DÖNEM: 23                            CİLT: 11                    YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

46’ncı Birleşim

8 Ocak 2008 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, finansal kiralama işlemlerinde uygulanan KDV oranının yüzde 18’e çıkarılmasının üretim üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı

2.- Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, Edirne ilinin ekonomik sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı

3.- Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney’in, Teşvik Kanunu ve uygulamalarındaki sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı

 

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 20 milletvekilinin, asgari ücretliler ile özellikle kamu kurumlarında hizmet alım ihaleleriyle çalıştırılan personelin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/83)

2.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21 milletvekilinin, Eber Gölü’ndeki çevre sorunlarının araştırılarak gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/84)

3.- Kocaeli Milletvekili M. Cevdet Selvi ve 21 milletvekilinin, asgari ücretin belirlenme yöntemi ve yeterliliği konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/85)

B) Tezkereler

1.- Brüksel’de yapılacak olan “Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği” konulu toplantıya davet edilen Kütahya Milletvekili TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy’un davete icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/260)

2.- İngiltere’ye resmî ziyarette bulunan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a refakat eden heyete katılması uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/261)

C) Önergeler

1.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Muhtar Ödeneklerinin Artırılmasına ve Sosyal Güvenliklerine İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/42) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/10)

D) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Brezilya Parlamentosu Dışişleri ve Savunma Komisyonu Başkanı ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

 

V.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) Sözlü Sorular ve Cevapları

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ziraat Bankası Hanak Şubesinin personel ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’den sözlü soru önergesi (6/140) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, personel atamaları ile tadilat ve tamirat işlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi (6/141)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, süpermarket ve hipermarketlere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/142) ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, esnaf ve sanatkârların kredi kullanımında yaşadığı bir soruna ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/166) ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı

5.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, sanayi ve ticaret sektörlerinin sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/254) ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı

6.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Ege Bölgesinde verimliliği artırma projesi uygulanan illere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/270) (Cevaplanmadı)

7.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, sanayide doğalgaz kullanımının özendirilmesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/291) (Cevaplanmadı)

8.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Akseki’deki çok programlı liseye ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/148)

9.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, yeşil kartların iptal edilmesine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/149)

10.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, bir okuldaki öğrencilere oruç tutmaya yönelik baskı uygulandığı iddialarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/151)

11.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, yeşil kart verilen kişilere ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/154)

12.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir müsteşar yardımcısına tahsis edilen odaya ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/160)

B) Yazılı Sorular ve Cevapları

1.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, madencilik faaliyetlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/564)

2.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Yatağan ilçesinin adliye binası ihtiyacına ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/777)

3.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, vekâleten görev yapan personelden asaleten atananlara ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/860)

4.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, bazı bankacılık göstergelerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/928)

5.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, yerel yönetimlerin kullandığı yabancı kaynaklı hibelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/929)

6.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, ABD Dışişleri Bakanı ile Papa’nın kullandığı bir ifadeye ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın cevabı (7/966)

7.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Suudi Arabistan Kralına Devlet Şeref Madalyası verilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın cevabı (7/972)

8.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, kurutulan sulak alanlara ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/984)

9.- Mersin Milletvekili Akif Akkuş’un, Mersin’in teşvik kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/1017)

10.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, dış temsilciliklere ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın cevabı (7/1023)

11.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, Diyarbakır’daki sulama kanallarının durumuna ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1045)

12.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Bodrum Yarımadası acil içme suyu ve isale hattı projesine ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1047)

13.- Kocaeli Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, İzmit’teki madencilik faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/1054)

14.- Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, Aydın-Kuyucak’ta açılacak olan bir maden ocağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/1055)

15.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya’daki turizm tesislerine ve taşınmaz sahibi yabancılar ile ilgili bir iddiaya ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1057)

16.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van İl Millî Eğitim Müdürlüğündeki bir atamaya ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/1060)

17.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, okullardaki temizlik hizmetlerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/1064)

18.- Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, TSE’nin yeni bir gıda standardı uygulamasına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/1072)

19.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, ara malı ithalatına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in cevabı (7/1094)

20.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, Karadeniz kıyılarının katı atıklardan korunmasına ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1101)

21.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Bartın Kültür Merkezi inşaatına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1105)

22.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Marmaris’te meydana gelen sel felaketine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1106)

23.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana ve Karataş-Yumurtalık için turizm master planı hazırlanmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1108)

24.- Tokat Milletvekili Orhan Ziya Diren’in, Turhal Şeker Fabrikasının özelleştirme programına alınmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/1109)

25.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Büyük Mağazalar Kanun Tasarısı taslağına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/1127)

26.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Pazarkule sınır kapısının ticarete açılmasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in cevabı (7/1143)

27.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya Kaleiçi bölgesinin değerlendirilmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1147)

28.- İstanbul Milletvekili Hüseyin Mert’in, tarihi Şahruh Köprüsü’nün korunmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1148)

29.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, özürlü çocukların eğitimlerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/1225)

 

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı) ve Adalet Komisyonu Raporu (1/335) (S. Sayısı: 56)

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.03’te açılarak üç oturum yaptı.

 

Adana Milletvekili Yılmaz Tankut,

Adana Milletvekili Hulusi Güvel,

Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 86’ncı yıl dönümüne;

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Benazir Butto’nun bir suikast sonucu ölümüne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

 

Niğde Milletvekili Mümin İnan, Niğde’de tarımsal sulamada kullanılan elektrik borçlarını       ödeyemeyen çiftçilerin durumuna,

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Alman televizyonunda Alevi inançlı vatandaşlarımızı aşağılatan yayın yapılmasına,

İlişkin birer konuşma yaptılar.

 

Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/236) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sorunun geri verildiği bildirildi.

 

Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, spor kulüplerinin mali sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/80),

Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 26 milletvekilinin, tekstil sektörünün       sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/81),

İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras ve 19 milletvekilinin, altın madenciliğinin bütün yönleriyle araştırılması (10/82),

Amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

25-27 Kasım 2007 tarihlerinde Fransa’ya giden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e refakat eden    heyete katılması uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.

 

Genel Kurulu ziyaret eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali            Talat’a Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi.

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

 

1’inci sırasında bulunan, Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl’ün, Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/9) (S. Sayısı: 55) görüşmeleri tamamlanarak, yapılan açık oylamadan sonra, kabul edildi.

2’nci sırasında bulunan, Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun Tasarısı (1/437) (S. Sayısı: 54) komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından ertelendi.

 

3’üncü sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kararlaştırılmış olan Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/335) (S. Sayısı: 56) tümü üzerinde bir süre görüşüldü.

 

İstanbul Milletvekili Bayram Ali Meral, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in,

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın,

Konuşmalarında şahıslarına sataştıkları iddiasıyla birer konuşma yaptılar.

 

8 Ocak 2008 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.58’de son verildi.

 

Meral AKŞENER

Başkan Vekili

 

                                   Harun TÜFEKCİ                              Fatma SALMAN KOTAN

                                            Konya                                                        Ağrı

                                         Kâtip Üye                                                Kâtip Üye

 

No.: 63

II.- GELEN KÂĞITLAR

4 Ocak 2008 Cuma

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi Arasında İki Yıllık İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/277) (S. Sayısı: 88) (Dağıtma tarihi: 4.1.2008) (GÜNDEME)

2.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Çocukların Uçucu Maddelerin Zararlarından Korunmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/8)  (S. Sayısı: 89) (Dağıtma tarihi: 4.1.2008) (GÜNDEME)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.-    Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, Aydın Doğalgaz Dağıtım ihalesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/925)

2.-    Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Samsun Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/930)

3.-    Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/931)

4.-    Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, İzmir Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/932)

5.-    Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Kayseri Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/933)

6.-    Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/934)

7.-    Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Konya Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/935)

8.-    Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Mersin Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/936)

9.-    Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Erzurum Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/937)

10.-  Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/938)

11.-  Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/939)

12.-  Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Bursa Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/940)

13.-  Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/941)

14.-  Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Adana Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/942)

15.-  Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Adapazarı Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/943)

16.-  Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Ankara Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/944)

17.-  Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Antalya Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/945)

18.-  İstanbul Milletvekili Atila Kaya’nın, Afganistan’dan gelen soydaşların ikamet izinlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/946)

19.-  Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün’ün, terörle mücadelenin bedeline ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/947)

20.-  Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’daki hava kirliliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/948)

21.-  Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya’da şehir içi minibüslerin yenilenmesi ihalesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/949)

22.-  Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, bir gazeteciyle ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/950)

23.-  Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Milas’ın Çökertme Köyünün içme suyu sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/951)

24-   Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün’ün, maden ruhsatları konusundaki düzenleme çalışmalarına ve Karaman’da verilen maden arama ruhsatlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/967)

25.-  Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, evrensel hizmet gelirine ve kullanımına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/968)

26.-  Osmaniye Milletvekili Hakan Coşkun’un, Denizcilik Müsteşarlığı bölge müdürlüklerinin kapatılacağı iddiasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/970)

27.-  Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, TMSF’nin el koyduğu şirketlerin yönetimine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/973)

28.-  İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, elektrik ücretlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/975)

29.-  Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Mersin’deki altyapı sorunlarına ve turizmin geliştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/976)

30.-  Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, şehit çocuklarının eğitimlerinin desteklenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/977)

31.-  Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, özel bir kanaldaki haber programına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/978)

32.-  Edirne Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, Edirne’de yaşanan su taşkınlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/980)

33.-  İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, polis memurlarının çalışma şartlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/981)

34.-  Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Devlet Demiryollarında işkolu nedeniyle kadro verilmeyen işçilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/987)

35.-  Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/991)

36.-  Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, Samsun’da kurulacağı iddia edilen termik santrallere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/992)

37.-  Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Kaz Dağlarındaki maden arama çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/993)

38.-  Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Afşin-Elbistan B Termik Santralinin çevreye etkilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/994)

39.-  Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, bir il özel idaresinde yapılan atamaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/995)

40.-  Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, bir kişinin polis müdahalesi sonucu ölümüne ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/996)

41.-  İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, bir kişinin polis müdahalesi sonucu ölümüne ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/997)

42.-  İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat’ın, bir kişinin polis müdahalesi sonucu ölümüne ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/998)

43.-  İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, polis müdahalesi sonucu ölüm olaylarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/999)

44.-  Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunundaki değişikliğin etkilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1000)

45.-  Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, belediye işçilerine sendika değiştirme baskısı yapıldığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1001)

46.-  Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, yükseköğretim kuruluşlarının kadro taleplerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1004)

47.-  Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, nüfusu onbinin altındaki belediyelerin borçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1005)

48.-  Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, boş bulunan Yükseköğretim Yürütme Kurulu üyeliklerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1011)

49.-  Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, eğitimde dini içerikli propaganda iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1013)

50.-  Aydın Milletvekili Mehmet Fatih Atay’ın, Amasya’daki bir lisede bazı öğrencilere baskı uygulandığı iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1014)

51.-  Mersin Milletvekili Akif Akkuş’un, Tarsus-Mersin arasındaki atıl fabrikalara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/1018)

52.-  Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, bahçe tarımına zarar veren bir zararlıya ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1021)

 

53.-  Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, muz ithalatına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1022)

54.-  Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, Samsun batı çevre yolu planına ve Sinop bölünmüş yol çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1024)

55.-  Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, TRT bürokratlarının istifalarının alındığı iddiasına ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru önergesi (7/1026)

56.-  Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, arıcılığın desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1029)‑

No.: 64

7 Ocak 2008 Pazartesi

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, Yapı Denetimi Hakkında Kanunun uygulamasındaki sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1032)

2.- Kocaeli Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, endüstriyel atıkların bertarafına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1033)

3.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, bankacılık sektöründeki yabancı payına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1034)

4.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, ücretsiz kömür dağıtımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1035)

5.- Hatay Milletvekili İzzettin Yılmaz’ın, yakalandığı iddia edilen bölücü terör örgütü yöneticilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1036)

6.- Hatay Milletvekili İzzettin Yılmaz’ın, Hatay’da ücretsiz dağıtılan kömürlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1037)

7.- İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, Kızılay’ın atıl bir binasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1038)

8.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Botaş ihaleleriyle ilgili soruşturmaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1042)

9.- Ankara Milletvekili Nesrin Baytok’un, TMSF yönetimindeki bir yayın grubunun satış ihalesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1043)

10.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya Organize Sanayi Bölgesinin atık sularına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1044)

11.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, büyükşehirlerdeki hava kirliliğine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1046)

12.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, geçici görevlendirilen kadın il müdürlerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1048)

13.- İstanbul Milletvekili Necla Arat’ın, kadın çalışanlara karşı ayrımcılık yapıldığı iddialarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1049)

14.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, TMSF’nin devredilen bankalar dolayısıyla yaptığı tahsilata ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Nazım Ekren) yazılı soru önergesi (7/1052)

15.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, TÜBİTAK uzmanlarının Zonguldak Taşkömürü Havzasında yaptığı incelemelere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1056)

16.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, özürlü çocuklara yapılan eğitim yardımına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1059)

17.- Edirne Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, engelli çocukların eğitimi için verilen bir desteğin kaldırılmasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1061)

18.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, kitap inceleme komisyonlarında görevlendirilen öğretmenlere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1062)

19.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Serik Meslek Yüksekokulunun bina ve yurt sorununa ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1063)

20.- Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, okullardaki şiddet olaylarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1068)

21.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir proje kapsamında gerçekleştirilen ihalelere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1069)

22.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya’daki yeni Devlet Hastanesi binasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1070)

23.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, virütük hastalıkların önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1071)

24.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsünün kapatılacağı iddiasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1075)

25.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, narenciye sektöründeki ürün analizi sorununa ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1076)

26.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, çiftçilere ödenmesi gereken desteklere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1077)

27.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, Diyarbakır’daki karayollarına ve demiryoluna ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1078)

28.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Türk Telekom bilgilendirme hatlarının ücretlendirilmesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1079)

29.- Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün, Kepez Liman İşletmesinin faaliyetinin durdurulmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1080)

30.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, TRT Genel Müdürünün bürokratlarla yaptığı toplantıyla ilgili bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru önergesi (7/1081)

31.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya-Alanya çevre yolundaki ve kent merkezindeki trafik güvenliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1082)

 

No.: 65

8 Ocak 2008 Salı

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 20 Milletvekilinin, asgari ücretliler ile özellikle kamu kurumlarında hizmet alım ihaleleriyle çalıştırılan personelin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/83) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2007)

2.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21 Milletvekilinin, Eber Gölündeki çevre sorunlarının araştırılarak Gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/84) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2007)

3.- Kocaeli Milletvekili Cevdet Selvi ve 21 Milletvekilinin, asgari ücretin belirlenme yöntemi ve yeterliliği konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/85) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2007)

 

 

 

8 Ocak 2008 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER:Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Türkiye’de finansal kiralama hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, finansal kiralama işlemlerinde uygulanan KDV oranının yüzde 18’e çıkarılmasının üretim üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, finansal kiralama nedir? Finansal kiralama, Türkiye’deki, özellikle KOBİ’lerin, özellikle küçük sanayicilerin, özellikle küçük esnafın, araç gereç, bu tür üretim ihtiyaçlarını alıp beş yıl vadeyle ödedikleri bir ödeme şeklidir. Yani, bu insanlar bankalardan kredi alamıyorlar, bir proje kredisidir. Ben araba alacağım, kamyon alacağım -bir kamyon şoförü- ben matbaa makinesi alacağım, ben dozer alacağım, ben loder alacağım, ben üretim yaptığım bir tekstil makinesi alacağım deyip, beş yıl vadeyle aldığı malın mülkiyeti kiralama şirketinde kalıp, her ay borcunu ödeyerek, beş yıl sonra borcu bittiğinde kendisine teslim edilen bir finansal yöntemdir. Türkiye’de bugüne kadar -yaklaşık yirmi iki yıl olmuş kurulalı, finansal kiralama şirketleri yirmi iki yıldır üretim yapıyorlar- ülke üretimine yaklaşık 35 milyar dolar finansal kiralama yapmış arkadaşlar bu şirketler. Yani bunlar üretim için yapılıyor. Ülkede üretim için, üreten insanlara yardımcı olunuyor. Üretimi daha fazla üretmek için yapılıyor arkadaşlar.

Siz, 31/12/2007’de, gökten bir şey düşüyor: “Ben bu şirketlerin yapılan bu kiralama işlemlerinin KDV’sini yüzde 18’e çıkardım.” Kime sordunuz? Bunlar, bu şirketler BDDK’ya bağlı. BDDK’nın görüşünü aldınız mı? Meslek örgütlerinin görüşünü aldınız mı? Arkadaşlar, ülkede üreten insanların üretimini yok eden bir uygulamadır bu.

Değerli arkadaşlarım, size birkaç rakam vermek istiyorum: Bu şirketlerimiz yaklaşık 22… Sadece 2006 ve 2007’de birkaç rakam vermek istiyorum. Arkadaşlarım, 2006’da 42 bin işlem yapılmış. Yani, 42 bin işlem yapılarak yaklaşık 7 milyar yahut 5,2 milyar dolarlık işlem yapılmış. Bunu bölerseniz, ortalama işlem miktarı 123 bin dolar arkadaşlar. Yani, küçük işletmeler, küçük firmalar kendi ihtiyaçları için bunu yapıyorlar. 2007 yılında ise arkadaşlar, şu ana kadar henüz daha 30/9 tarihine kadar, yani 1/1/2007-30/9/2007 arasında ise 36 bin işlem yapılmış. Bunların da toplamı, arkadaşlar, yine, 5,6 milyar dolar.

Değerli arkadaşlarım, size yine birkaç örnek vereceğim: 2007 yılında yapılan işlemlerin -hakikaten dikkatinizi çekmek istiyorum- kamyon, kamyonet yaklaşık 147 milyon dolarlık... Şoför esnafı… İnşaat makineleri yaklaşık 1,4 milyar dolar. Yani, loder, ekskavatör, taşıyıcı, forklift. Arkadaşlar, üretimde kullanılan şeyler bunlar. Yine, makine ekipman -yani, üretim makineleri- yaklaşık 1,3 milyar dolar. Yine, tıbbi cihazlar 250 milyon dolar. Yine, tekstil makineleri 448 bin dolar. Yine, turizm ekipmanları... Bunların hepsi… Yani, sıralarsam, bir sürü... Elektronik cihazlar, optik makineleri 219 milyon dolar.

Arkadaşlar, bunların hepsi üretim. Yani, Maliye Bakanlığı diyor ki, arkadaş, siz üretim yapmayın, sizin yaptığınız üretimi biz ithal edeceğiz, bu ülkede üretim yapılmasın.

Arkadaşlar, üretimden vergi alacaksın sen. Sen yumurtlayan tavuğu kesiyorsun. Bunların hepsi kayıtlı ekonomiye geçişin bir yoludur arkadaşlar. Leasing şirketlerinin hepsi kayıtlı ekonomi içerisinde işlem yaparlar ve kayıtlı ekonominin ilk halkalarından biridir.

Tabii, burada üretimden sorumlu bakanlarımız var. Hakikaten, Maliye Bakanlığı durup dururken böyle bir karar alıyor ama üretimden sorumlu bakanlıklarımız acaba ne düşünüyor?

Değerli arkadaşlarım, bu, Türkiye’deki KOBİ’lerin, küçük esnafın, üretimin sorunudur. Üretimi yok etmeyelim. Gelin, bu kararı bir kez daha gözden geçirelim. Türkiye’de leasing şirketleri dürüstçe, namusluca işlem yapmaktadır, ama, bazılarına yıllardır ses çıkarmadınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Toparlıyorum efendim.

Yıllardır, mevcut yasal leasing şirketlerinin dışında bazıları büyük vergi oyunu yaptılar. Bunlara niye ses çıkarmadınız?

Türkiye’deki mevcut leasing şirketleri son derece yasal boyuttadır ve ülke üretimine her türlü imkânı sunmaktadır arkadaşlar. Bu insanlara teşekkür etmemiz lazım. Bankaların kredi vermediği, açıkça söylüyorum, bankaların finanse etmediği gruba, o bir makinesi olan insanlara leasing şirketleri yıllarca kucak açmıştır arkadaşlar. Bu açıdan,  bu karar, Türkiye'de üretim için bir yaradır, Türkiye'de üretim için bir hançerdir. Yatırım indirimini kaldırdınız, yerli üreticiyi yok etme hançeridir bu.

Değerli arkadaşlarım, ben bir kez daha buradan Hükûmeti uyarıyorum, özellikle küçük ölçekli firmaları Türkiye'de yok etmeyin, Türkiye'de istihdam ve üretim bunlardadır.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.

Hükûmet  adına Sayın Zafer Çağlayan, buyurunuz efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hepinize sağlıklı, mutlu bir yıl diliyorum.

Sayın Aslanoğlu, "Küçük firmaları, yerli sanayiyi yok etmeyin." dediler. Bilakis, AK Parti Hükûmetinin, 58'inci, 59'uncu Hükûmetin ve 60'ıncı Hükûmetin bütün gayreti daha fazla yerli sanayi, daha fazla istihdam, daha fazla üretim, daha fazla yatırım ve daha fazla ihracattır Sayın Aslanoğlu. Bunu yaparken diğer taraftan da…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Öyle değil.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Geleceğim… Yani, göstermeyin, zaten onun için, cevap vermek için geldim ben de.

Yirmi iki çeyrek arka arkaya büyüyen bir Türkiye'den bahsediyoruz ve yirmi iki çeyrek arka arkaya büyüyen bir Türkiye özel sektör marifetiyle büyüyor, küçüğüyle, ortasıyla, büyüğüyle bütün işletmeleriyle bir bütün halinde büyüyor. Dolayısıyla, şu anda, 60'ıncı Hükûmet  Programı’mızda da, Sayın Başbakanımızın burada yapmış olduğu takdimde olduğu gibi, daha fazla yatırımı, daha fazla üretimi, istihdamı ve ihracatı sağlamanın ciddi gayreti ve çalışması içindeyiz. Bir taraftan sanayi stratejisi ve sanayi politikaları -ki, gündemin ilerleyen dakikalarında tekrar bunlarla ilgili görüş ifade edeceğim- bir taraftan Türkiye'de cumhuriyet tarihinde olmamış yeni bir çalışmayı yaparak bir sanayi envanteri çalışması, ülkemizin ulusal envanterinin ne olduğu ve bunun yanı sıra da özelikle bu konularda yeni politikaların oluşturulması noktasında  çok ciddi gayret içindeyiz. Yani, şunu çok net söyleyeyim, öyle, hiçbirimizin- ki, Hükûmetimizin- kesinlikle, böyle, işte yerli sanayiyi, küçük sanayiyi göz ardı etme gibi  bir şey söz konusu olamaz.

Efendim, konuşulan konu leasing konusu. Ülkemizde 1980'li yıllardan beri uygulanagelen bir süreç. Zaman içinde çeşitli uygulamalar söz konusu olmuş, zaman içinde zaman zaman yanlış uygulamalar gündeme gelmiş, zaman zaman bu konuda doğru uygulamalar yapılmış. Şu anda son şekliyle ilgili gelmiş olduğumuz noktada, leasing konusundaki düzenlemenin yeniden bir gözden geçirilmesi söz konusu ve bununla ilgili olarak da dün ilgili bakan arkadaşlarımız, Sayın Maliye Bakanımızla ve Sayın Başbakan Yardımcımız Nazım Ekren’le beraber oturup konu üzerinde tekrar, yeniden çalıştık, etüt ettik. Şu anda üzerinde yeniden çalışmalar yapıyoruz. Bu çalışmaları yaparken geçmiş dönemde bu konuda yapılmış olan bazı istismarların önlenmesi; ki, zaten siz de bu konuda farklı bir şey söylemezsiniz…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Evet.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Hem yeni düzenlenmesi hem çağa uygun hâle getirilmesi hem de özellikle katma değer vergisi konusunda devletin bir kaybı olmaksızın, ama bir taraftan da yatırım ve üretimin tekrar devam etmesini sağlayacak olan çalışmaların yapılması noktasında gayretimiz devam ediyor. Önümüzdeki bir iki gün içinde zannediyorum ki bununla ilgili gerekli çalışmaları, gerekli toparlamayı yapacağız ve bunu bütün kamuoyuyla paylaşacağız.

Ama tekrar geldiğim nokta şu: Efendim, biz, daha fazla yatırım, daha fazla üretim, daha fazla istihdam ve daha fazla ihracatı sağlamaya çalışıyoruz. Zaten beş yılda rakamların nereden nereye geldiğini hepimiz gördük, yaşadık ve inşallah, geçen dönemde elde edilmiş olan makro ekonomik kazanımların bu dönem mikro reformlarla taçlandırılacığı ve daha fazla bu konuda mesafe katedileceği bir dönem olacak. Onun için, bu konuda, dediğim gibi, leasing konusunda geçmiş dönemde yapılmış olan bazı uygulamaların, yanlış uygulamaların yeniden düzenlenmesi, düzeltilmesi ve yeni bir anlayış getirilmesi, belki kapsamı konusunda bir çalışma yapılması, vergi oranlarıyla ilgili yeniden bir çalışma yapılması noktasında şu anda çalışıyoruz. Önümüzdeki bir iki gün içinde zannediyorum konu gündeme getirilecektir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım, sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çağlayan.

Gündem dışı ikinci söz, Edirne ilinin ekonomik durumu hakkında söz isteyen Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’ya aittir.

Buyurun Sayın Uslu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

2.- Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, Edirne ilinin ekonomik sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Edirne ilinin ekonomik sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Bu vesileyle 2008 yılının siz sayın üyeler ve tüm insanlığa barış, huzur, başarı ve mutluluk getirmesi dileklerimle sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Edirne ülkemizin kuzeybatısında yer alan, batıda Pazarkule ve İpsala Sınır Kapıları ile Yunanistan, kuzeyde Kapıkule ve Hamzabeyli Sınır Kapıları ile Bulgaristan’a açılan sınır ilidir. Edirne, Avrupa’yı petrol üreten Orta Doğu’ya bağlayan en kısa kara yolu olan D-100 kara yolunun son kapısıdır. Ayrıca, Türkiye’nin sanayi merkezi İstanbul’a 235 kilometre mesafede olup İstanbul’un Avrupa’ya açılan kapısı konumundadır. Edirne tarihî ve doğal güzellikleri yönüyle de önemli bir turizm merkezi olma yolundadır.

Edirne halkı için sınır kapılarının önemi çok büyüktür. Sınır şehri olmanın avantajını kullanarak Yunanistan ve Bulgaristan ile ticari ilişkilerini geliştirmek istemektedir, ancak bu avantajını kullanamamaktadır. Bu husustaki en büyük engel günübirlik geçiş sorunudur. Kara Ulaştırma Genel Müdürlüğünün talimatıyla, günübirlik geçiş için son altı ay içerisinde 100 bin dolar hacminde gümrük beyannamesi ve fatura sureti istenmektedir. Bu hacimdeki ticareti, sınır ticareti şeklinde bir esnafın yapması mümkün değildir.

Bu hususta önerimiz: Edirne ilinde faaliyet gösteren esnaf ve sanatkâra günübirlik giriş-çıkış özel izin belgesi verilerek, ticari ya da şahsi araçlarıyla, bir zaman sınırlaması olmadan sınırdan geçebilmeleri ve ticaret yapabilmeleri sağlanmalıdır. Aksi hâlde, büyük marketlerin küçük esnafı bitirdiği bir gerçektir.

Pazarkule Sınır Kapısı’nın altyapı eksiklikleri vardır. Pazarkule Sınır Kapısı hâlen tam gün ve uzun süreli açık tutulmamaktadır. Günübirlik ziyaret için Edirne’ye gelen ziyaretçiler dört, beş saatlerini sınır kapısında harcamak zorunda kalmakta ve aynı çileyi dönüş yolunda da yaşamaktadırlar.

Yunanistan’dan Edirne’ye turist taşıyan taksiler ile ilgili kota sorunu bulunmaktadır. Ulaştırma Bakanlığımızca vize ve taşıma izni almak isteyen Yunanlı taksicilerden 20 adedine izin verilmiştir, bunun artırılması gerekir.

Edirne’nin Karaağaç semtiyle bağlantısını sağlayan yol üzerinde bulunan Meriç ve Tunca Köprülerinin restorasyon çalışmaları tamamlanmıştır. Dolayısıyla, bir an önce trafiğe açılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Edirne ili ekonomisi ağırlıklı olarak tarıma dayalı ve tam olarak sanayileşmemiş bir yapıdadır. Tarımla uğraşan insanlarımızın ciddi sorunları vardır. Gübre fiyatları son günlerde çok aşırı yükselmiştir. Mazot fiyatı üreticinin belini bükmektedir. 2007 tarım destekleri ödenmemiştir. Süt teşvik primleri bir yıldan beri ödenmemektedir. Çiftçi yüzde 45 faizle bankalardan zorunlu olarak kredi kullanmaktadır. Buna çare bulunmalıdır.

Ergene Nehri kirlidir, temizlenmesi gerekir. Tarımda sulanan alanlar ve bu konudaki yatırımlar yetersizdir. Hamzadere ve Çakmak Barajları inşaatı bir an önce bitirilmelidir.

İldeki tarım alanlarının parçalı oluşu tarımsal üretimde ekonomik verimliliği azaltmaktadır. Bu durumu engellemek amacıyla arazi toplulaştırma uygulamalarının yaygınlaştırılması önemlidir.

Edirne ili, gelir hesaplamalarından doğan ve kalkınmışlık düzeyini gösteren verilerin gerçek durumu yansıtmaması nedeniyle kalkınmada öncelikli yöreler kapsamına alınmamıştır. Bu durum, Süloğlu ilçesi hudutları içerisinde bulunan organize sanayi bölgesinin gelişmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Gelir seviyesi düşük olan Lalapaşa ve Süloğlu ilçelerinin kalkınmada öncelikli yöreler kapsamına dâhil edilmesi, ilin gelişmesine katkı sağlayacaktır.

Tarihî mirasa saygılı ve bu özelliği ön plana çıkaran turizm anlayışı çerçevesinde ilde bulunan tarihî eserlerin korunması, iyileştirilmesi ve tanıtılması bölgenin turizm değerini artıracaktır. Bu çerçevede yapılacak altyapı çalışmaları ile turizm tesislerinin yeterli, kaliteli ve gerekli sayıya ulaşması sağlanacaktır.

Diğer taraftan, Enez Limanı’na mutlaka işlerlik kazandırılmalı, Dedeağaç-Enez seferleri açılmalıdır.

Keşan-Enez arası duble yol yapılmalıdır. Keşan-Edirne duble yol çalışmaları bir an önce bitirilmelidir.

Edirne-Karaağaç arasında, Meriç Nehri üzerinde, Pazarkule yakınlarından TEM otoyoluna bağlantının sağlanabilmesi için bir köprüye ihtiyaç duyulmaktadır. Böylece Yunanistan’ı TEM’e bağlama imkânı sağlanacaktır.

Yunanistan ile arasındaki ticarette etkin rolü olun Eskiköy Sınır Kapısı yeniden faaliyete geçirilmelidir.

Ayşekadın Tren İstasyonu modernize edilerek ihtisas gümrüğü hâline dönüştürülmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Uslu.

CEMALEDDİN USLU (Devamla) – Edirne organize sanayi bölgesi bir an önce faaliyeti geçirilmelidir.

Uzunköprü ve Keşan’da organize sanayi bölgeleri oluşturulmalıdır. Keşan’da organize hayvancılık bölgesi gerçekleştirilmelidir.

Bütün bunların neticesinde Edirne ilinde gerek tarımsal gerekse sanayi üretimi artacak ve işsizlik azalacaktır.

Sözlerime son verirken yüce heyetinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz Sayın Uslu.

Siz cevap verecek misiniz Sayın Çağlayan?

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Evet.

BAŞKAN – Hükûmet adına Sayın Çağlayan, buyurunuz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) –Sayın Başkanım, yüce heyeti tekrar saygıyla selamlıyorum.

Sayın Milletvekilimizin Edirne ile ilgili getirmiş olduğu konu üzerinde özet de olsa görüşlerimi aktarmaya çalışacağım.

Efendim, şimdi, bu önümüzdeki dönemde, yine yapılacak olan çalışmalarımız içinde, Hükûmet Programı’mızda da  belirtildiği gibi, teşvik sistemi değişecek, yeni bir teşvik sistemi, yeni bir teşvik anlayışı getirilecek ve Türkiye’de yine bir ilk olacak -biraz evvel bahsettiğim- bir sanayi envanteri oluşturulmasıyla ilgili yoğun çalışmalarımız olacak.

Bu noktada, bütün illerin âdeta bir yerde kimlik taramasını yapıyoruz, yani MR’ını çekiyoruz. Bu noktada gerek Bakanlığıma bağlı seksen bir ildeki ticaret, sanayi il müdürlükleri gerek bunun yanı sıra yine Bakanlığıma bağlı KOSGEB, ilgili kuruluşlar, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin elinde bulunan kayıtlar, Türkiye İstatistik Kurumunda bulunan kayıtlar, Maliye Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı gibi bütün kuruluşların elinde bulunan kayıtlar, hepsi bir anlamda toplanıyor ve buradan, özellikle ülkemizin neresinde ne kadar sanayi tesisi var, ne kadar istihdam kapasitesi var, ne kadar girdiler var, ne kadar çıktılar var, bunlar tespit edilecek.

Bunun yanı sıra, ben Bakan olarak da şu anda on bir ili gezmiş durumdayım. Bir taraftan gerek Bakanlıkta gerek Büyük Millet Meclisinde çalışmalarımız devam ederken, bir taraftan da yurt dışında yapmış olduğumuz seyahatlerimizle beraber, bu arada da illerimize bire bir giderek bütün illerin ekonomi kurmaylarıyla, o ilin ticaret odası, sanayi odası -özellikle tarım ve hayvancılığın temsilinin yapıldığı- ticaret borsası ve esnaflarımızla sürekli bir araya gelerek, ilin milletvekilleriyle –ki, birçok milletvekilimiz zaten gitmiş olduğumuz illerde benimle beraber olmuşlardı, kendileri de görmüşlerdi- yapmış olduğumuz ziyaretlerde, valilerimizle beraber, belediye başkanlarımızla beraber ilin mevcut potansiyellerini araştırıyoruz. Bu noktada, Edirne ili de önümüzdeki dönemde ziyaret edeceğimiz iller arasında. Ancak ziyaret ederken eldeki bilgilerimizle beraber bunları birleştirip örtüştüreceğiz.

Burada yapacağımız çalışma önümüzdeki dönemde teşvik sisteminin altyapısı olacak ve teşvik sisteminde neyin, nerede, nasıl destekleneceğini belirtecek ve hemen hemen her ile bir kimlik oluşturacak. Her ilin hangi anlamda, hangi sektörde ileri, öne çıkabileceğini, gerek o malın istihdamıyla, katma değeriyle, üretimiyle, transportuyla yapacağı ulaşım dikkate alınarak, bütün konular alt alta getirilerek, her ilin bir yerde bir kimlik tanımlaması yapılacak ve bu noktada, Edirne ilimizde -diğer seksen bir ilimizde veya onun dışındaki seksen ilde olduğu gibi- önümüzdeki dönemde Edirne’nin hangi konularda istihdam yaratabileceği, hangi konularda kalkınmışlığının daha fazla sağlanabileceği konusunda -diğer illerde olduğu gibi- bir çalışma yapılacak. Zaten çalışmanın esasını bu oluşturuyor. Bunlar yapılırken, kuşkusuz, fiziki altyapılar, bu ham maddenin gelişi veya elde edilen ürünlerin sevk edilmesi noktasındaki fiziki imkânlar da araştırılacak ve bunlarla ilgili gerekli çalışmalar da yapılacak.

Bu yapılırken, yine -organize sanayi bölgeleri tabii ki oldukça önemli bir konu- organize sanayi bölgeleri konusunda zaten şu anda Bakanlığımız bir çalışma içinde ve önümüzdeki çok kısa bir süre içinde, önce Başbakanlığa, Bakanlar Kuruluna, daha sonra da Büyük Millet Meclisimize sevk ederek, “organize bölgeler kanunu” altında çok geniş bir başlıkta yeni bir çalışma başlatıyoruz.

Bu noktada, yine Hükûmet Programı’mızda, AK Parti Hükûmet Programı’nda belirtildiği gibi, ihtisas organize sanayi bölgeleri; ki, bu konuyla ilgili zaten çalışmalar başlatılmıştır. Yine illerin içinde bulunduğu tarım ve hayvancılık konusundaki mevcut potansiyelleri dikkate alınarak, oradaki planlamalar yapılarak, illerde tarıma dayalı organize sanayi bölgeleri veya besi organize sanayi bölgesi, seracılık, çiçek gibi organize sanayi bölgeleri, organize bölgeler konusunda çok kapsamlı çalışmalar yapacak bir organize bölgeler kanunu çalışmasını da yapıyoruz. Bu konuda illerde veya bağlı olan ilçelerde ihtiyaç duyulan konularda ve ihtiyaç duyulan sektörlerde organize bölgeler yapılmasını bir kere temin edecek. Ancak şunu da ifade etmeliyim ki, maalesef, birçok ilde, birçok ilçede geçmiş yıllarda, geçmiş dönemlerde yapılmış ve bugün hâlâ dolmamış olan organize sanayi bölgeleri var. Burada da, her ilin sanayici olması, her ilin tarım veya hayvancılık noktasında hangi rolü alması konusunda, biraz evvel bahsettiğim çalışmaların ve tanımlamaların yapılması gerekiyor. Bu çalışmalar yapıldıktan sonra, o ilde mevcut organize sanayi bölgesindeki potansiyel nedir, mevcut organize sanayi bölgesinde işletmeye, üretime geçen firma sayısı ne kadardır, istihdam ne kadar elde edilmiştir, önemli olan, istenilen katma değere, istenilen hedefe ulaşılmış mıdır, bunların sorgulamaları yapılacak ve bu dönemde, özellikle organize sanayi bölgeleri, yeni organize sanayi bölgesi teklifi gelirken -il valilerimizden, belirli kuruluşlardan, ki valiler kanalıyla biliyorsunuz bu teklifler Bakanlığımıza geliyor- bunlar yapılırken mevcut durumun bir değerlendirmesini, mevcut potansiyelin ne olduğunu, yapılan yatırımların hangi noktada olduğunu tespit ettikten sonra, o ilde veya ilçede organize sanayi bölgesi yapılıp yapılmayacağı konusunda çalışma yapılacaktır.

Yani özetlersem, organize sanayi bölgelerinde daha seçici, organize bölgeler yapılırken daha böyle katma değeri esas ve çok kısa sürede üretime geçecek, çok kısa sürede katma değer sağlayacak, istihdamı yaratacak olanlara öncelik verilecek. Bir diğeri de, ilin veya ile bağlı olan ilçelerin kendi ekonomik altyapısı, tarım, hayvancılık konusunda, sanayi konusunda, ticaret veya turizm konusundaki hangi konularda o il daha öndeyse bu çerçevede çalışma yapılacak.

Örneğin, geçenlerde ben Isparta’ya gitmiştim. Isparta’da gül çok önemli bir sektör hâline gelmiş ve bunun artık endüstrileşmesine başlanmış, sanayisi oluşmuş, kozmetik yapılmaya başlamış, deterjan ve birtakım hijyenik şeyler yapılmaya başlamış. Bunlar da dikkate alınarak önümüzdeki dönem, yani bu dönemde -önceki dönemden kastım bu- yapacağımız çalışmalar, aynen Edirne ilinde olduğu gibi, Türkiye’nin seksen bir vilayetinde, hangi konularda rekabet edebilir? Hangi konularda yatırım alabilir? Hangi konularda istihdam sağlayabilir? Tabii, bunları yaparken kuşkusuz, bu illerin nitelikli eleman konusunda veya istihdam konusundaki altyapılarını da dikkate alarak bir çalışma yapılacaktır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım, sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çağlayan.

Gündem dışı üçüncü söz, Teşvik Kanunu ve uygulamadaki sorunlar hakkında söz isteyen Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney’e aittir.

Buyurun Sayın Güney. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

3.- Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney’in, Teşvik Kanunu ve uygulamalarındaki sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, sizlerle, hepinizi çok yakından ilgilendiren, yurdumuzdaki teşvik ve uygulamalarla ilgili sorunları çok kısa da olsa konuşmak istiyorum.

Hepinizin bildiği gibi, takriben on yıl önce 4325 sayılı Teşvik ve Uygulama Kanunu çıkarılmıştı. Bu Kanun’un amacı, kalkınmada öncelikli yöreleri, diğer yörelerle, kalkınan yörelerle aralarındaki farkı gidermek, onların seviyesine yükseltmek amacını taşıyordu.

Ne getiriyordu bu Kanun? İşte, bu yörelerde yatırım yapanlara bazı kolaylıklar getiriyordu, devlet arazilerini veriyordu, hazine arazilerini, işte, işverenin sigorta primleri devlet tarafından ödeniyordu, beş yıl vergi alınmıyordu vesaire.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Elektrik bedelleri…

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) – Ha, elektrik bedellerinde yüzde 50’ye kadar indirim yapılıyordu.

Şimdi, on yıldan beri bu Kanun iki defa da revize edildi, biri altı yıl sonra, birisi de bir yıl sonra. İşte, eskiden 10 işçi çalıştırana yapılan bu yardımlar veyahut da destek 30 işçiye filan çıkarıldı vesaire, ama bugün bir noktaya geldik.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Hiç yok!

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) – Bugün geldiğimiz nokta, bu Kanun fiyaskoyla neticelenmiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Bravo!

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) – Yani, on yıldan beri uygulanan bu Kanun’la, Güneydoğu’ya, Doğu Anadolu’ya, kalkınmada öncelikli olan yörelere herhangi bir ciddi yatırım yapılmamıştır. Misal verelim. Niye olmuş bu?

Evvela 11 ille başlamışlar. Ondan sonra, araya birileri girmiş, hepimiz girmişiz, bunu 36 ile çıkarmışız. Sonra, 49 ile çıkmış. Yani, Türkiye’de 49 il Teşvik ve Uygulama’dan istifade eder hâle gelmiş. Gelsin, onların da ihtiyacı var, tabii; ama, şimdi, benim seçim bölgem Bayburt’ta sekiz ay kış, Teşvik ve Uygulama’nın uygulandığı bir yer. Benim hemşehrilerim de hep tekstilci. Ama, bir tanesi gelip Bayburt’ta çalışamıyor. Diyor ki: “Düzce de var, Bartın da var. Oradaki maliyet ile bizim oradaki maliyeti karşılaştırdığım zaman ben bu işin içinden çıkamıyorum çok istememe rağmen.” Ve biz, Bayburt’ta şu ana kadar beş firmayı ancak tutabildik ve on yıldan beri bu firmalarda çalışan insan sayısı da 150. Buradan anlaşılıyor ki, bu haklı bir uygulama olmadı Türkiye genelinde, yapılamadı. O zaman amacımız neydi? Bir amacımız vardı, bu bölgeler arası farklılığı gidermek, buralarda istihdamı artırmak ve yatırımları da buralara kaydırmaktı. Anlaşılıyor ki, bu çıkarmış olduğumuz Kanun yeterli olmadı, uygulamada aksaklıklar oldu zaten.

Sayın Bakanımız, biraz evvel, benden evvel konuşan arkadaşlarımıza cevap verdiler, çok da güzel şeyler söylediler. Yani, sanki benim buradaki konuşmama cevap veriliyormuş gibi de algıladım bir kısmını. İnşallah, bu yapılır. Ama, ben bu konuda iki veya üç defa, bundan önce, geçen sene, evvelki sene bunları gündeme getirdim, burada konuştum, ama, hep “yapacağız”, “edeceğiz” dendi, Türkiye için çok önemli olan, ülkemiz için çok önemli olan bu Teşvik ve Uygulama maalesef yapılamadı.

Önerim ne? Önerim şu: Böyle 10 il, 15 il, yahu bir  il daha alalım, bir il daha katalım şeklinde bu olmaz. Böyle bir kriter de olmaz. Böyle bir ölçü de olmaz. Getirilen ölçüler de zaten yanlıştır. Bana göre burada yapılacak şey…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayın Sayın Güney.

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) – Burada yapılacak, bir bölgesel teşvik uygulanmalıdır; kanımca bu. İki, sektörel teşvik uygulanmalıdır.

Mesela, yine kendi seçim bölgemden bahsedeyim: Bizim memleketimizde taş, arıcılık, hayvancılık bunlar ön plandadır. O zaman uygulamayı bölgelere göre ve o bölgenin özelliklerine göre yapmamız lazım.

Tabii, zamanım kısa çok söyleyeceğim söz var. Demin dediğim gibi, bunun mutlaka yeniden ele alınması lazım. Kısa bir süre içerisinde bunu bizim hayata geçirmemiz lazım. Aksi hâlde, bizim bölgelerimizde herhangi bir yatırımcıyı, yeniden bir yatırımcıyı bulamadığımız gibi, mevcutların zaten bir kısmı kaçtı, kalanları da elimizde tutmamız mümkün değildir.

Sayın Bakandan yüce Meclisin huzurunda rica ediyorum. Bu konuda en etkili ve ülkemize en uygun kanun teklifini getirsinler destekleyelim ve bu önemli olayı birlikte halledelim diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Güney.

Hükûmet adına, buyurunuz Sayın Çağlayan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Evet, konu, üzerinde çalıştığımız konular sanayi sektörü, üretim, teşvik olunca, Sayın Güney’in de bahsetmiş olduğu konular hakkında yapmış olduğumuz çalışmalardan kısa da olsa aslında bilgi vermek istiyorum. Daha sonra da sanayi stratejisi ve sanayi politikaları bölümünde bunlara değineceğim için, mümkün olduğunca, burada yine izninizle kısa anlatmaya çalışacağım.

Evet, Türkiye, birçok ülkenin yaptığı gibi geçmiş dönemde de çok değişik teşvik sistemleri uygulamış. Hepimizin bildiği gibi cumhuriyetin kuruluşundan sonra, müteşebbisin olmadığı ortamda kamu eliyle yatırımlar yapılmış; kamu eliyle yapılan yatırımlarda gerekli verimliliğin, randımanın elde edilmemesi, daha sonra bunun özel sektör marifetiyle yapılmasının gerekliliği ve bunun arkasından, müteşebbis oluşturmak için de özellikle belli yörelere de teşvikleri vererek, yatırımların, istihdamın önü açılmıştır ve bunun özel sektör tarafından yapılmasının imkânı sağlanmıştır.

Geçmiş dönemde şu veya bu şekilde çeşitli teşvikler uygulanmıştır. Evet, bu teşviklerden istenilen sonuçlar elde edilmiş midir edilmemiş midir? Rakamlar var, ama bu rakamlara girmek istemiyorum. Ancak bugün itibarıyla gelmiş olduğumuz noktada, yine AK Partinin, 60’ıncı Hükûmetimizin Hükûmet Programı’nda da çok önemle belirtildiği gibi ve gerçekten cumhuriyet tarihinde bir ilk olacak, belki de teşvik konusunda bir devrim mahiyetinde olacak yeni bir teşvik anlayışıyla ilgili yoğun çalışmalarımız devam ediyor.

Bu çalışmaları yaparken, biraz evvel de bahsettiğim gibi, özellikle neyin, nerede, nasıl ve kiminle destekleneceği şeklinde bir çalışma içindeyiz, öncelikle politikalarımızı bunun üzerine monte etmeye çalışıyoruz. Ve yeni teşvik sistemi uygulanırken, bir ilin diğerine haksız rekabet yaratması, bir sektörün diğer sektöre karşı haksız rekabet yaratması veya o duruma düşmesi kesinlikle önlenecektir. Bunlar yapılırken, yine, illerin sosyoekonomik gelişmişlik imkânları; o illerin özellikle hangi konularda, hangi sektörlerde öne çıkabileceği ve bu konuda, önümüzdeki dönemde yapılacak olan politikaların hangi alanda sağlanması gerektiği; sadece, o bölgeye götürülecek olan teşviklerin maddesel teşvikler, vergi desteği, sosyal güvenlik desteği veya enerji desteği değil, bunlar yapılırken o ilde üretilen ürünlerin hangi pazarlara, nasıl ulaştırılmasının yapılacağı konusunda da çok çeşitli çalışmalar yapılacağı bir dönemle hareket edeceğiz.

Bu dönemde yeni yapacağımız teşvik sisteminde -öncelikle onu söyleyeyim, sonra altını doldurmam gerekirse- teşviklerimizi:

1)     Sektörel bazda,

2)     Proje bazında yapacağız.

Sektörel bazda yapılacak olan teşvik sisteminde de o sektörlerin yine bölgeler arası kalkınmışlık farkı, bölgeler arası gelişmişlik farkı da dikkate alınarak, aynı sektörün, kalkınmış bir yöreyle geri kalmış bir yöre arasında desteklenmesi sağlanırken, yine, buradaki balans da son derece dikkatle izlenecek. Yani, bir sektöre destek verilirken, o sektörün bölgeler arası gelişmişlik farkı dikkate alınarak, bir tarafta bu sektör olarak desteklenecek ve sektörle ilgili destekler yapılırken, bu desteklerin yanı sıra, tabii ki yine, vergisel destekler, istihdam üzerindeki yükler noktasında destekler devam edecek, sosyal güvenlikle ilgili destekler devam edecek.

Ki, bu konuda, zaten, teşvik konusunu beklemeden dahi, Hükûmet Programı’mızda belirtmiş olduğumuz gibi, bugün sosyal güvenlik sisteminde, gerçekten Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu, çok önemli, çok sıkıntılı bir duruma karşı ve işte, yapmış olduğumuz bütçe görüşmelerinde ilgili bakan arkadaşlarımızın da söylediği gibi, bugün sosyal güvenlik sistemi sadece 2008 yılında 37 milyar YTL’lik bir transfer gerçekleştirecekken, buna rağmen, bir yerde rekabet gücünün artırılması ve bir yerden istihdamın ve işsizliğin, özellikle istihdamın artırılması, işsizliğin sağlanması noktasında, sosyal güvenlik primlerinin işveren yükünden 5 puan indirilmesi uygulaması 2008 yılında gerçekleştirilecektir. Bu konuda zaman zaman kamuoyunda çeşitli görüşler ifade ediliyor, hatta, Hükûmetin bakanları arasında, çeşitli şekilde çelişkili görüşler ifade edildiği söyleniyor. Bunlar kesinlikle, Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği gibi ve Hükûmet Programı’mız sunulurken Hükûmet Programı’nda olduğu gibi, 2008 yılında sosyal güvenlik yüklerinden işveren hissesinden 5 puan düşürülmesi uygulanacaktır.

Ama, bunu söylerken, özellikle şunu da ifade etmemiz lazım: Efendim, zaman zaman, benim de Sanayi Odası Başkanıyken hep dile getirmiş olduğum görüş, istihdam yüklerinin Türkiye’de en fazla olduğunu, OECD’nin en yüksek istihdam yükleriyle, maliyetleriyle karşı karşıya kaldığımızı her fırsatta ifade ederdik, doğrudur, ancak değerli arkadaşlar, şunu söylemek lazım ki, bu, geçmiş dönemlerde, maalesef, sosyal güvenlik sisteminin iyi idare edilmeyişinin, sosyal güvenlik sisteminin, bir yerde, politikaya kurban edilmesinin ortaya çıkartmış olduğu bir sonuçtur. Sizlere soruyorum: Bugün sosyal güvenlik sisteminin bu hâle gelmesinin, sosyal güvenlik sisteminin bu kadar açık vermesinin ve 70 milyonu finanse etmesinin altında yatan en önemli sebeplerden biri, hepiniz hatırlayın, geçmiş dönemlerde “Kim ne veriyorsa ben 5 fazlasını veririm.” diyen zihniyetin ortaya çıkartmış olduğu bir durumdur bu. Dolayısıyla, Türkiye’yi, otuz sekiz yaşında genç emekliler cennetine çevirenlerin ortaya çıkartmış olduğu bir durumdur. Ha, bugün, bu tabloyu 70 milyon ödüyor. 70 milyon olarak, işte, bunu sosyal güvenlik primleri olarak veya bu transferi yapmak için devletin iki tane geliri var: Ya özelleştirme ya vergi veya bir üçüncüsü, borçlanmaya gideceksiniz. Yani, neticede bunların finanse edilmesi için bu belirtilen üç kaynağa müracaat edeceksiniz. Onun için bu noktada önümüzdeki dönemde teşvik sistemi yapılırken bir kere kesinlikle, burada kamuya en az maliyet getirecek ve gerçekten üretime, istihdama, ihracata ve yüksek katma değeri temin edecek olan çalışmalar içinde olacağız. Bu yapılırken yine teşvik politikasında en önemli unsur şu: Bugün, Türkiye'nin gelmiş olduğu durum ve dünyanın içinde bulduğu durumu hep beraber görüyoruz. Bugün, küreselleşme… Bir kere, artık, yapmış olduğunuz ürünleri, sadece ülkeniz bazında değil, ulusal bazda değil, uluslararası bazda yapıp, üretme, satma bir kere mecburiyeti getiriyor. Bunu dikkate aldığımız zaman da yapacağımız teşvik sisteminin yine asıl anasını “3Y” dediğimiz yüksek teknoloji, yüksek katma değer -yani mümkün olduğunca Türkiye’de ve Türk insanının katma değeriyle üretilmiş olan şekilde yapılması- ve yüksek rekabet gücünün sağlanması noktasında bir teşvik politikası olacak. Biraz evvel bahsettiğim bu teşvik politikası yapılırken başka araçlarla, başka politikalarla desteklenecek. Biraz evvel bahsettim, özellikle Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu bunun çok önemli bir unsuru olacaktır ve bu konuda Türkiye üç tarafı denizle çevrili olan bir ülke. İçeride kalan illerin, tabii, deniz getirme gibi bir imkânı olmayacağına göre, bu sefer o illerde yapılan üretimlerin, o illere gelecek olan ham maddelerin ve elde edilmiş olan çıktıların en azından buralara ulaştırılması noktasında ulaşım altyapısında ciddi çalışmalar yapılacak. Özellikle, fiziki altyapı da, demir yolu da, kara yolu da bu konuyla ilgili… Yani, topyekûn bir planlamanın, topyekûn çalışmanın yapıldığı bir teşvik sistemi ortaya çıkacak ve bu teşvik sistemi -biraz evvel bahsettiğim gibi- organize sanayi bölgesi ve planlanmış olan bölgeleri, küçük sanayi sitelerini de içine alacak bir çalışma içinde olacak. Bunu yaparken, yine bir teşvik unsuru olarak da, tabii ki, dünyada gelişen teknolojiyi hep birlikte görüyoruz. Gerçekten dünya teknolojide çok önemli mesafe katetmiştir ve bu teknolojik mesafe katedilirken Türkiye'nin de bulunduğu yarıştan geri kalmaması gerekir. Türkiye bu noktada özellikle araştırma, geliştirmeye fazlasıyla ehemmiyet, önem verecektir. Size çok basit iki tane rakam vermek istiyorum: 2002 yılında Türkiye araştırma-geliştirmeye o tarihlerde gayrisafi millî hasılasının binde 6’sını ayırabiliyordu. Ben de o dönemlerde Oda Başkanı olarak, çıkıp her fırsatta “Efendim, ne zaman benim ülkem de gayrisafi millî hasılasının gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yüzde 2’sini, yüzde 3’ünü araştırma-geliştirmeye harcayacak?” diye bir serzenişte bulunurdum. Evet, 2007’de gelmiş olduğumuz ortamda, Türkiye, bugün gayrisafi millî hasılasının binde 8’ini ar-ge’ye harcar duruma gelmiştir. Diyebilirsiniz ki: “Ya nedir efendim, aradaki binde 2’den mi bahsediyorsun, binde 2’nin mi havasını atıyorsun?” Hayır. 2002 yılında 181 milyar dolarlık gayrisafi millî hasılanın binde 6’sını Türkiye ar-ge’ye harcarken, 2007 yılında yaklaşık çıkacak olan 489-490 milyar dolarlık bir gayrisafi millî hasılanın binde 8’ini harcayacak. Yeter mi? Yetmez.

Bu noktada iki tane önemli proje var. Bunun bir tanesi: Özellikle 2013 yılında, Türkiye’nin -Hükûmetimizin koymuş olduğu hedef- gayrisafi millî hasılasının yüzde 2’sini ar-ge’ye kullanmaktır. Efendim “yüzde derken de, bu rakamı da size rakam bazında açmak istiyorum. 2013 yılında gayrisafi millî hasıla hedefi, Hükûmetimizin koymuş olduğu hedef, 800 milyar dolarlık bir gayrisafi millî hasıladır. 2008’le ilgili koymuş olduğumuz hedef bildiğiniz gibi, 520 milyar dolardır. Dolayısıyla, Türkiye’nin çok rahat sağlayabileceği bir rakamdır. Yani, ben, size, 2013 yılında 800 milyar dolarlık bir gayrisafi millî hasılanın yüzde 2’sinin ar-ge’ye harcanacağından bahsediyorum. Bu da, 16 milyar dolarlık bir rakam demektir. Evet, 16 milyar dolar, Türkiye açısından, dünyada örneklerine baktığımız zaman son derece önemli bir rakamdır. Türkiye’nin 2013 yılında düşündüğü 16 milyar dolarlık ar-ge harcaması, bugün Avrupa Birliği üyesi ülke olan Malta’nın da, Estonya’nın da 2006 yılındaki gayrisafi yurt içi hasılasından daha fazla bir rakamdır.

Bu yapılırken, Büyük Millet Meclisimize sevk edilmiş olan, 60’ıncı Hükûmet olarak gelir gelmez hemen Bakanlar Kurulundan çıkardığımız ve yüce Meclisimize sevk edilmiş olan bir kanun var, komisyonlarda görüşüldükten sonra Genel Kurula gelecektir. Bu konuda da, araştırma-geliştirmeye, özellikle araştırma-geliştirmede yapılan istihdama, istihdam yüklerine, gerek sosyal güvenlik gerek vergisel yükler konusunda yeni bir teşvik sistemi gelecektir. Bu yapılırken, elinde belli bir sermaye imkânı olmayan, birikimi olmayan, ancak teknolojik buluşu olanlara da yeni imkân sağlanacak ve adına “teknogelişim sermayesi” dediğimiz kefilsiz, teminatsız o insanlara bir ivme verecek, onu müteşebbis yapabilecek olan bir çalışmanın da bu arada bu kanunla yapılması sağlanacak. Tabii, bunun yanı sıra, biraz evvel bahsettim, sadece, teşvik politikasını, efendim ben vergisel desteği verdim, sosyal güvenlik desteğini verdim, fiziki altyapıyı sağladım, ar-ge desteğini verdim demek de yetmez. Yine bu sistemin içinde, teşvik politikaları içinde, istihdam meselesini de mutlaka, Türkiye'nin bir şekilde çözmesi gerekir ve bu noktada şu anda yapmış olduğumuz çalışma, yeni bir iş gücü planlaması yapıyoruz.

Değerli arkadaşlar, zaman zaman ben ifade ediyorum -yirmi yedi yıl sanayicilik yapmış bir insanım, işsizlik meselesini en derinden yaşamış ve bu konuda, geçmiş dönemde Türkiye'nin gündemine çok proje getirmiş bir insanım ve bu konuda düşündüklerimi de hiç kimseden çekinmeden, korkmadan, her zaman Türkiye gündemine getirmiş bir insanım- bugün tekrar söylüyorum, diyorum ki: İstihdam konusunda Türkiye'nin problemi, evet, milyonlarca işsizimiz var, ama Türkiye'deki asıl problem, istihdamın arzı ile istihdamın talebinin çakışmamasıdır. Problem budur. Yani, bir yerde, gerek sanayide olsun gerek ticari kesimde olsun gerek diğer kesimlerde olsun ihtiyaç hissettiği alanlarda eleman bulamazken, diğer taraftan da üniversitelerimizi bitirmiş, pırıl pırıl, belli bir lisan altyapısına sahip olan, ancak iş bulamayan birçok gencimiz var.

Yine, teşvik sistemini yaparken bu istihdam politikalarında bir şeyi daha göz ardı etmemek gerekiyor. Bu konuyu da dikkate alacağız. Evet, bundan sonra istihdamın hangi sektörlerde ve hangi konularda olması noktasında da bir çalışma yapmamız gerekiyor. Bu noktada da 2002-2006 yılları arasında, özellikle istihdama sanayinin, ticaret kesiminin, tarım veya diğer sektörlerin yapmış olduğu etkiye baktığımız zaman, analiz yaptığımız zaman çok önemli rakamlar var. Bu rakamlar diyor ki: 2002-2006 yılları arasında sanayi sektörünün istihdama katkısı yüzde 19’dan yüzde 20’ye çıkmıştır. Ama buna karşılık ticaret ve hizmetler sektörünün istihdama katkısı ise yüzde 46’dan yüzde 53’e çıkmıştır. Tarım sektöründe kısmen gerileme olmuştur ve bugün özellikle bilişim sektörü de teknoloji üreten, yazılım üreten sektör de yeniden devreye girmiştir. O zaman önümüzdeki dönemde, bir kere, bu çeşitliliğin mutlaka dikkate alınması gerekiyor.

Bir diğer konu: Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğünün kendi rakamlarıdır bu, Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğünün rakamlarına göre     -ki, ben bunların bir kısmını iskonto ederek söylüyorum- bugün sanayide 1 kişiye istihdam yaratmak için yapılacak olan yatırım yaklaşık 100 bin dolardır. Hizmetler sektöründe, ticaret sektöründe ise bu rakam yaklaşık 45 ila 50 bin dolardır. Ama bilişim sektörüne, yazılım sektörüne geldiğiniz zaman yapılacak olan, yani bir kişilik istihdamı sağlamak için yapacağınız yatırım 5 bin ila 10 bin dolardır. Şimdi, bunu da önümüze aldığımız zaman, önümüzdeki dönemde hangi sektörlerde istihdam ve işgücü planlaması yapılacağını, nerede istihdamın daha fazla önemli olduğunu, hangi bölgede, hangi yörede hangi konuda istihdama ihtiyaç duyulduğunun planlaması ve çalışmasının yapılıyor olması gerekiyor. Bu nokta dikkate alınırken ki, teşvikin önemli unsurlarından, ana esaslarından biri bu olurken, diğer taraftan da işte, bugün, sanayinin, ticaret ve hizmetler sektörünün asıl ihtiyaç duyduğu, asıl arayıp, her gün gazetelerin sayfalarında çarşaf çarşaf ilanlar verdiği, organize sanayi bölgelerinin girişlerinde çarşaf çarşaf ilanlar olarak görmüş olduğunuz nitelikli eleman bulunması konusunda yoğun gayretler var. Bu noktada, mesleki eğitim sistemini yeniden gözden geçiriyoruz.

Mesleki eğitim konusunda, yine yıllar öncesinde -bunu en derinden hissetmiş biri olarak- ne zaman benim ilçemde de, gelişmiş ülkelerdeki gibi meslek lisesi mezunları düz lise mezunlarından daha fazla olacak diye böyle bir hayal kurardım kendi kendime ve maalesef, geçtiğimiz dönemlerde -2002 yılına kadar- Türkiye’de lise mezunları içinde meslek lisesi mezunlarının oranı yüzde 25, düz lise mezunlarının oranı ise yüzde 75 idi. Bugün, şükürler olsun, meslek lisesi mezunlarının oranı yüzde 25’ten yüzde 35’e çıkmıştır. Düz lise mezunları yüzde 75’ten yüzde 65’e inmiştir. Hükûmet Programı’mızda yapmış olduğumuz çalışmalarla, 2013 yılına kadar, inşallah, bu dengeyi yüzde 50’ler seviyesine getirmeyi umuyoruz.

Diğer taraftan meslek liselerimizde, orada okuyan çocuklarımızı, sadece teori alanı değil, mutlaka bunun pratiğini de yapan bir şekilde şu anda çalışıyoruz. Bu konuda Millî Eğitim Bakanlığımızla, organize sanayi bölgeleriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, odalar birliğiyle, tüm odalarla bir çalışma ve gayret içindeyiz ve bunun örnekleri de başlatılmış durumda. Bugün, özellikle Ankara’nın Sincan’ında, OSTİM’inde başlatılmış olan çalışma tüm Türkiye sathına yayılacaktır. Örneğin, meslek lisesinin elektronik bölümünde okuyan bir çocuğumuz, haftanın belli saatinde –Almanların “dual” dediği sistem- eğitim alırken okulda, diğer geri kalan günlerinde de bizzat sektörün içinde, sanayi sektörünün, işletmelerin içinde bunun pratiğini de alacaktır. Dolayısıyla, okulu bitirdiği zaman, hem teorisini hem pratiğini almış meslek lisesi mezunları ortaya çıkacak. Ama bunu yaparken –bakın, tekrar söylüyorum- yine yapılması gereken çok önemli bir konu var. Bunun, yıllar öncesinden bahsediyorum, yani, yedi sekiz yıl öncesinden bahsediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir ilimizde bir meslek lisesi var. Bu meslek lisesinin de, o zamanki adıyla, torna tesfiye bölümü var. Tabii, bugün artık CNC tezgâhlar oldu. Bu torna tesfiye  bölümünde, okulun bu bölümünde 15 tane öğrencisi var ve bu ilde sadece bir tane torna tezgâhı var ve bu torna tezgâhı da sadece bu okulun kendisinde var!

Şimdi, düşünün, bakın, bu ilde bulunan bu okuldan bu 15 çocuk torna tesfiye bölümünden mezun oldukları zaman, bunların ilde çalışabileceği ikinci bir torna tesfiye aleti yok. Şimdi, bunları yaparken, hangi illerin, hangi konularda istihdam ihtiyacı olduğunun planlamasının yapılması lazım. Bu çalışmaların başlangıç safhasındayız. Dolayısıyla, sanayi sektöründe, ticaret sektöründe, hizmet sektöründe, tarımda, bilişim sektöründe, turizm sektöründe, hangi sektör olursa olsun, o ilin kendi altyapısına, o ilin kendi özelliklerine, kendi kimliğine göre istihdam politikasının da o ile uygun şekle getirilmesi lazım. Bir diğer önemli konu da burada… Yine, özellikle YÖK’ün, zannediyorum ki, bu dönemde yapacağı çalışmalar içinde olması gereken bir çalışmadır. Yeni YÖK Başkanımızla da telefonla görüşürken bu dileğimi sadece kendisine ilettim. Tabii ki, kendilerinin alacağı görüştür.

Değerli arkadaşlar, burada şunu ifade etmemiz lazım ki, bugün özel okulda okuyan bir çocuğun ana babaya maliyeti ortalama 100 bin dolar mertebesindedir. Devlet okulunda okuyanların da devlete maliyeti en az 40-50 bin dolar seviyesindedir. Ama, bugün çocuklarımız üniversitelerin o bölümünden mezun edilirken, acaba sanayinin, ticaret kesiminin üniversitelerin o bölümünden mezunlarına ihtiyacı var mıdır yok mudur? Bugüne kadar bu yapılmamıştır ve bugün üniversite mezunu genç nüfusun özellikle iş bulamamasının altında yatan temel sebep de budur.

O zaman, bu dönemde, YÖK’ün de bu planlamayı yapıyor olması, üniversitelerimizin bölümlerinin de, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin hangi sektörlerde rekabet yapacağı tespit edilerek ve hangi konularda eleman ihtiyacının olduğuna dikkat edilerek, buna göre bir çalışma yapması gerekecek ve bu noktada yapacağımız teşvik politikasını özetleyecek olursam, biraz evvel bahsettiğim, istihdamıyla, yatırımıyla, yatırım çeşidiyle, iş gücü planlamasıyla ve oralara verilecek olan desteklerin hangi destekler ve nasıl olacağı konusunda topyekûn bir çalışma olacak. İnşallah, bu çalışmanın temel hedefi, dediğimiz gibi, temel unsur hep o olmuştur.

Bir kere, verimliliği esas alan ve özel sektör marifetiyle büyümedir, sürdürülebilir bir büyümenin oluşturulmasıdır ve sürdürülebilir büyümenin de özel sektör marifetiyle ve serbest piyasa kurallarına uygun şekilde yapılması ve bunun araçlarının sağlanmasıdır. Önümüzdeki dönemde yapacağımız çalışmaların özünde, dediğim gibi, teşvik politikalarımız kesinlikle sektörel bazda, teşvik politikalarımız özellikle yine proje bazında yapılacaktır.

Sayın Güney’in de kendisine bu konuşma imkânı için teşekkür ediyorum.

Evet, aslında bu konuda önümüzdeki dönemde yine konuşacağımız, sizlerle paylaşacağımız çok şey olacaktır, ancak şunu biliniz ki: Bu konu üzerinde, gece gündüz, gerek Bakanlığımız gerek diğer bakanlıklarımızın ilgili birimleri topyekûn bir çalışma ve gayret içindeyiz. Önümüzdeki dönem tek bir hedefimiz var: Bugün dünya ekonomisinde on yedinci sıraya gelmiş, bugün Avrupa’da altıncı sıraya gelmiş olan Türkiye ekonomisini dünyanın -inşallah çok kısa süre içinde- ilk on ekonomisi içine sokmaktır. Bunun gayreti, bunun çalışması ve bunun arayışı içindeyiz. Çok kısa sürede -inşallah yeni teşviklerle- bu belirtmiş olduğumuz hedefe ulaşacağımızı tekrar sizlere ifade ediyor, hepinizi tekrar saygıyla ve hürmetle selamlıyorum. Sağ olun, var olun. (AK Parti sıralarındın alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çağlayan.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, bugün bir saat süreyle sözlü soru işlemi yapacağız.

Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan, gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 3, 10, 79, 91 ve 111 sıralarındaki; Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek “Sözlü Sorular” kısmının 9, 17, 22, 30, 60, 62, 66, 73, 74, 92, 98, 100, 102 ve 114 sıralarındaki; İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay “Sözlü Sorular” kısmının 15, 21, 26, 27, 28, 78, 89, 108 ve 109 sıralarındaki soruları birlikte cevaplandıracaklarını iletmişlerdir.

Sayın Bakanların bu istemlerini sırası geldiğinde ve süremiz yettiği sürece yerine getireceğim.

Bilgilerinize sunuyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu konuda bir şey söyleyebilir miyim?

Efendim, sayın bakanlar sorulara doğru dürüst cevap vermiyorlar       -şimdi bakın, kaç tane soruya cevap vereceklerini söylüyorlar- verdikleri cevapların da yüzde 90’ı yalan yanlış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen adabını düzeltsin.

BAŞKAN – Sayın Genç, sırası geldiği zaman, süremiz yettiği sürece, bakanların sözlü sorulara cevap vermelerini gözeteceğim.

Şimdi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Müsaade edin… Bu tip bir uygulama var efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen, bu Beyefendi ne yapıyor!

BAŞKAN - Sayın Genç, İç Tüzük’ün hükümleri gayet açıktır.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır.

Önergeleri okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 20 milletvekilinin, asgari ücretliler ile özellikle kamu kurumlarında hizmet alım ihaleleriyle çalıştırılan personelin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/83)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Asgari ücretliler ile özellikle Kamu kurumlarında hizmet alımı ihaleleri sonucunda istihdam edilen personelin karşılaştıkları sorunları ve bu sorunların çözüm yollarını tespit etmek amacıyla Anayasanın 98 inci İç Tüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Oktay Vural                                   (İzmir)

2) Mehmet Şandır                              (Mersin)

3) Hasan Özdemir                              (Gaziantep)

4) Şenol Bal                                       (İzmir)

5) Muharrem Varlı                             (Adana)

6) Abdülkadir Akcan                         (Afyonkarahisar)

7) Beytullah Asil                                (Eskişehir)

8) Kürşat Atılgan                               (Adana)

9) Ertuğrul Kumcuoğlu                      (Aydın)

10) Ahmet Orhan                               (Manisa)

11) Ahmet Kenan Tanrıkulu              (İzmir)

12) Münir Kutluata                            (Sakarya)

13) Hamza Hamit Homriş                  (Bursa)

14) Emin Haluk Ayhan                      (Denizli)

15) Ali Uzunırmak                             (Aydın)

16) Mustafa Enöz                               (Manisa)

17) Süleyman Latif Yunusoğlu          (Trabzon)

18) Osman Durmuş                           (Kırıkkale)

19) İsmet Büyükataman                     (Bursa)

20) Ümit Şafak                                   (İstanbul)

21) Ali Torlak                                    (İstanbul)

 

Gerekçe:

Ülkemizde uygulanan ekonomik politikaları başta çalışanlar olmak üzere dar ve sabit gelirli kesimlerin yaşama ve çalışma koşullarını daha da ağırlaştırmıştır. Toplumun düşük gelirli kesimleri mağdur edilmekte, ancak aynı zamanda ekonomi politikalarında başarı çalışanların fedakârlığına dayandırılmak istenmektedir.

Asgari ücret, çalışanların yaşama ve çalışma şartlarının düzenlenmesine yönelik önemli uygulamalardan birisidir. Asgari ücret, işçi ve ailesinin günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre insanca yaşamasını mümkün kılacak bir ücrettir. Bu yönüyle esasen daha sınırlı bir istihdam türü olması gerekirken günümüzde uygulanan politikaların sonucunda asgari ücretli çalışma genel bir istihdam türü olarak ağırlık kazanmaktadır.

Öte yandan işsizliğin artması sonucunda asgari ücretliler üzerinde de bir emek arzı baskısı oluşmakta ve asgari ücretle çalışmaların bazen genel bazen de özel uygulamalarla fedakârlığa zorlandığı görülmektedir.

Bugün asgari ücretle çalışanlar açlık sınırı altında ücrete mahkûm edilmişlerdir.

Öte yandan Anayasamızın 128 inci maddesinde; “Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” hükmü yer almaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununda da Anayasanın 128 inci maddesinin hükmüne paralel biçimde istihdam şekilleri düzenlenmiş ve 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında “Kamu hizmetleri, memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürülür.” hükmüne yer verilmiş; 5 inci maddesinde de, bu kanuna tabi kurumlarda dört istihdam şekli dışında personel çalıştırılması yasaklanmıştır.

Ancak, süreç içinde 657 sayılı Kanunun 36. maddesinin VIII sayılı bendinde yer alan “kurumlarda her türlü yazı ve dosya dağıtmak ve toplamak, müracaat sahiplerini karşılamak ve yol göstermek; hizmet yerlerini temizleme, aydınlatma ve ısıtma işlerinde çalışmak veya basit iklim rasatlarını yapmak; ilaçlama yapmak veya yaptırmak veya tedavi kurumlarında hastaların ve hastanelerin temizliği ve basit bakımı ile ilgili hizmetleri yapmak veya kurumlarda, çarşı ve mahallelerde koruma ve muhafaza hizmetleri gibi ana hizmetlere yardımcı mahiyetteki görevlerde” çalıştırılmak üzere yardımcı hizmetler sınıfı kapsamındaki birçok iş hizmet alımı ihaleleriyle özelleştirilmiştir.

Bu konuda herhangi bir yasal düzenleme de yapılmamıştır.

Böylece hizmet alımı ihaleleriyle söz konusu işlerin özel şirketlere devri ve özel şirketlerin de söz konusu işleri asgari ücretle personel istihdamı nedeniyle kamu kurumlarında 657 sayılı kanunda yer almayan yeni bir personel çeşidi ortaya çıkmıştır.

Kamu kurumlarında temizlik v.b işlerde çalıştırılan bu kişilere de yıllık izin kullandırılmadığı, SSK prim ve vergi iadesi ödemelerinde düzensizlikler olduğu, iş kanununda belirtilen haftalık çalışma saatlerinden uzun süre çalıştırıldıkları, resmi ve bayram tatilleri için ücret ödenmediği hususları sıkça basında yer almaktadır.

Bu hususlar; Anayasamızın 55 inci maddesinde açıkça tanımlandığı üzere; “Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.” hükmü ve hukuk devleti ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmamaktadır.

Bütün bu hususlar dikkate alınarak

. Genel olarak asgari ücretlilerin karşılaştıkları sorunların tespiti ve çözümü,

. Kamu kurum ve kuruluşlarında sürekliliği olan yardımcı hizmet işlerinde ortaya çıkan bu istihdam modelinin boyutunun belirlenmesi, bu hizmet ihalelerinin yapılmasında doğan sorunlar, sözleşmelerin uygulanmasındaki aksaklıklar, imzalanan sözleşmelere uygunluğunun denetimindeki eksikliklerin tespiti,

. Bu işlerde çalışanların yasal özlük haklarını kullanmalarında karşılaştıkları güçlüklerin giderilmesi

için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci İç Tüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması gerekmektedir.

2.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21 milletvekilinin, Eber Gölü’ndeki çevre sorunlarının araştırılarak gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/84)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bölge ekonomisini, doğal yaşamı ve bölge insanının geleceğini etkileyecek “Eber Gölünün kirliliğinin önlenmesi ve gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi ve yasal düzenlemelerin oluşturulması” amacıyla Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini arz ederiz.

Saygılarımızla.

1) Abdülkadir Akcan                            (Afyonkarahisar)

2) Oktay Vural                                      (İzmir)

3) Süleyman Latif Yunusoğlu               (Trabzon)

4) Yılmaz Tankut                                  (Adana)

5) Beytullah Asil                                   (Eskişehir)

6) Recep Taner                                      (Aydın)

7) İsmet Büyükataman                          (Bursa)

8) Ahmet Duran Bulut                          (Balıkesir)

9) Şenol Bal                                          (İzmir)

10) Ertuğrul Kumcuoğlu                       (Aydın)

11) Mümin İnan                                    (Niğde)

12) Muharrem Varlı                              (Adana)

13) Hüseyin Yıldız                               (Antalya)

14) Rıdvan Yalçın                                 (Ordu)

15) Sabahattin Çakmakoğlu                  (Kayseri)

16) Akif Akkuş                                    (Mersin)

17) Mustafa Kemal Cengiz                   (Çanakkale)

18) Alim Işık                                        (Kütahya)

19) Mustafa Enöz                                 (Manisa)

20) Osman Durmuş                              (Kırıkkale)

21) Mehmet Serdaroğlu                        (Kastamonu)

22) Hasan Çalış                                    (Karaman)

GEREKÇE

Uygarlıkların beşiği olarak zengin bir kültürel ve tarihi mirasa sahip olan ülkemizin bu zenginlikleri eşsiz doğal güzelliklerle de desteklenmektedir. Ancak özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında baş döndürücü bir hıza ulaşan teknolojik ve endüstriyel gelişmeler çevresel değerlerin tahribi ve çevre kirliliğini beraberinde getirmiştir. Yeraltı su düzeylerinin inanılmayacak derecede hızlı düşüşü, sanayide ve tarımda su kullanımının son derece artması ve yanlış tarımsal sulama teknikleri ile gölden kontrolsüz su alımı, bunların beraberinde yaşanan kuraklık gibi nedenlerle doğal kaynaklarımız hızla tükenme eğilimine girmiştir. Türkiye; doğal zenginlikleri arasında önemli bir yere sahip olan göllerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Eber Gölü bu kötü kaderi yaşayan göllerimizden biridir. Türkiye'nin 12. büyük gölü olan Eber gölü Afyonkarahisar ilinin Bolvadin, çay ve Sultandağı ilçeleri sınırları içinde bulunmaktadır. Göl su seviyesi ve göl alanı mevsimlere ve yıllara göre farklılık göstermektedir. 1961 -1991 yılları arasında en düşük su seviyesi Ekim 1991'de görülmüştür. Buna göre su kotu 965,33 metre, göl alanı 62 km² olarak tespit edilmiştir. En yüksek su seviyesi Mayıs 1969'da; su kotu 967,61 metre, göl alanı 164,5 km² olarak tespit edilmiştir. Ortalama 150 km² yüzölçümüne sahip olan ve derinliği 21 metreye kadar ulaşan Eber Gölü'nde su seviyesi 1-2 metreye kadar düşmüştür. Göl eski zamanlarda Akşehir gölüyle büyük tek bir göl halindeyken su kaynaklarının azalması ile Akşehir gölü Eber Gölü'nden ayrılarak Ayrı bir göl oluşturmuştur. Eber Gölü'nden Akşehir Gölü'ne su aktarmak için bir kanal bulunmaktadır. Ancak Eber Gölü'nün küçülmesi sonucu su aktarılamamış bu da Akşehir Gölü'nün sularının çekilmesine neden olmuştur. Gölün etkilediği alanda tarıma dayalı sanayi ürünleri, kamış üretimi, balıkçılık gibi halkın önemli geçim kaynakları tükenme noktasına gelmiştir. 40 çeşit balık, 200'e yakın kuş türüne ev sahipliği yapan Eber Gölü ve çevresindeki canlı çeşitliliği de gün geçtikçe azalmaktadır. Geçimini balıkçılıkla sağlayan balıkçı köyleri boşalmaya başlamıştır.

Gelişen Dünya şartlarına karşılık gerileyen doğal kaynaklarda tarımın sürdürülebilir bir şekilde yapılması için özel mikro havzalar oluşturulmaktadır. Özellikle kiraz üretiminde Eber gölünün etkisi ile oluşan mikro havzalarda üretilen kiraz, Sultandağı ve çay ilçelerinden. Bütün Dünya'ya ihraç edilegelmiş ve Eber'in bu havzalardaki rolü örnek alınarak Türkiye'de yeni mikro havza oluşumları için çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmalar sürerken mikro havza olarak önderlik etmiş Eber'in yok olması hem bir doğal varlığın yok oluşu, hem de buna dayalı olarak gelişen tarımsal üretimin istenilen nitelikte yapılamaz hale gelmesi gerçekten üzücü ve önlem alınması gereken bir durumdur. Sonuçlarının ise bölge halkının geçimini ve refahını doğrudan etkilemesi kaçınılmazdır.

Eber gölü, Afyonkarahisar şehrinin atıkları başta olmak üzere, Afyonkarahisar ile Eber gölü arasında akan Akar Çay'a atıklarını deşarj eden ilçe ve beldelerin atıkları, bölgede yoğun faaliyet gösteren et ve süt sanayilerinin atıkları, bu havzada faaliyet gösteren Alkolid ve Şeker fabrikaları ile kirletilmiştir. Çiftçilerin yanlış sulama yapmaları ve yaşanılan kuraklık nedeniyle yok olma tehlikesi altındadır.

Yukarıda arz edilen nedenlerle Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması gerekmektedir.

3.- Kocaeli Milletvekili M. Cevdet Selvi ve 21 milletvekilinin, asgari ücretin belirlenme yöntemi ve yeterliliği konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/85)

       

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çalışma yaşamının temel unsurlarından olan asgari ücretin düzeyi, gelir dağılımının uçurum boyutuna ulaştığı, yoksulluğun sosyal barışı tehdit eder hale geldiği bir ortamda her zamankinden daha önemli hale gelmiştir.

Ülkemizde asgari ücret; 4857 sayılı İş Yasasının 39. maddesine dayanılarak çıkarılan "Asgari Ücret Yönetmeliği"ne göre; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının çağrısı üzerine toplanan ve yine Bakanlığın belirlediği gündemle çalışan "Asgari Ücret Tespit Komisyonu" tarafından, İş sözleşmesi ile çalışan ve 4857 sayılı İş Kanununun kapsamında olan veya olmayan, her türlü işçinin çalıştığı bütün işkollarını kapsayacak şekilde, en geç iki yılda bir olmak üzere işçilerin 16 yaşını doldurmuş olup olmadıklarına göre ayrı ayrı belirlenmektedir.

Asgari ücretin tespitinde işçinin ailesi dikkate alınmamaktadır. Ancak, tek işçi için belirlenen asgari ücret düzeyi de "Asgari Ücret Yönetmeliği"nde tanımlanan "işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını" karşılamaktan uzak kalmaktadır.

TÜİK tarafından komisyona önerilen "asgari ücret" dahi kabul edilmediği gibi özellikle 2002 yılından bu yana, TÜİK'in belirlediği asgari ücret ile açıklanan asgari ücret arasındaki fark artarak devam etmektedir.

Ocak 2002'de TÜİK'in belirlediği asgari ücretin 90 YTL altında ilan edilmiş, Ocak 2006'da bu rakam 127 YTL'ye, Ocak 2007'de ise 186 YTL'ye ulaşmıştır. 

Her defasında, ilan edilen asgari ücretin yönetmelikteki tanıma uygun olarak bir işçinin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğu yetkililer dahil herkes tarafından açıkça ifade edilmektedir.

Bu da, bir pazarlık ücreti olmayan, bilimsel, objektif yöntemler ve güvenilir verilerle tespit edilmesi gereken asgari ücretin, hukuka ve gerçeklere uygun olmayan bir biçimde siyasal erkin tercihine göre yapılır hale geldiğini açıkça göstermektedir.

131 sayılı ILO sözleşmesi, asgari ücret belirlenirken "işçinin ve ailesinin gereksinimlerinin dikkate alınmasını" temel ilke olarak benimsemektedir. Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'nın çekince konulan 4. maddesinin 1. fıkrası" çalışanların kendilerine ve ailelerine yeterli bir yaşam düzeyi sağlamak için adil bir ücret alma hakkına" sahip olduklarını belirtmektedir.

Anayasamız "Ailenin korunması" başlıklı 41. maddesi ile aileyi Türk toplumunun temeli olarak kabul etmekte, ailenin huzur ve refahı için devletin gerekli tedbirleri almasını emretmektedir.

Yine Anayasa'nın 55. maddesinde devlete, "çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alma" görevi verilmektedir.

Ülkemizde "asgari ücret" gerçeğinin bütün yönleriyle ele alınarak ortaya konması ve "asgari ücret”in hukuka ve gerçeklere uygun bir biçimde tespit edilebilmesi için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'nci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105 inci maddelerine göre Meclis Araştırması açılmasını dileriz.

SaygılarımızIa

1) Cevdet Selvi                                                (Kocaeli)

2) Bayram Ali Meral                                       (İstanbul)

3) Vahap Seçer                                                (Mersin)

4) Fehmi Murat Sönmez                                  (Eskişehir)

5) Ali İhsan Köktürk                                       (Zonguldak)

6) İsa Gök                                                       (Mersin)

7) Tacidar Seyhan                                            (Adana)

8) Çetin Soysal                                                (İstanbul)

9) Canan Arıtman                                            (İzmir)

10) Orhan Ziya Diren                                      (Tokat)   

11) Ali Koçal                                                   (Zonguldak)

12) Şahin Mengü                                             (Manisa)

13) Turgut Dibek                                             (Kırklareli)

14) Atilla Kart                                                 (Konya)

15) Derviş Günday                                          (Çorum)

16) Tansel Barış                                              (Kırklareli)

17) Muhammet Rıza Yalçınkaya                     (Bartın)

18) Hulusi Güvel                                             (Adana)

19) Metin Arifağaoğlu                                     (Artvin)

20) Ahmet Ersin                                              (İzmir)

21) Mehmet Ali Özpolat                                  (İstanbul)

22) Şevket Köse                                              (Adıyaman)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler, gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

B) Tezkereler

1.- Brüksel’de yapılacak olan “Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği” konulu toplantıya davet edilen Kütahya Milletvekili TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji  Komisyonu Başkanı Soner Aksoy’un davete icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/260)

                                                                                                           04 Ocak 2008

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği 2008 Sürdürülebilir Enerji Haftası kapsamında, 29 Ocak 2008 tarihinde Brüksel’de yapılacak olan “Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği” konulu Toplantı’ya Kütahya Milletvekili TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy davet edilmektedir.

Söz konusu davete icabet edilmesi hususu “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkileri’nin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesi” uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur.

                                                                                                     Köksal Toptan

                                                                                  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Başbakanlığın Anayasa’nın 82’inci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

2.- İngiltere’ye resmî ziyarette bulunan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a refakat eden heyete katılması uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/261)

                                                                                                        02/01/2008

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın, Londra’da düzenlenen “World Travel Market” isimli turizm ihtisas fuarına katılmak ve görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 11-14 Kasım 2007 tarihlerinde İngiltere’ye yaptığı resmi ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                                                                                                  Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                             Başbakan

                                   Liste

Sadık Badak                           Antalya Milletvekili

İdris Güllüce                          İstanbul Milletvekili

Fevzi Topuz                           Muğla Milletvekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

C) Önergeler

1.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Muhtar Ödeneklerinin Artırılmasına ve Sosyal Güvenliklerine İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/42) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/10)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

18.10.2007 tarihinde CHP Grup Başkanlığının 12 nolu yazısı ile verdiğim Muhtar Ödeneklerinin Artırılması ve Muhtarların Sosyal Güvenliklerine İlişkin Kanun Teklifi (2/42) esas sayı ile bugüne kadar komisyonlar ve Genel Kurulda ele alınmamıştır. Meclis İçtüzüğünün 37. maddesi uyarınca kanunun Meclis Genel Kuruluna getirilmesini bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                Malatya

BAŞKAN – Önerge sahibi Sayın Aslanoğlu, buyurunuz efendim.

Beş dakika süreniz var.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu önerim muhtarlarla ilgili. Geçtiğimiz beş yılda da aynı şeyi söyledik. Her seferinde çıkıp iktidar cevap verdi: “Getiriyoruz, yapacağız, yapıyoruz.” Birkaç bakan… Tutanaklara dönüp bakabilirsiniz. O dönemin İçişleri bakanı, o dönemin ilgili bakanları çıkıp, işte “Hazırlanıyor…”  “Maliye Bakanlığında hazırlanıyor.”  “Ek göstergelerle en kısa sürede getiriyoruz.” dediler.

Değerli arkadaşlarım, bu insanlar bizim gibi seçilmiş insanlar. Bunlar tüm halkın yükünü çeken insanlar.

Değerli milletvekilleri, 53 bin tane muhtarımız var. 275 lira ücret ödüyoruz ve 275 lira Bağ-Kur primi alıyoruz. Deyin ki bu insanlara: “Arkadaş, ben sana maaş vermiyorum, sadece Bağ-Kur primini alırım.” “Size maaş veriyoruz.” demeyin.

Arkadaşlar, Türkiye’deki muhtarların yarısı hacizli, yarısı. Bakın Sosyal Güvenlik Kurumuna, Bağ-Kur’dan sorun rica ediyorum, yüzde 50’si hacizli. Evinden buzdolapları… Bu insanların köyüne, evine icra gidiyor arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, bu insanların kendisine acımıyorsanız çoluk çocuğuna acıyın. Bağ-Kur’a icra borcu olan, Bağ-Kur’a borcu olan muhtarlar hastaneye gidemiyor, doktora gidemiyor. Kendisini bırak, çoluk çocuğuna acıyın, onlar da gidemiyor, ilaç alamıyorlar. Bir muhtar yeşil kart veriyor köyündeki insanlara, yeşil kartlı insanlar ilaç alabiliyor, yeşil kartlı insanlar hastaneye gidebiliyor. Ama, bir muhtar veya çocuğu veya eşi hastalandığı zaman hastaneye gidemiyor, ilaç alamıyor ve hastaneden çıktığı zaman senet imzalatıyorlar. Türkiye’deki muhtarların çok önemli bir miktarı gerek üniversite hastanelerinden gerekse devlet hastanelerinden icralık ve hepsinin buralarda borçlu olduğu bir sürü senetler var.

Değerli arkadaşlarım, devletin devamlılığı esastır. Bu insanları muhtar yapıyorsunuz, zorunlu Bağ-Kur’lu yapıyorsunuz. İnsanların sosyal güvenliğini sağlamak sosyal devletin görevidir. Ancak arkadaşlar -takdir sizin- geçen dönemde sözler verildi, hiçbiri yerine gelmedi. Bir kez daha dikkatlerinize sunuyorum. Hepimizin muhtar amcası, hepimizin muhtar babası; her türlü sorumluluğu var bu insanların, köydeki her türlü olaya karşı bu insanları birinci derecede sorumlu tutuyorsunuz. Köyündeki ve mahallesinde her şeye bu insanlar birinci derecede sorumlu ama bu insanların sosyal güvenliği, bu insanların özlük haklarına gelince, arkadaşlar hepimiz böyle bakıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, insana insanca bakalım. Bunlar, yörelerinde, köylerinde, mahallelerinde seçilmiş insanlar. Benden bir farkı yok, sizden bir farkı yok bu insanların. Aynı şekilde, bir milletvekilinin sosyal güvenliğine veya özlük haklarına bu şekilde mi bakıyorsunuz arkadaşlar? Bu çok acıdır.

Değerli arkadaşlarım, ben hepinizden rica ediyorum. Meclis Genel Kurulu buna karar versin. Bu kanunu buraya getirin ve hep beraber teklifi siz yapın, ne öneriyorsanız ama bu insanları icra kapılarından kurtarın. Bu insanları hastanede hacizli hasta muamelesinden kurtaralım arkadaşlar. Bunlar, hepimizin saygı duyduğu bu muhtarlar, hepimizin orada toplum önderi yaptığımız arkadaşlar. Yazık ediyoruz. Söz, benim bildiğim söz her şeydir. Bakın, rica ediyorum, geçtiğimiz 22’nci Dönem tutanaklarına bakın, kaç defa söz verildi?

Değerli arkadaşlarım, ben, iktidarı muhalefeti, hepinizden rica ediyorum: Bunlar, muhtarlarımız, demokrasinin ilk halkası. Bu insanları yok etmeyelim, bunları sersefil, borç içinde bırakmayalım. Gelin, yüce Meclis hep beraber, iktidarı muhalefeti, muhtarların sorunlarına çözüm bulalım.

Hepinize saygılar sunarım. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.

Bir milletvekili olarak, beş dakika, İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin söz istemiştir.

Sayın Ersin… Yok.

Başka söz talebi olmadığı için önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (CHP, MHP ve DTP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

V.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) Sözlü Sorular ve Cevapları

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ziraat Bankası Hanak Şubesinin personel ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’den sözlü soru önergesi (6/140) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

BAŞKAN – Soruyu cevaplandıracak olan Sayın Bakan? Burada.

Soruyu okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Nazım Ekren tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        Ensar Öğüt

                                                                                                          Ardahan

Ardahan ili Hanak ilçesinde bulunan TC Ziraat Bankası Hanak Şubemizde çalışan elemanların yetersiz olması nedeniyle işlemler çok ağır ilerlemekte, vatandaşlarımız şubede zaman kaybetmeleri nedeniyle mağdur olmaktadır.

1- TC Ziraat Bankası Hanak Şubesindeki işlemlerin hızlanması ve vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilebilmesi için şubeye 2 personel atanması için bir girişimde bulunacak mısınız?

BAŞKAN – Evet Sayın Çiçek, süreniz beş dakikadır.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Ensar Öğüt’ün Ziraat Bankası Hanak ilçesinde bulunan şubesiyle ilgili işlemlerde personel yetersizliği sebebiyle bazı sıkıntılarının olduğunu ifade etmektedir.

Ziraat Bankasının hangi şubede ne kadar personel çalıştıracağı 15/06/2004 tarih ve 153 sayılı Yönetim Kurulu Kararı’yla belirlenmiştir. Bu çerçevede Hanak Şubesinin norm kadrosu 6 personel olarak tespit edilmiş olup hâlen söz konusu şubede 6 personel görev yapmaktadır, 2 personel değil 6 personel. Ayrıca bugüne kadar söz konusu şubeye ilişkin, personel yetersizliği konusunda, Erzurum Bölge Müdürlüğüne intikal etmiş bir şikâyet de bulunmamaktadır. Şubenin personel sayısı ilçenin mevcut potansiyeli ve iş hacmi dikkate alındığında yeterli olarak gözükmektedir.

Saygıyla arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

2.- Tunceli Milletvekili Kamer  Genç’in, personel atamaları ile tadilat ve tamirat işlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi (6/141)

BAŞKAN - 2’nci sırada yer alan sözlü soru, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in personel atamaları ile tadilat ve tamirat işlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesidir.

Başkanlık temsilcisi olmadığı için bu soru görüşülemiyor, erteledik.

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, süpermarket ve hipermarketlere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/142) ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, esnaf ve sanatkârların kredi kullanımında yaşadığı bir soruna ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/166) ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı

5.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, sanayi ve ticaret sektörlerinin sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/254) ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı

6.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Ege Bölgesinde verimliliği artırma projesi uygulanan illere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/270) (Cevaplanmadı)

7.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, sanayide doğalgaz kullanımının özendirilmesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/291) (Cevaplanmadı)

BAŞKAN - Şimdi Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan’ın gündemin sözlü sorular kısmının 3, 10, 79, 91 ve 111’inci sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırma isteğini yerine getiriyoruz.

Şimdi bu soruları sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sanayi ve Ticaret Bakanı Sn. Zafer Çağlayan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını,

Arz ederim. 13.09.2007

                                                                                                  Dr. Reşat Doğru

                                                                                                          Tokat

Soru: 2003-2007 (Ağustos) tarihleri arasında İl ve şehir merkezlerinde açılan süpermarket ve hipermarket sayısı nedir, süpermarket ve hipermarket açılan yerleşim merkezlerindeki kapanan bakkal sayısı nedir, hipermarket ve süpermarketlerin şehir merkezleri dışına çıkarılması için yasal düzenlemeler yapılacak mıdır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sanayi ve Ticaret Bakanı Sn. Zafer Çağlayan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını,

Arz ederim.

                                                                                                  Dr. Reşat Doğru

                                                                                                          Tokat

Soru: 2003-2007 (Eylül) tarihleri arasında T.C. Merkez Bankası verileri incelendiğinde; protesto edilen senet miktarı ve sayısı, ödenmeyen çek sayısı ve ödenemeyen tüketici kredi miktarlarında önemli derecede artışlar olduğu, 2007 (yılın 7-8 ayında) yılı rakamlarının 2006 yılı miktarlarına yaklaştığı dikkate alındığında, bu durumun esnaf ve sanatkarımızı güç durumda bıraktığı, olumsuz sicilleri nedeniyle yeni kredi kullanamadıkları, kamuoyunda bu konuda büyük yakınmaların olduğu, esnaf ve sanatkarımızın bu mağduriyetinin giderilmesi için sicil affı çıkarmayı düşünüyor musunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını; saygıyla talep ederim. 20.10.2007

                                                                                                   Ahmet Kenan Tanrıkulu

                                                                                                                  İzmir

1) Türk Sanayi ve Ticaret sektörlerinin; tespit ettiğiniz sorunları ve çözüm önerileriniz nelerdir?

2) Bu tespit ve çözüm önerilerinizi hayata; hangi takvime göre geçireceksiniz?

3) Bakanlık olarak yeni sanayi stratejiniz, KOBİ anlayışınız, plânlamanız ve bu yöndeki çalışma takviminiz ne olacaktır?

4) Sanayi envanteri çalışmalarınız hangi düzeyde olup, ne zaman sonuçlanacaktır?

5) Sanayi envanteri çalışmalarınız hangi kriterlere göre yapılmaktadır?

6) Bölgesel asgari ücret uygulaması konusundaki çalışmalarınız nelerdir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan tarafından Sözlü olarak yanıtlanması hususunda gereğini arz ederim. 26.11.2007

                                                                                                    Prof. Dr. Metin Ergun

                                                                                                                Muğla

Verimlilik; çağdaş yönetim anlayışında kalkınmanın, kalkınmış Ülke veya toplum olmanın en somut ölçütlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu anlayışa binaen Ülkemizde kurulmuş olan Millî Prodüktivite Merkezinin iller düzeyinde verimliliği artırma projesinde, sanayinin en önemli bölgelerinden olan Ege Bölgesinin VAP Projeleri açısından ihmal edildiğini görmekteyiz. Bu bağlamda;

1- Ege Bölgesi’nde hangi illerde “Verimliliği artırma projesi” yapıldı?

2- Muğla ilimizde “Verimliliği artırma projesi” yapmayı düşünüyor musunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Tayfur Süner

                                                                                                                 Antalya

Ülkemizde başta Trakya Bölgesi olmak üzere büyük üretim tesislerinde ve fabrikalarda, doğalgaz kullanımından vazgeçilip, tekrar kömür kullanımına geçilmiştir.

Soru 1: Başta düşük kur nedeniyle zarar eden üretim merkezlerini tekrar doğalgaz kullanımına teşvik etmek için bir çalışmanız var mı? Bu konuda bir yasal düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Soru 2: Bu fabrikaların ve üretim merkezlerinin bacalarından çıkan zehirli gazların kontrolü düzenli olarak yapılmakta mıdır?

Soru 3: Isınma ve kullanım maliyeti doğalgazda yükseldiği için mi halk ve sanayi kömür kullanımına yönelmiştir? Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile ortaklaşa bir çalışma yaparak üretimi teşvik adına sanayide kullanılan doğalgazın birim fiyatlarında bir indirim yapmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Çağlayan.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak tarafıma yöneltilen sözlü soru önergelerini cevaplandırmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Efendim, öncelikle, Tokat Milletvekili Sayın Doktor Reşat Doğru’nun, 2003-2007 Ağustos ayı itibarıyla açılan süpermarket ve hipermarket sayısı ile kapanan bakkal sayılarına ilişkin sözlü soru önergesini cevaplandıracağım.

Evet, araştırmalara göre, ülkemizde faaliyette bulunan hipermarket sayısı 182, süpermarket sayısı 6.600, indirim marketleri sayısı ise 3.790’dır. Bunların toplamı 10.272’dir.

Esnaf ve Sanatkâr Sicil Gazetesi’yle, Bakanlığımız e-esnaf ve sanatkâr veri tabanı verilerine baktığımız zaman… Sayın Milletvekilimizin buradaki sorusu kapanan bakkal sayısıyla ilgilidir ancak, tabii, ben, kapanan bakkal sayısını verirsem, bu sadece tek taraflı bakış olur. Kapanan bakkal yanında ne kadar bakkal açıldığını da sizlere verirsem zannediyorum ki daha geniş, daha net bir bilgilendirme yapacağım. 2003 yılında 8.978 bakkal kapanmış, buna karşılık 14.780 bakkal açılmıştır. 2004 yılında kapanan bakkal sayısı 8.448, buna karşılık açılan bakkal sayısı ise 14.451’dir. 2005 yılında 11.106 bakkal kapanmış, yine buna karşılık 16.700 bakkal dükkânı açılmıştır. 2006 yılında ise yeni çıkan 5362 sayılı -o tarihte çıkan- Esnaf Kanunu’nun getirmiş olduğu bir düzenlemeden dolayı 22.208 bakkal kapanırken 15.004 bakkal açılmıştır. 2007 yılı yıl sonu rakamlarına baktığımız zaman, 2007 yılında da -önemli bir rakamdır bu- 10.466 bakkal kapanırken, değerli arkadaşlar, 18.325 bakkal açılmıştır.

Sonuç olarak, 2003-2007 yılları arasında kapanan toplam 61.206 bakkala karşılık 79.260 yeni bakkal açılmıştır. Oranladığımızda, kapanan her 77 bakkala karşılık 107 bakkal açılmıştır. Sadece bakkallar değil, tüm esnaf ve sanatkârlarımız düşünüldüğünde, 2007 yılında kapananın çok üzerinde açılan iş yeri bulunmaktadır.

Bakanlığın e-esnaf ve sanatkâr veri tabanı kayıtlarına baktığımızda, 2007 yılının bütününde esnaf ve sanatkârlara ait kapanan iş yeri sayısı 118.776 olurken açılan iş yeri sayısı ise 171.236 olmuştur. Esnaf veri tabanına göre, 2007 yılında açılan iş yeri sayısı kapanan iş yerine göre 52.460 daha fazladır. Esnaf ve sanatkârımıza ait kapanan her 69 iş yerine karşılık, değerli arkadaşlar, 100 yeni iş yeri açılmıştır.

Yine, bu kapanan esnafların neden kapandığını da tabii analiz edersek doğru bir tanımlama yaparız. 2007 yılında kapanan 118.776 iş yerinin kapatılma nedenleri ise şöyledir: 2.620’si ölüm, 754’ü il dışına çıkma, 68 adedi çalışma bölgesini değiştirme, 759’u SSK’lı olma, 1.023’ü bir üst lige terfi ederek tacir olma, 3.474’ü devir, 16.471’i iflas, 81.020’si mesleği terk, 7.450’si yasa gereği güncelleme, 5.137’si diğer nedenler ve 12 bine yakın esnafımız da birden fazla mesleği ya da işyeri olup esnaflığı değil, yaptığı mesleklerden bir tanesini bırakmışlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yönetimler ve yöneticiler, toplumun menfaatlerini gözeterek hareket ederler. Kendisini toplumdan ve toplumun oluşturduğu kuruluşlardan soyutlayan hiçbir yönetimin başarılı olması kesinlikle mümkün değildir. Onun içindir ki Anayasa’mızın 173’üncü maddesine “Devlet, esnaf ve sanatkârı koruyucu ve destekleyici tedbirler alır.” hükmü konulmuş; aynı zamanda, 135’inci maddesiyle de meslek kuruluşları Anayasa’mızın teminatı altına alınmıştır.

Esnaf ve sanatkârlar, her toplumda olduğu gibi, ülkemizde de özellikle sosyal ve ekonomik çalkantıların olduğu, büyük krizlerin yaşandığı dönemlerde bir denge ve istikrar unsuru olmuştur. Esnaf ve sanatkârlarımız, yarattıkları istihdam, katma değer ve hizmet potansiyeli itibarıyla sosyal barışın ve gelir bölüşümünde adaletin sağlanmasında, gelenek ve göreneklerimizin temsilinde çok önemli bir role sahiptir. Çalışma hayatının yaratıcı ve itici gücünü oluşturan istihdam, yatırım ve üretime katkısıyla ülke ekonomisine destek olan esnaf ve sanatkârlar, hızlı değişen dünya şartlarına, bilimsel ve teknolojik gelişmelere kolaylıkla ayak uydurabilen esnek bir yapıya sahiptirler. Dolayısıyla, esnaf ve sanatkârlarımıza yapılacak her türlü yatırım, toplumumuzun sosyoekonomik yapısına yapılan bir yatırım olarak değerlendirilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esnafın kısıtlı sermayeyle siyasal ve ekonomik anlamda ülkemize sağladığı katkılar, kuşkusuz bizim için çok önemlidir. Bu nedenle, esnaf ve sanatkârlar ile küçük işletmelere daha fazla önem verilmesi ve gelişmeleri için fedakârlıktan kaçınılmaması gerektiğine inanıyor ve çalışmalarımızı hep bu anlayış içinde yapıyoruz. AK Parti Hükûmetlerinin esnaf ve sanatkârlara yönelik olarak 2002 Kasım ayında başlayıp devam eden çalışmaları, bu anlayışın çok somut göstergesidir.

Değerli arkadaşlar, sizlere yine birkaç rakam vermek istiyorum izninizle: 2002 yılında esnaf ve sanatkârımıza verilen kredilerin faizleri yüzde 59 idi. Bugün, şükürler olsun, sağlanan ekonomik istikrarla beraber ve faizlerin düşmesiyle beraber, bundan beş yıl öncesinde yüzde 59 faizle kredi alan esnaflarımız, bugün yüzde 13 faizle kredi almaktadır.

Yine, 2002 yılına kadar esnafa verilen toplam kredi miktarı 153 milyon YTL idi, yani eski rakamla hatırlarsak 153 trilyondu. Değerli arkadaşlar, 2007 yılı ekim sonu itibarıyla geldiğimizde bu rakam -bakın çizerek söylüyorum altını- tam 17 kat artışla 2,7 milyar YTL’ye çıkmıştır. Bu, tarihî bir rekordur.

Yine, 2002 yılında toplam 50.435 esnafımız o tarihe kadar kredi alırken, değerli arkadaşlar, bugün yine sağlanan bu ekonomik istikrarla ve Türkiye’nin gerçekten gelişmesinde, kalkınmasında rolü olan göstergeyle, bu esnaf sayımız bugün tam 16 kat artışla 752 bin esnafa çıkmıştır.

Bir diğer rakam da 2002 yılında esnaf ve sanatkârımız sadece 5 bin YTL kredi alırken, bu, AK Parti Hükûmetlerinin göreve gelmesiyle beraber önce 25 bine, sonra geçtiğimiz yıllarda da 35 bin ve 50 bin YTL’ye çıkartılmıştır. Verilen bu kredilerle zor şartlar altında çalışan esnaf ve sanatkârlarımızın desteklenmesi ciddi anlamda sağlanmıştır. Bu destek bundan sonra da artarak sürdürülecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir diğer soru da büyük mağazaların kurulmaları, ticari faaliyette bulunmaları ve denetlenmelerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amacıyla büyük mağazalar kanununun hazırlanmasına yönelik çalışmalarımız süratle devam etmektedir. Tasarı taslağını bu yılın ilk aylarında Büyük Millet Meclisine sevk edilmek üzere Başbakanlığa sunacağız. Büyük mağazacılık konusu bizim çok önemsediğimiz, önem verdiğimiz bir husustur. Evet, burada herkes bilmelidir ki, ülke olarak hepimizi ilgilendiren yasal düzenlemeler yapılırken sadece bir kesimin hak ve menfaatlerini gözetmek değil, tüm toplumun, tüm birimlerin, tüm katmanların ve öncelikle ülkemizin haklarının ve menfaatlerinin görüşülmesi, göz önünde tutulması ve mutlaka böyle bir kanun çıkarken bu kanunun tüm taraflarının da bir uzlaşı içinde olması temel özelliğimiz ve önceliğimiz olacaktır. Bakanlık olarak da, Hükûmet olarak da, yasal düzenlemeleri geniş bir uzlaşma anlayışıyla yapma noktasında kararlıyız. Bu düzenlemeleri yaparken bizim amacımız, üretici ve tüketiciyi korumak, ekonomik ve ticari katma değer üretmek, istihdamı artırmak ve işsizliği azaltmaktır.

Büyük mağazacılık konusunda Bakanlığımızca geniş ve kapsamlı bir çalışma sürdürülmektedir. Konuya ilişkin dünyadaki bütün uygulamalar inceleniyor. Düzenlemeler, konuyla ilgili tüm taraflar bir masa etrafında buluşturularak ve uzlaşmayla yapılacaktır. Ancak, çok iyi bilinmelidir ki, tarafların sağlayacağı bir uzlaşma söz konusu olmazsa, Hükûmet ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olarak dünyada bu konudaki örnekleri de inceliyoruz, bu örneklerden ortaya çıkaracağımız metni Başbakanlığa ve daha sonrasında da Büyük Millet Meclisine yasalaşmak üzere göndereceğiz.

Bu düzenlemeler yapılırken ülkemizin şartları, dünyadaki örnekler, kanunun ilgilendirdiği tüm tarafların görüş ve önerisi, en önemlisi düzenleyici etki analizi sonuçları mutlaka değerlendirmeye alınacaktır. Biraz evvel bahsettiğim gibi, önceliğimiz ülke menfaati, ekonomimiz ve başta tüketicilerimiz, esnafımız ve istihdam olmak üzere olayın sosyal boyutudur.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yine, Tokat Milletvekili Sayın Doktor Reşat Doğru’nun sicil affı çıkarılmasına ilişkin olarak tarafıma yönelttiği sözlü soru önergesiyle ilgili olarak Bakanlığımın görüşleri şöyledir:

Malumlarınız olduğu üzere, ülkemizde 2000 Kasım ve 2001 Şubat aylarında yaşanan ekonomik krizler toplum katmanlarını derinden etkilemiştir. Geçmiş hükûmetlerin ulusal ekonomiyi yönlendirmede seçtiği yanlış ekonomi politikaları, sık aralıklarla seçim ekonomisi uygulamalarının gündeme gelmesi, makroekonomik istikrarı oluşturmak yerine günü kurtarmaya yönelik politikalar uygulanması ve siyasi istikrarsızlık bu krizlerin en temel nedenleri arasındadır. Bu saydığımız gerekçelerle oluşan kriz ortamı tüm toplum katmanlarını etkilediği gibi, tacir, esnaf ve sanatkâr kesimleri de etkilemiş, birçok iflas ve kapanma yaşanmasına maalesef neden olmuştur.

2001 yılı krizi sonunda durma noktasına gelen ekonomi, artan işsizlik ve bunlara paralel bir seyir izleyen siyasi istikrarsızlık ülkemiz ekonomisindeki sorunların artarak büyümesine neden olmuştur. Faiz oranları ve döviz kurlarının aşırı yükselişi, müteşebbislerin ileriye dönük plan, proje ve program yapmalarını ciddi manada engellemiştir. Makro dengelerdeki bozulma, piyasanın döndürülmesinde önemli bir işlev gören çek ve senetlerin zamanında ödenememesi ve protesto edilmesi sonucunu da ortaya çıkarmıştır. Ekonomide ortaya çıkan krizler en çok, eli taşın altında olan ve bu tür türbülanslara hazırlıksız yakalanan geniş girişimci kitlelerini etkilediği bilinen bir gerçektir. Çağdaş devletlerin bir vazifesi de bu tür istisnai durumlarda devreye girerek dengeyi yeniden sağlamaya yönelik düzenlemeler yapmasıdır. Bu bakış açısıyla, bu durumdaki gerçek ve tüzel kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi için, AK Parti Hükûmeti harekete geçmiş ve 5033 sayılı Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartı Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun 25 Aralık 2003 tarihinde Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilmiştir. 31/12/2003 tarihinde yürürlüğe konulan Kanun’dan 824 bin gerçek ve tüzel kişi yararlanmıştır. Bu Kanun’la, haksızlara, kanuna uymayanlara af getirmek değil, devletin yanlış yönetilmesinden dolayı vatandaşın daha fazla zarara uğramasının önlenmesi amaçlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hiç kimsenin inkâr edemeyeceği rakamlarla ortada olan gerçekler, başka bir deyişle Türkiye’nin ekonomik krizler içinde savrulduğu gerçeği 2002 yılında AK Parti Hükûmetinin iktidara gelmesiyle köklü bir değişim süreci içine girmiştir. Şükürler olsun, Türkiye, AK Parti Hükûmetleriyle ekonomik krizi bir daha kullanmamak üzere çöplüğe atmıştır. Bu köklü değişimi Türkiye’de de tüm kesimler bilmekte ve hissetmektedir. Değişim sürecinin en açık göstergesi, Türkiye’nin arka arkaya özel sektör marifetiyle -bir rekor olan- yirmi iki çeyrektir büyümesi olmuştur. Evet, bugün, artık, herkesin kâbusu hâline gelen yüzde 100’lere varan enflasyon belasından bahsetmiyoruz. Tek haneli enflasyon rakamlarıyla, doğrudan yatırımlarla, -106 milyar dolara ulaşan- ihracatta rekorlar kırılan bir dönemin içindeyiz. İhracat rakamlarımız dünyada bizimle aynı kategorideki ülkelerin daha önüne geçtiğimizi çok net gösteriyor.

Özetle bugün, 2001 yılı ekonomik krizinin sebep olduğu ekonomik ortamdan söz etmek mümkün değildir. Türkiye, bugün, ekonomik büyüklükte dünyanın -biraz evvel de bahsettim- ilk 20 ekonomisinde 17’nci sırada, Avrupa ekonomisinde ise 6’ncı sırada, önü, ufku ve görüşü açık bir ülkedir. AK Parti Hükûmetleri döneminde sağlanan istikrar ve güven ortamı sayesinde oluşan bu gelişmeler, iddia edildiği gibi, Merkez Bankasının yüksek faiz, düşük kur politikası uygulaması sonucu elde edilmemiştir. Bunları söylersek özel sektörümüzü inkâr ederiz. Bu gelişmeler, başta enflasyon olmak üzere, belirsizlik alanlarının azalması, makro dengelerin ve güven ortamının kalıcı şekilde tesisi, nominal ve reel faizlerin düşmesi sonucunda sağlanmıştır. Allaha şükür ki, bugün, krizler, buhranlar nedeniyle fırtınaya hazırlıksız yakalanmış bir ülke konumunda değiliz. 2001’deki gibi, olağanüstü dalgalanmalarla nereye gideceğini bilemez durumda oradan oraya savrulmuyoruz. Bu itibarla da yeni bir sicil affının çıkarılması kesinlikle düşünülmemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İzmir Milletvekili Sayın Kenan Tanrıkulu’nun tarafıma yönelttiği sözlü soru önergesine yönelik olarak cevaplarımız ise şöyledir: Bildiğiniz gibi, 29 Ağustos 2007 Çarşamba akşamı Sanayi ve Ticaret Bakanlığını devraldım. Evet, bu dört aylık süre içinde, yirmi yedi yıllık sanayici olmam, yirmi yıl Ankara Sanayi Odasında Meclis ve Yönetim Kurulu Üyesi olmam, on iki yıllık Ankara Sanayi Odası Başkanı olarak gördüğüm kadarıyla Bakanlığım 70 milyonun yaşamını direkt olarak etkileyen, hatta belirleyecek kadar önemli bir misyon yüklenmiş bir kurumdur. Hizmetlerimizin tümü, vatandaşımızı, üreticilerimizi, esnaf ve sanatkârımızı birebir etkileyen alanları ihtiva etmektedir. Benim çalışmam, Sanayi ve Ticaret Bakanlığını yeniden yapılandırmaya dönüktür. Hedefimiz, girişimci odaklı bir bakanlık oluşturmak ve girişimcinin önünü açarak, yoluna çıkabilecek engelleri temizlemek, Türkiye’yi geleceğe taşıyacak yolda destek sağlamaktır. Biz, sağladığı istihdamla, yenilikleriyle, markalarıyla, ürettiği katma değerle Türk üreticisi küresel rekabet yarışında nasıl önde kalır, nasıl önde gider, bunun için çalışıyoruz. Bunun yanında, KOBİ’lerin sorunlarının çözümü, daha fazla üretim ve istihdam yapmalarını sağlayacak, ticareti, esnaf ve sanatkârın çalışma koşullarını yeniden düzenleyecek çalışmalarımızla ilgili çok önemli bir stratejik eylem planı hazırlıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, AK Partinin Hükûmetinin ilk döneminde makro ekonomide sağladığı başarıya dayalı olarak, iş yapabilmenin ön şartı olan istikrar, huzur ve öngörülebilirlik ortamına kavuşmuştur. İnşallah, bu dönemde de artık sıra üretim ve istihdama gelmiştir. Bu çerçevede, ticareti geliştirmek, üretim ve istihdamı artırmak için ne gerekiyorsa onu yapmaya kararlıyız, azimliyiz.

Bu kapsamda en önemli projelerimizden biri -biraz evvel de konuşmamda bahsettim- Türkiye’nin sanayi stratejisinin hazırlanmasıdır. Sanayi stratejimiz, Bakanlığımızın sorumluluğunda, DPT başta olmak üzere devletin diğer ilgili kurumlarıyla birlikte, özel sektör temsilcilerimizle birlikte saptanacak ve uygulanacaktır. Bu konudaki en önemli adımı oluşturan sanayi envanterinin çıkarılması ve buna dayalı olarak sanayi stratejisi çerçevesinin ve sanayi politikalarının belirlenmesi temel işlevimiz olacaktır.

Evet, cumhuriyet tarihinde bir ilk olan bu sanayi stratejimizin temelleri, değerli arkadaşlar, dört ana eksen üzerine kuruludur. Bunlar:

1) Girişimcilerimiz için öngörülebilir ve sürdürülebilir bir iş ortamının sağlanması,

2) Piyasadaki geçici aksaklıkları giderecek doğru teşviklerin tespit edilip uygulanması,

3) Özel sektör-kamu sektörü diyalog ve iş birliğinin sağlanması,

Son olarak da, ülkemizi global rekabette öne geçirecek kümelerin tespiti ve gerekli tedbirlerin alınması olacaktır.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bütün bu çalışmaların bizzat kalbinde yer alacaktır. Hem sanayi politikalarını belirleyecek, uygulayacak hem uluslararası standartlarda piyasa gözetim ve denetimi yapacak hem tüketici haklarının takipçisi olacak hem de tüm girişimcilerin yol göstericisi olacaktır.

Sanayi envanteri ülkemizin son yıllarda hep gündeminde olmuştur. Yine, cumhuriyet tarihinde bir ilk olan, özellikle sanayimizin durumuyla ilgili veri ihtiyacı sanayi envanterinin önemini bir kez daha artırmaktadır. Yatırım yapmak isteyen yeni girişimcilerin karşılaştıkları en temel sorun, yatırım yapacakları sektörle ilgili yeterli veriye ulaşamamaktır. Özellikle yatırım öncesi araştırma yapmak için yeterli kaynağa sahip olmayan girişimciler için, bu durum, üretim teknolojisi, ham madde temini, kapasite kullanımı gibi risklerin değerlendirilebilmesine çok önemle engel teşkil etmektedir.

Sağlıklı bir sanayi envanteri, yeni girişimcilerin yatırım tercihlerini doğru yapabilmelerine imkân verecektir. Dolayısıyla da rekabete açık ve ihtiyaç duyulan alanlarda yapılacak yeni yatırımlarla ülke kaynaklarının verimli kullanılması sağlanarak ülkemizin uluslararası arenadaki rekabet gücüne ivme kazandırılacaktır.

Bakanlığımızın ana görevlerinden birisi, sanayi işletmelerine ait sicilleri tutmak, envanter yapmak, istatistiki bilgi toplamak ve değerlendirmektir. Bu görev, 6948 sayılı Sanayi Sicil Kanun’u çerçevesinde yürütülmektedir.

Sağlıklı bir kayıt sisteminin oluşturulması ve hizmetin yerinden verilmesi anlayışı çerçevesinde Bakanlık merkez teşkilatınca yapılan sanayi sicil işlemleri, ilde bulunan sanayi ve ticaret il müdürlüğüne devredilmiştir. 2004 yılında 20 bin civarında olan kayıt sayısı bugün itibarıyla  60 bini geçmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sanayi envanteri çalışmalarında, 6948 sayılı Sanayi Sicil Kanun’u, bu Kanun gereği sanayi işletmelerinin her yıl vermek zorunda oldukları yıllık işletme cetveli ve Avrupa Birliği tarafından kullanılan ürün sınıflamasına uygun olarak TÜİK tarafından hazırlanan ürün sınıflaması esas alınmaktadır.

Sanayi Bilgi Sistemi olarak da adlandırdığımız projenin şu aşamalardan geçerek gerçekleştirilmesini öngörmekteyiz: Önce mevcut durumun analizi. Sonra, çevre analizi. Daha sonra proje paydaşlarıyla protokollerin imzalanması.  Görev ve yetkilerin belirlenmesi. Hedeflerin şekillendirilmesi ve hedeflere ulaşma yöntemlerinin belirlenmesi. Projenin olgunlaştırılması ve şekillendirilmesi, yapılabilirlilik araştırmasının hazırlanması. Projenin onaylanması ve yatırım programına dâhil edilmesi. Altyapı oluşturma hazırlıkları. Sayım ve sanayi envanterinin çıkartılması, verilerin derlenmesi, işlenmesi ve paylaşılması ve son derece önemli olan sanayi haritasının çıkartılması. Sanayi stratejileri ve politikaların oluşturulması. İl, bölge ve Türkiye geneli için sanayi planlarının hazırlanması. Ayrıca, artık bu proje, yıllar öncesinde ilk ortaya atıldığındaki bugün için geçerliliğini yitirmiş teknolojilere göre değil, aradan geçen on yıldan fazla sürede İnternet ortamı, uzay fotoğraflarına dayalı haritalar gibi ortaya çıkan yeni gelişmeler için de tasarlanacaktır. Artık iller, bölgeler ve Türkiye geneli itibarıyla sektörler ve alt sektörler, esasında faaliyette olan işletmeler, üretim konuları, kurulu kapasiteleri, üretilen ürünler ve üretim miktarları, sağlanan istihdam, oluşturulan katma değer, ar-ge birimleri ve ar-ge faaliyetleri, ithalat ve ihracat, karşılaşılan sorun ve darboğazlar gibi hususlara yönelik veriler derlenecek ve bunlar sürekli güncellenecektir.

Bu proje, sadece Sanayi ve Ticaret Bakanlığının değil, DPT, Maliye Bakanlığı, TÜİK, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Merkez Bankası ve diğer kamu kurumlarının yanı sıra, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve diğer sivil toplum kuruluşlarının etkin katılımlarıyla gerçekleştirilecektir.

Bu proje, kamuda olsun özel sektörde olsun, karar alıcıların gözünün önündeki perdeyi kaldıracaktır. Buradan söylüyorum: Allah izin verirse, Sanayi ve Ticaret Bakanlığım döneminde bu büyük ülke projesi özel-kamu tüm kurumlarımızın katılımıyla kurulacak ve ülkemizin hizmetine sunulacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gelecekte ekonomilerin gelişimini şekillendirecek gerçekler, tıp devrimiyle insan ömrünün uzaması ve nüfus patlamasına bağlı olarak artarak karşılanması gerekecek temel ihtiyaçlar, iklim krizine dayalı sınırlamalar, petrolün azalmasına bağlı ortaya çıkacak enerji krizi, küreselleşmeye dayalı fırsatlar, teknolojideki geometrik büyümeye dayalı esneklik ve hızlı hareket edebilme ihtiyacı olacaktır.

Dokuzuncu Kalkınma Planı döneminde ekonomik büyümenin ve sosyal kalkınmanın istikrarlı bir yapıda sürdürülmesi ve plan vizyonunun gerçekleşmesi yolunda rekabet gücünün artırılması temel bir stratejik amaç olarak belirlenmiştir.

Evet, devlet ekonomiden çekilmeli ve piyasa dinamiklerinin sihirli gücünün nimetlerinden yararlanmalıdır. Ama tecrübeler göstermiştir ki, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde devlet bazı noktalarda bilinçli, sınırlı, hesaplı, adil, şeffaf, iyi ders çalışılmış desteklerle bazı sektörlere can suyu verebilmekte ve bu ülkeler daha başarılı sonuçlara ulaşabilmektedirler.

Burada kaba, vahşi, iyi hesaplanmamış genel teşviklerden değil, sonuç odaklı ve hesap verilir desteklerden bahsediyoruz. Bu bağlamda, ekonominin yüksek teknolojik kabiliyete ve nitelikli iş gücüne sahip, değişen şartlara hızla uyum sağlayan, ulusal ve uluslararası pazarlarda rekabet gücü olan, istikrarlı ve verimlilik düzeyi yüksek bir yapıya kavuşturulması en öncelikli hedefimizdir.

Türk sanayisinin rekabet gücünü artırmak ve dünya ihracatından daha fazla pay almak üzere yüksek katma değerli mal üretiminin artırılması temel ve kaçınılmaz önceliğimizdir. Bu çerçevede, orta vadede imalat sanayisinin dışa dönük bir yapı içinde ekonomik büyümeyi sürükleyen temel sektör olması hedeflenmektedir.

Haksız rekabeti önlemek üzere AB Teknik Mevzuatı’na uyum çalışmaları hızlandırılacak, mevzuata uygun olmayan malların piyasaya arzının ve dolaşımının engellenmesi amacıyla uygunluk değerlendirmesiyle piyasa gözetim ve denetim sistemleri daha da güçlendirilecektir.

Üreticilerin, haksız rekabetin önlenmesine yönelik ticaret politikası tedbirlerinden etkin yararlanması amacıyla, ithalatta işlem bazında ve “ticari sır” niteliğinde olmayan detaylı bilgilere hızlı ve kolay erişim için gerekli altyapı kurulacak ve şeffaflık artırılacaktır.

İşletmelerin rekabet gücünü artırmak üzere belgelendirme sistemi ve kalite altyapısı iyileştirilecek ve desteklenecektir. Geleneksel sektörlerde katma değeri yüksek ürün ve faaliyetlere ağırlık verilerek uluslararası rekabete uyum sağlayacak yapıya dönüşüm desteklenecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çağlayan, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Sayın Başkanım, daha üçüncüdeyim. Üçüncüyü tamamlayayım, izin verir misiniz? Birkaç dakika içinde tamamlarım, ama diğer iki soruyu da, izin verirseniz onları da bitirmek isterim.

BAŞKAN – Her soru için beşer dakika süreniz vardı, size tamamen yirmi beş dakika verdim beş soru için. Lütfen, daha ekonomik kullanmanızı rica edeceğim.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Birkaç dakika içinde toparlıyorum.Teşekkür ederim, sağ olun Sayın Başkanım, çünkü çok önemli bundan sonraki kısım.

Tekstil, hazır giyim ve deri sektöründe ileri teknolojiler içeren ve çok fonksiyonlu ürünler geliştirmeye yönelik çalışmalar ve ar-ge özendirilecektir.

Yine, tekstil, hazır giyim, deri, seramik, cam, mobilya, kuyumculuk gibi sektörlerin tüketime yönelik ürünlerinde özgün tasarım faaliyetleri özendirilecek, kaliteli tasarımcı yetiştirilmesi sağlanacak, ulusal ve uluslararası marka oluşturulması desteklenecek, tanıtım ve pazarlama konusundaki destekler ihracatçılarımızın ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilecektir.

Demir çelik sektöründe kaliteli ve katma değeri yüksek ürünlerin geliştirilmesine ve çevrenin korunmasına yönelik ar-ge çalışmaları desteklenecektir.

Dünyadaki otomotiv talebi açığı dikkate alınarak, orta ve yüksek teknoloji seviyesindeki otomotiv, beyaz eşya, makine, elektronik sektörlerinde Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biri olması sağlanacaktır. Zaten, bu konudaki gelişmeleri sizler de takip ediyorsunuz.

Otomotiv sanayisinde yüksek katma değer yaratan, sürdürülebilir rekabet gücü bulunan, öncelikle gelişmiş pazarlara ihracatı hedefleyen ve gelişmiş ar-ge yeteneğine sahip bir sanayi yapısı oluşturulması öngörülmektedir.

Otomotiv sanayisinde rekabet gücünün sürdürülebilirliği için üretim alanında sağlanan yetkinlik devam ettirilecek, teknoloji geliştirme ve ar-ge alanlarında yetkinlik geliştirilecek, ana ve yan sanayi arasında motor ve elektronik aksamı içeren, konsept ve tasarım aşamasında başlayan bir iş birliği gelişecek.

Değerli arkadaşlar, bir hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum. Zaman zaman, Türkiye’nin yüz akı olan ve dünyada her bin aracın 14’ünün üretildiği ülkemizde otomotiv sektörünün gelmiş olduğu noktayı anlamakta bazen zorlananlar oluyor. Onlar için şöyle çok önemli bir detay vermek istiyorum: Değerli arkadaşlar, bugün Türkiye otomotiv ana ve yan sektöründe yapmış olduğu her 100 dolarlık ihracatı bugünlerde ancak 43 dolarlık ithalatla yapmaya başlamıştır. Bu, giderek daha azalmakta ve katma değer ülkemizde kalmaktadır.

Diğer yandan, makine ve beyaz eşya sanayisinin tasarım, mühendislik ve yenilik yaratma yeteneği desteklenecek, kamu alanlarında yerli üreticilerin karşılaştığı dış alımlardan kaynaklanan haksız rekabetin önlenmesi için farkındalık oluşturulacaktır.

Elektronik sanayisinde yüksek katma değer yatırımını teminen elektronik bileşenler alt sektörü geliştirilecektir. Tüketim ve telekomünikasyon cihazlarında yüksek rekabet gücünü sürdürmek üzere entegre devre tasarımının güçlendirilmesinin ve üreticiler arası iş birliği ile düz panel ekran tesisi yatırımı gerçekleştirilmesine önem verilecektir.

Sektörde rekabet öncesi ar-ge teşvik edilecek, laboratuvar kapasitesi ve görüntü teknolojileri konusunda araştırma altyapısı geliştirilecektir.

Kimya sanayisinde katma değeri yüksek yeni kimyasal üretilmesine ve ihtisas organize sanayi bölgeleri kurulmasına önem verilecektir.

Orta ve yüksek teknoloji sektörlerinde ar-ge ve yenilikçilik faaliyetlerine ve ar-ge altyapısına öncelik verilecek, büyük ölçekli yatırım, ortak yatırım ve kapsamlı ar-ge projeleri desteklenecektir.

KOBİ’lerin ve girişimcilerin rekabet güçlerini artırmak ve yeni pazarlara açılımlarını sağlamak için iş kurma ve iş geliştirme aşamalarında eğitim ve danışmanlık hizmeti sağlanacaktır. Bu amaçla İŞGEM ve benzeri yapılanmalar yaygınlaştırılacak ve etkinliklerini artırmak üzere gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

İşletmelerin ortak ar-ge, ortak tedarik ve pazarlama faaliyetlerine önem verilecektir, işletmelerin fiziki altyapı ihtiyaçları karşılanacak, ağ oluşturma ve kümelenme girişimleri desteklenecek, işletmelerin belirlenmiş sanayi bölgelerinde kurulması ve mevcutların da bu alana taşınması özendirilecektir.

Nitelikli insan gücü yetiştirilecek ve mevcut işletmede çalışan mesleki ve teknik niteliklerin iyileştirilmelerine yönelik çalışmalar desteklenecektir.

Eğitim programlarıyla teknoloji üretimine ve ar-ge’ye yatkın iş gücü yetiştirilmesi sağlanacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; işsizliğin azaltılması ve yeni istihdam alanlarının yaratılmasında oynadıkları rolleri, dengeli ekonomik ve sosyal kalkınmanın sağlanması ve sürdürülmesine yaptıkları olumlu katkıları ve piyasa koşullarında meydana gelen değişmelere hızla uyum sağlayabilen esnek üretim yapısına sahip olmaları, evet bahsetmiş olduğum, yani KOBİ’leri günümüz dünyasında çok önemli bir konuma getirmektedir.

Bu doğrultuda, ekonomik yapımızın üretimde ve rekabet edilebilirliğinde son derece önemli bir yere sahip olan KOBİ’lerimize özel bir önem verilmekte, KOBİ’lerin doğması, büyümesi, gelişmesi ve korunması için uygun ortam hazırlayacak politikalar geliştirmekte ve uygulamaktayız.

KOBİ’lerin rekabet gücünün geliştirilmesi için teknoloji düzeyinin ve ürün kalitesinin yükseltilmesi, bilgiye erişimin kolaylaştırılması, rehberlik ve danışmanlık hizmetleri sağlanması, finansman, kaynak ve üretim araçlarının geliştirilmesi, ana yan sanayi bütünleşmesi, ortak pazarlama örgütlerinin yaygınlaştırılması, işletmeler arası iş birliği ve elektronik ticaret imkânlarının artırılması desteklenmektedir.

Bu kapsamda KOBİ’lere, Bakanlığıma bağlı KOSGEB vasıtasıyla yatırım, üretim, yönetim ve pazarlama konularında danışmanlık hizmetleri verilmiş, ortak kullanım atölyeleri ve laboratuvar hizmetleriyle, özellikle imalat sanayisinde çalışan firmaların gelişmiş teknolojilerle tanışması sağlanmıştır.

Küçük ve Orta Boy İşletmeler Bilgi Ağı Projesi ve ürünlerinin dış pazarlarda tanıtımı yapılmış ve elektronik ticaretin ilk adımları atılmıştır.

KOBİ’lerin AB Teknik Mevzuatı’na uyumunun metroloji, standardizasyon test ve kalite sistemlerinden yararlanmasının yaygınlaştırılması doğrultusunda kalite bilinci oluşturulmasına ve teknoloji altyapılarının geliştirilmesine yönelik eğitim, danışmanlık ile özel kalite ve sertifikasyon sistemlerinin geliştirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır ve mali destekler verilmektedir.

Ayrıca, revize edilen ve 2007-2009 dönemine yönelik olarak hazırlanan KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı’nın uygulanmasıyla KOBİ’lerin verimliliklerinin istihdama katkılarının katma değer içindeki paylarının ve uluslararası rekabet güçlerinin artırılmasını da hedefliyoruz.

Bu çerçevede Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bana sorulan soruların ancak üçüne -çünkü sorulan sorular çok önemli, çok kapsamlı ve çok detaylıydı- cevap verebildim.

Sayın Başkanım, diğer ikisine sonra galiba cevap vereceğim, değil mi efendim?

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Bakan… Sayın Bakan, sizin…

BAŞKAN – Sayın Çağlayan, bu sorularla ilgili, ek olarak, Sayın Doğru’nun ve Sayın Tanrıkulu’nun ek açıklama talebi vardır, soru talebi.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Bir soru da ben sormak istiyorum.

BAŞKAN – Çok kısa olarak, Sayın Doğru’ya söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Doğru.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkanım, Sayın Bakana teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Ancak Sayın Bakan, özellikle süpermarket ve hipermarketler konusunda, açılmasıyla ilgili bilgiler verirken, bakkalların da daha fazla sayıda açılmış olduğunu ifade ettiler. Ben özellikle şunu söylemeye çalışmıştım: Şimdi, bir bölgede süpermarketler açılırken, yaklaşık olarak altmış beş- yetmiş civarında da o bölgenin esnafı dükkânını kapatıyor. Gerçi Sayın Bakan bunun tam tersini söylemiştir ama, bakınız, Tokat ilinde, neredeyse her mahalleye, her caddeye bir tane süpermarket açılıyor. Onun açılmasıyla beraber, süpermarketin içerisine, ayakkabı tamircisinden, manavına hatta kuru temizlemecisine kadar her türlü dükkân açılıyor. Onların açılmasıyla beraber, Tokat ilinde çok büyük oranda esnafın iş yerini kapatmış olduğunu ben, kendim, gezilerimde ve çalışmalarımda gördüm. Yani, burada bir tenakuz var diye düşünüyorum.

İkinci olarak: Esnafların durumlarının gayet iyi olduğunu ifade etmeye çalıştılar ve sicil affının sadece 2001 krizinden sonra, 2003’te çıkarıldığını ve şimdi çıkarılmadığını ifade etmeye çalıştılar.

Sayın Bakanım, şu anda “Kriz çıkmayacak.” diyorsunuz ama cari açıklar, bütçe açıkları, ödemeler dengesindeki durumlar ortadadır. Bu durumlar ortadayken, bazı esnafların dükkânlarını siftah bile yapmadan kapattıklarını -yine Tokat’tan örnek vermek istiyorum- bir Sanayi Çarşısı’na gittiğiniz zaman veyahut da diğer esnafın arasında dolaştığınız zaman bunu açık bir şekilde görüyorsunuz. Ama sizin anlattıklarınız da tam tersi. “Sicil affı çıkmayacak.” derken, tahmin ediyorum ki, bunu izleyen tüm izleyicilerimiz ve esnaflarımız da üzülmüşlerdir diye düşünüyorum ve teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Tanrıkulu’nun da ek bir açıklaması var.

Buyurunuz Sayın Tanrıkulu.

AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakana da teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan göreve yeni gelmiş olabilir, ama geçmiş müktesebatı herhâlde bu soruları cevaplandırabilecektir diye düşünüyorum. AKP Hükûmetleri 2003 yılından bugüne kadar devam edegeliyor, bu da devam eden bir süreç demektir. Biz de sorularımızda “2003’ten bugüne kadar niye bunlar bitirilemedi, yapılamadı ve ne zaman yapılacak?” diye soruyoruz.

Örneğin, hipermarket diye bilinen Büyük Mağazalar Kanunu Tasarısı, 2002 yılında hazırlanıp o günün hükûmeti tarafından tasarı hâline getirilmiştir. Yıl 2008’dir, hâlâ Hükûmet tarafından Meclisimize getirilememiştir.

Ayrıca, esnafa verilen kredilerle ilgili faiz ve enflasyon oranlarına da o günün şartlarında bakılırsa eğer, reel enflasyon, reel faiz nedir, bugün nedir? Kıyaslamalı olarak buna da dikkat edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Ekonomik ve sosyal olarak çok önemli bir görev üstlenen KOBİ’lerin mutlaka yeni bir sanayi stratejisiyle rekabet edebilmesi gerekir diye belirtiyorum ve özellikle üzerinde duruyorum. Bunun için de öğrenmek istediğim şuydu Sayın Bakandan: Geçtiğimiz yıl, 2007 Ocak ayında revize edilen ve mayıs ayında Yüksek Planlama Kurulunda görüşülen KOBİ Eylem ve Strateji Planı’nın neden hâlâ daha Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine ve Türkiye kamuoyuna getirilmediğidir. Değerli Bakandan bu soruları cevaplandırmasını beklerdim.

Çok teşekkür ederim efendim. Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu.

Sayın Çağlayan, buyurunuz efendim.

Her bir soru sahibi için beşer dakika; on dakika süreniz var.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Bakan başlamadan önce bir şey de ben açıklamasını rica edebilir miyim?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sadece soru sahipleri ek açıklama isteyebiliyorlar, diğer milletvekilleri bunu talep edemiyorlar.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Bakan adına söz verilmişti de. Buradayken kendisi de bunu teyit etsin istiyorum.

Sayın Bakan adına, Sayın Mehmet Ali Şahin hipermarket yasasını ocak ayında Meclise getireceğini söylemişti, sizinle yaptığı telefon konuşmasına istinaden. Bu söz geçerli midir? Bunu da öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bakan.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madem Sayın Susam aradan bir soru sordu, onun sorusuna cevap vererek başlayayım.

Efendim, biraz evvelki konuşmamda da vardı, şu anda, Büyük Mağazalar Kanunu diye değerlendirdiğimiz kanun, bütün kesimlerin görüşleri alınmıştır; aslında yılbaşından önce bitirecektik, Bakanlar Kuruluna, Başbakanlığa gönderilecekti, ancak iki tane kuruluşumuz yıl sonu itibarıyla işlerinin çok olduğunu ifade ettiler ve dün itibarıyla Bakanlığımıza gelerek onlar da görüşlerini verdiler, önümüzdeki günlerde, ocak ayı içinde belirlenen takvim içinde Sayın Başbakanlığımıza, Bakanlar Kuruluna, Büyük Millet Meclisine sevk edilmek üzere düzenleyici etki analiziyle beraber gönderilecektir.

Tekrar ifade ediyorum: Bunu yaparken mümkün olduğunca geniş uzlaşma, geniş mutabakat arayışı içindeyiz. Son gelmiş olduğumuz noktada, bütün tarafları bizzat ben toplayarak arkadaşlarımızla beraber görüşeceğiz ve mümkün olan en fazla uzlaşmayı sağlayarak böyle bir kanunun çıkmasını sağlamaya çalışacağız.

Diğer taraftan, Sayın Doğru’ya, evet, biraz evvel rakamlardan… Sayın Doğru, bu rakamlar devletin resmî rakamları. Yani, bunlar, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonunun, Bakanlığıma bağlı 1 milyon 800 bine yakın esnafın, esnaf e-veri tabanında bulunan rakamlardır. Yani, bu rakamları, ben, tabii, başkası istiyor diye değiştiremem. Dolayısıyla, şu an için ortada bulunan rakamları ben size verdim. Evet, doğrudur…

Şunu çok net bilmek lazım. Gerek esnaf noktasında gerek bakkallar noktasında, 2005’ten sonra yaşanan o kapanıyor gözükenlerin birçoğu, mevcut bakkal eski görevini bırakıyor, bir başkası çocuğuna devrediyor, bir diğeri bir başkasına devrediyor. Oysa, bunu getirip, tabii, bakkalı kapandı-açıldı şeklinde değerlendirirsek, yanlış bir noktaya geliriz. Ancak, devletin resmî verileri, resmî rakamları bunlardır.

Diğer taraftan, sicil affıyla ilgili konuya tekrar dönmek istiyorum. Evet, sicil affı 2001’de ortaya çıkan, o geçmiş yıllardaki ekonomik ihmallerin getirmiş olduğu, biraz evvel konuşmamda söyledim, “Kim ne verirse ben 5 fazlasını veririm.” diyen zihniyetin, yıllar öncesinde ekonomik birikenlerin ve sıkıntıların ortaya çıkartmış olduğu bir sıkıntıydı ve o tarihte, birçok esnaf, sanayici, sanatkâr, tüccar, ister istemez çekleri, senetleri protestoyla karşı karşıya kaldı.

Evet, böyle bir şeyin çıkartılması o dönemde doğruydu. O tarihte Türkiye'de 181 milyar dolarlık bir gayrisafi millî hasıla vardı. Bugün Türkiye'nin gayrisafi millî hasılası -biraz evvel de bahsettim- 2007 sonu itibarıyla 490 milyar dolara yakın bir rakamdır. Yani, şu geçen beş yıllık süre içinde Türkiye, mevcut gayri safi millî hasılasına 308 milyar dolarlık bir gayri safi millî hasıla daha eklemiştir. Böyle bir ortamda, tabii ki, sanayi ve ticaret kesimleri büyümüştür. Bu büyürken, bu arada tabii ki çekler karşılıksız çıkacaktır, senetler protesto olacaktır, mevsimsel etkiler vardır, dönemsel etkiler vardır, firmaların kendi içinde bulunduğu yönetim problemleri vardır; birçok problem vardır. Ancak, şükürler olsun, bugün Türkiye’de artık “ekonomik kriz” kelimesini, biraz evvel söylediğiniz gibi, kullanmamak üzere çöpe atmış durumdayız. Rakamlar en azından ortada. Bugün Türkiye’nin gelmiş olduğu seviye ortada. Bugün Türkiye… Biraz evvel de bahsettim, otomotiv sektöründe 21 milyar dolarlık ihracatı gerçekleştiren bir ülkeden bahsediyoruz. Yani, unutmayalım ki, beş yıl öncesinde toplam ihracat zaten 36 milyar dolar seviyesindeydi. Bugün sadece otomotiv sektöründe 21 milyar dolar ve katma değeri Türkiye’de olan bir sektör ve ihracattan bahsediyoruz.

Diğer taraftan, biraz evvel bahsettiğiniz için söylemek istiyorum, cari açık, dış açık konusunda, bakın, dış açığı olan birçok ülke vardır. Cari açık konusunda, ben de Başkanken hep aynı şeyi söylerdim. Cari açık, evet, üzerinde önemle durulması gereken, özenle takip edilmesi gereken bir olgudur. Ancak, önemli olan cari açığın finansman kalitesidir, cari açığın nasıl finanse edildiğidir. Cari açığın Türkiye’nin başına bela olduğu dönemlerde Türkiye’nin borç yükü oldukça fazlaydı ve Türkiye’nin cari açığının çok fazla yüksek olduğu dönemlerde Türkiye’ye dışarıdan gelen döviz veya yabancı sermaye yoktu. Ama, bugün, Türkiye, şükürler olsun, sadece 2007 yılında 20 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye ülkesine getirmiştir ve cari açıkta bir problem yaşanmayışının temel nedeni de dışarıdan gelen yabancı doğrudan yatırım dediğimiz, yani, bir ülkede yatırıma, üretime dönen bu doğrudan yatırımlardır ve buradaki finansman kalitesidir.

Bunu söylerken bir şeyin de altını çizmek lazım: Yine, yirmi yedi yıl sanayicilik yapmış… Ben sanayiciliği kitaptan öğrenmedim. Sanayiciliği bizzat yaşayarak öğrendim ve sekiz yaşımdan beri –elli yaşındayım- kırk iki yıldır hem çalıştım hem okudum. Organize sanayi bölgelerinde benim on yedi senem geçti. Dolayısıyla, bunların ne anlama geldiğini çok yakinen bilen, bire bir yaşayan ve bunu iliklerinde hisseden biriyim. Burada bütün hadise şudur: Cari açık konusunda… Türkiye, petrol ve enerji ithalatı yapan bir ülkedir. Ne yapalım, Allah Türkiye’ye petrolü vermemiş. 2002 yılında, petrol ve enerji ithalatına 9 milyar dolar ödeyen bir Türkiye, bugün petrol ve enerjiye 30 milyar doların üzerinde bir bedel ödemektedir. Hiç kimsenin öngörüsü yoktu. Hiç kimsenin hesabında petrolün fiyatının 100 dolar olacağı diye bir öngörüsü yoktu, petrol üreten ülkelerin dâhil. Dolayısıyla bu noktadan baktığımızda, cari açığın temel sebebinin özellikle petrol ve enerji ithalatında yaşanan bu fiyat artışlarından kaynaklandığını çok net çizmemiz lazım.

Buna rağmen tekrar şunu söylüyorum: Evet, cari açık her zaman üzerinde durulması gereken bir olgudur. Ama cari açık yabancı doğrudan yatırımla finanse edildiği müddetçe hiçbir sıkıntı yaratmaz. Nitekim 2007’de oldu ve 2008 yılında da Türkiye’ye gelecek olan yabancı doğrudan yatırımlar aynı şekilde bu işi düzeltecektir.

Diğer yandan, Sayın eski Bakanımın, Sayın Tanrıkulu’nun… Ben aslında sanayi stratejisi, sanayi politikasıyla, tabii bunlarla ilgili üç saat, beş saat -aslında öyle bir imkân, öyle bir zaman yok ama- konuşabilecek bilgiye, imkâna, altyapıya sahibim. Bunu Sayın Bakanım da kendisi zaten bilir. Onun için, burada mümkün olduğunca kısa, özet, bazı kısımları da vakte fazla tecavüz etmemek için daha fazla böyle kısaltarak ve özetleyerek ve bir kısmını da çabuklaştırarak sarf ettim. Zannediyorum ki, bunlar da zaten tutanaklarda da görülecektir. Bundan sonraki, özellikle 2003 yılından başlamış, 2002 yılından başlamış olan yeni sanayileşme stratejisi, yeni sanayi politikası, KOBİ’ler, esnaf ve sanatkârlara verilen tüm argümanlar, tüm çalışmalar zaten bunu göstermiştir ve bugün tekrar söylüyorum: Türkiye, 22 çeyrek arka arkaya büyümüşse, bakın, tekrar Türk özel sektörünün, reel sektör marifetiyle büyümüştür ve bugün Türkiye, 106 milyar dolar ihracatı gerçekleştirirken yüzde 92 sanayi mamullerinden oluşan bir Türkiye’den bahsediyoruz. Bu konuda Türkiye, zaten gerekli istimi almıştır.

Konuşmamın başında da söyledim. Makroekonomik altyapı sağlanmıştır. İyi bir temel inşa edilmiştir. Şimdi bu temelin üzerine yapılacak olan çok mikro reformlarla -mikro derken, küçültmek adına söylemiyorum- ani şoklarla, düzenlemelerle, sosyal güvenlik sistemi, araştırma geliştirmede, vergiyle ilgili yapılacak düzenlemeler, biraz evvel bahsettiğim teşvik politikalarıyla bu sefer sürdürülebilir bir büyümeyi esas alan bir model oluşturma durumundayız.

Diğer taraftan, bu KOBİ’lerle ilgili yapılan çalışmalar başlamıştır, devam ediyor. Başbakanlık geçen dönemde bana göre son derece doğru bir çalışma başlatmıştır. Büyük Millet Meclisine gelecek olan kanunların hepsinin değerlendirme etki analizi yapılması ve bu kanunun faydasının, getirisinin götürüsünün ne olduğu, tarafların, bütün tarafların bu konudaki görüş ve önerilerinin alınması noktasında bir çalışma başlatılmıştır. Bu çerçevede, sadece Bakanlığımla ilgili yirmi üçe yakın düzenleme olacaktır. Büyük Mağazacılık Kanunu, Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu, Bakanlığıma bağlı birçok kuruluşun da kanunlarının yeniden görüşüleceği bir dönemle zaten karşı karşıya geleceğiz. Çünkü Türkiye çok önemli bir değişim ve dönüşüme girmiştir. Türkiye çok önemli bir değişim, dönüşüm oranında, çok kısa süre içinde bütün gereklerini yerine getirecek çalışmalara devam etmektedir. Bu konuda Bakanlığımızın tabii ki, kabiliyeti, kapasitesi, altyapısı, bağlı kuruluşları, ilgili kuruluşları, merkez teşkilatı ve taşra teşkilatı topyekûn bunun altyapısına, bilgilerine sahip ve bunlar yapılırken, biraz evvel de bahsettiğim gibi, gerek Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği gerek TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu)’imiz diğer taraftan diğer kuruluşlarımız, TÜİK’imiz, DPT’miz, Maliye ve Çalışma Bakanlığımız topyekûn bir çalışma içine girecek.

Yapacağımız çalışmalarda, şunu bilmenizi isterim ki: Bundan sonra yapılacak olan tüm teşvik mekanizmaları, bundan sonra yapılacak tüm düzenlemeler, sonuç-etki analizleri yapılarak düzenlenecektir. Sonucunda, bunun Türkiye'ye ne getirdiğinin ne götürdüğünün çok net şekilde ortaya konması lazım.

Evet, değerli arkadaşlar, Türkiye'nin kaynakları sınırlıdır, Türkiye'nin kaynakları pahalıdır. Bu çerçeveden hareketle, yapılacak olan çalışmaların sonuçlarının en iyi, en doğru şekilde, en rasyonel şekilde alınacağı bir dönemle karşı karşıyayız. Türkiye her sene yeni iş gücüne 600 bin insanını gönderen bir ülkedir, yani bir taraftan mevcut işsizine iş bulacaksınız, diğer taraftan da her sene yeni 600 bin insana iş bulacaksınız ve diğer taraftan da iş gücünün niteliğini ve iş gücünün planlamasını da yapacaksınız. Bunların tamamı bizim sanayi stratejimizin esasını oluşturacak. Hangi sektörler desteklenecek, hangi sektörlere öncelik verilecek, bunlar zaten tespit edilmiş ve belirlenmiştir. Yine söylüyorum: Yüksek katma değer, yüksek teknoloji ve uluslararası yüksek rekabet gücü bizim olmazsa olmazımız olacaktır. Bu temel esaslara dayanan ve verimliliği öngören bir sanayi stratejisi, sanayi politikası bütünlüğü oluşturulacak ve bu noktada daha fazla üretim, daha fazla yatırım, daha fazla istihdam oluşacaktır.

Bu noktadan hareketle, 2013 yılında Hükûmetimizin koymuş olduğu ihracat hedefi 200 milyar dolardır. Ben inanıyorum ki, bu gidişle 200 milyar doları çok daha erken yakalamamız söz konusu olacaktır. Türkiye bugün, yıllar önce dışarıdan ithal ettiği sektörlerde ihraç eder hâle gelmiştir. Şükürler olsun, Türk firmaları, gerçekten -ben bu ülkenin bir ferdi olarak bununla iftihar ediyorum, gurur duyuyorum- bizim firmalarımız artık, yurt dışında, dünyada tanınmış firmaları birer birer satın almaya başlamıştır. Bir çikolata firmamız, dünyanın en tanınmış çikolata firmasını kendi bünyesine katmıştır, hepimiz adına gurur kaynağıdır. Bir firmamız, yıllar önce hepimizin ilk başta tanıdığı bir televizyon, bir radyo markası olan Grundig’i satın almıştır. Bunlar son derece önemli gelişmelerdir. Bunlar, Türk insanının, Türk motivasyonunun ve önümüzdeki dönemde neler yapacağımızın çok net göstergesidir. Bunları biliyoruz, anlıyoruz ve bunlara uygun politikalarımızı yapmaya devam edeceğiz.

Hepinizi tekrar, saygı ve hürmetle selamlıyorum. Sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çağlayan.

Sanırım soruların hepsi cevaplandı.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – İki tane daha soru var.

BAŞKAN – İki soru eksik olarak, son iki soru hariç, sorularımız cevaplandı.

Son iki soru gündemde kalacaktır.

8.- Antalya Milletvekili Tayfur SÜNER’in, Akseki’deki çok programlı liseye ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/148)

BAŞKAN – Bakan burada olmadığı için soru ertelendi.

9.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT’ün, yeşil kartların iptal edilmesine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/149)

BAŞKAN – Bakan burada olmadığı için ertelendi.

10.- Mersin Milletvekili İsa GÖK’ün, bir okuldaki öğrencilere oruç tutmaya yönelik baskı uygulandığı iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/151)

BAŞKAN – Bakan olmadığı için ertelendi.

11.- Gaziantep Milletvekili Akif EKİCİ’nin, yeşil kart verilen kişilere ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/154)

BAŞKAN – Sağlık Bakanı olmadığı için soru ertelendi.

12 - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE’nin, bir müsteşar yardımcısına tahsis edilen odaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/160)

BAŞKAN – Bakan olmadığı için soru ertelendi.

Sayın milletvekilleri, sözlü soru önergelerine ayırdığımız bir saatlik süre bitmiştir.

On beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.12

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati:17.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ( Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı) ve Adalet Komisyonu Raporu (1/335) (S. Sayısı: 56) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Geçen birleşimde tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokratik Toplum Partisi grupları adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal’a aittir.

Buyurunuz Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 56 sıra sayılı çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle, ilk günlerini idrak ettiğimiz yeni yılın ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum.

Son günlerde yaşanmış olan terör hadiselerinin bir yenisini yaşadığımız Diyarbakır’da Hakk’ın rahmetine kavuşan şehitlerimize Cenabı Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Temennimiz odur ki hain saldırıların bir an önce kökünün kazınması. Ancak bu kökü kazıyabilecek bir siyasi kararlılığı görememenin de üzüntüsü içerisindeyim.

Sayın Başkan, görüşmekte olduğumuz Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, 24 Haziran 2006 günü dört tek madde hâlinde Türkiye Büyük Millet Meclisine Bakanlar Kurulu tasarısı olarak sunulmuştur. Bu dört madde, ceman 416 sayfayı bulan komisyon raporuyla birlikte bir cilt hâlinde kitap hâline gelmiştir ve dört maddelik bu kanun tasarısının 1’inci maddesi 170 tane kanunda değişiklik yapılmasını öngörüyordu, 2’nci maddesi 62 tane kanunun yürürlükten kaldırılmasıydı, 3’üncü ve 4’üncü maddesi ise bu kanunu kimin yürüteceğine, hangi tarihte yürürlüğe gireceğine ilişkindi.

Tabii, kanun yapma tekniğinde, gerek ülkemizde gerek uluslararası mukayeseli hukukta, incelediğimizde, böyle bir garip tasarı herhangi bir parlamentoya sunulmadığı gibi Türkiye Büyük Millet Meclisine de böyle bir kanun tasarısı sunulmamıştır.

Bu kanun tasarısı daha sonra komisyonda altı yüz elli bir maddeye dönüştürülmüştür. Altı yüz elli bir adet madde de temel kanun çerçevesi içerisinde görüşülmek üzere huzurunuza gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun bir temel kanun değildir. Bu kanun münferit bir kanun da değildir. Bu kanuna, İç Tüzük’te hüküm bulunmamakla birlikte “torba kanunu” demek belki mümkündür. Parlamento geleneğinde buna benzer uygulamalar vardır. Fakat altı yüz elli bir maddeyi içine alacak bir torbayı da bulmak mümkün değil. Altı yüz elli bir maddeyi bir torba içerisine sığdırmak mümkün olmadığına göre, herhâlde -kimseyi rencide etmek için kullanmıyorum ama- bu bir çuval kanunu.

Değerli arkadaşlarım “Bu kanun niçin bu hâle geldi?” sorusunun cevabını birlikte bulmamız lazım. Bu kanun, bilindiği gibi, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza İnfaz ve Güvenlik Tedbirlerinin Uygulanması Hakkında Kanun ve Kabahatler Kanunu’nun 1 Haziran 2001 tarihinde yeniden düzenlenerek yürürlüğe girmesi ile bu kanunlarda yapılmış olan değişiklikleri yüz yetmiş tane kanuna uyum sağlama amacıyla getirilmiş bir kanundur. O zaman, başa dönüp birinci hadiseden başlamak gerekmektedir. Ceza Kanunu, Kabahatler Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve ceza tedbirleri ile güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin kanuni düzenlemeler yapılırken baktığımızda, Türk ceza hukukunun kültür olarak hukuk tarihimize yerleşmiş, 1926 yılından beri uygulanagelen bu kanunun bir ceza hukuku kültürü yarattığı, bir ceza hukuku hafızası yarattığı, bir ceza hukuku içtihatları bütünlüğü yarattığı, uygulayıcılara, hâkimlerimize, savcılarımıza, yüksek mahkemeye, yargının bir ayağını teşkil eden savunma mesleğinin mensuplarına bilgi birikimi yaratmış idi. Yaratılan bu bilgi birikimi, 1/5/2006 tarihi itibarıyla, maalesef bir gecede hâk ile yeksan edilmiştir. Bu kanunla ceza hukukunun temel prensipleri ya biri diğerine kaim olacak şekilde değiştirilmiştir ya aralarındaki ayrım ortadan kaldırılmıştır ya da külliyen hukukumuzu terk etmiş hâle getirilmiştir. İşte bu değişiklikler: Asli ceza-ferî ceza arasında ayrım kalkmıştır. Cürüm ile kabahat arasında, suçlar arasında ayrım kalkmıştır. Hafif hapis ve hapis cezaları arasındaki ayrım kalkmıştır. Hafif para cezası ile ağır para cezası arasındaki ayrım kalkmıştır. Taksir ve kasıt mahiyet değiştirmiştir, nevileri farklılaşmıştır. “Müsadere” dediğimiz kavram değiştirilmiştir, farklı bir manaya gelecek, uygulamayı da zorlaştırabilecek bir hâle getirilmiştir. Memnu hakların iadesi gibi kavramlar değiştirilmiş ve hâkimin de önündeki davalarda takdir yetkisi olabildiğince artırılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bütün bu değişiklikler yapılırken ceza hukukunun sistematiği değişmiştir, maddeler havada uçuşmuştur, fasıllar uçuşmuştur, bablar uçuşmuştur, kitaplar uçuşmuştur. Netice itibarıyla –karşımıza- biraz önce ifade ettiğim gibi, 1926 yılından beri oluşturulmuş olan ceza hukuku kültürü, ceza hukuku hafızası, ceza hukukuyla ilgili içtihatlar bütünü ve bilgi birikimi hâk ile yeksan olmuştur. Yargının mensupları, hâkimler, savcılar başta olmak üzere, avukatlar, hatta çoğu defa mahkemelere gelip giden insanların hukukla ilgili bilgileri yenilenmek zorunda kalmıştır. Bundan dolayı pek çok meslektaşımız hâkim, savcı emekliliği tercih etmiştir.

Değerli arkadaşlarım, işte böyle bir değişiklik, radikal bir değişikliktir. Bu radikal değişikliği bir başka kelimeyle ifade edecek olursak bu, ceza hukuku alanında yaşanılmış olan bir tsunamidir. Tsunaminin birinci dalgası budur. Bu tsunaminin ikinci dalgası da bugün görüştüğümüz kanundur. Bugün görüştüğümüz kanunla, altı yüz elli bir maddelik bu kanundaki maddeleri, temel kanun çerçevesi içerisinde, bölümler hâlinde görüşeceğiz. Ancak, bölümler hâlinde görüşülmeden önce bunun olgunlaştırılması gerekmekteydi. Hükûmet tasarısı olarak tam bir hamlık ile Meclise sunulmuş olan kanun, Adalet Komisyonu çalışmaları sırasında bir parça işlenmiştir. Ancak, eksiklik ve yanlışlıkları bir hayli fazlaydı ki daha sonra Parlamentoda grubu bulunan partilerden birer tane temsilci alınmak suretiyle bu eksiklik ve yanlışlıkların düzeltilmesine gayret edilmiştir -bu Komisyonda görev alan arkadaşlarımın çalışmalarını tebrik ediyorum- ancak bu da yeterli değildir. Bu da yeterli değildir, çünkü o derecede yoğun bir işi bu kadar dar bir zaman içerisinde halletmek mümkün değildir. Kanun dediğimiz hadise, basit bir makale yazımı gibi, basit bir yazı yazımı gibi, basit bir cümle kurumu gibi değerlendirilebilecek bir hadise değildir. Kanun, kul hakkının tartıldığı kuyumcu terazisidir. Değerli arkadaşlarım, önümüzdeki kanun kul hakkının tartıldığı kuyumcu terazisi niteliğinde değildir. Bu ancak kantara benzemektedir. Bu kantarı olabildiğince kuyumcu terazisine dönüştürmek bu yüce Meclisin görevidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak başlangıçtan beri uyumlu, olumlu ve olabildiğince katılımcı bir anlayışla bu kanunun düzeltilebilecek maddelerini düzeltme yönünde katkı vereceğimizi ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu kanunun yürürlüğe girmesi tarihine kadar yaşanılmakta olan sıkıntıdan bahsetmek istiyorum sizlere. Yüz yetmiş tane kanunda altı yüz elli küsur tane madde ihtiva eden bu kanunla ilgili mahkemelere açılmış davalar bulunmaktadır. Mahkemeler bu davaları şu gerekçeyle ertelemektedir: Bu kanunun Ceza Kanunu’na göre değiştirileceğine ilişkin Parlamentoda çalışma vardır. Eğer çalışma sonuçlanır ise ciddi mahiyette bir değişiklik olacaktır. Verilecek hüküm her hâlükârda bozulacağına göre bu davayı erteliyoruz.

Bu erteleme iki açıdan sıkıntı yaratmaktadır: Birincisi, 2006 tarihi itibariyle sevk edilmiş olan bu kanun, mehazına gittiğimiz takdirde 1/6/2005 tarihine kadar ulaşmamızı gerektiriyor. Çünkü o tarih itibarıyla temel kanunlarda değişiklik yapılmıştır. Şimdi 2008 yılına geldik. 1/6/2005 tarihinden 2008 yılına kadar geçen süre içerisinde bu görüştüğümüz kanunlarla ilgili açılmış davaların hepsi mahkemelerde sonuçlandırılamamakta ama bir şey çalışmaktadır: Çalışan zaman aşımıdır. Zaman aşımı nedeniyle iki buçuk yıllık bir süre içerisinde pek çok dava ortadan kaldırılacaktır. Hukuki tabiriyle ortadan kaldırılan bu davaların anlamı şudur: Bu suçları işlemiş olan kişiler cezasız kalacaklardır. Dolayısıyla toplumun içerisine işlenmiş bir suçun faili cezasını çekmeden karışmış olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, diğer bir yönü itibarıyla 1/6/2005 tarihinden önce verilmiş olan, mahkemelerin vermiş olduğu kararlar Yargıtaya gönderilmiştir. Yargıtay da bu kanunun çıkacağı günü beklemektedir ve dosyaları bu nedenle bekletmektedir. Bu kanun çıktığı takdirde bu kanuna göre dosyaları yeniden görüşmek üzere iade edecektir mahkemelere ve mahkemeler yeni kanuna göre sanık lehine hüküm tesis etmek üzere verilmiş kararları tekrar değerlendireceklerdir. İşte burada yapılmış olan birinci tsunami dalgası ve bugün görüştüğümüz kanunla ikinci tsunami dalgasının yarattığı sonuç, adliyelerdeki iş yükünü, mahkemelerdeki iş yükünü, adli görev yapan jandarma ve polis birimlerindeki iş yükünü katlayarak artırmıştır. Bu artışı sizlere bir gazete kupürüyle göstermek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, bir Yargıtay üyesi “Yargıtay isyanda.” diyor. Onun ifade ettiği sözler, bir gazetemizin manşetine düşüyor. Hakikaten isyan edilecek bir durumdayız ve bu isyanla da yargıyı baş başa bırakmamamız lazım.

O zaman, çözüm… Çözüm: Değerli arkadaşlarım, kanunları çıkarmakla elbette ki Parlamento yüce bir görev yapmaktadır. Bununla çözülmez. Aksine, bu kanunları çıkarmakla, biraz önce ifade ettiğim gibi, mahkemelerin iş yükünü de artırdık. Bunlar yapılmalı mıydı? Yapılmalıydı. Ayrı konu. Fakat çözüm için yapmamız gereken en önemli iş, bir bütün hâlinde, yargıya makro bir bakış açısıyla, yeniden yapılandırılması, otomasyonu, motivasyonu, bunların hepsini bir bütün hâlinde değerlendirerek çözüm sunmamız lazım. İşte, Milliyetçi Hareket Partisinin hazırlamış olduğu “millî yargı” dediğimiz hazırlık, proje, bunun çözümüdür.

Değerli arkadaşlarım, bu, Türk yargısına yeni yüzyılın getirdiği vizyon ve misyonla bir çözüm getirmekle kalmamakta, aynı zamanda yargı sorununu çözememiş olan az gelişmiş ülkeler, gelişmiş ülkeler dâhil olmak üzere, hepsine örnek olabilecek, ihraç kabiliyeti bulunan bir yeni tasarımı da ortaya koymaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisinin “millî yargı reformu” adı altındaki bu çözümü, suçun işlendiği andan itibaren başlamak üzere ya da hukuki uyuşmazlığın doğduğu andan başlamak üzere ya da idari uyuşmazlığın doğduğu andan başlamak üzere, iki alanda bilimi ve teknolojiyi rehber edinerek suç faillerinin bulunması, delillerinin toparlanması ve tam tekmil olarak, elinde kuyumcu teraziyle bekleyen hâkimin huzuruna karar vermek üzere getirtilmesi amacını taşımaktadır. İşte, suç delillerinin toparlanması dediğimiz hadiseyi veri madenciliği olarak, bilişim teknolojisinde ifade edilen, yabancı tabirle “data mining” dediğimiz veri madenciliği sistemini yargıya monte etmek, ikincisi ise yargı görevini ifa eden kolluk kuvvetlerinden başlamak üzere cumhuriyet savcılarına, hâkimlere, Yargıtaya, arkasından Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne, adli sicile, oradan da yine öngördüğümüz suç ve hukuki uyuşmazlıkları ortadan kaldırma ile görevli olan kurula kadar taşıyabilecek, rehberlik edebilecek yapay zekâ modellemesini yargıya monte etmekle mümkündür.

Değerli arkadaşlarım, bu şekilde, toplumun kanayan yarası dediğimiz adli olayların verilerini hem yargının çözümünde kullanmak hem de bu adli olayların ortaya çıkmasıyla toplumun hassasiyetini belirleyen, toplumun sorunlarını belirleyen ve tümüyle Türkiye’yi bir röntgen gibi görebilen bu veri madenciliği sisteminden yararlanmak suretiyle, ülkenin ekonomik, toplumsal, idari sorunlarına bu manada çözümler üretme ile öngörmekteyiz. İşte bu öngörü ile hareket edebilir ve bu sistemi uygulayabilir isek o takdirde Türkiye'nin suç ve hukuki ve idari uyuşmazlıklarla ilgili türemiş olan sinekleri öldürmek gibi beyhude gayret sarf etmeyiz, onun yerine bataklığı kurutabilecek tedbirleri alabiliriz.

Milliyetçi Hareket Partisi, bunu, toplu bir bakış açısında bu şekilde değerlendirmek suretiyle bir proje hâline getirmiştir. İşte yüz yetmiş tane kanunda… Altı yüz elli bir maddelik olan bu kanunu hangi hafızayla hâkimlerimiz, hangi bilgi birikimiyle hâkimlerimiz yeni tanıştıkları bu yasalarla uğraşacaklardır. İşte bu yeni çıkacak olan yasaları da o sisteme monte etmemiz hâlinde, bilginin, teknolojinin hâkimin emrine, yargının emrine sunulması suretiyle meseleye çare bulabiliriz. İşte bu çerçeve içerisinde değerlendirdiğimiz takdirde, çarenin 21’inci yüzyıl vizyonuna ve Türk yargısını makul sürede yargılama sürecini tamamlayabilecek, adil yargılama hakkını hakkıyla teslim edebilecek, insanlarımıza evrensel hukukun tanımış olduğu tüm imkânları tanıyabilecek bir sistemi hayata geçirmiş olabiliriz.

Diğer taraftan, bu sistemin tamamlayıcı unsurlarından bahsetmek istiyorum sizlere.

Değerli arkadaşlarım, yargının eline 1 tane zeytin vererek bundan 1 kilo ya da 1 litre zeytinyağı ürettiremezsiniz. Şu anda yargıya yüklenmiş olan yükün ölçüsü budur. Bunu çok değerli bir Yargıtay üyesi  -Başkanı- arkadaşımızın ifadesi olarak söylüyorum: 1 tane zeytin verilerek yargıdan 1 litre zeytinyağı üretmesi talep edilemez. Şu anda yargıdan istenilen budur. Onun için, yargının yükünü hafifletmek açısından, suçun işlendiği andan, bir taraftan teknolojik yargı reformunun veri madenciliği ve yapay zekâ modellemesi harekete geçerken ve diğer taraftan da alternatif yargı çözüm yollarının bulunması gerekmektedir. Türkiye buna yabancı bir ülke değildir. Ta 1920’li yıllardan itibaren mahkemeler dışında  bazı adli vakaların…

BAŞKAN – Sayın Bal, bir dakika müsaadenizi rica edeceğim.

FARUK BAL (Devamla) – Buyurun Sayın Başkanım.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

D) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Brezilya Parlamentosu Dışişleri ve Savunma Komisyonu Başkanı ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Murat Mercan’ın konuğu olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Brezilya Parlamentosu Dışişleri ve Savunma Komisyonu Başkanı ve beraberindeki heyet şu anda Meclisimizi teşrif etmişlerdir. Kendilerine yüce Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ( Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı) ve Adalet Komisyonu Raporu (1/335) (S. Sayısı: 56) (Devam)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bal, devam edebilirsiniz.

FARUK BAL (Devamla) -  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de sayın konuklara “Hoş geldiniz.” diyorum. Bir cümleyi de sayın konuğumla ilgili olarak ifade edeceğim, ama bölünmemesi açısından devam ediyorum sözüme.

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi de tamamlarsanız, süreniz de dolmak üzere.

FARUK BAL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

FARUK BAL (Devamla) – Alternatif yargı yolları Türk yargı sisteminin yabancısı değildir. Sivil toplum örgütlerini, kamu tüzel kişilerini, idari mercileri bazı suç tiplerinde ve hukuki uyuşmazlıklarda yargının önüne gitmeden çözebilecek şekilde bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Diğer taraftan da yargıya gitmeden önce tarafları uzlaştırıcı ve yargı sürecinde de tarafları uzlaştırıcı bir şekilde yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir.

Sayın Başkan, sayın konuğa hitaben ifade etmek istiyorum: Milliyetçi Hareket Partisinin teknolojik yargı reformunu hazırlarken dünyaya da baktık. Sayın konuğun ülkesini tebrik ediyorum. Brezilya’da data mining yolu ile yargının bazı sorunlarına çözüm için gelişmelerin olduğunu gördük. Brezilya’yı bu açıdan tebrik ediyorum.

Sayın Başkan, zatıalinizi ve yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu kanuna, Milliyetçi Hareket Partisi, katılımcı, uzlaşmacı bir anlayışla olumlu bir muhalefet açısıyla yaklaşmaktadır.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz Sayın Bal.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kastamonu Milletvekili Sayın Hakkı Köylü konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Köylü. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; konuşmama başlamadan önce yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da meydana gelen o melun terör olayını kınıyor, bu terörden dolayı hayatını kaybeden genç yavrularımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, şu anda görüşmekte olduğumuz temel ceza yasalarına uyum amacıyla hazırlanmış olan ve altı yüz elli maddeyi geçen tasarı neden gündeme geldi, neden böyle bir tasarıya ihtiyaç duyuldu ve bu tasarı nasıl hazırlandı, kısaca bundan bahsetmek istiyorum. Bu arada, tasarının dilinin neden düzeltilmediği ve neden dört madde olarak görüşüldüğü şeklindeki eleştirilere de kısaca cevap vereceğim.

Ceza Kanunu ve Kabahatler Kanunu gibi temel kanunlar yanında sosyal ve ekonomik konuları düzenleyen ve ceza hükmü içeren yardımcı kanunlar da dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de vardır. Hukuka aykırı fiillerin hangilerinin suç olduğu, hangisinin suç olması gerektiği suç siyasetiyle belirlenmektedir.

Suç siyasetiyle güdülen amaca ulaşmak için gereken ana ilkeler, kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve hümanizm ilkesidir. Meydana gelen eylemden dolayı kişiye ceza verilebilmesi için taksir veya kasta dayalı bir kusurunun olması gerekmektedir.

Ayrıca, Anayasa’mızın “kanun önünde eşitlik” prensibi ile “cezaların şahsiliği” prensibi göz önüne alınarak düzenlenmiş olan Ceza Kanunu ile Kabahatler Kanunu, diğer kanunların da bu temel kanunlara uygun olması gerektiğini ve aykırı hükümler taşımaması gerektiğini öngörmüştür. Bu konuyla ilgili olarak, Türk Ceza Kanunu’nun 2’nci maddesi, kanunun açıkça suç saymadığı fiil için kimseye ceza verilemeyeceğini, güvenlik tedbiri uygulanamayacağını, keza kanunda yazılı olandan başka ceza ve güvenlik tedbirlerinin uygulanamayacağını, idarenin düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza konulamayacağını, ayrıca suç ve ceza içeren hükümlerin uygulanmasında kıyas yapılamayacağını ve ayrıca bu hükümlerin kıyas yoluyla aleyhe yorumlanamayacağını, geniş yorumlanamayacağını öngörmüştür. Ceza Kanunu’nun  3’üncü maddesi, suç işleyen kişiye, eylemin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbiri uygulanabileceğini öngörmüştür. 5’inci maddesi ise, Kanun’un genel hükümlerinin özel ceza kanunları ve ceza hükmü içeren özel kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağını düzenlemiştir. Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun ve Kabahatler Kanunu, özel suç tanımlarına yer veren diğer kanunlar arasındaki ilişkiyi Anayasa ile teminat altına almış olan hukuk devleti, adalet, eşitlik nazara alınarak yeniden belirlemiştir. Türk Ceza Kanunu’nun izlediği suç siyaseti de diğer kanunlara sirayet ettirilmiştir. İşte, bu temel hükümler çerçevesinde böyle bir tasarının hazırlanması gerekmiştir.

Şimdi, Ceza Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve Kabahatler Kanunu hükümleri karşısında, Türkiye’de uygulanan yüz yetmiş tane kanundaki ceza hükümlerinin, Ceza Kanunu’nun genel hükümlerinin uygulanmaya başlayacağı 31/12/2008 tarihine kadar mutlaka Ceza Kanunu’na uyarlanması gerekiyordu. Esasında bu tarih 31/12/2006 idi. Ancak o tarihe kadar yetiştiremediğimiz için 2008’e bunu erteledik.

Bu kanun tasarısı 2006 yılından itibaren hazırlanmaya başlandı ve aynı yıl komisyonlarda görüşüldü. Tasarı, iddia edildiği gibi çok kısa sürede hazırlanmış değildir, komisyondan da çok kısa sürede geçmiş değildir. Bir yılı aşan bir süreden beri Adalet Bakanlığındaki hâkim sınıfından bürokratlar, akademisyenler, Yargıtay üyeleri birlikte çalışarak büyük bir tasarı meydana getirmişlerdir. Bu tasarı hazırlanırken, iddia edildiği gibi dört madde olarak sunulmuştur, ama komisyonda maddeler, şu anda altı yüz elli madde nasıl varsa, bunlar tek tek ele alınmış, fıkraları ve bentleri de tek tek ele alınmış ve hepsi tek tek oylanmıştır. Ayrıca, bütün kurumlar bu toplantılara katılmıştır, bütün bakanlıkların ilgili uzmanları toplantılara katılmıştır, ilgili sivil toplum kuruluşları da bu toplantılara katılmıştır.

Adalet Komisyonunda kanun çalışması yapılırken, görüşülürken, bakanlıkların mensupları içeride yer olmadığı için kapı önünde beklemiştir. Her gün orada en az 50-60 kişi bekliyordu. Kendilerine sıra geldiği zaman kendi kanunları ile ilgili görüşlerini bildiriyorlar, daha sonra dışarı çıkıyorlar, diğer bakanlığın elemanları geliyor, görüşlerini bildiriyor, dışarı çıkıyor ve bu şekilde bir hazırlık yapılıyordu.

Görüldüğü gibi, bu altı yüz elli maddeyi biz görüşmedik. Şu masanın üzerinde, komisyon ve Hükûmetin bulunduğu masanın üzerindeki klasörleri eğer arkadaşlarımız görürse, o klasörlerde yazılı bütün kanunlar ve bu kanunların ilgili bütün maddeleri elden geçirilmiştir. Yuvarlak bir deyişle, altı yüz elli değil, altı bin beş yüz madde incelenmiştir. Şunu söyleyebilirim: Bu Meclise gelen, en itinalı hazırlanmış, en titiz hazırlanmış, en dikkatli hazırlanmış kanun tasarılarından birisidir. Arkadaşlarımın hiç endişesi olmasın. İnceleyememiş olabilirler, detaylarına girememiş olabilirler, ama bu tasarı gerçekten çok titizlikle hazırlanmıştır.

Değerli arkadaşlarım, tasarılar hazırlanırken bazı kanunların içine de nüfuz edilmiştir, sadece uyarlama yapılmamıştır. Onlardan bir iki örnek biraz sonra vereceğim. Ama bu tasarı şimdi neler getirdi, birkaç örnekle izah edeyim, ondan sonra diğerine geçeceğim.

Bu ana kanunlarımızdaki genel hükümler nazara alınarak, asli ceza-ferî ceza ayrımı kaldırılmış, ceza ve güvenlik tedbiri olarak sistem kurgulanmıştır.

Hürriyeti bağlayıcı cezalar, hapis, müebbet hapis, ağırlaştırılmış müebbet hapis olarak düzenlenmiştir.

Para cezaları adli ve idari para cezası olarak düzenlenmiş, adli para cezasının uygulanmasında da “gün para cezası sistemi” getirilmiştir.

Ekonomik suçlarda genel olarak ve ağırlıklı olarak, para cezası hapis cezasının yanında konulmuştur, diğer suçlarda ise, istisnaları hariç tutarsak, hapis cezalarının yanında ayrıca para cezası öngörülmemiştir.

Hak yoksunlukları kural olarak hükmün infazı ile birlikte sona ermekte iken, bu özel kanunlardaki hak yoksunluklarının iadesi için memnu hakların iadesi yolu açılmış ve o şekilde hak yoksunlukları giderilmeye çalışılmıştır.

Müsadere bu sistemde bir ceza değil, bir güvenlik tedbiri olarak öngörülmüş ve müsadere, eşya ve kazanç müsaderesi olarak düzenlenmiştir.

“Suçta kanunilik” ilkesi gereği, kanunda yazılı olmayan fiiller suç olmaktan çıkarılmıştır.

Teşebbüs, iştirak, içtima hükümlerinden Türk Ceza Kanunu’na aykırı olanlar da Ceza Kanunu’na uyarlanmıştır. Bu surette hukuk ve uygulama birliği sağlanmıştır.

Haksızlık oluşturan ve suç oluşturmayan fiiller “kabahat” olarak tanımlanmış ve o şekilde düzenlenmiştir. Fiil haksız değilse, tabii ki kabahat dahi oluşturmamaktadır.

Teşebbüs, suçlarda kabul edilmiştir, kabahatlerde kural olarak teşebbüs kabul edilmemiştir, ancak istisna olarak kabul edilmiştir. 

Kabahatlerde, keza kural olarak, tekerrür hükümlerine yer verilmemiştir. Ancak, hükmün tekrarı hâlinde cezada ayrı bir artırım öngörülmüş veya ayrı bir ceza öngörülmüştür. Bazen de bu ikisi de yapılmamış, cezanın alt ve üst sınırları arasındaki makas açılmak suretiyle, uygulayacak merciye geniş takdir hakkı tanınmıştır. Ağır para cezaları da adli para cezasına dönüştürülmüştür.

İdari yaptırım kararlarının verilmesinde ve uygulanmasında şu andaki sistemimizde bir birlik yoktur, uygulamada yeknesaklık bulunmamaktadır. İşte, Kabahatler Kanunu zaten idari yaptırımların ne şekilde olacağını ve nelerin genellikle idari yaptırım altına alınacağını düzenlemiştir. Kabahatler Kanunu’ndaki düzene uygun olarak idari yaptırımın niteliği, yaptırım kararını verecek merci burada açıkça belirtilmiş, bu idari yaptırımlarla ilgili olarak tebliğ, itiraz yolları, tahsil usulü Kabahatler Kanunu’nda açıkça ve teferruatlı bir şekilde düzenlenmiş olduğundan, bu incelediğimiz tasarıda bulunan kanunlardaki bu yöne dönük hükümler kaldırılmıştır.

Cezaların üst sınırı gösterilmeyen hâllerde üst sınırları belirlenmiştir. Alt ve üst sınırların tespitinde de bir hususa dikkat edilmiştir. Bazı arkadaşlarımızın belki dikkatini çeken genel olarak cezalarda indirim yapılmamış, ancak, şu husus da göz ardı edilmemiştir: 2005 yılında çıkarmış olduğumuz Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile cezaların üçte 1’i, yaklaşık söylüyorum, yaklaşık üçte 1’i veya başka bir deyimle beşte 2’si infaz edilirken, bu yeni çıkarmış olduğumuz kanunla üçte 2’si infaz edilmekte ve hapiste kalma süresi daha da çoğalmaktadır. İşte, cezalar tespit edilirken bu süre de zaman zaman göz önüne alınmıştır.

Yasa bozması sonucu zaman aşımının işlemesini önlemek için özel hüküm konulmuştur.

Bazı kanunlardan da birkaç örnek vermek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, burada yapmış olduğumuz çalışmalarda, özellikle Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun düzenlemesinde, kanunun detaylarına girilmiştir, içine nüfuz edilmiştir. Bu da, mevcut kanunun uygulanmasının çok zor olduğundan, uygulamada sıkıntılar yarattığından, ayrıca bu konuda hakları ziyana uğrayan kişilerin, yani fikir ve sanat haklarını, sahiplerinin haklarını yeterince korumadığından, kendilerinin bize müracaat etmeleri sonucu, onların da katıldığı… Altı kişi komisyonumuza katılmıştır, başta Sayın Ali Rıza Binboğa olmak üzere altı kişi komisyonumuza katıldılar ve onların bütün istekleri nazara alınarak, bütün istekleri değerlendirilerek, olabilecek en iyi düzenleme yapılmıştır. Sonunda da kendileri bize teşekkür etmişlerdir. Hatta, basında da çıkmıştır, bu teşekkürün karşılığı olarak, kendileri komisyonumuzda türkü söylemişlerdir ve teşekkürünü o şekilde belirtmişlerdir. Bu istisnai bir durum, böyle bir şey olmamış şimdiye kadar.

6136 sayılı Kanun’da bazı küçük değişiklikler yaptık. Mecliste, yanılmıyorsam gelmek üzere olan bir tasarı var herhâlde. Onu ben incelemedim ama bu gaz fişeği, kurusıkı fişek atan silahların ölümcül silah hâline dönüştürülmesi, yani namlusunun değiştirilmesi suretiyle ölümcül silah hâline dönüştürülmesi hâlinde, bunlara verilecek cezanın 6136 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesinde belirlenen ceza olacağı yönünde bir hüküm konulmuştur. Yani, normal tabanca taşımanın veya bulundurmanın cezası verilmiştir.

Ayrıca, bir hususa daha yer verilmiştir. Hepimiz biliyoruz, özellikle büyük şehirlerde -küçük, büyük şehir de fark etmiyor- şu anda ve daha öncesinde, önüne gelen bir bıçak taşıyor. Kimisi satır taşıyor, kimisi balta taşıyor, bazıları da döner bıçağı taşıyor. Bunu biz zaman zaman, görev yaptığımız sırada da rastladık. Sırtından döner bıçağını çekmek suretiyle kavgaya karışıyor, yaralamalarda bulunuyor ve bunun hiçbir cezası yoktu. İşte, burada ona da bir düzenleme getirildi. Bu düzenlemeyle, üç aydan başlayan bir hapis cezası var. 6136 sayılı Kanun kapsamına girmediği hâlde, bu tarz silah cinsinden bıçakları, kesici, delici aletleri taşıyanlar bunları salt saldırı ve savunma için taşıyorlarsa buna ayrıca bir ceza öngörülmüştür.

Bu arada, Sporda Şiddetin ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da bir düzeltme yapılmıştır. Hepimiz biliyoruz, stadyumlara giderken kimisinde patlayıcı var, kimisinde delici alet yarası var. Hatta polis bir arama yaptığı takdirde, neredeyse bir küçük arabanın bagajını dolduracak kadar kesici, delici alet çıkıyor. Bunlar elinden alınıyor ve hiçbir şey yapılmıyor. Sadece idari tedbir olarak maça girmesi yasaklanıyor. Ama bundan sonra kesici, delici aletlerle, yakıcı aletlerle bu patlayıcı sis bombası ve ses bombası gibi eşyalarla spor müsabakalarının olduğu yere gidenler hakkında üç yıldan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Ayrıca, bunların stadyumlara veya spor müsabakalarına girmeleri belli sürelerle yasaklanmaktadır. Spor müsabakalarına girmesi yasaklanan kişileri bu müsabakalara alan kişiler hakkında da ayrıca hapis cezası öngörülmüştür. Bu işin ciddiyetini herkesin bilmesi gerekir.

Değerli arkadaşlarım, başka bir şey daha var, kısaca… Halkımızı çok ilgilendiren çok değişiklik var, ama, bunlar önemli olduğu için size izah etmek istiyorum. Kıyı Kanunu’nda bazı değişiklikler yaptık. Hepinizin bildiği gibi “Kıyılar yağmalanıyor.” dedik. Kıyılara yapılan yazlık evler, oteller, moteller, herkes kendi önüne gelen kısmını, kıyıyı kapatıyor. Halka açık olması gereken kıyıya halkımız giremiyor. Şimdi, kıyıyı, halka açık olması gereken kıyıyı, duvar, çit, tel örgü, her ne olursa olsun, bununla kapatan, çeviren kişilere önemli miktarda idari para cezaları koyduk ve beş gün içerisinde de kendisinin yıkması gerekiyor. Bu para cezasını mülki amir veriyor. Bunun dışında kıyıdan kum, çakıl alana gene ayrı bir ceza öngörülmüştür.

AHMET ERSİN (İzmir) – Balık çiftlikleri dâhil mi?

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Onlar ayrı. Onların düzenlemesi ayrı. Bunun içinde değil.

AHMET ERSİN (İzmir) – O zaman eksik kalıyor.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Ama, şunu söyleyeyim tabii ki: Çevre ile ilgili düzenleme bunun içinde gene var. Eğer kıyıyı, çevreyi kirletiyorsa çöp, moloz vesaire atmak suretiyle, ayrıca cezası var. Bu ceza, şekline göre, eylemin durumuna göre, ya Kabahatler Kanunu’na göre cezalandırılacaktır ya da Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre cezalandırılacaktır.

Burada bir hususu da müsaadenizle belirtmek istiyorum.

AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Vekilim, Çevre Yasası uygulanmıyor. Onu söylemek istiyorum.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Ceza Kanunu’nda ve burada hüküm var.

Bir hususu da belirtmek istiyorum kıyılarda ruhsatsız inşaat yapanlar için: Ruhsatsız inşaat yapmanın cezası, biliyorsunuz, Türk Ceza Kanunu’muzda “imar kirliliği” adı altında 184’üncü maddede düzenlenmiştir. İki yıldan başlayan hapis cezası vardır. Şayet bu bahsettiğimiz kıyılarda birisi ruhsatsız inşaat yapıyor ise ceza 1 kat artırılarak hükmedilecektir. Bu da çok önemli, caydırıcı bir hükümdür.

Kısacası, değerli arkadaşlarım, bu tasarı gerçekten büyük emek sarf edilerek, üzerinde titiz bir şekilde gayret sarf edilerek hazırlanmıştır. Arkadaşlarımın da belirttiği gibi, Yargıtay ve mahkemeler bunu beklemektedirler. Bunun çıkması çok elzemdir. Ama, bunun çıkması sadece yargının bunu beklediğinden dolayı değil, gerçekten doğru olduğundan ve ceza sistemimizin dört başı mamur bir şekle getirilmesini sağladığından, hukuk sistemimizin tek kalan bu ayağının, topal kalan bu ayağının da bir an önce düzeltilmesi gerektiğinden dolayı bu tasarının çıkması gerekir diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köylü.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın.

Buyurunuz Sayın Aydın. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 56 sıra sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan tasarıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra idari yaptırım kararı gerektiren fiiller ve suçlar açısından uygulama birliğinin sağlanması, ceza hükmü içeren kanunların uygulanmasından kaynaklanan tereddütlerin giderilmesi, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Kabahatler Kanunu hükümleri dikkate alınmak suretiyle ceza hükmü içeren diğer kanunlarda yer alan hükümlerin bu kanunlarla uyumlu hâle getirilmesi ve ayrıca, bazı suçların unsurlarında 5237 sayılı Kanun’a uyum sağlanması amaçlanmıştır.

Söz konusu tasarı alelacele gelmiş değil. Bu tasarı bir önceki dönemde, yani 22’nci Yasama Döneminde de Adalet Komisyonunda çokça görüşülmüş ve tartışılmıştır ve daha ayrıntılı bir çalışma ve tartışma ortamı için de alt komisyon kurulmuş ve yaptığımız çalışma neticesinde, alt komisyonda da yirmiden fazla toplantı yapıldığı belirlenmiştir. Alt komisyon toplantı raporunu komisyona sunduktan sonra, komisyon birçok kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin katılımıyla 10’un üzerinde toplantı yapmış, rapor ve metni hazırlamıştır, ancak yasama dönemi sona erdiğinden hükümsüz kalmıştır. Bu vesileyle de herhâlde İç Tüzük’ün 77’nci maddesi bu anlamda haklı olarak uygulanmış ve yeniden, yeni dönemde de gündeme gelmiş, şu anda da hep birlikte görüşüyoruz.

Görüldüğü üzere, tasarıya ilişkin 22’nci Yasama Döneminde uzun süre tartışmalar olmuş, komisyon görüşmelerinde gerekli olan hususlarda konunun uzmanlarına başvurulmuş ve onların görüşlerine de yer verilmiştir. Kamuoyunda da artık bu tasarı kanun olarak beklenmektedir.

Tasarının kanunlaşmaması veya geç kanunlaşması sebebiyle oldukça yüklü sayıda dava dosyasının Yargıtayda beklemekte olduğunu değerli konuşmacı arkadaşlarımız da ifade etti ve bu dava dosyalarının zaman aşımına uğrama ihtimali çok yükseliyor. Bu manada da, aynı zamanda, temel ceza kanunu prensiplerine aykırılık teşkil eden 170’ten fazla kanun bulunmakta ve bunların mümkün olan en kısa zamanda temel ceza kanunlarıyla uyumlu hâle getirilmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; ceza mevzuatının, çağın gereklerine ve yeniden oluşan insanlığın ortak değerlerini vurgulayan, insan haklarını ve toplumsal güveni korumayı hedefleyen bir suç ve ceza siyasetine dayandırılması gerekmektedir. Suç siyaseti, toplum düzeninin korunması için hukuka aykırı fiillerin hangilerinin suç olarak tanımlanması gerektiğinin belirlenmesinde izlenen yolu göstermektedir.

Bilindiği üzere, ceza adalet sistemimizi oluşturan “Temel ceza kanunları” olarak adlandırılan Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Kabahatler Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilmiş ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmişti. İşte söz konusu bu tasarı ile de Türk Ceza Kanunu ile özel suç tanımlarına yer veren diğer kanunların arasındaki ilişki yeniden belirlenmiştir. Böylece tasarı ile asli ve ferî ceza ayrımı yerine, yaptırımlar “cezalar” ve “güvenlik tedbirleri” olmak üzere iki ana tasnife tabi tutulmuştur. Suç karşılığı uygulanacak yaptırımlar, hapis ve adli para cezası olarak belirlenmiştir. Ayrıca özel hukuk tüzel kişileri hakkında ceza yaptırımının yerine, güvenlik tedbirlerine hükmedilecektir. Suçlar arasındaki cürüm ve kabahat ayırımı da bu tasarıyla terk edilmektedir.

Yine, hapis cezasına mahkûm edilen kişi, kural olarak, hapis cezasının sonuna kadar toplumda belli hakların kullanımından yoksun bırakılmaktadır. Tasarı ile aynı zamanda, suç ile yaptırımlarla ilgili olarak, Türk Ceza Kanunu’nda belirlenen genel ilkelerin özel kanunlarda tanımlanan suçlar açısından da uygulanmasının temin edilmesi amaçlanmaktadır.

Suç ve ceza siyaseti ilkelerine uygun olarak ceza hükmü içeren kanunlarda tasarıyla yapılan değişikliklerde bazı temel ilkeler de esas alınmıştır. Gelişen sosyal, siyasal ve ekonomik şartlar karşısında suç politikalarında bir değişim zorunlu hâle gelmiş ve ayrıca adliyelerin iş yükünü de hafifletmek ve benzeri nedenlerle, bazı fiillerin yaptırımı idari yaptırım olarak değiştirilmiştir. Bazıları da kabahat nevinden olan yaptırım çeşidinden çıkartılarak suç karşılığı olan bir ceza yaptırımına dönüştürülmüştür. Suç karşılığı uygulanacak yaptırımlarda cezaların alt ve üst hadleri arasındaki fark açık tutularak hâkime takdir yetkisini kullanma imkânı tanınmıştır.

Tasarıda idari yaptırım kararlarını verecek merciler de açıkça gösterilmiştir. Böylece, uygulamada doğabilecek tereddütler giderilmiş olacaktır.

İdari yaptırım kararlarının tebliği, kanun yoluyla takip ve tahsile ilişkin düzenlemeler Kabahatler Kanunu hükümleri dikkate alınarak ilgili kanun hükümlerinden çıkarılmış, tabii, bu arada bazı istisnalar da hariç tutulmuştur.

İlgili kanunlarda yer alan hafif hapis ve hafif para cezaları, yine, kural olarak idari para cezasına dönüştürülmüştür. Ağır para cezaları ise adli para cezasına dönüştürülmüştür.

Ceza hükmü içeren kanunlarda bir mahkûmiyet hükmünün sonucu olarak belirtilen hak yoksunlukları bakımından da yasak hakların geri verilmesine yönelik olarak yeni hükümlere yer verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; daha önceki dönemde de çokça tartışılan bu tasarının bir an önce yasalaşması gerekmektedir. Zira, Yargıtayda -az önce de ifade ettiğimiz üzere- yüklü, binlerce, on binlerce ve hatta yüz binlerce diye ifade edilen sayıda çok ciddi manada dosya bu kanunu beklemektedir. Bu nedenle, daha modern, çağdaş ve gelişen hukuk kurallarına göre ceza normlarının geliştirilmesi için tasarının kanunlaşacağına olan inancımla, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

Şahsı adına Konya Milletvekili Sayın Ali Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

ALİ ÖZTÜRK (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 56 sıra sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İnsanların hayatını düzenleyen kanunlar da insanların doğup ölmesi gibi doğar, gelişir, bir gün ihtiyaca cevap veremez hâle gelirler. Toplumlardaki gelişim ve değişimler, ekonomik, sosyal, siyasal ve teknolojik gelişmeler, beraberinde yeni sorunlarını da getirmektedir. Toplumun hukuk düzeninin sağlanması, kişilerin hak ve yükümlülükleri de bazı müeyyidelere bağlanmalıdır. Hukuk düzeni, kişilerin hak ve yükümlülüklerine, özgürlüklerine sınır koyar. Hak ve özgürlüklerin aşılması, yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde kişiler hukuk düzenini ihlal etmiş olurlar. Bu takdirde hukuk düzeni de elbette kendisini ceza müeyyidesi, ceza yaptırımıyla koruyacaktır.

Kanunlar zamana, şartlara ve ihtiyaçlara cevap verecek şekilde yapılırlar. Atatürk 5 Kasım 1925 tarihinde Ankara Hukuk Fakültesinin açılışında yaptığı konuşmada, kanunların değişen toplumsal şartlara ve ihtiyaca göre geliştirilmesi ve değiştirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Anayasa’mızda “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” prensibi gereğince suçların tanımlanması ve ceza hukuku yaptırımlarının, bireyin maddi ve manevi varlığı üzerinde derin etkiler yapan suç ve cezaların millî iradeyi temsil eden organ tarafından yapılması da, ayrıca kişi hak ve özgürlüklerine sağlanan önemli anayasal güvencedir. Hem toplumun adalet, güven ve barış esasına dayanan hukuk düzeninin korunması hem de bu esaslara zarar verme hâlinde toplumun ortak değerlerinin korunması ve şartların gerektirdiği şekilde cezalandırılması, sonuçta suç ve ceza politikasını gündeme getirmektedir.

Gelişen sosyal, siyasal, ekonomik şartlar, teknoloji, iletişim ve bilişim alanındaki hızlı değişmeler, suç ve ceza politikalarında da zaman zaman değişimlere de sebep olmaktadır. Nitekim, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu yapıldığı sırada en demokratik, insan hak ve özgürlüklerine geniş yer veren örnek ceza kanunu olmasına rağmen, zaman içinde toplumun ihtiyaçlarının gerisinde kalması, Avrupa Birliği müktesebatıyla uyum, insan hak ve özgürlükleri alanlarındaki yeni açılımlar, Ceza Kanunu’muzda birçok hükümlerin değişmesine sebep olmuştur. “Suç ve yaptırım” teorisindeki gelişmeler karşısında artık eskimiştir. Bu nedenle, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, kabul tarihi 1 Mart 1926 tarihinden itibaren, yürürlükten kaldırıldığı 1 Haziran 2005 tarihine kadar altmıştan fazla kanunla değişikliğe maruz kalmış, böylece kanun bütünlüğü de bozularak suç ve ceza teorisine aykırı hükümler de kişi aleyhine olarak kanuna girmiştir. Bu sebepledir ki, yeni bir ceza kanunu yapılması ihtiyacı doğduğundan, 1980 yılından bu tarafa çalışmalara devam edilerek, neticede 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu yapılmıştır.

Yeni Türk Ceza Kanunu herhangi bir ülke ceza kanunundan iktibas edilmemiştir. Türk hukuk bilim adamlarınca hazırlanan bir yasadır. Arkasından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yeniden düzenlenerek yürürlüğe girmesinden sonra suç ve ceza politikası tamamen yenilenmiştir.

İşte, yenilenen suç ve ceza politikasının bir sonucu olarak, değişen toplumsal ihtiyaçlara ve temel ceza yasalarına göre uyarlamaların da diğer özel kanunlarda da yapılması ihtiyacı hemen kendini göstermiştir. Zaten, kanun uygulayıcıları da, çok eski olan özel yasalardaki hafif hapis, hafif veya ağır cezai nakdî gibi cezaları uygulamakta zorluk çekmekteydiler. Para cezalarında değişiklik yapan veya o maddede en son değişiklik yapan yasalar birbirlerine atıf yaparak sanki problem çözercesine uygulamalar yapılmaktaydı. Bazen de elde edilen cezalar, bugünün şartlarında gülünç kalmakta veya infaz edilemez hâle gelmekte idi. Bu durum mahkemelerin hem iş yükünü artırıyor hem dava ekonomisi, ceza ekonomisi açısından ceza politikası amacına uygun gelmiyordu.

56 sıra sayılı Tasarı, temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklikleri öngörmektedir. Adına uygun olarak, tamamen teknik bir uyum yasa tasarısıdır. Temel ceza kanunlarına uygun olarak özel yasalardaki ceza hükümleri uygulanırken, ceza hukukuyla ilgisi olmayan düzenlemeler de yapıldığı, dilinin sadeleştirilmediği karşı görüş olarak ileri sürülmüş ise de, asıl olan suç politikasındaki gelişmelerdir. Her eylem suç teşkil etmiyorsa, her eylem haksızlık ya da hukukun ihlalini oluşturmuyorsa o zaman cezaya neden olacak suç da ortada olmayacaktır. Millî irade, kanun koyucu, bazı eylemleri suç olarak tanımlamamış olabilir veya artık zamana göre böyle bir eylemi suç saymak da istememiş olabilir. O zaman eski özel yasadaki artık suç oluşturmayan ifadelerin hâlâ fazlalık olarak kalmalarına da hiç gerek yoktur. Mademki özel yasalar yeniden süzgeçten geçiriliyorsa, tam da şimdi fazlalıkların çıkarılması kanun tekniğine de uygun olacaktır. Zira, fazla cümleler belki de uygulayıcıları tereddüde düşürecek ve uygulamalardaki birliği bozabilecektir.

Görüşülmekte olan tasarının bir uyarlama tasarısı olduğunu belirttikten sonra, neden uyarlama yapma ihtiyacı duyulduğunu bazı ana hatlarıyla belirtmek gerekir.

Temel ceza sistemi, cezalar ve güvenlik tedbiri olarak tasnife tabi tutulmuş, ceza şekli de hapis ve adli para cezası olarak belirlenmiştir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği prensibine göre, özel hukuk tüzel kişisine güvenlik tedbiri niteliğinde ceza verilebilecektir. Temel ceza kanununda cürüm ve kabahat ayrımı kaldırılarak temel ceza olarak hapis cezası ve adli para cezası benimsenmiş, hapis-hafif hapis ve ağır para cezası-hafif para cezası ayrımı kaldırılmıştır. Bilindiği gibi, kişi, hapis cezasının sonucu olarak belli hakları kullanmaktan belli süre için mahrum ediliyordu. Yeni suç ve ceza anlayışı ve temel kanunlardaki suçların yeniden düzenlenmesi sonucunda, suçta kanunilik ilkesi gereği, mahrum edildiği haklarla ilgili yeniden düzenleme yapılması gerekmektedir.

Temel ceza yasasında kabul edilen suç ve ceza ilkelerine göre, haksızlık oluşturan bir eylemin suç veya kabahat olarak tanımlanması da önem arz etmektedir. Zira, haksızlık oluşturan eylemin suç veya kabahat oluşturmasının bazı önemli sonuçları vardır. Örneğin, Türk Ceza Kanunu’nda teşebbüs cezalandırılırken, kabahatlerde teşebbüs cezalandırılmamaktadır; suça iştirak mümkün iken, kabahatlerde iştirak mümkün değildir.

30/3/2005 tarihinde kabul edilen 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’yla bazı kabahatler ceza kanunlarının kapsamı dışına çıkarılmış, böylece, adli para cezası ile idari para cezası kavramları getirilmiştir. Bunun sonucu olarak, karar veren makam veya merci, infaz şekli, cezaya bağlanan sonuçları, kanun yolları bakımından önemli farklılıklar oluşmuştur. Adli ceza gerektiren kabahatlerde adli yargı mercileri karar verirken, idari ceza gerektiren kabahatlerde idari makamlar karar vermektedir. Bazı özel kanunlarda cezanın alt sınırı gösterilmiş, üst sınırı gösterilmemiş olabilir. Bu durum, yeni temel Ceza Yasası karşısında uygulamada sakınca çıkarmıştır.

Yukarıda anlatıldığı şekilde, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu açısından uygulamada birlik sağlanması, yeni suç ve ceza anlayışının bütün temel ve özel yasalarda bütünlük arz etmesi bakımından bu uyarlamanın yapılması gerekir. Temel Ceza Yasası’nda adli para cezası, gün para cezası olarak uygulanırken, hâlâ, özel yasalarda, otuz liraya kadar ağır cezai nakdî uygulanması gülünç olacaktır. Bu itibarla, özel yasalardaki cezaların temel ceza yasalarına uyarlanması, devam eden davalar nedeniyle de çok faydalı olacak, yargıda büyük rahatlama oluşacaktır. Tamamen teknik bir yasadır.

Bu arada -bunu fazladan not olarak belirtmek istiyorum- yeni UYAP projesi, hâkim ve savcıların, bilgi bankası içerisindeki kanun ve içtihatlara ulaşması bakımından, gerçekten, Bakanlığımızın adliyelere sağladığı büyük bir kolaylık ve imkândır. Bu nedenle, mahkemeler bu özel yasaları kullanmakta ve uygulamakta zorluk çekmemektedirler.

Ben, görüşülmekte olan yasanın, adliyelerimiz, milletimiz ve ülkemiz için hayırlı olacağını düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz; yirmi dakika süresi vardır, on dakika sorulara, on dakika da cevaplara ayrılacaktır.

Sayın Asil, Sayın Taner, Sayın Çalış, Sayın Ağyüz ve Sayın Birgün söz istemişlerdir, sırayla söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Asil.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesiyle ilgili değişikliğin hazır olduğunu ifade ettiniz. Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek ise Bakanlar Kurulunda konunun görüşülmediğini ifade etmektedir. Sayın Bakan, Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesiyle ilgili değişiklik, ifade ettiğiniz gibi hazır mıdır? Hazır ise değişikliği hangi gerekçelere dayandırmaktasınız? Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek ile farklı şeyler ifade etmenizden, bu konuda Hükûmet içerisinde Yasa maddesini tümden kaldırma görüşünün ağır bastığını anlayabilir miyiz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Asil.

Sayın Taner, buyurun.

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanımıza sormak istiyorum: Türk Ceza Kanunu’nun 221’inci maddesiyle ilgili Sayın Başbakanın açıklamaları ile Sayın Bakanımızın ve Hükûmetin sözcülerinin açıklamaları çelişmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 221’inci maddesiyle ilgili bir çalışma var mıdır? Çalışma varsa -Sayın Başbakanımız esnetmekten bahsetmektedir- ne tür esneklikler düşünmektesiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Taner.

Sayın Çalış, buyurun.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanın cevaplaması dileğiyle sorumu soruyorum: Efendim, bu görüşmekte olduğumuz tasarının birinci bölümünün 5’inci maddesi iktisadi müesseselerde mecburi Türkçe kullanımıyla ilgilidir. Bu Kanun’la ilgili olarak, son beş yıl içerisinde kaç kişi hangi cezaları almıştır? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çalış.

Sayın Ağyüz, buyurun.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Özellikle bu Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı çok geniş kapsamlı bir tasarı. Bunun içerisinde özellikle afetlerle ilgili olan kısımlar da var ama İmar Kanunu öncelikli kanun olmasına rağmen, Afet Kanunu önemli bir kanun olmasına rağmen bunlara sıra ne zaman gelecek? Bunları da önemli kanunlar gördüğüm için, bu kapsam içerisinde, bilmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağyüz.

Sayın Birgün, buyurun.

RECAİ BİRGÜN (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Görüşülen kanun tasarısının 342, 343 ve 344’üncü maddelerinde geçen Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda bazı değişiklikler öngörülüyor burada. Fakat, 2007 tarihli ve 5580 sayılı Kanun’un 14’üncü maddesiyle de bu Kanun yürürlükten kaldırılmış. Burada acaba maddi bir hata mı vardır?

Yine, aynı kanun tasarısının 433 ve 434’üncü maddelerinde geçen Milletvekili Seçim Kanunu’nda yapılması öngörülen değişiklikler daha sonra 5550 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la yapılmıştır, öyle anlaşılıyor. Yine, bir maddi hata mı vardır burada acaba?

BAŞKAN –Teşekkür ederiz Sayın Birgün.

Sayın Kaplan, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakana sormak istiyorum.

Son yılbaşında, Taksim Meydanı’nda bir rezalet yaşandı; toplu bir şekilde cinsel taciz suçu. Ne yazık ki, daha önceki yıl da yaşandı ve Türkiye’nin en gözde mekânlarında, İstiklal Caddesi’nde, Bağdat Caddesi’nde, Nişantaşı’nda güvenlik problemi yaşıyoruz. Böylesi suçlarla ilgili kamuoyuna yansıyan 57 YTL kabahat nevinden bir para cezasıyla olayın geciştirilmesi kamuoyunda infial yarattı. Türkiye’nin imajını son derece zedeleyen, örf, âdet, geleneklerimize de son derece aykırı olan, böylesi, gözler önünde işlenen fiillere karşı Türk Ceza Kanunu’nun 105’inci maddesindeki hükümleri değiştirmeyi, bu tür aleni yerlerde ve özel günlerde, sosyal alan olarak tabir edilen yerlerdeki bu tür fiillere daha ağır cezai müeyyideler getirmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Bakan, süreniz on beş dakikadır.

Buyurunuz.

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Sayın Asil, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısında bulunmayan, Türk Ceza Yasası’nın bir maddesiyle ilgili bir soru yönelttiler. Ama, milletvekili arkadaşımıza olan saygım nedeniyle kısaca cevap vermeye çalışacağım.

Sanıyorum bir yılı aşkın bir süredir Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesinin ifade özgürlüğü açısından yeniden ele alınması konusu Türkiye’nin gündemindedir. Bu konuda Adalet Bakanlığınca çalışmalar yapıldı. Sivil toplum örgütleri ve özellikle Barolar Birliği, üniversitelerimizin hukuk fakülteleri bu konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundular. Özellikle medya dünyasıyla ilgili sivil toplum örgütleri, başta Basın Konseyi olmak üzere, 301’inci maddeyle ilgili gerek dünya örneklerinden hareketle gerekse mukayeseli hukuka dayalı olarak birtakım öneriler getirdiler. Adalet Bakanlığı olarak, bütün bunlar üzerinde bir çalışma yaparak bir metin hazırladık.

Benim dün yapmış olduğum basın toplantısında ifade ettiğim –tabii, Mecliste görüşülecektir- tasarı olarak mı gelsin, teklif olarak mı gelsin konusu gündeme geldiğinde, bunun teklif olarak verilmesinin zamanı iyi kullanma açısından daha uygun olacağı ifade edildi ve şu anda üstünde mutabakat sağlanan bir metin oluştu. Sanıyorum çok kısa sürede de milletvekili arkadaşlarımız tarafından Meclis Başkanlığına verilecek. Tabii ki Meclis Başkanlığına verildikten sonra, artık, konu Türkiye Büyük Millet Meclisinin malı olacaktır, gerek komisyonda gerekse Genel Kurulda bu konudaki teklif enine boyuna tartışılacak ve görüşülecektir.

Hükûmet sözcümüzün dün yapmış olduğu açıklama “Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilen kanun tasarıları arasında 301’le ilgili düzenleme yoktur” şeklinde bir açıklamadır. Yoksa, 301’inci maddeyle ilgili, dün Bakanlar Kurulumuzda da bir değerlendirme yapılmıştır. O nedenle, bizim, bakanlar olarak aramızda herhangi bir çelişki, herhangi bir tezat söz konusu değildir.

“Hangi gerekçelere dayandırıyorsunuz?” dedi değerli milletvekili arkadaşım. Bu teklif Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiğinde, Komisyonda ve Genel Kurulda görüşülürken hangi gerekçelere dayandırıldığı, zaten, bu kanun teklifi görüşülürken ortaya konacaktır. Şimdi bunun dışında başka bir açıklama yapmayı gereksiz görüyorum.

Sayın Taner, Türk Ceza Kanunu’nun etkin pişmanlığı düzenleyen ve 2005 yılının Haziran ayında yürürlüğe giren 221’inci maddesiyle ilgili bir çalışma olup olmadığını sordular. Şu an itibarıyla Adalet Bakanlığımız böyle bir çalışma içerisinde değildir. Adalet Bakanlığımızın gündeminde Türk Ceza Yasası’nın 221’inci maddesiyle ilgili bir gündem söz konusu değildir. Sayın Başbakanımız, bir soru üzerine “Bu maddeyle ilgili de bir çalışma yapılabilir.” demiştir, “Esnetilebilir.” demiştir. Bu, kendi değerlendirmesidir. Ama, ne Bakanlar Kurulunda ne -biraz önce de ifade ettiğim gibi- Adalet Bakanlığı olarak bu konuda şu an itibarıyla herhangi bir çalışmamız mevcut değildir.

Sayın Çalış’ın bir sorusu var Türkçe kullanımıyla ilgili. Biraz sonra, zannediyorum, bu ilk bölümde, bir kanunda değişiklik yapıyoruz mecburi Türkçe kullanımıyla ilgili. “Bu kanuna aykırılık nedeniyle acaba kaç kişi yargılanmış, kaç kişi ceza almıştır?” diye bir soru yönelttiler yanlış anlamadımsa. Elimde şu anda bu soruya cevap verebilecek bilgi yok. Eğer, kısa sürede, ilgili arkadaşlarımız, bürokrat arkadaşlarımız, ellerinde böyle bir bilgi varsa, bana yetiştirirlerse, bundan sonraki bölümde soru-cevap faslı olacaksa, orada bu sorunun cevabını vermeye çalışacağım.

Sayın Ağyüz’ün “İmarla ilgili de çok ciddi çalışmalara ihtiyacı var Türkiye’nin. Acaba bu konuda Hükûmet olarak bir çalışma yapıp Parlamentoya sevk edecek misiniz?” anlamında bir soru yönelttiklerini tahmin ediyorum. En azından ben öyle anladım. Benim bildiğim, Adalet Bakanlığı olarak veya Adalet Bakanı olarak bildiğim böyle bir çalışma yok, ama, tabii, imar deyince Bayındırlık Bakanlığı öncelikle akla gelir. Bayındırlık Bakanlığının bu konuda bir çalışması olup olmadığını bilmiyorum, Bakanlar Kurulumuzun gündemine de böyle bir çalışma şu an itibarıyla gelmiş değil.

Yine Sayın Ağyüz bir soru daha sordular: “Tasarıda bazı maddeler var ki, burada değişiklik önerilen hususlar çok yakın bir zamanda çıkarılan başka kanunlarla zaten düzeltilmişti.” dediler. Haklılar. Zaten, o nedenle, sanıyorum, 90 civarında da önerge var. Bu hususları düzeltmek için hazırlanmış olan önergelerdir.

Sayın Kaplan güncel bir konuyu gündeme getirdiler. Yılbaşı gecesi Taksim’de yaşanan ve tabii ki, haber kanallarının da çokça gündeme getirdiği ve bu nedenle de, sanıyorum, dış dünyadaki haber kanallarında da gündeme gelen bir konudan rahatsızlığını ifade ettiler. Kendisinin rahatsızlık duymasını anlayışla karşılıyorum, çünkü, seyreden her vicdan sahibi insan da bundan rahatsızlık duymuştur.

Hemen şunu ifade edeyim: Türk Ceza Yasası’nın -kendileri de belirttiler- 105’inci maddesi cinsel tacizle ilgili suçu düzenlemektedir. Kendileri de hukukçudur. Şikâyete bağlı bir suçtur.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Birinci fıkrası şikâyete bağlı, ikincisi değil.

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) - Yani, mağdur veya mağdure herhangi bir kişiden şikâyetçi olmadığı takdirde, cumhuriyet savcısının resen dava açabileceği bir suç değildir. Ama “Bunun düzeltilmesi mümkün mü? Bu tür olaylar kamu vicdanını rahatsız ediyor, acaba yasada yeniden bir düzenleme yapılabilir mi?” dediler. Bu konuyla ilgili Bakanlığımıza çokça müracaat geldi doğrusu. Ben de bunları Kanunlar Genel Müdürlüğümüze gönderdim, “Bunları bir değerlendirin. Gerçekten bir çalışma yapılabilir mi, bir düzenleme yapılabilir mi?" diye; arkadaşlarımızın gündemindedir. Ancak, sırası gelmişken şu kanaatimi de sizlerle paylaşmak isterim: Bu tür, bizim geleneklerimize, kültürümüze, ahlak anlayışımıza uygun olmayan davranışları sadece yasa düzenlemeleriyle önlemeniz mümkün değildir. Dolayısıyla, insan malzememizi iyi yetiştirmek zorundayız. Yani, o saldırıda bulunan, o herkesin gözünün önünde oradaki hanımefendilere yönelik olumsuz davranışlarda bulunan kişiler, gençler bizim ülkemizin gençleridir, gökten zembille düşmediler. Niye bu gençlerimiz bu tür davranışlarda bulunuyorlar? O hâlde, eğitim sistemimizi de yeniden sorgulamamız, bu gençlerin neden bu tür davranışlar içerisinde bulunduğu konusunu sadece  yasal düzenlemelerle değil, başka önlemlerle de önlemenin çarelerini bulmamız gerekiyor. Bu, toplumsal bir sorundur aynı zamanda. Demek ki çocuklarımızı, gençlerimizi iyi yetiştirmek ve onları geleceğe iyi hazırlamak mecburiyetindeyiz. Buradan alacağımız böyle bir ders olduğunu da düşünüyorum.

Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.

Sayın Vural bir soru sormak istiyor.

Buyurunuz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, Sayın Bakana iki sorum var. Dün yaptıkları basın toplantısında Bakanlık faaliyetleriyle ilgili ifadelerde bulunurken, Antalya'dan İzmir'e kadar özellikle kıyı kentlerinde, turizm kentlerindeki adalet binalarının çok iyi hâle getirildiğini ifade ettiler. "Böylelikle yabancılar karşısında bir bakıma işte mahcup bir duruma düşmekten de kurtarmış olduk." dediler.

Sizce, bu adalet binalarının yapılması sadece yabancıların gözünü gönlünü memnun etmek için mi olmalı, yoksa milletimize hizmet etmenin bir aracı olarak mı kabul edilmeli? Türkiye Cumhuriyeti'nin öncelikli görevi bence kendi milletine hizmettir.

Bir başka sualim de şu: Sayın Başbakanla ilgili bir davadan dolayı bir mahkûmiyeti söz konusu, biliyorsunuz şehitlere "kelle" dediğinden dolayı.

Şimdi, Sayın Başbakan bugünkü konuşmasında: "Türkiye Cumhuriyeti Başbakanıyım. Neymiş? Birine ‘Sayın’ demişim. Açılan dava da üç kuruşluk tazminat davası. Ne demek bu? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını manevi tazminata mahkûm ettik. Hukuk bu kadar zedelenmemeli. Nefislerimizi bu kadar tatmin yoluna gitmemeliyiz.”

Gerçekten bu davayla acaba hukuk mu zedelenmiş oluyor, yoksa böyle bir ifadeden dolayı manevi şahsiyeti rencide olan kesimler vasıtasıyla hukuk bununla ilgili bir tedbir mi almış olmaktadır? Bu konudaki düşüncelerinizi almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Buyurunuz Sayın Şahin.

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Adalet Bakanlığı olarak adliyelerimizi yenileme, onları modern fiziki mekânlar hâline getirme çalışmamız sadece sahil kasabalarımızda yapılmıyor. Hemen sağ yanınızda oturan Faruk Bey çok iyi bilir, Konya’da bundan bir süre önce, sanıyorum, Türkiye’nin en modern adliye saraylarından birini açtık.

Tabii ki bu adliye saraylarımızı önce kendi ülkemiz için yapıyoruz, yargı hizmetlerini vatandaşlarımıza daha iyi sunabilmek için yapıyoruz, ama kuşkusuz ki ülkemize gelen yabancıların ülkemizden çok iyi intibalarla ayrılmaları da Türkiye’nin tanıtımı açısından, takdir edersiniz ki, son derece önemlidir. Hatta, dün bir misal vermiştim, Fethiye’de, daha önceki dönemde adliyeyi ziyaret eden yabancılar, hâlâ eski tip bir daktiloyla orada zabıt tutulduğunu görünce “Burası müze midir?” diye sormuşlardı. Dolayısıyla, şimdi “müze midir?” diye sorulan yerde bilgisayar donanımlı, son derece teknolojik imkânlarla mücehhez bir adliye binamız, adliye sarayımız Türk yargısına hizmet vermektedir. Benim vurguladığım buydu. Bu, herhâlde Türkiye için, bizler için övünç kaynağı olmalıdır. Ama şunu hemen ifade edeyim ki, 80’e yakın adliye sarayımız şu anda hizmete girdi. Bu sene 28 tanesini daha açacağız. İnşaatların önemli bir bölümü devam ediyor. Zannediyorum, 2009 yılı sonunda 150’yi aşkın adliye sarayımızı Türkiye’mizin muhtelif yerlerinde, ihtiyaç olan yerlerde devreye sokmuş olacağız. Bununla Türk yargısına hizmet ettiğimize inanıyoruz, birer prestij kurumu olan adliye saraylarımızı, gerçekten, yargı erkine yaraşır bir hâle getirmeye çalışıyoruz.

Sayın Vural, Sayın Başbakanımızın bugün grupta yapmış olduğu bir açıklamaya atıfta bulunarak, bir yargı kararıyla ilgili benim değerlendirme yapmamı istediler ki, Adalet Bakanı olarak herhangi bir yargı kararıyla ilgili değerlendirme yapmam, takdir edersiniz ki bana yakışmaz. Bu yargı kararı eleştirilebilecek nitelikte bir yargı kararı da olabilir. Eğer bu sıfatım üstümde olmasaydı belki farklı şeyler söyleyebilirdim, ama şimdi Adalet Bakanı olarak bir yargı kararıyla ilgili, o yargı kararını veren yargıçlarla ilgili benim bir değerlendirme yapmamın yanlış olacağı kanaatindeyim.

Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.

Soru-cevap işlemimiz sona ermiştir.

Şimdi, tasarının tümü üzerindeki görüşmeleri bitirmiş bulunuyoruz.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Maddelere geçmeden önce kırk dakika ara veriyorum.

Teşekkürler.

Kapanma Saati: 18.52

 

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.34

BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatoş GÜRKAN (Adana)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

56 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde, ama, milletvekilleri yerinde değil!

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 30’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Beytullah Asil.

Buyurunuz Sayın Asil. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda, Temel Ceza Kanunlarında ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde söz almış bulunuyorum.

Bu vesileyle, ilk günlerinde olduğumuz 2008 yılının milletimize ve şahsınıza hayırlar getirmesi, yüce heyetimizin ülkemizin selameti, huzuru için önemli kararlara imza atması dileklerimle yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Ceza kanunlarının amacı, kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir.

Anayasa’mızda da ifade edilen ve evrensel nitelikteki “Kanunsuz suç ve ceza olmaz.” ilkesinin gereği olarak suçların tanımlanmasına ve ceza hukuku yaptırımları koyma yetkisine sadece bu Meclis sahiptir.

Yine Anayasa’mıza göre bu yasama görevi devredilmesi mümkün olmayan bir yetkidir. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. Bu hükmü getiren bu Meclistir. O hâlde, ceza sınırlarını aşağıya çekmekle, kişi hak ve özgürlükleri, kamu düzen ve güvenliği, hukuk devleti, kamu sağlığı ve çevre, toplum barışı nasıl korunacaktır, suç işlenmesi nasıl önlenecektir? Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerin kamu  düzen ve güvenliğini, kişi hak ve özgürlüklerini artırdığını, suçun işlenmesini önlemeye bir katkısının olduğunu söyleyebilir miyiz? Aksine, kamu düzen ve güvenliği bozulmuş, kişinin hak ve özgürlüklerine saldırılar artmıştır. Kapkaç, hırsızlık, can ve mala yapılan saldırılardaki artış, yakılan araçlar, terör suçlarındaki artışlar bunlardan bazılarıdır.

Değerli milletvekilleri, bir örnek üzerinden gitmek suretiyle, bu konu üzerinde siz sayın milletvekillerinin dikkatini çekmek istiyorum. Bu tasarının 28’inci maddesindeki 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 41’inci maddesi -Ceza Kanunu’nun amacına uygun olarak- Haziran 2004 yılında değiştirilerek, kamu sağlığını tehdit eden sahte diş hekimleri yaptıkları kanunsuz işten vazgeçmek zorunda bırakıldı. Haziran 2004’ten bu yana ne değişti de üç yıl olan alt sınır iki yıla çekilerek cezanın caydırıcılığı azaltılmıştır?

Bu işin eğitimini almamış, icra ettiği sanatın öneminin, kamu sağlığına oluşturduğu tehdidin farkında olmayan birinin topluma vereceği zararın ikisi üzerinde durmak istiyorum: AIDS ve Hepatit B. AIDS’in üç önemli bulaşma yolundan biri, virüslü kanla bulaşık aletlerin sağlam kişilerde kullanılmasıdır. Bu bulaşma yolu Hepatit B için de geçerlidir. AIDS hastası şöyle tanımlanmaktadır: “Hastalık belirtisi gösteren HIV enfekte kişidir ve sonuç er geç ölümdür.”

Peki, HIV enfekte olan kişinin enfekte olması ile sonuç arasındaki sürede topluma maliyeti maddi ve manevi olarak nedir? Kamu sağlığına ve çevreye tehditleri saymakla biter mi? Hepatit B için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Dünya üzerinde 2 milyar kişinin Hepatit B virüsü taşıdığı düşünüldüğünde işin vahametini daha iyi anlayabiliriz.

Bir mesleğin icrası meslek sahibi tarafında icra edilmiyorsa işin ticari boyutu ön plana çıkmış demektir. Müşteri çekebilmesi için meslek erbabının talep ettiği ücretin çok altında bir ücretle iş yapmayı talep edecektir. Örneğimize döndüğümüzde, çok düşük ücretlerle bu işi yapmayı talep eden sahte diş hekimlerinin yukarıda sadece birkaçını saydığım tehlikelerden insanları koruyacak hijyenik koşulları sağlayabileceklerini düşünebilir miyiz? Ülkemize çeşitli yollarla sokulan sağlıksız, miadı dolmuş ürünleri kullanmakla ağız ve diş sağlığına vereceği zararları hesaplayabilir miyiz? Hepimizin vergileriyle oluşturulmuş devlet bütçesine birkaç 100 bin yeni Türk lirasına, yine ailelerin kıt kaynaklarından özveriyle ayırdıkları binlerce yeni Türk lirasına mal olarak yetişen diploma sahibi diş hekimleri yerine, hiçbir eğitimi olmayan sahte diş hekimliği, eğitimli toplum anlayışıyla nasıl bağdaştırılabilir?

Değerli milletvekilleri, bu kısa sürede açıklayabildiğim bu örnek bile, yasa tasarısı üzerinde daha fazla mesai sarf etmemiz gerektiğini göstermektedir. İfade ettiğim ceza kanunlarının amacı, kişiyi, hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Bu amaç doğrultusunda düzenlenmeyen birçok madde bu yasa tasarısı içerisinde yer bulmuştur. Cezaların alt ve üst sınırlarını aşmakla, Anayasa’mızla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen, devredilmesi de mümkün olmayan yasama görevinin devredilmesi gibi bir durum ortaya çıkmamakta mıdır? Aynı suça mahkemelerden farklı ceza tayininin, adalete olan güveni sarsmayacağını söyleyebilir miyiz? Adalet mülkün temeli değil midir? Temeli sarsılmış bir mülk nasıl ayakta kalacaktır?

Suç olarak tanımlanacak fiilleri ve bunların karşılığı olan cezaları belirlediğimiz bu yasaların hazırlanması sırasında, bir yandan bireylerin ve sivil toplum örgütlerinin düşüncelerini korunması gereken ortak değerlerde buluştururken, diğer taraftan ilgili bilim alanlarında uzmanlaşmış akademisyenlerin ve meslek kuruluşlarının tecrübelerinden yararlanılır. Geçmişte uygulanan yasaların oluşturduğu içtihat ve hukuk kültürü ile insanlığın ulaşmış olduğu evrensel değerlerden istifade edilir. Bu ilkeleri dikkate almak zorundayız. Bunun ceza normu olması, hukuk normu olması da çok fark etmez, ülke gerçeklerine hitap eden, ülkenin sorunlarına çözüm getiren normlar olması gerekir.

Değerli milletvekilleri, çok geç olmamıştır. Toplum hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını korumakla görevli olan bizlerin, bunun hilafında bir iş yapabilmemiz mümkün değildir.

Suçların tanımlanması ve ceza hukuku yaptırımları koyma yetkisi sadece bu Meclisin ise vebalinin de bu Meclise ait olacağını sizlere hatırlatıyor, bu düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, yasa koyucu olarak bizlerin, kurunun arasında yaş da yanmasın mantığından kurtularak, bu mantıkla düzenlenmiş maddelerin Genel Kurulda düzeltileceğini umuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Asil.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Kırklareli Milletvekili Sayın Turgut Dibek.

Buyurunuz Sayın Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, ben de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, değişik kanunlardaki temel ceza kanunlarına uyum sağlanması amacıyla yapılan değişiklikle ilgili, birinci bölüm hakkında söz aldım. Sizleri öncelikle saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öyle bir kanunla karşı karşıyayız ki, gerçi daha önce de gösterilmişti, yani şöyle kalın bir kanun, 651 maddeden ibaret. Son iki maddesi, yani yürütme ve yürürlük maddelerini bir kenara koyarsak, 648 maddede yaklaşık 170 küsur kanunda değişiklik yapan düzenlemeler mevcut.

649’uncu maddede de, yine 60’tan fazla kanunda kısmen veya tamamen bu kanunları değiştiren, yürürlükten kaldıran bir düzenleme var. Yani bu kanunu bizim milletvekilleri olarak alıp, okuyup, inceleyebilmemiz için çok ciddi bir çalışma yapmamız lazım. Hukukçu arkadaşlar bilir meri kanunlarımız var, uygulamadaki tüm kanunlar. Gerçi şimdi Allah’tan “İnternet” diye bir çağdaş kolaylık var. Ama o tüm meri kanunları alacağız, önümüze böyle dizeceğiz onları. Daha sonra samanlıkta iğne arar gibi bu maddelere tek tek bakacağız, bulacağız ve buradaki değişikliklerle karşılaştıracağız ve ona göre de ne düzenleniyor, ne amaçlanıyor, neler yapılıyor bunları göreceğiz. Tabii, bunun çok zor olduğunu takdir edersiniz.

Bu arada şöyle bir durum da var: Bakıyoruz, Sayın Adalet Bakanımız da belirtti ara verilmeden önceki süre içerisinde.

Bu kanun tasarısı Komisyona gelmeden önce, yetmişten fazla maddesiyle ilgili değişiklikler zaten yapılmış. Yani bir kısmı yürürlükten kaldırılmış kanunların, ama yürürlükten kaldırılan kanunlarla ilgili burada da bazı ceza miktarlarını değiştiriyoruz, artırıyoruz. Böyle bir şey, tabii, olmaması gerekir diye düşünüyoruz.

Şimdi, bunu nasıl düzelteceğiz? Burada önergeler verilecek, önergelerle bunlar metinden çıkarılacak ama arkadaşlar, böyle mi olması gerekir? Yani, bunun Komisyonda halledilmesi gerekmez mi, metinden çıkarılması gerekmez mi?

Bakın, ben size bununla ilgili bir örnek vereyim, benimle ilgili birinci bölümde 7’nci madde diyor ki: “859 sayılı İpek Böceği ve Tohumu Yetiştirilmesi ve Muayene ve Satılması Hakkında Kanun’un 20’nci maddesi şu şekilde değiştirilmiştir.” Bununla ilgili bir para cezası artırılıyor, güncelleştiriliyor, ama bu Kanun’un 26 Nisan 2007 tarihinde tamamı yürürlükten kaldırılmış, yani kanun yok ortada; ama bu, metinde var, bize verilen kitapçıkta var.

Yine 8’inci madde, orada da diyor ki… 927 sayılı sıcak ve soğuk maden sularının istismarı ve kaplıcalarla ile ilgili bir kanun. Bu Kanun da 3 Haziran 2007’de, yani 22’nci Dönemde yürürlükten kaldırılmış, kanun ortada yok. Bu Kanun’a da aykırı hareket edenlerle ilgili bir ceza maddesi içeriyor.

Şimdi, kanunun 1’inci ve 2’nci maddeleri var, ben okudum hiçbir şey anlamadım. Bir maddesini okuyayım size kısaca, sizler anlayacak mısınız ya da bizleri televizyonları başında izleyen vatandaşlarımız anlayacak mı? Bakın, diyor ki… Bu Kanun ne kanunu arkadaşlar? 1332 tarihli Ameliyatı İskaiye İşletme Kanunu. 2’nci maddesini okuyayım: “Bilamüsaade mecraların tarafeyn süddelerinde fetha ve mehaz küşat edenler ile süddeler üzerine tarik ihdas eyleyenler tahakkuk edecek zararuziyanın tazmininden maada mahallî mülkî amir tarafından beşyüz Türk lirası idarî para cezasıyla cezalandırılır.”  Neyi anladık? “500 lira” ve “idari para cezası.”

Değerli arkadaşlar, madem değiştiriyoruz bunu… Bunun 1’inci maddesi de var -şimdi, süreyi de dikkatli kullanmak istiyorum- 1’inci maddede de diyor ki, 32’nci maddesinin son kısmı değiştiren bölümü: “Mecra dahilinde her ne suretle olursa olsun balık sayhgahı tesis edenler ef’ali mezkûreden tahaddüs edecek zarar ve ziyanı tazminden maada...”

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Mecelle’de yazıyor herhâlde.

TURGUT DİBEK (Devamla) - Kim ne anladı bunlardan arkadaşlar? Hiç kimse anlamadı. Ama sonunda, para kısmını değiştirmiştik, yani, Türkçe yapmıştık, o kısmı düzeltmiştik. Yani hiç olmazsa, bu değişikliği yaparken    -ben Komisyondaki arkadaşlarımızdan, şöyle bir kolaylık olsun diye- bunları da Türkçeleştirerek, bu değişikliği buraya koysaymışız. Hele hele 5’inci maddeyi  de okuduğum zaman -ki, burada bir soru önergesi verilmişti- olay biraz da gülümsetiyor bizleri, 5’inci madde de şöyle arkadaşlar: 1926 tarihli 805 sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’un 7’nci maddesi değişmiş. Yani, iktisadi müesseseler, işte, “finans kuruluşları” diyebiliriz belki bugün için, buralardaki tutanaklar, evraklar, bunların mutlaka Türkçe tutulması, kullanılması gerekiyor ve bu kanuna uymayan kişiler hakkında, diyor ki: “…yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası…” Yani, Türkçe’yi kullanmazsan, Türkçeyle işini görmezsen, mecburen bunu kullanmazsan sana ceza veririm diyor, ama yukarıda, Türkçe bir tane kelime yok. Böyle tuhaf bir kanun.

Değerli arkadaşlar, aslında, kanunla ilgili otuz madde var. Ben on dakika içerisinde bunların neresine, tabii, değinebilirim. 28’inci madde, o da önemli, ona da değinmek istiyorum, onunla ilgili bir önerge verdik çünkü. Bu ilk iki maddeyi az önce okudum, ama, bizlerin de anlaması mümkün olmayan, ancak, bilirkişi incelemesiyle belki okunabilecek ve anlanabilecek olan bu maddelerle ilgili de bunların Türkçe karşılıklarını da içeren birer değişiklik önergesi grup adına verildi. Sanıyorum AKP’li arkadaşlarımız ve diğer milletvekili arkadaşlarımız da bu önergelere destek vereceklerdir.

28’inci maddede diş hekimleriyle ilgili, yani, diş hekimi olmayan, hiçbir şekilde bu konuda yeterli diploması da olmayan, “sahte” diyebileceğimiz bir şekilde bu görevi yapanlar hakkında, mevcut kanunda üç yıldan beş yıla kadar bir ceza vardı. Her nedense iki yıla çekilmiş bu, iki yıldan beş yıla yapılmış. Yani, bu da niye yapılmış? Yani, caydırıcı bir özelliği de yok baktığımızda; yani, tecil sınırları içerisine alınmış. Bununla ilgili de bir önerge verdik biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına. Bunun da yine, mutlaka, caydırıcılık unsurunun bulunması için “üç yıl” olarak kalması gerekir. Yoksa arkadaşlar, yani bu düzenlemeleri yapıyorsak… Diş hekimleri odasının bilmiyorum görüşünü aldınız mı iki yıla inmesi konusunda? Bize gelen talepler, kesinlikle üç yılda kalması, mevcut uygulamanın kalması yönünde.

Değerli arkadaşlar, tabii, çok sayıda maddede değişiklik yapıyoruz. Para miktarlarını artırıyoruz. Tabii, bu cezaları ödeyecek olan vatandaşlarımız, halkımız ne âlemde, ne durumda, bugünkü koşulları nedir diye baktığımızda, pek onlarla ilgilenmiyoruz. Bugün grup toplantılarında da konuşuldu. Son dönemde, işte, çok sayıda zam arka arkaya geldi. Bir de üstüne üstlük, burada, altı yüz küsur maddeyle çok sayıda ceza miktarını artırarak insanlarımıza yeni yükümlülükler, yeni ilave yükler getiriyoruz.

Ben, dün, bölgemden geldim, Kırklareli’ndeydik, hafta sonu oradaydık. Tabii, insanların sıkıntılarıyla karşılaşıyoruz. Bizi gören herkes dertlerini tabii ki bize aktarıyor. Yani, bu paraları tahsil edeceğimiz, ilave artıracağımız bu insanlar da şunu söylüyorlar -özellikle ben tarım kesimindeki arkadaşlarımızın isyanını burada bir iki cümleyle kalan süre içerisinde dile getirmek istiyorum- ne diyorlar biliyor musunuz? Çiftçi… “Bugün, üre gübre 760 bin lira oldu. Bizim bunu alıp atmamız mümkün değil.” diyorlar. Yani “Nitrat gübre, işte çiftçinin <çimen gübresi> dediği gübre yılbaşında, 30 Aralıkta 320 liraydı.” diyorlar. Bugün, arkadaşlar, 530-540 lira, fabrikadan çıkışı 490 lira.

Değerli arkadaşlar, bakın, çiftçinin yine, “alt gübre” diye tabir edilen bir, çinkolu 20-20 ve 15-15-15 gübreleri 3 Ocak tarihinde, 3 Ocakta 550 liraydı, bugün 750 lira.

Değerli arkadaşlar, yani, şimdi, bu insanlar, tamam bu cezaları da ödesinler artırın, bu cezalar da artsın, yani güncelleşsin. Paraya da ihtiyaç var mutlaka, yani para mutlaka gerekiyor. Şimdi, tabii, burada farklı konulara girmek istemiyorum. Ama, yani buğdaya 20 bin lira bir zam geldi veya buğday piyasada 20 bin lira arttı, 420 bin lira oldu. Bakıyorsun uygulamaya, hemen ithalattaki gümrük vergileri indiriliyor, aşağı çekiliyor ve ithalat kapıları açılıyor ve fiyat hemen aşağıya iniyor. Yani, çiftçi diyor ki: “Biz ekonomik olarak çok zor durumdayız, tek şey yapıyoruz. Ya tarım kredilerden borç alıyoruz ya da gidip bankalardan kredi alıyoruz.” Buradan bir uyarı yapmak istiyorum. Özellikle yabancı sermayeli, tamamı veya büyük çoğunluğu yabancı sermayeli olan özel bankalar bir uygulama yapıyor arkadaşlar. Bu uygulamada “Tapunu getir, sana kredi verelim; başka hiçbir şey istemiyoruz, tapu getir.” diyorlar. 30 dönüm, 40 dönüm, 50 dönüm tapusunu götürüyor köylü, zaten borca batmış, bitmiş -yani, bu fiyatlarla bu gübreyi nasıl alacak arkadaşlar, yani alıp atması mümkün mü?- gidiyor bankadan kredi alıyor. Krediyi aldıktan sonra tabii süresi içerisinde ödemeyince ne yapıyor, banka ne yapacak arkadaşlar? İcra takibi yapacak. İcra takibi yaptığında, tabii ki bu tarlalar satışa çıkarılacak ve bu satış sonunda da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Satışa çıkarmadan portföyündeki bütün şeyleri büyüklere kiralayacak.

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız Sayın Dibek.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Evet, bir dakikalık sürem kaldı, onu da hemen bu şekilde kullanayım.

Bu satış sonunda da, inanın, yüzde 60 veya yüzde 40’ına “alacağına mahsuben” dediğimiz yöntemle bu tarlaların hepsini bankalar alacaklar. Hani Sayın Maliye Bakanımız diyor ya “İşte millet cebine alıp tarlayı, fabrikayı gidiyor mu?” İşte, insanlar, tarlalarını bir şekilde özel bankalara kaptırıyorlar, kaptıracaklar ve bu konuda Hükûmeti de uyarıyorum. Yani, Kırklareli’nden bahsedeyim -banka ismi vermeyeceğim- çok sayıda çiftçi bu konuda… Bu tarlaların tümü, bu bankaların tapulu mülkü olacak icra takipleri sonunda arkadaşlar. Bu noktaya gelmişler.

Tarım kredi kooperatifleri müdürleri ne yapıyor biliyor musunuz? Orada da bir çiftçi neredeyse ağlayarak anlatacak hâlini, diyor ki: “Ben gittim, borcumu falan sorayım, derdimi anlatayım diye, bana soruyor: ‘Ya sizin köyden şu vatandaşın tarlası var, borcunu ödemedi, bunun dekarı kaç para yapar? İcraya vereceğiz, satacağız.’ diyor.“ Kıymet takdiri yapmak üzere vatandaşa bunu soruyor. Yani, benim Sayın Başbakandan ricam, bir talimat versin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) – …Sayın Maliye Bakanına ve Tarım Bakanına, değerli arkadaşlar biliyorsunuz yani valilerimize ve kaymakamlarımıza verilen talimatlar var, şu çiftçimizin de sorunlarına bir eğilsin diyorum.

Bu vesileyle de hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz Sayın Dibek.

Birinci bölüm üzerine, şahsı adına söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Tunçak? Yok.

Aksaray Milletvekili Sayın İlknur İnceöz…

Buyurunuz Sayın İnceöz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 56 sıra sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin de bildiği üzere ceza sistemimizi oluşturan “temel ceza kanunları” olarak isimlendirdiğimiz Türk Ceza Kanunu, Kabahatler Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilerek 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bugün ise daha önce çıkardığımız mevcut kanunlardaki ceza hükümlerini temel ceza kanunlarına paralel olarak yeniden düzenlemek ve böylece temel ceza yasalarına uyumu sağlamak amacıyla yüz yetmiş yasada değişiklik yapılmasını öngören altı yüz elli bir maddelik kanun tasarısının birinci bölümü üzerine tartışmaya başladık.

Sayın milletvekilleri, cezanın amacı, kişinin işlediği suçtan pişman olmasını ve o insanı yeniden topluma kazandırmasını sağlamaktır. Bu bakımdan, benimsenen yaptırım sisteminde ömür boyu hak yoksunluğundan söz edilemez. Hangi fiillerin suç oluşturduğunun kanunda açıkça yer alması ve kanunlar arasında bu anlamda ikiliğin olmaması temel hukuk kurallarındandır.

Bu amaçla hazırlanan tasarının hazırlanmasında gerek savcı gerek hâkim gerek Bakanlık bürokratları gerekse sivil toplum örgütlerinin temsilcileri çok yoğun ve özverili bir çalışma içerisine girmişler ve sonuçta adliyelerin, Kabahatler Kanunu’nu uygulayacak olan mülki amirlerin ihtiyaçları göz önüne alınarak, Ceza Kanunu’yla özel suç tanımlarına yer veren diğer kanunlar arasındaki ilişki hukuk devleti, adalet ve eşitlik ilkelerine uygun olarak yeniden belirlenmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının birinci bölümünde neler varsa burada kısaca bundan bahsetmek istiyorum:

Tasarının birinci bölümünde, hukuk usulü muhakemeleri kapsamında hâkimin reddi, ıslah, ihtiyati tedbir ile ilgili düzenleme, tanığın zorla getirilmesi, tanığa tazminat ödetilmesi, mahkemede düzenin ve disiplinin sağlanması bakımından, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılmış olan düzenlemelere paralel düzenlemeler yapılmıştır.

Ayrıca, sahte tabiplik, diş hekimliği ve eczacılık konularında caydırıcı hükümler yer almaktadır. Sağlık alanında sahte tabiplik, diş hekimliği sorunu, seksen yıldır Türkiye’nin gündeminde olan ve halkın sağlığını tehdit eden önemli bir kamu sorunudur. Bu anlamda 1219 sayılı Yasa ve 1987 yılında çıkarılan 3575 sayılı Yasa, sahte diş hekimliğini engelleyememiştir. Bu nedenle, tasarının 28’inci maddesiyle, 1219 sayılı Kanun’un 41’inci maddesi değiştirilmiş ve diplomasız olarak diş hekimliği mesleğini icra edenlere iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüş ve bin güne kadar adli para cezası verilmiştir. Yapılan bu değişikliklerle, artık kimse “yaptığım yanıma kâr kalacak” diye düşünemeyecek, başkalarının emeğini çalan, sahtecilik yapan, yaptığının karşılıksız kalmayacağını bu uyum yasa tasarısıyla görecektir.

Tasarının bir diğer maddesi de İktisadi Müesseselerde Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’a aykırı hareket edenler hakkında yüz günden az olmamak üzere adli para cezası verilmesidir. Bu madde, geçen gün bazı arkadaşlarımız ve biraz önce konuşmacılarımız tarafından da eleştirilmiştir “Neden Türkçe zorunluluğu getiriliyor?” diye. Bu yasa, 1926 yılından beri yürürlükte olan bir yasadır. Bu düzenlemeyle, yalnızca günün koşullarına uyum sağlamak amaçlanmıştır. Yasada “Türkçeden başka bir dil öğrenmeyin.” denilmiyor elbette. Öğrenilecek ama kendi iktisadi terimlerini rahatlıkla ifade edecek zenginlikte olan Türkçeden başka bir dili neden tercih edelim? Bu anlamda, neden Türkçenin kullanılmasından rahatsızlık duyulduğu düşündürücüdür.

Tasarının ilk bölümünde, akarsuların üzerinde balık üretimi yapan tesislerin birtakım fiilleri işlemesi suretiyle zarar ziyan meydana gelmişse, bu zararın tazminiyle ilgili düzenleme, Limanlar Kanunu’nun 11’inci maddesiyle alakalı düzenlemeler bulunmaktadır. Her limanın bir yönetmeliği vardır. Bu yönetmeliklerde öngörülen koşullar yerine getirilmez, bu kurallara aykırı hareket edilirse liman başkanı tarafından 500 YTL ile 20 bin YTL’ye kadar idari para cezası öngörülmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; suç ve ceza siyaseti ilkelerine uygun olarak ceza hükmü içeren kanunlarda tasarıyla yaptığımız değişikliklerde ana ilke, gelişen çağa, ekonomik koşullar karşısında suç politikalarımızı yenilemektir. Tasarıyla bu değişim bu ilkelere uygun olarak haksızlık oluşturan suçun niceliği, topluma etkileri göz önünde bulundurarak bazı fiilleri idari yaptırım olarak değiştirilmiş, bazıları ise kabahat nevi suç olmaktan çıkarılarak suç karşılığı ceza yaptırımına dönüştürülmüştür. Böylece, Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Kabahatler Kanunu hükümleri dikkate alınarak ceza hükmü içeren kanunlarda yer alan hükümlerin bu kanunlarla uyumu sağlanmıştır.

Hükûmet olarak amacımız, çağdaş, çağın gereklerini yakalayabilmiş, insan hak ve hukukuna saygılı kurallarını uygulamaktır.

Bu düşüncelerle hazırlanan bu tasarının hazırlanmasında  emeği geçen herkese şimdiden teşekkür ediyor, tasarının görüşülmesinin hayırlara vesile olmasını temenni eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnceöz.

Birinci konuşmacı olmadığı için, üçüncü sırada söz isteyen Sayın Kamer Genç… O da yok.

Şimdi, soru-cevap işlemine geçiyoruz.

On beş dakikadır.

Sayın Birgün, Sayın Mert, Sayın Doğru, Sayın Özensoy söz istemişler. Şimdi öyle görünüyor. Sırayla söz vereceğim.

Sayın Birgün, buyurunuz.

RECAİ BİRGÜN (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Adalet Bakanımızın nezaketine dayanarak bir soru sormak istiyorum, kanun tasarısıyla ilgisi yok ama.

Show TV ana haber bülteninde bugün ana haberleri izlerken AKP Grubundaki uçuşan referans notları ve torpil notlarıyla ilgili bir haber geçti. Bu haberde uçuşan notlardan bir tanesi Sayın Bakanımızın şahsına yazılmış bir nottu. Kılınç soyadlı bir şahıs hakkında, bu hâkimler ve savcılarla ilgili sınavda bir referans notu gidiyordu bir milletvekilimizin. Acaba bu not Sayın Bakanımıza ulaştı mı, ulaşmadı mı? Bunu merak ediyorum.

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Soruyu anlayamadım. Çok uğultulu geldi. Arkadaşlar da anlayamadı.

RECAİ BİRGÜN (İzmir) – Efendim, bugünkü AKP Grubunda şahsınıza yazılan bir referans notundan bahsedildi Show TV ana haberlerinde. Bu sınava giren avukatlarla ilgili, savcı veya hâkim olmak isteyen avukatlarla ilgili bir referans notu, size, AKP’li bir milletvekili arkadaşımız tarafından yazılmış ve gönderilirken çekilmiş hâlde haberlerde yayınlandı. Kılınç soyadlı bu şahsın torpil notu şahsınıza ulaştı mı? Bunu merak ediyorum.

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Teşekkür ediyorum, anladım şimdi.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Birgün.

Sayın Mert.

HÜSEYİN MERT (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakana sormak istediğim sorum şu şekilde: Yasayla meslek mensubu olmayan hekim, diş hekimi, ebe gibi insan sağlığıyla doğrudan ilgili olan mesleklerin icrasını yapanlar hakkında verilen cezalar düşürülmekte. Hâlen hükümlü olan ve bu yasadan yararlanacak tabii ki çok sayıda hükümlü vardır. Bunların sayısı hakkında bilgi alabilir miyim?

İkinci olarak da, bu yasa örtülü bir af olmayacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Mert.

Sayın Doğru.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkanım, aracılığınızla sormak istiyorum Sayın Bakana.

Bu kanunun birinci bölümü, sahte doktorlar ve sahte diş hekimleriyle ilgili hükümler içeriyor. Bizim ülkemizde son beş yılda acaba ne kadar sahte doktor tespit edildi yahut sahte diş hekimi tespit edilmiştir?

Bir ikinci sorum da: Yurt dışında bazı üniversitelerden, mesela Azerbaycan’dan veya Türk dünyasındaki bazı üniversitelerden mezun olmuş, tıp fakültesinden mezun olmuş doktorların bir kısmı Türkiye’de çalışmaya çalışıyorlar bildiğimiz kadarıyla. Bunlar sahte doktor olarak mı değerlendiriliyor? Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Özensoy.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım biraz önce Türkiye’de modern adliyeler yaptırdığından bahsetti. Harmancık Bursa’nın on yedi ilçesinden bir tanesi. Burada 2003 yılında, bırakın modern adliye sarayını, adliye kapatıldı. Şu anda o ilçede bulunanlar, Bursa’ya bağlı olmasına rağmen, Kütahya’nın Tavşanlı ilçesine, 45 kilometre mesafeye gidip geliyorlar. Yani bir sabıka kaydı almak için bile Harmancık’tan Tavşanlı’ya gitmek durumundalar. Ben bu arada oradaki arkadaşlarla da konuştum. Onlar daktilolu bir adliyeye bile rıza gösteriyorlar. Üstelik oraya fazla turist de gelmiyor. Bu anlamda, Sayın Bakan Harmancık’a bir adliye açılmasını düşünüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özensoy.

Sayın Ağyüz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, madde 28’le yapılan değişiklik, sahte diş hekimini güvence altına alan bir düzenleme olarak görülmektedir. Bu konuda, her partiden doktor, diş hekimi, eczacı vardır. Böyle bir yasal düzenlemeyi yapmak kanımca sakıncalıdır. Buna neden gerek duyuldu? Sivil toplum örgütlerinin görüşü alındı mı?

Başlangıcının üç yıldan iki yıla düşürülmesi, tecili mümkün olan cezalar konumuna sokmaktadır. Kamu yararı, sağlığı açısından bunu sakıncalı görüyorum. Bunun üç yıla çıkarılması mümkün değil midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Ağyüz.

Sayın Bakan, buyurunuz.

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, Sayın Birgün’ün bir sorusu oldu. Ben bu akşam ana haberleri izleme imkânı bulamadım. Bir televizyon kanalında bir haberden bahsetti Sayın Birgün ve bana, hâkimlik ve savcılık sınavlarına girecek bir kişiyle ilgili, yardımcı olunması talebiyle bir not iletildiğini ifade ettiler. Bana ismini de verdiniz sanıyorum  Birgün, değil mi, ismi de var?

RECAİ BİRGÜN (İzmir) – Evet.

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Böyle bir nottan haberim yok. Bana böyle bir not iletilmedi. Ancak, siz çok önemli bir konuyu gündeme getirdiniz. Burada, sizin içinizden çıkarak 60’ncı Cumhuriyet Hükûmetinde Adalet Bakanlığı sorumluluğunu üstlenmiş bir arkadaşınız olarak, izin verirseniz, bir iki konuda, özellikle sınavlarla ilgili, hâkim ve savcı alımlarıyla ilgili düşüncemi sizlerle paylaşmak istiyorum:

Tabii ki her meslek son derece onurludur. Ama hâkimlik ve savcılık mesleği çok daha farklı bir konumdadır. Çünkü millet adına yargı yetkisini kullanırlar. Tarafsız, yansız ve her türlü siyasi mülahazadan uzak, tabii ki başta Anayasa, kanunlar ve vicdanlarına göre karar verirler, karar vermelidirler.

Bundan bir süre önce burada Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile ilgili bir düzenleme yaptık, mülakatla ilgili yeni bazı kriterler getirdik; amacımız hâkim ve savcı alımında objektif davranılsın -objektif davranılmadığını söylemek için bu cümleleri söylemek istemiyorum- istismar edilme kapılarını kapatalım düşüncesiyle mümkün olduğu kadar objektif kriterler getirdik.

O bakımdan, Adalet Bakanlığı olarak, bu komisyonda görev alacak arkadaşlarımız olarak hiç kimseyi kimseye, objektif ölçülerin dışında, tercih etme gibi bir düşüncemiz olamaz, bir kanaatimiz olamaz. Ben Adalet Bakanı görevinde kaldığım sürece buna asla izin vermeyeceğim.

Şimdi, zaman zaman, bana, sınavlara, mülakata girecek arkadaşlarla ilgili -Sayın Birgün ifade ediyorum- notlar geliyor. Bu notlarla ilgili şu ana kadar hiçbir işlem yapmadım, yapmayacağım.

Şöyle düşünüyorum: Hâkim ve savcı olacak bir arkadaşımız, daha sınava girerken birinin tavassutuna ihtiyaç duyarsa, hâkim ve savcı olduktan sonra da bu alışkanlığını devam ettirir diye bir düşünceye sahibim. Hâkim ve savcı olacak arkadaşlarımız lütfen kendilerine güvensinler, birikimlerine güvensinler, hiç kimseyi aracı kılmasınlar. Ben bu şekilde önüme gelen notlarda ismi geçen arkadaşlarımı taltif edilecek değil, dikkat edilecek kişiler olarak değerlendiriyorum. Benim bu açıklamamı izleyen hâkim ve savcı adayı arkadaşlarım lütfen ne demek istediğimi iyi algılansınlar. Hiç kimseyi de aracı kılmasınlar. Hâkim ve savcı sınavlarıyla ilgili Bakanlığım bu titizliği bundan sonra da gösterecektir. Televizyon haberinde yer alan, işte o tavassut mektubu, her neyse, o ve benzerlerine asla itibar etmediğimi ve etmeyeceğimizi herkesin bilmesini istiyorum. Bunu özellikle milletvekili arkadaşlarım da bilmesini istiyorum. Zaten 100 kişi alınacaksa, 200 kişi mülâkata alınıyor, çok titiz bir inceleme yapılıyor. Bunun kriterleri var. Dolayısıyla hiç kimseyi kimseye bu noktada tercih etmemeliyiz. Etmeme konusunda Adalet Bakanlığı olarak kararlı olduğumuzu huzurunuzda ifade etmek istiyorum.

Sayın Mert bir soru sordu, sayısal bazı veriler istedi benden, şu anda bu veriler elimde değil. Arkadaşlarımız not aldılar, kendilerine yazılı cevap vereceğim.

Sahte doktorlar ve sahte diş hekimleriyle ilgili bir soru sordu Sayın Doğru. Herhalde bu konuda da siz benden sayısal veriler istediniz. Biraz acele yazmışım. Doğrusu böyle bir sonuç bende yok -Adalet Bakanlığında- olsa olsa bu Sağlık Bakanlığında olabilir. Ama siz sordunuz, bu konuyla ilgili de mutlaka sorunuza yazılı cevap vereceğim. Bunun cevabını Sağlık Bakanlığından alır, size yazılı olarak iletiriz.

“Yurt dışından gelip, Türkiye’de görev yapanlar, acaba onlar da mı suçlu olarak kabul ediliyor?” diye bir soru sordunuz. O konuda da şu anda bir bilgi sahibi değilim, ona da yazılı cevap vereceğim.

Sayın Özensoy, “Harmancık, herhâlde Bursa’mızın ilçelerinden biri, adliye hizmetleri bakımından Kütahya’nın bir ilçesi olan Tavşanlı’ya bağlı. Herhâlde sizde adliye yok?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – 2003’te kapatıldı Sayın Bakanım.

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Evet, siz, adli teşkilatı olmayan bir yere adliye binası istiyorsunuz benden. Yüz otuz altı tane ilçede adliye teşkilatı, sanıyorum, bundan bir süre önce kapatıldı. Çünkü dosya adetleri son derece azdı. En yakın adliye olan yerlere bağlandılar. Bunları doğrusu yeniden açmayı Adalet Bakanlığı olarak düşünmüyoruz. Bu hususu  belirtmek ihtiyacını duyuyorum.

Şimdi, “Sahte diş hekimlerini koruyan bir düzenleme yapılmış.” dedi Sayın Ağyüz. Sayın Başkanım, bu soruya Komisyon Başkanımız cevap vermek istiyor, izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurunuz.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, bunun biraz geçmişine bakacak olursak, sahte diş doktoru, yani diş teknisyenlerinin doktor görevi ifa etmesiyle ilgili suçun cezası ile doktor olmadığı hâlde doktorluk görevi ifa eden kişilerin suçlarının cezası daha önce bir aydan altı aya kadar hapisti. 1989 yılında sadece diş doktorlarıyla ilgili olarak bir değişiklik yapılmış, bu ceza bir yıldan üç yıla kadar hapse çevrilmiş, doktorlar için bir değişiklik yapılmamış. 2004 yılında yeniden bir değişiklik yapılmış, bu sefer alt sınır üç yıl, üst sınır beş yıl olmak üzere üç yıldan beş yıla kadar bir ceza öngörülmüş. Fakat doktorlara gene hiç dokunulmamış, sahte doktorluk yapanlar gene bir aydan altı aya kadar ceza alıyorlar.

Şimdi, değerli arkadaşımızın dediği gibi değil bu işin esası. Biz bir ceza sistemi kurduk. Ceza Kanunu’nda değişiklik yaptık ve benzer suçlara benzer tarzda cezalar getirdik. Eylemle verilecek cezayı orantılı hâle getirdik. Daha önce, yani 2004 yılında üç yıl olarak verilen bir cezada  -alt sınır olarak kabul ediyorum- cezayı alan kişi cezaevinde bir yıl iki ay on sekiz gün yatıyordu. Şimdi ise, iki yıl ceza alan bir kişi cezaevinde bir yıl dört ay yatıyor. Yani, bir ay on iki gün daha fazla yatıyor. Burada infaz sistemimizi de hesaba katmamız lazım. Yani, infazda eskiden beşte 2 yatarken şu anda üçte 1 yatıyor. Bunu da hesaba kattığımız takdirde, diğer suçlarla bunlar arasında bir paralellik kurduğumuz takdirde, cezanın alt sınırının iki yıl, üst sınırının beş yıl olarak düzenlenmesi daha uygundu ve daha adil idi ve bu düşünceyle bu şekilde yapılmıştır. Ayrıca, doktorların cezası da bu şekle, iki yıldan beş yıla kadar eşit hâle getirilmiştir.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Cezanın amacı caydırıcılıktır. Onları yükseltin.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Bu cezanın paraya çevrilme imkânı yoktu. Eğer tecili soruyorsanız, birçok suçta tecil olduğu gibi, bunda da bir defa tecil edilebilir. İkinci defa tecil etme imkânı yok.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Onları yükseltin, diğerlerini yükseltin.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Ayrıca, bir hususu daha belirtmek istiyorum arkadaşlarıma. Tecil, eskiden olduğu gibi değil. Tecil edilen bir cezadan sonra o kişi beş yıl suç işlemediği takdirde ceza hiç yokmuş kabul ediliyordu, sicilden siliniyordu. Ama bu bizim yeni sistemimizde, tecil edilen ceza yok sayılmıyor, infaz edilmiş sayılıyor. Sabıka kaydı aynen duruyor, ayrıca denetimli serbestliğe tabi tutuluyor. Tecil edildiği süre içerisinde herhangi bir suç işlerse, hatta suç işlemesi de gerekmez, mahkemenin, hâkimin gösterdiği denetimli serbestlik tedbirlerinden herhangi birisine uymazsa tecil kaldırılıyor ve cezaevinde cezasını çekmeye devam ediyor. Bu bakımdan, mantıklı düşünürsek, objektif düşünürsek, meslek yönümüz ağır basmazsa, ceza sistemimize uygun olan, iki yıl ile beş yıl arasındaki cezadır.

Bunu izah etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köylü.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Onlar makul gerekçeler değil efendim. Diğerini de üç yıla çıkarırsınız, yükseltirsiniz. 

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Sayın Başkanım, bir şey daha söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Değerli arkadaşlarım, gene arkadaşlarımızın daha ziyade söyledikleri bir husus daha var: Bir diş çekerken çenesi çıkar veya yaralanma olur yahut hastalık kaparsa diye. Bunların hepsi yeni ceza sistemimize göre ayrı cezalara tabi. Yani, ceza kanunu diş çekmenin ayrı cezasını koymuştur, bu kanuna göre konulmuştur. Bunun yanında, diğer fiillerin hepsi Ceza Kanunu’na göre ayrı suç teşkil etmektedir. Daha önce, hangisi ağırsa ondan ceza veriliyordu, yani ikisinden ayrı ayrı ceza verilmiyordu. Bu da bu şekildeki düzenlemenin önemli bir gerekçesidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köylü.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde iki önerge vardır.

Birinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 Sıra Sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Kemal Kılıçdaroğlu                   Şevket Köse                          Ahmet Ersin

                 İstanbul                              Adıyaman                                 İzmir

                               Hulusi Güvel                           Orhan Ziya Diren

                                    Adana                                          Tokat

MADDE 1- 1 Şubat 1329; 18 Rebiülevvel 1332 tarihli Ameliyatı İskaiye İşletme Kanunu Muvakkatının 32 nci maddesinin birinci fıkrasının bağlama cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Akarsularda her ne adla olursa olsun balık tutmak için yer kuranlar, bu fiillerinden doğacak zarar ve ziyanı tazmin ettikten başka, mülki amir tarafından ikiyüzelli Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.”

BAŞKAN – Şimdi, tasarının başlığını değiştiren ikinci önergeyi okutup işleme alacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 Sıra Sayılı “Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda, Temel Ceza Kanunlarında ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın adının “Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Elitaş                     Hakkı Suha Okay                       Mehmet Şandır

                    Kayseri                                   Ankara                                      Mersin

                                  Selahattin Demirtaş               Abdulkerim Aydemir

                                         Diyarbakır                                   Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz istiyor musunuz, yoksa gerekçeyi mi okutayım?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu Tasarı içerisinde yer alan temel ceza kanunlarında öngörülen değişiklikler 06/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla gerçekleştirilmiş olduğundan, söz konusu değişikliğin yapılması amacıyla iş bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, 1’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 Sıra Sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                        Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul) ve arkadaşları         

MADDE 1- 1 Şubat 1329; 18 Rebiülevvel 1332 tarihli Ameliyatı İskaiye İşletme Kanunu Muvakkatının 32 nci maddesinin birinci fıkrasının bağlama cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Akarsularda her ne adla olursa olsun balık tutmak için yer kuranlar, bu fiillerinden doğacak zarar ve ziyanı tazmin ettikten başka, mülki amir tarafından ikiyüzelli Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, bu önerge çok iyi niyetle hazırlanmış bir önerge ancak kanun çok maddeli bir kanun. Sadece bu kanundaki bir cümleyi bugünkü dile çevirmek işi çözmüyor. Eğer bugünkü dile çevrilmesi düşünülüyor -ki böyle de yapılması lazım- kanunun bütününü baştan sona bugünkü dile çevirmek lazım. Çok büyük bir bölümü bugünkü dilde yazılmamış olan bir kanunun sadece bir cümlesini değiştirmenin doğru olmadığı düşüncesiyle katılamadığımızı ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz ister misiniz, gerekçeyi mi okutayım?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Yasa metninin anlaşılır olması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. Kabul edilmemiştir.

BAŞKAN – Komisyonun düzeltme talebi var mı bu konuyla ilgili?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Sayın Başkanım, 1’inci maddede “sayhgah” olarak yazılan kelimedeki “h” harfi yerine “d” olması gerekir, orada bir düzeltme istiyoruz; “saydgah” olacak.

BAŞKAN – Not alınmıştır.

Şimdi, kabul edilen önerge doğrultusunda, bütün değişikliklerle birlikte 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde bir önerge vardır.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 Sıra Sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Kemal Kılıçdaroğlu                       Ahmet Ersin                               Şevket Köse

             İstanbul                                      İzmir                                       Adıyaman

                                     Hulusi Güvel                        Orhan Ziya Diren

                                           Adana                                       Tokat

MADDE 2- 1332 tarihli Ameliyatı İskaiye İşletme Kanunu Muvakkatının 33 üncü maddesinin birinci fıkrasının bağlama cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İzin almaksızın akarsuların iki tarafında delik veya ark açanlar ile iki tarafına yol yapanlar, ortaya çıkacak zarar ve ziyanın tazmininden başka, mahalli mülki amir tarafından beşyüz Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır. Ancak verilen para cezasının miktarı meydana gelen zarar ve ziyandan az olamaz. “

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) - Deminki gerekçelerle biz de katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçe mi okunsun?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Yasa metninin anlaşılır olması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde Kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 sıra sayılı kanun tasarısının 5’inci maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Hasip Kaplan                           Aysel Tuğluk                          Mehmet Nezir Karabaş

               Şırnak                                   Diyarbakır                                           Bitlis

                                Selahattin Demirtaş                             Sevahir Bayındır

                                       Diyarbakır                                            Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz ister misiniz yoksa gerekçeyi mi okutalım?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

21’inci yüzyılda iktisadi müesseselerde zorunlu Türkçe kullanılması, diğer dillerin yasaklanması insan haklarına, hukuka, demokrasiye aykırı olup ayrıca uygulanma şansı bulunmadığı gibi AB uyum yasalarına da aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddede önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci maddede bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 7’nci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Mustafa Elitaş                     Hakkı Suha Okay                         Mehmet Şandır

                Kayseri                                  Ankara                                        Mersin

                               Selahattin Demirtaş                Abdulkerim Aydemir

                                      Diyarbakır                                    Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

26/4/2007 tarihli ve 5637 sayılı Uygulama İmkânı Kalmamış Bazı Kanunların Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanunla, 859 sayılı İpek Böceği ve Tohumu Yetiştirilmesi ve Muayene ve Satılması Hakkında Kanun tümüyle yürürlükten kaldırıldığından iş bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir ve 7’nci madde çıkarılmıştır.

Şimdi, 8’inci madde üzerinde de bir önerge vardır, onu okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 8 inci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Mustafa Elitaş                    Hakkı Suha Okay                               Mehmet Şandır

                Kayseri                                  Ankara                                              Mersin

                                   Selahattin Demirtaş                       Abdulkerim Aydemir

                                          Diyarbakır                                           Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

927 sayılı Sıcak ve Soğuk Maden Sularının İstismarı ile Kaplıcalar Tesisatı Hakkında Kanun, 3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanununun 21 inci maddesiyle tamamen yürürlükten kaldırıldığından iş bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir ve 8’inci madde çıkarılmıştır.

Sayın milletvekilleri, kabul edilen önergelerle tasarıdan iki madde çıkarılmıştır. Ancak, bir karışıklığa meydan vermemek için, tasarının maddelerini mevcut numaralarıyla okumaya devam edeceğiz. Kanunun yazımında gerekli düzenleme yapılacaktır.

9’uncu maddede önerge yok.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

10’uncu maddede önerge yok.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

11’inci maddede önerge yok.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 12’nci madde kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.

14’üncü maddede bir önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 sıra sayılı kanun tasarısının 14’üncü maddesinin “Madde 113/A-”da “oluşturmadığı takdirde,” ibaresinden sonra gelen ibarenin “altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Hasip Kaplan                          Aysel Tuğluk                               M. Nezir Karabaş

               Şırnak                                  Diyarbakır                                           Bitlis

                                   Selahattin Demirtaş                         Sevahir Bayındır

                                          Diyarbakır                                        Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hasip Kaplan önerge üzerinde beş dakika konuşacaktır.

Buyurunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belki gözden kaçmıştır, hukukçu arkadaşların biraz daha dikkatli durmaları gereken bir madde.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tedbirler vardır. Bu tedbirler farklı alanlarda; eşya hukukunda olabilir, özel hukukta olabilir. Örneğin, bir gayrimenkul davasında, davacılar, kuvvetli delilleri vardır, mahkemeden tedbir kararı isterler. O gayrimenkul -50 bin dönümün- üzerine ihtiyati tedbir konulmasına ve tedbir konulan gayrimenkullerin davacıların yedinde tutulmasına diye bir karar verdi mahkeme. 50 bin dönüm, dikkat edin veya 5 bin veya 500… Önemli değil.

Şimdi, bu tedbir kararına uymamanın cezası, şu an mevcut hâliyle, 113/A’ya göre, bir aydan altı aya kadardı -önceki hüküm- şimdi de altı aya kadar hapis. Şimdi, altı aya kadar hapsi paraya çevirdiğiniz zaman 200-300 YTL yapıyor. Yani, 5 bin dönüm arazi üzerine tedbir konulmuş, bir hasıla döneminde, uymadığı zaman, alacak, bilmem kaç milyar lira para kazanacak oradan. Ee, 250 YTL cezayı da seve seve öder ve her seferinde bu tedbir kararına da aykırı davranır o zaman. Çünkü, bu olanağı tanıyor.

Bir olay daha anlatayım. Özel hukukta, çok önemli bu, aile hukukunda özellikle, aile mahkemeleri, boşanma davalarında velayet konusu gündeme gelince çocukların ebeveynleriyle görüşmesi için haftada bir gün veya iki gün bir görüşme yönünde, şahsi irtibatın tesisi yönünde, tedbir kararları verirler. Bu tedbir kararına uyulmadığı zaman bir taraf icra kanalıyla icraya konulur. Sonra, icra memurunu alırsınız, polisi de alırsınız, infaz memuruyla gidersiniz. Bir icra infazı size 1.500 YTL'ye patlar. Bu, sadece o infazın rakamı. Buna uymayan ne kadar ödeyecek? Bir aya kadar hapis. Bunu ben bir uluslararası hukuk davasında yaşadım. Gelen davacı -mahkeme kararı var, tedbir kararı alıyor- uçak bileti 2 bin dolar -otel konaklama ayrı- 1.500 YTL icra infaz, polis ödeneklerini yatırıyor, infaza gidiyor, karşı taraf çocukları göstermiyor. Niçin? Çünkü küs. O dönemde bir ay hapisti. 7 defa mahkeme kararını uymamanın bedeli 47 dolardı.

Şimdi, 47 dolar, 7 kez tedbire aykırı davranan birisi 47 dolar öderse, bir kişi de 2 bin dolar uçak parası ödeyip gelirse bu hükümden adil… Yani, mahkemenin verdiği tedbir kararını uygulamak mümkün değil. Yani, mahkeme tedbir kararı veriyor ama tedbir kararını uygulama imkânı yok. Çünkü bu durumda birkaç kez tedbir kararına aykırı davranan kişi -davacı veya davalı önemli değil- sonuçta teselsül ediliyor. Bunların tamamına bir defada ceza veriliyor, o da 47 dolar.

Şimdi, burada "bir aydan altı aya kadar" hükmünü, "altı aya kadar hapis" cezası diye değiştiriyoruz. Şimdi, bu mantığı anlamak mümkün değil ki. Önceki hükümden de geri giden bir hüküm.

Şimdi, burada ceza yasalarında, Türk Ceza Kanunu'na uyumu sağlayacağız diye bu kadar da anlamsız, işlevsiz yasalar yapmak gerekmiyor ki. Yapılacaksa etkili olur. Etkili olması için de en azından dedik ki, bunu makul bir şeyde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Mahkemenin takdirine bu verilir. Böylesine önemli, özellikli davalarda hâkimine, bağımsız yargısına bu ülke güvenecek ve biraz da takdir yetkisine, zaten vicdani delil sistemini kabul eden ülkemizde, bu karma sistemde mahkemenin takdir yetkisine de biraz güvenecek ve caydırıcı bir hüküm hâline getirilecek. Bu getirdiğimiz önergenin amacı budur. Yoksa önceki bir aydan altı aya kadar, şimdiki altı aya kadar. Altı ayın alt sınırı nedir?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Bir ay…

HASİP KAPLAN (Devamla) – O zaman, niye bir aydan altı aya kadar değiştirmek için…

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Bir ay…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hayır, altı aya kadar diye değişiklik yapıyoruz. Ne anlamı var? Şimdi hiç değişen bir şey yok zaten. Burada değişikliğin bir caydırıcılığı olması lazım. Biz diğer yasalarda ortaklaştık, dedik ki, cezaları artıralım, etkili olsun, caydırıcı olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayın Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Biz, bu anlamda bu önergenin etkin ve caydırıcı olması açısından, tedbir kararları açısından yararlı olduğu düşüncesindeyiz. Bu nedenle bu önergeyi verdik. Kabul oyu verilmesini diliyoruz.

Saygılarımızla. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’nci maddede önerge yok.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 15’inci madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan (56 sıra sayılı) Yasa Tasarısının 16. maddesinin birinci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını saygılarımızla arz ederiz.

           Kamer Genç                           Recai Birgün                                   Emrehan Halıcı

               Tunceli                                      İzmir                                               Ankara

                                       Hüseyin Mert                                A. Jale Ağırbaş

                                            İstanbul                                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz istiyor musunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – İstiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Genç.

Konuşma süreniz beş dakikadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Artık ismimiz gibi biliyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Olsun, biz tekrar anımsatalım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, biraz önce burada tasarının hakkında konuşan MHP’li Grup Sözcüsü dedi ki: “Bu, torba değil; çuval.” Çuvala da çok sığmayan bu maddeler, altı yüz elli bir tane madde getiriyoruz.

Aslında, tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisinde hukuk tevessü etmiş, ne komisyonlarda işliyor ne Başkanlık Divanında işliyor. Şimdi, İç Tüzük’ün 35’inci maddesi var, diyor ki: “Komisyon, kendisine gelen kanun tasarısı ve tekliflerini aynen veya değiştirerek kabul veya reddedebilir.” Ama dört maddelik bir kanun tasarısı –tasarısı mı, teklifimi- gelmiş, altı yüz elli bir tane maddeye çıkarılmış, bu, dünyanın neresinde görülmüş?

Biraz önce, bir yandan Komisyonun Başkan Vekilliğini yapıyor, bir de AKP’nin grup sözcülüğünü yapıyor. Bu da hiç görülmemiş, emsali görülmemiş. Ya sen komisyonun sözcüsü olacaksın ya grubun sözcüsü olacaksın. Hem komisyonun sözcüsü olup da hem grubun sözcüsü olamaz.

Diyor ki: “Efendim, işte, biz getirdik, şarkıcılara da Komisyonda şarkı söylettik.” diyor. Herhâlde yarın da buraya getirip de bir konser de vermezsiniz herhâlde bu Meclisin kürsüsünde. Yahu böyle, bir Meclis bu kadar aşağılanabilir mi? Bu kadar kötü kullanılabilir mi? Meclis meclistir, gazino gazinodur, ondan sonra, komisyon komisyondur. Böyle bir şey olmaz arkadaşlar.

Şimdi, çuvallarla ceza kanunlarını getiriyoruz. Değerli milletvekilleri, bu kanunla getirilen cezaları siz bilemezsiniz, okumadınız ki çünkü. Sizin bu Komisyonunuz da bilmiyor, işin içine girmedi ki, “İçinde ne var?” diyor.

Şimdi, şu maddede ne getiriliyor? Duruşma sırasında hâkim isterse… Yani, siz gittiniz, tanınan bir kişisiniz, ondan sonra, hâkimin de hoşuna gitmediniz, bir laf söylediniz, hemen sizi dört gün tutukluyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İhtar edecek ama önce.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dört gün…Güzel mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Önce ihtar edecek.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, seni getirsinler de bir dört gün tutuklasınlar. Ondan sonra “AKP’nin Grup Başkan Vekili tutuklandı.” desinler. Ardından da, böyle değil…

Ha, şimdi tabii gülüyorsunuz. Tabii, tutuklanmak sizin onurunuzu zedelemiyor, ama haysiyetli ve onurlu insanlar sebepsiz yere tutuklandıkları zaman onurlar zedeleniyor. Onun için, beyler, yani…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Haysiyetsizlik seninkisi!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, hiç, şimdi… Ben, haysiyetli insanların tutuklanmaması gerektiğine inanıyorum.

Şimdi, Türkiye’de bir yargı sistemini getirdiniz, mülakatı getirdiniz, kendi bürokratlarınızın emrine verdiniz. Siz zannediyorsunuz ki, üç sene sonra, beş sene sonra biz de burada olacağız. Göreceğiz burada kimin olup olmayacağını.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bir kişinin bir saat dahi özgürlüğünden yoksun bulunması, o onurlu ve soylu insanlar için çok ağır bir cezadır. Mahkeme sırasında…

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Vardır… 150’nci madde…

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, bilmediğiniz şeylerde konuşmayın ya! Konuşmayın kardeşim!

MUSA SIVACOĞLU (Kastamonu) – 150’nci madde…

KAMER GENÇ (Devamla) – Çık, burada konuş kardeşim! Çık konuş!

Şimdi, bakın, ben başımdan geçen bir olayı anlatayım size. Bir tane AKP’nin yetkili birisi aleyhimde bir tazminat davası açmış. Gittim, kendimi savunacağım. Birinci duruşmaya gitmedim, haberim olmadı. İkinci duruşmaya gittim. Bir laf söylüyorum, hâkim “Sus! Seni atacağım dışarı.” dedi. Ben bilinen bir insanım. “Bir daha konuşma.” diyor, “Atacağım seni dışarı. Bir daha duruşmaya kabul etmeyeceğim.” diyor.

Bakın, sevgili milletvekilleri, ben şimdi anlayan, özgürlüğüne değer veren, haysiyetine değer veren insanlara konuşuyorum. Siz nasıl anlarsanız, edin.

Sonra, avukatlar, bu kanunu hazırlayan avukatlar… Diyor ki: Avukatlar ve çocuklar hariç, duruşmada birisi, yani mahkeme adabına aykırı -Adabı dediği de nedir, belli değil- davranırsa, efendim, hâkim diyecek ki: “Kardeşim böyle konuşma.” E konuştu, karşıdaki avukat sizi rencide etti, size hakaret etti. Siz de insansınız kardeşim, diyorsun ki: “Yahu, hâkim bey, bak bu adam beni rencide ediyor. Bu avukat beni rencide ediyor. Lütfen bunu susturur musunuz?” O durumda ne yapacak? Sizi dört gün içeri atacak.

Böyle olmaz ki arkadaşlar! Ha, şimdi, mahkeme adabının düzeninin bozulmasını istemiyorum, ama, yani, şimdi siz kendinizi savunurken karşı tarafta güçlü bir avukatın, güçlü bir siyasetçinin karşısında, iktidara yakın bir siyasetçinin açtığı bir davada gidip de kendinizi savunduğunuz zaman hâkim de sırf onun gözüne girmek için sizi dört gün tutuklarsa böyle bir şey olur mu arkadaşlar! Sonra, aklı başında olan bir insan niye mahkemenin düzenini bozsun, kendisini savunacak. Ama, bence, buraya getirilen bu maddeyi kaldıralım, diyoruz. Ha, para cezasını getirelim, yani bir insan mahkemede olabilir.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Peki.

“Bir kimse ihtara rağmen mahkemenin düzenini bozar veya mahkeme huzurunda münasip olmayan bir söz söylemeye devam ederse…” diyor. Hâkim bir defa sizi ikaz etti, olabilir, ama avukat da sizi tahrik etti, çünkü avukatları istisna etmiş. Ondan sonra, söylerseniz gerekirse hâkim sizi dört gün tutuklar.

Yani, ben anlayan insanlara konuşuyorum. Reddedebilirsiniz, ama yani bu hüküm hakikaten insanları çok zor durumlara düşürebilir. Diyorum ki, bunu kaldıralım yerine para cezasını getirelim. Yani, adam hâkimin ihtarına uymuyorsa verelim para cezasını, ama o insanı da dört gün içeriye, cezaevine atmayalım.

Benim önergem budur. Kabul edersiniz, etmezsiniz.

Saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci maddede önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 17’nci madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde bir önerge vardır.

Önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 Sıra Sayılı yasa tasarısının 18. maddesinin son cümlesinin madde metninden çıkarılmasını saygılarımızla arz ederiz.

          Kamer Genç                            Recai Birgün                                  Emrehan Halıcı

              Tunceli                                       İzmir                                              Ankara

                                      Hüseyin Mert                                Ayşe Jale Ağırbaş

                                           İstanbul                                            İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz mü istersiniz, yoksa gerekçeyi okutalım mı?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Genç.

Süreniz beş dakikadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, tabii, altı yüz elli bir tane maddeyi inceleyip bu  altı yüz elli bir maddede insanlara ne cezalar getiriliyor, onu teşhis etmek zor bir olay. Ben inanıyorum ki, bu kanun geçtikten sonra, en başta bu kanuna “evet” oyu veren insanlar ciyak ciyak bağıracak ve diyecekler ki: “Biz bu kanunu okumadan geçirdik, bilmeden parmak kaldırdık, dolayısıyla, biz bu kanunu değiştirelim.”

Şimdi, değerli milletvekilleri, işte, bu, benim, ayrıca tanıklığın ve yemin etmek üzere… Bir kişinin tanıklık yapıp yapmamakta özgür olması lazım, yemin yapıp yapmamakta özgür olması lazım. Diyor ki: “Yemin yapmıyorsan on beş güne kadar seni hapse atacak.” Yapmıyor adam. Yapmıyorsa niye bunu hapse atacaksınız ki yani? Buna yine bir para cezasını getirelim diyorum. Bakın, insanın özgürlüğü ayrı bir şey, para cezası ayrı bir şey. Bir gün, bir saatlik özgürlükten yoksun bulunma, haysiyetli ve onurlu insanlar için çok büyük, ağır bir sonuçtur. Dolayısıyla, bu gibi konularda kişinin topluma, ülkeye bir zararı yok. Ne olacak? Adam tanıklık yapmak istemiyor. Kaldı ki, niye tanıklık yapmadığı da burada da, maddede de belirtilmemiş. Daha açık, “şu, şu sebeplerle tanıklık yapmak istemezse” denilmesi lazım, onu da söylemiyorsunuz. Tanıklık yapmak istemezse, yemin de etmek istemezse, efendim, bu kişiyi on beş gün getirip hapse atacaksınız. Niye atsın ki adam yani? “Etmiyorum kardeşim.”

Şimdi, bu kanunlar, işte, biraz önce AKP adına konuşan Komisyon Başkan Vekili, şuradaki dosyaları bize gösteriyor. Yahu, sevgili milletvekilleri, eğer bürokratlar bu kanunları yapıyorsa, eğer bu bilmem Yargıtaydı işte, Adalet Bakanlığı bürokratları bu kanunları yapıyorsa sizin göreviniz ne? Siz niye gelmişsiniz buraya? 550 milletvekili maaş alıyorsunuz burada. “Ee, biz yorulmayacağız. Bürokratlar orada gitsin, kanunları hazırlasın gelsin. Biz, okumadan bunlara evet oyunu verelim.” Sizin göreviniz ne yahu? Göreviniz ne söyleyebiliyor musunuz yani? Sonra, bu kanunları hazırlayan bürokratların hangi kişilere hizmet ettiğini biliyor musunuz? Kimin lehine kanunlar çıkarmak istediklerini biliyor musunuz? Veyahut da, burada, güç odaklarıyla paralel hareket eden birtakım etkili ve yetkili kişiler, hükûmetin temsilcilerinin hangi güç odakları ile hangi kanunları ülkenin geleceğini karanlığa sokacak davranışlar içinde biliyor musunuz? Bunu bilebilmemiz için, buna engel olabilmemiz için buraya gelen kanunları enine boyuna tartışmamız lazım, anlamamız lazım. Efendim, altı yüz elli bir tane maddeyi getir, torba kanun… Hangi torba? O torbayı getirsin bakalım bu Komisyon ile bu Hükûmet, bu büyüklükte bir torba varsa koyalım bunları içine. Yok  Türkiye’de bu büyüklükte bir torba.

Dolayısıyla, tabii, ileride daha çok ciddi maddeler var yani. İşte, vergi kaçakçılığını kolaylaştıran, hileli vergi suçunu kolaylaştıran, ondan sonra, yalancı şahitliği kolaylaştıran çok maddeler var. Yani, bunları, tabii, maddeleri gelince… Seçimdeki hileleri kolaylaştıran maddeler var, ama sizler, tabii, diyorsunuz ki: “Burada hangi gerçek söylenirse söylensin biz yine bildiğimiz şeyi yaparız.” Bakın, siz AKP’liler, siz diyorsunuz ki: “Biz Türkiye’nin düzenini değiştireceğiz.” Türkiye’nin düzenin değiştirme gücü ve yeteneği yok sizde. Bunu bilesiniz. Bunu değiştirdiğiniz zaman bunun en büyük sıkıntısını siz çekeceksiniz. Bu kürsülerden, bu salonlardan nice insanlar geldi geçti ve onlar, bu iktidarın bu tarafındaki olanlar, öyle anlar oldu ki kendilerini çok güçlü hissettiler, şimdi esamileri okunmuyor, ama ben, 80’den beri bu kürsüde konuşuyorum, yine buradayım. [AK Parti sıralarından alkışlar (!)] Ama, şimdi tekim, yarın da iktidar olacağım, onu bilesiniz. Öyle bir parti kuracağım ki, hem de…

Bakın, sizin zamanınızda, çok soyguncuların yaptığı hırsızlıkları zaman aşımına uğrattınız, bunun günahı sizin boynunuza. Bakın, siz, altı senedir iktidardasınız, bütün soyguncuların, yapılan hırsızlıkların, yolsuzlukların üzerine set çektiniz, gerekli soruşturmaları açmadınız, en büyük hırsızlıkları yapan bakanlar hakkında soruşturmaları açmadınız.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – İspat et! İspat et!

KAMER GENÇ (Devamla) – Onları zamanında ben size söyleyeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Tamamlayacağım Sayın Başkan.

Şimdi, zaten bu kanunla ilgili çok kürsüye çıkacağız, arkadaşlar da beni dinlemeye alışacaklar, onlara epey bir ders vermeyi de düşünüyorum, çünkü bu Parlamentonun bir parlamento olarak bir ülkeye karşı duyması gereken sorumluluk duygusunun teşekkül etmesi lazım. Bu olmadan, yalnız siyasi partideki liderlerin ağzına bakarak Türkiye'de siyaset yapılmaz, yapıldığı zaman da bir devre yaparsınız, onun sonucu yok olur.

Şimdi, değerli milletvekilleri, yemin yapmak istemeyen, tanıklık yapmayan insanları, on beş gün, diyorum ki içeri almayalım, buna bir para cezası verelim. Ama, siz hangisini uygun görürseniz ona göre oy verirsiniz.

Saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 18’inci madde kabul edilmiştir.

19’uncu maddede önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…19’uncu madde kabul edilmiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…20’nci madde kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…21’inci madde kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 sıra sayılı kanun tasarısının 22’nci maddesinin, son fıkrasının, son cümlesindeki “ Bu hallere vekil sebebiyet vermiş ise idari para cezası vekil hakkında uygulanır” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Hasip Kaplan                            Aysel Tuğluk                            M. Nezir Karabaş

                Şırnak                                    Diyarbakır                                        Bitlis

                                   Selahattin Demirtaş                           Sevahir Bayındır

                                          Diyarbakır                                          Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz ister misiniz, gerekçeyi mi okutalım?

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Buyurun.

Gerekçe:

Vekillerin görev kusurları ili ilgili özel yasalarında etkili müeyyideler yer aldığından, ayrıca böylesi bir cümlenin tasarıda yer almasına gerek yoktur.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 22’nci madde kabul edilmiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 23’üncü madde kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 24’üncü madde kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 25’inci madde kabul edilmiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 26’ncı madde kabul edilmiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 27’nci madde kabul edilmiştir.

28’inci madde üzerinde üç önerge vardır, fakat biz iki önergeyi almak durumundayız. Onun için ilk iki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 28. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Madde 28- 1219 sayılı Kanunun 41 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 41- Kişisel çıkar amacı olmasa bile diplomasız olarak diş hekimliği mesleğine ilişkin herhangi bir muayene veya müdahale yapan, diş hekimliği klinik hizmetleri ile ilgili işyeri açanların meslek icraları durdurulur. Bu kimseler hakkında 3 yıldan beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.

      Mehmet Ali Susam                       Turgut Dibek                                Sacid Yıldız

                 İzmir                                      Kırklareli                                      İstanbul

                                         Tansel Barış                                 Kemal Anadol

                                           Kırklareli                                           İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 sıra sayılı kanun tasarısının 28. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 28 – 1219 sayılı kanunun 41. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 41 – Kişisel çıkar amacı olmasa bile diplomasız olarak diş hekimliği mesleğine ilişkin herhangi bir muayene veya müdahale yapan, diş hekimliği klinik hizmetleri ile ilgili işyeri açanların meslek icraları durdurulur. Bu kimseler hakkında üç yıldan beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası uygulanır.

                        Beytullah Asil                        Oktay Vural                       Ali Torlak

                            Eskişehir                                  İzmir                              İstanbul

                 Mustafa Kemal Cengiz            Abdülkadir Akcan                 Mustafa Enöz

                           Çanakkale                         Afyonkarahisar                        Manisa

BAŞKAN – İki önerge de aynı mahiyette olduğu için…

HÜSEYİN MERT (İstanbul) – Sayın Başkan, iki önerge de aynı mahiyette. Üçüncü önergeyi işleme almak gibi bir durumunuz olamaz mı?

BAŞKAN – Önergeleri geliş sırasına göre alıyoruz. Onun için kusura bakmayınız.

İki önerge de aynı mahiyette olduğu için işlemlerini birlikte yapacağım.

Komisyon, aynı mahiyetteki iki önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Efendim, biz takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Birinci önerge sahibi, gerekçe mi okunsun?

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Gerekçeyi okutalım.

BAŞKAN – Birinci önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 28 inci maddesiyle 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 41 inci maddesi değiştirilmektedir. Maddeyle yaptırım altına alınan fiilin önemi nedeniyle yaptırımın alt sınırının artırılması amacıyla iş bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – İkinci önergenin gerekçesini mi okutayım, yoksa konuşacak mısınız?

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Konuşacağım.

BAŞKAN - Sayın Asil, buyurunuz efendim.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 56 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinde, “Kişisel çıkar amacı olmasa bile diplomasız olarak diş hekimliği mesleğine ilişkin herhangi bir muayene ve müdahale yapan, diş hekimliği klinik hizmetleriyle ilgili işyeri açanların meslek icraları durdurulur. Bu kimseler hakkında üç yıldan beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası uygulanır.” şekliyle değiştirilmesi için, önerge vermiş bulunmaktayız.

Değerli milletvekilleri, Komisyon Başkanı, birinci bölüm üzerindeki soru-cevap bölümünde ifade ettiği gerekçede, “bu yasa maddelerinde, diğer doktorluk hizmetleri ve başka hizmetlerde de iki yıllık alt sınır uygulandığı…” şeklinde, alakasız bir savunma, gerekçe içerisine girdi. Değerli arkadaşlarım -konuşmamda da ifade ettim- ceza kanunlarının amacı, kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir.

Şimdi, her meslek ve her mesleğin icrası, kendine has özellikleri bulunmaktadır. Şimdi, insanlık için son derece tehlikeli, çağın hastalığı diye nitelendirdiğimiz AIDS hastalığının üç bulaşma yolundan, temel bulaşma yollarından birisi kan yoluyla bulaşmadır. Bir diş hekiminin koltuğuna oturduğunuzda o koltukta size ağzınızda yapılan işlemlerin başından sonuna kadar hijyenik bir ortamın sağlanması gerekmektedir. Bir meslek erbabı sahibinin dışında başkaları bu mesleği icra etme telaşında ve uğraşısında iseler bunun karşılığında meslek erbabının ortaya koyduğu, bu iş için istediği ücretlerin çok altında bir ücretle bu işi ifa etmek isteyeceklerdir. Böyle olunca, az önce ifade ettiğim, bu hijyenik ortamın sağlanması mümkün müdür?

Yine, en önemli hastalıklardan birisi de hepatit B virüsüdür. Bunun da yine kan yoluyla bulaştığını biliyoruz ve Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, dünya üzerinde 2 milyardan fazla hepatit B virüsü taşıyan insan vardır. Bu işi meslek edinmemiş, mesleği olmayan, eğitimi olmayan ve az önce ifade ettiğim ticari kaygılarla, para kazanma kaygılarıyla çok düşük bedellerle bu işi yapmaya kalkışanların o sağlıklı ortamı, o dişçi koltuğunda o sağlıklı ortamı sağlamalarını düşünmek mümkün değildir. O hâlde, bu işi kökünden halletmek zorundayız. Yani, bu eyleme hiç kimse tevessül etmemeli. Bunun yolu da ağır cezalar uygulanmasıdır. Şimdi, çok değil 2004 yılında bu yasa maddesi değiştirilmek suretiyle, bu cezaların alt sınırı üç yıl, üst sınırı beş yıl olarak uygulanmaya başlandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayın Sayın Asil.

BEYTULLAH ASİL (Devamla) – Ve tüm sektörden, tüm hastalardan olumlu bir tepki aldı. Bunu bugün iki yıla çekmek suretiyle yanlış bir iş yapılmaktadır diye düşünüyor, önergemizin kabulü yolunda oy kullanacağınızı umuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Asil.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kabul edilmiştir efendim.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Kabul edildi.

BAŞKAN – Önerge kabul edilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kabul edilmiş gözüküyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, saymadınız.

BAŞKAN – Kabul edilen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Saymadınız ki!

OKTAY VURAL (İzmir ) – Sayın Başkanın takdiri, sayıldı.

BAŞKAN – Kabul edildi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri ) – Sayın Başkan, saymadınız, neye göre “Kabul edildi.” dediniz? Kâtiplere sormadınız, saymadınız.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Hangi maddede sayıldı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Başkan yönetiyor, siz yönetmiyorsunuz Sayın Elitaş!

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Oradan da el kalktı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Buradan kabul eden arkadaş varsa saymanız gerekir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle bir itirazınız olmadı ki o zaman.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, saymanız gerekir ama, itiraz ediyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Oylamadan sonra yapıyorsunuz, oylamadan önce o zaman açık oylama isteseydiniz, karar yeter sayısı isteseydiniz.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Kabul edilmiştir Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kabul edilen önerge doğrultusunda 28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… (Gürültüler)

Maddeyi oyluyorum sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bunu niye soruyorsunuz, diğerini sormuyorsunuz?

BAŞKAN – Maddeyi reddedin.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Kabul edenler…” dedik efendim. Kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Kabul edilen önerge doğrultusunda 28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Az önceki yaptığınız neydi Sayın Başkan?

BAŞKAN - Kabul edenler…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Az önce bir şey oyladınız, neydi o?

BAŞKAN – Önergeydi Sayın Milletvekili.

OKTAY VURAL (İzmir) – Maddeyi kabul ediyoruz, maddeyi… Diğeri önerge.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Daha önce bir madde oyladınız, neydi o?

BAŞKAN – Hayır efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tekrarlıyor oylamayı, madde oylamasını.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, önergeyi oylamaya sundum ve önerge kabul edildi. Önerge kabul edilince, kabul edilen önerge doğrultusunda 28’inci maddeyi oylamaya sundum. 28’inci maddeyi tekrar oylamaya sunuyorum.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 28’inci maddeyi oylamaya sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 28’inci madde kabul edilmiştir.

29’uncu maddede önerge yoktur.

Sayın milletvekilleri, 29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 29’uncu madde kabul edilmiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 30’uncu madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 31 ila 60’ıncı maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Karaman Milletvekili Hasan Çalış söz istemiştir.

Sayın Çalış, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının ikinci bölümüyle ilgili, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yasanın geneline baktığımız zaman gördüğüm iki husus var, bunlara öncelikle dikkat çekmek istiyorum. Birinci husus şu değerli arkadaşlarım: Yasaların, tüzük, yönetmelik ve genelgelerin yaşayan Türkçeyle kaleme alınmış olması, uygulayıcılar ve eğitim seviyesi ne olursa olsun, muhataplar yönünden, muhataplar tarafından anlaşılması da en az o kadar önemlidir. Böyle bir bakışla yasalarımızın geneline baktığımız zaman, gerçekten, yasalarımızın günümüzün Türkçesine redakte edilme ihtiyacı vardır ve günün ihtiyaçlarına cevap veremeyen bölümlerin de tekrar elden geçirilme ihtiyacı vardır değerli arkadaşlarım. Buna dikkat çekmek istedim, bir.

Bir diğer husus: Bu kanun tasarısı görüşülmeye başladığı andan itibaren grup başkan vekillerimizin önünde önergeler dolaşıyor. “Nedir bunlar?” diye soruyoruz. “Efendim, bunlar, aslında daha önce görüşülmüş, daha önce başka yasaların içerisinde neticeye bağlanmış, yürürlükten kaldırılmış, bu yasanın içerisinde olmaması gereken maddeler…” Pardon!

Değerli arkadaşlarım, şimdi bu yasaya Bakanlıktan çıkarak Meclisimize gelişi, komisyondan aşağıya inişi yönüyle ve komisyonlarda ele alınışı yönüyle baktığımız zaman, gerçekten siyasi geçmişine, tecrübesine değer verdiğimiz, hukukçu kimliğine değer verdiğimiz Bakanımızı bu yasanın mutfağında çalışan arkadaşlar çok zor bir duruma sokmuştur. Bu konuya dikkat çekmek istedim.

Değerli arkadaşlarım, eğer görev verdiğiniz bürokratlar görevini hakkıyla yerine getiremiyorsa o zaman komisyonlarda yeterli tartışma imkânı verirsiniz. Komisyonlarda tartışma imkânı verirsiniz ki, Genel Kurulda milletin huzurunda “Pardon” demek ihtiyacı olmaz. Temenni ediyorum ki, üç ay   sonra,  beş   ay    sonra,  üç     yıl  sonra    insanların   canı   yandıkça -parmaklarımızı kaldırıyoruz “Kabul” diyoruz- vicdanlarımız sızlamaz değerli arkadaşlarım. Buna dikkat çekmek istedim.

Değerli arkadaşlar, benim konuşmak istediğim bölüm, daha çok, doktor, diş hekimi, diş teknisyeni, eczacı, hasta bakıcı, sünnetçi, ebe, hemşire gibi meslek erbabının mesleğini yaparken işlediği suçlar ve kabahatleri ve bu meslekleri icra etme yetkisi olmamasına rağmen meslekleri iyi niyetle, hiçbir menfaat karşılığı olmadan ya da menfaat temin etmek amacıyla icra eden insanlara verilecek cezaları içermektedir.

Değerli arkadaşlar, verilecek cezalar bellidir, suçlar da belli. Ama, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini yürüten yetkililerin, bu yasaları yapan bizlerin önemli bir sorumluluğumuz vardır. Nedir sorumluluğumuz değerli arkadaşlarım? Ehliyeti olmayan, yeterli olmayan insanlardan, hatta kendisini bir hastalığıyla ilgili “halk hekimi” olarak tanıtan kişilerden, hatta yatırlardan, türbelerden, ocaklardan şifa bekleyen insanlarımız varsa, buralardan iyi olma ümidi besliyorsa bu insanları suçlayamayız değerli arkadaşlarım. Bizim, bu insanlarımıza, öncelikle ehil kişilerden hizmet alacağı ortamı oluşturma mecburiyetimiz vardır. Ondan sonra yapacağımız iş nedir? Hizmeti alan insanların hizmeti ehil insanlardan alabileceği eğitim seviyesine, kültür seviyesine, hayat standardına yükseltme mecburiyetimiz vardır. Bu konuda millet önünde birinci derecede sorumlu olan, değerli arkadaşlar, sizlersiniz, bizleriz. Bunu yürütecek olan kimdir? Hükûmetlerdir değerli arkadaşlarım. Bu konuya dikkat çekmek istedim.

Değerli arkadaşlarım, işte, bu kanun gündeme geldiği andan itibaren televizyonları izliyoruz. “Efendim, sahte doktorlara, sahte diş hekimlerine büyük cezalar geliyor.” Diş hekimleri odası da bizi arıyor, “Hayır, işler böyle değil, bilakis cezalar düşürülüyor.” diyor. Başka meslek kuruluşları da bizleri arıyor, benzer şeyler söylüyorlar. Demek ki, insanların kafasını karıştırıyoruz, insanları doğru bilgilendirmiyoruz değerli arkadaşlarım.

Bakınız, yanlış yapan her meslekte vardır, doktorlarda da vardır, diş hekimlerinde de vardır, başka gruplarda da vardır ama bir tane yanlış insandan hareket ederek Türkiye’de çok önemli hizmetlere, çok önemli işlere imza atmış, dünya çapında tıp alanında önemli hizmetler vermiş değerli hekimlere, değerli diş hekimlerine, işini düzgün yapan insanlara haksızlık yapıyoruz. Basın ve medya aracılığıyla düzgün insanları resmen linç ettiriyoruz arkadaşlar. Buna kimsenin hakkı yoktur. Buna kimsenin hakkı yok değerli arkadaşlarım.

Bir diğer konu, diploma kiralama meselesi değerli arkadaşlarım. İşte, bu son zamanlarda poliklinikler, özel poliklinikler, tıp merkezleri, eczaneler, diş tedavi merkezleri çoğalıyor. Bunlar çoğaldıkça yeterli eleman ihtiyacını karşılamak için, gerçekte hizmet vermeyen meslektaşların diplomalarını kiralıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, buna el koymak gerekiyor. Bunun da en kestirme yolu nedir? Ehliyetli ve yeterli insanlarca en iyi şekilde denetimdir.

Değerli arkadaşlarım, bunu düzgün denetleyemezsek ne olur? Görevi ehil insanlar yapacakken, insanımız, bir uzman hekime tedavi olmak niyetiyle giderken bu işin ehli olmayan bir başka insanının tedavisini kullanmak durumuyla karşı karşıya kalıyor. Özellikle bu konularla ilgili yetkili olan makamları bu konuda göreve çağırmak istiyorum değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, doğum, sakat doğum insan hayatında çok önemli bir aşamadır. Aslında doğum fizyolojik bir olay. Ama bazılarımızı köylerimizde, mahallelerimizde halk ebeleri doğurtmuştur. Değerli arkadaşlar, bazılarımız da işin ehli olan ebeler, doktor beyler tarafından doğurtulmuş şanslı insanlardır. Ama milletin yetki verip buraya gönderdiği siz değerli arkadaşlarım, bizim bir mecburiyetimiz vardır. Bu milletin her evladına bu şansı vermek zorundayız.

Bir diğer husus nedir değerli arkadaşlarım? Sünnet olayı. Bazılarımızı berber Hasan Amca sünnet etmiştir, bazılarımızı Tıkır Hüseyin, Hatice Teyze sünnet etmiş, ama bazılarımızı fennî sünnetçiler, doktor Mehmet Beyler sünnet etmiştir.

Değerli arkadaşlar, gene bizlerin görevi, bütün insanlarımızın, cebinde Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan, bununla gurur duyan herkesin sağlıklı, hijyenik ortamlarda, geleceğini sıkıntıya atmayacak şekilde bu hizmeti alacağı ortamı sağlama gibi bir mecburiyetimiz vardır.

Değerli arkadaşlar, bir diğer husus, okullar açıyoruz. Okullarımızı açarken oralara çocuklarımızı veriyoruz, çocuklarımız yetişiyor, okulu bitiriyor, boşta kalıyor. Şimdi ne görüyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çalış, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

HASAN ÇALIŞ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Boşta gezen ebe hanımlar, boşta gezen hemşire hanımlar, boşta gezen optisyenler, boşta gezen diş teknisyenleri, ama aynı kadrolar da boş. Hatta, aynı yerde, ataması yapılmadığı için bu hizmeti veremeyen, gönüllü olarak vermek istediği hâlde veremeyen insanlar var değerli arkadaşlarım. İşte, bunları da bir şekilde mutlaka sağlamamız gerekiyor.

Bunlardan da daha önemlisi değerli arkadaşlarım, bu milletin evladı olmaktan gurur duyan herkese arzu ettiği, beklediği sağlık hizmetini vermek her şeyden önce bir insan hakkıdır. Bunu sağlamakta da en yetkili ve görevli organ bu müessesedir değerli arkadaşlarım.

Kanunun hayırlı olmasını diliyorum.Yüce heyetinizi saygılarımla tekrar selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çalış.

İkinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Sacid Yıldız söz alacaktır.

Buyurunuz Sayın Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA SACİD YILDIZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 56 sıra sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun 31-60’ıncı maddeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına yüce heyetinizi selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, benden evvel de çok arkadaşımız bahsetti bu Türkçe konusunu. Ama, ben şunu hatırlatmak istiyorum, sanıyorum ondan bahseden olmadı: Daha iki hafta evvel, 25 Aralık tarihinde Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi amacıyla Meclis araştırması açılması kabul edilerek, inceleme yapmak üzere Meclis Araştırması Komisyonu kuruldu. Burada üç büyük partinin önergeleri vardı. AKP’nin, CHP’nin ve MHP’nin önergeleriyle iki hafta evvel salı günü bu kuruldu. Bunun arkasından, bizim önümüze -bütün diğer arkadaşların söylediği gibi- bir garip Türkçe ile bir yasa geliyor, yani önce buna Mecliste başlamak lazım. Bu konuda on altı kişilik komisyon oluşturuldu veya oluşturulmak üzere, “oluşturuldu” diyor Başkanım. Fakat elimdeki sıra sayısının, işte, bazı maddelerine ben de değinmeden geçemeyeceğim. Mesela 31’inci maddesinin değiştirilmiş şeklinde “İcrayı sanata mani ve gayri kabili şifa bir marazı akli ile malul olduğu…” Yani, buradan ne anlaşılıyor bilemiyorum. Yine 35’inci maddeye baktığımızda “şahadetname vesikası” deniyor. Benzer örnekleri Turgut arkadaşımız da verdi. 40’ncı maddede “Dişçiler” deniyor ki, “dişçi” diye bir meslek grubu yok, diş hekimi var. Yani burada arkadaşlarımız var, sizin grubunuzda, diğer gruplarda, “dişçi” diye bir meslek şeyi var mı bilmiyorum. “Diş hekimi” var. Bazı yerlerde de “tabip” diye geçiyor. “Tabip” diye de bir şey yok, “hekim” var. Hani eskiden “baştabip” vardı, çok eskiden de “sertabip” deniyordu, ama şimdi “tabip” değil, “hekim” var, bazen “doktor” da deniyor. İşte, burada 40’ncı maddede “…dişçiler… tahtı hacirde… büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır.” gibi şeyler, “düçar” gibi deyimler, bunlar geçiyor.

Biraz evvel Sayın Bakan “Tek maddeyi Türkçeleştirmeyelim, bütünlük bozulmasın” benzeri bir şey söyledi, ama madde 60’da da yine “Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletiyle İktisat Vekaleti” deyimleri var. Bunlar da aynen kalacak mı bilemiyorum, ben hukukçu değilim, yani öyle bir vekâlet yok, öyle bir bakanlık yok, ama 60’ncı maddede o vekâletlerin adı geçiyor, yani bunu da ben bilgilerinize sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, içinde bulunduğumuz hafta, geçen hafta ve bu hafta “Verem Eğitimi ve Propaganda Haftası” idi. Halkın verem hastalığı ve bu hastalıkla nasıl mücadele etmesi konusunda eğitimleri içeren bir hafta. Ülkemizde veremle mücadele konusunda da olumlu gelişmeler olmasına rağmen, verem halen ülkemizde önemli bir sorundur. Bu, AIDS olan ülkelerde de verem önemli bir sorundur. Türkiye’de 20 bini aşkın yeni verem vakası vardır, 2006 yılında 20 bini aşkın, bunun üçte 1’i de İstanbul’dadır değerli milletvekilleri. İstanbul’un Esenler, Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Bağcılar, Güngören bölgelerinde çok yüksek orandadır. Diğer hastalıkların tanısında olduğu gibi veremin tanısında da gelişmiş laboratuvarlara ihtiyaç vardır. Kapsamlı bir merkezde laboratuvar ücretleri 600 YTL’den başlamaktadır. Bu da verem gibi önemli bir hastalıkta bizi zor durumda bırakmaktadır.

Değerli milletvekilleri, nitelikli sağlık hizmeti almak, tüm vatandaşlarımızın en temel insani hakkıdır. Hükûmetlerin öncelikli görevi de sağlık sorunlarına çözüm getirmektir. Günümüzde yapılan uygulamalarla sorunlara yalnızca günlük çözümler getirilmektedir. Halkımızın sağlık hizmetlerinden gerekli ölçüde yararlanamaması sosyal bir sorundur ve bunun için doğru sağlık politikalarının izlenmesi şarttır. Devletin her hastaya tedavi olanağı sağlamasının yanında, sağlam vatandaşlarını da hastalıktan koruması görevidir.

Hükûmetler sağlık düzeyini  yükseltmek zorundadırlar. Bilindiği gibi sağlık alanındaki sorunlar çığ gibi büyüyerek artmaktadır. Zaten, komisyonlara yeni gelen ve meclise sevk edilen şu andaki yasa tasarılarında da “özerkleşme” adı altında bir özelleşmeye gidilmektedir. Buna “özerkleşme” deniyor, ama orada kiralama, satın alma hükümleri de getirilmektedir. O tasarılar da yakında Meclis gündemine gelecektir.

Hükûmet yaptığı düzenlemeleri sivil toplum örgütlerinin fikirlerini almadan, onların seslerine kulak vermeden hayata geçirmektedir. AKP Hükûmetinin sağlık alanında yapmaya çalıştığı düzenlemeler, sağlığı doğuştan kazanılmış bir hak olmaktan çıkarmış, parayla satın alınan bir mala dönüştürmüştür. Her alanda bir para geçerlidir. Daha yeni Sosyal Güvenlik Yasası’nda da yatan hastalara yüzde 1 bir yükümlülük getirmektedir. Daha evvel Türkiye Cumhuriyeti’nde hiç böyle bir şey yok. Yatan hastalar yüzde 20 ücret vereceklerdir, öyle maddesi vardır.

Sağlık bir rant kapısı, hekimler ise giderek değerleri hiçe sayılan bir mesleğin mensupları olarak gösterilmek istenmektedir. Hükûmetin, hekim saygınlığını yok etmeye çalıştığı politikaları, uygulamalardaki adaletsizlikleri, katı performans uygulamalarını doğru bulmadığımı buradan belirtmek istiyorum.

Bu vesileyle, daha iki hafta evvel, gene 27 Aralıkta, yaklaşık on iki gün önce -iki hafta da olmadı- İstanbul Okmeydanı Hastanesinde bir hekime saldırı oldu. Yani, bu sağlık sisteminin tüm bozukluklarından hekimler sorumlu tutulmaktadır. Hekimlere de her gün saldırı… Bundan yaklaşık bir ay evvel de Ankara’da Gazi Üniversitesinde bir saldırı olmuştu. Ben bu konuda da bir soru önergesi vermiştim Sağlık Bakanına, hâlâ cevap alamadım, buradaki arkadaşımıza. İstanbul’daki arkadaşımız -bugün ben son bilgileri aldım başhekimden- işte, bu saldırı sonucunda tek böbreğini kaybetmiş, alınmış, dalağı alınmış. O sırada beyin belli bir süre kansız kaldığı için vücudunun yarısı güçsüz durumda, halen yoğun bakımda hayat mücadelesi vermektedir. Bu hekimlere saygının, saygınlığın artırılması için -biz geçen hafta konuştuk, işte, televizyonlarda sigara yasağını biz tanıtalım, edelim dendi- bu konuda programların yapılması gerekir. Yani, her konuda hekim eğer sorumlu tutulursa bununla başa çıkamayız.

Sağlık çalışanlarının özlük hakları yok sayılmış, geçici atamalardaki keyfî davranışlar bir siyasal kadrolaşmaya dönüşmüştür.

Bu arada gene Sağlık Komisyonumuza geldi, şef, şef yardımcılığı atamaları yakında Genel Kurula da inecek. Daha evvel iki kez 10’uncu Cumhurbaşkanı geri çevirmiş, Anayasa Mahkemesinden geri dönmüş, ama gene Komisyonumuza geldi, oradan geçti, Genel Kurula inecek.

Bu son düzenlemelerde gene sağlık konusunda “Yatan hastaların ilaçlarını hastaneler verecek.” dendi. Yaklaşık yılbaşından itibaren bugüne kadar büyük bir karmaşa var. Hastaneler yeterli ihaleleri yapamadılar değerli arkadaşlar. Hastalar tedavi olamama durumunda. Bunu ben hekim olduğum için ve Sağlık Komisyonunda olduğum için direkt söylediler. Sizler de herhâlde biliyorsunuz, sizlere de -hekim arkadaşlara- yansımıştır. Bir karmaşa var bu konuda, tedaviler aksamaktadır.

Aynı zamanda, birinci derecede sağlık hizmeti veren üniversite hastaneleri zor durumda bırakılmış, fatura bedellerini zamanında alamamışlardır. Üniversite hastanelerinin yanı sıra hastalar da büyük ölçüde mağdur edilmişlerdir.

Ülkemizde hasta ve hekim hakları konusunda yasal boşluklar bulunmaktadır. Hekimlerin meslek uygulamaları sırasında karşılaşacakları risklerden korunma hakları olmalıdır. Bunların başında enfeksiyon ve radyasyon gelmektedir. Arkadaşlarımız söylediler, işte, HIV pozitif hastalarla temas ediyor diş hekimleri. Diğer hekimler de temas ediyor. Radyasyon konusunda birtakım kazanılmış haklar geri alındı. Bu konuda hekimlere belirli haklar verilmelidir.

AKP Hükûmetinin, çalışma koşullarında hekimlerin korunma ve kollanmasına yönelik düzenlemeleri yerine getirmesi gerekmektedir.

Bu arada, sağlık hizmeti alamama konusunda, mesela yeni sosyal güvenlik tasarısında, bir aylık Bağ-Kur borcu olan hasta sağlık hizmeti alamamaktadır. Mesela bunun bir eczacı olduğunu düşünelim -burada eczacı arkadaşlarımız da var- devletten alacağı var fakat borcunu yatıramamış, sağlık hizmeti alamama durumu var. Böyle garip bir şey olmaz arkadaşlar. Yani, devletten kendisi alacağını alamadığı için prim borcunu yatıramamış, sağlık hizmeti alamıyor. Sağlık hizmeti beklemez, acildir, yani bir an evvel sizin kendiniz ve çocuğunuzun sağlık hizmeti alması lazım, beklemez.

Hekimlere altmış beş yaş sınırlaması getirilmişti, neyse bu Danıştaydan geri döndü.

Bir de ayrıca şuna değinmek istiyorum: Reçetesiz satılacak ilaçlar ve ilaçta reklam yakında hayata geçirilmek istenmektedir, son zamanlarda bu konu işlenmektedir. Yani, raf üstü olan ilaçlar, OTC denilen ilaçlar reçetesiz satılacak. İlaç sektörünün amacı, ürünlerde daha çok kâr etmektir. Kâr için daha çok satış, satış için ise talep gerekmektedir. Talebi yaratmak için de reklam kaçınılmazdır.

Değerli arkadaşlar, reçetesiz ilaçların reklamını serbest şekilde yapmak devlet tarafından sağlanacaktır. RTÜK, reçetesiz ilaç reklamlarının yapılabileceğine dair açıklama yapmıştır. Bu korkunç bir şey bana göre. Burada hükûmet halk sağlını koruma görevini göz ardı etmektedir. İnsan sağlığı ve ilaç üzerinden haksız kazancın yolu, yerli ve yabancı büyük sermaye sahiplerine açılmaktadır. Türkiye’de 24 bin, 25 bin eczacı vardır. Bu satıldığı takdirde 24 bin, 25 bin eczacı -çalışanlarıyla birlikte 80 bin civarında bunlar- mağdur edilmiş olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayın Sayın Sacid.

SACİD YILDIZ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Belli ilaçlar raflarda, reçetesiz satılacak, büyük süpermarketlerde satılacak. Bu, bazı kimseleri mağdur edecektir. İlaç, sadece ihtiyaç olduğunda zorunlu olarak kullanılan bir ürün olduğundan reklama gerek yoktur. Yani zorunlu kullanacak, bunun reklamına gerek yok değerli arkadaşlar. Reklam ile ilaç tüketiminin artırılması hedeflenmektedir.

Reçetesiz ilaç listeleri Sağlık Bakanlığında kapalı kapılar ardında yapılmaktadır ve eczacı odaları buna her zaman dahil edilmemektedir.

Reklam ile bilinçsiz ilaç tüketimi de artacaktır değerli milletvekilleri.

Bu sorunları dile getirmiş bulunuyorum. Konuşmama son verirken yüce heyetinize saygılarımı sunuyorum. İnşallah, daha Türkçe kanunlar yapmak üzere diyorum, daha iyi günlere diyorum.

Teşekkür ederim, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldız.

İkinci bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç.

Buyurunuz Sayın Tunç. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesinden 60’ıncı maddesine kadar olan ikinci bölümü hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi, adından da anlaşılacağı üzere, her alanda adaletin tesisini siyasi vizyonunun merkezine yerleştiren bir siyasi hareket olarak iktidarının birinci döneminde hukuk devleti ilkesine uygun, bireyi öne çıkaran, insana saygı esasına dayanan, özgürlükçü karakteri ön planda olan bir ceza hukuku düzeninin kurulması için önemli değişikliklerin gerçekleştirilmesini sağlamıştır. Bu amaçla Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Kabahatler Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve Denetimli Serbestlik Kanunu çıkarılarak yeni bir ceza adaleti anlayışına geçilmiştir.

Görüşmekte olduğumuz 651 maddelik tasarıyla da ceza hükmü içeren muhtelif kanunlarda yer alan hükümlerin, yeni Ceza Kanunu’muza ve Kabahatler Kanunu’muza uyumlu hâle getirilmesiyle önemli eksiklikler giderilmiş olacaktır.

Değerli milletvekilleri, tasarının ikinci bölümünde yer alan maddelerle, sağlık ile ilgili ceza hükümlerini içeren bazı kanunlarımızda yerinde değişiklikler yapılarak yeni ceza sistemimize uyum sağlanmıştır. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 45’inci maddesinde yapılan değişiklikle, diş hekimleri ile diğer meslek gruplarının mesleklerini icra etmeleri için aranan şartlara uyumun sağlanması amaçlanmıştır.

1219 sayılı Kanun’un 54, 55, 56, 61, 62 ve 67’nci maddelerinde diploma, ruhsat veya belgesi olmadığı hâlde ebelik, sünnetçilik, hasta bakıcılık mesleğini icra edenlere, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde, korunan hukuki yarar ve fiilin ağırlığı dikkate alınarak verilecek ceza miktarları yeniden düzenlenmiştir.

1219 sayılı Kanun’un 70’inci maddesinde yapılan değişiklikle, büyük cerrahi müdahaleler için yazılı olmak şartıyla, her çeşit cerrahi müdahale için hastanın muvafakatini almayan tabipler ve diş tabiplerine verilecek idari para cezaları yeniden düzenlenmiştir.

73’üncü maddede yapılan değişiklikle de protokol defterinde tahrifat yapan ve gerçeğe aykırı rapor düzenleyen doktorlar, diş tabipleri ve ebelerin Türk Ceza Kanunu’nun belgede sahtecilik suçundan yargılanacakları düzenlenmiştir.

1219 sayılı Kanun’un ek 7’nci maddesinde yapılan değişiklikle, diş protez teknisyenlerinin sahip oldukları diploma veya belgelerin hak kazandırdığı unvanlardan başkalarını kullananlara iki yıldan beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası verileceği; ek 8’inci maddede yapılan değişikle de diploması olmadan diş protez teknisyenliği yapanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası verileceği hükme bağlanmıştır.

1262 sayılı İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu’nun 18’inci maddesinde yapılan değişiklikle, ilaçların terkibinde bulunan maddelerin saf olmadığı veya ruhsat almak için verilmiş olan formüle uymadığı veya ilacın tedavi özelliklerini azaltacak veya kaybedecek şekilde imal edilmiş olduğu anlaşılırsa ruhsat sahibi ve ilaçların bu şekilde imal edildiğini bilerek satan, sattıranlara, fiil başka bir suçu oluşturmadığı takdirde bin Türk lirasından 25 bin Türk lirasına kadar idari para cezası verileceği, ruhsatnamenin geri alınacağı düzenlenmiştir. 19’uncu maddede de ruhsatsız ilaç imal eden, bunları satan ve sattıranlara verilecek para cezaları yeniden düzenlenmiş, yurt dışından ruhsatsız ilaç ithal edenlere Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 110’uncu maddesinde zührevi hastalıklarla mücadele için önemli bir değişiklik yapılmış, zührevi hastalık taşıyanların bilerek veya bilmesi gerektiği hâlde hastalığı başkasına bulaştırması hâlinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayın Sayın Tunç.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

…yapılacak soruşturma için şikâyet şartının kaldırılması yerinde bir değişiklik olmuştur. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 282’nci maddesinden 302’nci maddesine kadar olan ceza hükümlerinde gerçekleştirilen değişiklikler temel ceza kanunlarımıza uyumu sağlayan olumlu düzenlemelerdir.

Bu duygu ve düşüncelerle, tasarının hazırlanmasında emeği geçenlere şükranlarımızı sunuyor, kanun tasarısının yargı camiamıza ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tunç.

İkinci bölüm üzerinde, şahsı adına Düzce Milletvekili Celâl Erbay söz istemiştir.

Sayın Erbay, buyurunuz lütfen. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

CELÂL ERBAY (Düzce) – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan kanunun ikinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Biraz önce şahsı adına söz alan Bartın Milletvekili meslektaşım, ikinci bölümün maddeleri üzerinde gerekli bilgiyi verecek tarzda tahlilde bulundu. Ben, daha ziyade, gerek temel ceza kanunları ile özel anlamda davranışları suç belirleyen özel kanunlar arasındaki ilişkinin, münasebetin kurulması açısından, suçun kanuniliği açısından ve takdir edilen cezada güdülen gaye açısından bir değerlendirme yapacağım.

Hakikaten, temel ceza kanunları -tekrar adlarını özel olarak tadat etmiyorum, saymıyorum- bundan önceki dönemde iktidarımız tarafından büyük bir gayret ve çalışma temposuyla birlikte yeniden çıkartılmış ve Türk hukuk tarihine, adli hayatına sunulmuştur. Bununla birlikte, özel mahiyette, davranışları, fiilleri suç olarak belirleyen yüz yetmiş kadar kanun ile temel ceza kanunları arasında dengeyi temin etmek, ilgi ve münasebeti belirlemek, Anayasa’mızın belirlemiş olduğu “suçun kanuniliği ilkesi” bakımından bir zorunluluk ifade etmektedir.

İkinci bölümde, bu yüz yetmiş çeşit kanundan 1219, 1262 ve 1593 sayılı Kanunların ilgili maddeleri -tabir caizse lisan açısından arkadaşlarımın ortaya koydukları serzenişlere kulak asmakla birlikte- cezanın belirlenmesi bakımından güncelleştirilmiş ve temel ceza kanunlarına uyumu sağlanmıştır.

Tabii ki, ceza, kanun tarafından suç olarak belirlenen, toplumun sosyal dengesini bozacak tarzdaki davranışlarına yine kanun tarafından belirlenen müeyyidenin adıdır. Bu müeyyideleri biz “cezalar” ve “güvenlik tedbirleri” mahiyetinde iki alt başlık altında ifade edebiliriz. Cezaları da “hapis cezaları”, “para cezaları” olarak ifade edebiliriz.

Tasarı şöyle bir yöntem takip etmektedir: Mümkün mertebe toplumun düzenini ihlal eden davranışları sık bir şekilde cezai takibe tabi tutmadan, aynı zamanda idari takibi de devreye sokmak suretiyle ceza hukukunun, adliyenin yükünü hafifletici tarzda bir sistem takip etmektedir.

Tabii ki, cezadan maksat, cezanın gayesi, hakkında ceza kararı verilen, artık sanık olmaktan mahkûm olma durumuna ulaşan kişinin hakkında takdir edilen cezanın infaz edilmesi suretiyle, cezanın infazı suretiyle mahkûmun ıslah olması, yaptığına pişman olması ve onun tekrar topluma kazandırılması esastır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Erbay.

CELÂL ERBAY (Devamla) – Bu doğrultudan bakılınca, takdir edilen cezalar  elbette ki  gerek hukuk fakültelerinde okutulduğu şekliyle ve gerekse bizim ideal anlamda, hukukçu olarak dillendirdiğimiz şekliyle, efendim, mahkûmun topluma kazandırılmasını hedef edinmiştir, edinmelidir, bu sonucu elde etmelidir ama pratiğe baktığımız zaman bunun böyle olmadığı görülebilir. Burada asıl olan her şeye rağmen yine hukuktan ayrılmamak, düzenlemeleri güncelleştirmek ve hukuki düzenlemeleri, cezayı belirleyecek olan, suçu belirleyecek olan düzenlemeleri toplumun yaygın kanaatine dayalı olarak, toplumun sosyal değerleriyle barışık olarak ve toplum iradesinin yaygın ürünü mahiyetinde üretmeye yönelik gayret sarf etmek ve bu doğrultuda adli hayatı canlı ve diri tutmak olmalıdır. Tasarı bu gayeyi, bu hedefi gütmektedir.

Ben tasarının kanunlaştırılması suretiyle elde edilecek hususun, neticenin Türk adli hayatına, hukuk hayatına, hukuk eğitim ve öğretim hayatına hayırlı olması dileğiyle, niyazıyla hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygılar efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erbay.

Şimdi, ikinci bölüm üzerinde soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Süre on beş dakikadır.

Sayın Çalış, Sayın Ural, Sayın Mert ve Sayın Doğru söz istemişlerdir, sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Çalış… Yoklar.

Sayın Ural… O da yok.

Peki, Sayın Mert… 

Buyurunuz.

HÜSEYİN MERT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Aracılığınızla sormak istediğim soru şu şekildedir: Bir önceki bölümde 28'inci maddede 1219 sayılı Yasa'nın 41’inci maddesini değiştirdik. Burada tamamen çıkartılan bir bölüm var: ”Ayrıca işyerlerinde bulunan ve münhasıran diş hekimliği mesleğini icra etmekte kullanılan araç ve gereçler kime ait olursa olsun müsadere edilir.” demekte. Bu bölüm tamamen çıkartıldı. O madde üzerinde bir önerge vermiştim ama üçüncü sırada olduğu için, doğal olarak işleme almadınız. Bu konuyla ilgili bir düzenleme olacak mı? Sormak istediğim soru bu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Mert.

Sayın Doğru.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, aracılığınızla sormak istiyorum. Ülkemizde yaz aylarında özellikle toplu sünnetler yapılmaktadır. Bu toplu sünnetlerin yapılması da belediyeler tarafından propaganda aracı olarak da kullanılmaktadır. Toplu sünnetlerde hijyenik ortamın çok iyi olmadığı da bilinir. Bir sünnetin de cerrahi bir operasyon olduğu düşünülürse yapılan bu işlem yanlış ve hatalıdır. Toplu sünnetlerle ilgili olarak yapanlar ve yaptıranlar hakkında bu kanunda herhangi bir yaptırım veyahut da bir ceza var mıdır? Birinci sorum budur.

İkinci sorum: Muvazaalı eczaneler konusu Türkiye’mizde bazı yerlerde vardır. Muvazaalı eczane demek, yani eczacı diplomasını kiralamakta ve beraberinde de ondan menfaat temin ederken eczacı olmayan insanlar da dükkân açmaktadır. Muvazaalı eczanelerle ilgili olarak, diplomasını verenler ve bu işi yapan insanlarla ilgili olarak bu kanun içerisinde bir cezai müeyyide var mıdır veyahut da böyle bir şey eklenebilir mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğru.

Evet, Sayın Şahin, buyurunuz.

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, önce Sayın Mert’in sorusundan başlıyorum. Biraz önce görüştüğümüz birinci bölümdeki 28’inci maddeyle ilgili bir soru yönelttiler. Sorusuyla gündeme getirdiği konu ve sorun, genel hükümlere göre zaten bir müsadereye tabidir Türk Ceza Kanunu’nun 54 ve 55’inci maddelerine göre. O nedenle, burada herhangi bir yeni düzenleme yapılması ihtiyacı duyulmamıştır.

Yalnız, izin verirseniz şöyle bir değerlendirme yapma ihtiyacını hissediyorum: Biraz önce gerek önergeler üzerinde söz alan bazı arkadaşlarımız gerekse bölümler üzerinde görüşlerini bizimle paylaşan arkadaşlarımız, sanki bu kanun tasarısıyla yeni düzenlemeler getirdiğimizi, yeni cezalar ihdas ettiğimizi ifade eden cümleler kullandılar. Aslında birtakım yasalarımızda, tamamlayıcı yasalarımızda var olan suçların cezalarıyla ilgili uyumlaştırma çalışması yapıyoruz. Temel ceza kanunlarımızda bundan iki yıl kadar önce -Ceza Kanunu, Usul Kanunu, işte, Kabahatler Kanunu’nda- yapılan değişiklikleri veya o değişikliklerdeki cezaları tamamlayıcı mahiyetteki ceza kanunlarına veya diğer kanunlarına aktarmış oluyoruz.

Mesela dendi ki: “Zorla tanık mahkemede çağrılarak dinlenebilir mi? Gelmezse buna ceza verilebilir mi?” Bu burada düzenlenmiş olan bir şey değil, zaten bu usul kanunlarımızda var. Yani, tanıklık yapmayla ilgili düzenleme zaten mevzuatımızda var. Burada yapılan şey, sadece buna uymamayla ilgili cezada uyumlaştırma çalışmasıdır yapılan iş. Efendim, mahkemenin düzeniyle ilgili zaten düzenlemeler var, bunları yeni getirmiyoruz. Bu hususları açıklama ihtiyacını duydum.

Sayın Doğru, “Toplu sünnetlerde sağlık kurallarına uyulma konusunda birtakım sorunlar yaşanıyor. Acaba biz yasalarla toplu sünnetlere bir tedbir alabilir miyiz?” o anlamda bir şey söylediler. Doğrusu, bu konuyu araştırmadan size hemen bir cevap veremem, ama şu değerlendirmenize katılırım. Tabii toplu sünnetlerde sağlık kurallarına uyma konusunda zaman zaman zaaflar yaşandığı da doğrudur. Siz de ifade ettiniz, bunu daha çok yerel yönetimler, yani belediyeler yapıyorlar. Bunu da bir halkla ilişkiler, halkın sorunlarını çözme konusundaki bir hizmet olarak değerlendiriyorlar. Ama  sizin bu mesajınız zannediyorum alındı. İlgili arkadaşlarımız bu konuda düşünmeliler. Özellikle Sağlık Bakanlığımız da sizin bu sorunuzdan birtakım sonuçlar çıkarabilmelidir.

“Muvazaalı eczane” diye bir tabir kullandınız. Sanıyorum, bir eczacılık ruhsatı olan kişinin ruhsatını kullanarak bu mesleği icra edenleri kastettiniz.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Evet.

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Bununla ilgili yasalarımızda bir düzenleme var mı? Yani, böyle bir tespit yapıldığında eczacı olmadığı hâlde bir eczacının ruhsatını kiralayarak eczacılık yapan kişilerle ilgili bir müeyyide uygulanıyor mu? Var mı böyle bir şey?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Evet…

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Komisyon Başkan Vekilimiz -ki, eski yargıçtır- bunun ceza kanunlarımızda yeri olduğunu ve ruhsatsız eczacılık yapma şeklinde değerlendirilebileceğini ifade etti.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Çok düşük Sayın Bakanım.

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Ben Sayın Doğru’nun bu iki önemli konuyu gündeme getirmiş olması dolayısıyla kendisine teşekkür ediyorum.

Bunlar zapta geçiyor. İlgili arkadaşlarımız veya ilgili kurumlar mutlaka bunlar üzerinde değerlendirmeler yapacaklardır.

Sayın Başkanım, herhâlde sürem de doldu. Ben çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Süreniz var, fakat cevap işlemi tamamsa teşekkür ediyoruz size Sayın Şahin.

Böylece, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri ve varsa o maddeler üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

31’inci maddede önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 31’inci madde kabul edilmiştir.

32’nci maddede bir önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 sıra sayılı yasa tasarısının 32. maddesinde geçen (iki yüz elli) ibaresinin (bin ) olarak değiştirilmesini arz ederim.

                                                                                                        Kamer Genç

                                                                                                            Tunceli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Genç, önergeniz hakkında söz istiyor musunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

Süreniz beş dakikadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, tabii AKP yine altı yüz elli bir maddelik bir kanunu getirmiş Türkiye Büyük Millet Meclisinin karşısına, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kendi grubunu konuşturmuyorlar, her madde, yani bölüm tabii, otuzar maddeyi bir madde olarak kabul edip konuşturuyorlar ve öteki muhalefet partisi, hele bizim gibi bağımsız milletvekillerinin konuşmasını da engelliyorlar. Bu bir defa dürüstlüğe sığmayan bir davranış biçimi. Siz iktidarsınız kardeşim, ne konuşacaksınız ya! Siz icraat yapın, icraat! Bu halka bir şey verecekseniz onu verin. Çıkıp da burada boş konuşmayın kardeşim, burada boş konuşmayın. Burada muhalefet konuşur, iktidar konuşmaz. Üstelik de siz çıkıp da konuştuğunuz zaman…

Bakın, Bakanlar Kurulunuzda kimse var mı? Yok. Nerdeler? Şimdi gelin gidelim, şu saatte…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla ) – Bak, orada bak.

KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, sizin Bakanlar Kurulu kaç kişi?

ORHAN KARASAYAR (Hatay ) – Bakanlarımız icraat yapıyorlar.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, gidelim, şu saatte -hangi bakanlığa istiyorsanız gidelim- bir tane bakan makamında oturuyor mu? Gidip keyiflerine bakıyorlar arkadaşlar. Belki yine devletin uçağına atlamışlardır, gitmişlerdir kendileri bir yerlerde eğleniyorlardır. Siz de burada oturuyorsunuz.

Eğlence kötü bir şey değil de.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine hakaret ediyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Niye, eğlenmek hakaret mi?

 MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Hangi bakan şu anda gazino ya da pavyondadır?

KAMER GENÇ (Devamla) - Ben gazino demedim ki. Aklından geçen gazino, pavyon.

BAŞKAN – Sayın Genç… Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben gazino, pavyon demedim arkadaşlar. Eğlenmek yalnız gazino ve pavyonda olmaz, evde de eğlenilir.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Hakaret etmeyin.

KAMER GENÇ (Devamla) - Ne hakareti yahu? Ben diyorum ki, bakın…

BAŞKAN – Sayın Genç, sözlerinizi lütfen özenli seçiniz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, Sayın Başkanım, bakın, ben şimdi önergeme geleceğim de benim bu önergemde söylediğim şeyleri buradaki Bakanlar Kurulu üyelerinin oturup dinlemesi lazım. Yani, bu milletvekilleri bu saatte burada oturuyor da bu Hükûmet üyeleri nerede? Aslında, bunu, Başkanlık Divanı olarak, ben Meclis Başkan Vekili olduğum zaman, Hükûmet burada olmadığı zaman… Gel burada otur kardeşim, bakansın, senin görevin. Burada, Parlamentoya gösterdiğin saygı gereği, sen burada oturup parlamenterin konuşmalarını dinleyeceksin, ona göre kendine yön vereceksin. Sen şimdi kendini… Zaten bir ufkun yok. Ondan sonra, gel, hiç olmazsa bu Parlamentoda aldığın feyzlere uygun bir icraatta bulun. Şimdi, bu saatlerde gelmiyorlar. Yani, bunu ciddi söylüyorum. Parlamentoyu bu Hükûmetin ciddiye alması lazım. Almadığı zaman, bu Parlamentodan da bir şey çıkmaz, bu Hükûmetten de bir şey çıkmaz.

Şimdi, burada, sağlıkla ilgili çok önemli düzenlemeler getirmişiz. Biraz önce konuşuldu. Güya bana cevap veriyorlar.

Sevgili milletvekilleri, her kanunda düzenleme var, ceza hükümleri de var. E niye bunu getiriyorsunuz, tekrar bunları böyle bir toplu kanunda şey ediyorsunuz? Geçen hafta daha biz tütün mamullerine ilişkin kanun getirdik, bir sürü ceza getirdik. Siz, şimdi, böyle, her geçen ceza hükümlerini böyle bir temel kanunda eğer toplarsanız, yarın da bu Parlamentoda geçen, getirilen kanunları yine bu kanunlarla dercetmeniz lazım. Buna gerek yok. Yani, bugün, Tababet Kanunu ile İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu veya başka bir kanun, Vergi Usul Kanunu, Amme Alacakları Kanunu’yla, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’yla, İstimlak Kanunu’yla ilgili ceza hükümleri varsa, bu kanunlarda yer alırsa, insanlar o kanunları incelediği zaman, o kanunlara aykırı hareket eden insanların ne tip bir cezaya maruz kalacaklarını o kanun içinde görmeleri daha sağlıklıdır.

Şimdi bu kanunları getirmenizin temel nedenini ben biliyorum. Bu Parlamentoda meslek grupları var. İşte, Sayın Başkanı da görüyorum. Mesela şimdi bu kanunda getirilen önemli hükümlerden bazıları avukatlara… Avukat arkadaşlarımız var. Onlar da bu kanun içinde kendilerine özel birtakım imtiyazlı hükümler getirmişlerdir.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – O bölüm gelince onu konuşuruz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Görüşürüz, görüşürüz. Zaten o kanunla ilgili şey…

Seçimlerle ilgili kanunlar getirmiş, orada birtakım özel, iktidarı güçlendiren kanunlar getirmiştir.

Sağlıkla ilgili… Şimdi, bakın, bir ebe, eğer ebelik sertifikası yoksa, tedavi yapıyorsa -insan hayatı çok önemli- bunlara caydırıcı cezalar getirmemiz lazım arkadaşlar. Eğer bir şey yapıyorsanız usulüne uygun yapın. 250 milyon! 250 milyon olarak bir cezayı getirdiğiniz zaman o caydırıcı değil. Ona, insan sağlığına -tabii, ileride başka önergelerimiz de var- gerekli değeri vermeyen, kişisel menfaati için insan sağlığıyla oynayan insanlara gerekli miktarda ağır ceza verelim. Eğer bir şey yapıyorsak, mademki bütün Türkiye Cumhuriyeti devleti hudutları içinde, mevzuatında yer alan cezaları bu 651 maddelik kanun içinde topladınız, toplarken çağın gereklerine uygun bir şekilde toplayalım ve bunlara caydırıcı bir yön verelim diye ve ona göre ciddi bir şey verelim, ama bunlar yapılmıyor. İşte, tabii, iktidar gelmiş, “Çoğunluk bizde, bir iş yapalım.” Siz zannediyorsunuz ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayın Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, millet de zannediyor ki, Parlamento gecenin saat 10’unda çalışıyor, bu millete bir şey getiriyor. Hiçbir şey getirmiyorsunuz. A kanunundaki cezayı B kanununa aktarma yapıyorsunuz. Onu aktarsanız ne olacak, aktarmasınız ne olacak. Sen işsize bir şey getiriyor musun kardeşim? Yolsuzlukların çaresine bakıyor musun? Yeni bir vergi getiriyor musun? Aç insanı doyuruyor musun?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bakanlar yapıyor onu.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şu anda mahrumiyet içinde olan, iş bulmayan insanlara bir şey getiriyor musun? Soyguna bir çare buluyor musun? Soyguncunun üzerine gidiyor musun? Sen onu söyle. Böyle bunlar hiç, boş laflar arkadaşlar.

Bir de, işte, gelmişiz burada birbirimizi tatmin ediyoruz. Burada kaybedecek sizsiniz. Ben muhalefetim, benim nasıl olsa bir sorumluluğum da yok, size istediğimi de söylerim. Halk da zaten benim bu söylediğimden dolayı bana saygı duyuyor, size saygı duymuyor. Bunu bileseniz diye…

AHMET YENİ (Samsun) –  Bak Salih Kapusuz ne diyor?

KAMER GENÇ (Devamla) – Doğrusunu söylüyorum yani, bak, doğrusunu söylüyorum. Siz getirdiğiniz bu kanunlarda… Bak, Salih Kapusuz bakanlara bir şey göndermiş, televizyonda bugün gösterdi, gördünüz mü? Ondan sonra “Şu işi yap.” diyor. İşte siz bu işlerle uğraşıyorsunuz.

Saygılar sunuyorum, önergemin kabulünü istiyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 32’nci madde kabul edilmiştir.

33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 33’üncü madde kabul edilmiştir.

34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 34’üncü madde kabul edilmiştir.

35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 35’inci madde kabul edilmiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 36’ncı madde kabul edilmiştir.

37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 37’nci madde kabul edilmiştir.

38’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 38’inci madde kabul edilmiştir.

39’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 39’uncu madde kabul edilmiştir.

40’ıncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 sıra sayılı yasa tasarısının 40. maddesinde geçen (ikiyüzelli) ibaresinin (bin) olarak değiştirilmesini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        Kamer Genç

                                                                                                            Tunceli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeniz hakkında konuşacak mısınız?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Genç.

Süreniz beş dakikadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yine, tabii, bir Ceza Kanunu’nu görüşüyoruz. Madde de şu, 70’inci madde:

“Tabipler, diş tabipleri, dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatini alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır…” Biz tabii, cumhuriyet çocuğu olduğumuz için bu Osmanlıcaları pek bilmiyoruz. “…(Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere iki yüz elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları mahallî mülkî amir tarafından verilir.”  diyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, diyoruz ki, yani çağımıza göre bir yasa getirdiğinize göre ve bu insan sağlığıyla çok yakından ilgili bir yasama düzenlemesi olduğuna göre, buna ciddi bir para cezasını getirmek lazım. Yoksa, yani burada caydırıcı bir ceza getirmediğiniz takdirde, bu kadar küçük cezalarla insanlar, tabii insan sağlığıyla oynayanlar, icabında gidip de sahte doktorluk yapanlar var, sahte ameliyat yapanlar var. Bunların caydırıcı bir niteliği olması lazım. Olmadığı takdirde adam yapacak yani, ne olacak? Zaten, memleketimizde maalesef tarikatlar çok, üfürükçüler çok. Gidiyor adam üfürükçüye “İşte, ben seni iyileştireceğim.” diyor ve çok büyük paralarını alıyor. Siz de bunları biliyorsunuz.

Şimdi, o üfürükçülerle ilgili de bir yasaklama hükmünü getirmemişler. Aslında, niye bu Hükûmet üfürükçülere engel olmadı ben de anlamıyorum. Yoksa üfürükçüleri destekliyor mu? Var mı, siz gördünüz mü? Ben görmedim. Tabii, bütün maddeleri incelemedim. Bana göre o üfürükçüler müfürükçüler, işte, bakın biliyorsunuz, bazı hocalar mocalar var. Biliyorsunuz, genç çocukları alıyorlar, götürüyorlar, ailelerinin rızası dışında evlendiriyorlar. Gazetelerde gördünüz yani. Bir kişiler var işte, getiriyor. Bakıyorsunuz ailesinden çocuğunu koparıyor, götürüyor rızası dışında evlendiriyor. Ama bu kanunda tabii varsa, burada Hükûmet temsilcisi veya Komisyon temsilcisi çıksın desin ki “Bunları da engelleyen,  yasaklayan bir kanun getirdik” desin, ama bunları pek yasaklamak istemezler. Belki hesaplarına gelmek istemez.

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Yok, yok… Sen bir önerge ver!

KAMER GENÇ (Devamla) – Benim önerge verebilmem için –İç Tüzük’ü bilmiyorsun, İç Tüzük’ü öğrenmen lazım- bir defa Komisyon sırasında salt çoğunluk olması lazım ve Komisyonun da buna katılması lazım. E, kıyamet kopsa senin komisyonun benim önergeme katılır mı? Katılmaz. Ben “Allah bir.” desem bile inanmazlar yani.

HASAN KARA (Kilis) – Estağfurullah.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, öyle kardeşim, öyle maalesef. Sizin iktidarınız böyle, bize karşı davranışınız böyle.

Bakın, ben şu Parlamentoda 80’den beri görev yapıyorum. Şimdi, ben size değişik vesilelerle söyledim, benim bundan sonra makama, servete, şana, şöhrete ihtiyacım yok. Benim görevim, burada, doğru olan şeyleri söylemek. Ha, siz inanırsınız, inanmazsınız...

Bakın, konuşmalarımızda da… Aslında ben engellemek de istemiyorum, engellemişsem… Tabii, ben bu önergeleri tek imzayla veriyorum. Bu önergeleri ne zaman veriyorum? Kanun tasarısı veya teklifi burada daha müzakereye başlamadan önce veriyorum. Şimdi, ben, burada zaten beş kişi olsam önerge versem zaten sizi burada tamamen kilitlerim. Çünkü siz dürüst hareket etmiyorsunuz, sizin grubunuz… Yani, gidiyor, bütün madde ve bölümler üzerinde siz söz alıyorsunuz. Bu olmaz ki. Ha, bundan sonra ona da çare bulacağız. Değerli DSP’li arkadaşlarımızla iş birliği yaparız, her maddede yedi önerge vereceğiz. Bakın bakalım altından çıkacak mısınız? Daha ona başlamadık. Ona başlayacağız yani. Onun için…

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sen engellemezsin! Yapmazsın sen, yapmazsın!

KAMER GENÇ (Devamla) – Engelleme yapacağız ama… Ben size burada doğru şeyleri söylüyorum. Bakın, şurada seksen madde geçti, iki tane önerge vermişim. Çok fazla bir şey değil ki.

Şimdi size sormak istiyorum. Burada içinizden bir milletvekili kaldırsam, desem ki: Ey milletvekili, 70’inci maddeye parmak kaldırdın, kabul ettin. 70’inci maddede ne kabul ettin kardeşim? Ne kabul ettiniz? Yani, bakın, değerli milletvekilleri, parlamenter olmanın bir sorumluluğu var, bir vicdani sorumluluğu var. Sen, parmak kaldırdığın bir maddede ne geliyor, ne gidiyor bilmiyorsan niye parmak kaldırıyorsun kardeşim, niye parmak kaldırıyorsun? O zaman kaldırma. İnceleyin kanunları arkadaşlar. İnceleyin, gelin ve buna göre şey edelim.

Benim önergeme döneyim. Benim önergem diyor ki: Kardeşim, insan sağlığıyla oynayan kişiye en azından 250 değil de, bin lira asgari ceza verilsin diyorum. Kabul ederseniz siz bilirsiniz, vermezseniz siz bilirsiniz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

40’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 40’ıncı madde kabul edilmiştir.

41’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 41’inci madde kabul edilmiştir.

42’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 42’nci madde kabul edilmiştir.

43’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 43’üncü madde kabul edilmiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 44’üncü madde kabul edilmiştir.

45’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 45’inci madde kabul edilmiştir.

46’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 46’ncı madde kabul edilmiştir.

47’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 47’nci madde kabul edilmiştir.

48’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 48’inci madde kabul edilmiştir.

49’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 49’uncu madde kabul edilmiştir.

50’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 50’nci madde kabul edilmiştir.

51’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 51’inci madde kabul edilmiştir.

52’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 52’nci madde kabul edilmiştir.

53’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 53’üncü madde kabul edilmiştir.

54’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 54’üncü madde kabul edilmiştir.

55’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 55’inci madde kabul edilmiştir.

56’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 56’ncı madde kabul edilmiştir.

57’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 57’nci madde kabul edilmiştir. 58’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 58’inci madde kabul edilmiştir.

59’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 59’uncu madde kabul edilmiştir.

60’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 60’ıncı madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, üçüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Üçüncü bölüm 61 ila 90’ıncı maddeleri kapsamaktadır.

Üçüncü bölüm üzerinde gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Reşat Doğru söz istemiştir.

Buyurunuz Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 56 sıra sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümünü oluşturan 61’inci ve 90’ıncı maddeleri arasındaki değişiklikler hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesile ile geçen hafta Diyarbakır ilimizde meydana gelen terör eylemini kınıyor, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenabı Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı dileklerimle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun, üç yıl önce gerçekleştirilmiş olan temel ceza kanunlarına uyum amacıyla hazırlanmıştır. Ancak, hazırlıkların başladığı tarihten bugüne kadar yetmişten fazla maddesinin diğer kanunlarla kanunlaşmış olduğu da görüşmüştür. Öyle ki, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5236 sayılı Kabahatler Kanunu yürürlüğe girdikten sonra, kanunlaşmış olan kanunların da bugün bazı maddelerini yürürlükten kaldırıyoruz ya da değiştiriyoruz. Elinizdeki basılı metinde bunların sayısız örnekleri vardır. Bu, Parlamento çalışmaları açısından üzücü bir durum olmalıdır. Hani, geçmiş Parlamento çok kanun yapmıştı. Ömrü üç yıl sürmeyen ya da daha önce çıkarmış olduğu kanunlara aykırı kanunlar yapmak mı çok kanunlar çıkarmaktır? Bu kanun çok önemli olmasına rağmen, sürekli olarak içeriğindeki değişiklikler başka kanunlar içerisinde kanunlaşmaktayken neden Parlamentonun çalışmaya başlamasından bugüne kadar kanunlaşmamıştır? Niçin on yedi ay komisyonda bekletilen Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun yargı sistemimizin acil ihtiyacı olan bu kanundan daha öncelikli hâle gelmiştir? Türkiye Büyük Millet Meclisini Türkiye’nin öncelikli gündemine göre çalıştırmakla yükümlü olan iktidar grubunun önceliğinin, hukuk siteminin öncelikleri olmadığı da herhâlde bu durumda görülmektedir. Özelleştirmenin önceliği, hukukun önceliğinin önüne geçmiş durumdadır. Tekelin özelleştirilmesi için fabrikalara görücülerin geldiği ortamda tütün mamullerinin zararlarının önlenmesine dair tasarının görüşülerek yasalaştırılmış olmasının da bir manası olsa gerektir, özellikle bazı sigara fabrikalarında özelleştirmeyle ilgili olarak artık farklı bir yöntem uygulanması da gerekli olduğu hâlde.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin mevcut yapısı 22 Temmuz seçimleriyle birlikte değişmiştir, artık Mecliste bağımsızlar dışında altı tane siyasi parti temsil edilmektedir. Kanunların hazırlanmasında âdeta “Meclisin mutfağı” olarak tabir edilen ihtisas komisyonlarında, demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olan siyasi partilerin görüşlerinin madde müzakereleri, teklifler ve önergeler yoluyla ortaya konmasına fırsat verilmeden, yani yeterince tartışılmadan, tasarıların önceki dönemde komisyonlarda görüşüldüğü gerekçesiyle Genel Kurula getirilmesi de herhâlde pek doğru değildir. Bu tutum, yapılmış olan seçimlerde ortaya çıkan millî iradeye de, bir noktada, saygısızlık gibi değerlendirilebilir. Toplum düzeninin sağlanmasında en önemli düzenlemeler arasında yer alan kanunların varlığı kadar, uygulanabilir, ulaşılabilir, anlaşılabilir ve de caydırıcı olması önemlidir. Burada görüştüğümüz tasarıda, yaklaşık yüz yetmiş kanunun değişik maddeleri hakkında düzenlemeler yapılıyor. Kanaatimce, herhâlde, öncelikli olarak, burada hazır değişiklikler yapılırken belki bazı kanunların isimleri de bugün yaygın olarak kullandığımız Türkçemizle uyumlu hâle getirilip herkes tarafından anlaşılır hâlde olması sağlanabilirdi. Belki madde sayısı artabilirdi, ancak, herhâlde, daha da yararlı olabileceğini düşünüyorum.

Bu düzenlemeler içerisinde, bazı maddelerde, cezaların caydırıcılığını azaltacak şekilde eskiye oranla cezaların hafiflemiş olduğunu da görüyoruz. Burada amacımız cezacı bir yaklaşım sergilemek değil. Ancak, suçların azalması için caydırıcılık önemli bir husustur diye de düşünüyorum.

Devletimizin temel sistemi açısından yargıdan idareye yetki devri söz konusudur. Bu, belki yasal düzenlemelerle yapıldığı için normal karşılanabilir. Ancak, idarenin uygulayıcısı olan mülki amir ve her derecedeki yöneticiler yargı bağımsızlığı güvencesinde olmadığı için uygulamada birçok sıkıntı ve keyfî uygulamaların olacağı kanaatindeyim. Benzer kanunlarda uygulamada bu tür olumsuzluklar mevcuttur. Zira, partizanlık ve kamu çalışanlarına baskı ve kayırmacılık da önlenmiş değildir.

Değerli milletvekilleri, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda çeşitli değişiklikler yapılmaktadır. Ek madde 3 ile ilgili olarak da bu tasarıda değişiklik teklifi yoktur. Kanaatimce, uygulama imkânı olmayan ek madde 3 kaldırılmalı ya da yeni düzenlemeler yapılarak 185, 186 ve 187’nci maddelerde yapılan atıflara göre de düzenlenmelidir. Ayrıca, bu maddeyle ilgili olarak 183’üncü maddede sayılan eşyalar artık ithal yoluyla gelmektedir. Gelişmiş bazı ülkelerde imhası pahalı olan kimyasal atıkların ucuz mamullere dolgu maddesi olarak kullanıldığı dikkate alındığında, ithalat ile ilgili hükümlerin yasada olması gerekir. Özellikle Çin’den getirilen oyuncaklar hakkında sağlık yönünden riskler taşıdığına dair iddialar yer almaktadır. İnsan sağlığının önemi dikkate alındığında, iş yeri kapatma ya da faaliyetten mene ilişkin düzenlemelerin yer alması gerekir.

63’üncü madde: Olumlu, para cezası yok, sadece hapis cezası vardır.

64’üncü madde: Mahkemece verilen faaliyetten men kararı mülki amir tarafından veriliyor.

65’inci madde: Ruhsat olmadan yapılan defin işlemlerinde hapis cezası kaldırılıyor, sadece para cezası veriliyor.

66’ncı madde: Müsaade olmadan yapılan cenaze nakillerinde hapis cezası kaldırılıyor, sadece para cezası getiriliyor.

67’nci madde: Belediyeden iskân izni alınmadan kullanılan konutlara ilişkin olup, kullanan ya da kiraya verene para cezası veriliyor. Ceza miktarı 100 Türk lirası, günümüz şartlarına göre çok hafif bir ceza. Eski kanunda bir senelik kira bedelinin 2 katına kadar ceza alınabiliyordu. Burada ceza hafifletmesi vardır. Cezaların caydırıcı olması gerekir. Burada günümüz şartlarına göre getirilen cezanın caydırıcılığı yoktur diye düşünüyorum.

68’inci maddede Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkında Kanun’un 1’inci maddesinde yapılan değişiklik ile getirilen para cezasının, eylemin yapılmaması karşılığında bedelinin yüzde 20 fazlasıyla belediyece yapılacağına dair hükümde noksanlık olduğunu düşünüyorum. Burada Kabahatler Kanunu’nun 32’nci maddesiyle getirilen 100 YTL para cezası da vardır. Burada çifte cezalandırma söz konusudur. Bir suç için iki ceza olmaması gerekir. Burada yapılması gereken düzenlemenin, yüzde 20’lik farkın, Kabahatler Kanunu’nun 32’nci maddesinde belirtilen parasal miktarın altında kalması durumunda, aradaki farkın aşması durumunda ise aşan kısmının alınması gerektiği kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, ayrıca bu maddeler içerisinde özel hastanelerle ilgili düzenlemelerin olduğunu da görüyoruz. Özel hastaneler, tıp merkezleriyle yapılan sözleşmelerde ödemelerin kırk beş günde yapılacağına dair hüküm varken, uygulamada ciddi aksaklıklar olup aylarca süren gecikmeler mevcut olup iflaslar yaşanmaktadır. Bununla ilgili de özel polikliniklerin ve sağlık merkezlerinin durumlarını burada dile getirmek gerekir. Şu anda özel hastanelerin birçoğunun paralarını almamış olmalarından dolayı çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya olduğunu, hatta, bazılarının ciddi manada o sıkıntıların neticesinde de iflas etmekte olduğunu da görüyoruz. Hatta, bunların fatura incelemelerinde -bütçe talimatları dışında- inceleyenler tarafından keyfî uygulamalarla karşı karşıya olduğumuzu da ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, son zamanlardaki en önemli konulardan bir tanesi de yatan hastalara verilen ilaçlarla ilgilidir. Şu anda yatan hastalara verilen ilaçlarla ilgilidir. Şu anda yatan hastalara verilen ilaçlardan dolayı hastaneler çok zor durumlarda kalmışlardır. Hatta, bazı hastanelerde ortopedi ameliyatları, kalp ameliyatları yapılmamaktadır. Bu da, hastaların bir noktada da cezalandırılmakta olduğunu göstermektedir. Bilhassa üniversite hastaneleri bu durumlarla karşı karşıyadır. Bazı üniversite hastanelerinin dekanları bu durumlarla ilgili olarak televizyon kanallarından da, çok zor durumda olduklarını, ameliyatları durdurmakta olduklarını ifade ediyorlar. İnanıyorum ki, bu durumla ilgili olarak da Sağlık Bakanlığımız bu konuyu gündeme getirir ve beraberinde de, konunun gündeme getirilmesiyle beraber, en azından belirli bir  zamana kadar ertelenebilirse ben durumun daha iyi olacağı kanaatindeyim. Bu, aynı zamanda daha önceki dönemlerdeki hızlı tren meselesine benziyor. Hızlı trende altyapısı olmadığı için kazayla karşı karşıya kalınmıştı. Şu anda da aynı şekilde eczanelerin ilaçlarının kesilmesi ve hastanelerin bunları karşılamasıyla beraber şu an itibarıyla ortopedi ameliyatları, kalp cerrahisi ameliyatları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Doğru.

REŞAT DOĞRU (Devamla) - …bu noktalardaki ameliyatların da özellikle durdurulmuş olduğunu da görüyoruz.

Özel hastaneler zor durumdayken bunların yanında da personelin de çok büyük sıkıntılar içerisinde olduğunu ifade etmek istiyorum. Mesela şu anda Siirt ilinde Kurtalan ilçesinde çalışan bir doktorumuz, kaymakamın şahsi kini neticesinde buradan alınmış ve başka bir yere nakledilmiştir. Yani, orada bir tıp merkezi kuruyor, sağlık merkezinin çalışması için çalışan bir hekimin bu şekilde Kurtalan ilçesinden başka bir yere sürülmesinin de personelin ne kadar büyük ve ağır şartlar içerisinde çalışmakta olduğunu göstermektedir. İnanıyorum ki, bunlarla ilgili düzenlemeler de beraberinde getirilir.

Uyuşturucu maddelerle ilgili olarak da bu kanunlar içerisinde maddeler vardır. Uyuşturucuyla ilgili de mücadele edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Uyuşturucuyla ilgili şu anda Türkiye’mizde bilhassa mücadelede yetersiz kalındığı da bir gerçektir. Okul kantinlerinde, hatta okul önlerinde bile uyuşturucu satan insanların bulunduğu ve çocuklarımızın da bu noktalarda zehirlenmiş olduğu düşünülürse bununla ilgili de cezaların artırılması ve de beraberinde de o noktalarda da ciddi şekilde çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Türkiye’nin uyuşturucu ve insan ticaretinde transit ülke konumunda olduğu, özellikle insan kaçakçılığında ancak tekneler batınca yetkililerin haberdar olduğu düşünülürse, bu konunun da çok ciddi manada değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum.

İnanıyorum ki, bu kanun ülkemize, milletimize faydalı olur. Bu düşüncelerle, yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğru.

Gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırklareli Milletvekili Sayın Tansel Barış konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Barış. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA TANSEL BARIŞ (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 56 sıra sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümü adına söz almış bulunuyorum ve sizleri, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Anayasası “Herkes sağlıklı bir ortamda, sağlıklı bir çevrede ve sağlıklı bir şekilde yaşama hakkına sahiptir.” diyor ve devletimiz de bu sağlıklı yaşama hakkını korumakla mükelleftir, Sağlık Bakanlığımız bu şartların da oluşmasına yardımcı olmak durumundadır.

Bizler… Ben de bir hekimim, otuz yıllık bir hekimim. Fakültede hocalarımız tarafından bize verilen şu düsturu asla unutmuyoruz: “Hekim hastasına önce zarar vermeyecektir.”diyordu hocalarımız. Gerçekten de bu şekilde davranarak hastalarımıza zarar vermemek bizlerin şiarıdır. Faydalı olmak elbette ki, ama öncelikle zarar vermeyeceğiz.

Hekim olarak, hekimlerin sorunlarını, sağlık personelinin sorunlarını, eczacıların sorunlarını ve hastanelerin sorunlarını iyi bilen bir arkadaşınızım ve bu sorunların çözülmesinde Bakanlığımızın çalışmalarını da elbette ki takdir ediyoruz. Hiçbir hekim veya sağlık personeli, eczacı, diş hekimi veya bir kurum yasalar  karşısında suç işlemek asla istememektedir. Ama hatasız kul olmaz. Tabii ki bu hatalar karşısında da suç işleyen, birey olsun veya kurum olsun elbette ki cezasını çekecektir. Örnek olarak, özel hastaneler bir şekilde şartlara uygun davranmıyorsa veya yatan hastalardan taahhüt ettiğinin üzerinde fazla ücret alıyorsa elbette ki bunun bir cezası olacaktır, bir müeyyide muhakkak uygulanacaktır veya ihmale bağlı birtakım sonuçlar ortaya çıkıyorsa, kim olursa olsun, bu bir hekim de olsa veya bir avukat da olsa elbette bunun cezasını çekecektir. Bu arada menfaat temini için bir işlem yapılıyorsa, kim olursa olsun elbette bunun cezası ödenecektir.

Değerli arkadaşlarım, benden önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz alan arkadaşım, geçenlerde Okmeydanı Hastanesinde bir hekime karşı uygulanan şiddeti dile getirmişti. Elbette Sağlık Bakanlığımız, sanırım ki bu konuda bundan böyle gerekli tedbirleri, önlemleri alacaktır. Bir hekim kolay yetişmiyor arkadaşlar. Çok meşakkatli bir yolculuktan sonra hekim mesleğine kavuşabiliyor ve bu hekimlik mesleğine kavuşurken de ülkemizin gerçekten ciddi bir maliyet ortaya koyduğu da hepiniz tarafından bilinmektedir. Bu nedenle hekimlerimize sahip çıkmak durumundayız. Sağlık Bakanlığı da, umarım ki, bundan sonra bu tip olayların olmaması için gerekli önlemleri alacaktır.

Değerli arkadaşlarım, hastanelerimizde kadrolaşma, elbette, istemediğimiz bir durum. Ama, görüyoruz ki, yargı kararlarına rağmen, Sağlık Bakanlığımız, maalesef, bu konuda ısrarını sürdürmektedir. Hekimlik camiası gibi ulvi bir meslek içerisine sadakati sokmak, gerçekten, bizlere yakışmıyor. Umarım Sağlık Bakanlığımız da bu konuda gerekli önlemleri almayı düşünecektir. Yani, liyakat dururken sadakatle hekimlerimizi görevlendirmek, gerçekten, bizlere yakışmıyor. Bu güzide camiaya ne olur bu işlemleri sokmayalım. Çünkü, bizler, hekimler sağlıkla ilgileniyoruz. Halkımızın sağlığı bizim için önemlidir.

Sağlık Bakanlığı, 2005 yılında yaptığı yasal bir düzenlemeyle, herhangi bir bilimsel seçmeye tabi tutmaksızın 175 şef ve şef yardımcısının doğrudan atanmasını öngörmüştür. Gerçi, bu, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Ama, dediğim gibi, hekimlik camiasına, hastanelerimize sadakat değil, liyakatle önem verelim değerli arkadaşlar.

Evet, önümüzdeki günlerde Parlamentoya gelecek olan bir yasa tasarısı daha var. Bu da, hekimlerin tam gün çalışma yasası. Kısaca değinmek istiyorum: Ben hekim olarak ve inanıyorum ki tüm hekimler tam gün çalışma Yasası’na destek verecektir. Ancak, bu tam gün çalışma yasasının sözde değil, özde olması gerekiyor. Nasıl olması lazım değerli arkadaşlarım? Bir kere, sağlık hizmetleri bir kamu hizmeti olarak tasarlanıp, yürütülmelidir. Sağlık hizmetlerinden yararlananların eşit, kaliteli, ücretsiz ve rahatlıkla ulaşılabilir hizmet olması gerekmektedir. Hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın güvenceli sosyal hakları ve özlük hakları iyileştirilmiş, geçinebilmeleri için ek iş peşinde koşmayan, hastasına ve hastanesine ve kendi eğitimine yeterli zamanı ayırabilen bir düzenin oluşturulması lazım. İşte, tam gün yasası böyle olursa, inanın ki, hiçbir hekim buna karşı gelmeyecektir ve bu yasa bu koşullarda uygulanırsa, halkımızın da çok yararına olacağını şimdiden belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısına, getirilmesi düşünülen tam gün çalışma yasa tasarısına Türk Tabipler Birliği de bu koşullarda “hayır” deme durumunda olmayacaktır. Ben bu nedenle Sağlık Bakanlığımızın gazetelere yansıyan tam gün çalışma yasasını bir kez daha Türk Tabipler Birliği ile değerlendirmesini ve onların da görüşünü alarak Parlamentoya getirmesini diliyorum. Yoksa, yalnız Sağlık Bakanlığı bürokratlarının yaptığı ve Parlamentoya taşıyacağı yasa tasarısı, elbette ki bir geçerlilik haline bizim tarafımızdan getirilmeyecektir ve değerlendirilmeyecektir.

Değerli arkadaşlarım, bu tam gün yasa tasarısının daha iyi işlemesi için tedavi hizmetleri zincirinin de mükemmel bir şekilde çalışması lazım, yani, bu halkanın kopmaması lazım. Bu nedenle, bizler sağlık ocaklarımızın çok daha iyi çalışması için, bunların, bu bölgelerin, bu yerlerin, personelin yeterli olması için, Bakanlığımızın bu konuya el atması gerektiğine inanıyorum. Araç-gereçlerin Sağlık Bakanlığımız tarafından daha iyi duruma getirilmesini diliyoruz. Ve de sağlık ocaklarının bir albenisinin olması lazım. Araç-gereç açısından, personel açısından, her açıdan gerekli olmasına inanıyorum ve sağlık ocakları, yani birinci basamak tedavi hizmetleri ne kadar iyi olursa, bilin ki, ikinci basamak ve üçüncü basamakta hizmetlerin aksaması asla olmayacaktır. Bu konuda Sağlık Bakanlığımızın birinci, ikinci ve üçüncü tedavi hizmetlerinin daha iyi işlemesi için sağlık ocaklarına, yani birinci basamağa daha fazla önem  vermesi gerektiğine inanıyorum.

Değerli arkadaşlarım, son bir konu: 2005 yılında kapatılan SSK’ya ait bir fabrika var…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Barış.

TANSEL BARIŞ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

SSK’ya ait bir ilaç fabrikası 2005 yılında kapatıldı. Halbuki, bildiğimiz kadarıyla, bu fabrika zarar etmiyordu ve hastanelerdeki eczanelere dışarıdan 10 kat daha ucuza ilaç temin ediyordu. Sayın Sağlık Bakanım, ne oldu, bu fabrika niye kapatıldı? Acaba birilerinin bam teline mi dokunuldu? Niye acaba SSK ilaç fabrikası kapatıldı? Normalde aynı etken maddeyi üreten yabancı ilaç firmaları 10 alırken, aynı etken maddeyle SSK ilaç fabrikası 1’e mal ediyordu. Neden acaba bu fabrika kapatıldı da, bugün SSK veyahut da diğer hastanelerimiz çok daha fazla ilaç parası ödeme durumunda kalıyor? Bunu Sayın Bakanımızın tekrar bir düşünmesini diliyorum ve hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Barış.

Üçüncü bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Bolu Milletvekili Sayın Fatih Metin. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Metin.

Süreniz beş dakikadır.

FATİH METİN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümüyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, ceza adalet sistemimizi oluşturan temel ceza kanunları olarak adlandırılan Türk Ceza Kanunu, Kabahatler Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Türkiye Büyük Millet Meclisimizce kabul edilerek 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiştir. Türk Ceza Kanunu’yla özel suç tanımlarına yer veren diğer kanunlar arasındaki ilişki, Anayasa’mızda güvence altına alınan hukuk devleti, adalet ve eşitlik ilkelerine uygun olarak yeniden belirlenmiştir.

Türk Ceza Kanunu’nun izlemiş olduğu suç ve ceza siyaseti ilkeleri dikkate alındığında, kanunun suç ve ceza teorisine ilişkin kabul ettiği normatif hükümler, ceza hükmü içeren diğer kanunlar bakımından da etkilerini doğurmuştur.

Ceza kanunlarımızda yaptırımlar, cezalar ve güvenlik tedbirleri olmak üzere iki ana tasnife tabi tutulmuştur. Suç karşılığı uygulanacak yaptırımlar hapis ve adli para cezası olarak belirlenmiş, hapis cezaları da, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, müebbet hapis cezası ve süreli hapis cezası olarak düzenlenmiştir.

Suç ve ceza siyaseti ilkelerine uygun olarak, ceza hükmü içeren kanunlarda tasarıyla yapılan değişikliklerde şu ilkeler esas alınmıştır: Bazı ihlallerin ceza yaptırımına bağlanması çeşitli sakıncalar doğurabilmektedir. Bu ihlallerin suç olarak kalması yargılama sürecinde iş yükünü artırmakta ve zaman kaybına neden olmaktadır. Bu ise ceza hukuku yaptırımlarında aranan ceza hukuku yaptırımlarındaki caydırıcılık gücünü ciddi şekilde zayıflatmaktadır. Suç olmaktan çıkarılan, ancak, toplumsal düzeni bozduğuna inanılan, haksızlık oluşturan davranışlar devlet idaresi tarafından cezalandırılabilir idari bir yaptırıma bağlanmalıdır. Gelişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşullar karşısında suç politikalarında da bir değişimin yaşanması kaçınılmaz bir gerçektir. Tasarıyla ve söz almış bulunduğum üçüncü bölümle, bu değişim ve ilkelere uygun olarak, haksızlık oluşturan, hareketin niceliği ve bunun toplumsal ve siyasal yaşamdaki etkileri göz önünde tutularak, bazı fiillerin yaptırımı idari yaptırım olarak değiştirilmiş, bazıları da kabahat nevinden olan yaptırım çeşidinden çıkartılarak suç karşılığı bir ceza yaptırımına dönüştürülmüştür. Bu dönüştürülme sonucunda da özellikle idari yaptırımı gerektiren kabahatlerde, idari para cezasını gerektiren yaptırım dışındaki diğer idari yaptırımlar bakımından kanunlarda bazı yaptırım türlerine de yer verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda temel olarak, suç karşılığı uygulanan soruşturma ve kovuşturma usulüne yer verildiğinden, tasarıyla, suç karşılığı uygulanan usul hükümleri bakımından bazı hükümler 5271 sayılı Kanun’a uyarlanmış veya 5271 sayılı Kanun’da düzenleme olması sebebiyle kanun hükümlerinden çıkartılmıştır. Suç karşılığı uygulanacak yaptırımlarda cezaların alt ve üst hadleri arasındaki makas açık tutularak, hâkime, cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi bakımından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61’inci maddesi hükümlerine göre temel cezayı belirlemede takdir yetkisini kullanma olanağı tanınmıştır. Bu hükme paralel olacak şekilde, kural olarak, kanunlarda yer alan suç konusu değerlerin fahiş olması veya az olması gibi değişken koşullara bağlı, cezada arttırım veya indirim yapılmasını gerektirir düzenlemeler ilgili kanun maddelerinden ayıklanmıştır.

Bu gibi önemli faydaları getiren kanunumuzun, yargımıza ve ülkemize hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Metin.

Şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Salih Erdoğan.

Buyurunuz Sayın Erdoğan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET SALİH ERDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören kanun tasarısıyla ilgili olarak şahsım adına görüşlerimi ifade etmek üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk Ceza Kanunu, Kabahatler Kanunu ve diğer -biraz önce çokça, sıkça zikredilen- temel yasalarla Türkiye hakikaten çağdaş bir Ceza Kanunu’na kavuşmuştur. Tabii, ceza adalet sistemimizi oluşturan sadece Türk Ceza Kanunu değildir. 22’nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin en verimli, en iyi, en güzel çalışmaları arasında, bu temel kanunların çıkarılması ve yürürlüğe konmuş olmasıdır. Tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisi, daha önceki dönemlerde de çok güzel temel kanunları yürürlüğe koymuştur. Özellikle 21’inci Dönemde Medeni Kanun’umuz temel bir yasa olarak çıkarılmış, yine Anayasa’mızda büyük uyumlar, uyum değişiklikleri yapılmıştır. Hakikaten bu temel kanunlar otuz yıldır, kırk yıldır, elli yıldır tartışılan ve değiştirilmesi hususunda her kesimin ittifak ettiği temel kanunlardı. Bugün, bu dönemde, önümüzde Borçlar Kanunu gibi, Ticaret Kanunu gibi ve Anayasa gibi temel kanunların değiştirilmesi ve uygulamaya konulması gelmektedir. İnşallah, bu yüce Meclis, bu alanda da iyi çalışmalar, verimli çalışmalar yapacaktır.

Değerli milletvekilleri, ceza kanunlarının asıl amacı, kişileri cezalandırmak, hapse atmak ve suçlulara cezaevinde acı ve ıstırap çektirmek değildir. Hukukun asıl amacı, toplumda barışı, huzuru ve güveni sağlamaktır, başta fikir ve ifade özgürlüğü olmak üzere can ve mal emniyetini sağlamaktır, insana saygıyı en üst seviyeye çıkarmaktır. Bu nedenle, ceza hükmü içeren kanunların suçta ve cezada kanunilik ilkesi, geçmişe uygulama yasağı, kıyas yasağı gibi temel ilkelere uygun olarak düzenlenmiş olması yanında, insana saygıyı esas alması, işkence ve eziyet gösteren uygulamaları etkin biçimde yasaklaması, insan onuruyla bağdaşmayan cezalar içermemesi, hâkimlerin keyfî ve duygusal hüküm vermelerine yol açacak kavram ve tanımlara yer vermemesi prensiplerini de içermesi gerekmektedir. Yani, hukuk devleti olmanın gereği, suç ve adalet sistemimizin temel ilkesi olmalıdır.

Suç işleyen insanların sosyalleşmesi ve topluma yeniden dönmesi, toplumsal sorumluluğa sahip birey durumuna getirilmesi de ceza, infaz kanunlarımızın amaçları arasındadır.

Eminim, biraz önce belirttiğim temel ceza yasaları ve şu an görüşmekte olduğumuz, ceza hükmü içeren tamamlayıcı kanunlardaki değişiklikler toplumda huzurun, barışın tesisi, özgürlüklerin güvence altına alınması açısından çok önemli düzenlemedir.

Değerli milletvekilleri, adalet gecikmeyi sevmez. Adaletin gecikmesi toplumu incitir, hukuk dışı yollardan hak arama özentisi oluşturur. “Geciken adalet, adalet değildir.” özdeyişiyle güzel bir şekilde ifade edilen bu husus hukuk devletinde saygıyı azaltır.

Başka bir husus, yargının yıpratılması konusudur. Değerli milletvekilleri, yargı yıpratılmamalıdır. Yargıya güvenmek zorundayız. Yargıya güven ilkesinin zarar görmemesi, ülkenin zarar görmemesinin en temel şartıdır.

Değerli milletvekilleri, yargının verdiği kararlar eleştirilir mi, eleştirilmez mi konusu her zaman gündemde olan bir konudur. Yargının verdiği kararlar elbette eleştirilebilir. Fakat, bu eleştirilerin sonuçlanmış mahkeme kararlarıyla sınırlı olması, akılcı ve hukuki olmasını gerektirmektedir.

Mahkeme kararlarının magazinleştirilmesi, özellikle yargıya intikal etmiş ve yargılaması devam eden olaylarla ilgili yargısız infazlara girişmek son derece sakıncalıdır.

Değerli milletvekilleri, hukuk sistemimizde köklü reformların yapılması gerektiği her zaman söylenmiştir, söylenegelmektedir. Hakikaten, böyle bir reform da gereklidir. Ancak, bugüne kadar yapılanlar da çok önemli adımlar ve atılımlardır. Pek çok temel yasada değişiklik yapılmıştır. Adliye binalarının hızlı bir şekilde adalet sarayı hâline dönüştürülmesi çalışmaları, mahkemelerimizin en son teknolojinin…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MEHMET SALİH ERDOĞAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Mahkemelerimizin şu an teknolojinin tüm imkânlarını kullanır hâle getirilmiş olması çok önemli gelişmelerdir. Eminim şu an görüşmekte olduğumuz kanunun yasalaşması hâlinde, toplumun özgürlük alanında, gelişme alanında daha büyük adımlar atacağına inanıyorum.

Kanunun hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğan.

Sayın milletvekilleri, bu bölümde soru cevap işlemi yok.

Biliyorsunuz, alınan karar gereği saat 23.00’te birleşimi tatil etmek durumundayız, ama üçüncü bölümün bitimine kadar çalışmaya devam edip etmemeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, üçüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

61’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 61’inci madde kabul edilmiştir.

62’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 62’nci madde kabul edilmiştir.

63’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 63’üncü madde kabul edilmiştir.

64’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 64’üncü madde kabul edilmiştir.

65’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 65’inci madde kabul edilmiştir.

66’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 66’ncı madde kabul edilmiştir.

67’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 67’nci madde kabul edilmiştir

68’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 68’inci madde kabul edilmiştir.

69’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 sıra sayılı yasa tasarısının 69. maddesinde geçen (ikiyüzelli) ifadesinin (ikibin) olarak değiştirilmesini saygılarımızla arz ederiz.

          Kamer Genç                          Mücahit Pehlivan                              Recai Birgün

              Tunceli                                      Ankara                                            İzmir

                                   Ahmet Tan                                         Hüseyin Mert

                                     İstanbul                                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üstünde Sayın  Genç’in söz talebi var.

Sayın Genç, buyurunuz.

Beş dakika süreniz var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizim önergemiz 69’uncu madde üzerinde. “Belediyelerin karar organları ve ilgili komisyonlar tarafından mevzuata uygun olarak verilen yolcu nakil araçlarına ilişkin ücret tarifesine uymayan kişi, belediye encümeni tarafından ikiyüzelli Türk Lirasından beşbin Türk Lirası…” Bu “ikiyüzelli”yi “ikibin”e çıkarmak için önergeyi verdim.

Bugün İstanbul Belediyesinden bir nakliyeciler grubu beni ziyarete geldi ve çok ciddi bir şikâyette bulundular. Dediler ki… Yani bu önerge de biraz da buna uyuyor, onu da dile getirmek için… İstanbul Belediyesi bir… (AK Parti sıralarından “Bize gelmiyorlar.” sesleri)

Size gelmez ki! Siz insanların dertlerinin çarelerine bakmıyorsunuz ki!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bize gelmedi.

KAMER GENÇ (Devamla) – Siz zaten iktidarsanız. Baksanız, millet size gelir. Bakın, tek bir milletvekili olmama rağmen dert sahibi insanlar bana geliyor. Demek ki, insanların duygularını, düşüncelerini en iyi şekilde ben dile getiriyorum.

Neyse, Sayın Başkanımızın fazla zamanını almak da istemiyorum, yani, tam 23.00’te de bitmesi için.

Şimdi, olayın özü şu: İstanbul Belediyesi demiş ki: “Siz, çalıştırdığınız biletçilerin hepsinin görevine son vereceksiniz.” Bunlar 7 bin kişi ve 4 bini aktif. Ve “efendim, biz yeni bir kart sistemi getireceğiz ve bu kart sistemini de hemen…” Yani, on günlük mü, on beş günlük mü bir süre vermişler.

Şimdi, değerli milletvekilleri, yani, siz 4 bin insanın -sigortalı insanın- halk otobüslerinde bilet kesen bu insanların nasıl birdenbire görevine son verirsiniz? Bu olmaz. Yani, bir insana yapılacak en büyük kötülük elindeki ekmeği almaktır. Elinden ekmeğini aldığınız bir insanı, âdeta, sokakta terör saflarına itmiş olursunuz.

Diyorlar ki: “Biz diyoruz ki, tamam kardeşim, bize belli bir geçiş süresi tanıyın, bu kartları hemen…” İşte, Akbil’de diyor… Hâlâ, Akbil bile… Bu Akbil de, tabii, mazisi çok bilinen bir Akbil. Tabii, burada soruşturma önergesi de var. Gidip onu okuyacağım, o Akbil’le ilgili soruşturma dosyasını Adalet Komisyonuna gidip okuyacağım, bakalım orada ne var, kimin hakkında ne isteniyor, kaç tane bilet var? O Akbil meselesini biliyorsunuz. Orada, işte, İstanbul Belediye Başkanlığı yapan insanların, birdenbire, Akbil’de ne kadar bilet sattıkları, ne kadar jeton bastırdıkları belli değil. Kalpazanlık meselesi var orada biliyorsunuz. Nedense, İstanbul Belediyesinde yeni bir sistem getiriyorlar. İşte, bu kart sistemiyle, bileti şey etmeyelim, otobüste, geçerken adam kartını bassın, geçsin otursun. Tabii, bu öyle hemen olacak şey değil, ama, bunu yaparken de, işte, birileri trilyonlar kazansın diye 4 bin tane işçinin de işine son veriyorlar.

Siz iktidar partisisiniz. Vatandaşlar geldiler, bana dertlerini söylediler. İşte, gecenin bu saatinde size dile getiriyorum. Gidin, İstanbul Belediye Başkanınıza söyleyin. Yani, böyle 4 bin kişiyi, hakikaten, birdenbire sokağa atar, işsiz bırakırsanız… Bırakmayın, buna bir çare bulalım.

MEHMET CEYLAN (Karabük) – Yok…

KAMER GENÇ (Devamla) – Yok deme de, git konuş bakalım kendisiyle. Var mı yok mu, o zaman göreceksiniz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) -  Siz konuştunuz mu Belediye Başkanıyla?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben konuştum efendim, ikna oldum. Adamların bana getirdiği dertlerinden dolayı üzüntü duydum, vicdanen rahatsız oldum ve onun için, gecenin bu saatinde, o insanların ıstıraplarına, sıkıntılarına, dertlerine bir çare vasıtası olarak…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) -  Belediye Başkanıyla konuştun mu?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, senin bir defa aklın ermez arkadaşım böyle şeylere! Bırak şimdi sen!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) -  Belediye Başkanıyla konuştun mu?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra, bu saatte, getirdim, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünde söylüyorum. İsterseniz ilgilenirsiniz, isterseniz ilgilenmezsiniz, o sizin bileceğiniz şey.

Bakın, biz çok uslu muhalefet yapıyoruz. Kaç madde geçiyor, hiç çıkıp konuşmuyoruz. Sizin Refah Partisi ile Fazilet Partisi ve Saadet Partisi burada olduğu zaman, yürürlük maddeleri üzerinde, çıkıyorlardı, sonuna kadar konuşuyorlardı, ama, biz yine diyoruz ki, biz o duruma düşmeyelim, memleket için faydalı bir şeyler getiriyorlarsa bunlar geçsin. Yani, bizim temel ölçümüz, Türkiye Cumhuriyeti devleti bizim devletimizdir, bu ülke bizim ülkemizdir, bu ülkede iyi şeyler yapalım, Parlamento olarak iyi şeyler yapalım, vatandaş olarak iyi şeyler yapalım ve bu ülkedeki sorunları çözelim. Bu iş böyle burada çoğunlukla, gülmekle halledilmiyor. Sokaktaki insanların ıstırabı… Sokaktaki insanın yüzünde gülme mi var, somurtma mı var? Eğer  sokaktaki insanın yüzü gülüyorsa hay- hay, çok güzel memleketi yönetiyoruz demektir, eğer gülmüyorsa, o zaman bunun sorumlusu Parlamentodur ve hükûmettir. Ama, gecenin bu saatinde fazla zamanınızı da almak istemiyorum. Yarına nasıl olsa epey önergem var. Ben altmışa yakın önerge verdim. Benim esas bunlar konum değil. Ben vergi, seçim, siyasi konular geldiği zaman güzel güzel sizin iktidarınızla hesaplaşacağım.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Uzmanlık alanın demagoji değil mi?

KAMER GENÇ (Devamla) – Demagoji yaparsam altından kalkamazsınız.

Önergem budur, kabulünü diliyorum, saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Sayın Genç'in önergesini oylatıyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Komisyonun 69'uncu maddeyle ilgili bir düzeltme talebi vardır.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Sayın Başkanım, 68'inci maddede kanunun tamamı usulüne uygun ve kanun tekniğine uygun olarak yazıldığı hâlde, tarihleriyle birlikte; 69'uncu maddede gene aynı şekilde tekrar edilmiştir. Bu bakımdan, 69'uncu maddedeki yazımın şu şekilde olması gerekir: "1608 sayılı Kanun'un 2'nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir."

Bu şekilde düzeltilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Evet, bu notunuzu aldık.

69'uncu maddeyi bu düzeltmeyle birlikte oylarınıza sunuyorum: 69'uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

70'inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

71'inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

72'nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

73'üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… 73'üncü madde  kabul edilmiştir.

74'üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… 74'üncü madde kabul edilmiştir.

75’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… 75’inci madde kabul edilmiştir.

76’ncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… 76’ncı madde kabul edilmiştir.

77’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… 77’nci madde kabul edilmiştir.

78’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… 78’inci madde kabul edilmiştir.

79’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… 79’uncu madde kabul edilmiştir.

80’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… 80’inci madde kabul edilmiştir.

81’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… 81’inci madde kabul edilmiştir.

82’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… 82’nci madde kabul edilmiştir.

83’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 sıra sayılı Kanun Tasarısının 83’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mustafa Elitaş                        Hakkı Suha Okay                          Mehmet Şandır

             Kayseri                                     Ankara                                        Mersin

                               Selahattin Demirtaş                         Abdulkerim Aydemir

                                      Diyarbakır                                             Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum. 

Gerekçe:

2510 sayılı İskan Kanunu, 19/09/2006 tarihli ve 5543 sayılı İskan Kanununun 48’inci maddesiyle tamamen yürürlükten kaldırıldığından iş bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

83’üncü madde metinden çıkmıştır.

84’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 84’üncü madde kabul edilmiştir.

85’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 56 sıra sayılı Kanun Tasarısının 85’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Elitaş                       Hakkı Suha Okay                      Mehmet Şandır

                Kayseri                                     Ankara                                     Mersin

                                   Selahattin Demirtaş            Abdulkerim Aydemir

                                           Diyarbakır                                 Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

2767 sayılı Sıtma ve Frengi İlaçları İçin Kanun, 26/04/2007 tarihli ve 5637 sayılı Uygulama İmkanı Kalmamış Bazı Kanunların Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanunla tamamen yürürlükten kaldırıldığından iş bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiş ve 85’inci madde metinden çıkmıştır.

86’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 86’ncı madde kabul edilmiştir.

87’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 87’nci madde kabul edilmiştir.

88’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 88’inci madde kabul edilmiştir.

89’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 89’uncu madde kabul edilmiştir.

90’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 90’ıncı madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 9 Ocak 2008 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 23.02

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.