi Anayasa Mahkemesine bırakmış. Anayasa Mahkemesi de bu noktada şekil değerlendirmesi yaptığı gibi, esasa girecek şekilde de birtakım değerlendirmelerde bulunmuş.

1982 Anayasası’na geldiğiniz zaman, bu uygulamalardan dolayı yaşanan sıkıntıları da giderici pek çok mekanizmayı 82 Anayasası’nın getirdiğini biliyoruz. Orada, bakın, 148’inci madde diyor ki –ilgili kısımları okuyorum- “Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.” dikkat buyurun “sadece” ifadesini kullanıyor ve tahsis ediyor ve devam eden fıkrada da şunu söylüyor “Anayasa değişikliklerinde ise -bu şekil denetiminin nasıl olacağını izah ederken- teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır.” Dikkat buyurun, “teklif ve oylama çoğunluğu, ivedilikle görüşülüp görüşülemeyeceği hususları ile sınırlıdır” diyor. Konu daha sonra Anayasa Mahkemesine bir kez daha gitmiş. 1987/9 esas, yine, 1987/15 kararda, Anayasa Mahkemesi, bu konuyla ilgili 70’li yıllarda verdiği içtihattan farklı bir içtihat veriyor ve diyor ki “Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini belirleyen Anayasa’nın 148’inci maddesinde, Anayasa değişikliklerine ilişkin yasaların esas yönünden denetimine yer verilmediği gibi, bunların biçim yönünden denetimleri de teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlı tutulmuştur. İptali istenen bu sınırlı sebeplerden herhangi birine ilişkin bulunmadığı sürece davanın dinlenmesi olanağı yoktur.” Anayasa Mahkememizin verdiği içtihattır.

Şimdi konuşmalar sırasında bir başka şey de söyleniyor: Medyaya yansıyan biçimiyle de Anayasa’nın içerisinde, Anayasa hükümlerinin, yine Anayasa’da yer alan başka hükümlerle mukayese edilerek âdeta, Anayasa içerisinde bir üst Anayasa oluşturup diğer normları bunun terazisine vurarak yeni bir denetim mekanizması ve yolu ihdas etme çabaları var, böyle değerlendirmeler var. Bunlarla ilgili değerlendirmelerde bulunan kimi Anayasa hukukçularımız var. Biz çok net söylüyoruz: Anayasa’nın 1, 2, 3 ve 4’üncü maddeleriyle ilgili bir değişiklik teklifimiz yoktur, bununla ilgili, bu maddelerin de hiçbir alakası yoktur.

Ancak, bakın, bugün bu lafları söyleyen kimi Anayasa hukukçularımız, başta, Sayın Erdoğan Teziç olmak üzere, bakıyorum, bir sürü, Bülent Tanör, Süheyl Batum, Necmi Yüzbaşıoğlu, TÜSİAD’a, başka birtakım sivil toplum örgütlerine hazırladıkları Anayasa değişiklik önerisi taslaklarında, bu ilk üç maddeyle ilgili, noktasına virgülüne dokunarak birtakım değişiklik önerileri ilave etmişler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Topluyorum Sayın Başkan.

Şimdi, dün böyle söylüyorlar, bugün başka türlü söylüyorlar. Biz, bunlara dokunmuyoruz, bunlarla ilgili en ufacık bir düzenleme yapma niyetimiz de yok, böyle bir çalışmamız da yok. Yaptığımız çalışma farklı bir çalışmadır. Buna rağmen, konuyu bugün farklı noktalara çekmeleri hususunu da yüce heyetinizin takdirine bırakıyorum.

Yine, Anayasa Mahkememizin bir kararında, 98/54 esas, 98/74 sayılı kararında, Anayasa Mahkememiz aynen şöyle söylüyor: “Anayasa kuralları etki ve değer bakımından eşit olup hangi nedenle olursa olsun birinin ötekine üstün tutulmasına olanak bulunmadığından, bunların bir arada veya hukukun genel kuralları göz önünde tutularak uygulanmaları zorunludur.” diyor ve bu çerçeveden olaya baktığımız zaman, Anayasa hükümleri arasında rüçhaniyet ihdas etmek de doğru değil. Elbette ki düzenledikleri konular açısından önemli olabilirler ama birbiri içerisinde de böyle bir düzenleme söz konusu değildir.

Bu nedenle, Meclis Başkanlık Divanının tutumu doğrudur. Lehinde olduğumuzu ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bozdağ.

Saygıdeğer milletvekilleri, usul tartışması üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Bu konuda, başta da ifade ettiğim şekilde, tutumumda ve görüşlerimde bir değişiklik olmamıştır. Teklifin görüşmelerine başlanmasında Anayasa’ya ve İç Tüzük’e aykırı bir husus bulunmamaktadır.

Teklifin görüşmelerine başlıyoruz.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/141) (S. Sayısı: 101) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde söz talep eden milletvekilli arkadaşlarımı heyetinize arz ediyorum:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Hakkı Suha Okay, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal, AK Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı söz talebinde bulunmuşlardır.

Şimdi, saygıdeğer milletvekilleri, şahısları adına aynı anda verilmiş çok sayıda söz talebi ve önerge vardır. Şimdi, şahsı adına söz talepleri için kura çekeceğim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, efendim, usul konusunda konuşmak istiyorum.

Efendim, Meclis Başkanlığını…

BAŞKAN – Önergeler için de ilgili maddelerin görüşmelerinden önce kura çekeceğim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bir şey arz edebilir miyim Sayın Başkanım?

Sayın Başkanım, biraz evvel lehe konuşmak istedim, arkaya geldim. Dediniz ki, konuşmalar, Emrehan Bey’le geldikten sonra… Ama lehe konuşanlarda beni dikkate almadan, kuraya almadan işlem yaptınız. İki gün önce saat 12.00’de…

BAŞKAN – Sayın İçli…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İzin verir misiniz Başkanım, kendimi ifade edeyim.

BAŞKAN – Buyurun efendim, dinliyorum sizi.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Kürsüye geleyim…

BAŞKAN – Hayır, hayır, o hususta söz vermedim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, iki gün önce… İzin verir misiniz.

BAŞKAN – Sayın İçli, ben şunu ifade etmek istiyorum: Saygıdeğer arkadaşlarım, bakınız, bu hususta söz taleplerinin nasıl olacağı -sizler deneyimli parlamentersiniz- açıkça belli. Yani Başkanlığa, oraya intikal ettikten sonra arşive… Orada bulunan milletvekilleri arasında kura çekiliyor. Yoksa, hiç oraya intikal etmeden, önceden gidip “Ben önceden geldim.” diye bir husus olmaz ve bu hususta daha önceden Kanunlar Kararlarda bu konuyu tartıştığınız için ortaya çıkan hususlar üzerinde tekrar ben tartışmayacağım ve kura çekim işlemini başlatacağım efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, bakın, milletvekilini dinlemek durumundasınız. Memur arkadaşı dinliyorsunuz.

BAŞKAN –Dinledim zaten, buyurun, tekrar dinleyeyim, buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Beni dinlemediniz ki, kendi hakkınızdaki görüşü belirttiniz. Bakın, ben bir şey ifade etmeye çalışıyorum.

BAŞKAN – Evet.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İki gün önce saat 12.00’de ilk giden milletvekili bendim, Daire Başkanı arkadaşla görüştüm. Kanun teklifi dağıtılırken oradaydım, Kamer Bey de oradaydı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tutanak düzenlendi Sayın Başkan.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – AKP’li arkadaşlarla birlikte tutanak tutuldu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 4 milletvekili vardı.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bakın bir örnek vereyim size. İzin verin, ama mikrofonda… Böyle, ben bağıra bağıra sesimi kısmayın.

BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım… Sayın İçli, evet, orada olduğunuza…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) –  Usul tartışması…

BAŞKAN – Zaten aksini kimse iddia etmiyor.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Efendim, İç  Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince…

BAŞKAN –  Ama sizinle birlikte pek çok milletvekili de vardır orada.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) –  Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Şimdi, onları yok kabul edip sizi var kabul edemem.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince sizi tarafsız yönetmeye davet ediyorum.

BAŞKAN – Tarafsız yönetiyorum ve onun için kura çekeceğim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Taraflı davranıyorsunuz ve İç Tüzük’ün…

BAŞKAN – Kurayı getirin, çekeceğim efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince söz talep ediyorum. Bu tutumunuz doğru değil.

BAŞKAN – Hayır efendim, tutumum doğrudur…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Beni 549 milletvekiliyle birlikte aynı işleme tabi tutamazsınız.

BAŞKAN – … ve kurayı çekiyorum. Lütfen Sayın İçli…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, orada bulunan 4 milletvekili…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Tutanak var burada Sayın Başkan ve orada… Sayın Başkan… Sayın Başkanım, bakın…

BAŞKAN – Evet, kurayı çekiyorum.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, Kanunlar Kararlarda, bakın, elle tutulan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – 4 milletvekili vardı orada Sayın Başkan!

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde, Gülşen Orhan, Van Milletvekili. (AK Parti sıralarından alkışlar)

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Kabul etmiyorum Sayın Başkanım. Bakın, burayı terk etmem! Bakın, memur arkadaşın tuttuğu belgenin üstüne bakın, el yazısıyla, birinci sırada ben varım Sayın  Başkanım.

BAŞKAN – Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletvekili.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım burayı terk etmem!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın, bu milletvekillerinin hiçbirisi orada yoktu efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Taraflı davranıyorsun Sayın Başkan!

BAŞKAN – Ahmet Gökhan Sarıçam Kırklareli Milletvekili, üçüncü sırada.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, taraflı davranıyorsunuz! Bu işlem usule, İç Tüzük’e aykırı! Söz talep ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hayır…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Milletvekiline söz vermek durumundasınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bize tahammül göstermek durumundasınız!

BAŞKAN – Efendim, lütfen… Sayın İçli istirham ediyorum, lütfen yerinize oturunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Burası keyfî yönetim yeri değildir  Sayın Başkan!

BAŞKAN –  Başkanlığın yaptığı iş, usule, İç Tüzük’e uygundur.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) –  Anayasa’yı konuşuyoruz Sayın Başkan!

BAŞKAN – Evet, 1’inci madde üzerindeki kuraları çekiyorum:

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Taraflı davranıyorsunuz Sayın Başkan! (AK Parti sıralarından gürültüler) Bakın, benim üslubum her zaman kibardır. Her zaman üslubuma dikkat ederim. Taraflı davranıyorsunuz! Tahammül gösterin! Beş dakika söz hakkı vermek durumundasınız. Keyfî davranıyorsunuz! Önerge hakkında söz talep ettim, beni kuraya tabi tutmadınız.

BAŞKAN – Sayın İçli, lütfen oturun, ben kuralarımı çekeyim efendim. Lütfen…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – MHP’li ve AKP’li arkadaşlarımı konuşturdunuz, beni, üçüncü önerge diye… Taraflı davrandınız, ses çıkartmadım.

BAŞKAN – Sayın Kerim Özkul…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Kabul etmiyorum Sayın Başkanım! Sayın Başkanım…

BAŞKAN – …1’inci madde üzerinde, Konya Milletvekili... (AK Parti sıralarından alkışlar)

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, burayı terk etmiyorum! Terk etmiyorum! Yaptığınız işlem İç Tüzük’e aykırı!

BAŞKAN – Sayın Ahmet Ersin, İzmir Milletvekili.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Yapamazsınız Sayın Başkan!

BAŞKAN – Sayın Veysi Kaynak…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, taraflı davranıyorsunuz!

BAŞKAN – …üçüncü sırada, Kahramanmaraş Milletvekili…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, Anayasa’ya aykırı davranıyorsunuz!

BAŞKAN – 1’inci madde üzerindeki görüşmeler…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e aykırı davranıyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın İçli böyle bir üslup yok, lütfen yerinize oturunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Oturmuyorum Sayın Başkan! Taraflısınız! (AK Parti sıralarından “Dışarı atın.” sesleri)

BAŞKAN – Ne demek oturmuyorum?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Atsın, atsın; yetkisi var, atsın!

Taraflı davranıyorsunuz…

BAŞKAN – Hayır efendim, hayır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu milletvekilleri orada yoktu.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince söz talep ediyorum. Milletvekilinin sözünü kesemezsiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu milletvekilleri orada yoktu efendim, 4 tane milletvekili vardı.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Kendi takdir hakkını kullanamazsın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, söz sırasında 4 milletvekili vardı…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) - Burada İç Tüzük var Sayın Başkan, İç Tüzük, İç Tüzük… İç Tüzük’ü uygulayacaksınız, keyfî kararları uygulayamazsınız. 

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde: Ali İhsan Köktürk, Zonguldak Milletvekili; Yıldırım Tuğrul Türkeş, Ankara Milletvekili…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, kendimi ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN -… Zeki Ertugay, Erzurum Milletvekili…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, kendimi ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN - Sayın İçli, lütfen oturur musunuz?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Oturmuyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Ben kuraları tamamlayım, ondan sonra… Böyle bir üslup yok!

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Çünkü bu işleminiz  İç Tüzük’e aykırı.

BAŞKAN – Hayır efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince, taraflı davranmanız nedeniyle, İç Tüzük’ün 63’üncü amir hükmüne dayanarak, ben, sizden söz talep ediyorum. Oylamaya sunarsınız, işleminizin doğru olup olmadığına Genel Kurul karar verir.

BAŞKAN - …Turan Kıratlı, Kırıkkale Milletvekili…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Burası bir diktatörlük değil Sayın Başkan. Sayın Başkan, burası bir diktatörlük değil.

BAŞKAN - …Hakkı Suha Okay, Ankara Milletvekili…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. (AK Parti sıralarından gürültüler) Ben milletin vekiliyim.

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Otur yerine!

BAŞKAN – …Hüseyin Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekili…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın milletvekilleri, oy kullanırsınız, beş dakika sonra reddedersiniz ama taraflı davranıyor.

Sayın Başkanım, taraflı davranıyorsunuz.

Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince söz talep ediyorum. Her kanun teklifinde AKP’li arkadaşlar sayısal çoğunluklarına dayanarak bütün söz hakkını milletvekillerinin tıkıyorlar. Bu Parlamentonun, muhalefetin sesini kesmek…

BAŞKAN - Sayın İçli… Sayın İçli, lütfen yerinize oturur musunuz efendim?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Oturmuyorum Sayın Başkan!

BAŞKAN – Ne demek oturmuyorum?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bana İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince söz vermek durumundasınız.

BAŞKAN – Siz oturun, ben konuyu izah edeyim. Lütfen…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Oturmuyorum Sayın Başkanım, bana söz vermek durumundasınız.

BAŞKAN – Böyle bir üslup var mı?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Var Başkanım.

BAŞKAN – Yani her buraya gelen, bu şekilde “oturmuyorum” diyerek söz mü alacak?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) - Hayır, ben…

BAŞKAN - Böyle bir üslup yok Sayın İçli.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İç Tüzük’ün 63’üncü maddesini okur musunuz? Ben, sizin taraflı davrandığınızı iddia ediyorum.

BAŞKAN – Hayır efendim, hayır.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Onun için, bana söz vermek durumundasınız.

BAŞKAN - Bakınız, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, milletimiz de bizi televizyonları başında izliyor.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Evet…

BAŞKAN - Burada, gittiğiniz anda…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İç Tüzük’ün 63’üncü maddesini okuyun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben, buradaki arkadaşlarımla görüştüm. Rapor dağıtıldığı anda, siz ve başka olan arkadaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partisinden, diğer partiden olan arkadaşlarımız, Rahmi Güner, Veysi Kaynak, diğerleri, aynen, hepiniz oradasınız ve arkadaşlarımız bunu tespit etmişler.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Hayır Sayın Başkan, bakın, arkadaki Daire Başkanı biliyor.

BAŞKAN – Sayın İçli, bir tek siz mi doğru söylüyorsunuz?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Tutanak var Sayın Başkan, tutanak…

BAŞKAN - Sayın İçli, lütfen… Lütfen…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – AKP Kahramanmaraş Milletvekilinin imzası var. 4 milletvekilinin imzası var, tutanak var burada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 4 milletvekilinin imzası var. Efendim, o 4 milletvekili arasında kura çekeceksiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, bakın Kamer Bey de söylüyor, tutanak var.

Sayın Başkan, bakın, Daire Başkanına sorun. Ben yalan söylemiyorum, doğruyu söylüyorum, burada 4 sayın milletvekilinin imzası var, birisi de Kahramanmaraş Milletvekilinin.

BAŞKAN – Sayın İçli, lütfen yerinize oturunuz.

Ben konuyu, sonra, bir usul hatası yapmışsam değerlendiririm. Lütfen efendim… Usulümde bir hata yoktur.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Efendim, usul hatası yapıyorsunuz.

BAŞKAN - İlk konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay.

Sayın Okay, buyurun efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Parlamentoda muhalefetin sesini keserseniz, demokrasi çalışmazsa, o zaman herkes hakkını başka şekilde arar. Burası yüce Meclistir.

BAŞKAN – Ana Muhalefet Partisi Grup Başkan Vekili konuşacak efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) - Bana burada, iki dakika da olsa, usul hakkında söz vermek durumundasınız.

BAŞKAN – Sayın Okay, buyurun efendim. İstirham ediyorum.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, arkadaşımızın söz talebi var. Tartışma bitmeden…

BAŞKAN – Sayın İçli, lütfen oturun efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Oturmuyorum Sayın Başkanım. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Bu tutumunuz doğru değil!

BAŞKAN – Hayır, oturacaksınız efendim. Böyle bir üslup yok.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, bu tutumunuz doğru değil!

BAŞKAN – Sayın Okay, buyurun efendim lütfen.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bakın, milletvekillerinin imzası var. (AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

Ben yalan söylemiyorum değerli arkadaşlarım.

HASAN MACİT (İstanbul) – Burada bir haksızlık yapılıyor!

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bakın, milletvekili arkadaşların imzası var. Sadece benim değil, AKP’li arkadaşın imzası var.

HASAN MACİT (İstanbul) – Söz hakkı konusunda haksızlık yapılıyor.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Haksızlık yapılıyor! Böyle bir usul yok Türkiye Büyük Millet Meclisinde!

BAŞKAN – Sayın Okay…

Sayın İçli, lütfen…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Türkiye Büyük Millet Meclisinde böyle bir usul yok!

BAŞKAN – Sayın Okay, istirham ediyorum efendim. Buyurun efendim, siz buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – O zaman, Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Okay, başka bir gruba geçmek durumunda bırakmayın.

Buyurun efendim, siz buyurun.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, arkadaşın usule ilişkin itirazı var.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Söz talep ediyorum.

Arkadaşlarımız da vardı Cumhuriyet Halk Partili, AKP’li. MHP’li arkadaşlar gelmedi, onların önergesini de AKP’li arkadaşımız verdi. (Gürültüler)

BAŞKAN – Efendim, onlar otururlar; Sayın Okay, siz buyurun efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Hayır efendim. Ben İç Tüzük gereğince söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Okay, buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Muhalefet az diye, 13 kişiyiz diye, çoğunluğunuza dayanarak işlem yapamazsınız! 13 kişiyiz diye yapamazsınız bunu! Bağımsız milletvekilleri de var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ara verin…

BAŞKAN – Sayın İçli, bakınız, Genel Kurulun sükûnetini bozuyorsunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bozmuyorum efendim.

HASAN MACİT (İstanbul) – Siz bozuyorsunuz efendim! Bozan sizsiniz.

BAŞKAN – Efendim, bakın, siz deneyimli bir parlamentersiniz. Lütfen başka bir işleme gerek koymayınız.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Okuyun İç Tüzük’ün 63’üncü maddesini. Okuyun İç Tüzük’ü, vatandaşlarımız da duysun.

BAŞKAN - Lütfen yerinize oturunuz, değerlendirelim. Lütfen efendim…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Hayır, taraflı davranıyorsunuz!

Biz, bakın, geldiğimizden beri Parlamentoda sizin yönetim tarzınızı hep eleştirdik. Tutanaklara bakın.

Taraflı davranıyorsunuz! Niye tahammül gösteremiyorsunuz Sayın Başkan iki dakika?

HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, haksızlık yapmayın!

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Kendimi ifade etmeme niye tahammül edemiyorsunuz?

HASAN MACİT (İstanbul) – Hak kiminse ona verin!

BAŞKAN – Sayın İçli, böyle bir üslup yok!

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Var! Siz yaratıyorsunuz!

BAŞKAN – Yok efendim, lütfen…

Sayın Okay, istirham ediyorum.

Sayın Hakkı Suha Okay, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına buyurun efendim. Buyurun Sayın Okay. (Gürültüler)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, arkadaşımızın söz talebi var.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Var mı efendim kura çekmek? Kura çekiliyormuş! Nereden çıkıyor kura çekmek? İç Tüzük’ün 61’inci maddesi bakın ne diyor: “Söz, kayıt veya istem sırasına göre verilir.” diyor. (Gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Okay, konuşmayacaksanız bir sonraki milletvekilini okuyacağım efendim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, arkadaşımızın…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sizin elinizdeki belgede kayıt ve söz istem sırasında birinciyim. Bürokratın el yazısıyla olan yazısı gelsin bakalım, Genel Kurula gösterin. Birinci sırada benim ismim var. Sizin elinizdeki belgede…

BAŞKAN - Sayın İçli, lütfen yerinize oturun. Parmağınızı sallayarak Başkanlık Divanına bir hitapta bulunmayın. Oturun yerinize lütfen efendim!

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Ben Başkanlık Divanına hakaret etmiyorum.

BAŞKAN – Oturunuz efendim. Lütfen oturunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sizin orada oturmanızla beni azarlama hakkınız yoktur.

BAŞKAN – Lütfen oturunuz. Oturunuz lütfen efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Başkan milletvekilini azarlayamaz!

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Sen Başkana bağırıyorsun!

BAŞKAN – Ben kimseyi azarlamıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İç Tüzük’e davet ediyorum. (AK Parti sıralarından “Ne bağırıyorsun” sesleri, sıra kapaklarına vurmalar) Efendim, mikrofona çıkayım diyorum. Başkana bu mesafeden bağıracağım ki Başkan duysun. (AK Parti ve DSP milletvekilleri arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın İçli, şu anda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bir milletvekili ve Grup Başkan Vekili bir arkadaşımı kürsüye davet ettim. Sükûneti bozuyorsunuz, söz hakkını ihlal ediyorsunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Etmiyorum Sayın Başkanım.

SÜLEYMAN YAĞIZ (İstanbul) – Siz ediyorsunuz!

BAŞKAN - Beni başka bir müeyyide uygulamaya mecbur etmeyin.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Siz illa tutumunuza göre mi hareket edeceksiniz? (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Okay, buyurun efendim. Tekrar çağırıyorum, Sayın Okay…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkanım, arkadaşın söz talebi…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Efendim, tutanaktan… Elinizdeki belgeyi söylüyorum size. Elinizdeki belgeye bakın ve tecrübeli memur arkadaşlara sorun. (Gürültüler)

BAŞKAN – Efendim, şu anda konuşmak istemiyor.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk…

Burada mı efendim? (CHP sıralarından gürültüler)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Bir dakika efendim, bir dakika! Hayır! Ne yapıyorsun? (AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Olmaz öyle şey! Sayın Başkan, lütfen sırayı takip edin. CHP Grubu söz hakkından vazgeçiyorsa konuşuruz.

HASAN ERÇELEBİ (Denizli) – Olmaz ki böyle! Sayın Başkan, böyle yönetim mi olur?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati:16.42

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

101 sıra sayılı Teklif üzerinde görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Hakkı Suha Okay’a söz vermeden önce, Sayın İçli’ye çok kısa bir açıklama yapması için söz vereceğim, tutumumla ilgili olarak.

Sayın İçli, buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR

1.- Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, söz taleplerinin istem sırasına göre verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Aslında biraz evvel benim derdim Başkanlığa veyahut da Genel Kurula bir saygısızlık yapmak değildi, bir durumu tespit etmek istedim.

İki gün önce ben saat 12.00’de geldim ve hiç oradan ayrılmadım ve daha önce önergeler…

İktidar partisi milletvekili arkadaşlarımız tarafından birçok kanun önergelerle tıkanıyor.

Ben hakkımı kötüye kullanmak için değil, Demokratik Sol Parti için kendimi ifade etmek istedim ve İç Tüzük’ün 61’inci maddesinde “Söz, kayıt veya istem sırasına göre verilir.” hükmünü anlatmak istedim, derdim de ...

Düşünün, devlet daireleri sekiz buçukta açılıyor, binlerce vatandaş kapının önünde. Hangi esasa göre yapılıyor işlem? İlk gelen sıraya giriyor. Ben de ilk gelendim. Şimdi, beni 449 milletvekiliyle aynı torbaya atıp aynı işleme tabi tutmak istiyorsunuz. Hâlbuki öyle değil. Ben, bir siyasi partinin milletvekiliyim. Siyasi partiyi bırakın, dost acı söyler, benim iyi niyetli -kabul edersiniz, etmezsiniz iktidar- görüşlerimin tutanağa geçmesi Türkiye için önem arz ediyor. Ben buna inanıyorum.

Onun için değerli milletvekili arkadaşlarımdan ve Divandan, eğer kastımı aşan bir davranışım olduysa, hepinizden özür diliyorum, teşekkür ediyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Nezaketinize teşekkür ediyorum  Sayın İçli.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu  (2/141)  (S. Sayısı: 101)  (Devam)

BAŞKAN – Evet, ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Hakkı Suha Okay’a aittir.

Sayın Okay, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına selamlıyorum. 

Bugün, bu çatı altında, cumhuriyet tarihimizin en önemli toplantılarından birini yapıyoruz ve özgürlükler için getirilen bir düzenleme bugün Ankara sokaklarında özgürlükleri kısıtladı. Şu an, Ankara sokaklarında güvenlik tedbirleriyle vatandaşlar rahat hareket edemez hâlde. Bu, nasıl bir özgürlük hâli? Bunu da takdirlerinize sunuyorum.

Bugün, temel tartışma konumuz, dün 71’inci yılını kutladığımız Anayasa’mızın laiklik ilkesini etkisiz hâle getirmek için getirilen iki siyasi partimizin ortak teklifidir.

Laiklik karşıtı akımlar cumhuriyet kurulduğundan beri vardır ve bundan sonra da olmaya devam edecektir. Türkiye, 80’li yıllardan itibaren dış kurgulu bir oyunun odağı hâline getirildi. Gelişen süreçte, tüm demokrat, ilerici, cumhuriyetçi kesimler tasfiye edilmeye çalışıldı. Karşı devrimciler, oluşan iklimde sistemden beslendi, palazlandıkça palazlandı, dış destekle daha da büyüdü. Bazı kesimlerin baş tacı yaptığı tarikat, cemaat önderlerinin, hatta okyanus ötesinden, Türkiye'ye hükmetmeye çalıştığına tanık olduk.

Şimdi sorumluluk mevkisinde olan bir zamanların İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı bile “Tutturmuşlar, laiklik elden gidiyor. Yani bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu. Sen bunun önüne geçemezsin ki. Millete rağmen bu yürümez zaten.” şeklindeki görüşlerini, rahatlıkla bir zamanlar toplumla paylaştı. Şimdi, bu sözlerin sahibi “Laikliğin güvencesi biziz.” diyor ve toplumun kendisine inanmasını bekliyor.

Laikliğin güvencesi Anayasa’dır, Anayasa’nın değişmez hükümleridir, laiklik kimseye emanet edilemez. (CHP sıralarından alkışlar)

2002 seçimlerinde başa gelen siyasi iktidar, önce devlet aygıtını dönüştürmeye çalıştı. Devlet aygıtını dönüştürüp kuvvetlendiğini düşündüğü noktada, laik, demokratik cumhuriyeti törpüleyecek adımlar attı. Direnç gördüğü noktada, geri çekilerek yeni hamlelere hazırlandı. Bu siyasi iktidar, topluma halüsinasyonlar göstererek siyasi kimlik oyunlarına girişti. Kimi zaman muhafazakâr oldu, kimi zaman demokrat oldu, kimi zaman milliyetçi oldu, kimi zaman da liberal oldu. Bu kimlik farklılaşmasıyla, her siyasi ideolojiden besleme destekçileri de kotarmayı amaçladı. Kamu kuşatıldı ve “Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerinin yerini daha katılımcı, daha ademimerkezî, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesindeyim.” diyenler, devletin en üst makamlarına getirildi. Şimdi de aramızda parlamenter olarak görev yapıyor.

Eşi türbansız kamu görevlisi istisna hâline getirildi. Millî Eğitim Bakanlığı hallaç pamuğu gibi atıldı. Belediyeler eliyle mahalle baskısı kuruldu. Anadolu’nun birçok bölgesinde ramazan aylarında yemek yiyecek lokanta bulunmaz oldu. Bütün bunlar mevzuatla oynamadan, yürütme gücüyle yapıldı.

SONER AKSOY (Kütahya) – Yalan söyleme.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Cumhuriyetin değerleri yerine, normalin bu tarz yaşam olduğu belleklere kazınmak istendi. Bunda başarılı olunduğunu da üzülerek ifade ediyorum.

Tüm anayasal organlara savaş açıldı; zamanı geldikçe birer birer ele geçirilmeye çalışıldı. Şimdi geldiğimiz noktada, Türkiye tam bir kırılma noktasına taşındı. Toplum, Müslüman olan-olmayan, inanan-inanmayan, dinin gereklerini yerine getiren-getirmeyen şeklinde kamplara bölündü. Cumhuriyet kurulduktan sonra oluşan toplumsal barışın yerini gerilim siyasetiyle toplumun farklılıklarından siyasi rant sağlama girişimleri aldı. Bu açıdan, siyasi iktidar ve bir muhalefet partisinin attığı bu adımın Türkiye’deki karşı devrim odaklarını cesaretlendirecek çok önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.

Bu teklif, ardından birçok şeyi tetikleyecek bir fünye mahiyetinde, kabul edilmesi durumunda diğer taleplerin nerede duracağını kimse garanti edemez. Adı takiyeciye çıkan, bir gün söylediğini öbür gün inkâr eden bir siyasi akımın sözüne kimse inanamaz. Kaldı ki, daha teklif Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmeden gerçek niyetlerini ortaya koyan açıklamalara tanık olduk. Biraz evvel Grup Başkan Vekilimiz Sayın Anadol ifade etti, Isparta Belediye Başkanının söylediklerinden bahsetmeyeceğim. Anayasa Komisyonu Üyesi Konya Milletvekilinin, Kadın Kolları Başkanı Gaziantep Milletvekili AKP’li arkadaşlarımın söylediklerini bir kez daha tekrar etmeyeceğim. Bunlar belleklerde ve zabıtlarda yerini buldu. Ama sadece bu milletvekilleri değil, Anayasa’mızın değiştirilmez maddelerini değiştirmeye yönelik anayasa değişikliğinin teklif edilemeyeceğini söyledik. Anayasa Komisyonunda bu tartışıldı, gerek Sayın Anayasa Komisyonu Başkanı gerekse Sayın Başbakan Yardımcısı tutanaklara geçen ifadeleriyle kafalarının ardındakileri kelimelere döküverdi. Komisyon çalışmalarına yansıyan bu konuşmaları Genel Kurul tutanaklarına da yansıması için ve bir kez daha tarihe not düşülmesi için aynen Komisyon tutanakları ifadelerini okuyacağım.

Komisyonda, Manisa Milletvekilimiz Sayın Şahin Mengü’nün, değişikliğin Anayasa’nın ilk üç maddesini açıkça arkadan dolanmaya yönelik olduğunu belirtmesi üzerine, Sayın Kuzu aynen “Konuşmaların yani geneli çok güzel de ‘açıkça’ lafı pek iyi gitmedi orada. Açıkça yapamayız çünkü. ‘Açıkça’ deyince, açıkça teklif nasıl getirilir, böyle bir şey olabilir mi yani? İlk dört maddede açıkça teklif burada nasıl görüşülür?” Sayın Kuzu ‘açıkça’ kelimesine takılarak, kendi ağzıyla, değiştirilmesi teklif edilemeyecek bir konuda teklif getirilemeyeceğini, ancak kendi getirdikleri teklif ile bu işi arkadan dolanarak yaptıklarını itiraf ediyor.

Benzer bir kabulü Sayın Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de yaptı. Anayasa Komisyonu çalışmaları sırasında Sayın Çiçek yaptığı konuşmada “Bu teklifi getirenlerin laiklikle bir problemi yok.” dedikten sonra, teklifin laiklikle ilişkilendirilmesini “Bu, Anayasa Mahkemesine ‘Bunlar bu iş için getirildi.’ demek noktasında delil hazırlamaktan ibarettir. Biz bu tuzağa düşmeyiz.” Yani hazırlar, tedbirlerini almışlar “Aman tuzağa düşmeyelim.” diye. Muhtemelen sizlere de bu ikaz edildi, sizlere de tembih edildi: “Aman laf atmayın, olmadık bir şey söylemeyin.” diye. “Biz bu tuzağa düşmeyiz.” diyor. Aslında, niyetlerinin Anayasa’nın değiştirilmez hükümlerinin arkasından dolanmak olduğunu kabul ve tevil yoluyla ikrar ediyorlar; Anayasa Komisyonu Başkanı, Başbakan Yardımcısı. Bunlar Anayasa Komisyon tutanaklarında aynen yer alıyor.

Bu teklif, karşı devrim yanlılarını cesaretlendirecek, yeni bir konuma taşıyacak içerikte, cumhuriyetle bir hesaplaşma amacı gütmektedir. Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerini arkadan dolanarak değiştirmeye yönelik olduğundan, bu teklif “yok” hükmündedir. Bu açıdan, Sayın Teziç’in belirttiği gibi, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerini, başka maddeleri değiştirerek dolanmak, etkisiz kılmak, usul saptırmasıdır ve Anayasa’ya karşı hiledir. Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün “Anayasaya uygunluğun incelenmesi” başlıklı 38’inci maddesinde de, tasarı ve tekliflerin ilk önce Anayasa’nın metin ve ruhuna uygun olup olmadığının incelenmesi ve aykırı olduğu takdirde maddelerin müzakerelerine geçilmeden reddedilmesi gerektiği hükmüne yer verilmiştir. Bu açıdan, bu teklif, Anayasa Komisyonunda da ve dolayısıyla da şu an görüşmekteysek de hatalıdır ve Anayasa’ya aykırı bir görüşmeyi gerçekleştiriyoruz.

Bu konuyla ilgili, Anayasa Mahkemesinin 1975 tarihli bir kararında da şu değerlendirmede bulunulmuştur: Anayasa’nın 91’inci maddesine göre kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri yetkili oldukları hâlde, Anayasa’nın değiştirilmesi ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte 1’ince yazılı olarak teklif edilebilir. Demek ki, Anayasa’nın 9’uncu maddesinde Anayasa değişiklikleri için öngörülen teklif yasağı doğrudan doğruya yasama Meclisi üyelerini ilgilendirmektedir. Tanım ve o nitelikte bulunan Anayasa değişikliklerini teklif etmeyi düzenleyen Anayasa hükümleri birer biçim kuralı olduklarına göre, bunu yasaklayan bir kuralın dahi biçim kuralı olduğundan hiç kuşku yoktur. Başka bir deyimle, değişiklik teklifi değişmezlik ilkesiyle çatışmıyorsa Anayasa’da gösterilen şekil şartlarına uygun olarak yöntemi içinde yürüyecek ve şayet çatışıyorsa hiç yapılmayacaktır. Yapılmış ise yöntemi içinde yürütülemeyecek, yürütülmüş ise kabul edilip kanunlaşamayacaktır.

Özetlemek gerekirse, Anayasa, Anayasa’nın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını sürdürmek ve Anayasa’ca saptanan şekil şartları ve yöntemi dışında değiştirilmesini önlemek amacıyla hükümler düzenlemiştir. Anayasa’nın değişik 147’nci maddesiyle Anayasa değişikliklerinin Anayasa’da gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu denetleme yetkisinin Anayasa’yı yargısal denetim yoluyla korumakla görevli Anayasa Mahkemesine tanımakla güdülen erek de budur.

Yukarıda açıklandığı üzere, 9’uncu madde de yer alan yasak kural da bir şekil şartı olduğundan 1696 sayılı Kanun’un dava konusu maddeleri diğer şekil şartları açısından, bu yasak açısından da Anayasa’ya uygunluk denetiminden geçirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, biraz evvel, değerli teklif sahibi grupların başkan vekilleri tarafından 1982 Anayasası sonrası kimi Anayasa maddeleri arasında rüchaniyyet olmadığına dair Anayasa Mahkemesi kararları ifade edildi. Ama, bilirsiniz ki, o Anayasa Mahkemesinin hiçbir kararı Anayasa’nın ilk dört maddesiyle ilgili değil. Eğer Anayasa’nın ilk dört maddesiyle ilgili rüchaniyyet olmadığına ilişkin bir Anayasa Mahkemesi kararı varsa, merakla bekliyorum, bu kürsüde, zannederim, onu da getirirler ifade ederler. Yani, bir bilgi kirlenmesini de önlemek istiyorum. Anayasa Mahkemesi kararı, Anayasa’nın değiştirilmez maddeleriyle çelişen Anayasa değişikliği tekliflerini biçim kuralı sayılması gerektiğine ve Anayasa Mahkemesinin görev alanına girdiğine de kuşku bırakmamaktadır.

Tüm bu gerçekler ortadayken iki siyasi partimiz niye bu işe soyundu? Sayın Başbakanın bir lafı vardır, çok sık kullanıyordu: “Kazan kazan politikası.” Biz, bu politikanın Türkiye’ye bugüne kadar bir şey kazandırdığını görmedik, ama bu konuda eğer bu değişiklikler yargıdan dönerse olabilecekleri şimdiden görüyoruz. Sayın Başbakan ortaya çıkacak ve diyecek ki: “Cumhuriyet Halk Partisi engelledi.” Meydan meydan dolaşacak, yerel seçim öncesi türban olayını yine oya dönüştürmeye çalışacak, yani din üzerinden siyasi rant çalışmaları devam edecek. Olmadı, yerel seçimden sonra “Yine deneyeceğim.” diyecek.

Sayın milletvekilleri, bunun halkı karşı karşıya getirmek olduğunu niye düşünmüyoruz? Türkiye'nin yaşamsal sorunları dururken kriz üzerinden siyaset yapmanın, bu ülkeyi kamplara bölmenin kime ne yararı var? Bu, sorumlulukla bağdaşır mı? Teklifin hukuk normları arasına girmesinden sonra din eksenli devlete doğru gidiş hızlandırılacak, yeni değişiklik talepleri gündeme gelecektir. Bu konuda bazı sivil toplum kuruluşları ile biraz önce belirttiğim bazı AKP’li yetkililerin açıklamaları, bu tehlikenin hiç de uzak olmadığını ortaya koymaktadır. Doktorların, yargıçların, kaymakamların “Okurken türban takıyordum, şimdi mesleğimi yaparken niye takmayayım? Bu, Anayasa’nın 49 ve 70’inci maddesi uyarınca benim hakkım.” demesi durumunda ortaya çıkacak kaosun sorumlusu kim olacak? O zaman “Bu konuyu özgürlükler söylemiyle nasıl hallederiz?” diye mi düşünürsünüz? Zaman zaman liselerde, alt öğrenim kurumlarında rastlanan türban takma olayının, uygulamasının fiiliyatta genişlemesinin ardından “Üniversitede dinin gereği olan bir uygulama, niye öbür öğrenim kurumlarında dinin gereği olarak görülmesin?” denirse şimdi kullandığınız özgürlük söylemini o zaman da kullanmayacağınız garantisini kim verecek? AKP’ye sipariş Anayasa taslağı hazırlayan Sayın Özbudun’un da söylediği gibi, başkalarının özgürlüklerini ihlal etmeme açısından bir hüküm içermediği için, başı açık çocuklarımızın baskı görmesi noktasında kaçınılmaz bir zemin yaratacaktır. Kaldı ki, başı açık kızlarımıza yönelik bir baskı yapılmayacağının garantisini kim verecek? Oruç tutmayanların bıçaklandığı, Alevi ilköğretim öğrencisine baskı yapıldığı sırada Türkiye'yi yönetenler bunun garantisini verebilirler mi? Bu açıdan teklif, özgürlük kamuflajı altında eşitsizliği öngörmektedir. Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'nin kazanımlarını masaya sürmekten çekinmeyen siyasi iktidarın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını da görmezden gelmesi tam bir çifte standarttır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararından da bir alıntı yapmak istiyorum: “Mahkeme, Türk anayasal sisteminde kadın haklarının korunmasına ilişkin yapılan vurguya dikkat çekmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından Sözleşme’nin temelini oluşturan en önemli ilkelerden biri, aynı zamanda Avrupa Konseyine üye devletler tarafından ulaşılması gereken bir hedef olarak kabul edilen kadın-erkek eşitliği Türk Anayasa Mahkemesince Anayasa’nın temelini oluşturan değerlere ilişkin bir ilke olarak görülmüştür.” diyor ve “Anayasa Mahkemesi gibi Mahkeme de İslami baş örtüsü sorununu  Türkiye bağlamında incelerken zorunlu bir dinî görev olarak sunulan veya algılanan böyle bir simgeyi giymenin onu giymemeyi tercih edenler üzerinde bir etkisi olabileceğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünmelidir.” diyor. Yani, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi açıkça bunun, bu düzenlemenin Türkiye'de eşitsizlik yaratacağını söylüyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması, eşitlik ve çoğunluğun korunması ilkelerinden bahsediyor. Bunların sizin için bir anlamı olması gerek. Türkiye'de sizin gibi, kendini sizin gibi düşünmek zorunda hisseden bazı liberal geçinenlerin dışında bir kesim yok mu? Siz Türkiye'yi sadece sizin gibi düşünenlerden mi ibaret sanıyorsunuz? Karşı oy yazımızda da vurguladık: “Kadınlarımızın günlük hayatta, özel ilişkilerinde, ortak toplumsal alanlarda; başı açık, baş örtüsü ya da türban ile tercihlerini yapmalarına hiç kimsenin bir diyeceği olamaz. Bu tercih, kendi kararlarıdır ve saygıdeğerdir. Bu konuda zaten bir ihtilaf da yoktur.” O açıdan bu teklif, başka amaçlara yönelik olarak hazırlanmıştır.

22 Temmuz seçimlerinden sonra siyasi yaşamımızda yeni bir sentez ortaya çıktı. Bazılarının “ip sentezi”, “hasat sentezi” olarak nitelediği bu, iş birlikçi bir sentez. Türkiye’nin en önemli kararlarına damgasını vurdu bu sentez. İki siyasi partimiz sayesinde, söz konusu siyasi menfaatse gerisi teferruat ilkesi siyasi yaşamımıza hâkim oldu.

Oysa hatırlayınız, ne diyordu Sayın Başbakan, Sayın Bahçeli için? “Önce saygıyı öğren. Senin düştüğün seviyeye düşmeyeceğim. Aldığım eğitim buna müsaade etmez. Yanına mafya kopuklarını toplamışsın, konuşuyorsun.” Peki Sayın Bahçeli, Sayın Başbakan için, hangi tanımlamayı kullanıyordu? “İnanç hortumcusu.”

Şimdi, bu iki siyasi partimiz siyasi rant paylaşımına girdi, hasat savaşları yaşanıyor. Ancak harmanın sahibi belli, hasat hesabını yapanlar tarihî sorumluluklarıyla baş başa kalacaklardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Okay, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Anayasalar, bir devletin dayandığı hukuki yapının omurgasıdır, devlet yapısının temelidir. Cumhuriyetin niteliklerinden olmazsa olmaz şartı, laikliği işleyemez duruma getirecek olan anayasa değişikliklerinin yapılamayacağı, Anayasa’mızın gerek açık hükümlerinden gerekse ruh ve felsefesinden çıkmaktadır. Çağdaş anayasalar, kendilerini koruyan, teminat altına alınan hükümler ve kurumları da birlikte getirmeyi sağlamışlardır.

Anayasa’nın tam bir uyum içinde birbirini tamamlayan genel hükümlerinin anayasa değişiklikleriyle sistem ve düzenin bozulması ve karışıklıklar içine düşürülmesi, bir bütün teşkil eden hukuki yapıyı sarsar ve yıkar. Buna onun için izin vermeyeceğiz. Cumhuriyeti rotasından çıkartmak istiyorsunuz, aydınlanma devriminden rövanş almak istiyorsunuz, bu rövanşı da alamayacaksınız ve hiçbir zaman unutmayın ki, din sömürüsüne dayanan iktidarların gün gelip nasıl yok olduğunu yakın tarihimiz de görmüştür ve siyasi tarih bunlarla doludur.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Okay.

Sayın Bakanım, söz talebiniz mi var?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Evet. Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz talebim var.

BAŞKAN – Hükûmet adına zaten söz talebiniz olabilir.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – O ayrı, o Hükûmet adına, bu şahsımla ilgili, şahsi bir sataşma olduğu için tutanağa…

BAŞKAN – Açıklama yapacaksınız…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Açıklama yapacağım, evet.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ya, tutanak okudu, bir şey söylemedi.

ATİLA EMEK (Antalya) – Komisyon tutanaklarını inceleyiniz Sayın Başkan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Komisyonda yaptığım bir konuşmayı maksadı dışına çıkarmak suretiyle bir yanlış  anlamaya meydan vermemek için…

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, işittiğimiz konu açık. Yani, komisyonda Sayın Çiçek’in yapmış olduğu bir konuşmayla ilgili olarak Sayın Okay’ın bir açıklaması oldu. Sayın Bakan da, bu konuşmaya açıklık getirmek istiyor.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yorum yapmadı, tutanak okudu. Yorum yapmadı. Olmaz ya!

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Tutanakta bu ifade var mı yok mu, varsa nesine söz veriyorsunuz?

BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, İç Tüzük’te böyle bir ifade var, kendisine ifade edilen, atfedilen sözü kendisinin söylemediğini ifade eden bir milletvekilinin söz alma hakkı vardır.

Buyurun Sayın Bakanım.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Okay, benim ismimden de bahisle, Anayasa Komisyonunda yaptığım uzun bir konuşmanın içerisinden, önünü arkasını çıkararak ya da konuşmanın bütününü bir tarafa bırakmak suretiyle bir şark kurnazlığı yapmaya çalışıyor. Doğrusu bunu yadırgadığımı ifade etmek isterim, çünkü bugünkü oturum son derece önemli bir oturum, önemli bir konuyu müzakere ediyoruz. Kamuoyunun olup bitenleri bütün açıklığıyla bilmesi lazım. En azından kamuoyuna karşı da olabildiğince şeffaf ve dürüst olmamız gerekir diye düşünüyorum.

Şimdi bakınız, bu türlü saptırmaların hep geçmişte de olduğunu bildiğim için, şimdi bundan da bir şey çıkaracaksanız, daha konuşmanın başlangıcındaki cümlelerden okuyorum, birinci cümleden itibaren, yine tutanaklardan, herkes şahit olsun: “Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli Komisyon üyeleri; müsaade ederseniz, daha sağlıklı bir ortamda konuyu tartışma noktasına geldik. Çünkü sabahki oturum biraz tartışmalı geçti.

Victor Hugo, öğrencilerine yazmış olduğu bir metni vermiş, demiş ki: Buradan yazar ne kastediyor? O metni okuyan herkes demiş ki, işte, yazar bundan şunu kastediyor, bir başkası bunu kastediyor vesaire. Sonra Victor Hugo kendi kendine demiş ki: Yahu ben neleri kastediyormuşum da haberim yokmuş.

Şimdi, öyle bir noktaya geldi ki konu, teklifi verenler neredeyse rejimin yıkılması noktasında bir kararlılık içerisinde. Bütün bu anlatılanları görmüyor, düşünmüyor, böyle bir değişikliği getiriyor gibi bir üslup içerisinde, bir mübalağa içerisinde konu gündeme getiriliyor.

Evvela söylediklerimin ne anlam ifade ettiğini arz etmek için bir iki hususu baştan söylemem lazım.”

Daha ilk paragraf bu.

Bir: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes ve bu vatandaşlıktan gurur duyan herkes için Anayasa’nın ilk üç maddesi bizim ortak paydamızdır. 70 milyon insanız, şimdi 74 milyon olduk, dışarıdaki vatandaşlarımızla beraber 74 milyon insanı bir arada tutan, kamu barışını, sosyal barışı sağlayan ve çok şükür bu değerlere sahip olduğumuzdan dolayı da bu değerleri bize kazandıranlara şükran duygusu içerisinde olduğumuz bu başlangıçtaki ilk üç madde bizim ortak paydamızdır. Bunu baştan bir defa ifade edelim.

Şimdi bunu açıklıkla daha baştan söylüyoruz ki, bu türlü saptırmalar, konu dışına yaptığımız konuşmaları çıkarmalar olmasın diye. İlk cümlede de bunu söyledik. Bunları açıkça söyleyen insan benim, sonra bunların içerisinden, bu mealde yapılan bir konuşmadır, bütün konuşmalar böyle değerlendirilmesi gerekirken, âdeta, biz, kafamızda, iki parti olarak oturduk, laikliği neresinden aşarız, neresinden aşınırız diye topluca bir araya geldik, karar verdik ama bunu söylemiyoruz.

Hatta burada da şunu söyledim ben, dedim ki: Bu ülkede, bir demokratik ülkede hiç kimse kendi fikrinin, kendi düşüncesinin, laikliğe olan inancının doğruluğunu bir başkasına onaylatmak mecburiyetinde değildir, herhâlde onaylayacak makam da Cumhuriyet Halk Partisi değildir.

Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/141) (S. Sayısı: 101) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon adına Komisyon Başkanı Sayın Burhan Kuzu -Sayın Tuğluk, bundan sonra da size söz vereceğim- buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

1 Şubat Cuma günü, malumunuz, Anayasa Komisyonumuzda, şu an görüşmekte olduğumuz Anayasa Değişikliği Teklifi’ni görüşerek bu hâle getirdik. Tabii on bir saat süren bir çalışma yaptık ve on bir saat süren bu çalışma içerisinde, geneli hakkında ve maddeler üzerinde birçok arkadaşımız söz talebinde bulundu ve hemen hemen herkese söz verdik. Demin Sayın Bakanın elinde gördüğünüz o yüz elli beş sayfalık tutanak, iki madde üzerinde yapılan görüşmelerin tutanağı. Koca bir kitap oluşmuş görüyorsunuz. Oturup onu ben yazmadığıma göre, demek ki orada konuşma yapılmış.

Orada Sadullah Ergin, Bekir Bozdağ, Şahin Mengü, Faruk Bal, Tayfun İçli, Muhsin Yazıcıoğlu, Necla Arat, Canan Arıtman, Kamer Genç, Atila Emek, Aysel Tuğluk, Mehmet Ali Özpolat, Fatma Nur Serter, bunlar geneli hakkında konuşmuşlardır. Sonra, maddelere geçtiğimiz zaman, 10’uncu madde, eşitlik maddesi üzerinde Ayşe Nur Bahçekapılı, Zafer Üskül, Atilla Kart, Behiç Çelik, Tayfun İçli, Nevzat Korkmaz, Bihlun Tamaylıgil, Turgut Dibek, Şahin Mengü, Faruk Bal, Atila Emek konuşmuştur. 42’nci madde üzerinde de Güldal Akşit, Atilla Kart, Suha Okay, Oktay Vural… Alışık olmadığımız bir üslup, zabıtlarda belki ilk defa böyle bir şey geçiyor. Bunu söylemek durumundayız, çünkü basına baktığımız zaman “Anayasa Komisyonu Başkanı bizi susturdu, ağzımıza bez bağladı.” vesaire gibi birtakım şeyler duyuyorsunuz. Belki ilave ettim, ama buna yaklaşan şeyler.

Genelle alakalı olarak, biz, konuşmayı tamamladığımızı düşündüğümüz bir anda, tabii Sayın Atilla Kart geneli hakkında konuşmak istemiş. Daha önce bir konuştu ama kendisinin o konuşmasında bir önerge üzerine konuştuğunu sonradan fark ettik ama bir defa oylama yapmış olduk. Arkasından vermiş olduğum söz talebinde Sayın Kart tam on bir sayfaya varan –zabıtlarda var- bir buçuk saate yakın bir konuşma yapmıştı kesmeden. Dolayısıyla yani, bunlar varken “El insaf”, “El merhamet” demek lazım.

Şimdi, az önce, malumunuz, buraya çıkan Sayın Kamer Genç, önceki konuşmasında işte “Bizi dışarı attı, konuşturmadı…” filan gibi… İşte, yaşına başına bakıyorsun, hakikaten insan üzülüyor yani. Meclis Başkan Vekilliği yapmış bir insan şurada. Dolayısıyla 54’üncü sayfadan 60’a kadar varan 7 sayfalık konuşma Sayın Genç’e ait, zabıtlar burada. Dolayısıyla bir ara kayboldu, nereye gitti bilmiyoruz, on bir saatin sonunda geldi. Tam geldiği anda da, konuşmalar bitmiş, oylamalar bitmiş, gece saat on bir buçuktu. Dolayısıyla herhâlde son konuşmayı yapamadığı için burada biraz hayıflandı.

Biz, yer konusunda, malum, Anayasa Komisyonu rağbet edilen bir komisyon, biraz fazla, üye olmayan arkadaşlarımız da geliyor, en tabii doğal haklarıdır elbette ki. Yer sorunu şöyle yaşanıyor: Şimdi, Komisyonumuzun etrafındaki bizim sandalye sayımız belli. Oylama yapacağız hâliyle, Komisyon üyelerimize söz vermemiz gerekiyor öncelikle ve konuşması gerekiyor. Benim üyem arkada oturuyor, benim arkamda, oylarken arkaya bakıyorum, sağa, sola, böyle, acaba kim “Evet” diyor, kim “Hayır” diyor filan… Sayın Genç oraya oturmuş “Beni buradan kaldıramazsın.” diyor. “Gücün varsa kaldır.” diyor. Benim gücüm filan yok, benim soyadım “Kuzu” zaten, ne gücüm olacak, netice itibarıyla idare amirim yok orada, bir şey yok. O açıdan, “Senin yaşına, başına bırakıyorum, tecrübene bırakıyorum” dedim, yine kalkmadı. Netice itibarıyla, sonra Sayın Bakanımızın gelmesi üzerine ayağa kalktı ve yerini vermiş oldu. Ona da teşekkür ederiz, ayrı bir mesele.

Şimdi, bu ana bilgiden sonra, gelelim işin biraz daha özüne. Şimdi, değerli arkadaşlar, konuştuğumuz mesele 10’uncu maddede eşitlik ilkesi, 42’nci maddedeki eğitim hakkıyla alakalı bir düzenleme. Hakikaten şurada anlatılanları görüyorum, kitap açıyorum, arkasına bakıyorum, gerekçesini okuyorum, maddeyi bir daha okuyorum, yirmi sekiz-otuz yıllık Anayasa profesörüyüz, doçentiyiz, üniversiteye ömrümüzü verdik. Ben mi anlamıyorum gerçekten, arkadaşlarımız mı haklı, biz mi haksızız; ölçüyorum, tartıyorum bir şey bulamıyorum. Bu getirilen değişiklikler dedikleri anlamda bir tablo oluştursa bu işe en evvela ben karşı çıkarım. Böyle bir şey katiyen olmaz. Nitekim, Hakkı Suha Okay Bey demin söylerken, Sayın Şahin Mengü’nün “Efendim, açıkça bu dört maddeye aykırı.” deyip, “Dört maddeye açıkça nasıl olur Sayın Mengü, böyle bir şey olabilir mi?” şeyini “Demek ki bunu kapalı getirdiler…” Ne güzel vallahi, ne söylersen ille buradan bir şey çıkacak.

Sayın Mengü, ayıp olmuyor mu? Utanmıyor musun bunları söylerken burada, kürsüde? O kayıtlarda böyle bir niyet var mı? Böyle bir şey konabilir mi? Demek istiyoruz ki, hiçbir hükûmet, hiçbir siyasi parti bunu açıkça tabii ki getiremez. Ha, farkında olmadan getirmiş olabilir, onu ben bilemem, ama burada bu vardır demiyoruz.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, bana “terbiyesiz” diyor. Ben burada oturuyorum…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Size “terbiyesiz” filan demedim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim, “terbiyesiz” dediniz.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Ne güzel vallahi, her şeyi böyle anlıyorsunuz siz!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Hayır, ben “terbiyesiz” filan demedim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – “Utanmıyor musun” dedin, tutanakta var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sözünü geri alsın efendim.

BAŞKAN – Sayın Anadol, tutanaklara bakacağım efendim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – “Terbiyesiz” demedim, bu anlamda söylemişsem özür dilerim. Bu anlamda kimseye ben bir şey söylemedim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Tutanaklara bakar mısınız.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu…

Tutanaklara bakacağım efendim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – İşte, söyledik biz de…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – “Utanmıyor musun” dedi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Mengü, tutanaklara bakacağım, lütfen.

Buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – “Utanmıyor musun” sözü “terbiyesiz” anlamına gelmez, bakın da bana neler demiş orada, okuyun, siz görün orada.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Görürsün ne dediğini!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Bakın, onu okuyun, görün, bakın, neler demişsiniz.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sen doğru konuş!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Ben doğru konuşuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kuzu, lütfen…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) - Sen konuşmasını bilmiyorsun!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Sizden öğrenecek değilim Sayın Mengü.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Ne diyorsunuz anlamadım?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) –Konuşmayı sizden öğrenecek değilim.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Benden öğreneceksin!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Niye öğreneceğim sizden!

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Yalan söylüyorsun! Yalan söylüyorsun! Benimle ilgili olmayan bir şeyi söylüyorsun burada! Saygısız!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Neden yani, kim yalan söylüyor?

BAŞKAN – Sayın Kuzu, Sayın Mengü…

Sayın Başkan, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

Buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Evet, sayın Genel Kurula hitap ediyoruz biz Sayın Başkanım. (CHP sıralarından gürültüler)

Gerçekler acı geliyor değil mi söylendiği zaman.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Bana acı gelmiyor, senin gibi Anayasa hukukuna acı geliyor.  Sekiz tane Anayasa kitabı okudum, bir tane atıf yok sana be!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Sekiz kitap yazdım bir de onları oku! Başka kitap okuyorsun gidiyorsun, düzgün kitap oku, düzgün. Yanlış kitap okuyup yanlış söylüyorsun geliyorsun burada. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu tartışılan konu, malum ilk dört maddeyle alakalı mesele, Anayasa Mahkememizin ta 1970-1971’de başlattığı bir mesele. Sayın Bozdağ buna özet olarak değindi, birkaç kelam da ben edeyim.

Şimdi, efendim, bu yedi madde 1970, 71, 75, 76 -iki karar- 77 -iki kararı var- 7 kez karar vermiş bu konuda. Şimdi, bunlara baktığımız zaman aslında Anayasa Mahkemesinin bu kararlarında değindiği konuların önemli bir bölümü hukuk devletiyle ilgili ve yargı alanı değişikliğiyle alakalı, kişi güvenliği, mülkiyet hakkı, eşitlik, tabii hâkim ilkesi, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimin güvencesi, dava açmak ve insan hakları konusunda. Yani, hukuk devletiyle alakalı kimi konularda, Anayasa Mahkemesi kendisine verilmeyen bir yetkiyi kullanarak, o dönemde, 71’de, Anayasa’yı da aşarak böyle bir denetim yaptı.

Şimdi, Anayasa Mahkemesinin bu denetimi üzerine 71 yılında Anayasa değiştirildi ve dedi ki Anayasa Mahkemesine, yasa koyan, Anayasa yapan organ: “Ey Anayasa Mahkemesi, sen Anayasa değişikliğinde sadece şekle bakabilirsin. Hiçbir şeye bakamazsın -bugüne kadar- ama mademki uygulamada fiilen sen bu işi başlattın, hem şekilden hem esastan denetliyorsun, şekil değişikliğini ve denetim imkânını verelim.” şeklinde bir değişiklik yapıldı. Anayasa Mahkemesi bununla kalmadı, bu değişikliğe rağmen, yine eski usulünü devam ettirdi ve gene değişiklikleri denetlemeye başladı. İşte bunun üzerine, 1982 Anayasa’sını yapan organ, bu durumu da dikkate alarak, görerek bu meseleye bir son vermek istedi. Dedi ki Anayasa Mahkemesine: “Evet, 60, 71 yılında sana şekil bakımından denetim yetkisini verdik, verdik ama, sen yine değişiklikle alakalı eski uygulamalarını sürdürdün, yeni dönemde ancak üç konuda değişiklik, teklifle alakalı denetim yapabilirsin. Bunlardan birisi: 184 imzalı teklif var mıdır, Anayasa değişikliği teklifi. 2/3 çoğunluğuyla bu görüşülmüş müdür ve nihayet ‘İvedilikle görüşülemez.’ dediğimiz, Anayasa Mahkemesi kararlarına da yansımış bulunan iki görüşme arasında kırk sekiz saat geçmiş mi geçmemiş mi. Bununla sınırlısın, başka bir şeye bakamazsın.” diyor. Nitekim, Danışma Meclisinde bu konu gündeme geliyor, uzun uzun tartışılıyor ve bunun dışında böyle bir yetkinin verilmeyeceği sonucuna varılıyor ve bugünkü duruma getiriliyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu, o günlerde uzun makalelere konu oldu 70’li yıllarda, bir tanesi de elimde, koca, yetmiş sayfalık bir makale de var burada. Burada, o günkü Anayasa öğretim üyeleri buna karşı çıkıyorlar, Anayasa Mahkemesinin bu tutumuna. Ne diyorlar mesela? Birisi diyor ki: “Çok tehlikeli bir gidiş ve gerekçedir bu.” Söyleyen Mümtaz Soysal. Bugün bunu söylemez ama, sorsanız başka şey söyler. Cem Eroğlu “Efendim, kavramları gereksiz yere zorlamaktır bu.” diyor. Mehmet Turan “Biraz fazla zorlama olmuyor mu bu gidiş?” diyor. Bülent Tanör “Çok tartışmalı bir gidiştir, tehlikelidir.” diyor. Dolayısıyla, bu konular, o dönemde, söylediğim gibi, bir yargıçlar devletine gidileceğini söylüyor. Bu gidişin yargıçlar devletine gideceğini Mümtaz Sosyal söylüyor ve Server Tanelli söylüyor. Bunlar hep, bildiğimiz, sosyal demokrat –genellikle- çizgide olan Anayasa hukukçuları, hepimizin bildiği şekilde.

Şimdi, tabii, Anayasa Mahkemesi bunları verdi ama bir şey daha yaptı. Bu verdiği kararı, yine Anayasa’dan yetkisini kullanarak dedi ki: “Benim bu iptal ettiğim konular bir sene daha geçerlidir.” Yani, bir sene daha, cumhuriyetin özüne aykırı olan bu kanun uygulamada kalsın dedi. Eğer, özüne aykırıysa bunu nasıl yapabiliyorsun? Demek ki, aslında Anayasa Mahkemesi de o anlamda yaptığı… Çok inanmıyorum, belki de o günün şartlarında böyle bir karara varması gerekmiş olabilir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii, 82 Anayasası döneminde bu nasıl seyretti, bu gidiş? Baktığımız zaman, burada, Anayasa Mahkememizin -demin bahsettiğim şekilde- yeni dönemde eski kararına dönmediğini ve doğru bir çizgide olduğunu görüyoruz. İki kararında bunu görüyoruz: Birisi, en son referandumla alakalı bildiğiniz gibi; halk tarafından Cumhurbaşkanı seçimi konusu gündeme geldiğinde buna değinmiş. İkinci bir kararı da 87 tarihli kararıdır. Bakın, oradan şu cümleyi okuyorum -kararın kendi sonuç bölümü- aynen buradaki satırları okuyorum: “Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini belirleyen Anayasa’nın 148’inci maddesinde Anayasa değişikliklerine ilişkin yasaların esas yönünden denetimine yer verilmediği gibi, bunların biçim yönünden denetlenmeleri de teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususlarıyla sınırlı tutulmuştur.” diyor, demin okuduğum maddeyi söylüyor. “İptali istenen bu sınırlı sebeplerden herhangi birine ilişkin bulunmadığı sürece davanın dinlenmesi olanağı yoktur.” diyor. “Dava dilekçesinde ileri sürülen hususlar Anayasa’nın 148’inci ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 21’inci maddesinde sayılı ve sınırlı olarak belirlenen şekil bozukluklarından değildir. Bu itibarla, işin esasına girilmeden yetkisizlik nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.” diyor.

Şimdi, burada, baktığınız zaman, 10 üyenin imzasını görüyorsunuz. Yani, 11 kişilik Anayasa Mahkemesinde böyle bir durumu görüyorsunuz ve referandumla alakalı meselede de, aynı şekilde, bu yönde bir uygulama başlatmış Anayasa Mahkemesi.

Anayasa Mahkememizi, şu normal gidişinin dışına çıkartmaya zorlamayalım, yanlış bilgilendirme yapmayalım değerli arkadaşlar. Yapılanlar yanlışsa, bu yanlışı burada söyleyin. Ama, Anayasa Mahkemesini yetkisi dışına çıkaracak birtakım tavsiye ve telkinlerde bulunmayalım.

Şimdi, dedik ki: İlk dört madde değişmez, elbette, teklif de edilemez. Bu da var.

Şimdi, bakın, benim elimde -demin burada da değinildi kısmen- bu Anayasa hazırlıkları var. Bunlara baktığımız zaman -TÜSİAD’a hazırlanan Anayasa’nın sadece bir kısmını okuyacağım size- diyor ki sonuç olarak… 7 tane anlı şanlı Anayasa profesörü bunlar. Şu an bunların hepsi Cumhuriyet Halk Partisi gibi düşünüyor, “Anayasa Mahkemesi bu davaya bakar.” diye düşünüyor. Ama, bunların yapmış olduğu Anayasa’da sonuç olarak şunu söylüyor. Diyor ki: “Çalışma grubumuz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeni bir Anayasa taslağını oluşturma aşamasında, kendisini, cumhuriyet hükûmet şeklinin değişmezliği ilkesi dışında  özgür ve bağımsız hissetmesi sonucuna varılmıştır.” Bunun gerekçesini de yukarıda açıklıyor, diyor ki: “Cumhuriyet ilkesinin değişmezliği cumhuriyetimizin kurulduğu yıldan beri olan bir ilke ve değişmez ilkedir. Laiklik ve diğer ilkelerin değişmezliği 82’yle gelmiştir.” şeklinde de bir gerekçe ileri sürmüşlerdir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yani kendi gerekçeniz değil mi Hocam?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Hayır, hayır, sizin gerekçeleriniz, sizin. TÜSİAD’ın Anayasa gerekçesi. İşte “Anayasa Mahkemesine gitsin.” diyenler bir zaman neler demişler, bugün neler söylüyorlar, bunları bilmeleri…

Nihayet son bir cümle daha söyleyerek ayrılmak istiyorum. Efendim, o da şu: Şimdi, 1993’te Sayın Cindoruk “Anayasa taslaklarınızı getirin.” demiş siyasi partilere. Cumhuriyet Halk Partisi de o dönemde bir metin vermiş, SHP de bir metin vermiş. Bakın ne diyor orada:

“1)12 Eylül Anayasası’nın başlangıç bölümü metinden çıkarılsın.”

Hani, bu aykırılık ileri sürülemeyen bir şey, nasıl bunu söyleyebiliyorsunuz? Sayın Deniz Baykal’ın, imzası elimde, önerge var “değişsin” şeklinde. Burada “Tamamen çıkarın.” diyor.

“2) Uygulamalar YÖK’ün sakıncalarını ortaya koymuştu, bu YÖK kurumu kaldırılsın, Millî Güvenlik Kurulu Anayasa’dan çıkarılsın, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılsın, Yüksek Askerî Şûra kararları yargı dışı tutulmaktan kurtarılsın.”

Şimdi, bir taraftan diyorsunuz ki: “İlk dört madde değiştirilemez, Başlangıç buna dâhildir. Ama o gün verilen teklifinizde Başlangıç hükmünün tamamen çıkarılmasını istiyorsunuz. Samimi değilsiniz, kusura bakmayın, samimi değilsiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Netice itibarıyla, benim tespit ettiğim hususlar bunlardır.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum, saygılarımı sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre söz istiyorum, adım geçti.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, efendim, önce…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Onun özür dilemesi için getirtiyorsunuz onu. Benim adım geçti, bana o hakkı vermek durumundasınız Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Mengü, efendim, lütfen yerinize buyurun da, yani ben dinleyeyim sizi karşılıklı. Benim bir itirazım yok, demin de aynı tartışmalar oldu.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Yerimdeyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, bakın, orada sıra var, lütfen...

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Şu köşeye mi geçeyim?

BAŞKAN – Ben sizi dinliyorum, buyurun efendim.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkanım, 69’uncu madde… Benim adım geçti, Anayasa Komisyonu Başkanı adımdan bahsetti, söylemediğim sözlerden bahsetti. Şimdi, tutanağı getirtiyorsunuz, o yakışıksız sözleri söylemişse özür dileteceksiniz. Ben kendimle ilgili söylenen sözlere cevap vermek istiyorum, 69’uncu madde açık.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben bir açıklama yapayım müsaade ederseniz.

“Hakkı Suha Okay” derken, “Şahin Mengü” dedik…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Ha, şimdi kabul etti, duydunuz mu Sayın Başkan? O zaman bir söz hakkım var herhâlde.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Daha iyi, daha iyi.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Şimdi daha çok hakkım.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Çünkü konuşan Hakkı Suha Okay’dı. Suha Bey varsa bir şey söylesin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır, efendim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Olur mu öyle şey ya! Sizin kimi kastettiğinizi biz nereden bileceğiz?

BAŞKAN – Sayın Mengü, efendim şöyle, isminizin geçtiğini ben de duydum, doğrudur. Ama, yani o anda neler söylendi… Şimdi tutanağı getirtiyorum.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Kendi itiraf ediyor Sayın Başkan. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, bakınız… Sayın milletvekilleri, neye itiraz ediyorsunuz, ben bunu anlamıyorum. Sayın Milletvekilimiz burada kendisini ifade eder, siz oradan niçin müdahale ediyorsunuz?

Sayın Mengü, size, söylemediğiniz neyi isnat etti, onu ifade etmek istiyorum.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Tutanak geldi Sayın Başkan, tutanak geldi.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tutanak geldi efendim, tutanağa bakarsanız, zaten o sözlerin bir öğretim üyesi tarafından söylenemeyeceğini siz de göreceksiniz efendim.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Başkan, bakayım ben efendim, bir dakika.

Evet, Sayın Mengü… Sayın Okay burada mı efendim?

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Dışarıda.

BAŞKAN – Yok.

Şimdi, burada ifade edilen -Türkçe metinden anlıyorsam- yani sizin isminiz geçiyor, ama Sayın…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Bana “Utanmıyor musunuz?” dedi.

BAŞKAN – Evet, o ifade geçmiş burada.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Özür dilesin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Fakat bu ifadenin direkt olarak muhatabı…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Özür dileyecek.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Muhatabı siz değilsiniz bunun.

BAŞKAN – Sayın Kuzu, efendim, bir dakika, söz hakkınız baki. (CHP sıralarından “Tutanağı okuyun, biz de dinleyelim.” sesi.)

AHMET ERSİN (İzmir) – Efendim, isminin geçmesi yeter.

BAŞKAN – Arkadaşlar, niçin heyecanlanıyorsunuz, ne var bunda? Sakin olun, sakin olun.

Evet, buyurun Sayın Kuzu.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Evet, Sayın Başkanım, şimdi, tabii, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, malumunuz, Hakkı Suha Okay konuştu. Ben konuşma sırasında “Sayın Okay” derken “Sayın Mengü” de dedim. Doğrudur, ama hedefimin kendisi olmadığını da  söylüyorum, ama ille konuşmak istiyor kendisi.

BAŞKAN – Hayır, orasını siz karıştırmayın Sayın Kuzu, lütfen efendim.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sen değil, Başkan takdir edecek onu. Ona Başkan karar verecek.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ağzından çıkanı kulağı duymuyor.

BAŞKAN – Sayın Mengü, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Mengü, o cümleyle ilgili olarak açıklamanızı alayım, buyurun efendim.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Kaç dakika sürem var Sayın Başkan?

BAŞKAN – İki dakika.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada yapılan bir ciddi Anayasa tartışması var. Ben de bu tartışmayı arkada hepiniz gibi dinliyordum ve benim Anayasa Komisyonunda Anayasa Komisyonu Başkanıyla bir söyleşimden de bahsedildi. Sayın Anayasa Komisyonu Başkanı aynen Komisyonu idare ettiği gibi gene kendini kaybetti, dengesini kaybetti, benimle hiç alakası olmayan bir yerde çok yakışıksız bir söz söyledi. Şimdi, bunun ne alakası var benimle? Elbette insanların üslubu kalitesini getirir, kalitesini belli eder. Neyine cevap vereyim? Ne söylediğinin farkında değil Başkan, ne söylediğinin farkında değil. (CHP sıralarından alkışlar) Kiminle muhatap olduğunun farkında değil. Haa, “Ben yüz on sekiz kitap da yazarım.” diyor. Vallahi, bu üsluptaki adam yüz on sekiz değil, bin altı yüz kitap da yazsa, kimse itibar etmez. Bana bir tane kitaptan kendine ciddi atıf göstersin, ben yüce Meclisin huzurunda kendisinden özür dileyeceğim.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim Sayın Okay.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Kuzu “Ben Sayın Mengü’yü değil, Sayın Okay’ı…” Bana sataşmış oluyor böylece.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Müsamere, müsamere.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – İzin verin, 69’uncu madde uyarınca söz hakkımı kullanayım.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Okay, şöyle: Yani, konuşma sırasında…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Çok fazla da bir şey söylemeye gerek yok ama izin verin, kullanmam lazım.

BAŞKAN – Neyi kullanacaksınız?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – “Utanmıyor musun?” dedi. “Sayın Mengü’ye demedim, Sayın Okay’a dedim.” İzin verin. İzin verin.

BAŞKAN – Sayın Okay... (CHP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, lütfen…

Sayın Okay, bu görüşmeleri bugün mutlak surette gerçekleştireceğiz. Onun için, hepimiz de buradayız…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, selametle götüreceğiz ama Sayın Kuzu’nun da bu söylemini cevapsız bırakmayacağız.

BAŞKAN – Yani, şöyle: Ben kimsenin söz hakkını kısmak istemem o anlamda. Haa, on beş dakika önce olmaz da, on beş dakika sonra biter. Üçte bitmez de dörtte biter, ikide biter, fark etmez o. Yani, bugün bunu neticelendireceğiz inşallah.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Şahsıma yönelik bir hakaret var. Yani, Sayın Kuzu söyledi, önemsemeyeyim diyemem. İzin verin. Burada bizi izleyenler var.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

4.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel, Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Kuzu Anayasa Komisyonu tutanaklarından okuduğum bölümle ilgili, önce partimizin değerli milletvekili Sayın Mengü’ye, daha sonra da “Ben Sayın Mengü’ye değil, Sayın Okay’a dedim.” diye, bir “utanmazlık” ifadesi kullanmış. Kem söz sahibine aittir. O sözü aynen kendisine iade ediyorum, ancak şundan da büyük mutluluk duyuyorum: Sayın Kuzu gibi bir Anayasa Komisyonu Başkanı olduğu sürece, biz burada çok renkli Meclis Genel Kurulu toplantıları yaşayacağız. Hani bir laf var: “Bu kadar cahil olmak için tahsil etmeye gerek yok.” diye. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkanın sözünü kendisine iade ediyorum. Sayın Başkan’a da teşekkür ediyorum söz verdiği için. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Okay…

Arkadaşlar, bakınız, Sayın Genç, Sayın Okay, şunu ifade etmek istiyorum: Bakınız, belki bir espri yaptınız, bir deyim kullandınız ama yani bu verilen unvan da nihayetinde akademik hocaların verdiği unvanlardır. Belki Sayın Kuzu’ya profesörlük unvanını veya doçentlik unvanını verenler de sizin çok takdir ettiğiniz insanlardır, bunu da gözden kaçırmamak gerekir diye düşünüyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Komisyon Başkanı… (Gülüşmeler)

BAŞKAN – Evet, Sayın Genç siz ne diyorsunuz efendim?

Buyurun dinliyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Gülünecek bir şey demiyorum.

Komisyon Başkanı konuşmasında, benim Komisyonda gidip başkasının yerine oturduğumu, yaşıma göre, başıma göre hareket etmediğimi ve birtakım gerçek dışı konuşmalar yaptığımı… İsmimi iki defa, üç defa anarak şahsıma sataştı. Uygun görürseniz iki dakika da ben kendisine cevap vereyim.

BAŞKAN – Hayır. Sizin isminizi ifade etti. Komisyon sıralarına oturduğunuzu ve Komisyondaki üyelerin açıkta kaldığını, sonradan kalktığınızı söyledi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Sayın Başkan, yani ben burada bağımsız bir milletvekiliyim. Tabii, benim arkamda grubum olmadığı için, tabii ki hep benim … Bana söz vermemek için gayret sarf ediyorsunuz. Ama bir komisyon başkanı sorumsuz şekilde hareket edip de benim ismimi zikrediyorsa ve bana hakaret ediyorsa, iki dakika bana…

BAŞKAN – Buyurun efendim, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

5.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce, tabii, Sayın Kuzu’yu dinledik. Bir Anayasa profesörüymüş. Bilmiyoruz tabii, Anayasa profesörleri memlekette çok. Yalnız, burada Anayasa… Mümtaz Soysal’la ilgili…

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) - …Süheyl Batum’la ilgili birtakım laflar söyledi. Çık televizyon kanallarında onunla konuş.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın, İç Tüzük’ümüzün 31’inci maddesinde, komisyon üyesi olmayan milletvekilleri komisyonlara gider, orada söz alır. Anayasa teklifi gibi, hele biraz önce de burada bahsettiğim gibi, laik cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirecek, laikliği silecek, Anayasa Mahkemesi kararıyla sabit olan bir konuda bir Anayasa değişikliği yapılıyor. Ki, ben de yani sıradan bir milletvekili değilim. 80’den beri bu Parlamentoda görev yapan…

SIRRI SAKIK (Muş) – Ne demek istiyorsunuz?

KAMER GENÇ (Devamla) - …ve Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü üzerinde en hassas…

BAŞKAN – Sayın Genç, yani…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, hayır…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika, iki cümle konuşayım.

BAŞKAN - Yani, ben bir dönem milletvekilliği yapıyorum diyeceksiniz. Yoksa sıradan olan sıradan olmayan milletvekili olur mu?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ona geleceğim.

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü ve Türkiye’nin değerleri üzerinde çok hassas bir insanım.

SIRRI SAKIK (Muş) – Parlamentodan özür dilemesi lazım. Onlar sıradan milletvekili mi?

KAMER GENÇ (Devamla) – Anayasa Komisyonuna gittim. Anayasa Komisyonu Başkanının orada dışarıdan gelecek milletvekillerine de yer ayırması lazım. Bize bir yer verilmedi. Tesadüfen, orada… Sizin bu, Konya Milletvekiliniz  dedi:   “Bütün herkese verelim bu hakkı.” O   arkadaş   yoktu -Hüsnü Bey galiba- onun yerine oturdum. Bana gelmiş diyor ki: “Kalk oradan.” Yetkin varsa gel, kaldır. Milletvekiline bir odacı gibi muamele yapamaz. Bu arkadaşı… Ben size bir tavsiyede bulunuyorum. Bunu en süratli bir şekilde emekliye ayırın. (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu arkadaş Anayasa Komisyonu Başkanlığı yapacak kapasitede bir insan değil.

BAŞKAN - Lütfen Sayın Genç… Olur mu böyle bir ifade?

KAMER GENÇ (Devamla) – Çünkü, buradaki konuşmaları Anayasa profesörünün davranışlarına, bilimine, kariyerine uymuyor.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen… Lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben, ayrıca kendi tezini nereden aldığını bir inceleyeceğim. Nasıl olsa… Hakikaten Anayasa profesörü olmak için verdiği bilimsel kariyeri nasıl kazandığını da incelemek gerekir.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben daima sorumlu hareket ediyorum. İç Tüzük’e, Anayasa’ya uygun hareket ediyorum. Bana karşı, lütfen, bundan sonra dikkatli olman lazım Sayın Kuzu. Yoksa senin haddini bildiririm sana.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Arkadaşlar… Sayın milletvekilleri…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Genç, sıradan milletvekili olmaz. Özür dile Genel Kuruldan.

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Olur, olur…

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen… Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Onu anlayan anlıyor.

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım… Sayın Genç, sizi biraz önce de ikaz etmiştim. Yani, siz, üç dönem, dört dönem, beş dönem milletvekilliği yapabilirsiniz, ama Meclisin içindeki milletvekillerinin bir kısmı sıradan milletvekili, bir kısmı sıra dışı milletvekili… Böyle bir üslup olmaz. Bunların hepsi Türk milletinin temsilcileridir, seçilmiş gelmiştir. O sözünüz doğru değil.

Artı, bakınız Sayın Genç -şimdi Sayın Kuzu’ya da söz vereceğim- kendi ilmî kariyerini ispat etmiş, Anayasa hukuku profesörü olmuş ve Mecliste Anayasa Komisyonu Başkanlığı yapmış olan bir kişinin ilmî kariyerini tartışmak kimsenin haddi değildir. Böyle bir şey olmaz. Ha, sözlü üslubunu beğenirsiniz beğenmezsiniz, üsluptaki yanlışlıklar olabilir. Ama, ilmî kariyerleri biz burada ispatlamıyoruz. Lütfen,  o husustaki ifadeleri kullanalım.

Sayın Kuzu, çok kısa lütfen, kapatıyorum bu konuyu.

Buyurun efendim.

6.- İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, şimdi, tabii “Kem söz sahibine aittir.” sözünü aynen iade ediyorum geldiği tarafa.

İkinci bir husus, siyaset bir seviye meselesidir, herkesin yapacağı bir iş değil. Zaten yıllardan beri bu tür siyaset yapıldığı için Türkiye bu hâle gelmiş. İyi ki AK Parti yetişti de bu işi düzeltmeye çalışıyor.

Üçüncü bir husus, 15 Anayasa hukukçusu var Türkiye’de, biri de benim. Sorbonne eğitimi almış Anayasa hukukçusuyum ve dünya çapında da atıf almış bir bilim adamıyım. Onu da belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/141) (S. Sayısı: 101) (Devam)

BAŞKAN – Evet, şimdi, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Aysel Tuğluk.

Buyurun. (DTP sıralarından alkışlar)

DTP GRUBU ADINA AYSEL TUĞLUK (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinde değişiklik öngören kanun teklifi hakkında DTP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başlamadan evvel, operasyonların ve çatışmaların Kürt sorununda bir çözüm olmadığını göstermek için demokratik ve sivil itaatsizlik eylemiyle çözüm yürüyüşünü gerçekleştiren, bunu özveri ve sağduyu içinde gerçekleştiren halkımızı buradan saygıyla selamlamak istiyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

Kişi hak ve hürriyetleriyle ilgili olduğu kadar din ve vicdan özgürlüğüyle de ilgili olan, ideolojik bir simge olmak kadar herkesin kendine göre kullandığı politik bir malzeme de olan, rejim krizlerine sebebiyet veren, toplumu “ilerici-gerici”, “laik-antilaik” diye bölen “türban” veya “başörtü” sorununu bu aşamadan sonra bir çözüme kavuşturmak gerekmektedir.

En baştan belirtmek isterim ki, partim DTP, bu sorun etrafında oluşturulan yeni denge, ilişki, ittifak ve krizlerin bir tarafı değildir ve asla olmayacaktır. Ne AKP-MHP ittifakının bir parçasıyız ne de CHP’nin yaklaşımlarıyla aynileşmemekteyiz, yani politik ifadesiyle, muhafazakâr ittifakın siyasal İslam projesinin de otoriter ittifakın ulusalcı dayatmasının da karşısındayız. Demokrasiden, özgürlüklerden ve adaletten yana yapıcı tutumumuzu ısrarla sürdüreceğiz.

Partim DTP, başörtü meselesinde özgürlüklerden yanadır. Yasaklara karşı koşul ve zaman bahanesinin ardına sığınmadan kişi hak ve hürriyetlerinin savunuculuğunu yapmaktadır. Bu, siyasetimiz için ilkesel bir tutumdur. Ancak, genç kızlarımızı, kadınlarımızı ilgilendiren, insanların inancıyla, yaşam tarzıyla ilgili bu meselenin nasıl suistimal edildiğini, statükonun korunması adına nasıl politikleştiğini ve nasıl halklarımızın, Kürt halkının özgür geleceğine, birlikte yaşama iradesine karşı bir gerici ittifak hâline dönüştürüldüğünün de sorgulamasını yapacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, uzun zamandan beri iki dayatmanın kuşatması altındadır. Bir yandan küresel sermayenin tam desteğini alarak yürütülen ılımlı İslam politikaları, öte yandan da ulusalcı milliyetçi cephenin dayattığı inkârcı politikalar. Bu iki siyasi yaklaşımın politik aktörleri, zamana ve koşullara göre kâh yan yana kâh karşı karşıya dursa da en nihayetinde demokrasimiz üzerinde hegemonik tutumlarını sürdürmektedirler. Halklarımız bu dayatmalar karşısında seçeneksiz bırakıldı. İnsanlara demokratik bir alternatif sunulmadı. CHP’nin ulusalcılardan daha koyu biçimde ulus devleti savunan milliyetçi şoven çizgisi ile AKP’nin MHP’yi de yanına alarak yürüttüğü siyasal İslam çizgisi arasında tercihe zorlanmaktayız. Türkiye’de statükocu partiler, son yıllarda devlet bürokrasisinin de bir kesimini yanına alarak bir ulus devletçik geliştirdiler. Kürtleri tamamen dışlayan, farklı düşünce ve eğilime hiç yer vermeyen, AB’yi, demokrasiyi ve sivilleşmeyi reddeden bu neoittihatçı çizginin Türkiye’ye kazandırdığı hiçbir şey yoktur. Çok şey kaybettirdiği ise kesindir. Askerî, siyasi ve bürokratik kesimin oluşturduğu bu anlayış sayesindedir ki, otoriter cumhuriyet, demokratik cumhuriyete dönüştürüleceğine, siyasal İslam’a teslim edilmek üzeredir. Bugün artık Mustafa Kemal’in cumhuriyeti bitmek üzeredir. Ilımlı İslam dönemi ise başlamak üzeredir.

Bunun böyle olmasında, adı cumhuriyetle birlikte anılan partilerin çok büyük günahı vardır. Bu gelişmeye ordudan da bir kesimin katkısı oldu. Sosyal demokrat ve cumhuriyet partisi olduklarını iddia edenler, yine cumhuriyet aydınları eğer Kemalizmin sol demokrat yorumunu yaparak güncelleştirebilseydiler, Kürt inkârını bugünkü düzeyine vardırmasaydılar bunun önüne geçilebilirdi. Ancak ulusalcı-milliyetçi söylemlerinde direndiler ve bugünkü gelişmelerin önünü açtılar. Kürt sorunu karşısında ulusalcı tutumları ve retçi yaklaşımları, üç beş emekli bürokratın etkisinde kalarak ısrarla bu ulusalcı-milliyetçi çizgiyi savunmaları kendileri açısından bu hazin sonucu getirmiştir.

Siyasal İslam ise, uluslararası güçlerin stratejik desteğiyle bugün nihayet sadece iktidarda değil, devleti de ele geçirmiştir. Bu, çok açıktır. Bu, iki yüz yıllık sürecin finalini ifade etmektedir. AKP devletleşmiştir, devlet AKP’lileşmiştir. Bunu herkesin çok iyi anlaması gerekmektedir.

AKP, cumhuriyeti demokratikleştireceğine, en pragmatist hâliyle siyasal dinciliği, siyasal İslam’ı geliştirerek cumhuriyeti bugünkü muhafazakâr ve otoriter düzeyine ulaştırmıştır. Şu an AKP’nin duruşu, demokrasi de dâhil olmak üzere çağdaş toplumun birçok kazanımlarını riske etmektedir. Türkiye’yi çağdaş demokratik değerlerle buluşturmak yerine, toplumsal gerilimi ve kaygıları artıracak bir siyaset tarzı yürütülmektedir.

Avrupa Birliği reform süreci, Kürt sorunu, sivil anayasa çalışması ve başörtü gibi hassas konularda izlenen siyaset bu kaygıların oluşmasına neden olmuştur. İlkeli, tutarlı, çözüme ve uzlaşmaya dönük bir siyaset tarzı hâlen gösterilmemektedir.

Çok iyi biliyoruz ki siyasal İslam cumhuriyetin başından beri partilerle ilişki içindedir. Bu yeni bir durum değildir. Geçmişte Demokrat Parti, daha sonra Adalet Partisi, Millî Selamet, Refah Partisi ve şimdi de AKP ile bu devam etmektedir.

Bu eğilim aynı zamanda Nakşi geleneğinden gelmektedir. Yeniçeri Ocağının 1926’da katliam düzeyinde tasfiyesinden sonra Nakşicilik bir çeşit devlet tarikatı hâline geldi, getirildi. Şimdi içine kimi Kürt kesimlerini de alarak kendi projesini uygulamaktadır. Yeni hedefleri Kürt HAMAS’ını yaratmaktır. Demokratik Kürt siyasetinin türlü dayatmalarla baskı altına alınmak istenmesinin, marjinalize edilmek istenmesinin, yasa dışı, gayrimeşru bir konumda bırakılmak istenmesinin gayesi bundan başkası değildir.

Burada uluslararası bir projeden bahsediyorum. Siyasal İslam’ın bir kısmı Suriye’den Arabistan’a dayanıyor. Bir kısmı İran ile ilişkilidir. Ilımlı İslam modelini dayatan ABD de bu ilişkiler ağı içerisindedir. Binlerce Kürt yurtseverini vahşice katleden Hizbullah da aynı ilişkiler ağı içerisindeydi.

Yaşanan vahşeti unutmamak gerekiyor. Diyarbakır’da, Batman’da binlerce yoksul Kürt yurtseverini bu anlayış öldürmüştür. Yarattıkları bu vahşet…

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – PKK ne yaptı?

BAŞKAN – Sayın Tuğluk, Anayasa değişikliği görüşmesi yapıyoruz, ama dikkatle takip ettim…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, lütfen karışmayın. Sayın Başkan, hatibe karışmayın, lütfen…

BAŞKAN – “Hatibe karışmayın” değil de…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siyaset, felsefe  konuşulur, lütfen Sayın Başkan.

 BAŞKAN – Hayır efendim, hatibi konuya davet etmek benim hakkımdır, İç Tüzük gereğidir, görevimi yapmak istiyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz AK Parti Başkanı değilsiniz, Meclis Başkanısınız orada. Lütfen…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Müdahale etmeyin efendim. Grubumuz adına konuşuyor, lütfen…

BAŞKAN – Hayır… Grubunuz adına konuşuyor. Ben…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Lütfen müdahale etmeyin efendim. Uyarıyorum…

BAŞKAN – Sayın Kaplan… Neyi uyarıyorsun Sayın Kaplan?! (AK Parti sıralarından gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Meclis Başkanısınız, karışmayın hatibe. Karışamazsınız efendim.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – Otur yerine.

BAŞKAN – Ben hatibi konuya gelmeye davet ediyorum, sen beni uyarıyorsun… Maşallah!

Oturun lütfen.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siyaset, yasa, felsefe, her şey konuşulur elbet burada.

AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu alışkanlığı bırakın artık.

BAŞKAN – Sayın Tuğluk, konuyla ilgili görüşelim efendim.

Buyurun efendim.

AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Konudayım efendim, konuyu anlatıyorum.

Diyarbakır’da, Batman’da binlerce yoksul Kürt yurtseverini bu anlayış öldürmüştür. Yarattıkları bu vahşet kendilerine yönelmeseydi, hepimizi vahşice katlederlerdi. Bahriye Üçok, Uğur Mumcu gibi soy Kemalistleri katledenler de bunlardır. Şimdi, silahsız olmaları bu gerçeği değiştirmemektedir.

Diyarbakır’da bu kadar tarikatın önünün açılması, sivil toplumculukla izah edilemez. Buna söz konusu projeleri adına göz yummaktadırlar. Siyasi iktidar, başta Diyarbakır Belediyesi olmak üzere modern ve demokratik Kürt siyasetinin bütün kazanımlarını ele geçirmek için bunu bir devlet politikası hâline de getirmiştir. Ancak, geçmişte nasıl Hizbullah kontrolden çıktı ve bugün bir kısmı El Kaide’ye dönüştüyse, bu ülke ve bu toplum yine aynı tehdit ve tehlikeyle yüz yüze kalacaktır,  kalmaya başlamıştır.

Kürt sorununun demokratik ve siyasal çözümünü engelleme adına ordusu, AKP’si, tarikatı, gericisi, milliyetçisi birleşmiş, birleştirilmiştir. Ama bu ittifakın sonu parçalanmış toplum, parçalanmış ülke olacaktır. Maalesef, bunları belirtmek zorunda kalıyoruz.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – PKK’dan bahset!

AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Önemle belirtmeliyim: İslam dinine, kültürüne karşı değiliz.

ABDURRAHMAN KURT (Diyarbakır) – O söylediklerin doğru değil! Bunların arkasında din karşıtlığı, İslam karşıtlığı var!

AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Sadece İslami milliyetçiliğe, İslam adına yapılan politikalara, siyasal dinciliğe karşıyız. Dinin politik bir araç durumuna getirilmesine, dinin siyasette iktidar uğruna, rant uğruna kullanılmasına karşı her zaman demokratik tutumumuz olacaktır. Ancak, kültürel İslam’a inananların özgürlüğüne, inançların özgürce, barış içinde yaşamasına katkı sunmak kadar bunun güvencesi olduğumuzu da büyük bir öz güvenle belirtiyoruz.

ABDURRAHMAN KURT (Diyarbakır) – Doğru söylemiyorsun. Dine karşı tutumunuz düşmanca. Takiye yapıyorsun orada!

AYLA AKAT ATA (Batman) – Takiye yapanlar belli ya!

AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

ABDURRAHMAN KURT (Diyarbakır) – Hayır, yanlış yapıyorsunuz!

AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Neden rahatsız oluyorsunuz? Biz sizleri dinliyoruz.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – PKK’dan bahset, rahatsız olmuyoruz biz.

AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Türkiye demokrasisi ve halklarımızın özgür, barışçıl birlikteliği açısından bu anlayışların tehlikeli olduğunu söylüyoruz. Bu otoriter, muhafazakâr anlayışların dışında üçüncü bir seçeneğimiz var. Bu, demokratik cumhuriyet seçeneğidir. Türkiye, bu otoriter muhafazakâr iki çizgi arasında seçim yapmak zorunda değildir. Bu sebeple, demokratik cumhuriyet seçeneğini yeniden ciddi biçimde tartışmaya açacağız. Demokratik cumhuriyet, ne üniter yapıyla ne sınırlarla ne insanların inancı ve kılık kıyafetiyle ne de politik düşünceleriyle sorunu olmayan çağdaş bir projedir. Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı, dillerin, kültürlerin ve kimliklerin özgürce kendini ifade ettiği, eşit, özgür yurttaşlık hukukuna dayalı bir çözüm projesinin ülkemiz için en gerçekçi ve en demokratik model olduğuna inanıyoruz. 20’nci yüzyılda kurulan otoriter cumhuriyetten artık 21’inci yüzyılın demokratik cumhuriyetine geçişi sağlamak gerekiyor. Bizim söylediğimiz de budur, otoriter cumhuriyetten demokratik cumhuriyete geçiştir ve halklarımızla birlikte bunu gerçekleştirme kararlılığındayız.

Parti olarak her alanda ve her zaman kişisel ve toplumsal özgürlüklerin yaşanmasından yana olduk. Kişi hak ve hürriyetleriyle ilgili başörtü sorununun laik-dinci kamplaşması yaratılarak çözümsüz bırakılması, sözünü ettiğimiz iki anlayışla ilgilidir. Çözümsüzlük, uzun zamandır hem ciddi mağduriyetlere hem de toplumsal gerginliklere sebep olmaktadır. Her ne kadar bir simge durumuna getirilmişse de bu konunun daha fazla suistimal edilmesine izin vermeden, inancın ve kültürel yaşamın bir parçası olarak değerlendirmek ve özgürlükleri esas alarak bir çözüme kavuşturmak gerekmektedir. Bu anlamda, kişisel tercihlere saygı duyarak, adaletli ve eşitlikçi bir anlayışla yasakların ve mağduriyetlerin ortadan kalkmasını sağlamak yükümlülüğündeyiz. Ancak, bir başına bu sorunun çözülmüş olmasının demokrasimiz açısından bir yararı olmayacaktır. Hak ve özgürlükler sorununu, reformist bir anlayışla, kapsamlı bir demokrasi kurgusu içinde değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz. Ülkemizin özgürlükler bağlamında çok daha ciddi sorunları vardır ve başörtü sorunu da dâhil olmak üzere tümünü sivil ve demokratik bir anayasa çalışmasıyla ele almak gerekmektedir. Toplumsal bir konsensüs sağlanmadan ve hukuki açıdan da sorunlar barındıran bu düzenlemenin bir başına çözümü yoktur, olmayacaktır. Kaygımız odur ki bu düzenlemeyle çözüm umuluyorken çok daha büyük sorunlara ve karmaşaya yol açılacaktır. O nedenle diyoruz ki aşırı politikleştirilmiş ve bir siyasi simge, kullanılacak bir malzeme durumuna getirilmiş bu sorunun, yöntem, biçim ve içerik itibarıyla bu şekilde gündeme getirilmiş olması, açık ki, siyasi rantla ilgilidir, çözümü de çözümsüzlüğü de partiler için hasat mevsimidir. Bu düzenleme, AKP’yi de MHP’yi de özgürlükçü yapmayacaktır. Bir yasağın, yüzlerce yasak duruyorken kaldırılacak olması, kimseye özgürlükçülükle ilgili bir itibar kazandırmayacaktır.

Madem bu kadar özgürlükçüsünüz, buyurun, 301’i de değiştirelim. Madem inançlara bu kadar saygılısınız, başta Alevi yurttaşlarımız olmak üzere, farklı inanç ve kültürlere sahip insanlarımızın sorunlarını çözün, zorunlu din dersini kaldırın ki samimiyetiniz tescil edilsin. Madem haktan, hukuktan, eşitlikten yanasınız, buyurun, Kürtlerin hak ve özgürlük taleplerini demokrasi içinde bir çözüme kavuşturun ki demokratlığınıza inanalım.

Sayın Başbakan diyor ki: “Siyasetçinin görevi, bir sorun varsa onu çözmektir.” Peki, 40 bin insanımızın ölümüne neden olan, milyonlarca insanın dili, kültürü ve kimliğiyle ilgili olan Kürt sorununu niye orduya, ABD’ye havale ediyorsunuz Sayın Başbakan? Siyasetçiliğiniz Kürtlere gelince mi çözüm gücü olmaktan çıkıyor? Eğer bütün hak ve özgürlükler konusunda aynı hassasiyeti ve siyasetin çözüm iradesini gösterseydiniz söyleyecek lafımız olmazdı, ancak değiştirmeye çalıştığınız 42’nci maddenin başka bir fıkrasında ana dil yasağı duruyorken sadece başörtü yasağını kaldıracak olmanız, sizi özgürlükler karşısında tutarlı ve ilkeli yapmayacaktır. 21’nci yüzyılda hâlen ana dil yasağı gibi bir ayıbı bu ülkeye yaşatanların özgürlükçülüğüne inanmamızı da kimse ama hiç kimse beklememelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başörtü meselesinde oluşturulan ittifakın politik karakteri ve içeriği bizleri ciddi olarak kaygılandırmaktadır. Şimdiye kadar çatışmalı ve çelişkili görünen iki siyasi anlayışın başörtü meselesi dışında hangi konular üzerinde ya da neye karşı uzlaştıkları mutlaka kamuoyuna açıklanmalıdır. Ancak, en genel anlamda, demokratik reformların askıya alınması konusunda bir uzlaşıya varıldığını da öngörmek mümkündür ki bu yönlü tartışmalar da yapılmaktadır. AKP’nin sivil ve askerî ulusalcılarla oluşturduğu bu gerici ittifak açıktır ki Türkiye demokrasisinin üzerinde oluşturulan yeni hegemonyadır. Kanımca, AKP ve MHP’nin oluşturduğu bu muhafazakâr, otoriter ittifakın kurbanı başta Kürtler olmak üzere, 301’inci madde ve demokratikleşme hedefini içeren Anayasa çalışması ile diğer siyasi reformlar olacaktır. Askerin de içinde yer aldığı bu ittifakın gizli gündemi Kürt sorunudur. Kürtlerin özgürlük ve hak talepleri, bu güçlerin kimi çıkarları uğruna yine orduya havale edilmiştir. Baharda kara harekâtı gibi, sonuçları bir katliamı andıracak maceralara izin verilerek bugünkü uzlaşmanın önü açılmıştır.

Politik öngörümüzle bir kez daha uyarma gereği duymaktayız. Sınır ötesi operasyonlar, bu ülkeyi Irak’taki kaosa sürüklemekle kalmayacak, bu ülkede Iraklılaşmayı yaşatacaktır. Ölecek binlerce genç insanımızın vebali bu ittifakın sahiplerine ait olacaktır. Aralarında JİTEM’in kurucusunun da bulunduğu, askerî ve siyasi bürokraside uzantıları olduğu tahmin edilen Ergenekon çetesine yönelik operasyonun sınırını da yine bu ittifak belirlemiştir. Artık çok iyi bilmekteyiz ki her fırsatta “Mecliste çoğunluk bendedir, millî irade benim.” diyen AKP, demokrasiyi çoğunluğun tahakkümüne indirgemiştir. Bu, demokrasimiz açısından kronik kriz hâlinin sürdürülmesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplumu daha fazla parçalamadan, kaygı ve korkuların yıkıcı bir düzeye ulaşmasına mahal vermeden, önce toplumda, sonra Mecliste bir mutabakatı geç kalmadan sağlamak gerekiyor. Bu anlamda, farklı kesimlerin seslendirdikleri kimi kaygıları doğru okumak ve anlamak gerekmektedir. Yersiz ve temelsiz kaygılar değildir ve mutlaka bu kesimler rahatlatılmalıdır. Aynı şekilde, laiklik ilkesinin de daha geniş ve çağdaş yorumuna ihtiyacımız olduğu kanaatini taşımaktayız. Hakeza, din ve vicdan özgürlüğünü çok kültürlü, çok dinli ülkemizde başörtü meselesine indirgemek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tuğluk, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

AYSEL TUĞLUK (Devamla) - … diğer inançlara ve kültürlere değersiz yaklaşıldığının da bir göstergesi olmaktadır. Eğer bir güvence getirilecekse, bütün inanç ve kültürlere yönelik, eşitlikçi temelde olmalıdır. Bu sorunu basitleştirmeden belirtmek isterim ki, ülkemizin özgürlükler bağlamında çok daha ciddi sorunları vardır. Bu ve benzeri sorunları palyatif yöntemlerle değil, kapsamlı bir demokrasi programı ve geniş bir toplumsal mutabakatla gündemimize almak durumundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kadın olarak özellikle belirtmek isterim ki, kadın hemcinsimin erkek egemen siyaset çatışmasında politik bir figür, bir araç durumuna getirilmiş olmasından üzüntü duymaktayım. Kadınların özgür iradesi üzerinde yapay korkular ve manevi baskılar yaratılarak tahakküm kurulmak istenmesine en başta biz kadınlar izin vermemeliyiz.

Sonuç olarak, bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Sayın Başkan, efendim, tartışmadan dolayı süre kaybım olmuştu.

SIRRI SAKIK (Muş) – Son cümlelerini bağlasın. Ne olacak Başkan yani!

BAŞKAN – Sayın Tuğluk, bütün milletvekillerimize sadece bir dakika ilave ettim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bu kadar militanca davranılmaz ki ya!

BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, adaleti uyguladığınız zaman “militanca davranıyorsunuz…” Bu nasıl işlemdir, ben anlamadım!

SIRRI SAKIK (Muş) – Ne adaleti! Ne hukuku! Ne adaletten bahsediyorsun?

BAŞKAN – Bütün arkadaşlarımıza, grup başkan vekilleri dâhil, bittiğinde sözlerini uzatmadım. Bunu herkes görüyor. Bunda şaşılacak bir şey yok.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Cümlesini tamamlasın, cümlesini.

AYLA AKAT ATA (Batman) - Sayın Başkan, siz böldünüz ama.

AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Efendim, arada bir tartışma yaşandı…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tuğluk.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Cümlesini tamamlasın.

SIRRI SAKIK (Muş) – Yaşasın adaletiniz!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz tamamlarız, siz merak etmeyin Başkan.

AYSEL TUĞLUK (Devamla) – …ve süre kaybı oldu.

Teşekkür ederim. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Evet, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa değişikliğine dair kanun teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle partim ve şahsım adına yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bugün, laiklik ilkesinin Anayasa’mıza girişinin 71’inci yıl dönümünü idrak ettiğimizin ikinci günü olmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi cumhuriyetin kuruluş ilkelerini, kuruluş felsefesini, demokrasiyi, laiklik ilkesini ve ortak millî ve manevi değerlerimizi kucaklayan, bunları bir arada yaşatan ve yücelten bir anlayışa sahiptir. Milliyetçi Hareket Partisi yetmiş bir yıldır devlet ve millet hayatımızda yer alan laiklik ilkesini ve Türk milletinin bu değerlerini savunmak ve sonsuza kadar yaşatmak iradesi ve kararlılığı içerisindedir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, yükseköğrenim kurumlarında yaşanan baş örtüsü sorunu kırk yıla yakın bir süredir günlük hayatımızı meşgul etmektedir. Bu süre içerisinde sorun tartışmalarla genişlemiş ve derinleşmiş, toplumsal bir mesele hâline dönüşmüştür. Milliyetçi Hareket Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisinin bu sorunu ülke gündeminden çıkarmak ve makul bir çözüme kavuşturabilmek amacı ile hazırladıkları ortak Anayasa değişikliği teklifi Anayasa Komisyonunda görüşülerek kabul edilmiş ve yüce Meclisin huzuruna getirilmiştir.

MHP ve AKP arasında varılan mutabakat, Anayasa değişikliğinin çerçevesini şu ilkelerle belirlemiştir:

Değerli arkadaşlarım, baş örtüsü sorunu, kanun önünde eşitlik ve ayrımcılığın birlikte değerlendirilmek suretiyle kanun önündeki eşitsizliğin ortadan kaldırılması ve ayrımcılığın önlenmesi zemininde değerlendirilecektir. Diğer taraftan, kamu hizmeti alanlar ile kamu hizmeti verenler arasında ayrım yapılması gerekecektir. Kamu hizmeti verenlerin devletin düzenleme yetkisine tabi olması ve herkesin bu kurala uyması gerekecektir. Bir başka açıdan, devletin kamu hizmetinden yararlananlar arasında kanunlarda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple ayrım yapmaması ilkesi benimsenecektir. Yükseköğrenimde, sadece yükseköğrenimde baş örtüsü yasağının kaldırılması esasına dayanacaktır.

Bu çerçevede huzurunuzda bulunan teklif, Anayasa’nın iki maddesinde değişiklik yapmayı ortaya koymaktadır. Bunlardan birincisi, Anayasa’nın 10’uncu maddesinin dördüncü fıkrasıyla ilgilidir. Kamu hizmetlerinden yararlananlar arasında din, dil, ırk, cinsiyet, felsefi inanç gibi nedenlerle ayrımcılık yapılmaması evrensel bir ortak değerdir. Bu kural, pek çok uluslararası belgede güçlü bir biçimde yer almıştır, ayrımcılık yasaklanmıştır. Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde de kanun önünde eşitlik kuralı yer almasına rağmen, yükseköğrenim hizmeti alan başörtülü kız öğrencilere yükseköğrenim hizmeti sunulur iken ayrımcılık yapılmaktadır. Bu ayrımcılığın ortadan kaldırılabilmesi, kanun önünde eşitliğin tam olarak hayata geçirilebilmesi ve uluslararası belgelerde güçlü bir şekilde ifade edilen ayrımcılığın yasağına işlerlik kazandırılabilmesi için Anayasa’nın 10’uncu maddesinin dördüncü fıkrasında değişiklik yapılması teklif edilmiştir.

Anayasa’nın 10’uncu maddesinin dördüncü fıkrası, esasen “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” hükmünü ifade etmektedir. Ancak, bu hüküm bulunmasına rağmen, kırk yıla yakın bir süredir baş örtüsüyle ilgili eşitsizlik sürmektedir. İşte, bu hükme işlerlik kazandırılabilmesi için bu fıkraya “her türlü kamu hizmetlerinden yararlandırılmasında” ibaresinin eklenmesi suretiyle eşitliğe vurgu yapılarak ayrımcılığın önlenmesi güçlü bir ifadeye kavuşturulacaktır.

Kamuoyunda yapılan tartışmaların aksine, bu maddedeki değişiklik önerisi, kesinlikle kamu gücünü kullananları, yani kamu hizmeti verenleri, yani devlet memurlarını kapsamamaktadır. Bu ibarenin 10’uncu maddenin dördüncü fıkrasına eklenmesi, kamu hizmetlerinden yararlanan vatandaşlarımız arasında eşitliği temin etmek ve ayrımcılığı önlemektir. Baş örtüsü meselesiyle ilgisi ise, sorunu genişleten ve derinleştiren din ve vicdan hürriyeti ile laiklik ilkesi çatışması zemininden kurtararak meseleye eşitlik çerçevesi üzerinden çözüm bulunmasını amaçlamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, 2’nci maddeyle ilgili değişiklik teklifi, Anayasa’nın 42’nci maddesine bir fıkra eklenmesiyle ilgilidir. Bilindiği gibi, Anayasa’nın 42’nci maddesi, esasen hiç kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun edilemeyeceğine dair genel bir kural getirmekte ve bu hak ile ilgili ayrıntılı düzenlemeleri içermektedir. Yüce Meclisin kabul etmesi hâlinde eklenecek yedinci fıkra ile “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” ifadesi Anayasa’mız metnine dâhil edilecektir. Böylece Anayasa’nın 10’uncu maddesinin dördüncü fıkrasında gerçekleştirilen ayrımcılığın önlenmesine dair vurgu, eğitim ve öğrenim hakkının kullanılmasıyla ilgili bu maddede de yer almak suretiyle pekiştirilecektir. Ancak, sanılanın ve kamuoyunda tartışılanın aksine, bu değişiklik ilköğretim ve liseleri kapsamamaktadır. Değişiklik teklifi sadece yükseköğrenimden yararlanan öğrencilere hasredilmiştir. Bu fıkranın baş örtüsüyle ilgisi ise yükseköğrenim hakkından baş örtüsü sebebiyle yararlanamayan kız öğrencilerimizin tabi olduğu ayrımcılığın ortadan kaldırılması ile sınırlıdır.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisinin üzerinde mutabakata vardığı üçüncü konu YÖK Kanunu’nun ek 17’nci maddesine ikinci bir fıkra eklenmesiyle ilgilidir. Bilindiği gibi, YÖK Kanunu’nun 17’nci maddesine göre bu kurumlarda kılık ve kıyafet, yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla serbesttir. Ancak bu maddenin varlığına rağmen bu kurumlarda başörtülü genç kızlarımız yükseköğrenim hakkından yararlanamamaktadır. Eklenen fıkra ile başın örtülmesi, kişinin kim olduğunun anlaşılabilmesine imkân sağlayacak şekilde yüzün açık olması ve baş örtüsünün çene altından bağlanması esasına tabi tutulmuştur. Kamuoyunda yapılan tartışmaların aksine, bu maddeye eklenen fıkra, çarşaf, sarık, cübbe ve benzerlerini kapsamamakta, aksine Anadolu insanının günlük hayatında kullandığı baş örtüsünü işaret etmektedir.

Değerli milletvekilleri, yukarıda sizlere izah etmeye çalıştığım üç madde halinde ve organik bir bütünlük içerisinde ikisi Anayasa maddesinde değişiklik, biri de YÖK Kanunu’nda değişiklik olmak üzere yüce Meclisin huzurunda bulunan bu teklif birlikte değerlendirildiğinde, toplumsal bir sorun haline dönüşen ve din ve vicdan hürriyetiyle laiklik ilkesinin kırk yıla yakın bir süredir çatışmasının ürünü olarak karşımıza çıkan toplumsal boyuttaki bu sorun çözülmüş olacaktır. Bu sorunu Türkiye’nin gündeminden çıkarmak için iyi niyetle başlatılan süreç, toplumun çeşitli kesimlerinde farklı tepkilere yol açmıştır. Toplumsal kangren hâline gelen ve hemen hemen her apartmanda birkaç mağdur yaratan sorunun çözümünde elbette herkes, her kesim düşüncesini açıkça söyleyecektir. Ancak, gerçekler saptırılmamalıdır, iyi niyetten uzaklaşılmamalıdır. Bu, herkes için asgari bir ahlaki yükümlülüktür. Başta siyaset kurumu olmak üzere toplumsal düşüncenin oluşmasında etkili olan her kesimin bunun bilincinde hareket etmesi gerekmektedir. “Kılık ve kıyafeti diğer ilköğretim ve liseler ile kamu hizmeti verenler, yani memurlar için serbest bırakmanın yolu açılmıştır.” iddiası bu çerçeve içerisinde doğru değildir. Yüce Meclis tarafından kabul edildiği takdirde, getirilen değişiklikler ile sadece yükseköğrenim kurumlarında ve sadece hizmet alanlara yapılan ayrımcılığın kaldırılmış olduğundan, diğer öğretim kurumları ve hizmet verenler açısından eğer bir değişiklik gerekecekse, bu ancak anayasa değişikliğiyle mümkün olabilecektir. Dolayısıyla, bu yöndeki endişeler ve kaygılar yerinde değildir.

Diğer taraftan, laiklik ilkesi ve cumhuriyetin niteliklerinin zayıflatıldığı iddiası doğru değildir. Çünkü Anayasa’nın 10’uncu maddesinin dördüncü fıkrasıyla hizmet alanlara uygulanması gereken eşitliğin güçlendirilmesi ve ayrımcılığın önlenmesi, temel bir hak ve hürriyet olan yükseköğrenim hakkının Anayasa’nın 14’üncü maddesinde belirtilen temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasıyla ilgili genel sınırlamaya tabi tutulacaktır. Anayasa’nın 14’üncü maddesinin birinci fıkrası, bu hakkın devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, laik cumhuriyeti ortadan kaldırmak amacıyla kullanılmasını yasaklamıştır. Anayasa’nın 14’üncü maddesinin ikinci fıkrası, yine bu hakkın diğer kişilere Anayasa’yla tanınan temel hak ve hürriyetleri sınırlandırmayı amaçlayan bir faaliyette bulunmasını da yasaklamaktadır. Teklif yasalaştığı takdirde, bu sınırların içerisinde kalarak hayatiyet kazanacaktır. Dolayısıyla, laiklik ilkesi ve cumhuriyetin temel nitelikleriyle ilgili endişeler ve kaygılara gerek yoktur.

Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, bu teklif ile birinin başının örtülü olması nedeniyle yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamayacağına dair ilke kabul edilirken, bu hakkın başkalarının hak ve hürriyetlerini tehdit edecek ve tehlikeye düşürecek şekilde kullanılamayacağı da peşinen kabul edilmiştir. Keza Anayasa’nın 42’nci maddesine eklenen yedinci fıkra ile yükseköğrenim hizmeti alanlar bu hakkı aynı maddenin üçüncü fıkrasının gereği olarak Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, devletin gözetim ve denetimi altında kullanacaklar ve beşinci fıkra gereği de Anayasa’ya sadakat borcu altında bulunacaklardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YÖK Kanunu’nun 17’nci maddesinin, yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak şartıyla üniversitelerde kıyafetin serbest olacağını düzenlediğini daha önce ifade etmiştim. Yani başta inkılap kanunları, Ceza Kanunu ve ceza hükmü taşıyan kanunlar ile diğer yasaların men ettiği kıyafetler bu maddeyle yasaklanmış durumdadır.

Diğer taraftan, ek 17’nci maddeye eklenecek olan fıkra ile başın örtülmesi, kişinin kim olduğunu belirlemeye elverişli şekilde yüzü açık ve Anadolu insanının günlük hayatında kullandığı tarz işaret edilerek “çene altından bağlanmak” şeklinde ifade edilmiştir. Bunun dışındaki kıyafetler kanun kapsamı dışında bırakılmak suretiyle kamuoyunda tartışılan endişe ve kaygılar giderilmeye çalışılmıştır. Bütün bu gerekçeler karşısında, cumhuriyetin temel niteliklerinin ve laikliğin zayıflatıldığı ve peçe, çarşaf, sarık ve cübbenin de üniversiteye gireceğine dair iddialar gerçek dışıdır.

Değerli milletvekilleri, yüce Meclisin önünde bulunan Anayasa değişikliği teklifinin anayasa hukuku açısından değerlendirilmesinin özü bunlardan ibarettir.

Değerli milletvekilleri, yüce Meclisin önünde bulunan Anayasa değişikliği teklifinin bu şekilde değerlendirilmesi sırasında değişik kurum ve kuruluşlarca kamuoyunda tartışmalar da başlatılmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi ülke sorunlarına millî irade ile çözüm arayan ve çözüm önerilerini ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, cumhuriyetin temel nitelikleri, laiklik ilkesi, parlamenter demokrasi ve kamu menfaati gibi vazgeçilmez ölçülerimize uygunluğunu kılı kırk yaran bir hassasiyetle inceledikten sonra kamuoyuyla paylaşmaktadır.

Hâl böyle iken kamuoyunda yer alan tartışmalar vesilesiyle bir kez daha tekrar etmekte yarar vardır ki: Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye Cumhuriyeti devletinin laik niteliğinin idraki içerisindedir. Milliyetçi Hareket Partisi cumhuriyetin temel ilkelerinin idraki içerisindedir. Milliyetçi Hareket Partisi, herkesten daha fazla, devletimizin Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verdiği muhteşem bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesi ile kurulduğunun idraki içerisindedir. Milliyetçi Hareket Partisi, devletimizin seksen dört yıl boyunca varlığında ruh ve anlam bulduğu cumhuriyetimizin himayesi ve koruması altında yüceldiğinin de idraki içerisindedir. Milliyetçi Hareket Partisi, devletimizin bütün kurum ve kuruluşlarının hizmetlerinden eşit olarak yararlanması gereken ve aralarında hiçbir ayrım yapılmaması gerektiği hâlde bir kısım vatandaşlarımızın vatandaşlık hakkından doğan temel yükseköğretim hakkının ihlal edildiğinin ve bu haktan yararlandırılmadığının da idraki içerisindedir.

Bu idrakten hareketle Milliyetçi Hareket Partisinin en önemli misyonu, milletimizin değerleri ile devletimizin yönetimi arasında yapay ve anlamsız gerilimi ortadan kaldırmaktır. Bu amacı gerçekleştirmek üzere Milliyetçi Hareket Partisi, ilkeli, etkin, uzlaşmacı ve katılımcı muhalefet anlayışı ile millete hizmet görevini sürdürecektir, tahriklere kapılmayacaktır, başkalarının yazdığı senaryolarda rol almayacaktır, Türk milletinin çıkarı için ortak aklı bulmaya çalışacaktır, inatlaşmanın ve kutuplaşmanın tarafı olmayacaktır, doğrunun yanında, yanlışın karşısında olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle, Sayın Genel Başkanımızın ifade ettiği gibi, Ankara’da, başkentimizde iki tepe bulunmaktadır bilindiği gibi. Bunlardan biri devletimizi kuran ve milletimizin istiklalini kurtaran aziz Atatürk’ün naaşının bulunduğu Anıtkabir’i barındıran Anıttepe’dir, diğeri ise inanç hürriyetimizin ve manevi değerlerimizin sembolü olan bir mabedi barındıran Kocatepe’dir. Milliyetçi Hareket Partisi bu iki tepe arasında manevi bir bağı anlatan çelikten bir halat olacaktır ve Milliyetçi Hareket Partisi Anıttepe ile Kocatepe arasında bu bağı kopartmayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye'nin millî birliğinin, toplumsal huzurunun ve dayanışmasının temel harcı ve sigortası olmaya devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi baş örtüsüyle ilgili bu ciddi sorunu çözmek, mağduriyetlere son vermek, erkek öğrencilerimizin ve başı açık kız öğrencilerimizin yanı sıra belirlenen sınırlar dâhilinde başı örtülü kız öğrencilerimizin de yükseköğrenim hakkından yararlandırılmasını temin etmek amacıyla, Adalet ve Kalkınma Partisiyle uzlaşarak Anayasa değişikliği teklifini yüce Meclisin huzuruna getirmiştir. Amacımız, her alanda olduğu gibi yükseköğrenim alanında da uzlaşma kültürünün katkısıyla kardeşlik hukukunu, huzuru ve sükûnu hâkim kılmaktır. Teklifimiz kanunlaştığı takdirde, yükseköğrenim alanında gerilim ortadan kalkacaktır, yükseköğrenim gençliğimizin birlikte öğrenime girmenin hazzını yaşayacağına birlikte şahit olacağız, üniversitelerimizin değerli yöneticilerinin öğrencilerine ayrımcılık yapmanın tedirginliğinden kurtulacağına birlikte şahit olacağız.

Tabiidir ki uygulama önemlidir. Bu Anayasa değişikliğinden ve diğer düzenlemelerden yararlanarak, yükseköğrenim hakkından mahrum olan başörtülü genç kızlarımızın, kaybetmekle değerini daha iyi anlamış oldukları bu haktan yasanın belirlediği sınırlar çerçevesinde yararlanırken bunu suistimal etmeyeceklerine, diğer öğrencilerin tedirgin olmalarına sebebiyet vermeyeceklerine inanıyoruz. Muarızı, muvafığıyla  yükseköğrenim kuruluşlarımızda görev yapan yöneticilerimizin ve hocalarımızın da iyi niyet ve hoşgörü ortamında bir uygulama yapacaklarına inanıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu düşünce ve inançla Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifine olumlu oy vereceğini yüce heyetin bilgisine saygıyla sunarım.

Teşekkür ederim. (MHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Gruplar adına, AK Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı.

Buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; AK Parti Grubu adına söz aldım ve 101 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde Grubumun görüşlerini açıklayacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, günlerdir, Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddeleri üzerinde yapılmak istenen değişiklikleri tartışıyor. Gerek yazılı gerekse görsel basında gündem bu değişiklikler üzerine yoğunlaşmış durumda. Bizler de bugün, Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinde yapılacak olan değişikliklere ilişkin tasarıyı burada oylayacağız. Sorumluluğumuz büyük. İnancımız odur ki, bu büyük sorumluluğun gereğini başarıyla yerine getireceğiz.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 11’inci maddesi “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” kenar başlığını taşır. 11’inci maddeye göre: “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” Anayasa’nın bu hükmü, hepimizin,  elbette ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin rehberi, yol göstericisidir ve aynı zamanda yetkilerimizin kullanılmasının sınırlarını belirler. Grubumun Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin hazırlanmasında unutmadığı ve bağlı kaldığının bu hüküm olduğunu öncelikle bilginize sunmak isterim.

Anayasa’nın ikinci kısmını oluşturan “Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı bölümde yer alan 12’nci madde ise temel hak ve hürriyetlerin niteliğinden bahsetmektedir ve “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.” demektedir.

Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde de temel hak ve özgürlüklerin niteliğine ilişkin bazı düzenlemeleri görmemiz mümkündür. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Helsinki Nihai Senedi, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nde benzeri düzenlemeler bulunmaktadır.

Sayın milletvekilleri, siyaset, toplum sorunlarına çözüm üretmek için yapılır. Demokratik ve laik bir devlette çözümler, halkın temsilcilerinin oluşturduğu Parlamentoda üretilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem kurucu organ hem de yasama organı olarak halkın sorunlarına çözüm üretmenin meşru mekânıdır.

Bildiğiniz gibi, Anayasa’yı değiştirme ve kanun yapma yetkisi, millet adına yasama organına verilmiştir. Yasama yetkisi, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesinden kaynaklanır ve Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulusal iradenin olduğu kadar ulusal karakterin, ulusal vicdanın, ulusal onurun, kısaca ulusun kişiliğinin ve soyluluğunun temsilcisidir. “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.” diyen Anayasa’nın 6’ncı maddesinden gücünü alan Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama yetkisini Anayasa’nın 7’nci maddesine dayanarak yerine getirir.

Anayasa’nın 7’nci maddesi ise “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” düzenlemesini içermektedir.

Şimdi, burada, seçilmiş milletvekilleri olarak anayasal yetkimizi kullanacağız. Görüşmekte olduğumuz 101 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinde yapılacak olan değişiklikleri bir kez daha kamuoyunun önünde sorumluluğumuzun bilincinde olarak gözden geçireceğiz. Ben ve grubum inanıyoruz ki ve umuyoruz ki, bugünün akşamında ve yarınında, yaratılan ortamın normalleşmesine katkı sunacağız. Yıkıcı değil yapıcı bir yaklaşımla hareket edeceğiz.

Sayın milletvekilleri, huzurunuzda, değişiklik teklifi getirilen Anayasa’nın 10’uncu maddesinden başlamak istiyorum.

1982 Anayasası’nda eşitlik konusu “Genel Esaslar” kısmına yerleştirilmiştir. Bu nedenle, eşitlik ilkesini, “sosyal devlet” ilkesi, “hukuk devleti” ilkesi, “laiklik” ilkesi, “cumhuriyetçilik” ilkesi, “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık” ilkesi gibi, anayasal sistemin temel yapısını belirleyen temel bir ilke olarak kabul etmek gerekir.

10’uncu maddeyi genel olarak inceleyecek olursak, maddenin birinci fıkrası şu şekildedir: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” Burada sayılan özellikler doktrinde ve yargı pratiğinde adlandırmayla “özgül ayırım yasağı” olarak nitelendirilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrası, kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduklarını vurgulamaktadır ve devleti bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamakla yükümlü kılmaktadır.

Maddenin son fıkrası ise değişikliğin yapıldığı fıkradır. Bu fıkrada “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmektedir. Burada, eşitlik ilkesinin anayasal sistem içinde kimin yükümlülüğünde olduğu açıklanmaktadır.

Bu fıkra, devlet organlarının ve idare makamlarının bütün işlemlerinde ”kanun önünde eşitlik” ilkesine bağlı kalmakta zorunlu kılmaktadır. İdarenin yanında yasa koyucunun da bu anlamda bir bağımlılığı söz konusudur. Yani yasa koyucuların da yasal düzenlemelerinde vatandaşlar arasında ayrım gözetmemesi gerekmektedir.

Değişiklik ile bu maddeye “bütün işlemlerinde” vurgulamasından sonra “her türlü kamu hizmetinden yararlanılmasında” cümlesi eklenmiştir. Maddedeki değişiklik budur. Eklenmek istenen değişiklik ile maddedeki eşitlik ilkesinin korunmasına vurgu yapılmıştır. Bu vurgu ile anayasal sistemin temel ilkesi olan eşitlik ilkesinin, kanunlarda ve gerçek hayatta uygulamada anlamını bulması amaçlanmaktadır, çünkü 10’uncu maddedeki eşitlik eylemli değil, hukuki bir eşitliktir. Her ne kadar eşitlik ilkesi bu maddeyle teminat altına alınmış ise de bu temel ilkenin uygulamada tam karşılığını bulamayabiliyoruz. Çok somut bir örnek verirsek, 1934 yılında seçme ve seçilme hakkına sahip olan kadın, siyasal anlamdaki bu eşitliğinin tam karşılığını siyasi hayatın içinde tam anlamıyla sağlayabilmiş değildir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine İlişkin Sözleşme’ye taraf bir ülkedir. Kısaca “CEDAW” diye anılan bu Sözleşme, taraf ülkelere “hukuki alanda tedbirler alma yükümlülüğü” adı altındaki 2’nci maddesiyle bir dizi hukuki düzenleme yapma yükümlülüğü yüklemektedir. CEDAW anayasal süreçten geçmiş bir Sözleşme’dir. Bunun sonuçlarını hepimiz biliyoruz.

Kısaca CEDAW, taraf ülkelere olduğu gibi Türkiye’ye de, hukuki düzenlemelerin pratikteki karşılığını sağlamak, kamu kurum ve kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanılmasında kadınlar aleyhine bulunan hükümlerin ayaklanması gibi yükümlülükler yüklemektedir.

Grubum, Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki değişikliği, her alanda olduğu gibi yükseköğretimde de kadınlarla erkeklerin arasında eşitliğin sağlanması yönünde olumlu ve önemli bir adım olarak görmektedir. Bu bağlamda, teklif ile Anayasa’nın 42’nci maddesine ve bu maddeye eklenen altıncı fıkrayla ortaya çıkan değişikliğe de değinmek istiyorum. Anayasa’nın 42’nci maddesinde düzenlenen eğitim-öğrenim hakkı ve ödevi, Anayasa’mızın “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlıklı üçüncü bölümünde yer almaktadır. 42’nci maddedeki düzenleme, herkesin bu haktan eşit olarak yararlanacağını da belirtir.

Sayın milletvekilleri, eğitim ve öğretim hakkını insan hakları bağlamında değerlendirmemiz gerekmektedir. Eğitim ve öğrenim hakkı, klasik hak olan kişi dokunulmazlığı, kişi özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü ayrımcılık yasağına bağlantılı olarak, ikinci kuşak insan hakları bağlamında değerlendirilmektedir. İnsan haklarının kaynağı, insan doğası ve bu doğanın özünden var olan insan onurudur. Tüm insanlar, insan olmanın gereği olarak, bu haklara, din, dil, ırk, cinsiyet, toplumsal köken, ulusal aidiyet ve bunun gibi, hiçbir ayırım gözetilmeksizin, eşit bir şekilde sahiptirler. Yani insan hakları evrenseldir, zamandan, mekândan, ekonomiden ve kültürden bağımsız olarak, insanın varoluşuyla birlikte vardır.

42’nci maddede bahsedilen eğitim ve öğrenim hakkı, belirttiğim gibi, evrensel bir haktır. Değişikliği içeren altıncı fıkra, bu düşünceyle 42’nci maddeye eklenmiştir. Değişik altıncı fıkra şöyledir:  “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” Öğrenim hakkı tabii ki yükseköğrenim hakkını da kapsamaktadır. Öğrenim hakkı, yükseköğrenim hakkı da tüm insan hakları belgelerinde tanınan temel bir haktır. Yükseköğrenim hakkı, hem evrensel insan hakları belgelerinde hem de Türkiye'nin bir parçasını oluşturduğu Avrupa İnsan Hakları belgelerinde ve Avrupa Konseyi kararlarında öğrenim hakkı içinde değerlendirilmektedir. Yükseköğretim alanında Avrupa Konseyiyle UNESCO arasında Nisan 1997 tarihinde imzalanan ve Avrupa Bölgesindeki Yükseköğretim Niteliklerinin Tanınmasına İlişkin Sözleşme’nin başlangıç bölümünde “Eğitim hakkının bir insan hakkı olduğunun, bilgiye ulaşmak ve geliştirmek için bir araç olan yükseköğretimin hem kişiler hem de toplum için ayrıcalıklı, zengin bir kültürel ve bilimsel bir varlık teşkil ettiğinin bilincinde olarak…” ifadesi yer almaktadır.

Sayın milletvekilleri, yükseköğrenimin yapıldığı üniversiteler, öğrencileri belirli algı kalıplarına uyumlu davranışlar sergileyen tek tip insan yetiştirme yeri değil, özgürleştirici, bilgi sürecini ve eleştirel düşünmeyi harekete geçiren ortam demektir. Bilgi, insanların dünya ile ve birbirleriyle durmak bilmeden, sürekli umut dolu araştırmaları ve ideallerinin peşinden koşmaları sayesinde oluşur. Üniversitenin yalnızca iyi bir meslek edinmek için bir araç olduğu düşünülüyorsa, üniversite kavramı evrensel içerikten, gelenekten ve bağlarından koparılmış olur. Diyalogsuz, iletişimsiz, eleştirel bakış açısının reddedildiği, karşılıklı ve hep birlikte bilgi üretiminin olmadığı geleneksel eğitim anlayışının üniversite kavramıyla uzlaştırılması çabası, üniversallık ile bağdaştırılması mümkün olmayan bir yaklaşım tarzıdır. Üniversiteler evrensel bilgi üretim merkezi oldukları sürece üniversite kimliğini kazanacaklardır. Öğrencilerin kendi bilinçlerini oluşturma ve giderek özgür bireyler olarak yaşama katılmalarına imkân sağlanması bağlamında üniversitelerimiz, kişinin topluma kazandırılmasında ve aydın insanların yetiştirilmesinde kendinden beklenen öncülüğü yerine getirmekle görevlidir. Tam da bu noktada toplumsal gelişmenin doğrudan bağlı olduğu yükseköğrenim hakkı önündeki ihlaller hakkında, biraz düşünmemiz, biraz da empati yapmamız gerekmektedir.

Bu değişiklik teklifine karşı duranların kamuoyuna sunduğu bazı resimler var, elbette ki, bu resimleri kabul edebilmemiz mümkün değildir, ama başka bazı resimleri de bilmek ve görmek gerekiyor. Örneğin, fakülteyi birincilikle bitiren kızının diploma törenini izlemekten sadece kılık ve kıyafetinden dolayı mahrum bırakılan bir anneyi, hiçbir sorun yaşamadan üniversite eğitimine devam eden ancak bitirme sınavı gününde giyim tarzına müdahale edilen bir genç kızın yaşadıklarını, sadece giysi tercihinden dolayı aşağılanan, cahil, dışlanmış muamelesi gören genç kızların, kadınların resimlerini de bilmek gerekiyor, aynı duyarlılığı onlara da göstermek gerekiyor.

Sayın milletvekilleri, hepimizin ve tüm kamuoyunun yakından izlediği değişiklikle ilgili tartışma sürecinde, bu değişikliklerin laiklik ilkesiyle çatıştığı, çeliştiği özellikle ve yoğunlukla vurgulandı. Laiklik ilkesi, ifadesini Anayasa’nın 2’nci maddesinde bulur. Anayasa’nın 2’nci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Kalkınma, bilim ve demokrasiyi içselleştirme çabasıdır. Bunlar ise ancak ve ancak özgür ortamlarda gelişebilir. Bu özgürlüğün temel güvencelerinden birisi de laikliktir. Laikliğin özümsenmesi, onun anlaşılmasına bağlıdır. Laiklik, ister doğal isterse toplumsal olsun, her tür olay ve olgu karşısında nesnel bir tutum takınmak, hiçbir etkiye, önyargıya kapılmadan gerçeği olduğu gibi algılayıp tarafsız olarak incelemektir. Bu ise bilimsel anlayıştan başka hiçbir şey değildir.

Belirtmek isterim ki, Anayasa’nın inkılap kanunlarının korunmasına ilişkin 174’üncü maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesini koruma amacı güden inkılap kanunları da belirlenmiştir. Yapılan değişikliklerde, inkılap kanunlarımıza aykırı hiçbir felsefe, düşünce, amaç bulunmamaktadır. Yükseköğrenim hakkı kullanmak isteyecek genç kızlarımızın şeklî düzenlemeler ile bu haklardan yoksun bırakılması, aksine, laiklik ilkesiyle bağdaşmayacak bir tutumdur. Bu tutum, aynı zamanda eşitlik ilkesine, hukuk devleti ilkesine, sosyal devlet ilkesine aykırı da bir tutum arz etmektedir.

Bir kez daha ilan ederiz ki, ben ve grubum, demokrasiden ve cumhuriyetten yana taraftır. Sosyal devlet ilkesi ve hukuk devleti ilkesinden yana taraftır ve özellikle laiklik ilkesinden yana taraftır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

CANAN ARITMAN (İzmir) – Ne inandık ne inandık!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Bu, böyle bilinmelidir.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Ayağını kaldır! Doğru söylemiyorsun, bari günaha girme.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Sayın milletvekilleri, Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşları cumhuriyeti kurarken korkmadılar, büyük bir cesaret gösterdiler. Her alanda olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atarken cesaret ile konuştular ve Mustafa Kemal Atatürk, o en karanlık günlerin sonrasında devrimci kimliğine bağlı olarak şöyle konuştu…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Atatürk’ün ismini ağzınıza almayın!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – “Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin amelî olması mühimdir. Memleket evlâdı her tahsil derecesinde, iktisadî hayatta âmil, müessir ve muvaffak olacak surette teçhiz olunmalıdır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya azmetmiştir. Bugünün levazımından biri de kadınlarımızın her hususta yükselmelerini temindir.  Kadınlarımız da âlim ve mütefennin olacaklardır ve erkeklerin geçtikleri bütün derecat-ı tahsilden geçeceklerdir. Sonra kadınlar hayat-ı ictimaiyyede erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin muin ve müzahiri olacaklardır. Bizim hey’et-i içtimaiyyemiz için ilim ve fen lazımsa bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın iktisap etmeleri lâzımdır.“ 

Bütün bu sözler, Atatürk’ün kadın eğitimi konusunda ne kadar dikkatli ve hassas olduğunun sözlü tanıklarıdır.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Atatürk’ün kadın giyimiyle ilgili sözlerini de söyle!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Bizler, sürekli evrim ve gelişme sürecinde bugünümüzü ve yarınımızı korkular üzerine kurmayalım. Çocuklarımıza ve gençlerimize, kırılmayı ve korkmayı değil, umudu, güveni ve cesareti öğretelim. Bu gökyüzü ve bu topraklar, farklılıklarımızı kucaklayarak kardeşçe yaşamımızı sağlayabilecek kadar şefkatlidir. Ben ve gurubum, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçe yaşayacağımıza yürekten inanıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bizim olan bu hasretin bir gün biteceğini biliyorum ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı, teşekkür ederim.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına İstanbul Milletvekili Güldal Akşit.

Sayın Akşit... Yok.

Manisa Milletvekili Sayın Şahin Mengü.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Arkadaşlarla içeride görüşmüştük, AKP’li arkadaşlar çekilip ben konuşacaktım. Mutabakat sağlamıştık içeride. Sayın Başkan, siz yok muydunuz? İçeride birlikte konuşmuştuk. 

BAŞKAN – Sayın İçli, bir dakikanızı rica edeyim.

Sayın Mengü, buyurun efendim.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 10’uncu maddesinin dördüncü fıkrasına bir cümle ilavesi ve 42’nci maddenin altıncı fıkrasından sonra gelmek üzere bir fıkra ilavesiyle ilgili Anayasa değişikliği hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Bu Anayasa değişikliğinin genel gerekçesine baktığınız zaman, yükseköğrenim kurumlarında kılık ve kıyafetlerinden dolayı bazı öğrencilerin eğitim ve öğrenim hakkının engellendiği, kronik hâle gelen bu sorunun aşılmak istenildiği, ülkemizde uzun bir süreden bu yana bu üniversitelerde bazı kız öğrencilerin başlarını örtmede kullandıkları kıyafetler nedeniyle eğitim ve öğrenim haklarını kullanamadıkları gösterilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’mızın ilk üç maddesinin değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecektir. Anayasa, Anayasa’nın üstünlüğünü ve kendini korumak için, gerek 61 Anayasası’nda gerek 82 Anayasası’nda hükümler getirmiştir. 61 Anayasası’nda bu hüküm 147’nci madde, 82 Anayasası’nda da 175’inci maddedir.

1971 değişikliğinden sonra, 61 Anayasası’ndaki 147’nci maddenin şekliyle bugünkü Anayasa’mızın şekli, getirdiği hükümler aynıdır. Yani, 1971 değişikliğinden sonra Anayasa’ya getirilen Anayasa değişikliklerinin Anayasa yargısı tarafından sadece şekil yönünden inceleneceği yönündeki hüküm aynen 82 Anayasası’na da alınmıştır. Bu nedenle, 1975 yılında verilen, Anayasa’nın laiklik ilkesinin, Anayasa’nın değişmez ilkelerinden herhangi bir tanesinin değiştirilmek üzere teklif edilmesinin veya bunun dolaylı yollardan yapılmaya çalışılmasının, “Anayasa’nın değiştirilemeyeceği” şekil ilkesiyle engellendiği Anayasa Mahkemesi tarafından karar altına alınmıştır.

Bakın “Anayasa’nın değiştirilmesi ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte biri tarafından yazılı olarak teklif edilir” diyor, şekli getiriyor ve sonunda diyor ki: “Anayasa değişikliklerini teklif etmeyi düzenleyen Anayasa hükümleri birer biçim kuralı olduklarına göre, bunu yasaklayan bir kuralın dahi bir biçim kuralı olduğunda hiç kuşku yoktur. Çünkü, bu yasak, belli sayıdaki Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, esasında kendileri için bir hak teşkil eden ve niteliği bakımından bir yasama işlemi olan Anayasa değişikliği teklif etmelerini önlemektedir.”

Bugün tartıştığınız Anayasa değişikliği, işte böylece, değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek bir Anayasa değişikliğidir. Bu nedenle, aslında bu Meclisin, bu Anayasa değişikliği teklifini görüşmemesi gerekir. Çünkü, hiç kimse ve şahıs veya grup veya bir yetkilinin Anayasa’dan almadığı bir yetkiyi kullanması mümkün değildir. Şu anda yaptığımız işlem, Anayasa’dan almadığımız bir yetkiyi kullanmaktır.

Bu, böyle yapacağınız bir değişiklik Anayasa’ya niçin aykırı olacaktır? Çünkü Anayasa’nın 153’üncü maddesi, Anayasa Mahkemesinin kararlarının yasama dâhil bütün kurumları bağladığını amirdir.

Huzurunuzda görüştüğümüz Anayasa maddesi değişikliği, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında bu söylenilen bir kısım giysinin Anayasa’nın laiklik ilkelerini çiğnediğini açıkça ortaya koymaktadır. Sade Anayasa Mahkemesinin bu kararı mı? Hayır. Anayasa’mızın 90’ıncı maddesinde yaptığımız değişiklikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının da Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurumlarını bağladığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına bütün kurumların uymak mecburiyetinde olduğu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46’ncı maddesinde aynen “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.” denilmektedir.

Şimdi, bakın, 2004 yılında verilmiş meşhur Leyla Şahin kararı var. Bu kararı okuduğunuz zaman, bu bir kısım genç kızımızın üniversitede okuyamamasına neden olan türbanın laiklik ilkesini çiğnediğini, bir din lehine ayrımcılık yarattığını açıkça yazmaktadır.

Aynı konu Anayasa Mahkemesinin kararlarında vardır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin eski Başkanı Sayın Mustafa Bumin 43’üncü kuruluş yıl dönümünde yaptığı konuşmada (Aynen okuyorum.) “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin baş örtüsüne ilişkin istikrar bulmuş kararları varken, kimi yazılı ve görsel yayın organlarınca bu konunun gündemde tutulmaya çalışılması kimi siyasal partiler yetkililerince de yasal düzenlemeler yapılarak türbanla öğrenim yapma olanağının tanınacağı yolunda beyanlarda bulunulması bu konudaki yargı içtihatlarını bilmemekten kaynaklanmıyorsa din duygularını kullanarak siyasi avantaj sağlamaya yöneliktir.

Anayasa’daki laik düzenlemeler kaldığı sürece türbanlı kızların yükseköğretim kurumlarına öğrenci sıfatıyla, öğrenimlerinden sonra da resmî dairelere kamu görevlisi olarak girmelerini sağlayacak tüm yasal düzenlemeler Anayasa'ya aykırı olacaktır. Hatta bu konuda Anayasa'ya kural konulsa bile bu kez Anayasa'nın bu yeni kuralı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uygun olmayacaktır.” dedi.

Öte yandan “Anayasa Mahkemesi'nin 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'na eklenen ek madde 17’de yer alan 'yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir' kuralının iptali istemiyle açılan davada -91 yılındaki karara atıf yaparak- verilen ret kararından söz edilerek Yükseköğretim Kurumlarında türban takılmasını sağlayacak yasal düzenleme yapılabileceğini söylemenin ya alınan kararın gerekçelerini bilmemek veya gerekçe göz ardı edilerek sadece sonuç bölümüne bakıp değerlendirme yapmak olduğunu ifade etti.”

Bilindiği gibi, “Mahkeme kararlarının gerekçeleriyle bir bütün teşkil ettiğine, idareyi ve yasamayı bağladığına işaret eden Bumin, 'Başka bir söylemle, kararların sonuç bölümüne anlam kazandıran kararların gerekçeleridir' dedi.”

Şimdi, bütün bunlar varken ortada “Biz Anayasa’da değişiklik yaparak, sonra YÖK Kanunu’nda değişiklik yaparak biz bu kızlara öğretim yolunu açarız.” demek o insanlara saygısızlıktır. Çünkü, bu yapacağınız değişiklikler, sonunda yargıdan dönme ihtimali çok kuvvetlidir. Peki, bu düzenlemeyi yapıyorsunuz, bu karışıklığı yaratıyorsunuz, yargı yarın bunu iptal ederse nasıl hesap vereceksiniz? Sorunun asıl önemli kısmı burada başlıyor. Yargı bunu iptal ettiği zaman altından kalkamayacağımız sorunlar çıkar.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına baktığınız zaman “Böyle öğrencilerin okula girmesi bir din lehine ayrımcılık yaratır.” diyor. Bunların hiçbirini göz önüne almıyorsunuz ve kendiniz açısından, bir siyasi hasat elde etmek açısından bu yasayı getiriyorsunuz.

Türkiye’nin gündemine baktığınız zaman, türban konusu –doğrudur- kırk yıldır tartışılıyor. Bu 10’uncu maddede 2004 yılında da değişiklik yaptınız. Biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsü arkadaşım anlattı 2004’teki değişikliği de, kadın-erkek eşitliği diye. Niye  o gün getirmediniz? Bu değişikliği o gün de getirebilirdiniz. Ama, okyanusun öbür tarafından gelmekte olan büyük ekonomik krizin üstüne bir şekilde şal örtmek gerekiyordu. Bakın, Türkiye on gündür hiçbir şeyi tartışmıyor. Ne gübre fiyatlarındaki yüzde yüz zammı tartışıyor ne elektriğe, doğal gaza gelen zammı tartışıyor. Türkiye on gündür türbanla yatıyor türbanla kalkıyor ve kırk yıldır –sizin tabirinizle- çözülmemiş bir sorunu, geldiniz ekonomik krizin başlama noktasında getirdiniz.

Bu türban olayı da sadece sizin buradaki bir iyi niyeti çözmeniz değil, türban, başlı başına İran devriminin Türkiye’ye ihraç etmeye yönelik bir eyleminin sonucudur.

Bakın, bir gazetede yazı var. İran’dan kaçan bir heykeltıraş “Türkiye, bu kanun geçerse İranlaşır.” diyor. Geçen hafta gazetelerde yazılar vardı. İran’daki çok güçlü bir gazete “Bu kanun geçtiği gün, İran’da millî bayram ilan edelim.”diyor. Çok mu seviyorlar sizi? Çok mu beğeniyorlar sizi? İranlılar söylüyor.

AHMET KOCA (Afyonkarahisar) – Söylesin.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Her şeyi dışarıdan almaya çok alıştık. Avrupa Birliği emir veriyor, bir yasayı üç defa değiştiriyorsunuz. Yarın gene getireceksiniz. Hiç mi bizim bir şeyi kendi irademizle yapma gücümüz yok?

SONER AKSOY (Kütahya) – Ne zamandan beri İran’ı kaynak almaya başladınız?

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Biz her yerden kaynak alırız. Biz her şeye açığız.

Oradan laf atarsan, ben susmam öyle laf atmakla. Çok hafif gelirsin.

Değerli arkadaşlarım, yapılan işlemin tümü, Anayasa’nın değiştirilemez ilkelerinin arkasına dolaşmaktır. Burada hep beraber bir Anayasa değişikliği yaparken Anayasa’yı ihlal etmiş oluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Mengü, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun efendim.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Bu nedenle, bu Anayasa değişikliğinden vakit erkenken bir an evvel dönmenizi, dönme yönünde oy kullanmanızı saygıyla arz ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mengü.

Hükûmet adına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önemli bir konuyu konuştuğumuz muhakkak. Ortada çözülmesi gereken de bir sorun var. Hiç bu sorunun kenarından, köşesinden dolaşmaya gerek yok. Kırk yıldır bu konuda söz etmeyen hiçbir siyasi parti lideri yok. Özellikle seçim zamanları dahil, bu konu, kırk yıldır Türkiye siyasetinin gündeminde. Yeni çıkan bir sorun değil.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sizinle beraber.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Dolayısıyla, eğer bu sorun çözülebilmiş olsaydı bugün bu müzakereleri yapma durumunda olmazdık. O hâlde, bu Anayasa değişikliği ne getiriyor ne götürüyor diye baktığımızda, işte, kırk yıldır çözülemeyen bir toplumsal sorunu çözmek için iki siyasi parti bir araya geliyor, soruna bir çözüm aramaya çalışıyor. Sorun nereden kaynaklanıyor? Anayasa’nın iki maddesinden.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sizden kaynaklanıyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Birincisi 10’uncu madde, “Kanun önünde eşitlik” ilkesi. Kamu hizmetlerinden yararlanma noktasında Türkiye’de keyfî bir uygulama var. Bu sadece benim fikrim, bizim fikrimiz değil ki, bu ülkede hukuku uygulamış olanlar da dahil olmak üzere sorunun kaynağında bir hukuksuzluğun, bir kanunsuzluğun olduğu ifade ediliyor. Dolayısıyla “Kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırı olarak bir ayrımcılık yapılıyor bu ülkede. Dolayısıyla bu değişiklikle bu ayrımcılık ortadan kalksın. Bir demokratik ülkede kanun önünde herkes eşittir, dolayısıyla eşit haklardan da yararlanması gerekiyor. Peki, bu ayrımcılığın yapıldığı alan neresi? Yükseköğretim alanı. Dolayısıyla getirilen 42’nci maddeyle de -bu iki madde birbiriyle irtibatlı olarak- kanun önünde eşitliğin sağlanması ve yükseköğrenimde ayrımcılıktan kaynaklanan hak kayıplarının, hak kullanımının ortadan kaldırılmasıdır. Dolayısıyla özgürlüklerle ilgili, hak ve özgürlüklerle ilgili bir düzenlemedir. Hiç konuyu bunun dışına saptırmaya, konuyu bunun dışına çıkarmaya gerek yok. Neden yok? Çünkü bugüne kadar herkes meseleyi böyle anladı. Şimdi, bazı beyanları geriye doğru okursam o takdirde, zannediyorum, bir kısmının “ya, biz geçmişte neler söylemiştik” diye oturup düşünmesi lazım.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Oku Sayın Bakan, oku!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Okuyacağız, sabırlı olursanız okuyacağım.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Oku onları, oku da bilelim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Hiç merak etmeyin, bir şeyi söylüyorsam onun delili, belgesi, bilgisi vardır. Allah’a şükür ki Türkiye’de her şey kayıtlara geçiriliyor, yazılıyor.

Dolayısıyla bu işi herkes konuştu. Seçim zamanı gelince farklı, başka zaman farklı…

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Onu siz yaptınız.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –…o zaman öyle, şimdi böyle, yok.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – O sizin anlayışınız.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Hiç merak etmeyin. Telaşlanmayın… Telaşlanmayın…

Bakın, bu, üslup değil Sayın Bakan.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sizin anlayışınız.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Kürsüdeki hatibin sözü iki sebeple kesilebilir. Onu da sadece Sayın Başkan keser. Bir, üslup kabaysa ondan dolayıdır…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, sizin kıyafetiniz de İç Tüzük’e uygun değil.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – İki, konu dışına çıkıyorsa ondan dolayıdır. Onun dışında kimsenin şu veya bu şekilde…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Bakan İç Tüzük’e uygun giyinmemiş, koyu renk giyinmemiş.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanı dinleyelim.

Buyurun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Bunları dakikalarımdan mahsup etmeniz lazım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakanım, Genel Kurula hitap edin.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Konuştuğumuz konu özgürlükler hukukuyla ilgilidir. İyi kötü, bu alanda yazılmış kitapları, makaleleri okuyan herkes bilir ve görür ki, özgürlükler hukuku üç sütun üzerinde dayanır. Bir tanesi özgürlük, bir tanesi eşitlik, bir tanesi de insan onurudur. Eğer bu üçü varsa zaten o rejimin adı demokrasidir, o ülkede özgürlükler vardır. Özgürlük yok, eşitlik yok, ayrımcılık var ve bunun tabii sonucu olarak da insan onuru denilen konu tartışma konusu olur. O nedenle, özgürlükler hukukunun temel ögesi, omurgası olan bir konuyu konuşuyoruz. Konuyu bunun dışına saptırdığımız anda, bu, işin bir başka türlü ticaretini yapmaktır, bir başka türlü istismarını yapmaktır. O nedenle… (CHP sıralarından “Ticaretini yapan sizsiniz.” sesi, gürültüler)

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sizin yaptığınız gibi.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Seksen beş yıldır onu yapageldiniz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Hayır yok, onu biz bilmeyiz. Biz, inandıklarımızı söyleriz. Bakınız…

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Seksen beş yıldır onu yapageldiniz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Sayın Genel Başkan, bu, çok doğru bir şey değil. Ben size saygı duyarım. Ama, böyle bir atışmayla olursa, o zaman başka türlü tartışmaları gündeme getirmemiz gerekir. Bunu çok doğru bulmuyorum. Çünkü, özgürlük bir haktır. Özgürlük bir haktır ve bu, kamu görevlilerinin, üniversite rektörlerinin, valilerin, kaymakamların, yasaları uygulayanların insafına, lütfuna, lütfu şahanesine ve toleransına bağlı bırakılamaz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu, anayasayla tanınır, evrensel hukukla tanınır ve herkes de buna uygun uygulamayı yapmak mecburiyetindedir. Böyle bir uygulama olmadığı içindir ki bugün bu konuyu tartışıyoruz.

Diğer taraftan, eşitlik ise özgürlük hukukunun omurgasıdır ve herkes tarafından ulaşılabilir değilse ortada özgürlük de yoktur, eşitlik de yoktur.

Şimdi tartıştığımız konu ne? Eğitim ve öğretim hakkı. Eğitim ve öğretim hakkı ise sosyal hakların, kültürel hakların başında gelen bir husustur ve bugün Türkiye bu noktada iyi bir sınav vermemektedir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Liseler ne olacak?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, “Ortada kırk yıldan beri süren bir sorun var.” diyoruz. Bu sorun çözülemedi. Bu sorun çözülemedi, ama herkes bunu konuşmaya devam etti. İlk defadır ki daha derli toplu ve barışçıl bir yoldan hareketle bu konu gündeme geliyor.

Bakınız, Türkiye’nin her sorununun konuşulacağı yer burasıdır, sokak değildir. İnsanlar demokratik tepkilerini koyabilir, yasalar çerçevesinde olduğu sürece o onların hem hakkıdır, biz de bu hakkı sağlarız, buna saygı duyarız, ama sorunların çözüleceği yer burasıdır. Buranın dışında kim nerede ne çözüm arıyorsa, demokrasiden bahsetmemesi lazım. Bu da üzerinde durmamız gereken bir başka konudur. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Üçüncüsü, değerli milletvekilleri, bir şeyi daha göz ardı etmememiz gerekir. Elbette, siyaset yapan insanlar olarak, bizi buraya millet getirdi. Tabiatıyla, bir demokratik ülkede 30 üyeli bir örgütün de tepkisini alırız, 40 üyeli bir derneğin de talebini dikkate alırız. Herkesin sözlerini dikkate alırız, ama hepimizin en evvel dikkate alması gereken şey, milletin bizatihi kendisidir. Millet ne diyor, ona bir bakmak lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, millet ne diyor? Milletin oyunu almak gerektiğinde son derece yumuşak, son derece demokrat, sen derece toleranslı, ondan sonra tu kaka. Bu olmaz işte. Bu ikiyüzlülüktür. Bu ikiyüzlülüğün daniskasıdır ve şu günlerde yapılan tartışmaların özünde de bu var. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – O sizsiniz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Şimdi millet ne diyor, bir bakalım. Ne diyor millet? Bu tartışmaları 22 Temmuz öncesinde de yaptık, ama hâlen bunun değerlendirilmesi bir türlü yapılamadı. Yapılamadığı sürece de herkesin aynı akıbete düçar olması kaçınılmaz oluyor.

Bakınız, şimdi kamuoyu araştırmaları var, zaman zaman siz de onlara atıf yapıyorsunuz, biz de yapıyoruz. Bu araştırmaların hiçbirisini de biz yaptırmadık, Milliyetçi Hareket Partisi de yaptırmadı -bildiğim kadarıyla- çünkü esas itibarıyla bu araştırmaları yapanlar daha çok sosyal demokrat çizgide olanlar, yani muhtemeldir ki size rey vermiş olanlar. Vermediyseler de sizi beğenmediklerinden dolayı vermemiş olanlar. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakınız ne diyor? Diyor ki… KONDA’nın yaptığı, bir süre evvel Cumhuriyet Halk Partisinin sorumlu mevkilerinde bulunmuş değerli bir insan, değerli bir araştırmacı, onun başında bulunduğu bir şirket, yaptığı araştırmada…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kaç tane parti değiştirdin? Zamanında bütün partilere geç… Elli tane parti değiştirdin!

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Dün orada, bugün burada!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - “Türkiye’nin yüzde 78’i üniversitelerde türban yasağının kalkmasını istiyor. Yüzde 78’i…” TESEV’in yaptığı araştırma, aşağı yukarı aynı sonuçları veriyor. Metropol’ün yaptığı araştırma, Poll Mark’ın yaptığı araştırmalar yüzde 70’in üzerinde üniversitelerde bu yasağın kalkmasını istiyor. Dolayısıyla bu yüzde 70-75’in içerisinde her partiden olanlar var.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Onun için mi bugün milleti sokmuyorsunuz Meclise! Milletten korkuyorsunuz!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Eğer, bu araştırmaları bir veri olarak kabul edeceksek, yüzde 36’sı, Cumhuriyet Halk Partisine rey verenlerin de yüzde 31,6’sı başörtüsü, yüzde 2,7’si de türbanı kullanıyor ve önemli bir kesimi bu yasağın kalkmasını istiyor. Dolayısıyla bir toplumsal talebi herkesin dikkate alması gerekir.

Ha, şimdi bize düşen nedir değerli milletvekilleri?

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Kaçıncı sırada türban sorunu, onu da söyle!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Bakınız, bu türlü bir üslupla hiçbir yere varamayız. İşte, niye varamadığımızın sebebi bu. (CHP sıralarından gürültüler) Bir ülke düşünün ki, kırk yıldır aynı işi konuşuyor, bir noktaya gelememiş. (CHP sıralarından gürültüler) Gelememesinin en baş sebeplerinden bir tanesi işte bu üsluptur, bu yaklaşımdır, bu önyargılardır.

Şimdi, bir şey söylemeye çalışıyorum: Siz, laikliğin kantarı değilsiniz, benim laik olduğumun, laik olup olmadığımın onayını da siz verecek değilsiniz, noter değilsiniz, laiklik noteri değilsiniz siz! (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Şimdi, oturun oturduğunuz yerde. Oturun oturduğunuz yerde. Ya millet sizi anlamıyor, ya siz milleti anlamıyorsunuz! (AK Parti sıralarından alkışlar) Her seçim öncesi bunları getiriyorsunuz.

Bir şeyi söylemem lazım: Elli yıldan beri iktidara gelenleri suçluyorsunuz. Geriye dönüp bir bakın 1950’den bu tarafa sizin dışınızda iktidara gelenler ya gericidir, ya yobazdır, ya çağdışıdır, ya laiklik düşmanıdır! Elli senedir anlatıyorsunuz, millet mi anlamıyor, siz mi anlatamıyorsunuz! Gelin evvela şuna bir karar verelim. (AK Parti sıralarından alkışlar) Evvela buna bir karar verelim. Beni de böyle bir şekilde konuşmaya zorlamayın.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Siz başlattınız!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Çünkü, netice itibarıyla, Türkiye’de ocakların sönmesine, gençlerin hayallerinin yıkılmasına sebep olan bir dramatik olayı konuşuyoruz. Niye bu iş böyle? Niye iş böyle?

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Karanlığa götürüyorsunuz karanlığa!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Hâlbuki biz şunu yapabiliriz, bakın: Size herkesin huzurunda açıkça teklif ediyorum. Biz burada bir yasak getirmiyoruz, tam tersi, bir yasağı kaldırmaya çalışıyoruz. Gelin hem bu yasağı kaldıralım hem de samimi olanların bazı endişeleri varsa, bu endişeleri ortadan kaldıracak bir düzenlemeyi yapalım. Hiçbir şey geçmiş değil.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Faizi de kaldırın!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Ama, bakınız, açıkça teklif ediyorum. Diyorum ki: Bu yasakları, bu ayıpları kaldıralım Türkiye’den. Yakışmıyor bunlar. Bunlar, rüştünü ispat etmiş, üniversite çağına gelmiş insanlar. Bir taraftan “Haydi Kızlar Okula”, bir taraftan “Baba Beni Okula Gönder” kampanyaları, öbür taraftan üniversitenin kapılarını kapat bu memleketin çocuklarına! Bu doğru değil, bu yanlış. Bu yanlış. Bu ayıpla bir yere varamazsınız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Vatandaş iş bekliyor, aş bekliyor. Ekmek bekliyor vatandaş.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Ha, bu ayıbı sadece ben de söylemiyorum. Bakınız, bir sene evvel, rahmetle andığımız, son derece çağdaş, demokrat, aydınlıkçı bir insan diye hakkında hak ettiği sıfatları söylediğimiz Sayın İsmail Cem de söylüyor: “Bunu Avrupa’ya izah edemezsiniz. Gitmeleri lazım. Üniversite alanı özgürlük alanıdır. Bu yasakları koruyarak Avrupa Birliğine giremezsiniz.” diyor. Sizin üyeleriniz söylüyor. Geçen dönem milletvekili olan Memduh Hacıoğlu söylüyor. İstiyorsanız daha da çıkarayım yani. Şimdi bunları siz de söylediniz.

Ha, şimdi bakın, gelin bu yasakları kaldıralım, ama, toplumun kafasında ne endişe varsa onu da giderecek düzenlemeyi yapalım. Bize yakışan budur. Niye uzlaşmaya yanaşmıyorsunuz da, Çernobil santrali gibi radyoaktif korku ve dehşet saçıyorsunuz bu ülkeye. Olacak iş midir bu? Olacak iş midir? (AK Parti sıralarından alkışlar) Yazıktır, bu memleketin huzurunu kaçırmayalım artık.

Gelin, bu ikisinin ortasını bulacak bir düzenlemeyi yaparız. Çünkü, anayasa tekniği açısından eğer her endişeyi rejim bağlantısına çıkaracaksanız, her gelen kanun tasarısından, her Anayasa değişikliğinden demokratik rejim zarar görecek, laiklik bundan zarar görecek diyorsanız, o zaman biz neyi, nasıl yapacağız, doğrusu bunu da burada ifade etmekte zorlanıyoruz. Çünkü, laiklik Türkiye’de yetmiş bir yıldır ayakta. Yetmiş bir yıl evvel bir fidan olarak dikilmiş, bugün kocaman bir çınar ve hepimiz onun altında oturuyoruz, bundan dolayı hiçbir sıkıntımız yok. Bu teklifin altında imzası olan hiçbir milletvekilinin ve iki partinin laiklikle ilgili bir sorunu yok, bir sıkıntımız yok. Tam tersi, laikliği, ayrıştırıcı değil, birleştirici bir ilke olarak görüyoruz. Laikliği, bir seküler din olarak görmüyoruz. İşte belki ayrıştığımız noktalardan bir tanesi bu. Laiklik, bir seküler din değildir; din laikliğin, laiklik de dinin alternatifi değildir. Tam tersi, laiklik, bir anlamda özgürlük ilkesidir, ikinci anlamı da devletin temel nizamlarının din esaslarına dayandırılmaması ve meşruiyetin kaynağının din kuralları olmamasıdır. Bunun neresine itiraz ediyorsunuz, ben şahsen anlamadım.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Şimdi siz din esasına dayandırıyorsunuz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Bizim laiklikten anladığımız bu. Ama siz, her demokratik talebi, her hak ve özgürlük talebini illa da rejimle, rejimin nitelikleriyle “ya ileride şöyle olursa, ileride böyle olursa” diye papatya falı açmaya kalkarsanız…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sizden öğrendiler, sizden!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – … o zaman bugün sahip olduğumuz, sahip olduğunuz birçok hakların izahını yapamamışsınız, hak etmemişsiniz demektir. Şimdi misal verelim. Evet, bugün sahip olduğumuz bir kısım haklar var ki, bir süre evvel bunlar bu ülkenin yasaklarıydı. Mesela örgütlenme hakkı. Şimdi diyebilir misiniz ki bu mantıkla gittiğinizde, örgütlenme hakkını vermeyelim bu millete. Niye? Bu ülkenin içeriden, dışarıdan bir kısım yaramaz adamları bir araya gelir, memleketin canına okur, cumhuriyete karşı tertibe girişir, laikliği ortadan kaldırır…

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Din dersi ne oldu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Böyle diyebilir miyiz? Ee, böyle derseniz, Anayasa’nın bazı maddelerini çıkarmanız lazım veya diyebilir misiniz ki, grev hakkını vermeyelim, gelişmekte olan bir ülkeyiz biz…

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Zaten vermiyorsunuz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – … sendika kurma hakkını verirsek, grev hakkını verirsek ekonomi bundan zarar görür, hâlbuki ekonominin diri olması lazım, iri olması lazım, şimdi kaybedecek bir tek günümüz yok… O zaman grev hakkını vermemeniz lazım. Daha buna benzer birçok şey.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Vermiyorsunuz zaten. Örgütlenme hakkını vermiyorsunuz?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Şimdi, başka bir söyleyeyim. Bakınız, şimdi bir kısım öğretim üyeleri toplantılar yapıyorlar, bununla ilgili görüşlerini söylüyorlar ama arkasından da bir özgür üniversite, özerk üniversite talepleri var. Şimdi aynı mantıkla gidersek, iyi dinlesinler, aynı mantıkla gidersek varacağımız sonuç şu olur: Eğer bunların özgürlüğünü verirsek, o zaman bunlar Yeniçeri Ocağına döner, ikide bir Sultanahmet’e giderler, bunları yola getirmek için de bir Nizam-ı Cedit lazım. Böyle mi dememiz gerekir? Yoksa, hakikaten, bu özerk üniversite talebine, özgür üniversite talebine kulak tıkamak yerine, dikkatle takip edip…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Bakan, yanlış bir laf… Size bu demagojiler yakışmıyor.

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Bakan, nasıl benzetme bu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) -… evet, bunda söylenen doğru taraflar vardır deyip düşünmek mi gerekir? (CHP sıralarından gürültüler) O hâlde, değerli milletvekilleri, bir hukuk devletinde haklar verilir, özgürlükler verilir, bunun sınırları Anayasa’da ve yasada korunur, denir ki: “Size bu hakkı veriyoruz, bu özgürlüğü veriyoruz, bunun dışına çıkarsanız devletin yapacağı çok şey var.” Ne var? Evvela ceza hukuku tedbirleri var. İkincisi, disiplin hukuku tedbirleri var, idare hukuku tedbirleri var. Benim de işte tam bu noktada sizlere teklif etmeye çalıştığım husus budur. Bu ayrımcılığı uzun süre götüremezsiniz, bu vicdan azabıdır. Hakikaten, buralarımızda bir şey taşıyorsak, bu kadar insanın hak mağduriyetine göz yumamayız. “Efendim, bu istismar edildi, ediliyor” filan. Başkalarının istismar etmiş olması, bugün üniversiteye gidemeyen çocuğumuzun sorununu çözmez, onun vebalini almamızı gerektirmez. Kim bu işi istismar ettiyse, onu tarih yazacaktır.

ATİLA EMEK (Antalya) – Siz yaptınız Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Millet de zaten gereğini yapıyor ve yapacak.

Şimdi, gelin, bu eşitsizliği ortadan kaldıralım. Yükseköğrenimle sınırlı olarak…

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Çalışanları da kat, haksızlık yapma!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Ne diyorsanız, yükseköğrenimle sınırlı olarak, diyelim ki…

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Haksızlık yapma!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – …gelin “bu hakkı kullanırken şunun dışına çıkamaz, bu kayıtlamaların dışına çıkamaz” diye, yapacağımız yasada bunların hepsini birlikte yapalım, bundan daha tabii bir şey yok. Yoksa bu sorunu nasıl çözeceksiniz?

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Çalışanlara niye haksızlık yapıyorsunuz?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Siz de söylemişsiniz… Yani toplumda yeri geldiği zaman korkuyu, dehşeti pompalayıp, ondan sonra dün var, bugün yok… Mesela, şöyle bir şey geçti benim elime, doğru mudur, yanlış mıdır bilmem. Eğer yanlışsa düzeltirim, özür de dilerim.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) –Sende doğru var mı? Hangisi doğru?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Mesela deniliyor ki: “Sevgili yurttaşlarım, 24 Aralıkta oylarımızı kullanacağız. Bizi tehdit eden iki tuzaktan kendimizi korumalıyız. Bunlardan biri, Türkiye İran’a, Cezayir’e döner paranoyasıdır.” Kim diyor bunu? Bilen var mı?

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sen diyorsun!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Kim diyor bunu, kim?

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Onu sen arzu ediyorsun!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Kim diyor? Evvela bir söyleyin, kim diyor? (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Tamamını bir okuyun da…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – “Sevgili yurttaşlarım, bak, 24 Aralıkta oylarımızı kullanacağız. Bizi tehdit eden iki paranoya var.” (CHP sıralarından “Tarihini de söyle” sesleri)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Böyle bir üslup olur mu ya!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – “İki tuzaktan kendimizi korumalıyız. Bunlardan biri Türkiye İran’a, Cezayir’e döner.” Biraz evvel, İran’la ilgili burada atıf yapılmadı mı? Siz, yeri geliyor “bu paranoya” yeri geliyor “bir vakıa”; şimdi bu ikisinden birisine bir karar verin de milleti de tereddüt de bırakmayın. Olacak iş değil! (AK Parti sıralarından alkışlar)

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Bakan, anlamıyorsunuz onu.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Şimdi, bir başka sorun. Şimdi, siz ne dediniz? Dediğiniz şey şu: “Biz türbana karşıyız. Bu bir siyasi simge.” Kabul. Anamız gibi örtene bir şey diyor muyuz? Yengemiz de örtüyor, biz ona da bir şey diyor muyuz? Vallahi, aynen getirip koyalım, isterseniz fotoğrafını çekip, getirip koyalım. Şimdi, bakınız, oradan da vazgeçtiniz. Ne oldu? Bula bula, biraz evvel burada bir çözüm söylendi ve büyük ölçüde de alkış aldı. Filanca makamda oturanların, Sayın Başbakanın, Sayın Cumhurbaşkanının, Bakanların hanımları başları açsın, sorun bitmiş oluyor. Öyle mi? Geldiğiniz nokta burası mı? Bunu mu diyorsunuz? Ha, bunu diyorsanız, o zaman, bir ay evvelki söylediklerinizle tezada düşüyorsunuz demektir. Tezada düşüyorsunuz. Ne diyorsunuz bir ay evvelki konuşmalarınızda? “Biz türbana karşıyız. Yani, baş örtüsüne kim ne diyor?” Bir şey demiyorsanız baş örtüsüne, yani Anadolu’daki Ayşe bacının, Fatma yengenin giydiğine hiçbir diyeceğiniz yoksa, sizin ve şimdi bu özgürlükleri kısıtlayan, keyfî davrananların diyeceği hiçbir şey yoksa, benim kızım bırakılsın da anası gibi örtsün, Ayşe teyzem gibi örtsün. Anadolu insanı, bu coğrafyada bin yıldır böyle bir tercih yapmış, niye buna saygılı olmuyoruz? Niye buna saygılı olmuyoruz? (AK Parti sıralarından alkışlar) Evvela, bunların cevabını verin. Lafı hiç dolaştırmayın, oraya buraya götürmeyin. Lafı oraya buraya götürmeyin.

ATİLA EMEK (Antalya) – Tam takiye yapıyorsun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Her özgürlük talebini de laikle irtibatlandırmayın, o laiklik istismarı olur. Bu millet, laikliğin en büyük teminatıdır. 70 milyon insan bunu özümsemiş ve benimsemiştir. Onun için, kimse laiklik üzerinden böyle ucuz kahramanlık filan da yapmaya kalkmasın. Hiç kimse, diğerinin bu noktadaki samimiyetini tartma kantarı da değildir. Kaldı ki, bir demokratik ülkede hiç kimse kendi inancını, kendi düşüncesini, kendi tercihini bir başkasına onaylatmak durumunda değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Hangi tarikat söyletiyor bunları?

BAŞKAN - Sayın Bakanım, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun efendim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Onun için, bakınız, bizim laikliğimizin Kuzey Kore’deki laiklikten, eski Sovyet rejimindeki laiklikten de bir farklı tarafı var.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Hangi tarikatın sözcüsüsünüz?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Oradakiler de laiktir ama bizim laikliğimiz insan haklarına dayalı demokratik laikliktir. Bu ikisi arasındaki fark, siyahla beyaz arasındaki farktır ama gelin görün ki şu an Türkiye’de bir kısmının arzuladığı laiklik Kuzey Kore tipi laikliktir, buna bu millet müsaade etmez.

Hepinize saygılar sunuyorum (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Güldal Akşit, İstanbul Milletvekili, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinin değiştirilmesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilk dört maddesinin değiştirilemeyeceği hatta değiştirilmesinin dahi teklif edilemeyeceği hepimizce bilinmektedir. İşte bu maddeler arasında yer alan 2’nci maddede, cumhuriyetin nitelikleri açık ve net bir şekilde sayılmaktadır. Müsaade ederseniz, bu maddeyi huzurlarınızda okumak isterim: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Ve hemen bu tanımlamanın ardından madde 5’te devletin temel amaç ve görevleri sayılmaktadır: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” denilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti’nin asla değiştirilemeyecek olan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu tanımlamasından sonra gelmek üzere, yine devletin asli görevleri arasında, temel hak ve hürriyetlerinin adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde sınırlanmaması ve şayet böyle bir sosyal, siyasal, ekonomik sınırlama varsa bunların kaldırılması ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartların hazırlanması sayılmaktadır. Bu hususlara ne kadar önem verildiği, açık ve net bir şekilde, hiçbir tereddüde meydan vermeyecek şekilde ortaya konulmuş bulunmaktadır.

Yine, Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10’uncu maddesinde ise “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmektedir.

İşte, bugün üzerinde görüştüğümüz ve değişiklik teklifi verilen ilk madde bu 10’uncu madde olup “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında –ki maddeye ilave edilen tek husus da budur- kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.” denilmektedir. İşte, bugün yapmaya çalıştığımız, kişilerin temel hak ve hürriyetleri önündeki, eşitlik ilkesini ihlal eden bazı kısıtlamaları Anayasa doğrultusunda ortadan kaldırmak olacaktır. Bizler, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, siyaset kurumunun bize yüklediği toplumsal sorunlara çözüm bulmak ve sorunları çözmek üzere toplanmış bulunuyoruz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, konuşmamın başından itibaren her kişinin insan haklarından, temel hak ve hürriyetlerinden bahsettim. Nedir bu temel hak ve hürriyetler? İşte, Anayasa’nın 12’nci maddesinde “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” denilmekle bu hakların belirli kişi ya da kişilere değil, herkese ait olduğu açıkça vurgulanmaktadır. Yine, takip eden 13 ve 14’üncü maddelerinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle ve kanunla sınırlanabileceği, 14’üncü maddesinde ise “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.” denilmektedir.

Görüldüğü üzere, Anayasa’daki ve yasalardaki tüm düzenlemeler, özgürlüklerin genişletilmesi, adalet ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan sınırlamaların kaldırılması yönündedir. Yasaklar, demokratik rejimlerin, sistemlerin değil, antidemokratik rejimlerin ürünüdür.

Değerli arkadaşlarım, öyle zannediyorum ki, pek çoğumuz öğrencilik döneminde eğitim özgürlüğünün çok zor gerçekleştiği dönemleri yaşadık ya da bu dönemleri hatırlıyoruz. Hatta bu yüzden eğitimini tamamlayamayan, eğitim hakkından mahrum kalan pek çok gencimiz oldu. Hepimiz genç olduk, hepimiz öğrenci olduk, dolayısıyla onların hassasiyetlerini çok iyi değerlendirmemiz gerekir. İşte, tüm bu nedenlerle, yine bugün üzerinde görüşmekte olduğumuz Anayasa’nın “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42’nci maddesinde “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.” denilmekte ve madde devam etmektedir.

İşte bu noktada değinmemiz gereken en önemli husus, genç kızlarımızın, kadınlarımızın daha eğitimli daha sosyal bir hâle gelmeleridir. Bir yandan, biz kadınlar, erkeklerle -biraz evvel- Anayasa’nın 10’uncu maddesinde ifadesini bulan eşit haklara sahip olma ve devletin bunun yaşama geçirilmesinde en büyük güvence olması hakkını Anayasa’sına koyan nadir ülkelerden birisi olmaktan gurur duyarken ve bunu iftiharla her uluslararası ortamda ifade ederken, öte yandan hâlen bazı genç kızlarımızın yükseköğrenim hak ve özgürlüklerinin önünde kılık kıyafetlerinden ötürü engeller var demek maalesef bir çifte standardı ortaya koymaktadır.

Eğitim, hele de yükseköğrenim, insanların kişiliğinin gelişimine çok büyük katkı sağlayan en önemli unsurlardan birisidir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında: “Kimsenin kişiliğinin gelişiminin, özellikle eğitim özgürlüğü kısıtlanmak suretiyle engellenmemesi gerektiği” şeklinde bir ifadeyle kararında buna yer vermiş bulunmaktadır. Üstelik bu kısıtlamanın Anayasa’da ya da yasalarda sayılan bir sebeple değil, sadece kılık kıyafet tercihleri sebebiyle yükseköğrenimdeki genç kızlarımızın önüne konulması son derece incitici ve utanç vericidir. Kaldı ki, Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komisyonunun 2005 yılında verdiği CEDAW Türkiye raporunda: “Baş örtüsü yasağının yükseköğrenimdeki genç kızların eğitim özgürlüğü önünde bir engel olduğu ve bunun giderilmesi gerektiği, devletin bu konuda çözüm üretmesi gerektiği” ifade edilmiş olmasına rağmen bugüne kadar hiçbir çözüm maalesef üretilememiştir. Kaldı ki, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin hiçbirisinde de böyle bir yasak söz konusu değildir.

İşte tüm bu hususlar, Anayasa’nın 42’nci maddesinde yer alan eğitim hak ve özgürlüğünün kısıtlanamayacağının bir kez daha vurgulanması amacıyla, maddenin altıncı fıkrasından sonra gelmek üzere “Kanunda açıkça yazılı olmayan bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” ifadesinin ilave edilmesi teklif edilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bir yandan kadınlarımızın erkeklerle eşit haklara sahip olmasından bahsederken, bir yandan yine kadınlarımızın ve genç kızlarımızın yüzde 100 oranında eğitimli, tahsilli olmaları için çaba harcarken, devletiyle, özel sektörüyle el ele kampanyalar düzenlerken, yükseköğrenimin insanların kişiliğinin gelişimine katkı sağlayan bu kadar önemli bir husus olduğunu ifade ederken, başörtülü genç kızlarımızın yükseköğrenim hakkının önündeki engelleri bertaraf etmek amacıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akşit, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

GÜLDAL AKŞİT (Devamla) – …eğitim özgürlüğünün önemini bir kez daha vurgulamak üzere, üzerinde görüştüğümüz bu değişiklikleri hepinizin hoşgörü ve saygıyla karşılayacağını ve bu şekilde yaklaşacağını ümit ediyorum. Bir kadın olarak, böyle bir kısıtlamanın varlığı ise, beni incitiyor ve yaralıyor.

Bu duygu ve düşüncelerle, Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddelerinde yapılması düşünülen, Anayasa Komisyonunun oy çokluğuyla kabul ettiği değişiklik teklifinin sizler, toplumsal sorunlara çözüm üretmesi gereken siyaset kurumunun temsilcileri tarafından destekleneceğinden emin olarak, hatta bunu ümit ederek, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akşit.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Sayın İçli, ekrana girmişsiniz.

Soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Buyurun efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sizin tanıklığınızda, Sayın AKP Grup Başkan Vekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili, geneli hakkındaki konuşmam konusunda söz vermişlerdir, mutabık kalmışlardır.

Bakın, özgürlükleri konuşuyoruz. Benim hakkım, bir milletvekilinin hakkı… Söz verilmiş olmasına rağmen kaygı duydum. Ben, Demokratik Sol Partili bir milletvekiliyim. Bakın, burada, belki tatlı belki tatsız birtakım tartışmalar oldu ve ben kendimi ifade etmeye çalıştım. Saygıdeğer vatandaşlarımız da Türkiye Büyük Millet Meclisinde kavga olduğunu zannediyor. Bir milletvekili, Anayasa gibi, hele özgürlüklerle ilgili bir konunun konuşulduğu bir ortamda, AKP’li arkadaşlar tarafından, diğer milletvekillerinin söz hakkını ambargoya tutma işlemleriyle karşı karşıya kalabiliyorsa, bu ülkede demokrasiden, bu ülkede özgürlükten söz edilemez.

Sayın Bakan çıktı, burada özgürlüklerden söz etti. Peki, ben kendimi ifade edemeyeceksem, milletvekili olarak ben milleti nasıl savunacağım? Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinde sizin tanıklığınızda söz verilmiş olmasına rağmen, İç Tüzük ihlal ediliyorsa, bu ülkede demokrasiden nasıl bahsedilecek? Tanık değil miydiniz Sayın Başkanım? Sizin tanıklığınızda… Yukarıda Allah var, değil mi? Demokratik cumhuriyetten, Allah’tan, Tanrı’dan söz ediyoruz. Tanık mısınız, değil misiniz Sayın Başkan? Söz verildi mi verilmedi mi? Siz tanık değilseniz diğer arkadaşlar, bakın, milletvekili arkadaşlar, AKP’li arkadaşlar da içerideydi. Eğer bizler sözümüze sadık olmayacaksak Türk halkına verdiğimiz sözleri nasıl yerine getireceğiz? Neden bizim konuşmamızdan korkuluyor? Neden, iddialarında o kadar hak varsa bizim konuşmamız engelleniyor? Sayın Başkanım, lütfen, Allah’ın önünde de tanıklık ettiniz.

BAŞKAN – Sayın İçli, sorunuz bittiyse teşekkür ediyorum.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bu, soru değildi Sayın Başkanım, açıklama bekliyorum. İç Tüzük ihlali yapılıyor. Siz tanık mısınız, değil misiniz? Söz verildi mi, verilmedi mi ara verildikten sonra?

BAŞKAN – Şimdi, arkadaşlarımızın buradaki ifadeleri, konuşmalar arasındaki bir mutabakat noktasında farklılık oluyor. Onlar yani “Önergeler üzerinde arkadaşlarımıza söz hakkı verdik. Hatta bu önerge sayısını çoğaltacağız.” diyorlar ve bu konudaki sözlerine de devam ediyorlar. Ama…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Önergeyi ben verdim zaten. Anayasa’ya aykırılık önergesi.

BAŞKAN - Yani, bu soru cevaba girmedi ama, Sayın Tuğrul Türkeş de madde üzerindeki söz talebini size devredecekti. Sayın Genel Başkanımın da o  hususta bir talebi olmuştu.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Eksik olmasınlar. Doğru…

BAŞKAN – O hususlar da duruyor. Bunu ben böylece Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Peki, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tütüncü.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Konuşma talepleri çoğaldı, onun için sınırlamak durumundayım.

Buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Evet. İki soru soracağım Sayın Bakana izninizle. Birincisi: Bu yasa değişikliği gerçekleştikten sonra acaba lise son sınıfta ergin bir kızımız dinî inancı nedeniyle türban takmak ister ise bunun, bu kızımızın bu isteğini nasıl karşılayacaksınız ve hangi gerekçeyle “Hayır sen dinî inancın nedeniyle türban takamazsın.” diyeceksiniz ya da diyebileceksiniz?

İkinci sorum: Dinî inancı nedeniyle türbanı üniversitede takmış olan bir kızımız, üniversiteyi bitirdikten sonra çalışma yaşamında kamuyla ilgili  bir çalışma kulvarında çalışmak ister ise buna hangi gerekçeyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tütüncü teşekkür ediyorum.

Sayın Gök buyurun.

İSA GÖK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben tespitte bulunmak istiyorum. Bu tasarı veya teklif –adı neyse- sanıyorum kadın haklarına karşı indirilen büyük bir darbe fakat bugünün bir özelliği var, Sayın Başbakanın yanında bir bayan Başbakan Yardımcısı Sayın Nimet Hanım oturuyor. Derken ilk kez AKP Grubu adına bir hanımefendi  milletvekili konuştu. Ardından ilk kez yine bu önemli tasarı hakkında şahsı adına yine AKP’den bir bayan milletvekili konuştu. Bu, bugüne özgü bir mizansendi. Çok merak ediyorum, enteresan bir şey bu. (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanımızı az önce dinlerken, aslında buradan ben sormuştum kendisine ama şu anda soru-cevap kısmında da sormak istiyorum: Kendisi birtakım anketlerden bahsetti. Bu konunun, türban konusunun yapılan değişik anketlerde, Türkiye’de yüzde 75-80 gibi büyük bir çoğunlukla bir an evvel çözümlenmesi gerektiğini belirttiler ve ben de buradan sordum kendisine: Bu anketlerde türban sorunu Türkiye'nin acil sorunları içerisinde kaçıncı sırada yer alıyor? Bunu öğrenmek istiyorum. Çünkü daha önceki zamanlarda sanıyorum kendisi de olabilir, diğer bakanlardan biri de bunu söylemişti. “Türban yüzde 2’nin sorunu. Bunu şu anda düşünemeyiz.” demişlerdi. Bu noktada kendisinin düşüncelerini almak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kaplan, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, şunu sormak istiyorum: Bu tartışmada kamuoyunun beklediği birçok sorunun yanıtı var. Yani şöyle bir şey de söyleniyor: “Baş örtüsünü takanlar namuslu, iffetli; takmayanlar namussuz, iffetsiz.” (AK Parti sıralarından gürültüler)

Şimdi, bakın, çok ciddi olarak bu konuda Hükûmetin kamuoyunu ikna etmesi gerekir ki bu gerginlikler bitsin. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Birazdan konuşacağım ve açıklayacağım.

Ne olur, bu mutabakatı partilerle sağlayın ve ek 17’nci maddenin çerçevesini de şimdiden kamuoyunun gündemine açıklayın. Bu ek 17’nin çerçevesini sizler açıklamadığınız sürece bu gerginlik sürer, bunun da baş sorumlusu bunu getiren hükûmet olur. Bunu açık söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Şimdi Sayın Kaplan, böyle bir ifade tabii ki, söylediğiniz husus, hem örtünen hem örtünmeyen bayanlarımız için böyle bir şey varit olamaz. Böyle bir ifade sizin de kastınız değildi zaten ama tutanaklara böyle bir şey girdi. Yani açık, kapalı olan bütün insanlarımız, bütün vatandaşlarımız bizim namuslu vatandaşlarımızdır. Onu belirtmek istiyorum.

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Ayıp! Özür dilemesi lazım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, yasa koyucu tereddüde yer vermemek zorundadır. Bizim bir sorumluluğumuz var ve tereddüde yer vermemek zorundayız hassas konularda. Şimdi, zaten, birazdan konuşacağım, açıklayacağım.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evvela en aykırı sorudan, müsaade ederseniz, cevaplamaya çalışayım.

Bu çok doğru bir şey değil, çok haksız bir suçlama. Zaten ayrımcılığın bir yönünde de biz farkında olsak da olmasak da, biz içerisinde bulunsak da bulunmasak da geçmişten gelen şöyle bir şey var: “Başı örtülü olan laik olamaz, başı açık olan Müslüman olamaz.” gibi. Maalesef, bu tezatları, bu fesatları bu ülke yaşıyor. Başı örtülü olan laik olur, başı açık olan hangi dini seçiyorsa ondan olabilir. İffet namus meselesi ise bunun çok daha dışında olan bir kavramdır. Dolayısıyla, getirip böylesine önemli bir olayın içerisinde bu türlü fitne fesadı sokanlar, bizatihi bu sorunun çözülmesini istemeyenlerdir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bu tuzağa hiç kimsenin düşmemesi lazım. Bu memleketin insanları ister açık olsun ister örtülü olsun hepsi namuslu iffetli insanlardır, saygı duyarız, büyüklerin ellerinden öperiz, küçüklerin gözlerinden öperiz. (AK Parti sıralarından alkışlar)  Meseleye böyle bakmamız lazım. Onun için, zaten “Kurt bulanık havayı sever.” diyorlar ya, bir de o var şimdi “Bu ortamda acaba ne yaparız da bir kavga çıkarırız, bir maraza çıkarırız.” (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunların toplumsal kökleri yok. Bunların halkla ilişkileri yok. Halka sırtını dönmüş, halktan kopuk kesimlerin ortaya çıkardığı karmakarışık bir kısım laflardır. Bunları şiddetle reddediyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gerçek onlar Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Bu teklifin altında imzası bulunanların hiçbirisinin aklının köşesinden dahi geçmeyecek şeylerdir. Bu suçlamaları kati surette kabul etmiyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bize danışılsaydı tereddütleri açıklardık o zaman.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – İkincisi, tabiatıyla, gerçekten bir uzlaşma arıyoruz.

Bakın, değerli milletvekilleri, yirmi dakika yetmediği için ben birçok şeyi söylemedim, birçok şeyi de okuyamadım. Emin olun, baş örtüsü konusunda biz bu işi çözeceğiz. Burada bulunan, bulunmayan, Allah’ın rahmetine kavuşmuş olan ve olmayan, aktif siyasette bulunan, bulunmayan herkes baş örtüsü meselesini bir trajik olay olarak görmüş “Ben gelirsem çözerim.” demiş, çözülememiş, geriye dönük herhangi bir şey de yapmak istemiyorum, çözülememiş.

Dolayısıyla, şimdi, biz bu sorunu çözmeye çalışıyoruz. Gelin, ne olur hepimiz, sorunun parçası olacağımıza, çözümün parçası olalım, çözümün bir parçası olalım. (AK Parti sıralarından alkışlar) Niye hep suyu yokuş yukarı akıtmaya çalışıyoruz?  Diyoruz ki: Anayasa hukuku açısından…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama Sayın Başkan…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Size demiyorum, soruyu siz sorudunuz, ama herkes dinlediği için…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama grubu dışladınız, bizim grubu dışlamasaydınız anlatırdım size. Lütfen ama yani, dolaştınız, grubu olmayan partilerle de konuştunuz, ama bize gelmediniz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Hayır, hayır, şimdi, Sayın Kaplan, söylemek istediğim şey şu: Siz soruyu sordunuz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Zaten mutabakat arıyorsanız hikâye yani…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Bu konuşmaları herkes dinlediği için, herkesin gözü önünde, şahadeti içerisinde bir şey söylemeye çalışıyoruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Uzlaşma istemiyorlar.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Kimileri aba altından sopa göstermeye çalışıyor, kimi karanlık senaryolar çiziyor, çiziyor, çiziyor… Antidemokratik gelişmelerden medet ummaya çalışanlar var, halkın vermediğini yatay geçişlerle almaya çalışanlar var, biz yatay geçişlerle buraya gelenlerden değiliz, halkın iradesiyle hep beraber geldik. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, biz bir soruna çözüm arıyoruz. Diyoruz ki, gelin, anayasa hukuku açısından, tekniği açısından haklar verilir, bunun sınırları genel sınırlamalardır. Ya kötüye kullanan olursa, ya bunu suistimal eden olursa? Ee, olursa, Anayasa’nın 13’üncü maddesi var, 14’üncü maddesi var, her hakkın düzenlendiği maddede özel sınırlamalar var. Bu da yetmiyor diyorsanız, Ceza Kanunu var, ceza hükmü içeren özel kanunlar var, disiplin hukuku var, idare hukuku var. Gelin, şunu yapalım, ne olur, yani Türkiye'yi bu sıkıntıdan kurtaralım. Rica ediyorum. Bu kadar insan adına rica ediyorum; mağdur olanlar adına, endişe duyanlar adına rica ediyorum.

Tamam, bu değişiklik bugün biter, ek 17’yle ilgili değişiklik gelecek. Gelin, hep beraber bir komisyon kuralım, diyelim ki, tamam, bu ayrımcılık kalksın. Kim, neden endişe ediyorsa, bu endişeleri ortadan kaldıracak düzenlemeleri de buralarda koyalım. Dolayısıyla, bu istismar da bitsin. Bundan daha açık bir çare olur mu? Bundan daha açık bir demokratik çözüm yöntemi olur mu? (AK Parti sıralarından alkışlar)

Peki, bizim bu dediğimizi yanlış bulanlar varsa. Peki, Allah’ınızı severseniz ne diyorlar? On bir saat Anayasa Komisyonunda biz dinledik, çözüm adına kim ne söyledi? Çözüm adına, bakınız, şurada bir çözüm geldi, onu aziz milletimizin iyi dinlemesi lazım. Niye? Geçmişte deniliyordu ya hani “Anamız gibi örterse mesele yok, bacımız gibi örterse mesele yok, biz türbana karşıyız.”

Şimdi, burada bir çözüm geldi “Herkes başını açsın, buyursun bitsin.” diyor. Bu çözüm müdür? Bu dayatma mıdır? Hangisi çözüm? İnsaf edin ya! (AK Parti sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, biz çözüm arıyoruz. Ayrımclığı kaldıralım, verilen hakkı kötüye kullanmak isteyen varsa, bu çerçevenin dışına çıkacaklar varsa, onun da müeyyidelerini bir hukuk devleti içerisinde ortaya koyalım. Bunun hukuka aykırı bir yanı yok, Anayasa’ya aykırı bir yanı yok. Bu, zannediyorum diğer soruların da bir ölçüde cevabıdır.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, süre tamamlanmadı, bazı arkadaşlarımızın soru sorma talepleri var, onları yerine getireceğim.

Sayın İnce, buyurun efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, konuşmanızda grubumuza bakarak “İkiyüzlü siyaset yapmayın.” diye eleştiride bulundunuz. (AK Parti sıralarından “Sana söyledi” sesleri) Ben hayatım boyunca Cumhuriyet Halk Partisinden başka hiçbir partide siyaset yapmamış birisi olarak size şunu sormak istiyorum: Siz, bildiğim kadarıyla, 80 öncesinde Bayrak dergisi etrafında Millî Mücadele grubundaydınız; sonra MHP’li oldunuz, sonra ANAP’lı oldunuz, sonra Refah Partili oldunuz, sonra AKP’li oldunuz. Başka parti kaldı mı? Unuttuysam, affınıza sığınırım. İkiyüzlü siyasetten anlayışınız nedir? Lütfen bunu açıklayınız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnce.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Vereceğim Sayın Bakanım.

Sayın Erçelebi…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Bakan, ben sormuştum soru olarak. Sayın Mehmet Ali Şahin “Yüzde 2’nin meselesi.” demişti.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Erçelebi.

HASAN ERÇELEBİ (Denizli) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Sayın Bakanımızın açıklamalarından sonra söz alma ihtiyacı duydum.

Sayın Bakanımız çözümden bahsediyor. Gerçekten, samimiyetine inanıyoruz. Bu kapsamda, Genel Başkanımız Sayın Zeki Sezer hafta başında Sayın Başbakanımızı ve Sayın Bahçeli’yi, Sayın Baykal’ı ziyaret ettiler. Eğer gerçekten çözüm isteniyorsa, o zaman, şimdi görüşmekte olduğumuz  bu Anayasa maddelerini önce bir geri çekelim. Çünkü, bu Anayasa maddelerinden sonra yasayla yapılacak hiçbir çözüm mümkün olmayacaktır. (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen.

HASAN ERÇELEBİ (Denizli) - Çünkü, o yasalar, bu çıkardığımız Anayasa’ya, Anayasa maddeleriyle uyuşmayacaktır. O nedenle, gerçekten bir uzlaşma, gerçekten bir çözüm isteniyorsa, lütfen, bu Anayasa maddelerini çekin, vaktimiz var. Gerçekten, toplumsal uzlaşma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erçelebi.

Sayın Baytok…

NESRİN BAYTOK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, çeşitli kaygıları burada telaffuz etmek istiyorum izninizle. “Gizli gündem var.” kaygıları vardı. Şimdi, açık gündem olduğu anlaşılıyor. “Millî görüş gömleği geri giyildi. Laiklik saldırı altında.” (AK Parti sıralarından gürültüler) “Bir parti hasılat yapma yarışına soyunmuş görünüyor.” “Türban üniversitelerle sınırlı kalmaz, lise ve ilköğretimde de hızla yaygınlaşır.” kaygıları söyleniyor. “Türban eğitim kurumlarıyla sınırlı kalmaz, devlet dairelerinde de hızla yaygınlaşır.” diye değerlendiriliyor. “Türbanın ardından kara çarşaf ve sarık gelir. Kara çarşaf ve sarığın ardından da domuz bağıyla adam öldüren terör örgütü…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer arkadaşlarım, bu ek sürelerde soru sorma hakkını kullandı arkadaşlarımız, Sayın Bakanımız cevap versin, ek süre kalırsa diğer soru sahiplerine de soru sorma hakkı vereceğim.

Buyurun Sayın Bakanım.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evvela Sayın Baytok’un gündeme getirdiği konular da daha evvel gündeme geldiğinde, sorduğu sorunun muhatapları bunlara çok açık cevaplar verdi, ama bir defa daha verilsin istiyorsanız, fikrinizi değiştirecekseniz bir şey demem ama fikrinizi değiştirmeyecekseniz bunun bir anlamı da yok. O nedenle, bizim bir gizli gündemimiz yok. Bu türlü…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Zaten bütün devlet dairelerine, şimdi, herkes türbanla gidiyor. Açık gündem, gizli gündem değil ki.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Şimdi, demin okuduğum ilanda olduğu gibi paranoyalarla toplumu meşgul  etmenin kimseye bir faydası da yoktur. Demokratik toplum açık toplumdur. Ne yapılırsa halkın gözü önünde yapılır. Ne yapılıyorsa yasalar çerçevesinde, Anayasa teminatı altında yapılır. Birilerinin beğenmediği bir şey varsa, onun da denetim mekanizmaları var. Çok şükür bu ülkenin özgür Parlamentosu var. Burada herkes özgürce konuşuyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Belediyelerdeki türbanlı memurlar için ne diyorsunuz Sayın Bakan?

BAŞKAN – Sayın Özyürek, lütfen efendim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Basın var, sivil toplum kuruluşları var. Bakınız, herkes her istediğini söylüyor, üstelik de demokratik ölçüleri aşacak tarzda da söylüyor. Herkes sabırla diyor ki: Demokrasi sabır rejimidir. Sabır da gösteriyor.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Siz de bildiğinizi okumaya devam ediyorsunuz. Değişen bir şey yok.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – O zaman, her şeyin o kadar açık olduğu yerde ne nasıl oluyor da gizli gündem konusu oluyor? Bunu anlamak doğrusu mümkün değildir. Bu türlü korkularla toplumu germeyelim. Doğrusunu istiyorsanız, sorunu birlikte çözelim. Sizi dışlayarak çözelim istemedik. Bakınız, hâlen siz benim sorduğum soruya cevap vermiyorsunuz, itham ederek konuyu gündemde tutmaya devam ediyorsunuz. Bakınız “Bu ülkede ayrımcılık vardır, yoktur” denilemez, denilemez. Bu ülkenin insanları gidiyor Avusturya’da okuyor, Fransa’da okuyor, Almanya’da okuyor, Türkiye’de okuyamıyor. Biz laikliği Fransa’dan aldık. Oradan mukayese yaparak Türkiye’nin sorununa çözüm getirmek de beni rahatsız ediyor. Niye bu ülkenin insanları kendi Parlamentosunda bu sorunu çözemiyor da ille de Fransa’dan misal gösterecek, ille de Almanya’dan misal gösterecek? Bu ayıp oluyor.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Çürük gerekçe! Çürük gerekçe!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Kendi tarihimize, kendi kültürümüze, kendi değerlerimize de yakışmıyor. Geliniz, şu önyargıları bırakalım. Bakın, teklif ediyorum. Yarın sabahtan itibaren –belli ki, bu gece bire, ikiye, üçe, bilmiyorum ne kadarsa- yarın sabahtan itibaren, şu endişeleri ortadan kaldıracak çalışmayı birlikte yapalım. Sayın Sezer’e söylenen de budur.

Şimdi, ortada olan ne var? Diyorsunuz ki: “Bu işi çekelim.” Şimdi istiyorsanız okurum, vakit dolmak üzere. 1992’de Türkiye Büyük Millet Meclisine bu konu gelmiş. Şimdiki Sayın Meclis Başkanımız da Millî Eğitim Bakanı. O tarihte Parlamentoda görev yapan arkadaşlarımız var, sayın üyeler de var. Konuşulmuş, rektörlerle konuşulmuş. Araştırma önergesi, 1992’de... İki büyük partinin bir koalisyonu. Keşke o zaman çözülebilseydi. Denilmiş ki: “Bu konuyu biraz zamana bırakalım.” Sene 1992, sene 2008. On altı senede bir arpa boyu yol alamamışız, hâlen bu konuları konuşuyoruz. Neden? Çünkü, sorun çözme mantığımızda bir yanlışlık var, önyargılarımızdan kurtulamıyoruz. Niyetleri, işte -söylendi- birileri şu kıyafetli olursa muhakkak bu laikliğe karşıdır, eğer şöyle olursa buna karşıdır… Yapmayın, etmeyin yani! Bu, başkasının ekmeğine yağ sürer. Türkiye’yi bu paranoyalardan kurtaralım. Paranoya budur. Şimdi, söylemek istediğim bir tanesi bu.

İkincisi: Sayın İnce, ben geçmişimi biliyorum, geçmişimin gizli bir tarafı da yoktur. Ben, yasalara aykırı hiçbir iş yapmadım. Ben, kendi partimden ihraç edildim, o dönem sizin partinizin “evet” dediği bir yasa tasarısına “evet” demediğim için. O “evet” demediğim tasarı, bugün, Türkiye’yi mesleksizler toplumu hâline getirdi. Kelimeyi tam anlayalım da, yine yanlış anlayanlar olur, Türkiye’yi mesleksizler toplumu hâline getirdi. Hepsi lise mezunu, iş arıyor. Hiçbir şeyi yok, becerisini ortaya koyamamış, niteliklerini ortaya koyamamış, okulda da bunu öğrenememiş. O zaman, benim partim beni ihraç etti. Benim partim…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hangi parti? Birkaç misal olunca…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Hani yeri gelince deniliyor ya, işte, şudur, budur diye.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hangisi ihraç etti?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Evet… Ondan sonraki sürece bakarsanız, Türkiye’de, ben Refah Partili olmadım. Eğer her bildiğiniz böyleyse, yazıklar olsun! O zaman, bilmeden nelerin yanlış şeyi içerisindesiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Milliyetçi Hareketi Partili olmadım.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Hangi partiden oldun?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Bir organik bağım olmadı, bir organik bağım olmadı. O da Türkiye'nin bir partisidir, bir saygın partisidir, paylaştığım değerler var. Ama bir siyasi ilişki olarak Milliyetçi Hareket Partisiyle benim bir siyasi ilişkim olmadı. Bunu da böyle bilin. Eğer her bildiğiniz böyleyse yazıklar olsun size. Evet, yazıklar olsun! (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakanım…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Onun için, bir cümleyle bitiriyorum Sayın Başkan.

Komisyonda dedim ki “Benim bir hocam vardı, yarım hoca dinden, yarım doktor candan, yarım hukukçu da maldan, candan eder...” Ee, yarım siyasetçi de bunların hepsinden eder! İşte! sizinki gibi siyasetçilerin Türkiye’yi getirdiği nokta da burasıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Bakan bana “Yazıklar olsun!” dedi. Aynen iade ediyorum, kendisine aynen iade ediyorum. Hangi partiyi değiştirdiğini de çok iyi biliyorum. (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa değişikliğine dair teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Teklifin maddelerine geçilmesi hususunda gizli oylama yapacağız.

Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Komisyon ve Hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden komisyon sırasındaki kâtip üyeler Adana’dan başlayarak Denizli’ye kadar (Denizli dâhil) ve Diyarbakır’dan başlayarak İstanbul’a kadar (İstanbul dâhil)…

Arkadaşlar, lütfen pulları vermeyelim, çünkü bazen arkadaşlarımız oyunu kullanıyor, işaretletmiyor kendisini “oy pusulası aldım” demiyor, bu defa sorunlar yaşanıyor. Hem partisi için sorun oluyor hem ondan sonra Meclisle kendisi arasında sorun yaşanıyor lütfen.

Hükûmet sırasındaki kâtip üyeler ise İzmir’den başlayarak Mardin’e kadar (Mardin dâhil) ve Mersin’den başlayarak Zonguldak’a kadar (Zonguldak dâhil) adı okunan milletvekiline biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere üç yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek ve pul ve zarf verilen milletvekilini ad defterine işaretleyecektir.

Milletvekilleri, Başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan kabinlerden başka yerde oylarını kullanamayacaklardır.

Vekâleten oy kullanacak bakanlar da, yerine oy kullanacakları bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır.

Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olan kabul, kırmızı olan ret, yeşil olan çekimser oyu ifade etmektedir.

Oyunu kullanacak sayın üye, kâtip üyelerden üç yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettirdikten sonra kapalı oy verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine koyacak, diğer iki pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır. Bilahare, oy verme yerinden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır.

Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir. Sayın kâtip üyelerimizden bu hususlara riayet etmelerini ve milletvekillerinin de pul ve zarfı aldıktan sonra adlarının ad defterine işaretlendiğine dikkat etmelerini istirham ediyorum.

Şimdi, gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda bulunup, oyunu kullanmayan üyeler varsa, lütfen oylarını kullansınlar.

Sayın milletvekilleri, 101 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi için yapılacak oylamalarda: Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Hayati Yazıcı’nın yerine Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Nazım Ekren, Devlet Bakanı Sayın Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun yerine Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın, Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan’ın yerine Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Mehmet Zafer Çağlayan, Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan’ın yerine İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Faruk Nafız Özak’ın yerine Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım, Millî Savunma Bakanı Sayın Mehmet Vecdi Gönül’ün yerine Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehdi Eker oy kullanacaktır.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın üye var mı ? Yok. Oy kullanma işlemi bitmiştir.

Kupaları kaldıralım.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesinin gizli oylama sonucunu arz ediyorum:

Kullanılan oy sayısı

:

517

Kabul

:

397

Ret

:

113

Çekimser

:

4

Boş

:

3

Böylece, teklifin maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, birleşime bir saat ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 20.38

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

101 sıra sayılı Anayasa Değişikliği Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Teklifin 1’inci maddesini okutuyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz, usulle ilgili bir şey söyleyeyim. Hükûmetin orada temsil yetkisi yok. Bu, Anayasa değişikliğidir. Anayasa değişikliği Meclisin işidir. Usulsüz olarak Hükûmeti orada oturttunuz ve söz verdiniz. Yani daha önceki bizim zamanımızda yapılan Anayasa değişikliği… Yani usulsüzlük yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Maddeyi okutuyorum: 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK

YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- 7.11.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına, “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz alan milletvekili arkadaşlarımızın isimlerini okuyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Behiç Çelik, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan; şahısları adına, Konya Milletvekili Kerim Özkul, İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak.

Evet, ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’e aittir.

Sayın Serter, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde yapılmakta olan değişiklikle, mevcut maddeye “her türlü kamu hizmetinden yararlanılması” ibaresinin eklenmesiyle maddenin anlamına bir genişletme kazandırılmış ve madde gerekçesinde bu ilavenin sebepleri açıklanmıştır. Madde gerekçesinde yapılan açıklamalar incelendiğinde, bu değişikliğin temel sebebinin üniversitelerde giyim kuşam alanında yaratılmak istenen serbestiyet olduğuna da açıkça yer verilmektedir. Yani halkın daha iyi anlayacağı bir dille konuyu özetlememiz gerektiğinde, türbana üniversitelerde serbestiyet kazandırmak için yapılan bir Anayasa değişikliğidir bu değişiklik. Siyasal ve dinsel nitelikli bir üniforma olan türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasıyla laik devlet açıkça hedef alınmakta ve kısa sürede önü alınamayacak olan uygulamalara kapı açılmaktadır.

Türban sadece bir giyinme biçimi değildir. Türban bir kimliğin ifade aracıdır ve bu kimlik siyasallaştırılmış dinsel inancı ifade eden bir kimliktir. Türbanın neyi ifade ettiğini Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay kararları açıkça ortaya koymakta ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin almış olduğu kararlar da bu kimliğin yeniden nitelendirilmesine katkı yapmaktadır.

Şimdi, görüyorum, bu sözlerimi gayet mütebessim bir şekilde dinliyorsunuz. Umarım, şu anda okuyacaklarımdan sonra da yüzlerinizdeki tebessüm eksik olmaz.

2003 yılında Leyla Şahin davasında, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bir savunma gönderdi, yani birinci AKP dönemi, yani yine Sayın Erdoğan’ın Başbakan olduğu ve Sayın Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı olduğu dönemde. Bu savunmada türban bakalım nasıl nitelendirilmiş. Deniliyor ki: “Davacının -yani Leyla Şahin’in- türban takmakta ve türban eylemlerinde yer almaktaki ısrarı onun cumhuriyetin temel ilkeleriyle mücadeledeki kararlılığını göstermekte olup, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle bağdaşmayan din devletinin kurulması için kökten dinciliğin bayraktarlığını yaptığını düşündürtmektedir.”

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu ifadeler birinci AKP Hükûmeti tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gönderilen savunmadan alınmış cümlelerdir.

Görüyorum eskisi kadar tebessüm etmiyorsunuz bunları duyduktan sonra. (AK Parti sıralarından “Ne alakası var?” sesleri, gürültüler)

Türbanı ikinci AKP döneminde farklı bir biçimde yorumladığınıza göre…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

FATMA NUR SERTER (Devamla) - …zannediyorum Sayın Başbakan ulemadan yeni bir fetva aldı. Yoksa bu kadar farklı bir uygulama söz konusu olamazdı. (CHP sıralarından alkışlar)

Türbanla üniversitelere girmeyi temel hak ve özgürlükler kapsamında değerlendiremezsiniz, çünkü türban, kadını ikinci sınıf birey konumuna indirgeyen, kadın-erkek eşitliğini ortadan kaldıran, özgürlük olarak nitelendirilemeyecek olan bir giyim tarzıdır. (AK Parti sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Konuştukça batıyorsun!

FATMA NUR SERTER (Devamla) - Üniversitelerde bireysel özgürlük adına türbana serbestiyet tanımak hiçbir hukuki sistem için kabul göremez. Özgürlüklerde geriye gidiş yoktur değerli milletvekilleri, özgürlükler ileriyi yürür, özgürlükler bin dört yüz  sene öncesine gitmez. (CHP sıralarından alkışlar) Özgürlükler 2000’li yılları aşan süreçlerle kucaklaşır. Onun için temelde bu savınız, bu iddianız yanlıştır. Türbanın bir ayrışma yaratacağına ilişkin çok sayıda konuşma oldu. Tabii siz bunların hiçbirine aldırmadınız. Çünkü sizler oy alarak gelmiş, Meclisin yarısından fazlasını doldurmuş, dolayısıyla çok oy almanın rahatlığı içerisinde ve şımarıklığı içinde her türlü şeyi kendinize hak gören milletvekillerisiniz. (AK Parti sıralarından gürültüler)

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Şımarık sensin! (CHP sıralarından “Otur yerine!” sesleri)

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – İşinize gelmedi mi? (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Serter…

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Dolayısıyla halkın taleplerini, dolayısıyla, sokaklarda haykıran kitlelerin sesini elbette duymayacaksınız. (AK Parti sıralarından gürültüler) O kadar duymuyorsunuz ki… (AK Parti sıralarından gürültüler) O kadar duymuyorsunuz ki, geçenlerde eski Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ne dedi biliyor musunuz? Ne dedi? Türbanlı bir kısım insanla konuşuyor bir salonda, dedi ki: “Bu kadar kin, nefret size az bile” dedi laikleri göstererek.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Cumhuriyetten intikam almaya çalışıyorlar.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Yani bölmekse bölmek, ayrıştırmaksa ayrıştırmak.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Ayrıştırmayı en fazla siz yaptınız.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Bu toplumu bölen de, ayrıştıran da AKP zihniyeti olmuştur ve açıkça bunu her koşulda dile indirmişsinizdir. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Hiç de çekinmiyorsunuz bunları söylemekten, hiç çekinmiyorsunuz.

Bakınız değerli milletvekilleri, üniversitelerde türban sorunundan bahsediyorsunuz ama türban eylemleri yok.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Nazi ikna odalarından bahseder misin Nur Hanım!

AHMET YENİ (Samsun) – Batıyorsun!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Neden yok acaba türban eylemleri, neden yok? Neden yok biliyor musunuz? Bütün üniversite rektörleriyle tek tek görüştüm. Şunun için yok: Çünkü ÖSS sınavını kazanan başı örtülü bütün öğrenciler başlarını açarak üniversitelerde eğitim görmektedirler. Onun için yok. (AK Parti sıralarından gürültüler) Siz üniversitelerde eğitim görenleri kışkırtarak tekrar toplumu ayrıştırmak, tekrar huzursuzluk yaratmak ve bu huzursuzluğun üzerinden siyasi rant sağlamak istediğiniz için bu uygulamayı yeniden başlattınız.

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Nazi ikna odalarını unutmadık! Faşizmin bürosunu açtınız. Bu ayıp size yeter zaten!

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Siz kendi ayıplarınıza bakın! Kendi ayıplarına bak sen!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – O kızların eğitim özgürlüklerini geçmişte engellediğiniz gibi gelecekte de engellemek için, siyasi rant amacı olarak kullanmak için türbanı, yeniden bu kapıları açtınız ve bu huzursuzluğu başlattınız.

Hepiniz çok iyi biliyorsunuz, türban üniversiteye girdiğinde…

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Faşizmin İstanbul’daki temsilciliğini yaptınız.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ya, ne oluyor Sayın Başkan?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – …çok iyi biliyorsunuz, liseye de ortaokula da yayılacak. Şu anda var, liselerde türban takılıyor. Bunu görmezden gelebilir misiniz? Bireysel hak olarak, inanç özgürlüğü olarak üniversitelerde kabul ettiğiniz türbanı liselerde hangi gerekçeyle reddedeceğinizi izah edebilir misiniz? Ya da türbanlı eğitim gördükten sonra, hangi gerekçeyle, o eğitimden mezun olup diploma alan genç kızların hâkim olmayacaklarını ya da Sayın Egemen Bağış’ın temennisi gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisine girmeyeceklerini ya da üniversitede öğretim üyesi olmayacaklarını nasıl teminat altına alıyorsunuz? Alamıyorsunuz, alamıyorsunuz ve olayı tam merkezinden girerek, üniversiteden başlatarak toplumun her kesitine yaygınlaştırmak istiyorsunuz.

Ayrıca, hiç düşünmediğiniz başka şeyler de var: Bakınız, üniversitede öğrenci temsilcileri var. Bunlar üniversite senatolarına giriyorlar ve oy kullanıyorlar.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – İkna odaları! İkna odaları!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Üniversitede part taym çalışan öğrenciler var hem öğrenci hem de maaş alıyor, para karşılığı çalışıyor. Üniversitede araştırma görevlileri var, bir taraftan yüksek lisans ve doktora öğrencisi, öbür tarafta öğretim elemanı. Intörn asistanlar var tıp fakültelerinde iki işi birden gören. Staj yapan öğretmenler var, eğitim fakültesi öğrencileri var. Bunları ne yapacaksınız? Bunlarla ilgili ne gibi bir düzenleme düşünüyorsunuz? Hiçbir şey duymadık bugüne kadar.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Siz de önermiyorsunuz.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Dinsel referanslı talepleriniz, çok açık ve net bir biçimde Türkiye’de laik devleti tartışmaya açmaya yöneliktir. Bunu biz biliyoruz. Siz Anayasa’ya karşı açıkça hile yapıyorsunuz ve bu hilenizi Türk toplumu görüyor ve biliyor. Bugün türbana serbestiyet tanıdığınızda, yarın yeni Anayasa’nın hazırlanması sürecinde, bunun yarattığı meşru zeminden yararlanarak değişik bir laiklik tanımıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine geleceğinizden hiç kuşku duymuyorum.

Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu duruma lütfen bir bakın: Bebekler başları türbanlı televizyon ekranlarında arzı endam ediyorlar ve insanlar nasıl bir İslami düzen isteklerini ekranlarda avaz avaz haykırıyorlar. Türkiye’nin nereye gittiği belli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Bebekleri de ikna odalarına alın!

BAŞKAN – Sayın Serter, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Biz, geçmişi geçmişte bırakmak istiyoruz değerli milletvekilleri ve değişime inanmak istiyoruz, ancak içi boş laiklik teminatları dışında, bugün yapılanlar ne yazık ki bize geçmişi hatırlatıyor, ne yazık ki!

“Hem Müslüman hem laik olunmaz, ters mıknatıslanma yapar.” “Şalvar ve cübbe giyenlere saygı duyuyorum, onlar bizim kardeşlerimizdir.” “Türkiye'nin yarınlarında artık Kemalizm ve benzeri rejimlere yer yoktur. En üst belirleyici İslam’ın ilkeleridir.” diyenler, bugün laik sistemi delerek…

AHMET YENİ (Samsun) – Konuştukça batıyorsun!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – …işte, bizi ılımlı İslam devletine sürüklemenin gayreti içindedirler. Bunu toplum görmektedir. Bunu sizler biliyorsunuz. Dolayısıyla, bu taammüden yapılmış, taammüden yapılmış bir suçtur, bunun altını bir kez daha çiziyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak ret oyu vereceğimizi bir kez daha tekrarlıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın “Kanun önünde eşitlik” başlığını içeren 10’uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yapılması planlanan Anayasa değişikliği hakkındaki kanun teklifiyle ilgili olarak parti grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu çerçevede hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Malumları olduğu üzere, Anayasa’mızın 10’uncu maddesi, herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu vurgulayarak, devletin de bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğunu belirtir.

Yine aynı maddenin son fıkrasında, devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde -ve ilave edeceğimiz ibareyle- ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında “kanun önünde eşitlik” ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu kesin olarak hükme bağlanır.

Kamu hizmetlerinden yararlanmada “eşitlik” ilkesi olması gereklidir. Bu amaçla Anayasa’nın 10’uncu maddesinde yapılan değişiklik teklifiyle eğitim, adalet ve yargı gibi kamu hizmetlerinin sunulmasında bu hizmetleri alanlar bakımından hukuki eşitliğe aykırı uygulamalar yapılamayacağının hükme bağlanması amaçlanmıştır. Kamu kurum ve kuruluşlarında kamu görevi yapanlar, kamu hizmeti verenler kılık kıyafet düzenlemelerine uyacaklardır. Bu sorun, esas itibarıyla yükseköğrenim gören gençlerimizin eğitim hakkı sorunu olarak da ortaya çıkmıştır. Yükseköğrenim dışındaki eğitim kurumlarındaki mevcut uygulama bundan etkilenmeyecek ve aynen sürdürülecektir.

Genel Başkanımız Sayın Doktor Devlet Bahçeli’nin partimizin grup toplantısında vurguladığı gibi, Anayasa’da yapılan değişiklikle kamu hizmetlerinden bireysel hak olarak yararlananlar bakımından bir ayrımcılık yapılamayacağı daha açık olarak hüküm altına alınmış ve kanunda açıkça yer almayan nedenlerle hiç kimsenin yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemenin yükseköğrenim kurumlarıyla ve bu haktan yararlananlarla sınırlı olacağı Anayasa normu hâline getirilmiştir. Bu gerekçeler ortadayken, bu düzenlemenin ilk ve ortaöğretime yaygınlaşacağını ve kamu hizmetlerinde çalışanların da aynı haklardan yararlanacağını iddia etmek çok açık bir istismar çabasıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi, daha önce her vesileyle açıkladığı gibi, üniversiteler dışında böyle bir düzenlemeye kesinlikle karşıdır. Bu konuda partimizin kararlılığını herkes bilmelidir.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin toplumsal bünyemizi zehirleyen ve siyasi istismar kapısı hâline getirilen bu sorunu gündemden çıkartmak için ortaya koyduğu yaklaşımın amacı ve kapsamının bu esaslar ışığında anlaşılmasına, yersiz endişe ve tereddütlere düşülmesine gerek yoktur. Aslında MHP tarafından ortaya konulan bu sağduyulu yaklaşım, sorunun çözüme kavuşturulabilmesi için bütün kesimler tarafından da sergilenmelidir.

Cumhuriyetin değerlerini koruma düşüncesiyle ortamı tahrik edenlerin çok iyi bilmesi gerekir ki kanunların tanınmayacağının peşinen ilan edilmesi ve herkesin ön yargılara dayalı kendi hukuk alanını yaratmaya çalışması hukuk devletine olan inançla bağdaşmayacak, ortak değerlerin korunması amacına da hizmet etmeyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sorunun çözüm yeri yüce Meclistir. Bu sorun, siyasi istismardan uzak, karşılıklı iyi niyet, sağduyu ve anlayış ortamında, ortak akıl ve ortak çabalarla çözüme kavuşturulabilecektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda geniş çaplı bir ortak anlayışın şartlarını gerçekleştirmek için öncülük yapmalıdır. Meselenin kanayan yara olmaktan çıkarılması için bulunacak çözüm insani olmalı, siyasal ve toplumsal huzuru amaçlamalı, adil ve hakkaniyete uygun bir şekilde sonuçlandırılmalı ve hukuki çerçevede çözüme kavuşturulmalıdır.

Toplumsal taleplerin siyasette karşılık bulması ve çözüme yönelik iradenin ortaya çıkması, olması gereken bir durumdur. Zira böyle olmasa siyasetin meşruluğu ve mevcudiyeti tartışılacaktır. Yani toplumda var olan sorunlar mutlaka milletin temsilcileri eliyle, müşterek kanaat doğrultusunda sonuçlandırılmalıdır. Ülkemizde toplumsal müştereklerdeki zayıflıklar, sorunlar karşısında yeni cepheleşmelerin oluşmasına sebep olmaktadır. Böyle olunca, toplumsal birlik duygusu derin bir sarsıntı geçirmektedir.

İçinden geçtiğimiz zaman sürecinde laiklik etrafında koparılan fırtınalar, ortak paydaların sözde olduğunu maalesef ortaya çıkarmaktadır. Üniversitelerde en temel hak olan eğitim ve öğrenim hakkının tanınmasına yönelik çözüm hamlesinin toplumun bir bölümünde derin kaygılara yol açması, bunun cumhuriyetin kazanımlarının bertaraf edilmesine yönelik bir girişim olarak tanımlanması, benzerliklerimizi daha çok arttırabilmemiz için daha da çok emek sarf etmemiz gerektiğini bize işaret etmektedir.

Bizler, milleti hakir gören çevrelerin baskı ve dayatmaları karşısında milletin yanında yer almış, millî bütünlüğümüz ve birliğimiz ile devletimize yönelen tehlikeler karşısında ise cumhuriyetin nasıl korunması gerektiğini, her türlü çile ve meşakkate katlanarak göstermişizdir. Milliyetçi Hareket Partisi, cumhuriyetimizin laik ve demokratik yapısının tavizsiz savunucusudur. Milletinden kopuk bir devlet yapılanmasını dayatmak isteyenler ile devleti kendi istekleri ve istismar alanları doğrultusunda kurgulamak isteyen odakların her buhran yarattıkları dönemde karşılarında milliyetçi hareket ve onun seçkin mensupları yer almış, kutlu değerleri uğruna her zaman hedef olmuşlardır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak tekrar ifade ediyoruz: Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu anlayış, din ve vicdan özgürlüğünün de teminatıdır. Bu noktadan geri dönüş mümkün değildir. Bu durum, aynı zamanda, cumhuriyetin kuruluş felsefesinin bir gereğidir. MHP, bu değerlerin siyasetini yapmaktadır. Toplumda var olan bir sorunun giderilme çabasını taviz olarak değerlendirmek, temel insani değerlere karşıtlığın başka türlü bir ifadesidir. Teklifimiz, vatandaşların Anayasa’nın verdiği güvenceler çerçevesinde hiçbir şekilde ayrımcılığa tabi tutulamayacağı ve kanun önünde eşit olacağının devlet tarafından temin edilmesidir. Toplumu bir bütün olarak ilgilendiren hassas konularda geniş tabanlı bir anlayış birliği oluşması için demokratik bir tartışma zemininin mevcudiyeti vazgeçilmez bir gerekliliktir. Eğitim ve öğrenim hakkı sorununun çözümü sürecinde, konunun böyle bir zeminde her yönüyle tartışılması ve bu sürecin her aşamasının tam bir açıklık içinde yürütülmesi, haklı endişe ve kaygıların giderilmesi bakımından da büyük önem taşımaktadır. Bunun herkes için asgari bir ahlaki yükümlülük olduğu ve başta siyaset kurumu olmak üzere toplumsal düşüncelerin oluşmasında etkili olan her kesimin, bunun bilinci içinde hareket etmesi gerektiği kabul edilmelidir. Temel hak ve özgürlüklerin asla başkalarının hak ve özgürlüklerine tecavüz edecek veya bunları yok edecek şekilde kullanılamayacağı evrensel bir hukuk ilkesidir. Bu konuda ilgili her kesimin görüşünü açıklaması, endişe ve kaygıların Türk toplumuyla paylaşılması doğal ve gereklidir. Ancak, bu konu hassas ve naziktir. Bu meselede hemen toplumun karşıtlıklarını tahrik edip ortalığı ayağa kaldırmak, geleceğe yönelik ümitvar bekleyişleri de çok olumsuz etkilemektedir. Kaldı ki Türk milleti cumhuriyet değerleri bağlamında taleplerini dile getirebilmelidir. Teşkilatlı ve organize azınlık oluşumları, kendi isteklerine yönelik bir toplum yapısında diretir ve bunu dayatırsa bu durum en azından fertler arasında eşitlik prensibine aykırılık teşkil edecek ve toplumsal buhranı tetikleyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelik, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

Sayın milletvekilleri, Ulu Önder Atatürk’ün laiklikle ilgili görüşü bizim temel ilkemizdir. Bu, tartışma kabul etmeyecek kadar kesindir. Büyük Atatürk, son olarak Türkiye Cumhuriyeti için şöyle ifade ediyor: “Temeli yüksek Türk kültürü ve kahramanlığı olan Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Teşekkür ederim. (MHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurun Sayın Kaplan. (DTP sıralarından alkışlar)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demokratik Toplum Partisi Grubu adına 10’uncu maddeyle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Doğrusu, bugün uçaktan inip Meclise geldiğimde üzücü bir tabloyla karşılaştım. Meclisin etrafı sarılıydı polislerle ve çok fazlaydı sayıları. Oysaki, sabah, ben Şırnak’tan, Gabar ve Cudi Dağlarının arasındaki Kasrik Boğazı’nda gece konakladığım bir çadırdan… Ve üstelik binlerce araç ve 10 bine yakın insanla gece karanlığında bir askerî bölgede kaldım. Polis ve askerimiz, partililerimiz ve vatandaşlarımızın olduğu bir ortamda böylesi bir gerginlik ve gerilim yoktu. Başkentteki bu gerginlik ve gerilim, doğrusu bizi üzmüştür.

Şunu şu açıdan ifade etmek istiyorum: Toplumda hassas konular var; bunlardan birisi baş örtüsü konusudur, birisi Kürt sorunudur. Bu konularda Meclis olarak ortaklaşmamız ve 21’inci yüzyıla yaraşır özgürlükleri birlikte, mutabakat sağlayarak getirmemiz gerekiyor. Biz başında açıkladık. Partimiz, kadın hakları konusuna programında en fazla yer veren parti. İki sayfa sadece kadın haklarına yer ayıran partimiz, bunu sözde, teoride bırakmayarak kadın haklarının bir baş örtüsüne indirgenmeyecek kadar çok kapsamlı olduğuna yer vermiş ve bunu, bugün Türkiye’deki 4 bine yakın belediye başkanlığından 18’inin 9’unu DTP’li kadın belediye başkanlarıyla kanıtlamış, Mecliste 50 kadın üyeden 8’inin DTP’li kadın milletvekili olmasıyla kanıtlamış ve bu konuda programı en zengin parti olması nedeniyle bacımızın, anamızın, kardeşlerimizin, çocuklarımızın baş örtüsü nedeniyle 21’inci yüzyılda üniversite kapılarının önünden dönmesine elbette ki karşı çıkacağız, elbette ki bu insanlarımızın özgürce eğitimlerini yapmalarının, din-vicdan özgürlükleri açısından, kadın hakları açısından, insan hakları açısından artık aşılması gereken bir sorun olduğunu görüyoruz. Ancak bu tür toplumsal sorunları aşarken toplumu gerilime itmeden, laik-antilaik tartışmasına ve gerilimine sokmadan, ustalıkla, ince bir siyasetle bunu aşmanın yol ve yordamı vardır. Ancak, iktidar partisi bir Anayasa taslağı hazırlamışken, çok ciddi bir demokratik dönüşümden bahsederken, birdenbire, yeri yokken gündeme baş örtüsü olayını getirdi. Hâlbuki ondan önce Eve Dönüş Yasası vardı. Baş örtüsü, ne oldu da damdan düşer gibi birdenbire geldi? Doğrusu, Hükûmetin bunu açıklaması gerekiyor. Ayrıca, kamuoyunu bilgilendirmeden, yeterince bir açılım yapmadan da getiriş biçimi yanlış. Biz bunun bir yasal düzenlemeyle mümkün olduğunu hep söyledik -YÖK Yasası’nda- ama partilerin mutabakatıyla, toplumu germeden buna çözüm bulabiliriz, dedik. Ancak iktidar partisi, cebinde Anayasa taslağı dolaşırken nedense Anayasa’yı perakende, parça parça  değiştirmeyi kafasına koymuş durumdadır. Bu da şuradan anlaşılıyor: Anayasa taslağını artık çıkmaz bahara getirecek, gelmeyecek demektir, bundan sonra böyle yapacak demektir. Bu da samimi olmadığının bir göstergesi.

Şimdi, burada şunu çok açıklıkla ifade etmekte yarar var: 10’uncu madde çok açık, diyor ki: Herkes eşittir. Bakıyoruz, herkes dil, ırk ve cinsiyet açısından eşit midir? Din açısından, mezhep açısından eşit değildir arkadaşlar.

EYÜP FATSA (Ordu) – Nereden çıkarıyorsun?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Gerçekçi olalım. Alevi yurttaşlarımız, Sünni mezhep, İslam dininde Hanefi mezhebi kadar eşit değildir. Gerçekçi olacağız.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – O senin gerçeğin.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Zaten, muharrem orucunda AKP’nin verdiği yemekler de o açığı kapatmak içindir, ama yetmiyor. Bunu gerçekçi olarak… CHP de zaman zaman aşure yemekleri veriyor. Aşure yemeği vermekle, iftar yemeği vermekle siz Alevilerin inanç serbestliğini, eşitliğini yakalayamazsınız. Burada samimiyet gerekir. Alevisi de, Sünnisi de, azınlık diğer dinlere mensup olan insanlar da bu ülkenin yurttaşı olarak eşit inanç özgürlüğüne sahip olduğu zaman bu ülke gerçek bir demokrasiyi yakalar.

İnsanlar  etnik dilleri nedeniyle de özgür değil. Eğer etnik dilleri nedeniyle özgür olsaydı, Anayasa’nın 42’nci maddesini de değiştirmeyi düşünen AK Parti Hükûmeti 20 milyona yakın Kürt yurttaşımızın anasının başındaki örtüyü serbest bırakacağına, onun doğuştan da gelen dil hakkının özgürlüğünü sağlardı. Sormak istiyorum: AKP Kürt dilinin serbest bırakılmasından yana mıdır, değil midir?

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Yasak mı?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Yanaysanız, onu da getirirdiniz, 42’nci maddenin son fıkrasını kaldırırdınız, bunu bir yasal düzenlemeye bırakırdınız. Özgürlükler bir bütündür, ayrılamaz şeylerdir.

Yine, siyasi düşünceleri nedeniyle de ayrımcılık yapmak insan haklarına aykırıdır. Burada Evrensel Beyanname’yi okursunuz. Hoş, arkasından da şunu yaparsınız: Hükûmet kalkıyor, MHP’yle bir Anayasa taslağı hazırlıyor; gidiyor CHP’ye, grubu olmayan partilere; tek milletvekili olan partilere geliyor ama Demokratik Toplum Partisine gelmiyor. Bunu, Başbakanın çıkıp bu kürsüden açıklaması lazım. 2 milyon seçmeni temsil eden, onun gibi oyla seçilmiş olup gelen Meclis grubumuzu dışlamasının mantığı nedir? Neden dışlama gereğini duyuyor? Böyle mi sağlayacak toplumsal barışı? Toplumsal gerginliklerin önüne böyle mi geçecek? Bizim grubumuza karşı Hükûmetin, Başbakanın öncelikle bir özür borcu vardır. Bunu, ısrarla, her zaman, özür dileyene kadar tekrar edeceğiz. Neden bu ayrımcılık? 2 milyon yurttaşımız -ki doğu, güneydoğudan en çok oyu almışız- ve buradan aldığımız oylar gösteriyor ki bölgede iki tane parti güçlü, AKP ve DTP. Bunu siyasi rant hesabına dönüştürmek akıllıca bir iş değildir, bu ülkeye zarar verir.

Demokrasi, özgürlükler bir bütündür. Din, vicdan özgürlüğü konusunda bizim gösterdiğimiz samimiyeti herkesin göstermesini istediğimiz kadar AKP Hükûmetinin de göstermesini isteriz. Onların bu yanlış durumuna, bu ayrımcı tavrına, bu yanlışlarına rağmen Anayasa’nın bu getirildiği hükümlerin de tek başına çözüm olmadığına inandığımız hâlde, bu getirilen değişikliklerin ikisine bir hukukçu olarak baktığımızda, zaten var olan eşitlik ve özgürlüklere yeni bir anlam, ifade katmadığını, 42’nci maddede de yeni bir anlam, ifade katmadığını görürsünüz. Gidin akademisyenlere inceletin ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılır… Zaten eşitlik var bu yasanın içinde, 42’nci maddede de bir rötuş yapıyoruz. Değil. Bundan sonrası, önemli olan ek YÖK’ün 17’nci maddesi. Bakacağız, bunun içeriğini dolduracak mıyız? Toplumdaki kaygıyı, korkuyu giderecek miyiz? Gerçekten şu an kaygı var, korku var, gerginliğin nedeni budur.

Diyorlar ki kipayla, gamalı haçla, Mussolini’nin kara gömleğiyle, Nazi’nin SS’leriyle veya bilmem hangi dinî sembolle, isteyen istediğini takıp takıştırıp üniversitelere gidebilecek mi? Bu nasıl olacak? Yani inançları nedeniyle başı açık olanlar baskı görecek mi?

Ben demin bir soru sordum, bunu bilinçli olarak sordum. Kamuoyunu Meclisimizin aydınlatma sorumluluğu vardır, Hükûmetin, öncelikle bu yasayı getirenlerin vardır. Anayasa taslağını getirip ek 17’nci maddenin çerçevesini koymadığınız zaman toplumun kafası karışır, gerginlik doğar, gerginlik doğduğu zaman da sokakta elbette ki vatandaş sivil muhalefetini yapar, sivil muhalefet için de Meclisin etrafını polis kordonuyla çevirirsiniz, bu ülkede de demokrasi var, özgürlük var dersiniz. Olmaz; bu, demokrasi, özgürlük değil, bu, resmen dikta anlayışıdır.

Bakın, tartışmalar başladığında bu kürsüden bir konuşma yapmıştım mutabakat arayalım diye. O zaman MHP’nin bir önerisi olmuştu. Sonradan bu öneri değiştirildi, makul bir çerçeveye çekildi. AKP’nin de bir önerisi vardı, değiştirildi, bir çerçeveye çekildi. Eğer bizimle konuşulmuş olsaydı, belki bizim de önerilerimizde farklı bir mutabakat sağlardık, belki CHP’yle konuşurduk… Bunun, çerçevesi, 17’nci maddede, diğer yerlerde ne olur? Belki asgari düzeyde bir mutabakat sağlardık. O zaman bu toplumu germezdik. Laik-antilaik kamplaşması yaratılmazdı, Kürt-Türk kamplaşması yaratılmaz, sağcı-solcu kamplaşması yaratılmaz. Bu ülke geçmişte bundan çok çekti. Artık bundan sonra bizim hassasiyet göstermemiz gerekiyor. Gerçekten şu an öyle bir açıklamalar getiriliyor ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Devamla) – …din ve vicdan özgürlüğü kullanıldığı zaman üniversiteye bir kardeşimiz baş örtüsüyle gittiği zaman sanki laiklik elden gidiyor. Hiç de laiklik elden gitmiyor. Eğer laiklik bir ülkede baş örtüsüne bağlanmışsa o ülke zaten ne hukuktan nasibini almış ne demokratik deneyimi var ne demokratik erişime ulaşmıştır. Bu kadar da sığa indirmemek gerekiyor. Özgürlükler konusunda da bu ülkenin olgunluk sınavı iki noktadadır. Birisi başörtüsüdür, ikincisi Kürt sorunudur. Bu ülkenin harcı da betonu da farklılıkları birleştireni de demokrasinin güzelliği de bu iki noktadadır. Özgürlükse her alanda özgürlük, eşitlikse her alanda eşitlik; herkese eşitlik, herkese özgürlük.

Baş örtüsü konusunda biz engel olmayacağız. Açıktan söylüyoruz, yürekten söylüyoruz, inanarak söylüyoruz, programımızda yazdık, baş örtüsü kampanyalarında kadın arkadaşlarımız gitti destek oldu, burada da açık açık oy vereceğiz. Bununla da laiklik bu ülkede elden gitmez diyoruz. Özgürlüklerin kapısını açmada statüko ve tabuları yıkmada birlik olma günüdür diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Helal olsun, helal!

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Helal olsun! AKP’ye çok güzel yağ yaktınız, bundan daha güzel yağ yakılamazdı!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Başbakan sizi muhatap almamakta haklı, zaten siz peşin açık bonoyu vermişsiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Özyürek, lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz zaten erimişsiniz, kaymışsınız, gitmişsiniz. Zaten sizi artık kimse muhatap alıyorsa inanın iltifat ediyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sizi ziyaret etmesine hiç gerek yok. Açık bono; biliyor, sizin çantada keklik olduğunuzu biliyor!

BAŞKAN – Sayın Özyürek, lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bizi, muhalefet olduğumuz için korkudan dikkate almıyor Başbakan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan… Karşılıklı konuşmayalım arkadaşlar.

Sayın milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Sayın Egemen Bağış, Başkanlığımıza verdiği bir dilekçeyle diyor ki: “Sayın Nur Serter, konuşması sırasında adımı anarak benim bir açıklamama atıfta bulunmuş ve farklı bir anlam yüklemiştir.” Ve 69’a göre söz talebinde bulunuyor.

Sayın Nur Serter’in konuşmasını getirdim. Konuşması sırasında ne yapıyor? Şu kısımda geçiyor: “…ya da Sayın Egemen Bağış’ın temennisi gibi Türkiye Büyük Millet Meclisine girmeyeceklerini ya da üniversite öğretim üyesi olmayacaklarını nasıl teminat altına alıyorsunuz?” diyor.

Sayın Bağış herhâlde böyle bir düşüncesinin olmadığını veya farklı bir anlama geldiğini ifade ediyor.

Sayın Bağış, buyurun, iki dakikalık süre içinde açıklamanızı yapınız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Oturduğu yerden, oturduğu yerden.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; burada söz alan muhalefet sözcüsü aslında bütün zihniyetlerini çok net bir şekilde ortaya koymuş durumda. Benim hiçbir zaman için böyle bir temennim ya da açıklamam olmadı. Tamamen çarpıtılarak verilmiş bir şey. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Bu ülkede yaklaşık 23 milyon çalışan var. Bunların ne kadarı kamuda çalışıyor acaba diye baktığımız zaman 2,5 milyonu, yani yüzde 10’undan azı. Bunların yarısından fazlası da büyük ihtimalle üniversite mezunu zaten değildir. Yani, kamuda çalışmayla alakası olmayan bir konuda tamamen çarpıtarak mantalitelerini ortaya koyuyorlar. Çünkü o manyetolu telefon, siyah beyaz, tek kanallı televizyon mantalitesi, o eski kuyrukların, Sana yağı için bile kuyrukların olduğu mantalite…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sen nereden biliyorsun?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - …sadece tek istihdam kapısının devlet olacağını zannediyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, bunun için mi söz verdiniz?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Arkadaşlar belki farkında değiller, ama özel sektör bu ülkede hızla büyümektedir. Sizin iktidarda olduğunuz zamanlardaki gibi artık ekonomimiz küçülmüyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, niçin söz verdiniz?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Son yirmi üç çeyrektir devamlı büyüyen bir ekonomimiz var, özel sektör büyüyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hatip dedi ki: “Benim böyle bir demecim olmadı.” Var mı yok mu, onu söylesin.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Özel sektör büyüdüğü zaman da, özel sektör büyüdükçe de yeni istihdam kapıları açıyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ekonomi mi konuşuyoruz burada gecenin bu saatinde?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Biz, artık sizin zihniyetinizdeki gibi devletin buzhane işlettiği bir kuruluş olmasını istemiyoruz. Biz, sizin mantalitenizdeki gibi devletin toplu iğne yahut da ayakkabı üretmesini istemiyoruz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bırak şunları yahu, bırak!

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Söyledin mi söylemedin mi?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Biz devletin huzur sağlamasını istiyoruz, biz bu ülkede demokrasinin güçlenmesini istiyoruz, refahın artmasını istiyoruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hanım milletvekilleri başörtülü olsun dedin mi demedin mi?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ölen sigortasız işçiler var, sigortasız işçiler var. Hepsi öldü gitti.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Onun için, zihniyetinizi ortaya koymayın, zihniyetinizi bu kadar bariz belli etmeyin.

Bakın değerli arkadaşlar, şimdi, bu ülkedeki Türk kadınının büyük bir ekseriyetinin…

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Başkan, uygun mu bu?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – …öyle ya da böyle, bir şekilde baş örtüsü kullandığı bilinen bir gerçek. Bunu bizim değil, bağımsız düşünce kuruluşlarının yaptığı anketler ortaya koyuyor.

Peki, ben size şunu sormak istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz tamam oldu efendim.

Sayın Bağış, teşekkür ediyorum

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Başkan, hatibe bir demecinin yanlış anlaşılması noktasında tavzihen söz verdiniz. Yanlış anlaşılma üzerinde konuşmuyor.  Burada ekonomi konuşacaksak konuşalım. (AK Parti sıralarından sürekli alkışlar, CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Sayın Bağış, teşekkür ediyorum.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım…

KEMAL ANADOL (İzmir) – Devam ediyor devam…

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Hepinize saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bağış, teşekkür ederim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Söylemiş mi söylememiş mi, anlayamadık yalnız. Yani kadınlar türbanla Meclise girecek mi, girmeyecek mi?

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/141) (S. Sayısı: 101) (Devam)

BAŞKAN - AK Parti Grubu adına Mesude Nursuna Memecan, İstanbul Milletvekili. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Memecan.

AK PARTİ GRUBU ADINA NURSUNA MEMECAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün konuşmama insan hakları konusunda unutulmaz bir fotoğrafı anlatmakla başlamak istiyorum. Fotoğraf 1957 yılında Amerika’da çekilmiş, Arkansas eyaletinin Little Rock kasabasında. O seneye kadar zenciler ve beyazlar ayrı okullara gidiyor. O yıl federal hükûmet zencilerin de beyazların okuluna gidebileceğine karar veriyor. Fotoğrafta ilk gün zenci öğrenci kız beyazların gittiği okula doğru yürürken beyaz öğrenciler arkasından bağırıp protesto ediyorlar. Zenci kız binbir aşağılanma arasında okula yürümeye çalışıyor. Ben size bu resimdeki zenci kızdan değil, arkada kızgınlıkla bağıran bir beyaz kızdan bahsetmek istiyorum. Kızın adı Heysel Massari. İngiliz The Guardian gazetesi Heysel’i kırk yıl sonra bulup söyleşi yaptı. Heysel söyleşisinde büyük bir pişmanlık içinde olduğunu anlattı. Niye böyle yaptığını tam olarak bilmediğini, çevre etkisiyle böyle davrandığını söyledi. Şimdi, bu yaşında huzura kavuşabilmek için affedilmeyi istediğini belirtti.

Bizim doğruları görmemiz için kırk yıl daha beklememiz gerekmemeli. Yıllar sonra pişman olacağımız yanlışlarımızdan  bir an önce dönüp, enerjimizi ilerlemeye harcamalıyız. Uyguladığımız yasakların temel hak ve özgürlüklerimize kısıtlama olduğunu bir an önce fark etmeli ve düzeltmeliyiz. Temel hak söz konusu olduğunda birilerine haklarının verilmesi,  verilmemesi söz konusu olamaz. O hak zaten o kişinin insan olmaktan gelen hakkıdır, doğduğundan beri ondadır.

Ben, nasıl benim temel haklarımdan hiçbir şekilde hiç kimsenin…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Amerika’da önce zencilerin oy hakkı oldu, kadınlar ondan sonradır. Zenciler oy hakkı aldı, kadınlar alamadı. Amerika tarihini de bilmiyorsun. Hikâye anlatma!

NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Bir dakika, konuşuyorum, lütfen…

BAŞKAN – Sayın Arıtman, lütfen… (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Memecan, siz Genel Kurula hitap ediniz efendim, buyurun.

NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Ben, nasıl benim temel haklarıma hiçbir şekilde hiç kimsenin karışmasını istemiyorsam ve böyle bir karışma belirtisi karşısında en ciddi mücadeleyi vereceksem, benim aynı şekilde başkasının temel haklarına en ufak bir müdahaleye hakkım olmadığını çok çok iyi biliyorum. “Ben daha akıllıyım, ben daha güzelim, ben daha yaşlıyım, ben daha eğitimliyim, şuyum, buyum” diyerek kendimde başkasının herhangi bir seçimine müdahale hakkını asla bulamam. Ben kendimde böyle bir hak bulduğum an, başkasının da kendinde bu hakkı bulabileceğinden korkarım. Gayet bencil bir şekilde kendi temel haklarımı korumak, bireysel hak ve özgürlüklerime sahip çıkmak, benim için her şeyden önemlidir. Bunun için en beğendiğim düzen demokratik düzen ve referansım evrensel insan haklarıdır.

Demokrasi ve evrensel insan hakları, hepimiz için taviz vermeyeceğimiz referansımız olmalıdır. Orasını burasını eğip bükmek, bize göre yeni bir versiyon üretmeye çalışmak olmaz. Sonunda döner dolaşır bize de zarar verir. Onun için dört elle demokrasinin ve insan haklarının değerlerine sarılalım. Bilmeyenlere, anlamayanlara da anlatalım.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Aferin.

NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Demokrasi her iki lafın birisinde “demokrasi, demokrasi” diyerek olmuyor. Bunu iyi anlamak lazım. Demokrasi ancak kararlarımızda demokratik olmakla, bu da başkalarının haklarına saygı göstermekle oluyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunun için cesur olmak, kendimize güvenmek ve demokrasiye güvenmek gerekiyor.

Çok beğendiğimiz, örnek aldığımız batı toplumları da tarihleri boyunca birçok sınavdan geçerek bugünkü durumlarına geldiler. Demokrasiyle geliştiler, zenginleştiler, insanları hem ekonomik güvenceli hem de adalet güvencesiyle yaşıyor.

Bizim kızlarımızın en temel haklardan olan eğitim-öğrenim hakları kısıtlanmış durumda.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Koca bir yalan!

NURSUNA MEMECAN (Devamla) – On binlerce kızın tamamı art niyetleri olan bir grup gibi görülmekte. Onlar bir grup filan değiller.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Şimdi sen geldin onları kurtarmaya, değil mi?

NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Onlar farklı evlerden gelen, farklı zevkleri, farklı hayatları, farklı siyasi tercihleri olan birer şahsiyetler. Ben onları ne kadar tanıyorsam, onlar da birbirleriyle o kadar tanışıyorlar. En büyük hatalarımızdan biri, onları tanımadığımız için onlara ön yargıyla davranmamız. Tanımadığımız, anlamadığımız insanlar bizleri korkutmamalı. Birlikte yaşadığımız insanları tanımamız veya beğenmemiz şart da değil, ama onlara saygı duymamız şart ve demokrasinin gereği. Kendi yersiz endişelerimizden ötürü onları kısıtlamaya çalışmamız demokrasiden taviz vermemiz demektir. Demokrasiden bir taviz vermeye başlandı mı onun da sonu gelmez, gün gelir bu tavizler bizi incitir.

Komşumun kızı her ne sebeple olursa olsun okuluna gidemiyorsa benim vicdanım sızlıyor, üzülüyorum. Komşumun kızının okula gidip gidememesi burada benim, sizin sorununuz olmayacaksa kimin sorunu olacak? Komşumun kızının sorununu burada ben, siz çözmeyeceksek buralara niye geldik? Her şeyin başı eğitim demiyor muyuz? Bizi çağdaş medeniyet seviyesine, refaha kavuşturacak en önemli yol eğitim demiyor muyuz?

CANAN ARITMAN (İzmir) – Ya bu ülkede 6 milyon kadın kör cahil; okumaz, yazmaz. Hiç onları dert etmiyorsunuz. Varsa yoksa kadını kapamak!

NURSUNA MEMECAN (Devamla) - Kızlar okula gitsin diye kampanyalar yapmıyor muyuz, bağışlarda bulunmuyor muyuz? Daha çok okullaşma sağlamak için seferber olmuyor muyuz? Kendi çocuklarımıza iyi eğitim vereceğiz diye hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor muyuz? Kendi çocuklarımız için hak gördüğümüz şeyleri komşumun kızı için nasıl hak görmeyebiliyoruz?

CANAN ARITMAN (İzmir) – Dünyanın neresinde kadın kapatılarak okutulacak!

NURSUNA MEMECAN (Devamla) - Biz eğitim konusunda bu kadar duyarlı bir millet iken, bazı kızları, en doğal temel hakları olan bireysel tercihlerinden dolayı niye eğitimden mahrum etmeye çalışıyoruz, niye cezalandırıyoruz? Vicdanımız buna nasıl elveriyor?

Ellerin çocukları başka ülkelerde istedikleri kıyafetlerle, istedikleri okulda, istedikleri konularda okuyorlar; birlikte eğleniyorlar, birlikte öğrenip, birlikte yarınlarını şekillendiriyorlar. Kimse kimsenin kılık kıyafetini dert etmiyor, ardında art niyet aramıyor. Farklılıkların zenginlik olduğunu öğrenmişler, bundan yararlanmaya bakıyorlar; birbirlerinden öğreniyorlar, ufuklarını genişletiyorlar.

Çocuklarımıza farklılıklarıyla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu ve bunun çok büyük bir zenginlik olduğunu öğretmeliyiz. Herkesi kendilerine benzetmeye çalışmamalarını, herkesi oldukları gibi kabul etmelerini öğretmeliyiz. Biz ise kendi çocuklarımızı aynı okula sokmamaya, bir araya getirmemeye çalışıyoruz. Yasaklar koyup, yasakları da cansiparane savunuyoruz. Farklılıklara tahammülsüzlüğü öğretiyoruz, farklı olandan korkmayı öğretiyoruz; hem ufuklarını daraltıyoruz hem kafalarını genç yaşta yalan yanlış yasak kavramlarıyla, üstünlük-eziklik kavramlarıyla, çeşitli korkularla şekillendiriyoruz. Sonra da bu şekiller yerleşiyor, demokrasi, insan hakları gibi konuları kavramaları çok zor oluyor. Bütün bu yasak konuları, insan hakları ihlalleri hepimizin çocuklarını çok olumsuz şekilde etkiliyor. Toplumumuzun geleceği olan çocuklarımızı yanlış değerlere maruz bırakıyoruz. Bu yasaklar, kılık kıyafete karışmalar, bize, hem kısa vadede çocuklarımızın, ailelerinin acı çekmelerine hem de uzun vadede tüm toplumumuzun gelişmesine mal oluyor.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Kadınları kapatarak gelişeceğiz!

NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Bugün bu görüştüğümüz yasa değişiklikleriyle kızlara sağlayacağımız hak ve özgürlükler, birçoğumuzun korkularını giderecek en önemli güvencedir. Bu değişikliklerle, kimse kimsenin saçına başına, kılık kıyafetine karışma hakkını kendinde bulmayacaktır. Beni mutlu eden kendi seçimlerim, başkalarının da kendi seçimlerini mutlu olacakları şekilde yaptıklarına inanıyorum. Hiç kimsenin tercihini neye göre yaptığını anlamam gerekmiyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Az bir nefes al ya!

NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Farklı tercihlerin yanlış olduğunu düşünmeye hakkım var ama bunu kimseye empoze etmeye hakkım yok.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bir nefes al ya! Bir yudum su iç!

NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Anlamadığım tercihleri küçük görüp aşağılamaya hiç hakkım yok.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Tabii, bu ülke kadını çarşafa sokulduğunda sen Amerika’ya kaçacaksın, olan buradakine olacak.

NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Benim tercih etmediğim kılık kıyafetin baskı altında seçildiğini, hürriyeti kısıtlayıcı olduğunu varsaymam hiç doğru olmaz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ya, bir nefes al ya!

NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Beğendiğim kıyafette çok baskı altında ve gayet bağnaz bir sürü insan da tanıyorum, beğenmediğim kıyafette bir sürü insanın da çok açık fikirli olduğunu biliyorum.

Bu konunun beni üzen bir yanı da bütün bu infiale özellikle kızlarımızın konu olmaları. Yarının anneleri olacak, çocuklarımızı yetiştirecek olan kızlarımızın eğitim almamaları değil, almaları bizim önceliğimiz olmalı. Bu yanlışı düzeltmemiz gerekir, bu soruna çözüm bulmamız gerekir. Bu sorun, AK Partinin, MHP’nin, CHP’nin sorunu değil, on binlerce kızın, ailelerinin ve hepimizin sorunudur. Bu utanç verici yasaklar, kızların en temel haklarının kısıtlanmasıdır ve kaybettiklerinin telafisi mümkün değildir. Bu sorunu daha fazla ertelemek isteyenleri anlamama imkân yok.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Kaçacaksın.

NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Komşumun kızının daha ne kadar süreyle ıstırap çekmesini istiyoruz? Çözüm için biz elimizi taşın altına koyduk. Çözüm çok basittir, bir temel hakkın tanınması kadar basittir. Çözüm için de tek çaremiz, tavizsiz, amasız, fakatsız demokrasidir.

Toplumumuzun bir kesiminin tercihleri benimkinden farklıdır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Nefes al, nefes! Bir yudum su iç! Bir nokta koy, anlamıyoruz!

NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Farklılığın sebebi ne olursa olsun, bizim yapacağımız tek şey, tercihleri farklı insanların da benimle aynı hak ve özgürlüklere sahip olduğunu kabul etmektir. Kanun, kural ve yönetmeliklerimizi bu özgürlüğü yansıtacak şekilde düzenlemektir. Birbirimizin kendimiz için seçtiğimiz kılık kıyafetlerine saygı göstermektir. Beğenmek demiyorum, birbirimizin kılık kıyafetini beğenmek zorunda değiliz, ama saygı göstermek zorundayız, tabii kendi kılık kıyafetimize, kendi seçimlerimize saygı görmek istiyorsak. Onlar benim seçimime saygı göstersin ama ben hele bir düşüneyim demek olmuyor. Ona demokrasi denmiyor. Öyle toplumlar gelişemiyor, dünyayla entegre olamıyor, yalnız ve zayıf kalıyorlar.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Aferin, çok iyi okuyorsun! Bravo! Çok güzel okudun, çok güzel!

CANAN ARITMAN (İzmir) – Nefes almadan okudun, nefes almadan.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Çok güzel okudun, çok!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Memecan.

Şahsı adına İstanbul Milletvekili Özlem Piltanoğlu Türköne.

Buyurun Sayın Türköne. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 10’uncu maddesine ilişkin değişiklik teklifiyle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün bu kürsüde bana siyasetçi coşkusu verebilen şey, çözüme katkıda bulunmuş olmanın kazandırdığı güven ve inançsa eğer, bunu, Türk hukukunun, insan haklarında, fırsatta ve eğitimde her birimize eşitçe dağıtmayı garanti ettiği çok açık bir sözüne bağlıyorum. Hukukun yanılmaz, dosdoğru bir sözü bu: “Demokratik devlet, insanların eşitliği üzerinden yükselir.” Devlet organlarınca kanun önünde eşitlik prensibi uygulanmadan hukuk devletinden bizler bahsedemeyiz. Laiklik prensibine hayat veren ve onu vazgeçilmez kılan gerekçe de eşitliğin tesis edilmesidir. Nitekim, Anayasa’nın değiştirilmesi öngörülen 10’uncu maddesi, herkesi, din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin kanun önünde eşit ilan ederek laiklik prensibini eşitlik vurgusu ile pekiştirmektedir.

Türkiye'nin yüzü çağdaş medeniyete dönüktür. Medeniyet ise insan haklarıdır, hukukun üstünlüğüdür ve herkese demokrasidir.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Ve kadını kapatmaktır!

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) - Bakınız, kurucusu ve üyesi bulunduğumuz Avrupa Konseyine üye 47 ülkenin -biz hariç- hiçbirinde, yükseköğrenim düzeyinde eğitim hakkının sınırlandırılmasına yönelik herhangi bir sınırlandırma bulunmamaktadır.

Hatırlanmalıdır ki, insan hakları, insanların sırf insan olma vasıflarından dolayı edindikleri bir haktır. İnsanın henüz doğar doğmaz kazandığı eğitim hakkının, eğitim özgürlüğü taleplerinin siyasete yansıması kadar meşru ve doğal bir şey olamaz.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Çalışma hakkını da ver, çalışma hakkını.

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Sorunlar elbette siyasete yansıyacak, siyaset onu çözecek ve bu sayede bizler, siyasetçi olduğumuzu hatırlama fırsatını bulacağız, siyasetin bir sorun çözme alanı olduğunu anımsayacağız.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Yani, kadın haklarının kadınların yardımıyla geri götürülmesi, kabul edilir gibi değil, en büyük acı!

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Gazi Mustafa Kemal’in 1 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisinde yaptığı bir konuşmada dile getirdiği şu sözler, en birincil haklardan biri olan eğitim hakkının belki önemini hatırlamamıza da yardımcı olabilir. Diyor ki Gazi Mustafa Kemal: “Kadınlarımızın da aynı dereceyi tahsilden geçerek yetişmelerine atf-ı ehemmiyet olunacaktır. Kadınlarımız hatta erkeklerden daha çok münevver, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa bu böyle olmalıdır.”

Bakın, bu sözlerin üzerinden tam seksen dört yıl geçti. Cumhuriyet, kadınların önüne parlak bir ufuk yerleştirmişti ve biz, seksen dört yıl sonra, yasaklardan medet ummak, yasakların arkasına saklanmak, cumhuriyete ve cumhuriyetin başarılarına sırtımızı dönmekteyiz.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Kadının özgürlüğünü elinden alıyorsunuz!

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seksen dört yıl boyunca, sadece biz değil, bütün dünya çok önemli tecrübeler yaşadı.

CANAN ARITMAN (İzmir) – İran’da kadının başını açma özgürlüğü var mı?

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) - Tarihin en kanlı savaşı olan İkinci Dünya Savaşı, özgürlükçü demokrasileri ve totaliter diktatörlükleri karşı karşıya getirdi. Soğuk savaş, aynı zamanda, özgür birey ile devlet tarafından planlanan ve düzenlenen özel hayatı da birbirinin karşısına getirdi. Bireyin iradesini, seçme özgürlüğünü, kişiliğini inkâr eden, onun yerine düşünen, karar veren bir devletin varlığını şart koşan bu totaliter dünya bütünüyle çökmüştür. Kazanan özgürlükler oldu, özgür dünya oldu. Tarihin özü insanlığın özgürleşmesidir. Zengin, güvenli ve üretken bir toplum ancak özgür bir iklimde yaşayabilir. (AKP ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Arkadaşımız bir bayan, hanımefendi milletvekili arkadaşımız konuşuyor, lütfen dinleyelim.

Sayın Türköne, buyurun.

Sayın Türköne, siz konuşun efendim.

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Devam edeyim mi Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Devam edin.

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Yasaklamak, sınırlamak, bireye ve topluma güvensizliktir. Bu güvensizlik, aynı zamanda bireyi ve toplumu reşit kabul etmemektir. Tarihin gösterdiği istikamette ileri ve çağdaş bir topluma, özgür bireyler ve ancak özgür bir toplum yoluyla ulaşabiliriz.

90’lı yıllarda öğrenim hayatına başlamış olan kız çocuklarımız, 2000’li yıllara gelindiğinde, okumayan gençlere dönüştüler ve bunun bir hesabı var, bunu istatistikçiler oturur yaparlar. Ancak, bizler tarafından verilecek hesap ise bu matematiğin çok daha ötesindedir ve vicdani bir yük olacaktır. (AKP ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler ve ayağa kalkmalar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, saygıdeğer arkadaşlarım, lütfen... Arkadaşlar, yerlerimize oturalım.

Evet, Sayın Kutlu… Sayın Küçük… Arkadaşlar, lütfen yerlerimize oturalım.

Sayın Türköne, bekleyin. (AKP ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerimize oturalım. Sayın Küçük, Sayın Kutlu, yardımcı olun.

Evet, Sayın Türköne, size ek süre veriyorum. Buyurun, konuşmanızı tamamlayınız efendim.

Buyurun Sayın Türköne.

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Değerli milletvekilleri oturacaklar mı yerlerine acaba? Ben konuşamam bu şekilde.

BAŞKAN – Siz konuşmanıza devam edin efendim, buyurun.

Sayın Türköne, buyurun, konuşmanıza devam edin.

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Ve biz böylesi bir sorumluluğun altında da ezilmeyi aslında bir utanç olarak görüyoruz. İşte tam bu noktada ben elimde olmayarak şu soruları soruyorum, bizler için, sizler için sorular soruyorum: On sekiz yaşını doldurmuş bir genç kızımıza “Sen artık reşitsin, ehliyet almakta, oy kullanmakta ve evlenmekte senin hür iraden her şeyin üstündedir.” diyoruz ve ardından, kocaman üniversite kapılarını kibarca yüzlerine kapatıyoruz ve diyoruz ki “O hür iradeleriyle pek çok başka şey yapmaya ehiller ancak bunlar arasında üniversiteli olmak yok.”

Biz, “evren-kent” olarak anılan ve dışarıda, doğada, evrende olup biten her şeyi içeri buyur etmeye hazır olan bir yapıdan bahsediyoruz ama oraya başörtülüler giremiyor ve gayet tabii bir refleksle başörtülüler bize soruyor, bana kadın olarak ve burada çoğunluğu erkek olan Meclis üyelerimize soruyorlar: “Üniversite kapılarındaki bekleyişlerin, Türkiye’ye, eğitim profilinde koca bir gölge ve bu mecburi aşağı inişten başka kazandıracağı ne var?”

Bir tersine gidişten, eğer bir geriye dönüşten bahsedeceksek… (AK Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Sayın Başkan, süre ekleyecek misiniz?

BAŞKAN – Sayın Türköne, ben konuşmanız sırasında müdahale ettim, on beş-yirmi saniye içinde teşekkür edin, konuşmanızı tamamlayın.

Buyurun.

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Biz eğer bir tersine gidişten, bir geriye dönüşten bahsedeceksek, ben bundan daha fazla tersine bir gidişi ve daha vahimini düşünemiyorum bile. (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Öyle mi!

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Bakın, eğer mesele değerler meselesiyse, biz, cumhuriyetin bu temel değerlerine dün nasıl sahip çıktıysak, bugün nasıl sahip çıkıyorsak, yarın da aynı şekilde sahip çıkmaya devam edeceğiz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türköne, teşekkür ediyorum.

ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Ancak, ben, yasaklarla korunan bir değerler sisteminin, Türkiye’nin kararan eğitim geleceğine hangi aydınlık çareyi bulacağını tahmin edebilmek istiyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sen de türban takacak mısın? (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, yani, kürsüde konuşan bir hanımefendiye karşı, ayağa kalkarak bu sözleri ifade etmek ne demek oluyor?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen de türban takacağına söz ver, ben de oy vereceğim, erkek sözü!

BAŞKAN – Şahsı adına, İzmir Milletvekili Ahmet Ersin.

Buyurun Sayın Ersin. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün, bu kutsal çatı altında çok önemli, tarihî bir gün yaşıyoruz. İlanından seksen beş yıl sonra cumhuriyetin misyonunun, cumhuriyetin ve demokrasinin ilkelerinin sulandırılma girişimlerinin tartışıldığı, konuşulduğu tarihî bir gün yaşıyoruz bugün.

MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Cumhuriyet, eli cebinde savunulmaz!

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Elini cebinden çıkar!

AHMET ERSİN (Devamla) – Ancak, bakın, değerli arkadaşlarım, bu Meclis, Kurtuluş Savaşı’na önderlik eden Meclis. Bu Meclis, yedi düvele karşı Kurtuluş Savaşı’na önderlik eden ve başarıya ulaştıran Meclis. Ama bugün bir farklılık var: Milletin Meclisine milletin girmesini yasakladınız. Meclisi abluka altına aldırdınız ve millet, asıl sahibi olan millet Meclise giremiyor, yasakladınız. (CHP sıralarından alkışlar)

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Temsilcileri burada.

AHMET ERSİN (Devamla) – Bu kadarla kalsa iyi. Meclise giriş yasak, ama çıkışı da yasakladınız, milletvekillerinin Meclisten çıkmasını da yasakladınız. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisine milletin girişi de yasak, vekillerin çıkışı da yasak. İşte böylesine garip bir günle karşı karşıyayız, böylesine garip bir olayla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlarım, yine, bununla da kalsa iyi. Demokratik hakkını kullanan insanlara sokakta dayak atıldığı günleri yaşıyoruz bugün.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Millete dayak atıyorsun.

AHMET ERSİN (Devamla) – Demokratik hakkını kullanan, yapılan bir yasa değişikliğini -anayasa değişikliğini- protesto etmek için eylem yapan, görüşlerini anlatmaya çalışan insanların sokaklarda dövüldüğü, emekli paşaların sokakta dövüldüğü, dövülmek istendiği günleri yaşıyoruz. (AK Parti sıralarından “Yalan söyleme!” sesleri)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – İftira ediyorsun!

AHMET ERSİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, bugün, türban üniversitelerde serbest olsun mu olmasın mı, bunu tartışıyoruz ama türban serbest olsun diyenlerin bazıları bunu bir inanç özgürlüğü olarak takdim ediyor, bazıları da eğitim özgürlüğü olarak takdim ediyor. Peki bunların hangisi doğru? Ve şunu da söyleyeyim… (AK Parti sıralarından “İkisi de doğru” sesleri)

Peki, ikisi de doğru, onu da kabul edeyim. (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Peki, bu ülkede yaşayan…

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Yalnız şu cebinde ne varsa çıkar şu elini!

AHMET ERSİN (Devamla) – Siz kendi garipliğinizi, garibanlığınızı alkışlıyorsunuz, onu görüyorum.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen hatibe müdahale etmeyelim.

Buyurun.

AHMET ERSİN (Devamla) – Bu ülkede 20 milyon Alevi yaşıyor ve bu Alevi toplumu, 20 milyonluk Alevi toplumu…

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Aleviler bizim kardeşimiz, bölücülük yapmayın!

AHMET ERSİN (Devamla) – …inanç merkezlerinin yasallaşması için, din derslerinin kaldırılması için yıllardan beri mücadele veriyorlar. Onlar da inanç özgürlüğü istiyorlar ve bir milyonun üzerinde davalar açıldı. Peki onların taleplerine niye hiç ses çıkarmıyorsunuz? Niye bu kadar ilgisiz kalıyorsunuz?

MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Uzaydan mı geldiniz!

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Sayın Başkan, bir müdahale edin yani.

BAŞKAN – Müdahale ediyorum Sayın Selvi.

AHMET ERSİN (Devamla) –  Değerli arkadaşlarım, şimdi, yüzde 46 küsur oy aldınız diye, bu, size her istediğinizi yapma hakkını vermez, dayatma yapma hakkını vermez. Bugün karşı karşıya kaldığımız sorun, AKP’nin MHP’yle birlikte oluşturduğu blokun, kutsal ittifakın dayatmasıyla, cumhuriyete karşı, demokrasinin ilkelerine karşı ortaya sürdüğü dayatmayla karşı karşıyayız ve yüzde 46 küsur oy değerli arkadaşlarım…

MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – MHP’yi de ekle, yüzde 62.

AHMET ERSİN (Devamla) – …sizin “Ne istersem yaparım.” anlayışınızın hayata geçireceği, sizin faşizan eğilimlerinizi yaşama geçirme hakkını vermez size. (AK Parti sıralarından “Oo” sesleri, sıra kapaklarına vurmalar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, kimseye böyle konuşma hakkı veremezsiniz. Sayın Başkan, hatip özür dilesin!

BAŞKAN – Sayın Ersin, cümlelerimizi özenle seçelim efendim.

Buyurun Sayın Ersin, devam ediniz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Özür dilemesi gerekiyor, sözünü geri alsın!

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Sözünü geri al!

AHMET ERSİN (Devamla) – Şimdi, bakın, Anayasa gibi bir metinde, Anayasa metinlerinde değişiklik yapılacaksa -zaman içinde bu gerekebilir- o zaman bir geniş konsensüs aranması lazım. Siz ne yaptınız?

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – O, oy birliği değil.

AHMET ERSİN (Devamla) – İki parti bir araya gelip birlikte hareket edip bir metin ortaya çıkardınız ve bunu milletin önüne dayattınız ve önümüzdeki günlerde de bir şey daha yapacaksınız, onu da söyleyeyim size: Anayasa’nın değiştirilemez ve teklif edilemez diye tanımlanan 3’üncü maddesinde de değişiklik yapmaya  çalışacaksınız. Daha doğrusu, açıktan değişiklik yapma girişiminde bulunmasanız da, Ankara’nın içini boşaltarak, cumhuriyetin simgesi olan…

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Ora dolu, ora dolu!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ersin, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun efendim.

AHMET ERSİN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan, son sözlerimi söylüyorum.

…Ankara’nın içini boşaltarak, yine o değiştirilemez maddenin arkasında dolanarak istediğinizi elde edeceksiniz. İşte bugün yapmaya çalıştığınız gibi.

Tehlikeli bir yoldasınız değerli arkadaşlarım. Bakın, yarın bu sorun daha da büyümüş olarak sizin önünüze gelir ve sizi de aşar, başa çıkamazsınız. Bugün sadece üniversiteler için bu sorunu önümüze getiriyorsunuz, üniversitelerde eğitim özgürlüğü olsun diye ya da inanç özgürlüğü olsun diye bu sorunu önümüze getiriyorsunuz. Peki, birkaç yıl sonra bu okullardan mezun olan çocukların getirecekleri çalışma hakkına karşı ne yapacaksınız?

AHMET YENİ (Samsun) – Onu da siz hâlledersiniz (!)

AHMET ERSİN (Devamla) – Devletin milyonlarca dolar masraf edip eğittiği insanlar yarın çalışmak istediklerinde, yine türbanıyla kamu kurumlarında çalışmak istedikleri zaman ne yapacaksınız, onu soruyorum. İşte “Adım adım gidelim.” dediğiniz budur işte. Adım adım Türkiye’yi, Türkiye'nin cumhuriyetini, demokrasisini sulandırmaya çalışıyorsunuz ama bu girişiminiz başarıya ulaşmayacak hiçbir zaman .

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın İnce, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Daha önce Sayın Cemil Çiçek’e, Bayrak dergisi etrafında, Fazilet Partisinde, ANAP’ta olduğunu söylemiştim. O da bana Fazilet Partisinde hiç olmadığını söyledi. (AK Parti sıralarından gürültüler)

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Yalan konuşma!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Doğru, şey… Refah Partisinde olmadığını söyledi. Karıştırdım, o kadar çok kapatıldı ki. Meğer Faziletteymiş.

Şimdi, Anayasa’nın eşitlik ilkesinden bahsediyoruz. Sayın Cemil Çiçek, oğlunuz Çağrı Çiçek, KPSS’ye girmeden işe başladı mı? Maaşını beğenmediği için Özelleştirme İdaresine gitti mi?

MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Anayasa’yı onun için değiştiriyoruz(!)

MUHARREM İNCE (Yalova) - Gelininiz Seda Çiçek kaç puanla devlet memuru oldu? Bir buçuk yılda uzman yardımcısı oldu mu?

Fakir fukaranın çocukları KPSS kuyruklarında beklerken, sizin eşitlik anlayışınız türbandan mı ibaret? Kendi çocuklarınızı KPSS’ye girmeden devlet memuru yapıyorsunuz, fakir fukaranın, garip gurebanın çocukları KPSS önünde bekliyor. Bu mu sizin eşitlik anlayışınız? Bu mu sizin adalet anlayışınız?

Siz, adaleti dağıtan bir Bakan olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tütüncü...

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İki sorum var.

Birincisi: Türban bir tek saç telinin dahi gözükmesine imkân vermeyen bir örtünme biçimidir.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Kim diyor?

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Bizim kültürümüzde hangi dönemde böylesine katı bir örtünme biçimi vardır? Yanıtı istiyorum, bir.

İki: Az önce, bundan önceki turda sorduğum ama yanıtını alamadığım bir soruyu şu şekilde sormak istiyorum: Türbanı yüksekokullarda serbest bırakıyoruz, liselerde bırakmıyoruz. Türbanlı olarak üniversiteyi bitirenler eğer kamuda çalışacaksa izin vermiyoruz. Bu bir çelişki değil midir? Bu çelişkiyi nasıl izah edebiliyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Birgün…

RECAİ BİRGÜN (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, bundan önceki bölümde Sayın Çiçek, 92’de başlayan ve günümüze kadar çözülmeyen soruna bugüne kadar el atılmadığını söylemişti, “Bugün yapmayacağız da ne zaman yapacağız düzenlemeyi?” demişti. Ancak bu geçen sürenin yarıya yakınını kendilerinin tek başına iktidar olduğu bir dönemde geçirdiğini hatırlatmak isterim.

Ayrıca, bugün haberleri izlediğimizde, sanki Anayasa’nın bu iki maddesinde bir değişiklik yapıldıktan sonra üniversitelere türbanla giriş serbest olacakmış gibi bir haber yayını var medyada. Sayın Kuzu belki bunu cevaplayabilir. Bu doğru mudur? Yoksa, YÖK’teki ek 17’nci maddeden sonra mı bu mümkün olacaktır? Bunu soruyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birgün.

Sayın Ağyüz…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Bu türban örtünme biçimi Türk toplumunda nerede rastlanan bir örtünme biçimidir? İthal bir örtünme biçimi olduğu konusunda herkes hemfikir, İran’dan ithal bir örtünme biçimidir.

Ayrıca Sayın Çiçek diyor ki: “Cumhuriyet Halk Partililer bu işin çözümünü buldu.” Kürsüden konuşmaları iyi dinleseydi, Cumhuriyet Halk Partisinin, ne Sayın Cumhurbaşkanının ne Sayın Başbakanın hanımlarının başını açarak bu sorunu çözümlemediğini bilir idi.

Türban Türk toplumunun genel sorunu değildir. Türban kırk yıldır tartışılmıyor. Türban, AKP’nin 2002 iktidarından beri tartışılıyor, siyasi bir malzeme yapılıyor AKP tarafından, bir parti tarafından da oy hasatı yapılmak için yapılıyor. O nedenle bu çok yanlış bir uygulamadır. Türkiye’de işsizlik, açlık, yoksulluk var iken bir iktidar partisinin türbanla uğraşması da çok yakışır bir davranış değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, aracılığınızla bir soru sormak istiyorum: Şimdi, bu, üniversitedeki olay, ne türban olayıdır -tartıştığımız olay- ne de inanç ne de hak, özgürlükler sorunudur. Üniversiteler özgür bilimin yuvalarıdır.

Şimdi, her hak kullanılırken uyulması gereken yöntemler vardır. Bir kişi, hakkını kullanırken uyulması öngörülen yöntemlere uymaması nedeniyle eğer kendi davranışından dolayı o hakkını kullanamıyor ise sonuçlarına katlanmak durumundadır.

Bugün, Türkiye’de ekonomik sıkıntı nedeniyle okuyamayan binlerce genç kızımızın,  binlerce genç erkeklerimizin eğitim haklarını  kullanmaları konusunda acaba Hükûmet aynı titizliği gösteriyor mu?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Sayın Bakanım, buyurun efendim.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum. Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bugün, burada, düzenlemeye çalıştığımız Anayasa’nın 10’uncu maddesi ve 40’ıncı maddesindeki değişiklikleri, eğitim ve öğrenim hakkıyla birlikte eşitlik kuralında yapılacak düzenlemeler ile üniversitede eğitim görmesini arzu ettiğimiz ve ayrımcılığa uğradığını düşündüğümüz kız öğrencilerin üniversite eğitim haklarının verilmesine yönelik her iki partinin ortaklaşa hazırladığı bir değişiklik teklifini görüşüyoruz. Dolayısıyla, her şeyden önce, uluslararası sözleşmeler, taraf olduğumuz sözleşmeler ve Anayasa’nın kendi içinde ayrımcılık kuralını göz önüne aldığımızda, bugüne kadar, yetişkin, ne giyip ne giymeyeceğine karar verebilme yetisine sahip olan kız öğrenciler bir şekilde üniversite eğitiminden mahrum bırakıldılar. Her ne kadar var olan -bir hukukçu olarak görüşümü söylüyorum- Anayasa kuralı çerçevesinde de böyle bir yasak yok idiyse de, Türkiye’deki var olan fiilî durum ve fiilî uygulama, bugün siyasetçiye bu Parlamento çatısı altında bu sorunu çözme yükümlülüğü vermiştir. Nitekim aynı düşünceye sahip erkekler hiçbir kısıtlamaya uğramaksızın okula giderken, kız çocukları bir şekilde eğitim hakkından mahrum bırakılıyorlar. Burada çok defa dile getirildi, başörtülü kız öğrenciler laik sistemi, demokratik sistemi herhangi bir şekilde tehlikeye atma gibi bir çaba ve çalışma içinde olmadıkları gibi, tam tersine, bu ülkenin kurucu unsurlarına en az başı açık kadınlar kadar inanmışlardır, ki ben buna yürekten inanıyorum. Acaba kız çocuklarını eğitmeyerek mi laik sistemi koruyacağız? Kız çocuklarını üniversitenin dışına atarak mı laik sistemi koruyacağız? Yoksa bu ülkede eşitlik ve adalet kuralı çerçevesinde kız çocuklarımızı da erkeklerle birlikte eşit olarak eğiterek mi bu sorunu çözeceğiz? Bugün burada tipik bir cinsiyet ayrımcılığı olarak gördüğümüz bu değişikliğin her iki parti tarafından yapılması, Türkiye tarafından, bu millet tarafından da takdir edilecektir diye düşünüyorum.

Burada dile getirilen görüşler, Cumhuriyet Halk Partili üyeler tarafından özellikle sorulan “Başının örtülmesi şeklinde saçının bir telinin bile gözükmemesi… Peki, bunlar yarın nasıl çalışacaklar, nasıl liseye gidecekler? Bunlar çelişki değil mi?” diyorlar.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Cevap vermiyor, kâğıttan okuyor!

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Cumhuriyet Halk Partili üyeler burada bir çelişki görüyorlarsa, bunu bir sorun olarak görüyorlarsa, bu değişiklikler görüşülürken, bir önergeyle “düzeltilsin” diye teklif edebilirler. Yani, varsa böyle bir planınız, çözüm öneriniz… [AK Parti sıralarından alkışlar; CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!)]

Bugün burada yükseköğrenim hakkını tartışıyoruz, yükseköğrenim kurumlarına kız öğrencilerin kıyafetlerini isteyerek seçmeleriyle ilgili giriyoruz. Efendim, İran benzetmeleri, mahalle baskıları, üretilen korkular… Bu korku siyaseti, gerçekten, artık Türkiye'nin çok geride bırakması gereken siyaset. Nitekim çok yakın bir tarihte bir seçim geçirdik. Bu ülkenin kadınları ayrımcılığa uğramak istemiyorlar. Bu ülkenin kız çocukları okumak istiyorlar. Bir yandan eğitimi destekleyen çalışmalar içerisinde bulunurken, bir taraftan bazı kız öğrencileri ayrımcılığa uğratıyoruz. Nitekim, ülkemiz siyasetinde bugün artık kadın haklarını konuşacaksak, eşitliği konuşacaksak, adaleti konuşacaksak, özgürlüğü konuşacaksak, bu ayrımcılığın ortadan kaldırılması gerekiyor.

Dolayısıyla, dinî hükümleri din adamlarına bırakın. Başının örtü şeklinde bir teli gözükür ve de gözükmez.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Bakan, hangi soruya cevap veriyorsunuz?

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Dolayısıyla o, tercihi, yarım örter, tek telini gösterir, türban şeklinde bağlar. Bu, sizin sorununuz değil. O seçim, o kişilere ait bir şeydir, bireysel bir seçimdir. Dolayısıyla, bireysel seçimlere de saygı göstermek zorundasınız.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hükûmet adına konuşacaksa çıksın konuşsun, ama soruların cevabı değil.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Burada getirilen soruların hiçbirisi Anayasa’nın ilgili maddelerinin değişiklik teklifi doğrultusunda olmadığı için bu çerçevede sorulara cevap vermiş oluyorum.

Saygılarımla. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Başkan.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Evet, Sayın Başkanım, Sayın Birgün’ün sorusu “Bu ek 17’nci maddeye ihtiyaç var mı? Yapılan Anayasa değişikliği direkt uygulanır mı?” diye, bir teknik soru aslında bu.

Şimdi, aslında, prensip olarak bilinir ki Anayasa hükümleri soyut hükümlerdir, araya bir yasa girmeden genelde uygulanmaz, ama Anayasa Mahkemesinin muhtelif kararlarında, şayet bir düzenleme somut bir nitelik arz ediyorsa, özellikle rakamsal olanlarda ya da ifade çok net ise, bu gibi durumlarda idare, yürütme, doğrudan doğruya uygulamaya koyabilir.

Şimdi, elimizdeki metinde, özellikle 10’uncu maddeden ziyade 42’nci maddede daha somut bir düzenleme var. Sanırım, YÖK’ün bu konudaki durumunu, uygulamasını görmek lazım diye ben düşünüyorum. Eğer ek 17’nci maddeye ihtiyaç doğarsa, yürütme bakımından, bu da zaman içinde düşünülür şeklinde bir cevap vermiş olayım Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde dört önerge vardır.

Önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 101 sayılı yasa tasarısının 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Hasip Kaplan

Nuri Yaman

Mehmet Nezir Karabaş

 

Şırnak

Muş

Bitlis

 

Sırrı Sakık

Bengi Yıldız

 

 

Muş

Batman

 

Madde 1- 7.11.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına, “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ülkemizin tarihsel gerçekliği ve kültürel zenginliğini, farklılıklara saygı temelinde, uluslararası sözleşmeler ve evrensel hukuk ölçütlerini dikkate alarak ayrımcılık yapamaz ve tüm yurttaşlarımızın her türlü kamu hizmetlerinden yararlanmasında” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım üç önerge, 1’inci maddenin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle metinden çıkarılmasına ilişkindir. Her üç önergeyi ayrı ayrı okutup işlemlerini birlikte yapacağım, üç önerge sahibine de talepleri hâlinde söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasa’nın değiştirilmesine dair yasa teklifinin 1 maddesi Anayasamıza aykırıdır. Madde metninden çıkarılmasına ilişkin ekli gerekçede belirtilen anayasaya aykırılık önergemi sözlü olarak bildirmek için iç tüzüğümüzün 84. maddesi gereğince ve diğer önergelerden önce oylanmak kaydı ile söz talebinde bulunmaktayım. Saygılarımla arz ederim. 04.02.2008

                                                                                                                    Tayfun İçli

                                                                                                                     Eskişehir

TBM Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa teklifinin birinci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederim.

                                                                                                                   Kamer Genç

                                                                                                                       Tunceli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/101 S. Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 1 inci maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını ve madde numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Kemal Anadol

Kemal Kılıçdaroğlu

Hakkı Suha Okay

 

İzmir

İstanbul

Ankara

 

Atilla Kart

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Halil Ünlütepe

 

Konya

Malatya

Afyonkarahisar

 

Rahmi Güner

Ali İhsan Köktürk

İsa Gök

 

Ordu

Zonguldak

Mersin

 

 

Necla Arat

 

 

 

İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon, muhtevası aynı olan bu önergelere katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge sahipleri…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Tayfun İçli, buyurun efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Nihayet bu kürsüye çıkıp kendimi ifade edebilme fırsatı buldum.

Değerli Başkanım, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım;  hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, iktidarın muhalefete tahammül göstermesi lazım. Muhalefet sizler gibi düşünmek durumunda değil. Sizlerin çoğunluğunuz herkes tarafından biliniyor, 340 sayın milletvekili var. Burada İç Tüzük ihlalleri konusuna girmeyeceğim. Çünkü, bana tanınan beş dakika içinde asıl konuya girmek istiyorum. İleriki zamanlarda bu konudaki eleştirilerimi arz edeceğim.

Değerli arkadaşlarım, hukuk fakültesine yeni başladığımızda Medeni Kanun’un 2’nci maddesi, bize değişmez, uyulması kurallardan biri olarak öğretilir. Medeni Kanun’un 2’nci maddesi der ki: Herkes haklarını kullanırken iyi niyet kurallarına riayet etmeli. Hakkın kötüye kullanılmasını Kanun himaye etmez.

Anayasa’mızın 14’üncü maddesi de çok açık bir hüküm taşımaktadır: “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması.” Zamanım dar olduğu için burada sizlere arz etmiyorum.

Ben bütün konuşmacıları hayretle dinledim, ama dinlerken de inanın çok büyük sıkıntıya düştüm. Çünkü bir taraftan Komisyon Başkanı, sayın bakanlar, bu Anayasa değişiklik metninde türbana ilişkin, örtünmeye ilişkin, dinî kurallara ilişkin hiçbir hüküm olmadığını ifade ederken ve ifade olmaması nedeniyle Anayasa’nın değiştirilmez, değiştirilmesi dahi teklif edilmez hükümlerinin arkasından dolanılmadığı şeklinde savunmada bulunurken, bir taraftan da türban özgürlüğü konusunda burada çok net ifadelerde bulundular AKP’li sözcüler de, MHP’li arkadaşlarım da, sözcüler de.

Değerli arkadaşlarım, bundan birkaç gün önce AKP’li ve MHP’li arkadaşlarımız birbirlerini ziyaret ettiler, mutabakat zaptı imzaladılar, sonra da siyasi partileri ziyaret ettiler. Ben değerli arkadaşlarımı… Ki Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Kuzu AKP Grup Başkan Vekiliyle geldiğinde, dosyanın içinde iki kanun teklifiyle bize geldiler. Birincisi, Anayasa’nın 10’uncu maddesi ve 42’nci maddesinin değiştirilmesine ilişkin Anayasa değişiklik teklifine ilişkin kanun teklifi. Diğeri de değerli arkadaşlarım, Yükseköğretim Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanunun ek 17’nci maddesindeki bir değişikliği getirdiler.

Değerli arkadaşlarım, işte biraz evvel söylediğim gibi, yasa kötü niyeti himaye etmeyeceği gibi, Anayasa’nın 14’üncü maddesine aykırı bu girişim, ne kadar farklı söylenirse söylensin, gerçek niyetin ötesindeki başka bir niyeti ortaya koyuyor. Eğriye eğri, doğruya doğru konuşmak lazım.

Değerli arkadaşlarım, aslında bu Yükseköğretim Kanunu’nda değişiklik teklifi, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir teklif görülmemiştir. Niyet bu kanunu çıkartmak, ama bu kanuna uygun olarak Anayasa değişikliği yapmak. Sizler, niyeti bu olan bir kanun değişikliğine uygun olarak bir Anayasa değişikliği yapmak istiyorsunuz. Bütün iddialar yanlışsa sizin tezinize göre, değerli arkadaşlarım, biraz yürekli olmak lazım, Anayasa’nın 10’uncu maddesi ile 42’nci maddesinde şunu ifade etmek lazım: “Herkes başını örtebilir.” Hiç ürkek davranmamak gerekir, eğer bu, sizin iddia ettiğiniz gibi özgürlük anlamında savunulacaksa. Diyeceksiniz ki: Buna yürek ister, çünkü belirli kesimler bizi sıkıştırabilir. Onun için, biz böyle bir yola gidiyoruz. Bunu da söylersiniz, bunu da takdirle karşılarım, ama ne yazık ki, bunu da söylemiyorsunuz.

Ama, çok garip bir şey daha söyleyeyim: Dünya evrensel hukuk sisteminde özgürlükler ilkedir, yasaklar istisnadır. Sizler burada… Hanımların kafasına neyin nasıl örtüleceğini anlatmaya çalışıyoruz değil mi, hanımların? Hanım özgürlüğü… Beyler, burada “hanım” ibaresi yok. Siz bu kanun tasarısını çıkarttığınız zaman -biraz gerilimi hafifleteyim- erkeklerin başına türban geçireceksiniz, erkeklerin başına türban geçireceksiniz. Haa, geldikleri birtakım yerlerden taviz vermek istememek için takla atan erkeklerin türban takıp takmaması ayrı bir konu, onların tercihi, ama bakın, burada, kanun tasarısında cinsiyet ibaresi yok. Okuyorum zabıtlara geçsin diye:  “Hiç kimse başının örtülü olması sebebiyle yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamaz ve bu yönde uygulama ve düzenleme yapılamaz. Ancak başın örtülmesi, kişinin…” Bakın “kadının” veyahut “erkeğin” demiyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İçli, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Tamamlıyorum.

Biraz rahatlayın diye söylüyorum. Bakın “…kişinin yüzü açık ve kimliğinin tanınmasına imkân verecek ve çene altından bağlanacak şekilde olması gerekir.” Beyler, ben cumartesi günü… “Hanım” ibaresi yok, “kişi” diyor, erkek… Şunu söylüyorum: Ben cumartesi günü, Anıtkabir’de, düşündüklerini açıkça ifade eden mert hanımları gördüm, ama ben, bugün, ülkemizde düşüncelerini açıkça savunamayan, etek giymekten de çekinen erkekleri de ne yazık ki görüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ayıp ya! Yakışıyor mu?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diğer önerge sahibi…

Sayın Arat, siz mi konuşacaksınız efendim?

NECLA ARAT (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Arat. (CHP sıralarından alkışlar)

NECLA ARAT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP, MHP ve DTP’nin birlikte destekledikleri Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını istediğimiz önerge lehinde söz almış buluyorum.

Ama, daha önce, AKP kadın milletvekillerinin yaptıkları konuşmalarda birkaç resim çizdiklerini ve bu resimlerden ders almamızı istediklerini görmüş olduğum için ben de izin verirseniz, bir küçük resim yahut sizin hayal edeceğiniz bir resim çizmeyi istiyorum. Aslında yapacağım bu katkı her ne kadar sol gösterip sağ vuruyorsa da Sayın DTP Milletvekiline de bir katkı olacak.

Şöyle bir metin okuyacağım size: Bakın, kızacaksınız, ama kızmadan düşünmemiz lazım üzerinde. Bir soru soruluyor: “Tesettürlü Müslüman kadını, tesettürsüz ve iffetsiz bir kadınla oturup konuşabilir mi?” Yanıtı şöyle: “Tesettürlü bir kadının tesettüre riayet etmeyen bir kadınla oturup gezmesi, İslam’ı anlatıp onu irşat etmek için ise, elindeki bütün imkânları kullanıncaya kadar zaman zaman oturup kalkabilir ve oturup kalkması da lazımdır, yoksa caiz değildir. Bu hüküm yalnız tesettüre riayet etmeyen kadına mahsus değildir. Namaz kılmayan, oruç tutmayan, içki içen kadın da onun gibidir. Böyle bir kadınla tebliğ etmeksizin keyfî oturup kalkmak günahtır.” Şimdi, diyeceksiniz ki: ”Bunlar uydurulan, istisnai şeyler.” Bu metin İzahlı Kadın İlmihali’nden alınmış bir metin ve varoşlardaki kadınlarımıza, Kur'an kurslarındaki kızlarımıza bu bilgiler, ne yazık ki, aşılanıyor.

CHP olarak biz, işte bu yüzden, yükseköğretim kurumlarında dinsel, siyasal bir simge olan türbanın serbest bırakılmasının, bir ayrımcılığın ortadan kaldırılması olmayıp bir ayrımcılığa yer vermek olduğunu, hukuk devleti ve adalet ilkeleri doğrultusunda alınmış olan Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve AİHM kararlarının ihlal edilmesi anlamını taşıdığını düşünüyoruz. Hiçbir kişi, aile, zümre ve sınıfa imtiyaz tanınmayacağını söyleyen bu madde, şimdi bütün dünyada İslamcı hareketin ve din devletinin simgesine dönüştürüldüğü bilinen türbanın taşıyıcısı olan bir gruba veya gruplara, laiklik ilkesine aykırı olarak, bir imtiyaz vermekte kullanılmaktadır.

Sayın milletvekilleri, bu maddeye karşı olmamızın nedeni, türbanın, apaçık bir şekilde Anayasa’mıza aykırı bir akımın simgesi olmasıdır. Bu durum mahkeme kararlarıyla saptanmış olduğu için üniversitelerimizde türban kullanımına getirilen sınırlama, laik, demokratik cumhuriyetin kendini koruma refleksi olup, hakça ve doğaldır. Kanımızca, dinsel inanç, devlet işlerinde etkili ve egemen olmamalıdır. Laikliğin özünü de zaten bu yaklaşım oluşturur. Türbana getirilen sınırlama da kamu düzeninin korunması ve dinin kötüye kullanılmaması içindir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın laiklik anlayışı, yapılan düzenlemelerin devlete herhangi bir dinsel kimlik kazandırmamasını gerektirir. Ama türban özgürlüğünü sağlamak üzere Anayasa’ya konulması istenen maddeler, laiklik ilkesini uygulanmaz hâle getireceği için Anayasa’yı ihlal anlamına gelebilecektir. Ayrıca, AİHM’in kararına rağmen tanınmaya çalışılan bu özgürlük, bir Avrupa Birliği normuna karşı gelmek anlamını da taşımaktadır.

Sayın milletvekilleri, bu Anayasa değişikliğine karşıyız, çünkü türban sorunu artık toplumu ikiye bölen, kamu yararını zedeleyen bir hâle gelmiştir. Meclisin bugünkü manzarası, Türkiye'nin bir küçük aynası hâlindedir zaten. Çağdaş yaşam biçiminin güvencesi olan laik sistemimiz yara almıştır ne yazık ki. Demokrasi, biliyorsunuz bir kurumlar ve kurallar rejimidir. Ne var ki hukuk kuralları iktidar tarafından çiğnenmeye çalışıldığı için laik cumhuriyet kurumları ile iktidar arasında da önemli bir ayrışma oluşmuştur. Bu, tehlikeli bir ayrışmadır.

Sayın milletvekilleri, türban sorunu laiklik sorunu olduğu kadar önemli bir kadın sorunudur da. Türbana özgürlüğü savunan kadınların, din devletlerinde kadının içine düştüğü konumu hiç unutmamaları gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arat, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

NECLA ARAT (Devamla) – Yüzyıllar boyunca ve günümüzde İslam’ı yaşayan ülkelerde kadınların toplumsal, kamusal yaşam içindeki yerlerine bakmamız, Cezayir, Afganistan, İran, Sudan, Fas deneyimlerini değerlendirmemiz, Türkiye'de milyonlarca kadının niçin bu Anayasa değişikliğine karşı çıktığını göstermektedir. Neden türbana masum bir örtünme biçimi olarak değil de uluslararası İslamcı hareketin bir uzantısı olarak baktığımızı açıklamaktadır. Dinsel egemenliğin devlette kendini gösterdiği bütün ortamlarda kadınlar için artık kaskatı kurallar ve sınırlanan yaşamlar söz konusudur.

Dinci siyaset kadınları da karşı karşıya getirip birbirine düşürür. Nitekim, Türkiye'de de benzer bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Meclisteki kadın milletvekilleri de bugün birbirlerine karşı oldular kadınla ilgili önemli bir konuda. Çözüm ne mi olmalıdır? Çözümün bir parçası olmak istiyorum dersem eğer, her şeyden önce dinsel inanç göstergesi olan türbana üniversitelerde özgürlük tanımanın eğitim-öğretim hakkı, eşitlik ve bireysel özgürlük açılımı olmayıp çok önemli bir rejim sorunu olduğu görülmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arat, teşekkür ediyorum.

NECLA ARAT (Devamla) – Evet, CHP olarak biz bu Anayasa tasarısına olumlu oy vermeyeceğiz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  Anayasa değişiklik teklifinin 1’inci maddesiyle ilgili olarak verdiğim önerge üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, AKP’liler bütün konuşmaları hanımlara yaptırıyorlar…

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – AK Parti…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ne diyorlar? Diyorlar ki: “Ey hanımlar, siz kendinizi kara çarşafın içine sokun.” Bakın, bu çok güzel bir erkek politikasıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Hatta “Ve siz kendi kendinizi kara çarşafa sokun, siz kendi kendinize etmiş olursunuz.” diyor. Ben size bir teklifte daha bulunuyorum: Bunu referanduma götürelim. Bu referandumda da yalnız kadınlar oy kullansın, nasıl olsa kadınları ilgilendiriyor. Yani, kara çarşafa girecekse kadın girecek. Ayrıca da İslam kurallarını uygulayacağınıza göre, erkekler dört tane kadınla da evlenme hakkını da elde edecekler. (CHP sıralarından gülüşmeler) Yahu, niye gülüyorsunuz arkadaşlar? Yani, İslam kurallarını uygulayacağız. O zaman zaten Anayasa’nın…

Yani, birilerinin kavramadığı olay şu: Anayasa’da… Şimdi, hesabınıza geldiği zaman İslam kurallarını uygulayacaksınız, gelmediği zaman kendi kurallarınızı uygulayacaksınız. İslam’da faiz haram. Niye yiyorsunuz haram şeyleri?

Bakın beyler, ben inceledim, din adamlarına sordum. Türban dinde yok, dinî gereklilikte yok. Bunu bir erbabı bilir.

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Baykal’a mı sordun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, İslam dini, yüce İslam dini akıl ve izan işidir. Akıl ve izana dayanan şey de… Bir kadının güzel olan tarafı gözleridir, dudaklarıdır, yüzüdür… (Gülüşmeler) Yahu, gülmeye gerek yok kardeşim. Eğer örtmek istiyorsanız, erkek etkisinden örtmek istiyorsanız, kadının tüm yüzünü örtün. Şimdi, herkesin yüzünü örtelim, şu saçını çıkaralım ortaya. Bir tane erkek, bir tane kadını yan yana getirelim, saçları yalnız açık olsun. Hangisinin saçı erkek saçıdır, hangisinin kadın saçı olduğu belli olmaz beyler. Böyle akılsız, mantıksız birtakım şeylerle bu memleketi meselelere boğmayalım.

Biraz önce… Tabii, Meclis Başkanlık Divanı da yanlış yapıyor. Bu Anayasa değişikliği Meclisin işidir, İç Tüzük değişikliği Meclisin işidir. Burada Hükûmetin işi yok. Şimdi, biraz önce Cemil Çiçek çıktı, burada, ooo neler söylemedi, neler söylemedi… Efendim, bir numaralı demokrat, bir numaralı özgürlükçü… Hep demagoji… Yahu, şimdi, Cemil Çiçek, biz birbirimizi tanıyoruz.

Şimdi, bakın, AKP’liler, siz iktidara geldiğiniz günden bugüne kadar bürokrasinin en üst seviyelerine getirdiğiniz adamlardan karısı çarşaflı olmayan veya başı örtülü olmayan kişiyi bürokrasinin önemli bir yerine getirdiniz mi?

ASIM AYKAN (Trabzon) – Yalan konuşma!

KAMER GENÇ (Devamla) – Getirmediniz.

Müteahhitler kendileri söyledi, siz söylediniz. Sizin iş verdiğiniz müteahhitlerden karısının başı açık olanı var mı? Çok az, o da gözden kaçmış olabilir.

Yani siz diyorsunuz ki…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yalan söylüyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Biz eşitlik ilkesini… Sizde eşitliğin e’si yok.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yalan söylüyorsun! Hakaret ediyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Beyler, siz insanları kandırıyorsunuz. Bakın, ben, sizin pirlerinizle, bu kürsülerde, demokrasi konusunda, Anayasa’da daha demokrasiye, daha insan haklarına, daha özgürlüklere yön veren maddelerin değiştirilmesi için buraya önerge getirdiğimiz zaman, sizin partinin o zamanki sözcülerinin tek üzerinde durdukları, İslam dininin önündeki engelleri kaldırın, siyasi partilerin kapatılmasının önüne engeller koyalım… Hep bu şartları öne sürüyorlardı en temel haklarda.

Şimdi, tabii, yargı bu konuda, bence, Cumhuriyet Başsavcısı bir görevini yapmalıdır.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Çok geride kaldınız, çok…

KAMER GENÇ (Devamla) – Onu bilir, herkes bilir…

Türkiye çok ciddi bir İslami dikta yönetime doğru sürüklenmektedir.

ASIM AYKAN (Trabzon) – Yazık sana, yazık! Savcıyı göreve mi çağırıyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Zaten sizin kendilerine, emirlerine, emirleri doğrultusunda hareket ettiğiniz Büyük Orta Doğu Projesi’ni size empoze edenlerin, size telkinleri diyor ki: “Siz Müslüman bir ülkesiniz, siz ılımlı İslam olacaksınız, bu laiklik maiklik sizin neyinize kardeşim?” Daha geçen gün gazeteler yazdı, diyor ki, işte, Amerika’ya giden büyükleriniz diyor ki: “Demeyin bize laik Türkiye, bize laik maik demeyin kardeşim.” Yani bunlar, hepsi gerçeklere dayanan şey.

Avrupa Birliği… Avrupa Birliğinin şimdi başkanları çıkıyor diyor ki: “Efendim, yani bu türban Türkiye meselesidir.” Peki, ben size söylüyorum: Fransa’da okullara giriyor mu türbanlı kızlar, okula?

NURETTİN AKMAN (Çankırı) – Fransa’da serbest, serbest…

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bakın, beyler, biz türban meselesi nasıl… Siz yedi sekiz yaşındaki kızları alır, onu, kızım başını örtmezsen günah işlersin, böyle birtakım yobaz düşünceleri o çocukların o yaşta kafalarına vurursanız, o çocuk artık kendi iradesiyle karar veremiyor. Orada da üniversitede okuyan kızlarımız da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Evet Sayın Başkan…

METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Söz verme Başkanım, söz verme!

BAŞKAN – Buyurun, konuşmanızı tamamlayınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Üniversitede okuyan genç, yani onların aklında, beyninde bir şeytanlık yok. Onlar dürüst, inanan, tertemiz beyinler, tertemiz insanlar. Onlar da aileden, çevreden böyle sapıkça birtakım, ondan sonra, telkinler de gelince o insanlar da o yaşlarda mecburen takıyorlar. Yoksa ki çocukları siz on altı, on yedi… Yani on sekiz yaşına kadar o çocuklar özgür bir ortamda yetişseler, tam bir kişilik kazansalar ondan sonra zaten böyle şeylerin beyhude olduğunu kendileri de bilir.

Kadını kara çarşaf içine sokarak, ikinci sınıf vatandaş durumuna sokarak siz bu memlekete bir şey kazandıramazsınız. Bu getirdiğiniz yasa değişikliği, zaten bu maddeyle eşitlik, zaten herkes için şey. “Kamu hizmetinden yararlanmada eşitlik” ilkesi. Kamu hizmeti nerede başlar nerede biter biliyor musunuz? Onun tarifini nereden alacak? Kim tarifini yapacak? Birisi “Şu kamu hizmetidir”, ötekisi diyor “Kamu hizmeti değildir.” Onun için, getirilen konum Türkiye’ye bir mesele çözmek için getirilmemiştir, Türkiye’de sorunları ağırlaştırmak için getirilmiş bir tekliftir. Uygulamada göreceğiz. Buralardayız. Daha bir iki sene buralarda kalabilirsek o sonucu göreceğiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Saygılar sunuyorum. Önergemin kabulünü istiyorum. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Evet, muhtevası itibarıyla beraberce işleme aldığım üç önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 101 sayılı yasa tasarısının 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                     Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

Madde 1- 7.11.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına, “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ülkemizin tarihsel gerçekliği ve kültürel zenginliğini, farklılıklara saygı temelinde, uluslararası sözleşmeler ve evrensel hukuk ölçütlerini dikkate alarak ayrımcılık yapamaz ve tüm yurttaşlarımızın her türlü kamu hizmetlerinden yararlanmasında” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

Sayın Kaplan, konuşacak mısınız?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özgürlükler ele alındığı zaman ve özellikle de Anayasa’nın 10’uncu maddesi… Sadece baş örtüsü nedeniyle yasal düzenleme yaparsanız sakatlıklar ortaya çıkıyor tabii. Çünkü, temel bir Anayasa taslağı hazırlamışsınız. Onun üzerinde köklü bir değişim yapmak yerine, ne aceleyse… Ki, bu Anayasa taslağını ne zaman gündeme getirecek AKP bilmiyoruz. Ama perakende Anayasa maddesi değiştirerek yamalı bohçaya çevirdi 82 Anayasası’nı. Yine bu şekilde değiştirmeye kalkınca, biz de, tabii ki, bunun yanlışlığını vurgulamak için bir önerge verdik, dedik ki: Sadece baş örtüsü değil sorun. Çünkü 10’uncu maddede sayılıyor: Farklı din, ırk, mezhep ve cinsiyetler…

Alevi yurttaşlarımızın sorununu burada dile getiriyoruz. Milyonlarca yurttaşımızın ve diğer mezhep ve dinî inançta olan yurttaşlarımızın eşitliğini nasıl sağlayacağız? Bunun konuşulması ve bu konuda bir toplumsal mutabakatın sağlanması gerekiyor. Bu konuda samimi olmak gerekiyor. Samimiysek bir bütün olarak ele alıp değiştirelim, bunu gerçekleştirelim diyoruz.

Kürsüye çıktığı zaman Cumhurbaşkanı, “Farklılıklarımız zenginliğimizdir.” diyor. Başbakan da çıktığı zaman, “Farklılıklarımız zenginliğimizdir.” diyor. Sonra? Havaya yazıyor, buza yazıyor, suya yazıyor, unutuluyor.

Farklılıklarınız zenginliğinizse, vatandaşlarınız eşitse, Anayasa’nın 10’uncu maddesi bunu düzenliyorsa, o zaman gelin bu eşitliği sağlayalım. Baş örtüsünde de sağlayalım. din de sağlayalım, dilde de sağlayalım. Yani, resmî dil Türkçedir, ama onun dışındaki ana dilleri de yasaklamak 21’inci yüzyılda bağnazlık değil midir? Bu bağnazlıktan da kurtulalım, hep beraber çağdaşlaşalım. Bu da 10’uncu maddenin hükmüdür. Niye Kürtçe üzerindeki yasağı kaldırma konusunda gayret göstermiyoruz? İşte, farklılıklarımız zenginliğimizdir, saygı görmeli ve yaşatılmalı diye verdiğimiz önergenin içeriği budur. Örneğin siyasi düşünce nedeniyle Türkiye’de 12 Eylülden bu yana kapatılan siyasi partilerin sayısını ele aldığımız zaman, Türkiye bir siyasi partiler mezarlığına dönüşmüş. Bu sizleri rahatsız etmiyor mu?

Bu Mecliste görev alan, Atatürk’ün kurduğu CHP dahil, MHP dahil, 12 Eylülde bütün partiler kapatılmadı mı? Kapatıldı. Peki, arkasından Anayasa Mahkemesinde otuz tane parti kapatılmadı mı? Kapatıldı. AKP’nin varisi olduğu Refah Partisi iktidarken kapatılmadı mı Türkiye’de? Kapatıldı. Ne oldu? Başbakanından milletvekillerine kadar yasaklama geldi.

Ya, biraz kendiniz için demokrasi isteyin, kendiniz için yapın bari. Yani, bu özgürlükler, siyasi düşünce farklılıkları konusunda artık bir güvenceye, bu ülke konuşabilir bir düzeye gelmelidir.

Bizim partimiz hakkında kapatma kararı talebiyle dava açılmış. Bakıyorum ki, yargı kendini yasama Meclisinin üzerine koyuyor. Yargı nereden yetkisini, gücünü alıyor? Anayasa’dan ve yasalardan alıyor. O Anayasa’yı, yasaları kim yapıyor? Yüce Meclis. Yüce Meclisin üzerinde elbette ki hiçbir güç yok. Bir kere bu yanlışı bu Meclisin teyit etmesi lazım. Bu teyit lafla değil, icraatla olur. Bu icraatla siyasi partiler mezarlığına dönen Türkiye’yi, Guinness kitaplar rekoruna aday olan Türkiye’yi, demokratik bir toplumu, konuşan bir toplumu, farklı dili olduğu için de konuşana özgür, farklı düşüncesi olduğu için de konuşana özgür, baş örtüsü olduğu için de konuşanı özgür, konuşan bir Türkiye, sorunlarını tartışan bir Türkiye, susmayan bir Türkiye yarattığımız zaman, demokrasiyi güçlendirdiğimiz zaman, hukuku güçlendirdiğimiz zaman, hukuk ve demokrasinin güçlendiği yerde laiklik de hukuk devleti de sosyal devlet de güçlü olur. İşte, biz bu önergemizle, aslında AK Parti Hükûmetinin zamanlama olarak uygun görmediği veya gücünün ermediği veya cesaret edemediği değişiklikleri bu vesileyle hatırlatmak istiyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bunlar ertelenmez şeylerdir. Ertelerseniz, ertelerseniz Refah Partisi gibi gelir, bumerang gibi sizi vurur. Zaten, bu yasa çıktıktan sonra buradan Anayasa Mahkemesine gidecektir. Anayasa Mahkemesi tartışmalarına boğulursunuz, kendinizin yarattığı sorunlar ayağınıza dolanır, bu sorunlarla toplumu germeye devam edersiniz. Bu, size de hayır getirmez.

Onun için köklü değişimler, köklü çözümler, aslında sizin hazırladığınız Anayasa taslağında vardı, onu erteleyerek aslında kendinize haksızlık, vatana haksızlık, hepimize haksızlık, yurttaşlarımıza haksızlık ediyorsunuz. Biraz daha özenli olursanız, memlekete daha çok faydanız dokunur diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge, kabul edilmemiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, 1’inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, maddenin gizli oylamasına Adana ilinden başlıyoruz:

(Oyların toplanmasına başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 101 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifinin maddelerinin oylamasında, Devlet Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu’nun yerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik, Millî Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül’ün yerine Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Mehmet Hilmi Güler’in yerine Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay vekâleten oy kullanacaktır. Bilgilerinize sunarım.

(Oyların toplanılmasına devam edildi)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan milletvekili arkadaşımız var mı? Yok.

Kupaları kaldıralım.

(Oyların ayrımına başlandı)

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, oy sayımı yapılırken konuşmalara devam edeceğiz, lütfen arkadaşlarımız yerlerine otursunlar efendim.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 42 nci maddesine altıncı fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde söz alan milletvekili arkadaşlarımın ismini okuyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz. Şahısları adına Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve İzmir Milletvekili Oktay Vural.

İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Atilla Kart’a aittir.

Sayın Kart, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, görüşmelerimiz başlamıştır, lütfen yerlerimize oturalım ve hatiplerimizi dinleyelim.

Buyurun Sayın Kart.

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa Değişikliği Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle ve önemle ifade ediyoruz, cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının din ve vicdan özgürlüğünü engelleyen politik ve kurumsal bir yapılanma hiçbir zaman söz konusu olmamıştır. Yine cumhuriyet tarihi boyunca din eğitimi resmî ve gayriresmî zeminlerde hep verilmiştir. Günümüzde Diyanet bütçesinin sekiz bakanlığın toplam bütçesi kadar olduğunu, üniversitelere ayrılan bütçenin 20 katı olduğunu görüyoruz. Günümüzdeki din eğitiminin laikliği örseleyen ve Aleviliği dışlayan boyutu her zaman tartışılmalıdır. Bu konu ayrıca tartışılması ve değerlendirilmesi ve sorgulanması gereken bir konudur.

Değerli arkadaşlarım, bütün bu süreçte eksisi ve artısıyla ortaya çıkan gerçek şudur: Türkiye, Orta Doğu coğrafyasında ve Müslüman dünyada İslamiyetin en güzel yaşandığı bir ülkedir. Zira, laiklik, inançların birbirine tahakkümünü ve baskısını önlemektedir, her tür inancın yaşamasını hedeflemekte ve teminat altına almaktadır. Bu sebeple, Türkiye’de cumhuriyet ile birlikte insan unsuru ve sosyal yaşamda bir dönüşümün başladığını görüyoruz, insanların birey olmaya başladığını görüyoruz. Bir taraftan insanlar özel hayatlarında ve ortak toplumsal alanlarda din ve vicdan özgürlüğüne sahip olmuşlar, diğer taraftan ise kamu yönetiminde bilim ve akılcılığı esas alan bir dönüşüm başlamıştır. Bu dönüşüm, tekrar ifade ediyoruz, laiklik sayesinde olmuştur. İnsaf sahibi olan, vicdan sahibi olan, sorumluluk sahibi olan herkes bu gerçeği kabul eder, inkâr edemez.

Peki, değerli arkadaşlarım, o hâlde sorun nedir, ihtilaf nedir? Türkiye bu kaosu neden yaşıyor? Olay neden bir iktidar kavgasına dönüşüyor?

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasa’nın “Başlangıç” bölümünün dördüncü fıkrası, 6, 7 ve 11’inci maddeler hep birlikte değerlendirildiğinde ve esasen, demokrasinin gereği olarak kural koyma, norm koyma, norm yapma yetkisinin münhasıran Meclise ait olduğunda hiçbir kuşku yok. Ancak, yine kabul edilmelidir ki, yine bilinmelidir ki, demokrasilerde hiçbir kurumun yetkisi mutlak değildir. Meclis, bu yetkisini, biraz evvel söylediğim kurallar çerçevesinde kullanacaktır. Bu yetkisini kullanırken, ayrıca, bu kuralların yanında Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin beşinci fıkrası, 138 ve 153’üncü maddelerin son fıkraları mutlaka göz önüne alınacaktır.

Muhalefet gerekçemizde ve Komisyon görüşmelerinde ayrıntılı olarak açıkladığımız gibi, 1984’ten bu yana tesis edilen onlarca Danıştay kararı, 1989 ve 91 tarihli Anayasa Mahkemesi kararları ve nihayet, 1993’ten 2004’e kadar tesis edilen yedi adet AİHM kararında, hepsi birlikte değerlendirildiğinde, türban ve benzeri çağrışımlar yapan sembollerin dinî ve siyasi simge olması sebebiyle aşama aşama kamu yönetiminde, işlevsel mekânlarda ayrımcılığı, bölünmeyi ve devamında da kamplaşmayı yarattığı tespit ediliyor. Türbanın güçlü dışsal bir sembol olduğu ifade ediliyor ve ne dramatiktir ki, ne üzücüdür ki, AİHM kararlarında türbanın Türk siyasi hayatında hep sömürü aracı olarak kullanıldığı birkaç kez ifade ediliyor, tespit ediliyor, hüküm altına alınıyor. Türbanın Türk siyasi hayatında hep referans alındığı, bu referansların kamu yetkisinin kullanılmasında etkili olduğu ifade ediliyor. Türbanın bütünüyle masum bir alışkanlık olmaktan çıkarak, özde ve sonuçta kadın özgürlüğüne ve cumhuriyetimizin temel ilkelerine karşı bir dünya görüşünün simgesi hâline geldiği ifade ediliyor.

Değerli arkadaşlarım, kamusal alanlarda, daha doğru bir ifadeyle işlevsel mekânlarda devlet, inanç konusunda nötr olmak zorundadır. Sürekli kamu hizmeti üretilen alanlardan söz ediyorum, böyle bir alanda kamu hizmeti alan, kamu hizmeti veren ayrımını yapamazsınız. Böyle bir alanda inanç beyanı anlamına gelen semboller kullanılmaya başlandığı takdirde bunun üstünlük sürecine dönüşmesi kaçınılmazdır. Bu takdirde ise hiç kimsenin din ve vicdan özgürlüğünden söz edilemez. Devlet ancak nötr tavrını sürdürdüğü takdirde inanç çatışması ve iktidar kavgası söz konusu olamayacaktır. Devletin inançların birbirine baskısını önlemesi laik ve demokratik devletin en önemli görevidir. Bu süreçler tarihin her döneminde yaşanmıştır değerli arkadaşlarım. Kamu yönetimi laik tavrını korumadığı takdirde sözünü ettiğimiz çatışma ve iktidar kavgaları sosyolojik olarak yaşanacaktır. Bu süreç kaçınılmazdır.

Peki, bu tarihî ve sosyolojik süreçlere rağmen, neden bu düzenlemede ısrar ediliyor? Değerli arkadaşlarım, şu tabloyu görüyoruz: Türk siyasetinin, Türk siyasi tarihinin geldiği tıkanmayı görüyoruz. Özde ve nihai değerlendirmede Türkiye’yi demokratikleştirme misyonu olmayan, demokrasiyi araç olarak gören, ekonomik yönden ve dış politika boyutlarında ülkemizi bağımlı hâle getiren, Türkiye’yi müstemleke bir ülke hâline getirme misyonunu üstlenen ve ülkenin kaynaklarını elden çıkaran bir siyasi kadronun yurttaşlarımızın kutsal dinî değerlerini kullanma yoluna gittiğini bir kez daha üzülerek ve kaygıyla görüyoruz.

Sorunu çözme ve katkı sağlama iddiasında olanların da bu aşamada, bu süreçte Anayasa’nın 49 ve 70’inci maddelerinin devreye gireceğini görmezden geldiklerini veya gözden kaçırmaya çalıştıklarını görüyoruz.

Şu sorunun tam zamanıdır sayın milletvekilleri: Olaya özgürlükler açısından bakıyoruz, gayet güzel. Hemen şunu ifade etmek istiyorum: Salt özgürlükler açısından bakanlara ben saygı duyuyorum. Ama işin esası, olayın esası gerçekten böyle midir, bunu cesaretle sorgulamanız gerekiyor.

Peki, türbanı veya baş örtüsünü -ama hangi alanlarda: İşlevsel mekânlarda- istismar edilmemesi için -bunun altını çizerek ifade ediyorum- bunu özgürlükler sorunu olarak görüyoruz. Çarşaf da bir özgürlük sorunu değil mi değerli arkadaşlarım? Bunun sınırını, bunun adını siz hangi yetkiyle koyabilirsiniz? Böyle bir yetki var mı sizde? Bunu tayin edecek bir ölçü var mı? O zaman bunun devamında şu gelmez mi: Bakın, insanlara diyorsunuz ki, kadınlarımıza diyorsunuz ki, genç kızlarımıza diyorsunuz ki: “Efendim, dört yıl, beş yıl, altı yıl eğitimini bu şekilde yapacaksın.” O insanlar ne yapıyor? Dört yıllarını, beş yıllarını, altı yıllarını o şekilde programlıyorlar. E peki, bunun devamında o insanların, o kardeşlerimizin, o bacılarımızın, aynı sembollerle kamu hizmetini yapmalarını, mesleklerini icra etmelerini…

Burada hemen şunun altını çizmek gerekiyor: Efendim, devlet artık günümüzde bir istihdam yaratan kaynak değilmiş. Burada iktidar sözcüleri bunu ifade ettiler. Biz neden söz ediyoruz? Sizin bu ekonomik liberal anlayışınızın tartışmasını bir tarafa bırakalım. Biz, yargıç olmaktan söz ediyoruz, doktor olmaktan söz ediyoruz, kaymakam olmaktan söz ediyoruz. O insanlar o tahsili yaparken, dört yıllarını, beş yıllarını, altı yıllarını programlarken yargıç olmak amacıyla, kaymakam olmak amacıyla o tahsili yapıyorlar. Doğal olanı da bu değil mi? E peki, o insanların bu taleplerini, bu bireysel taleplerini, bu özgürlük taleplerini hangi gerekçeyle engelleyeceksiniz? Hangi gerekçeyle engelleyeceksiniz?

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Engellemeyin!

ATİLLA KART (Devamla) – E onun adını, doğru dürüst, samimi bir şekilde koysanıza. Neden bundan korkuyorsunuz? Neden ikiyüzlülük yapıyorsunuz? Neden takiye gösteriyorsunuz? (AK Parti sıralarından gürültüler)

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Size hiç yakışmıyor. Sizin bu üslubunuzla olmaz. Lütfen…

ATİLLA KART (Devamla) – Klasik tavrınızı burada da neden hemen gösteriyorsunuz? Bunu anlatmaya çalışıyoruz, bunu ifade etmeye çalışıyoruz.

Bunun devamında, nedir? Bakın, bunun devamında, kaçınılmaz olarak Anayasa’nın 49 ve 70’inci maddeleri gereğince, bu insanların doğal olarak kamu hizmetine girmelerinin yasal altyapısını hazırlıyorsunuz. Yine, burada ikiyüzlülüğünüzü, takiye amacınızı da gösteriyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kart, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ATİLLA KART (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, artık, bunları cesaretle ve dürüst bir şekilde konuşmanız gerekiyor.

Sayın Başbakan Yardımcısı, Komisyon görüşmelerinde, kendisinin de cumhuriyet çocuğu olduğunu ve laikliğe yürekten inandığını ifade ediyor. Sayın Başbakan da benzer ifadeleri söylüyor. Ancak unutmayalım ki değerli arkadaşlarım, diğer olaylar ve gelişmeler bir tarafa, bunu diyenlerin öncelikle samimi, tutarlı ve siyaseten dürüst olmaları gerekir. Bunu diyenler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinin, başta laiklik olmak üzere, öneminin kalmadığını akademisyenken ifade eden, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir numaralı bürokratı olduğu zaman da bu görüşlerin arkasında olduğunu ifade eden, bunu uygulayan, bürokrasiyi buna göre yapılandıran ve Başbakanlık Müsteşarı olarak görev yapan, ayrıca 142 sanıklı, 400 trilyonluk İGDAŞ dosyasının sanıkları arasında bulunan Başbakanlık Müsteşarından, bir yerlerden başlaması gerekmez mi? Buradan, bir yerlerden başlamak gerekmez mi?

Onun için Sayın Bakana, Sayın Başbakan Yardımcısına, hamaset ve demagoji yapmadan bu konuları samimi bir şekilde, dürüst bir şekilde anlatması gereğini bir kez daha ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kart, konuşma sürenizi tamamlandınız. Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz.

Sayın Korkmaz, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 42’nci maddesinde yapılacak değişiklikle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu değişiklik, kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple, hiç kimsenin yükseköğretim hakkından mahrum bırakılmamasını getirmektedir. Bu da hukuk devletinin değişmez ilkelerinden olan kanunilik prensibinin gereğidir.

Değerli milletvekilleri, bir milleti millet yapan ortak değerler manzumesidir ki bunların başında din, dil, ortak kültür ve ortak tarih bilinci gelir. Bu değerler, bir milletin millî güç unsurlarıdır, ancak ne gariptir ki milleti olumsuz yönde etkilemenin, toplumsal kargaşa yaratmanın da en kolay ulaşılabilen vasıtalarıdır.

İşte, tam bu noktada, milletimize hizmetle yükümlü olan kişi ve kuruluşlar, bu değerleri sahiplenme esnasında, birini diğerine tercih etmeden, toplumsal zıtlaşma ve kutuplaşmalara meydan vermeyerek, hepsini kucaklamak mecburiyetindedirler. Yaklaşık kırk yıldan beri kaşınarak âdeta kangren hâline getirilmiş, kimilerince türban, kimilerince de baş örtüsü meselesi olarak adlandırılan bu sorun, sonuçta başını örtmüş binlerce genç kızımızı yükseköğrenim imkânından mahrum bırakmış, engellemiş, fırsat kollayanlarca yaratılan mazlum ve zalim edebiyatıyla beslenerek, bazı siyasi teşekküllerce istismar alanı olarak kullanılagelmiştir. Bu istismarın tek yönlü olmadığını, bazen baş örtüsü yasağının kaldırılması yönünde, bazen de bu yasağın devamından yana tavır alınarak çok boyutlu yapılageldiğini üzüntüyle hatırlatmak isterim.

Milletimizin kültüründen kaynaklanan değerlerine sahip çıkmak bir yana, çözümün değil sorunun ve sorun üretmenin bir parçası hâline gelen ve böylece insanlarımızı kamplaştıran, sorunun bir tarafından bahsederken sanki kendi evlatlarından değil de bir başka ulusun fertlerinden bahsedermiş gibi davranan kesimleri, aziz milletimiz hayretle, ibretle ve üzüntüyle izlemektedir.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Artık millet demeyin, ümmet deyin!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bu meselenin, devletin bütünlüğü ve manevi değerlere hürmet çerçevesinde, eşitlik ve adalete uygun olarak bir an önce çözümlenmesini talep eden, hiçbir platformda bu hususu siyasi rant malzemesi olarak kullanmayı aklının ucundan dahi geçirmeyen yegâne parti, milletimiz de çok iyi bilmektedir ki, Milliyetçi Hareket Partisidir.

Milliyetçi Hareket Partisi on yıl önce ne söylemişse, bugün de aynı şeyi söylemektedir, ne bir eksik ne bir fazla. Geçmişte ne söylediğimizi merak etme zahmetine bile katlanmayan yaftalama meraklısı çevreler MHP’nin bugünkü durumunu anlamakta zorlanmaktadırlar.

Milliyetçi Hareket Partisi, kendilerine yükseköğretimde kılık kıyafet meselesi sorulduğunda, meselenin doğru tanımlanması ve birleştirici duruşunun âdeta bir millî refleks olarak milletimizce de benimsenmesi açısından üç cümle kurmaktadır. Nedir bu üç cümle:

Bir: Milliyetçi Hareket Partisinin, kadınımızın inancı ve geleneklerini ifade etmek üzere kullandığı baş örtüsüyle en küçük bir meselesi yoktur.

İki: Kılık kıyafet meselesi siyaset kurumunun istismar alanı olmaktan çıkarılmalıdır.

Üç: Hiçbir gencimiz, kılık kıyafetinden, başına taktığı örtüden dolayı en temel insan hakkı olan eğitim hakkından mahrum bırakılmamalıdır.

“Peki, bu meselenin çözüm yöntemi nasıl olacaktır?” sorusuna da hep bizce malum sihirli sözcük söylenerek cevap verilmiştir: “Toplumsal uzlaşma.”

CANAN ARITMAN (İzmir) – Nerede?

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Keşke bu sorun herhangi bir istismara sebep verilmeden ve Milliyetçi Hareket Partisinin müdahalesine gerek kalmaksızın çözülebilmiş ve binlerce genç kızımız bu sıkıntıları yaşamamış olsaydı. O gün, bu sorunu kaşıyanlar yahut seyirci kalanlar, eşitlik adına hiçbir çözüm üretememiş olanlar, bugün, maalesef, nezaket kurallarını zorlayan bir üslupla yine çözümsüzlüğü, kargaşaya dönüşmüş mevcut durumun muhafazasını dayatmaktadırlar. Çözümsüzlüğün mimarları ve müdavimleri, bugüne kadar bu meseleyle ilgili olarak hiçbir öneri getirmedikleri gibi, iyi niyetle çözüm gayretinde olanları da hemen “cumhuriyet ve laiklik düşmanı” olarak kategorize etmektedirler. Ülkemizin başkentinde millî ve manevi değerler arasına sarsılmaz bir çelik bağ çekme gayretinde olan Milliyetçi Hareket Partisini “Yarın duvar çekersiniz.” şeklinde itham edenler, milletimiz ve onun değerleriyle aralarına nasıl duvarlar çektiklerinin izahı da yapmaya hazır olmalıdırlar. (MHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

Biz, gerginlikten medet umarak toplumu kutuplaşmalara götürmeyi arzulayan tüm kesimlere sorumluluk ve ağırbaşlılık tavsiye ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, Meclisteki tüm partilerden, konunun bir çözüme kavuşturulması ve yükseköğrenim hakkından kimsenin mahrum bırakılmaması için yapıcı öneriler beklediğimizi defalarca beyan ettik. Çünkü inanıyoruz ki siyaset kurumunun mevcudiyet nedeni, toplumun önündeki engelleri kaldırmak olmalıdır. Yoksa sorunu görmezlikten gelip zamanın usandırıcı ve yıpratıcı çarklarına havale etmek ve böylece ülkedeki kardeşliğin kan kaybetmesine seyirci kalmak siyaset olmasa gerektir.

Önerimizi Meclisteki tüm partilere açtık. Bu önerimizin iktidar partisi tarafından benimsenmiş olmasından ancak memnuniyet duyarız. Keşke diğer yaklaşımlar da baştan reddetmek yerine, sorunu tespit ederek kendi çözümlerini tartışmaya açma zenginliğini ihtiva edebilseydi.

Kanun uygulamasıyla ilgili olarak bazı kaygılar var mı? Var, olabilir, olağandır. Her zeminde olduğu gibi bu hususta da dilinin ölçüsü olmayan insanlar, fanatikler bulunabilir. Ancak hatırlatmak isterim ki, iki partinin mutabakatında, kaygıları gidermek üzere sınırlandırmalar da mevcuttur ve bu sınırlandırmalar anayasal düzeye çıkarılarak âdeta aksi yöndeki gelişmelerin önüne perçin atılmıştır. Bunun da ötesinde, her iki partinin yetkilileri, kanun uygulamasının yalnızca yükseköğrenim ile sınırlı olduğunu defalarca kamuoyuna deklare etmişlerdir. Sayın Genel Başkanımız, özelikle taşradaki bazı üniversitelerde karşılaşılabilecek ve başı açık öğrencileri zor duruma sokabilecek uygulamaların olabileceği kaygısının yok sayılamayacağını, bu kesimlerin kaygılarının mutlaka giderilmesi gerektiğini söylemiştir. Milliyetçi Hareket Partisinin, kesin olarak, üniversiteler dışında böyle bir düzenlemeye karşı olduğunu belirtmiştir; başın örtülmesi, devlete ve rejime meydan okuma vasıtası hâline getirilmemelidir, üniversite yönetimleri bunu sağlamaya yönelik gerekli her türlü zorlayıcı tedbiri almalıdır, uyarısında bulunulmuştur. Milletine verdiği sözün yıllar geçse de arkasında durmayı bir namus ve şeref borcu sayan Milliyetçi Hareket Partisinin Türk siyasi hayatındaki varlığı bile, kaygı duyan kesimler için başlı başına bir teminattır.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Ağzınıza almayın!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) –  Milliyetçi Hareket Partisinin geçmişinde, devletimizin ve cumhuriyetimizin temel ilkeleriyle ilgili olarak en küçük bir leke yoktur, hiç kimse böyle bir şey iddia edemez. Bugünkü kararlılığını, gerektiğinde yarın, başı açık öğrencilerin haklarını savunma konusunda da göstereceğinden hiç kimse şüphe etmemelidir. Bu yasağın kaldırılmasını kendi emellerinin gerçekleşmesi yolunda bir adım olarak gören çevreler, Milliyetçi Hareket Partisini ve Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetine gönül vermiş Türk milliyetçilerini karşılarında bulacaklarından bir an dahi tereddüt etmemelidir.

Bugün, uygar dünya yalnızca kadın erkek eşitliğini değil, bazı hizmet alanlarında kadınlar lehine pozitif ayrımcılığı konuşmakta, kadını toplum içerisinde daha katılımcı, daha eğitimli, daha üretken nasıl kılabiliriz sorusunun cevaplarını aramaktadır. Tüm ülkeler ile standart uygulamalar oluşturmak üzere uluslararası antlaşmalar imzalamaktadır. Ülkemiz, kadına yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına yönelik uluslararası sözleşmeyi 1985’te imzalamış ve uluslararası camiaya bazı taahhütlerde bulunmuştur. Kılık kıyafet sınırlandırmasının devamından siyasi medet uman bazı kesimler, söylemleri ve fiilleri ile bu çağdaş çizgiye ne kadar uygun düştüklerini gözden geçirmek durumundadırlar.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Literatüre geçecek! Kadınlar adına pozitif ayrımcılık! Örneği yok dünyada…

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Çünkü bu sınırlama dolayısıyla kızlarımızın bir kısmının, haklarını kullanırken ayrımcılığa uğradıklarını bilmeyen yoktur. İstedikleri eğitim hakkı nedeniyle potansiyel tehdit gibi görülen kızlarımızın, her evlat gibi, anne babalarının gözlerinin nuru olduğu unutulmamalıdır. Ülkemizde yüksek tahsil yapmış kadınlarımızın oranı, 2000 verilerine göre, sadece yüzde 4’tür.

CANAN ARITMAN (İzmir) – 3,8…

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – İş gücüne katılım oranı yüzde 25’tir. Yüce Meclis, bugün, bu yasağı kaldıralım mı kaldırmayalım mı tartışmasından ziyade, bu oranları nasıl yükseltebiliriz, kızlarımızı daha eğitimli hâle nasıl getirebilirizi tartışıyor olmalıydı.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Niye kadınlar okuyamadı bu ülkede?

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Siz okutmadınız, siz okutmadınız!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bu sürece, tüm dünyada özgürlükçü yaklaşımlar sergileyen solun Türkiye’deki temsilcileri partiler de  katkı yapmalıydı.